2008-05-13 - 13:00
AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, "Terörün mazereti de yoktur, olmaz, olamaz. Bunu herkes görmüş, herkes anlamıştır, terör örgütünün insanlık dışı yüzünü artık herkes tanımıştır. Terörü kendilerine yol olarak seçenlerin de artık bu gerçeği görme, anlama zamanı gelmiştir. "dedi.
AK Parti TBMM Grubu Başbakan Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında toplandı.
Erdoğan, partisinin grup toplantısındaki konuşmasına, terörle mücadele
süreci hakkında değerlendirme yaparak başladı. Son günlerde Türk Silahlı
Kuvvetlerinin, terör örgütüne yeni darbeler vurduğunu kaydeden Erdoğan,
şunları söyledi:
''Ne yazık ki bu arada 6 kahraman evladımızı da şehit verdik. Yurdakul
Alcan, Gökhan Uzun, Halil İbrahim Atasagun, Serhat Genç, Eyüp Dağtekin,
Emrah Şüdüt...
Millet olarak birliğimiz, bütünlüğümüz uğrunda şehit olan bu gencecik
fidanlarımız, Anneler Günü gibi manidar bir günde Mersin'de, Trabzon'da,
Afyonkarahisar'da, Antalya'da, Şanlıurfa'da ve Gaziantep'te ebediyete
uğurlandılar. Yürekleri yanan anne ve babalarına Allah'tan sabır ve
metanet diliyorum. Gazilerimize acil şifalar temenni ediyorum.
Şehitlerimizin cenazelerinde Türkçe ve Kürtçe yakılan ağıtlar, terör
örgütünü lanetleyen on binler her şeyi anlatıyor. Millet olarak duygu
birliğimizi ortaya koyuyor.
İçeride olduğu gibi dışarıda da terör örgütü tecrit olmuş,
yalnızlaşmıştır. Tekrar söylüyorum; terör bir hak arama yolu değildir.
Terörün mazereti de yoktur, olmaz, olamaz. Bunu herkes görmüş, herkes
anlamıştır, terör örgütünün insanlık dışı yüzünü artık herkes
tanımıştır. Terörü kendilerine yol olarak seçenlerin de artık bu gerçeği
görme, anlama zamanı gelmiştir.''
-''TERÖRİSTLERİ HERKES TERK EDİYOR''-
Başbakan Erdoğan, terörü seçenlerin bu yolla gidebilecekleri hiç bir yer
bulunmadığını vurgulayarak, ''Terörü ve teröristleri, herkes ülkemizde
de dünyada da terk etmeye başlamıştır. Ya terör örgütü de bu yolu terk
edecek, ya da bu yolda terk edilecektir'' diye konuştu.
Erdoğan, sözlerini söyle sürdürdü:
''İnanıyorum ki on yıllardır yürekleri yakan bu ateş, sarsılmaz
kardeşlik bağlarımızda, birlik ve beraberlik ruhumuzda sönecektir.
Türkiye Cumhuriyeti'nin eşit ve hür vatandaşları olarak, bir ve bütün
olacak, adalet ve kardeşlik içinde birbirimize kenetlenerek ortak
geleceğimize hep birlikte yürüyeceğiz. O gelecekte, her birimiz için
daha çok refah, daha çok özgürlük, daha çok demokrasi vardır.
Terör tuzağına düşen gençlerimiz, temenni ediyorum ki akıllarını ve
vicdanlarını terör örgütüne rehin bırakmayacak, daha geç olmadan
uyanacaklardır. Hükümetimiz, devletimiz bütün kurum ve kuruluşlarımız,
bataklığı kurutmak için her türlü tedbiri almaktadır.
Önümüzdeki günlerde, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerimizin ekonomik
ve sosyal kalkınması için atacağımız yeni adımların ayrıntılarını
kamuoyumuzla paylaşacağız.''
-MUHALEFETE ELEŞTİRİ-
Konuşmasında, muhalefetin, partisine ve Hükümete yönelik tutumuyla
ilgili görüşlerini de açıklayan Erdoğan, şöyle konuştu:
''Bazı siyasetçiler Türkiye'den dünyaya ne yazık ki yanlış fotoğraflar
yansıtıyor. Olup bitenleri çağdaş dünya görmeyecek, uluslararası toplum
fark etmeyecek sanıyorlar. Oysa artık hiçbir şey sınırlar içinde,
ülkeler içinde kalmıyor.
CHP lideri ve sözcülerinin son günlerdeki beyanatları, dünyanın ve
Türkiye'nin şartlarını okumaktan ne kadar aciz olduklarını bir kere daha
gözler önüne sermiştir. Demokratik işleyişin zaafa uğramasından medet
uman siyasi partiler, kendilerini milletimize de dünyaya da anlatamazlar.
Biz, bugüne kadar hep demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olan
Cumhuriyetimizin çağdaşlaşma hedefleri doğrultusunda içeride ve
dışarıda, Türkiye'de ve dünyada demokratik değerleri savunduk. 'Dünyaya
açık bir demokrasi, dünyaya açık bir ekonomi' diyerek bugünlere geldik.
Türkiye'de, bölgemizde ve dünyada demokratik istikrarın önemini
vurgulayarak bugünlere geldik.
AB'ye tam üyeliği; Cumhuriyetimizin çağdaşlaşma ideallerini temsil
ettiği için stratejik bir hedef olarak seçtik. Türkiye'nin iyiliği için
istikrarın muhafazasının ne kadar önemli olduğuna defalarca işaret
ettik. İstikrar sadece bir ekonomik bir kavram değil, daha çok siyasi
bir kavramdır.''
-İSTİKRAR-
Başbakan Erdoğan, 3 Kasım 2002'den beri Türkiye'nin, siyasette ve bunun
devamı olarak ekonomide istikrar ortamını yakaladığını ifade ederek,
''Demokratik istikrarın sürdürülmesinde dünyanın ve ülkemizin şartlarını
doğru okumamızın, bunun gereğini yapmamızın önemli bir payı olduğu
kanaatindeyim'' dedi.
Demokratik istikrarın; siyasetin toplumu, toplumsal dinamikleri
kavrayabildiği, toplumsal talep ve beklentileri siyasi alana
taşıyabildiği ölçüde mümkün olabileceğine işaret eden Erdoğan, şu
görüşleri dile getirdi:
''AK Parti, Türkiye'de siyasi istikrarın ve siyasi istikrarın tabii
uzantısı olan ekonomik istikrarın temsilcisi, garantisi olma vasfını
sürdürmektedir. AK Parti'nin oy haritası, bu oy haritasının ifade ettiği
toplumsal destek, hem siyasi hem de toplumsal anlamda mevcut demokratik
istikrarın en açık, en bariz göstergesidir.
Şunu bilmemiz gerekiyor: Türkiye'de siyasi ve toplumsal istikrarın
bozulduğu dönemler, esas itibarıyla olağan demokratik sürecin zaafa
uğratıldığı ya da uğratılmaya çalışıldığı dönemlerdir.
Ne yazık ki Türkiye'de menfaatini istikrarsızlıkta gören, çıkarlarını
kriz sayesinde koruyan, normal demokratik siyasi süreçlerde varlıklarını
sürdüremeyen siyaset içi ve siyaset dışı aktörler her zaman varolmuştur.
Oysa siyasi aktörlerin esas sorumluluğu, olağan demokratik süreçleri
muhafaza etmektir. Aksi takdirde, siyasi alanda yaşanacak daralmadan
bütün siyasi aktörler nasibini alır. Siyasetin topyekün güç
kaybetmesinden medet uman siyasi aktörler, kendi bindikleri dalı kesmiş
olurlar. Siyasetin zayıflaması, siyasi alanın daralması ise bütün siyasi
aktörleri zaafa düşürür, hepsinden önemlisi millet iradesini
zayıflatır.''
-''TÜRKİYE DÜNYANIN DIŞINDA DEĞİL''-
Başbakan Erdoğan, Türkiye'nin sorunlarını kendi iç dinamikleriyle aşmaya
muktedir olduğunu ifade ederek, bunun için gerekli siyasi birikim ve
demokratik olgunluğa da sahip bulunduğunu söyledi. Bu süreçten,
demokrasi ve hukuk sisteminin daha da güçlendirerek çıkmayı
başaracaklarını vurgulayan Erdoğan, şunları kaydetti:
''Ancak, şunu unutmamalıyız ki Türkiye, dünyanın dışında değildir ve
dışında da kalmamalıdır. Bugün Avrupa'da, Ortadoğu'da ya da dünyanın
başka ülkelerinde yaşanan gelişmelere nasıl biz Türkiye ve Türk
siyasetçileri olarak kayıtsız kalamıyorsak, dünya ülkelerinin de
Türkiye'ye kayıtsız kalmalarını bekleyemeyiz.
Herşeyden önce aynı dünyada yaşıyoruz. Atatürk'ün veciz ifadesiyle 'Aynı
apartmanda yaşayan komşular' gibiyiz. Özellikle çağdaş dünyanın parçası
ülkeler ve milletler olarak geliştirdiğimiz tarihi, insani, siyasi ve
ekonomik ilişkiler, paylaştığımız demokratik değerler ve hedefler
sebebiyle birbirimizden etkilenmeyeceğimizi düşünmek gerçekçi değildir.
Öyle olsa aynı uluslararası kurum ve değerler etrafında buluşmamız en
başından mümkün olamazdı.
Niçin NATO'da birlikteyiz? Niçin şu anda AB sürecinde beraberiz? Niçin
BM'nin içindeyiz? Nasıl olacak da siz kendinizi bunların dışında
tutacaksınız? Niçin beyefendi siz, Sosyalist Enternasyonalin
içindesiniz? Neden oralara girdiniz? Bu gerçeği reddetmek, bütün
modernleşme ve çağdaşlaşma tarihimizi inkar etmek demektir.
Önemli olan, dünyadan gelen değerlendirmeler işimize gelmediği, hoşumuza
gitmediği zaman bunlar ilk kez oluyormuş gibi tepkiler vermek yerine,
kendimizi ve Türkiye'yi doğru anlatmaya çalışmaktır.''
Erdoğan, Türkiye'nin başka bir dünyaya taşınamayacağını, dünyayı yok
saymak yerine onu anlamak ve kendilerini anlamasını sağlamak durumunda
olduklarını bildirdi. Başbakan Erdoğan, ''Herkes bize ters istikamete
gittiğimizi söylüyorsa, 'Bu işte bir yanlışlık var' diye düşünmek icap
etmez mi? Ama bazı siyasilerimiz, onun yerine, kendileri dışında
dünyadaki herkesi ters istikamette gitmekle suçlamayı tercih ediyor''
diye konuştu.
-BATI KURUMLARI-
Başbakan Erdoğan, bazı siyasilerin bugüne kadar içinde yer alınmasını
savundukları Batı kurumlarından gelen değerlendirmelerden rahatsız
olmasının asıl sebebinin, ''Geçmişte dünyadan uzak, dünyaya kapalı,
kendi içine dönük bir Türkiye vasatında rahatça yürüttükleri kriz
siyasetinin deşifre olması'' olduğunu söyledi.
Bu siyasetçilerin demokratik olmayan yaklaşımlarının su yüzüne çıktığını
savunan Erdoğan, ''Siz, hem AB'ye katılım müzakereleri yürütecek, uyum
çalışmaları yapacaksınız, hem de gelen değerlendirmeleri, 'Siz kendi
işinize bakın' diyerek karşılayacaksınız. Böyle bir çarpıklık olabilir
mi?'' diye konuştu. Türkiye'nin bu tür tartışmalara ve eleştirilere konu
olmasının rahatsız edici olduğunu kaydeden Erdoğan, ''Bundan hoşnut
olmak mümkün mü? Ama bu durumun nedenleri üzerinde düşünmek herkesten
önce biz siyasilerin sorumluluğu olmalıdır. Türkiye artık kabını
aşmıştır'' dedi.
Kendine özgü demokrasi, kendi içine kapalı ekonomi, kendi çapında dış
ticaretin artık mümkün olmadığına işaret eden Başbakan Erdoğan, AK
Parti'nin, Türkiye'yi Avrupa ligine, dünya ligine taşıma mücadelesini
verirken, ''Birilerinin hala Türkiye'yi alt kümeye çekmeye çalıştığını''
söyledi.
Partisinin grup toplantısında konuşan Erdoğan, gündemdeki konulara
değindi. Erdoğan, kendilerinin standartları geliştirmeye, yükseltmeye
çalışırken, birilerinin düşük standartlarla hareket etmeye çalıştığını
söyledi.
Başbakan Erdoğan, muhalefete yönelik olarak şunları söyledi:
''Sizin bu muhalefet tarzınız, demokrasi anlayışınız, siyaset şekliniz
Avrupa'da kendisine yer bulamayacağı gibi, çağdaş dünyada karşılık
bulamaz. Artık bu durumu görmeniz lazım. Siz bu siyaset tarzıyla,
demokrasi anlayışıyla AB'ye de üye olamazsınız, Avrupa standartlarına
uyum sağlayamazsınız ve çağdışı olarak yola devam edersiniz, durumunuz
budur. Türkiye eğer AB'ye üye olacaksa, önce bu demode olmuş muhalefet
anlayışını gözden geçirmelidir. İşte eğitimde, sağlıkta, adalette,
emniyette attığımız adımlar, enerjide, şehirlerin yeniden tasarımlarla
ayağa kaldırılmasında ve ülkemizdeki yeni tarım politikalarıyla
geliştirdiğimiz adımlarda bizler, çağdaş standartları yakalamanın
mücadelesini verdik ve bunu devam ettiriyoruz.
Sivas'ın ötesine geçemeyenler, Batı'daki yatırımları hiçbir zaman kalkıp
da Doğu'ya, Güneydoğu'ya, Karadeniz'e, Orta Anadolu'ya taşıyamayan bu
zihniyetlerin çağdaşlığı konuşmaları mümkün mü? Soruyorum size. Mümkün
değil. Bunlara, 'Türkiye nedir?' diye sorduğunuz zaman, 'Ankara'nın
Kızılay'ı, Çankaya'sı' derler. Bunlara 'Türkiye nedir?' diye sorduğun
zaman 'İstanbul'un Kadıköy'ü, Beyoğlu'su, İzmir'in Konak'ı' derler. Ama
Kadifekale'yi görmezler. Kadifekale'ye baktığın zaman orada bir
ilkelliği görürsün. Ama şimdi AK Parti orada da kentsel tasarımla,
Kadifekale'yi de abat etti, ihya etti. Orayı da değiştiriyor. Neyle,
toplu konutla.... Ama göremezler, gözleri var ama görmüyor, kulağı var
ama duymuyor. Yarın bunu yazsın medya. Televizyonlar da yine söylesin.
Bunlar çünkü hakikati söyleyemezler, gerçekleri konuşamazlar. Niçin,
işlerine gelmez de onun için...''
-''MESELE, GÖNÜLLERDE İKTİDAR OLABİLMEKTİR''-
Türkiye'nin, iktidarıyla, sivil toplumuyla, kurumlarıyla AB
standartlarına yaklaştığını, ama muhalefetin ise değişmemekte ayak
dirediğini belirten Başbakan Erdoğan, ''Gelin siz de kendinizi gözden
geçirin'' diye seslendi.
Dünya ile bütünleşen, evrensel demokratik normları hedefleyen, AB ile
müzakere sürecinde olan bugünün Türkiye'sinin eski siyasi alışkanlıklar
için uygun bir zemin olmaktan uzaklaştığını ifade eden Erdoğan,
sözlerini şöyle sürdürdü:
''Ama bakıyorsun muhalefetin lideri ne diyor; 'Biz 30 yıl önce neysek,
bugün de oyuz' Eh, güzel...O zaman sen, aynı yerde patinaj yapmaya devam
et. Aynı yerde patinaja devam et. Bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra
da benim milletim sana iktidar yolunu açmayacaktır. Ee, ne yapacaksın?
Kendi partinde bile iktidar olamazsın. Nasıl olacaksın, işte yüzde 20
baraj koyacaksın öyle olacaksın. Türkiye'de de yüzde 10 barajını
eleştireceksin. Mesele şu; gönüllerde iktidar olabilmektir. Eğer
insanınızın gönlüne girebiliyorsanız, orada iktidarı
oluşturabiliyorsanız, benim milletim vefakardır, cefakardır seni de
gelir iktidara taşır. Çalış, dürüst ol, muhabbet sahibi ol, bak bu
millet seni de iktidar yapar. O zaman senin de olur.''
-''DEMOKRATİK OLMADAN SAYGIN OLUNAMAZ''-
Son günlerde özellikle AB'ye yapılan itirazın, Türkiye'nin haysiyetini,
itibarını korumaya dönük bir itiraz olmadığını vurgulayan Başbakan
Erdoğan, şunları kaydetti:
''Bu itiraz, laikliği korumaya dönük bir itiraz da değildir. Çünkü,
AB'nin laiklik karşıtı olduğunu söylemek, akla ziyan bir hezeyandır. AB,
zaten demokratik laik değerlerin kurumsallaşması demektir. Biz bu
değerleri savunduğumuz için Cumhuriyetimizin temel yönelişi olarak AB'ye
tam üyelik yolunda kararlılıkla ilerliyoruz. 'Türkiye'nin ait olduğu
değerler dünyası burasıdır' diyoruz. Dolayısıyla açıktır ki buradaki
itiraz, kendini yenileyememiş bir parti siyasetinin düştüğü çelişkileri
örtbas etmeye yöneliktir. Başka bir şey değil. ''
Türkiye'nin saygınlığını korumayı dert edinenlerin asıl yapması gereken
şeyin, demokrasiyi müdafaa etmek olduğunu anlatan Erdoğan, ''Zira
demokratik olmadan, evrensel değerleri özümsemeden saygın
olamayacağımızı bilmeliyiz'' dedi.
Erdoğan, demokrasinin evrensel standartlarını Türkiye'ye ve Türk
milletine layık görmeyenlerin, Türkiye'nin saygınlığını
koruyamayacağını, bilakis zedeleyeceğini söyledi. Erdoğan, ''Onun için
ana muhalefete diyorum ki gelin mugalatayı bırakın; bu kafa
karışıklığından kurtulun, zihinleri bulandırmaktan vazgeçin. Türkiye'yi
her alanda daha da ileri götürecek bir siyasi rekabet içinde ülkemizin,
insanlarımızın geleceğine birlikte katkı yapalım. Yoksa, bu boş
tartışmalarla Türkiye'ye zaman kaybettirmekten başka hiçbir şey elde
edemeyeceğimiz açıktır. Bunu da böyle bilin'' diye konuştu.
(*)AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın konuşmasının tamamı haberimizin "İLGİLİ DOKÜMANLAR" bölümünde yer almaktadır.
Erdoğan, partisinin grup toplantısındaki konuşmasına, terörle mücadele
süreci hakkında değerlendirme yaparak başladı. Son günlerde Türk Silahlı
Kuvvetlerinin, terör örgütüne yeni darbeler vurduğunu kaydeden Erdoğan,
şunları söyledi:
''Ne yazık ki bu arada 6 kahraman evladımızı da şehit verdik. Yurdakul
Alcan, Gökhan Uzun, Halil İbrahim Atasagun, Serhat Genç, Eyüp Dağtekin,
Emrah Şüdüt...
Millet olarak birliğimiz, bütünlüğümüz uğrunda şehit olan bu gencecik
fidanlarımız, Anneler Günü gibi manidar bir günde Mersin'de, Trabzon'da,
Afyonkarahisar'da, Antalya'da, Şanlıurfa'da ve Gaziantep'te ebediyete
uğurlandılar. Yürekleri yanan anne ve babalarına Allah'tan sabır ve
metanet diliyorum. Gazilerimize acil şifalar temenni ediyorum.
Şehitlerimizin cenazelerinde Türkçe ve Kürtçe yakılan ağıtlar, terör
örgütünü lanetleyen on binler her şeyi anlatıyor. Millet olarak duygu
birliğimizi ortaya koyuyor.
İçeride olduğu gibi dışarıda da terör örgütü tecrit olmuş,
yalnızlaşmıştır. Tekrar söylüyorum; terör bir hak arama yolu değildir.
Terörün mazereti de yoktur, olmaz, olamaz. Bunu herkes görmüş, herkes
anlamıştır, terör örgütünün insanlık dışı yüzünü artık herkes
tanımıştır. Terörü kendilerine yol olarak seçenlerin de artık bu gerçeği
görme, anlama zamanı gelmiştir.''
-''TERÖRİSTLERİ HERKES TERK EDİYOR''-
Başbakan Erdoğan, terörü seçenlerin bu yolla gidebilecekleri hiç bir yer
bulunmadığını vurgulayarak, ''Terörü ve teröristleri, herkes ülkemizde
de dünyada da terk etmeye başlamıştır. Ya terör örgütü de bu yolu terk
edecek, ya da bu yolda terk edilecektir'' diye konuştu.
Erdoğan, sözlerini söyle sürdürdü:
''İnanıyorum ki on yıllardır yürekleri yakan bu ateş, sarsılmaz
kardeşlik bağlarımızda, birlik ve beraberlik ruhumuzda sönecektir.
Türkiye Cumhuriyeti'nin eşit ve hür vatandaşları olarak, bir ve bütün
olacak, adalet ve kardeşlik içinde birbirimize kenetlenerek ortak
geleceğimize hep birlikte yürüyeceğiz. O gelecekte, her birimiz için
daha çok refah, daha çok özgürlük, daha çok demokrasi vardır.
Terör tuzağına düşen gençlerimiz, temenni ediyorum ki akıllarını ve
vicdanlarını terör örgütüne rehin bırakmayacak, daha geç olmadan
uyanacaklardır. Hükümetimiz, devletimiz bütün kurum ve kuruluşlarımız,
bataklığı kurutmak için her türlü tedbiri almaktadır.
Önümüzdeki günlerde, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerimizin ekonomik
ve sosyal kalkınması için atacağımız yeni adımların ayrıntılarını
kamuoyumuzla paylaşacağız.''
-MUHALEFETE ELEŞTİRİ-
Konuşmasında, muhalefetin, partisine ve Hükümete yönelik tutumuyla
ilgili görüşlerini de açıklayan Erdoğan, şöyle konuştu:
''Bazı siyasetçiler Türkiye'den dünyaya ne yazık ki yanlış fotoğraflar
yansıtıyor. Olup bitenleri çağdaş dünya görmeyecek, uluslararası toplum
fark etmeyecek sanıyorlar. Oysa artık hiçbir şey sınırlar içinde,
ülkeler içinde kalmıyor.
CHP lideri ve sözcülerinin son günlerdeki beyanatları, dünyanın ve
Türkiye'nin şartlarını okumaktan ne kadar aciz olduklarını bir kere daha
gözler önüne sermiştir. Demokratik işleyişin zaafa uğramasından medet
uman siyasi partiler, kendilerini milletimize de dünyaya da anlatamazlar.
Biz, bugüne kadar hep demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olan
Cumhuriyetimizin çağdaşlaşma hedefleri doğrultusunda içeride ve
dışarıda, Türkiye'de ve dünyada demokratik değerleri savunduk. 'Dünyaya
açık bir demokrasi, dünyaya açık bir ekonomi' diyerek bugünlere geldik.
Türkiye'de, bölgemizde ve dünyada demokratik istikrarın önemini
vurgulayarak bugünlere geldik.
AB'ye tam üyeliği; Cumhuriyetimizin çağdaşlaşma ideallerini temsil
ettiği için stratejik bir hedef olarak seçtik. Türkiye'nin iyiliği için
istikrarın muhafazasının ne kadar önemli olduğuna defalarca işaret
ettik. İstikrar sadece bir ekonomik bir kavram değil, daha çok siyasi
bir kavramdır.''
-İSTİKRAR-
Başbakan Erdoğan, 3 Kasım 2002'den beri Türkiye'nin, siyasette ve bunun
devamı olarak ekonomide istikrar ortamını yakaladığını ifade ederek,
''Demokratik istikrarın sürdürülmesinde dünyanın ve ülkemizin şartlarını
doğru okumamızın, bunun gereğini yapmamızın önemli bir payı olduğu
kanaatindeyim'' dedi.
Demokratik istikrarın; siyasetin toplumu, toplumsal dinamikleri
kavrayabildiği, toplumsal talep ve beklentileri siyasi alana
taşıyabildiği ölçüde mümkün olabileceğine işaret eden Erdoğan, şu
görüşleri dile getirdi:
''AK Parti, Türkiye'de siyasi istikrarın ve siyasi istikrarın tabii
uzantısı olan ekonomik istikrarın temsilcisi, garantisi olma vasfını
sürdürmektedir. AK Parti'nin oy haritası, bu oy haritasının ifade ettiği
toplumsal destek, hem siyasi hem de toplumsal anlamda mevcut demokratik
istikrarın en açık, en bariz göstergesidir.
Şunu bilmemiz gerekiyor: Türkiye'de siyasi ve toplumsal istikrarın
bozulduğu dönemler, esas itibarıyla olağan demokratik sürecin zaafa
uğratıldığı ya da uğratılmaya çalışıldığı dönemlerdir.
Ne yazık ki Türkiye'de menfaatini istikrarsızlıkta gören, çıkarlarını
kriz sayesinde koruyan, normal demokratik siyasi süreçlerde varlıklarını
sürdüremeyen siyaset içi ve siyaset dışı aktörler her zaman varolmuştur.
Oysa siyasi aktörlerin esas sorumluluğu, olağan demokratik süreçleri
muhafaza etmektir. Aksi takdirde, siyasi alanda yaşanacak daralmadan
bütün siyasi aktörler nasibini alır. Siyasetin topyekün güç
kaybetmesinden medet uman siyasi aktörler, kendi bindikleri dalı kesmiş
olurlar. Siyasetin zayıflaması, siyasi alanın daralması ise bütün siyasi
aktörleri zaafa düşürür, hepsinden önemlisi millet iradesini
zayıflatır.''
-''TÜRKİYE DÜNYANIN DIŞINDA DEĞİL''-
Başbakan Erdoğan, Türkiye'nin sorunlarını kendi iç dinamikleriyle aşmaya
muktedir olduğunu ifade ederek, bunun için gerekli siyasi birikim ve
demokratik olgunluğa da sahip bulunduğunu söyledi. Bu süreçten,
demokrasi ve hukuk sisteminin daha da güçlendirerek çıkmayı
başaracaklarını vurgulayan Erdoğan, şunları kaydetti:
''Ancak, şunu unutmamalıyız ki Türkiye, dünyanın dışında değildir ve
dışında da kalmamalıdır. Bugün Avrupa'da, Ortadoğu'da ya da dünyanın
başka ülkelerinde yaşanan gelişmelere nasıl biz Türkiye ve Türk
siyasetçileri olarak kayıtsız kalamıyorsak, dünya ülkelerinin de
Türkiye'ye kayıtsız kalmalarını bekleyemeyiz.
Herşeyden önce aynı dünyada yaşıyoruz. Atatürk'ün veciz ifadesiyle 'Aynı
apartmanda yaşayan komşular' gibiyiz. Özellikle çağdaş dünyanın parçası
ülkeler ve milletler olarak geliştirdiğimiz tarihi, insani, siyasi ve
ekonomik ilişkiler, paylaştığımız demokratik değerler ve hedefler
sebebiyle birbirimizden etkilenmeyeceğimizi düşünmek gerçekçi değildir.
Öyle olsa aynı uluslararası kurum ve değerler etrafında buluşmamız en
başından mümkün olamazdı.
Niçin NATO'da birlikteyiz? Niçin şu anda AB sürecinde beraberiz? Niçin
BM'nin içindeyiz? Nasıl olacak da siz kendinizi bunların dışında
tutacaksınız? Niçin beyefendi siz, Sosyalist Enternasyonalin
içindesiniz? Neden oralara girdiniz? Bu gerçeği reddetmek, bütün
modernleşme ve çağdaşlaşma tarihimizi inkar etmek demektir.
Önemli olan, dünyadan gelen değerlendirmeler işimize gelmediği, hoşumuza
gitmediği zaman bunlar ilk kez oluyormuş gibi tepkiler vermek yerine,
kendimizi ve Türkiye'yi doğru anlatmaya çalışmaktır.''
Erdoğan, Türkiye'nin başka bir dünyaya taşınamayacağını, dünyayı yok
saymak yerine onu anlamak ve kendilerini anlamasını sağlamak durumunda
olduklarını bildirdi. Başbakan Erdoğan, ''Herkes bize ters istikamete
gittiğimizi söylüyorsa, 'Bu işte bir yanlışlık var' diye düşünmek icap
etmez mi? Ama bazı siyasilerimiz, onun yerine, kendileri dışında
dünyadaki herkesi ters istikamette gitmekle suçlamayı tercih ediyor''
diye konuştu.
-BATI KURUMLARI-
Başbakan Erdoğan, bazı siyasilerin bugüne kadar içinde yer alınmasını
savundukları Batı kurumlarından gelen değerlendirmelerden rahatsız
olmasının asıl sebebinin, ''Geçmişte dünyadan uzak, dünyaya kapalı,
kendi içine dönük bir Türkiye vasatında rahatça yürüttükleri kriz
siyasetinin deşifre olması'' olduğunu söyledi.
Bu siyasetçilerin demokratik olmayan yaklaşımlarının su yüzüne çıktığını
savunan Erdoğan, ''Siz, hem AB'ye katılım müzakereleri yürütecek, uyum
çalışmaları yapacaksınız, hem de gelen değerlendirmeleri, 'Siz kendi
işinize bakın' diyerek karşılayacaksınız. Böyle bir çarpıklık olabilir
mi?'' diye konuştu. Türkiye'nin bu tür tartışmalara ve eleştirilere konu
olmasının rahatsız edici olduğunu kaydeden Erdoğan, ''Bundan hoşnut
olmak mümkün mü? Ama bu durumun nedenleri üzerinde düşünmek herkesten
önce biz siyasilerin sorumluluğu olmalıdır. Türkiye artık kabını
aşmıştır'' dedi.
Kendine özgü demokrasi, kendi içine kapalı ekonomi, kendi çapında dış
ticaretin artık mümkün olmadığına işaret eden Başbakan Erdoğan, AK
Parti'nin, Türkiye'yi Avrupa ligine, dünya ligine taşıma mücadelesini
verirken, ''Birilerinin hala Türkiye'yi alt kümeye çekmeye çalıştığını''
söyledi.
Partisinin grup toplantısında konuşan Erdoğan, gündemdeki konulara
değindi. Erdoğan, kendilerinin standartları geliştirmeye, yükseltmeye
çalışırken, birilerinin düşük standartlarla hareket etmeye çalıştığını
söyledi.
Başbakan Erdoğan, muhalefete yönelik olarak şunları söyledi:
''Sizin bu muhalefet tarzınız, demokrasi anlayışınız, siyaset şekliniz
Avrupa'da kendisine yer bulamayacağı gibi, çağdaş dünyada karşılık
bulamaz. Artık bu durumu görmeniz lazım. Siz bu siyaset tarzıyla,
demokrasi anlayışıyla AB'ye de üye olamazsınız, Avrupa standartlarına
uyum sağlayamazsınız ve çağdışı olarak yola devam edersiniz, durumunuz
budur. Türkiye eğer AB'ye üye olacaksa, önce bu demode olmuş muhalefet
anlayışını gözden geçirmelidir. İşte eğitimde, sağlıkta, adalette,
emniyette attığımız adımlar, enerjide, şehirlerin yeniden tasarımlarla
ayağa kaldırılmasında ve ülkemizdeki yeni tarım politikalarıyla
geliştirdiğimiz adımlarda bizler, çağdaş standartları yakalamanın
mücadelesini verdik ve bunu devam ettiriyoruz.
Sivas'ın ötesine geçemeyenler, Batı'daki yatırımları hiçbir zaman kalkıp
da Doğu'ya, Güneydoğu'ya, Karadeniz'e, Orta Anadolu'ya taşıyamayan bu
zihniyetlerin çağdaşlığı konuşmaları mümkün mü? Soruyorum size. Mümkün
değil. Bunlara, 'Türkiye nedir?' diye sorduğunuz zaman, 'Ankara'nın
Kızılay'ı, Çankaya'sı' derler. Bunlara 'Türkiye nedir?' diye sorduğun
zaman 'İstanbul'un Kadıköy'ü, Beyoğlu'su, İzmir'in Konak'ı' derler. Ama
Kadifekale'yi görmezler. Kadifekale'ye baktığın zaman orada bir
ilkelliği görürsün. Ama şimdi AK Parti orada da kentsel tasarımla,
Kadifekale'yi de abat etti, ihya etti. Orayı da değiştiriyor. Neyle,
toplu konutla.... Ama göremezler, gözleri var ama görmüyor, kulağı var
ama duymuyor. Yarın bunu yazsın medya. Televizyonlar da yine söylesin.
Bunlar çünkü hakikati söyleyemezler, gerçekleri konuşamazlar. Niçin,
işlerine gelmez de onun için...''
-''MESELE, GÖNÜLLERDE İKTİDAR OLABİLMEKTİR''-
Türkiye'nin, iktidarıyla, sivil toplumuyla, kurumlarıyla AB
standartlarına yaklaştığını, ama muhalefetin ise değişmemekte ayak
dirediğini belirten Başbakan Erdoğan, ''Gelin siz de kendinizi gözden
geçirin'' diye seslendi.
Dünya ile bütünleşen, evrensel demokratik normları hedefleyen, AB ile
müzakere sürecinde olan bugünün Türkiye'sinin eski siyasi alışkanlıklar
için uygun bir zemin olmaktan uzaklaştığını ifade eden Erdoğan,
sözlerini şöyle sürdürdü:
''Ama bakıyorsun muhalefetin lideri ne diyor; 'Biz 30 yıl önce neysek,
bugün de oyuz' Eh, güzel...O zaman sen, aynı yerde patinaj yapmaya devam
et. Aynı yerde patinaja devam et. Bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra
da benim milletim sana iktidar yolunu açmayacaktır. Ee, ne yapacaksın?
Kendi partinde bile iktidar olamazsın. Nasıl olacaksın, işte yüzde 20
baraj koyacaksın öyle olacaksın. Türkiye'de de yüzde 10 barajını
eleştireceksin. Mesele şu; gönüllerde iktidar olabilmektir. Eğer
insanınızın gönlüne girebiliyorsanız, orada iktidarı
oluşturabiliyorsanız, benim milletim vefakardır, cefakardır seni de
gelir iktidara taşır. Çalış, dürüst ol, muhabbet sahibi ol, bak bu
millet seni de iktidar yapar. O zaman senin de olur.''
-''DEMOKRATİK OLMADAN SAYGIN OLUNAMAZ''-
Son günlerde özellikle AB'ye yapılan itirazın, Türkiye'nin haysiyetini,
itibarını korumaya dönük bir itiraz olmadığını vurgulayan Başbakan
Erdoğan, şunları kaydetti:
''Bu itiraz, laikliği korumaya dönük bir itiraz da değildir. Çünkü,
AB'nin laiklik karşıtı olduğunu söylemek, akla ziyan bir hezeyandır. AB,
zaten demokratik laik değerlerin kurumsallaşması demektir. Biz bu
değerleri savunduğumuz için Cumhuriyetimizin temel yönelişi olarak AB'ye
tam üyelik yolunda kararlılıkla ilerliyoruz. 'Türkiye'nin ait olduğu
değerler dünyası burasıdır' diyoruz. Dolayısıyla açıktır ki buradaki
itiraz, kendini yenileyememiş bir parti siyasetinin düştüğü çelişkileri
örtbas etmeye yöneliktir. Başka bir şey değil. ''
Türkiye'nin saygınlığını korumayı dert edinenlerin asıl yapması gereken
şeyin, demokrasiyi müdafaa etmek olduğunu anlatan Erdoğan, ''Zira
demokratik olmadan, evrensel değerleri özümsemeden saygın
olamayacağımızı bilmeliyiz'' dedi.
Erdoğan, demokrasinin evrensel standartlarını Türkiye'ye ve Türk
milletine layık görmeyenlerin, Türkiye'nin saygınlığını
koruyamayacağını, bilakis zedeleyeceğini söyledi. Erdoğan, ''Onun için
ana muhalefete diyorum ki gelin mugalatayı bırakın; bu kafa
karışıklığından kurtulun, zihinleri bulandırmaktan vazgeçin. Türkiye'yi
her alanda daha da ileri götürecek bir siyasi rekabet içinde ülkemizin,
insanlarımızın geleceğine birlikte katkı yapalım. Yoksa, bu boş
tartışmalarla Türkiye'ye zaman kaybettirmekten başka hiçbir şey elde
edemeyeceğimiz açıktır. Bunu da böyle bilin'' diye konuştu.
(*)AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın konuşmasının tamamı haberimizin "İLGİLİ DOKÜMANLAR" bölümünde yer almaktadır.
