2014-04-23 - 14:11
TBMM Genel Kurulu, özel gündemle toplandı.
TBMM Genel Kurulu, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı ile Meclis'in açılışının 94. yılı dolayısıyla özel gündemle toplandı.
TBMM Başkanı Cemil Çiçek başkanlığında toplanan Genel Kurul'da ilk olarak İstiklal Marşı okundu.
Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı ile TBMM'nin 94. kuruluş yılı dolayısıyla Meclis Genel Kurul'u özel gündemle toplandı.
Çiçek, toplantının açılış konuşmasında, Türk milleti olarak TBMM'nin açılışının 94. yıldönümünü coşku ve heyecanla kutladıklarını söyledi.
Kutlu destanın yazıcıları, milli mücadelenin önderi Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve ilk Meclis'in gazi milletvekilleri başta olmak üzere tüm gazi ve şehitleri saygı ve şükranla anan Çiçek, milli mücadelenin bu kahramanlarının, kendilerine onurlu bir tarih ve şanlı bir geçmiş bıraktıklarını belirtti. Çiçek, "Yüreğimizi daima büyük umutlar ve heyecanlar armağan etmişlerdir bize" dedi.
Çiçek, 23 Nisan 1920'nin TBMM'nin açılış tarih olduğu kadar, Anadolu'da yeni Türk devletinin de miladı olduğunu vurguladı. Milletin 94 yıl önce Anadolu'da yeni bir başlangıç yaptığını dile getiren Çiçek, 23 Nisan'ın taşıdığı derin anlamı, milletin her bireyinin doğru anlaması gerektiğini vurguladı.
Her türlü tehdit ve zorluk göze alınarak, bayrağın düştüğü yerden kaldırıldığını, Türk milletinin istikbalinde yeni ufuklar açıldığını ifade eden Çiçek, "Hürriyet ve bağımsızlığımızdan asla vazgeçemeyeceğimiz bütün dünyaya ilan edilirken emperyalist ve müstevli kuvvetlere karşı verilen kahramanca mücadele sonrasında Anadolu yeniden barış ve huzura kavuşmuştur" diye konuştu.
Çiçek, Gazi Mustafa Kemal'in liderliğinde Samsun'dan başlayan milli mücadelenin, İzmir'de düşmanın denize dökülmesiyle kutlu bir zaferle sonuçlandığını anımsatan Çiçek, sözlerini şöyle sürdürdü:
"İstiklal Mücadelemizin kahramanları o zor şartlarda büyük bir destan yazmışlardır. Bu destanın kahramanları daima yüreklerimizde ve tarihimizde yaşayacaklardır. Anadolu'nun üzerine kara bulutların çöktüğü o dönemde umut meşaleleri tutuşturup milletimizi karanlıktan aydınlığa çıkarmışlardır. Ankara'da yaktıkları kandiller Anadolu'nun çeşitli köşelerinde, Sakarya'da, İnönü'de birer ateş topu gibi düşmanın üzerine yağmış ve işgalcileri hezimete uğratmıştır.
Son bir buçuk asırdır tökezleye tökezleye yürümeye, kendisine güçlü bir istikamet çizmeye çalışan Türk milletini yeniden ayağa kaldırmanın çabasında olmuşlardır. Bağımsızlık, cumhuriyet ve demokrasinin zenginliklerini ülkemize kazandırmanın, Türkiye'yi kalkınmış modern bir ülke yapmanın gayretini göstermişlerdir. Modern dünyanın kazanımlarını ülkemize getirmenin, ülkemizde bilimin, üretiminin, sanayinin, zenginlik ve kalkınmanın hakim olmasının mücadelesini vermişlerdir."
TBMM Başkanı Çiçek, 94 yıl önce Meclis'in büyük heyecanlarla açıldığına işaret ederek, Hacı Bayram Camii'nde kılınan namazın ve edilen duaların ardından Meclis'in çalışmalarına başladığını anlattı. Çiçek, yürekleri buruk, kulakları Anadolu'nun dört bir yanından gelecek haberlerde olan 115 milletvekilinin, gözyaşları eşliğinde ilk toplantısını yaptığını anımsattı.
Çiçek, o gün en yaşlı üye sıfatıyla Sinop Milletvekili Şerif Avkan'ın, "Milletimizin iç ve dış, tam bağımsızlık içinde alınyazısının sorumluluğunu doğrudan doğruya yüklenip, kendi kendisini yönetmeye başladığını bütün dünyaya ilan ederek Büyük Millet Meclisi'ni açıyorum" hitabıyla, Meclis'in açılışını yaptığını, milletvekillerinin de gözlerinde ve yüreklerindeki ışıkla bu tarihi olaya eşlik ettiğini vurguladı.
Gazi Meclis'in milli mücadeleyi yönettiğini ve başarıya ulaştırdığını dile getiren Çiçek, ilk Meclis'in kahraman milletvekillerinin zaman zaman cephede zaman zaman Meclis'te milletin geleceği için çalıştıklarını anlattı.
Çiçek, "Milletimizin umutlarına ve menfaatlerine asla halel getirmemiş, milli bir duyarlılıkla, kendilerini ateşe atarak, o yangın ortamında mücadele etmişlerdir. Milletvekilleri bir yandan cephede mücadele ederken bir yandan da bağımsızlığa olan inançla yeni devletin altyapısını oluşturmuş, kanunları çıkarmış, milli marşımızı kabul etmişlerdir" diye konuştu.
Çiçek, milli mücadelenin kahramanları, dönemin zor şartlarında Ankara'ya gelebilen 115 milletvekili ve istiklal savaşının isimsiz kahramanlarının büyük başarılarıyla gurur duyduklarını vurguladı. Çiçek, onların yaptıklarının, tarihte hep söyleneceğini, anlatılacağını ve işaret taşları olarak kendilerine yol göstereceğini ifade ederek, "Biz onların bu yaptıklarından ve düşüncelerinden dersler almaya, demokrasimizi geliştirmeye ve ülkemizin modern ülkeler safında yer alması için gayret göstermeye devam edeceğiz" dedi.
Türkiye'nin muasır medeniyet yolunda önemli mesafeler aldığına dikkati çeken Çiçek, sözlerini, "Demokrasisini geliştirmiş, kurumsallaştırmış, milli iradenin üstünlüğü anlayışını güçlendirmiş, işleyen bir sisteme dönüştürmüştür. Fakat tarihin akışında gelişmenin durmadığı, demokrasilerin de tekamül kaydettiği daha özgürlükçü yorum ve uygulamalara doğru evrildiği bir gerçektir. Bizim de bunu yakalamamız gerekmektedir. Yoksa çağın gerisinde kalma riskiyle karşı karşıya kalırız" diye sürdürdü.
TBMM Başkanı Çiçek, "Demokrasimizi nasıl daha fazla geliştirebileceğimiz, hukukun tam anlamıyla egemen olduğu, katılımcı, çoğulcu ve temsil gücü yüksek bir siyasi yapıyı nasıl inşa edebileceğimiz önümüzde duran en önemli problemlerdendir" diye konuştu.
Toplumsal sorunlara daha fazla demokrasi ve özgürlükçü bir anlayış içerisinde, hukuku esas alarak çözüm bulabileceklerini vurgulayan Çiçek, sözlerini şöyle tamamladı:
"Ortak aklın işlediği, saygı, güven ve hoşgörü anlayışının, uzlaşı ve işbirliği kültürünün üst düzeyde olduğu bir zemin içerisinde sorunlarımızı çözebiliriz. Buna ihtiyacımız vardır ve bunu hep birlikte inşa edebiliriz. Demokrasimizi, ancak bu şekilde daha ileriye taşıyabilir, toplumsal barışımızı bu şekilde güçlendirebiliriz.
Meclisin açılışını çocuklarına bayram olarak armağan eden tek ülke olarak, onlara daha güzel bir gelecek ve gelişmiş bir demokrasi bırakmak ortak sorumluluğumuzdur. Bu bizim üzerimizde bir vebaldir. Geçmişimizden bize intikal eden miras ölçüsünde en iyisini yapmak, çocuklarımıza güzel bir ülke bırakmak zorundayız. Onlar da bizden daha iyisini yapacak, daha gelişmiş ve müreffeh bir ülkeyi inşa edeceklerdir. Yoksulluk, siyasi, ekonomik ve dini kayıtdışılık gibi sorunların olmadığı, demokratik kanalların özgür bir şekilde işlediği bir yapıyı inşa edeceklerdir. Çünkü devletimizin devamı, milletimizin bekası, Türkiye Cumhuriyeti'nin ilelebet payidar olmasının güvencesi, çocuklarımız ve gençlerimizdir. Geleceğimiz onların ellerinde şekillenecektir. Yarının daha huzurlu ve aydınlık Türkiyesi'ni onlar yönetecek, aramızdaki kardeşliği onlar daha da derinleştirecek ve ebedileştirecektir.
Tüm milletimizin ve geleceğimiz olan çocuklarımızın Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramını en içten dileklerimle kutluyor, Meclisimizin ilk başkanı Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarını, İlk Meclisimizin gazi milletvekillerini, TBMM'de bugüne kadar görev yapmış, demokrasimize ve ülkemize hizmet etmiş milletvekillerini, milli mücadelemizin isimsiz kahramanlarını, tüm gazi ve şehitlerimizi saygı ve şükranla anıyorum."
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı ile TBMM'nin açılışının 94. yılı dolayısıyla özel gündemle toplanan TBMM Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmada, Türkiye'nin ve dünyanın tüm çocuklarının Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı'nın hayırlara vesile olmasını diledi.
TBMM'nin ilk Başkanı olan Gazi Mustafa Kemal'i, Kurtuluş Savaşı'nı sevk ve idare eden ilk Meclis'teki tüm milletvekillerini bir kez daha rahmet ve minnetle yad eden Erdoğan, 94. yıl boyunca TBMM çatısı altında millet için hizmet üretmiş tüm parlamenterlere de ülke ve millet adına şükranlarını sundu. Başbakan Erdoğan, şöyle konuştu:
"1. Dünya Savaşı sona erip Osmanlı Devleti'nin toprakları işgal edildiğinde, en son da Başkent İstanbul düştüğünde TBMM Ankara'da bir kurtuluş umudu olarak tesis edildi. 23 Nisan 1920'de TBMM açıldığında Meclis'in kurucu Meclis mi yoksa Osmanlı Devleti içinde, olağanüstü yetkilerle donatılmış bir Meclis mi olduğu belirsiz bırakılmıştı. Gazi Mustafa Kemal Meclis'in açılışını duyurduğu telgrafta, TBMM'nin sivil ve askeri makamların üzerinde olduğunu ifade etmişti. O günün Türkiye'sinde daha Cumhuriyet ilan edilmeden Meclis'in en üst makam ve merci olarak belirlenmesi başlı başına çok büyük bir hadise, çok büyük bir yenilikti. Gazi Mustafa Kemal hayatının her safhasında, TBMM'nin en üst merci olduğunu defalarca vurgulamış, her meselenin çözüm yeri olarak da daima Meclis'i işaret etmişti.
Aslında TBMM'nin 94 yıllık tarihi, işte bu büyük inkılabın çetin münakaşasına sahne olmuştur. Halk TBMM'yi çok büyük bir heyecanla benimsemiş, ona daima inanmış ve güvenmiştir. Halk TBMM'yi kendi kurumu olarak, kendisinin temsil edildiği makam olarak her zaman kucaklamış ve her zaman muhabbet beslemiştir. Ancak Meclis tek adam olma, diktatör olma heveslileri için halka ve halkın tercihlerine tepeden bakan kişi ve zümreler için, adeta iktidarlarını paylaşmak zorunda oldukları makam olarak kalmıştır. Mutlu ve imtiyazlı bazı kesimler egemenliğin bir kişiden, bir zümreden alınıp TBMM'ye devredilmesini hazmedememiştir. 94 yıl işte bunun mücadelesiyle geçmiştir. Askeri darbeler, bürokratik darbe girişimleri, post modern darbeler, yargı darbeleri, halkın Meclisini zayıflatmak, halkın iktidarını gasbedip kendi iktidarlarını tesis etmek amacıyla yapılmıştır. Şunu gururla ifade etmeliyim ki Meclis bütün bu darbe ve darbe girişimlerine rağmen dimdik ayakta kalmış, milletin egemenliğini tecil ettiren makam olarak yine bizzat millet tarafından muhafaza edilmiştir. Aradan 94 yıl geçmiş olmasına rağmen, bugün hala milli egemenliği, halkın iktidarda olmasını, TBMM'nin tüm makam ve mercilerin üzerinde olmasını kabullenemeyen kesimler olduğunu biliyor, bunun yansımalarını da maalesef bugün dahi yaşıyoruz."
Başbakan Erdoğan, darbeler sonrası tesis edilen kimi kurumların, kendilerini Meclis'in, yani milli iradenin üzerinde görmek istediklerine şahit olduklarını belirterek, "Çetelerin, illegal yapıların, karanlık örgütlerin Meclis'i hiçe sayarak kendi şahsi ve örgütsel çıkarları adına, Meclis'e ve milli iradeye kastettiklerini görüyor ve yaşıyoruz. Aynı şekilde kendisini elindeki kalemiyle ya da elindeki sermayesiyle her şeyin üzerinde görenlerin, Meclis'e ve milli iradeye hükmetme sevdası içine girdiklerine de şahit oluyoruz" dedi.
Erdoğan, 94 yıl boyunca, zaman zaman olduğu gibi bugün de yargı ve bürokrasi eliyle ya da sokakta şiddet üretmek suretiyle Meclis'in sesinin kısılmak ve baskı altına alınmak istendiğini de gördüklerini kaydetti.
TBMM'ye tepeden bakmanın 94 yıl öncesine ait bir alışkanlık olduğunu vurgulayan Erdoğan, "TBMM'yi tahkir etmek, zayıflatmak Cumhuriyeti yok saymaktır, cumhuru dışlamaktır" dedi.
23 Nisan 1920'de TBMM'nin bir kurucu Meclis olarak tesis edildiğine dikkati çeken Erdoğan, şunları kaydetti:
"Nitekim Cumhuriyeti kuran da bu Meclis olmuştur. Bu Meclis'in içindeki ve dışındaki herkesin Meclis'in en yüksek merci olduğunu kabullenmesi, bunu artık sindirmesi, Meclis dışı yollara tevessül etmekten de özenle kaçınması gerekmektedir. Meclis'i yok saymaya, zayıflatmaya yönelik girişimler artık sadece silahlı darbe girişimleriyle olmuyor. Modern dünyada silahların yerini başka araçlar alabiliyor ve bu araçlar Meclis ve milli irade haz tarafından Meclis'e karşı bir saldırı aleti olarak kullanılabiliyor. Daha birkaç hafta öncesine kadar bunu tecrübe ettik. Sosyal medyanın kötü niyetlilerin elinde milli iradeye saldırı aracı olabileceğini gördük. İllegal yoldan elde edilmiş ses kayıtlarının, ses montajlarının, insanların mahremine girmek ve gözetlemek suretiyle oluşturulmuş şantaj görüntülerinin TBMM'yi nasıl hedef aldığını gördük.
Ne acıdır ki siyasi partilerin Türkiye dışından odaklarla işbirliği ve ittifak yaptıklarına, TBMM'ye tarihleri boyunca defalarca yaptıkları gibi bir kez daha kastettiklerine şahit olduk. 23 Nisan 1920'nin öncesinde ve sonrasında yaşanmayanlar, işte şu son birkaç ay içinde yaşandı. Bu ülkenin Cumhurbaşkanı, Başbakanı, Genelkurmay Başkanı, bakanları hedef alındı. Siyasi partilerin genel merkezlerinin, il başkanlıklarının hukuksuzca dinlendiği, bu dinlemelerin tehdit ve şantaj aracı olarak kullanıldığı ortaya çıktı. Sanatçılarımızın, gazetecilerimizin, yazarlarımızın dinlemeler yoluyla şantaja maruz kaldıkları açıkça ortaya çıktı. Hatta bu ülkenin Dışişleri Bakanlığı'ndaki çok gizli devlet görüşmesi dinlendi ve ses kaydı yayınlandı. Milletimiz 23 Nisan 1920'de olduğu gibi, bu saldırının mahiyetini anladı ve adeta yeniden istiklal mücadelesi verircesine sandığa gitti ve bir kez daha demokrasiye, milli iradeye, Meclisimize güç verdi. Halkımız bir kez daha tercihini milli iradeden, demokrasiden ve TBMM'den yana koydu. 94 yıl boyunca şahit olduğumuz olumsuzluklar bir yana, halkımız demokrasiyi, milli egemenliği, seçim ve sandığı artık vazgeçilmez bir idare şekli olarak benimsemiştir. Halkın milli iradeye bağlılığı ve inancı daha da güçlenmiştir."
Başbakan Erdoğan, 1947 yılında "Sandık namusumuzdur" diyen Mersin Arslan Köylü kadınlarının, şu anda 77 milyonun "Sandık namusumuzdur" dedikleri atmosferin oluşmasını sağladıklarını söyledi.
Meclis'in 94 yıllık tecrübenin yanında 23 Nisan 1920'nin heyecanına, umuduna, dinamizmine sahip olduğunu belirten Erdoğan, 100. yıl kutlamalarına böyle bir heyecanla yürüdüklerini anlattı.
2020 yılında Meclis'in açılışının 100. yıldönümünü, ardından 2023'te Cumhuriyetin kuruluşunun 100. yıldönümünü hep birlikte idrak edeceklerini kaydeden Erdoğan, "Cumhuriyetimize yaraşır şekilde, 100. yıla dünyanın en büyük, en güçlü, en huzurlu ve istikrarlı ülkelerinden biri olarak ulaşacağız. Son 12 yılda çok çalıştık ve Türkiye'yi çok büyük hayallerle buluşturduk" diye konuştu.
Başbakan Erdoğan, eğitimde, sağlıkta, adalet ve emniyette, ulaştırmada, konutta, enerjide, tarım ve sanayide, sosyal politikalar ve kültürde Türkiye'ye ilkleri yaşattıklarını ifade ederek, ülke ekonomisini 12 yılda 3 kattan fazla büyüttüklerini, dış politikada aktif, barışçı, haklının ve mazlumların yanında duran politika izlediklerini bildirdi.
On yıllardır teröre ağır bedeller ödeyen ülkeden, 77 milyonun kardeşçe geleceğe yürüdüğü Türkiye'ye ulaştıklarını kaydeden Erdoğan, şöyle konuştu:
"Önümüzdeki 9 yıl boyunca da daha çok çalışarak, üreterek, demokrasiye ve kardeşliğimize daha çok sahip çıkarak Cumhuriyetimizi güçlendirmeyi sürdüreceğiz. Bu aziz millet her şeyin en iyisini ve güzelini hak ediyor. Bu aziz millet kanla, canla, fedakarlıkla kurduğu bu Meclis'e canı ve evladı gibi sahip çıkıyor ve ona güveniyor. Milletimizi hayal kırıklığını uğratmadan, bir ve beraber olarak tıpkı istiklalimiz gibi istikbalimizi de inşa etmeye devam edeceğiz. Bir kez daha ilk Meclis'in aziz hatırasını muhabbetle yad ediyorum. Bütün şehit ve gazilerimize Rabbimden rahmet niyaz ediyorum."
Başbakan Erdoğan'ın konuşmasının ardından CHP Grup Başkanvekili Engin Altay, Başbakan Erdoğan'ın "siyasi partilerin Türkiye dışından odaklarla işbirliği yaptığına" ilişkin sözlerine itiraz etti.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı ile TBMM'nin kuruluşunun 94. yıl dönümü dolayısıyla özel gündemle toplanan Meclis Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmada, cumhuriyetin, bütün dünyaya bir bayram hediye edecek kadar ufku geniş, ulusal egemenliği baş tacı yapacak kadar halkına güvenen ve saygı duyan devrimci kadroların ve ruhun eseri olduğunu belirtti. Kılıçdaroğlu, "Mustafa Kemal'e atıfla söylemek isterim ki ulusal egemenliğin ışığı karşısında zincirler erimiş, taç ve tahtlar batmış ve yok olmuştur" diye konuştu.
Cumhuriyeti kuran devrimci kadroların ulusal egemenlik kavramıyla neyi ifade ettiklerini iyi anlamak gerektiğini kaydeden Kılıçdaroğlu, günümüzde bu kavramı çarpıtarak bir dikta rejimi kurmaya kalkışanların, öncelikle Mustafa Kemal Atatürk'ün, 7 Şubat 1923 tarihinde Balıkesir'de yaptığı konuşmayı iyi öğrenmeleri gerektiğini söyledi. Kılıçdaroğlu, Atatürk'ün, "Milli emeller, milli irade yalnız bir şahsın düşünmesinden değil bütün millet fertlerinin arzularının, emellerinin bileşkesinden ibarettir" sözlerini anımsattı.
Bir halkın var olma mücadelesini bağımsızlıkla taçlandırmış Meclis'in fikri hür, vicdanı hür üyelerinin bugün de zorlu bir mücadele içine girdiğini belirten Kılıçdaroğlu, "Bu zorlu mücadelenin halkın egemenliğini yansıtan gerçek bir demokrasi ve özgürlüklerle taçlanacağından eminim" dedi.
Ulusal egemenliğin çoğulcu bir rejim, temsilde adalet ve hukukun üstünlüğü meselesi olduğuna işaret eden Kılıçdaroğlu, şunları söyledi:
"Çoğunluğun güçlü, güçlünün de haklı olduğu; yurttaşların baskı, korku, yasaklar, kin, yoksulluk ve istikrarsızlık tehditleriyle yönlendirildikleri bir sistem çoğulcu değildir. 'Sandıktan çıktım ne istersem yaparım' anlayışı, ulusal egemenlik kavramıyla bağdaşmaz. Çünkü ulusal egemenlik, sandıktan çıkan oy sayısına bağlı bir kavram değildir. Egemenlik en son ferdine kadar bütün ulusundur.
Sayısal çoğunluğu egemenlik olarak anlamak ve kullanmaya kalkışmak ulusal iradenin inkarıdır, istismarıdır. Böyle bir yönetim tarzına demokrasi ve cumhuriyet kelimeleri de yakışmamaktadır. Demokrasi, özgür yurttaşların, özgür medyanın, oy sandığına hapsolmayan bir iktidar anlayışının rejimidir. Demokrasi, iktidarların, egemenliğin kaynağı olan halka belirli aralıklarla ve sandıktan sandığa değil, her gün hesap verdikleri bir rejimin adıdır.
Uygulanan yüzde on seçim barajı, ulusal egemenliği hiçe sayan, yurttaşlarımızın tercihlerini görmezden gelerek temsiliyet haklarını çalan ve iktidarda kalmak için her şeyi reva gören bir çarpık zihniyetin ürünüdür.
Ne var ki, seçim barajını düşürmeyi, son derece adaletsiz temsil sonuçları yaratacak yeni bir seçim sistemini kabul etme şartına bağlamak, millet egemenliğine açık bir saygısızlıktır. Kayıtsız, şartsız millete ait olan egemenlik, milletin iradesini gasp etmek ve toplumun belirli unsurlarını dışlamak için bir silah gibi kullanılamaz."
Üstünlerin hukukunun egemen olduğu yerde, milletin egemenliğinin olmayacağını vurgulayan Kılıçdaroğlu, "Halkımızın ulusal egemenliği yasama, yürütme ve yargı organları aracılığıyla kullandığını biliyoruz. Yürütme organına 'bu yetkiyi tek başına kullan' denmemiştir, denmeyecektir" diye konuştu.
Tarafsız ve bağımsız yargının olmadığı, yasama organının etkisizleştirildiği bir düzeni sürdürmenin, ulusal egemenliğin kaynağı olan milleti hiçe saymak anlamına geldiğini kaydeden Kılıçdadaroğlu, "Toplumu ve hasımlarını sindirmek için özel mahkemeler oluşturanlar, kararlarını beğenmedikleri zaman Anayasa Mahkemesi'ne bile meydan okuyanlar ve yolsuzluk soruşturmalarına hukuku dinamitleyerek cevap verenler sadece Anayasa'yı değil ulusal egemenliği de çiğnemektedirler" dedi.
Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:
"Kuvvetler ayrılığını ayak bağı olarak görenler, halkın iradesine saygı duyduklarını nasıl iddia edebilirler? Bu bayram günündeki burukluğumuzun sebebi de bunlardır.
Üzülerek ifade edeyim ki, varlığını ve saygınlığını hukuk ve meşruiyet ilkelerine bağlılığına borçlu olan Meclisimizin, bütçe denetim yetkileri elinden alınmıştır. İki yıl önce bu parlamentoda, bugün yaptığım konuşmamdaki bir ifadeyi tekrar bilginize sunmak isterim: Türkiye Cumhuriyeti'nin demokratikleşme tarihi bu Meclisin yetkilerini savunma ve genişletme tarihidir. Bugün dahi bu yüce Meclis'in yetkilerine göz dikenler bu hususu hiçbir zaman akıllarından çıkarmasınlar."
23 Nisan'ın aynı zamanda, dünya çocuklarına armağan edilmiş ilk ve tek bayram olduğuna dikkati çeken Kılıçdaroğlu, özgürlüğe, eşitliğe ve bilime bağlı olan toplumların, Mustafa Kemal'in işaret ettiği gibi fikri hür, vicdanı hür nesiller yetiştirebileceğini ifade etti.
TBMM Başkanı Cemil Çiçek başkanlığında toplanan Genel Kurul'da ilk olarak İstiklal Marşı okundu.
Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı ile TBMM'nin 94. kuruluş yılı dolayısıyla Meclis Genel Kurul'u özel gündemle toplandı.
Çiçek, toplantının açılış konuşmasında, Türk milleti olarak TBMM'nin açılışının 94. yıldönümünü coşku ve heyecanla kutladıklarını söyledi.
Kutlu destanın yazıcıları, milli mücadelenin önderi Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve ilk Meclis'in gazi milletvekilleri başta olmak üzere tüm gazi ve şehitleri saygı ve şükranla anan Çiçek, milli mücadelenin bu kahramanlarının, kendilerine onurlu bir tarih ve şanlı bir geçmiş bıraktıklarını belirtti. Çiçek, "Yüreğimizi daima büyük umutlar ve heyecanlar armağan etmişlerdir bize" dedi.
Çiçek, 23 Nisan 1920'nin TBMM'nin açılış tarih olduğu kadar, Anadolu'da yeni Türk devletinin de miladı olduğunu vurguladı. Milletin 94 yıl önce Anadolu'da yeni bir başlangıç yaptığını dile getiren Çiçek, 23 Nisan'ın taşıdığı derin anlamı, milletin her bireyinin doğru anlaması gerektiğini vurguladı.
Her türlü tehdit ve zorluk göze alınarak, bayrağın düştüğü yerden kaldırıldığını, Türk milletinin istikbalinde yeni ufuklar açıldığını ifade eden Çiçek, "Hürriyet ve bağımsızlığımızdan asla vazgeçemeyeceğimiz bütün dünyaya ilan edilirken emperyalist ve müstevli kuvvetlere karşı verilen kahramanca mücadele sonrasında Anadolu yeniden barış ve huzura kavuşmuştur" diye konuştu.
Çiçek, Gazi Mustafa Kemal'in liderliğinde Samsun'dan başlayan milli mücadelenin, İzmir'de düşmanın denize dökülmesiyle kutlu bir zaferle sonuçlandığını anımsatan Çiçek, sözlerini şöyle sürdürdü:
"İstiklal Mücadelemizin kahramanları o zor şartlarda büyük bir destan yazmışlardır. Bu destanın kahramanları daima yüreklerimizde ve tarihimizde yaşayacaklardır. Anadolu'nun üzerine kara bulutların çöktüğü o dönemde umut meşaleleri tutuşturup milletimizi karanlıktan aydınlığa çıkarmışlardır. Ankara'da yaktıkları kandiller Anadolu'nun çeşitli köşelerinde, Sakarya'da, İnönü'de birer ateş topu gibi düşmanın üzerine yağmış ve işgalcileri hezimete uğratmıştır.
Son bir buçuk asırdır tökezleye tökezleye yürümeye, kendisine güçlü bir istikamet çizmeye çalışan Türk milletini yeniden ayağa kaldırmanın çabasında olmuşlardır. Bağımsızlık, cumhuriyet ve demokrasinin zenginliklerini ülkemize kazandırmanın, Türkiye'yi kalkınmış modern bir ülke yapmanın gayretini göstermişlerdir. Modern dünyanın kazanımlarını ülkemize getirmenin, ülkemizde bilimin, üretiminin, sanayinin, zenginlik ve kalkınmanın hakim olmasının mücadelesini vermişlerdir."
TBMM Başkanı Çiçek, 94 yıl önce Meclis'in büyük heyecanlarla açıldığına işaret ederek, Hacı Bayram Camii'nde kılınan namazın ve edilen duaların ardından Meclis'in çalışmalarına başladığını anlattı. Çiçek, yürekleri buruk, kulakları Anadolu'nun dört bir yanından gelecek haberlerde olan 115 milletvekilinin, gözyaşları eşliğinde ilk toplantısını yaptığını anımsattı.
Çiçek, o gün en yaşlı üye sıfatıyla Sinop Milletvekili Şerif Avkan'ın, "Milletimizin iç ve dış, tam bağımsızlık içinde alınyazısının sorumluluğunu doğrudan doğruya yüklenip, kendi kendisini yönetmeye başladığını bütün dünyaya ilan ederek Büyük Millet Meclisi'ni açıyorum" hitabıyla, Meclis'in açılışını yaptığını, milletvekillerinin de gözlerinde ve yüreklerindeki ışıkla bu tarihi olaya eşlik ettiğini vurguladı.
Gazi Meclis'in milli mücadeleyi yönettiğini ve başarıya ulaştırdığını dile getiren Çiçek, ilk Meclis'in kahraman milletvekillerinin zaman zaman cephede zaman zaman Meclis'te milletin geleceği için çalıştıklarını anlattı.
Çiçek, "Milletimizin umutlarına ve menfaatlerine asla halel getirmemiş, milli bir duyarlılıkla, kendilerini ateşe atarak, o yangın ortamında mücadele etmişlerdir. Milletvekilleri bir yandan cephede mücadele ederken bir yandan da bağımsızlığa olan inançla yeni devletin altyapısını oluşturmuş, kanunları çıkarmış, milli marşımızı kabul etmişlerdir" diye konuştu.
Çiçek, milli mücadelenin kahramanları, dönemin zor şartlarında Ankara'ya gelebilen 115 milletvekili ve istiklal savaşının isimsiz kahramanlarının büyük başarılarıyla gurur duyduklarını vurguladı. Çiçek, onların yaptıklarının, tarihte hep söyleneceğini, anlatılacağını ve işaret taşları olarak kendilerine yol göstereceğini ifade ederek, "Biz onların bu yaptıklarından ve düşüncelerinden dersler almaya, demokrasimizi geliştirmeye ve ülkemizin modern ülkeler safında yer alması için gayret göstermeye devam edeceğiz" dedi.
Türkiye'nin muasır medeniyet yolunda önemli mesafeler aldığına dikkati çeken Çiçek, sözlerini, "Demokrasisini geliştirmiş, kurumsallaştırmış, milli iradenin üstünlüğü anlayışını güçlendirmiş, işleyen bir sisteme dönüştürmüştür. Fakat tarihin akışında gelişmenin durmadığı, demokrasilerin de tekamül kaydettiği daha özgürlükçü yorum ve uygulamalara doğru evrildiği bir gerçektir. Bizim de bunu yakalamamız gerekmektedir. Yoksa çağın gerisinde kalma riskiyle karşı karşıya kalırız" diye sürdürdü.
TBMM Başkanı Çiçek, "Demokrasimizi nasıl daha fazla geliştirebileceğimiz, hukukun tam anlamıyla egemen olduğu, katılımcı, çoğulcu ve temsil gücü yüksek bir siyasi yapıyı nasıl inşa edebileceğimiz önümüzde duran en önemli problemlerdendir" diye konuştu.
Toplumsal sorunlara daha fazla demokrasi ve özgürlükçü bir anlayış içerisinde, hukuku esas alarak çözüm bulabileceklerini vurgulayan Çiçek, sözlerini şöyle tamamladı:
"Ortak aklın işlediği, saygı, güven ve hoşgörü anlayışının, uzlaşı ve işbirliği kültürünün üst düzeyde olduğu bir zemin içerisinde sorunlarımızı çözebiliriz. Buna ihtiyacımız vardır ve bunu hep birlikte inşa edebiliriz. Demokrasimizi, ancak bu şekilde daha ileriye taşıyabilir, toplumsal barışımızı bu şekilde güçlendirebiliriz.
Meclisin açılışını çocuklarına bayram olarak armağan eden tek ülke olarak, onlara daha güzel bir gelecek ve gelişmiş bir demokrasi bırakmak ortak sorumluluğumuzdur. Bu bizim üzerimizde bir vebaldir. Geçmişimizden bize intikal eden miras ölçüsünde en iyisini yapmak, çocuklarımıza güzel bir ülke bırakmak zorundayız. Onlar da bizden daha iyisini yapacak, daha gelişmiş ve müreffeh bir ülkeyi inşa edeceklerdir. Yoksulluk, siyasi, ekonomik ve dini kayıtdışılık gibi sorunların olmadığı, demokratik kanalların özgür bir şekilde işlediği bir yapıyı inşa edeceklerdir. Çünkü devletimizin devamı, milletimizin bekası, Türkiye Cumhuriyeti'nin ilelebet payidar olmasının güvencesi, çocuklarımız ve gençlerimizdir. Geleceğimiz onların ellerinde şekillenecektir. Yarının daha huzurlu ve aydınlık Türkiyesi'ni onlar yönetecek, aramızdaki kardeşliği onlar daha da derinleştirecek ve ebedileştirecektir.
Tüm milletimizin ve geleceğimiz olan çocuklarımızın Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramını en içten dileklerimle kutluyor, Meclisimizin ilk başkanı Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarını, İlk Meclisimizin gazi milletvekillerini, TBMM'de bugüne kadar görev yapmış, demokrasimize ve ülkemize hizmet etmiş milletvekillerini, milli mücadelemizin isimsiz kahramanlarını, tüm gazi ve şehitlerimizi saygı ve şükranla anıyorum."
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı ile TBMM'nin açılışının 94. yılı dolayısıyla özel gündemle toplanan TBMM Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmada, Türkiye'nin ve dünyanın tüm çocuklarının Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı'nın hayırlara vesile olmasını diledi.
TBMM'nin ilk Başkanı olan Gazi Mustafa Kemal'i, Kurtuluş Savaşı'nı sevk ve idare eden ilk Meclis'teki tüm milletvekillerini bir kez daha rahmet ve minnetle yad eden Erdoğan, 94. yıl boyunca TBMM çatısı altında millet için hizmet üretmiş tüm parlamenterlere de ülke ve millet adına şükranlarını sundu. Başbakan Erdoğan, şöyle konuştu:
"1. Dünya Savaşı sona erip Osmanlı Devleti'nin toprakları işgal edildiğinde, en son da Başkent İstanbul düştüğünde TBMM Ankara'da bir kurtuluş umudu olarak tesis edildi. 23 Nisan 1920'de TBMM açıldığında Meclis'in kurucu Meclis mi yoksa Osmanlı Devleti içinde, olağanüstü yetkilerle donatılmış bir Meclis mi olduğu belirsiz bırakılmıştı. Gazi Mustafa Kemal Meclis'in açılışını duyurduğu telgrafta, TBMM'nin sivil ve askeri makamların üzerinde olduğunu ifade etmişti. O günün Türkiye'sinde daha Cumhuriyet ilan edilmeden Meclis'in en üst makam ve merci olarak belirlenmesi başlı başına çok büyük bir hadise, çok büyük bir yenilikti. Gazi Mustafa Kemal hayatının her safhasında, TBMM'nin en üst merci olduğunu defalarca vurgulamış, her meselenin çözüm yeri olarak da daima Meclis'i işaret etmişti.
Aslında TBMM'nin 94 yıllık tarihi, işte bu büyük inkılabın çetin münakaşasına sahne olmuştur. Halk TBMM'yi çok büyük bir heyecanla benimsemiş, ona daima inanmış ve güvenmiştir. Halk TBMM'yi kendi kurumu olarak, kendisinin temsil edildiği makam olarak her zaman kucaklamış ve her zaman muhabbet beslemiştir. Ancak Meclis tek adam olma, diktatör olma heveslileri için halka ve halkın tercihlerine tepeden bakan kişi ve zümreler için, adeta iktidarlarını paylaşmak zorunda oldukları makam olarak kalmıştır. Mutlu ve imtiyazlı bazı kesimler egemenliğin bir kişiden, bir zümreden alınıp TBMM'ye devredilmesini hazmedememiştir. 94 yıl işte bunun mücadelesiyle geçmiştir. Askeri darbeler, bürokratik darbe girişimleri, post modern darbeler, yargı darbeleri, halkın Meclisini zayıflatmak, halkın iktidarını gasbedip kendi iktidarlarını tesis etmek amacıyla yapılmıştır. Şunu gururla ifade etmeliyim ki Meclis bütün bu darbe ve darbe girişimlerine rağmen dimdik ayakta kalmış, milletin egemenliğini tecil ettiren makam olarak yine bizzat millet tarafından muhafaza edilmiştir. Aradan 94 yıl geçmiş olmasına rağmen, bugün hala milli egemenliği, halkın iktidarda olmasını, TBMM'nin tüm makam ve mercilerin üzerinde olmasını kabullenemeyen kesimler olduğunu biliyor, bunun yansımalarını da maalesef bugün dahi yaşıyoruz."
Başbakan Erdoğan, darbeler sonrası tesis edilen kimi kurumların, kendilerini Meclis'in, yani milli iradenin üzerinde görmek istediklerine şahit olduklarını belirterek, "Çetelerin, illegal yapıların, karanlık örgütlerin Meclis'i hiçe sayarak kendi şahsi ve örgütsel çıkarları adına, Meclis'e ve milli iradeye kastettiklerini görüyor ve yaşıyoruz. Aynı şekilde kendisini elindeki kalemiyle ya da elindeki sermayesiyle her şeyin üzerinde görenlerin, Meclis'e ve milli iradeye hükmetme sevdası içine girdiklerine de şahit oluyoruz" dedi.
Erdoğan, 94 yıl boyunca, zaman zaman olduğu gibi bugün de yargı ve bürokrasi eliyle ya da sokakta şiddet üretmek suretiyle Meclis'in sesinin kısılmak ve baskı altına alınmak istendiğini de gördüklerini kaydetti.
TBMM'ye tepeden bakmanın 94 yıl öncesine ait bir alışkanlık olduğunu vurgulayan Erdoğan, "TBMM'yi tahkir etmek, zayıflatmak Cumhuriyeti yok saymaktır, cumhuru dışlamaktır" dedi.
23 Nisan 1920'de TBMM'nin bir kurucu Meclis olarak tesis edildiğine dikkati çeken Erdoğan, şunları kaydetti:
"Nitekim Cumhuriyeti kuran da bu Meclis olmuştur. Bu Meclis'in içindeki ve dışındaki herkesin Meclis'in en yüksek merci olduğunu kabullenmesi, bunu artık sindirmesi, Meclis dışı yollara tevessül etmekten de özenle kaçınması gerekmektedir. Meclis'i yok saymaya, zayıflatmaya yönelik girişimler artık sadece silahlı darbe girişimleriyle olmuyor. Modern dünyada silahların yerini başka araçlar alabiliyor ve bu araçlar Meclis ve milli irade haz tarafından Meclis'e karşı bir saldırı aleti olarak kullanılabiliyor. Daha birkaç hafta öncesine kadar bunu tecrübe ettik. Sosyal medyanın kötü niyetlilerin elinde milli iradeye saldırı aracı olabileceğini gördük. İllegal yoldan elde edilmiş ses kayıtlarının, ses montajlarının, insanların mahremine girmek ve gözetlemek suretiyle oluşturulmuş şantaj görüntülerinin TBMM'yi nasıl hedef aldığını gördük.
Ne acıdır ki siyasi partilerin Türkiye dışından odaklarla işbirliği ve ittifak yaptıklarına, TBMM'ye tarihleri boyunca defalarca yaptıkları gibi bir kez daha kastettiklerine şahit olduk. 23 Nisan 1920'nin öncesinde ve sonrasında yaşanmayanlar, işte şu son birkaç ay içinde yaşandı. Bu ülkenin Cumhurbaşkanı, Başbakanı, Genelkurmay Başkanı, bakanları hedef alındı. Siyasi partilerin genel merkezlerinin, il başkanlıklarının hukuksuzca dinlendiği, bu dinlemelerin tehdit ve şantaj aracı olarak kullanıldığı ortaya çıktı. Sanatçılarımızın, gazetecilerimizin, yazarlarımızın dinlemeler yoluyla şantaja maruz kaldıkları açıkça ortaya çıktı. Hatta bu ülkenin Dışişleri Bakanlığı'ndaki çok gizli devlet görüşmesi dinlendi ve ses kaydı yayınlandı. Milletimiz 23 Nisan 1920'de olduğu gibi, bu saldırının mahiyetini anladı ve adeta yeniden istiklal mücadelesi verircesine sandığa gitti ve bir kez daha demokrasiye, milli iradeye, Meclisimize güç verdi. Halkımız bir kez daha tercihini milli iradeden, demokrasiden ve TBMM'den yana koydu. 94 yıl boyunca şahit olduğumuz olumsuzluklar bir yana, halkımız demokrasiyi, milli egemenliği, seçim ve sandığı artık vazgeçilmez bir idare şekli olarak benimsemiştir. Halkın milli iradeye bağlılığı ve inancı daha da güçlenmiştir."
Başbakan Erdoğan, 1947 yılında "Sandık namusumuzdur" diyen Mersin Arslan Köylü kadınlarının, şu anda 77 milyonun "Sandık namusumuzdur" dedikleri atmosferin oluşmasını sağladıklarını söyledi.
Meclis'in 94 yıllık tecrübenin yanında 23 Nisan 1920'nin heyecanına, umuduna, dinamizmine sahip olduğunu belirten Erdoğan, 100. yıl kutlamalarına böyle bir heyecanla yürüdüklerini anlattı.
2020 yılında Meclis'in açılışının 100. yıldönümünü, ardından 2023'te Cumhuriyetin kuruluşunun 100. yıldönümünü hep birlikte idrak edeceklerini kaydeden Erdoğan, "Cumhuriyetimize yaraşır şekilde, 100. yıla dünyanın en büyük, en güçlü, en huzurlu ve istikrarlı ülkelerinden biri olarak ulaşacağız. Son 12 yılda çok çalıştık ve Türkiye'yi çok büyük hayallerle buluşturduk" diye konuştu.
Başbakan Erdoğan, eğitimde, sağlıkta, adalet ve emniyette, ulaştırmada, konutta, enerjide, tarım ve sanayide, sosyal politikalar ve kültürde Türkiye'ye ilkleri yaşattıklarını ifade ederek, ülke ekonomisini 12 yılda 3 kattan fazla büyüttüklerini, dış politikada aktif, barışçı, haklının ve mazlumların yanında duran politika izlediklerini bildirdi.
On yıllardır teröre ağır bedeller ödeyen ülkeden, 77 milyonun kardeşçe geleceğe yürüdüğü Türkiye'ye ulaştıklarını kaydeden Erdoğan, şöyle konuştu:
"Önümüzdeki 9 yıl boyunca da daha çok çalışarak, üreterek, demokrasiye ve kardeşliğimize daha çok sahip çıkarak Cumhuriyetimizi güçlendirmeyi sürdüreceğiz. Bu aziz millet her şeyin en iyisini ve güzelini hak ediyor. Bu aziz millet kanla, canla, fedakarlıkla kurduğu bu Meclis'e canı ve evladı gibi sahip çıkıyor ve ona güveniyor. Milletimizi hayal kırıklığını uğratmadan, bir ve beraber olarak tıpkı istiklalimiz gibi istikbalimizi de inşa etmeye devam edeceğiz. Bir kez daha ilk Meclis'in aziz hatırasını muhabbetle yad ediyorum. Bütün şehit ve gazilerimize Rabbimden rahmet niyaz ediyorum."
Başbakan Erdoğan'ın konuşmasının ardından CHP Grup Başkanvekili Engin Altay, Başbakan Erdoğan'ın "siyasi partilerin Türkiye dışından odaklarla işbirliği yaptığına" ilişkin sözlerine itiraz etti.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı ile TBMM'nin kuruluşunun 94. yıl dönümü dolayısıyla özel gündemle toplanan Meclis Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmada, cumhuriyetin, bütün dünyaya bir bayram hediye edecek kadar ufku geniş, ulusal egemenliği baş tacı yapacak kadar halkına güvenen ve saygı duyan devrimci kadroların ve ruhun eseri olduğunu belirtti. Kılıçdaroğlu, "Mustafa Kemal'e atıfla söylemek isterim ki ulusal egemenliğin ışığı karşısında zincirler erimiş, taç ve tahtlar batmış ve yok olmuştur" diye konuştu.
Cumhuriyeti kuran devrimci kadroların ulusal egemenlik kavramıyla neyi ifade ettiklerini iyi anlamak gerektiğini kaydeden Kılıçdaroğlu, günümüzde bu kavramı çarpıtarak bir dikta rejimi kurmaya kalkışanların, öncelikle Mustafa Kemal Atatürk'ün, 7 Şubat 1923 tarihinde Balıkesir'de yaptığı konuşmayı iyi öğrenmeleri gerektiğini söyledi. Kılıçdaroğlu, Atatürk'ün, "Milli emeller, milli irade yalnız bir şahsın düşünmesinden değil bütün millet fertlerinin arzularının, emellerinin bileşkesinden ibarettir" sözlerini anımsattı.
Bir halkın var olma mücadelesini bağımsızlıkla taçlandırmış Meclis'in fikri hür, vicdanı hür üyelerinin bugün de zorlu bir mücadele içine girdiğini belirten Kılıçdaroğlu, "Bu zorlu mücadelenin halkın egemenliğini yansıtan gerçek bir demokrasi ve özgürlüklerle taçlanacağından eminim" dedi.
Ulusal egemenliğin çoğulcu bir rejim, temsilde adalet ve hukukun üstünlüğü meselesi olduğuna işaret eden Kılıçdaroğlu, şunları söyledi:
"Çoğunluğun güçlü, güçlünün de haklı olduğu; yurttaşların baskı, korku, yasaklar, kin, yoksulluk ve istikrarsızlık tehditleriyle yönlendirildikleri bir sistem çoğulcu değildir. 'Sandıktan çıktım ne istersem yaparım' anlayışı, ulusal egemenlik kavramıyla bağdaşmaz. Çünkü ulusal egemenlik, sandıktan çıkan oy sayısına bağlı bir kavram değildir. Egemenlik en son ferdine kadar bütün ulusundur.
Sayısal çoğunluğu egemenlik olarak anlamak ve kullanmaya kalkışmak ulusal iradenin inkarıdır, istismarıdır. Böyle bir yönetim tarzına demokrasi ve cumhuriyet kelimeleri de yakışmamaktadır. Demokrasi, özgür yurttaşların, özgür medyanın, oy sandığına hapsolmayan bir iktidar anlayışının rejimidir. Demokrasi, iktidarların, egemenliğin kaynağı olan halka belirli aralıklarla ve sandıktan sandığa değil, her gün hesap verdikleri bir rejimin adıdır.
Uygulanan yüzde on seçim barajı, ulusal egemenliği hiçe sayan, yurttaşlarımızın tercihlerini görmezden gelerek temsiliyet haklarını çalan ve iktidarda kalmak için her şeyi reva gören bir çarpık zihniyetin ürünüdür.
Ne var ki, seçim barajını düşürmeyi, son derece adaletsiz temsil sonuçları yaratacak yeni bir seçim sistemini kabul etme şartına bağlamak, millet egemenliğine açık bir saygısızlıktır. Kayıtsız, şartsız millete ait olan egemenlik, milletin iradesini gasp etmek ve toplumun belirli unsurlarını dışlamak için bir silah gibi kullanılamaz."
Üstünlerin hukukunun egemen olduğu yerde, milletin egemenliğinin olmayacağını vurgulayan Kılıçdaroğlu, "Halkımızın ulusal egemenliği yasama, yürütme ve yargı organları aracılığıyla kullandığını biliyoruz. Yürütme organına 'bu yetkiyi tek başına kullan' denmemiştir, denmeyecektir" diye konuştu.
Tarafsız ve bağımsız yargının olmadığı, yasama organının etkisizleştirildiği bir düzeni sürdürmenin, ulusal egemenliğin kaynağı olan milleti hiçe saymak anlamına geldiğini kaydeden Kılıçdadaroğlu, "Toplumu ve hasımlarını sindirmek için özel mahkemeler oluşturanlar, kararlarını beğenmedikleri zaman Anayasa Mahkemesi'ne bile meydan okuyanlar ve yolsuzluk soruşturmalarına hukuku dinamitleyerek cevap verenler sadece Anayasa'yı değil ulusal egemenliği de çiğnemektedirler" dedi.
Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:
"Kuvvetler ayrılığını ayak bağı olarak görenler, halkın iradesine saygı duyduklarını nasıl iddia edebilirler? Bu bayram günündeki burukluğumuzun sebebi de bunlardır.
Üzülerek ifade edeyim ki, varlığını ve saygınlığını hukuk ve meşruiyet ilkelerine bağlılığına borçlu olan Meclisimizin, bütçe denetim yetkileri elinden alınmıştır. İki yıl önce bu parlamentoda, bugün yaptığım konuşmamdaki bir ifadeyi tekrar bilginize sunmak isterim: Türkiye Cumhuriyeti'nin demokratikleşme tarihi bu Meclisin yetkilerini savunma ve genişletme tarihidir. Bugün dahi bu yüce Meclis'in yetkilerine göz dikenler bu hususu hiçbir zaman akıllarından çıkarmasınlar."
23 Nisan'ın aynı zamanda, dünya çocuklarına armağan edilmiş ilk ve tek bayram olduğuna dikkati çeken Kılıçdaroğlu, özgürlüğe, eşitliğe ve bilime bağlı olan toplumların, Mustafa Kemal'in işaret ettiği gibi fikri hür, vicdanı hür nesiller yetiştirebileceğini ifade etti.
