17 Temmuz 2021 Cumartesi

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.03

BAŞKAN: Başkan Vekili Nimetullah ERDOĞMUŞ

KÂTİP ÜYELER: Şeyhmus DİNÇEL (Mardin), Enez KAPLAN (Tekirdağ)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 105’inci Birleşimini açıyorum. (x)

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce 3 sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, adalet sisteminde yaşanan sorunlar hakkında söz isteyen Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’na aittir.

Buyurun Sayın Gergerlioğlu. (HDP sıralarından alkışlar)

 

 

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri ve sevgili  halkımız; ben en başta nerede kalmıştık diye sormak istiyorum. (HDP sıralarından alkışlar) En son 17 Mart günü burada hukuksuz, siyasi bir karara karşı direniyorduk, arkadaşlarımızla beraber direniyorduk. Çok net hukuksuz bir karar vardı karşımızda ve biz de Meclisin onurunu korumak, halkın iradesini korumak için burada adalet nöbetine başlamıştık. Bizi engellemeye çalışıyorlardı ama biz kuşatıcı ve sabır dolu sloganları haykırıyorduk. “Yaşasın halkların kardeşliği!” diyorduk. “…” (x) “Direnmek yaşamaktır!” diyorduk. “…” (xx)

Şimdi, bu kelimelerin Türkçesi de Kürtçesi de çok güzeldir arkadaşlar. Ben Kürtçesini öğrendim, size de tavsiye ederim, hem öğrenin hem de yaşayın. Ben halkın vekiliyim, beni bu kararlar vekilliğimden aldı, zindana attı. Tam doksan altı gün ben Sincan 2 No.lu F Tipi Cezaevinin zindanındaydım, tecrit altındaydım ama asıl cezalandırılan halktı, ben vekilim, asıl olan halktı. O zindanda ben bu baskılara ve hukuksuzluğa yenilmedim. O zindanı ben bir “Yusuf okulu” olarak gördüm, “Medrese-i Yusufiye” olarak gördüm, bir “Yusuf okulu”, bir “Yunus okulu”, bir “direniş okulu” olarak gördüm. Çok makaleler yazdım orada biliyor musunuz, onlardan birinin adı “Zindanda Özgürleşmek”ti. Neden? Ben çünkü hak, hukuk ve adalet peşindeysem zindanda olsam bile özgürüm ama siz hırs, gurur, kibir ve iktidar peşinde ve mafyayla kol kolaysanız dışarıda olsanız bile zindandasınız. Bunu unutmayın.

Bakın, değerli arkadaşlar, bu tarihî bir hadisedir, tarihî bir yanlıştır ve halkın gücüyle ben tekrar geri döndüm. Şimdi, bakınız, öyle bir şey oldu ki: 90 bin kişinin oyuyla Kocaeli’den geldim ve 84 milyonun vekili oldum. Biz bu yanlışa karşı direndik, direndikçe diriliyoruz. Burada da söylemiştik: “Haklıyız, bundan dolayı güçlüyüz, bundan dolayı kazanacağız ve bundan dolayı da korkmuyorum.” demiştim. İstediğiniz kadar zindanlara atın, başka şeyler yapın, sonunda kadar da bu yolda yürümeye devam edeceğiz. Benim cezalandırılmamın nedeni T24’teki bir yazıydı, bir haber sitesinde herkesin gördüğü, hâlen de yayında olan bir haberi ben “retweet” ettim diye cezalandırıldım ama bakın, başkası cezalandırılmadı ve yerel mahkeme iki buçuk yıl bana ceza verdi. Akıl alacak bir karar değildi, zerre kadar hukuk varsa istinafta bozulur dedim ama o zerre de yokmuş, istinaf da onadı. Ya, herhâlde bir küçücük zerre vardır, Yargıtaya bir bakalım dedik. Yargıtayda da 1’e karşı 4 oyla onandı karar. Yargıtayın bir hâkimi -hakkını yemeyelim, 16 sayfalık bir hukuk manifestosu yazdı, müthiş bir metindir, okuyun lütfen, her okuyan hukukçu böyle söyledi- “Bu karar yanlıştır, bu kişinin hiçbir suçu yok.” diyordu. O hâkim Enis Berberoğlu kararına da itiraz eden hâkimdi çünkü bu karar siyasi bir karardı, yargıyı etkileyen siyasi bir durum vardı ortada. Neden? Çünkü ben birçok ihlale karşı çıkmıştım bu Mecliste. Kürt meselesine, helikopterden atılan Kürtlere, KHK’lilere yapılan soykırıma, cezaevi ihlallerine, işkencelere, insan kaçırmalarına ve en son hepiniz biliyorsunuz, aralık ayında bir konuşma yapmıştım, çıplak aramayı anlatmıştım ve Türkiye gündemi olmuştu, iktidar tüm gücüyle bana hakaretler yağdırmıştı ama başaramamıştı. Herkes burada gelip “Çıplak aramayı ben de yaşadım.” diye anlatmıştı ve sonrasında ne oldu? Aradan sadece bir ay sonra Yargıtay cezamı onadı. İki üç yılda ancak Yargıtayda sırası gelecek cezam bir yıl içinde onanıverdi. Ardından burada biz burada adalet nöbetine başladık, çıktık partimizin grup toplantı odasına, dört gün orada nöbetimize devam ettik. Ben bir sabah namazı vakti -namazını kılan bir insanım, saatimi kurdum- lavaboya gittim ve WC’den çıktım ki ne göreyim? Onlarca Meclis polisi beni kamerayla çekiyor. Ben abdest alacağım, pijamalı, terlikliyim, onlarca polis beni çekiyor. Yani ne yapıyorum?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Devamla) – O an işin doğrusu şöyle bir şey oldu, bakın benim açımdan önemli. Polislere baktım ve dedim ki: Ya, acaba namazımı  iptal mi etsem? Sonra içimdeki ses dedi ki: Hayır, sen namazını kılan bir insansın, polis gördün diye namazını bırakma. Abdestimi aldım, müsaade edin, iki dakika namazımı kılayım, sonra sizinle birlikte gidelim dedim ama o Meclis polisleri kolumdan tutarak beni çekiştirerek götürdüler, darbettiler. Bilmiyorum nasıl yüzüme bakacaklar? O Meclis Başkanı nasıl böyle bir emir verdi? Ve biz karakola gittik ki bizi oraya götürme gerekçesi olan sahte video vardı, güya ben bazı sloganlar atmışım. Bir saat içinde o videonun sahte olduğu ortaya çıktı ama koca Meclis Başkanlığı 10 polise imza attırdığı bir tutanakta sahte bir videoyla hakkı yenmiş bir vekili derdest edip karakola götürtmüştü, üç saat orada pijamayla kaldım ben; terlik ve pijamayla. Bu Meclisin vekiline yapılıyor bu arkadaşlar ve ardından genel merkezimizde devam ettim; on beş gün adalet nöbetine devam ettim ve evimde bekleyemeye başladım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Selamlama yapsın Başkanım.

BAŞKAN – Cezaevi hakkından bir dakika süre daha veriyorum.

Buyurun.

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Devamla) – Evime gelen polisler, bakın, daha önce işkencesini burada anlattığım, ifşa ettiğim bir polis, Abdülkadir Türkyılmaz, 153.482 sicil numaralı bir polisi evime yollamışlar beni gözaltına almak için. Bana darp, hakaret, küfür yaptı ve polis arabasında ona dedim ki, bakın, ben haramilikle halkın vekilliği elinden alınmış bir kişiyim. Yarın, öbür gün hukuk önünde bunun hesabını sorarım. “Bizi tehdit mi ediyorsun?” diye sorduklarında; evet, o iktidarın yok ettiği hukukla sizi tehdit ediyorum. Ben mutlaka bir gün bu Meclise döneceğim ve bunların hesabını soracağım dedim ve cezaevine girdiğimde ne gördüm, biliyor musunuz? Çok önemli bir şey, hani, çıplak aramayı anlatıyordum ya, mahkûm yardım kitapçığı verdiler bana. Daha 1’inci sayfasında “Çıplak aramada iç çamaşırınız indirilip aranabilirsiniz.” yazıyordu. O kadar iktidarın inkâr ettiği çıplak arama orada yazıyordu. Değerli arkadaşlar, bakın, çok önemlidir bu. Ben ne kadar haklı olduğumu cezaevine girdiğim günde gördüm.

Başkanım, bir dakika daha çok önemli bir şey anlatacağım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

METİN NURULLAH SAZAK (Eskişehir) – Yeter Başkan, bu ne ya.

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Devamla) – Ve sonrasında, ben…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Yeter Başkan, on dakika oldu. Sonra söz alsın, konuşsun.

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Devamla) – Ve sonrasında, birçok halkımızdan mektup aldım efendim, yüzlerce mektup aldım.

MEHMET CELAL FENDOĞLU (Malatya) – Ya, bir gün de polis şehidinde, asker şehidinde bulun. Ayıptır!

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Devamla) – Bakın, onların içinde çok önemli bir mektup size okuyacağım.

METİN NURULLAH SAZAK (Eskişehir) – Ne lüzumu var.

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Devamla) –  Yüzlerce destek, sevgi ve umut geldi. Onların içinde sevgili Başkan Selahattin Demirtaş’ın mektubu geldi.

OLCAY KILAVUZ (Mersin) – Şov yapma, şov yapma!

METİN NURULLAH SAZAK (Eskişehir) – Biz sizin ne olduğunu biliyoruz.

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Devamla) – Bahar çiçekleriyle yazmıştı bir kartta bana ve şunu söylüyordu.

METİN NURULLAH SAZAK (Eskişehir) – Başkanım, nasıl olduğunu biliyoruz onun. Kes artık!

OLCAY KILAVUZ (Mersin) – İstismar ediyorsun. Yalan söylüyorsun! İn aşağıya!

 ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Devamla) – Diyordu ki: “Merhaba, değerli Vekilim, tüm kalbimizle yanınızdayız, geçer bugünlerde, geriye onurlu duruş kalır. Milyonların yüreği sizinle atıyor. Bir an dahi bunu unutma, sağlığına dikkat et, hep moralli ol lütfen. Özgür yarınlarda görüşeceğiz.”

MEHMET CELAL FENDOĞLU (Malatya) – Şov yapma, şov yapma!

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Devamla) – Başkana diyorum ki: Sen haklısın milyonlar seninle, canını sıkma. Mutlaka dava arkadaşlarımız da buraya gelecektir.

MEHMET CELAL FENDOĞLU (Malatya) – Şov yapma!

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Devamla) – Hepinize teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

MEHMET CELAL FENDOĞLU (Malatya) – Şehitlerin iki eli yakanda olacak senin.

BAŞKAN – Gündem dışı 2’nci söz, Ankara’nın sorunları hakkında söz isteyen Ankara Milletvekili Yıldırım Kaya’ya aittir.

Buyurun Sayın Kaya. (CHP sıralarından alkışlar)

 

 

 

YILDIRIM KAYA (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; cezaevinde tek kişilik hücrede kalırsanız, hiç kimseyle konuşamazsanız konuşma fırsatınız geldiğinde de yaşadığınız sıkıntıları anlatırsınız.

Hoş geldin Sayın Gergerlioğlu, cezaevinde de ziyaret etmiştim. Buraya yeniden döneceğini de söylemiştim. Hoş geldin aramıza. (HDP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar, Ankara yirmi beş yıl Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı tarafından yönetildi. Yirmi yıldır da yine Adalet ve Kalkınma Partisinin siyasal iktidarı tarafından yönetiliyor. Dünyanın bir başkenti düşünün ki havaalanında metrosu olmasın. Dünyanın bir başkenti düşünün ki kendi içinde yaşadığı sorunları çözemesin. İşte Ankara’nın yirmi beş yıl yerel yönetimlerde yaşadığı sorunların en büyüğü 750 milyon dolar harcayarak çöp olan bir ANKAPARK var. Bu ANKAPARK hâlâ çöp olmaya devam ediyor. ANKAPARK’ın bugünkü değeri 6 milyar 330 milyon lira. Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş seçildikten sonra ANKAPARK’ın 750 milyon dolarının akıbetini aramaya başladığında ne akıbetini bulabildi, ne de parkta yapılanların hesabını sorabildi. Mahkemeye müracaat etti, tespit yapılsın istedi çünkü ANKAPARK da günde 1 milyon lirayla 1,5 milyon lira arasında zarar ediyordu. Mahkeme tutanakları, tespit tutanaklarında 111 milyon 210 bin liralık bugüne kadar zarar oluşturulduğu tespit edildi. Ankara Büyükşehir Belediyesi mahkemeye müracaat etti. Mahkeme 50 milyon lira tazminatla davayı durdurdu yani Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığının talebi ne yazık ki şu anda günde 1 milyon lira ile 1,5 lira arasında zarar eden işletme Ankara Büyükşehir Belediyesine devredilmiyor. Bırakın mahkemelerin elini, özgürce karar versinler. Ankara halkının gasbedilen hakların lütfen geri iade edin.

Ankara Havaalanı’na birçok arkadaşımız gidiyor, ya özel taksiyle gidiyorsunuz ya araçlarınızla. Metroya binip gitmek istemez misiniz? Yok metro. İzmir’de var, İstanbul’da var, dünya başkentlerinin tamamında var ama Ankara'da yok. Yirmi beş yıldır yapılmayan metroyu Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek yapamadı, EGO yapamadı fakat siyasal iktidar “Biz yapacağız.” dedi, iki yıldır buraya bir tek çivi çakılmadı. 1,5 milyon dolar para bulunamadığı için adım atılmıyor. Bırakın, elini kolunu bağlamayın Ankara Büyükşehir Belediyesinin, Ankara Büyükşehir Belediyesi bu sorunu çözsün. Gar-Etlik-Ovacık metrosu duruyor, bir çivi çakılmadı, Koru-Bağlıca-Sincan metrosuna bir tek çivi çakılmadı, yapılmıyor.

19 Mayıs Stadyumu iki yıl önce yıkıldı, çürük raporu verilerek yıkıldı, iki yıl içinde yapılacağı söylendi, yapılmadı. Şimdi de Cebeci İnönü Stadyumu kendi kaderine terk edildi, orası da yıkılma bekliyor. Şimdi, Ankara'nın 2 güzide takımı vardı Süper Lig’de: Gençlerbirliği ve Ankaragücü; 2’si de düştü. Stadı olmayan bir takımın ayakta kalma şansı var mı? Amatör sporcuların spor yapabilecekleri alan yok.

Anıtkabir, Ata’mızın, cumhuriyetimizin timsali. Atatürk’ün yattığı yer ne yazık ki şu anda otomatlarla, yiyecek otomatlarıyla donatılıp orasını bir parka dönüştürmeye çalışıyorlar. Ne yaparsanız yapın, cumhuriyeti kuranlar, cumhuriyetin başkentini Ankara yapanlar Ankara’ya sahip çıkacak, Atatürk’ün Anıtkabir’ine de sahip çıkmaya devam edecek.

Bir başkent düşünün, fuar alanı yok. Akyurt’ta bir fuar alanı yapılacaktı, mahkeme fuar alanının yapımını durdurdu. Ankara Büyükşehir Belediyesi “Verin, fuar alanını yapalım, başkentimize bir fuar alanı kazandıralım, yirmi beş yıldır yapmadığınızı biz yapalım.” diyor ama ne yazık ki buna da izin verilmiyor.

Şehir Hastanesini kurdunuz. Yolları kim yaptı? Ankara Büyükşehir Belediyesi. 365 milyon alacağı var, “Ya paramı ver ya da karşılığında arsa ver.” diyor, ikisini de yapmıyorlar. Borcunuzu ödeyin. Biz borcumuzu ödüyoruz, siz de borcunuzu lütfen ödeyin, halka hizmetin önüne geçmeyin.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayınız efendim.

YILDIRIM KAYA (Devamla) – Ankara’da Kalecik’te bir baraj yapıldı, Koyunbaba Barajı. Bu baraj, Kalecik köylülerinin arazisi istimlak edilerek yapıldı ama bu barajın yüzde 30’undan Kalecik halkı, yüzde 70’inden Çankırı halkı yararlanıyor. Peki, niye Çankırı’ya yapmadınız da Kalecik’e yaptınız? Kalecik’te istimlak edilen arazilerin… Köylüler şimdi perişan, hangi hâldeler biliyor musunuz? Dün 200 dekarlık arazi yandı, kül oldu. Bu çiftçilerin hâlini hiç kimse bilmiyor.

Meclisten baktığınızda Dikmen yokuşunda Keklikpınarı’nda ucubeler görürsünüz, baz istasyonları görürsünüz; üç mahalleyi ilgilendiriyor. Daha önce kenarda bir yerdi, şimdi şehrin ortasında kaldı. “Gelin, kaldırın bunları.” diyoruz, bunlar da kaldırılmıyor.

Siteler esnafı kan ağlıyor. Bilirsiniz, Türkiye’nin göz bebeğiydi, Ankara’nın da göz bebeğiydi. Siteler’de yangında esnaf zararını alamıyor, neden biliyor musunuz? Sigorta yapılmıyor. Sigorta şirketleri diyor ki: “Burada risk yüksek, sigorta yapamayız.” Zaten risk yüksek olmasa niye sigorta primi ödesin ki vatandaş?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

YILDIRIM KAYA (Devamla) – Son, bir okulla ilgili bir tek cümle söyleyeceğim, otuz saniye.

BAŞKAN – Sayın Kaya, lütfen selamlayın.

YILDIRIM KAYA (Devamla) – Değerli milletvekilleri, bundan dört ay önce, Sayın Recep Tayyip Erdoğan tarafından, yapımı tamamlanmayan okullar açıldı ama Ankara’da yaklaşık 156 okulun teslim edilme dönemi geçti, hâlâ teslim edilmedi. Eylülde yüz yüze eğitim öğretim yapacaksınız, hangi yüzle yapacaksınız? Okul yok, derslik yok. Gelin, zaman varken okulları tamamlayın, eğitim öğretime açın. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Kaya.

Gündem dışı üçüncü söz Kurban Bayramı münasebetiyle söz isteyen Kahramanmaraş Milletvekili İmran Kılıç’a aittir.

Buyurun Sayın Kılıç. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

 

 

 

 

 

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, aziz milletimiz; hepinizi saygı, sevgiyle selamlıyorum. Salı günü, ilk günün idrak edeceğimiz Kurban Bayramı’mızı tebrik ediyor, bayramın hayırlara vesile olmasını diliyorum.

Neşe, sürûr, birlik günü

Tarihlere iner dünü

Âlemin büyük düğünü

İşte geldi, bayramımız

Gitsin tasamız, gamımız

Gönlümüze verdi sefâ

Gösterelim, biz de vefâ

Yılda gelir, iki defa

İşte geldi, bayramımız

Gitsin tasamız, gamımız

O’nu bildirendir Resûl

Hak’tan bize çifte ödül

Mevlâ’nın boyadığı gül

İşte geldi, bayramımız

Gitsin tasamız, gamımız

Gökten melekler inerler

Tâatimizi anarlar

Ecr-i atâya banarlar

İşte geldi, bayramımız

Gitsin tasamız, gamımız

Gecesini ihyâ edin

Kalbinize mahyâ edin

Ukbâya ölmeden gidin

İşte geldi, bayramımız

Gitsin tasamız, gamımız

Sevinin ve sevindirin

Sevgiyi gönle indirin

Dostluk bahçesine girin

İşte geldi, bayramımız

Gitsin tasamız, gamımız.

Sevgi, saygı, bir sel olsun

Acılar, tatlı bal olsun

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Helal olsun.

İMRAN KILIÇ (Devamla) – Her günümüz seyran olsun

İşte geldi, bayramımız

Gitsin tasamız, gamımız

Ey kardeşim, kıymetin bil

Bu günler, başka gün değil

Rahmet coşup, olmuş sebil

İşte geldi, bayramımız

Gitsin tasamız, gamımız

İşte geldi, bayramımız

Bu en büyük seyranımız

Bayramlar, topyekûn, büyük küçük, kadın erkek el birliğiyle kutladığımız mübarek günlerdir. Bayramlarda birlik, kardeşlik, yardımlaşma, dayanışma, sevgi, saygı, barış esastır; kin, nefrete yer yoktur.

Yılda 2 dinî bayramımız ayın zamanda 2 millî bayramlarımızdandır. Ramazan Bayramı üç gün, Kurban Bayramı dört gündür. Kurban Bayramı aynı zamanda hac ibadetinin de eda edildiği günlerdir. O yüzden bu günlere teşrik günleri denir. Kurbanımızı Allah için kesmeli ve paylaşmalıyız. Kurbanımızı paylaşalım ki kardeşliğimiz artsın. Netice itibarıyla kurbanlar aynı zamanda besicilik, vesaire silsileyle iktisadi bir hareketliliğe de neden olmaktadır.

Bayram günlerinde ziyaretleşmeye giderken trafik kurallarına riayet etmeli, bayram günlerimiz figan günlerine dönüşmemelidir çünkü bu kurallara riayet etmediğimizde bunda kul hakkı da vardır.

Yine, bayram günlerinde ziyaretleşmelerimizde bulaşıcı hastalığın geçmediğini hâlâ kapımızda olduğunu bilerek ve düşünerek bilim adamlarının ve uzmanların belirlediği kurallar çerçevesinde bayramlaşmalıyız ve o kuralları asla ihmal etmemeliyiz.

Bu duygularla Kurban Bayramı’nızı tebrik ediyor, bayramın hayırlara vesile olmasını diliyor, hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum. (AK PARTİ ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi, sisteme giren sayın milletvekillerine yerlerinden birer dakika süreyle söz vereceğim.

Sayın Taşkın…

 

 

ALİ CUMHUR TAŞKIN (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Seçim bölgem Mersin Aydıncık ilçemizde, 15 Temmuz sabah saatlerinde henüz bilenmeyen nedenlerle orman yangını çıkmıştır. Kötü hava şartları, nemin yüzde 20’nin altına inmesi, sıcaklığın 35 derecenin üzerine çıkması, rüzgârın şiddetli esmesi ve arazinin kırık olması nedeniyle yangın kısa sürede yayılmıştır ancak yangına kısa sürede ulaşılmasıyla yangına erken müdahale edilmiştir. Bu olumsuzluklara rağmen çok şükür bir can kaybı olmamıştır, yangın bugün kontrol altına alınarak soğutma işlemleri devam etmektedir.

Yangınla mücadelede çok büyük özveriyle çalışan orman işçilerimize, orman mühendislerimize, Orman teşkilatımıza, yangına müdahalede destek veren vatandaşlarıma teşekkür ediyorum. Mersinli hemşehrilerimize, Orman teşkilatımıza ve milletimize “Geçmiş olsun.” diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Durmuşoğlu…

 

 

MÜCAHİT DURMUŞOĞLU (Osmaniye) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Kıbrıs Barış Harekâtı’nın 47’nci yıl dönümünde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin 20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı’nı kutluyorum.

Tarihten silinmek istenen bir halkın yeniden doğuşunun, yeniden şahlanışının adı olan Kıbrıs Barış Harekâtı bir dönüm noktasıdır. Elli yılı aşkın bir süredir eşitlik mücadelesi veren Kıbrıs Türkünün sabır ve dirayetinin dünyada bir başka örneği yoktur. Hiçbir güç Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Bayrağı’nın adada ebediyen dalgalanmasına engel olamayacaktır. Asırlara dayanan tarihî bu dava uğrunda atılacak tüm adımlarda bir an dahi olsun tereddüt etmeyiz. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde, kendi haklarımızı nasıl savunuyorsak Kıbrıs Türklerinin de adadaki ve bölgedeki çıkarlarını aynı kararlılıkla savunmaya devam edeceğiz.

Sözlerime son verirken başta tüm şehitlerimiz olmak üzere dönemin Başbakanı Bülent Ecevit’i, Başbakan Yardımcısı Sayın Necmettin Erbakan’ı, Kıbrıs’ın kurucu lideri Sayın Fazıl Küçük’ü ve Rauf Denktaş’ı rahmetle yâd ediyor, Genel Kurul saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Şeker…

 

 

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Depreme Karşı Alınabilecek Önlemlerin ve Depremlerin Zararlarının En Aza İndirilmesi İçin Alınması Gereken Tedbirlerin Belirlenmesi Amacıyla kurulan Meclis Araştırması Komisyonunun hazırladığı rapor dün Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına sunuldu. Yüz yirmi sekiz saat süren 18 toplantıyla Komisyon, ilgili kurum yetkilileri, STK temsilcileri ve akademisyenlerden oluşan 98 kişiyi dinledi, 1.916 sayfa tutanak tutuldu, ilgili kurum ve kuruluşlardan 80 rapor alındı. İzmir ve Elâzığ illerinde yaşanan deprem sonrası çalışmalar ile Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığında yürütülen projeler yerinde incelendi. Bu çalışmalara katkı veren komisyon üyesi milletvekili arkadaşlarımıza konuyu partilerüstü görerek verdikleri katkılardan dolayı teşekkür ediyorum. Hazırlanan raporun yaşanacak depremlerden önce alınacak önlemlere katkı sağlayacağını temenni ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Karahocagil…

 

 

 

 

MUSTAFA LEVENT KARAHOCAGİL (Amasya) – Teşekkür ediyorum Başkanım.

Dünyadaki tüm ülkelerde muhalefet partileri “Neden yapmadın?” diye iktidarları eleştirirler; bizim ülkemizde tam tersi. “Niye yapıyorsun? Yapma, yıkarız, durdururuz.” diye müteahhitleri tehdit ediyorlar, müteahhit cevap veriyor: “Çok da tın.” Duble yollardan yolları kısaltan, konfor sunan tünellere; havalimanlarından şehir hastanelerine; KYK yurtlarından adliye saraylarına; hızlı trenlerden metrolara; Marmaray’ından Avrasya Tüneli’ne; dünyanın en görkemli köprüleri Yavuz Sultan Selim, Osman Gazi, Çanakkale köprülerini yap, hizmete sok, muhalefetten karşılık “Niye yapıyorsun?”

Bir muhalefet düşünün ki savunma sanayisini yüzde 20’lerden yüzde 75’lere çıkarmış hükûmeti eleştiriyor, küçük görüyor. Kendi savaş uçağını, kendi helikopterini ve bunların motorlarını yapıyor, geliştiriyorsun, dünyanın ilk SUV otomobilini yapıyorsun muhalefet bunları bir türlü görmüyor, 10 ton saman, 20 ton…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Taşlıçay…

 

 

NEVİN TAŞLIÇAY (Ankara) – Sayın Başkan, şehirlerin gelişmişlik düzeyini gösteren önemli faktörlerden birisi de toplu taşıma sisteminin gelişmiş olmasıdır. Toplu taşıma ağının yaygınlığı, bu ağlarda hizmet veren araçların konforu; şehir hayatını kolaylaştıran, bu hayata kalite katan ve ekonomik gelişmeyi hızlandıran unsurlardır. Garları, havaalanlarını, limanları şehir merkezine bağlayan güzergâhlarda toplu taşıma araçlarının yaygın olması bir şehrin ekonomisini ve turizmini de olumlu yönde etkileyecektir. Avrupa’da pek çok şehrin merkezi havaalanına raylı toplu taşıma sistemiyle bağlanırken başkentimiz Ankara’da böyle bir hizmet maalesef henüz hayata geçirilememiştir. Bu hizmet Ankara’mızın prestiji açısından önemli olduğu gibi 2021 Avrupa Raylı Sistemler Yılı’nda bu projenin ivedilikle hayata geçirilmesi ise ayrıca anlamlı olacaktır.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Girgin…

 

 

SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Muğla Milas’ta İkizköylüler bu sabaha ağaçlarının kesilmesiyle uyandılar. Muğla ili Milas ilçesi İkizköy Mahallesi’nin Akbelen mevkisindeki 740 dönümlük ormanlık alandaki ağaçlar İkizköy halkının tüm itirazına rağmen kesilmeye başlandı. En az yüz yıllık kızılçam ağaçlarının bulunduğu bölgede 30 ağaç kesildi. Köylülerimiz 2 dava açarak yaşam alanlarını koruma mücadelesi veriyorlar. Davalarda bilirkişi keşif kararı verilmesine ve İkizköy halkının iki yıldır mücadele etmesine rağmen Orman Genel Müdürlüğü yetkililerinin ormana kesim için girmeleri hukuksuzdur, kabul edilemez. Ağaçların kesilmesi ne ahlaka ne vicdana ne de hukuka uygundur. Eski bir maden işçisi olarak söylüyorum: Bölge halkına, doğaya, sağlığa rağmen madencilik yapılamaz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Gaytancıoğlu…

 

 

OKAN GAYTANCIOĞLU (Edirne) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Tüm kamu emekçilerini doğrudan, ülkedeki diğer çalışanları ve emeklileri ise dolaylı olarak ilgilendiren 2022-2023 yıllarına ilişkin toplu sözleşme görüşmeleri 2 Ağustos 2021’de başlayacak. Yandaş sendikayla Hükûmet arasında birinin çalıp birinin oynayacağı görüşmelerin kamu emekçilerinin gözünde bir değeri yoktur. Daha önce olduğu gibi göstermelik enflasyon rakamları üzerinden yapılan pazarlıklar ve anlaşmalar geçersizdir. Onurlu sendikalar ve sendikacılar bu orta oyununda figüran olmak yerine emekçilerin sendika özgürlüğü, grev ve toplu sözleşme hakkı, mali ve sosyal hakları için verdiği mücadelesini tüm baskılara rağmen sürdürecektir. Türkiye’de AKP’li yıllarda çalışanlar hak kaybına uğradı, yoksullaştı, iş kazalarında öldürüldü; vahşi kapitalizmin zirvesi AKP’dir. Şimdi, önümüzde başlayacak görüşmelerde kamu emekçilerine ve emeklilere hak ettikleri, geçmiş yıllardaki kayıplarını ortadan kaldıracak…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Ceylan…

 

 

ÖZGÜR CEYLAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, sözüm ona cari açığı azaltma ve tasarrufları artırma gerekçesiyle başlatılan kredi kartına taksitli cep telefonu satış yasağı küçük esnafı perişan etti. Yasağa rağmen talep artarak devam ederken büyük elektronik mağazaları internet mağazacılığı üstünden kredi kartına taksitli satış yapıyor, GSM operatörleri faturaya yansıtarak taksitlendirmeye devam ediyor, bazı AVM’lerse mobil banka şubeleriyle vatandaşı kredi kullanmaya yönlendiriyor. Yüksek faizle tüketici kredisi kullandırılan vatandaş ve iş yerinde bu olanağa sahip olamayan küçük esnaf bu uygulama nedeniyle mağdur ediliyor. Sonuçta, esnafın işleri yasağın ilk uygulandığı günden bu yana yüzde 50 azalmış durumda. Kazanan bankalar ve sektörün devleri, kaybedense tüketiciler ve esnafımızdır. Sorun, 2 Temmuzda yayınlanan yönetmelikteki gibi 3 taksitle çözülemez, yeni bir düzenleme yapılması şarttır.

BAŞKAN - Sayın Fendoğlu…

 

 

MEHMET CELAL FENDOĞLU (Malatya) - Teşekkür ederim Başkanım.

Dostluğu, sevgiyi ve geleceği, aşımızı, ekmeğimizi, soframızı, hüznümüzü, acımızı, yalnızlığımızı paylaştığımız, birlik ve beraberliğimizi, kardeşlik ve dostluğumuzu en sıcak şekilde hissedeceğimiz bu mübarek Kurban Bayramı’nda kâinatın yaratıcısı ve âlemlerin Rabb'i, bağışlayıcı ve acıyıcı Yüce Allah tüm dualarınızı kabul etsin. Mübarek Kurban Bayramı’nızı tebrik eder, kayısı tadında mutluluklar dilerim.

Teşekkür ederim. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Bereketli olsun.

Sayın Göker…

 

 

MEHMET GÖKER (Burdur) – Sayın Başkanım, herkesin malumu olduğu üzere, küçük esnaf ve yerli üretici ciddi ekonomik sıkıntılar yaşamakta. Girdi maliyetlerinde özelliklede yem fiyatlarındaki artış sebebiyle ekonomik dengesini buzağı desteklemelerine bağlayan çiftçimiz yayımlanan tebligatla bir kez daha mağdur edilmiştir. Buzağıların küpeletilmesi, ıslah sistemine kaydı, programlı aşılama gibi işlemlerden yetiştiricilerin sorumlu tutulduğu tebliğ, Bakanlıkça acilen üreticilerimizin lehine güncellenmeli ve üreticilerimizin buzağı desteklemelerinden faydalanması sağlanmalıdır.

BAŞKAN – Sayın Sümer…

 

 

ORHAN SÜMER (Adana) - Teşekkür Ediyorum Başkan.

Emeklilerimizin bayram ikramiyelerinin 2 bin TL’ye çıkarılmasına yönelik partimizin teklifi Plan ve Bütçe Komisyonunda torba kanun görüşmeleri esnasında iktidar tarafından reddedildi. Sabit gelirleri yüksek enflasyon karşısında her geçen gün daha fazla eriyen emeklilerimizin, bırakın bayram öncesi bayram hazırlığı yapmalarını normal zamanda dahi artık mutfak masraflarını kısmak zorunda kaldıkları bir ortamda vatandaşlarımızla dalga geçer gibi porsiyonlarını küçülterek tasarruf yapmaları önerilebiliyor. İktidarın görevi, vatandaşın daha bankadan çekerken eriyen maaşından nasıl tasarruf edeceğini önermek değil onları enflasyona ezdirmeyecek politikaları hayata geçirmektir. Tasarruf söz konusu olacaksa kendileri için yaptırdıkları saraylardaki lükslerinden tasarruf etseler emekliler için ikramiye zammını ödeyecek para da bulunabilirdi.

BAŞKAN – Sayın Çakır…

 

 

SAMİ ÇAKIR (Kocaeli) – Sayın Başkan, kurban, hem maddi hem manevi olarak yakınlığı, yakınlaşmayı ifade etmektedir. İnanç dünyamız, Hazreti İbrahim ile oğlu İsmail arasındaki itaat ve teslimiyeti anlatırken kurbanın sembolize bir yanını dile getirir. Kurban, sadece Allah’a ve onun adına kurban olmanın, kurban etmenin ifadesi olarak belirlenmiş bir zaman diliminde bayram coşkusu, kardeşlik havası, dayanışma kültürünün yaygınlaştırılmasına zemin hazırlayarak duygu dünyamıza canlılık getirir. Bütün varlığını gerektiğinde Allah için feda etmeye hazır olduğunun bir nişanesi olarak arife günü teşrik tekbirleriyle başlayan hazırlık bayram namazıyla kalplerin sürur bulduğu, kesilen kurbanların ardından bayram neşesi ve coşkusuyla kardeşliğin zirve yaptığı bir heyecan, kabir ziyaretleriyle yaşam ile ölüm arasındaki yakınlığın tefekkürüyle hayata bakışın şekillendiği günlerdir bayram günleri.

Milletimizin ve İslam âleminin bayramını tebrik ediyor, insanlığa hayırlar getirmesi temennisiyle Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Tarhan…

 

 

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, üretimin ve teknolojinin merkezi Kocaeli’de bu çağda elektrik kesintisi yaşanıyor. Kocaeli’nin ilçelerinde elektrikler kesiliyor, saatlerce gelmiyor. Sanayide üretim saatlerce duruyor, hem üretici hem vatandaş mağdur oluyor. İktidar “Uçan araba yapacağız.” diyor, Kocaeli’de sürekli elektrikler kesiliyor. Yıllardır elektrik kesintileri sorunu çözülmedi. “Uzaya gideceğiz, uçan araba yapacağız.” hayalleri satacağınıza önce vatandaşın elektrik sorununu çözün. Bu mağduriyet bir an önce giderilmeli ve bu bölgenin elektrik kesintisi sorunu acil olarak çözülmelidir.

BAŞKAN – Sayın Ekinci…

 

 

 

SEMİHA EKİNCİ (Sivas) – Teşekkür ediyorum Kıymetli Başkan.

Selçuklu’nun kalbi, Osmanlı’nın vicdanı, cumhuriyetin aklı, Millî Mücadele’ye yüz sekiz gün ev sahipliği yapan sultan şehrimiz Sivas’ımızda, 4 Eylül 1919’da Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün Başkanlığında toplanılarak “Millî sınırlar içinde vatan bölünmez bir bütündür, parçalanamaz. Manda ve himaye kabul edilemez.” gibi önemli kararların alındığı Sivas Kongresi’nin 102’nci yıl dönümünü kutlayacağız. Bu vesileyle, 4 Eylül 2021 tarihinde, Sivas Kongresi’nin 102’nci yılında tüm vatandaşlarımızı ve kıymetli milletvekillerimizi sultan şehrimiz Sivas’ta ağırlamaktan onur duyacağız.

Ayrıca, 20 Temmuzda Moldova temsilci Petrocub’la UEFA Avrupa Konferans Ligi’nde karşılaşacak olan Sivas’ımızın göz bebeği Demir Grup Sivasspor’umuza da başarılar diliyor, tüm vatandaşlarımızın Kurban Bayramı’nı tebrik ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Topal…

 

 

 

 

SERKAN TOPAL (Hatay) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Az önce, kürsüde, AK PARTİ’li hatip Sayın İmran Kılıç çocukken okuduğumuz bir şiiri okudu, hatta dedi ki: “İşte geldi bayramımız/Gitsin tasamız, gamımız.” “İşte” demekle gitmiyor Sayın Kılıç. Bakın, sayenizde esnaf kredisini ödeyemiyor; çiftçi elektriğini ödeyemiyor, mazotunu alamıyor; memur kredi kartını ödeyemiyor; emekli bu bayramda torununa harçlık veremeyecek, veremiyor; işsiz iş bulamıyor iktidar sayesinde; atanamayanlar intihar ediyor; vatandaş evine ekmek götüremiyor; siz de temennide bulunuyorsunuz. Sayenizde şu anda bayram gamsız geçmiyor, tasasız geçmiyor, maalesef hüzünlü geçiyor. Gelin, birlikte bayramda emeklimizi sevindirelim, memurumuzu sevindirelim diyoruz ama siz hep reddediyorsunuz. Diğer AK PARTİ’li milletvekili duble yollardan bahsediyor, vatandaş evine ekmek götüremiyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Kenanoğlu…

 

 

 

ALİ KENANOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, bugün cumartesi. Bir cumartesi insanı olarak sesleniyorum: Kayıplarımızı istiyoruz.

Gözaltında kaybetme suçuyla yüzleşilmesi, hesaplaşılması ve adaletin sağlanması için yürüttüğümüz mücadele bugün 851’inci haftasında. Bilindiği gibi, 700’üncü haftasında “Beni bul anne.” diyerek her zamanki rutinimizde yaptığımız Galatasaray’daki buluşmamız, İçişleri Bakanının talimatı ve Beyoğlu Kaymakamının hukuka aykırı kararıyla engellendi, belgelenmiş kötü muamele ve işkenceye maruz kaldık, kayıplarımızla buluşma mekânımız Galatasaray bize yasaklandı; yetmedi, 700’üncü haftamızda “Beni bul anne.” demek iki buçuk yıl sonra suç sayılarak hakkımızda dava açıldı. Davanın ilk duruşması 25 Mart 2021 tarihinde görüldü. 12 Temmuz 2021 tarihinde görülen ikinci duruşmada davaya yeni atanan hâkim vardı. Hâkimin sanıklara ve savunma avukatlarına yönelik tutumu, davanın hukuka uygun yürümeyeceği konusunda şüphelerimize neden oldu. 851’inci haftamızda, gözaltında kaybedilen evlatlarımızı, kardeşlerimizi, annelerimizi, babalarımızı ararken karşılaştığımız hukuksuzluk…

BAŞKAN – Sayın Erel…

 

 

AYHAN EREL (Aksaray) – Teşekkürler Başkanım.

Aksaray ilimizin Hamidiye-Alaca beldesi, belde statüsü kaldırılarak 2009’da Aksaray mahallesi hâline gelmiştir. 93 harbinde topraklarından kopan Kırımlı soydaşlarımız Abdülhamit Han tarafından buraya yerleştirilmiş ve yerleşim yerine Abdülhamit Han’dan dolayı “Hamidiye” adı verilmiştir. Bu tarihten itibaren bu insanlar vatanına, bayrağına sevdalı, kanunlara saygılı bir şekilde hayatlarını devam ettiriyorlar. Bu vatandaşlarımız yıllardır kullandıkları arazilerin bir kısmını kadastro uygulaması sırasında adlarına tapuya kayıt yaptırmamışlardır ancak bunlar yıllardır zilyetliğinde olup evlerinin müştemilatları o arazilerin üzerindedir. Şimdi ise bu taşınmazlar ihale yoluyla satışa çıkarılmıştır. Hamidiye-Alacalı hemşehrilerimizin bu bedelle bu taşınmazları alma imkânları yoktur. İlgili kurumları vatandaşlarımızın mağdur olmaması için göreve davet ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Antmen…

 

 

 

ALPAY ANTMEN (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Öncelikle salı günü idrak edeceğimiz Kurban Bayramı Mersin ve tüm halkımıza kutlu olsun diyorum.

Bu arada, bugün Mersin’de Toroslar ilçemizde bir iş yerinde yangın çıktı ve iki Suriye vatandaşı yanarak maalesef hayatını kaybetti. Allah rahmet eylesin dileklerimi iletiyorum ama şu var önemli olarak: Milyonlarca kayıtlı, kayıtsız Suriyeli Türkiye’de hiçbir kısıtlama olmadan dolaşırken şimdi de sınırlarımız açıldı; Afganlar oluk oluk, öbek öbek Türkiye’ye giriyorlar. Sınırlarımızı korumamız gerekiyor, vatandaşımızı korumamız gerekiyor. İddia odur ki aynı zamanda birçok Suriyeli şimdiden Türk vatandaşlığına geçiriliyor. Ben tüm sorumluları daha duyarlı olmaya, vatanımıza, ülkemize ve vatandaşlığımıza sahip çıkmaya çağırıyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Gülüm…

 

 

 

ZÜLEYHA GÜLÜM (İstanbul) – Cumartesi İnsanları yıllardır kayıpları için, faili belli cinayetlerin aydınlatılması için, yakınlarının kemiklerini bulmak için, bir mezar taşı için mücadele ediyor. Cumartesi İnsanlarının mücadelesi bu ülkenin demokrasisi için, özgürlüğü için. Katliamlarla, faili belli cinayetlerle yüzleşmeyen, hakikatleri açığa çıkarmayan bir ülkenin geleceğinin aydınlık olması da mümkün değil. Buna rağmen katilleri yargılamayanlar, faili belli cinayetleri açığa çıkarmayanlar Cumartesi İnsanlarının mücadelesini yargılamak istiyor. Cumartesi insanlarının mücadelesi yargılanamaz, mücadeleleri mücadelemizdir.

BAŞKAN – Sayın Özkan…

 

 

HACI ÖZKAN (Mersin) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Milletimizi manevi iklimiyle saran, ortak bir ruh olan, kaynaştıran ve kucaklaştıran bir Kurban Bayramı’nı daha hep birlikte karşılamanın mutluluğu ve heyecanı içindeyiz. Bu anlamlı günlerde küskünlükleri ve kırgınlıkları bir kenara bırakıp kucaklaşmalı, yardımlaşma ve dayanışmayı arttırarak kardeşlik duygularımızı güçlendirmeli, bayramımızı manevi ruhuna uygun olarak yaşamalıyız. Bu bayramda nasıl ki ailemizin yanında olacak isek aynı şekilde eşsiz fedakârlıklarını daima hissettiğimiz aziz şehitlerimizin ailelerini ve çocuklarını ve kahraman gazilerimizi hatırlayarak onların yanında olmalıyız. Bu duygularla aziz milletimizin ve İslam âleminin Kurban Bayramı’nı en içten dileklerimle kutluyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Tutdere…

 

 

ABDURRAHMAN TUTDERE (Adıyaman) – Teşekkür ederim Başkanım.

Dünyanın 8’inci harikası Nemrut Dağı Millî Parkı başta olmak üzere çok sayıda tarihî ve doğal güzelliğe ev sahipliği yapan Adıyaman on dokuz yıllık AK PARTİ iktidarı döneminde turizm yatırımlarından hak ettiği desteği görmedi. İktidar diğer konularda olduğu gibi turizm konusunda da ilimize verdiği sözleri yerine getirmedi. İlimizin en önemli turizm yatırımlarından biri olan panorama müzesi 2018 yılında yatırım programına alınmış olmasına rağmen bir türlü yapılamadı. Yakın zamanda kamuoyuna açıklanan Adıyaman detaylı yatırım programına baktığımızda müze için ödenek ayrılmadığını görmekteyiz. Buradan, Turizm Bakanlığına unuttukları müzeyi hatırlatmak istiyorum. Sayın Bakan, Adıyaman’da Panorama üzesi yapılmadan GAP bölgesi turizm tanıtım projesi olan Mezopotamya Projesi’nin başarılı olma ihtimali yoktur. Bakanlığı göreve davet ediyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Klavuz…

 

 

OLCAY KILAVUZ (Mersin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Büyük Türk milletinin geleceğini sağlam eğitim temelleri üzerinde gören Gazi Atatürk, 15-21 Temmuz 1921 tarihinde Ankara’da, Millî Mücadele’nin zorlu şartları altında eğitim neferleriyle birlikte Maarif Kongresi’ni icra etmiş, Kongre’deki konuların mihverini millîlik duygusu oluşturmuştur. Bu duygu yüz yıl sonra aynı ruh ve heyecanla TÜRK EĞİTİM-SEN tarafından tekrar yaşatılmıştır. 100’üncü yılında II. Maarif Kongresi, Türk eğitiminin ihtiyaçlarıyla küresel ve bölgesel gelişmeler dâhilinde Türk aslının gereği olan eğitimli insan hedefinin nasıl yakalanacağına dair yol haritası hazırlamayı, 2023’e doğru devletimize ve milletimize hizmet yolunda Türk tarihine not düşmeyi amaçlamıştır. Maarif ordusu olarak Başöğretmen Atatürk’ün mirasına sahip çıkan TÜRK EĞİTİM-SEN Genel Başkanımız Talip Geylan’a, şahsında kongreye değerli görüşünü sunan akademisyen, öğretmen ve eğitim çalışanlarına teşekkürlerimi sunuyorum.

Saygılar sunarım.

BAŞKAN - Şimdi, Sayın Grup Başkan Vekillerinin söz taleplerini karşılayacağım.

Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkan Vekili Sayın Erkan Akçay.

Buyurunuz Sayın Akçay.

 

 

 

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Önümüzdeki hafta 20 Temmuz Salı günü mübarek Kurban Bayramı’nı idrak edeceğiz. Kurban Bayramı’nın bütün milletvekillerimize, Türkiye Büyük Millet Meclisi çalışanlarına, aziz milletimize, İslam âlemine mübarek olmasını diliyorum ve kutluyorum. Mübarek Kurban Bayramı’nın kardeşliğimizi, dostluğumuzu tazelemesini diliyorum.

Sayın Başkan, bundan yüz yıl önce 15-21 Temmuz 1921 tarihleri arasında Ankara’da tertip edilen I. Maarif Kongresi’nin tarihimizde çok önemli bir yeri vardır. I. Maarif Kongresi, okul ve öğrenci mevcudunu tespit etmek, bu konuda yapılması gereken çalışmaları belirlemek ve eğitime millî bir yön vermek maksadıyla toplanmıştır. Kongre, işgalci Yunan kuvvetleriyle yapılan Eskişehir-Kütahya Muharebeleri sürerken zor savaş koşullarına rağmen toplanmıştır. I. Maarif Kongresi, istikbalin istiklal kadar önemli olduğunun ispatıdır. Gazi Mustafa Kemal Atatürk bir günlüğüne dahi olsa cepheden gelmiş, Kongre’nin açılış konuşmasını yaparak cumhuriyetin eğitim politikalarının ufkunu çizmiştir. Atatürk’ün gözünde Türk Millî Mücadelesi, sırf askerî mahiyette, düşmanı vatan topraklarından kovmayı tek amaç bilen bir hareket değildi; zaferden sonra yapılması gereken işler, bağımsızlık savaşı kadar önemliydi.

Türk Eğitim Sendikası, I. Maarif Kongresi’nin 100’üncü yılında, 14-16 Temmuz 2021 tarihlerinde II. Maarif Kongresi’ni düzenlemiştir. I. Maarif Kongresi’nin 100’üncü yılında aynı ruh ve heyecanla İkinci Mecliste toplanan Kongre’de, Türk eğitiminin ve bilim hayatının yol haritası çizilmiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Başkan Vekili.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – II. Maarif Kongresi’nde farklı konu başlıklarında 12 tematik panel düzenlenmiş, eğitim sistemimizin dününün, bugününün ve yarının muhasebesi ve muhakemesi yapılmıştır. Millî Eğitim Bakanı Sayın Ziya Selçuk’un da Kongre’ye katılımı gerçekleşmiştir. Kongre’nin düzenlemesinde emeği geçen başta Türk Eğitim Sendikası Başkanı Sayın Talip Geylan olmak üzere, organizasyonda emeği geçenleri, kıymetli fikirleriyle katılım sağlayan konuşmacıları tebrik ediyor, benzer etkinliklerin yaygınlaştırılmasını temenni ediyoruz.

Sayın Başkan, Judo Millî Takımı’nda yer alan Manisa Büyükşehir Belediyesporlu sporcularımız 17 Temmuz-18 Temmuz 2021 tarihlerinde uluslararası organizasyonlarda mücadele edecektir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Ümit Millî Takımı’nda yer alan millî sporcularımız Zilan Ertem ve Mehmet Şahin Ertem Romanya’nın başkenti Bükreş’te, Genç Millî Takımı’nda yer alan millî sporcumuz Berke Çırpan da Çekya’nın başkenti Prag’da ülkemizi temsil edecektir. Millî judocularımıza ve uluslararası müsabakalarda mücadele verecek olan tüm sporcularımıza şimdiden başarılar diliyoruz.

Ayrıca, Japonya’nın başkenti Tokyo’da 23 Temmuz-8 Ağustos tarihlerinde düzenlenecek 32’nci Yaz Olimpiyat Oyunları’nda mücadele edecek millî sporcularımız, antrenörler ve yöneticilerden oluşan kafile 16 Temmuz 2021’de Japonya’ya gitmiştir. Ülkemiz 18 branşta toplam 108 sporcuyla temsil edilecek. Türkiye 2012’den bu yana 108 sporcuyla tarihinin en fazla olimpiyat katılımını gerçekleştirecektir. Millî sporcularımıza, yönetim ve teknik ekibe şimdiden başarılar diliyoruz.

Sayın Başkan...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Tamamlayayım.

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, bugün Türk dünya mimarlık tarihinin en büyük isimlerinden birisi olan Mimar Sinan’ın vefatının 433’üncü yıl dönümüdür. Mimar Sinan, doksan dokuz yıllık ömründe 81 cami, 51 mescit, 55 medrese, 26 dârülkurrâ, 17 türbe, 17 imarethane, 3 hastane, 5 su yolu, 8 köprü, 20 kervansaray, 36 saray, 8 mahzen ve 48 hamam olmak üzere 375 eser inşa etmiştir. Mimar Sinan, mesleğindeki ilerlemeyi çıraklık, kalfalık ve ustalık olmak üzere 3 döneme ayırmış, çıraklık döneminde Şehzade Camisi’ni, kalfalık döneminde Süleymaniye Camisi’ni, ustalık döneminde ise Selimiye Camisi’ni inşa etmiştir. Mimar Sinan, sadece inşa ve imar etmemiş, taşın ve toprağın ruhuyla bütünleşerek bir sanat icra etmiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sinan, atalarımızın estetik kabiliyetlerinin en güzel örneği Türk kültür mirasını günümüze taşıyan muhteşem bir köprüdür. Mimari, bir medeniyetin zenginliğinin en temel göstergelerinden birisidir. Asırlar boyunca büyük medeniyetler inşa eden, devletler kuran Türk milleti bağrından Koca Sinan, Sedefkâr Mehmed Ağa, Mimar Kemaleddin gibi çok sayıda usta mimarlar çıkarmış ve çıkarmaya devam edecektir. Bu sebeple bugün Mimar Sinan ismi sadece fakülte, okul, cadde, mahalle ismi olarak kalmamalı, Türk mimarisinin pusulası ve mühendislerin hocası olarak istifade edilmelidir. Bu vesileyle  vefatının yıl dönümünde eserleriyle kültür ve medeniyetimizin yücelmesine katkı sunan Mimar Sinan’ı rahmet ve şükranla anıyoruz.

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz.

İYİ Parti Grup Başkan Vekili, Kocaeli Milletvekili Sayın Lütfü Türkkan.

Buyurunuz Sayın Türkkan.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Başbakan Yardımcısı, Ekonomi ve Enerji Bakanı Erhan Arıklı Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin ismiyle birlikte Anayasa’yı da değiştirip başkanlık sistemine geçmeyi planladıkların ifade etmiş. Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Ersin Tatar’a Lefkoşa’da bir saray yaptırması için birtakım tavsiyelerde bulunuyordu, nedeni ortaya çıktı. Başkanlık sisteminin olmazsa olmazı saray çünkü “Önce sarayı yapalım, sonra başkanlık sistemine geçeriz.” demiş. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin adı değişecek, başkanlık sistemi gelecek.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti için ömrünü Kıbrıs Türk halkına ve davasına adayan merhum Rauf Denktaş’ın ve Küçük’ün kemikleri sızlıyordur. Kudreti varken rahmetli Denktaş devlet başkanı olabilirdi, kendisine Lefkoşa ya da Girne’de manzaralı bir saray da yaptırabilirdi. Türkiye’de tek adam sisteminin ülkeyi getirdiği nokta ortada, şimdi bu kez de Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde, yavru vatanda yavru tek adam sistemine geçiliyor.  Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde mafyanın ne kadar etkili olduğunu biliyoruz. Yarın o suç örgütleri Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde koltuğa otursa ne olacak, o tek adam sisteminde? Ya da bir gün bir çılgının gece yarısı kararnamesiyle Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Türkiye’yle ilgili Türkiye’yle ipleri koparırsa ne olacak? Bu yüzden tek adam sistemi, Kıbrıs Türküne çok çektiren o Enosis sapkınlığı kadar tehlikelidir. Umarım, böyle bir hatadan bir an önce dönülür.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Türkiye, Yunanistan’ın Doğu Ege adalarının silahsızlandırılmış statüsünü ihlal ettiğini belirten eylemler hakkında Birleşmiş Milletlere mektup göndererek şikâyette bulundu. Türkiye’nin Birleşmiş Milletler nezdindeki daimi temsilcisi Feridun Sinirlioğlu imzasıyla Genel Sekreter Guterres’e hitaben bir mektup yazılmış, o mektupta diyor ki: “Bir kez daha dikkatinize getirmek isteriz ki Yunanistan, Ege ve Akdeniz’deki adaların silahsızlandırılması konusunda ilgili anlaşmalardan doğan yükümlülüklerini yerine getirmemektedir.” Bakın, söz konusu Ege’deki millî menfaatlerimiz ve mavi vatansa Türk milletinin, hakkı olanı söküp alacak dirayeti vardır. Dirayeti olmayan, Birleşmiş Milletler duvarında ağlayan iktidarın kendisidir; Türk milletinin bizatihi kendisi değildir, iktidardır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Başkan.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Ege’deki Türk adalarına sahip çıkamayan ve Yunanistan’ın 18 tane adamızı işgaline seyirci kalan iktidarın Birleşmiş Milletler kapısında sızlanmaya hakkı yoktur. Yunanistan’ı yeterince şımartan bu iktidar artık Ege’deki gaflet uykusundan uyanmalıdır. Yunan sınırında, hemen Dedeağaç’ta kurulan ABD üslerini görmezlikten gelmek, burnumuzun dibindeki silahlandırılan adaları yok saymak Türkiye’yi hazırlıksız yakalanacağı bir mecraya sürüklemek demektir. Bunun adı dış politika değildir arkadaşlar; bu, ihanettir. Bu konuda bu gaflet uykusundan bir an önce uyanmaya davet ediyorum iktidarı.

Özbekistan’da Suudi mevkidaşı Faysal Bin Ferhan’la bir araya gelen Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun görüşmesinde Türk Bayrağı detayları dikkati çekti, ben size de göstereyim. Mayıs ayındaki görüşmede toplantı salonunda iki ülkenin de büyük bayrağı bulunurken dün yapılan görüşmede -eğer bu bir “photoshop” değilse, bunu da özellikle parantez açıp söylüyorum- salonda yalnızca büyük bir Suudi Arabistan bayrağı var, küçük bir Türk Bayrağı’nın sehpaya yerleştirildiğini gördük.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Ya arkadaşlar, dış politikadaki başarısızlığınız ve ülkeyi her geçen gün daha da kötüye götürmeniz nedeniyle artık saygı duyulmamayı geçtik, şehit kanlarıyla boyanmış bayrağımız yok sayılma noktasına geldi. Gerçekten çok üzücü, Türk milletinin gerçekten sinirlerini çok bozacak; Türk milletini gerçek anlamda üzecek bir durum yaratanlara buradan sesleniyorum: Aklınızı başınıza devşirin.

Meclis tatile girmese de vatandaşlarımız için dokuz günlük Kurban Bayramı tatili başladı. Dolayısıyla, yine trafik yoğunluğu yaşanıyor. Bayram tatilinde memleketlerine ve tatil bölgelerine gitmek için yola çıkanlar nedeniyle şehirler arası yollarda yoğunluklar yaşanıyor. Her bayram tatilinde üzücü haberler alıyoruz trafik kazaları nedeniyle.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Vatandaşlarımız dikkat etsin, gidecekleri yere geç gitsin ama dikkatli gitsin, bayram tatili zehir olmasın.

Biz burada çalışmaya devam edeceğiz, muhtemelen kurbanlarımızı buraya getireceğiz, bahçede hep beraber bayram günü kurban keseceğiz gibi görünüyor. Bu vesileyle, şimdiden vatandaşlarımızın Kurban Bayramını kutluyorum.

Son olarak, Uşak’tan söz etmek istiyorum müsaadenizle Sayın Başkanım. On beş yıldır açık altın madeni işletmeciliği yapan Uşak’ta, Uşak Kışla Dağı’ndaki ÇED raporlarında öngörülmeyen çevre kirliliği yaşanıyor. Ciddi büyüklükte bir alanın tahrip edildiği bölgede 1 kilometre genişliğinde, 350-400 metre derinliğinde bir çukur oluşmuş vaziyette. Tahrip edilen bölge Uşak merkez yerleşiminin dörtte 1’i kadar büyük. Altın madeni işletmesi bölgede ekolojik dengeyi ciddi anlamda bozmuş. Kanser vakaları ve hayvan ölümleri dikkate değer bir şekilde de artmış.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

 BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Başkan.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Bu olumsuzluklar göz önündeyken bir de Uşak’ın akciğerleri konumundaki Murat Dağı’nda maden işletmeciliği hayalleriyle doğa katliamına zemin hazırlanmaktadır. Kışla Dağı’ndan yıllık yaklaşık 13 ton altın üretiliyor. Bu altın madeni işletmesi istihdam dışında Uşak’a bir gram katma değer sağlamıyor.

İktidar Uşak’ı gözden çıkarmış. 3 trilyonluk Uşak Havalimanı hazine garantili yap-işlet-devret mantığıyla yapılan Zafer Havalimanı’na kurban edilmiş. Havaalanının atıl hâle gelmesi hem Uşak halkına hem de Uşak ticaretine olumsuz etki yapmış.

Uşak yöresinde oluşturulan sanayi sitelerinin sıvı atıklar için kurulan arıtma tesisleri verimli değil, çevre kirliliği o yüzden çok fazla. Gediz ve Menderes havzaları giderek aşırı derecede kirlenmekte. Yaklaşık 3 milyon insanımız bu olumsuzluklardan etkilenmektedir. Uşak’la ilgili bu konularda Hükûmetin dikkatini çekmek istiyorum.

Sayın Başkan, bir sözüm de size, Divanınıza.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Dün önergelerimizin okunması esnasında, önergelerimizi buradan takip eden arkadaşlarımızın önergelerimiz okunurken paragraf atlanarak birkaç defa okunduğunu tespit etti. Bu konuda, Tutanak Hizmetleri Başkanlığından tutanakları istedik ama gördük ki Tutanak Hizmetleri Başkanlığı bizim verdiğimiz önergelerin aynısını “copy paste” yapıp virgülüne dahi dokunmadan tutanaklara geçirmiş. Burada, böyle bir hadise ilk defa olmuyor, daha önce olanlar ciddi anlamda tartışmalara vesile oldu. Biz, bu tutanakların düzeltilmesini, eksik okunan tutanaklardaki önergelerimizin tekrar okunarak tekrar görüşülmesini talep ediyoruz; bu konunun değerlendirilmesi konusunda Divanı göreve davet ediyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Ben de izninizle konuyu yeniden bir gözden geçireyim ve inşallah, size izahatını da yapacağım.

Halkların Demokratik Partisi Grup Başkan Vekili Sayın Hakkı Saruhan Oluç.

Buyurun Sayın Oluç.

 

 

 

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, sayın vekiller; Türkiye’de insan hakları ve demokrasi mücadelesinin önemli kuruluşlarından biri olan İnsan Hakları Derneğinin 35’inci kuruluş yıl dönümünü kutluyoruz bugün. İnsan Hakları Derneği, 17 Temmuz 1986 tarihinde, sıkıyönetim koşulları altında kurulmuştu, 12 Eylül askerî cuntasının ağır insan hakları ihlalleri ve hukuk ihlalleri karşısında insanların haklarını savunmak, işkence gören, faili meçhullere kurban giden, gözaltında kaybedilen insanların bunları yaşamaması için mücadele etmek üzere kurulmuştu. Gerçekten, İHD, 12 Eylülün o zor koşullarında demokrasi ve insan hakları mücadelesini çok layıkıyla sürdürdü, hepimiz açısından hem hakların kazanılması için hem insanların korunması için bir onur ve gurur mücadelesini de başarılı bir şekilde verdi. Kurulduğu andan bu yana, her dönemde iktidarların hedefinde oldu İnsan Hakları Derneği, bugün de iktidarın hedefindedir maalesef. Ama İnsan Hakları Derneği, bütün tehditlere rağmen, bütün zorluklara rağmen insan hakları ve demokrasi mücadelesini sürdürmeye devam ediyor; otoriter ve baskıcı rejimlere karşı evrensel insan haklarını savunmaya devam ediyor.

İnsan Hakları Derneğinin 35’inci kuruluş yıl dönümünü bir kez daha kutluyoruz ve tüm halkların, kimliklerin, kültürlerin, inançların özgür olduğu demokratik bir cumhuriyeti hep birlikte inşa etme mücadelesinde İHD’nin de çok önemli bir rolü olduğunu bir kez daha vurguluyoruz.

Sayın vekiller, Milas Orman İşletme Genel Müdürlüğünün, 15 Temmuzda, Akbelen Ormanı’nda kesim yapacağı iddiası üzerine suç duyurusunda bulunup nöbet tutmaya başlayan İkizköylüler, bu sabah ağaç kesim sesleriyle uyandılar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Başkan.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) –  İkizköylüler, kesimi durdurmak için alana gittiler ve şu anda da o alandalar. 740 dönümlük Akbelen Ormanı’nın kesilmemesi için aylardır ormanda nöbet tutan İkizköylüler, ormanın, YK Enerji AŞ’ye Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından verildiğini o günlerde öğrenmişlerdi.

Milas’taki termik santrale kömür temin etmek için maden yapılmak istenen ormanda ekolojik denge de altüst ediyor, geçim kaynakları yok ediliyor. Doğa savunucuları, yaşam alanı savunucuları aynı zamanda idare mahkemesinde de bir dava açmıştı, henüz o dava da sonuçlanmadı, hukuki süreç devam ediyor ama dediğim gibi bugün ağaç kesimine başlandı.

Kömür için ormanlar talan ediliyor, ağaçlar kesiliyor. Ormanların aynı zamanda su açısından da ne kadar önemli olduğunu biliyoruz. Bu, hiç kabul edilebilir bir durum değil.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) –  Bakın, Muğla ili, yapılan araştırmalara ve ortaya çıkan raporlara göre -ki TEMA Vakfının da bu konuda araştırmaları ve raporları var- tam bir talana uğruyor. Tüm Muğla ilinin yüzde 59’u, ormanların yüzde 65’i, tarım alanlarının yüzde 48’i, millî parkların yüzde 55’i -Muğla’dan bahsediyorum- kültür varlıklarının yüzde 66’sı maden için ruhsatlandırılmış vaziyette. Ya, böyle bir talan olabilir mi? Bu iktidarın Muğla iliyle alıp veremediği nedir? Yani Muğla’daki bütün yeşili ortadan kaldıracak bir adımla karşı karşıyayız. Yani Sayın Grup Başkan Vekili Bülent Turan Çanakkale Vekilidir aynı zamanda kendisi, Çanakkale’de Kaz Dağları ve doğayı tahrip edildi, hani Çanakkale için bir şeyler yapamadı ama belki Muğla için bir şeyler yapabilir. İktidara bir kez daha bunu hatırlatmış olalım.

Şimdi, sayın vekiller, bir konu var, sık sık dile getiriyoruz bunu, bir kez daha söyleyeceğiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Teşekkür ederim.

Neden bir kez daha söylüyoruz? Bayrama birkaç gün kaldı ve bakın, Mehmet Emin Özkan, 83 yaşındaki ağır hasta tutukludan bahsediyorum; defalarca bu konuyu burada konuştuk, Adalet Bakanlığına çağrı yaptık, iktidara çağrı yaptık ama henüz bir sonuç elde edemedik. Şimdi, son bir ayda 7 kez Diyarbakır Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesine kaldırıldı elleri kelepçeli bir şekilde. 83 yaşındaki ağır hasta bir tutukludan söz ediyoruz ve bu yetmedi, arada Elâzığ’daki hastaneye getirilip götürüldü, “Yetkili hastane Elâzığ’da.” dendi -hâlbuki Diyarbakır’da da olabiliyormuş- götürüldü, getirildi. Daha sonra sağlık raporu için 23 Haziranda Diyarbakır Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesine kaldırıldı. Ağır sağlık sorunları var, ruh sağlığı değerlendirilmesine tabi tutuldu. Daha önce yüzde 87 engel ve cezaevinde kalamaz raporu var, kalp sorunları var, ruh sağlığını değerlendirdi doktorlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – O doktorlara da ne diyelim, onlara da diyecek bir laf yok, Allahlarından bulsunlar demek lazım. Psikiyatrist tedavisi önerdiler ya, 83 yaşındaki ağır hasta tutukluya psikiyatrist tedavisi önerdiler. Şimdi, yetmedi, İstanbul’a Adli Tıp Kurumuna uçakla götürülüp getirildi; uçakta sağlık sorunları yaşadı, fenalaştı, hastaneye kaldırıldı. Ya, bu işkencedir, insanlık dışı bir durumdur. 83 yaşındaki ağır hasta tutuklunun, hiç olmazsa bayramını ailesiyle birlikte geçirmesi sağlanmalıdır. Bir kez daha çağrıda bulunuyoruz: Bu insanlık dışı tutumu, bu iktidarın, Adalet Bakanlığının daha fazla sürdürmemesi gerekir, gerçekten kabul edilebilir bir şey değil.

Sayın Başkan, değinmek istediğim son bir konu var. Geçen mecliste de ziyaretimize geldi TÜMRAD-DER. Tüm Radyoloji Teknisyenleri ve Teknikerleri Derneği var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Radyoloji çalışanlarının sorunları ve çözüm önerilerini değerlendiren ve bunun için mücadele eden bir dernek, bir rapor sundular bize. Gerçekten ciddi bir durumla karşı karşıyalar. Radyoloji teknisyenleri ve teknikerleri diyorlar ki: “Görev yetki ve sorumlulukları düzenleyen yönetmelik Cumhurbaşkanlığı tarafından kaldırıldı.” Doğru, 24 Martta kaldırılmış ve bu adımı doğru buluyorlar, eleştirmiyorlar ama diyorlar ki: “Sağlık Bakanlığı tarafından radyoloji teknisyenleri görev, yetki ve sorumluluklarını düzenleyen bir yönetmelik hazırlanması gerekirken henüz hazırlanmadı o tarihten bugüne kadar ve ciddi bir belirsizlik var ve ciddi sorunlar yaşıyoruz.” Yani bir an evvel Sağlık Bakanlığının bu yönetmeliği hazırlaması gerektiğini söylüyorlar. “Bu mevzuat düzenlemesi için de Sağlık Bakanlığı alandaki meslek örgütleriyle birlikte istişare ederek yeni bir mevzuat hazırlamalıdır.” diyorlar.

Yetmedi ama daha fazla talepleri de var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Toparlıyorum efendim.

BAŞKAN – Tamamlayalım efendim.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Radyoloji alanında yine önemli bir mevzuat düzenleyicisi olan bir nizamnamenin yani bir tüzüğün kaldırıldığını söylüyorlar. Evet, doğru, o da 25 Haziran tarihinde kaldırılmış vaziyette, Resmî Gazete’de de yayınlanmış ama o konuda da yeni bir nizamname, bir tüzük hazırlanmadığı için sorunlar yaşanıyor ve hızla bu düzenlemenin yapılması gerektiğine işaret ediyorlar, acilen bunun bir ihtiyaç olduğuna işaret ediyorlar.

Ciddi başka bir sorun var, radyoloji ve laboratuvar teknisyenlerinin acil serviste tuttukları nöbet ücretleri geçmişe dönük faiziyle birlikte geri isteniyor. Bu konuda ciddi bir mağduriyet yaşıyorlar. Mahkemeye gitmişler, süreç tamamlanmış değil Danıştayda ama buna rağmen 5 bin lira ile 40 bin lira arasında değişen meblağlarla borçlandırılmaya çalışılıyor teknisyenler.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Son cümlem efendim.

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Üstelik de pandemi sürecinde gerçekten canla başla çalışmış olan teknisyenlerden söz ediyoruz, radyoloji teknisyenlerinden ve laboratuvar teknisyenlerinden. Bu da çok büyük bir mağduriyet yaratmış vaziyette, bunun da durdurulması gerektiğini önemle söylüyorlar. Sağlık Bakanlığına bu konuda biz de bir kez daha çağrı yapıyoruz.

Başka sorunları da var elbette -sorunlu bir alan- istihdam sorunları var, eğitim sorunları var. Radyolojinin riskli birim kapsamına alınması gerekiyor özellikle kanser tehlikesi açısından baktığımızda. Bu sorunların hepsinin Sağlık Bakanlığıyla görüşülmesi talepleri var. Biz de bunu buradan dillendirmiş olalım ve Sağlık Bakanlığının gereken adımları bir an evvel atması için biz de çağrıda bulunmuş olalım.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk partisi Grup Başkan Vekili Sayın Özgür Özel.

Buyurun Sayın Özel.

 

 

 

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, bütçe dönemleri dışında pek olağan olmayan bir şekilde bir cumartesi günü çalışıyoruz. Toplumda birtakım süre uzatımına ilişkin beklentiler vardı, bunları destekliyoruz elbette. Çoktandır yapılması gerekip son ana bırakılmış birçok düzenleme var, bunları destekliyoruz ama bu şeker kaplamanın içinde 3 tane OHAL maddesi zehri var, bunu reddediyoruz ve bu sebepten de hafta başından itibaren Meclisin gündeminde olan gerek Turizm Kanunu Teklifi’nde gerekse de bu kanun teklifinde mücadele etmeye, direnmeye, muhalefetimizi yapmaya devam ediyoruz, bunu da sürdüreceğiz.

Torba yasada her şey var ama çok uzun yıllardır verilmiş bir sözün tutulma imkânı varken o yok. Soma faciasından önce kapanmış bir maden, o madende hayatını kaybedenler, 888 işçi, bu işçilerin kıdem ve ihbar tazminatları, 2 gözünü birden patlamada kaybetmiş Ali Kandemir’in tazminatı, 2 ayağını birden kaybetmiş İdris’in tazminatı ve Soma’daki sarı sendikaya alternatif olarak kurulmuş, o mücadeleyi sürdüren ve mücadele azmi dışında hiçbir mal varlıkları olmayan, ayaklarında neredeyse ayakkabıları olmayan Bağımsız MADEN-İŞ Sendikasının mücadelesi var. Başbakan olduğu dönemde Recep Tayyip Erdoğan’ın yanına götürülmüşlerdi, Soma’da oturma eylemi yapıyorlardı, bundan altı yıl önce, söz verildi “Bu mağduriyet çözülecek.” diye. O gün, bugün mücadeleleri en son geçen ekim ayında yollara düşmesiyle Türkiye'nin gündemine geldi. Hani karşılarına karanlıkta çıkan alay komutanına “Sen patrondan hesap sormuyorsun da bizden mi soruyorsun alay komutanı?” diyen madenciler, bu madenciler Sayın Başkan.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Başkan.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bu madencilerin mağduriyetlerini biz altı, yedi yıldır dile getiririz. Sayın Özlem Zengin “Bu işte vebal var. Ben bu işi çözeceğim.” dedi. Samimi gayret sarf etti, partisinin tüm kademelerinde bunu dile getirdi, çözüm sözü aldı, “İlk torbaya koyacağız.” dendi. Madenciler sevindiler, mutlu oldular ama o ilk torba gelmeden Özlem Hanım görevi bırakmak zorunda kaldı. Ayrıca madencilerin yolda yürüyüşünü durdursunlar diye İçişleri Bakanı Soylu yanlarına vardı, Manisa Valisinin odasına çağırdı, orada da namus sözü verdi: “15 ocağa kadar almazsanız, ben bunu kendi yöntemlerimle halledeceğim. 15 ocağa kadar çözülmezse çıkın yürüyün.” dedi. Yine yürüdüklerinde karşısına namus sözü veren Süleyman Soylu yine jandarmayı dikti, yine polisi dikti, birlikteydik. Dört gün boyunca mücadele ettiler ve içlerinden 5 kişi buraya geldi, gitti; geldi, gitti ve 4 günlük uykusuzluğun sonunda çünkü şehrin dışında otobüste ve beton üstünde yattılar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun efendim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Uykusuzlukla ve hayal kırıklığıyla buradan dönerlerken BAĞIMSIZ MADEN-İŞ Sendikasının Genel Başkanı, dünyanın en gariban Sendika Genel Başkanı Tahir Çetin ve babası da o madende ölen ve kendisi madenci olan Ali Faik kardeşimiz, 25 yaşında hayatını kaybettiler. Onlara verilen sözün bini bir para, söz vermeyen yok ve hep “Torbaya koyacağız.” Sonra bir inat hasıl oldu “Torbaya koymayız, örnek teşkil eder.” dediler ve şimdi o torba, bu torba.

Tahir Çetin ve Ali Faik hâlâ, ben biliyorum ki ömürlerini verdiler bu işe, bir yerlerden bu torbaya bir umutla “Özgür Başkan bunu dile getirecek mi? Manisa Milletvekilleri sahip çıkacak mı? Verilen sözler tutulacak mı?” diye bakıyorlar. Biz son ana kadar bu torbaya Uyar Madenciliğin mağdur ettiklerinin mağduriyetlerinin giderileceği bir maddenin eklenmesini talep ediyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Plan ve Bütçe Komisyonunda önergeler reddedildi ancak burada 5 partinin imzalarıyla yapabileceğimiz bir önerge, bir katkı hem bu bayramı ilk kez bir bayram gibi geçirtir bu ailelere -çok yoksullar çünkü- hem de bizim, Tahir Çetin ve Ali Faik’e karşı birazcık olsun vicdan acımızı, vicdan azabımızı hafifletebilir diye düşünüyorum.

Sayın Başkan, bugün 1588 yılında hayatını kaybeden Mimar Sinan’ın ölüm yıl dönümü. Selimiye’nin, Süleymaniye’nin, Mihrimah Sultan Camilerinin mimarı; Kanuni Sultan Süleyman’ın, II. Selim’in, III. Murat’ın başmimarı; Ege’deki tek eserini bize, Manisa’ya emanet etmiş, Muradiye Camisi’nin mimarı Mimar Sinan’ı ölümünün yıl dönümünde rahmetle, minnetle anıyoruz.

İnsan Hakları Derneğinin 35’inci kuruluş yıl dönümü.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN -  Buyurunuz efendim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – En başta Leman anneyi anıyoruz. Altı yıl önce aramızdan ayrılmıştı Leman Fırtına. 12 Martta cuntacılar tarafından oğlu alındığında Leman anne bir 12 Mart annesi olarak ortaya çıktı; 12 Marta, 12 Eylüle direndi. Nevzat Helvacı’yla birlikte 1986’da İnsan Hakları Derneğini kurdular. Onlar hep insan haklarının arkasında oldular, işkenceye karşı oldular, kötü muameleye karşı oldular. Elbette İHD dönem dönem çok eleştirildi, hep yönetimlerin hedefi oldu, hedef gösterildi, bedeller ödedi, yöneticileri hayatlarını kaybetti ama İnsan Hakları Derneğinin varlığı ve mücadelesi bir ülkenin demokrasisi açısından son derece kıymetlidir. Kuruluş yıl dönümlerini bir kez daha kutluyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Başkan.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, şimdi, Rize’nin İkizdere ilçesindeki İşkencedere’de taşocağı yapılsın diye derenin dolduruluşunu izleyenler, ona şaşırmayanlar Rize’deki sel görüntülerine şaşırıyor. Mantık aynı mantık. Rize’deki Yeşil Yol, doldurulan dereler, derecikleri kurutan HES’ler, plansız yapılaşma, dereleri kesen yollar, taş ocakları, maden ocakları bu acıyı yaşattı ve bugün geldiğimiz noktada, Muğla Akbelen İkizköy’den bir feryat yükseliyor, bu kez de bir kömür madeni için ağaçlar kesiliyor. Bir tarafta Limak var Muğla’da, Rize İkizdere’de Cengiz var yani 5’li çete var. Aslında konuşulan soruyu Recep Tayyip Erdoğan sordu, cevabı da İlham Aliyev verdi otobüste, kamera kayıttaymış; “Ya, burada da mı var onlar?” diye sordu, Aliyev de “Onlar her yerde, her yerde.” dedi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bitiriyorum.

Onlar her yerde, doymuyorlar, durmuyorlar, bir bitmiyorlar ama hayatlar kararıyor, seller oluyor, canlar çamurların altında kalıyor ve işte, çaylık açılsın diye kesilen ağaçlara ses çıkarmayınca, kaçak yapılaşmalara ses çıkarmayınca, işte “Yol böyle olsun da, buradan yol geçsin.” deyince, derenin kararını mühendisler değiştirmeye çalışınca böyle sonuçlar oluyor.

Yani son ırmak kuruduğunda, son ağaç yok olduğunda, son balık öldüğünde, uzun adam paranın yenmeyen bir şey olduğunu ve 5’li çetenin yemesiyle de bir şey olmadığını anlayacak ama her şey çoktan geçmiş olacak.

Çok teşekkür ediyorum Sayın Başkan. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkan Vekili Sayın Bülent Turan.

Buyurunuz Sayın Başkan.

 

 

 

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;  ben de hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Özgür Bey’in ifade ettiği madencilerle ilgili meselede cevabımızı geçen hafta vermiştik; konu takibimizde, tekrar bilgi veririm ben bir gelişme olduğu zaman arkadaşlarımıza.

Onun dışında, Sayın Başkan, ısrarla bazı arkadaşlarımız görüştüğümüz kanun teklifiyle ilgili “Olağanüstü hâl kanunu” dediler; bakınız, bunu ben doğru bulmuyorum. Teknik ifadelerin, kavramların çok kıymetli olduğunu düşünen bir insanım. “Torba yasa” diye ifade edilen bu yasa teklifinin içerisinde çekten tütüne, depremden birçok desteğe çok farklı konular var. Bu kadar farklı konunun olduğu yerde sadece içerisindeki birkaç maddeden yola çıkarak “Olağanüstü hâl kanunu” demek hem Türkiye demokrasisine hem bizlere haksızlık diye düşünüyorum. Pandemiden kaynaklı gecikmeler ve benzer gerekçelerle iki konudaki sürenin uzatılması gündemde; asla olağanüstü hâl değil, asla temeli, niteliği olağanüstü hâli andıran bir mesele değil. “Olağanüstü hâl” dediğiniz bu 26 madde içerisinde 1-2 maddenin ithamıyla ilgili bir şey. Bu haksızlık diye düşünüyorum.

Değerli arkadaşlar, bununla ilgili eleştirilen iki konu var: Bir tanesi memuriyetten men konusundaki usulle ilgili bir tartışma. Buna ilişkin zaten mahkeme yolu açık ancak malum örgütün sinsiliğinden kaynaklı daha pratik iş yapmak için ve pandemiden kaynaklı gecikmeden dolayı bir yılı aşmayan bir süre talep edilmekte.

İkincisi, gözaltı süresi kural dört gün, bu değişmiyor ancak terör iltisaklı olan konularda yoğunluk, çok sayıda insan vesaire olduğunda mahkeme kararıyla –yasa bu hakkı direkt savcıya veya emniyete vermiyor- bu dört günlük sürenin en fazla 2 kez uzatılması imkânı veriyor, ihtiyaç olduğu takdirde. Dolayısıyla, olağanüstü hâli kaldıran Meclisimize bu kanunla ilgili ifadenin doğru olmadığını ifade etmek istiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, aslında daha önce de ifade etmiştim, Grup Başkan Vekillerinin bu konuşmalarının uzamasını doğru bulmuyorum, gündemimizden çıkmayı doğru bulmuyorum ancak kıymetli Grup Başkan Vekili, “Çanakkale ormanlarına sahip çıkmadığı” gibi ağır bir ithamda bulundu, bunu da külliyen reddediyorum. Birçok ilde bir tek haslet vardır, örneğin bazı illerimizde sahili vardır, başka bir özeli olmayabilir; bazısında orman vardır, başka bir özelliği olmayabilir; bazısında sanayi vardır, başka bir şey olmayabilir ama Çanakkale’mizde Türkiye'de ne varsa –hamdolsun- var. Orman da çok kıymetli Çanakkale’de, orman köylümüzün çalışması, emeği çok özel. Uzamasın diye sadece birkaç şey söylemek isterim. Çanakkale Köprüsü’nün planında Sayın Başkan, Kilitbahir hattı var, orman hattı; Kilitbahir’de Çanakkale’ye geçilecekti         –küçük bir alandır orası- çok daha büyük masraflar yapılarak sadece ormana, tabiata, doğal güzelliğe zarar vermesin diye 30 kilometre daha geniş bir yer alınarak Lapseki-Gelibolu hattına alındı. Sırf ormana, tabiata zarar vermeyelim diye.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) - Bu hassasiyetimizi lütfen anlayın artık.

Onun dışında Sayın Başkan, nerede yanan bir tek ağacımız varsa mutlaka hemen, derhâl orayı ormanlaştırıyoruz, ağaç dikimine başlıyoruz. Sadece son yılda Orman Bölge Müdürlüğümüz     -omuz verdik, destek olduk- 6 milyon fidan yetiştirdi. Bu 6 milyonun 3 milyonunu köylüye dağıttık, köylülerimiz diktiler; 3 milyonu için de ilgili kamu kurumları adım attı.

Türkiye'de özel bir proje, bal ormanı kuruyoruz. Çanakkale küçük bir ilimizdir, biliyorsunuz; buna rağmen şu an Çanakkale’de 15 tane bal ormanımız oldu, bunu da artıracağız. Türkiye'nin gelecek dönemde en kıymetli ballarından bir tanesinin de Çanakkale’de üretildiğini görme imkânı bulacağız.

Tıbbi aromatik bitki bahçeleri kurmaya başladık, bunları artırıyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Türkiye’de yangın helikopterleri ortalama 2-3 ton su taşır. En büyüklerden bir tanesi olan, 10 ton su deposu olan özel bir helikopteri yangınla mücadele için Çanakkale’ye konuşlandırdık gibi sayfalarca not aktarabilirim. Ben Sayın Başkanı bu konuda insafa davet ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün çağları aşan büyük deha Mimar Sinan’ın vefatının 433’üncü yılı. Mimar Sinan’ın yaptığı Selimiye Camisi, Kuşkonmaz Camisi, Süleymaniye Camisi gibi eşsiz eserler, köprüler, külliyeler hâlen tüm heybetleriyle zamana meydan okuyor; âdeta tarihi selamlıyor, bizleri selamlıyor.

Mimarlık tarihine damga vurmuş büyük usta “Koca Sinan” olarak anılan Mimar Sinan’ı rahmetle, minnetle yâd ediyoruz.

Başarılı bir yasama günü olmasını temenni ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 15.24

 

 

 İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.41

BAŞKAN: Başkan Vekili Nimetullah ERDOĞMUŞ

KÂTİP ÜYELER: Şeyhmus DİNÇEL (Mardin), Enez KAPLAN (Tekirdağ)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 105’inci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

İYİ Parti Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

 

 

 

 

17/7/2021

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 17/7/2021 Cumartesi günü (bugün) toplanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                                                            Lütfü Türkkan                                                                                                                                                                          Kocaeli                                                  Grup Başkan Vekili

Öneri:

Sakarya Milletvekili Ümit Dikbayır ve 19 milletvekili tarafından OYAK’ın Demirören Holdinge ait “Total” isimli firmayı siyasi baskıyla zarar etme pahasına satın alması iddialarının araştırılması, siyasi baskı iddialarının incelenmesi, varsa usulsüzlüklerin tespit edilmesi amacıyla 23/6/2021 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerin 17/7/2021 Cumartesi günkü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere Denizli Milletvekili Sayın Yasin Öztürk.

Buyurunuz Sayın Öztürk. (İYİ Parti ve CHP sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA YASİN ÖZTÜRK (Denizli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Demirören Holding’e ait Total’in, OYAK tarafından zarar etme pahasına satın alınmasına ilişkin iddialarla ilgili olarak partimizin grup önerisi üzerine söz almış bulunmaktayım, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

OYAK, hepimizin bildiği üzere Türk Silahlı Kuvvetlerinin üyelerine destek sağlamak, astından üstüne askerlerimizin yaşam standartlarını ve refah seviyelerini yükseltmek amacıyla 1961 yılında Türkiye’mizin ilk kurulan emeklilik fonu. Askerlerimizin maaşlarının bir bölümü kesilerek fona doğrudan aktarılıyor yani fonun mali kaynağının temelinde askerlerimizin alın teri var. OYAK, fonda toplanan bu paralarla yatırım yapıyor ve kararlarını üyeleriyle paylaşıyor.

Kurulduğu günden bu yana OYAK Renault, OYAK Çimento, Ereğli Demir Çelik gibi büyük şirketlere sahip olan OYAK’ın toplam varlıkları 2020 yılı itibarıyla 157 milyar lira, 2020 hasılatı 73 milyar lira yani dev bir kuruluş. Tabii, yapılan her yatırım bugünkü ekonomik koşullarda kâr getirecek değil ama OYAK Total’i Demirören’den bile bile piyasa değerinin çok üzerinde fahiş bir fiyata satın almış. Demirören, Güzel Enerji Şirketi’nin hisselerinin tamamını OYAK’a satarak kendince güzel bir ticaret yaptı ama OYAK’a bu güzellik pahalıya patladı, bu konudaki iddialar çok vahim.

Demirören 2016 yılında 358 milyon dolara Total’i Fransızlardan satın aldı. Demirören’in bu alımı gerçekleştirdiği sırada Total’in akaryakıttaki pazar payı yüzde 5,62. Şirket, 2016 yılı için kendince pazarda iyi bir yere konuşlandığını düşünmüş ama işler öyle gitmemiş. Sonucunda ise sadece pazar payı değil, kârı da piyasa değeri de düşmüş. Total’de istediği verimi alamasa da iktidarla yakınlaşmanın yolunu bulan Demirören, medya pastasından önemli bir pay satın aldı. 2018 yılında 1,2 milyar dolara Doğan Grubu’nun elinde bulunan yayın organlarını satın aldı. Traktör satın almak için başvururken çiftçinin şeceresini, yedi ceddini araştıran Ziraat Bankası, Demirören’e 675 milyon dolar -kimine göre 916 milyon dolar- tutarında, iki yıl geri ödemesiz, on yıl vadeli kredi açtı. Demirören, medyadan para kazanamayacağını bile bile bu krediyi çekti çünkü yandaş olmanın getireceği kâr, medya yatırımından doğan zararı fazlasıyla karşılayabilirdi. El değiştirmesinden itibaren şanslı rakamların tamamı bulunmadığı için sürekli devreden çılgın sayısallı, Süper Lotolu Millî Piyango, bu ilişkiler sayesinde Demirören’in yatırım çeşitliliği içine aktarıldı.

Gelelim, tekrar Total’in OYAK’a satılışına. Demirören’in Ziraat Bankasından çektiği kredinin geri ödemesi döneminin bitmesine kısa bir süre kala banka yetkilileri tedirgin olmaya başladı ve Demirören’e uyarı yapıldı: “Bir şeyler sat ve ödememizi yap.” Demirören kâr getirmese de medya gücünden vazgeçmek istemedi ve elindeki kâr marjı her geçen gün azalan Totali satabileceğini banka yetkililerine bildirdi ama şirket 2016’daki ederini, pazar payını kaybetmişti. Pazar payı daralan bir şirketi alacak kimse bulunmayınca üst akıl devreye girdi. Demirören’in Totaline 360 milyon dolar, kendisine ait küçük akaryakıt şirketi M Oil’e de ederi en fazla 50 milyon dolar etmesine rağmen 90 milyon dolar fiyat biçilerek OYAK’ın kapısına dayanıldı.

OYAK yönetiminde emekli askerler kadar muvazzaf subaylar da var. Şu an bir sivil Bakan da olsa emekli olduğunda OYAK’tan Genel Kurmay Başkanı sıfatıyla yüklü bir ikramiye alan Hulusi Akar da bu kuruluşta en yetkin isim, başka bir açıdan bakılırsa Onursal Yönetim Kurulu Başkanı sayılır. Ve OYAK hem zarar eden hem içi boşaltılan Totali satın alma kararını teamüllere aykırı olarak Yönetim Kurulu kararıyla onayladı, hem de generallere baskı yapılarak, istifaya zorlanarak bu karar alındı. Nereden öğreniyoruz? Toplantıya katılan Yönetim Kurulu üyesi bazı generallerin tanıklıklarından. Generaller OYAK’ı ve dolayısıyla ordumuzu yıpratmamak adına ortalık yerde konuşmuyorlar ama toplantının kamera kayıtları var, hem de gizli falan değil; aleni, belgeli, ispatlı. Gündeme yeniden ise “Bir kamera, bir tripot” sayesinde tekrar geldi.

Arkadaşlar, OYAK müflis bir tüccarı, üçkâğıtçı bir tüccarı kurtaracak hayır kurumu değildir. Masumane düşünmeye çalışıyorum, ya OYAK’ın askerlerimizin alın terinden toplanan paraları riske atacak kadar çok parası var ya da bu işin içinde başka bir iş var. Toplumun her kesimi üzerinde hissedilen siyasi baskı ne yazık ki ordu kuruluşlarımızı da yormaya başladı. OYAK’a FETÖ çökmek istedi, beceremedi, siz çöktünüz ve ne yazık ki siyasi baskı Totalin OYAK tarafından alım sürecinde vücut buldu.

Sayın milletvekilleri, şimdi, gelelim işin Ziraat Bankası kısmına…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

YASİN ÖZTÜRK (Devamla) – Sayın Başkan, toparlayabilir miyim?

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

YASİN ÖZTÜRK (Devamla) – Ziraat Bankası, Demirören’in kredisiyle ilgili bilgiyi müşteri sırrı kapsamında açıklamıyor. Bir bakkalın bin liralık borcuna bile esnafın elini kolunu bağlayanlar, konu Demirören olunca milyarlarca alacağına yeterli teminat bile alamamış. Ziraat Bankası, Demirören’den alacağını tahsil edemeyince çareler arıyor ve yukarıdan ettirdiği bir telefonla Total, OYAK’a satılıyor ancak Demirören’in yıllardır biriken vergi borcu da var, üst üste yapılan yapılandırmalarla vergi borcunun miktarı düşüyor ama alacak baki. Böyle olunca da Total’in satışından gelen paraya Maliye el koyuyor, Ziraat Bankası da avcunu yalıyor.

Söz, Ziraat Bankası-Demirören ilişkisinden açılmışken Demirören, 10 milyon dolara aldığı Kemer Country Golf Kulübü'ne ait golf sahasını 320 milyon dolara Ziraat Bankasına satmış ve banka, işletsin diye tekrar golf sahasını Demirören’e vermiş. Ne güzel değil mi? Ne diyelim: Soygunun adı satış olmuş. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Ali Kenanoğlu.

Buyurunuz Sayın Kenanoğlu. (HDP sıralarından alkışlar)                   

HDP GRUBU ADINA ALİ KENANOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Şimdi, bu Demirören Holdingin yaşadıkları ilginç yani böyle bir “tüpçü” olarak bilinen bir holding, şimdi medya patronu ve neredeyse her sektörde kolu var. Tabii, medya… Ve bu süreçte yeni bir şey olmaya başladı: Zorla sattırma, zorla satın aldırma. “Sipariş verip sen şurayı alacaksın, sen burayı alacaksın.” ya da “Bu, burayı satacak, sen de onu alacaksınız.” filan alıcı satıcı işin içinde yok, birileri bu alış satış işini organize ediyor. Para mı yok? Para yoksa kredi veriliyor. Ziraat Bankası, tarımı desteklemek için, çiftçiyi korumak, kollamak için kurulmuş bir banka ancak işte, bu tüpçüye para veriyor, kredi veriyor 750 milyon dolar, o gidiyor, bir medya satın alıyor; daha doğrusu, ona “Al.” diyorlar, “Aha da burada da para var.” diyorlar, parayı da veriyorlar, orayı da ona teslim ediyorlar fakat para filan ödenmiyor. Şimdi, bu durum böyle.

Şimdi, başka ne oluyor? Bu tüpçü, Millî Piyangoyu satın alıyor ve orada ilginç bir şey oluyor, devletteyken Millî Piyangonun KDV’si yüzde 18’ken tüpçüye geçince KDV yüzde sıfır oluyor. Ekmekte şöyle bir şey var: Ekmek eğer buğday unundan yapılmışsa KDV’si yüzde 1, farklı un kullanılmışsa ve içeriğindeki katkı maddeleri yüzde 5’in üzerindeyse o yapılan ekmekte bu sefer KDV yüzde 8 yani ekmekteki KDV yüzde 8’e çıkıyor. Millî Piyangoda ve işte bu tür şans oyunlarında KDV yüzde sıfır. Niye? Tüpçü kazanacak çünkü o yandaş ve onun para kazanması gerekiyor. Şimdi de aynı oyun Total üzerinden, M Oil üzerinden yürütülüyor ve beceriksiz bir işletmeci 2015’te burayı almış fakat aldığından bu tarafa sürekli kâr edemeyen ve küçülen bir şirket var dolayısıyla elinde kalmış, satması gerekiyor; zora düşmüş, satması gerekiyor. Nereye satacak? Alıcı da yok. Hemen OYAK’ı çağırmışlar “Sen burayı alacaksın.” ve şimdi OYAK’a aldırıyorlar.

Bazen düşünüyorum, diyorum ki: Acaba, bu iktidar, bunlar bu ülkede yaşayamayacaklar mı? Bu iktidar değişecek nasıl olsa ömür boyu sürekli, bir yüz yıl daha, bir elli yıl daha, bir on yıl daha; kaldı ki bir iki yıl daha iktidar olabileceğiniz meçhul artık. Siz, iktidar elinizden gittikten sonra bu ülkeyi terk mi edeceksiniz, bunu çok merak ediyorum çünkü bu ülkede yaşayacak olan bir insanın, yaşayacak olan insanların en azından çoluğunu çocuğunu düşünerek bu ülkenin kaynaklarını yandaşa bu kadar yağmalatmaması gerekir. Moğol istilacıları gibi bir talan söz konusu. Timur’un filleri vardı. Gittiği her tarafı talan eden –tarihte anlatılır böyle- Timur’un filleri gibi, Moğol istilacıları gibi…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

ALİ KENANOĞLU (Devamla) - …bu ülkenin bütün kaynaklarını, ülkenin bütün yer altı, yer üstü zenginliklerini, kaynaklarını talan eden bir anlayış var. Zannediyorsunuz ki herhâlde “Biz, bu iktidar bittikten sonra     –ya da öyle olacak, bilemiyorum- nasıl olsa çoluğumuz çocuğumuzla bu ülkede kalmayacağız, bizi de ilgilendirmiyor, ondan sonra da gideceğiz.” Böyle bir bakış açısı var.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Çok ayıp bir şey bu Sayın Vekilim.

ALİ KENANOĞLU (Devamla) – Bu bakış açısı olmasa en azından şu 750 milyon doları Ziraat Bankasından alıp… Çiftçinin traktörüne haciz getirirken Demirören’in bu parayı geri ödememesi karşısında bir şeyler yapmanız lazım. Bütün bunlar ortaya böyle bir sonuç çıkarıyor. Dolayısıyla bütün bu iddiaların araştırılması gerekiyor. Bu anlamıyla da bu araştırma önergesini desteklediğimizi belirtmek istiyorum.

Teşekkür ederim. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi grubu adına Kayseri Milletvekili Sayın Çetin Arık.

Buyurunuz Sayın Arık. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ÇETİN ARIK (Kayseri) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

İYİ Partinin, Mehmetçiğin parasıyla yandaşların nasıl finanse edildiğinin araştırılması için verdiği önerge üzerine partim adına söz almış bulunuyorum. Gazi Meclisi ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Türkiye tam on dokuz yıldır “Söz konusu doların yeşiliyse gerisi teferruattır.” diyen bir iktidar tarafından yönetiliyor. Hiçbir hak, hukuk, vicdan tanımadan bu ülkenin kaynakları yandaşlara hayırsız evlat gibi bir bir satılıyor. Olmadı, bugün İYİ Parti grup önerisinde de olduğu gibi yandaşların batık şirketlerini kurtarmak için kimi zaman kamu bankalarını kimi zaman da bu milletin evlatlarının dişinden, tırnağından artırarak kurduğu kurum ve kuruluşları devreye sokuyor.

Sayın milletvekilleri, bakınız “Yeter Yıldırım Demirören, yeter!” tezahüratlarıyla Beşiktaş taraftarlarının da illallah ettiği Yıldırım Demirören Total’i Fransa’dan 358 milyon dolara satın alıyor, satın aldıktan sonra istasyon sayısında azalma oluyor, kriz nedeniyle toplam pazarda büyüme olmuyor ancak dört yıl sonra bu Demirören zarar eden Total’i Mehmetçiğin alın teriyle kurulmuş olan OYAK’a yaklaşık 100 milyon dolar kârla satıyor. Bu nasıl vicdan, bu nasıl ahlak, bu nasıl yerlilik, bu nasıl millîlik? Bu Gazi Meclis bunu araştırmayıp da neyi araştıracak?

Sayın milletvekilleri, bugün, köylünün, çiftçinin yanında olması gereken Ziraat Bankası sermayeye peşkeş çekilmiş, soygun düzenine hizmet ediyor, borcunu ödemeyen çiftçiye de haciz gönderiyor. Çiftçiye bin lira borcunu ödemedi diye haciz gönderen Ziraat Bankası Demirören’e 750 milyon dolarlık kredi açıyor. Demirören de 750 milyon dolarlık krediye karşılık, bankaya 10 milyon dolara satın aldığı Kemer Country golf sahasını gösteriyor. Bu zalim iktidar da Demirören’e 10 milyon dolara aldığı bu araziye imar değişikliği yaparak yeni bir rant kazandırmak istiyor ancak mahkemeden geri dönüyor. Peki, Demirören durur mu? Durmuyor. O da 10 milyon dolara aldığı bu golf sahasını, 320 milyon dolara Ziraat Bankasına satıyor. Burada vicdan var mı sayın milletvekilleri? Peki, Ziraat Bankası ne yapıyor? “Biz işletemiyoruz; al, sen işlet.” diyerek yeniden Demirören’e veriyor sayın milletvekilleri. Yani bu millet çapı 11, derinliği 10 santimetre olan, toplam 18 deliği bulunan bir golf sahası sahibi oluyor. Bakın, sayın milletvekilleri, bu deliklerin her birinin maliyeti millete 17,7 milyon dolar.

Haftaya Kurban Bayramı. Vatandaşımız “Kurban’da ne keseceğiz?” diye kara kara düşünürken bu beyler de 1 tanesinin maliyeti millete 17,7 milyon dolar olan bu deliğe top girecek mi diye büyük bir merakla bakıyorlar; Dışişleri Bakanı, Nihat Özdemir…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

ÇETİN ARIK (Devamla) – Bakınız, sayın milletvekilleri, haftaya Kurban Bayramı, Kurban Bayramı’nız mübarek olsun. Milletimiz “Kurban’da ne keseceğiz?” diye kara kara düşünüyor; bu beyler de millete tanesi 17,7 milyon dolara mal olan deliklere, top girecek mi diye büyük bir keyifle, büyük bir heyecanla bekliyorlar. Kim var? Dışişleri Bakanı, Nihat Özdemir, bu da Demirören. Bu da kim onu da bilmiyorum sayın milletvekilleri.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Rönesans’tır o, Rönesans!

ÇETİN ARIK (Devamla) – Top girince de deliğe, çok mutlu oluyorlar bu beyler. Maşallah, keyifleri de yerinde.

Demirören’e kıyak, Cengiz’e kıyak, Limak’a kıyak, Kolin’e kıyak; ben bu milletin evladı olarak merak ediyorum, gerçekten bu paralar bunlara mı gidiyor yoksa büyük ağabeye mi gidiyor? Onun için mi araştırma önergelerimiz reddediliyor, onun için mi sorularımız “Ticari sır.” denilerek geçiştiriliyor.

Önergeyi desteklediğimizi belirtiyor, Gazi Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Kütahya Milletvekili Sayın Ahmet Tan.

Buyurunuz Sayın Tan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA AHMET TAN (Kütahya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İYİ Parti Grubunun OYAK’ın Total isimli firmayı siyasi baskıyla satın alması iddialarının araştırılması hakkında Meclis araştırması açılması için vermiş olduğu teklif hakkında grubum adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce heyetinizi ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle önümüzdeki hafta idrak edeceğimiz, kutlayacağımız Kurban Bayramı’nın tüm dünya insanlarına, gönül coğrafyamıza ve tüm İslam alemine hayırlar getirmesini yüce Rabbimden  niyaz ediyorum.

Değerli milletvekilleri, Türkiye'nin en büyük emeklilik fonu olan OYAP, bünyesinde barındırdığı Erdemir Enerji, OYAK Enerji, İSKEN ve AYAS Enerji isimli 4 ayrı firmayla enerji yatırımlarına devam etmekte iken 30’un üzerinde ana sektörü doğrudan etkileyen, yaklaşık 150 bin kişiye de doğrudan istihdam sağlayan akaryakıt sektöründe de faaliyet göstermek amacıyla Güzel Enerji ve Milangazı bünyesine 2020 yılında katmıştır. Zaten 1990 yılında Elf markasıyla akaryakıt sektöründe faaliyet göstermiş olan OYAK, 2002 yılında çekildiği akaryakıt piyasasına bu satın alma işlemiyle tekrar geri dönmüştür.

Total firması, İYİ Parti’nin iddialarını dayandırdığı bir gazetecinin ifadelerinin aksine devletin resmî kurumu EPDK’nin 2015 yılı verilerine göre yüzde 5,5 olan pazar payını  EPDK’nin 2020 yılı raporuna göre 5,88’e çıkarmıştır. Aslında bu satın alma işlemi, OYAK akaryakıt pazarında yüzde 100 yerli bir firma olarak faaliyet gösterecektir. Bu sayede OYAK’ın akaryakıt sektöründe faaliyet gösteren en büyük ilk 5 firma içerisinde OPET’ten sonra ikinci yerli firma olarak yerini alacak olması da millî ekonomimiz açısından oldukça önem arz etmektedir.

Sayın milletvekilleri, sonuçta bu bir ticari alışveriş; taraflar ise ülkemizde faaliyet gösteren binlerce özel sektör firmalarından 2 tanesidir. Taraflar yıllarca sanayinin, üretimin ve istihdamın içerisinde yer almakta, özellikle OYAK Grubu, OYAK Renault, OYAK Çimento, Ereğli Demir ve Çelik gibi kritik sektörlerde faaliyet göstermektedir. 2020 yılı rakamları itibarıyla 73 milyar Türk liralık bir hasılata, 157 milyar Türk liralık bir varlığa sahip olan OYAK Grubunun, bütün hamlelerini kısa ve uzun vadeli ticari kurallara göre yapmalarını gerektiğini bilen profesyonel bir ekiple çalıştığına inanıyor; bu vesileyle İYİ Parti’nin Meclis araştırması açılması teklifine aleyhte oy kullanacağımızı belirtiyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – İYİ Parti grup önerisini oylarınıza sunacağım.

 

III. - Y O K L A M A

 

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, yoklama talebimiz var efendim.

BAŞKAN – Yoklama talebiniz var.

Yoklama talebinde bulunan arkadaşlarımızın isimlerini tespit edeceğim: Sayın Özel, Sayın Sümer, Sayın Gaytancıoğlu, Sayın Kaya, Sayın Özer, Sayın Emre, Sayın Bülbül, Sayın Özdemir, Sayın Şahin, Sayın Arık, Sayın Budak, Sayın Sarıbal, Sayın Yıldız, Sayın Şeker, Sayın Serter, Sayın Kılınç, Sayın Başevirgen, Sayın Berberoğlu, Sayın Tutdere, Sayın Antmen.

Yoklama için iki dakika süre veriyorum ve yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

                                                                                Kapanma Saati: 16.04

 

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 16.15

BAŞKAN: Başkan Vekili Nimetullah ERDOĞMUŞ

KÂTİP ÜYELER: Şeyhmus DİNÇEL (Mardin), Enez KAPLAN (Tekirdağ)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 105’inci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

III. - Y O K L A M A

BAŞKAN - İYİ Parti grup önerisinin oylamasından önce, istem üzerine yapılan yoklamada toplantı yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi yoklama işlemini tekrarlayacağım.

Yoklama için iki dakika süre veriyorum.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Halkların Demokratik Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

 

 

 

 

17/7/2021

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 17/7/2021 Cumartesi günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                                Hakkı Saruhan Oluç

                                                                                                                          İstanbul

                                                                                                                Grup Başkan Vekili

Öneri:

12 Temmuz 2021 tarihinde, Batman Milletvekili Necdet İpekyüz ve arkadaşları tarafından verilen (13.564 grup numaralı) şehir hastanelerinin sağlık sistemi üzerindeki etkilerinin araştırılarak kapatılan hastanelerin yerlerinde yeniden açılmaları için yapılması gerekenlerin araştırılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırma önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 17/7/2021 Cumartesi günkü birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere Batman Milletvekili Sayın Necdet İpekyüz.

Buyurunuz Sayın İpekyüz. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA NECDET İPEKYÜZ (Batman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sağlıkta dönüşüm ve dönüşüm derken aslında yapılan işlem tümüyle bir ranta dönüşüm. Neden? Sağlığın tanımı sadece hastalanma değil, bir engellilik hâli değil, sosyal, ruhsal, bedensel tam iyilik hâli ama aynı zamanda dünya şunu tartışıyor: Siyasal anlamda da tam iyilik hâli. Niçin? Siz sağlıkta siyasi olarak tercihinizi yurttaştan yana koyarsanız iyilik hâli, koymazsanız ranta dönük bir işlem olur.

Neydi? Dönüşümle beraber büyük büyük hastaneler yapılacak ve en başta entegre deniyordu, sonra şehir hastanelerine dönüştü. Neydi? İlk entegre denildiğinde, özelleştirilme olduğunda, dönemin Başbakanı İstanbul’da bir özel hastanenin açılışında şöyle konuştu: “Bize hastane yapın, Şişli Etfal’i size verelim, orayı AVM yapın.” Oradan buraya geldik. Nedir? Hastaneleri ranta dönüştürdük. Ne oldu? Şehir hastaneleri açılmaya başladı ve 2020 yılında Sağlık Bakanı Sayın Fahrettin Koca dedi ki: “Biz bunu bütçemizden yapalım.” Niye bunu yapıyoruz? İngilizler yaptılar başarılı olamadılar. Neden başarılı olamadılar? Çünkü para yetişmiyor. Şehir hastanesi denilen şey, yap-işlet denilen şey, kamu-özel iş birliği denilen bir ortaklık ve şirketlere devirdir.

Türkiye'deki şu anda açılan 10 tane şehir hastanesinin yüzde 70’ini 4 tane şirket yönetiyor. Geçenlerde ne oldu? Rönesans firması, Danimarkalı bir şirkete işletme haklarını devretti hiç kimsenin bilgisi yok. Ne diyorlardı? Siz ne derseniz deyin söke söke alırlar ama söke söke almak bu değil, yurttaş sizin yüzünüzden çatır çatır ödemiş oluyor ve borçlanıyor.

Öyle bir hâle geldi ki “şehir hastanesi” dediğiniz yerler şehrin dışında, yoksul gidemiyor, yurttaş gidemiyor, emekçi gidemiyor, çalışan gidemiyor. Öyle bir yere yapmışsınız ki binası var, yemeğini, temizliğini, temizlik dışında otoparkını, laboratuvarını, görüntü hizmetlerini kiraya vermişsiniz ama nasıl? Döviz üzerinden ve defalarca istememize rağmen sözleşmeyi bilemiyoruz, söylemiyorsunuz ve bu devirlerle beraber vatandaş giderek yoksullaşıyor, hastaneye gidemiyor ve ne oldu? Arkadaşlar birçok kez burada, şehir hastanelerinin geçirdiği aşamalar dile getirilirken hiç dikkate alınmadı ve pandemide şunu gördük: Bütün hizmetler şehir hastanelerine devredildi. Niçin? Garanti verilmişti, hasta sayısı artsın diye ama pandemi dediğiniz yataklı hizmet değil, hastane hizmeti değil; 1’inci basamak sağlık hizmetidir, önlemektir, epidemiyolojidir, filyasyondur, sonra günaydın der gibi bu keşfedilmiş oldu, bu hizmete dönüldü. Önemli olan insanların hastalanmaması ve hastaneye gitmemesidir. Birçok hastane atıl durumda kaldı ve neye dönüştü? O zaman kapatalım, neden? Kapatmazsak şehir hastanelerine gidilemeyecek. Türkiye’nin bir taraftan nüfusu artıyor, hastanelerin ulaşımı çok önemli çünkü sağlığın erişilebilir olması lazım. Sağlıkta ulaşım olmazsa bir sıkıntı çıkar. Arkadaşlar, Ankara'da 6 hastanenin yeri dışında Atatürk Eğitim Ve Araştırma Hastanesi 2004 yılında açılmıştı, şu anda -VIP hizmeti için düşünülmüştü- depreme dayanıksız diye kapatılıyor, yıkılıyor. Yüksek İhtisas Hastanesi, Dışkapı Hastanesi, Ankara Numune Hastanesi yok. Ankara’da “HAP” diye “Hastanemi Açın Platformu” oluşturuldu, 121 tane sivil toplum örgütü çalışıyor, dikkate alınmıyor, hiçbir şey yapılmıyor ama kapatmak için ellerinden gelen çaba harcanıyor. Orası da şirketlere devredilmek isteniyordu, ticari alana dönüştürülmek isteniyordu. Erişim olmadığı gibi bilgi de yok.

Bizim geldiğimiz aşamada, bir de İstanbul’da bir yerden söz etmek istiyorum; Şişli Etfal Hastanesi. “Şişli Etfal Hastanesi” dediğinizde, sadece ismi “Şişli Etfal” diye geçmiyor “Şişli Hamidiye Etfal Hastanesi” diye geçiyor. “Etfal” ne demek arkadaşlar? “Etfal” çocuk demek. Şişli Etfal Hastanesi niçin açılıyor? II. Abdülhamit’in 7 aylık kızı Hatice Sultan kuşpalazından, difteriden yaşamını yitiriyor ve diyor ki: “Ne yapalım?” O dönem rant için değil; padişahlar, eşleri, çocukları vakfetmek için, kendi ceplerinden, gelirlerinden, sarayın sermayesinden verip almak için değil, vermek için, ücretsiz yararlanılsın diye hizmetler veriliyordu.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

NECDET İPEKYÜZ (Devamla) –  Bazen çeşme, bazen cami, bazen okul gibi hizmetler ve diyorlar ki: “Madem kuşpalazından yaşamını yitirdi, çocuk hastanesi olsun, Hamidiye Etfal Hastanesi olsun.” ve yıllarca çocuk yanığı konusunda, çocuk cerrahisi konusunda, sonra kanser cerrahisi konusunda. sadece İstanbul için, Şişli için değil, Türkiye’nin birçok ilinden hasta gidiyordu. O dönem ne demişti, 2004’te? “Kapatalım, AVM yapın.” Şu anda Şişli Etfal Platformu, bisiklet turnuvasından, resim sergisinden, basın açıklamalarından, sivil toplum örgütü ziyaretlerinden, siyasi parti ziyaretlerinden, buraya kadar geldiler, hiç kimse bir açıklama yapmıyor hastanenin ne olacağı konusunda. Şeffaflıksa, gelin, orayı beraber düzeltin. Zamanında yapılan, yüz yirmi iki yıl önce yapılan, hayır için yapılan, yurttaşların ücretsiz hizmet alması için yapılan bir yeri siz kapatıyorsunuz; bir tarafını Sarıyer’e, bir tarafını Seyrantepe’ye gönderiyorsunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

NECDET İPEKYÜZ (Devamla) – Son bir selamlama…

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın İpekyüz.

NECDET İPEKYÜZ (Devamla) – Bitiriyorum.

Böyle yaptığınız sürece siz hiçbir zaman… “Sağlıktan tasarruf” diye baktığınızda  -özgürlükleri kestiğiniz gibi- sağlığı da şirkete dönüştürmüş olursunuz.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - İYİ Parti Grubu adına Isparta Milletvekili Sayın Aylin Cesur.

Buyurunuz Sayın Cesur. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA AYLİN CESUR (Isparta) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;  Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Şehir hastaneleri konusunu ve uyguladığınız sağlık politikanızın yanlışlıklarını daha önce pek çok defa bu kürsüde anlattık, farklı şekillerde dile getirdik. Aslında dünya diyor ki: En verimli hastane modeli 200 ila 600 yatak, siz yatak sayısı 1.300’e varan hastaneler yaptınız. Ankara Şehir Hastanesinde bir poliklinikten diğerine gitmek aslında neredeyse yarım saat sürüyor, düşünün geri kalanını. Şehir merkezlerinde uzaktalar, ulaşım ayrı bir sorun; bunları hep defalarca dile getirdik. Mesela Bursa Şehir Hastanesi bir dağın tepesinde, hani Mudanya'ya Bursa'nın bazı mahallelerinden daha yakın. Ankara Numune Hastanesi kapandı, Keçiören'deki meslek hastalıkları hastanesine gitmeye başladı hastalar; hâlbuki oranın amacı meslek hastalıklarına yönelikti, başka bir şekilde hizmet vermeye başladı, amacından saptı hastane mecburen açığı kapatmak için. Çoğu hastaneye vakalar çok geç kalıyor, acillere çok geç ulaşıyor ve şehir hastaneleri kurulurken aslında kapatılan hastanelerin kapatılmasının ne kadar yanlış olduğunu, Numune Hastanesinin kapatılmasının ne kadar yanlış olduğunu defalarca burada söyledik. Ben de Numune Hastanesinde çalışmış bir hekim olarak gerçekten çok üzülüyorum. Sonra mecbur kaldınız, yeniden açtığınız hastaneyi.

Etlik ve Bilkent Şehir Hastaneleri için Ankara'da 11 tane hastane kapatılıyor değerli arkadaşlar yani durumun vahametini görün diye söylüyorum. Şimdi, bu iki hastanenin sağladığı yatak sayısı 7.300 ama kapatılan hastanelerin yatak sayısı 7.150 yani bu kadar eziyete ve bütçeye katlanarak bu kadar çok hadiseye 150 yatak için mi başvuruldu? Bu da akıl alır bir şey değil. Şimdi, hastanelerin doktorları başka yerlere çekildi, ilçelerden doktorlar oralara gitti, şehir hastanelerine; ilçeler doktorsuz kaldı, ilçelerdeki insanlar merkeze gidip orada tedavi olmak, rapor çıkarmak, otellerde kalmak zorunda kaldılar. Var, var, var; o kadar çok handikabı var ki ve salgında pandemi hastaneleri ilan ettiğiniz birimler birbirine karıştı, birçok yanlış üst üste geldi, domino taşları gibi arka arkaya dizildi hepsi. Acil ameliyatlar, önemli sağlık sorunları ertelendi. Aslında daha fazla sayıda küçük hastanelerimiz olsaydı hastaneler ihtiyaca göre bölünebilirdi mesela, tam tersini yaptınız siz.

Şimdi, buraya kadar, “sizin beceriksiz sağlık yönetiminiz” diyelim ama bundan sonra söyleyeceklerim –hadisenin- neden yaptığınızla alakalı, işte, bütçe kısmı geliyor burada. Şimdi, gelecek nesillerin bütçe hakkını ipotek altına alan bir projedir şehir hastanesi ve burada İngiliz mahkemelerini önce yetkili kıldınız, sonra “hasta garantisi” adı altında bir kılıf icat ettiniz ve bu hastanelere sürekli para ödemenin yolunu açtınız. “Şartları görmek istiyoruz, devletin kaynağın hesapsız harcayamazsınız.” dedik, “ticari sır” dediniz, “Devleti tüccar yapmışlar, vatandaşın parasını yandaşa peşkeş çeker olmuşlar.” dedik, “Bu yıl hastaneler için öngörülen bütçe 16 milyar 392 milyon lira” dediniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AYLİN CESUR (Devamla) – Bitiriyorum.

BAŞKAN – Buyurunuz.

AYLİN CESUR (Devamla) - Sağlık bütçesinin yüzde 21’i bu ve salgının ortasında bütçemizin beşte 5’ini kira ve hasta garantisi ödemeye ayırdınız. Önümüzdeki yıl bu pay daha da artacak, şimdi kasada para bitti.

Şimdi, Cumhurbaşkanlığı Yatırım Programı genel bütçeden 10 tane daha yeni şehir hastanesi yapma kararı aldı, bunların toplam maliyeti 10  milyar 104 milyon lira yani 11 şehir hastanesinin bir yıllık kira ve hasta garantisi bedelinden ucuz. Kendiniz yapabiliyorsanız o zaman neden bunları bu şekilde yaptınız değerli arkadaşlar?

Şimdi Danimarkalılara sattığınız bu hastanelerden 5 tanesini yani artık devlet hazinesi bir yerde Danimarkalılara gitti, “Biz bunu ödeyemeyiz.” deyince “İngiliz mahkemeleri var.” dediniz. Ee, şimdi bağımsızlığımızı kazandık, yüz yıl sonra yine kapitülasyonlar karşımızda. Ama biz size rağmen, bütün yanlışlara rağmen siz bu işi beceremezsiniz de  biz yürümeye devam ediyoruz. Biz yürüyoruz karanlılıkları aydınlatır gibi. Kulaklarımızı Anadolu ezgilerinin uğultusu, arkamıza bakmadan kararlı yürüyoruz. Yolun başındayız, biliyoruz, biz yürürken çocukları ağlıyor,  anneler kaygılı uyanıyor sabahlara. Kararan yarınları aydınlatmak için hiç durmadan yürüyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AYLİN CESUR (Devamla) – Ruhumuzda gülümseyen çocukların mırıltısı biraz daha azalıyor yürüdükçe.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Cesur.

AYLİN CESUR (Devamla) – Umutsuz insanların yüreğimizdeki sızısı. Ve yolun başındayız, biliyoruz, sonunda iyilik olan her yol gibi bir bardak çay içimi geçecek yorgunluğumuz. Bunu da biliyoruz. Bizimle gülümseyecek bir göz için bu toprakları vatan yapan bir çift mavi gözün yolunda, önümüzde göğsünü siper etmiş yürüyen bir cesur kadın, iyilik yolunda yürüyoruz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum, iyi bayramlar diliyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Balıkesir Milletvekili Fikret Şahin.

Buyurunuz Sayın Şahin. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA FİKRET ŞAHİN (Balıkesir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, burada, modası geçmiş bir yatırım modeli üzerinde konuşmak açıkçası bana büyük bir acı veriyor. Şöyle ki: Avrupalı ülkelerin denediği ve sakıncalarını görüp vazgeçtiği bir modeli, ülkemiz bir laboratuvar olarak şu anda deneme tahtası noktasında. Bakınız, bu modeli ilk olarak İngilizler 1990’lı yılların sonunda çıkartıyor ve 2000’li yılların başında da terk ediyor. Şu, elimde gördüğünüz grafik, İngiltere’nin yatırım olarak kamu-özel iş birliği modeline sağlık alanında yaptığı yatırımları gösteriyor. Bakınız, 2007 yılından itibaren İngiltere’nin artık hiçbir yatırımı yok ama Türkiye’de tam tersi; İngiltere vazgeçiyor, Türkiye bu modeli tutuyor, ihraç ediyor ve biz de onlara kanarak bu modeli almış ve Türkiye’ye getirmiş bulunuyoruz. Hatta 2018 yılında -bakın, elimde yine Avrupa Birliği Sayıştayının raporu var- Avrupa Sayıştayı “Teknolojinin hızla değiştiği alanlarda -sağlık da böyle bir alandır- kamu-özel iş birliği modeline yatırım yapmayın.” diyor ama maalesef, işte, AK PARTİ iktidarı bunu yaptı ve hatta yine bakın, Almanya, bizim onda 1’imiz oranında yatırım yapmış ve vazgeçmiş ama siz ne yaptınız? Yabancılara kandınız, getirdiniz bu sistemi harika bir modelmiş gibi bize dayattınız ve şimdi ayağımıza prangayı vurdunuz, yirmi beş yıl boyunca da çoluğun çocuğun gelecek, sağlık hakkını yabancılara döviz bazında aktarıyorsunuz. Yani bir hortumlama sistemidir, bir kapitülasyondur ve gelecek nesillerin üzerinde vebaliniz var. Onu da bilmenizi istiyorum.

YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) – Adana Sahra Hastanesinden…

FİKRET ŞAHİN (Devamla) – Bakınız, şöyle: Sayıştay dahi bunu tespit ediyor, ben söylemiyorum -Sayıştay 2018-2019 Raporlarını açın- Sayıştay “Hiçbir muhasebat yönetmeliğinin hiç birine uymuyor.” diyor. Yani hesabı kitabı belli değil, kime ne ödediğiniz, ne aldığınız, nasıl olduğu belli değil. Kendi rakamlarınızla söyleyeceğim, çok fazla rakama boğmayacağım: Sadece bir yıllık kira ve hizmet ödemesiyle o hastaneyi yapıyorsunuz, bir yıllık –bakın, kendi hesabınızla söylüyorum- Sağlık Bakanlığının yayımlamış olduğu mali tablolara göre sadece bir yıllık kira ve hizmet ödemesiyle hastaneyi yapıyorsunuz. Şimdi hepinize soruyorum: Neden yirmi beş yıl ödeme yapıyorsunuz, neden yirmi beş yıl ödeme yapıyorsunuz? Yazık değil mi çoluk çocuğa? “Döviz bulamıyoruz.” diyorsunuz ama yirmi beş yıl boyunca bu çoluk çocuğun hakkını götürüp elin İngiliz’ine teslim ediyorsunuz. Zaten doğru bir yatırım modeli olmuş olsaydı Sağlık Bakanı tutup da 2019 bütçesinde açıklamazdı; “Efendim, bu finansman modelinin de ayrı bir yükü var, o yüzden biz vazgeçtik. 10 tanesini genel bütçeden yapacağız.” diyor. Hangisi doğru? Genel bütçeden yapacağınız mı doğru, yoksa, kamu-özel iş birliği modeliyle yapacağınız mı doğru? (CHP sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Şahin.

FİKRET ŞAHİN (Devamla) – Üstelik, bu yıl da bir hastaneyi daha genel bütçeye aldınız.

Arkadaşlar, siyasi olarak söylemiyorum; 2 çocuk babasıyım, çocuklarımın geleceği için söylüyorum, üzerimde vebal var: Çoluğumuzun çocuğumuzun hakkını götürüp teslim ediyorsunuz, gözünü seveyim vazgeçin.

Bakın, şu anda, bir mücbir sebebimiz var -biraz sonra maddede de konuşacağım, ayrıntısını aktaracağım- mücbir sebep pandemidir. Gelin, “mücbir sebep” sebebiyle bu sözleşmeleri vazgeçirelim, yenileyelim ve döviz ödemesini de bırakalım.

Bakın, elimde “ticari sır” diye sakladığınız belge var, birazdan ayrıntısını söyleyeceğim. Necdet Bey, işte, ticari sır burada kardeşim. Nedir biliyor musun? Sağlığı, tutup şirketlere teslim etmişsiniz, yabancılar sömürüyor; burada, burada, ayrıntılarını anlatacağım. (CHP sıralarından alkışlar) Ama bakın, Dünya Sağlık Örgütü “Pandemi bitti.” dediği an bu fırsatı kaçırmış olacağız ve bu hastanelerin yükü yirmi beş yıl üzerimizde kalacak. Hepinize söylüyorum: Hepinizin üzerinde çoluğunuzun çocuğunuzun vebali var.

Sevgili arkadaşlar, bu sistem sürdürülebilir değil ve bizim iliklerimizi sömürüyor, siyasi olarak söylemiyorum. Bakın, uzun zamandır çalışıyorum, inanın, ben depresyona gireceğim bu kadar hesaptan. Hesapları hepinize tek tek verebilirim, getirin, kendi hesaplarınızı üstelik.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FİKRET ŞAHİN (Devamla) – Sağlık Bakanlığının yayımladığı mali tablolar ile Cumhurbaşkanının, Yatırım Programı’nda yayımladığı rakamları yan yana koyalım, bakın, siz de göreceksiniz.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Şahin. (CHP sıralarından alkışlar)

YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) – Sahra hastanesi ya! Adana sahra hastanesi…

FİKRET ŞAHİN (Balıkesir) – Sevgili kardeşim, söylüyorum, siyasi konuşmadım.

YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) – Ya, sen siyasi konuştun.

FİKRET ŞAHİN (Balıkesir) – Yaşar’cığım, bak, siyasi konuşmadım diyorum. İstersen dur, beş dakika sonra konuşacağım.

ORHAN SÜMER (Adana) – İsmail Bey cevap verecek şimdi, sen söyleme. Sen oradan niye… İsmail Bey konuşacak sizin adınıza.

FİKRET ŞAHİN (Balıkesir) – Biraz sonra kanun maddesi konuşulurken ayrıntısını söyleyeceğim. Bak, siyasi konuşmuyorum diyorum.

YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) – Ya, ne konuşuyorsun?

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Kayseri Milletvekili Sayın İsmail Tamer.

Buyurunuz Sayın Tamer. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA İSMAİL TAMER (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; HDP grup önerisi aleyhinde grubum adına söz almış bulunuyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Evet, aslında “Hafıza-i beşer nisyan ile malüldür.” 2002 yılı öncesini siz unutsanız da ben size yine hatırlatacağım. Sağlıktaki o günkü durumu tekrar göz önüne sermem lazım ki bugünlere nasıl geldik, şehir hastaneleri ne diye kuruldu ve bugün için sağlıktaki Dünya Sağlık Örgütü’nün son dönemde pandemide gıptayla baktığı, tüm ülkelere örnek gösterdiği bir Türkiye’ye “tu, kaka” yapmanızı, şehir hastanelerine “tu, kaka” yapmanızı hakikaten hayretle karşılıyorum.

AYLİN CESUR (Isparta) – Pandemiyi en kötü yöneten ülke seçti Dünya Sağlık Örgütü. Ne diyorsunuz ya?

İSMAİL TAMER (Devamla) – Bunu savunan, burada konuşan arkadaşlarım doktor arkadaşlarım, onlar, 2002 yılı öncesinde de doktorluk yaptılar. Hastanelerde koğuş sistemini hatırlayın; 6 kişilik yataklar, refakatçi yok. Bakın, bugün şehir hastaneleri nitelikli yataklar hâline geldi. 13 tane şehir hastanesini yaptık; bugün, yaklaşık 18 bin tane nitelikli yatak. Yapılan her şehir hastanesinde yüzde 71 kişilik yataklar yani bu nedir? 30 metrekare içerisinde hasta başı monitörü, yataklar, refakatçi yatakları, televizyon, banyosu, tuvaleti, insan gibi hastanın yatabileceği bir konumdayken siz neyi söylüyorsunuz? Yazıklar olsun! (AK PARTİ sıralarından alkışlar) 2002 yılı öncesindeki o durumu bilmeden bugünkü şehir hastanelerine laf atmak bana göre anlamsızdır, doktor olarak ben size bir şey diyemiyorum. Ben 1 yatakta 2 kişi yatırdığımı çok iyi hatırlıyorum değerli arkadaşlar, cerrah olarak çalıştığım dönemde 1 yatakta 2 kişi yatırıyordum. Niye? Yer yok. Hasta refakatçileri rezalet durumdaydı.

YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) – Hastane yoktu.

İSMAİL TAMER (Devamla) – O açıdan, Cumhurbaşkanımızın önderliğinde “hayalim” dediği “aşkım” dediği hastaneleri hizmete soktuk. Sokmaya devam edeceğiz. Hiç kimse bunun aksini iddia etmesin. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Burada bazı arkadaşlarımız klinisyen, onlar hasta bakmamış olabilirler ama hasta bakan her doktor 2002 yılı öncesini bilmeli.

AYHAN EREL (Aksaray) – İsmail Bey, hayallerinizi niye sattınız?

İSMAİL TAMER (Devamla) – SSK hastanelerinin durumunu hepiniz çok iyi biliyorsunuz; geceden hasta kuyrukları olurdu ki muayene olalım diye, geceden hasta kuyruklarına 3 kişi gelirdi ki biri röntgen sırasına, diğeri ilaç sırasına girecek, öbürü de doktorların sırasına girecekti.

AYLİN CESUR (Isparta) – En kötü vaka bizdeydi, en kötü vaka.

İSMAİL TAMER (Devamla) – O zaman doktorlar ne yapıyordu, biliyor musunuz Aylin Hanım: Bakarak reçete yazıyordu, muayene yok, muayene yapamıyorlardı. Neden? Ortam yetersizdi, fiziki şartlar yetersizdi. Onun için şehir hastaneleri bizim baş tacımızdır. Evet, o gün için kamu-özel ortaklığı ön plandaydı, bugün itibariyle de kamu özel ortaklığını bir tarafa bıraktık kendi genel bütçemizden hastanelerimizi yapmaya çalışıyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AYLİN CESUR (Isparta) – İyi bir rant kaynağı yaptınız.

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

İSMAİL TAMER (Devamla) – Bakın, kesinlikle şunu ifade etmek istiyorum: Bir kere, eskiden doktorluk yapan bir arkadaşımızın özellikle de şu pandemi döneminde şehir hastanelerinin önemini görüp… İtalya iflas etti -Almanya hariç, doğru, onlar biraz daha iyiydi- İngiltere iflas etti, Fransa iflas etti, İspanya iflas etti.

YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) – Amerika…

İSMAİL TAMER (Devamla) – Ama Türkiye’de hiçbir hasta dışarıda bırakılmadı, hepsi adam gibi, pandemi dolayısıyla da yapıldı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Ankara’daki hastanelerin kapatıldığını ifade ediyorsunuz. Buradaki şehir hastanesinde 5 tane transplantasyon ameliyatı aynı anda yapılıyor. Nerede, hangi ülkede var böyle bir imkân? (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Çalışan doktorlar için söylüyorum: Doktorlar bizim baş tacımız, sağlık çalışanları bizim baş tacımız. Onların pandemi döneminde vermiş oldukları emekler için ayrıca teşekkür ediyorum. Hepinize buradan saygılarımı sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

O açıdan, şunu ifade etmek lazımsa, siyasi olarak bir şeyler söyleyebilirsiniz ama görüp de görmezlikten gelmek bana göre yanlıştır; kesinlikle karşıyız.

Bu önergenin aleyhinde oy vereceğimizi ifade ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Tamer.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

SALİH CORA (Trabzon) – Bu kadar güzel konuşmalara ne diyeceksin Sayın Özel?

BAŞKAN – Sayın Özel…

 

 

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, iki yönlü talebim var; bir tanesi hatibime karşı “O dönemlerde doktorluk yapıyorsunuz bir de bunları söylemiyorsunuz.” deyip “Yazıklar olsun!” diye bitirdiği kısmı… Kendisinin doğrudan şahsına sataşılmıştır, o hakkı kullanacak.

Ben bir tek şeyi söyleyeceğim Sayın Cora, hiç tartışmasız. Sayın İsmail Tamer’i dinledik; Adalet ve Kalkınma Partisinin Sayın Genel Başkanı, Cumhuriyet Halk Partisinin Sayın Genel Başkanı, Genel Başkanımızı kendisinin bürokrat olduğu bir dönemde, Cumhuriyet Halk Partisinin iktidarda olmadığı bir dönemde SSK’nin açıklarından sorumlu tutarak bir siyaset yürütüyor, hepimiz biliyoruz. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Şimdi, Sayın İsmail Tamer kürsüye geldi, 2002 öncesi dönemde Kayseri’de gördüğü hastanelerden ve sağlık sisteminden şikâyet etti; kendisinin dönemin Kayseri Sağlık Müdürü olduğunu hatırlatırım. (CHP sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Sayın Başkan, sataşma var.

SALİH CORA (Trabzon) – İsmail Ağabey müdür olmasa daha kötü olacaktı.

BAŞKAN – Tamamlayınız efendim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, İç Tüzük 69’a göre şahsına açıkça saldırılan milletvekilimin kürsüden cevap hakkını talep ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Şahin. (CHP sıralarından alkışlar)

 

 

FİKRET ŞAHİN (Balıkesir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Tabii, yirmi yedi yıl şerefli bir şekilde hekim olarak devletimize hizmet ettim aynı zamanda da döneminde Balıkesir Tabip Odası Başkanlığı da yaptım.

YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) – Doğruları söyle ama.

FİKRET ŞAHİN (Devamla) – Şimdi, tabii, ben hiçbir zaman özel hastane patronu olmadığım için İsmail Bey gibi konuşamayacağım, kendisi özel hastane patronu olduğu için böyle konuşuyor tabii ki, mecbur olduğundan dolayı. (CHP sıralarından alkışlar) Şimdi, kendisine söylüyorum; bakın, 13 tane şehir hastanesiyle 6.117 tane yatak kazandınız, 6.117

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Ama nitelikli yatak hepsi.

FİKRET ŞAHİN (Devamla) – Ben, İsmail Bey, sizin istediğiniz bir kanalda buyurun program yapalım. Hodri meydan! Bakanınız da gelsin, Sağlık Bakanı ve siz gelin, ben de orada… Bakın… (CHP sıralarından alkışlar)

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Her zaman, açık açık. Seninle değil, Genel Başkanınızla da yaparım ben.

FİKRET ŞAHİN (Devamla) – Siz vatandaşı burada kandırıyorsunuz.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Genel Başkanın da gelsin.

FİKRET ŞAHİN (Devamla) – Bir dakika, söyleyeceğim: Siz üç yıllık kirayla tam 55 tane 500 yataklı devlet hastanesi parasını üç yıllık kira olarak verdiniz. Bakın, hesap burada.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – O yatak sayılarını izah et, nitelikli yatağı izah et.

FİKRET ŞAHİN (Devamla) – Üç yıllık kirayla ve 6.117 yatak var. Eğer ki bu kira yerine siz devlet hastanesi yapmış olsaydınız, 27.750 tane yatağınız olurdu ve pandemiyle çok daha iyi mücadele ederdiniz. (CHP sıralarından alkışlar)

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Çok iyi mücadele ettik biz.

FİKRET ŞAHİN (Devamla) – Siz hesap falan bilmiyorsunuz, vatandaşın parasını sömürtüyorsunuz.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Biz ettik, çok iyi mücadele ettik.

FİKRET ŞAHİN (Devamla) – Evet, çok çok…

Bakın, yaptığınız hastanelerin mesafeleri bir saat uzaklıkta, vatandaş yolda ölüyor, haberiniz yok. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Hiç alakası yok!

YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) – Doğru değil, yanlış söylüyorsun!

FİKRET ŞAHİN (Devamla) – Böyle hekimlik mi olur ya!

Sen cerrahsın, bak, ben de cerrahım; dakikaların önemi var.

Benim doktor arkadaşlarım diyor ki: “Ben acile gidene kadar yirmi dakika sürüyor, hasta ölüyor.” (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Evet, 3.700 yataklı hastane olur mu ya? 3.700 yataklı hastane… İnsanlar birbirini bulamıyor, hastanede konum atıyorlar birbirlerine.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Her hastane kendine has özellikli.

Hiç alakası yok!

FİKRET ŞAHİN (Devamla) – İngiltere bak, burada. Bak, İngiltere ne yapmış? Diyor ki: “Hastanelerimizi verin bize.” Vatandaş iki gün sonra sokağa dönecek böyle ve diyecek ki: “Hastanemizi verin.” (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) – Var mı bir yatırımınız?

FİKRET ŞAHİN (Devamla) – Hiç söylemeyin.

Bakın, on gün önce -bakın, Hekim bey, milletvekili- bir yakınım, evet, bir kanser cerrahisi olacak, yaptıramadı devlet hastanesinde beyefendi, yaptıramadı. Özel hastanenin faturasını vereceğim. Sistem bu, sistem bu! Yazık ya! Evet, faturayı vereceğim, faturayı vereceğim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Şahin.

FİKRET ŞAHİN (Balıkesir) – Ama tabii, siz patron olduğunuz için böyle konuşmak zorundasınız, başka şey yok.

MUHAMMET NACİ CİNİSLİ (Erzurum) – Erzurum da aynı, Erzurum; hepsi aynı!

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Oluç.

 

 

 

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın vekiller, şimdi, iki konuya çok kısa değineceğim. Tartışma, neden şehir hastanesi yapıyorsunuz tartışması değil, sadece neden dolar ve euroyla bu iş için borçlanıyorsunuz? Neden 10 liraya yapılacak işi bin liraya yaptırıyorsunuz? Neden halkın sağlık ihtiyacını şirketlere peşkeş çekiyorsunuz, tartışılan konu bu. Dolayısıyla geleceğimizi ipotek altına alıyorsunuz yani tartıştığımız konu bu. Yoksa ya niye hastaneler yapıldı, yataklar yapıldı, insanlar sağlık hizmeti alamasın diye bir şeyi tartışmıyoruz. Hamaset yapıyorsunuz, onu bir kenara bırakalım.

İkincisi: Ya, burada bir soru sorduk, Şişli Etfal Hastanesi. Şişli Etfal Hastanesi onlarca yıldır İstanbul’da hizmet veren, sadece Şişli ilçesine değil İstanbul’un her yerine hizmet veren, ayrıca Türkiye’nin de her yerinden insanların geldiği, tedavi olduğu çok önemli kamu kurumu. Şimdi, bu kamu kurumu binası deprem açısından riskli. Peki…

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Aynen öyle.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Aynen öyle…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Toparlıyorum efendim.

Binası riskli, bu binanın yenilenmesi gerekiyor. Peki, Taksim’de de İlkyardım Hastanesi vardı, bina yenilendi, tekrar hastane olarak açıldı. Şimdi, soruyoruz. Şişli’de, Şişli ilçesinde binlerce insan imza toplamış, Sağlık Bakanlığına getirip verdiler ve soruyorlar, diyorlar ki: “Ya, bu araziye ne yapılacak, ne? Arazide biz Şişli Etfal’in yeniden yapılmasını istiyoruz ve bir kamu hastanesi olarak hizmet vermesini istiyoruz.” Soruyorlar, hiçbir yerden cevap alamıyorlar. Sağlık Bakanlığına gelip soruyorlar, alamıyorlar, başkalarına soruyorlar, alamıyorlar, iktidara soruyorlar, alamıyorlar. Cevap yok, neden? Bir vakfa peşkeş çekilmiş, ne yapılacağı belli değil. Bunun cevabını verebiliyor musunuz? Yok. Susuyorsunuz, hamaset, hamaset. Ne yapılacak Şişli Etfal’in yerine? Hastane mi, AVM mi? Hastane kamu hastanesi mi olacak, özel mi olacak? Bunun cevabını verin.

BAŞKAN – Sayın Tamer, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

 

 

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi tekrar saygıyla selamlıyorum.

Bir kere şunu ifade edeyim. Özellikle Değerli Özgür kardeşim, benim Başhekimlik yaptığım dönemde Kayseri’deki sıkıntılı hastaneleri en iyi Çetin kardeşim bilir.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) -  Hangi yıllar?

İSMAİL TAMER (Devamla) – Ben, 2003 ile 2009 yılları arasında yaptım ve o dönemde Kayseri’de sağlığı on adım daha ileriye götürdüm. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)  Hiç kimsenin yapmadığı, hâlâ Türkiye’de örneği olmayan bir geriatri hastanesi açtım.  Yine 100 yataklı psikiyatri hastanesi açtım.

SALİH CORA (Trabzon) – Kemal Bey’e rağmen.

İSMAİL TAMER (Devamla) – AMATEM, orada AMATEM yoktu, gönderdim hastaları yatıramadılar, bir hafta içinde AMATEM’i kurdum. Onun için sen sağlık Kayseri’deki bakın, 18 bin metrekare kapalı alanı olan, üzerine helikopter inen, Türkiye’de örneği olmayan bir Acil yaptım, hâlâ çalışıyor. Onun için Kayseri ve benimle ilgili biraz daha araştırırsan çok daha iyi olur değerli kardeşim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) -  Eleştirdiğin dönemdeki görevi nedir mi diyor?

 İSMAİL TAMER (Devamla) – Ama şunu ifade edeyim: Bakın, şehir hastanelerine karar verdiğimiz dönemde ben de o zaman Sağlık Bakanlığının içerisinde yakın çalışıyordum. 7 ilin koordinatör başhekimiydim. O zaman bu hastaneleri yapacak maddi imkânı yoktu ülkenin. O yüzden böyle bir sisteme gidildi, kamu-özel ortaklığı o zaman tercih edildi. Şimdi de Bakanımızın açıkladığı gibi artık genel bütçeye kaydırıldı.

FİKRET ŞAHİN (Balıkesir) – 5 tanesi devam ediyor Kayseri’de, 5 tanesi devam ediyor. 

İSMAİL TAMER (Devamla) – Bizim amacımız sadece neydi, biliyor musunuz? Türk halkına, Türk hastalarına, bu insanlara en iyi sağlık hizmetini vermekti. Onu da veriyoruz zaten.

FİKRET ŞAHİN (Balıkesir) – Japonların…

İSMAİL TAMER (Devamla) – Pandemi döneminde tüm dünya gördü ki Türkiye’de hiçbir hasta dışarıda kalmadı, hiçbir hasta banklarda ölmedi, çöp tenekelerinden cesetler toplanmadı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Onun için size şunu ifade ediyorum: Kesinlikle, şehir hastanelerini de biz yapmaya devam edeceğiz. Bu ülkenin insanlarına hizmet etmeye devam edeceğiz.

AYLİN CESUR (Isparta) – Konu, siz değilsiniz; soru başka.

İSMAİL TAMER (Devamla) – Hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Arkadaşlar, sağlık konusunda…

Yüz bin vatandaşımıza…

AYDIN ÖZER (Antalya) – Siz de vatandaşa hizmet…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Özel.

 

 

 

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) -  Sayın Başkan, bir daha bir daha aynı şeyleri söylüyor.

Birincisi sorulan net sorulara net cevap verilmedi, Şişli Etfalle ilgii soruya.

İki, zaman treninin içinde bir geriye gitme var. İndiği istasyonda da zamanın getirdiği yerle övünme var, bunu görmek lazım.

Üçüncü husus şu: Çok basit bir şey söylüyoruz, bürokrasi eğer açıktan bürokrasi kötü yönetimden, ondan bundan, bürokrasi yaşanan kötü şeylerle ilgili hesap verecekse hesabını ver. Eğer sorulmayacaksa bize de sormayın. Buradaki çelişkiyi vurguluyoruz. İsmail Bey'in devamlı yapılan işlerle ilgili övgü dolu sözler söylemesini anlıyorum iktidar refleksiyle ama o zaman SSK’deki açıkları Genel Başkanımıza hesabını soranları alkışlarken avuçlarınız patlamayacak.

Teşekkür ederim efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın İpekyüz, 60’a göre size yerinizden söz veriyorum.

Buyurunuz efendim.

 

 

 

NECDET İPEKYÜZ (Batman) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Yani aslında bizim anlatmak istediğimiz, “Niçin hastane yapıyorsunuz?” değil, hastane yapılsın. Bir, hastalığı önlemek için birinci basamağı unutmayın. İki, sağlıkla ilgili finansmanı, parayı nasıl çözüyorsunuz? Bakan bile dedi ki: “Artık vazgeçiyoruz bütçeden.” Bunun kirasını dövizle kim veriyor? Siz mi veriyorsunuz, biz mi veriyoruz?

Bir diğeri, Şişli Etfal’i örnek gösterdik. Şişli Etfal’de padişahlar bile kendi bütçelerinden hayır için veriyorlardı. Şimdi diyorlar ki: “Biz size verelim, AVM yapın, ticari alan yapın.” Orayı onarmak varken, orayı düzeltmek varken niçin açıklamıyorsunuz? Para pul işlerini saklıyorsunuz ama hastalık için otelcilik gibi hizmetler söylüyorsunuz. Otelleri de kimlerin yaptığı da belli, nasıl çöktüğü de belli. Finansmanı nasıl çözüyorsunuz, bize açıklayın. Bu paraları kim ödüyor, bize açıklayın. Bunu açıklamadığınız sürece geleceğimizi tehdit ediyorsunuz.

BAŞKAN – Sayın Demir…

 

 

 

MUSTAFA DEMİR (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Şimdi, bu, Şişli Etfal’le ilgili görüşmeler bana yaklaşık on yıl önce Çapa ve Cerrahpaşayla ilgili yapılan konuşmaların aynısını hatırlatıyor. O dönemde de Çapa ve Cerrahpaşa yerine Hasdal’da yapılacak muazzam bir üniversite hastanesinin yapıldıktan sonra “Çapa ve Cerrahpaşa AVM olacak veya özel şirketlere peşkeş çekilecek." diye çok konuşulmuştu. Hatta üniversitenin kendi içinde de bu tür şeyler konuşuldu ama şimdi, hem Hasdal’da muhteşem bir hastane yapılıyor hem Çapa ve Cerrahpaşa yine fonksiyonunu koruyacak, inşaatlar devam ediyor yani Cerrahpaşa’da da hastane devam ediyor, Çapa’da da şu anda o projeler devam ediyor.

Aynı şekilde, Şişli Etfal Hastanesi de şu anda bulunduğu yerde sağlık alanı olarak devam edecek. Etfal için başka yerde hastane yapılsa bile Şişli’nin bulunduğu yerde aynı fonksiyonda devam edecek. Biz şuna inanıyoruz, aslında bunlar…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Demir.

Sayın Topal, aynı konuyla mı ilgili?

SERKAN TOPAL (Hatay) – Evet efendim.

Sayın Başkanım, konuyla ilgili…

(Gürültüler)

BAŞKAN – Konuyla ilgili mi efendim? Açalım efendim.

 

 

 

SERKAN TOPAL (Hatay) – Sayın Başkanım…

Sayın Tamer, siz 18 bin metrekarelik hastane yaptınız. Nasıl yaptınız? Ben on sekiz yıllık memurum, daha bir ev yapamadım.

Onu geçtik, 150 bin nüfuslu Defne’de hastane yok da…

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Git Kayseri’ye. Kayseri’ye git, gör orada, bu ne be! Hodri meydan, orada, Kayseri’de.

SERKAN TOPAL (Hatay) – Ya, 150 bin nüfuslu Defne’de. 120 bin nüfuslu Arsuz’da daha hastane yok. Ya, daha siz bizim ilçelerimizde hastane yapamıyorsunuz, bizim itirazımız onadır.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Beceriksizsiniz o kadar!

SERKAN TOPAL (Hatay) – Beceriksiz olan sizsiniz! Siz yapamadınız, siz! Biz istiyoruz yapalım, biz istiyoruz Defne’de, Arsuz’da.

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Nerede yapılmadı, nerede?

SERKAN TOPAL (Hatay) – 18 bin metrekarelik bir alan yapıyorsunuz, oynuyorsunuz; Defne’de hastane yapamıyorsunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Oluç…

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Nerede yapıyoruz, Hatay’da mı yapıyoruz?

SERKAN TOPAL (Hatay) – Ayrıca, 18 bin metrekarelik…

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Topal.

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Kayseri’ye gel de incele. Seni davet ediyoruz Kayseri’ye.

BAŞKAN - Sayın Oluç, buyurun.

 

 

 

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bir cümle söylemek istiyorum. Sayın Vekil, sizin yaptığınız açıklama çok önemli fakat sorun şu: Şişli Etfal’in ne yapılacağına dair yurttaşlar Şişli’den bilgi almaya çalışıyorlar, en son Sağlık Bakanlığına da götürdüler, topladıkları imzaları verdiler fakat sizin söylediğiniz kadarıyla bile cevap verilmedi onlara. Biz zaten cevabın verilmesini istiyoruz, yurttaşlar istiyor yani, bunu iletiyoruz. Yani “Evet, oraya sağlık kurumu yapılacak ve şu şekilde bir kamu hastanesi olarak çalışacak.” dense yurttaşların istediği cevap çıkmış olacak ama bu söylenmiyor. Keşke sizin söylediğiniz kadarını Sağlık Bakanı da onlara söylese.

 

 

 

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, bir de şey… Ya, şöyle bir şey olabilir mi: Sayın Erkan Akçay’ın ışıkta bir arıza olabilir, yanmıyor olabilir. Osman Durmuş dönemiyle ilgili çok itham oldu ya, belki cevap için söz istediniz…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Çok teşekkür ederim(!) İstemedim. Afiyet olsun!

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

 

 

 

17/7/2021

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 17/7/2021 Cumartesi günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                                                              Özgür Özel

                                                                                                                                                 Manisa

                                                                                                                                       Grup Başkan Vekili

Öneri:

Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan, Saros Körfezi’ne yapılması planlanan FSRU Limanı’nın olası etkilerinin ve körfezin karşılaştığı diğer risklerin belirlenerek alınması gereken önlemlerin tespit edilmesi amacıyla verilmiş olan (10/4458) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin görüşmesinin Genel Kurulun 17/7/2021 Cumartesi günlü (bugün) birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere, Edirne Milletvekili Sayın Okan Gaytancıoğlu.

Buyurunuz Sayın Gaytancıoğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA OKAN GAYTANCIOĞLU (Edirne) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; evet, bakın bu görüntüye, buraya gitmediyseniz gidin. Burası dünyanın kendi kendini temizleyebilen ender körfezlerinden bir tanesi, gerçi şimdi ocağına incir ağacı dikiyorsunuz ama burası için Kaptan Cousteau ne demiş biliyor musunuz? “Kızıldeniz’in kuzey versiyonu.” Burada 144 çeşit balık var, 78 tür deniz bitkisi var, 34 tür deniz süngeri var. 2010 yılında da Bakanlar Kurulu -gerçi şimdi Bakanlar Kurulu memurlardan oluşuyor- “özel çevre koruma bölgesi” ilan etmiş, şimdi de burada bakın greyderler çalışıyor. Bir liman yapılıyor, bu liman neden yapılıyor? Çünkü buraya bir doğal gaz limanı projesi çizilmiş, planlanmış. İşte, tek adam rejimiyle yönetilen ülkede gelinen nokta budur. Yani Bakanlar Kurulu “özel koruma bölgesi” ilan ediyor, doğal SİT alanı ama bir kişi diyor ki: “Biz orayı söz verdik, bir ülke var finansör, Katar ülkesi, onun gazını biz gemilerle buraya getireceğiz.” Gemilerin ismi de FSRU. Yani FSRU gemilerine gaz dolduruluyor, gaz İskenderun’a getiriliyordu, şimdi, Saroz’a da getirilecek. Yani bu kendi kendini temizleyebilen bölgedeki kumsal yağma ediliyor şu anda, talan ediliyor. Peki, bölge halkı ne yapıyor? Bölge halkı, bakın, göresiniz diye söylüyorum, 170 bin tane imza topluyor. Yani “olmaz” diyor ve bakın, pandemi koşullarında yapıldı bu, herkeste 1,5 metre mesafe, 170 bin tane imza böyle sergilendi. Yani biz, kurallara uyarak bir eylem yaptık. Buraya 100 binleri yığabilirdik. Geçen hafta da Keşan’da bir eylem yaptık, fazla kalabalık tutmadık, ona rağmen ses… Bulamadık değil, getirebilirdik, getirmedik ama karşı tarafta, tam 7 kilometre ilerisinde bir fay hattı var. Yani fay hattının olduğu yere siz liman yapmaya çalışıyorsunuz. Deprem bilimciler diyor ki: “Ya, olmaz bu proje, fay hattı var. Yazık, günah.” İklim bilimciler “olmaz” diyor, ziraat mühendisleri “olmaz” diyor, hukukçular “olmaz” diyor, 11 farklı bilim uzmanı “olmaz” diyor, ÇED raporu olumsuz ama siz Katar’a söz vermişsiniz ya, Katar’a söz verdiğiniz için Katar’ın gazı Avrupa’ya satılacak ya bu güzelim doğayı katlediyorsunuz, 10 bin tane ağaç kestiniz, 10 bin tane. Hani siz her yeri yeşillendiriyordunuz.

FATMA AKSAL (Edirne) – Kaç tane diktik orada.

OKAN GAYTANCIOĞLU (Devamla) – Dikilen mikilen bir şey yok

FATMA AKSAL (Edirne) – Vallahi yalan, ayıp ayıp.

OKAN GAYTANCIOĞLU (Devamla) – Burada cevap verirsiniz, oradan sataşma yapmayın.

Şimdi, biz ne istiyoruz? ÇED olumsuz raporu çıktıysa hukuk görevini yapsın. Hukuk ne yapıyor? Görevini yapmıyor. Bakın, birini yakaladığınızda, hırsızlık yaparken yakaladığınızda savcı ne diyor: “Evet, suçu sabittir, tutuklansın.” Polisler gidiyor, ne yapıyorlar? Yakalıyorlar, içeri tıkıyorlar. Şimdi, yargı ne demiş? “Olmaz” demiş “ÇED olumsuz” demiş. Halk “Olmaz” diyor ama siz gereğini yapmıyorsunuz. Yürütmeyi durdurma kararı bir türlü çıkmıyor yani hukuk işlemiyor, adalet yok. Burada usulsüzlük var, bu usulsüzlüğü yapan herkes sorumludur arkadaşlar. Merak etmeyin, CHP iktidarında hukuk sonuna kadar işleyecek ve bu yapılanlar, bölgeye yapılan ihanetlerin her birinin hesabı yöneticilerden ve herkesten sorulacak çünkü bu doğa kendi kedini temizleyebilen bir yer burası.

Bakın, müsilaj neden oluyor, neden böyle doğa olayları oluyor, neden siz bu şekilde doğayı tahrip ediyorsunuz?

ADULLAH GÜLER (İstanbul) – Temel atmama töreninden olabilir mi?

OKAN GAYTANCIOĞLU (Devamla) – Biz bunu çok iyi anlıyoruz çünkü doların yeşilini anlıyorsunuz, sizin doğanın yeşiliyle ilginiz yok.

ADULLAH GÜLER (İstanbul) – Temel atmamadan olabilir mi?

OKAN GAYTANCIOĞLU (Devamla) – Bakın, BOTAŞ yetkililerine özellikle sordum: Ya, dedim, bizim İskenderun’da bir limanımız yok mu? “Var” dediler, buraya bu gemiler yanaşmıyor mu? “Evet” dediler, bir de Aliağa’ya yaptınız “Evet” dediler, neden buraya yapıyorsunuz? Cevap yok. Cevap, ileriki yıllarda belki de… Hayır, arkadaşlar, cevabı belli çünkü bunun taşeronu da inşaatı yapan da sizin 5’li çetenden biri.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

OKAN GAYTANCIOĞLU (Devamla) – Yani çok güzel bir ortaklık kurulmuş, bölge halkı ihmal ediliyor, 170 bin tane imza görmezden geliniyor, hukuk çiğneniyor. Ya, yapmayın, gelecek nesillere yazık. Orada insanlar denize girecekler, o doğayı katlettikten sonra, o doğayı kirlettikten sonra orada yaşam nasıl olacak? 144 tane balık çeşidi var.

Şunu da anlıyoruz: Projenin değiştirilmesi de şu anda gündemde, değiştiriyorlar. Yani hiçbir şekilde hukuk işlemiyor ama bölge halkı ciddi bir şekilde tepki veriyor.

Buradan Keşan Kent Konseyi yöneticilerine çok teşekkür ediyorum, Saros çevre gönüllülerine teşekkür ediyorum. Bölge halkına rağmen siz bunu yapmaya çalışıyorsunuz ama bir süre başarılı olursunuz, sonunda, doğruyu söyleyen, doğruyu yapan her zaman başarılı olur. Siz kısa günde bir şeyler yapmaya çalışıyorsunuz, çevreye yazık ediyorsunuz, gelecek nesillere yazık ediyorsunuz; buradan dönün diyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – İYİ Parti Grubu adına Mersin Milletvekili Sayın Zeki Hakan Sıdalı.

Buyurunuz Sayın Sıdalı. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA ZEKİ HAKAN SIDALI (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Edirne Keşan’da Saros Körfezi’ne BOTAŞ’ın “Yapacağım.” diye tutturduğu Doğal Gaz Limanı ve Kara Boru Hattı Projesi’nin sebep olduğu ve olacağı yıkımı yakından takip ediyoruz.

Biz Ankara’da oturup ahkâm kesmiyoruz. Mart ayında İYİ Parti heyeti olarak yaptığımız Edirne ziyaretinde projenin vahameti, yaratacağı tahribat hakkında yerinde bilgi aldık, Keşan Kent Konseyiyle görüştük. İYİ Parti Keşan İlçe Başkanımız Zafer Sarıkeçe ve teşkilatı projeyi durdurmak için mücadele ediyorlar, etmeye de devam edecekler ancak konu doğa ve çevre olunca bir anda gözler kör, kulaklar sağır. Maviyle, yeşille, İstanbul’la, Saros’la ne hesabınız var sizin, gerçekten anlamak mümkün değil. Saros Körfezi, dünyanın, kendini temizleme kabiliyetine sahip 3 denizinden 1’i; çok nadide bir hazine, dünyada sadece 3 tane var, 3.

Saros Gemi İskelesi, müsilajda da tecrübe ettiğimiz gibi telafisi imkânsız bir felaket yaratacak. Bunu yalnızca biz söylemiyoruz, bilirkişi raporları, akademik çalışmalar da aynısını söylüyor. Keşanlıların yıllarca mücadelesinden sonra 1’inci ÇED raporunu iptal eden Edirne mahkemesi de söylüyor. Bakın, iptalin ardından on beş gün geçti, hâlâ inşaat devam ediyor yani adalet tecelli etti ama devletin kurumları Türk milleti adına verilen kararı uygulamada dahi maalesef yetersiz kalıyor. Nerede kaldı hukukun üstünlüğü? Sonra hukuka güven kalmıyor şaşırıyorsunuz, reform üstüne reform yapmaya çalışıyorsunuz ama sizin için ilk reform mahkeme kararlarına uymak olur. Marmara’yı, Dipsiz Gölü, Kaz Dağları’nı, Cehennem Deresi’ni öldüren kirli eller şimdi de gözlerini maalesef Saros’a diktiler. Yine, halkın ve bilimin itirazları yok, yargı kararları ise hükümsüz sayılıyor. Boru hattı denize gelene kadar önüne gelen ağaç, tarım arazisi ne varsa biçti, yeşili yok ettiler, şimdi sıra maviye geldi. 400 metrelik devasa gemilerin sığ körfez ekosisteminde yaratacağı tahribatın hiçbir şekilde geri dönüşü yok. Bu projenin bir ucundan tutanlar yarın çocuklarının, torunlarının yüzüne nasıl bakacaklar merak ediyorum. Korusanıza maviyi, yeşili.

Saygıdeğer milletvekilleri, bir yandan “Avrupa’yla uyum.” deyip Yeşil Mutabakat Eylem Planı’nı hazırlarsanız, diğer yandan da fosil enerji için doğanın katledilmesine göz yumuyorsanız kim inanır sizin planınıza. Hele bir de bunu özel koruma bölgesinde yapıyorsanız. Buradan bir kez daha iktidarı çevreye hassasiyet göstermeye, vatandaşın samimi talebine kulak vermeye ve bizlere miras değil emanet olan doğaya saygı göstermeye davet ediyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

ZEKİ HAKAN SIDALI (Devamla) – Ama biliyorum ki siz, yine, bu davete icabet etmeyeceksiniz. Birkaç yıl sonra Saros Körfezi acil eylem planı hazırlamak zorunda kalacağız biz. İnanın önlemek kurtarmaktan daha az maliyetli. Bir kez daha Saros Körfezi’ni yok edecek projeden bir an önce vazgeçilerek acilen rehabilitasyon çalışmalarının başlatılması gerektiğini dile getiriyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Sayın Serpil Kemalbay.

Buyurunuz Sayın Kemalbay. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın vekiller, Marmara Bölgesi’ne bütün sanayinin yığılması ve bunun sürdürülebilirliği için yeni projeler yapılması başlı başına bir hata. Bölgesel eşitsizlikleri artırdığı için ve aynı zamanda ekolojik krizi tetiklediği için bu büyük bir sorun. Fakat şöyle bir soruyla başlayayım sözlerime: Saros Körfezi gibi bir doğa harikasını, bir ekosistemi bir şirket yaratabilir mi, yoktan var edebilir mi? Fakat şirketler doğamızı yok ediyorlar ve toplumdan alıyorlar. Bakın, İzmit Körfezi’nin hâli ortada, Saros’un kaderinin İzmit Körfezi gibi olmasını sağlamaya ne hakkınız var?

Saros Körfezi ekolojik, doğal ve tarihî özellikleriyle korunması gereken bir değer. Bu bölge doğal bir alan. Buraya doğal gaz hattı demek o bölgede yapılacak bütün santrallerin ve sanayinin orada sayıca artması demek. Sadece Saros bölgesi değil, yapılaşmanın bütün bu doğal bölgede artması anlamına geliyor. Kıyıdan 500 metreye kadar olan mesafe deniz ekosisteminin en güçlü olduğu alanlar, buradaki ekosistemi öldürmek anlamına geliyor. Bu projeyle sadece kıyı doldurulup yapılaşma olmayacak, aynı zamanda kıyıda üreyen balıklardan mikro canlılara kadar biyoçeşitlilik ortadan kaldırılacak. Saros Körfezi’nde yapılan bu proje bir bütün olarak tüm kıyıların marina ve liman inşaatlarına açılması, yapılaşması ve bu alanların ticarileşmesi projesinin bir parçası olarak düşünülüyor ve o yüzden burası BOTAŞ’a veriliyor. Kıyının içinin, denizin içinin yapılaşmaya açılması ve tüm kıyıların doldurulması bir ticarileşme projesi.

Saros Körfezi Liman Projesi’nde Edirne İdare Mahkemesi “ÇED olumlu” kararının iptaline karar verdi, bu uygulanmıyor. Burada hukukun arkasından dolaşılıyor, hukuk çiğneniyor, inşaatın hız kesmeden devam etmesi hukukun öldürülmesi anlamına geliyor. Hukuka rağmen her şeye normalmiş gibi devam edilmesi hukukun üstünlüğünün bir kez daha olmadığını gösteriyor. Liman inşaatı şu anda iptal edilse bile hafriyat, yol bağlantıları, kıyının tamamen dolgulandırılması, kazılması o bölgenin tamamen yapılaşmaya açılması demektir. O yüzden, bunların derhâl durdurulması gerekiyor. Kazık çakmadan sonra denize atılan çamur görünümlü şeyin ne olduğunun halka açıklanması gerekiyor ve burada inceleme yapılması gerekiyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (Devamla) - Halkın itirazı var. Ben geçen hafta mitingdeydim, Keşan’daydım. 170 bin imza toplanmış ve halk diyor ki, Saros gönüllüleri diyor ki “Saros Körfezi’nde tankerler değil balıklar olsun. Sazlıdere, gazlıdere olmasın. Saros’uma dokunma. BOTAŞ, Saros’tan ellerini çek.” Halkın burada dinlenmesi gerekiyor, halka hesap verilmesi gerekiyor, hukuka uyulması gerekiyor.

Teşekkürler. (HDP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Edirne Milletvekili Sayın Fatma Aksal.

Buyurunuz Sayın Aksal. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA FATMA AKSAL (Edirne) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; CHP grup önerisi aleyhine söz almış bulunuyorum. Sizleri ve yüce Meclisimizi saygıyla selamlıyorum.

Hiç şüphesiz Saros Körfezi, ekolojik, doğal ve tarihî özellikleriyle ülkemizin ve dünyanın en özel deniz alanlarından bir tanesidir. Doğduğum ve doyduğum yer olan Keşan ilçe sınırları içinde yer alan Saros Körfezi, hiç şüphesiz hepimiz için çok kıymetli ve değerlidir. Projeyi her aşamasında yakından takip ediyoruz. Hiç şüpheniz olmasın ki Saros Körfezi’ne zarar verecek bir projenin karşısında ilk önce Sayın Cumhurbaşkanımız olmak üzere, partimiz ve Edirneliler olur. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Ama Saros FSRU Projesi’ni konuşacaksak gerçekler üzerinden konuşmamız gerekir. Bir defa Saros FSRU Projesi, iddia edildiği gibi bir liman projesi değil bir iskele yapım projesidir. FSRU denilen şey, sıvılaştırılmış doğal gazın muhafaza edildiği, yeniden gazlaştırma ünitesine alındığı bir yüzer depolama tesisidir. Stratejik önemdeki enerji arz güvenliği, bütün gelişmiş ülkelerde bu tesislerde sağlanmaktadır. Yanı başımızdaki Yunanistan, Avrupa Birliğinin desteğiyle, ülkemize 70 kilometre mesafedeki Dedeağaç’ta bir FSRU projesi inşa etmektedir. Nedense kimsenin sesi bu projeye çıkmıyor ama herkes Türkiye’deki projeye sesini çıkartıyor, maalesef, ilimizin vekili de dâhil olmak üzere. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Saros Körfezi’ne yapılan FSRU projesiyle ülkemizin doğal gaza dayalı enerji üretim ve sanayi tesislerinin ve konut doğal gaz tüketiminin en fazla olduğu Trakya’nın doğal gaz arz güvenliği sağlanacak ve enerjiye yeni bir giriş noktası oluşturulacaktır. Çanakkale ve İstanbul boğazlarındaki gemi trafiğinden kaynaklanan kısmi kısıntı, kesinti durumları ortadan kalkacaktır. Saros FSRU Projesi’nin yapımının tamamlanması, ülkemizi, Balkanlar ve dünya doğal gaz ticaretinde etkin bir olma hedefine bir adım daha yaklaştıracaktır.

ARSLAN KABUKCUOĞLU (Eskişehir) – Karadeniz’de var…

FATMA AKSAL (Devamla) - Saros FSRU İskelesi Projesi’nin inşaat işlemlerinin dayanağı 25 Haziran 2020 tarihli ve 5922 Karar sayılı ÇED olumlu kararıdır. Edirne İdare Mahkemesinin yürütmeyi durdurma kararı, 15 Haziran 2021 tarihinde Çevre ve Şehircilik Bakanlığı lehine Danıştay tarafından oy birliğiyle reddedilmiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz.

FATMA AKSAL (Devamla) - Doğal gaz boru hattı güzergâhına dair 38 genel müdürlük düzeyinde ve 30 yerel idare düzeyinde olmak üzere toplam 68 kamu kurum ve kuruluşunun görüş, öneri ve izni proje sürecinde alınmıştır. Yapım sürecinin deniz ekosistemine olası etkileri hidrobiyologlar tarafından izlenmekte ve işletme sürecinde de bu izlemler devam edecektir. Çevreci bir perspektifle yürütülmekte olan proje kapsamında 5 bin ağaç taşınmış, 100 bin orman fidanı ve 100 bin zeytin fidanı bölgeye dikilmiştir. Görmeyen vekillerimiz varsa kendilerine bölgeye gidip görmelerini tavsiye ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Projenin, başta bölgemiz olmak üzere, ülkemize ve milletimize hayırlı olmasını diliyor, sizleri saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Ben Keşan’da yaşıyorum, sadece bir gösteri için Keşan’a gitmiyorum.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, tam oylamaya geçtiğiniz sırada sayın hatip -tabii, konuşmasında kendi görüşlerini, düşüncelerini söyledi, bir sataşma yoktu, söz istemedik ama- yerine geçerken, tutanaklara da geçecek, yayına da yansıyacak şekilde “Keşan’da yaşıyorum, sizin gibi gösteriş için gitmiyorum.” diyerek milletvekilimizi seçmenleri önünde mahcup edecek bir tutum takındı. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

SEMİHA EKİNCİ (Sivas) – Ya, yapmayın!

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Tabii, arkadaşlar, ben Manisa milletvekiline “Sen Manisa’ya gösteriş için geliyorsun.” desem fırlayıp gelmeyecek mi şimdi Manisa milletvekili?

SEMİHA EKİNCİ (Sivas) – Keşan’da yaşıyor, doğru söyledi.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Öyle bir şey yok, ilin milletvekilleri birbirine bunu yapamaz, çok ayıp bir şey bu.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Daha geçen hafta oradaydı, ben de oradaydım.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Yapmamak lazım.

BAŞKAN – Sayın Gaytancıoğlu, lütfen, yerinizden 60’a göre söz veriyorum.

Buyurunuz efendim.

 

 

 

OKAN GAYTANCIOĞLU (Edirne) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Şimdi, ben altı yıllık Vekilim, tecrübeliyim. Benim de ailemin yarısı Keşanlı Sayın Vekilim, sizin olduğunuz gibi. Ben bölgeyi karış karış geziyorum, 170 bin imzanın da çoğunluğu Keşan’dan, Gelibolu’dan yani Saroz’a kıyısı olan yerlerden geldi. Bizim burada istediğimiz, hukukun uygulanması. Siz 1’inci ÇED raporundan bahsettiniz, niye 2’nci ÇED raporundan bahsetmediniz? 2’nci ÇED raporu da olumsuz çıktı.

FATMA AKSAL (Edirne) – Bahsettim.

OKAN GAYTANCIOĞLU (Edirne) – Yani hukukta 2 tane uygulama var mıdır; biri suçludur, biri suçsuzdur? Suçlu suçludur, 2 tane şey olmaz. Yani burada, siz, tamamen, Katar’ın gazını satabilmek için uğraşıyorsunuz. Katar, gazını zaten bize İskenderun üzerinden satıyor, Aliağa üzerinden satıyor. Neden Trakya’yı buna alet ediyorsunuz? Bir Trakya vekili olarak ben buna karşıyım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…

(“Oyladık Başkanım” sesleri)

BAŞKAN – Oylamıştık efendim, pardon.

Sayın milletvekilleri…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, bazı yanlışlarda bir mesaj vardır. Belki, tabii dalgınlıkla oldu ama sizin bile gönlünüz bu önergenin reddedilmiş olmasını kabul edemedi efendim.

BAŞKAN – Beni bağışlayın efendim.

Sayın milletvekilleri, şimdi, 4 sayın milletvekilimize yerlerinden 60’a göre söz vereceğim, sonra bir ara vereceğiz, ondan sonra da görüşmelerimize devam edeceğiz.

Sayın Aycan…

 

 

 

SEFER AYCAN (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, Çin’de üretilen, Sinovac aşısı olarak bilinen aşının faz 3 çalışması Türkiye’de yaygın olarak yapılmıştı. Faz 3 çalışmasının sonuçları yayımlandı. Buna göre Sinovac aşısının Türkiye’deki iki doz uygulamadan sonraki etkinliği yüzde 83 olarak bulunmuştur. Sinovac aşısına benzer olan, ülkemizde geliştirilen Turkovac aşısının da faz 3 çalışması başlamıştır. Faz 3 çalışması için gönüllü olacak kişiler aranmaktadır. Turkovac aşısının da benzer etkinliğe ulaşacağını bekliyoruz. 18 yaş üstü herkesi aşı yaptırmaya devam ediyoruz. Aşı yapmak için yoğun çaba gösteren sağlık personeline lütfen yardımcı olalım.

Diğer taraftan, aşımız olsa da maske ve mesafe kuralına hepimiz uyalım, en azından kapalı ve kalabalık ortamlarda mutlaka maske takalım. Unutmayalım ki virüs hâlâ aramızda dolaşıyor. Vaka sayısı Avrupa’da tekrar hızlı bir şekilde artmaya başladı. Bayram yapalım derken hasta olmayalım.

Saygılarımla. Hayırlı bayramlar.

BAŞKAN – Sayın Koç…

 

 

 

ABDULLAH KOÇ (Ağrı) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Seçim bölgem olan Ağrı ili Covid salgınında maalesef pik yapmış durumdadır. Sağlık hizmetleri son derece yetersiz ve hastanelerin altyapısı içler acısıdır. Ağrı Araştırma Hastanesinin yoğun bakım ünitesi yetersiz ve ne yazık ki birçok ölüm, altyapı yetersizliğinden kaynaklanmaktadır. Öncelikle Sağlık Bakanlığı tarafından gerekli önlemlerin alınmasını talep ediyoruz. Tüm halkımıza çağrımızdır: “…”(X) Aşı olalım, kendimizi koruyalım.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Güzelmansur.

 

 

 

MEHMET GÜZELMANSUR (Hatay) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Hatay’ın Antakya ilçesine bağlı Serinyol, Hatay’ın en büyük mahallesi ve nüfusu 30 binin üstünde. Nüfusu Hatay’ın 4 ilçesinden bile daha fazla ama gelin görün ki sadece Serinyolluların siyasi tercihleri yüzünden, ilçe olmasına hakkı olurken ilçe yapılmıyor. Mustafa Kemal Üniversitesi Serinyol’da, Hatay Havalimanı Serinyol’da, askerî tugayımız Serinyol’da, Hatay Polis Okulu Serinyol’da ama Serinyol ilçe değil. Buradan, İçişleri Bakanına sesleniyorum: Serinyol’un hak ettiği ilçe statüsünü bir an önce verin. 30 bin nüfuslu Serinyol’un kamu hizmeti alması için Antakya’ya 20 kilometre uzaklıkta gidiş geliş çilesini sona erdirin.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Çilez…

 

 

 

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Dostluk Grubu Başkanlığını yaptığım Gana Cumhuriyeti’nde Türkiye tarafından yapılan Gana Millet Camisi ve Külliyesi 16 Temmuz 2021 Cuma günü Diyanet İşleri Başkanımız Profesör Doktor Ali Erbaş ve Gana Devlet Başkanı Nana Addo Dankwa Akufo-Addo’nun katılımıyla açılmıştır. Ganalı kardeşlerimize ve tüm insanlığa hayırlı olsun. Hızla gelişen Türkiye-Gana ilişkilerinin bir göstergesi olan bu eser Ganalılar tarafından büyük bir memnuniyetle karşılanmış ve “İslam’ın sembolü olarak ülkeyi güzelleştirmiştir.” diyerek Türkiye'nin bu emanetine iyi bakacaklarını söylemişlerdir. Olmamız gereken her yerde, olmamız gereken şekliyle varız ve olacağız diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Birleşime on dakika ara veriyorum.

                                                                                Kapanma saati: 17.21

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 17.38

BAŞKAN: Başkan Vekili Nimetullah ERDOĞMUŞ

KÂTİP ÜYELER: Enez KAPLAN (Tekirdağ), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 105’inci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

Alınan karar gereğince denetim konularını görüşmüyor ve gündemin “Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan Ankara Milletvekili Orhan Yegin ve 45 Milletvekilinin Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

 

 

 

1.-Ankara Milletvekili Orhan Yegin ve 45 Milletvekilinin Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/3740) (S.Sayısı:277)(x)

BAŞKAN - Komisyon ? Yerinde.

Geçen birleşimde İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülen 277 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin birinci bölümünde yer alan 6’ncı maddesi kabul edilmişti.

7’nci madde üzerinde 3 önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

İlk önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 7’nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

MADDE 7- 4/1/1961 tarihli 209 sayılı Sağlık Bakanlığına Bağlı Sağlık Kurumları İle Esenlendirme (Rehabilitasyon) Tesislerine Verilecek Döner Sermaye Hakkında Kanuna aşağıdaki ek madde eklenmiştir.

 “EK MADDE 5- Sağlık Bakanlığı ve bağlı kuruluşları, götürü bedel üzerinden sağlık hizmeti sunmak için kamu kurum ve kuruluşlarıyla protokol imzalamaya, kamu kurum ve kuruluşları da söz konusu protokoller doğrultusunda götürü bedel üzerinden sağlık hizmeti bedeli ödemeye yetkilidir. Bu şekilde hizmet verilmesine ve götürü bedelin tespit edilmesine ilişkin usul ve esaslar Hazine ve Maliye Bakanlığının görüşü alınmak suretiyle yapılacak protokollerde belirlenir. Götürü bedel üzerinden sunulan hizmetler için ilgili kurumlara ayrıca fatura ve dayanağı belge gönderilmez.

Söz konusu protokolde aşağıdaki hususlara yer verilir;

Protokolde yer alan taraflar açıkça belirtilir.

Protokolün konusu kısmında; ilişkin usul ve esaslar ile karşılıklı hak ve yükümlülükler belirlenir.

Protokolün dayanak kısmında ilgili tüzükler, yönetmelikler, cumhurbaşkanlığı kararnameleri, tebliğler, cumhurbaşkanı kararları, cumhurbaşkanlığı genelgeleri, kanun hükmünde karanameler belirtilir.

Protokolün tanımlar kısmında kurum adı, kurum taşra teşkilatı, mevzuat belirtilir.

Protokole göre hizmet alacak kişiler belirtilir.

Protokole göre uygulanacak usul ve esaslar belirtilir.

Protokole göre ödeme şartları ve zamanı belirtilir.

Protokolde faturaların düzenlenmesi şekli, ilgili çıktıların fatura ekine konması gerektiği, kişilerin T.C. Kimlik Numarasının kaydının sağlanması gerektiği belirtilir.

Protokole göre faturaların nasıl teslim edilmesi gerektiği, dönem sonlandırması yapılan ayı takip eden ayın ilk 15 (onbeş) günü içinde teslim edilmesi gerektiği, her ayın ilk 15 (onbeş) günü içerisinde teslim edilen faturaların teslim tarihi o ayın 15 (onbeş) inci günü olarak kabul edileceği, 15 (onbeş) inci günün tatil gününe gelmesi durumunda takip eden ilk iş günü teslim edileceği, teslimat sırasında Kurumca evrak tarih ve numarası verileceği belirtilir.

Zamanında teslim edilmeyen faturların inceleme ve ödeme süreci, teslim edildiği tarihten sonraki ay döneminde teslim alınmış gibi kabul edilerek bu tarihten itibaren başlayacağı, zamanında teslim edildiği halde taraflarca hatalı kayıt yapılması ya da kayıt altına almamama gibi nedenlerle ödeme geciktirilemeyeceği belirtilir.

Faturaların ve fatura eki listelerin sorumluluğu taraflarca teslim alınıncaya kadar (kimin tarafından teslim edildiğine bakılmaksızın) kime ait olacağı belirtilir.

Protokolde fatura inceleme ve ödemenin nasıl yapılacağı belirtilir.

Protokolde sözleşmenin feshi ve cezai şartlar belirtilir.

Protokolde cezai şart uygulanacak fiiller, fesih nedeni fiiller ve sözleşme yapılmayacak süreler belirtilir.

Protokolde cezai şart, uyarı ve feshe ilişkin genel hükümler belirtilir.

Protokolde yetkili mahkeme belirtilir.

Protokolde yürürlük belirtilir.

Protokolde yürütme belirtilir."

 

 

Mehmet Metanet Çulhaoğlu                 Fahrettin Yokuş                      Ayhan Erel

            Adana                                    Konya                                    Aksaray

 

            Yasin Öztürk    Arslan Kabukcuoğlu

            Denizli            Eskişehir

 

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Eskişehir Milletvekili Sayın Arslan Kabukcuoğlu.

Buyurunuz Sayın Kabukcuoğlu. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

ARSLAN KABUKCUOĞLU (Eskişehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 277 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 7’nci maddesi üzerine İYİ Parti Grubum adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlarım.

İki gün önce 15 Temmuz darbe girişiminin beşinci yılını geride bıraktık. Yıllar içerisinde örgütlenen ve Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın da reddetmeyip kabul ettiği gibi AK PARTİ hükûmetleri zamanında büyüyen ihanet şebekesi millî iradeye darbe vurmak istedi. Hükûmet, bu darbe girişimini kendi çıkarlarına kullanıp 20 Temmuz 2016’da 1982 Anayasası’nın 119-122’nci maddelerine dayanarak Türkiye’de olağanüstü hâl ilan etti. Devletin OHAL uygulamalarıyla terörle mücadelede güç kazanma çabaları anlaşılabilir bir durumdur. İYİ Parti olarak FETÖ ve PKK başta olmak üzere her türlü terör örgütüyle mücadele konusunda desteğimizi her anlamda ve her mecrada ifade ettik, ifade etmeye de devam ediyoruz. Ancak, bu mücadele sele dönüşüp sadece iktidara karşı düşüncelere sahip olan, iktidarın tabiriyle “makul görünmeyen” vatandaşlarımızı önüne katmamalı. Demokrasinin olmazsa olmazı çoğulculuk ilkesine sadık kalınmalıdır. Terörle mücadelede prensiplere bağlı kalınması, toplumda değişik mağduriyetlere sebep olunmaması ve Türkiye'nin hukuk kimliğine halel getirilmemesi son derece önemlidir. İYİ Parti, Hükûmetin bu prensipler dışına çıkmasına izin vermez. Vatandaşlarımız haklı olarak AK PARTİ iktidarlarına şu soruyu da sormaktadır: Üç aylık sürelerle 7 kez uzatılan, 728 günden fazla süren OHAL dönemi geçirdik. Arada, bir torba yasayla OHAL uygulamaları üç kez uzatıldı, şimdi de hükûmet temmuz ayı sonu itibarıyla yeniden uzatmak istemektedir. O zaman terörle mücadelede kamu idaresine kolaylık sağlamak amacıyla getirilen düzenlemelerin 15 Temmuz hain darbe girişiminden bugüne kadar geçen zaman içerisinde neden amacına ulaştıramadınız? İşte, iktidar, bu uygulamaları uzatma isteğinden önce bu soruya cevap vermelidir. AK PARTİ maddi ve manevi olarak FETÖ kalıntılarını temizleme derdinde değildir.

Değerli milletvekilleri, 2011-2015 yılları arasından ÖSYM Başkanlığı yapan, yaptığı sınav yolsuzluklarıyla bilinen, FET֒cülükten tutuklanan ÖSYM Başkanıyla ilgili Millî Eğitim Bakanlığına soru önergesi verdim. “Bu dönemde yani 2011’den 2015’e kadar ÖSYM’ye kaç kişi sınava girdi?” diye sordum. Buna gelen cevap da şudur: Bu dönem zarfında 34 milyon 999 bin 570 kişi bu şahsın kontrolü altındaki kurumda sınava girmiştir. Bu haksızlığın ne olacağına dair soru önergeme cevaben, sınavın tekrarının mümkün olmadığını bildirdiler. Burada olayın kusurlusu devletin bakanıdır, Başbakanıdır, Cumhurbaşkanıdır. Siz bir sınavı düzgün yapamıyorsunuz. Gençlerin, yalnız gençlerin değil, ailelerinin de hayallerini yıkıyorsunuz, istikballerini karartıyorsunuz. Maktulü kusurlu, faili kusursuz gösteriyorsunuz. Sizin beceriksizliğinizin cezasını zerre kadar kusurlu olmayanlara çektiriyorsunuz. Böyle bir dünya, böyle bir adalet, böyle bir görev sorumluluğu olabilir mi?

Değerli milletvekilleri, dikkatinizi çekmek istiyorum, 34 milyon 999 bin 570 Türk insanını ilgilendiren bir olaydır bu. Bu, apaçık bir kul hakkıdır. Bu denli büyük haksızlık ancak savaş ortamında yaşanabilir. Makul bir devlette, kuralları çalışan bir devlette bu denli büyük bir yolsuzluk düşünülemez. Genç, hak zayine uğramış, kazanacağı sınavı kazanamamış. “Bu çocukların hiç olmazsa sınav harçlarını iade edin.” dediğim vakit, 2016 yılında yayınlanan 657 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yi bize gerekçe gösterip bunu da kabul etmediler. Devlet, haksız yere sınavı kaybeden çocukların harçları üzerine oturmuştur.

Bir milletin temeline, bir ülkenin temeline daha nasıl dinamit konabilir; bravo size!

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

ARSLAN KABUKCUOĞLU (Devamla) – İstikbali peşinde koşan bunca insanı hayata ve devletine küstürmek de AK PARTİ’ye nasip oldu. Ülkenin temellerini sarsan pek çok icraatınız var. Bu çok büyük haksızlıktır, adaletsizliktir. Takdir yüce Türk milletinindir.

Teşekkür ederim. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 277 sıra sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 7’nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

MADDE 7- 209 sayılı Kanuna aşağıdaki ek madde ilave edilmiştir.

“EK MADDE 5- Sağlık Bakanlığı ve bağlı kuruluşları, götürü bedel üzerinden sağlık hizmeti sunmak üzere kamu kurum ve kuruluşları ile protokol yapmaya, kamu kurum ve kuruluşları da söz konusu protokoller doğrultusunda götürü bedel üzerinden sağlık hizmeti bedeli ödemeye yetkilidir. Bu şekilde hizmet verilmesine ve götürü bedelin tespit edilmesine ilişkin usul ve esaslar Hazine ve Maliye Bakanlığının görüşü alınarak yapılacak protokollerde belirlenir. Götürü bedel üzerinden sunulan hizmetler için ilgili kurumlara ayrıca fatura ve dayanağı belge gönderilmez.”

 

                      Fikret Şahin                                          Mehmet Bekaroğlu                                             Cavit Arı

                         Balıkesir                                                       İstanbul                                                        Antalya

 

                    Alpay Antmen                                       İlhami Özcan Aygun                             Mustafa Sezgin Tanrıkulu

                          Mersin                                                        Tekirdağ                                                      İstanbul

                               

Kamil Okyay Sındır                                                                                                                   Mehmet Akif Hamzaçebi

İzmir                                                                                      İstanbul

 

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Balıkesir Milletvekili Sayın Fikret Şahin.

Buyurunuz Sayın Şahin. (CHP sıralarından alkışlar)

FİKRET ŞAHİN (Balıkesir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, gönül isterdi ki bu konuşma esnasında Sağlık Bakanlığı yetkilileri de bizi dinlemiş olsalardı. İşte, sistemin geldiği çarpık noktayı hep birlikte burada görüyoruz. Konuşacağımız kanun maddesi Sağlık Bakanlığıyla ilgili ama hiçbir yetkili burada yok.

Biraz önce şehir hastaneleriyle ilgili konuşmuştuk, konuşmamı oradan devam ettireceğim.

Bakınız, şehir hastaneleri sözleşmelerini yıllardır soruyoruz Bakanlığa, milletvekili olarak soruyoruz. “Nedir bunların içeriği?” dediğimiz zaman hiçbir cevap alamadık, daha doğrusu “Ticari sır, size veremeyiz.” diyorlar ve içinizde iktidar partisi milletvekili arkadaşlar da ticari sır olarak karşılaşıp bu açıklamaları alamadılar şu ana kadar. Bakın, ticari sırla ilgili elimde, İngiltere’deki bir sivil toplum kuruluşu, “Jubilee Debt” ismi yani “borca son” denilen bir sivil toplum kuruluşu -yine kamu özel iş birliği modeline karşı çıkan bir grup bu- 2017 Ağustos ayında yayınladığı raporda İngiltere’deki hastanelerle ilgili aynen diyor ki: “’Ticari sır’ denilen kavramın -5’inci sayfada Başkanım- arkasında yolsuzluk ve rant arayışı vardır.” Bakın, biz de evet, bu Meclis çatısı altında “Şehir hastanelerinin sözleşmeleri nedir milletvekili olarak görmek istiyoruz.” dediğimiz zaman “İşte, ticari sır.” deniliyor ve arkasında yolsuzluk ve rant olduğu burada, raporda sunulmuş.

Şimdi, bakın, şu elimdeki işte “ticari sır” denilen hizmet sözleşmesi arkadaşlar; iktidar partisindeki arkadaşlar, isteyene de verebilirim. Bakın, burada ne var, ne var? Bir tarafta Sağlık Bakanlığı var, altında da şirket var; Sağlık Bakanlığı ve şirket. Şimdi, şirket nedir? Ticari amaçla kurulmuş, amacı para kazanmak olan bir organizasyondur. Yani şehir hastaneleri modeliyle sağlığın içine şirketler girmiştir dolayısıyla bu raporda söylenilen rant ve yolsuzluk işte, bunun içinde, bunun içinde. Peki, bunun içinde başka neler var? Efendim, dediğim gibi, sizler tutmuşsunuz şirketleri sağlığa ortak etmişsiniz, hatta ortağın da ötesinde patron konumuna taşımışsınız.

Yine, diğer bir “ticari sır” olarak saklanılan ek 17 dediğimiz “pazarlık prosedürü” denilen yani beş yılda bir yenilenen şehir hastaneleri hizmet sözleşmelerinin prosedürü. İnanın, çevirisi falan berbat, Google Çeviriye koymuşlar, almışlar, buraya yapıştırmışlar, ne olduğu anlaşılmıyor. Ama bir nokta var, diyor ki: “Sağlık Bakanlığı inşaatı yapan şirketle ihaleyi kime vereceği konusunda mutabakat arar.” Yani Sağlık Bakanlığı şirketi kendine ortak etmiş, hatta şirketleri de patron noktasına taşımış. Burada, bakın, resmî evrak bu. Şu an inşaatı yapan şirketler diyorlar ki: “Siz, bu ihaleleri, hizmet ihalelerini bize vermezseniz biz de hizmetleri durdururuz ve bundan sonra da bize vermek zorundasınız.” diye Sağlık Bakanlığını tehdit ediyor. Özünde, bu “ticari sır” olarak saklanılan bu sözleşmeler Anayasa’nın 56’ncı maddesi olan sağlık maddesine de aykırı çünkü diyor ki Anayasa’nın 56’ncı maddesi: “Sağlık hizmetleri devlet tarafından verilir ve tek elden yürütülür.” Burada, tek el yok bakın, sevgili arkadaşlarım; burada Sağlık Bakanlığı var, şirket var, iki el var hatta çok el var. Yani sonuç itibarıyla şehir hastaneleri modeli Anayasa’mıza da aykırı.

En son geldiğimiz nokta şu: Efendim, hizmetlerin bir kısmı Danimarkalı şirketlere teslim edildi, değil mi? Sağlık Bakanı, bu işin neresinde? Neden Sağlık Bakanı çıkıp hiçbir yorum yapmadı, hiç konuşmadı bu konuda? Soruldu Sayın Bakana, dedi ki: “ Efendim, şehir hastanelerinin arsaları ve binaları devletindir.” Buradan söylüyorum: Sayın Sağlık Bakanı, bazı gerçekleri ya bilmiyor ya bilerek yanlış ifade ediyor veyahut da yanlış bilgilendiriyor. Sayın Bakana buradan, Meclis Kürsüsünden ifade ediyorum: Şehir hastanelerinin arsaları hazinenindir, devletindir, binaları şirketindir. Binalar şirketin olduğu için zaten Sağlık Bakanlığı -mali tablolarında- bu binalara kira ödüyor. Siz, mal sahibi olduğunuz mülke kira verir misiniz? Şu an kira veriyorsunuz. Sayın Bakan bilsin ki, şu anda binalar şirketlerindir ve devletin değildir; yirmi beş yıl ödeme yaptıktan sonra o binaları köhne vaziyette alacaksınız.

Bir örnek vereyim, bakın, şurada Çam ve Sakura Hastanesi. Arsa kimin? Bizim, hazinenin. Para kimin? Japonların. Zaten o yüzden “sakura” ismini koydunuz, başlangıçta Başakşehir Hastanesiydi; Japonlar “Parayı biz veriyoruz, adını ‘Sakura’ koyacaksınız.” dedi. Parayı veren düdüğü çaldı, bakın, Sakura. Ve burada doğan bazı çocuklara da “sakura” ismi konuldu; bakın, Türk kültürüyle uyuşuyor mu, gözünüzü seveyim söyleyin bana. (CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

FİKRET ŞAHİN (Devamla) – Ve bu hastanede şimdi kim hizmet verecek biliyor musunuz? Danimarkalılar. Bakın, parayı Japonlar veriyor, hizmeti Danimarkalılar veriyor; benim Türk insanımın alacağı sağlık hizmeti üzerinden de elin yabancıları para kazanıyor. Ya, vicdanınıza sesleniyorum, gözünüzü seveyim ya! Bir yılda ödediğimiz parayla bu hastaneyi yapıyoruz, yirmi beş yıl niye ödüyorsunuz diyorum, burada İsmail Bey gelmiş bana diyor ki: “Hastaneler şöyle...” Tamam, güzel oldu; parayı çok fazla harcıyorsunuz diyoruz, asıl sebep bu. Bakın, burada da zarar ediyoruz.

Şimdi, ne yaptınız? Özel bir kanun çıkardınız, başlangıçta dediniz ki: “Türk mahkemeleri yetkili.” İki yıl sonra aldınız, değiştirdiniz. Ne yaptınız? İngiliz mahkemelerini yetkili kıldınız. Sayıştaya da bunun sebebi olarak diyorsunuz ki: “Finansör şirketler istediği için biz bunu yaptık.” Bakın, sevgili arkadaşlar, yerli ve millî olduğunuzu iddia ediyorsunuz. Yerli ve millî olmak bakın neyi gerektirir: Evet, bakın, Cumhuriyet Halk Partisi olarak kanun teklifi verdik, “Tekrar Türk mahkemeleri yetkili olsun dedik tahkim konusunda.” (CHP sıralarından alkışlar) Hepinize söylüyorum, yerli ve millî olmak neyi gerektirir, biliyor musunuz? “Gelin, bu hastaneleri kamulaştıralım, yabancılardan alalım, devlet hastanesi gibi çalışsın, Türk hastaneleri olsun, Türk insanına hizmet etsin.” dedik, bakın bunu da Cumhuriyet Halk Partisi verdi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz.

FİKRET ŞAHİN (Devamla) – Başkanım, çok önemli, çok önemli, çok önemli… Çok az bir şey istiyorum, bir dakikanızı rica ediyorum, çok önemli.

BAŞKAN – Daha önce de zaten izah ettiniz.

Buyurunuz efendim.

FİKRET ŞAHİN (Devamla) – Ve bakınız, yerli ve millî olmak şunu gerektirir: “Dövizle o kadar sıkıntımız var, hâlâ dövizle buraya para harcıyorsunuz. Gelin, Türk lirasına çevirelim.” dedik bunu. Bakın, burada da Cumhuriyet Halk Partisinin bu kamu-özel iş birliği modellerinin Türk lirasıyla ödenmesine dair kanun teklifi var. Sevgili arkadaşlar, işte yerli ve millî olmak bunu gerektirir. Gelin, bunu yapmayın. Bakın, önümüzde bir mücbir sebep var, biraz önce söyledim, pandemi var; gelin, bu sözleşmeleri biz pandemi gerekçesiyle revize edelim, yenileyelim, Türk lirasına çevirelim, kamulaştıralım, şirketlere parasını verelim ve Türk insanını bu yükten kurtaralım.

Evet, hepinize teşekkür ediyorum.

Saygılar sunarım, sağ olun. (CHP sıralarından alkışlar)

Başkanım, çok teşekkür ediyorum, sağ olun.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 277 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 7’nci maddesinde yer alan “aşağıdaki” ibaresinin “aşağıda bulunan” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Mahmut Celadet Gaydalı                   Murat Sarısaç                                     Nuran İmir

          Bitlis                                                  Van                                                 Şırnak

   Ali Kenanoğlu                                  Abdullah Koç                                 Hasan Özgüneş

        İstanbul                                               Ağrı                                                 Şırnak

BAŞKAN – Sayın Komisyon, katılıyor musunuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Şırnak Milletvekili Sayın Hasan Özgüneş.

Buyurunuz Sayın Özgüneş. (HDP sıralarından alkışlar)

HASAN ÖZGÜNEŞ (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Evet, bir torba yasasını tartışıyoruz. “Milletvekilleri de bir şeyle meşgul oluyorlar.” diye halkımızı kandırmak için torba yasa etrafında gürültü koparıyoruz öbür taraftan da torbayı doldurup doldurup götürenler köprüyü geçtiler bile.

Şimdi, OHAL Yasası’na dayalı birkaç madde üzerinde kaç gündür sohbet ediyoruz, bunlar aslında bize yabancı şeyler değil; OHAL’i de biliyoruz, sıkıyönetimler, darbeler, muhtıralar, bölge valilikleri, çatışmalar, idamlar, işkenceler vesaire… Niye hep böyle, niye böyle acaba, hiç sorduk mu? Zihinde problem var. Zihinde problemi olan bir toplum ya da onların öncüleri demokrasiden anlamazlar, hukuktan da anlamazlar, yönetemezler de yönetim krizi olduğu için Türkiye'de yüz yıldır bu darbeleri, bu muhtıraları, bu şeyleri yaşıyoruz. Şimdi, siz “yasa” diyorsunuz, yasayı tanımıyorsunuz, ne yapacaksınız? En güzelini yaz, ne işe yarayacak tanımladıktan sonra? “Anayasa da kim oluyor?” diyorsunuz. Şimdi, diktatörlüğün, faşizmin olduğu bir yerde, sopanın toplum üzerinde terbiye aracı olduğu bir yerde Anayasa’nın da hükmü yok, kanunların da hükmü yok. Onun için, benim açımdan bunlar zaman kaybetmenin göstergeleridir.

Şimdi, değerli arkadaşlar, Türkiye'de demokrasi olmadığı için; bakın, etnik kimliklerin sorununu çözemiyoruz, inanç sorununu çözemiyoruz, kadın-erkek eşitliği sorununu çözemiyoruz, millî gelirden emekçilere, yoksul halk kitlelerine daha çok pay vermeyi beceremiyoruz, doğayı koruyamadığımız gibi talan ediyoruz. Şimdi, bu çatışmacı, demokrasi dışı zihniyet hukuku da tanımıyor, özgürlükleri de tanımıyor, eşitliği de tanımıyor, sosyal devleti de tanımıyor; tanınan bir şey yok, oyalama var. Peki, biz ne kaybettik bu kırk yıldır? 17.500 faili meçhul, bunu Meclisin tutanakları söylüyor, 4 bin köy yıkıldı. AKP’li bir vekil söyledi: “500 milyar dolar savaş harcaması.” Bir o kadar da zararı. Şimdi, 435 milyar dolar dış borç, hazine dibe vurmuş. Bugün itibarıyla geniş anlamda işsizlik yüzde 20’yi geçti, 10 milyon işsiz var. Yoksulluk sınırı 10 bin, açlık sınırı 3 bini geçmiş. Türkiye Cumhuriyeti tarihi boyunca kadın tacizleri ve kadın katliamı hiçbir dönem AKP dönemi kadar olmadı. 7 bine yakın kadın öldürüldü. Bu, bir savaşta kaybedilecek sayı ya.

İntiharlar… Şimdi, arkadaşlar çıkıyorlar burada cenneti gösteriyorlar. E, bu intiharlar niye? Çöpten beslenme niye? Psikolojik bunalım niye? Eğitimin dibe vurma meselesi neyin nesi? Yönetemiyorsunuz arkadaşlar. Çocuk istismarları, tarihin hiçbir döneminde bu kadar olmamıştır. Mafya-çete-siyaset hâkimiyeti tarihin hiçbir döneminde bu kadar olmamıştır. Toplum bölünmüş, ahlaki çöküntü, dış ilişkilerde itibar yok, neredeyse herkes düşman. Şimdi, bunun sebebi şu: Orta Doğu’da BOP diye bir proje var, İslam ülkelerine karşı savaş açılmış, ülkeler bölünecek, inançlar çarpıştırılacak, kimlikler çarpıştırılacak, her gün bunları televizyonlarda söylüyorsunuz ama gereğini yapmıyorsunuz.

Bakın, Misakımlillî’den bahsettim. Rojava ve güney Kürdistan Misakımillî içindeydi; Lozan’da ve öncesinde Fransa ve İngiltere’ye verildi. Peki, şimdi Devlet Bahçeli kalkıyor, diyor ki: “Orayı 82, orayı 83, orayı 84 yapacağım.” Sanki babasının tapulu malı da kendilerine yeni tapu yaptıracaklar.

METİN NURULLAH SAZAK (Eskişehir) - Yapacağız, yapacağız.

HASAN ÖZGÜNEŞ (Devamla) – Orası Kürt halkının, Arapların, Türkmenlerin yurdu.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayınız efendim.

METİN NURULLAH SAZAK (Eskişehir) – Bizim yurdumuz, bizim yurdumuz.

HASAN ÖZGÜNEŞ (Devamla) – Siz savaşla yapamazsınız. 40 milyon Kürt, 4 parçada da Kürdistan’ın tümünde de özgürlüğünü, kimliğini istiyor. “Gelin.” diyoruz, demokratik ulus temelinde yerel yönetimleri güçlendirerek kimlikleri, inançları, kadını, emekçiyi özgürleştirerek Türkiye’yi demokratik, laik, çağdaş bir ülkeye taşıyalım, öylesine bir zihniyetle toplumu eğitelim, sevgiyi ekelim, kardeşliği ekelim, adaleti ekelim. “Biz bölücü değiliz.” diyoruz, bölücü olana lanet okuyoruz lanet. Kim “bölücülük” lafını bizim ağzımıza söylüyorsa o lanetlidir, bölen odur. Biz Türkiye’yi küçültmekten yana değiliz, büyütmekten yanayız. En böyle düşmanca gördüğünüz (…)(x) Öcalan ne dedi? “Gelin, Misakımillî’yi demokratik temelde yenileyelim.” Biz buna varız. Sizin cesaretiniz varsa buyurun.

Saygılar, selamlar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

7’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 7’nci madde kabul edilmiştir.

8’nci madde üzerinde 3 önerge vardır. Önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

İlk önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan “Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 8’inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

MADDE 8-24/4/1969 tarihli ve 1163 sayılı Kooperatifler Kanununun Ek 4 üncü maddesi aşağıdaki şekilde yeniden düzenlenmiştir.

 “Üniversitelerin yönetim kurulunda üye bulundurma hakkı

Ek Madde 4 — Üniversiteler bu Kanunun 9 uncu maddesi kapsamında düzenlenen; kamu ve özel hukuk tüzel kişileri amaçları bakımından ilgilendikleri kooperatiflerin kuruluşlarına yardımcı olabileceği, önderlik edebileceği ve ortak olabileceği kooperatiflerin yönetim kurullarında üye tam sayısının çoğunluğunu geçmeyecek şekilde üye bulundurabilirler. Bu hakkını kullanmak İsteyen üniversiteler, yönetim kurulu üyelerinin seçileceği genel kurula adaylarını önerir. Anasözleşmeyi değiştirmek, Yönetim Kurulu ve Denetçiler Kurulu üyeleriyle gerektiğinde tasfiye kurulunu seçmek, işletme hesabı ile bilanço ve gerektiğinde gelir gider farkının bölüşülmesi hakkında karar almak, yönetim ve denetçiler kurullarını ibra etmek, kanun veya anasözleşme ile Genel Kurula tanınmış olan konular hakkında karar vermek, gayrimenkul alımında ve satımında takip edilecek usul ile alınacak gayrimenkulün niteliğini, yerine ve azami fiyatını, satılacak gayrimenkulün asgari fiyatını belirlemek, imalat ve inşaat işlerinin yaptırılma yöntemini belirlemek ve yapı kooperatiflerinde; kooperatifin ortak sayısı ile yapılacak konut veya işyeri sayısını tesbit etmek yetkilerine sahip genel kurul; bu şekilde seçilecek üyeleri üniversiteler tarafından önerilen adaylar arasından seçer. Üniversitenin önermiş olduğu adaylarda kooperatife ortaklık şartı aranmaz.

Maddede belirtilen anasözleşmede;

1. Kooperatifin adı ve merkezi,

2. Kooperatifin amacı ve çalışma konuları,

3. Ortaklık sıfatını kazandıran ve kaybettiren hal ve şartlar,

4. Ortakların pay tutarı ve kooperatif sermayesinin ödenme şekli, nakdi sermayenin en az 1/4’ünün peşin ödenmesi,

5. Ortakların ayni sermaye koyup koymayacakları,

6. Kooperatiflerin yükümlerinden dolayı ortakların sorumluluk durumu ve derecesi,

7. Kooperatifin yönetici ve denetleyici organlarının görev ve yetki ve sorumlulukları ve seçim tarzları,

8. Kooperatifin temsiline ait hükümler,

9. Yıllık gelir gider farklarının, hesaplama ve kullanma şekilleri,

10. Kurucuların adı, soyadı iş ve konut adresleri

hususlarına ait hükümlerin yer olması zorunludur.

Maddede düzenlenen kooperatifin tescilinde;

1. Ana sözleşme tarihi,

2. Kooperatifin amacı, konusu ve varsa süresi,

3. Kooperatifin unvanı ve merkezi,

4. Kooperatifin sermayesi ve bunun nakdi kısmına karşılık olarak ödenen en az miktar ve her ortaklık payının değeri,

5. Ortaklık payı belgelerinin ada yazılı olduğu,

6. Ayni sermaye devralınan akçalı kıymetlerle işletmelerin neden ibaret oldukları ve bunlara biçilen değerler,

7. Kooperatifin ne suretle temsil olunacağı ve denetleneceği,

8. Yönetim Kurulu üyeleriyle kooperatifi temsile yetkili kimselerin ad ve soyadları,

9. Kooperatifin yapacağı ilanların şekli ve anasözleşmede de bu hususta bir hüküm varsa yönetim kurulu kararlarının pay sahiplerine ne suretle bildirileceği,

hususları ilan edilir.

Bu şekilde seçilen yönetim kurulu üyeleri, genel kurul tarafından seçilen diğer üyelerin hak, yetki ve görevlerini haizdir. Üniversiteler, bu üyelerin kooperatif yönetim kurulu üyesi sıfatıyla işledikleri fiillerden ve yaptıkları işlemlerden dolayı kooperatife ve onun alacaklılarıyla ortaklarına karşı sorumludur. Üniversitenin rücu hakkı saklıdır.

Bu madde de düzenlenmiş olunan tüm hükümler 1/8/2021 tarihinden sonra uygulanamaz.”

Mehmet Metanet Çulhaoğlu          Arslan Kabukcuoğlu                                Ayhan Erel

         Adana                                            Eskişehir                                           Aksaray

Fahrettin Yokuş                           Ahmet Kamil Erozan                                       

         Konya                                               Bursa

 

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Bursa Milletvekili Sayın Ahmet Kamil Erozan.

Buyurun Sayın Erozan. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

AHMET KAMİL EROZAN (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben, izin verirseniz, önümüzdeki yasa teklifinin özüne girmeden evvel Afganistan meselesine de değinmek isterim. Çünkü araya tatil giriyor, o tatilden sonra “Niye söylemedin bize?” demeyin diye söylüyorum, bunu özellikle iktidara söylüyorum çünkü bunun işlemini siz yapacaksınız.

Biliyorsunuz, biz, 22 Aralık tarihinde bir tezkere çıkardık, Afganistan tezkeresi. Ve bu tezkereyi “Kararlı Destek Misyonu” adı altında NATO’ya ait bir misyon için çıkardık. Bu misyon bitti, tezkere düştü; tezkere bugün kadüktür. Dolayısıyla, bugün Türk Silahlı Kuvvetlerinin Afganistan’daki mevcudiyetinin ulusal ve uluslararası meşruiyeti, hukuki zemini yoktur. “Orada vuku bulacak her türlü vukuatın sorumluluğu kime aittir?” sorusunu soruyorum, bunun cevabını sizin bulmanızı istiyorum. Bugün tezkeresiz bir Türk Silahlı Kuvvetleri var Afganistan’da.

Gelelim önümüzdeki çuval kanun teklifine. Ben geçmişte “torba” kelimelerini çok duydum burada ama bu maalesef çuval vasfını taşıyor çünkü içine ne bulursanız tıkıyorsunuz. Bu çuvala tıkadığınız gibi -maddelerin sırası değiştiği için onlara değinmeyeceğim ama- en azından 3 maddeyi bunun içine serpiştirdiniz ve bu serpiştirme suretiyle âdeta bizden mal kaçırırcasına madde kaçırmaya çalıştınız ama bu mümkün değil. Keşke bunları ayrı bir kanun olarak 3 madde hâlinde getirseydiniz veya en azından bu yasanın içine arka arkaya 3 madde hâlinde koysaydınız ve biz de bunu dobra dobra tartışabilseydik, bunu yapmadınız. Ama sizin yaklaşımınız şunu ortaya koyuyor: Siz, OHAL kararın alınmasını gerektirecek fiillerin ötesine gittiniz ve temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına yönelik bir çerçeveyi uygulamaya koymaya çalışıyorsunuz. Bunu yaparken de “Üç sene değil, artık bir sene oldu.” diye bir mazeret de ortaya koymanızın anlamı yok. Bundan ben bir şey çıkarabilirim, “Ha, bunlar bir sene içinde erken seçime gidiyorlar herhâlde, onun için üçten bire çektiler.” diye varsayabilirim, bir ama “Yok zamanında olacak.” diyorsanız bir sene sonra bu teklifi yeniden getireceksiniz bize. Eğer arada bir şey değişecekse onu da bilmek isteriz tabii ki. Ama sonunda varmak istediğiniz, dikensiz bir gül misali öyle bir Türkiye istiyorsunuz. Yani ne demek istiyorsunuz? “Herkes susacak, herkes sindirilmiş itaat edecek, gözaltına istediklerimizi alacağız, herkesi işinden gücünden edebileceğiz, malına mülküne çökebileceğiz.” Böyle bir Türkiye yok, olmayacaktır da.

Ayrıca, bunun yasalaştırılma sürecinde de birtakım sakatlıklar olduğunu biliyorsunuz hepiniz. İhtisas komisyonlarına gelmemiştir bu, gelmiş olması gerekirdi. Dolayısıyla, süreçte bir hata var ama bunu böyle palas pandıras getirmenizin bir başka sonucu da -parlamento işi değil- aynı zamanda, sonunda bu yasa birilerine uygulanacak, vatandaşa uygulanacak, sivil toplum örgütlerine uygulayacak, kişiler var arkasında; onların, kitlelerin tepkilerini zamanlıca ortaya koymalarını engellemeye çalıştığınız. Yani kısaca bir keyfîlik içinde hareket ettiniz.

Ortada gözaltı süreleriyle ilgili bir hüküm var, biliyorsunuz. Siz her ne kadar “dört gün” deseniz de bu dört, dört, dört oluyor, maalesef, on iki güne kadar çıkıyor ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bunun, maalesef, uluslararası normlar çerçevesinde kabul edilmez olduğunu pek çok defa söylemiş olmasına rağmen bunu getirmeye çalışıyorsunuz. “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi” diyorum ben, siz de “Geleceğimiz Avrupa'da.” diyorsunuz, demek ki geleceğimiz Avrupa'da değil sizin tarifinize göre.

OHAL yasaları çerçevesinde 140 bin kişi işinden oldu. Bunların bir kısmı mahkemeye gitti, aklandı. Aklanmak ne sonucunu doğuruyor? Bunlara pasaport verilmesi gerekiyor. Benim bildiğim, 26 bin kişi hâlâ pasaportunu alamadı. Sayın Süleyman Soylu bu konuda şöyle bir cümle sarf etti: “Mahkeme kararları değil, benim kanaatim esastır.” Şimdi, mahkeme kararı var, bir de İçişleri Bakanının kanaati var. Ben şu anda Sayın Süleyman Soylu’ya bir çağrıda bulunuyorum: 26 bin kişiyle uğraşmasın, 260 kişiyle uğraşsın. Hangi 260 kişiyle? Geçen akşam -“geçen akşam” derken, bundan bir buçuk ay evvel- bir televizyon programına çıktı ve “Türkiye'de 260 terörist kalmıştır.” dedi. Ben o günden beri çetele tutuyorum “Etkisiz kılınmıştır.” diye haberlerde yer alanları sayıyorum, sayıyorum, sayıyorum ve rakamın ne zaman sıfıra geleceğini de çok merakla bekliyorum. O gün acaba Süleyman Soylu çıkıp “PKK terörü bitti.” diyecek mi? Ben 260’ı tamamlayınca size haber vereceğim.

Dolayısıyla bunun ötesine gideyim, OHAL olan bir yerde… OHAL sadece siyasi bir konu değil, OHAL aynı zamanda bir ekonomik konu çünkü hukuku parantez içine aldığınız bir ülkede ekonomiyi de geliştiremezsiniz, kalkınmayı da sağlayamazsınız dolayısıyla bunun pek çok riski var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

AHMET KAMİL EROZAN (Devamla) – Bunun yine OHAL çerçevesinde müsadereye giden boyutları var, bunu da kınıyorum, o müsadereye gitmenin altında FETÖ borsaları olduğunu da hatırlatıyorum.

Bayramınız mübarek olsun, bitirirken. Önümüzdeki kırk sekiz saat içinde hepimiz analarımızla, babalarımızla, kardeşlerimizle, çocuklarımızla, ailelerimizle buluşacağız, bayramlaşacağız. Ben üç dört bayramdır burada bir hatırlatma yapıyorum: Libya’da olan, tutuklu bulunan vatandaşlarımız ne zaman analarına, babalarına, kardeşlerine, çocuklarına

kavuşacaklar? Bu, iktidarın vebalidir; bu insanlar aylardır, yıllardır oradalar, günahı boynunuza.

Saygılarımı sunuyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 277 sıra sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 8’inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

MADDE 8 – 24/4/1969 tarihli ve 1163 sayılı Kooperatifler Kanununda bulunan ek 4 üncü madde yürürlükten kaldırılmıştır.

               İlhami Özcan Aygun                                            Cavit Arı                                             Mehmet Bekaroğlu                                                               Tekirdağ                                                       Antalya                                                        İstanbul                                                           Mehmet Akif Hamzaçebi                         Mustafa Sezgin Tanrıkulu                                  Alpay Antmen                                                                    İstanbul                                                       İstanbul                                                        Mersin                                                                   Faruk Sarıaslan                                      Kamil Okyay Sındır                                                                                                                                     Nevşehir                                                         İzmir                                                                                                      

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Akçay.

 

 

 

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, tutanaklara girmesi bakımından ifade ediyorum: Biraz önce kürsüde konuşan sayın konuşmacı, Afganistan tezkeresinin düştüğü anlamını taşıyan bir ifadede bulundu. Şimdi, malumunuz, Afganistan Tezkeresi 6 Ocak 2021’den itibaren on sekiz ay uzatıldı. O nedenle Afganistan Tezkeresi’nin hukuki dayanağı devam etmektedir ve bu tezkerenin statüsünde de herhangi bir değişiklik de söz konusu değildir, onu da bir görüş olarak ifade ediyorum.

Teşekkür ederim.

 

 

 

1. Ankara Milletvekili Orhan Yegin ve 45 Milletvekilinin Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/3740) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 277) (Devam)

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Nevşehir Milletvekili Sayın Faruk Sarıaslan.

Buyurunuz Sayın Sarıaslan. (CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

FARUK SARIASLAN (Nevşehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Görüşülmekte olan olağanüstü yasa tasarısı Hükûmetin, AK PARTİ zihniyetinin baskıcı rejiminin kanunlaştırarak meşrulaştırma çabasıdır.

Dün kol kola gezdiğiniz FETÖ terör örgütüyle Türk Silahlı Kuvvetlerine, Türk yargısına, hukuk sistemine ortak operasyonlar yaptınız. Kendisini güçlü hisseden FETÖ terör örgütünün Türk devletine ve milletine yaptığı darbe girişimi, Türk milletinin canı pahasına direnişi karşısında yenilmiş, hak ettiği cezayı almıştır. Bu halk, FETÖ terör örgütüne karşı sokağa çıkıp onlarca ders verirken amacı, ülkeye yeniden demokrasiyi getirmek, hukukun üstünlüğünü kılmaktı. Ancak siz, bu halkın başarısını kendi otoriter rejiminizi kurtarmak için kullandınız ve kullanmaya devam ediyorsunuz. Hata üstüne hata yapıyorsunuz. Ülkenin geleceğini hiç düşünmüyorsunuz; günlük düşünüyor, günlük yaşıyorsunuz. Ülkenin geleceğini daha da karanlık günlere sürüklüyorsunuz. Sadece baktığınızı görüyorsunuz, oysa akıl, geleceği görür. Eleştirilerden ve yaşananlardan hiç ders çıkarmıyorsunuz. Yapılacak ilk seçimlerde halk gereken dersi size verecek.

İktidara geldiğiniz günden itibaren Millî Güvenlik Kurulu “FETÖ terör örgütü” dedi, dinlemediniz. Emniyetten vatansever emniyetten müdürleri rapor verdi, anlamadınız. Savcı Mete Yüksel uzun bir raporla uyardı, uyanmadınız. Bu Meclisin kürsüsünden Cumhuriyet Halk Partisi milletvekilleri “FETÖ terör örgütü devleti ele geçirdi.” dedi, kaba kuvvet kullanmaya kalktınız. Siz FET֒ye “efendi” derken onu eleştiren aydınlarımızı cezaevine gönderdiniz. O tarihlerde bu uyarıları dinleyip ona göre davransaydınız 2021 yılının Türkiyesi borç batağında olmaz, milyonlarca gencimiz işsiz kalmazdı. Aynı hataları değişik versiyonlarla yine yapıyorsunuz, yine tarikatlarla kol kolasınız, hukuk devletinden uzaklaşıyorsunuz. Tarikat evinde üniforması üzerinde cübbe giyen Mehmet Sarı hakkında hangi işlemi yaptınız? Hiçbir işlem yapmadınız çünkü aynı tabaktan yemek yediniz, yemek yemektesiniz.

Buradan uyarıyorum, bu ülkede herkes dinî inancını özgürce yaşıyor ve yaşamalı, ancak devleti de tarikatlar, şeyhler, müritler yönetmemeli. Bunun ön koşulu da devletin hukuk devleti olmasıdır. Hukuk devletinde kimse kendi hayat tarzını devletin gücü marifetiyle dayatamaz, kendi inanç anlayışını başkalarına zorla kabul ettiremez. Hukuk devletinin temeli kuvvetler ayrılığıdır, yürütmenin yargıyı ve yasamayı yuttuğu bir ortamda kuvvetler ayrılığından bahsedilemez. Kuvvetler ayrılığı yoksa hukuk devleti, yargı bağımsızlığı ve demokrasi bir hayaldir. Türkiye’nin varlığını, bütünlüğünü, birliğini ve dirliğini istiyor isek hukuk devleti olmak zorundayız. Şu an ülkemizde ekonomik, sosyal, siyasal, kültürel kriz yaşıyorsak, laiklikten ve bilimsellikten uzaklaşıyorsak temel nedeni adalet ve özgürlükten, hukuk devletinden uzaklaşmamızdadır. Türkiye bir adalet ve özgürlük krizi yaşıyorsa bunun doğal sonucu ekonomik krizdir.

Hukuk güvenliğinin olduğu yere para gelir, yatırım gelir; ekonomi gelişir, ülke kalkınır. Mahkemelerin adalet arayışına cevap veremediği, bağımsız ve tarafsız yargılamanın olmadığı bir yerde hukuk dışı arayışlar ortaya çıkar. Son dönemlerde ortaya çıkan mafyamatik, kara para, bakan ilişkileri bunun sonuncudur. Milletin kürsüsünden cumhuriyet savcılarına buradan sesleniyorum: “Ayda 10 bin dolar rüşvet alan siyasetçiyi biliyorum.” diyen İçişleri Bakanını sorguya çağırdınız mı, sizi bilgilendirmeye çağırdınız mı? Merkez Bankasından yok olan 128 milyar dolar kimler tarafından, kimlere dağıtıldığı konusunda bir işlem başlattınız mı? Sezgi Baran Korkmaz hakkında verilen yurt dışı yasağını kaldıran, şu an Adalet Bakan Yardımcısı olan Hasan Yılmaz hakkında soruşturma başlattınız mı?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)            

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

FARUK SARIASLAN (Devamla) – Kendi şirketinden usulsüz alımlar dolayısıyla görev yaptığı Bakanlıktan ayrılmak zorunda kalan Ruhsar Pekcan hakkında herhangi bir işlem yaptınız mı? Zaman yok, çok sıralayabilirim.

Sayın savcılarımızın vermediği cevabı ben buradan vereyim: Hiçbir işlem yapmadınız, yapamazsınız; bunu ben de biliyorum, milletvekilleri sizler de biliyorsunuz, Türk milleti de biliyor. Nedeni gayet açık: Bir kişinin ağzından çıkacak söze bakıyorsunuz. Tek adam rejiminde, tek kişinin parmağıyla gösterdiği ya da söylediği işlemleri yapıyorsanız bunun adına diktatörlük denir. Diktatörlüğün olduğu hiçbir ülke gelişmemiş ve kalkınmamıştır. Diktatörlüğün olduğu ülkelerde göçler başlar, Suriye’de olduğu gibi, Irak’ta olduğu gibi. Üzülerek söylüyorum ki: Türkiye Cumhuriyeti devletinde de gençlerimiz, okumuşlar, aydınlar yurt dışına göç ediyor. Yapılan bütün kamuoyu araştırmalarında, eğer olanağı olursa Türkiye’de yaşayan Türk milletinin gençleri yurt dışına gitmek istiyor. Bunu hepimizin düşünüp değerlendirmesi kanaatindeyim.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)        

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Sarıaslan.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

             

 Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 277 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 8’inci maddesinde yer alan “4 üncü” ibaresinin “4.” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Mahmut Celadet Gaydalı                  Züleyha Gülüm                                 Murat Sarısaç

          Bitlis                                              İstanbul                                               Van

   Abdullah Koç                                    Garo Paylan                                    Ali Kenanoğlu

           Ağrı                                             Diyarbakır                                          İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen İstanbul Milletvekili Sayın Züleyha Gülüm.

Buyurunuz Sayın Gülüm. (HDP sıralarından alkışlar)

ZÜLEYHA GÜLÜM (İstanbul) – 2016 yılından bu yana peş peşe darbeleri yaşamaya devam ediyoruz. Maşallah, darbe konusunda çok yeteneklisiniz. “Sivil darbeye -illa askerî olması gerekmiyor- askerî darbelere ya da FETÖ darbesine karşıyız.” derken kendi sivil darbesini süreklileştiren bir iktidar var önümüzde. Ne güzel, Allah’ın lütfu olarak gördünüz, her şeyi öyle görüyorsunuz, her belayı öyle görüyorsunuz. Pandemi oluyor, yasak getirmenin yolu ve yöntemi olarak görüyorsunuz; darbe oluyor, kendinizin yeni kurallarını, faşizminizi kurumsallaştırmanın malzemesi olarak görüyorsunuz; adını “OHAL” koymuyorsunuz, başka isimler getiriyorsunuz, “yasal düzenleme” diyorsunuz; aslında, ülkeyi bir OHAL’le yürütmeye devam ediyorsunuz. Her türlü baskı aracını, zor aygıtını kullanmaktan asla geri durmuyorsunuz. KHK’lerle insanlara sivil ölümü dayattınız, 140 bin insana sivil ölümü dayattınız, yetmemiş olacak ki “Yeni insanlara da sivil ölümü nasıl dayatabiliriz?” bunun yasal düzenlemeleri için uğraşıyorsunuz.

KHK ne demek, biliyor musunuz? Bazı insanlar açısından hayat hakkınızın elinizden alınması demek. Oyalama taktikleriyle o OHAL Komisyonları kurdunuz ya, güya adaleti sağlayacak o OHAL Komisyonlarını, hepsi oyalama komisyonlarına dönmüş durumda. Sonuçta, verdikleri kararlar da zaten, çoğu kez aleyhe. Zira, zaten, sizin adaletli bir yargı gibi, bir adalet sağlama gibi derdiniz yok, o yüzden o komisyonlardan da bir şey beklemiyoruz.

İnsanların ekmekleriyle, gelecekleriyle oynuyorsunuz. Tüm çalışma alanlarından sizin gibi olmayanların tasfiye edildiği bir anlayışı yerleştirmeye çalışıyorsunuz “Ya bize itaat edersiniz ya da çalışma hakkınızı dahi ekmeğinizi kazanma hakkınızı dahi ortadan kaldırırım.” diyorsunuz. Zulmünüz bitmiyor. Zulmünüz birçok insanın hayatının, hayatlarının sönmesine mal olmasının yanında, geleceklerini de ipotek altına alıyorsunuz, çocuklarına, akrabasına varana kadar “İrtibatlıdır, iltisaklıdır.” deyip insanların gelecekteki hayatlarını da ipotek altına almaya çalışıyorsunuz.

“Gözaltı sürelerini uzatmak.” Çok basitmiş gibi cümlelerle anlatıyorsunuz da siz, gidin bir bakalım, bu Emniyetlerde on iki gün boyunca gözaltında kalın, bu kadar basit ifade edebilecek misiniz görelim? O gözaltılarda ne oluyor biliyor musunuz? İnsanlar işkenceye maruz kalıyor, baskıya maruz kalıyor. Polis operasyonları, gizli dosyalarda nasıl oluyorsa basına sızan bilgilerle insanların haklarında olup olmadık, gerçeğe aykırı beyanlarla yaşam haklarını ihlal eden, aslında kişisel haklarını ihlal eden basın sonuçlarıyla karşı karşıya kalıyor bu insanlar.

Şimdi size bir iki örnek: İdlib’de bir ev baskını yapıldı. Ev baskınında sekiz aylık hamile bir kadın silahın dipçikleriyle darbe aldı, hastaneye kaldırıldı. Arama kararı olmayan bir kişiden bahsediyorum. Arama kararları olup da yakalama kararları olanlara ne yaptıklarını zaten siz de benden daha iyi biliyorsunuz. Köpekli işkenceyi unutmayalım. Bir insanın gözaltına alınırken nasıl köpekle işkence edildiğini de size hatırlatalım. Şimdi göz göre göre bunları herkesin gözü önünde yapabilen bir polis acaba on iki gün gözaltı boyunca hangi işkenceleri yapıyor? Yapmadığını iddia edebilir misiniz? Çok net, raporlarla sabit bir durum varken şimdi siz hiçbir şey olmamış gibi “Ne var canım, on iki gün gözaltı, bir şey de değil.” hikâyesini anlatıyorsunuz.

Yine “TMSF” diye bir uygulamanız var. Vallahi çökme yöntemleriniz çok. Bir öyle uyguluyorsunuz, mafya-siyaset düzeninizle çöküyorsunuz insanların mal varlığına, yetmiyor yasal kılıflar uyduruyorsunuz, “Yasal kılıflarla çökeceğim.” diyorsunuz. OHAL sürecini sermayenin el değiştirme sürecine çevirdiniz. Birtakım sermaye gruplarından mal varlıklarını, mülkiyetlerini, binalarını, yerlerini alıp kendi yandaşlarınıza, kendinize aktarmanın mekanizması hâline getirdiniz. Yetmiyor ya, yetmiyor; gerçekten yiyorsunuz, yiyorsunuz yetmiyor. Hâlâ yenilerini istiyorsunuz, hâlâ yeni paralar istiyorsunuz, yeni mallar istiyorsunuz, yeni menkuller istiyorsunuz. Doğayı talan ettiniz, yer bırakmadınız ya! Her yeri, her ağacı, her araziyi, her arsayı bir rant alanı olarak gördünüz; kendinize ve yandaşlarınıza, 5’li çetenize peşkeş çektiniz; yetmedi, bulduğunuz her kamu arazisini satışa çıkarıyorsunuz, ihaleler yoluyla ceplerinizi dolduruyorsunuz, sermaye gruplarınızı zenginleştiriyorsunuz. Hâlen doymamışsınız, yeni yerler istiyorsunuz; diyorsunuz ki: “TMSF görevde kalacak, TMSF üç yıl daha, aynı şekilde kayyum olarak atanacak ve insanların, –tırnak içinde- terör bahanesiyle –çünkü size göre herkes ‘terörist’ zaten- mal varlıklarına ben el koyacağım.” Bir tehdit, bir baskı aracı olarak kullanıyorsunuz, insanlara diyorsunuz ki: “Ya, benim istediğim gibi olursunuz, itaat edersiniz, faşizmime boyun eğersiniz ya da size hayat hakkı hiçbir şekilde tanımam.” Bu yasa teklifinin anlamı budur, bu yasa teklifinin başka bir anlamı yoktur. Bize hikâyeler yazmayın; yok, efendim, işte, “terörle mücadele”ymiş, efendim, “delil toplama”ymış, efendim, şuymuş, buymuş. O on iki günlük gözaltılarda biz delil falan aranmadığını çok iyi biliyoruz, hiçbir işlem yapılmadığını da çok iyi biliyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

ZÜLEYHA GÜLÜM (Devamla) – Sadece baskı uygulamak için o on iki gün gözaltı süresini gerçekleştirdiğinizi de biliyoruz. Ha, gerçekten bir mücadele derdiniz varsa FET֒yle, cemaatle –bilmem- darbe yapanlarla, önce şunun hesabını verin: Beraber yürümüştünüz ya bu yollarda, ne istedilerse vermiştiniz ya, o zaman kendinizden başlayın, kendinizi önce yargılayın da ondan sonra başkalarına laf söyleyin.

Diğer bir mesele, engelliler. Ya, engellilerin yaşam hakkını ellerinden almaya ne hakkınız var ya! Nasıl ertelersiniz, engellilerin çalışma yaşamına, normal hayata katılımını sağlayacak düzenlemeyi üç yıl boyunca ya da kaç yıl boyunca? Bu hakkı kendinizde nasıl görüyorsunuz? Engelliler zaten pandemi sürecinde en fazla hak gasbına uğrayan, yaşam koşulları en fazla zorlaşan insanlar değil miydi? Pandemi diğerlerine var da engellilere yok muydu? Tam aksine, engelliler en çok zorluğu bu dönemde yaşadılar. Hangi hakla ertelemeyi önümüze getirebiliyorsunuz, hangi hakla haklarını ellerinden alıyorsunuz?

Tam aksine, engellilerin birçok talebi var. Yaşama eşit katılabilmeleri için pozitif ayrımcılık ilkelerinin uygulanmasını istiyorlar. İnsan olduklarının, eşit vatandaş olduklarının görülmesini istiyorlar ama tabii, siz hiçbir zaman ezilenin, ötekileştirilenin yanında olmadınız ki engellilerin yanında olasınız. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Gülüm.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Başkan.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Hatip konuşmasında, kürsüden, AK PARTİ Grubu milletvekillerini ceplerini doldurmakla, hırsızlıkla itham etti. İzin verirseniz cevap vermek istiyorum.

BAŞKAN – Buyurunuz efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

 

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle Başkanlık Divanını İç Tüzük’ü uygulamaya davet ediyorum. 66’ncı maddede konuyla ilgili konuşmak esastır. Konu dışına çıkıldığı takdirde, Meclis Başkan Vekili, konuya davet eder, 2 kere konuya gelmeyen milletvekilinin sözünü keser.

Diğer bir madde konuşma üslubu. Burada milletvekili, dört dakikadır, beş dakikadır AK PARTİ’li milletvekillerini “Hırsızlıkla, ceplerini doldurmakla.” itham ediyor ama Başkanlık makamı maalesef buna gerekli dersi vermiyor ve gerekli cevabı vermiyor. Yapmanız gereken…

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – Yapmayın.

TULAY HATIMOĞULLARI ORUÇ (Adana) – Ama aylardır bunlar bu kürsüden konuşuluyor ki.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Bakın, konuşanlara bakıyorum, biraz önce…

TULAY HATIMOĞULLARI ORUÇ (Adana) – Aylardır aynı şeyleri bu kürsüden herkes söylüyor.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) -  …HDP milletvekilinin birisi burada kürsüye çıktı ”faşist” diye söyledi, “demokrasi” diye ifade etmeye çalıştı… Ya, Allah aşkına, dinlerken bakıyorum, bunlar öylesine bir demokratik ortam içerisinde gelmişler ki sanki Kandil’i hükümleri altına almışlar, burada gelip millet adına konuşuyorlar. Kandil’in sözcüsü olan, Kandil’in sözünü dile getirmeye çalışanların demokrasiden söz etmeye hakları yok. (AK PARTİ ve MHP sıralarından alkışlar)

TULAY HATIMOĞULLARI ORUÇ (Adana) – Kandil’le bağını kurar mısın bu konuşmanın?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Faşizm varsa en büyük faşizm sizdedir, diktatörlük varsa en büyük diktatörlük sizdedir.

TULAY HATIMOĞULLARI ORUÇ (Adana) – Bu konuşmanın Kandil’le bağını kurar mısınız?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Ama burada Türk milletinin bağrından çıkmış, sadece milletten emir alan, milletin istediğini…

TULAY HATIMOĞULLARI ORUÇ (Adana) – Şu an kendi inkâr ediyor. Yeni galiba arkadaşımız.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) -  …yapmaya çalışan milletvekillerini “Faşizmle, diktatöre boyun eğmekle.” suçlamak maalesef içinizde hissettiğiniz zulmün dışa vurmasıdır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

TULAY HATIMOĞULLARI ORUÇ (Adana) – Olmadı bu konuşma.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Sayın Başkan, burada böyle fütursuzca, milletin iradesini diktatörlükle ve burada milletin vekillerini hırsızlıkla suçlamaya müsaade edemezsiniz.

TULAY HATIMOĞULLARI ORUÇ (Adana) – Bunu herkes söylüyor, herkes, bir tek biz söylemiyoruz ki.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Tutanaklara bakın, AK PARTİ milletvekillerini hırsızlıkla, ceplerini doldurmakla itham eden milletvekilleri varsa onlara gerekli cezayı vermenizi tavsiye ediyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) 

TULAY HATIMOĞULLARI ORUÇ (Adana) – Gündemi takip etmiyorsunuz. Bunu, bütün dünya konuşuyor, bir tek bizim vekilimiz konuşmuyor, kaçırdınız.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Aksi hâlde, bütün milletvekilleri bu konuda gereğini yapacaktır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sayın Başkan, İç Tüzük’e uymaya davet ediyorum.

MURAT SARISAÇ (Van) – Ne yaparsın? Mafyaya mı teslim edeceksin bizi?

TULAY HATIMOĞULLARI ORUÇ (Adana) – Kandil’le bağını kurar mısınız Sayın Hatip? Olmadı bu konuşma, bize iyi bir cevap olmadı.

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Sen, teslim olmuşsun zaten. Sen, PKK’ya teslim olmuşsun, kölesisin sen, köle, köle!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

TULAY HATIMOĞULLARI ORUÇ (Adana) - Oya Hanım, neredeydin ya, vallahi özledik senin bağırmalarını! Vekilin seni özledi Oya Hanım!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Grup Başkan Vekillerimiz şu anda söz aldılar.

 

 

BAŞKAN - Sayın Elitaş, tabii ki İç Tüzük'le ilgili bizi de hem aydınlatmaya hem göreve davet etmeye hem hakkınız var hem o konuda katkı sunuyorsunuz ama bir ifade kullandınız, “Meclis Başkan Vekili ders versin.” gibi bir şey söylediniz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – “Ders” demedim Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Müsaade eder misiniz efendim.

Yani ben teeddüp ederim burada böyle bir kelimeyi kullanmayı veya milletvekilleriyle ilgili, böyle bir üslupla ilgili ilk defa…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, dersle ilgili bir şey söylemedim, “Uyarın.” diye söyledim.

BAŞKAN - Müsaade eder misiniz efendim.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Demediğini söylüyor Başkanım.

BAŞKAN - Ama sözüm bitmedi ki efendim. Müsaade edin efendim, sözümü tamamlayayım.

Ben şahsım için söylüyorum. Ben burada kime ders vereceğim ki? Ben, burada bana tanınan, bana verilen yetkileri kullanabilecek kadar gücüm nispetinde kullanmaya çalışan birisiyim. Yani ben o ders konusunu anlayamadım, lütfen siz de o konuda bakınız, böyle bir görevimiz varsa biz de o dersimizi çalışalım efendim. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Oluç…

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Sayın Başkan, sataşma olduğu için kürsüden cevap hakkı kullanmak istiyorum.

BAŞKAN - Buyurunuz efendim.

 

 

 

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Sayın Başkan, sayın vekiller…

Sayın Elitaş, siz, hakikaten haddinizi aştınız.

MUSTAFA CANBEY (Balıkesir) – Siz “diktatör” diyorsunuz, haddinizi aşmıyorsunuz, o aşıyor, öyle mi?

HAKKI SARUHAN OLUÇ (Devamla) - Bakın, ben size bir şey söyleyeyim mi? Ben sizin suçlamalarınıza pabuç bırakmam; kesinlikle bundan emin olun, hepsinin hesabını teker teker sorarım, anlaşıldı mı? (HDP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Öyle bir şey yok! Öyle bir şey yok!

HAKKI SARUHAN OLUÇ (Devamla) - Bize “Kandil’in sözcüsü.” diyenin alnını karışlarım ben, alnını; sizin alnınızı karışlarım! (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MUSTAFA CANBEY (Balıkesir) – Hadi oradan!

HAKKI SARUHAN OLUÇ (Devamla) – Evet, yok öyle şey, söyleyemezsiniz. Siz halkın bağrından çıkmışsınız. Biz nereden çıktık?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Kandil’den! Kandil’den!

HAKKI SARUHAN OLUÇ (Devamla) – Hayır! Hayır!

6,5 milyon insanın oyunu aldık, siz haddinizi bilin be! Nasıl böyle konuşursunuz! Bu halkın oyunu aldık buraya geldik, anlaşıldı mı? (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MUSTAFA CANBEY (Balıkesir) – Ee?

HAKKI SARUHAN OLUÇ (Devamla) - Bunu öğreneceksiniz, demokrasiyi öğreneceksiniz. (HDP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA CANBEY (Balıkesir) – Sizden mi öğreneceğiz?

HAKKI SARUHAN OLUÇ (Devamla) - Burada yaptığınız her konuşmanın karşısında boyun eğeceğimizi zannediyorsunuz. Asla boyun eğmeyiz, siz kendinizi ne zannediyorsunuz, haddinizi bilin! (AK PARTİ sıralarından “Hadi oradan!” sesleri) Böyle şey yok, birincisi bu.

İkincisi, Sayın Elitaş, milletvekilimiz eleştiri yaptı “AKP’li vekiller hırsızlık yapıyor.” demedi.

MUSTAFA CANBEY (Balıkesir) – Nasıl demedi?

AKİF ÇAĞATAY KILIÇ (İstanbul) – Eleştiri yapmadı.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (Devamla) – Demedi. Getirin tutanakları bakalım. Genel olarak bu ülkeyi yönetenlere hitaben dedi ki: “Yediniz, yediniz, bitiremediniz.” Öyle değil mi? Yediniz, yediniz bitiremediniz ya! (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Evet, “Devletin malı deniz yemeyen domuz.” lafını siz gerçekleştirdiniz. (HDP sıralarından alkışlar)

AKİF ÇAĞATAY KILIÇ (İstanbul) – Yuh size!

HAKKI SARUHAN OLUÇ (Devamla) – Böyle bir durumla karşı karşıyayız. Bu ağır eleştiriyi niye kabullenemiyorsunuz? Böyle bir şey var mı? Ondan sonra eleştirince lafı getiriyorsunuz Kandil’e. Böyle bir şey yok. Biz burada konuşuyoruz üç senedir ve konuşmaya devam edeceğiz. Demokrasi için, adalet için mücadelemize devam edeceğiz. Sizin bize yönelik suçlamalarınızı da asla kabullenmeyeceğiz, bunu da bilin. (HDP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Elitaş.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Grup Başkan Vekili haddimi bildirmeye kalktı.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Elitaş. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

 

 

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, biraz önce konuşmada 68’inci maddeyle ilgili bir konuyu konuşurken arkadaşımız uyardı: “Önce ‘Ders’ dediniz, daha sonra ‘Uyarma gerekir.’ diye ifade ettiniz.” Başkanlık Divanının veya hiç kimsenin milletvekillerine ders verme yetkisi olmadığını bilen birisiyim. İç Tüzük 68’inci madde çerçevesinde konuşuyorum.

Bakın, hiç kimse kimseye de haddini bildiremez. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Siz de bize bildiremezsiniz, siz de bize bildiremezsiniz!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – O hadsizliktir. Bir milletvekiline haddini bildirmeye kalkmak hadsizliktir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Evet, sizin yaptığınız da odur.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Ve o hadsizliği de siz burada yaptınız. Bakın, bu millet…

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Siz hadsizlik yapıyorsunuz, bu ilk defa değil.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Çok güzel konuştunuz Sayın Saruhan Oluç. Dediniz ki: “Bize ‘Kandil’den emir alıyorsunuz.’ diyemezsiniz.” dediniz; doğru. Sizin Eş Genel Başkanınız ne demişti? “Biz Kandil’e sırtımızı dayadık.” demişti. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Ya, siz teslim olmuşsunuz Kandil’e; Kandil’den emir almayı bırak, teslim olmuşsunuz teslim; iradenizi vermişsiniz siz Kandil’e.

TULAY HATIMOĞULLARI ORUÇ (Adana) – Bu sözlerin modası geçti, modası. Modası geçti bu sözlerin, alıcıları yok artık, boşuna söylemeyin!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Daha neyi konuşuyorsunuz? Kandil’den talimat gelmeyince bir şey yapamıyorsunuz.

Bakın, “demokrasi” diye söylenenler, burada demokrasi havariliği yapanların önce kendi iradelerini ortaya koyabilmeleri lazım yoksa silahların gölgesinde, tehditle... Ama düşünüyorum, bakıyorum, hakikaten sizin işiniz de zor yani demokrasiye uyabilmek için, millet iradesiyle görev yapabilmek için, can korkusuyla o sıralarda oturup Kandil’e itiraz edebilmek herkesin haddi değil. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

TULAY HATIMOĞULLARI ORUÇ (Adana) – Mafyalaşmış bir iktidarın sözcülüğü daha zor, daha. Şu an siz zor bir iş yapıyorsunuz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Ama bu vatanın evladını, bu milletin birliğini ve bekasını düşünen herkes, kim olursa olsun, hangi terörist olursa olsun, tıpkı FET֒cülerin 15 Temmuzda yaptığı gibi...

TULAY HATIMOĞULLARI ORUÇ (Adana) – Asıl sizin işiniz zor, bizim değil.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - ...yıllardır PKK’nın Türk milletine, Kürtlere zulmettiği gibi zulmedenlerin haddini de dersini de Türk milleti ve güvenlik güçleri sonuna kadar verir, vermeye de devam edecektir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, HDP sıralarından gürültüler)

TULAY HATIMOĞULLARI ORUÇ (Adana) – İçinize bakın, temizlenin ya, temizlenin de toplumun karşısına çıkın.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Sayın Oluç, yerinizden, lütfen yeni bir sataşmaya mahal vermeyelim.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Efendim, ağır sataşma var, “İradenizi vermişsiniz, teslim etmişsiniz.” diyor, niye yerimden cevap veriyorum?

HALİS DALKILIÇ (İstanbul) - PKK terör örgütü mü diyeceksin oradan?

REFİK ÖZEN (Bursa) – Kendi Eş Genel Başkanın söylüyor.

MURAT SARISAÇ (Van) – Yalan söylüyorsun, yalan!

TULAY HATIMOĞULLARI ORUÇ (Adana) – Partinizin kurucuları yaptığınız haksızlıkları anlatıyor, hesabını verin bakalım!

BAŞKAN – Buyurun.

 

 

 

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın vekiller; yani madem yersiz bir tartışmaya başladık, devam edelim.

Daha geçen gün sizin Genel Başkanınız Diyarbakır’a gitti, konuşma yaptı orada, daha geçen gün, yeni, taze, değil mi? Ve o konuşmasında uzun uzun çözüm sürecini sahiplenen cümleler etti, hatırlıyor musunuz?

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Evet.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (Devamla) – O çözüm sürecini sahiplenmesi doğru bir tutum, bakın buna bir şey demiyorum ama o çözüm sürecini sizin Genel Başkanınız kimlerle beraber sürdürdü, bunu hatırlıyor musunuz? (HDP sıralarından alkışlar) O çözüm sürecini sürdürürken ve biz de o çözüm sürecinde barışa ulaşılsın, huzura ulaşılsın diye mücadele ederken bizlerle birlikte sürdürdü.

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Halkla beraber sürdürdü.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (Devamla) – 28 Şubatta Dolmabahçe’de mutabakat okunurken orada devlet heyeti adına kim vardı, Hükûmet adına kim vardı? Sizin şimdi Grup Başkan Vekiliniz Sayın Mahir Ünal o fotoğraftaydı, hatırlıyor musunuz; Milletvekiliniz Yalçın Akdoğan o fotoğraftaydı, hatırlıyor musunuz?

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Konuyla ne alakası var?

HAKKI SARUHAN OLUÇ (Devamla) – Bunları hatırlıyor musunuz? Şimdi, neden bunları söylüyorum: Bize dönmüş diyor ki: “Sırtınızı şuraya dayadınız, iradenizi teslim ettiniz, sıralarınızda otururken can korkunuz var.”  (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

EROL KAVUNCU (Çorum) – Dayamadınız mı? “Dayamıyoruz.” de.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (Devamla) – Ya, bunlar hikâye, hikâye bunlar. Siz eğer çözüm sürecini yürüttüğünüzü Genel Başkanınızın ağzından kabulleniyorsanız ve bunun doğru olduğunu söylüyorsa sizin Genel Başkanınız, o zaman bu süreci kimle yürüttüğünüzü de bileceksiniz. O zaman bizim heyetlerimizle nasıl görüştüğünüzü, o heyetler aracılığıyla İmralı ve Kandil arasında mektup ve bilgi taşınmasını nasıl sağladığınızı hatırlayacaksınız, bunları bileceksiniz. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Vay, vay! Lağım patladı.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (Devamla) –  Bunları savunuyorsanız bize buradan gelip had bildirmeyeceksiniz Sayın Elitaş. Biz bunu yemeyiz. (HDP sıralarından alkışlar)

 HALİS DALKILIÇ (İstanbul) – “Sırtımızı dayamıyoruz.” desene erkekçe.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Ben erkeği gösteririm sana terbiyesiz!

EROL KAVUNCU (Çorum) – Terbiyesiz sensin!

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Ne demek erkekçe, ne demek erkekçe? Adam gibi konuşsanıza. (AK PARTİ sıralarından “Otur yerine! Terbiyesizlik yapma!” sesi) Terbiyesiz! (AK PARTİ ve HDP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Elitaş. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

 

 

MUSTAFA ELİTAŞ ( Kayseri) – Sayın Başkanım, Sayın Grup Başkan Vekilleri gerçekleri duyunca gerilim aşırı derecede arttı. Bakın, arkadaşımızın biri biraz önce bir şey söyledi, bir milletvekili diyor ki: “Bizim seçmenlerimiz PKK’yı kurmuş, aramıza nasıl mesafe koyalım?” (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Yahu, adam PKK’lı olduğunu ilan ediyor, PKK’nın meşru olduğunu ilan ediyor, PKK’nın terör örgütü olduğunu tüm dünya biliyor ama siz PKK’ya terör örgütü demiyorsunuz. Bu millete, özellikle Kürtlere kırk yıldır zulmeden PKK terör örgütüdür.

NUSRETTİN MAÇİN (Şanlıurfa) – Kırk yıldır Kürtlere zulmeden, Diyarbakır zindanları…

MÜCAHİT DURMUŞOĞLU (Osmaniye) – Dinle! Dinle!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Şuradan diyoruz ki: “Gelin, PKK terör örgütünü lanetleyin.” Lanetlemiyorsunuz! 2 konuşma önce, 7’nci maddede konuşan milletvekili, faşizmin her türlüsünü lanetledi, terörün her türlüsünü lanetledi. Aslında ona “PKK terör örgütünü lanetliyor musunuz?” diye sormak lazımdı. Diyemiyorsunuz. Bu, cesaret ister. Bu cesaret sizde yok! (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MURAT SARISAÇ (Van) – Sen FET֒yü lanetliyor musun?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – İnsan olmak teröre “Dur!” demek ister ama siz bugün “Dur!” deme cesaretini gösteremiyorsunuz. Çözüm süreci…

NURAN İMİR (Şırnak) – Ayıp ya! Ayıp ya! On binlerce genç, kadın, insan yaşamını yitirdi. Ayıp size! Hâlâ neyin peşindesiniz! Sorulabilecek soru bu mudur ya?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Bakın, değerli milletvekilleri, çözüm sürecine biz inanarak başladık; bu Kürt halkı, Türkiye’de yaşayan Kürtler, PKK’nın zulmünden kurtulsun diye milletvekilleriyle, siyasilerle bir uzlaşma ortaya koyduk.

NURAN İMİR (Şırnak) – Ayıp size ya! Bu ezberden vazgeçin ya! Bu ezberden vazgeçin!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Ama 2015 yılından itibaren Kobani’den, başka yerlerden çözüm sürecini ortadan kaldırabilmek için çok uluslu devletlerin taşeronu olan PKK, çözüm sürecini baltaladı; siz de onun aleti oldunuz, siz de onun taşeronu oldunuz.

NURAN İMİR (Şırnak) – Yakışmıyor ya! Saçlarınız beyazlamış, yakışmıyor size!

TULAY HATIMOĞULLARI ORUÇ (Adana) – Ceylânpınar’ın belgeleri mahkemelerde vardır, Ceylânpınar’ı araştırın.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Çözüm sürecini bitiren sizlersiniz; PKK’nın esiri olan, Kandil’in esiri olan sizlersiniz! (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

NURAN İMİR (Şırnak) – Canımız acıyor! Canımız acıyor!

TULAY HATIMOĞULLARI ORUÇ (Adana) – Ceylânpınar’ı kim yaptı, onu açığa çıkarın. Mafyanın siyasi ayağını çıkaralım.

NURAN İMİR (Şırnak) – Ayıp ya! Ayıp!

SALİH CORA (Trabzon) – Telefon nerede, telefon?

NURAN İMİR (Şırnak) – Elimden gelse 83 milyonu sizin zulmünüzden kurtarsam.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Oluç…

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Sayın Başkan, “Çözüm sürecini baltaladınız.” ve “Alet oldunuz.” diyerek sataşmada bulundu; cevap vermek istiyorum.

BAŞKAN – Yerinizden Sayın Oluç, lütfen…

 

 

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın vekiller; bakın, bu konuları bu şekilde tartışmanın doğru olmadığını bilen bir kişi olarak bu konuşmayı yapıyorum. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Ya, biraz dinleyin, bağırmayın ya, biraz dinleyin.

MUSTAFA CANBEY (Balıkesir) – Sen bağırıyordun ama!

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Şimdi, bunlar ciddi konular, özellikle çözüm süreci gibi konular hepimizi ilgilendiren konular, bütün toplumu ve Türkiye’yi ilgilendiren konular. Dolayısıyla, bunu böyle basit polemik konusu hâline getirmemek gerekir fakat yani Sayın Elitaş o dönemi iyi bilmediği için belli ki doğru olmayan bilgiler de veriyor, ben kayıtlara geçmesi için bir noktayı da belirterek sözlerime son vereceğim. Şimdi, bakın “Çözüm sürecini baltaladınız.” “Baltalanmasına alet olduğunuz.” gibi laflar ediyor, böyle değil. “2015 Kobani” dedi, öyle değil; 2014 6-8 Ekimdir Kobani. Tarihi doğru öğrenin, bir.

İki: 2014 6-8 Ekim Kobani olaylarından sonra Dolmabahçe mutabakatı 28 şubat 2015 yani ondan beş ay sonra. Bak, “Tarihi iyi bilin.” diyorum tekrar. Beş ay sonra oturulmuş, Dolmabahçe'de mutabakat okunmuş birlikte, fotoğraflar var; yanımda olsa size gösterirdim. ikincisi bu.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın efendim.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Üçüncüsü: Çözüm süreci zarar görmesin diye, 2014 6-8 Ekim Kobani olayları yaşanırken bizim o dönem İdare Amirimiz Sırrı Süreyya Önder sizin o dönem İçişleri Bakanınızla İçişleri Bakanlığı makamında kırk sekiz saat boyunca Kobani'de herhangi - bir provokasyon yaşanmasın diye uğraşmıştır. Kayıtlar ortadadır, bunu defalarca konuştuk. Bu gerçekler varken ortada siz bize asla “Çözüm sürecini baltaladınız, buna alet olduğunuz.” diyemezsiniz. Biz çözüm süreci başarıya ulaşsın, Türkiye'de barış huzur yerine gelsin, hiçbir gencimiz; Türk'ü, Kürt'ü, Alevi'si, Sünni'si hiçbir kimse ölmesin, hiçbir eve ateş düşmesin diye elimizden gelen her türlü fedakârlığı yaptık ve o dönemde o fedakârlığı yapan arkadaşlarımız sizin yüzünüzden şimdi cezaevinde, rehinenizdir hepsi. O süreci sürdürmüş olan insanları siyasi rehine olarak tutuyorsunuz, o çalışmayı sürdürülmüş olanları. (HDP sıralarından alkışlar)

 

 

1. Ankara Milletvekili Orhan Yegin ve 45 Milletvekilinin Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (S. Sayısı: 277) (Devam)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

8’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 8’inci madde kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, çalışmaya devam ediyoruz.

9’uncu madde üzerinde 3 önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

İlk önergeyi okutuyorum:

                   Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 9’uncu maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

MADDE 9- 1163 sayılı Kanunun Geçici 5 inci maddesi aşağıdaki şekilde yeniden düzenlenmiştir.

"Geçici Madde 5 — Bu Kanunun ek 4 üncü maddesinde düzenlenen; üniversitelerin bu Kanunun 9 uncu maddesine göre ortak oldukları kooperatiflerin yönetim kurullarında üye tam sayısının çoğunluğunu geçmemek üzere üye bulundurabileceği, bu hakkını kullanmak isteyen üniversiteler, yönetim kurulu üyelerinin seçileceği genel kurula adaylarını önereceği, genel kurul tarafından, bu şekilde seçilecek üyeleri üniversitelerce önerilen adaylar arasından seçeceği, üniversitenin önereceği adaylarda kooperatife ortaklık şartı aranmayacağı ve bu şekilde seçilen yönetim kurulu üyelerinin, genel kurul tarafından seçilen diğer üyelerin hak, yetki ve görevlerini haiz olacağı, üniversitelerin bu üyelerin kooperatif yönetim kurulu üyesi sıfatıyla işledikleri fiillerden ve yaptıkları işlemlerden dolayı kooperatife ve onun alacaklılarıyla ortaklarına karşı sorumlu olacağı, üniversitenin rücu hakkı saklı olacağı hükmüne göre ortağı olduğu kooperatifin yönetim kurulunda üye bulundurmak isteyen üniversitenin, kooperatife yazılı talebini izleyen iki ay içinde toplanacak şekilde genel kurul, yönetim kurulunca toplantıya çağrılır. Bu süre içinde genel kurul toplanamadığı takdirde, ilgili üniversite tarafından Bakanlığa yapılacak başvuru üzerine, genel kurulu çağrı yetkisi başvuru sahibine verilebilir. Bu toplantı gündeminde, kooperatif ana sözleşmesinin bu Kanunun ek 4 üncü madde hükmüne intibakının ve yönetim kurulu üye seçiminin bulunması zorunludur.

Mevcut yönetim kurulu üyelerinin görevi bu genel kurulun toplantı tarihinde sona erer.

Maddede belirtilen anasözleşmede;

1. Kooperatifin adı ve merkezi,

2. Kooperatifin amacı ve çalışma konuları,

3. Ortaklık sıfatını kazandıran ve kaybettiren hal ve şartlar,

4. Ortakların pay tutarı ve kooperatif sermayesinin ödenme şekli, nakdi sermayenin en az 1/4ünün peşin ödenmesi,

5. Ortakların ayni sermaye koyup koymayacakları,

6. Kooperatiflerin yükümlerinden dolayı ortakların sorumluluk durumu ve derecesi,

7. Kooperatifin yönetici ve denetleyici organlarının görev ve yetki ve sorumlulukları ve seçim tarzları,

8. Kooperatifin temsiline ait hükümler,

9. Yıllık gelir gider farklarının, hesaplama ve kullanma şekilleri,

10. Kurucuların adı, soyadı iş ve konut adresleri hususlarına ait hükümlerin yer olması zorunludur.

Maddede düzenlenen kooperatifin tescilinde;

1. Ana sözleşme tarihi,

2. Kooperatifin amacı, konusu ve varsa süresi,

3. Kooperatifin unvanı ve merkezi,

4. Kooperatifin sermayesi ve bunun nakdi kısmına karşılık olarak ödenen en az miktar ve her ortaklık payının değeri,

5. Ortaklık payı belgelerinin ada yazılı olduğu,

6. Ayni sermaye ve devralınan akçalı kıymetlerle işletmelerin neden ibaret oldukları ve bunlara biçilen değerler,

7. Kooperatifin ne suretle temsil olunacağı ve denetleneceği,

8. Yönetim Kurulu üyeleriyle kooperatifi temsile yetkili kimselerin ad ve soyadları,

9. Kooperatifin yapacağı ilanların şekli ve anasözleşmede de bu hususta bir hüküm varsa yönetim kurulu kararlarının pay sahiplerine ne suretle bildirileceği, hususları ilan edilir.

Kooperatiflerin birinci fıkra uyarınca yapacakları genel kurul, olağan genel kurulların usul ve çoğunluğuna göre toplanır ve karar verir.

Bu madde de düzenlenmiş olunan tüm  hükümleri 1/8/2021 tarihinden sonra uygulanmaz.”

 

        Mehmet Metanet Çulhaoğlu                           Arslan Kabukcuoğlu                                     Fahrettin Yokuş

                           Adana                                                       Eskişehir                                                       Konya

                      Ayhan Erel                                                Yasin Öztürk                                                         

                         Aksaray                                                        Denizli

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET KILIÇ (Bursa) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Eskişehir Milletvekili Sayın Arslan Kabukcuoğlu.

Buyurunuz Sayın Kabukcuoğlu. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

ARSLAN KABUKCUOĞLU (Eskişehir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

277 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 9’uncu maddesi üzerine İYİ Parti Grubum adına söz almış buluyorum. Gazi Meclisi saygıyla selamlarım.

Cumhurbaşkanlığı yönetim sistemine geçmeden önce, eski Anayasa’da olağanüstü hâl ilanı Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulunda alınan bir karardı. Burada, Cumhurbaşkanı tereddütsüz, devletin birliğini, bütünlüğünü temsil ederdi. Başbakan ve bakanlar yürütme ayağını temsil ediyorlardı. 2018 yılında Anayasa’da yapılan zorlama değişikliklerle birtakım düzenlemeler yapıldı. Yürütmeyi kayıtsız şartsız kimliğinde toplayan Cumhurbaşkanı, etraflı bir irdelemeye gerek bırakmadan bu tür kararları kendi uhdesine toplamış oldu.

Bu kanun teklifiyle gözaltı süresinin on iki güne kadar uzatılmasının mantıkla hiçbir ilgisi yoktur; bu, nihayet, bir soruşturma süresidir. Hâlbuki, sağlıklı bir adalette on iki günlük süre yargılama için yeterli olabilecek bir süredir. Bu OHAL uygulaması olağan hukuk düzeninde kişisel hürriyetin kısıtlanması faaliyetidir. FET֒yle mücadele iddiasıyla bu kanun çıkarılmış olsa da olay, hürriyeti kısıtlama aracına dönüşmüştür. “FET֒yle mücadele.” söyleminin altında hürriyet kısıtlaması vardır. “FET֒yle mücadele.” adı altında demokrasimiz maskelenmeye uğraşılmaktadır. 50 milyon insanın hayatına mal olan İkinci Dünya Savaşı sonrası müttefik devletlerinin Almanya’yı yargıladıkları Nürnberg mahkemesi bile bir yıl sürmüştür, sadece bir yıl. Oysa, ülkemizde FETÖ davası beş yıldır temizlenemedi, ha bire süre isteniliyor. Hükûmetin, FETÖ mücadelesinin ne zaman biteceği konusunda bir fikri var mı?

FET֒nün cezasını vatandaş çekti. Vatandaş sokaklardan devleti toparladı, 250 kişi can verdi, onları rahmet ve minnetle anıyoruz. Devletin itibarı zedelendi, yaşlısı genci şimdiye kadar 289 darbe davası açıldı, 8.724 kişi hakkında karar verildi, sanıkların yüzde 44’ü suçsuz bulundu. FETÖ'yle mücadele süresince 294.490 kişi soruşturma geçirdi, sonrası 144 bin kişi tutuklandı, gözaltına alındı ve tahliye oldu, 26.900 kişi hakkında yakalama kararı bulunmaktadır, 23.950 kişi mahkûm olarak cezaevindedir. Hükûmet istediği her türlü icraatı FETÖ bahanesi altında yapıyor, FETÖ kılıfını da Sayın Cumhurbaşkanı hazırlamaktadır. Hükûmet hakikaten FETÖ olayını bitirmeyi düşünüyor mu?

Türkiye Büyük Millet Meclisi Araştırma Komisyonu başlarda FETÖ soruşturması yaptı. Bu soruşturmaya Genelkurmay Başkanı ve MİT Müsteşarı katılmadılar, icabette bulunmadılar, günümüzde ise Komisyon raporu kayıptır. Hükûmet bu raporu toplumun bilgisine sunma iradesini gösterecek mi? Türk milletinden saklanmaya çalışılan nedir, vatandaşa neden bilgi verilmiyor? Günlerce süren Komisyon çalışmalarının tutanakları niye bulunamıyor?

FETÖ, Hükûmetin sorumluluklarını atmasının gerekçesi oldu. Bir vakitler, bazı şehirlerdeki dershanelerde kurslar veriliyordu ve bu dershaneleri bitiren çocuklar pek çok sınavı kazanıyorlardı. Böyle bir dershaneye ben de çocuğumu gönderebilirim, siz de gönderebilirsiniz. Oradan pek çoğu okula başvuruda bulundular, bunların pek çoğu da askerî okullara girdiler. Sonra ne oldu? FETÖ belası ortaya çıktı. Bu çocukların suçları sadece bu yıllarda doğmaktadır, bunların başka hiçbir suçu yoktur. 14.100 çocuğumuz askerî okullardan, kurslardan atıldı. Eğer çocuklar istismar edildiyse, FETÖ'nün çarpık ideolojisinin malzemesi olduysa buna engel olması gereken yetkililer nerede? FETÖ'nün istismarını engellemek zorunda olan, sorumluluklarını yerine getirmeyen Cumhurbaşkanı, Başbakan, bakanlar, Genelkurmay Başkanı ve alt kademe subaylar nerede? Devlet kademesinde pek çok sorumlu sorumluluğunu yerine getirmemiş, sorumluluğu gariban çocuklara yüklüyorsunuz. Böylece siz devleti failin yanına yerleştirdiniz. Bir mağdur için bundan daha kahredici bir durum yoktur. Aileler perişan, çocuklar perişan. Dilerim o çocukların annesiyle caddede, sokakta, yolda, pazarda karşılaşmazsınız. Ben birkaç defa tesadüf ettim, insanı perişan ediyorlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

ARSLAN KABUKCUOĞLU (Devamla) – Âlemin çocuğunu, hiçbir günahı, vebali olmadan hayallerinden kopardınız. Güya “Sivil okuldan diploma al.” dediniz. Çocuklar gittiler o okullardan diploma aldılar, o diplomalara birer şerh düşüldü, o şerhi gören hiçbir işveren çocuklara iş vermiyor, onları çalıştırmıyor. Zaten onlar işe girmesin diye bu şerhi diplomaların üzerine koydunuz. Eğer ahirette bu çocukların hesabı sizden sorulmazsa dünyada sizi cehenneme götürecek hiçbir günah yoktur. Hiç olmazsa kusurunuzun bir kısmını telafi edin. Gelin, diplomalardan o şerhi kaldıralım.

Hepinize saygılarımı sunarım. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 277 sıra sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 9’uncu maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

“MADDE 9- 1163 sayılı Kanunda bulunan geçici 5. madde yürürlükten kaldırılmıştır.”

Mehmet Bekaroğlu                                 Cavit Arı                                 İlhami Özcan Aygun

        İstanbul                                            Antalya                                            Tekirdağ

   Alpay Antmen                          Mehmet Akif Hamzaçebi                Mustafa Sezgin Tanrıkulu

         Mersin                                             İstanbul                                            İstanbul

Kadri Enis Berberoğlu                   Kamil Okyay Sındır

        İstanbul                                              İzmir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET KILIÇ (Bursa) –  Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen İstanbul Milletvekili Sayın Kadri Enis Berberoğlu.

Buyurunuz Sayın Berberoğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

KADRİ ENİS BERBEROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, çok kıymetli vekiller; görüşülmekte olan Kanun Teklifi’nin 9’uncu maddesiyle ilgili söz almış bulunuyorum.

Bu madde yamalı bohça gibi olan -zaten tabiatı gereği- torba yasanın tipik bir örneği, dolayısıyla üzerine söylenecek fazla söz yok ama üniversitelerle uzak da olsa bir alakası olduğu için bana başka bir konuda, Boğaziçi Üniversitesi konusunda ilham verdi ve yüksek izninizle, Genel Kurulun yüksek izniyle konuşmalarıma Boğaziçi Üniversitesinde son dönemde yaşanan gelişmelerle ilgili görüşlerimi paylaşarak devam edeceğim.

Siyasete atılmadan önce mesleğim gazetecilikti ama diplomam Boğaziçi Üniversitesi İdari Bilimler Fakültesi İktisat Bölümünden. Kırk bir yıl önce o üniversiteden mezun oldum ve mezuniyetim sırasında da Boğaziçi'nin özgür seçimle, talebinin oyuyla, okul tarafından tanınan ve hatta sorumluluk verilen 4 öğrenci temsilcisinden biriydim. 12 Eylül öncesi dönemde ki üniversite ortamını, patlayan bombaları, sıkılan silahları, aylarca, bazen yıllarca süren boykotları benim yaşındakiler iyi hatırlar. Yaşı yetmeyenler de tahmin ederim ki ya duymuşlardır ya okumuşlardır. İşte o günlerde öğrencilerinden kimsenin ölmediği, öğrencilerinin kimseyi öldürmediği, hatta daha ileri gideceğim, arada sırada siyasi kavga çıksa da kimsenin yaralanmadığı, polisin, jandarmanın karakol kurmadığı, eğitimin kesintisiz sürdüğü tek bir üniversite vardı, adı da Boğaziçi Üniversitesiydi. Bana inanmak istemeyebilirsiniz, abartıyorum diye düşünebilirsiniz. Dilerseniz o dönemin canlı tanıklarını, sizlerin tanıdığı tanıkları bir sayayım. Bakın, bu ülkenin sondan bir önceki Başbakanı Ahmet Davutoğlu, muhafazakar dünyanın saygın iş adamı Murat Ülker, Türkiye'nin mevcut Washington Büyükelçisi Murat Mercan benimle aynı dönemde okudu. Daha devam edebilirim, çoğunuzun kitaplarından, makalelerinden tanıdığı Mustafa Özer, Merkez Bankası Başkanı olarak atanacakken ömrü vefa etmeyen merhum Adnan Büyükdeniz de benim sınıf arkadaşlarımdı, dostlarımdı ama sadece sizlerin mahallesinden tanık göstermek haksızlık olur, yetersiz kalır. Vedat Türkali olarak bilinen Abdulkadir Pirhasan’ın veya merhum Abdulkadir Hoca’nın evladı Barış Pirhasan benim siyasi rakibimdi. Vatan Partisi, bugün Vatan Partisi olarak bildiğimiz İşçi Partisinin MYK üyesi Adnan Akfırat yine benim siyasi rakibimdi.

Şimdi, lütfen özellikle iktidar bloğunun milletvekillerini bir an için o günleri gözlerinin önünde bir canlandırmaya davet ediyorum, istirham ediyorum. Siyasi yelpazenin her kesiminden temsil edilen genç yaşta insanların birbirine şiddet uygulamadan, konuşarak, tartışarak sorunlarını çözdüğü bir üniversite ortamından söz etmek istiyorum ve biraz da pay çıkarmak gerekirse o dönemde tıpkı bugün olduğu gibi herkesle diyaloğu olan, okul idaresiyle de kesintisiz görüşebilen CHP'li genç kadın ve erkeklerden bahsetmek istiyorum. Bu ortamın neticesinde Boğaziçi Üniversitesi kesintisiz eğitimiyle, tercihlerle puanlarını yükselterek Türkiye’nin en prestijli eğitim kurumlarından biri oldu. Daha düne kadar öyleydi, bugün maalesef yok sizlerin sayesinde. Neden ve nasıl, Boğaziçi Üniversitesi yüz gündür niçin direniyor, kime direniyor? On dokuz yıldır iktidardasınız beyler, bayanlar, ilk defa rektör değiştirmiyorsunuz, neden şimdi? Çünkü Boğaziçi bir amaçla direniyor, direndiği amaç da şu: Kendisine bırakılan kültürel mirası korumaya çalışıyor, savunma gösteriyor, başka bir şey değil. Ne hakaret ediyor ne şiddet uyguluyor, özgürlük ve demokrasi ortamı için ki onsuz bilim olmaz, eğitim olmaz. Boğaziçi orantısız bir zekayla direniyor ve söylemeden geçemeyeceğim, bu eski mezunu da çok duygulandırıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KADRİ ENİS BERBEROĞLU (Devamla) – Devam edebilir miyiz Sayın Başkan, bir dakika.

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

KADRİ ENİS BERBEROĞLU (Devamla) – Teşekkür ederim.

Ama zannetmeyin ki bu ülkenin bütün iyi insanları, geleneklerine, teamüllerine uygun kişileri bu üniversiteden, Boğaziçi’den mezun oldu zannediyorum. Hayır, asla, öyle bir şey düşünmüyorum.

Mesela başka bir konuya geçerken yine sizin mahalleden saygın bir ismi anmak istiyorum. Puanı tutmasına rağmen Boğaziçi’ni tercih etmeyen hatta yıllar sonra “Boğaziçi’ne girseydim yoldan çıkardım.” diyen Binali Yıldırım Bey’den bahsetmek istiyorum. Çünkü Boğaziçi’nin belki de ona çok fazla serbest gelen o ortamını beğenmeme hakkına sonuna kadar saygı gösterdiğim Binali Yıldırım Bey bu Meclisin çatısı altında hepimizin tanıklık ettiği başka bir teamülü uyguladı, sonuna kadar sahip çıktı. Cemil Çiçek’in uyguladığı cezaların dönem sonuna bırakılması uygulamasını en azından benim için ve bildiğim kadarıyla bazı birtakım milletvekilleri için aylarca uygulamada tuttu. Yanlış yapmadığı da bugünkü Meclis Başkanının icraatları ve sonuçlarıyla ortadadır. Kötü mü yaptı Binali Bey geleneğe sahip çıkarak?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KADRİ ENİS BERBEROĞLU (Devamla) – Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri ve hocaları geleneğe sahip çıkarak kötü mü yapıyor? Son bir cümlem var, hani diyorsunuz ya: Yaparsa AKP yapar; lütfen yapmayın ya, vazgeçin.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – O da güzeldi.

KADRİ ENİS BERBEROĞLU (Devamla) – Genel Kurulu ve Başkanlık Divanını saygıyla selamlıyorum. (CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 277 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 9’uncu maddesinde yer alan “5 inci” ibaresinin “5.” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Mahmut Celadet Gaydalı                      Nuran İmir                                     Murat Sarısaç

          Bitlis                                               Şırnak                                                 Van

   Abdullah Koç                                   Ali Kenanoğlu

           Ağrı                                               İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET KILIÇ (Bursa) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Şırnak Milletvekili Sayın Nuran İmir.

Buyurunuz Sayın İmir. (HDP sıralarından alkışlar)

NURAN İMİR (Şırnak) – Sayın Başkan, Genel Kurulu ve değerli halkımızı sevgiyle saygıyla selamlıyorum.

Anayasa’yı torbalarınızla madde madde parçalayan bir iktidara dönüştünüz aslında. Ülkeyi bitirdiniz fakat saraya uzanan bu torba yasalarınız bitmek bilmedi. İktidarınızın bu hukuksuzlukları yetmiyor, bir de yandaşa peşkeş çektiğiniz şirketler halka her gün zulüm uyguluyor. Kendi tekelinize aldığınız yandaş şirketleriniz de sizlere benzemiş ve bir hizmet sektörü olduklarını unutmuşlar ne yazık ki. Halka zulüm uyguluyorlar.

Her gün yeni bir DEDAŞ sorunuyla karşı karşıyayız. DEDAŞ artık başlı başına infial kriz hâline geldi. Siz de burada nasıl “terör” adı altında sizden olmayan herkese saldırıyorsanız -ki az önce de yaptınız- DEDAŞ da bir “kaçak elektrik” diye tutturmuş istediği her türlü zorbalığı halka yapıyor. En büyük zorbalık faturalara yansıyor, âdeta haraç kesme makinasına dönüşmüş. Örneğin, Şırnak Cizre’de bir hanede aylık fatura bin yada 2 bin lira geliyor iken Ankara’da bir başka ailenin hanesine aylık fatura 150-200 lira geliyor. Buradaki farkın nedenini gerçekten merak ediyoruz ve soruyoruz. Bu durumda kaçak kullanan taraf hangisidir? Bunu da takdirinize sunuyorum.

Her tarafını barajlara çevirdiğiniz bölgede insanlar neden elektriğe ulaşmakta bu kadar zorluk çekiyor? Cizre, İdil ve Silopi’de bütün kaldırımlar işgal edilmiş durumda. Kurmuş oldukları elektrik ağı tehlike saçmaktadır. Yaptıkları hiçbir çalışma imara uygun değil, hukuki bir gerekçe de yok ortada ama buna rağmen polis eşliğinde bu hukuksuzluklar işlenmektedir.

İki haftadır, özellikle, Şırnak merkez ve Cizre’de okul bahçelerine yüksek gerilimli trafolar kuruluyor. Silopi, Uludere ve İdil’de de bunun ön hazırlıkları içindeler. Millî Eğitim Bakanlığının 2018 yılında yayınladığı okul bahçesinde öğrenciler için tehlike oluşturan trafo, yüksek gerilim hatları gibi ciddi ve yakın tehlike kaynaklarının acilen kaldırılması genelgesine rağmen bunlar yapılıyor. Yani DEDAŞ genelgeyi yok sayıyor, ilgili devlet kurumları da sessiz. Bu trafolar elektromanyetik radyasyon yayıyor ve yükleme olduğunda çeşitli patlama seslerinin geldiği bilinen bir gerçektir. Belki şimdi değil ama on yıl sonra bu radyasyon ciddi rahatsızlıkların nedeni olacaktır; beyin tümörü gibi, alzaymır gibi bilmediğimiz bir sürü rahatsızlıklar. Çocukları böylesi tehlikeli bir duruma sokmak akıl alır gibi değil. Bilinmeli ki çocukları radyasyona karşı korumak hepimizin birincil görevidir.

Şimdi göz göre göre açık bir tehdit olan trafolar okul bahçelerine kuruluyor ve bunu göstermek istiyorum. Öğretmen ve öğrencileri bilgilendirmeden yapılan bu çalışmalar akıllara birçok soruyu getiriyor. Şöyle arkadaşlar, sıfır mesafe ve biliyor musunuz ne yapıyorlar bunun için? Özellikle okul binalarının hemen arka köşelerine yerleştirilen bu trafolar sanılıyor ki görülmeyince veya kültürel figürlerle süsleyince kimse fark etmeyecek. Evet, böyle saklıyorlar ve bunu yapıyorlar. Şimdi, bu durum halkın aklıyla alay edildiğinin bir göstergesi değil midir? Oysaki hepimiz çocuklara ve bizlere vereceği zararın farkındayken. Bu nedenle hırsız gibi sabah saat 04.00’lerde getirip bu devasa tehlikeleri okulların bahçelerine yerleştiriyorlar. Birçok girişimde bulunduk, karşımızda herhangi bir muhatap bulamıyoruz fakat her şeyin herkes farkında. Bu kimin çalışması, bunu sormak istiyoruz. Genelgeye rağmen kim izin veriyor buna, bunu bilmek istiyoruz. Bu işin ilginç tarafı da okul bahçelerine kurulan bu trafolar sonradan kamulaştırılıyormuş. Nasıl mı? Ellerinde hiçbir yetki, hiçbir protokol olmadan bu trafoyu kuruyorlar. Ondan sonra gidiyorlar başvuru yapıyorlar valiliğe ve valilikten de bu kamulaştırma belgesini alabiliyorlarmış. DEDAŞ yetkilisinin söylediği söz üzerinde bunu paylaşmak istedik.

Çocukları koruma devletin asli görevi değilse nedir devletin asli görevi? Bunu ihmal eden suç işler ve şu an DEDAŞ Şırnak’ta bu suçu işliyor, işlemeye devam ediyor. Sessiz kalmak da suçun devamını doğruyor, doğurmaya devam ediyor. Bizler bu hususun peşini geleceğimiz çocuklarımız için tabii ki bırakmayacağız. Bu, aynı zamanda bir halk sağlığı sorunudur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın İmir.

NURAN İMİR (Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sizlere soruyorum: Türkiye'nin neresinde okul bahçesinde trafo kurulmuştur, var mı başka bir örneği? Bunun bilinmesini istiyoruz. Bu DEDAŞ kimden alıyor bu gücü? Bir elektrik şirketi olarak nasıl bir yetkiye sahip ki bunu soruyoruz ve özellikle Enerji Bakanı, Millî Eğitim Bakanı ve Sağlık Bakanı bu konuya ivedilikle derhâl el atmalı ve bu sorunu çözmelidir. DEDAŞ bu uygulamayla çocuklarımızın yaşam haklarını ihlal ediyor, tehlikeye sokuyor. Bu açıdan diyoruz: DEDAŞ zulmüne son verin.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

9’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Sayın Topal…

 

 

SERKAN TOPAL (Hatay) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Az önce ben konuşmamda tutanaklara bakmıştım, Sayın İsmail Tamer “Beceriksizsiniz o kadar.” demiş. Şimdi, o cümleden önce ben şunu söylemişim: “Ben on sekiz yıllık memurum, daha bir ev yapamadım. Ayrıca, 150 bin nüfuslu Defne’de hastane yok.” Eğer bu cümleyi “Ev yapamadım cümlesi” olarak söylüyorsa evet, biz bu konuda yeteneksiziz çünkü biz devletin malını “beytülmal” olarak sayarız. Beytülmal kutsaldır, çalmak da haramdır, çırpmak da haramdır, peşkeş çekmek de haramdır. Bu yüzden, bu konuda biz yeteneksiziz. Allah bize öyle şeyleri nasip etmesin. Yok, eğer “Defne’de hastane yapamadınız, beceriksizsiniz.” diyorsa bu konuda siz mahirsiniz, öyle durup dururken de laf atmasınlar, sizi Defne’de devlet hastanesi yapmaya davet ediyorum.

Ayrıca, “Kayseri’ye gelin, Kayseri’ye git, orada gör.” demekle demek ki siz de ayrımcılık yapıyorsunuz o zaman. Bir kez daha sizi Defne ilçemizde, Arsuz ilçemizde devlet hastanesi yapmaya davet ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – 10’uncu madde üzerinde 3 önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

İlk önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 277 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 10’uncu maddesinin kanun teklifinden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

          Mahmut Celadet Gaydalı                                   Murat Sarısaç                                             Abdullah Koç

                            Bitlis                                                              Van                                                              Ağrı

                     Garo Paylan                                              Ali Kenanoğlu                                              Ayşe Sürücü

                       Diyarbakır                                                     İstanbul                                                      Şanlıurfa

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET KILIÇ (Bursa) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen, Şanlıurfa Milletvekili Sayın Ayşe Sürücü.

Buyurunuz Sayın Sürücü. (HDP sıralarından alkışlar)

AYŞE SÜRÜCÜ (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu ve tüm halkımızı saygıyla selamlıyorum.

Torbalarla OHAL’i uzatmak istemenizin en temel sebebi, HDP’nin halkı savunan muhalefetinden kurtulmak istemenizdir. Hedef gösteren medyanız ve siyasetçilerinizin nefret söylemi sonucu partimize ve partimizin üyelerine karşı gerçekleşen tutuklamalar ve saldırılar cinayetlerle devam ederken şimdi de boş iddianamelerle partimiz HDP’yi kapatmaya çalışıyorsunuz. Tarih, sizin, Kürtlerin temsiliyetlerine karşı sergilediğiniz saldırılarla dolu. Şark Islahat Planı’ndan, iskân politikalarından, sürgünlerinizden, kayyumlarınızdan bugüne bu hep böyleydi. Kininiz tarihten geliyor, bizim de direnişimiz tarihî olacak.

Değerli milletvekilleri, bu madde kapsamında yurttaşlara yeni mali külfetler çıkarılmasının yolu aralanmaktadır. İmar alanında binlerce ciddi sorun ve sıkıntı dururken siz yine dönüp dolaşıp yurttaşa fatura çıkarma peşine düşmüşsünüz. Şu an Urfa’nın Karaköprü ilçesinde binaların altından yer altı suları çıkıyor, binaların temeli çürümeye başladı ve yine, şu an yapımı devam eden yeni adliye binasının da zemininden su çıkıyor. Peki, bu izinler nasıl ve neye dayanarak veriliyor? İktidarın liyakatsizlikteki ısrarı, fay hattının bulunduğu Karaköprü ilçemizde çok ciddi facialara sebep olabilecek boyuttadır.

Urfa’da kültür alanında faaliyet yürütülebilecek ne bir alan ne de bir plan var. Şehir merkezinde yeşil alan yok; her yer betonlaşmış, çarpık bir kentleşme var. Bilinçli ve bütüncül bir kentsel dönüşüm planlaması ve politikası yok Urfa’da. Birinci sınıf tarım arazileri imara açılıp yok ediliyor. Kampüs mantığıyla okullar bile halktan uzağa, şehir dışına taşınıyor.

Urfa’da sağlığa erişim noktasında ciddi sıkıntılar yaşanıyor, hastaneler yetersiz, doktorlar yetersiz fakat ülkeyi torba yasa ve kararnameler ülkesine çeviren sizler yani iktidar, Urfa’da, imar noktasında facialara imza atıyorsunuz.

Sarayın bir kararnamesiyle Urfa Karaköprü’de sağlık alanına tahsis edilen 2 ayrı parsel rant uğruna halktan alınmak isteniyor. 1’i 101 dönümlük kadın doğum ve çocuk hastanesi, diğeriyse 52 dönüm sağlık tesisi alanı Batıkent Mahallesinde 761’inci parsel şeklindedir. Bu alanlar Danıştayın iptal kararına rağmen konutlaştırılıp yandaşa rant yapılmak isteniyor fakat biz Urfa’daki yoksulluğun sebebinin Urfa’yı yönetenlerin daha doğrusu yönetememe şekli olduğunu çok iyi biliyoruz. Ne Urfa halkı ne de bizler, sizin sağlık alanlarını betonlaştırmanıza, ranta ve imara açmanıza izin vermeyeceğiz.

Değerli milletvekilleri, bakın, ülkenin doğusunda son kırk yılın en kurak günleri yaşanıyor, bu sene yağışsız geçti. Sayenizde Türkiye halkları hasat döneminde de en ağır faturayı sofrada ödeyecek. Urfa, Harran, Suruç, Viranşehir, Hilvan ve Mardin Ovaları kuraklık sebebiyle kavrulmakta, 2 milyon dönümlük alanda tarımsal üretim yapılamayacak durumdadır. İktidarsa bu sorunlar karşısında kılını dahi kıpırdatmıyor. Aynı zamanda çiftçi ve halk her geçen gün yoksullaşmakta ve geçinemeyen bir hâle gelmiş durumda. İcra, borç, kredi bataklığına batırılan toprak sahibi çiftçiler yüzünü metropollere dönüyor ve mevsimlik tarım işçisi oluyor.

Evet, Urfa’da, insanlar, tarımsal üretim için su bulamıyor. DEDAŞ şu anda bölgede her gün başka bir ilçenin, bir köyün trafolarını söküyor, elektriğini kesiyor ve halk perişan bir durumda. Bir gün Harran’da, öbür gün Viranşehir, diğer gün farklı farklı ilçelerde aynı sorun ve sıkıntılar yaşanıyor. 45 derecenin altında mahsuller sulanamıyor ve tarlalar kurumaya bırakılmış durumda.

Bugüne kadar DEDAŞ’la ilgili onlarca soru önergesi sunduk, defalarca kez Meclis kürsüsünden, Genel Kuruldan bu sorunu dile getirdik ancak maalesef hiçbir çözüm getirilmedi. İktidar yetkilileri gözlerini kapamış, kulaklarını kapamış ve çözüme dair dilleri dönmüyor ancak biz halkımızın bu mağduriyetlerini ve yaşadığı bu sorunları sonuna kadar dile getirip çözüm noktasında ısrarcı olacağız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Sürücü.

AYŞE SÜRÜCÜ (Devamla) – Bakınız, çiftçiler öncelikli olmakla beraber herkesin kendi elektriğini üretebilmesi için güneş paneli tesisatının devlet eliyle kurulmasına ilişkin bir kanun teklifi verdik kısa bir süre önce. Gelin, hep birlikte halkımızı DEDAŞ’la muhatap olmaktan kurtaralım; halka destek verin, halk kendi güneş paneli tesisatını kursun.

Genel Kurulu ve tüm halkımızı saygıyla selamlıyor, teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

 

 

III. - Y O K L A M A

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Yoklama talep ediyoruz.

BAŞKAN – Yoklama talebi vardır.

Sayın Özel, Sayın Sümer, Sayın Hamzaçebi, Sayın Güzelmansur, Sayın Hakverdi, Sayın Ünlü, Sayın Girgin, Sayın Gaytancıoğlu, Sayın Alban, Sayın Taşcıer, Sayın Ünsal, Sayın Şener, Sayın Kaya, Sayın Özer, Sayın Bingöl, Sayın Bülbül, Sayın Göker, Sayın Özdemir, Sayın Sarıaslan, Sayın Kaboğlu.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum ve yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

                                                                                Kapanma Saati: 19.30

 

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 19.41

BAŞKAN: Başkan Vekili Nimetullah ERDOĞMUŞ

KÂTİP ÜYELER: Şeyhmus DİNÇEL (Mardin), Enez KAPLAN (Tekirdağ)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 105’inci Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

10’uncu madde üzerinde Ayşe Sürücü ve arkadaşlarının önergesinin oylanmasından önce istem üzerine yapılan yoklamada toplantı yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi, yoklama işlemini tekrarlayacağım.

Yoklama için iki dakika süre veriyorum, yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

 

1. Ankara Milletvekili Orhan Yegin ve 45 Milletvekilinin Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/3740) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 277) (Devam)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

277 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon yerinde.

Sayın milletvekilleri, şimdi okutacağım önerge 500 kelimeyi geçtiğinden İç Tüzük’ün 87’nci maddesi gereği önergenin özeti okunacak, önergenin tamamı tutanağa eklenecektir. Bu açıklama, bugün 500 kelimeyi geçen tüm önergeler için geçerli olacaktır.

Önergeyi okutuyorum:                                                                                                       Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına(x)

Görüşülmekte olan Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 10’uncu maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

MADDE 10-3/5/1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 18’inci maddesi aşağıdaki şekilde yeniden düzenlenmiştir.

"MADDE 18- İmar hududu içinde bulunan binalı veya binasız arsa ve arazileri malikleri veya diğer hak sahiplerinin muvafakati aranmaksızın, birbirleri ile, yol fazlaları ile, kamu kurumlarına veya belediyelere ait bulunan yerlerle birleştirmeye, bunları yeniden imar planına uygun ada veya parsellere ayırmaya, müstakil, hisseli veya kat mülkiyeti esaslarına göre hak sahiplerine dağıtmaya ve re’sen tescil işlemlerini yaptırmaya belediyeler yetkilidir. Sözü edilen yerler belediye ve mücavir alan dışında ise yukarıda belirtilen yetkiler valilik tarafından kullanılır.

Belediyeler veya valilikler tarafından düzenlemeye tabi tutulan arazi ve arsaların dağıtımı sırasında bunların yüzölçümlerinden yeteri kadar saha, düzenleme alanındaki nüfusun kentsel faaliyetlerini sürdürebilmeleri için gerekli olan umumi hizmet alanlarının tesis edilmesi ve düzenleme dolayısıyla meydana gelen değer artışları karşılığında “düzenleme ortaklık payı” olarak düşülebilir. Ancak, bu maddeye göre alınacak düzenleme ortaklık payları, düzenlemeye tabi tutulan arazi ve arsaların düzenlemeden önceki yüzölçümlerinin yüzde kırk beşini geçemez.

Düzenleme ortaklık payları, düzenlemeye tabi tutulan yerler ile bölgenin ihtiyacı olan yol, meydan, park, otopark, çocuk bahçesi, yeşil saha, ibadet yeri ve karakol, Milli Eğitim Bakanlığına bağlı öğretime yönelik eğitim tesis alanları, Sağlık Bakanlığına bağlı sağlık tesis alanları, pazar yeri, semt spor alanı, toplu taşıma istasyonları ve durakları, otoyol hariç erişme kontrolünün uygulandığı yol, su yolu, resmî kurum alanı, mezarlık alanı, belediye hizmet alanı, sosyal ve kültürel tesis alanı, özel tesis yapılmasına konu olmayan ağaçlandırılacak alan, rekreasyonalanı olarak ayrılan parseller ve mesire alanları gibi umumi hizmet alanlarından oluşur ve bu hizmetlerle ilgili tesislerden başka maksatlarla kullanılamaz. Düzenlemeye tabi tutulan alan içerisinde bulunan taşkın kontrol tesisi alanlarının, bu fıkrada belirtilen kullanımlar için düzenleme ortaklık payı düşülmesini müteakip kalan Hazine mülkiyetindeki alanlardan karşılanması esastır. Ancak taşkın kontrol tesisi için yeterli alanın ayrılamaması durumunda, düzenleme ortaklık payının ikinci fıkrada belirtilen oranı aşmaması şartıyla, düzenlemeye tabi diğer arazi ve arsaların yüz ölçümlerinden bu fıkrada belirtilen kullanımlar için öncelikle düzenleme ortaklık payı ayrıldıktan sonra ikinci fıkrada belirtilen orana kadar taşkın kontrol tesisi için de ayrıca pay ayrılır. Kapanan imar ve kadastro yollarının öncelikle düzenleme ortaklık payına ayrılan toplam alandan düşülmesi esastır.

Üçüncü fıkrada belirtilen, bölgenin ihtiyacına ayrılan alanlardan belediye hizmetleri ile ilgili olanlar bu amaçlarla kullanılmak kaydıyla ilgili belediyesi adına, diğer alanlar ise imar planındaki kullanım amacı doğrultusunda bu amacı gerçekleştirecek olan idareye tahsis edilmek üzere Hazine adına tescil edilir.

Düzenleme ortaklık paylarının toplamı, üçüncü fıkrada sözü geçen umumi hizmetler için, yeniden ayrılması gereken yerlerin alanları toplamından az olduğu takdirde, eksik kalan miktar, tescil harici alanlardan veya muvafakat alınmak kaydıyla; kamuya ait taşınmazlardan ya da Hazine mülkiyetindeki alanlardan karşılanır. Bu yöntemlerle karşılanamaması hâlinde belediye veya valilik tarafından kamulaştırma yoluyla tamamlanır.

Herhangi bir parselden bir miktar sahanın kamulaştırılmasının gerekmesi halinde düzenleme ortaklık payı, kamulaştırmadan arta kalan saha üzerinden ayrılır.

Bu madde hükümlerine göre, herhangi bir parselden bir defadan fazla düzenleme ortaklık payı alınmaması esastır. Ancak, her türlü imar planı kararı ile yapılaşma koşulunda ve nüfusta artış olması hâlinde, artış olan parsellerden, uygulama sonucunda oluşan değerinin önceki değerinden az olmaması kaydıyla, daha önceki imar uygulamalarında yapılan terk veya kesintiler dikkate alınmak suretiyle ilk uygulamadaki düzenleme ortaklık payı oranını % 45'e kadar tamamlamak üzere ilave düzenleme ortaklık payı kesintisi yapılabilir.

 

                       Ayhan Erel                                   Mehmet Metanet Çulhaoğlu                                 Yasin Öztürk

                         Aksaray                                                        Adana                                                         Denizli

                  Fahrettin Yokuş                                     Arslan Kabukcuoğlu

                           Konya                                                       Eskişehir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET KILIÇ (Bursa) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Aksaray Milletvekili Sayın Ayhan Erel.

Buyurunuz Sayın Erel. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

AYHAN EREL (Aksaray) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, yüce Türk milleti; Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılamasına Dair Kanun Teklifi’nin 10’uncu maddesi üzerine söz almış bulunmaktayım, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Torba kanun olarak bilinen uygulamanın bu teklif için de geçerli olduğu görülmektedir. AK PARTİ iktidarı yasama kalitesini düşüren bu yanlış yöntemi yerleşik bir uygulama hâline dönüştürmüştür. Farklı uzmanlık alanlarına yönelik değişiklikler içeren maddeler tek bir teklif içerisine sıkıştırılarak Plan ve Bütçe Komisyonunda görüştürülmektedir. Teklifin içeriğinde birkaç madde Plan ve Bütçe Komisyonunun, diğer maddeler ise farklı komisyonların uzmanlık alanına girmektedir. Teklifte Adalet Komisyonu, Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu, Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonlarından da görüş alınması veya alt komisyonlara havale edilmesi gerekirken maalesef bu işlem yapılmamıştır. Plan ve Bütçe Komisyonu, bu gelişmeler sonucunda uzmanlık alanına girmeyen ve toplumun çeşitli kesimlerini etkileyen konular hakkında karar almak zorunda bırakılmıştır. Nitelikli iş yapma niyetinden ziyade mevcut durumu acele şekilde çözmeye yönelik tekliflerin kanunlaştırıldığı bu durum kanıtlamaktadır. Öyle ki üzerinde yeterince çalışılmadan, belirlenen geçerlilik sürelerinin sonu yaklaştığında yeniden uzatılmasına yönelik yeni teklifler getirilmektedir. Bir sorunla karşılaşıldığında, sebebi üzerine çalışmak yerine yarattığı sonuçlar üzerinde durulup bu şekilde çözüm üretilmeye çalışılması sorunu geçici olarak çözmekte fakat başka bir noktada yeni sorunları beraberinde getirmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz maddeyle bir parselden birden fazla düzenleme ortaklık payı alınamamasının istisnası hakkında düzenleme yapılmıştır. İmar planı kararıyla, yapılaşma ve nüfus artışı olması hâlinde parselin uygulama sonucu oluşan değerinden az olmayacak şekilde ve daha önceki imar uygulamalarında yapılan terk veya kesintiler dikkate alınmak suretiyle belirlenmiş oranda ilave ortaklık payı kesintisi yapılabilmesi düzenlenmektedir. Mevcut maddeye eklenecek yeni fıkrayla da parselasyon planındaki düzenleme ortaklık payı kesintisinden az olması durumunda önceki terk ve kesintilerin oranını parselasyon planındaki düzenleme ortaklık payı oranına tamamlayan fark kadar ve en fazla yüzde 45 düzenleme ortaklık payı kesintisi yapılabileceği hükme bağlanmaktadır. Bu maddeyle 3194 sayılı Kanun’un 18’inci maddesinin yedinci fıkrasının ikinci cümlesine yeni ibare eklenmekte, ayrıca yedinci fıkradan sonra eklenen yeni fıkrayla da gecekondulara tapu verilmesine ilişkin 2981 sayılı Kanun’un 10’uncu maddesinde geçen ve o bölgedeki umumi hizmetler için idarenin kullanacağı alanları genişletmek amacıyla düzenleme ortaklık payları kesintisi oranının 3194 sayılı İmar Kanunu’ndaki kesinti oranıyla uyumlu biçimde yüzde 45’e kadar yükseltilmesi amaçlanmaktadır.

Teklif, vatandaşa yeni bir kamulaştırma bedeli ödenmeksizin “düzenleme ortaklık payı” adı altında kesinti oranını artırarak idareye daha fazla alanın bedelsiz terkini amaçlamaktadır. Taşınmazların değeri, aynı bölgede veya belirli yerleşim yerlerindeki taşınmazların değerleri birbirinin aynısı olarak alınır, ancak her taşınmazın birbirine göre olumlu ve olumsuz taraflarının olduğu ve bu nedenle genel değerleme yöntemleriyle taşınmazın gerçek değerine ulaşılamayacağını belirterek gerçek değerlere ulaşabilmesi için değer dağılımlarının oluşturulması gerekmektedir. Bu çerçevede, İmar Kanunu’muzdaki arazi ve arsa düzenlemesinin dayanağı olan kanuni düzenleme, imar uygulamasındaki tüm taşınmazları aynı değerde sayarak yüzde 45’lik eşit kesinti tutarının adaletsiz dağılımına sebep olduğu görülmektedir. Gerçekten de günümüzde düzenleme ortaklık payının yüzde 45’e kadar uygulanması Anayasa’daki mülkiyet hakkını zedelemektedir. Her ne kadar yasada “% 45’e kadar” denilmekteyse de belediyeler her yerde her daim yüzde 45’i uygulamaktadır ve vatandaşın neredeyse taşınmazının yarısına ortak olmaktadır. Bu büyük bir adaletsizliği beraberinde getirmektedir. Gecekondu önleme bölgesinde zaten vatandaşların 300 metrekareye yakın yerlerinin yüzde 45’inin elinden alınması onlara hayat hakkı tanımamayı beraberinde getirecektir. Bunun dikkate alınarak daha adil bir düzenleme yapılmasının uygun olacağını düşünüyor, hepinize saygılar sunuyorum. (İYİ Parti ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 277 sıra sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 10’uncu maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

MADDE 10- 3/5/1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanununun 18 inci maddesinin yedinci fıkrasının ikinci cümlesine "önceki değerinden az olmaması kaydıyla," ifadesinden sonra gelmek üzere "daha önceki imar uygulamalarında yapılan terk veya kesintiler dikkate alınmak suretiyle" ibaresi ve maddeye yedinci fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkra ilave edilmiştir.

"24/2/1984 tarihli ve 2981 sayılı İmar ve Gecekondu Mevzuatına Aykırı Yapılara Uygulanacak Bazı İşlemler ve 6785 sayılı İmar Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında Kanunun 10 uncu maddesi kapsamında yapılan uygulamalarda; umumi hizmet alanları için yapılan her türlü terk ve kesintinin, parselasyon planındaki düzenleme ortaklık payı kesintisinden az olması durumunda önceki terk ve kesintilerin oranını parselasyon planındaki düzenleme ortaklık payı oranına tamamlayan fark kadar düzenleme ortaklık payı kesintisi yapılabilir. Yapılan bu kesinti tamamlayıcı mahiyette olup mükerrer uygulama olarak değerlendirilmez. Ancak toplam kesinti oranı her halükarda %45'i geçemez.”

 

                Mehmet Bekaroğlu                                             Cavit Arı                                            İlhami Özcan Aygun

                         İstanbul                                                        Antalya                                                       Tekirdağ

                  Abdüllatif Şener                                           Alpay Antmen                                        Kamil Okyay Sındır

                           Konya                                                          Mersin                                                           İzmir

          Mustafa Sezgin Tanrıkulu

                         İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET KILIÇ (Bursa) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Konya Milletvekili Sayın Abdüllatif Şener.

Buyurunuz Sayın Şener. (CHP sıralarından alkışlar)

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz bu madde İmar Kanunu 18’inci madde uygulamasıyla ilgili bir düzenlemedir. Nedir bu 18’inci madde uygulaması? İmar planları yapılırken düzenleme yapılan yerlerin ihtiyacı olan ilk ve ortaöğretim kurumları, yol, meydan, park, otopark, çocuk bahçesi, yeşil alan, ibadet yerleri ve karakol yeri gibi umumi ve kamusal hizmetler için arsa ve arazi ihtiyacının karşılanmasıdır. Peki, imar yapılırken bu arsa ihtiyacı nasıl karşılanacaktır? İşte, 18’inci madde bunu düzenliyor. 18’inci madde uygulamasına göre “düzenleme ortaklık payı” adı altında vatandaşın arsa ve arazilerinden bedelsiz olarak belli bir oranda kesinti yapılıyor. Hiçbir vatandaşın arsa ve arazisinden yüzde 45’e ulaşan bu kesintilere kamu kurumları bedelsiz olarak hangi hakla ulaşıyor, hem de tek taraflı aldığı bir kararla? Deniliyor ki: “Gayrimenkullerin yanı başında yapılan okul, park, bahçe, yol, meydan gibi işlemler o kişilerin gayrimenkullerinde değer artışları sağlıyor ve bunun karşılığında madde 18 uygulanıyor ve ‘düzenleme ortaklık payı’ adı altında arsa ve arazilerinin bir kısmını yol, meydan gibi hizmetlere bırakıyorlar.” Ama burada öteden beri bir sorun vardır: Her arsanın değeri farklı, her değer artışının da tutarı farklıdır. Yüzde 45’e kadar herkese uygulanan, ülkenin her yöresinde uygulanan bu düzenleme ortaklık payı hakkaniyete uygun sayılmaz, üstelik bu yüzde 45 oranı da çok büyüktür. Bin metrekarelik bir arsanın 450 metrekaresini ortaklık payı olarak alırsanız, el koyarsanız buna, burada hakkaniyetin olduğunu söyleyemeyiz. “Bu uygulama 1980’leden beri var, şimdi tartışmaya gerek yok.” demek bence doğru değildir. Geçmişin yanlışı bugünü hiçbir zaman haklı çıkarmaz, eskilerin tabiriyle “Batıl makisün aleyh olamaz.” Yani batıl üzerine hüküm inşa edilemez. Madde 18 uygulaması yeniden düzenlenecekse aslında ele alınması gereken konu budur ama mevcut iktidar bu konuyu hiç ele almamıştır ve başka bir yere odaklanmıştır. Bu odaklandığı noktanın özü de şudur: Daha önce yüzde 45’den daha az düzenleme ortaklık payı kesilmiş vatandaşların arsa ve arazilerinden tekrar nasıl ilave kesinti yapabiliriz, bunu sağlamaya yönelik bir düzenlemedir bu. Ama bu sağlamaya yönelik düzenlemeyi ilk kez getirmiyorlar Meclise, bundan iki yıl önce, 2019’un Temmuz ayından yine bu Mecliste görüşülmüştü. Fakat, bu ilk görüşmede gerçekten çok büyük bir beceriksizlik yapılmıştır, berbat bir düzenleme yapılmıştır; o düzenleme uygulanamamıştır. Neden? O düzenlemedeki ilk cümle “Bu madde hükümlerine göre herhangi bir parselden birden fazla düzenleme ortaklık payı alınmaması esastır.” dendikten sonra maddenin ileriki cümlelerine ikinci kez, üçüncü kez bu ortaklık payını nasıl tekrar düzenleyip 45’e çıkaracaklarıyla ilgili karmaşık cümleler ilave etmişlerdir, vatandaşlar da sürekli yargıya gitmek suretiyle bu ilk cümleye istinaden hep lehlerine karar almışlardır. Şimdi bu düzenlemeyle birden fazla ortaklık payı alanını genişletmeye yönelik bu maddeyi tekrar yeniden düzenliyorlar fakat bu düzenleme de 2019’daki yaptıkları düzenlemeden daha berbat ve aynı hataları taşıyan nitelikler taşıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

ABDÜLLATİF ŞENER (Devamla) – Nasıl taşıyor? Yine ilk cümledeki ifadeyi değiştirmemişler. Yani “Bir kişiden, bir parselden birden fazla düzenleme ortaklık payı alınmaması esastır.” denilmiş, yine ileriki maddelere uzun uzun, bir uzun paragraf şeklinde, tekrar alınmasını gerektirecek şeyler yazmışlar. Bu düzenlemenin de sorunu çözmeyeceğini, istedikleri maksada bununla da ulaşamayacaklarını ve bir süre sonra bu Meclise bu maddeyle ilgili yeni bir düzenleme getireceklerini şimdiden haber vermek istiyorum.

Gördüğümüz tablo şudur: Maalesef bir yasa maddesini düzgün düzenleyemeyen bu iktidarın ülkeyi nasıl idare ettiğine hayret ediyorum ve hepinize saygılar sunuyorum. (CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

10’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 10’uncu madde kabul edilmiştir.

Birleşime yirmi dakika ara veriyorum.

                                                                                Kapanma Saati: 20.01

ALTINCI OTURUM

Açılma Saati: 20.33

BAŞKAN: Başkan Vekili Nimetullah ERDOĞMUŞ

KÂTİP ÜYELER: Şeyhmus DİNÇEL (Mardin), Enez KAPLAN (Tekirdağ)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 105’inci Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

277 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon yerinde.

Sayın Çakırözer…

 

 

 

 

UTKU ÇAKIRÖZER (Eskişehir) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Engelli bireylerin yaşamın tüm alanlarına katılımı için toplu taşıma araçlarının erişilebilirliği şarttır. Minibüslerde, turizm taşımacılığında, şehirler arası otobüslerde ve gemilerde erişilebilirlik düzenlemesi hakkının üç yıl daha ertelenmesi kabul edilemez. Bu erteleme Türkiye’nin tarafı olduğu Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Sözleşmesi’ne aykırıdır. Evrensel bir insan hakkı olan erişim hakkını ertelemekle engelli yurttaşlarımız için kamuya açık alanların, konutların ve diğer hakların kullanılması olanaksız hâle gelmektedir. Yüz binlerce engelli yurttaşımızın hayatını yakından etkileyen bu ertelemeden derhâl vazgeçilmeli, tam tersine toplu taşıma araçlarında erişilebilirlik bir an önce sağlanmalıdır.

Teşekkür ederim.

 

 

 

1.- Ankara Milletvekili Orhan Yegin ve 45 Milletvekilinin Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/3740) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 277) (Devam)

BAŞKAN – 11’inci madde üzerinde 3 önerge vardır. İlk okutacağım 2 önerge aynı mahiyettedir, bu önergeleri okutup birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 277 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 11’inci maddesinin kanun teklifi metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

 

          Mahmut Celadet Gaydalı                                                                                                        Murat Sarısaç

                            Bitlis                                                                                                                                   Van

 

 

                    Murat Sarısaç                                          Hasan Özgüneş                                           Abdullah Koç

                             Van                                                            Şırnak                                                            Ağrı

 

                     Garo Paylan                                                                                                                   Ali Kenanoğlu

                       Diyarbakır                                                                                                                          İstanbul

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

 

                Mehmet Bekaroğlu                                   İlhami Özcan Aygun                                            Cavit Arı

                         İstanbul                                                       Tekirdağ                                                       Antalya

 

               Kamil Okyay Sındır                                        Alpay Antmen                                  Mustafa Sezgin Tanrıkulu

                            İzmir                                                           Mersin                                                        İstanbul

 

                     Tekin Bingöl

                          Ankara

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET KILIÇ (Bursa) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ilk konuşmacı Ağrı Milletvekili Sayın Abdullah Koç.

Buyurunuz Sayın Koç. (HDP sıralarından alkışlar)

ABDULLAH KOÇ (Ağrı) – Sayın Başkan, değerli halkımız; öncelikle, tüm halklarımızın Kurban Bayramı’nı kutluyorum.

Değerli arkadaşlar, yine, bir torba kanun teklifiyle karşı karşıyayız. Bu torba kanun teklifinde, bu 11’inci maddede getirilmek istenen şey, dört günlük olan -yasal süre olan- gözaltı sürelerinin 4+4+4 şeklinde yani on iki gün uzatmaya dair bir kanun teklifi. Peki, bu ne demek değerli arkadaşlar? Bu, şimdi, diğer torba kanunlarda olduğu gibi, yargı paketlerinde olduğu gibi buradaki temel mesele, temel amaç… Gerçek anlamda Kürtlere karşı, muhaliflere karşı ne kadar demokratik ilkeler varsa, kırıntıları varsa hepsini ortadan kaldırmaya dair bir kanun teklifiyle biz karşı karşıyayız. Bu, gözaltı süreleri on iki güne kadar çıkarılıyor, başlı başına işkenceye ortam hazırlamak, başlı başına kötü muameleye ortam hazırlamak için getirilen bir kanun teklifi. Sendikacılara karşı gözaltı sürelerini uzatmaya dair olan bir kanun teklifidir bu. Aynı zamanda, geçen gün din âlimleri gözaltına alındı ve -onlarca gün- günlerce gözaltında tutuldu ve bu insanlar tutuklandı. Bir “tweet” atan herhangi bir öğrenci gözaltına alınıyor ve günlerce gözaltında tutuluyor. Her gün Halkların Demokratik Partisinin yöneticilerine ve çalışanlarına yönelik gözaltılar yaşanıyor ve bu gözaltına alınanlar da bu kanuna dayalı olarak günlerce gözaltında tutuluyor. Olağanüstü hâl rejimi bitti, Anayasa’ya aykırı bir şekilde olağanüstü hâl rejiminin devamı sağlanmak isteniyor şu anda. Ama başka bir gerçek var; Deniz Poyraz’ın katili birkaç saat gözaltında tutuluyor bu sistemde ve cezaevine o şekilde götürülüyor. Buradaki temel amaç nedir? Değerli arkadaşlar, demek ki temel amaç şudur, bütün halkımız bilsin: Kürtlere karşı getirilecek olan on iki günlük bir gözaltı süresidir, bunu net bir şekilde anlayalım ve bu şekilde tanımlayalım. Çünkü ikili bir hukuk sistemi var, ikili bir rejim var; Kürtlere, muhaliflere gelince farklı bir şekilde işliyor, kendilerine gelince farklı bir şekilde işleyecek.

Değerli Başkan, başka bir konuyu ben gündeme getirmek istiyorum. Son günlerde yine havuz medyasında bir konu tartışılıyor. Bu konu nedir? Kürtlerin varlığı, kültürel hakları ve kimlik sorunlarıyla ilgili birçok tartışma yaşanıyor şu anda. Bakın, geçenlerde bir TV programında, sözüm ona bir hukuk profesörü ne diyor biliyor musunuz? Diyor ki: “Ne demek dil talebi, kimlik talebi; bu ülke böyle kurulmadı.” Yanında Kürtlere daha çok düşmanlık eden ana muhalefet partisinden bir milletvekili daha da ağırını söylüyor değerli arkadaşlar. Bakın, milliyetçilik, ırkçılık bunların gözlerini kör etmiş durumda; milliyetçilik bunlar için bir kıble olmuş durumda. Bunlar tarihten bihaberler, tarihten herhangi bir haberleri yok bunların; bu coğrafyanın gerçeğini bilmiyorlar. Bu coğrafyaya baktıkları zaman, bu coğrafyayı gözettikleri zaman neyi görecekler? Bakın, bu coğrafyada Hasankeyf’i görecekler, bu coğrafyada Göbeklitepe’yi görecekler, bu coğrafyada Nevali Çori’yi görecekler; bunların hepsinde Kürtler var, bunların hepsinde diğer halklar var. Bunlar; bilmeyen, görmeyen, bu milliyetçiliğin kendi gözlerini kör ettiği anlayıştır değerli arkadaşlar.

Bakın, Türkiye Cumhuriyeti devletinin kuruluş resmî senedi olan 1921 Anayasa’sı ne diyor? 1921 Anayasa’sı ilhamını Sivas Kongresi’nden alıyor, ilhamını Amasya Protokolü’nden alıyor. Bu ne demek? Bu, Kürtlerin, Türklerin, Lazların ve bu coğrafyadaki bütün halkların birlikte mücadele edip bu ülkeyi kurduğuna dair gerçeği ifade ediyor.

Peki, bu 1921 Anayasa’sının, 24 maddeden oluşan bu Anayasa’nın 11 maddesi neyi ifade ediyor? 11 maddesi yerel özerkliği ifade ediyor. Bakın, 11’inci madde ne diyor? “Vilayet mahalli işlerde manevi şahsiyete ve özerkliğe sahiptir.” diyor. Bu, Kürt sorununu demokratik yönde, demokratik ölçülerle kabul eden, Amasya Kongresi ve Sivas Kongresi’nde kabul gören ve bütün halkların mücadele edip de bunu, bu ülkeyi bu şekilde vücuda getirdikleri anlayışın temsiliyetidir.

Peki, ben şunu söyleyeyim değerli arkadaşlar: Bakın, Kürt sorunundan dünyada haberi olmayan hiçbir halk kalmadı, hiçbir kuruluş da kalmadı, hiçbir bilimsel kuruluşun da haberi olmadığından bahsetmek mümkün değildir. Haberi olmayan kim?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Koç.

ABDULLAH KOÇ (Devamla) – Sağ olun Başkanım.

Biraz önce bahsettiğim kişilerin haberleri yok.

Bakın, ben size bir eleştiriyi daha bu kürsüde dile getirmek istiyorum. Ana muhalefet partisinin Doğu Masası diye bir masa kurduğunu biz gördük. Peki, bu Doğu Masasında ne var değerli arkadaşlar, Kürt sorunu var mı? Kürt sorununu sadece bu Doğu Masasında… Kürt sorununun bir fatura meselesi olmadığını size söylemek isterim, bundan daha ağır, tarihsel bir geçmişi var. Siz neden korkuyorsunuz, neden çekiniyorsunuz, neden yıllardır bu kadar can yakan bir meseleyi, iki yüz yıldır bu topraklarda yaşanan bir meseleyi siz bu şekilde görüyorsunuz, bu şekilde bir fatura meselesi olarak görüyorsunuz? Bakın, iki yüz yıllık bir meseledir tartışılan bu topraklarda, kırk yıldır can yakıyor. Gelin, oturalım, biz bu meseleyi demokratik ölçülerle bu Mecliste çözelim. Böyle kaçmakla, zamana yaymakla, bu şekilde yok saymakla hiçbir yere varamayız, bütün halklar bundan zarar görüyor bu nedenle; kaçmakla, yok saymakla bu işi çözemeyiz.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkanım, asılsız iddiaların tümünü reddettiğimizi belirtmek isterim.

Teşekkür ederim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, Cumhuriyet Halk Partisinin Doğu Masası olarak kamuoyunda nitelendirilen komisyonu, bölgenin tüm sorunlarıyla, sosyolojik, siyasi, tarihsel, kültürel ve Kürt sorunuyla, terör sorunuyla doğrudan ilgili, son derece yetkin arkadaşlarımızdan oluşan, raporlarından istifade ettiğimiz, yetkili kurullarında görüştüğümüz bir masamızdır; meseleyi sadece DEDAŞ faturalarına indirgeme gibi de bir derdi yoktur. O “Neden sadece faturayla ilgileniyorsunuz?” kısmını kendi hatiplerinin birkaç kez üst üste sadece DEDAŞ faturalarıyla ilgili söz kullanmalarıyla ilgili kendilerine dair bir öz eleştiri olarak kabul ediyoruz efendim, sağ olsun.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ikinci konuşmacı Mersin Milletvekili Sayın Alpay Antmen.

Buyurunuz Sayın Antmen.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – 11’inci madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi önergesi üstüne Tekin Bingöl Bey… Aynı mahiyette 2 önerge vardı.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ikinci konuşmacı Sayın Tekin Bingöl.

Buyurun Sayın Bingöl. (CHP sıralarından alkışlar)

TEKİN BİNGÖL (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sizleri saygıyla selamlıyorum.

Bu kanun teklifine “olağanüstü hâl kanun teklifi” dediğimizde buna itirazlar yükseliyor, bunun bir olağanüstü hâl düzenlemesi olmadığı üzerine görüş beyan ediliyor. Aslında, torba yasa zaten başlı başına bir problem. AK PARTİ torba yasa uygulamasını artık rutin hâle getirdi ve içinde karşı çıkmayacağımız, halkın yararına olan, ülkenin menfaatlerini gözeten maddeler var ama araya kurnazlıklarla yerleştirilen bazı maddelerle torba yasaya itirazı ortadan kaldırmaya çalışan bir anlayış söz konusu. Biz bu anlayışın karşısındayız. Böyle olsa dahi bu maddeleri ayrıştırarak karşı durduğumuz antidemokratik bütün düzenlemelere sonuna kadar karşı çıkmaya devam edeceğiz. Bu kanun teklifi tümüyle olağanüstü hâl düzenlemesiyle ilgilidir. İtiraz edilse de yok sayılsa da bu böyle, bu gerçek asla değişmeyecek.

Şimdi, 15 Temmuz 2016 darbe girişimi sonrasında, 20 Temmuzda bir olağanüstü hâl düzenlemesi gerçekleştirildi. O güne dönelim, 21 Temmuzda o günün Başbakan Yardımcısı bu kürsüde bir konuşma yapıyor, uzun bir konuşma ama konuşmanın iki can alıcı noktası var. Bir tanesi şu, deniyor ki gerekçe olarak: “Fetullahçı terör örgütüyle ve bu örgütün Türk Silahlı Kuvvetleri, yargı, Emniyet ve üniversitelerimiz başta olmak üzere, kamu içindeki bütün uzantılarının temizlenmesine dönük bir olağanüstü hâl düzenlemesidir.” Yani açık bir dille, tamamen Fetullahçı terör örgütüne yönelik bir düzenleme. Tamam, devamı var, çok ilginç ve yine deniyor ki: “Üç ay koyduk süreyi ama bu üç ayı tamamlamak zorunda değiliz. Amacımız, üç aydan daha kısa süre içerisinde atacağımız adımları atmak, yapacaklarımızı yapmak ve süre dolmadan da -dikkatinizi çekmek istiyorum, süre dolmadan da- olağanüstü hâli kaldırmaktır.” Bu ikisi çok önemli. Bir: Fetullahçı terör örgütüne yönelik çıkarılıyor. İki: Üç ay olmasına rağmen üç aydan kısa süre içerisinde bu olağanüstü hâl kaldırılacak ama kazın ayağı öyle olmuyor.

Tekrar o günün Başbakan Yardımcısı bu kez 11/10/2016’da kürsüye çıkıyor, diyor ki: “Ya, bu Fetullahçı terör örgütünü temizleyemedik, onun için kusura bakmayın, bir üç ay daha uzatacağız ama bu son olacak.” Tutanaklarda, tutanaklarda, tutanaklar burada, buradan aldım. Yani “Hadi ikinci üç ay sonrasında da kaldıracağız.” deniyor fakat gelin görün ki aynı Başbakan Yardımcısı diyor ki: “Neylersiniz ki 4 kez uzatmamıza rağmen temizleyemedik, bir üç ay daha rica ediyoruz.” Aynı Başbakan Yardımcısı üçer aylık dilimler hâlinde tam 5 kez bu kürsüden olağanüstü hâli uzatıyor çünkü çok hoşlarına gidiyor. “Fetullahçı terör örgütünü temizleyeceğiz.” diye yola çıkanlar, bakın, o olağanüstü hâl kapsamı içinde neler yapıyorlar. Hani başta okudum ya, sadece Fetullahçı terör örgütüne yönelik neler yapmıyorlar ki. Bakın 696 sayılı Kararname’yle bir ilçenin yeri değiştiriliyor, çok ilginç. Başka? 680 sayılı Kararname’yle olağanüstü hâl kapsamında at yarışı ve şans oyunları Varlık Fonuna devrediliyor, Fetullah'la mücadele ediyorlar ya. Başka? 686 sayılı… Dikkatinizi çekiyorum: Kış lastiklerinin kullanımıyla ilgili düzenleme yapıyorlar. Olağanüstü hâl düzenlemelerinin içine bakın neler var? Neler yok ki. Neler yok ki değerli arkadaşlar; zaman çok sınırlı, bine yakın düzenleme var ve 125 bin kamu görevlisi ihraç ediliyor. Fetullahçı terör örgütüne mensup oldukları iddiasıyla yaşın yanında kuru da yanıyor, kimler mağdur edilmiyor ki. Fetullahçılar temizlendi, peki, yerine kimler alınıyor? Yanlı sınavlarla, sözüm ona mülakatlarla partinin yandaşları partizan bir anlayışla bu devlet kurumlarına yerleştiriliyor. Peki nerede kaldı sizin olağanüstü hâl düzenlemeniz? Nerede kaldı sadece Fetullah terör örgütüyle mücadeleniz?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Bingöl.

TEKİN BİNGÖL (Devamla) – Burada, aslında şu ülkede askerî darbeler oldu, bazı sivil hükûmetlerin kısa dönemli sıkıyönetim dönemleri oldu ama inanın değerli milletvekilleri hiçbir dönemde beş yıl, altı yıl süren bir olağanüstü hâl dönemi olmadı.

Evet, yıl 20 Temmuz 2016 bugün, 17 Temmuz 2021 ve beş yıldır olağanüstü hâl şartlarında, kanun hükmünde kararnamelerle bu ülke yasakçı bir anlayışla, despotik bir anlayışla, partizan bir anlayışla götürülüp yönetilmeye çalışılıyor. Bunun öncesi var. Bakın, bunun öncesi ne? Nisan 2015. Nisan 2015’te 6633 sayılı bir iç güvenlik yasası düzenlemesi çıkıyor, onun olağanüstü hâl kanunundan hiçbir farkı yok. O tarihten itibaren yani 2015 Nisanından itibaren bu ülkede sıkıyönetim koşulları hâkim ve bu ülkede maalesef zulüm, işkence ve her türlü baskı sürüyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

TEKİN BİNGÖL (Devamla) – Şimdi de antidemokratik bir şekilde yeniden bir düzenlemeye gidiliyor. İnanın, bu Hükûmet iktidarda olduğu sürece bu kürsüden daha çok bu uzatmalara şahit olacağız. Allah’tan seçim yakın; bundan bütün Türkiye kurtulacak.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Bingöl.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Sayın Akbaşoğlu…

 

 

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – İddiaların tümünü reddediyoruz.

TEKİN BİNGÖL (Ankara) – Sen hep reddediyorsun zaten Akbaşoğlu, başka da bir işin yok.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Bu konuda olağanüstü hâl şartları söz konusu değildir. Terörle etkin mücadele kapsamında, anayasal çerçevede, Meclis iradesiyle ortaya konan yasal düzenleme söz konusudur ve getirdiğimiz teklif de 31 Temmuz 2021’de bitecek olan süreyi, bütün terör örgütleriyle mücadele kapsamında, zira, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’na göre, olayın vuku bulmasından itibaren iki yıl içerisinde herhangi bir ceza verilmemişse disiplin yönünden zaman aşımı söz konusu olacağından, bir zorunluluk münasebetiyle ve mahrem bir yapı olduğu, örgütsel yapı olduğu, daha geçtiğimiz haftalarda yeni yeni birtakım, efendim, örgütsel yapılara ulaşıldığı da bütün kamuoyunun dikkati önünde olduğuna göre, terörle mücadele kapsamında bir yıl daha uzatma Meclis iradesiyle talep edilmiştir ve teklif gelmiştir. Sonuç itibarıyla, vatandaşlarımız için bir olağanüstü hâl falan söz konusu değildir. Ancak terörle irtibatlı olanların, terör örgütleriyle doğrudan irtibatlı olanların korkması gereken bir durum söz konusudur, bunun dışındaki bütün iddialar da hakikat dışı suçlamalardır, bunu kayıtlara geçirmek için söz aldım.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Tutanaklara geçmiştir.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Özel…

 

 

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, şimdi, bu söylem çok sorunlu: “Vatandaşla ilgili bir durum yok.” Ya “Vatandaşla ilgili durum yok.” diyorsunuz da yargının alabileceği kararları yürütmenin emrine veriyorsunuz. Bu da şu: Yürütmenin verdiği kararı doğru kabul ediyorsunuz ve o karardan olası mağdurları da vatandaş dahi kabul etmiyorsunuz. Diyorsunuz ki: “Yürütme, elindeki yetkiyle bir kişiye ‘terörle irtibatlı, iltisaklı’ derse…” Normal dönemlerde, normal demokrasilerde ancak yargının alabileceği bir karara, bir ihraç kararına siz “Yürütme verdi ve doğrudur. Bunun dışındaki herkes vatandaştır, bu kişi vatandaş bile değildir, hakkını da arayamaz.” diyorsunuz. Şimdi, bunun en büyük sakıncası hukuk güvencesinin ortadan kalkmasıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Şimdi, pek çok noktada Türkiye eleştiriliyor, pek çok noktada Türkiye hak ettiği yatırımları alamıyor, Türkiye çeşitli zorluklar çekiyor ve bu, sadece iktidarı dünyada mahcup etmiyor, iktidarıyla muhalefetiyle bir bütün olarak Türkiye’yi bütün dünyanın gözü önünde sıkıntılı bir noktaya sürüklüyor. Tam da mantık aslında, günlerce müzakere etsek Sayın Akbaşoğlu’nun özetlediği noktaya gelmeyiz: “Konu vatandaşla ilgili değil, sadece terörle ilgili olanlarla ilgili.” Buna kim karar verecek? Yürütme karar verecek. Buna kim karar verecek? Mahkeme karar vermeyecek; delilleri toplayan, araştıran, tartıştıran, şahit dinleyen ve hukuk eğitimi almış, bu konuda kararını verirken heyetine danışacak olan, kamu adına savunma makamını, kamu adına iddia makamını, suçlanan açısından savunma makamını dinleyip de vicdanıyla karar vermeyecek; böylesine siyasi bir süreçte, böylesine liyakatsiz atamaların olduğu yerde, kendisi devletten çok bir partiye sadakatle görevlendirilmiş yürütmenin bir temsilcisi karar verecek ve biz o karara aynen uyacağız; Fetullahçı terör örgütüyle mücadeleyi sulandıran budur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayınız efendim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Yaratılan her mağdur, verilen her haksız karar, verilen her yandaşça karar dönüp dolaşıp bu Fetullahçı terör örgütünün gerçek mensuplarını rahatlatmakta, kendisini orada veya burada renklendirerek gizleyen bukalemunlar için avantajlı bir vasat ortam yaratmaktadır. Oysaki hukukun karşısına çıkılır, serbest mahkemeler hiçbir baskı altında olmadan karar verir, herkes bu karara uyar. Demokratik hukuk devletlerinde bu işler böyle yürümektedir.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Sayın Akbaşoğlu…

 

 

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Çok  teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Değerli milletvekilleri, bir kere mevzuatımıza göre, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’na göre hem memurlar hem kamu görevlileriyle ilgili disiplin amirleri ve disiplin kurulları yani yürütme erki ihraç kararları vermeye yetkilidir, mevzuatımız buna amirdir. İdarenin her türlü işlem ve eylemi de yargı denetimine tabidir. Dolayısıyla, bu manada mevzuatı doğru ortaya koymak gerekir. Sistem bu yönde, terörle mücadele kapsamında iki yılı aşan süreler zamanaşımıyla cezasızlıkla karşılayabilecek durumdadır. Bunun için 31 Temmuz 2021 tarihinde bitecek olan sürenin terörle mücadele kapsamında hem idareyi hem yargıyı yetkilendirmek bakımından bir süre tanınması söz konusudur. Bunun dışındaki değerlendirmelere hukuken katılma imkânımız bulunmamaktadır.

Teşekkür ederim.

 

 

1. Ankara Milletvekili Orhan Yegin ve 45 Milletvekilinin Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/3740) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 277) (Devam)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

          Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına(x)

Görüşülmekte olan “Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 11’inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

"MADDE 11- 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun geçici 19 uncu maddesi aşağıdaki şeklinde yeniden düzenlenmiştir.

"Geçici Madde 19- Bu maddedeki hükümler 25/7/2018 tarihinden itibaren üç yıl süreyle; 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun İkinci Kitap Dördüncü Kısım Dördüncü, Beşinci, Altıncı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar ile 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlar veya örgüt faaliyeti dahilinde işlenen suçlar bakımından:

a)               Gözaltı süresi, yakalama yerine en yakın hâkim veya mahkemeye gönderilmesi için zorunlu süre hariç, yakalama anından itibaren kırk sekiz saati, toplu olarak işlenen suçlarda dört günü geçemez. Delillerin toplanmasındaki güçlük veya dosyanın kapsamlı olması nedeniyle gözaltı süresi, birinci cümlede belirtilen sürelerle bağlı kalmak kaydıyla, en fazla iki defa uzatılabilir. Gözaltı süresinin uzatılmasına ilişkin karar, Cumhuriyet savcısının istemi üzerine yakalanan kişi dinlenilmek suretiyle hâkim tarafından verilir. Yakalama emri üzerine yakalanan kişi hakkında da bu bent hükümleri uygulanır.

b) Şüphelinin aynı olayla ilgili olarak yeniden ifadesinin alınması ihtiyacı ortaya çıktığında bu işlem, Cumhuriyet savcısı veya Cumhuriyet savcısının yazılı emri üzerine kolluk tarafından yapılabilir.

c) 1. Tutukluluğa itiraz ve tahliye talepleri dosya üzerinden karara bağlanabilir.

2. Tahliye talepleri en geç otuzar günlük sürelerle tutukluluğun incelenmesi ile birlikte dosya üzerinden karara bağlanabilir.

3. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 108 inci maddesi uyarınca;

Soruşturma evresinde şüphelinin tutukevinde bulunduğu süre içinde ve en geç otuzar günlük süreler itibarıyla tutukluluk hâlinin devamının gerekip gerekmeyeceği hususunda, Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi tarafından 100 üncü madde hükümleri göz önünde bulundurularak, şüpheli veya müdafii dinlenilmek suretiyle karar verilir. Tutukluluk durumunun incelenmesi, yukarıdaki fıkrada öngörülen süre içinde şüpheli tarafından da istenebilir. Hâkim veya mahkeme, tutukevinde bulunan sanığın tutukluluk hâlinin devamının gerekip gerekmeyeceğine her oturumda veya koşullar gerektirdiğinde oturumlar arasında ya da birinci fıkrada öngörülen süre içinde de re’sen karar verir.

4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 100 üncü maddesi uyarınca;

(1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli veya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama kararı verilemez. (1)

(2) Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular varsa.

b) Şüpheli veya sanığın davranışları;

1. Delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme,

2. Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma,

Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.

(3) Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı halinde, tutuklama nedeni var sayılabilir: (3)(4)

a) 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan; (2)

1. Soykırım ve insanlığa karşı suçlar (madde 76, 77, 78),

2. Göçmen kaçakçılığı ve insan ticareti (madde 79, 80)

3. Kasten öldürme (madde 81, 82, 83),

4. Silahla işlenmiş kasten yaralama (madde 86, fıkra 3, bent e) ve neticesi sebebiyle ağırlaşmış kasten yaralama (madde 87),

5. İşkence (madde 94, 95)

6. Cinsel saldırı (birinci fıkra hariç, madde 102),

7. Çocukların cinsel istismarı (madde 103),

8. (madde 141, 142) ve yağma (madde 148, 149),

9. Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti (madde 188),

                      Ayhan Erel                                   Mehmet Metanet Çulhaoğlu                                 Yasin Öztürk                                                                     Aksaray                                                        Adana                                                         Denizli                                                                Arslan Kabukcuoğlu                                     Fahrettin Yokuş                                                                                                                                       Eskişehir                                                       Konya

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Aksaray Milletvekili Sayın Ayhan Erel.

Buyurunuz Sayın Erel. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

AYHAN EREL (Aksaray) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, yüce Türk milleti; Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 11’inci maddesi üzerine söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Düzenleme her şeyden önce Anayasa’ya aykırıdır. Gözaltına alınma önleminin genel şartları Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi madde 5, Anayasa madde 19; özel şartları da CMK 91 ve 98’inci maddede gösterilmiş olup “Yakalanan kişinin mahkemeye götürülmesi” başlıklı CMK 94 gözaltına alınma önlemi kapsamında ele alınmamalıdır. Anayasa madde 19/5’e göre: “Yakalanan veya tutuklanan kişi, tutulma yerine en yakın mahkemeye gönderilmesi için gerekli süre hariç en geç kırksekiz saat ve toplu olarak işlenen suçlarda en çok dört gün içinde hâkim önüne çıkarılır. Kimse, bu süreler geçtikten sonra hâkim kararı olmaksızın hürriyetinden yoksun bırakılamaz. Bu süreler olağanüstü hal ve savaş hallerinde uzatılabilir.” Anayasa madde 19/5’de, gözaltı sürelerinin 1 veya 2 kişinin suçlandığı dosyalarda azami kırk sekiz saat, en az 3 kişinin katıldığı veya örgütlü suçlarda en çok dört gün olarak uygulanacağı ve bu süreden, tutulma yerine en yakın adliyeye gönderilmesi için gerekli sürenin hariç olacağı, bu sürelerin ancak olağanüstü hâl veya savaş hâlinde uzatılabileceği, bunun dışında gözaltı sürelerinin uzatılmasının mümkün olamayacağı; “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması” başlıklı Anayasa madde 13 gereğince de Anayasa madde 19/5’le çizilen süre sınırlarının aşılamayacağı, gözaltına alma kararının ve işleminin cumhuriyet savcısı    -kolluk- tarafından yapılabileceği; nitekim “Gözaltı” başlıklı CMK madde 91’de gözaltına alma önleminin karar verme yetkisinin cumhuriyet savcısına ait olduğunun belirtildiği, istisnai hâllerde kolluk amirlerinin de gözaltına alma kararı verebileceğinin düzenlendiği, bunun dışında kimsenin Anayasa’yla çerçevesi çizilen bu süreler geçtikten sonra hâkim kararı olmaksızın hürriyetinden yoksun bırakılamayacağı, bunun yegâne istisnasının olağanüstü hâl veya savaş hâli olduğunun düzenlendiği görülmektedir.

Olağanüstü hâl 18 Temmuz 2018’de kalkmıştır. Ülkemizde şu anda olağanüstü hâl bulunmamaktadır. Dolayısıyla Anayasa madde 119’a uygun şekilde ilan edilmiş olağanüstü hâl bulunmadığı için, bu düzenlemede Anayasa’nın 19’uncu maddesindeki azami sınırlarda belirtilen gözaltı sürelerinin dışına çıkılması mümkün gözükmemektedir; bu yönüyle de Anayasa’ya aykırıdır. Genel gerekçeye baktığımızda, terörle mücadelenin etkin şekilde sürdürülebilmesi amacıyla gözaltı sürelerinin bazı suçlarla ilgili olarak yeniden düzenlendiğini görmekteyiz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; iktidar partisinin sözcüleri, İçişleri Bakanı, yaptıkları açıklamada terörün belini kırdıklarını, artık terörün Türkiye için tehdit olmadığını, bundan sonra da tehdit olmasının mümkün olmadığını açık ve seçik beyan etmelerine rağmen, gerekçede “Terörle etkin mücadele yapacağız.” demesi, bu söylemlerle çelişmektedir.

Bu maddeyle iktidar diyor ki: “OHAL şartlarını Meclis denetimi olmadan -bir yıla düşürüyorsunuz herhâlde- bir yıl daha sürdürmek istiyoruz. İstediğim şekilde insanları gözaltına alabilirim, kamudan ihraç edebilirim, kimseye hesap vermem.” Plan ve Bütçe Komisyonundan çıkarılan torba kanuna eklenen -böyle- maddeyle anayasal özgürlüklerin pervasızca kısıtlanması, OHAL rejimlerine ait bazı uygulamaların devam ettirilmesi kabul edilemez. Hükûmetin kanunları kamunun, bürokrasinin ve yargının tepesinde “Demokles’in kılıcı” gibi tehdit unsuru olarak kullanmasıyla hangi dava sağlıklı sürüyebilir, hangi bürokratik yapı sağlıklı çalışabilir?

Bugün bir yerde okudum. Ankara’da bir vatandaş bir belediye başkanına “çapsız” şeklinde bir hakarette bulunuyor ve savcı siyasilerin bu konuda hoşgörülü olması gerektiğini belirtip çeşitli nedenlerle takipsizlik kararı veriyor ama yine aynı savcı, yine bir başka vatandaşın bir belediye başkanına “çapsız” şeklindeki hakaretini hakaret sayıyor ve soruşturma açıp, kovuşturma açıp mahkemeye sevk ediyor. Bu 2 belediye başkanının arasındaki tek fark birisinin AK PARTİ’li olması birisinin CHP’li olması. Böyle bir şey olabilir mi? Yani devletin savcısı belediye başkanının siyasi görüşüne göre karar verirse bu memlekette adaleti nasıl sağlayacağız?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Erel.

AYHAN EREL (Devamla) – Montesquieu’nun deyimiyle “Herkes özgür olmadıkça hiç kimse özgür değildir.”

Şimdi, 2018 seçimlerinde AK PARTİ’nin billboardları süsleyen çok güzel bir afişi vardı: “OHAL kalktı, baskılar bitti, köyümde özgürce yaşıyorum; onlar konuşur, AK PARTİ yapar.” Enis Bey’in dediği gibi “Lütfen yapmayın.” (İYİ Parti ve CHP sıralarından alkışlar) Lütfen yapmayın. Yaptığınız her şey Türk devletine, Türk milletine, Türk halkına zarar veriyor diyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Birleşimine beş dakika ara veriyorum.

                                                                 Kapanma Saati: 21.06 

 

 YEDİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 21.16

BAŞKAN: Başkan Vekili Nimetullah ERDOĞMUŞ

KÂTİP ÜYELER: Şeyhmus DİNÇEL (Mardin), Enez KAPLAN (Tekirdağ)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 105’inci Birleşiminin Yedinci Oturumunu açıyorum.

277 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon yerinde.

Sayın milletvekilleri, 11’inci madde üzerinde 4 önerge bulunmasına karşın sehven 3 önerge var denmişti, 1 önerge daha bulunmaktadır.

Şimdi, bu önergeyi okutuyorum:

                Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 277 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 11’inci maddesinin çerçeve hükmünde yer alan “altı yıl” ibaresinin “dört” yıl şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

    Bülent Turan                          Çiğdem Erdoğan Atabek                          Mustafa Elitaş

      Çanakkale                                          Sakarya                                            Kayseri

Muhammet Balta                                Cihan Pektaş                                  Serkan Bayram

        Trabzon                                         Gümüşhane                                         İstanbul

Abdulkadir Özel                             Hacı Osman Akgül

         Hatay                                           Gümüşhane

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Takdire bırakıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi yok.

Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Önerge ile; terörle mücadelenin etkin bir şekilde yürütülmesi amacıyla gözaltı sürelerinin, bazı suçlarla ilgili olarak yeniden düzenlenmesine ve ek gözaltı sürelerinin getirilmesine ilişkin hükümlerin uygulanmasının bir yıl uzatılması amaçlanmaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

 

Kabul edilen önerge doğrultusunda 11’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 11’inci madde kabul edilmiştir.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Türkkan.

 

 

 

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, Görüşülmekte olan Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 1’inci maddesi dün görüşülürken verdiğimiz önergenin 500 kelimeyi geçmeyen özeti Divan Kâtibi tarafından okunduğunda bir paragrafın, bu paragrafı da okuyorum: “Bu şekilde görevlendirilecek güvenlik korucusu sayısı 45.000 kişiyi geçemez. Cumhurbaşkanı bu sayıyı yüzde elliye kadar artırmaya yetkilidir. Görevlendirmeyi gerektiren hallerin ortadan kalkması durumunda veya idarî zaruret hallerinde görevlendirmeye ilişkin aynı usûl uygulanmak suretiyle güvenlik korucusu olarak yapılan görevlendirmelere son verilebilir. Güvenlik korucularından 55 yaşını dolduranların görevleriyle ilişikleri kesilir.” kısmı Divan Kâtibi tarafından okunmamıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – İç Tüzük 87’ye göre, verilen önergeyi okumakla mükellef olan Divan Kâtibinin bu paragrafı okumayarak İç Tüzük 87’ye göre bu maddeye dair verdiğimiz önerge hükmünü yerine getirmemiştir.

Biz bu önergemizin eksik okunması dolayısıyla maddenin tekrar görüşülerek tekrar oylanmasını talep etmekteyiz. Bu konuda sizin tutumunuzu ve kararınızı beklemekteyiz efendim.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Biz teşekkür ediyoruz.

Değerlendirelim efendim, izninizle.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, müsaadenizle bir söz alabilir miyim?

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Özel.

 

 

 

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Tabii, Meclis tarihinde mutlaka benzer bir durum olmuş olabilir, ona Kanunlar Kararlar da bakacaktır mutlaka ama on bir yıldır benim katıldığım hiçbir oturumda böyle bir sorun yaşanmamıştı. Verilen değişiklik önergesinin bir kısmının okunmamış olması gerçekten yapılan işlemi sakatlayacak nitelikte olabilir. Bu yeni bir durumdur, ilk kez gündeme geliyor, bunu Genel Kurulun tartışması gerekir. Uygun görürseniz sizin Başkanlığınızda meseleyi içeride Grup Başkan Vekilleri olarak bir değerlendirelim, nasıl bir tutum takınmamız gerektiğine karar verelim. Çünkü geleceğe yönelik örnek teşkil edebilecek nitelikte ve belki şu anda küçük bir hata ama benzer durumlar ileride telafi edilemeyecek sıkıntılar yaratabilir. Muhalefetin bu süreçte, hassasiyetle bu konuya yaklaşmasına sizin de anlayış göstereceğinizi ümit ediyoruz. Bir ara verilmesini ve konunun değerlendirilmesini talep ederiz.

BAŞKAN – Birleşime on dakika ara veriyorum.

                                                                                Kapanma Saati: 21.21

 

 

SEKİZİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 21.51

BAŞKAN: Başkan Vekili Nimetullah ERDOĞMUŞ

KÂTİP ÜYELER: Şeyhmus DİNÇEL (Mardin), Enez KAPLAN (Tekirdağ)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 105’inci Birleşiminin Sekizinci Oturumunu açıyorum.

 

 

 

BAŞKAN – Biraz önce, İYİ Parti Grup Başkan Vekili Sayın Lütfü Türkkan’ın itirazını arka tarafta Grup Başkan Vekilleriyle birlikte geniş bir değerlendirmeye tabi tuttuk ve bir usul tartışması açılmasının uygun olacağına kanaat getirdik.

Başkanlığımız dünkü birleşimde gerçekleştirilen işlemin sehven bir eksik okuma olduğu ve bu nedenle maddenin oylanmasına dair esaslı bir hata olmadığı yönünde tutum belirleyecektir.

Şimdi, bu tutum hakkında usul tartışması açılması talebini karşılayacağım.

ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – Lehte…

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Lehte…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Üzerinde. Ne lehte ne aleyhte, üzerinde konuşacağız efendim.

BAŞKAN – Lehte Ramazan Can, Lehte Abdullah Güler.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Şeklen lehte, esasen üzerinde konuşmak üzere.

BAŞKAN – Efendim?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Şeklen lehte, esasen üzerinde konuşmak üzere.

BAŞKAN - Şeklen lehte, esasen üzerinde; tamam.

Sayın Özel, mecburen “Aleyhte.” diye kaydediyoruz.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Aleyhte…

BAŞKAN – Aleyhte Sayın Lütfü Türkkan.

İlk konuşmacı lehte Sayın Ramazan Can.

Buyurunuz Sayın Can. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

 

 

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Evet, İç Tüzük 87’nci maddeye göre değişiklik önergeleri veriliyor. Değişiklik önergeleri verildiğinde Divan, çoğaltıyor ve gruplara önergeleri dağıtıyor. Gruplara dağıtıldıktan sonra aynı önerge stenografların önünde de var, yazılı önergeler. Biz de Grup Başkan Vekilleri ya da gruba yardım eden milletvekilleri bunu takip ediyoruz. Kâtipler de okuyor, okunduktan sonra da gerekçesini açıklamak üzere söz hakkı veriliyor. Gerekçesini açıklamak üzere de beş dakika önergenin lehinde konuşma yapılıyor ve Genel Kurulun oyuna, görüşüne sunuluyor. Bu aşamada, sehven, belki de art niyetli olarak da okunabilir mi? Okunabilir. Netice itibarıyla, geçmiş yıllarda bunun örneklerini yaşadık.  Hatta o dönem grup başkan vekilinin birisi kâtip üyeye “Sen, bu bölümü atladın.” diye itiraz da etmiştir fakat o gerekçeye ilişkindi. Gerekçeye ilişkin olduğu için, burada çıkan hatip gerekçesini açıklamak üzere beyanda bulunduğu için, oradaki hata o kadar önemli değil ama Lütfü Bey’in itiraz ettiği önergeye matuf olduğu için buradaki ciddi. Şu iddia ileri sürülebilir: “Benim önergem doğru okunsaydı belki Genel Kurul kabul edebilirdi veyahut da  belki  reddedebilirdi.” denir. Bu da ilk defa Türkiye Büyük Millet Meclisinde gündeme geldi, tartışılması da doğrudur diye düşünüyorum. Ancak, bir, önergenin dağıtılması; iki, stenografların yazılı önergeyi takip etmeleri, bunlar da dikkate alındığında, buradaki hatanın sehven olması hâlinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu da bu manada kararını açıkladığından dolayı, geriye geldiğimiz takdirde farklı dengeleri de bozabileceğini göz ardı etmememiz lazım.

Burada benim şahsi kanaatim şudur ki: İç Tüzük 89’uncu maddede tekririmüzakere olayı var. Tekririmüzakereyi de komisyonun talep etmesi lazım; eskiden hükûmetin talep etmesi şeklindeydi. Komisyon -o maddeyle ilgili- teklifin tümünün oylanmasından önce o maddeyi tekrar ele alıp yeniden önergeleri tartışabileceğinden dolayı böyle bir yol da izlenebilir diye düşünüyorum.

Netice itibarıyla, bu konunun bu şekilde tartışılıp vuzuha da eriştirilmesi gerekir. Bizim düşüncemiz, tavrımız: Burada Divanın vermiş olduğu uygulama doğrudur, yerindedir.

Arz ederim, saygılar sunarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Lehte, İç Tüzük’ün ifadesiyle ancak üzerinde Sayın Özgür Özel.

Buyurunuz Sayın Özel. (CHP sıralarından alkışlar)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Şu yüzden dedim: Tabii, usul tartışmalarında Başkanlık Divanı bir kanaat bildiriyor, lehinde ve aleyhinde ikişer tane söz kullanıyoruz. Oysa daha önce benzerleri yaşanmış ama böyle bir örnek ilk kez yaşanmış ve iyi niyetle içeride hep beraber bir çözüm aradık. Gelecekte de benzer durumlar olabilir. O yüzden de lehinde, aleyhinde değil, üzerinde konuşup bu konuda sizin vereceğiniz kararın da geleceğe ışık tutmasını ve düne dair de bir sorunu ortadan kaldırmasını ümit ettiğimiz için üzerinde ve katkı vermek üzere söz almış bulunuyorum.

Şimdi, bir kez, burada çok net bir şey çıkıyor ortaya. Yasama çok ciddi bir iş ve bunun üzerinde hem Meclisin çalışanlarının hem de bizim dikkatli davranmamız lazım. Dikkatin olabilmesi için de dinlenmiş olmak, zinde olmak ve belli bir saat çalışmak gerekiyor. Bu hatayı biz Meclisin dört saat, altı saat çalıştığı bir gün değil, bu hatayı biz günlerdir Meclisin çalışmaya zorlandığı ve bütün her şeyin bir torba içinde halledilebilmeye çalışıldığı bir günde yaşadık.

Tutanak Hizmetleri Meclisin namusu; burada Tutanak Hizmetlerinin bir sıkıntısı yok; zaten İYİ Parti de böyle bir şey iddia etmedi. Onlar 87’nci maddenin sekizinci fıkrasının sonundaki gibi önergeyi alıp eklemişler ancak Tutanak Hizmetlerinin böyle durumlarda ses kayıtlarına geri dönme ve doğruya ulaşma noktasında katkı sağlaması lazım. Tutanak Hizmetleri yönetimiyle ilgili bir sıkıntı var, yoksa tutanağı tutan arkadaşların kelime kelime bunu not etme gibi bir ödevleri yok çünkü burada “tutanağa ekleneceği” söyleniyor. Bir an için şu düşünülebilir, o yüzden hassastır: İktidarın kimin olduğundan bağımsız olarak iktidar partisi bir önerge getirir, önerge okunurken yine kendi partisinden kâtip üye bilerek belli bir kısmı atlar, Genel Kurul bir karar verir ve tutanağa baktığınızda bütün hepsi, tamamı okunmuş da o karar verilmiş gibi anlaşılır, bu kadar tehlikeli bir durumdur.

Bu kürsü -ben idam cezasının kalkmış olmasından çok mutluyum- adam asabileceğiniz, para basabileceğiniz bir kürsüdür. Bu kürsünün bu ciddiyetini görmek lazım. Türkiye’de birçok yerde, birçok karar verilebilir ama bu kürsü kadar kudretli, bu salon kadar kudretli, bu kürsü kadar etkili bir kürsü yoktur. Bugün katı grup disiplinlerinin sebebiyet verdiği, işte “Kabul edenler… Etmeyenler…” hep aynı şey oluyor gibi ama bazen burada ikna edebileceğiniz 1 kişi, o 1 kişinin bir kararı çok şeyi değiştirebilir.

Elbette, burada yapılan konuşma önergenin gerekçesinin açıklamaya yöneliktir. Gerekçede bir eksiklik olsaydı üzerinde konuşulmuş olmasının sorunu çözeceği tezine -ben de Sayın Ramazan Can’ın tezine- katılıyorum, içeride de aynı görüşümü ifade etmiştim ama önerilen maddenin kendinde bir atlama yapıldığında bu doğrudan yarın kanunun içine dercedilecek kısma önergeyle değişiklik yapıldığı için bunun üzerinde kürsüden yapılan konuşma oradaki eksikliği çözmez.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Toparlıyorum Başkanım.

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - Bu konuda bütün gruplar içeride yapıcı katkı gösterdiler. Hepimizin önergeyi dikkatli takip etmesi lazım. Sayın Başkan’ın bu usul tartışmasından sonra ortaya koyacağı tutumun da ileriye dönük olarak fikir verici, ön açıcı olacağını ve dünkü hatayı telafi edecek nitelikte olacağını ümit ediyorum.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Lehte Sayın Abdullah Güler.

Buyurunuz Sayın Güler. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Başkanımızın tutumu üzerinde, lehte söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Grup Başkan Vekilimiz Özgür Özel Bey’e son derece... Yani bu ciddiyet ve buradaki  ifadelerin, özellikle teklifle ilgili önergelerdeki ifadelerin çok net olarak hem Genel Kurulda okunmasının hem de kayıtlara geçmesinin ben çok önemli olduğunu düşünüyorum. İleride meydana gelebilecek -elbette- bazı sorunlara yol açacağını buradan ifade etmek isterim.

Ancak mevcut İYİ Parti grup önerisini incelediğimizde, özellikle İç Tüzük’ün 87’nci maddesinde... Yaklaşık, 1,5-2 sayfaya yakın bir grup önerisidir, gayet uzun bir grup önerisidir. 1’inci maddenin, kanun metninin tamamı yazılmıştır ancak İç Tüzük’ün özellikle beşinci fıkrasına baktığımızda “Değişiklik önergelerinde, değiştirilmesi, kaldırılması veya eklenmesi istenen hükümler açıkça belirtilir. Açık olmayan ve şarta bağlı önergeler işleme konulmaz.” Şimdi, önergeyi incelediğimizde, burada değiştirilmesi gereken... Kanun metni tamamen yazılmış ancak bu kanun metninde ne değiştirilmek isteniyor, ne kaldırılması talep ediliyor, öneriliyor veya ne eklenmesi öneriliyor; bu çok net anlaşılmıyor. Uzun olması hasebiyle... Ki ben kasten olabileceğini tahmin etmiyorum; sehven, mümkündür, olabilir. Bir de gerekçe kısmıyla beraber elbette okunması... Gerekçeye baktığımızda gerekçede de bir bütünlük arz edici şekilde, çok net, yine İç Tüzük’ün 87’nin beşinci fıkrası kapsamı içerisinde, değiştirilmesi, kaldırılması veya eklenmesi hususunda neyin talep edildiği çok anlaşılamıyor. Mersin Milletvekilimiz Behiç Çelik Bey burada gerekçeyi izah etmiş.

Tabii, burada şu çok önemlidir: Burada önemli olan, kayıtlara önerinin tamamı geçmiş, kayıtlarda herhangi bir eksiklik yok ancak okunmayla ilgili, okunmayan kısım neyse bu manada Genel Kurulda bu açıklanması gereken, eksiklik olan husus vurgulanmak suretiyle tamamlanabilir, her zaman mümkündür. Ancak şöyle de bir durum var: Burada önemli olan durum da tabii, uzun bir grup önerisi okunduğunda gerek diğer Grup Başkan Vekillerinin gerekse diğer milletvekili arkadaşlarımızın tamamını izleme imkânı olmayabiliyor. Burada ilgili grup önerisini veren ve gerekçesini açıklayan arkadaşlarımızın bu manada bunu biraz daha dikkatli izlemeleri gerekirdi, uyarmaları gerekirdi.

Ben, bu kapsam içerisinde, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aleyhte Sayın Lütfü Türkkan.

Buyurunuz Sayın Türkkan. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) –  Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle, gerçekten zorlamayla, iteleyerek bir kanunu geçirmenin neticesidir bu yapılan. Divan yorulmuş, Kâtipler yorgun, milletvekilleri yorgun, bir an önce bitsin şeklinde… Bir ihmal olduğunu düşünmüyorum.  Yani ihmal ayrı bir şey; yorgunluktan gözleri görmeyebilir, bir cümleyi atlayabilir, bir kelimeyi yanlış telaffuz edebilir, hatta bir satırı bile görmeden atlayabilir. Bir paragraf okunmadan geçiliyorsa burada çok iyi niyet arayamam ama onun da haklı gerekçesini söyledim. Divan da yorgun yani bir an önce bu kanun geçsin diye çalışıyor, uğraşıyor ama bu kanun milletin kabul etmediği bir kanun, zorluk da buradan geliyor. Yani, millet dışarıda “Ya, arkadaş, durup dururken ne yapıyorsunuz siz ya? Ülkeyi sıkıyönetim gibi, aynı Kenan Evren'in cunta rejimi gibi yönetiyorsunuz.” diye ağlarken bu tip maddi hatalar yapılabiliyor.

ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – Maddeyi kabul ediyor ama.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – Şimdi, geliyorum ben size.

ABDULLAH GÜLER (İstanbul) –  Maddeyi kabul ediyor millet, siz de kabul ediyorsunuz.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – Hayır, bizim orada gerekçemizi siz iyi okumamışsınız.

Bu maddeyle alakalı olarak, biz orada bu maddeyle ilgili değişiklik önergesini verdiğimizde ben inanıyorum ki eğer bu önerge tam olarak okunsaydı bu milletvekilleri ikna olacaktı ve bu önergeye “evet” diyecekti. Nasıl geri alacağız bunu, bana söyleyin ve bu hakkım elimden gasbedilmiş. Bu milletin duymak istediği, bu kanunla ilgili değişiklik önergesini oylayamamışız, doğru olarak oylayamamışız, önergem eksik okunduğu için doğru dürüst oylayamamışız. Bununla alakalı…

AHMET ÖZDEMİR (Kahramanmaraş) – Siz önergenizi takip etmemişsiniz ki, madde oylandıktan sonra farkında oluyorsunuz. Siz önergenizi takip etmemişsiniz.

ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – Gerekçe…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – Eksik okunduğu için söylüyorum. Ben tam okunsam belki sen “evet” vereceksin, ben öyle inanıyorum. Nasıl yapacağız? Nasıl yapacağız?

ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – Gerekçe…

AHMET ÖZDEMİR (Kahramanmaraş) – Siz takip etmemişsiniz. Madde oylandıktan sonra…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – Hayır efendim, takip ettik. Ben o anda, aynı anda stenografa gidip dedim ki: “Eksik okuyorlar, lütfen, buna dikkat edin, okunduğu şekliyle geçin.” ve tutanağı istedim, o anda istedim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ben şahidim.

ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – Gerekçe…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – Fakat Tutanak Hizmetleriyle ilgili olan muhaberatımız bugün öğleden sonra dörtte sonuçlandı. Zira kamera kayıtlarını daha yeni alabildik, akşamüzeri saat beşte, bir de böyle bir durum var.

Bakın arkadaşlar, ben size bir şey söyleyeyim, bir şeye çok alışmışsınız, biz yaptık oldu. Siz yapınca olmuyor. Bu arızalar daha sonra, yarın öbür gün başka şekilde tezahür edebilir ve sizin canınızı yakabilir, haberiniz olsun. Bunlara müsaade etmemek için, bununla ilgili geleceğe ışık tutacak doğru karar almak için bu tartışmanın mutlaka yapılması gerekiyor ve bu hatanın da bir daha tekrarlanmaması gerekiyor. Bu konuda Sayın Başkandan özellikle ricam, nihai kararını, gelecek günlerde… Bakın, biz on senedir buradayız, hemen hemen üç başkan vekili de on senedir, aynı anda göreve başladık, ilk defa rastlıyorum ben. Yani daha önce, hatırlamıyorum, olduysa bile hatırlamıyorum, grup yöneticiliği yaptım o dönemde de, ilk defa oluyor. Böyle bir şeyin vukuu hâlinde, eğer “Öyle yaptık geçti.” derseniz yarın öbür gün farklı manzaralarla karşılaşabiliriz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – Öyle bir karar verebilmeli ki Meclis Başkan Vekilimiz, yarın öbür gün böyle bir şey bir daha yaşanmamalı.

Sayın Başkan, teşekkür ediyorum, sağ olun. (İYİ Parti ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, İç Tüzük’ün 87’nci maddesine göre “Değişiklik önergeleri ve gerekçeleri beşyüz kelimeden fazla ise, önerge sahibi önergesine beşyüz kelimeyi geçmeyen bir özet eklemek zorundadır.” Aynı durum İç Tüzük’ün 102’nci maddesinde genel görüşme önergeleri ile 104’üncü maddesindeki Meclis araştırması önergelerinde de zikredilmiştir. Değişiklik önergelerinin Genel Kurulda işleme alınmasında gerek 87’nci madde gerekse yerleşik uygulama doğrultusunda 500 kelimeyi geçen önergelerin özetleri de önerge sahibinden istenmekte ve önergenin işleme alınmasında bu özet okunmaktadır. Tutanakta önergenin tam metni ayrıca yayımlanmaktadır. Nitekim, dünkü birleşimde bu konuda Genel Kurulu da bilgilendirmiştik. Dolayısıyla, önerge işleme alınırken kâtip üyelerimizin okuduğu özet metnin tutanakta yayımlanması esastır. Ancak zaman zaman uzayan birleşimlerde yorgunluk neticesinde okuma esnasında kelime telaffuzlarında hatalar yapılabilmekte veya uzun metinlerde sehven bazı kelime veya cümleler atlanabilmektedir. Bu konuda daha dikkatli olunması gerektiği ve önümüzdeki birleşimlerde daha fazla hassasiyet gösterilmesi gerektiğinin kabulüyle birlikte bu okumadaki maddi hataların, önergeler aynı zamanda Genel Kurula dağıtılmış olduğundan oylamalarda iradeyi sakatlanmadığını ifade etmek istiyorum.

Bu bağlamda, tutumumda bir değişiklik yoktur ancak kayıtlara doğru geçebilmesi ve milletvekillerinin doğru bilgilenebilmeleri açısından dün eksik okunan önergenin özetini yeniden okutacağım ve bu okumanın sonrasında da kanunun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğim.

 

 

 

 

 

           Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 1’inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

MADDE 1- 18/3/1924 tarihli ve 442 sayılı Köy Kanununun 74 üncü  maddesi aşağıdaki şekilde yeniden düzenlenmiştir.

“MADDE 74- Köy muhtarı ve ihtiyar meclisi mahsul zamanlarında çapulcular ve eşkiya türemiş ise yağmadan köy halkını korumak için köylünün eli silah tutanlarından lüzumu kadarını gönüllü güvenlik korucusu ayırarak bunların isimlerini bir kağıda yazıp kaymakama götürür. Kaymakamın müsaadesi olursa bu gönüllü güvenlik korucuları asıl korucularla beraber yağmacılara ve eşkiyaya karşı köy ve köylüyü korurlar.

Köy Korucuları için aşağıdaki hükümler uygulanacaktır;

1. Köy sınırı içinde herkesin ırzını, canını ve malını korumak için köy korucuları bulundurulur.

2. Her köyde en aşağı bir korucu bulunur. Nüfusu binden yukarı köylerde her beş yüz kişiye bir korucu daha tutulur.

3. Korucular ihtiyar meclisi tarafından tutulur ve köy muhtarının vereceği haber üzerine kaymakam buyurultusu ile işe başlar.

4. Korucuların 22 yaşından küçük ve altmış yaşından büyük olmaması ve bir cürüm ile cezalandırılmamış ve iyi huylu tanınmış bulunması ve herkesle kavga çıkarmak, serhoşluk gibi huysuzlukları olmaması şarttır.

5. Korucular köy muhtarın emri altındadır. Resmi işlerde onun her emrini tutmağa mecburdur.

6. Kendilerine karşı gelenler jandarmaya karşı gelmiş gibi ceza görürler. Korucular silahlıdırlar ve vazifesini yaparken kendisine saldıran ve hayatını tehlikeye koyan kimselere karşı hayatını korumak için mecburi olursa, vazifesini yaparken ahaliden bir kimsenin can veya ırz tehlikesi altında kaldığını görür ve onu kurtarmak için başka bir çare bulamaz  da bunalırsa, Cürmü meşhutta (yani yapılırken veyahut yapıldıktan sonra henüz izi meydanda iken) bir cinayetin failini yahut maznun bir şahsı yakalamak istediği halde o kimse silahla karşı korsa, Tutulan bir cani kaçar ve “dur” emrini dinlemez ve onu tekrar yakalamak için silah  kullanmaktan başka çare bulunmazsa, Eşkıya takibi sırasında yatak olan yerlerden şüpheli bir adam çıkar ve korucunun “dur” emrine itaat etmeyip kaçarsa silahlarını kullanabilirler.

Cumhurbaşkanınca tespit edilecek illerde; olağanüstü hal ilanını gerektiren sebeplere ve  şiddet hareketlerine ait ciddi belirtilerin köyde veya çevrede ortaya çıkması veya her ne sebeple olursa olsun köylünün canına  ve malına tecavüz hareketlerinin artması hallerinde, valinin teklifi ve İçişleri Bakanının onayı ile yeteri kadar güvenlik korucusu görevlendirilmesi kararlaştırılabilir. Bu şekilde görevlendirilecek güvenlik korucusu sayısı 45.000 kişiyi geçemez. Cumhurbaşkanı bu sayıyı yüzde elliye kadar artırmaya yetkilidir. Görevlendirmeyi gerektiren hallerin ortadan kalkması durumunda veya idarî zaruret hallerinde görevlendirmeye ilişkin aynı usûl uygulanmak suretiyle güvenlik korucusu olarak yapılan görevlendirmelere son verilebilir. Güvenlik korucularından 55 yaşını dolduranların görevleriyle ilişikleri kesilir.

Güvenlik korucularının görev alanı, görevli oldukları köyün hudutları içinde kalan alandır. Gerektiğinde vali veya kaymakam onayı ile güvenlik korucularının görev alanları, geçici ve süresi belli olarak köy hudutları dışına genişletilebilir ve görev yerleri değiştirilebilir. Güvenlik korucuları diğer bir ilin valisinin talebi üzerine, istihdam edildikleri ilin valisinin onayı ile geçici ve süresi belirli olarak iller arasında görevlendirilebilir. Bu durumda, güvenlik korucusunun harcırahı, görevlendirildiği valilik tarafından ödenir.

Köy Korucuları ve Güvenlik Korucularının görevden bulundukları süre içinde yaralanmaları, engelli hâle gelmeleri veya ölümleri hâlinde “2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun” hükümleri uygulanır.”

 

Mehmet Metanet Çulhaoğlu Aydın Adnan Sezgin                     Fahrettin Yokuş

   Adana                                       Aydın                                       Konya

Behiç Çelik                              Ayhan Erel

   Mersin                                    Aksaray

BAŞKAN – Kayıtlara geçmiştir.

Şimdi 277 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

 

1. Ankara Milletvekili Orhan Yegin ve 45 Milletvekilinin Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/3740) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 277) (Devam)

BAŞKAN  – Komisyon yerinde.

12’nci madde üzerinde 4 önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına işleme alacağım.

İlk önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunu Teklifi’nin 12’nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

“Madde 12– 7/12/1994 tarihli ve 4504 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanunun 25 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"MADDE 25- Kurul Başkan ve üyeleri, özel bir kanuna dayanmadıkça resmi veya özel
hiçbir görev alamaz, ticaretle uğraşamaz, ortaklıklarda pay sahibi olamazlar.

Kurul Başkan ve üyeleri, göreve başlamadan önce maliki oldukları Hazine tarafından
çıkarılan borçlanmaya ilişkin menkul kıymetler dışındaki her türlü sermaye piyasası mevzuatı
anlamındaki menkul kıymetlerini üçüncü dereceye kadar kan ve ikinci dereceye kadar sıhri
hısımları dışındakilere satmak veya devretmek suretiyle elden çıkarmak zorundadır. 30 gün
içinde bu hükme uygun hareket etmeyen üyeler üyelikten çekilmiş sayılır.

Amacı sosyal yardım ve eğitim işlerine yönelmiş derneklerle vakıflardaki görevler ve
kâr amacı gütmeyen kooperatif ortaklığı bu hükmün dışındadır.

Kurul üyeleri ve personeli Kurumla ilgili gizlilik taşıyan bilgileri ve bu Kanunun uygulanması sırasında öğrendikleri teşebbüs ve teşebbüs birliklerinin ticari sırlarını
görevlerinden ayrılmış olsalar bile ifşa edemezler, kendilerinin veya başkalarının menfaatine
kullanamazlar.

"Kurul Başkan ve üyeleri, üyeliklerinin sona ermesinden itibaren iki yıl süreyle,
görevden ayrıldıkları tarihten önceki iki yıl içinde bu Kanun kapsamında gerçekleştirilen ön
araştırma ve soruşturmaların konusu sektörlerde faaliyet gösteren tüzel kişilerde görev alamaz
ve bu nitelikteki gerçek ve tüzel kişileri bu Kanunun uygulanmasıyla ilgili idari süreçlerde
Kurum nezdinde temsil edemez.

Görevden ayrıldıkları tarihten önceki iki yıl içinde soruşturmada raportör olarak
görevlendirilen meslek personeli ile bu süre içinde 43 üncü madde uyarınca anılan personelin
gözetiminden sorumlu daire başkanı ve ilgili başkan yardımcısı, Kurumdan ayrılmalarından
itibaren iki yıl süreyle, ilgili soruşturmaların konusu olan sektörlerde faaliyet gösteren tüzel
kişilerde görev alamaz ve bu nitelikteki gerçek ve tüzel kişileri bu Kanunun uygulanmasıyla
ilgili idari süreçlerde Kurum nezdinde temsil edemez.

Beşinci ve altıncı fıkralara aykırı hareket edenlere 2/10/1981 tarihli ve 2531 sayılı Kamu Görevlerinden Ayrılanların Yapamayacakları İşler Hakkında Kanunun 4 üncü maddesinde belirtilen ceza verilir.”

 

Mehmet Metanet Çulhaoğlu Arslan Kabukcuoğlu                         Ayhan Erel

   Adana                                    Eskişehir                                   Aksaray

Fahrettin Yokuş                      Yasin Öztürk                              Erhan Usta

   Konya                                      Denizli                                    Samsun

 

 

 

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ NİLGÜN ÖK (Denizli) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Samsun Milletvekili Sayın Erhan Usta.

Buyurunuz Sayın Usta. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

ERHAN USTA (Samsun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 277 sıra sayılı Kanun Teklif’inin 12’nci maddesinde verdiğimiz önerge üzerine söz aldım. Genel Kurulu saygıyla selamlarım.

Bu maddede, Rekabet Kurumunda, Kurul üyeleri ve soruşturma yapan bir kısım personelin yaptıkları soruşturmaların konusu olan sektörlerde, kamuyu bıraktıktan sonra, orada faaliyet gösteren şirketlerde görev alamamalarına -2 yıl süreyle görev alamamalarına- ilişkin bir yasak getiriliyor. Aslında, ilk anda bakıldığında olumlu karşılanabilecek bir madde fakat bunun yetersiz olduğunu, hatta gerekli olup olmadığını da sizin takdirlerinize sunacağım.

Şimdi, 2 Ekim 1981 yılında çıkarılmış bir yasa var, çerçeve bir yasa bu; Kamu Görevlerinden Ayrılanların Yapamayacakları İşler Hakkında Kanun yani bundan kırk yıl önce çıkarılmış. Bu kanunda, o gün itibarıyla bütün kamu kuruluşları sayılmış yani bütçe türleri itibarıyla bütün kamu kuruluşları sayılmış, hatta öyle ki bunun içerisinde KİT’lerin tamamı da var. Yani KİT çalışanları da bu yasak kapsamı içerisinde, hatta “Sermayesinin

yüzde 50’sinden fazlası kamuya ait olan şirketler.” diyerek yani özelin bile sermayesinde pay olduğu şirketlerde dahi çalışanların kamuya geçişlerinde iki yıl, üç yıllık süreyle bir yasak getiriliyor. Dolayısıyla, kanunun ruhuna bakıldığında, aslında kanun, bütün kamu personeline kendi faaliyet alanlarıyla ilgili, çalıştığı alanlarla ilgili alanlarda özel sektöre geçişte bir yasak koyuyor; bu emekli olduktan sonra da olabilir veya istifa nedeniyle de olabilir. Şimdi burada –tabii, şunu tartışmak gerekiyor– böyle bir hüküm ortadayken Rekabet Kurumunda veya bir kısım işte, düzenleyici denetleyici otoritelerde niye bu tür yasaklayıcı hükümler getiriliyor? Aslında, bakıldığında tabii, Rekabet Kurumu 1994 yılında kurulmuş, bu kanun çıkarıldığında Rekabet Kurumu da yok, daha sonra kurulan EPDK, BDDK, BTK gibi kurumlarda yok. Aslında burada, kanuna bakıldığında bütün bu kurumları kapsadığına inanıyoruz biz çünkü o gün itibarıyla var olan bütün bütçe türleri burada sayıldığına göre daha sonra kurulmuş, salt kamusal olan, işlevi gören kurumların da bu kanun kapsamında olması gerekiyor. Bu anlamda sınırlayıcı, ilave sınırlama getirmiyorsa aslında başka kanunlara gerek yoktur diye düşünmemiz gerekiyor. Burada tabii, 1981 yılında çıkan bu kanunda “Özel kanunlarla getirilmiş yasaklayıcı hükümler saklıdır.” deniliyor, dolayısıyla bir kısım ilave sınırlamalara cevaz veriliyor.

Şimdi burada, Hükûmetin veya AK PARTİ Grubunun şunu düşünmesi gerekiyor: Eğer bu 2531 sayılı Kanun düzenleyici otoriteleri kapsamıyorsa o zaman bunların mutlak surette kapsanması gerekir çünkü bunların aldığı her karar kamu menfaati açısından son derece önemli karardır yani en baştan bunların bu kanunun kapsamına alınması gerekir. Eğer kapsandığını düşünüyorsa da o zaman bu tür düzenlemeleri “Niye yapıyoruz?” diye sormak gerekiyor, dolayısıyla bunların çerçeve bir yasada yapılması çok daha doğru olacaktır diye düşünüyorum.

Tabii, hâl böyle olmasına rağmen aslında bakıyoruz –yani somut– son dönemlerde yapılmış bir kısım atamalara dikkatinizi çekmek istiyorum. Bunlardan bir tanesi mesela, şu anda Ulaştırma Bakan Yardımcısı olan Ömer Fatih Sayan. Bu Değerli Bürokrat, BTK Başkanlığı yapıyor, BTK Başkanlığından ayrıldıktan hemen sonra –işte– Ulaştırma Bakan Yardımcısı oluyor ve TÜRK TELEKOM’a önce Yönetim Kurulu Başkan Vekili, daha sonra Yönetim Kurulu Başkanı olarak atanıyor. Arkadaşlar, çok net bir şekilde bu kanunun hükümlerine aykırı bir tutumdur bu çünkü otorite olarak düzenlediği, denetlediği bir kurumun gidip yürütme organının başında yer alamaması gerekir ancak görüyoruz ki çok net bir şekilde bu kanun hükmü burada geçerli olmamış.

Tabii, bürokratlara bu tür görevleri verip yüksek ücretli birtakım ilave görevler vermenin de nedenlerinin ne olduğunu herhâlde anlamak çok zor değil.

Onun dışında, EPDK’ye özel olarak dikkatinizi çekmek istiyorum. Bu EPDK enteresan bir yer. Son bir yıl içerisinde, daha doğrusu bir yıl bile değil, bu yılın başında; ocak, şubat, mart aylarında 4 tane bürokrat EPDK’den tamamen denetlediği ve tarifelerini düzenlediği diğer başka özel şirketlere geçiyor. Şimdi, nasıl? Örnek olarak isimlerini de vermek istiyorum: EPDK Tarifeler Daire Başkanı Nedim Korkut Ata, bu bir dağıtım şirketine Regülasyon Başkanı olarak geçiyor yani burada tarifeyi düzenliyor, hemen ertesi gün öbür şirkette başlıyor. Ali Rıza Dinç EPDK Elektrik Piyasası Dairesinde Tarifeler Grup Başkanı. Yine, bu arkadaşımız hemen EPDK’den ayrılıyor ve Aksa Elektrik Anonim Şirketine Tarife ve Regülasyon Başkanı olarak geçiyor, aynı işi öbür tarafta sürdürüyor. Şimdi, Sadık Çakı, yine, EPDK’de Enerji Uzmanı, bu da Gediz Elektriğe geçiyor, hemen istifa ediyor. Hiçbir bekleme yok. Normalde üç yıl beklemesi beklenir ama hiç beklemeden…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

ERHAN USTA (Devamla) – Teşekkür ederim.

Serkan Şen, yine, EPDK’de Tarifeler Dairesi Grup Başkanı. Bu da Aydem Enerjiye Regülasyon Direktörü olarak geçiyor. Bunlar son birkaç ay içinde olanlar. Daha önceden de yine, Başkan Yardımcısı Mehmet Ertürk ve Tarifeler Daire Başkanı Hasan Alma değişik enerji veya elektrik şirketlerine yönetici olarak geçiyorlar.

Arkadaşlar, bu insanlar bu kurumların kara kutusudur. Her türlü düzenlemeyi yapıyor, tarifeyi yapıyor, ertesi gün öbür tarafa geçiyor. Bunlar bu sırrı saklamak durumunda, bu bilgiyi korumak durumundalar. Kanunun açık hükümleri var ama buna rağmen bu kanunun maddeleri niye işletilmiyor? Hepimizin bunun takipçisi olması lazım. Bu, milletin hakkıdır. Bakın, bu, yüksek elektrik faturası olarak Türk milletine dönüyor.

Daha garibini söyleyeyim size: Şimdi, Mustafa Yılmaz EPDK Başkanı, bütün olup bitenler gözünün önünde oluyor. Hadi savcılar atladı diyelim, niye bir kurum başkanı bunlara ses çıkarmaz? Şöyle bir iddia var, bütün bu trafiği yönetenin de Mustafa Yılmaz olduğu iddia ediliyor. Dolayısıyla ben bunu buradan Türk milletinin takdirlerine sunmak istiyorum. Bunlar çok yanlış şeylerdir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERHAN USTA (Devamla) – Başkanım, hemen selamlıyorum.

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

ERHAN USTA (Devamla) – Bu insanlar devletten aldığı paranın 5-10 katıyla bir gün sonra başka şirketlerde başlıyorlarsa bunun arkasında iyi niyet bulmak mümkün değildir, buna dikkatli olmak gerekiyor. Onların “network”üne, onların en son yaptığı düzenlemelerle; tarife düzenliyor, fiyatı belirliyor yani hemen düzenlediği şirketin efendim, menfaatine düzenliyor, ertesi gün öbür şirkette başlıyor ve çok astronomik rakamlarla başlıyorlar. Bunu takdirlerinize sunmak istiyorum. Normal bir hukuk devletinde olmaması gereken işlerdir bunlar fakat Türkiye hukuk devleti olmaktan çıktığı için bu tür şeyleri görüyoruz. Ancak inşallah, bunların bir gün kanunlar önünde hesabı sorulacaktır diye düşünüyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 277 sıra sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 12’nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

MADDE 12- 7/12/1994 tarihli ve 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un 25’inci maddesine aşağıdaki fıkralar eklenmiştir.

"Kurul Başkan ve üyeleri, üyeliklerinin sona ermesinden itibaren iki yıl süreyle, görevden ayrıldıkları tarihten önceki iki yıl içinde bu Kanun kapsamında gerçekleştirilen soruşturmaların konusu sektörlerde faaliyet gösteren tüzel kişilerde görev alamaz ve bu nitelikteki gerçek ve tüzel kişileri bu Kanun’un uygulanmasıyla ilgili idari süreçlerde Kurum nezdinde temsil edemez.

Görevden ayrıldıkları tarihten önceki iki yıl içinde soruşturmada raportör olarak görevlendirilen meslek personeli ile bu süre içinde 43’üncü madde uyarınca anılan personelin gözetiminden sorumlu daire başkanı ve ilgili başkan yardımcısı, Kurumdan ayrılmalarından itibaren dört yıl süreyle ilgili soruşturmaların konusu olan sektörlerde faaliyet gösteren tüzel kişilerde görev alamaz ve bu nitelikteki gerçek ve tüzel kişileri bu Kanun’un uygulanmasıyla ilgili idari süreçlerde Kurum nezdinde temsil edemez.

Beşinci ve altıncı fıkralara aykırı hareket edenlere 2/10/1981 tarihli ve 2531 sayılı Kamu Görevlerinden Ayrılanların Yapamayacakları İşler Hakkında Kanun’un 4’üncü maddesinde belirtilen ceza verilir.”

 

Sibel Özdemir Mehmet Bekaroğlu                             Alpay Antmen

   İstanbul        İstanbul                                                        Mersin

Cavit Arı                                                                     Kamil Okyay Sındır                                  İlhami Özcan Aygun                   

 Antalya                                                                                   İzmir                                                         Tekirdağ

                                                                               Mustafa Sezgin Tanrıkulu

                                                                                              İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ NİLGÜN ÖK (Denizli) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen İstanbul Milletvekili Sayın Sibel Özdemir.

Buyurunuz Sayın Özdemir. (CHP sıralarından alkışlar)

SİBEL ÖZDEMİR (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Değerli milletvekilleri, ben de kanun teklifinin 12’nci maddesi üzerine söz aldım, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Evet, konuşulduğu üzere 19 farklı kanunda ve 2 kararnamede değişiklik öngören bu torba kanun teklifiyle maalesef yine karşı karşıyayız. Kanun teklifinin usulü, geliş şekli, tartışılması, ilgili ihtisas komisyonlarında görüşülmemesi sorunu maalesef devam ediyor. İç Tüzük’te hiçbir engel olmamasına rağmen kanunların ilgili komisyonlarında detaylıca görüşülmeden sadece Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşülerek Genel Kurulun gündemine getirilmesinde nedense ısrar ediliyor. Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemiyle birlikte Meclisteki yasama faaliyetlerinin niteliğinden ve kalitesinden uzaklaşıldığı da ortadadır. Anayasa’ya aykırı düzenlemeler tekrar tekrar getiriliyor, Anayasa’ya aykırı Cumhurbaşkanlığı kararları yayımlanıyor, sonra kanunlarla düzeltme ihtiyacı doğuyor ve maalesef biz burada tekrar tekrar bu yanlışlıkları düzeltiyoruz.

Değerli milletvekilleri, işte görüştüğümüz bu teklif de birbirinden ilgisiz alanlarda düzenlemeler içeriyor ancak en önemlisi de iki gündür konuştuğumuz OHAL’in kaldırılması sonrası kabul edilen OHAL uygulamalarının süresinin uzatılmasına yönelik üç madde bu torba yasa içerisinde yer alıyor. Yapılan itirazlar karşısında OHAL yetkilerinin uzatılmasının üç yıldan bir yıla indirilmesi gibi bazı alanlar da bu gündeme geldi. Peki beş yılda ne yapılamadı değerli milletvekilleri ve ne gerekçeyle bir süre uzatımına gidilmek isteniyor? Üç yıl da uzatılsa, bir yıl da uzatılsa gerek ulusal gerekse uluslararası düzeyde ülkemiz OHAL uygulamalarını uzatan bir ülke konumunda olacak maalesef. Ulusal düzeyde adalet ve yargı sistemine bir güvensizlik, uluslararası alanda da yine bir itibar kaybı olacak. İşte son açıklanan aday ülkesi olduğumuz Avrupa Birliği ve yargı reformlarında uyumlaştırmalar yaptığımız Avrupa Birliği düzeyinde son yayımlanan Türkiye raporunda bu yönde önemli tespitler ve uyarılar yapıldı. Adalet, hukuk, özgürlüklerde ciddi geriye gidişlerin yaşandığı, üyelik sürecinden de hızla uzaklaşıldığı vurgusu yapılıyor. İşte biz bu görüşmekte olduğumuz bu kanunla da bu durumu tescil ediyoruz maalesef. İktidarın yapması gereken kurucu üyesi veya aday ülkesi olduğumuz uluslararası kurumların bu uyarılarını dikkate alıp yasal düzenlemeler yapmak gerekirken, işte bu torba teklifte uzun çalışma saatleriyle yapmaya çalıştığımız bunun tam tersi yönünde mevzuat değişiklikleri yapıyoruz. Bir taraftan İnsan Hakları Eylem Planı, işte geçen hafta daha burada dördüncü yargı reform paketini görüşürken, bu kanun tekliflerini getirirken şimdi OHAL uygulamalarını uzatan mevzuat değişiklikleri yapılmakta. Özetle ben şunu söylemek istiyorum: Bu düzenlemeler demokrasi ve insan haklarını olumsuz etkilemeye devam edecek ve zaten kopma noktasına gelen Avrupa Birliğine üyelik sürecimizi de yeni bir tartışmaya getirecek ülkemizi.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; benim üzerinde söz aldığım bu madde, 12’nci madde -az evvel Sayın Hatibin de detaylı şekilde değerlendirdiği üzere- Rekabet Kurumunun başkan ve üyelerinin görevden ayrıldıkları tarihten itibaren iki yıl süreyle soruşturma yaptıkları sektörlerde görev üstlenemeyeceklerini düzenliyor, benzer şekilde raportör olarak görevlendirilen meslek personelleri için de bu yasaklamaları getiriyor. Dün Sayın Hamzaçebi de burada detaylı olarak açıkladı, zaten 81 yılında mevcut bir Kanun’da bu yönde düzenlemeler var ancak Rekabet Kurumuyla ilgili eklenen bu düzenleme mevcut Kanun’a göre dar kapsamlı ve süre iki yıl ve sadece soruşturma yapan sektörlerle sınırlı kalıyor. Biz şimdi bir önerge verdik, bu sürenin iki yıl değil de dört yıllık bir süre olarak uygulanmasını istiyoruz, bunu da sizlerin takdirlerine sunuyoruz. Ama şuna ben dikkat çekmek istiyorum. Az evvel Sayın Usta da bu konuya değindi, son dönemde siyasi atamalarla bağımsızlık ve özerklikleri zaten tartışmalı olan bu kurumlarda daha detaylı ve daha kapsamlı bir düzenleme yapılmasına ihtiyaç var. Çünkü değerli milletvekilleri, uluslararası raporlarda da ve özellikle Türkiye-Avrupa Birliği raporlarında da bu konuda çok ciddi uyarılar yapılıyor. Bakın, bu raporlarda şunu söylüyor: Bağımsız ve denetleyici kurumlarda yaşanan tahribata karşı önlem alınması çağrıları yapılmaktayken biz bu konuda hiçbir düzenleme yapmıyoruz. Örneğin, raporda özellikle Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemiyle birlikte Rekabet Kurumu, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu, RTÜK, BDDK, Merkez Bankası gibi pek çok düzenleyici ve denetleyici kurumun doğrudan Cumhurbaşkanlığına bağlandığı, bağımsızlıklarının ve denetleme görevlerinin zedelendiği belirtiliyor. Bunlar arasında en belirgin ve en çok şahit olduğumuz son dönemlerde, işte, Merkez Bankası başkanlarının bir gece yarısı kararlarıyla değiştirilmesi süreci. İşte, bir taraftan OHAL mevzuatını uzatarak üyeliğimizin koşulu olan siyasi kriterlerde zaten ciddi geriye gidişler yaşanırken…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

SİBEL ÖZDEMİR (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

…bir taraftan da yapılan bu uygulamalar nedeniyle AB üyeliğimizin ekonomik kriterlerinden olan piyasa ekonomisinin işlevselliğinden de uzaklaşıyoruz. Ya, bunlar sadece kağıt üzerinde raporlara yansımış değerlendirmeler değil değerli milletvekilleri.

Merkez Bankası, Rekabet Kurumu gibi bağımsız ve düzenleyici, denetleyici, özerk olması gereken bu kurumların üst düzey atamalarında yaşanan bu tahribat ekonomik istikrarsızlıklara, ekonomik maliyetlere de yol açmaktadır. İşte, ülkemiz yüksek enflasyon, yüksek işsizlik, yüksek döviz kuru, yüksek faiz ve gelir adaletsizliği sarmalından çıkamamaktadır. Biz bu konuda tekrar iktidarı uyarıyoruz. Bizim ülkemizi evrensel insan hakları ve demokratik değerlerde tartışmalı konuma sürdürecek OHAL uygulamalarının uzatılması değil, vatandaşlarımızın asıl çözüm bekleyen sorunlarını konuşmamız gerekiyor. Hızla düşen millî gelirimiz, gelir adaletsizliği, işsizlik, yüksek enflasyon, hayat pahalılığıyla mücadelede mücadele önlemleri bizim gündemimiz olmalıyken biz bugün, bu gece yarısı ve yarın da muhtemelen OHAL’i uzatmak için çalışıyor olacağız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SİBEL ÖZDEMİR (Devamla) –  Bu değerlendirmelerimi sizlerin takdirine sunuyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir. 

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 277 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 12’nci maddesinde yer alan “aşağıdaki” ibaresinin “aşağıda bulunan” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

    Murat Sarısaç Erol Katırcıoğlu                                    Nuran İmir                                                                                                  Van                                           İstanbul                                                         Şırnak                                                                                                     Ali Kenanoğlu                   Abdullah Koç                                    Mahmut Celadet Gaydalı                                                                                          İstanbul                                                           Ağrı                                                             Bitlis

BAŞKAN  - Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ NİLGÜN ÖK (Denizli) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN  - Önerge üzerinde söz isteyen İstanbul Milletvekili Sayın Erol Katırcıoğlu.

Buyurun Sayın Katırcıoğlu. (HDP sıralarından alkışlar)

EROL KATIRCIOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli vekiller; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Şimdi, bu madde, doğrusunu isterseniz, yani çok fazla itiraz edilmesi gereken bir madde değil bir tarafıyla bakarsanız. Çünkü gerçekten de çıkar çatışması olarak literatüre girmiş olan durumlar yani bir personel bir işte çalışıyor, o işte çalışırken kontrol etmesi gereken bir şirketin bilgisine sahip oluyor, daha sonra işten ayrılıp başka özel bir şirkete girdiğinde kamuda elde ettiği bilgileri kullanması gerçekten bir çıkar çatışması anlamına geliyor ve dolayısıyla da bir şekilde düzenlenmesi gerekiyor. Bu madde de zaten böyle bir düzenleme içeriyor fakat konunun niçin buraya geldiğiyle ilgili olarak belki bilgisi olmayan arkadaşlar olabilir, kısa bir bilgi vereyim: Bu maddenin buraya gelmesinin sebebi –biliyorsunuz belki- Rekabet Kurumunun geçenlerde Trendyol şirketiyle ilgili bir soruşturması vardı. Bu soruşturma değerli arkadaşlar, hâkim durumu kötüye kullanmak yani Rekabet Yasası’nın 6’ncı maddesiyle bağlantılı bir konuydu çünkü Trendyol bazı malların piyasalarında yüzde 70’e varan pazar payına sahip. Dolayısıyla da Rekabet Kurumu buna soruşturma açıyor. Soruşturma başlıyor ve fakat o sırada bir şey oluyor; soruşturmayı yapan kişi, görevli istifa ediyor ve Trendyol’a bir çalışan olarak giriyor. Dolayısıyla da inceleme sırasında kamuda elde ettiği bilgileri o şirketle ilgili olan,  muhtemelen ceza alma ihtimali olan o şirketle ilgili olan bilgileri Trendyol’da çalışarak bir anlamda ortadan kaldırmaya çalışan bir çaba içine giriyor. Şimdi, bu madde bunun için geliyor.

Değerli arkadaşlar, kısa bir bilgi vereyim size, enflasyonun bu kadar yüksek olması sadece ve sadece talebin arzdan daha fazla olmasıyla ilgili değildir, fiyatlar genel düzeyinin yükselmesi dediğimiz enflasyon sadece arz talep arasındaki dengesizliklerden kaynaklanmaz. Şirketler dünyasının bazı durumlarda sahip oldukları pazar gücü onların daha yüksek fiyatlar koymalarını mümkün kılar. Bu hangi koşullarda olur? Bu, şu koşullarda olur arkadaşlar genellikle: Eğer bir sektörde az sayıda firma varsa, o firmalar kartel türü bir anlaşma yaparak fiyatlar üzerinde yükseltici etkiler yaratabilir. Rekabet Kurumu bunun için kuruldu değerli arkadaşlar. Rekabet Kurumu kurulurken -bütün dünyada olduğu gibi esasında- serbest piyasa ekonomisinin çarkların bazı durumlarda tekel üretmesi, bazı durumlarda kartel üretmesi ve dolayısıyla da fiyatların haksız yere yükselmesi ve dolayısıyla da halkın haksız yere yoksullaşması biçimindeki etkilerini bir anlamda kontrol etmek üzere kuruldu. Fakat değerli arkadaşlar, bu kurul veya bu Kurum diyelim çok hassas bir kurumdur ve fakat, maalesef, yani iktidar bu hassasiyeti asla fark etmedi ve bir bakıma bağımsız olması gereken bu Kurum bağımsızlığını yitirdi. Bugün, efendim, Rekabet Kurumu Başkanı Ticaret Bakanının arkasında oturan bir bürokrata dönüştü.

Değerli arkadaşlar, şöyle söyleyeyim size: Bu Kurum kurulurken -bir iki dakikam var, söyleyeceğim bunları-  daha doğrusu, bunun kurulmasının sebebi -demin anlatmaya çalıştığımı bir sebep olarak bir çerçevesini çizdim- biraz daha ayrıntıya baktığımız zaman, özel sektörden gelebilecek olan baskıları -ki Trendyol böyle bir baskı olarak oluştu efendim- ve aynı zamanda siyasetten gelebilecek olan baskıları da bertaraf edebilecek bir yapıda olması istendi. Bu sebeple de Rekabet Kurumunun atanması süreci tamamen bağımsızlığını sağlayacak bir biçimde, 11 kişiden oluşan ve çok çeşitli kurumlardan öneriler üzerinden giderek oluşan bir kurumdu; bu, birincisi. İkincisi, bütçesi kendine aitti, tamamen kurulan şirketlerin kuruluşu sermayelerinden alınan, kesilen miktarla oluşan bir bütçesi vardı. Üçüncüsü de bu Kurumda çalışan insanların özel sektöre mahkûm olmaması için görece yüksek fiyatlar alan kişilerden oluşması varsayıldı, istendi fakat değerli arkadaşlar, bu böyle olmadı. Bakın, ne oldu ben size söyleyeyim. Demin Sayın Konuşmacı Usta bunları anlattı esasında ama ne oldu biliyor musunuz?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

EROL KATIRCIOĞLU (Devamla) – Şöyle bir gelişme oldu: Sektörlerdeki firmalar, özellikle piyasa gücü yüksek olan firmalar öyle bir davranış içine girdiler ki Rekabet Kurumundan gelecek herhangi bir soruşturmayı bertaraf edebilecek insan istihdam etmek zorunda kaldılar. E, bunları nereden bulacaklar? Bu konuları bilen çok sayıda insan yok. Nereden topladılar? Rekabet Kurumundan topladılar. Yani sözünü ettiğim mesele ya da bu maddenin gelmesinin sebebi olan mesele esasında kuruluşundan beri olan bir meseleydi. Anlaşılan, Sayın Ticaret Bakanı Mehmet Muş bunu, bir anlamda, Rekabet Kurumunun kaybolmuş olan kredibilitesini düzeltmek için yapıyor.

Değerli arkadaşlar, Trendyol’un, biliyorsunuz, “Türkiye’nin trend yolu” diye reklamları var. Türkiye’nin Trendyol’u değil arkadaşlar, Trendyol Çin’in Alibaba’sının Türkiye’de satın aldığı bir şirkettir, dolayısıyla da tamamen yabancı sermayeli, Çin’e aittir; bu, bir. İkincisi -galiba sürem bitiyor- Amazon, Amerikan şirketi girdi buraya ve aralarında müthiş bir rekabet var…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

EROL KATIRCIOĞLU (Devamla) – Sürem bitti. Bir dakika daha veriyor musunuz?

BAŞKAN – Veriyorum Hocam.

Buyurun.

EROL KATIRCIOĞLU (Devamla) – Teşekkür ederim.

Büyük bir rekabet var ve dolayısıyla da bu rekabet sonucunda Rekabet Kurumunun üzerinde büyük bir baskı var. Yani sadece siyasetten değil, özel kesimden de gelen büyük bir baskı var. Dolayısıyla da benim anladığım kadarıyla, çaresiz bir şekilde, Rekabet Kurumunun işte bu kaybolan kredibilitesini düzeltmeye yönelik olmak üzere, bir süre çalışmış ve ayrılan personelin iki sene süresince özel sektörde benzer bir şirketin çalışanı olmaması gerektiği gibi bir teklifle geldiler. Bu teklif bir ölçüde yerindedir, sadece yazılışıyla ilgili bazı sorunlar var, ben Komisyona bunları iletmiştim ama bunun ötesinde, sanıyorum bu Kuruma özel bir ilgi göstermek lazım.

Hepinize saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir. 

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 277 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin çerçeve 12’nci maddesiyle 4054 sayılı Kanun’un 25’inci maddesine eklenmesi öngörülen ikinci fıkranın aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

“Görevden ayrıldıkları tarihten önceki iki yıl içinde soruşturmada raportör olarak görevlendirilen meslek personeli, bu süre içinde 43 üncü madde uyarınca anılan personelin gözetiminden sorumlu daire başkanı ve ilgili daire başkan yardımcısı ile Başkan Yardımcısı, Kurumdan ayrılmalarından itibaren iki yıl süreyle, ilgili soruşturmaların konusu olan sektörlerde faaliyet gösteren tüzel kişilerde görev alamaz ve bu nitelikteki gerçek ve tüzel kişileri bu Kanunun uygulanmasıyla ilgili idari süreçlerde Kurum nezdinde temsil edemez.”

                     Bülent Turan                                    Çiğdem Erdoğan Atabek                                   Mustafa Elitaş

                       Çanakkale                                                    Sakarya                                                       Kayseri

                 Muhammet Balta                                          Cihan Pektaş                                           Serkan Bayram

                         Trabzon                                                   Gümüşhane                                                   İstanbul

                  Abdulkadir Özel Hacı Osman Akgül

                           Hatay Gümüşhane

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ NİLGÜN ÖK (Denizli) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen yok.

Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Önergeyle, 7246 sayılı Kanun’la düzenlenen kurum kadro cetvelinde yeni oluşturulan daire başkan yardımcılığı kadrolarının ilgili daire başkanlığındaki sorumluluğu nedeniyle yasak kapsamına alınması amaçlanmaktadır. Ayrıca madde metninde yer alan "başkan yardımcısı” ile yeni eklenen "daire başkan yardımcısı” ibarelerinin karışıklığa sebebiyet vermemesi amacıyla kanunun genelinde kullanıldığı şekilde unvanlara yönelik yazım yeniden düzenlenmektedir.

III. - Y O K L A M A

 

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Yoklama talep ediyoruz.

BAŞKAN – Yoklama talebi vardır.

Sayın Özel, Sayın Sümer, Sayın Göker, Sayın Ünver, Sayın Başevirgen, Sayın Girgin, Sayın Özer, Sayın Ünsal, Sayın Gaytancıoğlu, Sayın Antmen, Sayın Şahin, Sayın Demirtaş, Sayın Arık, Sayın Alban, Sayın Tutdere, Sayın Ceylan, Sayın Ünlü, Sayın Polat, Sayın Yüceer, Sayın Kaboğlu.

Yoklama için iki dakika süre veriyorum ve yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda 12’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

 

13’üncü madde üzerinde 3 önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

İlk önergeyi okutuyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 13’üncü maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

MADDE 13 - 27/10/1999 tarihli ve 4458 sayılı Gümrük Kanununun 211 inci maddesinin aşağıdaki şekilde yeniden düzenlenmiştir.

Madde 211 — 1. Kanunen ödenmemeleri gerektiği halde ödenmiş olduğu belirlenen gümrük vergileri geri iade edilir. Kanunen tahakkuk ettirilmemeleri gerektiği halde tahakkuk ettirilen gümrük vergileri kaldırılır.

Ancak, kanunen ödenmemesi veya tahakkuk ettirilmemesi gereken gümrük vergileri ilgili kişinin kasten yaptığı bir tahrifat veya ticaret politikası önlemlerine tabi eşyanın gümrük kıymetinin yükümlünün kendi beyanı ile arttırılması sonucunda ödenmiş veya tahakkuk ettirilmişse, bu vergilerin geri verilmesine veya kaldırılmasına ilişkin talepler kabul edilmez.

2. Kanunen ödenmemeleri gereken gümrük vergileri, söz konusu vergilerin yükümlüye tebliğ edilmesi ve ilgilinin üç yıl içinde gümrük idaresine müracaatı üzerine geri verilir veya kaldırılır.

Kontrol ve denetleme sonucunda, geri verme veya kaldırma hallerinden birinin tespiti durumunda, aynı süre içinde geri verme veya kaldırma işlemi doğrudan yapılır. Bu süre mücbir sebep veya beklenmeyen hallerde uzatılabilir.

Mehmet Metanet Çulhaoğlu          Arslan Kabukcuoğlu                                Ayhan Erel

         Adana                                            Eskişehir                                           Aksaray

     Bedri Yaşar                                  Fahrettin Yokuş                                  Yasin Öztürk

        Samsun                                             Konya                                              Denizli

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ NİLGÜN ÖK (Denizli) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Samsun Milletvekili Sayın Bedri Yaşar.

Buyurunuz Sayın Yaşar. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BEDRİ YAŞAR (Samsun) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Maddeyle dünya piyasa fiyatlarından daha düşük fiyatlardan ithal edilen eşyaların gözetim uygulaması kapsamında izlenmesine imkân sağlanmaktadır. Yani özetle, şunu söylüyoruz, özellikle memleketimize gelen ham maddeler konusunda fiyat dengeleri de dâhil gözetim altına alınmasını bu maddeyle takip ediyoruz. Ama şunu da söyleyeyim ki özellikle, son dönemde emtia fiyatlarına şöyle bir baktığınız zaman çok ciddi artışlar olduğunu hep beraber görebiliriz. Bunlardan birkaç örnek de vermek istiyorum size, mesela, plastik ham maddesi bugün dolar bazında fiyatı yüzde 100 artmıştır. Yine, hazır giyimde kullanılan ham maddelerde de plastik ham maddesi de yine yüzde 50 oranında artmıştır. Pamuk elyafı, ipliği başta olmak üzere hazır giyim sektörünün kullandığı ham madde ve ara malların fiyatı da son üç ayda dolar bazında yüzde 50 oranında artmıştır. Buna paralel olarak navlun fiyatlarında yüzde 500’lere varan artışlar olmuştur.

Özellikle, bugün ihracatçılarımız konteyner konusunda çok ciddi sorunlar yaşamaktadır. Bugün, normal şartlar altında konteynerin fiyatı bin liradan 5 bin liralara çıkmıştır.

Değerli arkadaşlar, ben bunu sizin için anlatıyorum ama salonda sesimiz ne kadar ulaşıyor bilmiyorum.

Yani bugün fiyatlar açısından baktığınız zaman gerek kimya sanayisinde olsun… Mesela çimento sektörü, bugün 130 liradan başlayan çimento 2 katını geçti, 120 lirayla başlayan hazır beton fiyatları şu an 250 liralar civarında

Zonguldak milletvekilleri aramızda, sacın fiyatı 400 dolarlardan, 420 dolardan 800 dolar civarına çıkmış vaziyette. Yuvarlak demir fiyatı -inşaat demirinden bahsediyorum- fiyatlar 3 bin küsur liradan şu an 7.200 liraya çıkmış vaziyette. Aynı şekilde kereste fiyatları, “plywood” fiyatları, MDF fiyatları yani bir ham madde söyleyin ki fiyatı değişmemiş olsun. Bakın, özellikle inşaat sektöründe bu fiyatlarla bu şartlar altında eğer bir iyileştirme yapmadığımız takdirde firmaların çoğunun battığını hep beraber buradan seyredeceğiz. Dolayısıyla, devletin bu işi denetleme, organize etme, fiyatlara müdahale etme zamanı geldi geçiyor. Ben buradan hepinizi uyarıyorum: Bakın, özellikle bu ham madde fiyatları her sektörde, aklınıza gelecek her sektörde dolar bazında fiyatları artırdı. Bugün sadece ham maddenin ihracatından bahsediyoruz, ihracatın artışından bahsediyorsunuz ama bu fiyatların artışından dolayı iç piyasada da ciddi sıkıntıların yaşandığını ben buradan ifade ediyorum. Devlet regülasyon görevi görsün istiyoruz, düzenlesin diyoruz yani bugün çimentonun ham maddesinin yüzde 90’ı Türkiye’de, ne oluyor da çimento fiyatları artıyor? Toprağın fiyatı mı artıyor, taşın fiyatı mı artıyor, kullanılan madenlerin fiyatı mı artıyor? Peki, siz inşaat deyince hep 5 tane müteahhidi düşünüyorsunuz, hep böyle 21/b şartlarına göre ihale almış firmalar gibi düşünmeyin; onların tuzu kuru, çoğu da zaten dolar bazında belli garantilerle bu işi yapıyor ama bunun dışında kalanların gerçekten çok ciddi problemleri var, muhakkak size de ulaşıyordur.

İnşaat dediğiniz zaman sadece konut gibi algılamayın. Bugün hangi sektörde ne yaparsanız yapın muhakkak inşaatla haşır neşir olacaksınız. Hastane de yapsanız, fabrika da yapsanız, tarımla da uğraşsanız, hangi sektörle uğraşırsanız uğraşın muhakkak bu ham maddelerle yüz göz olacaksınız. Yani bugün cam fiyatları, alüminyum fiyatları öyle bildiğiniz gibi değil.

Buradan uyarıyorum: Bu fiyatlara müdahale etmediğiniz sürece gerek iç piyasada gerekse dış piyasada firmalarımızın rekabet etme gücü kalmayacak. Gerektiğinde fiyatlara müdahale ediyorsunuz, bugün de mesela, demir ithalatını serbest bırakabilirsiniz, çimento ithalatını serbest bırakabilirsiniz veyahut da Rekabet Kurumu diye bir kurum var, hiç olmazsa değerli arkadaşlar bu kurumu çalıştırın, bu kurumun üzerinde biraz duralım. Yani bütün bu fiyat artışlarına rağmen ben Rekabet Kurumunun herhangi bir fabrikaya veya herhangi bir müesseseye bir ceza kestiğini görmedim. Zaten özellikle bu ham maddeyle ilgili üretim yapan tesislerin önemli bir kısmı da yabancıların elinde yani bugün Türkiye’deki çimento sektörünün -tahmin ediyorum- yaklaşık yüzde 85’i zaten yabancıların elinde ama devlet bugün için var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

BEDRİ YAŞAR (Devamla) –Hep serbest piyasadan, işten, istihdamdan bahsediyoruz; eğer bununla ilgili düzenlemeleri yapmadığımız takdirde, müdahale etmediğimiz takdirde, göreceksiniz, toplu işten çıkarmalar da dâhil, her şeyle muhatap olacağımız konusunda biz muhalefet olarak buradan sizi uyarıyoruz.

Ümit ediyoruz ki önümüzdeki günlerde bir müdahale yaparsınız da piyasa normal şartlar altında cereyan etmeye başlar diyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 277 sıra sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 13’üncü maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

MADDE 13- 27/10/1999 tarihli ve 4458 sayılı Gümrük Kanununun 211 inci maddesinin birinci fıkrasının ikinci paragrafına “kasten yaptığı bir tahrifat” ifadesinden sonra gelmek üzere “veya ticaret politikası önlemlerine tabi eşyanın gümrük kıymetinin yükümlünün kendi beyanı ile artırılması” ibaresi eklenmiştir.

                      

         İlhami Özcan Aygun                                    Cavit Arı                Mehmet Bekaroğlu

                 Tekirdağ                                             Antalya                 İstanbul

         Kamil Okyay Sındır                                 Alpay Antmen            Mustafa Sezgin Tanrıkulu

                    İzmir                                                Mersin                  İstanbul

                                                                        Mahir Polat

                                                                            İzmir

 

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ NİLGÜN ÖK (Denizli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen İzmir Milletvekili Sayın Mahir Polat.

Buyurunuz Sayın Polat. (CHP sıralarından alkışlar)

MAHİR POLAT (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan torba yasanın 13’üncü maddesi üzerine söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Teklifin 13’üncü maddesi 4458 sayılı Gümrük Kanunu’nun 211’inci maddesinde bir değişiklik öngörüyor. Peki, 211’inci madde bize ne anlatıyor? Gümrük Kanunu’nun 211’inci maddesi, hiç ödenmemesi gerektiği hâlde alınan vergilerin geri ödenmesi, bir de tahakkuk ettirilmemesi gereken vergilerin tahakkukunun ortadan kaldırılması ve bununla birlikte, ne zaman, ne şekilde yapılacağının usul ve esaslarının belirlenmesi açısından yapılmış bir kanun. Bu maddeyle yapılmak istenen düzenlemenin amacı ne?

Değerli arkadaşlar, ticaret politikaları önlemleri kapsamında gözetim tebliğinden kaynaklanan birtakım sorunlar var, bunları ortadan kaldırmak için bir kanun düzenlemesi yapıyorsunuz. Bir eşya eğer bu önlemler çerçevesinde gözetim tebliğine tabi ise Ticaret Bakanlığına başvurursunuz belgelerinizle birlikte, gider gözetim belgesi alırsınız. Bugün, eğer gözetim tebliğine tabi bir eşyayı ithal etmek istiyorsanız, Ticaret Bakanlığına başvurmanız dolayısıyla hiçbir şekilde belge almanız söz konusu değil, yüzde 99’un üzerinde reddedilir. Peki, ithalat yapamaz mısınız? Yaparsınız. Nasıl yaparsınız? Gözetim tebliğinde karşısında bulunan rakamı CIF kıymetine çıkarttırarak, yükselterek yani ortaya hayalî bir kıymet koyarak ithalat yapabilirsiniz.

Değerli arkadaşlar, yani “Gümrük Kanunu’nun 24’üncü maddesindeki Gümrük kıymeti satışa esas kıymettir uygulamasını boş verin, siz hayalî bir şekilde gümrük kıymetini yükseltin, ben sana izin vereyim.” diye bir anlayış egemen oldu bu gözetim tebliğiyle beraber. Yani, geçmişte bir hayalî ihracat vardı biliyorsunuz, olmayan maddeleri ihraç edip KDV iadesi almak gibi. Şimdi, bu maddeyle birlikte olmayan bir kıymeti hayalî olarak koyup kâr etmeye çalışıyorsunuz. Ne oldu? Kanuna aykırı olarak bir yükseltme yaptınız, bir kıymet yükseltmesi ve vergi almaya başladınız. Bunun sonucunda basiretli tacirler sizi dava ettiler. Dava sonucunda bunlar iade edilmeye başlandı. Mahkemeler bunların iade edilmesine karar verdiler. Sonra, siz başka bir garabete daha imza attınız. Dediniz ki: “Kardeşim, ben senin ithalatına izin vereceğim fakat sen beni dava etmeyeceğine dair bir taahhütname verirsen ‘Ben seni dava etmeyeceğim.’ dersen sana bu malların ithalatına izin vereceğim.” dediniz. Bu tür düzenlemeler Anayasa’nın 2’nci maddesinde belirtilen hukuk devletinin en önemli ögelerinden biri olan belirlilik ilkesini ihlal etmektedir değerli arkadaşlar. Gümrüklerde çok çeşitli vergiler, çok çeşitli cezalar alınmaktadır. Bu vergisel ve mali yükümlülüklerden bir kısmı malın ithali aşamasında alındığı gibi bir kısmı da ilgili idare adına diğer bankalarda açılan hesaplara yatırılıp gümrük beyanı sırasında dekontların ibraz edilmesi suretiyle yapılır. Birçok ceza, birçok vergi vardır; bunlara baktığımız zaman gümrük vergisinden başlar, Tütün Fonuna kadar gider. Hepsinin yasal dayanağı ve hangi idare adına tahsil edildiği bellidir değerli arkadaşlar. Gümrük idaresi tarafından tahsil edilen bütün vergiler Anayasa’daki “vergilerin yasallığı” ilkesine göre bir kanun lafzına dayanmaktadır yani kanunsuz bir vergi, gümrük tarafından, gümrük idareleri tarafından tahsil edilmez. Tacirin kendi özgür iradesiyle eşyanın gerçek gümrük kıymet beyanını yapmasına rağmen, daha fazla vergi almak için tacire baskı yapıp özgürlüğünün dışında bir kıymet yükseltilmesine gitmek ticaretin olağan akışına aykırıdır değerli arkadaşlar. Bu uygulamada özgür iradeden bahsetmek söz konusu olmadığı gibi kamu gücünü elinde bulunduran erk, tacire karşı anayasal bir suç olan angarya suçunu işlemektedir. Hâlen uygulanmakta olan bu kanuni işlem şimdi kanun metnine konularak düzeltilmeye çalışıyor. Yani devriiktidarınızda “Biz kanunlara uymuyoruz, kanunları kendimize uyduralım.” mantığındasınız fakat yanlış bir mantık. Bu durum, Anayasa’ya, kamu yararı ilkesine ve hakkaniyete açıkça aykırı bir durumdur. Tacirlere de yazık ediyorsunuz, bugünlerde tacirler zaten zor günler yaşarken üstüne böyle bir garabetle karşılaştırıyorsunuz. Bunlar mahkemeden tekrar dönecek diyorum, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 277 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 13’üncü maddesinde yer alan “gelmek üzere” ibaresinin “gelecek şekilde” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Mahmut Celadet Gaydalı                   Murat Sarısaç                                     Nuran İmir

          Bitlis                                                  Van                                                 Şırnak

   Ali Kenanoğlu                                                                                           Abdullah Koç                

        İstanbul                                                                                                        Ağrı                        

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ NİLGÜN ÖK (Denizli) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Van Milletvekili Sayın Murat Sarısaç.

Buyurunuz Sayın Sarısaç. (HDP sıralarından alkışlar)

MURAT SARISAÇ (Van) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Tüm halkımızı saygıyla selamlıyorum.

Bugün AKP Türkiyesinde işsizlik yaygınlaşıyor, enflasyon yükseliyor, vergiler artıyor, halk günden güne yoksullaşıyor. Bu yüzden sırça saraylarından “Ekonomimiz uçuyor.” demenin bir anlamı yok. Yine AKP Türkiyesinde görece var olan demokrasi bitirildi, adalet tüketildi, özgürlükler çalındı ama dev aynasından kendine bakanların cihana hükmederiz böbürlenmesinin de bir hükmü yok. Dolayısıyla siyasi ömrünü tamamlamış bir partiyle karşı karşıyayız. Tam da bu yüzden AKP, siyasi ikbali ve bekası uğruna ülkeyi OHAL koşullarına zorluyor çünkü gençlerin, kadınların, halkların yarınlarına çökmeye çalışan bir anlayış var.

Kaba kuvveti elinde toplayan bu iktidar, jakoben bir iktidar; öyle olmasaydı ilgili maddede vergiyle ilgili bir düzenleme yaparken verginin yüksekliğine işaret eder, temel sorunlara çözüm bulmaya çalışırdı. Bunun yerine AKP, kendi Robin Hood’unu yaratıyor. Robin Hood, zenginden aldığını fakire verirdi ama AKP Robin Hood’luğu, yüksek vergilendirmelerle, hazine garantili ihalelerle halkın cebinden aldığını yandaş holdinglere veriyor. Hatta, AKP’nin propaganda aracına dönüşen TRT’nin yüzde 88’lik geliri de cebimizden çalınıyor. Bunun adı, halkın cebine çökmedir.

Siyasi iktidar, ülkenin barışına, demokrasisine, hukukuna da çöktü. Oysaki bütün bunlar ekmek gibi, su gibi elzem olan şeylerdi. Yani harekete geçirilen darbe dinamiğiyle ve halkın gittikçe yoksullaşan durumuyla aslında biz bunları çok iyi gördük.

Kürtlere, Kürt halkına kulak vermedikçe, Kürt sorunu çözülmedikçe iktidar da Hükûmet de sürekli yerinde patinaj yapan bir durumda olacaktır. Bu yüzden, tecride bir an önce son verilmeli, diyalog ve müzakerenin yolu açılmalıdır.

Yine, aynı şekilde, Kürt sorununa yaklaşım biçimi savaş politikalarıyla değil… Burada, tamamen 1921 ruhuyla, bu Mecliste tekrar oturulup Kürt sorununun barışçıl ve demokrasi yoluyla nasıl çözüleceği üzerine de çözümler geliştirilse, öneriler geliştirilse eminim ki bugünden çok daha iyi bir duruma gelecektir Türkiye ve bu sorun da aşılacaktır. Yoksa Kürtlerin siyaset yapma hakkına sürekli saldırarak, ülkeyi bir açık cezaevine dönüştürerek hiçbir şekilde sonuç alınamaz. Bir de Diyarbakır’da sadece Kürtçe şarkılar söyleyerek de emin olun ki hiçbir Kürt’ü kandırmanın artık hiçbir imkânı kalmamıştır.

Yine, sayın arkadaşlar, hiçbir hukuki temeli olmadan atanan kayyumlarla Van’a da çöktüler. Halkın doğrudan katılımını sağlayan yerel yönetimler boşa çıkarıldı, Van neredeyse üç beş bürokrata teslim edildi. Bugün Van’da ciddi bir talan ve yağma anlayışı var. Bu üç beş bürokrat ve yine aynı şekilde kayyum bu yağma ve talan düzenini elinde bulundurmak için de her türlü çabayı harcıyor, son beş yıldır da Van’da kesintisiz eylem ve etkinlik yasaklarının olmasının da asıl sebebi budur çünkü hiç kimsenin onların tekerine çomak sokmasını istemiyorlar.

Size Van’dan sadece bu çökme hikâyesiyle ilgili bir parkomat uygulamasından bahsetmek istiyorum. Van’da önceden birkaç sokakta başlatılan bir parkomat programı oldu, bir uygulaması oldu. Bu, baktılar ki birçok yerden artık bir para getiriyor, bunu neredeyse Van’ın artık bütün sokaklarına yaydılar yani tam anlamıyla bir soygun düzeni yaratıldı bunun üzerinden. Bildiğimiz alternatif yollar üretmek üzerine, park alanları üretmek üzerine yani o araçların park edileceği alanlar üretmek üzerine tam tersine Van halkının, bu işsizlikle boğuşan, yoksullukla boğuşan Van halkının sadece bir yere aracını park etmesi bile AKP kayyumlarına bir para aracına dönüştü ve bu yüzden de bu uygulamayı her gün daha da genişletiyorlar. Yine, hakeza, bu parkomat uygulaması normalde Erzurum Bölge İdare Mahkemesinden dönmesine rağmen, Sayıştay raporlarına yansımasına rağmen hiçbir şekilde bir inceleme yapılmıyor bununla ilgili, hatta bunu bile Van halkına  o kadar çok görüyorlar ki bu parkomat şirketi bile Vanlı olmayan şirketler tarafından Van’a getiriliyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

MURAT SARISAÇ (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Neyse ki bir yurttaşımızın başvurması üzerine Erzurum Bölge İdare Mahkemesi bu parkomat cezalarını hukuka aykırı gördü, belki bu şekilde bu parkomat kararı emsal olur ama biz biliyoruz ki zaten kayyumun kendisi

hukuksuz olduğu için çok hukuka da riayet edeceğini düşünmüyoruz açıkçası. Zaten bu parkomat uygulaması Vanlıların trafik sorununu da hiçbir şekilde gidermedi. Dediğim gibi, sadece yolda herhangi bir Vanlı aracını park ettiğinde park cezası kesiliyor. Çünkü zaten kayyumun trafikle ilgili eğer bir derdi olmuş olsaydı Van’da daha önce, bizim belediyelerimiz döneminde çok katlı otopark yapılmıştı ama AKP’nin AVM aşkından dolayı bu, AVM’ye çevrildi, şu an AVM olarak da atıl bir durumda.

Yine, Van’ın en büyük sorunu, çevre yolu sorunu. Bu da her sene AKP tarafından söz verilmesine rağmen hiçbir şekilde bitirilmiyor.

Biz de şunu söylüyoruz: Biz her şekilde o tekere o çomağı sokacağız ve nasıl ki Boğaziçi’nde o kayyumlar gönderilmişse bugün bizim belediyelerimizde olan bütün kayyumlar da o şekilde gönderilecektir.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

13’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 13’üncü madde kabul edilmiştir.

Sayın Kemalbay...

 

 

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Doğu Anadolu fay hattında çok ciddi birikim var, özellikle Karlıova-Bingöl arasında ciddi deprem bekleniyor. Ayrıca Marmara Denizi için de büyük risk var; Ege, İzmir aynı şekilde. Depremler olmadan, insanlar ölmeden, çürük yapılar yıkılmadan önlem almayı düşünüyor musunuz?

Deprem eylem planı ve kanunu genişletmek istiyor musunuz; tabii, torba yasayla değil?

Bugüne kadar tamamlanan binaların depremzedelerin ihtiyaçlarını karşılamaktan uzak olduğu aşikârdır. Hâlâ pandemiyi konteynerlerde geçiren insanlar var. Vadedilen deprem evleri ne zaman teslim edilecek? Toplanan deprem vergilerine ne oldu, bunu sormak vatandaşların hakkı. Demokratik toplumun en önemli unsurlarından biri de aktif vatandaşların vergisine sahip çıkmasıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

 

 

1. Ankara Milletvekili Orhan Yegin ve 45 Milletvekilinin Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/3740) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 277) (Devam)

BAŞKAN – Birinci bölümde yer alan maddelerin oylamaları tamamlanmıştır.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

                                                                                Kapanma Saati: 23.07

 

 

 

DOKUZUNCU OTURUM

Açılma Saati: 23.26

BAŞKAN: Başkan Vekili Nimetullah ERDOĞMUŞ

KÂTİP ÜYELER: Şeyhmus DİNÇEL (Mardin), Enez KAPLAN (Tekirdağ)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 105’inci Birleşiminin Dokuzuncu Oturumunu açıyorum.

277 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon yerinde.

Şimdi, ikinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz. İkinci bölüm 14 ila 26’ncı maddeleri kapsamaktadır.

İkinci bölüm üzerinde söz isteyen İYİ Parti Grubu adına Samsun Milletvekili Sayın Erhan Usta.

Buyurunuz Sayın Usta. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA ERHAN USTA (Samsun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 277 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin ikinci bölümü üzerinde konuşacağım. İYİ Parti Grubu adına söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlarım.

Tabii, Mehmet Günal diye bir milletvekili arkadaşımız vardı, o “torba hukuku” demişti. Aslında yani ona rahmet okutacak bir kanun teklifi var önümüzde; torba hukukunu geçti bu, çorba hukuku oldu ama bu bahsi daha fazla uzatmayacağım, arkadaşlarımız bunlara ilişkin değerlendirmeleri yaptı.

Değerli arkadaşlar, bu ikinci bölümde OHAL uygulamalarıyla ilgili 2 tane kanun maddesi var. Ben daha çok bu konuşmamda onların üzerinde durmak istiyorum. Alınmış bir tabii… Hain bir darbe girişimi yaşadı ülkemiz 15 Temmuzda, 2016’da, iki yıl OHAL kararları alındı, OHAL’le yönetildi; gerekliydi ama iki yıldan sonra, üç yıl boyunca da OHAL kararı olmaksızın aslında, ülkede bir OHAL uygulaması oldu.

Şimdi, tabii, burada nedir? 2 tane madde var, 20’inci madde ve 23’üncü madde -diyor ki işte- üyelik, mensubiyet, iltisak ve irtibatlı olan işte, kamu görevlilerinin ihracı, rütbelerinin sökülmesi, unvanlarının alınması, mesleklerini icradan men edilmesi, pasaportlarına el konulması gibi mahkeme kararı olmadan idari tasarrufla bunları üç yıl daha yapamayacaklarına ilişkin hükümler içeriyor.

Diğer husus da kayyum atanması meselesi. Yani özel mülkiyeti, mülkiyet hukukunu, mülkiyet hakkını hiçe sayacak bir şekilde kayyum atanmalarına da imkân veren bir düzenleme getiriliyor.

Değerli arkadaşlar, OHAL uygulamalarının uzatılması talebi terörle mücadeleyle izah edilemez. Bizim mevzuatımızda aslında, terörle mücadele konusunda hem idareye hem de yargıya çok geniş yetkiler tanınıyor, bu girmeye çalıştığımız Avrupa Birliği mevzuatının çok üzerinde yetkiler tanınıyor. Terör örgütlerinin kökünü kuruttuğunu ifade eden Hükûmetin bununla çelişecek şekilde, şimdi üç yıl süreyle bu OHAL uygulamalarını uzatması talebini de anlamak mümkün değil.

Bir de sürekli yargı reformundan bahsediliyor. Yani bir yandan yargı reformundan bahsedeceksiniz, bir yandan da evrensel hukuk normlarına tamamen aykırı, hürriyeti kısıtlayıcı, özel mülkiyeti yok edici, iş güvenliğini yok edici uygulamaların da yolunu açacaksınız; bunları izah etmek mümkün değil. Artık Türkiye terörle mücadelesini sürdürmelidir, sonuna kadar sürdürmelidir, hiç taviz vermemelidir ancak bunu normal hukuk düzeni içerisinde yapmak durumundadır. Tabii, idare bu yetkilerini, özellikle kamu görevlilerinin ihracına ilişkin yetkilerini kullanırken hiçbir sorumlu da bulunmamaktadır. Biz, bunları yaşayarak gördük değerli arkadaşlar. FET֒yle irtibatlarından dolayı bir kısım kamu görevlileri kendi o komplekslerini kapatmak için milletin çocuğunu acımasızca ihraç ettiler, acımasızca kararlar verdiler, tabii -hiçbir sorumluluk olmaması- hukuk devletinde bir yetki kullanıyorsanız onun karşısında mutlaka bir sorumluluğunuzun olması gerekir, bu sorumluluğun olmaması da bu tür mağduriyetleri bu anlamda artırdı. Şimdi, bunların tekrar uzatılması talebiyle gelinmesini doğrusu açıklamak mümkün değil, hukuk ilkeleriyle açıklamak mümkün değil. Şimdi, tabii, burada amaç terörle mücadele mi -çünkü terörle mücadeleye imkân verecek geniş yetkiler var- yoksa muhalif düşünen herkesi sindirme, korkutma, onların mülkiyetine, özgürlüğüne el koyma işi midir? Yani bu hâli almıştır, dolayısıyla, burada çok ciddi endişelerimiz vardır.

Hain darbe girişiminden beş yıl sonra temel insan hak ve hürriyetlerini sınırlamaya izin veren hiçbir yetki yasal ve meşru değildir; ülkenin huzuruna, kardeşliğine zarar verir, ülke ekonomisine verdiği zararları görüyoruz zaten. Bugün eğer yüksek enflasyonu, yüksek faizi konuşuyorsak bunların nedenlerinden bir tanesi de Türkiye’nin yönetim tarzıdır.

Bu mücadelede, özellikle FET֒yle mücadelede çok ciddi mağduriyetler oluşmuştur, bunu görmek gerekir. Bir AK PARTİ milletvekilinin, “FETÖ borsası” diye burada söylediği bir kavram var biliyorsunuz; insanlar artık bunları yaşayarak görüyor. Dolayısıyla, FET֒cüler, gerçek FET֒cüler hakikaten parasını bastırıp kurtuldular; kimisi zaten yurtdışına kaçtı, kimisi de hâlen siyasetin içerisinde, hâlen bürokrasinin içerisinde. Bunların açık beyanları var -bunlara rağmen- bunlar ortadayken bunlarla ilgili hiçbir işlem yapılmadı. 17-25 Aralık sonrasında dahi FET֒ye övgüler düzen, bugün AK PARTİ’de siyaset yapan üst düzey siyasetçiler var; bunları görmek lazım. Bunları görmeden bugün alt düzeydeki, hani Sayın Erdoğan’ın “ibadet” diye tarif ettiği kesimdeki yaklaşık yüz binden fazla insanın işinden aşından edilmesi de çok anlaşılabilir değil. Hâlbuki bizim yapmamız gereken şey kardeşliği, huzuru tesis edecek uygulamalardı. Evet, bu insanların belki bir kısmı gerçekten o örgütle bilmeden yani safiyane duygularla iş birliği içerisinde olmuş olabilir ama yüz binlerce insanı mağdur etmek yerine, işinden aşından etmek yerine, babasını işinden atıp, çocuğunun ilacının kesilmesi gibi uygulamalar yapmak yerine buralarda daha merhametli davranmak gerekirdi. Eğer bu yapılmış olsaydı, bu insanlar bugün FET֒den, Fetullah Gülen’den nefret edeceklerdi fakat yaptığınız yanlış uygulamalardan dolayı ben nefret eden hiç kimseyle henüz karşılaşmadım. Çünkü devletin yaptığı, devleti adına bu mücadeleyi sürdürenlerin yaptığı bir kısım uygulamalar insanları onların kucağına doğru itti. Bu da, FETÖ de bu yapılan uygulamalar nedeniyle ellerini ovuşturdu; bunu da görmek gerekir.

Diğer taraftan, itiraf mekanizması, Türkiye’de iftira mekanizmasına dönüşmüştür, bununla ilgili de çok ciddi mağduriyetler oluşmuştur.

Değerli arkadaşlar, biliyorsunuz bir OHAL Komisyonu var. Yani, bu Komisyon, yaklaşık 126 bin tane kamu görevinden çıkarma olmak üzere 132 bin tane tedbir işlemi gerçekleştirmiş. Tabii, bunların çok önemli bir kısmına zaten hep ret verdi ama hâlen elinde 10 binin üzerinde dosya OHAL’de, OHAL Komisyonunda beklemektedir. Bu, yargı yolunu tıkayan ya da geciktiren bir mekanizma hâline gelmiştir. Bunlarla ilgili, ellerinde bir şey olmuş olsa zaten hemen kabul kararlarını yani idarenin aldığı kararı kabul eden kararı verecekti. Belli ki bunlarla ilgili elinde bir şey yok, bunlar referans da bulamamışlar -çünkü son zamanda bir de referans meselesi konuşuluyor- dolayısıyla bu dosyalar burada bekliyor. İnsanlara daha fazla zulmetmenin gereği yok, varsa bunların FET֒cülüğüne ilişkin ellerinde bir tespit, evet, atılsın ama değilse de bu insanlar artık işlerine başlatılsın. Bunun mutlaka yapılması gerekir.

Diğer bir husus, beraat kararı almış veya “Kovuşturmaya gerek yoktur.” diye -özellikle ben hani FETÖ ihraçları için söylüyorum- bu tür kararlar almış insanlar var. Yani artık bir mahkeme kararıyla bu insanların FET֒cü olmadığına ilişkin bir karar tesis edilmiş. Yani bunlar niye işine başlatılmıyor, bunu anlamak mümkün değil. Burada da yine hukuku çalıştırmamız gerekiyor.

Şimdi, tabii, bir yandan bakıyorsunuz, Bank Asyaya para yatırdı diye… Yani, çağrı dönemlerinde yüksek para yatırdıysa ona bir şey demiyorum, onlar gerçekten FET֒cüdür ancak bildiğimiz bir sürü olay var; yani, işte, belli bir havale yapmak için babası oğluna göndermiş, oğlu bilmem kime göndermiş filan, bu tür paralardan dolayı, Bank Asya işlemlerinden dolayı binlerce insan görevden atıldı. Fakat Bank Asyada, hani, kurdele kesenleri filan da demiyorum ama şu anda yani ismini vermekte de bir sıkıntı görmüyorum, Sermaye Piyasası Kurulu Başkanı -bakın, FET֒cü filan demek için bunu söylemiyorum- Ali Fuat Taşkesenlioğlu. Efendim, bu arkadaş Erzurumlu, Atatürk Üniversitesi mezunu, 1996 yılında Asya Katılım Anonim Şirketinde başlıyor, oradan basamak basamak geliyor, Genel Müdür Yardımcılığına kadar yükseliyor, 2012 yılında da oradan ayrılıyor ve Vakıflar Bankasına, Halk Bankasına geçiyor. On altı yıl burada çalışmış bu arkadaşımız. Şimdi, hani başkalarına diyorsunuz ya, üyelik, mensubiyet, iltisak, irtibat; ya, bunların hadi ilk 3’ü yok, yani irtibat da mı yok; on altı yıl boyunca bir kurumda çalışıp en üst basamağa kadar gelmiş birisinde bir irtibat dahi yok da o yüzden mi bu insan şu anda Sermaye Piyasası Kurulu Başkanlığı yapıyor? Sadece örnek olsun diye söylüyorum, kendisinin FET֒cü olduğunu iddia etmiyorum ama bu Bankanın önünden geçenler, bu Bankaya para yatıranlar “FET֒cü” diye ihraç edilirken bu Bankada uzun süre çalışanların bugün üst düzeyde yer almaları hiçbir şekilde izah edilemez ve bu, insanları incitiyor, insanların adalet duygusunu incitiyor. O yüzden insanlar diyor ki: “Kardeşim, beni en ufak bir şeyden dolayı attınız, hiçbir irtibatım olmadığı için, bir yemeğe gittiğim için ben ihraç oldum ancak orada işte, onlarla iş birliği yapan herkes bugün çalışıyor, işinde gücünde.”

Bir de siyasi ayak meselesi var yani bunun hiç siyasi ayağı yok muydu? Siyasi ayağıyla ilgili niye bir tane operasyon yapılmadı? Bakın, tekraren söylüyorum, 17-25 operasyonları sonrası, ki ondan önce olanların da bence soruşturulması gerekir ama 17-25’ten sonra dahi Fetullah Gülen’e övgü düzen üst düzey AK PARTİ’li siyasetçiler niye FET֒yle ilgili herhangi bir sıkıntı çekmiyorlar? Şimdi, tabii, AK PARTİ, FET֒yle et ile tırnak gibi oldu, o yüzden hep burada, bu kürsülerde yani daha önce 26’ncı Dönemde konuşurken de “Bunun çözüm noktası adil yargılamadır. Evrensel hukuk normları içerisinde ancak adil yargılamayla FET֒yle mücadele yapılabilir.” dedik ama bu mücadele hiçbir şekilde maalesef yapılmadı. Artık bu aşamadan sonra insanları devlete daha fazla küstürmenin gereği yok. Bakın, terörle mücadele yapılsın, mutlaka yapılmalı, yapılmazsa Hükûmete hesap sorarız, o ayrı bir konu ancak bizim kanunlarımız yeteri kadar yetki vermektedir efendim, emniyet birimlerine.

Dolayısıyla, artık bu aşamadan sonra Türkiye’yi normalleştirmek gerekir. Eğer biz Türkiye’yi normalleştirmeyi beceremezsek bunun bedelini hep ağır bir fatura olarak öderiz. Burada sadece ekonomik maliyetlerini değil, bu Türkiye’nin itibarını değil ancak milletimizin de daha fazla devletine küstürülmemesi gerekir çünkü nihayetinde milletimizin, insanlarımızın devleti sevmesi lazım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

ERHAN USTA (Devamla) – Teşekkür ederim Başkanım.

FET֒yle irtibatlı olanların da devlete küsmek yerine FET֒den nefret etmesini sağlamak gerekir diye düşünüyorum. Kripto FET֒cüler bu süreci yönetmiştir, bu çok önemli bir tespittir, bu tespit de bir siyasi partinin Genel Başkanına aittir ve ağır hasar yapmışlardır, Hükûmet de maalesef bu yapılanlara sessiz kalmıştır.

Şimdi, bakın, sadece birkaç tane uluslararası endeks vermek istiyorum, 2016-2020 mukayesesi yapacağım yani yaptığımız bu uygulamaların nelere mal olduğunu görmek açısından. Bakın, Küresel Rekabet Endeksi’nde Türkiye 2016’dan -2020 de değil, 2020’si çıkmamış- 2019 yılına 6 basamak kötüleşmiş ve 61’inci sıraya düşmüş. Hukukun Üstünlüğü Endeksi’nde Türkiye 2016-2020 döneminde 8 basamak kötüleşmiş ve -zaten kötüleşecek başka yer kalmadığı için daha fazla kötüleşmiyor diyor- 128 ülke içerisinde 107’nci sıraya kadar gerilemiş. Yolsuzluk Endeksi’nde 2016’dan 2020 yılına gelindiğinde Türkiye 11 basamak kötüleşiyor ve 86’ncı sıraya kadar düşüyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERHAN USTA (Devamla) - Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

ERHAN USTA (Devamla) – Hemen bitiyorum, çok teşekkür ederim.

Arkadaşlar, Özgürlük Endeksi’nde Türkiye dört yılda 54 basamak kötüleşiyor yani 210 ülke arasında 154’üncü sıraya kadar geriliyor. Dönüşüm Endeksi’nde -buna demokrasi statüsü açısından baktığımızda- dört yılda 44 basamak kötüleşiyor. Ekonomi statüsüne baktığımızda 27 basamak kötüleşen bir Türkiye var. Yine, Yönetim Endeksi’nde Türkiye son dört yılda 66 basamak birden kötüleşiyor.

Bu ülkenin itibarıyla oynamaya kimsenin hakkı yok. Terörle mücadele edilsin, evet edilmeli, edilmezse hesap sorarız ancak bunu normal hukuk standartları içerisinde yapmak lazım, evrensel hukuk normları içerisinde yapmak lazım. Bunu bahane ederek böyle olağanüstü bir hâl oluşturup bunun üzerinden siyaseten nemalanmaya çalışan bir AK PARTİ yönetimi var. Buna da Türk milletinin geçit vermemesi gerekir diye düşünüyorum, Meclisin de buna alet olmaması gerekir diye düşünüyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Kayseri Milletvekili Sayın Mustafa Baki Ersoy.

Buyurunuz Sayın Ersoy. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA MUSTAFA BAKİ ERSOY (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 277 sıra sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin ikinci bölümü üzerinde konuşma yapmak üzere Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi ve bizleri izleyen yüce Türk milletinin tüm fertlerini saygılarımla selamlıyorum.

Geride bıraktığımız günlerde 5’inci yılını idrak ettiğimiz, ederi 1 dolar olan FET֒nün gayrimeşru çocuklarının devletimize ve milletimize karşı başlattığı hunhar darbe girişiminde Hakk'a yürüyen şehitlerimizi rahmetle ve minnetle anıyor; kahraman gazilerimize şükran ve hürmet dileklerimle birlikte sağlıklı, huzurlu ve uzun bir ömür temenni ediyorum. Aklımızdan bir an olsun çıkarmayalım ki kahramanlar vurulunca değil unutulunca ölürler. 15 Temmuzda o meşum saatleri, melun emelleri, hain niyetleri de unutmadık, unutmayacağız, unutturmayacağız.

Değerli milletvekilleri, görüştüğümüz kanun teklifi genel gerekçesinde de ifade edildiği gibi kamu kurum ve kuruluşlarımızın ihtiyaçları ile son dönemde vatandaşlarımızdan gelen taleplerin karşılanması amacıyla çeşitli konularda kanuni düzenlemelerin hayata geçirilmesini amaçlamaktadır. Teklifle 76 numaralı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’yle Türkiye İstatistik Kurumunun özel bütçeli kuruluş olarak sayılması sebebiyle bu değişikliğe uyum sağlamak amacıyla ilgili mevzuatta teknik değişiklikler yapılmaktadır. Bu değişiklik kapsamında Türkiye İstatistik Kurumu (II) sayılı cetvelin özel bütçeli idareler kısmına eklenmiştir.

Teklifle Engelliler Hakkında Kanun’un geçici 3’üncü maddesinde düzenlenen erişilebilirliğin sağlanabilmesi için yerine getirilmesi gereken yükümlülüklerin Covid-19 salgını sebebiyle aksaması nedeniyle yükümlülüğün maliyet ve niteliğine göre ilave süre verilmesine imkân tanınması amaçlanmaktadır. Böylece kanundaki “üç yılı” ibaresinden süre uzatımına gidilmiştir.

Teklifle bir başka değişiklikle özellikle pandemi döneminde küresel salgının etkisi altında zorluklarla karşılaşan işverenlerimizin iş gücü maliyetlerini düşürerek istihdamı korumaları ve artırmalarını desteklemek amacıyla 2016 ila 2020 yılı sonuna kadar uygulanan asgari ücret desteğinin 2021 yılında da uygulanmaya devam etmesi sağlanacaktır.

Teklifle karşılıksız çek keşide etmek suçundan 30 Nisan 2021 tarihi itibarıyla mahkûm olan vatandaşlarımızın ödenmemiş çek bedellerinin onda 1’ini 30 Haziran 2022 tarihine kadar, diğer taksitleri anılan tarihten itibaren ikişer ay arayla, 15 eşit taksitle ödemeleri hâlinde mahkûmiyetin bütün sonuçlarını ortadan kaldırma imkânı tanımaktadır; böylece, ödemelerine sadık kaldıkları sürece infazları durdurulacaktır. Bu hüküm 30 Nisan 2021 tarihine kadar işlenen suçlarda yargılama aşamasında olan dosyalar hakkında da uygulanacaktır.

Teklifle, bankalar dâhil muhtelif şirketlerin çözümleme, tasfiye ve yönetimi konusunda ihtisas kurumu olması ve tasfiye sürecinin hızlı ve etkin bir şekilde yürütülmesi bakımından Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu tarafından tasfiyesine karar verilen şirketlerin tasfiye sürecinin Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu tarafından yerine getirilmesi öngörülmektedir.

Görüşmekte olduğumuz bu teklifle, yine, Tarım ve Orman Bakanlığından yetki belgesi almadan veya bildirimde bulunmadan tütün ticareti yapanlara yönelik ceza hükmünün 1 Ocak 2022 tarihine kadar ertelenmesi amaçlanmaktadır.

Teklifle, terör örgütlerine aidiyeti, ilişiği bulunan veya irtibatlı kişilerin sahibi yahut ortağı oldukları şirketlere yönelik yürütülen soruşturma ve kovuşturmalarda Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’nun kayyum olarak atanmasına ilişkin hükmün 31 Temmuz 2021 tarihinden itibaren yine süre uzatımı sağlanacaktır. Terör örgütleriyle mücadele kapsamında kamu görevlilerinin görevden uzaklaştırılması, ihracı, rütbelerin geri alınması, mesleğe ilişkin unvanların kullanılmaması gibi ihtiyaç duyulan birtakım tedbirlere ilişkin düzenlemelerin sürelerinin ihtiyaca binaen uzatılması da amaçlanmaktadır.

Görüşmekte olduğumuz kanun teklifiyle, Covid-19 salgını sebebiyle gerçekleştirilemeyen kooperatif genel kurul toplantıları için kooperatiflere ilave üç ay süre verilmektedir.

Son olarak, gümrük hizmetleri ve kaçakçılıkla mücadele görevlerinde yer alan bazı personellerimize yüksek hizmetleri ve olağanüstü yararlılık göstermeleri durumunda ödül verilmesi amaçlanmaktadır.

Değerli milletvekilleri, mobilyanın başkenti konumunda olan Kayseri’mizin Vekili olarak yakından takip ettiğim, pandemi döneminde sorunları artan sektörlerden biri olan mobilya sektöründeki sanayicilerimizin bazı sorunlarına değinmek istiyorum.

Ham madde tedarik zincirinin bozulmasıyla ham maddeye ulaşımda sorunlar yaşanmaktadır. Ham madde fiyatlarındaki artışlar nedeniyle de vatandaşın alım gücünün düştüğünü görmekteyiz. Bir önlem alınmaz ise önümüzdeki yıllarda sektörde talep düşüşü yaşanılacağı tahmin edilmektedir. Yine, ham madde fiyatlarının yüksek olması sebebiyle, özellikle KOBİ’lerin sermaye sıkıntısından dolayı zorluk yaşadığı, firma sahipleri tarafından tarafımıza iletilmektedir. Bu noktada, özellikle şahıs firmalarının desteklenmesi hususunda bir çalışma yapılmasının faydalı olacağını düşünmekteyim.

Coronavirüs salgınıyla birlikte, ihracat yapan mobilya firmalarımızın sıkıntılarının çok daha arttığı görülmektedir. Konteyner fiyatlarındaki artış, özellikle de koltuk, kanepe gibi yüksek hacimli ürünlerin maliyetini artırmıştır. Avrupa mobilya pazarında en büyük rakibimiz konumunda bulunan Polonya’yla rekabete devam edebilmemiz için nakliye maliyetlerinde düzenlemeler yapılması, yakıt üzerindeki vergilerin düşürülmesi ve tıpkı deniz araçlarında olduğu gibi teşviklerle desteklenmesi faydalı olacaktır.

Son olarak, mobilya sektöründe üretim aşamasındaki malzemeler çoğunluğunda yüzde 18 KDV ödenerek nakit olarak alınırken mobilya satışları yüzde 8 KDV’yle yapılmaktadır. Yurt içi satışlardan alacak olarak doğan KDV’ler, devreden KDV olarak her ay artarak devam etmektedir; bu farkı üreticimiz malzeme alırken nakit olarak ödemektedir. Bu durum firmalarımızın likidite akışında zorlanmalarına sebep olmaktadır; bu konuyla ilgili de mutlaka bir çalışma yapılmasını firma sahiplerimiz, sanayicilerimiz beklemektedir. Uygulanacak teşviklerle ülke ekonomimizin başlıca katma değerlerinden olan mobilya sektörünün canlılığını yitirmesinin önüne geçileceğini inanıyor, alınacak tedbirlerle mobilya sanayicisinin güçlenerek daha da iyi yerlere geleceğine inanıyorum.

Bu duygu ve düşüncelerle Milliyetçi Hareket Partisi olarak, söz konusu teklifi olumlu değerlendirdiğimizi belirtmek istiyor, önümüzdeki günlerde idrak edeceğimiz Kurban Bayramı’mızı kutluyor, vatanımıza ve milletimize hayırlara vesile olmasını Cenab-ı Allah'tan niyaz ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Orhan…

 

 

MUAZZEZ ORHAN IŞIK (Van) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Bir yandan kuraklığın felakete dönüştüğü ülkemizde bir yandan da sel felaketleri yaşanmaktadır. Rant odaklı doğa talanı politikaları ekolojik dengeyi altüst etmiştir. Ekoloji korumazsak yaşamı da koruyamayız. Rize'de yaşanan selde 6 yurttaş yaşamını yitirdi, 2 kişiye hâlâ ulaşılmamış ve 100’e yakın köy etkilenmiştir.

Yine, önceki gün Erciş'in Akbaş, Çimen, Kumlubulak, Çetintaş Tekler, Kırkpınar, Morgedik; Başkale’nin, Atlılar, Terazın, Albayrak mahallelerinde yaşanan selde 700’e yakın koyun telef olmuş, ahırlar yıkılmış, birçok ekili alan zarar görmüştür. Tek geçim kaynaklarını yitiren köylüler zaten ekonomik krizle cebelleşiyorlardı, geçmiş olsun dilekleri yaraları sarmıyor maalesef. Borç, zam, kriz altında bir de sel mağduru olan tüm çiftçilerin zararları koşulsuz karşılanmalı. “Destek” adı altında yeni borç ve krediler değil, gerçek bir destek verilmeli. Sel mağduru çiftçilerimize zararlarının tümü hibe olarak verilerek yaraları sarılmalıdır.

 

 

1. Ankara Milletvekili Orhan Yegin ve 45 Milletvekilinin Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/3740) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 277) (Devam)

BAŞKAN -  Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Ankara Milletvekili Sayın Levent Gök.

Buyurunuz Sayın Gök. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.

15 Temmuz gecesi, tam beş yıl önce biz bu salondaydık. Ülkede bir şeylerin iyi gitmediği, havada jetlerin uçuştuğu, televizyonlarda askerlerin köprüleri tuttuğu görüntülerinin ortaya çıktığı bir anda CHP Genel Merkezinde toplanan Cumhuriyet Halk Partililer, bir darbe teşebbüsünün içinde bulunduğumuzu değerlendirdiğimiz andan itibaren Türkiye Büyük Millet Meclisine gelmekte tereddüt etmedik. Jetler havada uçuşuyor, askerler her yeri tutmuş, hiçbirimizin can güvenliği ortada yok; Türkiye Büyük Millet Meclisine, millî iradenin tecelli ettiği bu makama, bu yüce Meclise gelmekte tereddüt etmeyen Cumhuriyet Halk Partililer bu Meclis salonuna girdiğinde bir kısım AK PARTİ'li milletvekilleri, Milliyetçi Hareket Partili milletvekilleri olmak üzere salonda kucaklaştılar. O zaman Meclis Başkanımız Sayın İsmail Kahraman beni -o zaman Grup Başkan Vekiliydim- kapıdan girerken gördüğünde geldi, sarıldı boynuma, yanaklarımdan öptü “İyi ki buradasınız.” dedi. Birbirimize sarıldık çünkü ülkede gergin bir gün vardı ve ne olacağı da belli değildi. Sabaha nasıl çıkacağımız belli olmayan bir salonda toplanan milletvekilleri Meclisi çalıştırma kararı aldılar. Cumhuriyet Halk Partisinden Özgür Özel Divan Kâtibi oldu, o oradan konuştu “Cumhuriyet Halk Partisi olarak darbeye karşıyız.” dedi; Sayın İsmail Kahraman’ın davetiyle Cumhuriyet Halk Partisi adına ben bu kürsüye geldim Mecliste tam beş yıl önce ve darbeye karşı olduğumuzu, millî iradenin yanında olduğumuzu, seçilmiş Hükûmetin yanında olduğumuzu buradan ifade ettim.

Ben, muhalefet partisi milletvekillerinin, Milliyetçi Hareket Partisi milletvekillerinin, hepimizin ortak iradesinin buradan duyulması ve bu seslerin televizyonlara arkadaşlarımızın kendi cep telefonlarından verilmesiyle darbecilerin motivasyonunun bozulduğunu ve Meclisin o yüzden bombalandığını düşünüyorum çünkü darbeciler Türkiye'deki diğer bütün muhalefet milletvekillerinin de bir darbe teşebbüsü karşısında ortak bir direnç gösterdiğini gördüler ve motivasyonları bozuldu.

 O tarihî gecede, o sıcak gecede sonra bombalar üzerimize yağmaya başladı. 1’inci bomba, 2’nci bomba derken Meclisin sarsıldığı, avizelerin neredeyse düşecek gibi olduğu bir ortamda can güvenliğimizin kalmadığını görünce hepimiz aşağıya, sığınak diye zannettiğimiz bodrum katına inerek sabaha kadar orada birbirimize kenetlenerek darbeye karşı bildirim hazırladık. O zamana kadar sert giden Türkiye’deki sert tartışmalar, siyasi partiler arasındaki ayrılıklar bir anda unutulmuş, herkes demokrasinin ne kadar nimet verici bir unsur olduğunu… Darbe karşısında birleştikten sonra bugüne kadar yaşanmış bütün olumsuzlukları unutarak bundan sonra yeni bir Türkiye kurma hayalini biz o gece o sığınaklarda yaşadık. Darbe bildirisini ortaklaşa hazırladık “Aramızdaki sorunları unutalım, beraber olalım, tek çıkış yolumuz demokrasi. Bu darbeyi biz sadece iktidara karşı yapılmış gibi görmüyoruz; Cumhuriyet Halk Partisine de, Milliyetçi Hareket Partisine de, HDP’ye de bütün siyasi partilere, Türk demokrasisine karşı yapılmış görüyoruz.” diyerek net bir tavır sergiledik -önümüzde yeni bir sürecin beklemesi- ve onun umudunu yaşadık.

Değerli milletvekilleri, beş gün çok güzel bir iklim oluştu Türkiye’de. Maalesef beş gün sürdü, devam etmesini dilerdim. Ne yazık ki olağanüstü hâlin ilanı gündeme geldi ve dedik ki: Yapmayın, terörle ilgili elinizden ne geliyorsa yapın, biz size destek olacağız. Ama iktidar partisi olağanüstü hâli ilan etmekte kararlıydı ve FET֒ye karşı olduğu ifade edilen olağanüstü hâl, darbe teşebbüsünden tam beş gün sonra burada ilan edildi. O zaman Adalet Bakanı Bekir Bozdağ dedi ki: “Biz, bu olağanüstü hâli millete karşı değil, devletteki unsurları temizlemek için yapıyoruz, insanlarımız sakin olsun. Temel hak ve özgürlüklere asla sınırlama gelmeyecek ve planlamamızı da üç aylığına yaptık.” Bu Mecliste, bu kürsüde, “Yanlış yapıyorsunuz; bakın, beş gündür her türlü çabayı gösteriyoruz, iklimi yumuşatmak açısından elimizden geleni yapıyoruz.” desek de oylamayla olağanüstü hâl buradan geçti.

Değerli milletvekilleri, “üç ay” diye ilan edilen olağanüstü hâl devam etti. Tam iki yıl sonra kalktığı düşünülürken tekrar yeni bir yasayla birtakım maddeleri uzatıldı. Bugün de bu görüştüğümüz kanun teklifinde buna ilişkin maddeler var; gözaltı sürelerinin uzatılması, şirketlere ve varlıklara kayyum olarak TMSF’nin atanması, kamu görevlilerinin uzaklaştırılması, ihracı gibi maddeler. Şimdi ben arkadaşlarımızı izliyorum  “Ne varmış bunlarda, olağanüstü hâl bunun neresinde?” deniyor.

Değerli arkadaşlarım, şu bilgiyi sizlerle paylaşmak isterim, başından beri yaşadığım ve Anayasa Mahkemesine götürdüğüm kanun hükmündeki kararnamelerden yola çıkarak söylüyorum: Bu kanunla olağanüstü hâlin çok yakından ilgisi var çünkü bu getirilen 11’inci madde, 20’nci madde, 23’üncü maddedeki değişiklikler, olağanüstü hâl dönemi ilan edildikten sonra, olağanüstü hâl döneminde çıkartılmış kararnamelerden kaynaklanan yasalardır. 674 sayılı Kanun Hükmünde Kararname, 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname, 685 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye dayanan maddelerdir bunlar. Ama o zaman bir farkla, o zaman Cumhurbaşkanının ilanıyla Mecliste oylamayla kabul edilmiş bir OHAL vardı, şimdi OHAL koşullarının olmadığını söyleyen iktidar partisinin, olağanüstü hâl ilan etmeden, olağan dönemde, olağanüstü hâl koşularını uygulayacağı bir seçenek yaratılıyor; karşı olduğumuz noktalar bunlar. Anayasa’nın 119’uncu maddesi açık; Cumhurbaşkanı isterse olağanüstü hâli ilan eder, Resmî Gazete’de yayınlanır, burada da tartışılır, kabul edilir ya da edilmez. Ama değerli arkadaşlarım, bunlar yapılmaksızın, 20 Temmuz 2016’da ilan edilmiş olağanüstü hâlden sonra çıkartılmış kanun hükmündeki kararnamelere dayanılarak bugün bu yasalarda uzatılmak istenen maddeler, tam da olağanüstü hâli ilgilendiren maddeler.

Burada ciddi bir hukuksuzluk var ve diyorsunuz ki: “Biz FET֒ye karşı kullanıyoruz.” Öyle olmadı, keşke öyle olsaydı ama olağanüstü hâl ilan edildikten sonra gördük ki FETÖ işin bir kısmı olarak düşünüldü; Türkiye’de solcular, demokratlar, aydınlar, pek çok insan, öğretim üyeleri ihraç edildi. Şimdi, “Biz, FET֒ye karşı olağanüstü hâli ilan ettik.” diyen iktidar partisi temsilcilerinden ben şu net açıklamayı görmek isterim: FET֒ye karşı ilan ettiğiniz olağanüstü hâlden aldığınız hangi yetkiyle siz Türkiye’nin en saygın hukukçusu ve partimizin Milletvekili Sayın İbrahim Kaboğlu’nu ihraç ettiniz? Bunu bize bir açıklayınız. Hangi yetkiyle? FET֒yle mi ilgisi vardı? Ama öyle olmadı, FET֒yle ilgili olan mücadele başka alanlara evrildi ve iktidar partisi kendine yeni yetki alanları yaratmaya başladı. Değerli arkadaşlarım, buna arkadan dolanarak, olağanüstü hâl ilan etmeden, olağan dönemde olağanüstü koşullarla ülkeyi yönetmek denir. Bunun anayasada yeri yoktur, uluslararası sözleşmelerde yeri yoktur, bağlı olduğumuz hiçbir uluslararası sözleşme böyle bir uygulamayı kabul etmez.

Değerli milletvekilleri, olağanüstü hâl bir an önce olağan döneme dönülmek için alınan bir karardır, bu sürekli olamaz. Olağanüstü hâl kalıcı olamaz, sürekli olamaz. Amaç bir an önce olağan döneme dönmektir ve burada çok titiz davranmak, temel hak ve hürriyetleri korumak gerekir. Bu demokratik hukuk devletinden uzaklaşıldığında karşımıza çok ciddi sorunlar çıkabilir. Efendim, şu soruyu sormak durumundayım: Hangi AKP? Olağanüstü hâli kaldırdığıyla övünen AKP mi yoksa olağanüstü hâli ilan etmeden olağan dönemde olağanüstü hâl koşullarına zorlayan AKP mi? (CHP sıralarından alkışlar) Hangi AKP?

Bakın, buna dikkat etmediğiniz zaman ne olur? Çok değil, ilk kararnamenin, 667 sayılı olağanüstü hâl hükümleri hakkındaki kararnamenin çıktığı zamandan tam dört ay sonra Venedik Komisyonu bir rapor yayımladı. Daha olağanüstü hâl yeni ilan edilmiş, dört ay sonra… Aynen şunları diyor Venedik Komisyonu: “Olağanüstü hâl ilan edilmesine müteakip iki ayı aşkın bir süredir Hükûmet, Meclisi ve Anayasa Mahkemesini baypas ediyor, buna rıza gösteremeyiz. Gözaltı sürelerinin uzaması ve kamu personelinin ihraç edilmesi, bunlar son derece delillere dayandırılması gereken konulardır.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

LEVENT GÖK (Devamla) – Venedik Komisyonu olağanüstü hâlin ta 2016’daki ilk ilanından beş ay sonra bunları tespit etmiş ve sonuç olarak Venedik Komisyonu “Olağanüstü hâlin asıl amacının demokratik yasal düzene geri dönmek olduğunu hatırlatır, olağanüstü hâl rejiminin haksız yere uzatılmasına karşı olduğunu beyan eder, Hükûmet eğer olağanüstü hâl yetkileriyle çok uzun süre hükmederse demokratik meşruluğunu kaçınılmaz olarak yitirir.” diye bir rapor düzenledi değerli arkadaşlarım.

Şimdi, biz, olağanüstü hâl ilan etmeden olağanüstü maddeleri uygulamaya çalışıyoruz olağan dönemde. Anayasa’ya uygun değil, uluslararası hukuka uygun değil, hiçbir sözleşmeye uygun değil. Hangi AK PARTİ? Olağanüstü hâli kaldırmakla övünen mi, yoksa olağanüstü hâl ilan etmeden yeni maddelerle olağanüstü hâl koşullarını yürüten AKP mi? Bu tercihi yapmak durumundasınız, bu tercih çünkü önemli, ne yaptığınızı, herkesin siyasi anlayışınızı görmesi gerekir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)            

LEVENT GÖK (Devamla) – Sayın Başkanım, bir cümle ekleyip veda edeceğim.

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

LEVENT GÖK (Devamla) – Tercihiniz nedir: Demokrasi mi, olağanüstü hâl mi? Bugün bunları tartışıyoruz. Bu tercih, kritik bir tercih, ülkemizin esenliği açısından da ülkemizin güvenliği açısından da yurttaşlarımızın hukuk güvencesi açısından da son derece önemli ve kıymetli bir tercih. İktidar partisi bir yandan “mış” gibi yaparak hem olağanüstü hâle karşı olduğunu hem de olağanüstü hâlden yana olduğunu söyleyemez. Onun için, ben, son söz olarak söylüyorum ki: Ya göründüğünüz gibi olun ya da olduğunuz gibi görünün.

Hepinize saygılar sunarım. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Adana Milletvekili Sayın Tulay Hatımoğulları Oruç. (HDP sıralarından alkışlar)                    

Şahsınız adına da konuşacağınızdan süreniz on beş dakikadır Sayın Oruç.

HDP GRUBU ADINA TULAY HATIMOĞULLARI ORUÇ (Adana) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, iktidar partisinin ve Cumhur İttifakı’nın bu yasa teklifiyle, bu torba yasa teklifiyle ilgili yaptığı değerlendirmeye baktığımızda sanırsınız ki OHAL, olağanüstü güzel bir yönetim, sanırsınız ki içinden demokrasi fışkırıyor, insan hakları fışkırıyor zannedersiniz; öyle anlatmaya çalışıyorlar ama öyle olmadığını sanıyorum ki bu ülkede bilmeyen bir yurttaş dahi yoktur. Mübarek Kurban Bayramı’nın arifesinde Türkiye halklarına verilen bir hediye, yeniden bir OHAL uygulaması, yeniden -aslında, bunun halk deyimiyle yani en yaygın bilinen deyimiyle- sıkıyönetime devam etmek anlamı taşımaktadır. Buradan bu torba yasa teklifinin bir OHAL yasa teklifi olduğunu biz bir kere daha yineliyoruz. Cumhur İttifakı istediği kadar “Bu yasa teklifi bu kadar ithamı hak etmemektedir.” dese de bu yasa teklifi çok daha fazla ithamı hak ediyor çünkü insanları tek adam rejimine, faşist rejimle yaşamaya mahkum etmek isteyen bir anlayışın tesis edilmesi demektir, bu ülkede faşizmi tesis etmek, tahkim etmek anlamına gelmektedir OHAL'e ihtiyaç olmadığı halde OHAL ilan ederek yönetmeye devam etmek bu ülkeyi.

Gelelim Cumhur İttifakının OHAL'le ilgili çarpıtmalarından birkaç örneğe. AKP diyor ki: “OHAL'i biz kaldırdık.” İlk geldiğinizde bir dönem kürdistanda devam eden OHAL’i evet, siz kaldırdınız ama öyle bir OHAL'le geri geldiniz ki bütün Türkiye sathına yaymış oldunuz yani ülkenin belli başlı illerinde olan OHAL'i bütün Türkiye sathına yaymayı başarmış oldunuz. Diyarbakır’da, bölgede Kürt’ü dövdürdünüz önceki OHAL döneminde, şimdi ise iş aş isteyen, hak hukuk isteyen Türk’ü dövdürüyorsunuz bu OHAL uygulamasıyla. Çarpıtma: “FET֒yle mücadele ediyoruz, OHAL'i bunun için uzatıyoruz.” kesinlikle yanlıştır. FETÖ bahanesiyle OHAL'in bütün uygulamaları muhalefeti bastırmaya dönük endekslendi. “FETÖ, PKK” diye açtığınız torba davalarla, tıpkı yasa çıkarırken kullandığımız torba yöntemi hukukta dava yöntemi olarak da kullandınız ve insanları içeri attınız. Neden mi? Size biat etmedikleri için, bu iktidarı eleştirdikleri için. İşte OHAL budur. Bir diğer çarpıtma: “Bırakalım bankalarıyla mı büyüsünler?” FETÖ borsasını ortaya çıkaran sizdiniz. Öküz öldü, ortaklık bozuldu. TMSF aracılığıyla, kayyum yöntemiyle şimdi başka sermayelerin üzerine çökerek oradan da insanları biat ettirmeye çalışıyorsunuz.  “Bırakalım da okullarda mı örgütlensinler?” diyor Cumhur İttifakı. FET֒nün hem yurt içindeki hem yurt dışındaki okullarını kapattınız ama aynı iz düşümle, aynı mantıkla, aynı anlayışla Türkiye Cumhuriyeti devletinin parasıyla hem Türkiye’de hem yurt dışında benzer okulları açtınız. İşte, FET֒nün devamını bu şekilde getiriyorsunuz.

Bir gerçek şudur: Her gün asker, polis, bürokrat operasyonu yapıyorsunuz, FETÖ bitmiyor çünkü FETÖ, 1980 sürecinde, askerî cunta döneminde gelişen sol hareketi bastırmak için geliştirilmiş tarikatlarla, devletin içindeki geliştirilmiş örgütlenmelerle bugüne kadar geldi yani FETÖ devletin içine yerleşti. Diğer bir gerçek: Şimdi, devletin bu mekanizmalarında, askerinde, polisinde, MİT’inde, bürokrasisinde ve kamunun her yerinde FET֒den buraları temizleyerek kendi kadrolarınızı yerleştirmek için yeniden OHAL istiyorsunuz ama bunlarla birlikte gelişen muhalefeti kötü yönettiğinizi ifade eden yurttaşa karşı da aynı uygulamaları  devam ettirmek istiyorsunuz.

Şimdi, zalimlerin zalimliği hakikaten birbirine o kadar benzer ki bitirdik dediğiniz işkencenin âlâsını geri getirdiniz. Cezaevlerinde çıplak arama işkence devam ediyor. İnsan hakları ihlali had safhada. Muhalifler cezaevlerinde, kadınlar her Allah’ın günü sayıları artarak katlediliyor. Gençler mutsuz, geleceksiz ama bir umudumuz var ki Boğaziçi isyanı Türkiye'nin her yerinde olacak. İşçiler aç; yoksullar, işsizler perişan; Soma işçileri sokakta. Sigara kartellerine karşı direnen tütün işçilerini de OHAL uygulamalarınız kapsamında coplayıp gaz sıkabilecek kadar gerçekten bir pervasızlık içindesiniz. Yüzbinleri aşkın kamu emekçisi ihraç edildi ve kayyum denilen aslında faşist rejimin OHAL’de zuhur etme biçiminin uygulamasına devam ediyorsunuz. HDP belediyelerine kayyum atadınız, onunla yetinmediniz, beğenmediğiniz sermaye gruplarına da kayyum atamak için yine şimdi görüştüğümüz bu yasa teklifinde bunları gündeme taşımaya kalkıştınız.

Bakın, Meclisin kapanmasına saatler kala –Meclis, biliyorsunuz, tatile girecek değerli halkımız- bu konu neden şimdi bu şekilde sıkıştırılarak getirildi? Şimdi, eskiden, Çiller döneminde zam yapılacağı zaman en heyecanlı futbol maçları seçilirdi, ya bir gün öncesi ya bir gün sonrası zamlar yapılırdı ki geniş halk kesiminde bu zamların yapıldığı az fark edilsin diye. Aynısını şimdi yapıyorsunuz; sanıyorsunuz ki yarın bayram olacak ve insanlar bugün bu yasaların görüşüldüğünü unutacak ama süreç çok değişik, unutmayacak. Çünkü insanların tenini çiziyorsunuz, insanların tenine, ruhuna acı verecek kadar zalimleşildi. O yüzden, bu OHAL yasa teklifi öyle kolay unutulmayacaktır.

Yine, burada çok dile getirildi, çok dile getirildi. Bu OHAL yasa teklifiyle ne hedeflenmek isteniyor yeniden getirilerek? Az önce ifade ettim, faşist rejimin tahkimatı 2023 yani “1923’te açılan parantezi 2023’te kapatacağız.” dediniz ya, işte, 2023’te bu parantezi kapatmak için bir basamak olarak kullanacağınız aşikâr.

Bir diğer şey, suça çok bulaşılmış. Bu ifşaatlarla devlet-mafya-siyaset ilişkisi o kadar ayyuka çıktı ki burada yargılanmalar söz konusu. Uluslararası hukuka göre, bu iktidarın işlemiş olduğu suçlar var, uluslararası mahkemelerde yargılanmasını gerektiren suçlar var. İşte, bütün bunlardan kendinizi korumak için OHAL’i getiriyorsunuz. Çöktüğünüz marinalar, çöktüğünüz oteller ve sermayeler bir yana, yurttaşın evinde kaynayan tenceresine, cebindeki küçücük harçlığına, ekmeğine çökmek için OHAL’i getiriyorsunuz.

Bakın, hani, OHAL’i “çok iyi” olarak anlatıyorlar ya, ben sadece sürem yettiğince birkaç örnekle, OHAL nasıl zuhur etti, 15 Temmuz askerî darbe girişiminden sonra, onları sizlerle paylaşmak istiyorum. KHK’lerle 94 belediyeye el konuldu, seçilmiş 74 belediye eş başkanı tutuklandı, 28 HDP il eş başkanı ve 89 ilçe eş başkanı tutuklandı, 780 HDP il ve ilçe yöneticisi tutuklandı. HSK kararıyla, 4.240 hâkim ve savcı ihraç edildi. Devlet tarafından el konularak kayyum atanan şirket sayısı 969. Yazılı ve görsel medyaya baskılar, tıpkı Kenan Evren döneminde olduğu gibi, gazeteler mi makas makas, dernekler mi kapılarına kilit… “Asmayalım da besleyelim mi? O zaman yaşını büyütüp asalım.” demişti Erdal Eren için. İşte, 15 Temmuz askerî darbe girişimi bahanesiyle bu ülkede ilan edilen OHAL'in Türkiye'de yakın tarihte hepimizin yaşayarak tanıklık ettiği, zuhur eden biçimi tam da böyledir.

Evet, peki, bizler, bütün bu eleştirileri yaparken nasıl bir Türkiye istiyoruz? Bence en önemli ve üzerinde durmamız gereken konulardan birisi nasıl bir Türkiye istediğimizi iktidar partisi duysun diye söylemeli miyiz; emin değilim, duymayacaklarını biliyoruz. Zaten bu saatten sonra, bu kadar suça bulaşılmış bir yerde bunları duysalar ne olur duymasalar ne olur. “Yeniden açılım” adı altında “demokratik açılım” adı altında “Kürt sorunu açılımı” adı altında ya da Alevilere şimdi gitmeye kalkışarak bu sorunları ne kadar çözecekler? Hepimizin bu konuda elbette bir bildiği var, seçime yakın olarak yapılacak bir yatırımın halkta bir karşılık görmeyeceğini biliyoruz ama bizler, elbette muhalefete burada seslenmek ve Türkiye'de yaşayan 83 milyon yurttaşa seslenmek için nasıl bir Türkiye'de yaşamak istediğimizi ifade etmek isteriz.

Bir kere, OHAL, resmen ve fiilen ortadan kalkmalıdır çünkü asgari demokrasilerde “OHAL” diye bir şey yoktur çünkü OHAL’i gerektiren bir durum yoktur, normal koşullar içinde OHAL ilan edilemez. Faşizmden bugüne kadar hiç kimse fayda görmedi ve faşizmin vebalini herkes ama herkes, sadece muhalefet değil, faşizmin ağır bedelini bir ülkenin bütün yurttaşları eşit bir şekilde çeker. Sadece küçücük bir zümre -şimdi olduğu gibi- belki kendi gemisini kısmen kurtaracağını zanneder ama hangi manada? Maddi manada. Manevi olarak, siyasi olarak tarihin çöp sepetine atılmıştır. Hitler faşizmi, İtalyan faşizmi bize bunu defaatle gösteren belgelere sahiptir.

Demokratik parlamenter sistem mutlaka ve mutlaka inşa edilmelidir. Demokratik bir anayasa yazımının yolları açılmalıdır; demokratik bir cumhuriyeti inşa etmenin yolu buradan geçer. Bir parantez içinde şunu da belirtmek isterim: Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemini, bu modeli ihraç etmek istiyorlar. Ben buradan Kıbrıslı kardeşlerimize seslenmek istiyorum. Seçim hilesiyle gelmiş olan bir iktidarın, Türkiye'nin iz düşümünün, daha doğrusu -düzelterek ifade edeyim- Cumhur İttifakı'nın iz düşümünün Kıbrıs'ta yaşam bulmasına müsaade etmeyin, buna karşı direnin. Bakın, Türkiye halkları ne kadar acı çekti; bakın, Türkiye'de yaşanan baskılara ve katliamlara, bir benzerinin Kıbrıs'ta yaşanmasına gönlümüz razı gelmez. Buradan Kıbrıslı kardeşlerimizi uyarmak isteriz.

OHAL’in, ucube olan Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminin verdiği yetkilerle birlikte, KHK’lerle ihraç ettiğiniz bütün KHK’li kamu emekçileri derhâl görevlerine iade edilmelidir ve onlardan özür dilenmelidir, tazminatları ödenmelidir.

Türkiye'de yargı geçmiş dönemde de yeterince bağımsız değildi ama şu an sarayın şubesi gibi çalışıyor. Cezaevlerinde bulunan siyasetçiler, gazeteciler, yazarlar derhâl serbest bırakılmalıdır. Yargı bağımsızlığı bu ülkede inşa edilebilmelidir. Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ, İdris Baluken, Sebahat Tuncel ve burada sayamadığım HDP’li olan, olmayan birçok siyasetçi, aydın, yazar, gazeteci, sanatçı, hiçbirinin yeri cezaevi değildir, hepsinin yeri siyaset alanıdır, sanat alanıdır, yayın alanıdır, gazetecilik alanıdır. O alanları da çoraklaştırdınız; buna müsaade etmeyeceğiz.

Bakın, Kürt sorununun çözümünü bu kürsülerden defaatle dile getirdik. Kürt sorunu, basit “terör” kavramıyla açıklanmayacak çok ciddi sosyolojik, çok ciddi siyasi, çok ciddi tarihsel bir problemdir. Bugün Türkiye'de bu ülkeyi kim yönetmeye talipse Kürt sorununu bir siyasi hamaset gibi görerek değil, hakikaten bu ülkenin demokratikleşmesi için oturup elini taşın altına koyarak büyük bir sorumlulukla bu sorunun çözülmesi için el birliğiyle çalışma yürütmelidir.

Kayyum zihniyeti derhâl bitirilmelidir. HDP belediyelerine atanan kayyumun anlamı şudur, denmiş oluyor ki Kürt halkına ve oradaki seçmene: “Kendi kendinizi yönetemezsin; seçme, seçilme hakkını fiilen elinden alıyorum.” demek oluyor. O yüzden kayyum zihniyeti derhâl ortadan kaldırılmalıdır ve seçilmiş bütün belediyeler bu ülkenin meşru belediyeleridir, meşru yönetimleridir, bu şekilde kabul edilmelidir. Aynı şekilde kayyum zihniyetini Boğaziçinde Melih Bulu örneğinde gördük, devam ediyor her yerde. Hiçbir şekilde hiçbir kuruma kayyum atanmamalıdır, bu zihniyet ortadan kaldırılmalıdır.

Bakın, yine, bu ülkenin en temel ve kanayan yaralarından biri kadına yönelik şiddet. AKP iktidarı çok övündü İstanbul Sözleşmesi’yle, Türkiye’deki kadın hareketi de İstanbul Sözleşmesi’ni çok önemsedi ama gelinen noktada çekildiler. Kadına yönelik şiddetle mücadelede gerçekten etkin bir program hayata geçirilmeli, gerçekten Türkiye’deki kadın hareketi ile bu ülkeyi yönetenler el ele vererek bir çalışma ve bir mücadele yürütmelidir.

Sokaktaki yurttaş ülkenin sorunlarını şöyle sıralamaktadır: Ekonomi, pandemi krizi ve işsizlik. Temel üç sorun, yapılmış olan anketlerde çıkan sorunlar. Bunların hepsinin, bu sorunların giderilmesi zor değildir. Türkiye, fazlasıyla bu tür kaynaklara sahip olan bir ülke, doğru bir ekonomik politikayla kendi kendine yetebilecek bir ülke ama ceplerini doldurmakla meşgul olan bir iktidar tarafından yürütülürse ve hâlihazırda kapitalizmin ekonomik krizi de derinleşmişken elbette bu ülkede işsizlik, yoksulluk, açlık artarak devam eder.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz.

TULAY HATIMOĞULLARI ORUÇ (Devamla) – Buna çözüm bulmak ve adil bir gelir dağılımının asgari düzeyde sağlanması için hep beraber çalışmalar yürütmeliyiz.

Çok ifade edildi -sürem yetmeyecek- su krizi ve tabii ki bizlerin şu an bu Mecliste onlarca ilimizin çektiği bu sıkıntıyı dile getirmemiz gerekirken, bu ülkede yaşanan ekolojik krizi dile getirmemiz gerekirken biz OHAL’i tartışıyoruz. Bu, gerçekten ayıptır, tek kelimeyle ayıptır. Bu ülkeyi bu acımasız rejimden kurtarmak siz değerli yurttaşlarımızın elindedir. Yarın daha geç olmadan hep beraber elimizi taşın altına koyma zamanıdır. Demokratik bir Türkiye’de yaşamak hepimizin hakkıdır, bunun için ödenecek bedel neyse hep beraber öderiz, hep beraber mücadele ederiz, yeter ki demokratik bir ülkeyi hep beraber inşa edebilelim.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Şahıslar adına Konya Milletvekili Sayın Esin Kara.

Buyurunuz Sayın Kara. (MHP sıralarından alkışlar)

 ESİN KARA (Konya) – Sayın Başkan, büyük Türk milletinin değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 277 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin ikinci bölümü üzerine şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan kanun teklifiyle kamu kurum ve kuruluşlarımızın ihtiyaçları ile son dönemde vatandaşlarımızdan gelen taleplerin karşılanması amacıyla çeşitli konularda kanuni düzenlemelerin hayata geçirilmesi amaçlanmakta, 18 kanun ve 2 kanun hükmünde kararnamede değişiklik yapılmaktadır.

Terör örgütleriyle mücadele kapsamında, terör suçlarıyla irtibatı olan kimselerin, terör gruplarına üyeliği bulanan kamu görevlilerinin görevlerine son verilmesi gerçekleştirilmektedir. Soruşturma sürecinin devam etmesi, bu kişilerle irtibatta olan diğer kişilerin araştırılması, delillerin düzgün bir biçimde toplanması amacıyla emniyet güçlerimiz tarafından yoğun mesai harcanmaktadır.

İhtiyaç duyulan sürelere yönelik kısıtlamaların ortadan kalkması amacıyla tedbirlere yönelik düzenleme sürelerinin üç yıl daha uzatılması teklifle düzenlenmektedir.

Yine, kanun teklifiyle, bizlere de sıkça ulaştırılan karşılıksız çekler nedeniyle ortaya çıkan hapis cezalarına yönelik düzenleme yapılmaktadır. 30 Nisan 2021 tarihi itibarıyla karşılıksız çek düzenlemek suçundan hapis cezasına çarptırılan kişilerin ödeyemedikleri çek bedelinin onda 1’ini oluşturan ilk taksitini 30 Haziran 2022 tarihine kadar ödemeleri koşuluyla ikişer aylık sürelerde 15 eşit parçada ödemelerine imkân sağlanmaktadır.

Kanun teklifiyle Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’nda yer alan Tarım ve Orman Bakanlığından yetki belgesi almadan veya bildirimde bulunmadan tütün ticareti yapan çiftçilerimize yönelik uygulanacak cezanın yürürlük tarihi 1 Ocak 2022’ye ertelenmektedir. Gümrüklü sahada kamu düzeninin sağlanmasından sorumlu, gümrük muhafaza personeli terör saldırılarına ve tehlikelere açık şekilde görevlerini sürdürmektedir. Teklifte onların ödüllendirilmelerine yönelik düzenlemeler yapılmaktadır.

Yine, teklifte Türkiye İstatistik Kurumunun özel bütçeli kuruluş olarak teşkilatlandırılması sebebiyle ilgili mevzuatta teknik değişikliklerin yapılması, kooperatif yönetim kurullarında, üniversiteler dâhil her ortağın yönetime seçilme açısından eşit olması gibi düzenleme kalemleri de bulunmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu yıl 15 Temmuz hain darbe girişiminin 5’inci yıl dönümüydü. Liderimiz Sayın Devlet Bahçeli Beyefendi’nin dediği gibi: “’12 Eylülde bizim çocuklar kazandı’ diyorlardı çok şükür 15 Temmuzda onların gayrimeşru çocukları kaybetti, bu kez Türk milleti kazandı.” 15 Temmuz 2016’da ay yıldızlı al bayrak olmaya, ana yurdun bağrında bir avuç toprak olmaya gönüllü, düğüne gider gibi ölüme giden neferleri vardı yurdumuzun. İzmir’de ilk kurşunu sıkan Hasan Tahsin gibi, 15 Temmuzda ilk kurşunu sıkan Ömer Halisdemir de aynı ruh, aynı kan vardı. Kurtuluş Savaşı’nda düşmana karşı göğsünü siper eden, ataları gibi iman dolu göğüsleri vardı. Tankların önüne yatan, ölümle burun buruna gelen neferleri vardı çünkü o gün de bugün de fıtrat değişir sanmayın, bu kan yine o kandı.

15 Temmuzda tüm dünyaya gücünü gösteren, dosta güven, düşmana korku veren, yurdunu alçaklara uğratmayan, damarlarındaki asil kanın gereğini yapan tüm şehitlerimizi rahmetle, gazilerimizi minnetle anıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Rize’de yaşanan yağış sonrası meydana gelen sel ve heyelan felaketinde hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, kederli ailelerine başsağlığı, selden maddi olarak etkilenen vatandaşlarımıza da geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum.

Son olarak, salı günü idrak edeceğimiz Kurban Bayramı’nızın Türk ve İslam âlemine hayırlara vesile olmasını temenni ediyor; Genel Kurulu, ekranları başında bizi izleyen büyük Türk milletini ve onun büyük Meclisini saygıyla selamlıyorum. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – İkinci bölüm üzerindeki konuşmalar tamamlanmıştır.

İç Tüzük’ün 72’nci maddesine göre verilmiş bir önerge vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün 72’nci maddesindeki “Tüzükte başkaca bir hüküm yoksa, her konuda, her siyasî parti grubunun grupları adına ve iki üyenin kendileri adına birer defa konuşma hakları vardır. Bu konuşmalar yapıldıktan sonra görüşmelerin devam etmesine dair önerge verilmemişse, Başkan görüşmelerin tamamlandığını bildirir. Görüşmelerin devam etmesine dair önerge verilmiş ve bu önerge de Genel Kurulun işaret oyuyla kabul edilmiş ise, birinci fıkra gereğince siyasî parti gruplarına ve milletvekillerine ikinci defa konuşma hakkı doğar.” hükmü uyarınca, görüşülmekte olan 277 sıra sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin ikinci bölümü üzerindeki görüşmelerin devam ettirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                                                     Lütfü Türkkan                                                                                                                                                       (Kocaeli)

                                                                                                         İYİ Parti Grup Başkan Vekili    

Mehmet Metanet Çulhaoğlu                Yasin Öztürk                                Zeki Hakan Sıdalı

         Adana                                              Denizli                                              Mersin

             

                                                              Aylin Cesur

                                                                 Isparta

 

 

III. - Y O K L A M A

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, yoklama talebimiz var.

BAŞKAN – Yoklama talebiniz var.

Sayın Özel, Sayın Sümer, Sayın Özer, Sayın Hamzaçebi, Sayın Hakverdi, Sayın Antmen, Sayın Şahin, Sayın Gaytancıoğlu, Sayın Sındır, Sayın Güzelmansur, Sayın Ünsal, Sayın Alban, Sayın Baltacı, Sayın Girgin, Sayın Arık, Sayın Ünver, Sayın Sarıaslan, Sayın Taşcıer, Sayın Gök, Sayın Yüceer, Sayın Kaboğlu.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum ve yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

 

              

 

1.- Ankara Milletvekili Orhan Yegin ve 45 Milletvekilinin Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/3740) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 277) (Devam)

 

BAŞKAN - İç Tüzük'ün 72’nci maddesine göre verilen önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Şimdi, soru-cevap işlemine başlıyoruz.

Sayın Tutdere…

ABDURAHMAN TUTDERE (Adıyaman) – Teşekkür ediyorum Başkanım.

Tütün ticaretine hapis cezasını öngören yasanın yürürlüğünü altı ay uzatmak tütün sorununu çözmeye yetecek mi?

2017 yılında yerli tütüne hapis cezasını neden getirdiniz?

Sarmalık tütün için getirdiğiniz yüzde 40 ÖTV’den kimler yararlanacak?

ÖTV indiriminden sonra kaç tane uluslararası şirket Bakanlıktan yetki belgesi aldı?

Tek başına içim özelliğine sahip tütün için neden ayrı bir yönetmelik çıkarmadınız?

Üretici kooperatiflerini neden Ticaret Bakanlığına bağladınız?

Tutuklu tütün üreticileri için vicdanınız sızlamadı mı?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN ­– Sayın Taşkın…

ALİ CUMHUR TAŞKIN (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Kıbrıs Türk halkını zulüm ve vahşetten kurtaran Barış Harekâtı’nın 47’nci yıl dönümünde, Kıbrıs Türk halkının 20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı’nı içtenlikle tebrik ediyorum.

Barış Harekâtı, zulme karşı barışı tesis etmek için yapılmıştır; Kıbrıs’taki kardeşlerimizi yalnız bırakmayacağımızı, onların hukukunu her daim koruyacağımızı tüm dünyaya göstermiştir.

Kıbrıs Türklerinin kanını akıtarak adayı ele geçirmeye çalışanlar, bugün de siyasi ve ekonomik saldırılarla aynı amacın peşindedirler. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde buna asla izin vermeyeceğiz. Kıbrıs Türk halkının kaderi, kaderimizdir.

Sözlerime son verirken bu aziz toprakları canlarını feda ederek bizlere emanet eden tüm aziz şehitlerimizi rahmetle ve minnetle yâd ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Girgin…

SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Pandemi nedeniyle getirilen kısa çalışma ödeneği uygulaması haziran ayında son buldu. İşçilerimizin ve sendikaların talebi, Dünya Sağlık Örgütü “Pandemi bitti.” açıklaması yapıncaya kadar kısa çalışma ödeneğinin sürmesiydi. Pandeminin en yoğun olduğu dönemde, Mayıs 2020’de kısa çalışma alan kişi sayısı 3 milyon 282 bin kişiyken ödeneğin son bulduğu Haziran 2021’de ise kısa çalışma alan kişi sayısı 871 bindir.

İşsiz sayısının 10 milyona dayandığı koşullarda kısa çalışma ödeneğinin sonlandırılması doğru değildir. Gelin, işsizlik ödeneğini hak etme koşullarını ve ödenek miktarını ülkenin koşullarına uygun olarak yeniden düzenleyelim. Pandemi süresince sıkıntıya düşen iş yerlerindeki işçilerin işini korumaları için kısa çalışma ödeneğinin süresini uzatalım. Bu konuda bir çalışma var mıdır?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Gaytancıoğlu…

OKAN GAYTANCIOĞLU (Edirne) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Edirne’mizin en önemli sorunlarından biri de Keşan ve Enez ilçelerimiz arasındaki “ölüm yolu” olarak tabir edilen kara yolunun yıllar önce AKP tarafından söz verilmesine rağmen, ne zaman tamamlanacağı yolunda hâlen bir çalışmanın olmamasıdır.

Kış aylarında 5 bin, yaz aylarında 100 bin olan Enez merkez ve sahil köylerinin nüfusu özellikle, hafta sonu gelen tatilciler sayesinde âdeta, İstanbul trafiğine dönmüştür. Daha önceki yıllar rahmetli Milletvekilimiz Erdin Bircan Abi’mizin dile getirdiği ve sonrasında benim sürekli sorduğum sorulara verilen yanıtlar ise hep günü geçiştirme yanıtlarıydı. Bu yıl tamamlanacak.” denilen Keşan-Enez kara yolunun daha tamamlanmamış ve hiçbir işlem yapılmamış 50 kilometresi var.

Şimdi buradan tekrar soruyorum: Keşan…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Sümer…

ORHAN SÜMER (Adana) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

İşçi Sağlığı Ve İş Güvenliği Meclisi, haziran ayına ilişkin açıkladığı İş Cinayetleri Raporu’nda 6’sı çocuk yaşta, en az 173 işçinin hayatını kaybettiğini belirtti. Bu ölen emekçilerimizden 14’ü ise 65 yaşın üzerinde. Normal şartlarda, emekli vatandaşlarımızın maaşlarıyla huzurlu bir hayat geçirmesini beklememiz gerekirken maalesef, emeklilik, ülkemizde tüm vatandaşlarımızın korkulu rüyası olmuştur. Pandemi ve enflasyonun etkisiyle ekonomimizdeki kötüye gidiş maalesef, emeklimizin ve işçimizin aldığı maaşı eritmiş, artık insanlar maaşlarıyla temel ihtiyaçlarını karşılayamaz durumdadır. Bu da emekli yurttaşlarımız başta olmak üzere, ailelerini aç bırakmamak, geçindirebilmek için onları iş arayışına sevk etmektedir.

Bugün yapılması gereken, emeklilerimize sahip çıkmak, kalan ömürlerini rahat ve huzurlu bir şekilde sürdürebilmeleri için onlara bu olanağı sağlamaktır.

BAŞKAN – Sayın Kılıç…

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Bayramlar dinî ve millî hislerimizi coşturan, akrabalık bağlarını kuvvetlendiren, komşuluk ilişkilerini yenileyen, toplumsal hayatı canlandıran bir gönül medeniyeti olan İslam’ın, yoksullu gözetme, yetimi sevindirme, muhtaçlarla paylaşma gibi yüce değerlerini yaşatan müstesna günlerdir. Yaratılana şefkat ve merhamet, temizlik, insana saygı, çevrenin korunması, israftan kaçınma her zaman göstermemiz gereken temel duyarlılıklardandır. Kurban kesimi esnasında bu hususlara azami ölçüde riayet etmemiz dinî ve insani sorumluluğumuzdur.

BAŞKAN – Sayın Kaboğlu…

İBRAHİM ÖZDEN KABOĞLU (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Dördüncü Yasama Yılı sıkıştırılmış yasamayla bitecek. Sandviç yasalar söz konusu âdeta. 2 yasa; biri toplumsal barışla, ikincisi ise ülkesel barışla ilgili bir yasa ve bugün birincisi, toplumsal barışla ilgili olan siyasal ve iktisadi nedenlerle göçleri zorlayacak ama ülkesel barışla ilgili olan yasa ise belki 2053’te, 2071’de iklimsel göçleri beraberinde getirecek Anadolu'nun çölleşmesi nedeniyle. Bu bakımdan, 2023’e  2 kala bu 2 yasa “sandviç yasa” olarak nitelendirilebilir. 2 bayram arasında, 2 tatil arasında sanki salı günü bir bayrama değil de savaşa gidecekmiş gibi bir yasama faaliyeti sürdürülüyor, çok yazık. Bu 2 yasa oylanırsa, kabul edilirse gerek toplumsal barış açısından…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Eksik…

HABİP EKSİK (Iğdır) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Teklifin 24’üncü maddesinde gümrük muhafaza memurlarına ek ödeme ve ödül sistemi getiriliyor. Birinci sorum: Bu teklifle söz konusu değişiklikte pandemi koşullarında çok yıpranan sağlıkçılara, sağlık emekçilerine niçin getirilmemiştir, niçin PTT memurlarına, öğretmenlere, belediye işçilerine, vergi dairesi memurlarına bu ek ödeme sistemi getirilmemiştir? Yine, ödül verilmesi hangi kriterlere bağlı olacaktır? Bu kriterler yöneticilerin insaflarına mı bırakılacaktır? Mesela, orada, gümrükte geçmemesi gereken ürünleri geçirene mi yoksa buna engel olan kişilere mi verilecektir? Bu, merak konusudur.

Ayrıca, teklifte sağlıkla ilgili olarak çok sayıda değişiklik olmasına rağmen niçin Plan ve Bütçe Komisyonundan geçirilmiştir, niçin Sağlık Komisyonunda bu maddelerin tartışılmasına izin verilmemiştir?

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Komisyon…

Buyurunuz Sayın Başkan.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET YILMAZ (BİNGÖL) – Çok teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Öncelikle, tütünle ilgili soru sorulmuştu, müsaadenizle oradan başlamak istiyorum. Tütün düzenlemesi, sokak aralarında paketlenmemiş ve bandrolsüz olarak, kayıt dışı şekilde piyasaya arz edilmiş tütün ürünlerini kapsayan bir düzenleme. Sarmalık kıyılmış tütün özellikle, tabii, Güneydoğu’nun bir gerçeği. Normalde, biliyorsunuz, geçmişte bununla ilgili yasaklar vardı. Ancak insanların bu tütünü kullanıyor olması, köylüye bir geçim kaynağı olması da dikkate alınarak, satışı yine yasak olmak kaydıyla bu tütünü 50 kiloya kadar bulundurmak, nakletmek ve kendi ihtiyacı için kullanmak açısından 2008 yılında bir serbestlik getirilmişti.

Diğer taraftan, kamu otoritesi, burada bazı kötüye kullanımlar, başka ülkelerden getirilip sanki yurt içinde üretilmiş gibi pazarlama gibi şeylere de rastlandığını görerek, izleyerek farklı düzenlemelere gitti. Bunu daha bir kontrol altına almak ve istismarları önlemek için tütün üretim ve pazarlama kooperatifleri kurulması kararlaştırıldı. 2017 yılında buna ilişkin bir yasal düzenleme yapıldı. Tarım ve Orman Bakanlığının izniyle tütün iç ve dış ticaretini ve sarmalık kıyılmış tütün üretim ve ticaretini yapabilmenin imkânı getirildi. Tabii, yetki belgesi almadan bunun ticaretini yapanlara ilişkin olarak da cezai müeyyideler ortaya koyulmuş oldu, üç yıldan altı yıla kadar bir müeyyide getirildi.

Bu çerçevede, şu anda Adıyaman’da kurulmuş 16 kooperatif bulunuyor. 250 tütün üreticisi bir araya gelerek bir kooperatif oluşturabiliyorlar. Hem yaprak tütün olarak alımlarını yapıp hem de sarmalık kıyılmış tütün mamulü üretim tesisi kurarak bunların kıyımını yapıp paketleyip bandrolleme işlemini yaparak yasal bir şekilde piyasaya arz etme imkânları oluyor.

Pandemi sebebiyle bu tesisleşmede bir gecikme olduğu görülüyor. Dolayısıyla bu kooperatiflere, bir anlamda, tesisleşmeyi tamamlayabilmeleri için yıl sonuna kadar bir süre tanımış oluyoruz. Bu süre içinde de büyük oranda bu uyumun sağlanacağını öngörüyoruz.

Diğer taraftan, tabii, bu çerçevede bazı gösteriler ve eylemler yapıldığını da biliyoruz. Bu kapsamda aslında, yüzlerce üreticinin katıldığı bazı eylemler var ancak burada 10 kişiyle ilgili bir tutuklama kararı söz konusu, o da kamu düzenini bozma ve topluma birtakım etkilerde bulunmayla ilgili. Somut olarak bana iletilen bazı hususları da burada ifade etmek isterim. Bir kadının bu eylemler nedeniyle geçemediği için Adıyaman Kahta yolunda, ambulansta doğum yaptığı ifade ediliyor. Yine, Kızılayın Çelikhan yolunda 19 ünite kanının bozulduğu, TEDAŞ işçisi bir kardeşimizin elektrik çarpması sonucu hastaneye yetişmesi gerekirken güçlükle yetiştirildiği…

OYA ERSOY (İstanbul) – Yapmayın Allah aşkına ya!

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – …ve bu kamu düzenini bozan eylemde ısrar edildiği, bu ambulansların geçişi için ikna çalışmalarına dahi olumlu cevap alınmadığı ifade ediliyor. Burada dediğim gibi yüzlerce kişinin katıldığı bir eylem söz konusu, 10 tutuklu var, sonuçta yargıya intikal etmiş bir konu, yargı ne karar verirse sonucunu hep birlikte göreceğiz.

OYA ERSOY (İstanbul) – Bunu inanarak söylüyorsunuz yani.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Ama burada geçmişle mukayese ederseniz tamamen yasaklanmış bir alandan düzenlenmiş bir alana geçiş söz konusu. Komisyonda da bu tütün konusu çok geniş tartışıldı. Daha geniş anlamda, daha genel anlamda tütün sektörüne ilişkin değerlendirmeler, araştırmalar, çalışmalar elbette geleceğe dönük olarak devam ettirilebilir.

Kısa çalışma ödeneğiyle ilgili bir arkadaşımızın değerlendirmeleri oldu. Coronavirüsün iş gücü piyasası üzerindeki olumsuz etkilerinin azaltılmasına yönelik olarak hem mevcut politika araçlarını etkin bir şekilde uygulamaya çalıştık hem de birçok yeni uygulamayı hızlı bir şekilde hayata geçirmeye çalıştı Hükûmetimiz. Biliyorsunuz, İşsizlik Sigortası Fonu'nun iki temel amacı var; bir tanesi işsiz kalmış insanımızı desteklemek diğeri de istihdamı korumak ve daha kaliteli, daha nitelikli istihdam oluşumuna katkıda bulunmak. Pandemiyle mücadelede işsizlik ödeneği, nakdi ücret desteği ve kısa çalışmadan oluşan pasif iş gücü programları dediğimiz programlar etkin bir şekilde yürütülmüştür. Bu dönemde kısa çalışma ödeneğinin hak kazanma koşulları esnetilmiştir. 506.620 firmada çalışan 3 milyon 772 bin 884 kişi için 36,5 milyar Türk lirası ödeme yapılmıştır Mart 2020, Haziran 2021 döneminde.

Fesih kısıtı süresince işverenleri tarafından ücretsiz izne ayrılan işçiler ile işsizlik ödeneğine hak kazanamayanlara nakdi ücret desteği verilmiştir. Bu kapsamda 3 milyon 52 bin 618 kişi için 13,9 milyar Türk lirası ödeme yapılmıştır yine aynı dönem için.

Kendi istek ve kusuru dışında iş akdi feshedilen ve gerekli prim şartlarını sağlayan kişiler işsizlik ödeneği kapsamında desteklenmiştir. Bu kapsamda da 1 milyon 132 bin 769 kişi için 6,4 milyar TL ödeme yapılmıştır. Bunlar önemli oranda bu sosyal maliyeti, sosyal etkileri azaltma noktasında halkımıza destek sunmuşlardır. Bundan sonra da bu fon bu amaçlara hizmet etmeye devam edecektir.

Diğer taraftan, gümrük muhafaza memurlarına ilişkin bir soru geldi. Biliyorsunuz, gümrük muhafaza da bir silahlı kolluk niteliğinde bir organizasyon. Poliste, jandarmada belli konularda başarı sağlandığı zaman ödüllendirici mekanizmalar var ama gümrük muhafazada bu yoktu, bu düzenlemeyle bu anlamda bir eşitlik sağlanmış oluyor. Bütün gümrük teşkilatına öngörülen bir düzenleme değil. Son dönemde de ciddi başarılar oldu, biliyorsunuz, özellikle bu uyuşturucu konularında, başka alanlarda önemli başarılara imza attı bu teşkilatımız. Bu ödül elbette keyfî olmayacak, burada mutlaka belli kriterler konacak. Maliye Bakanlığıyla birlikte, Ticaret Bakanlığımız ve Maliye Bakanlığımızın birlikte yapacağı bir yönetmelikle, belli kriterlerle bunlar gerçekleştirilecek ve hedef kitlesi de dediğim gibi belli.

Diğer taraftan, bu maaşların erimesi meselesiyle ilgili bir arkadaşımız emekliler veya diğer çalışanlara ilişkin yorumlar ortaya koydu. Burada da genel prensibimizi çok açık ve net ifade etmek isterim. Bütün hükûmetlerimiz dönemince baktığınız zaman, hiçbir zaman enflasyona ezdirmedik bir maaşları. Eğer enflasyon öngörülenin üstünde çıkarsa bunu hesap edip geçmişe dönük telafi edici kararlar alarak maaşlara, ücretlere bunları ilave ederek mutlaka enflasyon oranında ve mümkünse tabii üstünde ücretlerinin artışı için hükûmetlerimiz gayret etmişlerdir ve bunu gerçekleştirmişledir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Hiçbir zaman enflasyonun altında bir durum söz konusu olmamıştır.

BAŞKAN – Buyurun.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Teşekkür ederim, sağ olun.

ABDURRAHMAN TUTDERE (Adıyaman) – Sayın Bakan, kooperatifleri söylediniz de şirketleri söylemediniz. Kaç şirket kuruldu ÖTV indiriminden sonra?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Vaktim dolduğu için daha detaylı size yazılı olarak size arz edebiliriz. Bakanlıktan daha detaylı bilgiyi yazılı olarak arz edebiliriz.

HABİP EKSİK (Iğdır) – Sayın Bakan, sağlıkla ilgili maddelerin niçin Plan Bütçeden geçirildiğini de sormuştum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz değerli arkadaşlar.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Vaktim dolduğu için…

BAŞKAN - Soru-cevap işlemi tamamlanmıştır.

Sayın Sürücü, 60’a göre söz talebiniz var.

 

 

 

AYŞE SÜRÜCÜ (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, Urfa’da sürekli olarak arazi anlaşmazlıkları ve kişisel anlaşmazlıklar sebebiyle silahlı kavgalar yaşanmakta ve sürekli insanlar ölmekte. Bunun sebebi kayıp silah oranındaki artış, bireysel silahlanma ve gönüllü koruculuk sistemi adı altında kontrolsüzce silahlanmaya gidilmesidir. Özellikle Urfa Suruç’ta kadınları bile militarizme bulaştırarak ailenin erkekleri, kadınları gönüllü korucu yaparak silahlanma yoluna gidiyor. Bu kadar kayıp, kaçak silah, bu kadar bireysel silahlanma sonucunda toplumsal kaos kaçınılmazdır. Bu silahlanmanın denetlenmesi için araştırma önergesi ve kanun teklifi verdik. Bu noktada bir adım atılacak mıdır?

Teşekkür ederim.

 

1.-Ankara Milletvekili Orhan Yegin ve 45 Milletvekilinin Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/3740) (S.Sayısı:277) (Devam)

 

BAŞKAN – İkinci bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi ikinci bölümde yer alan maddeleri, varsa o madde üzerindeki önerge işlemlerini yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.

14’üncü madde üzerinde 3 önerge vardır. Önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

İlk önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 14’üncü maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

MADDE 14- 10/12/2003 tarihli 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanununa ekli (I) sayılı Cetveli ve ekli (II) sayılı Cetvelin “B)ÖZEL BÜTÇELİ İDARELER” bölümü aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

(I) SAYILI CETVEL

GENEL BÜTÇE KAPSAMINDAKİ KAMU İDARELERİ

1) Türkiye Büyük Millet Meclisi

2) Cumhurbaşkanlığı

3) Anayasa Mahkemesi

4) Yargıtay

5) Danıştay

6) Hâkimler ve Savcılar Kurulu

7) Sayıştay

8) Adalet Bakanlığı

9) Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı

10) Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı

11) Çevre ve Şehircilik Bakanlığı

12) Dışişleri Bakanlığı

13) Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı

14) Gençlik ve Spor Bakanlığı

15) Hazine ve Maliye Bakanlığı

16) İçişleri Bakanlığı

17) Kültür ve Turizm Bakanlığı

18) Milli Eğitim Bakanlığı

19) Milli Savunma Bakanlığı

20) Sağlık Bakanlığı

21) Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı

22) Tarım ve Orman Bakanlığı

23) Ticaret Bakanlığı

24) Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı

25) Devlet Arşivleri Başkanlığı

26)Diyanet İşleri Başkanlığı

27) İletişim Başkanlığı

28) Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği

29) Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanlığı

30) Milli Saraylar İdaresi Başkanlığı

31) Strateji ve Bütçe Başkanlığı

32) Jandarma Genel Komutanlığı

33) Sahil Güvenlik Komutanlığı

34) Emniyet Genel Müdürlüğü

35) Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı

36) Gelir İdaresi Başkanlığı

37) Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü

38) Meteoroloji Genel Müdürlüğü

39) Göç İdaresi Genel Müdürlüğü

40) Avrupa Birliği Başkanlığı

 

(II) SAYILI CETVEL

ÖZEL BÜTÇELİ İDARELER

B) ÖZEL BÜTÇELİ DİĞER İDARELER

1) Savunma Sanayi Başkanlığı

2) Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu

3) Atatürk Araştırma Merkezi

4) Atatürk Kültür Merkezi

5) Türk Dil Kurumu

6) Türk Tarih Kurumu

7) Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu

8) Türkiye Bilimler Akademisi

9) Karayolları Genel Müdürlüğü

10) Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü

11) Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü

12) Orman Genel Müdürlüğü

13) Vakıflar Genel Müdürlüğü

14) Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü

15) Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü

16) Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü

17) Türk Akreditasyon Kurumu

18) Türk Standardları Enstitüsü

19) Türk Patent ve Marka Kurumu

20) Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı

21) Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı

22) GAP Bölge Kalkınma İdaresi

23) Özelleştirme İdaresi Başkanlığı

24) Kamu Denetçiliği Kurumu

25) Ceza İnfaz Kurumları ile Tutukevleri İşyurtları Kurumu

26) Meslekî Yeterlilik Kurumu

27) Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı

28) Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı

29) Doğu Anadolu Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı

30) Konya Ovası Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı

31) Doğu Karadeniz Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı

32) Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü

33) Türkiye Su Enstitüsü

34) Türkiye İlaç ve Tıbbî Cihaz Kurumu

35) Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu

36) Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı

37) Helal Akreditasyon Kurumu

38) Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü

39) Türkiye Uzay Ajansı

40) Türkiye Adalet Akademisi

41) Kapadokya Alan Başkanlığı

42) Türkiye Enerji, Nükleer ve Maden Araştırma Kurumu

43) Türkiye İstatistik Kurumu

 

     Mehmet Metanet Çulhaoğlu                                         Ayhan Erel                                             Dursun Ataş

                                Adana                                                    Aksaray                                                    Kayseri

      Bedri Yaşar            Muhammet Naci Cinisli

Samsun          Erzurum

 BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ NİLGÜN ÖK (Denizli) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Erzurum Milletvekili Sayın Muhammet Naci Cinisli.

Buyurunuz Sayın Cinisli. (CHP sıralarından alkışlar)

MUHAMMET NACİ CİNİSLİ (Erzurum) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulumuzu saygıyla selamlarım.

Türkiye İstatistik Kurumu 30 Haziran 2021 tarihli Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’yle Hazine ve Maliye Bakanlığıyla ilişkili bir kamu idaresi hâline getirildi. TÜİK bakanlığa bağlı bir kuruluştu. Bağlı kurumdan ilişkili kuruma dönüşmek olumlu bir gelişme fakat yeterli değil. Temel hata ise TÜİK’in ekonomi yönetiminden sorumlu bir bakanlıkla ilişkilendirilmesi. Ekonomik verileri toplayanlar ile ekonomiyi yönetenler ayrı ayrı konumlandırılmalı. TÜİK güven duyulan, şeffaf, hatta özerk bir kurum olmalı. AK PARTİ iktidarında TÜİK verilerinin sipariş olduğunu artık bizler kadar ülkemize yatırım yapmak isteyen yabancılar da biliyorlar.

Medyada, araştırma şirketlerinde, akademisyenler arasında, iş dünyasında TÜİK’in açıkladığı verilerin doğru olmadığı açıkça ifade ediliyor. Akademik çalışmalarda kaynak olarak kullanılan TÜİK verilerinin neden tartışılır hâle geldiği araştırılmalı, TÜİK’e eski saygınlığı kazandırılmalı.

Yeni Türkiye pek çok kuruma iyi gelmediği gibi TÜİK’i de çok yıprattı. İş dünyamız, halkımız âdeta bir yalan makinesine dönen TÜİK’i hak etmiyor. Veriler doğru ve güvenilir olduğunda, gerçek rakamlar açıklandığında çözümler de verilere uygun olacaktır. Kasıtlı hatalı verilerle yapılan yanlış hesaplar ekonomi yönetiminin sağlıklı ekonomi politikaları geliştirmesini engelliyor, iş dünyamızı aldatıyor.

Değerli milletvekilleri, konuşmamın geri kalanında ve söz alacağım 15’inci maddede OHAL konusuna değineceğim. Görüştüğümüz kanun teklifinde OHAL Yasası’nın uzatılmasına ilişkin 3 madde bulunuyor. Bugün olağanüstü hâl uygulamalarının olağanüstü keyfiyete dönüştüğü bir zamanda OHAL'in yeniden uzatılmasına endişe ve şüpheyle yaklaşıyoruz. OHAL maskesiyle keyfî Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminin hareket alanını daha da genişleten, az olan sorumluluğunu daha da eksilten, olağanüstü keyfîliğe kapı açan uygulamalar yapılıyor. Bu keyfî uygulamalar içinde neler var? Vatandaşlarımızın mal güvenliği, kariyer hakları ve devletin güvencesi altındaki tapuları gasbediliyor. Pek çok yaşanan olayda bunların örneğini gördük. Anayasa'nın 104’üncü maddesinde olağanüstü hâl vardır, bu bir haktır. 2018 yılında da 27’nci Dönemin ilk kanunlarından biri olarak OHAL Kanunu’nu bizler çıkardık. 15 Temmuz FET֒nün hain darbesine karşı devletin önlem alabilmesi için bu yasayı çıkardık fakat OHAL Kanunu'nun devletimize, milletimize yakışır şekilde milletimizin menfaatine göre işletilmediğini üzülerek örnekleriyle müşahede ettik. Basit birkaç örnek vermem gerekirse Japonya'dan kışlık lastik alımını OHAL Kanunu'na bağlayan bir uygulamaya tanık olduk. “Varlık Fonu” denen paralel bir bütçe kuruluşu OHAL Kanunu’yla ilişkilendirildi. İşinden edilen KHK’lilerin mahkeme kararlarına rağmen işlerine geri dönememelerine, yüz binlerce ailenin perişan olmalarına ve maalesef AK PARTİ'nun keyfî kararları, yanlış uygulamalarıyla FETÖ'nün gölgesinin hâlâ siyasetin ve belli odakların üzerinde kalmasına üzülerek, endişeyle şahit olduk, oluyoruz.

2020 bütçe görüşmelerinde Sayın İçişleri Bakanı’nın KHK’lilerle ilgili Plan ve Bütçe Komisyonunda tutanaklara da geçtiğinden emin olduğum konuşması ibretliktir. Kazanılan mahkemeler sonucu görevlerine dönemeyen KHK’lilerin durumu sorulduğunda “Hâkimler delil bulamamış olabilirler fakat bizim kanaatimize göre onlar suçludur.” diyebilmiştir. Milletvekilleri olarak bizler o gün “Bu sözler bir hukuk devletinin işleyişi ve ciddiyetiyle nasıl bağdaşır.” diye sormuş ve hayret etmiştik fakat bugün görüyoruz ki manzara daha da vahimmiş. Kendisine “gazeteci” kartviziti bastırmış bir şahıs, itiraz edilmeyen beyanına göre, yüz binlerce KHK’liye kefil olup görevlerine dönmelerini sağlamış. Yani bundan şunu mu anlamalıyız: Devletin Bakanlığı devletin mahkemesine güvenmiyor; karanlık ilişkileriyle matuf, kendine “gazeteci” diyen bir kişinin kefaletini makbul sayıyor. Maalesef, bu tarz gayriciddi uygulamalar, bizim gibi, devletini, milletini önceleyen, AK PARTİ milletvekillerinin itiraf ettiği FETÖ borsası rezilliklerine inanmak istemeyen vatanseverleri büyük üzüntü ile derin düşüncelere sevk ediyor. Bizim tavsiyemiz, devletin mahkemelerinin kararlarına uyulması ve KHK mağduriyetlerinin giderilmesi yönündedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

MUHAMMET NACİ CİNİSLİ (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Bir de düşünün ki Anayasa Mahkemesine dahi götürülmeyen OHAL kararları vasıtasıyla, TMSF üzerinden, hep aynı bilirkişiler eliyle şirketlere  -son zamanların moda tabiriyle- anlaşılıyor ki AK PARTİ yöntemi olarak çökülüyor; kaderiyle oynanan milyonlarca insanın itiraz hakları ellerinden alınıyor. OHAL yetkileri şimdiye kadar hep istismar edilmiştir. İstenen OHAL yetkilerinin bundan sonra da istismar edilmeyeceğine inanmamızı bizden kimse beklemesin.

OHAL’le ilgili konuşmamın geri kalanını 15’inci maddede tamamlamak üzere sözlerimi burada sonlandırıyor, Genel Kurulumuzu saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 277 sıra sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 14’üncü maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

MADDE 14- 10/12/2003 tarihli ve 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanununa ekli (l) sayılı Cetvelin 35 inci sırası bu Cetvelden çıkartılmış ve ekli (II) sayılı Cetvelin "B) ÖZEL BÜTÇELİ DİĞER İDARELER” bölümüne aşağıdaki 43 üncü sıra ilave edilmiştir.

"43) Türkiye İstatistik Kurumu”

       Cavit Arı                                  Mehmet Bekaroğlu                          Kamil Okyay Sındır

        Antalya                                            İstanbul                                              İzmir

   Alpay Antmen                          Mehmet Akif Hamzaçebi                 Mustafa Sezgin Tanrıkulu

         Mersin                                             İstanbul                                            İstanbul

                                                       İlhami Özcan Aygun

                                                                Tekirdağ

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ NİLGÜN ÖK (Denizli) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen İzmir Milletvekili Sayın Kamil Okyay Sındır.

Buyurunuz Sayın Sındır. (CHP sıralarından alkışlar)

KAMİL OKYAY SINDIR (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 277 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 14’üncü maddesi üzerine grubumuz adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, Türkiye İstatistik Kurumunun, 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu’na ekli (I) sayılı Cetvel’in 35’inci sırasından yani “genel bütçeli kamu idareleri” listesinden alınıp (II) sayılı Cetvel’in “özel bütçeli diğer idareler” bölümüne eklenmesini düzenleyen bir madde üzerinde görüşüyoruz.

Değerli milletvekilleri, tabii, gerek mikro düzeyde gerekse bölgesel veya ulusal düzeyde bir planlama veya modelleme çalışması yapıyorsanız yöntem ve kurguladığınız modelin doğruluğundan daha önemlisi, doğru, yeterli, zamanında, güncel verilere, parametrelere, istatistiklere; kısa, orta, uzun vadeli projeksiyonlara, strateji ve politika çalışmalarına çok temelde ihtiyacınız vardır ve bunlara ulaşıp ulaşamadığınız önem kazanır. Bu bağlamda, Türkiye İstatistik Kurumu eski adıyla Devlet İstatistik Enstitüsü söz konusu verilerin en önemli kaynak kurumlarından biridir; devletimizin de en güzide kuruluşlarından biridir aslında. Söz konusu ekonomik, ekonometrik model çalışmalarında, projeksiyonlarınızda, planlamalarınızda, uygulama kararlarınızda ve sonuç olarak ister akademik ister siyasal ister yönetsel başarınızın temelinde işte bu verilerin varlığı en temel meseledir.

Peki, günümüzde TÜİK, veri kaynaklarında ve veri analizlerinde ne kadar güvenilir bir kurumdur? Maalesef TÜİK yıllardır yayımlamakta olduğu istatistiklerde siyasal iktidarın etkisi altında kalmakla eleştirilir hâle geldi, özellikle işsizlik, enflasyon, güven endeksleri, veri setleri ve istatistikleriyle ağır eleştiriler alan bir kurum hâline geldi maalesef. Örneğin işçi sendikaları, TÜİK tarafından yapılan açlık ve yoksulluk sınırı hesaplamalarının bilimsel olmadığını sürekli eleştirmekte. Bir diğer örnek, bir grup akademisyen tarafından kurulan Enflasyon Araştırma Grubu -ENAG kısa adıyla- enflasyon verilerini, örneğin 2020 yılı sonu için yüzde 36,72 hesaplamışken TÜİK yüzde 14,60 olarak açıklamıştı ve ENAG belki de TÜİK tarihinde, ilk defa TÜİK tarafından mahkemeye verilmiş bir kurum olarak tarihe geçti. Sonrasında TÜİK açıkladığı enflasyon verilerinin halkın enflasyonunu yansıtmaktan uzak olduğu gerekçesiyle enflasyon sepetini yeniledi değerli arkadaşlar. Daha örnek verebiliriz; örneğin, Türkiye İstatistik Kurumu millî gelir verilerinde revizyona gitti, ulusal hesaplar sisteminde revizyon yapıldı ve 2019 yılı millî geliri de bir günde kâğıt üzerinde 40 milyar lira bir anda zenginleşiverdik.

Yine, TÜİK hesaplamalarını değiştirdi tüketici güveni 20 puan sıçradı. Vatandaşların kendi maddi durumlarına ve genel ekonomiye dair değerlendirme ve beklentilerini ölçen Tüketici Güven Endeksi, Türkiye İstatistik Kurumunun hesaplama değişikliği sonrasında sert bir şekilde yükseldi, eski hesaplamayla Eylülde 200 üzerinden 61,8 olması gereken endeks, yeni hesapla 82 olarak açıklandı, bu örnekleri daha da artırabiliriz. Bu konuda TÜİK’in karnesi maalesef çok zayıf. Tabii, kuruma ve çalışmalarına olan güven ya da güvensizlik duygusunun kamuoyunda yerleşmesinin nedenleri arasında ayrıca Başkanının hangi sıklıkla ve neden değiştirildiğidir. Örneğin, AK PARTİ’nin on dokuz yıllık iktidar döneminde TÜİK’e 10 kez başkan atanmış değerli arkadaşlar. En son bu yıl Şubat ayında Sayın Muhammet Cahit Şirin’in yerine vekâleten atanan Sayın Ahmet Kürşad Dosdoğru ve hemen ardından 2 Mart 2021 tarihinde asaleten atanan Profesör Doktor Sait Erdal Dinçer son dört yılda atanan 5’inci başkan olmuş.

Değerli Milletvekilleri, aslında Cumhurbaşkanlığının 76 sayılı Kararnamesiyle, 4 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 598’inci maddesi değiştirilerek özel bütçeli kamu tüzel kişiliğini haiz Hazine ve Maliye Bakanlığıyla ilişkili başkan yardımcıları dışındaki personeli atamalarında başkanın yetkili olduğu –bakanın değil- danışma kurullarında, özel ihtisas komisyonlarında ve inceleme araştırma gruplarında görev alacaklara ödenecek huzur hakkı ödeme sıklığının ayda 2’den 4’e çıkarılması, ayrıca bölge müdürlüklerinin de düzenlenmesi, bakanın İstatistik Konseyinden çıkarılmış olması, bu düzenlemedeki özellikle ilişkili kuruluş olması, ayrı tüzel kişiliği olan ancak Bakanlıkla herhangi bir hiyerarşik ilişkisi olmayan kuruluş hâline getirilmesi olumlu bir düzenleme olarak kısmen de olsa kabul edilebilir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz.

KAMİL OKYAY SINDIR (Devamla) – Ancak yine de ekonomik verilere yönelik bir çalışma içerisinde olan TÜİK’in Hazine ve Maliye Bakanlığıyla ilişkili olması bile belki eleştirilmesi gereken bir konu.

TÜİK gibi geleceğimize dair en temel ve bağımsız olması gereken bir kuruluşun daha özerk bir statüye kavuşturulması, tarafsız, doğru, zamanlı ve adil verilerin sağlanabilmesi hususunda ve kamuoyundaki güvenilirliğinin yeniden tesis edilmesinde ve inanç düşüklüğünün giderilmesinde önemli gördüğümüz yeni bir düzenlemeye gereksinim olduğunu özellikle belirtir, yüce heyetinizi saygıyla selamlarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 277 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 14’üncü maddesinde yer alan “aşağıdaki” ibaresinin "aşağıda bulunan” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

   Murat Sarısaç                      Serpil Kemalbay Pekgözegü                          Nuran İmir

           Van                                                  İzmir                                                Şırnak

Mahmut Celadet Gaydalı                   Ali Kenanoğlu                                   Abdullah Koç

          Bitlis                                              İstanbul                                               Ağrı

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ NİLGÜN ÖK (Denizli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen İzmir Milletvekili Sayın Serpil Kemalbay.

Buyurunuz Sayın Kemalbay. (HDP sıralarından alkışlar)

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – Sayın Başkan, sayın vekiller; bu torbanın günahı çok büyük, o yüzden öncelikle bu torba yasayla ilgili konuşmak istiyorum, sözlerime başlamak istiyorum.

Darbelere karşı çıkmak nereden gelirse gelsin darbelere karşı çıkmayı gerektirir. Asker ya da sivil bütün darbeler kötülüğün ta kendisidir. Darbeye karşı durmaksa demokrasiyi savunarak yapılır, OHAL’le ve KHK’lerle değil. Darbenin karşıtı demokrasidir ve halkın iradesinin tanınmasıdır, katılımcılıktır, hukukun üstünlüğüdür, üstünlerin hukuku değildir. Hem 15 Temmuz darbesine karşı olup hem de tek adam darbe düzenini savunamazsınız, ikisi bir arada olmaz çünkü. Tek adam rejimi ve OHAL faşizmdir.

Bu torba kanunu alelacele çıkartma gayretinizin sebebi OHAL yönetimi için olmazsa olmaz olan bu 3 OHAL maddesini uzatmaktır. Gözaltı süresinin on iki güne kadar uzatılması zaten işkencenin uzatılmasıdır. Kayyum hukuksuzluktur, kayyum halkın iradesini tanımamaktır. Bir de kamudan ihraçlar zaten vicdansızlıktır ve zulümdür.

Sonuçta, 15 Temmuz steril bir siyaset alan tanzim etmek için tarafınızca fırsata çevrildi, otokratik bir düzen kurdunuz. Beş yıldır ekonomide ve siyasette korkunç bir tekelleşme gerçekleştiriliyor. Sarayın yandaş sermayesini beslemek için kamusal kaynaklar peşkeş çekiliyor. Tek adamın iki dudağı arasındaki kararlarla doğal varlıklar, kıyılar, ormanlar, meralar, akarsular sermayeye transfer ediliyor. Ülkede fakirden alınıp zengine transfer ediliyor bütün kaynaklar, vergiler ve ekonomi çökmüş durumda.

Şimdi, maddeye gelecek olursak saray ekonomik krizden, ekonomik verilerden bunaldığı için TÜİK’e yükleniyor, beğenilmeyen her rakamdan sonra TÜİK’in yapısını değiştirmek istiyor. TÜİK’in yönetmeliğini değiştirdiniz, TÜİK’e yönetici dayanmadı, durmadan değişiyor. Gerçeği yalan yanlış zeminde bükmeniz, yeniden imal etmeniz sayesinde TÜİK’e güven kalmadı. Burada çalışan donanımlı insanları da emeklerini de heba ettiniz. Aslında işsiz sayısı Türkiye tarihinin en büyük rakamlarına yükselmişken, işsizliği azaltabilen TÜİK’e bu Meclisten “post-truth” ödülü vermek gerekir. Yine, TÜİK’in bir rakibi var, o da saraydan sesleniyor, diyor ki: “Porsiyonları küçültün; markete, pazara gitmeden önce liste yapın.” Yani mızrak çuvala dahi sığmıyor.

Sonuç olarak, bu madde için söyleyebileceğimiz şu: TÜİK, iktidarın uyduruk istatistik kurumu hâline gelmiştir, kredibilitesi kalmamıştır, güvenilirliği kalmamıştır, Türkiye ekonomisine bizzat TÜİK darbe vuruyor. TÜİK’le yapılması gereken ilk düzenleme, bu Kurumun tarafsız, doğru ve adil verileri sunabilecek duruma getirilmesi ve bunun için de kamusal ve etik düzenlemelerin bir an önce yapılmasıdır.

Şimdi, bu torbaya dair bir şeyleri de söylemeden edemiyorum: Engelsiz bir dünya ütopya değildir. Bizler yükümlülüklerimizi yerine getirirsek engelsiz bir Türkiye’yi de yaratabiliriz. Fakat bu torbada engellilere büyük bir ayrımcılık yapılıyor, büyük bir haksızlık yapılıyor. Pandemide sermayedarlar, yandaşlar kollanırken engellilerin hakları gasbediliyor ve Türkiye Büyük Millet Meclisi milyonlarca engelli yurttaşımıza karşı yükümlülüklerini burada erteliyor, yerine getirmiyor. Biz, yükümlülükleri ertelemek değil tam tersine, engellilere olan sorumluluk gereği bu yükümlülükleri yerine getirmeliyiz. Bu torba yasa bu açıdan da büyük bir günah işliyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (Devamla) – Sayın Başkan bir şey daha vardı vurgulamak istediğim.

Buradan Boğaziçi Üniversitesi direnişine de selam göndermek istiyorum. Özellikle, kayyum rektörü gönderdiler fakat yerine gelen vekil rektör Sevgili Can Candan Hocamızı görevden aldı. Burada bütün akademisyenlerin yanında olduğumuzu söylemek istiyorum, Can Candan Hocamız da yalnız değildir. Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz diyoruz.

Yine, Boğaziçi kayyumu öğrencileri fişlemişti ve bu öğrencilerin bursları kesilmişti. Arkadaşlar, siz hiç öğrenci olmadınız mı, hiç eylemlere katılmadınız mı, hiç protestolara katılmadınız mı? Öğrencilerin eğitim hakkını niye engelliyorsunuz, niye burslarını kesiyorsunuz, neyden korkuyorsunuz, neden öğrencilerin önünde bir engel oluşturuyorsunuz, eğitim hakkını gasbediyorsunuz? Burada Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerini de selamlıyorum.

Teşekkürler. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

14’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 14’üncü madde kabul edilmiştir.

15’inci madde üzerinde 4 önerge vardır. Önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım. İlk okutacağım 2 önerge aynı mahiyettedir, bu önergeleri okutup birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 277 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 15’inci maddesinin kanun teklifi metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

 

             Murat Sarısaç                                       Nuran İmir               Mahmut Celadet Gaydalı

                    Van                                                 Şırnak                  Bitlis

              Abdullah Koç                                     Ali Kenanoğlu

                    Ağrı                                                İstanbul

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

 

          Mehmet Bekaroğlu                             İlhami Özcan Aygun        Mustafa Sezgin Tanrıkulu

                 İstanbul                                            Tekirdağ                İstanbul

                 Cavit Arı                                    Kamil Okyay Sındır         Alpay Antmen

                  Antalya                                                İzmir                   Mersin

            Ali Fazıl Kasap                            Mehmet Akif Hamzaçebi

                 Kütahya                                             İstanbul

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ NİLGÜN ÖK (Denizli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ilk konuşmacı Şırnak Milletvekili Sayın Nuran İmir.

Buyurunuz Sayın İmir. (HDP sıralarından alkışlar)

NURAN İMİR (Şırnak) – Sayın Başkan, Değerli Genel Kurulu, değerli halkımızı ve özellikle engelli yurttaşlarımızı buradan sevgiyle selamlıyorum.

Yaklaşık iki yıldır insanlık tarihinin şahitlik ettiği çok özel bir süreçten geçiyoruz. Hangi ırktan, hangi renkten, hangi cinsten ya da dilden olursak olalım ortaklaştığımız anlar oldu. Hepimiz sağlığımız için endişelendik, hepimiz sevdiklerimizi kaybetmekten korktuk, hepimiz evde kapalı kaldığımız günlerde içimize kadar işleyen yalnızlık duygusunun soğukluğuyla donduk. Bunların tamamı insan olma hasletlerinde bizi birleştiren duygulardır. Şimdi, dünya ve ülke olarak bu durumdan kurtulmak istiyoruz zira sosyal yönümüz maruz kaldığımız izolasyondan hiç tahmin edemediğimiz kadar çok yara aldı. Bu yaraları yine insan ile insan arasında kuracağımız sıcacık duygu bağında şifalandırmaya ihtiyacımız var. Elbet bu günler bitecek, normal yaşamlarımıza geri döneceğiz. Herkes mi? Hayır. Bu oturumun sonunda sizlerin vereceği kararla yaşamlarını üç yıl daha pandemi koşullarında sürdürmek zorunda kalacak milyonlarca yurttaşımız var. Kimler mi? Engelli yurttaşlar ve onların aileleri. Peki, kaç milyon? Onu da bilmiyoruz çünkü ülkemizde kaç milyon engelli yurttaşımızın yaşadığı bilinmiyor lakin resmî tahminlerde 10 milyon engelli yurttaşımızın olduğu söyleniyor. 2005 yılında alınan kararla çözülmesi gereken erişilebilirlik sorunu önce 2012 yılına, sonra 2018 yılına kadar ertelendi. Geçici 3’üncü madde denilen bu düzenlemeyle on altı yıldır kalıcı bir biçimde erteleniyor. Şimdi bir kez daha üç yıllık bir erteleme gündeme getiriliyor. Konunun öznesi olmayan bizler için üç yıllık bir erteleme sadece. Peki ya, engelliler için? Vereceğiniz bu kararla üç yıllık süre sizin için önemsiz olabilir. Oysa ki bu erteleme milyonlarca engelli yurttaşımızın varlığının inkârıdır, onları görmezden gelmektir, yok saymaktır. Bu karar milyonlarca engelli çocuğun ve gencin eğitim hakkının önündeki en büyük engeldir. Bu karar, sağlık hizmetlerinden faydalanmak isteyen engelli yurttaşlarımızın önündeki en büyük engeldir. Bu karar, çalışma yaşamında yer almak isteyen engelli yurttaşlarımızın önündeki en büyük engeldir. Bu karar, sosyal ve kültürel yaşama katılmak isteyen engelli yurttaşlarımızın önündeki en büyük engeldir.

Yıllardır ülkemizde var olan klasik tıbbi model bakış açısıyla engelli olmak, eksiklik, patolojik, anormallik ve deformasyon olarak kabul edildi. Engelliliği sürekli olarak tam olma ya da eksik olma ikilemi ile açıklamaya çalışıyoruz. “Tam bir insan olmak.” ne büyük bir kibir. Hangimiz tam olduğumuzu iddia edebiliriz ki? İnsan olmanın kendisi bir eksikliğin ifadesi değil midir? Engelliliği, başarısız sosyal organizasyonlarla biz inşa ediyoruz. Engelliliği, erişilemeyen binalar, yollar, okullar, fabrikalar, hastaneler, sinemalar, parklar, köprüler, sayamayacağım birçok ulaşım araçlarıyla biz inşa ediyoruz. Engelliliği, erişilemeyen bilgiyle inşa ediyoruz. Engelliliği, bu yurttaşlarımıza verilen her hakkı lütuf gören bizlerin bakış açısıyla biz inşa ediyoruz. Engelliliği, değerli ve iyi olanın standart bir beden ve zihin yapısında olduğunu söyleyen ezberlerimizle biz inşa ediyoruz.

Bu ertelemeye onay verdiğimiz zaman, seçilmişler olarak bir kez daha engelli bir toplumu yeniden ve yeniden inşa etmiş olacağız. Bugün burada böyle bir ertelemeden bahsediyor olmamızın kendisi bizzat engelli bir politikadır. “Yaşam” dediğimiz sadece yemek, içmek ve uyumaktan ibaret değildir, tüm kutsalların ve kadim öğretilerin de dediği gibi: Yaşam, bir arayış ve bir yolculuktan başka nedir ki? Bir arayış, bir soru: Ben kimim? İnsan bilmeyle kendisini gerçekleştirir. İnsan, insanın aynasında kendisini keşfederken aradığı cevaplara ulaşır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

NURAN İMİR (Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

İşte, bunun içindir ki birbirimize olan dayanılmaz ihtiyacımız bu ertelemenin kabulüyle eksik kalacak, sadece erişilebilirlik değil milyonlarca engelli yurttaşımızın yol hikâyeleri olacaktır.

Genel Kurulu ve tekrardan, bütün engelli yurttaşlarımızı partimiz adına sevgiyle selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın İmir konuşmasını felsefeye ayırdı bu defa.

Aynı mahiyetteki önergeler üzerindeki ikinci konuşmacı Kütahya Milletvekili Sayın Ali Fazıl Kasap.

Buyurunuz Sayın Kasap. (CHP sıralarından alkışlar)

ALİ FAZIL KASAP (Kütahya) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi ve özellikle, toplumumuzdaki engelli insanlarımızı da selamlamak isterim.

Ancak bu Meclis kürsüsü engellilere karşı bence engelli dostu değil. Şöyle izah edeyim: Şu anda benim konuşmamı, benim burada anlatacağım şeyleri ve Meclisteki daha önceki konuşmaların hiçbirini işitme engelli arkadaşlarımız, işitme engelli vatandaşlarımız anlayamadılar, duyamadılar, işitemediler. Bir işitme engelli tercümanının olması gerekirdi, görme engelliler için bir işitme odası, ses odası olması gerekirdi; Meclis bunları sağlayabilir, Meclis Başkanlığına da özellikle bunu bildirmek istiyorum.

Türkiye’de, Engelli Veri Sistemi’ne kayıtlı 2,5 milyon insanımız var. Bu, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının kayıtları altında ama kendim de daha önce sağlık kurulunda çalışmış birisi olarak şöyle söyleyeyim size: Dünya ortalaması bakarsanız, yaklaşık 10 milyona yakın kişi ve etki alanıyla, aileleriyle beraber 30 milyon kişi bu durumdan mağdur. 2005 yılında çıkan bir yasa var, 5378 sayılı Yasa. Engelliler için yirmi yıldır yapılan hiçbir şey yok, sürekli olarak halının altına süpürmüşüz. Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Sözleşmesi’ne göre engelli bireyler herkesle aynı hak ve özgürlüklere sahip. Türkiye’nin de taraf olduğu ve imzaladığı, bakın o zaman  Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanı olarak, Recep Tayyip Erdoğan’ın imzaladığı, 2009 yılında imzalanan sözleşme var. O sözleşmedeki akitlerden hemen hemen hiçbir şey şu güne kadar gerçekleştirilmiş değil ve bunlar insan haklarının temel yükümlülüklerinden, bu konuda eksiğimiz var. Kamu kurum ve kuruluşlarına ait mevcut resmî yapılar, mevcut tüm yol, kaldırım, yaya geçidi, yeşil alanlar, spor alanları, tüm umuma açık hizmet veren her türlü yapılar sekiz yıl içinde başlangıçta, sonra tekrar bir üç yıl eklenmiş, sonra şimdi altı; yirmi yıldır engellilerin insanca yaşama koşullarının sağlanmasına yönelik hiçbir şey yapılmamış konuma geliyor ve sürekli olarak engelliyoruz. Engelli insanlarımızın hayatlarından bir üç yıl daha çalıyoruz, üç yıl daha. Engelli ve engelli işsizliğini yöneterek engelleri ve engellileri sürekli olarak iktidarınızın bir malzemesi olarak kullanıyorsunuz, tıpkı görevden alınan Zehra Zümrüt Selçuk Bakan gibi. Ne yapmıştı? 420 bin gerçek anlamda engelli olmayan, engelli raporu olmayan 420 bin insana siz engelli maaşı, evde bakım maaşı verdiniz. Bunu siyasi bir rant olarak kullandınız ve bu suçtur, suçu da kendileri kabul ettiler, “Geri tahsil ediyoruz.” demişti.

Kamuda kontenjan açığı var, kontenjan açığı, 7.164 açık var ve bakanlıktan atama yapmıyorsunuz. Bu engellileri sürekli kullanıyorsunuz, erişebilir kentler, erişebilir mekânlar ve rehabilitasyon merkezleri yapmıyorsunuz, koşulları en üst düzeyde sağlamıyorsunuz. Ayrımcılığa maruz kalma, bağımsız yaşama şansı, eşit haklara sahip olma, bunların hiçbirini yerine getirmiyorsunuz. Bakın, dünyada kuzey yarım kürede her 15 kişiden -15 kişi çalıştıran yerlerde- 1 kişi istihdam ediliyor, siz bunu 50’yle sınırlıyorsunuz, bu konuda kanun teklifimiz de geldi. Kara gün kararıp kalmaz, bunların hepsi düzelecek. Öncelikle tekrar şeyi söylüyorum, engelsiz bir Türkiye, engelsiz bir Meclis ve engelli dostu bir yasa gelmesi gerekiyordu burada. Ha, bu konuda tereddüdünüz olmasın, hiçbir zaman bunlar boşta kalmayacak; zamanı geldiğinde birlikte, sizleri de dinleyerek... Çünkü bunun bir siyasi malzeme, siyasetin bir malzemesi yapılmaması gerekiyor engelliliğin; siyaset dışı bir oluşum, siyasetüstü bir oluşum engellilik. Şöyle söyleyeyim: Evrensel tasarım ilkeleri de dâhil olmak üzere derhâl, kamu kurumlarında, umuma açık mekânlarda –bu, çalıştayımızın sonucu, bunları yine sizlerle de paylaşacağız- o engeli birlikte kaldıracağız. Ulaşım alanlarında, eğitim kurumlarında, kültür merkezlerinde gereken şeyler yapılacaktır. Siz, bir uçak, o 13 uçağın bir parası var ya, bir tek para -SMA’lı yıllık 100 çocuk var, her sene bunların 10-15 tanesi ölüyor- bir uçak parasına SMA’lı çocuklara -ki onlar engelli adayı, her gün ölüyorlar- ona bile müsamaha göstermediniz. Üç yıl daha engellilerin hayatından çalınmasına müsaade eden bu kanun teklifi bu Meclise yakışmıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

ALİ FAZIL KASAP (Devamla) – Engelsiz bir Meclis, engelli dostu bir günde buluşmak ümidiyle hepinize iyi akşamlar diliyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Karar yeter sayısı istiyoruz.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşim on dakika ara veriyorum.

                                                                                Kapanma Saati: 01.24

 

ONUNCU OTURUM

Açılma Saati: 01.36

BAŞKAN: Başkan Vekili Nimetullah ERDOĞMUŞ

KÂTİP ÜYELER: Şeyhmus DİNÇEL (Mardin), Enez KAPLAN (Tekirdağ)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 105’inci Birleşiminin Onuncu Oturumunu açıyorum.

Şırnak Milletvekili Nuran İmir ile Kütahya Milletvekili Ali Fazıl Kasap ve arkadaşlarının aynı mahiyetteki önergelerinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi, oylama işlemini tekrarlayacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Aynı mahiyetteki önergeleri kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı vardır, kabul edilmemiştir.

277 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon yerinde.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 15’inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

MADDE 15- 1/7/2005 tarihli ve 5378 sayılı Engelliler Hakkında Kanunun geçici 3 üncü maddesinin (2), (3), (4), (5), (6) ve (7)'nci fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

(2)        7/7/2018 tarihine kadar, karayolu ile turizm taşımacılığı yapan veya şehirler arası toplu taşıma hizmeti veren gerçek ve tüzel kişiler, engelli bireyin erişilebilir toplu taşıma hizmeti sağlanmasına ilişkin talebini azami yetmiş iki saat içinde karşılamakla yükümlüdür.

(3) 7/7/2018 tarihine kadar, servis taşımacılığı yapan gerçek ve tüzel kişiler, engelli personel veya öğrenciye talep hâlinde erişilebilir taşıma hizmetini sağlamakla yükümlüdür.

(4) Bu fıkranın yürürlüğe girdiği tarihten sonra üretilen şehirler arası ve uluslararası yolcu taşımacılığı ile servis ve turizm taşımacılığı yapan araçlar dışında şehir içi yolcu taşıma hizmeti yapan araçlardan erişilebilir olmayanlara yolcu taşıma hizmeti için yetki belgesi, izin ve çalışma ruhsatı verilmez.

(5) Şehirler arası yolcu taşıma hizmeti ile şehir içi servis ve turizm taşımacılığı hizmetinin erişilebilir hâle getirilmesi için usul ve esaslar Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığının görüşleri alınmak suretiyle Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığınca bu fıkranın yürürlük tarihinden itibaren bir yıl içinde çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.

(6) Bu Kanunun geçici 2’nci maddesi ile bu maddede belirtilen erişilebilirlik standartlarının ve yükümlülüklerinin uygulanmasının izlenmesi ve denetimi her ilde Aile ve Sosyal Politikalar, Bilim, Sanayi ve Teknoloji, İçişleri, Çevre ve Şehircilik, Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlıkları ile engelliler ile ilgili konfederasyonların temsilcilerinden oluşan komisyon tarafından yapılır. İhtiyaç halinde birden fazla komisyon kurulabilir. Denetim sonucunda ilgili belediye ve kamu kurum ve kuruluşları ile umuma açık hizmet veren her türlü yapıların ve açık alanların malikleri ile toplu taşıma araçlarının sahiplerine eksikleri tamamlaması için birinci fıkrada belirtilen sürenin bitiminden itibaren dört yılı geçmemek üzere ek süre verilebilir.

(7) Sürenin bitiminden itibaren öngörülen yükümlülüklerini yerine getirmediği denetim komisyonlarınca tespit edilen umuma açık hizmet veren her türlü yapılar ve açık alanlar ile toplu taşıma araçlarının sahibi olan gerçek ve özel hukuk tüzel kişileri ve ikinci, üçüncü fıkralar ile beşinci fıkra kapsamında yürürlüğe konulan yönetmelikle öngörülen yükümlülüklerini yerine getirmediği denetim komisyonlarınca tespit edilen gerçek ve özel hukuk tüzel kişilerine Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı tarafından her bir tespit için bin Türk Lirasından beş bin Türk Lirasına kadar idari para cezası uygulanır. Bu şekilde bir yıl içinde uygulanacak idari para cezasının tutarı elli bin lirayı geçemez. İkinci ve üçüncü fıkrada öngörülen yükümlülüklerini veya geçici 2 ve 3’üncü maddelerde belirtilen sürelerin bitiminden itibaren öngörülen yükümlülüklerini yerine getirmediği denetim komisyonlarınca tespit edilen büyükşehir belediyeleri, belediyeler ve diğer kamu kurum ve kuruluşlarına Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı tarafından her bir tespit için beş bin Türk Lirasından yirmi beş bin Türk lirasına kadar idari para cezası uygulanır. Bu şekilde bir yıl içinde uygulanacak idari para cezasının tutarı beş yüz bin lirayı geçemez. Bu maddeye göre verilen idari para cezaları tebliğinden itibaren bir ay içerisinde ödenir. Genel bütçeye gelir kaydedilen idari para cezası tutarları dikkate alınarak erişilebilirlik konusundaki projelerde kullanılmak üzere Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı bütçesinde ödenek öngörülür.

 

Mehmet Metanet Çulhaoğlu                 Ayhan Erel                             Dursun Ataş

             Adana                                    Aksaray                                     Kayseri

 

         Bedri Yaşar                                   Muhammet Naci Cinisli

           Samsun                                                   Erzurum

 

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ NİLGÜN ÖK (Denizli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Erzurum Milletvekili Sayın Muhammet Naci Cinisli.

Buyurunuz Sayın Cinisli. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

MUHAMMET NACİ CİNİSLİ (Erzurum) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulumuzu saygıyla selamlarım.

14’üncü maddede yarım bıraktığım OHAL’le ilgili konuşmama kaldığım yerden devam etmek istiyorum.

AK PARTİ gibi gerek FETÖ gerek PKK’yla devlet ciddiyetinden uzak, son derece lüzumsuz ilişkilere girmiş bir partinin OHAL yetkilerini millet ve devlet menfaatine kullanacağına biz artık inanmıyoruz. Öyle bir siyasi yapıdan bahsediyoruz ki yetkiyi bırakmaktan, seçim kaybetmekten korkar hâle gelmiş. Hâlbuki demokrasilerde seçim kazanmak bir onurdur, seçim kaybetmeyi bilmek de bir erdemdir. Demokrasilerde yetkiyi millet verir ve yetkiyi yine millet alır, her fani de buna saygı duyar. Aslolan, sevinçle ve şerefle oturduğu koltuktan başı dik, onurla, lekesiz ve yine şerefle ayrılabilmektir; milletinden tekrar o yetkiyi alabilme opsiyonunu açık tutabilmektir. Bugün, bir Türkiye Cumhuriyeti devleti vatandaşı ve son yirmi yıllık AK PARTİ dönemini bilinçle takip etmiş bir milletvekili olarak AK PARTİ’nin tekrar seçilebilme ve milletin yüzüne bakabilme opsiyonunu her geçen gün daralttığını görüyorum.

ARZU AYDIN (Bolu) – Uzman bilirkişi misin?

MUHAMMET NACİ CİNİSLİ (Devamla) – Önümüze gelen bu OHAL, AK PARTİ’nin bir türlü bulamadığı seçim kazanma formülünün, baskıyla milletimize göz dağı verebilme ve sandıkları yasal kılıfla bloke edebilme operasyonudur.

Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemiyle ülkemizi  “demokrasi zaferi” diye kutladığımız 14 Mayıs 1950 öncesi Millî Şef benzeri döneme götüren AK PARTİ zihniyeti, anlaşılıyor ki yeni bir 1946 seçimi ayıbına göz dikmiş. Açık oy, gizli tasnif rezaletini, mahcubiyetini gizli oy, gizli tasnif formülüyle milletimize tekrar yaşatmak tarihte AK PARTİ’ye hiçbir şey kazandırmaz, yapılan bazı hizmetlerinizi de unutturur, bırakın bugününü, yarınki nesillerinize de büyük utanç yaşatır.

HALİL ETYEMEZ (Konya) – Ortağına söyle, ortağına.

MUHAMMET NACİ CİNİSLİ (Devamla) – Siyasette malubiyetin bazen büyük kazanç olduğunu duya duya yetişmiş bir milletvekili olarak, içlerinde değerli insanların da olduğunu bildiğim ve umduğum AK PARTİ Grubunu iyi niyetle bu yanlış yoldan dönmeleri için naçizane uyarmak isterim. Bu yanlışa ortak olmamalarını kendilerinden devletim ve milletim adına rica ederim. Kendilerini düşünmüyorlarsa gelecek nesillerini muhtemel tarihî utanca ortak etmemelerini dilerim.

Eğer ki “Bu OHAL kanunu FET֒yle mücadele için getiriliyor.” diyorsanız, FET֒yle mücadele ediliyor mu diye sorarım. AK PARTİ Hükûmetinin FET֒yle mücadele etme niyeti olsaydı, menfaatlerinin çatıştığı 17-25 Aralık 2013’e kadar beklemez, 2004 Millî Güvenlik Kurulu kararlarıyla mücadeleye başlardı. Devlet, 2004 yılı MGK kararlarıyla FET֒yü tarif etti, AK PARTİ Hükûmetine önlem önerdi. Zamanın bürokrat ve AK PARTİ’li siyasilerinin anılarından öğreniyoruz ki AK PARTİ yöneticileri, kol kola yürümekte beis görmedikleri FETÖ örgütüyle mücadele etmek yerine beraber yol almaya devam etmişler. Bize göre milat 17-25 Aralık 2013 değil, 2004 yılı MGK kararlarıdır. Bu gaflet, ülkemizi ve milletimizi 15 Temmuz 2016 hain darbesine sürüklemiş, 251 kardeşimizin canına, 2000’li yıllardan itibaren yapılan haksızlıklarla milyonlarca gencin kariyerine, iş adamlarının servetlerine, ülkenin huzuruna, devletin bekasına mal olmuştur. Vurulan darbenin devletimize, milletimize daha kaç seneye mal olacağı da hesap edilememektedir. Bu hainlikler gözünün önünde ve çoğu zaman ortak olduğu hâlde yaşanırken bunlara yol veren AK PARTİ, OHAL kanunlarıyla ömrünü uzatma yerine hiç olmazsa erdemli bir davranış örneği göstererek derhâl seçime gitmelidir. Bu facialara yol açan siyasiler eğer sorumluluk taşıyorlar ve vicdan sahibiyseler çoktan istifa etmeliydiler. Bir klişe laf üzerine FETÖ tarif ediliyor “Memlekette elli yıldır FETÖ varmış, eski Başbakanlar da onlarla teşrikimesai yapmışlar.” diye. Bu, doğru olmayan bir kasti tezdir. O eski Başbakanların, Cumhurbaşkanlarının atadığı hiçbir vali, hiçbir hâkim, hiçbir general, hiçbir büyükelçi, hiçbir rektör 15 Temmuz sonrası görevlerinden alınmadılar. Görevden alınanların hepsi AK PARTİ’nin atadığı kişilerdi. Kozmik odanın kapısı onların döneminde zorlanamadı bile.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz.

MUHAMMET NACİ CİNİSLİ (Devamla) – Teşekkür ederim.

Bir menfaat grubuyla zaman zaman devlet adabı ve kontrolü gereği siyaseten görüşmek ile kol kola girip birlikte yürümek, kendisinin yetersiz kaldığı pek çok alanda devleti teslim etmek, âdeta bir koalisyon kurmak aynı şey değildir. Devlet hiyerarşisinin darmadağın edildiği yirmi yıllık AK PARTİ iktidarının sonunda can havliyle çıkarılmaya çalışılan yeni OHAL Yasası’yla kalan kurumsal düzene son darbe vurulmak isteniyor.

Hukuksuzluğu kanuna uyduran bu girişime itirazımızı bugün de yarın da aziz milletimizin huzurunda dile getireceğimizi ifade eder, İYİ Parti iktidarında bütün hukuksuzlukların, çarpık ilişkilerin düzeltileceğinin sözünü veririz.

Genel Kurulu saygıyla selamlarım. (İYİ Parti ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 277 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 15’inci maddesinin çerçeve hükmünde yer alan “altı yılı” ibaresinin “dört yılı” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

                     Bülent Turan                                               Erkan Akçay                                               Tamer Dağlı

                       Çanakkale                                                     Manisa                                                         Adana

                      Atilla Ödünç                                               Halis Dalkılıç                                       Mücahit Durmuşoğlu

                           Bursa                                                         İstanbul                                                     Osmaniye

          Çiğdem Erdoğan Atabek

                         Sakarya

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ NİLGÜN ÖK (Denizli) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen yok.

Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Önerge ile; Engelliler Hakkındaki Kanunun geçici 3’üncü maddesinde düzenlenen erişilebilirliğin sağlanabilmesi için gereken yükümlülüklerin yerine getirilememesi hâlinde ilgili belediye ve kamu kurum ve kuruluşlara bir yıl ilave süre uzatım yetkisi verebilmesine imkân tanınması amaçlanmaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda 15’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 15’inci madde kabul edilmiştir.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, bir kısa söz talebimiz var.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Özel.

 

 

 

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, biliyorsunuz, bu madde engelli derneklerinin hem sosyal medyada hem her birimize ulaşabildikleri mecralardan itiraz ettikleri bir madde. Tabii, onların temel talepleri artık uygulama başlasın yani bu erişilebilirlik engellerinin ortadan kaldırılmasıyla ilgili üç yıllık bir süre verilmişti. Kendi deyimleriyle üç yılda bir arpa boyu yol alınmadı çünkü önünde üç yıl olduğunu görenler bu erişilebilirlik engellerini gidermek üzere üzerlerine düşeni yapmıyorlar. Şimdi, bir üç yıl daha uzatılacağı söylendiğinde çok ciddi rahatsız oldular. Bugün bunun üç yıl değil de teklifteki hâliyle bir yıla düşürülmüş olması bence önemli bir yaklaşım. Daha önce de benzer durumlarda hep ifade etmiştik. Biz Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak da söylüyoruz, ümit ediyorum diğer gruplar da benzer katkıları yapacaklar bu konuda. Bunun artık son uzatma olması gerekiyor. Bu taşıtlar için, mekânlar için ne yapılması gerekiyorsa gelecek sene bu zamanlarda bir uzatma daha kimse beklemesin, herkes üzerine düşeni yapsın. Biz engelli derneklerinin bu sürenin bir daha uzatılmaması talebinin tamamen arkasındaydık, ona göre önergeler verdik maddenin kanun teklifinden çıkarılması konusunda.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun efendim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ama üç yıl daha uzatılmayıp bir yıla indirilmiş olması olumlu bir yaklaşımdır. Gelecek sene bir daha bunu uzatmamak ümidiyle tüm kurumları, kuruluşları, şirketleri yükümlülüklerini yerine getirmeye davet ediyoruz. (CHP sıralarından alkışlar)

 

1Ankara Milletvekili Orhan Yegin ve 45 Milletvekilinin Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/3740) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 277) (Devam)

BAŞKAN – 16’ncı madde üzerinde 3 önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

İlk önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 277 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 16’ncı maddesinin kanun teklifi metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Mahmut Celadet Gaydalı       Murat Sarısaç                             Nuran İmir

 Bitlis                                      Van                                         Şırnak

Ali Kenanoğlu                      Abdullah Koç                       Nusrettin Maçin

 İstanbul                                  Ağrı                                       Şanlıurfa

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ NİLGÜN ÖK (Denizli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Şanlıurfa Milletvekili Sayın Nusrettin Maçin.

Buyurunuz Sayın Maçin. (HDP sıralarından alkışlar)

NUSRETTİN MAÇİN (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İşsizlik Sigortası Fonu’nu bir kez daha sermayenin hizmetine sokmayı amaçlayan bu madde, kanun teklifi Komisyon görüşmelerinin son vakitlerinde kamuoyunun gözünden kaçırılırcasına teklif metnine eklenmiştir. Teklifle her bir işverene İşsizlik Fonu'ndan aktarılmak üzere 75 TL’lik kaynak tahsis edilmekte. Yasaya aykırı bir biçimde İşsizlik Fonu bir kez daha AKP iktidarı tarafından kullanılmak istenmektedir.

Saygıdeğer milletvekilleri, Türkiye'nin temel meselelerinin başında işsizlik meselesi geliyor. Milyonlarca işsiz hayatta kalabilmek için çalışmak zorunda ama iş yok. AKP iktidarının her alanda uyguladığı yandaş politikasıyla iş bulmak çok zor. İşsiz iş bulsa da aldığı ücretle evine aş götüremiyor çünkü yoksulluk sınırı 9 binin üzerinde. Kanun hükmünde kararnameyle on binlerce işçi, emekçi ihraç edilmiş ve bir başka işte çalışması yasaklanarak ölüme terk edilmiştir.

Yüzyıllardır her alanda erkeklerle eşit haklar için mücadele eden emekçi kadınlar artık ucuz ve yedek emek gücü bile olamıyor. Küçük esnaf siftah yapmadan dükkân kapatıyor. Kürdistan illerinde mevsimlik tarım işçileri her yıl artıyor ama hiçbir sosyal hakları ve güvenceleri yoktur. Her yıl yüzlerce işçi yollarda trafik cinayetlerinde yaşamını yitiriyor. Ayrıca Türkiye’nin metropol illerinde ırkçı saldırılara uğruyor ve canlarını zorla kurtarıyorlar. Milyonlarca işsiz, yoksul yaşamsal ihtiyaçlarını karşılayamıyor. Sosyal kanser işsizlik, yoksulluk ve enflasyon tırmanıyor. Evde aş pişiremeyenlerin oranı artıyor. Kent yoksulları nefes alamıyor. Eşitsizlik uçurumu derinleşiyor; zenginler daha zenginleşirken fakirler daha da fakirleşiyor. Bu durum, yoksullara “Yeter! Bıçak kemiğe dayandı.” dedirtiyor. Bu durumun beraberinde kültürel, ahlaki değerlerin de yıkımı gün geçtikçe derinleşiyor.

Aslında dünyada ve Türkiye’de üretimi artırmanın imkânları çok fazla. Niye? Sanayide, teknolojide, iletişimde, bilimde ilerlemeler oluyor. Bu durumun çalışan toplumsal kesimlere yansımasını ne yazık ki göremiyoruz.

Sekiz saatlik çalışma yasal hak olmasına rağmen Türkiye’de özel sektörde insanlarımız hâlen on-on iki saat çalıştırılmaktadır. Oysaki insan sadece çalışmak için dünyaya gelmemiştir; okumak, dinlenmek, eğlenmek, sosyal ve sanatsal faaliyetlerde bulunmak en doğal haktır. Gelin, insanlık emeğinin birikimi sonucunda ortaya çıkan bu teknolojik gelişimin çalışma koşullarını iyileştirmesi düzenlemesini yapalım, işsizliğe asgari düzeyde cevap bulalım. Benim başta işçi sendikaları, memur sendikaları ve bütün emek örgütlerine çağrım: Altı saatlik mesaiyi iş sözleşmelerine koyalım, gelin “Altı saat iş! Herkese iş!” diyelim.

Bakın, Avrupa’nın birçok ülkesinde haftalık çalışma süresi otuz beş saattir. Yine, İskandinavya ülkelerinde Finlandiya Başbakanı Sanna Marin ücret kaybı olmaksızın günlük çalışma saatini altıya düşürme çağrısında bulundu.  Yine, Marin’in önerilerini yakın zamanda memnuniyetle karşılayan Sosyal İşler ve Sağlık Bakanı Pekonen, günde altı saat mesainin yanı sıra çalışma günlerinin de dörde çekilmesi için ulusal çapta denemeler yapılması çağrısında bulundu. Türkiye’de üniversite mezunlarının uzun süren işsizlikten dolayı ülkeyi terk etme eğilimi her gün artıyor, genç nüfusta intiharlar artıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz, tamamlayınız efendim.

NUSRETTİN MAÇİN (Devamla) – Teşekkür ediyorum Başkan.

Altı saat iş diyoruz, herkese iş diyoruz. İşsizliği çözelim, buna yasama olarak destek verelim, emek örgütleriyle birlikte bu, sosyal kanser olan işsizlik sorununu çözelim.

Hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergenin özetini okutuyorum:

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına (x)

Görüşülmekte olan Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 16’ncı maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

MADDE 16- 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununa aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.

"GEÇİCİ MADDE 85- 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında haklarında uzun vadeli sigorta kolları hükümleri uygulanan sigortalıları çalıştıran işverenlerce;

a) 2020 yılının aynı ayına ilişkin Kuruma verilen aylık prim ve hizmet belgelerinde veya muhtasar ve prim hizmet beyannamelerinde prime esas günlük kazancı 147 Türk lirası ve altında bildirilen sigortalıların toplam prim ödeme gün sayısını geçmemek üzere, 2021 yılında cari aya ilişkin verilen aylık prim ve hizmet belgelerinde veya muhtasar ve prim hizmet beyannamelerinde bildirilen sigortalılara ilişkin toplam prim ödeme gün sayısının,

b) 2021 yılı içinde ilk defa bu Kanun kapsamına alınan işyerlerinden bildirilen sigortalılara ilişkin toplam prim ödeme gün sayısının,

2021 yılı Ocak ilâ Aralık ayları/dönemi için günlük 5 Türk lirası ile çarpımı sonucu bulunacak tutar, bu işverenlerin Kuruma ödeyecekleri sigorta primlerinden mahsup edilir ve bu tutar İşsizlik Sigortası Fonundan karşılanır. Ancak (a) bendinde belirtilen prime esas günlük kazanç tutarı 6356 sayılı Kanun hükümleri uyarınca toplu iş sözleşmesine tabi özel sektör işverenlerine ait işyerleri için 294 Türk lirası olarak esas alınır.

Bu madde kapsamında destekten yararlanılacak ayda/dönemde, 2020 yılı Ocak ilâ Aralık ayları/döneminde aylık prim ve hizmet belgesi veya muhtasar ve prim hizmet beyannamesi ile 4'üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında uzun vadeli sigorta kollarından en az sigortalı bildirimi yapılan aydaki/dönemdeki sigortalı sayısının altında bildirimde bulunulması halinde bu madde hükümleri uygulanmaz.

Mevcut bir işletmenin kapatılarak değişik bir ad ve unvan altında ya da bir iş birimi olarak açılması veya yönetim ve kontrolü elinde bulunduracak şekilde doğrudan veya dolaylı ortaklık ilişkisi bulunan şirketler arasında istihdamın kaydırılması, şahıs işletmelerinde işletme sahipliğinin değiştirilmesi gibi İşsizlik Sigortası Fonu katkısından yararlanmak amacıyla muvazaalı işlem tesis ettiği anlaşılan veya sigortalıların prime esas kazançlarını 2021 yılı Ocak ila Aralık ayları/dönemi için Kuruma bildirmediği veya eksik bildirdiği tespit edilen işyerlerinden İşsizlik Sigortası Fonunca karşılanan tutar, gecikme cezası ve gecikme zammıyla birlikte geri alınır ve bu işyerleri hakkında bu madde hükümleri uygulanmaz. Ancak, ilgili ayda 2021 yılına ait aylık brüt asgari ücretin onda birini geçmeyecek tutarda eksik prime esas kazanç bildirimi yapıldığının tespiti durumunda Kurumca yapılacak ihtar üzerine on beş günlük süre içinde söz konusu eksikliği gideren işyerleri hakkında bu madde hükümleri uygulanmaya devam eder.

İşverenlerin çalıştırdıkları sigortalılarla ilgili 2021 yılı Ocak ilâ Aralık aylarına/dönemine ait aylık prim ve hizmet belgelerini veya muhtasar ve prim hizmet beyannamelerini yasal süresi içerisinde vermediği, sigorta primlerini yasal süresinde ödemediği, denetim ve kontrolle görevli memurlarca yapılan soruşturma ve incelemelerde çalıştırdığı kişileri sigortalı olarak bildirmediği veya bildirilen sigortalının fiilen çalışmadığı durumlarının tespit edilmesi, Kuruma prim, idari para cezası ve bunlara ilişkin gecikme cezası ve gecikme zammı borcu bulunması hâllerinde bu maddenin birinci fıkrasının (b) bendine ilişkin hükümler uygulanmaz. Ancak Kuruma olan prim, idari para cezası ve bunlara ilişkin gecikme cezası ve gecikme zammı borçlarını 6183 sayılı Kanunun 48 inci maddesine göre tecil ve taksitlendiren işverenler bu tecil ve taksitlendirme devam ettiği sürece anılan fıkra hükmünden yararlandırılır. Bu maddenin uygulanmasında bu Kanunun ek 14 üncü maddesi hükümleri uygulanmaz.

                 Zeki Hakan Sıdalı                             Mehmet Metanet Çulhaoğlu                                   Ayhan Erel

                          Mersin                                                          Adana                                                        Aksaray

                     Dursun Ataş                                                Bedri Yaşar                                      Muhammet Naci Cinisli

                          Kayseri                                                       Samsun                                                      Erzurum

BAŞKAN – Özetini okuttuğum önergeye Komisyon katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ NİLGÜN ÖK (Denizli) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen, Mersin Milletvekili Sayın Zeki Hakan Sıdalı.

Buyurunuz Sayın Sıdalı. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

ZEKİ HAKAN SIDALI (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz 16’ncı maddede yer alan ve asgari ücret desteğinin 2021 yılında da devam etmesini öngören teklifi uygun ama yetersiz buluyoruz. Pandemi süreci hâlen devam ederken, işçi ve işverenlerimiz yığılmış sorunlarla boğuşurken 75 liralık destek çok yetersiz. Uygulamanın ilk yılı 2016’da bile destek 100 liraydı ve o günkü brüt asgari ücretin yüzde 6’sına denk geliyordu, bugünkü 75 liralık destekse sadece yüzde 2’sine denk. İktidar pandemi yardımlarında da sınıfta kalmışken bu zayıf ve giderek azalan destek işverenlerin hiçbir sorununu çözemez ve istihdama da hiçbir katkı sağlayamaz. 1 Temmuz itibarıyla kısa çalışma ödeneğinin ve işten çıkarma yasağının da kaldırıldığı göz önüne alındığında bu desteğin ne işverene ne işçiye hiçbir faydasının da olmayacağı çok net. Neticede bu, gerçek bir destek değil, sadece bir teselli. Yanlış ekonomi politikalarınızla kredisiz ve teşviksiz ayakta duramayacak hâle getirdiğiniz işletmeleri komada bırakmaktan başka hiçbir işe de yaramayacak. Zira verdiğiniz 75 lira ancak 1,5 kilo peynir veya 1 kilo kıyma veya 5 litre ayçiçeği yağı eder. Eğer niyetiniz gerçekten işverene destek vermek, asgari ücretliye sahip çıkmak ise gelin, hep beraber bu 75 lirayı daha olumlu ve faydalı bir şekilde güncelleyelim ve krizdeki sektörlerimize de can suyu olalım.

Maddeyle ilgili bir diğer konuysa kaynağın İşsizlik Fonu olmasının yanlışlığı. Amaç dışı kullanımlar ve pandemi dönemindeki harcamalar sebebiyle Fon’da 100 milyar liranın altında hayalî bir para kaldığını biliyoruz. Desteğin bu Fon’dan kullanılması bakiyeyi daha da aşağılara çekecek. Bu sebeple önerimiz, desteğin, ana amacı işsizlere destek olmak olan delik deşik edilmiş İşsizlik Fonu’ndan değil, israfın önüne geçilerek yaratılacak kaynakla hazineden karşılanmasıdır. Nihayetinde, reva gördüğünüz bu desteğin maliyeti yıllık bütçe gelirinin sadece yüzde 1’idir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 27’nci Dönemin ilk yasama yılını OHAL’in uzatılmasıyla açmıştık. Şimdiyse dördüncü yasama yılının son kanun teklifinde, beş senedir devam eden OHAL uygulamalarının bir sene daha devam etmesini görüşüyoruz. Anlaşılıyor ki geride bıraktığımız beş yılda bir arpa boyu bile yol gidememişsiniz. Ülkede ciddi bir yönetim aczi söz konusu. İdaredeki yetersizlikler yüzünden olağan, alışılagelmiş, sıradan sorunlar bile olağanüstü hâl alıyor. Kış lastiği takma zorunluluğu içeren bir kanun hükmünde kararnameniz bile var. Olağanüstü hâl aynı Hükûmet döneminde beş yıl sürebilir mi? Bir daha uzatılması kabul edilebilir mi? Demokrasisi güçlü, sistemi benimsenmiş, hukukun üstünlüğünü esas alan, kurumları sağlam hiçbir ülkede böyle bir şey olmaz. Sizin on dokuz yıllık iktidarınızdaki başarısız yönetiminiz, aldanışlarınız, palyatif çözümleriniz, vizyon ve öngörü eksikliğiniz bizi tüm bu garabetin içine sürükledi. Buradan OHAL’le çıkamazdınız, nitekim, çıkamadınız da. OHAL rejimi, sizin için sorunlara yönelik bir çözüm aracı değil, başta bu aziz Meclis olmak üzere tüm demokratik kurumları ve yasaları istismar vesilesidir. OHAL’de geçen beş koca yılın ardından uzatma çabanız, yalnızca başarısızlığın itirafı değil, aynı zamanda sınırsız yetkilerle donattığınız konfor alanınızı devam ettirmenizin de bir aracı. Beş senede çözemediğinizi bir senede nasıl çözeceksiniz? Derdiniz çözmek değil; muhalefeti, vatandaşı konuşturmadan ülkeyi yönetmek, neticesinde de olağanüstü şartlar altında seçime gitmek.

Ülkeyi karış karış geziyoruz, siz ne kadar göremeseniz de millet artık her şeyin farkında, farkında olmayan sadece sizlersiniz. Her sokakta sessiz çığlıklar duyuyor, her hanede gözleriyle konuşanlar görüyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ZEKİ HAKAN SIDALI (Devamla) – Tamamlıyorum Başkanım.

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

ZEKİ HAKAN SIDALI (Devamla) – Millet artık olağan hâlleri dahi OHAL şartlarında bile yönetmeyi beceremeyen yönetiminizden usandı. Hukukla, Meclisle, demokrasiyle resmen alay eden, gayriciddi ve keyfî yönetim anlayışınızdan da bıktı. Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi güya muhteşem bir sistem olacaktı ama ne hikmetse ülkeyi OHAL’siz yönetemiyor. Demek ki neymiş, olağanüstü olan bu sistemmiş. OHAL’i de bu sistemi de yine bu Meclis değiştirecek. Milletimiz tüm olağanüstülüklerden iyileştirilmiş ve güçlendirilmiş parlamenter sistemle kurtulacak.

Yüce Meclisi saygı ve sevgiyle selamlıyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 277 sıra sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 16’ncı maddesiyle 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’na eklenen geçici madde 85’in son fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

“Bu maddenin uygulanması sonucu İşsizlik Sigortası Fonundan yıl içinde ödenen tutarlar, Strateji ve Bütçe Dairesi Başkanlığının 2021 yılına ait Bütçesinde “00-41.32-F.01-E.09.07” tertibine konulacak yedek ödenekten karşılanır. Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Hazine ve Maliye Bakanlığı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Sosyal Güvenlik Kurumu ve Türkiye İş tarafından müştereken belirlenir.”

   Alpay Antmen                              Mehmet Bekaroğlu                          İlhami Özcan Aygun

         Mersin                                             İstanbul                                           Tekirdağ

       Cavit Arı                             Mustafa Sezgin Tanrıkulu                     Kamil Okyay Sındır

        Antalya                                            İstanbul                                              İzmir

Mehmet Akif Hamzaçebi                  Süleyman Girgin

        İstanbul                                             Muğla

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ NİLGÜN ÖK (Denizli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Muğla Milletvekili Sayın Süleyman Girgin.

Buyurunuz Sayın Girgin. (CHP sıralarından alkışlar)

SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Arkadaşlar, iktidar iş gücü maliyetlerini düşürme ve istihdamı artırma bahanesiyle İşsizlik Fonu’na bir kez daha el atıyor. 2002’den bu yana Fon’dan işsize toplam 39 milyar lira işsizlik ödeneği verilmiş iken işverenlere sadece önceki üç yılda 45 milyar lira destek verilmiştir. İşverene destek işsizliği azaltmadığı gibi işten çıkarma yasaklarına rağmen işsizlik sürekli artmıştır.

Atalarımız “Başını acemi berbere teslim eden cebinden pamuğu eksik etmesin.” demiş. Halkımız pamuğu nereye bastıracağını şaşırdı. Tek adam rejimi bırakın yeni iş yaratmayı 1 milyon 113 bin yurttaşımızı işinden etti. (CHP sıralarından alkışlar) Bu düzenlemenin adı işverenlere kaynak aktarmaktır. İşçileri pandemi döneminde aylarca 39 liraya mahkûm edenler işverenlere işçinin parasından bol kepçe destekler veriyor. İktidar istihdam desteği vermek istiyorsa buna kendisi kaynak ayırsın, işçinin parasına göz dikmesin. İşsizlik Fonu’ndan hâlâ yararlanamayan yığınla işsiz varken Fon’un işverenlere işveren teşviki olarak verilmesi tek kelimeyle insafsızlıktır.

Değerli milletvekilleri, Meclisimiz halkımızın ihtiyaçlarının çözüm kürsüsü değil midir? Elbette öyledir, öyle de olması gerekir. Peki, öyle mi bir bakalım. Cumhuriyet Halk Partisi heyeti olarak Genel Başkanımızın talimatıyla Karadeniz’deydik. Trabzon Araklı’da 17 yaşındaki bir genç “Fırsatını bulsam yurt dışına giderim.” diyor. Marangoz yanında çalışan boyacı bir genç “İki üniversite bitirdim, iş bulamadım; 26 yaşındayım ama kendimi 50 yaşında hissediyorum, yoruldum.” diyor. Var mı bu torbada gençlerimize bir ışık, işsize bir çözüm? Hayır. Her yerde olduğu gibi Araklı’da hangi esnafa uğrasak “Zaten dardayız, destek göremedik, zincir market oldu her yer.” diye feryat ediyor. Var mı bu torbada esnafımıza tutunacak bir dal? Hayır. Kahvelerde emeklilerle sohbet ettik “İntibak yasası çıksın, maaşlar yükselsin, bayram ikramiyesiyle torunumuza harçlık veremiyoruz.” diyor. Var mı bu torbada emeklilerimize insanca bir yaşam için ücret? Hayır. Fındık üreticisinin derdini sorduk “En az 35 lira taban fiyatı olmazsa ilacın, gübrenin, işçinin parası çıkmayacak, karnımızı nasıl doyuracağız?” diyor. Var mı fındık üreticisini ayakta tutacak bir düzenleme bu torbada? Hayır.

Ülkemizde iş arayan on binlerce engelli işsizlikle yüz yüze, aileleriyle birlikte yaşamları zindana dönmüş durumda. Kamudaki engelli istihdamının yüzde 6’ya çıkarılması ve kamuya ilave 10 bin engelli ataması yapılması için engelliler mücadele yürütüyor. Var mı bu torbada engelli istihdamına yönelik bir çözüm? Hayır.

Devlet, vatandaşı arasında ayrım yapar mı? Yapmaz. Peki, madenci şehit aileleri ne diyor: “Bize ayrım yapılıyor.” 13 Mayıs 2014 tarihinden bir gün önce ve 28 Ekim 2014 tarihinden bir gün sonra yaşanan maden kazası sonucu yaşamını yitiren madenci yakınları, maden şehitleri için yapılan düzenlemelerde kapsam dışı bırakıldı. Acı aynı, çekilen sıkıntı aynı, o zaman niye bu ayrım? Var mı maden şehitleri arasındaki ayrımı yok edecek bir düzenleme? Hayır.

888 Soma Uyar maden işçisi tazminatları için söz almışlardı, bu sözler tutulmadı, sözleri hatırlatmak için geldikleri Ankara’ya sokulmamışlardı. 9 Temmuz günü dönüş yolundaki kazada 2 madencimizi yitirdik, ailelerine başsağlığı diliyorum. Var mı bu torbada madencilere verilen sözleri yerine getirecek bir düzenleme? Hayır.

Sosyal devlet, tütüncüsünü tekellere ezdirir mi? Ezdirmez. Peki, tütüncülerimizin ekmeği neden tarım tekellerine kurban ediliyor? Tarım tekellerini zengin et, 10 çiftçiyi tutukla. Var mı tütüncülerimizi tekellere karşı koruyan bir düzenleme? Hayır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

SÜLEYMAN GİRGİN (Devamla) – Teşekkür ediyorum.

Sosyal devletin görevi çiftçiyi korumak değil mi? Elbette korumak. Komisyonda “Ziraat Bankasına olan çiftçi borçları faizsiz şekilde yapılandırılsın.” dedik, reddettiniz. Var mı bu torbada çiftçimize nefes aldıracak bir düzenleme? Hayır.

Peki, ne var bu torbada? Olağanüstü hâli uzatmak var, olağan koşullarda çünkü ülkeyi yönetemiyorsunuz. Kısa çalışma ödeneği bitti, onu uzatma, kalk, olağanüstü hâli uzat. Yandaş şirketlere yapılan hazine garantilerini erteleme, olağanüstü hâli uzat. Ülkede zaten fiilî olarak olağanüstü hâl uygulanıyor. Emekçiler en ufak bir hak talebi için sokağa çıktığında copla, gazla karşılaşmıyor mu? İnsanlar “tweet” attı diye hapse atılmıyor mu?

İşin özeti: Saray artık sandıktan çıkamayacağını gördü, olağanüstü hâli kaçınılmaz olarak kurtuluş sayıyor ama yanılıyorsunuz. Yolcudur Abbas, bağlasan durmaz.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

 

 

 

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Yoklama talep ediyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Yoklama talebiniz var.

Sayın Özel, Sayın Emre, Sayın Şahin, Sayın Hamzaçebi, Sayın Taşcıer, Sayın Sümer, Sayın Gaytancıoğlu, Sayın Hakverdi, Sayın Arık, Sayın Sarıaslan, Sayın Girgin, Sayın Kılınç, Sayın Çakırözer, Sayın Göker, Sayın Kaboğlu, Sayın Kasap, Sayın Kuşoğlu, Sayın Sındır, Sayın Bülbül, Sayın Polat.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum ve yoklama işlemini başlatıyorum.

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır…

 

 

 

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

16’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 16’ncı madde kabul edilmiştir.

17’nci madde üzerinde 3 adet önerge vardır. Önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

İlk önergeyi okutuyorum:

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 17’nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz. 

MADDE 17- 14/12/2009 tarihli ve 5941 sayılı Çek Kanununun geçici 5 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"GEÇİCİ MADDE 5- (1) 5 inci maddede tanımlanan ve 30/4/2021 tarihine kadar işlenen suçtan dolayı mahkûm olanların cezalarının infazı durdurulur. Hükümlü 30/6/2022 tarihine kadar çek bedelinin bu fıkrada değişiklik yapan Kanunun yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla ödenmeyen kısmının onda birini alacaklıya ödemek zorundadır. Kalan kısmını 30/6/2022 tarihinden itibaren ikişer ay arayla on beş eşit taksitle ödemesi durumunda mahkemece, ceza mahkûmiyetinin bütün sonuçlarıyla ortadan kaldırılmasına karar verilir. 30/6/2022 tarihine kadar çek bedelinin ödenmeyen kısmının onda birinin ödenmemesi halinde alacaklının şikâyeti üzerine mahkemece hükmün infazının devamına karar verilir. Hükümlü taksitlerden birini süresi içinde ilk defa ödemediği takdirde ödemediği bu taksit, sürenin sonuna bir taksit olarak eklenir. Kalan taksitlerden birini daha ödemediği takdirde alacaklının şikâyeti üzerine mahkemece hükmün infazının devamına karar verilir. Bu fıkra hükümleri, 30/4/2021 tarihine kadar işlenmiş ve yargılaması devam eden suçlar bakımından, çek bedelinin ödenmeyen kısmının onda birinin 30/6/2022 tarihine kadar ve bu fıkrada belirtilen taksitlerin süreleri içinde alacaklıya ödenmesi koşuluyla, infaz aşamasında uygulanabilir.

(2) Hükmün infazının durdurulması hâlinde ceza zamanaşımı işlemez.

(3) Bu madde uyarınca infazı durdurulan kişi hakkında mahkemece Ceza Muhakemesi Kanununun 109 uncu maddesinde belirtilen;

a) Yurt dışına çıkamamak.

b) Hâkim tarafından belirlenen yerlere, belirtilen süreler içinde düzenli olarak başvurmak.

c) Hâkimin belirttiği merci veya kişilerin çağrılarına ve gerektiğinde meslekî uğraşlarına ilişkin veya eğitime devam konularındaki kontrol tedbirlerine uymak.

d) Her türlü taşıtları veya bunlardan bazılarını kullanamamak ve gerektiğinde kaleme, makbuz karşılığında sürücü belgesini teslim etmek.

e) Özellikle uyuşturucu, uyarıcı veya uçucu maddeler ile alkol bağımlılığından arınmak amacıyla, hastaneye yatmak dahil, tedavi veya muayene tedbirlerine tâbi olmak ve bunları kabul etmek.

f) Şüphelinin parasal durumu göz önünde bulundurularak, miktarı ve bir defada veya birden çok taksitlerle ödeme süreleri, Cumhuriyet savcısının isteği üzerine hâkimce belirlenecek bir güvence miktarını yatırmak.

g) Silâh bulunduramamak veya taşıyamamak, gerektiğinde sahip olunan silâhları makbuz karşılığında adlî emanete teslim etmek.

h) Cumhuriyet savcısının istemi üzerine hâkim tarafından miktarı ve ödeme süresi belirlenecek parayı suç mağdurunun haklarını güvence altına almak üzere aynî veya kişisel güvenceye bağlamak.

Yükümlülüklerinden yalnızca (a) bendinde yer alan adlî kontrol tedbirine karar verilebilir.

(4) Bu madde uyarınca verilecek kararlarda, hükmü veren icra ceza mahkemesi yetkilidir. Mahkemece bu madde uyarınca verilecek tüm kararlar alacaklıya tebliğ edilir.

(5) Bu madde uyarınca verilecek kararlara karşı itiraz kanun yoluna gidilebilir. İtirazın incelenmesinde İcra ve İflas Kanununun 353 üncü maddesine kıyasla 6 ncı fıkradaki itiraz usulü uygulanır.

(6) İcra mahkemesinin verdiği tazyik ve disiplin hapsine ilişkin kararlara karşı, tefhim veya tebliğ tarihinden itibaren yedi gün içinde itiraz edilebilir. Mahkeme itirazı incelemesi için dosyayı o yerde icra mahkemesinin birden fazla dairesinin bulunması hâlinde, numara olarak kendisini izleyen daireye, son numaralı daire için birinci daireye, o yerde icra mahkemesinin tek dairesi bulunması hâlinde asliye ceza mahkemesine, icra mahkemesi hâkimi ile asliye ceza mahkemesi hâkiminin aynı hâkim olması hâlinde ise en yakın asliye ceza mahkemesine gönderir. İtiraz incelemesi neticesinde verilen karar kesindir.

(7) Bu madde hükümleri her bir suç için ancak bir kez uygulanabilir.”

Mehmet Metanet Çulhaoğlu       Muhammet Naci Cinisli                             Bedri Yaşar

         Adana                                             Erzurum                                            Samsun

     Ayhan Erel                               Arslan Kabukcuoğlu

        Aksaray                                           Eskişehir

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET KILIÇ (Bursa) -  Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen Samsun Milletvekili Sayın Bedri Yaşar.

Buyurunuz Sayın Yaşar. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BEDRİ YAŞAR (Samsun) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Maddede yapılan bu düzenlemeyle, 30 Nisan 2021 tarihine kadar işlenen çek suçlarından dolayı mahkûm olanların cezasının infazı durdurulmakta, hükümlü için 30 Haziran 2022 tarihine kadar çek bedelinin ödenmeyen kısmının onda 1’ini alacaklıya ödeme zorunluluğu getirilmektedir. Borç, ikişer ay arayla, 15 eşit taksitte ödenecek, ödeme devam ettiği sürece mahkeme, ceza, mahkûmiyetlerin bütün sonuçlarıyla ortadan kaldırılmasına kadar devam edecek.

 Şimdi, değerli arkadaşlar, bu çeklerde çek cezalarını daha önce 2 sefer Meclise geldi. İlk defa borçları yapılandırırken vergi, SGK borçlarını yapılandırırken demiştik ki: “Pandemi şartları, ülkenin içinde bulunduğu durum, bunların ödemesini mümkün kılmıyor, bunu erteleyelim.” O zaman kanun teklifine almamıştınız. Aynı şekilde, en son, vergi borçları, tüm borçlarının yapılandırılmasına yönelik yine bir kanun teklifi getirdiniz. Orada da dedik: “Bu, yeterli değil, ekonomik suçların karşılığı, ekonomik olmalı.” diye söyledik; bugün de yine bir yıl daha erteliyoruz. Peki, ülkede ne değişti? Yani pandemi şartları değişti mi? Değişmedi, hatta bugünden tekrar tersine döndü işler, alabildiğine de iyi gitmiyor. Yani bu şartlarda bu borçların ödenmesi mümkün görünmüyor. Tabii, netice itibarıyla, çek bir ödeme aracı, senet de bir ödeme aracı. Senedi ödemediğiniz takdirde böyle bir olayla muhatap olmuyorsunuz ama maalesef çekle ilgili bu gündeme geldiği zaman bununla ilgili hapis cezaları gündemde. Şunu da unutmamak lazım: 2018 yılında yaklaşık 12.564 şirket, yine 2019 yılında 13.197 şirket yani iki yılda toplam 25.761 şirket kapandı. Ayrıca, 2018 yılında 1.094 şirket, 2019 yılında da 899 şirket konkordato ilan etti. Yani bu kadar şirketin kapandığı, bu kadar konkordatonun ilan edildiği, aynı şekilde devletten olan alacakların tahsil edilemediği bir dönemde, pandemi şartlarının da sürdüğü bir dönemde bu borçların muhakkak surette tekrar bir gözden geçirilmesi lazım. Yani biz buradaki çek mağdurlarının tamamına dolandırıcı gözüyle bakamayız, tümüne hırsız gözüyle bakamayız. Bugünlerde bile, bu yasa çıksa da çıkmasa da zaten çekler yazıldığı andan itibaren bankalar bu insanları kara listeye alıyor, yeni kredi vermeleri mümkün değil. Bunlar, zaten itibarlarını düzeltmek adına, borçlarını düzeltmek adına bununla ilgili mücadelesini her zaman veriyor. Bunların hapse girmesiyle, içeri girmesiyle bu borçlar sıfırlanmıyor. Bunların hem mevcut işlerini devam ettirmeleri açısından hem de mevcut borçlarını yapılandırılmaları açısından mümkün olduğunca içeride değil dışarıda faaliyetlerine devam etmeleri lazım. Kaldı ki bugün biz çıkardığımız af yasasıyla, yaklaşık altı yıllık cezaların infazıyla hepsini dışarıya bıraktık; evsafına da bakmadık, hırsız mı, dolandırıcı mı, ne olduğuna da bakmadan dışarıya bıraktık. Ben bunlara ticaretin kader mahkumları diyorum yani her şeyin bir kader mahkum var. Hiç kimse bilerek isteyerek şirketini iflas ettirmez, hiç kimse bilerek isteyerek milleti dolandırmaya kalkmaz. İstisnalar var mıdır? Vardır ama 10 kişi için 90 kişiyi de içeriye atmanın, hapse göndermenin hiç kimseye bir katkısı olduğunu düşünmüyorum.

Netice itibarıyla, ülkemiz bir sürü krizlerle yarışıyor, işte, 2000 krizi, 2008 krizi, 2016,2017,2018, neyse, pandemi süreci derken, gelişmekte olan bir ülke, kırılganlığın çok yoğun olduğu bir ülke, bazen insanlar istese de istemese de bu olayla karşılaşıyor. Bizim önerimiz şu: Yani bu yetmez ama evet, desteklediğimiz bir madde. Diyoruz ki: Ekonomik suçun karşılığı ekonomik olmalı; dolayısıyla, devlet iki tacirin arasına girmemeli, dolandırıcılar istisna diyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 277 sıra sayılı Teklif’in 17’nci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

”Madde 17 — 14/12/2009 Tarihli ve 5941 Sayılı Çek Kanununun Geçici 5 inci maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. 

(1)       5 inci maddede tanımlanan ve 30/4/2021 tarihine kadar işlenen suçtan dolayı mahkûm olanların infazı durdurulur. 13/12/2004 tarihli ve 5275 Sayılı Kanunun

a)         105/A maddesinin (4) numaralı fıkrası,           

b)         106. maddesinin (9) numaralı fıkrasında yer alan "ve bunun infazında koşullu salıverilme hükümleri uygulanmaz" hükmü,

c)         110'uncu maddesinin (9) numaralı fıkrasının (c) bendi hükümleri,

Üzerinde yazılı bulunan düzenleme tarihine göre kanuni ibraz süresi içinde ibrazında, Çekle ilgili olarak "karşılıksızdır” işlemi yapılmasına sebebiyet veren kişilerin 30/4/2021 tarihine kadar bu şekilde işlemiş oldukları suçlarla ilgili olarak uygulanmaz.”

Mehmet Akif Hamzaçebi                    Alpay Antmen                                     Aydın Özer

        İstanbul                                             Mersin                                              Antalya

Okan Gaytancıoğlu                          Süleyman Girgin                          Abdurrahman Tutdere

         Edirne                                               Muğla                                            Adıyaman

    Tekin Bingöl

         Ankara

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET KILIÇ (Bursa) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen İstanbul Milletvekili Sayın Mehmet Akif Hamzaçebi.

Buyurunuz Sayın Hamzaçebi. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Geçen yıl pandemi sürecinin başlangıcında 24 Mart 2020 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi bir yasayı kabul etti. Kabul edilen bu yasaya göre, 24 Mart 2020 tarihine kadar karşılıksız çıkmış olan çeklerden dolayı hükmedilmiş olan adli para cezasının, hapis cezasına dönüşmüş olmasından kaynaklı mahkûmiyetin o cezanın infazının ertelenmesi kabul edildi. Ancak bir şart konuldu, bu şart -o kişiler, o an itibarıyla cezaevinde olabilir- tahliye tarihinden itibaren üç ay içerisinde çekin ödenmemiş olan kısmının onda 1’inin ödenmesi, kalan kısmının da üç aylık sürenin bitiminden itibaren ikişer aylık, iki ayda bir 1 taksit ödemek suretiyle 15 taksitte ödenmesi esası getirildi. Daha sonra bu düzenlemenin gerçekçi olmadığı anlaşıldı ve bu süre, üç aylık süre, bir yıla uzatıldı ve bir yılı takiben –o, yüzde 10’luk bedel bir yılda ödenecek- kalan kısım da bir yıllık sürenin bitiminden itibaren yine iki ayda bir 1 taksit ödemek suretiyle 15 taksitte ödenecekti. O tarihten bugüne bu ertelemenin herhangi bir işe yaramadığı görüldü ve şimdi görüşmekte olduğumuz bu 17’nci madde düzenlemesi getirildi. Bu maddeyle tarih biraz daha bugüne doğru yaklaştırılarak 30 Nisan 2021 tarihi itibarıyla karşılıksız çıkmış olan ve mahkûmiyete dönüşmüş olan çeklerden dolayı yine bir mahkumiyetin, cezanın ertelenmesi yönüne gidiliyor. Buna göre, 30 Haziran 2022 tarihine kadar çekin ödenmemiş olan kısmının onda 1’i yine ödenecek, kalan kısım da yine 15 eşit taksitte ödenecek.

Değerli milletvekilleri, görüldü ki 2 kez yapılan erteleme hiçbir işe yaramadı ve yeniden bir ertelemeye gidiliyor. Ben size buradan inanarak söylüyorum: 30 Haziran 2022 tarihine kadar bu yine bir işe yaramayacak ve muhtemelen o tarih geldiğinde tekrar yeniden bir erteleme yoluna gidilecek veya başka bir şey yapılacak.

Değerli milletvekilleri, yanılgı şurada: Bu kişiler, çeki karşılıksız çıkanlar, bakın, karşılıksız çek düzenleyenler demiyorum. Ticari hayatta insanlar bile bile çeki karşılıksız düzenlemezler çünkü hapis cezası var. Eğer zamanında bunu ödeyemezse hapse girecek, kimse  hapse girmeyi göze alarak çek düzenlemez, arada kötü niyetli kişiler olabilir ama  bu çek kullanan büyük bir kitleyi ilzam etmez.

Niye insanların çekleri karşılıksız çıkıyor? Ekonomik kriz nedeniyle devletten alacağını alamıyor, belediyelerden alacağını alamıyor ya da alacaklı olduğu şirket konkordato yoluna gidiyor, bir şekilde alamıyor. Bu şekilde çok ciddi firmalar batmış durumda. Daha önceki konuşmalarımda örnekler verdim size. Paris’te Eyfel Kulesi’nin yanında çocuk parkı yapan ve Türkiye’de belki yüzlerce çocuk parkını yapmış olan bir şirket sahibi bazı belediyelerin alacaklarını ödememesi nedeniyle çeklerini ödeyemez duruma düştü ve şimdi cezaevinde veya tekrar cezaevine girecek. Hastanelere mal teslim eden bir vatandaşımız hastanelerin ödeme zamanında ödeme yapmaması nedeniyle yine tefecinin eline düşüyor ve çeklerini ödeyemiyor, bunları çoğaltabiliriz.

Değerli milletvekilleri, şimdi arka planda şu var: “Ya, çek bir güven aracı olur mu, ödesin, yoksa bunlar dolandırıcı” Peki, geçen seneki İnfaz Yasası’yla dolandırıcıları affettiniz ama yani piyasayı 100 milyon lira dolandırmış olan bir kişi bir gece bile cezaevine girmeden cezalardan kurtuldu. 100 milyon lira değil, 100 bin lira çekini ödeyemeyen kimse ise şimdi          -âdeta devlet alacaklının yerine geçmiş durumda- “Bunu öde, ödemezsen seni hapse atacağım.” gibi bir tehditle karşı karşıya, kanun zoruyla kendisi ödemeye zorlanıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, erteleme çözüm değil. Bu insanlar, yürekleri ağızlarında yaşıyorlar; bu insanlar, zaman zaman beni arıyorlar “Acaba bu hafta sonu polis eve gelip beni hapse götürür koyar mı? Küçük çocuğum var, ben o çocuğumu ne yaparım? Ne olur, Akif Bey, bana bir çare önerin, bir şey yapın. Orada acaba bir umut var mı? Bir şey olacak mı?” Bu insanların mahkûmiyeti var. Mahkûmiyeti olan insana kimse çek vermez, kimse iş vermez, kolay bir şey değil bu. “Git, hayatını kur, para kazan, bunu öde.” diyorsunuz. Arkadaşlar, dolandırıcıyı affetmemiş olsaydınız bunun bir makuliyeti vardı ama dolandırıcıyı affettiğiniz anda, bu insanları ayrı bir kefeye koymanın hiçbir anlamı yok.

Bakın, hiçbir Avrupa Birliği ülkesinde karşılıksız çıkan çek nedeniyle hapse dönüşen bir ceza yok, hiçbir Avrupa Birliği ülkesinde yok. Bizim Anayasa’mız da 38’inci maddesinde ekonomik suça ekonomik ceza ilkesini benimsenmiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Bitirebilir miyim Sayın Başkan?

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Bu, tarafı olduğumuz Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 4 No.lu Protokolü’nün 1’inci maddesi hükmünün gereğidir aynı zamanda. Hiç kimse sözleşmeden doğan bir borcu yerine getirmemiş olmaktan dolayı özgürlüğünden alıkonulamaz; kural bu.

Bakın, 2001’de Türkiye, büyük bir anayasa reformu yaptı; Meclisteki tüm siyasi partilerin katılımıyla, uzlaşmasıyla yaptı bunu ve Anayasa’nın 38’inci maddesinde de ekonomik suça ekonomik ceza ilkesini benimsedi. 2012-2016 döneminde bu hapis cezası kaldırıldı. O zaman bütün partilerin mutabakatıyla kaldırıldı bu. Sonra rüzgârlar başka yerden esti, tekrar bu ceza geldi. En çok karşılıksız çek hangi yılda var biliyor musunuz? Cezanın olduğu, hapis cezasının olduğu 2009 yılında. Neden? Ekonomik kriz yılı. Ekonomik kriz varsa insanlar çeklerini ödeyemiyor, işler yolundaysa insanlar çeklerini ödüyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Bu düzenlemeyle bu vatandaşlarımıza bir çözüm yaratmak istiyoruz. Gerçek çözüm, bu cezanın tamamen yasalarımızdan çıkarılmasıdır. Bu yöndeki kanun teklifimiz de Türkiye Büyük Millet Meclisinde beklemektedir.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 277 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 17’nci maddesinde yer alan “aşağıdaki” ibaresinin “aşağıda bulunan” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz. 

 

Mahmut Celadet Gaydalı       Ayşe Sürücü                            Nuran İmir

           Bitlis                         Şanlıurfa                                  Şırnak

Ali Kenanoğlu                      Abdullah Koç                       Necdet İpekyüz

   İstanbul                               Ağrı                                     Batman

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET KILIÇ (Bursa) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Batman Milletvekili Sayın Necdet İpekyüz.

Buyurunuz Sayın İpekyüz. (HDP sıralarından alkışlar)

NECDET İPEKYÜZ (Batman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Her seferinde biz Mecliste, Meclisin çalışma şekliyle, torba yasalarla bir ilerleme kaydetmediğimizi söylediğimiz gibi bir diğer konuda da katılım konusunda da tarafları, sivil toplum örgütlerini, demokratik kitle örgütlerini dinlememiz gerektiğini söylüyoruz ve bir diğeri de -Sayın Komisyon Başkanı da burada- etki analizi yapılması gerektiğini dile getiriyoruz ama ne oluyor? Her seferinde getirilen düzenleme virgülü değiştirilmeden tekrar onaylanıyor.

Şimdi, arkadaşlar, bu maddede, çeklerle ilgili düzenlemede, az önce Sayın Hamzaçebi de teker teker anlattı… Ya, 3’üncü kezdir bunu konuşuyoruz. Eğer bir Meclis bunu 3 kez değiştirmek zorunda kalıyorsa bizlerin kendimizi sorgulamamız gerekiyor. 25 Martta geldiğinde, konuştuğumuzda Halkların Demokratik Partisi olarak ve diğer muhalefet partileri olarak biz demiştik ki: “Bu süre yetmez, olmaz; bu düzenlemeyle hiçbir derde çare bulamazsınız. Gerek çek alan kişi, gerek çek veren kişiler açısından bir sıkıntıya yol açacaksınız. Ne oldu? Haziran ayında tekrar geldi. Niçin böyle oldu? Yani şöyle bir cevap verildi: “Öngörü sıkıntısı yaşamışız.” Öngörü sıkıntısı sadece bu madde için değil, birçok konuda öngörü sıkıntısı yaşanıyor. Nasıl ki koruculukla ilgili söylediğimizde, olağanüstü hâlle ilgili söylediğimizde, diğer konularda söylediğimizde bunları dikkate almadığınız zaman…

O zaman söylemeyin “Öngörü sıkıntısı yaşıyoruz.” diye çünkü öngöremiyorsunuz. Ama öngördüğünüz şeyler var. Vatandaşlar elektrik parası ödeyemiyor ama şirketlere 3 milyar para vermeyi öngörebiliyorsunuz, bunu yapabiliyorsunuz. Vatandaşlar kredi kartı borcunu ödeyemiyor, normal borcunu ödeyemiyor, kirasını ödeyemiyor, borcu borçla kapatarak geçinmeye çalışıyor ama siz 6-7 firmaya, özellikle havaalanı şirketlerine şunu yapabiliyorsunuz: “Röfinansman” adı altında faizi düşürüyorsunuz, iki yıl boyunca borcu erteliyorsunuz, öngörünüz bu veya ne yapıyorsunuz? Pandemide insanlar evine yiyecek götüremiyor, insanlar hastalıkla baş edemiyor, insanlar çocuklarını okutamıyor; ne yapıyorsunuz? Diyorsunuz ki, “Pandemi sürecinde havaalanları zarar etti.” 1  milyar eurodan fazla paraya çizgi çekebiliyorsunuz. Demek ki öngördüğünüz şeyler sizin sermayeden yana oldu ama vatandaşla ilgili öngörünüz yok,  daha çok öngördüğünüz de yasak, korku, baskı, kutuplaştırma.

Ama bunu yapmakla beraber ne oluyor? İşsizlik artıyor, yoksulluk artıyor ama yoksullukla beraber yolsuzluk artıyor. Bir ülkede yoksulluk artıyorsa, ülkeyi yönetenler yolsuzluğa da göz yumuyorlardır ve bakıyoruz ki giderek yolsuzluk arttığı gibi, onlarla ilgili bir işlem de yapılmıyor ama başkaları bu olayı eleştirdiği için veya sorguladığı için sorgulanıyor. Bu ülkede yolsuzluğu sorgulamak sorgulanma nedeni oldu. Bu ülkede insan haklarıyla ilgili konuşmak, sorgulamak sorgulanmanın nedeni oldu. Ama bu ülkede yolsuzluk yapmak, baskı yapmak, bir nevi cezasızlık, hoş görülme ortamı oldu; birçok kurumda kötü muamele, baskı geliştiğinde, bu baskıyı yapanlara hiçbir şey yapılmıyor ama diğerleriyle ilgili birçok kötü uygulama geliştirilebiliyor.

Az önce Sayın İçişleri Bakan Yardımcısı buradaydı. Batman’da, Van’da “Olağanüstü olağanüstü hâl.” diyoruz, darbeden bugüne kadar hiçbir zaman bir basın açıklamasına izin verilmiyor. Gerekçesi ne? Olağanüstü hâl koşulları. Valilere, kaymakamlara bunu verdiniz; kes kopyala, sayı numarası vermiyorlar, sayı numarası; kes-kopyala, uzatıyorlar. Siz, bir ülkede insanların basın açıklaması yapmasını, gösteri yapmasını, hele hele anayasal hakkı  olan protestoyu engellerseniz, o zaman işte, korkudan söz edilir, o zaman yolsuzluğun arttığından söz edilir, o zaman otoritenin giderek arttığından ve otoriteyle beraber baskının geliştiğinden, arttığından söz edilir.

Peki, ne oluyor arkadaşlar bu söylediğim ille beraber? İşsizlik artıyor. Peki, nerede artıyor? Ya, Türkiye İstatistik Kurumu; az önce TÜİK’le ilgili konuştuk. Batman, Mardin, Siirt, Şırnak; işsizliğin en fazla olduğu iller. Peki, istihdamın en az olduğu iller neresi? Tekrar; Batman, Siirt, Mardin, Şırnak. Ya, siz bunları konuşmadan, çeki ödeyemeyen, çeki veremeyen, ekonomik zinciri geliştiremeyen bir…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

NECDET İPEKYÜZ (Devamla) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

NECDET İPEKYÜZ (Devamla) – Bir güven ortamı yaratamazsanız ve her olaya güvenlikçi, baskıcı, korku ortamıyla yaklaşırsanız siz hiçbir zaman öngöremezsiniz, o zaman da “Öngörümüz böyle.” dediğinizde sizin öngörünüz tekrar sermayeden yana olmuş oluyor. Gelin, bundan vazgeçin. Bir ülkede barış, huzur, demokratikleşme, sivil toplum örgütlerinin katılımı, demokratik kitle örgütlerinin katılımı olduğunda, tercih ederken gerçekten bunları beraberinde düşünüp ve işsizliğe, yoksulluğa karşı yolsuzluğu engelleyerek demokratik gelişmeyi yaparsanız, ülkede, hepimiz de refaha erişiriz.

Hepinize saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

17’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 17’nci madde kabul edilmiştir.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 02.42

 

ON BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 03.03

BAŞKAN: Başkan Vekili Nimetullah ERDOĞMUŞ

KÂTİP ÜYELER: Şeyhmus DİNÇEL (Mardin), Enez KAPLAN (Tekirdağ)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 105’nci Birleşiminin On Birinci Oturumunu açıyorum.

277 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon yerinde.

18’inci madde üzerinde 3 önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

İlk önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 277 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 18’inci maddesinin kanun teklifi metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                     Abdullah Koç                                             Murat Sarısaç                                               Nuran İmir                                                                           Ağrı                                                              Van                                                            Şırnak                                                            Mahmut Celadet Gaydalı                                   Ali Kenanoğlu                                                                                                                                             Bitlis                                                          İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET KILIÇ (Bursa) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Ağrı Milletvekili Sayın Abdullah Koç.

Buyurunuz Sayın Koç.

ABDULLAH KOÇ (Ağrı) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şimdi, bu torba yasa teklifiyle birden fazla Anayasa maddesinin, Anayasa hükmünün ihlal edildiğine dair birçok emare var.

Şimdi, Anayasa’nın 90’ıncı maddesi uyarınca, yürürlüğe giren uluslararası bir anlaşmaya göre ve bu anlaşmaya aykırı olması hâlinde öncelikle iç hukuk üstünde olabileceğine ilişkin bir hüküm söz konusu. Bu torba yasada birden fazla Anayasa hükmünün ihlal edilmesinin aynı zamanda Anayasa'nın 90’ıncı maddesine de aykırılık teşkil ettiği bilinen bir gerçek. Esasen, olağanüstü hâl rejimi ve bu rejimin uzatılmasına ilişkin olan mesele Terörle Mücadele Yasası’ndaki mevcut olan hükümlerdir ve Terörle Mücadele Yasası'nın aslında, uygulama alanıyla alakalı bir durumdur.

Değerli milletvekilleri, Türkiye toplumu, Türkiye halkları bu Terörle Mücadele Yasası’ndan gerçek anlamda çok ciddi şekilde zarar gören bir toplum. Sistemi eleştiren, hoşuna gitmeyen ve resmî ideolojinin eleştirisini yapan herkesin Terörle Mücadele Yasası’nın kapsamının içerisine girdiğini hepimiz bilmekteyiz. Bir siyasi düşüncenin, bir gösterinin, bir sendikal çalışmanın her zaman Terörle Mücadele Yasası’nın kapsamı içerisine girdiğini çok ciddi örneklerle yaşamış bulunmaktayız.

Ülke, siyasi mahpuslar yönünde ve siyasi operasyonlar yönünde dünya sıralamasında yer alan bir ülke hâline gelmiş durumda. Gazeteciler, yazarlar, avukatlar, siyasetçiler, sendikacılar, aktivistler ve siyasi düşüncesini belirten herkes bu Terörle Mücadele Yasası kapsamına giriyor ve maalesef, rehin alınıyorlar. Türkiye’de, siyasi düşünceleri nedeniyle, siyasi çalışmaları nedeniyle on binlerce kişinin cezaevinde yaşadığı ve maalesef, cezaevine konulduğu bir ülke gerçeği olduğunu hepimiz biliyoruz. İşte, tam da bu noktada OHAL Yasası’nın uzatılması, OHAL Yasası’nın yıllarca üç yıl, beş yıllık bir uygulamasının yanında bir üç yıl daha uzatılmaya çalışılması Terörle Mücadele Yasası’nın kapsamının da bu şekilde uzatılması anlamına gelecektir. Bu yönüyle, bu OHAL Yasası’nın uzatılması masum bir durum değildir, esasında çok ciddi bir şekilde işlenmiş ve aynı zamanda bir kuyumcu mantığıyla çok ince bir işçiliği de içermektedir. Bu torba yasa aynı zamanda Anayasa’nın 10’uncu maddesi olan eşitlik ilkesini de ihlal etmektedir. Neden eşitlik ilkesini ihlal ediyor? Çünkü Terörle Mücadele Yasası kapsamında olan bütün insanlar bu kapsamda yer alıyor ve OHAL Yasası’nın uygulamasının kapsamına giriyor. Onun dışında kalan diğer bütün yasalar bu kapsam dışında kalıyor.

Yine, Anayasa’nın 19’uncu maddesinde düzenleyen “Kişi hürriyeti ve güvenliği” ilkesi bu maddeyle ihlal ediliyor, bu uzatma maddesiyle ihlal ediliyor. Anayasa’nın 38’inci maddesini düzenleyen mülkiyet hakkının ihlali ve çalışma hürriyetini düzenleyen ilke de bu şekilde ihlal ediliyor. Peki, ihraçlar ne şekilde bu kapsam içerisine giriyor? Değerli arkadaşlar, çalışma hakkının ihlali de bu kapsamın içerisinde yer alıyor. OHAL uygulamasının uzatılmasının sadece bir süreden ibaret olmadığını burada belirtmek istiyoruz. Özellikle kamuda çalışan kişilerin tazminat hakları, varlıklarına çökme meselesi… Kamudan çıkarmayla, yine bir kıyım uygulamasıyla karşı karşıya kalacağımız gerçeği var.

Beş yıldır binlerce insan mağdur edildi. Ünlü “Ağaç kabuğu yesinler.” sözü hâlâ kulaklarımızdadır. OHAL yasaları yürürlükte ve bu yasalar Anayasa’nın çeşitli ilkelerini çiğneyecek tarzda devam edecek ve devam etmesi çok ciddi bir olaya neden olacaktır.

Anayasa’nın önemli bir kısmını teşkil eden temel hak ve hürriyetleri de gerçek anlamda zedeleyecek olan bir kanuni düzenlemeyle biz karşı karşıyayız. Ülke normalleşemeyecek değerli arkadaşlar.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Koç.

ABDULLAH KOÇ (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Şimdi, elli yıldır maalesef ülkenin içinde bulunduğu bu olağanüstü sistem, olağanüstü rejim devam ediyor ve devam edecek bu şekildeki bu yasa uygulamasıyla birlikte. Peki, birden fazla neslin böyle bir uygulamayla karşı karşıya kaldığını hepimiz çok iyi biliyoruz. Bakın, 15 yaşındaki bir insan, 20 yaşındaki bir genç, 30 yaşındaki bir kişi, 40 yaşındaki bir kişi yaşamında bu ülkede hiçbir şekilde normali görmedi ve sürekli ohal yasalarının, devlet güvenlik mahkemelerinin, özel mahkemelerin ve Terörle Mücadele Yasası’nın hüküm sürdüğü bir ülke yaşadı. Yani bu ülkede elli yıldır hiçbir zaman normali göremedik ve görmemiştir bu insanlar değerli arkadaşlar. Peki sizce normalleşme olacak mı bu mevcut olan AKP ve MHP hükûmetiyle? Asla olmayacak.

Dolayısıyla bu kanun maddesinin Anayasa’ya aykırı olması nedeniyle derhâl geri çekilmesinin gerektiğini söylüyor, teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına                 

Görüşülmekte olan Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 18’inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

MADDE 18 – 6361 sayılı Kanun’un 50/A maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

50/A – (1) Likidite düzeyinin sürdürülememesi veya sürdürülemeyeceğinin anlaşılması, likidite hesaplamasının güvenilir şekilde gerçekleştirilememesi veya kasıtlı olarak likiditenin yanlış hesaplanması veya 15’inci madde kapsamında Kurumca alınması istenen tedbirlerin verilen süre içerisinde alınmaması ya da bu tedbirler kısmen veya tamamen alınmış olmasına rağmen mali bünyenin güçlendirilmesine imkân bulunmadığının veya bu tedbirler alınmış olsa dahi mali bünyenin güçlendirilemeyeceğinin tespit edilmesi hâlinde Kurul, en az beş üyesinin aynı yöndeki oyuyla şirketin faaliyet iznini kaldırmaya ve tasfiyesine karar vermeye yetkilidir. Bu madde kapsamında tasfiyesine karar verilen şirketlerde müşterilerin sözleşmelerde yer alan finansman kullanma hakları uygulanmaz. Tasfiye kararı Resmî Gazete'de yayımlanır. Yayım tarihi, ilgililer bakımından tebliğ tarihi olarak kabul edilir.

(2)        Kurul tarafından tasfiyesine karar verilen şirketler, Kurul tarafından atanacak en az üç kişilik tasfiye komisyonu tarafından genel hükümlere göre tasfiye edilir. Tasfiye komisyonu üyeleri, Kurum ve Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu tarafından bildirilecek üyelerden oluşur. Tasfiye komisyonu üyeleri ile bu kişiler tarafından temsil yetkisini haiz olmak üzere görevlendirilenlere, atandıkları veya görev yaptıkları şirketlerin doğmuş ya da doğacak kamu borçları ile Sosyal Güvenlik Kurumu borçlarının ve her türlü işçi alacakları ile söz konusu şirketlerin tabi olduğu ilgili diğer mevzuattan kaynaklanan borçlarının ödenmemiş olması nedeniyle şahsi, cezai ve mali sorumluluk yüklenemez. Tasfiye komisyonu üyelerinin ücret dâhil diğer hak ve yükümlülükleri Kurul tarafından belirlenir.

(3)        Tasfiyesine karar verilen şirketin aldığı tescile tabi tüm kararlar, tasfiye komisyonunun talebi üzerine noter onayı şartı aranmaksızın ticaret sicil müdürlüklerince harca ve hizmet bedeline tabi olmaksızın tescil ve ilan edilir. Şirketin genel kurulunun yetkileri, 6102 sayılı Kanun hükümlerine tabi olmaksızın tasfiye komisyonu tarafından kullanılır. Bu şirketle ilgili olarak tasfiye komisyonu tarafından açılan dava, istinaf, temyiz ve takip gibi yargı süreçleri harçtan muaftır. Şirketin tasfiye işlemlerini yürütmek üzere görevlendirilen tasfiye komisyonu, adli işlemler veya davalar bakımından taraf ehliyetine sahiptir.

(4)        Faaliyet izni kaldırılarak tasfiyesine karar verilen şirketler hakkında 5411 sayılı Kanun’un 109’uncu, 110’uncu, 133’üncü, 134’üncü, 137’nci, 138’inci, 140’ıncı, 141’inci ve 142’nci madde hükümleri kıyasen uygulanır, bu maddelerde Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu için öngörülen yetki ve görevler, ikinci fıkra kapsamında düzenlenen tasfiye komisyonu tarafından yerine getirilir.

 

Mehmet Metanet Çulhaoğlu       Ayhan Erel                               Bedri Yaşar

           Adana                            Aksaray                                    Samsun

      

Dursun Ataş                             Erhan Usta                      Muhammet Naci Cinisli    

   Kayseri                                                                                  Samsun            Erzurum

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET KILIÇ (Bursa) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Samsun Milletvekili Sayın Erhan Usta.

Buyurunuz Sayın Usta. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

ERHAN USTA (Samsun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlarım.

Şimdi, bu madde, 18’inci madde kanun teklifine Komisyonda eklendi. Tasarruf finansman şirketlerinin tasfiyesine karar verilmesi durumunda normalde bir tasfiye komisyonu oluşturulması gerekiyor kanuna göre ancak burada yapılan düzenlemeyle tasfiye komisyonu yerine TMSF kayyum gibi olacak veya TMSF’ye aktarılacak ve TMSF tarafından tasfiye edilmesine ilişkin bir hüküm. Aslında böyle bakıldığında hani normal gibi görünebilir çünkü nihayetinde TMSF’de bu tür işleri yapan bir kurum ancak tabii, burada 20’nci maddeyle birlikte değerlendirdiğimizde, 20’nci maddede de biliyorsunuz, OHAL uygulamasının yani TMSF’nin şirketlere kayyum olarak atanması uygulamasının üç yıl uzatılması hükmü de var, o da geliyor. Şimdi, tabii buna niye ihtiyaç duyulduğu konusunda aslında Komisyonda bir açıklama yapılabilmiş değil maalesef. Bu ihtiyacın nereden kaynaklandığını veya nasıl bir faydası olacağına ilişkin herhangi bir açıklama yapılamadı. Şimdi, üç yıl daha OHAL uygulamalarının uzatılmasıyla birlikte düşündüğümüzde şu anda bile binin üzerinde şirket TMSF bünyesinde yani TMSF tarafından yönetiliyor, kayyum olarak yönetiliyor. Şimdi, bakıyorsunuz yani 1 kişinin 15-20 tane hatta daha fazla şirkette aynı anda yönetici olduğunu görüyorsunuz. Yani tabii, burada amacın yönetmek olmadığı apaçık ortada hatta amaç yönetmemek. Yani buraya yönetici olarak atanan kişilerin yani aynı anda 15 tane, 20 tane şirkette olan kişinin bu şirketlerinin bilgilerine, bilançolarına, kâr zarar durumlarına hâkim olması diye bir şey olamaz. Dolayısıyla yönetici olaya hâkim olmayınca alt tarafta kötü niyetli olan birilerine ciddi bir şekilde alan açılıyor. Benim endişem odur ki böyle bir şey yapılmaya çalışılıyor yoksa başka türlü bunu akılla izah etmek mümkün değil.

Şimdi, biz Komisyonda sorduk, TMSF bu yöneteceği şirketlere atadığı yöneticileri nasıl belirliyor? Yani kriterleriniz nelerdir, bir havuz mu var? Öyle ya, yani bunların belirlenmesi önemli bir mesele. Bunlara ilişkin herhangi bir kriterden, nasıl belirlendiğinden, nasıl edildiğinden hiçbir şekilde bize ona ilişkin bir bilgi verilmedi. Peki, TMSF’ye devredilen şirketlerin bugüne kadar üç dört yıldır TMSF tarafından yönetilen -bu terör bağlamında el konulup TMSF tarafından yönetilen- şirketler var, bunların bilanço durumu nedir? Kâr zarar durumu nedir? Ya, bu şirketler iyiye mi gitmiş, kötüye mi gitmiş, bunlara ilişkin herhangi bir bilgi var mı diye sorduk. Hiçbir bilgi verilmedi Komisyona değerli arkadaşlar. Dolayısıyla zaten 5018 sayılı Kanun’un normal şartlarda neyi getiriyor 14’üncü maddesi? Bir kanuni düzenlemede bir kanun teklifinin etki analizi içermesi gerekiyor. Şimdi, bu kadar önemli bir husus var önümüzde yani milyarlarca dolarlık şirketler burada, bu şirketlerin bugüne kadar -öyle ya, üç yıllık bir uygulamamız var- bu üç yıl içerisinde bu şirketlerin durumu ne olmuş? İyiye mi gitmiş, kötüye mi gitmiş, bunlarla ilgili bir bilgi olmadığı gibi bundan sonra ne olacağına ilişkin de hiçbir bilgi Komisyonda paylaşılmış değil. Tabii, bu da işi biraz daha karanlık bir noktaya doğru götürüyor. TMSF’nin performansına ilişkin olarak kimsenin bir bilgisi yok. Şimdi, tabii, nasıl bir riskle karşı karşıyayız ülke olarak; tamam, teröre bulaşan herkesin malına da el konulsun, hürriyetine de el konulsun ama tabii, bunların adil yargılayan mahkemeler eliyle olması gerekir. Orası ayrı bir husus, o mahkemeler ne kadar adil, ne kadar bağımsız hareket edebiliyor ayrı bir husus. Ancak, şimdi, burada siz bu şirketlere el koyup işte, TMSF’ye verdik, TMSF’dekiler de bunun içini boşalttıklarında; yarın, bir gün uluslararası mahkemelerde bunların hepsi Türk milletine tazminat olarak geri dönecek arkadaşlar. Yani böyle ciddi bir riskle Türkiye karşı karşıya fakat ben bugün için yöneticilerin bunun farkında olduğunu zannetmiyorum veya farkındalarsa da bunu umursamıyorlar. Bugün herkes bu TMSF üzerine, TMSF’deki şirketlerin için boşaltmakla meşgul gibi geliyor bize çünkü hiçbir şekilde şeffaflık yok, hiçbir şekilde bilgi paylaşılmıyor. Yani kamuoyuna hiçbir aydınlatılma yapılmadan bunların yapılması insanı ciddi ölçüde endişelendiriyor. Tabii, bir yandan da dünyası kayyum atama tehdidiyle karşı karşıya yani meselenin FET֒yle mücadele meselesi olmaktan çıktığı çok net bir şekilde ortada.

Diğer bir hususta, şimdi, tabii, normal mahkeme kayyum atanması kararı verse ve kendisinin belirleyeceği bir kayyum atanmış olsa, hâkimler, savcılar da risklerle karşı karşıya. Şimdi, atadıkları kayyum şirketi yönetecek mi yönetmeyecek mi? Ama  şimdi iş, TMSF bünyesine otomatik geçince onların da kayyum olarak atama hükmü vermesi kolaylaşıyor. Bu da işin diğer bir boyutu. Bunu bu kadar kolaylaştırmamak lazım. Terör bulaşanlarla evet ama teröre bulaşmayıp bir başka şekilde mülkiyet hukukunu zedeleyecek şekilde, mülkiyet hakkına tecavüz içerecek şekilde…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

ERHAN USTA (Devamla) – Teşekkür ederim.

…hususlarla karşı karşıya kalmamak gerekir diye düşünüyorum. Bunun ağır bir bedelini biz zaten ödüyoruz. Fakirleşme olarak Türk milleti bunu ödüyor.

Şimdi, dikkati çeken diğer bir husus, ben doğrusu bu maddeye çalışırken dikkatimi çekti. Biliyorsunuz, BDDK ve TMSF iki kardeş kuruluş. Bunlar arasında TMSF daha önce BDDK’nın bünyesindeydi. Bunlar birbirlerinden ayrılmaz iki parça. Şimdi, bakıyorsunuz, BDDK Hazine ve Maliye Bakanlığıyla ilişkili bir kuruluş ama TMSF Cumhurbaşkanlığına bağlı. Aklıma ne geldi? Aklıma TOKİ geldi. 2011 yılında “Başbakanlığa bağlı kuruşları azaltacağız." diye birtakım düzenlemeler yapıldı. Devlet Planlama Teşkilatı gibi Başbakanlığa doğrudan danışmanlık hizmeti veren bir kurumu dahi Başbakanlık bünyesinden ayırıp bakanlık hâline getirdiler. Öteden beri, kuruluşundan itibaren Başbakanlığa bağlı kuruluşlar hepsi ayrıldı, başka kurumlara gönderildi, TOKİ Başbakanlıkta kaldı ve uzun süre Sayın Başbakan tarafından TOKİ yönetildi. Şimdi aynı şey TMSF’de yapılıyor. Bilmiyorum, bu size bir şey çağrıştırıyor mu, aklınıza bir şey getiriyor mu, buna bir bakmak lazım. Böyle birtakım şeylerin olduğu, böyle nemalanacak yerlerin olduğu yerlerde ya Sayın Cumhurbaşkanı kimseye güvenmiyor, kendisi bizzat tutuyor veya burada başka bir şey var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERHAN USTA (Devamla) – Çok affedersiniz…

BAŞKAN – Tamamlayınız efendim.

ERHAN USTA (Devamla) – Çok teşekkür ederim Başkanım.

Kusura bakmayın.

Yani dolayısıyla Türkiye'nin artık normalleşmesi lazım. Normal şartlarda bizim hukuk sistemimiz, bizim kanunlarımız terörle mücadelede bir alan tanımaktadır. Kayyum atanacaksa yine mahkeme kararıyla kayyum atanabilir, Türkiye'yi artık normalleştirmek gerekir diye değerlendirmemi sizlere iletmek istiyorum.

Saygıyla selamlıyorum. Çok teşekkür ederim. (İYİ Parti ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunacağım.

 

III. - Y O K L A M A

 

 

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, yoklama talebimiz var efendim.

 

BAŞKAN – Yoklama talebi var.

Yoklama talebinde bulunan arkadaşlarımızın isimlerini tespit edeceğim: Sayın Özel, Sayın Sümer, Sayın Şeker, Sayın Hamzaçebi, Sayın Girgin, Sayın Şahin, Sayın Polat, Sayın Tutdere, Sayın Sarıaslan, Sayın Kılınç, Sayın Arık, Sayın Gaytancıoğlu, Sayın Demirtaş, Sayın Emre, Sayın Hakverdi, Sayın Kasap, Sayın Sındır, Sayın Baltacı, Sayın İslam, Sayın Kaboğlu, Sayın Kuşoğlu.

Yoklama için iki dakika süre veriyorum ve yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

 

 

1. Ankara Milletvekili Orhan Yegin ve 45 Milletvekilinin Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/3740) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 277) (Devam)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 277 sıra sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 18’inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

MADDE 18 – 21/11/2012 tarihli ve 6361 sayılı Finansal Kiralama, Faktoring, Finansman ve Tasarruf Finansman Şirketleri Kanununun 50/U maddesinin ikinci ve dördüncü fıkraları aşağıdaki şekilde ve üçüncü fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan “tasfiye komisyonu” ifadesi "Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu" şeklinde değiştirilmiştir.

"(2) Kurul tarafından tasfiyesine karar verilen şirketler, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu tarafından atanacak en az üç kişilik tasfiye komisyonu tarafından tasfiye edilir. Tasfiye komisyonu üyeleri ile bu kişiler tarafından temsil yetkisini haiz olmak üzere görevlendirilenler 5411 sayılı Kanunun 127 nci maddesine tabidir."

"(4) Faaliyet izni kaldırılarak tasfiyesine karar verilen şirketler hakkında 5411 sayılı Kanunun 106 ncı maddesinin ikinci, yedinci, dokuzuncu ve onuncu fıkraları, 108 inci, 109 uncu, 110 uncu, 132 nci, 133 üncü, 134 üncü, 137 nci, 138 inci, 140 ıncı, 141 inci ve 142 nci madde hükümleri kıyasen uygulanır. Faaliyet izni kaldırılarak tasfiyesine karar verilen tasarruf finansman şirketlerinin varlıklarının yükümlüklerini karşılamadığının tespiti halinde Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu Kurulu kararına istinaden tasfiye komisyonu mahkemeden, bu şirketlerin iflasını talep edebilir. Hakkında iflas kararı verilen tasarruf finansman şirketinin iflas tasfiyesinde 5411 sayılı Kanunun 106 ncı maddesi kıyasen uygulanır. Hazine ve Maliye Bakanlığı ve Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu Kurulu, bu maddede düzenlenen tasfiyeye ilişkin usul ve esasları müştereken belirlemeye yetkilidir."

Mehmet Bekaroğlu                        İlhami Özcan Aygun                                  Cavit Arı

        İstanbul                                           Tekirdağ                                            Antalya

Kamil Okyay Sındır                            Alpay Antmen                         Mustafa Sezgin Tanrıkulu

          İzmir                                               Mersin                                             İstanbul

                                                           Bülent Kuşoğlu

                                                                 Ankara

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET KILIÇ (Bursa) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen, Ankara Milletvekili Sayın Bülent Kuşoğlu.

Buyurunuz Sayın Kuşoğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Saat sabahın dördüne geliyor. Bu saatte neden buradayız, onun gerekçesini tam olarak bilmiyorum -herhâlde bilen de yoktur- şimdiye kadar neden çalışmadık, neden bu konuları halletmedik onun gerekçesini bilemiyorum ama maddeyle ilgili görüşlerimi açıklamaya çalışacağım.

Biliyorsunuz, biraz önce de Sayın Erhan Usta’nın anlattığı gibi TMSF’yle ilgili bir düzenleme yapıyoruz. Kanuni düzenlemeler yaparken ilgili kurumları da masaya yatırırız biliyorsunuz, denetim de yaparız. Şimdi, TMSF ilginç bir kurum. Konuyu izah edebilmek için şöyle sorayım: 783 şirketin bir bünyede idare edilmesi normal midir? 783 şirketin bir bünye içerisinde idare edilmesi normal midir? Birbirinden farklı konularda faaliyet gösteren 783 şirketin bir bünye içerisinde idare edilmesi hâlinde başarılı olunabilir mi?

“Devlet bakkallık yapamaz.” dendikten sonra 61 milyar dolarlık bir özelleştirme yapıyorsunuz, bütün firmaları, devletin elindeki şirketleri satıyorsunuz, ondan sonra, vatandaşın elinde bulunan şirketlerden binin üzerinde olanına el koyuyorsunuz; şu anda 783’ü bünyede, bunlarla -tırnak içerisinde söylüyorum- bakkallık yapmaya devam ediyorsunuz, bu normal midir?

Şöyle sorayım bir de: Şimdi, sizinle ilgili, bizimle ilgili, kim olursa olsun, bir ihbarda bulunulsa “Terör örgütü üyesidir.” dense, içeri atılsanız, firmalarınıza da el konsa mahkeme kararı olmadan, daha sonra suçsuzluğunuzu kanıtlasanız, dışarı çıksanız, firmalarınızı hemen almaya çalışsanız bulamayacaksınız. TMSF bünyesinde 420 firma mahkeme kararıyla suçsuz bulunmuş ama el konulmuş, kayyum atanmış, faaliyetleri farklı şekillerde devam etmiş bu firmalar daha sonra normal faaliyetlerine devam edebilirler mi? Mümkün müdür? Biraz önce söylediğim gibi TMSF bünyesinde bulunan 783 firmanın ilgili bilgilerini maalesef alamadık. Ne kadar kârlılar bunlar, kârlılık oranları nedir? Ciroları artıyor, enflasyon dolayısıyla ciroda bir artış söz konusu ama kârlılıklarıyla ilgili yıllara göre bir analiz yapmak mümkün olmadı ama bildiğimiz kadarıyla 2019 ile 20 arasında kârlılıklarında bir düşüş var bunların. Çok önemli bir konu ancak bilemediğimiz çok konu var. Bir kişi kaç firmada kayyum, kaç tane yönetim kurulu üyesi var bunlarda, bir kişi kaç firmada yönetim kurulu üyeliği yapıyor? Bunlarla ilgili bilgiler yok. Yani, kanun çıkarıyoruz, ilgili kurumu masaya yatırıyoruz kamu kuruluşunu, bilgilerini öğrenmeye çalışıyoruz ama Plan ve Bütçe Komisyonunda -maalesef ilgili TMSF Başkanlığı İstanbul’da, Ankara’da temsilcilik gibi bir durumu söz konusu- İstanbul’dan Başkan ve Başkan Yardımcıları gelip de Komisyona bilgi dâhi vermediler. Sadece buradaki temsilcilik geldi, bazı bilgiler verdi, dolayısıyla da bilmemiz gereken birçok konuyu öğrenememiş olduk. Şimdi, böyle bir durumda ne olduğunu bilmediğimiz, ne kadar başarılı olduğunu bilmediğimiz bir kurum TMSF ve biz bununla ilgili olarak şimdiye kadar yaptığı üç yıllık faaliyetin sonuçlarını bilmiyoruz, bir daha, üç yıl veya bir yıl tekrar bu çalışmasını uzatıyoruz, ne yaptığını bilmediğimiz hâlde uzatıyoruz; doğru mudur değerli arkadaşlarım? Tabii ki değildir. Yetkililer Komisyon görüşmelerinde yoktu, açıklamalar yetersiz kaldı, anlamsız kaldı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

BÜLENT KUŞOĞLU (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım, hemen tamamlıyorum.

Mevcut firmaların ne yaptığı, nasıl çalıştığı bunlarla ilgili yeterli bilgiler verilemedi ancak şimdi tekrar önümüze geliyor, TMSF bünyesinde bu kayyumluk görevinin bir üç yıl daha devam etmesi isteniyor. Bu şekilde doğru değildir değerli arkadaşlar. Geçmişteki TMSF faaliyetlerinin, kayyumluk faaliyetlerinin ne kadar doğru olduğunu, ne kadar başarılı olduğunu bilmeden bunu devam ettirmemiz, böyle bir izin vermemiz bana göre doğru değildir, sizlerin de aynı takdiri yapmanızı diliyorum. Ayrıca bunun Anayasa’ya da aykırı tarafları var, onu da Komisyonumuzda mümkün olduğunca anlattık, Kaboğlu Hocam da burada anlatmaya çalışmıştı.

Çok teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

18’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 18’inci madde kabul edilmiştir.

19’uncu madde üzerinde 3 önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

İlk önergeyi okutuyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 277 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 19’uncu maddesinin kanun teklifi metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

   Murat Sarısaç                                  Ali Kenanoğlu                                     Nuran İmir

           Van                                               İstanbul                                             Şırnak

                                Abdullah Koç                          Mahmut Celadet Gaydalı

                                       Ağrı                                                 Bitlis

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET KILIÇ (Bursa) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen İstanbul Milletvekili Sayın Ali Kenanoğlu.

Buyurunuz Sayın Kenanoğlu. (HDP sıralarından alkışlar)

ALİ KENANOĞLU (İstanbul) - Sayın Başkan, sayın vekiller; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Bu madde tütünle ilgili çok tartışılan bir madde. Yani bildiğiniz gibi şu anda Adıyaman başta olmak üzere bölge illerinde çok yoğun bir protesto var; yollar kesilmiş, yollar kapatılıyor, tütün üreticilerinin her biri protesto içerisinde, feryat figan vaziyette ve tepkilerini de “Tırşikçi kapitalistlere hayır!” diyerek tüm Türkiye’ye ve kamuoyuna duyurmaya çalışıyorlar.

Şimdi, ne oldu? Geçen sene bir yasa çıktı ve artık tütün üreticilerinin yetki belgesi almadan herhangi bir satış yapamayacağına, herhangi bir ticaret yapamayacağını, yaptıkları takdirde kaçakçı konumuna düşeceklerine yönelik bir yasa çıktı ve 1 Temmuz 2021’den itibaren de yürürlüğe girdi yasa. Böylelikle, üç yıldan altı yıla kadar hapis cezasıyla karşı karşıya kalan bir tütün üreticisi var.

Şimdi, bu düzenleme niye yapılıyor? Baktığınız zaman, aslında, 2008’de sigara fabrikalarının kapatılmasıyla birlikte Türkiye'de tütün piyasasının yüzde 90’ı uluslararası şirketlerin eline geçmiş durumda. Genel piyasanın akışına baktığınız zaman geride kalan sarmalık tütün dediğimiz tütünün çok az sayıdaki üreticisi, az sayıda tütün üreticisi kalmış. Bu insanlar da ürettikleri tütünleri kendileri piyasaya sürerek geçimlerini sağlıyorlar. Bu sarmalık tütünün… Bu vergiler öyle bir arttı ki tütün üzerinde ve sigara üzerindeki vergiler öyle bir arttı ki artık insanlar çoğunlukla bu sarmalık tütünü tüketmeye başladılar.

Şimdi, bu vergilere baktığımız zaman 2020 yılı itibarıyla sigara üzerinden alınan vergi oranı yüzde 81’e çıkmış durumda, yani 20 dal sigaranın 16’sı vergi, böyle bir pozisyon var. Şimdi yüzde 81 oranındaki vergi nedeniyle -hani içki ve sigaraya yoğun bir vergi artışı yapılıyor ya- buradan kaynaklı olarak da vatandaş başka türlü çözüm aramaya başlıyor ve sarmalık tütünleri tüketmeye başlıyor ve sarmalık tütünde ciddi oranda bir artış sergileniyor. Tarım ve Orman Bakanlığı verilerine göre 2020 yılında sarmalık tütün satışı 2.400 tona ulaşıyor, yani 2019’a göre 2,5 kat artış sağlıyor. Bunun sebebi de -işte anlattığım- yani vergiyi bu kadar çok artırırsanız piyasanın dengesini bozarsınız ve buradan kaynaklı olarak da insanlar başka türlü çözüm bulmaya çalışırlar.

Şimdi, bu büyük tekellerin yani büyük sermaye şirketlerinin baskısıyla da tekrar bu alanı kapatmak, burayı cezalandırmak ya da vergi getirmek ya da satışını engelleyecek birtakım tedbirler alınmaya çalışılıyor. Şimdi, tüketici şunu demiyor: “Biz hiçbir şekilde vergilendirilmeyelim, tamamen serbest bir şekilde bu işi yapalım.” falan dediği yok. Ancak, önerildiği şekilde, kooperatifleşme üzerinden yapılı bir kurumsallaşma ve kooperatifleşmeye zorlamak, buradaki tütün ticaretinde tekelleştirme olacak. Tıpkı çayda, fındıkta ve benzeri ürünlerde olduğu gibi tekeller gelecek ya da belli şirketler “Ben ürününüzü şu fiyattan alıyorum.” Ama o fiyata üretebiliyor mu, maliyetini karşılayabiliyor mu? Bütün bunlara bakmaksızın böyle bir zorlamayla karşı karşıya kalacak ve üretici şunu söylüyor: “Bu takdirde ben zaten kazancımla yani üretirken ki maliyetimi karşılama şansım olmayacak.” Buradan kaynaklı olarak da bu öneriyi kabul etmiyorlar ve şu anda çok ciddi bir karşı duruş söz konusu.

Şimdi, iktidar ne yapıyor, Hükûmet ne yapıyor? Bu maddeyle bunun süresini altı ay daha uzatıyor. Çözüm bu mu yani altı ay daha uzattığınız zaman ne olacak? Yani tekrar zorlayacaksınız “Kooperatif kurun, bu sistemi bizim istediğimiz şekilde yürütün.” olacak. Ancak çözüm bu değil, mutlaka kontrol altına alınmalı, mutlaka bir vergi sistemi oluşturulmalı, buna yönelik zaten üreticinin de herhangi bir itirazı yok –en azından bizim görüştüğümüz, ben de gittim Adıyaman’a, oradaki üreticilerle görüştüğümüzde buna yönelik bir itirazları yok- ancak bunun yolu, yöntemi konusunda birlikte bir çözüm üretilmesi gerekiyor.

Yani biz oturup buradan bir yasa çıkarıyoruz ama bu yasa insanların hayatını ne kadar etkiliyor bunun hiç farkında olmayabiliyoruz bazen.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

ALİ KENANOĞLU (Devamla) – İşte burada, şu anda yaşadığımız gibi işte saat dörde yirmi var, yani şu anda birçoğumuz istiyoruz hemen patır patır yasalar geçsin, bir an önce kanunlaşsın ve biz de evimize gidelim. Ama çıkarttığımız bu kanunların insanların yaşamlarının bütün hayatını ve çoluğunu çocuğunun bütün geleceğini etkilediğini düşünmüyoruz, hiç onu hesap etmiyorsunuz ve buradan kaynaklı olarak da “Bu yasaları nasıl düzeltiriz”in derdine düşüyorsunuz. Böyle palyatif çözümlerle, işte erteleyerek, altı ay daha öteleyerek bunların çözümleriyle bu sorunları çözemezsiniz. Buna kalıcı çözüm üretmek, en azından bu altı aylık süre içerisinde kalıcı çözüm üretmek açısından bir fırsat olarak değerlendirmek gerekiyor. Bu şekilde öneriyle tütüncünün sorununu çözmeniz imkânsızdır.

Teşekkürler. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 19’uncu maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

MADDE 19- 28/11/2017 tarihli ve 7061 sayılı Bazı Vergi Kanunları ile Diğer Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 123 üncü maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

MADDE 123- (1) Bu Kanunun;

a) 1 inci, 3 üncü ve 82 nci maddeleri yayımlandığı ayın son günü,

b) 7 nci, 9 uncu, 10 uncu, 16 ncı, 17 nci, 18 inci, 22 nci, 23 üncü, 24 üncü, 25 inci, 26 ncı maddeleri, 42 nci maddesi ile 3065 sayılı Kanunun 17 nci maddesinin (4) numaralı fıkrasının (r) bendinin birinci paragrafında yapılan değişiklik, 67 nci ve 72 nci maddeleri, 75 inci maddesi ile 4760 sayılı Kanuna ekli (III) sayılı listenin (A) cetvelinde yapılan değişiklik, 86 ncı, 88 inci, 89 uncu maddesi ile 5520 sayılı Kanunun 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (f) bendinde yer alan “Bankalara borçları”, “bankalara veya” ibarelerine yönelik değişiklik ile “söz konusu kıymetlerin satışından doğan kazançların %75’lik kısmı” ibaresine yönelik değişikliğin parantez içi hükmü, “bankaların” ibaresinden sonra eklenen hüküm ve (i) bendinde yapılan değişiklik, 98 inci maddesi ile 5809 sayılı Kanunun 46 ncı maddesinin ikinci fıkrasına eklenen cümle ve geçici 2 nci maddesi 1/1/2018 tarihinde,

c) 11 inci, 13 üncü ve 41 inci maddeleri, 42 nci maddesi ile 3065 sayılı Kanunun 17 nci maddesinin (4) numaralı fıkrasına eklenen (ç) bendi ve 83 üncü maddesi yayımlandığı ayı izleyen ay başında,

ç) 14 üncü maddesi 1/1/2017 tarihinden itibaren elde edilen gelirlere uygulanmak üzere yayımı tarihinde,

d) 15 inci maddesi 1/9/2017 tarihinden geçerli olmak üzere yayımı tarihinde,

e) (Değişik:18/6/2020-7247/17 md.) 62 nci maddesiyle 4733 sayılı Kanunun 6 ncı maddesinin dokuzuncu fıkrasından sonra gelmek üzere eklenen onuncu fıkrası ve 93 üncü maddesiyle 5607 sayılı Kanunun 3 üncü maddesinin yeniden düzenlenen yirminci fıkrası, ticari amaçla makaron veya yaprak sigara kâğıdını, içine kıyılmış tütün, parçalanmış tütün ya da tütün harici herhangi bir madde doldurulmuş olarak satanlar, satışa arz edenler, bulunduran ve nakledenler bakımından 1/7/2020 tarihinde, (1)(2)

f) (Ek: 18/6/2020-7247/ 17 md.) 63 üncü maddesiyle 4733 sayılı Kanunun 8 inci maddesinin beşinci fıkrasının (h) bendinin yürürlükten kaldırılmasına ilişkin değişiklik ve 93 üncü maddesiyle 5607 sayılı Kanunun 3 üncü maddesinin yeniden düzenlenen yirminci fıkrası, Tarım ve Orman Bakanlığından yetki belgesi almadan veya bildirimde bulunmadan tütün ticareti yapanlar bakımından 1/7/2022 tarihinde,

g) 76 ncı maddesi 1/1/2018 tarihinden itibaren tahsil edilen gelirlere uygulanmak üzere aynı tarihte,

ğ) 97 nci maddesi ve 98 inci maddesi ile 5809 sayılı Kanunun 46 ncı maddesine eklenen yedinci fıkrası 1/1/2018 tarihinden itibaren elde edilecek net satışlara uygulanmak üzere anı tarihte,

h) 106 ncı maddesi 1/1/2019 tarihinde,

ı) Diğer hükümleri yayımı tarihinde,

yürürlüğe girer.

 

 

Mehmet Metanet Çulhaoğlu                                           Ayhan Erel                                                Dursun Ataş

                           Adana                                                        Aksaray                                                       Kayseri

                      Bedri Yaşar                                               Yasin Öztürk                                     Muhammet Naci Cinisli

                         Samsun                                                        Denizli                                                        Erzurum

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET KILIÇ (Bursa) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Denizli Milletvekili Sayın Yasin Öztürk.

Buyurunuz Sayın Öztürk. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

YASİN ÖZTÜRK (Denizli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 19’uncu maddesi üzerine İYİ Parti Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Öncelikle sabah şerifleriniz hayır olsun.

Evet, bu madde tütünle ilgili. Tütünde Tarım ve Orman Bakanlığından yetki belgesi almadan ve bildirimde bulunmadan ticaret yapanlara cezayı öngören bir madde. Lütfetmişsiniz altı ay daha uzatmışsınız ama önümüzdeki altı ay sonra tekrar bunu getireceğinizden de hiç şüphemiz yok.

 

Öncelikle, sizlere -kısmen bilmeyeniniz çoktur- tütünden bahsetmek istiyorum. Kendi bölgemde de Kale, Tavas, Beyağaç, Acıpayam, Güney, Bekilli ve Çivril’de tütün üretimi yapılıyor. Eskiden biliyorsunuz bir TEKEL vardı, TEKEL’i kaldırdık onun yerine şu anda 3 tane büyük firma var, dolayısıyla onlar tekel oldu. Onlar neden tekel oldu? Öncelikle firmaların kendileri perde arkasında zaten piyasayı, piyasa şartlarını belirliyorlar, dolayısıyla serbest piyasa şartları ortadan kalkıyor. Tütüne verilen fiyatı -özellikle eksperler üzerinden- yeterli görmeyip birinci sınıftan daha düşük gösterip çiftçinin elinde zaten satacak başka yeri de olmadığı için yine de eli mahkûm vermek zorunda olduğu bir tekelleşme söz konusu.

Geçmiş dönemlerde bizim bölgemizde tütünün baş fiyatını hep bir karton uzun Samsun fiyatıyla kıyaslarlardı. Bugün bir karton uzun Samsun’un fiyatı belli ama tütünün fiyatı da neredeyse artık onun üçte 1 fiyatına düşmüş durumda. Belki Trakya tarafında, oralarda duyduğum kadarıyla da bir 70’lik rakıya bedel olarak her yıl hiç değişmeden standart fiyat... Bu bahsettiğim ürünler arttıkça tütünün fiyatı da ona göre belirlenirdi. Ve eskiden tütün üreticimiz bir sezonda kaldırdığı ürünle, o sezonda kaldırdığı ürünle evladının düğünü yapabilecek kadar da para kazanırdı. Bugün baktığımızda, maliyetini anca çıkarabilen, eline 3 kuruş para geçebilen, şayet alternatif tütün ektiği yerde başka bir ürün ekebilecek imkânı olsa başka bir ürün ekmek ihtiyacını hisseden ama tütün ekilen bölgelerin çoğunda alternatif ürün de bulunmadığı için ne yazık ki tütün ekmeye devam etmek zorunda kalan bir çiftçimiz söz konusu.

Özellikle Ege tütünü dünyada neredeyse bütün sigara ürünlerinde kullanılmak zorunda olan bir tütün çünkü Ege tütününün harmanı olmasa o mevcut sigaranın yapılma şansı yok. Yunanistan’ın Batı Trakya Bölgesi’nde aynı tütünden çok nadir var; haricinde, bizim, Türkiye’nin tütünü olmasa emin olun dünyadaki sigaraların hiçbirinin şu andaki içilecek kalitede bulunma mümkünatı yok. Ama siz ne yaptınız? Tütüncüye hapis cezasını öngören bir maddeyle kooperatifleşmeye zorluyorsunuz ama bu insanlar bizim vatandaşımız, bu insanlarımıza bu zulmü reva görmeyin lütfen, bunu da yapmayın diyorum.

Altı ay sonra tekrar önümüze getireceğiniz bu maddeyi şimdiden geri çekerseniz iyi olur der, Genel Kurulu saygıyla selamlarım. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 277 sıra sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 19’uncu maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

MADDE 19- 28/11/2017 tarihli ve 7061 sayılı Bazı Vergi Kanunları ile Diğer Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 123 üncü maddesinin birinci fıkrasının (f) bendinde yer alan "1/7/2021" ibaresi "1/1/2024" şeklinde değiştirilmiştir.

                         Cavit Arı                                                 Alpay Antmen                                        Mehmet Bekaroğlu

                          Antalya                                                         Mersin                                                        İstanbul

               Kamil Okyay Sındır                                 Abdurrahman Tutdere                           Mustafa Sezgin Tanrıkulu

                            İzmir                                                        Adıyaman                                                     İstanbul

                                                                                    İlhami Özcan Aygun

                                                                                              Tekirdağ

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET KILIÇ (Bursa) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Adıyaman Milletvekili Sayın Abdurrahman Tutdere.

Buyurunuz Sayın Tutdere. (CHP sıralarından alkışlar)

ABDURRAHMAN TUTDERE (Adıyaman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Adıyaman’da, Malatya’da, Diyarbakır’da, özellikle 1 Temmuzda, AK PARTİ iktidarının 2017 tarihinde çıkarmış olduğu kanunla sarmalık tütün ticaretine getirilen hapis cezasının yürürlüğe girmesiyle birlikte tütüncüler sesini duyurmak adına, demokratik haklarını kullanmak adına alanlara  çıktılar, meydanlara çıktılar ve bu hapis cezasına tepki gösterdiler. Tabii, bu tepkilerden sonra ne oldu? AK PARTİ, her zamanki gibi zora başvurdu, şiddete başvurdu, tütüncülere gözaltı yaptı ve tütün üreticilerini tutuklayarak cezaevine gönderdi.

Değerli milletvekilleri, tütün üreticileri haklıydı. Adıyaman ve sarmalık tütününün yetiştirildiği bütün illere baktığımızda şu gördüğünüz sarmalık tütün insanların ekmeği, insanların ekmeği, dolayısıyla sizin bu ekmeğe getirmiş olduğunuz üç yıllık hapis tabii ki insanlarda ciddi bir infiale sebebiyet verdi ve insanlar kendi ekmeğine sahip çıkmak adına, onuruna sahip çıkmak adına alanlara çıktılar, meydanlara çıktılar. Bu insanların ekmeğine hapis getirmek vicdansızlıktır, hukuksuzluktur. (CHP sıralarından alkışlar)

Türkiye’de bütün siyasetini millî ve yerli üzerine inşa eden bir AK PARTİ iktidarı 2017 yılında getirdiği kanunla bu toprakların, bu vatanın bir parçası olan sarmalık tütün ticaretine üç yıl hapis getirdi. Bu üç yıllık hapsi ben bir hukukçu olarak, bir Adıyamanlı olarak kabul etmiyorum ve bu üç yıl hapis cezasının yerli tütün için Türkiye’deki bir mevzuatta yer almasını anlamak mümkün değil. Bir an evvel Türkiye’deki bu millî ve yerli tütüne getirmiş olduğunuz bu hapis cezasını tamamen ortadan kaldıracak çalışmaları yapmak zorundasınız, bu ayıptan bu ülkeyi kurtarın. Siz, bu ayıbı tütüne ve  tütüncüye siz yaşattınız.

Değerli arkadaşlar, Komisyon görüşmelerinde özellikle Komisyondaki AK PARTİ milletvekilleri şunu söyledi: “2017’de biz sarmalık tütün için kooperatifler yolunu açtık, vergide indirim yaptık, dolayısıyla artık bu saatten sonra tütün ticaretinde hapis olması normaldir.” dediler ve bu üç yıllık hapsi savundular.

Değerli arkadaşlar, siz bu vergi indirimini, siz bu tesisleşmedeki yapmış olduğunuz düzenlemeleri sadece yerli tütün üreticileri için yapmadınız ki. Sarmalık tütünle ilgili şu anda Türkiye’de değerli milletvekilleri, tamı tamına 18 tane uluslararası şirket yetki almış, Bakanlıktan bu yetkiyi alarak çalışmalarına başlamış. Bakınız, bunların arasında Philip Morris, JT, British Amerikan başta olmak üzere uluslararası şirketler bu vergi indiriminden faydalanmak için hemen harekete geçtiler, piyasayı ele geçirdiler. Zaten Türkiye’deki sarmalık piyasa da sigara piyasası da tütün piyasası kimin elinde? Bu uluslararası tekellerin elinde. Sizin getirmiş olduğunuz, üreticiye dayattığınız çözüm, çözüm değildir. Sarmalık tütüne ilişkin çıkarmış olduğunuz kooperatifler yönetmeliği ölü doğdu.

Değerli arkadaşlar, bakınız, size bir fotoğraf göstereceğim. Bakınız, AK PARTİ’nin, sarmalık tütün için, sarmalık tütün üreticileri için getirmiş olduğu çözüm önerisi bu işte. Bir tarafta 150 kiloluk bir boksör, uluslararası tekeller, karteller; bir tarafta yerli Adıyaman tütüncüsünün kurmuş olduğu, 1 metre boyunda, 50 kilo ağırlığındaki bir boksör. Şimdi bunları siz aynı ringe çıkarmışsınız, Ahmet Bey, aynı ringe çıkarmışsınız ve diyorsunuz ki: “Bakınız, biz çözüm getirdik, kooperatifleri getirdik. Üretici kooperatifini kursun, yoluna devam etsin.” Nasıl devam edecek arkadaşlar, bu maçın sonucu zaten belli. Kuralı kim koymuş? Karteller koymuş, uluslararası şirketler koymuş.

Sayın Komisyon Başkanı, siz bu maçtan yerli tütün üreticisinin galip çıkacağına inanıyor musunuz? Bu nasıl bir akıl, bu nasıl bir mantık?

Değerli arkadaşlar, eğer iktidar olarak gerçekten bu sorunu çözmek istiyorsanız sarmalık tütüne ilişkin yönetmeliği ayrıca düzenleyeceksiniz, sarmalık tütün üreticilerini koruyacak hukuk mekanizmalarını geliştireceksiniz ve onlara özel bir vergi sistemi getirmeniz lazım. Bu sarmalık tütün, tek başına içim...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz.

ABDURRAHMAN TUTDERE (Devamla) – Tek başına içim özelliğine sahip şu tütün, bir dünya markası. Bakınız, dünyanın hiçbir yerinde yaprakları direkt olarak kıyılıp içilebilen başka bir tütün yok, Türkiye’de bu var. Peki, bu; Türkiye’de, Adıyaman’da, Malatya’da yetişen bu kıymetli ürünü korumak adına… Tamı tamına yirmi yıldır iktidarsınız, hep konuştunuz, masal anlattınız, “Yapacağız, edeceğiz.” gün geldi çattı, tütüncü cezaevinde, tütün yasak, ne yapıyorsunuz? “Altı ay uzatalım.” Tamam altı ay uzatalım da, bu altı ay sonra ne olacak? Bu altı ay sonra şu fotoğraftaki yerli tütün üreticisinin kuracağı kooperatif bu devlerle yarışamaz. Bunlar Türkiye’nin tekelini yuttular, tekelini. Devletin tekelini yutan sigara şirketleri; Adıyaman tütün üreticisinin kuracağı kooperatifler bunlarla nasıl yarışacak arkadaşlar? Hepimizin bu işe samimiyetle yaklaşması lazım.

İBRAHİM HALİL FIRAT (Adıyaman) – Kooperatifi siz kurun dediniz.

ABDURRAHMAN TUTDERE (Devamla) – Özellikle, iktidarın bu işe samimiyetle yaklaşması lazım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İBRAHİM HALİL FIRAT (Adıyaman) – Boş konuşuyorsun sen.

ABDURRAHMAN TUTDERE (Devamla) – Kooperatiflerle ilgili özel bir düzenleme yapılması lazım.

İBRAHİM HALİL FIRAT (Adıyaman) – Kooperatifi siz kurdunuz.

ABDURRAHMAN TUTDERE (Devamla) – Ayrı başlık altında düzenleyeceksiniz, vergisini düşüreceksiniz ve tütün üreticisine yol açacaksınız.

RECEP ÖZEL (Isparta)– Süre bitti.

ABDURRAHMAN TUTDERE (Devamla) – Aksi takdirde…

Başkanım, bir rica edeceğim…

RECEP ÖZEL (Isparta)–  Bitti efendim, süre bitti efendim, ilave de kullandı.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Başkanım, Adıyaman’ın hatırı için...

BAŞKAN – Buyurun, buyurun.

ABDURRAHMAN TUTDERE (Devamla) – Evet, çözüm için bu işe, üreticiye yol vermek zorundasınız. Siz, üreticiyi üç yıl hapisle terbiye ederek bu işi çözemezsiniz. Bakınız, siz Adıyaman’da tütüncünün ahını aldınız, ahını, onların bedduasını aldınız. Şu anda o insanlar bayram arifesinde ekmeklerine sahip çıktıkları için cezaevindeler, hiç mi vicdanınız sızlamıyor? Siz madem uzatacaktınız 1 Temmuzdan önce niye getirmediniz bu yasayı? (CHP sıralarından alkışlar) İnsanlar cezaevine girsin, yollara dökülsün, insanlar mağdur olsun, onun için mi beklediniz? Bu nasıl bir anlayış, bu nasıl bir vicdan? Hepinizi, özellikle iktidar partisini bu konuda samimiyete davet ediyorum. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu sorunun çözümü için her türlü katkıyı sunmaya hazırız. Biz her zaman tütüncünün yanında olduk, bundan sonra da yanında olmaya devam edeceğiz, onların sesi olmaya devam edeceğiz. Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında biz sizin getirmiş olduğunuz bu üç yıllık hapis cezasının kanununu yırtıp çöpe atacağız, tarihin çöplüğe atacağız. Tütün özgürleşecek, üretici özgürleşecek.

Hepinize teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Adıyaman’ın gururusun, partimizin gururusun; seni tebrik ediyoruz Abdurrahman Tutdere. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Aydın…

 

 

 

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Milletvekilimiz Abdurrahman Tutdere, tabii, samimiyete davet etti ama ben, burada bir hususu özellikle Genel Kurulun bilgisine sunmak istiyorum: 2017’de çıkarılan yasayla ilgili şimdi çok ciddi eleştiriler getirdi, o yasanın yapılış sürecinde kendisi Tütün Platformu sözcüsüydü. Biz, o yasayı çıkarmadan önce tüm paydaşlarla, ziraat odalarıyla, Tütün Platformuyla çeşitli kereler toplantılar yaptık, raporlar hazırladık, Adıyaman’da, Ankara’da ilgili bakana kendisini de götürdük bizatihi ve bu kooperatifçilik sisteminde eğer “samimiyet” diyorsa bu sistemin tütüncünün, tütün üreticisinin önünü açacağını bizatihi beyan eden kendisi. Kaldı ki biz, bu sistemin doğru bir sistem olduğunu söylüyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Hakikaten de Cumhuriyet Halk Partisi döneminde yasak olan, geçmişten beri yasak olan, yasağı koyan zihniyet şimdi kalkıp bizim bu kooperatifçilik üzerinden yasal hâle getirmeye çalıştığımız sisteme ve kendisinin de talep ettiği, önerdiği sisteme eleştiri getiriyor. Şimdi, o günkü Abdurrahman Tutdere mi doğru söylüyor, bugünkü mü doğru söylüyor, onu kamuoyunun bilgisine sunmak istiyorum; bir bu.

İkincisi: Sayın Başkanım, burada şunu ifade etmek istiyorum: Arkadaşlar, ilk defa, şu kıyılmış tütünü yasal hâle getiriyoruz, serbest bir zeminde, tabii ki çerçevesini çizmek suretiyle üreticinin rahat bir ortamda ürettiği ürünü kooperatif üzerinde satması için yasal bir imkân tanıdık. Yasadışı hareket edenlerle ilgili ceza öneriliyor; bu ceza fazla olabilir, bununla ilgili oturup konuşabiliriz.

Yine, bu kooperatif sistemi faaliyete girdiğinde başka eksiklikler çıkabilir, bunu da ortaya koyabiliriz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkanım, tamamlayayım.

BAŞKAN – Tamamlayınız.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Bununla ilgili süreç içerisinde eğer gerçekten başka aksaklıklar çıkarsa onu da oturur konuşuruz ama arkadaşlar, haksızlık etmeyelim. Bakın, doğru konuşalım; dün neredeysek bugün de aynı yerde duralım ve tütün üreticisinin yanında duralım.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Tütün üreticisi hapiste, hapiste mi duralım?

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Bakın, arkadaşlar, biz, yapmış olduğumuz bu düzenlemelerle birlikte tütün üretiminde gerek üretici sayısı bakımından gerekse de üretilen tütün miktarı bakımından çok ciddi artışlar sağladık.

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Yapma ya!

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Bakın, 2011’de Adıyaman’da 2.111 üretici varken 1,5 milyon kilogram tütün üretilmiş; 2020 itibarıyla üretici sayısı 2.111’den 6.399’a çıkmış, üretilen tütün miktarı yaklaşık 12 milyon kilograma çıkmış.

Ayrıca, yapmış olduğumuz düzenlemeyle, sigaralarda kullanılan yerli tütün oranının en az yüzde 30 olması zorunluluğuyla birlikte, bu üretim her geçen sene, her geçen gün daha da artacaktır. Onun için...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Aydın.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Tamamlayayım efendim.

BAŞKAN – Anlaşıldı değil mi efendim? Üç dakika...

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) –  Sayın Başkanım, eski Meclis Başkan  Vekili sıfatıyla bence hakkı vardır yani.

BAŞKAN – Peki, buyurun efendim.

ZİVER ÖZDEMİR (Batman) – Başkanım, siz kendi inisiyatifinizle verin, Özgür Bey’in inisiyatifiyle olmasın yani.

BAŞKAN – Bize katkı sundu efendim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) –  Bir iktidar olsak ne olanaklar açacağım sizin önünüze de...

ZİVER ÖZDEMİR (Batman) – Bu kafayla hiç iktidar olamazsınız, hiç.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Aydın.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Çok teşekkür ediyorum.

Yine, değerli arkadaşlar, bu kooperatif sisteminde diğer şirketlere oranla çok avantajlar da tanıdık. Bir defa, diğer şirketlere oranla, en az 250 tütün üreticisi tarafından kurulan bu kooperatiflere, hizmet bedellerini onda 1’e düşürdük. Yine, bu kooperatiflerin kuracağı tesislere ilişkin yeni teknoloji, yeni sanayi şartını ortadan kaldırdık. Bin metrekarelik kapalı alan şartı varken bunu 750 metrekareye düşürdük. Sadece OSB’de olma şartı varken OSB dışında da bunun yapılabilme imkânını getirdik. Yine, geçmişte tarım destekleri kapsamından çıkartılan bu ürünü, tütünü, tarım desteği kapsamına alarak yüzde 50’lik kırsal kalkınma desteklerinden, hibe desteklerinden faydalanma imkânı getirdik.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Yani bunu yaparken diğer şirketlere oranla da avantajlar tanıdık.

Tekrar, Sayın Başkanım, size de teşekkür ediyorum.

Özgür Bey size de teşekkür ediyorum teveccühünüz için.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Özel…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, zaman zaman kürsüden cevap hakkı kullanmak istiyoruz, bunu hep “Şahsına sataşılan…” diye kullanıyoruz ama birinci fıkrada “Şahsına sataşılan…”dan sonra “…ileri sürmüş olduğu görüşten farklı bir görüş kendisine atfolunan…” diyor, tam da o noktadayız. Abdurrahman Tutdere’nin söylemediği, hiçbir zaman kamuoyuna açıklamadığı bazı görüşler Sayın Aydın tarafından sanki söylemişçesine ifade edildi.

SALİH CORA (Trabzon) – Hiç alakası yok, sataşma yok.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Yani madde 69’un birinci fıkrasının “veya”dan sonraki kısmı için tam da kullanılmak üzere bu hakkı talep ediyoruz efendim.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Tamam Özgür Bey, konuşsun, Abdurrahman Bey konuşsun, uzatmanıza gerek yok.

BAŞKAN – Yani bir sataşma yok ama diyorsunuz ki…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – “…ileri sürmüş olduğu görüşten farklı bir görüş kendisine atfolunan…”

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Görüşü basında yer alıyor, basında var zaten.

BAŞKAN – Peki, peki, konunun hassasiyeti hepimiz için çok önemli.

Buyurunuz efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

 

 

 

ABDURRAHMAN TUTDERE (Adıyaman) – Evet, değerli arkadaşlar, tabii, Ahmet Bey söyledi; Ahmet Bey, 2017 yılında yine AK PARTİ tarafından bir tasarı getirilmişti, tütünün tohumuna bile hapis getirmişlerdi. Adıyamanlılar yine ayaklandı, sahaya çıktı ve biz heyet olarak Ankara’ya geldik. Bize aynen şunu söylediler: “Biz bunu geri çekeceğiz ve biz bunun önünü açacağız, yasal zemine çekeceğiz, vergiyi de düşüreceğiz.” Heyet Adıyaman’a döndükten sonra ne yaptılar, biliyor musunuz? Kanunu arkadan dolanarak 4733’teki bir kısım hataları düzelttiler, öbür taraftan 5607 sayılı Kaçakçılık Kanunu’na, işte şu anda konuştuğumuz kanuna, kanunun 3’üncü maddesine yirminci fıkrayı ekleyerek tütün ticaretine üç yıldan altı yıla kadar hapis cezasını getirdiler ve Ahmet Bey de o kanuna oy verdi. (CHP sıralarından alkışlar) Şimdi de gelmiş “Tutdere istedi, biz yaptık.” Evet, Tütün Üst Kurulu Adıyaman’da 2011 yılında tütünle ilgili bir çalışma yapmıştı, saha raporunda bunun yasal zemine oturtulması için kooperatifler veya küçük işletmeler eliyle bunun düzenlenmesi gerektiği ve bunun GAP ve DAP kapsamında desteklenmesi gerektiği noktasında öneri vardı.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Tam da onu yaptık, tam da onu yaptık. Kooperatifler eliyle…

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Hapis cezası mı istedi bunlar?

ABDURRAHMAN TUTDERE (Devamla) – Siz onu yapmadınız Ahmet Bey, siz şu anda… Bakınız, Ahmet Bey, lütfen, altı ay sonra göreceksiniz. Bakın, ben bu konuda hakikaten sizi kırmak istemem ama gerçekçi ol. Şimdi, sizin yapmış olduğunuz vergi indiriminden Philip Morris de faydalanıyor, Çelikhanlı tütüncü de faydalanacak. Burada bir adaletsizlik var, bunu görün. Bu, gerçekten haklı bir eleştiri. Siz bu vergi oranıyla uluslararası sigara şirketleri ile Adıyaman’daki tütün kooperatifini yarıştıramazsınız ve Adıyaman tütün kooperatifi kurulmadan batacak, piyasaya nasıl bu ürünü satacak? Bunun için ayrı bir mekanizma oluşturmanız lazım. Biz uyarıyoruz sizi, altı ay sonra da yine aynı noktaya gelmeyelim. Madem samimiyseniz burada bunu ayrı bir yönetmelik altında düzenleyin ve vergiyi tek başına içim özelliğine sahip tütün için ayrı bir başlıkta düzenleyin.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ABDURRAHMAN TUTDERE (Devamla) – Bu, tarım ürünü, götürmüşsünüz kooperatifi Ticaret Bakanlığına bağlamışsınız ve dolayısıyla bu çelişkileri gidermek zorundasınız. (CHP sıralarından alkışlar)

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Kooperatiflerin hepsi Ticaret Bakanlığına bağlı, orada Kooperatifler Genel Müdürlüğü var.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Tutdere.

 

1. Ankara Milletvekili Orhan Yegin ve 45 Milletvekilinin Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/3740) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 277) (Devam)

BAŞKAN – 19’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 19’uncu madde kabul edilmiştir.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 04.07

ON İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 04.20

BAŞKAN: Başkan Vekili Nimetullah ERDOĞMUŞ

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Enez KAPLAN (Tekirdağ)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 105’inci Birleşiminin On İkinci Oturumunu açıyorum.

277 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon yerinde.

20’nci madde üzerinde 3 önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

İlk okutacağım 2 önerge aynı mahiyettedir. Bu önergeleri okutup birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 277 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 20’nci maddesinin kanun teklifi metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

   Murat Sarısaç                                   Garo Paylan                                      Nuran İmir

           Van                                             Diyarbakır                                            Şırnak

   Ali Kenanoğlu                         Mahmut Celadet Gaydalı                          Abdullah Koç

        İstanbul                                              Bitlis                                                  Ağrı

Diğer önergenin imza sahipleri:

       Cavit Arı                                 İlhami Özcan Aygun                          Mehmet Bekaroğlu

        Antalya                                            Tekirdağ                                            İstanbul

Mustafa Sezgin Tanrıkulu                  Alpay Antmen                              Kamil Okyay Sındır

        İstanbul                                             Mersin                                                İzmir

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ilk konuşmacı Diyarbakır Milletvekili Sayın Garo Paylan.

Buyurunuz Sayın Paylan. (HDP sıralarından alkışlar)

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sizleri saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, bir çökme maddesiyle daha karşı karşıyayız. AKP’nin bu son dönemi “çökme” ifadesiyle yaftalanacaktır, böyle hatırlanacaksınız değerli arkadaşlar. Bir kamera bir tripodla baya bir markalaştı çökme ifadesi biliyorsunuz. OHAL yasalarıyla beş yıldır çok sayıda vatandaşımızın malına çöküldü. Bunlar Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’na aktarıldı, yetmemiş demek ki bir üç yıl daha çökme yetkisi istiyorlar değerli arkadaşlar.

Bakın, bu ülkede özgürlüklerimizin bir güvencesi yok, canımızın bir güvencesi yok ve malımızın da bir güvencesi yok değerli arkadaşlar. Eğer ki muhalifseniz, eğer ki birisi sizi hedefe koymuşsa mesela marinanıza çökebilirler. Hani, biliyorsunuz, birileri Yalıkavak Marina’ya çökebilmiş. Hatta şunu diyebiliyor: “Ben çökmesem başka mafya çökecekti.”

ALİ ŞEKER (İstanbul) – “Devlet yok.” diyor.

GARO PAYLAN (Devamla) – Değerli arkadaşlar Paramount Otel’e çökülebildi mesela bu dönemde. Orada yargıçlar, savcılar, siyasetçiler beraber tatil yapabildiler, yağlı ballı tatiller yapabildiler ama Paramaunt Otel’e çökülmüştü değerli arkadaşlar.

Bakın “FETÖ borsası” ifadesi sizin Merkez Karar Yürütme Kurulu üyeniz Şamil Tayyar tarafından artık ortaya döküldü, FETÖ borsası markalaştı. “FETÖ borsasının olduğu bir yerde kimse adalete güvenir mi?” diye Şamil Tayyar bunu açıkça ortaya koydu. Şimdi böyle bir ortamda değerli arkadaşlar bu iktidar hangi yüzle bu Meclisten beş yılın üzerine üç yıl daha çökme yetkisi istiyor değerli arkadaşlar.

SALİH CORA (Trabzon) – Maddeyi okumadın.

GARO PAYLAN (Devamla) – Gelin, şu beş yılın bir muhasebesini yapalım: Kimlerin malına çöküldü?

SALİH CORA (Trabzon) – Yok öyle bir şey.

GARO PAYLAN (Devamla) – Adaletle mi çöküldü yoksa birilerinin malı gasp mı edildi değerli arkadaşlar?

SALİH CORA (Trabzon) – Maddeyi okumadın.

GARO PAYLAN (Devamla) – Bakın, 783 tane…

SALİH CORA (Trabzon) – Maddeyi okumadın.

GARO PAYLAN (Devamla) – Cora bir sus ya!

783 tane şirkete çökülmüş. 300 tane kayyum var, her bir şirkette 7 tane yönetim kurulu üyesi var değerli arkadaşlar; 5 bin tane yönetim kurulu üyesi yapar, 3 yüz tane kayyum bu 5 bin tane yönetim kurulu üyeliğini dolduruyor değerli arkadaşlar. Bunlar ne maaş alıyorlar? Neler yapıyorlar? Şirketlerin içini mi boşaltıyorlar? Bunların hesabını sorabildik mi? Bakın “Araştırma komisyonu kuralım.” dedik “Araştıralım.” dedik, gelmediniz. “Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu gelsin Plan Bütçe Komisyonuna hesap versin.” dedik, gelmedi değerli arkadaşlar. Hesap vermeden bu çökme yasasına bu Meclis yol verecek mi vermeyecek mi değerli arkadaşlar? Buna bakalım.

Bakın, benim baklavacı bir tanıdığım vardı. Siz yol verdiğiniz için o kişi bu “cemaat” denen yapılanmaya Allah rızası için kendince destek verdi, parasal destek verdi “Yurt dışında okul kuruyormuş.” filan falan diye. Darbe girişiminden sonra bu adamın baklava fabrikasına çöktünüz değerli arkadaşlar. Adam baklavacı ya baklava yapmaktan başka bir şey bilmezdi; kendince Allah rızası için de bu yapıya destek veriyordu. Adam hâlâ hapiste. Malına çöküldü, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’ndan oraya kayyum atadınız. Atanan kişiler de tanıdık; baklavayı hayatında bir tek yerken görmüş ha yöneticiler yani baklava üretiminden anlamıyor. Şirketleri batırdılar değerli arkadaşlar, biliyor musunuz? İçini de boşalttılar ve batırdılar. On milyonlarca dolar ihracat yapıyordu o şirket, yüzlerce insana ekmek veriyordu o şirket; o şirket battı.

Ya, sırf baklavacı mı değerli arkadaşlar? Mobilyacısı var, züccaciyecisi var, tekstilcisi var. Ya 783 tane şirkete 300 kişi bakıyor ya; bunlar hem baklavacı olacak hem züccaciyeci olacak hem mobilyacı olacak hem tekstilci olacak, her işten anlayacak(!) Sizin böyle “süpermen”leriniz var herhâlde, bu şirketleri yürütebiliyor? Değerli arkadaşlar, buna siz inanıyor musunuz ya? Bunun bir millî servet olduğunu düşünmüyor musunuz? Ya, bir işin başındakileri cezalandıracaksanız cezalandırın ama baklavacıdan ne istiyorsunuz ya, züccaciyeciden ne istiyorsunuz? Hâlâ mala çökmek için üç yıl yetki istiyor bu Meclisten İçişleri Bakanı. İçişleri Bakanının önce gelip buraya hesap vermesi lazım, o çökme olaylarıyla ilgili hesap vermesi lazım; o hesabı vermeden bu Meclis bu yetkiyi vermez, veremez. Şamil Tayyar’ın, Merkez Karar Yönetim Kurulu üyenizin söylediği FETÖ borsasının hesabını vermeden bu çökme yasalarına yol veremeyiz değerli arkadaşlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

GARO PAYLAN (Devamla) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Paylan.

GARO PAYLAN (Devamla) – Ya, 50 milyon dolar serveti olan adama “25 milyon doları getir, hapisten kurtul, malının da bir bölümünü al.” dendi mi? Bunları ifşa etti Şamil Tayyar, hâlâ Merkez Karar Yönetim Kurulu üyeniz. Şimdi, bir ülkenin Meclisi bunun hesabını sormadan… Bu beş yıl boyunca bu mallara çöküldü, FETÖ borsası kuruldu, efendim, Paramount Otellere çöküldü, Yalıkavak Marinalara çöküldü;  bütün bunları yok sayacak bu Meclis, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu üç yıl daha yetki isteyecek bunun üzerine, bu Meclis de bunu verecek. Bu ne demek biliyor musunuz? “Siz, mala çöktünüz, çökmeye devam edin.” demek. Bunu, bu Meclis yapacak mı, yapmayacak mı, az sonra yapılacak oylamada anlayacağız değerli arkadaşlar. Umarım, bu suç işleri bakanına üç yıl daha bu yetkiyi vermezsiniz.

Saygılar sunarım. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerindeki ikinci konuşmacı Mersin Milletvekili Sayın Alpay Antmen.

Buyurunuz Sayın Antmen. (CHP sıralarından alkışlar)

ALPAY ANTMEN (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, karşımızda yine bir torba yasa teklifi var. Bayram öncesi, şu an pazar günü, sabaha karşı 4.30. Parmak çoğunluğunuza güvenerek anti demokratik bir biçimde Meclisi, bu kanunu yapmaya, kabul etmeye zorluyorsunuz. Zaten yasa teklifi diye, içine ne bulmuşsanız katmışsınız. Elbette, içinde olması gereken çekler hakkında hükümler var, tütüne hapsi uzatma hakkında hükümler var, iyi hükümler var, bunlar kabul, bunlara diyecek bir şey yok fakat burada sizin esas amacınız gerekli ve iyi hükümlerin arasına yerleştirdiğiniz 11, 20 ve 23’üncü maddelerle OHAL’inizi üç yıl daha devam ettirmek; gerçi, önergelerinizle bunu bir yıla indireceksiniz. Beş yıllık OHAL size yetmemiş ki yasa teklifinizle üç yıl daha bunu uzatmak istiyordunuz. Önergelerinizle bir yıla indiriyorsunuz ama esasında bunu tamamen kaldırmanız, geri çekmeniz gerekiyor.

Teklifin 11’inci maddesiyle gözaltı süresini uzatmalarla on iki güne kadar çıkarmak istiyorsunuz; niye? İnsanları on iki gün bir mezbelede, bir karakolun zindanında neden tutmak istiyorsunuz? Bir yıl daha buna neden devam edeceksiniz? Üzerinde konuştuğumuz 20’nci maddeyle, el koyduğunuz şirketlere bir yıl daha çökmeye devam etmek istiyorsunuz, kayyumların buradaki arpalığının devam etmesini istiyorsunuz ve bunu yapmaya çalışıyorsunuz.

Ama en kötüsü teklifin 23’üncü maddesi. İdari bir karar ile mahkeme kararı olmadan insanları işinden, aşından etmeye devam edeceksiniz. Yazık değil mi, günah değil mi? Kaç bin kişiyi işinden ettiniz, aşından ettiniz, buna hâlâ devam etmek istiyorsunuz.

Değerli milletvekilleri, 15 Temmuz hain darbe girişiminden sonra “Hukukun üstünlüğüne sarılacağız.” dediniz beş gün sürdü. Beş gün sonra 20 Temmuzda sivil darbeyle OHAL ilan ettiniz. Üç ay için ilan ettiğiniz OHAL’i “Bir buçuk ayda tamamlarız, bitiririz.” dediniz ama tam 7 kere, 2018 yılına kadar, iki yıl bu OHAL devam etti.  “OHAL hükümlerini ortadan kaldırıyor.” dediniz yetmedi, 2018 yılında getirdiğiniz torba kanunla üç yıl daha OHAL hükümlerini uyguladınız, beş yıl etti ama şimdi, hâlâ uzatmak istiyorsunuz. Bir yıl daha uzatacaksınız, toplam altı yıl. Yahu arkadaş, 12 Eylül faşist cuntası bile üç yılda defoldu gitti ama siz hâlâ altı yıl OHAL hükümlerini uygulamakta direniyorsunuz, ısrar ediyorsunuz. Neden? Beş yılda FET֒yle, o alçak ve hain eski yoldaşlarınızla hesaplaşamadıysanız ya da bunların  cezasını veremediyseniz, çözemediyseniz bir yılda mı çözeceksiniz? Beş yılda yapamadığınız iş, o zaman becerisizlikle itham edilir ya da başka bir niyetiniz var, OHAL hükümlerinde hileli bir seçim istiyorsunuz. Her hâlükârda getirin sandığı bakalım, el mi yaman bey mi yaman.

Değerli milletvekilleri, olağanüstü hâlle birlikte laiklik, eşitlik, insan hakları, demokrasi, özgürlük ve hukukun üstünlüğünü rafa kaldırdınız. Beş yıl bunu yaptınız, bir yıl daha istiyorsunuz; beş yıldır sürüyor, altıncı yıla kadar gideceksiniz. Ben diyorum ki: Bir sene sonra, yine bugünlerde, yine bayram arifesinde getirirsiniz torba kanunu “Başaramadık, yetmedi, bitmedi, mücadeleye devam edeceğiz.” diyeceksiniz. Beş yılda yapamadığınız şeyi bir yılda nasıl yapacaksınız? (CHP sıralarından alkışlar) O zaman buna beceriksizlik derler. Amacınız bu değil, amacınız halkın üzerinde yargıyı ve iş, ekmek, aş kaygısını Demokles’in kılıcı gibi tutmak, seçimlere OHAL’le girmek.

Ben size bazı hatırlatmalarda bulunayım: İki yıllık OHAL sürecinizde 129.400 kişiyi kamudan ihraç ettiniz. 12 Eylül askerî darbesinde bu rakam 3.854 idi. Aynı zamanda, 7.267 subay ve astsubayı ordudan attınız; bu, 12 Eylülde 2 bindi. 5.705 akademisyene kıydınız OHAL’de; bu, inanılmaz bir sayı. Peki, 4.500 hâkim ve savcı FET֒cüydü ama bunları siz yerleştirmiştiniz zaten. 12 Eylül askerî cuntasında sadece 47 hâkim ve savcı atıldı meslekten. Yani siz 12 Eylül askerî darbesinin ruhuna rahmet okuttunuz, fersah fersah geçtiniz.

Değerli milletvekilleri, bunları boş verin; FET֒yü bu ülkenin başına siz bela ettiniz.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Hadi canım sende!

RECEP ÖZEL (Isparta) – Allah, Allah!

ALPAY ANTMEN (Devamla) – Beraberdiniz, beraber yol yürüdünüz; yalan mı?

RECEP ÖZEL (Isparta) –  Allah, Allah!

ALPAY ANTMEN (Devamla) – Anlatayım isterseniz. Boş verin… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Aynı menzile yürüyordunuz, paralel yürüyordunuz.

EYÜP ÖZSOY (İstanbul) – Siz yol yürümeye devam ediyorsunuz, siz devam ediyorsunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALPAY ANTMEN (Devamla) – Tamamlayayım Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Antmen.

ALPAY ANTMEN (Devamla) – 2010 yılında bu ülkeye Hâkimler ve Savcılar Kurulunu FET֒ye peşkeş çeken iktidar kimdi? Ve 2010 yılından sonra orduya, şanlı Türk ordusuna kumpas kurulmasına kim sebep oldu? Onların hesabını tarih önünde vereceksiniz.

İnsanlar aç, insanlar işsiz, insanlar açlıktan intihar ediyor; siz ne yapıyorsunuz? “OHAL'i bir yıl daha uzatalım.” diyorsunuz. Uzatın, uzatın, uzatın ki zulmünüz artsın, uzatın ki insanlar sizden daha da nefret etsin, uzatın ki artık halk sizinle helalleşmesin, hesaplaşsın. O sandık bir gün gelecek, o sandık geldiğinde göreceksiniz.

Teşekkür ederim Sayın Başkan. (CHP sıralarından alkışlar)

RECEP ÖZEL (Isparta) – Göreceğiz, göreceğiz.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 20’nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

MADDE 20- 25/7/2018 tarihli ve 7145 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun geçici 1 inci maddesi aşağıdaki şekilde yeniden düzenlenmiştir.

GEÇİCİ MADDE 1- (1) 10/11/2016 tarihli ve 6758 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanunun 19 uncu maddesinin ikinci fıkrası uyarınca Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun kayyım olarak atanmasına ilişkin hüküm, 25/7/2018 tarihinden itibaren en fazla üç yıl süreyle uygulanır.

(2) 20/7/2016 tarihli ve 2016/9064 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla ülke genelinde ilan edilen olağanüstü hal döneminde yürürlüğe konulan ve Fon ile Fonun ilişkili olduğu Bakan ve Fonun kayyımlık yetkisi kapsamında atananlar veya görevlendirilenlerin görev, hak, yetki ve sorumluluklarını ve şirket ve mal varlığı değerlerine ilişkin, kefalet ve takip dâhil tüm muafiyetleri düzenleyen kanun hükümleri, Fonun kayyım atandığı dosyalar bakımından ceza soruşturması veya kovuşturması kesinleşinceye ya da satış veya tasfiye işlemleri tamamlanıncaya kadar uygulanır.

(3) 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 133 üncü maddesi uyarınca kayyım atanan şirketlerde ortaklık pay ve haklarına ilişkin olarak soruşturmanın başladığı tarihten Fonun kayyım olarak atandığı tarihe kadar şirket ortakları tarafından yapılmış olan devir ve temlik işlemleri muvazaalı kabul edilerek geçersiz sayılır ve ticaret sicilinden resen terkin edilir.

(4) 3 üncü fıkrada belirtilen kayım atanması durumu aşağıdaki hükümler gözetilerek uygulanır.

a- Suçun bir şirketin faaliyeti çerçevesinde işlenmekte olduğu hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve maddi gerçeğin ortaya çıkarılabilmesi için gerekli olması halinde; soruşturma ve kovuşturma sürecinde, hâkim veya mahkeme, şirket işlerinin yürütülmesiyle ilgili olarak kayyım atayabilir. Atama kararında, yönetim organının karar ve işlemlerinin geçerliliğinin kayyımın onayına bağlı kılındığı veya yönetim organının yetkilerinin ya da yönetim organının yetkileri ile birlikte ortaklık payları veya menkul kıymetler idare yetkilerinin tümüyle kayyıma verildiği açıkça belirtilir. Kayyım tayinine ilişkin karar, ticaret sicili gazetesinde ve diğer uygun vasıtalarla ilan olunur.

b- Hâkim veya mahkemenin kayyım hakkında takdir etmiş bulunduğu ücret, şirket bütçesinden karşılanır. Ancak, soruşturma veya kovuşturma konusu suçtan dolayı kovuşturmaya yer olmadığı veya beraat kararının verilmesi halinde; ücret olarak şirket bütçesinden ödenen paranın tamamı, kanunî faiziyle birlikte Devlet Hazinesinden karşılanır.

c- İlgililer, atanan kayyımın işlemlerine karşı, görevli mahkemeye 22.11.2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu ve 29.6.1956 tarihli ve 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre başvurabilirler.

d- Bu kapsamda atanan kayyımların görevleriyle ilgili iş ve işlemlerinden dolayı tazminat davaları, 142 ila 144 üncü maddeler uyarınca Devlet aleyhine açılır. Devlet, ödediği tazminattan dolayı görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle görevini kötüye kullanan kayyımlara bir yıl içinde rücu eder.

(5) Maddede belirtilen sürenin dolmasıyla Anayasamızın kişi hak ve özgürlüklerinin sınırlanamayacağına yönelik hükümleri ve Anayasamızın özü ve ruhunun bu düzenlemeyle çelişmesi sebebiyle yukarıda belirtilen düzenlemeler hiçbir suretle uzatılamaz.

     Ayhan Erel                             Muhammet Naci Cinisli                             Bedri Yaşar

        Aksaray                                           Erzurum                                            Samsun

    Dursun Ataş                        Mehmet Metanet Çulhaoğlu                                  

        Kayseri                                              Adana

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Aksaray Milletvekili Sayın Ayhan Erel.

Buyurunuz Sayın Erel. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

AYHAN EREL (Aksaray) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, yüce Türk milleti; Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 20’nci maddesi üzerine partim İYİ Parti adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlarım.

20’nci maddeyle Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’nun kayyum olarak atanmasına ilişkin hükmün 31/7/2021 tarihinden itibaren üç yıl daha uygulanması amaçlanmaktadır. Kanunun genel gerekçesinde bu maddeye yer verilmemiştir.

Değerli arkadaşlar, öncelikle “Usul esasa mukaddemdir.” şeklinde formüle edilen mecellenin en önemli kaidesini hatırlatmak istiyorum.

11’inci, 20’nci ve 23’üncü maddelerin Adalet Komisyonu yerine, Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşülerek karara bağlanmasını anlamak mümkün değildir. Usule uymayan, esasa uyar mı? Müsadere, işlenen bir suçla ilgili belirli bazı eşya veya kazançların mülkiyetinin devlete aktarılması olarak tanımlanabilir. Ceza hukukunda suç işleyen kişinin tüm mal varlığının devlete geçirilmesi anlamında da genel müsadere yasaktır. Zira, Anayasa madde 38 uyarınca, ölüm cezası ve genel müsadere cezası verilemez. Modern hukukun sadece suç araçlarına karşı kabul ettiği müsadere, 1451 yılında Fatih Sultan Mehmet Han döneminde benimsenmiş ve ilk defa 1453’te Çandarlı ailesinin tüm malları müsadere edilmiştir. 17’nci yüzyılda taşra yöneticileri giderlerini karşılamak ve padişaha büyük hediyeler sunabilmek için yöre zenginlerine müsadere yöntemi uygulamaya başlamışlardı. Bunun için sudan bahaneler gösterilerek zenginler suçlanıp öldürülmüş ve mallarına el konulmuştur. II. Mahmut müsaderenin ancak kamu malı olduğu mahkeme kararıyla saptanan servetlere uygulanması kuralını getirmiş, 1839 tarihli Tanzimat Fermanı’nın ilanından sonra bu uygulama kaldırılmıştır. Bugün gelinen noktada bir iş adamının her an şirketine kayyum atanması, TMSF’ye mallarının aktarılması ve genel müsadereye maruz kalması karşısında herhangi bir yasal güvence mevcut değildir, savcının veya hâkimin iki dudağı arasına sıkışmıştır.

Anayasanın ve kanunların yasakladığı amaçlara hükmün etrafından dolaşarak erişmeye çalışmakla adalet tesis edilemez. Deniliyor ki: “Sen şu örgüte yardım ediyorsun, şu şirkete bu yardımları yapmışsın; hepsini müsadere ettim, TMSF’ye aktardım, başına da bana yakın bir kayyum atadım.” Arkadaşlar, iş adamının şirketi ve mal varlığı suç aleti ve suç sonucu kazanılan mal varlığı olabilir mi? Tabii ki istisna hâllerde kara para aklama, uyuşturucu ticareti ve benzeri konularda bu kazanımlara el konulması gerekmektedir ancak toptan bir yaklaşımla genel müsadere izlemi sonucu doğuracak uygulamalardan kaçınmak gerekmektedir. Unutulmamalıdır ki adalet mülkün temelidir.

Bu maddeyle TMSF’nin özel mülklere kayyum olarak atanması üç yıl daha uzatılmak isteniyor, bunun da üç yolu var: Tam kayyumluk, kısmi kayyumluk ve şahsi mal varlığı kayyumluğu. Belirttiğim gibi fonun özel şirket veya kişilere kayyum atanması esasen bir müsadere yöntemidir. Bu usulle devlet vatandaşın malına mülküne hukuksuz bir şekilde çökerek mülkiyet hakkını çiğnemekte ve yok etmektedir. Terör nedeniyle bazı şirketlere TMSF tarafından kayyum atanmaktadır ancak kayyum atanması işinin OHAL hükümleri çerçevesinde yapılması yerinde değildir, artık ülkemizin normalleşmesi gerekmektedir. Ayrıca, TMSF’nin esas kuruluş amacı da bu değildir, TMSF’nin yüzlerce şirketin yönetimiyle meşgul olması gerçek odağından sapmasına yol açmaktadır. Bunun yanında, bir kişiye onlarca yönetim kurulu üyeliği verildiği görülmektedir. Bir kişinin onlarca şirkete yöneticilik yapması fiilen mümkün değildir. Bu durum, yöneticilik görevinin yerine getirilmemesine de yol açmakta, bir kişinin, birçok göreve getirilmesi aynı zamanda toplumda infiale yol açmaktadır. Anlaşılan şudur ki: Osmanlılardaki arpalık dönemi günümüzde de kayyum ataması yöntemiyle devam etmekte, haklı haksız ayırt etmeksizin -demin arz ettiğim gibi- cumhuriyet savcısının veya hâkimin iki dudağı arasında vatandaşın mallarına el konulmaktadır. Bu duruma son vermek gerekmektedir, zira adalet olmayan yerde güven olmaz, düzen olmaz, uyku olmaz; tıpkı bizim bu yasa teklifini çıkarmak için uykusuz kaldığımız gibi.

Hepinize saygılar sunuyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

20’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 20’nci madde kabul edilmiştir.

21’inci madde üzerinde 3 önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

İlk önergeyi okutuyorum:

               Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 277 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 21’inci maddesinin kanun teklifi metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

   Murat Sarısaç                                     Oya Ersoy                                        Nuran İmir

           Van                                               İstanbul                                             Şırnak                      

Mahmut Celadet Gaydalı                  Ali Kenanoğlu                                  Abdullah Koç

          Bitlis                                              İstanbul                                               Ağrı

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen İstanbul Milletvekili Sayın Oya Ersoy.

Buyurunuz Sayın Ersoy. (HDP sıralarından alkışlar)   

OYA ERSOY (İstanbul) – Sayın Başkan, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Gerçekten saat oldu beşe on var, tehlike çok büyük, tehdit çok büyük, o yüzden sabahlara kadar halkın çıkarı için değil, kendi çıkarınız için, kurduğunuz saray rejiminin çıkarı için Meclisi seferber ediyorsunuz. OHAL fırsatçılığı ve onun yerini pandemi fırsatçılığı aldı. Sizin için kamu düzeni saray düzeni, kamu yararı şirketlerinizin yararı. Ve yine, bütün yaptığınız şeyler yetmedi, OHAL’i devam ettirmek üzere bu tasarıyı çıkarmaya çalışıyorsunuz. Öyle bir hâle getirdiniz ki seçilmişleri görevden alma, cezaevine gönderme, seçimlerin tekrarı, kayyum atama, seçim erteleme, seçilemeyeceği yerde sandık koymama ve Boğaziçi Üniversitesinde yaptığınız gibi çoklu baro yasasını çıkardınız, baroları ele geçirmeye çalıştınız ama onların da pandemi gerekçesiyle bütün genel kurullarını ertelediniz. Neden? Tek bir şey nedeniyle, o Barolar Birliğine atadığınız kayyum Feyzioğlu orada kalsın diye. Daha ne kadar tutabileceksiniz? Tutamayacaksınız. Aynen Boğaziçi üniversitelilerinin size direndiği gibi ve kayyum rektörü o bir gecede atadığınız gibi nasıl geri aldıysanız bu memlekette de bütün kazandığımız hakları, gasbettiğiniz hakları sizden tek tek geri alacağız.

O nedenle, buradan bir kez daha, Boğaziçi Üniversitesinde direnen, üniversite öğrencileriyle, öğretim üyeleriyle, aileleriyle, mezunlarıyla birlikte direnen bütün üniversite bileşenlerini sabah selamlıyorum.

Yetmedi, kayyum yerine vekâleten atadığınız Naci İnci’nin de ilk işi yine 2 değerli üniversite öğretim üyemizin görevine son vermek oldu. Ama Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri “Direnişimiz yalnızca Melih Bulu’ya karşı değil, darbe kurumları ve gece yarısı kararnameleriyle üniversite bileşenlerinin yok sayıldığı tüm atamalara ve yaptırımlara karşı direniyoruz.” diyor. Boğaziçi üniversitelileri bunu diyor. Evet, biz de bu memlekette demokrasi isteyen bütün herkesle beraber sizin bu kurmak istediğiniz rejime karşı direniyoruz ve direnmeye de devam edeceğiz.

SALİH CORA (Trabzon) – Boğaziçi mezunu musunuz?

OYA ERSOY (Devamla) – Laf atmayın sabahın köründe tamam mı, laf atmayın. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Ersoy...

OYA ERSOY (Devamla) - OHAL kararnamelerini darbeyle alakası olmayan ama size muhalif olan çünkü sizin kendiniz gibi düşünmeyen hiçbir düşünceye asla ve kata tahammülünüz yok aynen burada yaptığınız gibi.

SALİH CORA (Trabzon) – Siz de tahammül edemiyorsunuz.

OYA ERSOY (Devamla) - Hiçbir şekilde tahammülünüz yok ve siz OHAL’i FETÖ bahanesiyle getirdiniz ama KHK’lerle 135.144 kamu görevlisini ihraç ettiniz, şimdi bunu uzatmayı da bu teklifle getiriyorsunuz. Yerine ne atadınız? Neden dik durmaya çalışıyorsunuz? Neden bu teklifi getiriyorsunuz? Ben onları anlatayım size. Millî Eğitimde boşalan kadrolara Süleymancıları atadınız. İçişleri Bakanlığına, Adalet Bakanlığına, Sağlık Bakanlığına Menzilcileri doldurdunuz. Malatyalılar cemaatini TRT ve Dışişleri Bakanlığına atadınız. İsmailağa cemaati, zaten 15 Temmuzun ardından pastadan en büyük payı alan cemaatlerden oldu. Sadece kadrolaşma değil aynı zamanda halkın demokratik örgütlenmelerini, kadın kurumlarını OHAL kararnameleriyle kapatırken kendi siyasal ve ideolojik hedefleriniz doğrultusunda bir rejim kurabilmek için gerici tarikat ve cemaatleri, vakıfları ihya ettiniz ve onları özellikle eğitime soktunuz. Şu an 2 binden fazla öğrenci yurdunda dinî eğitim veren Süleymancılarla değerler eğitimi protokolünü imzaladınız. Bu yurtlardan biri hangisi biliyor musunuz? Aladağ’da 12 çocuğumuzun yanarak öldüğü yurt. Bir tane Süleymancılar değil, Semerkand, İlim Yayma cemaati, Birlik Vakfı, Nur cemaatiyle yakınlığı bilinen Hayrat Vakfı, TÜGVA, Hamiyet ve İrfan Vakfı... Tüm bu vakıfların ülke genelinde binlerce yurdu var ve Danıştayın kararına rağmen, TÜGVA’yla yine eğitimde iş birliği protokolleri imzalamaya devam ediyorsunuz ve siz şimdi… Ben buradan bir kez daha sormak istiyorum: Bu kurduğunuz düzen ne, biliyor musunuz? FET֒nün siyasi ayağı ne? Evet, bu ülkede halkı koruyan, halktan yana bir laiklik olmadan -sonuç- FET֒yle mücadele edilemez ve sizin kurduğunuz rejim de ancak bu tür çıkar ortaklıklarıyla devam edebilir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

 

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

OYA ERSOY (Devamla) – Eşitlik ve demokrasi olmadan, toplumsal güvenlik sağlanmadan memleket kurtulmaz. Barış olmadan kutuplaşma siyasetiyle bu ülke yönetilemez.

Son olarak, Muş’ta Kur'an kursunda asılı olarak intihar ettiği iddia edilen 12 yaşındaki Mehmet Halil Yavuz’a ne oldu? Bugün asıl sorulması gereken soru bu: Mehmet Halil Yavuz’a ne oldu? Mehmet Halil Yavuz’a ne oldu? Mehmet Halil Yavuz’a ne oldu? (HDP ve CHP sıralarından alkışlar)

SALİH CORA (Trabzon) – Yirmi dokuz saniyen var!

OYA ERSOY (İstanbul) – Daha var, turizmde de konuşacağız.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 21’inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

“MADDE 21- 16/4/2020 tarihli ve 7244 sayılı Yeni Korona virüs (Covid-19) Salgınının Ekonomik ve Sosyal Hayata Etkilerinin Azaltılması Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 2 nci maddesinin birinci fıkrasının a), b), c), ç), d), e), f), g) bentleri aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

a) 10/2/2005 tarihli ve 5300 sayılı Tarım Ürünleri Lisanslı Depoculuk Kanunu kapsamında verilmiş olup 2020 yılı içinde geçerlilik süresi dolacak olan lisansların geçerlilik süresi bir yıl süre ile uzatılmıştır.

b) 10/6/1946 tarihli ve 4922 sayılı Denizde Can ve Mal Koruma Hakkında Kanun kapsamında ticaret gemilerine düzenlenen ve 11/3/2020 tarihi ile 31/7/2020 tarihi aralığında süresi dolan veya dolacak denize elverişlilik belgelerinin süresi, 1 /8/2020 tarihine kadar uzatılır. Bu süreyi, bitiminden itibaren 3 aya kadar uzatmaya Ulaştırma ve Altyapı Bakanı yetkilidir.

c) 4922 sayılı Kanunun 3 üncü maddesi kapsamında yapılacak denetlemeler 1/8/2020 tarihine kadar ertelenir. Bu süreyi 3 aya kadar uzatmaya Ulaştırma ve Altyapı Bakanı yetkilidir.

ç) 4/11/2004 tarihli ve 5253 sayılı Dernekler Kanunu ve 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanununa göre dernekler tarafından verilecek bildirim ve beyânnameler ile dernek genel kurul toplantıları 31/7/2020 tarihine kadar ertelenir. Bu süre, üçer aylık sürelerle üç defaya kadar İçişleri Bakanınca uzatılabilir. Ertelenen genel kurul toplantıları, ertelemenin sona erdiği tarihten itibaren 30 gün içinde yapılır. Mevcut organların görev, yetki ve sorumlulukları erteleme süresi sonrasında yapılacak ilk genel kurula kadar devam eder. (2)

d)         24/4/1969 tarihli ve 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu kapsamındaki genel kurul toplantıları 31/7/2020 tarihine kadar ertelenir. Bu süre, ilgili Bakan tarafından üçer aylık sürelerle üç defaya kadar uzatılabilir. Ertelenen genel kurul toplantıları, ertelemenin sona erdiği tarihten itibaren üç ay içinde yapılır. Mevcut organların görev, yetki ve sorumlulukları erteleme süresi sonrasında yapılacak ilk genel kurula kadar devam eder. (2)

e)         11/6/2010 tarihli ve 5996 sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu ile 29/6/2004 tarihli ve 5200 sayılı Tarımsal Üretici Birlikleri Kanunu kapsamındaki genel kurul toplantıları 31/7/2020 tarihine kadar ertelenir. Bu süre, Tarım ve Orman Bakanınca üçer aylık sürelerle üç defaya kadar uzatılabilir. Ertelenen genel kurul toplantıları, ertelemenin sona erdiği tarihten itibaren üç ay içinde yapılır. Mevcut organların görev, yetki ve sorumlulukları erteleme süresi sonrasında yapılacak ilk genel kurula kadar devam eder. (2)

f)         18/5/2004 tarihli ve 5174 sayılı Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği ile Odalar ve Borsalar Kanununun 61 inci maddesi uyarınca 2020 yılı Mayıs ayı içinde yapılması gereken Birlik Genel Kurulu, bir sonraki yıl Genel Kurulu ile birlikte yapılır.

g)         18/1/1984 tarihli ve 2972 sayılı Mahalli İdareler ile Mahalle Muhtarlıkları ve İhtiyar Heyetleri Seçimi Hakkında Kanununun 33 üncü maddesine göre yapılması gereken seçimler 2020 yılında yapılmaz.”

        Mehmet Metanet Çulhaoğlu                                   Ayhan Erel                                      Muhammet Naci Cinisli                

                           Adana                                                        Aksaray                                                      Erzurum                                                                      Bedri Yaşar                                         Arslan Kabukcuoğlu                                                                                                                                    Samsun                                                      Eskişehir                                                                                                                                                    

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Samsun Milletvekili Sayın Bedri Yaşar.

Buyurunuz Sayın Yaşar. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BEDRİ YAŞAR (Samsun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Teklifin 21’inci maddesi, 31 Temmuz 2021 tarihinde kooperatiflerin süresi dolan genel kurullarını 31 Ekim 2021 tarihine ertelenmektedir. Bu, bizim de desteklediğimiz bir madde. Tabii, içinde bulunduğumuz şartlar, pandemi şartları bunu gerektiriyor, ona hiçbir itirazımız yok. Tabii “olağanüstü” şartlar deyince… Beş yıldır bu ülke, maalesef, olağanüstü yasalarla yönetilmeye çalışılıyor. Şimdi beş yıldır yönetiliyor, ilave bir yıl daha istiyoruz. Şunu söyleyeyim; bir an önce normalleşme sürecine dönmediğimiz takdirde neler oluyor, bunu hep beraber görelim: Bakın, son dönemde özellikle yolsuzluklarla ilgili 179 ülke arasında 86’ncı sıradayız, özgürlüklerde 210 ülke arasında 154’üncü sıradayız, adalette 128 ülke arasında 107’nci sıradayız. Kaldı ki ülkemizdeki adaletle meşgul olanlar, adaletin başında olanlar “Bugün adalete güvende yüzde 30’ların altındayız.” diyor. Şimdi, şartlar böyle olunca uluslararası arenada ülkemizde yatırım yapmak isteyen insanlar otomatikman öncelikle şuna bakıyor: Bu ülkede hukuk var mı, adalet var mı, kişi hak ve hürriyetleri açısından durum nedir? Bunu nereden biliyoruz? Biz de yabancı ülkelere gittiğimiz zaman 1’inci baktığımız şartlar bunlar. Yani o ülkede iş yapıyorsak o ülkenin vatandaşları ile bizim aramızda hukuk açısından bir fark var mı, hak arama konusunda sorunlar yaşıyor muyuz veyahut buradaki dava süreçleri nasıl cereyan ediyor, biz de bunlara bakıyoruz. Dolayısıyla yabancı yatırımcıların da bunlara bakmasından daha doğal bir şey olmaz. Ama bu rakamlara baktıkları zaman, bu rakamlar bu ülkede yatırım yapılabilir imkânların olduğunu maalesef göstermiyor. Onun için bir an önce normal şartlara, normal şartlar altında bu ülkenin yönetilmeye ve idare edilmeye ihtiyacı var, bu olağanüstü kanunlardan bir an önce kurtulmalıyız. Tabii, bunun sonucunda ne oluyor? “Üretici Fiyat Endeksi 42,8; Tüketici Fiyat Endeksi 17,53; işsizlik oranı yüzde 13.” diye açıklanıyor. Bugün Merkez Bankasının açıkladığı faiz yüzde 19, bankalardaki faiz de yaklaşık yüzde 24’ler civarında. Peki, bu şartlar altında nasıl iş alanı oluşturacağız, nasıl istihdam sağlayacağız? Tamam, Türkiye belki son rakamlarla bir miktar büyüyor ama bu büyüme obez bir büyüme, gelecekte sürdürülebilir olan bir büyüme değil; zaten ekonomi büyüyorsa işsizliğin aşağı doğru gelmesi lazım, arada ters bir orantı olması lazım ama maalesef, bizde işsizlik rakamları da sürekli artıyor. Bunu niye söylüyorum? Olağanüstü şartları artık bu ülkenin daha fazla taşıyamayacağını ifade etmek için söylüyorum çünkü biz de biliyoruz ki bizim yabancı yatırıma ihtiyacımız var, yabancı yatırımcılara ihtiyacımız var, maalesef, ülkemize gelen yabancı yatırımcılar da ya arsa almaya geliyorlar ya da borsaya kısa süreli giriyorlar ve de çıkıyorlar. Hâlbuki bundan daha önemlisi, iş alanlarına yönelik her türlü imkânları ve şartları sağlamamıza rağmen istihdama yönelik yabancı yatırımı almada sorunlar yaşıyoruz. Bırakın yabancı yatırımı almayı, bizim iş adamlarımız, bizim yatırımcılarımız başka ülkelerde her geçen gün yatırımlarını artırıyorlar, her geçen gün yabancı ülkelerle ilgili yaptığı yatırım oranları gelen rakamlarla ters orantılı maalesef. Peki, iş adamlarımız böyle düşünüyor da gençlerimiz farklı mı düşünüyor? Maalesef, bugün ülkemizdeki gençlerimizin yüzde 66’sı da kendisine “Yurt dışında bir iş imkanı sağlandığı zaman gider misin?” denildiğinde, hiç tereddüt etmeden “Giderim.” diyor, asıl tehlike de burada. Onun için bizim bir an önce bu ülkeyi normal şartlara, hukukun üstün olduğu, demokrasinin üstün olduğu, hak ve hürriyetlerin daha rahat ifade edildiği şartlara döndürmemiz lazım ki bu normalleşme olsun ve ülkemize de yatırım olsun, iş olsun, istihdam olsun; yoksa lafla peynir gemisinin yürümediğini hepimiz biliyoruz, görüyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BEDRİ YAŞAR (Devamla) – Bitiriyorum Başkanım.

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

BEDRİ YAŞAR (Devamla) - Ben ümit ediyorum ki bu son olur; bundan sonraki bir yılda, bunun süresi dolduğu zaman, tekrar farklı gerekçelerle bunu uzatmak zorunda kalmayız, son olur, ülke normalleşir. İşsizin iş bulduğu, aş olmayanların aş bulduğu bir ülkede yaşamayı bizim gençlerimiz de fazlasıyla hak ediyor diyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 277 sıra sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 21’inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

MADDE 21 - 16/4/2020 tarihli ve 7244 sayılı Yeni Koronavirüs (Covid-19) Salgınının Ekonomik ve Sosyal Hayata Etkilerinin Azaltılması Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 2 nci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinin üçüncü cümlesinde bulunan "üç ay” ibaresi "altı ay” şeklinde değiştirilmiştir.

Mehmet Bekaroğlu                        İlhami Özcan Aygun                                  Cavit Arı

        İstanbul                                           Tekirdağ                                            Antalya

Kamil Okyay Sındır                            Alpay Antmen                          Mehmet Akif Hamzaçebi

          İzmir                                               Mersin                                             İstanbul

Mustafa Sezgin Tanrıkulu               Bekir Başevirgen

        İstanbul                                            Manisa

 

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Manisa Milletvekili Sayın Bekir Başevirgen.

Buyurunuz Sayın Başevirgen. (CHP sıralarından alkışlar)

BEKİR BAŞEVİRGEN (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

13 Mayıs 2014’te tarihimizin en büyük iş cinayeti yaşandı, 301 madencimizi Soma katliamında kaybettik.  Yaşanan bu faciadan sonra binlerce madencinin Soma Holding, Uyar Madencilik ve Türkiye Kömür İşletmelerine karşı sürdürdüğü tazminat mücadelesi başladı. O günden bugüne hak arama mücadelesi devam ediyor; onlar sahada, bizler Mecliste sürekli aynı talepleri dile getirdik. Yürüyüşleri kolluk güçleri tarafından engellenmeye çalışıldı, soru önergeleri, kanun teklifleri verildi, gündeme dahi alınmadı. Milletin Meclisinde, milletin derdine maalesef çare olunmadı, çok uzun bir süre yüzüstü bırakıldılar. Örgütlü mücadelenin gücü sayesinde Temmuz 2020’de Soma faciasında Işıklar, Atabacası ve Geventepe ocaklarında çalışan 3.325 madencinin tazminatlarının TKİ tarafından ödenmesini öngören yasa Meclisten geçti. Ancak Uyar Madencilik çalışanı işçiler redevans  sistemiyle çalıştıkları ve  farklı bir sözleşmeye tabi oldukları gerekçesiyle bu yasanın kapsamı dışında tutuldu. Mağduriyetin giderilmesi için madenciler defalarca Ankara’ya geldi, her seferinde sözler verildi ama bu sözlerin hiçbiri maalesef tutulmadı. Ocak ayında işçiler, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’yla bir görüşme gerçekleştirdi. Bakan bu görüşmede 888 işçinin sorununun gerekirse kamu kaynağı kullanılarak çözüleceğine dair söz verdi ama bu söz de yerine getirilmedi. Yeniden direnişe başlayan madenciler Meclisteki siyasi partilerin Grup Başkan Vekilleriyle görüşmeye başladı. AK PARTİ Grup Başkan Vekili Mustafa Elitaş’la 2 kez görüşen madencilere sorunun çözümüne dair 1 Temmuzda kesin olarak bilgi verileceği söylendi. Bu görüşmeden de  herhangi bir sonuç çıkmaması üzerine madenciler 4 Temmuzda Ankara’da yürüyüşlerine kaldıkları yerden devam ettiler. Madencileri temsilen oluşturan bir heyet Bakanlıkla  görüştü, bu heyete “Size ödeme yaparsak  diğer redevanslı sahalar için de emsal olur.” denildi. Sürecin önü maalesef yine tıkandı.

Değerli milletvekilleri, yaşananlara baktığımızda iktidarın yaptığının oyalama taktiğinden öteye geçmediğini görüyoruz. Geçtiğimiz hafta Soma bu uğurda 2 şehit daha verdi, Bağımsız Maden İş Sendikası Genel Başkanı Tahir Çetin ile sendika üyesi  Ali Faik İnter’i bir kez daha rahmetle anıyorum. Bir önceki düzenlemede Uyar Madencilik işçileri de kapsama alınmış olsaydı bu ölümler yaşanmayacaktı.

Değerli milletvekilleri, Soma’nın adını artık ölümlerle birlikte anmayalım. Ortada sekiz yılı aşkın bir mağduriyet var ve zaman aşımına uğramak üzere. Anayasa'nın 168’inci maddesine göre madenler devletindir. Bu madenleri devlet işletmeli, işletmiyorsa sözleşmeyle kiraya verdiği madenlerin sorumluluğunu da üstlenmesi gerekiyor. Maden işçisi işe girerken hangi iş hukukuna göre anlaşma yaptığını bilmiyor, redevansla işe alınmışsa bunun kabahati neden madenciye yükleniyor?

Değerli milletvekilleri, Meclis kapanmadan önce bu mağduriyetin giderilmesi ve torba yasanın çıkması gerektiğini defalarca dile getirdik. Komisyonda grubumuz tarafından verilen önergelerde mağdur madencilerin kıdem, sakatlık, ölüm tazminatları ile her türlü alacaklarının devlet tarafından ödenmesi ve Uyar Madenciliğe rücu edilmesini teklif ettik ancak bu tekliflerimiz AKP ve MHP oylarıyla reddedildi. Yani şu anda 26 maddelik torba yasa içerisinde Uyar Madencilik mağdurları yok. Tüm grupları madencilerin mağduriyetlerini gidermeye ve gereken düzenlemeyi yapmaya davet ediyoruz. 5 büyük müteahhidin milyarlarca liralık vergi borçlarını affedecek düzenlemeler kolaylıkla yapılabiliyorsa Uyar Madencilik mağdurlarının 25 milyon lira tutan tazminatları için de bir düzenleme yapılabilir.

Değerli milletvekilleri, şimdi, elimizi vicdanımıza koyalım, hazır önümüz bayram iken yıllardır verilen bu mücadeleyi olması gerektiği gibi sonuçlandıralım, 888 maden işçisinin tazminatlarının ödenmesi için gerekli düzenlemeyi yapalım; evlerinde geçim, mahkeme salonlarında adalet, yollarda hak mücadelesi veren madencilere olan borcumuzu hep birlikte ödeyelim.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

 

YOKLAMA

 

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, yoklama talep ediyoruz.

BAŞKAN – Yoklama talebiniz var Sayın Özel.

Sayın Özel, Sayın Sümer, Sayın Şeker, Sayın Hamzaçebi, Sayın Antmen, Sayın Hakverdi, Sayın Ünver, Sayın Şahin, Sayın Kılınç, Sayın Tutdere, Sayın Topal, Sayın Baltacı, Sayın Polat, Sayın Başevirgen, Sayın Kaboğlu, Sayın Kuşoğlu, Sayın Kasap, Sayın Sındır, Sayın Emre, Sayın İslam.

 Yoklama için üç dakika süre veriyorum ve yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

 

              

1.- Ankara Milletvekili Orhan Yegin ve 45 Milletvekilinin Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/3740) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 277) (Devam)

BAŞKAN -  Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

21’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 21’inci madde kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, yeni madde ihdasına dair bir önerge vardır, önergeyi okutup Komisyona soracağım, Komisyon önergeye salt çoğunlukla katılırsa önerge üzerinde yeni bir madde olarak görüşme açacağım. Komisyonun salt çoğunlukla katılmaması hâlinde ise önergeyi işlemden kaldıracağım.

Şimdi önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 277 sıra sayılı Kanun Teklifi’ne aşağıdaki maddenin eklenmesini ve diğer maddelerin buna göre teselsül ettirilmesini arz ve teklif ederiz.

MADDE 22 – 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi ve Usul Kanunun 359. maddesinin ç) bendinden sonra gelmek üzere aşağıda yer alan d) bendi eklenmiştir:

d) Bu maddede yer alan tüm suçların cezalandırılabilmesi için bilerek işlenmesi ve bu suçlarla ilgili olarak hazinenin zarara uğrayacak şekilde vergi ziyaına yol açılmış olması gerekir.

Bu maddede yer alan tüm suçlara ilişkin yargılamalardaki TCK m.43 hükümleri uygulanır. Suçun oluştuğu ve devam ettiği her mali yıl için ayrı ayrı cezaya hükmedilemez.

Hasan Subaşı                                                            Aylin Cesur

Antalya                                              Isparta

Muhammet Naci Cinisli                       Zeki Hakan Sıdalı

Erzurum                                                                    Mersin

Ayhan Erel

Aksaray

BAŞKAN - Sayın Komisyon, önergeye salt çoğunlukla katılıyor musunuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) - Salt çoğunluğumuz yoktur, katılamıyoruz.

BAŞKAN - Komisyon önergeye salt çoğunlukla katılmamış olduğundan önergeyi işlemden kaldırıyorum.

22’nci madde üzerinde 3 önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

İlk önergenin özetini okutuyorum:

                   Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına (x)

Görüşülmekte olan Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 22’nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

MADDE 22- 27/6/1989 tarihli ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin ek 10 uncu maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"EK MADDE 10 - Cumhurbaşkanlığı İdari İşler Başkanlığı ve Cumhurbaşkanlığına bağlı olarak kurulan başkanlıklar ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı İdari Teşkilatı, Başbakanlık ve bakanlıklar ile bunların bağlı ve ilgili kuruluşları (Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı, Toplu Konut İdaresi Başkanlığı ile 2659 sayılı Kanunun 30 uncu maddesi ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin ek 2 nci maddesi kapsamında bulunanlar hariç), sosyal güvenlik kurumları, Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu, Türkiye İstatistik Kurumu, Yüksek Seçim Kurulu, Yükseköğretim Kurulu, Üniversitelerarası Kurul ve Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığının;

a)         Merkez teşkilatlarında Mülki İdare Amirliği Hizmetleri Sınıfına ait kadrolarda bulunanlar ile 28/2/1985 tarihli ve 3160 sayılı Kanuna göre tazminat alanlar hariç olmak üzere bu Kanun Hükmünde Kararnameye ekli (II) sayılı Cetvelde bulunan unvanlı kadrolarda yer alanlardan,

b)         Taşra teşkilatlarına ait kadrolarda yer alıp, kadro unvanları ekli (II) sayılı Cetvelde bulunanlardan,

c)         Merkez teşkilatlarında; Dışişleri Meslek Memuru ve Konsolosluk ve ihtisas Memurları, özel yarışma sınavı sonucunda mesleğe yardımcı veya stajyer olarak alınıp belirli süreli yetiştirme döneminden sonra özel bir yeterlik sınavı sonunda müfettiş, uzman, denetçi, kontrolör, aktüer ve stenograf unvanlı kadrolara (mevzuatı uyarınca söz konusu kadrolara atananlar dâhil) atananlar ve bunların yardımcı ve stajyerleri ile iç denetçilerden ekli (III) sayılı Cetvelde bulunan unvanlı kadrolarda yer alanlardan, aylıklarını 657 sayılı Devlet Memurları Kanununa göre almakta olanlara anılan Cetvellerde kadro unvanlarına karşılık gelen gösterge rakamlarının memur aylık katsayısı ile çarpımı sonucunda bulunacak tutarlarda ücret ve tazminat verilir. Bu ödemelere hak kazanılmasında ve bunların ödenmesinde aylıklara ilişkin hükümler uygulanır. Ekli (II) ve (III) sayılı Cetvellerde atandıkları kadro dereceleri esas alınarak belirlenen ücret ve tazminatlar, 657 sayılı Kanunun 45 inci maddesine göre atananlar ile haklarında aynı Kanunun 67 nci maddesi uygulananlar için kazanılmış hak aylık dereceleri dikkate alınarak ödenir. Tazminat damga vergisi hariç herhangi bir vergiye tabi tutulmaz.

Bu madde kapsamına giren personele; bu Kanun Hükmünde Kararnamenin 1 inci maddesinin (D) bendi, 2 nci, 28 inci, ek 1 inci, ek 4 üncü ve ek 13 üncü maddeleri hariç olmak üzere bu Kanun Hükmünde Kararnamenin diğer maddelerinde öngörülen her türlü ödemeler ile ek 9 uncu maddesinin üçüncü ve dördüncü fıkralarında belirtilen mevzuat hükümlerine göre yapılan ödemeler, 4/6/1937 tarihli ve 3201 sayılı Kanunun ek 21 inci maddesinde öngörülen ödeme, 657 sayılı Kanunda ödenmesi öngörülen aylık, ek gösterge, zam ve tazminatlar ve makam tazminatı ile avukatlık vekalet ücreti ve temsil tazminatı ödenmez.

Ekli (II) sayılı Cetvel kapsamında bulunan kadrolara vekaleten atananlara vekalet görevi nedeniyle birinci fıkrada belirtilen ödemeler yapılmaz. Ekli (II) ve (III) sayılı Cetvellerde bulunan kadrolarda yer alan ve ekli (II) sayılı Cetvel kapsamındaki başka kadrolara veya diğer kadrolara vekaleten atanan personele, birinci fıkrada belirtilen ödemeler dikkate alınmaksızın, 657 sayılı Kanunun 86 ncı maddesi hükümleri çerçevesinde ve 175 inci maddesine göre vekaleten atanılan kadrolar için belirlenmiş olan aylık göstergeleri ve ek göstergeler esas alınarak vekalet aylığı ve anılan Kanunun 152 nci maddesi uyarınca yürürlüğe konulan Cumhurbaşkanı kararının vekalete dair hükümleri uyarınca işgal ettikleri kadrolar ve vekaleten atandıkları kadrolar için belirlenmiş olan zam ve tazminatlarının toplam tutarı esas alınarak zam ve tazminat farkı ödenir. "

 

                     Yasin Öztürk                                 Mehmet Metanet Çulhaoğlu                                   Ayhan Erel

                          Denizli                                                          Adana                                                        Aksaray

                      Bedri Yaşar                                                Dursun Ataş

                         Samsun                                                       Kayseri

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Denizli Milletvekili Sayın Yasin Öztürk.

Buyurunuz Sayın Öztürk. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

YASİN ÖZTÜRK (Denizli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; OHAL’in uzatılması maksadınızı yumuşatmak adına eklediğiniz bazı kanunlar ve kanun hükmünde kararnamelerde değişikliği içeren kanun teklifinin 22’nci maddesi üzerine İYİ Parti Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Olağanüstü şartlarda bayrama giren milletimizin bayramını bugünden kutluyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Kanun teklifinin 22’nci maddesi Sayın Cumhurbaşkanının aldığı bir kararın Meclis tarafından zımni olarak onaylanması üzerine. TÜİK 30 Haziran 2021 tarihinde Resmî Gazete’de Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle Hazine ve Maliye Bakanlığıyla ilişkili bir kamu idaresi olarak yeniden teşkilatlanmış. TÜİK 15 Temmuz 2018’de yine Cumhurbaşkanının kararıyla Maliye Bakanlığına bağlanmıştı; şimdi, aynı Bakanlığın ilişkili kuruluşuna dönüyor; genel bütçeden pay almak yerine, özel bütçeli bir kuruluş hâlini alıyor.

TÜİK iktidarın elinde oyuncak hâline gelen, inandırıcılığını yitirmiş şaka gibi bir kurum. Bir masal âleminde yaşıyorlar; ne açıkladığı enflasyon rakamları ne işsizlik verileri tutarlı ne teori var ne pratik. Esnaf zor durumda, iş yerleri kapanmış, istihdam kapasitesi azalmış, hane halkı gelirini kaybetmiş, çalışabilir ama iş bulamayan nüfus artmış; TÜİK diyor ki: “İşsizlik oranları düştü.” Fiyat etiketlerinin günlük artış yönündeki değişimine, sokağın alım gücünün düşmesine rağmen TÜİK’e göre ekonomi büyüyor, enflasyon ise yükselmiyor. TÜİK’in rakam oyunları iktidarı memnun ediyor ama hiçbir kuruluş bu verileri referans almıyor. İşte, bu noktada, bazı kuruluşlar ve akademisyenler tarafından bağımsız araştırma grupları oluşturuluyor ve gerçek rakamlar ortaya çıkıyor; TÜİK ifşa oluyor. AK PARTİ'sinin son dönemlerde en fazla yönetimini değiştirdiği kurumların başında TÜİK geliyor. Neden? TÜİK'e olan güvensizlikten kendilerini kurtarmak için. Kim inanır? Şimdi yine göstermelik bir adım daha atılıyor. Yönetimin üzerindeki baskı ortadan kalkmadıkça, gece yarısı kararnameleriyle görevden alınmalar devam ettikçe TÜİK pembe masallar anlatmaya devam edecektir, milletvekilleri de Genel Kurulda oyalanmaya devam edilecektir.

Değerli milletvekilleri, Genel Kurulu oyalama taktiği olarak getirilen bu maddeyi bir tarafa bırakıp vatandaşların üzerinde sopa gibi kullandığınız OHAL'i uzatma amaçlı 11’inci, 20’nci ve 23’üncü maddelerinizle ne yapmak istediğinize geri dönelim. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'na, uluslararası hukuka doğrudan aykırı olan bu maddeler, sizin vatandaşı “hazır ol”da tutmak için, hizaya getirmeniz için elinizdeki sopanız. Siz sopanızı elinizden bırakmak istemiyorsunuz, FETÖ bu sopanın sadece bahanesi, amaç ise olağanüstü hâli olağan kılmak. Anayasa'yı askıya alan OHAL kanun hükmünde kararnameleri olağan durumda hâlâ uygulanmaya çalışılıyor ve uzatmaya gidiliyorsa bu bir sistem dayatmasıdır, getirdiğiniz modelin adı da Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi değil, OHAL hükûmet sistemidir.

Bugün, iktidarın kabul etmediği her eyleme terör suçu üzerinden soruşturma açılması bir gelenek hâli almıştır. Bugün, Boğaziçine atanan kayyum rektörü eleştiren öğrenci de teröristtir, pazardaki soğan fiyatını eleştiren Ayşe teyze de teröristtir. AK PARTİ'sinin OHAL'i sayesinde Ayşe teyze en fazla dört gün olan gözaltı süresini 2 defa uzatılması kaydıyla hâkim karşısına çıkmayı bekleyecektir. Terörist olduğu için mi? Hayır, iktidar tarafından “terörist” yakıştırması yapıldığı için. OHAL ve kanun hükmünde kararnameler sadece FETÖ ve PKK gibi örgütlerin temizlenmesine hizmet etse ve buna inansak sonuna kadar yanınızdayız ama kanun hükmünde kararnameler ve OHAL'in uzatılmasına ilişkin talebiniz yeni rejiminizi dizayn ederken kullandığınız sadece bir aparat. Bu uğurda yüz binlerce insanın hayatı karartıldı ve en kötüsü, bunu yaparken vicdanlarınız çok rahat. Evet, bir darbe sendromu yaşandı, devlet mecburi bir refleks geliştirdi. Olayların aydınlatılması için milletçe demokratik sabır göstermemiz gerekiyordu. Milletimiz bu sınavı, bu sabrı gösterdi hatta zamanında Fetullah Gülen’le iş birliği yapmanıza, onların kayrılmasına göz yummanıza rağmen size bu işin siyasi sorumluluğunu bile yüklemeyerek affetti.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

YASİN ÖZTÜRK (Devamla) – Sayın Başkanım, tamamlıyorum.

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

YASİN ÖZTÜRK (Devamla) –  “KHK’lar bir faciadır. Çevremde o kadar çok bu felaketi yaşayan insan var ki ben onlara acıyorum, merhamet ediyorum. Aslında onlardan da özür diliyorum.” Bunlar benim sözlerim değil, Sayın Bülent Arınç’ın.

Göstermelik OHAL Komisyonu, yargılamalar, imaj kurtarma odaklı tahliyeler suçsuzluğu ispat olunan kişileri kurtarmak için yeterli mi? Suçsuz yere yıllarca cezaevinde yatan, ihraç edilen, mallarına el konulan kişi bugün haklarının hangisine kavuşabiliyor? Ne ihraç olduğu işine dönebiliyor, ne de dava açıp gördüğü zararı tazmin edebiliyor. Kaybettiği itibarı geri alabilmesi zamanı geriye döndürebilmek gibi bir şey. Biz demiyoruz ki bu ülkede FET֒cüler yok. FETÖ de var, PKK da var, fırsatını bulduğunda kafasını çıkaracak bir sürü örgüt de var, yapı da var.

Olağanüstü hâl Sayın Başkanı mutlu etti ama çok yakında ülke olağan hâline kavuşacak. Hepimiz hep beraber mutlu olacağız.

Genel kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 277 sıra sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 22’nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

MADDE 22- 27/6/1989 tarihli ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin ek 10 uncu maddesinin birinci fıkrasına “Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu,” ibaresinden sonra gelmek üzere “Türkiye İstatistik Kurumu,” ibaresi ilave edilmiştir.

Mehmet Bekaroğlu                                 Cavit Arı                                 İlhami Özcan Aygun

        İstanbul                                            Antalya                                            Tekirdağ

   Alpay Antmen                          Mehmet Akif Hamzaçebi                Mustafa Sezgin Tanrıkulu

         Mersin                                             İstanbul                                            İstanbul

Nazır Cihangir İslam                      Kamil Okyay Sınd