16 Temmuz 2021 Cuma

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Nimetullah ERDOĞMUŞ

KÂTİP ÜYELER: Enez KAPLAN (Tekirdağ), Şeyhmus DİNÇEL (Mardin)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 104’üncü Birleşimini açıyorum. (x)

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce 3 sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, partili Cumhurbaşkanlığı sisteminin üç yıllık değerlendirilmesi hakkında söz isteyen İstanbul Milletvekili Hayrettin Nuhoğlu’na aittir.

Buyurunuz Sayın Nuhoğlu. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

 

 

 

HAYRETTİN NUHOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; partili Cumhurbaşkanlığı sistemine geçeli üç yıl oldu. Bu dönemin değerlendirmesini yapmak üzere söz aldım.

21’inci yüzyıla büyük umutlarla girdik. Her geçen yıl kötüye giderek bugünlere ulaştık. Kuzey Irak’ın Süleymaniye şehrinde Türk askerinin başına çuval geçirilmesiyle başlayan; Habur, İmralı, Oslo, Dolmabahçe süreciyle devam eden, bu arada “çözüm süreci, Kobani, ‘Megri Megri’” diyerek Türk Bayrağı’nın dalgalandığı Türk toprağındaki Süleyman Şah Türbesi’nin kaçırılarak sınırımıza kadar getirilmesi hafızalarda canlılığını korumaktadır. Devletin yönetimi, 2004 yılı Millî Güvenli Kurulu kararına rağmen, FETÖ terör örgütüyle paylaşılınca 15 Temmuz darbe girişimi kaçınılmaz olmuştur. Bunun sonucu, devlete sızmaları önlemek amacıyla rejim değiştirilerek bütün yetkileri tek kişide toplayan partili Cumhurbaşkanlığı sistemine geçilmiş oldu.

Geçen üç yıllık dönemi değerlendirirken ekonomi, eğitim, sağlık ve adalet gibi konulara değinmeden sadece rejimle ilgili konuşacağım çünkü bu darbe girişimi sonucu rejim değişmiştir, beka gerekçesiyle yüz yıla yaklaşan deneyimler ve devletin kuruluş felsefesi yok sayılarak kurumsal yapı ortadan kaldırılmıştır. Kurucu değerlerden ve Kurtuluş Savaşı kahramanlarından intikam alırcasına değişiklikler yapılmış, tek adama yakınlık ve biat ölçüsü esas alınmıştır. Kurumsal yapı içinde denetleme sistemi çökmüş, yürütmeyle birlikte yasama ve yargı tek adama bağlı çalışmaya başlamıştır. Paralel devlet yapılanmasından kurtulmak yerine, hiçbir hukuki ve ahlaki yaptırımın kalmadığı yeni paralel yapılar ortaya çıkmıştır. Üstelik, kamu kaynaklarını yağmalamaya yönelik helal ve mübah ölçüleri geliştirilmiştir. Ekonomik açıdan yapılan vaatler, verilen umutlar hep oy almaya ve geçim derdiyle boğuşan Türk halkını istismar etmeye yönelik algı operasyonlarından öteye geçememiştir. Yerli otomobil fabrikalarından uçak fabrikalarına, hatta uzaya yapılacak yolculuklara petrol ve doğal gaz keşifleri diye eklenmiş ama muhterem halkımız geçim derdinden kurtulmak bir yana, her defasında yeni zamlarla daha kötüye gitmiştir. Vaatleri kapsayan bütün planlar 100’üncü yılda “2023 Lider Ülke Türkiye” sloganıyla takdim edilirken kastedilenin ne olduğu anlaşılmaya başlanmıştır. Bütün ideolojik, felsefi, iktisadi, hukuki anlayış ve uygulamaların tek partiye hasredilmesi, parti ile devletin geleceğinin eş anlamlı olarak zikredilmesi parti devletinin kurulmakta olduğunu göstermektedir. Ne var ki üç yıllık tecrübe sonucu, Türk milletinin partili tek adam rejimini benimseyemediği anlaşılmaktadır. Geçmişte görülen eksikliklerin giderilmesiyle yeniden parlamenter sisteme dönüş sağlanması gerekli hâle gelmiştir. Böylece, kuvvetler ayrılığının yeniden tesis edilerek Türkiye Büyük Millet Meclisine itibar kazandırılması, yargı bağımsızlığının sağlanması, yürütmenin başının Cumhurbaşkanı değil başbakan olması gerçekleştirilmelidir. Milletin ve devletin geleceği açısından nasıl bir Cumhurbaşkanı olması gerektiğine açıklık getirmek için merhum Anayasa Profesörü Ali Fuat Başgil’in ders kitaplarında yer alan bir sözünü hatırlatmak istiyorum: Diyor ki: “Aktif politika devlet reisinin değil, başbakanın ve bakanların rolüdür. Devlet reisine düşen, politika dışında siyasi fikir gruplarının üstünde kalmaktır. Bu şartı yerine getiremeyen ve siyasi ihtiraslar çarpışmasında taraf tutan bir devlet reisi faydalı olmak şöyle dursun, milletin selameti için tehlikeli olur.

Değerli milletvekilleri, Başgil’in dediği gibi devletin başı Anayasa’ya ve ettiği yemine göre tarafsız olmak zorundadır. O hâlde Cumhurbaşkanı partili olamaz, olmamalıydı. Şimdi bu yanlıştan dönme zamanıdır, hükûmet Türkiye Büyük Millet Meclisinden çıkmalıdır. Meclisin önemini anlatabilmek için Atatürk’ün Meclisle ilgili bazı sözlerini hatırlatmak istiyorum. “Büyük Millet Meclisi, Türk milletinin asırlar süren arayışlarının özü ve onun bizzat kendisini idare etmek şuurunun canlı bir timsalidir. Türkiye Büyük Millet Meclisinin haricinde hiçbir makam millî mukadderata hâkim olamaz. Cumhuriyette son söz millet tarafından seçilmiş Meclistedir ve millet adına kanunları yapar. Meclis, hükûmete güvenoyu verir veya düşürür. Millet, vekillerinden memnun olmazsa belli zaman sonra başkalarını seçer.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

HAYRETTİN NUHOĞLU (Devamla) – Değerli milletvekilleri, konuşmama son verirken partili Cumhurbaşkanlığı sisteminin tek adamı giderse devletin yok olmasından bahsedenlere, Türkiye Cumhuriyeti devletinin kurucusu Atatürk’ün “Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır.” sözünü hatırlatmak isterim. (İYİ Parti sıralarından alkışlar) O, bu sözlerle Türk milletine olan güvenini ve inancını ortaya koymuştu; takdirle, şükranla ve rahmetle anıyorum.

Onun ortaya koyduğu kurucu iradeye ve rejime sahip çıkmak için bu kürsüden yemin eden 27’nci Dönem milletvekilleri ile bütün Türk milletini güçlü bir şekilde destek vermeye davet ediyor, selam ve saygılarımı sunuyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Gündem dışı 2’nci söz, Eskişehir’in sorunları hakkında söz isteyen Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer’e aittir.

Buyurunuz Sayın Çakırözer. (CHP sıralarından alkışlar)

 

 

 

UTKU ÇAKIRÖZER (Eskişehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime yaşanan sel felaketi nedeniyle Rize’ye ve Rizeli kardeşlerimize başsağlığı ve geçmiş olsun dileğiyle başlamak isterim.

Gazi Meclisimizde 27’nci Dönemin Üçüncü Yasama Yılının son günlerindeyiz. Bu kürsüden zaman zaman Eskişehir’imizin çözüm bekleyen sorunlarını dile getiriyorum. Alpu’dan, Odunpazarı’ndan, Tepebaşı’ndan, Han’dan, Mahmudiye’den, Çifteler’den, Günyüzü’nden, Seyitgazi’den, Sarıcakaya’dan, Mihalgazi’den, Mihalıççık’tan, İnönü’den, Sivrihisar’dan ve Beylikova’dan hemşehrilerimizin sesini aktarma gayretindeyim. Yasama yılının sonunda taleplerimizle ilgili ne oldu, onu anlatmak için karşınızdayım.

Bayram arifesindeyiz dedik, sevdiklerimize ulaşmak için kara yollarını kullanacağız ama Eskişehir’imizin ilçelerine, bakın, mesela Alpu’ya, mesela Mihalıççık’a, Sarıcakaya’ya, Mihalgazi’ye gidecek binlerce hemşehrimizin yüreği ağzında. Eskişehir ve Afyon üzerinden yine Antalya’ya gidecek on binlerce yurttaşımızı Seyitgazi-Kırka arasında korkulu anlar bekliyor çünkü bu yolların adı artık kara yolu değil, ölüm yoluna döndü. Bayramda yüz binlerce vatandaşımız Anadolu’nun dört bir yanından Marmara’ya, Trakya’ya, Eskişehir üzerinden gidiyor ama o yoğunluğu kaldıracak bir çevre yolumuz dahi yok değerli arkadaşlarım.

Bakın, neden yapılmadı diye soruyoruz? Ne çevre yolu, ne ölüm yolları anlı şanlı sözlere rağmen yatırım programına bile alınmış değil. Biz, bu Meclisten Karayollarına 14 milyar lira bütçe veriyoruz, o bütçeden Eskişehir’e tek kuruş yok değerli arkadaşlarım. Bu yollar yapılmalı, ölüm yollarından geçtiğimiz bu son bayram olmalı.

Değerli milletvekilleri, bayramda Eskişehir’e gelmek isteyenler için havalimanımız var ama yurt içinden uçuş yok; ne Trabzon’dan ne Van’dan ne İzmir’den uçuş yok. Yurt dışından Eskişehir’e talep patlaması var ama millî markamız Türk Hava Yolları, Eskişehir’e uçmaya zahmet bile etmiyor. Tutulmayan sözler denilince işte, bakın, 31 Mart seçimleri öncesi Seyitgazi Kırka’ya 10 yataklı entegre hastane sözü verildi. Sağlık Bakanı Fahrettin Koca geldi, milletvekilimiz geldi, AKP Başkan adayıyla, iktidar partisinin adayıyla tören yapıldı, vaat verildi. Hani nerede şimdi o hastane? Üzülerek söylüyorum ki yatırım programından çıkarılmış durumda.

Değerli milletvekilleri, kendileri yapmadıkları gibi yapacak olana da yaptırmıyorlar. İşte, on binlerce Eskişehirlinin beklediği kentsel dönüşüm projeleri, hepsi bekliyor. Gündoğdu’yu Çevre Bakanlığı afet riskli alan ilan etti, adım atmıyor; Karapınar’da gecekondu önleme projesinde yetki TOKİ’de, adım atmıyor; Küçük Sanayi Sitesi Ankara’dan afet riskli alan ilan edildi, Çevre Bakanlığı adım atmıyor, Odunpazarı Belediyemize de attırmıyorlar. Değerli arkadaşlarım, öyle bir noktaya geldik ki bırakın, Eskişehir’e bir hayır gelmesinden ümidi kestik, kötülük yapılmasın yeter derdindeyiz. Neden böyle? Verimli Alpu Ovamız var, Anadolu’yu doyuruyor, bu iktidar üstüne zehir santrali yapmak istiyor. El birliğiyle engelliyoruz, bu sefer buğdayın, arpanın, pancarın üstüne ray döşemek istiyorlar.

Başka… İstanbul Büyükşehir Belediyesini AKP kaybedince oradaki bürokratlara ballı koltuk bulacağız diye Eskişehir’deki yüz yıllık TÜLOMSAŞ’ı kapanma noktasına getirdiler. Üretim Eskişehir’de ama Ankara’da bol koltuklu, bol maaşlı şirket kurdular, oraya bağladılar. Eskişehir’de sadece bu karar nedeniyle raylı sistemler yan sanayisinde 100 milyon liralık zarar söz konusu. Öte yandan saray yönetiminin S-400 alma inadının bedelini yine Eskişehirliler ödüyor. Türkiye ortağı olduğu yeni nesil savaş uçağı projesinden atıldı. Bu haksız, adaletsiz karar nedeniyle Amerika yönetimini kınıyoruz, düzeltilmesi için çağrıda bulunuyoruz ama kınamak gideni geri getirmiyor. TEI, Alp Havacılık gibi dünya markalarımız ve onların alt yüklenicisi onlarca tesisimiz 9 milyar liralık bir kayıpla karşı karşıya. Türkiye'nin gururu olan Eskişehir hava ikmal bakım tesislerimiz yeni F-35’lerin dünyada çapında motor bakımını yapacaktı; hem prestij hem milyarlık iş ama o da Hollanda’ya kaptırıldı. Kaybımız büyük ama Ankara’daki beylerden kimse çıkıp Eskişehir’deki bu millî servet tesislerini nasıl yaşatırız diye düşünmüyor, çareler sunmuyor. Bırakın çareyi ihracatçılarımızı Gemlik Limanı’na bağlayacak bağlantı bile on yıllardır beklemede. Dedim ya “Vermiyorsunuz bari almayın.” diye. Anadolu Üniversitesi Açık öğretim Fakültesinin yıllık 100 milyon lira bütçesine göz göre el koydunuz. O bütçe artık Eskişehir’deki öğrenciye, akademisyene ve Eskişehir esnafına gitmiyor, Ankara’nın karanlık dehlizlerine akıyor.

Değerli milletvekilleri, buradan sormak isterim: Kurtuluşun kenti, Atatürk ve cumhuriyet sevdalısı Eskişehir size ne yaptı? Hangi suçu işledi de koskoca bir kente, 900 bin kişiye sırtınızı döndünüz, bu kadar cezalandırıyorsunuz? Ne yaptı bu şehir size?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

UTKU ÇAKIRÖZER (Devamla) – Bir tahminimiz var aslında: Cumhuriyet Halk Partisinin, Millet İttifakı’nın başarılı Belediye Başkanı Profesör Doktor Yılmaz Büyükerşen beş dönemdir, yirmi iki yıldır bu şehri yönetiyor, CHP’li başkanlar başarıyla halka hizmet veriyor. Altmış yıl sonra vatandaş Seyitgazi’de, Alpu’da, Mihalıççık’ta size oy vermedi diye bu şehri cezalandırıyorsunuz ama bilin ki siz Cumhuriyet Halk Partisiyle, Büyükerşen’le uğraşacağız derken AK PARTİ’lisiyle, CHP’lisiyle, MHP’lisi, İYİ Parti’lisi, HDP’lisiyle, genci yaşlısı, kadın erkeğiyle 900 bin Eskişehirliyi cezalandırıyorsunuz, bunun farkında bile değilsiniz. Buradan, tüm Eskişehirliler adına beklediğimiz hizmetler, atmadığınız adımlar, geri aldığınız haklarımız adına hepinize sesleniyor, bayramınızı kutluyorum.

Saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)   

BAŞKAN – Gündem dışı üçüncü söz, torba yasada yer alan tütün düzenlemesiyle ilgili söz isteyen Adıyaman Milletvekili Yakup Taş’a aittir.

Buyurunuz Sayın Taş. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

YAKUP TAŞ (Adıyaman) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli Milletvekilleri; Genel Kurulda görüşülecek olan tütün yasa tasarısı üzerine AK PARTİ Grubu adına gündem dışı söz almış bulunmaktayım. 15 Temmuz ve tüm şehitlerimizi rahmetle anıyor, gazilerimize şükranlarımı sunuyor, Genel Kurulumuzu saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, kurulduktan yaklaşık bir yıl sonra yapılan genel seçimde iktidara yürüyen AK PARTİ bu dönemde vesayet odaklarıyla, devlet içinde yapılanan terör örgütleriyle, sanayi ve iktisadi alanların önündeki yasaklarla, hak ve özgürlüklerin önündeki yasaklarla mücadele ede ede bugünlere geldi. 2007’deki e-muhtıra, AK PARTİ'ye açılan kapatma davası, Gezi olayları, cumhuriyet mitingleri, 17-25 Aralık darbe girişimi ve en son olarak da FETÖ terör örgütünce gerçekleştirilen 15 Temmuz hain darbe girişimine rağmen, Hükûmetimiz dimdik ayakta durmayı başarmış, yatırım ve icraatlarına devam etmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle, tütünün şöyle bir geçmişine bakalım. AK PARTİ daha kurulmadan 2001 yılında Sayın Ecevit'in Başbakanlığı döneminde Özelleştirme Yüksek Kurulunun 5/2/2001 tarihli ve 2001/06 sayılı kararıyla TEKEL özelleştirme kapsamına alınmış ve süreci başlatılmıştır. Akabinde, 2002 yılında çıkarılan 4733 sayılı Kanun’la tütün üretiminde sözleşmeli üretime geçilmiş ve tütüne ilişkin desteklemelere son verilmiştir. Böylelikle, yerli tütün bitirilme noktasına getirilmiş, tütün üretimine kota getirilmiş, ithal tütünün önü açılmıştır. Özelleştirme kapsamına alınma sonucu sigara fabrikalarının tamamı satıldı, tütün depoları ve işleme merkezleri kapatıldı. Tütün piyasası yüzde 95 oranında yabancı firmaların eline geçti. AK PARTİ döneminde yapılanlara bakacak olursak. İlimizin önemli geçim kaynaklarından biri olan ve ilimizle özdeşleşmiş tütün konusuna gelince –şahsım- o zaman Adıyaman Ziraat Odası Başkanlığını yürütüyordum. Bırakın satışını, içimi dahi yasak olan tabakadaki tütünü yakalayıp şu tabakadaki tütüne işlem yapıyorlardı.

Değerli arkadaşlar, bir de şunu söyleyeyim: Pipoyu biliyorsunuz, bizim bölgede pipoya “galun” derler. Kavi bölgesi var, bizim Kavi aşireti. Adam atının üzerinde Adıyaman’a şehre geliyor, adam piposunu tüttürüyor; korucular yakalıyor. Havaya bak, bir de atının üzerinde pipoyu tüttürüyor; bırakın, tabakayı. “Ya, beyefendi, ne bu? Efendim, bu yasak, biz size ceza uygulayacağız.” diyorlar. Adamı yakalıyorlar, cezayı uyguluyorlar. Adam Kürtçe şöyle diyor: “…”(x)

MURAT SARISAÇ (Van) – “Anlaşılmayan bir dil” kullandı.

YAKUP TAŞ (Adıyaman) – Yani şunu demek istiyor: “Zevi” demek küçük ölçekli arazi olduğu için, 1 veya 2 dönüm olduğu için tarlaya “zevi” diyorlar dağlık bölgede. “Ben bu tütünü zevimde üretiyorum. Bu ‘galun’ dediğiniz de pipo. Pipoyu kendi cevizimden üretiyorum. Siz benden ne istiyorsunuz?” diyor. İşte, bu noktadan aldık biz bu tütünü.

ABDURRAHMAN TUTDERE (Adıyaman) – Gene, siz de tutukluyorsunuz işte, sorun orada.

ALPAY ANTMEN (Mersin) – Zaten biz de aynı şeyi söylüyoruz, bırakın tütüncüleri, rahat bırakın tütüncüleri!

YAKUP TAŞ (Devamla) – Dağlık bölgelerimizdeki tütün üreticilerimizin mağduriyetinin giderilmesi için milletvekillerimizle görüşmeler gerçekleştirdik. 2008 yılında Ahmet Aydın Vekilimizin vermiş olduğu önergeyle, 50 kilograma kadar tütünün taşınması, içilmesi ve serbest hâle getirilmesi sağlandı. Ne yazık ki bazı kendini bilmez, sözde tüccarlar devreye girerek, 50 kilograma kadar taşınması serbest tününü istismar ederek ovada yetişen tütünlerle, Tokat’tan, Hatay’dan, Türkiye'nin dört bir yanından, hatta kaçak yollarla yurt dışından getirdikleri tütünleri dağlık bölgemizde yetişen kaliteli tütünlerle harmanlayarak satma yoluna gittiler. Bu oran, Adıyaman tütün üretiminin kapasitesinin çok çok üstünde tonlarca tütün piyasaya satılınca kolluk kuvvetleri müdahale etmeye başladılar. “Dağlık bölgede yetişen tütünü nasıl kayıt altına alıp, yasal bir zemine getirip piyasaya arz ederiz?” diye ziraat odalarıyla, tütün üreticileriyle, tütün platformuyla ve sivil toplum örgütleriyle yapılan toplantılarda hepsinin ortak önerisi, üreticiler kendi kooperatiflerini ve sarmalık kıyılmış tütün mamulü üretim tesisini kursun ve tütünü kayıt altına alarak piyasaya arz etsin. Bu karar doğrultusunda 2017 yılında çıkartılan kanunla tek başına içim özelliğine sahip tütüne kooperatif kurma hakkı verildi. Bundan böyle üreticimiz kooperatifini kuracak, kendi ürettiği ve diğer üreticilerden alacakları tütünleri kurdukları…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Taş.

YAKUP TAŞ (Devamla) – Tesislerde kıyıp, paketleyip vergisini de ödeyerek piyasaya arz edeceklerdi. Bu da yetmedi 2018 yılında 7144 sayılı Kanun’la özel firmalarla tütün kooperatiflerimizin rekabet edebilmeleri ve daha düşük maliyetle tesis kurabilmeleri için daha önce kooperatiflerimizde aranan yeni  teknoloji şartı kaldırıldı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Çünkü yeni teknoloji şartı kaldırılmazsa bu tesisin kurulması en az 25, 30, 35 milyon civarında tutuyordu. Bu yeni teknoloji sisteminin kaldırılmasıyla 4-5 milyonla tesisi kurup piyasaya arz edecektir. Aynı zamanda tütün ticareti yetki belgesinden alınan harç bedeli yüzde 10’a çekildi. Örneğin, bir şirkette harç bedeli 72 bin TL iken kooperatiflerde alınan harç bedeli 7.200 TL’dir. Tesis kurma uygunluk belgesinden alınan harç bedeli ise kooperatifler için yüzde 10 olarak belirlendi. Örnek verecek olursak, bir şirket 280 bin TL öderken kooperatifler 28 bin TL ödeyeceklerdir.

Kurulacak sarmalık kıyılmış tütün mamulleri üretim tesislerine sanayi bölgeleri ve…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayınız efendim.

YAKUP TAŞ (Devamla) – Şunu bitireyim ya!

ABDURRAHMAN TUTDERE (Adıyaman) – Söz ver Başkanım, söz ver.

YAKUP TAŞ (Devamla) – Organize sanayi bölgeleri dışında kurulma imkânı tanıdık. Kırsal kalkınma destekleri, hibe projelerinden de istifade etme imkânı tanıdık. Bütün bunları, küçük arazi parçalarında aile tarımı şeklinde yapılan, tek geçim kaynağı tütün olan dağlık bölgesindeki üreticilerin mağduriyetini giderebilmek için yaptık.

26 Mart 2020 tarihinde 2301 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı’yla sarmalık kıyılmış tütün mamullerinden alınan ÖTV oranı yüzde 63’ten yüzde 40 oranına indirmiştir. Bu kapsamda 7’si Adıyaman’da olmak üzere toplam 10 kooperatif, tütün ticaret yetki belgesi almış bulunmaktadırlar, 2’si kurma başvurusu yapmış ve 2’si de tesis  kurma izni almışlardır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tütün ithalatının azaltılması, çiftçilerin gelirlerinin artırılması amacıyla 28 Ekim 2020 tarihinde yürürlüğe giren 7255 sayılı Kanun'la yapılan değişiklikle sigara ve tütün mamullerinde kullanılan tütünün en az yüzde 30’unun yerli tütün olma zorunluluğu getirilmiştir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) 2011 yılında 1 buçuk milyon kilogram tutarında tütün üretilirken, 2020 yılında 12 milyon kilograma çıkarılmıştır. Bu, AK PARTİ’nin yaptığı desteklerle bu noktaya gelmiştir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Tütün gibi 3’üncü uzatmayı da yapalım.

ALİ ŞEKER (İstanbul) -  Tütüncüler içerde onları çıkartın. Tütüncüler hapiste, hapiste.

YAKUP TAŞ (Devamla) – Vergileri düşürüyoruz.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Taş.

YAKUP TAŞ (Devamla) – Başkanım, bitiremedim ki.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz.

YAKUP TAŞ (Devamla) – Ya, bırakmadılar ki.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Ver bir on beş  dakika daha, ver bir on beş dakika Başkan be.

BAŞKAN – Tabaka dolu mu, boş mu Sayın Taş? Tütün tabakası, dolu mu, boş mu efendim?

YAKUP TAŞ (Devamla) – Dolu, dolu, efendim, dolu.

BAŞKAN – Peki, teşekkür ediyoruz.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – 3’üncü uzatmayı istiyor, tütüncüler gibi aynı.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Verin bir on beş dakika ya. Adam kırk yılda bir…

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Ya, sayıyı uzatmadılar, bari süreyi uzatın Başkanım.

YAKUP TAŞ (Devamla) – Peki, Genel Kurulu saygıya selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Adıyaman’da konuşamıyorlar, burada konuşsunlar Başkanım. Adıyaman’da Tutdere konuşabiliyor kalabalıklara.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, şimdi, sisteme giren sayın milletvekillerine yerlerinden birer dakika süreyle söz vereceğim.

 Sayın Özdemir…

 

 

 

SİBEL ÖZDEMİR (İstanbul) -  Teşekkür ederim Sayın Başkanım. Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı, ülkemizin ve 83 milyon yurttaşımızın sorunlarını çözme, beklentisini karşılama ve hayallerini gerçekleştirebileceği bir ortamı sunma konularında son derece basiretsiz bir hâle gelmiş durumdadır. Bireylere ve farklı düşünenlere özgür ve adil bir ülkeyi laik görmeyen bu iktidar, hamasetin ötesine geçememektedir. Meclisin çalışmalarını tamamlaması gereken bir dönemde Plan ve Bütçe Komisyonunda aceleyle görüşmelerle başlanan, bugün de Genel Kurul gündemine getirilen OHAL tedbirlerinin bazılarının uygulama süresinin uzatılmasını da içeren torba kanun teklifiyle Türkiye'nin olağan hukuk sistemine geçişi bir kez daha engellenmektedir. Halkımızın, acil çözüm bekleyen işsizlik, yüksek enflasyon, hayat pahalılığı, geçim zorluğu, yüksek girdi maliyetleri, hukukun üstünlüğü, adalete erişim, basın özgürlüğü gibi pek çok temel sorunu çabalarımıza rağmen ısrarla gündeme almayan bu iktidara halkımızın, önüne gelecek olan ilk sandıkta hak ettiği yanıtı vereceğini düşünüyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Ünlü…

 

 

 

BAHA ÜNLÜ (Osmaniye) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Dün, seçim bölgem Osmaniye'den ve Türkiye'nin dört bir yanından günlerdir gelen orman yangını haberleriyle yüreğimiz yanmaktadır. Osmaniye'deki yangın, yerleşim yerlerine çok yakın mesafede çıkmış ve şans eseri büyümeden söndürülmüştür. Bu yangında da uçakların ve helikopterlerin önemi bir kez daha ortaya çıkmıştır. Yangınlara acil müdahale için Türk Hava Kurumunun uçuş maliyeti düşük, alçalma sahası, su alma, taşıma ve püskürtme alanlarıyla fiziki olarak üstün uçakları dururken Orman Bakanlığımız yurt dışından uçak kiralamaktadır. Türk Hava Kurumunun uçaklarını kiralamak isteyen birçok ülke varken neden yurt dışından fiziki olarak daha düşük uçaklar kiralanmaktadır?

BAŞKAN - Sayın Şeker…

 

 

 

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) - Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; dün, FETÖ terör örgütünün kalkıştığı 15 Temmuz işgal girişiminin 5’inci yıl dönümüydü. Bunlar da tıpkı 27 Mayıs, 12 Eylül, 17-25 Aralık yargı ve 28 Şubat postmodern darbe girişiminde bulunanlar gibi, dış güçlerin kullandığı kiralık piyonlardı. “Halkın gücünün üstünde bir güç tanımıyorum.” diyen Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde asil milletimiz, meydanlara inerek şehit ve gazilerimizin kanlarıyla yoğrularak bizlere miras bırakılan bu cennet vatanda gözü olanlara ve onların katil piyonlarına vatana ve millî iradeye el uzatanın elinin nasıl kırıldığının dersini vermişlerdir. Vatan için şehadeti Hakk’a kavuşma sayan tüm şehit ve gazilerimizi rahmetle ve minnetle anıyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN - Sayın Gaytancıoğlu…

 

 

 

OKAN GAYTANCIOĞLU (Edirne) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Saros Körfezi'ne yapılmak istenen ve hiçbir aklın kabul edemeyeceği FSRU inşaatına karşı geçtiğimiz hafta Keşan'da her kesimden binlerce yurttaşımız sanatçılarımızla birlikte seslerini duyurmak için miting yaptı. Dünyanın en güzel denizlerinden olan Saros Körfezi’ni yok edecek FSRU’da ısrar, hukuksuzlukta ısrardır. Katar’dan başka hiç kimsenin yararının olmadığı bu projeden Türkiye'nin sağlayacağı yarar yoktur. İktidar ortakları bu projenin yararlı olduğunu düşünüyor ise AKP ve MHP il başkanları, yanlarına Keşan ilçe başkanlarını da alıp projenin yapıldığı ve doğanın katledildiği yerin önünde FSRU’yu savunsunlar. Her yerde inatlaşma, her yerde aklı ve bilimi bir tarafa atma, hukuku tanımama hep sizde; yolunuz yol değil. Bir an evvel ülkemizin yararı için bu çıkmaz yoldan dönün. Saros; dünyanın en güzel denizlerinden biridir, doğal sit alanıdır. Bırakın öyle kalsın, Katar aşkına kurban edilmesin.

 

BAŞKAN – Sayın Taşkın…

 

 

 

ALİ CUMHUR TAŞKIN (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ülkemiz beş yıl önce 15 Temmuz 2016 tarihinde FETÖ ihanet şebekesi eliyle millî iradeyi, demokrasiyi, hukuk devletini ve halkımızın sarsılmaz birliğini hedef alan tarihin kaydettiği en büyük ihanet girişimine, menfur bir kalkışmaya maruz kalmıştır. Ülkemizin kutlu yürüyüşünü engellemek isteyen FET֒cü teröristlerin ele geçirdikleri tanklar, silahlar, helikopterler milletin ortak iradesi ve kararlılığı karşısında işe yaramamıştır. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde aziz milletimiz millî iradeyi ve demokrasiyi koruma uğruna mermilere ve bombalara göğsünü siper etmiş, salalarla ve ezanlarla meydanlarda toplanarak vatan savunması uğrunu binlerce gazi ve yüzlerce şehit vermiştir.15 Temmuz Demokrasi Zaferi ve Şehitleri Anma Günü vesilesiyle 15 Temmuz şehitlerini rahmetle anıyor, gazilerimize minnet ve şükranlarımı sunuyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Ekinci…

 

 

 

SEMİHA EKİNCİ (Sivas) – Teşekkür ediyorum kıymetli Başkanım.

Öncelikle Rize’de meydana gelen sel felaketinde hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet, Rize halkına geçmiş olsun diyorum.

Sultan şehrimiz Sivas’ın çehresini değiştirdik, değiştirmeye de devam ediyoruz. Son on dokuz yılda yapılan yatırımlar, hizmetler kapsamında Sivas merkez ilçemizde, Akıncılar, Divriği, Gemerek, Gölova, Gürün, Hafik, İmranlı, Kangal, Koyulhisar, Suşehri, Şarkışla, Yıldızeli ve Zara ilçelerimizde yapımı tamamlanarak teslim edilen 6.504 TOKİ konutunda vatandaşlarımız hâlihazırda oturmaktadır. Yapımı devam eden toplam konut sayımız da 3.128 adettir. Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan öncülüğünde ak kadrolar olarak ülkemize ve Sivas’ımıza yapacağımız yatırımlar bundan sonra da devam edecektir. Bu hizmetlerin ve yatırımların yapılmasında başta Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere emeği geçenlere teşekkür ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Tutdere…

 

 

 

ABDURRAHMAN TUTDERE (Adıyaman) – Teşekkür ediyorum Başkanım.

Adıyaman’da tütün ticaretine hapis cezası getiren yasaya tepkilerini göstermek ve seslerini duyurmak adına emekleri için, çocuklarının geleceği için, onuru için direnen, anayasal haklarını kullanan tütün üreticilerinden Abuzer Çalgan, Abdurrahman Özbayrak, Ali Yaprak, Cemal İlik, Ozan Özer, Bülent Göksu, Mehmet Yaylagül, Mehmet Neytullah Alagöz, Mustafa Sonkaya, Tugay Yıldız olmak üzere 10 masum üretici hukuka ve yasaya aykırı olarak 11 Temmuzdan beri cezaevinde bulunmaktadırlar. Bu masum insanlara yapılan bu muamele hukuksuzluktur, vicdansızlıktır. Buradan Cumhurbaşkanına ve iktidara açıkça çağrıda bulunuyorum: Bu mu insan hakları eylem planınız, bu mu hukuk reformunuz? Bir an evvel bu tütün üreticilerini serbest bırakın. Tütün üreticileri bayramı çocuklarıyla beraber geçirsin diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN -  Sayın Özkan...

 

 

 

HACI ÖZKAN (Mersin) – Sayın Başkan, Mersin ili Aydıncık ilçemizin Pembecik Mahallesi’nin dağlık kesimlerinde başlayan yangın, poyrazın da etkisiyle devam ediyor. İHA desteğiyle sürdürülen yangına müdahale için uçakların yanı sıra 21 helikopter, 165 arazöz, 20 iş makinesi, 20 su ikmal aracı ve 850 personelle müdahale ediliyor.

Yangının başlamasından sonra bölgeye intikal eden Tarım ve Orman Bakanımız Sayın Bekir Pakdemirli başta olmak üzere canla başla yangını söndürmek için mücadele eden tüm ekibe şükranlarımı sunuyorum. Ciğerlerimizi yakan orman yangınlarına sebebiyet vermemek için tüm vatandaşlarımızı daha dikkatli olmaya davet ediyorum. Yangından etkilenen tüm hemşehrilerime geçmiş olsun dileklerimi iletiyor, Genel Kurulu sayıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Kenanoğlu...

 

 

 

 

ALİ KENANOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, İstanbul Esenyurt’ta yaşayan Sezer Öztürk’ün evinin duvarına “Alevi defol Kürt” yazıldı ve Maraş katliamından bildiğimiz çarpı işareti kondu. Sezer Öztürk, önce bunu fotoğraflayıp sosyal medya hesabından duyurdu, sonra da Kıraç Karakoluna gidip şikâyette bulundu. Ancak Kıraç Karakoluna gittiği zaman şöyle bir tepkiyle karşılaştı: Olayın üzerine gitmesi ve araştırması gereken Emniyet yetkilileri “Neden sosyal medya hesabında paylaşım yaptın? Bunlar halkı kin ve nefrete teşvik ediyor, bundan dolayı hakkında işlem başlatılabilir.” diyorlar mağdura ve mağdur, polislerin yanında paylaşımını silmek zorunda kalıyor.

Şimdi, 2012’den bu tarafa 38 vaka oldu, hiçbirinin sonucu yok, hiçbiriyle ilgili bir açıklama yok. Polisler ya da Emniyet teşkilatı ya da bir bütün olarak İçişleri Bakanlığı, üzerine düşeni yapması gerekirken, tam tersine delilleri karartmaya ve bunu paylaşanlara, kamuoyuna duyuranlara tepki göstermeye başladı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Arı...

 

 

 

 

 

 

CAVİT ARI (Antalya) – Tarım Bakanına seslenmek istiyorum: Bilindiği üzere Anadolu’muzun birçok yerinde ve özellikle de Antalya bölgesinde son dönemde kuraklık yaşanmakta. Antalya ili, Korkuteli ilçesi, Dereköy köyünde maden ocağı açılmak istenilmekte, bu maden ocağının bulunduğu bölgede 5 bin dönümlük tarım alanı ve Korkuteli ilçesinin sulama kaynakları bulunmakta. Bu kaynakların bulunduğu yere ısrarlı bir şekilde maden ocağı açılması için izin verilmeye çalışılmakta ve en son  ”ÇED Gerekli Değildir” kararı verilmiş durumda, bu karardan vazgeçilmeli ve buraya maden ocağı açılması kararının iptalini talep ediyoruz.

BAŞKAN – Sayın Şimşek...

 

 

 

 

 

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Teşekkür ediyorum Sayın başkan.

Sayın Başkan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı’mız Sayın Ersin Tatar üç gün süreyle Mersin ziyaretinde bulunmuştur. Bu ziyaret kapsamı içerisinde  1974 Kıbrıs Barış Harekâtı'na katılan kahraman gazilerimizin ve şehitlerimizin aileleriyle buluşmuş ve yıllar sonra büyük bir buluşma gerçekleşmiş, şehitlerimizin yakınları ve gazilerimiz büyük bir mutluluk yaşamıştır. Sayın Cumhurbaşkanımıza bu ziyaretinden dolayı teşekkür ediyoruz.

Sayın Başkan, Mersin Aydıncık ilçemizde dünden itibaren çıkan orman yangını maalesef, kontrol altına alınamamıştır. Rüzgârın da etkisiyle yayılan yangın gerek orman gerek güvenlik güçlerimiz gerekse vatandaşlarımız tarafından söndürülmek üzere havadan ve karadan büyük bir gayret gösterilmektedir. Aydıncıklı hemşehrilerimize geçmiş olsun diyorum, olay anından itibaren bölgeye gelerek bizzat takip eden  Tarım ve Orman Bakanımız Sayın Bekir Pakdemirli’ye, Sayın Orman Genel Müdürümüz Bekir Karacabey’e ve Bölge Müdürümüze teşekkür ediyorum. Yangının bir an önce söndürülmesi için kahramanca mücadele eden çalışanlarımıza saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Kasap...

 

 

 

ALİ FAZIL KASAP (Kütahya) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Kütahya’da çiftçi kuraklıktan dolayı bitti perişan oldu ama ÇKS kaydı olmasına rağmen TARSİM’i olmayan çiftçiye destek ve zararını karşılama söz konusu değil. Perli, İkizhöyük, Ilıca, Soğuksu, Avdan, Sabuncupınar, Ağaçköy’de, Büyüksaka’da, Sırören köylerinde günde 10,15 kez elektrik kesildiği için süt soğutma tankları zarar görüyor ve arıza yapıyor, motorları yanıyor, çiftçi daha da mağdur ediliyor, hibe destekleri yok. Buradan elektrik dağıtım şirketini göreve davet ediyorum. Ayrıcı Tarım ve Orman Bakanına ve Çevre ve Şehircilik Bakanına şunu da hatırlatmak istiyorum: Altıntaş ilçemizde Beşkarış Barajı var ve Beşkarış civarı köyler -Beşkarış köyü de dâhil olmak üzere- bu barajdan su verilmiyor. Bu ne mantıktır? Çiftçimizi lütfen mağdur etmeyin. Trafoları lütfen yenileyin. Trafoları lütfen yenileyin.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Kılıç…

 

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

İktidarı şiddet ve güç kullanarak değiştirme anlamındaki ihtilal ve darbelerin Osmanlı Dönemi’nde de örnekleri vardır. Birçok kere olduğundan buna “darbe geleneği” deniyor. Bunlar: Genç Osman Vakası, 20 Mayıs 1622; Patrona Halil Kıyamı, 28 Eylül 1730, Kabakçı Mustafa İsyanı, 25 Mayıs 1807; Kuleli Vakası 14 Eylül 1859; Sultan Abdülaziz'in tahttan indirilmesi, 30 Mayıs 1876; İkinci Meşrutiyet -ki hem bir ihtilal hem de bir darbedir- 24 Temmuz 1908; 31 Mart Vakası, 13 Nisan 1909; Sultan Abdülhamit Han’ın halli, 27 Nisan 1909; Halaskâr Zabitan Bildirisi, 6 Temmuz 1912; Babıali Baskını, 23 Ocak 1913. Bu gelenek muhtıralar, ihtilaller ve darbeler geleneği cumhuriyet Türkiyesinde de devam etmiş…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Göker…

 

MEHMET GÖKER (Burdur) – Sayın Başkan, hayvancılık sektörü zor günler geçirmekte ve sektör ciddi sıkıntılar içinde. Hayvancılık sektörünün en büyük girdisini oluşturan yüzde 70’le yem, yemin de yüzde 60’ı dolarla ithal ettiğimiz ham maddeden oluşuyor. Dolayısıyla dolar arttıkça yemin de fiyatı artmakta. Dolarla yem yiyen hayvanın sütüne lirayla fiyat verilince çiftçi zarar ediyor, zarar edince de hayvanlar kesime gidiyor. Süt fiyatının en az 3 lira 90 kuruş olarak açıklanmasını ve fiyatların yem-süt paritesine göre düzenli olarak belirlenmesini bekleyen üreticiye 3 lira 20 kuruş fiyat verilerek âdeta “Hayvanlarını kes.” denmiştir. Unutulmasın ki anası olmayanın danası olmaz.

BAŞKAN – Sayın Şeker…

 

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

OHAL rejimi altında 5’inci yılımızı doldurduk, iktidar 8’inci yıla götürmek istiyor; oysaki bu ülkede yaşayanlar artık OHAL rejiminden bıktı, demokrasi istiyor. Boğaziçi öğrencileri ve öğretim üyeleri mücadele ettiler, Bulu görevden alındı ancak demokratik bir yöntemle, seçimle bir rektör atanmadıktan sonra Bulu'nun görevden alınmasının bir anlamı yok. Haksız yere görevden alınanlar, sonra aklanıp göreve getirilenler OHAL rejimi altında süründürüldüler, yeni bir OHAL rejimini üç yıl daha uzatmak demek, yeni mağduriyetler demek, birçok insanın tekrar süründürülmesi demek. Oysa Türkiye'nin süründürülmeye artık tahammülü kalmadı.

Allı turnalar bu ülkede susuzluktan ölüyor. Bu allı turnaların ölümünü seyreden, vahşi sulama yapan, orada sulu tarımın önünü açanlar bunun sorumlusudur. Türkiye yıllardır buğday ithal ederken…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Çakırözer…

 

 

 

UTKU ÇAKIRÖZER (Eskişehir) - TCDD bünyesinde tren makinistleri sözleşmeli memur statüsünde istihdam edilmekteyken 2011 yılından itibaren işçi statüsünde makinist istihdamı başlamıştır. Şu anda TCDD bünyesinde 2 bin civarında işçi makinist çalışmaktadır. İlk istihdam döneminden itibaren TCDD ile DEMİRYOL-İŞ Sendikası arasında yapılan toplu iş sözleşmelerinde İş Kanunu'na aykırı şekilde makinist işçilere daha düşük ücretli ikinci bir saat ücreti skalası uygulanarak adaletsizliğin temelleri atılmıştır. İşçi makinistler skala ve fazla mesai alacakları konusundaki haklı taleplerini davalar açarak takipçisi olmuştur, izlemiştir. Skala konusu yaklaşık 900 makinisti, fazla mesai ve diğer ücret alacakları konusu ise 2 bin işçi makinisti mağdur etmiştir. İşçi makinistlerin geriye dönük beş yıllık hak gaspları kişi başına ortalama 100 bin lira civarındadır. Açılmakta olan davalarda işçi makinistlerin büyük tazminatlar alacağı ortaya çıkınca TCDD yönetimi tehdit ve baskı araçlarını devreye sokmuştur. TCDD ve TCDD Taşımacılık AŞ yetkilileri hak mücadelesi veren…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Şahin…

 

 

 

FİKRET ŞAHİN (Balıkesir) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Hain terör örgütünün demokrasiye ve milletimizin iradesine kastetmesinin üzerinden beş yıl geçti. 15 Temmuzda hain terör örgütünün asıl hedefi olan Gazi Meclisimizin özel gündemle toplanması gerekirken iktidar partileri tarafından kapalı tutulmasını anlamak mümkün değildir. 15 Temmuzun tüm karanlık noktalarını ortaya çıkartmak, o gece devleti sokaktan toplayan milletimize borcumuzdur. 251 şehidimizi rahmetle anarken 2.196 gazimizi ve FETÖ terör örgütünün devlete sızmasına göz yumanları da asla unutmayacağız.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Güneş…

 

 

 

İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; geçtiğimiz gün Rize il ve ilçelerimizde meydana gelen sel ve heyelan nedeniyle hayatını kaybeden kardeşlerimize Cenab-ı Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı ve sabırlar dilerim. Evleri hasar gören kardeşlerimize geçmiş olsun dileklerimi sunarım. Her zaman olduğu gibi devletimiz ve Hükûmetimiz afete uğrayan hemşehrilerimizin yanındadır, yanında olmaya da devam edecektir.

Değerli milletvekilleri, bundan yirmi altı yıl önce, Birleşmiş Milletlerin güvenli bölge olarak ilan ettiği ve Hollandalı askerlerce güvence altına alındığı söylenen Srebrenitsa’ya Bosnalı kardeşlerimiz sığınır. Avrupa,  gerçek yüzünü yine göstermiş, Bosnalı kardeşlerimizi silahsız bir şekilde Sırp askerlerine teslim etmiştir. Binlerce Bosnalı kardeşlerimiz şehit edilmiştir. Şehitlerimize Cenab-ı Allah’tan rahmet diliyorum. Bilge Kral Aliya İzzetbegoviç “Ne yaparsanız yapın, soykırımı unutturmayın çünkü unutulan soykırım tekrarlanır.” der. Bizler de asla bu soykırımı unutturmayacağız diyoruz. Kendilerini minnetle, rahmetle anıyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Erel…

 

 

 

AYHAN EREL (Aksaray) – Teşekkür Başkanım.

Türk dili ve medeniyetinin temel taşlarından biri olan Yunus Emre'nin vefatının 700’üncü yılı olan 2021 yılı Yunus Emre Yılı ilan edilmiştir. Yunus Emre, şiirlerinde insan ve doğa sevgisi, hoşgörü, kardeşlik ve barış kavramlarını en duru Türkçeyle işlemiş ve bu şiirlerle din, dil ve ırk ayrımı yapmaksızın tüm insanlığa seslenmiştir. 72 millete bir gözle bakmak ilkesi ve evrensel insani değerler üzerine inşa edilmiş felsefesiyle, insanları ortak değerleri etrafında birleştiren, çağının çok ötesinde bir şair olan Yunus Emre'nin türbesi Aksaray’ımızın Ortaköy ilçesindedir. Yunus Emre Türbesi'nin Kapadokya Havalimanına ve yeni otobana bağlantı yollarının yapılarak kolay ziyaret edilmesi sağlanmalıdır.

BAŞKAN – Sayın Çakır…

 

 

 

 

 

SAMİ ÇAKIR (Kocaeli) – Sayın Başkan, Rize'de şiddetli yağışa bağlı oluşan sel ile heyelanlar nedeniyle vefat eden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, yaralılarımıza acil şifalar diliyorum. Her zaman olduğu gibi bir afet esnasında devletin en üst düzeyde felaket bölgesinde vaziyet almasını memnuniyetle müşahede ettik. Bakanlarımızın en kısa sürede bölgeye intikali, Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığının arama kurtarma çalışmalarındaki gayreti, böyle bir afetle karşılaşıldığı zaman devletin tüm kurumlarıyla vatandaşın yanında olduğunu göstermesi açısından son derece önemlidir. Dünyada ve ülkemizde değişen iklim şartları, sel, deprem, yangın, fırtına, çığ gibi doğanın tetiklenen doğallığının bozulmasına bağlı her an yeni afetlerle karşılaşabileceğimiz ihtimalini artırmaya devam ediyor. Şehirleşmenin ve yerleşimin bilinen teknik özelliklerle beraber değişen şartlara göre yeniden gözden geçirilmesi zorunlu bir hâl almış bulunmaktadır. Doğayı anlamaya çalışmak, doğanın doğallığına sadık kalmakla doğru orantılıdır diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Filiz…

 

 

İMAM HÜSEYİN FİLİZ (Gaziantep) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Profesör Doktor Melih Bulu 2 Ocak 2021 tarihli Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle Boğaziçi Üniversitesi Rektörlüğüne atanarak bir yanlış yapılmış ve öğrencilerin altı ay boyunca düzenli eğitimden yoksun kalmalarına sebep olunmuştur. Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyeleri ve öğrencilerinin “Kayyum istemiyoruz.” şeklindeki protestoları üzerine yaşanan olaylarda üniversitenin polislerce kapatılması, kapısına kelepçe takılması, öğretim üyelerinin okula alınmaması gibi birçok olay yaşandı ancak yüz doksan dört gün sonra olsa da bu yanlıştan geri dönülmesi sevindiricidir.

Aslında, benzer atamalar pek çok üniversitede de yapılmış ve maalesef, AK PARTİ siyaseti tam anlamıyla üniversitelerdeki tüm atamalara sirayet etmiştir. Yanlışlardan ders alınarak görevini ciddi yapmayan, üniversitenin gerçek misyonunu yerine getirmeyen rektörler için de aynı işlemlerin yapılması yani görevden alınmaları üniversitelerimizin niteliği ve geleceği açısından oldukça önemlidir.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Şimdi, sayın grup başkan vekillerinin söz taleplerini karşılayacağım.

İYİ Parti Grup Başkan Vekili Sayın Lütfü Türkkan.

Buyurunuz Sayın Başkan.

 

 

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Rize'deki sel felaketini takip ediyoruz. Bölgede Trabzon Milletvekilimiz Sayın Hüseyin Örs ve Genel Başkan Yardımcımız birlikte bizatihi vatandaşlarımızla beraberler. Bölgedeki sel ve heyelanlar nedeniyle hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah'tan rahmet diliyorum, ailelerine ve yakınlarına tekrar başsağlığı diliyorum. Temennimiz, kayıp vatandaşlarımızın da bir an önce sağ salim bulunmasıdır. Rize'deki sel doğrudan iklim değişikliğine bağlanmamalı, dere taşkın yataklarında, yapılaşma, hafriyat dökümü, yamaçlarda ormanların tahrip edilmesi sellerin başlıca nedeni. Yani İkizdere’de vatandaşı döverek uzaklaştırdığınız o taş ocaklarının yapımı bile bu sel felaketinin nedenlerinden bir tanesi. Eğer bu konularda önlem alınmazsa iklim değişikliğiyle şiddetlenecek yağışlar çok daha büyük afetlere neden olabilir. Önlemlerin buna göre alınması ve derhâl uygulanması gerekiyor.

Hatay ve Mersin’de ormanlarımız yanıyor ne yazık ki. Bu yangınların, oralarda yaşayan vatandaşlarımızın ve çevrenin zarar görmeden bir an önce tamamen söndürülmesi, tabii ki en büyük dileğimiz.

Diyarbakır’da bugün 4 şiddetinde bir deprem meydana geldi. Ergani merkezli deprem çevre illerden de hissedildi. Bölgedeki vatandaşlarımıza geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. Umarım bununla kalır, daha büyük şiddette bir deprem yaşanmaz.

Evet, bugün ülkücü şehidimiz Velican Oduncu’nun ölüm yıl dönümü. 14 yaşında girdiği cezaevinde şehit edilen Oduncu’yu şehadetinin 33’üncü yıl dönümünde rahmet ve minnetle anıyoruz.

Kurtuluş Savaşı’nda ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş döneminde önemli görevlerde bulunan, Trablusgarp ve Balkan Savaşları’nda gösterdiği başarıdan ötürü “Hamidiye Kahramanı” olarak tanınan Rauf Orbay’ın da 57’nci ölüm yıl dönümü bugün.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

LÜFTÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Rauf Orbay’ı 57’nci ölüm yıl dönümünde saygı ve rahmetle anıyoruz.

Türk havacılık tarihinin en önemli isimlerinden birisi olan, Türkiye’nin ilk uçak tasarımcısı ve ilk yerli, millî uçağımızın üreticisi merhum Vecihi Hürkuş’u da 52’nci ölüm yıl dönümünde saygı ve rahmetle anıyorum.

Evet, basında ve sosyal medyada birkaç gün önce gördük. Muş’ta bir Kur’an kursunun tuvaletinde kapı koluna asılmış hâlde bulunan 12 yaşındaki Mehmet Halil Yavuz tedavi gördüğü hastanede maalesef yaşamını yitirdi. Mehmet Halil Yavuz henüz 12 yaşında. Mehmet Halil Yavuz kendisini kapının koluna asacak kadar akil baliğ değil. 12 yaşındaki bir çocuğun intihar şekli de değil bu. Bu soruşturma devam ediyor. Aile tüm yaşananlar üzerine çocuklarının intihar etmediğini ve öldürüldüğünden şüphe duyduklarını söylüyorlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Gerçekten çok düşündürücü bir durum var ortada. Dinini, diyanetini öğrensin diye samimi duygularla çocuklarını verdikleri kur’an kursundan çocuklarının cenazesini almak aile için çok büyük bir acı. Bu olay bir an önce açıklığa kavuşturulmalı, üzeri örtülmemeli, Ensar Vakfındaki gibi üzeri örtülmemeli, bu olay açıklığa kavuşturulmalı, başta aile olmak üzere bütün kamuoyu bu konuda aydınlatılmalı. Soruşturmanın da bizatihi takipçisi olacağımızı buradan bizzat ilan ediyorum.

Son olarak Düzce’den söz etmek istiyorum. İki sene önce sel felaketi yaşayan Düzce’de geçtiğimiz hafta yine sel yaşandı ve Akçakoca, Cumayeri, Çilimli ilçeleri ile Boğaziçi beldesi başta olmak üzere evler büyük zarar gördü. Düzceliler soruyorlar: “Bu sel felaketi Düzcelilerin kaderi midir?” İki yıldır başta dere ıslahı, köprü, menfez onarım ve yapımı olmak üzere…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz Başkanım.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – “İki yıldır dere ıslahı yapmadınız.” diyor, “Köprü ve menfez onarımı yapmadınız, hiçbir tedbir almadınız. Düzce’de birinci sınıf tarım arazileri OSB genişlemesi yapılarak devre dışı kalıyor. Daha uygun yerler ve daha farklı alternatifler geliştirilebilir, tarım arazilerine dokunmayın.” diyorlar. Düzce’nin merkezi yıllardır su sıkıntısı çekiyor, ne yazık ki bir yaz mevsiminde daha bu su kesintileriyle karşı karşıya. Bir de Düzce’de çok ciddi bir hava kirliliği var. Kalıcı tedbirlerden ziyade geçici düzenlemeler bu sorunu ortadan kaldırmaya yetmiyor. Küçük bir şehir Düzce ama trafik keşmekeş içerisinde. Plansız şekilde imar çalışmaları yapılmaya devam ediyor. Ayrıca fındıkla geçinen Düzce, fındığa 35 lira fiyat bekliyor sizden.

Bu konularda hükûmetin dikkatini çekmek istiyoruz.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Yüce Parlamentoyu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkan Vekili Sayın Erkan Akçay.

Buyurunuz Sayın Başkan.

 

 

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

13 Temmuz 2021’de başlayıp 14 Temmuz Çarşamba günü şiddetini artıran yağışlar nedeniyle Rize’nin Güneysu, Çayeli ilçeleriyle, Muradiye beldesi başta olmak üzere il genelinde sel baskınları meydana geldi. Bu elim felakette 6 vatandaşımız hayatını kaybetmiş, 5 vatandaşımız yaralanmış ve kayıp 2 vatandaşımızı arama kurtarma çalışmaları devam etmektedir. AFAD, UMKE, JAK, Sahil Güvenlik Komutanlığı başta olmak üzere birçok arama kurtarma ekibi çalışmalarını yoğun bir şekilde sürdürmektedir. Devletimiz vatandaşlarımızın yaralarını sarmak için tüm imkânlarını seferber etmiş, benzer felaketlerin yaşanmaması adına çalışmalar başlamıştır.

Diğer yandan, Genel Başkanımız Sayın Devlet Bahçeli’nin talimatlarıyla parti heyetimiz, Genel Başkan Yardımcımız ve Ankara Milletvekilimiz Sayın Yaşar Yıldırım ve Tokat Milletvekilimiz Sayın Yücel Bulut’un teşkil ettiği ve Merkez Yönetim Kurulu üyelerimizden oluşan parti heyetimiz incelemelerde bulunmak ve vatandaşlarımıza destek olmak üzere görevlendirilmiştir ve şu anda da bölgededirler. Sel felaketinde hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı, yaralılara acil şifalar diliyoruz. Kayıp 2 vatandaşımızın en kısa sürede bulunabilmesini temenni ediyoruz.

Sayın Başkan, bugün Türk havacılık tarihinin en önemli isimlerinden biri olan, Türkiye’nin ilk uçak tasarımcısı ve üreticisi Vecihi Hürkuş’un vefatının 52’nci yıl dönümü. Havacı Pilot Vecihi Hürkuş, Balkan Savaşlarında, Birinci Dünya Savaşı’nda ve Kurtuluş Savaşı’nda önemli askerî hava başarılarının altyapısını hazırlamıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Zor şartlara ve çeşitli engellere karşın Vecihi serisi uçaklar üretmiştir. Vecihi Hürkuş savaş yıllarındaki kahramanlık ve fedakârlıklarıyla azmin ve cesaretin timsali olmuştur. Hürkuş’un en büyük ideali havacılığın geliştirilmesi ve millîleştirilmesiydi. Bu amaçla uçak tasarımı üzerinde çalışmalara başlamış ve savaştan kalan uçak malzemelerinden yararlanarak 1924’te ilk Türk uçağı Vecihi K-6’yı üretmiştir. Vecihi Hürkuş 21 Nisan 1932’de ilk Türk sivil havacılık okulu olan Vecihi Sivil Tayyare Mektebini kurarak Türk gençliğini havacılığa alıştırmak ve tayyareci kuşaklar yetiştirmek amacıyla eğitimler vermiştir.

Ülkemizin havacılık sanayisinin millîleşmesi çabalarının bir diğer önemli ismi de merhum Nuri Demirağ’dır. Nuri Demirağ, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

ERKAN AKÇAY (Manisa) - …“İstikbal göklerdedir.” sözünü şiar edinerek 1936’da uçak fabrikası kurmuş, 1940’da dünya çapında yerli ve millî uçaklar üretmiştir.

Ülkemiz bugün millî savunma sanayisinde ve havacılık alanındaki atılımlarıyla dünya standartlarının önüne geçmiş, istikbalimizin ve istiklalimizin mührünü göklere vurmuştur, vurmaktadır ve vurmaya da devam edecektir. Türkiye millî savunma sanayisi ve havacılık alanındaki atılımlarıyla kaybolan yıllarını telafi etmektedir. Bu vesileyle Türk havacılığının millîleşmesinin, yerlileşmesinin ve gelişmesinin temellerini atan Vecihi Hürkuş’u, Nuri Demirağ’ı ve Nuri Killigil’i rahmet ve minnetle anıyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grup Başkan Vekili Sayın Saruhan Oluç.

Buyurunuz Sayın Oluç.

 

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın vekiller, Rize kentimiz önceki gün son yılların en büyük afetlerinden birini yaşadı ve şiddetli yağmur dereleri taşırdı, heyelan nedeniyle evler yıkıldı, kentte yaşanan felaket nedeniyle şu ana kadar 6 kişi hayatını kaybetti, 2 kişi de aranıyor. Ölenlere Allah’tan rahmet diliyoruz, ailelerine başsağlığı ve sabır diliyoruz.

Rize, özellikle 2011 yılından bu yana en fazla sel felaketinin yaşandığı illerimizden bir tanesi. Ve neredeyse her şiddetli yağış sonucunda meydana gelen can ve mal kayıplarına neden olan bu sel olaylarının birkaç sebebi bulunuyor. Bu 2011’den bu yana her yaşanan sel felaketinden sonra bunu bir kez daha tartışıyoruz, bunu bir kez daha dile getiriyoruz. Birincisi: Şehir merkezinden geçen derelerin üzerlerinin kapatılması sorun. Bu söylediğim sorunların tamamı oradaki sivil toplum kuruluşları, odalar tarafından dile getirilmiş, belediyeyle tartışılmış olan konulardır aynı zamanda.

 İkincisi, Doğu Karadeniz Otoyolu’nun inşaatı sırasında yapılmış olan hatalar bu sel felaketlerine neden olmaktadır.

Üçüncüsü de dere yataklarında yapılaşmaya izin verilmesi. Bu, hem Rize’de hem de başka kentlerimizde var olan en önemli sorunlardan bir tanesidir. Rize kent merkezinde geçen birçok derenin üzerinin kapatılarak dere yataklarının yüksek yoğunluklu yapı alanları olarak kullanılması en çok yağış alan ilin Rize olması nedeniyle akılcı bir uygulama değildi, aklı olan hiç kimsenin bunu yapmaması gerekir ama nedense belediye bu konuda bu uygulamaları sürdürmektedir. Aynı uygulamaların devam ettirilmesi her şiddetli yağış sonucunda benzer olayların yaşanmasını doğurmaktadır ve bundan sonra da doğuracaktır ve daha çok can ve mal kaybının meydana gelmesine sebep olacaktır, üzülerek söylüyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Bu nedenle dere ve çay yatakları kesinlikle yerleşime kapatılmalı ve bu alanlarda imar izni verilmemelidir. Bir kez daha öncelikle Rize Belediyesine ve diğer belediyelere de bu konuyu iletmiş olalım.

Evet, Türkiye akademi tarihine ve dünyasına altı çizilerek özellikle, kalın bir şekilde çizilerek yazılmış olan bir isimden söz etmek istiyorum. Melih Bulu, Boğaziçi Üniversitesine Cumhurbaşkanı kararıyla kayyum rektör olarak atandı ve yine Cumhurbaşkanı kararnamesiyle bir gece yarısı rektörlükten alındı. Keşke, onurlu bir insan tavrı gösterip de kendisi istifa etmeyi becerebilseydi çünkü o üniversitede çalışan ve o üniversitede öğretim görenlerin neredeyse tamamına yakını atandığı günden bugüne kadar, görevden alındığı ana kadar direniş gösterdi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Başkan.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Atandığı günden görevden alınan güne kadar direniş gösterdiler. Akademisyenler ve öğrenciler ilk günden bu yana kişilere değil, bu atanma sistemine, bir kayyum atama gibi bir rektör ataması sistemine karşı geldiklerini dile getirdiler ve protestolarını kesintisiz bir şekilde, çok haklı bir şekilde sürdürdüler ama işte, hayat böyle oluyor. İki konu açısından da tarihe geçti. Akademi dünyasında, akademi tarihinde yazılacaktır ve hep konuşulacaktır; bir tanesi intihal iddiaları olan bir kişinin rektörlükte oturmaya devam etme cüretini göstermiş olması, ikincisi de Boğaziçi Üniversitesinde çalıştığına dair yalan beyanda bulunan bir kişinin rektörlük makamında oturmaya devam etmiş olmasından dolayı. Peki, bundan ders çıkartılmayacak mı? Çıkartılmalıdır ama en önemli ders, üniversiteler geçmiş dönemlerde de olduğu gibi Türkiye'de bu yaşandı ve olumlu sonuçlar verdiğini de biliyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Geçmiş dönemlerde olduğu gibi üniversitelerin rektörleri tüm paydaşlarıyla beraber seçilmelidir. Rektörler atama yoluyla üniversitelere tepeden gönderilmemelidir. Bu da buradan çıkartılacak önemli bir ders olmalıdır.

Değinmek istediğim bir diğer konu, Muş’ta bir Kur’an kursunda şüpheli şekilde hayatını kaybetmiş olan 12 yaşındaki Mehmet Halit Yavuz adlı çocukla ilgilidir. Çocuğun boyundan oldukça kısa olan bir kapının koluna kendini astığı iddia edilmiştir. Mehmet Halit Yavuz on bir gün komada kaldıktan sonra yaşamını yitirmiştir. Aile bu konuda büyük şüpheler olduğunu söylemektedir yani çocuğun boyuyla kapı kolu arasında önemli bir fark olduğunu aile özellikle vurgulamıştır. Ayrıca “Asıldığı iddia edilen kemerin payını da eklediğimizde otursanız bile yere değersiniz.” demiştir aile. Bu soruşturmanın ciddi biçimde sürdürülmesi gerekmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Bugüne kadar ne Kur’an kursundan ne müftülükten ne de Diyanetten herhangi bir açıklama yapılmamıştır konuya dair. 12 yaşındaki bir çocuk neden intihar etsin sorusunun cevabı ortadadır. Bu intihar mı? Bu intiharsa dahi 12 yaşındaki bir çocuğu intihara iten gelişmeler, nedenler nelerdir, bu mutlaka konuşulmalıdır. Bunların hepsi birer soru işareti olarak karşımızda duruyor. Bu meseleye dair ilgili kurumlardan, yetkililerden derhâl ciddi açıklama bekliyoruz ve bu soruşturmanın üstünün örtülmemesi ve ciddi bir şekilde sürdürülmesi gerekir. Bunu vurguluyoruz, takipçisi olmaya devam edeceğiz.

Kredi Yurtlar Kurumu lisans ya da ön lisans eğitimi uzayan öğrencilere bundan sonra devlet yurtlarında kalamayacaklarını bildirmeye başladı. Yurtlarda bir yıl daha kalma hakkı bulunan öğrenciler bu duruma tepki gösteriyorlar; çok haklı bir biçimde.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Başkan.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Bitiriyorum efendim.

Bu gençlerin barınma hakları okulları uzadı diye ellerinden alınamaz. Öğrencilerin Kredi ve Yurtlar Genel Müdürlüğü aracılığıyla yurtlarından çıkarılmalarının manası eğitim haklarının da ellerinden alınmasıdır esas itibarıyla. Eğitim ücretsiz ve herkese eşit bir şekilde uygulanması gereken temel bir insan hakkıdır. Devletin uygulaması ise Kredi ve Yurtlar Genel Müdürlüğü aracılığıyla parası olmayan gençlerin okumaması yönünde olmaktadır. Bu durumun değişmesi için hem Bakanlığa hem de iktidara çağrı yapıyoruz. Bakın, saraylara, lükse, şatafata, makam otolarına, özel uçaklara ayrılan bütçenin çok daha azıyla bu gençlerin geleceği için harcama yapılabilir ve gençlerin geleceği gerçekten kazanılabilir. Bir kez daha Gençlik ve Spor Bakanlığına çağrı yapıyoruz, bu konuda adım atılması gerekir diyoruz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkan Vekili Sayın Özgür Özel.

Buyurunuz Sayın Başkan.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Rize’de yaşanan sel ve heyelan felaketi nedeniyle 3’ü Güneysu’da, 4’ü Çayeli’nin Muradiye beldesinde 7 vatandaşımız hayatını kaybetti ve Muradiye’de 1 vatandaşımız da kayıp. Hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet, acılı ailelerine taziye dileklerimizi iletiyoruz. Grubumuzdan 2’si Genel Başkan Yardımcısı olmak üzere 4 kişilik bir heyet bölgede çalışmalarda bulunuyorlar. Yaraların en kısa sürede sarılmasını, kayıp vatandaşımızın da bir an önce bulunmasını ümit ediyoruz.

Son zamanların en büyük sel felaketi ve en büyük hasarı olarak ifade ediliyor. Yanlış yerleşim politikaları, HES’ler, taş ocakları, maden ocakları, yanlış kara yolu projeleri, yanlış dere ıslahları, Yeşil Yol hattının yapmış olduğu yatak değişiklikleri sık sık bu tip olayların Karadeniz’de yaşanmasına ve büyük acılar yaşanmasına sebebiyet veriyor. Birtakım projeler hayata geçirilirken çevre duyarlılığı olanların, bölgedeki insanların, orada yaşayanların ve mühendis mimar odalarının uyarılarının dikkate alınmamasının bir sonucunu yaşıyoruz. Bu konuya bir kez daha Cumhuriyet Halk Partisi olarak dikkat çekmek isteriz.

Bugün, ülkemizin ilk uçak tasarımcısı ve üreticisi olan, 1912 yılından bu yana Hava Kuvvetlerine hizmet eden Vecihi Hürkuş’un ölüm yıl dönümü. Atatürk’ün “İstikbal göklerdedir.” tespit ve talimatını, vasiyetini hiçbirimizin unutmaması gerekir. Kırmızı şeritli İstiklal Madalyası sahibi Vecihi Hürkuş’u ölüm yıl dönümünde bir kez daha saygıyla minnetle rahmetle anıyoruz.

 (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Son Osmanlı Meclis-i Mebusanın da görev aldığı için İngilizlerce Malta’ya sürülen, yirmi ay boyunca burada tutuklu kalan Rauf Orbay, cumhuriyet öncesi dönemde Meclis Başkan Vekilliği, Bayındırlık Bakanlığı, Başbakanlık görevlerinde bulunmuştu. Trablusgarp ve Balkan Savaşlarında gösterdiği başarılardan dolayı “Hamidiye kahramanı” olarak anılıyor. Londra Büyükelçiliği görevimizi de yapmış olan Rauf Orbay 16 Temmuz 1964 günü kalp krizi geçirerek yaşamını yitirmişti, kendisini ölüm yıl dönümünde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak saygıyla anıyoruz.

Sayın Başkan, Boğaziçinde altı yedi aydır Türkiye’nin ana gündemi hâline gelen bir rektör ataması; o rektör Boğaziçini, Boğaziçinin geleneklerine rağmen tek başına yönetemeyeceği için Boğaziçinde hiç ihtiyaç olmayan 2 tane fakültenin kurulması ve Boğaziçinde dengelerin değiştirilmeye çalışılması hep gündemimizdeydi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Çok konuştuk, çok eleştirdik. Üniversiteye kelepçe vurulmasından akademinin üzerine kurulmaya çalışılan tahakküme kadar çok şeyi eleştirdik. Ancak, dün Resmî Gazete’de okuduğumuz görevden almayı bir muhalefet partisinin ya da muhalefet partilerinin başarısı, bir geri adım attırması olarak nitelendirme peşinde değiliz. Bu büyük bir haksızlık olur çünkü bu, Boğaziçindeki akademisyenlerin, öğrencilerin, üniversitenin mezunlarının, okullarına ve geleneklerine sahip çıkmaları noktasında ve bir meseleden zarar görenlerin buna karşı barışçıl, bütünleşik bir direnci göstermelerinin nasıl sonuç alabildiği noktasında çok önemli bir kazanımdır. Biz, öğrencisiyle, mezunuyla, akademisiyle Boğaziçinin başarısının karşısında saygıyla eğiliyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) -  Bundan sonraki süreci de tüm tarafların sağduyuyla takip etmesi gerektiğini düşünüyoruz. Buradan sonra, 2 temel konuyu hep birlikte gözetmemiz lazım.

Bunlardan birincisi, rektörün yanlış atanış yönteminin tekrarlanmaması lazım, Boğaziçine kulak verilmesi lazım. Tüm bileşenlerin üniversitenin geleneklerine de uygun bir şekilde, bir rektör adaylık sürecinin tamamlanmasına olanak sağlaması, bu noktada üniversitenin kendi adayını belirlemesi ve bu yöntemin daha sonra da diğer üniversitelere örnek teşkil edecek şekilde Meclisteki tüm partilerin de katkılarıyla yasalaştırılması en doğru yöntem olacaktır. Bir hatada ısrar Türkiye'ye huzur getirmez. Ayrıca, Melih Bulu'nun görevden alınması tahribatı ortadan kaldırmadı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Buradan sonra gözetilecek ikinci husus da, tahribatın tüm boyutlarıyla ortadan kaldırılabilmesi için protesto eden öğrencilerin aldıkları tüm cezaların, disiplin cezalarının yok sayılması, idari cezaların ortadan kaldırılması, soruşturmaların, kovuşturmaların, yargılamaların bir an önce sonlandırılması gerekmektedir, açılmış bütün davaların düşmesi gerekmektedir, haklarında yurt dışına çıkış yasağı ya da ev hapsi kararı verilmiş öğrencilerin bu cezalarının derhâl ortadan kaldırılması gerekmektedir, üniversitede ders vermesi engellenen hocaların derhâl Boğaziçine yeniden davet edilmesi gerekmektedir ve kapatılan öğrenci kulüplerinin bir an önce faaliyete geçmeleri, tekrar açılmalarıyla ilgili gerekli müdahalelerin yapılması, gerekli adımların atılması gerekmektedir. Boğaziçindeki rektör atamasının aynı yöntemle ve benzer bir profille devam etmesi Boğaziçindeki gerginliğin sürmesi anlamına gelecektir. Bu hatanın yapılmaması gerektiğini düşünüyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Son olarak, birazdan bir milletvekili, haksız yere milletvekilliği düşürülen Kocaeli  Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu yeniden milletvekilliğini kazanacak, bununla ilgili karar okunacak. Biz, bunu İstanbul Milletvekilimiz Sayın Enis Berberoğlu’nda da yaşadık. Anayasa Mahkemesinin iki kararı da gösteriyor ki o milletvekilliklerinin düşürülüş süreci Anayasa’ya aykırıydı, Anayasa Mahkemesi bunu ikidir bu şekilde ve hep birlikte yorumluyor. Demek ki Meclis Başkanının kararı yanlış, demek ki burada yapılan uygulamalar yanlış. Elimizde geriye ne kalıyor? Bütün dünyanın gözü önünde, ayağında terlikleriyle, gecenin bir yarısında, polis memurları tarafından tutulup götürülen bir milletvekili görüntüsü. Bundan kim kârlı çıkıyor? Hepimiz birden, Türkiye'nin demokrasisi kaybediyor ve bütün dünya önünde bu duruma düşüyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Başkan.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Meclis Başkanına sorarsanız, Anayasa Komisyonu Başkanıyken, milletvekilinin yeniden dokunulmazlık kazanacağını ve bu yüzden de yeniden seçilen milletvekilinin yeniden dokunulmazlık kazanacağını, hakkındaki davaların yürümeyeceğini söylemişti ama yürüten mahkemeye teslim oldu, onun kararını da daha sonra tuttu, burada okuttu ve bu sonuçlar çıktı. Oysaki Anayasa değişikliğinden sonra Anayasa’nın eski hâlini yeni değişiklikle yorumlayınca Anayasa Mahkemesinin kararını beklemek son derece açıktı ama buna uymayıp kararı okutunca dünyaya rezil oluyoruz, Anayasa Mahkemesi düzeltiyor ama o kötü görüntüler, bu hak ihlalleri ortada duruyor.

İngiltere’de anayasa yazılı değil, bu Anayasa’yı motomot Anayasa değişikliğinden önceki hâliyle yorumlamanın bir hukukçu bakışı açısı ya da anayasal bir bakış açısı olmadığı ortada.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayınız efendim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Demek ki bu hatayı bir daha tekrar etmemek, Anayasa Mahkemesine yapılmış bir başvuru varsa o başvuru tamamlanana kadar milletvekillinin kararını burada okutmamak gerekiyor. Hatta geçmiş teamüllere uygun olarak dönem sonunu beklemenin en doğru karar olacağı ortaya çıkıyor.

Tutanaklar önünde bir kez daha, Meclis Başkanının yaptığı bu ikinci büyük hatanın birazdan telafi edilecek olmasından duyduğumuz memnuniyeti, ancak bu hataların hiç yapılmaması noktasındaki de kararlılığımızı bir kez daha ifade ediyor, teşekkür ediyorum. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkan Vekili Sayın Bülent Turan.

Buyurunuz Sayın Başkan.

 

 

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Özgür Bey’e de bir şey beğendiremiyoruz; atanıyor rahatsız oluyor, alınıyor rahatsız oluyor.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Alınmasından rahatsız değilim, yenisini düzgün atayın.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Dolayısıyla, bu idari bir işlemdir, buna ilişkin süreçler yasanın öngördüğü hâliyle işlemiştir, altı yedi ay gibi bir zaman geçmiştir. Bu zaman içerisinde toplumun talepleri, üniversitenin talepleri, YÖK başta olmak üzere ilgili kurumlar bu değerlendirmeleri yapmıştır ve tekrar, görevden alınması kararını vermişlerdir. Ben, Boğaziçi başta olmak üzere eğitim camiamıza bu kararın hayırlı olmasını ümit ediyorum.

Sayın Başkanım, yine aynı şekilde, Sayın Grup Başkan Vekilinin yargı sürecinden bahisle Meclis Başkanımıza, bizlere çağrıda bulunmasına ilişkin şunları söylemek istiyorum: Konuya ilişkin mahkûmiyet kararı bundan birkaç ay önce okunurken de, hak ihlalinden kaynaklı karar bugün tekrar okunurken de bu, Meclisin, vekillerin, oylamaların gündeminde olmayan bir konudur; yasama, yürütme, yargının farklı işlediğinin en güzel örneklerinden bir tanesidir. Dolayısıyla biz kimsenin vekilliğini düşürmedik, kimsenin vekilliğini kazandırmadık; mahkeme kararını işin gereği olarak, usulün gereği olarak Başkanlık okumuştur, bugün de yargının kendi içerisindeki karar değişikliğiyle beraber, incelemesiyle beraber yeni kararı da Meclis Başkanlığımız galiba tekrar okuyacak, öyle anlıyoruz. Dolayısıyla bu iş Meclisin oyladığı, karar aldığı bir konu değildir. “Mahkeme kararı var ama siz bunu okumayın.” demenin de usule ters olduğu kanaatindeyim. Tabii ki bunun bedelleri var, tabii ki bunun sorunları var, bunları anlıyorum ama mahkemenin kendi seyrinde, devamında fayda olduğu kanaatindeyim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün AK PARTİ 23’üncü Dönem Bursa Milletvekili Ali Koyuncu Hakk’ın rahmetine kavuştu, genç yaşta rahmetli oldu. Kendisine Allah’tan rahmet diliyoruz, ailesine, sevenlerine, Bursa’mıza başsağlığı dileklerimizi iletmek istiyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Rize’de yaşanan yoğun yağış sonrası meydana gelen sel ve heyelanda ne yazık ki hayatını kaybeden vatandaşlarımız oldu.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Selde kaybettiğimiz vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet diliyoruz, ailelerine sabırlar diliyoruz; Rabb’imizden ülkemiz ve tüm insanlığı bu tür afetlerden, felaketlerden korumasını temenni ediyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün Türk havacılık tarihinin en önemli isimlerinden Vecihi Hürkuş’un vefatının 52’nci yılı. Türkiye'nin zor şartlarında ilk yerli uçağı üreten Vecihi Hürkuş, yaptıklarıyla Türk sivil havacılığına damga vurmuş önemli bir isimdi. Merhum Vecihi Hürkuş’u rahmetle yâd ediyoruz ancak ondan aldığımız heyecanla, ruhla, gururla duyurmak istiyorum ki: Dün, savunma sanayisindeki yerli ve millî hamlelerin meyvesini almaya başladığımızın bir yeni örneğini yaşadık.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Tüm dünyada ses getiren İHA ve SİHA’lardan sonra ülke olarak hava savunma sistemlerinde önemli çalışmalar sürdürülüyor, savunma sanayisindeki başarılar bizi gururlandırıyor. Geçtiğimiz günlerde Akıncı TİHA -yani taarruzi insansız hava aracı- yaklaşık 12 bin metre irtifayla yerli ve millî bir hava aracıyla ulaşılan en yüksek irtifaya çıkarak Türk havacılık tarihinde bir rekor kırdı. Savunma füze sistemi HİSAR’dan sonra 2 büyük müjde daha geldi. HİSAR-A sistemi tüm unsurlarıyla teslim edildi yani envantere girdi. Harp başlıklı atışında yüksek hızlı hedefi uzak menzil ve yüksek irtifada imha eden HİSAR-O ise seri üretime başlıyor. Türkiye’yi büyütmek, güçlü yarınlara taşımak bir dert sahibi olmayı gerektirir, bu derdimizi paylaşmak istiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Ülkemiz üst lige atlayacak, savunma sanayisinde iddialı ülkeler arasına girecek iddiamızı tekrar paylaşmak istiyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum Başkanım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, bir dakikanızı istirham edeceğim.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Özel.

 

 

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Tabii, bizim eksikliğimiz; 23’üncü Dönem Milletvekili Sayın Ali Koyuncu’nun o dönemde birlikte görev yaptığı Sayın Tekin Bingöl de çok olumlu şeylerden bahsetti, biz de hemen baktık; çok genç yaşta, çok erken yaşta, 31 yaşında görev yapmış burada, bu sıralarda emek vermiş; hayatını kaybetmiş, biraz önce öğrendik. Kendisine Allah’tan rahmet diliyoruz, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubuna ve ailesine de sabırlar diliyoruz.

 

 

 

BAŞKAN – Biz de Divan olarak merhuma yüce Allah’tan rahmet, ailesine sabrıcemil ve camiaya da başsağlığı diliyoruz efendim.

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Akçay.

 

 

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Biz de şimdi Sayın Ali Koyuncu’nun vefatını teessürle öğrendik. 23’üncü Dönemde birlikte görev yaptığımız kıymetli ve genç arkadaşımız Sayın Ali Koyuncu’ya Allah’tan rahmet diliyoruz, ailesine, AK PARTİ camiasına başsağlığı dileklerimizi iletiyoruz. Başarılı çalışmalar yaptığının da tanığıyız. Ayrıca espritüel, kendisiyle barışık değerli bir şahsiyetti. Allah gani gani rahmet eylesin.

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Türkkan…

 

 

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Parlamentoda görev yapmış olan 23’üncü Dönem Bursa Milletvekili Ali Koyuncu kardeşimize Cenab-ı Allah’tan rahmet diliyorum. Ailesine, sevenlerine ve Adalet ve Kalkınma Partisindeki dava arkadaşlarına da başsağlığı diliyorum. Bütün milletvekili arkadaşlarımızın da başı sağ olsun, kalanlara da Cenab-ı Allah’tan uzun bir ömür niyaz ediyorum.

Sağ olun efendim.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Oluç…

 

 

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, sayın vekiller; biz de 23’üncü Dönem Milletvekili Sayın Ali Koyuncu’nun vefatını üzüntüyle öğrenmiş bulunduk. Kendisine Allah'tan rahmet, ailesine ve sevenlerine başsağlığı ve sabır diliyoruz.

BAŞKAN - Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının bir tezkeresi vardır, okutup bilgilerinize sunacağım.

 

 

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu'nun iki yıl altı ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin Kocaeli 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 21/2/2018 tarihli ve esas 2017/490, karar 2018/80 sayılı Kararı’nın onanmasına dair Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 28/1/2021 tarihli ve esas 2020/835, karar 2021/398 sayılı Kararı sonrasında, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 83'üncü maddesinin üçüncü fıkrası ile 84'üncü maddesinin ikinci fıkrası uyarınca Cumhurbaşkanlığı tarafından Başkanlığımıza gönderilen 11/3/2021 tarihli tezkerenin Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunun 17/3/2021 tarihli 60'ıncı Birleşiminde bilgiye sunulmasıyla milletvekilliği düşmüştür.

Genel Kurulun bilgisine sunulan mahkûmiyet kararı hakkında bu kez Kocaeli 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 14/7/2021 tarihli ve esas 2021/229, karar 2021/232 sayılı Kararı’yla "Anayasa Mahkemesinin 1/7/2021 tarihli, başvurucu hakkında vermiş olduğu hak ihlali kararı uyarınca hükümlünün yeniden yargılanmasına, kesinleşmiş hükmün bütün sonuçlarıyla ortadan kaldırılmasına, sanık hakkında yasama dokunulmazlığı kaldırılıncaya kadar yargılamanın durmasına, sanığın yasama dokunulmazlığının kaldırılması için Adalet Bakanlığına yazı yazılarak sanık hakkında fezleke düzenlenmesinin istenilmesine,” karar verildiği hususu Kocaeli 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 14/7/2021 tarihli yazısıyla Başkanlığımıza bildirilmiştir.

Bu çerçevede söz konusu yazı ile ekindeki mahkeme kararı örneğinden Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu hakkında verilen ve 17/3/2021 tarihli 60'ıncı Birleşimde Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunun bilgisine sunulan kesin hükmün ortadan kalktığı anlaşılmakta olup, keyfiyet Genel Kurulun bilgilerine sunulur.

 

                                                                                                Mustafa Şentop

                                                                                       Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                                     Başkanı

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur. Hayırlı olsun efendim.

(Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun HDP’li milletvekilleri eşliğinde, alkışlarla Genel Kurul salonuna girmesi)

BAŞKAN - Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının bir tezkeresi vardır, okutup oylarınıza sunacağım.

     

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Türkiye-AB Karma Parlamento Komisyonu (KPK) üyesi, Balıkesir Milletvekili Fikret Şahin’den boşalan üyeliğe 28/3/1990 tarihli ve 3620 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun'un 2'nci maddesine göre Cumhuriyet Halk Partisi Grubu Başkanlığınca bildirilen ve anılan Kanun'un 12'nci maddesi uyarınca Başkanlık Divanında yapılan incelemede uygun görülen İstanbul Milletvekili Sibel Özdemir'in Türkiye-AB KPK üyeliği Genel Kurulun bilgilerine sunulur.

Mustafa Şentop

Türkiye Büyük Millet Meclisi

Başkanı

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının bir tezkeresi daha vardır, okutup oylarınıza sunacağım.

 

 

 

                                                                                                      16/7/2021

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonunun Türkiye Büyük Millet Meclisinin tatilde ve ara vermede bulunduğu dönemde çalışabilmesine dair bir talebi olmuştur. Başkanlığımızca uygun görülen bu talep İç Tüzük’ün 25’inci maddesi gereğince Genel Kurulun tasviplerine sunulur.

Mustafa Şentop

Türkiye Büyük Millet Meclisi

Başkanı

 

 

 

 

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Yoklama talep ediyoruz.

BAŞKAN – Yoklama talebi var.

Sayın Özel, Sayın Bingöl, Sayın Antmen, Sayın Hamzaçebi, Sayın Aygun, Sayın Beko, Sayın Berberoğlu, Sayın Şeker, Sayın Zeybek, Sayın Kaya, Sayın Sümer, Sayın Şahin, Sayın Çakırözer, Sayın Alban, Sayın Arı, Sayın Gaytancıoğlu, Sayın Serter, Sayın Bakırlıoğlu, Sayın Kasap, Sayın Barut.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum ve yoklamayı başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 15.28

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.40

BAŞKAN: Başkan Vekili Nimetullah ERDOĞMUŞ

KÂTİP ÜYELER: Enez KAPLAN (Tekirdağ), Şeyhmus DİNÇEL (Mardin)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 104’üncü Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

 

 

III. - Y O K L A M A

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı tezkeresinin oylamasından önce istem üzerine yapılan yoklamada toplantı yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi, yoklama işlemini tekrarlayacağım.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

 

 

 

BAŞKAN - Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık tezkeresini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

İYİ Parti Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım:

 

 

 

                                                                                                      16/7/2021

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 16/7/2021 Cuma günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                 Lütfü Türkkan

                                                                                                      Kocaeli

                                                                                             Grup Başkan Vekili

Öneri:

Isparta Milletvekili Aylin Cesur ve 19 milletvekili tarafından emekli vatandaşlarımızın sorunlarının ve emekli aylıklarındaki adaletsizliklerin tespit edilmesi, emekli aylıklarının yeniden iyi bir yaşam standardı sunacak şekilde iyileştirilmesi için çözümler bulunması amacıyla 15/4/2021 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerin 16/7/2021 Cuma günkü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere Isparta Milletvekili Sayın Aylin Cesur.

Buyurunuz Sayın Cesur. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

 

İYİ PARTİ GRUBU ADINA AYLİN CESUR (Isparta) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Ülkemiz çok zor dönemlerden geçiyor ve en azından suyun yüzünde görünen vatandaşlarımızın çok derin bir yoksulluğun içerisinde olması.

(Uğultular)

AYHAN ALTINTAŞ (Ankara) – Uğultu var Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Cesur, bir saniye.

Sayın milletvekilleri, lütfen, hatip kürsüde, hep birlikte istifade etmeye çalışalım.

Buyurunuz Sayın Cesur.

AYLİN CESUR (Devamla) – Süreyi baştan başlatalım.

BAŞKAN – Süreyi baştan başlatalım efendim.

AYLİN CESUR (Devamla) – TÜİK’in talimatlı şekilde yoksulluğu gizlemek için türlü çabalarının fayda etmediği ve aslında bunu örtemeyeceği kadar derinleşmiş bir yoksulluktan bahsediyorum. Bu, yokluk ama varlık içinde yokluk.

 Ay sonunu nasıl geçireceğiz derdi değil bu artık, yarına nasıl çıkacağız derdi. Beş aydır kirayı ödeyemiyorum, elektriğimi, suyumu ha kesti ha kesecekler derdi, çocuğuma akşam kaynatacak çorba bulamıyorum derdi.

Şimdi, geçen hafta biz Ankara’da çalıştık. Tunalı Hilmi’de sizin çok bildiğiniz çok yakında bir  esnaf kuyumcu kardeşime hâlini sorduktan sonra tam çıkarken herkes çıktı yanındaki arkadaşlar, beni bir tuttu kolumdan yavaş kulağıma eğildi dedi ki “Sayın Vekilim, kız çocuğum üniversite sınavına girdi, kazanması diye dua ediyorum çünkü kızımın suratına bakıp ‘Seni okutamıyorum diyecek bir baba olmak istemiyorum!’ durum o kadar vahim.” bunu söyleyen bir kuyumcu değerli arkadaşlar, dikkatinizi çekiyorum, altını çiziyorum.

SALİH CORA (Trabzon) – Devlet burs veriyor, 800 lira burs veriyor.

 AYLİN CESUR (Devamla) – Şimdi, bir baba olarak onu söyleyemiyor. Şimdi bu söylediklerime “Yoksulluğu biz bitirdik bu ülkede.” falan gibi cevaplar vermeye kalkanlar da çıkabiliyor ama bunun artık bir aldatmaca olduğunu herkes biliyor, gençlerimiz biliyor, cebinde, mutfağında yangın olan vatandaşlarımız biliyor ve maaş sayısı artıkça, oradan buradan ihaleleri aldıkça bilmeyip “Nasıl zenginleşiyoruz?” filan diyenler de çıkabiliyor buna rağmen.

Şimdi, bayram geldi kurban alabilen, torununa harçlık ayırabilen, bayramlık alabilen artık neredeyse yok, o kadar az ki. Ne yaptınız biliyor musunuz? Bayramlarını aldınız bu milletin elinden, bayramlarımızı aldınız bizim. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

Artık emekliye senede 2 ufak ikramiye yetmiyor değerli arkadaşlar. 2018’den beri maaşlar iyice düştü, enflasyon ve eriyen Türk lirası karşısında kuş oldu gitti. İyileştirin emekli maaşlarını. Eğer, biz hep beraber, elimizde imkân varken iyileştirmeyeceksek emeklimizin durumunu ne işimiz var bu sıralarda, size soruyorum.

İkramiye bin liraydı “1.500 lira olsun.” filan dedik geçen bayram, 100 lira artırdınız. Bakınız, 2018’den beri enflasyon yüzde 57,2 olmuş; bayram ikramiyesiyle 3 alınabilecekken 2 alınır hâle gelmiş.

Değerli arkadaşlar, Allah aşkına, sizin temmuz zamlarından haberiniz var mı? Elektriğe yüzde 15, doğal gaza yüzde 12, LPG ve oto gaza yüzde 9 zam gelmiş, temmuz ayı kira zammı yüzde 14,5; simide bile yüzde 25 zam gelmiş, enflasyon olmuş yüzde 57,3. Şimdi, o yüzde 10 artışa ne olmuş, biliyor musunuz? İki bayram arası erimiş çıkmış, bu bayrama yetişememiş. 2 bin lira bile yapsanız aslında can suyu olur yani 1.500 lira, 2 bin lira filan en az olmalı, sadece bu bayram için can suyu olur, başka da bir işe yaramaz. Maaşları düzenlemeniz lazım, emekli maaşlarını artırmanız lazım.

Çok önemli başka bir konu, 65 yaş üstü muhtaç, kimsesiz, güçsüz duruma düşen vatandaşlarımızın aylığındaki düşüklük. 763 lira alıyorlardı, temmuzda yüzde 8’lik bir artışla bu, 800 küsur lira -60 lira artırılmış sadece- oldu. Şimdi, bu durumda olan bir vatandaşımızla ben pazartesi günü Isparta’da Belediye İş Hanı’nın yanında bir yerde karşılaştım. Karı koca gelmişler, birinin bir aylığı var, onunla geçiniyorlar. “Nasılsınız?” falan deyip vatandaşa sorarken kadın bir anda ağlamaya başladı ve eşinin yanına götürdü beni. Kadıncağız kaşeksi artık yani zayıf, böyle 35-40 kilo kalmış ve güçsüz bir vaziyette, eşi “Nasılsın?” deyip kolundan tutunca 2’si birden hüngür hüngür ağlamaya başladılar. 763 lira maaşları var ve 600 lira kira veriyorlar; açlıktan nefesleri kokuyordu, keton kokuyordu ağzı ve bu duruma getirmeye ne hakkınız var, ne hakkımız var? Ben şimdi bunu size… Buna bir çare bulmamız lazım. Bunu huzurunuza getirdim ve önergeme sizden destek istiyorum.

Şimdi, bayramüstü, emeklilerimizin, yaşlılarımızın ömürlerinin son dönemlerini bunca acı ve sefalet içinde geçirmesine seyirci mi kalacağız? Bir de size bunu bayramüstü sormak istiyorum. Eğer onlara bakamayacaksak biz sosyal devleti niye kurduk değerli arkadaşlar?

Bakın “eski Türkiye” var ya, hani, sizin “eski Türkiye” dediğiniz Türkiye, 2022 sayılı, 65 yaşını doldurmuş muhtaçlara ve kimsesizlere verilen maaşın kanunu var, 1 Temmuz 1976’da 39’uncu Hükûmet çıkarmış, Hükûmetin başı Süleyman Demirel.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

AYLİN CESUR (Devamla) – 1976’da 648 liraymış, kırk beş sene sonra şimdi 2021’de 763 lira, işte 800 küsur oldu şimdi 60 liranın artmasıyla. Şimdi bu parayla neler alınabiliyor, bir bakalım: 1976’da 16,5 kilo alınan dana eti şimdi 11’e inmiş; 1976’da 76 kilo çay alınırken şimdi 22 kiloya inmiş; 1976’da 150 kilo ekmek alınırken şimdi 88’e inmiş; 6,2 çeyrek altın alınırken ancak şimdi 1 çeyrek altına denk gelmiş; o zaman komşusunun çocuğuna 1 çeyrek altın hatta yarım altın takabiliyormuş o 65 yaş üstü muhtaç olanlar. Şimdi o günle bugünü karşılaştırdığımızda enflasyon vardı ama o enflasyona denk olarak baktığımızda paramızın değeri vardı, tarım vardı, gıda vardı ve bugün yoksulluk sınırı 2.333 lira olmuş, açlık sınırı 716 lira, o emekli muhtaçlara verilen aylık ona denk olmuş, ya “Aç kalın siz.” diyorsunuz onlara. Bu kabul edilebilir bir şey mi?

Şimdi, bakın 820 bin kişi alıyor bu parayı, 2020’nin ikinci döneminde sadece Hazineden yapılan yardımlar bu paraya denk. Bu sizin tercihiniz, eski Türkiye’yle yeni Türkiye’nin karşılaştırması bu.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AYLİN CESUR (Devamla) - Şimdi ikramiyeleri yatırmaya başladınız ama hâlâ geç değil, bayrama çok az bir zaman kaldı, en az 500 lira daha verin, hatta 1000 lira daha verin, gelin, Türkiye, bu yeni Türkiye, sizin “yeni Türkiye” dediğiniz Türkiye’de insanlar artık aç kalmasınlar da eskisi gibi, o eski Türkiye’deki gibi bayramı bayram gibi yaşasınlar.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Cesur.

Sayın Gergerlioğlu…

 

 

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Kocaeli) – Sayın Başkanım, çok teşekkür ederim, söz verdiniz.

Herkese tekrar merhaba. 17 Mart günü buradan bir direnişle ayrılmıştım çünkü çok haklıydım, hukuksuz bir kararla, siyasi bir kararla karşı karşıyaydım. Halk için, demokrasi için burada direndim, partim direndi, halk direndi ve sonunda halkın ve demokrasinin gücüyle buraya tekrar geldik, ikinci defa geldim Allah’a şükürler olsun. Halkıma teşekkürler ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar) Keşke bu karar açıklandıktan sonra Anayasa Mahkemesinin kararı beklenseydi. Meclis Başkanlığı keşke milletvekilliği dokunulmazlığını esas alsaydı, üç ay daha bekleseydi de Anayasa Mahkemesinin bu çok net, kesin kararını görseydi, ben de vekillikten burada atılmasaydım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim, tamamlayalım.

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Kocaeli) – Vekillikten haksız, hukuksuz bir şekilde atılmasaydım. Demokrasinin ve halkın kalbî kırılmasaydı, halkın vicdanı sızlamasaydı. Keşke Meclis Başkanlığı, Anayasa Mahkemesini bekleseydi. “İlk defa oluyor.” diyemezlerdi çünkü Sayın Enis Berberoğlu örneği vardı, o örnek çok netti. Gergerlioğlu örneğinde de tekrar bir mahcubiyet yaşanmamalıydı ama bu yaşandı.

Ben bugün en başta halkımıza teşekkür ediyorum. Anayasa Mahkemesinin bu adil kararına  çok teşekkür ediyorum. Çünkü önceki yargı kararlarının ne kadar hukuksuz ve siyasi olduğunu, buradaki siyasi faaliyetlerimizi cezalandırmaya yönelik… Bu cezanın Anayasa’ya, hukuka ne kadar aykırı olduğunu tescilleyen; oy birliğiyle 15’e sıfır oyla alınan kararla ifade özgürlüğümüz ve siyaset yapma hakkımızın gasbedildiğini gösterdi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayınız efendim.

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Kocaeli) – Çok teşekkür ederim.

Evet, bugün, ben açıkçası direniş üzerine kurulan bu Mecliste direnen bir vekil olarak tekrar geri döndüm, Allah’a hamdolsun diyorum.

Adalet nöbetini boşuna tutmamıştım, çok haklı olduğuma, halkın yanımda olduğuna sonuna kadar inanıyordum ve bu da sonunda gerçekleşti, tekrar buraya geldik ve halkın kazandığını, demokrasinin kazandığını, Anayasa’nın kazandığını gördük. Umarım ki bir daha bu ve benzeri hadiseler yaşanmaz. Milletvekili dokunulmazlığı, halkın iradesinin en üstün güç olduğu anlaşılır. Bugün halkın iradesinin tüm haksızlıklara karşı galip geldiği, halkın zaferinin tecelli ettiği gündür.

Herkese çok teşekkür ediyorum, saygılarımı sunuyorum. (HDP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Antmen…

 

 

 

ALPAY ANTMEN (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Seçim bölgem Mersin’in Aydıncık ilçesinde canım ormanlar yanıyor, yüreğimiz yanıyor, ciğerimiz yanıyor. Yangına müdahale eden başta Mersin Büyükşehir Belediye Başkanlığı itfaiye ekiplerine, orman ekiplerine, vatandaşlarımıza teşekkür ediyorum ama burada şunu söylemek gerekiyor: Hangarlarda çürütülen Türk Hava Kurumuna ait yangın söndürme araçlarının bir an önce aktif hâle getirilmesi gerekiyor. Bu yangınlar son yangınlar olsun diyorum. Geçmiş olsun Aydıncık.

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Kemalbay Pekgözegü…

 

 

 

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Cezaevlerinde büyük insanlık dramları yaşanıyor. Politik mahpusların tedavi ve yaşam hakkı pişmanlık ve itirafçılık dayatmasına uymadıkları gerekçesiyle ellerinden alınıyor. İzmir Şakran 2 No.lu T Tipi Cezaevinde müebbet hapis hükümlüsü 68 yaşındaki Ahmet Çakal’ın mide kanseri tanısıyla kemoterapi tedavisini evinde görmesi için Adli Tıp Kurumu tarafından verilen cezanın tehir edilmesi kararı uygulanmamaktadır. İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı yaşam hakkı yönünde karar almak yerine, cezaevinde idari ve gözlem kurulunun mahpusları kimliksizleştirme yaptırımları doğrultusunda karar almaktadır, hukukun ölümüdür bu karar. Hukuku temel almak yerine, cezaevi idaresinin somut delillere dayanmayan değerlendirmeleri doğrultusunda alınan bu karardan dönülmelidir.

Teşekkür ederim.

 

 

 

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Erol Katırcıoğlu.

Buyurunuz Sayın Katırcıoğlu. (HDP sıralarından alkışlar)

 

 

 

HDP GRUBU ADINA EROL KATIRCIOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinize saygılarımı sunuyorum.

İYİ Partinin emeklilerin sorunlarıyla ilgili verdiği araştırma önergesi üzerine birkaç cümle de ben etmek istiyorum. Süre üç dakikayla sınırlı olduğu için de edilebilecek şeylerin, konuşulabilecek olan konuların sınırı çok açık. Dolayısıyla da ben öncelikli olarak şunu söyleyeyim: Aşağı yukarı 14 milyona yakın emeklimiz var. Bunların bir kısmı doğrudan maaş alıyor, bir kısmı dolaylı olarak maaş alıyor yani emeklilerin akrabaları oldukları için ama 14 milyon civarında insandan söz ediyoruz ve değerli arkadaşlar, bunlar -hepinizin bildiği gibi, bildiğinizi varsayarak söylüyorum- asgari ücretin çok çok altında bir ücretle geçinmek durumunda kaldılar. Neden böyle oldu? Değerli arkadaşlar, resmî rakamlara göre enflasyon zaten yüzde 17 civarında, gayriresmî rakamlar... Ki ben gayriresmî rakamlara maalesef daha fazla güvenmemiz gerektiğini düşünüyorum. TÜİK’in bütün gayretlerine rağmen –Hükûmetin diyeyim- TÜİK’in kaybettiği kredibiliteyi yerine koyabilecek bir adım atamıyorlar. Dolayısıyla da kabaca baktığımızda, enflasyon oranı, gerçek enflasyon oranı cinsinden baktığımızda, açıkçası bugün 14 milyon insan gerçekten açlık sınırının çok çok altında bir gelirle yaşamak zorunda kalıyor. Dolayısıyla da bu konularda bir şeyler yapmak lazım. Yani “Kaynakların yeniden dağılımıyla ilgili olarak neler yapılabilir?” diye bir soru var ortada ama doğrusunu isterseniz Hükûmet, bu sorunun cevabını vermediği gibi, ikramiyelerle ilgili olarak da esasında beklentilerin çok altında, 100 lira civarında bir artış yaparak durumu idare etti. Hâlbuki üç yıldır aşağı yukarı yüzde 60 civarında –ikramiyelerle ilgili olarak söylüyorum- değer kaybı olan ikramiyeler normal olarak 2 bin TL’ye yakın bir seviyede olması gerekirken 1.100 TL’yle yetinilmiş oldu.

Değerli arkadaşlar, yani bu 14 milyon insan bizim büyüklerimiz belki veya işte yaş grubu olarak baktığımızda emekli olmuş olan insanlar, 65 yaş üstü ve bu rakamdaki insan sayısı da toplam nüfusumuzun aşağı yukarı yüzde 9,9 civarında bir orana tekabül ediyor.

Yani arkadaşlar, diyoruz ya biz “Genç bir nüfusumuz var.” diye. Hayır, düşündüğümüzün aksine, genç bir nüfusumuz yok arkadaşlar. Yani literatüre göre genç bir nüfus, toplam nüfusun yüzde 50’sini geçmemesi lazım ama demin verdiğim orandan bakarsanız yüzde 9,9 yani yüzde 10 civarında emeklimiz var ve bunlar 65 yaş üstü insanlar.

 (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

EROL KATIRCIOĞLU (Devamla) – Bir selamlayayım, bitsin.

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

EROL KATIRCIOĞLU (Devamla) – Teşekkür ederim.

Dolayısıyla da değerli arkadaşlar yani her zaman olduğu gibi yine bu lafı söyleyeceğim, bu lafı söylemenin gerekli olduğuna inanıyorum. Şimdi, bir önerge geldi, bu önerge makul bir önerge; içeriği itibarıyla, toplumumuzun önemli bir kesiminin ihtiyaçlarının araştırılması isteniyor. Sizler de muhtemelen benzer bir şey düşünüyorsunuz ama siz “Hayır.” diyeceksiniz birazdan ve dolayısıyla, bu önerge geçmemiş olacak ve buna da diyorsunuz ki: “Demokratik bir parlamento…” Efendim, demokratik bir parlamentonun işleyiş tarzı olduğunu söylüyorsunuz. Kusura bakmayın ama bu gerçekten, artık yani ne bileyim, böyle birazda dışarıdan bakarsanız bunu görürsünüz.

Bu Tüzük veya İç Tüzük diyelim, gerçekten çok yıpratıcı bir İç Tüzük yani bizleri de yıpratıyor, bence demokrasimizi de yıpratıyor. Dolayısıyla  da umalım ki İç Tüzük değişsin.

Hepinize saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Antalya Milletvekili Sayın Cavit Arı.

Buyurunuz Sayın Arı. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA CAVİT ARI (Antalya) – Sayın Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlarım; bu ülkede 13 milyon emekli var, ayrıca emeklilik hakkını kazanmak için bekleyen EYT’liler de var. Bu EYT’liler meselesinin bir an evvel çözülmesi gerektiğini buradan bir kez daha duyurmak istiyorum.

AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılında en düşük emekli maaşı o günün koşullarında 8 çeyrek altın. Bakın, bizi dinleyen vatandaşlarımız iyi anlasın diye bu örneği veriyorum, 2002 yılında en düşük emekli ikramiyesini alan emeklimiz 8 çeyrek altın alabilmekte; bugün, sizin döneminizde en düşük emekli aylığıyla ancak ve ancak 2 çeyrek altın alınabilmekte, 2 yakın akrabasının düğününe giderse o da bitti demektir. Şimdi, bakın, 2 milyon emeklimiz 1.500 TL seviyesinde maaş almakta. Yine, 3 milyon emeklimiz asgari ücretin altında maaş almakta. Toplam 9 milyon emeklimiz ise “yoksulluk sınırı” diye ifade edilen, bugünün rakamıyla 3 milyon 728 bin TL’nin altında maaş almakta.

Değerli arkadaşlar, öncelikle, en düşük emekli maaşının asgari ücret seviyesine çekilmesinde zaruret bulunmakta. Bakın, emeklimiz hastaneye tedaviye gider, katkı payı alınır; ilaç almaya gider, katkı payı kesilir. Bu şartlarda zaten düşük maaş alan emeklimiz neredeyse hastaneye gitmekten korkar, eczaneye gidip ilaç almaktan korkar. Bu katkı payı kesiminin bir an evvel kaldırılması gerekmekte.

2015 seçimlerine gidildiği süreçte Cumhuriyet Halk Partisinin seçim vaadi vardı: “her emekliye 1 maaş ikramiye, 2 dinî bayramda 1 maaş ikramiye” vaadi. Siz ancak 2018 tarihinde bu vaadi uygulayabildiniz, Cumhuriyet Halk Partisinin bu vaadini, biz bundan memnun olduk bizim projemizi, vaadimizi uyguladınız diye. Ancak onu bin TL olarak uygulayabildiniz ve bugün de aradan üç sene geçti 1.100 TL… Biz, geçen bayramda 1.500 TL, bu bayramda da 2 bin TL olarak ikramiyenin artırılması talebinde bulunduk, önerge verdik ancak sizlerin oyuyla reddedildi. Buradan bizi dinleyen 13 milyon emekliye sizi şikâyet ediyorum değerli arkadaşlar. (CHP sıralarından alkışlar)

Emeklinizin sendikal haklarını elinden almaya çalışmaktasınız ve açılmış bulunan sendikalara karşı kapatma davaları açmaktasınız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

CAVİT ARI (Devamla) – Bitiriyorum Başkanım.

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

CAVİT ARI (Devamla) – Bakın, emeklimizi ülkemizde “Emekli oldum, artık ülkemizin güzel yerlerini, tatil beldelerini gezerim.” derken artık bugün, günümüzde doğup büyüdüğü köyüne gidemez hâle düşürdünüz. Bayram geldi sevincini yaşarken artık “Bayramda torunum gelir de ona harçlık veremem.” diye endişe eder duruma düşürdünüz. Buradan emeklilere seslenmek istiyorum: Emeklilerin sorunlarını Cumhuriyet Halk Partisi olarak biliyoruz. En kısa zamanda Cumhuriyet Halk Partisi ve dostlarımızla olan iktidarımızda emeklilerin tüm sorunlarını çözmeyi buradan vadediyoruz. Ve emeklilerimize rahat yaşayabileceği bir maaş alacaklarını buradan ifade etmek istiyorum.

Hepinize saygı ve sevgiler sunuyorum, çok teşekkür ederim. (CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Kahramanmaraş Milletvekili Sayın Ahmet Özdemir.

Buyurunuz Sayın Özdemir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA AHMET ÖZDEMİR (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İYİ Parti grup önerisi üzerine grubumuz adına söz aldım. Bu vesileyle, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Öneriye konu 2 tane ana gerekçe sunulmuş. Birincisi, emeklilerimizin geçim sıkıntısı yaşadığı ve maaşlarında kısmen bir erime olduğu. İkincisi de, benzer primleri yatıran emeklilerimiz arasında maaş farklılıkları olduğuna dair.

Kamuoyunun da takdiridir, emekli vatandaşlarımız da bunu daha iyi takdir edeceklerdir; AK PARTİ’nin en çok üzerinde hassasiyetle durduğu konu emeklilerimizin maaşıydı. 2002 yılından bugüne kadarki veriler karşılaştığında da aslında bu konuda ne kadar emek sarf ettiğimiz ve o kötü şartlardan ne kadar iyi şartlara getirdiğimiz kamuoyunun da emeklilerimizin de takdiridir. Elbette ki onların daha iyi şartlarda olmasını isteriz, bu anlamda getirilen bütün önerileri iyi niyetle karşılıyoruz ama şunu söyleyelim: HDP’li konuşmacılarımız da söyledi “Öneriyi reddedeceksiniz.” diye.

EROL KATIRCIOĞLU (İstanbul) – Olsun yine de...

AHMET ÖZDEMİR (Devamla) – Evet, öneriyi ret konusunda bizim gerekçemiz şu: Biz, bu konuya vakıf olduğumuz için, emeklilerimizin hakkını ve hukukunu takip ettiğimiz ve koruduğumuz için, bunun bir öneriyle yeniden gündeme getirilmesini doğru bulmadığımız için bunu reddedeceğiz. Gerekçelerimizi de söyleyelim; emeklilerimizle ilgili ne yaptığımızı anlatırsak onların bu konudaki sorunlarına ne kadar vakıf olduğumuzu da görmüş olursunuz.

Yaptığımız seyyanen ve oransal artışlarla, en düşük emekli aylığını 2002 yılından bu yana kadar yüzde 44’le yüzde 388 arasında bir artışla iyileştirdik. SSK işçi emekli aylıklarında yüzde 71; yüzde 71 artışın parasal karşılığı şu: 377 TL olan maaşlarını 3.276 TL’ye çıkardık. SSK tarım emekli aylıklarında yüzde 99 artış. BAĞ-KUR esnaf emekli aylıklarında yüzde 167 artış; maaşları 149 TL iken 3.250 TL’ye çıkardık. BAĞ-KUR tarım emekli aylıklarında yüzde 388 artış; 66 TL’den 1.860 TL’ye çıkardık. Memur emekli aylıklarında ise yüzde 44 artışla 377 TL’den 3.276 TL’ye çıkardık.

Söylemek istediğimiz şu: Getirilecek her türlü öneriyi ve önergeyi dikkate alırız ve bunun gereğini yaparız ama biz zaten emeklilerimizin haklarını, onların yaşam kalitesini daha iyi artırmakla ilgili alınması gerekli bütün önlemleri geçmişten bugüne kadar almışız. Ama iyi devlet idare etmek şudur: Elimizde ne varsa bunun hepsini hemen emeklimize, işçimize memurumuza vermek değil, elimizdeki bütçe imkânlarıyla önümüzdeki yılları hesap ederek düzenleme yapmamız gerekir. Zannediyorum, bizim böyle yapmamız emeklilerimizde olumlu bir karşılık buldu ki biz emeklilerimizden en çok oy alan siyasi partiyiz. O nedenle de bugün bu öneriyi, iyi niyetli ama bizim yaptığımız çalışmaları belki bir nebze eksik takip etmiş bir öneri olarak değerlendiriyoruz ve önerinin karşısında oy kullanacağımızı beyan ediyoruz.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Emekliler duyuyor bayram öncesi.

 

 

 

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Yoklama talep ediyoruz.

BAŞKAN – Sayın Özel, yoklama talebiniz var.

Sayın Özel, Sayın Sındır, Sayın Sümer, Sayın Arı, Sayın Antmen, Sayın Şeker, Sayın Ünver, Sayın Gaytancıoğlu, Sayın Tanrıkulu, Sayın Emre, Sayın Aygun, Sayın Ünsal, Sayın Beko, Sayın Zeybek, Sayın Şahin, Sayın Tutdere, Sayın Ceylan, Sayın Serter, Sayın Akar, Sayın Çakırözer.

Yoklama için iki dakika süre veriyorum, yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

Grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Halkların Demokratik Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

 

 

                                                                                                      16/7/2021

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 16/7/2021 Cuma günü (Bugün) toplanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

Hakkı Saruhan Oluç

        İstanbul

Grup Başkan Vekili

Öneri:

16 Temmuz 2021 tarihinde Siirt Milletvekili Grup Başkan Vekili Meral Danış Beştaş ve İstanbul Milletvekili Grup Başkan Vekili Hakkı Saruhan Oluç tarafından verilen 13619 grup numaralı küresel siyasetteki değişimin araştırılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis Araştırması Önergesi’nin diğer önergelerin önüne alınarak, görüşmelerinin 16/7/2021 Cuma günkü birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere İstanbul Milletvekili Sayın Hakkı Saruhan Oluç.

Buyurunuz Sayın Oluç. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın vekiller; küresel siyasette NATO ve G7 zirveleri sonrasında “Biden’esk” diyebileceğiz Biden’vari bir tablo var.

Joe Biden -sizler de izlemişsinizdir- ilk yurt dışı gezisini, popülist siyasetin, otoriter rekabetçi rejimlerin ve totaliter yapıların kendini demokrasi kılıfında örgütleyebildiği faşist yönetimlerin karşısında bir çeşit gövde gösterisiyle yaptı. Önce G7 ve sonra NATO zirvelerinde ilan edilen yeni dünya hattı önümüzdeki günlere ve dengelere dair pek çok şey söylemektedir.

Birkaç hatırlatma yapacağım çok hızlı bir şekilde: Son elli, altmış yıla baktığımızda, hatta daha öncesine baktığımızda, 1941’de İkinci Dünya Savaşı’nın sonuna işaret eden Atlantik Paktı -Anlaşması- Batı merkezli hegemonik müdahalelerin altyapısını oluşturmaktaydı. 1949 yılında kurulan NATO’yla ete kemiğe büründü bu anlaşma.

İkinci Dünya Savaşı’nın sonrası, dünya siyasetinde yeni bir aşamaya işaret edilen, “Soğuk Savaş” olarak tabir edilen bir dönem yaşadık. NATO’nun öncülük yaptığı Batı Bloku ile Sovyetler arasındaki güç mücadeleleri şeklinde ilerledi.

1990’larda Sovyetler’in çöküşüyle “tarihin sonu” tezleri duyulmaya başlandı. Daha sonra “küreselleşme” adıyla başlayan bir süreçte, ulusal ekonomilerin küresel ekonomiye entegrasyonu; asgari, demokratik ve liberal değerler ile siyasal alanı inşa etmek amaçlanıyordu. Bu dönemde, 11 Eylül 2001’de İkiz Kule saldırıları gerçekleşti; önemli bir milat oldu. 11 Eylülle birlikte dost-düşman ikiliği yeniden kuruldu bütün dünyada.

2008 yılında ABD’de başlayan ve tüm küreye yayılan ekonomik kriz, finans kapitalin balonunun patladığına işaret ediyordu ve bu patlakta “Denize düşen yılana sarılır.” misali otoriter popülist liderler yükselmeye başladı; Trump’tan Putin’e kadar yerküre hızla otoriter popülist liderler tarafından parsellendi.

Covid-19 pandemisini yaşadık ve bununla birlikte, mevcut sistemin sürdürülemezliği de ortaya çıktı. Dünya Ekonomik Forum Başkanı Schwab’ın, yazdığı Covid-19 The Great Reset yani “Büyük Yeniden Başlatma” adlı kitabında ortaya koyduğu fikirler ve Biden’ın öne çıkardığı yeni yeşil düzen bu arayışların yönüne dair fikir veriyor.

 

Şimdi, kapitalizmin yapısal krizinin belirginleştiği, salgınla birlikte küreselleşmenin zaaf ve eksiklerinin daha net görüldüğü ve tartışıldığı bir dönemde aslında herkesin yeni bir kozmos aradığı ve bu eşikte hegemonik güçlerin konumlarını görmek açısından yeni bir hamle dikkat çekti; bu hamlenin adı, Yeni Atlantik Paktı.

Takvimler 10 Haziran 2021’i yani bundan yaklaşık bir ay öncesini gösterdiğinde, ABD Başkanı Joe Biden ile İngiltere Başbakanı Boris Johnson, ilk Atlantik Paktı’ndan tam seksen yıl geçtikten sonra, Atlantik Paktı’nı tekrar güncelleyerek “Yeni Atlantik Paktı”nı imzaladılar. Daha sonra bu anlaşmayı G7 ve NATO ülkelerine bildirdiler, 8 maddelik bir pakttan söz ediyorum. İlk maddesine göre, pakta taraf olan ülkeler demokratik ve şeffaf toplum ilkelerini ve kurumlarını savunmayı taahhüt ediyor; 2’nci madde uluslararası iş birliğini oluşturan kurumlar ve ilkeleri güçlendirme ve uyumlarını sağlamayı; 3’üncü madde egemenlik ve toprak anlaşmazlıklarının barışçıl çözümünü; 4’üncü madde ülkelerin bilim ve teknolojide yenilikçiliğini korumayı ve geliştirmeyi; 5’inci madde siber güvenlik dâhil ülkelerin güvenliğini sağlama ve NATO’nun caydırıcılığını artırmayı; 6’ncı madde kurallara dayalı, adil, iklim dostu ekonomiyi inşa etmeyi; 7’nci madde tüm eylem planlarında iklim değişikliğine dikkat çekmeyi; 8’inci madde ise sağlık sistemini ve koruyucu sağlığı geliştirmeyi taahhüt ediyor.

Bu maddelerin önemli bir kısmı aslında iktidar ittifakının çok yabancı olduğu ve duymaktan hiç hoşlanmadığı maddeler, bunu biliyoruz ama size bir kez bunları hatırlatmak istedik. Yeni duruma hazır mı bu iktidar ittifakı? Yeni durumun farkında mısınız, anladınız mı? Değilsiniz, olmadığınızı biliyoruz, o yüzden bunu tartışmak istiyoruz. Bu konuyu tartışmayı, değerlendirmeyi ve bir araştırma komisyonuyla bu konunun enine boyuna tartışılmasını istiyoruz. Çünkü bakın, atılan adımlar çok net olarak görünüyor. G7’nin ana kadrosunda yapılan son zirvede dört katılımcı daha vardı: Avustralya, Güney Kore, Güney Afrika ve Hindistan. Churchill misali, cetvelle Avustralya, Asya, Afrika ve Hindistan’ı kapsayan çizgileri birleştirdiğinizde bu zirvenin hedefinin ne olduğu belliydi, Çin.

Dolayısıyla, dünyada yeni bir döneme girildi ve bu yeni dönemin önemli noktalarını bu iktidarın anladığı kanaatinde değiliz. Nereden mi çıkartıyoruz? Okuyoruz, iktidarın fikir vericilerinin yazdıkları makaleleri okuyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurunuz efendim.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (Devamla) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bu makalelerde durumun anlaşılmadığı çok net olarak ortaya çıkıyor.

Şimdi, bir taraftan Amerika Birleşik Devletleri, G7, NATO bir proje ortaya koyuyor, bu proje: Daha İyi Bir Dünyayı Yeniden İnşa Et (B3W) Projesi. Diğer tarafta, Çin bir proje ortaya koyuyor: Tek Kuşak Tek Yol Projesi. Her ikisine de çok büyük miktarlarda bütçe ayrılmış vaziyette ve bu bütçelerin ayrılması demek diğer devletleri ve ülkeleri; bu ülkelere, bu sistemlere, kendilerine bağımlı kılmaları demektir. Bu çok önemli bir tartışmadır ve bu tartışmayı eğer biz layıkıyla yapmazsak, hazırlıkları Türkiye layıkıyla yapmazsa yeniden emperyal politikalar doğrultusunda geleceğimize ipotek konulacaktır. Bunu da çok net olarak vurgulayalım. O nedenle bu konunun tartışılmasını, görüşülmesini Türkiye halklarının geleceği açısından çok elzem görüyoruz ve dış politikada iktidarın halüsinasyonlar görmesinin önüne geçmesinin yolu, Meclis bu konuda görev almasını diliyoruz.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - İYİ Parti Grubu adına Aydın Milletvekili Sayın Aydın Adnan Sezgin.

Buyurunuz Sayın Sezgin. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA AYDIN ADNAN SEZGİN (Aydın) - Sayın Başkan Değerli Milletvekilleri; küresel siyasette, dengelerde, yaklaşımlarda değişimler olduğu muhakkak. Bunların Türkiye üzerinde tesirleri olduğu ve olacağı da kesin. Maalesef, bu değişimler ve ülkemiz üzerine olan ve olabilecek sonuçları artık bir dış politikası kalmayan, uluslararası ilişkilerde savrulup duran iktidar tarafından hiçbir şekilde ciddiye alınmıyor. Ciddiye alınmıyor çünkü iktidar kendisi ciddi değil; İYİ Parti olarak bu kanaatteyiz, dünya da bu izlenime sahip. Oysa yeni bir küresel gündem oluşuyor. Bu küresel gündeme en geniş şekilde katkıda bulunma potansiyeline sahip Türkiye, dış çeperlerde tali konumda etkisiz kalıyor çünkü tek adam rejimi günlük küçük siyasi çıkar arayışları içindedir, uluslararası ilişkilerinde bununla yetinmektedir; zihniyeti küçük çıkarlar ve kendini ait gördüğü dar ideolojinin sefaletiyle sınırlıdır. Ulusal çıkara dayalı politikaları, stratejileri belirlemekten tamamen acizdir. Uluslararası camiaya, Türkiye'nin müttefiki olduğu zeminlere ve yakın bölgesine olumlu katkıda bulunabilecek gücü de itibarı da kalmamıştır. Daha kesin normlar, daha güçlü bir dayanışma anlayışı kazanma gayreti içinde olan demokrasi coğrafyasına bağlılığımız sadece şekilde kalıyor. İktidar hem içerideki uygulamalarıyla bu coğrafyaya ait olmadığını ortaya koyuyor hem de şekli, şemaili kalmamış uluslararası ilişkilerinde otoriter, totaliter rejimlerin yönetimine, yönetimlerine tabi bir ülke durumuna düşürüyor Türkiye'yi; otoriter ülkelerle iş birliğini, acemice demokrasi coğrafyasına karşı oynama girişimlerinde bulunuyor. Türkiye'nin bundan kazanacağı hiçbir şey yoktur. Şantajvari tavırlar Türkiye'ye yakışmıyor.

Ülkemizin coğrafyasının, tarihinin ve kültürel değerlerinin tayin ettiği istidat ve aidiyet demokrasi coğrafyasıdır ve bu coğrafyanın çoğulculuk, bireysel özgürlükler ve hukuk devleti normlarıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

AYDIN ADNAN SEZGİN (Devamla) – Türkiye Büyük Millet Meclisi de mevcut sultancı rejime rağmen Türk milletinin esenliği ve Türkiye Cumhuriyeti’nin millî güvenliği ve üstün çıkarları adına demokrasi coğrafyası ve demokrasi değerleri yönünde gayret göstermelidir.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Yunus Emre.

Buyurunuz Sayın Emre. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA YUNUS EMRE (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Tabii, önemli bir önerge gerçekten. Dünyada, Türkiye’de özellikle 2008 finansal krizinden sonra çok ciddi bir tartışma konusu demokratik gerileme ve bu şartlarda hatırlatmak gerekiyor ki Türkiye uluslararası planda sıklıkla gündeme gelen bir ülke. Yani Türkiye’de yaşanan demokrasi sorunları, Türkiye’de ortaya çıkan yeni rejim, tek adam rejimi ve tabii, Türkiye’deki yönetim anlayışı, zihniyeti, uygulamaları.

Şimdi, bu yeni durum, Türkiye’nin kendi tarihsel doğrultusundan uzaklaşması aslında temel olarak Türkiye’nin evrensel değerlerden, evrensel normlardan kopmasıyla ilgili, bundan ayrılmasıyla ilgili. Bu bakımdan çok kritik bir gelişme ve Türkiye’de başta ekonomi olmak üzere birçok alanda da büyük bir geriye gidişi, küme düşmeyi, çöküşü, aslında, başlatan, önünü açan bir ciddi gelişme.

Değerli arkadaşlarım, biz, tabii, Cumhuriyet Halk Partisi olarak Türkiye’deki demokrasi sorunlarını gündeme getirirken şunun çok iyi farkındayız: Demokratik bir Türkiye, ekonomik koşulların tabii ki çok daha iyi olacağı bir Türkiye’dir, demokratik bir Türkiye uluslararası planda çok daha itibarlı olacak bir Türkiye’dir ancak biz demokrasiyi sahiplenirken, Türkiye’de demokrasi eksiğini gündeme getirirken Türkiye’ye demokrasiyi taşımak için mücadele ederken aslında başka bir noktadan hareket ediyoruz. Yani “Ekonomi iyi olsun.” “Uluslararası planda Türkiye’nin itibarı olsun.” bu başka bir mesele ama biz en başta, demokrasiyi bir değer olarak sahipleniyoruz, bir temel ilke olarak sahipleniyoruz. Yurttaşlarımız demokrasiyi hak ediyorlar; Türkiye’de yaşayan insanlar, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları demokrasiye layıklar. İnsan onuruna yaraşan bir hayat ancak demokrasi, insan hakları olursa mümkündür. Biz demokrasiyi tabii ki bunun için istiyoruz.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye’deki karşı karşıya bulunduğumuz demokratik gerilemenin en önemli sonuçlarından birisi de kurucu üyesi olduğumuz Avrupa Konseyi’nde Türkiye’nin 2017 Anayasa değişikliğinden sonra tekrar izleme sürecine, denetim sürecine alınması oldu. Bu, Türkiye bakımından çok acı bir manzaradır. Ancak üzülerek belirtmek istiyorum, dört yıla aşkın bir süre oldu, hiçbir ilerleme gerçekleşmedi arkadaşlar yani bu dört yıllık izleme sürecinde Türkiye’deki durum daha kötüye gitti. Öyle bir noktaya ulaştı ki bugün Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin en temel unsurlarından birisi olan 18’nci madde üzerinden Türkiye, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde mahkûm ediliyor ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kimi kararları Türkiye’de uygulanmıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

YUNUS EMRE (Devamla) – Sayın Başkan, toparlıyorum.

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

YUNUS EMRE (Devamla) – Bu manzara, Türkiye’nin hak ettiği bir manzara değildir. Türkiye, çok ağır sonuçları, bu demokrasiden uzaklaşma ortamının çok ağır sonuçlarını yaşamaktadır, günbegün yaşamaktadır. Ancak şunu belirtmek istiyorum: Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak, başlangıçta da söyledim, demokrasiyi sahiplenen bir konumdayız, evrensel değerleri sahiplenen bir konumdayız; demokrasi, hukuk, çevre, barış, bunların üzerinde çok titizlenen bir konumdayız. Bu kapsamda bizim temel mücadelemiz, Türkiye’yi uluslararası planda demokratik standartlara kavuşturmaktır; Türkiye’de buna uygun bir toplumsal, siyasal ortamı yaratabilmektir. Bunun için çok geniş bir birlikteliği yerel seçimlerde oluşturduk ve hatırlayacaksınız; İstanbul ve Ankara başta olmak üzere, birçok şehirde bu büyük demokratik birliktelik çerçevesinde çok önemli sonuçlar elde ettik ve inanıyorum ki önümüzdeki genel seçimlerde de bu durum daha olumlu bir şekilde neticelenecektir ve Türkiye’de çok güçlü olan, az önce ifade ettiğim, Türkiye’nin bu demokrasi birikimi Türkiye’yi içine girdiğimiz bu karanlık manzaradan çıkaracaktır.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Konya Milletvekili Sayın Ziya Altunyaldız.

Buyurunuz Sayın Altunyaldız. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA ZİYA ALTUNYALDIZ (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, 18’inci yüzyılın sonunda başlayan Sanayi Devrimi artık 4’üncü evresini de tamamlamak üzere. Bugün sürdürülebilirlik vizyonuyla şekillenen yeni bir döneme merhaba diyoruz. Yeni dönemin anahtarları ise yeşil teknolojiler, sürdürülebilir dijitalleşme ve rekabetçi dönüşüm. Sanayiden enerjiye, finansmandan tüketime, ulaştırmadan dijitalleşmeye birçok alanda artık geleneksel yaklaşımların yeri yok. Yeni teknolojiler, ezber bozan çözümler bu yeni dönemin doğasını ve ögelerini oluşturuyor. Bütün bunlarla birlikte Covid-19 salgını da tüm dünyada oyunun kurallarını baştan yazdırtıyor bir anlamda.

Değerli milletvekilleri, dünya hızlı bir dönüşüm içerisindeyken ülkemizin de bu süreçten bağımsız kalması elbette imkânsızdı. Ülkemiz küresel dönüşüm sürecinin farkında olarak demokrasi, temel hak ve özgürlükler, insan hakları, kalkınma ve daha birçok alanda yetkinliklerini güçlendirerek yoluna devam ediyor. Küresel paradigma değişimiyle birlikte uluslararası ilişkilerde edilgen bir konum yerine etkin, kararlı ve ilkeli adımlar atıyoruz. Küresel kamuoyunda millî menfaatlerimizi dikkate alan, aynı zamanda uluslararası paktları gözeten küresel iş birliklerini geliştiriyoruz. Girişimci ve insani bir dış politika tasarımıyla birbirini tamamlayan siyasi, ekonomik, insani ve kültürel iş birliğini de gözeten bir diplomasiyi tüm dünyada etkin bir şekilde yürütüyoruz. Sahada ve masada inisiyatif alan, güçlü Türkiye olgusunu ve algısını büyütüyoruz değerli arkadaşlar.

Dünyanın yaşadığı bu dönüşüm süreciyle birlikte ülkemizin önüne sunulan tarihî fırsatları avantaja çevirmek için var gücümüzle çalışmaya devam ediyoruz. Sahip olduğumuz üretim kabiliyetimiz, iş gücü potansiyelimiz, adaptasyon dinamizmimiz, prensiplerimiz, diyalog, küresel gelişmeleri, küresel dinamikleri doğru okuma ve buna göre pozisyon alma kabiliyetimiz önümüzdeki dönemin temel taşlarını ve paradigmasını teşkil ediyor. İnsan haklarında, hukukta, ticarette, sanayide, üretimde ve ihracatta dönüşüme ayak uydurmakla yetinmiyor, dönüşümü yönetme ve dönüşüme yön verme çabamızı sürdürüyoruz değerli arkadaşlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurunuz efendim.

ZİYA ALTUNYALDIZ (Devamla) - Teşekkür ederim.

Bu gayretlerimizle ülkemiz bugün bölgesinde ve dünyada söz sahibi olan, sözünü ifade eden, pozisyonu dikkate alınan bir ülke konumuna gelmiştir. Hak ve menfaatlerimizi, ülkemizin bağımsızlığını ve istikbalini korumak için her alanda etkin politikalarımızla ve eylemlerimizle artık hikâyeyi yazan ülkelerden biri olduk değerli arkadaşlar. Bu kapsamda yaptığımız çalışmalardan birine örnek olarak: Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın imzasıyla daha bugün Resmî Gazete’de yayımlanan genelgeyle 2023 kalkınma hedeflerimiz doğrultusunda üretim, yatırım, ihracat, istihdam dinamiklerimizle dönüşümü gerçekleştiriyoruz ve bu hedefler doğrultusunda eylem planımızı hayata geçiriyoruz.

Değerli arkadaşlar, küresel gelişmelere sadece hazır değiliz gördüğünüz gibi, küresel gelişmelere yön veriyoruz ve yönetiyoruz. Dolayısıyla bu önergeye oyumuzun “ret” olduğunu ifade ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

 

 

    16/7/2021

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 16/7/2021 Cuma günü (bugün) toplanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

              Özgür Özel

Manisa

         Grup Başkan Vekili

Öneri:

Adana Milletvekili Orhan Sümer ve arkadaşları tarafından Adana ilinin ve vatandaşların yaşadığı sorunların tespit edilmesi ve bu sorunların çözümü olabilecek tedbirlerin alınması amacıyla 14/7/2021 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan (2726) sıra sayılı Meclis Araştırması Önergesi’nin diğer önergelerin önüne alınarak, görüşmelerinin 16/7/2021 Cuma günlü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklama üzere Adana Milletvekili Sayın Orhan Sümer konuşacak.

Buyurunuz Sayın Sümer. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ORHAN SÜMER (Adana) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Çukurova bölgesinin incisi Adana’mızın sorunlarıyla ilgili söz aldım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Filmlere, romanlara, festivallere konu olan; şairler, yazarlar, edebiyatçılar, müzisyenler, sinemacılar, bilim adamları yetiştiren; acının, sevincin, mutluluğun Anadolu’nun hoşgörüsüyle harmanlandığı; “tarımın başkenti” unvanıyla anılan Adana’mız ne yazık ki artık, işsizlikle, uyuşturucu kullanımıyla, sığınmacı sorunuyla, elektrik kesintileriyle, kapanan fabrikalarıyla, tarım arazilerinin boş kalmasıyla anılır hâle geldi.

Bereket fışkıran toprakları, AKP iktidarı maalesef, kurak çöllere çevirdi. Biz her fırsatta “Ekonomi politikalarınız yanlış. Tarım politikalarınız hatalı.” uyarısı yaptıkça iktidar kendi bildiğini yapmaktan vazgeçmedi. Geldiğimiz noktada, Adana’mız geçmiş günlerini mumla arar oldu.

Seyhan ilçemizde işsizlik ve göç sorunu var, gençler kendi memleketlerinden kaçmaya başladı. Sığınmacı ve göçmen sorunu Seyhan’da çözülmezse çok daha büyük sorunlar yaşayacağız. Seyhanlı çiftçilerimiz, Devlet Su İşlerinin sulama kanallarından su kesintisi yapmasından dert yanıyor çünkü çiftçilerimizin ürünü su kesintileriyle tarlasında maalesef yanıyor.

Yüreğir ilçemizde, 1896 yılından beri Adanalılara hizmet eden Yüreğir Devlet Hastanesi 2013 yılında yıkıldı, sekiz senedir hastanenin yapılması bekleniyor; reklam panolarına asılan hastane fotoğrafından başka bir şey yapılmadı. Yüreğir-Karataş Yolu hâlâ bitirilmeyi bekliyor. Yine, Doğankent, Solaklı, Yunusoğlu bölgelerimizde bitmeyen elektrik kesintileri ve altyapı sorunlarıyla boğuşuyoruz. Yine, bu bölgemizde, su kanalları çöplük alanına dönmüş durumda, su kanallarının temizlenmesiyle ilgili defalarca şikâyet edilmesine rağmen, Devlet Su İşleri çözüm üretmiyor.

Sarıçam’da çiftçilerimiz yaşam savaşı veriyor; soğandan, patatesten büyük zarar eden çiftçiler, ayçiçeği fiyatları açıklanmayınca üreticiler maalesef mallarını şu an satamıyor, Toprak Mahsullerinden de herhangi bir bilgi alamıyor. Kozan ilçemizde, Kuyubeli bölgesinde, 23 Ağustos 2020’de yangın çıkmış, civar köylere büyük zarar vermişti. Yangında evleri hasar gören, hayvanları telef olan vatandaşlarımız kendilerine verilen sözlerin tutulmasını, zararlarının karşılanmasını istiyor. Karataş ilçemizde, Karagöçer Köprüsü 15 köyü birbirine bağlıyordu, Devlet Su İşleri bu köprüyü kapattı, yenisini yapacaklarını söylediler ancak aylar oldu, köprünün temeli bile atılmadı. Karataş Limanı’na yapılacak yatırımla ilgili tek bir çivi dahi hâlâ çakılmadı. Vatandaşımızın kullandığı Karataş Plajı ise özelleştirme kapsamına alındı. Tufanbeyli ilçemizde, Adana ile Tufanbeyli arasındaki yol yıllardır tamamlanmayı bekliyor, on beş yıl önce yol yapımında kullanılacak olan menfezler maalesef çürüdü, yol yapımı hâlâ bitmedi. Feke yolunda dört yıl önce heyelan gerçekleşti, yolun bir bölümü trafiğe kapatıldı, bugün, hâlâ heyelanın kalıntıları devam ediyor; Karayolları bu bölgeye ciddi anlamda bakmıyor. Saimbeyli ilçemiz, neredeyse kapanacak durumda; ilçeden adliye binası taşındı, maliye binası taşındı, askerlik şubesinde 1 kişi çalışıyor, şimdi, cezaevini taşıyorlar. Tek bir iktidar yetkilisi ilçedeki vatandaşlar ne düşünüyor diye maalesef sormuyor. İmamoğlu ilçemizde, birçok tarım arazisi maalesef çiftçilerimizin borçları nedeniyle haczedilmiş durumda. Pozantı ilçemiz ve İmamoğlu ilçemizde meslek yüksekokulunu tercih ederek oraya giden öğrencilerimizin barınmalarını sağlayacak yeterli sayıda devlet yurdu bulunmuyor. Karaisalı ilçemizde elektrik sorunu bitmek bilmiyor, Kızıldağ Yaylası'nda bölge köylülerimiz bir yıldan fazla bir süredir elektrik bağlantısının kurulmasını bekliyor. Altyapı sistemleri yetersiz olduğu için bölge köyünde okuyan çocuklarımız EBA sistemine giremiyor.

Yine, Karaisalı'da bulunan Mengücek Barajı, çiftçilerimiz için hayati önem taşıyor ancak defalarca talepte bulunulmasına rağmen barajın sulama kanallarının kapalı sistemlere geçirilmesi gerçekleştirilmemiş. Aladağ'da Karayollarının yapması gereken bağlantı yolları hâlâ yapılmamış, yaylacılar zor durumda. Feke'de 21’inci yüzyılda hâlen telefon çekmeyen köylerimiz var. TOKİ'nin yaptığı toplu konutta ciddi sorunlar hâlâ bekliyor.

Yine, Yumurtalık'ta, “Kaldırım Altı bölgesi” dediğimiz alanda, deniz sahilinde vatandaşlarımızın konaklanmasına izin verilmiyor. Meclis çatısı altında Turizm Kanunu'nu görüştüğümüz şu günlerde Adana'nın deniz turizmi için atılması gereken birçok adım varken, iktidarın önemli makamlarında bulunan, geçmiş yıllarda da Turizm Bakanlığı yapan siyasetçiler Karataş ve Yumurtalık’da bir tane turizm tesisi bile kurmadı. Turist çeksin diye yapılmış tek bir hizmet alanı yok. Ayrıca, iktidar, Adana’da deniz olduğunu ya unutmuş ya da görmezden geliyor.

Peki, AKP iktidarı Adana’ya hiç mi yatırım yapmadı? Tabii ki yaptı. TEKEL binasını sattı, TRT binasını sattı, Sümerbank arazilerini özelleştirdi, Karayolları binası özelleşti, devlete ait tarım arazilerini satmaya devam ediyor, birçoğu özelleşti.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ORHAN SÜMER (Devamla) – Toparlıyorum Başkanım.

 BAŞKAN - Buyurunuz efendim.

ORHAN SÜMER (Devamla) – Seyhan ilçemizin en değerli arazisi üzerinde bulunan hem de tarihî, maddi değeri çok yüksek olan Demiryolları atölyeleri tekrar, yeniden özelleştirmeye başlandı. Maliye Bakanlığının tesisleri maalesef satışa çıkarıldı. Çukobirlik arazilerinin ne olacağı belli değil, bir bölümü satıldı, üzerine AVM yapıldı. 5 Ocak Stadyumu'nun ne olacağı yıllardır belirsiz. En son, “Millet bahçesi yapılacak.” denildi, onunla da ilgili kamuoyuyla paylaşılmış net bir proje yok. “Bölgesel havalimanımızı yapıyoruz.” dediler, kuşların göç yollarını, verimli tarım arazilerini mahvettiler ancak yeni havalimanının ne zaman biteceği belli değil. Uçuş garanti sayısı, toplam yapılacak yatırım miktarı belli değil. Maalesef, Adana Çukurova bölgesinin incisi durumdayken, şimdiyse işsizlik, yoksulluk rakamlarıyla 1 numara. Bu durumun sorumlusu ise, on dokuz yıldır ülkeyi tek başına yöneten AKP iktidarıdır diyorum, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Başkanım, teşekkür ederim.

BAŞKAN - İYİ Parti Grubu adına Adana Milletvekili Sayın Mehmet Metanet Çulhaoğlu.

Buyurun Sayın Çulhaoğlu. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA MEHMET METANET ÇULHAOĞLU (Adana) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi tarafından Adana'nın sorunları hakkında verilmiş olan grup önerisi hakkında görüşlerimi ifade etmek üzere söz aldım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlarım.

Türkiye'nin 5’inci büyük kenti olan “Çukurova'nın incisi” olarak tabir edilen Adana'mız, ülkemiz hazinesine kazandırdığı katma değerle kıyaslanamayacak kadar az yatırım almaktadır. Bugün Adana'mız, AK PARTİ iktidarının yanlış ekonomi politikaları sonucunda büyük fabrikaların kapandığı, işsizliğin alabildiğine çoğaldığı bir il konumuna gelmiştir. Adana esnafının büyük bir çoğunluğu, pandemi ve ekonomik krizin etkisiyle kiralarını bile ödeyememektedirler.

Turizm alanında yapılacak yatırımlarda Adana'mızın adı bile unutulmuştur.

Kentsel dönüşümler konusunda iktidar, Adana'mıza yeterli desteği vermediği için şehrimizde gecekondu sorununun çözümü gecikmektedir.

İklim değişikliği sonunda Çukurova'da aşırı sıcaklar neticesi tarımsal ürünlerde çok azalma olmakta, buna bir de iktidarın yanlış tarım politikaları eklenince, üretim ve verim düşüklüğü yaşayan çiftçilerimizin girdi maliyetlerinin düşürülmesi bu iktidarın aklına bile gelmemektedir.

Suriyeliler konusunda Adana'mız çok muzdarip bir durumdadır. Şehrimiz geçici sığınmacıların istilası altında olup, bu, kentimize ek yükler getirmekte ama iktidar bu yükü görmeyip yardımları artırmamaktadır.

Yurt dışından ithal edilen plastik atıklar nedeniyle çöp deposu hâline getirdiğimiz şehrimizin insanı bu konuya isyan etmek durumuna gelmiştir.

23-24 Ağustos 2020 tarihinde Kozan ilçemizin Kuyubeli Mahallesi’nde 8 mahallede yangın olmuş ve birçok vatandaşımızın evi, iş yeri ve ahırları yanmıştı. Bu konuda, yangında zarar gören köylülerimiz, kredi yerine buraları afet bölgesi ilan etmenizi beklemiştir. Verdiğimiz soru önergesini bile görmezden gelerek vatandaşlarımız mağdur edildi. Tekrarlıyorum, Kozanlı vatandaşlarımız hâlen sizden bunu istemektedir.

Yine, Kozan-Feke-Tufanbeyli-Saimbeyli-Kayseri yol güzergâhının bir an evvel bitirilmesi için ilgili bakanlara soru önergesi de vermiştik. “Çalışmalar 2021 sonunda bitirilecek." denilmesine rağmen hâlen bu yolun biteceğine dair en ufak bir gelişme olmamaktadır. Adana-Karaisalı yolunda kazaların artması nedeniyle Karaisalı-Adana arası duble yol yapılması zorunlu hâle gelmiştir. Bunun bir an önce Karayolları tarafından ele alınması gerekmektedir.

Yine, Karaisalı’nın Kızıldağ Yaylası ve Aladağ’ın bazı köylerinde elektrik kesintileri olmakta, bundan da vatandaşımız muzdarip olmaktadır. Yine Karaisalı’nın Nergizlik Barajı’yla sulanması gereken arazilerinin hâlâ su beklediği vatandaşlarımız tarafından ifade edilmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Çulhaoğlu.

MEHMET METANET ÇULHAOĞLU (Devamla) – Adana’mızda trafik sorunu her geçen gün ağırlaşmakta. D-400’e 2 battıçıktı… Karayolları Genel Müdürlüğünce D-400 kara yoluna yapılan battıçıktıya ilaveten 3 tane yapıldı, 2 tane daha yapılması gerekir. Bu, Adanalıların taleplerinin özellikle en büyüğünden birisidir.

Yine, Adana’da yaban hayatı sorunu. Adana’da çok önemli sorun olan yaban hayatı uygulaması insanların mağdur olmasını yol açtı. Ruhsatlı daire, resmî kurum, hastane ve okullar olmak üzere yaklaşık 3.500 yapı bu alan içerisinde yer alıyor. Yaban hayatı uygulaması kaldırılarak bu yapıların sorununun çözülmesi gerekir diyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Adana Milletvekili Sayın Tulay Hatımoğulları Oruç.

Buyurunuz Sayın Hatımoğulları Oruç. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA TULAY HATIMOĞULLARI ORUÇ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; seçim bölgem Adana’yla ilgili verilmiş olan önerge üzerinde söz almış bulunmaktayım.

Adana’daki kent sorunlarını özetleyen, iktisadi açıdan, altyapı açısından sorunları özetleyen kapsamlı bir araştırma talebi var ve elbette buna olumlu yönde baktığımızı belirtmek isterim.

Tarım, Türkiye ekonomisi ve Türkiye’deki iaşe için en önemli sektörlerden biridir.  Pandemi günlerinde sadece Türkiye değil, bütün dünya tarımın önemini daha fazla fark etti.

Çukurova, Türkiye'nin güzide tarım bölgelerindendir ama çiftçiye desteğin genel olarak azaltılmış olması, mazotun, elektriğin, zirai ilaçların, gübrenin çok fazla pahalanmış olması üretimi olumsuz yönde etkilemiştir. Tarıma yönelik mal ve hizmetlere dönük vergilerin çok yüksek olması da bu üretim alanını daraltmaktadır.

Bu iktidar, Çukurova’nın simgesi olan uçsuz bucaksız pamuk tarlalarını, portakal bahçelerini ne yazık ki korumadı, korumamakta da ısrar ediyor. Birçok ülkeden domates, patates, et dahi ithal eden bir ülke pozisyonuna geldiysek bu, bu ülkede uygulanmış olan -başta tarım politikaları olmak üzere- iktisadi politikaların yanlışlığından kaynaklanmaktadır.

Bakın, sadece 2019’da 950 bin ton pamuk ithal edilmiştir, oysaki Çukurova’ya yeterli bir yatırım yapılsaydı ithalci pozisyonda değil, ihracat yapan pozisyonda olurduk; buna da müsaade edilmedi.

Yine, Adana desteklenmediği için bir sanayi bölgesiyken çok yüksek oranda işçi göçü alırken şimdi sanayisizleştirildi ve işçi göçü veren bir bölge pozisyonuna düşmüş oldu.

Bizler bu süre zarfında milletvekillerimizle birlikte Kars, Ardahan ve Iğdır’ı ziyaret ettik ve orada esnafla, işçiyle, çiftçiyle yaptığımız görüşmelerde en fazla ön plana çıkan sorunlardan birinin kıtlık sorunu... Yani yağmur yağmadığı için emekçilerin yaşadığı sorunları paylaştılar bizimle. Ben burada tekraren çiftçinin ve oradaki emekçilerin taleplerini paylaşmak istiyorum: Esnaf ve çiftçiler, üretimin sağlanabilmesi ve hayvancılığın devam edebilmesi için mutlaka saman fiyatının düşürülmesi, kredi borçlarının ertelenmesini talep ettiler. Burada şunu ifade ediyoruz: Biz, tabii ki bu iktidarın bunları yapmayacağını artık gayet iyi biliyoruz çünkü bu iktidar ayakkabı kutuları başta olmak üzere yolsuzluklarıyla artık ifşa olmuş bir iktidardır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

TULAY HATIMOĞULLARI ORUÇ (Devamla) –  Bu iktidarın halkların, işçilerin, çiftçilerin taleplerine artık geri dönüp bakacak ve bu talepleri karşılayabilecek bir gücü ve yeteneği kalmadığını biliyoruz ama bizim milletvekilleri olarak burada görevimiz, bu kürsüden halkımızın, yurttaşımızın, işçinin, çiftçinin, esnafın talebini elbette dile getirmektir.

Adana’yı, Çukurova’yı, yoksulluğu, Faşo Ağaları konuşurken Yaşar Kemal’in İnce Memed’inin sözleri gelir hatırımıza: “Eğer bir ülkede adalet yozlaşırsa, adalet çökerse o memleketin dibi oyulmuş demektir.” “Eğer hükûmet hükmetmekse hükmedemediğini şimdi göstermektedir; tam böyle yaz.” diyor. “Malımızdan, canımızdan emin değiliz böyle yaz; kanun kâğıtlarda kaldı, böyle yaz.” diyor ve bu iktidar döneminde ne yazık ki kanun kâğıtlarda dahi kalmadı, o kâğıtları yırtıp parçalamak için ellerinden geldiğince bir çaba içindeler. İnce Memed haksızlıklar karşısında susmadı ve Faşo Ağalardan kurtulmanın tek yolu Yaşar Kemal’in çizdiği İnce Memed’in direnişinden geçer.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Adana Milletvekili Sayın Abdullah Doğru.

Buyurunuz Sayın Doğru. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA ABDULLAH DOĞRU (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; CHP Grubunun Meclis araştırması açılması teklifi üzerine AK PARTİ Grubumuz adına söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu ve heyetinizi, aziz milletimi saygıyla selamlıyorum.

Muhalefet partilerine mensup milletvekili arkadaşlarımızın, Adana’mızla ilgili yapmış oldukları konuşmaları dinledim, doğrusu ortak paydamızın Adana olduğunu düşünmekle beraber Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda Adana’mızın ihmal edildiğini ifade etmenin en hafif tabiriyle manipülasyon olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AK PARTİ hükûmetleri ile Adana’mız yeni bir sürece adım atmış, kendisine yeni bir çehre kazandırmak suretiyle üretimin, gelişmenin ve kalkınmanın öncüsü hâline gelmiştir. Sahada hemşehrilerimizle devamlı iletişim hâlinde olarak ziyaretlerimizde vatandaşlarımızın talep ve önerilerini dinliyor, onların görüşlerini, önerilerini dikkate alıyoruz.

Doğrusu, aslında, bugün konuşmamda rakamlar da var; Adana’nın sorunlarına dönük, Adana’nın problemlerine dönük Hükûmetin yaptığı çalışmalarla ilgili rakamlar da var, çok ciddi rakamlar var. Bunları görmeden bu eleştirileri yapmak… Doğrusu, benim kanaatim, burada bir haksızlık yapıldığını düşünüyorum.

Çalışma ve sosyal hizmetler alanında 14 milyarlık bir yatırım yapılmış, ulaştırma alanında 400 kilometrelik duble yol, 3 adet köprü, 1 tane de inşaatı devam eden bir köprümüz var.

Sağlık alanında devrim gibi işler yaptık; 14 tane hastane yaptık, şehir hastanesi dâhil olmak üzere. Sayın milletvekilimizin bahsetmiş olduğu 2013 yılında kapanan hastane, devlet hastanesi; yanına 400 yataklı bir hastane yaptığımız için orası kapandı ve yakın tarihte göreceksiniz, oraya inşallah o bölgenin ihtiyacını karşılayacak 150 yataklı bir hastanenin temelini de atacağız. Yine Seyhan’da aynı şekilde bir hastanemizin inşaatı devam etmekte ve inşallah yakın tarihte onu da açacağız. Adana’mızın nitelikli hasta yatağı oranı yüzde 73’e çıkmış, şehrimize yapılan 1,2 milyar TL’lik sağlık yatırımı kapsamında 61 acil istasyon, 92 ambulans, 1.520 poliklinik odası şehrimize kazandırılmıştır.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığımızca 33 bin kişilik yeni stat hemşehrilerimizin hizmetine sunulmuştur.

Yine Hükûmetimiz tarafından hükûmet konaklarımız… Adalet Bakanlığımızca yapılan adalet sarayı bölgenin en büyük adalet saraylarından bir tanesi hâline gelmiştir.

Adana’mıza son on sekiz yılda 4,6 milyarlık tarımsal destek sağlanmıştır. 4,5 milyar TL baraj, sulama ve su işlerine; 1,8 milyar TL ise ormancılık alanına yatırım yapılmıştır. 26 tane HES tesisi, 14 tane bal ormanı ve 11 baraj şehrimize kazandırılmıştır. 1 milyon 634 bin dekar alanda çalışma yapılarak 252 milyon fidan toprakla buluşturulmuştur.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüldüğü üzere, AK PARTİ Hükûmetlerinin Adana'mıza hizmetleri saymakla bitmez.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

ABDULLAH DOĞRU (Devamla) -  Sayın Başkanım, bizler kıymetli hemşehrilerimizle beraber yol yürümeye devam edeceğiz. Bizimle fikir paylaşmak ve Türkiye'nin ilerleyişine katkı sunmak isteyen tüm vatandaşlarımıza kapımız da gönlümüz de açıktır. Bu ilerleyişte yapıcı eleştirilerin elbette başımızın üstünde yeri vardır ancak kimsenin kıymetli hemşehrilerimizi algı siyasetinin malzemesi yapmasına müsaade etmeyiz. Adana'nın şu anda, iki senedir en büyük sorunlarından bir tanesi, günlük yaşam kalitesini en fazla etkileyen sinekle mücadele. Sizin şu anda özellikle Büyükşehir Belediyesinin yapması gereken sinekle mücadeleyi bile yapmaktan aciz olup bu tür şeylerle bizi itham etmek, doğrusu anlamakta güçlük çektiğim bir şey diyor; bu duygu ve düşüncelerle Genel Kurulu ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Özel…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Konuşmanın ilk on saniyesi ve son on saniyesinde kullanılan “Adana’nın sorunlarını burada dile getirmek en hafif deyimle manipülasyondur.” ifadesi ile Adana Büyükşehir Belediyesinin yerine getirdiği hizmetleri görmezden gelip toplum önünde küçük düşürücü ifadelerini bir sataşma olarak değerlendiriyoruz. Grubumuz adına söz hakkını uygun görürseniz Adana Milletvekili Orhan Sümer kullanacak.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Sümer.

 

 

 

ORHAN SÜMER (Adana) – Teşekkür ederim Başkan.

Ben de Abdullah Vekilimle polemiğe girmek istemezdim, hiçbir zaman da girmem ama saydığım sorunlarda, hem MHP’de milletvekili kardeşimiz var, hem HDP’de arkadaşlarımız var… “Ayçiçeği sorunu” dedim bugün beni en az 20 çiftçi yine aradı, fiyat açıklanmamış. Eğer eksikse “Eksik.” deyin Abdullah Başkanım. (CHP sıralarından alkışlar)

Karataş yolu, belki yüzlerce insan öldü, sayın vekillerim bilir, başlayalı on beş yıl oldu, hâlâ bitirilmemiş; ben o sorundan bahsettim. (CHP sıralarından alkışlar)

Yüreğir Hastanesiyle ilgili… Sayın Vekilim, biliyorsunuz ki o bölge sadece Yüreğir’e hizmet etmiyor, Karataş ve Karataş’ın köyleri, Yumartalık’ın köyleri, 300-400 bin nüfusa, ovaya hitap eden bir hastane. Getirip yaptığınız şehir hastanesi Çukurova Üniversitesiyle yan yana olan hastane fakat belli bir bölüme hizmet ediyor, o taraftaki vatandaşlarımızın geliş gidiş sorunu maalesef çözülmüş değil. (CHP sıralarından alkışlar)

Onun dışında, göç sorundan bahsettim Sayın Vekilim. Şu an, Adana'da 350 bin Suriyeli var ve tamamına yakını Yüreğir ve Seyhan ilçesinde yaşıyor. Her gün –siz de biliyorsunuz, biz de biliyoruz ki– birçok istenmeyen olaylar nakşediliyor, onunla da ilgili sorun ortada, ona dikkat çektim.

Ayrıca, Saimbeyli’yle ilgili, Saimbeyli ilçemizde söylediğim şey; Oradan adliye binası gitti, oradan askerlik şubesi gitti, orada şu an askerlik şubesinde 1 kişi çalışıyor.

Cezaevinden bahsettiniz yani Türkiye'de cezaevi yapmak ne zaman ünlendi veya onunla övünç duyuldu? Ona bir şey diyemem, takdir vatandaşımızındır. Yani cezaevi yaparak övünmek… Artık ona bir şey deme şansım yok.

Sinekle ilgili –ben de  Adana'da yaşıyorum ama biliyorsunuz ki yirmi beş yıldır Adana Belediyesini sizin ve sizin sürecinizden gelen iktidarlar yönetiyordu– iki yılda her şeyin çözülmesini beklemek de insafsızlıktır diye düşünüyorum. (CHP sıralarından alkışlar). Ben orada yaşıyorum hem de Kiremithane’de yaşıyorum, en dar bölgede. Ben, bugüne kadar öyle bir şikâyet görmedim.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Oluç…

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ben de Adalet ve Kalkınma Partili hatibin Adana’nın sorunlarını konuşmamıza ilişkin sözlerimizi “manipülasyon ve algı operasyonu yaratmak” olarak nitelendirmesinden dolayı sataşma olduğunu düşünüyorum. Cevap hakkımızı Tulay Hatımoğulları Oruç Vekilimizin kullanmasını istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Hatımoğulları Oruç.

 

 

 

TULAY HATIMOĞULLARI ORUÇ (Adana) – Sanırım manipülasyon konusunda AKP iktidarının eline bugüne kadar gelmiş hiçbir iktidar            –muhalefeti de ekleyerek söyleyeyim, kimse– eline su dökemez çünkü gerçekleri insanların gözünün içine baka baka manipüle etme konusunda oldukça uzmanlaşmış bir parti, o yüzden buna söyleyecek bir sözüm yok.

Bahsedilen Adana sorunları, Karataş yolu sorun değil midir değerli Adana vekilleri? Hepiniz bunu çok iyi biliyorsunuz ki sorun. Şehir hastanelerine birçok ilçeden yurttaşın ulaşamadığını, yolda gelirken yaşamını kaybeden hasta sayısının ne kadar yüksek olduğunu bilmeyen bir Adana milletvekili var mı? Hangi partiden olursa olsun, hepsine soruyorum. Kesinlikle yoktur. Sanayinin bitirildiği, sanayisizleşmenin başladığı Adana’nın işçi göçü alırken işçi göçü veren bir il hâline dönüştüğünü bilmeyen bir milletvekili var mıdır? Olmamalıdır. Eğer bunu bilmiyorsa o milletvekili, bölgesiyle yeterince ilgilenmiyordur. Ama AKP’li sayın hatibin bölgeyi iyi tanıdığını, iyi bildiğini de biliyorum. Burada, bu kürsüden bu konuşmanın yapılmasının sebebi hakikaten, aslında, üzülerek ifade ediyorum, manipülasyonun kendisidir. Yani aynı ilin vekili olduğumuz için de dilini ona göre de kurmayı özel olarak seçmek istiyorum.

Tarım bitirilmedi mi? Bakın, biraz önce elimde her sene yapılan pamuk ithalatının rakamları vardı, sürem yetmedi diye onları paylaşamadım demin. Her sene binlerce ton pamuk ithalatı yapılıyor. Oysaki Türkiye tekstil konusunda gelişime oldukça açık, gelişmiş de bir ülkedir. Bizim pamuk ihraç edebilecek bir pozisyondayken pamuk ithal eden bir pozisyona gelmemizin sebebi nedir? Dekar başına 500 kilogramlık teşvikin yapılmasıdır. Üretici üretimini 500 kilogramda tuttuğu için biz pamuk ithal eden pozisyona geliyoruz. Bütün bunlar sorun değil midir? Sayın Adana milletvekilleri ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin bütün milletvekillerinin takdirine sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Doğru…

 

 

 

 

ABDULLAH DOĞRU (Adana) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Orhan Başkanımızın, Orhan Milletvekilimizin Karataş Yolu’yla ilgili söylediği söz doğrudur, yıllardır devam ediyor ama biliyorsunuz, orada mahkeme kararından dolayı çok küçük bir kısmı kalmıştı. O da bitmek üzere. O mahkeme de neticelendi ve inşallah en yakın zamanda açılacak.

Karagöçer Köprüsü’yle ilgili: Zaten orada teknik bir sebepten dolayı yıkım kararı alındığı için ihaleye çıkarıldı ve en yakın zamanda başlayacak.

Bahsetmiş olduğunuz ayçiçeği destekleriyle ilgili mesele: Tarım Bakanlığı şimdiye kadar ayçiçeğiyle ilgili alım yapmadı, otuz yıldır böyle bir sistem yok. Böyle bir beklenti var, Bakanlıkla da görüşüyoruz. Trakya Birlik üzerinden veyahut da birlikler üzerinden böyle bir alım olacak.

Özellikle araştırma hastanesi, bahsettiğiniz o, yıkılan hastanenin çok yakınında… Şehir hastanesini kastetmiyorum, siz de biliyorsunuz. Benim bahsettiğim özellikle adliye sarayıydı. Herhangi bir hapishaneden bahsetmedim. Doğrusu Adana milletvekilleri olarak birbirimizi burada eleştirecek pozisyona düşmeyi ben de istemem. Ben şehrimle ilgili yapılacak pozitif katkıya her zaman varım.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Adana vekillerimize biz de başarılar diliyoruz.

Sayın Aycan…

 

 

SEFER AYCAN (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, ülkemizde orman yangınları yine başladı. Şehrim Kahramanmaraş’ta ve bölgemizde de orman yangınları görülmektedir ve bu son günlerde artarak devam etmektedir. Turizm bölgelerinde orman alanlarının bilerek yakılması tam manasıyla ihanettir, en ağır şekilde cezalandırılmalı ve bu alanlarda yapılaşmaya asla müsaade edilmemelidir. Son zamanlarda orman yangınlarının bir kısmı anız yakmaya bağlanmaktadır. Başlı başına anız yakmak yanlıştır, bilimsel olarak da yanlıştır. İşin kolayına gidelim derken büyük yanlış yapılmaktadır ayrıca kontrolsüz anız yakma orman yangınlarına neden olmaktadır. Diğer bir neden de başlayan orman içi pikniklerdir. Tüm vatandaşları duyarlı olmaya davet ediyorum. Orman İdaresini de daha dikkatli olmaya ve kasten yakılan alanlara sahip olmaya davet ediyorum.

Teşekkür ederim.

 

 

 

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

 

 

 

16/7/2021

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 16/7/2021 Cuma günü (bugün) toplanamadığından İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince grubumuzun aşağıdaki önerisinin  Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

                                                                                                        Bülent Turan

                                                                                                         Çanakkale                                                                                                         AK PARTİ Grubu Başkan Vekili

Öneri :

Bastırılarak dağıtılan 277 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin kırk sekiz saat geçmeden gündemin “Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının 1'inci sırasına alınması ve bu kısımda bulunan diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesi,

Genel Kurulun;

16 Temmuz 2021 Cuma günkü (bugün) birleşiminde 277 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,

17 Temmuz 2021 Cumartesi günkü birleşiminde 259 sıra sayılı Kanun Teklifi'ne kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,

17 Temmuz 2021 Cumartesi günkü birleşiminde 259 sıra sayılı Kanun Teklifi’ne kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanamaması hâlinde 18 Temmuz 2021 Pazar günkü birleşiminde 259 sıra sayılı Kanun Teklifi'ne kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,

18 Temmuz 2021 Pazar günkü birleşiminde 259 sıra sayılı Kanun Teklifi’ne kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanamaması hâlinde 19 Temmuz 2021 Pazartesi günkü birleşiminde 259 Sıra Sayılı Kanun Teklifi'ne kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışmalarını sürdürmesi,

17, 18 veya 19 Temmuz 2021 cumartesi, pazar veya pazartesi günkü birleşimlerinde 259 Sıra Sayılı Kanun Teklifi'ne kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanması hâlinde Türkiye Büyük Millet Meclisinin Anayasa'nın 93'üncü ve İç Tüzük’ün 5'inci maddelerine göre 1 Ekim 2021 Cuma günü saat 14.00'te toplanmak üzere tatile girmesi,

277 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin İç Tüzük’ün 91'inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi ve bölümlerinin ekteki cetveldeki şekliyle olması önerilmiştir.

 

277 sıra sayılı Ankara Milletvekili Orhan Yegin ve

45 Milletvekilinin Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/3740)

Bölümler

Bölüm

Maddeleri

 

Bölümdeki

   Madde Sayısı

1. Bölüm

1 ila 13'üncü

Maddeler

13

2. Bölüm

14 ila 26'ıncı

Maddeler

13

Toplam Madde Sayısı

26

 

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Sayın Bülent Turan.

Buyurunuz Sayın Turan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Gazi Meclisimizi saygıyla selamlıyorum.

AK PARTİ grup önerisinin az önce gerekçesinin aktarıldığı üzere kamuoyunda “torba yasa” diye ifade edilen toplamda 25 maddeyi bulan, çok farklı konuları revize eden, düzenleyen bir tekliften oluşmakta. Ancak birçok zaman olduğu gibi bazı ön yargılarla -bazı- kamuoyuna farklı yansıması sonucunda bu 25 maddelik paket sadece 3 maddenin öne çıktığı...

KAMİL OKYAY SINDIR (İzmir) – 26.

BÜLENT TURAN (Devamla) – Yürürlükle beraber 26 maddelik paket. Aynı şekilde sadece -tırnak içerisinde- OHAL ithamıyla karşılaşarak sanki bütün kanun teklifi OHAL benzeri ağır düzenlemeleri içeren bir teklif gibi değerlendirildi. Öncelikle kanun teklifi bırakın OHAL düzenlemesini, onun ötesinde çok sayıda ekonomik düzenlemeyi içeren, toplumun farklı kesimlerini ilgilendiren çok kıymetli düzenlemeleri içermekte. Örneğin çoktan beri konuşulan korucularımızın maaşının en azından asgari ücrete endekslenmesi gibi, 2020 depreminde değişik yerlerde zarar gören vatandaşlarımıza destek olunması gibi, Tütün Yasası’ndan kaynaklı cezalarda erteleme gibi, Çek Yasası’nda ödemek kaydıyla, taksit kaydıyla infazın askıya alınması gibi çok farklı toplumun beklediği konuyu içermekte. Özetle OHAL ithamını karşılamayan, hak etmeyen bir teklif.

Ayrıca şunu açıkça söylemek isterim değerli arkadaşlar: AK PARTİ demokrasilerle özgürlüklerle hak, hukukla anılarak bugünlere geldi. AK PARTİ kurulduğu günden bugüne kadar olağanüstü hâlleri değil olağan hâlleri savunduğu için kıymetli hâle geldi. AK PARTİ 2002 yılında ilk geldiğinde en önemli işlerinden bir tanesi Doğu Bölge’mizde, Güneydoğu Bölge’mizde, yerel bölgelerde, bazı illerde olan olağanüstü hâli kaldırarak işe başladı. Onun ötesinde FETÖ hain darbe girişiminden sonra ilan edilen olağanüstü hâlin de 2018 yılında kaldırıldığını ifade etmek isterim. Ancak değerli arkadaşlar, bakınız, polemik olsun diye söylemiyorum. Önümüzde sorun var, yüz binlerce kamu çalışanı var, gazetesi, dershanesi, televizyonu olan sinsi ötesi bir yapı var. Klasik bir örgüt değil, normal örgütlerde silahı eline alır dağa çıkar adam; savaşırız, mücadele ederiz, gereğini yaparız ama daha dün askerimizde, Emniyetimizde operasyon olmadı mı? Daha dün birçok ilde, ilçede operasyon olmadı mı? Yani şunu demek, hakka hakkaniyete aykırı diye düşünüyorum. “Siz yavaş hareket ettiniz, OHAL’i sevdiniz, o yüzden kanun getiriyorsunuz.” Bu, doğru değil arkadaşlar. Şimdi, biz dershane kapatırken “Hayır.” diyen arkadaşlar, bankayı kapatırken “Hayır.” diyen arkadaşlar, MİT kanunu getirdiğimizde “Hayır.” diyen arkadaşlar, güvenlik kanunu dediğimizde “Hayır.” diyen arkadaşlar, OHAL’le ilgili teklif getirdiğimizde “Hayır.” diyenler bugün de “Hayır.” diyor. Karşımızda bir örgüt var; olağanüstü hali getirme, dershaneyi kapatma, bankasını kapatma, onu yapma, bunu yapma. Arkadaşlar, FETÖ darbeyi AK PARTİ’ye yapmadı, Türkiye’ye yaptı. Bunu beraber yapmak durumundayız. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bunu beraber şekillendirmek durumundayız. Bakınız, muhalefetten gelen eleştirileri ciddiye aldık, sitemimiz de var, şöyle: Mesela, bu hafta boyunca bu kanun teklifindeki “olağanüstü hâl” diye itham ettiğiniz bölümleri -ki öyle düşünmüyoruz- sanki seçime matuf gibi değerlendirdiniz. Seçimde rakibi elemek için, sandığa gitmeyi engellemek için gibi değerlendirdiniz. Bakınız, bu tekliflerin bazılarını makul görerek tekrar tartıştık, partimizin yetkili kurullarında değerlendirdik. Şimdiden söylüyorum: İlgili bölüme geldiğimizde üç yıl olarak düzenlenen, özellikle terörle mücadelede gözaltı sürelerinin üç yıl olması süresini bir yıla çekiyoruz.

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Altı ay sonra seçim, seçim altı ay sonra.

MURAT SARISAÇ  (Van) –   Bir yıl sonra bir daha yapmayacak mısınız?

BÜLENT TURAN (Devamla) – Seçim falan değil, yapmayalım mı? Sayın Saruhan Oluç, yapmayalım mı?

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Zulüm size yakışır.

BÜLENT TURAN (Devamla) – Vay arkadaş ya, onu yapıyoruz, hayır; bunu yapıyoruz, hayır.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Zulüm size yakışır.

BÜLENT TURAN (Devamla) – Her şeye “Hayır.” demek muhalefet değil, insaflı olun, vicdanlı olun.

Değerli arkadaşlar, memnun olmasalar da aynı şekilde, kamuda ihraçlarda sinsi örgütten kaynaklanan çok farklı atraksiyonlarla önümüzde olan sorundan dolayı…

ZÜLEYHA GÜLÜM (İstanbul) – Beraber yürüyordunuz o yollarda. Ne oldu?

BÜLENT TURAN (Devamla) – …aynı şekilde üç yıl öngördüğümüz teklifimizi bir yıl olarak revize ediyoruz. Konunun seçimle alakası olmadığını, tek derdimizin terörle, FET֒yle mücadele olduğunun altını çizmek istiyorum.

ZÜLEYHA GÜLÜM (İstanbul) – Bir yıl sonra tekrar getirmeyeceğinizin garantisini…

BÜLENT TURAN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, vekilimiz diyor ki: “Bir yıl sonra bir daha getirmeyin.” diyor. Ben de diyorum ki derdimiz bu değil, bu yasamanın takdiri. İhtiyaçsa getiririz…

ZÜLEYHA GÜLÜM (İstanbul) – İhtiyaç sizin ihtiyacınız.

BÜLENT TURAN (Devamla) – Ama ümit ediyorum, bütün kamudaki arkadaşlarımız daha hızlı çalışırlar…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Başkan.

BÜLENT TURAN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bütün ilgililerimiz, partililerimiz de dâhil, herkes FET֒yle mücadelede yoğun mesai harcar, daha hızlı iş yapar, daha hızlı sonuca gider, inşallah bir daha benzer kanunları uzatmak için buraya getirmek durumunda kalmayız. Biz bunun meraklısı değiliz, olağanüstü hâli kaldıran biziz, bir daha söylüyorum. Bu ülkede herkesin giyimine, mezhebine, partisine bakmaksızın örgütlenmesinin, üniversiteye gitmesinin, Meclise gelmesinin önünü açan biziz. Yasakçılık ne, biz ne arkadaşlar? (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Ancak bir daha söylüyorum: Önümüzdeki engeli nasıl aşacaksınız? Binlerce konu var FET֒yle ilgili “Olağanüstü hâli yapma, onu yapma, bunu yapma.” Şunu mu yapalım?

ZÜLEYHA GÜLÜM (İstanbul) – Her yere kayyum atıyorsunuz, kayyum.

MÜCAHİT DURMUŞOĞLU (Osmaniye) – Dinleyin arkadaşlar.

BÜLENT TURAN (Devamla) – Aslında kayyumu o bağırana atamak lazım. Ya, bir dur! Sakin...

MÜCAHİT DURMUŞOĞLU (Osmaniye) – Dinleyin arkadaşlar, telaşa gerek yok.

BÜLENT TURAN (Devamla) – Sayın Başkan, bizim grubumuz genelde konuşmalarda dinlemeye çalışır. Aynı hassasiyeti bekliyorum arkadaşlarımızdan.

BAŞKAN – Efendim, buradan da şeyler geliyor. Sadece bir taraftan gelmiyor. Devam edelim efendim.

Buyurunuz efendim.

BÜLENT TURAN (Devamla) – Başkanım, grubunuza kıyamadınız bakıyorum. Oysa genel olarak arkadaşlarımız değerlendirirler, arkadaşlarımız söylerler.

BAŞKAN – Ben buradan bütün Genel Kurulu görüyorum efendim.

BÜLENT TURAN (Devamla) – Tamam Sayın Başkanım.

Değerli arkadaşlar, FET֒yle ilgili mücadelede tüm partilerimizden daha dikkatli bir dil kullanmayı bekleriz. Bu konuda Hükûmete düşen işleri eksik fazla varsa uyarmasını bekleriz ama toptancı bir anlayışla “Yapmayın.” tarzı eleştiriyi hakkaniyete aykırı buluruz. FETÖ tüm Meclise karşı, tüm Türkiye'ye karşı bir tehdittir. Bu tehdidin aşılması için biz bunu öngörüyoruz. Siz “Olağanüstü hâli getirmeyin, o kanunları geçirmeyin, dershaneyi kapatmayın.” diyerek iyi bir şey yapmış olmuyorsunuz. Nasıl yapacağımıza ilişkin her türlü eleştiriye açığız. Uygulama hataları varsa bunları çözmeye açığız ama FET֒yle ilgili mücadelede “Zayıflayın.” tarzı yaklaşıma asla açık değiliz.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – İYİ Parti Grubu adına Kocaeli Milletvekili Sayın Lütfü Türkkan.

Buyurunuz Sayın Başkan. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yaklaşık iki gün konuştuk, değil mi? Turizmi Teşvik Kanunu’nu iki gün boyunca konuştuk, bugün bir baktık, “Biz o kanunu çekiyoruz, OHAL yasasını getiriyoruz.” Veya bu yasanın ismi OHAL yasasıdır, istediğiniz kadar saklayın. Tütüncülere vesaire, işte, çek mağdurlarına, koruculara falan… Yani tamam, getirin o kanunları, çıkarın OHAL’i, bir saat sonra kanunu geçirelim, hadi bakalım, hadi, var mı? Yok. Çünkü siz bu kanunu bu tip süslemelerle zehiri saklayarak Meclise getirdiniz. Turizmi Teşvik Kanunu’na oy vermedi grubunuz, biliyor musunuz? Ben bunu gördüm. Özellikle baktım, Turizmi Teşvik Kanunu’nu çekmek için acayip baskı kurdunuz, istemediniz o kanunu; nihayetinde başarılı olmuşsunuz ama orada gerçekten turizm için de iyi anlamda önemli maddeler vardı.

Mesela, Abdullah Bey… Onu arıyordum, burada gördüm. Bir madde vardı, özellikle baktım, çok değiştirsin diye uğraştı, değiştiremeyince de el kaldırmadı. Arkadaşlara da söyledim, “Bakın, Abdullah Bey oy vermeyecek.” Vermedi.

ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – Nereye ya?

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – Bizatihi tespit ettim. Bu kanun geri gitsin diye çok uğraştınız, nihayetinde, OHAL kanununu getirmişsiniz.

Bakın, “Siz kaldırdık.” diyorsunuz ya, bir ilde vardı, şimdi bütün Türkiye'de var.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Yok, yok.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – Ve beş senedir var. Üç sene daha istiyorsunuz; sekiz sene. Siz Kenan Evren’i geçtiniz ya, Kenan Evren yedi sene sıkı yönetimle idare etti bu ülkeyi. Cunta yönetimi bile yedi sene sürdü bu ülkede. (İYİ Parti ve CHP sıralarından alkışlar) Siz sekiz sene istiyorsunuz. Maksatta bir tek şu var: Siz tek adam rejimine saha açmaya çalışıyorsunuz OHAL vasıtasıyla, amaç budur, Türkiye'nin hayrına hiçbir iş yoktur. Tek adam rejimini bu şekilde OHAL vasıtasıyla ikame etmek istiyorsunuz.

Dün, 15 Temmuz Millî Birlik ve Demokrasi etkinlikleri yapıldı Türkiye'nin her tarafında. Biz de illerde, ilçelerde teşkilatlarımıza “Katılın.” diye bizatihi talimat verdik. Gebze ilçesinde Gebze İlçe Başkanımız gitti, kaymakamlığın genelgesi var, diyor ki: “Hiçbir bayrak, flama, pankart olmayacak, sadece Türk bayrağıyla yürüyeceğiz, stantlar kaldırılacak.” Tamam, buraya kadar çok doğru. Hemen bizim Gebze meydanında olan standımızı kaldırıyor arkadaşlar. Nerede başlıyor biliyor musunuz bu etkinlik? AK PARTİ İlçe Başkanlığının önünde. Ne oluyoruz ya! Ne oluyoruz ya! 15 Temmuz AK PARTİ etkinliğiyse kendi kendinize kutlayın kardeşim, bizleri niye çağırıyorsunuz, niye gidiyor o insanlar oraya? Önde de AK PARTİ mahalle teşkilatının pankartı, pankartın önünde Kaymakam yürüyor. Ne oldu? Millî birlik etkinliği. Bırakın, ne millî birliği ya! Siz kendi kendinize yeni bir etkinlik düzeni kurdunuz, onu devam ettiriyorsunuz.

Burada bir şey daha ilave etmek istiyorum Devlet Demiryollarıyla ilgili.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – Devlet Demiryollarının eski Genel Müdürü Sayın Süleyman Karaman burada mı? En doğru cevabı ondan alırız.

Devlet Demiryollarında Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları Taşımacılık AŞ diye şirketimiz var. Orada Yolcu, Yük ve Araç Bakım Daire Başkanlıkları iptal edilmiş. Yani Devlet Demiryollarının en önemli organları bunlar, onları iptal etmişler; daire başkanları da müşavir yapılmış, Ulaştırma Bakanlığına gönderilmiş. Bu ne biliyor musunuz? Devlet Demiryollarını satmaya hazırlanıyorsunuz. Sata sata, yiye yiye hiçbir şey bırakmadınız, sıra Devlet Demiryollarına gelmiş. O rayları nasıl satacaksınız, yok edeceksiniz bilmiyorum. Günah olmuş, yazık olmuş. Sakın buna tevessül etmeyin. Devlet Demiryollarında çalışmış bir babanın oğluyum ben. Babamın memleketten geldikten sonra ilk çalıştığı yer, Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryollarında Temizlik İşçisi Cevat Türkkan’ın oğluyum ben.

Devlet Demiryolları, demir yolu çalışanları açısından çok önem atfeden bir kurumdur. Bunu özelleştirmek için yapılan bu tezgâhı bozmak için her türlü engeli önünüze çıkarmaya hazırlanıyoruz, bilginiz olsun.

Saygılar sunuyorum. (İYİ Parti ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Güler…

ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – Kayda geçsin efendim.

BAŞKAN – Görüntüde var efendim, bu da kayda geçsin.

 

 

ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – Sayın Başkanım, tabii, Grup Başkan Vekili olarak Lütfü Bey çok tecrübeli bir Grup Başkan Vekilimiz ama ben, müzakereler faslında, 31 maddelik bu kanunun gerek hazırlık safahatında gerek Komisyon safahatında birçok maddeyle ilgili olarak da süreci takip eden bir milletvekiliyim. O süreçte de bir önergeyle ilgili olarak… İçeriğini sorsam şimdi hatırlamaz Lütfü Bey, ben hatırlatayım…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Ben söylerim de üzülürsün diye söylemedim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – 3’üncü madde…

          ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – Evet yani orada 15 oda, 25 oda, 20 oda, başlangıçta da Komisyonda fasılalar vardı, Komisyonumuzu bilgilendiriyorduk. Neden bilgilendiriyorduk? Ben Grup Yönetim Kurulu Üyesiyim, en doğal hakkımız olarak Komisyon ile Grup Başkanlığımız arasında bir diyalog zeminini ben takip ederim ama maşallahı var yani Grup Başkan Vekili olarak her süreci takip eden Lütfü Bey, benim el kaldırarak oylamada bulunmadığımı ifade ediyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım efendim.

ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – Yani ben 31 maddenin tamamının hazırlık safhasında olan bir milletvekili olarak da arkasındayım, elimi de şimdi kaldırıyorum efendim.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Oylama geçti, geçti oylama.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Bizde bir laf var: “Neden sonra nağara, hoş geldin Bayram Ağa!” derler. İş geçti.

 

 

 

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Hakkı Saruhan Oluç.

Buyurun Sayın Oluç. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Sayın Başkan, Sayın vekiller…

Sayın Turan, neden alınganlık gösteriyorsunuz OHAL Kanunu deyince? Anlaşılmıyor aslında. Gerçekten bu torbanın içinde önemli bazı maddeler var düzenlenmesi gereken ama damgasını vuran OHAL maddeleri. “Neden?” diyeceksiniz. Yani bu iktidar diyor ki gelmiş bir kere daha bu Meclise: “Ya, ben OHAL olmadan bu ülkeyi yönetemiyorum.” diyor. “Yönetemiyorum.” diyor.

Şimdi, bakın, soruyorum Allah aşkına göz altı süresini on iki güne çıkardı OHAL…

ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – Yargı kararıyla.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (Devamla) – Ya, ne kararı olursa olsun, on iki güne çıkardı. Şimdi, neden on iki gün gözaltında ısrar ediyor bu iktidar hâlâ, bu anlaşılmaz. Ya, siz zaten on iki gün gözaltı meselesini yani 4+4+4’ü sadece kendi muhaliflerinize uyguluyorsunuz, başka kimseye değil, muhaliflerinize uyguluyorsunuz.

Şimdi, bakın, İzmir İl Örgütümüzü basıp Deniz Poyraz’ı katletti birisi alçakça, on yedi saat sonra tutukladınız ya, on yedi saat sonra. Böyle bir şey olabilir mi? Herhangi bir soruşturma yok, arkasında ne var yok, HTS kayıtları yok, ilişkileri nedir yok, hiçbir soruşturma yok,17 saat sonra adamı tutukladınız ama -içeriğine katılmamakla beraber- 104 emekli amiral bir bildiri açıkladılar, dört gün gözaltı, dört gün daha uzattınız, bir dört gün daha… Yani bunu siz, kendi muhaliflerinize uyguluyorsunuz, biz, bunun için itiraz ediyoruz. Bunun hukukla falan alakası yok.

Şimdi, ikincisi, kamudan ihraçlar meselesi, hükümsüz ihraçlar... Şimdi, burada 1 tane araştırma önergesi verdik, Süleyman Özışık diye bir gazeteci -sizin yandaşınızdır ha, bizimle alakası yok- çıktı bir gün dedi ki: “Ben gerek Süleyman Soylu’ya gerek OHAL İşlemleri Komisyonuna gerek diğer mercilere masum olduğuna inandığım binlerce insanın dosyasını götürdüm, dedim ki: ‘Bu insanlar eğer masum çıkmazsa hesabını benden sorun.’ -öz güvene bakın ya- araştırmalar yapıldı, hepsinin bir iftiraya kurban gittiği ortaya çıktı ve hepsi görevlerine iade edildi.” OHAL Komisyonu böyle çalışmış, böyle çalışmış yani. Biz, burada, dedik ki: “Ya, bunu araştıralım, bu nasıl iş, nasıl oluyor? Adamın biri çıkıyor, dosyaları nedense İçişleri Bakanına veriyor, bir de nedense “Komisyona verdim.” diyor. Onun söyledikleri “Görevlerine iade edilmiş.” dedi, siz araştırma önergesini reddettiniz.

Şimdi, yine “Kamudan ihraçları uzatalım.” diyorsunuz. Yani “Hukuk olmasın.” diyorsunuz, “Biz, bu ülkeyi hukuk olmadan yönetelim.” diyorsunuz. Biz, bunun için itiraz ediyoruz, Sayın Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu yani başka bir nedeni yok.

Şimdi, dolayısıyla, bu meseleleri konuşunca da alınganlık gösteriyorsunuz, yapmayın, alınmayın. Yani insan hakları, hukuk, demokrasi, evrensel hukuk ilkeleri, hukukun üstünlüğü bunların hepsini bir kalemde silip atıyorsunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (Devamla) – Türkiye'nin imzaladığı uluslararası demokratik sözleşmeleri silip atıyorsunuz, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesini takmıyorsunuz, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararlarını ve içtihatlarını takmıyorsunuz, bunların hepsini siz yapıyorsunuz ve bunları hatırlattığımız zaman da alınganlık gösteriyorsunuz. Ya, buna “Allah’ın lütfu darbesi” dediniz, 15 Temmuz darbe girişimine “Allah’ın lütfu darbesi.” dediniz ya. Şimdi o Allah’ın lütfunun yarattığı fırsatlardan faydalanmayın artık diye biz uyarıyoruz, bunu da dinlemiyorsunuz ve bütün bu işi de garip bir hâlde Plan ve Bütçe Komisyonuna yaptırıyorsunuz ya, böyle bir yasa tekniği yok ya! Ekonomiyle ve sosyal meselelerle ilgili çalışma yapması için kurulmuş bir ihtisas komisyonuna yaptırdığınız işlere bakın; diş protez teknisyenleri ve teknikerlerinin meselesi, hava ayrıştırma tesislerinin ormanlık alanlara kurulabilmesi meselesi. OHAL’i bıraktım bir kenara yani böyle bir yasa yapma tekniği var mı? Yapmayın Allah aşkına ya! (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Manisa Milletvekili Sayın Özgür Özel.

Buyurunuz Sayın Özel. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Binali Yıldırım Başbakan oldu, ilk açıklaması şuydu: “Torba yasa gelmeyecek, öyle saçmalık olmaz.” Ömrü torba yapmakla geçti. Rejime kasteden 16 Nisan Anayasa değişikliğinde temel argümanınız; Meclis yasa yapacak, kuvvetler ayrılığı olacak, torba yasa olmayacak. Sordular, hep şöyle anlattınız: Zaten torba yasa yeni rejimin ruhuna aykırı; milletvekilleri teklifte bulunacak, öyle eskisi gibi, özellikle dönem sonlarında her bakanlığın, her bürokratın aklına gelen şeylerin içine atıldığı torbalara gerek yok çünkü artık bakanlıklar teklifte bulunamayacak.

Geçtiğimiz günlerde daha, biz direniyoruz ya turizme, Turizm Bakanımız -telefonda kendisine de söyledim, “Ya kamuoyuna çıkın ‘Demokratik parlamenter sisteme dönün.’ deyin ya da benden bu görüşmeyi talep etmeyin.” dedim- “Ben geleyim ya da siz buyurun, ben yasamızı size anlatayım.” diyor. Yani Anayasa’ya karşı muvazaa suçu işliyorsunuz ve bakanlarınız her fırsatta bunu itiraf ediyorlar.

Şimdi, Bülent Turan konu neden oraya gelsin istedi bilmiyorum.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sataşmayalım.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – İşte, FET֒yle mücadele falan filan… Yahu, torba yasanın yapılışına baktığınızda tam olarak FETÖ imalatı bir iş. Hatırlar mısınız, 2010 yılı, referandum; zehirli maddeler etrafında şeker. Biz hangi maddeye niye karşı çıkacağımızı anlatıyorduk, FET֒nün propagandistleri bütün kanallarda diyorlardı ki: “12 Eylülü yargılayacağız, ona karşı çıkıyorlar; Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yapacağız ona karşı çıkıyorlar, biz FET֒nün yüksek yargıyı ele geçirmesine karşı çıkıyorduk, onlar şekeri anlatıyordu.” Şimdi, biraz uzatalım, biraz itiraz edelim diye bekliyorlar, diyecekler ki: “Özgür Özel, kamudaki eczacının katsayısının artırılmasına mı karşı? Diş teknikerlerinin sorunlarına mı karşı? Köy korucularının maaşını asgari ücrete tamamlayacağız -ek ödemeyle- ona mı karşı çıkıyorsunuz? Hava ayrıştırma tesislerine mi, tütün üreticilerinin beklediği, Sayın Tutdere’nin mücadelesinin karşılık bulduğu bir şeye mi?” Ama ortaya zehri koymuşsunuz, ormanla ilgili koymuşsunuz, OHAL’le ilgili koymuşsunuz ve üç yıllığına uzatacaklardı. Eğri oturup doğru konuşalım arkadaşlar, dedik ki: “Üç yıllığına uzatıyorsunuz da bunun son bir yılını biz kullanacağız, böyle bir şeye ihtiyacımız yok.” (CHP sıralarından alkışlar) Ondan sonra iki yıllık… Seçim süresini ikiye indireceksiniz bize bu yetkiyi vermekten korktuğunuz için; ikiye indirince seçimden sonra gideceğiniz anlaşılacak diye bir yıla indirerek dönüp dolaşıp bu OHAL maddelerinin gerekliliğini anlatıyorsunuz. Bakın, çok net bir şey söyleyeyim: Geldiğinizde öyle Tunceli değil -Tunceli temmuzda bitmişti- Diyarbakır ve Şırnak’ta OHAL hem de üçlü koalisyon hükûmetinin açık beyanıyla son kez uzatılmıştı, ocak ayında da kendiliğinden son buldu.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – O günden bugüne bütün kampanyalarda billboardlara “OHAL’i biz kaldırdık.” yazdınız, OHAL’i getirdiniz, üç aylığına getirdiniz, burada çıktı Genel Başkan Yardımcınız -şimdi Genel Başkan Vekiliniz- “Üç aylığına getirdik ama kullanmayacağız, bir buçuk aylığına kullanacağız.” dedi. Siz OHAL’de referandum yaptınız – dünyanın birçok ülkesinin anayasasına göre yasak- OHAL’de seçim yaptınız çünkü OHAL yetkisi ve baskısı olmadan bir seçime girmeye cesaret edemediniz. Şimdi, OHAL’in belli maddelerini fiilen üç yıla, bazı maddelerini de kendi beyanınıza göre şimdi bir yıla uzatıyorsunuz. 2021 yılında OHAL yetkileri olmaksızın ülkeyi yönetemeyen bir iktidar varsa o iktidarın dizleri zangır zangır sallanıyor demektir. Dizleri sallanan bir iktidarın ülkeye faydası olmayacağı gibi geleceğe ilişkin ümidi de yoktur. Evet, OHAL yetkilerini alacaksınız, özgüveniniz eksik ve ilk seçimde de gideceksiniz; bunu bütün Türkiye’ye ilan ediyoruz. (CHP sıralarından alkışlar)

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Turan…

 

 

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, izin verirseniz yerimden sataşmalarına değinmek isterim.

Bakınız, İYİ PARTİ’nin Grup Başkan Vekili “Turizm Kanunu’nu çektiniz, grubunuz buna katılmıyor.” tarzı bir tespitte bulundu. Hayır, kanunu çekmedik; planlama yaptık, bunu bütün partilerle paylaştık ve inşallah pazar günü kaldığımız yerden Turizm Kanunu’na devam edeceğiz.

Onun dışında, Sayın Başkan, HDP Grup Başkan Vekilinin ifade ettiği “Gözaltı süresi on iki gün.” ifadesini revize etmek istiyorum. Arkadaşlar, Ceza Kanunu gereği bizim gözaltı süremiz dört gündür. Bu kanun o dört günü mahkeme kararı olmak kaydıyla –emniyet değil, savcı değil- 2 defa uzatma yetkisi veriyor ihtiyaç hâlinde, kalabalık vesaire olduğu zamanlarda. Dolayısıyla her uygulamada, her gözaltında “on iki gün” diye bir ifade yok, tam aksine dört günü kolluyoruz, ihtiyaçsa on iki güne çıkarıyoruz.

Onun dışında, bir gazeteciden bahsedilerek Olağanüstü Hâl Komisyonuna aracı olduğu vesaire ithamında bulunuldu.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ KENANOĞLU (İstanbul) – Biz ithamda bulunmadık, kendisi söyledi.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sakin, sakin…

Değerli arkadaşlar, Olağanüstü Hâl Komisyonuna aracı olduğu vesaire söylendi. Buna ilişkin kişi hakkında Sayın Bakan da ilgililer de suç duyurusunda bulundu, kişiyle ilgili yargı süreci başladı; evi arandı, bilgisayarına el kondu; bu iddiaya ilişkin her türlü yasal tedbir alındı. O yüzden buradaki retten bahsedilebilir.

Yine, onun dışında, “’Torba yasa gelmeyecek’ vaadiniz vardı. Niye getirdiniz?” deniyor. Aslında teknik olarak ve hukukçu olarak itiraf ediyorum, ilan ediyorum: Torba yasa usulü, şekli iyi bir usul değil, bunu söylüyorum, bundan rahatsızım. “Ancak niye yapıyorsunuz?” Bir günde 38 defa yoklama alırsanız, bir günde tüm konu dışındaki meseleleri buraya taşırsanız, kanundan başka her şeyi görüşmek durumunda kalırsak bunu yapmak zorunda kalıyoruz. Eğer makul muhalefet tarzı olsa makul iktidar tarzı da olacak.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayınız Sayın Turan.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Makulünüz olmayacak mı sizin?

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Ali Şeker, bir daha söylüyorum: Torba yasada benim kadar senin de kusurun var.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Niye bizim komisyonlara getirmiyorsunuz?

BÜLENT TURAN (Çanakkale) - Siz katılmayabilirsiniz, ben söylüyorum.

Onun dışında, torba yasa ve benzer yasalarla ilgili daha soğuk akılla meseleye yaklaşsak, konuları, maddeleri beraber daha iyi değerlendirme imkânı bulsak, inanın, torba değil, normal yasayı teklif ederiz ama dün, bir günde 6 madde görüştük Sayın Başkan, bir kanun altı ay sürmez ki ya. Biz iktidarız, halkın beklentileri var, bazı konuları hızlıca yapmak durumundayız. O yüzden çok tercihimiz olmasa bile Meclis çalışma usullerinden dolayı bunu yapmak durumunda kalıyoruz.

Onun dışında, “OHAL, OHAL, OHAL” dendi. Bakınız arkadaşlar, bu kanun teklifinde “OHAL” diye itham edilen 3 madde var. Sanki tüm OHAL eski maddeleri geliyormuş gibi ifade doğru değil. 3 maddenin özeti: Tutukluluk süresi -izah ettim- kamu ihraçları, bir de TMSF yetkileri; 3 yetki var sadece. Olağanüstü hâl çok daha büyük bir iddiaydı, burada 3 tane maddeye ilişkin bunları söylüyorsunuz. Bunların süreli olduğunu bir daha hatırlatmak istiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun efendim.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Onun dışında, Sayın Başkanın “Siz gidiyorsunuz, biz geliyoruz.” tarzı esprilerini, tespitlerini biz on beş seneden beri dinliyoruz. Millet ne derse o ama anketler de kamuoyu da gösteriyor ki -Allah ömür versin, göreceksiniz- Cumhur İttifakı’yla beraber daha çok uzun yıllar bu milletin her türlü emeğinde olmaya devam edeceğiz Sayın Başkanım. (AK PARTİ ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Oluç.

 

 

 

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın vekiller, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkan Vekili Sayın Turan’ın söylediği iki şeye çok kısa bir not düşmek istiyorum. Bir tanesi, 4+4+4 elbette mahkeme kararıyla, bunu tartışmıyoruz ki. Bunun dört günü on ikiye çıkarma meselesini niye devam ettiriyorsunuz? Politik olarak bunu eleştiriyoruz biz, yapılış usulünü tartışmıyoruz ki şimdi burada. Bunu bir kenara koyalım.

İkincisi: Süleyman Özışık isimli şahsın kendi söyledikleri, “soruşturma” vesaire diyorsunuz. Ya, adamı soruşturun da onunla ilgili bir şey demiyorum -o sizin yakınınızdı üstelik, sürekli sizi savunuyordu, biliyorsunuz, sizi savunuyordu- esas soruşturulması gereken İçişleri Bakanı. “İçişleri Bakanına verdim ben bunları, Komisyona verdim, OHAL Komisyonuna verdim.” diyor. Ya, OHAL Komisyonuyla İçişleri Bakanının soruşturulması gerekiyor “Siz böyle bir adamdan dosya aldınız mı?” diye.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayınız efendim.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Bakan şikâyette bulundu,  “Yalan.” dedi, savcıya gönderdi Sayın Başkan.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Efendim, Sayın Bakan tabii ki “Yalan.” diyecek, “Aldım ben dosyaları, gerekeni yaptım.” mı diyecek? Soruşturulması gereken yer orasıdır esas itibarıyla. Adam başka, adamı soruşturun, dava açılsın ne olursa olsun. Öbür tarafa bakmıyorsunuz siz, sorun oradan kaynaklanıyor. Bu iktidarın koruduğu, koruduğunuz, OHAL Komisyonu ile İçişleri Bakanıdır. Her türlü hukuksuzluğu yapan yerleri koruyorsunuz.

Ya FETÖ borsası diye bir laf çıktı ortaya, onu da sizin arkadaşlarınız ortaya attı biliyorsunuz, biz atmadık. Onu bile soruşturmadınız ya, doğru mu yanlış mı diye. Ama işte bu Süleyman Özışık’ın söylediği de bu FETÖ borsası lafının maalesef haklı olduğunu gösteren bir itiraftır esas olarak, bunu da söylemiş olayım, teşekkür ediyorum.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Efendim konu yargıda.

BAŞKAN – Sayın Özel…

 

 

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Şimdi, gerçekten, “Torba kanunla ilgili muhalefet suçlanabilir mi?” diye sorsanız “O kadarını da yapmazlar.” dersiniz. Diyor ki: “Yoklama aldınız.”

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Hayır ya.

 ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ben Sayın Bülent Turan’a şunu tavsiye ederim: Adalet ve Kalkınma Partisinin on dört ay sürelik –ki bunun on bir ayında Meclis açık- muhalefet dönemine bir baksın. Süre itibarıyla yani ay başına düşen, gün başına düşen süre itibarıyla en çok gensoru veren muhalefet partisidir Adalet ve Kalkınma Partisi. En çok yoklama isteyen partidir Adalet ve Kalkınma Partisi. Grup başkan vekilleri, üçlü koalisyon döneminde yaptıkları İç Tüzük’ten kaynaklı muhalefetle –ki o zamanlar çok daha geniş yetkileri olan muhalefet partilerinin- âdeta, deyim yerindeyse o dönem iktidar partisinin anasından emdiği sütü burnundan getirmişlerdir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayınız efendim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Bugün dönüp on dokuz yıl sonra İç Tüzük’ün verdiği olanakları, hem de çok daraltılmış olanakları kullanan muhalefet partisine “Siz 38 kere yoklama isterseniz.” diyor, istenen yoklama sayısı 7. “Dün 6 madde yapabildik.” diyor, dün madde yapmadık, 15 Temmuzdu ama bir önceki gün yaptığımız, geçen madde sayısı 13. Yani verilen hiçbir rakamda tutarlılık yok. Ben gün sonunda döner bakarım, mesela salı günü 3 madde geçti ama çarşamba günü 13 madde geçti.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Ortalaması ne?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – 38 yoklama külliyen yalan; 38 yoklama varsa Başkan söylesin, ben 38 bin kere geri alayım lafımı. Ama rakamları mübalağayla, abartıyla sizi dinleyenleri ikna edeceğinizi sanıyorsanız biz buna teslim olmayız, hakikate sığınırız.

Ayrıca, torba kanunda, devamlı kanunda yoklamaya çok bakmayacaksın. Kamu İhale Kanunu’nu geldiğin günden beri 198 kez değiştirmişsin.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Doğru değil.

MÜCAHİT DURMUŞOĞLU (Osmaniye) – Bu doğru mu? Kayıtlar doğru mu?

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Düzelteyim; bir kanunda 198 kez değişiklik yapılıyorsa orada ya bir beceriksizlik ya bir basiretsizlik ya da apaçık bir art niyet vardır. Suistimalci bir iktidarın suistimalci yasama tekniklerine karşı elimizdeki İç Tüzük’ün ve Anayasa’nın verdiği bütün imkânları kullanarak milletin hakkını savunmaya, sorunları dile getirmeye, sizin yaptırdığınız istismarcı yasamaya da direnmeye devam edeceğiz. (CHP sıralarından alkışlar)

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkanım, kayda geçsin, uzatmayacağım. Sayın Özel’in İç Tüzük’ten kaynaklı kullandığı ne kadar hakkı, yetkisi varsa bizim de o kadar var; yoklama da bir haktır. Torba yasa da haktır Sayın Başkan.

 

 

 

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Özel, yoklama talebiniz var.

Sayın Özel, Sayın Sındır, Sayın Sümer, Sayın Hamzaçebi, Sayın Ünver, Sayın Tutdere, Sayın Şeker, Sayın Gaytancıoğlu, Sayın Zeybek, Sayın Ünsal, Sayın Bakan, Sayın Kasap, Sayın Arı, Sayın Göker, Sayın Antmen, Sayın Aygun, Sayın Özdemir, Sayın Kaboğlu, Sayın Çakırözer, Sayın Bingöl.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum ve yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

BAŞKAN - Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 17.42

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 17.58

BAŞKAN: Başkan Vekili Nimetullah ERDOĞMUŞ

KÂTİP ÜYELER: Enez KAPLAN (Tekirdağ), Rümeysa KADAK (İstanbul)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 104’üncü Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Alınan karar gereğince denetim konularını görüşmüyor ve gündemin kanun teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işler kısmına geçiyoruz.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Özel…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Yok, herhâlde sunuştan sonra konuşurum, geçen sefer öyle takdir ettiniz ya…

BAŞKAN – Sayın Özel, buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, 277 sıra sayılı teklifle ilgili Anayasa’ya aykırılık üzerinden iddialarımız var ama geçen sefer “Önce kanunun sunuşunu yapayım, sonra.” diye takdir ettiğiniz için onu bekliyordum efendim.

BAŞKAN – Şimdi takdir sizin efendim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Tamam.

Sayın Başkanım, oturan Komisyondan, kabul edilen AK PARTİ önergesinden ve sizin sunuş konuşmasına başlamanızdan 277 sıra sayılı torba kanunun görüşmelerine başlamak üzere olduğumuz anlaşılıyor. Sayın Başkanım, bizim bu kanunun görüşülmesiyle ilgili, kanunun içerdiği üç madde üzerinden -bunlar 11’inci, 20’nci ve 23’üncü maddeler- çok ciddi Anayasa’ya aykırılık iddiamız var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Elbette her bir Anayasa’ya aykırılık iddiası çok önemli ama bu Anayasa’ya aykırılık iddiası, daha önce eşine rastlanmamış bir durum. Daha doğrusu, üç yıl önce bir kez yapıldı, biz bunu Anayasa Mahkemesine taşıdık, Anayasa Mahkemesi bu konuda henüz esastan görüşme yapmadığı için de durumun vahameti ortada duruyor. Görüşse aslında iptal edeceğini ve bir daha böyle bir düzenleme gelmeyeceğini biliyoruz. Şöyle ki efendim: Anayasa’nın 119’uncu maddesi olağanüstü hâlin ne şekilde ilan edilebileceğini ve ardından Meclisin nasıl toplantıya çağırılıp bu konuyu müzakere edip derhâl karara bağlayacağını tayin etmiş. Burada, ancak ve ancak olağanüstü hâl kapsamında engellenebilecek veya ertelenebilecek bazı hakların kısıtlanması ya da ertelenmesi söz konusu.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) –  Anayasa’mızın 15’inci maddesi anayasal hak ve özgürlüklerin kısıtlanmasının ancak Anayasa’nın 119’uncu maddesindeki şartlarda yani OHAL şartlarında ve OHAL ilan edildikten sonra olabileceğini söylüyorken; o kapsamdaki tutukluluk sürelerinin uzatılması ya da devlet memuriyetinden idari kararla uzaklaştırma ya da Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu tarafından yargı kararı olmaksızın şirketlere kayyum atanması gibi ancak OHAL yetkilerinde olabilecek düzenlemeler yasayla yapılmaya çalışılıyor. Hâl böyle olunca, hem açık bir Anayasa’ya aykırılık yani kanun yoluyla kısmen OHAL ilan etme hem de daha sonra bu konuda yani bu kabul edilemez bir durum olmasına rağmen diyelim ki usul tartışmamızı reddettiniz, diyelim ki Meclis görüştü, diyelim ki vardık ve bu kanunu geçirdik.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – O zaman Anayasa’nın 90’ıncı ve 148’inci maddesi, ilan ettiğimiz OHAL’i Avrupa Konseyine bildirme, uluslararası muhataplarımıza bildirme ve “Türkiye'de OHAL uygulanıyordur.” diye bunu ilan etme ve diğer ülkelere bildirme zorunluluğu, Konseye bildirme zorunluluğu getiriyor ama kanun çıkardık diye Konseye bildiremezsiniz. Bu da bizim uluslararası anlaşmaları düzenleyen 90’ıncı maddedeki yükümlülüğümüzü ihlal etmektedir. Türkiye Cumhuriyeti devletini açıkça sıkıntıya sokacak yani sen OHAL yetkileri alıyorsun, Konseye bildirmiyorsun ya da OHAL yetkilerini kanunla düzenliyorsun gibi Türkiye'deki hukuk güvencesini de sıkıntıya sokacak, Türkiye'nin uluslararası itibarını sıkıntıya sokacak dolaylı yoldan hatta doğrudan ekonomimizi etkileyecek bir yanlışı tekrarlamak üzereyiz. Bu durumda biz bunun Genel Kurulda görüşülemeyeceğini, Başkanlık Divanı tarafından Komisyona iade edilmesi gerektiğini düşünüyoruz, bu konudaki tutumunuzu bekliyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Eğer Komisyona iade ederseniz, “Anayasa’ya aykırıdır, biz bunu görüşemeyiz.”… Yani mesela biz bugün çıksak bir salı günü Cumhuriyet Halk Partisi olarak İç Tüzük 37’ye göre Anayasa değişikliği getirsek size ne diyeceksiniz? “Arkadaş, bu kanunla olmaz ki, siz bunu 200 vekille isteyip 360 vekille referandumla ya da 400 milletvekilinin desteğiyle ancak yapabilirsiniz.” Nasıl ben buraya Anayasa değişliğini İç Tüzük 37’yle doğrudan gündeme alınacak bir kanun teklifi gibi getiremezsem; örneğin muhtar seçimlerinin beş yılda bir değil dört yılda bir yapılmasını nasıl reddedecekseniz bunu da o kadar net bir şekilde reddetmeniz lazım. Bunu yapmanız sorumluluğunuzdur, Başkanlık Divanının sorumluluğudur; bunu yapmamanız durumunda çok açık bir anayasal ihlal ortaya çıkacaktır. Tutumunuzu bekliyoruz. Tutumunuzu netleştirirseniz buna karşı gerekiyorsa usul tartışması açacağız.

BAŞKAN – Usul tartışması açacağız efendim.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Lehte…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Lehte…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Yani tutumunuzu sürdürecek misiniz, iade etmeyip görüşmelere devam mı ediyorsunuz?

BAŞKAN – Yani böyle bir şeyimiz olmadığından mecburen bir usul tartışmasına geçeceğiz efendim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Tutumunuzun aleyhinde söz istiyoruz efendim.

BAŞKAN - Aleyhte Özgür Özel.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Grubumuz adına aleyhte doğrudan İbrahim Kaboğlu olarak kaydedebiliriz efendim.

BAŞKAN – Lehte, efendim?

ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – Lehte…

AHMET ÖZDEMİR (Kahramanmaraş) – Lehte…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Biz de hocamızın öğrencisi Abdullah Bey’e söz verelim o zaman, ayıp olmasın.

BAŞKAN – Lehte Abdullah Güler.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Yani Abdullah Bey iyi savunamazsa hoca iyi öğretememiş dersin, beğenmezlerse hoca iyi öğretmemiş.

BAŞKAN - Aleyhte ikinci söz?

Sayın Oluç, sizin miydi aleyhte ikinci söz?

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Yok, hayır.

BAŞKAN – Lehte Sayın Abdullah Güler.

Buyurunuz Sayın Güler. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

 

 

 

(AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

 

 

ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; Başkanlığınızın almış olduğu tutum üzerine, lehinde söz almış bulunmaktayım. Yüce Meclisi ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, mevcut 277 sıra sayılı Kanun Teklifi’mizin üzerinde yapılan Anayasa’ya aykırılık iddiası konusunda birkaç konuyu ifade etmek istiyorum. Mevcut yasa teklifi Meclis Başkanlığına verildiği andan itibaren, Meclis Başkanlığının ilgili yasama uzmanları ve incelemesiyle beraber, burada ilk aşamada Anayasa’ya aykırılık konusunda bir inceleme safahatı gerçekleştirilmektedir. Daha sonra ilgili komisyon, görevlendirilen komisyon da yine, burada İç Tüzük’ümüzün 37 ve 38’inci maddeleri kapsamı içerisinde mevcut yasa teklifinin Anayasa’ya aykırılığı konusunda görüşmelerini yapmak suretiyle bu değerlendirmeyi yapmaktadır. Bu ikinci safahatı da geçmiştir şu andaki ilgili yasa teklifimiz.

Yine, Genel Kurulda biraz önce AK PARTİ Grubu olarak bir grup önerimiz olmuştu ilgili yasa teklifinin öncelikli olarak görüşmelerde ele alınmasıyla ilgili. Yine bu da Genel Kurulun onayına sunulmuş ve Genel Kurulda da bu safahatta, netice itibarıyla Genel Kurulda görüşmelerine başlanılmasına karar verilmiştir. En nihai safhada ise mevcut kanun teklifinin Genel Kurul görüşmeleri tamamlandıktan sonraki aşamada yasalaşması hâlinde yine, ilgili İç Tüzük gereğince bu yasa teklifine karşı Anayasa Mahkemesi nezdinde iptal davasıyla beraber hukuki süreç devam ettirilebilecektir.

Dolayısıyla, Başkanlığınızın almış olduğu, lehe olan hususu onayladığımızı ve uygun gördüğümüzü ifade ediyor, yüce Meclisi ve Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aleyhte, Sayın İbrahim Kaboğlu Hoca’mız.

Buyurunuz Sayın Kaboğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

İBRAHİM ÖZDEN KABOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, Divan, değerli milletvekilleri; torba yasa olarak karşımıza gelen bu metin aynı zamanda adsız torba yasadır. Torba yasa ve adsız torba yasa aslında Anayasa madde 2’ye aykırıdır; hukuk devleti ve hukuk güvenliği ilkesine, öngörülebilirlik, anlaşılabilirlik ve ulaşılabilirlik ilkesine. Komisyon bu konuda tamamen yetkisizdir. Komisyonun yetkisizliği, esasen, bu önerinin 11’inci, 20’nci ve 23’üncü maddeleri açısından açıktır ve biz bunu İç Tüzük madde 20, 34 ve 38 açısından öne sürdük, defalarca öne sürdük Komisyonda fakat bu taleplerimiz dikkate alınmadı, geri çekilmedi, iade edilmedi veya karara bağlanmadı. Gerçekten hem uzmanlık ilkesine hem Anayasa’ya aykırılık ilkesine hem de Anayasa’ya uygunluk denetimine sahip olduğumuz münhasır yetki ilkesine saygı gösterilmedi. Bu uzatma aslında üç yıl önce Adalet Komisyonu tarafından yapılmıştı, şimdi Plan ve Bütçe Komisyonu yetki dâhilinde bile olsaydı mümkün değildi çünkü Plan ve Bütçe Komisyonu yetkisi alanına girmiyor. Bu aslında Cumhurbaşkanının yetkisine giren bir alanda düzenleme olduğu hâlde, Cumhurbaşkanı veya Yardımcısı bir yana hiçbir temsilci bulunmamaktaydı Cumhurbaşkanlığından. Dolayısıyla, Anayasa Mahkemesi zaten torba yasa üzerine denetim yapamıyor ama bu şekilde torba yasalar Anayasa Mahkemesini felç ettiğinden bu konuda Anayasa Mahkemesine yaptığımız başvuru da henüz sonuçlanmış değil.

Fakat, esasen, burada üzerinde vurgu yapılması gereken husus şudur: Değerli vekiller, sadece iki anayasal rejim var; şu anda uygulamakta olduğumuz olağan hukuk rejimi, bir de Anayasa madde 119 gereği ilan edilecek olan olağanüstü hâl ve o durumda, Anayasa madde 15 devreye girer ve Türkiye Büyük Millet Meclisi de dört ayda bir bunu denetler. Bu bakımdan Türkiye’de üçüncü bir rejim, bir hibrit durum bulunmamaktadır. Gerek 7145 sayılı Yasa’yla yapılan uzatma gerekse şimdi önerilen uzatma aslında Anayasa dışı, her iki Anayasal düzen dışında yer alan, tamamen fiilî bir durumu ifade etmektedir, bu bakımdan Anayasa’ya tümden aykırıdır. Sadece Anayasa’ya bu şekilde aykırılıkla kalmıyor, aynı zamanda Türkiye’nin uluslararası yükümlülüklerine aykırılık teşkil etmektedir çünkü Anayasa madde 119 gereği olağanüstü hâl ilan edildiği zaman Anayasa madde 15, Avrupa Sözleşmesi madde 15 gereği Avrupa Konseyine ve Birleşmiş Milletlere bildirimde bulunulmaktadır, oysa burada böyle bir bildirim yapılmamıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

İBRAHİM ÖZDEN KABOĞLU (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ayrıca böyle bir uzatma Anayasa Mahkemesi kararlarına da aykırıdır çünkü burada oyladığımız -yaklaşık üç yıl önce- 7151 sayılı Yasa’nın ilgili maddeleri Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiştir, özellikle iltisak ve irtibat konusunda Millî Güvenlik Kuruluna yetki veren kısmı iptal edilmiştir, oysa bu uzatma yine Millî Güvenlik Kurulunun karar alabileceğine dair düzenleme içermektedir, bu bakımdan bu yönüyle de Anayasa’ya aykırıdır.

Anayasa’ya karşı hile söz konusudur, bu yetkiyi sadece Cumhurbaşkanı kullanabilir; 4 neden varsa, şiddet hareketleri varsa, kamu düzeni ciddi biçimde bozulmuşsa, ağır ekonomik bunalım varsa veya salgın hastalık varsa Cumhurbaşkanı kullanabilir. Salgın hastalık var, onun için kullanmıyor; ağır ekonomik neden var, onun için kullanmıyor, birinci ve ikinci neden için haydi haydi kullanmayacaktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İBRAHİM ÖZDEN KABOĞLU (Devamla) – Yetki analizi de yapılmamıştır.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Çok kısa şey yapalım.

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

İBRAHİM ÖZDEN KABOĞLU (Devamla) – Komisyonda çok üstelediğimiz hâlde, üç yılda ne yaptınız? Anayasa dışı bu uzatma sonucu üç yılda ne yaptınız? Hangi yetkileri kullandınız, hangi önlemleri aldınız ve hangi tür kamu düzenini sağladınız? Bu konuda, Komisyonda sürekli dile getirdik fakat hiçbir biçimde üç yılda, üç yıllık uygulamayla yapılan etki analizi bizim önümüze getirilmedi, getirilemedi. Üç yılda ne yapacaksınız? O konuda da herhangi bir rapor sunulmadı. Ve gerçekten parti başkanlığı yoluyla tek kişi yönetiminin Türkiye’yi getirdiği durumu iki günlük Komisyon görüşmelerinde -ne kadar yetersiz, ne kadar etkisiz kamu yönetimi ve özellikle bakanlar adına orada bulunuyorlar- hiçbir bilgi veremedikleri, hiçbir ciddi ve sağlıklı bilgi veremedikleri için bunu da görmüş olduk. Dolayısıyla, bu, çok yönlü olarak Anayasa’ya aykırıdır.

Teşekkür ederim. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar)

 

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, malumları olduğu üzere (2/3740) esas numaralı Bazı Kanun ve Kanun Hükmündeki Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi Plan ve Bütçe Komisyonu tarafından görüşülüp karara bağlanmış, komisyon raporu Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına sunulmuş ve Başkanlıkça da 277 sıra sayısıyla bastırılarak milletvekillerine dağıtılmıştır. Teklif, 16 Temmuz 2021 tarihinde AK PARTİ grup önerisinin Genel Kurulda kabulüyle Genel Kurul gündemine girmiştir. Ve tüm bu aşamalardan geçerek Genel Kurul gündemine girmiş söz konusu teklifle ilgili olarak, Başkanlığımızın söz konusu raporu görüştürmemek veya Komisyona iade etmek gibi yetkisi bulunmamaktadır. Genel Kurulda teklifin tümü üzerindeki görüşmeler sırasında Anayasa’ya aykırılık iddialarının dile getirilmesi mümkündür. Genel Kurulun bu görüşmelerden sonra Anayasa’ya aykırılık iddialarını ciddi görerek maddelere geçilmesini reddetme yetkisi bulunmaktadır. Yine, İç Tüzük’ün 84’üncü maddesine göre teklifin belli bir maddesinin Genel Kurulda görüşülmesi sırasında Anayasa’ya aykırı olduğu gerekçesiyle reddini isteyen önergeler diğer önergelerden önce oylanır.

Görüldüğü gibi, bir teklifin Anayasa'ya aykırı görülmesi hâlinde, gerek komisyonda gerekse Genel Kurulda reddedilmesine olanak tanıyan çok sayıda İç Tüzük kuralı bulunmaktadır. Ancak teklifin görüşmelerine başlanmadan önce Anayasa'ya aykırılık iddialarını görüşmek İç Tüzük'e uygun değildir. Bu çerçevede söz konusu talebe ilişkin tarafımızca yapılacak bir işlem bulunmamaktadır. Kanunun tümünün görüşmelerine geçilmesi hususunda tutumumda değişiklik olmamıştır.

Genel Kurulun bilgisine sunulur.

Buyurun Sayın Özel.

 

 

 

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, Anayasa’ya aykırılıktan ötürü iade etmenizle ilgili usul tartışmasını tüketmiş bulunuyoruz yani hayal kırıklığı içindeyiz ama durum böyle.

Şimdi görüşmelerine başlayacağımız kanun 21 farklı değişiklik yapıyor; bunun 19’unu kanunda, 2 tanesini kararnamede yapıyor ama toplam 26 madde yani safkan bir torba yasayla karşı karşıyayız. Daha torba yasa olmaz yani bazı yerde oluyor ya, 10 madde 1 kanunda, 7 madde 1 kanunda, 3 madde. Ona da “torba” diyoruz, o da torba ama bu safkan bir torba yasa.

Bu torba yasanın görüşmeleriyle ilgili biraz önce alınmış grup kararını da uygulayacak olursak bunu normal müzakere yöntemi olan 81’e göre değil -ki normali odur, istisnası temel kanundur, 91- temel kanun olarak görüşüleceği anlaşılıyor.

Şimdi, bu görüşmeye geçecek olduğumuzda şöyle bir şey olacak: Biz maddeler üzerinde konuşamayacağız, ancak ve ancak bölümler üzerinde on dakika süreyle konuşacağız. 13 maddelik bölümde on dakika süresi olacak bir arkadaşın, bir kişi konuşacak, sonra da hep birlikte bunu oylayacağız. Burada mesela, tütün üreticilerinin beklentisiyle ilgili madde üzerinde de, eczacıların katsayısı hakkında da, köy korucularının maaşı hakkında da, tutuklama süreleri hakkında da grupların konuşma hakları yok ama burada her bir maddenin örneğin Anayasa’ya aykırılığını iddia edebilirim ya da o maddede değişiklik önerebilirim ya da tütünle ilgili düzenlemede bir yıl değil, altı ay değil, bunun işte Cumhuriyet Halk Partisi iktidarına kadar, bir buçuk yıl, iki yıl sonraya kadar ertelenmesini -ki sorunu çözeyim diye- bekleyebilirim. Bunların her biri için bir tane önerge hakkı var. Anayasa’ya aykırı dersen tarihi tartışamıyorsun, Anayasa’ya aykırı dersen katsayının miktarını tartışamıyorsun. Böylelikle şu ortaya çıkıyor: Torba yasa ile temel kanunu bir araya getirince muhalefetin yasamaya katkısı imkânsız hâle geliyor belli alanlarda. Hele hele biraz önceki beyanınız, Anayasa’ya aykırılığı da git o maddede söyle diyorsunuz. İç Tüzük 81’e göre olsa 7 önerge hakkı var, 91’e göre 2 önerge hakkı var. Grupların önerge hakkı saklı yani hiçbir gruba 1’den çok önerge hakkı düşmüyor. Anayasa’yla tüket o hakkını diyorsunuz, kanuna müdahale etme diyorsunuz; batırsınlar, çıkarsınlar, getirsinler diyorsunuz; bu olmaz. Biz bir torba yasanın temel kanun olarak ele alınmasının Meclisin varlık sebebine karşı olduğunu düşünüyoruz; bırakın İç Tüzük’e aykırı, Anayasa’ya aykırı, Meclisin varlık sebebine aykırı olduğunu düşünüyoruz. Bu kanunun ayrı ayrı yani Meclis Başkanlığına iade edilip Meclis Başkanı zaten bunu hiç işleme almayıp ayrı ayrı komisyonlarda değerlendirilip temel kanun olarak, torba kanun olarak değil, ayrı ayrı kanunlar olarak getirilmesi ya da temel kanun olarak değil, İç Tüzük 81’e göre müzakereye açılması gerektiğini değerlendiriyoruz. Bu yönde bir karar verirseniz çok hayırlı bir karar olur. Aksi takdirde, tutumunuzu usul tartışması açmak suretiyle tartışmak istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Turan...

 

 

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, tabii ki takdir zatıalinizin, İç Tüzük’te her türlü usul talebi değerlendirmesi size ait ancak konuya ilişkin çok tartışma yaptık şimdiye kadar. Bu konuda da çok fazla çalışma yapıldı, taraflarla beraber Komisyonda görüşmeler yapıldı. “Torba yasa” diye ifade edilen uygulama ilk defa yapılan bir uygulama değil. Dolayısıyla usul tartışmasının uygun olmadığı kanaatindeyiz ama takdir sizin Sayın Başkan.

BAŞKAN – AK PARTİ grup önerisinin kabulüyle teklifin görüşmelerinin İç Tüzük 91’inci maddeye göre yapılması kabul edildi; tutumum da bu yöndedir efendim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Usul tartışması açıyoruz.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Lehte…

ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – Lehte…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Aleyhte…

AHMET ÖZDEMİR (Kahramanmaraş) – Lehte…

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Aleyhte…

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Aleyhte…

ABDULLAH KOÇ (Ağrı) – Aleyhte…

BAŞKAN – Lehte Ramazan Can, aleyhte Özgür Özel, lehte Ahmet Özdemir, aleyhte Abdullah Koç.

Lehte Ramazan Can.

Buyurunuz Sayın Can. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

 

 

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Değerli milletvekilleri, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, Meclis Başkan Vekilimizin tutumu istikametinde olduğumuzu belirtiyorum.

Bu, Gündem; bu Gündem Danışma Kurulu ve grup önerisiyle… Danışma Kurulu oy birliğiyle karar alıyor, İç Tüzük 19’a göre, eğer anlaşmaz olmazsa da grup önerisi getiriliyor ve burada, Genel Kurulun takdiriyle, AK PARTİ’nin grup önerisinde 277 sıra sayılı Yasa Teklifi’ni Gündem’in 1’inci sırasına aldık ve aynı Gündem’de “Temel yasa olarak görüşülmesini öneriyoruz.” dedik. 13+13, iki bölümden mürekkeptir ve iki bölümden mürekkep kanun teklifinin Gündem’in 1’inci sırasına alınması Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulundaki milletvekillerinin kahir ekseriyetiyle kabul edildi. Dolayısıyla, Gündem oluştu. Gündem oluştuktan sonra Meclis Başkan Vekiline dönerek “Bu sarfınazar edin.” demek doğru değildir, hukuki de değildir. Dolayısıyla, eğer Anayasa’ya aykırılık, aynı şekilde ve diğer taraftan da torba yasayla ilgili itirazlar varsa grup önerisinin kabulünde bu tartışmanın yapılması daha isabetli olacaktır. Ayrıca, İç Tüzük’te temel kanunlar 91’inci madde... Burada, bir hukuk dalında sistematik olarak konu bütünlüğü arz eden hadiselerde kümülatif olarak kanun teklifi hazırlanabilir. Netice itibarıyla, Anayasa Mahkemesine de gitmiştir temel yasa. Anayasa Mahkemesi, Türkiye Büyük Millet Meclisinin yasama ekonomisi açısından, süre ekonomisi açısından, rasyonel çalışması açısından buna cevaz vermiştir. Netice itibarıyla, teamüller de bu manada oluşmuştur gerek Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanı gerekse uygulamalarındaki tutumlar bu yönde, bu cihetle istikamet bulmuştur. Netice itibarıyla, tabii ki, usul tartışması, Anayasa’ya aykırılık tartışması ve temel yasa olup olmadığıyla ilgili tartışmalar gerek Komisyonda gerekse Genel Kurulda meşru olarak ileri sürülebilir. Anayasa’ya aykırılık iddiası Türkiye Büyük Millet Meclisinin Genel Kuruluna önergeler yoluyla getirilebilir. Netice itibarıyla, buradan da bir sonuç alınamazsa, 38’inci maddenin evvelemirde, Komisyonda da aynı şekilde önergeler verilebilirdi. Buradan da netice alınmadığı zaman… Zaten Anayasa Mahkemesinin kuruluş sebeplerinden de biri budur. Kaldı ki Anayasa Mahkemesine gerek Türkiye Büyük Millet Meclisinde milletvekillerinin sayısıyla gerekse mahkemelerde iddianın somut norm denetimi yoluyla kazai yani yargısal denetiminin mahkemeler boyutuyla ileriye götürülmesinde mahkemenin ciddi bulması hâlinde de Anayasa Mahkemesine götürülebilir ve Anayasa Mahkemesi de bu konuda karar verir, bu karar da hepimizi bağlayıcıdır. Netice itibarıyla da gerek temel yasa gerekse Anayasa’ya aykırılık açısından İç Tüzük’ün bu hükümleri caridir, yerindedir, pozitiftir.

Genel Kurulun takdirlerine arz ediyor, saygılarımla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aleyhte, Sayın Abdullah Koç, buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

ABDULLAH KOÇ (Ağrı) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu torba kanun teklifinin Anayasa’ya çok aykırı bir şekilde gündeme getirildiğini biz Komisyon aşamasında defaaten dile getirdik, sadece ve sadece Anayasa’nın 119’uncu maddesine aykırı olmadığını ve Anayasa’nın birden fazla maddesine aykırı olduğunu çok net bir şekilde dile getirdik. Bunun Anayasa’ya aykırı olduğu hükümlerden bir tanesi... Bu, Anayasa’nın 10’uncu maddesine aykırı, Anayasa’nın 19’uncu maddesine aykırı, Anayasa’nın 38’inci maddesine aykırı ve biz birçok Anayasa maddesinin ihlaline neden olabilecek bir kanun teklifiyle karşı karşıyayız.

Peki, burada ne getiriliyor değerli arkadaşlar? Bakın, biraz önce bu kürsüde yine dile getirildi; öncelikle bir olağanüstü hâl uygulaması yapılabilmesinin şartları var ve olağanüstü koşulların olması gerekiyor. Bu olağanüstü koşulları dile getirecek ve aynı zamanda bu yetkiyi kullanabilecek olan Cumhurbaşkanının, bu konuda karar verdikten sonra bu olağanüstü hâl uygulamasını derhâl Meclisin gündemine getirip Meclisin onayını almasını gerekiyor. Şu koşullara baktığınız zaman ortada bir olağanüstü hâl uygulaması var mıdır? Ortada bir olağanüstü hâl uygulaması söz konusu değil. Ama olağanüstü hâl uygulaması olmamasına rağmen ne yapılıyor? Bu mevcut olan torba yasayla, mevcut olan olağanüstü uygulamalara devam ediliyor yani Anayasa’nın 119’uncu maddesi çok açık bir şekilde rafa kaldırılıyor.

Bunun yanı sıra ne yapılıyor? Biraz önce de dile getirildi, biz şu anda “Temel kanun olarak görüşülür mü, görüşülmez mi?” diye İç Tüzük’teki mevcut olan hükümlere aykırılık teşkil edebilecek nitelikte bir uygulamayla karşı karşıya kalıyoruz. Bakın, “torba kanun” denildiği zaman birden fazla kanunu, birden fazla temel hak ve hürriyetleri etkileyebilecek olan hususları getirip, bir torbanın içerisine koyup ondan sonra tartıştırılmadan, Anayasa’ya aykırı olan hususlar dikkate alınmadan komisyonlardan geçiriliyor ve Genel Kurulun gündemine getiriliyor.

Peki, aynı zamanda bu neye çok aykırı bir şekilde dile gelecek? Anayasa’nın ikinci kısmı temel hakları etkileyen çok net hükümler içermektedir. Temel haklar nelerdir? Şu anda Türkiye’de zaten askıda olan temel haklar söz konusu. Bu mevcut olan torba yasayla, torba kanun teklifiyle etkili ve aynı zamanda kaliteli bir yasama sürecinin de imkânı ortadan kaldırılıyor. Dolayısıyla, mevcut olan, şu andaki kanun teklifinin çok yönlü bir şekilde Anayasa’ya aykırı olduğuna, birden fazla Anayasa hükmünü ihlal ettiğine dair bizim görüşümüz nettir. Dolayısıyla, bu hâliyle, mevcut olan Başkanlıkça, bu kanun teklifinin derhâl geri çekilmesi ve aynı zamanda Adalet Komisyonunu ilgilendiren, Anayasa Komisyonunu ilgilendiren, temel kanun yönünde olan maddelerinin derhâl bu komisyonlara tevdi edilmesi ve iade edilmesi gerektiğini söylüyor, aleyhte oy kullanacağımızı belirtiyor, saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Lehte Sayın Ahmet Özdemir.

Buyurunuz Sayın Özdemir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AHMET ÖZDEMİR (Kahramanmaraş) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; Başkanım, usul tartışmasıyla ilgili tarafınızın kararı üzerine, kararınız lehine söz aldım.

Öncelikle şunu söylemek istiyorum: Saygıdeğer Grup Başkan Vekilinin ilk yaptığı usul tartışmasında, aslında Başkanımızın tutumuyla bu konu bence nihayetlenmiştir ve kanunun görüşülmesiyle ilgili, Başkanımız irade beyan ettiği için bu konuda yeni bir Anayasa’ya aykırılık iddiası ve yeni bir usul tartışmasının ancak İç Tüzük 84’e göre maddeler üzerine bir Anayasa’ya aykırılık iddiası şeklinde yapılabileceğini düşünüyoruz. Bu yüzden, yapılacak bu ikinci usul tartışmasının… Aslında, Meclisin usulünde böyle bir tartışma olmadığını düşünüyorum.

İç Tüzük, bize, torba kanunla ilgili düzenleme yapma konusunda tercihen bir cevaz veriyor, biz de bu hakkı kullanarak birçok önemli konuyu içeren bir kanun teklifi getiriyoruz. Aslında, bu kanun teklifiyle şu anda vatandaşlarımızın beklediği birçok önemli konu gerçekleşmiş olacak.

Genel Kurul kendi gündemine hâkim bir şekilde çalışıyor. Genel Kurul bu konuda bize icazet veriyorsa artık burada bir usul eksikliği ya da bir Anayasa’ya aykırılık iddiasında bulunmanın doğru olmadığını düşünüyorum. Kaldı ki getirdiğimiz, “torba kanun” diye nitelendirdiğiniz ve usule uygun olmadığını düşündüğünüz kanun teklifiyle aslında bu süre içerisinde birçok konu, vatandaşlarımızın beklediği birçok konu ki bunlardan bir tanesi köy korucularının aylıklarının en az asgari ücret kadar olması, 2020 yılında meydana gelen depremlerde zarar gören vatandaşlarımız için destekler, tütün ticareti yapanlara yönelik cezaların ertelenmesi, özellikle karşılıksız çek keşide etme suçundan mahkûm olanlara ve dava süreci başlayanlara alacaklıların hakkını zayi etmeden taksitlendirme imkânı getirilmesi ve bu süre zarfında infazın durdurulmasına imkân verilmesi; bunun gibi birçok düzenlemeyi bu kanunla getireceğiz. Biz bunun vatandaşımızın lehine bir düzenleme, onların hayatını kolaylaştıracak bir teklif olduğunu düşünüyoruz. İç Tüzük’ün de bu konuda bize icazet verdiğini, İç Tüzük’ün 91’inci maddesinde temel kanun olarak düzenlenmesinde bir yasak olmadığını düşünüyoruz. Bu nedenle de Başkanım, sizin bu konudaki kararınızın lehine görüş bildiriyoruz.

Saygılarımızla. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Özel, buyurun.

 

 

 

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, çok vakit almak istemem çünkü usul tartışması açtınız zaten ama biraz önce konuşan değerli milletvekilimiz diyor ki: “Buna gerek yok.” Biz bir öncekinde Anayasa’ya aykırılığı yani “OHAL’i kanunla ilan edemezsin.” diyoruz özetle. Burada söylediğimiz meselenin kendisi şu: “Birbirinden tamamen farklı -hani ‘safkan torba’ dediğim o- bir kanunu temel kanun olarak görüşemezsin.” dedim, ona ilişkin bir usul tartışması yapıyoruz; bu, bambaşka bir mesele.

İç Tüzük 91’de tarif etmiş ama bakın, uzun uzun okuyup zamanınızı almayayım -sadece tek bir cümlesini- şartları sıralıyor, cümlelerden bir tanesi de şu: “Temel kanunda, maddeler arasındaki bağlantıların korunması zorunluluğu vardır.” diyor. Şimdi, bakın, sizin getirdiğiniz temel kanunda 26 maddenin 2’si yürütme, yürürlük; 24 maddenin 21’i bambaşka kanunlarda.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bitiriyorum.

BAŞKAN – Buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Biri eczacıya katsayı, birisi OHAL, bir tanesi korucuların eksik kalan maaşlarının tamamlanması, öbürü diş teknikerlerinin kursunun tarihi. Şimdi, nasıl temel kanun olacak? Hukukçusunuz, diploma aldınız, geldiniz burada yemin ettiniz, milletvekilliği yapıyorsunuz, hep beraber emek sarf ediyoruz. “Maddeler arası açık bağlantı…” diyor, var mı? Sayın Başkanım, bu temel kanun yetkisi, Vergi Usul Kanunu getiriyorsun, 900 madde, tek tek görüşsen bir yıl sürecek, 30’ar maddelik 30 bölüm görüş diye vermiş bu imkânı. Diyor ki: “İç Tüzük, bu imkânı veriyor.” Vermiyor. Siz, vermeyen bir şeyi oya sundurup oy çokluğuyla İç Tüzük’ü ve Anayasa’yı ihlal ediyorsunuz; bu, bu kadar açık yani ondan beni suçlamayın lütfen. Yaptığınız iş tamamen hukuka aykırı, tamamen İç Tüzük’e aykırı.

Teşekkür ederim Sayın Başkan. (CHP sıralarından alkışlar)

 

 

 

BAŞKAN – Aleyhte Sayın İbrahim Kaboğlu.

Buyurunuz Sayın Kaboğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

İBRAHİM ÖZDEN KABOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli üyeler; evet, gerçekten, bu maddeyi, 91’inci maddeyi aslında sadece okumaya kalksak bu bile yeterli. “Bir hukuk dalını sistematik olarak bütünüyle veya kapsamlı olarak değiştirecek biçimde genel ilkeleri içermesi…” Şimdi, bakın, ilk cümlecik bu çünkü 4 ayrı cümlecik var, 6 veya 7 öğe var. Hangi hukuk dalıyla ilgili bu yasa? 18 ayrı kanun… Bütün hukuk dallarıyla ilgili, bir hukuk dalı. Medeni hukuk mu, idare hukuku mu, ceza hukuku mu, vergi hukuku mu ya da şöyle sorayım: Hangi hukuk dalıyla ilgili değil? Yani “Bir yasa temel kanun bağlamında ele alınamaz.” biçiminde bir şey söylense işte bu alınamaz. Tamamen, tamamen aykırıdır. Bu nedir? Bu, sadece yasaları parçalamıyor, sadece yasaları parçalamıyor -biraz önce belirttiğim gibi- Anayasa’nın iki düzeninin dışında yer alıyor, Anayasa’yı parçalıyor. Bir yandan Anayasa bütününü, öbür yandan Anayasa’nın 15’inci maddesi ile 119’uncu maddesinin oluşturduğu olağanüstü düzeni, bunun dışında bir şeyi ve sanki Türkiye'de bu yasayla yeni bir hukuk düzeni kurulacakmış gibi bir eğilim ortaya konuluyor. Devam edebilirsiniz, bütün öğeler, hiçbir öğe bu 91’inci maddenin birinci kesiminde yer alan 7 öğenin hiçbirisine uymuyor. Dolayısıyla bu kadar apaçık bir yasaya aykırılık, madde 90’a aykırılık teşkil ettiği hâlde bunun oylanmaya çalışılması, aslında bu yöntemin uygulanması bizim Komisyonda başından itibaren itiraz ettiğimiz Anayasa’ya aykırılık savlarımızı tekrar tekrar pekiştirmektedir. Orada devamlı olarak dile getirdik, orada devamlı olarak dile getirdik. Kamu görevlileri, Bakanlık temsilcileri nasıl darmadağın bir biçimdeydi, sorduğumuz sorular karşısında nasıl çaresizlerdi. “Bu teklif hangi bakanlıktan geldi?” dediğimiz zaman o bakanlıkların temsilcileri bile yoktu veya konuştukları zaman sorulara yanıt veremiyorlardı. Şimdi, bu, aslında bütün bu birbiriyle hiçbir biçimde ilişkisi olmayan maddelerin temel kanuna doldurulmasıyla başından beri izlenen yol ve yöntemin haksızlığını, Anayasa dışılığını, İç Tüzük’e aykrılığını örtbas etme çabasından başka bir şey değildir; henüz zaman çok geç olmadan bundan dönelim. Hiç değilse Anayasa’ya aykırı bir süreci önce İç Tüzük’e uygun hâle getirelim ve o şekilde, bayram öncesi hukukla biraz tanışalım asgari koşullarda olsa bile.

Teşekkür ederim. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, malumları olduğu üzere (2/3740) esas numaralı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi Plan ve Bütçe Komisyonu tarafından görüşülüp karara bağlanmış, Komisyon raporu Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına sunulmuş ve Başkanlıkça da 277 sıra sayısıyla bastırılarak milletvekillerine dağıtılmıştır. Teklif, 16 Temmuz 2021 tarihinde AK PARTİ grup önerisinin Genel Kurulda kabulüyle Genel Kurul gündemine girmiştir. Ayrıca, kabul edilen grup önerisinde teklifin İç Tüzük’ün 91’inci maddesi uyarınca temel kanun olarak görüşüleceğine karar verilmiştir.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Yapmayın Başkanım ya, yapmayın ya!

BAŞKAN – Genel Kurulun kararı hilafında Başkanlığımızca yapılacak bir işlem bulunmamaktadır.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Bu günahı sana işletmeselerdi iyi be Başkan! Sen müftüsün, bu günahı işlemeseydin be Başkan!

BAŞKAN – Kanunun tümünün görüşmelerine geçilmesi hususunda tutumumda değişiklik olmamıştır.

Genel Kurulun bilgisine sunulur.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Vallahi Başkanlığın tarafsızlığına inanmasam…

BAŞKAN – 1’inci sıraya alınan, Ankara Milletvekili Orhan Yegin ve 45 Milletvekilinin Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

 

1. Ankara Milletvekili Orhan Yegin ve 45 Milletvekilinin Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/3740) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 277)(x)

BAŞKAN - Komisyon? Yerinde.

Komisyon Raporu 277 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

 

 

 

Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince, bu teklif İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında temel kanun olarak görüşülecektir. Bu nedenle, teklif, tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanıp maddelerine geçilmesi kabul edildikten sonra bölümler hâlinde görüşülecek ve bölümlerde yer alan maddeler ayrı ayrı oylanacaktır.

Teklifin tümü üzerinde söz isteyen İYİ Parti Grubu adına Kocaeli Milletvekili Sayın Lütfü Türkkan.

Buyurunuz Sayın Başkan. (İYİ Parti ve CHP sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Bu günahı size işletmeselerdi iyiydi be Hocam.

BAŞKAN – Günah bizim için efendim.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;  Anayasa’ya aykırılığı konusunda hiç şüphe götürmeyen, kanun yapma tekniği açısından İç Tüzük’ün âdeta içinden geçen bir kanun teklifiyle karşı karşıyayız. Sayın Mustafa Elitaş bu işi emin olun o kadar iyi biliyor ki, bana bakıyor, biraz evvel Özgür’e bakıyordu “Ya, Özgür, tamam da ne yapalım işte, bu da böyle.” diyor. O söylediklerimin tamamını da Elitaş onaylıyor, tamamını; emin olun. En az bizim kadar -bizden çok daha fazlasını da- biliyor ama ne yapsın kader böyle. Hocama günah işletiyor, Elitaş’a da “evet” dedirtiyor, bu kanun teklifi, böyle bir kanun teklifi. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

Teklifin adı ve içeriği bize, AK PARTİ iktidarının alışkanlık hâline getirdiği yasama faaliyetlerindeki o özensizliği, ilgisizliği gösteriyor. Millet adına, millet için kanun yapmaya yemin eden bu yüce Meclisin saygınlığında bihaber iş yapıyorsunuz. Bir personel Bakanlıklarda elinde torbayla geziyor, bir Bakanlığa uğruyor “Bir iki madde sen at; neyi istiyorsun?” öbür Bakanlığa geçiyor “Sen de bir iki madde at.” torba, Afgan torbasına benzedi; anladınız siz onu değil mi? Öyle bir torba hâline geldi.

Yine, bu kanun teklifi cuma akşamına doğru, kırk sekiz saatlik sınıra takılmamak için Meclise sunuluyor, hemen, takip eden pazartesi günü de gündeme geliyor; bu, şu demek: Muhalefetin hiçbir önerisi dikkate alınmayacak; milletvekilinin incelemesinin, tali komisyonların görüşüne ihtiyaç yok. Yahu, düşünebiliyor musunuz, burada korucularla ilgili madde var, Plan ve Bütçe Komisyonu görüşüyor; diş protezi yapan teknisyenlerle ilgili madde var, Plan ve Bütçe Komisyonu görüşüyor. Böyle bir şey olabilir mi ya! Tali komisyonlar, asla, hiçbir şekilde çalışmıyor. “İktidar ve küçük ortağının oylarıyla nasıl olsa bu geçer.” diye devam ediyorlar. İçinizden biri de “Ya, bu nedir, neyi değiştiriyor, ne getiriyor, ne götürüyor, milletin bunlardan ne çıkarı var?” bile demiyor. Biz uyarılarda bulunuyoruz “Bu iş yanlış, gelin, doğrultusunda yapalım.” diyoruz ama sadece bakıyorsunuz Sayın Elitaş, hiç başka da bir şey söylemiyorsunuz. Sonra ne oluyor? Altı ay sonra yine, aynı maddeyi yeniden ya değiştiriyorsunuz ya da yürürlük tarihini erteliyoruz. Bir tane düzgün kanun yapamadan geldiniz gideceksiniz vallahi ya! “Yirmi sene” diyorsunuz ya, bırakın hizmet etmeyi yirmi senede kanun yapmayı öğrenememişsiniz.

Tütünle ilgili maddede, bas bas bağırdık burada dedik ki: “Ya, bu hâliyle yasalaşırsa tütün üreticisi de, küçük işletmeci de mağdur olacak. Tütün, ülkemizin birçok şehrinin önemli geçim kaynağı, millî bir ürün; zaten TEKEL’in özelleştirilmesiyle bir darbe yedi, bir de bu maddeyle darbe vurmayın.” dinlemediniz. O madde yasalaştı, daha sonra bir madde getirdiniz ve bu işin başlangıcını bir yıl ertelediniz; o bir yıl da bitti, şimdi “Altı ay daha uzatalım.” diyorsunuz. Bu kanun tekniği ne biliyor musunuz? “Biz bu işi beceremiyoruz.” demenin bir başka şeklidir bu. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)  Böyle de olsa itiraf ediyorsunuz, o yüzden sizi kutluyorum. İtiraf noktasına geldiğiniz için gelin, şu önerimize destekte bulunun, bu ertelemeyi altı ay değil, gelin bir yıl yapın, bir önerge verelim, bir yıla uzatalım. Bu sürede de bu işin taraflarını mağdur etmeden bir çözüme kavuşturalım. Çözüm çok basit aslında o 5 müteahhit var ya -belki de birilerinizin ortağı hiç bilmiyorum, günahını almak istemiyorum ama onları öyle tek başına bırakmazsınız- o 5 müteahhide ayırdığınız kaynağın onda 1’inden azı tütün üreticisine yeter, onları mutlu etmeye yeter. Yani o 5 müteahhidi zengin edeceğinize, onun onda 1’ini bu tütün üreticisine ayırın, onlar mutlu olurlar. 5’li çetenin, o milyarlarca lira vergisinden vazgeçtiniz ya, bu sefer de, bir defa da tütün üreticisi için fedakârlık yapın. Kötü mü olur yahu, insanları mutlu edersiniz. Birilerini zengin ediyorsunuz, birilerini mutlu ediyorsunuz, hangisi daha güzel? Hem bu dünya için hem ahiret için benim dediğim çok daya iyi, emin olun.

Aynı durum Çek Kanunu’yla ilgili maddede de geçerli; erteleme üstüne, erteleme.

Bakın, arkadaşlar, çekle ilgili benim bir inhirafım var, o da şu: Çek, Türkiye'de bir ödeme aracı değil; çek, Türkiye'de bir finans kaynağı. Vadeli piyasalarda çekle alışveriş diye bir şey var, çekin itibarı düştükçe vadeli piyasalardaki olan çekle alışveriş de aşağıya gidiyor. “Çek mağdurları var.” Eyvallah. “Çekini ödeyemiyor.” O da doğru. “Sıkıntıda.” O da doğru. E, bir de alacaklı var; o da işletmesini çevirmek zorunda, o da mağdur ama bu mağduriyetin bir sebebi var. Çekini ödeyemeyen adamın sorumluluğu, günahı yok bu işte, çeki tahsil edemeyen adamın da yok. Sorumlusu kim biliyor musunuz? Siz. Piyasaları öyle bir hâle getirdiniz ki alanlar çeklerini ödeyemiyor ya! Siz de onlara verilecek cezayı alacaklı olanın sırtına yükleyerek burada erteleye erteleye getiriyorsunuz. Alsanıza sırtınıza; çek mağduru diye hem çek alacaklısını mağdur etmeyin hem çek borçlusunu mağdur etmeyin. Böyle, borçluyu mağdur etmeyelim diye alacaklı olanı da mağdur etmek durumunda kalıyoruz ve adamlar işlerini kaybediyorlar. Yani bu şekilde elinde patlak çek olan çok esnaf var, iflas etmiş, küçük esnaf ya; adamın sermayesi belli, 50 bin lira, 100 bin lira, 500 bin lira; 3 tane çek döndüğü zaman adam dükkânını kapatıp gidiyor. Bu konuda da doğru dürüst bir iş yapamadınız şimdiye kadar, sadece ertelemeyle geçiştiriyorsunuz. Sayenizde ülkede kanunlara uymaya gönüllü vatandaş da kalmayacak vallahi, onu da söyleyeyim. Sokakta, dükkânlarda ticareti durdurdunuz.

Değerli milletvekilleri, ülkemiz terör örgütlerinin alçak saldırıları sonucunda birçok vatan evladını şehit verdi, sayısız kahramanlarımız da gazi oldu. Gazi Meclisimizin bu kürsüsünden onlara olan minnetimizi, şükranlarımızı bir kez daha gururla dile getiriyorum. Şehit ve gazilerimizi saygıyla, hürmetle, minnetle anıyorum.

Şimdi “Burada OHAL'i niye istiyorsunuz?” diye sorduğumuzda “E, terör var ya, görmüyor musunuz? FETÖ var, PKK var. O yüzden biz OHAL'i uzatmak istiyoruz.” Gelin, size biraz FETÖ anlatayım ben.

Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarıyla ittifak yaparak Türkiye'yi uzun yıllar içten içe kemiren, Türk devlet bürokrasisini âdeta kuşatan FETÖ, şüphesiz ki terör örgütleri arasında en sinsi ve en tehlikeli olanıydı; eyvallah, kabul. Siyasi iktidarın aczine ve öngörüsüzlüğüne rağmen büyük Türk milletinin feraseti sayesinde bertaraf edildi 15 Temmuzda bu hain darbe girişimi. Beş yıl geçti aradan, aradan geçen beş yıla rağmen Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı FET֒nün siyasi ayağının ortaya çıkarılması noktasında herhangi bir adım atmamıştır, atamamıştır. İYİ Parti olarak FET֒nün siyasi ayağının araştırılması konusunda, tespit edilmesi için 3 kez araştırma önergesi verdik, reddediniz. Bu hain örgütün eğitimde, yargıda, orduda, istihbarat birimlerinde yapıları tespit edildi hatta çaycısı, çorbacısı da tespit edildi de siyasi ayağı hâlâ ortada yok.

2004 yılında Millî Güvenlik Kurulu kararı var, 2004 yılında. Hükûmete tavsiye kararında bulunuyor, diyor ki: “Bu örgüt, tehlikeli bir örgüt; bu örgüt, Türkiye’de çeşitli yapılanmalarla Türkiye’nin altını oyuyor.” Siz, aldınız Millî Güvenlik Kurulu kararını sümen altı ettiniz, hiç görmezden geldiniz. Şimdi bağırıyorsunuz ya “FET֔ diye, Millî Güvenlik Kurulu sizi uyardı, niye… Çünkü o zaman beraber yürüyordunuz, ortaktınız, iş yapıyordunuz, her türlü işi yapıyordunuz, hem memleket için hem cebiniz için beraber iş yapıyordunuz. (İYİ Parti ve CHP sıralarından alkışlar) 2004 sonrasında FETÖ tehdidine yönelik hiçbir tedbir almadınız, Silahlı Kuvvetlerde de meydanı FET֒ye bıraktınız. Bu kadar general nasıl olur ordunun içerisinde? Onlara teslim ettiniz, YAŞ kararlarında etkili oldunuz.

2010 yılında referandumda FET֒yle irtibatlı ve iltisaklı hareket ettiniz, Anayasa’yı değiştirdiniz, yargıyı da FET֒ye teslim ettiniz. Beraber yürüttüğünüz o Anayasa değişikliğine destek vermek için “Mezardakileri kaldırıp ‘evet’ oyu kullandırmak lazım.” denildiğinde de siz alkışladınız. Niye? İşinize geldi. İşte “Beraber yürüdük aynı yollarda.” diyorsunuz ya, o yollar bu yollar.

Hain darbe girişiminden dolayı terör örgütüyle iltisakı olan, hain darbe girişimine dâhil olan vali, Emniyet müdür yardımcısı, Emniyet müdürü, savcı, hepsi sizin zamanınızda göreve getirilmiş, 1 tek vali hariç. Bakın, görevden alınan, hapse giren valilerden 1’i hariç, Isparta Valisi Memduh Oğuz. Onun dışındaki valilerin tamamı sizin atadığınız valiler, Emniyet müdürlerinin tamamı sizin atadığınız Emniyet müdürü. Beraber nüfuz ettiniz bu ülkenin Emniyetine, ordusuna, sonradan başımıza gelenler belli. Kamunun bütün kaynaklarını bir örgüte teslim ettiniz. Bakanlıkları pay ettiniz bu örgüt içerisinde. “Ne istediniz de vermedik?” anlayışıyla bir devlet bürokrasisinin FET֒ye teslim edilmesinin; FET֒yle iş birliği yaparak Türk Silahlı Kuvvetlerindeki milliyetçi, Atatürkçü subayların tasfiye edilmesinin sonucunu 15 Temmuz gecesi hep beraber yaşadık. Siz ne söylediniz? Sadece “Kandırıldık!” dediniz. Ya, hiç mi günahınız yok ya? Başımıza yağan bu bombalar sizin yüzünüzden. Siyasi iktidarınız vesilesiyle Türk milleti bu acı dersi yaşayarak gördü. Lafı hiç evirip çevirmeye gerek yok: AK PARTİ-FETÖ iktidarı sebep, 15 Temmuz sonuçtur.

Şunu unutmayın: Terör örgütleri yıkıcı ve bölücü faaliyetlerine ulaşmak için hukuksuzluktan beslenirler. Terörle mücadelenin merkezinde hukuka uygunluk vardır. Bu mücadele, devleti idare edenlerin kalbinde ve zihninde taşıdığı sağlam irade sonucu şekillenir.

Önümüze getirilen bu torba kanun, AK PARTİ’nin, AK PARTİ iktidarının işte bu gerçeği anlamadığını yahut anlamak istemediğini gösteriyor. Meclis tatile hemen girmeden önce bir oldubittiyle önümüze getirilen bu torba kanunun tek bir amacı vardır, o da Türkiye’yi seçime OHAL şartları altında sokmaktır. (İYİ Parti sıralarından alkışlar) Eğer “bir yıl” diyorsanız, erken seçimi bekleyin arkadaşlar, söyleyeyim ben size, demek ki bunlar bir yılda erken seçim yapacaklar.

Tarzan zor durumda yahu, yürüyemiyorlar; bırakın yürümeyi, sürüklenemiyorlar bile, o kadar zor durumdalar, erken seçimden başka çareleri yok. Milletin tokadı geliyor haberiniz olsun. İktidarın bu tercihi onu söylüyor. İktidar, olağanüstü hâl şartları altında Sayın Erdoğan’a güç verip seçime götürmeye çalışıyor ülkeyi. Cumhurbaşkanı ülkeyi normalleştiremedi, o işi beceremedi, iktidar da o iradeyi ortaya koyamadı.

Size bir şey söyleyeyim: Bu kanun teklifi Adalet ve Kalkınma Partisi açısından bir itiraf niteliğindedir. AK PARTİ, iktidarının sonlarına yaklaşırken OHAL’i seçim sürecinde baskı aracı olarak kullanmanın ve millî iradeye rağmen seçim virajını dönmenin hesaplarını yapıyor. İYİ Parti olarak ben sizi buradan uyarıyorum: Aklınızdan bile geçirmeyin. İstanbul seçimlerinde olduğu gibi, vallahi, 800 bin oy filan değil, çok büyük fark yiyeceksiniz. İstediğiniz kadar Seçim Kanunu’nu değiştirin, OHAL şartlarında gelin, size iddia ediyorum: 21,5’tan sonra 1,2’ye düşen DSP bile size imrenecek, o kadar kötü durumdasınız, haberiniz olsun. (İYİ Parti ve CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; OHAL hukuken kalkmış ama fiilen devam ediyor aslında. Tek adam rejiminin ve ucube sistemin ülkemizi getirdiği nokta bu. Uygulamada bu hükümler FETÖ terör örgütüyle mücadelenin bir aracı olmaktan çıktı, muhalif her kesim üzerinde bir baskı unsuru olarak kullanılıyor bu OHAL. 8 defa uzatıldı, beş yıldır yürürlükte olan yetkilere rağmen FET֒yle mücadele sonuçlandırılamıyorsa, eğer sonuçlandıramazsanız, yeniden üç yıl uzatmak isteniyorsa, sonra bir yıl da idare ederiz deniliyorsa bunun arkasında başka bir şey olduğu kesin.

Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan’ın “OHAL’i kaldıracağız.” dediği 24 Haziran seçimlerinden tam on beş gün sonra ne oldu, biliyor musunuz? Alelacele bir torba kanun hazırlandı ve OHAL yetkilerinin kullanımına dair kanunun süresi üç yıl uzatıldı. “On beş gün sonra” dedi, üç yıl uzattılar. Yani Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi âdeta bir OHAL rejimidir, bu sistem öyledir, OHAL rejimi. Başka türlü idare edemezler ülkeyi. Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminin o tek adam sistemine evrildiği dönemde OHAL ona yol açmaktadır, başka da hiçbir işe yaramamaktadır, yoksa bu ülkeyi OHAL’siz yönetmek mümkün. Bu kanun teklifi yasalaşırsa AK PARTİ iktidarındaki OHAL yetkilerinin kullanımına dair süre ne kadar olacak biliyor musunuz? Sekiz sene. Beşti, üç daha ilave ederlerse sekiz olacak.

Kenan Evren, biraz evvel de söyledim, yedi yıl kullanmıştı ya sıkıyönetim yetkilerini, Kenan Evren’e rahmet okuttunuz ya, vallahi billahi rahmet okuttunuz. Cunta rejimi dediğimiz o kara günlerin rejim bekçisine rahmet okuttunuz. Siz OHAL’i terörle mücadele etmek için mi istiyorsunuz yoksa yeni bir rejim inşa etmek için mi? Onu oturup ciddi bir düşünmek lazım.

OHAL, olağanüstü yönetim usullerinin uygulanması gerektiren doğal afet, tehlikeli salgın hastalık, ağır ekonomik bunalım, kamu düzenini ciddi biçimde bozan yangın, şiddet olayları gibi durumlarda uygulanan istisnai bir yönetim biçimi. Siz OHAL yetkilerini istismar ediyorsunuz. Öyle bir hâle getiriyorsunuz ki bakın, OHAL Yasası’yla ilgili… Birisi kışlık lastikten parayı götürecek diye kanunun içine koydunuz ya. Kışlık lastik vardı, biliyorsunuz OHAL Kanunu’nun içerisinde. Kışlık lastik niye? Kim bilir kim ithal etti? Vallaha, peşine düşemedim, bulacağım. Marka verdiler bir de “Şu marka, şu kışlık lastik.” Memleketi cuma pazarına çevirdiniz ya, yazıklar olsun, vallaha yazıklar olsun! (İYİ Parti ve CHP sıralarından alkışlar) O FET֒yle mücadeleyi sulandırdığınız gibi OHAL’i de sulandırdınız, kışlık lastikle iş yapmaya başladınız, kendinize göre bir şekle soktunuz.

OHAL yetkilerinin o keyfî kullanımı hukuk devleti ilkesi çerçevesinde ciddi zorluklara sebebiyet veriyor. OHAL döneminde birisi hakkında bir ihbar yapılıyor, daha soruşturma aşamasında, henüz soruşturma aşamasında, bakın, adamın malına tedbir konuluyor, yurt dışı yasağı getiriliyor, pasaportu iptal ediliyor, işine son veriliyor; mahkeme sonuçlanıyor, adam beraat ediyor. Beraat ya, bundan daha temize çıkmak başka nasıl olabilir? Mahkeme diyor ki. “Bu adam beraat etti, malının üzerindeki yasağı kaldır, işine iade et, pasaportunu da iade et.” İçişleri Bakanı diyor ki: “Ben bu kararı tanımam.” Neden? “OHAL bana bu yetkiyi veriyor.” Ya, mahkeme kararını tanımıyorsun, o zaman mahkeme ne yapar, ne iş yapar? İşte bu sefer –biraz evvel de söylediler- mahkeme kararını tanımadığı dosyaları başkası götürüp İçişleri Bakanına veriyor. Al sana bir tane daha borsa, FETÖ borsası. Şamil Tayyar mıydı? O söylemişti, değil mi? FETÖ borsasını ilk söyleyen oydu? Yani kırkyılda bir doğru bir şey söylemiş adam.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – İçeriden.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – Doğru bir şey söylemiş yani kendisini yadırgamıyorum, takdir ediyorum, teşekkür ediyorum.

2015 yılına kadar Türk ceza hukuku pratiğinde uygulamasına neredeyse hiç rastlanmayan şirket yönetimine kayyum tayin edilmesi iktidarınız döneminde sık başvurulan bir yöntem hâline geldi. Bu ne, biliyor musunuz? Çökme ya, çökme. Gözlerine kestirdikleri şirketlere gidip, terörle mücadeleyi bahane edip şirketlere çöküyorlar. Niye? OHAL var. Bu yolla şirketlerin içini boşaltıyorlar veyahut da götürüyorlar, bir FETÖ borsasının eline veriyorlar “Şu kadar para verirsen senin şirketini sana veririz.” diye. Bu gasp ya, bu mafya devleti ya. Böyle bir şey olur mu? Yazık değil mi bu devlete? Beş bin yıllık geleneği olan bir devlet. Mafya devletine çevirdiniz devleti. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

İlgili maddenin yasalaşması hâlinde TMSF’nin bu şirketleri satma görevi de ortadan kalkıyor, hani yeni bir madde koydular ya. Diyorlar ki: “Oranın sadece faktoring, finans vesaire şirketleri var.” Ya, el koyduğu şirketlerin hepsi, o şirket gruplarının tamamının faktoring ve finans şirketleri var. Oradan yürüyüp o şirketleri tasfiye edecekler. Tasfiye etmek ne, biliyor musunuz? İçini boşaltacaklar, paraları indirecekler, şirketi akamete uğratacaklar. Satın ya, hazineye para girsin. Hazineye giden para burada birilerinin cebine gitmediği için tasfiye yoluna gidiyorlar. Sebep odur, bu kanun teklifi maddesinin sebebi odur. Yine, indirme bindirme, asansör işleri var burada, evet.

OHAL uygulamalarında Anayasa Mahkemesine de gidemiyorsunuz, problem orada. Yani “Anayasa Mahkemesinde iptal ediyorum.” böyle bir hakkınız da kalmamış. OHAL şartlarının uzatılmasını amaçlayan maddelerin gerekçesi olarak hep “Terörle mücadele.” diyorsunuz ya, en çok da “PKK’yla çok mücadele ettik…” Ben size bir şey söyleyeyim mi? 264 PKK’lı; Sayın Süleyman Soylu’nun söylediği en son rakam oydu, “İçeride 264 PKK’lı kaldı.” dedi. Eyvallah, doğru kabul ediyorum. 2000 yılında yani sizden önce, bu ülkede, içeride 500’e yakın PKK’lı vardı, yurt dışında da yaklaşık 2.500-3 bin PKK’lı vardı. Çok mücadele ettiniz, başarı hikâyesi yazdınız, anlatıyorsunuz ya! Şu anda dışarıda kaç PKK’lı var, biliyor musunuz? 60 bin kişi ya, ne mücadelesi! PKK’ya prim verdiniz siz, büyüttünüz PKK’yı. Üstelik Suriye politikasında izlediğiniz yanlış yolla PKK/YPG, Barzani güçlerini bir araya getirip Türkiye'nin bölünmesinin önünü açtınız; başarı falan yok, Türkiye’ye çok büyük bir tehlike yarattınız.

Terörle mücadele İYİ Parti’nin en hassas olduğu, her zaman en üst seviyede destek verdiği bir konu. Şunu vurgulamak istiyorum: Terörle mücadele edilmesinin önünde hiçbir engel yok, eğer kanunlarla mücadele etmek istiyorsanız, bunun için hiçbir engel yok; ilave bir yetkiye de ihtiyacınız yok. Devletimiz terörle mücadele konusunda gerekli güce, kudrete ve hukuki düzenlemelere zaten sahip. Ancak gelinen noktada, yapılan bu uygulamalarla bir yere varılamayacağı ortada. Biz de gerektiği yerde İYİ Parti olarak üzerimize düşeni çekinmeden yapmaya hazırız, yeter ki samimi olarak terörle mücadele edelim.

Güvenlik güçlerimiz terörle mücadele noktasında bugüne kadar nasıl destan yazdıysa bundan sonra da yazmaya devam edecektir. Ancak tek adam rejiminin anayasal çerçevesi olan Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemini ve bu sistemin ayrılmaz parçası hâline getirdiğiniz OHAL'i Türkiye’nin  normali hâline getirmenize asla ve kata izin vermeyeceğiz. Türkiye Büyük Millet Meclisinde aritmetik çoğunluğa sahip olmak demek Anayasa'ya uygun olup olmadığına bakmaksızın, dilediğiniz her yasayı geçirebilme imkânına sahip olduğunuz anlamına gelmez. Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminin karnesi, artık aleni gerçeği ortaya koymuştur; o da şudur: Bu sistem, tek adam rejimidir. Dünyada buna “otokrasi” derler, başka bir şey ederler; tek adam rejimidir bu sistem. Bu siyasi iktidar, yasamayı ve yargıyı tahakküm altına aldığı Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminde, özgürlükleri ve hukuk devletini her geçen gün daha fazla erozyona uğratarak Türkiye'yi otokratik bir rejime dönüştürme gayreti içerisindedir. Türk toplumu, bunun farkındadır, cevabını ilk seçimde size verecektir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurunuz efendim.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) -  Türk toplumunu ekonomide, hukukta, eğitimde ve beşeriyetle olan yarışındaki tüm mecralarda geride bırakan, çağın gerisinde kalmış bu iktidarla Türkiye'yi geleceğe taşıyamazsınız. İradeyi ve iradeyi tek bir kişinin aklına, tercihlerine, istek ve arzularına emanet etmeyi “millî irade” olarak kabul eden bir anayasal düzenle Türk milletinin huzur ve refah içinde yaşaması mümkün değildir.

İYİ Parti iktidarında, iyileştirilmiş ve güçlendirilmiş parlamenter sistemin temel mantığı; devlet erkleri arasındaki denge ve denetim mekanizması üzerinde inşa edilecektir. Bizim öngördüğümüz anayasal sistem, bürokrasiyi siyasetin tasallutundan kurtaracak olan sistemdir. Zaman zaman akamete uğrasa dahi, yüz elli yıllık bir demokratik müktesebattan beslenen Türkiye Cumhuriyeti ve Türk halkı, asla tek adam rejimine teslim olmayacaktır. İyileştirilmiş ve güçlendirilmiş parlamenter sistem, muhakkak bu memlekette tek adam rejiminin yerini alacaktır.

Yüce Parlamentoyu saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti ve CHP sıralarından alkışlar)

ERKAN AKÇAY (Manisa) – “Küçük ortak” diyorsunuz ya küsurat partisisiniz, küsurat!

BAŞKAN - Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Konya Milletvekili Sayın Mustafa Kalaycı.

 Buyurunuz Sayın Kalaycı.

MHP GRUBU ADINA MUSTAFA KALAYCI (Konya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 277 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin geneli üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz aldım. Bu vesileyle yüksek heyetinizi hürmetle selamlıyorum.

Kanun teklifinde, terörle mücadelenin etkin bir şekilde sürdürülebilmesinde ihtiyaç duyulan bazı tedbirlerin düzenlendiği 7145 sayılı Kanun’daki sürelerin uzatılması öngörülmektedir.

Bu tedbirlerden biri gözaltı sürelerine ilişkindir; Türk Ceza Kanunu'nun devletin güvenliğine, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine, millî savunmaya ve devlet sırlarına karşı suçlar ile casusluk suçları ve Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlar veya örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlar bakımından gözaltı süresinin kırk sekiz saati, toplu suçlarda dört günü geçmemesi, gözaltı sürelerinin hâkim tarafından en fazla 2 defa uzatılabilmesi uygulamasının bir süre daha devam ettirilmesi düzenlenmektedir. Gözaltı sürelerini uzatma kararı hâkim tarafından verildiğinden bu düzenleme Anayasa’nın 19’uncu maddesinin aradığı şartı taşımaktadır. Ayrıca, bazı ülkelerde benzer örnekler bulunmaktadır. Örneğin, İngiltere uygulamasında bazı suçlar yönünden kırk sekiz saatlik gözaltı süresinden sonra hâkim kararıyla yedi günlük uzatma süreleri bulunmakta, bu süre toplamda on dört güne kadar uzatılabilmektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin özgürlük ve güvenlik hakkıyla ilgili kararlarında da yakalanan kişinin hangi sürede bağımsız yargı mercisinin önüne çıkarıldığına dikkat etmektedir.

2’nci tedbir terör örgütlerine aidiyeti, iltisakı ve irtibatı nedeniyle kişilerin sahibi veya ortağı oldukları şirketlere ve varlıklara TMSF’nin yargı kararıyla kayyum olarak atanması uygulaması olup, bir süre daha bu uygulamanın da devam ettirilmesi düzenlenmektedir.

3’üncü tedbir kamu görevlileriyle ilgilidir; terör örgütlerine veya Millî Güvenlik Kurulunca devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisaki veyahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenlerin kamu görevinden çıkarılması, kendilerine savunma hakkı verilmesi, hakkında inceleme ve soruşturma yürütülen kişiler ile bunların eş ve çocuklarına ilişkin olarak telekomünikasyon yoluyla iletişimin tespiti dâhil, bilgi ve belge temini uygulamalarının bir süre daha devam ettirilmesi düzenlemektedir.

Terör suçlarından dolayı çok sayıda soruşturma yürütülmektedir. Soruşturma evresinde etkin pişmanlık hükümlerinin etkili olarak uygulaması, alınan ifadelerle delillerin değerlendirilmesi ve teyit edilmesi, dijital materyallerin incelenmesi için zamana ihtiyaç duyulması, bazı soruşturmalarda şüpheli sayısının fazla olması gibi hususlar dikkate alındığında üç yıldır uygulanan tedbirlerin bir süre daha uygulanmasının gerektiği anlaşılmaktadır.

Beş yıl önce 15 Temmuz’da dinî kisveye bürünen, hizmet ve himmet örtüsüne saklanan cemaat olgusundan cürüm ve cinayet çıkaran hain bir terör örgütü Türkiye’yi işgale kalkışmıştır. Hamdolsun ki Türk milleti istiklaline kanıyla, canıyla, imanıyla sahip çıkmıştır. Türk milleti varlığının bedelini sayısız kez ödemiştir fakat 15 Temmuz 2016’da yaşanan dehşet ve vahşet son iki asırda karşılaştığımız hiçbir hıyanete benzememektedir. Türkiye beş yıldır FET֒yle, kalıntılarıyla ve kripto damarıyla mücadele hâlindedir. Bu mücadele aynı zamanda bir beka ve onur mücadelesidir. 15 Temmuz’un sis bulutu henüz dağılmamıştır çünkü ihanet ve işgal planlarının merkez üssü hâlâ aktiftir, kripto damar henüz kurumamıştır. Üstelik dost görünümlü muasır ülkelerin Türkiye’yi kuşatma ve kundaklama girişimleri bütün alçaklığıyla devam etmektedir. Bu itibarla, terörle mücadelenin etkin bir şekilde sürdürülmesinde ihtiyaç bulunan tedbirlerin uygulamaya devam edilmesini Milliyetçi Hareket Partisi olarak destekliyoruz. Terörle mücadeleye her saha ve zeminde destek vermek boynumuzun borcu, ecdada ve şehitlerimize vefanın gereğidir.

15 Temmuzda destansı mücadeleleriyle milli gönüllerde taht kuran 251 şehidimize, terörle mücadelede tarih yazan kahramanlarımıza Allah’tan rahmet diliyorum; gazilerimize uzun ve huzurlu ömür temenni ediyorum. Allah'tan niyazım, kahraman ve gazi Türk milletinin birlik ve beraberliğinin asla bozulmamasıdır. Yüce Rabb’im milletimizi korusun, ilelebet kollasın, himaye etsin.

Değerli milletvekilleri, güvenlik korucularımızın aylıkları, belli gösterge rakamının memur maaş katsayısı çarpımıyla belirlenen tutar üzerinden ödenmektedir. Bu aylıklar bazı dönemlerde net asgari ücretin altında kalmaktadır. Kanun teklifinde güvenlik korucularının aylık ücretlerinin asgari ücretin altına düşmesi hâlinde aradaki farkın tazminat olarak ödenmesi öngörülmektedir. Esasen bu ay artırılan memur maaş katsayısıyla aylıklar net asgari ücret seviyesine gelmiştir. Dolayısıyla, maddenin yürürlük tarihinin 1 Ocak 2021 olarak belirlenmesi suretiyle daha önce ödenen aylıkların net asgari ücret altında kalan kısmının da ödenmesi amaca hizmet edecektir.

Kahraman güvenlik korucularımızın, güvenlik korucusu kanunu çıkarılarak en düşük devlet memuru aylığı ve emeklilik ikramiyesi alabilmeleri, harcırahlarının artırılması, ayrıca geçmişte yapıldığı gibi, çocuklarının güvenlik korucusu olmaları yönünde bir düzenlemeye gidilmesi için haklı talepleri bulunmaktadır. Bu konuda müstakil bir kanun çıkarılarak statülerinin belirlenmesi uygun olacaktır.

Son dönemde karşılıksız çekler nedeniyle hapis cezasıyla karşı karşıya kalan vatandaşlarımızdan gelen yoğun talepler de dikkate alınarak kanun teklifinde bir düzenlemeye gidilmektedir. Buna göre, 30 Nisan 2021 tarihi itibarıyla karşılıksız çek keşide etmek suçundan mahkûm olanların ödenmemiş çek bedellerinin 1/10’unu 30 Haziran 2022 tarihine kadar, diğer taksitleri anılan tarihten itibaren ikişer ay arayla 15 eşit taksitle ödemeleri hâlinde mahkûmiyetin bütün sonuçlarını ortadan kaldırma imkânı tanınmaktadır. Ödemelere sadık kalındığı sürece infazlar durdurulacaktır. Bu hüküm 30 Nisan 2021 tarihine kadar işlenen suçlarda yargılama aşamasında olan dosyalar hakkında da uygulanacaktır.

Yine, Adıyaman ve Malatya illerimizde tütün üretimi yaparak geçimini sağlayan çiftçilerimizin ürünlerinin satışında cezaya maruz kalmamaları için kanun teklifinde bir düzenleme yapılmaktadır. Buna göre Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'nda Tarım ve Orman Bakanlığından yetki belgesi almadan veya bildirimde bulunmadan tütün ticareti yapanlara yönelik öngörülen cezanın yürürlük tarihinin 1 Ocak 2022 tarihine ertelenmesi sağlanmaktadır. Hâl böyleyken tütün üreticimize ceza verileceği yönünde konuyu saptırmaya çalışanlar bulunmaktadır. Tam tersine Adıyaman ve Malatya'daki tütün üreticilerimizin cezaya uğramaması için ilgili hükmün yürürlük süresi altı ay uzatılmaktadır. Süre uzatımında maksat tütün üreticisinin ürününü rahatça satabileceği gerekli alt yapının oluşturulmasının sağlanmasıdır. Dolayısıyla,  tütün üreticilerimize ceza verilmesi düşüncesi asla söz konusu değildir. Adıyamanlı ve Malatyalı çiftçilerimizin ürettiği tütünü cezaya uğramadan satabilmesinin zemini oluşturulmaya çalışılmaktadır.

Teklifte yer alan bir başka düzenlemeyle işverenlerin iş gücü maliyetlerini düşürerek istihdamı korumak ve artırmak amacıyla 2016 yılında başlatılan asgari ücret desteği uygulamasının sigortalı için aylık 75 lira olarak 2021 yılında da devam ettirilmesi öngörülmektedir. İstihdam maliyetinin hafifletilmesi yaklaşımını Milliyetçi Hareket Partisi olarak önemli görüyoruz. Esasında prim kesintilerinin de azaltılmasını sağlayacak olan asgari ücretten vergi alınmaması ve çalışanların asgari ücret kadar gelirinin vergi dışı bırakılması daha uygun olacaktır. Bu durumda hem çalışanların net ücreti artacak hem de işverenlerin istihdam maliyeti azalacaktır. Kanun teklifinde ayrıca Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumunda tabip ve eczacı olarak çalışan personele döner sermayeden ek ödeme yapılması, gümrük hizmetleri ve kaçakçılıkla mücadele görevleri kapsamında, yüksek hizmetleri görülenler ile olağanüstü durumlarda yaşamını ortaya koyarak büyük yararlılık gösteren gümrük muhafaza personelinin ödüllendirilmesi; engellilerin erişebilirliğinin sağlanabilmesi için gereken yükümlülüklerin yerine getirilmesine yönelik ilave süre verilebilmesi; Rekabet Kurulu başkan ve üyeleri ile kurumun bazı personeline görevden ayrıldıkları tarihten önceki iki yıl içinde yürüttükleri soruşturmaların konusu olan sektörlerde görev yasağı getirilmesi; Sağlık ve Millî Eğitim Bakanlıkları arasında düzenlenmiş protokol kapsamında, geçmişte eğitim almış olan kişilerin diş protez laboratuvarlarında yardımcı personel olarak çalışabilmesi; Sağlık Bakanlığınca belirli hâl ve şartlarda, sağlık hizmetlerinin götürü bedel üzerinden sunulabilmesinin daimî olarak yapılabilmesi; 2020 yılındaki depremlerde binaları zarar gören vatandaşlarımız için sigorta şartı aranmaksızın konut yaptırılması ve kredi desteği verilebilmesi; imar planı kararıyla yapılaşma koşuluyla ve nüfusta artış olması hâlinde meydan, otopark, çocuk bahçesi, yeşil alan, ibadet yeri ve benzeri yerler için değer artışı karşılığında toplamda yüzde 45’i aşmamak üzere ilave düzenleme ortaklık payı kesintisi yapılabilmesi; kambiyo mevzuatı uyarınca firmaların faaliyet izni veya yetki belgesi alımında Hazine ve Maliye Bakanlığına ücret alma yetkisi verilmesi; BDDK tarafından tasfiyesine karar verilen şirketlerin tasfiye sürecinin TMSF tarafından yerine getirilmesi; dünya piyasa fiyatlarından daha düşük fiyatlarla ithal edilen eşyaların gözetim uygulaması kapsamında izlenmesi ve ticaret politikası önlemlerinin etkisizleştirilmesinin önüne geçilmesi; fabrikalarda kullanılan oksijen, azot ve argon ihtiyacını karşılayacak hava ayrıştırma tesislerine ormanlık alanlarda izin verilebilmesi için Tarım ve Orman Bakanlığına yetki verilmesi; Türkiye İstatistik Kurumunun özel bütçeli kuruluş olarak teşkilatlandırılması sebebiyle mevzuatta teknik değişiklikler yapılması; kooperatif yönetim kurullarında, üniversiteler dâhil, her ortağın yönetime seçilme açısından eşit olması; Covid-19 salgını sebebiyle gerçekleştirilemeyen  kooperatif genel kurul toplantıları için kooperatiflere ilave üç ay süre verilmesi hususlarında düzenlemeler yapılmaktadır.

Değerli milletvekilleri, 9 Temmuz 2018 tarihinde uygulamaya giren Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi geçen hafta üç yılını doldurmuştur. Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi; Türkiye'ye özgü, Türk milletinin tarihî ve kültürel dokusuna uygun bir hükûmet sistemi olarak inşa edilmiştir. Dolayısıyla, Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi Türk tipi başkanlık sistemidir. Türk tipi başkanlık sistemiyle üç yıllık sürede birçok alanda tarihî adımlar atılmış, başarılar elde edilmiştir; her alanda bekamıza, güvenliğimize, egemenlik haklarımıza ve tarihî mirasımıza sahip çıkılmaktadır. Ayasofya-ı Kebir Cami-i Şerifi’n seksen altı yıl sonra Müslüman gönüllülerle buluşturulması, Türkiye'nin açık desteğiyle Karabağ'ın yirmi sekiz yıl sonra Ermeni işgalinden kurtarılması, kırk altı yıl kapalı kalan Maraş'ın Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti tarafından açılması, Suriye'nin kuzeyinde oluşturulmak istenen terör koridoru girişiminin Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı, Barış Pınarı ve Bahar Kalkanı Harekâtlarıyla bertaraf edilmesi, Libya’yla imzalanan anlaşmayla Doğu Akdeniz'de Türkiye'yi saf dışı bırakmaya çalışanların oyunlarının bozulması, Karadeniz'de 540 milyar metreküp doğalgaz keşfi, savunma sanayisinde dünyanın sayılı ülkeleri arasına girilmesi yakın tarihimizin en önemli gelişmeleridir. Yine, bu süreçte terörle kararlı, etkin ve başarılı bir şekilde mücadele edilmekte, kahraman güvenlik güçlerimiz destan yazmaktadır. Pençe, Kıran, Kapan, Yıldırım ve Eren Operasyonları terörün belini kırmakla kalmamış, Türk devletinin kudretini göstermiştir. Artık terörün sonuna yaklaşılmakta, huzur ve güvenlik ortamı güçlü bir şekilde tesis edilmektedir.

Pandemi nedeniyle dünya ekonomileri gibi Türkiye ekonomisi de son dönemde zorlu bir süreçten geçmektedir. Salgının etkisiyle 2020 yılı ikinci çeyreğinde daralan ekonomimizdeki toparlanma ve canlanma tüm hızıyla devam etmektedir. 2020 yılında dünya ekonomisi yüzde 3,3 daralırken Türkiye ekonomisi yüzde 1,8 oranında büyümüş ve Türkiye, dünyada ekonomisi büyüyen az sayıdaki ülkelerden biri olmuştur. 2021 yılı birinci çeyreğinde de Türkiye ekonomisi, yüksek performans sergileyerek yüzde 7 oranında güçlü bir büyüme kaydetmiştir. Yatırım, üretim ve ihracattaki artış sağlıklı ve nitelikli bir büyümeye delalet etmektedir. Bugün açıklanan bütçe gerçekleşmelerine göre, geçen yılın ilk altı ayında 109,5 milyar lira olan bütçe açığı bu yılın ilk altı ayında yüzde 70 azalarak 32,5 milyar liraya inmiştir. İnşallah, normalleşmeyle birlikte turizmde yaşanan canlanma, hem turizm gelirlerinin artmasını ve cari açığın daha da azalmasını hem de istihdam artışını ve işsizliğin azalmasını sağlayacaktır.

Türkiye, bu dönemde dünya çapında devasa projelere imza atmış, kısa zamanda yapılan havalimanları, şehir hastaneleri, acil durum hastaneleri, otoyollar, köprüler, tüneller, bölünmüş yollar, barajlar gibi yatırımları da gerçekleştirmiştir.

Türk tipi başkanlık sistemi, cumhuriyet tarihimizde ki en önemli yönetim reformu, şartlara ve gelişmelere cevap veren en dinamik demokratik tercihtir. Hâl böyleyken, bazı siyasi partiler ve birtakım çevreler tarafından sürekli, güçlendirilmiş parlamenter sistem dillendirilmekte, buna ilişkin öneriler açıklanmaktadır. Diyorlar ki: “Hükûmet Parlamento içinden kurulacak, Başbakanlık ve Bakanlar Kurulu yeniden tesis edilecek, yürütme yetkisi esas olarak Başbakan ve Bakanlar Kurulunda olacak, bakanlar seçilmiş olacak, yapıcı ve kurucu güvensizlik modeli getirilecek, Cumhurbaşkanı partilerüstü ve tarafsız olacak. Sürekli eskiye dönülmeyeceğinin vurgulanmasına karşın açıklanan önerilerin eskiye dönüşü içerdiği, ülkemizde daha önce uygulanmış parlamenter sistemin tanımlandığı açıktır. Türkiye, parlamenter sistem döneminde, siyasi istikrarsızlıklar, hükûmet kurma krizleri, kısa süreli hükûmetler, demokrasi dışı müdahaleler ve yürütmedeki çift başlılık sorunlarıyla sürekli karşı karşıya kalmıştır. Çok partili parlamenter sistemin uygulandığı yetmiş iki yılda 51 hükûmet göreve gelmiştir. Bu dönemde 17 koalisyon hükûmeti, 6 azınlık hükûmeti, 3 darbe hükûmeti, 2 geçici hükûmet görev yapmıştır. Koalisyon ve azınlık hükûmetlerinin ortalama görev süresi yaklaşık bir yıldır.

Türk milleti yirmi beş gün görev yapan hükûmetleri dahi görmüştür. Krizlerin, darbelerin, yönetimdeki çift başlılığın, siyaset kurumuna kök salan uzlaşmaz ihtilafların millet ve devlet hayatında pek çok çarpıklığı teşvik edip tetiklediği her aklı başında insanımızın malumudur. İstikrarsız hükûmetler, koalisyon kavgaları, siyasi kutuplaşma ve anlaşmazlıklar hızlı ve etkin kararlar alınmasına hep mani olmuştur.

Parlamenter sistemde yaşanan sıkıntılar Türk tipi başkanlık sistemiyle ortadan kaldırılmıştır. Devlet yönetiminde çift başlılık, hükûmet krizleri, yönetim sisteminde tıkanıklıklar ve siyasi istikrarsızlıklar dönemi sona ermiştir. Türk tipi başkanlık sisteminin mimarı Cumhur İttifakı, sahibiyse şüphesiz aziz milletimizdir. Bizim sözümüz Türk milletinin sözüdür. Bu söz yere düşmeyecek, Türkiye geriye gitmeyecek, eskiye dönmeyecektir. Cumhur İttifakı Türkiye’yi küresel bir güç hâline getirecek, 2053 ve 2071 vizyonunun altyapısını da azim ve kararlılıkla, adım adım oluşturmaya devam edecektir.

Değerli milletvekilleri, salı günü karşılayacağımız Mübarek Kurban Bayramı münasebetiyle sizlerin, aziz milletimizin, Türk ve İslam aleminin Kurban Bayramı’nı şimdiden kutluyorum. Yüce Rabbim büyük milletimizin yüzünü hep güldürsün, her daim yâr ve yardımcısı olsun.

Konuşmama son verirken Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak destek verdiğimiz bu kanun teklifinin ülkemiz ve milletimiz için hayırlı sonuçlar getirmesini diliyor, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Diyarbakır Milletvekili Sayın Garo Paylan…

Buyurunuz Sayın Paylan. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sizleri saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, ben altı yıldır Plan ve Bütçe Komisyonu üyesiyim, altı yıldır Komisyonumuza torba yasalar yağıyor ama ben bu kadar kötü hazırlanmış, bu kadar kötü sunulmuş, bu kadar bürokrasinin ne olduğundan haberdar olmadığı bir torba yasayı maalesef, ilk kez görüyorum. Değerli arkadaşlar, bu torba yasadaki 25 madde 18 ayrı kanunu ve 2 kanun hükmünde kararnameyi değiştiriyor değerli arkadaşlar. İçinde depremle ilgili madde var, çekle ilgili madde var, tütünle ilgili madde var, hava ayrıştırma fabrikalarıyla ilgili madde var, diş teknisyenleri maddesi var, ilaç ve tıbbi cihazlarla ilgili maddeler var, var da var. Değerli arkadaşlar, herhâlde Meclisimiz, Plan ve Bütçe Komisyonu üyelerinin her konuda ihtisası olduğunu düşünüyor, bütün yasaları Plan ve Bütçe Komisyonuna gönderiyor. Eğer böyle olacaksa Sayın Başkan, size de çağrımdır; bütün ihtisas komisyonlarını kapatın, geriye bir tek Plan ve Bütçe Komisyonunu bırakın.

 Değerli arkadaşlar, bu yasada, bu torba yasada en vahim yasalar 3 maddede gizli değerli arkadaşlar. Bu yasayla beş yıldır devam eden olağanüstü hâlin üç yıl daha devam etmesi öngörülüyor. Değerli arkadaşlar, bu iktidar bir olağanüstü hâl bağımlısıdır, ilan ediyorum. AKP ve MHP rızayla değil zorla yönetmeyi alışkanlık hâline getirdi ve rızayla değil zorla üç yıl daha bu ülkeyi yönetmek istiyorum diyor ve o olağanüstü hâl bağımlısı olmuş bir iktidar ve bir ittifakla karşı karşıyayız.

Değerli arkadaşlar, Sayın Cumhurbaşkanı geçen hafta Diyarbakır'a gitti biliyorsunuz, orada bazı mesajlar verdi ve şunu söyledi: “Biliyorsunuz.” dedi. “Siz bizden olağanüstü hâli kaldırmamızı istediniz, biz de gelir gelmez olağanüstü hâli kaldırdık.” dedi. Gelmeden önce zaten olağanüstü hâl 2002 yılında son kez uzatılmıştı, kendi döneminde de iki üç ay geçtikten sonra otomatik olarak zaten 2 ilde devam eden olağanüstü hâl kalkmıştı. Ve değerli arkadaşlar, son beş yıldır bu ülkeyi olağanüstü hâlle yöneten bu iktidar şimdi, Meclisin karşısına geçmiş, “Ya, bizim daha FET֒yle mücadelemiz bitmedi. Biz beş yılda bunu başaramadık, bize üç yıl daha verin, üç yılda bunu başaracağız.” diyorlar.

Değerli arkadaşlar, bir olağanüstü hâl, bir musibet yaşadık, evet, 15 Temmuz 2016 darbe girişimiyle. Bir olağanüstü hâl üç ay sürebilir ki ilk yetkiyi üç ay için aldılar. “Bu üç ayı bile kullanmayacağız.” dediler, biliyorsunuz. Üç ay için olabilir, hadi bunu anladık. Hadi, üç ay daha uzattınız, altı ay sürebilir. Bir olağanüstü hâl, diyelim ki hiç basiretsiz davrandınız, bir yıl sürebilir ama değerli arkadaşlar, bir olağanüstü hâl üç yıl sürer mi, beş yıl sürer mi? Ya, nasıl bir basiretsizliktir ki beş yıldır diyorsunuz ki: “Biz devlet içindeki bu yapıyı daha çözemedik.” Ya, matematiğiniz kaçtı sizin? Muhakemeniz nedir arkadaşlar? Beş yılda bu kadar her noktada bir vatandaşın “tweet” atmasını takip edebiliyorsunuz, her bir vatandaşı nefes almasına kadar bile takip ediyorsunuz. Her bir yurttaşımızın sözüyle ilgili yasal takipler yapıyorsunuz ama size bağlı memurların “Ne olduğunu daha bulamadık.” diyorsunuz. Böyle bir basiretsizlik olabilir mi değerli arkadaşlar?

Ben bu yasa teklifinin asla ve asla cemaatle mücadele için geldiğini düşünmüyorum değerli arkadaşlar. Ben eminim ki buradaki pek çok arkadaşımız da o şekilde düşünüyor, hatta yurttaşlarımız da bu şekilde düşünüyor. O yüzden de sizin bu olağanüstü hâli aslında seçime giderken zapturaptı devam ettirmek için getirdiğinizi yurttaşlarımız çok iyi biliyorlar. Çünkü neden? Bunun tadına vardınız. “Rızayla oylarımızı kaybetmiştik, sonra zor mekanizmasını devreye soktuk. Evet, darbe girişimini Allah’ın bir lütfuna çevirdik. 20 Temmuz 2016’da sivil darbeyi yaptık ve sivil darbe araçlarıyla referanduma gittik. Referandumdan önce HDP'li siyasetçileri hapse attık. Selahattin Demirtaş’ı, Figen Yüksekdağ’ı, -arkadaşlarımızı- ülkeyi zapturapta aldık ve bu sayede referandumu yüzde 51’le geçirdik. Demek ki iyi bir şey yapmışız.” dediniz. Daha sonra genel seçime gittik, onu da olağanüstü hâl şartlarında yaptınız, baskı ve zor aygıtını devam ettirdiniz. Belediyelerimize kayyum atadınız, buna rağmen biz mücadeleye devam ettik. Yine tadına varmaya devam ettiniz değerli arkadaşlar ve genel seçimlere de OHAL şartında gittiniz. Şimdi, baktınız ki anketlere göre oylarınız güneş görmüş kar gibi eriyor, anketlere göre gidiyorsunuz; ne yapmamız lazım? İki yolunuz vardı değerli arkadaşlar. Birincisi: Normalleşmeye doğru yürümek ve ülkeye yeniden hem huzur hem de refah önermek ama bu konuda bence artık hükmünü doldurmuş bir iktidar, böyle bir öneri olsa bile inandırıcı olacağını düşünmüyorsunuz herhâlde, bu yönde atım atmıyorsunuz. Ama ikinci yola doğru yürümeyi tercih ettiğinizi ben bu yasadan anlıyorum. Üç yıl daha olağanüstü hâli devam ettirelim, üç vakte kadar olacak seçimlere de olağanüstü hâl şartlarında gidelim diyorsunuz, bunun için bu yasayı getiriyorsunuz.

Bakın, maddelerde ne var arkadaşlar? Gözaltı sürelerini on iki gün olarak devam ettirmek istiyorsunuz toplu gözaltılarında. Ben size Diyarbakır’da yaşadığımı söyleyeyim. Diyarbakır’da 2018 yılında yapılan genel seçimlerde değerli arkadaşlar, seçime on gün var, bizim bütün çalışan arkadaşlarımız -değerli arkadaşlar, il, ilçelerde seçim kampanyası yürütüyoruz, köylere gidiyoruz- seçime on gün kala ne kadar çalışan arkadaşımız varsa Süleyman Soylu gözaltına aldı. Partimizin çalışanları ya, seçim kampanyası yürütüyoruz. Seçime on gün var, en aktif çalışan arkadaşlarımızı gözaltına alıyor. Niye? Seçim kampanyamızı yürütemeyelim diye.

ALİ KENANOĞLU (İstanbul) – Sandık görevlilerini de.

GARO PAYLAN (Devamla) - Bu şartlarda değerli arkadaşlar, bir seçim adaletinden bahsedilebilir mi? Beş gün kala da bütün müşahitlerimizi -bütün demeyeyim- çok sayıda müşahitlerimizi gözaltına aldı Süleyman Soylu. Tabii, sarayın talimatıyla yapıyor. Niye? Sandığa sahip çıkamayalım diye. Yüzlerce müşahidimiz gözaltına alındı ve bu sayede sandık başında HDP’nin üyesi olmasın, biz sandıkları kendi kontrolümüz altında tutalım diye yaptınız. Şimdi, düşünün ki altı ay veya iki yıl sonra yapılacak bir seçimde bu yetki şu anda sarayda olsa yetkilerini ve gücünü kaybettiğini görse Türkiye çapında seçime hangi şartlarda gider? Bir baskı aygıtıyla bir zor aygıtıyla beraber gitmiş olmayacak mı? Acaba bu Meclis böyle bir yetkiyi bu iktidara vermek istiyor mu değerli arkadaşlar?

Bakın, bu gözaltı sürelerini başka ne için kullandı bu iktidar ya? Boğaziçi Üniversitelileri direndiler değil mi? Helal olsun onlara. Buradan bir kez daha kutluyorum kendilerini. Rektörü gönderdiler ama bu altı ay boyunca değerli arkadaşlar, pek çok kez gözaltına alındılar Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri ve on gün, on iki gün fiilî cezalandırmayla gözaltında tutuldular. İşte, bunun için istiyor Süleyman Soylu, Recep Tayyip Erdoğan ve Cumhur İttifakı Meclisimizden bu olağanüstü hâl yetkisini. Bir yerde bir protesto gösterisi olursa protesto yapanları içeri atayım, onları fiilî olarak on iki cezalandırayım, “topluma korku salayım” diye bu yasayı getiriyor. Biliyor musunuz, korku salmak için yapıyorlar ama şunu unutuyorsunuz: Korku bulaşıcı bir şeydir ama cesarette bulaşıcı bir şeydir. Bakın, Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri kazandılar, o rektör kaybetti, geldiği gibi gitti. Şimdi, cesareti mi biz birbirimize bulaştırıyoruz? Siz ne kadar baskıyı büyütürseniz biz de direnişi o kadar büyütüyoruz ve tek adam rejimini ve bu OHAL rejimini değiştirmek için Türkiye toplumu bir an önce seçimi bekliyor şu an.

Bu gözaltı meselesini başka kimin kullandınız? Demokratik İslam Kongresinin biliyorsunuz, din insanları var, bunlar dinî vaaz ediyorlar ve bu insanları siz aldınız gözaltına koydunuz, on gün gözaltında tuttunuz ya; fiilî cezalandırma, sonra da tutukladınız zaten. Din insanlarını tutukluyorsunuz değerli arkadaşlar, gözaltını da fiilî cezalandırmaya çeviriyorsunuz.

Emekli amirallerle ilgili, fiilî olarak cezalandırmak için on gün, on iki gün gözaltında tuttunuz onları. İşte, arkadaşlar, bakın, milletin vekilleri, ey milletin vekilleri; bugün bu insanlara, yarın size; bunu unutmayın. Gözaltında fiilî cezalandırmalara karşı çıkmalıyız. Ya eğer ki bir suç varsa ülkenin yargı sistemi var, kolluğu var. Bunlar giderler, insanların kapısı çalarlar veya çağrı yaparlar, insanlar gidip ifadelerini verirler. Niye kapılarını kırarak gece vakti insanları gözaltına alıp daha sonra efendim, on iki gün gözaltında tutuyorsunuz? Korkuyu bulaştırmak için yapıyorsunuz ama bu beş yıldır işe yaradı, az veya çok ama artık işe yaramıyor. Şimdi, cesareti birbirimize bulaştırma zamanı değerli arkadaşlar.

Bakın, size bir örnek daha vereyim, bunun niçin kötüye kullanıldığıyla ilgili. Biliyorsunuz, İzmir İl Başkanlığımıza bundan yirmi gün önce bir saldırı gerçekleşti ve saldırıyı gerçekleştiren kişi gözaltına alındı. “Ağabeyciğim, adın ne?” diyerek gözaltına alındı, sırtı sıvazlanarak gözaltına alındı ve değerli arkadaşlar, on yedi saat sonra tutuklandı. Bakın, bu yetkiyi kimlere karşı kullandığınız için çok önemli bir örnektir. Böyle organize bir saldırıya karşı en az iki gün, üç gün, dört gün savcı sorgulama yapması gerekir, mevcut yasa OHAL dışında dört gün yetki veriyor. Ya, iki gün sorgula, bunun bağlantısı var mı, yok mu, sorgula. Ama değerli arkadaşlar, bu saldırıyı bugüne kadar kınamayan İçişleri Bakanı işte bu saldırının bir şekilde zımnen arkasında olduğunu maalesef hem kınamayarak hem de bu kişinin yeterince sorgulanmasına yol açmadan on yedi saat sonra tutuklatarak bu işin üstünü örtmeye çalışarak maalesef bir suç işleri bakanı olduğunu ortaya koymuştur.

Değerli arkadaşlar, ikinci konusu ne olağanüstü hâl yasasıyla ilgili? Kamuda ihraçlar meselesi. Diyorsunuz ki: “Biz beş yıldır kamu içinde cemaate bağlı olanları, FET֒ye bağlı olanları tespit edemedik, üç yıl daha yetki istiyoruz.” Değerli arkadaşlar, bakın, Süleyman Soylu bu yetkiyi Meclisten istiyor, açıkça İçişleri Bakan Yardımcısı –burada mı bilmiyorum- geldi dedi ki: “Biz bunu istiyoruz yani polis için istiyoruz.” “Biz poliste beş yıldır bunu tespit edemedik, bize üç yıl daha yetki verin." dedi. Düşünebiliyor musunuz, polis istihbaratı diye bir şey var ya, bu ülkenin istihbaratı var. Polis ki her şeyi bilen, aldığımız nefese kadar takip eden bir yapı, Süleyman Soylu her şeye hâkim olduğunu düşünüyor ama diyor ki: “Efendim, ben beş yıldır başarısız oldum ey Meclis, bana üç yıl daha yetki verin, ben polis içindeki bu FET֒cüleri, cemaatçileri bulacağım." diyor. Aklımızla dalga geçiyor değerli arkadaşlar, inanın aklımızla dalga geçiyor.

Bakın, bu işle ilgili adım atacak ilk yer varsa o da polistir ya, kimin ne olduğunu, ne bittiğini ilk önce polis tespit eder. Hani deseniz ki: Sağlık Bakanlığında biraz savsaklamışlar, geç kalmışız desek anlayacağım ama polisteki, polis istihbaratındaki Süleyman Soylu hepimizin aldığı nefesi bilecek ama kendi teşkilatındaki cemaatçileri bu saate kadar bulamayacak. Aklımıza alay etmek.

Olağanüstü hâldeki üçüncü yetki değerli arkadaşlar: Mala çökme yasası. Hani çökme döneminde yaşıyoruz ya, hani FETÖ borsasını ifşa ettiniz ya değerli arkadaşlar. Diyorlar ki: “Biz beş yılda yeterince mala çökemedik.” Ee… “Seçime gidiyoruz, para da lazım; biz üç yıl daha mala çökeceğiz, FETÖ borsasını üç yıl daha işleteceğiz.” FETÖ'de birisinin 50 milyon dolar varlığı varsa “Onun 25 milyon dolarını ver, ben seni cezaevinden çıkarayım, seni de aklayayım.” diyen ifşaatları sizin MKYK üyeniz Şamil Tayyar yaptı ya. Böyle bir ifşaatının üzerine gitmeden, böyle bir ifşaatı sorgulamadan siz üç yıl daha yetkiyi hangi yüzle istiyorsunuz ya? Hiç mi utanmıyorsunuz? Böyle bir ifşaat var “FETÖ borsası” diye, mala çökme iddiaları var, Paramount Hotelde savcılarla, yargıçlarla, siyasetçilerle beraber mala çökmeniz, o malı paylaşma iddialarınız var, açık sanıklarla var bu, -ya, gizli sanıklarla binlerce arkadaşımızı cezaevinde tutuyorsunuz- açık ifşaatlar var, açık, Süleyman Özışık'la ilgili açık ifşaatlar var, FETÖ borsasıyla ilgili açık ifşaatlar var; buna rağmen, nasıl üç yıl daha mala çökme yasasıyla ilgili yetki istiyorsunuz değerli arkadaşlar? İşte, bundan vazgeçmeliyiz.

Değerli arkadaşlar, dün 15 Temmuz darbe girişiminin 5’inci yıl dönümünü yaşadık. Ben bu darbeye karşı duran bütün yurttaşlarımızı -hep beraber karşı durduk- saygıyla selamlıyorum, hayatını kaybedenlerin anısı önünde de saygıyla eğiliyorum.

Peki, arkadaşlar, Şamil Tayyar bugün bir “tweet” atmış, önemli bir soru sormuş, diyor ki: “Ya, beş yıl geçti, şu toplumsal destek 15 Temmuza dair niye bu kadar düştü, bir sorgulamamız gerekmez mi?” Bakın, sizin MKYK üyeniz, AKP'nin Merkez Karar Yönetme Kurulu üyesi diyor ki: “Niye bu toplumsal destek bu kadar düştü, sorgulayalım.” Ben size söyleyeyim Şamil Tayyar'ın sorusunun cevabını: Niye toplumsal destek bu kadar düştü, biliyor musunuz? Siz darbe girişimini Allah'ın bir lütfu olarak gördünüz ve Allah'ın lütfu olarak görürken de gerçek darbecilerin üzerine gitmediniz. Yalnızca bunu Allah'ın lütfu olarak görüp bütün muhaliflerinizi devre dışına çıkarmak için kullandınız. Bu işin mali boyutuyla ilgili gerçek anlamda FETÖ borsasını kurdunuz, bu işten malı götürenleri dışarı çıkardınız ve Bank Asyaya 50 lira yatıran yurttaşımızı şu anda -biliyorum- cezaevinde tutuyorsunuz değerli arkadaşlar. Siz demiyor muydunuz “Bank Asyaya para yatırın.” diye? Recep Tayyip Erdoğan, bütün AKP’liler birlikte Bank Asyayı açmadınız mı? “Bank Asyada hesap açın.” diye kampanyalar yapmıyor muydunuz? Bank Asyada o dönemde yönetici olan kişiler şu anda Hazinede ve ekonomi yönetiminde üst kademede yönetici olacak, Bank Asyaya 50 lira yatıranı hapiste tutacaksınız. Ey Şamil Tayyar, ey AKP’liler, ey MHP’liler; işte toplumsal destek bu yüzden düştü. Siz adaleti sağlamak üzerinden yürümediniz, darbecilerden hesap sormak için yürümediniz; kendi siyasi hesaplarınız için kullandınız.

Bakın, darbeye doğru giderken biz size dedik ki: “Darbe dinamiği devrededir.” Nereden biliyorduk? Türkiye siyasi tarihinden biliyorduk. Eğer ki darbeciler darbe yapmak isterlerse toplumda bir kaos ortamı yaratmak isterler. Bunun için de devrede olan bir çözüm süreci vardı, çözüm sürecini akamete uğratmak için, değerli arkadaşlar, bu darbe dinamiği devreye geçti. 6-8 Ekimle ilgili iddialarınız var ya, Kobani protestolarıyla ilgili; biz buraya 15-20 kere araştırma önergesi verdik “Gelin, bakın, bu 15 Temmuz darbe girişiminin dinamiği nerede başladı, nerede tetiklendi, buna bakalım.” dedik, siz reddettiniz. İşte darbe dinamiğine bakmadığınız için bunun adaletini sağlama iddiasında da olamazsınız. O yüzden 15 Temmuz darbe girişimine karşı toplumsal destek düştü arkadaşlar; toplum sizin adalet sağlamak için yürümediğinizi, yalnızca kendi iktidarınızı düşündüğünüzü anladı değerli arkadaşlar.

Bakın, Ceylânpınar’da 2 polis öldürüldü, çözüm sürecini dinamitlemek için. Ahmet Davutoğlu’na istihbarat gitti, dönemin Başbakanı. Dediler ki: “PKK yaptı bunu, öldürdü.” Biz dedik ki: “Gelin, soruşturalım.” O gece çözüm sürecini bitiren bombaları atacak uçaklar Kandil’e doğru havalandı ve daha sonra ortaya çıktı ki bu, Ceylânpınar’da öldüren kişiler sizin tutukladığınız kişiler değilmiş, istihbaratı verenler darbecilermiş, tutuklayan hâkim ve savcı darbeciymiş. Bunlara bakmadınız değerli arkadaşlar, darbe dinamiğine bakmadınız, darbe dinamiğiyle ilgilenmediniz. Suruç’ta bombalar patladı, Ankara Gar’da bombalar patladı, havalimanında bombalar patladı, Adıyaman’daki aynı odaktan canlı bombalar çıkıp yurttaşlarımızı paramparça ettiler; bunlara bakmadınız, bunların tek birine baksaydık darbe dinamiğini görürdük, o zaman görürdük, darbe gerçekleşmezdi, darbenin siyasi ayağı ortaya çıkardı ama darbecilerle birlikte yürüyenler darbenin adaletini ortaya koyamazlar değerli arkadaşlar. Hadi darbe sürecini okuyamadınız, bizim uyarılarımızı dikkate almadınız, 15 Temmuz günü dedik ki: “Gelin, bu musibetten bir ders çıkaralım. Bütün toplumun vekilleri, bütün siyasi partiler olarak bir araya gelelim, araştırma komisyonunu kuralım, gerçek anlamda darbecileri ortaya çıkaralım, darbenin siyasi ayağını ortaya çıkaralım.” Siz, buna da “hayır” dediniz. Darbenin siyasi ayağına yürümediğiniz için toplumsal destek düşüyor arkadaşlar. “Her yerde darbeci varmış, askerde, poliste, basında varmış ama siyasette yokmuş.” dediniz, “Yoktur siyasette.” dediniz. İşte, bunun için toplumsal destek düşüyor değerli arkadaşlar. Darbeden sonraki araştırma komisyonlarını devreye çıkarmadınız. Peki, size bir şey soruyorum: Bu darbeden bir ders çıkarıldı mı? Darbeden ders çıkaranlar 15 Temmuz darbe girişiminden sonra 20 Temmuz sivil darbe girişimini yaparlar mıydı? Darbeden ders çıkaranlar “Bu olağanüstü hâl üç ay sürecek.” derken beş yıl sürdürüp üstüne üç yıl daha uzatma isterler miydi değerli arkadaşlar? İşte, bu anlamda, bu darbe süreci maalesef devam etmektedir. Siyaset, demokratik siyaset kurumuna darbe vurulmaya devam edilmektedir.

Değerli arkadaşlar, bu olağanüstü hâl rejimi hem huzurumuzu hem refahımızı kaybettirmiştir. Şu anda, hukukun üstünlüğü endeksinde, basın özgürlüğü endeksinde, demokrasi endekslerinde sonlardayız. Bakın, bu darbe, OHAL dönemi bizi bütün özgürlük endekslerinde geriye götürdü ama yalnızca huzurumuz devre dışı kalmadı, refahımızı da kaybettik değerli arkadaşlar. Ya, olağanüstü hâlde ısrar ediyorsunuz, olağanüstü hâl faydalı bir şey olsaydı -hani ekonomik anlamda söylüyorum- işsizlik azalırdı, enflasyon azalırdı, faizler azalırdı. Tek adam rejimi faydalı bir şey olsaydı OHAL rejimiyle beraber Erdoğan üç yıl önce bugünlerde “Türkiye'yi uçuracağım.” dedi, Türkiye ekonomisi baş aşağı çakıldı değerli arkadaşlar. 10 milyon işsizimiz var, enflasyon, halkın enflasyonu yüzde 30’un üzerine çıkmış durumda, kredi faizleri yüzde 30’a çıkmış durumda.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

GARO PAYLAN (Devamla) – Yani bu açıdan aslında olağanüstü hâlde ısrar, bu ülkeye her anlamda kaybettirmektedir değerli arkadaşlar. Yapılması gereken bu OHAL rejiminden vazgeçmek ve normalleşmektir. OHAL’i uzatmayalım değerli arkadaşlar, artık yeni bir seçime de olağanüstü hâl şartlarında gitmeyelim, demokratik alanı genişletelim. Demokrasiden korkmayın, siz demokrasiden korkuyorsunuz, olağan bir süreçte seçime gitmekten korkuyorsunuz ama olağanüstü bir süreçte seçime gitmek de büyük bir tehdittir, risktir değerli arkadaşlar.

Toplumsal fay hatları gerilmiş durumda. Bakın, pek çok kötücül yapı şu an devlet içinde yeniden kaos planlarını devreye sokmak üzere hazır bekliyor. İzmir saldırısından sonra Marmaris’teki ilçe örgütümüze de bir saldırı gerçekleşti. Yeniden kaos planlarını devreye sokmak isteyenler olabilir, Tayyip Erdoğan şu an devlet içinde yeni bir güç savaşına girmiş olabilir, bu güç savaşında yurttaşlarımızı yem etmeyelim, demokratik bir iklime dönelim aksi takdirde değerli arkadaşlar, yeni kaos planlarıyla karşı karşıya kalırız.

Meclisimizden ricam, milletvekili arkadaşlarımızdan ricam bu OHAL yasalarına artık son vermeleridir.

Saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Mehmet Bekaroğlu.

Buyurunuz Sayın Bekaroğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 277 sıra sayılı yasa teklifiyle ilgili söz aldım, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Benden önce ifade edildi, bu torba yasa teklifinde 19 kanun, 2 kanun hükmünde kararnamede değişiklik yapılıyor, gerçekten torba yasa. Bu torba yasa teklifinden önce dün Rize’de meydana  gelen ve 6 kişinin öldüğü, 2 kişinin de kaybolduğu sel ve heyelan felaketini üzüntüyle öğrendik. Rize’ye geçmiş olsun, başsağlığı diliyoruz; inşallah yaralar en kısa zamanda sarılacak.

Değerli arkadaşlarım, bu yasa teklifinde dünya kadar konu bir araya gelmiş durumdadır. Birbiriyle ilgisiz, kooperatifler, gümrükler, kambiyo, orman, TÜİK, OHAL ne aklınıza geliyorsa bir araya gelmiş, bir torba yapılmış ve bu torbadan bir hayır umuyoruz. Arkadaşlarımız anlattı, usul tartışması yapıldı, teklifin Anayasa’ya aykırı olduğu söylendi, Plan ve Bütçe Komisyonunda Anayasa’ya aykırılıkla ilgili gerekli işlemin yapılmadığı söylendi. Gerçekten yapılmadı değerli arkadaşlar, biz muhalefet olarak açtık, tartışılmasını istedik ama Sayın Başkan, Divan İç Tüzük’ün 38’inci maddesine göre bu tartışmayı yaptırıp oylatmadı değerli arkadaşlarım, Anayasa’ya aykırı olup olmadığını oylatmadı. Dolayısıyla, gerçekten burada ciddi usul problemleri var.

Teklif sahipleri gerekçeleri anlatamadılar değerli arkadaşlarım, bürokratlar anlatamadılar. Üç seneden beri uygulanan yasa maddelerini değiştiriyorlar ya da uzatıyorlar. Ne oldu bu üç senede, gerçekten etkisi nedir, maddi manevi ne etkisi olmuştur, terörle mücadeleyle ilgili yasalar ne oldu, gerçekten bunlar olmadan, bu düzenlemeler olmadan terörle mücadelede zafiyet vardı da şimdi bir başarı mı elde edildi, edildiyse niçin tekrar uzatıyorsunuz, bitmedi mi; bu konularla ilgili hiçbir şey yapılmadı. Yasa çıkarma, yasa tekniği, yasa etiği konusunda gerçekten sınıfta kaldınız. Daha evvel çok uzun konuşmalar vardı bu Mecliste, zaman zaman yapılan İç Tüzük değişiklikleriyle daraltıldı da daraltıldı. Şimdi yakınıyorsunuz, “Zaman yok, yoklama istiyorsunuz.” diye yakınıyor İktidar Partisi Grup Başkan Vekili ama o dönemde bu zaman daha kısıtlı olmasına rağmen çok kaliteli yasalar çıkarıldı. En azından Türkçe yazdılar, Türkçe değerli arkadaşlarım. Sizin yazdığınız bu maddeleri bir okuyun arkadaşlar; kim ne anlıyor, siz anlıyor musunuz? Sorduk biz bunu teklifi getiren arkadaşlarımıza “Ne anlıyorsunuz?” diye, anlatamadılar değerli arkadaşlarım. Kimseyi karalamak için bunu söylemiyorum. “Ekonomi paketi” diye medyada öyle haber çıktı, “Hükûmet ekonomi paketi falan getirdi.” diye. Evet, ekonomiyle ilgili birtakım maddeler var ama esasen bu teklif 11, 20 ve 23’üncü madde için getirilmiştir. Ne var bu, 11,20, 23’üncü maddelerde? OHAL’le ilgili düzenlemeler mevcut değerli arkadaşlarım.

OHAL’le ilgili hangi düzenlemeler mevcut? 11’inci maddede gözaltı süreleri üç sene daha işte, 6 gün ve 12 güne çıkarılması uzatılıyor. 20’nci maddede terörle iltisaklı, irtibatlı olduğu var sayılan, kabul edilen şirketlere TMSF’nin kayyum tayin edileceğiyle ilgili maddelerdi. 23’üncü maddede kamu görevlilerinin mahkeme kararı olmadan görevlerinden ayrılmaları, uzaklaştırılmaları ile ilgili maddelerdir değerli arkadaşlarım.

Şimdi, bu maddeler nereden geliyor, nedir arkadaşlarım? Şunu bir görelim: Bu maddeler aslında; siz, işte, 15 Temmuzdan sonra geldiniz olağanüstü hâl ilan ettiniz, 21 Temmuz 2016’da olağanüstü hâl ilan ettiniz. İşte, ifade edildi, önce dediniz ki: “Ya, üç ay ama üç ay bile sürmeyecek halledeceğiz.” ama öyle olmadı, uzattınız. En son 2018’de süresi dolunca kaldırdınız ama ne yaptınız? 27’nci Dönemin ilk yasası olarak 25/7/2018’de 7145 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunu çıkardınız. Bu kanun değerli arkadaşlarım, anayasal OHAL’den, yasayla OHAL’e geçme kanunudur. Bu kanun değerli arkadaşlarım, öyle sıradan bir kanun falan değildir, siz de icat etmediniz. Bu kanun, 11 Eylül’den sonra bütün dünyada demokrasi, ileri demokrasi sayılan ülkelerde bile yavaş yavaş kurulmakta olan “olağanüstü devletin” temelini atan kanundur.

Şimdi, biz, bunun 3 tane maddesini konuşuyoruz; gözaltı süreleri, TMSF’nin işte, el konulması ya da “çökme maddesi” dediğimiz ve hâlâ kamu görevlilerinin mahkeme kararı olmadan görevden alınmasını konuşuyoruz, tartışıyoruz ama bu kanun teklifinde öyle değişiklikler var ki bunlar kalıyor.

Şimdi, üç sene uzatmıştınız bu 3 maddedeki yaptırımları, şimdi bir seneye indireceğinizi söylüyorsunuz ama bu kanun teklifinde başka bir sürü madde var ve bu maddeler duruyor. Bakın, bu maddeler, bu kanun yürürlükte olduğu müddetçe zaten OHAL devam ediyor. Ne olacak? Eğer şimdi bu üç değişikliği yapmasaydınız, süreyi uzatmasaydınız biraz daha, bir miktar daha gevşeyecekti OHAL, yoksa devam ediyor. Valiler istedikleri zaman bölgelerinde sıkıyönetim ilan edebiliyorlar değerli arkadaşlarım ve örneklerini de görüyoruz.

Şimdi, “Terörle mücadele edeceğiz. Terörle daha etkin mücadele etmek için bu kanunları, bu düzenlemeleri buraya getirdik.” diyorsunuz. Değerli arkadaşlarım, bakın, olağanüstü durumla beş seneden beri mücadele ediyorsunuz, “Bitmedi.” diyorsunuz. Ya, niçin aklınıza “Olağan hukukla bu mücadeleyi sürdürelim.” gelmiyor değerli arkadaşlarım, niçin gelmiyor? Gerçekten olağan hukukla bu mücadele yapılır mı, yapılmaz mı? Yapılabilir de ama amaç –biraz evvel ifade edildi burada- öyle FET֒yle, terörle falan mücadele etmek değil değerli arkadaşlarım. Siz bu OHAL’i Tanrı’nın lütfu kabul ederek muhalefeti bir şekilde susturmak amacıyla kullandınız. Yani İkizdere’de çevreyi koruyanların, Adıyaman’da tütünü, Soma’da kendi haklarını, hukuklarını koruyan işçilerin aleyhine bunu çok rahat bir şekilde kullandınız. Seçimde de bunu kullandınız ve kullanmaya devam edeceksiniz. “Efendim, biz bir sene yapıyoruz, dolayısıyla seçimde…” Öyle mi dediniz? Bir sene içinde seçim olur bence de olmazsa bile gene uzatırsınız, o çoğunluğunuz var. “Yapmayız.” Yaparsınız çünkü yaptınız siz. Ne zaman yaptınız değerli arkadaşlarım? Yerel seçimlerde İstanbul’da Büyükçekmece’de Sayın Soylu her gün 2.500 polisle ilçeyi bastı değerli arkadaşlarım, evleri tek tek dolaştı, “Kimsin, nesin?” “Burada oturuyor musun, oturmuyor musun?” diye itişti kakıştı, bunların hepsini yaptı. Yaparsınız, yaptınız siz değerli arkadaşlarım çünkü bunu Tanrı’nın lütfu olarak görüyorsunuz.

Değerli arkadaşlarım, bu düzenlemede, bu kanunda sadece OHAL’le ilgili düzenleme yapılmıyor, herkes OHAL’i konuştu, daha başka önemli maddelerde de değişiklik yapılıyor. En komiği de herkes geldi, burada konuştu, yapılan değişikliklerden bir tanesi güvenlik korucuların maaşı. “Ya, kardeşim şimdi güvenlik korucularının maaşlarının artırılmasına karşı mı çıkıyorsunuz?” deniliyor Ya, gerçekten güvenlik korucularının maaşlarını ne kadar artırıldığını biliyor musunuz? 2021 için söylüyorum senenin ilk altı ayında 140 lira civarında. Senenin ikinci altı ayında kaç kuruş biliyor musunuz? 390 kuruş değerli arkadaşlarım. Güvenlik korucularının maaşı 2.822 TL, asgari ücret 2.825,90 TL. Tamam, çıkardınız güvenlik korucularının maaşlarını hâlbuki güvenlik korucularının temsilcisi geldi oraya “Bizim maaşımız memur maaşına endekslensin, bir sürü hak, emekli hakkı verilsin.” dedi vesaire. Güvenlik korucularının meselesi ayrı bir meseledir, oturulur konuşulur ama bunlar ayrı bir mesele.

Başka önemli bir değişiklik var değerli arkadaşlarım bu torbada, Orman Kanunu’nda, ormanın içinde hava ayrıştırma tesislerinin kurulacağına dair. Değerli arkadaşlarım, her şey ormanın içinde kuruluyor, kamu yararı varsa ormanın içinde bütün tesisler kurulabilir. Neler kurulabilir? Savunma, ulaşım, enerji, haberleşme, su, atık su, petrol, doğal gaz, şimdi hava ayrıştırma geliyor, altyapı, katı atık, bertaraf ve düzenli depolama tesisleri vesaire. Değerli arkadaşlarım bu ne ya? Orman geleceğimiz değerli arkadaşlarım, çevre çocuklarımızın geleceği, ülkemizin geleceği, vatan. Peki, o zaman sorduk sesini çıkarmadılar şeyde, bu kanunu getiren arkadaşlar, bu teklifi getiren arkadaşlar bu hava ayrıştırma tesislerinin orman içinde neler yapacağını biliyorlar mı? Bu konuyla ilgili bir araştırma yaptılar mı? Yapmadılar değerli arkadaşlar. Ormanın içinde çevreye ciddi bir şekilde zarar verebilecek tesisler niye ormanın içinde yapılıyor? Yani ormanın içinde yapılmasında bir fayda mı var? Orada daha çok hava var da ayrıştıracaklar da oksijen mi elde edecekler değerli arkadaşlarım? Öyle değil, kolay geliyor. Niye yapılıyor bilmiyorum. Bakın, defalarca bu kürsüden söyledim, bir daha söylüyorum: İkizdere’de İyidere’de yapılacak liman için kaya gerekiyor, taş gerekiyor, bazalt kayalar gerekiyor; gittiler, Rize İkizdere’nin, bölgenin en güzel, en önemli, en zengin vadisini yıkmaya başladılar. Ya 15 kilometre ileride kıraç, üzerinde ağaç olmayan arazide aynı bazalt, sırt bazalt taş var, niye yapıyorsunuz bunları anlamak mümkün değil, inadına mı yapıyorsunuz? Bunu anlamak mümkün değil. Yoksa orada daha başka şeyler mi var?

Değerli arkadaşlarım, bir başka düzenleme 12’nci madde: Rekabet Kurumu üyelerinin, görevi bıraktıktan sonra iki sene içinde inceleme yapmış oldukları sektörlerde iş yapamayacaklar. Bu önemli bir düzenlemedir, ben bunu destekliyorum ama diğer kurumlar ne oluyor? Mesela EPDK’deki kurullarda, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumunda ne oluyor? Bütün buralarda bu düzenlemeler niye yapılmıyor? Bu konuyla ilgili, özellikle EPDK’yle ilgili önemli haberler çıktı değerli arkadaşlar ve şimdiye kadar herhangi bir şey yapılmadı.

Bir başka madde engellilerle ilgili. Çok tuhaf bir şey, gerekçe Covid. Yasa, belediyelere, kamu kuruluşlarına ve kamuya açık yerler işleten özel kuruluşlara üç sene süre vermiş, çevreyi engellilere uygun hâle getirmek için, otobüsleri, yolları, merdivenleri. Yapılamadı, niye yapılamamış biliyor musunuz? Covid dolayısıyla. Hâlbuki Covid dolayısıyla insanlar sokağa çıkmadılar –otobüsler çalışmadı- tam da dönüşümün yapılacağı bir zamandı. Öyle bir şey yok, iş yapıyor gibi görünüyorlar, yoksa iş yapmıyorlar, öyle bir niyetiniz falan yok değerli arkadaşlarım, öyle bir şey yapacağınıza dair herhangi bir niyet söz konusu değil.

16’ncı madde sonradan eklendi, devam eden bir şeyin yine süresi uzatılıyor. İşverenlere günlük 2.5 lira, aylık 75 lira işçi başına sigorta primi desteği veriliyor. Bu da çok tartışmalı bir şeydi, niye bu şekilde veriliyor ve nedir bu para, ne işe yarayacak? Bugüne kadar uygulandı, işsizliğin önlenmesinde ne gibi sonuçlar ortaya çıkardı? Başka bir soru: Niye Covid’de işsiz kalan insanlara İşsizlik Sigortası Fonu’ndan verilmiyor da bunlara veriliyor? Bütün dünya destekleri bizzat insanlara verdi, “O insanlar harcasınlar, dolayısıyla ekonomiye bu şekilde katkı yapalım.” diye Covid desteklerini verdi, pandemi desteklerini verdi. Siz, işçinin alın terinden kesilen paraları, işçinin fonundaki paraları inatla şeyde kullanıyorsunuz değerli arkadaşlarım, maalesef bu şekilde kullanıyorsunuz.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ya maden işçileri…

MEHMET BEKAROĞLU (Devamla) – Bir başka değişiklik; bu tasarruf, finansman kuruluşları vardı, bunlarda iflas edenler var, bunların tasfiyesi TMSF’ye havale ediliyor. Evet, belki doğrudur ama başka bir sürü problemler var bankerlerden başlayarak Çiftlik Bankaya, Almancıların yolunmasına kadar, Türkiye’de çok ciddi problemler var İhlas Finansla ilgili. Niye TMSF’ye bu teklif de buralara geldi, reddettiniz, niye yapmadınız; bunları sormak gerekiyor.

19’uncu madde tütün; çok tartışıldı. Madde gelince arkadaşlar konuşacaklardır.

Şimdi, şöyle bir şey söylendi, çok hoşuma gitti benim: “Ya, siz Abuzer dayının yanında mısınız, Philip Morris’in yanında mısınız?” (CHP sıralarından alkışlar) İktidar partisinin temsilcisi çıktı, dedi ki: “Bu zaten yasaklanmıştı. İşte Ecevit Hükûmeti zamanında şöyle olmuştu, böyle olmuştu; biz geldik, yavaş yavaş açıyoruz.” Ya, siz geldiniz, yavaş yavaş niye yapıyorsunuz? Elinizi tutan var mı? Direkt olarak Abuzer amcanın yanında yer alın, bırakın Philip Morris’i, değil mi arkadaşlarım?

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Hakikaten tırşikçi kapitalistlerin yanında.

MEHMET BEKAROĞLU (Devamla) – Bir de yani niye sadece Ecevit’i şey yapıyorsunuz, Kemal Derviş yasaları… Kemal Derviş giderken buradan ne dedi, biliyor musunuz, bu kürsüden değerli arkadaşlar? “Ben siyaseti bırakıyorum ve gidiyorum çünkü Adalet ve Kalkınma Partisi benim yapacağım her şeyi yapıyor zaten.” dedi, sizi havale etti. Dolayısıyla öyle sizin dışınızda falan hiçbir şey olmadı, zaten yaptığınız işler sizin neoliberal dönüşümün dışında hiçbir şey değildir değerli arkadaşlarım. Yani ne demek? Devlet gücünü zenginlerin, güçlülerin yanında kullanmak, böyle bir hukuk kurmak. Zaten OHAL mohal filan, yaptığınız şeyler de bunlardır değerli arkadaşlarım.

Bir başka değişiklik de Çek Kanunu’yla ilgili yapılan değişikliktir. Yani karşılıksız çekten dolayı 2021 yılı içinde infazlar erteleniyor onda 1’ini yatırdığı zaman. Peki, bu onda 1’i kimin parası değerli arkadaşlarım? Alacaklının kabahati ne ya? Siz kim oluyorsunuz da bana sormadan, alacaklıya sormadan parasıyla ilgili bir tasarrufta bulunuyorsunuz? “Devletiz, biz her şeyi yapabiliriz.” Yapamazsınız değerli arkadaşlar. İşte “Biz Meclisiz, her şeyi yapabiliriz.” “Burada elimizi kaldırdığımız zaman her şeyi biz yaparız.” Demokrasi bu değildir, böyle bir şey yok; burada büyük bir haksızlık yapıyorsunuz, bunu bu şekilde bilin değerli arkadaşlarım.

Niye çekle ilgili bu kadar ciddi problemler var ortada? Niye bu kadar çok sayıda insanın çeki karşılıksız çıkmıştır? Çünkü ülkede ekonomik kriz var. Ama ne demişti Sayın Erdoğan? “Siz bu kardeşinize yetkiyi verin, ondan sonra bu faizle, şununla, bununla nasıl uğraşılır göreceksiniz.” demişti; hatırlıyorsunuz değil mi arkadaşlar? Evet, o gün, o lafı dediği gün dolar 4,50 kuruştu, damat gittiği günlerde 8,52 kuruştu, şimdi 8,70’ti, son günlerde bayram dolayısıyla tekrar 8,50’ye düştü değerli arkadaşlarım.

Bakın, siz bunları yaparak bir şeyi de örtüyorsunuz, Türkiye’de çok ciddi bir ekonomik kriz var, sadece ekonomik kriz yok; bir toplumsal kriz var, ahlaki kriz var, düşünsel kriz var, var da var değerli arkadaşlarım. Var olan bu sene, bu ülkede yıllardan beri bir şekilde kurulan, olgunlaştırılan, denenmiş olan kurumları tahrip ediyorsunuz, yok ediyorsunuz. Geriye de hiçbir şey koyamıyorsunuz, koymadınız sadece yıkıyorsunuz değerli arkadaşlarım; maalesef.

Bakın, siz hep “Beka problemi” filan diyorsunuz ya, şu anda bu ekonomik sebeplerden dolayı Türkiye’de çok ciddi bir millî güvenlik sorunu yani beka sorunu var. Nedir bu? Bu, 128 milyar dolar meselesi değerli arkadaşlar. “Yediniz.” diye hiçbir zaman demedik, Merkez Bankasını bir inat uğruna… Hangi inat uğruna biliyor musunuz değerli arkadaşlar? “Erdoğanizm” diye bir ideoloji çıktı “Faiz neden, enflasyon sonuçtur.” Bir, bunu ispatlamak için. İki, doları baskı altına almak ve bunu seçimlerde kullanmak için. Üç, bir de “Ben biliyorum bu işi.” büyüklenmesi sebebiyle Merkez Bankasını işte arka kapı yoluyla boşalttınız değerli arkadaşlarım. “128” milyar deniliyor ama aslında 12 milyar da bankaların verdiği, sonra Hazine tarafından kapatılan para var; 140 milyar dolar gitmiştir Erdoğanizmi ispatlayacağız diye. Peki, ne oldu? 31/12/2019’da dolar 6 TL, 30/9/2020’de dolar 7,80 TL’ye yükseldi; tez çöktü değerli arkadaşlar. Merkez Bankası çöktü ve ülke ciddi bir problemle karşı karşıya. Allah korusun, bir Brunson krizi falan ortaya çıkacak olsa Türkiye'nin yapacağı hiçbir şey yok. Ne yapıyorsunuz? Değerli arkadaşlar, nereden; Katar’dan, Çin’den, Endonezya’dan swapla para temin etmeye kalkıyorsunuz. Bir de başka bir şey yapıyorsunuz değerli arkadaşlarım, kara parayla bunu doldurmaya çalışıyorsunuz.

Bu fotoğraf önemli bir fotoğraf değerli arkadaşlarım, bu fotoğrafa bakın. Bu fotoğrafta Sayın Cumhurbaşkanımız, Türkiye Cumhuriyeti devletinin Cumhurbaşkanı, şu anda kara para aklama işiyle uğraştığından dolayı Viyana’da tutuklu olan hem Türkiye’nin hem de Amerika’nın istemiş olduğu adam, onun yanında bu adamın Amerika’daki ortağı, diğer yanında başka bir ortağıyla beraber fotoğrafı var ve bütün bunları da Meclisi kullanarak yaptınız değerli arkadaşlarım. Plan ve Bütçe Komisyonundan, oradan Genel Kuruldan -kara para aklama kanunu diyeceğim, kara para değil tabii- Varlık Barışı diye çıkardınız ama o varlık barışlarına öyle şeyler yaptınız ki “Sadece vergi incelemesi yapılmaz.” değil, “Hiçbir araştırma soruşturma yapılamaz.” dediniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET BEKAROĞLU (Devamla) – “Ne olursa olsun, ister eroinden olsun ister başka sebeple olursa olsun, nereden gelirse gelsin.” dediniz ve bu paralarla bunu doldurmaya çalışıyorsunuz. Allah korusun, yani Türkiye'nin de büyük bir borcu var yani 450 milyar dolar dış borcu var, bir sene içinde bu borcun da 190 milyar dolarını geri ödemesi gerekiyor. Bütün bunlara para yok, bunu para çevirerek, borç çevirerek yapıyor. Borç çevirebilmesi için bir karşılık göstermesi lazım. Siz bunu bir inat uğruna yok ettiniz değerli arkadaşlar. Ee, ne oldu peki? Soruyorum: Niye faiz, dolar düşmedi? Faizi düşürmek için ve doları yerinde tutmak için yaptınız, niye bunlar yüksek? Hâlâ nede ısrar ediyorsunuz?

Değerli arkadaşlarım, yapılacak bir şeyi söyleyeyim: İflas etmiştir, bu iş gitmiyor, ne yaparsanız yapın yani bu bohça artık yama tutmuyor. Yapılacak şey, derhâl seçim kararı alıp Türkiye’yi salimen seçime götürmek ve sizin bir süre istirahate çekilmeniz değerli arkadaşlarım. Türkiye için yapacağınız en doğru ve en son şey budur, bunu lütfen yapın.

Teşekkür ediyorum ve hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Birleşime yirmi dakika ara veriyorum.

                                                                                          Kapanma Saati: 20.03

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 20.40

BAŞKAN: Başkan Vekili Nimetullah ERDOĞMUŞ

KÂTİP ÜYELER: Şeyhmus DİNÇEL (Mardin), Enez KAPLAN (Tekirdağ)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 104’üncü Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

277 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon yerinde.

Şimdi söz sırası şahıslar adına İstanbul Milletvekili İbrahim Özden Kaboğlu’na aittir.

Buyurunuz Sayın Kaboğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

İBRAHİM ÖZDEN KABOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, Divan, değerli milletvekilleri; 277 sıra sayılı adsız yasa önerisi üzerine şahsım adıma konuşuyorum.

Önce şu maddeyi aktarmak isterim çünkü bu yasa önerisinin bel kemiği madde 11, 20 ve 23. 23’üncü maddenin düzenleme alanına göre “Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren üç yıl süreyle; terör örgütlerine veya Millî Güvenlik Kurulunca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen…” biçiminde bu kalıp üç yıl daha uzatılacak ve Millî Güvenlik Kurulunun bu şekilde bir karar alma yetkisi bulunmadığını Anayasa Mahkemesi tescil ettiği hâlde böyle bir yetki devam edecek.

Şimdi, aslında konuşuldu, bütün konuşmaların hepsini dinledim. Çok önemli düzenlemeler var, kuşkusuz olumlu düzenlemeler de var ancak şu girişi yapmakta yarar var. Özellikle, kamu görevinde liyakat ilkesi bakımından, kamu görevinde ciddiyet ilkesi bakımından, ben 1974’te fakülteyi bitirince İçişleri Bakanlığında görev aldım ve kamu görevinin ne kadar ciddi bir iş olduğunu bizzat yaşadım, bir kamu görevlisi çocuğu olarak tabii ki ilkokuldan itibaren buna tanık olmuştum ama geçen pazartesi, salı günü Komisyonda tanık olduğum, üst düzey -tırnak içerisinde- “kamu görevlileri” nezdinde tanık olduğum manzara gerçekten liyakat ve ciddiyet ilkesinden ne kadar uzaklaşılmış olduğunu gözler önüne serdi. Bunu iki örnekle belirtmek istiyorum. Cumhurbaşkanlığı kararnamesi, Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiş; onun üzerine, yasal düzenleme yapılıyor, bunun garabeti bir yana, Sayın Başkan sordu “Cumhurbaşkanlığı temsilcisi var mı burada?” diye, temsilci yok, koridorlardaymış ama biz iki gün onu göremedik.

Bir başka örnek, orman bölgelerindeki hava ayrıştırma tesislerini açıkladılar; açıkladılar, hiçbiri tatmin edici değildi. Orman Bakan Yardımcısı geldi ve nasıl bir açıklama yaptı biliyor musunuz? “Efendim, tapulu arazisinde bire bir fabrika kurarsa ama o bir biçimde orman alanına geçerse ve orayı çalılık falan kaplarsa, orası ormanlaşırsa, işte, ayrıştırma tesisi orada kurulur.” dedi. Ya Rabb’im, Aziz Nesin’e rahmet mi okuyalım yoksa ihtiyaç var mı diyelim böyle bir ortamda? (CHP sıralarından alkışlar) Dolayısıyla, işte, biz kamu görevinin, liyakat ilkesinin nerelere geldiğini parti başkanı yoluyla, devlet başkanlığı ve yürütme uygulamasıyla görmüş olduk. Ama esasen, burada -bizim yaptığımız tartışma- nitelikli yasa bir yana, temel yasa olmayan, torba yasadan çok toplama bir yasayı temel yasa olarak görüşürsek ve İç Tüzük madde 91’e açıkça aykırılık teşkil ettiği hâlde bunu da görüşmeye devam edersek ve biraz önce okuduğum üzere, buna Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiş 3 maddeyi de eklersek, Anayasa’da yeri olmayan, olağanüstü hâl rejimi uygulamaya geçirilmediği hâlde böyle bir düzenleme yapılmasına tanık olursak o durumda buna paralel düzenleme, fiilî düzenleme demekten başka bir deyim bulmak çok zor gibi görünüyor. Evet, bu yasanın, bu toplama yasasının, adsız torba yasanın Anayasa’ya aykırı olduğunu bir kez daha belirtmek gerekir. Böyle bir yasama faaliyeti olmaz, Anayasa’ya kesinlikle aykırıdır; eğer bir gün Anayasa Mahkemesine başvurursak, vurabilirsek Anayasa Mahkemesinin bunu iptal edeceğinden kuşkumuz olmasın.

Şimdi, böyle bir düzenleme aslında sadece Anayasa’ya aykırı değil, gayriciddidir; gayriciddiliği Adalet Komisyonundan Plan ve Bütçe Komisyonuna taşınması ve Plan ve Bütçe Komisyonunda tanık olduğumuz görüntüler ortaya koymuş bulunuyor. Bu bakımdan aslında bunun anayasal düzenimizde mevcut olan ikili anayasal düzenin ötesinde yani olağan hukuk düzeni ve olağanüstü hukuk düzeninin dışında bir üçüncü yol ve bir fiilî durum ortaya koyduğunu belirtebiliriz, özellikle şu 3 madde: Örtülü bir olağanüstü hâl söz konusu burada. Kanun teklifinin 11’inci maddesiyle bazı suçlar bakımından gözaltı sürelerini uzatan ve tutukluluğa itiraz ve tahliye taleplerini niteliksel ve niceliksel olarak olağan güvence düzeyinin altında düzenleyen Terörle Mücadele Kanunu’nun geçici 19’uncu maddesindeki uygulama süresi, birincisi bu. İkincisi, yasanın 20’nci maddesiyle 7145 sayılı Kanun’un geçici 1’inci maddesinin (1)’inci fıkrası değiştirilerek terör örgütlerine aidiyeti, iltisakı veya irtibatı nedeniyle ilgili mevzuatı uyarınca şirketlere ve varlıklara kayyum atanmasına karar verilmesi durumunda kayyum olarak Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun atanacağına ilişkin kanunda yer alan hükmün süresi  ve  üçüncüsü -biraz önce belirttiğim gibi- tamamen Millî Güvenlik Kurulu kararına yollama yapılarak Millî Güvenlik Kurulunu araçsallaştıran bir düzenleme, Anayasa dışı olduğu Anayasa Mahkemesi tarafından tescil edilen bir husus yeniden burada düzenleme konusu yapılıyor ve bu 3 maddeyle, sadece bu 3 maddeyle  anayasal normlar hiyerarşisi tamamen tepetaklak ediliyor ve anayasal düzenin dışında bir durum yaratılıyor. Tabii, bu, Anayasa’ya karşı hiledir çünkü bu yetki Cumhurbaşkanına ait bir yetkidir. Eğer, Türkiye’de olağanüstü hâl gerekiyorsa bu yetki Cumhurbaşkanı tarafından kullanılır. Dolayısıyla, gerek Komisyonun yaptığı iş gerek bizim yapmaya çalıştığımız iş Anayasa madde 6 gereği “Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasa’dan almayan bir devlet yetkisi kullanamaz.” kuralına da aykırılık teşkil etmektedir.

Yeniden girmeyeceğim, neydi? Devlet ciddiyetiyle başladım, kamu görevi ve kamu makamlarının ne kadar çözüldüğünü, ne kadar çürüdüğünü gördük. “Üç yıl daha uzatıyoruz Anayasa dışı düzeni.” dediler ama herhangi bir rapor sunmadılar, herhangi bir bilgi veremediler. Ne yapıldı üç yılda, bundan böyle ne yapılacak, bir sayfalık da olsa hiçbir bilgi sunulmadı. Dolayısıyla, bu duruma karşın aslında ölçüsüz düzenlemeler öyle anlaşılıyor ki artık aylarla hesaplanmıyor, yıllarla hesaplanıyor çünkü “Kırk beş günlüğüne ilan ediyoruz.” denildi olağanüstü hâl ama olağanüstü hâlin 2015’te başladığını, 6638 sayılı İç Güvenlik Yasası’yla fiilen başladığını dikkate alırsak, üç yıl daha uzatılırsa tamı tamına sekiz dokuz yıl Türkiye olağanüstü hâlle yönetilmiş olacak. Evet, kırk beş gün, doksan ay, işte bu ölçüsüzlük yoksa Anayasa madde 2’de “hukuk devleti” yazsa da bunun bir anlamının olmayacağı açıktır. Ama tabii ki, biz bu düzenlemeyi eğer 20 Temmuzdan itibaren Türkiye’de tanık olduğumuz OHAL KHK’leri yoluyla yol açılan mağduriyetleri dikkate almazsak, OHAL, KHK mağdurlarına kapatılan mahkeme kapılarını dikkate almazsak anlayamayız. Çünkü OHAL KHK’leri giyotin işlevi gördü, Olağanüstü Hâl İşlemleri İnceleme Komisyonu ise gaz odası işlevi gördü ve görmeye devam ediyor. Bunu çözmediğimiz sürece “Evet, haksızlık yaptık. Komisyon kurduk, o çözecek. Mahkemeye gitmenize gerek yok.” biçiminde bir yaklaşımla bu konuya baktığımız zaman hukuk devleti hiçbir biçimde… 15 Temmuz gecesiyle ilişkisi bulunmayan, sadece tek suçu hukuk devleti ve insan haklarını savunmak olan binlerce ve on binlerce kişiyi gaz odasına doldurursanız burada üç yıllık uzatmada da herhangi bir biçimde inandırıcı olamazsınız, içten olamazsınız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

İBRAHİM ÖZDEN KABOĞLU (Devamla) – Teşekkür ederim.

Bu nedenle burada yapılan düzenleme açıktır ki -Anayasa’ya hile yoluyla- Türkiye’de toplam olağanüstü hâl döneminin dokuz yıla çıkarılması amaçlanmaktadır. Bu açıdan temel kanun da ne yazık ki bu uğurda bir maske olarak, kılıf olarak kullanılmıştır.

Bunun yanı sıra burada uzun sözler edildi, parti başkanlığı yoluyla tek kişi yönetiminin ne kadar bize uygun düştüğünü… Evet, belki bu çürümüşlük hâlimizi yansıtması bakımından, ibret verici olması bakımından doğru bunlar ama tarihimizde ilk kez -Osmanlı, cumhuriyet tarihinde- kurul hâlinde siyasal karar düzeneklerini ortadan kaldıran, görev, yetki ve sorumluluk ilkesini sıfırlayan, hesap verebilir yönetim ilkesini ortadan kaldıran bir yönetim tarzı esasen paralel mevzuatı da beraberinde getirmektedir. Bu paralel mevzuat CBK ve Anayasa’ya aykırı yasalar dışında tamamen fiilî bir durumdur.

Teşekkür ederim. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Şahıslar adına söz sırası Ankara Milletvekili Sayın Orhan Yegin’e aittir.

Buyurunuz Sayın Yegin. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ORHAN YEGİN (Ankara) – Sayın Başkan, kıymetli milletvekilleri; 277 sıra sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi üzerinde söz almış bulunuyorum. Aziz milletimizi ve onu temsil eden Gazi Meclisimizi saygıyla selamlıyorum.

İlk imza sahibi olarak 45 milletvekili arkadaşımızla birlikte Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına sunduğumuz, Plan ve Bütçe Komisyonunda müzakere edilip eklenen 2 madde ve çekilen 1 maddeyle kabul edilen 26 maddelik bu kanun teklifini, gerek kamu kurum ve kuruluşlarımızdan gerek milletvekillerimizden gerekse de son dönemde vatandaşlarımızdan gelen taleplerin karşılanması doğrultusunda, hem hasıl olan ihtiyaçları giderebilme hem de milletimize daha iyi hizmet edebilme amacına yönelik olarak hazırlamış bulunmaktayız.

Sayın Başkan, kıymetli milletvekilleri; eğer biz çok çalışırsak Meclis de çok üretir. Biz vurdumduymaz olursak Meclis çok daha az verimle faaliyet yürütür. Hepimizin yapması gereken gerçekten çok iş var. Milletin vekilleri olarak, yasama organı olarak; çalışanın, emeklinin, erkeğin, kadının, işçinin, işverenin, yaşlının, gencin, öğretmenin, öğrencinin, sanayicinin, çiftçinin, esnafın yani kimseyi ama kimseyi dışarda bırakmadan her kesimin ne derdi varsa, nasıl bir talebi varsa onlara kulak verip mümkün olduğunca yetki alanımız çerçevesinde gereğini yapmamız gerekir.

İçine girmiş olduğumuz bu yoğun reform döneminde, Türkiye’yi 2023’e ve daha sonrasına taşıyacak çok köklü ve önemli düzenlemeleri hep birlikte Meclisimizde çıkarmaya başladık ve gelecek yasama yılında da yine hep beraber çıkarmaya, çalışmaya devam edeceğiz inşallah.

AK PARTİ, hizmet müktesebatı ortaya koyabilen, gelecek vizyonu tasarlayabilen bir siyasi harekettir. Türkiye’yi nereye götüreceğimizi söyleyerek, istikametimizi, program ve projelerimizi net bir şekilde ortaya koyarak tüm şeffaflığımızla milletimizin huzuruna çıkan ahlaki bir anlayışımız var.

Kıymetli milletvekilleri, Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemiyle, Meclis ve milletvekilleri olarak kendi alanımıza daha fazla yoğunlaşabilme imkânına kavuştuk. Daha fazla vatandaşımızla, daha çok kesimle hemhâl oluyor, dertlerini dinliyor ve imkânlar doğrultusunda gereği için hep beraber adımlar atıyoruz. Sahada vatandaşlarımızdan, sanayicimizden, işçilerimizden, kamu kurum ve kuruluşlarımızdan siyasi görüşü ne olursa, nereden gelirse gelsin tüm talepleri gerçekten dikkate değer buluyor ve hukuki ve icrai olarak tespit ettiğimiz aksaklıkları gideriyor, çıtayı sürekli yukarı taşımaya çalışıyoruz. Siyasi rekabet ile ülkeye ve millete hizmet yarışı arasındaki çizginin en iyi konduğu ve korunduğu yerin Meclisimiz olması gerektiğini unutmadan yasama faaliyetlerimize devam ediyoruz. Bu kapsamda, bakanlıklarımız ve kurumlarımız yanında ilgili tüm kesimlerle yakın diyalog ve iş birliği içinde yasama faaliyetlerimizde adımlarımızı atmaya gayret gösteriyor; bu kapsamda, ilgili kesimlerden gelen taleplerden önemli bir kısmına teklifimizde yer vermeye çalıştığımızı ifade etmek istiyorum.

Diğer yandan, 15 Temmuz hain darbe girişiminin üzerinden tam beş yıl geçti kıymetli milletvekilleri. FETÖ mensupları tarafından 15 Temmuzda devletimize ve bağımsızlığına düşkün olan bu aziz millete yönelik hain bir darbeye teşebbüs edilmiş ancak aziz milletimiz tarafından engellenmişti. Terör örgütleriyle -altını çizerek söylüyorum- olağan dönemde ve hukuk devleti ilkeleri çerçevesinde etkin mücadele edilebilmesi ve son darbe teşebbüsüne benzer bir girişimin yeniden yaşanmaması amacıyla 2018 yılında yapılmış yasal bazı düzenlemelerle terör örgütleriyle mücadelede devlet organlarına hız ve etkinlik kazandırılmıştı. Teklifimizde yine buna yönelik uygulamaların devam etmesini sağlamış olacağız.

Kıymetli milletvekilleri, teferruatına her birinizin ziyadesiyle hâkim olduğunuz teklifimizle neler getiriyoruz? Güvenlik korucularının aylık ücretlerinin asgari ücretin altında kalmaması için tamamlayıcı ve kalıcı bir düzenleme yapıyoruz.

Yürütmenin tebliğiyle verilen mesleki belgelerin Danıştay kararıyla iptali sonucunda meslek sahiplerinin yaşadığı mağduriyeti giderip haklarını iade eden bir düzenleme getiriyoruz.

Kambiyo mevzuatı çerçevesinde faaliyet yürütenlere verilen yetki ve belgelerin karşılığında belli bir değerin alınmasına imkân sağlayacak bir düzenleme getiriyoruz.

Orman alanında kamu yararı ve zaruret olması hâlinde ve gerekli belgelerin istenmesi ve ibrazı sonucu verilebilecek faaliyet alanlarına ilişkin istisnalara bir ekleme daha yapacak bir düzenleme getiriyoruz. Yükümlülüklerinden birini yerine getirememiş ancak yaşanan deprem, afet ve benzeri durumlar karşısında devletin sunduğu imkânlardan yararlanma hakkını kaybeden depremzedelerin olduğu Malatya, Erzincan, İzmir, Siirt, Elâzığ, Van gibi illerimizin bazı ilçelerinde vatandaşlarımıza omuz veren bir düzenleme getiriyoruz. Farklı kurumlarda aynı unvanda çalışıp farklı ücretler alınması dolayısıyla kurumlar arası geçişi veya özel sektöre geçişi hareketlendiren ve kurumsal planlamaları zorlaştıran durumu engellemek adına bir kurumumuzu ilgilendiren bir düzenleme getiriyoruz. Geçici maddeyle denenmiş, Sağlık Bakanlığının götürü bedel üzerinden sağlık hizmeti sunmak üzere, kamu kurum ve kuruluşlarıyla protokol yapabilme alternatifinin görülen fayda üzerine kalıcı hâle gelebilmesine imkân veren bir düzenleme getiriyoruz. Kooperatiflere ilişkin daha önce getirilen ve geçen yıllarda umulan faydayı sağlayamadığı görülen bir maddeyi ve ilgili geçici maddeyi kaldırarak eski döneme dönüş yapıyoruz. Düzenleme ortaklık payı kesintilerine ilişkin olarak farklı yorumlardan kaynaklanan kararlar sonucunda ortaya çıkan çeşitli uygulamaları ve bunların doğurduğu olumsuzlukları gidermek maksadıyla farklı yorumları giderecek ve netleştirmeyi sağlayacak bir düzenleme getiriyoruz. Rekabet Kurumu Başkan ve üyelerine görev sürelerinin son iki yılında soruşturma yürüttükleri sektör firmalarında görevden ayrıldıktan sonra iki yıl boyunca görev ve temsilde bulunmalarını yasaklayan bir düzenleme getiriyoruz. Gümrük Kanunu’nda bir değişiklik yaparak kendi beyanıyla işini görüp sonra yanlış beyanda bulunduğu gerekçe ve bahanesiyle bir kısım ödemelerini geri isteyenlere mahkemelerin farklı yorumları sonucu farklı kararlarla geri ödemeler ve tazminatlar ödenmesi dolayısıyla vergi kaybına, haksız rekabete ve farklı sonuçlara sebebiyet veren metni netleştiren bir düzenleme getiriyoruz. Hazine Bakanlığının bağlı kuruluşuyken ilgili kuruluşu hâline getirilen TÜİK’in bu yeni hâli için zaruri olan ilgili konularda yapılması gereken cetvellere ilişkin teknik düzenlemeleri sağlayan bir düzenleme getiriyoruz. Plan ve Bütçede eklenen bir maddeyle 2016 yılından bugüne uygulanan asgari ücret desteğini 75 TL olarak getiren bir düzenleme yapıyoruz.

Çek ödemede güçlüğe düşmüş ve hapis cezasıyla karşı karşıya kalmışlara borçlarını ödeyebilmeleri ve işlerine, hayatlarına devam edebilmeleri; alacaklılara da belli bir vadede alacaklarını tahsil edebilme imkânını murat ettiğimiz bir düzenleme daha getiriyoruz.

Komisyonda önergeyle eklediğimiz maddeyle, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu tarafından tasfiyesine karar verilen -bankalar dâhil- finansal şirketlerin tasfiye sürecinin ve yönetimi konusunda ihtisas kurumu olan TMSF tarafından yerine getirmesini sağlayacak bir düzenleme getiriyoruz.

Tütün ticaretine ilişkin kurallara uymayanlara uygulanacak hapis cezası yaptırımının yürürlük tarihini altı ay daha uzatacak bir düzenleme getiriyoruz. Pandemi dolayısıyla ertelen kooperatif genel kurullarının yapılması için son tarihin 31/10/2021’e uzatıldığı bir düzenleme getiriyoruz.

Kaçakçılıkla mücadelede görev yapan Ticaret Bakanlığı personellerinden üstün gayret, başarı gösterenlerin teşvik edilmesine ve ödüllendirilmesine destek verecek bir düzenleme getiriyoruz.

Kıymetli milletvekilleri, terörle etkin mücadele edebilmemiz amacıyla, 2018 yılında geçici düzenlemeyle savcılık ve adli makamlara verilmiş olan bazı istisnai yetkilerin süresinin  bir yıl; terör suçları bakımından yürütülün soruşturma veya kovuşturmalarda, kayyum atanmasına karar verildiği takdirde, kayyumluk görevinin Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu tarafından yerine getirileceğine ilişkin hükmün süresinin üç yıl; yine, terör örgütleriyle mücadele kapsamında kamu görevleriyle ilgili ihtiyaç duyulan birtakım tedbirlere ilişkin düzenlemelerin süresinin bir yıl uzatılacağı bir düzenleme getiriyoruz.

Kıymetli milletvekilleri, bizden önce konuşanların -elbette kıymetli ifadeler edenleri de oldu ancak- her sözüne, her yorumuna cevap vermeye kalksak yanlış ve yanlı birçok sözü düzeltmeye gerçekten süremiz yetmezdi; o sebepten, geneli üzerinde konuşmayı tercih ettik.

Geldiğimiz noktada, bu teklifle ilgili “OHAL, OHAL, OHAL” demenin yanlış ve yanlı olduğunun altını çizmek isterim. Burada, daha önce verilmiş bir yetkinin, 3 konuda verilmiş bir yetkinin, hâkim ve savcılara ve devletin bazı organlarına, bazı iş ve sürelerde verilen istisnai bir yetkinin süresinin kısa bir süre daha uzatılması söz konusudur. OHAL, gerçekten bu teklifin içerisinde yoktur. Bu yaklaşım asılsız olmakla beraber içeriye ve dışarıya Türkiye'de OHAL varmış imajı vermek ve bu güzel yurdumuzu haksız ithamların içerisine çekip yok yere tartışma konusu ettirmek gibi bir amaca hizmet etmektedir; yapmayın.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

ORHAN YEGİN (Devamla) – Kıymetli milletvekilleri, “Demokrasiden korkuyorsunuz.” dedi bir hatip; yapmayın.

Sayın milletvekilleri, biz, açık ve sinsice, gizlice yöneltilen saldırılara karşı milletimizi, devletimizi, güzel yurdumuzu ve demokrasimizi koruyacak, tehditlerden de arındıracak bir güven oluşturmaya, bir düzen oluşturmaya çalışıyoruz. İnsanın olduğu her yerde hatalar olur, eksikler olur, yanlış uygulamalar, yanlış uygulama niyetleri ve çabaları olabilir ancak bunlar sapmadır, her birimizi rahatsız eder ve hep beraber bu sapmalarla, bu kişilerle -yapanlar kimse- hep beraber mücadele ederiz, etmeliyiz de. Her şeyin tam ve eksiksiz planlandığını ve mükemmel uygulandığını elbette söyleyemeyiz ama o yanlışlıkların veya art niyetlerin hesabını hep beraber sorarız, hep beraber üzerine gideriz hem de her işin yargı denetimine açık olduğu ve yargının elinden geçmek zorunda olduğunu bilerek takibini sürdürürüz.

Maksadımız, muradımız, milletimize ve devletimize hizmet etmektir ve bu muratla, ihtiyaç olacağını düşündüğümüz bu teklifi sizlerin takdirlerine arz ediyoruz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ORHAN YEGİN (Devamla) – Yarım dakika var mı?

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

ORHAN YEGİN (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bakanlıklarımız, kurumlarımız, STK’larımız vatandaşlarımızdan ve ilgili diğer kesimlerden gelen, zaruri ve aciliyeti olan hususlarda talep sahiplerinin taleplerini karşılamak, onların önünü açmak maksadıyla hazırlamış olduğumuz kanun teklifimizin ülkemize ve milletimize hayırlı olmasını diliyor, teklifin müzakerelerinde vermiş oldukları katkılardan dolayı Plan ve Bütçe Komisyonumuzun üyelerine teşekkür ediyor, teklifle ilgili Genel Kurul çalışmalarında yoğun mesai harcayacak olan siz kıymetli milletvekillerimize ve Meclisimizin üyelerine teşekkür ediyor, kolaylıklar diliyor ve Genel Kurulu saygıyla selamlıyoruz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Aygun…

 

 

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) – Teşekkür ederim Başkanım.

Seçim bölgem Tekirdağ Süleymanpaşa ilçemizde Karadeniz Mahallesi’nde 2 aile arasında çıkan kavgaya müdahale eden bekçilerimize ateş açılmış olup 2 bekçimizden biri olan Gökçen Koşal kardeşimiz şehit olmuştur. Şehidimize Allah’tan rahmet, yakınlarına ve Emniyet teşkilatına başsağlığı diliyorum. Diğer bekçi kardeşimiz Fırat Doğan’ın ise ağır yaralı olarak hastanede tedavisi devam etmektedir. Yaralı bekçi kardeşimize de acil şifalar diliyorum.

Bu olay ülkemizde silahlanmanın ne kadar büyük bir sorun hâline geldiğinin de en büyük ispatıdır diyor, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Eksik…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – İç Tüzük 60 kapsamında mı devam ediyorsunuz?

BAŞKAN – Evet.

 

 

HABİP EKSİK (Iğdır) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Iğdır’ın Bulakbaşı, Aktaş, Yazlık, İslamköy, Adetli, Hıdırlı, Karahacılı ve merkeze bağlı Gülpınar (Muçe) köylerinde bir sel felaketi yaşandı. Yaşanan sel felaketinde çok sayıda yurttaşımız zarar gördü. Dün bu köyleri, özellikle Muçe’yi ve Bulakbaşı’nı ziyaret ettim, çok sayıda vatandaşımız bu selden zarar görmüştür. Maalesef, Iğdır Valisi ve AFAD şu ana kadar o köylere ulaşmamıştır. Ayrıca, Gülpınar köyünün yani Muçe köyünün bulunduğu dere yatağından derhâl taşınması lazım ve ileride yaşanabilecek sel felaketlerine karşı bu köylülerimize konut yaptırılıp bu köylülerimizin güvenli bir yere taşınması gerekir diyorum.

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Özel…

 

 

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, ilk imza sahibi olan, İdare Amirliği görevini de yapan Sayın Orhan Yegin konuşmasını yaptı. Kendisi diyaloğu çok kuvvetli, Meclise devamlılığı çok yüksek bir arkadaşımız ancak konuşmasında 26 maddelik kanun teklifindeki 21 farklı değişikliği saydı, saydı, saydı. Şimdi, böyle bir torba kanunu eskiden Başbakanlık Kanunlar Kararlar getiriyordu, onlar bile çok uzun uğraşlar sonunda bir sürü bakanlıkla görüşerek, tartışarak falan yapıyorlardı ve yine de bir sürü sorun oluyordu. Şimdi, Sayın Yegin’in burada ifade ettiği durum Anayasa’ya karşı muvazaa yapmaktır. Anayasa, kanun tekliflerini milletvekillerinin sunacağını söylüyor ve bangır bangır bu konuda propaganda yaptılar, referandumda oy topladılar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım efendim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Şimdi, kendisi ve 45 arkadaşı oturmuşlar bunları yapmışlar. Plan ve Bütçe Komisyonunda Sağlık Bakanlığının, Sağlık Bakan Yardımcısının mesela Maliyeyi eczacıların katsayısı konusunda nasıl ikna ettiğini ve ne kadar zor ikna ettiğini, yıllardır ikna edemediğini, şimdi edip ancak bu sorunu şimdi çözdüğünü ifade ettiklerini keşke görmemiş olsaydım mesela, değil mi?

Şimdi, bu Meclis gündemine hâkim de, Sayın Yegin, bu görüşmeye gitti, Maliyeyle yaptı, etki analizini yaptı, kanun teklifini verdi, eczacının sorununu çözüyor; dönüyor öbür taraftan diş teknisyeninin sorununu çözüyor; köy korucusunun sorununu çözüyor; deprem, tütün üreticisi… OHAL’e de Sayın Yegin ve arkadaşları “Ya, üçer yıl uzatalım, böyle bir ihtiyaç var.” diyorlar. Kimse kimseyi kandırmasın yani saygısızlık yapmak istemem, bir polemik için söylemiyorum ama apaçık ortadaki beni Turizm Bakanının arayıp “Geleyim de kanunumuzu size anlatayım.” dediği dakika kendisine de dedim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – “Bir dost kazanmak isterim, kendisini yakından tanımak isterim ama Anayasa’ya karşı muvazaa suçuna da ortak olamam Sayın Bakan, nasıl sizin teklifiniz?” dedim. O zaman şöyle yapacaksınız, şöyle yapılacak: Sayın Bakan da Sayın Yegin de söyleyecek. Türkiye'ye uygun sistem parlamenter sistemdir. Bakanlar bu Meclisten çıkacak, gelecekler bütün yasama faaliyetine, kendileriyle ilgili hem talepkâr olacaklar hem savunacaklar hem teknik hazırlığına bürokratlarıyla birlikte katkı verecekler, eksik yaparlarsa hesap soracağız, soru-cevapta takır takır konuşacaklar burada. Soru-cevap bir acayip. Yapamıyorsunuz ki! Kime ne sorasın?

Sonra bir de Sayın Başkan, diyor ki: “Her soruya cevap versem sürem yetmeyecek.” Nasıl yetmeyecek? Grubunuza ait yirmi dakikayı biraz önce kullanmadınız. Gruba ait süre ile şahıs süresi birleştirilebilir, otuz dakika konuşurdunuz. Hayır, niye on iki dakika… On buçuk dakika yeter. Diyor ki: “Aslında söylenecek çok şey var, vaktim yok.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Özür dilerim ama vaktiniz var, kullanmıyorsunuz. Böyle bir kanun teklifinde yirmi dakikalık sürenizi niçin kullanmıyorsunuz? 21 farklı yerde değişiklik… Teklif verilirken Orhan Bey ve arkadaşlarının                 “Muvazaaya susalım…” Kabul edildikten sonra sizin… Bakanlık yapmış deneyimde Komisyon Başkanı böyle bir teklifin tümü üzerinde Komisyonun söz hakkını kullanmıyor; akıl alır gibi değil ya! Yani, kaliteli yasama yapacağız… Bakın, ben yirmi dakika süresi olan muhalefet partilerinin her birisini dinledim, her birisinden istifade ettim; her birisi son derece kritik saptamalarda bulundu ve süreleri yirmi dakikaya bile yetmedi. Komisyon     -yanlış anlamayın- kukumav kuşu gibi “Bitse de gitsek…” Ya, 21 kanunda değişiklik var, nasıl kullanmazsınız? AK PARTİ Grubunun hiç söyleyecek sözü yok, Orhan Yegin’e süre yetmiyor(!) Otuz dakika konuşsaydı, dinleseydik bu kadar şeyi; “kaliteli yasama” dediğin böyle bir şey. Parlamento ya…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bitiriyorum Başkanım.

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Yani, ben hukukçu değilim ama size ilk şeyi öğretiyorlar işte “parle” kökünden geliyor, o da Latincede “konuşmak”tan geliyor, bilmem ne. Konuşmayarak yasa mı olur? Sipariş yasalar toplanmış, toplanmış, toplanmış, konmuş bir yere; ondan sonra… Birbirimizi  kandırmayalım. Sonra da söz, laflar arasında muhalefete… Şöyle demiş muhalefet: “Bu, FET֒ye bilmem ne yapmakmış.” Allah Allah ya! Muhalefet FET֒ye bilmem ne yapacak olsaydı… Beş sene önce bütün dünya “Darbede ne oluyor?” diye muhalefetin gözünün içine bakarken bu muhalefet FET֒ye karşı ne yapacağını gösterdi. Kimse öyle tuhaf imalarda da bulunmasın, herkes de bu söz haklarını… Bundan sonra da AK PARTİ Grubu, Komisyon böylesi kanunlarda söz hakkı kullanmadığı zaman bunu Türkiye’ye, dünya âleme de ilan edeceğiz ya, birbirimizi kandırmayalım artık.

Teşekkür ederim Sayın Başkan. (CHP sıralarından alkışlar)

ORHAN YEGİN (Ankara) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Yegin, buyurunuz.

 

 

 

ORHAN YEGİN (Ankara) – Efendim, buradan ifade edeyim izninizle.

“Muhalefet, FET֒ye göz kırpmaktadır; şudur budur.” tarzı bir ifadem olmadı, öyle bir imam da olmadı. Tutanaklardan bakarız. Böyle bir ithamda bulunmadığımı ifade etmek isterim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ben öyle anladım da Bülent Turan zaten açıkça söyledi biraz önce.

ORHAN YEGİN (Ankara) – Yok, yok. Bunu söyleyecek olsam açık söylerim, imaların arkasına sığınmam. Ben mesajlarımı direkt vermeye grubumuzdan öğrendiğim kültür gereği özen gösteririm, o kültür gereği hareket ederim, bir.

İkincisi, bütün kanunlar… Elbette biz insanız, noksanız, eksikliklerimiz var. Her şeyi bütün teferruatıyla bilme, her konuya hâkim olma, bu, insanüstü bir şey, bizim de böyle bir iddiamız yok. Biz bu teklifi 45-46 arkadaşla beraber oturup tartışarak, kamu kurumlarının yetkilileriyle görüşerek, ittifakımızla istişare ederek, arkadaşlarımızla istişare ederek, yeri geldiğinde belki sizlerden arkadaşlarla bile zaman zaman sorarak, konuşarak -bilmiyorum, belki onlar da yapılmıştır muhakkak- konular üzerinde teferruatlı tartışmalar yaptıktan sonra bir noktaya geliyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ORHAN YEGİN (Ankara) – İnsanız, eksiğiz, belki geldiğimiz nokta bazı hususlarda tam ve mükemmel olmayıp eksik olabilir, noksan olabilir, onu da iddia etmiyoruz ancak biz bunların doğru olduğuna inandık. Bunların bu millet için; bu devlet için; yasama, yürütme, yargı için; hepimiz için; özünde ülkemiz, yurdumuz için gerekli olduğuna inandık ve bu teklifi komisyonun takdirine sunduk. Komisyon bir takdirde bulundu, bugün buraya geldi; bugün de Genel Kurulun takdirinde.

KAMİL OKYAY SINDIR (İzmir) – Hatasız olmalı yasama, hatasız.

ORHAN YEGİN (Ankara) – Dolayısıyla, buradaki mesele budur, ifade edeceğim de bu kadardır.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

1. Ankara Milletvekili Orhan Yegin ve 45 Milletvekilinin Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/3740) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 277) (Devam)

 

BAŞKAN – Soru-cevap işlemine geçiyoruz.

Sayın Aycan…

SEFER AYCAN (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, 277 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 2’nci maddesinde diş protez çalışanlarıyla ilgili düzenleme vardır. Ülkemizde genel olarak diş sağlığı iyi düzeyde değildir. Dişlerimize iyi bakmadığımızdan genel olarak her yetişkinde de diş eksikliği vardır, bu da diş protez ihtiyacını ortaya çıkarmaktadır. Ülkemizde diş sağılığı genel olarak muayenehanelere bırakılmıştır; özellikle diş protezi tamamen muayenehanelerde yapılmaktadır, bu durumu düzeltmek gerekir.

Kamuda diş sağlığı hizmetlerini artırılmalı ve yaygınlaştırmalıyız. Özellikle kamu diş sağlığı kuruluşlarında diş protez atölyeleri kurmalı ve buralarda diş protez teknikeri istihdamını artırmalıyız; yeteri kadar diş hekimi ve diş protez teknikerimiz vardır.

Toplum olarak diş sağlığımıza gereken özeni göstermeliyiz. Hiçbir protez, doğal dişin yerini almaz; bu nedenle mevcut dişlerimize iyi bakalım.

Saygılarımla.

BAŞKAN – Sayın Kılıç…

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Darbeler, siyaset tarihinin ezeli bir parçasıdır. Roma İmparatoru Jül Sezar bir darbe kurbanı olmuş, bazı Roma imparatorları iktidara darbeyle gelmiştir. 1799’da Napolyon da Fransa’da iktidarı darbeyle ele geçirmiştir. Antik Yunun ve Hindistan’da darbeler fazlasıyla yaygındı. Askerî darbeler 20’nci yüzyılda yaygın biçimde dünya genelinde özellikle gelişmekte olan ülkelerde gözlenmiştir. Cumhuriyet Türkiye’sinde de darbe geleneği devam etmiştir. 27 Mayıs 1960 darbesi, Albay Talat Aydemir’in başarısız darbe girişimleri, 22 Şubat 1962, 21 Mayıs 1963, 12 Mart 1971 Muhtırası, 12 Eylül 1980 darbesi, 28 Şubat 1997 postmodern darbe, 27 Nisan 2007 e-muhtırası, 15 Temmuz 2016 başarısız işgal girişimi. Darbeler, darbeciler ve destekçileri, demokrasi ve cumhuriyetimizin düşmanlarıdır.

BAŞKAN – Sayın Gaytancıoğlu…

OKAN GAYTANCIOĞLU (Edirne) – Spor Bakanına soruyorum: Geçtiğimiz yıl kasım ayında Gençlik ve Spor Bakanına bir soru önergesi vermiş ve Edirne’mize yeni stadyumun ne zaman yapılacağını sormuştum. AKP’nin renkli propaganda afişlerine göre 2014 yılında “23 şehirde 25 stadyum” adı altında bir proje açıklanmıştı ve Edirne’ye de 22 bin kapasiteli bir stadyum yapılacaktı. Bakanlık yedi yıl içinde tek bir çivi bile çakmadı. Soru önergeme kaplumbağa hızıyla geçen mayıs ayında gelen cevap tam AKP işiydi. “Bütçe imkânları ve yatırım programı çerçevesinde yeni stadyumun yapımı değerlendirilecektir.” deniyor. Şimdi, Edirne 25 Kasım Stadı dökülüyor. Geçen hafta Gençlik ve Spor Bakanı Edirne’deydi, gidip stadı gezseydi, stattaki dökülen çatlak duvarlarının önünde poz verip sporumuzu ne kadar geliştirdiklerini anlatsaydı iyi olurdu. Yeni Edirne stadını yapmak için neyi bekliyorsunuz, yapmayacaksanız 2014’te niye yalan söylediniz?

Sonuç olarak, Edirne’ye acil olarak yeni bir stadyum…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Sümer…

ORHAN SÜMER (Adana) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı yeni sosyal yardım ödeme miktarlarını paylaştı.  Buna göre yaşlı aylıkları 828 TL, yüzde 40 ila 69 arası engelli raporu bulunanların aylıkları 661 TL, yüzde 70 ve üzeri engelli raporu olan vatandaşların aylıkları da 991 TL’ye yükseldiğini açıkladı. Evde bakım yardımını ise aylık 1.797 TL’ye çıkarıldığını belirtti; 4 farklı sosyal yardım koluna yapılan zamları topladığımızda 350 lira bile etmiyor. Yüzde 70 engelli raporu varken 991 liraya bir ay geçinebilecek kimler var? Hangi yaşlımız aydı 828 liraya evini geçindirebilir? AKP iktidarı herkesi kendileri gibi saraylarda yaşıyor, 3-5 maaş alıyor sanabilir. Özellikle sosyal yardımlarla geçinmeye çalışan yüz binlerce vatandaşımız için yapılan bu sembolik zamlar AKP iktidarının vatandaşımıza verdiği değeri göstermektedir.

BAŞKAN – Sayın Tutdere…

ABDURRAHMAN TUTDERE (Adıyaman) – Teşekkür ederim Başkanım.

Haklarındaki takipsizlik ve beraat kararları kesinleşmiş binlerce KHK’li, kamu görevlisi yıllardır adalet bekliyor, görevlerine iade bekliyor, haklarının teslimini bekliyor. OHAL yetkilerinin bir kısmının üç yıl daha uzatılmasını sağlayacak teklif getirmek, Türkiye'de olağanüstü hâl ikliminin devamından yana olmak demektir, haksızlıklara ve hukuksuzluklara açıkça göz yummak demektir. Bu teklifiniz OHAL uygulamalarını kalıcı hâle getirmekten başka hiçbir şeye hizmet etmeyecektir.

Soruyorum: Haksız ve hukuksuz bir şekilde görevlerinden ihraç ettiğiniz binlerce KHK’liyi görevlerine ne zaman iade edeceksiniz? Bu kişilere ilişkin yasal çalışmaları ne zaman yapacaksınız? Kaç bayramı daha KHK’lilere zehir edeceksiniz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Filiz… Yok.

Sayın Taşkın…

ALİ CUMHUR TAŞKIN (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Öncelikle, çıkacak kanunun ülkemize, milletimize hayırlı uğurlu olmasını diliyorum.

Sorum Komisyon Başkanımıza olacak.

Sayın Başkanım, engelli vatandaşlarımızın toplu taşıma araçlarından faydalanmalarında işletmelerin sorumluluklarının yerine getirilmesinden oluşan aksaklıklarla ilgili hususta ne gibi çalışmalar yapıyoruz?

Teşekkür ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Özkan…

HACI ÖZKAN (Mersin) – Teşekkürler Sayın Başkan.

15 Temmuz gecesi ezanımızı susturmak, bayrağımızı indirmek, millî iradeyi ayaklar altına almak, geleceğimizi karartmak isteyen hain FETÖ terör çetesini Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliği ve aziz milletimizin cesaretiyle, bütün dünyaya örnek olacak şanlı bir direnişle hüsrana uğrattık. Mazisi şan ve şerefle dolu tarihimizden aldığımız güçle cumhuriyetimizi, demokrasimizi, millî irademizi yok etmek ve hürriyetimizi elimizden almak isteyenlere karşı milletçe tek vücut olarak istiklal ve istikbalimize sahip çıkacağız.

15 Temmuz Demokrasi ve Millî Birlik Günü’nde destan yazan bütün kahramanlarımızı gönülden yâd ediyor, aziz şehitlerimize Allah'tan rahmet diliyor, gazilik şerefine erişen yiğitlerimizi şükranlarımızı sunuyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Ünsal…

SERVET ÜNSAL (Ankara) – Teşekkürler.

Değerli arkadaşlar, 15 Temmuz 2016’da kalkışılan darbe girişiminin 5’inci yılıydı dün. Size yaşadığımız çok özel bilgileri özetle vereyim: Yıl 1999, Nuh Mete Yüksel’in FETÖ iddianamesindeki “FETÖ terör örgütü” suçlamasını 2003 yılında AKP’nin çıkardığı 4616 sayılı Kanun’la ortadan kaldırdınız. Böylelikle, Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesinde beraat aldınız fakat Ankara Emniyet Müdürü Cevdet Saral’ın FETÖ raporu Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Dairesi Başkanlığına geldiğinde FETÖ gizli bilgileri çoktan almıştı ve kaçtı, yıl 21 Mart 1999. Bu davalara bakan Savcılar Nuh Mete Yüksel ve Salim Demirci dinleme ve komplolarla görevden alındı. 2018’de Yargıtay 9. Ceza Dairesinde sonradan Yargıtay üyesi seçtiğiniz Tetkik Hâkim Ahmet Toker ve 9. Ceza Dairesi Başkanı Ekrem Ertuğrul’un kararlarıyla beraat verdirdiniz ve 2 hâkim daha sonra FET֒den tutuklandı. Dosya Başsavcı Abdurrahman Yalçınkaya’nın temyiziyle Yargıtay Ceza Genel Kuruluna geldi, orada AKP’nin bizzat seçtiği ve başkan yaptığı 6. Ceza Dairesi Başkanı Erkan Öztürk…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Beko…

KANİ BEKO (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 28 Nisan 2021’de Sembol İnşaat tarafından 500 işçi inşaat projesinde çalıştırılmak üzere Türkiye’nin farklı yerlerinde Kazakistan’ın Aktov kentine götürülmüştür. İlgili şirket tarafından ayrıntılı bilgi verilmeyen işçiler, Aktov BBR adlı bir taşeron firmada çalıştıklarını öğrenmişlerdir. Ancak firma tarafından işçilere sigorta yapılmamış, bu hukuksuzluğu kabul etmeyip dönmek isteyen işçilereyse “Sizlere masraf yapıldı, bir ay çalışmak zorundasınız.” denilip işçiler çaresiz bırakılmışlardır. Bir süre sonra “Şirket işi durdurdu.” denilerek işçilerin bir kısmı işten çıkarılmıştır. 12 Türk işçinin darp edildiği olay gününe kadar çalıştırılmışlardır. Yetkiler tarafından çeşitli zamanlarda vaatlerde bulunulmuş olmasına rağmen, yaklaşık 500 işçinin ne ücretleri ödenmiş ne de ülkeye dönebilmişlerdir. Konu önemlidir, Dışişleri Bakanlığının acilen çözüm üretmesi gerekmektedir.

BAŞKAN – Sayın Serter… Yok.

Sayın Aygun… Yok.

Sayın Şahin…

FİKRET ŞAHİN (Balıkesir) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Dün 15 Temmuz hain darbe girişiminin beşinci yıl dönümüydü. Mevcut iktidar tarafından bu FET֒yle mücadele edilmiş olduğu her ne kadar söylenmiş olsa da hâlen tarikatların etkisi devlet kurumlarında devam ediyor. Bunun en tipik örneğini işte Deniz Kuvvetlerindeki cüppeli amiralde görüyoruz. Bu amiral için şu ana kadar herhangi bir işlem yapıldığını duymadık. Bu amiral şerefli Türk Silahlı Kuvvetleri üniformasının üzerine tarikat cüppesini geçirerek iradesini bu tarikata teslim etmiş durumda. Ben yetkililere soruyorum: Bu amiral için ne yapacaksınız? Daha sonra bu amiral için de “Aldatıldık!” demeyesiniz diye burada söylemeyi bir görev biliyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Sarıaslan…

FARUK SARIASLAN (Nevşehir) – Tarım Bakanına soruyorum: Sarıhıdır Sulama Tesisi, Ürgüp ilçesine bağlı Sarıhıdır, Çökek ve Sofular köylerine hizmet etmekteydi. Tesis, Kızılırmak’tan aldığı suyu 85 metre terfihe basarak açık kanallar vasıtasıyla bu köylerin arazisinin sulanmasını sağlamaktaydı. Sulama tesisi en son 2019 yılında sulama hizmeti vermiş, toplamda 1.358 dönüm arazide sulama yaptırılmıştı.

Sarıhıdır Sulama Tesisi’nin açılıp işletilmesine geçmiş dönem borçlarının sebep olduğu iddia edilmektedir. Sulama tesisinin geçmiş yıllardan Meram Elektrik Anonim Şirketi’ne, Sosyal Güvenlik Kurumuna ve vergi dairesine borcu olduğu, Meram Elektrik Anonim Şirketi’ne olan borcundan dolayı da tesisin elektriğinin kapatıldığı tarafıma iletilmiştir.

Sarıhıdır Sulama Tesisi’nin bir an önce faaliyete geçirilmesi bölgedeki çiftçilerimiz için büyük önem arz etmektedir.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Gülüm…

ZÜLEYHA GÜLÜM (İstanbul) – Cezaevlerinde mahpuslara yönelik hak gaspları artarak sürüyor. Silivri Cezaevinde pandemi koşullarına rağmen sürekli su kesintileri yapılıyor. Revir ve hastaneye çıkarmak durumlarında sıkıntılar yaşanıyor. İlaçlar zamanında verilmiyor. Butona ihtiyaçlar için basıldığında, sırf butona basmaktan kaynaklı disiplin soruşturmaları açılıyor. Bayramda ailelerle görüş yaptırılmadı. Mektuplar dışarıya ulaşmıyor, dışarıdan gelen mektuplar mahpuslara verilmiyor. Belki de en önemlisi, aynı dışarda olduğu gibi, HDP’lilere yönelik, HDP’li mahpuslara yönelik içeride de birtakım provokatif saldırı girişimleri var.

Aynı zamanda, Batman Cezaevinde ki Batman’ı çok iyi biliyoruz, çok sıcak bir bölge, buna rağmen pervane verilmiyor. Üst katta elektrik yok dolayısıyla serinleyebilecekleri bir durum ortada yok. Dokuz aydır dilekçelerle başvuru yapıyorlar ama bu dilekçelerin hiçbirine de cevap verilmiş değil, mahpuslara yönelik bu baskılara bir an önce son verilsin.

BAŞKAN – Sayın Komisyon Başkanı, buyurunuz.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Soruların birçoğu maalesef kanun teklifimiz ve maddeleri konusunda değil, keşke öyle olsa ve daha fazla tartışma imkânımız olsa teklifi.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Rejimin içine düştüğü durum!

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – Keşke sorularımıza cevap alsak!

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Bu soru soran arkadaşlarımız, hepimiz bu Meclisin üyesiyiz, sadece bir tavsiye olarak ifade etmek istiyorum, takdir elbette soru soranların ama sorular kanun teklifi ile maddelerle ilgili olursa çok daha verimli bir yasama süreci olacağına inanıyorum, bunu özellikle ifade etmek isterim.

Diğer konular önemsiz değil elbette ama onları, seçim bölgelerimizle ilgili veyahut diğer konularla ilgili hususları başka vesilelerle ifade etmek, burada, soru-cevap kısmında daha çok kanun teklifi ve içeriğine ilişkin bir tartışma herhâlde yasama süreci açısından daha faydalı olur diye düşünüyorum.

ZÜLEYHA GÜLÜM (İstanbul) – Çorba kanun çorba! Her konudan bir parça koymuşsunuz!

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) –  Takdir sizin tabii, nasıl isterseniz öyle yapabilirsiniz, milletvekilisiniz, ben sadece tavsiyemi söylemiş oldum.

Diğer taraftan Sayın Özel “Niye konuşmadı Komisyon, grup niye konuşmadı?” dedi. Konuştuğumuzda “Siz iktidarsınız, fazla konuşmayın.” denir, konuşmayınca da böyle eleştiriler geliyor, biz de ne yapacağımızı şaşırdık doğrusu.

ORHAN SÜMER (Adana) – İktidarsınız, bulacaksınız çaresini, iktidarsınız!

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) –  Bir taraftan da Sayın Özel’e şunu söylemek isterim: İç Tüzük’te her ne kadar tekliflerin geneli üzerinde Komisyonlara söz hakkı verilmiş olsa da yerleşik teamül…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Üç hafta önce konuştuk, üç hafta önce, üç hafta!

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) –  Ben bugüne kadar hatırlamıyorum Komisyonun çıkıp konuştuğunu yani böyle bir teamül yok, olursa biz de elbette yeniden değerlendiririz bu hususları. Kaldı ki Komisyonunun teklif üzerindeki söz hakkını toplamda yirmi iki saat süren toplantılarda fazlasıyla kullanmış durumdayız, çok yoğun bir çalışmadan -iki gün sürdü belki ama- yirmi iki saatlik bir çalışmadan bahsediyoruz. Komisyonda tüm arkadaşlarımız detaylı bir şekilde Komisyon üyesi olarak konuyu tartıştılar. Komisyon dışından da birçok arkadaşımız gelip orada görüşlerini ifade ettiler. Dolayısıyla “Bitse de gitsek.” gibi bir algıya nereden vardınız? Doğrusu, ben yakıştıramadım o sözünüzü.

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – Pes ya, pes!

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Böyle bir yaklaşımımız yok. Ha, yorgunluğumuz olabilir, belki dışarıdan yorgun bir görüntü görmüş olabilirsiniz ama “Bitse de gitsek.” gibi bir yaklaşımımız yok, Meclisimiz ne kadar takdir ederse, ne kadar tartışırsa biz de bir görev bilinci içinde bu sürece elimizden geldiği kadar katkıda bulunmaya gayret ederiz. Öncelikle bunu ifade etmek isterim.

Diğer taraftan, başkanlık sistemiyle ilgili epeyce bir tartışma oldu, onunla ilgili de birkaç şey söylemek istiyorum, bu yasama süreci, yasama ve idare arasındaki ilişkiler. Birkaç defa daha söyledim, tekrarlamak istiyorum: Kuvvetler ayrılığı kuvvetler kopukluğu anlamına gelmez. Dünyanın bütün başkanlık sistemlerinde kuvvetler ayrılığı vardır ama kuvvetler arasında kopukluk, izolasyon anlamına gelmez bu, kuvvetler arasında etkileşim de vardır, ortak çalışma da vardır ve çeşitli iş birlikleri de söz konusudur.

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – Sizde tek kuvvet var, tek kuvvet.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Dünyanın her yerinde bu böyle olduğu gibi bizde de farklı şekilde düşünmek eşyanın tabiatına aykırıdır. Son sözü kimin söylediği önemlidir, “kuvvetler ayrılığı” dediğimiz şey bununla ilgilidir, temel misyonla ilgilidir. Elbette, yasamada son sözü Meclisimiz söylemektedir, teklif yetkisi Meclisimizdedir ancak idare, eşyanın tabiatı gereği, ihtiyaçlarını ortaya koyabilir, birtakım taleplerde bulunabilir, bundan da daha tabii bir şey olamaz. Bu, başkanlık sisteminin özüne aykırı bir durum teşkil etmez, bütün dünyada da bu böyledir. İdare ihtiyaçlarını ortaya koyar ve idare yasama sürecinde teknik katkı da sağlar, tabii ki milletvekillerinin, yasama organının müsaade ettiği ölçüde yasama sürecine teknik katkı da sağlar, bu da gayet tabii bir şeydir. Bence, belki, yeni sistemin kültürünü yeterince oluşturamadığımız için bu tartışmaları yaşıyoruz. Her şey kanun değil, yazılı ifadeler değil bir kültür meselesi gerçekten. Bu kültürün de ben zaman içinde gelişeceğine, oturacağına inanıyorum.

Garo Bey’in bir eleştirisi oldu yine başkanlık sistemiyle ilgili, dedi ki: “Bu sistemden sonra ekonomi kötüye gitti, refah kötüye gitti.” Neye göre bunu ölçtüğünüzü bilemiyorum ama…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sokağa çıkarsanız cevabı öğrenirsiniz.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) –…ben bir hesap yapayım ekonomik büyüme üzerinden.

AHMET AKIN (Balıkesir) – Vatandaş diyor, vatandaş!

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, anlayamıyoruz. Duyamıyoruz Başkanım.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Ben fikrimi ifade edeyim, siz ifade ettiniz.

Bakın, geçen yıl dünya ekonomisi yüzde 3,3 küçüldü, dünya ekonomisi yüzde 3,3 küçüldü; Türkiye ekonomisi yüzde 1,8 büyüme kaydetti. Yeterli mi? Elbette değil ama dünya ekonomisine göre çok daha iyi bir performans gösterdi. (CHP ve HDP sıralarından gürültüler)

Başarıyı neye göre ölçersiniz? Ya geçmişe göre ölçersiniz ya da dünyayla mukayese edersiniz, başarıyı ona göre ölçersiniz. Dünyayla mukayese ettiğimiz zaman, dünya ortalamasının 5,2 puan üzerinde büyümüşüz.

YASİN ÖZTÜRK (Denizli) – Sadece 5 müteahhit büyüdü!

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – Halk büyümedi, halk küçülüyor!

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Yani eksi 3,3; artı 1,8; ikisini toplarsanız 5,2 dünya ortalamasının üstünde bir büyüme performansı sergilemiş ekonomimiz. Bunun altını çizmek isterim.

HABİP EKSİK (Iğdır) – Dünyanın gelişmiş ülkeleri halklarına milyarlarca dolar...

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – Halk küçülüyor!

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Geçmişte de ekonomide sorunlar yaşandı; 1994’te, 1999’da, 2001’de; o tarihlerde dünyada sorun yoktu, Türkiye’de maalesef sorun yaşanıyordu. Son dönemde bir darbe girişimi yaşadık, bunun ekonomik etkilerini daha gideremeden bunun üzerine bir de pandemi geldi ve bunlarla baş etmek zorundaydık. Bir taraftan da terörle mücadele eden, dış dünyada çok çeşitli inisiyatifler alan bir ülke konumundaydık. Bütün bu süreçlerde ekonomimizi yüzde 1,8 büyütmemiz başarısızlık değil, ciddi bir başarıdır.

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – “Geçinemiyoruz.” diyorlar!

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Dünya ortalamasının 5,2 bir performans göstermiştir ekonomimiz. Önümüzdeki yıllarda dünyanın da açılmasıyla, aşılamayla, diğer çalışmalarla birlikte, özellikle hizmet sektörlerindeki gelişmeyle birlikte çok daha farklı bir performansı hem büyümede hem istihdamda hem refah artışında bekliyoruz. Elbette etkilendik, bütün dünya etkilendi, biz de etkilendik ama rakamlar da ortada. Dünyayla mukayese ettiğinizde hiç de kötü bir durumda olmadığımızı ifade etmek isterim.

Diğer taraftan, değerli arkadaşlar, bazı başka sorular da oldu. Özellikle engellilerle ilgili husus vardı, onlarla ilgili de vaktim yeterse bir şeyler söylemek istiyorum. Değerli arkadaşlar, diğer taraftan, bazı başka sorular da oldu. Özellikle engellilerle ilgili husus vardı, onlarla ilgili de vaktim yeterse bir şeyler söylemek istiyorum. Değerli arkadaşlar, engellilerle ilgili uzattığımız husus otobüs filoları değil. Bunlar, büyük ölçüde uyum sağlamış durumda. Yolcu taşımacılığı yapan minibüslerle ile 2011 öncesi üretilen yolcu gemilerinde yeterince uyum sağlanamamış durumda; bir soru gelmişti. Bunlara biraz ek süre veriyoruz yoksa genel uyum sağlanmış durumda. Bunlar da pandemi sürecinden etkilenmiş birtakım alanlar ve devletin, belediyelerin değil de özel işletmelerin harcama yapmasını gerektiren alanlar. Bir süre bunlara bir ilave süre verilmiş oluyor.

 Diğer taraftan, bir arkadaşımız, bu engelliler, evde bakım hizmeti, yaşlı aylıkları gibi konulara değindi. O konularda da çok açık ve net şunu ifade edebilirim: Geçtiğimiz yirmi yılda, sosyal devlet olmanın gereği olarak Engelliler Kanunu’nun çıkarılması ve bu alanlarda atılan adımlar gerçekten son derece önemli. Yüz binlerce insanımız bundan istifade ediyor. Gerek eğitime erişim gerek istihdam gerek evde bakım, sağlık hizmetleri, bütün bu alanlarda engellilerimizin her alanda daha fazla katılım sağlanması yönünde destekleyici kamu politikaları güçlü bir şekilde hayata geçmiştir. Tabii ki hiçbir zaman, hiçbir şeyi yeterli göremeyiz. Ekonomimiz büyüdükçe, Türkiye kalkındıkça, geliştikçe tüm kesimlere olduğu gibi engellilerimize de daha hizmet etmeye devam edeceğiz.

Teşekkür ediyorum.

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, Sayın Komisyon Başkanı benim ekonomi büyüyor dememin üzerine sözlerimi çarpıtarak sataşmada bulundu.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) -  Sadece cevap verdim, bir sataşma olmadı.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) -  Soru-cevapta böyle bir usulümüz yok Sayın Başkan. Garo Bey, soru-cevapta yapmıyoruz onu.

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, sataşmadan söz verir misiniz.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, sataşma yok, sataşma yok.

BAŞKAN – Efendim, müsaade eder misiniz.

Sayın Paylan, cevap haklarını kullandılar Sayın Komisyon.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – O da cevaba cevap hakkını kullandı.

BAŞKAN - Tatmin olup olmamak ayrı bir mesele ama kendileri hakkını kullandılar efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, ben de cevaba cevap verebilir miyim 60’a göre.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Yerinden olabilir.

BAŞKAN - Sizin konuşmalarınız zaten dolu doluydu, hepimiz de istifade ettik efendim.

Sağ olun, efendim.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) -  Özgür Bey’in konuşmaları doluydu Başkanım.

BAŞKAN - Sayın Özel…

 

 

 

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, ben de çok kısaca şunu söyleyeyim: Dünyada bu Covid'le mücadelede 2 tip yöntem var. Biri İngiltere, başta “Sürü bağışıklığı.” dedi, eline yüzüne bulaştırdı, onu yapanlar var, bir de karantina var. “Üçüncüsü Türkiye'de var.” deyince dönüp bakıyor herkes; o da sınıf bağışıklığı. Siz “Tedarik zinciri kopmasın.” söylemi üzerinden pandeminin çok ilerlediği dönemlerde rakamları vaka, hasta ayrımı yaparak -dünyada bir tek- gerçek rakamlar yerine başka rakamları söyleyip “Türkiye'de tedarik zinciri kopmayacak, üretim durmayacak.” diye alınması gereken tedbirleri almadınız; bunları alan ülkeler ortalamada küçülürken pandemide görece yüzde 1’lik büyüme üzerinden bir başarı hikâyesi kuramazsınız, kurarsanız, bu hikâyenin içinde salgınla iyi mücadele etmeme, sürü bağışıklığı dediğimiz…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SALİH CORA (Trabzon) – Görece nasıl oluyor ya?

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Ama Özgür Bey, cevap vermeyelim buna.

BAŞKAN – Tamamlayınız efendim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – “Paran varsa evde kal, yoksa, sokak ekonomisinden geçiniyorsan, fabrikada işçiysen, tersanede işçiysen git, çalış çünkü gücümüz yok, buna tahammül edemeyiz. Hastalanırsan, yaşarsan, bağışıklığa katkı sağlarsın, ölürsen, ölen ölür, kalan sağlar rejime yetmektedir.” Bunun üzerinden son bir yılın büyüme rakamını söyleyip de övünmeyin, o rakam övünülecek değil, hayatını kaybeden emekçilerden özür dilenecek bir rakamdır. (CHP sıralarından alkışlar)

 

1. Ankara Milletvekili Orhan Yegin ve 45 Milletvekilinin Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/3740) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 277) (Devam)

BAŞKAN - Teklifin tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

 

III. - Y O K L A M A

 

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, yoklama talebimiz var.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, söz istiyorum.

BAŞKAN – Yoklama talebi var.

Sayın Özel, Sayın Sümer, Sayın Şeker, Sayın Hamzaçebi, Sayın Yıldız, Sayın Budak, Sayın Kaya, Sayın Gaytancıoğlu, Sayın Akın, Sayın Aygun, Sayın Ünsal, Sayın Antmen, Sayın Berberoğlu, Sayın Emre, Sayın Zeybek, Sayın Göker, Sayın Özdemir, Sayın Tarhan, Sayın Şener, Sayın Şahin.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum ve yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

 

1. Ankara Milletvekili Orhan Yegin ve 45 Milletvekilinin Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/3740) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 277) (Devam)

BAŞKAN - Maddelere geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Şimdi birinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

Birinci bölüm 1 ila 13’üncü maddeleri kapsamaktadır.

Birinci bölüm üzerinde söz isteyen İYİ Parti Grubu adına Ankara Milletvekili Sayın Durmuş Yılmaz.

Buyurun Sayın Yılmaz. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA DURMUŞ YILMAZ (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri ve televizyonlarının başında bizleri izleyen muhterem yurttaşlarımız; 277 sıra sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin birinci bölümü hakkında İYİ Parti adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum ve yaklaşmakta olan Kurban Bayramı’nızı da kutluyorum.

Teklif Komisyona 25 madde olarak geldi, Komisyon aşamasında 2 madde ilave edildi, 1 madde çekildi ve dolayısıyla da sonuçta 26 madde olarak Genel Kurula geldi. Biz artık söylemekten yorulduk ama siz getirmekten yorulmadınız. Yasa teklifinin içerisinde yok yok. Neye ihtiyaç duyulduysa birbiriyle ilişkisiz konular bir araya getirilmiş ve bir yasa teklifi yapılmış. Bunun adına torba da denilebilir, çuval da denilebilir, çorba da denilebilir. Bunun içinde engelliler var, korucuların maaşı var, çeklerle ilgili düzenleme var, tütünle ilgili düzenleme var, deprem var, rekabet var, dişçilikle ilgili düzenleme var, imar konularıyla ilgili düzenleme var, ormanda hava ayrıştırması var ve en son hukuk düzeniyle ilgili 3 madde var. Hukuk düzeniyle ilgili bu 3 madde; 11, 20 ve 23’üncü maddeler, aslında bu yasanın omurgasını oluşturuyor ve dolayısıyla da üzerinde tartışılması gereken ana konu da budur.

Yine komisyon aşamasında gördük ki yasa özensiz ve düzensiz bir şekilde hazırlanmış, farklı uzmanlık alanları tek bir teklif altında toplanmış, farklı komisyonları ilgilendiren önemli konular maalesef, ilgilisi olmayan Plan ve Bütçe Komisyonuna getirilmiş ve dediğim gibi üç ana konuyu ilgilendiren Anayasa ve Adalet Komisyonları baypas edildi.

Yasa yazımında özensizlikler var, Türkçesi çok kötü. Teklif sahiplerinin ortaya konulan konular konusunda yeterli olmadıkları, özellikle bürokratlara -ya konularını bilmediklerinden ya da Türkiye Büyük Millet Meclisi Plan ve Bütçe Komisyonunu ciddiye almadıklarından dolayı- sorduğumuz soruların önemli bir kısmına hiçbir ciddi cevap alınmadı, almadık, alınamadı.

Teklif esas itibarıyla biraz önce de söylediğim gibi iki ana temanın üzerinde; bunlardan bir tanesi, ekonomik konularda süre uzatımıyla ilgili örneğin, çek ve tütün gibi, diğeri ise temel insan hakları ile ilgili.

Temel ekonomik konularla ilgili olarak örneğin, çek ve tütünle ilgili birtakım daha önce yapılan düzenlemelerin süresi uzatılıyor, bu süre uzatılırken herhâlde süre uzatmayı öngörenlerin zihninde o üretilen süre zarfında bazı ekonomik değişikliklerin ortaya çıkacağı ve dolayısıyla uzatılan süre sonunda muhatapların yükümlülüklerini yerine getirebileceği varsayılmış ama maalesef, son bir buçuk, iki yıla baktığımızda yaptığımız her türlü süre uzatımıyla ilgili düzenlemelerin oturduğu ekonomik baz gerçekleşmemiş ve dolayısıyla da insanlar yükümlülüklerini yerine getirememişlerdir. Bundan sonra da bu iş böyle olacaktır. Niçin böyle oluyor? Çünkü ekonomide bu süre uzatımlarına muhatap olan kesimler yükümlülüklerini yerine getirebilmek için ihtiyaç duydukları nakit akımlarını ekonominin içinde bulunduğu koşullar dolayısıyla sağlayamıyorlar, borçlarını ödeyemiyorlar, alacaklılar alacaklarını alamıyorlar.

Sayın Komisyon Başkanı biraz önce ekonomiyle ilgili bir şey söyledi. Ben onun söylediğinden daha iyi bir şey söyleyeceğim, eminim, siz bunu da önümüzdeki dönemde, 1 Eylül geldiğinde tepe tepe kullanacaksınız ve bununla da övüneceksiniz. Övüneceğiniz husus şu: Bugün ikinci çeyrekle ilgili, nisan, mayıs ve haziran aylarında ortaya çıkan öncü ekonomik göstergelere baktığımızda, yıllık bazda, bir önceki yılın ikinci çeyreğinden bu yılın ikinci çeyreğinin sonuna kadar bu ülke yüzde 15 ile yüzde 20 arasında bir büyüme görecek. Bununla övüneceksiniz biliyorum ama çeyrekten çeyreğe bakıldığında belki sıfır, belki de çok cüzi bir artı büyüme olacak. Bunu niçin söylüyorum? Şunun için söylüyorum: Eğer gerçekten Sayın Komisyon Başkanının dediği gibi, bu ekonomik büyüme yetseydi ve yüzde 20’lik, dünyada belki de ilk sıraya oturacak bu büyüme gerçekten insanların ihtiyacını karşılayabilseydi şu anda örneğin çekle ilgili bizim bir düzenleme yapmamıza gerek yoktu. 2020’nin ikinci çeyreğinden bugüne kadar yüzde 20’lik büyüme, 700 milyar dolarlık bir millî gelir üzerinden 140 milyar dolar eder, o da 1 trilyon dolara yakın bir para eder. Hele insanların cebine bu para girseydi bu insanlar bunları ödeyebilirdi. Fakat aldanış içindesiniz, siz bir kuyuya düştünüz; eksi bir yerdesiniz, eksi bir yerden kuyunun seviyesine yavaş yavaş yükseliyorsunuz ama kuyunun ağzından daha sıfır noktasına gelemediniz. (İYİ Parti sıralarından alkışlar) Bu niçin böyle? Bu şunun için böyle: Çünkü ekonominin böyle büyüdüğü bir ortamda kontrolden çıkmış bir enflasyonda kaynakların iyi tahsis edilmediği gayet açık ve net. Şu anda topluma baktığımızda, görülen şu: Gerçekten bu toplumda önemli bir servet temerküzü var, servet birikimi var, servet çok, servet yüksek ama sermaye yok; sabit sermaye yatırımına dönüşmüyor, sabit sermaye yatırımına dönüşmediği için de istihdam yok, gelir artışı yok; fakirlik var, fukaralık var, fatura ödeyememe var. Dediğim gibi, servet çok ama sermaye yok. Servetin çok olmasının nedeni de uygulamakta olduğunuz ekonomik politikanın gelir dağılımını bozmasından ileri geliyor. Bugün itibarıyla nüfusun en tepesindeki yüzde 4 toplam servetin yüzde 70 küsuruna sahip; yüzde 1’lik grup bunun yüzde 36-37’sine sahip ama en aşağıdaki grubunun aldığı pay son derece düşük. Onun için berber gelirini sağlayamıyor, kuaför ihtiyacını gideremiyor; onun için çek yasasında… Muhatapları alacaklarını tahsil edemiyorlar, borçlular borçlarını ödeyemiyorlar. Bunu, dediğim gibi eylülün 1’i geldiğinde övünerek söyleyeceksiniz ama bununla lütfen kendinizi aldatmayın; bu ekonomik büyümenin kalitesi yok, bu ekonomik büyüme ülkeyi içine düştüğü çukurdan kurtarmaya yetmiyor. Onun için, şu anda baktığımızda, bir tarafta varlıklılar, son derece harcama kabiliyetleri var; beyaz eşya, otomobil, lüks konut, sokaklar, alışveriş merkezleri dolu ama geriye kalan bir kesim gerçekten geçim sıkıntısı çekiyor, kelimenin tam anlamıyla geçim sıkıntısı çekiyor. O nedenle, bu kanunda ve bundan önceki kanunlarda yaptığımız bu zamanla ilgili ertelemeler, gecikmeler; bu ekonomik büyüme tabana yayılmadığı ve de gelir “generate” edemediği, gelir ortaya koyamadığı, nakit akışı koyamadığı için de bunlar ödenmeyecek.

Zamanım elli bir saniye kaldı, ben daha bir şey söyleyemedim.

Dolayısıyla, buradan hareketle bizi şu anda televizyonları başında dinleyen, evine ekmek götüremeyen, işgücü piyasasından çıkmış, iş aramış, işini bulamamış sevgili yurttaşlarım, bunu size söylüyorum: Bu niçin böyle? Bu, hukuk olmadığı için böyle, bu, adalet olmadığı için böyle, insan haklarına saygı duyulmadığı için böyle. O nedenle, bu kanun teklifinin  11’inci, 20’nci ve 23’üncü maddelerindeki düzenlemeler bu ekonomiyi büyütmüyor, ayağında bir takoz gibi duruyor ve dolayısıyla da bundan kurtulmadığımız sürece de bu ekonominin büyümesi mümkün değil. Hukukla ekonominin ilişkisi işte burada yatıyor. O nedenle, ne yapıp yapıp bu 3 konudaki düzenlemenin bence geri çekilmesi lazım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

DURMUŞ YILMAZ (Devamla) – Burada üç yıl uzatmak değil –uzatmak zaten mümkün değil çünkü seçime girilecek, bu ortamda da seçime girilmez ama– bir yıl bile deseniz buna razı olmamanız lazım. Bu ülkenin normalleşmesi lazım, normale dönmesi lazım, normal hukuk içerisinde şu anda yanlış yapanlara yanlışının hesabının sorulması lazım ama bunu yaparken masumları da korumanız lazım. Bu sizin sözünüz, dediniz ki: “Bu sorunun temelinde 3 şey var: Biri ibadet, ortası ticaret, üstü ihanet.” (İYİ Parti sıralarından alkışlar) Dolayısıyla, aşağıdaki o ibadet kısmını mutlaka kazanmanız lazım. Şu anda televizyonda bir dizi oynatıldı, “Mavera” diye bir dizi. Hacı Ahmet Yesevi, Bağdat'ın bataklığından erdemli bir toplum çıkardı televizyona göre –bunun propagandasını yapıyorsunuz– ama söylediğiniz söz eğer davranışa dönüşmezse bunun bir kıymeti yok. Dolayısıyla da sizin bu erdemli toplumu getirebilmeniz için o söylediğiniz sözün eyleminize dönüşmesi lazım. Sizde böyle bir şey yok sadece söz, sadece ifade.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

DURMUŞ YILMAZ (Devamla) – Onun için şu mağdur ettiğiniz insanları mutlaka kazanmanız lazım, onlara el uzatmanız lazım, onları bu ülkenin varlığına kast etmiş hainlerin eline itmemeniz lazım. Onları kazanmanız lazım, bunları kazanmazsak bu ülkenin birliğini neyle sağlayacağız?

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz.

DURMUŞ YILMAZ (Devamla) – Bir dakika, şöyle bitireyim.

BAŞKAN – Buyurunuz.

DURMUŞ YILMAZ (Devamla) –  İkinci Dünya Harbi’nde Almanya’da ne olduğunu biliyorsunuz. Almanya’da Hitler faşizmi onlarca, milyonlarca insanın ölümüne sebep oldu ama savaşın sonunda kurulan mahkemede yargılanan kaç insan vardı? Alman toplumunun birliği ve beraberliği için o insanlar kazanılmaya çalışıldı. Sizin de yapmanız gereken bu. Bunu yapmazsanız siz bu ülkenin birliğine ve beraberliğine kastetmiş oluyorsunuz. Dolayısıyla da bu 3 maddeyi lütfen geri çekin, normal hukuk içerisinde bu işleri halledin. Bu işleri halletmezseniz önümüz karanlık, onu söylüyorum.

Teşekkür ediyorum. (İYİ Parti ve CHP sıralarından alkışlar) 

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın İsmail Faruk Aksu…

Buyurunuz Sayın Aksu.

MHP GRUBU ADINA İSMAİL FARUK AKSU (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 277 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin birinci bölümü üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz aldım. Gazi Meclisi ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Kanun teklifine ilişkin değerlendirmelerime geçmeden evvel, Rize’de meydana gelen sel felaketinde hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı diliyorum. Cenab-ı Allah’tan milletimizi her türlü afet ve musibetten esirgemesini niyaz ediyorum.

Dün 5’inci yılını idrak ettiğimiz 15 Temmuz FETÖ hain darbe girişimini bir kez daha lanetliyor, şehitlerimizi rahmetle, gazilerimizi minnetle anıyorum.

Tarihimizin en büyük ihanetlerinden biri olan 15 Temmuz hain darbe girişimiyle Türkiye işgal edilmek, Türk milleti esir alınmak, demokrasimize pranga vurulmak istenmiştir. 15 Temmuz ne tiyatrodur, ne kontrollü darbedir, ne de milletimize kurşun sıkan alçaklar garibandır. Bu söylemler vatana ihanete göz yummak, şehitlerimizi ve gazilerimizi yok saymak, 15 Temmuzu meşrulaştırmak ve yalanlar üzerinden mağduriyet algısıyla toplumu kışkırtmak çabasından başka bir anlam taşımamaktadır. 15 Temmuz Türk devletinin ve Türk milletinin bekasına yönelik endişe duyan herkes için de yeni bir başlangıç olmuştur. Devletimizin kuruluş ilkeleri ve cumhuriyetimizin temel nitelikleri esasında ortak bir siyasi tavır belirlenmiş ve 16 Nisan 2017’de aziz millet iradesiyle hükûmet sistemi değiştirilmiş, demokrasimiz güçlendirilmiştir. Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemine geçilmesiyle birlikte Türkiye parlamenter sistemle yönetildiği dönemdeki siyasi istikrarsızlıklar, hükûmet kurma krizleri, demokrasi dışı müdahaleler ve yürütmedeki çift başlılık sorunlarıyla karşılaşmamıştır. Yasamadaki etkinlik, karar verme sürecindeki hızlanma Türkiye'nin terörle mücadelesinde daha sağlam adımlarla ilerlemesini mümkün kılmıştır. Güvenlik güçleri içine sızan FET֒cü hainlerin ayıklanması mücadele kararlılığını ve etkinliğini artıran en önemli unsurlardan birisi olmuştur. Üçüncü yılını dolduran Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi sayesinde Türkiye terör mücadelesinde destan yazarken Covid-19 salgınıyla mücadele başarısıyla da dünyada öne çıkan ülkelerden birisi olmuş, salgının ekonomik ve sosyal hayata etkilerinin en aza indirilmesi için gerekli yasal ve idari düzenlemeleri bir bir hayata geçirmiştir.

Değerli milletvekilleri, görüştüğümüz kanun teklifi vatandaşlarımızın, meslek odalarının ve kamu kurumlarının talep ve beklentilerine yönelik bir muhtevaya sahiptir. Teklifin 1’inci maddesiyle güvenlik korucularımıza ödenen ücretin asgari ücretin altında kalmaması esası getirilmekte, yıl içerisinde güvenlik korucularımızın ücretlerinin asgari ücretin altında kalması hâlinde aradaki farkın tazminat olarak ödenmesi sağlanmaktadır. Bunun yanı sıra terörle mücadelenin önemli unsurları olan ve kendilerine verilen her türlü görevi zor şartlar altında, eksiksiz bir şekilde yerine getiren bugüne kadar 1.800 şehit, üç binin üzerinde de gazi vermiş güvenlik korucularımızın statü, emeklilik maaş ve ikramiyesiyle, harcırah gibi konulardaki taleplerini karşılamak üzere kapsamlı bir düzenleme yapılmasını gerekli gördüğümüzü de ifade etmek istiyorum. Teklifin 2’nci maddesiyle Sağlık Bakanlığı ve Milli Eğitim Bakanlığı arasında düzenlenen protokol kapsamında diş protez eğitimi almış olan kişilerin yardımcı personel olarak çalışabilmesi sağlanmaktadır. Düzenlemeyle daha önce eğitim almış ve sertifika verilmiş ancak ilgili yönetmeliğin iptal edilmesi sonucu yardımcı personel olarak çalışma hakkı kaybolmuş 6.100 kişinin mağduriyeti de giderilmektedir.

3’üncü ve 4’üncü maddelerle kambiyo mevzuatı çerçevesinde faaliyet yürüten yetkili müesseselere izin verilmesine ve başvuru ücreti alınmasına yönelik Hazine ve Maliye Bakanlığına yetki verilmekte, devlet ormanlarında Tarım ve Orman Bakanlığının izniyle kurulabilecek olan ulaşım, enerji, haberleşme, doğal gaz ve benzeri tesisler arasına hava ayrıştırma tesisleri de dâhil edilmektedir.

Diğer önemli bir düzenleme ise 2020 yılında meydana gelen depremlerde afetzedelere eşit ölçüde yardım eli uzatılabilmesi ve uygulama birliği sağlanması amacıyla genel hayata etkililik oluru alınmadığı için yapılan düzenlemeye yetişememiş olan bazı il ve ilçelerimiz kapsama dâhil edilmektedir. Böylece binaları zarar gören vatandaşlarımızın konut kredisi alma ve bina yaptırma işlemlerinde olası mağduriyetleri giderilerek hak kayıplarının olmaması amaçlanmaktadır.

6 ve 7’nci maddelerle Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumunda tabip ve eczacı olarak görev yapanlara diğer kurumlardaki emsali düzeyinde ücret vermek, kurumsal hafızayı ve kadro istikrarını kalıcı kılmak amacıyla döner sermayeden ek ödeme yapılması imkânı getirilmektedir. Ayrıca götürü bedel üzerinden sağlık hizmeti sunmak üzere Sağlık Bakanlığının kamu kurum ve kuruluşlarıyla protokol yapmasına imkân veren 209 sayılı Kanun’un geçici hükmü sürekli hâle getirilmektedir.

Teklifin 8 ve 9’uncu maddeleriyle Kooperatifler Kanunu’nun ek 4 ve geçici 5’inci maddeleri yürürlükten kaldırılarak üniversiteler dâhil, her ortağın yönetime seçilme açısından eşit olması sağlanmaktadır.

10’uncu maddede İmar Kanunu’nda yapılan düzenlemeyle geçmiş dönemlerde düşük ve cüzi oranlarda yapılan düzenleme ortaklık payı kesintilerini yüzde 45’e tamamlayabilme imkânı getirilmektedir.

12 ve 13’üncü maddelerle Rekabet Kurumunda görevi sona eren bazı personelin aynı konuda belirli süre görev yapamamasıyla gümrük mevzuatında yerli üreticiyi koruyucu düzenlemeler yapılmaktadır.

Teklifle getirilen önemli bir düzenleme ise 2016 yılından itibaren uygulanan asgari ücret desteğinin 2021 yılında da devam etmesine yöneliktir. Buna göre 2021 yılında istihdamı desteklemek için iş gücü maliyetlerini azaltmak üzere sektör ayrımı yapılmaksızın finansmanı İşsizlik Sigortası Fonu’ndan karşılanacak şekilde işverenlere ödeyecekleri sigorta priminin priminden mahsup edilecek şekilde aylık 75 lira asgari ücret desteği sağlanmaktadır.

Değerli milletvekilleri, bir başka önemli düzenleme ise terörle mücadelenin etkin bir şekilde sürdürülebilmesi amacıyla özel bazı hükümlere yönelik sürelerin uzatılmasına ilişkindir. Buna göre 11’inci maddeyle Terörle Mücadele Kanunu’nda savcılık ve adli makamlara verilmiş olan yetkiler çerçevesinde gözaltı sürelerinin bazı suçlarla ilgili olarak yeniden düzenlenmesine ve ek gözaltı süreleri getirilmesine ilişkin hükümlerin; 20’nci maddeyle terör suçları bakımından yürütülen soruşturma ve kovuşturmalarda kayyum atamalarına karar verildiği takdirde kayyumluk görevinin Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu tarafından yerine getirilmesinin; 23’üncü maddeyle de terör örgütleriyle mücadele kapsamında kamu görevlilerinin görevden uzaklaştırılması, ihracı rütbelerin geri alınması, mesleğe ilişkin unvanlarının kullanılmaması gibi tedbir düzenlemelerinin süresinin 31 Temmuz 2021 tarihinden itibaren uzatılması öngörülmektedir. Terör bir insanlık suçu, demokrasinin önündeki en büyük engeldir. Teröre karşı ortak bir mücadelede kararlılığı ortaya koymak da hepimizin sorumluluğudur. 15 Temmuz hain darbe girişiminin üstünden beş yıl geçmiş olmasına rağmen hâlen FET֒ye ilişkin yakalama ve gözaltılar aralıksız sürmekte, maruz kaldığımız tehdit ve tehlikeler devam etmektedir. Bu nedenle, etkin ve kararlı terör mücadelesinin devamı için genel hükümler dışındaki özel bazı tedbirlerin süresinin uzatılmasını gerekli ve yerinde görüyoruz. İnanıyoruz ki milletimiz terör belasından tamamen kurtulacak, terörün ekonomik ve sosyal hayat üzerindeki tahrip edici etkisi ortadan kalkarak milletimizin huzur ve refahı artacak, Türkiye hasımlarıyla iş birliği yapan hainler temizlendikçe de millî hedeflerimize yürüme irade ve kararlılığımız güçlenecektir.

Bu düşüncelerle kanun teklifinin hayırlı olmasını diliyor, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına sizleri saygıyla selamlıyorum. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Erol Katırcıoğlu.

Buyurunuz Sayın Katırcıoğlu. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA EROL KATIRCIOĞLU (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın milletvekilleri, konuşmama önce Cevdet Bey’e bir cevap vermek ihtiyacıyla başlamış olacağım. Cevdet Bey, ekonomi yönetiminin başarısıyla ilgili olarak bize büyüme rakamlarını verdi ve “Büyüme rakamlarına gidince de aslında ekonominin başarılı olduğunu söyleyebiliriz.” dedi. Fakat değerli arkadaşlar, büyüme esas itibarıyla çok özet rakam olduğu için herkesin çok kullandığı, karşılaştırmalarda kullandığı bir değer olduğu için genellikle bu kullanılır ama doğrusunu isterseniz bir ekonomide ekonominin yönetiminin başarısının başka şeylere de bakılarak anlaşılması lazım gelir. Ben şöyle söyleyeyim, son gelişmeler çerçevesinde bir ifade de bulunmuş olayım. Şimdi, bugün dünyada kapitalizmin önümüzdeki dönemde nasıl hayatta kalacağına dair tartışmalar yapılırken özellikle Davos ve Davos’un çevresindeki bilim adamlarının, iktisatçıların daha çok yaptığı tartışmada şunu söylüyorlar. Bence çok özel ve önemli bir şey söylüyorlar, diyorlar ki: “Kapitalizmin başarısı ne ölçüde büyüme değil, ne ölçüde gelir dağılımıyla ilgili olarak etkisine bakmamız lazım gelir.” Yani gelir dağılımının -ki biliyorsunuz- bir sorun olduğunu genellikle siyaset çevrelerinde ifade edenler soldan gelen insanlardır, sol siyasetlerden gelen insanlardır çünkü toplumun genel refahını, gerçekten ortalama refahını düşünerek davranırlar. Dolayısıyla da Cevdet Bey'in söylediği gibi değil gerçek. Çok basit, açın TÜİK rakamlarını Türkiye'de gelir dağılımı bozukluğu özellikle dört beş yıldır giderek aşağı doğru iniyor mesela Gini katsayısına bakın, Gini katsayısı son olarak 40’ın üzerine çıktı, yanılmıyorsam 41 civarında. Dolayısıyla da “Gerçekten bir başarı var mıdır?” diye sorarsanız bana zaten istihdam yaratamayan bir büyümeden söz ediyoruz. Dolayısıyla da ben Türkiye'deki gelir dağılımına bakarak esas itibarıyla başarıyı görmek lazım geldiğini düşünerek size onu öneririm, lütfen bir de gelir dağılımına bakın ve gerçekten de iktidarınızın ne ölçüde başarılı olup olmadığını öyle değerlendirin.

Evet, değerli arkadaşlar, bu tabii, bir torba. Herkes söylüyor, ben de söylemiş olayım. Fakat değerli arkadaşlar, bir torbanın geneli üzerinde konuşmak hakikaten çok komik geliyor bana yani “Bir şeyin geneli üzerine konuşmak.” dediğiniz şey homojen bir şey olması lazım ki onun geneli üzerine konuşulsun ama bunun içinde bir sürü madde var; dişçiler de var, tütüncüler de var ve biz şimdi geneli üzerine konuşacağız yani aslında geneli üzerine konuşmayacağız –ben de öyle yapacağım, konuşmayacağım- ne üzerine konuşacağım? Bu bölümdeki bazı bana göre önemli bulduğum daha doğrusu maddeler üzerine görüşlerimizi sizlerle paylaşacağım.

Şimdi, yani hangisinden başlayayım?

İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) – OHAL’le başlayın.

EROL KATIRCIOĞLU (Devamla) – OHAL’le başlayacağım ama OHAL’i sona atıyorum. Ama mesela bu Rekabet Kurumuyla ilgili bir düzenleme var biliyorsunuz, yanılmıyorsam 13’üncü maddeydi. Bu düzenleme esas itibarıyla olumlu gözüken bir düzenleme, yani biz de zaten Plan ve Bütçe Komisyonunda olumlu bulduğumuzu da söyledik fakat emin olun yazılışında bir problem var, bu problemi Komisyona birazdan kendilerine de ileteceğim, kurum başkan ve üyelerinin de sınırlanması gerektiğini söylüyorlar orada fakat bunu yaparken o sınırlamanın bir sektör bazında sanki ifade edildiği anlaşılıyor. Hâlbuki, kurum başkanı ve üyeleri 4054 sayılı Kanun’un kapsamına gelen her sektörle ilgililer. Dolayısıyla da bu kafa karışıklığını düzeltmek gerekir diye düşünüyorum; onun için sizlere de bunu ileteceğim.

Bir madde var, madde 3’te kambiyo işleriyle uğraşanlarla ilgili bir madde var. Burada bir sınırlama getiriliyor ve yetki Hazine ve Maliye Bakanlığına veriliyor fakat bu yetkilerden bir tanesi şu, düzenleme şöyle: Katılımcıların -yani bu piyasaya katılanların diyelim- girişlerinin kontrolü… Pardon, şöyle ifade edeyim: Katılımcıların mali gücünün tespiti ve de girişlerinin kontrolü “Yani o sektöre girişlerinin kontrolünü de Hazine ve Maliye Bakanlığı yapacak.” demiş oluyorlar. Bu doğru değil arkadaşlar çünkü bir sektöre girişlerin -eğer serbest piyasa ekonomisinden söz ediyorsanız- tabii ki bir düzenlemeye tabii olması muhtemeldir ama bu düzenlemeyi yapabilmek için de mutlaka Rekabet Kurumunun görüşü ve bu konuda yetkisini de işin içine katmanız gerekir diye düşünüyorum. Dolayısıyla, bu madde de bana göre eksik bir madde.

Bunun dışında, tütün ticaretiyle ilgili bir madde var arkadaşlar, bu hakikaten tartışılması gereken bir madde. Ben çok kısaca -dört beş dakikan var- niçin böyle olduğunu söylemeye çalışacağım. Değerli arkadaşlar, tütün çok tüketilen bir madde. Her şeye rağmen Türkiye'de talep azalmıyor ya da azalıyorsa da çok az miktarda bir azalmadan söz edebiliriz ve arkadaşlar, yani vergi mergi meseleleri de işin içindeyse esas itibarıyla tabii ama benim asıl dikkatinizi çekmek istediğim şey şu: Biliyorsunuz, bir yasa var, tütün ticareti yapanlara bir ceza veriliyor ve bu cezanın esasında yedinci ayda başlaması gerekirdi, bu ay başlaması gerekirdi. Altı aylık bir uzatma istiyor Komisyon ya da teklifi getirenler. Fakat bu meselede Plan ve Bütçe Komisyonundaki yaptığımız tartışmalarda ya, anlamakta zorlandığımız şeyler oldu ama Sayın Ahmet Aydın AK PARTİ’nin bu konudaki yetkili ismi anlattı; oradaki, kendi şehrindeki sorunları da yansıtarak anlattı ve sonunda dedi ki: “Kooperatifler kuruyoruz. Küçük üreticilere kooperatifler kuruyoruz ve böylelikle de vergi vesaire meselelerini bir anlamda kayda alıyoruz, kayıt içine almış oluyoruz.” Fakat değerli arkadaşlar, burada bir tuhaflık var, tuhaflık şu: TEKEL özelleştirildikten sonra Türkiye tütün piyasası doğrudan doğruya dünya tekellerinin yani dünyanın büyük kartellerinin etkisi altındadır. Adlarını da söyleyecek olursak -3 tanedir zaten- bir tanesi Philip Morris’tir, diğeri JTI’dır, bir tanesi de BAT’dir. Şimdi, bunlar dünyayı paylaşmışlar zaten ve Türkiye’yi de paylaşmışlar. Yani TEKEL’in satımıyla ilgili olarak ortaya çıkan Türkiye’nin tütün piyasası gerçekten vahim bir durumda esas itibarıyla; kim fiyatları belirliyor, o bile belli değil.

Ama benim asıl dikkatinizi çekmek istediğim şey şu: Arkadaşlar, bu kıyma tütün bazı yörelerde biraz geleneksel bir çerçevede tüketilen ve dolayısıyla da bir anlamda geleneksel çerçevede üretilen bir sektör. Bu sektörü zapturapta almaya çalışabilirsiniz “Ya, bu çok geleneksel yapılıyor, bunu daha modern yapalım.” diyebilirsiniz, olabilir ama değerli arkadaşlar, şunu kabul edin: Bu, sizin böyle bir kanunla yapacağınız bir değişiklikle olmaz çünkü -şundan dolayı- bir sektörün hayata adaptasyonu zaman ister, insanların verili koşullara uyum göstermesi zaman ister ve siz altı ay uzatmayla bu işi çözeceğinizi sanıyorsunuz. Biz de dedik ki: Yasayı kaldırın. Yasayı niye kaldırmıyorsunuz? Niye bu cezayı vermek zorundayız ki biz bu insanlara? Açıkçası -Komisyon da burada- ben doğru dürüst bir cevap alamadım. Neden yasa kalkmıyor? Efendim, bir sürü şey anlatıyorlar, geçmişteki özelleştirme sürecindeki çıkan kanundan söz ediyorlar fakat bu kanun Allah’ın emri değil arkadaşlar, bu kanunu biz istersek kaldırırız ve mutlaka kaldırılması lazım gelen bir maddedir.

Evet, son olarak -zamanım çok azaldı- OHAL’le ilgili de birkaç şey söylemek istiyorum. Değerli arkadaşlarım, ben hakikaten sizleri anlamakta zorlanıyorum. Şöyle ki bir yandan OHAL’İ kaldırdınız, OHAL’i kaldırdığınızdan dolayı müthiş bir reklam da yaptınız haklı olarak. Tamam,  OHAL kalktı fakat uygulamaları zaten kalkmadı ki.

Şimdi, 3 tane kanun maddesini serpiştirmişsiniz araya, bu benim anladığım kadarıyla Anayasa Mahkemesine gidilememesi için yapılmış, sevgili dostum İbrahim Kaboğlu’dan öğrendiğim kadarıyla, bu durumda Anayasa Mahkemesine müracaat edemiyormuşsunuz galiba.

Şimdi, bakıyoruz, Sayın Soylu geliyor, her seferinde -üç yıldır ben bunu dinliyorum- “Çok müthiş mücadele ediyoruz efendim, elektronik, dijital, on-line bir sürü şeyler kullanıyoruz efendim, bütün sınırları kontrol altına aldık, zaten bir yandan da duvar çekiyoruz.” E, hâlâ 50 bin korucu var ve hâl⠓50 bin korucunun ücretlerini artıralım.” diyorsunuz.

Değerli arkadaşlar, eğer, OHAL koşulları değişmişse ki değiştiğini söylüyorsunuz, istatistikler gösteriyorsunuz, “240 tane terörist kaldı.” diyorsunuz, demek ki başarılısınız bu konuda.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

EROL KATIRCIOĞLU (Devamla) – Teşekkür ederim.

Öyleyse eğer, başarılıysanız eğer o zaman bu tedbirleri üç sene daha uzatmaya ne gerek var arkadaşlar? Ben anlamakta zorlanıyorum, hakikaten anlamlı bir şey değil bu çünkü. Çünkü zaten başarılıysanız normalleşmemiz gerekir. Bir de yani bir şeyi de hatırlatayım size, Osmanlı tarihinde de örnekleri vardır bu hadiselerin, buna benzer örnekler vardır. Oralara baktığımızda üç-dört senede meseleleri çözdüklerini görüyoruz. Beş yıl geçmiş ve hâlâ siz diyorsunuz ki: “Bir üç yıl daha verin de biz bu gözaltılarını, bilmem neleri daha takip edelim, bilmem efendim daha etkili…” Öyle diyorsunuz “etkili”, sanki bugüne kadar yaptığınız etkisizmiş gibi bir de “etkili” lafını da koyuyorsunuz ama değerli arkadaşlar -son bir cümle olarak söyleyeyim ve gideyim- sahiden şunu anlamakta zorlanıyorum: Burası normal olarak bir ortak aklın üretilmesi gereken bir yerdir, ortak aklı üretebilmek için de farklı fikirlerin tartışılabilmesi gerekir ama bakın, sandalyelere, koltuklara kimse yok neredeyse. Biz, nasıl bir ortak akıl bulacağız?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SALİH CORA (Trabzon) – Sizinkiler nerede?

EROL KATIRCIOĞLU (Devamla) – Efendim?

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) – Oy kullanmaya gelirler Erol Ağabey.

ORHAN SÜMER (Adana) – Cora, daha yeni geldin, bismillah, bir dur bakalım, nefes al sonra laf atarsın.

EROL KATIRCIOĞLU (Devamla) – Oylamada gelirler, evet, peki. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Özel…

 

 

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, Sayın Katırcıoğlu bu maddelerle ilgili konuşurken OHAL niteliğindeki, OHAL’in devamını sağlayan 3 maddede Sayın Kaboğlu’nun yaptığı konuşmadan bahisle Sayın Kaboğlu, çok dikkatli bir dil kuruyor “Partinin takdiridir, partinin organlarının takdiridir.” “Eğer Anayasa Mahkemesine gidecek olursak.” ifadesini sanki gidilmeme ihtimalî varmış gibi değerlendirdi. Burada şunu netleştirelim: Biz, zaten bu maddeler ilk kez konulduğunda da gittik ve hâlen Anayasa Mahkemesinde görüşülmesi bekleniyor ve biz şüpheyle yaklaşıyoruz, bugüne kadar görüşülmemesinin idarenin önünü açtığı yönünde. Bunların bu şekilde kanunlaşması durumunda da Cumhuriyet Halk Partisi Anayasa Mahkemesiyle ilgili sorumluluğunu yerine getireceği konusunda kimsenin bir şüphesi olmasın.

Sayın Kaboğlu’nun, kullandığı dil, kendisinin özenli ve disiplinli dilinden kaynaklanıyor, partinin bu konuda bir tereddüttü yok.

Teşekkür ediyorum.

 

Ankara Milletvekili Orhan Yegin ve 45 Milletvekilinin Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/3740) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 277) (Devam)

 

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Mehmet Akif Hamzaçebi.

Buyurunuz Sayın Hamzaçebi. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;  hepinizi saygıyla selamlıyorum, iyi geceler diliyorum.

Değerli milletvekilleri, teklifin 1’inci maddesi üzerinde konuşacağım ancak konuşmam 2’nci maddedeki bazı hususları da kapsayacak yani teklifin tümüne yönelik bir değerlendirme yapmak istiyorum.

Teklifin birinci bölümünde, 12’inci maddede iyi niyetle getirilmiş olan bir düzenleme var ancak düzenlemenin son derece eksik olduğunu söylemeliyim.

Konuyu şöyle açıklayayım: 1981 yılında kabul edilmiş ve yürürlüğü girmiş bir kanun var, Kamu Görevlerinden Ayrılanların Yapamayacakları İşler Hakkında Kanun. Devlette kritik görevlerde bulunup da daha sonra özel sektöre geçip devlette yaptığı görevle bağlantılı olarak özel sektörde görev yapılmasının etik olmadığı düşüncesiyle bu kanun getirilmiş ve birtakım yasaklar konulmuştur. O kanuna göre, bir kişi devletten ayrılmadan önceki tarihten itibaren geriye doğru iki yıl içinde hangi kurumda, hangi görevi yapmış ise bu görev doğrultusunda özel sektörde o görev alanına ilişkin faaliyet gösteren şirketlerde herhangi bir görev alamaz, iş yapamaz, temsilcilik yapamaz, komisyonculuk yapamaz; dolaylı veya doğrudan hiçbir şekilde olmaz bu. Rekabet Kurumu için getirilmiş olan bu madde, biraz önce sözünü ettiğim bu düzenleme genel bütçeli kuruluşları ve devletin diğer temel kurumlarını kapsıyor; Rekabet Kurumu o kanun kapsamına girmiyor. O nedenle, o yasadan esinle “Rekabet Kurumu için de benzer bir yasak getirelim.” denilmiş ancak yasak kapsamına bakıyorum, yasak kapsamı 1981’deki kapsamdan daha dar, âdeta kollanmış burada Rekabet Kurumu Başkanı, üyeleri ve personeli. Şöyle ki: Bir kere, ilk 1981 yılındaki yasa “Özel sektörde üç yıl süreyle görev yapamaz.” diyordu, bu madde iki yıla indirmiş bunu.

Ayrıca Kurul Başkanı ve üyeleri sadece soruşturma konusu olan yani kendi görev döneminde Kurula hangi konuda soruşturma gelmiş ise o soruşturma konusu olan sektörlerde faaliyet gösteremez. 1981’deki yasa böyle bir ayrım yapmıyor. Örneğin Enerji Bakanlığı Maden İşleri Genel Müdürü ayrıldığı zaman, üç yıl süreyle, özel sektördeki herhangi bir maden şirketinde görev yapamaz hiçbir şekilde; dolaylı, doğrudan oradan, o şirketlerden iş alamaz. E şimdi, bu yasaya göre Rekabet Kurumunun Başkanı ayrıldığı zaman, kendi görev döneminde diyelim ki beyaz eşya sektörüyle ilgili hiçbir soruşturma gelmemiş olabilir ama gidip beyaz eşya sektöründe görev alabilir ya da enerji sektöründe, Rekabet Kurulunun görev alanına ilişkin olarak enerji sektöründe onun görev döneminde bir şey olmamış olabilir ama gidip orada görev alabilir. Aynı yasak benzer şekilde raportörler, daire başkanları ve başkan yardımcıları için getirilmiş. Diyelim ki bir raportör enerji sektörüyle ilgili bir soruşturmada görev almamış ama diğer tarafta başka bir sektörde almış, bir raportör de tam tersi ikisi bir araya gelip, bir şirket kurup, bir şey yapabilirler. Doğru olan 1981’deki yasaya uyum sağlamaktır.

Tütünle ilgili bir değerlendirme yapmak istiyorum. Şunu iddiayla ve inanarak söylüyorum: AK PARTİ iktidarı kadar, AK PARTİ hükûmetleri kadar Türk tütününe ve tütün üreticisine kötülük yapmış olan başka bir iktidar yoktur. “Ya, çok iddialı bir şey söylüyorsun.” diyeceksin, belki de arkadaşlar cevap vereceklerdir, arzu ederim cevap vermelerini. Bunu şundan söylüyorum: Maliye Bakanlığında Gelirler Genel Müdürüyüm, bir vergi kanunu çalışması yapıyoruz, tütün ithalatında kilogram başına 3 dolar fon alınıyordu, tonda 3 bin dolar, ayrıca yabancı sigara ithalatında da paket başına 40 cent alınıyordu. Hatta daha öncesinde 1988 yılındaki kararnameye göre Türkiye’de üretilen yabancı sigaranın bünyesinde de yabancı tütün var ise blender sigaralarda da o harmanlama oranına göre vergi artıyordu veya düşüyordu. Vergi kanunu çalışması yapıyoruz, yabancı sigara şirketleri bana geldi. Tütün ithalinde fonu kaldırın, indirin veya neyse böyle bir… Niye? Ee, Avrupa Birliğine girecek Türkiye. Ee, bu doğru değil, Avrupa Birliğine üye olacağımız zaman bunu düşünürüz dedim, Avrupa Birliğine ne zaman tam üye olacaksak o zaman bakarız. Geldiler, gittiler, hiçbir sonuç alamadılar. Hiçbir siyasetçiden, hiçbir Sayın Bakandan da bana bu yönde bir telkin, tavsiye veya bu konuyu incele yönlü bir şey gelmedi. Gel gelelim, 2010 yılında ne oldu biliyor musunuz, AK PARTİ iktidarları döneminde? Ton başına 3 bin dolarlık olan şey kademeli olarak alındı. 2010 yılında ilk olarak 2 dolar 25 sente indirildi, 2018’e geldiğimizde kilogramda 15 sente indi, Sayın Cumhurbaşkanı yeni sistemde, “Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi” denilen sistemde de bunu sıfırladı. Tütün ithalatında fon yok, paket başına 40 sent uygulaması da tütünden alınan 40 sent fon tutarı da zaman içerisinde elbette kademeli bir şekilde azaltıldı ve 1 Ocak 2019 tarihinde de sıfırlandı. Bunun sonucunda ne oldu? 405 bin tütün üreticisi aile vardı, şimdi bu aile sayısı 50 bine indi. Şimdi, bu yabancı sigara şirketlerinin son hedefi Adıyaman tütünü, Diyarbakır tütünü; o güneydoğuda yetişen altın sarısı tütün, hedef bu. “Bunu sen böyle satarsan kaçak sattın.” falan, derhâl hepse. Bir madde getirildi, hapis cezası biraz daha erteleniyor. Değerli arkadaşlar, tütünü yeniden ele alalım. Yabancı sigara şirketleri lehine bugüne kadar AK PARTİ iktidarı bu fon uygulamalarını yapmıştır, fonu sıfırlamıştır. AK PARTİ iktidarı tütün üreticisine değil, yabancı sigara şirketlerine hizmet etmiştir.

Gelelim karşılıksız çeklere. Çek mağdurları bekliyor, çek mağduru diyorum değerli arkadaşlar. Nedense Meclis çıkardığı kanunla dolandırıcıyı affediyor; beş yıl hapis cezası olan dolandırıcı, hatta altı yıla kadar hapis cezası olan dolandırıcı geçen sene çıkan infaz yasasıyla bir gün bile hapis yatmadan özgürlüğüne kavuştu, usulen bir gece yatmış olabilir. Neden? Efendim, infaz yasası böyle bir kolaylık getirdi. Yani piyasayı 10 milyon lira dolandırmış olan bir dolandırıcı bir gün hapis yatmıyor ama 10 bin liralık karşılıksız çeki çıkan bir vatandaşımız, bir esnafımız ceza tehdidiyle karşı karşıya; zaten mahkeme hükmetmiş, belki bir kısmı da hükmedilecek. “Bunu ödeyeceksin sen, 10 bin lirayı.” Örnek vereyim; bu 10 bin olmaz, 100 bin olur, 200 bin olur ama bu rakamı bu insanlar ödeyemiyor. Rica ediyorum, bu insanlara suçlu gözüyle bakmayın, bu insanlar suçlu değil.

Bizim Anayasa’mızın 38’inci maddesi “ekonomik suça ekonomik ceza” ilkesini benimsemiştir. Anayasa’nın 38’inci maddesine Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin Ek 4 No.lu Protokolü’nün 1’inci maddesi hükmü 2001 yılında aynen aktarılmıştır; “Hiç kimse, sözleşmeden doğan bir borcu yerine getirmemekten dolayı özgürlüğünden alıkonulamaz.”

Efendim, çek güven aracı o ayrı bir şey, arkadaşlar, temeli aynı, borcunu ödeyememiş, devlet ödemesini yapmamış bu vatandaşımıza, o da çekini ödeyememiş. Hastanelerden alacağı olan bir vatandaşımız beni arıyor: “Ben hastaneden on sekiz ayda alacağımı alırım hesabıyla çek verdim. İki sene geçti, çeklerim karşılıksız çıktı, tefeciye gittim, borçlandım, perişanım, kaçıyorum.”

Şimdi ne yapılıyor burada? Efendim, biraz daha bir kolaylık yapalım da bu ödeme süresini uzatalım. Daha önce üç ay içinde çekin bedelinin yüzde 10’unun ödenmesi, kalanın ikişer ay arayla 15 eşit taksitle ödenmesi getirilmişti. Sonra, bakıldı ki bu olmuyor, üç aylık süre bir yıla çekildi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurunuz efendim.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Şimdi, bu bir yıl da olmuyor, bu bir yılın da yetmediği anlaşıldı, bu süreyi biraz daha uzatalım. Ne zamana kadar? Hatta kapsamı da genişletelim; “30 Nisan 2021 tarihine kadar karşılıksızdır.” işlemi yapılan çekler nedeniyle, 30 Haziran 2022 tarihine kadar karşılıksız çıkan çekin bu kanun yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla ödenmeyen kısmının onda 1’inin ödenmesi, kalanının da ikişer ay arayla 15 eşit taksitle ödenmesi hâlinde ceza bütün sonuçlarıyla ortadan kaldırılacak.

Arkadaşlar, insanlar itibarını kaybetmiş, her şeyini kaybetmiş. “Ya, ne var ödesin.” Arkada yatan düşünceyi anlıyorum, “Ya bunlar dolandırıcı.” Arkadaşlar, aralarında dolandırıcı olabilir ama iyi niyetli çok insan var. Ayrıca dolandırıcıyı affettiniz infaz yasasıyla, niye ayrım yapıyorsunuz? Ben biliyorum, AK PARTİ Grubunda bunu isteyen arkadaşlarımız var ama nedense bir el buna mani oluyor.

Teşekkür ediyorum, hepinizi saygılarımla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Şahıslar adına Ankara Milletvekili Sayın Ayhan Altıntaş.

Buyurunuz Sayın Altıntaş. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

AYHAN ALTINTAŞ (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi üzerine şahsım adına söz almış bulunuyorum.

İktidar partisinin adı “adalet”le başlıyor ama maalesef, şu anda adaletle ilişkilendirmek için zorlama yapmamız gerekiyor. Hâlbuki adalet, hem millî hem de dinî kültürümüzün ana unsurudur. Bakın, Kutadgu Bilig’de “Hükümdar, adalet, doğruluk ve kanundur; üç ayaklı bir tahtı vardır, üç ayak sağlam oldukça taht sallanmaz.” deniyor. Ayrıca, hükümdar Kün Togdı şöyle der: “Ben işleri bıçak gibi keser atarım, hak arayan kimsenin işini uzatmam.” Yani adalet gecikmemelidir, mazluma tatlı dil, güler yüz; zalime çatık kaş ve sertlik haktır. Hükümdarın oturduğu bu tahtın ayaklarından birisi adalettir, adalet olmazsa taht sağlam duramaz.

Maalesef, “adalet” kavramı bugün devlet yönetiminden silindi. Adaletin yozlaşması iktidarın elinde bir tehdit unsuru olarak duruyor. İktidar partisi, muhaliflerini bastırmak, otoritesini korumak ve güçlendirmek için hukuksuzluğa sığınıyor. Bunun için de olağanüstü hâl büyük nimet.

Değerli arkadaşlar, bakın, biz terörle sonuna kadar mücadele edilmesini istiyoruz fakat burada da bir hukuk devletine yakışır şekilde adil olunmasını bekliyoruz. Terör örgütünü bahane ederek adaletsiz hükümler vermek devletimize yakışmaz. Yaptıklarınız sadece sizi bağlamıyor, Türkiye Cumhuriyeti devletinin imajını da etkiliyor.

Bugün, FETÖ bağlantısı somut delillerle ispat edilemeyen kişiler işlerinden edilebilirken, terör örgütü lideri Fetullah Gülen’e methiyeler düzen, örgüte destek verenlerden üst düzey görevliler, iktidara yakın isimler hâlâ kaldıkları yerden devam ediyor. Hiçbir tanıdığı olmayan insanlar “Gazeteye abone oldu.” diye cezalandırılırken, bir gazeteci tanıdıklarına kefil olup onları kurtarabiliyor. (İYİ Parti sıralarından alkışlar) Parası olmayan, örgüt üyesi de olmayanlar “Bank Asyaya para yatırdı.” diye terörist ilan edilirken, bu bankada on altı sene yöneticilik yapan bir kişi kamuda üst düzey bir göreve atanabiliyor çünkü sadece sizin zümreniz aklını kiraya vermiyor, tabii ki size göre. Vatandaşlar için suçun şahsiliği ilkesi görmezden gelinirken, kardeşi FET֒cü olanlar bakan ya da büyükelçi olabiliyor. Evet, burada doğru olan suçun şahsiliğidir, adil olan budur fakat maalesef, sizin kurduğunuz düzende yargınız yalnızca nüfuzlu insanlara adil davranıyor. “FETÖ borsası” adı altında -bu tabir de bize ait değil- ilgisiz de olsa birçok kişi resmen fidyeye bağlanmış, malları, mülkleri gasbedilmiştir. Bu durumlar yapılmış basit hatalar değildir, “At izi it izine karıştı.” diye geri çekebileceğiniz bir şey değil; terörle mücadele meselesi önemlidir, taviz vermemek gerekir fakat siz terörle mücadeleyi muhalifleri baskılamak için de kullanırsanız, gözaltıları işkence uygulamalarına dönüştürürseniz terörle mücadele itibarsızlaşır.

Değerli milletvekilleri, maalesef, iktidar partisi FET֒yle etkin ve hızlı bir mücadele gerçekleştiremedi. Bugüne kadar geçen beş yıllık sürede yeterli tedbir alınamamış, siyasi ayağıyla mücadele için gerekli adımlar atılmamış fakat şimdi OHAL’i bir sene daha uzatarak terörle etkin mücadele edeceğinizi söylüyorsunuz.

Bu kanun teklifiyle bir sene daha gözaltı süresini on iki güne kadar uzatmanız, iltisak gibi soyut suçlamalarla kişi veya kuruluşların mülkiyetini gasbetmeniz, ayrıca bu suçlamalarla kişileri işten çıkarmanız, meslek icrasından men etmeniz ya da pasaportuna el koymanız terörle mücadelemize ne gibi bir katkı sağlayacak?

Değerli arkadaşlar, Türkiye acilen normale dönmelidir, bu durum dünya nezdinde imajımızı olumsuz etkiliyor. Evet, Türkiye'nin terör örgütleriyle mücadele etme hakkı vardır, biz de onun arkasındayız. Terörle mücadele konusunda bir engel varsa ya da siz bir engel görüyorsanız hukuka uygun gerekçesiyle bunu getirin, düzeltelim, biz buna hazırız; yeter ki atalarımızdan tevarüs ettiğimiz adaletli devlet geleneğine uygun olsun.

Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Şahıslar adına diğer konuşmacı Sayın Salih Cora.

Buyurunuz Sayın Cora. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

SALİH CORA (Trabzon) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; ben de görüşülmekte olan kanun teklifi üzerine söz almış bulunmaktayım, bu vesileyle Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Sözlerime başlamadan önce Rize ilinde ve ilçelerinde meydana gelen sel ve heyelan nedeniyle hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah'tan rahmet diliyorum, yaralılara da acil şifalar diliyorum.

Değerli milletvekilleri, 24 Haziran 2018 tarihinde yapılan seçimlerin ardından başlayan Türkiye Büyük Millet Meclisi 27’nci Yasama Döneminin Dördüncü Yasama Yılı çalışmaları bu hafta yapacağımız çalışmayla sona erecektir. Gerçekten çok verimli bir yasama yılını geride bırakmak üzereyiz. Bu yasama döneminde bu yılla birlikte yaklaşık 188 adet kanun teklifini görüşerek kabul ettik, çok sayıda uluslararası anlaşmayı Genel Kurulda kabul ettik, Türk Silahlı Kuvvetlerinin yurtdışı görevlendirmelerine ilişkin 17 tezkere buradan geçti, 3 bütçe yaptık, birçok üst kurulun üye seçimini gerçekleştirdik, Meclis İçtüzüğünde yaptığımız değişiklikle birlikte Palamentonun daha ağır, etkin ve verimli bir şekilde çalışmasına imkân sağladık. 2019-2023 yıllarını kapsayan kalkınma planıyla ilgili olarak da 2 önemli karar Genel Kuruldan geçti. Denetim faaliyetleri kapsamında yazılı soru önergelerinin 31 binden fazlası cevaplandırıldı. Milletvekilleri olarak verdiğimiz önergeler doğrultusunda Türkiye Büyük Millet Meclisinde 10 adet Meclis araştırma komisyonu kuruldu. Pandemi koşullarının etkisi altında yaptığımız yasama ve denetim faaliyetleriyle ülkemizin ve milletimizin birçok sorununun çözümüne katkı sağladık. Son günlerine geldiğimiz bu yasama yılında da bugün kamu kurum ve kuruluşlarımızın ihtiyaçları ile vatandaşlarımızdan gelen taleplerin karşılanması amacıyla bu kanun teklifini görüşerek Genel Kurul çalışmalarına belirli bir süre ara vereceğiz. Bugün görüşeceğimiz kanunla birçok alanda yeni düzenlemeler getiriyoruz. Vaktimin sınırlı olması nedeniyle bölümle ilgili birkaç maddeden bahsetmek istiyorum.

Biliyorsunuz, daha önceden -az önce bununla ilgili konuşma oldu- kıymalık tütün bulundurmak, hatta bulundurmayı bırakın, tabakasını bulundurmak bile Ceza Kanunu anlamında suç teşkil etmekteydi. AK PARTİ döneminde buna 50 kilograma kadar serbestiyet getirildi; bunun üzerindekine de belirli koşullar dâhilinde bir yasal serbestiyet getirildi. Bu teklifle birlikte Tarım ve Orman Bakanlığından yetki almadan ve bildirimde bulunmadan bu düzeyde bir tütün ticareti yapanlara yönelik cezanın yürürlük tarihini 2022 yılına kadar erteliyoruz.

Yine, geçtiğimiz yıl biliyorsunuz 7222 sayılı Kanun ile 5941 sayılı Çek Kanunu’nda bir düzenleme yaptık. Bu değişiklikle karşılıksız çek keşide etme suçundan mahkûm olanların cezasının infazını durdurduk. Hükümlünün yani borçlunun tahliyesinden itibaren üç ay içinde çek bedelinin ödenmeyen kısmının en az onda 1’ini alacaklıya ödemesi, geri kalanı ise ikişer ay arayla 15 taksitte ödemesine yönelik bir düzenleme yapmıştık. Şimdiyse, pandeminin oluşturduğu etkiler dikkate alınarak ilk ödemeye ilişkin olarak o üç aylık süreyi bir yıla kadar uzatıyoruz. Burada da alacaklıların bir hakkının zayi olmamasına özen gösteriyoruz.

Değerli milletvekilleri, bu yasa teklifinin en çok tartışılan maddelerinden birisi de Terörle Mücadele Kanunu’nda belirtilen gözaltı sürelerinin uzatılmasına ilişkin mevcut uygulamanın belirli bir süre daha devam ettirilmesi. Terörle iltisaklı olduğu tespit edilen yani terör örgütlerine finansman sağlayan bazı şirketlere Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun kayyum olarak atanabilmesine imkân sağlayan yasanın bir süre daha yürürlükte kalmasını sağlayarak uygulamada yaşanan belirsizlikleri ortadan kaldırmayı amaçlamaktayız. Birçok şirkette kayyum zaten kalkmıştı, geri kalanlarda da sürenin sona erecek olması nedeniyle bir belirsizlik vardı, bunu ortadan kaldırıyoruz.

Bu kanun teklifinin OHAL Yasası’yla hiçbir ilgisi bulunmamaktadır. Olağanüstü hâl uygulaması 18 Temmuz 2018 tarihinde sona ermiştir ancak terör örgütlerine yönelik mücadelemiz amansız bir şekilde devam etmektedir. Bu mücadelenin daha etkin, daha hızlı, daha kararlı yapılabilmesi için mevcut 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun geçici 19’uncu maddesindeki genel hükümlere bu düzenlemeyle istisnai hükümler getirmekteyiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SALİH CORA (Devamla) – Başkanım, bir dakika daha alabilir miyim.

BAŞKAN – Bence yerinizden yaptığınız konuşmalara sayalım. [CHP ve HDP sıralarından gülüşmeler, alkışlar(!)]

SALİH CORA (Devamla) – On dakika değil, beş dakika Başkanım.

BAŞKAN - Buyurunuz efendim.

SALİH CORA (Devamla) – Başkanım, çok önemli bir konu olduğu için bir dakika daha süre istedim.

Değerli arkadaşlar, bir defa şunun bilinmesini isterim ki kamu görevinde bulunanlar arasında terörle iltisaklı olanlar şu anda hangi yöntemle, hangi kararla ihraç oluyorsa bu kanun süresi içerisinde -itiraz üzerine- yine aynı usulle iade olabilmelerine imkân tanınmaktadır; tek fark, genel hükümlere göre kesinleşmiş yargı kararıyla idareye tanınan haklar bu düzenlemeyle yargı kararının kesinleşmesini beklemeden idareye hızlı karar alma kabiliyeti tanınmaktadır.

Şunu ifade etmeliyim ki dünyanın hiçbir yerinde Parlamentosuna bomba atan bir kişinin veya o kişiye yardım edenin veya o yardımın, organizasyonun içesinde bulunan bir kişinin rütbesinin sökülmesi veya imtiyazlarının ortadan kaldırılması için yargı kararının beklenmesi mümkün değildir.

Ben bu vesileyle kanun teklifinin hayırlı olmasını diliyorum ve önümüzdeki Kurban Bayramı’nın da tüm Türk ve İslam âlemine hayırlar getirmesini, huzur ve barış getirmesini diliyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, İç Tüzük’ün 72’inci maddesine göre görüşmelere devam önergesi gelmiştir, okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 277 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin birinci bölüm görüşmelerine İç Tüzük’ün 72’nci maddesi uyarınca devam edilmesini arz ve teklif ederiz.

 

          Özgür Özel                             Orhan Sümer                               Ali Şeker

             Manisa                                     Adana                                     İstanbul

         Yıldırım Kaya                       Okan Gaytancıoğlu

             Ankara                                     Edirne

BAŞKAN – Kabul edenler…

 

III. - Y O K L A M A

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, yoklama talep ediyoruz.

BAŞKAN – Yoklama talebi vardır.

Sayın Özel, Sayın Sümer, Sayın Zeybek, Sayın Hamzaçebi, Sayın Gaytancıoğlu, Sayın Şeker, Sayın Kaya, Sayın Arık, Sayın Tanrıkulu, Sayın Budak, Sayın Başevirgen, Sayın Ünsal, Sayın Sarıaslan, Sayın Serter, Sayın Özdemir, Sayın Göker, Sayın Tarhan, Sayın Gök, Sayın İslam, Sayın Sındır.

BAŞKAN -Yoklama işlemini başlatıyorum, yoklama süresi için üç dakika süre tayin ediyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

 

1. Ankara Milletvekili Orhan Yegin ve 45 Milletvekilinin Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/3740) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 277) (Devam)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Soru-cevap işlemine başlıyoruz.

Sayın Güneş, buyurunuz efendim.

İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) – Teşekkür ederim Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; terörle mücadelede köy korucularımızın katkısı asla yadsınamaz. Köy korucusu olabilmek cesaret ister, millet sevgisi, vatan sevgisi, bayrak sevgisi ister. 277 sıra sayılı Kanun Teklifi’nde köy korucularımız için ne gibi iyileştirmeler sağlanmaktadır?

Sağlık Bakanlığı ile Millî Eğitim Bakanlığı arasında imzalanan sözleşmeyle diş protezi yapımı hakkında eğitim sertifikasını kaç kişi almıştır, bunlardan kaç kişi hâlen çalışmaktadır?

Deprem gibi afetlerle 2020 yılında karşılaşmış olanlardan bu yasa teklifi  kapsamında faydalanmak isteyen aşağı yukarı kaç kişi vardır? İlaç Eczacılık Kurumu son yıllarda yerli ve millî ilaç üretimine önem verilmesi açısından önemli çalışmalarda bulunmaktadır. Bu kanun burada çalışan personelimize ekonomik anlamda ne gibi bir katkı sağlamaktadır?

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Kılıç…

 

 

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Rize ilimizde ve ilçelerinde meydana gelen selde vefat eden kardeşlerimize Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar diliyorum.

Sayın Komisyon Başkanına sorum: Sayın Başkanım -siz Kalkınma Bakanlığı da yaptınız- Genel Kuruldaki müzakerelerde büyüme ve kalkınmaya ilişkin çeşitli görüşler dile getirildi. Büyüme ve kalkınma kavramlarını nasıl anlamalıyız?

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Gaytancıoğlu…

 

 

OKAN GAYTANCIOĞLU (Edirne) – Artık çok rahat küresel iklim değişikliğinden bahsedebiliriz. Gerçi biz CHP olarak yıllardır “Su önemli, toprak önemli, gıda önemli.” diyorduk, “Gıdaya, suya, toprağa kim sahipse gelecek onların olacak.” diyorduk. Siz Katar’la su yönetimi anlaşması yaparken biz “Yapmayın, su bize lazım.” diyorduk ama siz anlamadınız. Geçenlerde bir Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi yayınlandı, hayvancılıkta yüzde 50 hibe desteği verilecek. Ne için veriliyor? Bina yapımı için. Siz ne zaman müteahhitlik işlerinden vazgeçeceksiniz? İnşaat ve betondan başka bir şey düşünmüyorsunuz. Hayvancılıkta temel sorun yemin pahalı olması. Neden pahalı? Çünkü yem ham maddeleri ithal ediliyor. Yeme yüzde 50 hibe verin, yok “İllaki inşaat desteği vereceğiz.” diyorsanız ülkenin birçok yerine soğuk hava depoları yapın  çünkü yaş meyve ve sebzeler kuraklık ve nemden dolayı bozuluyor, üreticiler zarar görüyor, aşırı derecede etkileniyor. Biraz bilimsel düşünün…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Taşkın…

 

 

ALİ CUMHUR TAŞKIN (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Akdeniz’in incisi Mersin coğrafi konum ve tarihî geçmişinin ortaya çıkardığı zengin kültür birikimiyle önemli bir turizm merkezidir. Mersin’in doğusunda Tarsus, batısında Anamur ilçesi yer almaktadır. Akdeniz’e olan 321 kilometre sahil şeridinin 148 kilometresi doğal kumsallardan oluşur. Anamur, sahip olduğu iklim, deniz ve hava koşullarının uygunluğu, arkeolojik ve tarihsel zenginlikleri bakımından bir açık hava müzesi özelliği taşımasına rağmen ülkemizin bakir turizm bölgelerinden biridir. UNESCO Dünya Miras Listesi’nde yer alan Mamure Kalesi, Anemurium Antik Kenti, Anamur Müzesi, Titiopolis, Alaköprü, Anamur mağaraları, Anamur evleri, caretta caretta ve Akdeniz fokları Anamur'un doğal ve kültürel zenginliklerinden bazılarıdır. Anlatmakla bitiremeyeceğiz güzellikleri görmek ve bir gastronomi şehri Mersin’e ait lezzetleri tatmak için herkesi Mersin’e ve Anamur’a davet ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Tutdere…

Sayın Sümer…

ORHAN SÜMER (Adana) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Emniyet Sendikası Genel Başkanlığının yaptığı açıklamaya göre 2021 yılından bugüne kadar 47 polis memuru intihar etti. Geçtiğimiz bir ayda ise 20 polisin intihar etmesi polis teşkilatında sorun olduğu gerçeğini ortaya çıkarıyor. Son dönemde, özellikle, mobbing, kanunsuz emirleri uygulama gibi sebepler art arda yaşayan polis intiharlarına ne yazık ki bir yenisini daha ekledi. İntihar eden polis memurunun üç gün sonra düğünü olduğu bilgisi durumun hassasiyetini bir kez daha gözler önüne seriyor. Meslektaşlarının sorunlarına, intiharlarına ilişkin konuştuğumuz polis memuru arkadaşlar, değişken çalışma koşulları ve AKP iktidarında bakanlıklara tanınan yetkileri koz olarak kullanan kişilerin baskısına dikkat çekiyor. Kendi polis memurunu intihar ettirecek kadar zulüm ve baskı yaratan İçişleri Bakanlığı, önce şanlı teşkilatımız üzerindeki mobbingi bitirmeli sonra da aylardır kamuoyu gündemini işgal eden şu şaibeli ilişkilerini açıklayarak hesap vermelidir. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Şeker…

ALİ ŞEKER (İstanbul) – OHAL rejimi altında turizm gelişmez eğer turizmin gelişmesini istiyorsanız OHAL rejimini bir an önce kaldırıp Türkiye’ye demokrasiyi tekrardan yerleştirmek gerekiyor.

Tütün satanlara hapis cezası getiren düzenleme yaptınız şimdi de ikide bir erteleyip ne yapacağınızı şaşırmış durumdasınız. Ebuzer’den uzaklaşıp bir yandan da Adıyamanlı Abuzer’den uzaklaşıyorsunuz. Gittikçe halktan uzak, sadece sarayın rejimi hâline dönmüş bir iktidar hâline geldiniz. Bu yapılan düzenlemeler temel kanun olarak önümüze getirip tartışıyorsunuz ya, Anayasa dersinde bunun temel kanun olup olmadığı sorsanız ve buna temel kanun diyen varsa bu kişiyi hiçbir hoca dersten geçirmez, Anayasa’dan sınıfta kalır. AKP de anayasal düzenlemelerde ve kanunlarda hep sınıfta kalmaya devam ediyor. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Kaya…

YILDIRIM KAYA (Ankara) – Sayın Başkanım, DEDAŞ protokol yapmadan Cizre'de okul bahçelerine trafo kurmaya başladı. Hiçbir protokol dayanağı olmadan Cizre'de okul bahçelerine trafo kurmak, baz istasyonu kurmak o okulda okuyacak çocuklara bir zulüm değil mi? Cizre'de bu uygulamaya ne zaman son vereceksiniz? Eğer okullara bir iş yapacaksanız önce Cizre'de öğretmensiz okullara öğretmen, interneti olmayan okullara internet, bilgisayarı olmayan, tableti olmayan öğrenciye tablet ve bilgisayar teminini yapın Cizre halkı da size alkış çalsın ama Cizre'ye yaptığınız bu zulüm ne zaman bitecek? (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Arık…

ÇETİN ARIK (Kayseri) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Köylünün, çiftçinin yanında olması gereken Ziraat Bankası sermayeye peşkeş çekilmiş, soygun düzenine hizmet ediyor, borcunu ödeyemeyen çiftçiye de haciz gönderiyor. Demirören'in 10 milyon dolara aldığı Kemer Country Golf Kulübüne ait golf sahasını 320 milyon dolara Ziraat Bankasına sattığı doğru mu? Ve bankanın golf sahasını işletsin diye Demirören'e tekrar verdiği doğru mu?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Komisyon Başkanı.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Çok teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Öncelikle konuşmalar esnasında bu Rekabet Kurumuyla ilgili bazı hususlar dile getirilmişti, ona bir açıklık getirmeye çalışacağım. “Sektör ayrımı yapılıyor. Üst düzey görevliler için nasıl yapılır bu ayrım?” gibi bir yorum yapıldı. Burada üst düzey görevliler için sektör ayrımı söz konusu değil. Onlar bütün sektörlerle ilgili bu iki yıl yasağına tabiler. Sadece soruşturma yapan, dosya bazında soruşturma yapan uzmanlar veya alt düzey yetkililerle ilgili, soruşturma yaptıkları konuyla ilgili -aslında ilk çalışma esnasında firma bazlı bir şey düşünülmüştü ama rakiplerde de çalışması sakıncalı olur anlayışı içinde- sektör bazlı bir düzenleme yapılmasının daha doğru olacağına kanaat getirildi. Dolayısıyla bu sektörel ayrımı bu şekilde aydınlatmakta fayda var.

İkincisi: Genelde düzenleyici kurullara baktığımızda iki yıl gözüküyor bu yasak; genel düzenleme belki üç yıl ama düzenleyici kurullar BDDK, TMSF, SPK gibi kurullara baktığımız zaman yasağın iki yıl olduğunu görüyoruz. Onlarla bir anlamda uyumlu bir düzenleme yapılmış durumda. “Bu konularda çerçeve kanunlar olamaz mı?” Tabii ki olabilir, bu tartışılabilir, düşünülebilir. Düzenleyici tüm kurullarla ilgili bir tane düzenleme yapıp hepsi için geçerlidir denebilir ama şu anki uygulamamız kurum kurum bir düzenleme şeklinde. Bunu ifade edeyim ama şeylerle uyumlu, BDDK Kanunu’nda, TMSF’de, SPK’de de iki yıl olarak düzenlenmiş görülüyor.

Diğer taraftan, bazı rakamsal talepleri oldu arkadaşlarımızın. Bu “Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumunda kaç kişi faydalanacak yapılacak düzenlemeden?” dendi. 18 uzman tabip, 11 tabip ve 363 eczacı yapılan bu düzenlemeden faydalanmış olacak. Gelecekte tabii, istihdam edilecek potansiyel olarak daha fazla sayıda insan istifade etmiş olacak.

Yine, korucularımız, güvenlik korucuları da -artık köy korucusu demiyoruz Sayın Vekilim- bu düzenlemeyle önemli bir meseleyi çözmüş oluyorlar. Aldıkları ücret asgari ücretin altında kalması hâlinde asgari ücrete tamamlayıcı bir destek verilmiş oluyor. Böylece her yıl yapılan bu tartışma da ortadan kalkmış, bir sisteme bağlanmış olacak. Komisyon tartışmalarında da gördük, bütün partilerimizin aşağı yukarı ifade ettiği gibi, korucuların tek meselesi tabii ki bu değil, başka meseleleri de var. İleride inşallah, bütün partilerimizin katkısıyla farklı meseleleri de masaya yatırılır, farklı çözümler de önerilir diye temenni ediyorum ben de. Burada önemli bir sorunu çözmüş oluyoruz, artık asgari ücretin altında bir ücret alınmayacak; üstüyle ilgili herhangi bir düzenleme yok burada ama altında kalması hâlinde asgari ücrete tamamlayıcı bir düzenleme söz konusu.

Depremle ilgili de çok sayıda deprem yaşayan ilçemiz oluyor, ilimiz oluyor. Türkiye malum, bir deprem bölgesi, bir taraftan da “DASK” dediğimiz bir sigorta sistemi var. Dolayısıyla her defasında kanuni bir düzenlemeyle kamu desteğine müsaade etmemiz gerekiyor. Burada karşılıksız değil elbette ama kamunun uzun zamana yayılmış, sübvansiyonlu bir desteğini sağlayabilmemiz açısından bu düzenlemeleri yapmamız gerekiyor. İsmen bu depremin yaşandığı bölgelerin kanuna geçmesi gerekiyor; bunu gerçekleştiriyoruz.

Yine, bir Vekilimiz bu büyüme ve kalkınma konularını ifade etti. Konuşmacılardan da bu konuları gündeme getirenler oldu, Sayın Katırcıoğlu özellikle, hani “Büyüme her şey değildir, gelir dağılımı önemlidir.” dedi, şüphesiz öyle. Ben de uzun yıllar Kalkınma Bakanlığı yaptım; büyüme elbette çok önemli ama her şey demek değil. “Kalkınma” dediğimiz kavram büyümeyi içine alan ama büyümeden daha geniş bir kavram. Her şeyden önce, kalkınmanın içinde sosyal adalet var elbette. Büyümenin nimetlerini topluma ne kadar yaydığınız, sosyal adaleti nasıl sağladığınız bu büyüme dışında kalkınmanın çok önemli bir unsuru. Bu da yetmez, buna ilave olarak çevre konuları var kalkınma kavramının içinde; buna da aslında “nesiller arası adalet” diyebiliriz. Yani bugünkü nesil kaynakları kullanarak, gelecek nesillere bırakmayarak yüksek bir büyüme sağlayabilir, bunu sosyal adaletle iyi de dağıtabilir ama çevreyi tahrip ederek yapıyorsa bu işi, bu da gerçek anlamda kalkınma olmaz. Kalkınma dediğimiz hadise dünyada da bu 3 unsuru kapsayan bir hadise: Büyüme, sosyal adalet ve çevre. 3’ünü kapsadığı zaman buna zaten “sürdürülebilir kalkınma” diyoruz, biz de bu anlayışla hareket ediyoruz. Diğer taraftan, “insani kalkınma” dediğimiz bir kavram da var, Birleşmiş Milletler bunun hesabını yapıyor her sene bütün dünya için, bütün ülkeler için. İnsani kalkınmada da 3 ölçüt var: Birincisi, satın alma gücü paritesine göre kişi başına gelir; ikincisi, örgün eğitimde getirdiğiniz ve beklenilen süre -bütün nüfus olarak ortalama-; üçüncüsü de, doğuşta ortalama yaşam süresi. Bu üçünün ağırlıklandırarak insani kalkınmayı hesaplıyorlar. Burada da ülkeleri 4 gruba ayırıyorlar: “En az insani gelişmeye sahip ülkeler” “orta insani gelişmeye sahip ülkeler” “yüksek” ve “en yüksek” diye 4 kategori var. Türkiye son yıllarda, son iki üç yıl önce yüksek insani gelişmişlikten en yüksek insani gelişmişliğe terfi etti özellikle bu göstergelerini iyileştirerek, bunu da ifade etmek isterim.

“Satın alma gücü paritesi” dediğimiz bir kavram var. Şimdi, hep kişi başına geliri nominal dolar bazında hesaplıyoruz, tabii ki, bu da yapılacak, dünyayla da mukayese edilecek ama bir de “satın alma gücü paritesi” dediğimiz bir şey var; burada, nominal kurun ne olduğu önemli değil, fiziki bir mal grubunu çeşitli ülkelerde nasıl bir karşılıkla tükettiğiniz önemli, çok basit bir örnek verecek olursam: İşte, Türkiye’de diyelim, 100 metrekarelik belli standartlarda bir evin kirasıyla Amerika Birleşik Devletleri’nde aynı fiziki şartlara sahip bir evin kirasını mukayese ettiğinizde satın alma gücünün farkını görebiliyorsunuz. Türkiye’nin satın alma gücü paritesine göre durumu nominal dolar kuruna göre çok daha iyi. Bunu biz söylemiyoruz, bazen bazı rakamları söylediğimizde TÜİK gibi aslında çok önemli bir kurumumuza birtakım sözler söyleniyor ama söyleyeceğim hesaplamaları TÜİK yapmıyor, IMF ve OECD yapıyor. IMF’nin 2020 yılına ilişkin satın alma gücü paritesine göre, kişi başına gelir hesabına göre, Türkiye’de kişi başına gelir 30.599 dolar; IMF’nin hesabı. OECD’nin 2020 yılı Türkiye satın alma gücü paritesine göre, kişi başına gelir hesabına göre ise Türkiye’de kişi başına gelir 29.314 dolar. 2002 yılında neydi bu rakamlar? 9 bin dolar civarındaydı, yanlış hatırlamıyorsam, o civarlardaydı. Yani burada önemli bir gelişim sağlandığını uluslararası istatistiklerle görmemiz mümkün. Bu rakamlara göre de zaten millî gelir anlamında Türkiye dünyanın 13’üncü büyük ekonomisi satın alma gücüne göre, nominalde biraz daha gerideyiz, özellikle, kurdan nominal etkileniyor ama satın alma gücü paritesine göre daha iyi bir durumda olduğumuzu rahatlıkla ifade edebilirim.

Değerli arkadaşlar, burada, çok sayıda farklı kesimi ilgilendiren düzenlemeler var. Bunları tabii, yine, arkadaşlarımız eleştirdiler. “Torba kanun” bu, tabii resmî bir kavram değil ama çeşitli kanunlarda değişiklik yapan bir kanun yapıyoruz. Bu çok iyi bir uygulama mı yasama kalitesi açısından? Doğrusu değil, ben de aynı fikirdeyim ama Türkiye’de yerleşik bir uygulama. Keşke yasama pratiklerini hep birlikte, bütün gruplar oturup, “Nasıl iyileştirebiliriz?” diye düşünüp, “Bunu nasıl çözeriz, nasıl aşarız?” diye sistematik bir çözüm önerisi geliştirebilsek çok daha faydalı olur diye düşünüyorum ama o çözüm önerisi gelinceye kadar da öteden beri uygulanan bir yöntemi uygulamaya devam ediyoruz. Ama şunu da ifade etmek isterim: Milletvekillerimiz eski sisteme göre -geçmiş, eski sisteme göre mukayeseli söylüyorum, belki ideal olmayabilir- artık bu süreçte hazırlık aşamasından itibaren işin içindeler, bir tasarı Meclise geldikten sonra ilgileniyor değiller.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım efendim.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Meclisimizin başından itibaren, hazırlık sürecinden itibaren işin içinde olması bence önemli bir farklılık. İnşallah, zamanla bu daha da gelişecektir. Meclisimizin yasama kalitesi hepimizin ortak meselesidir, hepimizin katkısıyla da daha iyiye gideceğine inanıyorum.

Saygılarımı sunuyorum.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) –  Sayın Başkan...

BAŞKAN – Sayın Özel...

 

 

 

 

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) –  Sadece kayda geçsin.

Tabii, Komisyon, “dilek ve öneriler komisyonu” gibi bitirince şunu hatırlatayım Sayın Başkan: Biz, Sayın Meclis Başkanı ilk seçildiğinde kendisine gittik ve sıkıntıları anlattık. O da dedi ki: “Benim Başkanlığımda bütün partilerin Grup  Başkan Vekilleriyle oturacağız, aksayan yerler neler, daha kaliteli yasama için ne yapabiliriz; bunların hepsini konuşacağız.” Üç yıl geçti, biz daha bu toplantıyı bekliyoruz. Sonra sıkışan da dönüyor; Grup Başkan Vekillerine laf söylüyor, onu söylüyor, bunu söylüyor. Meclis Başkanı, üç yıldır kaç tane ülkeye gitti, nasıl bir siyasi aktivizm içinde      -ben tarafsız kaldığı sürece o yönlerini çok da destekliyorum kendisinin- ama dönüp de şu Grupların Başkan Vekillerini çağırıp da “Ya, bu sistemde aksayan bir şey var...” Bakın, biraz önce siz eleştirdiniz; olacak ya, ilk 6 soru grubunuzdan geldi, 6’sının da konuyla alakası yok, göz göze geldik.

İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) – Hepsi konuyla alakalı değil mi?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) –  Yani, şu soru-cevap meselesinden tutun da açılıştaki Grup Başkan Vekillerinin kullandığı sürelere kadar herkes birtakım talepleri dile getiriyor, Meclis Başkanımız daha fırsat bulamadı; ümit ediyoruz Dördüncü Yasama Yılı başlamadan böyle bir toplantıya bizleri çağırır, özellikle muhalefetin bu konudaki yapıcı önerilerini dinler. Biz de sizin dilek ve öneriler komisyonu başkanı olarak yaptığınız tespitlere katılıyoruz efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Oluç…

 

 

 

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, sayın vekiller; kayda geçsin diye birkaç şey söylemek istiyorum. Sayın Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanı şu anda meşgul, dinlemiyor ama olsun, ben yine de söyleyeyim.

Şimdi, Sayın Başkan, çok güzel bir şey söylediniz ama yani siz Plan ve Bütçe Komisyonunun Başkanısınız, önünüze bu torba yasa geldiği zaman diyebilirsiniz ki: “Ya, bunun içindeki şu maddelerin Plan ve Bütçe Komisyonuyla alakası yok.” Yani diğer ihtisas komisyonları var, oraya yönlendirirsiniz, alt komisyonlara. Yani bunların hiçbirini yapmıyorsunuz, ondan sonra bunlar sanki Plan ve Bütçe Komisyonunun işiymiş gibi bunları görüşüyorsunuz orada bütün itirazlara ve eleştirilere rağmen, sonra gelip burada diyorsunuz ki: “Ne yapalım, böyle geldi. Yasama konusunda sıkıntılar var.” İtiraz edin, bir kere de sizden başlasın. “Hayır, bu, diş teknisyenlerinin durumunu konuşmak Plan Bütçenin işi değildir.” deyin mesela. Dolayısıyla burada sizin de bir eksiğiniz var. Ben de bu, kayıtlara geçsin diye söylemek istedim.

Teşekkür ediyorum.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – İç Tüzük 34… Çok doğru, çok haklı bir tespit. 

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Türkkan.

 

 

 

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Bakan geldiğinden beri ekonominin nasıl uçtuğunu kaçtığını anlatıyor. Sayın Bakan, Bingöl Genç’e bir gidin; Bingöl Genç’te Hasan var, bakkal. Hasan dedi ki: “70 bin liralık bir malım var burada, 120 bin lira da borcum var.” Bu, Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminin faziletlerinden bir tanesi.

Siz eğer gerçekten ekonominin nasıl olduğunu görmek istiyorsanız TÜİK’in takla attırdığı… Hani, o TÜİK diyorum ya hep, ben söyledim diye söylediniz, çok beğenseniz… Üç senede 3 defa değiştirdiniz, her seferinde yaptığını beğenmediniz, “Bize daha kötüsünü yap.” dediniz, o da daha kötüsünü yapıyor; 1,85’lik bir büyüme getirmiş size. Ben size Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminin ekonomideki başarısıyla ilgili bir cümle söyleyeceğim: Cumhurbaşkanlığı Hükûmet sistemine geçtiğimizde dolar 3,75; bugün 8,51. Kötü olsa ne olacak bilmiyorum; 18,51 olacaktı herhâlde. O yüzden gelin geçmiş kariyerinize gölge düşürecek bu siyasal söylemlerden uzak kalın.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Ekonominin gerçekleri evde tencerede, esnafın rafında o kadar açık belli ediyor ki siz artık sokağa çıkmaktan imtina ettiğiniz için bunları duymakta zorlanıyorsunuz. Biz size bunları anlatmaya devam edeceğiz.

Teşekkür ederim.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – 60’a göre söz talebim var Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Hamzaçebi.

 

 

 

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, Sayın Komisyon Başkanı benim Rekabet Kuruluyla ilgili yapmış olduğum eleştirilere şöyle bir cevap verdi… Eleştirim şuydu: “Kurul Başkan ve üyeleri ile bir kısım personeli görevlerinden ayrılmalarından itibaren iki yıl içerisinde soruşturma veya o kararlara konu olan şirketlerde görev alamaz.” hükmünü ben eleştirmiştim iki nedenle. Bir, süre üç yıl olmalı, 81 yılındaki kanun genel olarak devlette çalışanlar için üç yılı öngörmüştü. İkincisi de 81 yılındaki kanun “Görev alanındaki sektörde olan şirketlerde çalışamaz.” şeklinde bir düzenleme yapmıştı, oysa “Rekabet Kurulunda çalışan Başkan ve üyeler ile personel sadece Kurumun soruşturmaya konu olan şirketlerinde görev alamaz.” şeklinde bir düzenleme yapılmış burada.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Toparlıyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Başkan cevaben “BDDK’de de böyle.” dedi. Evet, BDDK’de iki yıl ama BDDK’deki yasak bu Rekabet Kurulu yasağından çok daha kapsamlı, BDDK’nin görev alanına giren hiçbir şirkette görev alamaz. Rekabet Kurulu için neden bunu yapmıyorsunuz? Yapmamanızın objektif bir nedeni yok yani âdeta buradan ayrılanların önünü kesmeyelim, gitsinler bazı şirketlerde bunlar çalışabilsinler, şirket kursunlar. Bir raportör soruşturmasına girdiği şirkette görev alamayacak, başka bir şirkette görev alacak. Daire başkanı da başka bir şirkette görev alabilir. İkisi beraber şirket kurup pekâlâ Rekabet Kurumunun görev alanına giren bütün işlerde görev alabilirler.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Bir açıklık getirebilir miyim.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Son derece eksik düzenleme.

Ayrıca, üç yıl yapabilir, BDDK’de üç yıl olması üç yıl yasak getirilmesine engel değil.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Başkan, bir dakikanızı alacağım.

 

1. Ankara Milletvekili Orhan Yegin ve 45 Milletvekilinin Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/3740) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 277) (Devam)

 

BAŞKAN - Sayın Arık…

ÇETİN ARIK (Kayseri) – Sayın Başkanım, gecenin on biri, soru soruyoruz, işinize gelmediği zaman sorumuzu es geçiyorsunuz, cevap vermiyorsunuz.

Sorumu tekrarlıyorum: Ziraat Bankası çiftçinin borcunu ödemedi diye haciz gönderiyor. Diğer taraftan, Demirören’in 10 milyon liraya aldığı Kemer Country Golf Club’üne ait golf sahasını 320 milyon liraya Ziraat Bankasına sattığı doğru mu diye sordum ve bankanın işletsin diye golf sahasını Demirören’e tekrar verdiği doğru mu diye sordum, bir kelime etmediniz Sayın Başkanım, cevap bekliyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Başkan…

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Teşekkür ediyorum.

Rekabet Kuruluyla ilgili konuya bir açıklık getireyim yani bir yanlış anlaşılma oldu belki. Rekabet Kurulu Başkanı ve üyeleri bütün sektörler itibarıyla bir yasağa tabi, soruşturma yapanlar sadece sektörel bazda yasağa tabi olacaklar; o ayrımı netleştirelim yani diğer şeylerden farkı yok bu anlamda.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Hayır, hayır, öyle değil.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Ama yine çerçeve bir düzenleme olabilir mi? Dediğim gibi, elbette tartışılabilir, hepsini ortak bir şekilde düzenleyebilirsiniz, o ayrı bir tartışma konusu. Ama buradaki sektörel kısıt, soruşturma yapanlarla ilgili    -yani daha alt düzey diyelim- Kurul Başkanı ve üyeleri değil, daha alt düzeyde, belli bir dosyayı inceleyenlerle ilgili. Orada da firma bazında değil, daha geniş, sektör bazında bir yasak tarif edildi ki rakip firmalarda da çalışmasın yani hem dosyasına baktığı şirkette hem de rakiplerde çalışmasın, ikisi de sıkıntı oluşturabilir diye sektörel bir yasak tarif edildi. Kurul yetkililerimiz burada, isterseniz soru-cevaptan sonra daha detaylı bir bilgiyi arz edebilirler.

EROL KATIRCIOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, yazımı hatalı bunun; o paragraf hatalı bence de.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Arkadaşlarımız izah etsinler ama işin özü bu, özü itibarıyla söylemeye çalışıyorum.

Komisyonumuza gelen hususlar. Değerli arkadaşlar, Plan ve Bütçe yatay bir Komisyondur, sektörel bir Komisyon değildir. Dolayısıyla belli bir mantıkla bakarsanız “Plan ve Bütçeye hiçbir şey gelmemeli. Sadece bütçe ve plan gelsin.” diyebilirsiniz ama bir taraftan da mali boyutu olan, vergisel boyutu olan birçok husus Plan ve Bütçeye gelir; bu, farklı farklı sektörleri ilgilendirse de Plan ve Bütçe bunları görüşür. Ha, bazen bu gelen hususlar içinde çok farklı, hakikaten -size de katılırım orada- farklı komisyonlarda görüşülmesi gereken şeyler de… Özellikle çok sayıda kanunda düzenleme gerektiği zaman bir tane komisyonun bu işi yapması lazım, ona da en uygun komisyon olarak Plan ve Bütçe Komisyonu görülüyor çünkü yatay bir Komisyon, bir tecrübe birikimi de var bu hususlarda, geçmişten gelen böyle bir tecrübe birikimi var. Ama bir taraftan da Meclis Başkanı karar veriyor buna, Plan ve Bütçe Komisyonu karar vermiyor; Meclis Başkanlığımız kime sevk ederse kanunları o komisyon görüşmek zorunda.

Bu arada, şu mekanizma var: Başka komisyonlara da görüş sorma. İşte “tali komisyon” dediğimiz mekanizmalar var, vesaire yani bunun Meclis çalışma düzeni içinde farklı yansımaları var.

Fazla detaya girmek istemiyorum ama esas itibarıyla, aslında bütün grupların bu konularda çalışması, yasama sürecimizin kalitesini iyileştirmesi elbette hepimizin ortak arzusudur, bunu tekrar vurgulamış olayım.

Yeni bir soru-cevap oluşturmamak için burada noktalıyorum.

Teşekkür ederim.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN Birleşime on dakika ara veriyorum efendim.

   Kapanma Saati: 23.11

 BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 23.28

BAŞKAN: Başkan Vekili Nimetullah ERDOĞMUŞ

KÂTİP ÜYELER: Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir), Abdurrahman TUTDERE (Adıyaman)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 104’üncü Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

277 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon yerinde.

1. Ankara Milletvekili Orhan Yegin ve 45 Milletvekilinin Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/3740) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 277) (Devam)

 

BAŞKAN – Birinci bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi, birinci bölümde yer alan maddeleri, varsa o madde üzerindeki önerge işlemlerini yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.

1’inci madde üzerinde 3 önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

İlk önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 277 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 1’inci maddesinin teklif çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

 Mahmut Celadet Gaydalı                                   Ali Kenanoğlu                                      Nuran İmir

    Bitlis                                                                 İstanbul                                              Şırnak

 Abdullah Koç Murat Sarısaç                             Necdet İpekyüz

    Ağrı                                                                      Van                                                 Batman

 

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Batman Milletvekili Necdet İpekyüz.

Buyurunuz Sayın İpekyüz. (HDP sıralarından alkışlar)

NECDET İPEKYÜZ (Batman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;  hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Aslında hem geneli hem de bölüm üzerinde konuşulurken koruculuğa değinildi. Geçici köy koruculuğu veya güvenlik amacıyla oluşturulan koruculuk sisteminde verilen maaş veya ücretlerin asgari ücretin altında kaldığı için bir düzenleme düşünülmekte. Arkadaşlar, 1924 yılındaki Köy Kanunu’ndan esinlenilen ve bugüne getirilen koruculuk sistemi ilk çıktığında Köy Kanunu’yla ilgili düşünülmüş; bugün artık Türkiye’nin birçok büyükşehrinde köy kavramı yok, mahalle kavramıyla karşı karşıyayız. 1986’da ise, 1984 yılında başlayan olaylarla beraber o dönem köy koruculuğu güvenlik amacıyla ortaya çıkartılmış. Peki, köy koruculuğu geldiğimiz aşamada çözüm olmuş mu? Hayır. Daha çok koruculuktan söz ettiğimizde aklımıza ilk gelen ne? Kürt meselesinin kendisi ve her seçimde, her çözüm meselesi konuşulduğunda, her barış meselesi konuşulduğunda koruculuğun kaldırılması düşünülmüş. Birçok siyasi parti bunu programına veya seçim çalışmalarında ele almışlar ve ne olmuş? Şu anda geldiğimiz aşamada geçici olarak düşünülen kalıcı bir kuruma dönüşmüş ve “geçici köy koruculuğu” ismi de değiştirilip güvenlik amaçlı bir koruculuk sistemine dönüştürülmüş. Şu anda 26 ilde yaklaşık 55 bin, 31 ilde ise gönüllü olmak üzere 19 bin, toplam 75 bin korucudan söz edilmekte.

Peki, burada önemli olan vereceğimiz ücret mi? Türkiye'de birçok ücret düzenlemesi yapılması lazım; memur için, işçi için, çiftçi için, emekli için birçok düzenleme yapmak lazım. Belki de şu anda Türkiye'de koruculukla ilgili en iyi yapacağımız şey koruculuğu kaldırmak, barışla ilgili konuşmaları başlatmaktır. Çünkü Hüseyin Yayman Bey burada değil, kendisinin de yaptığı bir çalışmada ben inceledim, geçmişten bugüne kadar birçok sivil toplum örgütü, demokratik kitle örgütü, siyasi partiler, üniversitelerin çalışmaları, Kürt meselesinde çalışmış birçok kurum Kürt meselesinin çözümü konusunda, barış konusunda ikinci, üçüncü başlıkta söyledikleri şey koruculuğun kaldırılması. Avrupa Birliğiyle ilgili gelişmelerde yapılan ne? Avrupa Birliğinin Türkiye’yle ilgili birçok önerisinde koruculuğun kaldırılması.

Peki, bu koruculuk ne oldu? İlk çıktığında dediler ki “Korucu olacaksınız.” insanlar “Olmuyoruz.” dediklerinde “Köyü boşalttın.” dediler. Daha sonra ne oldu? Korucu olanlar diğer köyleri boşaltmaya kalktılar ve insanlar köylerini terk etmek zorunda kaldılar. Nitekim, öyle olaylar oldu ki korucuların boşalttığı köylere insanlar döndüğünde –zorunlu göç sonrası- tarlalarına el koymuşlardı, bahçelerine el koymuşlardı, mallarına mülklerine el koymuşlardı.  

Ben Bismil Salat doğumluyum. “Cağde” diye bir köy var. Köylüler mahkeme açtılar, davayı kazandılar, tarlalarına döneceklerdi, tarlalarına jandarmayla beraber döndüler; Jandarma köyden çıktığı gibi köyde 6 kişi yaşamını yitirdi çünkü tarlalarına el koymuşlardı, korucular tarlalarına tekrar el koymuştu.

Arkadaşlar, öyle bir sisteme dönüşmüş ki… Dün değil, önceki gün biz burada konuştuğumuzda dedik ki: Kayıp silahlar var. Kayıp silahların nerede olduğunun çıkması için… Ne oldu? Reddedildi. Mardin’in Derik ilçesinde -bugün saat 11.00’de düştü- korucuların tarlada sakladığı Kaleşnikof, G1, M3, Bixi, tabanca, mavzer gibi silahlar ortaya çıktı. Koruculuk bugün artık sistematik olarak kötü olaylara dönüşmüş. Biz bunları ele almadığımız sürece, bunları dikkate almadığımız sürece hiçbir ilerlemeyi sağlayamayız, barıştan da giderek uzaklaşmış oluruz.

Asıl yapılması gereken… Bugüne kadar, evet, koruculuk sistemi var ama halkın huzurunda da birçok kişiye sorduğunuzda ve nitekim, hatta koruculara sorduğunuzda meşru değil, korucular da artık bu işten bıkmışlar. Öyle bir hâle geldik ki köyünde, bağında bostanında, bahçesinde, tarlasında çalışanları üretimden kopardınız ve Kürt’ü Kürt’e düşman etmeye, köylüyü köylüye düşman etmeye, akrabayı akrabaya düşman etmeye dönüştü. Bir an önce bunun kaldırılması lazım ve kaldırıldığı gibi barış meselesiyle ilgili görüşmelerin yapılması lazım. Bunu sadece muhalefetteki siyasi partiler mi söylüyor? Hayır. Terörle Mücadele Yüksek Kurulu vardı. Burada genelde Terörle Mücadele Yüksek Kurulunun yöneticileri kimdi? Başbakan yardımcılarıydı; Bülent Arınç, Cemil Çiçek, Beşir Atalay gibi birçok kişi yer aldı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

NECDET İPEKYÜZ (Devamla) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

NECDET İPEKYÜZ (Devamla) – MİT Müsteşarından İçişleri Bakanına kadar birçok kurum yetkilisi yer alıyordu, Millî Güvenlik Kurulu temsilcileri de yer alıyordu. Ben inceledim; tutun Bülent Arınç’tan, Cemil Çiçek’ten, Beşir Atalay’a, hepsi “Bu geçicidir. Koruculuğun kaldırılması…” demiş, koruculuğun kaldırılmasını talep etmişler.

Şimdiki Cumhurbaşkanı, Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan “Koruculuğu yavaş yavaş, kademe kademe kaldıracağız, artık bu işe nokta koyacağız.” Akil insanlar oluştu, “Koruculuğu kaldıracağız.” dediler. Birçok kurum, birçok üniversite çalışması, rapor bunu söyledi ama gel gör ki bugün kalıcı hâle dönüştürmüşsünüz. Hani diyebilirsiniz ki: “Kaldırıyorsunuz, ne yapalım?” Tarımda çalıştırın, hayvancılıkta çalıştırın, başka koşullarda çalıştırın, buna yönelmeniz lazım. Bunu yapmadığınız sürece asgari ücretin üstüne çıkarmak ne koruculara çözümdür, ne Kürt meselesine çözümdür, ne de Türkiye’nin demokratikleşmesine çözümdür. Barış için bu koruculuk sisteminin tümüyle kaldırılması lazım.

Hepinize saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına(x)

Görüşülmekte olan Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 1’inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

MADDE l- 18/3/1924 tarihli ve 442 sayılı Köy Kanununun 74 üncü maddesi aşağıdaki şekilde yeniden düzenlenmiştir.

"MADDE 74 – Köy muhtarı ve ihtiyar meclisi mahsul zamanlarında çapulcular ve eşkiya türemiş ise yağmadan köy halkını korumak için köylünün eli silah tutanlarından lüzumu kadarını gönüllü güvenlik korucusu ayırarak bunların isimlerini bir kağıda yazıp kaymakama götürür. Kaymakamın müsaadesi olursa bu gönüllü güvenlik korucuları asıl korucularla beraber yağmacılara ve eşkiyaya karşı köy ve köylüyü korurlar.

      Köy Korucuları için aşağıdaki hükümler uygulanacaktır;

1. Köy sınırı içinde herkesin ırzım, canını ve malını korumak için köy korucuları bulundurulur.

2. Her köyde en aşağı bir korucu bulunur. Nüfusu binden yukarı köylerde her beş yüz kişiye bir korucu daha tutulur.

3. Korucular ihtiyar meclisi tarafından tutulur ve köy muhtarının vereceği haber üzerine kaymakamın buyurultusu ile işe başlar.

 4. Korucuların 22 yaşından küçük ve altmış yaşından büyük olmaması ve bir cürüm ile cezalandırılmamış ve iyi huylu tanınmış bulunması ve herkesle kavga çıkarmak, sarhoşluk gibi huysuzlukları olmaması şarttır.

5. Korucular köy muhtarının emri altındadır. Resmi işlerde onun her emrim tutmağa mecburdur.

6. Kendilerine karşı gelenler jandarmaya karşı gelmiş gibi ceza görürler. Korucular silahlıdırlar ve vazifesini yaparken kendisine saldıran ve hayatını tehlikeye koyan kimselere karşı hayatını korumak için mecburi olursa, vazifesini yaparken ahaliden bir kimsenin can veya ırz tehlikesi altında kaldığını görür ve onu kurtarmak için başka bir çare bulamaz da bunalırsa, Cürmü meşhutta (yani yapılırken veyahut yapıldıktan sonra henüz izi meydanda iken) bir cinayetin failini yahut maznun bir şahsı yakalamak istediği halde o kimse silahla karşı korsa, Tutulan bir cani kaçar ve “dur” emrini dinlemez ve onu tekrar yakalamak için silah kullanmaktan başka çare bulunmazsa, Eşkıya takibi sırasında yatak olan yerlerden şüpheli bir adam çıkar ve korucunun "dur" emrine itaat etmeyip kaçarsa silahlarını kullanabilirler.

Cumhurbaşkanınca tespit edilecek illerde; olağanüstü hal ilanını gerektiren sebeplere ve şiddet hareketlerine ait ciddi belirtilerin köyde veya çevrede ortaya çıkması veya her ne sebeple olursa olsun köylünün canına ve malına tecavüz hareketlerinin artması hallerinde, valinin teklifi ve İçişleri Bakanının onayı ile yeteri kadar güvenlik korucusu görevlendirilmesi kararlaştırılabilir. Bu şekilde görevlendirilecek güvenlik korucusu sayısı 45.000 kişiyi geçemez. Cumhurbaşkanı bu sayıyı yüzde elliye kadar artırmaya yetkilidir. Görevlendirmeyi gerektiren hallerin ortadan kalkması durumunda veya idarî zaruret hallerinde görevlendirmeye

ilişkin aynı usûl uygulanmak suretiyle güvenlik korucusu olarak yapılan görevlendirmelere son verilebilir. Güvenlik korucularından 55 yaşını dolduranların görevleriyle ilişikleri kesilir.

Güvenlik korucularının görev alanı, görevli oldukları köyün hudutları içinde kalan alandır. Gerektiğinde vali veya kaymakam onayı ile güvenlik korucularının görev alanları, geçici ve süresi belirli olarak köy hudutları dışına genişletilebilir ve görev yerleri değiştirilebilir. Güvenlik korucuları diğer bir ilin valisinin talebi üzerine, istihdam edildikleri ilin valisinin onayı ile geçici ve süresi belirli olarak iller arasında görevlendirilebilir. Bu durumda, güvenlik korucusunun harcırahı görevlendirildiği valilik tarafından ödenir.

Köy Korucuları ve Güvenlik Korucularının görevde bulundukları süre içinde yaralanmaları, engelli hâle gelmeleri veya ölümleri halinde "2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun” hükümleri uygulanır.”

 

       Mehmet Metanet Çulhaoğlu                    Aydın Adnan Sezgin                             Fahrettin Yokuş

                       Adana                                                Aydın                                                Konya

                   Ayhan Erel                                       Behiç Çelik                                 Arslan Kabukcuoğlu

                      Aksaray                                             Mersin                                             Eskişehir

BAŞKAN – Okuttuğum önerge 500 kelimeyi geçtiğinden İç Tüzük’ün 87’nci maddesi gereği önergenin özeti okundu, önergenin tamamı tutanağa eklenecektir. Bu açıklama bugün 500 kelimeyi geçen tüm önergeler için geçerli olacaktır.

Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Mersin Milletvekili Sayın Behiç Çelik.

Buyurunuz Sayın Çelik. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BEHİÇ ÇELİK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Mersin Aydıncık Pembecik’te ve yurdun birçok yerinde meydana gelen orman yangınları canımızı acıtmıştır. Temennimiz kısa sürede bu yangınların söndürülmesidir.

Ayrıca, Rize’deki sel felaketinden dolayı Rize halkına geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz, kayıplarımıza da Allah’tan rahmet diliyoruz.

Değerli arkadaşlar, bu madde asgari ücret altında kalan güvenlik korucularının maaşının asgari ücret düzeyine çıkarılmasına ilişkindir. Bu iyi bir uygulama mıdır? Elbette iyidir ama fazlası olmalıdır, devamı getirilmelidir.

Önce güvenlik korucularının kim olduklarına bakalım. Bir kere, önce “geçici köy korucusu" olarak tanımlanan bu grubun, “gönüllü korucu” grubunun “gönüllü güvenlik korucusu” yapılarak “güvenlik korucusu” adı altında görev yapması 7070 sayılı Yasa’nın 8’inci maddesiyle kesinleşmiştir. Değerli arkadaşlar, 442 sayılı Köy Kanunu’nun 74’üncü maddesine ek olarak düzenlenen 2330 sayılı Nakdi Tazminat Kanunu hükümlerinin de ayrıca uygulanacağı ifade edilmektedir. Bu hükmün güvenlik korucuları için iyi işletilmesi, başkaca temel mali haklar yönünden takviye edilmesi şarttır.

Değerli milletvekilleri, son zamanlarda Korucular Daire Başkanlığının kurulması, 27 bin civarında güvenlik korucusu alınması, gönüllü güvenlik korucularıyla birlikte sayının 75 bine ulaşması sevindiricidir. Ancak İçişleri Bakanlığının koruculukla ilgili açıklaması; telefon dağıtmak, harç muafiyeti, giyim standardı, harcırah hakkının tanınmış olması gibi… Allah aşkına, bunlar güvenlik korucularının asli meseleleri midir? Tabii ki değildir.

Şimdi, güvenlik korucularının asli meselelerine değinelim. Biz İYİ Parti olarak güvenlik korucularımıza; bir, gazi güvenlik korucularımıza devlet övünç madalyası verilmesi; iki, 442 sayılı Köy Kanunu yerine güvenlik korucularının statülerini doğrudan tanımlayan güvenlik korucuları kanununun çıkarılması; üç, güvenlik korucuları maaşlarının asgari ücretin üzerine endekslenmesi; dört, tabi olunan 4/A sigortalılıktan 4/C sigorta statüsüne geçilmesi ve böylece tazminat ve kıdem tazminatına hak kazandırılması; beş, öncelikle güvenlik korucularının geriye dönük sigortalılıklarının yatırılması; altı, güvenlik korucularına daimî kadro verilmesi; yedi, aktif görevlerde ve operasyonlarda ilave ikramiye verilmesi; sekiz, istihkakların kesintiye uğramadan yerine getirilmesi…

Değerli milletvekilleri, AKP tüm millî meselelere karşı şaşıdır, miyoptur. Millî güvenliğin esası millî duruştur, omurgalı olmaktır. Son yirmi yıla baktığımızda nasıl savrulunduğu da ortadadır. FET֒yle iş tutanlar, Türkiye Cumhuriyeti’nin çivisini çıkaranlar; PKK’yla İmralı’da, Oslo’da, Habur’da, Kobani’de iş birliği yapanlar; PKK/KCK’nın 12 şehirde öz yönetim ilan etmesine rıza gösterenler; çadır mahkemeler, sözde adli, asayiş birimleri kurulmasına onay verenler; güvenlik güçlerinin elini kolunu bağlayanlar, sözde akil adamlar rezaletini ortaya çıkaranlar, hayata geçirenler ne FET֒ye ne de PKK’ya karşı asla çözüm üretemezler.

Değerli milletvekilleri, 2015 yılından sonra PKK/KCK’ya karşı mücadele kararı alan iktidar, bir yıl sonra, koynunda büyüttüğü FET֒nün darbe teşebbüsünden sonra onlara karşı da mücadele etmek zorunda kalmıştır. Bu kafa yapısı elbette milletimize ve devletimize çok pahalıya mal olmuştur. Hâlâ, bu gaflet ve hıyanetin faturasını ödemekteyiz.

Değerli arkadaşlar, millet ve devlet bekasının önemli bir unsuru olan güvenlik korucularımız büyük sıkıntılar ve ızdıraplar yaşamıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

BEHİÇ ÇELİK (Devamla) – Zaman zaman yanlış değerlendirmelerle gözden düşürülmeye çalışılan bu kardeşlerimiz tüm imkânsızlıklara rağmen ağır bedeller ödemeyi göze almıştır. Onların nasıl mücadele ettiklerini, şehitlik mertebesine nasıl ulaştıklarını bölgede bizzat yaşamadan da anlamak mümkün değildir. Kahraman Türk ordusuyla, kahraman güvenlik güçlerimizle beraber insan gücünün fevkinde işler yapan bu cesurlar her türlü takdirin üzerindedir. Bu vesileyle, aziz şehitlerimizi, bilhassa güvenlik korucusu şehitlerimizi, ebediyete intikal eden yakınlarını rahmetle anıyorum; gazilerimize Rabb’imden şifa diliyorum. Biz Türkiye’mize, kutsal değerlerimize hizmet eden herkesi başımıza taç yaparız. Güvenlik korucularımız da başımızın tacıdır.

Son olarak, bu vesileyle, yaklaşan Kurban Bayramı’mızı, aziz milletimizin Kurban Bayramı’nı kutluyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 277 sıra sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 1’inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

 

“MADDE 1- 18/3/1924 tarihli ve 442 sayılı Köy Kanununun 74 üncü maddesinin altıncı fıkrasına ikinci cümlesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki cümle ilave edilmiştir.

“Bu ücret ile 27/6/1989 tarihli ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 28 inci maddesinin (B) fıkrası kapsamında ödenen ek tazminat toplamının, içinde bulunulan yılın Ocak ayına ilişkin net asgari ücret tutarının (sadece kendisi için asgari geçim indirimi uygulanan) altında kalması halinde aradaki fark, ücret için öngörülen usul ve esaslar çerçevesinde tazminat olarak ayrıca ödenir.””

             Mehmet Bekaroğlu                           İlhami Özcan Aygun                                  Cavit Arı

                      İstanbul                                            Tekirdağ                                             Antalya

        Mustafa Sezgin Tanrıkulu                      Kamil Okyay Sındır                        Mehmet Akif Hamzaçebi

                      İstanbul                                              İzmir                                               İstanbul

                 Alpay Antmen

                       Mersin

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen İstanbul Milletvekili Sayın Mustafa Sezgin Tanrıkulu.

Buyurunuz Sayın Tanrıkulu. (CHP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Evet, torba yasa teklifini görüşüyoruz yani daha doğrusu, OHAL yasa teklifi. Bununla ilgili olarak da 1’inci maddesi koruculuk.

Değerli arkadaşlar, şunu öncelikle ifade edeyim: Yani, sonuç itibarıyla, eğer bu madde bu şekilde geçecekse yetersizdir, eksiktir; ücretin devlet memurlarına eşitlenmesi lazım ve ocak ayından itibaren de bir tazminat ödenmesi lazım ama bize göre mesele bu değil yani böyle olsa bile mesele bu değil.

Şimdi, siyasi partiniz 2002 yılında Türkiye’de iktidar olduğunda Türkiye'ye barış vaat etmiştiniz, Türkiye'de şiddeti, terörü sonlandıracağınızı beyan etmiştiniz ve Türkiye'nin Kürt meselesini de çözeceğinizi ifade etmiştiniz. 1984 yılında bu yasa çıktığı zaman, o zaman da karşı çıkmıştık, o zaman da karşı çıkmıştık. Neden karşı çıkmıştık? Şunu ifade edeyim: Şimdi, güvenlik korucularının veya köy korucularının ifade ettiği görev nedir? Güvenlik hizmetidir. Güvenlik hizmeti, devletin asli bir görevi değil mi? Tıpkı, eğitim gibi, sağlık gibi. Peki, Anayasa'nın 128’inci maddesi ne söyler? Aynı şekilde şunu söyler: “Kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle yürütülür.” der. Dolayısıyla, güvenlik gibi bir hizmetin devletin asli memuru olmayan koruyucular eliyle yürütülmesi mümkün değil; olaya bu şekilde bakacaksınız. Anayasa, bunu söylüyor ama siz, eksen değiştirdiğiniz için yani barış odaklı politikalardan, Türkiye'de çözüm odaklı politikalardan, savaş odaklı, güvenlik odaklı politikalara geldiğiniz için şimdi bizim karşımıza bununla geliyorsunuz. Dolayısıyla, yapmamız gereken şudur: Türkiye'de Kürt meselesini çözmektir, Türkiye'de barış odaklı siyaset izlemektir, Türkiye'de köylerde koruculuğun olmadığı bir sistemi yaratmaktır, bir barışı yaratmaktır, bir düzeni yaratmaktır. Bizim karşımıza bununla gelmeyin. Gelin, hep beraber Türkiye'de barışı sağlayalım. Köy korucularının köyde ellerinde silahla dolaşacağı bir ortam değil, onların, ormanda ormanı koruyacağı, tarımı genişleteceği, merayı koruyacağı ve köyü koruyacağı, köyün güzelleşeceğini işler yapacağı bir hizmeti sunalım. Ama siz, şimdi, bakın, geldiğimiz yerde, yirmi yıl sonra güvenlik odaklı politikalarla karşımıza geliyorsunuz. Yirmi yıl önce, yirmi yıl önce, gerçekten, vicdanınıza sesleniyorum: Bu şekilde mi iktidara gelmiştiniz? Yirmi yıl önce bu meseleyi çözecektiniz, bunlara ihtiyaç kalmayacaktı.

Bakın, buradaki arkadaşların bir kısmı hatırlamaz ama şunu ifade edeyim: Bakın, 2015 tarihli koruculukla ilgili olarak CHP Grubunun verdiği, benim imzamla ve arkadaşımızın imzasıyla verdiği yasa teklifi. 2015 tarihli burada, bakın, 2015 tarihli. Şunu söyledik biz; parti programımızda var: Biz koruculuğu kaldıracağız ama korucuların bütün özlük haklarını koruyacağız, emeklilik haklarını koruyacağız, emeklilik hakkı gelmeyenleri mutlaka bir kamu hizmetinde çalıştıracağız, çocuklarına mutlaka istihdam sağlayacağız mutlaka ama devletin güvenlik hizmetlerini asli memurları eliyle yürüteceğiz. Ama, şimdi, siz ne yaptınız? Tıpkı diğer hizmetler gibi, güvenlik hizmetlerini ihale ettiniz. Kime? Paramiliter güçlere; SADAT’a, bilmem neye, sağa sola. Şimdi, karşımıza bu yasa teklifiyle gelmişsiniz. Geldiğiniz nokta bir çıkmazdır. Bakın, bütün koruculara ben buradan sesleniyorum: 74 bin korucu var, 74 bin. Onların bütün güvencesi biziz çünkü Türkiye'de barışı biz sağlayacağız, onları barış ortamında devletin asli memurları hâline getireceğiz ama güvenlik memuru olarak değil, köylerinde -dediğim gibi- çevreyi koruyan asli memurlar hâline getireceğiz; sizin gibi, onları gerçekten güvenlik hizmetine sokmayacağız; onları ölüme göndermeyeceğiz, yaşatacağız.

Değerli arkadaşlar, eğer bunu bu şekilde geçirecekseniz bizim önerimiz şudur: Ocak ayından itibaren koruculara ek tazminat verelim, onları bu ücretlerle ölüme mahkûm etmeyelim, en az memurların aldığı ücret kadar ücret ödeyelim. Ama asıl yapmamız gereken, Türkiye'de barışı sağlamaktır ve Türkiye'de köy korucularına gerek olmayan bir barış ortamını sağlamaktır.

 

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) - Hepinize teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir. 

1’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 1’inci madde kabul edilmiştir.

2’nci madde üzerinde 3 önerge vardır. Önergeleri aykırılık sıralarına göre işleme alacağım.

İlk önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına(x)

Görüşülmekte olan Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 2’nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.  

MADDE 2- 11/4/1928 tarihli ve 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.

"GEÇİCİ MADDE- 14-31/12/2011 ila 23/11/2015 tarihleri arasında diş protez laboratuvarlarında diş protez teknisyenleri ve diş protez teknikerlerine ait iş ve işlemlerde yardımcı olmak üzere, Sağlık Bakanlığı ve Milli Eğitim Bakanlığı arasında düzenlenmiş olan protokol kapsamında eğitim almış olanlar diş protez laboratuvar sahibi ve mesul müdürü olmamak üzere, yardımcı personel olarak çalışabilir. Bu maddenin uygulamasına ilişkin usul ve esaslar Sağlık Bakanlığınca belirlenir. Bu personelin çalışacağı yerlerde şu hususlara dikkat edilir;

A) Çok Amaçlı Diş Protez Laboratuvarı :

Diş protez laboratuvarı; diş hekimi eliyle hastadan elde edilen ölçü, model ve kayıtlar üzerinde meslek bilgisinin gerektirdiği kurallara bağlı kalarak ve diş hekiminin vereceği bilgilerle istekler de dikkate alınarak, ağız protezleri, çene-yüz protezleri, ortodontik aygıtlar yapmak ve gerektiğinde yapılmış protezlerle, aygıtları onarmak işlemleri ile görevli diş protez teknisyenliğinin hizmet alanına giren işlerin yapıldığı laboratuvar olup; asgari 60 metrekare olan yerlerde kurulur.

Bu laboratuvarlarda bulunacak üniteler ve asgari araç ve gereçler şunlardır:

1) Modelasyon Ünitesi :

a)        Ölçüm aleti (Paralometre)

b)        Yeterli sayıda bütan gaz veya havagazı beki (çalışma masasına bakır boru ile çekilen tesisat, emniyet vanası ile tespit edilir)

c)        Çalışma masası (kişi başına 110 x 60 cm. ebadında)

2) Dublikasyon ünitesi :

a)        Eritme ünitesi (elektrikli veya manuel)

b)        Dublikasyon kalıpları

3) Alçı ve Rövetman Ünitesi :

a)        Alçı kesme motoru

b)        Vibratör

c)        Alçı ve rövetman hazneleri

d)        Çökertmeli lavabo

4) Döküm Ünitesi :

a)        Ön ısıtma fırını (elektrikli veya gazlı )

b)        Şalome

c)        Döküm makinası (Endüksiyon, mekanik, elektrikli veya vakumlu)

d)        Kaynak cihazı

e)        Aspiratör

5) Akril Hazırlama Ünitesi :

a)        Kaynatma ünitesi

b)        Basınçlı polimerizasyon ünitesi

c)        Pres (Hidrolik veya mekanik)

d)        Mufla açma ve mum eritme düzeneği (Tercihen basınçlı sıcak su spreyli)

e)        Yeterli sayıda mufla veya brit

6) Tesviye ve Polisaj Ünitesi :

a)        Kumlama cihazı

b)        Tesviye motoru (Korumalı)

c)        Elektroliz Cihazı

d)        Polisaj motoru (Korumalı)

e)        Vakumlu toz emicili çalışma masası (kişi başına 110 x 60 cm. ebadında)

f)         Kompresör

g)        Filtrasyon ve havalandırma

7) Porselen Ünitesi :

a)        Porselen fırını

b)        Porselen özel spatül ve fırçası

c)        Pindeks

d)        Kumlama cihazı

e)        Ultrasonik temizleyici veya buhar cihazı

f)         Mikromotor

g)        Vakumlu toz emici çalışma masası (kişi başına 110 x 60 cm. ebadında)

h)        Kompresör

B) Diş Protez Metal Döküm Laboratuvarı:

Ağız içi protezlerinin metal alt yapılarının hazırlandığı laboratuvar olup asgari 40 metrekare olan yerlerde kurulur.

Bu laboratuvarlarda bulunacak üniteler ve asgari araç ve gereçler şunlardır:

1) Modelasyon Ünitesi :

a)        Ölçüm aleti (Paralometre)

b)        Yeterli sayıda bütan gaz veya havagazı beki (çalışma masasına bakır boru ile çekilen tesisat, emniyet vanası ile tespit edilir )

c)        Çalışma masası (kişi başına 110 x 60 cm. ebadında)

2) Dublikasyon ünitesi :

a)        Eritme ünitesi (elektrikli veya manuel )

b)        Dublikasyon kalıpları

3) Alçı ve Rövetman Ünitesi :

a)        Alçı kesme motoru

b)        Vibratör

c)        Alçı ve rövetman hazneleri

d)        Çökertmeli lavabo”

 

                    Ayhan Erel                                 Arslan Kabukcuoğlu                              Fahrettin Yokuş

                      Aksaray                                            Eskişehir                                             Konya

            Ahmet Kâmil Erozan                     Mehmet Metanet Çulhaoğlu

                       Bursa                                                Adana

 

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ BEKİR KUVVET ERİM (Aydın) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Adana Milletvekili Sayın Mehmet Metanet Çulhaoğlu.

Buyurunuz Sayın Çulhaoğlu. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

MEHMET METANET ÇULHAOĞLU (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 277 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 2’nci maddesi üzerine İYİ Parti grubunun görüşlerini ifade etmek üzere söz aldım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlarım.

Değerli arkadaşlarım, bir hekim olarak bugün sizlere hayatınızın her döneminde bire bir karşılaştığınız ve hayatlarınızı emanet ettiğiniz hekimlerin en büyük yardımcıları olan, daha ortaöğretim çağlarında, 16-17 yaşlarında sağlık kuruluşlarında mesleğini yapmaya başlayan yardımcı sağlık personellerinin sorunları hakkında bilgi aktarmak istiyorum: Ülkemizde sağlık konusu “Herkes sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir.” ifadesiyle Anayasa’mızda yer almıştır. Yardımcı sağlık personeli kardeşlerimiz hafta sonu, gece gündüz, bayram tatili demeden görev yapan nöbet tutanlardır yani kim bunlar? Sağlık memurundan, ebesine, hemşirelerinden, teknisyenlerine, teknikerlerden, perfüzyoniste, konuşma terapistinden, paramediğine, diş teknisyeni ve teknikerine kadar yardımcı sağlık personellerinden bahsediyorum. Bu kardeşlerimiz sağlık kuruluşlarında her an yanı başımızda görev yapmalarının yanında çalışanların sağlık eğitimlerinde görev almaktalar; çalışma alanında genel hijyen şartlarını denetlemekteler, iş sağlığı ve güvenliği alanında planlama yapmaktalar, iş sağlığı ve güvenliğini değerlendirmek, takip etmek ve gerekli yönlendirmesini sağlamaktadırlar.

Ayrıca veri toplamak, gerekli kayıtları tutmak gibi görevleri de vardır. Sadece pandemi dönemindeki başarıları bir gösterge değildir. Bu meslek mensupları her zaman olağanüstü gayretleriyle her türlü övgüye layık olduklarını hep bize göstermişlerdir. İşte, bunların uygulanmasında ve tatbik edilmesinde biz hekimlerin en büyük yardımcıları olan bu meslek gruplarına mensup arkadaşlarımız ne yazık ki tam olarak haklarını alamamakta ve bir sürü sorun içerisinde görev yapma durumunda bırakılmaktadırlar. Bu böyle olmamalıdır değerli arkadaşlarım, insanların hayatlarını emanet ettiği bu meslek mensupları mesai saatlerinde işlerinden başka bir şey düşünmemeli ve tüm dikkatlerini işlerine vermelidirler. Yanlış sağlık politikaları ile iş yerlerindeki yemeklerinin kalitesizliği ve yetersizliği ile fazla çalıştırılmakla, ücretlerinin azlığıyla uğraştırılmamalıdır. Bu kardeşlerimiz için söz verdiklerinizi yerine getirmeniz bile yeterlidir. Nerede kaldı hemşirelerimizin 3600 ek göstergesi? Söz verileli epeyce zaman geçti, beklenti içerisine soktuğunuz bu kardeşlerimizin hak ettiklerini verme zamanı daha gelmedi mi?

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bunların yanında bir de sağlığın 39 branşından mezun olmuş, atama bekleyen ve bugün sayıları 600 bini geçmiş sağlık bölümleri mezunu gençlerimizin durumları vardır. Her yerde plansızca açılan sağlık meslek okullarında hâlen okuyan on binlerce öğrenci var. Bu okulların eğitim kalitesinin de sürekli düştüğünü söylemek yanlış olmaz. Yazık değil mi? Milli Eğitim Bakanına sormak isterim: İhtiyaç yoksa bu kadar okul neden açıldı? Bunlara bugüne kadar göz yumulduysa da bugün niye hâlâ açılmasına göz yumuyor hatta teşvik ediyorsunuz? Bu kadar sağlık çalışanı iş yükü altında ezilirken OECD ortalamalarının çok altında hemşire, ebe, sağlık profesyoneli sayısıyla çalışılırken bu gençleri neden evlerinde oturturlar? Neden Sağlık Bakanlığı eksik kadroları tamamlamaz, sorarım. Sağlık Bakanlığının yaptığı atamalar çok eksik ve yetersiz değil mi? Bunlar, işsiz kalmak için mi bu okulları bitirdiler? Yazılı ve görsel basında sürekli sağlık teknisyeni, teknikeri bölümü mezunu gençlerimizin feveranlarını görmekteyiz. “Pandemi döneminde bile bu iktidar bizi görmüyor, ülkemizin en çok ihtiyaç duyduğu günlerde bile bizim katkımızı göz ardı ediyor.” demekteler. Bunlardan acil olarak hemşire, radyoloji, ilk ve acil yardım bölümleri mezunları, diş teknisyeni ve teknikerleri, paramedik bölüm mezunlarından bir bölümü fakatsız, lakinsiz, istisnasız işe başlatılmalı; hastanelerimizde görev yapan sağlık emekçilerimiz bir nebze olsun rahatlatılmalıdır. Çok geç kalınmış değildir, hâlen bu bölümde çok acil ihtiyaç duyulmaktadır.

AK PARTİ iktidarını aklıselime davet ediyor, bir an önce bu kardeşlerimizin işe başlatılması ve hâlihazırda çalışanların iş yükünün hafifletilmesi gerekmektedir diyor, yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 277 sıra sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 2’nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

MADDE 2- 11/4/1928 tarihli ve 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San’atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanuna aşağıdaki geçici madde ilave edilmiştir.

“GEÇİCİ MADDE 14- 31/12/2011 ilâ 23/11/2015 tarihleri arasında diş protez laboratuvarlarında diş protez teknisyenleri ve diş protez teknikerlerine ait iş ve işlemlerde yardımcı olmak üzere, Sağlık Bakanlığı ve Milli Eğitim Bakanlığı arasında düzenlenmiş olan protokol kapsamında eğitim almış olanlar diş protez laboratuvar sahibi ve mesul müdürü olmamak üzere, yardımcı personel olarak çalışabilir. Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Sağlık Bakanlığınca belirlenir.”

             Mehmet Bekaroğlu                                    Cavit Arı                                   Kamil Okyay Sındır

                      İstanbul                                             Antalya                                               İzmir

         Mehmet Akif Hamzaçebi                           Alpay Antmen                               İlhami Özcan Aygun

                      İstanbul                                             Mersin                                              Tekirdağ

         Mustafa Sezgin Tanrıkulu

                      İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ BEKİR KUVVET ERİM (Aydın) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen İzmir Milletvekili Sayın Kamil Okyay Sındır.

Buyurun Sayın Sındır. (CHP sıralarından alkışlar)

KAMİL OKYAY SINDIR (İzmir) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

2’nci madde üzerinde söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, 2’nci maddede diş protez laboratuvarlarında diş protez teknisyenleri ve diş protez teknikerlerine ait iş ve işlemlerde yardımcı olmak üzere -diyoruz- Sağlık Bakanlığı ve Millî Eğitim Bakanlığı arasında düzenlenmiş protokol kapsamında kurslarda eğitim almış olanların, diş protez laboratuvar sahibi ve mesul müdürü olmamak üzere yardımcı personel olarak çalışabilmesine olanak sağlanıyor. İlk bakışta ne güzel, eğitim veriliyor, protokol yapılmış; o kişiler de o imkânları, o iş ve işlemleri yapabilecek yardımcı eleman olarak ama bu düzenlemeye baktık, sorduk, Türk Dişhekimleri Birliğinin bilgisi var mı? Yok. Diş teknisyenleri derneklerinin bilgisi var mı? Yok. Onların oluru alınmış mı? Hayır. Dolayısıyla, bir yandan 6.100 kişiyi ilgilendiren bu düzenlemeyle iyi bir şey yapıyoruz derken aslında belli bir kesimin de olumsuz olarak etkilenme olasılığını göz ardı etmişiz; tabii, bu da komisyon çalışmaları ve yasama kalitesi açısından pek kabul edilebilir bir şey değil.

Aslında torba kanun eleştirisini hep yapıyoruz ama benim çok temelde söylemek istediğim şey, bu torba kanun, bu temel kanun benim irademe ipotek koyuyor değerli arkadaşlar. Ben bu 26 maddelik teklifin bazı maddelerine olumlu ve “evet” oyu verebilecekken kanunun tümünün oylanması nedeniyle o maddelere de olumsuz oy vermek durumunda bırakıyorsunuz bir milletvekili olarak beni. Bu da yasamanın kalitesinin nasıl olumsuz etkileneceğini ortaya koyuyor.

Değerli arkadaşlar, kanun teklifinin maddeleri arasında bir tanesi var ki bu ihdas maddesiydi, sıra sayısında 16’ncı madde olarak geldi, işverene günlük 2,5 lirayla aylık 75 lira asgari ücret desteğinin verilmesini düzenleyen madde. Şimdi, bu da nereden? Bütçeden mi? Değil, İşsizlik Sigortası Fonu'ndan. Tabii, işverenin İşsizlik Sigortası Fonu'na verdiği prim desteğinin ne kadar olduğunu biliyor musunuz? İşçinin aldığı brüt ücretin yüzde 2’si kadar. Şöyle bir hesap yaptım: Asgari brüt ücret 3.577 lira, yüzde 2’si ne yapıyor arkadaşlar? 71 lira 54 kuruş yani işveren, asgari ücretli bir işçi için 71 lira 54 kuruş bu İşsizlik Sigortası Fonu’na katkı koyuyor. Peki, bu İşsizlik Sigortası Fonu'ndan ne kadar geri alıyor? 75 lira alacak bu yıl sonuna kadar, bu düzenlemeyle. Dolayısıyla, şunu söyleyebiliriz rahatlıkla: Asgari ücretli işçimiz, emekçimiz maalesef, ne yazık ki zavallı işvereni destekliyor, 75 lira kendi bütçesinden, Fon'undan işverene katkı koyuyor ki işverenden 71 lira gelirken Fon’a.

Şimdi, değerli arkadaşlar, bu maddenin dışında, bir başka konu TÜİK'le ilgili bir madde var idi ki bakın, soruyorum: Şu an itibarıyla Türkiye İstatistik Kurumu, özel bütçeli bir idare mi, genel bütçeli bir kamu idaresi mi, hangisi? Henüz kanun çıkmadı, genel bütçeli bir kamu idaresi statüsünde Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu içerisindeki yeri itibarıyla, konumu itibarıyla, cetveldeki yeri itibarıyla. Bakın, 76 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi, ne zaman çıktı bu? 30 Haziran 2021’de. Kararnameyle 4 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 598’inci maddesi değiştirilerek şöyle deniliyor: –30 Haziran yani geçen ay sonu itibarıyla bu kararname diyor ki– “Bu bölümün amacı, özel bütçeli, kamu tüzel kişiliğini haiz, Hazine ve Maliye Bakanlığı ile ilişkili Türkiye İstatistik Kurumunun kuruluş, görev ve yetkilerine ilişkin usul ve esasları düzenlemektir. Kurumun merkezi Ankara’dadır. Kurum kısaca “TÜİK” olarak adlandırılır.” Daha biz burada kanunla TÜİK’e özel bütçeli idare olma statüsünü vermemişken Cumhurbaşkanlığı bir kararnameyle TÜİK’i çoktan özel bütçeli idare konumuna zaten koymuş 30 Haziran 2021 tarihinde. Böyle bir düzenleme olabilir mi değerli arkadaşlar. Normlar hiyerarşisine aykırı bir kararnameyle kanunun üzerinde böyle bir yetkiyi nereden alıyorsun? Şimdi, biz aslında formalite yapıyoruz. O kararnameyle özel bütçeli olarak ilan edilmiş olan TÜİK’i özel bütçeli statüye getirmeye çalışıyoruz. O nedenle bu da yasamanın ne kadar kalitesiz, niteliksiz olduğunu gösteriyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Buyurun efendim.

KAMİL OKYAY SINDIR (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bir başka konumuz: Tabii, bu Köy Kanunu’yla ilgili de bir iki şey söylemek istiyorum -geçen maddeydi ama- bakın, “Köy kaldı mı?” diye sormak istiyorum size. Büyükşehir sınırları içerisinde köy tüzel kişiliği var mı? Yok. 442 sayılı Köy Kanunu -1924 yılında çıkmış- köylerdeki korucuları tanımlıyor, güvenlik korucularını. Evet, 6360 sayılı Kanun’la bu korucuların, aslında, bu düzenlemenin yeni şekliyle güvenlik korucularının da bu anlamda aynı usulle görevlendirilebileceği belirtilmiş ama usul ne peki? 442 diyor ki: “Korucular ihtiyar meclisi tarafından tutulur...” Mahallede ihtiyar meclisi mi var? Yok. Kendi içinde hukuk dışı bir uygulama yine almış başını gidiyor.  Böylesi düzenleme, böylesi bir kanun çalışması, yasama çalışması, faaliyeti olamaz diyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

 

Y O K L A M A

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

 

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Yoklama talebimiz var.

BAŞKAN – Yoklama talebi var.

Sayın Özel, Sayın Budak, Sayın Sümer, Sayın Hamzaçebi, Sayın Göker, Sayın Taşcıer, Sayın Şeker, Sayın Gaytancıoğlu, Sayın Sarıaslan, Sayın Tutdere, Sayın Şahin, Sayın Alban, Sayın Ünsal, Sayın Arık, Sayın Ünlü, Sayın Ceylan, Sayın Emre, Sayın Berberoğlu, Sayın Tarhan, Sayın Zeybek.

Yoklama için iki dakika süre veriyorum ve yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 277 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 2’nci maddesinde yer alan “aşağıdaki” ibaresinin “aşağıda bulunan” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Murat Sarısaç                                     Habip Eksik                             Abdullah Koç

     Van                                                   Iğdır                                         Ağrı

Ali Kenanoğlu                                    Garo Paylan                    Mahmut Celadet Gaydalı   

  İstanbul Diyarbakır                                Bitlis

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET YILMAZ – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Iğdır Milletvekili Sayın Habip Eksik.

Buyurun Sayın Eksik. (HDP sıralarından alkışlar)

HABİP EKSİK (Iğdır) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

AKP iktidarının yasa yapma şekli hakikaten artık Meclisi baypas etmeye dönüşmüş noktadadır. Bakın, ben Türkiye Büyük Millet Meclisinin Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonunun bir üyesiyim. Bugün itibarıyla bu komisyona sadece bir defa kanun teklifi gelmiştir, o da Sağlık Bakanlığı üzerinden gelmiştir. Aile ve Çalışma Bakanlıklarıyla ilgili bugüne kadar hiçbir şekilde komisyona teklif gelmemiştir. Hemen hemen hepsi Plan ve Bütçe Komisyonundan âdeta bu işin uzmanlarından kaçırılarak yürütülmüştür.

MEHMET GÖKER (Burdur) – Sayın Başkan, çok gürültü var.

İSMAİL TATLIOĞLU (Bursa) – Uğultu var Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Eksik, bir saniye.

Sayın milletvekilleri, lütfen sükûneti sağlarsak…

Buyurunuz Sayın Eksik.

HABİP EKSİK (Devamla) – Teşekkürler Sayın Başkan tekrardan.

Ve bu açıdan şu akla geliyor: AKP iktidarı komisyonlardaki kendi uzman olarak belirledikleri ve o komisyonların üyeleri olan kişilere de güvenmiyor demektir. O komisyonlarda gerçekten görev alan kişilerin hiçbirisine güvenmiyor, bu işi âdeta halktan ve Meclisten kaçırarak yapmaya çalışıyor.

İkincisi şöyle bir durum söz konusu: Kanun yaparken âdeta mahkemelerin karşı hamlelerini oluşturarak yapma yolunu seçiyor ve bu noktada da daha önce yargının karar verdiği konularla ilgili Meclisteki el çoğunluğunu kullanarak burada yargıyı baypas ediyor. Nitekim bu kanun teklifiyle ilgili gerçekten mağdur olan 6 bine yakın insan var ama bu insanların bugün mağdur olmasının temel sebebi YÖK’ün ve Millî Eğitim Bakanlığının sertifikalarla ümit tacirliği yapmasıdır. Âdeta her konuda, her alanda su gibi sertifika dağıtıyor, ümit tacirliği yapıyor, üç beş kuruş orada şey yapmak için insanların ümitlerini çalıyor. Bakın, bu noktada şöyle bir durum söz konusu: Siz sertifikaları çalışma alanını daha nitelikli hâle getirmek için vermeniz gerekirken çok iyi görüyoruz ki bu sertifikalarla AKP iktidarı kendine yakın kişileri işlere sokma ve aynı zamanda ümit tacirliği yapmakla insanları oyalama peşindedir, bu kanunda bu durum söz konusu. Danıştay aslında bu kanunu daha önce makul bir gerekçeyle iptal etmiş olmasına rağmen AKP iktidarı bugün bir tarafın mağduriyetini gidermek için başka bir tarafın mağdur edilmesine -yani diş protezi ve teknisyenlerini mağdur etme noktasında- sebep olduğunu söyleyebiliriz. Oysaki insanlara sertifikalar dağıtılırken -eğitimlerine- çalışma hayatlarında daha nitelikli işler yapmaları için verilmesi gerekirdi. Karşı hamle dedim çünkü Danıştayın verdiği karara karşı hamle oluşturdu. Biz bunu nereden biliyoruz? Bakın, burada, bu Mecliste yıllarca milletvekilliği yapmış olan ve bir partinin Eş Genel Başkanlığını yapan Sayın Demirtaş hakkında bir verdi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve AKP’nin Genel Başkanı şunu dedi: “Biz karşı hamlemizi yaparız.” Ben size Sayın Demirtaş’ın 4 Ekim 2016 tarihinde Mecliste grup toplantısında yaptığı bir konuşmayı hatırlatarak aslında, bu işi nasıl, karşı hamleyi nasıl alışkanlık haline getirdiğini ve OHAL’i de niçin süreklileştirmeye çalıştığını hatırlatayım. 4 Ekim 2016 tarihinde Sayın Demirtaş diyor ki: “‘Darbeyi eniştemden öğrendim.’ diyor, yalan söylüyor, külliyen yalan. Darbeden senden, benden, enişteden, MİT’ten önce haberi vardı. Darbenin istihbaratını alacaksın önceden, tedbirini alacaksın, 225 insanın yaşamını yitirecek, sırf sen kendi iktidarını sağlamlaştır diye bir darbe tehdidini önlemek yerine, harekete geçmelerini bekleyeceksin. Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük kumpasıyla karşı karşıyayız, darbe içinde darbe ile karşı karşıyayız. Bu hakikati herkes bu Meclis kulislerinde konuşuyor da bu kürsülerde konuşmaya cesaret edemiyor artık. Biz de konuşmasak kim konuşacak. Bu hakikatler hep sır olarak, kulis bilgisi olarak mı kalacak? Senin bilgin vardı madem neden 225 insanın ölümüne göz yumdun? Neden parlamentonun bombalanmasına göz yumdun? Neden darbe girişiminde bulunanları teşebbüs aşamasında içeri almadın?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz.

HABİP EKSİK (Devamla) – Hesabına geldi çünkü. Böyle olursa işte memleketi yıllarca OHAL’le, kanun hükmünde kararnameyle yürütürüz. Milletin canı pahasına ortaya koyduğu direnişi de sahiplenir, buradan alır, yıllarca memleketi götürürüz. Hesap bu. Bunu bozan, oyunu bozan, bunu teşhir eden tek parti biziz. Biz olduğumuz için de işi gücü bırakmış, bizle uğraşıyorlar.” Şimdi, anladınız mı değerli milletvekilleri, sevgili halkım; Demirtaş niçin içeride? Çünkü Demirtaş, darbe içinde darbe yapıldığını ve OHAL kanunlarının, OHAL gerekçelerinin süreklileştirileceğini buradan insanların, halkımızın kıskaca alınacağını önceden teşhir ettiği için işte öfkeyle, düşmanvari politikayla AKP iktidarı maalesef onu bugün rehin tutuyor. Bakın, Sayın Demirtaş bunları dedi ama AKP’nin Genel Başkanı ne demiş bakalım. Diyor ki: “Bu darbe Allah’ın bir lütfudur.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HABİP EKSİK (Devamla) – Sayın Başkan, fark ederseniz çok kalabalıktı, siz sesimi kestiniz o sırada. Bir dakika daha rica edersem.

BAŞKAN – Buyursunlar efendim.

HABİP EKSİK (Devamla) – Teşekkürler.

AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan diyor ki: “Bu darbe Allah’ın bir lütfu.” Kendisi için diyor. “Ne istediler de vermedik? 17 üniversitenin iznini verdim." diyor, kendisi diyor. İçişleri Bakanı diyor ki: “FETÖ mümtaz bir şahsiyettir.” “FET֒yle, Zekeriya Öz’le ilgili konuşulan iddialar ipe sapa gelmeyen iddialardır." diyor, televizyon ekranlarında söylüyor. Pennsylvania’ya gidip el pençe duranlar, başlarına fes geçirenler, başlarına örtü geçirenler aha bu sıralarda bile maalesef AKP’nin milletvekili olarak hâlâ duruyorlar ama bugün insanlarımızın haklarını, hukuklarını hukuksuz bir şekilde gasbetmek için OHAL kanunu bir yıl daha uzatılmak isteniyor. Niçin? Çünkü darbe içinde darbe gerçekleştirildi ve bugün Selahattin Demirtaş dâhil onlarca, yüzlerce, binlerce siyasetçi rehin tutuluyor. İnsanlarımız korkuyla âdeta esir tutulmaya çalışılıyor ve bu açıdan da halklarımıza diyoruz ki: İlk seçimde tokat vurun ki derslerini alsınlar.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Sayın Turan…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Gecenin bu saatinde usul ekonomisi gerekçesiyle söz talep etmeyeceğim ancak bu tarz konuşmaları defaatle yaptılar dün, bugün. Şunu demek isterim bu ülkenin evladı olarak, bırakın partileri bir tarafa, FETÖ darbe girişimi ile Meclisin aldığı yasal karar gereği oluşan olağanüstü hâli aynı kefeye koymak bile aslında kime hizmet ettiğinin en güzel göstergesi. Biz diyoruz ki: FET֒nün darbe girişimine karşı Meclis o gün çok dik durarak, gereğini yaparak olağanüstü hâli yasal faaliyet olarak hayata geçirdi. Eğer o olmasaydı ne olurdu, ben kamuoyunun takdirine bırakıyorum.

 Bu konuşmanın tümünü reddediyoruz. Şimdiye kadar çok cevap verdiğimden dolayı cevap vermiyorum Sayın Başkanım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HABİP EKSİK (Iğdır) – Sayın Başkan…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Bir şey demedim Sayın Başkanım, uzatmayalım lütfen.

BAŞKAN – Bir saniye efendim.

HABİP EKSİK (Iğdır) – Kayıtlara geçmesi açısından söylüyorum. FETÖ bir darbe girişiminde bulundu. Lanet bir şekilde 225 insanımızın katledilmesine sebep oldu.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – 251

HALİL ETYEMEZ (Konya) – Sen sayıyı da bilmiyorsun.

HABİP EKSİK (Iğdır) – Ama AKP iktidarı o dönem bu darbeyi önleyebilecekken önlemedi ve buradan da güç devşirdi. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Eksik.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Kimin ne devşirdiğini biliyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

2’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 2’nci madde kabul edilmiştir.

3’üncü madde üzerinde 3 önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

İlk önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 277 sıra sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 3’üncü maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

MADDE 3- 20/2/1930 tarihli ve 1567 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanunun mülga 4’üncü maddesi aşağıdaki şekilde yeniden düzenlenmiştir.

"MADDE 4 - Hazine ve Maliye Bakanlığı; bu Kanuna dayanılarak çıkarılan karar, yönetmelik, tebliğ ve diğer genel ve düzenleyici işlemler uyarınca başvurusu alınacak, düzenlenecek veya onaylanacak her türlü izin veya belge ile Bakanlık tarafından geliştirilen bilgi sistemlerinin sistem kullanıcılarına sunumu kapsamında, her bir başvuru, izin, belge veya sistem sunumu için bir mali yıl içerisinde altı milyon Türk lirasını geçmemek üzere yönetmelikte belirlenecek usul ve esaslar çerçevesinde ücret almaya yetkilidir. Söz konusu tutarlar her bir başvuru, izin, belge veya sistem sunumu için yayımlanacak Cumhurbaşkanlığı Kararında ayrı ayrı belirtilir. Bu tutar, her yıl bir önceki yıla ilişkin olarak 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununa göre tespit ve ilan edilen yeniden değerleme oranında artırılarak uygulanır."

    İlhami Özcan Aygun                          Cavit Arı                           Mehmet Bekaroğlu

            Tekirdağ                                   Antalya                                    İstanbul

    Kamil Okyay Sındır                       Alpay Antmen                         Sezgin Tanrıkulu

               İzmir                                       Mersin                                     İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) -Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen İzmir Milletvekili Sayın Kamil Okyay Sındır.

Buyurunuz Sayın Sındır. (CHP sıralarından alkışlar)

KAMİL OKYAY SINDIR (İzmir) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Evet, bu torba kanun -az önce de konuşmamda belirttim- 25 madde olarak gelmişti Komisyona, 1 madde eksildi, 2 madde ihdas oldu; 26 madde. Bunun içerisinde yaklaşık 19 kanun ve 2 kanun hükmünde kararnamede değişiklik var.

Aslında baktık şöyle bir, tali komisyon olarak Adalet Komisyonuna; Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonuna ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonuna gönderilmiş ama bu Komisyonlardan “Bizim herhangi bir görüşümüz yoktur.” diye yanıt gelmiş. Oysaki bu 19 kanun, 2 kanun hükmünde kararname içerisinde bu üç Komisyonu, hatta bunların dışında Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonunu ve Çevre Komisyonunu da ilgilendiren çok temel maddeler var ki mesela bunlardan bir tanesi ormanlarda hava ayrıştırma tesislerinin kurulmasına imkân veren bir durum. Yani Komisyona şöyle bir baktık değerli arkadaşlar, bu konuda kim yetkin, kim konuyu bilen birisi; kimse yok. Hani, iyi kötü biz kendi çapımızda bir şeyler söyleyebiliyoruz. Konunun uzmanı var mı? Yok. Teklifi sunan arkadaş biliyor mu? Bilmiyor milletvekili arkadaşlarımız. Konu, teknik bir konu. Hani, Bakanlıktan çağırdık da birileri geldi de bize bir şeyler anlattı ve o Komisyondan o madde öyle geçti.

Değerli arkadaşlar, bakın, bir madde de Tarım, Orman ve Köyişlerini ilgilendiriyor ki aslında bundan daha önemlisi, 3 madde var ki daha önce Adalet Komisyonunda görüşülmüş ve Meclise gelmiş; süre uzatımları, o üç yıl daha uzatılma meseleleri OHAL’le ilgili. Daha önce Adalet Komisyonunda süreler uzatılmış, bellek orada, o Komisyonda görüşülmüş, geçmiş orada; bilgi, birikim orada; hukukçular orada ve biz Plan ve Bütçe Komisyonunda Adalet Komisyonunun işini, görevini yapmak durumunda kaldık.

Sayın Komisyon Başkanımız tabii “Bazen böyle şeyler olabiliyor, bize geliyor.” falan dedi ama bunun olmaması gerekiyor. Yani Plan ve Bütçe Komisyonu bir joker komisyon değil. “Getir kardeşim torbaya, ne olursa olsun biz her şeyi konuşuruz, görüşürüz.” gibi, her şeye, her konuya eğilecek, her konu hakkında karar verecek bir komisyon değil, olmaması gerekiyor ama artık bir joker komisyonu hâline geldi maalesef.

Bakın, OHAL'le ilgili bir düzenleme yaptık, yapılıyor, üç yıl daha uzatılması TMSF'yle ilgili örneğin, teklifin 20’nci maddesinde 25/7/2018 tarihli 7145 sayılı Kanun’un geçici 1’inci maddesinde “üç yıl”ı “altı yıl” olarak değiştirmeyi öngören bir madde.

Oysaki 10/11/2016 tarihli 6758 sayılı OHAL Kanunu'nun 19’uncu maddesinin (2)’nci fıkrası uyarınca TMSF’nin kayyum olarak atanmasına dair hüküm “Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altı yıl süreyle uygulanır.” diye değiştirilecek. Ancak, bu süre uzatımı 6758 sayılı OHAL Kanunu'na işlenmiyor, yok çünkü. 6758 sayılı OHAL Kanunu'na girin, bakın, mevzuat.com.tr’den veya Cumhurbaşkanlığı sayfasından, orada böyle süre uzatımıyla ilgili hiçbir hüküm yok. Nerede var bu? Bu, 7145’te var da bakın  6758’in 19’uncu maddesinin (2)’nci fıkrası şöyle diyor: “Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten sonra ve olağanüstü hâlin devamı süresince … kayyım olarak TMSF atanır.” Kanunda yer alan hüküm bu. Yani “Bu  maddenin  yürürlüğe  girdiği  tarihten  sonra -“ve” diyor “veya” değil- ve olağanüstü hâlin devamı süresince…” Olağanüstü hâl devam ediyor mu değerli arkadaşlar, ediyor mu şu anda? Etmiyor. Dolayısıyla o “ve” şartı nedeniyle yürürlük konusunda da aslında ortada kalan, çok da kabul edilebilir olmayan bir durum; yasama kalitesi açısından sorunlu, sakat bir durum da maalesef karşımızda.

Değerli arkadaşlar, bir başka konu engellilerle ilgili bir mesele. Arkadaşlarımız bunun detayına girecekler ama bakın, engellilerle ilgili 5378 sayılı Kanun, 7/7/2018’de üç yıl uzatılmış. Yani ilgili belediye ve kamu kurum ve kuruluşları ile umuma açık hizmet veren her türlü yapıların ve açık alanları malikleri ile toplu taşıma araçlarının sahiplerine eksikleri tamamlaması için üç yıl süre verilmişti, şimdi bu, altı yıl uzatılıyor. 2005’te çıkmış bir kanun, yirmi yıl olmuş yani aradan yirmi yıl geçmiş sürekli uzatıyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

KAMİL OKYAY SINDIR (Devamla) – Ben hatırlıyorum, sürekli uzatıldı, sürekli uzatıldı. Ben Belediye Başkanıydım, belediyem içerisinden, Bornova Belediyesi içerisindeki bütün binaları, asansörleriyle ve kentin içerisindeki kaldırımlarıyla yollarıyla bu kanuna uygun hâle getirdim. Peki, hâlâ niye duruyor, niye hâlâ uzatıyoruz? Sadece toplu taşıma araçları değil, kamu kurumları da bu kanun kapsamında.

Değerli arkadaşlar, yine, aynı şekilde arkadaşlarımız, tütünle ilgili çok detaylı değinecekler ama ben şunu söylemek ve sormak istiyorum: Açık açık söyleyin değerli arkadaşlar, tütün üretmeyin deyin üreticiye. Çok uluslu sigara şirketleri ve  onların kartelleri istemiyor deyin, yerli ve millî tütünümüzü istemiyoruz deyin biz de anlayalım, bilelim yani gerçekleri bilelim. Mesele ne biliyor musunuz? Kıyılmış tütünden korkan kartel şirketler, bunun engellenmesinden çok memnunlar. Teklifin bu maddesindeki bu düzenlemeyi de yetersiz buluyoruz, kabul edilemez buluyoruz, bunun en az iki üç sene daha olması gerektiğini düşünüyoruz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan "Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 3’üncü maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

MADDE 3- 20/2/1930 tarihli ve 1567 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanunun mülga 4 üncü maddesi aşağıdaki şekilde yeniden düzenlenmiştir.

"MADDE 4 - Hazine ve Maliye Bakanlığı; bu Kanuna dayanılarak çıkarılan karar, yönetmelik, tebliğler ve diğer genel ve düzenleyici işlemler uyarınca başvurusu alınacak, düzenlenecek veya onaylanacak her türlü izin veya belge ile Bakanlık tarafından geliştirilen bilgi sistemlerinin sistem kullanıcılarına sunumu kapsamında, her bir başvuru, izin, belge veya sistem sunumu için bir mali yıl içerisinde altı milyon Türk Lirasını geçmemek üzere yönetmelikte belirlenecek usul ve esaslar çerçevesinde ücret almaya yetkilidir. Bu ücret, her yıl bir önceki yıla ilişkin olarak 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununa göre tespit ve ilan edilen yeniden değerleme oranında artırılarak uygulanır.”

                 

Mehmet Metanet Çulhaoğlu                  Ayhan Erel                            Fahrettin Yokuş

              Adana                                     Aksaray                                     Konya

    Arslan Kabukcuoğlu Aydın Adnan Sezgin

             Eskişehir     Aydın                         

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Aydın Milletvekili Sayın Aydın Adnan Sezgin.

Buyurunuz Sayın Sezgin. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

AYDIN ADNAN SEZGİN (Aydın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; evvelsi gün 15 Temmuz FETÖ hain darbe girişiminin yıl dönümüydü. Darbe girişimine direnirken hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet diliyor, gazilerimize şükranlarımı sunuyorum.

Defalarca dile getirildi, getirilmeye de devam edilecek; FET֒yü AK PARTİ iktidarları beslemiş ve muktedir konuma getirmiştir. Otuz beş yıl devlet memuriyeti yapmış bir milletvekili olarak söylüyorum, FET֒yü kritik noktalara siz yerleştirdiniz, sınavların ve devlette yükselmenin düzenini siz bozdunuz, liyakati siz iğdiş ettiniz. Türk Silahlı Kuvvetlerinde, diğer kurumlarda ve maalesef kendi kurumum olan Dışişleri Bakanlığında bu böyledir; FET֒cü büyükelçi, FET֒cü general, FET֒cü personel müdürleri sadece ve sadece sizlerin döneminde atanmıştı. MGK’ye 2004’te sunulan malum raporu siz yok saydınız.

İktidar hâlen 15 Temmuz darbe girişimini istismar etmekte, demokrasiyi tümüyle imha niyetini “FETÖ ihanetiyle mücadele” bahanesine bağlamaktadır. Esasen olağanüstü hâl koşullarının torba yasa teklifi içinde yer alan ilgili maddelerinin beş yıldır devam etmekte olması bile zaten başlı başına bir anormalliktir, bir yozlaşmadır. Bu istisna rejiminin bir daha uzatılması mevcut istibdadın takviyesine yönelik yeni bir adımdır. OHAL koşullarının uzatılmasının bir amacının seçim ufkunda bu zorlayıcı yetkileri elinizde tutmaya devam etmek olduğu bellidir. Seçim bir tarafa istismar edilen OHAL yetkileri artık tabi olduğumuz bu rejimin özünü belirler hâle gelmiştir.

Sayın Genel Başkanımızın geçtiğimiz hafta dile getirdiği mülkiyet hakkına dokunulması, tapunun delinmesi hadiselerini bu yetkiler kolaylaştırmaktadır. Oysa mülkiyet hakkı, insan hakları sistematiğinin ilk aşamasıdır. İnsan haklarını ve temel özgürlükleri bu yetkilerin yarattığı iklimde daha da keyfî ve kuvvetli şekilde gasbediyorsunuz. Tek adam rejimiyle elde ettiğiniz ve örneklerine dünya tarihinde nadiren rastlanan şekilde yozlaştırdığınız güç yeterli gelmiyor, bir de OHAL yetkilerini kullanmaya devam etmek istiyorsunuz. Bu, apaçık totaliter temayüldür, iktidarınız için “sultanizm” kavramı boşuna kullanılmamaktadır. OHAL’in uzatılmasını ima eden maddeler arkasındaki zihniyet ve niyet kötüdür. Amacınız FET֒yle mücadele etmek değil, apaçık müstebit hamlelerinize bahane sağlamaktır. Niyetiniz gerçekten FET֒yle ve terörle mücadele olsaydı, bu beş yılda FETÖ bitirilirdi, yurtdışında bulunan on binlerce PKK’lı teröristle ilgili bugüne kadar kalıcı sonuçlar elde edilebilirdi. Terörün ve ülkemize yönelik risklerin her türlüsünün iktidarınız döneminde bu denli güçlenmesi bütünüyle sizin yanlış uygulamalarınızın bir sonucudur. Daha bir hafta önce getirilen dördüncü yargı paketi vesilesiyle yaptığım konuşmada son yıllarda her benzer paket sonrası demokrasi ve insan hakları konularında geriye gittiğimizi belirtmiştim. İktidarın hiçbir inandırıcılığının kalmadığını, iktidara artık ne vatandaşın ne de dünya âlemin güvendiğini ifade etmiştim. Bugün OHAL’le ilgili olarak getirilen maddeler bu eğilimin teyididir. Avrupa Konseyinde hâlâ denetim sürecindeyiz. Konseyin bir kurucu ülkesini yönetenler olarak bundan hiç utanmıyor musunuz?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

AYDIN ADNAN SEZGİN (Devamla) - Demokrasiden giderek uzaklaşan uygulamalarınız bu milleti olağan demokrasi ve hukuk devleti koşullarında yaşamaya layık görmediğiniz sonucunu ortaya koymaktadır. “Millet iradesi” söylemleriyle iktidara gelen bir partinin bu duruma düşmüş olması, ülkemizi demokrasiden ve millet iradesinden bu denli uzaklaştırmış olması tarihe geçecek bir ayıp ve büyük bir acıdır. Daha önce de söyledim, bir defa daha söylüyorum: İyisiyle kötüsüyle cumhuriyetin kuruluş tarihine mal olmuş tek parti dönemine yönelik atıflarınız, demokrasi ve hukuka karşı işlediğiniz suçları aklamaya yetmeyecektir.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum.

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 277 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 3’üncü maddesinde yer alan “aşağıdaki” ibaresinin "aşağıda bulunan” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

         Mahmut Celadet Gaydalı                           Murat Sarısaç                                     Garo Paylan

                       Bitlis                                                  Van                                              Diyarbakır

                                              Abdullah Koç                                   Ali Kenanoğlu                 

                                                     Ağrı                                                İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen İstanbul Milletvekili Sayın Ali Kenanoğlu.

Buyurunuz Sayın Kenanoğlu. (HDP sıralarından alkışlar)

                                                                                   

 

ALİ KENANOĞLU (İstanbul) - Sayın Başkan, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Kanunun 3’üncü maddesi, Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun’un yeniden düzenlenmesiyle ilgili. Tabii, burada, döviz büroların çok sayıda artması sebebiyle, döviz bürolarını biraz zapturapt altına alma amacıyla bir düzenleme öngörülüyor. Döviz büroları niye artıyor? Dövize olan talebin artmasıyla birlikte döviz büroları artıyor tabii ki. Dövize niye talep artıyor? Tabii, Türk lirasındaki kayıp, düşüş, Türk lirasının değer kaybı artıkça yabancı paralara “döviz” diye tabir ettiğimiz başka ülkelerin paralarına olan rağbette artıyor.

Tabii, biz hep şunu söyledik bu kürsülerden ekonomi, demokrasiyle, hakla, hukukla, özgürlüklerle bağlantılı bir şeydir, bunlardan ayrı bir şey değildir. Çünkü sermayenin de kendisi güvende hissetmesi gerekir ki, demokratik ülkelerde ancak kendisi güvende hisseder ve bununla birlikte de ancak o zaman sizin ekonominizde bir refah, bir düzelme, bir iyileşme olabilir. Şimdi, bu anlamıyla örneğin 2015’te hani kimileriniz beğenmediği, iktidarın da son süreçte yeniden sahiplenmeye başladığı çözüm süreci döneminde dolar 2 lira 72 kuruş o zaman, bugün günümüze geldiğimiz zaman 8,50 seviyelerinde dolar. Dolayısıyla, bütün bunların ülkedeki refahla, ülkedeki güven ve demokrasiyle bu refahında alakalı olduğunu bilmemiz lazım.

2021 yılında dolar karşısında en fazla değer kaybeden para birimi Türk lirası. Tek adam rejiminin resmî olarak hayata geçtiği 9 Temmuz 2018’de dolar 4 lira 50 kuruş, faizse yüzde 15 seviyelerinde; şimdi 8,50 seviyelerinde dolar, faiz de yüzde 19 seviyelerinde. Yani, ne faizde bir düzelme söz konusu, iyileşme söz konusu ne de dövizde. Bu anlamıyla baktığınız zaman öyle sizin dediğiniz gibi bu tek adam rejimi ekonomik açıdan da hiç iyi bir şey değil, sonuçları da ortada. Zaten ülkede insanlar bunun farkında da siz böyle istatistiklerle bunu iyi bir şeymiş gibi göstermeye çalışıyorsunuz.

Bir de bu ekonomik büyüme meselesi var yani ekonomik büyüme, ülkede üretilen mal ve hizmetlerin günümüz fiyatlarıyla çarpılması sonucunda elde edilen değer. “Günümüz fiyatları” dediğiniz ne oluyor? Sizin zam yaparak şişirdiğiniz, vatandaşı perişan eden o rakamlarla çarparak elde ettiğiniz bir büyüme ifade ediyorsunuz ve bu büyüme üzerinden de ülkenin refah seviyesinin arttığını söylüyorsunuz. Tam tersine bir istikamet söz konusu aslında. Sizin ifade ettiğiniz bu şişme büyüme yani gerçek olmayan bu büyüme; vatandaşın refahını artırmadığı gibi tam tersine vatandaşın daha zorda olmasına sebep oluyor.

Bir de pandemi sürecinde ekonominin büyümesi, çarkların dönmesi övünülecek bir şey mi bunu düşünmek lazım. Bir taraftan fabrikalarda işçiler çalışırken, atölyelerde emekçiler çalışırken… Yani ülkede tuzu kuru olanlar evlerinde rahat rahat pandemi sürecinde kendisini korurken emekçilerin atölyelerde, fabrikalarda, o kalabalık ortamlarda çalışmasını övünerek mi anlatmamız gerekiyor, yoksa bundan utanç mı duymamız gerekiyor? İşte o sizin bütünüyle bakış açınızı da ortaya koyan bir şeydir.

Diğer taraftan, kişi başı millî gelir hesaplanıyor yani kişi başı millî gelir hesaplarken işte elde edilen gayrisafi hasılayı böyle bölüyorsunuz ülkenin nüfusuna falan, sonra oradan kişi başı millî geliri buluyorsunuz ama ya bir çarşıya, pazara gittiğiniz zaman bunun böyle olmadığını çok rahat anlıyorsunuz. Çünkü siz beşli çetenin sahiplerini de bu kişi başı çarpmanın içerisine koyuyorsunuz, sokaktaki ve pazardaki vatandaşı da aynı hesabın içerisine katıyorsunuz ama bu gerçek sonucu ortaya koymuyor. Tabii, istatistiksel, rakamsal anlamda bunu yapmak durumundayız veri elde etmek açısından ama gerçek bu değil yani bu, ülkedeki refahın arttığını göstermiyor.

Şimdi, kaynakların eşit bir şekilde paylaşılmadığı ve kaynakların belli gruplar elinde toplandığı bir yerde ekonomik refahtan ve ülkenin kalkınmasından bahsetmek mümkün değil. Yani burada bir huzurdan da bahsetmek mümkün değil, tam tersine gelirin, ekonomik kaynakların, ekonomik sonucun bir zümrenin elinde toplanması, gelir seviyesindeki o eşitsizliğin ortaya çıkması toplumdaki huzursuzluğu çok daha fazla artırır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

ALİ KENANOĞLU (Devamla) – Bitiriyorum.

Tabii, bunu görmek için pazarları dolaşmak lazım. Biz pazarlardayız ama sizin gibi çarşıya, pazara böyle fotoğraf çektirmek için gitmiyoruz, hakikaten oralardan alışveriş yapıyoruz ve oradaki insanların durumunun da ne hâlde olduğunu görüyoruz. Ekonominin seyrini ve refahın durumunu, ülkenin kalkınmışlığını ve ekonomik büyümeyi anlamak için çarşıya, pazara inip oralara bakmanız lazım ki vatandaşın durumunu ve ülkenin hakikaten büyüdüğünü mü, yoksa çöktüğünü mü o zaman anlarsınız.

Teşekkürler. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

3’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 3’üncü madde kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, 4’üncü madde üzerinde 3 önerge vardır. İlk okutacağım 2 önerge aynı mahiyettedir, bu önergeleri okutup birlikte işleme alacağım.

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 277 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 4’üncü maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

 

               Oya Ersoy                    Mahmut Celadet Gaydalı                 Murat Sarısaç

                İstanbul                                    Bitlis                                       Van

            Abdullah Koç                          Ali Kenanoğlu

                   Ağrı                                    İstanbul

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

 

         Mehmet Bekaroğlu                 İlhami Özcan Aygun                 Kamil Okyay Sındır

                İstanbul                                 Tekirdağ                                    İzmir

        Okan Gaytancıoğlu                         Cavit Arı                             Alpay Antmen

                 Edirne                                   Antalya                                   Mersin

                                                 Mustafa Sezgin Tanrıkulu

                                                              İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ilk konuşmacı İstanbul Milletvekili Sayın Oya Ersoy.

Buyurunuz Sayın Ersoy. (HDP sıralarından alkışlar)

OYA ERSOY (İstanbul) – Sayın Başkan, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

15 Temmuzun üzerinden beş yıl geçti. OHAL nedir? OHAL, bu iktidarın iktidarda kalmak için can simididir. Önce, iktidarda kalmak için darbe girişimini bahane ederek OHAL'i kullandınız “Darbe Allah'ın lütfu.” dediniz, gerçekten de tek adam rejiminin diktatörlüğe giden yolunun taşlarını OHAL'le döşediniz. Önce OHAL KHK’leri, OHAL koşullarında referandum yaptınız, Anayasa'yı değiştirdiniz ve 7 Haziran seçimlerinden deneyim kazandınız; çıkardığınız deneyimle OHAL koşullarında 24 Haziran seçimlerini yaptınız ama muradınıza eremediniz, Anayasa'yı değiştirecek çoğunluğu burada elde edemediniz çünkü HDP Parlamentoya güçlü bir şekilde girmeye hak kazandı ve belediye başkanlıklarını da kazandı; yetmedi, üstüne de size büyükşehirlerde kaybettirdi. Bunun üzerine, kalktınız HDP’ye kapatma davası açtınız çünkü yıllardır Kürt halkını, halkı ikna edemiyorsunuz ve HDP’den vazgeçiremiyorsunuz. Bunun sonuçlarını da bizzat iktidarınıza tehdit olarak görüyorsunuz.

Evet, kapatma davası açtınız ama beceriksiz ve yeteneksizsiniz, sizin beceriksiz ve yeteneksiz savcılarınız beni HDP kurucusu yapmış. HDP 2012’de kurulmuş, ben 24 Haziran seçimlerinden önce 2018 yılında HDP’ye üye olmuşum ama anlaşılan, savcılarınız siyasete ayarlı hukuk makinesinin yanında bir de zaman makinesi keşfetmiş; sizin AKP'li savcılarınızın böyle üstün yetenekleri var. Evet, bütün bunlar bir tek şeyi anlatıyor, sizin, artık bugün gelinen aşamada siyaseti siyaset olarak yapamadığınızı anlatıyor, yapamıyorsunuz çünkü bu toplumun, halkın içinde bulunduğu hem ekonomik kriz koşullarına hem kültürel hem toplumsal krizine sizin bir çözümünüz yok çünkü siz bu krizlerin bizzat sorumlususunuz ve işte, bu teklif sizin OHAL’siz ayakta kalamayacağınızın ilanıdır, açık açık ilanıdır.

Şimdi, bu teklifle ne getiriyorsunuz? Daha önce vermiş olduğunuz, kolluğa iki haftalık gözaltı ve ikinci kez ifade alma yetkisini uzatıyorsunuz. Mahkemelere tutukluluğa itiraz ve tahliye taleplerini ve tutukluluk incelemesini dosya üzerinden karara bağlama yani avukatsız, sanıksız yargılama yapma yetkisini uzatıyorsunuz; kamu görevlilerinin terörle mücadele adı altında görevden alınması uygulamasını uzatıyorsunuz çünkü muhalefeti, halkı sindirmek, biat ettirmek için tüm bunlar dışında yapacağınız bir şey olmadığını biliyorsunuz. Tabii, bu aynı zamanda kurduğunuz o FETÖ borsası var ya, bu çıkar çarkı da sürsün diye, bu anlama da geliyor bu madde. Bir de TMSF’nin şirketlere kayyum olarak atanması yani çökme yoluyla son dönemin moda tabiriyle servetin el değiştirmesi var ki bunun için o bir yıllık süreyi azaltma riskini bile göze alamıyorsunuz; seçimlere kadar buna ihtiyacınız var çünkü.

Şu an söz aldığım madde ise, klasik, sizin iktidarınızı var eden o neoliberal politikaların yani yağma, talan ve sömürü politikalarının bir parçası. Ormanların talanına devam maddesi. Tarım ve Orman Bakanlığına şirketlerin ormanlık alanlarda hava ayrıştırması tesisleri kurması için izin verme yetkisi tanıyorsunuz bu maddeyle. Şöyle bir bakalım, 2B uygulamaları ile Orman Kanunu’nun 16, 17 ve 18’inci maddelerinde verdiğiniz izinlerle orman arazilerini tahrip ettiniz. Orman, mera, tarım arazisi ne varsa bir torba yasaya baktı. Bir torba yasa çıkarıp kendi vasfının dışına çıkardınız. Sadece 2012-2020 döneminde 334.035 hektar orman alanı kamu yararı gerekçe gösterilerek orman dışına çıkarıldı. Son on üç yılda 99 bin hektar orman madenlere açıldı. Kaz Dağları, Alaplı, Ünye, Fatsa, Murat Dağı doğayı tehdit eden maden projelerinden sadece birkaç tanesi. Ve ormanlar rant amaçlı mega projeler ile kömür yakarak iklim felaketini derinleştiren enerji projeleri için talan ediliyor bu ülkede. Nedeni bilinmeyen orman yangınlarında 2010 tarihinden itibaren ciddi biçimde artış var hem alansal olarak hem de sayı olarak. 2020 yılında 3.399 yangında 20.971 hektarlık alan zarar gördü.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz.

OYA ERSOY (Devamla) – Bu zarar, sadece bu yangınların 751’i İzmir, Aydın, Muğla ve Antalya’da yaşandı. Yanan ormanların yerine lüks oteller, villalar yükseliyor. Evet, sizin inşaat, beton, madencilik üzerine kurulu siyasetiniz doğal yaşamı ortadan kaldırıyor, ekosistem çöküyor. Bu ülkenin devasa sorunları var; evet, halkın açlık sorunu var, işsizlik sorunu var, adalet sorunu var, eşitsizlik sorunu var, barış sorunu var ve sizin halkın bütün bu sorunlarını çözecek bir tasarrufunuz olamaz çünkü çözümünüz yok. Siz, demokratik iktidarınızı, demokratik meşruiyetinizi yitirdiğiniz için zor ve baskı aygıtlarıyla ayakta durmak istiyorsunuz; biz, halkın sorunlarının çözüm mercisi. Sadece ve sadece saraya karşı halk egemenliğini savunanlar, “Ümmet değil yurttaşız.” diyenler ve saltanat değil, demokrasi isteyenlerin birlikte mücadelesi hem sizi gönderecek hem de bu halkın gerçek sorunlarını çözmeye yetecektir.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ikinci konuşmacı Edirne Milletvekili Sayın Okan Gaytancıoğlu.

Buyurunuz Sayın Gaytancoğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

OKAN GAYTANCIOĞLU (Edirne) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yine bir torba yasayla karşı karşıyayız; yine ilgisiz birçok madde bir torbaya konmuş, önümüze gelmiş. Aslında siz rantı bir şekilde yandaşlarınıza ulaştırıyorsunuz. Bu da tam bir rant yasası yani 4’üncü maddede bu var, bir de Anayasa’ya aykırı. Anayasa’yı hiç okumuyor musunuz siz? Anayasa’nın 169’uncu maddesine aykırı yani 4’üncü madde, benim üzerinde konuştuğum 4’üncü madde Anayasa’ya aykırı. Ne diyor Anayasa’nın 169’uncu maddesinin üçüncü fıkrası? “Ormanlara zarar verebilecek hiçbir şeye müsaade edilmez.” diyor ama siz bu maddede fabrikaların endüstriyel gaz ihtiyacını karşılayacak olan ham madde, oksijen, azot ve argon ayrıştırma işlemlerini gören hava ayrıştırma tesislerinin devlet ormanları üzerine kurulmasına Tarım Bakanlığının izin vermesini sağlıyorsunuz. Ya, böyle bir şey olur mu arkadaşlar? Ormanlar anayasal olarak güvence altındadır. Meralar köylünündür. Size bunları anlata anlata dilimizde tüy bitti, hâlâ anlamak istemiyorsunuz. Yani ormanların üzerine… “Ormana zarar verebilecek hiçbir şeye müsaade edilmez.” diyor Anayasa’mız ama siz ormana zarar vermek için her şeyi yapmaya çalışıyorsunuz. Ormanlar anayasal olarak koruma altındadır ama siz katliamda sınır tanımıyorsunuz. Bakın, orman vasfını kaybetmiş bazı araziler var 2/B arazileri gibi. Buraları “Ceviz ve badem ihtiyacımız var.” diye özel ağaçlandırmaya açtınız, köylüye verseniz iyi ama yandaşlarınıza veriyorsunuz. Kaç kere yakaladık, ihalesiz bir şekilde, kimsenin görmediği zamanlarda köylere yazı yazıyorsunuz, ilanlar astırıyorsunuz “Şu şirkete kiralanacaktır.” diyorsunuz, köylünün haberi yok; bereket, biz bazılarında uyandırdık. Ya, niye böyle işlerle uğraşıyorsunuz arkadaşlar, niye doğru dürüst işler yapmıyorsunuz?

Son zamanlarda da petrol aramasına girdiniz, her yerde petrol ve doğal gaz araması yapıyorsunuz. “Ne ilgisi var?” diyeceksiniz. Bizim Keşan’da acayip derecede petrol ve doğal gaz arıyorsunuz. Galiba bulamadınız bir yerlerde. Yani, hani, Karadeniz’de gaz bulmuştunuz, çıkmadı mı? Şimdi, bizim oralarda ne işiniz var? Bir şey demiyoruz, arayın tabii ki ama buğdaylar hasat edilirken tarlalara girmeyin arkadaşlar; buğdaylar hasat ediliyor, tarlalara giriyorsunuz. Ya, on gün daha bekleyemiyor musunuz, nedir bu acele, müjde mi verecek AKP Genel Başkanı? Böyle bir şey olabilir mi? Bir de bunun parasını çiftçiye geçen seneki buğday parasıyla vermeye çalışıyorsunuz, geçen seneki verim düzeyleriyle vermeye çalışıyorsunuz, yanlış yapıyorsunuz. FSRU doğal gaz hattı döşediniz, borular var, çevre talanı yapıyorsunuz hâlbuki buna karşılar. Kimler karşı? 170 bin imza toplandı. Geçen hafta Saros’ta bir eylem yaptık, bütün dünya âlem duydu, siz duymuyorsunuz. Ya, hukuku niye işletmiyorsunuz? Hep Anayasa’yı çiğniyorsunuz, yasaları çiğniyorsunuz. Yani o doğal gaz araması, petrol araması yaparken çiftçiye zarar veriyorsunuz, zaten çiftçimiz perişan.

Peki, ben bu torba yasada ne görmek isterdim, biliyor musunuz? Keşke, böyle bir madde getireceğinize şu Tarım Kredi Kooperatifleri ve Ziraat Bankası borçlarını yeniden yapılandırsaydınız, faizlerini silseydiniz, o zaman çıkardık alkışlardık, teşekkür de ederdik. Yani çiftçimiz gerçekten perişan, mazota yüzde 50 zam yapıldı, gübreye yüzde 120 zam yapıldı, ya bu kadar da görmezden gelemezsiniz. Yem fiyatları durmuyor arkadaşlar, yem fiyatları yüzde 80, yüzde 100 zamlandı yani Tarım Kredi, burada yasalaştırdık, “İcraya düşenlerin oranı çok az.” dediniz ama yüzde 30 peşinatı ödeyebilen çiftçi sayısı bir elin parmaklarını geçmiyor arkadaşlar yani birazcık takip edin, birazcık insanlar ne yapıyor, köylere gittiğinizde    -ki gittiğinizi sanmıyorum- sorun, “Nasıl ödüyorsunuz borçlarınızı, nasıl çevirdiniz?” Hangi bankalardan kredi aldıklarını hepiniz biliyorsunuz. Yani internete girdiğinizde, BDDK’nın sitesine girdiğinizde çiftçinin kaç tane kredi kartı borcu olduğu var, kaç tane bankaya borcu olduğunu biliyorsunuz, bunu bildiğiniz hâlde hâlâ ne çiftçi var işin içerisinde ne ormanı koruyorsunuz ne merayı koruyorsunuz, meraları talan ettiniz. Bundan otuz sene önce Türkiye’nin 40 milyon hektar mera varlığı vardı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

OKAN GAYTANCIOĞLU (Devamla) – Son, bitiriyorum.

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

OKAN GAYTANCIOĞLU (Devamla) – TÜİK verilerine baktığınızda meralarla ilgili bir veri yok ama biz çok iyi biliyoruz, 8 milyon hektarlara geriledi arkadaşlar. Meralara saldırıyorsunuz, su kaynaklarını batırıyorsunuz, ormanları talan ediyorsunuz sonra bir de Katar’la su yönetimi anlaşması yapıyorsunuz. Ya arkadaşlar, bizde su kıt anlatamadık herhâlde, toprak kıt yani dünyanın en güzel ülkesiyiz, en güzel coğrafyasında bulunuyoruz, üretmemiz gerek, üretebilecek potansiyelimiz çok fazla, güzel nehirlerimiz var ama bu nehirlerin kenarlarına siz barajlar yapma yerine nedense elektriği çiftçi yerden alsın diye, yerin dibinden alsın diye, suyu yerden alsın diye, sizin yandaş şirketlerinize para ödesin diye maliyetleri sürekli arttırıyorsunuz, ondan sonra da çözümü ithalatta arıyorsunuz. Hani, üreten Türkiye nerede, hani bir karış toprak boş kalmayacaktı, hani her şey yerli ve millî olacaktı? Sizinkiler hep lafta arkadaşlar.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA(x)

Görüşülmekte olan Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 4’üncü maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

"MADDE 4- 31/8/1956 tarihli ve 6831 sayılı Orman Kanununun 17 nci maddesi aşağıdaki şekilde yeniden düzenlenmiştir.

"MADDE 17- Ancak, Devlet ormanlarında 31/12/2011 tarihinden önce toplu yerleşimin bulunduğu; yaylak ve otlak olarak kullanılan alanlar içindeki yerler ile yılın belirli dönemlerinde geleneksel yaylacılık maksadıyla yerleşim yeri olarak kullanılan alanlar kullanım bütünlüğü de dikkate alınarak Orman Genel Müdürlüğünce tespit edilir. Tespit edilen bu alanlardan uygun görülenler Cumhurbaşkanı tarafından verilen karar ile yayla alanı olarak ilan edilir. İlan edilen yayla alanlarında 31/12/2011 tarihinden önce yapılmış, hakkında müsadere kararı bulunanlar da dâhil her türlü bina ve tesisler mevcut haliyle vaziyet planında gösterilerek Orman Genel Müdürlüğü sabit kıymetlerine alınır. Yayla alanlarında bulunan bina ve tesisler orman idaresi tarafından işletilir, işlettirilebilir veya kiraya verilebilir. Elde edilen gelirler Orman Genel Müdürlüğü döner sermayesine gelir kaydedilir. Giderler ise Orman Genel Müdürlüğü döner sermayesinden karşılanır. Bu alanlardaki bina ve tesislerin kullanıcıları orman İdaresince tespit edilir, ilgili kaymakamlık ve muhtarlıklar vasıtasıyla bir ay süreyle ilan edilir. Bu süre içinde yapılan itirazlar bir ay içinde orman idaresinde mevcut bilgi ve belgelere göre, bunun mümkün olmaması hâlinde başvuru sahiplerinin elindeki bilgi ve belgelere göre sonuçlandırılarak ilgililere bildirilir. Kullanıcısı tespit edilen bina ve tesisler vaziyet planına göre kullanıcısına, tespit tarihinden itibaren bir yıl içinde talebi hâlinde rayiç bedel üzerinden 8/9/1983 tarihli ve 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu hükümlerine göre kiraya verilebilir. Kullanıcıları tarafından kiralanmayan bina ve tesisler ise yıkılır. Kiralanan bina ve tesislere ilişkin, ilgili kurumlarca orman idaresine bildirilen eksikliklerin tamamlanması yönünde kiracıya tebligat yapılarak en geç bir yıl içinde eksikliğin giderilmesi istenir. Eksikliklerin giderilmemesi hâlinde yapılan kiralama işlemi iptal edilir. İlgili mevzuattan doğacak her türlü zarar ve hukuki sorumluluk kiracıya aittir. Yayla alanı olarak ilan edilen yerlerde orman idaresince nüfus yoğunluğu, yöresel ihtiyaç ve sosyal problemler dikkate alınarak gerekli her tür ve ölçekte planlar Orman Genel Müdürlüğünce yapılır veya yaptırılır. Yapılan bu planlar Orman ve Su İşleri Bakanlığınca onaylanır. Yayla alanlarında mevcut bina ve tesislerin kiralayan tarafından iki yıl içinde planlara uygun hale getirilmesi istenir. Uyumlu hale getirenlerin kira sözleşmeleri yenilenir. Aksi halde kira sözleşmesi iptal edilir. Yayla alanlarına ilişkin iş ve işlemler yönetmelikle belirlenir.

Devlet ormanlarının herhangi bir suretle yanmasından veya açıklıklarından faydalanılarak işgal, açma veya herhangi şekilde olursa olsun kesme, sökme, budama veya boğma yolları ile elde edilecek yerlerle buralarda yapılacak her türlü yapı ve tesisler, şahıslar adına tapuya tescil olunamaz. Buralara doğrudan doğruya orman idaresince el konulur. Yanan orman alanlarındaki her türlü emval Orman Genel Müdürlüğü tarafından değerlendirilir.

Savunma, ulaşım, enerji, haberleşme, su, atık su, petrol, doğalgaz, hava ayrıştırma, altyapı, katı atık bertaraf ve düzenli depolama tesislerinin; baraj, gölet, sokak hayvanları bakımevi ve mezarlıkların; Devlete ait sağlık, eğitim, adli hizmet ve spor tesisleri ile ceza infaz kurumlarının ve bunlarla ilgili her türlü yer ve binanın Devlet ormanları üzerinde bulunması veya yapılmasında kamu yararı ve zaruret olması halinde, gerçek ve tüzel kişilere bedeli mukabilinde Çevre ve Orman Bakanlığınca izin verilebilir.

Mehmet Metanet Çulhaoğlu                  Ayhan Erel                            Fahrettin Yokuş

              Adana                                     Aksaray                                     Konya

    Ahmet Kamil Erozan                  Arslan Kabukcuoğlu                        Dursun Ataş            

              Bursa                                    Eskişehir                                   Kayseri

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ BEKİR KUVVET ERİM (Aydın) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Kayseri Milletvekili Sayın Dursun Ataş.

Buyurunuz Sayın Ataş. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

DURSUN ATAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 277 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 4’üncü maddesi üzerinde İYİ Parti Grubu adına söz aldım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, görüşülen kanun teklifiyle, AKP’nin beş yıl önce uygulamaya koyduğu, ilan edilirken “Bir buçuk ay bile sürmeyecek, milleti etkilemeyecek.” dediği OHAL uygulamaları şimdi tekrar uzatılmak isteniyor. Yani AKP, fiilen OHAL devam etsin, antidemokratik uygulamalarımıza devam edelim, haksız hukuksuz işlemleri bir yıl daha uygulayalım derdinde. Bir taraftan, terörle çok iyi mücadele ettiğinizi, PKK’yı, FET֒yü bitirdiğinizi söylüyorsunuz; diğer taraftan da zaten beş yıldır uygulanan OHAL uygulamalarını tekrar uzatmak istiyorsunuz.

2002’de iktidara geldiğinizde terör bitme noktasındaydı, şehit sayımız 7’ye inmiş, ülke size neredeyse sıfır terörle teslim edilmişti. Ancak terör örgütüyle masaya oturulduğu, MİT ve PKK’nın Oslo’da görüştüğü, Öcalan’ın mektuplarının okunduğu, çadır mahkemelerinin kurulduğu, terör örgütüyle “megri megri”ler söylendiği, Dolmabahçe’de terör örgütüyle mutabakatın yapıldığı çözüm süreci zamanlarını yaşadık. Bu sürecin sonucunda 2015’te 219, 2016’da 713, 2017’de 274, 2018’de 220, 2019’da 174, 2020’de de 282 şehit verdik. Bu mu sizin terörle mücadeledeki başarınız?

Millî Güvenlik Kurulunun 2004 yılındaki FET֒yü bitirme kararına uymayan siz değil misiniz? FET֒nün, savcısı olduğunuz Ergenekon, Balyoz ve Askerî Casusluk gibi kumpas davalarıyla TSK’deki vatansever, Atatürkçü, milliyetçi subayları cezaevine gönderip onlardan boşanan general ve amiral kadrolarına FET֒cü subayları getiren siz değil misiniz? 15 Temmuz hain darbe girişimi sonrası ihraç edilen hâkim ve savcıların sayısı yaklaşık 4 bin. TSK’den ihraç edilenlerin sayısı 25 binden fazla. Emniyet müdürleri, kaymakamlar, valiler, toplamda 130 binden fazla kamu görevlisi ihraç edildi. Bunların tamamına yakınını siz atadınız. “FET֒nün siyasi ayağı araştırılsın.” diyoruz, “Yok olmaz.” diyorsunuz. “FET֒yle mücadelede neden 17-25’i esas alıyorsunuz da Millî Güvenlik Kurulunun açıkça sizi uyardığı 2004 yılını esas almıyorsunuz?” diyoruz, cevap yok. İktidarınızda, her yerde FETÖ borsaları kuruluyor, vatandaşın mallarına çökülüyor, zenginler parayla serbest bırakılırken “Mücadele ediyoruz.” imajı vermek için garibana da cezalar yağdırılıyor. Şimdi de “FET֒yle mücadele ediyoruz.” diyorsunuz, hani sizin eski bir Eğitim Bakanınız “FETÖ devlete sızmış.” dendiğinde “Buna kargalar bile güler.” diyordu ya, şimdi, siz mi FET֒yle mücadele ediyorsunuz? İşte buna kargalar biler güler.

Değerli milletvekilleri, darbeyi fırsata çevirip bir sivil darbe yapılması, rejimin daha da otoriterleştirilmesi kabul edilemez. Aradan geçen beş yıldan sonra böyle bir kanun teklifinin getirilmesinin millî güvenliğimizle alakası yoktur. Halkın egemenliğini kısıtlayacak, hukuku geri plana atacak olağanüstü hâl uygulamaları sadece AKP’nin iktidarda kalabilme çabalarıdır.

Değerli milletvekilleri, kanun yasalaşırsa gözaltı süreleri on iki güne çıkacaktır. Bu süre, darbe teşebbüsünün hemen sonrasında yapılan gözaltıların sayısı dikkate alındığında makul görülebilirdi ancak bugüne geldiğimizde gözaltı sürelerinin uzatılmasının 15 Temmuz hain darbe girişimiyle alakası kalmamıştır. 31 Temmuz 2021 tarihinde sona erecek olan gözaltı sürelerinin tekrar uzatılmasının gerekçesi bellidir. Hâlihazırda meşruiyeti sorgulanan iktidarın yasama ve yargı gücünü de kullanarak korku ikliminde 2023 seçimlerine veya bir erken seçime girme telaşı vardır. AKP çok iyi biliyor ki ilk seçimlerde kaybedecektir. Bunun için “Ağzını açanı gözaltına alalım, günlerce içeride tutalım, korku ikliminde vatandaşı sindirip iktidarımızı korumaya çalışalım.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz.

DURSUN ATAŞ (Devamla) – “Nasıl ki bu ucube partili Cumhurbaşkanlığı sistemini OHAL altında getirdiysek, Türkiye’yi OHAL koşullarında parti devletine dönüştürdüysek bir dahaki seçimleri de ancak OHAL altında kazanabiliriz.” düşüncesindeler.

Değerli milletvekilleri, OHAL uygulamaları AKP tarafından toplumsal muhalefeti susturmak için bulunmaz bir fırsat olarak kullanılmaktadır. AKP, önünde engel gördüğü tüm kesimleri OHAL hukuksuzluğuyla ihraç etmekte, susturmakta ve cezaevine göndermektedir, hatta mahkeme kararıyla beraat edenleri dahi görevlerine iade etmemektedir yani iktidar OHAL uygulamalarının verdiği keyfiyetle istediği düzenlemeleri yapmaktadır.

Değerli milletvekilleri, sonuç olarak, görüşülen kanun teklifinin darbeyle, darbecilerle alakası yoktur. Bu teklif AKP’nin antidemokratik şekilde iktidarda kalma çabasından ibarettir ama bu çabalar, çırpınışlar boşa, ilk seçimde gideceksiniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

DURSUN ATAŞ (Devamla) – Genel Başkanımız Sayın Meral Akşener’in dediği gibi “Telaşlanmayın, bizim Cumhurbaşkanı adayımız Türkiye Cumhuriyeti’nin 13’üncü Cumhurbaşkanı olacaktır.” diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

4’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 4’üncü madde kabul edilmiştir.

5’inci madde üzerinde 3 önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

İlk önergenin özetini okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına(x)

Görüşülmekte olan Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 5’inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

MADDE 5- 15/5/1959 tarihli ve 7269 sayılı Umumi Hayata Müessir Afetler Dolayısiyle Alınacak Tedbirlerle Yapılacak Yardımlara Dair Kanunun geçici 26 ncı maddesi aşağıdaki şekilde yeniden düzenlenmiştir.

"Geçici Madde 26- Türkiye Cumhuriyeti Ülkesi Adıyaman İli Samsat İlçesi ve Kahta İlçesinde ve Türkiye Cumhuriyeti Ülkesi Şanlıurfa İli ve çevresinde 2/3/2017 tarihinde, Türkiye Cumhuriyeti Ülkesi Adıyaman İli Merkez İlçesi, Samsat İlçesi, Kahta İlçesi ve çevresinde 24/4/2018 tarihinde ve Türkiye Cumhuriyeti Ülkesi Muğla İline bağlı Ula İlçesi ve çevresinde 25/11/2017 tarihinde, Türkiye Cumhuriyeti Ülkesi Denizli İli Acıpayam İlçesinde 20/3/2019 tarihinde, Türkiye Cumhuriyeti Ülkesi Malatya İli Arguvan İlçesinde 21/3/2019 tarihinde, Türkiye Cumhuriyeti Ülkesi Elazığ İli Sivrice İlçesi ve çevresinde, Türkiye Cumhuriyeti Ülkesi Malatya İli Doğanyol İlçesi ve Pütürge İlçesinde 4/4/2019 tarihinde, Türkiye Cumhuriyeti Ülkesi Denizli İli Çardak İlçesi ve çevresinde, Türkiye Cumhuriyeti Ülkesi Denizli İli Bozkurt İlçesinde, Türkiye Cumhuriyeti Ülkesi Afyonkarahisar İli Dazkırı İlçesinde 8/8/2019 tarihinde, Türkiye Cumhuriyeti Ülkesi Çanakkale İli Ayvacık İlçesi ve Ezine İlçesinde 6/2/2017 tarihinde, Türkiye Cumhuriyeti Ülkesi Antalya İli Korkuteli İlçesinde 6/2/2015 tarihinde, Türkiye Cumhuriyeti Ülkesi Çanakkale İli Gökçeada İlçesinde 24/5/2014 tarihinde, Türkiye Cumhuriyeti Ülkesi Bingöl İli Kiğı İlçesinde 3/12/2015 tarihinde, Türkiye Cumhuriyeti Ülkesi Malatya İli Hekimhan İlçesi ve Kuluncak İlçesinde 29/11/2015 tarihinde, Türkiye Cumhuriyeti Ülkesi Van İli Muradiye İlçesinde 29/10/2015 tarihinde, Türkiye Cumhuriyeti Ülkesi Manisa İli Akhisar İlçesinde 12/9/2016 tarihinde, Türkiye Cumhuriyeti Ülkesi Manisa İli Selendi İlçesinde 21/4/2017 tarihinde, Türkiye Cumhuriyeti Ülkesi Manisa İli Saruhanlı İlçesinde 27/5/2017 tarihinde, Türkiye Cumhuriyeti Ülkesi Muğla İli Bodrum İlçesinde 21/7/2017 tarihinde ve Türkiye Cumhuriyeti Ülkesi Erzurum İli Aşkale İlçesinde 11/5/2017 tarihinde, Türkiye Cumhuriyeti Ülkesi Manisa İli Akhisar İlçesi ve Kırkağaç İlçeleri ve çevresinde 22/1/2020 tarihinde, Türkiye Cumhuriyeti Ülkesi Elazığ İli Merkez İlçesi, Sivrice İlçesi, Alacakaya İlçesi, Arıcak İlçesi, Baskil İlçesi, Karakoçan İlçesi, Kovancılar İlçesi, Palu İlçesi ve Maden İlçeleri ve çevresinde, Türkiye Cumhuriyeti Ülkesi Elazığ İli Keban İlçesi Üçpınar Köyünde, Türkiye Cumhuriyeti Ülkesi Malatya İli Doğanyol İlçesi, Pütürge İlçesi, Kale İlçesi, Yeşilyurt İlçesi ve Battalgazi İlçeleri ve çevresinde, Türkiye Cumhuriyeti Ülkesi Diyarbakır İli Çüngüş İlçesi ve Çermik İlçeleri ve çevresinde, Türkiye Cumhuriyeti Ülkesi Adıyaman İli Gerger İlçesi ve Sincik İlçeleri ve çevresinde, Türkiye Cumhuriyeti Ülkesi Tunceli İli Merkez İlçesi, Mazgirt İlçesi ve Pertek İlçeleri ve çevresinde 24/1/2020 tarihinde, Türkiye Cumhuriyeti Ülkesi Van İli Başkale İlçesi ve Saray İlçesi ve çevresinde 23/2/2020 tarihinde, Türkiye Cumhuriyeti Ülkesi Malatya İli Arapgir İlçesi, Arguvan İlçesi, Doğanşehir İlçesi, Hekimhan İlçesi, Kuluncak İlçesi, Pütürge İlçeleri ve çevresinde 5/6/2020 tarihinde, Türkiye Cumhuriyeti Ülkesi Bingöl İli Karlıova İlçesi, Yedisu İlçesi ve Adaklı İlçeleri ve çevresinde, Türkiye Cumhuriyeti Ülkesi Erzurum İli Çat İlçesi ve çevresinde 14/6/2020 tarihinde, Türkiye Cumhuriyeti Ülkesi Erzincan İli Tercan İlçesi ve çevresinde 14/6/2020 ve 15/6/2020 tarihlerinde, Türkiye Cumhuriyeti Ülkesi Van İli Saray İlçesi, Özalp İlçesi ve Gürpınar İlçeleri ve çevresinde 25/6/2020 tarihinde, Türkiye Cumhuriyeti Ülkesi Bitlis İli Hizan İlçesi ve çevresinde 7/8/2020 tarihinde, Türkiye Cumhuriyeti Ülkesi Erzincan İli Tercan İlçesi ve çevresinde 28/10/2020 tarihinde, Türkiye Cumhuriyeti Ülkesi İzmir İli Aliağa İlçesi, Balçova İlçesi, Bayındır İlçesi, Bayraklı İlçesi, Bergama İlçesi, Bornova İlçesi, Buca İlçesi, Çeşme İlçesi, Çiğli İlçesi, Dikili İlçesi, Foça İlçesi, Gaziemir İlçesi, Güzelbahçe İlçesi, Karabağlar İlçesi, Karaburun İlçesi, Karşıyaka İlçesi, Kemalpaşa İlçesi, Kiraz İlçesi, Konak İlçesi, Menderes İlçesi, Menemen İlçesi, Narlıdere İlçesi, Seferihisar İlçesi, Selçuk İlçesi, Tire İlçesi, Torbalı İlçesi, Urla İlçeleri ile Türkiye Cumhuriyeti Ülkesi Aydın İli Kuşadası İlçesi ve çevresinde 30/10/2020 tarihinde, Türkiye Cumhuriyeti Ülkesi Siirt İli Kurtalan İlçesi ve çevresinde 3/12/2020 tarihinde, Türkiye Cumhuriyeti Ülkesi Van İli Tuşba İlçesi ve çevresinde 15/12/2020 tarihinde, Türkiye Cumhuriyeti Ülkesi Elazığ İli Baskil İlçesi, Karakoçan İlçesi, Kovancılar İlçesi, Maden Merkez İlçesi, Palu İlçesi, Sivrice İlçeleri ve çevresinde 27/12/2020 tarihinde meydana gelen deprem afetleri sebebiyle genel hayata etkili afet bölgesi olarak kabul edilen yerlerde, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı fen heyetleri tarafından tespit edilmiş olan yıkık veya ağır hasarlı konut, işyeri ve ahır sahibi afetzedeler için bu Kanun hükümleri gereğince hak sahibi olmak ve borçlandırmaları yapılmak kaydıyla konut, işyeri, ahır ve her türlü alt yapı ve sosyal donatıların inşası veya kredi desteği sağlanması ile orta hasarlı olduğu tespit edilen konut, işyeri veya ahır sahibi afetzedelere bu Kanun hükümleri gereğince hak sahibi olmak veya borçlandırmaları yapılmak kaydıyla kredi desteği sağlanmasına ilişkin olarak bu Kanunun 29 uncu maddesinin sekizinci fıkrasında belirtilen hususlar aranmaksızın işlem yapılır.

Birinci fıkrada belirtilen işlemlerin yapılmasında bu Kanunun 29 uncu maddesinde düzenlenen; kendilerine ait olmayan arsa veya arazi üzerine inşaat ruhsatı almaksızın bina inşa eden yapı sahipleri ile yer kayması, su baskını, kaya düşmesi ve benzeri sebeplerle imar planında yapı yapılması sakıncalı olarak belirlenen yerlerde ruhsatsız olarak yapılan yapıların sahiplerinin hak sahibi olarak kabul edilmeyeceğine dair kısıtlamalar uygulanmaz.'

       Mehmet Metanet Çulhaoğlu                           Ayhan Erel                                   İbrahim Halil Oral

                       Adana                                              Aksaray                                              Ankara

               Fahrettin Yokuş                             Arslan Kabukcuoğlu                          Ahmet Kamil Erozan

                       Konya                                             Eskişehir                                              Bursa

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ BEKİR KUVVET ERİM (Aydın) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Ankara Milletvekili Sayın İbrahim Halil Oral.

Buyurunuz Sayın Oral. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

İBRAHİM HALİL ORAL (Ankara) - Sayın Başkan, kıymetli milletvekilleri; 277 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 5’inci maddesi üzerine İYİ Parti Grubu adına söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, teklifin geneli ve maksadı düşünüldüğünde 5’inci madde bütünün aksine millete faydalı bir düzenleme içermektedir ancak bu faydalı düzenleme bile iktidarın kalıcı ve yapısal çözümler üretmekten çok uzak olduğunu göstermektedir. Türkiye'de doğal afet sigortası yani DASK, sadece ev alınır satılırken ya da kiralanırken yaptırılan bir sigorta durumuna gelmiştir. Bunun sonucu olarak olası afetlerde devlet desteğinin alınması kanuni olarak sıkıntıya girmiştir. Bu durumun yanında, devletin afetlerde kredi ve inşa için göstereceği kolaylıkların DASK’a takılmaması için il il, ilçe ilçe isimler yazarak kanun yapılmaktadır. Kanunlar genel ve herkese eşit uygulanacak bir durumda olmalıdır. Her afet olduğunda Mecliste bir torba kanun çıkarıp etkilenen il ve ilçelerin adlarını mı yazacağız? Yazamayacağımız bellidir çünkü Komisyonda gördük ki teklifi hazırlayanlar Van Tuşba’yı, Siirt Kurtalan’ı unutmuşlar, sonradan önergeyle eklemişler.

Dün Rize’de bir sel felaketi oldu, ölenlerimize Cenab-ı Allah’tan rahmet dileriz. Yarın başka bir ilimizde -Allah korusun- bir deprem olabilir. Biz deprem olan her şehrimizi bu kapsama sokmak için yeni bir torba kanun mu ekleyeceğiz? Her şeyi KHK’lerle düzenleyen iktidar böyle bir uygulamayı neden kanun teklifi olarak bir torba kanunda getiriyor? Bütün bunlar, hem yönetme acziyetini göstermektedir hem de faydalı düzenlemeleri getirip OHAL’i uzatma planlarınızı perdeleme amacını göstermektedir. İYİ Parti ve muhalefet, bu konudaki belli başlı maddelere kökten karşıdır; bu teklifi geçirmemek için uğraşacak, siz de vatandaşa diyeceksiniz ki: “Deprem düzenlemesini muhalefet geçirtmedi.” Türk milletinin de bizlerin de bu oyunlara artık karnı toktur.

Saygıdeğer milletvekilleri, mevcutta bir Deprem Araştırma Komisyonumuz var; bu Komisyonda, ilgili duruma dair bir çalışma yapılabilir, bu çalışmanın sonucuna göre bir kanun düzenlemesi de teklif edilebilir. Kriterler belirlenir ve her olaya ayrı kanun çıkarmak zorunda kalınmaz. Bu, çok zor bir iş midir Allah aşkına?

Öte yandan, deprem kredileriyle hukuksuz ve temelsiz OHAL uygulamasını uzatmanın ne gibi bir bağlantısı vardır, anlamakta güçlük çekiyoruz? Bu “torba kanun” mantığından artık vazgeçilmesi gerekir. “Gazi Meclis” diye övdüğümüz bu çatıyı her geçen gün daha da itibarsızlaştırıyorsunuz. Millî Mücadele kazanmış bir Meclisi ne hâle soktuğunuzun farkında mısınız? Bu, çok açık bir gaflet hâlidir. Bence, Meclis tatile girince biraz zihninizi boşaltın ve geçmişin muhasebesini yapın; salim kafayla, bu yaptığınız hataları bir düşünün derim yoksa seçime gidene kadar her saniye bu millete bir şeyler kaybettireceksiniz.

Sayın milletvekilleri, afet kredisi ve afet konutlarından bahis açılınca, Bitlis’teki afet konutlarının durumunu sizlere anlatmak isterim. Bu örnek de ülkeyi yönetemediğinizin, ülke kaynaklarını çöpe attığınızın bir kanıtıdır: Bitlis merkeze bağlı köylerde ve Tatvan’da yaşanan afetlerde evleri hasar gören köylüler için afet konutları inşa edilmiştir ancak yapıldıktan sonra altyapısı tamamlanamayan, yanlış yere yapılan ve içinde vatandaşların taşınması sağlanamayan yüzlerce konut olmuştur; bunlar, yapıldıkları gibi yıkılmıştır. Mesela 2006 yılında inşaya başlanan 326 afet konutu 2017 yılında içine bir kişi bile oturmadan yıkılmıştır; benzer şekilde, 2004’te inşasına başlanan otogar da yine içine kimse girmeden 2016 yılında yıkılmıştır. Bu, devletin kaynaklarını çöpe atmak değil midir Allah aşkına, tüyü bitmemiş yetimin hakkını çarçur etmek değil midir? Yamalı bohça gibi yaptığınız kanunların da yapboza dönen inşaatlarınızın da verdiği zarar artık milletimizin canına tak etmiştir. Size sandıkta derslerini vermek için sabırsızlıkla beklemektedir milletimiz.

Bu düşüncelerle teşekkür ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 277 sıra sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 5’inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

MADDE 5- 15/5/1959 tarihli ve 7269 sayılı Umumi Hayata Müessir Afetler Dolayısiyle Alınacak Tedbirlerle Yapılacak Yardımlara Dair Kanunun geçici 26 ıncı maddesinin birinci fıkrasına “Elazığ İli Merkez, Sivrice,” ifadesinden sonra gelmek üzere “Alacakaya, Arıcak,” ibaresi, “23/2/2020 tarihinde,” ibaresinden sonra gelmek üzere Malatya İli Arapgir, Arguvan, Doğanşehir, Hekimhan, Kuluncak, Pütürge İlçeleri ve çevresinde 5/6/2020 tarihinde,” ibaresi eklenmiş, fıkrada yer alan “14/6/2020 tarihinde meydana gelen ve genel hayata etkili olan deprem afetleri nedeniyle” ibaresi 14/6/2020 tarihinde, Erzincan İli Tercan İlçesi ve çevresinde 14/6/2020 ve 15/6/2020 tarihlerinde, Van İli Saray, Özalp ve Gürpınar İlçeleri ve çevresinde 25/6/2020 tarihinde, Bitlis İli Hizan İlçesi ve çevresinde 7/8/2020 tarihinde, Erzincan Tercan İlçesi ve çevresinde 28/10/2020 tarihinde, İzmir İli Aliağa, Balçova, Bayındır,  Bayraklı, Bergama, Bornova, Buca, Çeşme, Çiğli, Dikili, Foça, Gaziemir, Güzelbahçe, Karabağlar, Karaburun, Karşıyaka, Kemalpaşa, Kiraz, Konak, Menderes, Menemen, Narlıdere, Seferihisar, Selçuk, Tire, Torbalı, Urla İlçeleri ile Aydın İli Kuşadası İlçesi ve çevresinde 30/10/2020 tarihinde, Siirt İli Kurtalan İlçesi ve çevresinde 3/12/2020 tarihinde, Van İli Tuşba İlçesi ve çevresinde 15/12/2020 tarihinde, Elazığ İli Baskil, Karakoçan, Kovancılar, Maden Merkez, Palu, Sivrice İlçeleri ve çevresinde 27/12/2020 tarihinde meydana gelen deprem afetleri sebebiyle genel hayata etkili afet bölgesi olarak kabul edilen yerlerde şeklinde,” değiştirilmiştir.

             Mehmet Bekaroğlu                           İlhami Özcan Aygun                                  Cavit Arı

                      İstanbul                                            Tekirdağ                                             Antalya

             Kamil Okyay Sındır                      Mustafa Sezgin Tanrıkulu                           Alpay Antmen

                        İzmir                                               İstanbul                                              Mersin

         Mehmet Akif Hamzaçebi                          Abdüllatif Şener

                      İstanbul                                              Konya

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ BEKİR KUVVET ERİM (Aydın) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen Konya Milletvekili Sayın Abdüllatif Şener.

 Buyurun Sayın Şener. (CHP sıralarından alkışlar)

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz kanun teklifinin 5’inci maddesi afetten zarar gören vatandaşlarımıza yardımı düzenleyen 7269 sayılı Kanun’un geçici 26’ncı maddesine ilaveler yapmaktadır. Bu ilaveler tadat usulüyle belirlenmiştir. Yani tek tek sayılmıştır; hangi ildeki, hangi ilçedeki, depreme maruz kalan vatandaşlarımızın yardımdan yararlanacağı bu maddeyle belirlenmiştir. Tadat edilen il ve ilçelerde 2020 yılında meydana gelen depremlerde yıkık, ağır ve orta hasarlı binalar kanunundaki devlet destekleri kapsamına alınmaktadır. Bu desteklerin özünde ise binaların yapılması veya vatandaşlarımıza kredi verilmesi vardır.

Burada iki farklı sorun var. Bu sorunlardan birincisi: Yardımın yapılacağı il ve ilçelerin tek tek sıralanmasıdır. Biraz önce Başkanlık Divanı kanun teklifindeki bu 5’inci maddeyi okudular, uzun uzun 1 sayfayı aşkın yer isimleri belirlediler. Hâlbuki bu, kanun yapma tekniğinde büyük bir zaafı ve rastgele çalışmayı yansıtmaktadır. Madem artık Hükûmetin tasarı gönderme hakkı yoktur, kanun teklifleri milletvekilleri tarafından yapılmaktadır. O hâlde yasalaşmanın ve kanun hazırlamanın düzgün bir şekilde yapılması gerekir; rastgele ifadelerle, cümlelerle gerçekleştirilmemesi gerekmektedir. Mutlak surette doğru, kapsamlı ve maksadı ifade edecek cümlelerin yer alması lazım. Maalesef bu torba yasaların hiçbirinde hiçbir maddenin özenle yazılmamış olduğunu görmekten dolayı da büyük üzüntü duyduğumu ifade etmek isterim.

İkincisi ise kanundaki ana maddeye göre bu maddede bir değişiklik yapılmıştır. Bu değişiklik, afet bölgesi kabul edilen yerlere yardımın yapılacağını ifade etmektedir. Hâlbuki “afet bölgesi kabul edilen yerler” ifadesi ana kanunda 2’nci maddede özel olarak nasıl afet bölgesi ilan edileceği belirtilerek tanımlanmaktadır. Cumhurbaşkanı tarafından afet bölgesinin ilan edilmesi gerekmektedir. Hâlbuki burada tadat edilen, sayılan ilçe ve illerin bir kısmında bu kanun burada görüşülürken hâlen şu an itibarıyla Cumhurbaşkanlığı tarafından afet bölgesi ilan edilmemiştir; örneğin, İzmir gibi. Dolayısıyla birbiriyle uyumsuz ifadelerin yer alması da sağlıklı değildir, doğru değildir. Bu yardımları hiçbir iktidar kendi cebinden, kesesinden yapmıyor. Vatandaşların devlete karşı yükümlülükleri vardır ve devletten elde etmeleri gereken haklar vardır. Vatandaşlar harcama yaparken, gelir elde ederken, servetleri üzerinden kamu hizmetlerinden yararlanırken yeri geliyor cebindeki son kuruşu devlete veriyorlar, teslim ediyorlar; yeri geliyor, ayni olarak, bedensel olarak, hayatlarını ortaya koyarak askerlik görevi yapıyorlar. Buna karşılık elbette devletten ve devletin kaynaklarını kullanan iktidarlardan hak talep etme, sorunlarını çözdürme hakları vardır.

Bakın, 2021 bütçesine bakıyoruz, 1 trilyon 100 milyar liralık bir bütçe geliri vardır. Sosyal Güvenlik Kurumunun gelirlerine bakıyoruz, 600 milyarlık bir miktar vardır. Yerel yönetimler ve diğer kamu kuruluşlarının vatandaştan aldığı paralara, gelirlerine bakıyoruz, onları da ilave ettiğimizde, kamu kurumlarının vatandaştan yıllık topladığı paranın miktarı 2 trilyon lira civarındadır. Peki, millî gelir ne kadar yani bu ülkede yaşayan bütün vatandaşların yıllık geliri ne kadar? O da 5 trilyon lira.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

ABDÜLLATİF ŞENER (Devamla) – Yani vatandaşlar yıllık gelirlerinin yüzde 40’ını kamu kurumlarına “vergi” diye ödüyorlarsa, elbette bunun karşılığı olarak da sorunlarının çözülmesini ve sıkıntılarının giderilmesini isteme hakkına sahiptirler ve bu konuda elbette iktidarın özen göstermesi lazım, sorunları düzgün çözmesi lazım ama burada görüyoruz ki daha        -yasa yapma bu Parlamentonun görevi- Parlamento bile, ilgili milletvekilleri bile görevlerini yerine düzgün getirmiyorlar, düzgün bir maddeyle Meclisin huzuruna çıkmıyorlar. Bu, vatandaşa karşı yükümlülüğü yerine getirmemek demektir, sorunlarını iyi dinlememek demektir, sorunlarına kulak vermemek demektir. Bu alışkanlıklarda, Meclisin bundan sonraki yasa tekliflerinde        -özellikle iktidar milletvekillerine söylüyorum çünkü teklifleri onlar veriyor- daha dikkatli olmaları tavsiye ediyor, saygılar sunuyorum. (CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 277 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 5’inci maddesinde yer alan “gelmek üzere” ibaresinin “gelecek şekilde” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Mahmut Celadet Gaydalı                   Murat Sarısaç                            Abdullah Koç                            Bitlis                                         Van                                          Ağrı                            Garo Paylan                            Ali Kenanoğlu                       Muazzez Orhan Işık                   Diyarbakır                                  İstanbul                                       Van

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ BEKİR KUVVET ERİM (Aydın) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Van Milletvekili Sayın Muazzez Orhan Işık.

Buyurunuz Sayın Işık. (HDP sıralarından alkışlar)

MUAZZEZ ORHAN IŞIK (Van) – Sayın Başkan, değerli üyeler; yasama tekniğini ve etiğini ihlal eden, yasama faaliyetini yamalı bohçaya çeviren bu torba yasanın depremle ilgili 5’inci maddesi üzerine söz aldım.

Gerekli tedbirler alınmadığı için yaşanan depremlerde hayatını kaybeden yurttaşlarımızı anarak sözlerime başlamak istiyorum.

Bir deprem kuşağında olan ülkemizin, yaşanan bunca can kaybına rağmen hâlâ depremlere hazır olduğunu söylememeyiz. Deprem öncesinde, deprem sırasında ve sonrasında yapılması planlanıp uygulanması gereken yüzlerce konu için henüz gerekli yapılanmalar kurulmuş değildir. Deprem gibi kapsamlı bir konunun bütünlükle ele alınması gerekirken bu şekilde torba kanunlarla ele alınması tam bir ciddiyetsizliktir.

Yüzde 98’i aktif ve farklı deprem kuşakları üzerinde yer alan bir deprem ülkesi olarak Türkiye’de, depreme ilişkin riskler çok yüksektir. “İmar barışı” adı altında yapılan düzenlemeler deprem riskini artıran bir uygulama olmuş ve imar planları kâğıt üzerinde kalan metinlere dönüşmüştür. Parasını veren, ruhsatını almış ama deprem için bir denetim yapılmamıştır. Ülke genelinde binaların tasarımı, malzeme seçimi ve kullanımı deprem açısından birçok riski oluşturmaktadır.

İstanbul her sarsıldığında yeniden hatırlanan toplanma alanları sorunu sadece İstanbul’a özgü bir sorun da değildir. Deprem bölgelerinde olan tüm kentlerde deprem toplanma ve barınma alanı geciktirilmeden yapılmalıdır.

Depremzedelere TOKİ müşterisi gibi yaklaşılmakta ve bu konutlar maliyetinin çok üzerinde fiyata satılmaktadır. 2011 Van depreminin birçok mağduru hâlâ evsizdir. Yıllarca sağlıksız koşullarda konteynerlerde yaşamak zorunda kalan ve göç etmek zorunda kalan insanlar var. Üstelik “toplu konut” adı altında borçlandırılan insanların çoğu taksitlerini ödeyemediği için bu evlerde yaşayamamaktadır. Van’da ve birçok yerde TOKİ konutlarının altyapı eksiklikleri, sosyal ve kültürel doku gözetilmeyerek yapılması da yeni sorunlar yaratmaktadır.

Değerli milletvekilleri, depreme hazırlık konusu can meselesidir. Halkın yaşamını doğrudan ilgilendiren bu konu ciddiyetle ele alınmalıdır. Hepimizin hafızasında bir travmaya dönüşen 99 Marmara depreminde binlerce kişinin yaşamını yitirdiğini unutuyoruz maalesef. Sadece yaşamını yitirenleri değil, depremin ağır yaralı ve ömür boyu engelli kalanları nasıl etkilediğini anlatmaya kelimeler yetmez.

Deprem dayanışma vergileri olarak adlandırılan vergiler, özel iletişim vergisi ve özel işlem vergisi adı altında toplanan ek vergiler 1999 yılından bu yana halktan tahsil edilmektedir. Halktan yüklü vergi alınmasına rağmen her depremde, her felakette yine halktan bağış isteyen bir devlete güvenilemez. İnsanların yaşamını doğrudan etkileyen depremler için milyonlardan toplanan vergilerin ne kadar olduğu, nereye harcandığı kamuoyuna bir an önce açıklanmalıdır. Deprem vergilerinin depreme ilişkin yatırımlarda ve deprem sonrası dayanışmalarda kullanılmaması bu alandaki kurumlara karşı bir güvensizliğe yol açmaktadır. İnsanların Kızılaya, AFAD’a ve diğer yardım kuruluşlarına güvenmesi için bu kurumların iktidarın arka bahçesi gibi değil, sorumluluğunu yerine getirerek ayrım yapmadan çalışma yürütmesi gerekmektedir.

Başka bir sorun da depremde çok önemli rolü olan yerel yönetimlerin depremle mücadelede yok sayılmasıdır. İktidarınız süresince AKP’li olmayan belediyeler deprem sonrası sürece dâhil edilmemiş, hatta engellenmişlerdir. Afetleri bile siyasi ranta dönüştürdünüz. Şöyle ki Başkale depreminde Van kayyumu ve kayyumlardan sorumlu İçişleri Bakanının yaklaşımı yüzünden Başkaleli depremzedeler aylarca hatta yıllarca açıkta ve evsiz bırakıldılar. Mağduriyetlerini dile getiren depremzedeler AKP Van Vekili tarafından yardım verilmemekle tehdit edildiler. STK’lerin, partimizin, o dönemde kayyum gasbı altında olmayan belediyelerimizin dayanışma çalışmaları da hukuksuzca engellendi. 2020 yılında Van’da yaşanan deprem sonrası yapılacak konutlar, çevre düzeni ve altyapı çalışmaları hâlâ tamamlanmış değildir. İki buçuk yıl geçmesine rağmen, en az 8-10 kişilik nüfuslu aileler hâlen 4 kişilik konteynerlerde yaşamak zorunda kalmıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

MUAZZEZ ORHAN IŞIK (Devamla) – Maliyetinin çok üzerinde fiyata satılan konutlarla zaten depremde her şeyini kaybetmiş olan insanlar bir kez daha mağdur edilmektedir.

Değerli milletvekilleri, bildiğiniz üzere, depreme dair bir Meclis araştırma komisyonu çalışması yaptık. Bu komisyonun tespitlerinin yasama ve uygulamaya yansımasının ne olacağını da hep beraber göreceğiz. Umuyorum ki bu rapor da birçok araştırma komisyonu raporu gibi Meclisin tozlu arşivlerinde kalmaz.

Sözlerimi bitirirken şunu tekrar söylemek istiyorum: Son yaşadığımız depremlerde de gördük ki ülke olarak depreme hâlâ hazır değiliz. Deprem değil rantınız ve tedbirsizliğiniz öldürüyor. Deprem vergilerini yandaşlarınıza değil deprem tedbirlerine ve depremzedelere harcayın diyor, tüm halkımızı saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

5’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 5’inci madde kabul edilmiştir.

6’ncı madde üzerinde 3 önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

İlk önergenin özetini okutuyorum:

 Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına(x)

Görüşülmekte olan Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 6’ncı maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

"MADDE 6- 4/1/1961 tarihli ve 209 sayılı Sağlık bakanlığına Bağlı Sağlık Kurumları ile Esenlendirme (rehabilitasyon) Tesislerine Verilecek Döner Sermaye Hakkında Kanunun 5 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"MADDE 5- Döner sermaye gelirlerinden, döner sermayeli sağlık kurum ve kuruluşlarında görev yapan memurlar ve sözleşmeli personel ile açıktan vekil olarak atananlara mesai içi veya mesai dışı ayrımı yapılmaksızın ek ödeme yapılabilir. Sağlık kurum ve kuruluşlarında Bakanlık tarafından belirlenen hizmet sunum şartları ve kriterleri de dikkate alınmak suretiyle, bu ödemenin oranı ile esas ve usulleri; personelin unvanı, görevi, çalışma şartları ve süresi, hizmete katkısı, performansı, tetkik, eğitim-öğretim ve araştırma faaliyetleri ile muayene, ameliyat, anestezi, girişimsel işlemler ve özellik arz eden riskli bölümlerde çalışma gibi unsurlar esas alınarak Maliye Bakanlığının uygun görüşü üzerine Sağlık Bakanlığı tarafından çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.

Bakanlık merkez teşkilatı ile Türkiye Halk Sağlığı Kurumu (laboratuvarlar hariç) ve Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumunun merkez teşkilatında görev yapanlar dışındaki personele, döner sermaye gelirlerinden, Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumunun tabip ve eczacı unvanlı kadrolarında çalışanlar ile sağlık ve yardımcı sağlık himmetleri ile teknik hizmetler sınıfı kadrolarına atanmış olup Kurumun analiz ve kontrol laboratuvarlarında fiilen görev yapan personele döner sermaye gelirlerinden dördüncü fıkra uyarınca Bakanlık döner sermaye hesabına aktarılan tutardan birinci fıkrada belirtilen esaslar çerçevesinde bir ayda yapılacak ek ödemenin tutarı, ilgili personelin bir ayda alacağı aylık (ek gösterge dâhil), yan ödeme ve her türlü tazminat (makam, temsil ve görev tazminatı ile yabancı dil tazminatı hariç) toplamının; eğitim görevlisi ile uzman tabip kadrosuna atanan profesör ve doçentlerde yüzde 800'ünü, uzman tabip ve tıpta uzmanlık mevzuatında belirtilen dallarda bu mevzuat hükümlerine göre uzman olanlar ile uzman diş tabiplerinde yüzde 700'ünü, pratisyen tabip ve diş tabipleri ile uzman eczacılarda yüzde 500'ünü, Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumunda görev yapan eczacılara yüzde 350'sini, idarî sağlık müdür yardımcısı, idarî halk sağlığı müdür yardımcısı, hastane müdürü ve eczacılarda yüzde 250’sini, başhemşirelerde yüzde 200'ünü, diğer personelde ise yüzde 150'sini geçemez. Sağlık Bakanlığı tarafından, Maliye Bakanlığının onayı ile belirlenen özellikli tıbbi işlemler karşılığı yapılacak ek ödemelerde, yüzde 800 ve yüzde 700 oranları beş kat artırılarak uygulanır. İşin ve hizmetin özelliği dikkate alınarak yoğun bakım, doğumhane, yeni doğan, süt çocuğu, yanık, diyaliz, ameliyathane, enfeksiyon, özel bakım gerektiren ruh sağlığı, organ ve doku nakli, acil servis ve benzeri sağlık hizmetlerinde çalışan personel için yüzde 150 oranı, yüzde 200 olarak uygulanır. Nöbet hizmetleri hariç olmak üzere mesai saatleri dışında gelir getirici çalışmalarından doğan katkılarına karşılık olarak profesör, doçent ve  eğitim görevlilerine bu fıkradaki oranların yüzde 50'sini, tabip, diş tabibi ve tıpta uzmanlık mevzuatına göre uzman olanlara bu fıkradaki oranların yüzde 30'unu, diğer personele yüzde 20'sini geçmeyecek şekilde ayrıca ek ödeme yapılır. Sözleşmeli olarak istihdam edilen personele yapılacak ek ödemenin tutarı ise, aynı birimde, aynı unvanlı kadroda çalışan ve hizmet yılı olan emsali personel esas alınarak belirlenir ve bunlara yapılacak ek ödeme hiçbir şekilde emsaline yapılabilecek ek ödeme üst sınırını geçemez. Bu fıkra uyarınca personele her ay yapılacak ek ödeme net tutarı, 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin ek 9’uncu maddesi uyarınca kadro ve görev unvanı veya pozisyon unvanı itibarıyla belirlenmiş olan ek ödeme net tutarından az olamaz. Bu madde gereğince yapılacak ödeme sigorta prim kesintisine tabi tutulmaz.

Mehmet Metanet Çulhaoğlu                  Ayhan Erel                              Yasin Öztürk                           Adana                                     Aksaray                                    Denizli                           Aylin Cesur                           Fahrettin Yokuş                     Arslan Kabukcuoğlu                     Isparta                                      Konya                                    Eskişehir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ BEKİR KUVVET ERİM (Aydın) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Isparta Milletvekili Sayın Aylin Cesur.

Buyurunuz Sayın Cesur. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

AYLİN CESUR (Isparta) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Bayramlarda “kader kısmet” vardı eskiden; bilenler bilir. Böyle çizersiniz veya torbadan çekersiniz, içinden bir hediye kazanırsınız, bayram hediyesi olur size. Bu bayram hediye filan yok; yoksulluk var, işsizlik var bol bol; torbadan da çıka çıka OHAL çıktı. Nedir bu OHAL? Olağanüstü hâl, olağan durumu bozan, devletin ve milletin geleceğine tehdit oluşturan durumlarda olağan hâle dönebilmek için hukukun askıya alındığı hâl. Bu askıya alışlar, insan haklarının ihlal edilebilmesinin önünü  açabiliyor yani keyfîsi olmuyor bu OHAL’in. Bizde bu yetki, diğer çağdaş ülkelere göre çok geniş tanımlanmış. Tehlike şu: Elinde gücü tutmak isteyen, bunu kendi siyasi ve ekonomik menfaatleri için kullanabiliyor. Ha bire bizim itiraz etmemiz de bundan; gecenin bu saatinde gelmişiz, birlikte itiraz ediyoruz. Bunu buradan milletimize duyuruyorum: Demokrasi bugün tehlikede olan; hepinizin dikkatine.

Geçen sene bu zamanlar barolara el atmıştınız. “Hukuk olmazsa ne demokrasi ne ekonomi olur ne güven iklimi olur, düze çıkamaz hiçbiri.” demiştik. Hukuku  çiğneye çiğneye geçirdiniz yasayı. Aslında çiğnediğiniz, kendi evlatlarınızın da geleceğiydi. “Beş nesillik güvende bizim evlatlar.” diyorsanız eğer, hiç öyle sulandırmayın işi, biz iktidara gelince hepsini alıp bu millete geri vereceğiz inşallah.

Bu tip uygulamaları alışkanlık hâline getirmiş yönetimlere “güvenlik devleti” deniyor. Güvenlik devletinin iddiası da şu: “Bana yetki verin, insan hakları ihlalleri, hak ve özgürlüklerin kısıtlanması, kötü ekonomi -hiç sorun değil- en önemlisi güvenlik ve bunu ben sağlayacağım.” diyor. Ancak tezada bakın ki güvenlik devleti güvenliği sağlayamaz, her zaman güvenlik zafiyeti ortaya çıkıyor çünkü sağlasa baskıcı politikaları sürdüremez ve zeminini kaybeder. Türkiye yirmi senedir görebileceği en güvenlikçi politikaları yaşadı ama gelin, görün ki hendek olaylarından her gün patlayan bombalara, FET֒nün hain kalkışmasından YPG’yle mücadeleye bütün bu güvenlik açıkları son yirmi yılda yaşandı. Esasen, kendi söktüğünü dikmeye çalışan bir terzi var sanki ortada. Terzinin yalnız kumaşa, iğneye, ipliğe ihtiyacı var. OHAL Anayasa'da düzenlenmiş. Bu madde yürürlüğe girdiği zaman Avrupa Konseyine bildirimde bulunma zorunluluğunuz var. Örtülü yasa yoluyla OHAL'i sürdürme hâlinde çıkacak kısıtlamalar için Avrupa Konseyine terzi bildirmemiş. OHAL ilan edildiği 20 Temmuz 2016’da amaç, FETÖ'nün hain silahlı kalkışmasının ardından devlete sızmış FET֒cüleri tespit etmek idiyse beş yıl oldu, OHAL, yetkileri beş yıldır uzatıldı, FETÖ'yle mücadele neden bitirilmedi? Aklımız bize bunu soruyor değerli arkadaşlar. “Kandırıldık.” dediniz de sizin iltisakınız, irtibatınız yok idiyse o dönemki atamalara bakın, tek tek eleseydiniz doğru bir süzgeç kullanarak hepsini. 17-25 Aralıktan önce nasıl oldu da her yerde kadrolaştılar bu kadar; yargıya, orduya bu dendi nasıl sızdılar ve mesela, uzun bir dönem Yüksek Askeri Şûra’da neden hiç dokunulmadı kimseye, hiçbir tanesi tespit edilmedi?

Şimdi, bu alçak darbe bu ülkeye ve bu millete yapılmaya çalışıldı. Yapanlar bu işe kalkışma gücünü nereden ve nasıl buldular; nasıl ve ne şekilde yatay ve dikey devlete sızdılar? Biz dedik ki gelin, bunu araştıralım. İlk önergeyi biz verdik İYİ Parti olarak 18 Temmuz 2018’de ve ondan sonra 39 tane önerge verildi, hepsini reddettiniz. Neden reddettiniz? Siyaset bilimi, sizden sonra artık bizim rejimimizi otoriter, rekabetçi bir rejim olarak tanımlıyor. Nedir bu? Kamu kaynaklarını ve idari yetkileri mensubu olduğu partinin iktidarda kalması için kullanan ve muhalefeti bu araçlarla güçsüz kılmaya çalışan bir rejim. Belediye kaynaklarıyla mitingler, 4-5 maaşlı kadrolar, TRT ve RTÜK gibi organları propaganda aracı olarak kullanmak ve bunun gibileri. Bu şartlarda OHAL ne, biliyor musunuz? Kendi siyasi menfaatleri için kullanacağı idari yetkileri artıran bir durum. Hukuksuzluk da bu sevdaya dâhil, rakipleri suçlamak da. Kurumlara, belediyelere, şirketeler atanan kayyumlar, mülkün temeli olan adaleti yıkınca o mülklerin cazibesi, iktidar olmanın dayanılmaz hafifliği; e, hepsi birlikte kaymaklı kadayıf. (İYİ Parti sıralarından alkışlar) Sesini çıkarana uzun gözaltı, hakkını arayana ceza, KHK’lerle bir kış lastiği düzenlemesi ve Boğaziçinde seçilmiş rektör atamaları gibi ve onların sonuçları.

Biz ha bire sorunca “Devletin televizyonunda ismi lazım olmayan o terör örgütünün eskitme paçavrasının işi neydi?” diye, “Osman Öcalan TRT’ye çıkmadı, TRT Kurdî’ye çıktı.” falan demek zorunda kalan bir grup başkan vekili. (İYİ Parti sıralarından alkışlar) Ve 3 yanlış 1 doğruyu götürdü; kadınlarımız, gençlerimiz belki konuşmadılar ama içlerinde yün eğirdiler bunlar olurken güzel memleketimizde değdikçe adaletin haklı, haksız buz gibi kılıcı yürüklerine. Şimdi “Bir yıl daha uzatalım OHAL’i.” dediniz ya üçten bire indirmişsiniz, razıymışsınız. Ne yalan söyleyeyim, hayalini kurduğumuz sandığın silüeti görününce bayramüstü sevinmedik desek de yalan olur yani.

 (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

AYLİN CESUR (Devamla) – Şimdi, siz besiyeri nedir bilir misiniz? Besiyeri, mikroorganizmaların gelişimini desteklemek amacıyla laboratuvarda hazırlanmış sıvı veya jel olan besleyiciye deniliyor. FET֒nün siyasi kanadını araştırmamış, PKK’lıyı 3 binden 60 bine çıkarmış ve aslında, hepsi de besiyeri olmuş bir iktidara bu yetkiyi vermiyoruz biz, millet adına vermiyoruz bu yetkiyi. Siz getirdiğiniz çoğunluk anlayışıyla, demokrasideki yok ettiğiniz kuvvetler ayrılığıyla bu orta oyunundan bozma kurduğunuz düzende bu yasa teklifini geçirseniz de biliniz ki biz vermiyoruz yetkiyi millet adına. Siz sandık gelene kadar sürecek bu düzende “mış” gibi alacaksınız yetkiyi bugün ve sandık gelecek, ampulleri kapatıp uyuyacağız ve o gece, sabah sabah pırıl pırıl bir güneşle uyunacağız hep birlikte, üşümüş yüreklerimiz ısınacak, buz tutmuş sizin vicdanlarınız bile belki eriyecek ve hep birlikte iyileşeceğiz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 277 sıra sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 6’ncı maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

MADDE 6 - 4/1/1961 tarihli ve 209 sayılı sağlık Bakanlığına Bağlı sağlık Kurumları ile Esenlendirme (Rehabilitasyon) Tesislerine Verilecek Döner Sermaye Hakkında Kanunun 5 inci maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesine "Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumunun” ibaresinden sonra gelmek üzere "tabip ve eczacı unvanlı kadrolarında çalışanlar ile” ibaresi ve cümleye "yüzde 500'ünü,” ibaresinden sonra gelmek üzere "Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumunda görev yapan eczacılara yüzde 350'sini,” ibaresi ilave edilmiştir.

             Mehmet Bekaroğlu                           İlhami Özcan Aygun                               Gamze Taşcıer

                      İstanbul                                            Tekirdağ                                             Ankara

 

                     Cavit Arı                                   Kamil Okyay Sındır                               Alpay Antmen

                      Antalya                                               İzmir                                                Mersin

         Mustafa Sezgin Tanrıkulu                   Mehmet Akif Hamzaçebi

                      İstanbul                                             İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Ankara Milletvekili Sayın Gamze Taşcıer.

Buyurunuz Sayın Taşcıer. (CHP sıralarından alkışlar)

GAMZE TAŞCIER (Ankara) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Yıllardır her fırsatta dile getirdiğimiz, ifade ettiğimiz, her platformda mağduriyetlerini dile getirdiğimiz Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumundaki eczacıların nihayet muradına eriyor olması elbette ki bizler için sevindirici. Ancak yıllardır, yaklaşık beş yıldır sadece TİTCK’deki eczacılar değil, kamudaki eczacıların haksız ücret alımını ve yaşadıkları mağduriyeti dile getirdiğimizde her seferinde kulak tıkadınız, duymazdan geldiniz ama bugün bu haklarının veriliyor olması sevindirici. Ama yetersiz çünkü kamuda diğer kurumlarda çalışan eczacı meslektaşlarımızın sorunları devam ediyor.

Elbette ki eczacıların sorunları sadece bu değil hem bugün hem de şu anda üniversite okuyan ve geleceğin eczacılarının en önemli sorunlarından bir tanesi de her geçen gün mantar gibi artan eczacılık fakülteleri. 1960’tan 2000 yılına kadar sayısı 8 olan eczacılık fakültesi son on yılda 40 artarak bugün 57 civarındadır.

Fakülte açmadaki temel sorun, aslında yarın ne olacak diye düşünmeden yapılan bir eylem olması. Türkiye'nin sadece bugün değil yarın da eczacı ihtiyacı yok, bunu biz söylemiyoruz Sağlık Bakanlığının, Sağlıkta İnsan Kaynakları 2023 Vizyon Belgesi’ne göre 2023 yılında ihtiyacı olan eczacı sayısı 32 bin, iki yıl olmasına rağmen bugün sayı 41 bin civarında. Sadece geçtiğimiz yıl 3.893 eczacı mezun oldu ve yeni açılan eczacılık fakültelerini de hesap ederseniz mesleğimiz her geçen gün âdeta işsiz eczacıların ordusu olacağı bir yapı hâline dönüşüyor. Eline diplomayı verip ne yaparsan yap anlayışı hâkim. Kurumun yayınladığı eczane açabilecek yer sayısı mezun olan eczacıların sayısının yarısı, yine 2020’de sadece 762 eczacı kamu tarafından istihdam edildi, buna dair meslek odası, meslek birliği Türk Eczacıları Birliği her seferinde uyarmasına rağmen bu uyarılarımızı yaptığımızın ertesi günü Resmî Gazete'de yeni bir eczacılık fakültesinin açıldığını görüyoruz. Geçtiğimiz günlerde Düzce'de yine bir eczacılık fakültesi açıldı, ertesi gün Kadına Yönelik Şiddet Komisyonuna gelen YÖK Başkanına bu ihtiyacın olmadığını, neden böyle bir fakülte açıldığını sorduğumuzda kendisi hem rektörün hem de bazı milletvekillerinin ricasıyla bu fakülteyi açtığını söyledi. Elbette ki rica ile minnetle iş yapanların bir öngörüyle bir politika üretmesini de beklemek mümkün değil. Eczacılıkla ilgili sorun sadece nicel değil nitel olarak da sıkıntı var. Âdeta bir tabela ve dört duvardan oluşan eczacılık fakültelerinin açıldığını, yeterli akademisyen eczacının olmadığını, eczacı akademisyenin olmadığı fakülteleri maalesef, her geçen gün üzülerek gözlemliyoruz. Birileri istedi diye bir mesleğin geleceğini yok sayamaz, değersizleştiremezsiniz. Eczacılar, yeni eczacılık fakültesi açılmamasını, kamuda daha fazla eczacının istihdam edilmesini, kamudaki alımların artırılmasını, nitelikli ve bilimsel fakültelerin açılmasını; özlük haklarının iyileştirilmesini ve kamudaki kurumlar arasındaki ücret farklılığının giderilmesini talep ediyor. Kısaca, ileriyi öngören, akla ve mantığa uygun bir eczacılık ve sağlık politikası bekliyor sizden.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 277 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 6’ncı maddesinde yer alan “gelmek üzere” ibaresinin “gelecek şekilde” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                    Sait Dede                                       Murat Sarısaç                                       Nuran İmir

                      Hakkâri                                                Van                                                  Şırnak

                 Abdullah Koç                                   Ali Kenanoğlu                            Mahmut Celadet Gaydalı

                        Ağrı                                               İstanbul                                               Bitlis

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ BEKİR KUVVET ERİM (Aydın) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Hakkâri Milletvekili Sayın Sait Dede.

Buyurunuz Sayın Dede. (HDP sıralarından alkışlar)

SAİT DEDE (Hakkâri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan torba yasa teklifinin 6’ncı maddesi üzerine söz almış bulunmaktayım.

Sağlık Bakanlığına Bağlı Sağlık Kurumları ile Rehabilitasyon Tesislerine Verilecek Döner Sermaye Hakkında Kanun’un 5’inci maddesinde yeni bir düzenleme yapılmak istenmekte ancak ek gelirin bütün sağlık emekçilerini kapsayacak, adil ve eşitsizliği ortadan kaldıracak bir şekilde yapılması daha uygun ve daha hakkaniyetli olurdu.

Sağlıkta Dönüşüm Programı’nın sağlık emekçileri açısından ortaya çıkardığı yıkıcı sorunlar kangrenleşmiş durumdadır. “Sağlıkta dönüşüm” adı altında yapılan şehir hastaneleri şehirlerin yaşam alanlarından çok uzaklara yapılmış, şehir merkezlerinde bulunan hastaneler kapanmıştır. Bu durum yurttaşları hem ekonomik hem de sosyal olarak büyük bir sıkıntıya sokmaktadır. Ayrıca denetimsiz, kontrolsüz özel hastanelerin bir kısmının tamamen ya da kısmen kapanması sonucu işsiz kalan sağlık emekçileri, ödenmeyen ücretler, uzun çalışma saatleri sağlık alanında giderek yaygınlaşan sorunlar hâline gelmiştir. Öncelikli olarak bir hekim olarak belirtmek isterim ki ebe ve hemşireler, psikologlar, laborantlar, fizyoterapistler, teknisyenler başta olmak üzere tıbbi sekreterinden hasta bakıcısına kadar her sağlık emekçisinin sunduğu hizmet ve harcadığı emek çok değerli ve kutsaldır. Büyük bir özveriyle yürütülen bu hizmet, uygulanan yanlış sağlık politikaları sonucu sağlık hizmeti alanlar ile sağlık hizmetini verenleri çoğu zaman karşı karşıya getirmiştir. Bakın, pandemi gerekçe gösterilerek hekimlere istifa yasağı getirildi, istifanın yasaklanması demek zorla çalıştırma demektir, bunun başka bir anlamı yoktur. Zorla çalıştırmanın hangi dönemde ve hangi usule göre yapılabileceği anayasal kurallarla belirlenmiştir. Bu konuda, temel hak ve özgürlükler sınırlandığı için yasal bir düzenleme gerekirken Sağlık Bakanlığı yayımladığı genelgeyle istifa yasağını getirdi. İnsanların görev alması ve görevde kalması zorla çalıştırılarak değil; güvenli, sağlıklı, huzurlu çalışma ortamları yaratarak, bütün işlemlerinde bilim ve liyakati esas alarak mümkündür.

Aylardır sağlık hizmetlerinin çok ağır koşullarda sürdürüldüğünü, bu yükü artık taşmakta iyice zorlanan sağlık emekçilerinin bunun altında ezildiklerini defalarca bu kürsüden dile getirdik ama ne yazık ki bu konuda bir adım atılmadı ve sonuç olarak 1 temmuz 2021 tarihi itibarıyla uygulanan istifa yasağının kalkmasıyla beraber sağlık çalışanları istifa etmeye başladı. Bakın, sadece Hakkâri'nin Yüksekova ilçesinde bir günde 17 doktor istifa etti. 17 doktorun istifası sonucu şu an Yüksekova Devlet Hastanesinde sağlık hizmetleri gereği gibi verilemiyor. Tıbbi ekipman ve araç eksikliğinin had safhada olduğu Yüksekova'da son istifalarla beraber sağlık hizmetinde kalanların iş yükü artmış, hastane koridorları müdahale bekleyen hastalarla dolmuş bir şekilde ortada kalmıştır. Genelde ilk müdahale yapılıp hastalar çoğunlukla ya Van iline ya da Hakkâri Devlet Hastanesine sevk edilmektedir. İkinci tercih Hakkâri Devlet Hastanesi çünkü orada da sağlık envanteri ve teknik ekipman eksikliği bulunmaktadır. Özellikle kış aylarında bu sevkler bazen hava koşullarından dolayı yapılamıyor. Tam envantere sahip Van’daki hastanelere nakledilen hastaların 200–300 kilometrelik zorlu yolu katetmesi gerekmektedir. Kısa süre içerisinde müdahale ihtiyacı gerektiren hastalıklarda ciddi mağduriyetler yaşanmaktadır. Yandaş medyada ambulans uçaklarla vızır vızır Avrupa'dan Türkiye'ye hasta nakilleri yapıldığı sürekli servis ediliyor. İş bir ara o kadar ileri boyutlarda algı operasyonlarına vardı ki AKP Genel Başkanı “Sağlık turizmiyle mevsimlik turizmdeki açığımızı kapayacağız.” dedi ve devamında “Bütün bu hastanelerin hava ulaşımıyla entegre oluşu sağlık turizminde bir patlama meydana getirecek.” dedi. Bunları söylerken Hakkâri'de hem kara hem hava ambulansı sıkıntısı yaşanıyordu ve hâlen de yaşanıyor. Hasta nakil durumu Sağlık Bakanlığının siyasi propaganda olarak lanse ettiğinin aksine bütün standartların dışındadır. Şemdinli'de, Çukurca'da, Derecik'te kalp krizi geçiren, acil müdahale ihtiyacı olan her yurttaş gerekli sağlık tesisi ve teçhizatları olmadığı için Van iline sevk edilmek zorunda kalıyor. Bu nakillerin karayoluyla gerçekleşmesi zaten yurttaşları öldürmeye teşebbüstür, derhâl acil durumlar için hava ambulansları Hakkâri halkının hizmetine sunulmalıdır; en kısa zamanda ise Derecik, Şemdinli, Yüksekova, Çukurca ve Hakkâri hastanelerine hem uzman doktorlar alınmalı hem de her türlü teçhizat sağlanmalıdır.

Değerli milletvekilleri, Hakkâri'nin 2019 yılında ilçe yapılan bir beldesi var; Derecik ilçesi. İlçe yapıldı, tıpkı nasıl her yere üniversite kuruluyorsa bu ilçe de yapılırken hiçbir altyapısı yoktu ve 2015 yılında hastane yapılması için ihale açıldı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SAİT DEDE (Devamla) – Başkanım tamamlıyorum.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Dede.

SAİT DEDE (Devamla) – Normalde ihalenin beş yüz günde bitmesi gerekiyordu, hastanenin teslim edilmesi gerekiyordu, yalnız, altı yıldır bir ilçemizde hastane bulunmamaktadır. Derecikliler anayasal hakları olan sağlık haklarından hâlâ yararlanamıyorlar. Sağlık, ne özelleştirilerek ne de şirket mantığıyla yönetilerek hizmet verecek bir kurum değildir ancak her yurttaşa müşteri, her sağlık emekçisine düşük ücret, yüksek performans sağlayan bir köle anlayışıyla yaklaşmak ancak kâr hırsından başka bir şey düşünmeyen bir patronluk anlayışıyla açıklanabilir. Bu anlayışınızla şirketlerinizi kendiniz yönetip, dilediğiniz gibi batırabilirsiniz ancak halktan olan, halk için kullanılacak, halka hizmet edecek ,halka şeffaf şekilde hesap verecektir. Halkların Demokratik Partisi bunu sağlayacaktır.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.  (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

6’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 6’ncı madde kabul edilmiştir.

Birleşime iki dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 02.03

ALTINCI OTURUM

Açılma Saati: 02.04

BAŞKAN: Başkan Vekili Nimetullah ERDOĞMUŞ

KÂTİP ÜYELER: Şeyhmus DİNÇEL (Mardin), Enez KAPLAN (Tekirdağ)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 104’üncü Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

277 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

1. Ankara Milletvekili Orhan Yegin ve 45 Milletvekilinin Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/3740) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 277) (Devam)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

Gündemimizde başka bir iş bulunmadığından, alınan karar gereğince kanun teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 17 Temmuz 2021 Cumartesi günü saat 14.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

Kapanma Saati: 02.05

 

 

 



(x) 7/4/2020 tarihli 78’inci Birleşimden itibaren, coronavirüs salgını sebebiyle Genel Kurul Salonu’ndaki Başkanlık Divanı         üyeleri, milletvekilleri ve görevli personel maske takarak çalışmalara katılmaktadır.

 

(x) Bu bölümde Hatip tarafından Türkçe olmayan kelimeler ifade edildi.

(x) 277 S. Sayılı Basmayazı tutağa eklidir.

(x) Önergenin tam metni tutanağa eklidir.

(x) Önergenin tam metni tutanağa eklidir.

(x) Önergenin tam metni tutanağa eklidir.

(x) Önergenin tam metni tutanağa eklidir.

(x) Önergenin tam metni tutanağa eklidir.