14 Temmuz 2021 Çarşamba

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.02

BAŞKAN: Başkan Vekili Nimetullah ERDOĞMUŞ

KÂTİP ÜYELER: Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir), Şeyhmus DİNÇEL (Mardin)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 103’üncü Birleşimini açıyorum.(x)

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce 3 sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, Kütahya’nın sağlık turizmi potansiyeli hakkında söz isteyen Kütahya Milletvekili İshak Gazel’e aittir.

Buyurunuz Sayın Gazel. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)              

 

 

 

 

İSHAK GAZEL (Kütahya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Değerli milletvekilleri, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Sağlık turizmi, kişilerin zihinsel ve bedensel sağlığına kavuşması, daha sağlık olması ve iyilik hâllerinin devam etmesi için planlı ve organize yurt dışı seyahatiyle oluşan bir turizm hareketliliğidir.

Pandemi öncesi verilere göre, tüm ülkelere giden yıllık medikal turist sayısı 14-16 milyon civarındadır. Her bir medikal turistin ortalama 4-6 bin dolar arası harcama yaptığı, global harcamanın ise senelik 45-72 milyar dolar bir hacme ulaştığı tahmin edilmektedir. AK PARTİ hükûmetleri döneminde gerçekleşen sağlıkta değişim ve dönüşüm sonrasında Türkiye, artık dünyada yüksek standartlarla sağlık hizmeti veren, modern sağlık tesislerine sahip ülkeler arasında yer almakta olup önemli sayıda sağlık turisti almakta ve bu da ülkemize ciddi anlamda bir katma değer sağlamaktadır.

 2019 senesinde 700 bine yakın sağlık turistinden 1 milyar doların üzerinde gelir elde edildi. Covid pandemisi sonrası, küresel olarak sağlık turizminde büyük bir talep artışı beklenmektedir. Ülkemizin de bu hareketlilikten önemli derecede pay alacağını öngörmekteyiz. İnsanlar, başka ülkelerde en çok onkoloji, doğum, ortopedi, kozmetik, cilt, kardiyovasküler ve diş alanında tedavi görüyor. Bu hareketlilik, “medikal sağlık turizmi” başlığı altında isimlendiriliyor ancak dünya sağlık turizmi sektörü sadece medikal tıbbi turizmden ibaret değildir.  Wellness, spa, termal, ileri yaş, engelli turizmi ve benzeri alt başlıklarıyla birlikte çok daha büyük bir hacme erişmektedir. Termal turizm, dinlenme, tatil, kongre ve benzeri amaçlarla birkaç gün süreli bir turizm türüyken, tedavi almak ya da sağlıklı yaşam için değişik programlara katılma amacı olan termal sağlık turizmi ve wellness turizmi on-yirmi gün konaklamalı bir turizm türüdür. Termal tatil olarak ülkemizde belirli destinasyonlar oluşmuş ise de termal sağlık turizmi alanında ülke olarak henüz istediğimiz noktada bulunamadığımızı söylemek isterim.

İşte bu noktada Kütahya olarak, termal sağlık turizmi alanında iyi uygulama örnekleri oluşturmaya talibiz. Kütahya, zanaat ve halk sanatları alanında UNESCO tarafından “yaratıcı şehir” unvanı almış dünyadaki 180 şehirden biridir. Sanatsal ve kültürel zenginliklerinin yanı sıra, doğal güzellikleriyle uzun süreli konaklayan misafirlerimiz için önemli imkânlar sunmaktadır. Zihinsel arınma, dağ yürüyüşleri, yoga gibi popüler sağlık kampları yapacaklar için Domaniç, Ilıcaksu ve Kocadağ Simav, Gölcük ve Emet, Tahtalı yayla gölleri, Kütahya Çamlıca orman bungalovları muhteşem doğa güzelliklerimizdir. Murat Dağı, bir yandan kayak tesisleriyle kış sporlarına, diğer yandan da 2.300 metrede dünyanın en yüksekteki 3 kaplıcasından 1’ine ev sahipliği yapmaktadır. Kütahya, 9 termal turizm bölgesiyle Türkiye'de en çok tescilli bölgeye sahip olan ildir. Bu bölgelerde mineral ve balneolojik özellikleri farklı çok sayıda kaplıcamız ve konaklama tesislerimiz bulunmaktadır. Halkımız arasındaki “Yoncalı’da şifa, Ilıca’da sefa” söylemi bu kaplıcalarımızın etkilerinin veciz bir ifadesidir. Emet'te şifalı yosun havuzuna girebilir, Dereli'de doğal ortamda yerden kaynayan saf kaplıca suyunun içine girmenin ayrıcalıklarını yaşayabilirsiniz.

ALİ FAZIL KASAP (Kütahya) – Hastane yok, hastane, devlet hastanesi yok.

İSHAK GAZEL (Devamla) – Hisarcık Esire’de suyun cilt hastalıkları üzerindeki mucize etkisini yaşar, ailenizle birlikte Simav Eynal, Çitgöl ve Naşa kaplıca kür beldelerinde harika bir tatil geçirebilirsiniz. Tavşanlı Göbel’de oksijeni bol bir ortamda kaplıca suyunun bedeninizdeki etkilerine tanık olabilirsiniz.

ALİ FAZIL KASAP (Kütahya) – Devlet hastanesi yok.

İSHAK GAZEL (Devamla) – Kütahya, fizik tedavi ve rehabilitasyon tedavi alanında nüfus ölçeğinde Türkiye'deki en yüksek tedavi kapasitesine sahip olan ildir. Şu anda, faal olan 2 branş hastanesi Kütahya Sağlık Bilimleri Üniversitesi ve Yoncalı Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Hastanelerinde 475 yatak bulunmaktadır. Bu hastanelere ilave olarak 96 yataklı Tavşanlı Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Branş Hastanesi de birkaç ay içerisinde hizmete girecektir.

ALİ FAZIL KASAP (Kütahya) – Doktor yok.

İSHAK GAZEL (Devamla) – Bunların yanı sıra, Kütahya'da 2 adet şehir hastanesi yapılmaktadır. Bunlardan ilki şehir merkezinde genel amaçlı olarak yapılırken, diğeri ise Yoncalı kaplıca bölgesinde müstakil fizik tedavi ve rehabilitasyon hastanesi olarak yapılmaktadır. Bu özellikte olan Türkiye'deki tek şehir hastanesi projesi Kütahya'dadır. İlimizin 2’nci devlet üniversitesi olan Kütahya Sağlık Bilimleri Üniversitesi, sağlık temalı bir ihtisas üniversitesi olarak kurulmuştur. Wellness, SPA kaplıcalarıyla ilgili küresel rekabette yer alabilmek için gerekli bilimsel araştırmalar, lisansüstü eğitim, inovasyon çalışmaları, altyapı planlaması, iş organizasyonu ve kalifiye insan gücü yetiştirilmesi üniversitemizin stratejik gelişim planı içindedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

İSHAK GAZEL (Devamla) – Bu vesileyle kıymetli rektörümüz Vural Kavuncu’ya ve ekibine teşekkürlerimi sunuyorum.

Değerli milletvekilleri, görüldüğü üzere Kütahya termal sağlık turizmi için önemli bir altyapıya ve büyük bir potansiyele sahiptir. Bu fırsatı turizm ve sağlık yatırımcılarının dikkatine sunuyor, ilimizin termal sağlık turizmi geleceğinde yerlerini almaya davet ediyorum. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Gündem dışı ikinci söz, Kırcami bölgesi imar sorunları hakkında söz isteyen Antalya Milletvekili Rafet Zeybek’e aittir.

Buyurunuz Sayın Zeybek. (CHP sıralarından alkışlar)

 

 

 

RAFET ZEYBEK (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, Antalya’mızın 513 bin nüfuslu merkez Muratpaşa ilçemizin Kırcami bölgesi 1.500 hektar büyüklüğünde, içerisinde 10 tane mahalleyi barındıran bir bölgemizdir. Hemen hemen kırk yıldır bu bölgemizde hep bir imar sorunu yaşandı ama özellikle 2013 yılında Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından “Tarım dışı kullanılabilir.” kararı üzerine imar çalışmalarına başlandı. 2014 yılında Muratpaşa İlçe Belediye Başkanı seçilen Sayın Ümit Uysal -bu göreve bu dönem de devam ediyor- önceliğine aldı bu sorunu, bütün ilgililerle görüştü, çok hızlı bir şekilde imar çalışmalarını başlattı, hem büyükşehirden 1/25.000 ve 1/5.000 ölçekli imar planları meclisler tarafından onaylandı.

Yine, Muratpaşa Belediye Meclisince de 1.000 ölçekli imar planı hazırlandı ve onaylandı. Artık burada bütün planlamalar yapılıp tapu tescilleri gerçekleştikten sonra Şehir Plancıları Odası, Antalya İdare Mahkemesine bir dava açtı. Bilirkişi olumlu raporuna rağmen, idare mahkemesi bu planların iptaline karar verdi. Şu anda bu dosya istinaf edildi ve Konya Bölge İdare Mahkemesinde incelemededir.

Değerli arkadaşlar, bu bölge, 100 bin kadar kişiyi ilgilendiren bir alan, Antalya’nın ortasında kalmıştır. Geçen günlerde Muratpaşa Belediye Başkanımızın yaptığı bir toplantıya ben de katıldım. İlgililerle, vatandaşlarla görüştük orada. Yani insanlar, büyük bir çıkmazın içerisinde görünüyor; sera mı yapsak, ev mi yapsak bilemiyoruz; evimi boyatsam mı, boyatmasam mı bilemiyoruz. Maalesef önceki yıllarda tarım alanı olarak kullanılmasına rağmen artık o büyüyen, Antalya’nın ortasında kalan kocaman tarımsal faaliyetleri yok denecek kadar azalmış. Çok eskiden yapılmış o seralar artık çürümeye terk edilmiş. Bu konumda tarıma hiçbir katkısı olmayan bir noktadadır. Bunun için bir an önce buranın imar planlamasının bitirilip vatandaşların beklentileri, mağduriyetleri giderilmelidir. Biz yargının vereceği kararı elbette bilemeyiz, ona müdahale etmek şansımız da yok ama zamanlama olarak öncelikle incelenir ve ne karar verilirse verilsin sonuçlandırılabilirse çok yerinde bir karar olacaktır. Bunun için, ben, buradan Konya Bölge İdare Mahkemesine de sesleniyorum: Nasıl karar verirseniz verin ama çabuk karar verebilirseniz orada da sabırsızlıkla bekleyen yurttaşlarımızın…

İSHAK GAZEL (Kütahya) – Ama yargı zedelenir, lütfen böyle şey yapmayın.

RAFET ZEYBEK (Devamla) – Ama ben ne karar verirse versin diyorum ya, uzamasının, uzamasın.

İSHAK GAZEL (Kütahya) – Ama  yani yargıya konuşmayın, yargı karar verdikten sonra yorum yapın lütfen üzerinde. Siz de…

RAFET ZEYBEK (Devamla) – Ben zamanı öne alın diyorum, zaman. Kararına karışmam, müdahale de etmem, sadece hızlandırılsın, bekliyorlar sabırsızlıkla.

İSHAK GAZEL (Kütahya) – Yargıya hızlandırılma müdahalesi de bir müdahaledir ama.

RAFET ZEYBEK (Devamla) – Ya, her zaman söylüyoruz ama “Uzatmayın, çabuk karar verin.” diyoruz. Müdahale olur mu, ya onu istiyoruz.

İSHAK GAZEL (Kütahya) – Müdahale tabii ki.

RAFET ZEYBEK (Devamla) – Vatandaşın isteği bu, vatandaşın isteği. Yani bakın değerli arkadaşlarım, o görüştüğümüz vatandaşlar “Artık bıçak kemiğe dayandı.” diyorlar. Yani o kadar gerginler ki, o kadar çaresizlik içindeler ki, o kadar tedirginlik içindeler ki bunun bir an önce giderilmesi gerekiyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

RAFET ZEYBEK (Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

İmar planına hiçbir siyasetçi, hiçbir vatandaş asla karşı değil, sorun sadece çabuk olması, bütün mesele burada. Ben, bu anlamda, bu konuda mücadele veren Antalya Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Muhittin Böcek’e, Muratpaşa Belediye Başkanımız Sayın Ümit Uysal'a, Kırcami Kültür ve Dayanışma Derneği Başkan ve yöneticilerine, yine 10 mahallemizin muhtarlarına teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Gündem dışı üçüncü söz Srebrenitsa soykırımının 26’ncı yıl dönümü münasebetiyle söz isteyen Kocaeli Milletvekili Saffet Sancaklı’ya aittir.

Buyurun Sayın Sancaklı. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

 

 

SAFFET SANCAKLI (Kocaeli) – Sayın başkan, değerli milletvekilleri ve bizleri televizyonları başında izleyen büyük Türk milleti; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Yirmi altı yıl önce Srebrenitsa'da büyük bir insanlık ayıbı, büyük bir katliam ve büyük bir soykırım işlemiştir. Tabii, Türkiye'de de bunlar, bu anma törenleri yapıldı ve rahmetli Aliya İzzetbegoviç’in söylemiş olduğu “Unutma, unutturma!” sloganıyla bu devam edecek.

O gece olan kısa bir olayı sizinle paylaşmak istiyorum, bu büyük bir katliamdır, büyük bir soykırımdır ama Birleşmiş Milletlerin Müslümanlara yapmış olduğu Haç ile Hilal Savaşı’nda o gece neler olduğunu kısaca size anlatmak istiyorum: Srebrenitsa şehri o dönemde 25 bin kişilik bir şehir ve orada bir savaş var, güvenli bölge ilan etmiş Birleşmiş Milletler ve oraya 400 tane Hollandalı asker göndermiş, başlarına da komutan olarak Thom Karremans diye bir general gönderiyorlar.

Tabii, güvenli bölge, insanlar çocuklarına, eşlerini, kadınlarını o bölgeye gönderiyorlar ki güvenli bölge, savaş olmaz ateşkes var orada; diğer şehirlerde savaş var çoğunda. O gece bu Hollandalı general diyor ki: “Bütün Müslümanların evlerindeki silahları toplayın, burası artık savaş bölgesi değil.” Ve o gece bütün Müslüman evlerdeki silahlar toplanıyor…  Silahlar toplandığında, videosu var, görüntüleri var, general, Hollandalı general, Sırp generale kadeh kaldırarak diyor ki: “Buyur, Srebrenitsa sizin.” ve o gece terk ediyor Srebrenitsa’yı. Ertesi gün de bu büyük katliam oluyor.

Tabii, bu Srebrenitsa soykırımı hepimiz için bir travma ama              -Birleşmiş Milletler yapmış olduğu- Hollandalı generalin yapmış olduğu da tarihin kara sayfalarında kalacaktır; lanetliyoruz hepsini.

Tabii, iki-üç tane de enteresan anekdot anlatmak istiyorum,  biliyorsunuz da, işte, geçen hafta da burada bir çiçek taktık, Srebrenitsa  çiçeği. Peki, bu toplu mezarlar, savaş bitti, 25 bin kişi kayıp… İşte, orada kahve kültürü var, kahve içilir evlerde. Sabah eşini kaybeden, çocuğunu kaybeden, anasını babasını kaybeden insanlar kahve içerken birer tane de  fazla kahve koyup işte Boşnakçası “…” (x) “Neden yoksun?” adı altında bu insanları arıyor, dünyaya duyurmaya çalışıyor etkinliklerle, çeşitli etkinliklerle. Mezaralar bulunamıyor, canlısı da bulunamıyor, ölüsü de bulunamıyor. Bir tepe var orada, Srebrenitsa’da, yüksek bir tepe, binlerce çeşit çiçek var ama binlerce kelebek geliyor, tek bir tane cins çiçeğe konuyor, işte, o “Srebrenitsa çiçeği” dediğimiz çiçeğe konuyor, akşama kadar orada duruyorlar, sonra gidiyorlar. Bu, günler, haftalar, böyle devam ediyor, bilim adamlarına diyorlar ki: “Ya, gelip bir baksanıza, bu kelebekler niye geliyor; binlerce çeşit çiçek var, sadece buna konuyor.” Bilim adamları geliyor, takip etmeye başlıyorlar; aynen devam ediyor bu. “Ya, bu kelebekleri takip edelim, bunlar nereye gidiyor?” diyorlar yani toplu olarak böyle binlerce kelebek. Bir takip ediyorlar ki bu aynı kelebekler, başka bir yerde bir tarlaya geliyorlar; sadece o çiçek büyümüş ama, orada duruyorlar; sabah buraya geliyorlar, akşam oraya gidiyorlar. Bilim adamları bir müddet sonra diyorlar ki: “Ya, şurayı bir kazalım, bakalım, hani, bunun bir anlamı olmalı.” Kazıyorlar ve bu Srebrenitsa’daki 8.372 kişinin cenazeleri oradan çıkıyor. İşte, o çiçek de sembolik olarak “Srebrenitsa Çiçeği” olarak geçiyor.

Tabii, biraz önce şeyi söyledim: Kahve içiyorlar sabahları.                 Gidenleriniz vardır, bilenleriniz de vardır; Bosna’daki kahve fincanlarının kulpu yoktur, neden kulpsuzdur bunlar? Bunun da nedeni şudur: Sırpların çetnik selamı var; bu üç parmağını kaldırıp selam yapıyorlar bu Sırpların çetnikleri, bu aşırı milliyetçileri. Savaş zamanında Müslümanların serçe parmağını ve yüzük parmaklarını kestiler “Bak, siz de bizim sloganlarımızı, bizim işaretimizi yapıyorsunuz.” diye. Hepimizin bildiği gibi, “Kahveyi içerken de bizim selamımızla içeceksiniz.” dediler yani o üç parmakla kahveyi şöyle kaldırıp içiyorsunuz. O zaman karar verdiler ki; bütün kahve fincanlarının kulpları kırıldı ve kahveyi artık böyle iki parmakla hilal gibi içmeye başladılar ve o, Bosna’daki üzerindeki kulpun olmamasının nedeni de budur.

Bir de son bir şey daha anlatacağım: Şimdi, bu Bosna Savaşı ve tarihte yüz yıllardır gelen Haç-Hilal savaşı var. Çeşitli zamanlarda karşımıza çıktı bunlar; Kurtuluş Savaşı’nda da vardı, başka zamanlarda vardı, daha önceki tarihlerde de, Osmanlı zamanında da vardı. Tabii, bu Haç-Hilal savaşı hep devam etti. Savaşın sonlarında… Mostar şehri var, Sarajevo’dan bir saat kadar uzaklıkta, orada dünyanın en büyük haçını diktiler; Hum Tepesi var Mostar’da, oraya öyle bir haç diktiler ki uçaktan giderken bile görünüyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

SAFFET SANCAKLI (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Tabii, bunu rahmetli Aliya İzzetbegoviç’i de biraz bozmak için, Müslümanları biraz bozmak için Hırvat komutan diyor ki: “Aliya, gördün mü bu haçı? Ne kadar büyük bir haç diktik, dünyanın en büyük haçını buraya diktik. Acaba, siz bir gün, dünyanın herhangi bir noktasında bundan daha büyük bir hilal dikebilecek misiniz?” Rahmetli Aliya da diyor ki: “Hava kararsın ben cevabımı öyle vereyim size.” Hava kararıyor, Aliya geliyor, komutan diyor ki: “Ne oldu Aliya? Bana bir cevap verecektin” “Peki, vereyim: Kafanı kaldır, şu hilale bir bak bakalım gökyüzünde; ne yaparsanız yapın, ne kadar yükseğe dikerseniz dikin, oraya ulaşamayacaksınız.” diyor ve tarihî bir cevap veriyor. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Tabii, bunları da sizle paylaşmak istedim. Mutlaka biliyorsunuz ama böyle, arada bir anmak lazım, bu konuları konuşmak lazım ki hem tarihimizi unutmayalım hem yapılanları unutmayalım.

Ben, dinlediğiniz için teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, ek süre verdiğiniz için de size de teşekkür ediyorum.

Sağ olun. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi, sisteme giren sayın milletvekillerine yerlerinden birer dakika süreyle söz vereceğim.

Sayın Ödünç…

 

 

ATİLLA ÖDÜNÇ (Bursa) – Sayın Başkan, kıymetli milletvekilleri; aziz milletimiz feraseti ile güç ve cesaretiyle bu aziz vatana yan bakan, onun bütünlüğünü tehdit eden hiçbir illegal güce prim vermemiştir, bundan sonra da vermeyecektir. 15 Temmuzda yediden yetmişe, küçüğünden büyüğüne vatan sevdalısı, vatan âşığı evlatları göğüslerini, canlarını siper etmek, tankların önünde etten barikatlar kurmak suretiyle ülkemizdeki FETÖ hain darbe girişiminin önüne geçmişlerdir. Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın “Halkın gücünün üstünde bir güç tanımadım, bundan sonra da tanımam.” diyerek milletimizi meydanlara davet etmesi üzerine, eline bayrağını alan bu aziz milletin kahraman evlatları meydanları doldurarak günlerce demokrasi nöbeti tutmuşlardır.

15 Temmuz, millî iradenin vesayete, cesaretin ihanete, milletin hainlere galebe çaldığı, insanlık tarihine altın harflerle yazılmış büyük bir demokrasi mücadelesinin adıdır. Bu mücadelenin ve zaferin sahibi Türk milletidir.

BAŞKAN – Sayın Şahin…

 

 

FİKRET ŞAHİN (Balıkesir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı, Balıkesir merkez havalimanı terminal binası inşaatının tamamlanarak 10 Şubat 2020 tarihinden itibaren her türlü uçuşa hizmet verebileceğini bildirmiş olmasına rağmen, aradan geçen on sekiz aylık sürede bir uçak dahi Balıkesir Merkez Havalimanı'na inmemiştir. 76 milyon 521 bin lira harcama yapılan ve 99 personeli bulunan havalimanı, atıl olarak beklemekte ve her geçen gün köhneleşmektedir. Boşa giden bir yatırım olmaması için Balıkesir Merkez Havalimanı’na mutlaka uçak seferleri düzenlenmeli ve havalimanı çalıştırılmalıdır. Bu konuda gerekli hassasiyeti göstermeleri için Balıkesir halkı adına iktidar milletvekillerini ve yetkilileri göreve davet ediyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Güneş…

İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 15 Temmuz 2016’da ülkemiz, milletimizin iradesine, demokrasimize, birliğimize, beraberliğimize, kardeşliğimize, istiklal ve istikbalimize alçakça kasteden FETÖ terör örgütünün hain darbe girişimine maruz kalmıştır. Necip Türk milleti, Çanakkale ve Kurtuluş Savaşı'nda olduğu gibi yine, büyük bir inanç, azim ve kararlılıkla dinine, vatanına, özgürlüğüne sahip çıkmış, hain darbe girişimi Allah'ın inayeti, Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın dirayeti, Hükûmetimizin kararlı tutumu ve milletimizin cesaretiyle dünyaya örnek olacak şekilde şanlı bir direnişle bertaraf etmiştir. Aziz milletimiz birlik ve beraberlik içerisinde olduğu müddetçe Türkiye geçilmeyecek ve dâhilî ve harici hiçbir girişime teslim olmayacaktır.

Bu vesileyle, başta, 15 temmuz şehitlerimiz Astsubay Ömer Halisdemir, Uşaklı hemşehrimiz Mehmet Çetin olmak üzere, canlarını ortaya koyan tüm demokrasi şehitlerimizi ve tarih boyunca aynı mukaddes değerler uğruna canlarını feda eden aziz şehitlerimizi rahmetle, minnetle anıyor, gazilerimize şükranlarımızı sunuyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Girgin…

SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Yeşili ve mavisiyle göz bebeğimiz Muğla'da mevcut iktidarın başlattığı talan ve rant düzeni Muğla'ya geri dönülmez zararlar vermektedir. Okluk Koyu’ndaki yazlık saray faciası, Gökova imar planı fiyaskosu, Bodrum’da 1,1 milyon metrekare alanın yapılaşmaya açılması, Fethiye Karataş Plajı’nı ve Yassıca Adası’nın MUÇEV paravanıyla şirketlere devri, Marmaris Kumlubük Plajı’nın imara açılması, Datça Alavara mevkisinin sit alanı olmasına rağmen yağmalanmaya çalışılması, Güllük Körfezi için idam fermanı olan ikinci liman projesi gibi yüzlerce dayatmayla Muğla kıyılarına iktidar âdeta çökmektedir. Muğla Büyükşehir Belediyesi tarafından 100’ün üzerinde dava açılmış, çevre platformları da bu talan politikasına karşı hukuki mücadelelerini sürdürmektedirler. Yani bir şehrin belediyesi, çevrecisi, milletvekili, halkı, gazetecisi yağmanın önüne geçmek için mücadele ediyor. Bu dünyanın neresinde görülmüştür? Çekin ellerini Muğla’nın üzerinden.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Ekinci…

 

 

SEMİHA EKİNCİ (Sivas) – Teşekkür ediyorum Kıymetli Başkan.

15 Temmuz 2016 gecesi Türkiye’yi karanlığa sürüklemek isteyen, iradesini 1 dolara satan FETÖ terör örgütü mensuplarının darbe girişimi, aziz milletimiz ve Cumhurbaşkanımız, liderimiz Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın kararlı duruşuyla başarılı olamadı. 15 Temmuz gecesi milletimizin istiklalini ve ülkemizin istikbalini korumak için uçakların, tankların, kurşunların karşısına dikilen kahraman milletimizin her bir ferdini saygıyla selamlıyorum. O gece 255 şehit verdik, 5’i de Sultan Şehrim Sivas’ımızın vatan evlatlarından Münir Murat Ertekin, Hasan Yılmaz, Çetin Can, Halil Kantarcı, Sümer Deniz. Her birine Allah’tan rahmet, gazilerimize sağlık, sıhhat, afiyet diliyorum.

Yüce Meclisimizi saygıyla selamlıyorum.

İyi günler diliyorum.

BAŞKAN – Sayın Aydemir…

 

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Değerli Başkanım, Enderun’da yetişmiş, şeyhülislam, sadrazam makamlarına gelmiş yüzlerce büyüğümüz var. Osmanlı efkârında en geniş ve en özel yer bulan edip Erzurumlu Nef’i’dir. Doğruyu söylemek uğruna canını feda edebilecek kadar bir dadaşlık, el öpen etek bağlayan değil, Allah için hep hakkı söyleyen bir tarz. Şair Nef’i Erzurum’un elit bir şehir olduğunun belî örneğidir. Erzurumlu olmak ayrıcalıktır derken bunu kastediyoruz. Bu kayıt ışığında bir tespit yapıyoruz ve diyoruz ki: Gen yalan söylemez. Nef’i tarzı elan Erzurum’da ayaktadır. Bunun en mütebariz zaman dilimlerinden birisi de 15 Temmuzdur. Lawrence uzantısı hainlere ilk tepkiyi yüz binlerce Erzurumlu verdi. Nef’i duruşlu dadaşları 15 Temmuzdaki duruşlarından dolayı  beşinci yılda yürekten ediyor, şehitlerimizi de rahmetle, minnetle yâd ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Taşkın…

 

 

 

 

ALİ CUMHUR TAŞKIN (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Devletlerin ve milletlerin tarihinde çok önemli kırılma noktaları vardır. Kuşkusuz 15 Temmuz darbe girişimi de Türk milletinin tarihî yolculuğunda önemli bir dönüm noktasıdır. Ülkemizin geleceğini yok etmeye yönelik hani FETÖ darbe girişimine sahne olan o karanlık gecenin üzerinden tam beş yıl geçti. Beş yıl önce ülkemiz Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde, aziz milletimizin feraseti ve Allah’ın lütuf ve inayeti sayesinde uçurumun eşiğinden döndü. Ülkemizin şanlı tarihine kara bir leke olarak geçen bu kalkışmayı unutmamak ve unutturmamak devletimizin olduğu kadar her birimizin de en asli görevidir.

15 Temmuz Demokrasi Zaferi ve Şehitlerimizi Anma Günü vesilesiyle o gece tanklara, uçaklara, makineli tüfeklere göğsünü siper ederek canlarını feda eden kahraman şehitlerimizi rahmetle, kahraman gazilerimizi minnetle anıyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Başevirgen…

 

 

 

BEKİR BAŞEVİRGEN (Manisa) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Pandemi ve kuraklığın yanı sıra gübre, zirai ilaç, akaryakıt, elektrik ve tohum fiyatlarındaki zamlar üst üste geldi. Üretimdeki azalış ve zamlar devam ettikçe hem çiftçiyi hem sanayiciyi hem de tüketiciyi daha kötü günler bekliyor. Geçen yıl 90 lira olan bir çuval gübre 170 liraya yükseldi. Zirai ilaç ve bitki besleyici maddelerin kullanımındaki durum da gübreden farklı değil. Akaryakıt, elektrik ve tohuma yapılan zamlar da eklenince 1 milyon çiftçi üretimi bırakmış, son yirmi yılda 4 milyon hektardan fazla tarım arazisini ekmekten vazgeçmiştir. Çiftçilerimizin Tarım Kredi Kooperatifleri ve bankalara olan toplam borcu 205 milyar lirayı geçmiş durumda. Aldığı krediden çok daha fazla teminat veren çiftçinin traktörü, hayvanı, evi ve arazisi ipotekli. Kredi, borç, icra döngüsünde savrulan çiftçinin üretim araçlarına da el konuluyor.

“Ekilmedik bir karış toprak kalmasın.” diyen Cumhurbaşkanına soruyoruz: Bu kadar yüksek maliyetler altında çiftçi nasıl üretim yapacak?

BAŞKAN – Sayın Aycan…

 

 

 

SEFER AYCAN (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, 15 Temmuz 2016’da, devletin tüm kurumlarının içine sızmış, Türk devletini ele geçirmeye çalışan hainler ve onların dış destekçilerini lanetliyorum. Bu, en büyük ihaneti unutmamak gerekir. Hainlere karşı duruş gösteren, o gün şehit olan 251 şehidimize Allah’tan rahmet diliyorum, gazilerimize şükranlarımı sunuyorum. O gün devletine sahip çıkan Türk milletini kutluyorum. Birlik ve beraberliğimiz daim olsun fakat FETÖ ve diğer terör örgütleri, millete ve devlete ihanet bitmedi. Terör örgütlerinin liderleri yurt dışında ihanetlerini sürdürmektedir. Fetullah Gülen ve diğer örgüt yöneticileri Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere ve diğer ülkeler tarafından teslim edilmelidir; ülkemize ve dinimize verdiği zararların hesabı sorulmalıdır. Bu kalkışmanın bir daha yaşanmaması için dikkatli ve uyanık olmak zorundayız, sosyal medyadaki ve ekonomik hayattaki manipülasyonları engellemeliyiz.

BAŞKAN – Sayın Karahocagil…

 

 

 

MUSTAFA LEVENT KARAHOCAGİL (Amasya) – Teşekkür ediyorum Başkanım.

 15 Temmuz Demokrasi Zaferi ve Şehitleri Anma Günü’müzde şehitlerimizi rahmetle, gazilerimizi hayırla yâd ediyoruz.

15 Temmuzda Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın davetiyle bu aziz millet sokakları, caddeleri, meydanları doldurmuş; milletin silahını millete doğrultan vatan hainlerine, satılık FETÖ şerefsizlerine geçit vermemiş, ölümleri pahasına kalkışmayı başarısızlığa uğratmışlardır. Şehitlerimiz, gazilerimiz iman dolu göğsüyle, milletimiz cesaretleriyle ve dirayetleriyle, kararlı ve dik duruşlarıyla tarih yazmışlardır. Hiç şüphesiz ki şehitlerimiz kalplerimizdeki mümtaz yerlerini daima muhafaza edeceklerdir. Artık her yıl 15 Temmuz Demokrasi Zaferi ve Şehitleri Anma Günü’nde kendilerini gönülden yâd edecek, hatıralarını gelecek nesillere aktaracağız. 15 Temmuzla, tıpkı Çanakkale Savaşı’nda olduğu gibi, bu millet…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Tanal…

 

 

 

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

GAP kapsamında bulunan Şanlıurfa, Mardin, Batman, Siirt, Şırnak ve Diyarbakır’da yine DEDAŞ, yine elektrik kesintisi, yine mağduriyet. GAP bölgesindeki şirket DEDAŞ borç bahanesiyle elektrikleri kestiği için sulama sistemleri çalışmıyor, tarladaki ekinler kurumak üzere. Seslerini kimseye duyuramayan çiftçiler mağdur ve perişan. AK PARTİ’nin yaptığı kanun nedeniyle DEDAŞ çiftçinin son tarımsal destekleme parasına da el koyuyor. Devlet kurumları DEDAŞ karşısında suskun. Güçleri DEDAŞ’a yetmiyor mu? Çünkü DEDAŞ’ın arkasında AK PARTİ var. GAP bölgesini DEDAŞ’ın insafına terk edenlere yazıklar olsun.

Tarım ve Orman Bakanı Sayın Pakdemirli’ye sesleniyorum: GAP bölgesindeki tarlalar sulanmazsa ürünler tamamen kuruyacak. Ne yapıp edin DEDAŞ’ı ikna edin, çiftçilerimizin ürünleri kurumasın. Afrika çiftçisine verdiğiniz desteği GAP bölgesinde bulunan tüm illere de verin.

BAŞKAN – Sayın Sümer…

 

 

 

ORHAN SÜMER (Adana) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Adana Seyhan ilçemizin köylerini kapsayan, 30 köyümüze sulama kaynağı sağlayan Mavi Bulvar Sulama Kanalı’nda bayram boyunca su kesintisi yapılacağı bildirildi. Köylülerimiz ve çiftçilerimiz su kesintisi yapılmasına karşı çünkü bölgedeki köylerin tamamında sulama kanalı tarımsal faaliyetlerde kullanılıyor. Dört gün boyunca suların kesilmesi 30 köyümüzde yetiştirilecek tarım ürünlerinin çöpe gitmesi anlamına gelecektir. Çiftçilerimiz yükselen girdi maliyetleriyle zaten çok zor bir dönemden geçerken üzerine bir de tarladaki mahsulün heba alması onlarca köylümüze zarar ettirecek ve borç yükünü katlayacaktır. Başta Tarım Bakanlığı yetkilileri olmak üzere Devlet Su İşleri Adana Bölge Müdürlüğünü bu yanlış karardan geri dönmeye, köylülerimizin haklı endişelerine çare olmaya davet ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Durmuşoğlu…

 

 

MÜCAHİT DURMUŞOĞLU (Osmaniye) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Türkiye'nin en karanlık ve en uzun gecesini aydınlık bir sabaha, bir millet destanına dönüştüreli tam beş yıl oldu. 15 Temmuzu Gazi Meclisimizin çatısı altında bizzat yaşayan biri olarak şunu çok net söylemeliyim ki egemenliğimize, demokrasimize, millî irademize ve özgürlüğümüze pranga vurulamayacağı, darbecilerin, cuntacıların bu ülkede asla söz sahibi olamayacağı tüm dünyaya gösterilmiştir. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde tanka, tüfeğe, uçağa karşı eşsiz bir direniş gösteren ve büyük bir zafer kazanan aziz milletimiz de o karanlık geceyi unutmayacak. Bugünlerde mazlum durumuna bürünenlerin o gece sokaklarda “Vurun.” “Öldürün.” “Ezin.” “Ateş açın.” talimatlarını hatırlayacağız. 15 Temmuza ruhunu katan salalar şehitlerimizin kanıyla sulanmış bu topraklarda inşallah kıyamete kadar susmayacaktır diyor, 251 aziz şehidimizi rahmetle ve minnetle yâd ediyor, 2.194 kahraman gazimize sağlıklı, hayırlı, huzurlu ömürler diliyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Baltacı…

 

 

HASAN BALTACI (Kastamonu) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sağlık alanında çok ciddi sorunlar yaşayan Kastamonu’nun bu sorunlara çözüm bulamamasının sebeplerinden biri de Kastamonu İl Sağlık Müdürlüğü görevinin bir yıldır vekâleten yürütülüyor olmasıdır. İktidar içindeki kutupların kendi adamını bu göreve getirmek için verdiği mücadelenin bedeli ne yazık ki Kastamonulu hemşehrilerimize ödetilmiş ve hâlen ödetilmektedir. Kamu kurumlarımızdaki görevliler arasındaki karşılıklı güveni, iş birliğini ve risk alma kapasitesini artıran kurumsal kültürü yok eden bu kişisel ve partizan yönetim anlayışının ilimizde 2020 yılında 46 hekim ve uzman hekimin istifa etmesindeki payı ne yazık ki büyüktür. Bir müdürü bile atayamayan AKP vekâletler şehrine dönüştürdüğü Kastamonu’yu yönetememektedir.

BAŞKAN – Sayın Ataş…

 

 

DURSUN ATAŞ (Kayseri) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Vatandaşlarımız HES kodu olmadan birçok yere giremezken doğu sınırımızda mülteciler elini kolunu sallayarak “mülteci cenneti” dedikleri ülkemize koşar adım giriyorlar. Ülkemize elini kolunu sallayarak giren bu mülteciler, rahat durmuyor, geldikleri ilk gün bulundukları her yerde huzuru bozuyor. Şehrim Kayseri başta olmak üzere bütün şehirlerimizden konuyla ilgili şikâyetler geliyor. Özellikle de, Suriyelilerle yaşanan problemleri büyük bir kaygıyla takip ediyoruz. İktidar, bir an önce mültecilere yönelik politikasını gözden geçirmeli, şehrimiz ve ülkemizin iç huzurunu bozan mültecilere yönelik ciddi tedbirler almalıdır. Sınırımız kontrol altına alınmaz ve ülkemizde yaşayan Suriyelilerin ülkelerine geri dönüşü sağlanmazsa ülkemiz en büyük millî güvenlik sorunuyla karşı karşıya kalacaktır diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN - Sayın Açanal…

 

 

 

ZEMZEM GÜLENDER AÇANAL (Şanlıurfa) - Teşekkür ediyorum Değerli Başkanım.

Demokratik düzenimizi hedef alarak ülkemizin bekasını, bölünmez bütünlüğünü, millî birlik ve beraberliğimizi parçalamaya yönelik 15 Temmuz hain darbe girişiminin millî irade tarafından eşine az rastlanır bir kahramanlık örneğiyle bertaraf edilişinin 5’inci yılını hep birlikte idrak etmekteyiz. FETÖ-PDY terör örgütü tarafından planlı olarak gerçekleştiren bu hain darbe girişimine aziz milletimiz, tek yürek olup vatan ve bayrak aşkıyla Sayın Cumhurbaşkanımızın ferasetli çağrısıyla meydanlara inerek güvenlik güçlerimizle vatanı her ne pahasına olursa olsun koruyacağını göstermiştir. Bu vesileyle, gazi olan Meclisimizde 15 Temmuz şehitlerimizi dualarla, hasret ve özlemle anıyor, gazilerimize şükranlarımı sunuyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN - Sayın Çakır…

 

 

SAMİ ÇAKIR (Kocaeli) – Sayın Başkan, 15 Temmuz 2016 tarihi Türk demokrasi tarihinin hem en karanlık günlerinden biri hem de milletin iradesine sahip çıkması dolayısıyla bir aydınlık müjdecisi olarak tarihe geçmiş bulunmaktadır. Ölümleriyle önümüzü aydınlatan şehitlerimize Allah'tan rahmet diliyor, gazilerimizi minnetle anıyorum.

Milletin daha önce yaşamış olduğu darbeler, kalkışmalar, muhtıralardan almış olduğu dersler çerçevesinde benzeri girişimlerden farklı olarak ortaya koyduğu davranış sosyolojik olarak ele alınması gereken apayrı bir özellik olarak incelenmelidir. Öncesi, sonrası, getirdikleri, götürdükleri üzerine söylenecek her sözün sadece bir yaşanmışlığın değerlendirmesi olmadan ülke üzerinde döndürülen dolapların terör motiflerinin nasıl renkli görüntü verdiği, hedefi, bu ülkeyi karanlığa gömmek olan; basit olmayan, düşünülmüş, planlanmış bu tür kalkışmalara karşı durabilmek, hep birlikte yapılması gerekenlerin ifade edilmesini beklemek bir vatandaş olarak en tabi hakkımızdır diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Özen.

 

 

ZEYNEL ÖZEN (İstanbul) – Teşekkürler Başkan.

Bugünlerde İçişleri Bakan yardımcıları ve müsteşarları cemevlerimizi ziyaret etmektedir. “Cemevlerinin ihtiyaçlarını tespit ediyoruz.” Diyorlar, “Boya, tuğla, kapı, pencere ihtiyacınız var mı?” diye soruyorlar. Yine, iktidar, Alevilerin sorunlarını çözme değil yeni oyunlar peşinde. Buradan iktidara sesleniyorum: Aleviler eşit yurttaşlık istiyor. Bu konuda kanun teklifi de verdim, kanunlarda ibadet merkezleri sayılırken kilise, havra, sinagog, caminin arkasına “cemevi” eklenmesi gerekiyor, alevilerin sorunlarını çözmek bu kadar basit. Biz cemevlerimizi kendimiz yaptık, Aleviler sadaka istemiyor, eşit yurttaşlık hakkını istiyorlar. Vergilerimizi Diyanet alıyor, Diyanete biz bu vergilerimizi helal etmiyoruz, helal etmiyoruz, helal etmiyoruz.

Teşekkürler.

BAŞKAN – Sayın Kabukcuoğlu…

 

 

 

ARSLAN KABUKCUOĞLU (Eskişehir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Kadın hastalıkları ve doğum, tıbbın en çileli branşlarından birisidir. Yanlış tıbbi uygulamalardan malpraktise en çok konu olan davalar kadın doğumcularla ilgilidir. Sağlık sigortaları, kadın doğumcular emekli olduktan sonra iki yılını daha kapsarken davalar sekiz yıl kadar geriye dönük yapılabilmektedir. Bununla ilgili, sigorta firmaları düzeltme yapamamakta ve mevzuatın buna uygun olmadığını söylemektedirler.

Bir diğer konu da gebelikte, Mongol, Down sendromu taramalarında tarama testleri uygulanmaktadır. Bunun adı tarama testidir ve hataya mahal verir, belli bir hata oranı vardır. Daha sonra dava açıldığı vakit bu, test hatası kabul edilmemekte ve kadın doğumcuya sorun yüklenmektedir. Eğer bunlarla ilgili, Down sendromu taramasıyla ilgili yapılacak testlerin tamamen invaziv test olarak Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından kabul edilirse…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Gündoğdu…

 

 

 

VECDİ GÜNDOĞDU (Kırklareli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

2017’de Halkbanka borçlu 448 bin esnafımız varken bugün 1 milyon 168 bine yükseldi yani borçlu esnaf sayısı 3 katına çıktı. Her 2 esnaftan birini Halkbank’a borçlu hâle getirdiler. Atama bakan “Temmuzla beraber ekonomi şahlanacak.” derken temmuzda şahlanan zamları, eriyen maaşları kastetmiş. Elektriğe yüzde 15, doğal gaza yüzde 12 zam. Esnafın, memurun, emeklinin hakkı burada gasp ediliyor. Millet ise saraya “Önce tasarrufu sen yap, örnek ol, öncü ol; kapat saraylarını, sat makam uçaklarını.” diyor. “Yandaşa verilen garantileri, ihaleleri iptal et, üçer, beşer maaşlara son ver.” diyor. Saraylarını büyütüp halkın sofrasını küçültenlerin millette sandıkta pozisyonlarını küçültecek.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Kılıç…

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

15 Temmuz akamete uğratılmış bir işgal girişimidir. İktidarı, şiddeti de içerebilecek biçimde güç uygulayarak değiştirme pratiğinin, köklerinin tarihi iz düşümleri bunun arkasında da güçlü merkezî devlet yapısı üzerinden toplumu dizayn etme ve ülke yönetimini elinde bulundurma isteği vardır. Türkiye Cumhuriyeti döneminde de her on yılda bir tekrar eden darbelerin geçmişte de sıkça tekrar ettiği görüldüğünden bu sürece darbe geleneği demekte mümkündür. Muhtıra ise dikkat çekmek ve uyarı anlamında “ihtar” kelimesinden türetilmiş ve hükûmetin uyarılması anlamına gelmektedir.

Türk siyasi hayatı bir de 28 Şubat 1997 süreciyle anılan postmodern darbeyle tanışmıştır. Hepsinin altında mevcut hükûmeti değiştirme isteği yatmaktadır. İhtilal, şiddet yoluyla sadece mevcut hükûmeti değil aynı zamanda rejimi de değiştirir. İnkılap ise daha köklü ve kalıcı bir anlam ifade eder.

BAŞKAN – Şimdi Sayın Grup Başkan Vekillerinin söz taleplerini karşılayacağım.

İYİ Parti Grup Başkan Vekili Sayın Lütfü Türkkan.

Buyurunuz Sayın Başkan.

 

 

 

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Irak’ın Kerkük kentinde onlarca Türkmen sivilin Barzani’ye bağlı güçler tarafından hunharca katledildiği 14 Temmuz Türkmen katliamı aradan geçen altmış iki yıla rağmen kapanmayan yara olmaya devam ediyor. Adalet ve Kalkınma Partisi kongrelerinde “Türkiye sizinle gurur duyuyor.” diye slogan attığınız Barzani, bugün Amerika’nın gölgesinde PKK/YPG’yle el ele devletimizin karşısına dikilme cüretini gösteriyor. Daha önce Sayın Erdoğan, bağımsızlık referandumu düzenleyen Mesud Barzani için “Son ana kadar böyle bir yanlışa düşeceğine ihtimal vermiyorduk, demek yanılmışız.” ifadesini kullanmıştı. Biz Sayın Erdoğan’ın Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı sıfatını taşıması sebebiyle Türkiye’nin egemenliğine kastetmiş düşmanları tarafından kandırılmasını ve aldatılmasını asla arzu etmiyoruz. Sayın Erdoğan her kandırıldığında Türk milleti ağır bir bedel ödüyor. Onun için, devlet yönetme mesuliyetini omuzlarında taşıyan iktidara çağrıda bulunuyoruz: “Türkiye’nin bir numaralı millî güvenlik meselesi, Amerika uhdesinde birleştirilen PKK/YPG ve Barzani güçlerinin Türkiye’nin güney sınırında devletleşme çabalarıdır. Eğer Türkiye’yi her geçen gün kuşatan terör devleti projesine karşı koyacak iradeniz yoksa biz iktidar olmaya namzet bir siyasi parti olarak bu sorumluluğa talibiz. Türkiye Cumhuriyeti devletinin 1.289 kilometrelik güney sınırında bir terör devleti oluşmasına asla müsaade etmeyeceğiz. ”

15 Temmuz 2016’da ülkemiz tarihinin karanlık günlerinden birini yaşadı; bir demokrasi sınavından geçti ülkemiz. Kendi tanklarımızın, kendi tüfeklerimizin namluları asker kıyafeti giymiş hainler tarafından halkımıza ve milletimize doğrultulmuştur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

 BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – FETÖ giriştiği darbe kalkışmasıyla Türkiye Cumhuriyeti’nin milleti ve devleti ile egemenliğine, Türkiye Büyük Millet Meclisine, anayasal düzenimize ve devletimizin kurum ve kuruluşlarına hain amaçları ve emelleri doğrultusunda saldırdı ancak milletimiz demokrasi tanımaz darbeci hainlere karşı tek ses, tek yürek oldu, canı pahasına bu kalkışmaya da sonuna kadar direndi, ülkesi ve milleti için canını feda etti. Aziz milletimizin feraseti sayesinde bertaraf edilen hain darbe girişiminin 5’inci yıl dönümünde toprağa verdiğimiz şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum, gazilerimize acil şifalar diliyorum. Bu vesileyle başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere bu aziz vatan uğruna hayatını kaybeden tüm şehitlerimizi de rahmetle anıyorum. Bir kez daha vurgulamak gerekir ki darbelerin ülkeyi getirdiği nokta bellidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Askerî ya da sivil darbeyi haklı kılacak hiçbir sebep yoktur. Demokrasi, her zaman birinci önceliğimiz olmalı, her zaman hâkim kılınmalıdır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün Resmî Gazete’de TRT Genel Müdürlüğüne ve yönetim kurulu başkan ve üyeliklerine Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından yapılan atamalar yayınlandı. Görev süresi sona eren İbrahim Eren’in yerine Prof. Dr. Mehmet Zahid Sobacı Genel Müdür olarak atandı. TRT Yönetim Kurulu Başkanı ise Prof. Dr. Ahmet Albayrak oldu. Düne kadar vatan haini Öcalan’a karşı ve kalleşler sürüsü PKK’ya karşı methiyeler düzen Sabah Gazetesi yazarı Hilal Kaplan da sayenizde yönetim kurulu üyesi olarak atanmış. Anlaşılıyor ki önümüzdeki dönemde TRT, çözüm sürecinin borazanı hâline gelecek. Bu tehlikeli zihniyet, Osman Öcalan’a TRT’de yemek programı sundurursa hiç şaşırmayın.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Başkan.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Evet, önümüzdeki süreçte o televizyona çıkardığınız Osman Öcalan’a TRT’de bir yemek programı yaptırırsınız artık, size de yakışır. (İYİ Parti sıralarından alkışlar) Ama heveslenmeyin, biz buna müsaade etmeyeceğiz.

Kamu Görevlileri Etik Kurulu diye bir kurul var biliyorsunuz. Bu Kurulun amaçlarını anlatmama gerek yok, bu Kurula Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından yapılan atamalar 9 Temmuzda Resmî Gazete’de yayınlandı. Kurul, bir etik kurul olduğuna göre yapılan atamaların da bu kelimeye uygun olmasını beklemek hepimizin en doğal hakkı ama öyle olmadı, Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemine uygun atamalar yapıldı. El öpmek isteyen bir profesör var bunların arasında, Cumhurbaşkanının elini zorla öpmek isteyen bir profesör. 3 eski AK PARTİ milletvekili var, 1 eski AK PARTİ belediye başkanı var, 1 AK PARTİ milletvekili adayı var, 2 tane Cumhurbaşkanı Başdanışmanı var ve kamuoyunun yakından tanıdığı bir eski Danıştay Başkanı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Bitireceğim efendim.

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Şimdi, buradan sormak istiyorum size: Bu bir etik kurulu olduğuna göre atanan üyelerin kamuoyunca tarafsızlığına inanılacak isimler olması gerekmiyor mu? Ya, kamu görevlilerini, etik değerler açısından, etik dışı yapılan atamayla göreve getirilen bu isimler mi denetleyecek, onu mu bekliyorsunuz? Bu soruların cevabını merak ediyoruz. Aslında, merak ettiğimiz bu soruların sizde cevabı da yok, onu da biliyoruz.

TÜİK rakamlarına göre, 2016 yılının Mayıs ayında çalışabilir nüfus sayısı 58 milyon 621 bin kişiydi, çalışan sayısı ise 27 milyon 221 bin kişi. Aradan geçen beş yılda, 2021 yılında durum ne oldu biliyor musunuz? Çalışabilir nüfus sayısı 63 milyon 572 bin kişi, çalışan sayısı ise 27 milyon 844 bin kişi. Evet, aradan geçen beş yılda çalışabilir insan sayısı nüfusumuz tam 4 milyon 951 bin kişi artmış.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) 

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – 4 milyon 951 bine karşı çalışan sayısında ne kadar artış var? Sadece 623 bin kişi. Bu beş yılda net iş bulanların sayısı sadece 623 bin kişi olmuş ama elli yıl önce yağ kuyruğunu hatırlayan toplumun bir kesimi bugün yaşanan bu işsizliği de hatırlıyor. Size çok çaktırmıyorlar ama bize gittiğimiz yerlerde söylüyorlar “Onlara sürprizimiz var, söylemiyoruz ama sürprizimizi görecekler.” diyorlar. Yani çalışabilir yeni nüfustan 4 milyon 823 bin kişi iş bulamamış ama işsiz sayısı da aynı dönemde sadece 1 milyon 102 bin kişi artmış. İlginç değil mi rakamlara takla attırarak…

Şimdi ben sormak istiyorum: TÜİK, bu kalan 3 milyon 226 bin kişiyi ne yaptı, nereye gönderdi? Onlar kim biliyor musunuz? Umudunu kaybedenler; artık ne işsiz görünüyorlar ne de iş arıyorlar, umutlarını kaybetmiş insanlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, son kez bir müsaadenizi rica ediyorum. 

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Son olarak size Siirt’ten söz etmek istiyorum.

Siirt’in Eruh ilçesine bağlı “Bağgöze Vadisi” veya “Mişar Vadisi” olarak adlandırılan bölgedeki yaklaşık 40 köyün yaşamı Ilısu Barajı için su tutulmaya başlandıktan sonra büyük bir değişime uğradı. Bu değişimin olacağı bilinmesine rağmen hiçbir önlem alınmadı. Botan Nehri’nde bulunan Botan Köprüsü su altında kalmasına rağmen, yol güzergâhına alternatif bir köprünün yapılmamış olmasının cezasını orada yaşayan köylüler çekiyor. Daha önce yarım saate gittikleri köylerine şu anda üç saate ulaşabiliyorlar, kendi köylerine. Bu bir mühendislik hatasıysa bu hatanın telafisi, su altında kalan köprünün yerine yeni bir köprünün inşa edilmesidir. Onlarca köyün ulaşımının can damarı olan Botan Köprüsü’nü sular altında bırakıp bölgedeki insanlarımızın ulaşımını bir vapurla sağlamak çözüm değil. Bu, bölgenin ranta kurban edilmesi demektir. Onlar vapur değil, sizden köprü istiyor.

Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Yüce Parlamentoyu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkan Vekili Sayın Erkan Akçay.

Buyurunuz Sayın Akçay.

 

 

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Yarın 15 Temmuz, tarihimizin en alçak teşebbüslerinden biri olan 15 Temmuz hain FETÖ darbe girişiminin 5’inci yıl dönümü. 15 Temmuz 2016 akşamı, devşirilmiş FET֒cü ajanlar darbe yaparak Türkiye’yi işgal girişimine kalkışmıştı. Uzun yıllar boyunca istismar ve istilayla devletin ve toplumun en kılcal damarlarına sinsice sızan emperyalist uşağı FETÖ, 15 Temmuz gecesi bozguna uğratılmıştır. Türk milleti, 251 şehidi ve 2.194 gazisiyle devlet-millet el ele destanlaşan bir mücadele vermiş, ülkeyi emperyalistlere teslim etme girişimine geçit vermemiştir. 15 Temmuz, Türkiye’yi topyekûn işgal etme senaryolarının son perdesidir. 15 Temmuz, Türk milletinin kendi iradesine cansiparane sahip çıktığı, tarihimizin 21’inci yüzyıldaki kahramanlık destanıdır. 15 Temmuz, ülkeye sadakatin ihanete galip geldiği gündür.

Tarihinde ilk kez bombalanan ve kurşunlanan Gazi Meclisimiz, milletimizin şanına yaraşır bir şekilde, şahlanan birlik ruhuyla direnerek FET֒cü alçakların ve efendilerinin oyunlarını bozmuş, Meclisin işgalini önlemiştir. Yüz bir yıl önce Polatlı’dan gelen top sesleri karşısında yılmayan Gazi Meclis, 15 Temmuz 2016 gecesi aynı duruşu göstermiş ve yeniden gazi olmuştur.

Değerli milletvekilleri, uzun yıllar sinsi ve sistematik şekilde, devlet ve toplum hayatına ahtapot gibi sızan FET֒yle mücadele 15 Temmuz akşamı sona ermemiştir, devam etmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Başkan.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Silahlı Kuvvetler, Emniyet, bürokrasi, iş dünyası, eğitim, sivil toplum, yargı ve medya gibi alanlarda FET֒yle yoğun ve kararlı bir mücadele sürdürülmektedir. Siyasi, hukuki, diplomatik ve güvenlik araçlarıyla yürütülen bu mücadele takdir edilecek sonuçlara da ulaşmıştır. Türk milletinin beka ve onur meselesi olan FET֒nün kökünün kazınması için atılan adımları desteklemeye devam edeceğiz.

Bu vesileyle, Demokrasi ve Millî Birlik Günü’nü kutluyor; darbecilerin bombalarına, kurşunlarına göğsünü siper eden, tankların önüne çıkarak darbe girişimine direnen şehitlerimize ve gazilerimize, darbeye karşı ülkemize sahip çıkan aziz vatandaşlarımıza şükran ve saygılarımızı sunuyoruz. Kahrolsun FETÖ, lanet olsun hainlere!

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, altmış iki yıl önce bugün, Irak’ın Kerkük kentinde Türkmenler Irak Komünist Parti üyelerince canice katledilmiştir. 14 Temmuz 1958’den itibaren Molla Mustafa Barzani tarafından Kerkük’e yerleştirilen silahlı gruplar, bölgede Türkmen varlığına son vermek için 14-16 Temmuz 1959 tarihlerinde kadın, çocuk, yaşlı demeden katliam yapmıştır. Üç gün üç gece süren katliamda yüzlerce iş yeri ve ev yağmalanmış; Türkmenler şiddet, baskı ve zulümle sindirilmek istenmiş; yüzlerce Türkmen tutuklanmıştır. O gün, Kerkük sokaklarına “Türklere ölüm!” afişleri asılmıştır.

Irak Türkmen şairi Nesrin Erbil, 12 yaşında şehit edilen Emel’e hitaben yazmış olduğu şiirde 14 Temmuz katliamının acısını dizelerine şöyle aktarmıştı:

”Kerkük’ün temmuz günü mahşer olurken yazı,

Doldurdu semasını ana baba avazı,

Bir Emel gitti diye Kerkük’ün durmaz nabzı,

Yüz Emeller yetişir bir Emel’in izinde.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Bu vesileyle, Kerkük’te şehit düşen Ata Hayrullah, İhsan Hayrullah, Selahattin Avcı, Emel Fuat Muhtar, Kasım Neftçi, Osman Hıdır, Kemal Abdulsamet, Abdulgani Seyit Mehmet ve bütün şehitlerimizi rahmetle anıyorum.

Sayın Başkan, her yıl temmuz ayında Şehrinuh Şırnak’ta Hazreti Nuh’un gemisinin karaya oturduğu yer olarak bilinen Cudi Dağı’ndaki Sefine bölgesinde bin yedi yüz yıllık kadim bir gelenek olan Cudi Festivali düzenlenmekteydi. Asırlardır kesintisiz olarak yapılan Cudi Festivali bölücü terör örgütünün saldırıları nedeniyle 1980’li yıllardan beri düzenlenemiyordu.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Tamamlıyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – 11 Temmuz 2021’de büyük bir katılımla Cudi Festivali kutlanmıştır. Allah’ın izniyle bundan sonra da bu kadim gelenek her yıl temmuz ayında kutlanmaya devam edecektir.

Cudi Dağı’nın millî park olarak ilan edilmesi için gerekli çalışmaların başlatıldığı müjdesini de almış bulunuyoruz.

Şırnak; barışın, kardeşliğin, hoşgörünün şehridir. Huzurumuzu, kardeşlik hukukumuzu bozmak isteyen şer odaklarına ve terör örgütlerine asla taviz verilmeyecektir.

Bu vesileyle, ülkemizin birlik ve beraberliği için gözünü kırpmadan başta Cudi’de şehadet şerbetini içen şehitlerimize Cenab-ı Allah’tan rahmet, gazilerimize acil şifalar diliyoruz ve Şırnaklı vatandaşlarımıza da selam, sevgi ve saygılarımızı sunuyorum.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

 

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, ülkemize resmî bir ziyarette bulunan Azerbaycan Millî Meclisi Dışişleri ve Parlamentolararası İlişkiler Komitesi Başkanı Sayın Samad Seyidov ve beraberindeki heyet Genel Kurulumuzu teşrif etmişlerdir, kendilerine Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu adına “Hoş geldiniz.” diyorum. (Alkışlar)

Halkların Demokratik Partisi Grup Başkan Vekili Sayın Meral Danış Beştaş.

Buyurun Sayın Danış Beştaş.

 

 

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) –  Teşekkürler Sayın Başkan.

Bugün 14 Temmuz, doğrusu 14 Temmuzda Diyarbakır 5 no.lu Cezaevinde ölüm orucunun 38’inci gününde yaşamını yitiren Kemal Pir, Hayri Durmuş, Ali Çiçek ve Akif Yılmaz'ı anmadan geçmek istemiyorum çünkü Diyarbakır 5 no.lu Cezaevinde bir işkence merkezi olarak, dünyanın tanıklık ettiği en büyük vahşetler yaşandı ve maalesef, bugün, başka cezaevlerinde, farklı şekillerde de olsa bu cezaevi işkenceleri devam ediyor. Bugün, açıkçası “Darbeciliğe karşı mücadele ediyoruz.” diyenler asıl sivil darbeyi, adım adım Türkiye’nin her tarafına yaymaya çalışıyorlar ve biz 1980’li yılların darbesini anlıyoruz ama bugün itibarıyla cezaevlerinde açlık grevleri de 230’uncu günde ve tamamen hukuki ve meşru taleplerle bu açlık grevleri devam ediyor. Bu vesileyle, ben darbecilere ve uygulamalarına karşı direniş iradesinin kazanacağına yürekten inandığımı ifade etmek istiyorum ve mücadelemiz Diyarbakır Cezaevi gerçekliğiyle yüzleşinceye kadar devam edecektir. Diyarbakır Cezaevi, bir kültür merkezi olarak açılacağı ilan edilse de Diyarbakır Cezaevinde yaşanan işkencelerle yüzleşmek gerekiyor.

Demin Sayın Lütfü Türkkan, Hilal Kaplan vurgusuyla çözüm sürecine yüklendi. Yapmayın Lütfü Bey, gerçekten çözüm sürecinin çok değerli aktörleri vardı, en son ilişkilendirilecek insan herhâlde Hilal Kaplan’dır.  Yapmayın, etmeyin! Yani çözüm sürecini bu kadar değersizleştirmeyi kesinlikle anlamlı bulmadığımı da ifade etmek istiyorum.

Sayın Başkan, doğrusu gündem çok yoğun, ben Pınar Gültekin'le başlamak istiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Başkan.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - Pınar Gültekin, 27 yaşında bir üniversite öğrencisiyken canavarca bir hisle ve eziyet çektirerek öldürüldü, katil Cemal Metin Avcı. Davasında mahkeme açıkçası katile bir hoşgörü gösteriyor ve en son, babasını duruşmadan çıkartacak kadar farklı bir yargılamaya imza atıyor. Biz bu yargılamayı Halkların Demokratik Partisi olarak yakından izliyoruz ve aile çok kaygılı. Davanın cezasızlıkla bitmemesi için bu duyarlılığı hepimizin göstermesi gerekiyor. Pınar Gültekin yakılarak öldürülen bir kadın, yakan da bu katil ve dosyadaki delilleri açmak istemiyorum. Bu katil ne demiş biliyor musunuz son duruşmada? Demiş ki: “İstanbul Sözleşmesi’nin iptal edilmesi iyi oldu.” İşte, İstanbul Sözleşmesi’nin iptal edilmesi ya da sözleşmeden tek taraflı iradeyle çekinilmesi bu katillere güç veriyor ve yeni cinayetlerin kapısını, maalesef, aralıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Yine, çıplak arama meselesi, maalesef, çözülmedi. Bize en son yapılan başvuruda, Antalya L Tipi Kapalı Cezaevinden 8 Temmuzda S Tipine nakledilen 20 tutuklu çıplak aramayı reddettikleri için işkenceye maruz kalmışlar ve ailelerine çıplak arandıklarını ifade etmişler. Bu utancı Türkiye Büyük Millet Meclisi kaldırsın artık yani yönetmeliği mi değiştiririz, kanunu mu değiştiririz, torba kanuna -hani, onların deyimiyle- bir madde mi ekleriz, ne yapacaksak yapalım; bu çıplak arama meselesini, bu utancı, bu ayıbı, bu işkenceyi kaldıralım çağrısını bir kez daha yapıyorum.

Muş’ta Kur'an kursunda intihar eden bir çocuk meselesi var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Muş Merkez Karşıyaka Kur'an Kursunda 3 Temmuzda 12 yaşındaki bir çocuğun -kendi kemeriyle, iddia bu- tuvalet kapısının koluna asılmış bir şekilde intihar ettiği iddia ediliyor. Aile şüpheli, intihar etmediği iddiasını ifade ediyor ve maalesef, çocuk hâlâ komada, umarım kurtulur, yaşamını yitirmez. Bugüne kadar her konuda konuşan Diyanetten ya da Kur'an kursundan ya da hiçbir yetkiliden bir açıklama gelmedi. Sorularımıza yanıt istiyoruz. “Bu çocuğa ne oldu?” diye tekrar sormak istiyoruz. 

Şimdi, Afrin’de kaçırılan kadınlar meselesi uluslararası medyada çok geniş bir yer buluyor. Nedir? Afrin’de 1.200 kadından haber alınamıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)         

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Bunu ben değil, bunu insan hakları örgütleri, Uluslararası Bağımsız Araştırma Komisyonu ve Af Örgütü de dâhil olmak üzere, insan hakları kuruluşları tarafından hazırlanan raporlara göre Mart 2018’den bu yana Türk Hükûmetinin, daha doğrusu Türkiye'nin desteklediği ve Suriye Millî Ordusu adı altında toplanan gruplarca siviller hakkında birçok keyfiyet zaten not ediliyor ve bu kadınlardan haber alınamadığı söyleniyor. Yine, raporların devamında harç toplandığı ve fidye karşılığında serbest bırakmak üzere insan kaçırdıklarını da not ediyorlar. Bu konuda açıklama istiyoruz. 1.200 kadın nereye kaçırıldı? Suriye Millî Ordusunun bu işteki rolü nedir? Türkiye'nin bu konuda bilgisi ya da dâhilîyeti var mıdır? Yani uluslararası kadın kuruluşları bunu her gün soruyor, biz de buradan soruyoruz ve yanıt istiyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)         

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Başkan.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – İşsizlik verileri yine can yakıyor Sayın Başkan. Evet, iktidarın uydurma istatistik ofisi olan TÜİK’e göre bir önceki aya kıyasla istihdam 216 bin kişi ve iş gücü 481 bin kişi azaldı. Pandeminin etkileri sürerken 1 Temmuz itibarıyla işten çıkarma yasağını kaldıran ve kitlesel işsizliğe sebep olan iktidar, felaketi tozpembe göstermek için TÜİK’i bir enstrüman olarak kullanıyor. Açıkçası, her 2 gençten 1’inin işsiz olduğu ve işsizliğin kronik hâle geldiği gün gibi ortada. Dar tanımlı işsizlik sayısı mayıs ayı itibarıyla yüzde 34,7’ye kadar çıkıyor, geniş anlamlı 15-24 yaş işsizlik oranı ise yüzde 42,4’ü bulmuş durumda ve genç kadın işsizliği ve kadın işsizliği çığ gibi büyüyor ve TÜİK bunu aslında itiraf ediyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Tamamlayacağım Başkanım.

TÜİK’in açıkladığı iş gücü verilerine göre, bir ayda erkek istihdamı 117 bin kişi artarken, kadın istihdamı 332 bin kişi azaldı. Hakikaten, kadınlar, hayatın her alanında dışlanırken, ayrımcılığa uğrarken işsizlik rakamlarına da bu tablo yansıyor. Genç ve kadın işsizliğindeki vahim tabloya hep birlikte “Dur!” dememiz gerekiyor.

Son olarak Sayın Başkan, bu sabah olan bir gelişme ve daha önce, iki gün önce biliyorsunuz İstanbul'da kiliseye bir saldırı oldu. Bu sabah itibarıyla, partimizin Marmaris ilçe örgütüne bir kişi pompalı tüfekle kurşun yağdırdı; sabah altıda ajanslara geçti. Bu alçakça saldırıyı sadece kınamak yetmez. Daha önce, AKP Genel Başkanı bizim…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayınız efendim.

 MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - …arkadaşımız Deniz Poyraz'ın katledilmesinden sonra “Bu saldırıyı kınadık, bundan sonra olanları da kınayacağız.” diyordu. Bu muydu acaba, bu saldırılar devam mı edecek? Bunu sormak istiyoruz.

Şimdi, iki dakika içinde resmî ajanslar saldırganın psikolojik tedavi gördüğünü yazdı. Gerçekten, inanılır gibi değil yani izah edecek kavram bulamıyorum. Ya psikolojik tedavi görüyor ya birileri tahrik ediyor, arkasındaki güç açığa çıkarılmıyor. Deniz Poyraz’daki gibi 2 kişi aşağıda gözcü, daha hiçbir şekilde tespit edilmedi. Deniz Poyraz'ın kanı kurumadan Marmaris ilçe örgütümüz kurşun yağmuruna tutuldu ve hemen resmî olarak işte, bu açıklama yapıldı: “Akıl hastası, psikolojik tedavi görüyor.” Bütün bunlara…

 (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN -  Buyurun Sayın Başkan.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) -  Yine, Kadıköy'de bulunan Surp Takavor Ermeni Kilisesi’nin üzerinde, haçın etrafında dans eden 2 kişi ve etrafında alkışlayan kitleyi hepimiz üzülerek, utanarak, sıkılarak izledik hakikaten ve Emniyet mensupları bu saygısızlığı engellemedi. Aynı saygısızlık camiye karşı olsaydı ya da başka bir ibadet merkezine karşı ne hissediyor olacaktıysak burada da aynı duyguyu ve tepkiyi vermemiz gerekiyor. Hem HDP ilçe binamıza yapılan saldırı hem bu kiliseye yapılan saldırı ülkedeki nefret dilinin, ikliminin sonucudur, kutuplaştırmanın sonucudur. Nefret eken bir iktidar bloku var karşımızda ve bunun karşısında bu nefret iklimini yaratan, bu dili konuşanlar bu saldırılardan da sorumludur demek istiyorum. Bunların hiçbiri sıradan saldırılar değil, her gün hedef göstermenin bir sonucudur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Bitiriyorum.

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Bu saldırılara karşı katiyen bizden şöyle bir tutum beklenmesin: Biz her saldırıdan sonra hem takibimiz hem sorumluların cezalandırılması için çalışırken hem de bütün örgütlerimizle birlikte, halkla birlikte adalet, barış ve eşitlik mücadelemizi, demokrasi mücadelemizi tabii ki yükselteceğiz çünkü onların en büyük korkusu budur demek istiyorum.

Ve son cümlem -zamanım var diye söylüyorum- Ömer Faruk Gergerlioğlu vekilimizle ilgili yazı, maalesef, hâlâ Sincan İnfaz Savcılığından Kocaeli'ye gitmedi. Buradan Sincan Cezaevi Savcısına çağrı yapıyorum: Görevini kötüye kullanıyorsun. O yazıyı derhâl göndermelisin. Bir vekilin vekilliğini yapmasını engelliyorsun. Yargıya da Meclis yönetimine de Başkanlık Divanına da çağrımı iletmek istiyorum.

BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkan Vekili Sayın Özgür Özel.

Buyurunuz Sayın Başkan.

 

 

 

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Teşekkür ederim Başkanım.

14 Temmuz 1942 tarihinde mayına çarparak batan Atılay denizaltısında yaşamını yitiren 38 denizcimizi rahmetle anıyor, ismini Mustafa Kemal Atatürk'ün koyduğu Atılay’ın geçirdiği kazanın yıl dönümünde bir kez daha üzüntülerimizi bildiriyoruz.

Yine, 14 Temmuz 1983, ASALA tarafından üstlenilen silahlı saldırıda yaşamını yitiren Türkiye'nin Brüksel Büyükelçiliği İdari Ataşesi Dursun Aksoy'un ölüm yıl dönümüdür; kendisini rahmetle ve minnetle anıyoruz.

Sayın Başkan, Halkların Demokratik Partisinin Marmaris ilçe binasına sabah saatlerinde pompalı tüfekle yapılan silahlı saldırıyı buradan bir kez daha kınıyorum. Siyasette hedef gösteren, ötekileştiren, şeytanlaştıran dilin vardığı sonuç açısından son derece kritik bir noktadayız. Deniz Poyraz’ın yaşamını yitirdiği saldırının bir devamı olarak algılanan bu saldırının son olmasını temenni ediyor, tüm siyasileri kullandıkları dil konusunda dikkatli olmaya davet ediyoruz.

14 Temmuz 1959, bundan altmış iki yıl önce Kerkük Türkmenlerine karşı üç gün süren katliam olmuştu. O katliamda hayatını kaybedenleri rahmetle anıyor, Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu katliamı bir kez daha kınıyoruz.

Diyarbakır Cezaevinde hayatını kaybedenleri ve işkence görüp şu anda hayatta olmayanları rahmetle anıyoruz. Cumhurbaşkanının, Diyarbakır ziyaretinde Diyarbakır Cezaeviyle ilgili, cezaevinin bir müze olarak değerlendirileceğiyle ilgili ifadelerinde… Tabii, bunun yapılması için bir kanuni çalışma gerekir, o noktada Sayın Cumhurbaşkanının Bütçe Kanunu dışında kanun teklif etme imkânı yok, buraya yollama imkânı yok.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ama Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu, 24/11/2015 tarihinde (54/195) sayı numarasıyla Meclis Başkanlığına sunduğumuz, Sayın Genel Başkan Yardımcımız Veli Ağbaba, Sezgin Tanrıkulu ve benim imzalarımı taşıyan Diyarbakır Cezaevinin Müze Olmasına İlişkin Kanun Teklifi’mizden yararlanabilirler. Madem Cumhurbaşkanının böyle bir ifadesi de vardır, o kanun teklifimiz kayıtlardadır.

Sayın Başkan, Meclis Başkanı, yazılı başvurumuz ve uzun çağrılarımız sonucunda Süleyman Soylu’ya bir mektup yazdığını ifade etmişti. Süleyman Soylu kendisini ziyaret etti. Ziyaretin konusu 10 bin dolar rüşvet alan siyasetçiydi. Önce “Milletvekili olduğu.” söylenmişti, sonra “Bu dönem milletvekili olmadığı.” söylenerek geçmiş dönem milletvekilleri itham altında bırakıldı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Meclis Başkanı bu dönemin değil, bugünüyle, dünüyle tüm Meclisin ve milletvekilliği yapanların Başkanı olduğunu gözeterek bu davranışı tekrarlamalı ve o ismi istemeliydi.

Aslında hepimizin bildiği gibi, Sicilya usulü bir sır var, herkesin bildiği ama kimsenin konuşamadığı bir sırra sahibiz. Palermo sırrının bir an önce ifşa olması gerekir. Meclis Başkanı, herkesin bildiği, kimsenin konuşmadığı bu sırdan Meclisi arındırmalı, geçmiş dönem milletvekillerimizi de itham altında kalmaktan kurtarmalıdır. Ancak Meclis Başkanı şöyle bir ifade kullanmıştı: Soylu’nun kendisiyle yaptığı görüşmede kendisinin, Ankara Cumhuriyet Savcılığına bu ismi bildirdiğini söylemişti.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Partimizin bu konuyu araştırmakla görevlendirdiği Antalya Milletvekilimiz Sayın Rafet Zeybek, yapmış olduğu ziyarette Ankara Cumhuriyet Başsavcı Vekilinden bilgi talep etti. Başsavcı Vekili kendilerinde böyle bir soruşturma olmadığını söyledi.

Yani kamuoyunda 10 bin dolar alan siyasetçi var, bunu Süleyman Soylu biliyor, Şentop’a geliyor, konuşuyorlar. “Ben bunu savcıya söyledim.” diyor, savcılıkta soruşturma yok. Bu, hukuk devletinde gerçekten kabul edilebilir bir şey değil, bunu tarih önünde tutanaklara kaydediyoruz. Hem bu İçişleri Bakanını hem herkesin bilip ismini kimsenin söylemediği AK PARTİ’li eski milletvekili siyasetçiyi hem de bu soruşturmayı başlatmayan cumhuriyet savcılarını tutanaklara kaydediyoruz.

Sayın Başkan, Adıyaman’da 10 kişi tutuklu, bunlar tütün üreticileri, haklarını aradıkları için tutuklular.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bunların hepsi namuslu, Adıyamanlı tütün üreticileri; biri Milliyetçi Hareket Partisinin Belediye Meclisi üyesi, biri 65 yaşın üstünde elli beş yıllık bir tütün üreticisi, diğer 8’i de alnının terini toprağa damlatan, oradan bereket fışkırtan, o bereketle çoluk çocuğunu geçindirmeye çalışan insanlar.  Onları, yaptıkları eylemler “hak arıyorlar” diye... Haklı olduklarını teyit etmesek torba yasaya onlarla ilgili hüküm koymazsınız ama haklarını aradıkları, sokağa çıktıkları için gözaltına alınmışlardı, tutuklandılar. Derhâl serbest bırakılmalıdırlar. Adıyaman’a ve tütün üreticisine yapılan bu zulüm bir an önce sonlandırılmalıdır Sayın Başkan.

Sayın Başkan, bu sabah hep birlikte kalktık ve yayınlanan Resmî Gazete’den günün sürprizine baktık. Her gün bir sürpriz var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN –Buyurunuz Sayın Başkan.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Şahıs devletinin yaptığı, parti devletinin yatığı bir sürprizle karşı karşıyayız. Bugün de TRT yönetim kurulu değişikliği yapıldı. Öyle ki önce yönetim kurulunu 7’den 9’a çıkarıyorlar, sonra mükerrer gazete bastırarak da oraya yeni görevlendirmeler yapıyorlar, yeni koltuklar yaratıyorlar, o koltuklara yandaşları oturtuyorlar. Tabii, bugün  TRT F tipi yapılanmadan henüz kurtulmuşken başka bir F tipi yapılanmanın, Fahrettin Altun’un TRT üzerine kurduğu tahakkümün ve pelikan sürüsünün TRT’ye çöküşünü yaşamaktadır. Bunların içinde çok çeşitli isimler vardır ancak Hilal Kaplan Öğüt gibi bugünkü F tipi yapılanmanın oturttuğu, geçmiş F tipi yapılanmaya övgü düzen, övgü düzen cumhuriyetle, kazanımlarıyla sorunları olan…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyursunlar Sayın Başkan.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – …her muhalif siyasetçiye ağzına geldiği sözü söyleyen, bugünkü Adalet ve Kalkınma Partisinin Genel Başkanı dışında burada grubu bulunan bütün partilerin genel başkanlarına saldıran, geçmişte saldırmış ve bugün saldırmakta olan bir troliçeyi, trollerin kraliçesi troliçeyi oraya atadılar. Bu ayıp, Cumhurbaşkanlığı yönetim sistemine de, bu yeni rejime de yakışan bir ayıptır, tam da nasıl bir rejim içinde olduğumuzu gösteren bir ayıptır. TRT, kamu yayıncılığını terk etmiştir. Hepimizin vergilerinden ödenen, vatandaşın bandrolüyle ödenen maaşları, böylesine trollere, böylesine SETA’ya, pelikan yapılanmasına arpalık hâline getirilmiştir. Cumhuriyet Halk Partisi 2’nci partidir, ana muhalefet partisidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - İktidar partisinin grup konuşmaları a'dan z'ye, baştan sona verilmektedir, bizimki 11 ila 14 dakika, diğer muhalefet partileri de öyle ama MHP'ninki tam verilmektedir, HDP'nin de hiç verilmemektedir. Nasıl bir kurumdur ki bu, neye göre yapıyorsunuz? Sandalye sayısına göreyse, orayı bir saat verenin, Cumhuriyet Halk Partisi 40 dakika vermesi lazım, buna göre oranlanacak ama MHP ile AKP tam, geri kalanlar çok düşük ya da hiç; bu nasıl kabul edilebilir, nasıl izah ediyorlar?

15 Temmuza geldiğimizde, bir 15 Temmuz anımı paylaşayım Sayın Başkan: Önce burada karşı çıktık, sonra, bombalardan sonra sığınağa indik. Sığınak, sığınak değilmiş zaten, bir bodrum katı. Su yok, 3 arkadaş su bulmaya çıktık karanlıkta. Meclis Başkanımızın bir koruma müdürü tarif etti nerede bulabileceğimizi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Devam ediniz efendim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – “Lokantadan önceki, sağdaki son kapı.” dedi, karanlıkta el yordamıyla kapıyı bulduk, kapalı tabii, suya ulaşacağız diye kapıyı kırdık, içeri girdik TRT stüdyosu varmış, şaştım kaldım, beş yıldır milletvekiliydim, ilk kez stüdyoyu gördüm. Depo bir kapı ilerideymiş, suyumuzu aldık geldik. Ertesi gün TRT o stüdyoya çağırdı beni, dedi ki: “Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.” O günden bugüne daha o stüdyoya hâlâ  girmedik. Darbe gecesi herkesin aklı başına geliyor ama daha sonra yine aynı antidemokratik tutumlar sürüyor.

Darbenin 5’inci yıl dönümü yarın. 251 şehidimizi rahmetle anıyoruz, 2.196 gazimize minnetlerimizi sunuyoruz. O gece kapalı Meclisin açılış çağrısını yapıp, buraya gelip, burada “olağanüstünün olağanüstüsü” diye nitelendirilen o oturumu yapıp, darbeye karşı hedef olmayan, ışıkları kapalı olduğu için hedef olmayan…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurunuz Sayın Özel.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - …Meclisin hedef hâline gelmesini ve kendi canlarını yok sayan bütün milletvekillerimizi, burada birlikte bulunduğumuz arkadaşları bir kez daha saygıyla selamlıyoruz. Ancak 15 Temmuza Mecliste grubu bulunan bütün partiler direnmişken, 15 Temmuzu araçsallaştırıp 20 Temmuzda Meclisin yasama yetkisini Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kuruluna alarak ilan edilen OHAL’de; FET֒yle mücadale bir yana, ne kadar muhalif örgüt varsa, o, FET֒cülerle mücadele için alınan yetkiyi partiler üzerinde, dernekler üzerinde, akademi üzerinde, gazeteler üzerinde kullanıp kendi sivil darbesini gerçekleştirenleri, OHAL’e sığınıp Anayasa değiştirenleri ve OHAL’siz seçim yapamayanları tarih önünde hatırlatıyoruz.

Yarın Meclis kapalı, bu kürsüde neden özel oturum yok? Ertesi gün vardı, öbür yıl vardı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Başkan.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ama 15 Temmuzla yüzleşme noktasına gelindiğinde; örneğin, Darbe Araştırma Komisyonu raporu ortadan kaldırılmış, her rapor var, o yok. Nerede? Meclis Başkanından yazılı istedik en son. Ve o raporda üç ay yeter mi? Dopingi araştırana üç ay yetmiyor, bir ay ek süre; hekime karşı, sağlık çalışanına karşı şiddete yetmiyor; Aromatik Bitkileri Araştırma Komisyonuna yetmiyor, 15 Temmuzu Araştırma Komisyonuna Cumhurbaşkanı üç gün önce talimat veriyor: “Süreleri doldu, raporu versinler.” Ek süre istemiyorlar, gerçekleri gizliyorlar; MİT Müsteşarını çağırırlar, gelmez; dönemin Genelkurmay Başkanı çağrılır, gelmez. Bu sis perdesi bir şekilde ortadan kalkacak; bir başka perde kapanacak, bu sis perdesi açılacak Sayın Başkan; gelecek seçimlerde seçmen kabine girecek, perdeyi çekecek, bu sis perdesini de açacak. Hep birlikte o zaman gerçekleri öğreneceğiz.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Ama suya ulaştınız en son, o önemli efendim. (Gülüşmeler)

Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkan Vekili Sayın Bülent Turan.

Buyurunuz Sayın Turan.

 

 

 

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Aslında gündeme geçmeden önce Grup Başkan Vekillerimize, tüm partilerimize bu hakkı tanımanız; siyasi polemiklerden uzak, gündemi sadece değerlendiren kısa birer konuşma niteliğinde. Ancak arkadaşlarımız konuları polemik zeminine çekince, biz cevap vermeyince bu başka tartışma konusu oluyor. İsterdik ki bugün sadece 15 Temmuzu, şehitlerimizi, gazilerimizi analım; isterdik ki benzer konuları değerlendirelim; Kerkük var, siyasi partilere saldırılar var, bunları değerlendirelim ama böyle, her biri ayrı başlık olan ve çok uzun tartışmayı gerektiren konuları bu zeminde açmamak daha doğru diye düşünüyorum Sayın Başkanım, takdirlerinize sunuyorum.

Örneğin, şimdi, ben nasıl, kendi konuşmamı yapmadan önce son Grup Başkan Vekilinin FET֒cüler ile olağanüstü hâlin neredeyse aynı dile devşirildiği, dönüştüğü bir ithamı cevapsız bırakabileyim. Yani burada neredeyse FET֒nün dışında herkes suçlu oldu, sırf FETÖ suçlu olmadı.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Olur mu!

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Böyle bir yaklaşım olabilir mi?

15 Temmuza en büyük ihanet olağanüstü hâl kararı ile 15 Temmuzu eşleştirmektir Sayın Başkan. Olağanüstü hâl kararı bütün partilerin imzasıyla, kararlarıyla FET֒yle mücadele için çıkmıştır. Uygulamada hatalar varsa revize ederiz, düzeltiriz; kaldı ki binlerce ihraçtan bizim kurduğumuz Komisyonun inceleme sonucunda çok azı geri dönmüştür yani doğru işler de yapılmıştır, onu demeye çalışıyorum.

Şimdi, siz olağan…

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – Niye terk etmiyorsunuz hâlâ…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Hanımefendi, hep böyle yapıyorsunuz, susar mısınız Allah rızası için ya, bu ne ya!

Meral Hanım…

Sabahtan beri hakaret ediyorsunuz. Şehitleri anmadınız, grubunuz 15 Temmuzu görmedi bile, ağzımı açınca konuşmaya başlıyorsunuz; yapmayın bunu, yapmayın bunu!

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Yarın, yarın; bugün değil.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Hanımefendi bağırma sorumlusu mu? Her başladığımda aynı şeyi yapıyor, dün de yaptı aynısını.

SEPRİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – Niye OHAL’e sarılıyorsunuz hâlâ? Onu soruyorum.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Lütfen…

Sayın Başkanım, müdahale eder misiniz?

Hazmedemiyorum Sayın Başkan; 15 Temmuzu anmayacaksınız, daha bir cümle edince de itham edeceksiniz. Bu yanlış bir şey Sayın Başkan.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Bülent Bey, yarın 15 Temmuz, göreceksiniz…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Değerli arkadaşlar, olağanüstü hâli FET֒cülerle eşleştirmek en iyi ihanettir

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Başkan.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Olağanüstü hâl FET֒cülerle mücadele etmek için, hatta tüm partilerimizin oy vererek kabul ettiği, destek olduğu bir arınma mücadelesinin başlangıcıdır. O yüzden, olağanüstü hâli itham etmek iddiası ile FET֒cüleri kıymetli kılmak aynı şey; yapmayın bunu!

Sayın Başkan, ne yapacaktık olağanüstü hâli ilan etmeyip de, ne yapacaktık? Yani şunu demek istiyorum: Ortada bir gerçek var, elli yıllık bir örgüt var.

SEPRİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – Hapishaneler siyasetçilerle dolu.

ÇİĞDEM ERDOĞAN ATABEK (Sakarya) – Bir dinlemeyi öğrenin!

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Bu elli yıllık örgüt her tarafa girmiş, her tarafta olmuş; bunlarla mücadele etmeyeceğiz!

SEPRİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – Hapishaneler siyasetçilerle dolu.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Siz FET֒nün avukatı mısınız hanımefendi?

SEMİHA EKİNCİ (Sivas) – Grup Başkan Vekiliniz, dururken…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Bir susar mısınız?

Bir daha söylüyorum Sayın Başkan: Biz konuşurken çok rahatsız oldum, Osman Öcalan’la ilgili bizi suçladılar, FET֒le ilgili bizi suçladılar; bir kişi ağzını açmadı, bir kişi itham etmedi ama utanmadan hâlâ FETÖ'nün ayağına basınca birisi bağırmaya başlıyor, buna izin vermeyin artık.

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) –FETÖ sizin içinizden çıktı.

ÇİĞDEM ERDOĞAN ATABEK (Sakarya) – Hâlâ konuşuyorsun!

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Siz de lütfen müdahale edin Sayın Başkanım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Başkan.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Bakınız, derdim bu değildi aslında, konuşmam başkaydı ama ağırıma gidiyor. FETÖ'cüleri bir anlamda aklayan, OHAL'i itham eden bir anlayışın kime faydası olduğunu konuşan başta olmak üzere tüm Meclisin takdirine sunuyorum Sayın Başkanım.

Değerli arkadaşlar, bir diğer mesele –yine, konunun dışındaydı bu, siz açtınız– TRT'de yönetim değişikliği olmuş, buradan çıkıp sistem tartışmasına, şahsi atamalara, birtakım yazarların, Yönetim Kurulu üyelerinin ithamına varan söylem. Bir defa, kendisi burada olmayan insanların bu denli rencide edilecek şekilde ithamını doğru bulmuyorum, ahlaki bulmuyorum ancak bu değişim –çok zor değil, girin Google'a bakın– herkesin kendi alanında –İletişim Başkanlığından var, gazetecilerden var, TRT'nin eskilerinden var– çok kıymetli çalışmalarla yapılmış bir atama. Sizin dediğiniz olmayınca herkes yandaş, dediğiniz olunca tersi. Bu, doğru bir yaklaşım değil. Bir daha söylüyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – TRT, şu son dönemde muazzam bir vizyonla, büyük bir uygulamayla 14 televizyon kanalına sahip olmuş, 41 dilde hazırlanan internet siteleri, çok sayıda; bölgesel, yerel, ulusal radyo kanalıyla sayısız filme, çizgi filme, belgesele imza atarak örnek bir devlet kurumu hâline gelmiş. Keşke bütün kurumlar bu kadar çalışsa da her kurum başarılı olsa bu kadar. O yüzden gururla söylüyorum: İbrahim Eren'i de yönetimini de tebrik ediyorum.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Almasaydınız görevden.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Ama şimdi, yeni gelen arkadaşlarımızın İbrahim Bey'den, yönetiminden daha büyük işler yapmasını bekliyoruz. Her bir arkadaşımız kıymetlidir; yok “Fahrettin Altun’un adamıymış”, yok “pelikancıymış” değil kardeşim. 

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Değil mi? Bülent, yemin et.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Bir dakika, müdahale etme.

Atanan insanlar, İletişim Başkanlığında çalışmış, Basın İlan Kurumunda yöneticilik yapmış ilgili arkadaşlarımız. Göreceksiniz, çok kıymetli işler yapacak.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Fakat Sayın Başkan, bir konuyu daha revize etmek isterim. Ne zaman “TRT” dense ne zaman bir siyasi polemik olsa dönüp grubumuza karşı “Vay, Öcalan’ı çıkardınız! Osman Öcalan’ı çıkardınız.” diye ithamda bulunmanızdan artık gına geldi, bu dilinize pelesenk oldu.

Bakınız Sayın Başkan, nedir bu mevzu? Hiç buna bakmadan, ayrıntısını incelemeden bu kadar ağır ithamı biz hak etmiyoruz Sayın Başkanım. Bakınız, Osman Öcalan TRT’ye çıkmadı, TRT Kurdî’ye çıktı, bu bir. (İYİ Parti sıralarından gülüşmeler)

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Hiç komik değil, bir yere geleceğim.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Haydi, haydi(!)

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Beyefendiler böyle bir konuya gülüyorlar ya söyleyeceğim.

(Uğultular)

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, izin verecek misiniz.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Başkan.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – TRT Kurdîye çıktı ve konuşması Kürtçe verildi, Türkçe altyazı bile verilmedi ve o konuşmada…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Biz anlamayalım diye.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Türkler duymasın diye.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Ne kadar terbiyesiz bir yaklaşım ya!

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Terbiyesizlik değil.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Çok terbiyesiz bir yaklaşım.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sen niye böyle bir şey yapıyorsun ya! Bana da neler söylüyorlar.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Müdahale etmeyin gözünüzü seveyim ya!

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Neyse, tamam.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Çok ayıp bir şey Başkanım ya.

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar, yani istirham ediyorum, konular…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Çok ayıp bir şey ama ya! Hep böyle yapıyorlar ya! Hiç ağzımı açmadım siz konuşurken ya.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ne dedik ki? Terbiyesizlik değil ki “Türkler duymasın.” dedi.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – “Türkler duymasın.” dedim.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Hayır, başka bir şey söyledi.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Her şeyi yanlış anlıyorsun, kendi kendine yükseliyorsun.

BAŞKAN – Sayın Turan, lütfen buyurunuz.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan “TRT Kurdî” deyince gülüyorlar ya, gülsünler; biz ne yaptığımızı biliyoruz. TRT Kurdî Kürtçe yayın yaparak Kürtçeden başka dil bilmeyen vatandaşlarımıza terör örgütünün nasıl bir melanet olduğunu anlatan bir kanal. Öcalan’ın konuşmasını elime aldım, şimdi çıkardım, siz de bakın lütfen. Ne demiş diye baştan aşağı bakıldığında, bu adam ısrarla bu örgütün Kürtlere zarar verdiğini söylüyor; yapmış olduğu konuşmada ısrarla Kandil’in meşruiyetini kaybettiğini söylüyor; ısrarla YPG’yi, PKK’yı lanetliyor. Adam özür diliyor âdeta, pişmanlık duyuyor âdeta. Siz şimdi, bu adamın konuşmasını hiç duymayacaksınız, görmeyeceksiniz bu adamın Kürt vatandaşların üzerindeki muhtemel etkisini değerlendirmeyeceksiniz ama daha ötesi, bu adamın TRT’den önce…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Turan.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – …Habertürke, İHA’ya, NTV’ye, Milliyete; onlarca kanala çıktığını görmeyeceksiniz; sadece İbrahim Eren’e kızmak için, AK PARTİ’ye çatmak için bunu kullanacaksınız. Bir defa olsun, NTV’ye çıktığında, Milliyet’e çıktığında, aynı şekilde İHA’ya çıktığında ağzınızı açtınız mı? Sadece Öcalan değil, çok sayıda terör örgütüne gitmiş ama pişmanlık duymuş kişi çıktı o televizyona. Hatta 14 yaşında bir kızımız, terör örgütüne gidip pişman olduktan sonra o konuşmalarında, annesi, Diyarbakır Annelerinden, bunu görerek teslim aldı, yani büyük bir hayra vesile oldu.

Altını çiziyorum: Öcalan’ın çıkması değil, Öcalan’ın ne dediği önemli. Siz bundan niye rahatsızsınız, onu anlamıyorum ben. Eğer bir terör örgütü mensupluğu yapmış, sonradan da yaptığı işin ne halt olduğunu görmüş, pişmanlık duymuş, gelip de “Yapmayın, bu örgüt yanlış.” demişse, “Kızlara tecavüz ediliyor, erkekler dağa kaçırılıyor.” demişse bundan niye rahatsız oldunuz?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın Sayın Turan.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Bundan PKK rahatsız olabilir, bundan YPG rahatsız olabilir ama bundan sizin rahatsız olmanızı çok garipsiyorum Sayın Başkan.

Osman Öcalan’ın diğer kanallara çıkmasını söylemeyip de sırf TRT’yi kullanıyor olmanın da hangi anlama geldiğinin altını çizmek istiyorum. Bakınız, şimdiye kadar “Osman Öcalan çıktı.” derken bu arkadaşlarımızın bir kez olsun, “YPG terör örgütü değildir.” diyen genel başkana ağzını açmamasının da altını çiziyorum. Aynı şekilde “Osman Öcalan TRT’ye çıktı, TRT bunu niye çıkardı?” diyen arkadaşlarımızın “Apo’nun heykelini dikeceğiz.” diyenlerden kahvaltı randevusu beklemesinin altını çiziyorum. O yüzden diyorum ki Sayın Başkan: Hilal Kaplan ve diğer yönetim kurulu üyeleri… Yeni dönemde Osman Öcalan’ın TRT’de yemek programı yapmayacağından eminim ama siz Demirtaş’la kahvaltı yaparsanız bunun magazin programlarında sunulacağından da aynı şekilde eminim Sayın Başkan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, bitmedi daha.

Gündeme geçiyorum.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Daha bitmedi mi?

BAŞKAN – Tamamlayalım efendim.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, az önce ifade ettiğim “Polemikler bizi buraya getiriyor.” bölümüydü, şimdi gündeme geçiyorum izin verirseniz.

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Başkanım, hangi partiye olursa olsun, Türkiye’deki demokrasi yarışında partilere karşı silah kullanan, şiddet kullanan kim varsa karşısındayız, kınıyoruz, geçmiş olsun diyoruz.

Sayın Başkan, bugün 14 Temmuz, Kerkük katliamının 62’nci seneidevriyesi. Tarihe kara bir hatıra olarak geçen bir katliam daha yaşadık. “Kerkük benim, demek ayrı gördüler. Bu döşüme paslı hançer vurdular. Sanki benim öz evime girdiler. Oğlum gibi ağlayan vatan Kerkük.” diyor katliamda şehit olan Türkmen kardeşlerimizi rahmetle, minnetle yâd ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yarın 15 Temmuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN -  Buyurunuz Sayın Turan.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) -  Sayın Başkan, yarın 15 Temmuz Hain darbe girişiminin 5’inci yıl dönümü. Şehitlerimizden, gazilerimizden dolayı hüzünlüyüz. Milletimizin yazdığı destandan dolayı da büyük gurur taşıyoruz. 15 Temmuz, milletimizin sonsuza kadar büyük bir gururla taşıyacağı bir şeref nişanesidir. 15 Temmuz, darbecilere geçit vermeyen bir demokrasi mücadelesidir. 15 Temmuz, imanla, inançla verilen mücadele karşısında tankların, silahların, bombaların çaresiz kaldığının tüm dünyaya gösterildiği özel bir gündür. 15 Temmuzda teslim alınmak istenen milletimizdi, millî iradeydi ancak teslim alınan darbeciler oldu. Millet olarak ne yazık ki darbelerden, darbecilerden, bunlara sessiz kalanlardan çok çektik. Ülkemizi onlarca yıl geriye götürürken darbelerden dolayı büyük bedel ödediğimizi biliyorsunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Turan.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) - O karanlık yıllara bir kez daha dönmek istemeyen milletimiz, millî iradesine canı pahasına sahip çıktı. FETÖ orjinli küresel bir proje olan 15 Temmuz, milletin kararlılığı karşısında mahvoldu. Ülkemizin dört bir yanında olduğu gibi Gazi Meclisimiz de asrın ihanetine direndi. Meclisimizi 11 kez bombaladılar, tanklarla Meclise girmeye çalıştılar. Gazi Meclisin açılması, Meclisimizin görevinin başında olduğunu, millî iradeyi temsil etmeye devam ettiğini ve teslim olunmayacağına yönelik önemli bir mesaj oldu.

O gece tüm partilerden Gazi Meclise gelen vekillerimize tekrar yürekten teşekkür ediyorum. 15 Temmuz hain FETÖ darbe girişiminden sonra geçen beş yılın ardından milletimizin istiklali, istikbali ve istikrarı adına gösterdiği kararlılığın devamını diliyoruz, bekliyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Turan.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – 15 Temmuzda kastedilen bir diğer husus aslında birlik ve beraberliğimizdi. 15 Temmuzda emellerine ulaşamayanlara karşı güçlü bir şekilde durmak, birlik ve beraberlik mesajı vermek, biz siyasilerin ortak sorumluluğu olması gerekir. FET֒yle ve diğer tüm terör örgütleriyle mücadele etmek, partilerüstü bir mesele olması gerekir Sayın Başkan. Türkiye’nin demokrasisini ve ekonomisini daha da güçlendirmek, hepimizin ortak sorumluluğu olması gerekir. Bu konuda liderlerin, Grup Başkan Vekillerinin, siyasi partilerimizin vekillerinin sosyal platformlarda, STK toplantılarında ama Genel Kurulda hassaten daha dikkatli bir dil kullanması gerekir Sayın Başkan. FET֒yü cesaretlendiren, 15 Temmuzu itibarsızlaştıran adımlardan, ifadelerden uzak durmak gerekir Sayın Başkan. Unutmayalım ki bugünün adı, 15 Temmuz Demokrasi ve Millî Birlik Günü’dür. Her türlü kavgamızı, tartışmamızı, polemiğimizi elbette yaparız, yapacağız ancak bugün, bir olmayı, ortak söylemde buluşmayı başarmalıyız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım efendim.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Ne o gece yaşananları unutacağız ne de unutturacağız. Şehitlerimize layık olabilmenin bilinciyle, daha güçlü bir Türkiye inşa etmek için gece gündüz demeden çalışmaya devam edeceğiz. Bilinmelidir ki diğer terör örgütleriyle olduğu gibi, FET֒yle de sonuna kadar mücadelemizi sürdüreceğiz.

Hain darbe girişiminin 5’inci yılında 15 Temmuz şehitlerimizi, gazilerimizi ve bu vatan uğruna can vermiş tüm kahramanlarımızı rahmetle saygıyla minnetle yâd ediyoruz; aziz milletimizin 15 Temmuz Demokrasi ve Millî Birlik Günü’nü kutluyoruz.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sataşmadım Başkanım, cevap verdim Sayın Lütfü Bey’e.

BAŞKAN – Sayın Türkkan, buyurunuz efendim.

 

 

 

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; “O, TRT değildir, TRT Kurdî’dir.” lafınıza yalnız ben gülmedim, bizi izleyen herkes güldü; onu söyleyeyim yani. O TRT değil. Ne o? TRT Kurdî. Yani neresi orası? TRT kanalı. Herkes güldü ona.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Neyse… Anlayan anladı Başkanım.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Bakın, ilk çıktığı zaman Sayın Cumhurbaşkanı toplumdan gelen tepkileri görünce “Benim haberim yoktu.” dedi. Niye? Ya, kırmızı bültenle aranıyor bu adam. Eğer bu kadar masum, bu kadar Türk devletine faydalı bir adamsa siz neden kırmızı bültenle arıyorsunuz?

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Faydalı falan demiyorum ya.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Kırmızı bültenle aranan adamı kalkıp TRT’ye çıkarttıktan sonra burada savunmak olsa olsa sizin yapacağınız bir iş olur.

Diğer kanallara gelince, diğer kanallar, kendi özel bütçesiyle yayın yapan kanallar. RTÜK de eğer bunları kapatmadıysa, bunlara ceza vermediyse RTÜK Başkanı orada boş yere oturuyor demektir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – TRT, Türk milletinin vergileriyle yayın yapan bir kanal. Türk milletinin vergileriyle yayın yapan bir kanal kırmızı bültenle aranan bir teröristi o kanala çıkaramaz, çıkaramaz! (İYİ Parti ve CHP sıralarından alkışlar) Eğer bu konuda hassasiyetiniz büyükse, seçim zamanında çok kullanışlı olduğuna inanıyorsanız, kalkın, Osman Öcalan’ı partinize seçim işleri başkanı yapın; hayırlı uğurlu olsun(!) (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Söyleyeceğimi söyledim Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Beştaş, buyurunuz efendim.

 

 

 

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Teşekkürler.

Sayın Turan, 15 Temmuz darbe girişimini ağzımıza almadığımızı söyledi. Alayım, biz yarın bunu yapacaktık. Darbe girişimini tabii ki kınıyoruz. Biz, Halkların Demokratik Partisi olarak, kuruluşumuzdan bu yana bütün darbelere karşıyız, karşı olacağız ve bu konuda hiçbir tartışma yaratmayız ama 15 Temmuz darbe girişiminin karşısında olurken, kınarken bugün şahsım devletinin siyasi darbesinin de karşısındayız ve ona karşı da mücadele ediyoruz. Bunu bir kere not edelim, böyle bir kaçınmamız yok. Ben, 15 Temmuz sabahı buradaydım ve ona dair, 5 partinin ortak bildirge imzaladığını da hatırlatmak isterim. Pardon 4 partinin, o zaman İYİ Parti Mecliste yoktu. Ve bu konuda düşüncelerimizi de her zaman söylüyoruz.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Biz geldik, düzen bozuldu.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Ancak, sözünde şöyle teknik bir hata var: “OHAL’i bütün partiler uzlaşarak çıkardık." dedi, asla doğru değil.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayınız Sayın Beştaş.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Halk, kamuoyu bu konuda yanıltılmasın, bizim OHAL kararının altında imzamız yoktur, o günkü konuşmayı da ben yapmıştım ve bugün de şu anda Plan ve Bütçe Komisyonundan geçen OHAL’i uzatma da 15 Temmuzu kullandıkları, değerlendirdikleri ve ürünlerini yiye yiye bitiremedikleri bir fırsata dönüştü yani artık etinden, suyundan, her şeyinden yararlandılar. Ya, bugün Bülent Turan’ın söyledikleriyle Cumhurbaşkanının söyledikleri arasında bile paralellik yok. Erdoğan bugün ne demiş? Daha biraz önce yaptığı konuşmada “Dinimizin kutsiyetini yıllar yılı bunlar sömürdüler; açık söylüyorum, aldandık; şimdi toparlandı.” diyerek iş birliğinin 2010 yılına kadar sürdüğünü de ifade etti. Ya, cemaat kim? FETÖ kim? Kim gerçekten? Siz birlikteydiniz, siz birlikte bu ülkeyi yönettiniz, bütün kurumlara siz yerleştirdiniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Şimdi yani kendi ortaklıklarını yapıyorlar, devleti ele geçiyorlar, sonra araları bozuluyor, onun üzerinden bizi suçluyorlar. Bunu kabul etmiyoruz ama şunu da hatırlatmak istiyorum Başkanım, toparlayacağım: OHAL kararlarını uzatmak için kullanmayın, insanları ihraç etmek için bu darbe metaforunu daha fazla kullanmayın. Darbelerini devam ettirmek için başka bir darbe girişimini kullanmalarını herkes görsün. Tabii, darbe derken şunu da unutmayalım: Memur var, öğretmen var, iş insanı var, öğrenci var yakalanan, tutuklanan, ihraç edilen; bir tek siyaset yok, siyasi ayağı yok. Ya, nerede bu siyasi ayak? Bu kadar önerge verdik, bu kadar soru sorduk, hiçbirine yanıt yok ve işte, OHAL Komisyonunun çalışma yöntemini de hepimiz biliyoruz, ifade edildi. Başkanın sabrını zorlamak istemiyorum.

BAŞKAN – Tamamlayınız.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - Son cümlem bütün partileredir, gerçekten bir cümle kuracağım: Lütfen muhalefet ve iktidar bloku kavgalarını Kürtler üzerinden yapmasın, kendinize başka bir konu bulun. Başka kapıya gidin, artık bu çözüm sürecini de Kürt meselesini de HDP’yi de kavga konusu olmaktan çıkarın; bundan çok rahatsızız. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Özel.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, tabii Bülent Turan’ın ifadeleri düzeltilmeye falan muhtaç değil, reddedilmeye muhtaç, tümüyle reddediyoruz. Cumhuriyet Halk Partisinin FET֒yle tarihî husumeti ortada, o gece takındığımız tutum ortada, yazdığımız bildiri ortada, ertesi gün yaptığımız konuşma ortada.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Ortada Başkanım, ortada.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ancak, OHAL ilanını eleştirme noktasında diyor ki “Bir kere, bütün partilerin oylarıyla çıktı.” külliyen yanlış, sadece MHP ve AKP oylarıyla çıktı. Çıkarken üç aylığına aldık ama bir buçuk ayda bırakacağız diye başladılar, iki seneden fazla sürdü. Ayrıca, içine bir referandum, bir genel seçim koydular. Ben Genel Başkanımın yanındaydım, Sayın Binali Yıldırım telefon açtı 20 Temmuz günü, sabah.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayınız efendim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Binali Bey OHAL ilan edeceklerini söyledi, Genel Başkan dedi ki “Beyefendi, bırakın da birileri demokrasiyi savunsun. Biz size FET֒yle mücadele noktasında açık çek veriyoruz. Mecliste her türlü yasayı birlikte çıkarırız ama siz Meclisin yasama yetkisini alıp Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanacak Kabineye verirseniz bu, Türkiye'ye büyük yara verir.” Hatırlayın Sayın Bülent Turan, geldiğinizde, koalisyon hükûmetinin son kez kaydıyla uzattığı OHAL sadece Tunceli’de vardı, kendiliğinden sona erdi, seçimlerde billboard yaptınız “OHAL’i sona erdirdik.” diye. Şimdi, ülkeyi iki yıl boyunca OHAL’de yönetip referandum, seçim yapıp, OHAL yetkilerini üç yıl kanunla uzatıp bugün bir üç daha uzatmaya geldiğiniz noktadayız. Cumhuriyet Halk Partisi olarak FET֒yle mücadeleyi, FET֒ye karşı duyduğumuz…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayalım Sayın Özel.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - FET֒ye karşı söylediklerimizi onla mücadele noktasında verdiğimiz desteği görmeyip de  “Efendim, OHAL’i eleştirmek FET֒cüleri kıymetli kılmaktır.” demek bühtandır, iftiradır; kabul edilecek, tartışılacak bir tarafı yoktur. “Ne yapacaktık?” diyor. Ne yapacaksınız? Fırsatçılık yapmayacaktınız. “FET֒yle mücadele edeceğiz.” diye yetki alıp dernek kapatırsanız, “FET֒yle mücadele edeceğiz.” diye yetki alıp muhalifleri sindirirseniz, “FET֒yle mücadele edeceğiz.” diye yetki alıp madenciden deresini savunan teyzeye kadar…. Veya OHAL şartlarında işçinin grevini ertelerseniz esas FET֒yle mücadeleyi siz sulandırırsınız. Millet bu sefer gerçekte FETÖ mücadelesi ile kendine yapılan zulmü aynı kefeye koymaya başlar; esas yanlış burada.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Özel.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Son sözüm Sayın Başkan.

Osman Öcalan, bakın, yemin ederim tüylerim diken diken olarak dinledim. İki yönüyle, bir, bu kadar açık bir çarptırma ve yalan olmaz. Ne zaman çıkmış televizyona? Yerel seçimlerden bir gün önce. Ne demiş televizyonda? “Ekrem İmamoğlu ciddi bir mesaj vermiyor Kürtlere, Kürtlerin onu desteklememesi gerekir.” Siz onu televizyona çıkarıp hem de sadece Kürtçe izlenen bir kanalda İstanbul’daki Kürt seçmene hakaret ettiniz. Neden ettiniz biliyor musunuz? En basitinden, sivil, savunmasız 33 askerin infaz emrini veren, binlerce kişinin ölümünden sorumlu olan o katil, Kürtlere söz geçirebilir sandınız. Yazıklar olsun Kürtlere yaptığınız bu hakarete! Ve siz, İstanbul seçimini alabilmek için Abdullah Öcalan ile Osman Öcalan’ı o işe dâhil ettiniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Özel.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bitiriyorum.

Bu kadar ucuz siyasete yazıklar olsun. Size kalırsa, kırmızı bültenle aranıyor, dünya kadar sivilin ve askerin ölümünden sorumlu Fetullah Gülen “Pişmanım, çıkarın beni TRT’ye dese.” Yarın onu da çıkarırsınız bir seçim uğruna. Yazıklar olsun! Yazıklar olsun! Yazıklar olsun! (CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, konu uzamasın diye kürsüye çıkmayacağım.

Sayın Başkanın neden sinirli olduğunu biliyorum, yarın 15 Temmuz, şehitlerimizin hatırına bu konuyu şimdilik kapatıyorum ama yarından sonra yine konuşuruz Sayın Başkanım.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Peki.

BAŞKAN – Sayın Grup Başkan Vekillerine bu hararetli tartışmalarından dolayı biz de teşekkür ediyoruz.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

                                                                       Kapanma Saati: 15.48

 

 

 

 

 

 

 

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 16.03

BAŞKAN: Başkan Vekili Nimetullah ERDOĞMUŞ

KÂTİP ÜYELER: Enez Kaplan (Tekirdağ), Şeyhmus DİNÇEL (Mardin)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 103’üncü Birleşiminin İkinci oturumunu açıyorum.

Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının bir tezkeresi vardır, okutup oylarınıza sunacağım.

 

 

                                                                                              09/07/2021

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Sayın Prof. Dr. Mustafa Şentop ve beraberindeki Parlamento heyetinin Azerbaycan Millî Meclis Başkanı Sayın Sahibe GAFAROVA’nın vaki davetine icabetle, Türkiye-Azerbaycan-Pakistan Üçlü Parlamento Başkanları Zirvesi’ne katılması hususu 28/3/1990 tarihli ve 3620 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun’un 9’uncu maddesi uyarınca Genel Kurulun tasviplerine sunulur.

                                                                                                                                                                                                                                                                                                                   Mustafa Şentop

                                                                                                                       Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                                                                        Başkanı

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bir karar yeter sayısı bakalım Başkanım.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Geç kaldı Sayın Başkan, öyle olmadı mı?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Hayır, daha oylamaya sunmadı ki.

BAŞKAN – Tezkereyi oylarınıza sunacağım, karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur, Birleşime on dakika ara veriyorum.

                                                                            Kapanma Saati: 16.04

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 16.15

BAŞKAN: Başkan Vekili Nimetullah ERDOĞMUŞ

KÂTİP ÜYELER: Enez KAPLAN (Tekirdağ), Şeyhmus DİNÇEL (Mardin)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 103’üncü Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı tezkeresinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi oylama işlemini tekrarlayacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Tezkereyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…

Kâtip üyelerimiz arasında anlaşmazlık olduğundan elektronik oylama yapacağım.

Oylama için iki dakika süre veriyorum ve oylamayı başlatıyorum.

 (Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Kabul edilmiştir, karar yeter sayısı vardır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının 3 tezkeresi vardır, ayrı ayrı okutup oylarınıza sunacağım.

 

 

 

9/7/2021

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Dışişleri Komisyonunun Türkiye Büyük Millet Meclisinin tatilde ve ara vermede bulunduğu dönemde çalışabilmesine dair bir talebi olmuştur. Başkanlığımızca uygun görülen bu talep İç Tüzüktün 25'inci maddesi gereğince Genel Kurulun tasviplerine sunulur.

  Mustafa Şentop

          Türkiye Büyük Millet Meclisi

      Başkanı

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Diğer tezkereyi okutuyorum:

 

 

 

9/7/2021

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonunun Türkiye Büyük Millet Meclisinin tatilde ve ara vermede bulunduğu dönemde çalışabilmesine dair bir talebi olmuştur. Başkanlığımızca uygun görülen bu talep İç Tüzüktün 25'inci maddesi gereğince Genel Kurulun tasviplerine sunulur.

  Mustafa Şentop

          Türkiye Büyük Millet Meclisi

      Başkanı

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Diğer tezkereyi okutuyorum:

 

 

 

9/7/2021

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Başta Marmara Denizi Olmak Üzere Denizlerimizdeki Müsilaj Sorununun Sebeplerinin Araştırılarak Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonunun Türkiye Büyük Millet Meclisinin tatilde ve ara vermede bulunduğu dönemde çalışabilmesine dair bir talebi olmuştur. Başkanlığımızca uygun görülen bu talep İç Tüzüktün 25'inci maddesi gereğince Genel Kurulun tasviplerine sunulur.

  Mustafa Şentop

         Türkiye Büyük Millet Meclisi

      Başkanı

BAŞKAN – Kabul edenler…. Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

İYİ Parti Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım:

 

 

 

                                                                                           14/7/2021

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 14/7/2021 Çarşamba günü (bugün) toplamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

 

                                                                                                                                  Lütfü Türkkan

                                                                                                                                        Kocaeli

                                                                                                                              Grup Başkan Vekili

Öneri:

Konya Milletvekili Fahrettin Yokuş ve 19 milletvekili tarafından, kamu idaresi üzerinde kurulmaya çalışılan siyasal hâkimiyet ve yapılan müdahalelerin sonucunda bürokraside liyakat, denetim, işlerlik ve yönetim güvenilirliği zedelenmektedir. Liyakat ilkesi dikkate alınmaksızın siyasi otorite tarafından bürokrasi ve kamu idaresi üzerinde, kurumlar ve çalışanlar üzerinde oluşturulmaya çalışılan mağduriyetlerin, kamu idaresindeki olumsuzluk ve yetersizliklerin giderilmesi, siyasi baskı ve hâkimiyetin ortadan kaldırılması amacıyla 9/7/2020 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerin 14/7/2021 Çarşamba günkü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere İYİ Parti Grubu adına Konya Milletvekili Sayın Fahrettin Yokuş.

Buyurunuz Sayın Yokuş. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA FAHRETTİN YOKUŞ (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi İYİ Parti Grubu adına saygıyla selamlıyorum.

Kamu yönetiminin sistematiği toplumların devleti geleneği ve demokrasi anlayışı doğrultusunda şekillenmektedir. Bir ülkenin bürokrasisi ne kadar sağlam ise idari rejimi de o kadar sağlam olur. Türkiye'de geleneksel yönetim anlayışı ve yönetsel yapıdan dolayı bürokrasi mekanizmaları her daim önemli bir güç unsuru olmuştur. Bürokrasi yasal mevzuat çerçevesinde devlet iradesidir ve idareden bağımsız düşünemeyiz. Kamu yönetimindeki temel sorunların başında siyasi baskı ve siyasi tercihler gelmektedir. Kamuda yapılan torpiller, kayırmacılıklar, liyakatsiz atamaların son on dokuz yılda nasıl arttığına hep birlikte üzülerek şahit olduk. Bu durum, bürokraside siyasal kontrol ve hâkimiyet nedeniyle tarafsızlığın önüne geçiyor. Kamu idaresi üzerinde kurulan siyasal hâkimiyet ve yapılan müdahaleler sonucunda bürokraside liyakat, denetim, işlerlik ve yönetim güvenliği kalmamıştır. Siyasi partiler, siyasetçiler, ideolojiler gelip geçicidir, kamu ve devlet idaresiyse kalıcıdır. Gelecek nesillerimize karşı sorumluluğumuz büyüktür. Bu nedenle devlet yönetiminde siyasetimizi, ideolojimizi bir kenara bırakmak zorundayız. Demokratik, insan hak ve özgürlüklerine öncelik veren liyakat sahibi yöneticilerle idare edilen bir kamu yönetimi anlayışını tesis etmek zorundayız.

Bilindiği gibi AK PARTİ iktidarı boyunca binlerce üst düzey yönetici görevden alındı, yerlerine keyfî ve liyakatsiz atamalar yapıldı. Kamu üst düzey yönetimi âdeta bir partililer yönetimi hâline getirildi. Bunun çok örneği var; örneğin bir ilimizde kamu kurumunda eğitimi ve tecrübesi uygun olmayan bir kişi kısa bir süre sonra tamamen siyasi destek sayesinde önce bulunduğu ilde millî eğitim şube müdürlüğüne, arkasından da bir üniversitenin genel sekreterliğine atanıyor. Liyakati yok, birikimi yok, tecrübesi yok. Yine benzer şekilde, kamu yönetimi ve idaresinde hiçbir deneyimi olmayan fakat iktidar partisinin il teşkilatları bünyesinde görev almış parti yöneticileri, parti yandaşları sınavsız kadrolara yerleştiriliyor ve arkasından diyoruz ki: “Biz Adalet ve Kalkınma Partisiyiz.” Bugün de bir yaşadık TRT’de, korkunç bir şey yaşadık yani devlette liyakati ayaklar altına aldınız, adaleti ayaklar altına aldınız, hukuku ayaklar altına aldınız, yandaş kayırmacılığında sınır tanımadınız. Değerli milletvekilleri, vallahi bunları ezbere söylemiyorum. Kırk yıl kamuda kaldım, 1978 yılından 2018 yılı başına kadar hem memur olarak çalıştım hem sendikacılık yaptım ve inanın rahmetli Ecevit hükûmetinden Demirel-Erbakan ortaklığına kadar, SHP-Doğru Yol ortaklığına kadar, ANAP dönemine kadar. Bütün samimiyetimle söylüyorum, vicdanen söylüyorum, bu süreçte sizin dışınızdaki 10’dan fazla hükûmette -askerî dönem dâhil yani o 12 Eylül darbe sonrası hükûmetlerde- sizin yaptığınız adaletsizliğin, hukuksuzluğun vallahi de billahi de onda 1’i bile yapılmamıştır o dönemde yirmi yılda. Niye bunu  söylüyorum? Yaşadım, değerli kardeşlerim, yaşadım, onun için diyorum ki yahu gelin, artık bundan vazgeçin. Elbette her iktidar döneminde zaman zaman ayrımcılıklar oldu, bunları da itiraf ediyorum ama AK PARTİ dönemine maalesef hiçbir iktidarın dönemi su dökemez ellerine. Onun için bunlardan vazgeçin diyorum. Aslında zaman daraldı. Sınavsız memur alımından AK PARTİ’li olmadığı için sürülen memurlara, yandaş sendikaya üye olmayıp sürüm sürüm süründürülenlere, yüksek ücretli devlet kadrolarına atadığınız yandaşlara, bunların aslında hepsini biliyorsunuz ama en önemli şey ne biliyor musunuz? Sürem bitiyor ama bir dakika içinde onu  da anlatmaya çalışacağım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FAHRETTİN YOKUŞ (Devamla) – En önemli şey…

Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

FAHRETTİN YOKUŞ (Devamla) – Yaşadığım, hep beraber yaşadık, 2005-2013 yılları arasında Ankara’da ve Türkiye'nin her yerinde devlet yönetimi FET֒ye teslim edildi, FET֒cü alçaklara teslim edildi. Bunda en büyük şahidim sizlersiniz, sizler biliyorsunuz, AK PARTİ’liler biliyor. Bütün kurumlarda bunu yaşadık, bu ihaneti yaşadık. Toplu görüşme masasında anlattık yetkililere “Etmeyin, yapmayın. Devleti paralel bir yapıya teslim ettiniz.” dedik ama dinlemediniz.

Şimdi, gelelim TRT’ye. Bakın, ne diyor bu hanımefendi: “Hoca efendiye edilen sözleri bana edilmiş gibi incitici buldum. Hedef alınan yalnızca cemaat değil ki cemaatin nezdinde hepimiziz.” Bu hanımefendi diyor ki: “Türk Silahlı Kuvvetleri gerçekten Peygamber ocağı olsa arife günü adam öldürmez.” Daha açısı bu hanımefendi diyor ki: “Türk-Kürt savaşı dediğiniz hadisede ise şehit yoktur. Şehitlik kavramı İslam’da vardır.” Yani bu sizin dediğiniz, bizim dediğimiz bir atadığınız kişi ama en güzeli bu, ey AK PARTİ’liler burada mısınız hâlâ? Türk Bayrağı'nın adını değiştirmek gibi bir hedefiniz mi var? “Hayır, elbette yok.” diyeceksiniz -Sayın Grup Başkan Vekili burada yok- ama kardeşim bunu nasıl TRT’ye atarsınız, siz nasıl atarsınız bunu? Nasıl bir mantıksınız siz, nasıl bir akıl tutulması bu? Onun için, hiç kusura bakmayın, hesaplaşacağız. Bu yaptıklarınızın hesabı vallahi de billahi de sorulacak, ahirete bırakmayacağız. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

ŞAMİL AYRIM (İstanbul) – Ama sen soramayacaksın.

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Erol Katırcıoğlu.

Buyurun Sayın Katırcıoğlu. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA EROL KATIRCIOĞLU (İstanbul) – Değerli Başkan, değerli milletvekilleri; hepinize saygılar sunuyorum.

Şimdi, efendim bu öneri bürokrasi üzerine ve bence zamanında geç kalmış bir tartışmaya işaret ediyor. Değerli arkadaşlar, “bürokrasi” dediğimiz zaman, biliyorsunuz, siyasi karar verme sürecine katılmayan ama bu kararların alınmasında ve uygulanmasında kendi uzmanlıkları üzerinden birinci derecede yetkili kişilerden oluşan bir yapıdan söz ediyoruz. 

Değerli arkadaşlar, modern devletlerde bu yapının tarafsız olması gerekir yani siyasi partilere eşit mesafede durması gerekir veya başka bir biçimde söyleyecek olursam; iktidar ile muhalefet arasında eşit mesafede durması gerekir. Hasbelkader, ben otuz yıl önce bu devlette çalışmış bir kişi olarak, bürokrasiyi bir şekilde görmüş ve tanımış bir insan olarak diyebilirim ki gerçekten de o dönemde -yani 1991’den bahsediyorum- liyakat üzerinde yükselmiş ve gerçekten de bürokrasinin bu mantığına uygun bir biçimde tarafsız davranmaya çalışan bürokratlar olduğunu gördüm. Tabii ki bu kolay bir şey değil, onu anlıyorum çünkü sonuç olarak siyaset ile bürokrasi arasındaki ilişkiyi tümüyle ortadan kaldırmanız mümkün değil belki. Özellikle bizim gibi ülkelerde bu daha da zor bir mesele fakat değerli arkadaşlar, ben yine hatırlıyorum, sizin iktidara geldiğiniz zamanlarla ilgili olarak anılarımı tazelediğimde şöyle bir şey çıkıyor: Mesela, ben bazı bakan arkadaşlara -ki Adalet ve Kalkınma Partisinden benim arkadaşlarım olan insanlardı bunlar- şunu dediğimi hatırlıyorum: Ya, çok fazla yandaş isimleri alıyorsunuz bürokrasiye. Hâlbuki bürokraside insanlar yükselme beklerler ve gerçekten de bu konuda tarafsız olmak isterler. Siz bunları dikkate almadan, liyakatlerini dikkate almadan kendi adamlarınızı dışarıdan getirirseniz yanlış bir iş yapmış olursunuz. Fakat, değerli arkadaşlar, uzatmayayım, sizin “Cumhurbaşkanlığı hükûmet” sistemi denilen sistemle esasında bürokrasi gerçekten yok oldu. Ha “Canım, tabii, biz şimdi parlamenter demokraside değiliz; biz şimdi ‘Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi’ denilen bir başkanlık sistemi içindeyiz. Dolayısıyla da bürokrasi de bizim emrimizde olacak.” diyebilirsiniz ve diyorsunuz da zaten ama değerli arkadaşlar, burada bir sıkıntı çıkıyor, o sıkıntı da şu: Karar alma mekanizmalarını merkezîleştirdiğiniz zaman sorunlar başlar çünkü kararlar merkezî alındıkları zaman yanlış olma olasılıkları artar ters orantılı olarak. Dolayısıyla da benim anladığım kadarıyla Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminin başarısızlığı burada yatıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

EROL KATIRCIOĞLU (Devamla) – Bir dakika daha süre alabilir miyim?

BAŞKAN – Buyurun.

EROL KATIRCIOĞLU (Devamla) – Sağ olun.

Dolayısıyla da değerli arkadaşlar, bu önerge yerinde, geç kalmış bir önergedir yani biz Parlamento olarak eğer düşünülüyorsa, Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi bunu gerektiriyorsa bunu tartışabiliriz.

Biz böyle olmaması gerektiğini düşünüyoruz, biz gerçekten de siyasette farklı… Yani iktidar ve muhalefet arasında kendi işini yaparken liyakat üzerine yükselmiş ve tarafsız davranan bir bürokrasiye ihtiyacımız var. Yoksa aksi takdirde bugün yaptığınız gibi her yere kendi adamlarınızı koyarsanız ki koyuyorsunuz, son TRT ataması da budur. Arkadaşlar, ben bunu çok sıkça söylüyorum galiba ama yine söyleyeceğim: Yanlış yapıyorsunuz.

Saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Ankara Milletvekili Sayın Yıldırım Kaya.

Buyurunuz Sayın Kaya. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA YILDIRIM KAYA (Ankara) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; bugün 15 Temmuz hain darbe girişiminin 5’inci yılına giriyoruz. Hain darbe girişimi olmadan önce, rahmetli Kamer Genç “Liyakatsiz işler yapıyorsunuz, yanlış işler yapıyorsunuz. Benim gözüm görmez yapılan kötülükleri ama bu ülke ve siz en büyük kötülüğü görürsünüz.” diye bu kürsüden haykırmıştı, şurada oturan arkadaşlar da Kamer Genç’in üzerine yürümüştü.

Şimdi, bugün geldik… Liyakatsiz atamaların sonucunun acısını beş yıldır bu ülke yaşıyor. Sizi o dönem uyardık, bir kez daha uyarıyoruz: Yapmayın. Liyakatsiz atamaların talimatını veren vakıflar, dernekler, cemaatler, tarikatlar sizi de aşıyor. İl örgütlerinizin, ilçe örgütlerinizin referansının yetmediği atamalar yapıyorsunuz. İşte, 15 Temmuz hain darbe girişimiyle, FET֒yle hesaplaşacaksanız liyakatsiz atamadan vazgeçeceksiniz. Bundan vazgeçmediğiniz müddetçe FET֒yle ve FET֒nün terör örgütüyle asla hesaplaşma niyetiniz yok, bunu yapamazsınız.

Liyakat mı, mülakat mı? Mülakatın olduğu yerde liyakat olmaz. Siz mülakatla atama yapıyorsunuz, liyakati kaldırıp bir kenara atıyorsunuz. SETA Vakfına bir bakın. SETA Vakfının yöneticisini getirdiniz, bir gece yarısı Cumhurbaşkanının tek kararnamesiyle TRT’ye çöktü. Pergolacının yardımcısını getirdiniz, şimdi tüm vatandaşın, 83 milyonun vergileriyle görev yapan TRT’ye yandaşlarınızı atadınız. Bakın, siz ne yaptınız biliyor musunuz? Dünyada ilk 500 üniversite arasına giren Boğaziçi Üniversitesine bir kayyum rektör atadınız, o kayyum rektör Boğaziçi Üniversitesini kendine cezaevi yaptı, kapısına kilit vurdu, profesörleri, öğrencileri, öğretim üyelerini içeri almıyor; niye? Diyor ki: “Ben Sarıyer ilçe başkanı olamadım, Ataşehir’de belediye başkanı olamadım, milletvekili aday adayı oldum, milletvekili seçilemedim.” O zaman Sayın Recep Tayyip Erdoğan da diyor ki: “Sayın Bulu, üzülme, biz kayyum atamaya alıştık, belediyelerden sonra şimdi üniversitelere de kayyum atıyoruz, seni de Türkiye’nin göz bebeği Boğaziçi Üniversitesine kayyum olarak atıyorum.” Bunun neresinde liyakat var? Üniversiteye liyakatsiz atamayı yaparak bu ülkeye iyilik yapmıyorsunuz, çok açık.

Bakın, Adalet ve Kalkınma Partisi kurucularından, on dört yıl AKP Genel Başkan Yardımcılığı yapmış, eski İzmir Milletvekili Profesör Doktor Fatma Seniha Nükhet Hotar 9 Eylül Üniversitesine Rektör olarak atanıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

YILDIRIM KAYA (Devamla) – Edirne eski Milletvekili Ege Üniversitesine atanıyor, Konya eski Milletvekili Necmettin Erbakan Üniversitesine atanıyor, AKP Ankara eski Milletvekili Avrasya Üniversitesine atanıyor; saymakla bitmiyor. Siz üniversitelere eski milletvekillerinizi, ilçe başkanlarınızı, il başkanlarınızı rektör atayarak bu işin üzerinden geçemezsiniz.

Bunlarla da doymadınız. En son ne yaptınız? Bakın, 15 Temmuzda 251 şehidin kanında eli olan bir siyasetçiden bahsedeceğim: Mehmet Dişli, şimdi nerede? Cezaevinde. Şaban Dişli nerede? Büyükelçi. Peki, Mehmet Dişli ile Şaban Dişli’nin özelliği ne? İkisi kardeş. Hani kardeşi Bank Asyaya para yatırdı diye öğretmeni ihraç ettiniz ya, peki, Şaban Dişli’yi niye büyükelçi yaptınız? Ya Mehmet Dişli’yi cezaevinden çıkarın ya da Şaban Dişli’yi büyükelçilik görevinden alın. (CHP sıralarından alkışlar) Böyle liyakatsiz uygulamalarla FET֒yle hesaplaşamazsınız, 251 şehidin kanı yerde kalır böyle davranırsanız. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Konya Milletvekili Sayın Orhan Erdem.

Buyurunuz Sayın Erdem. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA ORHAN ERDEM (Konya) – Sayın Başkanım, çok değerli milletvekili arkadaşlarım; AK PARTİ Grubu adına ve şahsım adına hepinizi saygıyla, hürmetle selamlıyorum.

İYİ Parti önergesi üzerinde söz almış bulunuyorum. Konu liyakat, bürokraside atamalar.

On dokuz yılını dolduran bir partiyiz, yirmi yılına girecek inşallah. Geldiği günden bu yana bürokrasiyi en iyi şekilde işler vaziyete getirmek, verimsizliği, kırtasiyeciliği, hantallığı gidermek adına önemli adımlar atmış ama bürokrasinin bir yönetim aygıtı olarak vazgeçilmez, siyasetin, iktidarda olan siyasetin işlerliğini sağlayacak bir kurum olduğu bilinciyle çalışılmıştır. Böyle bir bilinçle, böyle bir liyakat usulüyle çalışıldığı içindir ki bugün Türkiye’de, askerîyede, teçhizatlarda yerlileşmeye çalışıyoruz, tank yapmaya çalışıyoruz, uçak yapmaya çalışıyoruz; yerlileşme yüzde 70’i aşmış durumda. Bugün Karabağ’da, Libya’da, sınırlarımızın ötesinde emperyalist güçlere karşı dik durabiliyorsak bu, liyakatli kadrolar, liderimiz Recep Tayyip Erdoğan ve idari ekibin sayesinde.

Yine, 1 milyonuncu konutun anahtarını teslim ediyoruz TOKİ’de. Duble yollar… Cumhuriyet tarihinde yapılanların en az misli birçok alanda 2-3 katı kadar hizmet verebilme imkânı buluyorsa AK PARTİ, liyakatli atamaları sayesinde.

CAVİT ARI (Antalya) – Cumhuriyet döneminde yapılanları sattınız, en büyük…

ORHAN ERDEM (Devamla) – Sadece liyakat yeter mi? Yetmiyor. İdarecinin karar verici olması, takdir yetkisini kullanabilmesi, bunlar da var. Tek yönlü de bakmamamız gerekiyor.

Şimdi, liyakati bu kadar öne taşıyan çok değerli muhalefet milletvekillerimiz İstanbul’u ve Ankara Büyükşehri aldılar, orada gördük nasıl bir tutum sergilediklerini. CHP’nin İl Başkan Yardımcısı Özgür Nas    -basına yansıdı- kendi grup toplantılarında “Kariyerden alım diye bir şey yok; 100 kişi alıyorsak 35’i CHP’li, 15’i İYİ Partiden, 15’i diğerleri yani HADEP, Demokrat Parti, Saadet; kalanını da kariyerden alıyoruz.” diyor.

ORHAN SÜMER (Adana) – Siz yüzde yüzünü partiden alıyorsunuz ya.

CAVİT ARI (Antalya) – Ya, çöpçü almıyorsunuz, çöpçü.

ORHAN ERDEM (Devamla) – Şimdi, bu anlayışla burada, sadece bir siyasi bakışla sanırım…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayınız efendim.

CAVİT ARI (Antalya) – Güvenlikçi almıyorsunuz partiye kayıtlı değilse. Bırakın bu hikâyeleri. Biz bunları görüyoruz ve dinliyoruz.

ORHAN ERDEM (Devamla) – Sayın Vekilim, bir söz var: Ucuz şeyleri satanlar bağırır.

CAVİT ARI (Antalya) – Ormana geçici işçi almıyor kaydı yoksa.

ORHAN ERDEM (Devamla) – Buradan bağırarak bir şey elde edemezsiniz.

CAVİT ARI (Antalya) – Hayır, gerçekleri söylüyoruz, yaşanmışlıkları söylüyoruz.

ORHAN ERDEM (Devamla) – Söyledim, kendi il başkan yardımcınızın söylediğini söyledim. Yalan mı? Onu söyledim.

CAVİT ARI (Antalya) – Biz gördüğümüzü söylüyoruz. Ormana geçici, üç aylık işçi almadınız ya.

ORHAN ERDEM (Devamla) – Oradan konuşmaya gerek yok. AK PARTİ, yirmi yıldır milletin oylarıyla yönetiyor.

Dün TRT’nin bu idarecisine karşıydınız -Fatma Hanım’la orada onu konuştuk- bugün, yeni gelene. Bu şekilde bir siyaset olmaz.

CAVİT ARI (Antalya) – Üç aylık işçiyi almıyorsunuz, partinize kayıtlı değil diye. “Git, kayıt ol, gel.” diyor.

ORHAN ERDEM (Devamla) – AK PARTİ, liderinin kararlılığıyla, güçlü bürokrasisiyle hizmetine devam edecektir.

Bu konuda oyumuzun ret olduğunu iletir, saygılar sunarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – İYİ Parti grup önerisini oylarınıza sunuyorum…

 

 

 

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Yoklama talep ediyoruz.

BAŞKAN – Sayın Özel, yoklama talebiniz var.

Sayın Özel, Sayın Zeybek, Sayın Sümer, Sayın Hamzaçebi, Sayın Bingöl, Sayın Emecan, Sayın Şevkin, Sayın Arı, Sayın Antmen, Sayın Kaya, Sayın Özdemir, Sayın Baltacı, Sayın Tanal, Sayın Emir, Sayın Şeker, Sayın Berberoğlu, Sayın Taşcıer, Sayın Başevirgen, Sayın Serter, Sayın Kasap.

Yoklama için iki dakika süre veriyorum ve yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.46

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 17.01

BAŞKAN: Başkan Vekili Nimetullah ERDOĞMUŞ

KÂTİP ÜYELER: Enez KAPLAN (Tekirdağ), Şeyhmus DİNÇEL (Mardin)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 103’üncü Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

İYİ Parti grup önerisinin oylamasından önce, istem üzerine yapılan yoklamada toplantı yeter sayısı bulanamamıştı.

Şimdi yoklama işlemini tekrarlayacağım.

Yoklama için iki dakika süre veriyorum.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

 

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

 

 

 

BAŞKAN – İYİ Parti grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir…

Sayın Beştaş…

 

 

 

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Bir davanın sonucunu bekliyordum, biraz önce ara karar verildi, onu paylaşmak istiyorum ve tabii ki yine vahim var olay. Sevgili Tahir Elçi’nin katledilmesine ilişkin davanın 3’üncü duruşması bugün Diyarbakır’da yapıldı ve yaklaşık yarım saat önce duruşma tamamlandı. 12 Ocak 2022 tarihine ertelendi. Altını çizerek söylemek istiyorum: Dosyada tutuklu yok, sanıklar SEGBİS’le duruşmaya bağlanıyor, özel korunuyor ve duruşma altı ay sonrasına erteleniyor ve duruşmada açıkçası tanıkların vermiş olduğu ifadeler failleri korumaya ve aklamaya dönük. Tabii şunu da hatırlatmak istiyorum: 28 Kasım 2015 yılında Dört Ayaklı Minare’nin altında Tahir katledildi ve olaydan dört ay sonra 17 Mart 2016 tarihinde keşif yapılabildi, olay yerine gidildi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayınız efendim.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Özetliyorum: 2015’te katledildi, 2016’da olay yerine gidildi, dört yıl sonra dava açıldı; sanık polisler, fail polisler kameraların ününde olduğu hâlde korundu ve beş yıl sonra haklarında dava açıldı, şimdi de korunmaya devam ediyor.

Biz Sevgili Tahir Elçi’yi saygıyla anarak bu davanın peşini bırakmayacağımızı ve failleri aklama iradesinden vazgeçin demek istiyoruz. Failleri aklamakla yeni katiller üretiliyor ve yeni katliamlara yol veriliyor.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Özel, buyurun.

 

 

 

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, ben de yargılamanın, bir sonraki duruşma tarihinin çok ileriye verilmesini son derece sorunlu buluyorum. Bir önceki duruşmayı bizzat Diyarbakır’da salondan izlemiştim. Oradaki atmosfer de hakikati arama, adaleti sağlama, suçluları cezalandırmaktan çok; yasak savma, zamana yayma şeklinde ilerliyordu. Bu konudaki hassasiyetimizi dile getirmek isterim.

İkinci konu da biraz önce Adalet ve Kalkınma Partisi adına son konuşan hatip, liyakat meselesine gelince, İstanbul Büyükşehirle ilgili ipe sapa gelmez ve belki bir ortamda, parti içinde konuşulmuş bir hususu dile getirdi ama ben kendisine şunu hatırlatmak isterim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayınız efendim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – İstanbul Büyükşehir Belediyesinin hesaplarına girip dün yapılan sınava her görüşten öğrencinin nasıl liyakat vurgusu yaprak “Burada adil bir sınav olduğuna inanıyoruz.” diyerek ve daha önce başlarına gelen kötü deneyimlerle karşılaştırarak İstanbul Büyükşehir Belediyesinin insan kaynakları konusundaki attığı adımları nasıl övdüğünü hep birlikte gördük.

Bir de şunu hatırlıyoruz: Ben geçen sene burada bir çadır kentteki 864 işçinin isyanını dile getirmiştim. Kendileriyle aramda geçen diyalogda da “İçinizde iktidara mensup, iktidar partisine üye olanlar var mı?” diye sorduğumda “Hepimiz üyeyiz.” demişlerdi. Bana da TC’lerini vermişlerdi, burada gösterdim çünkü Suriyeli sığınmacıların yaşadığı bir çadır kente görevli olarak girmek için bile Adalet ve Kalkınma Partisi üyeliği zorunlu tutulmuştu onlara.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bitiriyorum, son cümlem.

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – 864’te 864 AK PARTİ üyeliği. Hepimiz biliyoruz ki belediyelerinden kamuda toplum yararına çalışmaya kadar her yerde AK PARTİ’ye üye olmayanın iş bulma ihtimali yok, Türkiye’de bunu herkes deneyimliyor. Bunun üstüne kürsüye çıkıp da “Ben bir ses kaydı dinledim, orada da yüzde 35’i CHP’li alınıyormuş.” gibi safsatalara karnımız tok. Bütün Türkiye biliyor ki AKP üyeliği kamuda görevlendirmenin ön şartı olmuş durumdadır.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

 

 

                                                                                         

                                                                                         14/7/2021

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 14/7/2021 Çarşamba günü (bugün) toplanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                          Meral Danış Beştaş

                                                                     Siirt

                                                                          Grup Başkan Vekili               

Öneri:

14 Temmuz 2021 tarihinde Siirt Milletvekili Grup Başkan Vekili Meral Danış Beştaş ve İstanbul Milletvekili Grup Başkan Vekili Hakkı Saruhan Oluç tarafından (13597 grup numaralı) DEDAŞ’ın bölgedeki elektrik kesintisi uygulamasının yarattığı sorunların araştırılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 14/7/2021 Çarşamba günkü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Antalya Milletvekili Sayın Kemal Bülbül.

Buyurunuz Sayın Bülbül. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA KEMAL BÜLBÜL (Antalya) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Son dönemde Mardin, Batman, Urfa, Diyarbakır, Siirt, Şırnak başta olmak üzere artık müzmin bir sorun hâline gelen DEDAŞ’la ilgili konuşacağım. Konuşmadan önce, 14 Temmuz 1982’de 12 Eylül faşizmine karşı “Yaşamak direnmektir, yaşamı uğrunda ölecek kadar seviyoruz.” diyen ve açlık grevinde Hakk’a yürüyen Kemal Pir, Hayri Durmuş, Ali Çiçek ve Akif Yılmaz’ı sevgi ve saygıyla anıyorum ve “Mezar taşımıza ‘Halkımıza borçludur.’ yazın.” diyen bu canlara demokrasi, eşitlik, özgürlük, adalet mücadelesinde “Size borcumuz var.” diyorum.

Şimdi, hani sorunların çözümünden söz ediliyor ya, kocaman Kürt sorununun çözümünden. Ya, Kürt sorunu bir kalsın, şu DEDAŞ sorununu çözme beceriniz ve potansiyeliniz var mı, DEDAŞ sorununu? Ne yapıyor bu DEDAŞ? Biraz önce saydığım illerin tamamına potansiyel suçlu olarak yaklaşıyor, potansiyel suçlu. Bu illerde ne yapılmış? Evlerdeki elektrik sayaçları sökülüp direğe takılmış, toplumun tamamını hırsızlıkla itham eden, hırsızlıkla suçlayan ama hırsızlığın en âlâsını kendini yapan bir yaklaşım. Başka ne yapıyor bu? Bakınız, yerli yersiz elektrik kesintileri… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Sayın vekiller, sayın vekiller…

ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – Başkana söyle.

KEMAL BÜLBÜL (Devamla) – Sayın Başkan, yani konsantrasyonumuz, dikkatimiz bozuluyor.

ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – Ya, biz dinliyoruz, kimseye ayar verme! Niye ayar veriyorsun?

KEMAL BÜLBÜL (Devamla) – Dinle, rahat ol, dinle!

ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – Ya, biz dinliyoruz.

KEMAL BÜLBÜL (Devamla) – Teşekkür ederim dinlediğin için, iyi yapıyorsun, sağ ol.

ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – Devam edin.

KEMAL BÜLBÜL (Devamla) – Sana ne, Allah, Allah!

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Bakın, lütfen oradan karışmayın, Başkan var orada ya!

BAŞKAN – Lütfen, kimseye müdahale etmeyelim efendim.

KEMAL BÜLBÜL (Devamla) – Bu elektrik uygulaması…

BAŞKAN ­- Sayın Bülbül…

KEMAL BÜLBÜL (Devamla) – Ama onlar da bana müdahale ediyor Sayın Başkan.

BAŞKAN – Efendim, bir saniye… Bir saniye Sayın Bülbül…

Sayın milletvekilleri, lütfen, orada acil bir durum yoksa normal işlemimizi biraz daha sükûnetle yürütelim efendim, sükûnete davet ediyorum sizi.

Buyurunuz Sayın Bülbül.

KEMAL BÜLBÜL (Devamla) – Bu DEDAŞ’ın uygulamalarından kaynaklı olarak saydığım illerde, bir, elektrik cihazı kullanan hastalar; İki, tarım alanlarındaki üretim; üç, su; dört, bundan kaynaklı hijyen sorunu ve beş… Yani bazen diyoruz ki “Yezitlik yapıyorsunuz.” kızıyorlar, Urfa’yı Kerbelâ’ya çevirdiniz yani su akmıyor, elektrik yok ve Urfa’nın bu sıcağında klima kullanılamıyor, yaşlılar var, tansiyon hastaları var. Bunun dışında, bakın, ne oluyor? Bu sorunu gidermek amacıyla… 2 milyon 376 bin TL borç çıkarılan Yeniçağlar köyünde yıkanmak için kanala giren ve boğulma tehlikesi geçiren 16 yaşındaki İsa Üke ne yazık ki tedavi gördüğü hastanede yaşamını kaybetti. İşte, bu yaşamını kaybetmesinin sorumlusudur DEDAŞ. Bakınız, bu sorunları dile getiren bizim Batman İl Eş Başkanımıza dava açılıyor, DEDAŞ’ın bu uygulamalarından kaynaklı olan mağduriyet, mazlumiyet, ortaya çıkan sorunlar, ortaya çıkan taciz ve benzeri nedeniyle ne bir soruşturma açılıyor ne başka bir şey yapılıyor. Birçok ilde ve ilçede, onlarca köyde sistematik elektrik kesintisi; sistematik de değil, saati belli değil, bazen bir günlük, bazen birkaç günlük. Bu uygulamanın sebebi nedir? Bu uygulamanın sebebi bu insanlara dönük bir yaptırım mıdır, dolaylı politik yaptırım mıdır? Değilse sebebini bulup… Bakınız, ortaya getiriyoruz, bununla ilgili araştırma önergesi veriyoruz. Neyse sebebini gelin, birlikte araştırıp bulalım. Yok, ona da yanaşılmıyor, DEDAŞ’a da söz söyletilmiyor, DEDAŞ yetkililerine de ulaşılmıyor ve ortada bir görünmez el, bir ulaşılamama sorunu ve bundan kaynaklı olarak sürgit devam eden bir müzmin sorun söz konusu. Bu sorunun bir an önce çözülmesi gerekiyor.

DEDAŞ’ın enerji sağladığı illerde yaşanan elektrik sorunu, beraberinde gelişen su ve tarımsal üretim sorunlarının yerinde araştırılıp incelenmesi, halkın ve çiftçinin mağduriyetinin belirlenerek giderilmesi, küresel ısınma ve buna karşı izlenen yanlış politikalardan bir an önce vazgeçilmesi ve yer altı sularını bitirmeyen ekolojik tarımsal faaliyetlerin teşvik edilmesi, tüm bunlara yönelik gerekli yasal düzenlemelerin yapılması amacıyla Meclis araştırması açılması bütün politik mülahazaların üzerindedir, siyasetüstü bir meseledir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

KEMAL BÜLBÜL (Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Zira, hem tarımsal üretimi hem insan sağlığını hem toplum sağlığını hem de giderek toplumsal iletişimi etkileyen, eğitim ortamını etkileyen, EBA’ya ulaşımı etkileyen ve dolayısıyla zaten her türlü olanaksızlıkla sınanan bu insanlara dair bu DEDAŞ sorununun bir an önce çözülmesi için bu önergeye destek verilmesi ve DEDAŞ’ın da bir sorun olmaktan çıkarılması için desteğinizi bekliyor, saygılar sunuyoruz. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Mahmut Tanal.

Buyurunuz Sayın Tanal. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA MAHMUT TANAL (İstanbul) – Değerli Başkanım, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla hürmetle selamlıyorum.

Tabii, DEDAŞ elektrik idaresinin kapsamına giren 6 tane ilimiz var, kısaca “GAP bölgesi” dediğimiz: Diyarbakır, Şanlıurfa, Batman, Siirt ve Şırnak. Bu illerimizde neden sürekli elektrik sorunu var? Aslında bu bir iktidar politikası. Vatandaştan yana mısın, yoksa elektrik şirketlerinden yana mısın? Eğer GAP projesi bir an önce bitirilmiş olsa Türkiye’de bu elektrik sorunu GAP bölgesinde 6 ilde olmaz. GAP’ın yüzde 20’si bitmiş, yüzde 80’i bitmemiş. Bunu söylerken pratik anlamda söylüyorum. Bir kuyunun açılması o bölgede 300 bin liraya mal oluyor, o bir kuyuyla           140-150 dönüm arası sulanabiliyor. Burada vatandaş kendi imkânıyla bu kuyudan 100 dönümlük bir yere 80 bin lira elektrik faturası ödüyor. GAP’ın gittiği yerde 100 dönümlük bir yere 8 bin lira fatura ödeniyor. Bakın, vatandaş kendi kuyusunu kazıyor yani oradaki su kuyusunu kazıyor, 80 bin lira ödüyor; devleti, GAP projesiyle sulamayı götürdüğünde 8 bin lira ödüyor; arada 10 kat fark var. Yani devlet, aslında -o sulamayı oraya götürmediği için- elektrik şirketlerinin zenginleşmesi için GAP’ı yapmıyor, bitirmiyor. Bu şunu söylüyor açıkçası: Burada Güneydoğulu, Doğu Anadolulu 138 milletvekili var. Bu 138 milletvekili, Güneydoğulu milletvekilleri; siz, GAP’tan mı yanasınız, yoksa elektrik şirketlerinden mi yanasınız? (CHP sıralarından alkışlar) Yoksa siz buradaki kapitalist güçlerin zenginleşmesinden, fakir fukaranın gittikçe fakirleşmesinden mi yanasınız? Onun için, ben tüm Güneydoğululara söylüyorum: Bu DEDAŞ’ı savunan milletvekillerini bölgenize sokmayın. Çünkü eğer bu sulama birlikleri o bölgeye gitse vatandaş 8 bin lira ödeyecek 100 dönüme; kendi imkânlarıyla yaptığı için 80 bin ödüyor. Burada, aynı şekilde, abone yapmak için 15 bin lira para alınıyor, bu paradan vazgeçsinler. Burada, aynı şekilde, iki yıl içerisinde sulamayla ilgili yüzde 70 zam geldi; yazıktır günahtır!

Çözüm önerileri: Bir, yüzde 18 KDV kaldırılsın; iki, TRT payı kaldırılsın; üç, GAP projesi bir an önce bitirilsin.

Arkadaş, Güneydoğu’ya Kanal İstanbul mu lazım, GAP mı lazım? Yani Güneydoğulu milletvekilleri, Doğu Anadolulu milletvekilleri; bunu açık, net söylüyorum: Kanal İstanbul’dan mı yanasınız, GAP’tan mı yanasınız? Urfalısı, Mardinlisi, Diyarbakırlısı, Siirtlisi, Batmanlısı, Şırnaklısı, buradaki milletvekilleriniz GAP’ı istemiyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Tanal.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – İstanbul’a kanal değil, Tanal lazım.

MAHMUT TANAL (Devamla) – O da olacak inşallah. (CHP sıralarından alkışlar)

Şimdi, değerli arkadaşlar, burada, Türkiye'nin ihtiyacı, Doğu Anadolu’nun ihtiyacı, Güneydoğu Anadolu’nun ihtiyacı Kanal İstanbul değil, GAP projesi, GAP projesi. Burada ekinler kuruyor.

Buradan Tarım Bakanlığından istirhamım, Afrika çiftçisine verdiğiniz primi Türkiye’deki Türk çiftçisine verin. Afrika çiftçisine siz bu kadar prim veriyorsunuz, Diyarbakırlısına, Batmanlısına, Mardinlisine, Şırnaklısına, Siirtli ve Şanlıurfalısına da verin.

Bakın, neler oldu biliyor musunuz? Sayın Başkanım, siz emekli müftüsünüz. AK PARTİ döneminde, Mazıdağı Camisi’nin elektrikleri kesildi, Cizre’ye gittim, 11 tane caminin elektriği kesikti. Gittim, açıklama yaptım, açmak zorunda kaldılar. Ya, arkadaşlar, cumhuriyet tarihinde bugüne kadar ibadethanelerin elektrikleri kesilmedi, karanlıkta kalmadı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Tanal, süreniz tamamlandı.

MAHMUT TANAL (Devamla) – AK PARTİ döneminde bu da oldu. Şu anda, bakın, Şanlıurfa’nın camilerinde, elektrik paralarının bir kısmı cemaatten toplanıyor. “Yalan!” diyenin Allah belasını versin. Cami hocalarına sorun, demek ki camiye gitmiyorsunuz, haberiniz yok. (CHP sıralarından alkışlar) Cemaatten para toplanıyor ya! Olayın şekli bu.

HÜSEYİN ŞANVERDİ (Hatay) – Sen camiye gidiyor musun?

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Tanal.

MAHMUT TANAL (Devamla) – Teşekkürler Başkanım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – İYİ Parti Grubu adına Denizli Milletvekili Sayın Yasin Öztürk.

Buyurunuz Sayın Öztürk.

İYİ PARTİ GRUBU ADINA YASİN ÖZTÜRK (Denizli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Dicle Elektrik Dağıtım Anonim Şirketinin uygulamalarıyla ilgili olarak verilen grup önerisi üzerine İYİ Parti Grubu adına söz almış bulunmaktayım.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

AK PARTİ’si iktidarı ne kamunun yatırım yapmasından hoşlanıyor ne de kamunun elinde kalmış eski yatırımlarından. Sanki miras malı. Ne varsa, elinden çıkarma yolunda hızla ilerliyor, bunun adına da “özelleştirme” deniliyor. Elektrik dağıtım faaliyetini takiben elektriğin perakende satışının da özelleştirilmesiyle elektrik alanında iletim dışındaki tüm faaliyetler şirketlere bırakılmıştı. Bugün, iletim de “halka arz” adı altında özelleştirme kapsamına alındı.

TEDAŞ parça parça özelleştirilmiş, 21 parçasının her biri de hem vatandaşa hem kamuya ayrı ayrı sıkıntı yaratmıştır. Kamunun elindeki elektrik kurumları özelleştirildikten sonra  kârlar özel sektöre, zarar devlete kalmıştır. Devlet, elektrik şirketlerine kilit vuracak durumda olmadığından da firmalar, bir yandan kamu kredileriyle, bir yandan sübvansiyonlarla desteklenmiştir ancak verilen bu destekler dağıtım şirketlerinin gözünü doyurmaya yetmemiştir. Her fırsatta “Zarar ediyoruz.” diye açıklama yapan şirketler, zararlarını karşılama yolu olarak -Dicle Elektrik Dağıtım Şirketi gibi- topyekûn cezalandırıcı bir yaklaşımla tahsilat yapma yoluna gitmeye başlamışlardır. Şanlıurfa, Diyarbakır, Mardin, Batman, Siirt ve Şırnak'ın enerji ihtiyacını karşılayan Dicle Elektrik Dağıtım AŞ, Güneydoğu Anadolu Bölgesi'ndeki 9 ilimizin 6’sına elektrik sağlayan tek kurum yani bir anlamda bölge içinde bir tekel. DEDAŞ da bu tekel gücünü tepe tepe kullanıyor. Kayıp kaçak oranını düşüremeyen, fatura tahsil edemeyen DEDAŞ, bölgede uyguladığı kesinti ve hacizlerle gündeme gelen bir şirket. Çiftçinin destekleme parasına el koyan bir şirket, borçlu, borçsuz ayırmadan vatandaşları birbirine kırdırmak pahasına fatura ödeme noktasında baskı yaratabilmek için elektrik saatinden değil, trafodan elektrik kesme cezası uygulayan bir şirket. Bu bölge, yoğun tarım bölgesi; elektrik yoksa su da yok. İşte, tam burada, Rahmetli Demirel'in devlet adamlığı aklıma geliyor. Hani demişti ya “GAP'ı, gaptırmam.” diye. Siz, GAP'ı gaptırdınız; GAP'ı elinize, yüzünüze bulaştırdınız. Kimin sayesinde? DEDAŞ'ın sayesinde. GAP'ı neden bitiremiyorsunuz?

Değerli milletvekilleri, elektrik dağıtım işini özelleştirdik, durum ortada. Şimdi de TEİAŞ özelleştirilecek. Şebeke verimliliği planlaması, ikili anlaşmalar, altyapı sistemindeki sorumluluğu dolayısıyla elektriğin omurgası, kalbi, aklı durumundaki TEİAŞ, elektriğin kamuda kalan son kısmı. İktidara göre, TEİAŞ, özelleştirilmeyecek, halka arz edilecek. Sizin dediğiniz olsun: Halka arz.  O zaman bu soruya cevap verin.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

YASİN ÖZTÜRK (Devamla) -  Sayın Başkanım, tamamlayayım.

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

YASİN ÖZTÜRK (Devamla) -  Kâr amacı gütmeyen, stratejik öneme ve büyük varlıklara sahip bir kamu kurumu neden borsada işlem görsün, sermaye, parasını neden buraya yatırsın? TEİAŞ, bugüne kadar faaliyet alanı nedeniyle özelleştirilmeden azade edilmişti. Bugün ne değişti? Bilinmez demiyoruz, biliyoruz. Deniz bitti, kara göründü; harç bitti, yapı paydos. TEİAŞ, bir yılda kârını 3’e katlayan gözde bir kuruluş. TEİAŞ'ın bağlı ortaklıklarına, satıcılara ve iştiraklerine uzun vadeli ticari borcu yok; bununla birlikte, 12,8 milyar liralık sermayesi var. Böyle kâr eden bir kuruluş özelleştirilince, sizin deyiminizle halka arz edilince bütçeye tek kalemde büyük bir gelir sağlanacak. Son yirmi yılda özelleştirilen elektrik dağıtım ve üretim sektörü borç batağı içinde. Bu batak tüketicinin enerji fiyatlarına zam olarak yansıyor. Ey vatandaş, gözünüzü korkutmak istemiyorum ama TEİAŞ’ın da özelleştirme kervanına yüklenmesiyle beraber yeni zamlar kapıda, haberiniz olsun.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Batman Milletvekili Sayın Ziver Özdemir.

Buyurunuz Sayın Özdemir (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA ZİVER ÖZDEMİR (Batman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; HDP grup önerisi üzerinde AK PARTİ Grubumuz adına söz almış bulunmaktayım, hazırunu saygıyla selamlıyorum.

Sözlerime başlarken, yarın 5’inci yıl dönümü olan 15 Temmuz hain darbe teşebbüsüne değinmek istiyorum. “15 Temmuz” millî iradenin vesayete, cesaretin ihanete, milletin hainlere karşı kazandığı büyük bir zaferin adıdır. O gün şehit olan tüm vatandaşları saygıyla yâd ediyorum, gazilerimize ömür boyu mutluluklar diliyorum.

Bölge illeriyle ilgili, DEDAŞ vatandaşlarımızın her bireyini ilgilendirdiği için zaman zaman biz de sahada karşılaşıyoruz; tabii, bugün gündeme alınış şekliyle… Batman'da Yeniçağlar (Zîlan) köyümüzde DSİ kanalında hayatını kaybeden kardeşimiz İsa Üke'ye Rabb'imden rahmet diliyorum, ailesine de başsağlığı diliyorum.

Tabii, biraz önce sayın hatip bölgedeki GAP’a ilişkin bölgedeki sulama kanallarının olmadığını söyledi. Tam tersine. Biz Batman’da GAP’a ilişkin sulama kanallarımızın hepsini bitirdik -sağ sulama ve sol sulama kanalları olarak- ama şu anda karşımıza yeni bir problem olarak çıkıyor, onu da zaman zaman… Şu son üç sene içinde 7 vatandaşımız bu sulama kanallarında, maalesef, bölgenin sıcaklığından dolayı, yüzme ihtiyacından dolayı veyahut da suya girme şekliyle hayatını kaybediyor, boğulma vakalarıyla karşılaşıyoruz; bir önceki sene de aynı köyün muhtarı hayatını kaybetmişti. Tabii, DSİ’yle görüşmelerimiz oldu özellikle köy içinden geçen sulama kanallarına tedbir alınması hususunda; bazı tedbirler alındı ama buna rağmen uzun mesafeli sulama kanalı olduğu için ve vatandaşlarca      -sadece uyarıcı levhalarla- dikkat edilmediği için zaman zaman bu tür üzücü olaylarla karşılaşıyoruz.

Kozluk’taki o 12 civarındaki köyümüz hepsi elektriksiz bırakılmış; bunu duyduktan sonra devreye girdik ve şu anda bütün köylerde sulamaya ilişkin elektrikte bir sıkıntı yok. Bizler bölgedeyiz ve sahadayız; vatandaş kimi kucaklayacağını, köylerine kimi koymayacağını çok iyi biliyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ZİVER ÖZDEMİR (Devamla) – Başkanım, son…

BAŞKAN – Buyurun.

ZİVER ÖZDEMİR (Devamla) – Çünkü biz vatandaşlarımızın içinde bu sorunlarla sürekli haşır neşiriz ve vatandaşlarımızın sorununu birebir çözme iradesini her zaman ortaya koyduk ve bundan sonra da ortaya koyacağız. Tabii, biz de keşke, bölgenin, zaman zaman şu kürsüde konuşulan… Değişik partilerden milletvekilleri batıdaki bazı illerimizin sorunlarını gündeme getirip burada tartıştıklarında biz hep gıptayla bakıyoruz bölge milletvekilleri olarak. Keşke, ölüm olmadan, bölgenin ekonomik, sosyal, sanayi, bütün sorunlarını şu kürsüde muhalefetteki milletvekili, bölgedeki milletvekili olan, o sorumluluğu taşıyan insanları bu kürsüye çıkarıp burada karşılıklı olarak milletimizin huzurunda tartışma imkânını keşke bulabilsek. Biz de bölgeye yaptığımız yatırımları, hizmetleri söylesek, onlar da eleştirel manada keşke söyleyebilse diyorum.

Tekrar herkese hayırlı günler diliyorum.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Sayın Özel...

 

 

 

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, sayıp hatibi Meclise devamlılığı yüksek bir milletvekilimiz olarak tanır, biliriz ama herhâlde gözden kaçmış olacak, dün, Cumhuriyet Halk Partisinin grup önerisi kadın milletvekillerimizden oluşan bir heyetin Diyarbakır ziyaretinde gördükleri eksiklikler üzerine verdiğimiz araştırma önergesiydi ve bölgenin sorunları anlatılıyordu, partisinin oylarıyla reddedildi. Geçtiğimiz haftalarda bölgeye giden esnaf masamız sorunları Veli Ağbaba’nın kullandığı kürsüyle dile getirmişti. Tütünle ilgili sorunları Abdurrahman Tutdere gündeme getirdi. Mahmut Tanal Şanlıurfa’yla ilgili sorunları sürekli dile getiriyor ve biz bunların hiçbirini bir ölümü takiben falan yapmıyoruz.

Şöyle bir teklifimiz olabilir: Gelecek cuma günü çalışıyoruz, partiniz bir genel görüşme teklifi getirsin, ilgili bakanları da çağıralım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım efendim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Biz de buradayız, siz de buradasınız. Bizim Doğu masamız da geçen hafta yapmış olduğu ve partimize çok önemli katılımlarla, çok moralli döndükleri Doğu ve Güneydoğu gezisinde gördükleriyle ilgili bilgi de verirler. Sayın hatibin söylediği maksat -hep beraber- hasıl olmuş olur. Biz açığız, bakalım sizin grubunuz cuma günü böyle bir genel görüşmeye yanaşacak mı?

Teşekkür ediyorum efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Sayın Beştaş...

 

 

 

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın hatip doğrusu önergeye dair bir açıklama yapmadı, bütün cümlelerini dikkatle dinledim. Bu “DEDAŞ sorununu nasıl çözeceğiz?” diye biz önerge getirdik. Susuzluk var, elektrik yok ve bu, can kaybına sebep oldu diye akut bir mesele ve en çok da kendisinin vekili olduğu ilden haftalardır isyan sesleri geliyor. Sosyal medyada, her yerde, telefonlarda Batman susuzluktan kırılıyor. Keşke Batman halkının sorunlarını ifade etseydi genelgeçer cümleler yerine, bunu tercih ederdik.

Bir de üzülerek tespit ettim ki, İsa Üke isimli 16 yaşındaki çocuk, yüzme sporu için suya girmedi, banyo yapmak için, yıkanmak için suya girdi ve yaşamını yitirdi. Siz, İsa Üke’yi diğer yüzmeye giden çocuklarla eş tutarak aslında ölüm karşısında…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN –Tamamlayalım efendim.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Maalesef ölümü de bu şekilde farklı bir nitelemeyle meşrulaştırmış oldunuz aslında, bunu kesinlikle kabul etmiyoruz. Gelin, bölge milletvekili olarak -en çok bölgenin vekillerine ve özellikle Kürt vekillere açık sesleniyorum, bütün vekillere ama özellikle size- bu önergeyi kabul edin. Bu DEDAŞ’ın fahiş faturalarla kendilerinin kaybettiği kaçak elektriği vatandaşa yüklemesinden vazgeçelim. Bunu araştıralım, birlikte çözüm bulalım.

Galiba bizi izlemiyorsunuz. Biz bütün illerin sorunlarını burada, bu kürsüde hem gündem dışında hem yerimizden hem de hatiplerimiz aracılığıyla dile getiriyoruz, sizin gibi tozpembe bir dünya çizmiyoruz.

Teşekkür ediyorum.

ZİVER ÖZDEMİR (Batman) – Sayın Başkan, hem ismimi zikrederek hem de benim söylediklerimle ilgili…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sataşmadım ama.

BAŞKAN – Sataşma yok ama yerinizden 60’a göre bir açıklama yapın efendim, buyurun.

 

 

 

 

 

 

ZİVER ÖZDEMİR (Batman) – Evet, özellikle teşekkür ediyorum, tabii CHP’nin bölgede sahaya inmesine sevindim şahsen bölge milletvekili olarak. Keşke geçmişte de bu sorumluluğu… Bir milletvekili olarak, her ilin milletvekili Türkiye Cumhuriyeti’nin bütün vatandaşlarının milletvekili bilinciyle, bütün ülkedeki her yerin sorunlarının yerinde tespiti ve burada dile getirilmesine elbette ki sevindim. Ben dün yoktum, olmuş olsaydım belki buna şahitlik ederdim.

Yani, biz burada tabii, Batman susuzlukla ilgili… Batman’ın bütün sorunlarına biz hâkimiz -susuzluk da elektrik kesintisi de- sahadayız. En ufak bir şeyde sadece spekülasyon üzerine de biz orada siyaset yapmıyoruz, bire bir oradaki vatandaşın sorunlarıyla ilgileniyoruz. Biz bir ölümü meşrulaştırmayı, ölüm üzerine siyaset yapmayı da hiçbir zaman yapmadık Değerli Grup Başkan Vekilim. Biz burada hizmet siyasetini yaptık, o kardeşimize sizin belki hatipleriniz rahmet bile okumadı, kendi hemşehrim…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

KEMAL PEKÖZ (Adana) – Biz rahmeti öyle okumuyoruz.

ZİVER ÖZDEMİR (Batman) – Teşekkür ediyorum.

Özellikle -geçmiş oturumlarda da- bu Mecliste sadece Grup Başkan Vekillerimizin konuşma hakkının olduğu gibi bir izlenim var, ben ve bir iki vekil arkadaşımız daha buna itiraz etmiştik. İşte, bunları böyle yaşıyoruz, bizim sözümüz yarım kalıyor ama şimdi Grup Başkan Vekilimiz olunca on dakika üst üste konuşabiliyor. Aslında bu Mecliste bunu da biraz herhâlde konuşmak gerekiyor. Cümlemiz yarım kalıyor, bitiremiyoruz.

Teşekkür ediyorum nezaketinize ve duyarlılığınıza.

Tabii, burada ölümü meşrulaştırma üzerine herhangi bir siyaseti yapmamak lazım. Buradaki bir vatandaşımız, bizim canımız; ben dedesiyle görüştüm, babasıyla görüştüm; küçük yerde siyaset yapıyoruz ve ailecek birbirimizi tanıyoruz, ediyoruz; acıları bizim acımız. Böyle bir söylemle sadece bu kürsülerde vatandaşın o duygusal anına hitap etmek adına bir siyaset yapmıyoruz Grup Başkan Vekilim. Biz buradaki… Oradaki o elektrik kesintisiyle ilgili, DEDAŞ’la ilgili…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KEMAL PEKÖZ (Batman) – DEDAŞ’a bir şey söyleyin o zaman Ziver Bey.

ZİVER ÖZDEMİR (Batman) – Son bir dakika daha…

BAŞKAN – Böyle bir teamül yok Sayın Özdemir, kusura bakmayın efendim.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Verin Sayın Başkan, özellikle rica ediyoruz, verin.

ZİVER ÖZDEMİR (Batman) – Peki efendim.

Buyurun efendim.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Yok, yok; konuşsun gerçekten, anlayalım.

ZİVER ÖZDEMİR (Batman) – Yani isterseniz sataşın, iki dakika bana versinler, milletvekili olarak şey olayım.

BAŞKAN – Buyurun.

ZİVER ÖZDEMİR (Batman) – Evet, burada elektrikle ilgili -ben KİT Komisyonu üyesiyim- ve DEDAŞ’ın bölgedeki sorunlarıyla ilgili Enerji Bakanlığıyla defalarca görüşmüş ve bu konuyu bire bir takip etmiş olan bir milletvekiliyim. Yani bu kadar duyarsızlık, sanki oradaki bir şeyi sadece bir gün… Siz sosyal medyada sadece bir gün duyurulduğu zaman sanki sorun varmış gibi gösteriyorsunuz, öyle değil; biz bütün sorunlara anında müdahale ediyoruz. Burada herhangi bir sıkıntıda gece yarısı bile vatandaşımız bize ulaşıyor, belki kendi evinin elektrik kesintisi olduğu için bile defalarca bize burada mesajlar gönderiyor ve takip ediyoruz.

KEMAL PEKÖZ (Adana) – Sonuç?

ZİVER ÖZDEMİR (Batman) – Dolayısıyla da burada sadece şova yönelik, sadece seçmene mesaj olarak da biz bu kürsülerde şahsen konuşmuyoruz;  öyle bir imkânımız da yok.

Tekrar teşekkür ediyorum Başkanım.

KEMAL PEKÖZ (Adana) – Bir sistem kurun, bireysel müdahaleyle olmasın, bir sistem kurun.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Beştaş…

 

 

 

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Doğrusu Sayın Özdemir'e -hani, siz çok konuşuyorsunuz, biz az- biz de bütün grup adına yanıt vermek zorundayız.

ZİVER ÖZDEMİR (Batman) – Ben sadece sizi demedim, Grup Başkan Vekillerinizi de…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - Aynı durum sizin Grup Başkan Vekiliniz için de geçerlidir, bence Sayın Bülent Turan size yanıt versin, ben değil, uzatmak gibi bir derdim yok yani.

Sayın Başkan, şunu söyleyeyim: Aslında sataşma kapsamında kalacak çok şey söyledi ama ben Sayın Hatibe buradan söz istemiyorum, sadece şunu söyleyeyim: Hakikaten siz İsa Üke'nin, diğerlerinin de, yüzerken öldüğünü söylerken, benim orada canım yandı, sonuçta bütün herkes, vatandaş, ailesi de diyor ki: “Yıkanmaya gitti ve yaşamını kaybetti.” Ben “Bunun üzerinden meşrulaştırıyorsunuz.” dedim.

Diğeri de, “Sadece sosyal medya üzerinden sorunları tartışıyorsunuz, getiriyorsunuz.” Bunu bir Batman milletvekiline yakıştıramadım, çok üzülerek söyleyeyim. Neden biliyor musunuz?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayalım efendim.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Bizim orada, Batman’da 4 milletvekilimiz var ve Batman bizim milletvekili olmadan bir tek gece geçirmiyor, mutlaka 2 vekil,  en az 1 vekil oradadır, gece gündüz çalışıyor. Batman, sokağını da, suyunu da, elektriğini de, yoksulluğunu da, işsizliğini de, yaşadığı şiddeti de siz de çok iyi biliyorsunuz, iliklerine kadar hissediyor. Ama tabii ki sizin bir ayrıcalığınız var, iktidar partisi milletvekili olarak bir sorun geldiğinde “Alo!” diyerek belki çözme şansınız var, bizim bunu çözme şansımız yok çünkü biz muhalefet olarak bunu tartışmak, sizlerin önüne getirmek, burada araştırılmasını istemek gibi bir görevimiz var, muhalefetin görevi budur. Yeri geldiğinde sizden de destek isteriz yani bu su meselesi sadece bizim değil, sizin de sorununuz ve bu 50 derece sıcaklıkta hakikaten Batman’da susuz yaşamak mümkün değil.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – “Biz bu sorunu çözelim.” diyorum, derdim tartışmak değil, sorunu çözmek yani özetle.

ZİVER ÖZDEMİR (Batman) – Başkanım, bir kelimeyi düzeltmem lazım Sayın Grup Başkan Vekilinin.

BAŞKAN – Oylamadan sonra olur mu?

ZİVER ÖZDEMİR (Batman) – Bir ifade, lütfen.

BAŞKAN – Oylamayı yapalım, ben size söz vereceğim.

ZİVER ÖZDEMİR (Batman) – Hayır, kısa bir şey, bir cümle. Sadece düzeltme mahiyetinde.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – O zaman yoklamayı da yapalım.

ZİVER ÖZDEMİR (Batman) – Sayın Özel, bir düzeltme olarak.

BAŞKAN – Yoklama talebi var efendim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Oylamaya geçince biz size söz hakkını tanıyacağız.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Ziver Bey, ben söz hakkımı size veriyorum, vallahi.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Yoklama talep ediyoruz.

ZİVER ÖZDEMİR (Batman) – Başkanım, bakın, burada, ben “Yüzme için.” haricinde bir cümle kullanmadım. Daha öncesinde 6-7 vatandaşımızın o bölgede…

MÜCAHİT DURMUŞOĞLU (Osmaniye) – Cevap hakkı doğdu, cevap hakkını kullansın.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Hayır, hayır, vereceğiz. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Sayın Başkan, grup ayakta, gözünüzü seveyim. Böyle bir şey yok. Sonra konuşursunuz, grup ayakta. Grubum ayaktayken olmaz! Bir dakika, iki dakika… Grubum ayaktayken olmaz! İki dakika sonra.

ZİVER ÖZDEMİR (Batman) – Bak, bu Meclis sizin değil, sadece grup başkan vekilinin değil! Niye konuşmayı hazmediyor musunuz?

UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Hatibin sözünü kesmeyin Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Özdemir, ben size söz vereceğim.

Bir yoklama talebi var.

ZİVER ÖZDEMİR (Batman) – Böyle olur mu?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, yoklama istiyoruz.

 

 

III. - Y O K L A M A

 

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

BAŞKAN – Sayın Özel, Sayın Sümer, Sayın Zeybek, Sayın Hamzaçebi, Sayın Şeker, Sayın Beko, Sayın Zeybek, Sayın Arı, Sayın Taşcıer, Sayın Kaya, Sayın Yıldız, Sayın Ünsal, Sayın Keven, Sayın Göker, Sayın Başevirgen, Sayın Bakırlıoğlu, Sayın Sertel, Sayın Şahin, Sayın Özdemir, Sayın Berberoğlu.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum ve yoklama işlemini başlatıyorum.

 

 (Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

 

 

 

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Sayın Çelebi…

 

 

 

EKREM ÇELEBİ (Ağrı) – Başkanım, çok teşekkür ediyorum.

Yalnızca, benim sizlerden ricam, demin Ziver Bey’in de söylemiş olduğu bir husus var, ben bu hususun aynısını tekrar etmek istiyorum. Yani bizim milletvekillerinin de Grup Başkan Vekilleri gibi -bizim onlara saygımız var- birer milletvekili olduğumuzu ama illerimizle ilgili bir sıkıntı olduğunda… Ben hassaten sizlere de teşekkür ediyorum bu duyarlılığınızdan dolayı.

Şimdi, dün bir arkadaşınız şöyle demişti: “Ya, AK PARTİ Hükûmetleri döneminde Ağrı’ya hiçbir yatırım gelmedi.” Hâlbuki özellikle Sayın Cumhurbaşkanımız, AK PARTİ Hükûmetleri döneminde Türkiye’ye siyasi istikrar ve ekonomik istikrar getirdi. Eğer kendileri Ağrı’ya gelselerdi Çarşamba günü ki 5 bin kişilik bir halkımızla birlikte biz Ağrı’da, Balıklıgöl’de o dağlara, o taşlara, o insanlara…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

EKREM ÇELEBİ (Ağrı) – Başkanım, bir dakikanızı istirham edeyim.

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

EKREM ÇELEBİ (Ağrı) – Teşekkür ederim.

Şunu arz edeyim: Eğer arkadaşlarımız Ağrı’ya gelirlerse Ağrı’da AK PARTİ Hükûmetleri döneminde ne kadar bir farkındalık olduğunu görürler. Bir, Balıklıgöl’ümüz; iki, özellikle, Diyadin’de, Mollakara’da bakın, daha önce terörün kol gezdiği ama şu anda 20 ton altının… Üç hafta öncesinde bizim gelip de 2 Bakanımız, 1 Grup Başkan Vekilimizle birlikte orada temelini attığımız -yaklaşık olarak 160 milyon dolar- tesisin; bunları görmelerini istiyorum. Burada da istihdam olarak 1.500 kişiye yakın. Yine, Tekstilkentte 2018’de gönderdiğimiz 75 milyon lirayla birlikte 56 bin metrekare kapalı alan          –bakın, burada, bir dahaki senenin sonunda yaklaşık olarak 3.500 kişinin istihdam edileceğini– yine, aynı şekilde, özellikle Ayakkabıcılar Sitesine gönderdiğimiz para –bakın, bu sene açıyoruz hayırlısıyla– yine, kaplıcalarımız, yine, aynı şekilde Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesinde        biz geldiğimizde 400 öğrencimiz vardı, bu seneyle birlikte 15 binin üzerinde.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz.

EKREM ÇELEBİ (Ağrı) – Sadece o değil, Patnos’ta, Doğu Beyazıt’ta, Eleşkirt’te yeni bir eğitimi getiriyoruz.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz.

EKREM ÇELEBİ (Ağrı) – Bunun yanı sıra, sadece öğrencilerimize vermiş olduğumuz yazılımla ilgili 155 bin öğrencimizi biz orada eğitmişiz ve 10 bin de öğretmenimizi…

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Çelebi.

EKREM ÇELEBİ (Ağrı) – Bunu şunun için söylüyorum. Birileri sadece slogan atar ama inanın biz hizmet veriyoruz.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Göker…

 

 

 

 

 

MEHMET GÖKER (Burdur) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; bugün İklim Komisyonu üyeleri, bölge milletvekilleri, Sayın Valimiz ve Sayın Belediye Başkanımızla birlikte can çekişmekte olan Burdur Gölü'nde yerinde incelemelerde bulunduk. Yüzey alanının yaklaşık yüzde 40’ını kaybeden Burdur Gölü, arkasında ağır metal artıklarıyla dolu çöllenmiş bir alan bırakarak yok olmakta. Buradan Sayın Çevre Bakanına bir kez daha seslenmek istiyorum: Besleyen derelerinin üzerine kurulan çok sayıda gölet ve aşırı buharlaşma nedeniyle kurumaya yüz tutan Burdur Gölü'ne gerek sağlığımız gerekse Burdur Gölü’nün kurumaması için bir an önce acil çözüm bulunmalı ve buna bir çözüm yolu üretilmelidir.

BAŞKAN – Sayın Koç…

 

 

 

ABDULLAH KOÇ (Ağrı) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Şimdi, Ağrı ili gene gündeme geldi. Ben hemen şunu söyleyeyim Sayın Vekile: İstatistiklere baktığınız zaman en yoksul il Ağrı ili, işsizlikte en yüksek işsizlik oranı olan Ağrı ili, en yoksul olan Ağrı ili ve her anlamda ihmal edilmiş olan bir Ağrı ilinden bahsediyoruz. Bakın, Mollakara köyünden bahsediliyor. Bu altın arama şirketi o bölgenin tek coğrafik güzelliği olan, aynı zamanda turizmi çekecek olan, mevcut olan kaplıcaları ve Murat Nehri’ni yok edebilecek nitelikte olan bir şey. Diyadin kayyımının gidip oradaki halkı çok ciddi bir şekilde baskı kurarak, baskılayarak, bir şekilde göçe zorladığına ilişkin iddialar var. Buna ilişkin, Ağrı’ya eğer bir yatırım götürüldüyse neden Ağrı en son sırada yer alıyor? Ağrıda hiçbir yatırım yok.

BAŞKAN – Sayın Özdemir…

Sayın Özdemir, bugün şansınız yaver gidiyor.

Buyurun.

 

 

 

ZİVER ÖZDEMİR (Batman) – Evet, teşekkür ediyorum Değerli Başkanım.

EKREM ÇELEBİ (Ağrı) – Abdullah Bey; Murat nere, Diyadin nere? Arada en azından 20 kilometre, 30 kilometre fark var.

MERAL  DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Bir dinle, hatibini dinle.

ABDULLAH KOÇ (Ağrı) – Senin doğduğun yer. Siz oraya gitmemişsiniz, gidin de görün.

ZİVER ÖZDEMİR (Batman) – Şimdi, ben sadece bir cümleyi düzeltmek için söz aldım, aynı zamanda da yanlış anlaşılmamak için.

Bütün siyasi partilerin Grup Başkan Vekillerine elbette ki grubun hakkını savunmak adına bir görev verilmiş, ona saygı duyuyoruz. Ama İç Tüzük’e göre de Meclisin asli unsuru milletvekilleridir. Her birimizin bir seçim bölgesi var ve bu seçim bölgesiyle, ilimizle ilgili -geçmişte de birkaç sefer yaşadık bunu- bir dakika için âdeta 10 sefer Meclis Başkan Vekillerimize ricada bulunuyoruz. Hâlbuki bunun çok rahat verilmesi gerekiyor. Ben sadece buna deyineyim.

İkincisi, ben şöyle bir cümle asla ve kata kurmadım: Yüzme sporları yaparken hayatını kaybetti…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

 ZİVER ÖZDEMİR (Batman) – Yüzerken veyahut da yüzme sporları yaparken sanki keyfî olarak gidip şey etmiyor. Asla ve kata böyle bir cümle kurmadım. Ben daha öncesinde, o bölgelerdeki köylerimizde 7 civarında insanımızın hayatını kaybettiğini, bir kısmının yüzerken, yüzmek için girerek, serinlemek için, kimisin de…

KEMAL PEKÖZ (Adana) – “Yüzme ihtiyacından” dediniz.

ZİVER ÖZDEMİR (Batman) – Bu cümleyi kurdum. Ama sanki sadece bu genç kardeşimizin, Yasin kardeşimizin vefatıyla ilgili böyle bir cümle sarf ettim ve bunu düzeltmek için söz aldım.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Anlaşılmıştır.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan, tek cümle -tutanaklara da bakacağım- kendisi “Yüzme ihtiyacından dolayı suya gitti.”  dedi; bu tutanaklara geçmiştir. Göreceğiz yani.

KEMAL PEKÖZ (Adana) – “Gidenler var.” dedi.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – “Gidenler de var.” dedi.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır; okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

 

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

                                                                                                     14/7/2021

Danışma Kurulu 14/7/2021 Çarşamba günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                                                                                                                                                 Özgür Özel                                          

                                                                                                           Manisa                                             

                                                                                                   Grup Başkan Vekili

Öneri:

Ankara Milletvekili Gamze Taşcıer ve arkadaşları tarafından “15 Temmuz darbe girişimi sırasında dağıtılan ve hâlâ kayıp durumda bulunan silahların akıbetinin belirlenmesi” amacıyla 14/7/2021 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin (2721 sıra no.lu) diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 14/7/2021 Çarşamba günkü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Ankara Milletvekili Sayın Gamze Taşcıer konuşacaktır.

Buyurunuz Sayın Taşcıer. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA GAMZE TAŞCIER (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, bugün iktidarı elinde bulunduranlar arasında âdeta bir güç savaşı var. Neredeyse her gün bir skandal, her gün bir kirlilikle karşı karşıyayız ama patlayan lağım o kadar büyük ki tüm Türkiye’yi sarmış durumda ve öyle burnunuzu kapatmayla da kolay kolay geçecek gibi durmuyor. Tam da böyle bir ortamda biz yıllardır ısrarla sorduğumuz ancak bir türlü tutarlı yanıt alamadığımız 15 Temmuz darbe girişimi sırasında kaybolan silahların akıbetini soruyoruz. Şimdi, diyeceksiniz ki: “15 Temmuz arifesinde bu soruyu soruyorsunuz.” Hayır, bu soruyu ben bizzat 2019’dan beri soruyorum ve benden önce milletvekilliği yapan arkadaşlarım daha önceki dönemlerde de aynı soruları defalarca sordular. Devletin resmî verilerine göre kayıp silah sayısı 106 binden fazla. Evet, bu, bugünün sorunu değil. Diyeceksiniz ki: “1944 yılından beri var.” Ama ortada şöyle bir gerçeklik var: 15 Temmuz darbe girişimi sırasında birileri tarafından dağıtılan ve akıbeti belli olmayan bu silahlardan biriyle Ankara Çubuk’ta bir cinayet işlendi ve katil, silahı 15 Temmuz günü Ankara Emniyet Müdürlüğünün önünde dağıtılırken aldığını söyledi. Peki biz böyle bir durumu yok mu farz edeceğiz? Ve başka bir skandalla daha karşı karşıyayız; sadece envantere kayıtlı olan kayıp silahlardan değil, kayıtlı olmayan silahların da dağıtıldığının iddiasıyla karşı karşıyayız, bu iddiayı ortaya atan da eski yol arkadaşınız. Ve bunlar öyle tabanca falan değil, bildiğiniz suikast silahları olduğundan, uzun namlulu silah olduğundan bahsediliyor ve İçişleri Bakanına 2019 yılında sorduğumuz bu soruya bir yıl sonra hâlâ arandığına dair bir cevap aldık. Bunu niye önemsiyoruz? Şundan dolayı değerli milletvekilleri: Ortada kaybolan silahlar var, kayıtlı veya kayıtlı olmayan silahlar var ama bir taraftan da devletin televizyonuna çıkıp “15 Temmuzda hevesimiz kursağımızda kaldı, elimizde listeler var.” 50 kişiyi indirebileceğini söyleyenler var. Birileri silahları gömdüğünü ve zamanında gömdükleri yerden çıkaracağını söyleyenler var. Ve yine, elinde bu silahlarla poz verirken altına biri şöyle yorum yazmış, demiş ki: “Bu silahlara nereden ulaşabiliriz?” Cevap olarak da “Hiç merak etmeyin, zamanı gelince bedava olarak dağıtılacak.” demiş.

Şimdi, bugüne kadar birçok iddia atıldı ama hiçbiri bu ülkenin birlik ve beraberliğine kastedebilecek bu kadar ciddi bir iddia değildi. Biz bu nedenle bu silahları kimin dağıttığını, silahların kimlere ve kimlerin emriyle dağıtıldığını soracağız ve sormaya devam edeceğiz. Çok açık bir şekilde fikrimi söyleyeyim: Bugün bu konuyu araştırmayı reddetmek demek aslında bu süreci sahiplenmek demek, “Biz silahların kime dağıtıldığını, kimin tarafından, hangi amaçla dağıtıldığını biliyoruz ama araştıramayız.” demektir.

Bugün parti sözcünüz ve dün de Grup Başkan Vekiliniz dedi ki: “15 Temmuz öncesi bu konunun gündeme gelmesi 15 Temmuzu itibarsızlaştırır.” Hayır, bir, bu konu bugün gündeme gelmiyor; biz dört yıldır bu sorunun cevabını arıyoruz ve önceki yıllarda da. İki, aslında tam tersi çabamız başka 15 Temmuzların olmasının önüne geçmek. Neden? Çünkü Fetullahçı terör örgütüne yıllardır destek verdiniz, güç verdiniz, kumpas davalarının savcısı oldunuz. Biz onların ne kadar kötü, art niyetli ekipler olduğunu söylediğimizde, bir yapı olduğunu söylediğimizde manşet manşet neredeyse bizi vatan hainliğiyle suçlayacak boyuta kadar geldiniz ama nihayetinde bakın, biz haklı çıktık ve siz kandırıldınız. Şimdi de aynı şeyler yaşanmasın diye, tekrar kandırılmayın diye, dün silah verdikleriniz vatandaşa kurşun sıktığı için aynı gün başka silah verilenler bu ülkenin vatandaşlarına bu silahları doğrultmasınlar diye çırpınıyoruz.

Ben eminim, benden sonra söz alacak AK PARTİ’li milletvekili arkadaşımız diyecek ki: “Mafyanın sözüne itibar etmeyin.” Bir: Bu sadece bir mafyanın sözü değil, o dönem il başkanlığınızı yapmış kişi de bunun araştırılması gerektiğini söylüyor, gençlik kolu başkanlarınız ve gazi olan, o dönemin gazisi de yer ve zaman konusunu doğruluyor. Ama şunu da söyleyeyim…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

GAMZE TAŞCIER (Devamla) – Hemen bitiriyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurunuz.

GAMZE TAŞCIER (Devamla) – Evet, dün mafyayla bu iddiaları atan kişiyle ilgili arasında su sızmayan sizsiniz. İl il gezdirip partinize oy isteyen sizsiniz. Mitinglerde birlikte iş yaptığınızla övünen sizsiniz ama bugün öküz öldü, ortaklık bitince, ortaya dökülmeye başlayınca bu kirlilikler hassaslaşıyorsunuz. Bu kişi bizden değil arkadaşlar, sizden, sizin içinizden olan bir kişi bu iddiaları atıyor, anlattıkları da sizin içinizde yaşananlar.

Şimdi, biliyorum bu önergeyi reddedeceksiniz ama herkes şundan emin olsun: Kimse bu kaybolan silahlarla verdikleri pozlarla yaptıkları tehditlerle korku salabileceğini düşünmesin. On beş yıl zaman aşımı var, erken ya da zamanında yapılacak ilk seçimde iktidarımızda yargı bağımsızlaşacak ve bu silahların akıbeti ve işlenen suçların hepsinin hesabı tek tek sorulacak.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Ağrı Milletvekili Sayın Abdullah Koç.

Buyurunuz Sayın Koç. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA ABDULLAH KOÇ (Ağrı) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Teşekkür ederim Sayın Başkan, değerli halkımız; sizleri saygıyla selamlıyorum.

Cumhuriyet Halk Partisinin grup önerisi üzerinde söz almış bulunmaktayım. Baştan söyleyeyim: Biz bu öneriyi destekliyoruz. Neden destekliyoruz? Değerli arkadaşlar, bu “kayıp silah” dediğimiz mesele aslında 2016 yılından sonra gerçekleşen bir mesele değil, bundan daha önce bir hazırlık meselesi var. 2014 yılında da 15 bine yakın bir silah meselesi; ortada yok. Daha sonraki 2016 yılındaysa 107 bin silah şu anda kayıp. 107 bin silah ne demek? Bir devletin ordusuna tahsis edilebilecek olan silah miktarı kadar demek. Peki, bu, ne anlama geliyor? Bu, şu anlama geliyor: Halkların Demokratik Partisi ve bize yönelik olan son saldırıları bir değerlendirdiğimiz zaman; bakın, aradan bir ay geçmeden Deniz Poyraz, İzmir’de İzmir il örgütümüz basıldı ve katledildi. Bu katleden katilin elinde uzun namlulu silahlar vardı ve bununla ilgili pozlar verdi. Peki, bu silah nerede ve kimden aldı? Bunun hesabını kim sordu? Kimse soramadı. Bununla ilgili mevcut olan sorular şu anda cevapsız kalmış durumda.

Yine, bu sabah erken saatlerde biz uyandığımızda Marmaris ilçe binamız saldırıya uğradı; saldırıya uğradı ve bu saldırıyı gerçekleştiren kişi hemen Adli Tıp Kurumuna götürüldü, girer girmez şip şap bir şekilde “Psikolojisi bozuk.” denildi. Ya, siz ne kadar çok çabuk, hızlı bir şekilde bu kararı alabildiniz? Değerli arkadaşlar, mapusda, zindanlarda hastalığıyla, ölümle pençeleşen mahpuslar ancak üç dört senede bir rapor alabiliyorlar. Bu ne kadar hızlı çalışan bir Adli Tıp Kurumu. Bakın, biz bu silahların nereden dağıtıldığını ve kimlerin elinde olduğunu aslında biliyoruz. Tabii, çeşitli iddialar var. İddiaların başında neler var biliyor musunuz? Bakın, bizim partimiz 2015 yılında saldırılara uğradı. Organize bir şekilde saldırıların altında kaldı ve bu saldırılarda bazı grupların ve bazı kurumların isimleri geçti. Bunların başında SADAT var ve bir de Osmanlı Ocakları var. 250 bin genci özel harp nitelikli bir şekilde eğitimden geçirdiğine ilişkin söylentiler var. Bunları nereye koyacaksınız değerli arkadaşlar? Bakın, bunlar acaba bazı kurumları vesaire korumaya dayalı olarak yapılan eğitimler midir? Bu, değerli arkadaşlar, çekirdek değil, kaybolan da bir iğne değil, 107 bin tane silah kayıp. Bunu nasıl peki bu şekilde geçiştirebilirsiniz? Bakın, “Biz kuş uçurtmuyoruz.” dediğiniz bir ülkede 107 bin tane silah kayıp. Bu istihbarat örgütleri nerede? Niye görevlerini yapamıyorlar? Niye sürekli bizim partimiz ve bizim mevcut olan siyasetçilerimiz sürekli baskı altında ve saldırı altındadır? Bunlar araştırılmalı ve bu kesinlikle ortaya çıkarılmalıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

ABDULLAH KOÇ (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bu, mevcut olan “kayıp silahlar” denilen bu silahlar nedeniyle toplum ciddi bir şekilde bir baskı altındadır. Fikirlerini ve tepkilerini barışçıl bir yöntemle dile getiren akademisyenler, gazeteciler, sivil toplum örgütleri, siyasetçiler, demokratik mücadele gösteren bütün herkes şu anda tehdit altındadır. Bu nedenle “kayıp silahlar” denilen bu silahların bulunması gerekiyor. Bütün olarak, bütün halklar şu anda gerçek anlamda bir tehdit altındadır ve sürekli saldırılar gerçekleştirilmektedir. En büyük mağduru da bizim kendi partimizdir ve en yakın tarihte bunları yaşadık. Dolayısıyla, bu araştırma önergesinin kesinlikle kabul edilmesi gerekiyor ve bu silahların bulunması gerekiyor. Türkiye bir hukuk devletiyse, Türkiye gerçek anlamda daha karanlık bir noktaya gitmeyecekse bu önergenin kabul edilmesi gerektiğini söylüyorum.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Sinop Milletvekili Sayın Nazım Maviş.

Buyurunuz Sayın Maviş. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA NAZIM MAVİŞ (Sinop) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

15 Temmuz hain darbe girişiminin yıl dönümündeyiz. 15 Temmuzda millî egemenliğimize, ülkemizin bağımsızlığına, birlik ve bütünlüğümüze karşı girişilen saldırıyı milletimizle birlikte engelledik. Bu ülke için “Arkamızda kim var?” diye bakmadan 251 canımızı feda ettik, rahmetle, minnetle yâd ediyorum.

Biz, 15 Temmuz ve sonrasında bu hain darbe girişimiyle mücadele ederken muhalefet, bir taraftan FET֒cülere kol kanat germeye diğer taraftan da 15 Temmuz direnişini itibarsızlaştırmaya, sulandırmaya çalıştı. 15 Temmuz darbe teşebbüsünü kınayacakken kontrollü darbe diyerek 15 Temmuzun meşruiyetinin gölgelemeye çalıştı. Bu önerge de böyle bir amaca hizmet ediyor. Eğer bir hukuksuzluk varsa bunun gereği elbette ki yapılır. Ancak 15 Temmuzun arifesinde bir az önce konuşan Sayın CHP sözcüsünün de söylediği gibi, böyle bir önergenin getirilmesi tabii ki bizim tarafımızdan 15 Temmuzun sulandırılmaya çalışıldığı ve 15 Temmuzu itibarsızlaştırmak için gündeme getirildiği düşüncesine yol açacak.

HÜDA KAYA (İstanbul) – Yapmak zorunda değil.

KANİ BEKO (İzmir) – Silahlar nerede, silahlar?

NAZIM MAVİŞ (Devamla) – Türkiye'nin darbeler tarihinde ilk defa bir lider dimdik, şapkasını alıp gitmeden, düdük çalınca hizaya geçmeden darbelere karşı direndi, alkışlandınız mı? İspanya Kralı Carlos Tiananmen Meydanı’nındaki direnişe hatta sarhoş Boris Yeltsin’e verdiğiniz kıymeti milletiyle beraber darbeye direnmiş Recep Tayyip Erdoğan’a göstermediniz, esirgediniz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HÜDA KAYA (İstanbul) – Devrimci deyin bari.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Silahlar nerede, silahlar?

NAZIM MAVİŞ (Devamla) – Siz, başkalarının demokrasi mücadelesini alkışlarken, başkalarına verdiğiniz kıymeti, kompleksleriniz nedeniyle Recep Tayyip Erdoğan’dan esirgerken bu millet, yirmi yıldır Recep Tayyip Erdoğan’a sandıklarda hem meşruiyetini hem de vizesini verdi ve bundan sonra da her türlü saldırıya rağmen vermeye devam edecek inşallah. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Biz, 15 Temmuzda tüm terör örgütlerine bir ders verdik, tüm dünyaya bir ders verdik, darbelere karışı nasıl mücadele edileceğini milletimizle beraber tüm dünya gösterdik. Ayrıca perde arkasından kahvesini yudumlayarak darbe girişimini film seyreder gibi seyredenlere de cesaret dersi verdik, demokrasi dersi verdik, demokrasiye sahip çıkma dersi verdik, vermeye de devam edeceğiz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Bugün 15 Temmuzun yıl dönümündeyiz, PKK’nın kaçırdığı çocukları, bu milletin yitik çocuklarını, PKK’nın 15 yaşında, dağda terörün kurbanı yaptığı Kürt kızlarını, bu ülkenin yitik canlarını konuşacağımıza, 15 Temmuzun yitik 251 şehidini konuşacağımıza, bu ülkenin şehit öğretmenini, öğrencisini, polisini askerini konuşacağımıza, bu ülkenin yıllarca terör mücadelesine verdiği kayıpları konuşacağımıza 15 Temmuzu sulandıracak ve itibarsızlaştıracak bir gündemle karşımıza geliyorsunuz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Sulandıran sizsiniz!

NAZIM MAVİŞ (Devamla) – Hiç kusura bakmayın, size bu fırsatı vermeyeceğiz!

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HÜDA KAYA (İstanbul) – Zaten sulandı! Zaten sulanmış!

BAŞKAN – Tamamlayınız efendim.

NAZIM MAVİŞ (Devamla) – Sadece biz değil birlikte 15 Temmuza karşı direndiğimiz bu millette size bu fırsatı vermeyecek.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Siyasi Ayak nerede?

SERVET ÜNSAL (Ankara) – Siyasi ayak nerede!

NAZIM MAVİŞ (Devamla) – Buradan bir kere daha 15 Temmuzun yıl dönümünde darbelere heveslenenlere, darbelerden iktidar devşirmeyi umanlara sesleniyorum:

HÜDA KAYA (İstanbul) – Paralel ordulardan bahset! Paralel ordulardan bahset! Çaldığınız silahlardan bahsedin!

NAZIM MAVİŞ (Devamla) – Türkiye artık darbelere nasıl direniş gösterileceğini, darbecilerin nasıl bertaraf edileceğini, darbecilerin sokaklara nasıl gömüleceğini çok iyi biliyor ve bütün dünyaya da gösterdi.(AK PARTİ sıralarında “bravo” sesleri, alkışlar)

SERVET ÜNSAL (Ankara) – FET֒nün siyasi ayağını araştıralım!

NAZIM MAVİŞ (Devamla) – Nasıl 15 Temmuza karşı şanlı bir direniş ortaya koymuşsak bugün de teröre destek verenlere, terörü kınamaktan korkanlara, teröre ses çıkarmayanlara, terör örgütlerinin siyasi uzantılarıyla kol kola gezerek terörün meşruiyetine katkı sağlayanlara da aynı mücadeleyle karşılık vereceğiz.

KEMAL PEKÖZ (Adana) – Bağır, bağır belki…

NAZIM MAVİŞ (Devamla) – Bu şerefli direnişi Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın bu yiğit ve kahramanca liderliğiyle ve 15 Temmuz hikâyemizi sizin kirletmenize müsaade etmeyeceğiz.

SERVET ÜNSAL (Ankara) – FET֒nün siyasi ayağı nerede!

HÜDA KAYA (İstanbul) – Nasıl şakşakçılık…

NAZIM MAVİŞ (Devamla) – Fırsat vermeyeceğiz ve terörle olan iş birliğinizi de her zaman bu millete şikâyet edeceğiz. (AK PARTİ sıralarında “bravo” sesleri, alkışlar) 

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

SERVET ÜNSAL (Ankara) – FET֒nün siyasi ayağı nerede!

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Darbelerden medet umanlara…

SALİH CORA (Trabzon) – Darbe şakşakçılarına cevap verdi, ne oldu?

BAŞKAN – Sayın Özel buyurun.

 

 

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, hatip yaptığı konuşmasının bir kısmında bu  önergenin…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – FET֒ye sataştı.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Terbiyeye davet ederim seni Bülent, yapma böyle. Biz sana böyle bir şey dediğimizde…Terbiyeye davet ederim seni.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Hayır ama şöyle, bu konu çok… Terbiyeye seni davet ediyorum, ne demek terbiye?

SALİH CORA (Trabzon) – Grup Başkan Vekilimiz…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bülent, gruptan bir kelimeye tahammül etmiyorsun, tutup da “FET֒ye sataştı.” deme.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Etmiyorum, konuşmasın ama sabahtan beri; Ali’ye bağırdın duydum.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – “‘Ali’ye bağır.’ diyen namussuzdur.” dedin mi demedin mi? Namussuzdur.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Ali Şeker… Ali Şeker maalesef bağırdı.

BAŞKAN – Sayın Özel… Sayın Özel…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Olmayan bir şeyi söyleyen de namussuzdur, olmaz öyle şey.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sensin!

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Terbiyeli ol!

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Germeseydin.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) –  Yanlış… Yanlış…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Ne oluyor ya.

(AK PARTİ ve CHP sıralarından gürültüler)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – “Olmadı bu.” deyince dönüyorsun, yapma bunu.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, sabahtan beri aynı şeyi söylüyoruz.  Ben bir Grup Başkan Vekilinin sözünü kesmem ama her şeyi yapıyorsunuz. Bir cümle söyledik ya, her şeye bağırdı.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bak diyorsun ki: “‘Ali bağır.’ dedi.” Diyen şerefsizdir!

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Susturun dedim. Susturdular mı? Allah Allah!

BAŞKAN – Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati:18.11

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 18.29

BAŞKAN: Başkan Vekili Nimetullah ERDOĞMUŞ

KÂTİP ÜYELER: Enez KAPLAN (Tekirdağ), Şeyhmus DİNÇEL (Mardin)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 103’üncü Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Sayın Özel…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Müsaadenizle 69’a göre cevap hakkını kullanmak istiyoruz.

BAŞKAN - Sayın Taşcıer buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

 

 

 

GAMZE TAŞCIER (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Aslında konuşmamda da ifade ettim, niyetimiz sulandırmak değil, başka 15 Temmuzların olmaması için ve sürekli kandırıldığınız için sizi uyarmak ama “sulandırmak” diyorsanız eğer, ben bu 15 Temmuz darbe girişimini kimlerin sulandırdığını sayayım. Bankaya ev kirasını yatıranları ihraç ederken aynı bankadan milyonlarca kredi çekip boğaz manzaralı yalı alanları kanal kanal gezdirenlerdir; bu darbeyi Allah’ın lütfu olarak görenlerdir; darbenin en önemli isminin kardeşini başdanışman yapandır; “Siyasi ayağını araştırmayalım.” diyenlerdir; kumpasların savcılığını yapanlardır; darbeyi ve OHAL’i fırsata çevirip hakkını arayan madenciye, hakkını arayan öğrenciye OHAL uygulamaktır; aynı menzile yürüyenlerdir ve FETÖ borsasını kuranlardır; “Ne istediniz de vermedik.” diyenlerdir. Böyle bağırarak çağırarak geçmişinizi silemezsiniz. Sizlerin FET֒yle ilgili nasıl övgüler dizdiğinizi… Daha bugün ya, Fetullah Gülen’e, FET֒ye şiir yazanları TRT’ye yönetici olarak atadınız; siz neden bahsediyorsunuz? Ama şunu söyleyeyim: Eğer çiğ yemediyseniz karnınız neden ağrıyor, neden bu kadar bağırıyorsunuz?

Gelin, eğer gerçekten kendinize güveniyorsanız, eğer “Bunların hesabını verebiliyorum.” diyorsanız bu önergeye de “Evet.” dersiniz. (CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Bunların hepsine cevap verdik, karnımız da ağrımıyor.

GAMZE TAŞCIER (Ankara) – Ama karnınız ağrıyor ki bu kadar bağırıyorsunuz.

 

 

 

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Alınan karar gereğince denetim konularını görüşmüyor ve gündemin “Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, Antalya Milletvekili Atay Uslu ve 23 Milletvekilinin Turizmi Teşvik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

 

1. Antalya Milletvekili Atay Uslu ve 23 Milletvekilinin Turizmi Teşvik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/3517) ve Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 255) (x)

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Dünkü birleşimde İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülen 255 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin birinci bölümünde yer alan 3’üncü madde kabul edilmişti.

4’üncü madde üzerinde 4 önerge vardır. İlk okutacağım 3 önerge aynı mahiyettedir, bu önergeleri okutup birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 255 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 4’üncü maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                                       Hüda Kaya                                                Oya Ersoy                       Serpil Kemalbay Pekgözegü

                                         İstanbul                                                    İstanbul                                                      İzmir 

                                   Hasan Özgüneş                                           Kemal Peköz                                               Sait Dede

                                          Şırnak                                                       Adana                                                      Hakkâri

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

                                     Feridun Bahşi                                            Yasin Öztürk                                             Dursun Ataş

                                         Antalya                                                     Denizli                                                     Kayseri

                                İmam Hüseyin Filiz                                        Aylin Cesur

                                        Gaziantep                                                    Isparta

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

                                    Gökan Zeybek                                           Orhan Sümer                                 Çetin Osman Budak

                                         İstanbul                                                      Adana                                                      Antalya

                                     Hasan Baltacı                                               Ali Şeker                             İbrahim Özden Kaboğlu

                                       Kastamonu                                                  İstanbul                                                     İstanbul

                                    Aziz Aydınlık

                                        Şanlıurfa

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU BAŞKANI TAHİR AKYÜREK (Konya) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ilk konuşmacı Şırnak Milletvekili Sayın Hasan Özgüneş.

Buyurunuz Sayın Özgüneş. (HDP sıralarından alkışlar)

HASAN ÖZGÜNEŞ (Şırnak) – Sayın Başkan, Sayın Meclisi selamlıyorum.

Türkiye’de 2 tane güzel deyim vardır: “İki kulağı tıkalı olmak.” ya da “Bir kulaktan girer, diğerinden çıkar.” Üç yıldır şunu gördüm, askerlikte denirdi “Mantığın bittiği yerde askerlik başlar.” aslanın fareleştirildiği kurum olarak değerlendirilirdi. Şimdi, şunu görüyoruz, AKP Hükûmeti söylenen her şeye kulağını tıkıyor, duymuyor; ne anlatırsak anlatalım boştur. Ancak, şunu görüyoruz, geldiğimiz aşama itibarıyla iktidar şunu söylüyor: “Biz hepimiz aynı gemideyiz.” Bu gemi batmak üzere. Bu, halkın gemisi, sizin geminiz değil; batarsa halk batar, batırıyorsunuz. Sizler kaçarsınız, Yeni Zelanda’ya mı gidersiniz, Çin’e mi gidersiniz onu bilmiyoruz ama kaçamazsanız da hesap verirsiniz.

Einstein’ın şöyle bir sözü var: “Aynı şeyleri tekrar ederek farklı sonuç alacağına inanmak aptallık ya da deliliktir.” Bakınız, kırk yıldır aynı şeyleri deniyorsunuz, bir yıl değil, iki yıl değil; kırk yıldır Kürt meselesi hakkında aynı şeyleri söylüyor, aynı şeyleri deniyorsunuz.

Değerli arkadaşlar, ben üslup konusunda son derece hassas birisiyim. Burada her türlü hakaretin yapıldığını gördük, üzüntü duyuyorum her zaman. “Değerli” “sayın” kelimelerini kullanmayacağımı söylemiştim ama protestonun da bir işe yaramadığını görüyoruz maalesef çünkü AKP Hükûmeti her türlü değişime tıkalı olduğu için ben protestomu da geri alıyorum.

Bizim önemli şeyler üzerinde durmamız gerekiyor. Bugün bir fıkrayla başlamak istiyorum. Günün birinde sel köyün değirmenini almış, binasını almış; köylüler değirmenin taşlarını bulmak için uğraşıyorlar çünkü taş bulmak her zaman kolay olmuyor. Gencin birisi tahtadan küçücük bir parça olan çakçağı bulmuş, demiş ki: “Bulduk.” “Bulduk.” “Bulduk.” Yaşlı bir adam demiş: “Ne buldun?” “Çakçağı.” demiş. “Ev gitmiş, taşlar gitmiş, sen çakçakla uğraşıyorsun.” Değerli arkadaşlar, AKP Hükûmeti Kürt sorununu ve demokrasiyi algılayamadığı için Türkiye’yi bitirdi. Biz burada çakçakla uğraşıyoruz. Niye uğraşıyoruz? Çünkü demokrasi yok, hukuk yok, özgürlükler rafa kaldırılmış; işsizlik, ekonomi, ne dersen her şey çökmüş; biz kalkmışız, faşizmin ve tek adam rejiminin var olduğu yerde kırıntıların peşinden koşuyoruz. Demokrasi ve Kürt meselesi çözülmeden Türkiye’nin hiçbir sorununu çözmek mümkün değil; bu zihniyetle de hiç çözülmez çünkü görüyoruz, en basit bir şeyde sokaktaki vatandaşın çok çok gerisine düşme vardı, bir ahlaki çürüme vardı. Dolayısıyla, bizim işimizin zor olduğunu biliyoruz ama şuna inanıyoruz: Sona doğru geliyoruz, bunu düzelteceğiz.

Biz 1971’de Türk-Kürt kardeşliği yaparak Anadolu’yu hep birlikte yurt edindik. Salâhaddin Eyyubî’yle Haçlı Seferlerini durdurduk. 16’ncı yüzyılın başında Osmanlı Kürt beyleriyle birleşerek imparatorluğun genişlettiği, Birinci Dünya Savaşı’nda, Kürt-Türk ittifakıyla Amasya Millî Tamimi’yle Misakımillî kuruldu. Bugünkü Rojava, bugünkü Güney Kürdistan dediğimiz alanlar Misakımillî’nin içindeydi. Birlikte kurtarmaya çalıştık, birlikte mücadele ettik ama Lozan öncesinde Rojava’yı Fransa’ya verdiniz, Güney Kürdistan’ı İngilizlere verdiniz. Sonra da isyanlar başladı, Şeyh Sait, bilmem, Ağrı neresi… Bugüne kadar bu çatışmalar devam ediyor. Kürt sorunu öyle basite alınacak…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım efendim.

HASAN ÖZGÜNEŞ (Devamla) - Efendim, geçmişte ne deniliyordu? Geçmişte anarşistlerin, daha öncesinde şakinin, eşkıyanın; daha sonra solcular için komünistin, bugün de terörün arkasına sığınarak işi geçiştirmeye çalışıyorsunuz. Oysa tarih öğreticidir, ta Osmanlı Dönemi’nden beri var olan bir sorunu görmezden geliyorsunuz. İktidar için, oy için İmralı’ya da gittiniz, Oslo’ya da gittiniz, Kandil’e de insanları gönderdiniz. Şimdi, Erdoğan gitmiş bir cümle Kürtçeyle tekrar Kürtleri kazanmak ve oy almak için Kürt meselesini güya yeniden ele alacak. O hikâye sizin açınızdan bitmiştir, bizim açımızdan da bitmiştir. Sizde ne o irade var ne o yürek var ne o anlayış var. O açıdan, biz sizden bir şey beklemiyoruz, tek beklentimiz şu: Bir an önce bu halkın sırtından inin ve yolcu olun. Yeni gelecek zihniyetle yeni bir sayfa açacağız.

Sizleri tekrar selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Özgüneş.

Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ikinci konuşmacı, Kayseri Milletvekili Sayın Dursun Ataş.

Buyurun Sayın Ataş. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

DURSUN ATAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan Turizmi Teşvik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 4’üncü maddesi üzerine İYİ Parti Grubu adına söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, kanun teklifinin görüşülen bu maddesinin lüks kampçılık turizminin yasal altyapısını oluşturmayı amaçladığı söyleniyor ancak AKP iktidarının büyükşehir belediyelerini kaybetmesiyle her torba kanunun içine yerleştirdiği, belediye yetkilerini gasbetmeye yönelik maddelerden biriyle karşı karşıyayız.

AKP iktidara geldiği ilk yıldan beri yerel yönetimlerin güçlendirilmesini savunurken şimdi belediye yetkilerini merkezde toplama politikası izlemektedir. AKP 2002 Seçim Bildirgesi’nde “Yerel yönetimlerin güçlendirilmesi yönünde atılacak cesur adımlar, toplumun kendi gücüyle çağdaşlaşmasının önünü açacaktır.” ifadesine yer vermiş, 2014 Seçim Beyannamesi’nde de belediyelere verilen vergi paylarının ve yetkilerin artırılmasını savunmuştur. Bu amaçla da 2013 yılında Büyükşehir Belediyesi Yasası çıkarılmış ve belediye yetkileri artırılmıştır ancak AKP, 31 Mart 2019 tarihinde belediyeleri kaybetmesiyle birlikte, torba kanunlara serpiştirdikleri maddelerle belediyelerin yetkilerini birer birer elinden almaktadır. Bu kanun teklifinde de bahsi geçen işletmelerle ilgili olarak iş yeri açma ve çalıştırma ruhsatı verme yetkisi belediyelerin elinden alınarak bakanlığa verilmektedir. Vatandaşa verecek bir şeyi kalmayan AKP belediyelerin yetkilerini kısıtlayarak, gelirlerini azaltarak belediyelerin vatandaşa hizmet etmesini engellemek istemektedir.

Değerli milletvekilleri, görüşülen teklif turizmin teşvikiyle alakalıdır ancak turizmcilerin sorunlarına bir çözüm yok, 2 milyon istihdam yaratan konaklama sektörünün durmasıyla oluşan işsizliğe bir çözüm yok, iktidarın artık sorunları çözebilecek kabiliyeti de yok. Bizi dünyaya rezil eden Kültür ve Turizm Bakanlığının geliştirdiği tek politika “Tadını çıkarın, aşılıyım” sloganından ibarettir. Türkiye Seyahat Acentaları Birliğinin son verilerine bakıldığında, 2020 yılının aynı dönemine göre ilk dört ayda turist sayısında yüzde 35’lik, 2019 yılında yüzde 68,5’lik düşüş yaşandı. Pandeminin etkisi olsa da birçok ülke turizmdeki düşüşü toparlamışken Türkiye'nin bacasız sanayisi her geçen gün kötüye gidiyor; kısaca, ülke her alanda olduğu gibi turizm alanında da yönetilemiyor. Enflasyonla, işsizlikle, döviz kurlarında istikrarsızlıkla cendereye giren ekonomi yüzünden Türkiye hiçbir konuda net bir politika çizemiyor, bedelini ise vatandaşlar ödüyor. Vatandaşa “Porsiyonları küçültün, tasarruf yapın.” nasihatleri veren iktidar yeni saraylar yaptırıyor, yandaşlarına üç beş maaş veriyor, vatandaşa yararı olmayacak projelerle müteahhitlerine yeni rantlar yaratıyor.

Değerli milletvekilleri, memleketim Kayseri’nin turizmdeki durumuna da değinmek istiyorum. Kayseri turizm alanında bulunduğu bölge ve ülkemizde önemli bir yere sahiptir fakat birçok medeniyete ev sahipliği yapan tarihî zenginlikleri, kadim kültürel yapısı, altı bin yıllık ticari geçmişiyle bulunduğu coğrafyaya değer katan Kayseri sanayide, ticarette, tarımda olduğu gibi turizm alanında da iktidardan maalesef ki yeterli desteği alamamaktadır. Kayseri Erciyes Dağı, Sultan Sazlığı, Kapuzbaşı Şelalesi, Tuzla Gölü, Soğanlı Vadisi, Zamantı Irmağı, Melikgazi Türbesi ve Kalesi, Kayseri Kalesi, kervansarayları, milattan önceki yıllara uzanan geçmişe sahip yer altı şehirleri, millî parklarıyla sayısız doğal ve tarihî alanlara sahiptir. Ancak Kayseri’nin devletten gerekli desteği alamaması nedeniyle Kayseri’de turizm bir türlü gelişememiştir. Erciyes Dağı Türkiye’nin en önemli kış turizm merkezi olma potansiyeline sahiptir ancak AR-GE çalışmalarının olmaması, turizm tesislerinin yeterli olmaması, reklam çalışmalarının yapılmaması, devlet desteğinin olmaması, Kayseri’nin hava ve kara yollarının yetersizliğinden ulaşılamayan bir şehre dönüşmesi nedeniyle Erciyes hak ettiği yere bir türlü gelememiştir. Yahyalı ilçesinde bulunan, kendi sınıfında dünyanın en yüksek 2’nci şelalesi olan Kapuzbaşı Şelaleleri, ilçede konaklama imkânlarının olmaması, tanıtımının yapılmaması, herhangi bir yatırımın olmaması nedeniyle turist çekememektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz.

DURSUN ATAŞ (Devamla) – Değerli milletvekilleri, Kayseri gibi, ülkemizde pek çok şehirde de önemli turizm potansiyeli bulunmaktadır ancak iktidarın yanlış politikaları yüzünden bu bölgeler kaderine terk edilmiştir, Kayseri de kaderine terk edilen şehirlerin başında gelmektedir. Yatırımlardan mahrum kalan Kayseri’de bir an önce master plan yapılmalı, devlet yatırımları yapılarak, özel yatırımların da önü açılarak desteklenmelidir. Kayseri Kapadokya’yla birlikte bölgenin turizm merkezi hâline getirilip hem ülkemize döviz girdisi sağlanmalı hem de işsizlikten bunalmış bölge halkının istihdamı sağlanmalıdır diyor Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerindeki üçüncü konuşmacı Kastamonu Milletvekili Sayın Hasan Baltacı.

Buyurunuz Sayın Baltacı. (CHP sıralarından alkışlar)

HASAN BALTACI (Kastamonu) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Turizm Teşvik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 4’üncü maddesi üzerine söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, bu kadar çok tartışılan bir Kanun Teklifi’nin Meclisin tatile girmesinden hemen önce apar topar Genel Kurula getirilmesini doğru bulmuyorum çünkü bu kanun bu kadar apar topar yasallaşsa bile iddia etmiş olduğunuz sonucu alması mümkün değil çünkü Turizm Teşvik Kanunu ilk önce 1982 yılında yasalaştı, o günden yani 1982’den 2002’ye kadar 8 kez değişikliğe uğradı. Oysa 2002’den bugüne kadar 11 değişiklik teklifiyle 42 maddede değişiklik yapıldı ve yasayla birlikte de 23 madde tekrar değişiklik yapılacak.

Şimdi, bu kadar, bunca değişiklik yapılmasına rağmen Türkiye’de turizmin ve turizmcinin ve turizm emekçisinin durumu ortada. Bu kanunun 4’üncü maddesiyle yapılmak istenen değişiklik şu cümleyle başlıyor, deniliyor ki “Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerler…” diye başlıyor. Neresidir bu devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerler? Ormanlardır, meralardır, yaylalardır, otlaklardır, denizlerdir, göllerdir, kıyılardır. Şimdi, on dokuz yıl boyunca yapmış olduğunuz uygulamalara bakınca eğer AKP bu Meclise bir yasa teklifi getiriyorsa ve içinde “Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerler…” ibaresi geçiyorsa arkadaşlar, bilin ki bir yerde bir orman yangını çıkacak, sonra orası imara açılacak, sonra da üzerine bilmem hangi yandaşa ait otel yapılacak demektir. Eğer AKP bu Meclise bir yasa getiriyorsa ve içinde “Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerler…” ibaresi geçiyorsa arkadaşlar, bilin ki bu ülkede bir göl kuruyacak, bir yerde bir dere susuz kalacak; bilin ki kıyılar, ormanlar yağmalanacaktır. AKP bu Meclise bir yasa teklifi getiriyorsa ve “Turizmi teşvik edeceğiz.” diyorsa benim aklıma Salda Gölü’nü beton boğacağınız millet bahçesi geliyor. Siz “Turizmi teşvik edeceğiz.” deyince benim aklıma vatandaşı aşı beklerken “Turistin göreceği herkesi aşılayacağız.” cümlesi, turizm emekçilerine “Ben aşılıyım.” maskeleri taktırıp onurlarını ayaklar altına aldırdığınız reklam filmleri geliyor. Siz “Turizmi teşvik edeceğiz.” deyince benim aklıma 2168 kamyon kumu çalınan Patara’nın kumsalları geliyor. Dünyanın kendi kendini  temizleyen 3 denizinden biri olan Saros Körfezi’ne akıttığınız zift, define arama izni verdiğiniz ve bataklığa dönüştürdüğünüz Buzul Çağı’ndan kalma Dipsiz Göl geliyor. Siz “Turizmi teşvik edeceğiz.” deyince benim aklıma arsası Tarım ve Orman Bakanlığına ait Türkbükü’ndeki Hilton Oteli’ni Turizm Bakanının nasıl satın aldığını sormak geliyor. Ve yine Turizm Bakanının kardeşinin haklarını ödemediği ve gözaltına aldırdığı Atlasjetin işçileri geliyor. Siz “Turizmi teşvik edeceğiz.” deyince bizim aklımıza çivi çakmak bile yasakken imara açılan Marmaris Kumlubük’teki 320 dönüm sit alanı geliyor. Siz “Turizmi teşvik edeceğiz.” deyince üç beş yerden maaş bağladığınız bakan yardımcıları, eski milletvekilleriniz, yandaş gazetecileriniz geliyor. Siz “Turizmi teşvik edeceğiz.” deyince yıktığınız on iki bin yıllık Hasankeyf aklımıza geliyor. Bu örnekleri çoğaltmak mümkün ama zamanımız kısa. On dokuz yıllık sicilinize bakarsak eğer bu  yasa tasarısı yasalaşırsa önce yani 4’üncü maddede bahsedilen “Geçici tesisler ve günübirlik tesisler yapılıyor.” denilecek, sonra bu  yapılar kalıcı tesisler hâline getirilecek, sonra seçim dönemine yakın bir imar affıyla kaçak yapılaşma yasalaştırılacak. Oysa TÜİK verilerine göre Türkiye’de hanelerin yüzde 60’ının evden uzakta bir haftalık tatil masrafını bile karşılayamadığı bir ülkede, turizm liselerinden ve fakültelerinden mezun on binlerce gencimizin iş aradığı bir ülkede sizin turistik tesislerde çalışan yabancı sayısının sınırını kaldıracak düzenlemeyi teklif edecek kadar milletten habersiz olduğunuz bir ülkede turizm tarihinin en karanlık ve en sıkıntılı dönemini yaşarken turizmciye yeni ek yükler, yeni vergiler getirilmek istenen bir ülkede sizin turizmciye verebileceğiniz tek teşvik erken seçime gitmektir.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

                              Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 255 sıra sayılı Turizmi Teşvik Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin çerçeve 4’üncü maddesinde yer alan devletin hüküm ve tasarrufları altındaki yerlerde ibaresinden sonra gelmek üzere doğal ekosisteme uygun olması ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

Nevin Taşlıçay Esin Kara                             Sefer Aycan

Ankara                                                        Konya                            Kahramanmaraş

Mustafa Hidayet Vahapoğlu                        Ümit Yılmaz

Bursa                                                           Düzce

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU BAŞKANI TAHİR AKYÜREK (Konya) – Katılamıyoruz efendim.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Düzce Milletvekili Sayın Ümit Yılmaz.

Buyurunuz Sayın Yılmaz. (MHP sıralarından alkışlar)

ÜMİT YILMAZ (Düzce) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 255 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 4’üncü maddesinin değiştirilmesi teklifi üzerine söz almış bulunmaktayım. Sizleri ve Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Düzce, turizm açısından değerlendirildiğinde büyük bir potansiyele sahiptir. İlçeler ve merkez tek tek ele alındığında deniz, doğa, tarih ve benzeri birçok turizm imkânı bulunan ilimizin, turizm gelirinden yeterince yararlanamadığı görülmektedir. Akçakoca ilçemize deniz ve doğa turizmi açısından son yıllarda artan talep bizleri sevindirmekle beraber yaşanan sel felaketleri ve pandemi süreci Akçakoca’nın turizmden umduğu geliri elde edememesine neden olmuştur. İlçemizde bulanan Fakıllı Mağarası ve Aktaş Şelalesi gün geçtikçe artan tanınırlığının yanında, ziyaretçi sayısıyla önemli bir alandır. Cumayeri ilçemizde Melen çayında yapılan rafting, Marmara ve Karadeniz Bölgesinde tek rafting alanıdır.  Yine Cumayeri ilçemizde belediyemizin yapımına devam ettiği sayfiye alanı bölgenin en genişlerinden biri olmaya namzettir. Cumayeri ilçemizde yapımına devam eden bir diğer tesis olan yarış pisti bittiğinde ülkemizin yanı sıra Avrupa’nın da sayılı pistlerinden biri olacaktır. Yığılca ilçemiz doğa turizmi açısından oldukça zengin bir potansiyel sahiptir. İlçemizde bulunan Sarıkaya Mağarası en geniş galeriye sahip mağaralardan biri olmakla beraber çok fazla insan tarafından tanınmamaktadır. Yığılca ilçemiz ayrıca Yedigöller Millî Parkı'na en yakın mesafenin geçiş yolu üzerinde olmasına rağmen, yıllardır yapılamayan yol nedeniyle turizm pastasından yeterince pay alamamaktadır. Bu yolun bitirilmesi Düzce'nin batısından Yedigöller Millî Parkı'na gitmek isteyenlerin en az iki saat daha zaman tasarruf etmesine neden olacaktır.

Merkez ilçemizde Konuralp bölgesinde bulunan antik kent ve amfitiyatro Bitinya Dönemi’nden kalma en önemli antik kentlerden birisidir. Düzce Belediyemizin amfitiyatro kısmında bakanlığımızla beraber yapmış olduğu çalışmalar hızla devam etmektedir. Düzce turizmine ve kültür mirasına yapmış olduğu katkılardan dolayı Belediye Başkanımız Sayın Faruk Özlü'ye buradan şükranlarımı bildiririm.

Değerli milletvekilleri, bugün bizim asıl üzerinde durmak istediğimiz konu ise Düzce ilimizin daha sayamadığımız birçok güzelliğinin yanı sıra, bölgede bulunan yaylaların turizme kazandırılma konusudur. İlçemizde bulunan Efteni Gölü ve tabiat parkına ortalama 25 kilometre, il merkezine ise ortalama 35 kilometre mesafede bulunan yaylaların birkaç tanesinden bahsedecek olursak bunlar: Kardüz, Balıklı, Hera, Pürenli, Derebalık, Sakarca, Odayeri, Sırıkyayla, Kızık, Şehirli, Çiçekli, Torkul, Sinekli Yaylası olmak üzere daha adını sayamadığımız birçok yaylamız mevcuttur. Bu yaylaların rakımı en yükseği Kardüz 1.840 metre olmak üzere, ortalama bin 500 metre rakım civarındadır. Yaylalarımızın tamamında doğa yürüyüşü, dağ bisikleti, çadır, karavan kampı, foto safari, atlı gezinti ve olta balıkçılığı gibi birçok doğa turizmi yapma imkânı bulunmaktadır.

Geçtiğimiz yıllarda Sayın Cumhurbaşkanımızın talimatıyla Doğu Karadeniz'de uygulanan Yeşil Yol Projesi bölge turizmine büyük katkı sağlamıştır. Bizim de dikkatimizi çeken bu projenin benzerinin Düzce ve Bolu ilimizde uygulanabileceğini düşünerek Düzce Üniversitesine yaptığımız başvuru sonucunda hazırladığımız taslak proje Sayın Turizm Bakanına tarafımızdan teslim edilmiştir. Taslak proje, Sakarya ilimizin Hendek ilçesine bağlı Dikmen Yaylası’ndan başlayarak Düzce ve Bolu illerimizi de kapsayan bölgede bulunan 30’un üzerinde yaylayı içine almaktadır. Proje kapsamında bulunan yaylaların en yakın il ve ilçe merkezlerine bağlantı yolları ve yaylalardan birbirine geçiş yolları iyileştirme kapsamına alınmaktadır. Yaylalarımızın doğal güzelliğini bozmadan yapılacak çadır ve karavan kamp alanları, ahşap tarzı bungalov tipi evler ve tuvalet duş tesisleri ve katı atık toplama konteynerleri yapımı proje dâhilindedir. Yaylaları turizme kazandırırken bir doğasever olarak birinci önceliğimiz her zaman doğanın korunmasıdır. Hazırladığımız taslak projenin dikkate alınması gereken birinci önceliği, yapılan yolların geçirgen yollar olması ve yapılacak tesislerde beton kullanımının engellenmesi olacaktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz.

ÜMİT YILMAZ (Devamla) – Değerli milletvekilleri, Düzce ilimize bağlı yaylalarla ilgili önemli bir sorun da yaylaların sınırlarının il sınırlarımız dışında kalmasıdır. Bunlardan birkaçına örnek verecek olursak, mesela kullanımı Gölormanı köyümüze ait olan Balıklı Yaylası’nın tamamı Bolu il sınırlarındadır. Bunun yanı sıra, kullanımı Samandere ve Çatalçam köyüne ait Sinekli Yaylası yine Bolu sınırları içinde kalmaktadır. Hera, Şehirli, Kızık Yaylalarında da durum farklı değildir. Bu yaylalarımızın Sayın Cumhurbaşkanımızın kararıyla Düzce ili sınırlarına dâhil edilmesi en büyük talebimizdir diyorum, hepinize saygılar sunuyorum. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

4’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, 5’inci madde üzerinde 3 önerge vardır. İlk okutacağım 2 önerge aynı mahiyettedir, bu önergeleri okutup birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan, Turizmi Teşvik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 5’inci maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve arz ve teklif ederiz.

 

                                     Feridun Bahşi                                            Yasin Öztürk                                   Hayrettin Nuhoğlu

                                         Antalya                                                     Denizli                                                     İstanbul

 

                                İmam Hüseyin Filiz                                        Aylin Cesur                                          Ayhan Altıntaş

                                        Gaziantep                                                    Isparta                                                      Ankara

Diğer önergenin imza sahipleri:

 

                                    Gökan Zeybek                                           Hasan Baltacı                                          Aziz Aydınlık

                                         İstanbul                                                  Kastamonu                                                 Şanlıurfa

 

                                     Orhan Sümer                                               Ali Şeker                            Mehmet Akif Hamzaçebi

                                          Adana                                                      İstanbul                                                     İstanbul

 

                             İbrahim Özden Kaboğlu                                                                                         Çetin Osman Budak

                                         İstanbul                                                                                                                      Antalya

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU BAŞKANI TAHİR AKYÜREK (Konya) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerindeki ilk konuşmacı Ankara Milletvekili Sayın Ayhan Altıntaş.

Buyurunuz Sayın Altıntaş. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

AYHAN ALTINTAŞ (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 255 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 5’inci maddesi üzerine İYİ Parti Grubu adına söz almış bulunuyorum, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Bu kanun teklifinin sahipleri teklifi Türk turizmini geliştirmek maksadıyla sunmuşlar. İddiaları o ki ülkenin varlıklarının turizme kazandırılmasını hedeflemişler. Önce şu soruyla başlayalım: Turizme kazandırmaktan ne anlıyorsunuz? Maddelere bakınca tamamen parasal bir amaç ortaya çıkıyor. Bu rant amaçlı yaklaşım kalıcı bir etki yapmaz. Altın yumurtlayan kazı keserek birkaç gün karnınızı doyurursunuz ama geleceğinizi yok edersiniz. Turizmi geliştirmek ülkenin imajını dünya nezdinde düzeltmekle de yakından ilgilidir. AK PARTİ’nin yaptığı yanlış uygulamalar, izlediği birtakım hatalı politikalar turizme de darbe vurmaktadır. Örneğin, bugünlerde Afganistan’da Taliban’dan kaçan pek çok sığınmacının elini kolunu sallayarak ülkemize girdiği hepinizin malumudur. Sormak istiyorum, sınır güvenliğimizden hangi bakan sorumlu, bu bakanlar ne iş yaparlar? Ülkeye her türlü fanatik, terörist, El Kaidecinin rahatlıkla girebileceği imkânlar var. Bu durum en başta bazı ülkeler açısından Türkiye’nin modern ve güvenli devlet niteliğini zedelemektedir. Kaldı ki corona virüsü salgını sürecinde turist gelsin diye yaptığınız şeffaflıktan uzak uygulamalar biraz para getirdi ama 3’üncü dalgayı da tetikledi.

Değerli arkadaşlar, 5’inci maddeye gelecek olursak, 5’inci maddeyle turizm merkezleri, turizm koruma ve gelişim bölgeleri ve turizm merkezleri içinde yer alan millî parklar, tabiat parkları, tabiat anıtları, tabiat koruma alanları, doğal sit alanları, sulak alanlar gibi korunan alanlarda hâlihazırda Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından yürütülen planlama ve onama yetkisine Kültür ve Turizm Bakanlığı da ortak edilmektedir, gerekçe olarak da bütüncül planlama amaçlandığı belirtilmektedir. Objektif ve doğru bir şekilde planlanacaksa, doğru analiz yapılacaksa bu teklif kabul edilebilir. Fakat maalesef önceki icraatlarınız bize güven vermiyor.

Doğal güzelliklerimizin, tabiat alanlarımızın, sulak alanlarımızın hızla turizme açılarak rant alanı yaratma hevesini tetikleyebileceği konusunda ciddi endişelerimiz var. Örneğin, Salda Gölü’ne bakın, önce, millet bahçesi için göle inşaat kamyonlarıyla girildi, sonra, durumu kurtarmak için kamuoyu baskısının da etkisiyle Salda özel çevre koruma bölgesi ilan edildi. Ancak maalesef en son medyada da gördük, bu statü de Salda’yı çevre talanınızdan, acımasız politikalarınızdan, rant açlığınızdan kurtaramadı, Salda Gölü de sorumsuz politikalar sonucunda mahvoldu. Dün, Tuz Gölü’nün hâlini gördük. Ayder’in, Uzungöl’ün durumunu anlatmama gerek yok. Seçim bölgem Ankara’da Atatürk Orman Çiftliği de parça parça tahrip edildi, tahrip edilmeye de devam ediliyor. Ülkemizin güzellikleri birer birer kayboluyor. Korunması gereken sit alanlarımız yavaş yavaş yok ediliyor.

Burada, dikkat edilmesi gereken bir başka durum daha var: Bu uygulamayla yerel yönetimler bu planlara dâhil edilmiyor. Başta büyükşehir belediyeleri olmak üzere, yerel yönetimlerin ölçeği fark etmeksizin imar konularından soyutlanmış olması bizce doğru değildir. Ülkemizin turizmi için güzel bir şey yapılacaksa bunun için bütün paydaşların görüşleri, önerileri alınmalıdır.

Değerli arkadaşlar, bu teklifte ülkenin tarihî ve doğal zenginliklerini korumak, geliştirmek, kültürel zenginliğe değer katmak, insanlarımızı tarih bilinciyle yoğrulmuş millet yapmak gibi amaçlar hiç yok. Bu yüzden, Bakanlığın adındaki “kültür” kelimesi de sanki fazladan duruyor gibi. Bakanlığın adını “turizm yoluyla birilerini zengin etme bakanlığı” koysaydınız belki daha dürüst davranmış olurdunuz.

Siz, turizmi sadece dolar getiren yabancı turist olarak, sektörü de yolunacak kaz gibi görüyorsunuz maalesef. Bu kısa vadeli politikalar, uzun vadede nitelikli turist getirmez. Belediyelerle, uzmanlarla, sektör temsilcileriyle, sivil toplum kuruluşlarıyla birlikte kalıcı ve nitelikli turizmi geliştirmek için çalışmanızı bekliyoruz.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerindeki ikinci konuşmacı Ankara Milletvekili Sayın Tekin Bingöl.

Buyurunuz Sayın Bingöl. (CHP sıralarından alkışlar)

TEKİN BİNGÖL (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Gene bir gece yarısı saray yeni bir başarı hikâyesi yazdı. Nedense Türkiye, gündüzün hayrını hep yok sayıp gecenin şerrinde atamalarla, görevden almalarla ve kanun hükmünde kararnamelerle uyanıyor.

Bu başarı hikâyesi TRT’yle ilgili bir başarı hikâyesi, yandaşlığın pik yaptığı bir kurum. Ayrıca, yoğun bir şekilde partizanlığın yapıldığı bir kurum ve bu kurumda yeni bir düzenleme yapılıyor; çok lazımmış gibi Genel Müdürlük ile Yönetim Kurulu Başkanlığı ayrıştırılıyor yani 2 yandaşa yeniden 2 görev ihdas ediliyor. E, bununla kalınmıyor, 7 kişilik Yönetim Kurulunun sayısı da 9’a çıkarılıyor. Sanki 7 kişilik Yönetim Kurulu özgürce, kendi iradeleriyle TRT’yi koruyup kollayan bir anlayışla yöneticilik yapılıyormuş gibi sayı 9’a çıkarılıyor. İlginç; bu yeni yönetim kurulu üyelerinden birisi çiçeği burnunda Çalışma Bakanının oğlu, Vedat Bilgin’in oğlu. Yani herhâlde yüzlerce, binlerce kamu kurumunda yandaşlara yer kalmamış, yeniden yeni yönetim kurulu üyelikleriyle böyle bir ihdas yapılıyor. Herkes -muhalif milletvekilleri- bu kürsüye çıkınca haklı olarak “Yazıktır, günahtır, ayıptır!” diyor ama kime?

Şimdi, böyle bir talan ve yağma düzeni var; bu turizmle ilgili kanun teklifinde de yine maalesef yeni bir yağma düzeninin düzenlemesi var. Bunun, bu paketin ruhunu otlakların, meraların, kışlakların ot karşılığında turizme açılması oluşturuyor. Ya, o kadar ilginç ki şu bir aylık süre içerisinde kıyamet kadar vatan toprağı satışa çıkarıldı; bir yandan Özelleştirme İdaresi bir yandan Millî Emlak yaklaşık 6.700 parça vatan toprağını satıyor. Bununla sınırlı değil; daha geçen hafta yine bir düzenlemeyle kamu kurumlarının o “yüzük kaşı” diye tabir edilen tesislerini satışa çıkardılar. Doymuyorlar, doymuyorlar, doymuyorlar! Şimdi de bu güzelim meraları turizme açıyorlar. Çok ilginç; 22 milyon hektarlık mera şu dönemde yarı yarıya yok edildi, heba edildi, 10 milyon hektara indirildi. Yani bu kadar duyarsızlığa, bu kadar vicdansızlığa tahammül etmek mümkün değil.

Peki, bu topraklar usulüne uygun mu turizme açılıyor, usulüne uygun mu ihale ediliyor? Nerede? Keşke öyle olsa da hiç olmazsa diyelim ki: “Ya, tarafsız bir şekilde, usulüne uygun bir şekilde ihaleler yapılıyor.” İnanın, hiçbir şekilde bu ihaleler usulüne uygun yapılmıyor.

Az önce bahsettiğim o 6.700’ün üzerindeki toprak var ya, kamunun arazisi yani 84 milyon vatandaşın arazisi ihale ediliyor ama aradan, ihaleye çıkarılmadan, farklı yöntemlerle kim bilir kaçı birilerine peşkeş çekiliyor; bu, bir alışkanlık, on dokuz yıllık iktidar döneminde hep yapılagelen bir uygulama.

TRT’den niçin bahsettim? Çünkü TRT, personeli açısından, şu an 9 binin üzerinde personel barındıran bir kurum hâline dönüştü. Hiçbir şekilde “Efendim, yeni kanallar açtık da personel ihtiyacı var.” demeyin sakın. Zira bu personel ihtiyacı yeni açılan kanallarla ilgili… Herhangi bir bina ihtiyacı yok, malzeme ihtiyacı yok, her şey var, 5-10 personelle yürütülebilecek kanallar ama gelin görün ki bunu bahane ederek yüzlerle binlerle ifade edilen personel istihdam ediliyor; hepsi yandaş, hepsi yandaş.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

TEKİN BİNGÖL (Devamla) – Teşekkürler.

Başka bir şey daha var: Bakın, bu TRT’de hizmet alımları var, son üç yılda 2 milyarlık hizmet alımı yapılmış. Ya, araştırıyorsunuz, hizmet alımları da adrese teslim. Yani profesyonelce program yapan yerlere usulüne uygun ihale edilse… Hadi neyse, diyelim ki 2 milyar vatandaşların arasına ayrım yapılmadan gitti; 2 milyar ya, yazık günah. Ve TRT’nin gelirlerinin yüzde 90’ı bu halkın vergisinden kesilip oralara peşkeş çekilen paralar.

Bunları hiçbiri yapanların yanına kâr kalmayacak. Siz, ot bedeliyle bu meraları peşkeş çektiğinizde, kışlakları peşkeş çektiğinizde gün gelecek, bu millet o meraların, o kışlakların, zorla gasbedilen ve yandaşlara peşkeş çekilen bu güzelim arazilerin hesabını soracak diyorum.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 255 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 5’inci maddesiyle değiştirilen 2634 sayılı Kanun’un 7’nci maddesinin birinci fıkrasının üçüncü cümlesinin “İlgili kurul, kurum, il ve/veya ilçe belediyesi, sivil toplum kuruluşları, sendikalar, odalar, meslek örgütleri ve bakanlığın ortak mutabakatı doğrultusunda uygun görülen planlar çevre ve şehircilik bakanlığına iletilir.” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                       Oya Ersoy                                               Kemal Peköz                     Serpil Kemalbay Pekgözegü

                                         İstanbul                                                      Adana                                                        İzmir

                                       Hüda Kaya                                                 Sait Dede Dilşat Canbaz Kaya                                                                                                          İstanbul                                                     Hakkâri                                         İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU BAŞKANI TAHİR AKYÜREK (Konya) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen İstanbul Milletvekili Sayın Dilşat Canbaz Kaya.

Buyurunuz Sayın Kaya. (HDP sıralarından alkışlar)

DİLŞAT CANBAZ KAYA (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; evet, birçok konu var, nereden başlayalım diye ben de bakıyorum çünkü bu ülkede çok fazla gündem değişiyor ama bazı saldırılar var, ırkçı saldırılar var, nefret dili var, kutuplaştırıcı diller var; biraz buralardan bahsetmek istiyorum.

İktidarları boyunca bu ülkeyi kadınlar, çocuklar, emekçiler ve LGBTİ’liler için bir cehenneme çeviren iktidar ve ortakları, bu politikalarıyla nefreti, ayrıştırmayı ve kutuplaştırmayı besliyor. İktidarın medyası kin, nefret, öfke kusan haber dilleriyle her gün toplumun farklı bir kesimini hedef gösteriyor. Geçen hafta A Haber tarafından İstanbul Tarlabaşı Toplum Merkezinin çalışmaları hedef gösterildi. İktidar medyası ve sosyal medya trolleri tarafından Tarlabaşı Toplum Merkezinde çalışan sosyolog, psikolog ve sosyal hizmet uzmanı meslek üyeleri sistemli şekilde açıktan hedef gösterilmiştir. Yine, Kaos GL yaptığı açıklamada “Akit, Milat ve Aydınlık gazetelerinin, sistemli şekilde LGBTİ+ kurumlarının faaliyetlerini hedef gösterdiğini” ifade etmiştir. Şimdi, gazetecilik faaliyetiyle bağdaşmayan ve tetikçilere açıkça hedef gösteren bu yayımcılık durdurulmalıdır. İktidar, LGBT’lilerin demokratik faaliyetlerinin güvence altına alınmasından da sorumludur, yükümlüdür.

Irkçı saldırılar artık hiç gündemimizden düşmüyor, iktidar tarafından sistemli bir şekilde bu ırkçı siyaset palazlanıyor. Bunun yansıması olarak her gün bir yerden ırkçıların saldırı haberlerini alıyoruz. Birkaç örnek vereceğim ki yakın zamanda bütün sosyal medyada da yayınlandı. Konya’da yaşayan Kürt bir aile “Biz ülkücüyüz, sizi burada yaşatmayacağız.” diyen 60 kişilik ırkçı grubun saldırısına uğradı. Peki, aile saldırıya uğrarken yargı ne yaptı? İlk duruşmada 2 kişi hariç herkesi serbest bırakarak bir de üstüne saldırganlara koruma kararı aldırdı. Yani yanlış duymadınız, saldırganlara, karşı tarafa -aileye değil- koruma verildi. Nedenini, niçinini anlamış değiliz biz de.

Bir de yakın zamanda yani iki gün önce İstanbul HDP Avcılar İlçe Eş Başkanımız Şemsettin Duman’ın evine silahlı bir saldırı gerçekleştirildi. Bir hafta önce kendisini polis olarak tanıtan, kimliklerini hızlıca gösterip “Aşağıda dosyanız var.” diyerek çağırılan Eş Başkan Duman… Gitmediğini ve karakolda değil öyle tenhada, araba içlerinde görüşme yapmak istediği… İlçe Eş Başkanımızın evi, bu görüşmeyi reddettikten kısa bir süre sonra kimliği belirsiz kişiler tarafından kurşunlandı.

Bugün, bu sabah, yine, hepiniz de biliyorsunuz, HDP Marmaris ilçe örgütümüz silahlı saldırıya uğradı. Bu ırkçı saldırılar, bu nefret dili, bu kutuplaştırıcı dil aslında örgütlü bir dil yani en üstten en alta kadar. Bugün Konya’daki bir ailenin de sıradan bir Kürt ailesine, işte ilçe eş başkanımıza, parti binalarımıza saldırılar tesadüfi değil yani sıradan bir vaka değil. Psikolojisi bozukmuş, münferit bir olaymış, bunların hiçbirini kabul etmiyoruz, etmeyeceğimizi tekrar ifade edelim. Çünkü bunlar çok sistemli şekilde artarak devam ediyor. Eğer bu ırkçı gruplara karşı ciddi tedbirler alınmazsa yarın doğacak daha büyük saldırılarda iktidar doğrudan sorumlu olacaktır, bu saldırıların kendisinden.

Sadece bizlere değil, emekçilere saldırılar var, işçilere saldırılar var. Her dönem patronların yanında, ardında durmanız bizi şaşırtmıyor. İşçileri, emekçileri aylarca, yıllarca; kışın ayazında, yazın sıcağında sokakta direnmeye mecbur bırakıyorsunuz. Her işçi direnişinin karşısına polisi, jandarmayı dikip alın terinin karşılığını isteyen emekçileri tartaklıyorsunuz.

Geçen hafta, biliyorsunuz, maden işçisi Tahir Çetin’i ve maden işçisi Ali Faik İnter’i bir trafik kazasında kaybettik; çok üzgünüz, öfkeliyiz. Buradan işçi sınıfının başı sağ olsun diyoruz bizler de

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

DİLŞAT CANBAZ KAYA (Devamla) – Yıllardır emeklerinin karşılığını, fazlasını değil, sadece çalıştıklarını, emek verdiklerinin karşılığını alabilmek için direniyorlardı. Bugün maden işçilerinin sorunlarını çözmek ve kulak vermek yerine hakaretler, tehditler savurarak, polise ve jandarmaya dövdürerek onlara karşılık verildi. Tahir’in ve Ali Faik’in ahı AKP iktidarındadır diyorum.

Biliyorsunuz, tütün işçileri vardı, 10 kişi tutuklandı. Yani her gün göz altılarla, tutuklamalarla saldırılarla karşı karşıyayız. İşçilerin, emekçilerin yaşama hakkının olmadığı bir yerdeyiz, bir ülkedeyiz, bir coğrafyadayız.

Çok kısa olarak son konuşmamı Pegasus işçileriyle ilgili söylemek istiyorum. Pegasus Hava Yolları'nda 40'a yakın çalışan sendikalaştıkları için işten atıldı. Sendikaya üye olmak işten atılma gerekçesi oldu artık. Aynı şirkete işten atılmalar sonrası hemen yeni işçi alımının olduğu görülüyor yani iktidar örgütlü bir toplum istemiyor, örgütlü bir işçi istemiyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

DİLŞAT CANBAZ KAYA (Devamla) – Başkanım, çok kısa, hemen tamamlayacağım.

BAŞKAN – Buyurunuz.

DİLŞAT CANBAZ KAYA (Devamla) – Bugün, Pegasusta NAKLİYAT-İŞ üyesi olan işçiler bir an önce işlerine geri dönmeli ve hava yolu iş kolunda sendikalaşmanın önündeki engeller kaldırılmalıdır diyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

Teşekkürler Başkanım.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

5’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, 6’ncı madde üzerinde 4 önerge vardır. İlk okutacağım 3 önerge aynı mahiyettedir, bu önergeleri okutup birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 255 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 6’ncı maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                Oya Ersoy                                Kemal Peköz       Serpil Kemalbay Pekgözegü

                  İstanbul                                      Adana                                        İzmir

                Hüda Kaya                                 Sait Dede                           Ali Kenanoğlu

                  İstanbul                                    Hakkâri                                     İstanbul

 

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

              Feridun Bahşi                             Yasin Öztürk                   Hayrettin Nuhoğlu

                  Antalya                                     Denizli                                     İstanbul

          İmam Hüseyin Filiz                          Aylin Cesur                             Bedri Yaşar

                 Gaziantep                                    Isparta                                      Samsun

 

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

              Gökan Zeybek                            Yıldırım Kaya          Mehmet Akif Hamzaçebi

                  İstanbul                                     Ankara                                     İstanbul

              Mahmut Tanal                             Tekin Bingöl           Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu

                  İstanbul                                     Ankara                                      Manisa

         

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU BAŞKANI TAHİR AKYÜREK (Konya) – Aynı mahiyetteki önergelere katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ilk konuşmacı İstanbul Milletvekili Sayın Ali Kenanoğlu.

Buyurunuz Sayın Kenanoğlu. (HDP sıralarından alkışlar)

ALİ KENANOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın vekiller; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Turizmi Teşvik Kanunu Teklifi’nin 6’ncı maddesi; bu madde aslında meralık, yaylalık alanların turizme tahsis edilmesi amacıyla ilgili bir madde. Biz tabii, ülkedeki tarım sektörünü, meraların, tarım alanlarının, yaylalık alanların amacı dışında kullanılmasına tanık oluyoruz. Esasında, ülkeler açısından tarımın, hayvancılığın ilk sırada bir politika olarak ele alındığı, bir üretim alanı olarak ele alındığı yerde Türkiye’de ise bütün bu alanlar başta turizm olmak üzere farklı amaçlarla kullanılabiliyor. Zaten, ülkede güvenlikçi politikalar nedeniyle köy hayatı bitirildi. Bu, sadece Türkiye’nin doğusunda, güneydoğusunda değil, buralardan bahsetmiyorum. Benim de memleketim olan Orta Karadeniz Bölgesi'nde 90’lı yıllardaki yayla yasaklarıyla birlikte bizim o köyler boşaldı, kimse kalmadı, hayvancılık yapılmıyor çünkü zaten yüksek bölgeler, dağ köyleri, küçük tarımla uğraşıyorlar, büyük çoğunlukla da hayvancılıkla uğraşıyorlar. Dolayısıyla yaylayı yasakladığınız zaman buralarda yaşam devam edemiyor ve insanlar göç etmek zorunda kalıyor. Köylerde artık kışın kimse yok. Son bir yıldır, iki yıldır bu pandemi nedeniyle insanlar büyük şehirlerdeki o salgın tehlikesinden korktukları için biraz gitmeye başladılar, onun haricinde köylerde kimse kalmadı yani hayvancılığı, tarımı bu anlamıyla bitirdik, artık, eti, sütü, samanı dahi ithal eder bir vaziyete geldik. Bu anlamıyla, ülke olarak önce korumamız gereken, kollamamız gereken tarım alanları ve yaylalık alanlar olması gerekirken başta güvenlik politikaları nedeniyle, daha sonra da işte bu rant politikaları nedeniyle bütün tarım alanları artık terk edildi ve şimdi bir kısmı da turizme açılmak isteniyor. Böylelikle çiftçi, üretici, köylü yerinde yurdunda kalamaz, barınamaz hâle geliyor, ondan sonra da işte büyük kentlerde böyle büyük sorunlarla uğraşmak zorunda kalıyoruz.

Yine, bugün çok konuşuldu, köylülerin tarımını yapamaması meselesi DEDAŞ üzerinden tartışıldı. Ben bu konuda tartışılan konu dışında biraz farklı bir yerden bir şeyler söylemek istiyorum. Yani burada dikkat çekici şey DEDAŞ’ın faturaları köylüye toplu göndermesi, beyanatlar var, oradaki arkadaşlarımızın bize gönderdiği raporlar var. Toplu fatura gönderiyor, insanların sayaçları dahi yok, kişilerin kendisine ait kim ne kadar elektrik kullanmış, bunun dahi tespit edilemeyip toplu faturaların gönderildiği alanlar var. Ama bir taraftan bakıyorsunuz 1 Ocak 2018’den bugüne kadar elektrik fiyatı artışları sanayide yüzde 166, ticarethanelerde yüzde 169, konutlardaysa yüzde 104 üzerinden gerçekleşmiş ancak dağıtım şirketleri korunuyor çünkü bu süreç içerisinde bir de dağıtım şirketlerine yapılan indirimler var. Pandemi sürecinde dağıtım şirketlerinin mağdur edildiği de düşünülerek ya da mağduriyete uğradığı da düşünülerek indirimler yapılıyor iki yılda yüzde 38 oranında yapılan indirim var ama tüketiciye yönelik bir indirim yok. Sadece, pandemi sürecinde faturaların biraz ötelenmesi ya da sayaç okumasının ötelenmesi vardı, onun haricinde herhangi bir şey olmamış. Şimdi, buradaki tartışılan konu, tabii, genel olarak “Söz Meclisten dışarı.” diyorlar ya, halk nezdinde ve sosyal medyada çok fazla tartışılan konu şu: “Bu Kürtler zaten elektrik faturası falan ödemiyorlar, bunların hepsi kaçak kullanıyorlar dolayısıyla bunlar kaçak kullandıkları için de gitsinler, ödesinler kardeşim.” diye bir algı var, böyle konuşuluyor. Şimdi, biz bunu, Enerji ve Tabii Kaynaklar Komisyonu üyesi olarak ciddiye aldık ve bir rapor şeklinde hazırladık. Ben bunu daha önce yayınlamıştım, konuyu araştırdık, ettik. İşin doğrusu böyle değil. Bu bir algı ve kötü niyetli bir algı ve bilerek yayılan bir algı. Komisyonda Bakan Yardımcısı dahi -kendisinin beyanatları var, biz rapora dâhil ettik o beyanatları- bu işin böyle olmadığını ifade ediyor. Çünkü kayıp kaçak meselesi; bir, kayıp; iki, kaçak konusu var. Yani “kayıp” dediğiniz mesele elektriğin üretildiği yerden aboneye gidene kadar, trafodan dâhil olmak üzere çıkıp aboneye ulaşana kadar, onun sayacına gidene kadar ki safahat olan sürece deniliyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

ALİ KENANOĞLU (Devamla) – Bu süreç iletişim ağının, oradaki hatların kalitesinden, kalitesizliğinden tutun, trafoların bakımına, bakımsızlığına kadar birçok sebep, etmen oluyor bu konuda ve gelişmiş ülkelerde bu oran yüzde 7 ve yüzde 8 civarında. Yani bugün bildiğimiz çok modern donanımlara sahip, teknolojiye sahip ülkelerde dahi bu kayıp konusu yüzde 7-yüzde 8 civarında. Şimdi, Türkiye’de bu oran ne? Türkiye’de bu oran yüzde 10,50.

Şimdi, hadi, bir de bölgeye gelelim yani DEDAŞ’ın elektrik ürettiği doğu bölgelerine baktığınız zaman, burada sadece elektriğin yüzde 8,1’i tüketiliyor yani Türkiye’deki bütün elektriğin yüzde 8,1’i sadece bu bölgede tüketiliyor. Şimdi, bu da yani kayıp kaçak oranı da yüzde 8’in yüzde 32’sine tekabül ediyor. Bunu 100 liralık bir faturaya yansıttığınız zaman, kayıp kaçak dâhil, toplamda 2 lira 76 kuruşa tekabül ediyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ KENANOĞLU (Devamla) – Son cümlemi söyleyeyim izninizle efendim.

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

ALİ KENANOĞLU (Devamla) – Bu da esasında kaçak kısmını aldığınız zaman 1 liraya tekabül eder. Ve bunda da yapılan büyük itiraflar var çünkü biz DEDAŞ’la da görüşmüştük bu raporu düzenlerken. DEDAŞ dahi hatların bakımsızlığı için –hani kendini suçlamıyor da- şöyle diyor: “Bu hatlar yapılırken o zamanın teknolojisine göre çok eksiz yapılmış, yetersiz teknolojiyle yapılmış. Şimdi, bakım mevzusu gibi konularda sıkıntı var.” Bir de DEDAŞ başta olmak üzere, bu dağıtım şirketleri bu özelleştirme protokolünün gereği olarak, bakım sözleşmelerinin gereği olarak yapmaları gereken bakımları da yapmıyorlar. Dolayısıyla bu kayıp kaçak meselesi öyle yaratılan algıdaki gibi değil, tam tersine dağıtım şirketlerinin aldıkları onca teşvike rağmen, onca indirime rağmen kendi görevlerini yerine getirmeme işinden kaynaklıdır. Bunun sonucunu da o bölgenin halkı, insanları ödemek zorunda kalıyorlar, maalesef durum böyle. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ikinci konuşmacı Samsun Milletvekili Sayın Bedri Yaşar.

         Buyurunuz Sayın Yaşar. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BEDRİ YAŞAR (Samsun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;  yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu madde kapsamında yapılan düzenlemede mera, yaylak ve kışlaklar turizm yatırımına açılmaktadır, böylece ot bedelini hazine adına tapuya tescil ettiren herkes hayvancılık için ayrılan mera, yaylak ve kışlakları amaç dışı turizm amaçlı kullanabilecektir diyor. Şimdi, biz de biliyoruz ki bu tahsisler yapıldığı andan itibaren maalesef, hiç de kanunda görüldüğü gibi olmuyor, bunun geri dönüşü de mümkün değil yani bugün Türkiye'de hayvancılığın nereden gelip nereye gittiğini hepiniz gayet iyi biliyorsunuz, her geçen gün maalesef, geriye doğru gidiyoruz. Eğer biz bu doğal ortamları da bu yaylakları da turizm faaliyetlerine açarsak inanın Türkiye'de doğal hayatı koruma yönünde çok ciddi sorunlar yaşayacağımızı buradan ifade ediyorum, buradan bir kez daha sizlere hatırlatıyorum.

Yine, mera, yaylak ve kışlak gibi tarım ve hayvancılık açısından çok önemli olan doğal yaşam alanlarının turizme açılarak amaçları dışında kullanılmasına izin verilmesi ülke çapında bu alanların dönüşü olmayan şekilde tahrip edilmesine ve asıl işlevini yitirmesine neden olacaktır. Biz biliyoruz ki özellikle son dönemde karavan turizmi de dâhil yani sahilden 50 metreden başlamak üzere bazı yerlerde 50 metre, bazı yerlerde de 100 metreden itibaren yapılaşma yapılıyor ama karavan turizminde bu 50 metre. Şimdi, öyle bir şeyler geliştiriyorlar ki “Biz, burada karavan turizmi yapacağız.” derken oluşturdukları yapılar kalıcı yapılara dönüşüyor. Yani, oraya koydukları konteyner tipi geçici gibi gösterilen, aslında kalıcı olan elde edilen bu haklar yirmi yıl, otuz yıl neyse aynı şartlar altında dağıtılıyor ve satılıyor yani sonuç amacının dışında kullanılıyor. Dolayısıyla, bu tahsisleri verirken, bunların üzerinde dururken çok ciddi düşünmek lazım, buna göre hareket etmek lazım. Bugün tahsis ettiğiniz alanlara baktığınız zaman göreceksiniz ki siz turizm amaçlı tahsis ettiğiniz

alanların üzerinde, işte oralarda 200, 300 hatta 1.000 yataklı tesisleri çok rahat görebilirsiniz. Onun için doğal hayata fazla dokunmamak lazım.

Mesela bunlardan bir başka örnek, özellikle Samsun için söyleyeyim: Samsun’da Kızılırmak Deltası var. Kızılırmak Deltası’nın üzerinde neler var, ben size söyleyeyim. Belki bu alandaki arkadaşlarımızdan bilmeyen de olabilir. Şöyle söyleyeyim: 386 çeşit kuş türü var, yine bunun yanı sıra Subasar Ormanları var, yine doğaya salınmış manda varlığı var, Türkiye’de bir başka yerde olduğunu düşünmüyorum; yine bu sit alanı içerisinde Kızılırmak Deltası üzerinde yılkı atlarının yaşadığı doğal ortam var. Burada tabii, belli tesisler yapıldı ama sonunda biz ne yaptık, biliyor musunuz? Orada bir yere dedik ya “Burada düğün salonu olsun.” Ya, burada müzikli, eğlenceli bir şey olduğu zaman, orada yumurtlama dönemi olan kuş türleri var, barınma şansı var mı? Yok. Neyse, sağ olsun, sağduyu galip geldi ve bu, buraya yapılmaktan vazgeçildi.

Yine bunun üzerinde irili ufaklı 20 tane göl var, lagünler var. Yine bunun paralelinde, şöyle söyleyeyim: Belki de aynı anda onlarca leylek yuvasının olduğu doğal ortam var. Yani bizim buraların zaten Dünya Mirası’na girmesi için müracaat da yapıldı ama maalesef, belli eksiklikler olduğu için dünya doğal mirasına giremedi ama ümit ediyoruz, bundan sonra girer. Hatta orada geçtiğimiz dönemde bir de yangın çıktı bu alan içerisinde. Bu arada Türkiye’de özellikle orman yangınları dâhil, kıyılarda çıkan yangınlar dâhil çok meşhur. Burada da bizim endişemiz vardı yani “Yine burada bu yangından kaynaklanan bir yapılaşma olur mu?” diye, ümit ediyorum ki olmaz.

Yine bir başka doğal olaydan bahsetmek istiyorum. Burada yine Samsun milletvekillerimiz var, onlar da bilir. Mesela Alaçam’da ne var? Sahilde kum zambakları var, belki Türkiye’de hiçbir sahilde olmayan. Bir sahil düşünün, bir plaj düşünün, böyle, gelincik tarlası gibi zambakların olduğu bir alanı düşünün ama bu konuda uzman olmayan, hiçbir bilgisi olmayan belediye görevlileri bunları ot niyetine hepsini sıyırdı geçti gitti. Hâlbuki bunlar dokunulması bile yasak olan ürünler yani demek ki bizim bu konuyla ilgili daha ciddi bilinçlendirme yapmamız lazım. Bu turizm alanlarında faaliyet gösteren her kim ne olursa olsun, ne vasıfta insanlar olursa olsun muhakkak deneyimli ve de eğitimli olması lazım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BEDRİ YAŞAR (Devamla) – Toparlıyorum Başkanım.

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

BEDRİ YAŞAR (Devamla) – Yine bir örnek, Gümüşhane milletvekillerimiz burada, meşhur bir gölümüz vardı, ne oldu? Bozuldu, suyla doldurduk, eski hâline döndü mü? Dönmedi ve bundan sonra da dönmeyecek. Demek ki bu doğal alanlarla ilgili muhakkak her zamankinden daha titiz davranmamız lazım ama maalesef bu alanlarla ilgili yapılaşma vardı, biliyorsunuz geçtiğimiz dönemde biz imar barışı çıkardık, inanın bu imar barışından istifade eden binaların -işte “yayla evleri” deyin, adına ne söylerseniz söyleyin- çoğu bu yaylak alanları üzerinde. Biz bunlarla ilgili bir sürü yasa çıkardık “Yıkılacak.” diye, bunların yüzde 90’ı yerinde duruyor yani Türkiye'de hiç kimse yapılan bir şeyin yıkılacağına inanmıyor. Dolayısıyla, kanunların caydırıcı gücü olmadığı için, yaptırım gücü olmadığı için bu işlerle ilgili de sonuç alamıyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BEDRİ YAŞAR (Devamla) – Toparlıyorum Başkanım.

BAŞKAN – Buyurun.

BEDRİ YAŞAR (Devamla) – Sonuç itibarıyla dediğimiz şudur: Biz bu yaylakların ve kışlakların -muhakkak Türkiye'nin turizme, turizm gelirine ciddi ihtiyacı var ama- turizme açılmaması lazım. Bunların biz değerini bilmiyoruz, tahrip ettikten sonra geri dönüşünün mümkün olmadığını onlarca örnekte gördük, yaşadık ve anladık.

Ben bunları dikkate alacağınızı ümit ediyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerindeki 3’üncü konuşmacı İstanbul Milletvekili Sayın Mehmet Akif Hamzaçebi.

Buyurunuz Sayın Hamzaçebi. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Anayasa’mız iki grup doğal varlığımızı özel hükümlerle koruma altına almıştır; bunlardan birinci grubu ormanlar oluşturuyor. Anayasa'nın 169’uncu maddesine göre “Devlet ormanları zamanaşımı ile mülk edinilemez ve kamu yararı dışında irtifak hakkına konu olamaz.” Bu “…kamu yararı dışında irtifak hakkına konu olamaz.” kısmına dikkatinizi çekiyorum, bu bir Anayasa hükmü. Nedir kamu yararı ormanlarla ilgili? Yani ormanları korumaktır aslında kamuya yararlı olan, üstün kamu yararı olan husus odur ama belki kara yolu, demir yolu, petrol boru hattı, su isale hattı, telefon hattı, elektrik hattı gibi hizmetler nedeniyle de ormanlardan böyle bir geçiş elde etmek istenebilir. Bu durumda, bunlar bu hizmetleri gerçekleştirecek kurumlar lehine irtifak hakkı tesis edilebilir. Turizm yatırımları için de belli sınırlar dâhilinde yatırımcılar lehine ormanlarda irtifak hakkı tesis edilebilir.

Anayasa’nın 2’nci grup doğal varlık olarak koruma altına aldığı unsunlar; meralar, yaylaklar, kışlaklardır. Anayasa’nın 45’inci maddesine göre “Devlet, tarım arazileri ile meraların ve çayırların amaç dışı kullanılmasını önlemekle yükümlüdür.” 45’inci maddenin gerekçesine baktığımızda da şehirleşme vesair yollarla meraların, çayırların azalmasını, küçülmesini önlemek amacıyla devletin sorumlu olduğu, yükümlü olduğu belirtilmiş ve bu maddenin bu nedenle getirildiği belirtilmiştir. Dikkat ederseniz “…kamu yararı dışında irtifak hakkına konu olamaz.” şeklinde ormanlarla ilgili yer alan ilgili hüküm 45’inci maddede yer almıyor. Demek ki mera, yaylak ve kışlaklarda asıl amaç bunların mera, yaylak ve kışlak olarak kullanılmasıdır. Turizm yatırımı için dahi olsa, meralar, yaylaklar, kışlaklar irtifak hakkına konu edilemez, kimseye tahsis edilemez.

Durum böyle olmakla birlikte, 1998 yılında kabul edilmiş olan 4342 sayılı Mera Kanunu’nun 14’üncü maddesi, turizm yatırımları için zaruri olan meraların, yaylakların, kışlakların turizm yatırımı amacıyla statüsünün değişebileceğini ve yatırımcılar lehine bunların tahsis edilebileceğini düzenliyor. Aslında Mera Kanunu’nun bu maddesi Anayasa’ya aykırı fakat bir madde koymuşlar Mera Kanunu’nun 14’üncü maddesine Anayasa’ya şeklen uyum sağlamak amacıyla. Bu maddede belirtilen yatırımlar için kamu kurumları ve işletmeciler lehine tesis edilmiş olan irtifak hakları veya kullanım hakları, süresinin sonunda bu yerler tekrar mera ve yaylağa dönüştürülür. Şeklen dahi bir uyum sağlamak amacı var orada. Şimdi, AK PARTİ ne yapıyor? 2004 yılından bu yana yaptığı bütün değişikliklerle meraları ve yaylakları amacı dışında kullanmaya yol açıyor. Turizm için burada, ilgili kanunda yer alan zaruri olma hükmünü aslında kaldırmış oluyor. 2004 yılında 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu’na eklenmiş olan ek 4’üncü maddede Mera Kanunu’nun 14’üncü maddesinde sayılan, belirtilen zaruri olma şartını kaldırmış. Bir yer eğer turizm alanı, bölgesi ilan edilmişse bu hemen tapuda hazine adına tescil edilir ve yatırımcıya tahsis edilir. Bırakın, bu şeyi bırakın.

Değerli arkadaşlar, bakın, 2002 yılında Türkiye’de meraların da içinde olduğu tarım arazilerinin toplamı 42 milyon hektarken bugün bu rakam 2020 yılında 37 milyon hektara kadar düşmüştür. Böyle bir yaklaşımla meralar elimizden çıkacaktır. Meralar köylünündür, bırakalım köylünün olsun. Köylü bugün otlak bulamıyor, ot bulamıyor, saman bulamıyor.

Değerli milletvekilleri, bu hüküm ve burada yer alan, meralarla, yaylaklarla, kışlaklarla ilgili hükümle mera, yaylak ve kışlakların turizm yatırımcısı için, onların lehine tesis edilecek irtifak hakları için çok daha kolaylaştırıcı bir hüküm getirilmiş olmaktadır.

Maddede yer alan hukuksuz bir hüküm var: “Tescil harici yerler Kültür ve Turizm Bakanlığınca yatırımcılar lehine irtifak hakkı tesis edilmek suretiyle veya kullanım hakkı verilmek suretiyle tahsis edilebilecek.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Değerli milletvekilleri, Turizmi Teşvik Kanunu’nun 8’inci maddesinin (A) fıkrasının (1) numaralı bendinde bile yazıyor. Diyor ki: “Bu tescil harici yerler önce tescil edilir.” Ama Kültür ve Turizm Bakanı kanun tanımıyor, hukuk tanımıyor. “Ben tescili bekleyemem, tescil edilmeden ben bu yerleri yatırımcıya tahsis edeceğim.” diyor.  Bu yanlış, hukuksuz. Şimdi, Komisyon Başkanı soracak arkadaki bürokratlara, onlar savunacak “Efendim, zaten tescil etmeden tahsis etmiyoruz.” E, niye yazmıyorsunuz buraya o zaman, niye yazmıyorsunuz? Bu yerin Hazine adına tescil edileceği ne malum?

Bir de maddede (O) bendi, fıkrası var; başka kurumların, il özel idarelerinin, belediyelerin turizm bölgelerinde yer alan taşınmazlarını da Kültür ve Turizm Bakanlığı tahsis edebilecek. Ya, sana ne kardeşim? Özel idarenin arazisine ne karışıyorsun sen? Belediyenin arazisine niye karışıyorsun?

Sürem burada bitiyor, daha sonra yine, ilgili maddelerde konuşacağım.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

 

 

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Yoklama talep ediyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Yoklama talebiniz var.

Sayın Özel, Sayın Göker, Sayın Bingöl, Sayın Şeker, Sayın Hamzaçebi, Sayın Sümer, Sayın Arı, Sayın Zeybek, Sayın Ünsal, Sayın Keven, Sayın Önal, Sayın Antmen, Sayın Yıldız, Sayın Bakırlıoğlu, Sayın Serter, Sayın Budak, Sayın Başevirgen, Sayın Gündoğdu, Sayın Çakırözer, Sayın Berberoğlu…

Yoklama için iki dakika süre veriyorum ve yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 19.47

 

ALTINCI OTURUM

Açılma Saati: 19.58

BAŞKAN: Başkan Vekili Nimetullah ERDOĞMUŞ

KÂTİP ÜYELER: Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir), Şeyhmus DİNÇEL (Mardin)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 103’üncü Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

 

 

 

BAŞKAN – 6’ncı maddede aynı mahiyetteki önergelerin oylamasından önce, istem üzerine yapılan yoklamada toplantı yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi yoklama işlemini tekrarlayacağım.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

 

1.- Antalya Milletvekili Atay Uslu ve 23 Milletvekilinin Turizmi Teşvik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/3517) ve Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 255) (Devam)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir. 

255 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon yerinde.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi

Görüşülmekte olan 255 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 6’nci maddesinin çerçeve hükmünde yer alan “değiştirilmiş ve maddeye aşağıdaki (O) fıkrası eklenmiştir” ibaresinin “değiştirilmiştir” şeklinde değiştirilmesini ve buna bağlı olarak maddenin işlenecek hükümlerinde yer alan (o) fıkrasının madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

     Bülent Turan            Erkan Akçay                                            Ramazan Can                                                                                             Çanakkale                                                   Manisa                                                    Kırıkkale                                                                                             Çiğdem Erdoğan Atabek Ahmet Kılıç                                   Ahmet Özdemir                                                                                                               Sakarya                                           Bursa                                                Kahramanmaraş Mücahit Durmuşoğlu                                                                                                                                                                                                                         Osmaniye

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU BAŞKANI TAHİR AKYÜREK (Konya) – Takdire bırakıyoruz efendim.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Önerge ile, 2634 sayılı Kanun’un 8’inci maddesine eklenen (o) fıkrasının yeniden değerlendirilmek üzere tekliften çıkarılması öngörülmüştür.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir. 

Kabul edilen önerge doğrultusunda 6’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 6’ncı madde kabul edilmiştir. 

Birleşime yirmi dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 20.01

YEDİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 20.34

BAŞKAN: Başkan Vekili Nimetullah ERDOĞMUŞ

KÂTİP ÜYELER: Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir), Rümeysa KADAK (İstanbul)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 103’üncü Birleşiminin Yedinci Oturumunu açıyorum.

255 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon? Yerinde.

7’inci madde üzerinde 3 önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

İlk önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 255 sıra sayılı Turizmi Teşvik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 7’nci maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                                    Gökan Zeybek                                           Orhan Sümer                                 Çetin Osman Budak

                                         İstanbul                                                      Adana                                                      Antalya

                             İbrahim Özden Kaboğlu                                       Ali Şeker                                              Aziz Aydınlık

                                         İstanbul                                                     İstanbul                                                    Şanlıurfa

                                           Bedri Serter

                                               İzmir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ METİN YAVUZ (Aydın) – Katılamıyoruz efendim.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen İzmir Milletvekili Sayın Bedri Serter.

Buyurunuz Sayın Serter. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BEDRİ SERTER (İzmir) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Saygıdeğer milletvekilleri, Turizm Teşvik Kanunu üzerine söz aldım, yüce Meclisi saygıyla selamlamaktayım.

Türkiye'nin göz bebeği olan turizm sektörünün tümüyle yok sayıldığı, adı teşvik, kendisi maalesef ceza kanunu olan ve bir millî güvenlik sorunu olarak karşımızda duran bir teklifi konuşuyoruz. Türkiye ekonomisinin yapı taşı olmasının yanında, toplumsal barışın, kalkınmanın öncü gücü olan ve pandemiyle ciddi sıkıntılar yaşayan turizmi dibe vurdurmak için neden bu kadar uğraşıyorsunuz? Öyle ki ranta dayalı, gözü doymayan politikalarınızın orman alanlarını yağma etmek istediği, bir metrekaresi altın değerindeki tarım topraklarına göz konulan, yerel yönetimlerin turizme dair tüm yetkilerinin elinden alınıp tek adama altın tepsiyle verildiği bir kanun teklifi bu. Sormak istiyorum: Doğamızı, bu tabiat harikası yerleri halkımızdan duvarlarla kaçırmak istemenizin sebebi nedir?

Milletvekili olduğum günden beri, bu yüce Mecliste turizmin iktidarınızın oyuncağı hâline geldiğini gördüm. Ülkenin ekonomisini ayakta tutan, 54 sektöre doğrudan katkı sağlayan, milyonlarca ailenin geçim kaynağı olan turizmin nasıl bitirilmek istendiğini yaşayarak görmeye devam ediyorum, nasıl bitiriliyor anlatayım. 2002’den bu yana turizmcilerin sorunları artarak çoğalıyor. Çözüm ise hep turizmcinin cebinden çıkıyor. Yeşil alanlarımız gün geçtikçe azalıyor, ormanlarımız  yok ediliyor, yakılıyor. Buna rağmen, turizmi teşvik adı altında aslında tabiat varlıklarının yok edilmesi teşvik ediliyor. Turizmcilerimiz emekleriyle, sermayeleriyle oluşturdukları otellerini, pansiyonlarını son pandemi döneminde yok pahasına satarken siz, kurduğunuz Türkiye Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansı için aldığınız parayla turizmcinin kanını emmeye devam ediyorsunuz.

Senelerdir doğal tabiat varlıklarımıza yapmadığınızı bırakmadınız. Her gelen torba kanunda ya vahşi madenciliğin önünü açtınız ya da ormanların içine betonlar dikip turizm destekledik diyerek pazarladınız. Nice tarım alanlarımızın, meralarımızın, otlaklarımızın ve millî güvenlik sınırlarımız olan denizlerimizin iş bilmezliğinizden ve bitmeyen servet edinme arzularınızdan yok edildiğini çok net görmekteyiz.

Benim kentim, İzmir içinse -benim ilk kez 2009 bütçe görüşmelerinde Bakan Ersoy’a sorduğum, cevap  almak için aylarca beklediğim, detayları sonradan ortaya çıkan- Çeşme Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgesi Projesi ortaya çıktı ama arka kapılarda yapılan pazarlıklarla yine yandaşlara peşkeş çekilmeye çalışılan ve sonucu gözükmeyen bir projeden söz ediyorum. Müthiş zengin bir ekosistemin, canlıların, bitkilerin, denizlerin olduğu 16.624 hektar alanı kapsayan, Ankara’nın Keçiören ilçesi kadar büyüklükte -1 milyon nüfusu var Keçiören’in- bu projeyle TMMOB’un hazırladığı raporun son cümlesinde geçtiği gibi -çok acı- “Geleceğimize darbe vuruluyor, Çeşme’mizin de Türkiye’mizin de, gelecek nesillerimizin de varlıkları yok oluyor.” deniliyor. 25 milyon dolar değerinde olduğu söylenen bu proje, ülkemizin menfaatini değil, birilerinin varlıklarımıza çökmesini amaçlıyor. Duymayacaksınız ama yine de söyleyeyim: Canlıların, bitkilerin ve suyun sesini duyun, bilime saygı gösterin. Doların yeşiline değil, doğanın yeşilini korumak asli görevimizdir. Doğanın özünü koruyarak turizme katkı konsun diyenlerden yanayım. Elimizdeki en kıymetli 4 turizm türü olan agro turizmi, doğa turizmi, kültür  ve inanç turizmi ve spor turizmini doğru planlayarak turizm sektörüne katma değer kazandırmak için geç bile kaldık.

Gelelim şimdi, pandemide turizm sektörünün yaşadığı ıstıraplara. Defalarca bu kürsüden aklıselim milletvekillerimiz, aşılanmanın çok önemli olduğunu dile getirdiler, bu konuda uyardılar. Bu uyarıyı tamamen yanlış anlayan Dışişleri Bakanı kalkıp Almanya’da, mevkidaşının önünde ülkemizi ve insanlarımızı rezil etme pahasına “Siz, bize Alman turistleri gönderin, turist gören herkese aşı vuracağız.” sözleriyle bizi bertaraf etti. Bunun üzerine bildiğiniz gibi bir de film rezaleti yaşandı. İnsanlarımızın adı tanıtım olan filmlerle o dönemde aşılanamamış olmasına rağmen aşağılandık, farkında değil misiniz?

Yine, o dönemde Cumhurbaşkanı bir cuma namazı çıkışında basının bayramda nerede olacağına dair sorduğu soruya “En kötü ihtimalle Türkiye’deyim.” dedi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

BEDRİ SERTER (Devamla) – Teşekkür ederim.

AKP Hükûmeti için böylesi zor bir zamanda Türkiye’de olmak bu kadar kötü mü? Bir yönetici bunu nasıl söyler? Pandemi döneminde, dünyada öyle yöneticiler gördük ki “Kendi vatandaşımızın sağlığı her şeyden kıymetlidir.” deyip Türkiye uçuşlarını kapattılar. Bizim Hükûmetimiz ise maalesef ki şu fotoğrafta görüldüğü gibi beşinci sınıf insan muamelesi… Ha bunu niye yaptılar? Bunu da size açıklayayım: “128 milyar dolar nerede?” diye çırpınırken bu kapatma için yaptı ama bir laf vardır, güneş balçıkla sıvanmıyor. Yine, soruyorum: Bu 128 milyar nerede? Ölünceye kadar da soracağız. Türkiye’mizi düşürdüğünüz bu noktada söyleyeceğim son şey: En yakın iktidarımızda turizme hayatını adayan, emek veren, ekmek yiyen tüm halkımızla turizmimizin yeniden dünyada yıldızını parlatacağız, boynumuzun borcu olsun bu sözümüz.

Saygılar sunuyorum. (CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 255 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 7’nci maddesinin son fıkrasının teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

 

Oya Ersoy                      Hüda Kaya                                  Serpil Kemalbay Pekgözegü

 İstanbul                                                                                             İstanbul                                                       İzmir

 

Kemal Peköz                   Sait Dede                                                Zeynel Özen

   Adana                                                                                             Hakkâri                                                     İstanbul                                              

 

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

 

BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU BAŞKANI TAHİR AKYÜREK (Konya) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen İstanbul Milletvekili Sayın Hüda Kaya.

Buyurunuz Sayın Kaya. (HDP sıralarından alkışlar)

HÜDA KAYA (İstanbul) – Sayın Başkan, Sayın Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Geçtiğimiz günlerde İstanbul’da bir operasyon oldu. Demokratik İslam Kongresi üyesi hocalara yani Kürt halkımızın ifadesiyle melelerimize ve Din Alimleri Derneğine yapılan bir operasyonla- başkan da dâhil- Başkanı Ekrem Baran da dâhil olmak üzere 28 kişi sekiz dokuz günlük bir gözaltı süresi yaşadılar. Gözaltı sürecinin sonunda da 9 mele tutuklandı. Bu melelerin çoğu yetmiş seksen yaşın üstünde insanlardı. 4 kez anjiyo olmuş, kalp ameliyatı olmuş, çok farklı kronik rahatsızlıkları olan, ellerine poşetle ilaç alan, almak zorunda kalan, tedavisi yarım kalan, yaşlı, piri fani insanlar, adım atmakta zorlanan, yardım etmeden yürüyemeyen insanlar günlerce İl Jandarma Komutanlığında gözaltında sorgulandılar. Niye sorgulandılar? Bu haber yandaş medyada -bildiğim kadarıyla, takip etmeye çalıştım- hiç yer verilmedi. Neden?

Sorulan sorular: Neden diyanete bağlı değilsiniz? Niye Kürtçe mevlit okuyorsunuz? Niye Kürtçe hutbe veriyorsunuz? Niye Diyanetten ayrısınız? Niye ayrı cemaat topluyorsunuz?

Değerli arkadaşlar, hepiniz bilirsiniz, Fatih’te oturduk, İstanbul’da yaşayanlar bilirler; yıllardır, on yıllardır bir İskender Paşa Camisi vardır Fatih’te, bir İsmailağa Camisi vardır ve bunun gibi farklı grupların, vakıfların, toplumların, cemaatlerin kendileriyle özgünleşmiş, kendileriyle, isimleriyle bütünleşmiş camileri vardır, mescitleri vardır. İstanbul’un, Türkiye’nin her bir tarafında yurtlar açarlar, mescitler açarlar cemaatleriyle, öğrencileriyle namaz kılarlar, ibadet ve dinî eğitimlerini yerine getirirler. Ne demek diyanete bağlı mısınız, değil misiniz? Bu ülkede sadece Hanefiler mi var, bu ülkede sadece diyanetin inancına, diyanetin geleneksel dinine inananlar mı var? Her farklı inançtan, mezhepten insan var; Aleviler, Caferiler, Şiiler, Şafiiler, Hıristiyanlar her mezhepten insan var ve bu insanlar Şafii olmaları hasebiyle diyanetten Hanefi eğitimi ve fıkıh üzerine bir destek görmediklerinden dolayı, kendi mescitlerinde kendi mezheplerine, kendi fıkıhlarına, geleneklerine göre eğitimlerini, ibadetlerini yapıyorlar yıllardır. Fakat siz muhalifseniz din alimi de olsanız, kanaat önderi de olsanız, din otoritesi de olsanız hangi inanç insanı olursanız olun, siz sarayın dinine itaat etmiyorsanız, biat etmiyorsanız eşittir teröristsiniz.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Sarayın dini ne demek?

HÜDA KAYA (Devamla) - Aynen böyle yaftalanıyorlar, ben şahit olduğumu söylüyorum sorgularında.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Ayıp ya!

HÜDA KAYA (Devamla) - Neye ayıp, neye ayıp?

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Sarayın dini diye bir şey mi var ya?

HÜDA KAYA (Devamla) - Sorgularında savcıların sorduğu, hâkimin sorduğu bunlar ve şu anda açılan davayı takip edin görün bakalım, hangi terör suçundan yargılanacaklar. Ben bundan dolayı, 2016’da Diyarbakır'da, Kuran'daki barış ayetlerini anlattım diye şu anda hâlâ devam eden davam var, bunun için bana fezleke gönderdiniz. Neymiş efendim terör örgütü propagandası yapmak, bir kelime bile siyaset yok. Savaş dursun, kan dursun, barış olsun dediğimiz için bizi terörle yaftalıyorsunuz. Bu insanlara yapılanlar zulümdür, hocaları, Kürt alimleri derhâl serbest bırakın, bıraktırın. Şu anda hâlâ tutuklular ve bir kısmı da ev hapsinde.

Diğer taraftan, ülkemizde zaten yoksulluk, çaresizlik, umutsuzluk aldı başını gidiyor ve yapılan araştırmalarda marketlerde en fazla çalınan ürün ne, biliyor musunuz? Çocuk maması. Anneler, babalar, aileler çocuklarına mama yediremedikleri için mama çalmak zorunda kalıyorlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

HÜDA KAYA (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sadece tek başına bu bile, bu gerçeklik bile AKP Hükûmetinin tarihe geçen en önemli yüz karalarından bir tanesi olacak ama lafa geldi mi Türkiye’yi Avrupa kıskanıyor, dünya kıskanıyor. Ne kıskanması? Taliban bile size ayar veriyor, Taliban bile; Taliban bile size ültimatom veriyor. Neymiş efendim, “Günlerdir sınırdan geçenler, son günlerde Taliban’dan kaçanlar Türkiye’ye giriyor.” diye böyle bir algı operasyonu yapılıyor. Alakası yok. Türkiye, uluslararası alanda da en büyük insan kaçakçılığını yapan ve iktidarın da kontrolünde, yetkililerin kontrolünde gerçekleşen bir insan transferi var. Suriyelilerde kuramadığınız planı şu anda Özbekler, Afganlar, Pakistanlılar üzerinden, o sınırdan gelenler üzerinden yapmaya çalışıyorsunuz. Bakın, gelenlerin çoğu Suriyeliler gibi aile değil.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HÜDA KAYA (Devamla) – Damgalı olanlara bakın, Özbekistan’da, Afganistan’da hapisten bırakılan, toplumda suç unsuru olan, toplumda tehlikeli olan insanları şu anda Türkiye’ye sokarak hangi demografik yapıyı bozmaya, hangi Kürt bölgelerine yerleştirmeye ve kimlere saldırtmaya hazırlanıyorsunuz? (HDP sıralarından alkışlar)

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Başkanım…

BAŞKAN – Sayın Can…

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Başkanım, “saray dini” diye bir tabiri kabul etmek mümkün değil, doğru değil yani çok sığ bir beyan olmuştur.

HÜDA KAYA (İstanbul) – Ama biraz teoloji bilmeniz lazım. Biraz teoloji okuyun.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Yani ilahi dinlerin ne olduğu, kimin dini, kimin dini olmadığı bellidir. Bunu mütedeyyin olduğunu iddia eden birinden duymak abesle iştigaldir. Doğru bulmuyoruz, şık düşmemiştir, uygun düşmemiştir.

Arz ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HÜDA KAYA (İstanbul) – Hemen söz istiyorum, saldırı oldu bana.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan, sataşma değil, gerçekten daha ileri bir kavram, kullanmak istemiyorum.

HÜDA KAYA (İstanbul) – “İddia eden.”

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Yani “mütedeyyin olduğunu iddia eden” diye bir kavramı kabul edemeyiz. Sataşmadan söz istiyoruz.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Yalnız, saray dinini açıklayın.

BAŞKAN – Buyurunuz. (HDP sıralarından alkışlar)

 

 

HÜDA KAYA (İstanbul) – Değerli arkadaşlar, Muhammed Peygamber de dâhil olmak üzere peygamberlerin neredeyse tamamı, saraylara, saltanatlara, egemenlere, muhafazakârlara karşı mücadele etmişlerdir. Evet, muhafazakarlığın ne olduğunu iyi öğrenin. Kuran’a inanan birisi, kutsal kitaplardaki peygamberlerin mücadelesinin perspektifini anlayan biri, asla “Ben muhafazakârım.” diyemez, bir; koyun kenara.

AHMET BÜYÜKGÜMÜŞ (Yalova) – Bence muhafazakârlığı bilmiyorsunuz.

HÜDA KAYA (Devamla) – İkincisi, hemen daha sonraki, Muhammed Peygamber’den sonraki dönemden sıcağı sıcağına örnek vermem gerekirse; ha bugünkü ak saray, ha Şam’daki Yeşil Saray. Ne demek istediğimi çok iyi bilirsiniz; Muaviye’nin kurduğu, Yezid’in yaşattığı, israfın, sefahatin dibini yaşadıkları, ehlibeytin katili, saray dinciliğini kastediyorum arkadaşlar.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Günaha giriyorsun ya! Günaha giriyorsun.

HÜDA KAYA (Devamla) – İşte, saray dini budur arkadaşlar. Peygamber’in ve kutsal kitapların barış yolunu değil, egemenliğin cinsiyetçi, egemenci, iktidarcı saray dinini kastediyorum.

Teşekkürler. (HDP sıralarından alkışlar)

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Bir şeyler söylemeye çalışıyorsunuz ama temellendiremiyorsunuz. Söylediklerinizi temellendiremiyorsunuz.

1.  Antalya Milletvekili Atay Uslu ve 23 Milletvekilinin Turizmi Teşvik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/3517) ve Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 255) (Devam)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Turizmi Teşvik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 7’nci maddesinde yer alan “değiştirilmiştir” ibaresinin “yeniden düzenlenmiştir” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                     Yasin Öztürk                                             Dursun Ataş                                              Aylin Cesur

                                          Denizli                                                     Kayseri                                                      Isparta

                                İmam Hüseyin Filiz                               Muhammet Naci Cinisli

                                        Gaziantep                                                  Erzurum

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU BAŞKANI TAHİR AKYÜREK (Konya) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Isparta Milletvekili Sayın Aylin Cesur.

Buyurunuz Sayın Cesur. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

AYLİN CESUR (Isparta) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Turizmin ülkemiz için statejik önemi kuşkusuz çok büyük; dış açıklarımızın, ithalat dengesizliğinin dengeleyicisi, aynı zamanda da ülkemizin yurt dışındaki tanınırlığını, prestijini ve itibarını artıran çok önemli bir sektör.

Covid-19 öncesinde de yani 2019’da turizm sezonu gelirlerimiz  2014’te olduğu kadardı. Aradan geçen altı yılda gelirlerde ve turist sayılarında kayıplar var. Turistlerin kişi başı harcamaları düşmüş, 2016’da harcama ilk kez 750 doların altına inmiş ve 2018’de de 650 doların altına inmiş. Nitelikli turizm aktiviteleri ve turizm çeşitliliği azalmış. Neden böyle? Neden çok; içte yaşanan sorunlar, baskıcılık, demokrasiden uzaklaşma; özgürlüklere, hayat tarzlarına karşı hoşgörüsüzlük; yargının, hukukun üstünlüğünün bozulması -bana göre en önemli etkenler bunlar- ve dış ilişkilerdeki tutum, dünyaya verilen mesaj, pekiştirilmeye çalışılan yabancı düşmanlığı işin bir başka boyutu. Bir diğeri, ülkemizin potansiyelinin çok büyük olması ancak dar ve çağı yakalayamamış bir turizm anlayışıyla kıyılara sıkıştırılmış olması. Kent turizmi kavramını yerleştiremediniz, turizm bölgelerini birbirine bağlayamadınız, konaklama imkânlarını çeşitlendiremediniz; turizm faaliyetleri artırılamadı, yeterince tanıtım yapılamadı; rekabet ettiğimiz turizm gelirleri yüksek ülkeler bu meseleleri kavramış ve çok da iyi yapmışlar üstelik. Biz de medeni ülkelerdeki gibi yapabilirdik bunu ancak merkezî bir planlamayla bu mümkündü ve büyük bir ülkenin turizm değerini ülke ekonomisine kazandırmak ancak böyle mümkün. İşte, burada yerel yönetimler öne çıkıyor, yerel yönetimler çok önemli. Her şehrin kendine özgü ve şehrin paydaşlarıyla beraber kurgulanabilecek bir yapısı var ve bölge turizminin stratejilerinin oluşturulması gerekli Türkiye'de ancak sizin bu kanun teklifiyle getirdiğiniz pek çok madde, bırakın yerel yönetimleri bu işin içine sokmayı ve turizme dâhil etmeyi, onları daha da uzaklaştıracak şekilde hükümler içeriyor yani kabul edilemez nitelikleri var. Yerel bu işi sahiplenirse ve yereldeki vatandaş kendi kültürünü, değerini çok daha iyi bir şekilde özümseyeceği için başarılı olabilirdiniz ama yapmadınız. Eşitlikçi bir kalkınma modeli aslında kent turizmi, böylelikle herkes kazanabilirdi. Mesela, ben seçim bölgem Isparta'dan örnek vereceğim, Eğirdir Gölü’nü korumalısınız, göle ve Isparta'mızın ormanlarına spor tesisi inşa etmelisiniz, hasatta üç beş kişinin ziyaret ettiği değil… Daha geçen gün, hafta sonu Kuyucak’taydım, yani yazık oradaki lavanta üreticisi ve orada ürünlerini satmaya çalışanlar fukara olmuş. Bayram gibi kutlanacak bir gül ve lavanta festivali yapmak lazım, Türkiye’nin şanına yakışır bir şekilde yapmak lazım ve büyük bir elma, büyük bir kiraz festivali yapmalısınız Isparta’da. Konaklama imkânlarını geliştirmelisiniz. Isparta içini ve diğer şehirleri beraber entegre etmelisiniz. Antalya’ya gelen turist bir iki gün Isparta’ya da gelmeli, çok güzel yerleri var. Mesela Süleyman Demirel Üniversitesi’nde okuyan çocuklar tur rehberliği yaparlar etkinliklerde, öğrenciler de üç beş kuruş harçlık kazanırlar; böylelikle yabancı kültürlere açılmış da olunur. Restorancı kazanır, taksici kazanır, hediyelik eşyacı kazanır, otelci kazanır ama bunları yapacak istek, vizyon ve kültür lazım. Hepsi yerelden yapılabilecek detaylar ama nasıldır diye baktığımız zaman… Bunlara gelene kadar, en temel sorunların bile çözülemediği bir Isparta var bugün; bu da sizin yönetim anlayışınızdan kaynaklı.

Bakın, Isparta’dan köylere hâlâ çok ciddi bir imar ve altyapı sorunu var. Süleyman Demirel Üniversitesi’ne vadedilen banliyö trenini ve yaya koridorunu hâlâ yapmadınız. Otogar bekliyor; kent ormanı ve kent meydanı yapılmadı. “Çok değerli 29 tane tarihî evin restorasyonunu yapacağız.” dediniz, yapmadı AK PARTİ’li belediye. İki yılda 2.500 kişiye ev sözü hâlâ tutulmadı. Bisiklet istasyonları yapılacaktı, bir tane ufak istasyon dışında bisiklet namına hiçbir şey yok. Isparta-Burdur Dostluk Yolu başlayalı iki yıl oldu, hâlâ  açılacak. Dereboğazı’nda boğuldunuz, senede 7 kilometre yol mu yapılır ya! Utanır insan yani gerçekten utanır verilen sözlerden; bütçesini bile koymadınız. Modern Evler, Anadolu, Işıkkent, Binbirevler, Hızırbey, Halife Sultan Mahallelerinde yollar kötü; Vatan, Hızırbey, Işıkkent, Fatih ve Modern Evler’de hâlâ sosyal tesis yok; Halife Sultan, Vatan ve Anadolu Mahallelerinde aile sağlık merkezi yok, Fatih Mahallesi’nde var ama yeri uygunsuz. Kentsel dönüşümde sıkıntı yaşayan mahalleler var. Semt pazarı isteyen mahalleler var, gören yok. Yedi ay evvel köylerimizle ilgili ve bu söylediklerimle ilgili 108 tane önerge verdim; cevap alamadım hiçbir tanesine. “Köy yolu yapılacak mı?” diye Bakanlığa soruyoruz, topu Genel Müdürlüğe atıyor. İçme suyu, kanalizasyon problemi var diyoruz, cevaben  o yılki yatırım harcamalarını yapılan bir şey yok diye önümüze koyuyorlar. İnternetsiz köylerimiz var diyoruz, “özel sektör” diyorsunuz. Onlara soruyoruz, “Köylere internet götürmek kârlı değil.” diyorlar ve ben buradan sesleniyorum: Kösre’de, Gülköy’de, Bahtiyar’da, Sipahiler’de taşkın koruması var, yapın.

 

 (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

AYLİN CESUR (Devamla) – Akdoğan’da Serpil’de, Keçili’de, Darıbükü’nde, Fakılar’da, Yeniköy’de, Örenler’de ve daha birçok köyde kapalı devre sulama sistemi ihtiyacı var. Yaka’da, Celeptaş’ta, Dereköy’de gölet isteniyor, yapın. Baklan’da, Tepeli’de, Yuvalı’da, Yeşilköy’de, Pazar’da gölet projesi var ama ödenek bekliyor, verin. Darıören’de, Koçular’da, Beydere, Kızılcık, Yaka, Yenice, Çaltı, Hacılar, Kaplanlı, Aydoğmuş, Gümü, Sarayköy, Bağkonak, Körküler ve Mısırlı yol yapımı için sıcak asfalt, kilitli parke taşı istiyor, duyun. Eldere, Terziler, Göktaş, Akpınar, Hacılar, Yenice, Boğazköy, Kayıköy, Özbayat kanalizasyon bekliyor, bakın. Eldere, Koçular, İğdecik, Köke, Hisarardı, Körküler, Bağıllı, Hacılar, Keçili, Ortayazı, Kasımlar, Saray, Çavundur, Ördekçi “İçme suyu şebekemiz sorunlu.” diyor, düzeltin.

Evet, zamanınız az kaldı, benim de az kaldı. Yapmanız gerekenleri söylüyoruz ve hâlâ yapmıyorsunuz, zaman sizin aleyhinize işliyor. Yirmi yıldır yapmadık da ne oldu mu diyorsunuz? Bunları yapmazsanız ne olacak ben size söyleyeyim: Deniz bitmez; denizler, okyanuslar masmavi. Biz serin sularda yüzeceğiz alabildiğince, gökyüzüne bakacağız, siz olmayacaksınız. Çocuklarımız tecavüzlere uğramamış bir şekilde, cinsel istismara uğramadan, rahatlıkla o denizlerde yüzecekler; şiddete uğramamış annelerinin ellerinden tutacaklar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AYLİN CESUR (Devamla) – Bağlayabilir miyim Başkanım?

BAŞKAN – Buyurun.

AYLİN CESUR (Devamla) – Babalarının ceplerinde intihar notları olmadan alacak, götürecek onları ailece ve kışın da kar topu oynayacaklar, Davraz’a çıkacaklar Isparta’da.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Hak ettiğin cevabı Isparta’dakiler verir.

AYLİN CESUR (Devamla) – Yazın da biz Isparta ovalarından göklere uçurtma uçuracağız. Nasıl mı olacak? Siz gideceksiniz, biz bunların hepsini yapacağız.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti ve CHP sıralarından alkışlar)

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Rüyanda göremezsin, rüyanda.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Başkanım, karar yeter sayısı istiyoruz.

BAŞKAN – Karar yeter sayısı… Peki, efendim.

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Ben de Lütfü Bey isyan etti sandım.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sana isyan ettim.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunacağım, karar yeter sayısı arayacağım.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Var Başkanım, var.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Karar yeter sayısı yok efendim; göz var, izan var.

ÇİĞDEM ERDOĞAN ATABEK (Sakarya) – Var var.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – 2 AK PARTİ’li ortak karar veriyor; böyle bir şey olmaz, sizin kanaatiniz önemli orada.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, buna “Var.” diyorlarsa “Pes!” diyoruz. Kâtip Üyeler “Var.” diyorsa biz “Pes!” diyoruz.

BAŞKAN – Kâtip Üyeler arasında bir anlaşmazlık yok.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, burada sizin kanaatiniz de önemli, sadece Kâtip Üyelerin değil.

BAŞKAN – Müsaade ediniz.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayımızı merak ediyoruz Başkanım, elektronik olması lazım.

BAŞKAN – Ben de 2 genç Kâtip Üyeye katılmak üzere kanaatimi belirtiyorum; karar yeter sayısı var diyorum efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Başkanım, nasıl karar yeter sayısı var, olur mu?

ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, nasıl var karar yeter sayısı?

YASİN ÖZTÜRK (Denizli) – Helal olsun! İlkokulda saymasını öğretememişler bunlara!

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Eskiden mihsâb vardı, sayım tablosu, ondan göndereyim Divana da bir saymayı öğrensin.

YASİN ÖZTÜRK (Denizli) – Abaküs.

BAŞKAN –  Önerge kabul edilmemiştir.

7’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 7’nci madde kabul edilmiştir.

8’inci madde üzerinde 3 önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

İlk önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 255 sıra sayılı Turizmi Teşvik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin 8’inci maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

 

                                    Gökan Zeybek                                           Orhan Sümer                                 Çetin Osman Budak

                                         İstanbul                                                      Adana                                                      Antalya

                             İbrahim Özden Kaboğlu                                       Ali Şeker                                              Hasan Baltacı

                                         İstanbul                                                     İstanbul                                                  Kastamonu

                                    Aziz Aydınlık                                               Cavit Arı

                                        Şanlıurfa                                                    Antalya

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU BAŞKANI TAHİR AKYÜREK (Konya) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Antalya Milletvekili Sayın Cavit Arı.

Buyurunuz Sayın Arı. (CHP sıralarından alkışlar)

CAVİT ARI (Antalya) – Sayın Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlarım; ben de öncelikle hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Tabii, turizm deyince ilk akla gelen şehirlerden biri Antalya malum olduğu üzere. Ben de bir Antalya Milletvekili olarak, bir Antalyalı olarak turizmin ülkemizde en iyi seviyeye gelmesinden mutlu olacak bir kişi olduğumu ifade etmek istiyorum. Ancak, sizin iktidarınız döneminde hemen hemen bütün alanlarda başarısız olduğunuz gibi turizm konusunda da başarısız olduğunuzu ifade etmek isterim.

Bakın, sizler AKP olarak, hep milat olarak 2002’yi alırsınız. Birçok değerlendirmenizde 2002’den başlarsınız, işte “2002’de değerlendirme şuydu, şimdi 2021’de bu oldu.” diye anlatırsınız. Bakın, turizmle ilgili değerlendirmeye bakar isek, örneğin 2003 yılında bu ülkede turizmden elde edilen turist başına ortalama harcamanın 850 dolarlar, turizm gelirinin gayrisafi yurt içi hasıla içerisindeki payının da yüzde 4,4 oranında olduğunu görüyoruz. Bu oran, her geçen yıl aşağıya doğru indi yani ortalama harcama 843 dolardan bugün 666 dolara kadar indi. Yine, gayrisafi yurt içi hasılasındaki pay oranı da kademeli şekilde 3,4; 3,1 gibi oranlara indi, sadece 2019’da dönemin koşulları içerisinde bir miktar iyileşme oldu. Bakın, ülkemize gelen turist sayısında biz dünyada 6’ncı sıradayız ama gelir elde etmede 17’nci sıradayız. Demek ki burada doğru gitmeyen bir şeyler var yani turizmden hak ettiğimiz şekilde bir gelir elde edemediğinizi görmekteyiz.

Şimdi, bu Turizmi Teşvik Yasası’yla neyi amaçladığınızı ben çok merak ediyorum. Şimdi, yirmi yıldır iktidardasınız neredeyse, bugün aklınıza geldi Turizmi Teşvik Yasası getirmek, kaldı ki burada turizmle ilgili yeni bir açılım, bir gelişme, bir iyileştirme falan hedeflediğiniz de yok. Baktığımızda, sizin bu hedefleriniz arasında meraları, yaylakları, kışlakları, orman alanlarını turizme açmak gibi bir düşünceniz olduğunu görmekteyiz; belediyelerin haklarının bir anlamda ihlal edilmesi, ellerinden alınması gibi bir durumun yaratılmaya çalışıldığını görmekteyiz. Yirmi yıldır iktidardaydınız dedim, evet, ancak yeni aklınıza geldi. Neden? Çünkü en önemli turizm bölgelerinde, en önemli turizm değerlerinin olduğu yerlerde başta Cumhuriyet Halk Partisi olmak üzere muhalefet belediyelerinin kazanmış olmasından kaynaklı. Şimdi, siz bu intikam yasasıyla belediyelerin elindeki yetkileri almaya çalışmaktasınız.

Değerli arkadaşlar, bakın, bu getirmeye çalıştığınız düzenleme sektörün sorunlarını çözmeye kesinlikle ve kesinlikle ve kesinlikle yetmez. Otellerin kalitesini artıramaya dair burada bir destek, teşvik hiçbir şey yok.

Yine, emekçilerimizin, sayısı yaklaşık 1 milyon 700 binler seviyesinde olan turizm emekçilerimizin sorunlarının çözümüne dair hiçbir ibare yok. Bu insanlar yıl içerisinde üç-dört ay çalışacaklar sezon sonrasında, ekim ayından sonra kış sezonunu işsiz olarak geçirecekler. Bu düzenlemenizde hâlâ bir askı sürecinin yani iş akdinin askıya alınmasıyla ilgili bir düzenleme yok. Yani kısacası sizin öve öve bitiremediğiniz bu teklifinizde turizmin gelişmesiyle ilgili hiçbir şey yok.

Şimdi, turizm deyince tabii, doğal olarak akla Turizm Bakanı gelecektir. Turizm Bakanının katıldığı bir toplantıda bir belediye başkanıyla yani Serik’te belediye başkanıyla ilgili sarf ettiği “500 bin TL’lik rüşvet” meselesini de buradan hatırlatmak istiyorum çünkü kendisine de defalarca sordum. “Sayın Bakanım, siz bu ‘500 bin TL rüşvet aldınız.’ ithamını kime söylediniz, hangi belediye başkanına söylediniz?” diye. Bugüne kadar bir cevap kendisinden alamadık, cumhuriyet savcılığı da bu konuda maalesef şu ana kadar sağlıklı bir adım atamamış durumda.

Bakın, Turizm Bakanını ilgilendiren bir başka şey daha söyleyeyim, turizm konumuz olduğu için.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

CAVİT ARI (Devamla) – Bitiriyorum Başkanım.

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

CAVİT ARI (Devamla) – Serik’te Belek ve Kadriye bölgesinde yaklaşık 300 bin metrekarelik bir alanın turizm tesis alanına çevrilmesiyle ilgili bir düzenleme getirilmeye çalışıldı bir sene önce. Yani turizmin en önemli bölgesinde turizm tesis alanı olarak değerli alanların yapılaşmaya açılmasına dair birtakım düzenleme getirildi. Neyse ki Serik bölgesindeki duyarlı vatandaşlarımız bu konuda mücadele örneği gösterdi. Ben yine buradan Turizm Bakanına tekraren soruyorum çünkü kendisine bütçede sormuştum. “Bu turizm tesis alan olarak yapmaya çalıştığınız düzenlemede, planlamada 3 tane otel vardı. Bu 3 tane otelden birisinin sahibi kimdir? demiştim. Hâlâ o cevabı alamadım. Turizm Bakanına buradan tekrar soruyorum: O otelin, yanındaki arsada turizm tesis alanı hâline çevrilmeye çalışılan otelin sahibi kimdir?

Şimdi, yine Serik’te Kadriye ve Belek’ten bahsetmiştik. Vatandaşın arazisine otel inşaatı yapmasının önlenmesine dair bir düzenleme var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

CAVİT ARI (Devamla) - Bu düzenlemeden de vazgeçilmesini talep ediyorum. Bu teklifin tümden çekilmesini talep ediyorum.

Çok teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Karar yeter sayısı talep ediyoruz.

BAŞKAN – Karar yeter sayısı… Peki efendim.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Var Başkanım (!)

BAŞKAN - Kabul edenler… Kabul etmeyenler…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Var Başkan, var (!)

BAŞKAN - Karar yeter sayısı yoktur efendim.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

                                                                       Kapanma Saati: 21.08

 

 SEKİZİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 21.19

BAŞKAN: Başkan Vekili Nimetullah ERDOĞMUŞ

KÂTİP ÜYELER: Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir), Şeyhmus DİNÇEL (Mardin)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 103’üncü Birleşiminin Sekizinci Oturumunu açıyorum.

255 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 8’inci maddesi üzerinde Antalya Milletvekili Cavit Arı ve arkadaşlarının önergesinin oylanmasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi önergeyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Önergeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı vardır. Önerge kabul edilmemiştir.

255 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon yerinde.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 255 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 8’inci maddesinde yer alan “yeniden” ibaresinin “tekrar” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                       Oya Ersoy                                   Serpil Kemalbay Pekgözegü                                  Hüda Kaya

                                         İstanbul                                                       İzmir                                                       İstanbul

                                     Kemal Peköz                                               Sait Dede                                              Kemal Bülbül

                                          Adana                                                      Hakkâri                                                     Antalya

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU BAŞKANI TAHİR AKYÜREK (Konya) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Antalya Milletvekili Sayın Kemal Bülbül.

Buyurunuz Sayın Bülbül. (HDP sıralarından alkışlar)

KEMAL BÜLBÜL (Antalya) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli Genel Kurul, sayın milletvekilleri; herkese sevgi ve saygılar.

(2/3517) esas numaralı Turizmi Teşvik Kanunu… Ne demekse bu

teşvik? Niye turizmi düzenleme ve benzeri değil de teşvik?

Şimdi, çok ilginç… Madem söz konusu turizm ve turizmde de en önemli mekânlardan, memleketlerden, yerlerden, yurtlardan biri Antalya     -biz de Antalya Vekiliyiz- bu Antalya’da hemen birkaç gün içerisinde çok önemli bir şey oldu arkadaşlar, akıllara durgunluk verecek bir şey, kum hırsızlığı yani her şeyin hırsızlığını gördük de bir de kum hırsızlığı çıktı, kum çalındı. Bununla ilgili tutanak tutan memur da kaymakam tarafından görevden alındı. Bakar mısınız? Patara plaj kumu çalınıyor ve tutanak tutan memur görevden alınıyor; birincisi bu.

İkincisi; bakın, gazetelere yansıdı, hiç burada konuşulmadı. Soru önergesi verdik, cevap da gelmedi. Diyanet İşleri Başkanlığının 130 bin personeline günlük 920 lira karşılığında tatil planlanıyor. Hangi koşullarda? Devlete ait dinlenme tesislerinin alelacele, çalakalem özelleştirildiği ama Diyanetin 130 bin personeline... Nerede yapılıyor bu? Önceki Meclis Başkanı Sayın İsmail Kahraman’ın kuzeni Talip Kahraman’ın oteli Altis Resort Otel’de yapılıyor bu ve bununla ilgili hiçbir açıklama söz konusu olmadı.

Tabii, bu torba yasa içerisinde Yunus Emre Vakfı var ve bu yıl da Yunus Emre Yılı. Diyanet İşleri Başkanlığı, Yunus Emre Vakfı; her şeyin birbirine karıştığı bu yıl hem Yunus Emre Yılı hem Hacı Bektaş Veli Yılı hem Ahi Evran Veli Yılı. Fakat Hükûmet ve Cumhurbaşkanlığı tarafından sadece Yunus Emre Yılı’na yönelik, Yunus Emre’yi de başkalaştırarak “Isılık oddadır sacda değildir / Us baştadır tacda değildir / Hakkı ister isen âdemde ara / Kudüs’te, Mekke’de, hacda değildir.” diyen Yunus Emre’yle ilgili etkinlikler yapılıyor. Hacı Bektaş’a hiç dokunulmuyor, Ahi Evran’dan hiç söz edilmiyor. Ahi Evran Veli’nin katilinin Cacabey olduğu gerçeği saklanıyor ve Kırşehir’de katil ile maktul birlikte anılıyor. Bu kürsüden söyleyeyim, bilimsel verileriyle birlikte kamuoyuna da açıklayacağım: Aslında Ahi Evran Veli’nin “Nasrettin Hoca” denen kişinin kendisi olduğu gerçeği de saklanıyor ve burada çalakalem bir şeyler yapılmaya çalışıyor.

Başka ne yapılmaya çalışılıyor? Bakınız, şimdi burada turizm yasası aslında çok da gerekli değil, güncel de değil, yaşamsal da değil; bir dayatma var burada. Nedir güncel olan? Demokrasidir, eşitliktir, özgürlüktür, adalettir. Tam bu noktada Sayın Cumhurbaşkanı Diyarbakır’a gidiyor. Hangi günde gidiyor, bakın çok önemli: Vedat Aydın’ın katledildiği günde gidiyor. Vedat Aydın’ın katledildiği günde, bakın, İzmir katiline yataklık yapan İzmir Emniyet Müdürünün Diyarbakır’a atandığı ve yanına suç işleri bakanını alıp, kayyumu da alıp gidip çözüm sürecinden söz edildiği bir tuhaf mizansen. Böyle bir çözüm süreci olmaz. Bu gitmeler gitme değil, vazgeçin bu tutumdan. Barıştan, demokrasiden, eşitlikten, adaletten söz edeceksek deminden beri saydığımız kavramları yerli yerine oturtacağız. Biraz önce Hüda Vekilim söz etti; meleleri Kürtçe vaaz veriyor, Kürtçe dua okutuyor diye tutuklayın, Diyanet İşleri Başkanlığına, personeline günlük 920 liraya tatil yaptırın, devletin kurumlarını özelleştirin, sonra da, efendim, hakikatten, adaletten falan söz edin. Bunun hakikatle, adaletle ilgisi yoktur; bu, inançsal olarak tam da bir münafıklıktır, siyasi olarak tam da bir faşistliktir. Bunun giderilmesi ve bir demokrasi paydasında buluşulması gerekiyor. Bu demokrasi paydasında buluşacak basiret, irade, bakış açısı var ise koyun ortaya, buyurun; bu işi dolandırmanın bin dereden su getirmenin bir âlemi yok. Koşa koşa herkes Diyarbakır’a gidiyor, ya, daralan Diyarbakır’a gidiyor, daralan Dersim’e gidiyor, daralan Muş’a gidiyor. Arkadaşlar, bu ülkenin Willy Brandt’lara da ihtiyacı var, bu ülkenin, efendim, çözüm üretecek insanlara da ihtiyacı var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

SALİH CORA (Trabzon) – Dersim’e CHP’nin tarih masası gitti.

KEMAL BÜLBÜL (Devamla) – Evet, gitsin, tamam, ona da söylüyorum; evet, herkese söylüyorum, ben size de söylüyorum.

Şimdi, Dersim’e gidenler, hele o üniversiteye yakın Sarı Saltuk Viyadüğü’nde bir inseydiniz Sayın Lütfü Türkkan, deseydiniz ki köprüde “Ya, bu Gülistan Doku nerede?” deseydiniz, Pertek’e gitmişken hemen Pertek’in 10 kilometre ilerisinde Üryan Hızır makamına gitseydiniz bir, dua etseydiniz, ne olurdu? Hele bir Dersim’in inancıyla ilgili mekânlara, cemevine gittiniz ama cemevine gidiş de öyle kuru kuruya bir gidiş, bunlar olmuyor arkadaşlar. Mademki söz konusu farklı kimlikleri kabul etmek, bu sadece rahmetli Ecevit’in dediği gibi bir ekonomik sorundan ibaret değil; bu inançsaldır, bu etniktir, bu insanidir, bu vicdanidir, bu ahlakidir, bu hepimizle alakalı bir şeydir ama iktidar olduğunuz, mühür sizde olduğu için en çok sizinle alakalıdır, en çok sorumluluk size aittir, en çok vebal size aittir. O nedenle çözüm…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KEMAL BÜLBÜL (Devamla) – Sayın Başkan, rica ediyorum, bitiriyorum.

BAŞKAN – Buyurun efendim.

KEMAL BÜLBÜL (Devamla) – Şimdi, tam da bu noktada, daha önce de söylemişimdir, Yunus’tan, Pir Sultan Abdal’dan, âşıklardan, sadıklardan çokça okuduk burada. Mademki Yunus Emre gerçeğinde, mademki Yunus Emre hakikatinde bulaşacağız:

“Hakk bana bir gönül verdi,

Ha demeden hayran olur,

Gâhi gider, giryân olur,

Gâhi gider, şâdân olur.

Gâhi girer mescitlere,

Yüz sürer anda yerlere,

Gâhi girer deyre girer,

İsa ile ruhban olur.”

diyen Yunus’un inançlara, halklara, kültürlere, emeğe, kadına, doğaya, hakikate ve adalete bakışında ya bulaşacağız ya “Gelin, tanış olalım/İşi kolay kılalım/Sevelim, sevilelim.” gerçeğini yaşatacağız ya da bunu yaşatamayanlar tarih ve insanlık önünde tükenip gidecekler.

Sevgi ve saygılar. (HDP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Turizmi Teşvik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 8’inci maddesinde yer alan “değiştirilmiştir” ibaresinin “yeniden düzenlenmiştir” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

                                     Feridun Bahşi                                    Muhammet Naci Cinisli                                    Yasin Öztürk

                                         Antalya                                                    Erzurum                                                     Denizli

 

                                İmam Hüseyin Filiz                                                                                                         Aylin Cesur

                                        Gaziantep                                                                                                                     Isparta

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU BAŞKANI TAHİR AKYÜREK (Konya) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Erzurum Milletvekili Sayın Muhammet Naci Cinisli.

Buyurunuz Sayın Cinisli. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

MUHAMMET NACİ CİNİSLİ (Erzurum) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulumuzu saygıyla selamlarım.

Turizm gelirleri ülkelerin gayrisafi millî hasılalarının ortalama yüzde 10’unu oluşturuyor. Türkiye’miz ise ciddi potansiyeline rağmen turizm gelirlerini dünya standartlarına çıkaramamış durumda. Yaz, kış, kültür, kongre turizmi gibi çeşitli imkânları olan, memleketim Erzurum gibi açık hava müzesi denilebilecek şehirlere sahip ülkemizin yüzde 4 civarında turizm geliri elde etmesi İYİ Parti olarak kabul edebileceğimiz bir oran değil. Unutmayalım ki yüksek gelirli turizm ülkeleri istisnasız yüksek standartlı demokrasi ülkeleridir aynı zamanda. Turist de yatırımcı gibi güven duyabileceği, kendini güvende hissedebileceği, kurumları düzgün işleyen demokrat ülkeleri tercih eder.

Turizm, ülkelere kazandırdığı dövizle önemli katma değer sağlıyor. Türkiye’de turizm gelirleri dış ticaret açığını kapatmada en önemli enstrümanımız. Ancak turizm sektörü hizmet ihracatçısı sayılmasına rağmen ihracatçılara verilen haklardan yararlanamıyor.

Ülkemiz için turizmin ne kadar önemli olduğu çok açık. Turizmi Teşvik Kanunu’nda yapılacak değişikliklerin sektörü teşvik edici olmasını beklerdik. Ek maddelerle revize edilmeye çalışılan kanun, turizm sektörüne ceza kesen bir yasa hâline dönüşmemeliydi.

Sektör şu anda mevcut kredilerine yapılandırma, sicil affı, kayıt dışı faaliyetler gibi sorunlarla uğraşıyor. Turizmin geleceğiyle ilgili eğitim,    AR-GE, salgın sonrası turizm gibi konularda da düzenleme bekliyor. Bu sorunlara çözüm olacak önerilerimiz ise maalesef komisyon ve Genel Kurul görüşmelerinde kabul edilmiyor.

Hızla gelişen turizm trendleriyle uyumlu, alt branşların koordinasyonunu sağlayan yeni bir yasaya ihtiyaç duyuyoruz. Bu bakımdan turizm stratejimiz net olarak tasarlanmalı, tüm yasa maddeleri bu hedef doğrultusunda yeniden belirlenmeli.

Görüştüğümüz teklif Anayasa’nın 43’üncü maddesinde düzenlenen kıyıların korunması ile 63’üncü maddesinde yer alan kültürel, tarihsel ve doğal varlıkların korunması hususları açısından özellikle değerlendirilmeli. Geçtiğimiz mart ayı sonunda aceleyle komisyon görüşmeleri tamamlanan ve Genel Kurula temmuz ayında getirilen teklif, kamu yararına uygun olmalıydı. Sayın Genel Başkanımız Meral Akşener Hanımefendi’nin tabiriyle nesiller arası adaleti sağlamalıydı.

Dünya genelinde hızla değişen yeni turizm yaklaşımı yerelden yönetilme anlayışıyla gelişirken, yetkilerin tamamen merkeze alındığı bu yasa teklifini yanlış buluyoruz. Tabii ki merkezden genel planlama yapılmalı fakat yerelin yok sayıldığı bir anlayış da olmamalı. Önerilen maddelerle Bakanlığın yetkilerinin sınırsız artırıldığı, yapılabilecek yanlışın denetimi ve hesap verilebilirliği olmayan bir teklifi Genel Kurula getirmemeliydiniz. Teklif  âdeta Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminin “sonsuz yetki, sıfır sorumluluk” ruhunu yansıtıyor. Teklifle, kıyı şeritlerinde yapılaşmaya izin veren yetkilerin yerel yönetimlerden ziyade Turizm Bakanlığına verilmesi öngörülüyor ancak partili Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminde siyasi sorumluluğu olmayan turizmden sorumlu kabine üyesinin bu yetkiyi nasıl kullanılacağına şüpheyle yaklaşıyoruz.

Diğer yandan, son aylarda Özelleştirme İdaresi Başkanlığı, turizm kentlerindeki birbirinden değerli, mülkiyeti hazineye ait arazilerin, yeşil alanların, kampların, koyların imar planları değişikliklerine onay veriyor. Bu tür arazilerin “özelleştirme” adı altında haraç mezat satılmasına karar veriliyor. Ege ve Akdeniz’deki kamuya ait yeşil alanların, kıyıların, plajların, kampların, koyların bu yılın sonuna kadar satılması öngörülüyor.

Türkiye’nin birçok ilinde kamuya ait birbirinden değerli araziler satışa çıkarılmış durumda. Satış sonrası imar durumlarının otel, ticaret merkezi, konut yapılmak üzere değiştirildiğine ilişkin kararların belediyelere gönderilmelerini dikkatle takip ediyoruz. 9 Temmuz tarihinde kamu kurumlarına ait, çoğu Ege ve Akdeniz sahillerindeki yüzlerce dönüm arazi üzerine kurulu 18 eğitim kampı ve sosyal tesis de Cumhurbaşkanlığı kararıyla özelleştirme kapsamına alındı. Devletin memuru kendisini kimseden aşağı görmesin, imkân sahipleriyle eşit standartlarda tatil yapabilsin, gayrimeşru teklifleri rahatça reddedebilsin, Paramount Otel gibi rezilliklerle muhatap olmasın diye zamanında devlet aklıyla yapılmış Marmaris, Kuşadası, Seferihisar, Manavgat, Didim, Gökçeada, Beşiktaş ve diğerleri gibi özel konumlarda yer alan arazi ve tesisler özel avantajlarla satılabilecek veya kiralanabilecek.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

MUHAMMET NACİ CİNİSLİ (Devamla) – Yağmaya 4 gidiş, 4 geliş yol açılıyor âdeta.

Sözlerimin sonunda, görüştüğümüz teklifte istihdamdan, kalkınmadan bahsedilmediğini üzülerek belirtirim. İYİ Parti iktidarında turizmcilerin kalkınmanın önemli bir parçası olarak kendilerini yalnız hissetmeyeceklerini ifade eder, Genel Kurulumuzu saygıyla selamlarım. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkanım, 60’a göre bir söz isteyeceğim.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Başkan.

 

 

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Az evvel söz alacaktım ama siz hatibi çağırınca cevap vermek mümkün olmadı. Sayın Hatibe birkaç şey söylemek istiyorum.

Bir, biz Tunceli’ye darlandığımız için değil, darlanan Tunceli halkının dertlerini dinlemek için gittik, önce onu belirtmek istiyorum. Gittiğimiz yerler konusunda çok fazla bilgi sahibi olmamışsınız. Biz dolaşırken Ana Fatma’ya da uğradık ama orada bir şey daha yaptık: O gün, PKK tarafından şehit edilen Necmettin Öğretmenin ölüm yıl dönümüydü, şehit öğretmenimizin vefat yıl dönümüydü; Munzur’a onun için karanfil bıraktık, Fatihalar okuyup geldik; bilginiz olsun istedim.

Teşekkür ediyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz.

 

1.- Antalya Milletvekili Atay Uslu ve 23 Milletvekilinin Turizmi Teşvik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/3517) ve Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 255) (Devam)

 

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

8’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 8’inci madde kabul edilmiştir.

 

 

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, ülkemize resmî bir ziyarette bulunan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhuriyet Meclisi Hukuk, Siyasi İşler, Dış İlişkiler Komitesi Başkanı Yasemin Öztürk ve beraberindeki heyet Genel Kurulumuzu teşrif etmişlerdir, kendilerine Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu adına “Hoş geldiniz.” diyorum. (Alkışlar)

 

1.- Antalya Milletvekili Atay Uslu ve 23 Milletvekilinin Turizmi Teşvik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/3517) ve Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 255) (Devam)

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, 9’uncu madde üzerinde 3 önerge vardır. İlk okutacağım 2 önerge aynı mahiyettedir, bu önergeleri okutup birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 255 sıra sayılı Turizmi Teşvik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 9’uncu maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Feridun Bahşi Fahrettin Yokuş                    Yasin Öztürk

  Antalya                                                      Konya                                      Denizli

Hayrettin Nuhoğlu                                     Aylin Cesur                   İmam Hüseyin Filiz

  İstanbul                                                     Isparta                                   Gaziantep

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

Gökan Zeybek Orhan Sümer                   Çetin Osman Budak

   İstanbul                                                    Adana                                      Antalya

Hasan Baltacı Ali Şeker                      İbrahim Özden Kaboğlu

  Kastamonu                                                 İstanbul                                    İstanbul

Aziz Aydınlık   

  Şanlıurfa

 

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU BAŞKANI TAHİR AKYÜREK (Konya) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU BAŞKANI TAHİR AKYÜREK (Konya) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ilk konuşmacı Konya Milletvekili Sayın Fahrettin Yokuş.

Buyurunuz Sayın Yokuş. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

FAHRETTİN YOKUŞ (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Çevrenin ve doğanın korunduğu, kaynakların etkin ve verimli kullanıldığı, koruma-kullanma dengesi sınırları içerisinde sürdürülebilir turizm ana ilkemiz olmalıdır. Her şeyden önce, turizmin teşvik edilmesi topraklarımıza, meralarımıza, yaylalarımıza ve çayırlarımıza sahip çıkmaktan geçer ancak siz yine satmaya doyamadığınız topraklarımızı turizme açarak can damarlarımızı yok ediyorsunuz. Bu düzenlemeyle Anayasa’nın 45’inci maddesi ile 4342 sayılı Mera Kanunu’nun ihlal edilmesine vesile olacaksınız. Ayrıca, bu düzenlemeyle ülkemizdeki tarım ve hayvancılığı baltalıyorsunuz; meraları, çayırları, yaylaları rant kapısına kurban ediyorsunuz. Telafisi olmayan bu düzenleme ülkemize ve turizme kalıcı zararlar verecektir.

Değerli milletvekilleri, Dünya Ekonomik Forumunun açıkladığı verilere göre Türkiye, turizm gelirleri dünya sıralamasında 11’inci sırada; Seyahat ve Turizm Rekabet Endeksi’nde ise 44’üncü sırada yer alıyor. Turizm sektöründe kalkınmamız için öncelikle kendimizi doğru anlatmamız gerekiyor; bu da yerinde ve doğru tanıtımlar yaparak gerçekleşir. Bu tanıtımları yaparken kendi vatandaşlarımızı da incitmemeliyiz. Örneğin, bu yıl, pandemi yasaklarının ardından Kültür ve Turizm Bakanlığı ülkemize turist gelsin diye “Aşılıyım” maskeli bir tanıtım videosu hazırladı. Bu video, ülkemizi ve vatandaşlarımızı aşağılayan bir tanıtım videosu idi.

SALİH CORA (Trabzon) – Hiç alakası yok.

FAHRETTİN YOKUŞ (Devamla) – Bu video vicdanları yaralamıştır.

Değerli milletvekilleri, turizm sektörü, mevcut kredilerini yapılandırma, sicil affı, kayıt dışı faaliyetler gibi sorunlarla uğraşmaktadır. Bu sorunlara çözüm olacak bir tane dahi öneri teklifte yer almıyor; bu nasıl turizm teşvik yasası, doğrusu anlamış değiliz. Bununla birlikte, pandemi döneminde küçük oteller ve kafeler destek alamadı. Otel, kafe ve restoran olarak hizmet sunan işletmeler ruhsatlarında otel yazdığı için yine destek alamadılar. Binlerce küçük işletme sahibi otel ve kafeler mağdur oldu.

Dış politika başta olmak üzere siyaset ve ekonomi alanındaki tutarsızlıklar turizmi olumsuz yönde etkiliyor. Dış dünyada ülkemize karşı güvensizlikler her geçen gün artıyor. Öncelikle turizm alanında altyapı sorunlarının çözülmesi gerekmektedir. Turizm bölgelerinin sezonluk olmaktan çıkarılıp bütün yıla yayılması sağlanmalıdır. Turizmin Anadolu’ya yayılması için tanıtımlar yapılmalı; yayla turizmi, kültür turizmi, hobi turizmi gibi turizm alanları geliştirilmelidir. Turizm Bakanlığı, yapmış olduğu bir kısım tanıtım faaliyetlerinde ülkemizin belli bölgelerini ve şehirlerini öne çıkarmaktadır. Hâlbuki ülkemiz sadece sahil turizminden ibaret değildir, binlerce yıllık kültürel mirasıyla birçok medeniyete ev sahipliği yapmıştır.

Değerli milletvekilleri, turizm bölgelerindeki belediyelerin bütçesi kış aylarındaki nüfusa göre değil, yazın hizmet verdikleri nüfusa göre tekrar yeniden belirlenmelidir. Bakanlığın turizm hizmetine daha fazla pay ayırması, ayrıca turizm işletmelerini denetim altında tutması turizm gelirlerinin artmasına vesile olacaktır, katkı sağlayacaktır.

Evet, değerli milletvekilleri, turizmle ilgili çok konuştuk, şimdi, bir konuda sizlerin dikkatinizi çekeceğim.

SALİH CORA (Trabzon) – Kıbrıs Heyeti burada, ülkemizi kötülemeyin!

FAHRETTİN YOKUŞ (Devamla) – Konya Ereğli ilçesi Yeniköy Mahallesi hudutları içinde bulunan su kaynağı… Bu kaynaktan Yeniköy, Acıkuyu, Yukarı ve Aşağıgöndelen, Zengen ve Kamışlıkuyu köyleri içme suyunu sulama suyu olarak kullanıyor. Ancak AK PARTİ’li, milletvekili aday adayı bir şahıs bu kaynağa 4 kilometre uzaktaki bahçesine -büyük bir bahçe- yasa dışı yollardan boru döşetiyor.

SALİH CORA (Trabzon) – Kimmiş?

FAHRETTİN YOKUŞ (Devamla) – Söyleyeceğim.

SALİH CORA (Trabzon) – İftira atıyorlar!

FAHRETTİN YOKUŞ (Devamla) – DSİ müdahale ediyor, “Yapma!” diyor, dinlemiyor. Sonunda köylüler kaynağın başına iniyor, hakkını arıyor. “Ya, susuz kalmayalım, içemeyeceğiz, aynı sudan içiyoruz, aynı suyla tarlaları suluyoruz.” ama gelin görün ki güzel yönettiğiniz güzel ülkemizde Kıbrıslı kardeşlerimizi üzmemek için      –sen diyorsun ya- güzel güzel söyleyeyim: Jandarmamızı gönderiyorsunuz. Şimdi, onlara göstermeyeyim, sana göstereyim emmi oğlu. Bu görüntü, bu bir ana.

SALİH CORA (Trabzon) – Neresi orası?

FAHRETTİN YOKUŞ (Devamla) – Bak, bu bir ana, yerde sürünüyor Jandarmanın ayaklarının dibinde.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

FAHRETTİN YOKUŞ (Devamla) – Şimdi, bu utanç tablosu kimin? Bu utanç tablosu, vallahi, sizin eseriniz. Bu talimatı şerefli Türk Jandarmasına veren, benim Konyalı köylü kadınıma…

SALİH CORA (Trabzon) – Konyalı vekillerimiz bunu kabul etmiyor. Kıbrıs’a su getirdik.

FAHRETTİN YOKUŞ (Devamla) – …vatandaşımıza bu şekilde davranan, bunu emir veren hangi yetkili varsa –o su kavgasında oluyor bunlar, su kavgasında oluyor- kim yaptıysa bunu, bakın…

SALİH CORA (Trabzon) –Yukarıda heyet var, yakıştı mı sana?

FAHRETTİN YOKUŞ (Devamla) – Laf atma da dinle.

Ya, heyetten utanacak olsanız bunları yapmazsınız, ne utanmaz arkadaş!

SALİH CORA (Trabzon) – Sen utan!

FAHRETTİN YOKUŞ (Devamla) – Yazıklar olsun, yazıklar olsun! (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ikinci konuşmacı İstanbul Milletvekili Sayın Ali Şeker.

Buyurunuz Sayın Şeker. (CHP sıralarından alkışlar)

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, turizmi teşvik etmek istiyorsanız şu ana kadar yaptıklarınızı yapmamanız gerekiyor. 2014’teki rakamlara hâlâ erişmiş değiliz. O rakamlar sonra geriledi, geriledi ve şu anda geldiğimiz noktada, 2020’de 12 milyar dolara düştü turizm gelirlerimiz. Daha önce, İngiltere’den, Hollanda’dan, Belçika’dan, Fransa’dan turistler gelirken şimdi Suriye’den, Afganistan’dan, Pakistan’dan ve diğer Arap ülkelerinden geliyor turistler ve gelen bu turistlerin de kişi başına döviz bırakmaları çok daha düşük. TÜİK verileriyle 2019’da 34,5 milyarken 2020’de 12 milyar dolara düşen bu gelir neticesinde “Nerelerde hata yaptık?” diye bakmanız gerekiyor. İstanbul gibi güzelim yeri, Beyoğlu gibi güzelim yeri turistlerin cazibe merkezi olan yeri maalesef perişan ettiniz yaptığınız uygulamalarla. Ne yaptınız? “Saat on ikiden sonra müzik yasak.” dediniz ve turist gelsin diye turizm teşvik yasası çıkarıyorsunuz. Türkiye'nin en güzel yerlerinde bulunan sosyal tesisleri, denize sıfır eğitim kamplarını, yüzlerce dönüm arazisini, on binlerce metrekare kapalı alanlarını satmak için düzenleme getiriyorsunuz ve ihaleye çıkardığınız bu sosyal tesislerde daha önce üniversite öğrencileri burada tatil yapıyordu, jandarma tatil yapıyordu, emniyet görevlileri burada tatil yapıyordu, gazilerimiz burada tatil yapıyordu. “Siz oralarda dinlenmeyin, biz oraları satacağız.” diyorsunuz. Bir kişinin tatil yapması için yazlık, kışlık saraya 1 milyar TL’ye yakın para harcıyorsunuz yani 1 katrilyon lira ama milyonlarca kişinin yararlandığı o sosyal tesisleri birilerine peşkeş çekmek için ihaleye çıkarıyorsunuz. (CHP sıralarından alkışlar) Sizin, bu süreç içerisinde yaptığınız işlerden birisi de daha bu gece TRT’nin başına getirdiğiniz kişi. Ne dedi? “Erdoğan çok çalışkan bir Başkan, arada nefes alsın.” diyerek yazlık sarayı öven Hilal Kaplan TRT’ye Yönetim Kurulu üyesi oldu. 15 Temmuzun yıl dönümüne bir gün kala yapılan manidar bir atama. Daha önce ne demiş Hilal Kaplan? “Fetullah Gülen’e edilen sözleri kendime edilmiş gibi incitici buluyorum.” Bu incinen kişi incinmesin diye TRT’nin Yönetim Kuruluna getirdiniz. Kendi tekelinizdeki bir medyayla seçime gitmek istiyorsunuz. Kendi istediğiniz gibi kuralların olmadığı bir OHAL rejimi içerisinde seçim dayatmak istiyorsunuz. Türkiye'nin bu şekildeki demokrasi karnesiyle bir de turist gelmesini bekliyorsunuz. Eğer siz demokrasi liginde geriye giderseniz, turizm liginde de geriye düşüyorsunuz. Türkiye'nin önce demokrasisini tamir etmesi gerekiyor; OHAL rejimini tekrar getirme değil, demokrasiyi nasıl getireceğini düşünmesi gerekiyor. Siz sonsuz bir iktidar hedefliyorsunuz. Daha önceden de sonsuz iktidar hedefleyen siyasi partiler siyaset sahnesinden silindi. Bunu da göz önünde bulundurmanız gerekiyor.

Bir yandan doğayı tahrip ediyorsunuz. Marmara Denizi müsilajla, artık, içine katılan pislikleri kaldırmıyor, altına süpürülen kanalizasyonları taşıyamıyor ve böyle bir doğada nasıl turist gelsin Marmara’ya, İstanbul’a ve Türkiye’ye.

İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) – “Temel atmama töreni”nden de bahset, “temel atmama töreni”nden de bahset!

ALİ ŞEKER (Devamla) – Evet, geldiği gün, Dünya Bankasından parası, kredisi hazırken 3 tane biyolojik arıtma tesisini yapmayanlardan biyolojik arıtma öğrenecek hâlimiz yok. (CHP sıralarından alkışlar)

Bir yandan Dipsiz Göl’ü kurutup diğer yandan da Tuz Gölü’nün suyunu alıp oradaki allı turna yavrularının ölmesine sebebiyet verenlerden, görevlerini yapmayanlardan öğrenecek çevreciliğimiz yok. (CHP sıralarından alkışlar) Hacı Taşan’ın “Bizim ele varırsan şeker söyle, kaymak söyle, bal söyle.” dediği allı turna yavrularının binlercesini birkaç gün içerisinde kaybettik. Tarım Bakanlığı bu konudaki görevlerini yerine getirmediği için bunları yaşıyoruz.

Eğer Türkiye’ye turist gelecekse o billur akan ırmaklarını tekrar billur akan hâle getirmek gerekiyor, denizlerini temiz tutmak gerekiyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SALİH CORA (Trabzon) – Sözcü yazarından kopya çekiyorsun, Yılmaz Özdil’in sözcülüğünü yapıyorsun!

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

ALİ ŞEKER (Devamla) – Siz de bunların temiz tutulması yerine, sıfır maliyetliymiş gibi bunları, bütün o kirlilikleri doğaya boca ederek o güzelim doğamızı tahrip ediyorsunuz; o güzelim derelerimize HES’ler yaparak oradaki balıkları da öldürüyorsunuz. Daha bir hafta önce Küçükçekmece Gölü’nde balıklar öldü, bütün o balıklar kıyıya vurdu, seyrettiniz; üç gün önce de orada martılar ölmeye başladı. Bu ülkede artık martı yaşayamıyor. Bu ülkede artık allı turnalar yaşayamıyor. Artık kendinize bir çekidüzen verin, doğayı daha fazla tahrip etmeyin diyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP, HDP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 255 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 9’uncu maddesinde yer alan “eklenmiştir” ibaresinin “ilave edilmiştir” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

   Oya Ersoy                                                                       Serpil Kemalbay Pekgözegü                                   Hüda Kaya

   İstanbul                                                                                             İzmir                                                          İstanbul

   Kemal Peköz                                                                                 Sait Dede                                              Rıdvan Turan

   Adana                                                                                             Hakkâri                                                          Mersin

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU BAŞKANI TAHİR AKYÜREK (Konya) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Mersin Milletvekili Sayın Rıdvan Turan.

Buyurun Sayın Turan. (HDP sıralarından alkışlar)

RIDVAN TURAN (Mersin) – Sayın Başkan, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Şimdi, bu “turizmi teşvik” deyince bir defa galiba kültürden bahsetmek gerekiyor. Anadolu için konuşacak olursak da Anadolu'nun tarihsel geçmişi, kültürel birikiminden herhâlde uzun uzun bahsetmek lazım fakat ben konuşmamı 2 konuya ayırdığımdan dolayı buna bir değinmek istiyorum sadece.

Bakın, Türkiye'de, Anadolu coğrafyasında 25 bin antik kent var, bu 25 bin antik kentin 2 bin 500 tanesi şu ya da bu düzeyde kazılmış durumda, onun haricindekilerin büyük kısmı definecilerin artık imanına terkedilmiş. Örneğin, Hattuşa'yı bu hızla kazarsan yüz yıl daha kazmak zorundasın. Hattuşa, Hititler’in başkenti ve Hint Avrupa dil grubunun bilinen en eski örneği Hititçe. Hititçe’de “brada” “bread” yani İngilizce ekmek olan şey, Hititçe’de “wadar” olan şey İngilizce’de “water” yani su. Buna benzer çok şey var ve Avrupalı burada kendini görüyor, sürekli gelmek için doğrusunu isterseniz imkân arıyor fakat biz Hattuşa'yı bir türlü gün ışığına çıkartamıyoruz, niye biliyor musunuz? Para yok, JT İnternational’ın finansmanıyla Hattuşa'da Hitit antik sur duvarı örüldü, 100 bin euro civarında bir parayı iktidar bulamadığından dolayı, iktidarın öncelikleri malum başka, bunun finansmanı Japon Tobacco’dan sağlandı sadece o değil, mesela filmlere konu olmuş Truva’ya dönüp baksanız, Truva’da bir müze                -biliyorsunuz- yeni yapıldı, iyi de yapıldı, takdir edilecek bir şey kuşkusuz ama Truva’nın tüm dünyaya tanıtılması ve Truva’nın, örneğin kazıların devam etmesinin önünde acayip engeller var. Uşak Müzesinden Kanatlı Denizatı Broşu 2 defa çalındı, Amerika’dan geri getirildi arkadaşlar. Bu konuda çok şey söyleyebilirim -arkeoloji alanında- ama mesele şu ki turizmin teşviki arkeolojinin kendi kuralları içerisinde işlemesiyle, etkin kazı çalışmalarıyla söz konusu ve bu kültürel çeşitlilikle alakalı. Yani tekçi bir zaviyeden Anadolu medeniyetlerine baktığınızda, her şeyi bir potada eritmeye kalktığınızda varacağınız nokta sıfır. Anadolu’nun tarihin ilk çağlarından bu zamana kadar taşıyageldiği kültürel çoğulculuğu bugüne dercetmek, bugünkü toplumu böyle kurmak amacında olursanız hem bugünkü toplum bundan ihya olur hem de turizmin teşviki ve ilerletilmesi konusunda da büyük adımlar atılmış olur ama belli ki bu konuda epey, epey, epey geri bir noktadayız.

Şimdi, esas bahsetmek istediğim konu, bu 9’uncu maddede bir yetki belgesinden bahsediliyor ama ben başka bir yetki belgesinden bahsetmek istiyorum; o da Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından alınması zorunlu hâle getirilen, 1 Temmuz itibarıyla, kıyılmış tütün ticaretinin yapılması için gereken belge. İki günden beri telefonlarım susmuyor, bölgeden çok sayıda insan bu sorunu dile getiriyor. Duyduk ki altı ay bu ötelenecekmiş, ertelenecekmiş, altı ay sonra zulüm devam edecekmiş. Şimdi, arkadaşlar, bakın, üç yıldan altı yıla kadar cezai hükümler içeren bu yasanın uygulanabilirliği yok. Ha, uygularsın, nasıl uygularsın? Bu zamana kadar her şeyi nasıl uyguladıysan, inzibati tedbirlerle meselenin üzerine gidersin. Şimdi bu tütünü üretenlerin mutlaka kooperatifler vasıtasıyla satabilmesine ilişkin bir hüküm var ve bu kooperatiflerin her birinde 250 üreticinin olması öngörülüyor. Arkadaşlar, Kooperatifler Yasası çok iyi bildiğim bir yasa, 7 kurucuyla kurulur. 250 kişiyi bulun, kooperatifleri kurun, bu kooperatiflerin binalarını ve eklentilerini yapın -ki bunlar milyonlarca liraya tekabül edecek- buradan hareketle kaçakçılıkla mücadele edeceğinizi varsaydığınız bir yasayı çıkartmak mümkün değil ama ne mümkün biliyor musunuz? Mesela acayip bir zulüm düzeni kurmak mümkün, oradaki tütün üreticilerinin çoluğunu çocuğunu, yedi ceddini perişan etmek mümkün; zaten de şu anda objektif olarak meydana gelmiş olan şey ne yazık ki bu.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz.

RIDVAN TURAN (Devamla) - 2017 yılında hazırlanmış yasa, yönetmeliği 2020’de hazırlandı ama isteniyor ki aralıktan bu zamana kadar çiftçiler organize olsunlar, kooperatiflerini kursunlar ve ondan sonra tütün ticaretini yapabilsinler. Böyle bir gerçeklik yok. Görünenin geri planındaki gerçeklik şu: Marx’ın meşhur bir lafı var “Görüngüler gerçek olsa bilime gerek kalmazdı.” diyor muhterem. Şimdi, burada esas mesele şu: Yani aslında küçük üreticiyi yani tütüncüyü hedef aldığınızda Türkiye'de zaten az miktarda kalmış olan küçük tarımsal üreticiyi hedef almış oluyorsunuz. Kimi gönendirmiş oluyorsunuz, güçlendirmiş oluyorsunuz? Uluslararası tarım tekellerini güçlendirmiş oluyorsunuz. Zaten Türkiye'de tütün üretiminin yüzde 90’sından fazlası emperyalistlerin elinde şu anda, Amerikalıların elinde. Hani “Yerli ve millîyiz.” falan diyorsunuz ya tütünü olduğu gibi ihale etmiş durumdasınız. Geride kalan, kıyılmış tütün satan az sayıda fukaraya hizmet eden insanları ise bu yasalarla…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) – En az yüzde 30’a çıkardık, hatta Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle yüzde 45’e çıkardık.

RIDVAN TURAN (Devamla) – Yüzde 45 palavra, o işin palavrası, ben o Komisyonun içindeyim, çok iyi biliyorum onu.

İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) – Biz de biliyoruz.

 BAŞKAN – Buyurunuz.

RIDVAN TURAN (Devamla) – Şimdi, burada temel meselenin bir tütün boyutu var bir de küçük çiftçi boyutu var. Değerli arkadaşlar, Türkiye'de küçük çiftçiyi -bugün Komisyonda da anlattım- küçük ölçekli balıkçıyı, endüstriyel olmayan nitelikte üretim yapanları desteklemezsek bu memleket gidiyor, üretim gidiyor. Endüstriyel tarım tekelleriyle, büyük ölçekli tütün üreticileriyle bu süreci karşılayabilmek, memleketin ihtiyacına cevap verebilmek, hele hele o emekçi, yoksul köylüyü kalkındırabilmek falan mümkün değil; zaten böyle bir niyetinizin olmadığını da biliyorum.

Bu kooperatiflere ilişkin öneriler sunulmuş; kooperatiflere ilişkin öneriler bu kooperatif düzeniyle olmaz, kooperatiflerin demokratikleştirilmesi lazım. Bütün gruplara tek tek gönderdim, kooperatifler üzerine 90 maddelik bir yasa teklifi hazırladım, herkes baksın, meraklısı olan varsa, bunları oturalım, konuşalım, nasıl olacağına ortak akılla karar verelim. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

9’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 9’uncu madde kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, 10’uncu madde üzerinde aynı mahiyette üç önerge vardır, bu önergeleri okutup birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 255 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 10'uncu maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                                       Oya Ersoy                                   Serpil Kemalbay Pekgözegü                                    Sait Dede

                                         İstanbul                                                       İzmir                                                       Hakkâri

                                     Zeynel Özen                                              Hüda Kaya                                             Kemal Peköz

                                         İstanbul                                                     İstanbul                                                      Adana

Aynı mahiyetteki ikinci önergenin imza sahibi:

                                     Feridun Bahşi                                            Yasin Öztürk                                  İmam Hüseyin Filiz

                                         Antalya                                                     Denizli                                                    Gaziantep

                                 Hayrettin Nuhoğlu                                          Behiç Çelik                                               Aylin Cesur

                                         İstanbul                                                      Mersin                                                      Isparta

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

                                    Gökan Zeybek                                           Hasan Baltacı                                          Aziz Aydınlık

                                         İstanbul                                                  Kastamonu                                                 Şanlıurfa

                                     Orhan Sümer                                               Ali Şeker                                    Çetin Osman Budak

                                          Adana                                                      İstanbul                                                     Antalya

                             İbrahim Özden Kaboğlu

                                         İstanbul

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU BAŞKANI TAHİR AKYÜREK (Konya) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ilk konuşmacı Adana Milletvekili Sayın Kemal Peköz.

Buyurunuz Sayın Peköz. (HDP sıralarından alkışlar)

KEMAL PEKÖZ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sizleri saygıyla selamlıyorum.

İlgili kanunun 10’uncu maddesi üzerine söz aldım. Bu maddede yabancı bayraklı gemilerin, daha doğrusu yabancı bayraklı mega yatların Türkiye’de ticaret yapması, turizme hizmet etmesiyle ilgili bir madde düzenlenmektedir. Ancak bunu yaparken bir yandan niye turist gelmiyor… Bir para almak için, turistleri buraya getirmek için pandemi döneminde bile Avrupa’ya gidilip kapı kapı dolaşılıp Türkiye’de yaşayan insanları aşağılayıcı reklamlardan sonra böyle bir şeye meydan veriliyor. Oysaki bunun yerine yerli yatlar yapılabilir, daha büyük yatlar, 39 metreden daha büyük yatlar yapılabilir ve bununla da turizme hizmet edilebilir. Ama Komisyonda sorulduğunda Bakan Yardımcısı “Dışarıdan bize bu konuda çok fazla talep geldi. O nedenle de biz bu talebi yerine getirmek istedik çünkü bizde bu büyüklükte yat yok.” diyor. Başka alanlarda da büyük gemiler, daha büyük şeyler de yapılabiliyor ama… Tabii, turizm biraz, daha çok barışa yönelik bir eylemdir aynı zamanda. Oysaki barışa değil de savaşa olmuş olsaydı bunun çok daha büyükleri çok daha hızlı bir şekilde yapılır, hizmete sunulurdu. Oysaki turizm insanlar arasındaki ilişkilerin gelişmesi, aynı zamanda ülkenin kalkınması için de önemli bir unsurdur.

Ama turistler gelirlerken, şimdi, Türkiye’de kişi başına turist geliri niye düşüyor? Çünkü turist olarak Türkiye’deki hiçbir şey önemsemeyen, daha çok, işte gidip güzel bir yerde tatil yapmayı düşünen insanlar geliyor. Oysaki eğer orta ve orta üstü gelir düzeyine sahip olan insanlar gelmiş olsalardı kişi başına çok daha fazla gelir elde etmek mümkün olurdu. Ama o insanlar daha çok, demokrasisi işleyen, işçisine, köylüsüne, üreticisine, herhangi bir hak talebinde bulunan insanlara şiddet uygulamayan ve onlar üzerinde çeşitli baskıları gerçekleştirmeyen, demokrasisi gelişmiş olan ülkelere gidip parayı oralara bırakıyorlar. Biz de kapı kapı dolaşıp turistlerin gelmesi için elimizden gelen çabayı göstermeye çalışıyoruz. Ama bu, kendi içinde de bir çelişkiyi barındırıyor.

Yine, pazartesi günü işsizlik rakamları açıklandı Türkiye’de. Her zaman olduğu gibi, TÜİK ülkeyi yine ciddi bir çarpıtmayla karşı karşıya bıraktı; bu kadar yoksulluğun, bu kadar çatışmanın, bu kadar olumsuzluğun olduğu bir dönemde bile işsizlik oranının gitgide düştüğünü ifade etti. Oysaki rakamlar böyle bir şeyi söylemiyor. Mayısa göre istihdam açısından 216 bin kişi azalmış görünüyor, iş gücünün 481 bin azalması nedeniyle TÜİK resmî olarak işsizlik sayısını 265 bin azalmış olarak veriyor ancak gerçek işsizlik bu oranda değil. Nüfus artarken işsizliğin azalıyor olması söz konusu olmayacaktır ama burada görünen rakamlar bunlar. Hatta aylık bazda Nisan 2020’deki pandemi sonrasındaki dönemde istihdam kaybı en fazla Mayıs 2021’de yaşandı. Nisan 2020’deki kayıp 1 milyon 231 bin kişi olmuştur.

DİSK-AR’ın bir araştırması var. Bu araştırmada Mayıs 2021 verilerine göre mevsim etkisinden arındırılmış dar tanımlı işsiz sayısı toplamda 4 milyon 236 bin kişi iken DİSK-AR tarafından yapılan hesaplamaya göre geniş tanımlı işsiz sayısı 2019 Mayıs’ından bu yana 3 milyon 283 bin kişi artarak 9 milyon 671 bine yükselmiştir. Geniş tanımlı işsizlik oranıysa yüzde 27,2’dir.

Bir de bu toplumsal cinsiyet açısından da buna bir bakalım isterseniz. Çalışan erkeklerin sayısı 117 bin artarken çalışan kadınların sayısı 332 bin kişi azalmıştır fakat bundan daha fazlası, 419 bin kadın iş gücü piyasasından çekildiği için işsiz sayısı 87 bin gerilemiş görünüyor TÜİK’e göre. Erkekler inşaat ve hizmet alanında 38 bin ve 129 bin kişi iş bulurken kadınlar daha çok kayba uğramış; kadınlar ise tarımda eksi 305 bin kişi olmuş. Sanayi ve inşaat alanında ise 13 bin kişi azalmış. Mevsim etkisinden arındırılmış dar tarım işsizlik oranı erkeklerde yüzde 12,2 iken kadınlarda yüzde 15,5’tir. Sonuç olarak çalışma alanındaki, yaşındaki her 100 insanımızın 43,8’i çalışabilirken kadınlarda ise her 100 kadından ancak 26,3’ü çalışabilmektedir. TÜİK her zaman olduğu gibi bu dönemde de yine işsizlik rakamlarını farklı bir şekilde göstererek işsiz oranının düştüğünü, işsizliğin gitgide azaldığını söylüyor. Oysa bir yandan nüfus artarken, bir yandan her gün insanlar kapının önüne konulurken sendikalaştıkları için ya da başka bir şekilde verimden, fabrikalar üretimden düştüğü için işsizlik artarken son üç senede çevremize baktığımız zaman ben hiçbir tane yeni iş bulan, yeni bir işe giren kimseye rastlamadım ve görmedim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

KEMAL PEKÖZ (Devamla) – Eğer sizler görmüşseniz bize söyleyin, biz de buna karar verelim. Yurttaşların yarısının bile iş başı yapmadığı ekonominin şahlanması sizin döneminizde, sizin yaklaşımınız ve bakış açınızla mümkün olabilmiştir. Böyle bir dönemde şahlanmayı ancak sizler başarmış olabilirsiniz.

Saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerindeki ikinci konuşmacı Antalya Milletvekili Sayın Feridun Bahşi.

Buyurunuz Sayın Bahşi. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

FERİDUN BAHŞİ (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 275 sıra sayılı Yasa Teklifi’nin 10’uncu maddesi üzerine söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Ben yine sözlerime Doğu Türkistan’da uygulanan soykırımı ve benim ülkem Türkiye’nin bu soykırıma sessiz kalmasını kınayarak başlıyorum.

Değerli milletvekilleri, ben Türk ve dünya turizminin başkenti Antalya milletvekiliyim. Bu sebeple önce turizm sektörünün genel sorunlarından bahsedeceğim. Antalya’da turizm sektörü bu dönemde bile büyüyen ve istihdam yaratan tarihî ve kültür değerleri bakımından köklü bir geçmişe sahip, her ülkenin kıskanacağı zenginliktedir. Örneğin, İspanya’nın toplam 1.200 kilometre kıyı şeridi varken sadece Antalya’nın 650 kilometre kıyı şeridi vardır. Ülkemizde 2019 yılının ilk dokuz ayında 41 milyon 564 bin 536 turist gelmiş ve 26 milyar 634 milyon 764 bin dolar turizm geliri elde edilmiştir. Bu toplam gelirin yüzde 41’i Antalya’dan elde edilmiştir.

Ekonomiye sadece turizmden bu kadar katkı yapan Antalya hak ettiği karşılığı alabilmekte midir? Tabii ki hayır. Turizmci bu kadar turiste ve gelire rağmen yeterli geliri elde edebilmekte midir? Buna da hayır. Peki, ne yapılmalıdır? Turizm mutlaka on iki aya yayılmalıdır. Başta sağlık, fuar, yayla, golf, kaplıca gibi alanlarda destek sağlanmalıdır. Bunun yanında dünyanın vazgeçtiği her şey dâhil sistemi yenilenmeli ve şehrin esnafının da yararlanabileceği bir sistem geliştirilmelidir. Şehir içi oteller butik otellere dönüştürülmeli, bunun için Turizm Bakanlığınca teşvik sağlanmalıdır. Ayrıca kış aylarında kapanan otellerde çalışan yaklaşık 200 bin personelin durumu mutlaka ele alınmalı, bu konuda çalışmalar yapılmalıdır. Turizm meslek liseleri çoğaltılmalıdır. Turizm meslek yasaları sektörün istediği düzenlemelerle bir an önce hayata geçirilmelidir.

Değerli arkadaşlar, turizmdeki kriz derinleşmektedir. Beklentiler her sene düşmekte, her yeni gelen yıl bir öncekini aratmaktadır. Sezon itibarıyla turizmcinin geliri ile gideri baş başa hatta zararla kapanmaktadır. Sektör şu anda mevcut kredilerine yapılandırma, sicil affı, kayıt dışı faaliyetler gibi sorunlarla uğraşmaktadır. Getirdiğiniz bu yasa teklifi sorunların çözümüne bir katkısı olması beklenirken ne yazık ki yine hayal kırıklığı, yine hüsran yaratmıştır. Turizme teşvik kanunu mu, turizme darbe mi, turizmciye ceza mı, belli değil.

Değerli milletvekilleri, turizmci salgın döneminde devletten beklediği desteği görememiş, ekonomik kriz ve salgınla birlikte iflasın eşiğine gelmiştir. Türkiye’nin dört bir yanından çok sayıda turizm işletmesinin kapısına kilit vurulduğu, beş yıldızlı oteller satışa çıkarıldığı artık herkesin malumudur. Türkiye ekonomisinin can damarı olan turizm sektörüne hak ettiği değer ve destek verilmemiştir. Evet, turizmcilerin borçları da diğer sektörlerdeki gibi ertelendi ancak bunun hiçbir faydası olmadı. Ertelemeler hiç kimseyi borç yükünden kurtarmadı, aksine sektörü daha da zor durumda bıraktı. SGK, muhtasar ödemeleri, elektrik, su ödemeleri ve çalışanların ücretleri konusunda işletmelere destek olmak için hiçbir şey yapılmadı.

Değerli milletvekilleri, yasa teklifinin 10’uncu maddesiyle boyları 39 metre üzerinde olan yabancı bayraklı ticari yatların Türk karasularında faaliyet göstermelerine izin verilmektedir. Kabotaj Kanunu’nun 1’inci maddesi “Türkiye sahillerinin bir noktasından diğerine mal veya yolcu alıp nakletmek Türkiye sancağını taşıyan gemilerin tekelindedir.” demektedir. Yani yapılan bu düzenleme Kabotaj Kanunu’na aykırıdır. Bu yasa teklifini hazırlayan Kabotaj Kanunu’nu bilmiyorlar mı, yoksa kanunu dolanıyorlar mı? Dolanmak gibi bir kötü niyetle hareketi size bile yakıştıramam.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

FERİDUN BAHŞİ (Devamla) - Bu düzenleme açıkça Türkiye’nin millî karasularındaki hâkimiyetini ortadan kaldırmaktadır. Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün sözüyle konuşmamı bitirmek istiyorum: “Zaferi denizi kontrol altında tutan, ihtiyacı olan şeyi ihtiyacı olduğu zaman istediği yere ulaştırabilen ülkeler kazanır.”

Gazi Meclisi ve yüce Türk milletini saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Beştaş, buyurunuz efendim.

 

 

 

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Şimdi, Bingöl’den aradılar, birkaç farklı kanaldan. Ayrıca, vekilimizle de görüştüm. Şimdi, 14 Haziran 2020 tarihinde Karlıova Yedisu depremi olmuştu, hatırlıyoruz ve orada ağır hasar gören binalar var. Nerede mi? Kaynarpınar, Dinarbey, Elmalı köylerinde ve civar köylerinde depremden dolayı evler hasar görmüş, bir kısmı çok hasarlı, bir kısmı az hasarlı ve ayrıntıları da aldım, not ettim. Bu yıkım ekibi için bir ihale yapılmış ve bir firma bu yıkma işini üzerine almış. Şimdi, bugün itibarıyla jandarma eşliğinde evler yıkılmaya başlanmış. Yani oradan doğrudan bilgi aldım. Fakat önümüzde çok önemli bir sorun var: Tahminen ağustos ayının sonunda –Bingöllüler öyle diyorlar- kış mevsimi başlıyor, yani iki aylık takriben bir süremiz var ve bu köylülerin kalabilecekleri bir yer…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Bingöl’de söylediğim, adını verdiğim köylülerin kalabileceği bir yer temini yok. Yani şu anda köylüler yaz koşulları olduğu için dışarıda kalabiliyorlar ve şunu istiyorlar yani talepleri açıkçası bazıları hiçbir eşyasını bile alamamış. Talebimiz şu: Yani neticede bir yıkım ihalesi yapılmış ama o binalar yıkılırken köylüler nerede kalacak? Yani bir de onlara ilişkin bir baraka, bir barınak, ne bileyim yani, bir yer temini yapmak lazım. Bu konu da sanırım Çevre Bakanlığının görev alanına giriyor. Yani en azından iktidar grubunun sözcülerinin bunu iletmeleri ve Komisyonumuzun da bilgi sahibi olması, kendilerinin de, Divanınızın da bu konuda hassasiyet göstermesini önemle…

ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – Geçici barınma için AFAD Başkanlığını arayacağız.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Evet yani ararsanız çok seviniriz çünkü bu gece yarısı aradılar. En azından bu sorunu çözelim diyorum.

Teşekkür ediyorum. Sağ olun.

 

 

 

1.  Antalya Milletvekili Atay Uslu ve 23 Milletvekilinin Turizmi Teşvik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/3517) ve Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 255) (Devam)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde 3’üncü konuşmacı İstanbul Milletvekili Sayın Gökan Zeybek.

Buyurunuz Sayın Zeybek. (CHP sıralarından alkışlar)

GÖKAN ZEYBEK (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

İzmir depreminden hemen sonra kurulan Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altındaki tüm siyasi partilerin temsilci verdiği Deprem Araştırma Komisyonu uzun çalışmalar sonrasında raporunu hazırladı, 500 sayfa ana rapor, binlerce sayfa ek raporla birlikte dosyalar oluşturuldu. Evet, değerli milletvekilleri, Sayın Meclis Başkanı randevu verecek ve biz Deprem Komisyonunun çalışma raporunu kendisine sunacağız. Bir haftadır kendisinin Komisyona randevu vermesini bekliyoruz. Yani Türkiye'nin önemli bir meselesi deprem gerçeği. Daha da önemli bir meselesi, Türkiye Büyük Millet Meclisinin içinde bütün siyasi partilerin ortak önergesiyle kurulan bir komisyona randevu vermeyen bir Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı, nokta. Meclis tatile girecek, ekime kadar çalışmayacağız ve biz bu raporu ne zaman sunacağız, ne zaman buna ilişkin yeni yasal düzenlemeler getirilecek ayrı bir konu.

Değerli arkadaşlar, teklifin 10’uncu maddesinden önce 9’uncu maddede bir hüküm var, onu doğru bulduğumu belirtmek istiyorum, o da şu: “İstanbul'la ilgili özellikle İstanbul'da faaliyet gösteren idareler tarafından yolcu taşımacılığı yapmak üzere yetkilendirilen deniz araçları bakanlıkça belirlenecek şartları taşımaları kaydıyla ve belirlenecek bedel üzerinden belge düzenlemek suretiyle turistik gezi amaçlı kullanılabilir.” doğru bir metin. İstanbul'da bu işi yapan işletmeler açısından ciddi bir sıkıntıydı, Sahil Güvenlikle çok ciddi sorunlar yaşıyorlardı. Düzenlemenin bu biçimi bence sorunu çözecektir.

Gelelim, kabotajı delecek olan 39 metre ve üzerindeki yatlarla ilgili düzenlemeye. Şimdi, değerli arkadaşlar, Türkiye Sahillerinde Nakliyatı Bahriye (Kabotaj) Ve Limanlarla Kara Suları Dahilinde İcrayı San'at Ve Ticaret Hakkında Kanun, kanun numarası 815, kabul tarihi 19 Nisan 1926. Yani Cumhuriyetin, Osmanlı'nın yok edilmesine, ekonomik olarak çökmesine yol açan kapitülasyonlardan kurtulma konusunda getirdiği en önemli yasalardan bir tanesi. Nedir bu? Millî kara sularında, nehirlerde Marmara Denizi’ni bir iç deniz olarak kabul ediyor, nehirlerde ve akarsularda yalnızca Türk vatandaşları ve Türk menşeli şilepler ya da başka deniz nakil araçları ticari faaliyette bulunabilirler.

Şimdi, siz bir düzenleme getiriyorsunuz, nedir bu? Bu düzenlemeyle 39 metre ve üzerindeki yatların yabancı, bandıralı yatların Türk kara sularında ticari faaliyette bulunmalarına izin veriyorsunuz. Peki, gerekçeniz ne? Gerekçeye gelmeden önce şunu söylemek istiyorum, Yani Millî Selamet Partisi ve Refah Partisi geleneğinden gelen, -içinizde çok az sayıda da kalsa- o gelenekten gelen milletvekillerine sormak istiyorum: Ya, bu denli bir savrulma olabilir mi? Yani belediyenin toplayamadığı çöpleri toplamak için gece bir araya gelen mahalle başkanlarından şimdi 39 metre ve üzerindeki yatların, yabancı yatlara binecek olan zenginlerin haklarını savunacak bir noktaya sürüklendiniz. (CHP sıralarından alkışlar)

Şimdi, yasa teklifinin 8’inci maddesinde, Komisyon çalışmaları sırasında bu metin çıkarıldı, metin çıkarıldı ama metnin (b) bendini okumak istiyorum: “Deniz turizmi araçlarında çalışmalarına müsaade edilecek yabancı zabit ve kaptanların Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığından yeterliliklerinin tanındığına dair belge almaları zorunludur.” Şimdi, bunu metinden çıkaranlar, yasa teklifini hazırlayanlar 10’uncu maddede yabancı menşeli ticari gemilerin Türk Karasularında ticari faaliyette bulunmaları durumunda, bunların görevli kaptan ve zabitlerinin hangi mevzuata göre çalışacakları konusunda bir eksikli içerisindedirler. Yani yasa teklifi zaten öylesine yanlış bir biçimde hazırlanmış, öylesine birbirinden kopuk ve Türkiye gerçeklerindin uzaktır ki 8’inci maddede iptal edilen bu (b) bendi yüzünden 10’uncu maddeye izin verdiğinizde bile bu yasa teklifi geçse bile orada çalışacak olan yabancıların… Çünkü Kabotaj Yasası bize bugüne kadar yabancı gemilerin Türk Karasularında çalışmasına izin vermediği için ciddi bir biçimiyle boşluk yaratacaktır.

Şimdi, tabii, bu yasa teklifiyle birlikte Kabotaj Yasası’nın delinmesi aynı zamanda Lozan Anlaşması’yla garanti altına alınmış olan millî karasular üzerindeki Türk devletinin hakimiyetini de ciddi biçimiyle ortadan kaldıracaktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

GÖKAN ZEYBEK (Devamla) – Ve Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına sağlanmış olan özel bir hakkı bir biçimiyle delmiş olacaksınız.

Bu Parlamentodan 2 kez delme çıkmış arkadaşlar, Kabotaj Yasası’nı delecek 2 tane metin çıkmış. Bunlardan bir tanesi büyük gemileri kurtarmak için yabancı tahlisiye gemilerinin Türk Karasularında çalışmasına izin veren metinle petrol ve doğal gaz aramak için Türk Karasularında çalışacak yabancı menşeli petrol arama platformları dışında ilk kez siz lüks yatlar… Son zamanlarda çokça zenginleştiniz, bu zenginliğiniz nedeniyle artık 39 metrenin altındaki yatlara da sığmıyorsunuz, bu bir. Uçan arabayı yapıyorsunuz da, dünyada uçan arabayı yapan birinci ülke olma iddiasını ortaya koyuyorsunuz da 39 metreden büyük yatları yapmayı niye başaramıyorsunuz?

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

10’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 10’uncu madde kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, 11’inci madde üzerinde 3 önerge vardır. İlk okutacağım 2 önerge aynı mahiyettedir. Bu önergeleri okutup birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 255 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 11’inci maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

 

Oya Ersoy                                                                                       Hüda Kaya Kemal Peköz                                         İstanbul                                                                                                                     İstanbul                                          Adana                                                           

 

Serpil Kemalbay Pekgözegü Sait Dede                                                                                                                  İzmir            Hakkâri                                                                                                                           

 Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

 

Yasin Öztürk                 Dursun Ataş                                             Feridun Bahşi

   Denizli                                                                                            Kayseri                                                     Antalya

 

Aylin Cesur             İmam Hüseyin Filiz                                         Behiç Çelik                                                       

  Isparta                                                                                            Gaziantep                                                    Mersin

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU BAŞKANI TAHİR AKYÜREK (Konya) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerindeki ilk konuşmacı Hakkâri Milletvekili Sayın Sait Dede.

Buyurunuz Sayın Dede. (HDP sıralarından alkışlar)

SAİT DEDE (Hakkâri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan Turizmi Teşvik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 11’inci maddesi üzerine söz almış bulunmaktayım.

Getirilen teklifle yine iktidarın ruhuna uygun olarak sermaye dostu bir düzenleme yapılmak istendiği ortadadır. Meclise sunulan sarayda hazırlanmış her kanun teklifinde olduğu gibi bu Kanun Teklifi’nde de merkeziyetçi ve otokratik bir yapıyı inşa etmeye devam edebilmek için yapılan bir çalışma olduğunu net görüyoruz. Tarih ve kültür turizmi kamusal gelir elde edebilmek için kapsamlı ve etkili bir politikayla toplum yararına değerlendirilebilecekken bugün “bacasız sanayi” olarak adlandırılan turizm sektörü can çekişmektedir. Sektör 2019 yılı verilerine göre 35 milyar dolar getirmiştir. Pandeminin başladığı 2020 yılında ise Türkiye’nin toplam turizm geliri yaklaşık 12 milyar dolardır. Yani Türkiye’nin 2020 yılındaki turizm geliri yaklaşık olarak yüzde 65 azalmış durumdadır. Yılda yaklaşık 700 milyon geceleme yapmak üzere kurgulanmış dev bir sektör olan turizm sektöründeki geceleme sayısı pandemiyle birlikte  50-100 milyon rakamlarına kadar düşmüştü. TÜİK rakamlarına göre bile geçtiğimiz yıl 1 milyon 701 bin kişi olan turizm sektöründeki çalışan sayısı 2021 yılında 1 milyon 377 bine kadar geriledi. Turizm sektörünün yaklaşık bir senede yaşadığı istihdam kaybı yaklaşık 324 bin kişiye ulaştı. Yani yaklaşık yüzde 20 oranında istihdam kaybı yaşandı. Bu da her 5 turizm çalışanından 1’inin işini kaybetmesi anlamına gelmektedir.

Değerli milletvekilleri, özel bir turizm şirketi patronun turizm bakanı olduğu bir ülkede turizm alanındaki tüm düzenlemeler turizm patronlarının ihtiyacına göre şekillenecektir. Ege ve Akdeniz kıyılarında müthiş bir uyumla, büyük bir pervasızlıkla kıyı şeritleri, ormanlar, doğal güzellikler, kültürel miraslar talan edilirken benzer şekilde Kürt illerinde de doğal güzellikler maden sahalarına çevrilmektedir. Büyük bir turizm potansiyeline sahip Hakkâri ilindeki doğal güzellikler, tarihî ve kültürel miraslar talan edilmektedir. AK PARTİ Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan “İki ülkeye sınır Hakkâri her açıdan dünyanın çok önemli bir turizm noktasında, ticaret noktasında hareket merkezi olur.” dedikten hemen sonra Hakkâri’de ne turizm ne ticaret kaldı. Eşsiz bir doğal güzelliğe sahip alanlar, güvenlik yolları sebebiyle tahrip edildi. Geçmişte turistlerin ilgi odağı olan kaleler, camiler, medreseler, manastırlar ve saraylar kendi kaderlerine terk edildi. Yine, iki ülkeye sınır olan Hakkâri’de sınır kapıları kapatıldı. Hakkâri ilinin en önemli geçim kaynaklarından birisi de sınır kapılarıdır. İlde hâlihazırda iki sınır kapısı bulunmaktadır, bu kapılardan Esendere Sınır Kapısı ve Hakkâri'den Kürdistan Bölgesel Yönetim bölgesine 2015 yılında açılan Çukurca Ezümlü Sınır Kapısı belirli aralıklarla açılıp kapatılmaktadır. Değerli milletvekilleri, 3’üncü bir kapı daha var, aslında bu kapı var mı, yok mu arasında gidip geliyor. 2011 yılında Bakanlar Kurulu kararıyla bu kapı açıldı, Derecik Sınır Kapısı. Yalnız ortada herhangi bir kapı yok. Kapı sadece seçim dönemlerinde açılıyor AKP'nin bütün genel başkanları, seçim meydanlarında “Derecik Sınır Kapısı Hakkâri halkımıza hayırlı olsun.” diyorlar, oradan taşımalı getirdikleri kitle dağılıyor, hadi kapıyı görmeye gidelim, ortada kapı mapı yok, hayali bir kapı. (HDP sıralarından alkışlar) Eminim yakın zamanda, olmayan kapının açılışı için yine törenler düzenlenecek, yine kamuoyu yanıltılacak. Bu iki kapının Hakkâri'nin Irak bölgesi pazarından faydalanabilmesi ve ilin ekonomik gelişme kaydetmesi anlamında ciddi bir öneme sahip olduğu açıktır ancak ne yazık ki Hakkârililer siyasi tercihlerinden dolayı cezalandırılmaktadırlar. Bakın, Esendere Sınır Kapısı ticarete açık olduğunda kota sınırlaması gibi keyfî uygulamalar rutin hâle getirilmişti, yurttaşların yanlarında getirdikleri birkaç kilo pirince dahi el konulmaktaydı. Şimdi, bu uygulamanın yasal bir dayanağı yoktu elbette, bu yüzden çoğu zaman dün yasak olan, bugün serbest olabiliyordu; ancak bugün serbest olan, sınırdan, gümrük muhafazadan geçen bir mal 4 kilometre ötede Jandarma noktasında yakalanıp kaçak sayılabiliyor. Bir torba pirinç yüzünden hem de kapıdan yasal olarak geçirilen pirinç hakkında dava açılan sayısız yurttaş mevcut. Hakkâri tam anlamıyla hukukun askıya alındığı bir kent. Bakın, yolda yürürken insanlar etrafınızı sarıyor, ellerindeki mahkeme kararlarını bize gösteriyorlar. Bu kararların birçoğu mülki amirlerin yaptıkları hukuksuzluklara karşı yurttaşların mahkemelere başvurup aldıkları yürütmeyi durdurma kararları.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Dede.

SAİT DEDE (Devamla) – Tamamlıyorum Sayın Başkan.

Örneğin, Yüksekova'da kayyum halkın evlerini nasıl yıkacağını, bu halkı nasıl mağdur edeceğini düşünmekle meşgul bu aralar. Bunu mahkemeye götüren yurttaşlar yürütmeyi durdurma kararı alıyor ama kayyum kaymakam bu kararı da tanımıyor. Şehir içi servislere ilişkin kayyum kaymakam yine keyfî bir karar alarak sözleşme şartlarını terk taraflı olarak değiştiriyor. Bunun üzerine yurttaşlar mahkemeye başvuruyor, yürütmeyi durdurma kararı alıyor ama kayyum bu kararı da tanımıyor. Şimdi, Yüksekova ilçesinde şehir içi ulaşım durmuş durumda ve halk ciddi mağduriyet yaşıyor. Bakın, yine, dokuz gün önce, Hakkâri’ye bağlı Kavaklı köyü halkı kaybolan hayvanlarını aramak için meralarına gidiyor, askerler üzerlerine ateş ediyor, daha sonra yanlarına çağırıp hakaret ediyor, darp ediyor ve günlerdir Valilikten herhangi bir ses seda yok.

Şimdi, sizlere bu kürsüden soruyorum: Sayın milletvekilleri, bu yurttaşlar haklarını aramak için ne yapsınlar? Devletin bir yetkilisinin kanunlara, hukuk kurallarına uymasını nasıl sağlasınlar? Hukuk devleti ilkesinin en temel gereklerinden birisi, idari işlem ve eylemlerin yargı denetimine tabi olmasıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SAİT DEDE (Devamla) – Anayasa’nın 2’nci maddesi burada açıkça çiğneniyor ve siz Hakkâri’de turizmden bahsediyorsunuz.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ikinci konuşmacı Mersin Milletvekili Sayın Behiç Çelik.

Buyurunuz Sayın Çelik. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BEHİÇ ÇELİK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Komisyondan geçmiş bulunan ve Genel Kurula indirilen bu kanun teklifi, hem torba mahiyetinde olması hem de Anayasa’ya aykırılık içeren hükümler içermesi bakımından kabul edilemez. Diğer taraftan, bu teklif, AKP’nin ülkeye ve aziz Türk milletine ne gözle baktığının itirafı mahiyetindedir. Doymak bilmez bir iştihayla aziz vatanın para eden her değerine hücum eden bir kafa bizim kafamız olamaz yani Türk olamaz, İslam olamaz, insan olamaz. Ülkenin onca meseleleri varken Türkiye Büyük Millet Meclisine taşınan kanun teklifi, turizmi teşvikten ziyade devletin kurumsal yapısını tahrip ederek tüm akarı ve gelir getirici kaynakları saray merkezli, saray orijinli personelin yönetimine, insafına terk etmektedir.

Değerli arkadaşlar, harama bulaşanlar asla iflah olmazlar. Harama kimse kılıf hazırlamasın. Yalan, iftira, soygun ve talanla yola devam etmede ısrarlı olanlar ne kadar firavunlaşırlarsa firavunlaşsınlar sonuçta varacakları son durak Musa olacaktır; elbette Musa ilahi hükmün gereğini yapacaktır. Ama, ülkemizde bu güruh kendilerini yenilmez güç olarak görebilirler, bu yanıltıcıdır; her şey ters bir rüzgâra bakar. Değerli arkadaşlar, rüzgâr çıkmıştır. Fakirin fukaranın, yetimin, memur ve esnafın, işçinin, pazarcının, çiftçinin, malcının gelirinin büyük bir kısmına vergi, fiyat, zam, enflasyon, faiz oyunlarıyla el konulması rüzgârı güçlendirmektedir. Kitleler aç kaldıkça feryatlar göklere yükselmekte, gençler öfke küpüne dönmektedir; rüzgâr fırtınaya, hatta kasırgaya dönüşmektedir. İşte, harama batanların hazin sonu da böyle gelecektir. Milletin parasının yine millete dönmesi eşyanın tabiatı gereğidir. Bu mekanizma doğrudan en üst bir gruba, oligarşiye millî geliri pompalarken bazı parti mensupları da yerel kaynaklardan yararlanarak millete karşı bir cürüm zinciri oluşturmaktadır.

Değerli arkadaşlar, bankalar, kurumlar ve kuruluşlar peyderpey soyulurken; bu yetmiyor, araziler, arsalar, ormanlar, turizme uygun koylar, mesire alanları, yaylaklar, meralar, kışlaklar, vesaire tam bir yağma alanına çevrilmiştir. Bu doyumsuzluğun sonucu, biliyorsunuz, mide fesadıdır, sindirim zafiyetidir; yedikleri gıda değil, zehir olacaktır.

Değerli arkadaşlar, Silifke Cambazlı’da, Keşlitürkmenli’de maliyetinin altında satılabilen domatesin üreticisi kükrüyorsa, Mut Sertavul Pazarı’ndaki esnaf, milletin aşırı fakirleşmesi yüzünden müşteride büyük düşüşten bahsediyorsa arz etmiş olduğum fırtına esiyor demektir.

Değerli milletvekilleri, teklif özü itibarıyla merkez-taşra ve yerel idarelerin geleneksel dengelerine de müdahale etmektedir. Başta Anayasa'nın 45’inci maddesi, 127’nci maddesi, Belediye Yasası, Büyükşehir Belediyesi Yasası, İl Özel İdaresi Yasası, Mera Kanunu, Kıyı Kanunu, Köy Kanunu gibi temel yasalara aykırılık teşkil etmektedir. Muhalefet şerhlerinde de anlaşılacağı üzere, yeterince olgunlaştırılmadan, ilgili komisyonlardan raporlar sağlanmadan getirildiği gözlenmiştir. Zaten Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi yüzünden komalık olan idari sistemimiz bu tür tekliflerle ilaveten hançerlenmektedir. Bir kere, Türk belediyeciliği kan kaybetmektedir. Siz ne hakla belediyenin uhdesinde olan yetkileri buduyorsunuz?

Değerli arkadaşlar, 11’inci madde üzerinde konuşuyorum. 11’inci madde işletmelerin belge denetimleri ve sınıflandırma yetkisinin Bakanlığa ait olduğunu belirtmektedir. Bakanlık, Türkiye Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansıyla iş birliği yaptığını ifade ediyor “Yetki, gerektiğinde valiliklere devredilir.” diyor, böyle muğlak ve denetimin tamamen dışında farklı bir denetim ifade ediyor, tanımlıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

BEHİÇ ÇELİK (Devamla) – Evet, bu teklif bir zümrenin gelirinde haksız olarak artışlar sağlayabilir ancak göreceksiniz, bu düzen sürdürülemez. Biz, İYİ Parti olarak toplumu ayrıştıracak, bölecek her türlü faaliyetten imtina ediyoruz. Aslında, bunu iktidarların öncelikle yapması gerekir ama nafile. Gelinen noktada, yeni yağma alanlarının önünü açmak için Mecliste, dışarıda her yerde konuşmak, konuşmak, konuşmak, konuşmak; yapılan bu. İnsanları lafla güya ikna ederek kendilerinin hata ve kusurlarını aklamak. Hâlbuki Ziya Paşa diyor ki: “Onlar ki verir lafla dünyaya nizamat, bin türlü teseyyüp bulunur hanelerinde.” AKP'nin hâlipürmelali budur değerli arkadaşlarım.

Önergemizin kabulünü diler, hepinize saygılar sunarım. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunacağım.

Y O K L A M A

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Yoklama talebimiz var.

BAŞKAN – Yoklama talebiniz var.

Sayın Özel, Sayın Sümer, Sayın Şeker, Sayın
Önal, Sayın Yıldız, Sayın Kaya, Sayın Ünsal, Sayın Hamzaçebi, Sayın Antmen, Sayın İslam, Sayın Sındır, Sayın Özcan, Sayın Arı, Sayın Sarıbal, Sayın Şahin, Sayın Gündoğdu, Sayın Baltacı, Sayın Bakırlıoğlu, Sayın Başevirgen, Sayın Sertel.

Yoklama işlemi için üç dakika süre veriyorum ve yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

 

 

 

1.- Antalya Milletvekili Atay Uslu ve 23 Milletvekilinin Turizmi Teşvik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/3517) ve Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 255) (Devam)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 255 sıra sayılı Turizmi Teşvik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 11’inci maddesinin son fıkrasının teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

              Gökan Zeybek                            Hasan Baltacı                         Aziz Aydınlık

                  İstanbul                                  Kastamonu                                 Şanlıurfa

               Orhan Sümer                                Ali Şeker                    Çetin Osman Budak

                   Adana                                     İstanbul                                     Antalya

       İbrahim Özden Kaboğlu                 Nazır Cihangir İslam

                  İstanbul                                    İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ METİN YAVUZ (Aydın) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen İstanbul Milletvekili Sayın Nazır Cihangir İslam.

Buyurunuz Sayın İslam. (CHP sıralarından alkışlar)

NAZIR CİHANGİR İSLAM (İstanbul) – Teşekkürler.

Sayın Başkan, çok değerli arkadaşlarım; konuşmama başlamadan önce…

 (Uğultular)

NAZIR CİHANGİR İSLAM (Devamla) – Sessizlik lütfen, arkadaşlar.

Baştan alabilir miyiz süreyi Sayın Başkan?

BAŞKAN – Sayın İslam, beni uyarabilirsiniz ama isterseniz ben bir hatırlatma yapayım Genel Kurula. (CHP sıralarından alkışlar)

NAZIR CİHANGİR İSLAM (Devamla) – Sayın Başkan, siz de meşguldünüz, o yüzden ben duruma el koymak zorunda kaldım.

BAŞKAN – Peki efendim, baştan yeniden süreyi değerlendiririz.

Buyurunuz Sayın İslam.

NAZIR CİHANGİR İSLAM (Devamla) – Teşekkürler sayın arkadaşlar, esprimi inşallah mazur gördünüz.

Öncelikle, bundan altmış iki yıl önce Kerkük’te bir katliam sonucu hayatını kaybeden Türkmenleri rahmetle anıyorum. Bir daha böyle katliamların olmamasını diliyorum.

Değerli arkadaşlar, hafta sonu Srebrenitsa’daydık bir soykırımın anmasında. Hepinizin malumu, 1995 yılında, sadece ve sadece Müslüman oldukları için katledilen 8 binden fazla erkek, her yaştan erkek ve bu tarihe bir soykırım olarak geçti, Srebrenitsa soykırımı olarak geçti. Bunun anmasına gittik. Bunu gerçekten hepinize tavsiye ederim, hiç olmazsa hayatta bir kere bu anmaya katılmayı ve oradaki havayı, o şehrin nasıl söndürüldüğünü, oradaki ışığın nasıl söndürüldüğünü ve insanlar üzerindeki hâletiruhiyeyi en azından bir yaşamanız, paylaşmanız için. Bir daha böyle soykırımların da olmamasını temenni ediyorum. Tabii biz Saraybosna’ya vardığımızda Sayın Saraybosna Büyükelçisini aramamıza rağmen birtakım farklı davranışlarla muhatap olduk.

(Uğultular)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, sayın hatip çok önemli bir hususta bir açıklama yapıyor, lütfen.

Buyurunuz Sayın İslam.

NAZIR CİHANGİR İSLAM (Devamla) – Biraz farklı davranışlara muhatap olduk. Ben ciddiyet adına bunların detaylarına girmeyeceğim ama merak eden Sayın Saraybosna Büyükelçimizden bu konudaki görüşlerimizi ve ikazlarımızı ondan, kendilerinden dinleyebilir.

Değerli arkadaşlar, hepinizin malumu, yarın 15 Temmuzun aynı zamanda yıl dönümü. 15 Temmuzda, bugün baktım, her sene biz burada kutlama yapardık, pandemi nedeniyle yapamadık ama bugün bütün milletvekilleri sarayda bir toplantı, anma toplantısı yapmak üzere davet edilmiş ve bu davette bizler de varız. Arkadaşlar, bu işte bir terslik olmalı yani siz bundan beş yıl önce beni ve birçok insanı, bakın, Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın, Binali Yıldırım’ın, Mehmet Şimşek’in, Numan Kurtulmuş’un, Türkeş’in, Sayın Sayan Kaya’nın, Ömer Çelik’in, Berat Albayrak’ın, Faruk Çelik’in, Lütfi Elvan’ın, Nabi Avcı’nın, Naci Ağbal’ın, Yılmaz’ın, Recep Akdağ’ın, Ahmet Arslan’ın imzalarıyla işten attınız ve terörle irtibatlı ve iltisaklı olarak ilan ettiniz. E, bugün sisteme girdim, bugünkü sistemde, yine, hâl⠓İncelemeniz devam ediyor.” diyor. Dört beş senede dünya savaşları bitti, anlaşmalar imzalandı, siz hâlâ bu meseleyi halledemediniz. E, buradaki çelişkiyi ne yapacağız? Terörle irtibatlı ve iltisaklıysak niçin bizi işten atan insanlar ve bizi böyle ilan eden insanlar bizi oraya davet ediyor?

Tabii, o davete katılmayacağız. Neden? Çünkü biz sarayın değil, sokağın 15 Temmuzundan geliyoruz. Ha, diyeceksiniz ki sokağın 15 Temmuzu ile sarayın 15 Temmuzu arasında ne fark var? Şöyle bir fark var değerli arkadaşlar: Biz o gün ne olup bittiğini hâlâ bilmiyoruz. Yani demokrasi için, sadece ve sadece bu ülkede kanun hâkimiyetinin, daha doğrusu hukukun üstünlüğünün devamı için, onaylamadığımız bir iktidarın, onaylamadığımız bir Hükûmetin gayrimeşru yöntemlerle düşürülmemesi için sokaklardaydık, namlunun ucundaydık ama bugün şu soruların cevabını hâlâ bulamıyoruz: Sayın Genelkurmay Başkanı 14.45’ten 21.00’e kadar neredeydi? MİT Başkanının kaçırılacağı ihbarı neden bir darbe ihbarı olarak dikkate alınmadı? Genelkurmay Başkanı’ndan neden personel kışlayı terk etmesin emri çıkmadı? Arkadaşlar, daha uzatabileceğim ama cevabını hâlâ bilmediğimiz bu sorular işte, sarayın 15 Temmuzuyla sokağın 15 Temmuzunun arasını ayırıyor, araya bu farkı koyuyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

NAZIR CİHANGİR İSLAM (Devamla) – Biz hâlâ ne olup bittiğini bilmiyoruz, hâlâ bunlardan habersiziz ama bir bakıyorsunuz bizi bu duruma düşürenler hiç de sıkılmadan, hiç de utanmadan tutmuş bugün bize davetiye yollamış.

HÜSEYİN YAYMAN (Hatay) – Nezaketen göndermiş.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Davetiyeyi geri alalım.

NAZIR CİHANGİR İSLAM (Devamla) – İade ettim zaten.

Değerli arkadaşlar, işin daha vahim tarafı şu şimdi bakınız, bu birkaç senedir iş insanları üzerinden bir FETÖ borsası kurulduğunu sizler de biliyorsunuz. Yani bu artık herkesin malumu ama artık şunu biliyoruz ki küçük dereceli memurları işlerine döndürmek üzere -eskiden sizin referanslarınız geçerli oluyordu ama bugün utanarak bunları telaffuz ediyorum- 100 bin liraya, 150 bin liraya işlerine döndürüldüğüne dair ihbarlar alıyoruz ve bu tür şikâyetler alıyoruz. Ha, şimdi ben size soruyorum: Aklanan insanları işlerine döndürmemenizin nedeni bu mu? Bunun cevabı üzerinde düşünün.

Hepinize saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

11’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 11’inci madde kabul edilmiştir.

12’nci madde üzerinde 3 önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım, ilk önergeyi okutuyorum:

 

                         Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 255 sıra sayılı Turizm Teşvik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 12’nci maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

 

                                    Gökan Zeybek                                           Hasan Baltacı                                          Aziz Aydınlık

                                         İstanbul                                                  Kastamonu                                                 Şanlıurfa

 

                                     Orhan Sümer                                               Ali Şeker                                    Çetin Osman Budak

                                          Adana                                                      İstanbul                                                     Antalya

 

                             İbrahim Özden Kaboğlu                                   Sibel Özdemir                                                     

                                         İstanbul                                                     İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ METİN YAVUZ (Aydın) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen İstanbul Milletvekili Sayın Sibel Özdemir.

Buyurun Sayın Özdemir. (CHP sıralarından alkışlar)

SİBEL ÖZDEMİR (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, kanun teklifinin 12’nci maddesi üzerine söz aldım. Oldukça geç saatler oldu, sabrınıza sığınarak Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Evet, yine kapsamlı ve önemli bir kanun teklifiyle karşı karşıyayız. Teklif tali komisyonlara da gönderilmiş ama hiçbir sonuç raporu yok, bu konuyu tekrar dikkatinize sunmak istiyorum yani ilgili komisyonlardan da bir rapor kanun metninde yok, şerhte de yer almıyor.

Evet, 2020 yılı Mart ayından itibaren pandeminin de etkisiyle ciddi sorunlar yaşayan çok önemli ve stratejik sektör olan turizm sektörü işletmelerini ve çalışanlarının sorunlarını çözmeye dönük daha detaylı, daha kapsamlı ve gerçekten sektörü ilgilendiren, etkileyen ve diğer tüm türev sektörleri de etkileyen, bütüncül, katılımcı bir yasal düzenleme yapabilirdik ama maalesef böyle bir yasayla karşı karşıya değiliz. Pandemide en çok etkilenen turizm sektörü pandeminin başlangıcından bir yıl sonra yani bu nisan ayında bu kanun Komisyona sevk edildi ve dört beş aydır da bekliyor çünkü sorunlu bir kanun bu. Baktığımız zaman birçok farklı alanda düzenleme var; iki gündür, dünden itibaren görüşüyoruz; kültür, turizm, koruma ve gelişim bölgeleri için belirlenen istisna, muafiyet, teşvik hükümlerinin turizm merkezi hakkında da uygulanması gibi düzenlemeler getiriyor; konaklama tesislerine turizm işletme belgesi alma zorunluluğu getiriyor; benim de üzerine söz aldığım,  bütün yetkileri Kültür ve Turizm Bakanlığı toplarken aynı zamanda bir yetki devri var, valiliklere, taşra teşkilatına bir yetki devri var, para cezaları var, yaptırımlar var. Bir birlik kuruluyor -turizm hizmetleri yönetim birlikleri- ve buraya bütün tesislerin üye olması ve aidat ödemesi zorunluluğu getiriliyor. Yani baktığımız zaman ismi Teşvik Kanunu ancak teşvikten öte daha çok bir yaptırım, denetim getiren kanun gibi gözüküyor. Kanunun sonuna da değerli milletvekilleri, Yunus Emre Enstitüsünün yönetim yapısıyla ilgili 2 tane madde ekleniyor.

Benim söz aldığım 12’nci maddeyle, gerekçede belirtildiği üzere, birçok belgeleme, bürokrasi, ek düzenleme getiriliyor bu tesisler için ve doğal olarak Kültür ve Turizm Bakanlığının da iş yükü artıyor. Ve bunun neticesinde 12’nci maddeye geldiğimizde, bu iş yükünü, bu iş yoğunluğunu ve işlemlerin hızlı yapılabilmesi için denetim yetkisini Bakanlıkça belirlenecek sınırlarla taşra teşkilatına devredilmesi maddesi getiriliyor. Yerel yönetimlerin bu alandaki yetkilileri alınıp Bakanlığa, Bakanlık eliyle de valiliklere… Ve hatta özel denetim firmaları aracılığıyla da sertifikaların verilebileceği ve geri alınabileceği düzenlemeler yapılıyor. Bakanlık kontrolörleri ve bakan tarafından yetkilendirilen kamu görevlilerinin de tayin edilebileceği bir düzenleme yapılıyor. Açıkçası -Komisyon üyelerimizin de belirtiği gibi- bu düzenlemenin, oldukça muğlak, keyfî ve suiistimallere açık uygulamalara yol açabileceği… Ve hâlâ maddede boşluklar var; hangi kurumlara bu denetim yetkisi verilecek? Kanunla kurulmuş olan meslek kuruluş örgütleri bu sürecin dışında tutuluyor ve yapılacak… Gerçekten bu maddeyle, o beklenen denetimler sağlıklı şekilde yapılacak mı? Burada bir soru işareti var.

Yerel seçimler sonrası gerçekten birçok muhalefet belediyelerinin yönetmiş olduğu alanlarda, bunların buradaki iş ve işlemlerinin birçoğu Kültür ve Turizm Bakanlığına devredilmesi yerel yönetimleri zayıflatmaktadır. Teklifte yer alan belediye belgeli konaklama işletmelerine, turizm işletme belgesi alma zorunluğu getirilmesi, standartlar, denetim getirmesi… Elbette bunlar sağlanmalı ancak burada temel sorun: Yerel yönetim ve işletmelerde hak kayıplarına yol açması. Bunun tekrar dikkate alınması gerekmektedir. En çok tartışılan meralar, yaylalar, kışlaklar sorunu; bunun Anayasa’ya aykırılığını ben de tekrar vurgulamak istiyorum. Baktığımız zaman değerli milletvekilleri, gerekçede en çok dikkatimi çeken “Bütüncül turizm politikaları...” diyor ama bu Hükûmetin ya da bu iktidarın hangi politikası bütüncül? İşte, çevre, turizm, ekonomi, hukuk, hiçbir alanda bütüncül politikalarınız yok. İşte, geçen hafta 4’üncü yargı paketini, reform paketini görüştük, bu hafta bir torbayla OHAL mevzuatını düzenleyen kanunla karşı karşıyayız. İşte “Turizm” “Kültür” “Tarihi destekler” “Korumak” diyoruz ama bir taraftan da meraları imara açıyoruz, bir taraftan -iki gün sonra torba görüşeceğiz- ormanları ayrıştırma tesisleri kuruyoruz. Nerede burada bütüncül politikalar?

Şunu belirtmek istiyorum açıkçası son olarak: Önemli bir gerekçe de tabii ki turizm sektörünün cari açığı etkilemesinden bahsediliyor, öneminden bahsediliyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

SİBEL ÖZDEMİR (Devamla) – Ama baktığımız zaman eğer biz cari açığı azaltmak istiyorsak değerli milletvekilleri, ekonomimizin dışa bağımlılığını azaltmalıyız; üretime dayalı bir ekonomiyi tesis etmeliyiz, teşvik etmeliyiz; hukuku, adaleti ve hukuk güvenliğini sağlamalıyız; dış politikada tutarlı, itibarlı olmalı ve saygınlığı sağlamalıyız; yüksek enflasyon ve yüksek işsizlikle gerçekten mücadele etmeliyiz ama en önemlisi demokrasiyi güçlendirmeliyiz; güçler ayrılığını sağlamalıyız ve en başta şahsi, tek kişiye dayalı bu yönetim sisteminden vazgeçmeliyiz.

Eğer biz Türkiye olarak bunları yapabiliyorsak gerçekten turizm potansiyelimizi en yüksek düzeye çıkartabiliriz, sürdürülebilir bir turizm politikasını hayata geçirebiliriz, turizmcilerimize en büyük destekleri veririz, bu alandaki istihdamı güçlendiririz ve dünyadaki turizmdeki pazar payımızı ve kârlılığımızı artırabiliriz. Bu tür gerçekten torba yasalarla bunu sağlayamayız ve görüşmekte olduğumuz bu teklifle iktidarın tam tersi çelişkili, tutarsız uygulamalarında ısrar etmesi sonucu bu sektörün temel sorunlarını gerçekten gündeme almayacağını ve çözüm üretmeyeceğini tekrar dikkatinize sunarak Genel Kurul saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 255 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin 12’nci maddesinde yer alan “tayin edilir” ibaresinin “belirlenir” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                       Oya Ersoy                                   Serpil Kemalbay Pekgözegü                                  Hüda Kaya

                                         İstanbul                                                       İzmir                                                       İstanbul

                                     Kemal Peköz                                               Sait Dede                                                Garo Paylan

                                          Adana                                                      Hakkâri                                                   Diyarbakır

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ METİN YAVUZ (Aydın) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen, Diyarbakır Milletvekili Sayın Garo Paylan.

Buyurunuz Sayın Paylan. (HDP sıralarından alkışlar)

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; sizleri saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, dünyanın en güzel ülkesinde yaşıyoruz, dünyanın pek çok yerini görmüş birisi olarak size bunu söylüyorum ve dünyanın en derin tarihinden birinin mirasçısıyız değerli arkadaşlar. Dünyanın en güzel yemeklerine sahibiz. Derin bir tarihimiz var, derin bir hikâyemiz var, çok güzel bir ülkemiz var. Böyle bir ülke dünyada turizmde 1’inci olmalı, kişi başına turizm gelirinde 1’inci olmalı, bütün dünya yurttaşları öncelikle Türkiye’nin hikâyesini görmeye gelmeli ve burayı yüksek bedellerle gezmeliler ve yurttaşlarımıza refah sağlamalılar. Oysa biz kişi başına turizm gelirinde Avrupa’nın sonuncusuyuz arkadaşlar, sonuncuyuz bakın. Yunanistan’a bir turist gidiyor, 2-3 bin euro harcıyor, bize geliyor 400-500 euroya tatil yapıyor. Neden? Çünkü bu derin hikâyemize sahip çıkmıyoruz değerli arkadaşlar. Sanki Göbeklitepe bizim değilmiş gibi davranıyoruz. Sanki Truva’nın hikâyesini uzaydan gelenler yapmış gibi davranıyoruz. Sanki Hitit şehirlerini birileri gelmiş yapmışlar ve bu topraklardan sürülmüşler gibi davranıyoruz. Oysa arkadaşlar, bunlar bizim hikâyemiz. Siz hikâyemizi dar bir paranteze soktunuz. Sanki buraya yalnızca Orta Asya’dan birileri gelmiş ve geri kalanlar yok olmuş gibi davrandınız; o hikâyeye, o paranteze sokmaya çalıştınız. Bu yüzden de bu derin hikâyemize sahip çıkmadınız. Bu derin hikâyeye sahip çıkılmadığı için de arkadaşlar, o hikâyenin kültürel mirasına da sahip çıkılmadı, o hikâye yağmalandı, kültürel miras yok sayıldı, yıkıldı.

Değerli arkadaşlar, bakın, az önce Rıdvan Turan arkadaşımız da söyledi, yalnızca Hitit’in hikâyesini, Göbeklitepe’nin hikâyesini, Truva’nın hikâyesini bütün dünya merak ediyor ama sanki, o bizim büyük büyük dedelerimizin hikâyeleri bize ait değilmiş gibi davrandığınız zaman, işte, buraya turist olarak gelecekler de o hikâyeyle ilgilenmiyorlar, neye geliyorlar? Bir hafta boyunca gel, yat, kalk, ye, iç, 200-300 euro ver, uçağına da bin git; bu hikâyeyle ilgileniyorlar.

Değerli arkadaşlar, tek satabildiğiniz şey ucuzluk. Bakın, Turizm Teşvik Yasası diye getirdiğiniz şeyi duyduğum zaman içim cız etti, niye biliyor musunuz? Ben 49 yaşındayım ve çocukluğumda babamla mütevazı anlamda arabaya binip Ege sahillerini gezerdik. O inci gibi koyları gördü bu gözler ama şimdi gittiğimde ben ağlıyorum, bakmak dahi istemiyorum çünkü hepsi betona gömüldü, hepsi de Turizm Teşvik Yasalarıyla oldu değerli arkadaşlar. O güzelim koylar, o inci gibi koylar betona gömüldü; Antalya, Muğla betona gömüldü değerli arkadaşlar. Eğer, başka herhangi bir şekilde değerlendirilebilseydi şu anda elde edilen gelirin 10 misli gelir elde ederdi Antalya, Muğla ama şu anda o betonu kimse görmek istemiyor değerli arkadaşlar.

Ben Antalya’dan, Muğla’dan bahsetmek de istemiyorum; ya, biraz da ülkenin doğusuna bakalım, Vekili olduğum Diyarbakır’a bakalım. Diyarbakır Sur’un hikâyesine, Diyarbakır’ın 5 bin yıllık tarihine 5 milyon turist getirebilirdik ama Diyarbakır Sur yerle bir edildi. “Diyarbakır’ı Toledo yapacağım.” diyenler Diyarbakır’a F tipi cezaevi yaptılar. F tipi cezaevi modelini getirip Sur’un içine koydular, onu kim görmek isteyecek acaba? O daracık canım sokakları yerle bir ettiniz, o binlerce yıllık tarihi yerle bir ettiniz, yerine beton döküp üstüne bazalt taş yapıştırmaya çalıştınız. Kim görmek ister bu hikâyeyi değerli arkadaşlar? Ya, Van Edremit’i gören var mı içinizde bilmiyorum, Van vekilleri görmüştür. Cennetten  bir köşe değerli arkadaşlar, Arshile Gorky’nin köyü, Arshile Gorky’yi bilirsiniz, dünyanın en meşhur ressamlarından biri. Binlerce yıllık bir Urartu höyüğü var orada, büyülü bir mekân. Oraya zamanla Ermeniler de kiliselerini yapmışlar, medeniyetlerini kurmuşlar, bir de mezarlık yapmışlar. İşte, o Urartu höyüğünün, Ermeni kilisesinin, mezarlığın üzerine bir tuvalet yapıldı ve kafe yapıldı. Dört yıldır Turizm Bakanlığına söylüyorum, bakın, Bakan Yardımcısı burada, dört yıldır o tuvaleti yıktıramıyoruz. Başka bir medeniyetin elinde olsa yani iyi insanların elinde olsa 5 milyon turist getirir bu hikâyeye, o hikâyeye sahip çıkar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

GARO PAYLAN (Devamla) – Ama hikâye Ermeni’nin olunca, hikâye Urartu’nun olunca bu hikâyenin üzerine tuvalet yapıyorsunuz ve değerli arkadaşlar, büyük bir saygısızlık yapıyorsunuz.

Bu ülkenin Türk’üyle, Kürt’üyle, Ermeni’siyle, Süryani’siyle, Rum’uyla çok derin bir hikâyemiz var, kültürel mirasımız var. Bu kültürel mirasımıza sahip çıkmak için bugün yaşayanlar olarak birbirimize sahip çıkmalıyız, birbirimize saygı göstermeliyiz. Biz, birbirimize saygı gösterirsek başkaları da gelip bizim hikâyemizi paylaşır ve bu ülkeye refah getirir.

Dolmabahçe Sarayı’nın mimarı benim adaşım Garabet Balyan. Geçen gün, Dolmabahçe Sarayı’na beni bir taksici götürdü, sohbet ediyoruz “Ya, adın ne?” “Garo” “O nasıl isim öyle?” dedi, “Ben Ermeni’yim.” dedim, “Ağabey, estağfurullah.” dedi. Şimdi, bana “Estağfurullah.” diyen bir taksici Dolmabahçe Sarayı’na turisti götürürken ne hikâye anlatabilir arkadaşlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın efendim.

GARO PAYLAN (Devamla) – İşte, bu toprakların çok kimlikli, çok kültürlü hikâyesine sahip çıkmadığımız sürece, turizmde de istediğiniz teşvik yasasını çıkarın, bu ülkeye ancak “Bir hafta yat kalk, ye iç, sana 400 euroya, 300 euroya tatil yaptırırım.” diyebileceğiniz turist gelir. O turiste çalışan emekçiler de ancak asgari ücretle çalışırlar. Yunanistan’daki emekçi 20 bin, 30 bin lira maaş alırken buradaki emekçi 2 bin liraya yabancı, ucuz turistlere hizmet etmek durumunda kalır. Bu durumu değiştirmek için turizm teşvik yasalarından vazgeçelim, bu ülkenin barışını sağlayalım değerli arkadaşlar.

Bakın, yarın OHAL yasası gelecek, OHAL’i üç yıl daha uzatacaksınız. İki yıl önce, pandemiden önce Hollanda’da bir taksiye bindim, taksici şunu dedi bana: “Her yıl Türkiye’ye tatile gelirdim. Türkiye’nin hikâyesini paylaşıyordum ama artık Türkiye’yi bir diktatör yönetiyor, ben bir diktatörün yönettiği bir ülkeye gelmem.” İşte, bu durumu değiştirmemiz gerekiyor değerli arkadaşlarım.

Hepinize saygılar sunarım. (HDP sıralarından alkışlar)

ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – Hollanda’yı da bir deli yönetiyor, deli.

İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) – Taksiden başka bir şeye binmiyor yani, halk adamı yani (!)

HÜDA KAYA (İstanbul) – Gerçekler, gerçekler bunlar.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Sayın Turan...

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, AK PARTİ ve onun lideri sadece bu yıl değil, yirmi yıldan beri bu ülkenin yöneticisi, Başkanı ve uzun yıllar da devam edecek inşallah. Onun dışında, bizim referanslarımız millettir Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan “Turizmi Teşvik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi”nin 12’nci maddesinde yer alan “değiştirilmiştir” ibaresinin “yeniden düzenlenmiştir” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Feridun Bahşi      Yasin Öztürk                              Aylin Cesur

    Antalya                              Denizli                                       Isparta

 

Hayrettin Nuhoğlu                     Arslan Kabukcuoğlu                  İmam Hüseyin Filiz

      İstanbul                                   Eskişehir                                Gaziantep

 

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU BAŞKANVEKİLİ METİN YAVUZ (Aydın) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Eskişehir Milletvekili Sayın Arslan Kabukcuoğlu.

Buyurun Sayın Kabukcuoğlu. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

ARSLAN KABUKCUOĞLU (Eskişehir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

255 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 12’nci maddesi üzerine grubum adına söz almış bulunuyorum. Gazi Meclisi saygıyla selamlarım.

Turist, temel amacı psikolojik tatmin olan, seyahati süresince ekonomik anlamda tüketici sayılan, orta düzeyde mali güce sahip kişidir. Bu tanım içinde pek çok anlamı barındırmaktadır. Ana hatlarıyla turist insan gibi muamele ister, ilgi ister, saygı ister; fazla parası yoktur, fahiş fiyatla karşılaşmak istemez. Turistler, birtakım maddi fedakârlıklara katlanarak ülkemize gelmişlerdir.

Turizmin başlangıcı milattan önce 4000 yılına kadar uzanmaktadır. Turizm inanç, sağlık, ekonomi, spor amaçlarıyla yapılıyor. Bunların her birine ayrı ayrı değinmek gerekir ancak vaktimiz maalesef sınırlı.

Turizm sektörü emek yoğun bir sektördür; istihdam yaratmada diğer sektörlerden çok daha ekonomik ve yararlıdır. Dünya Turizm ve Seyahat Konseyinin yaptığı bir hesaplamaya göre turizm sektörü en büyük endüstri; refah ve istihdam yaratan işverendir. Turizmin toplam istihdamdaki payı yüzde 18’dir.

TÜİK verilerine göre Mayıs 2021’de 4,2 milyon işsiz varken genç işsizlik oranı daha da ağır, yüzde 24’tür. Bir kişiye istihdam sağlamak için madencilikte 1 milyon Türk lirası, imalatta 500 bin Türk lirası, enerjide 5 milyon Türk lirası yatırım gerekirken turizmde sadece 450 bin Türk lirası yatırım gerekmektedir. Ayrıca, doğrudan, dolaylı ve uyarılmış istihdam yaratması bakımından da önemli bir sektördür.

TÜİK, Merkez Bankası, Kültür ve Turizm Bakanlığı verilerine göre yıllar içerisinde ülkemize gelen turist sayısı artarken turistlerin kişi başına bıraktıkları döviz daha da azalmaktadır. Örneğin, 2003 yılında 16,4 milyon turistle dünya turizmden aldığımız pay yüzde 2,34’tür. Kişi başına turist harcaması 850 dolardır. Bu hesapla, 2009 yılında gelen 51,7 milyon turistin bırakması gereken döviz, beklenenin çok daha altında, 34,5 milyar dolardır. Dünya turizmindeki payımız ise gittikçe düşmektedir ve yine, 2019 yılı itibarıyla yüzde 2,29’dur. Masaya yatırılması gereken budur, turizm sorunu burada düğümleniyor. Sorun, rant yaratmak değildir. Türkiye’yi yoksul turistler tercih etmemelidir; varlıklı turistleri tercih ettirmeliyiz ve çok sayıda turisti tercih ettirmeliyiz. Bununla ilgili stratejiler geliştirmemiz gerekiyor.

Turistlerin bir ülkeye seyahat tercihinin deniz, kum, yemekten öte bir şey olduğu bilinmektedir ancak önemli olan başka şeyler de vardır. Genel Başkanımız Sayın Meral Akşener’in söylediği gibi turizm, özgürlüğün peşinden gider; “Ülkenizde demokrasi yoksa turizm de olmaz, ülkenizde adalet yoksa turizm de olmaz.” demektedir. Türkiye on yedi yılda, Dünya Sivil Özgürlük Sıralaması’nda 85’inci sıradan 140’ıncı sıraya düşmüşse, Dünya Demokrasi Endeksi Sıralaması’nda 88’inci sıradan 104’üncü sıraya düşmüşse ve Dünya Adalete Erişim Sıralaması’nda 74’ten 133’üncü sıraya düşmüşse, dünyanın en güvenli 75 şehri içinde bir tane şehriniz yoksa turistler, hele hele seçkin turistler ülkenize niye gelsin?

Turistlerin birer kültür elçisi oldukları gerçektir. Gelen her turistin ülkemizden iyi bir izlenimle ayrılması olaya para penceresinden bakanlar için daha fazla para demektir; ülke itibarı penceresinden bakanlar için ise ülkemizin dışarıdaki itibarıdır, güvenirliğidir, yabancı kültürlere kendimizi tanıtmaktır, kabul ettirmektir. Kısaca, turisti kültür elçisi olarak değerlendiren ülkeler için ülkenin kabulünün, itibarının, döviz girdisinin artması demektir.

Ülkemizin tarihî zenginliği bir gerçektir; Amerika ve Avrupa da dâhil       -hatta bunlara Yunanistan ve İtalya’yı da koyun- biz tarihî bakımdan bu ülkelerin hepsinden zenginiz. Bir yılda Yunanistan’a gelen turist sayısının 30 milyon, İtalya’ya gelen ise 62 milyon olması hem o kültürlerin diğer ülkeler tarafından kabulü hem de turistlere karşı tutumlarının özenli olmasıyla ilgilidir. Müzelerimizi bir yana bırakacak olursak açık hava tarihî kalıntıları sunumlarında ne kadar yetersiz kaldığımız aşikârdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

ARSLAN KABUKCUOĞLU (Devamla) – Ormanlarımız, yaylalarımız, pek çok merkezin işgal tehdidi altındadır. Orman alanlarına verilecek turizm izni kaçınılmaz şekilde yapılaşma etkisine maruz bırakacak ve belli müddet sonra burası yapılaşmış olarak karşımıza çıkacaktır. Kıyıların, plajların kiralanması, AK PARTİ Hükûmetlerinin yandaşlarına hazırladığı bir ranttır. Eğer turizmi geliştireceksek yukarıdaki eksikleri tamamlamalıyız.

Bu kanun teklifi AK PARTİ hükûmetlerinin yeni rant arayışıdır; turizmin teşviki değildir, ülkemizin turizm gelirlerini artırıcı bir yasa teklifi değildir. Bu yasa teklifi yaylak, kışlak, orman ve mera arazilerinin, kıyılarımızın yağmalanması yasa teklifidir. Bu yasa turizme yarar getirecek bir yasa teklifi değildir.

Saygılarımla. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

12’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 12’nci madde kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, 13’üncü madde üzerinde 4 önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

İlk önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Turizmi Teşvik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 13’üncü maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                                     Feridun Bahşi                                            Yasin Öztürk İmam Hüseyin Filiz                                                                                                          Antalya                                                     Denizli                                        Gaziantep                                                         Hayrettin Nuhoğlu                                      Aylin Cesur                                          Zeki Hakan Sıdalı                                                                                            İstanbul                                                      Isparta                                                       Mersin

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ METİN YAVUZ (Aydın) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Mersin Milletvekili Sayın Zeki Hakan Sıdalı.

Buyurunuz Sayın Sıdalı. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

ZEKİ HAKAN SIDALI (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2019’da 34 milyar dolar ciro yaratan turizm salgından da belki de en fazla etkilenen sektör oldu. Kredi borçları 14 milyar dolara ulaşan turizmcilerimiz 2020’de 45 milyar dolar hedef koyduğunuz gelirlerinin 3’te 2’sini kaybettiler, sadece 3’te 1’ini gerçekleştirebildiler. 2019’da getirdiğiniz teklifle Turizm Ajansını kurmuştunuz. O gün, bu, teşvik kanun değil, ceza kanunu olmuş demiştim. Senelerce turizm sektöründen destek alıp hatta Turizm Ajansı kurarak cirolarına ortak oldunuz, bu ajanslı turizmcilerden de yıllık 200 milyon dolar toplayacaktınız. Şimdi ortada ciddi bir zarar var; buna ortak olmuyor, yükü sadece sektörün üzerine yıkıyorsunuz. Yine, yemeye ortak olup hesabı masadakilere ödetiyorsunuz.

Yetmiyor, görüşmekte olduğumuz 13’üncü maddede de ciro üzerinden ödenecek turizm payı beyan edilmezse verilecek cezaları düzenliyorsunuz. Turizm nekahet dönemine bile girememişken, kredi yapılandırma, sicil affıyla uğraşırken, turizm payının kaldırılmasıyla ilgili hiçbir iyileştirme yokken tahsilata dair yeni cezalar, yeni yükler yaratmanın peşindesiniz. Bölgedeki tüm rakiplerimiz kendi ülkelerine, şirketlerine arka arkaya kurtarma paketleri açıkladır. Almanya ve İtalya 25 milyar euroluk, Fransa 18 milyar euroluk kaynağı kendi turizmcilerine sektörü desteklemek için sundu. Peki, siz ne yaptınız? 3,5 milyon kişiye istihdam sağlayan; dış ticaret açığımızın yarısını, cari açığımızın yüzde 80’ini finanse ettiğimiz turizm sektörüne ihracatçılara tanınan hakları vermediğiniz gibi, teşvik etmeyen teşvik paketi açıklıyorsunuz.

Kıymetli milletvekilleri, biraz da turizmde yüzü bir türlü gülmeyen Mersin’den bahsedelim. On yıllardır bitmeyen nice projelerimiz var. Bence Hükûmetin Mersin’le ilgili gündeme getirdiği tüm turizm projeleri daha çok turizm masalı. Evet, proje değil, masal. En doğusundan batısına kadar Mamure Kalesi, Aynalıgöl Mağarası, Cennet-Cehennem Obrukları, Soli Antik Kenti, Roma Yolu gibi tarihi ve doğal güzelliklere ve bunları yaratan medeniyetlere ev sahipliği yapan Hazreti Danyal’ın, Cicero’nun, Aratos’un, Karacaoğlan’ın yurdu Mersin, sağlık, yayla, kültür, sanat, inanç, gastronomi turizmlerinin yanında, yaz ve kış turizmi potansiyeline sahip dünyanın nadir turizm noktalarından birisi. Diğer ülkeler, bu hazinelerden binde 1’iyle bile rekorlar kırarken turizmin temel unsuru olan ulaşım ve konaklama eksikliklerinden dolayı Mersin hakkı olanı da bir türlü alamıyor. Ancak her seçim dönemi Mersin’de turizmle ilgili vaatler zirve, sonuçları dip. Mersin turizmi yerinde saymaya devam ediyor.

Değerli milletvekilleri, Mersinliler ve Mersin’e tatile gelenler her bayram tatilinde yaşadıkları keşmekeşi bu cumadan itibaren yeniden yaşayacaklar. 40 dereceyi bulan sıcaklığın altında kilometrelerce araç kuyrukları oluşacak, yarım saatte varılacak yere üç dört saatte bile varılamayacak. Bu güzergâh en çok yazın tercih edilirken koca kış yatıp yazın bu yollarda tamirat ve bakıma girişen Karayollarının plansızlığını da eklediğimizde Mersin’e turist getirebilir miyiz? Getiremeyiz. Erdemlili, Silifkeli esnafımızı, çiftçimizi kalkındırabilir, işsiz gençlerimize istihdam yaratabilir miyiz? Maalesef yaratamayız.

Peki, bunun en temel sebebi nedir? Mersin’e hak ettiği değerin verilmemesi, yok sayılması ve mış gibi yapılması. En basit örnek, bir türlü bitmeyen, daha doğrusu başlamayan Çeşmeli-Erdemli-Silifke-Taşucu Otoyolu Projesi. Yıllardır Mersinliler yolu bekliyorlar ama nafile. Sadece Çeşmeli-Kızkalesi arasını kapsayacak olan ilk etabın ihalesi ilan edildiğinde “Acaba bu sefer olacak mı?” dedik. Ancak 13 Temmuzda yapılması gereken ihale, daha önce de defalarca olduğu gibi, bu sefer de ertelendi. 2018 yılından beri ihale açıyor, rağbet görmedi diye kapatıyorsunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ZEKİ HAKAN SIDALI (Devamla) - En son yap-işlet-devret modeliyle avro geçiş garantili, ihaleyi kazananın finansman riskinin Hazine tarafından üstlenileceğini ilan ettiniz, yine, yeniden ihaleyi ertelediniz.

Size özetle çağrımız: Bir gün olsun müteahhitten değil, milletten yana olun, bir gün olsun Mersinliden yana olun.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir. (CHP sıralarından “kabul, kabul” sesleri)

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 255 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 13’üncü maddesinde yer alan “eklenmiş” ibaresinin “ilave edilmiş” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                      

                Oya Ersoy                                Kemal Peköz       Serpil Kemalbay Pekgözegü

                  İstanbul                                      Adana                                        İzmir

                Hüda Kaya                                 Sait Dede                              Zeynel Özen

                  İstanbul                                    Hakkâri                                     İstanbul

         

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ METİN YAVUZ (Aydın) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen İstanbul Milletvekili Sayın Zeynel Özen.

Buyurunuz Sayın Özen. (HDP sıralarından alkışlar)

ZEYNEL ÖZEN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekillerim; geçen günlerde DİAYDER Eş Başkanı Ekrem Baran’ın da aralarında bulunduğu, Din Alimleri Derneği ve Demokratik İslam Kongresi mensupları çoğu 70 yaş ve üstünde 28 kişi din hizmetlerini Kürtçe sunmaları gibi saçma sapan gerekçeler gösterilerek gözaltına alındı. Din âlimleri Kürtçedeki bazı kelime ve kavramları kullandıkları için suçlandılar, Kürtlerin millî ve ana dili olan Kürtçe kriminalize edilmeye çalışıldı. Ayrıca Şafii mezhebi ve ritüellerinin yaşanması da suç unsuru olarak sunuldu. Rehin alınan din âlimlerine “Neden Diyanet hutbesini okumadınız? Neden Diyanet yorumlarının dışına çıktınız? Neden kendinize ait yorum ve ritüeller var?” şeklinde sorular, suçlamalar üretildi. Nihayetinde 9 din âlimi sarayın hocaları olmadıkları için, sarayın fetvacılarına teslim olmadıkları için tutuklandılar.

Neden insanların kendi ana dilleriyle ibadet etmelerinden korkuyorsunuz? İbadet Tanrı ile kul arasındadır, bırakın kul hangi dilde isterse Tanrı’ya ibadetini o dilde etsin. İslam’da “Arapça dışında ibadet edilemez.” diye bir kural mı vardır? Âşık Mahzuni Şerif’in “Ey Arapça okuyanlar! Allah Türkçe bilmiyor mu?” diye bir şiiri var. Ben de burada size soruyorum: Haşa! Allah Kürtçe bilmiyor mu? Siz tüm muhalefeti teröristlikle suçladınız, şimdi hızınızı alamadınız AKP’li olmayan din âlimlerini bile Diyanet fetvalarıyla Müslüman olmamakla suçlayan bir hâle geldiniz. Diyanet, biz Aleviler için bir asimilasyon merkezidir, kul hakkıyla finanse edilen gayrimeşru bir kuruluştur. Biz Alevileri zaten yok sayıp asimile etmek için elinden geleni yapanlar şimdi Şafi Kürtleri hedef almışlardır. Hiç kimse bu saray düzenini, şeyhülislamlık makamı olan Diyaneti kabul etmek zorunda değildir. Toplumun bütün unsurlarını sarayın emrine havale etmek istiyorlar, buna din âlimlerini eklemek istiyorlar. Yani saray, aslında, kendi İslam’ını yaratmak istiyor, rehin alınan din âlimleri ise bunu reddetmektedirler. İslam’ın evrensel değerleri üzerinden, zalimlerin değil mazlumların izinden giden din âlimleri hedef alınmıştır. Cenazeleri kaldıran, topluma hizmet eden insanları gözaltına almak hangi vicdana sığar? Bunu topluma nasıl izah edebilirler? Din âlimlerine neyi yakıştıracaklar, bunu gerçekten merak ediyoruz. Din görevlilerini gözaltına almak hangi vicdana sığar? Her Müslüman’ı zorla AKP'li yapmak, olmuyorsa onlara zulmetmek hangi kitapta yazıyor? Türkiye, halklar ve inançlar bakımından zengin bir coğrafyadır, bunu her fırsatta büyük bir gururla ve onurla ifade ediyoruz. Bu gözaltılarla kendileri gibi düşünmeyen Müslümanları hedef seçmişlerdir. Buradan Cumhur İttifakına sesleniyoruz: Yeter artık! Haddinizi bilin ve toplumun hassasiyetlerine saldırmaktan vazgeçiniz.

Deniz Poyraz’ın katledilmesi bütün vicdanları yaraladı, toplumun bütün kesimlerinde aynı duyarlılık oluştu. Saraya yakın olan kanaat önderleri ve Diyanet İşleri Başkanlığı bu konuda bir kınama yayımlamadı. Birkaç gün önce Avcılar İlçe Başkanımızın evi silahla tarandı, bugün de Marmaris ilçe teşkilatımız silahla tarandı. Bu saldırılar partimize yönelik yürütülen kirli kampanyaların bir sonucudur. Buna karşı çıkan herkes ise terazisi bozuk olan adaletin sopasıyla eğitilmek ve dengelenmek istenmektedir. Bu ülkenin Müslüman’ı, Hristiyan’ı, Alevi’si, Sünni’si, Ezidi’si, Türk’ü, Kürt’ü, Arap’ı, Laz’ı, Çerkez’i, kanaat önderleri, din alimleri yani bu topraklarda barış, kardeşlik, eşitlik, özgürlük ve adalet isteyen bütün kesimler bu zalim iktidara zulümle abad olunmayacağını öğretecektir.

Biz, buradan, bir kez daha şunu ifade ediyoruz. Din alimlerine dönük bu operasyon ve gözaltılar bir an önce son bulmalıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayınız.

ZEYNEL ÖZEN (Devamla) – Din alimleri olmaları gereken yerde olmalıdır. Cenaze kaldırmalı, camilerde görevlerini yerine getirmeli, din alimleri kanaat önderleri olarak toplumun sorunlarına değinebilmeli, toplumun yaralarını sarmalıdırlar. Bunu yapmaya çalışan din alimlerine DİYADER ve Demokratik İslam Kongresi üyelerine yapılanları kabul etmiyoruz, bunu hiçbir vicdan kabul etmez. Toplumun vicdanı yaralanmıştır. Rehin alınan din alimleri serbest bırakılmalıdır.

Yaşasın dinlerin ve inançların kardeşliği diyorum, saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Şimdi okutacağım 2 önerge aynı mahiyette olup birlikte işleme alacağım.

 Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 255 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 13’üncü maddesinin çerçeve hükmünde yer alan “birinci fıkraya aşağıdaki bent eklenmiş” ibaresinin “birinci fıkrada yer alan “uyarma cezası” ibaresi “uyarma şeklinde değiştirilmiş ve fıkraya aşağıdaki bent eklenmiş” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

              Bülent Turan                             Ramazan Can Semiha Ekinci                      

                Çanakkale                                  Kırıkkale                                      Sivas

             Abdullah Güler                             İsmail Kaya                             Tamer Dağlı

                  İstanbul                                   Osmaniye                                     Adana

       Mehmet Akif Hamzaçebi                      Erkan Akçay            Sabahat Özgürsoy Çelik

                  İstanbul                                     Manisa                                       Hatay

                Refik Özen                                Hacı Özkan                     Cengiz Demirkaya

                   Bursa                                       Mersin                                      Mardin

                İmran Kılıç                               Hamdi Uçar                          Polat Türkmen

             Kahramanmaraş                              Zonguldak                                Zonguldak

      Radiye Sezer Katırcıoğlu                             

                  Kocaeli

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

                Özgür Özel                               Orhan Sümer                                Cavit Arı

                   Manisa                                      Adana                                      Antalya

                 Ali Şeker                        Mehmet Akif Hamzaçebi                Ali Fazıl Kasap

                  İstanbul                                    İstanbul                                     Kütahya

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ METİN YAVUZ (Aydın) – Takdire bırakıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki ilk önergenin gerekçesini okutuyorum.

Gerekçe: Önergeyle, maddede yapılan değişikliğin mahiyetine uygun olarak teknik düzenleme yapılmaktadır.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki diğer önerge üzerinde konuşmacımız Kütahya Milletvekili Sayın Ali Fazıl Kasap.

Buyurunuz Sayın Kasap. (CHP sıralarından alkışlar)

ALİ FAZIL KASAP (Kütahya) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Bu kanun teklifinde yer alan turizm kuruluşlarının denetiminde “Denetim yetkisi verilenler, Bakanlık kontrolörleri ve Bakan tarafından yetkilendirilen görevlilerce tayin edilir.” ibaresi oldukça yanlış bir uygulama. Denetim yetkisi, cezayı da gerektiren hukuki bir kavram ve bunda bir yetkinin, denetimin özel denetim kuruluşlarına ve şahıslara verilebilmesi şaibeli sonuçlara yol açacaktır. Özellikle, bu konuda sabıkalı olan iktidarın, Ticaret Bakanının, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanının, aynı şekilde, sağlık kuruluşu işleten Sağlık Bakanının ve en son, bu kanun teklifiyle getirilmek istenen, normalde kamu çalışanlarının Bakanlıkça görevlendirilmesi gerekirken bu yetkinin Bakanın atadığı şahıslara verilmesi, Bakanın görevlendirdiği veya özel kuruluşlara verilmesi sizce ne kadar doğrudur? Aynı, Ticaret Bakanının nasıl denetlenemediği gibi oldukça yanlış. Otel işleten, turistik tesisleri olan –bu defalarca söylendi- bir Bakanı, kendi görevlendirdiği özel kuruluşlar veya denetmenler nasıl denetleyecekler, cezayı nasıl yazacaklar? Ben şunu demek istiyorum ki: Galiba şu söz artık darbımesel oldu sizin için “Bizde adet böyledir” mi demek istiyorsunuz?

Türkiye'de AK PARTİ iktidarının turizme bakış açısı biraz ironik olacak ama şöyle söyleyeyim: Seçim bölgem Kütahya'da üç yıldır turizm enformasyon bürosu yok, olduğu zamanlarda da zaten cumartesi, pazar kapalıydı, akşam 17.00’den sonra kapalıydı; dil bilen, İngilizce bilen bir eleman, bir görevli istihdam hiç edilmedi ve siz turizme böyle bakıyorsunuz. Şu anda Kütahya'da turizm  enformasyon bürosu yok. Turistler cumartesi, pazar zaten gelmiyorlardı, gelmezler; mesai saatlerine de uygun geliyorlar.

Çiniler diyarı Kütahya'da dünyada ilk antik borsa olan Aizanoi harabeleri var, mağdur durumda şu anda. Kuruluşun beşiği Domaniç Haymana’nın yolu yok, kurtuluş diyarı Dumlupınar’ımız var, burada Kanlı Dere var, Zafertepe Çalköy var, buradan hızlı tren geçmiyor 1 durak bile konmuyor, olmayacakta zaten.

Altın madeninin talan edilmesine engel olduğumuz Murat Dağı'nın yolu yok, Murat Dağı'nın termal suları ve kış turizmine uygun yeri, hiçbir tesisi yok. Emet’te 5 yıldızlı otelimiz var, termal tesis var ama Emet yolu, sizin yaptırdığınız liyakatli yol iki yılın içinde 7 defa çöktü, 7 defa kapandı. Şöyle söyleyeyim: Dünyada -demin arkadaşlar da bahsetti- aslında çok önemli bir yer olan Frig Vadisi var. Kral Midas'ın, firik pilavının, tarhananın ismini aldığı Frig Vadisi'nde bin hektara yakın araziye siz bir ay önce ÇED raporu verdiniz. Frig mağaralarını yok edeceksiniz, binlerce ormanı yok edeceksiniz, turizm anlayışının bu olmaması gerekiyor.

Kütahya'da 6 tane termal su kaynağı var. Kütahya'da bir fizik tedavi rehabilitasyon hastanesi var, Yoncalı Fizik Tedavi Ve Rehabilitasyon Hastanesi. Gündüz bir AK PARTİ'li milletvekili zannedersem toz pembe rüyalar görüyor, hayal görüyor, burası için “Çok iyi.” dedi, ben size şöyle söyleyeyim: Bu hastaneye yaklaşık yirmi yıldır bir yatak eklenmedi, bu hastaneye dört ile sekiz ay sonrasına randevu veriliyor ve siz yirmi yılda bir tek yatak eklemediniz, bir tek yatak. Hani anonim şirket gibi işletiyordunuz ya, ne alakası var ve dünyadaki en ciddi termal tesistir, turizm anlayışınız bu. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Turizmin en önemli unsurlarından biri de ulaşım. Zafer Havalimanı’nda haftada 2 sefer yapılmıyor.

AHMET TAN (Kütahya) – Onun cevabını verdim.

ALİ FAZIL KASAP (Devamla) – Yılan hikâyesine dönen yüksek hızlı tren var mı? Yok. Otoyol var mı? Yok. Siz, yolun olmadığı yerde turizmden nasıl bahsedeceksiniz? Yirmi yıldır bir yatak eklenmedi, hastane yapılmadı, dünyanın en önemli yerlerinden biri.

Ben sizi bu kadar olumsuzluklarla rahatsız etmiş olabilirim ama mutlu olacağınız bir şey söyleyeceğim, biraz da mutlu olun, biraz sevinin. Bugünler de geçecektir. “Yaşanılası dünyanın ne tadı ne tuzu kaldı / Ömür denen zamanın çoğu gitti, azı kaldı / Nice benim diyenlerin, derimizi giyenlerin ne izi ne tozu kaldı.” Bu sizi mutlu edecek.

Teşekkür ediyorum.

İyi akşamlar. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda 13’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 13’üncü madde kabul edilmiştir.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 23.31

 DOKUZUNCU OTURUM

Açılma Saati: 23.43

BAŞKAN: Başkan Vekili Nimetullah ERDOĞMUŞ

KÂTİP ÜYELER: Enez KAPLAN (Tekirdağ), Şeyhmus DİNÇEL (Mardin)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 103’üncü Birleşiminin Dokuzuncu Oturumunu açıyorum.

255 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon yerinde.

Sayın milletvekilleri, 14’üncü madde üzerinde 4 önerge vardır, ilk okutacağım 3 önerge aynı mahiyettedir; bu önergeleri okutup birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 255 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 14’üncü maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

 

                                       Oya Ersoy                                   Serpil Kemalbay Pekgözegü                                  Hüda Kaya

                                         İstanbul                                                       İzmir                                                       İstanbul

                                     Kemal Peköz                                               Sait Dede                                                Garo Paylan

                                          Adana                                                      Hakkâri                                                   Diyarbakır

 

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

 

Feridun Bahşi                 Yasin Öztürk                  İmam Hüseyin Filiz

    Antalya                        Denizli        Gaziantep

Hayrettin Nuhoğlu            Hasan Subaşı                     Aylin Cesur

      İstanbul                 Antalya             İstanbul

   

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

 

    Gökan Zeybek         Hasan Baltacı                                           Aziz Aydınlık

                                         İstanbul                                                  Kastamonu                                                 Şanlıurfa

 

                                     Orhan Sümer                                               Ali Şeker                                    Çetin Osman Budak

                                          Adana                                                      İstanbul                                                     Antalya

 

                             İbrahim Özden Kaboğlu                                              Mehmet Akif Hamzaçebi                                              

                                         İstanbul                                                                                                                      İstanbul

 

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ METİN YAVUZ (Aydın) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ilk konuşmacı Diyarbakır Milletvekili Sayın Garo Paylan.

Buyurunuz Sayın Paylan. (HDP sıralarından alkışlar)

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; sizleri tekrar saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, Plan ve Bütçe Komisyonuna yıllardır torba yasalar gönderiyorsunuz; bu torba yasaların sarayda hazırlandığını çok iyi biliyoruz, fermanlar Plan ve Bütçe Komisyonuna geliyor ve torba yasaları hâlinde Komisyondan geçiyor. Değerli arkadaşlar, yıllardır torba yasaları gönderiyorsunuz, her bir torba yasada diyorsunuz ki: “Bu torba yasayı ekonomik sorunları çözmek için gönderiyoruz.” Eğer torba yasa yöntemi işe yarıyor olsaydı ekonomimiz şu anda uçuyor olurdu. Hani havuz medyası gerçi öyle diyor “Ekonomimiz uçuyor.” diyor ama biz yurttaşlara sorduğumuzda “Ekonomimiz baş aşağı çakılıyor.” Bakın, torba yasada gece yarısı skandal bir madde geldi yani 25 maddelik torba yasa, 18 ayrı kanunu değiştiren madde yetmiyormuş gibi, gece yarısı skandal bir madde geldi; size ondan bahsetmek isterim.

Değerli arkadaşlar, biliyorsunuz, pandemide yurttaşlarımız ekonomik olarak derin bir şekilde etkilendiler. Tabii, başta işçiler, yoksullar etkilendiler ve iktidara dedik ki: İşsizlere, yoksullara doğrudan gelir desteği verin. Siz bu desteği vermediniz ve bunun yerine “kısa çalışma ödeneği” diye bir uygulama bulduk, öyle buldunuz. Dediniz ki: “Efendim, asgari ücretli 2.700-2.800 lira alıyorsa, ben ona 1.500, 1.600, 1700 lira para veririm, patronlar onları, o işçileri evde oturttular.” Ve bu uygulama bir yıla yakın süre sürdü ve değerli arkadaşlar, bu uygulama 1 Temmuz günü bitti yani bundan on üç gün önce bu uygulamaya son verdiniz. Biz dedik ki: Daha pandeminin etkileri geçmedi değerli arkadaşlar ve pandemide işini kaybeden milyonlarca yurttaşımız daha işine dönmedi, eğer pandemide yeni bir dalga olmasa bile yılbaşına kadar bu uygulamayı uzatalım. Ne dediler biliyor musunuz? “İşsizlik Sigortası Fonu’nda para azaldı, biz bu uygulamayı uzatamayız.” dediniz. Oysa, İşsizlik Sigortası Fonu’nda para var dedik ama siz bu uygulamayı para yok diye uzatmadınız.

Peki, dün gece ne oldu arkadaşlar, biliyor musunuz? Bir gece yarısı maddesiyle AKP ve MHP İşsizlik Sigortası Fonu’ndan patronlara gelir desteği aktarılması için bir madde geçirdi, AKP ve MHP’nin oylarıyla geçti. Patronlar çalıştırdıkları her işçi başına İşsizlik Sigortası Fonu’ndan aylık 75 TL para alacaklar ve milyarlarca lira patronlara aktarılacak ve değerli arkadaşlar, maddenin gerekçesinde ne diyor, biliyor musunuz: “İstihdamı artırmak için bunu yapmamız gerekir.”

Bakın, beş yıldır İşsizlik Sigortası Fonu’ndan patronlara bu gerekçeyle para aktarıyorsunuz. Eğer ki bu gerekçeniz doğru olmuş olsaydı beş yıl önce 29 milyon olan istihdam sayısı 35 milyona çıkardı, ben de sizden özür diledim. Çünkü beş yıldır “Bu uygulama yanlış.” diyorum. Derdim ki: “Bakın, siz ‘Bu uygulama istihdamı artırır.’ dediniz, ben ‘Artırmaz.’ dedim. Sizden özür diliyorum, 29 milyonu 35 milyon yaptınız.” Ama beş yıldır patronlara, böyle, destek veriyorsunuz ve 29 küsur milyon olan işçi sayısı, istihdam sayısı 27 milyona düşmüş durumda. Demek ki yanlış yapıyorsunuz. Yine, ısrarla, 5’inci kez İşsizlik Sigortası Fonu’ndan patronlara kaynak ayıran düzenlemeyi getirdiniz.

Değerli arkadaşlar, bakın, sizi tekrar uyarıyorum: Bu ekonomi yüzde 1’e çalışıyor, yüzde 1’i zenginleştiriyor, siz de yüzde 1’in iktidarısınız. Bu ekonomi, sizin yarattığınız ekonomik düzen büyük çoğunluğu yoksulluğa itiyor ve borçlandırıyor, onları borç altında bırakıyorsunuz.

Şimdi size soruyorum: İşsizlik Sigortasından 10 milyon işsize mi para aktarmak doğrudur, yoksa birkaç bin patrona mı para aktarmak doğrudur? Ya, patronlar zaten şu anda, gecikmiş talepten dolayı 3 vardiya çalışıyorlar sanayi sektöründe. Onlar kasalarında para koyacak yer bulamıyorlar, siz diyorsunuz ki: “Ben işsizin fonundan yani işçinin fonundan patronlara para aktarıyorum.” Arkadaş, çocukluğumuzda misket oyunu da mı oynamadınız? Misket oyununda bütün misketler 1 kişinin eline geçtiğinde oyun durur. Oysa bu misketler herkesin elinde olduğunda oyun devam ederdi, öyle değil mi arkadaşlar? Yani yapılması gereken Amerika’da Warren Buffett bile dünyanın en zengin adamı diyor ki: “Benden vergi alın.”. “Vergi alın, yoksullara dağıtın ki ekonominin çarkları dönsün, marketlerde alışveriş devam etsin.”.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz.

GARO PAYLAN (Devamla) – Ama siz ne yapıyorsunuz? “İşçinin parasını patrona veririm.” dediğinizde ekonominin çarkları döner zannediyorsunuz. Bu şartlarda ekonominin çarkları dönmez arkadaşlar. Yapmamız gereken artık yandaşınızdan alıp, zengininizden alıp, saraylarınızdan alıp, yandaşlarınızdan, o semirttiklerinizden alıp yoksullara vermektir ama siz tam tersini yapıyorsunuz. O açıdan değerli arkadaşlar, herhâlde iki gün sonra bu torba yasa gelecek. Torba yasadaki bu yasa konusunda sizi uyarıyorum. Yapılması gereken yoksuldan alıp patronlara vermek değildir, tam tersine patronlardan daha çok vergi alıp, rantla zenginleştirdiklerinizden daha çok vergi alıp yoksullara dağıtmaktır. O şartlarda ekonomik çarklar dönebilir.

SALİH CORA (Trabzon) – Garo Bey, hiç değişmiyorsun hep aynısın.

GARO PAYLAN (Devamla) – Saygılar sunarım. Size de Cora Bey. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ikinci konuşmacı, Antalya Milletvekili Sayın Hasan Subaşı.

Buyurunuz Sayın Subaşı. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

HASAN SUBAŞI (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

255 sıra sayılı Turizmi Teşvik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 14’üncü maddesi hakkında konuşmak üzere söz aldım. 14’üncü maddenin turizm teşvikiyle hiç ilgisi yok. Birçok fıkrasında 13.500’er lira ceza öngörülmüş, bir fıkrasında 20 bin lira, yine belge iptali, işe ara verdirme gibi birçok ceza düzenlendiğine göre bu pandemi döneminde turizmi teşvik değil, bir nevi turizmi cezalandırma maddesi sayılabilir. Onun için 14’üncü maddede turizm teşvikiyle ilgili konuşulacak bir şey olduğu kanaatinde değilim.

1990 yılıydı, benim hatırladığım, Antalya’nın Kaleiçi mevkisinde ilk kaynak suyu, yani Kaleiçi’nde yaşayan, eski şehirde yaşayan insanların kullandığı kadim pınar kirlenmişti ve onu tespit etmiştik ve o bölgedeki deniz kirliliğini de tespit etmiştik ve bizi epey üzmüştü. Türkiye’de, ülkemizde başvurmadığımız kurum kalmadı, Antalya’nın hiç kanalizasyonu olmadığını, altyapısı olmadığını, içme sularımızın ve denizin kirlenme riski olduğunu anlatmıştık ama rahmetli Özal bize kızgındı çünkü turizmde çok büyük hizmetler verdi, Antalya’da seçimi kaybetmiş olmanın travmasını atlatamamışlardı. Hiçbir yerden bir umut bulamamıştık. Ben de belediye başkanı olarak Dünya Bankası ve Avrupa Yatırım Bankasından krediler bulmak suretiyle Antalya’nın kanalizasyonuna, altyapısına ve içme sularının yeniden ihyasına imkân sağlayacak yatırımlara başlamıştık. O arada Dünya Bankası yetkililerine şunu sormuştum: “Antalya’ya bu ilginiz, yani bize bu ilginiz nedir?” diye çünkü kendi ülkemizden bu ilgiyi görememiştik. Bana çok şaşırtıcı bir cevap vermişlerdi, demişlerdi ki: “Antalya, böylesine muhteşem bir şehir, sadece sizin değil, bizim de güzelliklerimiz. Bütün insanlığın değeridir, mutlaka korunması gerekir bu değerler.” Ben de şunu belirtmek istiyorum ki: İşin özü turizmi de teşvik etmek istiyorsanız bir şehre gereken önemi vermek istiyorsanız mutlaka o değerleri, turizmin kaynaklarını korumaktan geçtiğini bilmemiz gerekiyor. Yine, o tarihlerde Koruma Kurulu iyi ki kurulmuştu, Antalya’da eski şehri de kurtarmıştık. Yani Koruma Kurulunun aldığı kararlarla Kaleiçi de kurtulmuştu yoksa Antalyalılar onları bir taraftan yıkmaya, bir taraftan betona çevirmeye başlamıştı ama Koruma Kurulu sayesinde o tarihî, kültürel değerleri de koruma imkânı bulmuştuk.

Şimdi, bu yasaya baktığımızda da korumanın hiçbir türünü görmediğimiz gibi Cumhurbaşkanına meraların, bütün değerlerimizin, kıyılarımızın, ormanlarımızın, koylarımızın tahsisine imkân veren maddeleri görüyoruz. Ki Anayasa’mıza baktığımızda şu maddelere kesin aykırılıklar da var, 56’ıncı madde: “Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek devletin ve vatandaşların ödevidir.” demekte. Her gün televizyonlarda seyrediyoruz -ben dün de bahsetmiştim- ormanların, maden ocaklarıyla kömür ocaklarıyla tahrip edildiğini ve yine görüyoruz ki orada yaşayan halkın, yöre halkının “Yaşam hakkıma dokunamazsın.” diye mücadele verdiğini ama bu Anayasa maddesine rağmen devletin korumak değil…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

HASAN SUBAŞI (Devamla) - …tahrip ettiğini görüyoruz. Yine ormanlarımızı koruyan Anayasa’nın 169’uncu maddesi: “Devlet, ormanların korunması ve sahalarının genişletilmesi için gerekli kanunları koyar ve tedbiri alır.” Bu kanuna bakıyoruz, bunları korumak, tedbir almak yerine tahsis edip inşaat sağlamakla meşgul devletimiz. O zaman devlet Anayasa’yı ve hukuku yok sayma pahasına neyi koruyabilir? Turizmi koruyabilir mi? Doğal kaynaklarımızı koruyabilir mi? Hukuku ve Anayasa’yı yok sayan bir zihniyet bu ülkede neyi koruyabilir? Hangi konuda başarılı olabilir? Onun için öncelikli konu, bizim turizmde de başarılı olma şansımız yoktur, birçok konuda başarılı olma şansımız yoktur. Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi gerçekten Türkiye için hangi noktalara geldiğini hep birlikte görüyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HASAN SUBAŞI (Devamla) – AK PARTİ’li arkadaşlarımızın da görmesini diliyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerindeki 3’üncü konuşmacı İstanbul Milletvekili Sayın Mehmet Akif Hamzaçebi.

Buyurunuz Sayın Hamzaçebi. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; iyi geceler diliyorum, hepinize saygılar sunuyorum.

Değerli milletvekilleri, bu maddede işin esasına ilişkin 3 temel yanlışlık vardır. Maddeyi hazırlayanlar Anayasa’nın eşitlik ilkesini okumamışlar, Anayasa’nın ölçülülük ilkesini bilmiyorlar, farkında değiller ve bu maddeyi yazanlar, bu cezaları yazanlar ya sayı saymamışlar ya dayak yememişler. Hepinizin bildiği gibi 2019 yılında, 11 Temmuz 2019 tarihinde 7183 sayılı Kanun’la Türkiye Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansının kurulmasını kabul ettik. Ajans kuruldu, Kanun’un 6’ncı maddesi Ajansın gelirlerini düzenliyor. Buna göre, Ajans turizm alanında, turizm sektöründe faaliyet gösteren birçok işletmeden hasılatları üzerinden belli bir yüzde veya binde dâhilinde aidat veya pay alacak. Bunun adına “turizm payı” deniliyor. Örneğin, 5 yıldızlı konaklama tesislerinden net satış ve kira gelirleri üzerinden binde 7,5 oranında; yeme içme ve eğlence tesislerinden de yine binde 7,5 oranında pay alınacak. Bakanlık belgeli işletmeler bunlar. Payın matrahı net satış ve kira geliri hasılatı.

Bu madde ne diyor? Bu madde, görüştüğümüz madde diyor ki: “Turizm payının ilgili yasaya göre ödenmesi gerektiği süre içerisinde ödenmesi gerekir.” İlgili kanunda, turizm ajansıyla ilgili kanunda diyor ki: “Mükellefin KDV yönünden bağlı olduğu rejime bağlı olarak gelir veya kurumlar vergisi yönünden bağlı olduğu vergi dairesine turizm payı beyan edilir ve ödenir.” KDV yönünden üç aylık beyanname veriyorsa takip eden ayın 24’üncü, aylık beyanname veriyorsa yine takip eden ayın 24’üncü günü sonuna kadar beyan eder, 26’ncı gün akşamına kadar da ödemesini yapar. Nereye yapıyor? Vergi dairesine. Gelir idaresi tahsilatı yapıyor, tahsilat üzerinden yüzde 5 oranında bir payı bütçe geliri olarak vergi gelirleri arasına kaydediyor, kalan yüzde 95’ini de ajansa veriyor. Mükellefler ödedi, turizm payının mükellefi olan yeme içme tesisleri, konaklama tesisleri ve diğerleri bu payı ödedi. Madde diyor ki: “Sen bu ödediğine ilişkin makbuzu sana denetlemeye gelen görevlilere gösteremezsen sana on beş günlük bir uyarma süresi verilecek. On beş gün içinde de bunu gösteremezsen tekrar bir on beş günlük süre verilerek ya gösterdin gösterdin, göstermedin sana 13.500 lira ceza kesiyoruz.” Ben bu tip maddelerde konuşmadan önce bürokrasiden, siyasilerden bilgi alırım. Burada şu yanlışlık var, şunu düzeltelim. Belki de ben yanlış düşünüyorumdur, bu yanlışlığımı ben kendim düzeltmiş olurum. Değerli milletvekilleri, makbuzu göstermedi diye bir insana 13.500 lira ceza kesilir mi? Bunu anlatamıyorum. İşte AK PARTİ’nin giderek tek adam yönetimine evrilmesinin sonucudur bunlar. (CHP sıralarından alkışlar) Eski dönemlerde bizim bu teknik uyarılarımız AK PARTİ tarafında, bakan tarafında karşılık bulur, burada onlar düzeltilirdi. Bir önceki maddede bir kelime düzeltmesini önerdik, yaptılar, o kelime düzeltmesi kabul edildi, birincisi bu.

İkincisi, peki, bu cezayı kestiğiniz mükellef sonra getirdi, “Ya, ben buldum bu makbuzu.” dedi. Hayır, sen o anda gösteremediğin için 13.500 lira ceza hazineye gelir kaldı kardeşim, turizm payına, fonuna da gitmiyor bu, ajansa da gitmiyor.

Üçüncüsü, bir vergiyi zamanında ödemezseniz vergi dairesi size ceza mı keser, yoksa gecikme zammı mı uygular? Gecikme zammı uygular, değil mi? “Kardeşim, vergin tahakkuk etti, ödemedin. Sana her ay şu oranda gecikme zammı uyguluyorum.” Burada, hem gecikme zammı ödeyecek bu hem de 13.500 lira ceza. Ya sayı saymamışsınız ya dayak yememişsiniz.

Dördüncüsü, bu ceza hukuksuz bakın, aynı zamanda ağır. Ya, 50 sandalyeli bir lokanta ile -bakanlık belgeli- 500 sandalyeli bir lokantayı aynı sayıp ikisine de 13.500 lira ceza uyguluyorsunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Şimdi, Sayın AK Parti Grubu, Grup Başkan Vekili, sayın Komisyon; bu hukuksuzlukta ısrar mı edeceksiniz, bu kanunsuzlukta ısrar mı edeceksiniz, bu mantıksızlıkta, bu akılsızlıkta ısrar mı edeceksiniz? (CHP sıralarından alkışlar) Evet, daha sert kelimeleri kullanmak istemiyorum, kullanamam zaten.

İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) – Kullanmayın zaten.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Arkadaşlar, hangi çağdayız. Vergi dairesine ödemiş mi vatandaş? Gelir İdaresi size bu listeyi verebilir. “Gelir İdaresi bize vermeyecekmiş efendim.” Ya, ne demek? Devlete bir vergi ödenirse bunun listesi Vergi dairesinde olmaz mı? Yüzde 5 zaten sizden masraf karşılığını alıyor Gelir İdaresi. Size istediğiniz listeyi verir, bu bir bilgisayar programıdır.

Lütfen, bu maddeyi oylamayın, bu maddeyi kabul etmeyin, bu hukuksuzluğa ortak olmayın.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 255 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 14’üncü maddesinin çerçeve hükmünde yer alan ““uyarmanın tebliği” şeklinde,” ibaresinden sonra gelmek üzere “(b) bendinde yer alan “uyarma cezasına” ibaresi “uyarmaya” şeklinde,” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Bülent Turan                                                                                  Erkan Akçay                                           Ramazan Can

Çanakkale                                                                                          Manisa                                                    Kırıkkale

Tamer Dağlı                                                                                   Atilla Ödünç                                              İsmail Kaya

Adana                                                                                                  Bursa                                                     Osmaniye

Radiye Sezer Katırcıoğlu Çiğdem Erdoğan Atabek                       Oğuzhan Kaya

Kocaeli                                                                                              Sakarya                                                      Çorum

İmran Kılıç                                                                                     Hacı Özkan                                              Rizgin Birlik

Kahramanmaraş                                                                                  Mersin                                                       Şırnak

Cengiz Demirkaya

Mardin

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU BAŞKANI TAHİR AKYÜREK (Konya) – Takdire bırakıyoruz efendim.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Önergeyle maddede yapılan değişikliklerin mahiyetine uygun olarak teknik düzenleme yapılmaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda 14’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 14’üncü madde kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, 15’inci madde üzerinde 3 önerge vardır, ilk okutacağım 2 önerge aynı mahiyettedir, bu önergeleri okutup birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 255 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 15’inci maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

 

Hüda Kaya                                                                                    Kemal Peköz                                        Hasan Özgüneş

İstanbul                                                                                               Adana                                                       Şırnak

Mahmut Celadet Gaydalı Serpil Kemalbay Pekgözegü                 Ali Kenanoğlu

Bitlis                                                                                                    İzmir                                                       İstanbul

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

 

Gökan Zeybek                                                                              Hasan Baltacı                                          Aziz Aydınlık

İstanbul                                                                                           Kastamonu                                                 Şanlıurfa 

Orhan Sümer                                                                                    Ali Şeker                                    Çetin Osman Budak

Adana                                                                                                İstanbul                                                     Antalya

İbrahim Özden Kaboğlu

İstanbul

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU BAŞKANI TAHİR AKYÜREK (Konya) – Katılamıyoruz efendim.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ilk konuşmacı İzmir Milletvekili Sayın Serpil Kemalbay.

Buyurunuz Sayın Kemalbay. (HDP sıralarından alkışlar)

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; İzmir’de HDP il örgütümüzde katledilen yoldaşımız Deniz Poyraz’ın ardından, bu sabah Marmaris’te ilçe örgütümüze silahlı saldırı yapıldı. Marmaris’te HDP’ye yapılan bu ırkçı, faşist saldırıyı şiddetle kınıyorum. Fail gözaltına alındı ancak biliyoruz ki bu, münferit bir saldırı değil. Bu saldırının siyasi sorumlusu, HDP’yi tasfiye etmek için her türlü zorbalığa başvuran siyasi iktidarın ta kendisidir. Sandıkta yenemediğiniz HDP’yi Kobani kumpas davasıyla, AYM’ye sipariş kapatma davasıyla, kapımıza kurulan polis çadırıyla ve faşist ırkçı saldırılarla boğun eğdirmeye çalışanlara sesleniyorum: Şunu bilin ki, diz çökmeyeceğiz; emek, barış, demokrasi mücadelemizi hiçbir saldırı durduramayacak; Faşizm yenilecek, halklar kazanacak.

Değerli milletvekilleri, 15 Temmuz darbe girişiminin yıl dönümündeyiz. Bizler hayatımız boyunca darbelere karşı direndik. Esasında darbeler de örgütlenen; mücadele eden; eşitlik, özgürlük isteyen; emek, adalet isteyen halklara karşı yapılır. İşçi sınıfına, Kürt halkına, özgürlük mücadelesi yürütenlere, kadın mücadelesi yürütenlere yapılır. HDP olarak 15 Temmuzda darbeyi ilk kınayan partilerden olduk ancak bu darbe girişiminin de şeffaf ve etkili şekilde araştırılmasını istedik. Ne yazık ki darbe ilişkilerinin açığa çıkarılmasını önlemek için her yola başvurup üstünü kapattınız. “Siyasi ayağı nerede?” diye sorduk, cevabını vermediniz. Bize burada 15 Temmuz darbe girişimi konusunda hamasi nutuklar atıyorsunuz. Biz, o gün darbeye direnirken yaşamını yitirenlere şimdi de rahmet diliyoruz, üzüntülerimizi belirtiyoruz bir kez daha; yalnız bunu yaparken 15 Temmuz darbe girişimini fırsata çevirmenizi ve son beş yılda halka zulmetmenize sessiz kalmayacağız.

Bakın, darbe nedir? Darbe, Anayasa’nın, hukukun, adaletin, insan haklarının ayaklar altında çiğnenmesidir; halkın adalet diye inlemesidir. Darbe nedir? Asker, polis, jandarma, bekçi zulmüdür; polis devleti olmaktır. Darbe nedir? Enflasyondur, işsizliktir, yoksulluktur, yolsuzluktur; çürümenin her yanı sarmasıdır. Darbe, patronların gülmesidir, grev yasağıdır, örgütlenme yasağıdır, sendikalara baskıdır, muhaliflerin tutuklanmasıdır, siyasetçilerin zindanlara atılmasıdır. Darbe, işsizliktir, üretimsizliktir; istihdamın yüzde 40’larda takılıp kalması bir topluma yapılabilecek en büyük darbedir. Türkiye’nin en büyük servetini AKP-burjuvazi el birliğiyle heder ediyor, çalışabilir nüfusun yarıdan fazlası istihdamın dışında kalıyor. Bunu siz başarıyorsunuz, bravo; bu darbe değil de nedir?

Darbe, iş cinayetidir. 2020’de 2.427 işçi iş cinayetinde yaşamını yitirdi. Günde en az 5-6 işçi yaşamını yitiriyor. Haziran ayında en az 170 işçi yaşamını yitirdi, İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Merkezinin raporudur.

Darbe, Adıyaman’da çalıştığı iş yerinde 1 tonluk borunun üzerine devrilmesi sebebiyle 18 yaşındaki -sadece 18 yaşında- Görkem Servan Güneş’in hayatını kaybetmesidir.

Darbe nedir? Darbe, BAĞIMSIZ MADEN İŞ Genel Başkanı sevgili Tahir Çetin ve güpgüzel insan dedikleri Ali Faik İnter’in -hak arama mücadelesini defaatle reddettiğiniz- Ankara-Soma yolunda can vermesidir.

Darbe nedir? Darbe, her zaman Galatasaray Meydanı’nda eylem yapan Cumartesi Annelerinin bu hakkını dahi ellerinden almanızdır; Boğaziçi Üniversitesine, İkizdere köylülerine, Adıyamanlı tütün üreticisine, Tozkoparan’daki evlerini savunanlara devlet terörü uygulamaktır.

 

 (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (Devamla) - Darbe nedir? Muş'taki bir Kur'an kursunun tuvaletine 12 yaşındaki bir çocuğun asılmasıdır; darbe budur. Darbe tekçiliktir, tek adamlıktır, İstanbul Sözleşmesi'nin lağvedilmesidir, gerçek gazetecilerin zindanlara atılması, TRT'nin Pelikan’a teslim edilmesidir, yargının zapturapt altına alınmasıdır, uzun gözaltı süreleri ve işkencedir, kamu görevlilerinin ihraç edilmesi, seçilmişlerin iradesinin gasbedilmesi, kayyum gasbıdır. AKP-MHP faşist bloku bir darbe düzeni kurmuştur ve 15 Temmuza “Allah'ın lütfu” demiştir ve biz bu otokratik düzene, bu darbe düzenine karşı da mücadele ediyoruz.

Şimdi,  OHAL’i tekrar uzatmak istiyorsunuz, aslında ilelebet OHAL olsun istiyorsunuz çünkü biliyorsunuz ki OHAL rejimine bağımlı bir iktidarsınız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (Devamla) - OHAL rejimi biterse AKP-MHP faşist bloku da biter, bunu biliyor, bundan korkuyorsunuz, gerçekten de korkun çünkü siz de tarihin çöplüğüne gideceksiniz. Faşist bloku yıkacağız. (HDP sıralarından alkışlar)

ABDULLAH GÜLER (İstanbul) - Nerede o?

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (Devamla) - Aynaya bakın görürsünüz.

BAŞKAN - Aynı mahiyetteki önergeler üzerindeki ikinci konuşmacı Antalya Milletvekili Sayın Cavit Arı.

Buyurunuz Sayın Arı. (CHP sıralarından alkışlar)

CAVİT ARI (Antalya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; turizmi bir bütün düşünmek zorundayız. Turizm bölgelerinde bir taraftan devletin genel imkânları kullanılmakta, bir taraftan da orada bulunan yerel yönetimlerin desteği ve yatırımları orada hizmet gerçekleştirmekte. Dolayısıyla, turizm bölgelerinde başta belediyelerin güçlü olması gerekir çünkü ülkemizde, gerçek nüfusuna baktığınızda bazen 1 milyon olan bir şehrin turizm sezonunda 2 milyona kadar yükseldiği bir gerçek. Dolayısıyla belediyelerin ekonomik anlamda güçlü olması gerekir ama Turizmi Teşvik Yasası diye getirmeye çalıştığınız bu düzenlemede, belediyelerin yetkilerini azaltarak, belediyelerin özellikle imkânlarını kısıtlayarak gücünü de azaltmaya çalışmaktasınız. Belediyenin gücünün azaltılması demek, belediyenin özellikle turizm amaçlı yapacağı yatırımlarının engellenmesi demek olacaktır.

Şimdi, Turizm Bakanlığından ruhsatlı oteller olduğu gibi, bir de belediyelerden ruhsatlı oteller var. Bu, ülkemizde yaklaşık olarak, neredeyse otellerin toplam sayısının yarısından fazla. Şimdi, bu düzenlemeyle ne getirmeye çalışmaktasınız? Bu düzenlemeyle, belediye ruhsatlı otellerin ruhsatları bir anlamda iptal edilmekte, onun yerine Bakanlıktan ruhsat alma şekline dönüşecek. Şimdi, böyle bir durumda, ruhsat alamadığı takdirde, sonuçta bu oteller ruhsatlarının iptal edilme riskiyle karşı karşıya kalacaktır. Sonuçta, böyle bir uygulama bu otellerin, işletmelerin sahiplerinin mağdur olmasına yol açacaktır.

Bakın, bu konuda ben Komisyonda da benzer bir konuşma yapmıştım. Yine, o toplantıda Komisyon Başkanı tarafından verilen cevapta, bu tarzda bir sıkıntının öngörüldüğü ancak böyle bir ihtimali her ne kadar öngörsek de buna ilişkin bir çözüm sürecinin gerçekleştirilebileceği ifade edildi. Şimdi, burada belirtilen süreler içerisinde eğer Bakanlık ruhsatı alamazsa bu işletmelerin kapanma riskiyle karşı karşıya kalacağını, bundan dolayı da başta iktidar olarak sizlerin ve Bakanlığın sorumlu olacağını o tarihte de söylemiştik, bugün de söylemek istiyorum.

Dolayısıyla, burada, mevcut, belediyeden alınmış otel işletme ruhsatı olanların hakkının bir şekilde korunması gerekir. Buna ilişkin burada, kazanılmış haklarının devam edeceğine dair açık bir hüküm olması gerekir. Aksi hâlde, bakın, ifade ettiğim gibi bu ruhsatların belirtilen süreler içerisinde alınamaması hâlinde o otellerin kapanma riskiyle karşı karşıya kalınacağı Komisyonda da ifade edildi. Dolayısıyla, kazanılmış hakların korunması gerekmekte, yarın günü geldiğinde bu otelciler sizin karşınıza dikilecektir değerli arkadaşlar.

Siz, belediyelerin elinden yetkilerini o kadar almaya çalışıyorsunuz ki bakın, konaklama olmayan plajların dahi işletme ruhsatlarının yine Bakanlıktan alınması mecburiyetini getirecek kadar müdahil durumdasınız yani özellikle Cumhuriyet Halk Partili belediyelerin yetkilerini kısıtlamaya çalışıyorsunuz. Değerli arkadaşlar, belediyeler konusunda bu kadar acımasız olmayın, belediyelere, özellikle turizm bölgesindeki belediyelere desteklerinizi göstermek zorundasınız yoksa bu anlamda turizmin zarar görmesi demek hepimizin zarar görmesi olacaktır.

Komisyonda çokça dile getirilen şekliyle söylüyorum değerli arkadaşlar, burada, bu düzenlemede açıkça Anayasa’ya aykırı durumlar söz konusudur; Anayasa’mızın mülkiyet hakkına, çalışma hakkına ve genel hukuk devleti ilkelerine aykırı hükümler taşıdığı çok açıktır. Bir Antalya Milletvekili olarak, turizme zarar verecek olan bu düzenlemenin geri çekilmesi gerektiğini ifade ediyorum.

Hepinize saygı ve sevgiler sunuyorum.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Turizmi Teşvik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 15’inci maddesinde yer alan “eklenmiştir” ibaresinin “ilave edilmiştir” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                     Feridun Bahşi                                            Yasin Öztürk                                   Hayrettin Nuhoğlu

                                         Antalya                                                     Denizli                                                     İstanbul

                                      Ümit Beyaz                                         İmam Hüseyin Filiz                                        Aylin Cesur

                                         İstanbul                                                   Gaziantep                                                    Isparta

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU BAŞKANI TAHİR AKYÜREK (Konya) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Denizli Milletvekili Sayın Yasin Öztürk.

Buyurunuz Sayın Öztürk. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

YASİN ÖZTÜRK (Denizli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kanun teklifinin 15’inci maddesi üzerine İYİ Parti Grubu adına söz almış bulunmaktayım, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Maddeyle Kültür ve Turizm Bakanlığınca verilen turizm belgesinin iptalini gerektirecek durumlar belirlenmektedir. Mevcut kanunda turizm belgesinde belirtilen belge sahibinin ya da işletmecinin değişmesi hâlinde Bakanlıkça verilen sürede uygun evrakın sunulmaması veya bu bent kapsamında belge sahibi değişikliğinin uygun görülmesine rağmen yükümlülüklerin yerine getirilmemesi durumunda turizm belgesinin iptali hükme bağlanmaktadır.

Son dönemlerde bir kamera, bir tripot aracılığıyla gündeme gelen bir otel var. Otelde kimlerle kimler beraber olmuş, o bambaşka bir konu ama bahsi geçen otelin turizm belgesiyle ilgili sıkıntı olduğu muhakkak. Paramount Otel’in Bodrum'da inşa edildiği arsa Tarım ve Orman Bakanlığına ait. Bakanlık bu arsayı kırk dokuz yıllığına yani yap-işlet-devret usulüyle Ufuk Turizm AŞ’ye kiralamış ancak şirketin sahibi rahatsızlanınca otelin hissesi de işletmecisi de defalarca el değiştirmiş; hem de el değiştirme öyle böyle değil, neredeyse kapanın elinde kalmışçasına yapılmış. Şimdi, bu kanun hükümleri doğrultusunda soruyorum: Turizm belgesinde belirtilen belge sahibinin ya da işletmecinin değişmesi hâlinde turizm belgesi iptal edilecekse hem Kültür ve Turizm Bakanlığı hem de kırk dokuz yıllığına bu arsayı kiralayan Tarım ve Orman Bakanlığı kanun hükümlerinin gereğini neden yerine getirmemiştir? Soru basit. Cevap, bir kamera, bir tripotun arkasında saklı.

Değerli milletvekilleri, ne yazık ki son dönemlerde ülkemize Covid-19’un yanı sıra bir hastalık daha sirayet etti; nepotizm hastalığı. Bu hastalık çürütüyor hem toplumda ahlaki çürümeye yol açıyor hem de eğitim, liyakat, çalışkanlık, üreticilik, dürüstlük gibi değerleri hükümsüz kılıyor. Totaliter rejimlerde görülen bu hastalığa yakalananlar, tepe yöneticiler. Bu yöneticiler güven eksikliği nedeniyle yalnızlaşma yaşıyor ve çalışma arkadaşlarını kendince sterilize ettiği yakın çevresinden seçiyor. Sterilizasyon koşulu da öyle maske, mesafe falan değil; eş, akraba, yakın çevreden olacak, sadık olacak, biat edecek, ne görev verilirse sorgusuz sualsiz yerine getirecek.

Değerli milletvekilleri, ülke gündeminde uzun süredir ehliyet, eğitim, tecrübe, yeterlilik gibi temel kabul görmüş nitelikleri haiz olmadığı hâlde birden fazla kurumdan maaş alan kişiler var ve ne yazık ki toplumdaki bu hassasiyete rağmen nepotik atamalar hız kesmeden devam ediyor; hem de Hilal Kaplan gibi ismi birçok kesimde rahatsızlık yaratan bir trol kraliçesinin devlet televizyonunun yönetim kuruluna alınmasıyla devam ediyor; hem de bile bile hem de göstere göstere hem de hiçbirinizi takmıyorum dercesine devam ediyor; hem de sırf Hilal Kaplan’a ve devamında SETA’cılara yer açmak için yönetim kurulu üye sayısı artırılarak devam ediyor. Hilal Kaplan’a illaki görev vermek istiyorsanız, partizanlığını ödüllendirmek istiyorsanız oğlunuzun başında bulunduğu TÜRGEV var, kızınızın başında bulunduğu KADEM var, bir sürü derneğiniz, vakfınız, bir de partiniz var; gidin oralarda ne görev veriyorsanız verin ama “Cemaat bu ülkenin başına gelmiş en güzel şeydir.” diyen, PKK’ya methiyeler düzen bu kadını devletin televizyonundan uzak tutun. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Bunlar iftira, bunlara cevap vermiyoruz.

YASİN ÖZTÜRK (Devamla) – Değerli milletvekilleri, konuşmama turizm ve bağlı sektörlerde yaşanan birleşik sorunlar üzerinden devam etmek istiyorum. Turizm bir sektörler zinciri; otelcilik, seyahat, yiyecek, içecek sektörleri bu zincire kalın halkalarla bağlı. Tabii, bu sektörler de tarım gibi diğer alanlarla doğrudan etkileşim hâlinde. Bu halkalardaki küçük bir kopma büyük kayıpları da beraberinde getiriyor. Turizm sezonunda daha fazla tüketildiği ve üreticilerinin de bu dönemde büyük sorunlar yaşadığı şarap üzerinden konuya değinmek istiyorum. Şahsen kendim kullanmasam da Bülent Bey güzel kullanıyor diye duydum. Bir ülke gerçeği var: Bu ürünler ülkemizde üretiliyor, tüketiliyor, ihraç ediliyor ve hazine de bu ürünlerden alınan ciddi vergilerle besleniyor.

Şimdi, şarap üreticilerinin önemli bir sorunu var, seçim bölgem Denizli’deki Bekilli, Çal ve Güney ilçelerimizi de üzüm üreticilerimizi de ilgilendiren bir sorun.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

YASİN ÖZTÜRK (Devamla) – Başkanım, tamamlıyorum.

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

YASİN ÖZTÜRK (Devamla) – 3 Haziran 2021’de yani bir ay önce Genel Kurulda Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılmasına İlişkin Kanun kabul edildi. Adı üstünde, bazı alacaklar yapılandırıldı, bazıları da yapılandırılmış gibi yapıldı. Şimdi, Yapılandırma Kanunu’nda deniliyor ki: Bandrol alabilmeniz için ÖTV, KDV ve bu vergilere ait beyannameden doğan damga vergisi ile bu vergilere bağlı gecikme faizi ve gecikme zammı yerine bu kanunun yayımı tarihine kadar ÜFE aylık değişim oranları esas alınarak hesaplanacak tutarın tamamının ödenmesi şarttır. Borcunu ödemezsen bandrol alamazsın, bandrol alamazsan üretim yapamazsın, yapsan da satamazsın. E, nerede kaldı yapılandırma? Şarap üreticisinin yaşadığı sıkıntı sadece şarap üreticisiyle sınırlı değil. Büyük zorluklarla o şarap üreticilerine üzüm sağlayan bağcılar, o bağlarda yaşayan, çalışan işçiler ne yapacak? Sezonluk hasat işçilerinin çoğu kadın; çocuklarının okul masraflarını karşılamak, evlerinin ihtiyaçlarını karşılamak için güneş altında saatlerce gündelik olarak çalışan bu kadınlar ne yapacak?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

YASİN ÖZTÜRK (Devamla) – Sayın Başkanım, toparlıyorum.

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

YASİN ÖZTÜRK (Devamla) – Şarap üreticileri borcunu ödemek istiyor ama pandemi geçtiğimiz yıl onları da yere serdi. Pandemi sebebiyle turizm sektörü kapalı olduğu için geçen yıl ürettikleri depolarında kaldı, borçlarını ödeyebilmeleri için taksitlendirmeye yani yeniden yapılandırmaya ihtiyaçları var; bunu şarap üreticileri kadar üzüm yetiştiricisi çiftçiler de bekliyor.

Bu sese kulak tıkamayın, bir daha da laf atmayın Bülent Bey. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

15’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 15’inci madde kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, 16’ncı madde üzerinde aynı mahiyette 3 önerge vardır. Bu önergeleri okutup birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 255 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 16’ncı maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

 

                                       Hüda Kaya                                              Kemal Peköz                                        Hasan Özgüneş

                                         İstanbul                                                      Adana                                                       Şırnak

                            Mahmut Celadet Gaydalı                                  Ali Kenanoğlu                                     Hüseyin Kaçmaz

                                           Bitlis                                                       İstanbul                                                      Şırnak

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

 

                                     Feridun Bahşi                                            Yasin Öztürk                                  İmam Hüseyin Filiz

                                         Antalya                                                     Denizli                                                    Gaziantep

                                 Hayrettin Nuhoğlu                                         Aylin Cesur                      Mehmet Metanet Çulhaoğlu

                                         İstanbul                                                      Isparta                                                       Adana

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

 

 

                                    Gökan Zeybek                                           Hasan Baltacı                                          Aziz Aydınlık

                                         İstanbul                                                  Kastamonu                                                 Şanlıurfa

                                     Orhan Sümer                                               Ali Şeker                              İbrahim Özden Kaboğlu

                                          Adana                                                      İstanbul                                                     İstanbul

                                Çetin Osman Budak                                                                                                                 

                                         Antalya

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU BAŞKANI TAHİR AKYÜREK (Konya) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ilk konuşmacı Şırnak Milletvekili Sayın Hüseyin Kaçmaz.

Buyurunuz Sayın Kaçmaz. (HDP sıralarından alkışlar)

HÜSEYİN KAÇMAZ (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Çoğunuz bilir, Hûd Suresi 44’üncü ayette “Ey yer, suyunu yut ve ey gök sen de suyunu tut. Su çekildi, iş bitirildi; gemi de Cudi Dağı üstüne oturdu ve zalimler topluluğuna ‘Uzak olsunlar’ denildi.” şeklinde yazıyor. Ve yine Ebû’l İz İsmail El Cezeri birçoğunuzun da yine bildiği sibernetiğin ilk adımlarını atmış ve ilk robotu yapıp Leonardo da Vinci’ye dahi ilham kaynağı olmuş bir âlim  ve bilim insanı. Bu 2 örnek üzerinden sadece birkaç şey söylemek istiyorum. Dediğimiz gibi, Cudi Dağı Şırnak ilimizdeki bir dağımız. Garo Paylan Vekilimizin de anlattığı şekliyle aslında bu coğrafya da, Anadolu da, Mezopotamya da turizm açısından inanılmaz derecede cazibe merkezi yapabileceğimiz noktalarda bize hikâyeler, bize yaşanmışlıklar sunuyor. Ancak tekçi zihniyetteki ısrarla, maalesef ki, farklı halklar, farklı kültürler, farklı inançların bir arada yaşadığı ve bunların hikâyesinin tek bir hikâyeye indirgendiği bir yerde bu hikâyelerimize, bu gerçekliklerimize değil de maalesef ki enerjimizi başka yerlere harcıyoruz. Mesela bu hikâyeler elimizdeyken turizm teşvik paketinden bahsediliyor görüşmelerde.

Şırnak’ta peki ne görüşülüyor? Bu akşam yine harita kadastro mühendisleri arkadaşlar aradı beni, yaklaşık on aydır devam eden bir sorun. Şırnak’ta harita kadastro işlemleri yapılamıyor. Evet, böyle hikâyelerimiz var ama harita kadastro işlemleri yapılamıyor çünkü GPS cihazları çalışmıyor, çünkü “drone” dahi uçurulamıyor, ne tapu kadastro mühendisleri ne de belediyeler dahi şu aşamada bu işlemleri yapamaz hâle gelmiş durumda. Niye? Çünkü sinyal kesiciler her yerde ve sinyal kesiciler sebebiyle düşünün ki Şırnak’ta, Şırnak merkezinde araba kumandaları bile bazı yerlerde çalışmıyor. Arabanın uzaktan kumandası, kapıyı kapatamıyorsunuz. Niye? O kadar yoğun sinyal kesiciler var ki maalesef ki bu durum söz konusu oluyor. Ve yine beton pompa araçları düşünün, o kadar yoğun ki birkaç kat ötedeki betonu dökmek için kullanmaya çalıştığınızda yine sinyal kesiciler sebebiyle o uzaktan kumanda dahi çalışmıyor.

Tabii, bunları niye anlattım? Aslında bir tercih yapılması gerekiyor? Ne yapacağız? Yüz yıldır devam eden sorunlarda ısrar mı edeceğiz, ısrarla giydirilmeye çalışılan tekçi zihniyette ısrar mı edeceğiz, yoksa gerçekten birlikte bu ülkede hikâyelerimizle, bu ülkede bu imkânlarımızla birlikte bir enerji üreterek gerçek anlamda topluma bir istihdam mı yaratacağız, gerçek anlamda toplumun refahını yükselteceğiz. Bir tercih meselesi, iktidarlar maalesef ki bugüne kadar “Devletin bekası.” diyerek öncelikle Kürt halkına daha sonrasında toplumun bütün katmanlarına kan kusturdular resmen ancak şunu her seferinde söylemek istiyorum: Hiçbirimizin geçmişi değiştirme imkânı yok, değiştiremeyiz, mümkün değil ama artık politika değişikliğine gidip anı yakalayıp geleceğimizi inşa edebiliriz, bu durum önemli. Sadece birlikte yaşamanın bazı zeminleri, bazı temel sacayakları vardır. Bunları eğer kabul edersek, eğer birbirimizi olduğumuz gibi kabul edersek bu sorunların üstesinden gelebiliriz. Nedir bu sacayakları? Adalet, akıl ve ahlak. Bugün Kürt halkının iradesinin yok sayılması, bugün seçme iradesinin yok sayılması ve belediyelere kayyum atanması adaletle açıklanamaz ve yine, bu uygulamalarda, yüz yıldır devam eden bu uygulamalarda inkâr, imha, asimilasyon politikalarında ısrar hiçbir şekilde akılla izah edilemez ve yine, bu politikalarda ısrar bu ülkenin kaynaklarının hâlen tanka, topa, tüfeğe yatırılması ve bu sorunların gerçek anlamda çözülmemesi akılla ve yine ahlakla izah edilemez durumda.

 (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HÜSEYİN KAÇMAZ (Devamla) – Tamamlıyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

HÜSEYİN KAÇMAZ (Devamla) – Tabii, tüm bunları dediğimiz gibi iktidarlar işine geldiği gibi bazı durumları, bazı dönemleri kullanıyor ancak maalesef ki ülkedeki iktidarların bu çözümsüzlükte ısrarı bütün halklara kaybettiriyor bu ülkede.

Tabii, birçok milletvekili arkadaşımız aslında gündeme getirdi yalnız DEDAŞ’a ilişkin, elektrik sağlayan anonim şirkete ilişkin birkaç şey ben de söylemek istiyorum. Neredeyse yıllardır DEDAŞ ülkede, hani, bölgede, yani çiftçileri, halkı canından bezdirmiş durumda.

Değerli arkadaşlar, defaatle söyledik ki DEDAŞ halkın da devletin de ümüğünü sömürüyor resmen, herkesin sırtına yük olarak binmiş durumda. Bugün bölgede artık kolluk güçleri sermayenin tahsildarlığını yapar duruma gelmiş durumda. Evet, kolluk güçleri marifetiyle halkın gırtlağına çökülüyor ve tahsildar gibi hareket ediliyor. Biz buradan tekrar söylüyoruz, EPDK müfettiş görevlendirmeli ve bu sorun bir an önce çözülmelidir.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan, ben hatibe teşekkür ederim. Ben de Cizre, Şırnak ve Silopi’ye gittim, gerçekten orada bu kesici her tarafta var ama bir şey daha var, Irak’a gitmiştim, o dönem Saddam’ın tüm resimleri elektrik direklerinde vardı, şimdi Silopi ve Şırnak’ta her tarafta Sayın Cumhurbaşkanının resimleri var. Şimdi yani bu görüntü… (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerindeki ikinci konuşmacı Adana Milletvekili Mehmet Metanet Çulhaoğlu.

Buyurunuz Sayın Çulhaoğlu. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

MEHMET METANET ÇULHAOĞLU (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 255 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 16’ncı maddesi üzerinde İYİ Parti Grubunun görüşlerini ifade etmek üzere söz aldım, heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Ben 16’ncı madde üzerinde ülke turizmine, hâliyle hazinemize çok büyük katkıları olacak bir konudan, kamp ve karavan sektöründen söz etmek istiyorum. Ülkemizde kamp ve karavan turizmi kolektif olarak 1966 yılında başkentimiz Ankara’da kurulan Türkiye Kamp ve Karavan Derneğinin kuruluşuyla başlamıştır. Türkiye’de kamp ve karavan etkinliklerini başlatan, 1969 yılında Uluslararası Kamp ve Karavan Federasyonu F.I.C.C. üyesi olan, 1974 yılında Bakanlar Kurulu kararıyla “Türkiye” sözcüğünü alan, üyelerinin gönüllü çalışmalarıyla bu dernek ülke turizmine hizmet vermektedir. İYİ Parti olarak 1 Nisan 2021 tarihinde Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonunda bir teklif sunduk. Teklifimizde kısaca dedik ki ülkemizin turizm harikası alanlarını hem yurt içinde hem de yurt dışındaki karavan turizmine gönül vermiş insanların hizmetine açarak ekonomiye katkı sağlaması çok önem arz etmektedir.

Değerli milletvekilleri, Avrupa Karavan Federasyonu verilerine göre Avrupa’da 6 milyon karavan bulunmakta. Yine, Avrupa’da standartlara uygun 1.207’si beş yıldızlı olmak üzere 42.283 kamp yeri bulunmakta ve buralarda 300 bine yakın istihdam sağlanmakta. Avrupa’da kamp ve karavan sektörüne hizmet veren kamping sektörünün yıllık geliri en az 16 milyar avrodur. Ne yazık ki bu pastadan payımıza düşen çok cüzi bir miktardır. Kamp ve karavan turizmi; yatırım maliyeti son derece düşük, buna karşılık katma değeri fazla, ekstradan milyarlarca avro gelir getirebilecek bir turizm ürünüdür. Karavan turizmine gönül vermiş bir arkadaşınız olarak ülkemizin payının artırılması için kısa dönemde yapılması gerekli olan önerilerimi de sıralamak istiyorum:

Turistik bölgelerdeki beş yıldızlı otellerde karavan kamp alanı yapılması sağlanmalıdır. Marinalarda karavanlar için bir bölüm ayrılması mecburiyet hâline getirilmelidir. Otoyollar ve illerin bağlantı yolları güzergahı üzerinde bulunan büyük konaklama tesislerinde, petrol istasyonlarında motorlu karavanların, yerli ve yabancı karavancıların yararlanması için atık su boşaltma ve temiz su ikmal imkânlarının sunulması bir yönetmelikle zorunlu kılınmalıdır.

Bu sektörde payımızı artırmak için altyapının yeterli bir seviyeye getirilmesi çok önemlidir. 16’ncı maddenin yürürlüğü girmesiyle büyükşehirlerin valilik ve belediye başkanlıklarına, tarihî ve turistik il valilikleri ile belediye başkanlıklarına ve kaymakamlıklarına karavan kamp yeri yapılması hakkında genelge tekrar yazılı hatırlatılmalıdır.

Özel söktürün kamp yeri yapma girişimi teşvik kapsamına alınmalı ve uzun vadeli, düşük faizli kredi almalarının önü açılmalıdır.

Belediye sınırları içerisinde bulunan ve kamping olarak kullanılan alanlar için takdir edilen arsa-metrekare birim değerlerinin kamping işletmelerinin getirisiyle orantılı hesaplanmasını, kampinglerden alınan emlak vergisi oranının tarım alanlarından alınan vergi oranı seviyesine çekilmesi girişimcilerin önünü açacaktır.

Sıfır kilometre araç karavan yapıldığı zaman fabrika çıkış fiyatı üzerine uygulanan yüzde 220 ÖTV fiyat üzerine, bir de yüzde 18 de KDV uygulanmasına, vergiden vergi alınmasına son verilmelidir. Bu durum devletin vergi kaybına neden olduğu gibi, karavan turizmine gönül veren vatandaşlarımızın sıfır kilometre karavan yaptırabilmelerinin de önüne engeldir. ÖTV’nin fabrika çıkış fiyatları üzerine yüzde 15 ya da 20 oranında uygulanması hâlinde karavan yapmak üzere sıfır kilometre araç alımı artacağa için devletimizin vergi kazancı da artacaktır. Karavan yapımcısı olan 20 firma sıfır kilometre araçlara karavan yapma imkânına kavuşacak, yurt dışı pazarlarda rekabet edebilir olacak ve ihracatın önü açılacaktır. Karavan kiralama şirketlerinin ÖTV nedeniyle sıfır kilometre araca karavan yaptırma imkânı olmamaktadır. Bu şirketlerin yurt dışından gelecek, karavan kiralayacak turistlere yeni araçlarla hizmet vermesine de engel olmaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET METANET ÇULHAOĞLU (Devamla) – Başkanım toparlıyorum.

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

MEHMET METANET ÇULHAOĞLU (Devamla) – Teşekkür ediyorum.

Özel amaçla kullanılan karavanlarda trafik ve kasko sigortalarının kullanıldığı dönemler için yapılabilmesini sağlayacak düzenlemenin yapılması gerekmektedir yani örnek vermem gerekirse temmuz, ağustos ayında iki ay kullanılacaksa iki aylık süre için sigortası yapılmalı, kalan on ay için sigorta ücreti alınmayacak bir düzenlemeye gidilmelidir.

Karavanların özel amaçlı taşıtlar yani yüksek riskli itfaiye, ambulans, çekici gibi araçlar sınıfından çıkarılması, yılda birkaç ay, 3 bin- 5 bin kilometre kullanılan ve kaza riski daha düşük olan araçlarımızın zorunlu trafik sigortası ücretlerinin makul seviyeye çekilmesi sağlanmalıdır.

Ülke turizmi ve ekonomisi için ilgili bakanların bu önerilerimizi değerlendirmeleri dileğiyle Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum. (İYİ Parti ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerindeki 3’üncü konuşmacı İstanbul Milletvekili Sayın İbrahim Özden Kaboğlu.

Buyurunuz Sayın Kaboğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – Ya hocamızı biz de alkışlayabiliriz.

İBRAHİM ÖZDEN KABOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, Divan, değerli vekiller; 16’ncı madde 1’inci maddeden sonra ikinci konuşmam. Bu maddenin özelliği -biraz sonra belirteceğim gibi- tam da dün 1’inci maddede yaptığım konuşmayla ilgili, Anayasa madde 169’la ilgili.

Şimdi, bu Komisyon dört ay önce toplandı, bir gün öğleden sonra ve o gün bitirilecekti. İyi ki arbede çıktı hatta yumruklar konuştu, yumruklar sayesinde –ne yazık ki, üzülerek söylüyorum- öbür güne kaydırıldı, gece yarısından sonra, ikinci gün görüşmeye devam ettik. Anayasa’ya uygunluk incelemesi yapılmadı, İç Tüzük ihlal edildi. “Etki analizi raporu var.” dendi, dört ay geçti aradan bildirilmedi. “Çevresel etki değerlendirmesi yok.” dedik, “Yaparız.” dendi ama dört ay geçti aradan, bildirilmedi. Bütün Türkiye yasası olduğu hâlde -Turizmi Teşvik Yasası- Turizm Bakanı gelmedi, sadece yardımcısı geldi. Bütün ormanlarımızı ilgilendirdiği hâlde Orman Bakan Yardımcısı bile teşrif etmedi. Aslında bu bir torba yasası değil -dört ayda 4 yasa hazırlanırdı- torba yasayı bile kötüye kullanım yasasıdır, yasa önerisidir; birincisi bu.

İçerik olarak -birincisi- bir yasanın kabul edilebilmesi için Anayasa’nın sözüne ve özüne uygun olması gerekiyor. İkincisi, kamu yararını...

Abdullah Bey, alkışlayacaktınız ama dinlemiyorsunuz!

ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – Not alıyorum Hocam!

İBRAHİM ÖZDEN KABOĞLU (Devamla) – Konuşarak mı not alıyorsunuz! (CHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Şimdi, demek ki birinci koşul, Anayasa’nın özüne ve sözüne uygun olması; ikinci koşul ise kamu yararını yansıtması. Şimdi, kamu yararı bu yasa açısından çok özel bir anlam taşıyor. Neden özel anlam taşıyor? Çünkü bu yasanın değindiği alanlar Anayasa’da kamu yararı kavramının ve başlığının belirtildiği alanlardır ve nitekim Anayasa’mız önce ülkeyi düzenliyor; ülkesel değerleri ve varlıkları, kıyıları, ormanları, meraları, kışlakları, yaylaları, bunları düzenliyor. Bunlar ülkesel, anayasal hükümler ve Anayasa’ya baktığımız zaman kamu yararının geçtiği kavramlar buralardır. İkincisi, insan haklarını düzenliyor; üçüncüsü, devlete ilişkin hükümler, siyasal iktidara ilişkin hükümler… Nitekim, devlet; toplumu, ülkeyi korumak için ve topluma hizmet etmek için vardır. Bu, maddemiz açısından da önemlidir, biraz sonra belirteceğim gibi.

Şimdi, burada 3 çelişki söz konusudur. Ülkesel hükümler kamu yararıyla örtüşmektedir, bunun için sadece Anayasa’ya uygunluk değil, Anayasa’nın sözüne ve özüne uygunluk değil, kamu yararına uygunluk ölçütü öne çıkmalıdır. 3 çelişki şudur: Şimdi, birinci çelişki, burada sürekli İklim Komisyonundan Müsilaj Komisyonuna kadar “Ülkemizi nasıl kurtarırız?” diye komisyonlar oluştururken, biz bu yasayla “Ülkemizi daha çok nasıl kuruturuz, ormanları, denizleri, ağaçları nasıl tahrip ederiz?”i öneriyoruz. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar) İkinci çelişki ise, yöneticilerimiz sürekli vizyon öngörüyorlar; 2023, 2053, 2071. Ama 2071’de bu topraklarda yaşayacak olan gelecek kuşaklara nasıl bir ülke bırakacağımız konusunda hiç düşünmüyorlar mı? Nitelikli ülke bırakamayız böyle bir yasayla. Üçüncü çelişki ise şudur: Biz turizmi çekmek istiyoruz, turistleri çekmek istiyoruz ülkemize. Kültürel, tarihsel değerlerimizi onlara tanıtmak istiyoruz ama merkezin bütün ülkeye hizmet götürmesi gerekiyorken biz bütün yetkileri, bütün ülkesel yetkileri merkeze topluyoruz ve tek kişiye yönelik olarak merkeze topluyoruz. Bu merkezin adı pbydby, bunun anlamı, açılımı şudur: parti başkanlığı yoluyla devlet başkanlığı ve yürütme; açılımı bu.

ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – Bu, yeni bir kavram mı Hocam?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz Hocam.

İBRAHİM ÖZDEN KABOĞLU (Devamla) - Burada ilerledikçe, bunu pekiştirdikçe hukuktan uzaklaşıyoruz çünkü merkezî yönetimin görevi, amacı, varlık nedeni bütün topluma ve ülkeye hizmet etmektir. Ama böylece, toplumu merkeze tabi tuttuk, şimdi bütün ülkesel değerleri tek kişinin yönetimine ve güdümüne sokmaya çalışıyoruz. İşte, bu açıdan baktığımız zaman, bakın, 16’ncı madde “her tür tesis” diyor, denizin kıyısından ormanlara kadar ama Anayasa 169 ise “hiçbir faaliyet ve eylem” diyor, “Hiçbir faaliyet ve eyleme müsaade edilmez.” diyor ormana zarar verebilecek. Şimdi, “hiçbir” ile “her tür” arasındaki çelişkiye bakın.

Tabii, böylece, Sayın Komisyon Başkanına yönelik iki çift sözüm var, Sayın Akyürek dedi ki: “İç Tüzük incelemesi yapılmadığını söylemeniz Anayasa’ya aykırılık itirafıdır.” dememi bana yakıştıramadığını beyan etti.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İBRAHİM ÖZDEN KABOĞLU (Devamla) – Sayın Başkan, bitireyim efendim.

BAŞKAN – Buyurunuz Hocam.

İBRAHİM ÖZDEN KABOĞLU (Devamla) – Sayın Başkan, Anayasa madde 38 açık “Komisyonlar, kendilerine havale edilen tekliflerin ilk önce Anayasanın metin ve ruhuna aykırı olup olmadığını tetkik etmekle yükümlüdürler.”

ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – İç Tüzük 38.

İBRAHİM ÖZDEN KABOĞLU (Devamla) – Tabii.

Bir komisyon bir teklifin Anayasa’ya aykırı olduğunu gördüğü takdirde gerekçesini belirterek maddelerin müzakeresine geçmeden reddeder. Bu görev bizim görevimizdir ama siz “Bunu yasama uzmanlarına yaptırdık.” dediniz. Yasama uzmanının görevi değildir ama yaptırdıysanız eğer, en azından, dürüstlük adına nerede bu rapor, nerede bu rapor? Peki “Etki analizi raporu var.” dediniz, nerede? Çevresel etki değerlendirmesi dört aydır nerede?

Sayın Başkan, Anayasa’ya sadakat andı içen biri olarak, namus ve şerefi üzerine ant içmiş biri olarak eğer ben açıkça “hiçbir” ve “her şey” arasındaki tezadı görmez isem, Anayasa’ya aykırılığa “evet” dersem o zaman lütfen bunu bana yakıştırmayın, susmamı yakıştırmayın. (CHP, HDP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İBRAHİM ÖZDEN KABOĞLU (Devamla) – Ama ben Anayasa’ya aykırılığı buradan izah ettiğim zaman onu yakıştırın çünkü o Latinlerin söylediği gibi “dignitas”tır yani göreve bağlılıktır, görevi yapmaktır ve görevi yapmak da anayasal andın asgari gereğini yerine getirmektir, ben bunu yapmaya çalışıyorum.

Teşekkür ediyorum. (CHP, HDP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

Evet, alkışlayacaktınız, alkışlasanıza.

ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – Hocam, teşekkürler Hocam; alkışlıyorum Hocam.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

16’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 16’ncı madde kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, sizden bir istirhamımız olacak. Komisyonun bir söz talebi var.

Sayın Başkan...

BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU BAŞKANI TAHİR AKYÜREK (Konya) – Başkanım, teşekkür ediyoruz.

Tabii, ben özellikle o uyarı, uyarma ve cezalarla ilgili birkaç cümle söylemek istiyordum ama Kaboğlu Hocamızla tartışmaya devam ediyoruz herhâlde.

Şimdi, Kanunlar ve Kararlara sunulduktan sonra zaten her birim Anayasa’ya aykırılığı öncelikle değerlendirmek zorundadır. Komisyonumuza geldi, İç Tüzük 38’inci maddeye göre Anayasa’ya aykırılık iddiası öncelikle görüşüldü, tartışıldı ve Anayasa’ya aykırı olmadığı oy çokluğuyla kabul edilerek görüşmelere devam edildi; bunu tekrar ifade etmek istiyorum.

Çerçeve 13’üncü maddenin (d) bendinde, uyarmaya ek olarak, Türkiye Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansına ödenmesi gereken turizm payının ödenmesine ilişkin on beş gün içerisinde belgenin ibrazıyla ilgili bir uyarma, uyarı veriliyor. Yine, çerçeve 14’üncü maddede de cezalar belirleniyor. Bu belge ibrazı aslında ödemenin yapılıp yapılmadığının herhangi bir şekilde belgelenmesi için yazılmış bir madde, bir bent. Belgenin ibraz edilmemesi hâlinde 13.500 Türk lirası idari para cezasından bahsediliyor. Şimdi, bu yaptırım, ödemenin yapıldığına ilişkin tespit amaçlı. Öncelikle yazılı uyarı yapılarak süre verilmesi sonrasında para cezası uygulanması şeklinde kurgulanıyor. Bir belge ibrazı söz konusu olmadan para cezası verilemiyor usul olarak. Uygulanacak ceza, büyük ölçekli tesisler için 13.500 lira, küçük ölçekli tesisler içinse 14’üncü maddenin son fıkrasında yüzde 50 oranında azaltılarak 6.750 lira; orada “Dört ve beş yıldızlı oteller ile dört ve beş yıldızlı tatil köyleri, özel tesis, butik oteller ve kruvaziyer liman ile yat limanları hariç diğer işletmeler için birinci fıkrada belirlenen para cezaları yarısı oranında uygulanır.” deniyor. Burada sadece kâğıt olarak makbuz şartı aranmamakta. Herhangi bir şekilde onun belgelenmesi, değerlendirilmesi…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz.

Birinci bölümde yer alan maddelerin oylamaları tamamlanmıştır.

Birleşime iki dakika ara veriyorum.

     Kapanma Saati: 00.54

ONUNCU OTURUM

Açılma Saati: 00.55

BAŞKAN: Başkan Vekili Nimetullah ERDOĞMUŞ

KÂTİP ÜYELER: Enez KAPLAN (Tekirdağ), Şeyhmus DİNÇEL (Mardin)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 103’üncü Birleşiminin Onuncu Oturumunu açıyorum.

255 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

Gündemimizde başka bir iş bulunmadığından, alınan karar gereğince kanun teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 16 Temmuz 2021 Cuma günü saat 14.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

Kapanma Saati: 00.56

 



(x) 7/4/2020 tarihli 78’inci Birleşimden itibaren, coronavirüs salgını sebebiyle Genel Kurul Salonu’ndaki Başkanlık Divanı         üyeleri, milletvekilleri ve görevli personel maske takarak çalışmalara katılmaktadır.

 

(x) Bu bölümde hatip tarafından Türkçe olmayan kelimeler ifade edildi.

(x) 255 S. Sayılı Basmayazı 13/7/2021 tarihli 102’nci Birleşim Tutanağı’na  eklidir.