9 Haziran 2021 Çarşamba

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Haydar AKAR

KÂTİP ÜYELER: Emine Sare AYDIN (İstanbul), Şeyhmus DİNÇEL (Mardin)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 89’uncu Birleşimini açıyorum.(x)

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce 3 sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, Abdürrahim Karakoç ve Cahit Zarifoğlu’nun vefat yıl dönümleri münasebetiyle söz isteyen, Ordu Milletvekili Sayın Metin Gündoğdu’ya aittir.

Buyurun Sayın Gündoğdu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

 

 

METİN GÜNDOĞDU (Ordu) – Sayın Başkanım, çok teşekkür ediyorum.

Kıymetli milletvekilleri, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Bugün Abdürrahim Karakoç ve Cahit Zarifoğlu’nu anmak için huzurlarınızdayım. Tabii, bugün aynı zamanda, bundan dört yıl önce Batman’da şehit edilen 22 yaşındaki Şenay Aybüke Yalçın öğretmenimizi de rahmetle anmadan buradan geçmek istemiyorum. Onu şehit eden kahpe terör örgütü ve onun mensuplarını lanetliyorum, kınıyorum. Alçak terör örgütünü kınamayanları da kınıyorum. (AK PARTİ ve MHP sıralarından alkışlar)

Vefatının yıl dönümünde Cahit Zarifoğlu’nun bir sözüyle başlamak istiyorum: “Burası dünya, ne çok kıymetlendirdik; oysa bir tarla idi, ekip biçip gidecektik.” diyor. Şairin bu güzel sözü hepimiz için herhâlde nasihat olarak almamız gerekli olan bir husus. Vefat yıl dönümünde rahmetle andığım 2 şairin de ama Abdürrahim Karakoç’un bende ayrı bir yeri var; Abdürrahim Karakoç’la yirmi yıla yakın birlikte siyaset yaptık, onunla birlikte yol yürüdük. O bizim dava büyüğümüzdü. Onu burada rahmetle anmak, onu zikretmek benim için büyük bir şeref olur diye düşündüm ve onu anmak için buradayım.

Karakoç, 1932 yılında Kahramanmaraş Ekinözü’nde dünyaya geldi, 7 Haziran 2012 yılındaysa aramızdan ayrıldı.

Onun bir dizesi aklımızdan hiç çıkmaz: “Ben milletim uğruna adamışım kendimi/ Bir doğrunun imanı, bin eğriyi düzeltir/ Zulüm Azrail olsa da hep hakkı tutacağım/ Mukaddes davalarda ölüm bile güzeldir.” diyor rahmetli.

Büyük dava adamı, milleti için mücadele edip şiirleriyle büyük uyanışlara vesile olan değerli ağabeyimiz, şairler memleketi Kahramanmaraş’ın evladı; Türk halk şiirini kente taşımış, söz diziminde yenilikler ortaya koymuş, halk şiirinin son temsilcisiydi o. Devlet kapısına kimsenin gidemediği, hastane sıralarında beklendiği günleri ve Anadolu insanının hor görüldüğü dönemi şiirleştirmiş ve bu duygulara, Anadolu insanının duygularına tercüman olmuştur. Bunlardan, bazı şiirlerden kesitler vermek istiyorum sizlere.

İsyanlı Sükût şiirinde “Gitmişti makama arz-ı hâl için/ ‘Bey’ dedi, yutkundu, eğdi başını/ Bir azar yedi ki oldu o biçim/ ‘Şey’ dedi, yutkundu, eğdi başını./ Döndü, gözlerinde bulgur bulgur yaş/ Sandım can evime döktüler ateş/ Sordum: ‘Memleketin neresi gardaş?’/ ‘Köy’ dedi, yutkundu, eğdi başını.” diyor. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Devlet kapısına gidip de orada hor görülmesine karşı milletin kendi hissiyatına tercüman olduğu şiiri.

Doktor Bey şiirinde ise “Tama vatandaşık, gardaşık tama/ Bunca pahılm’olur adam adama?/ Geldik ta sabahtan, kaldık akşama/ Yarına mümkün mü sıra tohdur beğ?” der. O, kuyrukların olduğu, sıraların olduğu günleri şiiriyle bize anlatmış.

Tabii, bunun haricinde çok daha güzel, Türk milletine özgü şiirleri var. Yemin şiirinde “Esir iken Kırım, Kerkük, Türkistan/ Bana zindan olur Maraş, Elbistan/ İbni Sîna, Dedem Korkut, Alparslan/ Susarsam, hakkını helâl etmesin!” der.

Türk insanının gönlünde müstesna bir yere sahip olan merhum Abdurrahim Karakoç büyük Türk milletinin inancını, duygu ve düşüncelerini, sevincini, kaderini, hakkını hukukunu, derdini, ihtiyacını, çilesini şiirleştirmiştir. Milletine, vatanına, devletine, dahası yaradılış gayesine adamış bir söz ustası. Aynı zamanda bir mefkûre ve gaye insanı ve gönül adamı. Lambada titreyen alevi üşüten, aşkı kâğıda yazamayan, suları ıslatamayan Abdurrahim Karakoç’un yazıları, şiirleri, sohbetleri, yaşantısı, hâl ve tavrı ile düşünceleri, biz şahitlik ederiz ki hepsi rızayıbari içindi.

Türk-İslam geleneğinin öncüsü merhum Abdurrahim Karakoç’la yirmi yıla yakın bir beraberliğimiz oldu. Oğlum Emirhan’ın isim babası oldu. Merhum Karakoç’u, şiir söyleşisi için götürdüğümüz Ordu’da herkes ona Mihriban’ı sordu ama Mihriban’la ilgili hiçbir şey söylememişti. Mihriban şiiri dillerden dillere destanlaşmıştı. Kısaca, her insana nasip olmayacak bir dostluk bizlere nasip olmuştu.

Merhum Karakoç ağabeyimizi tanıyan herkes şahittir ki, o, hayatını yaradılış gayesinin emrine amade etmiş ve yaradılış gayesine uygun yaşamıştır. Her zaman dik durmuş ve bu duruşuyla ilgili de bir şiirinde “İnsan kaçarsa itler saldırır emmi/ Dik duran insan iti yıldırır emmi/ Hele bir yiğitçe hücum eyle de gör/ İtler de sahibi de çıldırır emmi.” der.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

METİN GÜNDOĞDU (Devamla) – Merhum Abdurrahim Karakoç sade, kısa, öz konuşması ve yazmasıyla, uzun ve boş sözleri sevmemesiyle, temiz kalbiyle, açık sözlülüğü ve açık yüreğiyle, cesur ve güvenirliliğiyle büyük Türk milletinin vicdanı ve öfkesi olarak tarihteki yerini almış, aramızdan ayrılmıştır.

Ona yakışan bir şiiriyle sözlerimi bitirmek istiyorum:

“Gölgesinde otur amma

Yaprak senden incinmesin.

Temizlen de gir mezara

Toprak senden incinmesin.

Burdayım de ararlarsa

Doğru söyle sorarlarsa

Tabutuna sararlarsa

Bayrak senden incinmesin.” diyor.

Rahmetli Karakoç’u vefat yıl dönümünde rahmetle anıyorum ve o bu ülkenin büyük şahsiyetlerinden biriydi. Allah rahmet eylesin diyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Gündem dışı ikinci söz, Afyonkarahisar’ın turizmi hakkında söz isteyen Afyonkarahisar Milletvekili Sayın Mehmet Taytak’a aittir.

 

Buyurun Sayın Taytak. (MHP sıralarından alkışlar)

 

 

 

MEHMET TAYTAK (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Afyonkarahisar turizmi hakkında söz almış bulunmaktayım. Gazi Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Afyonkarahisar’ımız arkeolojik kalıntılarıyla, milyonlarca yılda oluşmuş mağaralarıyla, termal zenginlikleriyle, tabiat güzellikleriyle ve Kurtuluş Savaşı’mızdaki önemiyle hem zaferin hem de Anadolu’nun kilididir. Afyonkarahisar, Anadolu’nun kilididir ama kapıları herkese açıktır. Afyonkarahisar, geçmişten günümüze birçok medeniyete ev sahipliği yapmıştır; zafere giden yolda Türk topçusunun ilk ateşi attığı Kocatepe’si, Bizans ve Selçuklular zamanında önemli çarpışmalara  sahne olan Karahisar Kalesi, Anadolu Selçuklular döneminin eşsiz eseri Ulu Cami’si, İhsaniye ilçemizdeki Frig Vadisi, Ayazini ve Döğer Ören Yeri, tarihî kervansarayları, coğrafyamızın tarihî köprülerinin başında gelen Kırkgöz Köprüsü, Zafer Müzesi, Arkeoloji Müzesi, Mevlevi kültürünü yaşayacağımız Sultan Divani Mevlevihanesi, Osmanlı mimarisinin çok güzel örneklerinden olan Taş Medrese’si, mimarisi ve tarihe tanıklığıyla Eğerli Kaya Kilisesi, Zafer Anıtı, Gümüş Vadisi, Kaya Mezarları, Yedikapılar Manastırı’yla tarihi yeniden yaşayacağınız gizemli bir şehrimizdir.

Değerli milletvekilleri, Afyonkarahisar, ayrıca, termal sektörünün oldukça zengin kaynaklarına ve tesislerine sahiptir. Sandıklı, İhsaniye, Gazlıgöl, Bolvadin ve il merkezinde bulunan şifalı termal kaynaklarıyla “sağlık turizmi” denilince akla ilk gelen yer Afyonkarahisar’dır. Afyonkarahisar muhteşem bir doğaya ve zengin yer altı kaynaklarına sahiptir. Döğer Emre Gölü, Bolvadin Eber Gölü, Sandıklı Kocayayla, Sultandağı Buzluk Mağarası, Dinar Suçıkan, 26 Ağustos Tabiat Parkı, Acıgöl Kuş Cenneti’yle şehrimize gelen ziyaretçileri doğal güzellikler ve mesire alanları da beklemektedir.

Değerli milletvekilleri, kurtuluşun sağlam temeli Kocatepe hâlen savaşın izlerini taşımaktadır. Kocatepe, Anadolu ve Türk milletinin kurtuluşunun, bağımsızlığının en önemli dönüm noktasıdır. Çanakkale Savaşı’nda milletçe verdiğimiz varoluş mücadelesi Kocatepe’de taarruza ve istiklale dönüşmüştür. Türk milleti Tınaztepe’de, Belentepe’de, Çiğiltepe’de vatan uğruna korkusuzca şehadete yürümüştür. Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Paşa “Ordular! İlk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri!” emrini yine bu topraklarda vermiştir.

Ben, Afyonkarahisar Milletvekili olarak Büyük Taarruz’un 100’üncü yıl dönümüne yaklaşırken Türk milletimizi ve tüm milletimizi bu özel şehre bekliyorum; tarihi, termali ve Millî Mücadele’nin ruhunu yaşamaya davete ediyorum. Ayrıca, sekiz bin yıllık lezzet mirasıyla 2019 yılında “UNESCO Gastronomi Şehri” unvanı alan Afyonkarahisar’ımız, sucuğuyla, kaymağıyla, lokumuyla ve tandırıyla sizleri bekliyor. Afyonkarahisar Valiliğimizin himayelerinde tüm ilçelerimizde bulunan kadın kültürevlerimizde üretimi yapılan yöresel ve kültürel ürünlerimizle, Afyonkarahisar Eğitim Vakfı ve Ticaret Odasının kurmuş olduğu e-ticaret sitesi “albikere.com”da 644 firma, 12.541 ürünle sizlere hizmet sunmaktadır. Şehirler arası yolculuklarda sadece mola vermeye değil, Afyonkarahisar’da konaklayıp güzide insanlarımızın misafirperverliğine şahit olun istiyorum. Bu duygu ve düşüncelerle yüce Türk milletini ve heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Ayrıca, demokrasi ve sandık görmek isteyenleri de Güney kasabamıza davet ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Gündem dışı üçüncü söz, Gaziantep’in sorunları hakkında söz isteyen, Gaziantep Milletvekili Sayın Bayram Yılmazkaya’ya aittir.

Buyurun Sayın Yılmazkaya. (CHP sıralarından alkışlar)                    

 

 

BAYRAM YILMAZKAYA (Gaziantep) – Sayın Başkan, tüm Gaziantepli hemşehrilerim adına yüce heyeti saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

Maalesef, bugün, Gaziantep ekonomik yaşamdan sosyal yaşama, sanayiden ticarete, sağlıktan eğitime, çarpık kentleşmeden betonlaşmaya, işsizlik ve pahalılıktan Suriyeli sığınmacılara kadar hemen hemen her alanda büyük sorunlarla karşı karşıya kalmış bir ilimizdir. Gaziantep de bu soruları kısmen daha az yaşayan mutlu bir kesim olduğu gibi, bu sorunların tamamını katbekat daha fazla yaşayan mutsuz bir çoğunluk söz konusudur. Gaziantep’in çok sorunu var değerli arkadaşlar. En başta tabii ki Suriyeli sığınmacılar geliyor. Resmî rakamlara göre, Suriyeli sayısı 450 bin kişiyi geçiyor. Suriyelilerin ülkemizdeki ve ilimizdeki tüm sorunları bizlerle beraber yaşıyor olması, özellikle ekonomik ve sosyal açıdan gelecekte de daha büyük bir tehlikenin habercisidir. Kontrolsüz yaşamları ve sayılardaki büyük artışlar ileride bu bölgede Arap-Türk, Arap-Kürt sokak kavgalarına zemin hazırlamaktadır ki bunları küçük şekilde daha önceki yıllarda yaşadık. Bu konuyu, özellikle, burada dikkat çekmek istiyorum.

Değerli arkadaşlar, Gaziantep’te eğitim tam bir çöküş noktasında. Okul sayısı yetersiz, kentimizde ilk, orta ve lise düzeyinde okullaşma oranı, derslik, öğretmen ve yardımcı personelle okulların fiziki donanımı açısından Türkiye ortalamasının altındayız. LGS, üniversite sınavları dâhil tüm yapılan sınavlarda Gaziantep maalesef son sıralardadır. Gaziantep’te uyuşturucu almış başını gidiyor. Gençlerimiz uyuşturucu bataklığına saplanmış durumda. Uyuşturucu kullanımı 11 yaşına kadar düşmüş, çocuklarımız ve gençlerimiz maalesef bu illetin pençesinde. En büyük sorunların başında pahalılık da geliyor değerli arkadaşlar. Gaziantep en hızlı emlak fiyat artış oranının gerçekleştiği illerden biridir. Geldiğimiz noktada Gaziantep Türkiye'nin en pahalı kentleri arasında yer almaktadır. Bu yüksek emlak fiyatlarını gören “İstanbul’da sanki boğaza bakan konut alıyoruz.” der. Gaziantep’te 1.500-2 bin TL’ye ve daha aşağısına kiralık ev bulmak neredeyse imkânsızdır. Şehrimize gelen kamu görevlileri bile zorunlu hizmet süreleri bitince kentteki pahalılık ve diğer sorunlardan dolayı acilen tayinlerini isteyip kaçıyorlar. Nasıl gitmesinler? Orta düzeyde oturabilecekleri bir lokantada bir kişinin yemek masrafı neredeyse 100 lirayı buluyor. Antep halkının geleneksel yemeği olan nohut dürümü 8-10 lira olmuş, iki şiş ciğer dürümü 20-25 lira olmuş, Antep’in sembollerinden olan baklava altın gibi kıymetlenmiş, kilosu 150 lira olmuş değerli arkadaşlar. Fakir fukara bırakın yemek yemeyi lokantaya girip fiyat sormaya bile korkuyor artık Gaziantep’te.

Değerli arkadaşlar, yılların kadim kültür şehri Gaziantep’te yabancı ülkelerden gelen turizm bitmiş, birçok otel kapanmış, koca şehri “gastronomi” diye yemek salonlarına sıkıştırmışlar maalesef. Bunlar yetmezmiş gibi Gaziantep Belediyesinin yeşil alanları imara açtığı, hukuksuz bir şekilde her yerde imar değişikliğine gittiği bilinmektedir. Meclis kararlarının yüzde 80’i imar tadilatlarından oluşuyor. Son olarak da anlamsızca “medeniyet şehri” diye yeni bir planla zaten yeşili az olan Gaziantep’i daha havasız ve ormansız bırakmaya çalışıyorlar. Bu konuda aklıselim sivil toplum kuruluşlarının ve halkımızın haklı tepkilerini dinleyerek Belediyenin bu plandan derhâl vazgeçmesini bekliyoruz.

Tarım alanları günden güne betonlaştırılmakta. Antep fıstığı ve zeytin ağaçlarının yerini maalesef devasa binalar almakta. Kuraklıkla mücadele eden çiftçilerimiz sulama kanallarının zamanında devreye sokulmamasından ötürü kan ağlıyor. İktidar fındığa verdiği desteği Antep fıstığından esirgiyor, fıstık üreticilerini fırsatçı tüccarlara teslim ediyor.

Değerli arkadaşlar, sanayicilerimizin çoğu borçlu, bankalardan kullanmış oldukları nefes kredileri ekonomik sıkışıklıktan dolayı yetmemiş, yeniden yapılandırma istiyorlar ancak çok yüksek faiz oranları sebebiyle yapılandırma yapamıyorlar. Buradan iktidara sesleniyorum, ihracatta büyük başarılara imza atan ancak büyük borçlar altında çarkları çevirmeye çalışan fedakâr Gaziantepli sanayicilerimize ve kendi yağında kavrulup başarı hikâyesi yazan esnafımıza uygun desteği sağlayalım ki bu ekonominin çarklarını stres altında kalmadan, bunalıma girmeden döndürebilsinler.

Kentin çok başarılı olduğunu, birçok konuda şampiyon olduğunu söyleyenlere buradan iki çift lafım var. Evet, gerçekten de şampiyonluklarımız var, anlatacağım birazdan. Gaziantep’in bazı alanlardaki olumsuzluk şampiyonluklarını da sizlere buradan söylemek istiyorum. Gaziantep; bebek ve çocuk ölümlerinde şampiyon, özellikle Suriyeli bebeklerde, kadına şiddette şampiyon, çarpık kentleşme ve betonlaşmada şampiyon, hava ve çevre kirliliğinde şampiyon, eğitim ve sağlık alanındaki eksiklikler konusunda şampiyon, bireysel ve toplu intiharlarda, kendini yakmalarda şampiyon, iş adamı intiharlarında şampiyon, çocuk yaşta uyuşturucu kullanımında şampiyon, Suriyelilerin nüfusa göre çokluğu konusunda şampiyon, borcu en fazla olan sanayicisiyle, esnafıyla şampiyon, pahalılıkta şampiyon...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

BAYRAM YILMAZKAYA (Devamla) – …işsizlik konusunda şampiyon, ev kiralarının, konut ve arsa fiyatlarının yüksekliği konusunda şampiyon, LGS, üniversite sınavları dâhil  tüm  yapılan sınavlarda Gaziantep, Türkiye ortalamasının altında kalarak son sıralarda şampiyon. Gaziantep’in şampiyon bir şehir olduğunu söyleyenlere kentin gerçekleriyle yüzleşmelerini öneririm. Antep’te gerçekten şampiyon hikâyesi istiyorsanız borç içindeki sanayicimizin bu zor şartlara rağmen ihracat şampiyonluğunu gösterebilirsiniz. Hayırsever iş adamlarımızın sayısındaki fazlalığı şampiyonluk olarak gösterebilirsiniz. Gerçek şampiyon Antep halkıdır. Şehrine başka illerden gelen milyon sayıdaki insana karşı göstermiş olduğu misafirperverliği, insanlığı, komşuluğu, kimseyi ötekileştirmemesi ve birlikte kavgasız yaşayabiliyor olmasıyla Gaziantep halkı şampiyonluğu hak ediyor. Gerçek şampiyon Antep halkı, Antep esnafı, Antep sanayicisidir. İnşallah, iktidarımızda gerçek şampiyon olacak, Antep’i şampiyon edecek takımı kuracağız ve nice güzel günlere hep beraber kavuşacağız diyorum.

Yüce heyeti saygıyla selamlıyorum. (CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi sisteme giren ilk 20 milletvekiline yerlerinden birer dakika söz vereceğim.

İlk söz Sayın Kılavuz’un.

Buyurun.

 

 

OLCAY KILAVUZ (Mersin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Henüz sekiz aylık öğretmendi. Mutluluğunu ve heyecanını “Öğretmen oldum ben.” diyerek paylaşmıştı. Adıyla müsemma, ay ışığı gibi parlıyor, kutsal vazifesiyle nice nesiller yetiştireceğini düşlüyordu. Önce sesi sustu, sonra hayalleri. Kahpe terör örgütü PKK’nin saldırısıyla şehit edildi. Öğretmenimiz, güzel evladımız, gökçe kızımız Şenay Aybüke Yalçın, adın, ideallerin ve hayallerin nice Aybüke’lerde her dem yeniden yaşatılacak. Gözünüz arkada kalmasın, kanınız yerde kalmıyor, sizi şehit eden katil sürülerine ve destekçilerine bedeli en sert şekilde ödetiliyor, kimi fistan giyerek kaçıyor kimi olduğu yere gömülüyor. PKK terör örgütünü ve şerefsiz destekçilerini şiddetle, nefretle lanetliyorum. “Vatan seni gelin etmiş, şen ol Aybüke/ Bir şehit verilecekmiş, sen ol Aybüke.” Ruhun şad olsun. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Gaytancıoğlu…

 

 

OKAN GAYTANCIOĞLU (Edirne) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Seçim bölgem olan Edirne ekonomisinde turizmin önemli bir ağırlığı vardır. Oysa, pandemi başladığından bu yana doğru dürüst yurt dışından misafirlerimiz gelmemektedir. PCR testlerinin fiyatları bu turistleri caydırmaktadır. Her ne kadar paramızı pul etmiş olsanız da turistler PCR testlerinin ücretleri nedeniyle gelmemektedir. Bu insanların ülkemize gelmesi en çok esnafımıza yarar sağlayacaktır. Pandemi boyunca hiçbir işe yarar yardımda bulunmadığınız esnaf nefes alacaktır. Bir buçuk yıldır bu konuda hiçbir adım atmayan bir iktidar var. Almanya’dan Rusya’ya kapı kapı dolaşıp “Bize turist gönderin.” diyen AKP, sınır komşumuz olan Bulgar ve Yunan turistlerin ülkemize daha kolay gelmesi için bir adım atmamıştır. Acil olarak, Sağlık Bakanlığı, sınır kapılarında kullanılmak üzere hızlı, güvenilir ve ucuz test kitlerini devreye almalı, Edirne’mize ve diğer sınır şehirlerine gelmek isteyenlere kolaylık sağlamalıdır.

BAŞKAN – Sayın Kasap…

 

 

ALİ FAZIL KASAP (Kütahya) – Teşekkürler Sayın Başkanım.

Kütahya Emet Eti Bor ve Hisarcık Eti Bor maden işçileri çok mağdur durumdalar. Dünya bor rezervinin yüzde 70’ini taşıyan bu bölgemizde ağır ve tehlikeli iş kolunda çalışan bu maden işçileri, maalesef, açlık ve yoksulluk sınırının altında bir maaş almaktadırlar. 29’uncu dönem toplu iş sözleşmelerinin yapıldığı bugünlerde, bu işçilerimizin mağduriyetleri giderilmeli. Bu gerçekten çok ağır ve tehlikeli bir iş kolu ama şu anda açlık ve yoksulluk sınırının altında bir maaşa tabi tutuluyorlar. Bu mağduriyet giderilmeli, bu işçilerin hakkı verilmeli.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Kaplan…

 

 

İRFAN KAPLAN (Gaziantep) – Sayın Başkan, kurban bayramı yaklaşırken yüksek girdi maliyetleri ve yem fiyatları yüzünden besicilerimiz zor durumdadır. Hayvancılık girdilerinin neredeyse yüzde 70’ini oluşturan yem fiyatları karşısında hayvancılık sürdürülemez hâle gelmiştir. Son bir yılda yem fiyatları yüzde 60 artarken, et ve süt fiyatlarındaki artış yüzde 18 ile 20 arasında kalmıştır. Tablo böyleyken, hayvancılık sektöründe ciddi bir sıkıntı yaşanmaktadır. Seçim bölgem Gaziantep’te de hayvancılık sektöründe ciddi bir kriz vardır. Buradan Hükûmete sesleniyorum: Tarım ve hayvancılıkla uğraşan çiftçilerimize ve üreticilerimize verilen destek acilen artırılmalı, ücretsiz yem desteği sağlanmalıdır. Kurban bayramı öncesi çiftçi ve üreticilerimizin yükü azaltılmalıdır.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Aydın…

 

 

ERKAN AYDIN (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bursa ili Keles ilçesi Sorgun köyünde mermer ocağı yapılmak isteniyor. Yöre, gerçekten doğa harikası; yeşiliyle, hayvancılığıyla, tarımıyla âdeta saklı cennet konumunda. Geçen hafta oradaydım; köylü bunu istemiyor, muhtar istemiyor, civar köyler istemiyor, ancak, Adalet ve Kalkınma Partisi yerin üstünü bitirdi şimdi yerin altındaki kaynaklara saldırıyor. Burada Sorgun peyniri -ki oradaki güzelim küçükbaş hayvanlardan yetiştirilen- marka olmuş bir ürün. Kooperatif, bu ürünü hayvancılık sayesinde hem üretiyor hem de pazarlamasını yapıyor. Su kaynakları mahvolacak. Oradaki üç dört tane -Bursa’ya kadar giden- içme suyu kaynağı bu mermer ocaklarına izin verilirse heba olacak, kanser ve benzeri hastalıklar artacak. Buradan sesleniyorum: Gelin, yol yakınken bu işten vazgeçin; doğaya da yeşile de insana da kıymayın.

BAŞKAN – Sayın Ödünç…

 

 

 

ATİLLA ÖDÜNÇ (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Marmara Bölgesi’nin ilk rafting parkuru Bursa’mız Orhaneli ilçesi Kocasu Çayı’nda 8,4 kilometre uzunluğunda bir alanda açıldı. Bursa Büyükşehir Belediyemizin katkıları ve Orhaneli Belediyemizin çalışmaları sonucunda hizmete giren rafting parkuru Marmara Bölgesi’nde büyük bir cazibe merkezi hâline gelecektir.

Bursa’mızda dağ yöresi olarak bilinen Orhaneli, Keles ve Harmancık ve Büyükorhan ilçelerimizde doğa sporları ve ekoturizm alanlarında büyük bir potansiyel mevcuttur. Bursa’mız nüfusu 3,1 milyon, bulunduğu Marmara Bölgesi ise 20 milyonluk bir hinterlanta sahiptir. Amacımız, yaptığımız yatırımlarla yerel turizmimizi daha da geliştirmektir. Rafting parkurunun Bursa’mıza kazandırılması için büyük bir emek sarf eden başta Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Alinur Aktaş ve Orhaneli Belediye Başkanımız Ali Aykurt’a teşekkür ediyor, rafting parkurunun Bursa’mıza, Marmara Bölgemize hayırlı olmasını temenni ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Şeker…

 

 

 

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, içinde yaşadığımız çevreyi gelecek nesillere yaşanabilir şekilde bırakmak hepimizin görevi ve sorumluluğudur.

AK PARTİ iktidarları olarak, 2002 yılından itibaren daha temiz ve yaşanabilir bir çevreyi miras olarak bırakmak için birçok çalışmaya imza attık, atmaya devam ediyoruz. Öncelikle, milyarlarca fidanı toprakla buluşturduk, orman varlığımızı son on dokuz buçuk yılda 2,1 milyon hektar artarak 22,9 milyon hektara çıkardık. 145 olan atık su arıtma tesisi 1.170’e çıkarıldı, gri su üretimi yaygınlaştırılarak sanayide ve sulamada kullanılması teşvik edildi, kaynak suların kullanımı azaltıldı. Yapılan yatırımlarla 2003 yılında 140 olan Mavi Bayrak plaj sayısı 519’a çıkarıldı. Çevre denetimlerinden taviz verilmedi. 2020 yılında çevre kirliliğini önlemek adına 34 bin denetim yapıldı. Çevre hepimizin evine misafir odasıdır.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Ceylan…

 

 

 

ÖZGÜR CEYLAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, et kokarsa tuzlanır, ya tuz kokarsa ne yapılır? BOTAŞ tarafından yapılan Saros Körfezi’ne ilişkin proje yargı süreci devam etmesine ve yöre sakinlerinin karşı çıkmasına rağmen olanca hızıyla devam ediyor. Körfeze doğal gaz taşıyacak gemiler için yaklaşık 270 metre uzunluğunda bir iskele dolgu platformu ve kara boru hattı inşa çalışmaları için çevre katliamı yapılıyor. Tarım arazilerine, ormanlara, denize ve sahile geri döndürülmesi mümkün olmayacak biçimde zarar veren bu projelere “dur” demek iktidar sahipleri için neden bu kadar zor? BOTAŞ kıyılarında hafriyat yok ve yol yapıyor, binlerce ağaç kesiyor. Aynı proje için 2 farklı ÇED raporuna tanık oluyoruz. Bu çevre katliamında hangi ÇED raporu esas alınmıştır? Bilirkişi raporlarıyla hukuksuzluk ortaya konmuşken neden mahkeme kararları beklenmiyor?

BAŞKAN -  Sayın Kadak…

 

 

 

RÜMEYSA KADAK (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Dün bir dakikalık söz aldım buradan İBB’nin kendisinin yayınlamış olduğu faaliyet raporuyla birlikte, Sayın İmamoğlu’nun 40 bin konut sözünü gerçekleştirmediğinden bahsettim. Hatta şöyle: Bir konutun dahi kendileri tarafından başlatılıp bitirilmediğinden bahsettim ve burada sorun oldu. Ben açıkçası eleştirimi Mecliste bir dakikalık imkân veren sistemle birlikte yaptım ama sabaha kadar anlatabilirim nelerin yapılmadığını çünkü bunu bir sorumluluğum olarak görüyorum, bir İstanbullu olarak her şeyden önce çünkü belli ki bilinmiyor. Ben açıkçası İBB’nin resmî belgeleriyle geldim yine, bugün de Yenikapı’da şov yapılan araçlarla ilgili konuşacağım. Bizim yönetimimizde “1.717 makam aracı olduğu.” söylenmişti, bu yine İBB’nin kendi müdürlükleri tarafından yalanlandı. Toplamda 36 makam aracımız varmış, fakat 2020 yılında İBB kaç araç satın aldı biliyor musunuz? 3 bin.

ÖZKAN YALIM (Uşak) – AK PARTİ Gençlik Kolları bile kullanıyor o araçları.

BAŞKAN – Sayın Akın…

 

 

 

AHMET AKIN (Balıkesir) – Sayın Başkan, teşekkürler.

Tarım ve hayvancılığın başkenti Balıkesir’in meraları tehdit altında. Ayvalık, Karahayıt ve Bulutçeşme mahallelerimizin 130 dönüm, Bandırma Edincik mahallemizin 100 dönüm, Gönen Hasanbey mahallemizin de 400 dönüm merası mera komisyonu eliyle şirketlere tahsis ediliyor. Ne için? Maden atığı için, taşocağı için, özel ağaçlandırma adı altında. Sürdürülebilir olmayan yanlış tarım politikaları, yanlış enerji ve maden politikaları, yanlış çevre politikalarıyla ülkemize on dokuz yıldır zarar verdiniz, vermeye de devam ediyorsunuz. Geçimini tarım ve hayvancılıkla sağlayan insanlarımızın hayvanları maden posası mı yesin, ağaç mı yesin, taşocağının tozunu mu yutsun? Artık yeter, rant için gözünüzü diktiğiniz meralardan elinizi çekin. Tarım Bakanını işini yapmaya, Balıkesir meralarını korumaya davet ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Taşkın…

 

 

 

ALİ CUMHUR TAŞKIN (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Faydalarını saymakla bitiremeyeceğimiz ormanlar, bir ülkenin akciğerleri ve en önemli zenginlik kaynağı olarak geleceğimiz açısından çok önemlidir. Bu bilinçle AK PARTİ hükûmetleri olarak Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde Türkiye'nin orman alanı ve ağaç sayısını çoğaltmak, biyolojik çeşitliliğini geliştirmek, çevreyi korumak amacıyla çok büyük yatırımlar yaptık. 2002’de 20,8 milyon hektar olan orman varlığımızı 2,1 milyon hektar artırarak 22,9 milyon hektara çıkardık. 5.400 gelir getirici köy ormanı tesis ettik. 136 adet şehir ormanı kurduk. Mesire yerlerimizin sayısını da 1.421 adede çıkardık. 2002’de 33 olan millî park sayısını 45’e çıkarıp alan olarak da 9.700 hektara yükselttik. Bu vesileyle, tüm bu başarıda emeği olan Orman teşkilatımızın bütün çalışanlarını tebrik ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Yalım…

 

 

 

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sözüm Sayın Ulaştırma Bakanına: Hopa’daki Sarp Sınır Kapımızda iki haftadır yaklaşık 3.600 adet tırımız bekliyordu. Geçen hafta bu konuyla ilgili konuşma yaptım ve de AK PARTİ Grup Başkan Vekillerinin de desteğiyle 2 bin adet Kazakistan dozvolası verildi, bu ancak dün gelebildi. Ancak, bu sadece geçici bir süre yetecektir. Bu arada Rus dozvolası yani geçiş belgesi de 459 adet kaldı. Tırcılarımız en yakın zamanda bu sıkıntıyı tekrar görecekler. Rus dozvolasını da ciddi adette talep ediyoruz. Buradan Ulaştırma Bakanını göreve davet ediyorum.

Aynı şekilde, Osmangazi Köprüsü ve bağlantı yolları, Yavuz Sultan Selim Köprüsü ve bağlantı yolları, Kuzey Marmara Yolu ve Avrasya Tüneli’nden geçen vatandaşlarımız herhangi bir bildiri gelmeden -bunun altını özellikle çiziyorum, herhangi bir bildiri gelmeden- geçiş ücretlerinin 10 katı cezayla karşı karşıya kaldılar. Bu sebepten dolayı bu cezaların acilen iptal edilmesini talep ediyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Çelik…

 

 

 

METİN ÇELİK (Kastamonu) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün 9 Haziran İnebolu Şeref ve Kahramanlık Günü. Atatürk’ün “Gözüm Sakarya’da, kulağım İnebolu’da.” sözleriyle tarihî önemini ifade ettiği gibi, Kurtuluş Savaşı’mız süresince deniz yoluyla İnebolu’ya getirilen cephaneler kar kış demeden Kastamonulular tarafından İnebolu-Kastamonu İstiklal Yolu üzerinden Ankara’ya ulaştırılmıştır. Cepheye bu lojistik hat üzerinden yapılan sevkiyatı önlemek için Yunan donanmasına ait iki savaş gemisi tam yüz yıl önce bugün İnebolu’yu bombalamış, ancak İnebolu Topçu Birliğinin mücadelesi sayesinde püskürtülerek defolup gitmişlerdir. İnebolulu kayıkçılar da savaş boyunca gösterdikleri kahramanlıklardan dolayı 9 Nisan 1924 tarihli Türkiye Büyük Millet Meclisi kararıyla beyaz şeritli İstiklal Madalyası’yla ödüllendirilmişlerdir. İstiklal Madalyalı tek ilçemiz olan İnebolu’muzun 9 Haziran İnebolu Şeref ve Kahramanlık Günü’nü kutluyor, başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere istiklal mücadelemizin tüm kahramanlarını rahmet ve minnetle anıyorum.

BAŞKAN - Sayın İskenderoğlu…

 

 

 

JÜLİDE İSKENDEROĞLU (Çanakkale) – Çanakkale Milletvekili Sayın Özgür Ceylan'ın Çanakkale’de üreticilerin büyük çoğunluğunun fark ödemelerini alamadığı ve bu yöndeki soruları gerçeği yansıtmamaktadır. Normal fark ödemesi desteği 31/12/2020 tarihinde, birinci farkı ödemesi 26/02/2021 tarihinde üretici hesaplarına aktarıldı.

İkinci fark ödemesi ise 5 milyon 565 bin 287 lira, 2.189 üreticimize kimlik numarasının son hanesi 8 ve 6 olanların 4 Haziran 2021 Cuma günü hesaplarına yattı; son hanesi 0, 2 ve 4 olanların ise 11 Haziran günü hesaplarına aktarılacak.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – “Aktarılacak” diyorsun demek ki verilmemiş hâlâ.

JÜLİDE İSKENDEROĞLU (Çanakkale) –  Birinci belgelerini süresi içinde ibraz edemeyen çeltik üreticisinin mağduriyet yaşamaması için Bakanlığımız bu yıl da süre uzatımına gitti. Böylece 30 Temmuza kadar belgelerini teslim eden üreticilerimize de fark ödemesi yapılmakta.

BAŞKAN - Sayın Sümer…

 

 

 

ORHAN SÜMER (Adana) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Adana Kozan Dikilitaş ve çevre köylerde gençlerimizi mağdur eden internet altyapı sıkıntısı yaşanmaktadır. Köylerde yaşayan vatandaşlarımız telefonlarının çekmemesine artık razı olduklarını ancak eğitim hayatına devam eden ve uzaktan öğretim gören gençlerinin mağduriyetlerinin bir an önce çözülmesi gerektiğini dile getiriyorlar. Daha önce EBA sistemine milyonlarca öğrencinin erişemediği gündeme gelmişti. Bakanlık yaptığı açıklamalarda sorunu çözmeye çalıştığını, internet erişimi yüzünden öğrencilerin mağdur olamayacağını açıklamıştı. Buradan Millî Eğitim Bakanlığının, her gün yeni buluşla şov yapan Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının,  Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığının yetkilileri derhâl devreye girmeli, Kozan Dikilitaş ve çevre köylülerinin internet ve telefon altyapı sıkıntısı bir an önce çözülmelidir.

BAŞKAN -  Sayın Kavuncu…

 

 

 

EROL KAVUNCU (Çorum) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Önceki gün Kanada'da Müslüman bir aileden 4 kişi ırkçı ve İslam düşmanı bir cani tarafından hunharca katledildi. Planlı ve kasıtlı olarak  4 masum insanı aracıyla ezen caninin fanatik bir ırkçı, azılı bir İslam düşmanı olduğu, bu cinayetleri de bu sebeple işlediği belgelendi. Bu korkunç olay, körüklenen nefretin, şiddet ve düşmanlığa dönüştüğünün açık bir göstergesidir.

Irkçılık, İslam düşmanlığı Avrupa başta olmak üzere bütün dünyada bir hayalet gibi dolaşmakta, metastaz yapan habis kanser hücreleri gibi hızla yayılmaktadır. Bütün dünyayı tehdit eden bu hastalıklı, ırkçı saldırıların kabusa dönüşmemesi, ülkeleri esir almaması için topyekûn mücadele edilmeli, bu insanlık dışı barbarlıklar biran önce durdurulmalıdır.

BAŞKAN – Sayın Aycan…

 

 

SEFER AYCAN (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, üniversite giriş sınavının yaklaştığı bugünlerde yeni fakülteler açılmaya devam etmektedir. Fakülte açılmaları  ihtiyaç planlamasına göre olmalıdır. Gerçekten ihtiyaç varsa da altyapısı ve öğretim üyesi kadrosu tamamlandıktan sonra öğrenci alınmalıdır. Okulların kontenjanları da insan gücü ihtiyacına göre belirlenmelidir. Özellikle vakıf üniversitelerinin fakülte açma başvuruları iyi değerlendirilmelidir. En çok tercih edildiği için tıp ve hukuk fakültesi açılmak istenmektedir. Bunun sonucunda da fakülte sayıları çok ciddi bir şekilde artmıştır. Altyapısı olmayan fakültelere aşırı kontenjan verilmektedir. Tüm bu girişimler eğitim kalitesini düşürmektedir. Acil olarak hiçbir fakülteye ihtiyacımız yoktur. Bu nedenle mezun sayısını artırmaktan çok kaliteye ve nitelikli mezuna ihtiyacımız olduğu bilinerek hareket edilmelidir.

BAŞKAN – Sayın Yılmaz…

 

 

ÜMİT YILMAZ (Düzce) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Geçtiğimiz günlerde Meclise getirilen kanun teklifleriyle devletin vergi alacaklarına, belediye alacaklarına, trafik cezalarına ve başka cezalara hem  indirim hem de yapılandırma getirilerek vatandaşımızın pandemi sürecinde yaşadığı ödeme sıkıntısının giderilmesi sağlanmıştır.

Kanun tekliflerinin hazırlanmasında emeği geçen tüm vekillerimize teşekkür ederiz ancak trafik cezalarında, idari para cezalarına getirilen af ve indirim, ehliyetlerine el konulan vatandaşlarımıza getirilmemiştir. Yapmış oldukları bir hatanın neticesinde hayati tehlike içermeyecek ihlaller yapanlardan ehliyetlerine el konulan binlerce vatandaşımız ehliyetlerinin iadesinde af veya süre indirimi beklemektedir. Pandemi döneminde cezaevlerinden dahi binlerce insan denetimli serbestlikten yararlanırken ehliyetine el konanların beklentilerine kulak tıkamak bence doğru değildir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Yıldız…

 

 

ZEYNEP YILDIZ (Ankara) – Neşe Nur Akkaya, Nişantaşı’nda bir parkta “Sizi burada istemiyoruz.” diyen Eray Çakın’ın saldırısına uğradı. Meselenin adını doğru koyalım, Neşe Nur Akkaya yalnızca bir kadın olduğu için değil başörtülü bir kadın olduğu için şiddete uğradı. Bu ülkedeki İslamofobiyi deşifre etmeye çalıştığımız her anda bize “Mağdur edebiyatı yapmayın.” diyerek bir yüzleşmeyi geciktirenler bu suça ortaktır. “Kamusal alan” tanımı yapıp başörtülü kadınları neredeyse evi ve sokağı dışındaki her alandan dışlayanlar, dün Nişantaşı’nda sarf edilen “Sizin gibileri burada istemiyoruz, gidin Gaziosmanpaşa’ya.” cümlesindeki sınıfsal ayrımı dayatan cüretin asıl failleridir. Millî iradeyi hiçe sayarak kendini muktedir kabul edip sözde değil özde ayrım yapanlar, başörtüsü yasağını kaldıran yasayı Anayasa Mahkemesine götürenler bu ülkeyi asıl kutuplaştıranlardır.

Sizin bize her fırsatta olağanca üsttenciliğinizle parmak sallaya sallaya sarf ettiğiniz “Hesap vereceksiniz.” cümlesini biz size sarf etmeyeceğiz, o kadar nefret dolu ve kötücül değiliz. Ancak biz sizden takiye değil samimi bir yüzleşme ve samimi bir özür bekliyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Taşdoğan…

 

 

ALİ MUHİTTİN TAŞDOĞAN (Gaziantep) – Sayın Başkan, Covid-19 küresel pandemi süreci gölgesinde geride bıraktığımız birinci yılda geliştirilen çeşitli aşılar dünyanın farklı ülkelerinde olduğu gibi ülkemizde de uygulanmaya başlamıştır. Bu aşamada ise tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de en önemli sorunlardan biri aşı reddi konusu olarak karşımıza çıkmaktadır. Aşı reddi ise sonuç olarak aşılamadaki gecikmelere veya önlenebilir salgının sürmesine sebep olmaktadır. Seçim bölgem Gaziantep başta olmak üzere vatandaşlarımızın aşılanmasındaki oran düşüş göstermeye başlamıştır. Ülkemizde ve gazi şehrimizde yeteri miktarda aşı bulunmaktadır. Bu sebeple, aşı sırası gelen tüm vatandaşlarımıza, aşı reddi yapmak yerine, bir hekim vekil olarak, çekinmeden aşılarını yaptırmalarını tavsiye ediyorum.

ÖZGÜR CEYLAN (Çanakkale) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Ceylan.

ÖZGÜR CEYLAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, az önce Çanakkale Milletvekilimiz Sayın Jülide İskenderoğlu ismimi zikrederek gerçeği ifade etmediğim yönünde bir ithamda bulundu. Müsaade ederseniz bir dakika yerimden cevap vermek istiyorum.

 

 

BAŞKAN – Peki, yerinizden bir dakika sadece.

Buyurun.

 

 

ÖZGÜR CEYLAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, az önce Sayın Jülide İskenderoğlu’nun söylediği, hububat desteklerinin hepsinin yattığı yönündeki bilgileri, benim yanlış aktardığım konusuna cevap vermek için söz aldım.

Ben Bu bilgileri bölgedeki tarım ve çiftçilikle uğraşan yurttaşlarımızdan ve ziraat odası başkanlarımızdan aldım. Kesinlikle bunda bir çarpıtma söz konusu değildir. Sistemde bana aktarılan bilgilere göre, yavaş girilmesi veya girilmesinin engellenmesi söz konusu. Girilenlerin evet, ücretleri yatıyor ama herkesin aynı anda bilgileri sisteme girilmediği için ödemeler yavaş oluyor. Şu anda Çanakkale’de hâlâ 1’inci ödemesini almayan, ziraatla uğraşan yurttaşlarımız var.

Ben Sayın İskenderoğlu’nu bu konuyu araştırmaya ve daha dikkatli davranmaya davet ediyorum.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi Sayın Grup Başkan Vekillerimizin söz taleplerini karşılayacağım.

İlk söz, İYİ Parti Grup Başkan Vekili Sayın Müsavat Dervişoğlu’nda.

Buyurun Sayın Dervişoğlu.

 

 

 

 

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum.

9 Haziran 2017’de, öğretmenliğinin ilk karne gününde, terör örgütü PKK tarafından henüz 22 yaşında, Batman’da şehit edilen Aybüke Yalçın’ın 4’üncü ölüm yıl dönümünü idrak ediyoruz. Kendisine bir kere daha Allah’tan rahmet diliyorum. Zor şartlara rağmen kutsal öğretmenlik mesleğini yapan tüm öğretmenlerimizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Bugün yine, Sayın Cumhurbaşkanımız grup toplantısı gerçekleştirdi ve muhalefet partilerine  de yoğun eleştiriler getirdi. Türkiye'nin ekonomik şartlarına bağlı olarak açlıktan muzdarip olduğunu, ciddi bir geçim sıkıntısıyla karşı karşıya bulunduğunu ve Hükûmetin asli görevinin de esasen bu sorunları çözmek olduğunu ifade ediyoruz, gittiğimiz her yerde. Fakat, Cumhurbaşkanı bugünkü konuşmasında yine geçen haftakine benzer siyasi gaflar yaptı ve bizi kastederek, İYİ Partiyi kastederek, Genel Başkanımızı da kastederek “Sözde bir siyasi parti Genel Başkanı olarak çıkıp konuşuyorlar. Neymiş? Millet açmış, bundan bahsediyorlar. Aç olarak dolaşanları buyurun siz de doyuruverin.” ifadesinde bulundu. Bir Cumhurbaşkanına yakışan beyanlar değil bunlar. Geçen haftaki konuşmamda dile getirmiştim yani bu iletişim uzmanlarını, kendisine brifing veren iletişim uzmanlarını gözden geçirmesi gerekiyor Sayın Cumhurbaşkanının. Çünkü Cumhurbaşkanlığı sıradan bir makam değil, Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanlığı yapıldığı gibi yapılacak, Genel Başkanlık görevini deruhte eden mantıkla sürdürülecek bir görev alanı değil.

Şimdi, borçların yapılandırılmasından bahsetti, doğrudur, borçlar yapılandırılmıştır. Geçen hafta da grup toplantısı yaptığında, bir önceki grup toplantısında 661 milyar liralık bir kaynak temin edildiğini söylemişlerdi. Bu 661 milyar liranın 652 milyar lirası erteleme ve kredilendirme, doğrudan doğruya pandemi döneminde esnafa, çiftçiye verilen ya da dar gelirli vatandaşa verilen direkt destek 9 milyar lira civarındadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Aynı zaman diliminde de 5 müteahhitten 1’inin 9 milyar üzerinde vergisi silinmiş durumdadır. Yani 5 müteahhitten 1’ine verilen miktar kadar bu Hükûmet vatandaşa destek vermiştir. Biz elimizdeki verilere göre konuşuyoruz, insanlar aç. İş aramak için Adalet ve Kalkınma Partisi milletvekillerine talepte bulunmuyor mu vatandaşlarımız? Bakın, 2018’den beri işsiz sayısı 3 milyon 315 bin iken bugün 4 milyon 236 bine yükselmiş. İşsizlik oranı yüzde 10,2’den yüzde 13’e yükselerek yüzde 30 artmış.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) - Genç işsizlik oranı yüzde 19,4’ten yüzde 24,7’ye yükselmiş. Kişi başına millî gelir 10.500 dolardan 8.599 dolara düşmüş. Geniş tanımlı işsizlik yüzde 25’i aşmış. 2018 yılında 50 kilogramlık tip 1 un 72 lirayken bugün 2021 yılında yine 50 kilogram un 157 liraya yükselmiş.

Şimdi, Sayın Cumhurbaşkanı ve kabinesi, müteahhitlerin sıkıntılarıyla fevkalade meşgul. Çok ilginç bir laf, aynı zamanda Cumhurbaşkanı ikide bir muhalefete de pas atıyor. Nedir yani, şimdi müteahhitleri sen doyuracaksın da garibanı muhalefet doyuracaksa bunun anlaşılabilir bir yanı yoktur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Tamamlayacağım.

Ama illa böyle bir iddianın sahibiyse Cumhurbaşkanı, Türkiye’de milletin önüne sandığı getirir, aç kalan vatandaşımızı doyurma görevini de yeni iktidar olarak biz yerine getirebiliriz. Tekraren söylüyorum, Sayın Cumhurbaşkanı ifadelerine dikkat etmeli, siyaseten fayda ve menfaat sağlamak adına boş boş konuşmamalı. Çünkü, Sayın Cumhurbaşkanı her konuştuğunda biliyorsunuz dolar 25 kuruş yükseliyor, şimdi son göstergelere bakmadım. O her konuştuğunda dolar 25 kuruş yükselirken aynı zamanda bu ülkenin dış borçları da 112 milyar lira artıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Son olarak açıyorum, buyurun.

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) - Tekraren ifade ediyorum, bu ülkede müteahhitlere bakmak Cumhurbaşkanının işi; açı, fakiri fukarayı, garibi gurebayı doyurmak muhalefetin işiyse, biz iktidara talip siyasi parti kimliğimizle açı, sefili, fakiri fukarayı doyurmaya hazırız ama Cumhurbaşkanına da görevini hatırlatmak vazifemizdir. Getirsin milletin önüne sandığı, çeksin bu milletin yakasından elini, o 5 müteahhit de yine elini bu milletin cebinden çıkarsın, biz fakirin fukaranın doyurulmasından mesul bir iktidar olarak göreve hazırız.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Söz sırası, Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkan Vekili Sayın Muhammed Levent Bülbül’de.

Buyurun Sayın Bülbül.

 

 

 

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öğretmen olmanın vatanın her karışındaki öğrenciyi düşünmek olduğuna inanan, “Orada terör var, gitme!” diyenlere “Ben gitmezsem kim gidecek?” diyerek göreve başlayan ve şehadetinden kısa bir süre önce de kamuoyuna yansıyan bir videoda “Beni öldürende yoktur din, iman.” diye bir türkü söylediğine şahit olduğumuz ve sonrasında da dinsiz, imansız, hain terör örgütü PKK üyeleri tarafından şehit edilmiş olan Aybüke Yalçın kardeşimizin vefatının 4’üncü yılında kendisini saygıyla, rahmetle ve minnetle anıyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; “deniz salyası” denilen müsilaj, deniz ekosisteminin uğradığı tahribatın sonucudur çünkü ekosistemler kendi döngüsü içerisinde kendini temizleyen, kendini üreten ve koruyan organik ve fiziksel bir bütünü oluştururlar. Marmara Denizi’nde karşı karşıya kalınan deniz salyası dünden bugüne oluşan bir durum değildir. Birikimli şekilde artan, denize bırakılan atıkların ekosistem tarafından tolere edilemez düzeye geldiğinin bir işaretidir. Evsel ve endüstriyel atıklarla denizin ve denize ulaşan akarsuların kirletilmesi, kıyıların doldurulması ve betonla çevrilmesi Marmara Denizi’nin ekosisteminde dönüşüme ve müsilaj oluşumuna yol açmaktadır. Küresel ısınma ve deniz suyu sıcaklığındaki artış ile kirlilik bu canlıların doğal dengenin dışında çoğalmasına yol açmaktadır. Bu sorunun araştırılması ve alınacak önlemlerin belirlenmesi için Milliyetçi Hareket Partisi olarak dün Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına araştırma önergemizi vermiş bulunmaktayız. Sorunun çözümü noktasında Çevre ve Şehircilik Bakanlığımızın atmış olduğu adımlar çok önemlidir. Açıklanan 22 maddelik eylem planı çerçevesinde, Marmara Denizi’nde dün itibarıyla çalışmalar başlamıştır. Belirlenen eylem planı çerçevesinde, bilim insanlarının yönlendirmesi sonucu atılacak adımların bir an önce hayata geçirilmesi gerekmektedir. Milliyetçi Hareket Partisi olarak “Marmara Hepimizin” sloganıyla başlatılan çalışmaları desteklediğimizi buradan bir defa daha dile getiriyoruz.

Sayın Başkan, gelişen ve değişen dünya düzenine ayak uydurmak ve bu yönde adımlar atmak oldukça önemli ve gereklidir. Özellikle, evlatlarımızın, nesillerimizin bu zorlu zaman diliminde ne kadar sıkıntı içerisinde olduklarını hepimiz görmekteyiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) - Okulların kapalı olduğu dönemde arkadaşlarından ve öğretmenlerinden ayrı kalan evlatlarımız, derslerinden artakalan zamanlarda bilgisayar, tablet ve telefon karşısında oldukça fazla zaman geçirmekte ve bunların oluşturmuş olduğu zararlar kamuoyunca hepimiz tarafından bilinmektedir.

Dünden bugüne Türk milletinin ve Türk gençliğinin yetişmesi için uğraş veren Ülkü Ocakları, yapay zekâyla ilgili bazı çalışmalar ortaya koymuş, ülke kamuoyunda bu çalışmalar büyük ses getirmiştir. Liselere girecek olan evlatlarımız için çevrimiçi olarak deneme sınavları düzenlemiş ve sınavlara rekor düzeyde katılım sağlanmıştır. Çocuklara okuma alışkanlığını kazandırmak için Türk tarihindeki büyüklerimizi, bilim adamlarını anlatan kitaplar hazırlanmış ve ülke genelinde bunlar dağıtılmıştır. Çocuklara yönelik olarak basılan, hazırlanan bu kitaplar ailelerimiz ve evlatlarımız tarafından büyük ilgiyle karşılanmıştır.

 (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) -  Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı, son olarak ODAK2023 adında bir eğitim programını Türk gençliğinin hizmetine sunmuştur. ODAK2023 programının hazırlanmasında ve geliştirilmesinde farklı meslek ve uzmanlık gruplarının desteğinden faydalanılmış, program içeriği ise hassas süreç ve yöntemlerin yürütülmesiyle pedagojik gelişimi destekleyici ve millî manevi değerleri haiz bir muhtevaya kavuşturulmuştur. ODAK2023 yazılımı kullanıcılara bir teknik öğretmemekte, kullanıcıların motor becerilerini geliştirmektedir. Bu nedenle yazılımla elde edilen beceriler zamanla kaybolmamakta, kalıcı olmaktadır. ODAK2023, kullanıcının mevcut seviyesine odaklanarak onun dikkat ve odaklanma becerisini artıran, okuma bozukluğunu gideren…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayalım Sayın Bülbül.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) - …bir program olarak inanıyoruz ki gençliğimize büyük yarar sağlayacaktır. Gençliğimizin millî manevi değerlerimiz çerçevesinde topluma faydalı, sorumlu fertler olarak yetişmesini temin etmenin yanında dijitalleşen dünyada Türk gençliğinin öncü ve belirleyici bir role sahip olması için çaba sarf eden Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfına, yöneticilerine ve bu programlarda emeği geçenlere buradan tekrar tebrik ve teşekkürlerimizi dile getiriyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyoruz.

BAŞKAN – Söz sırası Halkların Demokratik Partisi Grup Başkan Vekili Sayın Hakkı Saruhan Oluç’ta.

Buyurun Sayın Oluç.

 

 

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın vekiller, önce Meclisi ve buradaki çalışmaları ilgilendiren bir konuda hatırlatma yapmak istiyorum. Bu termik santrallerin bacaları konusunda hatırlarsanız burada kanun teklifinin içinde bir madde vardı, biz o zaman muhalefet olarak iktidara “Bu madde böyle çıkmamalı.” demiştik filtre meselesinde. İnat etmişlerdi, sonra Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’dan o madde geri döndü hatırlarsanız burada. Şimdi, aradan bunca zaman geçti, geçenlerde İklim Değişikliği Politika ve Araştırma Derneği bir rapor yayınladı. Bu, özelleştirilmiş ve devletin elinde olan toplam 13 termik santrali içeren bir rapordu ve bu Dernek raporunda dedi ki: “Sürelerini doldurdukları günden bugüne yaklaşık bir buçuk yıl geçti ve bu tesisler havayı, suyu, toprağı kirletmeye devam ediyor.” Yani burada bizim tartıştığımız, daha sonra değişiklik yapılan kanun teklifi sonucunda aslında bu santrallerin kapatılması ya da yatırım yapmaları gerekiyordu bacalarına filtre konusunda fakat hiçbirini yapmadan çalışmalarına devam ediyorlar. Bu rapor bunu ortaya koydu, vahim bir durum gerçekten. Bu geçici faaliyet belgeleriyle bunu sürdürüyorlar ve bu geçici faaliyet belgeleri, bu tesislerin çevre mevzuatını baypas yapmalarına, usulsüz çalışmalarına, çevreyi kirletmelerine rağmen çalışmalarının önünü açan bir mekanizma hâline gelmiş vaziyette. Birer yıllık geçici faaliyet belgeleri alıyorlar ve çalışmalarını bir biçimde sürdürüyorlar.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı denetim yapmıyor, üstüne düşenleri gerçekleştirmiyor. Geçen gün Çevre ve Şehircilik Bakanlığına da sormuş bu İklim Değişikliği Politika ve Araştırma Derneği, demiş ki: “Bu bacalardaki emisyon ölçüm sonuçlarını on-line olarak paylaşın bari.” Çevre ve Şehircilik Bakanlığından “Ticari sır, paylaşamayız.” diye cevap gelmiş. Yani emisyon verisi nasıl bir ticari sır oluyor, o da belli değil. Belli ki Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, üstüne düşeni yapmadığı gibi, çevrenin kirlenmesine, tahrip edilmesine, doğa ve canlı yaşamının tahrip edilmesine çanak tutan bir faaliyet içinde. Üstelik de Meclisin aldığı kararlara rağmen bu oluyor. Bunu bir kez daha vurgulayarak Mecliste grubu bulunan partilere bunu hatırlatmak istiyorum.

Değinmek istediği ikinci konu Mardin’le ilgili. Zaman zaman Mardin’le ilgili biz çeşitli konular konuşuyoruz ve bir kez daha söylemek istiyoruz. Mardin, neredeyse her ay, yetkililerin karıştığı suçlarla anılan bir şehir hâline geldi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Şimdi, Mardin Büyükşehir Belediyesi gasbedilmişti kayyum atanarak ve başta o zamanın kayyumu Vali Mustafa Yaman olmak üzere, koruma polisi dâhil, göreve getirdiği bütün şube müdürleri; rüşvet, irtikâp, kamu malına çökme gibi onlarca suçla yargılanmaya başladılar. Ne oldu? O Vali, aynı zamanda kayyum olan Mustafa Yaman, alelacele merkeze çekildi, yargılanmasın diye soruşturma izni verilmedi ve hâlâ o kayyum hakkında İçişleri Bakanlığı soruşturma izni vermemiş vaziyette ama Mardin’deki olaylar kayyumla da bitmiyor. Mardin halkının iradesini gasbedenler, Mardin’in varlıklarını, halkın parasını yağmalamaya devam ediyor. Devlet bürokrasisinde müthiş bir çürüme ortaya çıktı. Hudut komutanı kaçakçılıktan; narkotik şube müdürü uyuşturucu ticaretinden tutuklandı. Geçtiğimiz ağustos ayında Nusaybin Hudut Komutanı ve bazı askerî personel çete kurup insan ve mal kaçakçılığı yaptığı için tutuklandı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Geçtiğimiz haftalarda Mardin Emniyet Müdürlüğü Narkotik Şube Amiri, operasyonlarda ele geçirilen uyuşturucu ticaretinden gözaltına alındı ve kırk dört gün tutuklu kaldıktan sonra adli kontrolle serbest bırakıldı. Yani Mardin’de acayip şeyler oluyor ve bu iş kayyum atamasıyla, Vali Mustafa Yaman’la başladı ve şimdi sürüyor, bugüne kadar da sürdü. Bir kez daha hatırlatmak istiyoruz, hâlâ o, zamanında kayyum olan Mustafa Yaman, Vali Mustafa Yaman hakkında İçişleri Bakanlığı soruşturma izni vermedi. Yolsuzluk, hırsızlık, usulsüz harcama, her türlü konu yargıda ve çeşitli şube müdürleri yargılanıyor ama bu işin başında olan kişi hakkında soruşturma izni hâlâ verilmedi, bunu da bir kez daha hatırlatıyoruz, İçişleri Bakanlığının atadığı bir kişiydi çünkü o kayyum Mustafa Yaman.

Şimdi, bir konuya daha değinmek istiyorum sayın vekiller.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayalım lütfen.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Toparlıyorum.

Dün de konuştuk, daha önceki günlerde de değinmiştik. Medya alanında da çok büyük bir kirlenme ve çürüme yaşanıyor. Medya sahipliği izleme raporları var, çeşitli kuruluşlar zaman zaman bunları hazırlıyorlar. Sınır tanımayan gazeteciler örgütü de hazırlıyor, başka kuruluşlar da hazırlıyorlar. Türkiye’deki basın-yayın organlarının çoğunun medya haricinde faaliyet gösteren ticari şirketler bünyesinde olduğu bu raporlarda vurgulanıyor ve Türkiye’de özellikle son on yılda medya alanında yaşanan el değiştirmelerin bu açıdan son derece belirli olduğu gösteriliyor. Yani, Doğuş, Demirören, Ciner, Albayrak, Turkuvaz Medya gibi şirketlerin neredeyse tamamı medya dışında, bakın, hangi alanlarda faaliyet sürdürüyor: İnşaat, enerji, maden, turizm, telekomünikasyon, bankacılık ve finans.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Toparlıyorum efendim.

BAŞKAN – Sayın Oluç, mikrofonunuzu son kez açıyorum.

Buyurun.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Yani, kirli ilişkileri konuşurken, medyanın aslında iktidarın politikalarını nasıl aklayan ve pembe tablolar çizen bir organ hâline geldiğini söylerken arka plandaki bu ilişkileri mutlaka göz önünde bulundurmak gerekiyor; kirli ilişkiler esas itibarıyla işte buradan besleniyor.

Son bir cümle söyleyeceğim: Dün burada Sayın Bülent Turan’la da bir tartışma yapmıştık ama neyse ki bugün Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı Tayyip Erdoğan grup toplantısında yaptığı konuşmada beni doğruladı, haklı çıkardı; kendisine de buradan teşekkür ediyorum. “7 Haziran 2015 seçimleri asla unutulmamalıdır.” dedi bugün, 7 Haziran 2015 seçimleri. Ben de dün diyordum ki: Zaten 7 Haziran 2021’de kapatma davası açan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı aslında 7 Haziran 2015 seçimlerinin gününü seçmiştir ve siyasi intikam davasıdır…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Son cümlem efendim.

BAŞKAN – Peki, bitirelim.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – “Aslında 7 Haziran 2021’de kapatma davası açılarak 7 Haziran 2015 seçimleri hatırlatılmak isteniyor ve bu bir siyasi intikam davasıdır.” demiştim dün burada, Sayın Turan “Öyle değil, tesadüf oldu.” demişti; neyse, dediğim gibi, Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı beni doğruladı, teşekkür ediyoruz. 7 Haziran 2015 seçimi belli ki Adalet ve Kalkınma Partisinde hiç unutulmamış. Bunu bir kez daha yapacağız, size hatırlatmak istiyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Bir daha dinleyin Sayın Başkan, öyle demedi ya.

BAŞKAN – Söz sırası Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkan Vekili Sayın Engin Altay’da.

Buyurun Sayın Altay.

 

 

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan, zatıalinizi ve yüce Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum efendim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan, ülkenin gündemi yoğun, milletin derdi çok -gerçi Sayın Cumhurbaşkanına göre millet dertsiz- ama önce şunu söyleyeceğim: Türkiye Büyük Millet Meclisinin ülkede yaşanan her soruna el atması Türkiye Büyük Millet Meclisinin varlık sebebidir. Bu yönüyle, yarın, Türkiye Büyük Millet Meclisinin bütün siyasi partilerin mutabakatıyla Marmara Denizi’nde yaşanan ekolojik kirliliğe “müsilaj” ya da “salya” diye adlandırılan çevre felaketine el atmasını çok olumlu karşılıyoruz ancak -dündü sanıyorum- havuz medyasında bir KJ geçti “AK PARTİ Marmara Denizi’yle ilgili araştırma önergesi verdi.” diye, güzel. Ancak Sayın Başkan, Balıkesir Milletvekilimiz Sayın Ahmet Akın, Tekirdağ Milletvekilimiz Sayın Candan Yüceer, İstanbul Milletvekilimiz Sayın Ali Şeker, Niğde Milletvekilimiz Sayın Ömer Fethi Gürer arkadaşlarımız ilk imza sahibi olarak ve çok sayıda Cumhuriyet Halk Partili milletvekili de bu konularla ilgili ayrı ayrı araştırma önergesi verdi. Biz, havuz medyasının Cumhuriyet Halk Partisinin yaptığı olumlu işleri perdelemesinden -artık alıştık- şikâyetçi değiliz ama bu vesileyle önce şunu bir söylemek istiyorum: Meclisin Marmara Denizi’ndeki ekolojik çürümüşlüğe el atmasını çok olumlu bulurken aynı Meclisin devletin ve siyasetin ahlaki çürümüşlüğüne el atmasının zamanının da çoktan gelip geçtiği kanaatindeyiz.

“Devlet çürüdü, siyaset çürüdü.” diyoruz, iktidardan bu konuda, işte “Siz suç örgütlerinin laflarıyla yürüyorsunuz.” eleştirileri geliyor. Bugün de Sayın Cumhurbaşkanı benzer bir şey söyledi. Şimdi, o zaman, söylemek gerekir ki Sayın Cumhurbaşkanına... Kendi partisinin Genel Başkanına, Türkiye Büyük Millet Meclisinde grubu bulunan siyasi partilerin Grup Başkan Vekillerine, genel merkez yöneticilerine, il ve ilçe başkanlarına mal bildiriminde bulunma zorunluluğu getirilmesine sıcak bakmayan Erdoğan, o zaman şöyle söylemişti: “Böyle giderse, böyle yaparsanız görev alacak il ve ilçe başkanı bulamazsınız.” Bu, devlette ve siyasetteki ahlaki çürümüşlüğün bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından tayin ve tespitidir.

Şimdi, biz Sayın Genel Başkanımızın ilk imza sahibi olduğu ve 30/7/2019 tarihinde siyasi ahlaksızlıkla mücadele ve siyasi etik kanunu teklifimizi gerekçisiyle birlikte yüce Meclise sunduk.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Altay.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Ben, şimdi, AK PARTİ’ye soruyorum: Siyasi ahlaksızlıkla mücadele ve siyasi etik kanunu teklifini komisyona dahi indirmemenizin sebebi, bu kanun çıkarsa AK PARTİ’de görev alacak il, ilçe başkanı ve yönetici bulunamayacak olması mıdır? Yani bu, zımnen, AK PARTİ’de çok sayıda siyasetçinin siyasi etik ve ahlak kurallarını ihlal ettiğinin beyanıdır; ben böyle yorumladım. Bunun aksi varsa Sayın Turan biraz sonra söylesin ama benim okuduğum, Tayyip Erdoğan’ın ağzından çıkan bire bir cümlelerdir.

Sayın Başkan, devletin anahtarını elinde tutan kişilerin, kendilerinin Hazreti Ömer’in adaletini tatbik ettiğini iddia eden kişilerin bugün şöyle bir laf etmesini de çok garipsedim, Sayın Cumhurbaşkanımızın tam cümlesi şöyle: “Neymiş, millet açmış; bundan bahsediyorlar. Aç olarak dolaşanları buyurun, siz doyuruverin.” Güler misin, ağlar mısın!

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Altay.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Ben Denizli Milletvekilimizden özür diliyorum, ben bu kürsüde konuşurken “Milletin karnı aç, millet sadece kuru ekmeği zor buluyor.” dediğimde, arkadaşımız “Kuru ekmek yiyorlarsa aç değiller." demişti. Şimdi, beyefendi de devletin başındaki zat “Neymiş, millet açmış.” derken bu iddiayı yok sayıyor. Sayın Erdoğan’a, şurada, Meclisin arkasında bir Ayrancı Pazarı var, akşam dörtte oraya gitmesini tavsiye ederim, saat dörtten sonra pazardan atıkları toplayan Ankaralıları orada görmesini tavsiye ederim; açlıktan intihar eden insanların feryadına kulak vermesini tavsiye ederim. Komedi gibi ya, “Siz doyurun." diyor. Getir sandığı, yapalım seçimi; millet aç mı, değil mi görelim. (CHP sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayalım.

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Getir sandığı, alalım devleti, bakalım ülkede nasıl herkesin karnı tok, sırtı pek oluyor, görelim.

Getir sandığı, millet huzur bulsun, millet refaha kavuşsun, millet mutlu olsun.

Getir sandığı, devletimizin şan ve şerefini yüceltelim; Türkiye’yi dünya milletler ailesi içinde başı dik, onurlu, saygın, sözüne itibar edilen, başka devlet başkanlarından azar yemeyen bir ülkeye çevirelim.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Son söz, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkan Vekili Sayın Bülent Turan’da.

Buyurun Sayın Turan.

 

 

 

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dün Kars’ın Kağızman ilçesinde keşfe giden askerî aracın kaza yapması sonucu ne yazık ki Jandarma Astsubay Egemen Öztürk şehit oldu, 3 vatandaşımız da hayatını kaybetti, 1 uzman çavuşumuz da maalesef yaralandı. Şehidimize, vefat eden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet diliyoruz; ailelerine, milletimize başsağlığı diliyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün, şehadetiyle âdeta simgeleşen Şenay Aybüke Yalçın öğretmenimizin şehadetinin 4’üncü yılı. Aybüke öğretmen Batman’da henüz sekiz aylık öğretmen iken terör örgütü PKK tarafından alçakça şehit edildi. Aybüke öğretmen şehit edildiğinde henüz 22 yaşındaydı. Bizler Aybüke öğretmenimizi “Öğretmen oldum ben.” paylaşımındaki mutluluğuyla, “Bayrağımın dalgalandığı her yer benim vatanımdır.” demesindeki duruşuyla ve öğrencilerine olan sevgisiyle hep hatırlayacağız. Aybüke öğretmenimizi ve tüm şehit öğretmenlerimizi rahmetle minnetle yâd ediyoruz. Devletimize “katil” deme hadsizliğine düşenlerin gençlerimizi, öğretmenlerimizi, insanımızı şehit eden hain terör örgütüne “katil” diyememelerini ve yol arkadaşlarının ses çıkarmamalarını da milletimizin vicdanına bırakıyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dün İstanbul Nişantaşı’nda vicdansız bir şahsın akademisyen Neşe Nur Akkaya’ya giyim tarzıyla ilgili sözlü tacizde bulunması ve ardından da fiilî müdahaleyle darbettiği gündeme düştü. Bizim en büyük gücümüz ülkemizin birliği ve beraberliği; dil, din, ırk, kılık kıyafet, yaşam şekli ayrım yapmaksızın tüm kadınlarımız, tüm vatandaşlarımız başımızın tacı olmalıdır, beraber bir olmak durumundayız. Böyle müptezellerin, faşist zihniyetlerin huzurumuzu bozmasına, insanımıza ve değerlerimize saldırmasına izin vermemeliyiz. Yine, bu şahsın kardeşimize “Burada sizin gibileri istemiyoruz. Gidin başka yerlere, Gaziosmanpaşa’ya gidin.” dediğini gördük, duyduk. Bunun anlamını biliyoruz, “Nişantaşı’ndan Bayrampaşa’ya gidin, Gaziosmanpaşa’ya gidin.”in ne demek olduğunu tüm Meclisimizin takdirine sunuyorum ancak bilinmelidir ki Nişantaşı kimin, Gaziosmanpaşa kimin? Kızılay da, Altındağ da, Diyarbakır Bismil de, Trabzon Sürmene de, Çanakkale Gelibolu da hepimizindir, 84 milyonundur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Rize?

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Farklı siyasi partide yer aldıkları için “Onlarla selamı sabahı kesin, sofralarına oturmayın.” diyen siyasilerin bugün bir daha aynaya bakmasını, bu dilin milletimizin faydasına olmadığının hatırlatmasını tüm Meclisin takdirine sunuyorum.

Sayın Başkan, bu arada, anlı şanlı kadın derneklerinin, mor halkalarıyla meşhur kadın derneklerinin, feminist iddiasında olan derneklerin seslerinin çıkmamasını da tam bir ilkesizlik örneği olarak görüyorum. Karaktersizlik örneği diyeceğim ancak bu, karaktersizlik değil, bunların tam karakteri oldu artık. “Kadın” dediklerinde kendi kadın kriterleri, “insan hakları” dediklerinde kendi tarzı gibi yaşayan, düşünen insanların hakları gibi algılamalarını tüm kamuoyumuzun takdirine sunuyorum Sayın Başkanım.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Efendim Sayın Altay, buyurun.

BÜLEN TURAN (Çanakkale) – Sataşmadım Başkanım.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Çok kısa bir açıklama yapacağım Sayın Genel Başkanımızın söylediği bir sözü çarpıttığı için Sayın Turan.

BAŞKAN – Yerinizden 60’a göre bir dakika, buyurun.

 

      

 

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Genel Başkanımızın söylediği çok açıktır, özellikle de söz siyaset müessesesinedir. Siyaset müessesesini ve devleti yönetenlerin hırsızlarla, arsızlarla, mafyayla ilişkiyi, selamı sabahı kesmesini tavsiye ve telkinde bulunmuştur.

Arz ederim efendim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Genel Başkanı bir daha dinlesin Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

İYİ Parti Grubunun İç Tüzük’ün 19'uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

 

 

 

9/6/2021

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 9/6/2021 Çarşamba günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük'ün 19'uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                                         Dursun Müsavat Dervişoğlu

                                                                                                                                          İzmir

                                                                                                                               Grup Başkan Vekili

Öneri:

İstanbul Milletvekili Hayrettin Nuhoğlu ve 20 milletvekili tarafından İstanbul’un Beykoz ilçesinde son zamanlarda yaşanan başta imar ve mülkiyet sorunları olmak üzere işsizlik ve madde bağımlılığı gibi bütün sorunların araştırılması amacıyla 27/5/2021 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırma önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerin 9/6/2021 Çarşamba günkü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN - İYİ Parti grup önerisinin gerekçesini açıklamak üzere söz talep eden İstanbul Milletvekili Sayın Hayrettin Nuhoğlu.

Buyurun Sayın Nuhoğlu. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA HAYRETTİN NUHOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İstanbul’un Beykoz ilçesindeki başta mülkiyet ve imar sorunları olmak üzere işsizlik ve madde bağımlılığı gibi bütün sorunların yerinde araştırılarak çözüm yollarının tespit edilmesi, uygulanacak stratejilerin belirlenebilmesi için verdiğimiz araştırma önergesi üzerine söz aldım. Selamlarımı sunarım.

İstanbul’un Anadolu yakasında Karadeniz ile boğazın kesiştiği en güzel yerinde bulunan ve en eski ilçelerden biri olan Beykoz, aynı zamanda Çatalca, Silivri, Şile ve Arnavutköy’den sonra en geniş alana sahip olan ilçedir. Çoğunluğu yakın zamana kadar köy statüsünde olan toplam 45 mahalleden oluşan Beykoz, İstanbul’un 39 ilçesi arasında 246 bin kişiyle 32’nci sırada nüfusu artmayan küçük ilçelerinden biri olup göç almayan, artık göç veren bir ilçedir. Nüfusun durağan hâle gelmesinin sebebi, 20 ila 44 yaş arası gençler arasında evlenmelerin son zamanlarda çok azalmasıdır. Yakın geçmişte değil İstanbul’un, Türkiye’nin en önemli sanayi kuruluşlarından olan Paşabahçe Şişecam Fabrikası, Beykoz Deri ve Kundura Fabrikası, Paşabahçe Rakı ve İspirto Fabrikasının bulunduğu ilçede balıkçılık, tarım ve hayvancılıkla birlikte işsizlik sorunu yoktu. Bir sanayi ve işçi ilçesi olan Beykoz, fabrikaların kapanmasıyla emekli ve işsizlerin çoğunlukta olduğu bir yer olunca sorunlar hızla artmıştır.

Uzun yıllardır çözülemeyen mülkiyet ve imar sorunları sebebiyle bir tarafta çoğunluğu ekonomik ömrünü tüketmiş konutlarda yaşayan halkın deprem korkusu, diğer tarafta işsizlik yüzünden artan boşanmalar, çatırdayan aile kurumu, evlenemeyen genç nüfus ve baş gösteren madde bağımlılığı geleceğe umutla bakmaya engel olmaktadır. Hukuken ve vicdanen sorunlu olan orman ve yeşil alanlara yapılan lüks konutlar ile sahil bandındaki köşk ve villalarda oturan varlıklı ailelerin yanı sıra, yüzde 80’e yaklaşan ve Anadolu’nun muhtelif yerlerinden çalışmak için Beykoz'a çok önceleri gelip yerleşenlerin çocukları ve torunları bugünlerde çok zor durumdadır. Memleketlerine ya da farklı şehirlere göç etme imkânlarının olmadığı da düşünülecek olursa Beykoz’daki sorunların önemi daha iyi anlaşılır. Mülkiyet ve imar sorunlarının çözümü amacıyla çıkarıldığı söylenen birçok kanuna rağmen Beykozlular istenen rayiç bedeller altında ezilirken “yandaş” denilen birileri ormanları ve içme suyu havzalarını tel örgülerle çevirerek talan etmeye devam ediyor. Oralarda manzaralı evler yapanlara ses çıkarmayanlar, kendi evini depreme dayanıklı hâle getirmeye çalışanlara hiçbir kolaylık göstermemektedir.

Değerli milletvekilleri, Beykoz’un mülkiyet ve imar sorunları hakkaniyet içerisinde ve kalıcı olarak acilen çözüme kavuşturulmalıdır. Bunun için ilçedeki siyasi parti temsilcileri, muhtarlar ve sivil toplum kuruluşlarıyla birlikte çare aranmalıdır. Ormanlar ve su havzalarının talan edilmesine göz yumulmamalıdır. Bu, büyük bir gaflettir, suçtur ve ayıptır. Bu talana son verilmelidir, yapanlardan ve yaptıranlardan hesap sorulmalıdır. Beykoz, bir sanayi ilçesi olma özelliğinden uzaklaşmıştır. Doğa ve su sporları, organik tarım, hayvancılık ve özellikle de kümes hayvancılığı, bahçe ziraatı ve çiçekçilik konularında Beykozlulara destek verilmelidir. Beykozlu balıkçılara imkân sağlamak için Boğaz’ın Karadeniz’e kadar olan bölümünde gırgır balık avcılığına da izin verilmemelidir.

Üniversitelerin çoğalması için öğrencilere cazip gelecek yurtlar ve sosyal alanlar açılmalıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN –  Tamamlayalım lütfen.

HAYRETTİN NUHOĞLU (Devamla) – Bitmek üzere.

Beykoz 1908 Spor Kulübü, ülkemizin en eski kulüplerinden biridir, elinden alınan binası geri verilmelidir, başka imkânlar da sağlanmalıdır. Tarihî Beykoz Çayırı’nın ismini millet bahçesi yapma bahanesiyle yandaşlara peşkeş çekme hazırlığından vazgeçilmelidir. Beykozluların doğup büyüdükleri, yaşadıkları ve çok sevdikleri kendi ilçelerinde, huzur ve güven içerisinde mutlu olacakları şartların yeniden tesis edilmesi onların en tabii hakları olduğu düşüncesindeyiz. Beykoz’daki sorunların ve çözüm yollarının yerinde incelenerek belirlenebilmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisinde araştırma komisyonu kurulmasının uygun olacağı kanaatindeyiz. Siyasi parti ayrımı olmadan, bütün milletvekillerinden önergemize destek vermelerini bekliyor, saygılar sunuyorum. (İYİ Parti ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz talep eden İstanbul Milletvekili Sayın Mahmut Tanal.

Buyurun Sayın Tanal. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA MAHMUT TANAL (İstanbul) – Değerli Başkanım, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla, hürmetle selamlıyorum.

Hemen, peşinen şunu söyleyeyim: Beykoz’un sorunlarının araştırılmasıyla ilgili İYİ Partinin verdiği önergeyi destekliyoruz. Beykoz’da yaşanan sorunlar nedir, bunları başlıklar şeklinde sayarsak; imar sorunu var, işsizlik sorunu var, uyuşturucuyla mücadeleyle ilgili… Hakikaten uyuşturucu kullanımı çocuk yaşlara kadar inmiş durumda, artık her tarafta kullanılıyor. Biraz önce Gaziantep Milletvekilimizin değindiği gibi uyuşturucu -Gaziantep’in sorunlarını anlatırken uyuşturucuyla mücadeleyle ilgili- Gaziantep’in de esas sorunu olmuş, aynı şekilde Beykoz’un da sorunu. Yani bu şunu gösteriyor: AK PARTİ döneminde uyuşturucu had safhada arttı; Türkiye'deki tüm illere, ilçelere, köylere, sınırlara kadar indi. Hakikaten, AK PARTİ, artık, uyuşturucuyla eşit hâle geldi yani bunu açık ve net söylemek lazım.

Pandemi nedeniyle Beykozlu esnaf ve halk zor durumda. Mülkiyet sorunu var. “Mülkiyet sorunu” derken, Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul Milletvekili Sayın Akif Hamzaçebi’yi anmadan geçmeyeceğim. “Beykoz” demek aslında 2/B yasasıyla ilgili “Akif Hamzaçebi” demek. O dönem, 2/B yasasının hazırlanmasında, uygulanmasında ve -kendisi esasen bu konunun uzmanı- bu sorunun çözülmesi… AK PARTİ de sağ olsun, Akif Hamzaçebi’yi nispeten dinledi ki bu sorun kısmen çözülebildi ama bedel konusunda dinlemedi Akif Hamzaçebi’yi, bunu burada söylemeden geçemeyeceğim. 2/B yasasıyla ilgili, biraz önce değerli vekilimizin bahsettiği emsal mülkiyet sorunuyla ilgili olarak, bakın, Sarıyer, Beykoz’un tam karşısında, Sarıyer’in 2/B’yle ilgi söylediği metrekare birim fiyatı Beykoz’daki metrekare fiyatının çok altında. -Belki Sayın Demir Bey konuşacak ama- Yani düşünebiliyor musunuz, tam karşı karşıya olan 2 tane belediye, 2’si de denizi görüyor, 2’sinin de konumu aynı ama Sarıyer Belediyesinin biçtiği değer, rayiç fiyatları düşük ama Beykoz’un çok yüksek.

Şimdi, Beykoz’un baş belası nedir? 2960 sayılı Kanun’daki öngörüm bölgesi sorunu. Bu öngörüm bölgesi sorunu çok eskide olduğu için bunun sınır değişikliklerinin yeni koşullara göre revize edilmesi gerekiyor. Neden? Zaten zengin olan, yalı sahibi olan, orada köşk sahibi olanların hiçbir sıkıntısı yok; orada mağdur olanlar oradaki orta gelirli vatandaş, oradaki fakir fukara; zaten yalıda, vesairede oturanın bir sıkıntısı yok. Yani 39 tane ilçe var, hakikaten hepsi apayrı bir güzellik ama  ayrı bir güzelliği var Beykoz’un. Bakın, İstanbul Büyükşehir Belediyesini yirmi beş yıl AK PARTİ yönetti, yirmi yıldır da iktidardadırlar, Beykoz ileriye gidemedi, 39 ilçe içerisinde en geri kalan ilçemiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım Sayın Tanal.

MAHMUT TANAL (Devamla) – Şimdi, son sözlerim şu: Beykoz’un bu imar sorununun, mülkiyet sorununun, otopark sorununun, işsizlik sorununun, tüm bu sorunlarının hepsi bir parti sorunundan ziyade bir ülke sorunu. Tüm siyasi partilerden istirhamımız şu: Beykoz’daki bu imar adaletsizliğine son vermek için, Beykozlu kardeşlerimizin rahat nefes alması için herkes bu taşın altına elini sokmalı; Beykoz’un imar sorununu, mülkiyet sorununu, otopark sorununu, işsizlik sorununu, istihdam sorununu ve uyuşturucuyla mücadele sorununu bir an önce bitirmemiz lazım. Bununla ilgili, 1908 yılında kurulan Beykozsporun mağduriyetiyle ilgili Meclise araştırma önergesi verdik, maalesef, gereği yerine getirilmedi. Beykoz ilçesinde ağız, diş sağlığı hastanesinin kurulması gerekiyor, buna ihtiyaç var, buna önerge verdik, iktidar bunu da yapmadı. Beykoz’un mağdur edilmesinin en büyük sebebi AK PARTİ iktidarıdır.

Teşekkür ediyorum, saygılarımı sunarım. (CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu adına söz talep eden İstanbul Milletvekili Sayın Hüda Kaya.

Buyurun Sayın Kaya. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA HÜDA KAYA (İstanbul) – Sayın Başkan, Sayın Genel Kurul; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

İYİ Partinin Beykoz’la ilgili verdiği önerge hakkında konuşacağım.

Değerli arkadaşlar, Türkiye’nin her bir köşesine sirayet eden çok önemli sorunlarımızdan bir tanesi uyuşturucu sorunu. 500 tane daha uyuşturucuyla mücadele dernekleri kurulsa, STK’ler, kurumlar kurulsa, maalesef ki, bir gerçek ki bunun önü alınamaz. Neden? Çünkü pudra şekeri niyetine bunu organize eden ve bunun poşetler içerisinde Venezuelalara kadar gidilip gelinen ziyaretlerle uluslararası bir numara ticaretini yapan iktidarın içerisinde bulunan suç örgütleridir. Dolayısıyla aynı durum Beykoz’da da yaşanmaktadır; özellikle de bonzai polisin bilgisi dâhilinde leblebi gibi gençlerimize, çocuklarımıza satılmaktadır arkadaşlar ve bunlar polisten habersiz değildir, iktidar yetkililerinin bilgisi dâhilinde gerçekleşen olaylardır.

Diğer bir nokta, Beykoz’un rahmetli olan, vefat eden bir önceki belediye başkanı Yücel Çelikbilek, biliyorsunuz Cumhurbaşkanının ta belediyeden, derin ekibinden olan kişilerden birisiydi. Aynı zamanda Okçular Vakfının da yöneticilerinden Bilal Erdoğan’la da hukuku olan bir insan idi. Beykoz’da Soğuksu Mahallesi’nde -gecekondu mahallesidir orası- çatılarını yükseltmek dâhil olmak üzere çivi çakamayan gecekondu halkı, cezaya boğulan halk böyle bir belediyeyle yönetilirken aynı belediyenin Belediye Başkanı Yücel Çelikbilek gecekondu mahallesinin ortasına 10 katlı lüks bir bina yapmıştır, imara açık olmayan bir mahallededir. Ve burayı yapan kimdir? Belediyeyle rant peşkeşi, karşılıklı dirsek teması içinde olan Mesa Evlerini yapan firmadır ve bizzat kendi vinçleriyle, araçlarıyla belediye başkanına burayı yapmıştır. Gözlerinin önünde gerçekleşen bu olayda gecekondu sahipleri bir çivi bile çakarken, çatılarını yükseltmek isterken cezaya boğulmuşlardır.

Diğer taraftan ise, mesela şimdiki Belediye Başkanı Murat Aydın       -eski Zeytinburnu Belediye Başkanıydı- 7 milyon harcayarak… Biliyorsunuzdur, Beykoz’da Necmettin Erbakan Kültür Merkezi vardı…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HÜDA KAYA (Devamla) – Hemen tamamlıyorum.

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

HÜDA KAYA (Devamla) – Bu merkez çok özel taşlardan merdivenler yapılarak toplamda 8,5 milyar liraya yapılmış. 1996’lardan bu yana zaten faaliyette olan bir binaya 2021’in yılbaşı gecesinde alınan bir kararla aniden yıkım kararı verilmiştir. Neye istinaden bu milyarlar harcandı, özel merdivenler yapıldı? Neye istinaden birden bire bir gecede yıkım kararı alındı?

Diğer bir nokta, rant planının adı kamu yararı oldu. O kuzey ormanlarının bir parçası olan binlerce metrekarelik bir alan Ticaret Bakanlığı, Çevre Bakanlığı ve Diyanet İşleri Başkanlığının kararıyla, ne alaka ise “kamu yararı” denilerek ranta açılmıştır, imara açılmıştır. Beykoz bir zamanlar İstanbul’un en şirin yerlerinden biri, Paşabahçe ise -en meşhur firmalardan biriydi- insanların, emekçilerin, çalıştığı yeşil alan idi fakat bugün gerçek bir rant alanına dönüştürülmüştür.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına söz talep eden İstanbul Milletvekili Sayın Mustafa Demir.

Buyurun Sayın Demir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA MUSTAFA DEMİR (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İYİ Parti Grubu tarafından verilen grup önerisi münasebetiyle AK PARTİ Grubumuzun düşüncelerini belirtmek için huzurunuzdayım.

Sondan başlayalım, HDP sözcüsünden başlayalım; bir defa, söz konusu yer, arsa -Allah rahmet eylesin- Yücel ağabeye babasından kalma bir arsa yani elli yıl önce babası tarafından satın alınmış ve Yücel ağabeye böyle kalmış.

HÜDA KAYA (İstanbul) – Ben “Babasının değil.” demedim ki. Yapan kişi…

MUSTAFA DEMİR (Devamla) – Beş yıl önce imar planına ve imara uygun olarak yapılmış bitirilmiş ve iskânı alınmış bir bina, bunun altını çizerek söylüyorum.

HÜDA KAYA (İstanbul) – Şahitler var, kendi kendine iskân vermiş.

MUSTAFA DEMİR (Devamla) – Rahmetli birinin arkasından, üstelik de yakından tanıyoruz, o kadar büyük emeği geçmiş bir insan hakkında burada iftirada bulunmanın ne olduğunu ben sizin vicdanınıza bırakıyorum.

HÜDA KAYA (İstanbul) – Estağfurullah, hiç iftira değil, Beykoz’un gerçekleri.

MUSTAFA DEMİR (Devamla) – Değerli arkadaşlar, yine, önergede bir şeyden daha söz ediliyor; o da Beykoz’daki kapatılan Deri ve Kundura Fabrikası. Yine, Beykoz Paşabahçe Şişe Cam Fabrikasının kapatılmasından bahsediliyor. Evet, bu fabrikalar kapatıldı. Beykoz’daki Deri ve Kundura Fabrikası 1999 yılında kapatıldı arkadaşlar, Beykoz’daki Şişe Cam Fabrikası Ağustos 2002’de kapatıldı; hem de enflasyonun yüzde 7.500 olduğu dönemde, bir tüpü aldığınızda ertesi gün gittiğinizde aynı tüpü aynı parayla bulamadığınız dönemde fabrikalar kapatılıp işçiler sokağa bırakıldı.

Değerli arkadaşlar, mülkiyet problemlerinden bahsedersek eğer, Beykoz’un mülkiyet problemi konusunda -yine kendim şahidim Belediye Başkanlığı dönemimde- bizim arkadaşlarımızın, başta rahmetli Yücel ağabeyin olağanüstü gayretiyle, talep üzerine oluşturulmuş bir kanundur bu. Kanun, 6293 sayılı Kanun’la 2B arazilerinin sahiplerine verilmesi kanunudur. Oradaki metrekare birim fiyatlarının defalarca revize edildiği bir dönemi yaşadık ve hamdolsun şu anda Beykoz'da 13 bin 962 tane parsel sahiplerine verilmiştir. Beykoz'da mülkiyet problemleri yüzde 90 oranında çözülmüştür, “Kalan yüzde 10 neden çözülmedi?” diye sorarsanız o da hissedarların kendi aralarında uyuşamadıkları için, konunun yargıya intikal ettiği süreci yaşadıkları için bu konu gündemde devam ediyor. Beykoz'un imar problemi her belediyede olduğu gibi onların da yapılmış olan imar planları maalesef yargıya intikal ettirilmiştir, yine belirli odalar ve birlikler tarafından yargıya intikal ettirilmiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

MUSTAFA DEMİR (Devamla) – Bununla birlikte Beykoz Belediye’miz, Çevre ve Şehircilik Bakanlığımız olağanüstü gayret gösteriyorlar ve inanıyorum ki yakın gelecekte Beykoz'da artık inşaat için ruhsat verilebilir duruma gelecektir.

Sit bölgelerine gelince, evet ön görünümlüdür geri görünümlüdür. Beykoz'umuz son derece kıymetli bir yerdir ama Beykoz'u sitten dolayı burada eleştirmek yerine aslında sitten dolayı Beykoz'un İstanbul'un en nadide, en güzel, en yeşil alanları olarak muhafaza edilmesi konusunda desteklenmesi gerekiyor. Bununla ilgili çalışmalarda yine Çevre ve Şehircilik Bakanlığımız ve Kültür ve Turizm Bakanlığımız tarafından Beykoz belediyemizle birlikte çalışmaya devam ediyor, sit alanlarının yeniden belirlenmesiyle ilgili çalışmalar büyük hızla devam ediyor.

 Uyuşturucuya gelince, uyuşturucu ile mücadelede olağanüstü gayret gösterdiğimizi, İçişleri Bakanlığımızın bu konuda ciddi hassasiyet gösterdiğini, çocuklarımızın bu zehir tacirlerine bırakılmaması konusunda inanılmaz gayretler gösterdiği ve geçmişle mukayese edildiğinde çok büyük mesafe aldığını rahatlıkla söyleyebilirim. Hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) 

HÜDA KAYA (İstanbul) – Bunun için AKP’den kurtulmamız lazım.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın hatip uyuşturucuyla mücadele ettiğini söylüyor. AK PARTİ döneminde yüzde 440 arttı. Peki, etkin mücadele etmeselerdi ne olacaktı?

HÜDA KAYA (İstanbul) – En büyük uyuşturucuyla mücadele AKP’den kurtulmak.

BAŞKAN – İYİ Parti Grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Şimdi 3 sayın milletvekiline yerlerinden birer dakika söz vereceğim.

Sayın Bülbül…

Sayın Erbay…

Sayın Yeşil…

Arkadaşlar, söz talep eden arkadaşlar yerlerinde otururlarsa daha rahat olacak bu iş.

Buyurun.

 

 

NİHAT YEŞİL (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

3 Haziran Perşembe günü Macunköy’de, Ankara Ticaret Borsasının iş merkezinde büyük bir yangın meydana geldi ve âdeta bir faciadan dönüldü. 300 işletmenin bulunduğu kampüste 39 işletmenin 12’si ağır hasarlı olmak üzere zarar gördü, 12 araç kullanılmaz hâle geldi. Ankara Büyükşehir Belediyesi İtfaiye ekiplerimiz yangına çok kısa sürede müdahale etti. Buradan bir kez daha emeklerine sağlık diyorum. Dumandan etkilenen 7 itfaiye erimize geçmiş olsun dileklerimizi iletiyorum eğer onların çabası olmasaydı tablo çok daha vahim olabilirdi.

İş merkezinin tüm elektrik, internet, doğal gaz ve havalandırma altyapısı zarar gördüğü için diğer 300 işletmemiz de mağdur durumda. Yaraların bir an önce sarılabilmesi için borçlarının ertelenmesi şarttır.

Ankara Büyükşehir Belediyemiz ve Yenimahalle…

BAŞKAN – Sayın Erel... Yok.

Sayın Çakır… Yok.

Sayın Şimşek… Yok.

Yoklama yapar gibi oldu ama bu arkadaşlar söz talep ediyorlar, sözlerini karşılamayınca da karşılanmadığını ifade ediyorlar.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Sayın Başkanım ben buradayım, ben buradayım.

BAŞKAN – Sayın Kırkpınar…

Sayın Filiz…

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Ben buradayım, ben buradayım.

BAŞKAN – Ömer Bey, size söz vermiyorum.

Jülide Hanım, size de söz verdiğim için söz vermiyorum.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Olmayanlara veriyorsunuz.

BAŞKAN – Şimdi, Halkların Demokratik Partisinin Grup önerisine geçiyoruz.

Halkların Demokratik Partisinin İçTüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

 

 

 

 

 

9/6/2021

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 9/6/2021 Çarşamba günü (Bugün) toplanamadığından, Grubumuzun aşağıdaki önerisinin, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

Hakkı Saruhan Oluç

İstanbul 

HDP Grubu Başkan Vekili

 

 

 

 

 

                                                                          

Öneri:

9 Haziran 2021 tarihinde, Siirt Milletvekili Grup Başkan Vekili Meral Danış Beştaş ve İstanbul Milletvekili Grup Başkan Vekili Hakkı Saruhan Oluç tarafından, siyaset, bürokrasi, yargı ve medyanın hukuk dışı faaliyetleriyle ilgili iddiaların araştırılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan 13198 grup numaralı Meclis araştırması önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 9/6/2021 Çarşamba günkü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi grup önerisinin gerekçesini açıklamak üzere Batman Milletvekili Sayın Mehmet Ruştu Tiryaki.

Buyurun Sayın Tiryaki. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Türkiye'de iktidar, siyaset, bürokrasi, medya, yargı, iş dünyası arasındaki gayrimeşru ve kirli ilişkiler her dönem tartışma konusu olmuştur. Bu aktörler arasındaki ilişkiler çoğunlukla bu ilişkilerin içerisinde olanların itirafları üzerine ortaya çıkmıştır ama başka biçimde de Susurluk kazasında olduğu gibi bir kazayla da ortaya çıktığı günlere denk geldik.

Son günlerde bir suç örgütü liderinin itirafları, ifşaatları üzerinden yeniden bu ilişkiler tartışılıyor. Kamuoyu bu iddiaların hepsinden rahatsız. İlginçtir, araştırma şirketleri bu konuyla ilgili bir dizi araştırma yayımladı ve araştırma şirketlerinin tamamı kamuoyunun bu iddialara inandığını gösteriyor. Bu nedenle, grup olarak Meclisi göreve çağırıyor, bir araştırma komisyonu kurulmasını ve gerçeklerin ortaya çıkarılmasını, bu iddiaların aydınlatılmasını istiyoruz. Bu iddialar araştırılmalıdır çünkü iddiaların muhatapları, eski başbakanlar, eski Meclis başkanları, eski adalet bakanları, içişleri bakanları, iktidar partisinin MYK üyeleri, milletvekilleri ve bunların çocuklarıdır. Bu iddialar araştırılmalıdır çünkü iddiaların hepsi çok ciddi iddialar. Bakın, birkaç tanesini sizinle paylaşacağım.

Dünyanın  en önemli bankalarının yöneticileriyle evinde toplantı yaptığını söylüyor bu iddia sahibi. Derin devletin eylemlerinin ya içerisinde olduğunu ya da bunlara tanıklık ettiğini söylüyor. Bir milletvekilinin cinayet işlediğini, bir milletvekilinin bir kadına tecavüz ettiğini ve bunları kararttığını iddia ediyor. Kolombiya’daki uyuşturucunun eski bir bakana ait olduğunu söylüyor. Son Başbakanın oğlunun uyuşturucu ticareti yaptığını iddia ediyor. Uyuşturucu ticaretinin para trafiğinin, kimin üzerinden yapıldığını ve bu kişinin nerede yaşadığını söylüyor. “Kutlu Adalı cinayetinde, Türkiye istihbarat elemanlarının parmağı var.” diyor, kendi kardeşinin de bu işin içerisinde yer aldığını söylüyor. “Uğur Mumcu cinayetinde Adalet eski Bakanının parmağı var.” diyor bu iddia sahibi. Kendisini susturmak için iktidarın gazeteciler de dâhil elçiler gönderdiğini söylüyor. Karakolda milletvekili dövdürdüğünü söylüyor. Türkiye’ye getirilmesi için Fas’a rüşvet olarak SİHA verildiğini söylüyor. Milletvekillerine on binlerce dolar para dağıttığını söylüyor. İçişleri Bakanının yakınlarının imar yolsuzluklarına aracılık yaptığını söylüyor. Bir gazeteye saldırı düzenlettiğini ve bir gazeteciyi dövdürdüğünü söylüyor. İçişleri Bakanının Cumhurbaşkanlığı Sözcüsünü takip ettirdiğini, izlettiğini, dinlettiğini söylüyor. SADAT’ın Suriye’deki çetelere silah gönderdiğini söylüyor.

Peki, bunun gibi onlarca iddiası, itirafı, ifşaatı var. Bununla ilgili bir soruşturma var mı? Yok. Hükûmet ve Adalet ve Kalkınma Partisi yalnızca bir tane şey söylüyor. Diyor ki: “Bunların hepsi iftiradır ve sizler de bir iftiracının iddiaları arkasına takılmışsınız.” Kardeşim, madem öyle eğer itirafçıların iddiasına itibar etmeyeceksek itirafçıların söyledikleri üzerine niye ÇHD’nin Genel Başkanı Selçuk Kozağaçlı cezaevinde? Niye Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı DR. Selçuk Mızraklı cezaevinde. İtirafçıların beyanları üzerine yüzlerce muhalifi mahkûm ettireceksiniz, işinize gelmediği zaman “Bu itirafların arkasına takılıyorsunuz.” diyeceksiniz ama hakkınızı yemeyelim, bir soruşturma başlattınız, o da bu iddia sahibiyle ilgili.

Şimdi, bu her zaman böyle değildi, öncelikle onu söyleyeyim, her zaman böyle değildi. 1996’da da bir Susurluk kazası yaşandı ve o Susurluk kazasında da bazı şeyler ortaya çıktı. Bir emniyet müdürü, bir suç örgütü lideri, bir mankenin ve bir milletvekilinin içinde yer aldığı bir kazaydı ama bu kazadan sonra Türkiye seyirci kalmadı. Neler yapıldı? Kazanın ardından basın kuruluşları ve gazeteciler araştırmalar yaptılar, bir dizi ciddi iddiayı ortaya çıkardılar ve ilişkiler ağını kamuoyuyla paylaştılar. Ayrıca Türkiye Büyük Millet Meclisinde o zaman bir araştırma komisyonu kuruldu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi o araştırma komisyonu sayesinde pek çok şeyi öğrendi. Ayrıca devletin farklı kurumlarında buna dair çalışmalar yapıldı, MİT raporları hazırlandı. 1’inci MİT raporu Millî İstihbarat Teşkilatı 1988 yılında hazırladı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkan müsaade ederseniz.

2’nci MİT raporu ilk rapor nedeniyle görevinden ayrılan Eymür 1995 yılında MİT’e Kontrterör Daire Başkanı olarak geri döndü ve bu dönemde 2’nci MİT raporu hazırlandı. 3’üncü MİT raporu Susurluk kazasının ardından dönemin MİT Müsteşarı Sönmez Köksal tarafından 1996’da Başbakan Necmettin Erbakan’a kişiye özel olarak sunuldu.

Zamanım çok kısa, söylemeyeceğim ama çok çarpıcı tespitler vardı 3’üncü MİT raporunda. Yine, Kutlu Savaş tarafından bir rapor hazırlanmıştı, araştırma komisyonu kurulmuştu.

Şimdi, iktidar ne yapıyor? Bu iddiaların hiçbirisiyle ilgili hiçbir araştırma yapmıyor, yaptırmıyor, sadece bu iddia sahibiyle ilgili bir soruşturma açtırıyor, o kadar. Evet, eski kötüydü ama şimdikinden daha kötü değildi herkes emin olsun diyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz talep eden İstanbul Milletvekili Sayın Mustafa Sezgin Tanrıkulu.

Buyurun Sayın Tanrıkulu. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Sayın milletvekilleri, niye şimdi bu meseleyi konuşuyoruz? Yani aslında mesele şu: Adalet ve Kalkınma Partisi kuruluş değerlerinden uzaklaştı ve başka bir rotaya girdi, makas değiştirdi. O makas da demokrasiden uzaklaşmak, hukuk değerlerinden uzaklaşmak. Eğer buradan uzaklaşırsanız, sonuçta organize suç çetelerine, mafyaya teslim olursunuz, derin devletle ilişki içerisine girersiniz ve giderek o derin devlet sizi teslim alır ve bir koalisyon kurarsınız. Şimdiki hâliniz bu yani derin devletin yeni sahibisiniz ve onlarla bir ortaklık yapıyorsunuz. Şimdi bir ortaklık bozuldu, suç ortaklığı bozulsa da onlar ortaya çıkar, mesele budur yani mesele Adalet ve Kalkınma Partisiyle ilgilidir, Adalet ve Kalkınma Partisinin yöneldiği yeni rejim anlayışıyla ilgilidir. Yani o yeni rejimde otokrasi var. Şimdi, bütün uluslararası kuruluşlar Adalet ve Kalkınma Partisinin yöneldiği bu rejimi “ılımlı otokrasi” olarak adlandırıyor ve giderek sert otokrasiye doğru gidiyorsunuz. Ve bu rejimde de sizler, bu çetelerle, mafyalarla iş birliği yapmak zorundasınız. Çünkü iktidarda kalmanız rantla mümkün.

Bakın, sadece İstanbul’daki rant, rant ekonomisini izleyen analistlere göre 10 milyar dolar, bir yılda. Bunu kim paylaşacak, nasıl paylaşacaksınız? İhale, emlak, uyuşturucu ve diğer bütün kara para piyasası 10 milyar dolar. Bunu tek başına siyasete yedirmezler, tek başına yargıya yedirmezler, tek başına bürokrasiye yedirmezler. Dolayısıyla, bunlarla iş birliği içinde olacaksınız ki yenilsin.

Şimdi, ortaya çıkan ilişkilere baktığımız zaman şunu söylüyorsunuz: “Siz bunlardan medet mi umuyorsunuz?” Ya biz kimseden medet ummuyoruz, ummadık şimdiye kadar. Biz halkımızdan medet umuyoruz, kendi cesaretimizden medet umuyoruz, sizlerle bu insanlar dostken, düğünlerde fotoğraf çektirirken, beraberken bizlere düşman diyorlardı, hâlen de düşman diyorlar. Biz sizin bu düzeninizi ifşa etmekle de mükellefiz, böyle bir düzen var. Neden böyle bir şey var? Yargıyla ilgili bir şey yaptınız mı? Ya, bütün yargı mensuplarının altında en pahalı araçlar var. Ankara Başsavcısı ön balayına helikopterle gidiyor. Bu sizi rahatsız etmiyor mu mesela? Neden böyle? Nereden geliyor bu paralar? İşte, Ankara’da bir adliye mahkemesinin başkanı çok pahalı bir otele gidiyor. Kendi imkânlarıyla mı gidiyor? Hiç mi rahatsız olmuyorsunuz bunlardan gerçekten? Bu sıralarda oturan bir milletvekilinin bagajına para konulduğu söyleniyor, yalanlanmıyor bütün bunlar. Hiç mi rahatsız olmuyorsunuz? Bakın, gerçekten Adalet ve Kalkınma Partisine yazık. Sizlerin sorgulaması lazım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım Sayın Tanrıkulu.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – “Sadece suç örgütü lideridir.” falan diyerek bunlardan kaçamazsınız. Onun suç örgütü lideri olması, dediklerinin değersiz olduğu anlamına gelmez. Bu Parlamento eğer gerçekten parlamento ise, gerçekten parlamento ise iddiaları araştıracak bir komisyon kurulur, tıpkı Susurluk’ta olduğu gibi kurulur ve sizler de Adalet ve Kalkınma Partisi milletvekilleri de aklanırsınız. Yarın öbür gün geçmişlerine baktıkları zaman biz buna “Evet demiştik.” derler veya yargının önünü açarsınız ama bütün bunlar yok maalesef ve kötü bir dönemde derin devlete teslim oldunuz. O fotoğraflar var ya değerli arkadaşlar, Adalet ve Kalkınma Partisinin sabıka kaydına silinmez bir biçimde işlenecek, işlenecek. Buradan biz halkımıza söz veriyoruz, söz; tümünü yargılayacağız ama bağımsız ve tarafsız hâle getireceğimiz yargı önünde ve adil bir biçimde. O zaman da onların yanında olacağız insan hakları için; bunu yapacağız, buradan halkımıza söz veriyoruz.

Teşekkür ederim.

(CHP ve HDP sıralarından alkışlar)

 

 

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, ülkemize resmî bir ziyarette bulunan Azerbaycan-Türkiye Parlamentolar Arası Dostluk Grubu Başkanı Ehliman Emiraslanov ve beraberindeki heyet şu anda Genel Kurulu teşrif etmiş bulunuyorlar. Kendilerine TBMM Genel Kurulu adına “Hoş geldiniz.” diyorum. (Alkışlar)

 

 

 

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına söz talep eden Balıkesir Milletvekili Sayın Mustafa Canbey.

Buyurun Sayın Canbey. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA MUSTAFA CANBEY (Balıkesir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün, HDP’nin verdiği grup önerisiyle ilgili söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

AK PARTİ kurulduğu günden bu yana sivil siyaseti, demokrasiyi, hukuku, adaleti güçlendirmek için mücadele etmiştir. Bu mücadeleyi de milletimizle birlikte vermiş, her türlü sorun ve sıkıntıda gücünü de milletimizden almıştır. Büyük bir aşkla milletimize hizmet yolunda yürürken terör örgütleriyle, suç örgütleriyle mücadelemizi de milletimizle birlikte göğüsledik. Bu yapılarla en etkili mücadeleyi verdiğimize tarihimiz şahittir. Bu mücadelemiz dün olduğu gibi bugün de devam ediyor ve devam edecektir.

Siyasi tarihimizde iftiralarla ülke gündemini değiştirmeye çalışanlara baktığımızda, arkalarında farklı farklı örgütlerin olduğunu gördük ve görüyoruz. AK PARTİ olarak göreve geldiğimiz günden bugüne kadar yaptığımız en önemli işlerden biri, milletimize tehdit olan PKK’sı, FET֒sü, DEAŞ’ı fark etmeksizin her türlü terör örgütüyle, mafya ve organize suç çeteleriyle ciddi manada mücadele etmek olmuştur. AK PARTİ iktidarlarımız döneminde terörle mücadelede gözle görülür bir başarı vardır. Özellikle sınırlarımızın güvenliğinde, içeride ve dışarıda ülkemiz aleyhine faaliyette bulunan terör örgütü mensuplarıyla mücadelede ve ülkemizde huzur ve barış ortamının sağlanması ve devamında önemli adımlar attık ve atmaya devam ediyoruz. Son yıllarda dünyadaki olumsuz koşullara rağmen her alanda hızla güçlenen ülkemizin daha da gelişmesi ve kalkınması için mücadele ediyoruz. Biz her zaman demokrasiyi, hukuku, adaleti tesis etme gayreti içinde olduk. Amacımız, dünyada itibarı daha yüksek, insan hakları ve demokrasi alanında güçlenmiş, muasır medeniyetler seviyesini yakalamış ve hatta üstüne geçmiş güçlü ve büyük Türkiye’yi inşa etmektir.

Bakın, ben bir şey söyleyeyim: Türkiye Cumhuriyeti devleti her türlü terör örgütüyle, mafyayla, tüm düşmanlarıyla topyekûn mücadele edecek kudrete sahiptir. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde yürüttüğümüz tüm bu süreçler aynı kararlılıkla devam edecektir.

Sözlerimi tamamlarken dört yıl önce bugün Batman’da hayatının baharında, 22 yaşında PKK terör örgütü tarafından şehit edilen Aybüke öğretmenimizi rahmetle ve saygıyla yâd ediyor, terörün her türlüsünü lanetliyorum. Öğretmenimizi katleden PKK’yı da onu destekleyenleri de      -siyasi ve STK, hiç fark etmez, herkesi- lanetliyorum.

Aziz milletimizi ve Gazi Meclisimizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisinin grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Grup önerisi kabul edilmemiştir.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

 

 

                                                                                                      9/6/2021

                 Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 9/6/2021 Çarşamba günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                     Özgür Özel

                                                                                        Manisa

                                                                                  Grup Başkan Vekili

Öneri: Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan (Olağanüstü Hâl İşlemleri İnceleme Komisyonu kararlarından kaynaklanan mağduriyetlerin araştırılması) amacıyla verilmiş olan 10/4150 esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin görüşmesinin Genel Kurulun 9/6/2021 Çarşamba günü (bugün) birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisinin gerekçesini açıklamak üzere İstanbul Milletvekili Sayın Nazır Cihangir İslam.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA NAZIR CİHANGİR İSLAM (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; partimiz adına, Cumhuriyet Halk Partisi adına ve şahsım adına hepinizi saygıyla selamlıyorum.

KHK’lilerdeki dört çalışma yılını tamamlayan OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonunun icraatındaki yanlışlardan bahsedeceğim ve bu Komisyonun Meclisimiz tarafından araştırılmasını isteyeceğim.

Değerli arkadaşlarım, bildiğiniz gibi, son yıllarda hak gasplarının en önde giden kalemi kanun hükmünde kararnameler yani bunlar, bu KHK’ler bir anlamda Anayasa ihlalleri. OHAL döneminde, sadece OHAL döneminde 127 bin işten çıkarma olmak üzere toplam 132 bin işlem uygulandı ve bunların 11.544’ü hâlâ Komisyon tarafından cevaplanmadı yani dört yıl geçti, şahsım da dâhil olmak üzere, herhangi bir lehte veya aleyhte cevap alamadık. İncelenen 115 bin dosyada ise kabul alanların sayısı yüzde 11’in altında.

Değerli arkadaşlarım, bu KHK’liler popülasyonu, KHK mağdurları gerçekten ayrımcı uygulamalara muhatap oldular yani işten çıkış kodları değiştirildi SGK tarafından ve bir anlamda mimlendiler. E, bunun yanında, pasaport ihlalleri, banka hesaplarındaki blokaj, tapu alım satımlarının durdurulması, banka kredisi kullanamamaları ve hatta kredi kartlarının iptaline kadar işler gitti.

Değerli arkadaşlar, hatırlarsanız, 15 Temmuz darbe girişimini bu Meclis yani bu Gazi Meclis ile halk el ele verdi ve bu şekilde bastırdı ama daha sonra sap ile samanı maalesef birbirine karıştırdınız yani masum insanların ahını aldınız, gerçek suçluları ayıklamadınız ve herkesi aynı sepete attınız. Kullanılan ölçüt yani Komisyonda kullanılan ölçüt baştan sona bir facia yani hiçbiri tek başına suç teşkil etmeyen kalemler art arda sıralanmış, bunlardan birkaçı yan yana geldiğinde o insan suçlu ilan edilmiş. Şöyle diyebiliriz: Yani hepsi değeri sıfır olan kalemler ama 3-5 tane sıfırı yan yana koyunca 1, 2 veya 3 elde ediyorsunuz, gerçek bir rakama ulaşıyorsunuz; bu vahim bir hata.

Değerli arkadaşlarım, hukuk subjektif zanna değil, objektif kanıtlara yaslanır.   Yargı için ölçme birimi, suça ait kanıttır değerli arkadaşlar. İşte, bu Komisyon bu asli ve kadim kuralı maalesef, ne yazık ki dikkate almadı.

Değerli arkadaşlar, takipsizlikle beraat eden binlerce kişi işlerine iade edilmedi, iade edilenler farklı yerlere atandı ve mobbinge uğruyorlar. Ayrıca, askerî okul öğrencileri konusunda attığınız olumlu bir adım var, burada sizleri teşvik etmek isterim ama birinci sınıf öğrencilerini ne yazık ki hâlâ darbeden sorumlu tutuyorsunuz. Bu meselenin yani sadece verilen emri uygulayan bu 18, 19, 20 yaş grubundaki öğrencilerin tekrar ele alınması ve bu konuda en azından hafifletici birtakım kararlar verilmesini bekliyoruz, ortada gerçekten ciddi bir haksızlık var. Değerli arkadaşlarım, haklarında suç veya iddia olmayan insanlar işlerini kaybetti ve acemisi oldukları işlerde çalışıyorlar, iş kazalarına uğruyorlar; tablo kısaca böyle.

Şimdi, önemli bir konuya el atacağım, altında imzası olanlara bakıyorum, aşağı yukarı en kritik pozisyonda olanlardan biri ne yazık ki İçişleri Bakanı. Yani hakkındaki iddiaları tek tek saymayacağım ama kendisi tartışılır hâle gelmiş, kendi meşruiyeti, tartışma konumunda, tartışılır konumda olan İçişleri Bakanının imzaladığı hatta hazırladığı bu listelerle alınan sonuçlardan bakıyorsunuz, daha sonra âdeta bir FETÖ pazarı, FETÖ piyasası kuruluyor. Yani masum bir insanı alıyorsunuz, ona “FET֒cü” diyorsunuz ondan sonra o insanın parasını alıp onu FET֒cülükten kurtarıyorsunuz. Bu Bakanı da eleştirdiğimizde, böyle bir şahıstan ne yazık ki “hain” veya “FET֒cü” suçlamasına, ithamına maruz kalabiliyorsunuz. Değerli arkadaşlarım, bu konuyu ciddiyetle ele almalıyız, siz ele alın, biz buna destek vadediyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

NAZIR CİHANGİR İSLAM (Devamla) – Bir dakikam daha var mı Sayın Başkan?

BAŞKAN – Devam edin, daha devam ediyor, süreniz var.

NAZIR CİHANGİR İSLAM (Devamla) – Tamam.

Değerli arkadaşlarım, şu anda konuşmamı bitirmeden önce, bizi izleyen KHK’lilere bir anons yapmak istiyorum: Partimiz Cumhuriyet Halk Partisi 35 ilde KHK’liler hakkında geniş bir rapor hazırlama işlemine girişti. Genel Başkan Yardımcımız Sayın Gülizar Biçer Karaca koordinasyonunda yapılan çalışmalarda ilk toplantıyı yarın İzmir Alsancak’ta Tarihî Havagazı binasında saat on birde yapıyoruz. E-mail adresimi buradan kodlamak zor olacak; Twitter’da bir “tweet” olarak yazdım veya partinin web sitesinden elde edebilirsiniz. Neticede biz, OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonunun bu yanlış icraatları konusunda bir Meclis araştırması açılmasını istiyoruz ve bu konuda hepinizin desteğini bekliyoruz.

Hepinize saygılarımı sunarım, sağ olun. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – İYİ Parti Grubu adına söz talep eden Denizli Milletvekili Sayın Yasin Öztürk.

Buyurun Sayın Öztürk. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA YASİN ÖZTÜRK (Denizli) – “Türk bayrağının dalgalandığı her yer vatandır.” deyip görevine giden, 22 yaşındaki sekiz aylık öğretmen, vatansever Türk kızı Aybüke Öğretmeni, dini imanı olmayan hainler tarafından şehit edilişinin 4’üncü yıl dönümünde rahmet ve minnetle anıyorum; Allah mekânını cennet etsin.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Olağanüstü Hâl İnceleme Komisyonunun verdiği kararlar doğrultusunda yaşanan mağduriyetleri araştırmak üzere verilen önerge hakkında İYİ Parti Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygıyla selamlarım.

Anayasa’mızın 15’inci maddesine göre temel hak ve özgürlüklerin kısmen ya da tamamen durdurulması ancak savaş, sıkıyönetim veya olağanüstü hâllerde mümkündür ancak ne yazık ki AK PARTİ’si iktidarında bu husus normalleşti. Ülkemizde 15 Temmuz hain darbe girişiminin ardından ilan edilen olağanüstü hâl 18 Temmuz 2018’de kaldırıldı. Bu dönemde kurulan komisyonun görevi, KHK’lerle tesis edilen kamu görevinden çıkarma, yurt dışı öğrenciliklerin kesilmesi, emekli personelin rütbelerinin alınmasıyla ilgili, ilişkili görülen derneklerin kapatılması işlemlerine ilişkin başvuruları değerlendirmekti; tabiri caizse at izini it izinden ayrıştırmaktı ancak OHAL’in kaldırılmasından bugüne aradan neredeyse üç yıl geçmesine rağmen Komisyon hâlâ bu değerlendirmeleri tam olarak sonuçlandırmadı. Komisyon, 28 Mayıs 2021 günü itibarıyla, 126.674 başvuruda 14.072 kabul, 101.058 ret kararı vermiştir; hâlâ değerlendirmeyi bekleyen 11.544 dosya bulunmaktadır yani bu ne demek? Komisyon olarak değerlendirdiğiniz dosyaların yüzde 89’una ret vermek, varsa yaşanan mağduriyetleri katmerleştirmek demek.

Sayın milletvekilleri, adaletin en kötüsü geç tecelli edenidir. Geç gelen adalet adalet değil, zulümdür. Yasal birçok haktan mahrum bırakılan KHK mağdurları, kendilerine yönelik mağduriyetlerin giderilmesi amacıyla kurulan Komisyon tarafından detaylı ve doğru düzgün inceleme yapılmadan verilen ret kararları veya karar verilmeyip bekleyen başvurular yüzünden büyük mağduriyetler yaşamaktadır. Haklarında dava bile açılmamış, açılan davalarda takipsizlik kararı verilmiş veya beraat kararı çıkmış olan binlerce insan görevlerine iade edilmemiştir.

Değerli milletvekilleri, devlette güven esastır. Milletimiz “Adalet mülkün temelidir.” diyen bir devlet aklını bilir ve bu akla güvenir. Bu güveni sarsmak Türk devletine yakışmaz, hangi hükûmet olursa olsun haddi de değildir. Devletimizin, güven duymadığı bir kişiyle çalışmak istememesi, o kişiyi kamuda istihdam etmeyi istememesi haklı bir gerekçedir ancak burada, bu Komisyonun asli görevi, bu haklı gerekçeyi neticelendirecek bir değerlendirme sürecini bizlere sunmak ve bu süreç içinde at izini, it izinden ayrıştırmaktır. Ret kararı verilen 101.058 dosya içinde hakkaniyet gözetilerek adil bir değerlendirmeyle doğru kararlar verilebildi mi?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

YASİN ÖZTÜRK (Devamla) – Sayın Başkanım, tamamlıyorum.

Bekleyen 11.544 dosya demek, 11.544 aile demek; bu insanların da çoluk çocukları, ana babaları var. Bunların gerçekte FET֒yle ilişiklikleri Komisyon tarafından hangi gerekçelerle tespit edilerek reddedildi? Bunlar, devriiktidarınızın kurmuş olduğu bu sistemde tartışılmaktadır. Neden tartışılmaktadır? Çünkü iktidara yani saraya yakın olanın “aldatılan” olduğu bir düzende, FET֒ye sermaye olanların baş tacı edildiği bir düzende, Bank Asyaya yıllarca hizmet etmiş hizmetkârların devletimizin kurumlarının başına getirildiği bu düzende, FET֒nün sofrasında kaşığını eksik etmeyenlerin milletin vekili yapıldığı bu sistemde bu kararlar tartışmalıdır çünkü FETÖ borsasından parasıyla adalet satın alıp paçasını kurtaranların olduğu bu sistem tartışmalıdır. Size yakın olanı adaletin terazisine çıkarmayan bu sisteme güven kalmadı.

Değerli milletvekilleri, bizler 12 Eylül askerî ihtilalinin üzerinden silindir gibi geçtiği bir nesiliz. Aradan geçen kırk küsur seneye rağmen hâlâ -sağcısı solcusu- o dönemde yaşanan bir sürü mağduriyet yüzünden devletine imtinayla yaklaşan, devletinden uzak duran bir sürü aile var. Bu aileler o dönemin ceremesini hâlâ çekiyor, hâlâ o dönemin travmalarıyla hayatlarına devam ediyorlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

YASİN ÖZTÜRK (Devamla) – Bugün sizler de bu insanların üstüne yeni eklemeler yapmayın diyedir bu çekincelerimiz. Bu mağduriyetler sadece kişileri değil, bu kişilerin çocuklarını, gelecek nesilleri olumsuz etkileyecektir.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Öztürk.

YASİN ÖZTÜRK (Devamla) – Sayın Başkanım, bitiriyorum.

Bu çocukların eğitimine, ruh hallerine, sosyal hayatın içinde özgür bir şekilde hareket edebilmelerine onarılmaz yaralar bırakacaktır. Korkarız ki biz bu hâli devlet olarak otuz sene sonrasında bile yaşamaya devam ederiz. Bu yüzdendir ki adaleti bir an evvel tesis edin.

BAŞKAN – Sayın Öztürk, konuşma süresi üç dakika olmasına rağmen...

YASİN ÖZTÜRK (Devamla) – Bir an önce at izi it izinden ayrılmalıdır. Adalet ölmesin ki milletimiz, devletimiz ebet müddet yaşasın. (İYİ Parti ve CHP sıralarından alkışlar)

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Bravo Yasin!

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu adına söz talep eden Şırnak Milletvekili Sayın Hasan Özgüneş konuşacaktır.

Buyurun Sayın Özgüneş. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA HASAN ÖZGÜNEŞ (Şırnak) – Meclisi selamlıyorum.

Arkadaşlar, KHK’den bahsediyoruz, toplamda 132 bin kişi görevden uzaklaştırılmış. Bu “OHAL Komisyonu” denilen Komisyon nedir acaba? Mahkeme midir? değil, AKP’nin görevlendirdiği memurlardır. Ne zaman oldu bu iş? Bir darbe arifesinde ama darbeyi nasıl tarif ettiler? Allah’ın bir lütfu. AKP açısından FET֒nün darbesi Allah’ın bir iyiliği. Niye Allah’ın bir iyiliği? Çünkü kendi ortaklarını iktidardan, ranttan uzaklaştıracaklar, her şey onlara kalacak ve dolayısıyla gerekçe yaparak ikinci bir darbe yapacaklar. 20 Temmuz itibarıyla işte OHAL’i ilan ederek darbelerini gerçekleştirmişler. Hukuk devletinde bir kişinin verdiği karar yani kanun hükmündeki karar nasıl oluyor da hukuksal oluyor? İşte birileri onun için: “Diktatörlük vardır.” diyor, birileri “Yok, faşizm vardır, totaliter rejim vardır.” diyor. Aynen öyledir. Şimdi, siz mahkemeleri, yargıyı, yargı mekanizmasını bir kurum terekesine düşürmüşsünüz; talimat alan, cesareti olmayan, talimat üzerinden karar alan o mahkemelere bile güvenmiyorsunuz siz, kendi mahkemelerinize bile güvenmiyorsunuz. Niye? Havale etmişsiniz bir kuruma, 132 bin kişiden 100 bin kişinin davası reddedilmiş. Peki, bunlar savcılıktan, oradan, MİT’ten rapor alarak temiz çıkıp görev alan insanlar değil mi? Hangi mahkemeye dayanarak siz bunları suçlu çıkardınız? Ortada bir şey yok. Sizin talimatla emir verdiğiniz memurlar demişler ki: “Bunlar işe yaramazlar.” Bunun ötesinde yine bir şey yapıyorsunuz: Mahkemeye başvurup beraatini alan insanı bile göreve almıyorsunuz. Şimdi, burada kalkıp “Bağımsız yargı var, bu ülke demokratik bir ülkedir, hukuk vardır.” demek bir aldatmaca, kendinizi kandırmaktan başka bir şey değildir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)           

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

HASAN ÖZGÜNEŞ (Devamla) – Kendinizi kandırabilirsin ama kandırma sonsuza kadar yürümez. Bu halk, en kısa zamanda, demokratik yollarla, sizin yarattığınız bütün kirleri süpürecek yeni bir yönetime yol verecektir, muhalefete yol verecektir. Dolayısıyla, bu görevden uzaklaştırdığınız insanların ailesine zulmettiniz, aç bıraktınız, dışarı çıkmaması için pasaportuna engel koyuyorsunuz, sigortalar vasıtasıyla iş bulmasını engellemişsiniz, özel sektörde iş aramasını, bulmasını engellemişsiniz. Dolayısıyla, biz biliyoruz, sizde ne vicdan var ne adalet var ne dinî ahlak var, sizin sonunuz helaktır.

Meclisi selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)      

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına söz talep eden Tokat Milletvekili Sayın Mustafa Arslan.

Buyurun Sayın Arslan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)                   

 

 

AK PARTİ GRUBU ADINA MUSTAFA ARSLAN (Tokat) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi tarafından verilen grup önerisi aleyhine, AK PARTİ Grubum adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sözlerime başlamadan evvel, dört yıl önce bugün, hain terör örgütü PKK tarafından şehit edilen Aybüke Öğretmeni rahmetle anıyorum. Yine, Turhal ilçemizde, antimon madeninde, bugün sabaha karşı meydana gelen göçük sonucunda vefat eden hemşehrim Sadık Kültür’e Allah’tan rahmet diliyorum, yakınlarına başsağlığı diliyorum. Rabb’im ülkemizi ve milletimizi her türlü kaza, bela, afet, terör saldırısından korusun.

Değerli milletvekilleri, 15 Temmuz 2016 tarihinde hain FETÖ terör örgütünün darbe girişimi sonrasında 23 Ocak 2017 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 685 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yle OHAL Komisyonu kurulmuştur. Komisyon, kamu görevinden çıkarma, yurt dışı öğrencilikle ilişiğin kesilmesi, emekli personelin rütbelerinin alınması, kurum ve kuruluşların, vakıfların, derneklerin kapatılması işlemlerine ilişkin başvuruları değerlendirip karara bağlamak üzere kurulmuş olup 22 Mayıs 2017 tarihinde görevine başlamıştır.

OHAL Komisyonuna bu yılın Mayıs sonu itibarıyla 126.674 başvuru yapılmıştır. Başvuruların 115.130’u karar bağlanmış, 11.544’ünün incelemesi devam etmektedir. Karara bağlanan başvuruların 101.058’ine “ret” 14.072’sine “kabul” kararı verilmiştir. Bu bağlamda “kabul” kararı verilen 14.072 dosyayla birçok başvuru sahibi kamu görevine tekrar başlamış, hakları iade edilmiş, birçok kurum ve kuruluş, dernek ve vakıf yeniden faaliyetine devam etmiştir. Etkili bir iç hukuk yolu olarak faaliyet gösteren Komisyon, kapsamlı incelemeler neticesinde gerekçeli kararlar vermektedir. Komisyon incelemesini, terör örgütlerine ve devletin millî güvenliğine karşı faaliyet gösteren yapı, oluşum ve gruplara üyelik, mensubiyet, aidiyet, iltisak ve bunlara irtibat yönünden yapmaktadır.

RIDVAN TURAN (Mersin) – Komisyon, mahkeme mi, mahkeme mi?

MUSTAFA ARSLAN (Devamla) – Mevzuatta yapılan değişiklikle Komisyon kararlarına karşı idari yargıya başvuru hakkı tanınmış, idari yargıdan da kararlar çıkmaktadır. Komisyon kararlarına birçok iptal davası açılmış, davaların bir kısmı derdest, bir kısmı karara bağlanmıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

MUSTAFA ARSLAN (Devamla) – Değerli milletvekilleri, FETÖ sadece AK PARTİ’ye değil tüm Türkiye’ye düşmandır.

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) – ÇHD’nin FET֒yle ne alakası var? 12 Eylülcüler kapatmadı, Çağdaş Hukukçular Derneğini kapattınız ya; ne FET֒sü!

MUSTAFA ARSLAN (Devamla) – Türkiye düşmanı bir ihanet şebekesidir. Bu yapıyla mücadele millî bir seferberliktir. FET֒yle, terör örgütleriyle ve yasa dışı tüm yapılarla mücadelemiz devam edecektir. Son FETÖ'cüyü, son PKK’lıyı, son teröristi adalete teslim edene kadar mücadelemiz devam edecektir.

Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Özel, buyurun.

 

 

 

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Sayın Başkan, malum bu hafta burada görevi Engin Özkoç Başkanımız yapacaktı, özel bir mazeretinden dolayı 2 Grup Başkan Vekili bu görevi yapıyoruz. Tabii, ben bunu öngöremediğimiz için… Dün Manisalılar Derneği, Genel Başkanımızdan randevu istemişti. Ben Genel Başkanımızın kapısında onları bırakıp buraya geldim Engin Altay’ın önceden söz verdiği bir televizyon programı olduğu için, sonra da oraya gittim. Mevkidaşımız Levent Bey benim salonda olmadığım sırada “Özgür Özel nerede? Özgür Özel kaçtı? Özgür Özel gitti, nerede?” diye sormuş.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – “Kaçtı.” demedim, “Gitmiş.” dedim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Gerçi orada verilen cevap beni çok onore etti; grubumuzun, Engin Altay’ın “Hepimiz Özgür Özel’iz.” demesi ve verilen cevap da son derece tatminkâr. Ama şöyle bir şeye giremeyiz, bunu burada kayıt altına alalım: Ben Sayın Bülbül’ü Sakarya’da olduğu bir gün yakalar, burada “Nerede Bülbül? Nerede Bülbül?” dersem…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

Buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - … bu, yaptığımız göreve, Meclisin geleneklerine -birbirimizle elbette rekabet var, çatışma var, kavga var ama- bir centilmenliğe de sığmaz. O yüzden, salonda bulunmadığımız sırada: “Nerede o Özgür Özel? Özgür Özel nerede?” Özgür Özel burada. Dün verilen cevaplarda Özgür Özel olsa da aynı cevabı alırdınız, Engin Altay’dan da alırsınız. Tabii, kıdemlimiz Engin Altay’ın “Hepimiz Özgür Özel’iz, buradayız.” demesi de Sayın Levent Bülbül’e en iyi cevap olmuş; kendisine de grubuma da teşekkür ediyorum.

Sağ olun. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Özel, dün hemen konuşmadan sonra belirttiğiniz nedenle çıkmanız nedeniyle Sayın Bülbül’ün öyle bir konuşma yaptığını düşünüyorum, şimdi kendi de izah edecektir. Sizin aranızdaki, Grup Başkan Vekilleri arasındaki centilmenliği ben biliyorum.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bülbül.

 

 

 

 

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Şimdi, dün gerçekleşen hadisede Sayın Özel geçici olarak gelmişti, fark ettik onu fakat geçici olarak gelen Grup Başkan Vekili olarak başından itibaren takip ediyormuş gibi hemen mevzunun içerisine girip, söz alıp, şöyle ortaya gelip hatta şuralarda, MHP sıralarına da yakın bir şekilde “Bu kısmı MHP’ye bırakıyorum.” deyip arkasından da ihaleyi bırakırcasına böyle ayrılınca şeyden… Ayrıldığını ben açıkçası fark etmedim. Ben notumu alıyordum, notumu aldıktan sonra bir baktım karşı tarafta Sayın Engin Altay var. “Nerede? Özgür Bey nereye gitti?” dedim. O, gayet normal bir şeydi. Ben, Özgür Bey Manisa’dayken konuşmam, Özgür Bey buradayken konuşurum, kaldı ki buradaydı. Ara verilmeden önce bizim, o ifadeye cevap imkânımız vardı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım Sayın Bülbül.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Sağ olun, bunu bize kullandırdınız. Biz de dün itibarıyla bu konuya dair gerekli açıklamalarımızı yaptık. Bunun dışında biz Grup Başkan Vekilleri olarak burada, Genel Kurulda bir Grup Başkan Vekilimizin parti grubunu temsil etmediği bir sırada, bulunmadığı bir sırada… Kesinlikle bugüne kadar öyle bir şeyimiz olmadı, kaldı ki ben bu konuşmayı yaparken Sayın Engin Altay’da buradaydı. O da cevaben bazı ifadelerle bu noktada görüşlerini dile getirdi. Durum bundan ibarettir.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Peki.

Her 2 Grup Başkan Vekiline de teşekkür ediyorum.

Şimdi Cumhuriyet Halk Partisinin grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.19

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 16.36

BAŞKAN: Başkan Vekili Haydar AKAR

KÂTİP ÜYELER: Emine Sare AYDIN (İstanbul), İshak GAZEL (Kütahya)

-----0-----

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 89’uncu Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Alınan karar gereğince denetim konuları görüşmüyor ve gündemin Kanun Teklifleri ve Komisyonlardan Gelen Diğer İşler kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan Çorum Milletvekili Oğuzhan Kaya ve 49 Milletvekilinin İcra ve İflas Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Adalet Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

 

Çorum Milletvekili Oğuzhan Kaya ve 49 Milletvekilinin İcra ve İflas Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/3592) ve Adalet Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 266) (x)

 

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Komisyon Raporu 266 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Dünkü Birleşimde İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülen 266 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin birinci bölümü üzerinde gruplar adına yapılan görüşmelerde Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun konuşması tamamlanmıştı.

Şimdi, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına söz talep eden İstanbul Milletvekili Sayın Züleyha Gülüm.

Buyurun Sayın Gülüm. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA ZÜLEYHA GÜLÜM (İstanbul) – Evet, yine, iktidarın klasik, artık alıştığımız, bizim söylemekten bıktığımız ama kendilerinin bu konuda ısrarcı olmaktan bıkmadığı, sermayeyi, şirketleri, sigorta şirketlerini, bankaları, finans şirketlerini ve tabii ki kendi müteahhitlerini gözeten, onların alacaklarını korumaya çalışan, bunun dışında da bir derdi olmayan bir yasal düzenlemeyle karşı karşıyayız. Aslında uzun zamandır çıkardığınız bütün düzenlemeler hep sermayeyi koruyan, yandaşlarınızı koruyan yasalar olmaya devam ediyor ama bu yasal düzenlemede de aslında açıkça “işçi düşmanlığı” diyebileceğimiz bir yasal düzenlemeyi önümüze getirdiniz. Ne yaptınız? İşçi alacaklarını geri plana iten, işçi alacaklarının önceliğini ortadan kaldıran, yine işçi düşmanı bir düzenlemeyi önümüze getirdiniz. Şimdi, bakın, işçiler, emekçiler, sendikalar hak gasplarına, işçi düşmanı yasanıza karşı seslerini sosyal medyadan duyurmaya çalışıyorlar “İşçi düşmanı yasayı geri çekin.” diyorlar. Umarız ki buradan kulak verirsiniz, bu sese, işçilerin taleplerine, halkların taleplerine dair bir duyarlılığınız olur ama tabii, bu iktidardan beklemek de zor.

Kayı İnşaat işçilerini Komisyonda da örnek vermiştim. Uzun yıllar çalıştılar, alacaklarını alamadılar ve iki buçuk yıldır da alacaklarını almanın mücadelesini veriyorlar. Çalıştılar, alın teri döktüler ama karşılığı yok, ücretleri verilmiyor. Kayı İnşaat ne yaptı? Kendisini batık gibi gösterdi oysaki milyarca lira mal varlıklarıyla devam ediyor ama şirket batık gibi gösterildi ve işçiler şu an alacaklarını almak için mücadele ediyorlar.

Siz bu yasayla ne diyorsunuz? Konkordato ve iflasta işçi alacakları önceliği olmasın, sermayenin alacakları öncelikli olsun diyorsunuz. Peki, bu işçiler, alın teri, emeklerinin karşılığı olan ücretleri nasıl alacak?

Şimdi, işçi alanını tabii ki görmek istemiyorsunuz, bugünkü açıklamalarda görüldüğü gibi “Bu ülkede açlık yok ‘açlık var’ diyenler nankördür.” diye açıklamalar yapılıyor. Tabii, saraylardan bakınca açlığı falan görmek mümkün olmuyor; şatafatlı hayatlarınızla tabii ki açlığı görmeniz mümkün değil ama şunu bilmeniz lazım: İktidar olmanızın, oy istemenizin nedeni halk için çalışmaktı, yoksullar için çalışmaktı, emekçiler için çalışmaktı. Bugün o üzerinde oturduğunuz ve mafya-çete iş birliğiyle birtakım yerlere aktardığınız mal varlıkları halkın mal varlıklarıdır; sizin değil, iktidarın değil, bu çete-mafya yapısının değil, halkın malvarlığı ve dolayısıyla da kimin mal varlığını kime vermiyorsunuz, muhalefete yüklüyorsunuz? Aslında, bu cümlenin kendisi bile iktidarınızın kimin iktidarı olduğunun, sermayenin iktidarının olduğunun çok açık bir göstergesi.

Şimdi, bakın, işçiler neler yaşıyor? İşçiler sendikalı olduğu için bu memlekette işlerinden atılıyorlar. Haklarını talep ettikleri için “kod 29”  denen ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan, uyduruk bir maddeyle, bütün hakları gasbedilerek, bütün hakları ellerinden alınarak işlerinden atıyorlar, çok ağır koşullarda çalıştırıyorlar, resmen bir kölelik düzeninde çalışmaya dayatılıyor bugün işçiler ve siz bunlara dair hiçbir çözüm üretmiyorsunuz, çözüm üretmek yerine “İşçilerin haklarının almasının önüne geçecek yasal düzenlemeleri nasıl artırabilirim.” diye bakıyorsunuz.

Şimdi, bakın, işçiler direnişte. Niye direnişte? Tam da işte, size seslerini duyurmak için, işçileri koruyan yasal düzenlemeler yapmanız ve bu Çalışma Bakanlığının bunlara çözüm üretmesi için seslerini duyurmaya çalışıyorlar. CARGİLL’de çalışan TEKGIDA-İŞ Sendikasına üye işçiler bin yüz kırk dokuz gündür direnişteler. İşten çıkarıldılar, haksız yere, hukuksuz olarak işten çıkarıldılar ve hakları için direnişteler. Muğla TÜVTÜRK’te araç muayene istasyonunda NAKLİYAT-İŞ Sendikasına üye oldukları için işten çıkarılan işçiler bin otuz dördüncü gününde direnişlerinin. Şanlıurfa’da TÜVTÜRK işçileri NAKLİYAT-İŞ Sendikasına üye oldukları için işten atıldılar, dokuz yüz otuz altı gündür direniyorlar. Kastamonu REYSAŞ TÜVTÜRK’te NAKLİYAT-İŞ Sendikasına üye oldukları için işten çıkarılanlarsa beş yüz elli yedi gündür direnişte. Uzel Makina işçileri ödenmeyen haklarını almak için iki yüz yetmiş yedi gündür direnişte. SML Etiket’ten atılan tekstil işçileri yüz yirmi yedi gündür direnişte. ADKOTURK işçileri sendikal baskılara, işten atmalara karşı elli beş gündür direnişte. Ermenek maden işçileri iki yüz seksen beş gündür direnişte. Birleşik Taşımacılık Çalışanları Sendikası İzmir Şubesi ve KESK İzmir Şubeler Platformu sürgünlere karşı oturma eyleminde 21’inci haftasını doldurdu. Şimdi, pandemi döneminde bütün bunlar yaşanırken, işçiler açlığa, yoksulluğa, işsizliğe, güvencesiz çalışmaya, esnek çalışmaya, işverenin aslında bir tür istediğini yapma özgürlüğüne mahkûm bırakılmışken siz geliyorsunuz yine sermayeyi kollayan, yine işçilerin haklarını gasbeden birtakım düzenlemeler yapmaya çalışıyorsunuz. Buradan bir kez daha söyleyelim, işçilerin taleplerini söyleyelim, işçi düşmanı yasayı geri çekin. Bununla da yetinmiyorsunuz; şimdi, işçiler bütün bu koşullardayken ne yapmaya çalışıyorlar? Kendi hakları için basın açıklamaları yapmaya, grevler örgütlemeye, çadırlar kurmaya çalışıyorlar ya da 1 Mayıs gibi işçilerin, emekçilerin bayramı olan, mücadele günü olan günlerde seslerini duyurmaya çalışıyorlar. Siz buna karşı da polisin, emniyet güçlerinin saldırısıyla cevap veriyorsunuz. Bunlardan bir tanesi de geçen yıl DİSK’in Taksim Meydanı’nda yürümek istediği sırada polisin saldırısı sonucu açılmış bir dava, bugünlerde bu dava görülecek. En demokratik hakkın kullanımının önüne geçmeye çalışıyorsunuz. Polislerinizle, emniyet güçlerinizle işçilerin sesini, emekçilerin sesini kısmaya çalışıyorsunuz.

Diğer bir sorun alanımız, çiftçiler. Şimdi, hani söylüyorsunuz ya yapılandırmalar var, şunlar var, bunlar var… Ya çiftçinin hayatını sürdürecek, ekmeğini alabilecek parası yok, sizin yapılandırmanızla borçlarını nereden ödesinler. Şimdi, bugün açıklama yapılmış, “Yapılandırma yaptık.” İnsanların geliri yok ki yapılandırma için borçlarını ödeyebilsin. Böyle bir kaynağı yok, açlıkla karşı karşıya olan insana yapılandırma diyorsunuz. Çiftçi borç batağında, üretim araçları hacizlerle satılıyor; toprağı satılıyor, traktörü satılıyor, bütün üretim araçları için kullanabileceği bütün aletlerine el koymaya çalışıyorsunuz ve bu yasayla da bu satışları kolaylaştıracak düzenlemeler yapıyorsunuz. Çiftçilerin bankalara olan borçları almış başını gidiyor, Tarım Kredi Kooperatifleri güya çiftçiler için kuruldu, yüksek faizle borç veriyor ve şu an çiftçilerin en fazla borçlandıkları alanlardan bir tanesi bu Tarım ve Kredi Kooperatifleri. Buradan seslenelim: Tarım ve Kredi Kooperatiflerine ya da çiftçilerin borçlarını silin, sermayenin borçlarını silmek yerine emekçilerin, çiftçilerin olan borçlarını silin. Zira çiftçileri artık yaşayamaz, hayatlarını idame ettiremez duruma getirdiniz. Yozgat’ta çiftçilik yapan Osman Yılmaz, traktörüne haciz gelince kalp krizi geçirip yaşamını yitirdi. Bakın, hayatları mal oluyorsunuz ama sizin umurunuzda değil.

Yine diğer bir borç alanı, Demirören’in borcunu tahsil etmeyen, hiç ne olduğuna bile bakmayan, muhtemeldir ki silen Ziraat Bankası, KYK borçlarını yani öğrencilerin borçlarını almak için öğrencilerin peşine düşmüş durumda. Onlara hacizler gönderiyor, işte, icra emirleri gönderiyor. Ya öğrencilerin size verecek parası falan yok. Öğretim kredisi dediğiniz, öğrenim kredisi dediğiniz zaten ücretsiz olmak zorunda, eğitimin ücretlisi olur mu? Ücretli olur dediğinizde ne demiş oluyorsunuz? Parası olan okusun, parası olmayan okumasın demiş oluyorsunuz. Burada bir kez daha söyleyelim: Demirören’in değil, sermaye gruplarının borçlarını silmek değil, öğrencilerin öğrenim kredilerine ilişkin borçlarını silin, zira size verecek tek kuruşları da yok.

Şimdi, sizin sorunlu alanlarınız bitmiyor tabii. LGS’yle ilgili bir sorun yine çıktı. Sizin yaptığınız bütün sınavlarda, üniversite sınavları, KPSS, LGS, YGS hangisi olursa olsun hep bir yolsuzluk, hep bir usulsüzlük. Geçmişte başkalarına yüklediniz bu usulsüzlükleri, “Biz yapmadık, kandırıldık, onlar yaptı.” dediniz. E, şimdi ne oluyor? Şimdi neden yeniden LGS’de usulsüzlük tartışmaları yapılıyor? Bu öğrencilerin haklarını nasıl ödeyeceksiniz? Yıllarca çalışıyorlar, emek harcıyorlar ondan sonra birilerine birtakım sorular önceden verildiği için, önceden aktarıldığı için bu öğrenciler sınavda adaletsiz bir durumla karşılaşıyorlar ve bugün aileler size sesini duyurmaya çalışıyor. Bir an önce bu konuda gerekli soruşturma başlatılsın ve bu iddiaların somutlaştırılması, gerçekten böyle bir usulsüzlük varsa bunun açığa çıkarılması gerekiyor.

Tabii, şimdi bütün bu yolsuzluklar, bütün bu suç dosyalarınız açığa çıkınca ne oluyor? Siz bütün bunların üstünü kapatmak için tabii ki bir yerlere saldırmaya başlıyorsunuz. Gündemi değiştirmek gibi bir derdiniz var. Hemen klasik HDP’ye ya da toplumsal muhalefete saldırı dalgasını başlatıyorsunuz. Bu başlatmalardan bir tanesi de bizim partimize yönelik kapatma davası. Arkadaşlarımız söyledi, 7 Haziranda açılmış olması hiç tesadüfi değildir. Tamam, daha önce açılmıştı, o gün de bir tarihe denk düşmüştü, bugün de bir tarihe denk düşüyor. Evet, şunu biliyoruz: 7 Haziran 2015 sizin için karanlık bir gündü çünkü iktidarınızı kaybettiniz ama bu ülkenin eşitlik isteyen, özgürlük isteyen, adalet isteyen halklar açısındansa aydınlık geleceğin, aydınlık günlerin habercisiydi, çok kıymetliydi ve bugünleri halklarımız yeniden yaşayacak, bizler yaşayacağız. Ortak mücadelemizle bugünler yeniden bu ülkede hâkim olacak diyorum.

Evet, korkmakta haklısınız. Halkların Demokratik Partisinden korkmakta haklısınız, toplumsal muhalefetten korkmakta haklısınız, kadınlardan korkmakta haklısınız, zira bunların yürüttüğü mücadele sizin iktidarınızı, sizi koltuklarınızdan edecek, bundan dolayı da saldırı dalganıza devam ediyorsunuz. İki gün önce Kocaeli’de operasyon yaptınız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım Sayın Gülüm.

ZÜLEYHA GÜLÜM (Devamla) – Yine uyduruk gerekçelerle partimize yönelik gözaltı operasyonları oldu. Van Belediye Eş Başkanımız Mustafa Avcı’yı gözaltına aldınız. Hâlen Belediye Başkanımızdır çünkü sizin atadığınız kayyumları tanımıyoruz, darbeyle halkın iradesine el koymanızı tanımıyoruz. Mustafa Avcı ve arkadaşlarına yönelik operasyonunuzla gözümüzü korkutacağınızı sanıyorsanız yanılıyorsunuz.

O da yetmedi, bugün İstanbul’da İstanbul il örgütümüzün, ilçe örgütlerimizin çalışanlarına, üyelerine yönelik operasyon yaptınız. Yine sesimizi kesmeye çalışıyorsunuz ama hiç kusura bakmayın, biz mücadelede kararlıyız.

Yine bir sesini kesmeye çalıştığınız Milletvekilimiz Ahmet Şık. Ahmet Şık binlerce insanın iradesiyle seçildi; demokrasi, özgürlük, eşitlik, adalet mücadelesinden hiçbir zaman vazgeçmedi. Hangi dönem olursa olsun, hangi iktidar olursa olsun her zaman Ahmet’i susturmak için gözaltı yaptı, cezaevlerine attı ama Ahmet Şık hiçbir zaman susmadı; bugün de sizin tehditlerinize, sizin baskınıza boyun falan eğmeyecek o çünkü bu ülkenin geleceği için, aydınlık günleri için çalışan bir insan. Ahmet’i tehdit edeceğinize kendi düzeninize bakın, kirli mafya, çete düzenlerinize bakın, suçlularınıza bakın, suçlularınızın…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SALİH CORA (Trabzon) – HDP’den istifa etti Ahmet.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Gülüm.

ZÜLEYHA GÜLÜM (Devamla) – Peki, teşekkürler. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz talep eden Mersin Milletvekili Sayın Alpay Antmen.

Buyurun Sayın Antmen. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ALPAY ANTMEN (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, icra dairesi kişilerin özel hukuktan doğan alacaklarını tahsile çalışırken üstün devlet gücünü kullanmakta ve borçluların hak ve özgürlük alanına müdahale etmektedir. İcra dairesi özel hukuktan doğan hakların elde edilmesine yönelirken bunu kamu hukukunun araçlarıyla, kamusal gücün kullanılmasıyla yerine getirmektedir. Ancak, alacaklının, borçlunun, üçüncü şahısların menfaatlerini uzlaştırmayan icra kuralları toplumsal barışı da sağlayamaz. Sadece bankaların ve finans odaklarının kayırıldığı bir icra hukuk sistemi halkı daha da sefalete sürükler, şimdi olduğu gibi.

Bakın, Türkiye'nin ekonomik sisteminde ağır yıkım her geçen gün artan icra dosya sayısıyla açıkça gözler önüne serilmektedir, bu da AKP iktidarının en kötü göstergesidir.

Bakınız, icra dairelerinde derdest bulunan dosya sayısı bir yıl önceye göre 1 milyon 411 bin 830 artarak mayıs itibarıyla 21 milyon 940 bin 111’e çıkmış. Bu yıl ocak ve mart ayında 125.085 kişi tüketici kredisi borcunu, 113.101 kişi kredi kartı borcunu ödemediği için bankalar tarafından icraya verilmiştir. Yani bugün için yaklaşık 22 milyon icra dosyası, bu ülkede, çoluk çocuk her dört kişiden birinin icralık olduğunu ve evine haciz gelebileceğini göstermektedir. Ağır ekonomik buhran içinde esnaf kan ağlıyor, işçi, emekçi, emekli perişan, ticaret hayatı durma noktasında, insanlar ekonomik kriz nedeniyle intihar ediyor; işte maalesef iktidarınızın eseri bu.

Değerli milletvekilleri, biz şimdi ne yapıyoruz Allah aşkına? Görüşmekte olduğumuz AKP iktidarının İcra ve İflas Yasası Değişiklik Teklifi bazı maddeleri bütün itirazlarımıza rağmen komisyondan aynen geçti, iki de yeni madde eklendi. Bu kanun ile esnafa, emekliye, işçiye ne getiriyoruz, bana bunu bir söyler misiniz? Ben size söyleyeyim, bu kanun teklifinin ilk bölümünde 7’nci maddeyle işçi haklarını gasbediyorsunuz. İkinci bölümde de sigorta şirketlerinin zarar görenlere daha az tazminat ödemelerinin yolunu açıyorsunuz. Neden? Neden esnaf için, halk için değil de bankalar, sigorta şirketleri ve finans güçleri için kanun çıkartıyorsunuz? Neden? Biri bunu izah etmek zorunda.

Değerli milletvekilleri, özellikle 7’nci maddede yapılan değişikliğe göre konkordato geçici mühlet kararından sonra komiserin izniyle addedilen borçlar adi konkordatoda konkordato şartlarına tabi olmayacak, konkordato dışı olacak ve temerrüdün oluşması durumunda icra takibine konu edilebilecektir. Bu alacaklar, İcra ve İflas Kanunu’nun sırayı düzenleyen 206’ncı maddesi kapsamında rehinli alacaklardan hemen sonra ve diğer tüm alacaklardan önce ödenecektir, bu ne demek ben açıklayayım. İşçi alacakları artık ödenemeyecek demek. Yani bu durumu bizleri izleyen, dinleyen, okuyacak olan halk için şöyle açıklayayım: Bakın, açık ve net AKP diyor ki: “Coronavirüs pandemisi döneminde iyice yoksullaşmış, alım gücü düşmüş işçiler ne hâlleri varsı görsünler.” Yani AKP diyor ki: “Bir şirket batacağı zaman işçinin alacağı bizi ilgilendirmez, işçi başının çaresine baksın. Biz bankaların alacaklarını garanti altına alırız o kadar, siz ne hâliniz varsa görün.” İşte her zamanki gibi AKP ve saray tercihini vatandaştan yana değil, dolardan yana, paradan yana, sermayeden yana yapıyor. Hani, biz burada eleştiride bulununca ya da iktidarın hukuksuz bir işlemini yüzlerine vurunca dönüp: “Bizi halk seçti.” diyorlar ya, doğru, sizi halk seçti ama siz halkı hiç seçmediniz, insanlar artık bunu anladı. Onlar da ilk seçimlerde sizi bir daha seçmeyecek çünkü iktidar, nerede bir mafya, nerede tefeci, nerede bir holding varsa hep onlarla ittifak kuruyor. Siz bu halkla zerre kadar yan yana gelmiyorsunuz. İşçiyle, memurla, emekliyle hiç ortak olmadınız. (CHP sıralarından alkışlar) Bu iktidarın zaten emekliye alerjisi var, işçiyi görünce tansiyonları çıkıyor, çiftçiyi duyduklarında çarpıntı basıyor, kadınlar konuştuklarında kanları çekiliyor, gençleri gördüklerinde başları ağrıyor, öğrenciye karşı zaten hepsini evham basıyor. İstanbul Sözleşmesi böyle değil mi, Boğaziçi Üniversitesi bunu göstermiyor mu?

Değerli milletvekilleri, Türkiye’de, tarih boyunca görmediği kadar kirlilik iddiaları bugünlerde ortaya atılıyor. Uyuşturucu kaçıran iktidar mensupları yakınları olduğu iddiaları var. Silah kaçıran kuruluşlar olduğu iddiaları var. Rüşvet alan milletvekili iddiaları ayyuka çıktı. Mafyayla kol kola gezen hâkim ve savcı iddiaları var. Bu da yetmiyor, kırmızı bültenle aranan kişilerin otellerinde bedavadan kalan hâkimler, savcılar, gazeteciler olduğu iddia ediliyor. Bunların iddia edilmesi bile utanç vericidir. (CHP sıralarından alkışlar)

Bakınız, kamuoyunda tartışılan iddialar, Marmara’yı basan pisliğe, müsilaja bile rahmet okuyor. Örnek mi istiyorsunuz, alın size örnek, benim seçim bölgem Mersin Limanı’na 8 Mayıs 2021’de Panama’dan son durağı Mersin Limanı’nı olan bir konteyner yakalanıyor -Panama polisi Senan Twitter hesabından da bunu açıkladı- konteynerde 616 paket kokain ele geçiriliyor. Bu kime gidecekti? Yine, aynı şekilde 9 Haziran 2020’de Kolombiya Limanı’na yaklaşan bir gemide 5 ton kokain yakalanıyor.

SALİH CORA (Trabzon) – Mafyanın ağzıyla konuşuyorsun! Baro Başkanlığı yaptın Alpay Bey ya, mafyanın ağzıyla konuşuyorsun!

ALPAY ANTMEN (Devamla) – Geminin varış noktası İzmir, Uyuşturucuların İzmir’de bir kimya şirketine gideceği söyleniyor. “Bu uyuşturucunun geleceği firmalara operasyon yaptınız mı?” diye soruyoruz, İçişleri Bakanından ses seda yok, her konuda konuşan Bakan bu konuda suspus.

SALİH CORA (Trabzon) – Mafyanın iddialarının siyasi tahsilatçısı oldun!

ALPAY ANTMEN (Devamla) – Neden bu firmalara gidilmiyor? Neden savcılık soruşturma başlatmıyor? Sokakta elinde kaçak sigara olan adamın, bu da yetmiyor, Adıyaman’da emek emek tütün eken gariban çiftçinin tütünlerine el koyuyorsunuz, adamları karakola çekiyorsunuz, 5 ton uyuşturucu ise kime geliyor, kime gidiyor hiç araştırmıyorsunuz; maşallah! (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, bakın, icradan bahsediyoruz. Başka bir vahim tablo daha var; Demirören Holding, ama sarayın baskısıyla, ama saraya yalakalık yapacağım diye Doğan Medyayı üç otuz paraya satın aldı. Hürriyet’in parasını, Kanal D’yi, Doğan Haber Ajansını, radyoları ve diğer organları kimin parasıyla satın aldı iki üç yıl önce, kimin parasıyla?

SALİH CORA (Trabzon) – Yeni bir olay mı? Yeni bir olay mı?

ALPAY ANTMEN (Devamla) – Halkın parasıyla satın aldı. 750 milyon doları Ziraat Bankasından, o canım çiftçinin paralarıyla, birikimleriyle kurulan Ziraat Bankasından, ceplerinden 5 kuruş para çıkmadan satın aldılar. İki yıl ödemesiz, on yıl vadeli, düşük faizle aldıkları kredi üçüncü yıl…

ÖZKAN YALIM (Uşak) – 128 milyar doları böyle harcadılar işte!

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Peşkeş çekildi!

ALPAY ANTMEN (Devamla) – Para ödediler mi? Soruyoruz, cevap yok.

SÜLEYMAN BÜLBÜL (Aydın) – Ticari sırmış, ticari sır!

ALPAY ANTMEN (Devamla) – “Ticari sır” diyorlar ama ben bir soru önergesi verdim, soru önergesinde…

SALİH CORA (Trabzon) – Hiçbir sorun yok, düzenli ödemelerine devam ediyorlar.

ALPAY ANTMEN (Devamla) – Doğan Medyayı satın alan Demirören Holdingin bankadan, Ziraat Bankasından krediyi aldığı gün kamu alacakları, kamu bankalarının alacakları önce yüzde 40, daha sonra da yüzde 64’e çıkıyor; patlıyor, alacaklar patlıyor. Niye? Kamu kaynakları, kıt kamu kaynakları bankalar aracılığıyla peşkeş çekiliyor.

SALİH CORA (Trabzon) – Ziraat Bankası kimsede alacağını bırakmaz Alpay Bey.

ALPAY ANTMEN (Devamla) – Ben bunu bir de Cumhurbaşkanı Yardımcısı Sayın Fuat Oktay’a sordum “Bu bizim konumuz değil.” dedi. Arkadaş, dört yıl önce bu bankayı sen Varlık Fonuna devrettin, elbette senin konun. Buna bile cevap vermiyorlar. (CHP sıralarından alkışlar)

Bakın, bu halkın, bu çiftçinin 750 milyon dolarını, yaklaşık 6-7 katrilyonunu çaldılar. Cebindeki 10 lirası eksik çıksa ortalığı ayağa kaldıracak kişiler konu vatandaşın 6-7 katrilyonu olunca üç maymunu oynuyor; yazıktır, günahtır, ayıptır. (CHP sıralarından alkışlar)

Bakın, kamu bankalarındaki kaynaklar çiftçi ve esnaftan esirgeniyor. Ziraat Bankası çiftçinin traktörüne, kanunen icra iflas hukuku anlamında, yasak olduğu hâlde çiftçinin traktörüne ve hayvanlarına haciz koyuyor, bunda da beis görmüyor. (CHP sıralarından alkışlar)

SALİH CORA (Trabzon) – Yanlış bir bilgi, yok böyle bir şey.

ALPAY ANTMEN (Devamla) – Evini satıyor, tarlasını satıyor, ocağına incir ağacı dikiyor ama söz konusu Demirören olunca ne yapıyor? Hiç, hiç, hiç.

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) – Tüpçüye çalışıyor, çiftçiye değil.

ALPAY ANTMEN (Devamla) – Peki, bu reva mı? Çiftçinin bankalara borcu 146,6 milyar dolar şu an. Kanun gereği gayrisafi millî hasılanın yüzde 1’ini çiftçiye vermek zorundayız ya, bunu verseniz çiftçinin borcu kalmayacak.

SALİH CORA (Trabzon) – Veriyoruz.

ALPAY ANTMEN (Devamla) – Bunu vermiyorsunuz, Demirören’e medya satın aldırıp bunun parasını da halkın cebinden çıkartıyorsunuz.

ÖZKAN YALIM (Uşak) – 750 milyon dolar veriyorlar.

ALPAY ANTMEN (Devamla) – Peki, soruyorum size? Evirip çevirmeden, çok net yanıt istiyorum, çok net yanıt da vermek zorundasınız, halkı bilgilendirmek zorundasınız. Bir, Demirören Holding Ziraat Bankasından aldığı kredinin şu ana kadar ne kadarını ödedi? Açık ve net arkadaş. (CHP sıralarından alkışlar)

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) – Kuruş yok, kuruş yok.

ALPAY ANTMEN (Devamla) – İki, faiz ödemesi yapıldı mı? Bu faiz tutarı şimdi ne kadar, oranı ne? Başkalarına ne kadar orandan veriyorlar? Üç, bu kredi borcu ödenmediyse ey Ziraat bankası, ne yaptın, ne yaptın, ne yaptın? Bunu söyleyeceksiniz.

SALİH CORA (Trabzon) – Ödeniyor, ödeniyor. Düzenli olarak ödeniyor rahat ol. Herkes alacağını alıyor, herkes borcunu ödüyor.

ALPAY ANTMEN (Devamla) – Değerli halkım, sevgili halkım, sevgili vatandaşlarım; bu iktidar gidiyor ve gittiği zaman yiğidi yek ekmeğe muhtaç eden çiftçiyi, esnafı açlığa mahkûm eden, tüyü bitmemiş yetimin hakkını yiyenlerden kim sorumluysa hesabını sormak bize nasip olacak. Hesabını sormazsak namerdiz.

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Sandık, sandık, sandık nerede?

ALPAY ANTMEN (Devamla) – Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Birinci bölümde gruplar adına, talep edilen sözler tamamlanmıştır.

Şimdi şahıslar adına bir söz talebi vardır.

Şahıslar adına, Tokat Milletvekili Sayın Mustafa Arslan.

Buyurun Sayın Arslan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MUSTAFA ARSLAN (Tokat) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İcra ve İflas Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin birinci bölümü üzerine söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle Gazi Meclisimizi ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, görüşmekte olduğumuz kanun teklifinde konkordato kurumuyla ilgili düzenlemeler de yer almaktadır. İflas ertelemenin kaldırılmasıyla üç yıldır yeni hâliyle uygulanmakta olan alacaklı ve borçlu arasında bir denge vazifesi gören konkordato birçok şirketin borçlarını yapılandırıp süreçten başarıyla çıkmasını sağlamıştır. Uzun yıllar süren iflas erteleme süreci ihtiyacı karşılamadığı için konkordato uygulamasıyla ilgili hükümler günün ihtiyaçlarına göre 2018 yılında yeniden düzenlenmiştir. Uygulamada olumlu sonuçlar alınmış, ortalama on beş ayda konkordato süreçleri tamamlanmıştır. Ticari ve ekonomik hayatımıza yeni bir bakış açısı kazandıran bu üç yıllık dönemde uygulamada karşılaşılan aksaklıklar tespit edilmiş, görüştüğümüz kanun teklifinde aksaklıkların çözümüne yönelik düzenlemeler yer almaktadır. Teklifle alacaklı ile borçlu arasındaki menfaat dengesi azami derecede korunmuş, konkordatonun daha etkin, daha verimli uygulanması için, ticari hayatın daha uygun bir zeminde yürütülmesi için değişiklikler hedeflenmiştir.

Yapılan değişiklikle iflas idare memurlarının seçimi, nitelikleri, eğitimi yeniden düzenlenmiştir. Buna göre iflas idare memuru olarak görev yapabilmek için bu konuda eğitim alınması, bilirkişilik bölge kurulları tarafından oluşturulan iflas idare memurları listesine kayıt zorunlu hâle getirilmiştir. İflas idare memurlarından birinin yeminli mali müşavir veya serbest muhasebeci mali müşavir, diğerinin hukukçu olması zorunlu hâle getirilmiştir. İflas idare memurlarının aşırı iş yükü dikkate alınarak daha verimli çalışabilmeleri için eş zamanlı olarak en fazla 5 dosyada görev almalarına yönelik düzenleme yapılmış, sürecin daha etkin yürütülmesi amaçlanmıştır. Teklifle, ticari ve ekonomik bütünlük arz eden veya bir bütün olarak satılması hâlinde daha yüksek gelir getireceği anlaşılan mal ve hakların bir bütün olarak satılmasına imkân tanınmış, böylece işletmelerin devamlılığı amaçlanmıştır. Konkordato sürecinde işletme tarafından kullanılması öngörülmeyen malların satışına imkân sağlanmış, böylece borcun ödenmesi ve bakiye paranın konkordato havuzuna alınması sağlanmıştır. 296’ncı maddede yapılan değişiklikle, konkordatonun başarıya ulaşması için borçlunun taraf olduğu ve işletme faaliyetinin devamı için önem arz eden sözleşmelerin, konkordato süresince de devam etmesi, borçlu için aşırı yük getiren, aşırı külfet getiren sözleşmelerin, komiserin uygun görüşü ve mahkemenin izniyle feshedilmesine imkân sağlanmıştır.

297’nci maddede yapılan değişiklikle, borçlunun izinle yapacağı işlemlere, işletmenin faaliyetinin devamı için önem arz eden taşınır malların devredilmesi de eklenmiştir. Mahkeme izni gerektiren bu devir, komiserin uygun görüşü ve alacaklılar kurulunun onayıyla yapılacaktır. Bu düzenlemeyle, borçlunun, mümkün olduğu kadar verimli çalışması ve borçlarını ödeme kabiliyetini koruması amaçlanmıştır.

Konkordatonun iflasla sonuçlanması durumunda tasfiyenin daha hızlı, daha etkin bir şekilde yapılması için iflas kararını veren mahkeme, tasfiyenin basit veya adi tasfiye usulüne göre yapılmasına ve gerektiğinde adi tasfiyenin komiserler tarafından yapılmasına karar verebilecektir. Konkordato süresince işletmenin mali durumuna ve envanterine hâkim olan komiser, iflas tasfiyesini hızlıca yapacaktır.

Yapılan bir başka değişiklikle, konkordato sürecindeki borçlunun kredi bulmasına imkân sağlanmış, bu mühlet içerisinde kredi veren alacaklıların alacakları teminat altına alınmıştır.

Değerli milletvekilleri, konkordato hukuku başarıyla uygulanmaktadır. Bu süreçte, ülke ekonomisine güç katan, insanımıza istihdam sağlayan birçok işletme, bu uygulamayla iflasın eşiğinden dönmüş, faaliyetine devam etmiştir. Teklifin milletimiz için hayırlı olmasını diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Şahıslar adına söz talepleri karşılanmıştır.

Soru-cevap talebi yoktur.

Şimdi, 60’a göre 3 sayın milletvekiline  yerlerinden söz vereceğim.

Sayın Ekinci….

 

 

 

SEMİHA EKİNCİ (Sivas) - Teşekkür ediyorum Kıymetli Başkanım.

Şehit öğretmen Aybüke Yalçın dört yıl önce hain bir pusuda eli kanlı terör örgütü tarafından şehit edildi. Batman’a atandığı gün “Öğretmen oldum ben.” demişti. Babası “Oralar karışık, gitme!” deyince, “Baba, biz gitmezsek kim gidecek oralara?” cevabını vermişti. O, vatansever bir evladımızdı. Mekânı cennet olsun.

Ayrıca, teröre kurban verdiğimiz hemşehrim Nurcan Karakaya ve on bir aylık bebeği Bedirhan Karakaya başta olmak üzere tüm şehitlerimizi bir kez daha saygı ve minnetle anıyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Gaytancıoğlu…

 

 

 

OKAN GAYTANCIOĞLU (Edirne) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Son aylarda sürekli yağ fiyatlarının artışı konuşuldu, neden ithalatçı olduğumuz konuşuldu. Çünkü geçtiğimiz hasat döneminde 360 dolar olan 1 ton ayçiçeği, Rusya ve Ukrayna’daki kuraklığın da etkisiyle 760 dolarlara kadar çıktı. Yani başka ülkelere bağımlı olmamak gerek. Biz üretelim diyoruz ama hâlen 2020 yılının ayçiçeği ve kanola desteklemeleri ödenmedi. Bir yıl geçti, 2021’in ayçiçeği ekim dönemi başladı, ayçiçekleri piyasaya çıktı, toprakla buluştu, gün yüzüne çıktı, kanolanın hasat dönemine yaklaşıldı, hâlâ kilogram başına 50 kuruş olan destekleme ödenmedi. Böyle yaparsak nasıl üretim artışı sağlayacağız? Desteklemelerin bir an önce ödenmesi gerekiyor. Yağ fiyatlarının artmasını istemiyorsak desteklemenin kilogram başına 1 liraya çıkartılması gerekiyor.

BAŞKAN – Sayın Tanal….

 

 

 

MAHMUT TANAL (İstanbul) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Dün gözaltına alınan koyunları söylediniz. Eğer normal bir insan gözaltına alınmış olsaydı, yirmi dört saatte serbest bırakılırdı; terörle bağlantılı olsaydı, dört gün gözaltına alınırdı, ondan sonra mahkeme huzuruna çıkarılırdı. Ancak bu koyunlar bir türlü ne mahkeme huzuruna çıkarılıyor… Bunların suçunun ne olduğu da belli değil. Zaten koyunların cezai mesuliyeti olmaz. Ben şimdi burada sizin vasıtanızla Jandarma Genel Komutanlığına sesleniyorum: Askerlerin böyle koyunların peşinde koşması askeri itibarsızlaştırmaktadır, Jandarmayı itibarsızlaştırmaktadır.

Bu koyunların herhangi bir suçu, cezai mesuliyeti yok ki. AK PARTİ iktidarında koyunlar da artık cezaevini gördü, koyunlar da artık gözaltına alındı. Yani gözaltına alınmayacak olan ne kaldı, ben anlayamadım ki. Ceza kanunları koyunların sorumluluğunu, cezai mesuliyetini kabul etmiyor “Koyunların cezai mesuliyeti yok.” diyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MAHMUT TANAL (İstanbul) - Cezai mesuliyeti olmayan koyunları aç, susuz niçin gözaltına alıyorsunuz; yazık, günah değil mi kardeşim? Bu bir hayvan hakları ihlalidir, bu bir kötü muameledir; buna isyan ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Bulut, sizi de dinleyelim, ondan sonra Komisyona bir söz vereyim.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkanım, Allah rızası için, bu işe siz bir çözüm bulun.

 

 

 

BURHANETTİN BULUT (Adana) – Çok teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Her 3 gençten 1’inin işsiz olduğu ülkemizde eczacılar da çok yakın zamanda bu işsizler ordusuna eklenecekler. 2001 yılına kadar toplamda 8 eczacılık fakültesi mevcutken bu sayı 2021’de 48’e çıkmıştır. Plansız biçimde açılan fakülteler eczacı, öğretim üyesi ve altyapı konusunda ciddi eksikliklerine rağmen bugünlere gelmiştir. Sağlık Bakanlığının Sağlıkta İnsan Kaynakları 2023 Vizyonu’na göre, 2023 yılında eczacı ihtiyacı 32 binken hâlihazırda eczacı sayısı 41 bindir. Fakülte ve öğrenci sayısında endişe verici bu artış her sene daha çok artmaktadır. Fakültedeki nitelik kaybına rağmen yeni mezunlar işsizlik sorunuyla karşı karşıyadır. Eczacılık mesleğini değersizleştiren, eczacılık mesleğine ve mesleğin geleceğine zarar veren bu anlayışın son bulmasını umut ediyor ve bu anlamda, üniversitelerin açılmaması için buradan tekrar sesleniyorum.

Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Komisyon…

 

 

 

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Değerli milletvekillerimiz, konuşmalar sırasında işçi alacaklarıyla ilgili tereddütlerden bahsedildi, onunla ilgili kısa bir açıklama yapmak istiyorum. İşçi alacakları, İcra ve İflas Kanunu’nun 206’ncı maddesi gereğince imtiyazlı alacaklardandır. Konkordatonun tasdik şartlarını düzenleyen, İcra ve İflas Kanunu’muzun 305’inci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendi gereğince, 206’ncı maddede belirtilen işçi alacaklarının da içinde bulunduğu imtiyazlı alacakların tam olarak ödenmesinin ve mühlet içinde komiserin izniyle akdedilmiş borçların ifasının yeterli teminata bağlanmış olması zaten konkordatonun tasdik şartıdır. Bir başka ifadeyle şöyle söyleyebiliriz: İşçi alacakları ödenmeden veya teminata bağlanmadan konkordato tasdik edilemez.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım.

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) – Bunu açıkça yazalım Başkan, açıkça yazalım, açıkça yazalım öyleyse.

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Yıllardır bu böyle uygulanıyor zaten, kanundaki düzenleme de bu şekilde. Komiserler de, ticaret mahkemesi hâkimleri de işçi alacakları konusunda hassas olacaklardır, çünkü bu Meclis görüşmeleri sırasında ifade edilen hususlar belki uygulamada tereddüde yol açabilir. O nedenle tekrar özetlemek gerekirse: İşçi alacakları, İcra ve İflas Kanunu’nun 294’üncü maddesi uyarınca konkordatoya tabi olmayıp konkordato geçici veya kesin mühleti içinde de icra takibi yapabildikleri gibi daha önce başlamış olan icra takiplerine de devam edip alacaklarını tahsil edebileceklerdir.

Ayrıca İcra ve İflas Kanunu’nun 206’ncı maddesine göre bu alacaklar imtiyazlı alacak olduğundan aynı kanunun 305’inci maddesi gereğince işçi alacakları yeterli teminat altına alınmamışsa konkordato tasdik edilmeyecektir. Kaldı ki teklifin 7’nci maddesine konu İcra ve İflas Kanunu’nun 308…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI YILMAZ TUNÇ (Bartın) - Bitiriyorum Başkanım.

BAŞKAN – Buyurun.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Başkanım, Adalet Komisyonu Başkanı koyunlarla ilgili de bir şey söylesin. Yani cezai mesuliyeti var mı, yok mu Adalet Komisyonu Başkanı?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sayın Tanal, önemli bir konu, işçi alacaklarıyla ilgili konuşuyoruz.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Efendim, koyunlar yani…

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI YILMAZ TUNÇ (Bartın) - Onu sonra çözeriz.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Anladım, koyunların suçu ne?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI YILMAZ TUNÇ (Bartın) - 308/c maddesinin 4’üncü fıkrasındaki değişiklikle konkordato mühleti içinde konkordato komiserinin onayıyla akdedilmiş tüm sözleşmeler bu hükme tabi olacaktır. Yani konkordato komiserinin onayıyla akdedilmiş işçi hizmet sözleşmesi, herhangi bir mal ve hizmet alımı sözleşmesi ve eser sözleşmesi de bu kurala tabi olacaktır. Dolayısıyla “Sadece kredi alacaklarına öncelik verilerek diğer alacakların, özellikle işçi alacaklarının önüne geçiriliyor.” şeklindeki değerlendirmelere katılmak mümkün değildir.

Teşekkür ediyorum Başkanım.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Başkanım, özür dilerim. Sayın Başkanım…

 

 

 

1.- Çorum Milletvekili Oğuzhan Kaya ve 49 Milletvekilinin İcra ve İflas Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/3592) ve Adalet Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 266) (Devam)

BAŞKAN – Birinci bölüm üzerinde görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi, birinci bölümde yer alan maddeleri, varsa o madde üzerindeki önerge işlemlerini yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.

 

 

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkanım, bakın, Turan Bey burada, AK PARTİ Grup Başkan Vekili burada.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Bülent Turan.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Şimdi, bu koyunların terörle bağlantısı olsa dört gün içinde savcının, hâkimin önüne çıkarlar; terörle ilgisi yoksa yirmi dört saat…

BAŞKAN – Mahmut Bey, biraz evvel size verdiğim sözde bunları anlattınız.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Bu koyunların cezai mesuliyeti de yok.

BAŞKAN – Bülent Bey, koyunlarla ilgilenir misiniz lütfen.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Ben Mahmut Bey’le ilgileneyim, Mahmut Bey koyunlarla ilgilensin Başkanım.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Bu koyunların haklarını bu Meclis çözmek zorundadır.

BAŞKAN – Peki, konu anlaşılmıştır Sayın Tanal.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Ama yani Meclis bu koyun haklarına kayıtsız kalamaz, ilgisiz kalamaz; Meclis bunu çözmek zorundadır.

BAŞKAN – Haklısınız, inşallah yarına kadar çözeriz diye düşünüyorum.

Sayın milletvekilleri, 1’inci madde üzerinde 3 önerge vardır. İlk okutacağım 2 önerge aynı mahiyettedir, önergeleri okutup birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 266 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 1’inci maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Kemal Peköz                                              Mahmut Celadet Gaydalı                           Hasan Özgüneş                

   Adana                                                                   Bitlis                                                Şırnak

Rıdvan Turan                                                 Hakkı Saruhan Oluç

Mersin                                                                    İstanbul

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

Dursun Müsavat Dervişoğlu                                                                                     Hayrettin Nuhoğlu

               İzmir                                                      İstanbul

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ilk söz talebi Adana Milletvekili Sayın Kemal Peköz’e aittir.

Buyurun Sayın Peköz. (HDP sıralarından alkışlar)

KEMAL PEKÖZ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan yasa teklifinin 1’inci maddesi üzerine grubum adına söz aldım. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Maddeyle 2004 sayılı Kanun’un 223’üncü maddesine yeni bir fıkra eklenmekte, bu fıkrayla iflas idaresi memurlarının seçimi belirlenmektedir. Buna bir itirazımız yok ancak burada, seçilecek memurlarla ilgili bir eğitimden söz ediliyor. Bu eğitimin nasıl bir eğitim olduğu ve nasıl uygulanacağı konusunda bir açıklık olmadığı için bunun netleştirilmesini istiyoruz.

Değerli milletvekilleri, bazı meslek gruplarıyla ilgili beklentileri dile getirmek istiyorum. Ortaöğretim hemşireleri, ameliyathane teknikerleri, tıbbi sekreterler ve engelli öğretmenlerle ilgili problemleri dile                              getirmek istiyorum. 2017 yılında okulları kapatılan orta düzey hemşirelerin bugüne kadar 70 bin civarında mezun verdiği fakat okulların kapatılmasından sonra da bunların unutulduğu ve şu ana kadar herhangi bir atamanın yapılmadığı… Hele hele böyle sağlık sorunlarının yaşandığı bir dönemde sağlık personeline bu kadar ihtiyacın olduğu bir dönemde bu insanların atanamıyor olması ciddi bir problemdir ve bu insanlar, gencecik insanlar, ailelerinin yardımıyla yaşamak zorunda kalıyorlar.

İkincisi, cerrahide gerekli kalitenin artırılması. İnsanların daha iyi sağlık şartlarına kavuşması için “ameliyathane hemşireleri” “ameliyathane teknikerleri” diye bölümler ihdas edildi ve burada 20 bin civarında şu anda mezun olmuş insan var. Bu insanların hiçbirinin bugüne kadar ataması yapılamamış demeyeceğim ama son üç atamanın birisinde 36, birisinde sıfır, birisinde de 10 kişi atanabilmiş 20 bin mezundan. Her ameliyathanede en azından birinin bulunması gerekiyor ve dolayısıyla da hizmet kalitesinin artırılması bakımından bu insanların atamasının yapılması gerekiyor ve bu da aynı zamanda doktorun inisiyatifine bırakılmış görev tanımında. Oysaki her odaya, her ameliyathaneye 1 tekniker olmak üzere görevlendirme yapılması lazım ki ameliyathane düzeyindeki hizmet kalitesi artmış olsun.

Yine, “tıbbi sekreterlik” diye bir bölüm açılmış üniversitelerde. 140 bin mezun vermiş bugüne kadar ama görev tanımı olmadığı için ne özel sektörde ne de kamu sektöründe bugüne kadar doğru dürüst iş bulma şansları olmuyor. Bu insanların bir an önce görev tanımının ve atamalarının da yapılması gerekiyor. Bunların görevlerini hastanelerde hemşireler ve ebeler yapmakta -onların yerine bu insanlar görevlendiriliyor- dolayısıyla da ebelerin ve hemşirelerin kendi yapması gereken hizmetler aksamakta.

Yine, yasa gereği olarak yüzde 3 oranında istihdam edilmesi gereken engellilerin bugüne kadar olması gereken payları kendilerine verilmedi. 2.511 engelli öğretmen, işsiz ve sosyal güvenceden de yoksun, yardımlarla geçinmek zorunda kalıyor. Bu arkadaşların da yasa gereği olan haklarının iade edilmesi ve bu insanların da atamalarının bir an önce yapılması lazım. Bunun yanı sıra tayin bekleyen, atama bekleyen 500 bin civarında öğretmen var, bunların yine aynı şekilde sorunları var. Ayrıca, şu anda görevde olan öğretmenlerin aralarındaki farklılıkların da giderilmesi ve onların yaşam şartlarının ve çalışma koşullarının iyileştirilmesi gerekiyor.

“Peki, bu kadar şeyi nasıl yapabiliriz?” diyebilirsiniz. “Ekonomik sorunlar var, darboğazdan geçiyoruz.” diyebilirsiniz ama her kuruşun önemli olduğu böyle bir dönemde milyarca lira vergi borcunu silmemiş olsanız, geçilmeyen köprülere, gidilmeyen yollara ödediğiniz paraları ödememiş olmuş olsanız yine tüm bu gençler atanabilirdi. Vergi borçlarını affetmeniz birkaç kişinin işine geliyor, birkaç kişiyi kurtarmış oluyorsunuz ama onlardan esirgeyeceğiniz ve burada kullanacağız parayla da en azından yüzlerce, binlerce insanın iş edinmesi, iş sahibi olması sağlanacaktır. Bu insanların hepsi genç. Türkiye’de gençlerin üçte 1’i işsizken bunlara seyirci kalmış olmak… Bu gençlerin geleceklerinin kararmasının ve geleceklerini yurt dışında aramak zorunda kalmış olmalarının da önüne geçilmesi gerekiyor. Siz eğer bunu gerçekleştiremezseniz…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KEMAL PEKÖZ (Devamla) - Sayın Başkan, devam ediyorum.

BAŞKAN – Tamamlayın sözünüzü.

KEMAL PEKÖZ (Devamla) – İktidar, doğrusu, şöyle bir baktığımız zaman, şeytanın iki boynuzu arasına bir salıncak kurmuş, kendisine bir konfor alanı yaratmış, burada sallanmaya devam ediyor ama insanlar bu sıkıntılarla yüz yüze yaşamaya devam ediyorlar. Sizin o konforunuz sizi kurtaramayacak ve en yakın gelecekte bu konfordan olmuş olacaksınız ve sizin yerinize gelecek olan iktidar, mutlaka gençleri önceleyecek ve bu gençlerin geleceklerinin kararmasına müsaade etmeyecektir diyor, saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, önergeler üzerinde konuşma süresi beş dakikadır. Beş dakika içinde konuştuğunuz şeyleri son bir dakika isteyip tekrar edecekseniz lütfen beş dakikada sınırlayın konuşmalarınızı.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Bu koyunları halledelim Sayın Başkanım. Meclisin işi, bu koyun haklarını…

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ikinci konuşmacı İstanbul Milletvekili Sayın Hayrettin Nuhoğlu.

Buyurun Sayın Nuhoğlu. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

Konuşma süreniz beş dakikadır Sayın Nuhoğlu.

HAYRETTİN NUHOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İcra ve İflas Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 1’inci maddesi üzerine söz aldım.

Kanunun adı kimseyi yanıltmasın; görüştüğümüz bir temel kanun değildir, 7 farklı kanunda değişiklik yapan bir torba kanundur. Türkiye Büyük Millet Meclisinin yasama faaliyetlerinin kalitesini düşüren ve İç Tüzük hükümlerini dikkate almayan bu kanun yapma anlayışı siyaset kurumuna olan güveni her geçen gün daha da düşürmektedir. 1932 tarihli İcra ve İflas Kanunu’nda üç yıl önce 46 maddede değişiklik yapılmıştı, şimdi bir ihtiyaç doğdu ki bu değişiklik getirildi. İktidar anlayışı değişmedikçe kanunlardaki değişiklikler sık sık tekrarlanacaktır.

Teklifin 1’inci maddesine gelince, esas kanunun 223’üncü maddesine bir fıkra eklenmektedir. İflas idare memurluğu için mali müşavirler ve serbest muhasebecilerin görevlendirilmesi yerine bu memurluklara hukuk fakültesi mezunlarının getirilmesi, iflas hukukuna uygunluğu yanında, hukuk fakültesi mezunlarına yeni iş imkânı sağlaması bakımından da önemlidir. Mali müşavirlerin ve serbest muhasebecilerin, iflas tasfiye işlemlerinde bilirkişi veya uzman olarak görevlendirilmesinin daha makul olacağı kanaatindeyiz; onun için, önergemize destek verilmesini bekliyoruz.

Değerli milletvekilleri, biraz da güncel bir konuya değineceğim: Son haftalarda keşfedilen yeni petrol ve doğal gaz kuyularından milletçe büyük sevinç duymaktayız ancak bir taraftan da öncekiler gibi bunların da boş çıkacağından endişe edilmektedir. Önceki yıllarda benzer çok sayıda müjdeli haber verilmişti. Açıklandığı gibi sonuçlar doğru olsaydı bugün ekonomik krizle boğuşmayan bir ülke olacaktık. Bu konuda benim düşüncem, birçok alanda olduğu gibi Sayın Cumhurbaşkanının birileri tarafından yanıltıldığı yönündedir. Külliyede görev yapanların arasında iyi niyetli olmayan, hem Türklük düşmanı hem de Cumhurbaşkanını yanıltmakla görevlendirilmiş ve saraya sızdırılmış kişilerin olduğu kanaati oluşmaktadır. Hatırlanacaktır, İstanbul’a yapılanlar hakkında Cumhurbaşkanı “Biz bu şehre ihanet ettik, hâlâ da ihanet ediyoruz.” demişti. Düzelme oldu mu? En basit ifadeyle, Zeytinburnu’ndaki gökdelenler tıraşlandı mı? Hayır. Cumhurbaşkanının sözü hangi gerekçelerle yerine getirilmemiştir? 15 Temmuz darbe girişiminde bulunan ve kan dökülmesine yol açan FETÖ terör örgütünün devlete sızması konusunda Sayın Cumhurbaşkanı “Bu hain örgütün gerçek yüzünü çok daha önceden ortaya dökememiş olmanın üzüntüsü içerisindeyim. Rabbim de milletim de bizi affetsin.” dememiş miydi? AKP içerisinde ve kabinede görev yapan birçok kişinin, örgütün devlete sızdırıldığı yıllarda hoca efendiye nasıl dalkavukluk ettiğini bu millet unutmadı ama onlar af dilemeden, pişkinlikle görevlerine devam ediyorlar.

Değerli milletvekilleri, keşiflere dönersek; önceki bazı örnekleri hatırlatmak isterim: 22 Temmuz 2007 genel seçim öncesi Trakya’da ve Tuz Gölü’nde doğal gaz, Manisa’da petrol bulundu. 29 Mart 2009 yerel seçim öncesi Manisa, Niğde, Diyarbakır, Isparta ve Antalya’da petrol bulundu. 12 Eylül 2010 referandumu öncesi Ergani ve Manisa’da petrol bulundu. 31 Mart 2014 yerel seçim öncesi Diyarbakır’da, Türkiye’nin kırk yıllık ihtiyacını karşılayacak kaya gazı bulundu. 7 Haziran 2015 genel seçim öncesi Trakya’da 600 milyon metreküp doğal gaz bulundu. 1 Kasım 2015 genel seçim öncesi Karadeniz’de 30 milyar metreküp doğal gaz bulundu. 24 Haziran 2018 genel ve Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesi Mardin, Şırnak, Hakkâri, Batman ve Siirt’te petrol; Trakya’da doğal gaz bulundu. 31 Mart 2019 yerel seçim öncesi Siirt’te petrol, Trakya’da doğal gaz bulundu. 21 Ağustos 2020’de Karadeniz’de 320 milyar metreküp doğal gaz bulundu. 4 Haziranda, gene Karadeniz’de 135 milyar metreküp doğal gaz müjdesini de aldık.

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Uzaya da gittiler, uzuya!

HAYRETTİN NUHOĞLU (Devamla) – Ayrıca, 2004’ten bu yana, defalarca, yerli ve millî otomobil üretimi müjdesini aldık, 4 defa da yerli ve millî uçak üretimi müjdesini aldık ve nihayet 10 Şubat 2021’de Ay’a gideceğimizin müjdesini aldık.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HAYRETTİN NUHOĞLU (Devamla) – Çok az kaldı Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurun.

HAYRETTİN NUHOĞLU (Devamla) – Değerli milletvekilleri, bu müjdeli haberlere artık yandaşlar bile inanmıyor çünkü büyük çoğunluğu boş çıktı, doğru bilgiler ile yanlışlar birbirine karıştı; bu, böyle gidemez. Devlet adına sarf edilen sözler boşa çıkmamalıdır. Alamut Kalesi’nden gelen Hasan Sabbah’ın adamları gibi, Cumhurbaşkanını sürekli yanıltan, Türk toplumunun huzurunu bozan bu kişiler tek adam rejimini çok severler, bunlara fırsat verilmemesi, dikkat edilmesi ve Külliye’den temizlenmesi şarttır.

Adalet ve Kalkınma Partisi içerisinde bulunan devlet umurugörmüş çok değerli insanların harekete geçmesi ve bu yanlışlıkların düzeltilmesi için gayret göstermelerini beklediğimi ifade ediyor, selamlarımı sunuyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önergeler kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 266 sıra sayılı İcra ve İflas Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 1'inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

“MADDE 1- 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 223 üncü maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

"İflas idare memurları, bilirkişilik bölge kurulları tarafından oluşturulan iflas idare memurları listesinden seçilir. Bu şekilde seçilen iflas idare memurlarının hukukçu olması zorunludur. Listeye kayıt için Adalet Bakanlığı tarafından izin verilen kurumlardan alınacak eğitimin tamamlanmış olması şarttır. İflas idare memurlarının nitelikleri, denetimi, eğitimi, eğitim verecek kurumlar ve eğitimden muaf tutulacaklar ile bu maddenin uygulanmasına ilişkin diğer hususlar Adalet Bakanlığınca yürürlüğe konulan yönetmelikte belirlenir.”

Süleyman Bülbül                 Alpay Antmen                   Zeynel Emre

     Aydın                                 Mersin                           İstanbul

Rafet Zeybek                      Faruk Sarıaslan                  Nihat Yeşil

   Antalya                                Nevşehir                         Ankara

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talep eden Ankara Milletvekili Sayın Nihat Yeşil.

Buyurun Sayın Yeşil. (CHP sıralarından alkışlar)

NİHAT YEŞİL (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; 266 sıra sayılı İcra ve İflas Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 1’inci maddesi üzerinde söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Deveye “Boynun neden eğri?” demişler, “Nerem doğru ki.” demiş. Değerli arkadaşlar, işte aynen o hesapla getirdiğiniz bu teklifin neresinden tutsak elde kalıyor. Sözde insanları icradan kurtaracaksınız, sözde ekonomik hayata renk katacaksınız ama gelin görün ki her şey günden güne daha da kötüye gidiyor. Ne ekonomi düzeliyor, ne esnafımızın beli doğruluyor, ne emekçilerimiz emeğinin karşılığını alıyor, ne öğrencilerimiz okuluna devam edebiliyor, ne sağlıkçılarımıza ek ödeme yapılıyor, ne öğretmenlerimiz atanabiliyor, ne çiftçilerimiz tarlasını sürebiliyor, ne sanayici işini yürütebiliyor. Kısacası kimse memnun değil.

Değerli arkadaşlar, ama tarlasını sürüp üretim yapacak çiftçiye kredi yok, kredisini ödeyemediği için çiftçinin traktörünü haciz edenler de utanma yok, mazot fiyatları alıp başını giderken çiftçiye mazot desteği yok, çitçinin ürettiği ürüne destekleme desen yok, kuraklıktan tarlasını sulayamayan çiftçinin derdine çare olmak yok.

SALİH CORA (Trabzon) – En fazla destek bizim dönemimizde verildi.

NİHAT YEŞİL (Devamla) – Salih, sen yardım edersin. (CHP sıralarından alkışlar) Suya sayaç takıp çiftçiye haciz yollarken bir gram acıma yok. Yani laf çok ama bir gram iyi niyetli icraat yok.

Değerli arkadaşlar, icra daireleri dosya kaynıyor. Son bir yılda icralık olan yurttaş sayısı 1 milyon 411 bin kişi arttı. Demek ki sizin üstün ekonomi politikalarınız yurttaşın sorununa çare olmuyor. İktidara geldiğinizde asgari ücretle 14 çeyrek altın alınıyordu, bugün 4 çeyrek altın bile dahi alınamıyor. Yer gök kredi oldu, o krediler nasıl ödenecek diye düşünmüyorsunuz. Kâğıt üzerindeki büyümeyle ülkeyi de büyütüyoruz diyorsunuz, çaka satıp duruyorsunuz. Çay kaşığıyla veriyorsunuz, kepçelerle almaya devam ediyorsunuz. Kısacası, har vurup harman savuruyorsunuz. Gerçi memlekette harman bile bırakmadınız, samanı bile dahi Bulgaristan’dan ithal ettiniz. (CHP sıralarından alkışlar)        

Değerli arkadaşlar, burada bir fotoğraf gösterecektim -ama göstermeyeceğim- çünkü o, ülkenin genel bir tablosuydu, açlıktan çöpte ekmek arayan insanların fotoğrafları; bu, iki üç önce basında çıktı.

Değerli arkadaşlar, Ankara Büyükşehir Belediyesi sınırları dâhilinde Yenimahalle ilçemizde 3 Haziran günü Ankara Ticaret Borsası İş Merkezinde yaklaşık 39 işyerimiz harap oldu ama 12 araç zarar gördü, ben onunla ilgili kısaca bir bilgi vermek istiyorum: 3 Haziran günü Yenimahalle’de bulunan Ankara Ticaret Borsası İş Merkezinde çıkan yangın nedeniyle 12’si ağır hasarlı olmak üzere 39 işletmemiz zarar gördü, 12 araç da kullanılasmaz hâle geldi. İş merkezinin elektrik, su, doğal gaz ve havalandırma altyapısı tümüyle zarar görmüş durumda. Bu nedenle sadece 39 esnaf değil, toplam 300 esnafımız bu işten zarar gördü ve mağdur oldu. SSK, vergi, banka kredi borçlarına mutlaka devletimizin el atması, uzatması lazım.

Öncelikle, yangın başladıktan dakikalar sonra mahalline giderek can pahasına müdahale eden başta Ankara Büyükşehir Belediyesi İtfaiye birimlerimize, Emniyet güçlerimize, Belediyelerimize huzurunuzda bir kez daha teşekkür etmek istiyorum. Yangını haber alır almaz olay yerine giden milletvekili arkadaşlarınızdan birisiyim. Ayrıca, olayı duyduğunda o bölgeye gelen Sayın Ankara Valimiz Vasip Şahin’e, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Mansur Yavaş’a, ilçe Kaymakamımız Sayın Selda Dural’a, Yenimahalle Belediye Başkanımız Sayın Fethi Yaşar’a da teşekkür etmek istiyorum.

Belediyemize ait 80 araç ve toplam 450 personelle birlikte yangın sahasına müdahale edilerek, o yürekli insanlar canlarını dişine takarak yangını ancak kontrol altına alabildiler. Bu arada, 7 itfaiye erimiz de yoğun gazdan etkilenerek hafif yaralandı. Buradan o yürekli itfaiye erlerimize geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum.

Yangından doğrudan etkilenen esnafımız mağdur durumda.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım Sayın Yeşil.

NİHAT YEŞİL (Devamla) – Henüz hasar tespit çalışmaları tamamlanmadı, teknik raporlar daha çıkmadı ama ondan ziyade, sadece 39 esnafımız değil -12’si çok ağır hasar gördü- 300 esnafımızın doğal gazı, suyu, interneti kesildi, hiç kimse iş yapamıyor ve orada çalışan yaklaşık 7 bine yakın işçi var.

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) – Oraya gökdelen dikerler şimdi.

NİHAT YEŞİL (Devamla) – O 7 bin işçinin yanında 2’şer tane insan olsa 21 bin insan ediyor. Bu insanlar mağdur edilmemeli. Ticaret Bakanımız, Çevre ve Şehircilik Bakanımız, Sanayi ve Teknoloji Bakanımız bu konuda gerekli yardımı yapacaklarına dair söz verdiler ama teknik raporlar çıktıktan sonra… Tüm Ankara milletvekili arkadaşlarımızın, hiçbir parti ayırmaksızın, birlikte mutlaka bu konuya duyarlılık göstermesini özellikle rica ediyorum ve bu konuda yardımda bulunan herkese sonsuz teşekkür ediyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

1’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 1’inci madde kabul edilmiştir.

2’inci maddede 3 önerge vardır, ilk önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 266 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 2’nci maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

         Mahmut Celadet Gaydalı                           Kemal Pekgöz                                   Hasan Özgüneş

                       Bitlis                                                Adana                                                Şırnak

                 Rıdvan Turan                               Hakkı Saruhan Oluç                                 Semra Güzel

                      Mersin                                              İstanbul                                           Diyarbakır

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Önerge üzerinde söz talep eden Diyarbakır Milletvekili Sayın Semra Güzel.

Buyurun Sayın Güzel. (HDP sıralarından alkışlar)

SEMRA GÜZEL (Diyarbakır) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, görüşülmekte olan kanun teklifinin 2’nci maddesine dair söz aldım. Değişiklikle, mevcut hükümde yer alıp ticari ve ekonomik bütünlük arz eden ya da bir bütün hâlinde satıldığı takdirde daha yüksek gelir elde edileceği anlaşılan mal ve hakların bir bütün hâlinde paraya çevrilmesine ilişkin olan imkânın yanı sıra, bu mal ve hakları bünyesinde bulunduran işletmelerin de bir bütün olarak paraya çevrilmesinin mümkün olduğu belirtilmektedir.

Keza, bu madde de bu Meclise getirilen diğer kanun teklifleri de büyük ticari şirketlerin, patronların, “iş insanı” adı altında halkı dolandıran mafyaların işine yaramakta, yurttaşların, asgari ücretle geçinmeye çalışanların, yoksulluk sınırında yaşayan kadınların, milyonların değil.

Değerli milletvekilleri, bu Mecliste uzun zamandır halkın gündemi konuşulmuyor, toplumun sorunlarına çözüm olabilecek çalışmalar neredeyse yapılmıyor; aksine, yapılan her bir hukuk dışı, antidemokratik uygulama da bakanlıklar referansıyla meşru hâle getirilmiş durumda. Bu meselelerden sadece biri Anayasa’nın 34’üncü maddesinde yer alan toplantı ve gösteri yürüyüşüne dair. Anayasa’da açıkça “Herkes önceden izin almadan toplantı ve gösteri yürüyüşü yapabilir.” deniyor ama İçişleri Bakanlığına bağlı emniyet güçleri “Hayır.” diyor.

Bizler pazartesi günü Ankara Adliyesinin önündeydik. İstanbul Sözleşmesi’nden hukuksuz bir şekilde imzanın geri çekilmesini protesto eden 33 kadının yargılandığı duruşmaya katıldık. Duruşma öncesi kadınlarla beraber basın açıklaması yapmak istedik ama emniyet güçlerinin müdahalesiyle karşılaştık, bu esnada darbedildik. Biber gazı kullanan polisleri engellemek istedik ama emniyet görevlileri “Kes sesini.” diyerek biz vekillere saygısızca tutumlarını gösterdikleri gibi bizi ve orada bulunan bütün kadınları darbettiler. Bu da gördüğünüz gibi biber gazı, çok yakın mesafeden, direkt yüzü hedef alarak sıkıldığını gösteriyor. Duruşma salonuna, biz vekiller ve avukatlar dışında hiç kimse alınmadı. Kimlik tespiti sırasında birçok kadın tekrar gözaltına alındığı için salonda bulunamadı. Gözaltına alındıkları için hukuksuzca yargılandıkları duruşmaya bile katılamadılar, bu şekilde savunma hakları da engellenmiş oldu. Asgari düzeyde hukukun, anayasanın, yasaların işletildiği bir ülkede olsaydık bu polisler hakkında inceleme başlatılırdı ama duruşmanın hâkimi, avukatların talebi olmasına rağmen, uyarı yapmalarına rağmen herhangi bir soruşturma başlatmadı. Yargı tam bir paradoks hâlinde. Erkek şiddetine dair mücadele kanallarımızdan olan İstanbul Sözleşmesi’nden çıkıldığı için kadınlar bunu protesto ediyor, haklarında dava açılıyor, davaya gelip açıklama yapmak istiyor, tekrar şiddete maruz kalıyorlar. Bizler, adliye önünden haykırdık, bugün buradan bir kez daha söyleyelim. Tam da bu tablolar yaşanmasın diye “İstanbul Sözleşmesi yaşatır.” dedik ve demeye de devam edeceğiz.

Değerli milletvekilleri, Hükûmetin, kimi kurumların basın açıklaması özgürlüğü varken muhalif olan bu haktan yararlanamıyor. Pazartesi günü Diyarbakır’da Kürt Dil ve Kültür Ağı tarafından Kürtçenin resmî olarak tanınması için miting düzenlenmek istendi, çalışmalar yapıldı, başvuru gerçekleştirildi ama pandemi gerekçesiyle başvuru kabul edilmedi. Basın açıklaması yapmak istediler, bu şekilde ablukaya alındılar ve şiddete maruz kaldılar. Kürt’e ve Kürtçeye olan tahammülsüzlük devam ediyor. Valilik futbol kutlamalarına izin veriyor, kimi cemaat ve örgütlerin açıklama yapmasına izin veriyor, düğün dernekler serbest, iktidarın lebalep kongreleri serbest ama muhalifler açıklama yapmak isteyince pandemi gerekçe oluyor.

Değerli milletvekilleri, bu “Bana var başkasına yok hukuku” bu hukuk tanımamazlık, bu hukuku kendi işine geldiği gibi kullanma politikası her şeyden önce bir aymazlıktır, bir gaflettir. Böylesi bir durumda hâlâ İnsan Hakları Eylem Planı’ndan bahsetmek, yurt dışında demokrasi havariliği yapmak, Ali kıran baş kesen olmak ikiyüzlülüktür. Bu çabalarınızın nafile olduğunu bir kez daha ifade etmek istiyoruz. Anayasayı keyfiyetçi bir şekilde kullanmaya devam da etseniz, bizler buradan İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçmeyeceğimizi ve ana dilimiz olan Kürtçeden vazgeçmeyeceğimizi bir kez daha ifade etmek istiyorum.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 266 sıra sayılı İcra ve İflas Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 2’nci maddesiyle 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 241’inci maddesinin üçüncü fıkrasında yapılan değişiklikte “anlaşılan” ibaresinin, “mali raporlarla ortaya konulan” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

               Süleyman Bülbül                                  Rafet Zeybek                                    Alpay Antmen                                         Aydın                                              Antalya                                              Mersin

                   Murat Emir                                    Faruk Sarıaslan                                    Zeynel Emre                                         Ankara                                             Nevşehir                                             İstanbul                     

 

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talep eden Ankara Milletvekili Sayın Murat Emir.

Buyurun Sayın Emir. (CHP sıralarından alkışlar)

MURAT EMİR (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Pandemi süreci, özellikle az gelişmiş, gelişmekte olan ülkeleri ağır bir biçimde etkilerken ve dünya ağır bedeller ödemek zorundayken, maalesef, ülkemizde de salgın yönetiminin başarısızlığı neticesinde ağır bedeller ödemeye devam ediyoruz; canımızla ödüyoruz, hastalanarak ödüyoruz, aç ve işsiz kalarak ödüyoruz maalesef. Salgından kurtuluşumuzun yegâne yolu olan aşıda ise maalesef gecikiyoruz, bir türlü istediğimiz seviyede aşılama yapamıyoruz.

Değerli arkadaşlar, aşılama hızımızın günde ancak 200 bin olabildiğini dikkatinize sunmak isterim. Günde 200 bin aşılamayla ancak bir yılda nüfusumuzun bir kısmını aşılayabiliyoruz ve şu anda dünyada aşılama hızı noktasında       -özellikle Avrupa ve Amerika’ya göre- son derece geri bir aşamadayız; nüfusumuzun ancak yüzde 21’ini tek doz aşıyla aşılayabilmişken, Avrupa ülkelerinde, Amerika’da bu oranlar yüzde 43, 44, 45; 60, 70’e kadar giden ülkeler var.

Peki, biz bu aşılama işinde niye başarısızız, niye gecikiyoruz? Bunun en temel sebebi tedarik sorunumuz çünkü Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ve Sağlık Bakanlığı yeteri kadar aşıyı olması gereken zamanda getiremedi. Daha önce defalarca söyledik, bir aşıyı almak üzerine inat ettiler, daha önceden anlaştıkları aşıyı methettiler, ellerinde hiçbir bilimsel veri yokken onunla anlaştılar ve diğer seçenekleri dışladılar. Bakın, gazeteci 8 Aralıkta Sayın Bakana soruyor, diyor ki: “Peru, Meksika bile BionTech aşısı aldı Sayın Bakan, siz niye BionTech aşısı almıyorsunuz?” Bakan da “Ben nisan ayına kadar istedim, ama nisan ayına kadar 25 milyon doz veremeyebileceklerini söylediler, o yüzden almıyorum çünkü nisan ayında benim elimde istediğim kadar yerli aşım olacak.” dedi; Cumhurbaşkanı da böyle söyledi ama anlaşıldı ki nisanda yerli aşı gelmeyecek, haziran tarihini verdi Sayın Bakan, yine yerli aşı yok. Şimdi “Sonbaharda, eylülde aşı olacak.” diyorlar ama biliyoruz ki -aşı çalışmalarını yürüten ekipteki hocalardan öğrendiğimiz, başta Sayın Murat Akova’nın demeçleri var- bu yılın sonuna kadar belki yetişecek belki yetişmeyecek, daha faz-3 aşamasına geçilemedi. Yani Sayın Bakan, aslında yerli aşı konusunda da birbiriyle çelişen açıklamalar yaptı ve bu konuda da beklentileri karşılayamadı ve değerli arkadaşlar, bunun bedelini ölümler olarak görüyoruz. Bakın, aşılamadaki her gecikmeniz günlük 150, 200, 250 ölüm olarak bize dönüyor dolayısıyla aşı konusu son derece ciddi. “Ya, nisan dedik ama bu yıl yerli aşı olmayacak.” diyemezsiniz. Defalarca sordum, cevap alamadım; “Yerli aşıya siz ne kadar destek verdiniz.” diye soruyorum, cevap yok. Türkiye Cumhuriyeti yerli aşıya ne kadar destek oldu arkadaşlar? 1 milyon dolar oldu mu mesela, 2 milyon dolar oldu mu mesela? Peki, siz Alman Hükûmetinin BioNTech’e aşı geliştirsin diye 375 milyon euro hibe ettiğini biliyor musunuz? Bir tarafta, beğenmediğiniz Alman –hani diyorsunuz ya “Merkel bizi kıskanıyor.”– bir bilim şirketine aşı geliştirsin diye 375 milyon euro veriyor, aşı ürettiriyor ama siz 1998 yılından beri yani siz geldikten sonra hiçbir şey yapmamışsınız, aşı ürettirmeyen bir ülkesiniz, hiçbir deneyim bırakmamışsınız, destek de olmuyorsunuz ve ne destek olduğunuzu da söylemiyorsunuz; TÜSEB bir para verdi mi belli değil.

Şunun altını çizmek isterim: Erciyes Üniversitesindeki ekip son derece ciddi çalışıyor, özverilerle çalışıyor ve bunu başarmaya çalışıyorlar, benim onlara dönük bir eleştirim yok ama benim eleştirim, destek olmayan, katkı vermeyen ve “Nisanda yerli aşım olacak, o yüzden diğer aşılarla anlaşmadım.” diyen, sorumsuz davranan, vurdumduymaz davranan Bakanadır.

Bakın, sadece sizi methetsin diye, eleştirmesin diye, toplumu bir şekilde kontrol altına almak için bir medya şirketini alsın diye 750 milyon dolar veriyorsunuz ve takip bile etmiyorsunuz. 750 milyon doların faizinin bile verilip verilmediği belli değil hatta verilmediğini de anlıyorsunuz. Bir şirkete, bir yandaşa bir kalemde 750 milyon dolar verebilen bir iktidar kendi aşısını üretmek için pandemi döneminde kaç lira vermiştir sorusunun cevabı önemlidir arkadaşlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MURAT EMİR (Devamla) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

MURAT EMİR (Devamla) – Ve aslında son derece komik, gülünç bir destek olduğunu ben kendi özel ilişkilerimden biliyorum. Dolayısıyla, siz bunu söylemeye dahi utanıyorsunuz ama Türkiye’de insanlarımız yerli aşı bekliyorlar.

Değerli arkadaşlar, bir noktanın daha altını çizmek isterim: Türkiye’de sanki aşı kıtlığı yokmuş, aşı yeteri kadar varmış, her isteyen aşı olabilirmiş ama aşı karşıtlığı varmış gibi konuşuluyor. Değerli arkadaşlar, Türkiye’de aşı karşıtlığı olabilir, bu var ve biz CHP Grubu olarak, CHP’nin sağlıkçı milletvekilleri olaraksa, başta Grup Başkan Vekilim Özgür Özel olmak üzere, insanlarımızı aşı olmak konusunda motive ediyoruz, aşıdan başka seçeneğimiz yok ama şunun bilinmesi lazım: “Ben 3’üncü doz aşımı oldum, herkese de tavsiye ederim.” diyemez bir Cumhurbaşkanı. Cumhurbaşkanı Türkiye’de aç olduğunu bilmediği gibi Türkiye’de aşıya ulaşamayan milyonlar olduğunu da bilmiyor demek ki.

Genel kurulu saygıyla selamlarım. (CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan İcra ve İflas Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 2'nci maddesinde yer alan "değiştirilmiştir" ibaresinin "yeniden düzenlenmiştir" ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Dursun Müsavat Dervişoğlu                                       Arslan Kabukcuoğlu

                 İzmir                                                           Eskişehir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

Önerge üzerinde söz talep eden Eskişehir Milletvekili Sayın Arslan Kabukcuoğlu.

Buyurun Sayın Kabukcuoğlu. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

ARSLAN KABUKCUOĞLU (Eskişehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 266 sayılı Kanun Teklifi’nin 2’nci maddesi üzerine İYİ Parti Grubum adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlarım.

Bu kanunun 2’nci maddesinde malın bir bütün olarak satılması gözetilmekte ama en sonunda da şöyle bir cümle var: “Bir bütün olarak satış gerçekleşmezse mal ve haklar ayrı ayrı satılır.” diyor. Bu maddeyle iflas eden şirketin mallarının nasıl satılacağı konusunda açılım getirilmeye çalışılmaktadır. Enflasyonun yılda yüzde 16,59, on dokuz yılda Türk lirasının değerinin 5,6 kat değer kaybettiği, işsizliğin yüzde 13’ten fazla olmasıyla tarihî rekor kırdığı, pandemide vatandaşına hibe miktarı millî gelirin ancak yüzde 1,9’u olduğu, yolsuzluk ihbarlarının ayyuka çıkmasına rağmen yargı erkinin hiçbir harekette bulunmadığı, duymamazlıktan geldiği, görmezlikten geldiği, Hükûmetin bu olayları kabullendiği, ülkenin yolsuzluk ve mafya kayırmacılıklarına sahne olduğu bir ülkede olsa olsa iflas nasıl kolaylaştırılır bunu konuşmak düşüyor bize. Oysaki, şeffaf, hesap verebilir, hukukun üstünlüğünü tanımış, yolsuzluklara meydan vermeyen bir hükûmetin varlığında, böyle bir ülkede yasama organının iştigal alanı yeni şirketler kurmak, ülkenin ekonomisini canlandırmak, vatandaşlarının refah seviyesini yükseltmek olabilirdi. Bugün Türkiye’nin yasama organı iflasın önünü açmakla meşguldür.

2002 yılında Türkiye’nin dış borçları gayrisafi millî hasılasının yüzde 43’ü iken 2020’de yüzde 60’a çıkmıştır. Bu koşullar altında ülkemizde yeni firmaların kurulması ancak cesaret ister. Bu şartlar altında olsa olsa iflas önceliklenir.

Bir tesis bütünlük hâlinde satılmaz. Parçalar hâlinde satılırsa en başta iktisadi bütünlük bozulacaktır, ticari bütünlük bozulacaktır. Burada, tüm parçalara müşteri hazır, “Evet.” deyince sanki satılacak gibi, bu satılmazsa parçalanacak gibi bir hava yaratılıyor. Örneğin bir tatil köyünde belki otoparkına ayrı, spor tesislerine ayrı, ana binaya ayrı fiyatlar verdiğiniz ve bir iki parçayı değerinde satarsanız belki de kalan parçada zarar etme ihtimaliniz çok daha yüksektir. Bu şekilde, parça parça satmaya gidilirse en sonunda tuğlasına kadar sıra gelir. Bunların hepsinde de ticari ve iktisadi bütünlüğün önceliklenmesi lazım. Tesisi sattınız, kurtuldunuz. Peki, tesisin bütünlüğü kaybolursa orada çalışan 100 kişinin, 200 kişinin istikbali ne olacak? Tesis sadece taş ve topraktan mı ibaret olacak? Başka bir örnek olarak, bir mobilya fabrikasının üretim tezgâhından kıymetli bir makineyi sattınız, artık kalan makineleri olsa olsa hurda hâline getirirsiniz ya da arsasını ayrı satarsınız, binasını ayrı satarsınız. Bir de bunun yerine bir alışveriş merkezi kurarsanız tadından yenmez olur. Oysaki burada çalışan 3, 5, 10, 100 kişi, her neyse, bunlar işini kaybeder, bunlar işsiz hâle gelirler. 2004 yılında çıkan kanun daha mantıklıymış gibi gözüküyor. Bu tür satışlar sanki “İş hazır, satılacak mal hazır, biz buna bir kılıf hazırlıyoruz.” gibi bir his uyandırmaktadır.

Yasa teklifinin bu maddesinin ekonomik düşünmeyle ilgisi yoktur. Kör bir kazanç hissi belki de bu yasayı bekleyen bir satışa hazırlama kılıfıdır. Mevcut hâliyle 2018 yılında çıkarılan bu kanunun maddesini şu anda biz, bunu tersine çevirmekle meşgulüz. O zaman ki düşünülen yasa maddesi, bu andaki yasa maddesine göre daha yerinde ve daha uygun bir yasa maddesiydi maalesef. AK PARTİ’nin niyetinin ne olduğunu bilmiyoruz ama böyle bir şey varsa zaten yakın zamanda bunun kokusu çıkacaktır.

Yüce Meclisi saygıyla selamlarım. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir. 

2’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 2’nci madde kabul edilmiştir.

Sayın Özşavlı…

 

 

 

HALİL ÖZŞAVLI (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi Milletvekili Sayın Mahmut Tanal, dünden beri siyasi etiğe ve edebe yakışmayacak bir üslupla Ceylanpınar TİGEM arazisinde koyunların göz altına alındığını iddia edip dalga geçer bir üslupla iddialar da bulunmuştur. TİGEM arazisinde koyunların gözaltına alınması söz konusu değildir.

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) – Biz şahidiz Başkanım, biz de gördük. 

 HALİL ÖZŞAVLI (Şanlıurfa) – Türk askeri koyunları gözaltına almaz, teröristlerin peşinde koşar, onları inlerinde yok eder. TİGEM 1 milyon 800 bin dönüm arazisiyle dünyanın en büyük tarım çiftliğidir.

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) – TİGEM bütün arazileri çevirdi.

HALİL ÖZŞAVLI (Şanlıurfa) – Bu çiftlikteki hayvan sayısı 30 binden 90 bine çıkarılmıştır. Sadece saptan bu yıl elde edilen gelir 30 milyon, fıstıktan elde edilen gelir ise 100 milyon TL’dir. Bu para 83 milyonun refahı için harcanmaktadır.

Bunun dışında -hayvan sayısı, onu ifade ettim- 2007 yılında 670 konargöçer aileye 240 bin dönüm arazi dağıtılmıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) -  Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Özel, birazdan söz vereceğim.

Evet, Sayın Arı…

 

 

 

CAVİT ARI (Antalya) – Sayın Başkanım, şubat ayı içerisinde Antalya ili, Kaş ilçesinde bulunan Patara Özel Çevre Koruma Bölgesi’nde 2.168 kamyon kum çalındığına dair bir operasyon yapıldı ve şüpheliler hakkında soruşturma açıldı. Bu olayı ortaya çıkaran muhafaza memurunun ise başına gelmeyen kalmadı. Önce AKP’li ilçe yöneticileri tarafından tutanak tutulmaması için baskıya maruz kalan görevli, kendisinin il müdürüyle görüştüğünü ancak bu konuda Cumhurbaşkanı da talimat verse işlem yapmak zorunda kalacağını ifade etmesi üzerine ilçe kaymakamı tarafından Cumhurbaşkanına hakaretten soruşturma açıldı. Yirmi yedi gün açıkta kaldı, şimdi lojmandan çıkarılıp bir saatlik mesafeye sürgün edildi. Buradan soruyorum: Bir hırsızlık vakasını ortaya çıkaran hakkında böyle bir işlem yapmak sizin vicdanınıza sığar mı?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Özel, siz bir şey söylüyordunuz.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) -  Sayın Başkan, Sayın Milletvekili Sayın Tanal’ın gündeme getirdiği konuyla ilgili konuya açıklık getirme sınırlarını aşan, grubumuza da sataşan ifadelerde bulundu.

HALİL ÖZŞAVLI (Şanlıurfa) – Grubunuza bir şey demedim Sayın Özel.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Aslında 69’a göre kürsüden de olabilir ama uygun görürseniz o konuyla ilgili bilgi sahibi ve o heyette olan arkadaşımız Sayın Aydoğan’a bir dakika söz rica ediyorum.

BAŞKAN – Evet, Sayın Aydoğan, buyurun.

 

 

 

 

 

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) – Sayın Başkanım teşekkür ediyorum.

Ben Urfa’da Cumhuriyet Halk Partisi adına çalışma yapan heyetin içerisindeydim. O tarihte yerinde yaptığımız tespitlerde Urfa’da mera statüsünde ya da toplumun ortak olarak kullanabileceği bütün araziler TİGEM tarafından tel çekilmek suretiyle kapatılmış vaziyette.

HALİL ÖZŞAVLI (Şanlıurfa) – TİGEM’in kendi arazisi.

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) – Aynı zamanda hayvancılık yapan o alandaki köylülerin hayvanlarının otlayabileceği bir alan kalmamış vaziyette. Eğer hayvanlar ağıllarından dışarı çıkarılırsa bölgede görevli olan jandarma onları belirlenmiş olan yerlere alıyor, belli bir süre orada tutuyor. Yani, Mahmut Tanal Vekilimizin dediği gözaltına alma olayı budur, köylünün hayvanlarını otlatabileceği herhangi bir alan kalmamıştır. TİGEM doğru bir davranış göstererek bu alanları köylünün otlatmasına açması gerekir.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

1.  Çorum Milletvekili Oğuzhan Kaya ve 49 Milletvekilinin İcra ve İflas Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/3592) ve Adalet Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 266) (Devamla)

BAŞKAN – 3’üncü madde üzerinde 3 önerge vardır. 2’si aynı mahiyette olup birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 266 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 3’üncü maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                                        Kemal Peköz                                              Hasan Özgüneş                                              Rıdvan Turan                          

                                             Adana                                                           Şırnak                                                          Mersin

                                  Hakkı Saruhan Oluç                                 Mahmut Celadet Gaydalı                                                

                                            İstanbul                                                           Bitlis

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

               Dursun Müsavat Dervişoğlu                                                            Muhammet Naci Cinisli

                              İzmir                                                                            Erzurum

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ilk konuşmacı Bitlis Milletvekili Sayın Mahmut Celadet Gaydalı.

Buyurun Sayın Gaydalı. (HDP sıralarından alkışlar)

MAHMUT CELADET GAYDALI (Bitlis) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, görüşülmekte olan 266 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 3’üncü maddesi üzerinde söz almış bulunmaktayım. Sizleri ve kamuoyunu saygıyla selamlarım.

Değerli milletvekilleri, AKP-MHP koalisyonu sanırım dünyanın nasıl bir virüs belasıyla uğraştığının, buna bağlı olarak nasıl bir borç batağının ülkenin tüm kademelerine yayıldığının bilincinde değil. Çünkü bilinçli hareket edebilse, zenginin değil, borçlu fakirin, muhtacın, zor durumda kalmış vatandaşının hakkını koruyacaktı. Bilinçli hareket edebilse, Demirören gibi devlet bankasından kredi alarak üstüne yatan sermayedarların hakkını değil, KYK borcuyla yakasına yapışılmış öğrencinin hakkını koruyacaktı. Bilinçli hareket edebilse, pandeminin ortasında borç batağında olan Bitlisli esnafın dükkânını, Karmuç köyünün merasını millet bahçesi yapacağız diye yıkmayacaktı, “destek” adı altında esnafı soktuğu borç batağından kurtaracaktı. Üzülerek söylüyorum; bilinç, AKP’de kaybolalı çok oldu, her şeye saldırarak ve her şeyi yıkarak sorunlarını çözebileceğini düşünen bir iktidar hâline geldi. Muhaliflerini “terörist” ilan etmesi; büyük, küçük, cücük ortakların topyekûn HDP’ye saldırması; akademisyenlere ağaç kabuğu yemelerini önermesi; kendi bürokratlarına ikişer, üçer, hatta dörder maaş vererek ödüllendirirken emeklilikte yaşa takılanlara “Hem emekli maaşı alacaklar hem de ikinci bir iş yapacaklar.” deyip alay edilmesi; “Kuru ekmek buluyorlarsa halkımız aç değildir.” diyerek toplumun aklıyla alay edilmesi; bunların hepsi, maalesef, bilinç kaybının göstergeleridir. İnsanlar Mecliste ekonomik açıdan bir adım atılması için neredeyse on beş on altı aydır beklenti içinde fakat öyle bir durum söz konusu ki sermayenin fısıltısı milyonlarca insanın çığlığını âdeta bastırıyor. İşte, 3’üncü madde de sermayenin fısıltısı niteliğindedir. Bu maddeyle rehinli malın konkordato projesine göre işletme tarafından kullanılması öngörülmüyor veya kıymeti düşecek, muhafazası masraflı olacak diye 2004 sayılı Kanun’un 297’nci maddesinin ikinci fıkrasındaki usule göre satışına izin verilmesi ve bu satış gelirinden rehinli alacaklıya rehin miktarı kadar ödeme yapılması öngörülmektedir. Böylece rehinli malın satışında herhangi bir engelin ortaya çıkması engellenecektir. Kanun teklifiyle bankaların baskısı sonucunda 3’üncü maddeyle getirilmek istenen rehinli mallarının satılmasına imkân tanınmaktadır. Taşınır veya taşınmaz rehinin satılması bankayı koruyan bir düzenleme niteliğindedir, bu düzenlemeyle sadece işletmeye ait olan rehinli mal değil aynı zamanda “üçüncü şahıs ipoteği” denilen ve üçüncü şahıslardan temin edilen rehinli malların da satışı gerçek gerçekleştirilebilecektir. Satışın icra yoluyla yapılması hem şirketin hem de üçüncü şahısların gerçek anlamda zararına olacaktır. İcra vasıtasıyla yapılan satışlarda satışa konu olan malın değerinin yüzde 50 indirimle satış işleminin gerçekleştirilmesi, kefilin ve ticari işletmenin yüksek oranda zararına olacaktır. Ekonomik kriz sürecinde desteksiz bırakılan işletmelerin böyle bir tehditle karşı karşıya bırakılması büyük sermayeyi koruyan ve esnafın mağdur edebilecek bir düzenleme olacaktır.

Bilge bir kişinin aptallık tarifi şöyledir: “Aptallık, gerçeği bilerek, gerçeği görerek, hâlâ yalanlara inanmaktır.” Gençlik yıllarımda İngiltere'de bir şantiyede çalışırken gazete başlıklarından bir yazı dikkatimi çekmişti. Manşet aynen şöyleydi: “Siyasetçinin ömrü nedir?” diyordu. Merakla yazıyı okuyunca “Bir siyasetçinin siyasi ömrünün sekiz ila on yıldır.” dediğini gördüm. Tabii ki geniş bir araştırma sonucu hazırlanmış bir yazıydı, gerekçede siyasetçi yüzlerinin toplum nezdinde eskiyip yıprandığından bahsediliyordu. Bizde ise siyasetçilerin iki yüzlü olması sebebiyle bu süreyi 2’ye katlayabiliyor diye düşünmüştüm. Bu da bana bir Hint atasözünü hatırlattı: “Eğer birileri oturdukları koltuktan kalkmakta sıkıntı yaşıyorsa kesin altını pisletmiştir.” Gerçi, bizde de buna benzer bir deyim var, “Altı ıslak” denir. Bunu da koltuktan kalkmamakta ısrar eden altı ıslak olanlar düşünsün.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

MAHMUT CELADET GAYDALI (Devamla) – Sözlerimi Nazım Hikmet’in sözleriyle bitirmek istiyorum: “Alçaklığın, hainliğin, iki yüzlülüğün, puştluğun kısacası, cümle kokuşmuşluğun at oynattığı bir dönemde yaşamaktan zevk alabilmek ancak zayıfların bahtiyarlığıdır. Esas olan, sadece yaşamak değil, insana yakışır şekilde  onurlu yaşamaktır; teslim olmadan, boyun eğmeden, sürünmeden.” (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ikinci söz talebi Erzurum Milletvekili Sayan Muhammet Naci Cinisli’ye aittir.

Buyurun Sayın Cinisli. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

MUHAMMET NACİ CİNİSLİ (Erzurum) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulumuzu saygıyla selamlarım.

Görüştüğümüz kanun teklifi, icra ve iflas alanlarına ilişkin düzenlemeleri içeriyor. Malumunuz, geçen hafta kamu alacaklarının yeniden yapılandırılmasıyla ilgili teklifi yasalaştırmıştık. Gelecek hafta ise Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun Teklifi’nin görüşülmesi öngörülüyor. Yani önceki kanunla vatandaşlarımızın defalarca ödeyemediği borçlarının yeniden yapılandırılmasını sağladık. Görüştüğümüz teklifle, ekonomik sıkıntılarından kurtulamayan, borcunu ödeyemeyenlerin karşılaşacakları icra ve iflas süreçlerini düzenliyoruz. Gelecek teklifle, bahsettiğim önceki kanunlara karşı sorumluluğunu yerine getiremeyecekler için ceza infaz işleyişleri belirleniyor. Yani affeder gibi yap, iflas ettir, hapse at. Peş peşe Genel Kurul gündemine getirilen bu 3 kanun teklifi, üzülerek ifade etmeliyim ki pandemi musibetinin yanı sıra ekonomik sıkıntılarla da mücadele etmekte olan milletimizin dertlerine çözüm olmaktan ziyade, şeker hastasına şeker yedirme misali hastalığı daha da derinleştiriyor. Aslında bu 3 yasal düzenleme bizlere, Türkiye'de ekonomik kriz ve güvensizliğin çok vahim bir duruma geldiğini, borcuna sadık milletimizin elinde avucunda ne varsa satılarak belli kesimlerin memnun edilmeye çalışıldığını gösteriyor. Peki, bu düzenlemeler kime güvence sağlıyor, neden çıkarılıyor?

Maalesef milletimizin borçları katlanarak artıyor. 34 milyondan fazla vatandaşımızın 900 milyar liraya yakın kredi borcu bulunuyor. Son bir yıl içerisinde vatandaşlarımızın bankalara, finansman şirketlerine borcu yüzde 36 artmış. Türkiye Bankalar Birliğinin verilerine göre, 2021 yılının ilk üç ayında 400 bin vatandaşımız ihtiyaç kredisi kullanmış; 125 bin vatandaşımız tüketici kredisini, 113 bin vatandaşımız ise kredi kartı borcunu ödeyememiş, bankalar tarafından icraya verilmiş. Son bir yılda işsiz sayışımız 2,5 milyon kişi artarak 10 milyona ulaşmış durumda. Türkiye Esnaf ve Sanatkârları Konfederasyonunun verilerine göre, geçtiğimiz yıl 100 bine yakın esnaf dükkânını kapatmış, 2021 yılının ilk üç ayında iş yerini kapatan esnaf sayısı, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 11 artmış. Açık gibi duran esnafımızın durumu ise pamuk ipliğine bağlı. Bütün  bunlara rağmen Türkiye İstatistik Kurumunun sipariş verilerine bakarsak 2021’in ilk çeyreğinde ülkemiz yüzde 7 büyümüş ama bu yüzde 7’lik büyümeye rağmen vatandaşlarımızın, esnafımızın, çiftçimizin iki yakası bir araya gelemiyor. Kalkınma olmadan büyümenin milletimize bir faydası olmadığı ne zaman anlaşılacak?

Son birkaç yıldır, özellikle kamu bankaları vadesinde tahsil edemedikleri kredileri yeniden yapılandırıyor. Bu, sürdürülebilir bir politika değil. Ekonomik karşılığı olmayan, yurt dışına aktarılarak ülkemiz içerisinde kalmayacak bu kredi büyümesinin belli bir zaman sonra icra ve iflasla sonlanacağı maalesef çok açık. Üstelik 2021 yılı Mayıs ayı itibarıyla icra dairelerinde bulunan dosya sayısı 22 milyona ulaştı. Büyüme rakamlarını, borç verilerini ve icra dosyalarının sayılarını üst üste koyunca bahsedilen büyümenin krediyle finanse edildiği anlaşılıyor. Yani AK PARTİ  iktidarının övünerek bahsettiği bu büyüme, esasında borç büyütmek oluyor. Peki, kim büyüyor? Hiçbirimiz tarafından görmezden gelinmemesi gereken bu acı tabloya göre, 3 yasal düzenleme de borç veren bankaların, finans şirketlerinin, sigorta şirketlerinin menfaatine. Büyüyen faiz lobisi oluyor.

Sayın milletvekilleri, üzerinde söz aldığım maddede, 3’üncü kişiler tarafından verilen rehinli malların konkordato müddeti içerisinde satılmamasına ilişkin yasak kaldırılıyor. Hâlihazırda konkordatonun başarıya ulaşmasının mümkün olduğuna dair kanaatin oluşması hâlinde rehinli malların satışı yapılamıyor. Değişiklikle, rehinli malların satılmasına imkân tanınacak. O zaman ne anladık konkordatodan? İşletmenin mal varlığı üzerinde herhangi bir etki yapmadığı, muhafazasının masraflı olduğu, rehinli malın değerini kaybettiği veya işletme tarafından kullanılmadığı gibi durumlarda rehinlerin satışı geçici ve kesin müddet içerisinde değerinde mümkün olabilmeli, bu işlem işletme aleyhine olmamalı. Satışın icra yoluyla yapılması hem işletmelerin hem de 3’üncü şahısların yararına değil çünkü icra vasıtasıyla yapılan satışlarda yüzde 50 indirimle satış işlemi gerçekleştiriliyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

MUHAMMET NACİ CİNİSLİ (Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkan.

Ayrıca rehinli malların satış aşamasına gelindiğinde kanunda muğlak  bırakılan bölümlerin daha anlaşılır, kesin ifadelerle giderilmesini teklif eder, Genel Kurulumuzu saygıyla selamlarım. (İYİ Parti ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 266 sıra sayılı İcra ve İflas Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 3’üncü maddesiyle 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 295’inci maddesine eklenen fıkradaki “olacak” ibaresinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

 

Süleyman Bülbül           Alpay Antmen                                               Zeynel Emre

       Aydın                            Mersin                                                         İstanbul

 

Rafet Zeybek     Faruk Sarıaslan

    Antalya                                                                      Nevşehir                

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ OĞUZHAN KAYA (Çorum) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talep eden Elâzığ Milletvekili Sayın Gürsel Erol.

Buyurun Sayın Erol. (CHP sıralarından alkışlar)

GÜRSEL EROL (Elâzığ) – Sayın Başkanım, sayın milletvekilleri; Genel Kurulu saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

Bugün, PKK terör örgütü tarafından katledilen Öğretmen Aybüke’nin 4’üncü ölüm yıl dönümü. Aybüke Öğretmen’i ve yine Aybüke Öğretmen gibi terör örgütü tarafından katledilen memurlarımızı, öğretmenlerimizi, kolluk kuvvetlerimizi, güvenlik güçlerimizi saygı ve şükranla anıyorum, terör örgütlerini de şiddetle kınıyorum.

Bugün ben aslında kanun maddesiyle ilgili değil, Sayın Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu’nun Diyarbakır Annelerinin ziyaretiyle ilgili ramazan ayı içerisinde görevlendirmesiyle ilgili bir süreci anlatmak ve Genel Kurulu bilgilendirmek için söz almış bulunuyorum. Bizden önce de mart ayında Diyarbakır Annelerini Grup Başkan Vekilimiz Özgür Özel ve İstanbul Milletvekilimiz Sezgin Tanrıkulu ziyaret ettiler, anneleri orada dinlediler, annelerin talepleri, beklentileri ve istemleri doğrultusunda Mecliste bir basın açıklaması da yaptılar ama ramazan ayında bayramlaşmak niyetiyle ve aynı duygularla, Sayın Genel Başkanımızın görevlendirmesiyle ben de Diyarbakır’a gittim, Diyarbakır’da annelerle görüştüm ve bugün burada onların isteklerini gündeme getirmekle ilgili de kendilerine verdiğim sözü tutmak için huzurunuzdayım.

Birincisi, şunu ifade edeyim: Allah hiç kimseyi çocuklarıyla sınamasın, denemesin. Evlat acısı, evlatla ilgili gelecek kaygısı yaşamayı hiçbir anneye, babaya nasip etmesin. Oradaki annelerin istemleri, beklentileri, sitemleri, isyanları ne olursa olsun onları hoş karşılamak lazım, hoş görmek lazım çünkü evlatları kendi iradeleri dışında, kendi istekleri dışında, zorla, tehditle, baskıyla, PKK terör örgütü tarafından baskıyla sınır ötesine götürülerek örgüt mensubu yapılmış ve oradaki bütün annelerin, babaların, ailelerin ortak özlemi, beklentisi, talepleri, istekleri çocuklarına bir an önce kavuşabilmek. Onun için, Meclisin bu konuyu asla bir siyaset malzemesi yapmadan, polemik meselesi yapmadan, oradaki annelerin, Türkiye’deki bütün annelerin, evlatlarını kaybeden hem terör nedeniyle çocuklarını kaybeden Diyarbakır’daki annelerin hem de yine bölgede 90’lı yıllardan günümüze kadar yaklaşık 17 bin faili meçhul cinayet ve yargısız infazlarda çocuklarını, evlatlarını kaybeden Cumartesi Anneleri gibi annelerin, bu evlatlarıyla kavuşabilmeleriyle ilgili Meclise siyasi bir görev düşüyor. Bu görev yalnızca siyasi bir sorumluluk açısından değil aynı zamanda bir baba olarak, anne olarak vicdani bir sorumluluk da.

Bunu bilginize sunmak istiyorum ama anlayamadığım veya çözemediğim bir konuyu da burada gündeme getirmek isterim: Bölgede eylem yapan bu anneler iki grup. Bunların bir grubu, çocukları PKK terör örgütü tarafından kandırılarak baskıyla, tehditle dağa götürülen aileler; diğer bir grup da muhtelif terör örgütlerinin Türkiye’nin Doğu ve Güneydoğu Bölgesi’nde yol keserek, rehin alarak, kaçırarak, tehdit ederek sınır ötesine götürdükleri çoğu kamu görevlisi kişilerin aileleri. Şimdi, benim anlayamadığım şu: Mesela Tunceli’de, Bingöl’de veya Erzincan’da bir terör örgütünün yol kesmesinde devleti suçlayamazsınız, “Devlet nerede?” diyemezsiniz. Çünkü anlık bir mesele yani yarım saat, bir saat içinde ölü noktalarda, iletişimin olmadığı, görüntünün alınamadığı noktalarda terör örgütleri yolu kesiyorlar ve önüne gelen kamu görevlilerini rehin alarak kendilerine göre onları özgürlüğünden alıkoyuyorlar. Bunu eleştirmek çok doğru bir şey değil ama eleştirilmesi gereken şu var: Yani Erzincan’dan, Bingöl’den, Van’dan, Diyarbakır’dan sınır ötesine kadar olan mesafe yaklaşık 800-900 kilometre. Yani siz yol kesmesine “Devlet nerede?” diyemezsiniz ama o kolluk kuvvetlerinin, o sivil memurların 800-900 kilometre yürütülerek yaya bir şekilde sınır ötesine kadar götürülmesi bence çok şey değil, demek ki bizim sınır güvenliğimiz yok.

Şimdi, havaalanlarına bakıyorsunuz, işte eski meşhur savcılardan, Ergenekon, Balyoz savcısı Zekeriya Öz havaalanında elini kolunu sallayarak sınır ötesine gidiyor, yurt dışına gidiyor. Diğer taraftan bakıyorsunuz, tosuncuk Çiftlik Bank diye bir şirket kuruyor, dolandırıcılık yapıyor; dijital para baskısıyla uğraşanlar, yolsuzluk yapanlar, hırsızlık yapanlar, organize suç örgütleri havaalanlarından elini kolunu sallayarak sınır ötesine çıkabiliyorlar. Bunlar için “Devlet nerede?” diyebiliriz. Eğer sınır güvenliğini alamıyorsanız, herhangi bir suçtan dolayı insanlar elini kolunu sallayarak sınır ötesine gidebiliyorlarsa, o zaman sınır güvenliğimizle ilgili sorunlarımız var. Sınır güvenliğinin sağlanmadığı bir ülkede de yurttaşlarınızın can ve mal güvenliği yoktur. Bugün terör örgütlerinin yurt içerisinde, üniter devlet yapısı sınırları içerisinde etkin olmasındaki en büyük nedenlerden biri, sınır güvenliğimizin olmamasıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

GÜRSEL EROL (Devamla) – Bu anlamda, sınır güvenliğimizin alınmasıyla ilgili, yasa dışı suçlara karışmış kişilerin elini kolunu sallayarak kara yoluyla, hava yoluyla yurt dışına çıkabilmelerinin engellenmesiyle ilgili yeni yasal düzenlemelere ihtiyaç var ve yine, sınır ötesinden göçmenlerin, mültecilerin elini kolunu sallayarak Türkiye’ye girmelerini de engellemeye ihtiyaç var ama bunları söylerken de gene bir hatırlatma yaparak konuşmama son vermek isterim: Diyarbakır Annelerinin, Cumartesi Annelerinin isteklerine, taleplerine Meclis kulak vermeli; o annelerin isyanına, o annelerin çığlığına, hıçkırığına hiçbir siyasi gerekçe yaratmadan, bir neden yaratmadan, bir gerekçeyi temel tutmadan o annelere kulak vermeliyiz diyorum, hepinize sevgi ve saygılarımı sunuyorum.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

3’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 3’üncü madde kabul edilmiştir.

Sayın Kılıç, çok beklediniz bugün, buyurun.

 

 

 

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Gezegenimizin atmosferi tıpkı bir sera gibi çalışır. Yeryüzüne ulaşan güneş ışınlarının neredeyse yarıya yakını yeryüzünden yansır. Başta kömür olmak üzere fosil yakıtların yakılması atmosferdeki karbondioksit oranının artmasındaki ana sorumludur. İklim değişikliğinin etkisi, sıcaklıklardaki artıştan ibaret değildir sadece. Kuraklık, seller, şiddetli kasırgalar gibi aşırı hava olaylarının sıklığı ve etkisinde artış, okyanus ve deniz suyu seviyelerinde yükselme, okyanusların asit oranlarında artış, buzulların erimesi gibi etkenler sonucunda bitkiler, hayvanlar ve ekosistemlerin yanı sıra insan toplulukları da ciddi risk altındadır. Ülkemiz ve insanımız da bu olumsuzluklardan azade değildir.

 

 

 

1.  Çorum Milletvekili Oğuzhan Kaya ve 49 Milletvekilinin İcra ve İflas Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/3592) ve Adalet Komisyonu Raporu(S. Sayısı: 266) (Devam) 

BAŞKAN – 4’üncü madde üzerinde 2 önerge vardır.

İlk önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 266 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 4’üncü maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

 

                              Mahmut Celadet Gaydalı                                      Kemal Peköz                                                Rıdvan Turan

                                              Bitlis                                                            Adana                                                          Mersin

                                      Hasan Özgüneş                                        Hakkı Saruhan Oluç                                                    

                                             Şırnak                                                          İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ OĞUZHAN KAYA (Çorum) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talep eden Mersin Milletvekili Sayın Rıdvan Turan.

Buyurun Sayın Turan. (HDP sıralarından alkışlar)

RIDVAN TURAN (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Bu yasayla AKP ne yapmak istiyor? Ya da soruyu şöyle soralım: Yara bandıyla kanser tedavi etmek mümkün mü? Şimdi, devasa bir ekonomik kriz var. Bu ekonomik krizin iktisadi ve sosyal sonuçları var. Bu sonuçlardan biri de yalnızca üç ayda 2 milyon kadar artmış olan icra takip dosyaları. Dolayısıyla, mevzuyu temelinden ele almayınca, ekonomik kriz sayesinde artan bu icra dosyalarını görmeyince, bunu ekonomik krizin artırdığını tespit etmeyince böyle bir yasayla bu sorunları ortadan kaldırmak mümkün değil. Ama ne mümkün biliyor musunuz? Mesela, işçi sınıfı başta olmak üzere çalışanların üzerine bu işin giderini yıkabilirsiniz. Az önce Başkan işçi alacaklarının ayrıcalıklı alacaklardan olduğundan bahsetti. Bu sebeple bu kapsamda mütalaa edilemeyeceğini söyledi ama öyle değil -yani işçi sınıfı içinde çalışma sürdüren, sendikacılık yapmış pek çok arkadaş var, bunlar bilirler- işçi alacaklarının üzerine yatmanın en iyi yöntemi firmayı kapatmak ve gitmektir. Bunlar bulunana kadar, oradan hesap sorulana kadar zaten dünya kadar zaman geçer. Burada da işler çok açık bir biçimde banka alacakları garantiye alınırken, işçi alacaklarının önüne finans kuruluşlarının alacakları geçirilirken, işçi alacakları yok sayılırken zannediliyor ki ya da varsayılıyor ki gerçekten burada sorun çözücü bir yasa söz konusu olacak.

Bu yasa teklifi iyi niyetli değil, velev ki iyi niyetli olsaydı bile değerli arkadaşlar; milyonlar aç, işsiz, yarınsızken, bir gecede üç yıllık asgari ücreti bir otelin bir odasına verecek AKP muhibbi medya unsurları varken, icralar, iflaslar durmaz. Günlerdir tartıştığımız şey bir mafyanın siyasallaşması değil de devletin, siyasetin, iktidarın hatta medyanın mafyalaşmasıysa, düzenin adı bir mafya ve çete düzeni hâline gelmişse, böyle inzibati tedbirlerle, böyle makyajlamalarla bu icra ve iflas sorunları çözülemez. Demokrasi yok edilmiş ise, HDP’ye kapatma davası açılması şovenist naralarla karşılanıyorsa icra, iflas sorunları böyle tedbirlerle çözülemez.

Ziraat Bankasından, Halkbankasından, Vakıflar Bankasından paraları hortumlayanlar arkalarına dönüp bakmaya dahi tenezzül edemiyorsa böyle bir toplumda, böyle yasalarla işler düzenlenemez. Zaten iktidarın da böyle bir derdi yok. Bakın, ben size ispatlayacağım böyle bir derdinin olmadığını. BDDK verilerine göre 128 milyar lira geçen sene borcu olan çiftçilerin bu sene bu borcu 142 milyar liraya çıktı. Şimdi, bir yapılandırma yasası çıktı değil mi nisan ayında? Buna göre bir yapılandırma yapılacak fakat bu borçlar hariç, yalnızca Tarım Krediye olan 9,3 milyar lira yapılandırılacak. Fakat bu yapılandırmada şöyle olacak, çiftçiye: “Kardeş, önce gel şu borcunun bir yüzde 30’unu ver bakalım peşin, ondan sonra yüzde 12 senden, yüzde 6 maliyeden olmak üzere yüzde 18’le kalanı ben faizle üç yıla eşit taksite yayacağım.” diyor. Şimdi, kuraklık var, pandemi var, girdi fiyatları almış başını gidiyorken çiftçiye dönüp de “Yüzde 30’unu peşin ver.” demek ne demek, biliyor musunuz? “İcra ve iflasları kökleyelim.” demek “Dibine kadar bunlar gitsin.” demek “İyice artsın.” demek. Bu yasa neyi amaçlıyor, o yapılandırma neyi amaçlıyor?

Şimdi, bu işin bir mantığı yok tabii “Bu 9,3 milyar içerisinden yüzde 30’u -yani 324 milyon dolara tekabül eder bu- hemen ödenmezse bunlar hakkında cezaevi de söz konusu olacak.” diye yasaya dercedilmiş durumda. Demirören’in 750 milyon doları tokatladığını, yine, Çalık’ın 2 bankadan 750 milyon doları tokatladığını ve bankaların ne de bu sermayedarların geri dönüp bakmadığını hepimiz biliyor muyuz? Evet, biliyoruz. Cengiz’e 30 defa vergi indirimi yapıldığını hepimiz biliyor muyuz? Evet, biliyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

RIDVAN TURAN (Devamla) - E, kardeşim, bu gariban küçük ve orta ölçekli çiftçinin kabahati ne? Alma. Al, sana icra ve iflas sorununu ortadan kaldırdın. Bunu espri olsun diye söylemiyorum, biz bunu gerçekten savunuyoruz. Faizlerin ortadan kaldırılması ve eşit taksitlere bölünmesi biçiminde değil, küçük ve orta ölçekli çiftçinin devlete olan borcu kamu borcu olarak yazılmalıdır. Cengiz’e o kadar vergi bağışlaması yaparken, bu sermayedarlara halkın milyon dolarlarını aktarırken dönüp bakmıyorsun da 3 gariban çiftçi mi söz konusu olduğunda bunu affedemiyorsun? Bu çiftçiler bu sermayedarlardan daha mı az kıymetli? Bu insanların sorunları bu sermayedarlardan daha mı az? Bu sebeple, bu söz konusu yasa icra dosyalarını azaltmaya, bu konuda bir çözüm bulmaya aday değildir; aday olsaydı nisanda yapılmış olan yasa ile bunun çelişmemesi gerekirdi.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

          Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 266 sıra sayılı İcra ve İflas Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 4’üncü maddesi ile 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 296’ncı maddesinin birinci fıkrasına eklenen cümledeki “nedeniyle” ibaresinin “yoluyla” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                    Süleyman Bülbül                                             Rafet Zeybek                                               Alpay Antmen

                                             Aydın                                                          Antalya                                                         Mersin

                                                 

                                        Zeynel Emre                                               Faruk Sarıaslan

                                            İstanbul                                                        Nevşehir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ OĞUZHAN KAYA (Çorum) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talep eden Aydın Milletvekili Sayın Süleyman Bülbül.

Buyurun Sayın Bülbül. (CHP sıralarından alkışlar)

SÜLEYMAN BÜLBÜL (Aydın) – Sayın Başkan,  değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Bugün Ankara Adliyesine gittik. 10 Ekim 2015’te bir katliam olmuştu, Gar katliamı; onun davası görüldü, altı yıldan beri devam ediyor. Soma’da katliamın davası yedi yıldan beri devam ediyor. Suruç katliamı, o da altı yıldan beri devam ediyor. Çorlu tren kazası 2018 yılında oldu, hâlen devam ediyor. Cumartesi Anneleri oğullarının kemiklerini arar hâle geldi, faili meçhullerle ilgili dava hâlen devam ediyor. Arkadaşlar analar, babalar adalet arıyor, vatandaş adalet arıyor. Adaleti nerede arıyor? Adaleti olmayan ülkemizde arıyor.

Bakınız, size yargıdan örnekler vereceğim, Türkiye’de adaletin olmadığı, yargının bağımsız olmadığı, yargının siyasallaştığına ilişkin örnekler vereceğim: Bir hâkim, bir savcı yasa temelli ya da özgürlükçü bir yasa, özgürlükçü bir karar ortaya koyduğu zaman hemen akşam valizini hazırlıyor. Neden? Bir gün sonra sürgüne gidiyor. Örnekler mi? Örnek çok. Alanya Ağır Ceza Mahkemesi hâkimi Ali Dursun Turan uyuşturucu davasında ceza alan sanık için verilen cezayı adaletli bulmamış, muhalefet şerhi koymuş, muhalefet şerhi de şu arkadaşlar: “Mafya liderleriyle dans eden birtakım siyasilerin yakınlarının adının uyuşturucu iddialarına karışmasına rağmen haklarında soruşturma dahi açılmıyor, buna karşılık daha az suç işleyen sanıklara daha ağır cezalar verilmesin.” dediğinden dolayı bir gün sonra Siirt’e sürülüyor. Viranşehir Cumhuriyet Savcısı Eyüp Akbulut, salgın tedbirleriyle ilgili verilen cezaların kanunlara, Anayasa’ya uygun olmadığını ileri sürüyor, bu konuda açıklama yapıyor, hemen tedbiren görevinden alınıyor ama diğer yandan bazı iş adamı ya da iş insanı kılıklı insanlarla iş yapan, iş yaptığı iddia edilen yargı çevreleri var. Tabii, bunlar iddia ama bazı gerçekler de ortada.

Bakınız arkadaşlar, 30 Eylül 2020, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, 14 kişi ve Sezgin Baran Korkmaz hakkında, MASAK’ın vermiş olduğu rapor gereğince mal varlıkları üzerinde tedbir kararı talep ediyor, 10. Sulh Ceza Hakimliği tedbir kararı veriyor, ondan sonra yurt dışına çıkış yasağı konuluyor. 5 Kasım 2020’deyse MASAK -nedendir- bir ay içinde kararını değiştiriyor, Sezgin Baran Korkmaz’ın servetinin suç teşkil eden kara para aklamanın içine girmediğine ilişkin bir karar alıyor, rapor hazırlıyor ve 5 Kasımdan -hayret- bir gün sonra, 6 Kasım 2020’de İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı yurt dışı yasağının kaldırılması ve aynı zamanda mal varlığı üzerinde tedbir kararının kaldırılması için başvuruda bulunuyor. Hemen 17. Sulh Ceza Hakimliği ve 7. Sulh Ceza Hakimliği karar alıyor, mal varlığı üzerinde tedbir kalkıyor ve sonra da yurt dışı yasağı kalkıyor. Sonra ne oluyor arkadaşlar? Bu kişi 5 Aralıkta -nedendir- yurt dışına gidiyor, 5 Aralıkta. Ondan sonra da 29 Aralık 2020’de, bu Sezgin Baran Korkmaz denen vatandaş ve 19 kişi hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı gözaltı kararı alıyor ve bunun hakkında soruşturmaya devam ediyor. Arkadaşlar, o tarihte, bu işlerin olduğu tarihte kim İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı? Yargıtayda bir gün dahi oturmadan şu anda Anayasa Mahkemesi üyesi olan İrfan Fidan; ilginçtir, ilginçtir. (CHP sıralarından alkışlar) O zaman bu soruşturmayı yapan Cumhuriyet Başsavcı Vekili kim? Şu anda Adalet Bakan Yardımcısı Hasan Yılmaz. Ya, arkadaşlar, sonra çıkmış “İddialar var, iddialar var, iddialar var…” İlginç bir şey daha var, iki gün önceden beri konuşulan bir iddia var. Ankara İdare Mahkemesi Başkanı hakkında bu vatandaşın otelinde kalmasıyla ve bazı hâkim, savcılara yönelik hediyeler verildiğiyle ilgili iddialar ortaya çıktı. Ya, arkadaşlar, bu vatandaş hakkında, bu “iş insanı” denilen vatandaşla ilişkiler konusunda… HSK’nin Başkanı kim? Adalet Bakanı. HSK ne yapar? Bu hâkim ve savcılar hakkında araştırma yapmaz mı? Bu hâkim ve savcıların verdikleri kararlar, gittikleri yerler araştırılmaz mı?

Buradan Adalet Bakanına sesleniyorum: HSK’yi harekete geçirsin; HSK Başkanı olarak, bu hâkim ve savcılar hakkında soruşturmalar yapsın. Ama, heyhat, böyle bir şey mümkün mü? Çünkü Türkiye’de saray talimatlı yargı var; Türkiye’de yargı tarafsız değil, yargı bağımsız değil.

Ya, arkadaşlar,  biz FETÖ borsasını burada konuşmadık mı?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Konuştuk.

SÜLEYMAN BÜLBÜL (Devamla) – Hangi savcı, hangi hâkim hakkında işlem yapıldı? Nerede hukuk, nerede adalet, nerede demokrasi?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Yok!

SÜLEYMAN BÜLBÜL (Devamla) – Analar ağlıyor, babalar ağlıyor, çocuklarının kemiklerini arıyorlar; faili meçhullerden geçilmiyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım Sayın Bülbül.

SÜLEYMAN BÜLBÜL (Devamla) – Demokrasi, özgürlükler bir tarafa çıkmış; Sayın Adalet Bakanı savcıları resen harekete geçirmiyor, HSK Başkanı olarak iş yapmıyor. Ya, CMK 160 açık, TCK 279 açık; resen soruşturmaya girilecek ama heyhat… Bu ülkenin hâkimleri, savcıları nerede diye soruyorum ama bu memlekette hâkim teminatı var mı arkadaşlar, savcı teminatı var mı, bu memleket hukuk devleti mi, demokrasi ve özgürlükler var mı?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Yok, kalmadı.

SÜLEYMAN BÜLBÜL (Devamla) – Biz iktidara geleceğiz, bu memlekete demokrasiyi getireceğiz, özgürlükleri getireceğiz, hukuk devletini getireceğiz, yargı bağımsızlığını getireceğiz ve hep birlikte getireceğiz. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

Teşekkür ederim Sayın Başkan. (CHP sıralarından alkışlar)                                             

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

4’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 4’üncü madde kabul edilmiştir.

Birleşime on beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 18.32                 

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 19.01

BAŞKAN: Başkan Vekili Haydar AKAR

KÂTİP ÜYELER: Emine Sare AYDIN (İstanbul), Şeyhmus DİNÇEL (Mardin)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 89’uncu Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

266 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon yerinde.

5’inci maddede 3 önerge vardır.

İlk önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 266 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 5’inci maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

 

                              Mahmut Celadet Gaydalı                                      Şevin Coşkun                                               Kemal Peköz

                                              Bitlis                                                              Muş                                                             Adana

 

                                      Hasan Özgüneş                                              Rıdvan Turan                                          Hakkı Saruhan Oluç

                                             Şırnak                                                          Mersin                                                         İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ OĞUZHAN KAYA (Çorum) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talep eden Muş Milletvekili Sayın Şevin Coşkun.

Buyurun Sayın Coşkun. (HDP sıralarından alkışlar)

ŞEVİN COŞKUN (Muş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; teklifin 5’inci maddesi üzerine söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu ve ekranları başında bizi izleyen tüm halklarımızı selamlıyorum.

Diğer yasalarda olduğu gibi, bu teklifte de sermayeyi koruyan düzenlemelerle sadece halklara, işçilere zarar vermektesiniz. Derinleşen ekonomik krizin bir sonucu olarak icra dairelerindeki dosyalar artmıştır. Yılın ilk iki ayında 18.047 adet çek karşılıksız çıktı. 1 Ocak-26 Mart tarihleri arasında icra ve iflas dairelerine 1 milyon 930 bin yeni dosya daha eklendi. Yolsuzluk artıyor, yoksulluk artıyor, insanlar açlıktan intihar ediyor. Bunun üzerine gitmeyen iktidar, yine, sermayeyi kollayan yasalar çıkarmaya devam ediyor.

Değerli milletvekilleri, konuşmama, Mahmur mülteci kampından bahsederek devam edeceğim. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 1 Hazirandaki açıklamalarından sonra Mahmur mülteci kampı hedef alındı. En son 5 Haziranda “operasyon” adı altında yapılan saldırı, sivillerin yerleşim alanına oldu. Basına yansıyan bilgiler ve görüntülerde Mahmur mülteci kampına yönelik saldırı, çocukların futbol oynadığı sahanın olduğu etrafında park, okul ve evlerin yer aldığı bir alana yönelik gerçekleşmiştir. O saatte parkta ve etrafta kimsenin olmaması sayesinde can kaybı yaşanmamıştır. Mahmur mülteci kampında 1990’lı yıllarda bu devletin uyguladığı zulüm nedeniyle köylerini, kentlerini terk etmek zorunda kalan binlerce kadın, genç, yaşlı ve çocuk bulunuyor. Topraklarından yüzlerce kilometre uzakta ve sığınmacı durumunda olan bu halk yine hedefte. 2014 yılında IŞİD saldırısına maruz kalan Mahmur kampındaki mültecilere yönelik bugün yaptığınız saldırılar insanlığa ve orada yaşayan halka zulüm değil midir? Roboski’de 34 yurttaşın öldürüldüğü gibi, bugün de Mahmur kampına yapılan bu saldırılar da Kürt halkına karşı yürüttüğünüz düşmanlık politikasının bir devamıdır. Geçen yıl nisan ayında da Mahmur kampına yapılan saldırıda koyunlarını otlatmaya giden 3 kadın yaşamını yitirmişti. Bugün yine, sivillerin hayatı “operasyon” adı altında büyük bir tehlikeyle karşı karşıya.

Değerli milletvekilleri, size Mahmur kampında kalan mültecilerden bahsedeceğim. Bu halk, 1991-1992 yılları arasında bölgedeki yoğun çatışmalar nedeniyle aileleriyle birlikte sınırdan Irak Kürdistan bölgesine geçmişlerdir ve mültecilik başvurusunda bulunmuşlardır. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği tarafından Mahmur’da bir mülteci kampı kurulmuş ve kendilerine mülteci statüsü tanınmıştır. Hâlen bu kampta 10 bini aşkın kişi yaşamaktadır ve bunlar sivildir. Bu kişilerin güvenli bir şekilde Türkiye’ye dönmeleri için 1994 yılından itibaren Birleşmiş Milletler, Irak ve Türkiye arasında üçlü görüşmeler yürütülmüş olsa da geri dönüş için hukuki, ekonomik ve sosyal güvencelerin sağlanması yönünde sorunlar aşılmadığı gibi anlaşma da uygulanmamıştır. Türkiye, kampın boşaltılmasını istemiştir. Can güvenlikleri nedeniyle ülkelerinden ayrılmak zorunda kalan ve mülteci konumunda olan yurttaşlarımız üzerinden spekülasyonlar yaratılmak isteniyor. Kampta yaşayan genç, yaşlı, kadın, çocuktan oluşan 10 bini aşkın sivilin yaşam alanına yönelik saldırılar algı operasyonlarıyla meşrulaştırılmaya çalışılıyor.

Türkiye’nin 2015 yılından bu yana Irak Kürdistanı bölgesine yönelik yaptığı operasyonlarda çok sayıda sivil hayatını kaybetmiş, onlarcası yaralanmıştır. Güvenlikçi ve çatışmacı politikalarınız sonuç vermeyecektir. Doğru olan, Kürt sorunun demokratik ve barışçıl çözümüne yoğunlaşmaktır; aksi, size kaybettirecektir çünkü Türkiye’de ve Orta Doğu’da Kürt halkının iradesini yok sayan hiçbir iktidar başarılı olamamıştır, bundan sonra da olamayacaktır.

Genel Kurulu selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 266 sıra sayılı İcra ve İflas Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 5’inci maddesiyle 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 297’nci maddesinin ikinci fıkrasında yapılan değişiklikteki “yapılan” ibaresinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

 

Süleyman Bülbül                                                                                                                 Rafet Zeybek        Alpay Antmen

        Aydın                                                                                                                                Antalya                                                     Mersin

Hüseyin Yıldız                                                                                                                   Faruk Sarıaslan       Zeynel Emre

      Aydın                                                                                                                                 Nevşehir               İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ OĞUZHAN KAYA (Çorum) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talep eden Aydın Milletvekili Sayın Hüseyin Yıldız.

Buyurun Sayın Yıldız. (CHP sıralarından alkışlar)

HÜSEYİN YILDIZ (Aydın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tabii bu kanun geldiğinde, baktığımızda Türkiye'de 22 milyon icralık dosya var, halkın yüzde 40’ı açlık sınırının altında yaşıyor. Bu nedenle bu yasanın ne kadar doğru olup olmadığını kamuoyunuza sunuyorum.

Ama önemli olan bir konu daha var Aydın’la ilgili. Ben beş yıldan beri burada Aydın-Denizli otoyoluyla ilgili defalarca gündeme getirdim. Bu yol için 2002’de, siz iktidara geldiğinizde, ilk seçimde taahhütte bulunmuştunuz. Aydınlılara, devlet tarafından yapılacağının ve devlet yolu olacağının bir müjdesini verdiniz. Aradan tam yirmi yıl geçti, yirmi yıl sonra yap-işlet-devret modeli olarak bu yolun ihalesini yaptınız. Tabii bu yol ihalesi yapılmadan önce değerli AK PARTİ’li milletvekilleri burada, herhâlde bu işi bilenler var, ilk önce yolun projesi çizilir, maliyeti çıkarılır ve ondan sonra ihalesi olur, bu her yerde geçerlidir. Bu yol ihale edildikten sonra, yap-işlet-devret modeli olarak yaptıktan sonra biliyorsunuz, yaklaşık iki ay önce bu firma için özel bir kanun getirdiniz buraya. İki yıl önce yapılan bir ihaleye Karayolları Genel Müdürü kefil olmuştu, bu kefilliği kabul etmediler, bu Mecliste tekrar bu firmaya Ulaştırma Bakanı yani hazine kefil olsun diye yeni bir kanun çıkardınız. Peki, bu firma gidip krediye müracaat etti mi? Ediyor gibi gösteriyorlar çünkü orada bir madde var, madde ne? Diyor ki: “Ben krediye müracaat edeceğim, bu parayı alacağım, parayı aldıktan sonra işe başlayacağım, sürem üç yıl.”

Şimdi bir; istimlak edilmeden, krediye müracaat etmeden bu firma şu an Denizli'de başladı ve bizim Aydın Buharkent, Kuyucak bölgesine doğru geliyor. Geldiğinde istimlak parasını ödedi mi köylülere? Vermedi arkadaşlar, bir kuruş dahi vermedi.

İki; gasbediyor, gelip vatandaşımızın zeytinini, incirini kesiyor. Onlar yetmiyormuş gibi bu yol üzerinde tam 47 tane köyümüz var. Eskiden köydü, Büyükşehir Yasası’nı çıkardınız sizler, mahalle oldu. 3 milletvekili -Bülent Tezcan, Süleyman Bülbül ve Hüseyin Yıldız- olarak, Büyükşehir Belediye Başkanımız olarak bu köylerin hepsini gezdik geçen hafta, beraber oturduk. Köylüler ne istiyor? Köylü     -Kuyucak Çamdibi köyü- diyor ki: “On yıl önce bizi Nazilli’ye çağırırken dediler ki: ‘Köyün üst tarafında, dağ yamacında herhangi bir şey yapmayın çünkü buradan yol geçecek.’ Biz de evlerimizi aşağı doğru yaptık. Şimdi bu firma kendi kafasına göre bu yolun gidişatını, eski projesini iptal ediyor; bu yolu, kendi kafasına göre, bu 47 tane köyün tam merkezinden geçiriyor.” Sebebi: Bu firma maliyeti düşürmek için ve bütün bürokratlarla iş birliği yaparak… Tekrar ediyorum çünkü şu an senin Karayolları Bölge Müdürün, Genel Müdürün, Ulaştırma Bakanın bu firmanın taşeronluğunu yapıyor, bu firmanın taşeronluğunu yapıyor. (CHP sıralarından alkışlar) Ve bu firma şu an 47 tane köyün tam merkezinden geçirerek bizim Aydın’daki bütün  o verimli toprakları gerçekten talan ediyor değerli arkadaşlar, elinizi vicdanınıza koyun. Şimdiye kadar yandaş müteahhitlere verdiniz ama bu sefer de yüzünüzü biraz halka dönün arkadaşlar, sizden rica ediyorum; gönderin milletvekillerinizi, o köylülerle bir oturun, konuşun. Koskoca Buharkent, Kuyucak, Nazilli, Efeler… Gidin oturun, “Vatandaş ne istiyor, dertleri ne?” diye bir sorun arkadaşlar. Hep yandaşa çalışmayın, hep milyar doları birilerine kazandırmayın, hortumu biraz da halka doğru uzatın. Bu işin gerçeği bu.

Değerli arkadaşlar, bakın, size bir örnek vereyim, şunu diyor Karayolları: “Şurada herhangi bir yapı yapmayın.” Yapmıyor bu köylü, yapmıyor; on yıl önce söylüyor, eyvallah! Gelip köyünü buraya yapıyor, damını, evini, her şeyini; şimdi diyor ki: “Hayır. Ben burada şu dağı delersem maliyeti bana yüksek. Ben senin bu köyünü yarıp gideceğim içten, buradan.” Gönderiniz milletvekillerinizi, gönderin oraya, bu köylü ne istiyor…

Arkadaşlar, Aydın ile İzmir arasına otoyol yapıldı, Cengiz Altınkaya Ulaştırma Bakanıydı; İzmir’de, Bornova’da 300 tane apartman yıkıldı ama bütün vatandaşları topladı oraya, konuştular, ikna ettiler; onları da mağdur etmeyecek şekilde yol yaptılar. Biz yola karşı değiliz, o köylüler de yola karşı değil.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Yıldız, tamamlayalım lütfen.

HÜSEYİN YILDIZ (Devamla) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

O köylüler de diyor ki: “Bizim verimli arazimizden geçmesin, daha önce, on yıl önce yapılan projede gitsin.”

İki, Buharkent’te yine toplantı yaptık -sizin belediye başkanınız orada, Kuyucak’ta yine belediye başkanınız var, sorabilirsiniz- Buharkentliler diyor ki: JES’lerle ilgili ovamızın yarısını işgal ettiniz. Şimdi, bu yolu tam ovanın merkezinden geçiriyorsunuz, komple ova gidiyor. Türkiye'nin en iyi  sebzesi bizim Buharkent Ovası’ndan çıkıyor arkadaşlar. Sizin yediğiniz domates, biber, patlıcan, fasulye, bamya, börülce bunların hepsi bizim Buharkent ve Kuyucak ovalarında size ulaşıyor arkadaşlar. Zaten büyükşehir yasasını çıkardınız, buradaki vatandaşlarımızı, köylüleri perişan ettiniz; bir de yolu geçiriyorsunuz, o köylüler nereye gidecek?

Yine, bir kızımız var 16 yaşında, ne diyor biliyor musunuz? “Benim babam öldü; 2 kız kardeşiz, 1’i 16 yaşında, 1’i 14 yaşında. 10 dönüm zeytinliğim var, bütün geçimim bu ama yolu -aksilik- köyün içinden geçirdikleri için benim 10 dönüm zeytinliğimin 5 dönümünü alıyor, geriye kalan 5 dönümde de zaten zeytin verme şansı olmaz.” diyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Yıldız.

HÜSEYİN YILDIZ (Devamla) – Burada ben özellikle AK PARTİ milletvekillerine çağrı yapıyorum: Bir Aydın’a gelin, Aydın’daki vatandaşlarımızla görüşün, ona göre yolunuzu yapın. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan İcra ve İflas Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 5’inci maddesinde yer alan “değiştirilmiştir” ibaresinin “yeniden düzenlenmiştir” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

               Fahrettin Yokuş                        Dursun Müsavat Dervişoğlu

                       Konya                                                İzmir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ OĞUZHAN KAYA (Çorum) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Konya Milletvekili Sayın Fahrettin Yokuş.

FAHRETTİN YOKUŞ (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Ülkemizde ağaç kesimi ağaç katliamına dönüşmüştür. Kesilecek ağaçların belirlenmesi, kesilmeyip yetişmesi beklenen ağaçların tespit edilmesi uzmanlık gerektiren bir iştir. Eskiden orman köylülerimize orman kesiminde hem öncelik hem de teknik destek sağlanırdı ancak AK PARTİ iktidarı boyuncu orman köylülerine verilen desteğin giderek azalması, üretimin orman köylüsünden alınarak dikili kesim yöntemiyle müteahhit veya tüccarlara ihale yoluyla verilmesi, daha da kötüsü, ORKÖY Genel Müdürlüğünün kapatılması rantiyeci anlayışınızın açıkça ortaya koyduğu bir sonuçtur.

Üretimde kesilecek ağacın tespiti ve damgalama yetkisinin tüccara verilmesi ormanlarımıza en büyük katliam ve zarar olmuştur; bu, kabul edilebilir bir durum değildir. Tüccar, kesime uygun olup olmadığına bakmaksızın kâr amacıyla ağaçları kesecek, kestiği ağaca damga vuracak ve istediği yere satacak. Şimdi soruyorum sizlere: Böyle bir uygulama cinayet değil midir?

Bu yıl, geçen yıla göre orman kesim planlaması, ağaç kesim planlaması 3 katına çıkarıldı. Anlaşılan o ki, devlet bütçesinde para kalmadı, gözü ormanlarımıza diktiniz. Sonunda ormanlarımızı da tüketme kararınız var herhâlde.

Değerli milletvekilleri, Türkiye günlerdir orman yangını haberleriyle sarsılıyor. Kuraklığın da etkisiyle yurdun dört bir köşesinde peş peşe yangınlar çıkıyor; Antalya’da, Datça’da, Artvin’de, Manisa’da, Mersin’de, Osmaniye’de, Pamukkale’de, İzmir’de ormanlar alev alev oluyor. Elâzığ’daki yangın beş altı gündür devam ediyor. Yangın söndürme ekipleri karadan, canla başla, tek bir ağaç yanmaması için olağanüstü mücadele veriyor ancak son on gündür, tüm çabaya rağmen, mücadelede istenilen başarı elde edilemiyor. Neden acaba? Çünkü yangın söndürme uçaklarımız yok. Nerede bu uçaklar? “Atta”ya gitti. Nerede bu uçaklar? Rusya’da kaldı, bir türlü gelemedi.

Şimdi, Elâzığ halkı diyor ki: “Yahu altı yedi gündür Elâzığ Arıcak Çevrecik köyünde yangın devam ediyor.” Şu ana kadar, 8 Hazirana kadar Türkiye’mizde 1.013 dekar orman yandı ama uçak yok. Güya Tarım ve Orman Bakanımız anlaşma yaptı, Rus firmasıyla anlaşma yaptı. Anlaşmaya göre, 1 Hazirandan itibaren uçaklar Türkiye’de olacak, 3 tane uçak gelecek ve yangın söndürecek; yok. Kardeşim, niye Türk Hava Kurumu uçaklarını kullanmıyorsunuz? Onlar yerli ve millî. “Biz yerli ve millî iktidar olduğumuz için Rusya’ya para kazandırmamız lazım.” Şu anda 203 milyar Türk lirasına anlaştığınız uçaklar nerede? Yangınlar devam ederken siz neredesiniz? Mesela, Pakdemirli nerede, Sayın Pakdemirli nerede, piyasada var mı? Şimdi, bunun hesabını kime vereceksiniz? Ormanlar yanıyor, ülke yanıyor, çevre katliamı her yerde devam ediyor ama ortada ne Hükûmet var ne Bakan var. Ve diyorsunuz ki: “Biz bu ülkeyi yönetiyoruz.” Hadi oradan be!

İSMAİL KAYA (Osmaniye) – Çok da güzel yönetiyoruz.

FAHRETTİN YOKUŞ (Devamla) – Ucube sistemle artık yönetim zafiyetinizi siz de biliyorsunuz. Allah aşkına, ormanlarımızı yakmaktan, sularımızı kurutmaktan, denizlerimizi kurutmaktan kurtulmamız için, bu bereketsiz iktidarınızdan kurtulmamız lazım çünkü siz gittiğinizde ülkeye vallahi de billahi de bereket gelecek.

İSMAİL KAYA (Osmaniye) – Kimin kuruttuğu belli.

 FAHRETTİN YOKUŞ (Devamla) – Artık yeter ya, kuruttunuz memleketi, biraz daha kalırsanız orman diye, su diye, deniz diye memlekette bir şey kalmayacak. Gerçi bahaneniz hazır “Dış güçler denizi kuruttu.” “Dış güçler ormanı yaktı.” ya da “Yirmi yıl önceki iktidarlar yaptı.” Siz masumsunuz her zamanki gibi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FAHRETTİN YOKUŞ (Devamla) – Ama bu millet artık gerçeği görüyor, onun için sizden kurtulacak.

Hoşça kalın. (İYİ Parti ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 5’inci madde kabul edilmiştir.

Sayın Gültekin…

 

 

 

SELİM GÜLTEKİN (Niğde) – Teşekkürler Sayın Başkan.

2020 yılı kırsal kalkınma destekleri kapsamında Niğde’mize toplam 160 adet proje için 58 milyon TL hibe tahsis edilmişti. 2021 yılında da Kırsal Kalkınma Yatırımlarının Desteklenmesi Programı 14’üncü Etap kapsamında Niğde’miz, 173 adet altyapı ve 34 adet ekonomik yatırım olmak üzere toplam 207 adet kırsal kalkınma projesiyle 81 il arasında en yüksek hibe tutarıyla 1’inci sırada yer alarak Niğde’mize toplam 64 milyon 353 bin TL tahsis edilmiştir. Yatırımcılarımıza hayırlı olsun.

Üreticilerimizi modern tarımla buluşturarak üreticilerimizin hem kalkınmalarını hem de daha iyi koşullarda üretim yapmalarını sağlayacak çelik silo, soğuk hava deposu, büyükbaş ve küçükbaş hayvancılık için yatırımlar gibi projelere desteklerini her daim veren Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a, Tarım ve Orman Bakanlığımıza, Niğde Tarım İl Müdürümüz Asım Baş’a ve kurum çalışanlarımıza emekleri için teşekkür ediyor, Gazi Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

 

1.Çorum Milletvekili Oğuzhan Kaya ve 49 Milletvekilinin İcra ve İflas Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/3592) ve Adalet Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 266) (Devam)

BAŞKAN – 6’ncı madde üzerinde aynı mahiyette 3 önerge vardır, okutup birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 266 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 6’ncı maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                              Mahmut Celadet Gaydalı                                        Hüda Kaya                                                  Kemal Peköz

                                              Bitlis                                                           İstanbul                                                          Adana

                                      Hasan Özgüneş                                              Rıdvan Turan                                          Hakkı Saruhan Oluç

                                             Şırnak                                                          Mersin                                                         İstanbul

                                     Nusrettin Maçin

                                           Şanlıurfa

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

                            Dursun Müsavat Dervişoğlu                                     Hüseyin Örs                                                          

                                              İzmir                                                          Trabzon                                                              

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

                                    Süleyman Bülbül                                            Alpay Antmen                                               Zeynel Emre

                                             Aydın                                                           Mersin                                                         İstanbul

                                        Rafet Zeybek                                            Burhanettin Bulut                                           Faruk Sarıaslan

                                            Antalya                                                          Adana                                                         Nevşehir

 

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ OĞUZHAN KAYA (Çorum) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerine ilk söz Şanlıurfa Milletvekili Sayın Nusrettin Maçin’e ait.

Buyurun Sayın Maçin. (HDP sıralarından alkışlar)

NUSRETTİN MAÇİN (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biz, bugün, icrayla ilgili bazı kanunları konuşuyoruz. Aslında konuştuğumuz meselenin çok ayrıntısı. Bu Meclisin bu ülkenin temel gündemlerini konuşması lazım. AKP iktidarının, tek adam rejimiyle birlikte bu ülkede burjuvanın, demokrasinin bütün normlarını ortadan kaldırarak; yargı, yasama, yürütme organlarını tek adam yetkisine devrederek kurdukları bu sistem özü itibarıyla suç üreten bir sistem hâline geldi.

2015 ve 2021 dönemi sürecinde Türkiye’de gerçekten büyük suçlar işlendi; bu suçların hiçbirisi yargıya sevk edilmedi, hiçbirisinde adalet yerini bulamadı. En başta şunu söyleyeyim: Roboski katliamının, Suruç katliamının, Ankara Gar katliamının hesabı sorulmadan bu ülkede kimsenin demokrasiden, hukuk devletinden bahsetmemesi lazım. Bir yerde hukuk yoksa, demokrasi yoksa, düşünce özgürlüğü yoksa, ifade özgürlüğü yoksa oradaki sistem ya diktatörlüktür ya da faşizmdir. Biz çok açık ve net söylüyoruz: 2015 sonrası -ister diktatörlük deyin ister faşizm deyin- bu ülkede en başta Kürtlere, Alevilere, işçi ve emekçilere karşı bir düşman politikası izlenildi; bu yetmedi, aynı zamanda bunlara karşı suç işleyen mekanizmalar oluşturuldu. Bunun başında mafya, devlet ve siyaset ilişkisi bir darbe mekanizmasını oluşturarak bu ülkede bütün suçlar bu mekanizma tarafından işlenmektedir. Şimdi bir düşünün, bir savaş uçağı Roboski köylüsünü bombalıyor -ya, bu ülkenin uçağı kalktı- buna emir veren birileri var, bir emir komuta zinciri var, hesap sorulamıyor. Suruç’ta katliam oluyor, hesap sorulmuyor; Ankara Garı’nda katliam oluyor, hesap sorulmuyor. Bunun temel nedeni mafya-devlet-siyaset ilişkisinin darbe mekanizmasıyla kirli ilişkileri yürüten bir sisteme dönüşmesinden kaynaklıdır. Bugün itiraf eden mafya lideri diyor ki: “Gazeteciyi öldürdük.” Bütün söyledikleri doğru çıkıyor ama kimse araştırıp soruşturulmuyor. Şimdi, kaçakçılık yapıldığını söylüyor, kimse araştırılıp soruşturulmuyor. Bu ülkede sadece mafya dediğimiz uyuşturucu kaçakçılığı yapan bir teşkilat yok arkadaşlar, bu ülkede hem uyuşturucu kaçakçılığı var hem emlak mafyası var hem insan kaçakçılığı var. Eğer gerçekten bir demokrasi olmuş olsaydı, bu Mecliste muhalif olan kanadın soru önergeleri, araştırma önergeleri kabul edilmiş olsaydı bugün, biz, 22 bin esnafın icrasıyla yüz yüze gelemezdik. Bugün toplumda gelinen nokta nedir biliyor musunuz? İşsizlik, açlık, yoksulluk, intihar çok normal ve olağan bir hâl almıştır. Bunun sebebi, bunun nedeni bu suç mekanizmasının devrede olmasıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)           

NUSRETTİN MAÇİN (Devamla) – Ne zaman ki biz halk demokrasisinden bahsetmiyoruz, biz emek demokrasisinden bahsetmiyoruz, biz sosyalist demokrasiden bahsetmiyoruz, biz burjuva demokrasisinden bahsediyoruz? Burjuva demokrasinin kırıntılarını dahi bu sistem ortadan kaldırdı. Onun için ülkenin geleceği karanlıktır. Ülke, iç ve…

BAŞKAN – Evet, teşekkür ediyoruz Sayın Maçin.

NUSRETTİN MAÇİN (Devamla) – Bir dakika.

BAŞKAN – Geç kaldınız, bir dakikayı kullandınız zaten.

Buyurun, teşekkür ediyoruz.

NUSRETTİN MAÇİN (Devamla) – O zaman son sözümü söyleyeyim.

BAŞKAN – Buyurun.

NUSRETTİN MAÇİN (Devamla) – Bakın, arkadaşlar, Diyarbakır-Silvan yolu üzerinde her gün İran’dan, Afganistan’dan yüzlerce insan getirilip Ambar Çayı’nda bırakılıyor, oradan üçer kişilik, beşer kişilik, onar kişilik gruplar hâlinde kent merkezine geliyor. Ya, bu devletin istihbaratı yok mu?

BAŞKAN – Sayın Maçin, devam edecek misiniz daha?

NUSRETTİN MAÇİN (Devamla) – Bitiriyorum.

BAŞKAN – Buyurun, bitirelim o zaman.

NUSRETTİN MAÇİN (Devamla) – Şunu demek istiyorum: Bu suç mekanizması bu sistemden kaynaklıdır. Mafya kaçakçılığı da uyuşturucu kaçakçılığı da insan kaçakçılığı da bu sistemle ortadan kaldırılamaz ancak düşüncelerin özgür olduğu parlamenter bir sistemde bu suçlardan hesap sorulabilir. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Maçin.

Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde diğer konuşmacı Trabzon Milletvekili Sayın Hüseyin Örs.

Buyurun Sayın Örs. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

HÜSEYİN ÖRS (Trabzon) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri;

kanun teklifinin 6’ncı maddesi üzerinde partim adına söz aldım. Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, ilgili maddeyle konkordatonun tasdik edilmemesi ve borçlunun iflasının düzenlendiği 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 308’inci maddesine fıkra eklenmektedir. Buna göre, konkordato süreci iflasla sonuçlandığı takdirde iflas kararını veren mahkeme tasfiyenin basit veya adi tasfiye usulüne göre yapılmasına ve gerektiğinde adi tasfiyenin komiserler tarafından yerine getirilmesine karar verecek ve bu durumda, iflas idaresine ait görev ve yetkiler komiserler tarafından kullanılabilecektir.

Değerli milletvekilleri, bugün burada, Trabzon’da güzel bir ilçemiz var, Yomra ilçemiz, oradan birazcık bahsetmek istiyorum sizlere. Trabzon’un doğusunda, denizin hemen kenarında, mavisiyle, yeşiliyle güzel bir ilçemiz. Bu ilçemizin bir de kendine has bir meyvesi var, Yomra elması var. Bu yılın başında coğrafi işaret tescili yapılan bu ürünümüz… Trabzon’un Yomra ilçesinin ismiyle özdeşleşen Yomra elmasına Türk Patent ve Marka Kurumu tarafından tescilli coğrafi işaret belgesi almak önemli bir adımdı. Bu adımı gerçekleştiren Yomra Belediye Başkanımız Sayın Mustafa Bıyık’a ve katkısı olanlara huzurlarınızda teşekkür ediyorum. Sayın Başkan kısa sürede Yomra’mızı Trabzon’un parlayan yıldızı hâline getirdi, başarılı hizmetlerinin de devamını diliyorum.

Değerli arkadaşlar, Yomra ilçemizde yaşanan ve İYİ Parti Yomra İlçe Başkanımız Sayın Zekeriya Akgül’ün orada yaşayan vatandaşlarımız adına tarafıma iletmiş olduğu bir sorunu, Yomra-Özdil-Oymalı-Yağmurdere kara yolunun yıllar süren hikâyesini yüce Meclisimize arz etmek istiyorum.

Değerli arkadaşlar, 2019 yılı mahallî seçimlerinde Sayın Cumhurbaşkanı Trabzon’da düzenlediği mitingde, miting meydanında “Yomra-Özdil-Yağmurdere yolunu da bu sene tamamlıyoruz.” demişti. Yine, Sayın Cumhurbaşkanı 2021 yılı AK PARTİ il kongresinde bir konuşma yapmış ve “Yomra-Özdil-Yağmurdere yolunu bu yıl inşallah nihayete erdiriyoruz.” demişti ama her ne hikmetse Yomra-Özdil-Yağmurdere yolu bir türlü nihayete ermemiş ve tamamlanmamıştır. Her seçimde bitirileceği vadedilen bu yolda birkaç istinat duvarı ve birkaç yerde taş ocaklarından dolayı yol genişletilmesi dışında kayda değer bir çalışma yoktur arkadaşlar. Sayın Cumhurbaşkanının bizzat söz verdiği Yomra-Özdil-Oymalı grup yolu bu verilen sözlere rağmen yapılmamış, 2020 yılında 80 milyon TL bedelle ihale edilen bu yola 2021 yılında sadece 4 milyon TL ödenek ayrılmıştır. Şimdi buradan soruyorum: Bu 4 milyon TL’yle bu yol nasıl bitirilecektir? (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar, kara yolları ağındaki Yomra-Özdil-Yağmurdere yolu yaklaşık 10 bin kişinin üç yüz altmış beş gün kullandığı bir yoldur ve yaz aylarında Gümüşhane bağlantı yolu olarak da hizmet vermektedir. Bu yolda geçmiş dönemde taş ocağından düşen taşlar nedeniyle 3 vatandaşımız hayatını kaybetmiş ve sonrasında da aynı sebeple birçok yaralanmalı ve maddi hasarlı kazalar meydana gelmiştir. Yine, 2019 Haziran ayında yaşanan sel ve heyelan felaketi nedeniyle de bu yol güzergâhında hasarlar meydana gelmiş, yöre halkı mağduriyetler yaşamıştır. Konuyla ilgili olarak bu mayıs ayında vatandaşlarımız tepkilerini dile getirmiş, yolun yapılması için basın toplantısı düzenlemişler ve yolun akıbetini sormuşlardır. Yomra’dan Gümüşhane Yağmurdere’ye kadar mevcut yol, teşkilat başkanımız eski Bayındırlık ve İskan Bakanı Sayın Koray Aydın tarafından kara yolları ağına dâhil edilen bir yoldur. Değerli arkadaşlar, aradan yirmi bir yıl geçmiş, Yomra’dan Özdil ve Oymalıtepe beldesine kadar dönemin Bayındırlık ve İskan Bakanı Sayın Koray Aydın tarafından asfaltlanan yolda, geçen sürede bir arpa boyu yol alınmamıştır. Her seçim döneminde bitirileceği vadedilen, bizzat Sayın Cumhurbaşkanı tarafından defalarca söz verilen Yomra-Özdil-Yağmurdere yolu, öyle anlaşılıyor ki İYİ Parti iktidarını beklemektedir. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

HÜSEYİN ÖRS (Devamla) – İnşallah ilk seçimde iktidar olacağız ve âdeta yılan hikâyesine dönen bu yolu da biz yapacağız, İYİ Parti iktidarı yapacak. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

Burada, özellikle bölgelerimizde verilen sözlerle ilgili konuştuğumuz zaman AK PARTİ'li arkadaşlar alınganlık gösteriyorlar ama Trabzon'a vermiş olduğunuz sözler var. “Olmazsa olmazımızdır.” dediğiniz güney çevre yolu sözünüz var, hâlâ daha tozlu raflarda duruyor. Trabzon'a vermiş olduğunuz sözlerden bir tanesi: “Çamburnu’na tersane yapacağız, orada 5 bin kişi çalıştıracağız.” demiştiniz, o sözünüz de orada duruyor. Bu Meclisin kürsüsünde olduğumuz zaman, fırsat bulduğumuz zaman vatandaşlarımızdan bize gelen her derdi burada dillendireceğiz, sizi vatandaşla, size rey verip buraya getiren vatandaşla yüzleştireceğiz.

Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde söz talep eden Adana Milletvekili Sayın Burhanettin Bulut.

Sayın Bulut, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

BURHANETTİN BULUT (Adana) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün AKP'nin grup toplantısındaki Sayın Cumhurbaşkanının grup konuşmasını dinleyince dedim ki ya bir başka Türkiye’de yaşıyor herhâlde yani bu bizim yaşadığımız Türkiye değil. Cumhuriyet Halk Partisi milletvekilleri sürekli bölgelerinde halkla iç içe ancak Cumhurbaşkanının anlattığı Türkiye o halkın içinde bulunduğu Türkiye değil. “Burası neresi olabilir?” diye düşündüm, olsa olsa burası saraydır. Anteninde A Haber çeken, müştemilatında TÜİK gibi kurumların olduğu, “Ver yavrum bize bir rakam.” dendiğinde hemen istediği rakamları   -işte, örneğin, TÜİK'in son verdiği rakama göre yüzde 7 büyüme oluşmuş- ifadeleri verecek bir TÜİK ya da yine müştemilatın içerisinde, Sayın İçişleri Bakanının söylediği gibi kekleyenlerin olduğu gruplar, iş adamlarıyla kekleyerek belli bir sermaye birikimi sağlayanlar ya da Mehmet Ağar’ın söylediği gibi, mafyanın çökme ihtimaline karşı iş adamlarının otellerine çökenler, onların hepsi sarayın müştemilatında, hele hele en büyük müştemilatı tutan da sarayın müteahhitleri, 5’li müteahhitleri, 5’li çetesi. Bakın bu 5’li çete son beş yılda ne kadarlık ihale almış? 55 ihaleden -sadece 3 tanesi rekabet sonucu alınmış- diğer 52 ihale sonucunda 165 milyarlık ihale almış bu 5 şirket. Kim var bunlarda? Kalyon, Kolin, Cengiz, Rönesans. Bunlar, bu müteahhitler Türkiye’de yapılan tüm inşaatlarda bunlar var, yolda bunlar var, hastanede bunlar var, o yüzden de saray müştemilatının en çoğu onlar; bu yandaşlar tabii devam ediyorlar, bu yandaşların içerisinde iş takipçileri var demiştik. Bir de otellerde, o pahalı otellerde yaşayan, gezen, tatil geçiren gazeteciler var. Havuz medyası var, sahibi belli olmayan havuz medyası var yine bu müştemilatın içerisinde. O yüzden de bu saray Türkiye’sini görünce Sayın Tayyip Erdoğan şöyle söylüyor “Bu konuşulanlar iftira, milletten çok güzel haberler geliyor.” diyor. 20 milyon yoksulun biriktiği, derin yoksulluğun yaşandığı Türkiye’de “Milletten güzel haberler alıyoruz.” diyebiliyor. “Neymiş? Millet açmış, nankörlüğe doymuyorlar; aç dolaşanları buyurun, siz doyurun.” diyor, bunu ülkeyi yöneten Cumhurbaşkanı söylüyor. Biz onu yapıyoruz, o görevleri yerine getiriyoruz. Büyükşehir Belediyesi Başkanlarımızla geçen dönem 10 milyona yakın kişiye ayni yardım yapılmış, 2 milyona yakın vatandaşa nakdî yardım yapılmış. Askıda faturaya mahkûm ettiğiniz vatandaşlarımızın 500 bin su faturasını yine bu belediyelerimiz ödemiş. “CHP belediyeleri gelince sosyal yardımlar kesilecek.” dediğiniz belediyeler, sosyal yardımları 2 katına çıkarmış, pandemide 2 milyarın üstünde yardım yapmış. Ama Sayın Cumhurbaşkanı beşli çeteyi doyurmaktan, 4 maaş alan bürokratlarından bu vatandaşlarımızı görmüyor, bu vatandaşlarımıza gözlerini kapatmış durumda. Bu vatandaşlara ne yapıyor? Sürekli borç veriyor, her fırsatta borç veriyor. Türkiye’de yapılan yardımların gayrisafi yurt içi hasılaya oranına bakıldığında yüzde 1,5’larda, dünyada bu yardımı yapan ülkeleri sıraladığımızda 5 gruba ayrılmış, en alt grupta Türkiye var, gelişmekte olan ülkelerin bile altında.

Size BDDK’nin  son verilerini söyleyeyim, bu yılın ilk dört ayında tüketici kredisi ve kredi kartı borçları nedeniyle bankalara ödenen tutar 34,5 milyar TL. Peki, bu dönemde bankalar ne kadar kâr etmiş? 21 milyar TL. Yani siz, bir tarafıyla vatandaşı borçlandırıyorsunuz, modern köleliğe sokuyorsunuz, ardından da o aldığınız, bankalara kâr yazan birikimleri de işte Demirören gibi gruplara peşkeş çekiyorsunuz hem de Ziraat Bankasıyla ya da Halkbankasıyla. Sürekli bu yandaşlara, bu bankalardan ödemesi yapılıp yapılmadığı belli olmayan krediler veriliyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BURHANETTİN BULUT (Devamla) – Hemen bitiriyorum Başkanım.

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

BURHANETTİN BULUT (Devamla) – Bu kredilerin ödenip ödenmediğini de her gün soruyoruz, soru önergesiyle soruyoruz, iktidar partisinin milletvekillerine de soruyoruz. Ancak hiçbir iktidar milletvekili gidip de Demirören’in kapısını çalamaz çünkü o çalacağı kapı sarayın kapısı, Demirören’in değil sarayın kapısı. O borçları, aldıkları krediyi ödemeyenlerin hepsi saray müştemilatının içerisinde. Bu yaşananlar bize şunu gösteriyor: Kemal Sunal’ın bir filmi vardı, Faşo Ağa’ya derdi ki: “Ağam bizimle eyleniy herhâlde.” Durum böyle. Bu rakamların içerisinde grup konuşmasını görünce bize çağrıştıran Faşo Ağa’nın “Ağam bizle eğleniyor.” lafından başka, öte değil. Son olarak da ister erken seçim olsun ister zamanında seçim olsun bu ağalık sistemine son vereceğiz.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

6’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 6’ncı madde kabul edilmiştir.

Sayın Ünsal…

 

 

 

SERVET ÜNSAL (Ankara) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlar, bazı liselerde ve bütün üniversitelerde öğrencilerin stajları zorunludur. Üniversite öğrencisi bir çocuğumuz bana müracaat etti. Çocuğumuza yardımcı olmak adına birkaç kurumla görüşme yaptım. Şaşırtıcı ama gerçek, öğrencilerin staj işlerine de saray el atmış. Aradığım ilgili birim yetkilisinin ifadesi şu: 2021 yılı itibarıyla sarayda İnsan Kaynakları Başkanlığı adı altında “Kariyer Kapısı” diye bir birim oluşturulmuş. Staj yapmak isteyenler bu birime internetten başvuruyor. Şu ana kadar 10 bin kişi başvurmuş.  Şimdi soruyorum: Her konuda olduğu gibi “Bizden olmayana ekmek yok.” diyerek yandaş kayırmacılığı mı yapacaksınız yoksa size yakın olmayanlar staj yapamayacaklar mı? Ayıptır, günahtır, ülkeyi batırdınız, yetmedi mi?

 

 

1. Çorum Milletvekili Oğuzhan Kaya ve 49 Milletvekilinin İcra ve İflas Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/3592) ve Adalet Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 266)  (Devam)

BAŞKAN – 7’inci maddede aynı mahiyette 2 önerge vardır, okutup birlikte işleme alacağım:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 266 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 7’nci maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                                       Kemal Bülbül                                               Rıdvan Turan                                      Mahmut Celadet Gaydalı

                                            Antalya                                                         Mersin                                                            Bitlis

                                        Kemal Peköz                                              Hasan Özgüneş                                        Hakkı Saruhan Oluç

                                             Adana                                                           Şırnak                                                          İstanbul

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

                                     Süleyman Bülbül                                           Alpay Antmen                                               Zeynel Emre

                                             Aydın                                                           Mersin                                                         İstanbul

                                                     Rıfat Zeybek                                                                 Faruk Sarıaslan

                                                         Antalya                                                                           Nevşehir

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ OĞUZHAN KAYA (Çorum) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde söz talep eden Şırnak Milletvekili Sayın Hasan Özgüneş.

Buyurun Sayın Özgüneş. (HDP sıralarından alkışlar)

 

HASAN ÖZGÜNEŞ (Şırnak) – “…”(x) Halkımızı ve Meclisimizi selamlıyorum dedim, korkulacak bir şey yok.

Arkadaşlar, Süleyman Soylu’nun güzel bir sözü vardı geçen günlerde, hatırlatmak istiyorum: “Başıma bir şey gelseydi de bugünleri görmeseydim.” Bunu Soylu söylüyor. Mazlumun ahı gün gelir hepinizin yakasına yapışır, Süleyman Soylu’nun konumuna düşersiniz.

Bakınız, ben size bir şey söyleyeyim: Geçen günlerde Şırnak İl Meclisinde bir oylama yapılmış. Bizim arkadaşlarımız oylamaya “ret” oyu vermiş ve önerge geçmemiş. AKP’li üyeler hem tehdit savurmuşlar hem fiziki saldırı. “Biz sizi burada azınlığa düşüreceğiz, ya geçireceksiniz ya burada olmayacaksınız." diyorlar. İşte, en küçüğünden en büyüğüne kadar diyoruz ki: Sizin zihniyetiniz de davranışınız da faşizmin ta kendisidir. Şimdi söylüyoruz bunu, bakın, 18 üyemiz vardı, 8’ini düşürdüler. 8’ini düşürdüler, şimdi bizde 10, onlarda 9. Rant, çalamıyorlar yani, hani Peker söylüyor ya, çalamıyorlar çuvallarla. Nedir tehdit? “Sizi düşüreceğiz.” Valiye de söylüyoruz, size de söylüyoruz, 1 tanesi düşürülüyorsa sizin imzanızla, rantçı anlayışınızla düşürülüyor, bunun takipçisi ve mücadelecisi olacağız.

Diğer bir husus, AKP’li bir arkadaş çıktı, dedi ki: “Biz doğayı ve çevreyi seviyoruz.” Ben şaşkına döndüm vallahi. Ya, neyin nesidir, nasıl seviyor, böyle sevgi olur mu dedim. Sonra düşündüm, kurt, kuzuyu çok seviyormuş, niçin seviyor? Şener Şen’in dediği gibi “Bir sorun.” Yemek için seviyormuş. Siz de doğayı talan ve rant için seviyorsunuz, öyle bir sevginiz yok. Biz sizi tanıdık üç yılda, kusura bakmayın.

Şimdi, Anayasa’da şöyle bir şey var: Orman kesiminde işlenen suçlarda af yok. Ama bakınız, Cudi, Gabar, Bagok dağlarında, Besta bölgesinde 2013 yılında 13 yerde yangın çıkmış, 2020’de 40 yerde yangın çıkmış ve orman kesimleri var. Bu yıl Elâzığ, Palu, Arıcak; Diyarbakır, Dicle; bir haftadır yangın var, sesiniz çıkmıyor. Şırnak'ın güney bölgesinde 5 köyde orman kesimi yapıldı, Besta bölgesinde orman kesildi. Kimin eliyle kesiliyor? Korucular eliyle. Başka vatandaş bulamıyorsunuz, suça bulaşmış korucuları bir de orman suçlusu hâline getiriyorsunuz; alavere dalavere. O yetmedi, güney kürdistanın federal bölgesinin Haftanin mıntıkasında 6-7 köyün ormanlarını kesiyorsunuz. Hadi, burada, alavere dalavere, hileyle Türkiye’de kestiniz de güney kürdistanda ne hakkınız var?

ŞAHİN TİN (Denizli) – Güney kürdistan neresi?

HASAN ÖZGÜNEŞ (Devamla) – Güney kürdistan, güney federe Kuzey Irak.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Neresi orası ya?

HASAN ÖZGÜNEŞ (Devamla) – Orasını bilirsin sen.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Sen daha iyi bilirsin.

HASAN ÖZGÜNEŞ (Devamla) – Aha, bizim yüreğimizin içidir. Sen bırak onu. Dolayısıyla talan ediyorsunuz. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

RECEP ÖZEL (Isparta) – Neresi orası?

HASAN ÖZGÜNEŞ (Devamla) – Siz talan ediyorsunuz.

ŞAHİN TİN (Denizli) – Kandil’den mi bahsediyorsun?

HASAN ÖZGÜNEŞ (Devamla) – Kandil değil, Haftanin’den bahsediyorum, güney kürdistanın sınırları, Irak’ın sınırları; seninle bir alakası yok. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

ŞAHİN TİN (Denizli) – Orada PKK…

HASAN ÖZGÜNEŞ (Devamla) - Diğer bir husus, bakın, yalanı nasıl büyütmüşsünüz, yalanı.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Bir de gelip burada…

BAŞKAN – Sayın Özel…

RECEP ÖZEL (Isparta) – Bir şey demiyorum.

HASAN ÖZGÜNEŞ (Devamla) – Rojava’da bir gazeteci bir ihtiyar yaşlıya soruyor, diyor ki: “Siz Özgür Suriye Ordusundan memnun musunuz?”  Gariban, Türkçe bilmiyor, diyor ki: “Hayır, biz memnun değiliz. Geçen gün üç kızımızı daha, 13,14 yaşlarında kaçırdılar, tecavüz ettiler;  koyunlarımızı çaldılar, hayvanlarımızı çaldılar; memnun değiliz.” Nasıl çeviri yapıyor biliyor musunuz? İşte, sizin ürettiğiniz yalanlar, vatandaşa kadar indi…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bitirelim, tamamlayalım.

Buyurun.

HASAN ÖZGÜNEŞ (Devamla) – Nasıl cevap veriyor? Amca diyor ki: “Efendim, biz YPG’den rahatsızız, bize zulüm ediyor. Çok güzel olmuş, Özgür Suriye Ordusu buraya geldi, biz çok memnunuz.” Şimdi, insan ahlaksız olur, dibe vurur, ancak bu kadar vurur işte. Yani böyle olur mu? Siz, vatandaş ne söylüyorsa, yüreğin varsa söyle.

Bir de bu kim yetiştirdi, kimin eseri? Sizin eseriniz. Açıkça ortaya çıkıyor; on yedi, on sekiz, on dokuz yıldır “ustalık” dediniz, bu memleketi mafya, çete, siyaset üçgenine mahkûm ettiniz. Vatandaşların bir kısmı açlık sınırında, intihar ediyor; sizin reisiniz diyor ki: “Aç kalan var mı? Varsa gidin doyurun.” E, böyle bir mantık olabilir mi, böyle bir reis olabilir mi? Ama yapmışsınız. Yazıklar olsun.

Selamlar. (HDP sıralarından alkışlar)

RECEP ÖZEL (Isparta) – Sana yazıklar olsun!

HASAN ÖZGÜNEŞ (Şırnak) – Vallahi yazıklar olsun size. Bu milletin paralarını çalıyorsunuz, ondan sonra diyorsunuz…

BAŞKAN – Sayın Turan…

 

 

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, konu, İcra ve İflas Kanunu; sayın hatibin önergesi de bu maddenin metinden çıkarılması yönündeydi. Ne konuya ne maddeye ne önergeye hiç değinmeden, her zamanki klasik, ön yargılı, seviyesiz…

HASAN ÖZGÜNEŞ (Şırnak) – Biz madde bağımlısı değiliz.

BAŞKAN – Sayın Turan, devam edin lütfen.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Bu dile ne vereceğiz Sayın Başkan? Bu dile cevap vermeyi uygun görmüyoruz. Bu dilin ne kendisine ne partisine ne de ülkeye faydası yok Sayın Başkan.

Sözleri fazlasıyla iade ediyoruz.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde diğer konuşmacı Zonguldak Milletvekili Sayın Ünal Demirtaş.

Buyurun Sayın Demirtaş.

ÜNAL DEMİRTAŞ (Zonguldak) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bu teklifin 7’nci maddesiyle İcra ve İflas Kanunu’nun 308/c maddesinde değişiklik yapılması teklif edilmektedir. Teklif edilen bu değişiklikle, konkordato süreci iflasla sonuçlanırsa şirketlerin bankalara olan borçları gibi borçlar işçi alacaklarının önüne geçerek imtiyazlı hâle getirilmektedir. Oysa, İcra İflas Kanunu’nun 206’ncı maddesinde işçilerin, iş ilişkisine dayanan ve iflasın açılmasından önceki bir yıl içinde tahakkuk etmiş ihbar ve kıdem tazminatı gibi alacakları 1’inci sıra alacaklar arasında yer almaktadır. Şimdi, eğer bu değişiklik kabul edilirse, konkordato iflasla sonuçlanırsa banka alacakları ultra imtiyazlı alacak olacak ve işçi haklarının önüne geçecektir. Oysa, işçi alacaklarının önünde ise daha rehinli alacaklılar ve devlet alacakları vardır. İşçinin haklarını alabilmesi için önce bu borçlar ödenecektir. Zaten uygulamada da bunlardan sonra işçiye para kalmamaktadır ama şimdi, bunlara bir de  banka gibi alacaklılar eklenmektedir.

Değerli milletvekilleri, bu teklif hem uluslararası sözleşmelere hem Anayasa’ya hem de vicdana aykırıdır. Bunu nasıl vicdanınıza sığdırıyorsunuz, anlamak mümkün değildir. Bu teklifte imzası olan saygıdeğer milletvekillerinin bu maddeyi yeterince okumadıklarını, incelemediklerini düşünüyorum. Yoksa, bu maddeyi iyice okusalar, Anayasa’ya ve vicdana açıkça aykırı olan bu teklife imza atmazlardı diye düşünüyorum.

Değerli milletvekilleri, hepinizin bildiği gibi, ülkemiz iyi yönetilmemektedir. Özellikle, AK PARTİ’lilerin “Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi” dediği, bizim “tek adam rejimi” dediğimiz sistem çalışmamaktadır. Türkiye, son üç yıldır büyük bir ekonomik krizin içindedir. Kriz kötü yönetimle birleşmiş ve Covid-19 salgınıyla da birleşmiş ve ekonomik buhrana dönüşmüştür. Maalesef, ekonomik buhranın ağır faturasını da öncelikli olarak dar gelirliler ve özellikle, işçiler ödemektedir. Oysa, bu teklif geçerse işçilere bir fatura daha kesilecektir. Faizle milyarlarca kâr elde eden bankalar alacaklarını kurtaracaklar ama emeğinden başka hiçbir geliri olmayan işçiler haklarını alamayacaktır. Bunu kabul etmemiz mümkün değildir arkadaşlar, vicdanı olan hiç kimsenin de bunu kabul etmemesi gerektiğini düşünüyorum.

Değerli milletvekilleri, ekonomik buhran nedeniyle fabrikalar, şirketler, işletmeler iflas etmektedir; önümüzdeki dönemde de bu iflaslar artarak devam edecektir. 2021 yılının ilk dört ayında 39.066 şirket ve işletme kapanmıştır. Yine 2021 yılının ilk beş ayında 40 bin esnaf iş yerini kapatmıştır. 2018 yılında 1.094, 2019 yılında 899, 2020 yılındaysa 2.052 şirket konkordato ilan etmiştir. İşletmelerin kapanması, iflas etmesi nedeniyle de milyonlarca işçi issiz kalmıştır. İşte bugün itibarıyla 10 milyon 500 bin kişi işsizdir. İşsiz kalan bu işçiler ücretlerini, kıdem tazminatlarını, ihbar tazminatlarını, fazla çalışma ücretlerini alamadılar ve milyonlarca işçi mağdur oldu, şimdi siz bu işçilere diyorsunuz ki: “Haklarınızın üzerine bir bardak su için.”

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) – Su bile yok, su bile yok.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Su bile yok.

ÜNAL DEMİRTAŞ (Devamla) – Bu, kabul edilebilir bir şey değildir değerli arkadaşlarım.

Bir de koruyup kolladığınız bankalara bakalım. Bankacılık sektörünün aktifleri bir yılda yüzde 24 artmış ve 6,5 trilyona çıkmıştır. Bankaların öz kaynakları yüzde 20,4 artarak 615 milyara çıkmıştır. Bankacılık sektörü ocak-nisan dönemindeyse 20,7 milyar TL kâr elde etmiştir. Bir tarafta öz kaynaklarını artırıp kâr eden bankalar, diğer taraftaysa tek geçim kaynağı ücreti olan işçiler. Yani “Milyarlarca kâr elde eden bankalar alacaklarını kurtarsın, işçilerse haklarının üzerine bir bardak su içsin.” diyorsunuz; vallahi söyleyecek söz bulamıyorum.

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) – Su vermiyorlar, suyu verseler bardağı vermiyorlar. 

ÜNAL DEMİRTAŞ (Devamla) - Değerli milletvekilleri, bu değişiklik Anayasa’ya ve uluslararası sözleşmelere açıkça aykırıdır. Anayasa’nın 49’uncu maddesinde: “Devlet, çalışanların hayat seviyesini yükseltmek, çalışma hayatını geliştirmek için çalışanları ve işsizleri korumak, çalışmayı desteklemek, işsizliği önlemeye elverişli ekonomik bir ortam yaratmak ve çalışma barışını sağlamak için gerekli tedbirleri alır.” demektedir. Yani devletin görevi çalışanları korumaktır, bu korumayı devletten beklemek de işçinin en doğal hakkıdır.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Ama kimin devleti? Bankanın devleti. İşçinin değil bankanın devleti.

ÜNAL DEMİRTAŞ (Devamla) – Dolayısıyla, bu değişiklik Anayasa 49’a açıkça aykırıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım Sayın Demirtaş.

ÜNAL DEMİRTAŞ (Devamla) – Bunun yanındaysa, Uluslararası Çalışma Örgütü ILO’nun bu konuda 2 sözleşmesi vardır. Bunlardan birisi, 95 No'lu Ücretlerin Korunması Sözleşmesi’dir. Bu sözleşmenin 11’inci maddesinde “İmtiyazlı bir alacak teşkil eden ücret, alelâde alacaklıların hisselerini almalarından evvel, tam olarak ödenecektir.” denilmektedir. Türkiye bu sözleşmeyi 1961 yılında onaylamıştır. Siz, altmış yıl önce koruma altına alınan işçi haklarını şimdi bankalara gasbettirmeye çalışıyorsunuz yani “İşçi hakları da geriye gitsin.” diyorsunuz; bu da kabul edilemez değerli arkadaşlarım.

ILO’nun işçi haklarıyla ilgili diğer sözleşmesiyse 173 No’lu İşverenin Ödeme Güçlüğü Halinde İşçi Alacaklarının Korunması Sözleşme’sidir. Bu sözleşmeyle ILO “İşçi alacakları devlet alacaklarının bile önünde olmalıdır.” diyor. Yani tüm dünya “İşçi alacaklarını devlet alacaklarının önüne koyun.” diyor ama AK PARTİ iktidarı olarak siz tam tersini yapıyorsunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÜNAL DEMİRTAŞ (Devamla) – Maalesef, Türkiye bu sözleşmeyi de henüz onaylamamıştır, işçi haklarını korumak, koruma altına almak sosyal devletin gereğidir değerli arkadaşlarım. Bu sözleşmenin de onaylanması gerektiğini düşünüyorum.

Genel Kurula saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

7’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 7’nci madde kabul edilmiştir.

8’inci madde üzerinde bir önerge vardır, okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 266 sıra sayılı İcra ve İflas Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 8'inci maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                                    Süleyman Bülbül                                            Alpay Antmen                                               Zeynel Emre

                                             Aydın                                                           Mersin                                                         İstanbul

                                        Rafet Zeybek                                              Faruk Sarıaslan

                                            Antalya                                                        Nevşehir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ OĞUZHAN KAYA (Çorum) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talep eden Hatay Milletvekili Sayın Mehmet Güzelmansur. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Güzelmansur.

MEHMET GÜZELMANSUR (Hatay) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz 266 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 8’inci maddesi üzerine verdiğimiz önergeyle ilgili söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu ve ekranları başında izleyen tüm seyircilerimizi saygıyla selamlıyorum.

Bu maddede deniliyor ki: “İflas idare memurlarının oluşturacak liste üzerinden görevlendirilme usulü listenin oluşturulmasına kadar dikkate alınmaz.” Bu, doğru bir düzenleme değildir. Bu düzenlemeyle hem uzmanlaşmış liyakat sahibi hukukçulara saygısızlık getiriliyor hem de uygulamada da işlerin yanlış, eksik ve hukuka uygun olmayan bir şekilde yürütülmesine kapı aralanıyor. Bu durumdan da olumsuz anlamda en çok etkilenecekler alacaklılar olacak.

Değerli arkadaşlar, yirmi yıldır, üretime değil ranta dayalı ekonomik politikaları izleyen bir iktidar var karşımızda. İstihdam yaratmayan, milletin cebini günden güne eriten, yanlış politika silsilesini sürdüren bir iktidar var karşımızda. Yolsuzluğa, işsizliğe, yoksulluğa rekorlar kırdıran politikaları ısrarla sürdüren bir iktidar var karşımızda. İktidar, bu yanlışları görmek, düzeltmek yerine ya verilerle oynamayı tercih ediyor ya da krizi sonlandıracak tedbirleri almak yerine krizin getirdiği iflasları örtmeye çalışıyor. Konkordato kurumunu devreye sokuyor ama artık mızrak çuvala sığmıyor. Konkordato ilan eden firma sayısı sürekli artıyor.

Bakın değerli arkadaşlar, konkordato sürecinden çıkamayarak iflas eden şirket sayısı 2018’de 13 idi, 2019’da bu sayı 91’e yükseldi, 2020’de ise 121 oldu. 2021’in ilk 5 ayında ise bu sayı 50. 31 Mayıs 2021 tarihi itibarıyla en fazla konkordato ilan eden illere baktığımızda, Hatay 58 firmayla 9’uncu sırada, bu bir tesadüf değil.

Türkiye’de toplam nakdi kredi miktarı 3,9 trilyon lira, takipteki kredi miktarı ise 150 milyar lira. Türkiye’de takipteki kredi miktarının toplam nakdi krediye oranı yüzde 3,8. Hatay’da ise toplam kullanılan kredi miktarı 45,5 milyar lira, takipteki kredi miktarı 2,6 milyar lira yani Hatay’da takipteki alacakların toplam nakdi krediye oranı neredeyse yüzde 6 ve Türkiye ortalamasının 2 katı. Bu oranla takipteki alacaklar bakımından Hatay 81 il arasında 3’üncü sırada, bu da bir tesadüf değil.

Bugün itibarıyla icra ve iflas dairelerinde hâlen derdest olan dosya sayısı 22 milyon 118 bin. Geçen yıl kaçtı? 20 milyon 297 bin yani icra sayısı bir yılda 1,8 milyon arttı. İcra yoluyla el konulan mülk ve gayrimenkuller “ilan.gov.tr” adresinden satışa çıkarılıyor. Bugün “ilan.gov.tr”de icradan satılık 5.171 ilan var, bunların 87’si Hatay’da. Bugün Hatay Türkiye’de icradan satılık ilan sayısında 14’üncü sırada, bu da tesadüf değil. 1.192 tarla tarım arazisi, bağ bahçe icradan satılık durumda, bunların 21’i Hatay’da. Kim derdi ki bereketli Amik Ovası icradan tarım arazisi satışında 18’inci olacak? Bu hiç tesadüf değil.

İktidarın on yıldır inatla sürdürdüğü yanlış Suriye politikası sadece Hatay’ın kaynaklarını 500 bin Suriyeliyle paylaşmasına neden olmadı, aynı zamanda riskli bölge statüsüne soktuğu için yatırımların gelmesini de engelledi. İktidarın Yayladağı Sınır Kapısı’nı kapatması Hatay’ın 14 Orta Doğu ülkesine ihracatının yolunu kapattı. İktidarın Arap ülkeleriyle elde ettiği kavgalar da ihracatımızı eritti. Hem ihracatçımızı hem nakliyecilerimizi zarara uğrattı. Tüm bunların üzerine iktidar Hatay’ı yanlış ve eksik göstergelerle 5’inci teşvik bölgesi yerine 4’üncü teşvik bölgesine aldı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

MEHMET GÜZELMANSUR (Devamla) – En az kamu yatırımı yapılan illerden biri Hatay oldu. İşte, tüm bu yanlışlar Hatay’ı ekonomik çöküşe soktu ama iktidar mensuplarına bakarsanız her şey güllük gülistanlık. Onlara göre insanımız zenginlikten kırılıyor, insanlar cep telefonlarını altı ayda bir değiştiriyor, yılda da bir arabalarını değiştiriyor. Yahu, ne zaman uyanacaksınız bu gaflet uykusundan? Ne zaman çıkacaksınız bu hayal dünyanızdan? Ne zaman göreceksiniz bu gerçekleri? Borçlar, icralar, iflaslar almış başını gidiyor. Çıkma meyve sebze olmazsa, yarı fiyatına satılan bayat ekmek, kırık yumurta olmazsa, bardakla sıvı yağ, taneyle zeytin satılmazsa insanlar karınları doyuramıyor.

Tüm Genel Kurulu saygıyla selamlıyor, teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

8’inci maddeyi oylarınıza  sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 8’inci madde kabul edilmiştir.

1’inci bölümde yer alan maddelerin oylamaları tamamlanmıştır.

Şimdi 2’nci bölümün görüşmelerine başlıyoruz. 2’nci bölüm 9 ila 21’inci maddeleri kapsamaktadır. 2’nci bölüm üzerinde söz isteyen İYİ Parti Grubu adına Antalya Milletvekili Sayın Hasan Subaşı.

Buyurun Sayın Subaşı. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA HASAN SUBAŞI (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

266 sıra sayılı İcra ve İflas Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi hakkında partim adına söz aldım.

Bu her ne kadar temel kanun olarak adlandırılmışsa da bu kanun teklifi de yine 21 maddelik 7 kanunda değişiklik öngören bir torba kanundur. Bu kanun teklifinin asıl yoğunluklu düzenlediği alan İcra ve İflas Kanunu’nda değişiklik öngören maddeleridir, oraya ağırlık verilmiştir. Oysa İcra ve İflas Kanunu 2018 yılında geniş bir düzenleme tabi tutulmuş, değişiklik yapılmış, iflas erteleme kurumu yürürlükten kaldırılmak suretiyle konkordato hem genişletilmiş hem revize edilmiştir. Bunun genişletilmesi üzerine 2020 sonu itibarıyla 2.052 büyük şirket konkordato ilan etmiştir. Bazı konuşmacılar bu kanun teklifinin işverenin lehine olduğunu, kollandığı söylemişlerdir, doğrudur. İşçinin alacakları, küçük esnafın, KOBİ’lerin, yüklenicilerin ve taşeronların alacaklarının yeterince korunmadığını ve sonraki süreçte -arkadaşlar da söyledi-  1 Ocak- 21 Mayıs 2021 tarihleri arasında icra iflas dairelerinde 2 milyon 852 bin yeni dosya ihdas edildiği mükerrer kereler söylenmişti. Ve yine 21 Mayıs resmî kayıtlarına göre 21.941.111 icra iflas dosyası olduğu da yine ortada çokça tekrar edilmiştir. Ama burada önemli olan, bu büyük şirketler, işverenler gerçekten bir ölçüde desteklenirken hem işçinin hem yüklenici ve küçük esnafın, küçük şirketlerin, taşeronların hakkında alacakları konusunda bir destek olmaması, onlar hakkında önlem alınmaması nedeniyle zincirleme iflaslar gelmiş ve binlerce iflas ve icra iflas dosyası rekor seviyelere ulaşmıştır. Artık Türkiye’de yaşayan insanların dörtte 1’i borçlu olduğu gibi, ailelere göre hesap edersek de yarıdan fazlası icra iflas dosyalarına, haciz dosyalarına intikal etmiş ve borçlu yurttaşlarımızdır.

Yine, TÜİK verilerine göre, tarımda 2002 yılında 7 milyon 458 bin çalışanın yanında 2020 yılında 4 milyon 157 bine düşmek suretiyle yüzde 44 istihdam gerilemiştir. Çiftçinin ise elektrik, su borçları dâhil edildiği zaman borçları 160 milyar lirayı aşmıştır. Çiftçinin traktörü dahi haczedilmeye başlanmış ama yeterli desteği vermesi gereken çiftçinin bankası Ziraat Bankası destek, teşvik ve kredi verme olayında isteksiz davranırken, bir medyanın el değiştirmesi için yandaş firmaya 750 milyon dolar destek vermiş, kredi vermiştir. Bu 750 milyon doların akıbeti hakkında soru önergesi vermiştim. Doğrusu merak ediyoruz, bütün Türkiye merak ediyor ödendi mi ödenmedi mi ama söylentilere göre ödenmediği ve hakkında da haciz yürütülmediği bilinmekte. Bakalım, sorumuza cevap bekliyoruz.

Değerli vekiller, torba yasalarla kanunları düzenleyemediğimiz, kargaşa yarattığımız ortadadır. Bazı örnekleri vermek istiyorum. 27’nci Yasama Dönemimizde 183 kanun teklifi kanunlaşarak Genel Kurulda kabul edildi. 1927 tarihli Askerlik Kanunu’nu örnek gösterirsem doksan iki yıl sorunsuz uygulamasını sürdürmüştür, 2019 yılında tamamen değişti. 1930 tarihli Belediye Kanunu, yetmiş beş yıl sorunsuz yürürlüğünü sürdürdü, 2005 tarihinde hükûmetçe değiştikten sonra bugüne kadar 31 kez değişiklik yapıldı. 1985 tarihli İmar Kanunu, son on bir yılda 19 kez değişti. 1983 tarihli Devlet İhale Kanunu 2003’ten bu yana 197 kez değişti.

Şimdi, bu mantıkla, bu kargaşayla iktidar diyor ki “Bir de sivil anayasa yapacağım.” Sivil anayasa yapmanın ortamı olmadığı gibi ben şu bilgileri de sunmak istiyorum: On dokuz yıllık tek parti iktidar döneminde 12 kez değişiklikle Anayasa’nın 177 maddesinin 134 hükmünde değişiklik yapılmıştır. Bu söylemek istediğim Anayasa’nın neredeyse yarıdan fazlasında, maddesinde değişiklik yapılmış ve bunlar tamamen iktidarın isteği doğrultusunda yapılmış bir anayasa değişikliğidir. Neredeyse değişmeyen değiştirilemez 4 madde, temel hak ve özgürlükler ve birkaç maddeden ibarettir. Yani bunun yanında tekrar anayasa değişikliği istemek ve anayasa değişikliği yapmaya çalışmak bu ülkeye yapılabilecek en büyük kötülüklerden birisidir. Çevre sorunlarımız son günlerde çevreye ihanet, rantın çevreye tercih edilmesi sonucu Marmara’nın durumu orta yerdedir ve onu kaplayan müsilajın Karadeniz ve Ege’ye taşma ihtimalî bulunmakla beraber bugün Cumhurbaşkanının 26 haziranda temelini atacağız dediği büyük çılgın projesi, Kanal İstanbul’un yapılması hâlinde bundan çok daha büyük ölçüde felaketlerle karşılaşmak söz konusudur ama Hükûmet ne çevreye değer verdi, ne insana değer verdi, ne de anayasa hükümleri onları durdurabildi.

Bakın, Anayasa’nın 56’ncı maddesi  “Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek devletin ve vatandaşların ödevidir.” demekte Amir hükmü ama Anayasa’nın 56’ncı maddesine hiç uyulmadığı gibi iktidar, devletin görevler nedir diye bir kere bu Anayasa hükmüne de baktığını zannetmiyorum.

Anayasa’nın 5’inci maddesinde devletin temel amaç ve görevleri özetle şunlardır: Kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları sağlamaktır. Oysa Cumhurbaşkanımız büyük projeleri yaparım derken muhalefete, “Bu memlekette aç varsa siz doyurun.” diyebilmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HASAN SUBAŞI (Devamla) – Bir dakikam var mı?

BAŞKAN – Devam edelim lütfen.

Buyurun.

HASAN SUBAŞI (Devamla) – Çevre… Kısaca Antalya’da olanı biteni de hemen oraya geçmek istiyorum.

Ormanlarımız talan edilmiştir. Ormanlar çiçek bozuğu gibi ranta kurban edilmiştir ve maden ocakları ormanlarda büyük hasar vermiştir. Hâlâ Korkuteli Dereköy halkı, köylüleri kömür ocağını yaptırmamak için, yaşam hakkını savunmak, çevresini korumak, deresini, suyunu, hayvancılığını ve meyveciliğini korumak adına büyük mücadele vermektedir. Bugün, Rize İkizdere’den Ayşe bacı çok güzel bir çevre dersi vermişti. Anlatmak için vaktim yok ama son olarak, Patara sahili koruma alanında olmasına rağmen 2 bin kamyonun üzerinde kum alınarak, kum çalınarak talan edilmesi de sahile çok büyük hasar vermiştir. Hele hele…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HASAN SUBAŞI (Devamla) – Teşekkür ediyorum. Saygılar sunuyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Biz teşekkür ediyoruz.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz talep eden Gaziantep Milletvekili Sayın Sermet Atay.

Buyurun Sayın Atay. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA SERMET ATAY (Gaziantep) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 266 sıra sayılı İcra ve İflas Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin ikinci bölümü üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubum adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Görüşmekte olduğumuz kanun teklifi, dijital dönüşüm ve iş yapma kolaylığı çerçevesinde yatırım ortamının ve hizmetlerinin iyileştirilmesi amacıyla 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanunu, 492 sayılı Harçlar Kanunu, 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu, 1319 sayılı Emlak Vergisi Kanunu ve 2560 sayılı İSKİ Genel Müdürlüğü Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun içerisinde bazı düzenlemeleri öngörmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yaşadığımız çağ, dijitalleşme ve teknoloji çağıdır. Bu anlamda, vatandaşın işlerini kolaylaştırmak ve hızlandırmak amacıyla bazı kanunlarda değişiklik yapılması zorunlu hâle gelmiştir. İlgili kanunlarda yapılan değişiklikler dijital dönüşümün gereklerini de kapsar şekilde; yatırım ortamının iyileştirilmesi, vatandaşa kolaylık sağlanması, iş yapma kolaylığı sağlanması amacıyla çok sayıda düzenleme içermektedir. Örneğin yapılan düzenlemeyle izin belgesi verilmesi sırasında yapı kullanma izin harcı, cins tahsisi harcı tek seferde tahsil edilerek iş yapma kolaylığı sağlanacak ve zamandan tasarruf edilecektir. Uygulamada kolaylık açısından emlak vergi değerleri de belediyeler tarafından elektronik ortamda tapu müdürlüklerinin erişimine açılacak ve taşınmaz satışları elektronik ortamda belediyelere bildirilecektir. Bu düzenlemede, uygulamada fiilî olarak ortaya çıkan “Emlak vergisi yoktur.” şeklindeki geçmiş dönem cezaların tahsiline yönelik, yatırım ortamının iyileştirilmesi noktasında engelleyici ve zaman kaybettiren uygulama ortadan kalkmaktadır. Yapı ruhsatına tâbi yapıların, yapı kullanım izin belgesi düzenlenirken yapı kullanma izin belgesi ve yapı aplikasyon projesine uygun olarak resen cins değişikliği yapılarak kat mülkiyetine geçiş işlemleri hızlı bir şekilde gerçekleştirilmiş olacaktır. Birleştirilen bazı inşaat izinlerine bağlı harç, bedel, ücretler tek seferde yapı ruhsatı başvurusuyla birlikte ödenebilecektir.

İdari para cezalarının tahsili ve uygulamasıyla ilgili olarak ise, yerel yönetimlerin ve İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresinin zaten alt düzenleyici işlemleri mevcut bulunmaktadır. Düzenlemede yer alan hükümler Avrupa Birliği üyelik sürecinde yatırım ortamının iyileştirilmesi amacıyla verilen taahhütlerin de konusunu teşkil etmektedir.

Teklife eklenmesi öngörülen bazı maddeler Anayasa Mahkemesinin 17/7/2020 tarihli (2019/40) esas ve (2020/40) karar numaralı  kararı ile 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 90 ve 92’nci maddelerini kapsayacak şekilde vermiş olduğu kısmi iptallere yönelik düzenlemeleri içeren Anayasa Mahkemesi kararıyla uyumlu, tarafların menfaatlerini gözeten ve dengeleyen, sürdürülebilir kriterleri ortaya koyan düzenlemelerdir. Bu doğrultuda,  kara yolları motorlu araçlar zorunlu mali sorumluluk sigortası kapsamındaki tazminat hesaplamalarına dair temel esaslar Anayasa Mahkemesinin kararına uygun olarak yeniden belirlenmektedir. Kanunla yapılan somut düzenlemelerle uygulamada şimdiye kadar ortaya çıkan belirsizliklerin de ortadan kaldırılması hedeflenmektedir. Tazminatları bakımından belirlenen iskonto oranı aktüeryal ilkelere dayanarak bilimsel yöntemlerle hesaplanan bir orandır. Bu doğrultuda hesaplanan ve uygulanan iskonto oranı hâlihazırda, genel şartlarda 1,8 olarak uygulanmaktadır. Bu oran ekonomik koşullar içerisinde parametrelere göre değişiklik gösterebilecek bir orandır ve yıllar içerisinde azalması mümkün olacağı gibi artması da söz konusu olabilecektir. Ancak yapılan bu düzenlemeyle artış miktarı yüzde 2’yi geçemeyecektir. Bu da sigortalıyı koruyan bir düzenleme olup ekonomik koşullar değiştiğinde sigortalıya ödenecek tazminat miktarının azalmasının önüne geçecektir. Yapılan düzenlemeler, Anayasa Mahkemesi kararının iptal kararı doğrultusunda temel ilkeleriyle genel bir çerçevenin oluşturulması ve kanuni eksikliğin giderilmesidir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 9’uncu maddede yapılan düzenlemeyle Harçlar Kanunu’nda değişiklik yapılarak yapı izni, halk arasındaki deyimiyle “iskan belgesi” alınması şartlarından olan vergi dairesi harcı madde metninden çıkartılmış olup harcın belediyeye ödenmesi öngörülmüştür. Bu düzenlemeyle vatandaş açısından iş ve zaman kaybının önüne geçilmiş olacaktır.

10’uncu maddede yapılan düzenlemeyle 492 sayılı Harçlar Kanunu’nda değişiklik yapılarak yapı kullanma izin belgesi verilmesi sırasında yapı kullanma izni harcı ve cins tahsisi harcının belediyelerce tek seferde alınması öngörülmektedir. Bu düzenlemeyle yapı kullanma izin belgesi talebinde yapı kullanma izni harcının, cins tahsisi harcının tek seferde tek noktada alınarak ödemelerde kolaylık sağlanması ve vatandaşın zamandan tasarruf etmesi amaçlanmaktadır. Ayrıca bu düzenlemeyle harçlar vergi dairesine ödenmesi durumunda belediyenin sorumluluğu da belirlenmiştir.

11’inci maddede yapılan değişiklikle 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu’nun 10’uncu maddesinde değişikliğe gidilip yapı ruhsatına tabi yapılara yapı kullanma izin belgesi düzenleyenin de iş yapma kolaylığı sağlanması amacıyla cins değişikliği işleminin resen yapılması ve izin belgelerinin yetkili idare tarafından Mekansal Adres Kayıt Sistemi aracılığıyla kadastro müdürlüğüne gönderilen yapı kullanma izin belgesinden başka bir belge aranmaksızın tescil bildirimi sağlanması öngörülmüştür.

12’nci maddede yapılan düzenlemeyle 634 sayılı Kanun’un 10’uncu maddesinin (6)’ncı fıkrasında aynı konuda düzenleme yapıldığından bu fıkra yürürlükten kaldırılmaktadır.

13’üncü maddede yapılan düzenlemeyle 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu’nun geçici 1’inci maddesinde yapılacak değişiklikle yapı kullanma izin belgesi düzenlenmiş tüm yapılarda Mekansal Adres Kayıt Sistemi’ne yüklenemeyen yapı kullanma izin belgesi ile Yapı Aplikasyon Projesi’nin idare tarafından elektronik ortamda gönderilmesi durumunda kanunun 10’uncu maddesinin (6)’ncı fıkrası uyarınca işlem yapılması ve zorunlu deprem sigortası dâhil hiçbir belge aranmaksızın işlemlerde uygulama birliğine gidilmesi, vatandaşın işini hızlandırıp kolaylık sağlanması öngörülmektedir.

14’üncü maddede yapılan düzenlemeyle 1319 sayılı Emlak Vergisi Kanunu’nun 30’uncu maddesi sekizinci fıkrasında yapılan değişiklikle belediyenin sisteminde yer alan emlak vergi değerlerinin, tapu müdürlüklerine elektronik ortamda açılması, miras, mahkeme kararı, cebrî icra, kamulaştırma hâlleri ve özel kanunlarda diğer hâller hariç emlak vergisi bulunanların devir ve ferağını kendiliğinden yapılarak vatandaşın belediyeden istediği emlak vergisi borcu yoktur belgesi talebi ortadan kaldırılmaktadır.

15’inci maddede yapılan değişiklikle 1319 sayılı Emlak Vergisi Kanunu’na geçici 25’inci madde eklenerek dijital altyapısı olmayan belediyelerin altyapılarını hazırlayabilmeleri amacıyla 1/1/2023 tarihine kadar geçiş süreci sağlamayı öngörmektedir.

16’ncı maddede yapılan düzenlemeyle, 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanunu’nda değişiklik yapılmaktadır. Mükerrer yedinci bölüme eklenen maddeyle daha önce iş yapma kolaylığı reformları kapsamında birleştirilen inşaat izin prosedürlerine bağlı harç, bedel ve ücretlerin tek seferde ödenebilmesi öngörülmektedir.

17’nci maddede yapılan düzenlemeyle, önceki maddede yapılan düzenlemedeki amaç doğrultusunda 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanunu’nda yapılacak düzenlemeye uyumlu olarak 2560 sayılı İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun’da değişikliğe gidilmiştir.

Yine, 18’inci maddede yapılan düzenlemeyle, 9/10/2020 tarihli ve 31269 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Anayasa Mahkemesinin 17/7/2020 tarihli 2019/40 esas, 2020/40 karar sayılı Kararı’yla 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu 90 ve 92’nci maddelerinde kısmi iptallere hükmedilmiş olup iptallerin gerekçesi olarak Kanun’da genel bir çerçeve çizilmeksizin doğrudan genel şartlar aracılığıyla tazminat hesaplamalarına dair esasların belirlenmesinin Anayasa’ya aykırı olduğu belirtilmiştir.

Alınan iptal gerekçeleri göz önüne bulundurularak maddeyle karayolları motorlu araçlar zorunlu mali sorumluluk sigortası kapsamında, tazminat hesaplarına dair temel bir çerçeve çizilmiştir. Bu kapsamda değer kaybı, tazminat hesaplamalarında esas alınacak temel kriterlerin kanunca açıkça sayılması, destekten yoksun kalma, sürekli sakatlık tazminatı hesaplamalarında ise ülkemizin demografik gerçeklerini en doğru biçimde yansıtan ulusal doğum ve ölüm istatistikleri kullanarak hazırlanan hayat tablosunun kullanılması amaçlanmıştır. Ayrıca, gelecekte gerçekleşmesi muhtemel maddi kayıpların hesaplama tarihi itibarıyla peşin ödenmesi sebebiyle tazminat hesaplamalarında zorunlu mali sorumluluk sigortası genel şartlarında belirtilen iskonto oranının kullanılması esası getirilmesi ve kişilerin hayatta kalma olasılığı ile beklenen ömür süreleri dikkate alındığında hayat anüiteleri ve genel kabul görmüş aktüerya kurallarına uygun bir şekilde tazminat hesabı yapılması amaçlanmıştır.

19’uncu maddede yapılan düzenlemeyle 9/10/2020 tarihli 31269 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Anayasa Mahkemesinin 17/7/2020 gün 2019/40 ve 2020/40 kararıyla 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 90 ve 92’nci maddelerinde kısmi iptallere hükmedilmiş olup iptallerin gerekçesi olarak kanunda genel bir çerçeve çizilmeksizin doğrudan, genel şartlar aracılığıyla tazminat hesaplamalarına, daire esaslarının belirlenmesinin Anayasa’ya aykırı olduğuna hükmedilmiş olup yapılan yeni düzenlemeyle iptal gerekçeleri göz önünde bulundurularak kara yollarındaki motorlu araçların zorunlu mali sorumluluk sigortası kapsamındaki tazminat hesaplamalarına dair temel bir çerçeve belirlenmiştir.

Önümüzdeki kanun teklifini Milliyetçi Hareket Partisi olarak desteklediğimizi bildirir, kanunun vatanımıza, milletimize, devletimize hayırlı olmasını diler, yüce Meclisi saygıyla selamlarım. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu adına söz talep eden Ankara Milletvekili Sayın Filiz Kerestecioğlu.

Buyurun Sayın Kerestecioğlu. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öyle enteresan bir ekonomimiz var ki TÜİK bir taraftan 2021’in ilk çeyreğinde yüzde 7 büyüme gerçekleştiğini açıklıyor, diğer taraftan da kişi başına düşen yıllık gelirin son on dört yıldaki en alt seviyede, 8.599 dolar olduğunu açıklıyor. Öte yandan, salgının derinleştirdiği ekonomik kriz icra ve iflas dosyalarında patlama yaratıyor. İcra dairelerine gelen dosya sayısı 1.100’ü aşmış vaziyette. 2021’in ilk çeyreğinde iş yerini kapatan esnaf sayısı da yüzde 11 artmış. Pandemi kısıtlamasında 31 Mayısa kadar durdurulan icra ve iflas işlemleri muhtemelen haziran ve sonrasında daha da artacak.

Görüştüğümüz kanun teklifiyle, boğazına kadar borç içinde olan çiftçi, esnaf ve öğrenci borçlarına haciz konması kolaylaştırılıyor ancak Demirören’in kamuya olan 750 milyon dolarlık borcu sümen altı ediliyor. Doğan Medya Grubunu satın almak için Ziraat Bankasından iki yıl ertelemeli kredi çeken Demirören, 2020 Nisan ayında ödemeye başlaması gerektiği kredi taksitlerini şimdiye kadar ödememiş. Evet, ben ilk haczimde Demirören’e gitmiştim, eğer beceremiyorsanız yaparım gene yani hacze gidebilirim, onu da bu arada anekdot olarak düşüreyim. (HDP ve CHP sıralarından alkışlar)

Şimdi, salı günü kamu bankalarındaki usulsüzlükler araştırılsın diye verdiğimiz araştırma önergesini reddettiniz, aslında bu davranışınızla iddiaları da doğruladınız. Şimdi, Ziraat Bankasının devredildiği Varlık Fonu’nun başında kim var? Erdoğan. O hâlde borcun ödenip ödenmediğini açıklaması gerekenlerden birisi de kendisi ama ne yapıyor Erdoğan, halkına “Nankör.” diyor. “Nankörlük yapmaya devam etsinler.” diyor.

TAMER DAĞLI (Adana) – Sayın Cumhurbaşkanımız halkına söylemedi o sözü, muhalefete söyledi.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Geçen hafta sermayenin vergi borçlarını ertelediniz, bu hafta ise sermayeye para akışını hızlandırıp tahsilat kolaylığı sağlıyorsunuz yani her şey sermaye için.

10 Ekim duruşmasındaydım bugün, 10 Ekim Gar katliamı duruşmasında. AKP’nin tek başına iktidarını noktaladığımız 7 Hazirandan 1 Kasım Seçimleri’ne giden süreçte yaşatılanlardan biriydi 10 Ekim. İnsanlar “Barış istiyoruz.” derken öldürüldüler ve bugün yargılanan IŞİD’liler katliamın tek sorumlusu değil; bombacıları içeri sokan, yolunu açan kamu görevlileri de vardı. Bugün bir kadın tanık çok net olarak bir ifade verdi, kendisine soruldu “Eşinizde, tanıdıklarınızda silah var mıydı?” diye “Suriye’de evet, evde herkeste silah vardı.” dedi. “Peki, geçiminizi kim sağlıyordu, IŞİD’ten mi alıyordunuz?” diye soruldu kadına “Evet, 35 dolar, 50 dolar, farklı paralarla bize onlar sağlıyorlardı.” dedi ama bununla bitmedi, devamla dedi ki: “Adıyaman’da sadece on dakika ifade verdim.” o kadar. İşte, bu insanlar için yol geçen hanına çevirdiniz siz o sınırları.

Mafya, siyaset, bürokrasi, medya arasındaki kirli ilişkilerin ülkeyi nasıl bir çukura sürüklediğini izliyoruz bugünlerde. Ankara Gar katliamının sorumlularını ortaya çıkarmak için bu ilişkileri de soruşturmak gerekiyor. Suriye’ye silah göndermeye, sınır geçişlerine izin verenler 10 Ekim katliamının önünü açtı. Mahkemeye sunulan dosyalarda yer alan, görevini yapmayan ya da kötüye kullanan devlet görevlilerinden bu kürsüde defalarca bahsettik, araştırma önergeleri verdik; gereği yapılmadı çünkü siz “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.” sözünü “Derin devleti yaşat ki insan yaşamasın.” olarak uyguluyorsunuz.

Eski ortağınız ancak bugün mafya lideri olduğunu hatırlayarak “Sözüne kulak asmayın.” dediğiniz şahıs hepsi birbirinden vahim iddialarda bulunuyor. Ne hâkimi ne savcısı ne bakanı kılını kıpırdatmıyor. Meclis soruştursun diyoruz, yok, iktidar ortakları tarafından o da reddediliyor. Evet, Peker’in iddiaları ilk defa onun söylediği şeyler değil, örneğin IŞİD’in kontrol ettiği bölgelerdeki petrolün satılmasında Türkiye’nin yardım ettiğini ta 2015’te Putin de söylüyordu. Türkiye-Rusya arasındaki ticaret hacmi Rusya’nın lehine genişleyince Putin bu mevzuyu kapattı, ee, mafya lideriyle de mi ticari anlaşma yapacaksınız, onun sözlerini nasıl kapatacaksınız? Hadi onu susturdunuz diyelim, ömrünü gerçekleri ortaya çıkarmaya adayan gazeteciler sizin tehditlerinizle susacak mı? Devlet hangi devletten söz ettiğinize, nasıl bir devlet tahayyül ettiğinize ya da etmediğinize bağlı olarak şekillenir. Bu devletin polisinin işkenceyle aramızdan aldığı Metin Göktepe'nin kardeşidir Ahmet Şık; en mühimi de bu ülkede sözüne en çok itibar edilen gazetecilerden birisidir, sizlere pabuç bırakmaz. Evet, Metin Göktepe'yi aldı bu devlet, Tahir Elçi'yi aldı, Hrant Dink'i aldı; daha gerilere gidersek sevgili hocam Coşkun Üçok'un eşi Profesör Bahriye Üçok’u aldı, Abdi İpekçi'yi aldı, Doğan Öz’ü, 12 Eylülde binlerce genci aldı. Musa Anter'i, Gonca Kuriş’i aldı; Sivas'ta, Maraş'ta canları aldı. Hiçbir olay münferit değildi, hiçbir olay. Biz devletle hesaplaşırız, evet. Bizler için hiçbir zaman demokratik olmayan bir devletle tabii ki hesaplaşırız. Bağımsız ve demokratik bir Türkiye için mücadele ettik, etmeye de devam ederiz. Hiçbir zaman kullanışlı müttefik olmadık, devrimciyiz, dik dururuz ve mücadele ederiz.

İlhan Uzgel, haftaya gerçekleşecek NATO görüşmelerini değerlendirdiği yazısının başlığında “Kullanışlı müttefik” ifadesini kullanmıştı. Herhâlde son dönemde AKP için bundan daha iyi bir tanımlama olamaz. Evet, ABD için kullanışlı müttefik, Rusya için kullanışlı müttefik. Tabii, sadece dış siyaset mi? Nasıl bir zamanlar Gülen cemaati için kullanışlı ortak olmuş ise herhâlde bugün en çok da küçük ortağı MHP için öyle. Küçük ortağın kefili olduğu mafya için o bayıldığınız tabirle söylersek eski Türkiye'nin çeteleri ve derin devlet için... Ama ittifaklar çöküyor. Başımıza bunca çorabı örenlerden, sürekli kandırılıp af dinleyenlerden, helallik isteyenlerden çözüm beklemiyoruz biz. Bu mücadeleyi büyütecek olan halktır, o yüzden halka çağrımızdır: Siz seyirci değilsiniz, bu işin öznesi sizsiniz. Nasıl kadınlar sokaktan vazgeçmiyorsa, nasıl emekçiler sokaktan vazgeçmiyorsa, mücadeleye her yerde devam ediyorsa sesinizi yükseltmedikçe kimse önünüze sandık koymayacak; gerçekten bu böyle. Çaldılar çırptılar, hesap sormadıkça bu sistem değişmeyecek. Bunun hesabını soracak özne de, evet, sizsiniz sevgili halkımız; çalınan sizin paranız, sizin hakkınız. Artık bu ülke darbelerle, Susurluk gibi çetelerle, faili meçhullerle, yargısız infazlarla on yıllar, yirmi yıllar kaybetmesin. Gerçekten huzurlu, demokratik bir ülke olsun diye tercihini yapacak olanlar da sizlersiniz.

Erdoğan bugün “7 Haziranı unutmadık.” demiş, unutamaz 7 Haziranı çünkü 7 Haziran demokrasinin ve çoğulculuğun yeşerdiği bir gündü, biz de unutmadık 7 Haziranı, hiçbir zaman unutmayacağız.

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) – 3 Haziranı da unutmamış.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Partimize kapatma salvoları da yapsanız, bazıları üç maymunu oynamaya devam da etseler biz 7 Haziranı unutmadık ve bu ülke daha nice nice 7 Haziranlar görecek diyorum; bunlara layıksınız, layığız diyorum.

Saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz talep eden İstanbul Milletvekili Sayın Zeynel Emre.

Buyurun Sayın Emre. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ZEYNEL EMRE (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, tabii, İcra ve İflas Kanunu’nda yapılacak değişiklik elbette önemli, çok önemli. Bunu değerli milletvekillerimiz uzun uzun izah ettiler, etmeye de devam edeceğiz. Ancak ben burada müsaadenizle biraz daha resmin büyüğüne bakmaya sizleri davet etmek istiyorum.

Değerli arkadaşlar, adalet, eşit olmadığı sürece bir anlam ifade eder mi? Yani biz İcra ve İflas Kanunu’nda, Ceza Muhakemesi Kanunu’nda tek tek, ayrı ayrı çok iyi düzenlemeler yapsak da eşitlik olmadan adaletten bahsedebilir miyiz? Bakın, bunu nasıl uygulamada görebiliriz? Hukuk herkese eşit mi uygulanıyor yoksa Türkiye'de kişiye özel hukuk uygulaması mı var? Şimdi, 2 siyasi partinin hazırladığı, açıkladığı belgeler, bilgilerle ilgili yargının verdiği refleksten örnek vereceğim size. Bakın, birincisi şu, AKP’de yönetim katında yer alan birisi çıktı bir kitap yazdı. Cumhuriyet Halk Partisine yönelik en ağır ithamlarda bulunan, başlığı da “Yönünü Şaşıran Ok” olan, çok ağır, çok asılsız iddialarda bulunan bir kitap yazdı. Bu, Türkiye'de neredeyse bütün kitapçılarda, reyonlarda da var. İsteyen gider o saçmalığı okur, isteyen gider  bakar.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Boyu devrilsin.

ZEYNEL EMRE (Devamla) –  Nasıl olsa o saçmalığı okuyan herhangi bir vatandaşımız muhakeme ettiğinde bunun bir saçmalık olduğunu fark eder. Cumhuriyet Halk Partisi AKP-FETÖ ilişkilerini ortaya koyan, 21 soruda 21 cevap ve tamamen geçmiş dönemde görev yapan bakanların, başbakanların ifadeleri, eylemleri, açılışlarını resimlerle örnek vererek bir kitapçık hazırladı. Ne oldu biliyor musunuz? Bakın, ilkiyle ilgili ne bir tazminat davası, ne bir toplatma kararı, ne bir ceza davası var. Diğeriyle ilgili, Cumhuriyet Halk Partisinin Merkez Yönetim Kurulu üyeleriyle ilgili suçlamalara bakın. Halkı kin ve düşmanlığa sevk var, kamu görevlisine hakaret -TCK/125- var, Cumhurbaşkanına hakaret -TCK/299- var. Yalnız, savcılar size yaranmada hızını alamıyor, Türk Ceza Kanunu’nun 310’uncu maddesine göre -yani burası biraz fıkralık gerçekten- Cumhurbaşkanına fiili saldırıdan da dava açıyor. Cumhurbaşkanına fiili saldırı, bakın, Türk Ceza Kanunu’nun 310’uncu maddesinin (2)’nci fıkrası.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Nasıl oluyor?

ZEYNEL EMRE (Devamla) – Nasıl mı oluyor? Şöyle, biliyorsunuz, milletvekili olanlara fezleke geliyor. Milletvekili olmayan Sayın Gökçe Gökçen’e iddianame düzenlendi, ağır ceza mahkemesinde sanık, suçlama Cumhurbaşkanına fiilî saldırı. Gökçe Hanım’ın hayatında da Cumhurbaşkanının bulunduğu 5 kilometrelik alana girdiğini zannetmiyorum. Aynı karede fotoğrafı yoktur ama fiilî saldırıdan hakkında ceza davası var, ağır cezada sanık.

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Hayalî.

ZEYNEL EMRE (Devamla) – İşte, kişiye özel hukuk, 2 partinin siyasetine yönelik yargının verdiği karar çok somut ortada. Şimdi, İcra İflas Kanunu’nda o madde böyle olmuş, şu madde böyle olmuş, bununla Türkiye'de yargıyı düzeltemeyiz. Türkiye'de yargıyı düzeltemediğimiz sürece de hiçbir şeyi düzeltemeyiz. Bu, birinci örnek.

İki, birçok ülkenin ceza kanununda tıpkı bizim ülkemizde olduğu gibi etkin pişmanlık hükmü vardır, itirafçılık vardır. Suç işleyen, suç işlediği iddia olan, alacağı muhtemel ceza karşısında yargı makamlarına kolaylık gösterirse hem indirim alır hem de iddiaları gerçekten ortaya çıkarsa çok ciddi bir oranda kanunda karşılığı vardır, cezasının neredeyse yarısından fazlası düşer. Bütün benzer demokratik ülkelerde böyle bir sistem vardır. Şimdi, daha evvel uzun süre aynı hedef için mücadele ettiğiniz, birlikte fotoğraf verdiğiniz, birbirinizin sırtını sıvazladığınız, para alışverişi yaptığınız bir adam çıktı, daha evvel de mahkûm olmuş, organize suç örgütü lideri olarak mahkûm olmuş bir adam çıktı ve somut olarak -soyut iddialara ilişkin bir şey söyleyemem- yer veriyor, tarih veriyor, olay veriyor, sonuç veriyor, isim veriyor, görüntü ve ses kaydı var, “Baz istasyon bilgilerini isteyin.” diyor, doğrulayan şahıslar var iddiayla ilgili ve mesela hepimizin basından bildiği Doğan Yayın Holdingin basılması, “Azmettirdiniz, ben yaptım.” diyor, karakolda bir eski milletvekilinizin dövdürülmesi, “Bir milletvekiliniz geldi istedi, ben yaptım.” diyor, Kutlu Adalı cinayeti… “Ya, işi bana havale ettiniz, en sonunda başkası bunu gerçekleştirdi.” diyor. Somut, gerçekleşen olaylar.

Şimdi, değerli arkadaşlar, bunun gibi olaylar karşısında -azıcık hukuk bilgisi olan bilir- Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 160’ıncı maddesine göre, cumhuriyet savcısı ister kendisine yazılı başvuru olsun isterse de herhangi bir şekilde suç işlendiğine ilişkin bilgiye, belgeye, kanaate sahip olsun soruşturma açar ve zaman aşımına da soruşturma sonrasında karar verilir. Önce soruşturma açar, ilgilileri çağırır, suçun ağırlığına göre gözaltı kararı verir, zaman aşımı sonra. Şimdi, bakın -tarihi itibarıyla dikkatle izledim- bu iddialar karşısında uzunca bir süre sessizlik. Hani, Süleyman Soylu’ya sahip çıkan falan da yok uzun süre. Yirmi beş gün, yirmi beş gün çıt yok, savcılar da bir işlem yapmıyor, herkes bekliyor “Acaba AKP Genel Başkanı ne diyecek?” diye. Yirmi beş günün sonunda Tayyip Erdoğan çıktı “Bakanım, benim Bakanım, sahip çıktım, cumhuriyet savcıları da herhâlde bu iftiralar karşısında gereğini yapacaktır.” dedi. Peşine cumhuriyet savcıları soruşturma açtı iftiradan, işte, örgütlü bilmem neden, vesaireden. Şimdi, bu kadar ortada. Şimdi, İcra ve İflas Kanunu’nda madde değişikliği yapacağız. Bütün bu ortaya saçılan kirli ilişkilerin, bu iddiaların yüzde 1’i Cumhuriyet Halk Partisinin iktidarda olduğu herhangi bir belediye içerisinde olsaydı 500 ayrı yerden gözaltı kararı verilirdi. Bakın, ayrı ayrı, böyle hevesle -6 bin cumhuriyet savcısı var ya- önce kim göze girecek diye mücadeleye girerlerdi.

Şimdi, gelelim, biz Türkiye olarak bu rezaletleri neden yaşıyoruz? Gladyo, Türkiye gibi ülkelerde, sizin iktidarınızdan önce, soğuk savaş döneminde varlık gösterdi. Amaç neydi, biliyor musunuz? Amaç, o ülkedeki sol hareketleri, sosyalist hareketleri baskılamak ama faili meçhul cinayetlerle ama başka şeylerle onları baskı altında tutmak; amaç buydu. Soğuk savaş dönemince de, işte, antikomünizm, Komünizmle Mücadele Derneği, farklı ad altında aslında bildiğin adi suç işleyen mafyatik tipler çok vatansever, ülkesini düşünen, işte milliyetçi, aslında kahraman pozlarına girdiler ve bunlara ağırlıklı olarak sizin de dâhil olduğunuz sağ iktidarlar meşruiyet kazandırma yarışına girdi, birlikte fotoğraf verdiler, desteklediler, zaman zaman kullandılar ve ne oldu biliyor musunuz değerli arkadaşlar? Soğuk savaş bitti, gladyoyu, benzeri örgütlenmeleri olan ülkelerde gladyo varlıkları yavaş yavaş temiz eller operasyonuydu, şuydu buydu, faili meçhulleri araştırmaydı, temizlendi, bizde konsept değiştirdi, tırnak içinde terörle mücadele… Devlet terörle mücadele edemiyor da suç işlemesine göz yumduğu işte o kirli paralardan beslenen insanların terörle mücadele etmesiyle biz ülkemizi korumuş oluyoruz. Bunlar da bu konsept dâhilinde cinayetler işleyebiliyorlar, kumar oynatıyorlar, kaçakçılık suçlarına bulaşabiliyor, hepsini devlet içinde yapıyorlar.

         ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Uyuşturucu.  

ZEYNEL EMRE (Devamla) - Kurtlar Vadisi dizisi gibi diziler de “Bak, aslında aktörler çok vatansever” algısını bu topluma yerleştiriyor. Şimdi, burada bir orta oyunu var, burada artık kral çıplak ve buradaki tüm kirli ilişkilerin içerisinde siz el birliğiyle yaptınız, biz uyardık. Bu insanların beyanları karşısında karşı duran herkese ama “PKK’lı” dediniz, ama “FET֒cü” dediniz, başka suçlamalar yaptınız. Şimdi gelip bize şunu söylemeyin.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

ZEYNEL EMRE (Devamla) – “Dış güçler, FET֒cüler kumpas kurdular.” işte “Türkiye kalkınacaktı, paçasından tuttular.” Bu hikâyeleri geçin arkadaşlar, mesele bu değil, mesele sizin yönetim şekliniz. Sizin yönetim şekliniz böyle problemler ortaya çıkarıyor. Bu problemlerle siz yüzleştiğiniz zaman Türkiye yüzleşmiş olmuyor, sizin rezilliğiniz oluyor bunlar. Türkiye’ye karşı değil, sizin Türkiye’ye verdiğiniz zararları, sizin Türkiye’ye karşıtlığınız ortaya çıkıyor. Dolayısıyla, bu alanda konuşulacak çok şey var ama ben özetle şunu söyleyeyim, son cümlelerim olsun. Nerede sıkışıyorsunuz “Petrol bulduk.” Nerede sıkışıyorsunuz “Gaz çıkardık.” Nerede sıkışıyorsunuz “Altın bulduk, uzaya çıktık.”

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Uzaya, uzaya.

ZEYNEL EMRE (Devamla) – Ya, bu hikâyeleri de geçin Allah aşkına yani bunlara çocuk inanmaz. (CHP sıralarından alkışlar)

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – İkinci bölümde gruplar adına söz talepleri karşılanmıştır. Şahıslar adına konuşma talebi bulunmuyor, soru-cevap talebi bulunmuyor.

Böylece ikinci bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi ikinci bölümde yer alan maddeleri, varsa o madde üzerindeki önerge işlemlerini yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.

Bu bölümü geçmeden önce birleşime beş dakika ara veriyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 20.51

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 21.02

BAŞKAN: Başkan Vekili Haydar AKAR

KÂTİP ÜYELER: Emine Sare AYDIN (İstanbul), Şeyhmus DİNÇEL (Mardin)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 89’uncu Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

266 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon yerinde.

9’uncu madde üzerinde 1 adet önerge vardır, okutup işleme alacağım.

                    

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan İcra ve İflas Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 9’uncu maddesinde yer alan “çıkarılmıştır” ibaresinin “kaldırılmıştır” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederim.

                                    Hayrettin Nuhoğlu                                           Hasan Subaşı                                          Arslan Kabukcuoğlu

                                            İstanbul                                                         Antalya                                                       Eskişehir

                                  Aydın Adnan Sezgin                                           Behiç Çelik                                                Orhan Çakırlar

                                             Aydın                                                           Mersin                                                           Edirne

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talep eden Mersin Milletvekili Sayın Behiç Çelik.

Buyurun Sayın Çelik. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BEHİÇ ÇELİK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 266 sıra sayılı İcra ve İflas Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 9’uncu maddesinde değişiklik için söz aldım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, hukukun ayaklar altına alındığı, anayasal hak ve özgürlüklerin alenen çiğnendiği, adil yargılama hakkının göz ardı edildiği, mahkemelerin bağımsızlığının ve tarafsızlığının ortadan kaldırıldığı bir sürecin içerisindeyiz. Bu da yetmiyor can, mal, ırz güvenliği ile tasarrufa ilişkin emniyetin çöktüğü bir süreçteyiz.

Değerli arkadaşlar, bunlar AKP'nin on dokuz yılda geldiği noktaya işaret ettiği için oldukça önemlidir. Daha 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nda 2018 yılında değişiklik yapılmışken üç yıl sonra yeni bir değişiklik getirilmektedir. Hukuk yapboz tahtası değildir. Bu değişiklikler önceden akademik camiada tartışılarak belli bir olgunluğa getirilmeliydi, bu yapılmamıştır.

Bugün icra ve iflas kapsamında mevcut 22 milyon adet dosya bulunmaktadır. Ülkemizde 20 milyon aile olduğuna göre neredeyse her aileye 1 icra dosyası düşmektedir. Bu tablo düşündürücüdür, bu tablonun sahibi AKP olup neticede herkesi müflis hâle soktuğunu söyleyebiliriz.

Değerli milletvekilleri, teklif özü itibarıyla bir kanun teklifidir. AKP’nin torbaya bu derece meraklı olmasını anlamış değiliz. Mevzuat katliamı da zaten bu yolla yapılmaktadır. Türkiye, temel hukuk kurallarına ve Anayasa’ya aykırı olarak torba kanunlarla yönetilmeye mahkûm edilmektedir. Kanunların uygulanmasında ise bu karmaşa içinden yorum çıkaran yetkililerin insafı, izanı ve vicdanı arasına sıkışıp kalmaktadır. Bu vahim tablodan kurtuluş elbette vardır. Devletin başına mutlak bir güç olarak çöken tek adam rejiminden kurtulmaktır esas olan. Çare, iyileştirilmiş ve güçlendirilmiş parlamenter sistemdir.

Değerli milletvekilleri, bu kanun teklifi birçok kanunda değişiklik getirmektedir, yaklaşık -buradan sayıyorum- 7 adet kanunda değişiklik içermektedir. Burada, bizim iktidara birtakım sorularımız olacak. Siz, nasıl bir merkezî idare öngörüyorsunuz? Siz, nasıl bir yargı düzeni düşünüyorsunuz? Siz, yerel yönetimlerin yapılanmasında nasıl bir görev, yetki ve imkân paylaşımı ve iş birliği düşünüyorsunuz? Siz, nasıl  bir kamu mali düzeni öngörüyorsunuz?

Değerli arkadaşlar, Şeyh Edebali’nin dediği gibi, insanlar vardır, sabah doğarlar, akşam ölürler yani günlük yaşarlar, bir plan, bir program, bir perspektif istemezler. Benim anladığım, AKP vergi kuruluşlarını da, kamu yönetimlerini de bu sığlıkta değerlendirmektedir. Elbette, sonuç fiyaskodur, tertip ve düzen bozulmuştur. Belediye yönetimlerini, 6360 sayılı Kanun’la darmadağın ettiğiniz gibi özel idareleri, köyleri de ya lağvettiniz veya mahvettiniz. Vergi dairelerini, Gelir İdaresi Başkanlığına dönüştürdünüz. Ayrıca, Borçlanma Genel Müdürlüğü kurarak Osmanlı’daki Düyun-ı Umumiye rejiminin kurumlarını getirmiş oldunuz. Bugün, Türk toplum yapısında yaşanan buhranların en önemli etkeni de belki budur. Yetmedi, vergi, resim, harç artık dayanma kapasitesini aştığından insanları tedirgin edici noktaya getirmiştir. Artık insanlar zamlardan, pahalılıktan burnundan soluyor.

Değerli milletvekilleri, palyatif, günü kurtarma babında torba kanun tekliflerini yüce Meclise taşımak kalıcı bir çözüm içermez.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

BEHİÇ ÇELİK (Devamla) – Nitekim, bu teklif, bazı hükümleriyle üç yıl önce yürürlüğe giren kanunda yine değişiklik getiriyor ancak devlette, kurum ve kuruluşların iyileştirilmesinde en ufak bir adım atılmamaktadır. 9’uncu madde harçlarla ilgili küçük bir düzenleme yapmaktadır. Bu, harçların tahsilatının vergi dairelerinden alınarak belediyelere verilmesine ilişkin bir hükümdür.

Değerli milletvekilleri, önergenin kabulünü diler, hepinize saygılar sunarım. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

9’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 9’uncu madde kabul edilmiştir.

10’uncu maddede 2 önerge vardır.

İlk önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 266 sıra sayılı “İcra ve İflas Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi”nin 10’uncu maddesiyle 492 sayılı Harçlar Kanunu’nun 132’nci maddesine eklenen fıkradaki “olarak” ibaresinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

 

                                    Süleyman Bülbül                                            Alpay Antmen                                               Zeynel Emre

                                             Aydın                                                           Mersin                                                         İstanbul

 

                                        Rafet Zeybek                                              Faruk Sarıaslan                                              Ednan Arslan

                                            Antalya                                                        Nevşehir                                                          İzmir

 

                                      Kadim Durmaz                                                                                                                    Servet Ünsal

                                              Tokat                                                                                                                                Ankara

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talep eden İzmir Milletvekili Sayın Ednan Arslan.

Buyurun Sayın Arslan. (CHP sıralarından alkışlar)

 

EDNAN ARSLAN (İzmir) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün, güzel İzmir’imizin Gaziemir ilçesinde yaşanan bir çevre felaketiyle ilgili söz almış bulunuyorum ve bu konuda yapılamayan, yapılmayan, göz ardı edilen ve kaderine terk edilmiş bir çevre felaketinden bahsetmek istiyorum. Gerçi devriiktidarınız çevre konusunda oldukça sabıkalı; Kaz Dağları’ndan Salda Gölü’ne, Kuzey Ormanları’ndan Marmara Denizi salyasına, en son İkizdere’de zaten çevreye ne kadar duyarlı olduğunuzu biliyoruz. Çözüm ise, doğanın yeşilini doların yeşilinden daha çok seven bir iktidarda saklı. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, Gaziemir ve İzmir’imiz on dört yıldır nükleer santral kaynaklı atıkların yol açtığı radyoaktif bir kirlenmenin tehdidi altındadır. Bunu nereden biliyoruz? 1950’li yıllardan beri Gaziemir’de faaliyet gösteren kurşun ve gümüş geri dönüşüm fabrikası, 16 Nisan 2007 tarihinde cüruf atığını bertaraf etmek için İzmit İZAYDAŞ tesislerine bu cürufları götürüyor. Tesisin girişinde bulunan sabit radyasyon ölçüm cihazı alarm veriyor ve ardından konu Türkiye Atom Enerjisi Kurumuna bildiriliyor. Türkiye Atom Enerjisi Kurumu tarafından tesiste yapılan inceleme ve ölçümler sonucunda fabrikanın depolama sahasında, fırın bölgesinde ve kapalı istif sahasında radyoaktif madde bulaşmış atıkların olduğu tespit ediliyor. Türkiye Atom Enerjisi Kurumu yaptığı incelemede, radyoaktif maddenin nükleer santrallerde kullanılan çubukların eritilmesiyle ortaya çıkan ve kansere neden olan “Evropiyum-152” maddesi olduğunu tespit ediyor. Daha sonra, sahada, 17 Haziran 2008 tarihinde İzmir Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü de bir inceleme yapıyor. Fabrika arazisinin 21 noktasında iş makineleriyle kazı yapılıyor ve 19 noktada tehlikeli atıklara rastlanıyor. Fabrikanın açık depolarında 200 ton radyoaktif tehlike taşıyan atık tespit ediliyor. Sonrasında, Çevre ve Orman Bakanlığı denetçileri Temmuz 2008’de bir daha fabrikaya gidiyor. Bu kez de başka bir alanda 180 ton aynı içerikli tehlikeli atık tespit ediyor. Daha sonra Türkiye Atom Enerjisi Kurumu ile İzmir Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü yetkilileri 9-10 Eylül 2008’de fabrikada bir daha inceleme yapıyorlar. 70 dönümlük arazinin 97 bin metreküplük bölümünde çok sayıda radyoaktif madde bulaşmış malzeme olduğunu tespit ediyorlar. İlgili kurumların dışında herhangi bir işlem yapılmaması için fabrika uyarılıyor fakat uyarıdan sonra da herhangi bir işlem yapılmıyor.

Değerli milletvekilleri, tehlikenin boyutunu gösteren bir başka saptamaya daha dikkatinizi çekmek istiyorum. Bakanlık, 2013 yılında radyoaktif cürufu tekrar teyit ederek yer altı sularına karışması konusunda çekincesini belirtiyor fakat Nükleer Düzenleme Kurumu yine hiçbir işlem yapmıyor. Faaliyetine 2010 yılında ara veren fabrikanın etrafı tel örgülerle kapatılıyor ve bu hâliyle tehlike saçmaya devam ediyor.

Değerli milletvekilleri, arazide yapılan ölçümlerde normalden 219 kat daha fazla nükleer ışıma tespit edilmiş. Bununla ilgili çalışma yapan 9 Eylül Üniversitesi çevre mühendisi öğretim üyelerinin söyledikleri ise aslında olayın ne kadar vahim olduğunu bize gösteriyor. Öğretim üyeleri: “Cihaz alarm verince daha ileriye gidemedik. Belki arazinin ilerisinde normal değerinin 1.219 katında radyasyona rastlayacaktık.” ifadesini kullanıyorlar. Ülkeye girişi yasak olan bu atıkların hangi yollarla ülkeye sokulduğu, işletmenin bu atıkları nereden aldığı hâlâ belirsiz. Bu atıkların izi mutlaka sürülmeli ve kaynağı bulunmalıdır.

Bir iddiaya göre, fabrikanın 27 yaşındaki sahibinin oğlu kanserden ölmüş. Bu fabrikada çalışan acaba kaç kişi kanser olmuştur şimdiye kadar? Bölgede bulunan atıkların yaratacağı sorunların telafisi pek mümkün görünmemektedir. İzmirliler adına soracağımız şu soruların iktidar tarafından ivedilikle yanıtlanması gerekiyor. Gaziemir’de tespit edilen, ülkeye girişi yasak radyoaktif atıklar hangi yolla gelmiştir? On dört yılda bu atıkların ülkeye girişi ve gelişigüzel gömülmesiyle ilgili açılan idari ve adli soruşturma var mıdır? Bu atıkların bertaraf edilmesi için daha ne beklenmektedir? Kanser vakalarının artması, can kayıplarının olması mı bekleniyor?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

EDNAN ARSLAN (Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Radyoaktif kirlilik ve etkilerine yönelik izleme ve ölçümler düzenli olarak yapılmış mıdır? Kirlenmenin boyutları ne safhadadır? Kirlilik yer altı sularını etkilemiş midir, etkilemişse ne ölçüde etkilemiştir? Son olarak, tehlikeli atığın kaldırılması için gereken bütçe nedir? Tüm İzmirliler olarak bu soruların yanıtlarını bekliyoruz.

Tespit edilen tarih itibarıyla on dört yıldır İzmir’in yaşadığı bu kâbustan bir an önce kurtulması için ilgili tüm kurumları bir kez daha göreve çağırıyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan İcra ve İflas Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 10’uncu maddesinde yer alan “eklenmiştir” ibaresinin “ilave edilmiştir” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Hasan Subaşı                                                                                                                        Dursun Ataş         Fahrettin Yokuş

     Antalya                                                                                                                                Kayseri                                                          Konya

İmam Hüseyin Filiz                                                                                                                                           Dursun Müsavat Dervişoğlu

       Gaziantep                                                                                                                                                                                         İzmir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talep eden Gaziantep Milletvekili Sayın İmam Hüseyin Filiz.

Buyurun Sayın Filiz. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

İMAM HÜSEYİN FİLİZ (Gaziantep) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 266 sıra sayılı İcra ve İflas Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 10’uncu maddesiyle ilgili olarak İYİ Parti Grubumuz adına söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bu maddeyle 492 sayılı Harçlar Kanunu’nun 132’nci maddesine bir fıkra eklenerek yapı kullanma izni belgesi verilmesi sırasında yapı kullanma izni harcı ile cins değişikliği harcının belediyelerce tek seferde alınması öngörülüyor, işlemlerde zaman ve kırtasiyenin azaltılması açısından olumlu bir değişiklik olduğunu belirtmeliyim.

Değerli milletvekilleri, belediyelerde başkanından başlayarak her kademede görev yapanların o ilde ya da ilçede yaşayan tüm halkın parasını harcama sorumluluğu bilinciyle yapacakları uygulama ve değişikliklerde kesinlikle eş dost ilişkileri olmamalı, kanunlar ve yönetmelikler vatandaşlar arasında ayrım yapmadan, eşit şekilde uygulanmalı, herkes işini ciddi, doğru ve hızlı bir şekilde yapmalıdır. İlaveten birçok uygulamada halkın görüşü alınmalıdır.

Sizlere İngiltere'den bir örnek vermek istiyorum. Bir kişi kendi evinde, içeriden çatı katına merdiven yapıp çatı katını odaya dönüştürmek için belediyeye başvurur. Belediye de başvuruyu inceler ve onaylamadan önce sokağa bir ilan asar. İlanda şunlar yazılı: “Şu numaralı ev çatı katını dönüştürecek bir itirazı olan itirazını şu tarihe kadar yapsın.” Ne kadar güzel değil mi? Belediye o sokakta yaşayan insanlara itibar edip onların görüşlerini alıyor. Böyle bir toplumda huzursuzluk olur mu? Türkiye'de ise Karadeniz'de dere kenarına 7 katlı ev. Sayın Cumhurbaşkanımızın tıraşlamayınca “Sahibine küstüm.” dediği İstanbul'un tarihî silüetine hançer gibi saplanan gökdelen yapılabiliyor. Halk ne diyor kimsenin umurunda değil, bunlara binlerce örnek vermek mümkündür. Halkın görüşlerinin ve taleplerinin dikkate alınmamasının en son örneğini Rize İkizdere’de görüyoruz. Bu yanlış yönetim anlayışından vazgeçin ve insanlarımızın huzurunu temin edin. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, bugünlerde hepinizin bildiği, akıl almaz iddialarla ülkemiz çalkalanmaktadır. Bu iddialara cevap vermesi ve gereğini yapması beklenenler ise susmaktadır. Şeffaflık devlet yönetiminin vazgeçilmezidir, ne olup bitiyorsa vatandaşımızın bilme hakkı vardır. Adı geçenler çıksınlar, açıklasınlar, kendilerinden, kendiliklerinden cumhuriyet savcılarına gitsinler ve kendilerini aklasınlar.

Değerli milletvekilleri, şurası gayet iyi bilinmelidir ki Türkiye gibi beş bin yıllık devlet geleneğine sahip bir ülkede devlet erkini elinde bulunduranların hukuku çiğneyerek yasa dışı işlere karışmaları, mafya ilişkileri devlet anlayışımızı altüst etmekte, halkın devlete olan güvenini sarsmakta, gençlerimizin geleceğe olan ümitlerini yok etmekte, psikolojilerini bozmaktadır; bunun vebali gerçekten büyüktür, 84 milyona karşı saygısızlıktır ve çürümüşlüğün örnekleridir.

Bu durumlara benzemesi sebebiyle Kanuni Sultan Süleyman’ın “Acaba Osmanlı Devleti çöker mi?” sorusuna Beşiktaşlı âlim Yahya Efendi’nin verdiği cevabı yeniden hatırlatmak istiyorum. Cevap şöyle: “Sultanım, bir devlette zulüm yayılsa; haksızlık şayi olsa; işitenler de ‘Neme lazım!’ deyip uzaklaşsalar; sonra koyunları kurtlar değil de çobanlar yese, bilenler bunu söylemeyip sussa; fakirlerin, muhtaçların, yoksulların, kimsesizlerin feryadı göklere çıksa da bunu taşlardan başkası işitmese işte o zaman devletin sonu görünür, böyle durumlardan sonra devletin hazinesi boşalır, halkın itimat ve hürmeti sarsılır, asayişe itaat hissi gider, halkta hürmet duygusu yok olur ve çöküş böylece mukadder hâle gelir.” İşte bundan beş asır önce söylenen sözler; ibret almak lazım, değil mi?

Değerli milletvekilleri, bakınız, Uluslararası Şeffaflık Örgütü’nün Yolsuzluk Algı Endeksi’ne göre Doğu Timor, Fas ve Hindistan’la aynı puanı alan Türkiye 180 ülke arasında 86’ncı sırada yer alıyor. Ülkemiz bu durumu hak etmemektedir. Enflasyon, işsizlik, faiz oranları, usulsüzlük ve yolsuzluklara bağlı olarak halkın hoşnutsuzluk oranı 2011 yılından 2020 yılına yüzde 18 oranında artmıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İMAM HÜSEYİN FİLİZ (Devamla) – Sayın Başkanım, tamamlıyorum.

BAŞKAN -  Tamamlayalım lütfen.

İMAM HÜSEYİN FİLİZ (Devamla) - Değerli milletvekilleri, Kamu İhale Kanunu’na aykırı bir şekilde bakanlığına kendi şirketinden mal alan bir bakan hakkında bir işlem yapılmıyorsa; 5 müteahhidin milyarlarca lira vergi borcu yüzde 97 oranında siliniyorsa; üst düzey yöneticiler birçok yerden maaş alıyorsa; eski, yeni bakanların isimleri ciddi şaibelere karışmış ise; bir otelde iddia edilen bir gecelik ücretin 106 bin lira olması, bunun saatlik ücreti 4.500 TL ise; buna karşılık, nüfusun yüzde 45’i asgari ücret düzeyinde ücret alıyorsa; işsizlik 10 milyonu aşmışsa; 1 milyon 100 binden fazla üniversite mezunu işsiz kalmışsa insanlarımız nasıl hoşnut olsunlar diyor, Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

10’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 10’uncu madde kabul edilmiştir.

Sayın Adıgüzel…

MUSTAFA ADIGÜZEL (Ordu) – Millî ürünümüz fındığı geçen yıl olduğu gibi bu yıl da ilk dile getiren ve 35 TL taban fiyatı ilk söyleyen lider Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’dur. Ardından, AK PARTİ Giresun ve Ordu vekilleri 30 TL, Demokrat Parti de 35 TL fiyat istemiştir. Bu arada haberler geliyor: Ucu dışarıda yerli iş birlikçiler de boş durmuyor; el altından, yer altından fındıkta Hükûmete düşük fiyat çalışması yapıyorlar. Bu vampirler 3-5 kuruş komisyon için bu ülkenin milyarlarca lirasını yabancı şirketlere peşkeş çekmeye utanmayan yüzsüzlerdir. Bunlar, bu milletin parasını dışarıya akıtan vatan hainleridir. Bunlarla görüşüp iş tutan TMO veya Bakanlık yetkilileri de bunlarla aynı yerdedir.

Şimdi, fındıkta beklenen, halkın ve vekillerin talebi yönünde 35 TL fiyat beklentisidir. Sayın Erdoğan da açıklayacağı fiyatla bu emek ve ihanet ikileminde tarafını belli edecektir.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar) 

 

1.  Çorum Milletvekili Oğuzhan Kaya ve 49 Milletvekilinin İcra ve İflas Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/3592) ve Adalet Komisyonu Raporu  (S. Sayısı: 266) (Devam)

 

BAŞKAN – 11’inci madde üzerinde 1 önerge vardır, okutup işleme alacağım:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan İcra ve İflas Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 11’inci maddesinde yer alan “değiştirilmiştir” ibaresinin “yeniden düzenlenmiştir” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Hayrettin Nuhoğlu                                         Aydın Adnan Sezgin                                Hasan Subaşı

  İstanbul                                                                 Aydın                                               Antalya

Orhan Çakırlar Arslan Kabukcuoğlu                    Dursun Ataş

  Edirne                                                                 Eskişehir                                             Kayseri

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talep eden Kayseri Milletvekili Sayın Dursun Ataş.

Buyurun Sayın Ataş. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

DURSUN ATAŞ (Kayseri) - Sayın Başkan, kıymetli milletvekilleri; görüşülmekte olan İcra ve İflas Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 11’inci maddesi üzerine İYİ Parti Grubu adına söz almış bulunuyorum, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, teklif İcra ve İflas Kanunu’nda bazı değişiklikler öngörmektedir. Kanun teklifi, İcra ve İflas Kanunu’nun sadece konkordato ve iflasla ilgili maddelerinde değişiklik yapmaktadır ancak teklif her zaman olduğu gibi vatandaşın gündeminden çok uzaktır. Nitekim açlığa terk ettikleri esnaf ve işletmeler zor günler geçirmektedir. Ticaret Bakanlığı verilerine göre 2020 sonu itibarıyla Türkiye genelinde haklarında konkordato kapsamında mühlet kararı verilmiş toplam 2.052 şirket bulunmaktadır. Türkiye Esnaf ve Sanatkârlar Konfederasyonunun verilerine göre 2021 yılının ilk çeyreğinde iş yerini kapatan esnaf sayısı yüzde 11 artışla 29.037’ye yükselmiştir.

Değerli milletvekilleri, ekonominin kötüye gidişinin sebebi olarak pandemi gösterilmektedir. Pandeminin zaten kırılgan olan ve kötüye giden ekonomideki krizi derinleştirdiği doğrudur ancak içinde bulunduğumuz ekonomik krizin tek sorumlusu pandemi değildir. Sorumlu pandemiyse damat bakan neden istifa etti? Merkez Bankası Başkanları neden değiştirildi ve neden sürekli ekonomik paketler açıklanmaktadır? Yani sorun pandemi değil; sorun partili Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemiyle ülkeyi tek adama teslim etmekte; sorun tüyü bitmemiş yetimin, garibanın hakkını yandaşa 3-5 maaş olarak vermekte; sorun esnafa, çiftçiye, öğrenciye üç kuruş destek vermezken devletin kaynaklarını 5 müteahhide peşkeş çekmekte. Sorun, denge ve denetlemenin temeli olan güçler ayrılığını ortadan kaldırarak “hukuk devleti” ilkesini ayaklar altına almakta. Sorun, yargıyı siyasallaştırıp soruşturma açmak için bile talimat bekler duruma getirmektir.

Değerli milletvekilleri, UYAP’tan alınan verilere göre 1 Ocak ile 21 Mayıs 2021 tarihleri arasında icra iflas dairelerinde toplam 2 milyon 852 bin yeni dosya açılmıştır, açık icra dosya sayısı toplamda 22 milyona ulaşmıştır; böylece ülkemizde her 4 kişiden 1’i icralık durumdadır. Türkiye Bankalar Birliği Risk Merkezi bankalara kredi borcu olan kişi sayısını 34,5 milyon kişi olarak açıklamıştır. Bu sayı birçok ülkenin nüfusundan bile çok fazladır. Bankalar ve banka dışı finansal kuruluşlar tarafından kullandırılan bireysel krediler yüzde 36 artarak 899 milyar TL’ye yükselmiştir. Borçlu kişi başına yaklaşık 26 bin TL borç düşmektedir. Son bir senede 2,3 milyon kişi borçlular kervanına katılmıştır. Ülkeyi katar katar sattıkları Katar’ın nüfusu kadar vatandaş, son bir senede borçlanmıştır. Vatandaşın bankalara olan borcu 2002 yılı sonunda 6,3 milyar TL iken Mart 2021 sonu itibarıyla 899 milyar TL’ye yükselerek 143 kat artmıştır. Ayrıca, borçlu sayısı da 34 milyon 500 bin kişi olmuştur. Kredi kartı borçlu sayısı 28 milyon 200 bin kişi, toplam ödenmeyen kredi kartı borcu ise 154,4 milyar TL’ye ulaşmıştır. Kısaca, vatandaş evine ekmek götüremezken AKP Kanal İstanbul’a 15 milyar dolar harcama peşinde, yandaş danışmanlarına, bürokratlarına üçer beşer maaş verme derdinde, yandaşa yeni rantlar yaratma peşindedir.

Değerli milletvekilleri, sanayi ve ticaretin merkezi Kayseri’de de durum aynı, bazı konularda daha da vahimdir. BDDK verilerine göre Kayseri 2021 yılının ilk üç ayında geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 19 artışla 39,5 milyar TL nakdi kredi kullanmıştır, borcunu borçla ödemeye çalışmıştır. Kayseri’de borçlu kişi başına düşen nakdi kredi tutarı geçen yıla göre yüzde 28 artışla 27,8 bine yükselmiştir ve Türkiye ortalamasının yaklaşık 2 bin TL üzerine çıkmıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

DURSUN ATAŞ (Devamla) – Buna karşın takipteki kredi kartı borcu oranı ise yüzde 6,5’ten yüzde 4,5’e düşmüştür yani Kayserili kredi çekmiş, kredi kartını borcunu yatırmış, borcu borçla ödemiş, gün bulup gün yemiş, günü kurtarma yoluna başvurmuştur.

Değerli milletvekilleri, AKP kendi düştüğü bataklığa vatandaşı da çekmeye çalışmaktadır ancak ilk seçimde İYİ Parti gelecek, yandaşı değil, vatandaşın yüzünü güldürecek, karnını doyuracak diyor; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

11’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 11’inci madde kabul edilmiştir.

12’nci maddede önerge yoktur.

12’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 12’nci madde kabul edilmiştir.

13’üncü maddede önerge yoktur.

13’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 13’üncü madde kabul edilmiştir.

14’üncü maddede önerge yoktur.

14’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 14’üncü madde kabul edilmiştir.

15’inci maddede önerge yoktur.

15’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 15’inci madde kabul edilmiştir.

16’ncı maddede önerge yoktur.

16’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 16’ncı madde kabul edilmiştir.

17’nci maddede önerge yoktur.

17’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 17’nci madde kabul edilmiştir.

18’inci maddede bir önerge vardır, okutuyorum ve işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 266 sıra sayılı İcra ve İflas Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 18’inci maddesinin teklif metninden çıkartılmasını arz ve teklif ederiz.

               Süleyman Bülbül                                 Alpay Antmen                                     Zeynel Emre

                       Aydın                                               Mersin                                              İstanbul

                Kadim Durmaz                                    Özkan Yalım                                     Rafet Zeybek

                       Tokat                                                 Uşak                                                Antalya

                   Aydın Özer                                       Necati Tığlı                                      Servet Ünsal

                      Antalya                                             Giresun                                              Ankara

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Uşak Milletvekili Sayın Özkan Yalım.

Buyurun Sayın Yalım. (CHP sıralarından alkışlar)

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Yüce Heyetinizi selamlıyorum.

266 sıra sayılı Kanun Teklifi’ni görüşüyoruz. Kanun İcra İflas Kanunu ancak AK PARTİ’nin her zaman yaptığı gibi sonuna 2 tane madde eklendi yani İcra İflas Kanunu’nun sonuna 2 tane sigorta maddesi eklendi. Bundan yaklaşık iki üç hafta önceki görüşmelerimizden, o günkü AK PARTİ Grup Başkan Vekili Sayın Cahit Özkan’la yaptığımız görüşmeden sonra bu 2 madde çekilmişti ama her nedense ısrarla bu madde tekrar geldi. Peki, o gün çektirirken ne anlaşmaya varılmıştı? Türkiye Cumhuriyeti’nde yaşayan 83 milyon vatandaşın bu 2 maddeyle alakalı ciddi anlamda sıkıntı yaşayacağıyla alakalı… Bu anlamda, bir tarafta sigorta şirketlerinin yetkilileri, bir tarafta eksperler federasyonunun, danışmanlık federasyonunun yetkilileri ve de kaza mağdurlarının avukatlarının temsilcileriyle bir araya gelip, bunlara biz Meclis olarak düzenleme yapıp, doğru bir şekle getirip kanunu hep birlikte, tüm partilerin onayıyla çıkaracaktık ama yine olmadı, yine olmadı çünkü farklı düşünceler var. Onun için, ben şunun altını özellikle çizmek istiyorum: Değerli milletvekilleri, kanun teklifinin 18’inci maddesine baktığımızda, burada açıkça Anayasa’ya bir aykırılık var. Anayasa’ya aykırılık zaten daha önce de Anayasa Mahkemesinin 2019/40 esas sayısı, 2020/40 sayılı karar ilamıyla belirlendi ve de 2020 yılında bu iptal oldu ama her nedense sigorta şirketlerinin isteği üzerine tekrar siz bunu bir şekilde kanunlaştırmak istiyorsunuz ve de birazdan kanunlaşacak. Bunu yüce Türk milletinin takdirine bırakıyoruz. (CHP sıralarından alkışlar)

Peki, neden? Ne sıkıntılar var? Bu 2 maddede ne sıkıntı var? Bakın, bu kanun teklifi ilk geldiğinde 16 maddeydi, 14’ünü geçirdik, bu 2 maddeye itiraz ettik çünkü bütün herkes itiraz ediyor. Peki, sıkıntılar ne bu 2 maddedeki? Şunlar: Bir, kazaya karışan kusurlu araç sahibinin ailesi destekten yoksun kalma tazminatı alabiliyordu önceden ancak bu kalmadı. Artık, kazaya karışan aracı kullanan kişi öldüğünde kişinin ailesine tazminat veya herhangi bir destek yok.

İki: Kazaya karışan mağdur aracın onarımı alternatif şekilde… Alternatif nedir? Bakın, bugün iyi kalite bir araç kullanıyorsunuz, yabancı bir marka; aracınıza durduğu yerde birisi geldi, vurdu; vurulan parçaları artık sigorta şirketleri yan sanayi veya çıkmayla değiştirip buna benzer değişik, daha ekonomik maliyetlerle bu aracı yaptırabilecekler.

Bunun yanında, kanun teklifi kabul edilirse… Tabii ki kazaya karıştıktan sonra aracınız zarar görüyor, zarar yapılıyor bir şekilde yan sanayi vesaireyle ancak değer kaybı oluşuyor. Biliyorsunuz, plakasını girdiğinizde TRAMER’e, orada ne kadar kaza yaptığı, ne kadar masraf olduğu belli. Buna göre de sizin satmak istediğiniz aracın değer kaybı çıkıyor. En azından bu değer kaybını sigorta şirketleri ödüyordu. Buradaki rakam da artık sigorta şirketlerinin lehine, daha az rakamlar ödeyecekler.

Bu kanun teklifi geçtikten sonra bakın ne olacak? Bir mağdur yani kazadan sonra devamlı, sürekli bir sakatlığı olacak bir mağdurun, ayağındaki sekte veya kolundaki kırıklık, kol kaybı, herhangi bir organ kaybından dolayı 230 bin ila 250 bin TL alması gereken tazminatı, sizler biraz sonra bu maddeye “okey” verdikten sonra, yüzde 40, yüzde 45 düşüşle bir anda 160, 170 bin liraya kadar gerileyecek. Yani sizler bu maddeye “okey” verdiğinizde Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının alacak olduğu haklarını azaltmak yolunda sigorta şirketlerinin lehine el kaldırmış olacaksınız. Bunu da yüce milletin tekrar takdirine bırakıyoruz. (CHP sıralarından alkışlar) Şimdi, bu bitmedi. Burada belki vatandaşlarımız eksik bir prim alacak, eksik bir tazminat alacak ama esas bütçemizin, devletimizin yani Maliye Bakanlığımızın alacak olduğu milyarlarca vergiden de bu sigorta şirketlerini kurtarıyorsunuz.

Diğer bir taraftan, sigorta şirketleri bu kanun geçtikten sonra… Bakın, “teminat dışı hâl” diye bir madde var. Bazı sigorta şirketlerine öyle bir hak veriyorsunuz ki bu madde geçtikten sonra “Şu şu şu sebepten dolayı teminat dışı.” deme hakkına sahip. Yani orada mahkemeye gidecekler, yine bizim Türkiye Cumhuriyeti mahkemelerimizi bir sürü sigorta şirketinin gereksiz yere dosyalarıyla uğraşmak zorunda bırakacaksınız. 

Bu kanun teklifinin yürürlüğe girmesinden itibaren daha ne olacak? Bakın, mağdur araç sahiplerinin her türlü zararı piyasa koşullarına göre hesaplanıp tamamı sigorta şirketleri taraflarının…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Yalım, buyurun.

ÖZKAN YALIM (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Açıkça anlaşılmalı ki söz konusu sebeplerle genel şartlar Anayasa’ya aykırıdır. Bu 2 maddenin Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının lehine değil, aleyhine olduğunun altını çiziyorum.

Diğer bir taraftan, Sayın Başkan, geçen hafta Sarp Sınır Kapısı’nda 3.600 aracımız Kazakistan dozvolasından dolayı bekliyordu. O gün, Sayın Grup Başkan Vekilimiz Özgür Özel’in de konuşmasından sonra, Sayın AK PARTİ Grup Başkan Vekilleri gerekli bakanla görüşüp 2 bin adet dozvola çıkarıldı. Peki, çıkarıldı ama “Ertesi gün gelecek.” dediler, maalesef bir hafta sonra geldi. Toplam bekleyen tır sayısı 4 bini buldu. Ve de bugün sabah, sadece bugün sabah bu 2 bin âdet dozvola geldi, araçlar hareket edebildi. Yani yapılması gereken milyarlarca ihracat ancak yenice başladı.

Bitmedi, Rus dozvolası bitmek üzere sayın milletvekilleri, 459 âdet kaldı yani Rusya’dan geçecek olan bu araçların sadece 459 âdeti geçebilecek. Yine sıkıntı kapıda, ben takdiri size bırakıyorum.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

 

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

18’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 18’inci madde kabul edilmiştir.

Sayın Kaya, buyurun.

 

 

 

AHMET KAYA (Trabzon) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Trabzon’umuzun gururu, Trabzonspor’umuzun sporcusu, millî boksörümüz Busenaz Sürmeneli başarılarıyla göğsümüzü kabartmaya devam ediyor.

Fransa’da düzenlenen Tokyo Olimpiyat Oyunları Avrupa Kota Müsabakalarında 69 kiloda mücadele eden gururumuz Busenaz Sürmeneli, final karşılaşmasında Alman rakibini yenerek altın madalya aldı ve Tokyo Olimpiyat Oyunları’na katılmaya hak kazandı.

Başta Busenaz kızımız olmak üzere, Tokyo Olimpiyat Oyunları’na katılmaya hak kazanan tüm millî sporcularımızı yürekten kutluyor, başarılarının devamını diliyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Morale en çok ihtiyacımız olan bugünlerde özellikle genç kızlarımız başta olmak üzere, millî sporcularımızın başarılarıyla gururlandık, moral bulduk. Busenaz Sürmeneli gibi sporcu kızlarımızın yetişmesinde emeği olan ve bu başarılarda büyük payı bulunan sporcularımızın ailelerine, antrenörlerine ve destek veren kurumlara ayrıca teşekkürlerimi iletiyorum. Türkiye Büyük Millet Meclisimizden selam ve saygılarımı gönderiyorum.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

 

 

 

 

1.Çorum Milletvekili Oğuzhan Kaya ve 49 Milletvekilinin İcra ve İflas Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/3592) ve Adalet Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 266) (Devam)

BAŞKAN – 19’uncu maddede bir önerge vardır, okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 266 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin çerçeve 19’uncu maddesiyle 2918 sayılı Kanun’un 92’nci maddesinin birinci fıkrasına eklenen (j) bendinde yer alan “destek şahsı olan sigortalının” ibaresinin “destek şahsının” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                  Bülent Turan                                     Tamer Dağlı                                   İbrahim Aydemir

                    Çanakkale                                            Adana                                              Erzurum

                  Recep Şeker                                      Ahmet Kılıç                                       İsmail Kaya

                     Karaman                                              Bursa                                              Osmaniye

          Çiğdem Erdoğan Atabek

                      Sakarya

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Katılıyoruz Başkanım, salt çoğunluğumuz vardır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda 19’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 19’uncu madde kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, yeni madde ihdasına dair önergeler gelmiştir. Malumları olduğu üzere, görüşülmekte olan teklife konu kanunun Komisyon metninde bulunmayan ancak teklifle çok yakın ilgisi bulunan bir maddesinin değiştirilmesini isteyen ve Komisyonun salt çoğunlukla katıldığı önergeler üzerine yeni bir madde olarak görüşme açılacağı İç Tüzük'ün 87'nci maddesinin dördüncü fıkrası hükmüdür.

Yine, malumları olduğu üzere İç Tüzük'ün 91'inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülen kanun tekliflerinde grupların hakkı saklı kalmak kaydıyla, 2'ye kadar yeni madde ihdası önergesi verebilme sınırı uygulanmaktadır. Yeni madde ihdasına dair Divana ulaşan 2'den fazla önerge vardır. Ulaşan önergeler Komisyon metninde bulunmayan bir konuyu öngörmektedir. Dolayısıyla İç Tüzük'ün hükmü nedeniyle bu önergeleri işleme almamız olanaklı değildir. Ancak grupların uzlaşısı nedeniyle, emsal teşkil etmemek üzere önergeleri işleme alacağım. İlk önergeyi okutup Komisyona soracağım. Komisyon önergeye salt çoğunlukla katılırsa önerge üzerinde yeni bir madde olarak görüşme açacağım. Komisyonun salt çoğunlukla katılmaması hâlinde ise önergeyi işlemden kaldıracağım.

Yeni madde ihdasına ilişkin ilk önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 266 sıra sayılı Kanun Teklifi’ne aşağıdaki maddenin eklenmesini ve diğer maddelerin buna göre teselsül ettirilmesini arz ve teklif ederiz.

“MADDE 20 – 4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun ek 3 üncü maddesine aşağıdaki cümle eklenmiştir.

“Bu hüküm tebliği dâhil eksik veya hatalı kamulaştırma işlemleri bulunması rağmen idare adına tescil edilmiş olan taşınmazlar hakkında da uygulanır.””

                  Bülent Turan                           Muhammed Levent Bülbül                            Engin Özkoç

                    Çanakkale                                           Sakarya                                              Sakarya

       Dursun Müsavat Dervişoğlu                          Orhan Yegin                                Hakkı Saruhan Oluç

                        İzmir                                               Ankara                                              İstanbul

 

BAŞKAN – Sayın Komisyon, önergeye salt çoğunlukla katılıyor musunuz?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI YILMAZ TUNÇ (Bartın) - Salt çoğunluğumuz vardır, katılıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Komisyon önergeye salt çoğunlukla katılmış olduğundan önerge üzerinde yeni bir madde olarak görüşme açıyorum.

Söz isteyen yok.

Yeni maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler… Yeni madde kabul edilmiş ve teklife yeni bir madde eklenmiştir.

Yeni madde ihdasına dair bir önerge daha vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 266 sıra sayılı Kanun Teklif’ine aşağıdaki maddenin eklenmesini ve diğer maddelerin buna göre teselsül ettirilmesini arz ve teklif ederiz.

“MADDE 21 - 2942 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.

"GEÇİCİ MADDE 16- Kamulaştırma işlemleri tamamlanmamış veya kamulaştırması hiç yapılmamış olmasına rağmen 4/11/1983 tarihinden bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihe kadar fiilen kamu hizmetine ayrılan veya kamu yararına ilişkin bir ihtiyaca tahsis edilerek üzerinde tesis yapılan taşınmazlara veya kaynaklara kısmen veya tamamen veyahut irtifak hakkı tesis etmek suretiyle malikin rızası olmaksızın fiilî el konulması veya hukuki el atılması sebebiyle mülkiyet hakkından doğan taleplere dair bedel ve tazminata ilişkin davalarda verilen kararlar taşınmaz mal ile ilgili ayni haklara ilişkin kararların icrasına ilişkin hükümlere göre yerine getirilir. Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce, kesinleşmemiş mahkeme kararlarına dayanılarak başlatılan icra takipleri kesinleşmiş mahkeme kararı ibraz edilinceye kadar durdurulur.””

                  Bülent Turan                           Muhammed Levent Bülbül                            Engin Özkoç

                    Çanakkale                                           Sakarya                                              Sakarya

                  Orhan Yegin                          Dursun Müsavat Dervişoğlu                     Hakkı Saruhan Oluç

                      Ankara                                               İzmir                                               İstanbul

BAŞKAN – Sayın Komisyon, önergeye salt çoğunlukla katılıyor musunuz?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Salt çoğunluğumuz vardır, katılıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Komisyon önergeye salt çoğunlukla katılmış olduğundan önerge üzerinde yeni bir madde olarak görüşme açıyorum.

Söz isteyen? Yok.

Yeni maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Yeni madde kabul edilmiş ve teklife yeni bir madde eklenmiştir.

Yeni madde ihdasına dair bir önerge daha vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 266 sıra sayılı Kanun Teklifi’ne aşağıdaki maddenin eklenmesini ve diğer maddelerin buna göre teselsül ettirilmesini arz ve teklif ederiz.

“MADDE 22 - 2942 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.

“GEÇİCİ MADDE 17 – Bu Kanunun ek 3 üncü maddesine eklenen cümle, bu cümleyi ihdas eden Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte kanun yolu incelemesindekiler dâhil görülmekte olan davalarda da uygulanır.”

                  Bülent Turan                           Muhammed Levent Bülbül                            Engin Özkoç

                    Çanakkale                                           Sakarya                                              Sakarya

                  Orhan Yegin                          Dursun Müsavat Dervişoğlu                     Hakkı Saruhan Oluç

                      Ankara                                               İzmir                                               İstanbul

BAŞKAN – Sayın Komisyon, önergeye salt çoğunlukla katılıyor musunuz?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Salt çoğunluğumuz vardır, katılıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Komisyon önergeye salt çoğunluk katılmış olduğundan önerge üzerinde yeni bir madde olarak görüşme açıyorum.

Söz isteyen? Yok.

Yeni maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Yeni madde kabul edilmiş ve teklife yeni bir madde eklenmiştir.

Sayın milletvekilleri, böylece kanun teklifine 3 yeni madde ihdas edilmiş olmaktadır.

Herhangi bir karışıklığa mahal vermemek için bundan sonraki maddelerin oylamalarına mevcut sıra sayısı metnindeki madde numaraları üzerinden devam edileceğini, kanun yazımı esnasında madde numaralarının teselsül ettirileceğini bildirmek isterim.

20’nci maddede önerge yoktur. 20’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 20’nci madde kabul edilmiştir.

21’inci madde önerge yoktur. 21’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… 21’inci madde kabul edilmiştir.

Sayın Şeker…

 

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Uzel işçileri on üç yıldır direniyorlar, tazminatlarını, alacaklarını alamadıkları için. Siz, bu getirdiğiniz kanun teklifiyle işçi alacaklarını, bankaların kredi alacaklarından sonraya bırakarak imkânsız hâle getiriyorsunuz. Yine tarafınızı belli ediyorsunuz, 20 milyar lira geçen yıl kâr eden bankalardan yana tercihinizi kullanıyorsunuz. Bu ülkede yüzde 99 eziliyor, size hep tercihinizi yüzde 1’den yana kullandınız. Bundan vazgeçmenizi, bu kanun teklifinin, bu maddesini çıkarmanızı bir kere daha rica ediyorum.

1.Çorum Milletvekili Oğuzhan Kaya ve 49 Milletvekilinin İcra ve İflas Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/3592) ve Adalet Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 266) (Devam)

BAŞKAN – İkinci bölümde yer alan maddelerin oylamaları tamamlanmıştır.

Sayın milletvekilleri, kanun teklifinin tümünün oylanmasından önce 3’üncü madde üzerinde Komisyonun bir redaksiyon talebi vardır.

Buyurun Sayın Komisyon.

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sayın Başkanım, teklifin 3’üncü maddesinin son cümlesinde yer alan “rehin miktarı” ibaresinin “rehin bedeli” olarak redaksiyona tabi tutulması uygun olacaktır.

Arz olunur.

BAŞKAN – Redaksiyon talebiniz kayıtlara geçmiştir. Görüşülen teklifin kabul edilmesi hâlinde kanun yazımı esnasında redaksiyon işlemi Başkanlığımızca gerçekleştirilecektir.

Sayın Yurdunuseven…

 

 

 

İBRAHİM YURDUNUSEVEN (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, 266 sıra sayılı Kanun Teklifi’yle üç yıllık uygulamanın takibi sonucunda tespit edilen bazı sorunların çözümüne yönelik düzenlemeler yapılmaktadır.

Teklifle iflas tasfiyesinin daha etkin bir şekilde yürütülebilmesine yönelik bazı düzenlemeler yapılmaktadır. Değişiklikle iflas aşaması bakımından ticari ve ekonomik bütünlük arz eden ya da bir bütün hâlinde satıldığı takdirde daha yüksek gelir elde edileceği anlaşılan mal ve hakları bünyesinde bulunduran işletmelerin bir bütün olarak satılacağı düzenlenmektedir.

2004 sayılı Kanun’un 223’üncü maddesine eklenen fıkrayla iflas idare memurlarının seçimiyle, nitelikleriyle, eğitimiyle ve denetimiyle ilgili düzenlemeler yapılmaktadır.

İş kolaylığı reformları kapsamında tapu müdürlüklerinin de taşınmaz alım ve satımlarını elektronik ortamda belediyelere bildirmelerine imkân sağlanmaktadır. Bu düzenlemeyle belediyelerce istenen “emlak vergisi borcu yoktur” şeklindeki fiilî uygulamanın mükelleflere getirmiş olduğu zorluk da ortadan kaldırılmış olacaktır.

Yine, iş yapma kolaylığı reformları kapsamında bazı inşaat izinleri prosedürlerine bağlı olan harçların, bedel ve ücretlerin de yapı ruhsatı başvurusuyla tek seferde ödenebilmesi öngörülmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

İBRAHİM YURDUNUSEVEN (Afyonkarahisar) – Bu nedenle kanun teklifinin lehine oy kullanarak kanun teklifinin ülkemiz ve milletimiz açısından hayırlı olmasını diliyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Zeynel Emre, buyurun.

 

 

 

ZEYNEL EMRE (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; görüştüğümüz kanun teklifiyle ilgili Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun oyunun rengini açıklamak üzere söz aldım.

Cumhuriyet Halk Partisi olarak bizim bu kanun teklifine “hayır” oyu vereceğimizi buradan açıklıyorum. Gerekçemiz de şu olacak Sayın Başkan: Bir defa, torba kanun uygulamasından vazgeçilmesi lazım. Sağlıklı bir yasama dönemi geçirmiyoruz, sağlıklı yasalar çıkmıyor, yapboz tahtasına dönmüş durumda. Biz, aşağı yukarı, ortalama olarak her iki üç yılda bir çıkardığımız kanunu düzeltmek üzere tekrardan kanun yapıyoruz. Bu kanun teklifi kapsamında bu yönde çok düzenleme var. Hızlı olması doğru olacağı anlamına gelmiyor.  Türkiye Büyük Millet Meclisi bir tuğla fabrikası değildir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Açalım.

ZEYNEL EMRE (İstanbul) – Seri ve hızlı üretim yaparak kâra falan geçmeyecek burası. Olması gereken doğru, uzun ömürlü, dayanıklı kanunlar yapılması.

Bir diğer nokta, Cumhuriyet Halk Partisinin değerlerinden biri de emektir. Bizim için emek en yüce değerdir. İşçi aleyhine hiçbir işin içinde Cumhuriyet Halk Partisi olmaz. Yine, Anayasa’mızın 49’uncu maddesi açıktır. Devletin çalışanları gözetmesi lazım. Maalesef AKP çalışanları değil müteahhitleri gözetiyor, işçileri değil, emekçileri değil bankaları gözetiyor. Bu yaklaşımdan vazgeçilmesi lazım. Yine, bakıyorsunuz bir başka düzenlemede, bu kanunda sigorta şirketleri lehine yapılan bir düzenleme var. Yine, kazaya uğrayan mağdur vatandaşlarımızın aleyhine olabilecek bir düzenleme.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

ZEYNEL EMRE (İstanbul) – Biz, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak bu yanlışların içerisinde olmayacağız. Anayasa’ya, kanunlara, İç Tüzük’e uygun kanunların bu Meclisten geçmesini temenni ediyorum.

Bizim grubumuzun oyu “hayır” olacaktır, saygılar.

BAŞKAN – Teklifin tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Oylama için üç dakika süre vereceğim. Bu süre içinde sisteme giremeyen üyelerin teknik personelden yardım istemelerini, bu yardıma rağmen de sisteme giremeyen üyelerin oy pusulalarını oylama için verilen süre içinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Çorum Milletvekili Oğuzhan Kaya ve 49 Milletvekilinin İcra ve İflas Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin açık oylama sonucu:

 

“Kullanılan oy sayısı

:

331

 

 

Kabul

:

262

 

 

Ret

:

69

(x)

                    Kâtip Üye                                         Kâtip Üye

              Emine Sare Aydın                               Şeyhmus Dinçel

                      İstanbul                                             Mardin”

Teklif kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

Birleşime bir dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 21.59

 

 

 

 

 

 

 

 

 

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 22.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Haydar AKAR

KÂTİP ÜYELER: Emine Sare AYDIN (İstanbul), Şeyhmus DİNÇEL (Mardin

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 89’uncu Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

Danışma Kurulunun bir önerisi vardır, okutup oylarınıza sunacağım.

 

 

 

                           Danışma Kurulu Önerisi

Danışma Kurulu'nun 9/6/2021 Çarşamba günü (Bugün) yaptığı toplantıda, aşağıdaki önerilerin Genel Kurulun onayına sunulması uygun görülmüştür.

                                                                                           Mustafa Şentop

     Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                        Başkanı

 

                         Bülent Turan                                        Özgür Özel

            AK PARTİ Grubu Başkan Vekili                 CHP Grubu Başkan Vekili

 

 

                    Hakkı Saruhan Oluç                          Muhammed Levent Bülbül

                HDP Grubu Başkan Vekili                     MHP Grubu Başkan Vekili

 

                    Dursun Müsavat Dervişoğlu

               İYİ Parti Grubu Başkan Vekili

Öneriler:

Genel Kurulun 10 Haziran 2021 Perşembe günkü birleşiminde (10/4413), (10/4430), (10/4431), (10/4432), (10/4433), (10/4434), (10/4435), (10/4436), (10/4437) ve (10/4438) esas numaralı Meclis araştırması önergelerinin görüşmelerinin birleştirilerek yapılması, bu görüşmelerde siyasi parti grupları adına yapılacak konuşmaların süresinin otuzar dakika olması. (Bu süre en fazla 3 konuşmacı tarafından kullanılabilir) Bu görüşmelerin tamamlanmasını müteakip başkaca bir işin görüşülmemesi önerilmiştir.

BAŞKAN – Danışma Kurulu önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

BAŞKAN – 2’nci sırada yer alan, 267 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine başlıyoruz.

 

2. Kahramanmaraş Milletvekili Ahmet Özdemir ve 21 Milletvekilinin Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/3632) ve Adalet Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 267)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

3’üncü sırada yer alan, 172 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine başlıyoruz.

 

 3. Tekirdağ Milletvekili Mustafa Şentop'un Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Katar Devleti Hükümeti Arasında Gümrük Konularında İş Birliği ve Karşılıklı Yardım Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/2498) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 172)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

Bundan sonra da Komisyonların bulunamayacağı anlaşıldığından, alınan karar gereğince (10/4413), (10/4430), (10/4431), (10/4432), (10/4433), (10/4434), (10/4435), (10/4436), (10/4437) ve (10/4438) esas numaralı Meclis araştırması önergelerinin birleştirilerek görüşmeleri yapmak için 10 Haziran 2021 Perşembe günü saat 14.00’te toplanmak üzere Birleşimi kapatıyorum.

                                                  Kapanma Saati: 22.02

             



(x) 7/4/2020 tarihli 78’inci Birleşimden itibaren, coronavirüs salgını sebebiyle Genel Kurul Salonu’ndaki Başkanlık Divanı üyeleri, milletvekilleri ve görevli personel maske takarak çalışmalara katılmaktadır.

(x) 266 S. Sayılı Basmayazı 8/6/2021 tarihli 88’inci Birleşim Tutanağı’na eklidir

(x) Bu bölümde  hatip tarafından Türkçe olmayan kelimeler ifade edildi.

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.