8 Haziran 2021 Salı

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.01

BAŞKAN: Başkan Vekili Haydar AKAR

KÂTİP ÜYELER: Emine Sare AYDIN (İstanbul), Şeyhmus DİNÇEL (Mardin)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 88’inci Birleşimini açıyorum.(X)

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce 3 sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, Van’da yaşanan hak ihlalleri hakkında söz isteyen Van Milletvekili Sayın Murat Sarısaç’a aittir.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

 

 

MURAT SARISAÇ (Van) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; siyasi iktidarın, demokrasi ve özgürlükler, hukuk ve adalet, ekoloji ve ekonomi alanında yarattığı tahribatı HDP olarak yıllardır anlatıyoruz. AKP Hükûmeti, Van halkını beş yıldır tecrit altında tutuyor. Bütün demokratik haklar baskı altına alınmış, askıya alınmış bir durumda. İlk başta, biliyorsunuz, Van’da yerel yönetimler feshedildi, halkın seçme ve seçilme hakkı elinden alındı, sonrasında da yine kayyum atandı.

Şimdi, bu kayyum bu durumdan çok keyif almış durumda, AKP Hükûmeti de bu durumdan gayet memnun çünkü bu hukuksuzluk hâli, bu demokratik olmayan durum sürekli kendini tekrar ediyor ve bunu da güvenlik politikalarıyla, sürekli halkı baskı altında tutarak bir şekilde devam ettirmek istiyorlar. Özellikle canhıraş bir şekilde bu güvenlikçi politikalara sarılmalarının da sebebi yine bu kayyum rejimini devam ettirmek, halkı, orada kendi iradesini gösterecek, kendi iradesine sahip olabilecek durumdan uzaklaştırmak içindir. Çünkü ortada çok büyük bir rant var, Van’ın ekonomisi ve bu birikimlerin hepsi küçük bir azınlık tarafından bugün sömürülüyor. Bunlar, Van halkı -sadece halkı değil, STK’leri- Vanlıların hiçbiri kendi memleketlerinde ne sağlıkla ilgili ne ekonomiyle ilgili ne de kent yaşamıyla ilgili hiçbir söz hakkına sahip değiller.

Değerli milletvekilleri, Van’da bin altı yüz yetmiş altı gündür bir yasak var. İstisnasız, her on beş günde bir bu yasaklar tekrar ediyor. Tabii, bu yasak dediğimiz şey, sadece HDP’ye ve muhaliflere dönük bir yasak. Çünkü AKP istediği zaman kongre yapabiliyor, istediği zaman miting yapabiliyor. Hatta şunu söyleyeyim: Biz HDP olarak, kendi siyasi parti faaliyetlerimizi yürütmek için, herhangi bir insani olaya tepki göstermek için kendi parti binamızın önünde bile bir basın açıklaması yapamazken AKP -bazen hamaset yapıyor ya- sadece Kudüs’le ilgili ya da Gazze’yle ilgili çıkıp konvoylar düzenliyor, mitingler yapabiliyor. Biz bugün HDP olarak çıkıp Kudüs’le ilgili, Gazze’yle ilgili, İsrail’in yapmış olduğu bu faşist politikalarla ilgili bile bir şey söylemek istesek kendi parti binamızın önünde herhangi bir açıklama yapamıyoruz. Buna rağmen, polis eliyle bir sürü provokatör, bir sürü kişi getirilip bizim partimizin önünde, bizim partimizin siyasi faaliyetlerini engelleyecek bir şekilde açıklamalar yapılıyor, bize hakaretler ediliyor, parti binalarımız taşlanıyor. Yani anlayacağınız, Van’da polisler bile, Van emniyeti bile bizim parti binamızın önünde bizden daha çok eylem ve etkinlik yapabiliyor.

Van, her seçim dönemi geldiğinde, AKP Hükümetine haddini sandıkta bildirdiği için, Van’da çok büyük bir cezalandırma politikası da var. Yani bugün Van’ın hangi köyüne giderseniz gidin, hangi ilçesine giderseniz gidin, bu ilçelerde eğer HDP’ye oy çıkmışsa, orada AKP oy almamışsa kışın yolları açılmaz, yazın onlara su verilmez. Zaten son bir yılda yani 2020 yılında İHD’nin verilerine göre de bu, açık bir şekilde ortaya çıkıyor. İHD’nin açıklamış olduğu verilerde 2.410 tane hak ihlali yaşanmış. Bu bile açık bir cezalandırma olduğunu zaten önümüze seriyor.

Mesela, Van’da işsizlik ülke ortalamasının en az 2 katı. Van kişi başına düşen gelirde son sıralarda; sadece 2020 yılı içerisinde 947 esnaf kepenk kapattı. Bu yüzden, 2020 yılında Van’da iş bulamadığı için başka kentlere gidip çalışmak zorunda kalan 20 işçi hayatını kaybetti. Oysaki Van’ın İran’la 4 ilçesi sınır durumda yani Orta Doğu'ya açılan ticaret kapısı ama bundan da faydalanamıyor. Biz sınırı nasıl biliyoruz Vanlılar olarak? Sadece öldürülen Kürtler, hendeklerde ya İran askerleri tarafından ya da Türkiye askerleri tarafından öldürülen gençler olarak biliyoruz; sınırın bu faydası var. Hatta şöyle bir örnek de vereyim: Geçen gün Parti Meclis üyemiz Fırat Keser tutuklandı, mahkemenin ona söylediği şu: “Sınır bölgesinde olduğun için kaçma şüphen var.” Sadece bu gerekçeye dayanılarak Parti Meclis üyemiz Fırat Keser arkadaşımız tutuklandı.

Bir diğer konu: Evet, dediğimiz gibi, her anlamda; hem ekolojik anlamda hem ekonomik anlamda hem sosyal anlamda hem de siyasal anlamda Van halkı cezalandırılıyor AKP tarafından, bugün bir talan alanına dönüşmüş Van onlar için. Bunda da en belirgin özelliği…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

MURAT SARISAÇ (Devamla) – Teşekkürler Başkan.

Bir örnek vermek istiyorum: Biliyorsunuz 2011’de biz 2 tane büyük deprem yaşadık. Bu 2 depremde ne halka verilen sözler tutuldu ne afet bölgesi ilan edildi ne de vergi terkini yapıldı, hâlâ Van halkı o döneme ait TOKİ borçlarını ödemek zorunda kalıyor. Yani o dönemde 30-40 bin liraya mal edilen TOKİ’ler bu halka çok büyük paralarla satıldı. Sonrasında da biliyorsunuz, yine Şubat 2020’de de bir Başkale depremi olmuştu. Başkale’de de 6 köy yine bu depremden etkilendiler. Buradaki politika orada da devam ediyor. Yani Başkale halkına şu an 60 ile 80 bine mal olacak prefabrik evleri şu an AKP Hükûmeti 189 bine satmaya çalışıyor. Evet, AKP'liler her zaman söylüyor: “Biz Vanlılara büyük yatırımlar yaptık. Hatta kaybolan 128 milyar doları da yine “Van depreminde Vanlılara verdik.” gibi söz söyledi.

AHMET ÖZDEMİR ((Kahramanmaraş) – Hiç öyle bir şey yok. 

MURAT SARISAÇ (Devamla) – Yo, yo, haklısınız.

Faize yatırdınız. 3-4 katıyla şu an, Vanlılara siz o 128 milyarı faizle vermiş görünüyorsunuz. Yaptığınız emniyet binaları, yaptığınız karakollar bugün Van halkına, AKP Van milletvekilleri tarafından “yardım” diye lanse ediliyor.

Halkımızı saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Gündem dışı ikinci söz, 5 Haziran Dünya Çevre Günü münasebetiyle söz isteyen Bursa Milletvekili Sayın Muhammet Müfit Aydın’a aittir.

Buyurun Sayın Aydın. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

 

 

 

MUHAMMET MÜFİT AYDIN (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 5 Haziran Dünya Çevre Günü’nüzü kutluyorum.

Yüce Parlamentoyu saygıyla selamlıyorum.

Çevre, hepimizin ortak değeri, sadece biz insanların da değil, hayvanatın, nebatatın da ortak değeri; onu koruyacağız, ki bugüne kadar hep bu şiarla hareket ettik ve sayısız yatırımı milletimizin, ülkemizin, çevremizin hizmetine sunduk.

Sayın Cumhurbaşkanımızın teşrifleriyle şehirlerimize nefes veren millet bahçelerini, bu hafta içinde göllerimizi, denizlerimizi ve nehirlerimizi ferahlatan atık su arıtma tesislerini devreye aldık. Bütün gayretimiz ülkemizi her alanda daha iyi konuma getirmek. Halkımıza daha iyi imkânlar sunmak arzusunu hep taşıyoruz, taşıyacağız da.

Değerli milletvekilleri, ülkemiz çok değişti, çok gelişti, ekonomimiz büyüdü, teknolojimiz gelişti, şehirlerimiz gelişti. Hedefimiz, en büyük ilk 10 ekonomi arasına girmek. Ekonomik büyüme, en yalın hâliyle üreterek ve kaynakları doğru olması gerektiği gibi kullanarak olur. Büyürken çevreye, doğaya zarar vermeden kalkınmayı sürdürülebilir kılmak istiyoruz. En büyük yol haritalarımız, beş yıllık kalkınma planlarında çevre öncelikli temel alanlardan biri olarak ele alınıyor.

Büyük yatırımlar yapıldı, büyük bir dönüşüm, büyük bir değişim oldu. Ülkemizin dört bir yanında üç temel alıcı ortam olan hava, su ve toprağın korunması temel önceliğimiz oldu. Bu itibarla bundan kimsenin kuşkusu olmasın. Aramızda elbette ki bundan kuşku duyanlar olabilirler, o yüzden birkaç veri sunmak istiyorum. Her geçen gün sayıları artan yenilenebilir enerji yatırımlarıyla hem havamızı hem iklimimizi koruyoruz. Atıkları düzenli bir şekilde bertaraf ederek hem toprağımızı hem su kaynaklarımızı koruyoruz. Ayrıca, atıkları kaynak olarak işleyerek ona değer katıyoruz. Cumhurbaşkanımızın eşi Sayın Emine Erdoğan Hanımefendi’nin himayelerinde yürüyen Sıfır Atık Projesi’yle geri kazanım oranını sadece iki buçuk yılda 6 puan artışla yüzde 19’a çıkardık. Bu değer 2000’li yılların başında kaçtı biliyor musunuz? Sadece yüzde 1. Çabayı ödülle taçlandırdılar ancak ne var ki içimizdekiler, yanı başımızdakiler göremedi, görmek istemedi çünkü işlerine gelmedi. Katı atıklar doğaya gelişigüzel bırakılıyordu, kokusu bir sorundu, görüntüsü bir sorundu; bir de görülmeyen sorunlar oluşturuyordu. Bu durum, çöplerden sızan bu sızıntı sular, toprağa ve sularımıza karışıyordu. İstanbul’da şehit olan 39 kişiyi anmadan ve onlara rahmet okumadan geçemeyeceğim. Poşetleri ücretlendirdik, kullanım yüzde 75 oranında azaldı; artık etrafımızda uçuşan, denizlere, göllere, ağaçlara dolanan poşetleri göremiyoruz. Önümüzdeki yıl itibarıyla içecek ambalajları için Depozito/İade Sistemi’ni hayata geçiriyoruz, dolayısıyla bu atıkların doğaya atılmasının önüne de inşallah geçeceğiz. Şehirlerimizin hava kalitesi her geçen gün daha iyileşiyor.

Değerli kardeşlerim, bu arada bir anımı anlatmak istiyorum. Bir tarihte bürokratım, bir şehirde görev yapıyorum; şehrin hava kirliliği had safhada, 90’lı yıllardan bahsediyorum. Bir üst düzey yöneticiye çıktım, dedim ki: Biz tekli çiftli plakalara geçmek mecburiyetindeyiz, bu hava kirliliği çocuklarımızı perişan edecek, bizi perişan edecek. Dedi ki: “Sizin ölçüm cihazınız nerede?” Dedim ki: Sağlık müdürlüğünün koyduğu falan yerde. “Bu havayı kirleten siz ve Sağlık Müdürlüğüsünüz, alın oradan doğru dürüst bir yere götürün.” dedi ve hava kirliliğine çözüm olarak o günkü çözüm bulundu ve hava tertemiz oldu çünkü kirli olan ana merkezden başka bir alana taşınmış oldu.

Değerli milletvekilleri, hizmet samimiyet ister. Bir taraftan yapılan hızlı trenleri, hava yollarını, otobanları, tünelleri kullanacaksınız, sunduğu sayısız faydadan istifade edeceksiniz bir taraftan da bunları eleştireceksiniz, ikiyüzlülük yapacaksınız, olmaz.

Bakınız, Çamlıca Radyo Kulesi İstanbul’un Anadolu Yakası’nda müthiş bir kazanım değil midir?

HÜDA KAYA (İstanbul) – Kim işletiyor orayı?

MUHAMMET MÜFİT AYDIN (Devamla) – Görüntü kirliliğini ortadan kaldırmış bu müthiş çevre projesine dair tek bir paylaşım yaptınız mı acaba? Hani “Çevre hepimizin ortak değeriydi.” diyordunuz. Güzel hizmetlerin takdir edilmesi gerekmez mi? Nerede samimiyet, nerede çevre sevginiz? Hepsi lafügüzaftan ibaret.

ZÜLEYHA GÜLÜM (İstanbul) – Marmara’yı talan ettiniz!

MUHAMMET MÜFİT AYDIN (Devamla) – Bakınız, ağaçlandırmayla biz orman varlığını artırmada Avrupa’da lider olduk. Bunu biz değil, Birleşmiş Milletler söylüyor raporlarında.

HÜDA KAYA (İstanbul) – Kimin işlettiğini söyle, o kişinin kim olduğunu açıklayın.

MUHAMMET MÜFİT AYDIN (Devamla) – Sadece son zamanlarda yaptıklarımıza bakın: Beyşehir Gölü’nün dip temizliğini yaptık, Van Gölü’nde taramalar yapıldı, atık sular için ileri biyolojik arıtma, günümüzde tanık olduğumuz ve alg patlaması gibi hadiselere yol açan kirleticileri arıtabilen teknolojileri içeren tesisler tamamladık ve şehirlerimizin hizmetine sunduk.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

MUHAMMET MÜFİT AYDIN (Devamla) – Salda Gölü, Cumhurbaşkanımızın kararıyla özel çevre koruma alanı ilan edildi. Sadece yüzey alanı koruma altına alınmadı, etrafı da dâhil edilerek koruma kalkanı 7 kat büyütüldü. Yıllardır göle yapılan atık su deşarjları var, oraya da arıtma tesisini yine Hükûmet olarak biz yapıyoruz. Hâlbuki bu vazife kimin biliyor musunuz? Belediyelerin. Peki, gölün olduğu bölgedeki belediye kimin? Cevabını benden iyi biliyorsunuz.

ALPAY ANTMEN (Mersin) – Belediyeleri rahat bırakın!

MUHAMMET MÜFİT AYDIN (Devamla) – Her tarafa yatırım yaptık, yapmaya devam edeceğiz. Zira, çevreyi partilerüstü görüyoruz, birileri gibi siyasete malzeme yapmıyoruz. “Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz.” düsturuyla hareket ediyoruz ve sularımızın -kapıdaki tehlikelerden biri de kuraklık- her damlası önemli, sularımızı korumak için arıtma tesislerini devreye aldık. 145 olan tesis sayısını 1.170’e çıkardık.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Kaz Dağları’nı…

MUHAMMET MÜFİT AYDIN (Devamla) – Beyefendi, sizinle özel oturup sohbet edebiliriz.

Arıtılan atık suların da yeniden kullanımını sağladık.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; peki, durum böyle mi maalesef? Bakın, işte, binbir zahmetle temizlenen Haliç son zamanlarda yine kirlilikle karşı karşıya. Riva’nın karanlığa mahkûm edilişini gördük. Marmara’da alg patlamalarını konuşurken birden, etrafımızı saran müsilajla bulduk. Gerçekten bütün bunlar tesadüf olabilir mi? Birçok bilim insanının ortak kanaati, müsilaja yol açan birçok temel faktörden en önemlisi kirlilik. Çevre yatırımlarını durduruyoruz. Temel atmama garabetiyle karşı karşıyayız ve çevreci oluyoruz, bu nasıl bir çevreciliktir? Bunu anlamakta zorlanıyorum. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Müsilaja yol açan başlıca faktör kirlilik, yeterli atılmayan atık suların yol açtığı kirlilik. Maliyetleri düşürmek için çalıştırılmayan…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Termik santraller, termik santrallerin filtreleri çalışıyor mu?

MUHAMMET MÜFİT AYDIN (Devamla) – Başkanım, bir dakika kaldı.

BAŞKAN – Çok fazla süre verdim, hatta iki dakika oldu sizin fazla süreniz.

MUHAMMET MÜFİT AYDIN (Devamla) – Yani önemli…

BAŞKAN – Mümkün değil, siz tamamlayın şeyinizi tutanaklara geçsin.

MUHAMMET MÜFİT AYDIN (Devamla) – Ne acı değil mi? Bu tesis yatırımlarını yapanlar alkış dahi beklemiyorken yatırımların önüne set çekenler bu davranışlarından ötürü alkış bekliyorlar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Ondan ötürü çevre bu hâle geldi.

 

MUHAMMET MÜFİT AYDIN (Devamla) –  Arıtma tesisini durduruyorsunuz ve “Bizi alkışlayın.” diyorsunuz. Değerli kardeşlerim, bu nasıl bir çevreciliktir? Bunu anlamakta gerçekten zorlanıyorum.

Keşke zamanım olsaydı, ben daha önce size yaşadığım bazı olayları anlatsaydım. 2002’den önce çevre diye bir olgu yoktu.

TÜRABİ KAYAN (Kırklareli) – Ergene’yi ne yaptınız? Hâlâ konuşuyorsun ya! Şu Ergene’den bir bahset de görelim biraz.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Aydın.

MUHAMMET MÜFİT AYDIN (Devamla) – Peki.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Daha geçen hafta reddettiniz…

MUHAMMET MÜFİT AYDIN (Devamla) –  Boşuna konuşmaya gerek yok, gerek yok.

TÜRABİ KAYAN (Kırklareli) – Şu Ergene’ye gel de bir görelim ne yaptığınızı yirmi yıldan bu yana. Utanmadan çıkmış konuşuyorsunuz bir de.

BAŞKAN – Gündem dışı üçüncü söz Bitlis’in ekonomik sorunları hakkında söz isteyen Ankara Milletvekili Sayın Tekin Bingöl’e aittir.

Buyurun Sayın Bingöl. (CHP sıralarından alkışlar)

HÜDA KAYA (İstanbul) – İstanbul’a en büyük ihaneti siz yaptınız.

(AK PARTİ ve CHP sıraları arasında karşılıklı laf atmalar)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, hatip kürsüde, lütfen…

Buyurun Sayın Bingöl.

 

 

 

TEKİN BİNGÖL (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bir kadim şehir; bir zaman İpek Yolu üzerinde bütün kervanların, hanlarında konakladığı, kalesiyle, medreseleriyle, hanlarıyla, hamamlarıyla, köprüleriyle bir büyük kadim şehir ve bu şehir yıllardır çok büyük göçler verdi. Bugünse mahzun, çaresiz; temel bir sorununu dile getirme, çözüm üretme gayreti içerisinde. Günlerdir Bitlis’in tarihî Ulu Camisinin önünde esnaf bir araya gelerek sorununu dile getirmeye çalışıyor. Neylersiniz ki hiçbir eylem olmaksızın sadece dertlerini anlatan Bitlis esnafının sözü dahi Valilik tarafından yasaklanarak kesildi. Peki, nedir Bitlisli esnaflarımızın, vatandaşlarımızın sorunu? Sorun bu, değerli milletvekilleri. Şimdi, 2019 yılında ortaya çıkan Dere Üstü Islah Projesi diye bir proje Cumhurbaşkanlığı tarafından 2020 yılında sonunda onaylandı. Projenin adı çok iyi “Dere Üstü Islah Projesi.” Buna hiçbir Bitlisli karşı çıkmıyor, elbette Bitlis Deresi ıslah edilmeli, o tarihî güzellikleri olan köprüler açığa çıkmalı, Bitlis’in değerine değer katılmalı ama neylersiniz ki bu proje, Dere Üstü Islah Projesi olmasına rağmen, 700’e yakın esnafı, bunun yanı sıra camileri, okulları, birçok tarihî tesisi içine alan bir proje. Dere üstünde bunlar yok ama bu esnafın asıl problemi “Buraları bir ay içerisinde yıkın.” tebligatları. Bu tebligatlar Çevre Bakanlığı tarafından esnafa tebliğ ediliyor. Ben aylar öncesinde Çevre Bakanına bir soru sordum -7 maddelik soru- dedim ki: “Bu dükkanların ve bu tarihî eserlerin niçin, hangi gerekçelerle yıkıldığının açıklanması…” diye. Bana verilen cevap çok ilginç, tek cümle, deniyor ki: “Bitlis Belediye Başkanlığının teknik raporunda Bitlis Deresi üzerinde inşa edilmiş olan binaların temelleri olmadığı için yıkım kararı var.” Ya, Allah aşkına, 700 dükkânın, 2 caminin, Buğday Pazarının, tarihî Kazım Paşa İlkokulunun hepsi bu derenin üzerinde mi? Bu derenin üzerine çok sınırlı sayıda bina vardı, zaten bir kısmı yıkıldı. Bahsedilen, buraya, bahse konu olan dükkanların birçoğu dereye metlerce uzaklıkta ama gelin görün ki bunların hepsi yıkım kapsamına alınmış. Niçin? Burada başka bir hesap var.

Bakın, değerli arkadaşlarım, burada, sekiz yüz kırk yıllık Bitlis’in çok önemli bir camisi, Ulu Camii var. Burada, beş yüz kırk yıllık Hacı Beyihe Camisi var, tarihî bir cami o da proje kapsamında. Cumhuriyetle özdeş Kazım Paşa İlkokulu var, daha neler neler. Çok ilginç, bundan bir yıl önce “sokak sağlıklaştırma” ve “cephe giydirme” adı altında o bölgede iyileştirme yapılan binalar da bu yıkımın içinde. Ya, Allah aşkına, böyle bir proje varsa siz bu kadar masrafı niçin yaptınız, bu sokak sağlıklaştırmasını niye yaptınız, bu masrafları niye yaptınız? Daha da ötesi, PTT binası iki yıl önce yıkıldı, 2 katlı, deprem yönetmeliğine uygun ve bir de çelik konstrüksiyonla bina yapıldı, şimdi, bu da yıkılıyor; bunların hiçbirinin izahı yok. Burada, Bitlis halkı, Bitlis esnafı mağdur ediliyor.

Şunu unutmayın değerli arkadaşlarım: Eğer şu hâliyle bu dükkânlar yıkılırsa, hiç kimseye boyun eğmeden, alın teriyle, Allah’tan rızkını bekleyen Bitlis esnafının ve Bitlis halkının vebali sizin yakanızdadır ve bu vebali asla ödeyemezsiniz. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlarım, 700 dükkân bu ay sonunda yıkılacak. Peki, bu dükkân sahipleri nereye gidecek? Sözüm ona, bir kamulaştırma bedeli biçilmiş. Ya, taşıyacağınız 700 esnaf, şehrin merkezinden 15-20 kilometre uzak yerde, bu dükkânları nasıl yapacaklar, hangi parayla, hangi imkânlarla? Mümkün değil. Sadece ve sadece esnafı zor durumda bırakmak ve unutulmaya yüz tutan Bitlis halkını mağdur etmek…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

TEKİN BİNGÖL (Devamla) – Başka bir şey, değerli arkadaşlar, Bitlis’te yıllar önce, Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı döneminde tütüne kota getirildi, tütün bakım atölyeleri kapatıldı, üstüne üstlük sigara fabrikası özelleştirildi ve Bitlis ekonomisi âdeta çöktü. Ne oldu biliyor musunuz? 100 binin üzerinde Bitlisli hemşehrilerimiz Bitlis’i terk etmek zorunda kaldılar. Bir büyük göç dalgası yaşandı ve Bitlis’in 450 binin üzerindeki nüfusu 350 binlere düştü, 4 milletvekili sayısı 3’e düştü. Şimdi, eğer dikkate alınmadığı takdirde tekrar böyle bir yıkım gerçekleştirilirse korkarım ki büyük bir göç dalgası Bitlis’te yeniden yaşanacak. Buradan sesleniyorum: Sayın Bakan, bu tebligatları lütfen durdurun, esnafın sesini dinleyin, kulağınızı kapatmayın. Niçin bu dükkânların yıkıldığının, bu tarihî eserlerin yıkıldığının gerekçesini teknik analizlerle özellikle yapılacak olan incelemeler sonucunda… Ki bunların hiçbirisi yapılmamış, bu raporda da bana verilen cevapta da yazılı- ve bütün bu…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Evet, biraz evvel iki dakika kullandırttığım için size de bu şansı vereyim.

TEKİN BİNGÖL (Devamla) – Teşekkür ediyorum, sağ olun.

Bu analizlerin hiçbirisi yapılmadan yıkım kararı alınmış. Eğer yapılsaydı zaten bir yıl, iki yıl önce yenilenen, yeniden yapılan binaların yıkımı söz konusu olamazdı.

Bakın, değerli arkadaşlarım, Bitlis’teki bu eserler bugün yapılmış eserler değil yüzlerce yıldır bu dükkânlar var. Bu dükkânlar, bu tarihî eserler Bitlis’in kış koşullarına, o metrelerce yağan karına, fırtınasına, tipisine, afetine boyun eğmemiş, dimdik bugünlere gelmiş. Gelin bu sevdadan vazgeçin, bilimsel araştırmalar yapılsın, bütün gerçeklik ortaya çıksın. Bitlis halkını yeni göçle mağdur etmeden… Bitlis esnafını mağdur etmeyin diyor, hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi sisteme giren ilk 20 milletvekiline yerlerinden birer dakika sırayla söz vereceğim.

Sayın Kaya…

 

 

AHMET KAYA (Trabzon) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Mavi vatanımız dediğimiz denizlerimiz ülkemiz ve geleceğimiz için çok çok önemlidir. Bugün çevre kirliliğine bağlı olarak Marmara Denizi’nde ortaya çıkan, denizlerimizi ve deniz canlılarını tehdit eden müsilaj felaketinin Karadeniz’e yayılma ihtimalinden bahsediliyor. Bu ihtimalden büyük endişe duyuyoruz ve yetkililerin acil önlem almasını istiyoruz.

Bizler için Karadeniz aştır, iştir, geçimdir, yaşamdır ve yaşamın ta kendisidir. O nedenle Karadeniz’in korunmasına yönelik Hükûmetten özel bir hassasiyet bekliyoruz. Özellikle, son on dokuz yıldır çevremiz ve doğamız tahrip edilirken denizlerimiz, derelerimiz, havamız, suyumuz kirletilirken maalesef, seyirci kalındı. Bu nedenle, Sayın Cumhurbaşkanının “Biz İstanbul’un kıymetini bilemedik, biz bu şehre ihanet ettik, hâlâ daha ihanet etmeye devam ediyoruz.” itirafını önemsiyorum ve iktidarı geçmişten ders almaya, Kanal İstanbul gibi denizlerimizin dengesini bozacak ve telafisi mümkün olmayacak…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AHMET KAYA (Trabzon) – …büyük yaralar açacak projelerden vazgeçmeye davet ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Gülüm…

 

 

 

ZÜLEYHA GÜLÜM (İstanbul) – Türkiye’de yüz bini aşkın motorlu kurye çalışanı var ama sorunların çözümüne dair bu iktidardan hiçbir adım yok. Motorlu kurye çalışanları pandemiyle birlikte artan uzaktan alışveriş ve yemek siparişlerini ulaştırmak, şirketlerin evrak ve eşyasını yetiştirmek telaşıyla gün boyunca trafikte hızla motor kullanmak zorunda bırakılıyorlar. Uluslararası yemek firmalarının erken teslimat rekabetleri, az çalışanla çok iş yapmaya zorlanma, işçiler üzerinde ciddi bir baskı oluşturuyor. Yağmurlu, karlı ve soğuk havalar da dahi hız yapmak zorunda kalıyorlar ve bu hız, onların hayatlarını, ilerideki yaşamlarını etkiliyor. Bir çoğu kayıt dışı çalışıyor; özellikle, göçmenlere ve öğrencilere düşük ücretler dayatılarak motorlu kuryelik yaptırılıyor. Düşük ücret, kayıt dışılık, baskı, mobbing, sigortasızlık veya sigortaların gerçek maaş üzerinden yatırılmaması motorlu kurye çalışanlarının oldukça yaygın yaşanan sorunları. Bir an evvel motorlu kurye çalışanlarına insan…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN  - Sayın Şeker…

 

 

 

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, içinde yaşadığımız çevreyi gelecek nesillere yaşanabilir şekilde bırakmak hepimizin görev ve sorumluluğudur. Maalesef, son günlerde yoğunlukla Marmara Denizi’nde olmak üzere ortaya çıkan müsilaj, deniz salyası kirliliğinin insan hayatını ve deniz canlılarını tehdit eder duruma gelmesi Çevre ve Şehircilik Bakanlığımızı harekete geçirdi. Kirliliğin giderilmesi ve kaynağının tespiti konusunda çalışmalara başlandı. Bakanımız Murat Kurum’un başkanlığında pazar günü Kocaeli’de ilk koordinasyon toplantısı yapıldı ve bu kirliliğin en kısa zamanda giderilmesi için 22 maddelik Marmara Denizi Eylem Planı açıklandı. İlk adım olarak bugün, saat 14.00 itibarıyla 7/24 esasıyla Marmara Denizi’ndeki müsilajın temizlenmesi için valiliklerin koordinasyonunda çalışmalar başlatıldı. Yirmi dört saatimizin çoğunluğunu evimizde değil, çevrede geçiriyoruz. O zaman evimize gösterdiğimiz özenden fazlasını çevremize göstermeliyiz diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın, Kaplan…

 

 

İRFAN KAPLAN (Gaziantep) – Teşekkürler Sayın Başkan.

AK PARTİ iktidarının peşkeş, rant ve kirli işleri ayyuka çıkmaya devam ediyor.

Kamu bankası olan Ziraat Bankası, iş bulamadığı için KYK borcunu ödeyemeyen 300 bin öğrenciyi icraya veriyor. Parasızlıktan toprağını ekemeyen çiftçiye, borcunu ödeyemediği için haciz gönderiyor. Pandemide esnafa 5 bin TL’yi çok görüyor ama yandaşlarının 750 milyon dolar kredisine göz yumuyor.

Aynı gemideyiz nidaları atanlara seslenmek istiyorum: Çaresizlikten traktörünü satan çiftçilerimiz, işsizlikten intihar eden gençlerimiz, iş yapamadığı için kepenk kapatan esnafımız ve sebep olduğunuz çaresizlik, yoksulluk, umutsuzlukla boğuşan milyonlarca vatandaşımız yani hiçbirimiz sizinle aynı gemide değiliz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Kılavuz…

 

 

 

OLCAY KILAVUZ (Mersin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

8 Haziran 1970’te şehit edilen ülkücü şehidimiz Yusuf İmamoğlu ağabeyi ve tüm şehitlerimizi rahmetle minnetle anıyor, aziz hatıraları önünde saygıyla eğiliyorum.

Yem fiyatlarındaki artış hayvancılarımızı olumsuz etkilemektedir. Karma yemde kullanılan hammadde ve katkı maddeleri büyük bir oranda ithal edilmekte, ithal edilen hammaddeler, pandemi nedeniyle gıda stoklarının artmasına bağlı olarak artmaktadır. Bununla birlikte kuraklık ve stokçuluk yem fiyatlarına doğrudan etki ederek insanlarımızı hayvancılık yapmaktan uzaklaştırmaktadır. Yem fiyatlarındaki artış hem üreticileri hem de tüketicileri mağdur etmektedir. Toprak Mahsulleri Ofisi fiyat artışını dengeleyici hamleler yapmalı. Hayvancılık yapan vatandaşlarımızın yem fiyatlarıyla ilgili taleplerini dinleyerek çözüme kavuşturalım.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Taşkın…

 

 

ALİ CUMHUR TAŞKIN (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Türkiye’nin en büyük millet bahçelerinden olan Mersin Millet Bahçesi hemşehrilerimizin hizmetine açıldı. Sahip olduğu yeşil alanları ve içerisinde barındırdığı sosyal donatı alanlarıyla şehrimize yeni bir soluk getirecek Mersin Millet Bahçesinin hafta sonu hizmete açılmasının gururunu yaşadık.

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın video konferansla, Hazine ve Maliye Bakanımız Sayın Lütfi Elvan’ın bizzat katılımıyla gerçekleşen törenle Millet Bahçemiz Mersinli hemşehrilerimizin hizmetine sunuldu. Toplu Konut İdaresi Başkanlığı tarafından 140 dönüm alana yapılan Mersin Millet Bahçesi’nin içerisinde yürüyüş parkurları, dinlenme, piknik, oyun ve spor alanları ile millet kıraathaneleri yer alıyor.

Millet Bahçemizi Mersin’imize kazandıran başta Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a, Çevre ve Şehircilik Bakanımız Sayın Murat Kurum’a, Hazine ve Maliye Bakanımız Sayın Lütfi Elvan’a ve emeği geçen herkese şükranlarımı sunuyor, Genel Kurulu Saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Aygun…

 

 

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) – Tarım politikaları tam anlamıyla çöktü. Kendi kendine yeten 7 ülkeden 1’iydik, şimdi ithalatta rekor kıran 7 ülke arasındayız. Çiftçimiz üretir ve tüm Türkiye'nin karnını doyururdu, şimdi çiftçimiz kendi karnını doyuramıyor. Ergene Nehri’nde 22 balık türü tutulurken artık maalesef balık kalmadı, AKP iktidarında kanser saçıyor. Topraklarımızdan bereket fışkırırdı, şimdi betona gömülmüş, kuraklıkla savaşıyor. Denizlerimiz turkuaz rengiyle göz kamaştırırken şimdi müsilaj yüzünden deniz canlılarına mezar olmaktadır.

Sarı gelinimiz ayçiçeği ise dünya piyasalarında yeri en hızlı yükselen bitki. Ayçiçeği fiyatları hem dünyada hem de Türkiye'de yükseliyor, biz ise ayçiçeği üretiminde geriliyoruz. AK PARTİ iktidarında ise üreticisi değersizleştiriliyor ve sözler tutulmuyor. 26 Mayısta bölge vekili Bakanla görüşüyor, diyor ki: “4 Haziranda size müjde, ayçiçeği destekleriniz hesaplarınızda.” Dört gün geçti, ses seda yok. Tarım Bakanına sesleniyorum: Sarı gelin üreticilerine ne zaman ödeme yapacaksınız?

Yine, süt üreticilerine, dana üreticilerine ne zaman destek vereceksiniz diyor, teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Kaşıkçı…

 

 

LÜTFİ KAŞIKÇI (Hatay) – Sayın Başkanım, teşekkür ederim.

Antakya ilçemizde yaşayan yaklaşık 300 bin kişi günlük ortalama 40 bin metreküp kentsel atık oluşturmaktadır. Bu atık suyun içerisinde evsel ve endüstriyel atık sular mevcuttur ve bu 300 bin kişiye ait atık suyun arıtılması işlemi Defne ilçemizin merkez mahallesi olan Turunçlu’daki arıtma tesisinde gerçekleşmektedir.

Defneli vatandaşlarımız yıllardır gürültü ve koku kirliliğiyle baş başa bırakılmıştır. Hatay Büyükşehir Belediyesi bu tesisi şehir dışına taşımak yerine çamur havuzlarını yer altına alarak üstünü kapatmayı planlamaktadır. Ancak bilinmelidir ki bu çözüm bilimden uzaktır ve hiçbir problemin çözümüne katkı sunmayacaktır. O sebepten dolayı, yaklaşık 300 bin kişinin atık suyunun arıtıldığı tesisin şehir merkezi dışında bir alana yapılması ve mevcut tesisin yerinin ise yeşil alan olarak bırakılması uygun olacaktır.

BAŞKAN – Sayın Arık…

 

 

ÇETİN ARIK (Kayseri) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Akkışla, Bünyan, Develi, Tomarza, Felahiye, Özvatan, Pınarbaşı, Sarıoğlan, Sarız ve Yeşilhisar ilçelerimizde toplu taşımayla uğraşan esnaflarımız zor durumda; “Derdimiz çok ama duyan yok.” diyorlar, “Virüse yakalanan insanlarımız nasıl ki nefes alamıyorsa biz de çektiğimiz sıkıntılar yüzünden nefes alamıyoruz, ciğerlerimiz büzüldü.” diye dert yanıyorlar, “Taşıdığımız yolcu mazot paramızı karşılamıyor, Belediye ise sadece kart satma peşinde.” diyorlar, “Milyonlarca lira para harcayarak Bilal Erdoğan ok atsın diye Etno Sporu kuran Büyükşehir Belediyesi biz esnafları da artık görsün.” diyorlar. Sayın Belediye Başkanları, Kayseri’nin parasını Bilal Erdoğan’ın gönlünü hoş etmek için oka moka değil, ihtiyacı olan esnaflarımıza, çiftçilerimize, Kayseri’mize harcayın.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Aydın…

 

 

ERKAN AYDIN (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Geçtiğimiz pazar günü yaklaşık 1 milyon 243 bin öğrencimiz LGS sınavına girdi, buradan geçmiş olsun diyorum. Bir buçuk yıldır pandemi koşullarında sınava hazırlanan öğrencilerin sınavdan sonra ortaya atılan iddialarla maalesef ki âdeta hayalleri yıkıldı. İktidara yakın bir yayınevinin LGS’de çıkan sorulara çok benzer soruları sınavdan on gün önce yayınladığı iddiası var. Biliyoruz, FET֒yle beraber yürüdüğü yıllardan alışkın olan iktidar yine bu soruları orada birileriyle paylaşma yoluna mı gitti? Ki bu konuda soru önergemizi verdik. O kadar çocuğun hakkı… Yine birilerine soruların cevapları hazırlanarak verildi mi? Bunlar mühim iddialar. Gerçekten Türkiye’de o kadar emek verip hazırlanan çocukların haklarının yenip yenilmediğinin bir an önce iktidar tarafından ortaya çıkartılıp kamuoyuna açıklanması gerekiyor, yoksa o çocukların vebali, hakları üzerinizdedir diyorum.

BAŞKAN – Sayın Filiz…

 

 

İMAM HÜSEYİN FİLİZ (Gaziantep) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Seçim bölgem Gaziantep’te ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde kültür bitkimiz ve bölgenin tek geçim kaynağı olan Antep fıstığı bahçelerimizdeki fitoplazma hastalığı son iki yıldır çok bariz bir şekilde

kendini göstermiştir. Fitoplazma: Bitkilerin “floem” dokularında yaşayan ve hücre duvarı olmayan bakterilerdir. Güçsüz kalan ağaçlarda etkili olan bu hastalığı yenmenin yolu, ağaçların taç izdüşümüne açılan banda 300 litre suyla birlikte demir, hümik asit, azot ve potasyum içeren gübreleri vermektir. Bu konunun ilgili kurumlarca sistemli bir çalışma yapılarak köylerimize iyice anlatılması yanında, su temini çok önemlidir, kuraklığın yoğun olduğu Gaziantep’te Barak Ovası Sulama Projesi çerçevesinde, Gaziantep Valiliğince kurulması planlanan 5 megavatlık GES’in önemini bir defa daha ortaya koymuştur. İlgililerden bir an önce toprakları suya kavuşturma çabalarını artırmalarını bekliyor, Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum.

BAŞKAN - Sayın Yaşar…

 

 

 

SERAP YAŞAR (İstanbul) - Teşekkürler Sayın Başkanım.

Dün Sayın Emine Erdoğan Hanımefendi, Vakıflar Genel Müdürlüğünce düzenlenen Merhametin Dili Kuş Dili Vakıf Haftası Toplantısı’nda kendini iyiliğe vakfeden hayırseverlere 2021 Vakıf İnsan Ödülleri’ni takdim etti. Buradan toplumda yardımlaşma bilincinin korunmasına ve güçlenmesine katkılarıyla, iyi insan ve toplum inşasına hizmetleri dolayısıyla ödül alan Ahbap Derneği kurucusu Haluk Levent’i, dünyanın ilk hayvan hastanesi Gurabahane-i Laklakan’ın yaşatılması, restorasyonu ve yeniden kullanıma açılması çalışmaları sebebiyle ödül alan Bursa Osmangazi Belediye Başkanı Mustafa Dündar’ı ve kurduğu hayvan aşeviyle on iki yıldır sokak hayvanlarını besleyen iş insanı Ünal Nafiz Hekim’i tebrik ediyorum.

Başta, programı himaye eden, hayvanlara gösterdiği merhamet ve şefkatiyle örnek teşkil eden Saygıdeğer Emine Erdoğan Hanımefendi olmak üzere Kültür ve Turizm Bakanımız Mehmet Nuri Ersoy ve Bakan Yardımcımız Ahmet Misbah Demircan’a teşekkürlerimi sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Şimşek…

 

 

 

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, Meclisimizde vergi borçlarıyla ilgili, kamu alacaklarıyla ilgili, birçok konuyla ilgili gerek faiz affı gerekse yapılandırma hakkı tanındı. Yalnız burada, bu aflar çıkartılırken özellikle okullarından değişik sebeplerle uzaklaştırılan öğrenciler, harç yatıramama, okula gidememe, dersten geçememe gibi sebeplerden bir milyona yakın öğrencimizin okulla ilişikleri kesildi. Mecliste defalarca gündeme getirmemize rağmen öğrencilerimizle ilgili bir öğrenci affı henüz gündeme alınmadı. Mutlaka yaz sezonu gelmeden öğrenci affı çıkartılmalı, bu öğrencilerin üniversitelere dönüşü sağlanmalıdır. Bunlar sadece okumak istiyorlar. Yine aynı şekilde, ehliyetine değişik sebeplerle el konulan -ceza puanından veya alkollü araç kullanmaktan- ama ölümlü kazaya sebebiyet vermeyen, özellikle şoför esnaflarımızın çoğunlukta bulunduğu 800 bine yakın ehliyet mağdurlarına da af çıkartılmalıdır. Bunların geçim kapıları şoförlüktür, şu anda işlerine gidememektedirler.

Teşekkür eder, saygılar sunarım.

BAŞKAN – Sayın Ceylan…

 

 

 

ÖZGÜR CEYLAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, Çanakkale merkez ve ilçelerinde üreticilerin büyük bir bölümü hububat fark ödemelerinin hâlâ hesaplarına geçmediğini söylüyor. Bitki Karantinası Tazminatı Desteği Uygulama Tebliği’ne göre “İlçe müdürlükleri, oluşturdukları icmalleri en geç 12 Mart 2021 tarihi mesai bitimine kadar il müdürlüğüne bildirir. İl müdürlüğü tarafından ödemeye esas icmal-3’lerse sistem çıktısı onaylı olarak ilçe müdürlüklerinden en geç 19 Mart 2021 tarihi mesai bitimine kadar Gıda Kontrol Genel Müdürlüğüne gönderilir.” ifadeleri yer almaktadır. Kesinleşen icmallere rağmen Çanakkale merkez ve ilçelerinde üreticilerin büyük bir çoğunluğunun henüz birinci fark ödemesini dahi alamadıkları ifade edilmektedir. Söz konusu iddia doğru mudur? Şayet doğruysa yaşanan aksamanın nedeni nedir? İcmaller Bakanlık sistemine eksik işlendiği için mi bazı üreticiler desteklerini aldıkları hâlde bazıları alamamıştır?

BAŞKAN – Sayın Güneş…

 

 

 

İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; geçtiğimiz hafta sonu Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan tarafından açılışı yapılan Filyos Limanı, ülkemizin üçüncü büyük limanı olup yıllık 25 milyon ton ihracat yapabilme kapasitesine sahiptir. İhracatta rekorları kırmaya başladığımız bu dönemde bu limanımızın önemi bir kez daha anlaşılacaktır.

Karadeniz Amasra-1 Kuyusunda 135 milyar metreküplük doğal gaz rezervinin bulunması, ülkemizin kendisine olan güvenini artırırken aynı zamanda dışa bağımlılığımızı da azaltmakta önemli rol oynayacaktır. Böyle güzel hizmetlerin ülkemize kazandırılmasında emeği geçen başta Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere herkese teşekkür eder, Genel Kurulu saygıyla selamlarım.

BAŞKAN – Sayın Karasu…

 

 

 

ULAŞ KARASU (Sivas) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Seçim bölgem Sivas’ta başta Divriği olmak üzere İmranlı, Kangal ve Zara ilçelerimizdeki vatandaşlarımız ile göçerler arasında yaşanan olumsuzluklar artarak devam ediyor. Özellikle, göçerlere arazi tahsislerinde yapılan usulsüzlükler ve besi hayvanlarının küpelenmesindeki hülle yöntemi, bölge çiftçilerinde büyük rahatsızlık yaratmaktadır. Bununla birlikte, göçerler ile yerli çobanlar, köylüler arasındaki kavgaya varan olaylara bir an önce çözüm bulunmalıdır. Tarımın ve hayvancılığın gelişmesini, vatandaşlarımızın tarımsal üretimde bulunmasını tabii ki destekliyoruz ancak üreticiler arasında yaşanan çifte standarda “Dur” demek, yaşanan usulsüzlüklerin önüne geçmek hepimizin görevi. Sadece Sivas'ta değil Türkiye'nin birçok noktasında yaşanan bu olayların araştırılması ve gerekli önlemlerin alınması için buradan Tarım Bakanlığını göreve davet ediyorum.

BAŞKAN –  Sayın Güzelmansur…

 

 

MEHMET GÜZELMANSUR (Hatay) - Sayın Başkan, seçim bölgem 160 bin nüfuslu Defne’ye hastane istiyoruz. 160 bin nüfusu Defne’ye hastane istiyoruz. 160 bin nüfusu Defne’ye hastane istiyoruz. 160 bin nüfusu Defne’ye hastane istiyoruz.

160 bin nüfuslu Defne’ye en yakın devlet hastanesi elli dakika uzaklıkta. Her yere para var ama Defne’ye hastane yapılması için para yok. Buradan Sağlık Bakanlığına sesleniyorum: Lütfen artık sesimizi duyun. Defne halkı hastaneye giderken yollarda ölmek istemiyor, Defne halkı hastanesini istiyor. Hatay'da 20-30 bin nüfuslu ilçelerde hastane var ama 160 bin nüfuslu Defne'de hastane yok. Bu pandemi sürecinde yapmıyorsanız ne zaman yapacaksınız? 160 bin nüfuslu Defne’ye hastane istiyoruz. 160 bin nüfuslu Defne’ye hastane istiyoruz. 160 bin nüfuslu Defne’ye hastane istiyoruz.

Teşekkür ederim.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) - Yaparız.

BAŞKAN – Sayın Sümer…

 

 

ORHAN SÜMER (Adana) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Feke Adana'mızın en küçük ilçesi ve kendi yağıyla kavrulan bir ilçemiz. İlçe sınırlarında cam madeni çıkarılan bir bölge bulunmakta, bölge halkı madenden çıkarılan yükün taşımacılığı ve nakliyesiyle geçimini sağlıyor bunun için de Feke’de Kamyoncular Kooperatifini kurmuş. Tek istedikleri ülkenin içinde bulunduğu bu ekonomik zorlukta kendi memleketlerinde iş yapabilmek. Feke ilçesinde ayda yaklaşık 30 bin ton maden taşımacılığı gerçekleştiriyor. Ancak Fekeli hemşehrilerimize bir kuruş faydası yok çünkü taşımacılık işleri vatandaşların kurduğu kooperatife değil haksız rekabet sonucu dışarıdan bir firmaya verilmiş. Fekeli hemşehrilerimizin talebi madenin taşımacılığının en azından bir bölümünün kendi kooperatiflerine verilmesi. Bu konuda, ilgililerden çözüm bekliyorlar.

BAŞKAN – Sayın Altıntaş…

 

 

AYHAN ALTINTAŞ (Ankara) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

3 Haziran günü Ankara Yenimahalle ATB İş Merkezi’nde çıkan yangından etkilenen iş yeri sahibi vatandaşlarımıza geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. altı saatlik müdahaleyle söndürülen yangında maalesef 30’dan fazla iş yeri ve araç kullanılamaz hâle gelmiştir. Yangından etkilenen vatandaşlarımız maddi ve manevi olarak büyük zarara uğramışlardır. Belediye Başkanlarımız Sayın Mansur Yavaş ve Sayın Fethi Yaşar da yangın bölgesine gelmiş, yangına müdahale için belediye imkânlarını seferber etmişlerdir. Sayın Valimiz ve Yenimahalle Kaymakamımız da olay mahallini ziyaret edip desteklerini hissettirmiştir. Devletimizin ve değerli yöneticilerimizin, bu manevi desteğe ilaveten, en kısa zamanda maddi kayıpları da karşılayacak adımları atmalarını bekliyoruz.

Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Ekinci…

 

 

SEMİHA EKİNCİ (Sivas) – Teşekkür ediyorum Kıymetli Başkan.

Soy adı Şık, kendisi bebek katili terör örgütü PKK’nın aday gösterdiği, dibine kadar kire, pisliğe bulaşmış ve PKK’yı meşru gören bir şahsiyet, çıkmış bir yerde “Devlet katil, devleti yıkmamız lazım.” diye bir söz israfında bulunmuştur. Türkiye Cumhuriyeti devletini yıkmaya, değil senin gücün, senin arkanda duranların, destekleyenlerin dahi gücü yetmedi, yetmeyecek de. 15 Temmuz hain darbe girişiminde tüm dünya da gördü ki bu devleti kimse yıkamaz, yıkmaya kalkışanlara tarihte de görebileceğimiz üzere en güzel dersler verilmiştir.

Milletimizin teveccühü ile Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde birlik ve beraberlik içerisinde 2023’e yürüyoruz, bunun son örneği de Afyonkarahisar’ın Güney beldesinde görüldü. Ben burada Güney beldesi Cumhur İttifakı’nı da tebrik ediyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi, Sayın Grup Başkan Vekillerinin söz taleplerini karşılayacağım.

İlk söz, İYİ Parti Grup Başkan Vekili Sayın Dursun Müsavat Dervişoğlu’na aittir.

Buyurun Sayın Dervişoğlu.

 

 

 

 

 

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum, aynı zamanda da başarılı bir çalışma haftası diliyorum.

Irak’ın kuzeyinde devam eden Pençe-Yıldırım Harekâtı kapsamında, hain terör örgütü PKK tarafından döşenen el yapımı bombanın patlaması sonucu pazar günü şehit verdiğimiz kahraman evladımız Piyade Uzman Çavuş Samet Şeker dün Samsun’da defnedildi. Şehidimize Allah’tan rahmet diliyor, kederli ailesine sabır niyaz ediyorum. Aziz milletimizin başı sağ olsun. Şehitlerimizin ruhu şad, mekânları cennet olsun.

EuroLeague şampiyonluğundan sonra, Türkiye Basketbol Süper Ligi’nde de şampiyonluğa ulaşan Anadolu Efes’i tebrik ediyorum. Anadolu Efes basketbol camiası ve taraftarlarını da yürekten kutluyorum.

8 Haziran 1970 tarihinde İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesinde öğrenim gördüğü sırada alçak bir saldırıyla şehit edilen Yusuf İmamoğlu’nu şehadetinin 51’inci yılında rahmet, minnetle anıyorum; ruhu şad, mekânı cennet olsun.

Covid-19 virüsü nedeniyle gün geçtikçe ağırlaşan ekonomik şartlarda vatandaşlarımız zor günler geçirirken Bakanlık bütçe kaynaklarını cömertçe harcamaya devam etmektedir. Tarım ve Orman Bakanlığı yangın söndürme uçağı kiralamak üzere -malumunuz olduğu üzere- bir ihale açmıştır. İhaleye 4 firma katılırken Türk Hava Kurumunun bakımı yapılmış, uçuşa hazır 5 uçağı ihaleye sokulmamıştır. İhale en yüksek teklifi sunan firmaya verilmiştir. Türk Hava Kurumunun uçaklarını hangarda bekleten Hükûmet 3 Rus uçağını günlük 1,3 milyon liradan, 1 Haziran-31 Ekim tarihleri arasını kapsayan yüz elli üç gün için toplam 203 milyon liraya kiralamıştır. Üç yıldır Türk Hava Kurumunun bakımları yapılmış, göreve hazır 5 yangın söndürme uçağını kullanmayan Tarım ve Orman Bakanlığı bu yıl da milyonlarca dolar ödeyerek Rusya’dan uçak kiralamıştır. İhale Sayın Cumhurbaşkanının Rusya’da bizzat Putin’le incelediği, Bakan Pakdemirli’nin de test ettiği Beriev Be-200 tipi Rus uçaklarını getirecek firmaya verilmiştir. Türk Hava Kurumunun elindeki uçaklar 4.900 litre su kapasiteli olmasına rağmen şartnameye iki yıldır “Minimum 5.000 litre” şartı konulmuştur. 100 litre bahane edilerek yerli ve millî imkânlar kullanılmamaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Yaklaşık otuz yıldır orman yangınlarına karşı başarıyla mücadele eden Türk Hava Kurumu iki yıldır kendi uçaklarıyla ihaleye katılmaktan mahrum bırakılmaktadır.  Her fırsatta yerli ve millîyi ağzından düşürmeyen Hükûmet, konu ihaleye gelince öz imkânlarını kullanmak yerine milyon dolarlar vererek yabancı uçakları tercih etmektedir. Pandemiden dolayı can çekişen esnafa, yoksula, çiftçiye gelince “Para yok sabredin, hakkınızı helal edin.” diyen Hükûmet, konu ihalelere gelince oldukça cömert davranmaya devam etmektedir. Konuyu Türkiye Büyük Millet Meclisinin bilgisine sunuyor, heyeti saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ederim efendim.

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkan Vekili Sayın Muhammed Levent Bülbül.

Sayın Bülbül, buyurun.

 

 

 

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; âlemlere rahmet olarak gönderilen Hazreti Muhammed Mustafa (SAV) Efendimizin bugün vefatının 1.389’uncu yıl dönümü, hicretin 11’inci senesi, Rebiülevvel ayının 12’si, miladi takvimle 8 Haziran 632 Pazartesidir. Rabbim, bizleri Peygamber Efendimiz’in şefaatine nail eylesin, onun yaşantısından örnek alan, güzel ahlakını hayatına tatbik eden kullarından olmayı nasip etsin. Cenab-ı Allah, ahiret gününde de onun sancağı altında toplanmayı hepimize nasip etsin.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 8 Haziran 1970 tarihinde İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesinde öğrenim gördüğü sırada hainler tarafından şehit edilen vatan ve millet sevdalısı, ülküdaşımız Yusuf İmamoğlu’nun şehadetinin 41’inci yılında rahmet ve minnetle anıyoruz; ruhu şad, mekanı cennet olsun.

Yine 7 Haziran 2021, Türk edebiyatının önemli şahsiyetlerinden, gönül ve dava adamı Sayın Abdürrahim Karakoç’un vefatının 9’uncu yıl dönümüdür. Bu vesileyle yazmış olduğu şiirlerle gönül dünyamızın dile gelen sesi olan Sayın Abdürrahim Karakoç’u dualarla anıyoruz, mekanı cennet olsun diyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; terörle mücadelemiz her saha ve zeminde kararlı bir şekilde devam etmektedir. Bu çerçevede, son olarak geçtiğimiz pazar günü Millî İstihbarat Teşkilatımızın gerçekleştirmiş olduğu başarılı bir operasyonla PKK/YPG terör örgütünün Mahmur genel sorumlusu “Doktor Hüseyin” kod adlı terörist Selman Bozkır etkisiz hâle getirilmiştir.

Bu operasyondan sonra, Türk ve Türkiye karşıtı malum muhasım çevreler hareketlenmiş, Mahmur’un bir mülteci kampı olduğunu ve sivillere zarar verildiğini açıklamışlardır. ABD’nin Birleşmiş Milletler nezdindeki büyükelçisi, kendi sosyal medya hesabından, sivillere yapılacak bir saldırıda uluslararası hukukun devreye gireceğini söyleyerek güya Türkiye’yi tehdit etme küstahlığında bulunmuştur. Bu ifadelerin kabulü hiçbir şekilde mümkün değildir; Türkiye’ye yönelik bu suçlamalar, tamamıyla gerçek dışıdır. Mahmur kampı, bir defa, uzun yıllardır PKK kontrolüne geçmiş olan bir terör yuvasıdır. Mahmur, sözde IŞİD tehdidi bahane edilerek bizzat ABD tarafından PKK’ya tamamen teslim edilmiş, terör örgütü böylece Mahmur’da sözde bir üs bölgesi oluşturmuş…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – …bizzat Mahmur’da bulunan Birleşmiş Milletler binaları PKK’lı teröristler tarafından kullanılmış ve kullanılmakta, Kandil’in sık sık Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından bombalanması sonrasında PKK Mahmur’a eğitim kamplarını taşımış ve taşımaktadır. Terör örgütü PKK, Mahmur kampına, 2011 yılında Türk Silahlı Kuvvetlerinin hava saldırısıyla, hava harekâtıyla öldürülen KCK sözde yürütme konseyi üyesi “Rüstem Cudi” kod adlı terörist elebaşının adını vermiştir. Bu kamp, uluslararası kamuoyu tarafından da PKK kampı olarak bilinmektedir. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliğinin Mahmur kampının insani özelliğini kaybettiğine ve terör örgütünün kontrolünde olduğuna dair bugüne kadar yayınlanmış birçok raporu bulunmaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Türkiye, uzun yıllardır PKK unsurlarının bölgeden temizlenmesini, ardından da kampın kapanmasını gerek Birleşmiş Milletler nezdinde gerekse Irak Merkezî Hükûmeti nezdinde dile getirmiştir fakat bugüne kadar kampın terörden arındırılmasıyla ilgili olarak herhangi bir adım atılmamıştır. Bu çerçevede, terör örgütü PKK’nın terörist devşirdiği ve yetiştirdiği Mahmur kampıyla ilgili olarak meşru müdafaa hakkımız kapsamında Türkiye’nin bu bölgeye müdahalesi haklıdır.

Sayın Dışişleri Bakanımızın ve Sayın Millî Savunma Bakanımızın da ayrıca ifade ettiği gibi, yapılan bu operasyonların tamamında dünyaya örnek olacak şekilde sivillerin, masumların zarar görmemesi için de devletimiz ayrıca hassasiyet göstermektedir diyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Söz sırası Halkların Demokratik Partisi Grup Başkan Vekili Sayın Hakkı Saruhan Oluç’ta.

Buyurun Sayın Oluç.

 

 

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, sayın vekiller; dün 7 Hazirandı. 7 Haziran -yani, evet,  bugün de 8 Haziran olduğuna göre- nereden çıktı diyeceksiniz. 7 Haziran 2015’te, bundan altı yıl önce, Türkiye’de genel seçimler yapıldı ve o genel seçimlerin sonucunda, o dönemde, Halkların Demokratik Partisi yüzde 13,1 oy alarak 80 milletvekiliyle Meclise girdi. 80 milletvekiliyle Meclise girmesinin birçok anlamı vardı. Bir tanesi, 12 Eylül cuntasının saptamış olduğu yüzde 10’luk barajı aştı ilk defa; çok önemli bir sonuçtu bu. İkincisi de Türkiye’nin bütün zenginlikleri, bütün farklı kimlikleri, kültürleri, inançları, farklı halkları, hepsi eşit koşullarda bir arada yaşamak için bu topraklarda mücadele veriyorlardı ve bütün o bir arada yaşama mücadelesi verenler -ama eşit koşullarda bir arada yaşama mücadelesi verenler- Meclise gelmişlerdi; son derece önemliydi ama önemli bir nokta daha vardı. On üç sene sonra -2002’den on üç sene sonra- ilk defa Adalet ve Kalkınma Partisi, hükûmeti kuracak sayıya ulaşamadı o seçimlerin sonunda ve bir iktidar krizi ortaya çıktı yani on üç sene sonra toplum bir kez daha umutlandı, “Sandık yoluyla bu iktidar değiştirilemez.” diyenler sandık yoluyla da bu iktidarın değiştirilebileceğini gördüler, on üç sene sonra. 7 Haziran 2015’in en önemli özellikleri bunlardı aslında. Peki, diyeceksiniz ki “Şimdi, niye 7 Haziran 2015’i anıyorsunuz?” Şunun için: Dün 7 Haziran 2021’di ve bu seçimlerin yıl dönümünde, altı yıl sonra, işte, 7 Haziran 2015’i yaşatmış olan Halkların Demokratik Partisine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı kapatma davası açtı, intikam davası. Yani, altı yıl sonra, altı yıl sonra yargı eliyle siyaset intikam almak için bu kapatma davasını açtı. Bu çok açık, hukuki bir dava değil; siyasi intikam davası. Ve sembolizmin dibine vurmuş bir iktidar var yani “Siz, 7 Haziranda bizim tek başımıza iktidar olmamızı engellediniz.” dedi bu iktidar. “Biz de 7 Haziran 2021’de size kapatma davası açıyoruz.” dedi. Biz bu mesajı biliyoruz, bu mesajı aldık, bu mesajı aldık. Şimdi, bunu bir kenara koyalım.

Türkiye’de ortalık pislik ve kirli ilişkilerle dolmuş vaziyette.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Siyaset, devlet, iktidar, mafya, bürokrasi arasındaki kirli ilişkiler parça parça ortaya saçılıyor, ilk defa değil; 1996 yılında Susurluk kazası yaşandıktan sonra ortaya saçılmış olan ilişkiler, bugün aynı aktörlerle ve onlara eklenmiş yeni aktörlerle birlikte bir kez daha ortaya saçılıyor. Ortalığı kirli, pis ilişkiler sarmış vaziyette. Marmara Denizi’ndeki müsilaj gibi bu iktidarın bulunduğu ortam, esas itibarıyla.

Yaklaşık bir aydır yargı kılını kıpırdatmıyor, iktidar kılını kıpırdatmıyor bu kirli ilişkiler karşısında ama bir aydır aranan yargı birdenbire nerede ortaya çıkıyor? HDP’ye kapatma davası açmakla.Bravo! Bravo! Yani bakın, şimdi yargının…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayalım lütfen.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Toparlamaya çalışıyorum efendim.  

Ankara Bölge İdare Mahkemesi Başkanı hakkında çeşitli iddialar ortaya atılıyor, haksız kazançlarla itham ediliyor kişi ve o cevap veriyor bu ithamlar karşısında diyor ki: “Ya, siz bana bakmayın; asıl, yargının içindeki benden daha iyi arabalara binen yüzde 25’e bakın.” Yani Mahkeme Başkanı, yargı üyelerinin en az yüzde 25’ini haksız kazanç ve şaibeli varlıklara sahip olmakla suçluyor; yargıda çıt yok. Hukukun içinde kirli ilişkiler dibine kadar girmiş; yargıda çıt yok. Yargı mensupları birbirlerini irtikapla, haksız kazançlar suçluyor; yargıda çıt yok. “En az yüzde 25” diyor, kim bilir gerçek kaç. Ama o yargı ne yapıyor? Bu rezaleti soruşturmak yerine HDP’ye kapatma davası açılıyor. 

Ya, bir otelden bahsediliyor; kara para aklayıcısının oteli, Bodrum’daki.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Oluç, tamamlayalım lütfen.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Tamamlıyorum efendim.

Kara para aklayıcısının otelinden bahsediliyor. Bu otelde hâkimler kalmış, savcılar kalmış, gazeteci müsveddeleri kalmış, gazeteci müsveddeleri; bunların hepsi kalmış bu otelde. Otelin bir gecelik fiyatı 106 bin lira. Ya, Allah’tan korkun be, Allah’tan korkun! Asgari ücret alan bir kişi üç yıl durmadan çalışsa, yemese, içmese, parasını bir kenara koyup biriktirse o otelde 1 gece kalabiliyor; Allah’tan korkun! Orada kalan savcılar, hâkimler, gazeteci müsveddeleri, o bürokratlar hangi bürokratlarsa; hepinize, hepinize söylüyorum bunu: Allah’tan korkun!

Bunların hepsinin hesabı sorulacak ama bunların hesabını sormak yerine yargı ne yapıyor? HDP’ye kapatma davası açıyor. İşte, Türkiye'nin geldiği durum bu, böyle bir durumla karşı karşıyayız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Evet, son cümlelerinizi alıyorum. 

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Son söz, toparlıyorum efendim.

Şimdi biz şunu söyleyelim: Siz, HDP’ye kapatma davası açabilirsiniz; Anayasa Mahkemesine direktif veriyorsunuz, iktidarın liderleri olarak verebilirsiniz; Anayasa Mahkemesini baskı altına alıp HDP’yi kapatabilirsiniz; bunların hepsini yapabilirsiniz ama HDP bir fikirdir, HDP bir mücadeledir, ne fikri ne mücadeleyi sona erdirebilirsiniz; HDP bir umuttur, HDP yarınların umududur, ne yarınların umudunu söndürebilirsiniz ne yarınların umudunu ortadan kaldırabilirsiniz. Halkımıza sesleniyoruz: Asla enseyi karartmayacağız, asla mücadeleden vazgeçmeyeceğiz ve HDP’yi kapatmak isteyen bu siyasilerin eninde sonunda Türkiye'deki bütün kirli ilişkilerden dolayı hesap vermesini sağlayacak ortamı da mutlaka demokratik olarak ve hukuk yollarıyla sağlayacağız.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Söz sırası Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkan Vekili Sayın Engin Altay’da.

Buyurun Sayın Altay.

 

 

 

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sizi ve yüce Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk Mahmut Esat Bozkurt’a devlet tanzim edilirken der ki: “Niye bu savcıların başına ‘cumhuriyet’ ibaresini koydun?” Esat Bozkurt da der ki: “Cumhuriyeti gerektiğinde herkesten ve her şeyden koruyabilsinler diye koyduk.” Atatürk bu cevaba memnun olur, “Devam edin. “ der.

Şimdi, ben Türkiye Cumhuriyeti’nde görev yapan 4.348 cumhuriyet savcısına seslenmek istiyorum. Seslenirken de bunu Anayasa’mızın, orta yerdeki Anayasa’nın -beğeniriz, beğenmeyiz- Başlangıç metninin dördüncü paragrafına dayanarak yapmak istiyorum, Anayasa’nın Başlangıç’ının dördüncü paragrafını müsaadenizle okumak istiyorum. Ancak şüphesiz, bunu Genel Kuruldaki sayın milletvekillerine değil, onlar bilirler zaten ve çoğunlukla da uyarlar, uyulur. 4.348 savcıya sesleniyorum; Anayasa, Başlangıç, dördüncü paragraf: “Kuvvetler ayrımının, Devlet organları arasında üstünlük sıralaması anlamına gelmeyip, belli Devlet yetki ve görevlerinin kullanılmasından ibaret ve bununla sınırlı, medenî bir işbölümü ve işbirliği olduğu ve üstünlüğün ancak Anayasa ve kanunlarda bulunduğu”nu belirtir.

Şimdi, Sayın Başkan “Yasama, yürütme, yargı olmazsa devlet olmaz, demokrasi olmaz.” deyip duruyoruz; ortada maalesef bir yargı yok. Sayın Erdoğan’la ilgili, Erdoğan’ı incitecek bir cümlemizi duyar duymaz resen harekete geçen savcıların, ortalığa saçılmış bu kadar pislik ve kepazelik, arsızlık ve pişkinlik karşısında susmalarını, ben eminim, AK PARTİ’ye mensup saygıdeğer milletvekillerimiz de kabul ve tasvip etmemektedir, edilemez de. Ben AK PARTİ Grubunun -içerisindeki çok sayıda sayın milletvekilinin- diğer gruplar gibi, maaşıyla geçinen, namuslu, dürüst, ahlaklı insanlardan oluştuğundan da eminim, bu yaşananların onların vicdanını kanattığından da eminim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Sayın Başkan, bir siyasi partinin kimi unsurları illegal örgütlerle içli dışlı olursa sorun “siyasi partinin iç sorunu” olarak değerlendirilebilir ama devlet illegal örgütlerle, gayrimeşru insanlarla içli dışlı olup, bazen onlarla iş tutup, bazen onların başına çöküyorsa bu başka bir şeydir. Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; devleti idare edenler devlet gücünü tehdit ve şantaj olarak bu insanlara yöneltiyorsa üç şey olur: Devlet çürür, devlet kirlenir, devlet itibarsızlaşır; böyle bir devlet de ülkenin felaketi olur.

Bu ülke 1996’yı unutmadı; Tayyip Bey unutuldu zannediyor ama 17-25 Aralığı bu millet unutmadı. Şimdi, Mayıs 2021’de yeni bir krizimiz var; bu kriz alelade bir kriz değil.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayalım Sayın Altay.

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Ortaya saçılanlara baktığımız zaman, Meclisin buna seyirci kalması kabul edilemez.

Sayın Başkan, soruşturmadan geçtik. Soruşturma komisyonu önergesi verecek salt çoğunluğumuz yok. Ya, bir araştıralım arkadaş. Siz helal lokma yiyip burada oturuyorsunuz dürüst, namuslu bir şekilde. Evet, parti aidiyeti gereğince de parti hiyerarşisi içinde kabul oyu veriyorsunuz, şu, bu; bunlar ayrı ama yazık değil mi ya? Lafa geldimi “Beytülmal” deriz “Hak, hukuk” deriz “Adalet” deriz.

Ben şimdi soruyorum: Demirören Ziraat Bankasından aldığı kredileri ödedi mi, ödemedi mi? Soru net. Bunun cevabı da bir kelime. Bir şey soruyorum: AK PARTİ MKYK üyesinin bagajına suç örgütleri çantalarla para koydu mu, koymadı mı? Tek kelimelik cevabı var. Biden görüşmesi öncesinde, video yayınlayan kişiden susması istendi mi, istenmedi mi?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – İçişleri Bakanı, Sezgin Baran Korkmaz’a “Tahkikat başladı, yurt dışına çık.” dedi mi, demedi mi? Bu kadar basit. AK PARTİ seçimlerde suç örgütü yöneticisinin ürettiği kahveyi dağıttı mı, dağıtmadı mı? Gazeteciler Sezgin Baran Korkmaz’ın lüks otelinde bedava tatil yaptı mı, yapmadı mı? Sezgin Baran Korkmaz’ın otelinde hâkim ve savcılar kaldı mı, kalmadı mı? Ve son sorum: İçişleri Bakanı, Sezgin Baran Korkmaz’ı çağırıp “Şu 42 milyon doları ver bakayım.” dedi mi, demedi mi ya? Verilecek cevap net “Evet.” “Hayır.” Ben bunu Bülent Turan’a sormuyorum.

Meclis Başkanına teşekkür ederiz. Geç de olsa İçişleri Bakanına bir mektup yazma cesaretini gösterdi ama cevap gelmedi, gelmeyecek.

 (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Son sözlerinizi alayım Sayın Altay.

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Şimdi, yasamanın başı olan Meclis Başkanından talebimiz şudur: Meclis Başkanının aynı mektubu “yürütmenin başı” sıfatını taşıyan Cumhurbaşkanına yazmasını talep ediyoruz.

Bu 10 bin doları alan siyasetçinin adı açıklanmadığı müddetçe -ben daha önce de söyledim- hepimiz -AK PARTİ’nin saygıdeğer milletvekilleri dâhil- zan altındayız. Buna kimsenin hakkı yok; bu Meclisin saygınlığına halel getirmeye ne Cumhurbaşkanının hakkı var ne İçişleri Bakanının hakkı var.

Cumhurbaşkanının yerinde -son cümlem- olmak istemezdim. Bir tarafta, İçişleri Bakanı örtülü bir şekilde Cumhurbaşkanına aba altından sopa gösteriyor; bir tarafta da suç örgütü yöneticisi, Cumhurbaşkanına aba altından sopa gösteriyor. Bakalım, hangisine teslim olacak? hep birlikte göreceğiz. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkan Vekili Bülent Turan konuşacaktır.

Buyurun Sayın Turan.

 

 

 

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu hafta 21 maddeden oluşan, kamuoyunda “iş yapma kolaylığı” olarak bilinen İcra ve İflas Kanunu’nun değiştirilmesine ilişkin teklifi görüşmeyi planlıyoruz.

Bilindiği üzere, her ekim ayında Dünya Bankası tarafından İş Yapma Kolaylığı Raporu -Doing Business- diye adlandırılan bir rapor yayınlanmakta. 190 ülkenin yatırım yapabilme kolaylığı ve düzeyi belirlendiğinde ülkemiz bundan iki sene önce 69’uncu sıradayken Meclisimizin hep beraber yaptığı yasama çalışmaları, yürütmenin attığı iddialı adımlar sonucunda bu rapora göre, bu sene 33’üncü sıraya yükselmiştir. Bu raporda daha yukarı çıkmayı da içeren, daha rahat iş yapmayı, bürokrasinin daha az olduğu bir süreci işletmeyi hedefleyen bir kanun teklifini görüşmeyi planlıyoruz. Ben tüm partilerimizin bu konuya olumlu yaklaşmasını, uzlaşı içerisinde bir hafta olmasını ümit ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; pazar günü Irak’ın kuzeyinde yapılan operasyonda el yapımı patlayıcının infilak etmesi sonucunda kahraman Mehmetçik’imiz Piyade Uzman Çavuş Samet Şeker şehit oldu. Çanakkale’mizde ise meydana gelen trafik kazasında yine kahraman polisimiz Cihan Türkmenoğlu görevi başında şehit oldu. Ben tüm şehitlerimize Allah’tan rahmet, yakınlarına, milletimize başsağlığı diliyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dün edebiyatımızın 2 usta ismi, Cahit Zarifoğlu ve Abdurrahim Karakoç’un vefatının yıl dönümüydü. Zarifliği, “Sen dağ gibi kurul, ben zerre bir yer tutayım.” dizesinde yansıyan Cahit Zarifoğlu’nu rahmetle anıyoruz.

Ayrıca, “Şiir bir cennet bahçesi/ Girmeyene anlatılmaz./ Cennet nedir, bahçe nasıl?/ Görmeyene anlatılmaz./ Şiir toprak kokusudur/ Şiir damla damla sudur/ Ermişlerin duygusudur/ Ermişlerin duygusudur/Ermeyene anlatılmaz.” diyen, güzel yüreğini “Gölgesinde otur ama/Yaprak senden incinmesin.” diye açıklayan şairimiz Abdurrahim Karakoç’u rahmetle minnetle yâd ediyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün 8 Haziran; darıbekaya göç öden, âlemlere rahmet olarak gönderilen Sevgili Peygamber’imiz Hazreti Muhammed Mustafa (ASM)’ın, Efendimiz’in miladi olarak vefatının seneidevriyesi.

Yaman Dede Hazreti Peygamber’imize şöyle seslendi: “Yanan kalbe devasın sen, bulunmaz bir şifasın sen/Muazzam bir sehasın sen, dilersen rehnümasın sen/Habibikibriyasın sen, Muhammed Mustafa’sın sen/Cemalinle ferahnak et ki yandım ya Resulullah.” naatıyla dile getirdi.

Salat ve selam Peygamber’imizin olsun, yolu yolumuz olsun.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; az önce Sayın Grup Başkan Vekili siyasi gündem bağlamında Anayasa Mahkemesinin önünde olan malum davayla ilgili “siyasi intikam yasası davası” diye zikretti. Buna itirazımız var Sayın Başkan.

Bakınız, 7 Haziran seçimleri demokratik bir olgunluk içerisinde, demokrasinin kuralları içerisinde nihayete erdi. Bu seçimlerin sonucunda yoğun görüşmelere rağmen bir koalisyon kurulamadı, hükûmet kurulamadı; anayasal süre işledi ve Anayasa’nın gereği olarak seçimler tekrar yenilendi. Kapatma davasını bu seçimlere bağlamanın, süreci farklı yorumlamanın hiç kimseyi faydası olmadığı kanaatindeyim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) - Anayasa değişikliği yapılırken çok büyük kavgalar, tartışmalar yapıldığında, AK PARTİ Grubu ısrarla “Bu ülkede kapatma davaları bitsin, partileri milletler kapatsın veya kapatmasın.” diye ısrarcı olduğunda, o gün oylamaya katılmayanların, o gün maddeyi düşürenlerin, bugün çok yüksek perdeden bağırmasını ibretle izliyoruz.

Sayın Başkan, bırakın yargı işini yapsın. Cumhuriyet başsavcılığı delilleri toparladı, davasını açtı, söz yargının bundan sonra. Yargının işlevinin bitiminde beraat mı verilir, hazineden yardımın kesilmesi kararı mı verilir, kapatma mı verilir… Bu bizim konumuz değil, bu artık yargının konusu. Buradan tehdide varan ifadelerle, yargıya talimat verircesine, bağırarak konuya yaklaşmanın makul olmadığı kantindeyim. Kaldı ki…

HÜDA KAYA (İstanbul) – AKP’ye kapatılma davası açılacağı zaman…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Bir hanımefendi olduğu için cevap vermeyeceğim Sayın Başkan, bu üsluba asla cevap vermeyeceğim.

BAŞKAN – Siz Genel Kurula konuşun.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Hak ettiğinizi söylemeyeceğim size Sayın Kaya, o ifadenizi duydum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HÜDA KAYA (İstanbul) – Yani gerçekten çok acı.  AKP kapatılacağı zaman…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Müsaade eder misiniz…

BAŞKAN – Sayın Turan, Genel Kurula hitap edin lütfen.

HÜDA KAYA (İstanbul) – Çok komik ya!

BAŞKAN – Sayın Kaya, lütfen...

HÜDA KAYA (İstanbul) – O zaman bütün kamuoyu nasıl tepki vermişti.

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, hanımefendiyi edebe davet ediyorum, bu çok yanlış bir üslup. Konuşurken ağzımızı açmadık, dinledim, not aldım. Az sonra da muhtemelen Grup Başkan Vekili cevap verecek…

HÜDA KAYA (İstanbul) – Aynı şey AKP için de yapılmıştı, yaşadınız bunu.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) –  …ama bir hanımefendiye, bir vekile yakışmayan ifadeyi iade ediyorum, cevap vermeyeceğim Sayın Başkan.

HÜDA KAYA (İstanbul) – Hiç alakası yok. Onu liderlerinize söyleyin siz.

BAŞKAN – Buyurun, Genel Kurula hitap edin.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Susturursanız edeceğim Sayın Başkanım.

Saruhan Bey, yardımcı olun, sözüm bitsin.

BAŞKAN – Buyurun.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, dava artık Anayasa Mahkemesinin önünde; ne karar verir, ne vermez oranın görevi ancak biz Meclisin, Parlamentonun vekili olarak, bırakın partiyi bir tarafa, şunu söylemek istiyorum: Bu ülkede teröristbaşının “Apo’nun heykelinin dikeceğiz.” diyen bir anlayışa “Sırtımızı PKK’ya dayadık.” diyen bir anlayışa…

HÜDA KAYA (İstanbul) – Yalan, hepsi yalan.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – …teröristlerin telefonunu polisten alıp da saklamaya çalışan bir anlayışa, benzer birçok örneğe yargının, milletin sesiz kalmasını beklemek hayatın olağan akışına aykırı diye düşünüyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayalım Sayın Turan.

MURAT SARISAÇ (Van) – Mafyaya miting yaptıran bir anlayış.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Keşke herkes demokrasinin içerisinde, partiler en hür iradeleriyle beraber çalışmalarını yapsa da biz de bundan keyif alsak ama terör örgütleriyle yol yürüyen…

KEMAL BÜLBÜL (Antalya) – Terör örgütüyle yol yürüyen sensin, sensin.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – …onlarla paslaşan, her ifadesinde onlara büyük oranda güzellemeler gönderen insanlara yargının sessiz kalmasının beklenmesi makul olmaz kanaatindeyim ama ifademin şöyle sonuçlanmasını dilerim: Bu konu artık yargının önündedir, yargının kararına hep beraber saygı duyacağız Sayın Başkanım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MURAT SARISAÇ (Van) – Yargıyı niye etkiliyorsun?

BAŞKAN – Sağ ol, teşekkür ederim.

HÜDA KAYA (İstanbul) – AKP’nin dosyası da bir gün yargıda olacak.

HASAN ÖZGÜNEŞ (Şırnak) – Çetelerle ortaksınız, El Nusra’yla ortaksınız…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sizi edebe davet ediyorum, çok ayıp bir şey!

HÜDA KAYA (İstanbul) – O zaman tepkinizi göreceğiz. Aynı şey AKP için de olacak.

BAŞKAN – Sayın Oluç...

HASAN ÖZGÜNEŞ (Şırnak) – Kendinizi de mahkemeye verin, o çetelerle bütünleşen mahkemeye.

BAŞKAN – Sayın Oluç, niçin söz istediniz?

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Sataşmadan söz istiyorum efendim.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Yargının konusu dediğim için cevap vermek istiyor Sayın Başkan.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Ben sataştığına şahidim efendim.

BAŞKAN – Sayın Oluç hangi cümlelerle sataştı, onu öğrenmek istiyorum.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Tehdide varan ifadeler kullandığımı söyledi, bunun için cevap hakkı istiyorum.

BAŞKAN – Peki, yerinizden iki dakika kullandıracağım.

Buyurun.

 

 

 

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Teşekkür ederim.

Şimdi, Sayın Grup Başkan Vekili, tehdide varan ifadeler kullandığımı söylediniz. Kimi tehdit ettim Allah aşkına, bir açıklayın şurada kimi tehdit etmişim? Ha, biraz sesimin tonu mu yükseldi? Yükselmiş olabilir. Ben size sorayım: Adalet ve Kalkınma Partisine kapatma davası açıldığında siz halay mı çekiyordunuz sevincinizden, horon mu tepiyordunuz? Yapmıyordunuz değil mi? Yani benim burada biraz sesim yükselmişse tehdide varan ne ifade kullanmışım? Tehdit eden sizsiniz. Üstelik sadece bizi değil, yargıyı tehdit ediyorsunuz, yargıyı! Burada dedim ki: İktidar ortaklığının liderleri Anayasa Mahkemesini tehdit ediyor, yönlendiriyor ve tahakküm altına almaya çalışıyor. Anayasa Mahkemesi, Türkiye’deki en yüksek yargıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Şimdi, yargıyı tehdit eden, yönlendiren sizsiniz; çok açık, ortada. “Siyasi intikam davası değil.” diyorsunuz. Ya, Allah aşkına, bir yılda üç yüz altmış beş gün var; üç yüz altmış beş günde 7 Hazirana denk gelmiş ya bu. Gidin, kendinize bir tane Millî Piyango bileti alın; belki, Millî Piyangodan da çıkar -o tüpçünün piyangosundan- size yüksek ikramiye. Nasıl bir tesadüf yani? Sizin sembolizminizi biz biliyoruz, yargıya da bu sembolizminizi aşıladınız. Yani cumhuriyet başsavcısı büyük ihtimalle böyle bir anlayışa sahip değildi ama sizin iktidarınız, iktidar ortakları yönlendirdiği için 7 Haziran 2021’de bu dava açıldı, hiç tesadüf filan değil.

Biz de yargı işini yapsın diyoruz ama siz yargı işini yapmasın diye sürekli yönlendiriyorsunuz ve Anayasa’nın 138’inci maddesini liderleriniz de, siz de her gün çiğniyorsunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sataşmadan iki dakika, biliyorsunuz.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Efendim, son cümlemdi; toparlıyorum.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Bülbül, söz vereceğim.

Peki, son cümlenizi alayım Sayın Oluç.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Teşekkür ederim.

Şimdi, son bir cümle, bir konu: Ya, Sayın Grup Başkan Vekili, şimdi yani “Terör örgütleriyle kol kola yürümek…” Etmeyin ya, burada defalarca tartıştık, ben size bir kere daha hatırlatayım bunu: Ben bulunduğum bu yerden de, o kürsüden de bunu size defalarca söyledim; bütün tutanakları çıkarın, bakın. Bakın, Ahrar-el Şam’la, El Nusra’yla, El Kaide’nin bütün türevleriyle, en son HTŞ’yle el ele kol kola yürüyenler kimler? Bu iktidar mensuplarıdır, çok açık. Bakın, IŞİD’i saymadım bile, onu bütün dünya biliyor çünkü.

Onun için, kalkıp da bize böyle şeyler söylemeyin, siz önce bir kendinize bakın; ortaya dökülmüş olan pisliklere, ortaya dökülmüş olan rezaletlere bir bakın. Bakın bakalım silah ticaretini, silah kaçakçılığını, ham petrol kaçakçılığını ve ticaretini kim yapıyor? Uyuşturucu kaçakçılığını kim yapıyor? Bakın bakalım bir.

SALİH CORA (Trabzon) – Siz yapıyorsunuz!

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Gelin, bunları araştıralım bu Mecliste.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Oluç, cümle biraz uzun oldu.

HÜDA KAYA (İstanbul) – Ticaret Bakanınıza sorun, kim yapıyor? Çok iyi biliyorsunuz kimin yaptığını!

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, şunu söylemek istiyorum sadece: Bu polemiğin sonu olmaz, bunları çok tartıştık. Konu artık yargının konusudur, izleyeceğiz hep beraber.

BAŞKAN – Peki, teşekkür ediyorum.

HÜDA KAYA (İstanbul) – Ticaret Bakanımıza sorun, IŞİD’le kaçak petrolü kim yapıyor?

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Hepsini iade ediyoruz.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Bunları çok tartıştık Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Bülbül, buyurun…

HÜDA KAYA (İstanbul) – Sesinizi çıkaramazsınız, isim isim verelim mi ortaya?

HALİL ÖZTÜRK (Kırıkkale) – Bir müsaade eder misiniz, Grup Başkan Vekili konuşacak.

BAŞKAN – Sayın Kaya…

HÜDA KAYA (İstanbul) – Özür diliyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bülbül.

 

 

 

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Sayın Başkan, şimdi, Sayın Grup Başkan Vekili bu ifadelerinde, isnatlarında “iktidar ortakları” diye kastettiği, ismini vermediği ama kastettiği anladığımız kadarıyla Milliyetçi Hareket Partisidir. Bizler tamamen hukuk sınırları dâhilinde, hukuken mahzurlu gördüğümüz, sıkıntılı gördüğümüz ve Türkiye’de Anayasa’nın, yasaların çiğnendiğini düşündüğümüz ve bunun, hiçbir şekilde halkın verdiği oylarla meşrulaştırılamayacak, aklanamayacak bir durum olarak tespit ettiğimiz bir hususun, suç teşkil ettiğini düşündüğümüz faaliyetlerin hukuk önünde hesabının sorulması noktasında herkesin olduğu gibi bizler de talepte bulunduk. Bu noktada, yalnızca, şimdi, sembolizmden, 7 Hazirandan falan bahsediliyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Son cümlelerinizi alayım.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Tabii, tabii.

Şimdi, burada, herkes biliyor ki dava 7 Haziranda açılmadı. İlk defa -daha önce- bu dosya hazırlanıp Anayasa Mahkemesine gönderilmişti fakat o dönemde herhangi bir şekilde bu anlamda bir feveran veyahut da bu manada bir karşılık bulmamıştı. 7 Haziran tarihi, Anayasa Mahkemesinin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına “Eksiklikleri gider.” dediği sürecin sonunda Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının eksiklikleri giderdikten sonra Anayasa Mahkemesine tekrar dosyayı gönderdiği tarihtir. Bu anlamda o “Dava bugün açılmıştır.” ifadesi teknik açıdan belki davanın gerçek anlamda açılması olabilir ama davanın başlangıcı, süreci farklıdır. Bunu da not düşmek istedim.

Teşekkür ederim.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Oluç, bir sataşma yok.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Sayın Başkan, benim söylediğim cümleye cevap verdi Sayın Grup Başkan Vekili.

BAŞKAN – E, tabii, cevap verecek Sayın Oluç.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Tamam ama benim söylediğimin…

BAŞKAN - Bakın, bir sataşma yok, bir hakaret yok; siz bakışınızı anlattınız, Sayın Bülbül de kendi cenahlarından nasıl gördüklerini anlattı.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Ben açıklık getirdim.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Gündeme geçelim Sayın Başkan.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Efendim, müsaade eder misiniz. Benim söylediğimin doğru olmadığını anlattı, doğru olmadığını söylüyor.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Söylemesin mi?

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Benim kullandığım ifadelerin doğru olmadığını anlattı, daha nasıl sataşma yapılsın?

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Hayır, hayır, öyle demedim.

BAŞKAN – Sayın Oluç, şimdi tartışmak istemiyorum, yerinizden sadece bir dakika söz vereceğim, bir dakika içinde izah edin çünkü bir sataşma yok lütfen…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sonu gelmez Başkan.

BAŞKAN - Buyurun.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Sonu gelir, sonu gelir.

Şimdi, bakın, kayıtlara geçsin diye bir dakika söylüyorum. Ben yargıya yönelik iktidar ortaklarının baskısını, yönlendirilmesini ve tahakkümünü söyledim. Bu ne demek? “Bu mahkemenin iddianameyi 2’nci kez iade seçeneği kalmamıştır. HDP’nin kapatılması artık hukukun konusudur. Bu kanlı ve karanlık sayfa açılmamak üzere kapatılmalıdır.” Bunlar ne demek? Anayasa Mahkemesine söyleniyor. Peki, son olarak ne? “HDP’nin kapatılması Anayasa Mahkemesinin namus borcudur.” diyor. Bu, Anayasa Mahkemesi üzerinde açıkça tahakküm kurmak ve 138’i çiğnemekten başka bir şey değil midir? Söylüyorum, ifade ettiğim budur. Ben konuşmalar üzerine bunları söylüyorum ezbere değil.

BAŞKAN – Peki, teşekkür ederim.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Kayıtlara geçsin.

Sadece bir cümle ifade edeyim, Türkiye’de Milliyetçi Hareket Partisi bir siyasi partidir, bu tarz değerlendirmeler yapabilir, icranın başında değildir, Türkiye’yi yönetmiyordur. Dolayısıyla bu değerlendirmeler yapılır, bu değerlendirmeler siyasi değerlendirmelerdir. Diğer kısmı hukukun işidir, bunun da altını önemle çizmiş bulunmaktayım.

BAŞKAN – Anlaşıldı Sayın Bülbül.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Efendim, müsaade ederseniz ben de kayıtlara geçmesi için  bir cümle söylüyorum: “Anayasa Mahkemesinin namus borcudur.” demek, Anayasa Mahkemesi kapatmazsa tamamı namussuzdur demektir; o kadar açık ve nettir, Anayasa Mahkemesindeki hâkimleri açıkça baskı altına almaktır.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Alakası yok.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Bu, sizin yorumunuz.

BAŞKAN – Anlaşıldı Sayın Oluç.

Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır,

İYİ Parti Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

 

 

 

 

 

8/6/2021

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 8/6/2021 Salı günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                      Dursun Müsavat Dervişoğlu

                                                                                                                  İzmir

                                                                                                  Grup Başkan Vekili

Öneri:

Samsun Milletvekili Bedri Yaşar ve 20 milletvekili tarafından Avrupa Birliği ülkeleri başta olmak üzere, yurt dışından yapılan plastik atık ithalatının ülkemize, çevreye, insan ve hayvan sağlığına vermiş olduğu zarar ve sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla 27/5/2021 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırma önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerin 8/6/2021 Salı günkü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere İYİ Parti adına söz talep eden Samsun Milletvekili Sayın Bedri Yaşar.

Buyurun Sayın Yaşar. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA BEDRİ YAŞAR (Samsun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, bugün plastik atıklardan bahsediyoruz ama biz bundan önce 20/1/2020 tarihinde aynı bu şekilde, başta Marmara Denizi olmak üzere, deniz kirliliğine dikkat çekmiştik. Bugün de maalesef Türkiye'nin en büyük gündemlerinden biri nedir? Marmara’daki müsilaj yani deniz salyası. “Bununla ilgili neler üretiriz?”i bakın, arkadaşlar, bugün tartışıyoruz. Hâlbuki biz bundan yaklaşık bir buçuk yıl önce bu konuyla ilgili dikkat çekmişiz, bu konuyu araştıralım demişiz; önergeyi verdiğimizden yirmi gün sonra maalesef sizlerin oyuyla bunu reddetmişiz. Bugün de Bakan, bağlı belediyelerle, Marmara Denizi etrafındaki belediye başkanlarıyla toplantılar yaparak ortak çözüm bulmaya çalışıyor. Hâlbuki Meclisin bunun önünde olması lazım. Biz o günden bu tespitimizi yapmışız, maalesef ilgi görmemiş.

Plastik de aynı. Yani bugün plastik tüketimine baktığımız zaman, Avrupa Birliği ülkeleri başta olmak üzere yurt dışından yapılan plastik atık ithalatının ülkemize, çevreye, insan ve hayvan sağlığına vermiş olduğu zarar ve sorunların yine biz araştırılmasını istiyoruz. Neden? Başta plastik kullanımının yaygınlaşması ve buna bağlı olarak plastik atıkların artması, başta insanlar olmak üzere tüm canlıları ve çevreyi tehdit etmektedir. Dünyada plastik üretimi 1950 yılından itibaren sürekli olarak artış göstermiştir. Dünyada plastik üretimi 8 milyar tona yükselmiştir. Bu artışla birlikte başta çevre olmak üzere hayatın her alanında kirlenme başlamıştır.

Sadece çevresel kirlilik değil, denizler de kirleniyor. Dünyada her yıl yaklaşık 8 milyon ton çeşitli plastik ürünleri deniz ve okyanus sularına karışmaktadır. Son yıllarda yakalanan balık ve balinaların karnından plastikler çıkmaya başlamıştır. Avrupa Birliği bu durum karşısında evsel atıklar ve tek kullanımlık plastikleri yasaklamış ve bununla ilgili mevzuat değişikliğine gitmiştir. Avrupa Birliği ülkelerinde plastik konusunda bu adımlar atılırken bazı ülkelerde de plastik ithalatı yasaklanmıştır. Buna karşılık, Avrupa ülkelerinden Türkiye'nin almış olduğu plastik atıkların miktarı 2004 yılına oranla tam 173 kat artmıştır. Türkiye 2019 yılında sadece Avrupa’dan 582 bin 296 ton plastik atık ithal etmiştir. Bakın, 582 bin ton! 1 gemi 1 ton götürürse demek ki 582 gemi maalesef bu plastik atıklarını Türkiye’ye taşımıştır. Yine, son bir yılda yaklaşık 13 kat artmıştır. Türkiye, 2020 yılında Avrupa Birliği ülkeleri ve İngiltere’den toplam 659 bin ton… Bilmiyorum, bu rakamlar sizlere ne anlam ifade ediyor? Yani, plastiğin yoğunluğunu şöyle bir düşünürseniz, 659 bin ton plastik atık ithal etmişiz.

İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) – Onların çoğu geri dönüşüm.

BEDRİ YAŞAR (Devamla) – Böylece, Türkiye, Avrupa plastik atık ihracatının yaklaşık yüzde 28’lik bölümünü karşılamıştır.

Türkiye, Avrupa’dan en fazla plastik atık alan ülke konumundadır. 2020 yılında ne yapmışız: İngiltere’den 209 bin ton, Belçika’dan 137 bin, Almanya’dan 136 bin, Hollanda’dan 49 bin, Slovenya’dan 24 bin 884 ton Avrupa Birliği ülkelerinden plastik atık ithal etmişiz. Tabii, bazı arkadaşlarımız diyor: “Biz bunları geri dönüşümde kullanıyoruz.” Buyursun, Avrupalıların kendileri kullansın. Yani, Türkiye kesinlikle Avrupa’nın çöplüğü olmamalıdır. Bu gelen atıkların bir miktarını biz bazen Akdeniz’de veya farklı bölgelerde, geri dönüşümün yapıldığı bölgelerde, doğada da görmeye başladık. Yani Türkiye, Avrupa’nın çöplüğü değildir, Avrupa’nın çöplüğü olmamalıdır. Nitelikli malzeme, nitelikli ham maddenin ithalatı başka bir şey; çöpün, ne varsa Türkiye’ye getirilmesi başka bir şey. Dolayısıyla, bizim önerimiz şu: Kesinlikle, bakın, bunun belli standartlara bağlanması lazım. Böyle, 659 bin ton çılgın bir rakam, Türkiye bu çöpü taşıyamaz. Yani, buradan da ben uyarıyorum!

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

BEDRİ YAŞAR (Devamla) – Yarın, öbür gün yine başımıza bela olmadan, yine Türkiye’nin gündemine oturmadan bununla ilgili -tabii, sizler icra makamısınız- muhakkak hem Hükûmetin adım atması lazım hem de araştırma önergemizi destekleyerek bu konunun net bir şekilde araştırılması lazım.

Bakın, bundan önce de söyledik. Bugün, Marmara’da -tahmin ediyorum, önümüzdeki günlerde gelecek, bu müsilajla ilgili herhâlde bir araştırma komisyonu kurulacak- gün geçmeden, vakit geçmeden… Bu plastik atıklar meselesi çok önemli. Bunlar, yüzyıllar sürüyor, doğada kaybolmaz. Onun için, bununla ilgili Meclisin muhakkak bir adım atması lazım yani iş başa gelmeden önce çareler üretmek doğal olarak Meclisin görevi.

Ben, bu konuda, çevre konusunda bütün Meclisin duyarlı olduğunu düşünüyorum, hepinizin desteklerini bekliyorum. İnşallah, hep beraber bu problemlerin de altından kalkarız diyorum; tabii, sizin desteklerinizle.

Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu adına söz talep eden İzmir Milletvekili Sayın Murat Çepni.

Buyurun Sayın Çepni. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA MURAT ÇEPNİ (İzmir) – Teşekkürler Başkan; Genel Kurul ve değerli halkımız.

Evet, çevre ve ekoloji denildiğinde AKP iktidarı tarafından bir çelişkiler yumağıyla karşı karşıya kalıyoruz. Bu öylesine bir durum ki akın kara, karanın ak olduğu bir tablo.

Şimdi, Türkiye dünyanın çöplüğü hâline getirilmiş fakat bizim bir Çevre ve Şehircilik Bakanlığımız var, zannedersiniz ki dünyada çevrecilik konusunda şampiyon bir pratik sahibi. Yani böylesine bir tabloyu neresinden tartışacağımızı bilemiyoruz. Yani yapılan işin yanlışlığı doğruluğundan ziyade, var olup olmadığını tartışıyoruz yani “AKP.” dediğinizde böyle bir tablo.

Şimdi, düşünün ki fidan dikmek ile ormanı aynılaştıran bir iktidarla karşı karşıyayız yani bir ormanın yüzyıllarda oluştuğunu bilmeyen ya da bilmek istemeyen bir iktidar; şimdi, böylesi bir durum.

Salda Gölü; ya, el dokunmaması gereken bir Salda Gölü’ne şimdi inşaat yapıyor ve inşaatı da bize çevrecilik olarak yutturmaya çalışan bir Çevre ve Şehircilik Bakanlığı var; tablo bu.

Şimdi, Türkiye'de 2004 yılından bugüne Avrupa ülkelerinden ithal edilen plastik artıkların miktarı 173 kat artmış; bu, Türkiye'de olmuş, AKP rejiminde olmuş. Avrupa’dan 2019 yılında 582 bin ton plastik atık ithal edilmiş, 2020 yılındaysa 659 bin ton plastik atık ithal edilmiş. Bunu AKP yapmış, AKP, başka biri değil.

İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) – İhracat ne kadar?

MURAT ÇEPNİ (Devamla) – İhracat diye bir şey yok, dünyanın çöplüğü yapmışsınız Türkiye'yi. Dünyanın çöplüğü yapanlar şimdi de kalmış bize çevrecilik yutturmaya çalışıyorlar.

Şimdi, Türkiye'nin etkili atık yönetimi yok. Çöplerin ayrıştırılması, yıkanması, kategorize edilmesi ekonomik değil, ekonomik olmadığı için ithal ediyor -yani düşünün, AKP icraatı bu; “AKP” demek “rant” demek, “AKP” demek “kâr” demek, bu yoksa eğer ormanlar da kesilir çöpler de ithal edilir- gerekçe, ekonomik olmaması. Son bir yılda ithal izinli şirket sayısı 130’dan 400’e çıkmış; çok kârlı bir alan, 400’e çıkmış. Türkiye'de 250 bin ton atık toplama ve dönüştürebilme kapasitesi var fakat bunun çok çok ötesinde bir ithal politikası var. Plastik atıklar, atık ithalatı yasaklanmalıdır, atık toplama işçileri de güvenceye kavuşturulmalı, sosyal ve ekonomik hakları sağlanmalıdır.

Nereden geldiği belli olmayan zehirli atık ülkesidir Türkiye. Örneğin, İzmir Gaziemir’de terkedilmiş bir fabrika sahasında nükleer atık kalıntıları vardır. On üç yıldır bu devlet, her türlü kurumuyla, bu zehirli atığı temizleyememektedir. Soruyorum buradan bir kez daha: Niye Gaziemir’i temizleyemiyorsunuz?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) – Kim getirmiş?

MURAT ÇEPNİ (Devamla) – Bunu kimin getirdiği belli değil resmen ama işte kimin getirdiği AKP’nin bu mekanizmalarından çok net olarak bellidir.

Yetmiyor, bakın, Aliağa, Türkiye genelindeki kanser oranın 4 katı fazla kanser vakası olan bir ilçe; Aliağa. Peki, Aliağa’da şimdi bir gemi bekleniyor, asbest yükü zehirli bir gemi bekleniyor ve bu gemi Aliağa’ya gelecek.

ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) – Gelemez!

MURAT ÇEPNİ (Devamla) – Biz Aliağa’da, Aliağa’nın Türkiye'nin çöplüğü, Türkiye'nin de dünyanın çöplüğü olmadığını söylemeye devam ediyoruz ve o asbest yüklü zehirli geminin Aliağa’ya gelmeyeceğini, gelemeyeceğini, getirmeyeceğimizi buradan bir kez daha söylüyoruz. AKP zehir ithal eden bir iktidardır ama bakanlıkları da bu zehirli politikaları ambalajlamakla görevli şirketlerin aparatına dönüşmüştür. Bunu reddediyoruz.

Teşekkür ediyorum. (HDP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz talep eden Burdur Milletvekili Sayın Mehmet Göker.

Buyurun Sayın Göker, Sayın İdare Amirim.

 

 

CHP GRUBU ADINA MEHMET GÖKER (Burdur) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; önergeyle ilgili konuşmadan önce, az önce, gündem dışı konuşmalarda, burada bir hatip Salda Gölü’yle ilgili yanlış bir bilgi verdi. Bilgi olmadan fikir beyan etmeyi çok yerinde bulmadığım için bilginin doğrusuyla sizlerle tanıştırmak istedim. Öncelikle, Salda Gölü’nde çevre atığıyla ilgili yapılacak olan projede Bakanlık ile belediye yüzde 50 yüzde 50 ortaklaşa yapacak ve verilen sözler tutulacak olur ise İl Özel İdaresinden belediyemize de 2 milyon lira daha aktarılacak. Yani yapılacak olan tesiste, burada Yeşilovalı insanların, belediyenin katkıları da var, sadece Bakanlık değil.

Bir diğeri, yine eksik bilgi: “Koruma alanını artırdık.” diyor. Eğer Çevre Bakanlığı internet sitesine girip bakarsanız, internet sitesinde Çevre Bakanlığı diyor ki: “Korunan alan büyüklüğünü 295 bin kilometrekareye çıkardık. Arkadaşlar, ya rakamdan haberiniz yok ya Türkiye’nin yüz ölçümünden haberiniz yok. Türkiye’nin yüz ölçümünün yaklaşık 783 bin kilometre kare olduğunu düşünürseniz, ben, bu 295 bin kilometrekareyi Sayın Bakan nereden buldu, açıkçası onu da sizlerin takdirine bırakıyorum.

Dünya genelinde her yıl 300 milyon ton plastik üretilmekte ve bu plastiklerin önemli bir kısmı ne yazık ki denize, doğaya, çevre altına, yeraltı sularına ve dahi etrafımızdaki her ortama sirayet etmekte. Sadece çevre kirlense bizim bunu temizleme şansımız var ama görüyoruz ki çevre ve insan atıklarının, sanayi atıklarının Marmara’ya akması sonucu denizimiz müsilajla kaplandı, mafyanın siyasete girmesiyle siyasetimiz müsilajlandı, en son pazar günü yapılan LGS sınavlarında ise çıkan soruların bire bir aynı olması sebebiyle çocuklarımızın geleceği de müsilajlandı.

Şimdi, burada siyaset anlayışıyla AK PARTİ’nin Sayın Grup Başkan Vekiline cevap bekleyeceğim bir soruyu yöneltmek istiyorum. Hafta sonu Burdur’da bir siyasi polemik yaşandı. Burdur, biliyorsunuz Meteoroloji Genel Müdürlüğünün yayımladığı haritada olağanüstü kuraklık yaşayan iller arasında ve bu nedenle gerek içme suyunda gerekse tarımsal sulamada çok ciddi sorunlar yaşamaktayız. Belediyemiz bununla ilgili üç yıl önce Çevre Bakanlığına bir yazı yazmış kayıp, kaçağı engellemek için, içme suyu projesi adı altında “Bu su borularını yenileyelim.” demiş. Cevap dahi verilmemiş Belediye Başkanımıza. Buna gerekçe olarak hafta sonu iktidar Vekili şöyle bir açıklama da yaptı: “Sen bunu söylemek için Bakanın ziyaretlerine niye eşlik etmedin? Ya da gelip iktidar Vekilinden niye ricada bulunmadın?” Şimdi sizlere soruyorum:

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

MEHMET GÖKER (Devamla) - Halkın oylarıyla seçilmiş Burdur Belediye Başkanı kendi şehrine hizmet getirebilmek için iktidar vekillerine şirin görünmek zorunda mıdır? Belediyeyle ilgili herhangi işi bitirebilmek için Ankara’da bakanların ya da genel müdürlüklerin kapısını aşındırmalı mıdır? Resmî bir evrakın yazısı buna yeterli değil midir?

Evet, Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; su hayattır. Lütfen hayatımızı siyasete alet etmeyin.

Saygılarımla. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın İdare Amirim.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına söz talep eden Gaziantep Milletvekili Sayın Mehmet Sait Kirazoğlu.

Buyurun Sayın Kirazoğlu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA MEHMET SAİT KİRAZOĞLU (Gaziantep) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İYİ Parti Grubunun yurt dışından yapılan plastik atık ithalatının ülkemize, çevreye, insan ve hayvan sağlığına vermiş olduğu zarar ve sorunların araştırılarak alınacak önlemlerin belirlenmesi amacına ilişkin grup önerisi üzerinde AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum, yüce Meclisimizi ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Bildiğiniz üzere, TÜİK verilerinden de görüleceği gibi, bundan yirmi yıl önce 500 milyon ton olan ham madde tüketimimiz 1 milyar tona ulaşmış bulunmaktadır ve bunların hemen hemen tamamı petrol ve doğal gaz gibi ithalata bağımlı olduğumuz ürünlerden onların türevleri olarak üretilmektedir. Ülkemizdeki ihracatın artması ve sanayinin gelişmesiyle birlikte bu ham madde ihtiyacı artışıyla beraber Türkiye’deki atık geri kazanım sektörü de gelişmiş ve buna bağlı olarak atık ithalatı da artmıştır. Bunu da rakamlardan hepimiz görüyoruz. Ancak, Çevre ve Şehircilik Bakanlığımız ve Ticaret Bakanlığımız getirdiği yasaklamalar, sınırlamalar ve sınır gümrük kapılarında ve tesislerde gerçekleştirilen denetimler ile bu tür ham madde ihtiyacını karşılayacak atık ithalatının yapılmasını kontrol etmektedir. Tehlikeli atıkların ve tehlikeli atıkla kontamine olmuş atıkların herhangi bir şekilde ithalatı yasaktır. Ülkemizde çöp ithalatı yasaktır ve hiçbir zaman da çöp ithalatı yapılmamıştır. Burada, yüce Meclisimizin çok değerli katkılarıyla yasalaştırdığı iki husustan bahsetmek isterim: Bunlardan biri “poşet yasası” olarak bilinen kişi başı poşet kullanımının azaltılmasını hedefleyen ve vatandaşlarımızın büyük teveccühü ile gereksiz plastik poşet tüketimini yüzde 80 oranında azaltan kanundur. Diğeri de Çevre Ajansının; 7261 sayılı Çevre Ajansının Kurulmasına Dair Kanun’dur. Bu kanun ile de depozito sisteminin uygulanarak bu tür atıkların daha çok toplanmasının sağlanması hedeflenmektedir. Böylece ham madde ithalatında da atık ithalatında da iyileşme sağlanacaktır ama şunu söylemek gerekiyor ki: Sanayimizin ham madde ihtiyacının karşılanması amacıyla bu atıklar kontrol altında ithal edilebiliyordu. Ancak ithalatın arttığı görülünce Ticaret Bakanlığımız ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığımız, yurt içi toplama faaliyetlerinin olumsuz yönde etkilenmemesini teminen ülke ekonomisine değer sağlayacak ve çevre kirliliğine sebep olmayacak şekilde atık ithalatının yapılması için 2020 yılında kota uygulamasına geçmiştir. Bu uygulama yüzde 50 oranında uygulanmakta, bu yıl da devam etmektedir.

Yine, 2021 yılı itibarıyla da karışık, kirli ve kontaminasyonlu ne olduğu bilinmeyen plastik atıkların ithalatı yasaklanmıştır. Geçtiğimiz ay, 18 mayıs itibarıyla da etilen polimerlerden olan ve daha çok naylon ve/veya poşet atığı şeklinde ithalatı gerçekleştirilen plastik atık grubunun ithalatı yasaklanmıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

MEHMET SAİT KİRAZOĞLU (Devamla) – 2020 ve 2021 yılında getirilen yasaklamalar ve sınırlamalarla yurt içi atık toplama miktarının artırılması, ithalata bağlı çevresel kirliliğin önlenmesi amacıyla sadece ülkemiz hammadde ihtiyacına cevap verecek nitelikte kaliteli atığın ithal edilmektedir, bunun dışında müsaade verilmemektedir.

Atık ithalatına getirilen yeni düzenlemeler, poşet yasamız, Meclisimizde kabul edilen Çevre Ajansının da tam faaliyete geçmesiyle “Sıfır Atık Projesi” daha etkin ve yaygın bir şekilde uygulanacak, ülkemizde atıkların kaynağında ve etkin toplanmasının sağlanması, çevrenin korunması ve  ülkemiz hammadde ihtiyacının kendi iç, kullanılmış malzemelerden sağlanması amaçlanmaktadır.

Ben daha yaşanılabilir bir çevre için her türlü tedbiri alarak doğamızı, suyumuzu, toprağımızı, ormanımızı korumak için hep beraber çalışmaya devam etme isteğimizi iletiyor, Gazi Meclisimizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) 

BAŞKAN – İYİ Parti grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Şimdi 60’a göre 3 sayın milletvekilimize birer dakika söz vereceğim.

Sayın Kadak…

 

 

RÜMESYA KADAK (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bugün elimde İBB’nin kendisinin yayınlamış olduğu faaliyet raporu var. Bu, bizim için çok önemli çünkü bir senede İBB’nin neler yapmış olduğunu ve neler yapmamış olduğunu çok net görüyoruz aslında bir nevi karnesi diyebiliriz. Ben uzun zamandır inceliyorum, incelemeden hakkaniyetsiz bir konuşma yapmak istemedim.

Şimdi, ilgili bölümü açacağım size izninizle. Bugün vaktim oldukça, deprem ve ulaşım gibi önemli alanlarla ilgili bilgi vermek istiyorum, tabii burada çok vaktimiz olmuyor.

Biliyorsunuz ki Sayın İmamoğlu senede 20 bin konut yapılacağını dile getirmişti. Şimdi, 40 bin konutun yapılmış olması gerekiyordu. Kaç konut yapıldı biliyor musunuz? Sıfır, kendilerinin yapıp bitirmiş oldukları hiçbir konut yok şu anda. Ben Beylikdüzü’nden kendisini çok iyi tanıyorum. O yüzden, bir komşusu olarak Beylikdüzü’nde yapmadığını yapıp bu kez sözünü yerine getirmesini diliyorum.

Teşekkürler. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Özel…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Konuya geçin Başkanım, 60’a göre konuşuyor arkadaşlarımız.

BAŞKAN – Bir sataşma var Sayın Turan.

Sayın Özel, buyurun.

 

 

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, tabii, Rümeysa Vekilimizin İç Tüzük 60’a göre söz isteyip konuşması son derece anlaşılır. Bizim grubumuzdaki milletvekilleri muhalefet etmek istediklerinde biz onlara daha geniş söz hakları tanıyoruz, Bülent Turan’dan isterseniz o da tanıyacaktır ama İstanbul Büyükşehir Belediyesini eleştirmek için beş dakika zamana ihtiyaç yok, bir dakika yetiyorsa muhalefetinize İstanbul Büyükşehir Belediyesinin ne kadar iyi iktidar ettiğini teyit ediyorsunuz demektir.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gülüşmeler)

BAŞKAN – Sayın Nuhoğlu…

 

 

HAYRETTİN NUHOĞLU (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

8’inci sınıf öğrencileri için düzenlenen Liselere Geçiş Sınavı pazar günü gerçekleştirilmiş ve birçok şüpheyi de beraberinde getirmiştir. Pandemi sürecinde yüz yüze eğitimin aksamasıyla, öğrencilerimiz uzaktan eğitimle sınava hazırlanmaya çalışmış, bilgisayarı ve interneti olmayanlar uzaktan dahi derse katılamamıştır; eğitimde fırsat eşitliğinden uzak bir yıl geçiren öğrencilerimiz mağdur edilmiştir. Sınavdaki 10 matematik sorusunun bir yayınevinin sınava hazırlık soru kalıplarıyla aynı olduğu iddiası büyük tepkilere neden olmuştur. Bu iddianın derhâl araştırılması ve şaibenin ortadan kaldırılmasını bekliyoruz.

Ayrıca, Bilecik’te bir ortaokulda, sınav arasında İl Millî Eğitim Şube Müdürü ile eşinin okul bahçesine alınarak çocuğuyla görüştürülmesi hakkında acilen kamuoyu bilgilendirilmelidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Gürer…

 

 

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu’nun görevlendirmesiyle Çankırı iline gittik, görev alanımız Kızılırmak ilçesiydi. Burada bir HES faciası yaşanmış, yerinde gördük. Kızılırmak’ın 35 kilometre ilerisine yapılan HES’e su taşıyan kanalın patlaması sonucu binlerce dönüm araziyi su basmış, köylülerin emekleri boşa gitmiş. Ayrıca bölgedeki çeltik üreticilerinin sorunları ve ürünlerinin değer bulmamasıyla ilgili yakınmaları var. Gerek HES’le ilgili gerekse çeltikle ilgili bölge milletvekillerinin bölgeye gitmemelerini muhtar arkadaşlarımız bizlere şikâyet etti, bu konuyu da dile getirmek istiyorum. HES nasıl olur da Kızılırmak’tan 35 kilometre öteye ve tarım alanlarının ortasına yapılır, akıl alacak bir durum değil. Bunu da bilgilerinize sunuyor, konuyla ilgili Bakanlığın bölgeye hassasiyet göstermesini tüm muhtarların talep ettiğini ifade etmek istiyor, teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.49

 

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 17.01

BAŞKAN: Başkan Vekili Haydar AKAR

KÂTİP ÜYELER: Emine Sare AYDIN (İstanbul),Şeyhmus DİNÇEL (Mardin)

-----0-----

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 88’inci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Halkların Demokratik Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır. Okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım:

 

 

 

 

                                                                                           8/6/2021

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 8/6/2021 Salı günü (bugün) toplanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

Hakkı Saruhan Oluç                                                                                                                                                                                          İstanbul                                                                                                                                                                                Grup Başkan Vekili

Öneri:

8 Haziran 2021 tarihinde Siirt Milletvekili Grup Başkan Vekili Meral Danış Beştaş ve İstanbul Milletvekili Grup Başkan Vekili Hakkı Saruhan Oluç tarafından (13183) grup numaralı medya gruplarına verilen kamu bankası kredilerinin ödenip ödenmediğinin araştırılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 8/6/2021 Salı günkü birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN - Halkların Demokratik Partisi grup önerisinin gerekçesini açıklamak üzere söz talep eden Mersin Milletvekili Sayın Rıdvan Turan.

Buyurun Sayın Turan. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA RIDVAN TURAN (Mersin) – Sayın Başkan, değerli vekiller; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

İktidar grubu sıralarına bilip bilmediklerini merak ettiğim bir isim sormak istiyorum: Birincisi Yıldırım Demirören, diğeri de Fahrettin Aktaş.

Şimdi, bir gün Yıldırım Demirören’in canı medya patronu olmak ister. Tesadüf bu ya, Beştepe’nin de bir medyaya ihtiyacı vardır o zaman. Tam böyle iki ihtiyaç karşı karşıya gelmiştir ve Yıldırım Demirören’in niyeti Doğan Medyayı almak şeklinde tezahür eder. Fakat, ne yazık ki o kadar parası yoktur. Ziraat Bankası tam böyle bir anda durumdan vazife çıkartır ve iki yıl ötelemeli, on yıl vadeli olmak üzere Yıldırım Demirören’e Beştepe’nin direktifleri doğrultusunda 675 milyon doları toka eder. Fakat iki yıl geçer, 2020’nin Nisanında iki yıl dolar, Yıldırım Demirören’den beş kuruş para geriye gelmez. İşin tuhafı, Ziraat Bankası bu kredinin arkasına da düşmez, ne olduğunu da sormaz. Tam bu esnada değerli arkadaşlar, 685 binden fazla çiftçi Ziraat Bankasına borçlu durumdadır, 2.000’i icralık durumdadır, üretim araçları icra edilmiştir. Ve işte tam böyle bir anda az önce sorduğum iki isimden ikincisi olan Fahrettin Aktaş, Milas’ın bir köyünde bu bankaya olan borçları ertelenmediği için, ötelenmediği için, yapılandırılmadığı için intihar eder, borçları sebebiyle canına kıyar.

Bir gün Ahmet Çalık’ın canı medya patronu olmak ister. Fakat bunun için elbette krediye ihtiyacı vardır. Çalık Holding, TMSF’den 1,1 milyar tutarında Sabah ve ATV’yi 2008’de satın almak Halk Bankası’ndan ve Vakıfbank'tan 350’şer milyon dolar kredi kullanır. Yine, Beştepe’nin bir medya ağına, bir propaganda makinasına ihtiyacı olduğu bir dönemde ihtiyaçlar karşılıklı belirlenir ve buradan Çalık medya patronu olur fakat 17-25 Aralık tapelerinde bu sürecin, bu kredi alışverişlerinin nasıl olduğu kamuoyuna sızdığında bu defa Sabah ve ATV yine iktidarla iltisaklı Zirve Holding tarafından satın alınır, 630 milyon doların 200 milyon doları yine Ziraat Bankası’ndan karşılatılır.

Şimdi, 2 tane buna benzer örnek, ufak ufak başka şeyler de var tabii. 2019’da Sayıştay diyor ki: “Bu gidişat yani bu kamu bankalarından birtakım medya kuruluşlarının satın alınması için çıkarılan krediler, ülkenin ekonomisini çok ciddi manada riske sokmaktadır, geleceğini tehlikeye atmaktadır.” diye bir değerlendirme Sayıştay raporlarının 2019 yılı nüshasına girmiş. Ziraat Bankası bu tür durumlarda -kredinin arkasına düşmekten ziyade çiftçinin arkasına düşüyor ama toprağına haciz getiriyor ama- bu medya patronlarının arkasına düşmek, peşine düşmek ve bunları ödetmek yerine artık yeni bir finans politikası belirlemiş değerli arkadaşlar. Bu finans politikası da bu kurumlara bu borcu yeniden yapılandırma biçimi. Bakın, Türkiye'de 40 milyon dönüm arazi haczedilmiş durumda özel-kamu bankaları vesair kuruluşlar tarafından. Şimdi, bu 40 milyon dönüm arazinin haczedilmesi demek çok açıkça Türkiye'de tarımsal üretimin akamete uğrayacağı, kendi ihtiyacımız olanı üretemeyeceğimiz bir tarım sürecinin başlayacağı anlamına geliyor. Ziraat Bankası 4,5 milyar lira civarında bir borcun arkasına düşmüyor ama bu borç ne zamanki çiftçinin, yoksul köylünün, küçük ölçekli çiftçinin borcu olursa, bu devlet bankası, anında şahin kesiliyor. Öyle ki insanların üretim araçları ellerinden alınıyor, üretim araçları haczediliyor ve bunun sonucunda insanlar traktörü olsa, malı, davarı olsa, toprağı olsa üretecek, belki borcunu ödeyecek ama bunlar ellerinden alınmış olduğundan dolayı bu insanlar üretim de yapamıyorlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

RIDVAN TURAN (Devamla) – Şimdi, Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak şu soruyu sormamız gerekiyor: Kardeşim, bu işler nasıl oluyor, çiftçiye kredi vermekle mükellef olan bir banka, esnafa kredi vermekle mükellef olan ve böyle kurulan bankalar, iktidarın ayakta kalması adına, iktidarın propaganda makinesinin oluşturulması adına nasıl krediler çıkarıyor? Burada hangi ilişkiler, hangi kirli ilişkiler ortalığa dökülüyor? Kimler aracı oluyor? Bu kredi vermenin yolu ne, yöntemi ne? İşte, gelin bunların hepsini araştıralım diyoruz. Hepsini araştıralım, bunlar zaten ortalığa saçılacak, ortalığa saçılmadan, biz oturalım efendi gibi, neyse mevzu, onları Türkiye Büyük Millet Meclisinin çatısı altında tartışalım. Bunun için bir meclis araştırması açılmasını öneriyoruz.

Teşekkür ederim. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – İYİ Parti Grubu adına söz talep eden Erzurum Milletvekili Sayın Muhammet Naci Cinisli.

Buyurun Sayın Cinisli. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA MUHAMMET NACİ CİNİSLİ (Erzurum) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; aziz milletimizi ve Genel Kurulumuzu saygıyla selamlarım.

Son günlerde milyonlarca vatandaşımız gibi bizler de yeraltı dünyasını, gayrimeşruyu temsil eden bir kişinin, yer üstünü, hem de devletimizi temsil eden meşru kişiler hakkındaki açıklamalarını büyük bir üzüntüyle ve endişeyle takip ediyoruz. Bu kişi maalesef yalanlanmıyor, yalanlamaya kalkışanlar da kendilerine yapılan ithamları daha inandırıcı hâle getiriyorlar. Biz, İYİ Parti olarak, içine düşülmüş bu laubali gayriciddilikte siyasi çıkar peşinde değiliz. Devletin kutsiyeti ve ebet müddet yaşayacağı düsturuyla yetişen, milletimizin önceliklerini benimseyen, demokratik kültürden vazgeçmeyen geleneği temsil eden bir milletvekili olarak devletimize zarar gelmesinden endişe ederim. Görüyoruz ki devletimizin bağımsız olması gereken adli kurumları konuya müdahil değiller. Yeni sistemde, tüm devlet işleyişinde olduğu gibi, tek bir kişinin işareti bekleniyor. Son yaşadığımız örnekteki düzeysiz ortamı hazırlayan temel sebep: Maalesef kurumlar arası iletişimi kesen, devlet hafızasını yok eden, devlet dışı aktörlerin devlet işlerine bulaşmasına ortam hazırlayan, yetkiye doymayan Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemidir. Bu sistem kontrolünü kaybetmiştir. Sistemin ciddi kurumsal şeması yoktur. Milletimizin refahı, güvenliği, devletimizin bekası, ciddi sürdürülebilir devlet mekanizmasını işletebilmek için parlamenter demokratik sisteme acilen ihtiyaç duyuyoruz.

Bugün öğreniyoruz ki Ziraat Bankası bir basın kuruluşunun alımı için verdiği kredinin tahsilatıyla ilgili pek çaba sarf etmiyor. Devlet bankalarının neden Varlık Fonuna devredildiğini şimdi daha iyi anlıyoruz. Varlık Fonuna devirle Ziraat Bankasının Sayıştay denetiminden kaçırıldığını dikkatlerinize sunarım. 2019 senesi Sayıştay denetim raporlarında kamu bankalarının, özellikle Ziraat Bankasının özel kişi ve kuruluşlara sağladığı kredilerden dolayı ülke ekonomisine büyük bir risk yüklediği tespitine yer verildi. Ziraat Bankasının reklam, sponsorluk ve tanıtım adı altında kimlerle, hangi kuruluşlarla faaliyette bulunduğuna dair bilgileri Sayıştay incelemelerinde bile vermemesi dikkat çekicidir. Sayıştay Grup Başkanı Ziraat Bankasının kapısından içeri girememektedir. Kamu bankalarının son yıllarda kimlere, hangi koşullarda kredi sağladığı, yönetim kurullarına kimlerin atandığı göz önünde tutulduğunda çiftçilerimizin ihtiyaçlarının karşılanması esasında hizmet görmesi icap eden Ziraat Bankasının bir devlet bankası olarak çiftçiler yerine, bir parti bankası gibi hareket ettiği, malum kesimlere hizmet ettiği ortaya çıkıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

MUHAMMET NACİ CİNİSLİ (Devamla) – Ziraat Bankasının ak elitistlere sağladığı avantajları ortadan kaldırmak ve bankanın kuruluş amacına uygun çalışmasını sağlamak gerekmektedir. Aslında bütün bu gayri ciddiliklerden arınmak için milletimizin aziz sağduyusuna başvurmanın zamanı geldi. Madem devlet kurumları ve Türkiye Büyük Millet Meclisi AK PARTİ tarafından işletilmiyor, acilen bir seçime gidilmesinin doğru olduğunu belirtir, Genel Kurulumuzu saygıyla selamlarım. (İYİ Parti ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz talep eden Ankara Milletvekili Sayın Ali Haydar Hakverdi.

Buyurun Sayın Hakverdi. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ALİ HAYDAR HAKVERDİ (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

2010 yılından bu yana devam eden bir süreci kısaca sizlerle paylaşmak istiyorum. 2010 yılında Doğan Medya Grubu'na yoğun bir mali baskı vardı ve sürekli bir teftiş gönderiliyordu, ciddi vergi cezalarıyla karşı karşıya bırakılmıştı. Bu 17-25 Aralık sonrasında denildi ki: “Bu işleri FETÖ yaptı, FETÖ buraya çökmek istiyordu, Doğan Medya Grubuna almak istiyordu.” diye kamuoyunun bilgisi bu şekilde yansıdı; AK PARTİ iktidarı da bunu böyle savunmuştu “Biz yapmadık, FETÖ yaptı.” demişti. Sonra, o sıra, o dönemde yani bir-iki yıl içerisinde tam Doğan Medya Grubu “kurtuldum” derken bu seferde 2015 Haziran seçimleri geldi. Haziran seçimlerinde AK PARTİ iktidardan uzaklaştığında o ara seçimlerde, kasıma kadar olan ara seçimlerde yine Doğan Medya Grubu’nu hedef aldı. Bu süreçte 2 kez Doğan Medya Grubu'nun bir gazetesi basıldı, taşlı sopalı saldırıya uğranıldı ve bu saldırıyı yapan da sonraki dönem AK PARTİ milletvekili, o dönem Gençlik Kolları Başkanı Abdurrahim Boynukalın’dı. Yine, bu dönem, Aydın Doğan'ın kendisine ve kızına davalar açıldı, ceza tehditleriyle karşı karşıya bırakıldı. Gelinen son aşamada, 2018 yılı nisan ayında Doğan Medyanın tamamı Demirören Grup’a satıldı. Peki bu satışın kaynağını nasıl elde ettiler?

Ziraat Bankasını burada taşeron olarak kullandılar, 750 milyon dolar gibi bir rakamı Ziraat Bankasından kredi olarak kullandırdılar ve bakın, bu kullanılan krediyle Hürriyet, Posta, Fanatik, Kanal D, Euro D, CNN Türk, Dream TV, Kral TV, Kral Pop, Kral World TV, Cartoon Network, teve2, Radyo D, Radyo Kral FM, D-Smart ve Doğan Haber Ajansı Demirören’e geçti. İki yıl ödemesiz, on yıl vadeli krediyi 10 Haziran 2020’de “Tahsile başladınız mı?” diye sorduğumuzda, bize dediler ki: “Ticari sır.” Bir suç örgütü liderine ayan olan iş, milletin vekiline maalesef ticari sır oldu.

Ziraat Bankası, 1888’de Mithat Paşa tarafından kuruldu ve o dönem yüzde 900 faizle karşı karşıya kalıp da tefecilerin eline düşen çiftçileri kurtarmak için kurulmuştu. Bugün geldiğimiz noktada, Ziraat Bankası çiftçiye haciz götürüyor, Ziraat Bankası kredi borçlusu olan 5 milyon öğrencinin boğazına çöküyor ama aynı Ziraat Bankası Demirören’e verilen 750 milyon doların tahsili için herhangi bir işlem maalesef yapmıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Haydar seni dinlemiyorlar, seni dinlemiyorlar.

ALİ HAYDAR HAKVERDİ (Devamla) – Canları sağ olsun, sizin de canınız sağ olsun. (CHP sıralarından alkışlar)

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Ben dinliyorum.

ALİ HAYDAR HAKVERDİ (Devamla) – Hani bu kredinin peşine düşmüyorlar ya, iki ay önce Çin Eximbank’tan 400 milyon dolar kredi aldı Ziraat Bankası. Yani bir taraftan kredi alıyorsunuz, bir taraftan alacağınızın peşine düşmüyorsunuz. Bu para iktidarın parası değil, bu para babanızın parası değil; bu para çiftçinin, işçinin, vatandaşın, öğrencinin parası.

Şimdi, buradan soruyorum: Hani “Dicle’nin kıyısında kurdun kaptığı koyundan ben sorumluyum.” diyen Varlık Fonu Başkanı Erdoğan’ın bu kredinin verilmesinde, muvafakatinde, izninde veya bu kredinin tahsil edilmemesi iradesinde dahlinin olamaması mümkün mü? Böyle bir şeyi düşünebilir miyiz? Erdoğan bu işin neresinde? Bizce tam da göbeğinde. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

Teşekkür ederim Başkanım.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Ya, dinlemediler seni.

ALİ HAYDAR HAKVERDİ (Ankara) – Dinlediler, dinlediler.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Vallahi dinlemediler seni. Ben dinledim, onlar dinlemedi seni.

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına söz talep eden Kars Milletvekili Sayın Yunus Kılıç.

Buyurun Sayın Kılıç. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA YUNUS KILIÇ (Kars) – Sayın Başkan, çok kıymetli milletvekilleri; HDP’nin grup önerisinin, tabii, aleyhinde konuşacağım, sebebi şu: Ziraat Bankasının bir çiftçi bankası hüviyetinden uzaklaştığı ve çiftçiye kuruluş kanununda, felsefesinde olan kredileri sağlamadığı, daha çok iş dünyasına ve sanayicilere kredi sağladığıyla alakalı ciddi eleştiriler var.

Tabii, konuşmacıların vermiş oldukları isimlerle alakalı bir tartışmaya çok girmek istemiyorum. Benim burada ne Aydın Doğan’ı eleştirecek ne Çalık’ı savunacak ne de Demirören’i savunacak hâlim yok. Dolayısıyla, Ziraat Bankası, çiftçinin dostu olmaya devam ediyor.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Evet.

YUNUS KILIÇ (Devamla) – Nasıl anlıyoruz bunu biliyor musunuz?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Demirören ceviz ağacı mı dikti oraya?

YUNUS KILIÇ (Devamla) – 2002 yılında Türkiye’de çiftçinin kullanabildiği toplam kredi miktarı 500 milyon liraydı. Bugün çiftçi bir kısmı özel bankalardan ama ağırlığı Ziraat Bankasından olmak üzere yılda 130 milyar lira kredi kullanıyor.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Konumuz o değil.

YUNUS KILIÇ (Devamla) – Bunun ne kadarı geri dönmüyor, biliyor musunuz? Sadece yüzde 1,5’u. Yani Ziraat Bankası çiftçinin yanında olmaya devam ediyor, onun ödeyebileceği şartlarda kredi veriyor ve bunlar da büyük oranda geri dönüyor. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) – Parayı aldı mı almadı mı? Ziraat parayı geri aldı mı almadı mı? Sen onu söyle.

YUNUS KILIÇ (Devamla) – Toplam beş yılda Ziraat Bankası 2,3 milyon çiftçimize 240 milyar liralık kredi kullandırmış ve çiftçinin yanında olmaya devam ederek çiftçi dostu bir banka hüviyetini de sürdürüyor.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Evet, hocam, rakamları söyle Hocam. Bravo Hocam!

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Çiftçi mi Demirören, sen onu söyle.

YUNUS KILIÇ (Devamla) – Arkadaşlar, bir de hatırlayın, ülkede ne zaman çeşitli sebeplerle çiftçiyi zora sokan bir sıkıntı oluşacak olsa, hep beraber, siyaset de burada, hep birlikte yükleniriz ve Ziraat Bankasından adım atmasını bekleriz.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Kaç tane traktör satıldı Hocam, kaç tane? Çiftçi kaç tane traktör aldı, 50 bin tane mi 100 bin tane mi?

YUNUS KILIÇ (Devamla) – Nitekim yine çok yakın zamanda kuraklıktan dolayı çiftçinin borçlarını yapılandırdığımız ve ertelediğimiz gibi. Bakın, en azından Ziraat Bankası burada ağır iş ve işlem yüküne katlandığı bir süreç yaşıyor, her yıl yaşıyor hemen hemen. Ayrıca, bir de şunu unutmayın: Ziraat Bankası sahada olduğu için özel bankalar kendi keyfine göre hareket edemiyor çiftçiyle olan ilişkilerinde. Çiftçinin kredilendirilmesinde Ziraat Bankası aynı zamanda ciddi bir regülasyon kurumu olmaya devam ediyor. Düşünün ki, Ziraat Bankasının piyasadan çekildiğini, özel bankaların elinde çiftçilerin ne kadar büyük sıkıntılar yaşayabileceğini aşağı yukarı herkes tahmin edebiliyor.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Gazeteler saman gibi oldu ya, siz de onun için mi Demirören’e kredi verdiniz?

YUNUS KILIÇ (Devamla) – Şimdi, önergede şöyle bir rakam var… Arkadaşlar, dedik ya, 2,4 milyon çiftçi kredilendirilmiş, sadece 895 çiftçinin tarlasının satışa çıkarıldığıyla alakalı bir kayıt var; olabilir, hiç olmasın. Çiftçinin tarlası, çiftçinin emeği, çiftçinin ülkeye katmış oldukları çok fazladır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Devam edelim Hocam, devam edelim. Açıklamaları yap Hocam. 

BAŞKAN – Sayın Bak, müsaade ederseniz konuşmacı sözünü tamamlayacak.

Tamamlayalım.

YUNUS KILIÇ (Devamla) – Dolayısıyla, hiçbir çiftçimizin haczedilmesine, icraya düşmesine ve birtakım makine ekipmanlarının ve tarlasının elinden alınmasına gönlümüz razı olmaz. Biz, çiftçinin dostu bir iktidarız,  yirmi yıldır bunu yapıyoruz. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri ve  alkışlar) Çiftçimiz, bizim iktidarlarımız döneminde hem üretimini devam ettirmiş, sıkıştığı zaman sürekli yanında olmayı becermiş -2,5 milyon çiftçiyle 2021 yılına ulaştık- çiftçinin ihtiyacı olduğunda yine Ziraat Bankası aynı duyguyla…

RIDVAN TURAN (Mersin) – Ziraat Bankası bu krediyi tahsil ediyor mu etmiyor mu? Sorumuz bu.

YUNUS KILIÇ (Devamla) – Çünkü, kurumlar, iktidarın duygularını yansıtır. Biz AK PARTİ olarak çiftçiye nasıl bakıyorsak bundan sonra Ziraat bankası da çiftçiye bizim gibi bakmaya devam edecek diyor yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum.  (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Bravo Hocam, tebrik ediyorum. Güzel rakamlardı, bravo!

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – 750 milyon dolar nerede, onu da söyleseydi hoca!

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özel.

 

 

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, şimdi, Ziraat Bankasının Demirören grubuna verdiği ve geri alamadığı 750 milyon dolardan bahsederken, bir kez, buraya tarımla ilgili bir milletvekilinin çıkarılması bile AK PARTİ Grubunun meseleyi nasıl çarpıtmaya ve sulandırmaya çalıştığının ispatıdır.

Biz, Ziraat Bankasının çiftçi açısından önemini bildiğimiz için, çiftçiye uygun kredi vermesi gereken, daha uzun vadede, daha düşük faizle, daha yüksek miktarda krediler kullandırmasını beklediğimiz bankanın iktidar partisinin bir merkez medya kuruluşunu yandaşlaştırmak için nasıl kullanıldığını tartışmaya açan bu grup önerisi üzerinde konuşuyoruz.

Demirören, aldığı krediyle ceviz ağacı mı dikti kardeşim? Demirören, aldığı krediyle kiraz ağacı mı dikti?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Demirören, aldığı krediyle yüksek katma değerli tarım ürünleriyle ilgili sanayi yatırımı mı yaptı? Demirören, aldığı krediyle bir kuruluşu yandaşlaştırdı, iktidarın ve sarayın emrine girdi; karşılığında da aldığı paranın ödenmemesine göz yumuluyor.

Türkiye’deki bütün çiftçilerin iki eli yakanızdadır, iki eli yakanızdadır! (CHP sıralarından alkışlar)

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Turan…

 

 

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, aslında, bugün Özgür Bey nöbetçi değil. (CHP sıralarından gülüşmeler)

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Ya, o bizim meselemiz ya!

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Ama kısa süreliğine geldiği için kendisini göstermesi lazım, “Ben buradayım.” demesi lazım. Bunu da saygıyla karşılıyoruz; eyvallah, baş tacı; bağırsın, çağırsın, söylesin, alışığız buna fakat çok iyi biliyoruz ki Türkiye'nin vekilidir her bir vekilimiz. Hepimiz aynı konularda benzer yaklaşımlarda bulunabiliriz. Burada mesleki bir ön yargı veya ön kabul olmaz. Kaldı ki konu -yine yeni geldiğinden dolayı olsa gerek, Özgür Bey okuyamamış- çiftçilerimize Ziraat Bankasının sahip çıkmadığının araştırılması.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – E, onu söylüyoruz!

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Dolayısıyla, bizim çiftçiyle ilgili de bankacılıkla ilgili de her konuyla ilgili de her vekilimizin konuşma hakkı vardır Sayın Başkanım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) O yüzden, vekillerimizi “Sen çık, çiftçilik konuş, sen bankacılık konuş.” tarzı kategorik olarak ayrımı doğru bulmuyoruz.

Ayrıca, Sayın Başkan, zapta geçsin diye söylüyorum: Kamu bankalarının battığı dönemler çok geride kalmıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – CHP anlayışıyla bir yıl içerisinde onlarca bankanın battığı çok eskilerde kalmıştır. [İYİ Parti sıralarından alkışlar (!)]

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Kamera şakası yapıyorlar!

BAŞKAN – Buyurun buyurun.

İYİ Parti Grubu sizi alkışlıyor Sayın Turan.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan sorun şu: Bankaların, kamu bankalarının tüm kredileri teminat alınarak, gerekli tedbirler alınarak yapılmıştır, söz konusu kredi de Bankacılık Kanunu içerisinde değerlendirilmiştir. Hiçbir kredi alana ön kabul olarak bir bankanın -tırnak içerisinde- kıyak geçmesi veya geçmemesi değil, yasalar çerçevesinde, bankacılık mevzuatı karşısında adım atması söz konusudur. Her günün faizi ödenecektir Sayın Başkan.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Para nerede, para, para?

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Oluç…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Turan, kredi ödendi mi ödenmedi mi, bu soruya cevap verir misiniz.

BAŞKAN – Sayın Tanal, lütfen…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Ya Sayın Başkanım, Sayın Turan…

BAŞKAN – Sayın Oluç’a söz verdim Sayın Tanal.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Özür dilerim.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Oluç.

 

 

 

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Şimdi, Sayın Turan, ortada olan soru çok basit.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Konu CHP’yle ilgili Sayın Başkanım. Size ne zaman geldik Başkanım?

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Nasıl?

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Konu CHP’yle ilgili, size ne zaman geldik diyorum.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Konu niye CHP’yle ilgili? Bizim verdiğimiz önerge. (CHP sıralarından alkışlar)

Soru ortada: Demirören grubuna verilmiş olan kredinin geri ödemesi yapıldı mı ya da ne kadarı yapıldı?

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Bu kadar basit.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Ziraat Bankası bir kamu kuruluşu olmasından dolayı Meclisin üzerine düşen görevi yapması ve bunun araştırılması gerekiyor; sorduğumuz soru budur. Siz “Ziraat Bankası çiftçilere ne kadar iyi davranıyor.” diye anlatıyorsunuz, mesele o değil ki. Yani Demirören grubu çiftçi grubu mu Allah aşkına? Onu konuşuyoruz ama onun cevabını vermiyorsunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Zaten hatibiniz de en başında dedi ki: “Ben o konuya girmeyeceğim.” Hâlbuki konuşulması gereken o. Yani çiftçilere kredi sağlaması gereken kurum nasıl oluyor da çiftçi olmayan birisine bu krediyi sağlıyor ve sonra da bu kredinin geri ödemesinin yapılıp yapılmadığına dair herhangi bir açıklama, bilgi ortada yok. Kamu zarara uğratıldı mı, uğratılmadı mı, bunu konuşmak istiyoruz.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Tüm krediler mevzuat kapsamında, teminatlıdır Sayın Başkan.

BAŞKAN – Peki.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Özel…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Çok kısa Sayın Başkan…

Bana sataştı biraz önce.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sevgilerimi ilettim Başkanım.

BAŞKAN – Peki, sadece bir dakika.

 

 

 

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, çok kısa, bir tek şey söyleyeceğim. “Özgür Özel bugün nöbetçi değil, buraya gelmiş.” diyor. Biz, hepimiz milletimiz tarafından milletvekili olarak görevlendirildik.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Yunus Bey’e niye kızıyorsun o zaman?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bizim yaptığımız görevler nöbet usulüne göre idareten yapılıyor olabilir ama Mecliste yaptığımız, tuttuğumuz nöbetler, bulunduğumuz zaman, geçirdiğimiz zaman bize külfet değil, milletimiz tarafından tanınmış birer nimettir. Burada olmaya, yanlış gördüklerimizi söylemeye, iktidarınızı rahatsız etmeye, yapılan yolsuzluklardan hesap sormaya devam edeceğiz, emin olabilirsiniz. (CHP sıralarından alkışlar)

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, Özgür Bey’in olmasından mutluyuz, her gün olsun burada, bir sorun yok.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – AK PARTİ Grubu bunu niye alkışlamıyor o zaman?

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Bu tarzın millete maliyetini biliyoruz zaten. Fakat sorun şu: Sen her şeyi konuşacaksın, Yunus Bey konuşurken “Vay, sen niye konuştun?” diyeceksin. Bu yanlış Sayın Başkan.

İSMAİL TATLIOĞLU (Bursa) – Sayın Başkan…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özel.

 

 

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, burada büyük bir çarpıtma var. Ben Yunus Bey’in konuşmasından rahatsız olmam, Yunus Bey’le aramızdaki özel hukuk da şudur: Çiftçi meselesinde, tarım meselesinde iktidar partisinde önemsediğimiz isimlerden biridir. Konu tarım, Ziraat Bankası değil, konu çiftçinin alması gereken krediyi yandaş Demirörene peşkeş çekmeniz. Onun için de bu konuyla ilgili birini çıkartmak yerine Yunus Bey’i çıkarıp meseleyi çarpıtıyorsunuz. Çıkın ve deyin “750 milyon doları biz faiziyle geri aldık ve kâr da ettik, çiftçimize daha iyi hizmet vereceğiz.” Bunu diyebiliyor musunuz? Diyemiyorsunuz.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Diyoruz Sayın Başkan. Her şey mevzuata uygundur.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Yunus Bey’in yapmış olduğu konuşma standart bir Ziraat Bankası, çiftçi bankası konuşmasıdır. Biz de bunu söylüyoruz, Ziraat Bankası çiftçilere değil yandaşlara hizmet eder hâle getirilmiştir, bunu kınıyoruz.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

İSMAİL TATLIOĞLU (Bursa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Tatlıoğlu…

 

 

 

İSMAİL TATLIOĞLU (Bursa) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ben önergeyle ilgili değil ama çok değerli konuşmacının bilgilerine ilave etmek istiyorum tam anlaşılsın diye ve bunu da AK PARTİ’nin, AK PARTİ döneminin kendi resmî bilgilerinden aktarıyorum: 2002’de Türkiye’de çiftçilerin borcu 2,6 milyar lira; tam 63 kat artmış bugün itibarıyla, 155-160 milyar liraya yaklaşmış. 2002’de çiftçilerin geliri 37 milyar lira; bu da 8 kat artmış. Dolayısıyla, zaten, baktığımızda, bütün AK PARTİ döneminde tarım Türkiye’deki millî gelirin yarısı kadar büyümüş ve netice itibarıyla, gerçekten, fakirleşen, gelir kaybeden ve bankaya teslim olan bir çiftçi var.

Teşekkür ederim, saygılarımla. (İYİ Parti ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir.

 MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) – Gitti 750 milyon dolar!

BAŞKAN -Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

 

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 8/6/2021 Salı günü (bugün) toplanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                        Engin Altay

                                                                                          İstanbul

                                                                                Grup Başkan Vekili

Öneri:

Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan, mafya devlet ilişkilerinin boyutlarının belirlenebilmesinin araştırılması amacıyla verilmiş olan (10/4410) esas numaralı Meclis araştırma önergesinin görüşmesinin Genel Kurulun 8/6/2021 Salı günkü (bugün) birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisinin gerekçesini açıklamak üzere söz talep eden Antalya Milletvekili Sayın Rafet Zeybek.

Buyurun Sayın Zeybek. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA RAFET ZEYBEK (Antalya) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, bir süredir, biliyorsunuz, bir mafya aktörünün video görüntüleri Türkiye’nin gündemini belirledi. Milyonlarca kişi izliyor, izleyemeyenler izleyenlere “Neler söyledi?” diye soruyor ama Türkiye’nin gündemini belirleyen bu videolara karşı maalesef, başta cumhuriyet savcıları oturuyor, iddia konusu ilgililer susuyor, iktidar susuyor ama bu millet her gün bunu konuşuyor.

Değerli arkadaşlarım, bakınız, bu iddiaların içinde çok ciddi ithamlar var; doğrudur, yanlıştır ama bunun öncelikle cumhuriyet savcıları tarafından araştırılması gerekiyor, daha doğrusu soruşturma başlatılması gerekiyor ama onlar oturmuş talimat bekliyorlar.

Değerli arkadaşlarım, bakınız, bu iddialarla ilgili sadece deniyor ki: “Bir mafya liderinin ihbarlarına mı itibar edeceğiz?” Değerli arkadaşlar, hukukta “şunlar ihbar eder” diye bir kural yoktur. “Cumhuriyet savcıları sadece barolar ihbar ederse, sadece muhalefet ihbar ederse, sadece sivil toplum kuruluşları ihbar ederse ele alır” diye bir kural yok ama yargı “Sadece yürütme ihbar ederse ele alırım...” Kim olursa olsun, eğer bağımsız ve tarafsız bir yargı varsa bunlar ihbar kabul edilir, soruşturulur; suçsuzlar aklanır, suçlular nereye gidiyorsa gitsin cezalarını çekerler; hukukun gereği budur, bu yapılmıyor değerli arkadaşlarım. (CHP sıralarından alkışlar)

Haydi yargı bunu yapmıyor, gelin, bu önergemize kabul oyu verin; bu devleti kirleten, bu devleti çürüten kimse -evet, devlet şu anda çürüyor- araştıralım, suçsuz olanları aklayalım, suçluları cezalandıralım, daha doğrusu yargıya götürelim; gelin, biz araştıralım diyoruz.

Bakınız, yirmi yedi yıl cumhuriyet savcılığı yapmış bir milletvekili olarak buradan cumhuriyet savcılarına sesleniyorum: Eğer vicdanınız varsa ve “Görevimizi kanuna göre yapıyoruz.” diyorsanız, talimatları beklemeyi bırakın, derhâl harekete geçin; aksi takdirde, bu devletin çürümesinin ortağı olursunuz. (CHP sıralarından alkışlar) Sayın savcılar, korkmayın, korkaklar adalet dağıtamaz. Yeter artık! (CHP sıralarından alkışlar)

Bakın, üç yıldır bu kürsüden bas bas bağırdık, “Bu yargının sorunları vardır, bu yargı bağımsız ve tarafsız değildir." dedik; duymazlıktan geldiniz değerli arkadaşlar ve bugün görüyorsunuz yargının hâlini. Bir suç örgütü elemanı devleti suçluyor, devleti tehdit ediyor, devletin görevlilerini tehdit ediyor, hiç kimse konuşamıyor. Niye? Değerli arkadaşlarım, yapmayın ya! Gelin, bakın... İçişleri Bakanı, örneğin, “Bir siyasetçi 10 milyar dolar aylık alıyor." dedi mafyadan.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – 10 bin dolar.

RAFET ZEYBEK (Devamla) – Pardon, 10 bin dolar.

Daha bugüne kadar... Bakın, İçişleri Bakanı diyor ki: “Savcı isterse söyleyeceğim.” Savcı talimat gelirse saraydan ben soracağım... Kaç gün oldu ya, kaç gün oldu! Daha hâlâ açıklanmadı. Daha ne bekliyoruz ya, daha ne bekliyoruz! Yani, bakın, İçişleri Bakanı şu anda suç işliyor. Türk Ceza Kanunu’nun 279’uncu maddesi çok açık değerli arkadaşlarım, kamu görevlilerinin suçu bildirmemesi suçtur; yapılmıyor bu, yazıktır, günahtır! 

Türkiye Cumhuriyeti devletini bu hâle getirmek suçtur; bu, Türkiye Cumhuriyeti devletinin onuruna, gururuna zarar veriyor. Bunu yapmayın.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

RAFET ZEYBEK (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Bakın, değerli arkadaşlarım, burada, aslolan, bu mafya iddialarının bu Meclis tarafından araştırılmasıdır. Biz eğer bunu yapamıyorsak Türkiye Cumhuriyeti devletinin çöküşüne, kirlenişine ortak olmuş oluruz. Gelin, bu çöküşün ortağı olmayalım. Gelin, bu önergemizi kabul edin, araştıralım. Bundan çekinmeyin.

Değerli arkadaşlarım, bu Türkiye Cumhuriyeti devleti hepimizin devletidir, buna hepimiz sahip çıkmak zorundayız, en önce de Türkiye Büyük Millet Meclisi sahip çıkmak zorunda. Şu anlaşılıyor: Artık, devletin içindekiler siyaset-mafya ve ticaret ilişkisinin içine girmiştir. Bu ilişkinin içine kim girdiyse bu kişilerden hesap sorulsun.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

RAFET ZEYBEK (Devamla) - Suçsuzlardan sorulsun demiyoruz, bu ilişkiye girenlerden hesap sorun. Sormazsanız bu devletin çöküşünün sorumlusu olursunuz.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Zeybek.

İYİ Parti Grubu adına söz talep eden Mersin Milletvekili Sayın Behiç Çelik.

Buyurun Sayın Çelik. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA BEHİÇ ÇELİK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisinin mafya-devlet ilişkilerinin boyutlarına ilişkin grup önerisi üzerine İYİ Parti Grubumuz adına söz aldım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Şunu kabul etmek lazım: Devletler ne kadar adil, meşru, iyi yönetilirse yönetilsin, içinde daima kirli labirentler barındırır. Arzu edilen yüzde yüz iyi bir yönetim ve devlet varlığıdır ancak toplumun ezici çoğunluğunun devletle ilgili görüşlerinin olumlu olması bir adalet mekanizmasının işlediğini, bir nizamın olduğunu gösterir. Kısmi arızalar ise her zaman geçmişte tolere edilebilirdi. Ne var ki on dokuz yıllık dönemde hiç çekinmeden, açıkça yeraltının gayrimeşru âlemin insanlarıyla diyalog hâlinde sürdürülen temaslar, bizzat yönetimi kirletmekle kalmamış, devletin meşru nizamı tartışılır hâle gelmiştir. Kirlenen devlet nizamının aktörleri ise doğrudan racon keser hâle gelince devlet bölüm bölüm mafyalaşmaya başlıyor. Yani mafya var, devlet de mafyalaşmış. Bu çok kötü bir durumdur. Tepeden tırnağa kadar suça bulaşmak demektir. Yönetim bilimi bunun adını net bir şekilde söylüyor, diyor ki: Çürüme.

Değerli milletvekilleri, bir de çıkıp “Sözde babaların racon kestiği Türkiye geride kaldı.” sözleri ne kadar talihsiz, ne kadar saptırıcı sözlerdir. Tam tersi racon kesenler en tepelerde. Şu hâle bakın ki tüm toplum hayatı mafya düzenine terk edilmişken, böyle bir iddiada bulunmak hangi psikoloji tanımına uyar?

Arkadaşlar, uyuşturucu ve cinayetler, belediyelerde insan kaçakçılığı, usulsüz Deli Dumrul ihaleleri, Merkez Bankası vurgunu, THODEX vurgunu, bu başlıklar normal hukuk düzeninde olabilir mi? İşte, devletimizin içine düşürüldüğü girdap bu. Hâlbuki devlet bizim için kutludur; devlet, şeref ve haysiyetimizin, üstün, millî ve manevi değerlerimizin, bağımsızlık ve egemenliğimizin yegâne teminatıdır. Devlet, ebediyen var olacaktır ama devlette mevcut olan AKP düzeni yıkılacaktır. Bu düzen, Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi denen bir ucubeyle kökleşen menfi bir sistemdir. Mafyanın yaygınlaşması da bu sistemin sonucudur, başta da arz ettiğim çürümenin asli nedenidir. (İYİ Parti ve CHP sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

BEHİÇ ÇELİK (Devamla) – Değerli arkadaşlar, ülke öyle bir hâle getirildi ki herkes sabahtan TV karşısına geçiyor, mafya liderinin konuşmasını dinliyor. Bu ayıp AKP’ye yeter. Biz diyoruz ki: “Gelin, bu konuda adım atalım, yargı harekete geçsin. Cumhuriyet savcılarının, Emniyetin, Jandarmanın elini serbest bırakın, sonuna kadar gitsinler.” ama gel gör ki yapamazsınız. Mafya sadece, bilinen, malum babalar değil, devlette racon kesenlerin olduğunu da ifade etmiştim. Onun için, mafyalaşmış düzen cumhuriyet savcıları eliyle çökertilmelidir ve çökertilmesi için gerekli girişimler yapılmalıdır diyorum ve Cumhuriyet Halk Partisinin vermiş olduğu grup önerisini destekliyoruz.

Hepinize saygılar sunarım. (İYİ Parti ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu adına söz talep eden Antalya Milletvekili Sayın Kemal Bülbül.

Buyurun Sayın Bülbül. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA KEMAL BÜLBÜL (Antalya) – Sayın Başkan, değerli Divan, değerli Genel Kurul üyeleri; herkese sevgi ve saygılar.

Tabii ki mafya, devlet, narkoterör, siyaset, çete, neyse bu yumağın tamamı hakkında verilmiş araştırma önergesini hiç kuşkusuz destekliyoruz. Fakat bu o kadar global bir alana yayıldı ki Kolombiya’dan Mersin’e, Venezuela’dan Lazkiye’ye, Kıbrıs’tan başka bir yere, Birleşik Arap Emirlikleri’ne kadar âdeta dünya bir çeteyle, dünya bir mafya terörüyle, örümcek ağıyla örülmüş durumda.

Bakın, bu çetenin başlarından birisi olan Mehmet Ağar vaktinde suçunu itiraf etti “Bin operasyon yaptık.” dedi. Bu bin operasyondan birinin şimdi tasfiye edilip dışarıya kaçan, çete tarafından söylenen Gazi katliamıdır, biri Madımak katliamıdır, biri Ümraniye katliamıdır o dönemde yapılan. 2002’den sonra yapılan Gezi katliamdır, Ali İsmail Korkmaz’dır, Berkin Elvan’dır, cemevinin bahçesinde polis kurşunuyla katledilen Uğur Kurt’tur, bunlar saymakla bitmez. Bunlar delilli, ispatlı suçtur. Bunu araştırmamak suçtur ve bu dururken 7 Haziranda kalkıp -sıfatınız Yargıtay Başsavcısı ya da ne olursu olsun- Yargıtay Başsavcısı, HDP’ye kapatma davası açmakla demokrasiye, insan hak ve özgürlüklerine, Türkiye halklarına karşı suç işlemiştir ve bu suçtan dolayı mutlaka yargılanacaktır. Açık ve net, bu bir suçtur.

Şimdi, burada, bu Sedat’la ne yapacaksınız siz? Ne istedi de vermediniz, niye anlaşamadınız? Büyük çeteyi çıkardınız da küçüğünü tasfiye mi ettiniz? Hadi Sedat’ı bir şekilde hallettiniz, SADAT’ı ne yapacaksınız? Bir de SADAT’ınız var. Sedatlar ve SADAT’ların olduğu bir çete, mafya yumağı var. Bu çete, mafya yumağı suç işlemeye devam ediyor. Anlık olarak, şu anda, dehlizlerde, girift yerlerde suç işlenmeye devam ediliyor halkın emeği çalınarak, işçilerin, emekçilerin emeği, yoksulların emeği çalınarak, tehdit yaparak, devlet adına konuşarak… Ya, hanginizdir bu reis? Kaç tane reisiniz var sizin; büyük reis, küçük reis, ortanca reis, yurt dışındaki reis, saraydaki reis? Nedir bu? Ortalık reis doldu. Reisliğinde bir ciddiyeti var canım, ayağa düşürmeyin bu kadar.

Dolayısıyla değerli arkadaşlar, bu, FaceTime konuşmalar yapılıyor ya, bakalım kimlerin daha… Sizlerin de FaceTime konuşmaları var mı? Bunu göreceğiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım Sayın Bülbül.

KEMAL BÜLBÜL (Devamla) – Bu tamamlanacak bir konu değil, toparlanacak bir konu da değil, çok dağınık.

Dedim ya: Kolombiya’dan Venezuela’ya, Kıbrıs’tan Lazkiye’ye. Üstelik Venezuela’ya giden, sanki mektep medrese görmemiş, konuşma bilmiyor, sesini etmiyor; yerine babası konuşuyor, diyor ki: “Maske ve kit götürmüştü.” Ya, tamam, giderken maske ve kit götürdü de gelirken ne getirdi? Şimdi, mesele burada, giderken onu götürmüş olabilir.

Dolayısıyla, arkadaşlar, devlet ciddiyeti, hükûmet ciddiyeti, Cumhurbaşkanlığı ciddiyeti -İçişleri Bakanlığı “suçişleri bakanlığı” olmuştur, İçişleri Bakanlığı “suçişleri bakanlığı” olmuştur; bu kadar açık- hiçbir ciddiyet ortada kalmamışken bunu umursamadan yan gelip yatmak, arkasından da HDP’ye kapatma davası açmak ırkçı, faşist politikanın ta kendisidir. Bu konu bütün boyutlarıyla araştırılmalıdır.

Teşekkür ediyorum. (HDP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına söz talep eden İzmir Milletvekili Sayın Mahmut Atilla Kaya.

Buyurun Sayın Kaya. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA MAHMUT ATİLLA KAYA (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum.

Tabii, CHP grup önerisine baktığımızda, giriş kısmında, 2000’li yıllar öncesinden bahsetmiş. Ben isterdim ki Cumhuriyet Halk Partili, yirmi yedi yıl da savcılık yapmış hatibimiz o görev yaptığı 2000’li yıllar öncesini bize bir hatırlatsalardı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) O zaman gazete ve televizyonları ne zaman açsak, her zaman, her gün gördüğümüz haberlerde ya bir mafya içi hesaplaşma ya bir mafya cinayeti ya da mafya baskısı sebebiyle feryat eden bir iş adamının beyanları yer alırdı o dönem içerisinde. Hatta öyle bir noktaya gelmişti ki basının attığı en son manşet şuydu: “Türkiye mafyaya teslim oldu.” (CHP sıralarından gürültüler)

AK PARTİ iktidarları olarak göreve geldiğimiz andan itibaren, yaptığımız en önemli işlerden biri PKK, FETÖ, DEAŞ, bu terör örgütleriyle ciddi manada mücadele ederken tabii, bir yandan da mafya ve organize suç örgütleriyle etkin bir mücadeleyi sağlayıp Türkiye’nin huzurunu sağlamak oldu. Türkiye’yi saran mafyayı biz çökerttik. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bu AK PARTİ iktidarları döneminde mafyaya, çeteye hiçbir müsamaha bırakılmamış ve hiçbir çeteleşmeye Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde de müsaade edilmemiştir. (CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN - Arkadaşlar…

ALİ ŞEKER (İstanbul) - Yalıkavak Marina’yı mı çökerttiniz.

BAŞKAN – Sayın Şeker…

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Mafya temizlenmişti siz iktidar olduğunuzda.

BAŞKAN – Sayın Gürer…

MAHMUT ATİLLA KAYA (Devamla) - Çetelerin, mafyaların, bu tip yapıların bir vesayet odağı olarak güçlenmesine ve hiçbir biçimde devleti, siyaseti toplumu baskı altına almasına müsaade etmedik, bundan sonra da müsaade etmeyeceğiz.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Onlar bizi baskı altına aldı.

MAHMUT ATİLLA KAYA (Devamla) - Öneride hukuk devleti ilkesinden bahsediyorsunuz. Çok güzel ama hukuk devleti ilkesine en büyük zarar veren, bakın, sizlersiniz. Türkiye'nin gündemini meşgul eden hangi dava olursa olsun işinize gelmedi mi “Adalet işlemedi, Türkiye’de yargı sistemi, hukuk devleti ilkesi yok.” İşinize gelen karar çıktı mı “Evet, hukuk devleti ilkesi işliyor, Türkiye’de yargı sistemi işliyor.” (CHP sıralarından gürültüler) Elinizde somut bir bilgi, somut bir delil varsa cumhuriyet savcılıkları orada, bilgileri, belgeleri teslim edin. Yirmi yedi yıllık savcılık yapmış Cumhuriyet Halk Partisinin hatibi arkadaşımız bahsetti, bilgiyi iletmek lazım; varsa burada bilgiler, somut deliller, bunları iletirsiniz. Soyut iddialarla Türkiye Cumhuriyeti devletinin düşmanlarının, mafyacıların, çetecilerin, FETÖ'cülerin çalıştığı algıya, kirli senaryoya alet olmayın. (CHP sıralarından gürültüler)

Bakın, 17-25 Aralık sonrasında sürekli FET֒nün söylemlerini burada tekrar ettiniz. Yetmedi, Genel Başkanınız Sayın Kılıçdaroğlu grup toplantısında o sahte ses kayıtlarını dinledi. Sonuç ne oldu? 15 Temmuzdan sonra mahcup oldunuz, mahcup. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP sıralarından gürültüler)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

MAHMUT ATİLLA KAYA (Devamla) – Bakın, 15 Temmuzdan öncesi gündeminizi FETÖ belirliyordu, şimdi, burada görüyoruz ki Türkiye’nin düşmanı olduğu belli olan bir ülkenin otelinden seslenen bir mafyacı şu an sizin gündeminizi belirler hâle gelmiş. Buradan söylüyorum: Yine mahcup olacaksınız, yine mahcup olacaksınız, yine mahcup olacaksınız. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İSMAİL ATAKAN ÜNVER (Karaman) - Biz mahcup olmayacağız!

MAHMUT ATİLLA KAYA (Devamla) – Burası Türkiye Cumhuriyeti devletinin, burası büyük Türk milletinin Meclisi, Gazi Meclisi. Bu yüce çatının gündemi, Türkiye Cumhuriyeti devletinin düşmanlarının, mafyacıların, planlanmış yapıların belirleyeceği bir yer değildir diyorum; yüce heyetinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Sayın Özel, niye söz istemiştiniz?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, kürsüde sayıp hatip, üç ağır sataşmada bulundu. Bunlardan ilkini “İktidarı devraldığımızda yani 2000’li yıllardı.” diyerek 2000, 2001, 2002 yılında kendilerinden önce iktidarda bulunan üçlü koalisyondan burada bulanan Milliyetçi Hareket Partisine bu sataşmaya cevap vermesi için bırakıyorum çünkü 2001 ve 2002 yılında Cumhuriyet Halk Partisi... (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, duyamıyorum.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – “Bizden önce, 2000’li yıllarda” dediğiniz üç yıl var, o üç yılda iktidar olan parti CHP değil, şu anda Mecliste bulunan Milliyetçi Hareket Partisidir, bu cevabı Milliyetçi Hareket Partisine bırakıyorum.

MAHMUT ATİLLA KAYA (İzmir) - Susurluk Komisyonundan bahset!

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Ancak hatibin “Hukuk devleti ilkesine en büyük zararı veren sizlersiniz.” diyerek “FET֒nün söylemlerine sarıldınız.” diyerek Cumhuriyet Halk Partisi Grubuna doğrudan sataşması vardır. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Takdir buyurursanız İç Tüzük 69’a göre olan grubumuz adına cevap hakkını kürsüden Antalya Milletvekilimiz Rafet Zeybek kullanmak ister efendim.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Zeybek. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz iki dakika.

İSHAK GAZEL (Kütahya) – Savcı olarak hiç soruşturma açtınız mı Sayın Zeybek?

 

 

 

 

RAFET ZEYBEK (Antalya) – Evet, açtım arkadaşlar.

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Benim görev yaptığım dönemde Türk yargısına milletin güveni yüzde 70’ti, şimdi sizin hâkim, savcılarınızın görev yaptığı dönemde yüzde 20. (CHP  sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler) Bunu unutmayın, bir.

Benim dönemimde derin devletin başı olan insanın oğlu bugün sizin milletvekiliniz, unutmayın. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) O dönemde mafya babaları sizinle birlikte -bugünkü mafya babası dâhil- seçim çalışması yaptı, seçim; bunları unutmayın.

SALİH CORA (Trabzon) – Sen hiç soruşturma başlattın mı?

RAFET ZEYBEK  (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, bakın…

SALİH CORA (Trabzon) – Senin savcılık yaptığın dönemindeki olaylarla alakalı olarak konuşuyor.

RAFET ZEYBEK (Devamla) – Ya, bir dinle, yeter artık be! Yeter, dinle! Dinlemesini öğren!

SALİH CORA (Trabzon) – Savcı olarak soruşturma açtınız mı? Soruşturma başlattın mı?

BAŞKAN – Sayın Zeybek, Genel Kurula hitap edin.

RAFET ZEYBEK (Devamla) – Ulan, devleti batırdınız be! Devleti batırdınız!

BAŞKAN – Sayın Zeybek…

ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – Rafet Bey, sakin olun.

SALİH CORA (Trabzon) – Senin savcılık yaptığın dönemle alakalı olarak… Peki, sen o zaman soruşturma başlattın mı?

RAFET ZEYBEK (Devamla) – PDY gibi PPD devleti kurdunuz bu ülkede. Parti devleti oluşturdunuz.

BAŞKAN – Sayın Zeybek, siz Genel Kurula hitap edin.

SALİH CORA (Trabzon) – Peki, sen o zaman soruşturma başlattın mı? Savcı olarak elini bağlayan biri var mıydı?

BAŞKAN – Sayın Cora…

RAFET ZEYBEK (Devamla) – Açtım dava, evet.

SALİH CORA (Trabzon) – Hangi davayı açtın? Hangi davayı açtın?

BAŞKAN – Sayın Cora…

RAFET ZEYBEK (Devamla) – Suç örgütleri ne bok yediyse onların davasını açtım, tabii ki açtım.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Zeybek. Siz Genel Kurula hitap edin lütfen.

RAFET ZEYBEK (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, bakın…

ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – Rafet Bey, sakin…

RAFET ZEYBEK (Devamla) – Dün, bak, dün o 2002 yılından önceki mafya elemanlarıyla bu ülkede o mafyaların liderleri -biraz önce söyledim- bugün sizinle siyaset yapıyor, siyaset. Yapmayın, etmeyin. Bakın…

SALİH CORA (Trabzon) – Sedat Peker’in elemanı gibi davrandın sen!

RAFET ZEYBEK (Devamla) – Bakın, bu PPD devleti, bu paralel parti devletinin hesabını bu millet sizden soracak…

SALİH CORA (Trabzon) – O zaman niye dava açmadınız? Dosya elindeydi, niye sümen altı yaptın? Dosyayı niye sümen altı yaptın?

RAFET ZEYBEK (Devamla) - …soracak bu millet, sizden soracak. (CHP sıralarından alkışlar) Bu ülkeyi çökertmenin hesabını çok ağır ödeyeceksiniz.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

SALİH CORA (Trabzon) – Hadi oradan! Hadi oradan!

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Bülbül, sizden önce Sayın Oluç’un bir söz talebi var, ondan sonra size söz vereceğim.

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Seçimde dağıttığınız kahveler bile Sedat Peker’den gelmiş. Ne konuşuyorsunuz?

BAŞKAN – Sayın Köksal, lütfen… Sayın Oluç’a söz verdim.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – İçtiğiniz kahve Sedat Peker’in…

BAŞKAN – Sayın Gürer…

Buyurun Sayın Oluç.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın vekiller, şimdi, yani hatip… (AK PARTİ ve CHP sıralarından gürültüler)

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Mafyaya sarılmak sizin işiniz. Sizin kasetleriniz çıkıyor, bizim değil.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Halkların Demokratik Partisi Grup Başkan Vekiline söz verdim.

Buyurun Sayın Oluç.

 

 

 

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, sayın vekiller…

SALİH CORA (Trabzon) – Evet, Ahmet Şık’a niye sahip çıkmıyorsunuz? Evet, Ahmet Şık ne diyor?

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Salih Cora, buyurun oradan konuşun, niye yerinizden bağırıyorsunuz?

Şimdi, bakın, hani diyorsunuz ya biraz evvel sizin hatibiniz söyledi, işte “Bir mafyanın peşine takıldınız.” filan diye bizi, muhalefeti suçlayarak. Şimdi, böyle değil bu işler, bak, böyle değil bu işler. Bütün dünyaya bakın,

 İtalya’ya bakın, Amerika’ya bakın, nerede mafya ile siyasetçiler ilişkiye girmişse orada hiçbir zaman bir siyasetçi çıkıp da “Ben özür diliyorum, mafyayla ilişkiye girdim, şöyle suçlar işledim.” diye açıklamamış ama nasıl olmuş: İtalya’da da Amerika’da da başka ülkelerde de mafya içinden insanlar konuşmaya başlamışlar, işlenen suçlar birer birer ortaya dökülmüş.

SALİH CORA (Trabzon) – Türkiye, İtalya değildir!

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Onun için hikâye anlatmayın. Sizin iş birliği yaptığınız, yani Rize’de miting yaparken sizi destekleme mitingi, canciğer…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

 HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Tamamlıyorum efendim.

Rize’de sizi destekleme mitingi yaparken canciğer kuzu sarması, referandumda sizi destekleyen açıklamalar yapıp gazete ilanları verirken canciğer kuzu sarması, birlikte çalışmışsınız. Ya “Tayyip Ağabey” diye sesleniyor “Tayyip Ağabey”. Yani bunların hepsini yapmışsınız ama adam şimdi konuşmaya başlayınca ve birtakım pislikleri, kirliliği, rezilliği ortaya saçmaya başlayınca dönüyorsunuz bize “Mafyanın peşine takıldınız.” diyorsunuz. Ayıptır ya! Ayıptır! Bak, bu kadar iddialıysanız bizim mafyanın peşine takıldığımıza dair, gelin araştırma komisyonunu kuralım birlikte, kim takılmış mafyanın peşine birlikte görelim.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – FETÖ taktikleri, FETÖ!

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Susurluk komisyonu kuruldu. Niye cesaret edemiyorsunuz? Neden korkuyorsunuz? Çünkü kirli ilişkilerin sahibi sizsiniz, başkası değil.

SALİH CORA (Trabzon) – Fezlekeye bak, öyle bir şey yok!

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan… Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Bülbül’de sıra.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Pardon.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bülbül.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Sayın Özgür Özel nerede?

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Nöbeti bitti, gitti.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Çıktı herhâlde. Söyledi gitti, söyledi gitti. En azından cevabı dinleme nezaketi içerisinde olsaydı keşke.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Onu söylüyorum işte.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – “Ben her zaman buradayım.” der şimdi geldiği zaman da… Nerede? Şimdi soruyorum -çok hassas davranıyor sağ olsun- “2000’li yıllardan önce…” dedi Sayın Atilla Kaya, Türkiye’de yaşanan sıkıntılardan bahsetti. 1990’larda yaşanan sıkıntıları, terörle iç içe geçmiş mafya ilişkilerini, PKK’yla iç içe geçmiş eroin kaçakçılarını, bunların “mafya” adı altında, hatta sol örgütlerle beraber hareket ettiği dönemleri hepimiz çok iyi hatırlıyoruz o dönemde. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

TEKİN BİNGÖL (Ankara) – Hiç alakası yok, hiç alakası yok.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Şimdi…

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Çakıcı’yı çıkararak…

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) –  Bir dakika…

Ben soruyorum: O üç yıllık, üç buçuk yıllık koalisyon döneminde Allah’a şükür, hesabını veremeyeceğimiz hiçbir şey yok.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

Buyurun.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – O üç yıllık koalisyon dönemine dair “AK PARTİ laf attı.” diyerek “Bunun cevap hakkını MHP’ye bırakıyorum.” diyen Özgür Özel’e söylüyorum…

SALİH CORA (Trabzon) – Kurnazlık yapıyorlar.

İSHAK GAZEL (Kütahya) – Kurnazlık bu.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – … Özgür Özel, HDP her seferinde çıkıyor, her gün konuşuyor, diyor ki: “Koçgiri İsyanı’nda kan akıtıldı, Kürtlere katliam yapıldı.” Biz asla kabul etmiyoruz.

TEKİN BİNGÖL (Ankara) – Mafyaya gel, mafyaya.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Çıkıyor, diyor ki: “Şeyh Sait İsyanı’nda Kürtler asimile edildi, yok edildi, soykırıma uğratıldı.” Biz kabul etmiyoruz.

SALİH CORA (Trabzon) – Resmen, Atatürk’e “Katil.” diyorlar.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Ahmet Şık, Ahmet Şık ne dedi?

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Yine, Dersim İsyanı’nda aynı şekilde “Katledildik, yok edildik.” diyor, biz yine kabul etmiyoruz ama Özgür Özel’den Cumhuriyet Halk Partisinin Grup Başkan Vekili olarak bir gün çıt ses çıktığını görmedik. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Atatürk’ün iktidarı döneminde, Atatürk’ün Türkiye'yi yönettiği dönemde bu meselelerle alakalı olarak HDP burada kin kusarken çıkıp CHP’nin Grup Başkan Vekili olarak çıt sesin çıkmayacak, ondan sonra, geleceksin, MHP’ye ahkâm keseceksin. Yok öyle yağma!

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Ahmet Şık “Devlet yıkılsın.” diyor, niye bir şey söylemiyorsunuz?

BAŞKAN – Evet, Sayın Turan, söz sırası sizde.

Buyurun.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Kürsüden istiyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Efendim.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sataşmadan, kürsüden istiyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Nasıl sataştılar? Yerinizden vereyim, aynı devam edelim.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – İzin verirseniz Sayın Başkan…

BAŞKAN – Böyle daha rahat olmuyor mu yerinizden?

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Peki, öyle yaparız, sizin hatırınız için Sayın Başkan.

BAŞKAN – Grup Başkan Vekilleri yerlerinden devam etsinler, kürsüyle gelip gitmekle yorulmazsınız.

Buyurun.

 

 

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, bu kibarlığınızın devamını bekliyoruz.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Başkanım, bu Mecliste 600 milletvekilinin hiçbirisi bir mafya gündemi ile Meclisin gündemini örtüştürmek istemez, 600 vekilin hiçbirisi, inanıyoruz ki mafya liderine sahip çıkmaz…

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Af çıkartarak...

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Ya, yapmayın, Allah rızası için...

BAŞKAN – Siz devam edin Sayın Turan.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – … kendi gündemini mafyanın gündemine mahkûm etmez.

Sayın Başkan, ayrıntıya girmeyeceğim yıllar içerisinde terörle mücadelede, çetelerle mücadelede, mafyayla mücadelede Ceza Kanunu’ndaki birçok cezayı artıran Cumhur İttifakı.

SALİH CORA (Trabzon) – Aynen öyle.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) - Bizler bu adamlarla mücadeleyi devlete sahip çıkmak için, şeffaf, demokratik bir inşa için çok önemli gören bir ekibiz. (CHP sıralarından gürültüler)

Ya yapmayın, Allah aşkına, dinlemek bir erdemdir, lütfen, yapmayın.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Turan, Cora’nın onda 1’i kadar laf atmıyorlar. Siz devam edin.

ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) – Salih Cora’ya söyle, Salih Cora’ya.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Turan.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, izin verirseniz kürsüden konuşayım çünkü çok sataşma oldu, ifade edemeyeceğim.

BAŞKAN – Son bir dakikanız.

Buyurun.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Peki.

Şunu söyleyeyim Sayın Başkanım: Tüm dünya bizim mafyayla kavgamızı bilir. Az önce, Grup Başkan Vekili “Zamanında miting yaparken neredeydiniz?” dedi. Bakın, biz konjonktüre göre tavır alan bir parti değiliz, bizim ilkelerimiz var, duruşumuz var. Siz, bir zamanlar -tırnak içerisinde- İslami çalışmalar olduğunda karşı çıktığınız adamlar terör faaliyetine başladığında destek olduğunuz gibi davranıyorsunuz. Şunu demek istiyorum: Yıl 2015, Ömer Çelik açıklama yapıyor bahsedilen adamın mitinginden sonra “Ne diyorsunuz? Bizim duruşumuz var, destek olmuyoruz, AK PARTİ’nin kimliği bu değil.” diye o gün uzun uzun reddediyor. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Ben oradaydım, reddettik biz, reddettik. Ben oradaydım.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Biz o gün de “hayır” dedik, bugün de “hayır” diyoruz. Ancak, madem bu adam bu kadar muteber bir adam…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Turan, iki dakikalık süre veriyorum ama sizin sürenizi Sayın Bak kullandı orada. Onun için, bir kez daha açıyorum mikrofonunuzu sadece bir dakikalığına.

Buyurun.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, bu adam madem bu kadar muteberdi de daha bundan bir yıl önce “Sayın Kılıçdaroğlu, bana neden vekil gönderdin?” dediğinde neredeydi bu arkadaşlar? (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Aynı şekilde bir CHP Genel Başkan Yardımcısına hitaben “Evladınız Ulaş kardeşimi benimle fotoğraf çekilmek için gönderdi.” diye hatırlattığında neredeydi bu arkadaşlar? Bu adamlar CHP’ye destek olunca ses çıkarmayacaksınız, AK PARTİ’ye iftira atınca destek olacaksınız. Bunun adı samimiyetsizliktir, ilkesizliktir. O yüzden, sakin olun, meseleye sakin yaklaşın.

Bir daha söylüyorum: Yanlış yapan kim varsa bedelini ödemelidir. Sayın Soylu da Sayın Yıldırım da konuya ilişkin suç duyurusunda bulunmuştur. AK PARTİ’yi farklı kılan budur. Dün başka, bugün başka değil, duruşumuz nettir, mafyanın karşısındayız Sayın Başkanım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Altay, buyurun.

 

 

 

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Bülbül “Özgür Özel nerede…” Hepimiz buradayız, fark etmez, hiç fark etmez.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Buyurun, buyurun, söz sizde.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Cumhuriyet Halk Partisi konjonktüre göre politika belirlemez. Bu ülkede Kürt kökenli yurttaşlarımıza karşı geçmişten bugüne şüphesiz acı ve üzüntü verici olaylar yaşanmıştır kardeşim. Dün de söyledik bugün de söylüyoruz. Bu ülkede insanlar Kürtçe konuştuğu için dipçiklenmiştir. Bunlar yanlış olmuştur, bunu söylemeye de devam edeceğiz ama biz sizi bir konuda eleştirince “HDP konuşuyor, siz ses çıkarmıyorsunuz...” Siz de çıkarmıyorsunuz. Siz niye çıkarmıyorsunuz, HDP konuşunca siz niye çıkarmıyorsunuz?

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Yok, yok, o iddiaların hepsine MHP cevap veriyor. CHP konuşacak.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Biz dün ne söylediysek bugün de aynısını söylüyoruz. Keşke siz de öyle yapabilseydiniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Son cümlelerinizi alayım.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Mesela, suda ateş yanmaz, tekeden süt çıkmaz, Erdoğan’dan cumhurbaşkanı olmaz dedikten sonra Erdoğan’a payanda olmasaydınız. (CHP sıralarından alkışlar) Bu kadar basit. Biz dün ne söylediysek bugün de aynını söylüyoruz.

Salih CORA (Trabzon) – Kışkırtma yapmayın, kışkırtma yapmayın, yakışmıyor size.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Şimdi soruyorum: Suda ateş yandı mı? Yandı mı suda ateş? (CHP sıralarından “Hayır” sesleri) Tekeden süt çıktı mı? (CHP sıralarından “Hayır” sesleri) E, maşallah o zaman maşallah. (CHP sıralarından alkışlar)

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Sayın Bülbül, müsaade ederseniz, Sayın Oluç’a söz vereceğim, sonra size.

Evet, buyurun Sayın Oluç.

 

 

 

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın vekiller, önce, Sayın Bülbül’ün bir sözünü kabul etmediğimizi söyleyeyim. “Kin kusuyor HDP.” dedi, alakası yok, tarih tartışıyoruz. Sizin bu tarih tartışmasının içinde beğenmediğiniz şeyler olunca bu kin oluyor, beğendiğiniz şeyler olunca sesinizi çıkarmıyorsunuz. Tarih öyle bir şey değil, tarih hepimizin tarihidir ve biz o tarihi değerlendirirken, eleştirirken, tartışırken bunu bilimsel verilerle yapıyoruz, haybeye değil. Oturup konuşuyoruz ama “kin kusmak” kabul edeceğimiz bir deyim değil.

İkincisi şunu söyleyelim. Sizin bugün Cumhur İttifakı içinde ortağınız olan, ortak iktidar sürdürdüğünüz partinin Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan “Her türlü milliyetçiliği ayaklar altına alıyorum ve Dersim’de yaşananlardan dolayı özür diliyorum.” diyor. Siz niye kalkıp onları eleştirmiyorsunuz? Eleştirmiyorsunuz. Şimdi, dolayısıyla böyle değil o işler böyle Cumhuriyet Halk Partisi…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SALİH CORA (Trabzon) – Sayın Başkan, Orhan Sarıbal ne demiş?

BAŞKAN – Evet, toparlayalım, son sözlerinizi alalım.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Toparlıyorum efendim.

Böyle ucuz polemikler yapmayalım, tarih üzerine hele hiç yapmayalım. Hiç yapmayalım çünkü bu tarih bu topraklarda yaşayan herkesin tarihidir ve biz evet, Koçgiri’de yaşananları eleştirdik, Seyit Rıza’yı savunduk, Dersim’de yaşananları eleştirdik, daha birçok şeyi de eleştirdik, saymakla bitmez. Bunu eleştirirken de değerlendirirken de dayandığımız şey tarihsel gerçekler ve bilimsel verilerdir, bunu bir kez daha söylemiş olayım.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bülbül.

 

 

 

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

BAŞKAN - Yeni bir sataşmaya mahal vermeden buyurun…

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – İnşallah, nasip.

Şimdi, tabii Sayın Engin Altay’ın “Hepimiz Özgür Özel’iz.” dedikten sonra benim sorduğum sorulara cevap vermemiş olmasını tabii gayet normal karşılıyorum çünkü bu soruların cevabı yok ne yazık ki.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Her zamanki Altay.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Verdim, hangi soruya cevap vermedim?.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Yani şu: Yani şimdi kalkıp üç yıllık iktidar süreciyle koalisyon sürecimizle alakalı orada işte Cumhur İttifakı’yla arada bir yarık doğar mı, bir şey olur mu, bir şeyler serpiştirelim derken o benim dediğim şeylere asıl cevap vermek lazım.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Verdim ya, verdim. Bu ülkede Kürtlere yanlış yapılmıştır kardeşim. Söylüyorum, bir daha söylüyorum, geçsin tutanaklara.

SALİH CORA (Trabzon) – Niye cevap vermiyorsunuz?

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Şu Meclisin tutanakları şahittir ki Koçgiri isyanı, Dersim, Şeyh Sait isyanıyla ilgili olarak burada HDP tarafından…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Ahmet Şık’a ne dediler ya?

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Adam devleti yıkacak, ses yok ya.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – …yapılan bütün konuşmalarda haksız, adaletsiz bulduğumuz, hatalı bulduğumuz ne varsa burada en şiddetli şekilde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak bunlara karşı tepkimizi dile getirmiş bulunmaktayız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Ancak burada beklenir ki Tüzük’ünüzün ilk maddelerinden birisi olan Anadolu ve Rumeli Müdafaayı Hukuk Cemiyetlerinin devamı olarak kurulan ve cumhuriyetin kurucusu olarak kendisini dile getiren, ifade eden Cumhuriyet Halk Partisinin bizzat cumhuriyetin ilk yıllarında Türkiye Cumhuriyeti devletinin karşılaştığı bu tehdit ve terör faaliyetleriyle alakalı olarak yapmış olduğu işlerle ilgili Mustafa Kemal Atatürk’ün kemiklerini sızlatırcasına burada yapılan konuşmalara çıt ses dahi çıkartmıyor olmasını burada tarihe not düşmek gerekiyordu. Buna dair söyleyeceğiniz hiçbir şey yok. Bu noktada biz her zaman konuşuruz. Biz, tutarlılık ise eğer aradığınız, Türk milliyetçiliği davası, milliyetçi hareket tarihi boyunca inandıklarını her zaman söylemiş ve bunları tutarlılıkla savunmuştur. Biz kalkıp terörle mücadele edilmelidir derken, bugün müzakere edilmelidir mi diyoruz da bizi tutarsızlıkla suçluyorsunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) - Bugün çatır çatır terörle mücadele ediliyorsa Milliyetçi Hareket Partisi’nin duracağı yer Sayın Cumhurbaşkanıyla da beraberdir, Adalet ve Kalkınma Partisi’yle de beraberdir. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bülbül.

Evet, Sayın Altay, buyurun.

 

 

 

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Şimdi, Cumhur İttifakı’nın şöyle bir…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sataşmadı Başkanım.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sataşma yaptı, işte, iki dakika ben de buradan…

BAŞKAN – Evet, buyurun.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Cumhur İttifakı ne zaman bir kusur işlese, mahcup olsa şöyle yapar…

SALİH CORA (Trabzon) – Siz de devlet katildir diyenlerle bir ve beraber…

 ENGİN ALTAY (İstanbul) – Ne yaparmış söyleyeyim: Ya terörle mücadele hamaseti yapar; terörle mücadele yapıyoruz, tutmazsa darbe tacirliği yapar.

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Sayın Altay, top çeviriyorsunuz top, top. Topu ortada bıraktınız, cevap yok.

 ENGİN ALTAY (İstanbul) – O tutmazsa bir FET֒cü yakaladık hamaseti yapar, o da tutmazsa doğal gaz rezervi bulur.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Sayın Başkan, konuştuklarıma gel, konuştuklarıma.

SALİH CORA (Trabzon) – Sadede gel, sadede.

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Fakat bunlar bu yürütmenin günahlarını örtmeye yetmez. Bu yürütme organını… Ben biraz önce burada konuşma yaptım, saygıdeğer milletvekillerini tenzih ettim.

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Sayın Altay, cevap yok, top çeviriyorsunuz top.

 ENGİN ALTAY (İstanbul) – Dürüst, namuslu milletvekilleri burada dedim ama yürütme dibine kadar, gırtlağına kadar pisliğe bulaşmış dedim,  pisliğe bulaşmış dedim. (CHP sıralarından alkışlar)

SALİH CORA (Trabzon) – Hiç alakası yok.

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Bu oyunlara gelmeyiz. 

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Ama ne doğal gaz rezervi ne terörle mücadele hamaseti ne de darbe tacirliği…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Açalım lütfen.

ENGİN ALTAY (İstanbul) - …Erdoğan’ın günahlarını örtmez, örtmeyecektir. (CHP sıralarından alkışlar)

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun.

 

 

 

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Polemiğin uzamasını doğru bulmuyorum, gündemimiz başka.

BAŞKAN – Evet, şimdi oylama yapacağım.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Fakat terörle mücadele hamaseti ifadesini reddediyorum.

BAŞKAN – Peki.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Hamasetini yapıyorsunuz, terörle mücadele etmiyorsunuz çünkü.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) –  Terörle DHKP-C’yle, FET֒cüsüyle, PKK’sıyla, hepsiyle sonuna kadar yiğitçe mücadele ediyoruz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İkincisi, dedi ki:  “Sayın Erdoğan, artık gidiyor.” dedi. Biz, Sayın Altay’dan bunu on beş yıldan beri duyuyoruz,  bu tarafı geçiyorum fakat daha bundan iki gün önce Afyon’da bir beldede seçim oldu. Bu seçimde Cumhur İttifakı bir aday çıkardı, aldığı oy yüzde 70. CHP’nin çıkardığı adayın aldığı oy yanmış oylar kadar değil. Böyle bir şey binde 1 yok.

(AK PARTİ ve CHP sıralarından karşılıklı laf atmalar)

BAŞKAN – Peki, Sayın Turan teşekkür ediyoruz.

 

 

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Şimdi İç Tüzük’ün 60’ıncı maddesine göre 3 sayın milletvekiline söz vereceğim.

Sayın Eronat, Buyurun.

 

 

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Diyarbakır’ın yeni tanıştığı iki güzellikten bahsetmek isterim: Yaklaşık yirmi yıl belediyecilik hizmetinden mahrum kalan Diyarbakır, şu andaki Belediye Başkan Vekilimiz Münir Karaloğlu’nun çok büyük gayreti sonucu Himalayalar kadar görkemli çöp dağlarından kurtularak, Entgre Katı Atık Yönetimi(EKAY) projesi sayesinde çöplerden elektrik üretmeye başlamıştır.

Yine, Hani ilçemiz Pir Aziz Türbe eteklerinde yamaç paraşütçülerimiz atlamaya başlamıştır. Kurşun atılan dağlardan artık yamaç paraşütçülerimiz atlıyor, uçurtmalar vurulmuyor.

Teşekkürler Diyarbakır diyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın İlhan…

 

METİN İLHAN (Kırşehir) – AK PARTİ Kırşehir’deki başarısızlıklarının ardından faturayı Kırşehir halkına kesmeye devam ediyor.

Belediyelerimizin çalışmalarını engellemeye çalıştılar, başaramadılar. Yetmezmiş gibi kamu yatırım programına alınan 150 yataklı ek hastane de yapılamadı. Yerine ASM ya da 112 komuta merkezi yapılacağı söyleniyor.

Şehrin kalbinde yer alan valilik binası inşaatının temeline milyonlarca lira harcanmışken, saçma sapan bir kararla şehir merkezinde uygun başkaca bir sürü yer varken projeyi kız yurdu olarak güncellediler. Bu da yetmemiş olacak ki son olarak da Türkiye'de sınavlarda hep ilk sıralarda bulunan Kırşehir’i eğitim açısından da iki yıldır cezalandırmaya başladılar. Bakanlıkça, ödülü hak eden hiç mi eğitim çalışanı yok? Bu ne cüret? Şu bilinsin ki: Kırşehir’e reva görülen bu zulüm daha önce de denendi ama önemli olan, bir siyasi hafızaya sahip Kırşehir gereken dersi sandıkta verdi. 

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Aycan…

 

 

 

SEFER AYCAN (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, bugünlerde deniz salyası nedeniyle çevre kirliliği yine gündemimizdedir. Deniz salyası, yapay bir sorundur, insanın çevresini kirletmesinin sonucudur, özellikle, kanalizasyon suyunun tam olarak biyolojik arıtma yapmadan denizlere boşaltılmasının sonucudur. Maalesef yıllardır denizlerimiz kirlenmektedir. Kanalizasyon atık suyunun direkt denizlere boşaltılması, denizleri, dolayısıyla insanı öldürmektedir. Kanalizasyon arıtma sistemini yapmamak, çalıştırmamak, önlenemez, düzeltilemez sorunlara sebep olacaktır. İnsan çevresiyle birlikte vardır. İnsanın hastalıklarının yüzde 90’ı çevresel nedenlerdir. Çevreyi kontrol etmeden, çevreyi sağlıklı hâle getirmeden insanı sağlıklı kılmak, yaşatmak mümkün değildir. Doğru davranış, çevreyi kirletmemektir.

Saygılarımla.

BAŞKAN – İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre verilmiş bir doğrudan gündeme alınma önergesi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

 

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

(2/3325) esas numaralı Yükseköğretim Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’min İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre doğrudan gündeme alınmasını saygılarımla arz ederim. 4/2/2021

                                                                                               

                                                                                      Sibel Özdemir

                                                                                          İstanbul

BAŞKAN – Önerge üzerinde teklif sahibi olarak İstanbul Milletvekili Sibel Özdemir konuşacaktır.

Buyurun Sayın Özdemir. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

SİBEL ÖZDEMİR (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Değerli milletvekilleri, İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre vermiş olduğum, kanun teklifimin doğrudan gündeme alınması önergesi üzerine söz aldım. Tüm Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Evet, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun 13’üncü maddesinde değişiklik yapılması öngörülen kanun teklifimle değerli milletvekilleri, rektörlerin Cumhurbaşkanı tarafından herhangi bir bilimsel, akademik kritere ve liyakate bağlı olmadan atanması uygulamasına son verilmesi amaçlanmaktadır. Çünkü üniversitenin, idari özerkliğin ve bilimsel özgürlüğün öne çıkan en önemli, en temel göstergelerinin başında üniversitelerin kendi yöneticilerini, özellikle kendi rektörlerini belirleme özgürlüğü gelmektedir. Ancak ülkemizde Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemiyle birlikte bugünkü rektör belirleme düzenlemesi maalesef 12 Eylül 1980 döneminin de gerisindeki bir noktaya düşmüştür. Şöyle ki: Üniversitelere partili kimliğe sahip Cumhurbaşkanı tarafından rektör atanması uygulaması sonrasında siyasi iktidara yakın kişilerin rektör atanması bilimsel özgürlüğe, bilime ve bilim insanlarına baskıyı ve kadrolaşmayı da beraberinde getirmiştir.

Ülkemizdeki rektör belirleme uygulamalarına şöyle kısaca tarihsel baktığımızda, 1946 tarihli Üniversiteler Kanunu’na göre rektörler seçimle geliyordu, 12 Eylül 1980 sonrasında ise YÖK’ün kurulmasıyla beraber rektörlük seçimleri kaldırılıyor. 1992 yılında ise Yükseköğretim Kanunu’nda değişiklik yapılarak rektör seçimleri geri gelirken YÖK’ün ve siyasi kimliği olmayan Cumhurbaşkanının en yüksek oy alan adaylar arasından atama yapma yetkisi korundu. Ancak 15 Temmuz darbe girişiminin ardından ilan edilen OHAL döneminde rektör seçimlerinin tamamen kaldırılması gündeme geldi. Bizlerin, muhalefetin itirazları üzerine geri çekildi bu düzenleme ama yine, OHAL’de bir KHK’yle rektör seçimleri kaldırıldı. En önemli süreç şuydu: Temmuz 2018’de Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemine geçilmekle beraber 3 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’yle rektör atama yetkisi bir kişiye, partili bir Cumhurbaşkanına verildi ve aynı zamanda rektör adayları için profesör olarak üç yıl görev yapma şartından üç yıl da kaldırıldı yani şu an için sadece profesör olma kriteri var.

Değerli milletvekilleri, yapılan bu değişiklikten sonra, bugün rektör atamalarında, YÖK tarafından ilan edilen rektör ilanlarında sadece başvurular başvuru sırasına göre listeleniyor ve Cumhurbaşkanlığına gönderiliyor. Cumhurbaşkanı tarafından hangi kriterlere göre yapıldığı belli olmayan, liyakatten, şeffaflıktan tamamen uzak siyasi bir anlayışla bu atamalar yapılmaktadır. Düzenlemenin üzerinden neredeyse üç yıl geçti ve rektör atamalarının doğrudan partili bir Cumhurbaşkanı tarafından yapılmasının üniversitelerin bilimsel alandaki başarı sıralamasına ve ülkemizin saygınlığına da ciddi zararları olmuştur. İşte, bugün Boğaziçi Üniversitesinin yaşadığı süreci tüm dünya ve ülkemiz izliyor. Bakın, 197 rektör arasında uluslararası yayını olmayan rektör sayısı 68, yayınlarına hiç atıf yapılmayan rektör sayısı 71, subjektif kriterler ve siyasi saiklerle yapılan atamalar maalesef bu sonucu doğurmuştur. Bu tabloyu tersine geri çevirmek için üniversitelerin kendi rektörlerini uzlaşıyla, karar verdikleri usullere göre kendilerinin seçerek belirlemesinin sağlanması bu parlamentonun görevidir.

Bakın, üniversite özerkliği ne demek? Her üniversitenin kendi araştırma ve eğitim politikalarını, topluma yapacağı katkıları, kendi gelenekleri ve imkânları çerçevesinde değerlendirmesi demektir. Üniversitenin kendi organları tarafından, kendi usul ve geleneklerine göre bir değerlendirme ve arayışla en nitelikli rektörü bulması yerine, bugün rektör tayininin dışarıdan, merkezden ve sonuçta tek kişinin takdiriyle yapılması üniversitelerin idari ve kurumsal özerkliklerini kaybetmesine yol açmıştır. Bugün esas sorun, üniversitelerin kendi bileşenleri tarafından şeffaf, demokratik, katılımcılık temelinde kendi rektörünü bulmakta söz sahibi olup olmaması sorunudur.

Değerli milletvekilleri, siyasetin kontrolü altında bilim olmaz. Düşünce ve ifade özgürlüğünün kısıtlandığı bir ortamda toplumsal ve evrensel fayda üreten bilim yapılmaz. Özerk ve demokratik üniversite, soyut bir kavram olmanın ötesinde, üretken ve toplum yararına çalışan bir üniversitenin olmazsa olmaz koşuludur. Gerek dünyada gerekse ülkemizde sağlam geleneği olan üniversiteler, kendi yöneticilerini isabetle belirlemiş ve bu sayede saygın kurumlar olarak gelişmelerini sürdürmüşlerdir. Oysa yönetim sistemimizin, atama yetkisinin siyasi kimlikte bir kişide toplandığı ülkemizde yapılan atamalar bugün bütün kurumlarda büyük tahribata yol açmıştır. Ama bunlar içerisinde gerçekten en çok bu süreçte zarar gören de üniversitelerimiz olmuştur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayalım lütfen.

SİBEL ÖZDEMİR (Devamla) – Teşekkür ederim Başkanım.

Değerli milletvekilleri, tarihteki bütün örneklerin gösterdiği gibi kurumların ve kurum geleneklerinin tahrip edilmesinin sonunda bütün ülke ve toplum zarar görmektedir. Bu nedenle, üniversitelerin kendi rektörlerini belirlemesi, en yüksek oyu alan adayın, YÖK’ün veya Cumhurbaşkanının herhangi bir atama yetkisi olmaksızın doğrudan atanması yönünde bir değişiklik yapılması bugün elzemdir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, sonuç olarak 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun 13’üncü maddesinin (a) fıkrasının birinci paragrafının değiştirilmesini önerdiğim bu kanun teklifiyle, sizlerin de desteğiyle devlet üniversitelerine rektörler seçimle, öğretim elemanlarının oylarıyla göreve geleceklerdir. Bu konuda tüm Genel Kurulun bu kanun teklifine desteğini bekliyor, sizleri saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre verilmiş bir doğrudan gündeme alınma önergesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Üç sayın milletvekiline yerlerinden birer dakika söz vereceğim.

Sayın Karahocagil…

 

 

 

MUSTAFA LEVENT KARAHOCAGİL (Amasya) – Teşekkür ediyorum Başkanım.

“Sen olmasaydın âlemleri yaratmazdım.” İlahi hitabın muhatabı, âlemlere rahmet olarak gönderilen peygamberler peygamberi Hazreti Muhammed Mustafa (SAV) vefatının seneyidevriyesinde saygıyla, sevgiyle, özlemle anıyorum. Rahmetli Necip Fazıl üstadın deyimiyle, “Düşünüyorum ondan evvel zaman var mıydı? Hakikatler, boşluğa bakan aynalar mıydı? Müjdecim, kurtarıcım, efendim Peygamberim, sana uymayan ölçü hayat olsa teperim. Düşünün, ben ne büyük rütbeye tutkuluyum. Çünkü O’nun kulunun kölesiyim, kuluyum. Sevilenin yaptığı her şey sevilir. Peygamberimiz madem ki ölmüştür, o hâlde ölüm de güzeldir. Budur perde ardından haber. Hiç güzel olmasaydı ölür müydü Peygamber?”

BAŞKAN – Sayın Kayan…

 

 

TURABİ KAYAN (Kırklareli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Çiftçimize ait ayçiçeği desteklemeleri bir yıldan beri verilmiyor. Tarım bütün dünyada destekle ayakta duruyor, sebebi de insanlara ucuz gıda temin etmek için. Tarım ürünlerinin maliyeti dünya piyasasındaki fiyatların çok çok üzerindedir. O nedenle dünyadaki bütün devletler tarıma destek verirler yüzde 10, yüzde 15, yüzde 35 gibi bu şekilde çiftçiler ayakta kalabiliyorlar. Bizde ise tam tersine çiftçilerimiz yaptıkları işten zarar ediyorlar. Tarlalarına ekim dikim yaptıkları, çoluk çocuklarının beslenmeleri için maalesef traktörlerini, ekipmanlarını ve tarlalarını satmak zorunda kalıyorlar.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dünyanın hiçbir yerinde yoktur ki kendi kendine çiftçi ayakta kalabilsin ama bizim ülkemizde maalesef çiftçi hiçbir destek almadan ayakta kalmaya çalışıyor. Size, bütün AKP’lilere söylüyorum sizin amacınız nedir? Çiftçiyi batırmak mı yoksa çiftçinin elindeki tarlayı haraç mezat sattırıp onun üzerine konmak mı?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Özdemir…

Yok herhâlde.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Sayın Başkanım, Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Sayın Bülbül, buyurun.

 

 

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Sayın Başkan, ajanslara iki saat öncesinde düşen bir haberi paylaşmak istiyorum, hepimizi ilgilendiren bir husus. 1992 ile 95 yılları arasında Bosna’da, Müslüman kardeşlerimizi soykırıma tabi tutarak katleden ve orada özellikle Srebrenitsa soykırımından sonra “1809 Sırp İsyanının, Osmanlı Devleti tarafından kanlı bir şekilde bastırılışının intikamını aldık.” diyecek kadar Müslümana, Türk milletine düşmanlık besleyen Bosna kasabı olarak bilinen Ratko Mladic için hakkında verilmiş olan ömür boyu hapis cezası Uluslararası Ceza Mahkemesinde bugün yapılan görüşmede onanmıştır, temyiz başvurusu itirazı reddedilerek bu ceza onanmıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Açalım lütfen.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – İnsanlık düşmanı bu caninin Lahey’de bulunan Uluslararası Ceza Mahkemesinde bugün nihai mahkeme kararının verilmiş olması bizce de çok önemlidir. Adalet bir gün mutlaka tecelli etmektedir darısı dünyanın her bir tarafında bugün katledilmekte olan, yok edilmeye çalışılan Müslüman kardeşlerimize ve bütün mazlumlara karşı bu katliamları yapanların da başınadır inşallah diyorum. Bu gelişme son derece önemlidir. Bosna’da hayatını kaybeden, bu savaşlarda hayatını kaybeden din kardeşlerimize, Bosnalı, Boşnak kardeşlerimize bir defa daha Allah’tan rahmet diliyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Biz de teşekkür ediyoruz.

Alınan karar, gerçekten, Bosnalı kardeşlerimizin belki acısını dindirmeyecek ama hak da yerini bulmuştur diye düşünebiliriz diyorum.

Alınan karar gereğince denetim konularını görüşmüyor ve gündemin kanun teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işler kısmına geçiyoruz.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan, sizden çok özür diliyorum.

Bana şimdi gelen acil bir mesaj: Şanlıurfa’da, Ceylanpınar’da TİGEM’in bulduğu, çevre köylerdeki koyunları asker gözaltına alıyor ancak gözaltına alınan koyunlarının bazıları kuzusu olduğu için -yem de verilmiyor- o hayvanlara yem verilmediği için süt yapamıyor. Kuzular da aç, hayvanlar da aç. Yani, sizden istirhamım şu: Bir, yani, burada, bu gözaltına alınan koyunlara hiç olmazsa yem verilsin, aksi takdirde hayvan hakları ihlal ediliyor.

BAŞKAN – Anlaşıldı Sayın Tanal. Şanlıurfa da benim nöbetimi kolluyor galiba, benim nöbetimde oluyor bu olay.

MUSTAFA DEMİR (İstanbul) – Yeni çıkardığımız yasada, yavrusu olan koyunlar gözaltına alınamıyor.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Buyur, al, mesaj kardeşim, al. Ben mi yalan söylüyorum, siz mi yalan söylüyorsunuz? Al, mesaj.

BAŞKAN – Sayın Tanal, konu anlaşılmıştır, lütfen tartışmayalım.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – E, mesaj burada işte. Kim yalan söylüyor?

BAŞKAN – Sayın Tanal, konuyla ilgileneceğiz.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Urfa Vekili orada, konuşmuyor; İstanbul Milletvekilisin, konuşuyorsun. Ayıp ya!

BAŞKAN – Sayın Tanal, konuyla ilgileneceğiz.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Anladım ama mesaj burada efendim, Urfa Milletvekili orada konuşmuyor, İstanbul Vekili konuşuyor ya!

BAŞKAN – 1’inci sırada yer alan, Çorum Milletvekili Oğuzhan Kaya ve 49 Milletvekilinin İcra ve İflas Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Adalet Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlıyoruz.

VII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Teklifleri

1.  Çorum Milletvekili Oğuzhan Kaya ve 49 Milletvekilinin İcra ve İflas Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/3592) ve Adalet Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 266) (x)

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Komisyon Raporu 266 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince bu teklif İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında temel kanun olarak görüşülecektir. Bu nedenle teklif, tümü üzerinde görüşmeler tamamlanıp maddelerine geçilmesi kabul edildikten sonra bölümler hâlinde görüşülecek ve bölümlerde yer alan maddeler ayrı ayrı oylanacaktır.

Teklifin tümü üzerinde İYİ Parti Grubu adına söz talep eden İzmir Milletvekili Sayın Dursun Müsavat Dervişoğlu…

Buyurun Sayın Dervişoğlu. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; İcra İflas Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin geneli üzerine İYİ Parti Grubu adına söz almış bulunuyorum, yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum.

Sıkça değişen kanunlar, reform adı altında sunulan ancak gündemi kurtarmaktan öteye gidemeyen düzenlemeler yargının yükünü giderek artırmakta, adaletin sağlanmasını da oldukça geciktirmektedir. 2018 yılında yapılan düzenlemeyle iflas erteleme kurumu tamamen kaldırılmış, onun yerine konkordato kurumu yürürlüğe alınmıştır. Bu düzenleme getirilirken ekonomik sorunların sona ereceği, uluslararası alanda icra hukuku sistemimizin itibar kazanacağı, şirket borç yapılandırmalarının daha etkin bir hâl alacağı iddia edilmişti ancak geçen üç yılda, her zaman ve her konuda olduğu gibi, yine ortaya koyulan hedefler tutturulamadı.

31 Aralık 2020 tarihi itibarıyla konkordato ilan eden şirket sayısı 2 bini aşmıştır. Son üç yılda iflas başlatma tescili yapmış olan şirket sayısı ise 1.200’ü geçmiştir. Konkordato ilan eden şirketler, giderek artan geri ödenmeyen krediler, çığ gibi büyüyen icra takipleri ve karşılıksız çekler bütün ticari sistemimizin çöktüğünün de aynı zamanda bir ispatı durumundadır. Yalnız şirketlerin değil, hane halkı borçları da katlanarak artmıştır; hane halkı borçları 900 milyar liraya ulaşmıştır. Kredi kartı borçlarından dolayı yasal takibe takılan, icralık olan vatandaşlarımızın sayısı son beş yıl içinde 3,5 milyona varmıştır.

TÜİK verilerine göre Türkiye, 2021 yılının ilk çeyreğinde yüzde 7 büyümüş görünüyor. Bu nasıl büyüme ki aynı dönemde icra dairelerinde bekleyen dosya sayısı 2 milyon artarak 23 milyona ulaşıyor? Bir başka ifadeyle yılın ilk çeyreğinde icra dairelerinde günde 25 bin yeni icra takibi başlatılmış ve ülkemizde her 4 kişiden 1’i icralık duruma düşürülmüştür. Bunlar kimin dosyaları? Bu dosyalar Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına ait değil mi? Getirdiğiniz bu kanun teklifi milletimizin bu sorunlarına çözüm getiriyor mu? 2021 yılının ilk çeyreğinde iş yerini kapatan esnaf sayısı yüzde 11 artışla 30 bine dayanmıştır. Bu düzenlemeyle, esnafın vergi, stopaj, sigorta borcuna bir destek sağlanıyor mu? Yine, bu düzenlemeyle faturasını ödeyemediği için elektriği, doğal gazı kesilen işçiye, memura, kredi kartı borcundan dolayı icra takibine mahkûm edilen vatandaşa nefes aldırabiliyor musunuz? Bu soruların cevabı “Hayır”dır. Ama devletin tüm imtiyaz ve yetkilerini millet için değil 5’li çete için kullanmaya da devam ediyorsunuz. “Prompter”dan okuduğunuz, yazılarla çizdiğimiz pembe tabloların ya da genetiği değiştirilmiş TÜİK verileriyle halka söylediğimiz yalanların hiçbir karşılığı kalmamıştır. Türkiye'de saraya yakın olan bürokratların ekonomisi büyümüş olabilir; ihale şampiyonu yandaş şirketlerin ekonomisi de büyümüş olabilir; karşılıksız kredilerle gasp edilen kiralık medya patronlarının ve yandaş gazetecilerin de ekonomisi büyümüş olabilir. Peki esnaf için, çiftçi için, emekli için aynı şeyi söyleyebilecek misiniz?

Sayın milletvekilleri, geçtiğimiz yıl 3 milyondan fazla vatandaşımızın elektriği ve doğal gazı fatura borcunu ödeyemediği için kesilmiştir. Bu durumdan acaba haberdar mısınız? Enflasyon, geçim sıkıntısı ve  ekonomik darboğaz üçgenine mahkûm edilen vatandaş için de ekonomik büyümeden bahsedebilecek misiniz? Mesela çiftçinin hâlinden haberiniz var mı? 2002 yılında tarım sektöründe 7,5 milyon olan istihdam hacmi, 2020 yılında 4 milyona kadar düşmüştür. Çiftçimizin bankalara 120 milyar lira, Tarım Kredi Kooperatiflerine ise 10 milyar lira borçları var; toplam kayıtlı kredi borcu ise 130 milyarı aşmış durumdadır. Kim için ekonomi büyüdü? Tarım yapamayacak duruma getirdiğiniz, borç bataklığına düşürdüğünüz, borç bataklığına sürüklediğiniz çiftçilerimiz için mi ekonomi büyümüştür? Siz, saraylarınızda şatafat ve lüks içerisinde yaşarken Anadolu’nun her köşesinde esnaf, çiftçi, işçi geçim mücadelesini bırakmış, yaşam mücadelesi verir hâle gelmiştir.

Genel Başkanımız Sayın Meral Akşener, son bir buçuk yılda 33 il ve 140 ilçe ziyaretinde bulunarak geçim sıkıntısı ve ekonomik darboğaza mahkûm edilen milletimizin sorunlarını gündeme getirmeye devam etmektedir. Siz, yandaşlarınıza sağladığınız karşılıksız kredilerle, vergi indirimleriyle, ayrıcalık ve imtiyazlarla meşgul olurken biz, İYİ Parti olarak sahada vatandaşın dertlerini dinliyoruz. Milletin feraseti, bu tavrınıza sandıkta en güzel karşılığı verecektir; bundan hiç şüphemiz yoktur, sizin de şüpheniz olmasın.

Değerli milletvekilleri, insanlık tarihine bir bakarsanız, insanın ve toplumların doğasında tekâmül olduğu gerçeğiyle buluşursunuz. Yine, tarihe baktığınızda, insan haklarının gelişimine şahitlik edersiniz. Kişi hak ve hürriyetlerinin ortaya çıkışıyla birlikte ifade özgürlüğünün nasıl geliştiğini gözlemlersiniz. Üstünlerin hukukunun değil, hukukun üstünlüğünün esas alındığı bir dönüşüm ve değişim sürecine şahit olursunuz. Devlet idaresinde güçler ayrılığı ilkesi, demokrasinin temel kaideleri, hukuk devleti ve yargı  bağımsızlığı işte bu tekâmülün, bu inkişafın doğal sonucudur ancak Türkiye’de son on dokuz senede yaşananlar, âdeta tarihte bir tersine gidiş olarak kendini hissettirmektedir. Bu gidiş, demokrasiden tek adam rejimine, zenginlikten fakirliğe, birlik ve beraberlikten kutuplaşmaya doğru sürdürülen bir gidiştir; bu gidiş keyfiliğe, bu gidiş hakkaniyetsizliğe, bu gidiş liyakatsizliğe, bu gidiş yolsuzluğa, bu gidiş hırsızlığa ve hukuksuzluğa doğru bir gidiştir. Bu tersine gidişin adı da sebebi de esas itibarıyla bellidir; bu tersine gidişin adı “Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi”dir.

Türkiye Cumhuriyeti devletinin denge ve denetleme mekanizması Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemiyle yok edilmiştir. Partili Cumhurbaşkanlığı sistemiyle birçok kurum ve harcama Sayıştay denetiminden çıkarılmış, âdeta muaf tutulmuştur. Sayıştay, artık asli anayasal görevi olan denetimi, hakkıyla yerine getirememe durumuyla karşı karşıya bırakılmıştır.

 

Sayın Genel Başkanımızın işaret ettiği gibi, Türkiye Varlık Fonunun göstermelik denetimi buna ilginç bir örnek teşkil ediyor. Türkiye Varlık Fonu, Türkiye Cumhuriyetinin âdeta bir aile şirketi gibi yönetildiğinin de bir anlamıyla kanıtıdır. Bir siyasal rejim düşünün ki partili Cumhurbaşkanı kendisini bir kararnameyle Varlık Fonunun Yönetim Kurulu Başkanlığına, damadını da Başkan Vekilliğine atayabilsin, Başkanı olduğu Fon, devletin nesiller boyu elde ettiği tüm kazanımları bünyesinde toplasın. Bu kazanımların içinde kamu bankaları var, petrol şirketleri var, maden şirketleri var, telekomünikasyon şirketleri var; içinde cumhuriyetin kuruluşundan bugüne kadar on milyonların ortak katkısıyla ve alın teriyle var ettiği kamu kaynakları var. İşte, bütün bir milletin sahip olduğu varlığın ve alın terinin tek adamın keyfî iradesine terk edildiği bu rejimin adıdır Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi. Siyasi iktidar, yandaşlarına imtiyaz sağlamak için kanuna istisna fıkraları koyarken alfabenin dahi yeterli gelmediği düzenin adıdır Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi.

Değerli milletvekilleri, iktidar grubuna soruyorum: Bir siyasi iktidar on dokuz senede Kamu İhale Kanunu’nu acaba neden 191 kere değiştirmiş olabilir? Eğer, bir memlekette ihaleler kanunlara göre değil, kanunlar ihalelere göre değiştirilirse ancak mümkün olabilir bu sonuç. Dünyada en fazla kamu ihalesi alan 10 şirketin 5’i Türkiye’den. İşte bu 5’li, Türkiye'nin kanını emen malum 5’lidir. İşte bu 5’li, 2021 yılında milletin hazinesinden en az 30 milyar lira hortumlayan, utanmaz 5’lidir. On yılda, bu 5’li için, 128 defa vergi ve harç indirimi yaptığınızı aziz milletimiz biliyor. Partili Cumhurbaşkanı her fırsatta “Dünya 5’ten büyüktür.” diyor. Evet, dünya 5’ten büyüktür ancak göreceksiniz ki Türkiye de, bu 5’li çeteden büyük olduğunu gösterecektir.

Bu düzen böyle gitmez, Türkiye umutsuz, çaresiz değildir. Türk milletine sözümüzdür, bu haramzade düzeni yıkacağız. İYİ Parti iktidarında denge ve denetim mekanizması yeniden inşa edilecektir. İyileştirilmiş ve güçlendirilmiş parlamenter sistemde Sayıştayın denetim yetkileri artırılacaktır, siyasi iktidarların bütün harcamaları istisnasız olarak Sayıştay denetimine açık hâle getirilecektir. Kanunlar ihalelere göre değil, ihaleler kanunlara göre yapılacaktır.

Saygıdeğer milletvekilleri, İYİ Parti iktidarında siyasette vesayet üzerinden yandaşlara kaynak aktarma dönemi sona erdirilecektir. İyileştirilmiş ve güçlendirilmiş parlamenter sistemde devlet ve siyaset kurumunda bulunan hiçbir kişi ya da zümre Anayasa ve kanunlarda belirlenmiş sınırları aşarak başka kişi ve kurumlar üzerinde vesayet kuramayacaktır. Biz, İYİ Parti olarak, hiçbir vesayeti tanımıyoruz ve asla da kabul etmiyoruz. Türkiye’de siyaset kurumunun bir parçası olan herkes şunu bilmeli ki memleketimizin geleceğinde askerî ya da sivil hiçbir vesayetçi odak, iktidarını muhafaza edememiştir. O yüzden, zamanın ruhunu idrak edemeyen saray siyasetinin otoriterleşme ve tek adam çabası beyhudedir. Türkiye üzerinde vesayet kurma heveslisi olan tüm kişi ve kurumların hevesleri kursaklarında kalacak ve Türkiye’de vesayet dönemleri ilk seçimden itibaren son bulacaktır.

2017 yılında yapılan Anayasa değişikliğini hatırlarsınız. Bu değişikliğin menfi tesirleri, devletin her hücresine sirayet etmiş durumdadır. Devletin bütün kurumları tek bir kişiye bağlı iken o ülkede adalet temin edilmez, o ülkede demokrasi olmaz çünkü adalet ve demokrasi, tek adam yönetimiyle asla ve kata bağdaşmaz.

Dünyadaki uygulamalarına baktığımızda başkanlık sisteminin temel mantığı yasama, yürütme ve yargı erklerinin kesin ayrılığına dayanır. Ancak sizin getirdiğiniz ne başkanlık sistemidir ne de parlamenter demokrasidir. Bu ucube sistemin tek mantığı ve amacı, tüm yetkileri tek bir kişinin uhdesinde toplamaya yöneliktir. Bu sistem Türk milletinin bağımsız olan yargıya olan güvenini yok etmiştir. Cumhurbaşkanı Yardımcısının açıkladığı üzere yargıya olan güven yüzde 30’ların altına düşmüştür. Bu aslında bir nevi itiraftır.

Yargıya ve adalete güvenin olmadığı bir memlekette ekonomik refahın gelişmesi ve yükselmesi mümkün değildir. İçeride ve dışarıda Türkiye'yi kuşatmış siyasi, ekonomik ve toplumsal sorunları derinleştiren temel problem Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminin ta kendisidir. Bir sistem düşünün ki partili Cumhurbaşkanlığı 68 kararnameyle devletin en ehemmiyetli alanlarını yeniden düzenlerken, Türkiye Büyük Millet Meclisi bu sürede ancak 54 kanun çıkarabilirsin. Yalnızca bu örnek bile Gazi Meclisin siyasi iktidar karşısında nasıl bir yetki gasbına uğradığını açıkça ortaya koymaktadır. Türkiye Büyük Millet Meclisinin asli görevi olan yasama yetkisi siyasi iktidar tarafından Meclisin elinden alınmış ve gasbedilmiştir.

İYİ Partiye göre dünyada hiçbir parlamento sahip olduğu yetkiler itibarıyla güçlendirilmeyi Gazi Meclisimiz kadar hak edemez. Çünkü bu Meclis devletimizin ve cumhuriyetimizin kurucu iradesini yansıtır. Türkiye Büyük Millet Meclisinin yasama görevinin yanı sıra denetim yetkisi de bulunmaktadır. Anayasa ve İç Tüzük’ün bu konudaki hükümleri de gayet açıktır. Gazi Meclisimizin denetim faaliyetini en güçlü ve yetkin bir şekilde kullanması biz milletvekillerinin tarihî sorumluluğundadır. Ancak ne yazık ki tek adam rejiminde denge ve denetim mekanizmaları tamamen ortadan kaldırılmıştır. İşte, bu sebeple iyileştirilmiş ve güçlendirilmiş parlamenter sistemin savunduğu temel ilkeler güçlü Meclis, hukukun üstünlüğü, tam bağımsız ve tarafsız yargıdır. Çünkü bize göre, bağımsız ve tarafsız yargı Türkiye Cumhuriyeti’nin her vatandaşının sahip olduğu büyük bir hak ve teminattır. Asla unutulmamalıdır ki egemenlik kayıtsız şartsız milletindir ve ilelebet öyle kalacaktır.

Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 18.48

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 19.05

BAŞKAN: Başkan Vekili Haydar AKAR

KÂTİP ÜYELER: Emine Sare AYDIN (İstanbul), Şeyhmus DİNÇEL (Mardin)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 88’inci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

266 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon yerinde.

Teklifin tümü üzerinde gruplar adına konuşma sırası, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Kırıkkale Milletvekili Sayın Halil Öztürk’e aittir.

Buyurun Sayın Öztürk. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA HALİL ÖZTÜRK (Kırıkkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 266 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin tümü üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu ve ekranları başında bizleri izleyen değerli izleyicileri sevgiyle ve saygıyla selamlıyorum.

Saygıdeğer milletvekilleri, hiç kuşkusuz dünyada ülkelerin söz sahibi olması ve küreselleşmeye yön vermeleri ekonomik ve sınai olarak gelişmişlikleriyle paraleldir; güzel ülkemizin 2023 yılında lider ülke olabilmesi de buna bağlıdır. Sanayileşmemizi tamamlamak ve küreselleşmeye yön vermek için de öncelikli olarak ülkemizin ve işletmelerimizin ihtiyacı olan hukuk politikalarını hayata geçirebilmeliyiz. Bu bakımdan, işletmelerin verimli bir şekilde çalışmaları, borçlarını ödeyebilecek ve alacaklarını tahsil edebilecek durumda olmaları ekonomimizin etkin ve verimli olarak işlemesi bakımından son derece önemlidir.

Başarılı bir ekonomik sistemde ihtiyaçların karşılanması kadar etkin bir hukuk sisteminin varlığı da gereklidir çünkü hukukun ekonomideki rolü piyasanın düzenli çalışmasını ve gelişmesini sağlayacak olan yasal çerçeveyi oluşturmaktadır. Ekonomik hayatı düzenleyen hukuk kurallarının ekonominin dinamikleri ve gerçekleriyle bağdaşması gerekmektedir. İşte, önümüzdeki İcra ve İflas Kanunu’yla konkordato usullerine ilişkin düzenlemelerin yer aldığı ve bazı farklı alanlarda değişiklikler öngören 21 maddelik kanun teklifinin de bu ihtiyaçlara cevap vermeyi hedeflediğini görmekteyiz.

Değerli milletvekilleri, malumları olduğu üzere kendi kusuru olmaksızın mali durumu bozulmuş olan girişimciyle alacaklısının belli bir plan dâhilinde anlaşma yapmalarına konkordato denilmektedir. Konkordato kurumu aslında Türk hukukunda 1929’dan bu tarafa bulunmaktadır. Konkordato tarihsel kökene sahip bir kurum olmakla beraber, 2000’lerin başında şartları borçlulara ağır geldiği için uygulaması son derece azalmıştır. Daha önce İcra ve İflas Kanunu’nda yer alan konkordato müessesesi bu bakımdan uzun yıllar bir diğer müdahale aracı olan iflasın ertelenmesi kurumunun gölgesinde kalmıştır. Bilindiği gibi, İcra ve İflas Kanunu’nun 285 ila 309’uncu maddeleri arasında düzenlenmiş olan konkordato uygulaması 28 Şubat 2018 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabul edilip 15 Mart 2018 tarihinde Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Bu minvalde konkordato uygulaması, 7101 sayılı İcra ve İflas Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile ticari hayatımızda tekrar yerini bulmuş, iflasın ertelenmesi kurumunun yerini almıştır.

Saygıdeğer milletvekilleri, yeni düzenlemeyle konkordato, elinde olmayan nedenlerle borçlarının tümünü ödeyemeyen iyi niyetli borçlular için bir çıkış yolu olmuştur. Borçlu ile borç ödeme anlaşması yapılarak borçlunun borçlarını vade vererek veyahut da tenzilat yapılmak suretiyle borçlarını belli bir ödeme takvimi içerisinde ödeme imkânı getirilmiştir. Ticaret Bakanlığı verilerine göre 2018 yılından bu yılın 4’üncü yılına kadar Türkiye genelinde haklarında konkordato kapsamında kesin mühlet kararı verilmiş toplam 2.373 şirket bulunmaktadır. Günümüzde konkordato uygulamalarındaki genel eleştiri ise bazı borçluların, gerçek mali durumu bakımından borçlarını ödeyebilme gücüne sahip olmasına rağmen bunu erteleyerek zaman kazanmaya çalışmasıdır. Hatta bazı borçluların bu yöntemle, kısmi ödemede bulunarak borçlarından kısmen kurtulma yolunu tercih ettikleri öne sürülmektedir.

Konkordato prosedürünün maliyeti fazla olduğu için genellikle küçük şirketlerin değil, büyük şirketlerin bu yola başvurduğu bilinmektedir. Konkordato mühleti alan bu şirketler, alacakları olan küçük ve orta ölçekli işletmelere yani KOBİ’lere borçlarını ödemeyi erteleyebilmektedirler ancak alacaklarını tahsil edemeyen KOBİ’ler hakkındaki icra takipleri başlatılmaktadır. Küçük işletmeler bakımından, tek bir komiser atanarak konkordato maliyetlerinin azaltılabileceği düşünülse de bu işletmelerin avukatları dahi olmadığından konkordato başvurusunda bulunmaları çoğu zaman mümkün olmamaktadır. Alacaklarını tahsil edemedikleri için borçlarını ödeyemeyen bu işletmeler haciz tehdidiyle karşı karşıyadır. Bu bakımdan, konkordato sürecinde uygulayıcılar hem alacaklıların korunmasını hem de borçluların mali durumunun iyileştirilmesini sağlama görevlerini eksiksiz yerine getirmelidirler.

Değerli milletvekilleri, konkordato iflas ertelemeye göre daha kısa bir süreçtir. Günümüzde konkordato toplam süreci yirmi dokuz ayı bulsa da ortalama kesinleşme süreci yirmi üç ayda tamamlanmaktadır. Teklifle getirilmek istenen düzenlemeler elbette ihtiyaca cevap verebilecektir lakin Milliyetçi Hareket Partisi olarak, teklifte yer alırsa çok daha iyi sonuçlar alınabileceğine inandığımız bazı önerilerimiz de olacaktır. Bu kapsamda, mali açıdan zor durumda olan işletmelerin, kazanamadıkları paranın vergisini ödeme yoluyla daha da mağdur olmamaları adına, iflas ertelemede olduğu gibi konkordatoda da şüpheli alacak karşılığı ayırmalarına müsaade edecek bir düzenleme yapılmalıdır.

Finansal kuruluşlar genellikle kredi ilişkisine girdikleri şirketlerden borcun belli katı kadar teminat aldıklarından, şüphesiz bu şekildeki bir düzenlemenin yapılması, genelde teminata bağlı olmayan alacaklar yoluyla piyasa riski taşıyan girişimleri de rahatlatacaktır. Özellikle pandemi döneminde mali bakımdan güçlü olan banka ve finans kuruluşlarının rehinli alacaklı oldukları işletmelere konkordato süreçlerinde bu rehinli alacaklarına güvenerek menfi etki yaratmalarının önüne geçilebilmelidir.

Firmalara, konkordato sürecinde, makul güvence raporunu Kamu Gözetimi Kurumunun yetkilendirdiği denetim şirketlerinden alınması şartı getirilmiştir. Denetim şirketleri, konkordatoya başvuracak olan firmalardan, firmanın büyüklüğüne göre, yüksek hizmet bedelleri talep etmektedir. Zaten zor durumda olan firmaların bu bedelleri ödemesi ekstra bir maliyet yaratmaktadır. Denetim yapılması aşamasında incelenen firmanın tüm çalıştığı tedarikçiler ve bankalarla mutabakat yapılması zorunluluğu olmasından dolayı tedarikçi firmalar ve bankalar firmanın konkordato talebinde bulunacağını anlamaktadırlar. Bu sebeple, talepte bulunacak firma icra takipleri, hacizler ve hesap kat edilmeleriyle baş başa bırakılmaktadır. Konkordato talebinde bulunacak firma işletilemez duruma düşürülmekte, firmalar da konkordato taleplerinden vazgeçmektedirler. İşletmenin ekonomik durumu ise her geçen gün daha da içinden çıkılmaz bir hâle gelmektedir. Yaşanan bu olumsuzluğa karşı önerimiz de şu şekildedir: Makul güvence raporunun başvuru yapıldıktan ve ihtiyati tedbir kararı verildikten sonra bir ay içerisinde mahkemeye sunulması sağlanmalıdır. Böylelikle firma konkordato alarak ekonomik durumunu düzeltebilecek, istihdam sağlamaya devam edecek, ihracat kabiliyeti bulunan firmaların ülke ekonomisine katkıları sağlanabilecektir.

Değerli milletvekilleri, yine, konkordatoya başvuran firmaların başvuru dilekçelerine ek olarak sunmaları gereken makul güvence raporunun bağımsız denetim kuruluşlarınca verilmesi yönündeki zorunluluğun bu firmaların tekel hâle gelmesinin önünü açtığı görülmektedir. Bu nedenle, Kamu Gözetimi Kurumunun bu firmalara yönelik denetim rolünü daha sıkı ve mevzuata uygun şekilde yerine getirmesi sağlanmalıdır. Ayrıca, şirketlerin makul güvence raporlarının standart fiyatlaması yapılmalı ve azami bir sınır getirilmelidir.

Bu düzenlemenin devamında konkordato sürecini yöneten, şirketi yeterince tanıma imkânı bulan komiserler hakkında da düzenleme yapılmalıdır. Söz konusu bu komiserlerin şirketi tanıdıklarından dolayı konkordato projesinin tasdiki hâlinde kayyum olarak görevlerine devamlarının sağlanması yerinde olacaktır. Aksi hâlde kötü niyetli kişi veya kişilerce alacaklıların mağduriyeti ortaya çıkabilecektir.

Değerli milletvekilleri, önerilerimizin kapsamında devamla, konkordatonun iflas öncesi son ve mecburi bir yol olduğunun görülmesi için adımlar atılmalıdır. Bu kapsamda konkordatonun daha işlevsiz hâle getirilmesi adına mali yönden masrafları azaltacak düzenlemeler yapılarak şirketlerin iflasa sürüklenmesinin önüne geçilebilmelidir. Elbette bununla birlikte konkordatoya başvuran firmaların konuyu suistimal etmemeleri adına caydırıcı önlemler de alınmalıdır. Bunun için kötü niyet durumunda başvurulacak cezai yaptırımlar hayata geçirilebilmelidir. Ayrıca konkordatoya başvuran ve mühlet talebinde bulunan şirketlerin salt hukuk ve icra takibi değil, idari ve diğer takibatlarıyla ilgili de düzenlemeler yapılmalıdır.

Konkordato sürecinde görev alan komiserlerin sadece eğitim alarak bu süreçte görev almaları bize göre yeterli görülmemektedir. Güncel mevzuat değişikliklerini de yetkin bir şekilde takip edebilmeleri amacıyla düzenli kontrol sınavlarına tabi tutulmaları ile ilgili düzenleme yapılmalıdır.

Son olarak Covid-19 nedeniyle mali yapısında bozulmalar oluşan, konkordato kurumuna ihtiyaç duyan firmalar için çeşitli kolaylıklar getirilmesi gerektiğini ifade etmek isterim. Bu bağlamda İcra ve İflas Kanunu’nun 292’nci maddesinin (a) ve (b) bentlerinin 31 Aralık 2021 tarihine kadar uygulanmaması yönünde geçici bir düzenleme yapılmalıdır. Buna göre borçlunun mal varlığının korunması için iflasın açılması gerekiyor veya konkordatonun başarıya ulaşılamayacağı anlaşılıyor ise kesin mühletin kaldırılamayacağı, konkordato talebinin reddine ve borçlunun iflasına karar verilmeyeceği yönünde düzenleme yapılması yerinde olacaktır. Tüm bunların sonucunda borçluya icra ve iflas takibi baskısı olmadan geçici bir süreyle faaliyetlerine devam etme ve borçları ödeme fırsatı verilmiş olacaktır. Ayrıca, borçlu ile alacaklılar arasında menfaat dengesi de gözetilmiş olacaktır. Yine, mühlet içinde kira alacağı için teminat verilmesi ve tahliye talebinin işletme şeklinde kullanılan gayrimenkuller açısından yapılamaması da yasal olarak öngörülebilmelidir.

Saygıdeğer milletvekilleri, olağanüstü bir durum olarak kabul edilmesi gereken salgın hastalık, gelirleri azalan ve ödemeler dengesi bozulan borçlularda artış yaşanmasına neden olmaktadır. Gerçek ve tüzel kişilerin mevcut konkordato mevzuatındaki sıkı şartları yerine getirerek ve daha fazla masraf yaparak mühlet alabilmesi yerine daha az masrafla ve daha hızlı konkordato mühleti alması sağlanmalıdır.

Belirtmek gerekir ki konkordato hükümlerinde büyük ölçüde iktibas ettiğimiz İsviçre hukukunda iflasların önlenmesi ve konkordato başvurularının daha kolay yapılabilmesini sağlayacak özel düzenlemeler yapılmıştır. İsviçre hukukundaki söz konusu bu güzel gelişmeleri de dikkate aldığımızda birkaç hatırlatmada bulunmakta fayda olduğunu mütalaa etmekteyiz. Konkordato, geçici mühlet verilebilmesini kolaylaştırmak amacıyla İcra İflas Kanunu’nun 286’ncı maddesinde yer alan ve iflasa tabi olan borçlular için öngörülen şartlarda sayılan, makul güvence veren denetim raporu alma yükümlülüğü geçici bir süreyle durdurulabilmelidir. Covid-19 salgını nedeniyle borçlarını ödeyemeyecek duruma gelmiş borçluların böylelikle ekonomik olarak daha fazla zorlanmadan konkordato hükümlerinden faydalanması sağlanabilecektir. Yine, konkordatoda mühlet verilmesi adi alacaklar bakımından faiz işlemini durdurmaktaysa da rehinle teminat altına alınan alacaklar bakımından faiz işlemeye devam etmektedir. Yapılacak düzenlemeyle hem rehinle teminat altına alınan alacaklar bakımından hem de işleyecek faizler bakımından geçici bir süreyle azami bir oran belirlenmelidir.

Değerli milletvekilleri, teklifle bazı farklı alanlarla da yasal düzenlemeler yapılmaktadır. Buna göre, yapı kullanma izin belgesi verilmesi sırasında yapı kullanma izin harcı ile cins tahsisi harcının belediyelerce tek seferde alınması öngörülmektedir. Kat Mülkiyeti Kanunu’nda yapılan değişiklikle, yapı kullanma izin belgesi düzenlenen tüm yapıların cins değişikliği işlemleri resen yapılması düzenlemektedir.

Görüşmekte olduğumuz teklife Adalet Komisyonunda ihdas edilen 2 yeni maddeyle Trafik Kanunu’nda yapılan değişiklikler öngörülmekte, trafik kazalarına ilişkin sigorta tazminatı hesaplama yöntemleri de güncellenmektedir.

Saygıdeğer milletvekilleri, adaletin yerine getirilmesinde çok sayıda çalışanımızın emeği bulunmaktadır. Bunlar arasında, denetimli serbestlik müdürü ve yardımcıları, psikolog, sosyolog, sosyal çalışmacı, aşçı, idare memuru ve daha nice meslek grubu bulunmaktadır. Öncelikle, adalet sistemi hizmetlerinde çalışanlarımızın özlük ve mali haklarında iyileştirme sağlayacak yasal düzenlemelerin de gündeme alınmasının beklenti dâhilinde olduğunu ifade etmek isterim. Yargı reformu kapsamında önümüzdeki günlerde dördüncü paket Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine gelecektir. Bu paket sonrasında, yine yargı reformu kapsamında Adalet Bakanlığı personel reformunu içeren düzenlemeleri de burada görüşebilmeliyiz. Bu kapsamda, adalet hizmetleri sınıfını çalışma mevzuatımıza kazandırmalıyız.

Konumuz itibarıyla adalet sistemimizin sağlıklı yürümesinde önemli ve özverili emek harcayan bazı çalışma gruplarına da vaktim el verdiğince değinmek isterim. Bu kapsamda, haziran ayı itibarıyla 42 bini sözleşmeli olmak üzere sayıları neredeyse 70 bini bulan ceza infaz koruma memurlarının beklentileri ön plana çıkmaktadır. İnfaz koruma memurlarımız  öncelikle emniyet veya güvenlik sınıfına geçmek istiyorlar. Malumunuz cezaevi içindeki güvenliği sağlayan jandarmayla aynı şartlarda mesai harcayıp aynı riski taşımaktadırlar. Gerek kadrolu gerekse sözleşmeli infaz koruma memurları özlük ve mali haklarında iyileştirme beklemektedir. Yine, sözleşmeli infaz koruma memurlarımız artık kadroya geçme isteklerinin değerlendirmesini beklemektedirler. İnfaz koruma memurlarımızın en önemli talebi ise bayram ve resmî tatillerde ve diğer zamanlarda yapmış oldukları fazla çalışmanın ücretini almak istemeleridir. Bu önemli talep de gündeme alınıp değerlendirilmelidir. Hem görev esnasında hem de görev dışında ölüm tehditleri bulunduğundan silah taşıma ruhsatı izninin -hâlâ İçişleri Bakanlığında beklemektedir- bir an önce çıkması yaşamsal önem taşımaktadır.

Yine, cezaevlerinde görev yapan sağlık memurları tam bir görev tanımı talep etmekte, özlük ve mali haklarının Sağlık Bakanlığına mensup sağlık memurları seviyesine gelmesini istemektedirler.

Saygıdeğer milletvekilleri, yine, adalet sistemimizin müstesna ve üzerinde hassasiyetle durmamız gereken parçasını oluşturan adalet meslek lisesi ve adalet meslek yüksekokulu mezunları da hâlâ Adalet Bakanlığından sevindirici haberler beklemektedir. Buralardan mezun olan gençlerimiz ve özellikle engelli gençlerimiz Bakanlığın merkezî atamalarında Adalet Bakanlığı nitelik koduyla tercih yapabilmelerine imkân sağlanmasını beklemektedir. Yine, adalet meslek kodundan mezun olan söz konusu bu gençlerimiz Bakanlığın sınavlarında -haklı olarak- ek puan talep etmektedir hem yazılı hem de mülakatlarda hak ettikleri ek puan bu gençlerimize verilmelidir. Bakanlık çalışan temininde adalet meslek liselerine ve meslek yüksekokullarına daha yüksek oranda kadro ayrılmalıdır.

Saygıdeğer milletvekilleri, Milliyetçi Hareket Partisi olarak olumlu katkılarımızı sunduğumuz teklifi Komisyonda olduğu gibi Genel Kurulda da destekleyeceğimizi ifade etmek istiyorum. Ticaret hayatını diri tutacak, ekonomimizin çarklarını hızlandıracak her türlü yasal düzenlemeyi hayata geçirebilmeliyiz. Bu bakımdan, önümüzdeki günlerde yargı reformu gibi önemli düzenlemeleri de oldukça önemsiyoruz.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak destek sunduğumuz kanun teklifinin amacına ve hedefine ulaşmasını temenni ediyor, hayırlı olmasını diliyor, Genel Kurulu ve ekranları başında izleyen saygıdeğer izleyicileri bir kez daha saygıyla selamlıyorum. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teklifin tümü üzerinde Halkların Demokratik Partisi Grubu adına söz talep eden Batman Milletvekili Sayın Mehmet Ruştu Tiryaki.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, ekranları başında bizleri izleyen sevgili yurttaşlarımız; öncelikle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bir selamda, yüz doksan günü aşkın süredir cezaevlerinde açlık grevini sürdüren devrimci tutsaklara, tecride ve insan haklarına aykırı her türlü uygulamaya karşı başlattığınız açlık grevine, kör ve sağır kaldığımız için her birinizden ayrı ayrı özür diliyorum. Umarım, cezaevlerini tabutluğa çevirmeden, bu ülkenin siyasetçileri olarak cezaevlerinde yaşanan sorunları çözebilir, aklın üstün gelmesini sağlayabiliriz.

Gündemimiz, 266 sıra sayılı İcra ve İflas Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkındaki Kanun Teklifi. Ben de teklifle ilgili olarak grubumuzun görüşlerini genel olarak sizlerle paylaşacağım.

Evet, bir suç örgütü lideri, İçişleri Bakanının, eski Adalet Bakanının, eski Başbakan ve Meclis Başkanının veya ailelerinin karıştığı suçlarla ilgili itiraflarda bulunurken biz, Türkiye Büyük Millet Meclisinde konkordato tartışacağız.

Evet, Türkiye'nin üçüncü büyük partisinin,  Türkiye Büyük Millet Meclisinde temsil edilen üçüncü büyük partinin hakkında bir kapatma davası açılmışken biz İcra ve İflas Kanunu’nda teknik sorunları tartışacağız.

 Evet, yalnız on yıl içerisinde Türk Lirasının değeri yüzde 85 düşmüşken, asgari ücret açlık sınırının altındayken, dünyada en yüksek enflasyona ve en yüksek faize sahip ülkeler arasındayken biz, sigorta şirketlerinin çıkarı için neler yapabiliriz, bugün onu tartışacağız.

Meşhur hikâyedir; Fatih Sultan Mehmet, Bizans kapılarına dayanmıştır, o güne kadar yapılmış en büyük toplarla Bizans surlarını dövmektedir, kadırgaları karadan yürütüp Haliç’e girmek üzeredir ama Bizanslı rahipler bir iğnenin ucuna kaç meleğin sığacağını tartıştırmaktadır. Evet, Adalet ve Kalkınma Partisi ülkenin hukuku, siyaseti, ekonomisi, eğitimi, sağlığı tarumar olurken tıpkı Bizanslı rahipler gibi bizlere bir iğnenin ucuna kaç meleğin sığacağını tartıştırmaya çalışıyor.

Varsın tartışsın, varsın tartıştırmaya çalışsın; biz bu ülkenin gerçek gündemlerini tartışmaya devam edeceğiz. Kapatma davasını tartışacağız, ekonomiyi batırmanızı, halklarımızı açlığa yoksulluğa mahkûm etmenizi tartışacağız. Mafya ve çete düzeninizi tartışacağız, yarattığınız haksızlıkları, hukuksuzlukları ve adalete olan özlemi tartışacağız.

Türkiye'nin yargı kurumlarının uygulamalarıyla siyasi mesaj vermeleri önceleri çok da yaygın değildi ama şimdi, yargı kurumları bir süredir, iktidarın aparatı hâline geldiğinden, iliştirilmiş kurumlar hâline getirildiğinden neredeyse her uygulamasıyla siyasi mesajlar veriyor. Misal, bugün tartıştığımız, HDP hakkındaki kapatma davası. Anımsarsanız, HDP hakkındaki ilk kapatma davası, iktidarın görünmez ortağının kongresinden bir gün önce, âdeta hediye olarak 17 Mart tarihinde açılmıştı. Çünkü en çok ses oradan ve iktidarın ortağı olan diğer o küçük küçük partilerden çıkıyordu. Neyse ki Anayasa Mahkemesi gayriciddi iddianameyi iade etti, ülkeyi bir süreliğine de olsa büyük bir ayıptan, büyük bir hukuksuzluktan ve siyasetin katledilmesinden kurtardı. Başsavcılık yememiş içmemiş, şimdi de Adalet ve Kalkınma Partisinin tek başına iktidarı kaybettiği 7 Haziran seçimlerinin yıl dönümünde, âdeta intikam saikiyle, Adalet ve Kalkınma Partisine bu hezimeti yaşatan HDP’ye 2’nci kez kapatma davası açmış; 4’ünde değil, 6’sında değil, 8’inde değil, Haziranın 7’sinde. Dün partileri hakkında kapatma davası açılırken bunun demokrasinin katli anlamına geldiğini söyleyen Adalet ve Kalkınma Partisi, bugün rakipleri hakkında bir kapatma davası açılırken sessiz ve bıyık altından gülüyor çünkü Adalet ve Kalkınma Partisi demokrasiyi bu ülkede yaşayan herkes için değil yalnızca kendisi için istiyor. Oysa biz AKP hakkında kapatılma davası açıldığında dün ne söylediysek bugün de aynı şeyi söylüyoruz, parti kapatmak demokrasiyi katletmektedir. Yaptığımız konuşmalar nedeniyle hakkımızda soruşturma başlatacak, davalar açacaksınız, katıldığımız demokratik protesto etkinlikleri nedeniyle hakkımızda soruşturmalar başlatacak, davalar açacaksınız, bir suç örgütü liderinin, düne kadar yanınızda olan, sizin adınıza muhalifleri ölümle, kan banyosuyla tehdit eden, sizin için mitingler yapan, sizin isteğiniz üzerine ÖSO çetelerine silah ve cephane taşıyan bir suç örgütü liderinin itirafları üzerine tek bir soruşturma başlatmazken yalnızca itirafçı beyanlarına dayanarak yüzlerce yöneticimiz, belediye başkanımız, milletvekilimiz hakkında soruşturma başlatacak, davalar açacaksınız; sonra da elinizde başkaca hiçbir hukuksal argüman olmadığı için bu soruşturmaları, bu davaları arka arkaya sıralayarak partimiz hakkında bir kapatma davası açacaksınız. Kimi kandıracaksınız? Kimi kandıracağınızı düşünüyorsunuz, ortağınızı mı? Ortalama zekâya sahip hangi yurttaşı, hangi hukukçuyu ikna edeceksiniz? İlk başvuruda Anayasa Mahkemesi ne demiş anımsıyor musunuz? “Ne için kapatılmasını istiyorsunuz?” Bir siyasi parti hakkında açılan kapatma davasıyla ilgili olarak Anayasa Mahkemesi “HDP’nin kapatılmasını hangi gerekçeyle istiyorsunuz?” diye sormuştu. Çünkü 600 küsur sayfalık iddianamede sadece HDP’nin yöneticileri, HDP’li milletvekilleri hakkında başlatılmış soruşturmalar, açılmış ceza davaları sıralanmıştı, başkaca hiçbir delil yoktu.

Bu ülkede ilk kez bir parti hakkında kapatma davası açılmıyor. Emin olun, bugüne kadar açılan kapatma davalarının hiçbiri hukuksal temele dayanmıyordu, tamamı siyasi gerekçelerle açıldı, tamamı zayıf davalardı; AKP hakkındaki de, Refah hakkındaki de, Fazilet hakkındaki, Türkiye Birleşik Komünist Partisi hakkındaki de, Sosyalist Parti hakkındaki de, HADEP, DEP, HEP hakkındaki davaların tamamı zayıf davalardı ama emin olun, hiçbir kapatma davası bu kadar temelsiz, bu kadar delilsiz, bu kadar hukuksuz, bu kadar zayıf olmamıştı.

Anayasa Mahkemesi, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığını bu gerekçelerle uyardı, ülkeyi büyük bir ayıptan kurtardı. Bu ülkemiz için bir şanstı ama gelin görün ki iktidar hırsı gözünüzü o kadar bürümüş ki gözünüz başka hiçbir şey görmüyor, istediğiniz tek şey HDP’nin kapatılması.

Evet, direneceğiz; evet, sonuna kadar direneceğiz; evet sonuna kadar ve hukuk içerisinde direneceğiz. Bu ülkenin geleceğinin karartılmaması için direneceğiz, bu ülkeden henüz umudunu yitirmeyenler adına direneceğiz. Demokrasi, demokratik değerler, evrensel insan hakları ve meşru siyasetin egemenliği için direneceğiz. Demokrasi düşmanları kaybedecek, biz kazanacağız. HDP kapatılmayacak, HDP kapatılamayacak. (HDP sıralarından alkışlar)

Değil 500, 500 bin kişi için siyaset yasağı getirseniz arkamızdaki, yanımızdaki, önümüzdeki milyonlarca HDP’li bu bayrağı devralacak ve bu gemiyi limana ulaştıracak.

Şimdi, bir iğnenin ucuna kaç meleğin sığacağına, 266 sıra sayılı Kanun Teklifi’ne gelince.

Teklifin sahipleri diyor ki: “15 Mart 2018’te yürürlüğüne giren 7101 sayısı Yasa’yla konkordatoya ilişkin hükümleri revize ettik, üç yıldır uyguluyoruz, bazı sorunlar tespit ettik, şimdi de bu yasa teklifiyle bu sorunları gidereceğiz.” Her şeyiniz gibi konkordato da dikiş tutmamış anlaşılan. Her ay binlerce şirket iflas ediyor, KOBİ'ler iflas ediyor, Hükûmet “Şirketlerin, KOBİ'lerin iflasını nasıl engelleyebilirim?” diye düşünmek yerine, işte bu teklifle “İflas eden şirketlerin mallarını en kısa sürede nasıl tasfiye ederim, en kısa sürede nasıl satarım?” onun peşine düşmüş durumda. Teklifin 2’nci, 3’üncü, 4’üncü, 5’inci, 6’ncı ve 7’nci maddeleri tam olarak bu amacı taşıyor.

Şimdi, teklifin 3’üncü maddesinde rehinli malların satılmasının kolaylaştırılmasına ilişkin olarak şöyle bir şey var: Bu düzenleme, en büyük kredi kuruluşu olan bankaları koruyan bir düzenleme; üstelik -bu düzenleme uyarınca- yalnızca işletmeye ait olan rehinli mallar değil aynı zamanda “üçüncü şahıs ipoteği” denilen ve üçüncü şahıslardan temin edilen rehinli malların satışını da gerçekleştirmeyi kolaylaştıran bir düzenleme. Satışın icra yoluyla yapılacak olması hem şirketi hem de üçüncü kişileri ciddi biçimde zarara uğratacak. Çünkü icra vasıtasıyla yapılan satışlarda satışa konu malın değerinin yüzde 50’si indirimle satış işleminin gerçekleştirilmesi, kefilin ve ticari işletmenin yüksek oranda zarara uğratılması mümkün. Ekonomik kriz ve pandemi nedeniyle desteksiz bırakılan işletmelerin böyle bir tehditle karşı karşıya bırakılması, bankaları ve sermayeyi koruyan ancak esnafı ve şirketleri mağdur edecek bir düzenlemedir.

Teklifin 7’nci maddesiyle getirilmek istenen hüküm, işçi alacaklarının öncelikli olarak ödenmesini engelleyecek niteliktedir. Bu konuda Komisyondaki tartışmalar sırasında iktidar partisini, 1’inci partiyi uyardık fakat bu konuda hiçbir adım atmadılar. Diyor ki teklif sahipleri: “Konkordato ilan etmiş bir şirkete hâlâ borç veren, yatırım yapan, iş yapan birileri varsa neden bunun alacağını öncelemeyelim?” Gerekçeleri buydu. Emin olun, cehenneme giden yol iyi niyet taşlarıyla örülüdür. Kaldı ki bu düzenlemenin iyi niyetliliği de tartışmalıdır. Çünkü herhangi bir alacağın -konkordato ilan edildikten sonra oluşanlar da dâhil- işçi alacaklarının önüne konulması en naif ifadeyle söyleyeyim işçi düşmanlığıdır, emekçi düşmanlığıdır. Ayrıca bu düzenleme İcra ve İflas Kanunu’nun işçi alacaklarını güvence altına alan 140 ve 206’ncı maddelerinin eylemli olarak yürürlükten kaldırılması anlamına gelecektir.

Teklifin 10 ve 11’inci maddeleri müteahhitleri koruyacak bazı düzenlemeler içeriyor. Resen cins değişikliği ve malikin onayının kaldırılması hükümlerinin yer almasıyla, bilinen bazı şirketlerin ihyası mümkün olabilir. Kamuya ait arazilerin de bu tür inşaat şirketlerinin iştahını kabartmasına, hedefi hâline getirilmesine yol açabilir. Bu nedenle bu maddelere ilişkin de şerhimizi Komisyonda dile getirmiştik.

Teklifin 18 ve 19’uncu maddeleri Karayolları Trafik Kanunu’nda yapılan değişiklikleri içeriyor. Teklif sahipleri Anayasa Mahkemesi kararı uyarınca bu düzenlemeleri yaptıklarını ifade ettiler oysa teklifin Anayasa’ya aykırı olduğunu, Anayasa Mahkemesinin kararlarının gereği olmadığını çok kısa süre içerisinde göreceğiz; uyuşmazlık mutlaka bir kez daha Anayasa Mahkemesinin önüne gidecek ve emin olan Anayasa Mahkemesi bu hükümleri bir kez daha iptal edecek.

Yalnız burada bir konunun altını özellikle çizmek istiyorum, Komisyonda da dile getirmiştim. Teklif görüşülürken yani İcra ve İflas Kanunu’nda yapılan değişiklik teklifi Komisyonda görüşülürken konuklar tanıtılmıştı. Bir de baktık ki Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu, Türkiye Sigorta Reasürans ve Emeklilik Şirketleri Birliği ile sigortacılık üzerine çalışan akademisyen davet edilmiş. Diyebilirsiniz ki: “Ne var bunda? Sigortacılıkla ilgili bir düzenleme tartışılırken bu tarafların katılmasında ne tür sakınca olabilir?” Emin olun hiçbir sakınca yok ama gerçek durum şu: Teklifin içerisinde sigortacılığa dair tek bir hüküm yoktu. Teklif, İcra ve İflas Kanunu ile bazı kanunlarda değişiklik öneriyordu, henüz görüşmeler başlamamıştı, Adalet ve Kalkınma Partili milletvekilleri buna başkaca önerilerde bulunmamıştı. Teklifin içerisinde sigortacılığa dair tek bir hüküm yokken Komisyon Başkanının Adalet ve Kalkınma Partili milletvekilleriyle kendi arasındaki konuşmaya dayalı olarak sigorta şirketlerinin temsilcilerini ve kurumu davet etmesini bu açıdan yadırgadığımızı Meclis kürsüsünden de bir kez daha dile getirmek isterim.

Teklifin 18 ve 19’uncu maddeleri sigorta şirketlerini koruyacağından bunu doğru bulmuyoruz, üstelik pandemi nedeniyle kaza sayılarında ciddi azalmalar olmuşken bu düzenlemenin yapılmasını da adil bulmuyoruz; bunu da özellikle belirtmek isterim.

Şimdi, icra, iflas ve konkordato yasalarında yapılacak bu değişikliklerin gerçek sorunlara çözüm bulup bulamayacağını özellikle anlatmak istiyorum. Gerçek sorunların çözümüne katkı sunmayacağı çok açık. Ben bu konuyla ilgili birkaç sorunu dile getirmek istiyorum. UYAP verilerine göre yılbaşından bu yana icra ve iflas dairelerine 3 milyon 132 bin yeni dosya gelmiş. Bu sayı geçen yılın tam 1 milyon üzerinde. Vatandaşın bankalara ve finans kuruluşlarına borcu, mayısın son haftasında 10,1 milyar lira artarak 882,3 milyar liraya yükselmiş. Bu borcun 722,9 milyar lirası tüketici kredisi yani şişirilmiş büyüme, 159 milyar lirası da kredi kartı borcu. Yalnızca bir haftada, yalnızca bir hafta içerisinde vatandaşın çektiği kredilerde 4,3 milyar liralık, kredi kartı borçlarında da 5,8 milyar liralık artış olmuş. Dört ayda vatandaş bankalara 34,5 milyar lira faiz ödemiş. BDDK verilerine göre bu yılın ilk dört ayında vatandaşlar, tüketici kredisi ve kredi kartı faizlerine tam 34,5 milyar lira ödemiş. Geçen yılın ilk dört ayında vatandaşın ödediği faiz 25,9 milyar liraymış. Yani vatandaşın ödediği faiz de bir yıl içerisinde yüzde 33,7 artmış. Bunu da faize karşı olduğunu söyleyen Adalet ve Kalkınma Partisi yapmış. Borçlu KOBİ sayısı bir ayda tam 30 bin artmış. 30 bin tane KOBİ’nin borçlarında ciddi artışlar olmuş. KOBİ’lerin bankalara borcu nisan ayında bir önceki aya göre 3,5 milyar daha artarak 939,1 milyar liraya yükselmiş yani neredeyse 1 trilyon TL’ye ulaşmış. Bu kredilerin 57,2 milyarlık kısmı zamanında ödenmediği için bankalar tarafından takibe alınan kredilerden oluşuyor. Bankalara borcu olan KOBİ sayısı nisanda 29 bin artarak 4 milyon 229 bine yükselmiş yani her KOBİ borçlu. Bunlardan 280 bini borcunu ödeyemediği için icralık durumda. KOBİ kredileri de ilk dört ayda 33,1 milyar lira artış göstermiş, borçlu KOBİ sayısı da ilk dört ayda 131 bin artmış.

Çiftçinin borcu da bu süre içerisinde artmış. Tarım sektörünün bankalara olan borcu nisan ayında bir önceki aya göre 3,2 milyar lira artmış, toplam borçları 143,6 milyar liraya ulaşmış. Çiftçinin bankalara borcu 143 milyar TL. Tarım sektörünün, çiftçinin borçlarının 106,4 milyar lirası kamu bankalarına, 37,2 milyar lirası da özel bankalara. Tarım sektörünün, çiftçinin ödeyemediği 4,9 milyar lira için de bankalar takip başlatmış, sorsanız AKP çiftçi dostu.

İcra iflas müdürlüklerinin sorunlarına da değinmek isterim. Ödenmeyen her borç yeni icra takibi, icra daireleri için de artan iş yükü demek. İcra dairelerinin iş yükü Avrupa ortalamasının 5 katı. İcra dairelerinin fiziki koşulları elverişsiz, personel yetersiz dolayısıyla dosyaların sonuca ulaştırılması da her geçen gün güçleşiyor. Hukukçular yakından bilir. İcra dairelerinin neredeyse tamamı adliyelerin bodrum katındadır. İcra personeli artan iş yüküne rağmen bu dar ve havasız yerlerde çalışmaya devam ediyor. Bu sorunların ülkemizin içinde bulunduğu ekonomik krizden, işsizlikten de bağımsız olmadığı çok açık.

Ayrıca, bu sorunların fiziki bütün işlemlerin UYAP üzerinden ve dijital olarak yapılması ve dairelere sığmayan dosyaların kiralanan ek binalara taşınmasıyla da çözülemeyeceği çok açık. Dosya sayıları artıyor, iş yükü artıyor, aynı sayıda icra personelinden bir de bu dosyaları dijitale aktarması, ek binalara taşıması bekleniyor; bu, büyük bir haksızlık. Bu nedenle icra daireleri insani çalışma koşullarına kavuşturulmalı, mutlaka yeni personel istihdam edilmelidir.

Son olarak, yediemin depolarıyla ilgili bir şey söyleyip konuşmamı bitireceğim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkan.

 İktidarın doğrudan desteklemek yerine borçlandırmaya teşvik ettiği yurttaşların sayısındaki artış icra iflas daireleriyle birlikte yediemin depolarını da çalışamaz hâle getirdi. Dolar kuruna bağlı olarak gübre, tohum, ilaç, motorin, elektrik, su giderlerinin faturalarının artmasıyla ürün yetiştirme maliyetleri de arttı. Artan maliyet ve azalan alım gücü sebebiyle kazanç elde edemeyen çiftçiler Tarım Kredi borçlarını ödeyemez hâle geldiler. Emin olun, yedieminlerde yüzlerce, binlerce traktör atıl hâlde bekliyor ve çiftçiler otopark parasını ödeyip o araçlarını alamaz durumdalar diyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teklifin tümü üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz talep eden İstanbul Milletvekili Sayın Turan Aydoğan.

Buyurun Sayın Aydoğan. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA TURAN AYDOĞAN (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Hepimizin çokça hatırladığı bir sloganla başlayacağım. Allah rahmet eylesin, nurlar içinde yatsın, rahmetli Özal’a 12 Eylülün hemen akabinde, askerî yönetimin hemen akabinde üstelik OHAL devam ederken işçilerin bir sloganı vardı: “Çankaya’nın şişmanı, işçilerin düşmanı.” 1989-90, o yıllar. Yani henüz askerî yönetim kalkmış, OHAL yeni kalkıyor, 12 Eylül kanunları jet hızıyla bu ülkede uygulanıyor, 24 Ocak Kararlarının kararlı uygulayıcıları iş başında, ağır bir işçi düşmanlığı söz konusu ve o dönemde hatırladığım kadarıyla Zonguldak’tan yola çıkan işçilerin başlattığı bir slogandı bu. Allah rahmet eylesin, Özal’a “Çankaya’nın şişmanı, işçilerin düşmanı." demişlerdi. Şimdi, bu getirdiğiniz yasada, sizin bu getirdiğiniz yasada işçi haklarına kıyım öngören maddeyi herhangi bir işçi, işçiyi seven, alın terine saygı duyan insan sokakta söylese acaba başına ne gelir hiç düşündünüz mü? Yıl 1990, yıl 2021, otuz yıl geçmiş üzerinden, Türkiye özgürlükler konusunda bedel ödemiş, hukuk konusunda geriye gitmiş, bir istibdat rejiminin ayakları altında ezilir vaziyette; siz konkordatoyla ilgili üç yıl içerisinde 40’tan fazla maddede değişiklik yaparak, yapboz tahtasına çevirerek ekonominin kurallarını rayına oturtacağınızı düşünüyorsunuz öyle mi? Konkordato nedir? Konkordato dara düşmedir, zora düşmedir, ekonomik olarak zorda olmadır, yarattığınız eserdir, yarattığınız eserdir işte. Son üç yılda 40’tan fazla maddede değişiklik yapıyorsunuz, ikide bir iflas ertelemeyi bir kenara bırakıp yerine konkordato üzerinden düzenlemeler yapmaya çalışıyorsunuz. İnsanın yüzü kızarır değil mi? Çıkıp bir de burada “Ekonomiyi düzelteceğiz, ayarını yapacağız, normatif düzenlemelerle beraber onu yapacağız, bunu yapacağız.” diye de savunuyorsunuz. Aslında ne yapıyorsunuz biliyor musunuz? Sözümün başında söylediğim gibi tercihlerinizi dar, oligark bir gruptan yana yapıyorsunuz; arada, bırakın işçiyi, işçiyle beraber esnaf, dar gelirli, orta gelirli kim varsa ezilip gidiyor. Bu yasayla bu işi kurtaracağınızı mı düşünüyorsunuz? Yani konkordato sırasında yer değiştireceksiniz, gariban işçiye ödenmeyen para, zulmedilen parayı da geri plana atacaksınız, ultra ayrıcalıklı birtakım alacaklar ortaya çıkaracaksınız, hani kadim inancımıza göre; işçinin emeğinin karşılığının alın teri kurumadan verilmesi gerekir ya, onu hiç hatırlamayacaksınız gelip burada ahkâm keseceksiniz öyle mi? Az önce burada konuşmacıların birçoğu söyledi, 3’üncü maddede ve 7’inci maddede yaptığınız değişiklikler sınıf iktidarınızın tezahürüdür, başka hiçbir şey değildir.

Siyaset, kimden yana tercih koyduğunuzla alakalıdır. Buradan, bu kürsüden sesleniyorum: Emek düşmanı bir tavır söz konusudur bu yasada. Sıralamayı değiştirerek, ultra öncelikli alacaklar yaratarak… Açık, 7’inci maddede diyorsunuz ki: “konkordato süresi içerisinde -bakın, süre bitmeden, mühlet içerisinde- konkordato komiserinin izniyle akdedilmiş kredi ve adi alacaklar eğer muaccel olurlarsa icra işlemleri devam eder, rehinli mal varsa paraya çevrilir.” Paralarını alırlar, sömürürler samırırlar eğer patlamazlarsa kalan alacakları da masada masa alacağı olarak alırlar, yine herkesten önce alırlar. Hayret bir şey ya, hayret bir şey! Boşuna Ahmed Arif dememiş “Bunlar, / Aşımıza, ekmeğimize / Göz koyanlardır, / Tanı bunları, / Tanı da büyü / Adiloş Bebem” diye. İşte, işçiler, arkadaşlar, emeğiyle geçinenler, tanıyın bunları. Bu yasayı getirenler aşınıza, ekmeğinize göz koyanlardır, tanıyın bunları ve gereğini yapın. Bize düşen bunu söylemektir.

Karşılığında Komisyonda size bir öneri getirdik. Bizzat benim getirdiğim bir yasa teklifi vardı. O yasa teklifiyle dedim ki ya madem bunu yapıyorsunuz, denize düştünüz yılana sarılıyorsunuz, kredibilite yaratmaya çalışıyorsunuz, yalan. Oradan bir şey çıkacağını zannetmiyorum ama hani biraz şirin gözükmek istiyorsunuz esnafa mesnafa, birkaç ufak işletmeye falan filan bunlara kredi kullandırılır falan diye ya da orta ölçekli her neyse… O zaman işçilerin işe iade, kıdem-ihbar tazminat hakları ve işçilik alacakları dâhil olmak üzere aynı statüye getirelim onları da. Kılınız kıpırdamadı ya, kılınız kıpırdamadı, kıpırdayamaz ki. Biz bilmiyor muyuz sanıyorsunuz, son üç yıldır bu komisyonlarda yaptığımız yasalarda haklı olduğumuza inansanız bile bir virgülü değiştiremeyecek kadar Türkiye Büyük Millet Meclisinin kimliğiyle oynadığınızı bilmiyor muyuz? Saraydan izin almadığınız sürece tek kelimelik değişiklik yapamayacağınızı bilmiyor muyuz? Bu sınıfsal tercihlerin oradan ayarlanıp buraya gönderildiğini bilmiyor muyuz? Yasa yapma tekniğinin her türlü ayaklarını yok ettiğinizi bilmiyor muyuz? Burada sigorta şirketleriyle ilgili yasa yapıyorsunuz, İcra İflas Kanunu’nda değişiklikler yapıyorsunuz, en fazla etkilenecek olan kimlerdir? Belli bir  meslek sahipleri, değil mi, tüketiciler, şunlar bunlar. Allah için komisyonlara bir tane meslek örgütü, sivil toplum kuruluşu çağırdınız mı? Yok. Barolardan görüş falan aldınız mı? Yok. Baro başkanlarını, komisyon üyeleri olarak bizler arıyoruz ve bu konuyla ilgili görüşlerini alıyoruz ama size çok görmüyorum ki. Siz barolarla ilgili yasa görüşülürken baro başkanlarını döven iktidarsınız, Meclise sokmayan iktidarsınız. Siz yasa yapma işini hukukla alakalı düşünenlerden değilsiniz ki. Ama bir şeyi öğreneceksiniz, bir şeyi öğreneceksiniz, hani burada kredibilite yaratmak istiyorsunuz ya, bu yaratmak istediğiniz kredibiliteyle ilgili binlerce kanun yapsanız bile 1 kuruşluk kredi oluşturamazsınız. Çünkü kredi hukukun olduğu yerde yeşerir çünkü kredi gerçekten hukuk devletinin olduğu yerde yeşerir. Sizin artık hazırladığınız zeminde ot bile yeşermiyor.

Etrafınıza bir bakın, ne olursunuz, Türkiye’yi genelgelerle yönetiyorsunuz, bu getirdikleriniz de Anayasa’yı dolanma. Anayasa yok,  hukuk yok, uluslararası hukuk kuralları yok, birtakım hakları yok sayalım,  hukuk devleti ilkesini her gün yok sayalım; bu yasayla da yok sayıyorsunuz zaten. Hukuk devleti ilkesinde Anayasa Mahkemesinin düzenlenmiş olan 153/6’daki yetkisini dolanmak var mı? Getirdiğiniz bu sigorta şirketleri genel şartları ve tazminatla ilgili konular daha önce Anayasa Mahkemesinin 2019/40 esas sayılı Kararı’yla iptal edilmedi mi? Bir kelime değişikliği yaparak Anayasa’ya uyduracağını mı zannediyorsunuz? Olmaz. Anayasa’yı da dolanıyorsunuz, Anayasa’yı ihlal ediyorsunuz, açık, işte, o sebepten dolayı olay bitmiyor, o sebepten dolayı para piyasalarınız tıkanmış.

Size bu kürsüden defalarca anlattık, dedik ki: “Hukukun ve demokrasinin olmadığı yerde ekonomi hiç olmaz, hiç olmaz. Faşizan ülkelerde kapalı ekonomiler vardır, kimin eli kimin cebinde belli değildir ancak oralardaki modeller oluşur.” Ama gel gör ki bizde de benzer bir model var galiba; son zamanlarla ifşaatlarla dolu etrafımız ama orada da hukuk yok. Orada da hukuk olmayınca 1 lira para gene gelmiyor. İnsanlar bakıyorlar, bir ifşaat söz konusu, iş adamlarına çökülmüş, fabrikalara çökülmüş, her türlü kıymet tarumar edilmiş. Niye gelsinler, niye size para versinler? Niye versinler kardeşim, niye?

Şimdi, gitmeyen bir ekonominin sonucu olarak getirdiğiniz kanun teklifiyle beraber Anayasa’nın birçok ilkesini ihlal ediyorsunuz, birçok maddesini ihlal ediyorsunuz, az önce söyledim, 153/6’ya ihlal ediyorsunuz. Sigortacılıkla ilgili getirmiş olduğunuz, sorumluluk dengesini bozan, sigorta şirketlerine yeni kapitülasyonlar ilan eden maddenizle beraber aslında Anayasa’nın 153/6’ncı maddesini direkt ihlal ediyorsunuz, Anayasa’daki yaşam hakkını ve sağlık hakkını da ihlal ediyorsunuz. Nerede görülmüş ya, tazminat hukukunun tümüyle bir kanun maddesinin altına altlandığını? Tazminat aynı zamanda vicdani bir meseledir, her oluşa göre oradaki tazminatın takdiri söz konusudur. Borçlar Kanunu’nun 61’inci maddesi vardır, genel ilke itibarıyla orada tazminat hukuku sayılmıştır; Anayasa’nın 19’uncu maddesinde de açık açık “Tazminat hukukunun genel ilkelerine göre insanların zararı telafi edilir.” deniyor. Siz kendi kendinize sigorta şirketleri için yasa çıkarmaya geldiniz buraya.

Allah yolunuz açık etsin, Allah yolunuzu açık etsin. Yeni sınıf iktidarınızı kendiniz tarif ediyorsunuz, gerçi bir yıllardır söylüyoruz: Siz oligark bir iktidarsınız, siz ancak belli sermayelerini temsil ediyorsunuz, sizin halktan yana bir karşılığınız söz konusu değil, siz halkın çıkarlarına karşı bir iktidarsınız. (CHP sıralarından alkışlar) Halkın çıkarlarına karşı iktidar olduğunuzu bu getirdiğiniz yasa teklifiyle birlikte burada da tescil ediyorsunuz.

Şimdi, halkın çıkarlarına karşı olduğunuzu bir yerde daha gösteriyorsunuz. Aylardır yine hukuktan yana tavır koymaya çalışıyoruz. Merkez Bankasının yapması gereken işleri aldınız, kamu bankalarına yasaya aykırı bir şekilde teslim ettiniz, Türkiye'nin 250 milyar lirasını hazineden peşkeş çektiniz değil mi? “128 milyar nerede?” diye sorarsam kızacaksınız. Kızacaksınız soramıyorum, değil mi?

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sorma(!)

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Sor, sor.

TURAN AYDOĞAN (Devamla) – Ama 250 milyar nerede biliyoruz artık. Kimin cebine gitti, hangi tarihte nereye verildi? Resmî olarak açıklamadınız ama böyle bir, halkın cebine elinizi sokmuşluğunuz var.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – 10 bin doları sor bari ya.

ÖZKAN YALIM (Uşak) – 128 milyar nerede, 128 milyar nerede?

TURAN AYDOĞAN (Devamla) – Hukuksuz, hukuksuz, hukuksuz. İşte, ondan dolayı kredibiliteniz yok, ondan dolayı kimse bu ülkeye bir kuruş para getirmiyor. Böyle, konkordatoyu düzenleyerek falan filan, oradan buradan kredi yaratacağınızı zannediyorsunuz; olmayacak, ben size söyleyeyim, olmayacak. Daha, çok süreler uzatırsınız siz; daha, çok değişiklikler yaparsınız ama ömrünüz buna vefa verir mi onu da bilmiyorum. Çok ömrünüz var mı? Sandık gelir gelmez gidicisiniz, sandık gelir gelmez gidicisiniz.

OSMAN NURİ GÜLAÇAR (Van) – 2023’teyiz.

TURAN AYDOĞAN (Devamla) –  İnşallah, inşallah.

ÇİĞDEM ERDOĞAN ATABEK (Sakarya) – Yirmi yıldır aynı hayali kuruyorsunuz, yirmi yıldır. Bir, yirmi yıl daha kurun aynı hayali.

TURAN AYDOĞAN (Devamla) –  Tarumar ettiniz memleketi. Hani, Fikret’in bir şiiri var, onunla sesleneyim ben size: “Bu haramın gelir sonu, kapıştırın giderayak/ Yarın bakarsınız söner bugün çatırdayan ocak/ Bugünkü mideler kavi, bugünkü çorbalar sıcak/ Atıştırın, tıkıştırın, kapış kapış, çanak çanak/ Yiyin efendiler yiyin; doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin.” Bu yasalar o yeme modellerinin aracısı oluyor, bu yasalar sınıfsal olarak o, yedirdiğiniz azınlıkların koruyucusu oluyor. (CHP sıralarından alkışlar)  bu yasalar halk düşmanı yasalardır, bu yasalar dar gelirlinin düşmanıdır, bu yasalar orta gelirlinin düşmanıdır, bu yasalar Türkiye halkının çok çok büyük çoğunluğunun düşmanıdır. Bunlarla beraber yol yürümeye kalkarsanız yolda kalırsınız. Ha, bu saatten sonra size “Halktan yana bir iktidar olun.” dersem, bana derler ki “Akıl tutulması mı var? Bu kadar büyük sabıkası olan bir iktidara bu önerilir mi?” Haklı olurlar, haklı olurlar. (CHP sıralarından alkışlar)

Sizden, kimsenin bu anlamda bir umudu kalmadı, onu söyleyeyim ama giderayak yapabilecekleriniz var; söylediklerimize kulak asmanız lazım, söylediklerimize bir miktar kulak asmanız lazım. Gelin, bu ülkede, az da olsa şu kötü Anayasa’nın uygulamasıyla alakalı son döneminizde bir sınav verin. Bu, kötü bir Anayasa, bunun uygulamasıyla ilgili son döneminizde bir sınav verin. Bununla ilgili vereceğiniz sınav nedir, biliyor musunuz? İşte, az önce Anayasa’nın 49’uncu maddesini söyledim ya, bir de Anayasa’nın 173’üncü maddesi var. Şimdi kredi arıyorsunuz ya bu işletmelere, esnafa, sanatkâra, şuna buna; bilmiyorum, yoksa başkalarına mı arıyorsunuz, kime arıyorsunuz? Zorda, darda olan bunlar ama sizin zorunuz, darınız biraz farklı; hem ihale veriyorsunuz, hem vergi borcu siliyorsunuz; hem kaymaklı kadayıf gibi KÖİ’lerden geçindiriyorsunuz hem vergi almıyorsunuz. Nereyle alakalı bilmiyorum ama Anayasa’nın 173’üncü maddesi var, diyor ki: “Devlet, esnaf ve sanatkârlarla ilgili önlem alır.” değil mi? 16 milyar lirayı o KÖİ’lere verdiniz, KÖİ’lere verdiğiniz zaman esnafa doğrudan destek toplam 4-5 milyar falan verdiniz. Biraz zihniyet değiştirelim, bu paraları doğru yerlerde harcayalım. Mesela 250 milyarı -128 milyardan dolayı- har vurup harman savurdunuz, ömrünüzün devam ettiği sürede bari bunları yapmayın. Bakın, bir hukuk var, söylüyorum, Merkez Bankasının görevini elinden alıp kamu bankalarına devrettiğiniz yerde hukuk bir gün sorar “Ne yaptınız?” der ya. Sanmayın ki devran böyle devam eder, sanmayın ki bu hukuksuzluğun içerisinde getirdiğiniz her yasayla, hatta genelgelerle yönetilen bir topluma alıştırırsınız bizi. Alışmayız. Bakın, son bir iki yıldır kimse ağzını açmıyor çünkü halk sağlığı önemli, genelgelerle sokağa çıkma yasağı koyuyorsunuz ya. Ya, bu Anayasa açık ya, Anayasa’daki insan haklarının düzenlenmesi öyle genelgeyle falan olur mu? Açık açık söylüyor 13’üncü maddede “Burada sayılan haklar ancak kanunla sınırlanabilir.” diyor, genelgeyle sokağa çıkma yasağı koyuyorsunuz; akıl durgunluğu, kimse bir şey demiyor. Ha, ama cezalar mezalar kesiyorsunuz ya, artık yavaş yavaş halkımız salgından kurtulmaya başladı, o cezaların hepsi döner, merak etmeyin. Hiçbir yargı kuruluşu, kökleşmiş içtihatında, sizin İçişleri Bakanlığınızın “tweet”i ya da genelgesiyle beraber vermiş olduğunuz cezaların arkasında duramaz. Yargı kişiliklidir, yargı kimliklidir, bugün 2 iktidar ortağının baskısı altında veremediği refleksi rahatladığı zaman çok doğru yerde verir ve bu yanlışlar bir yerden döner. İşte o zaman ne olur biliyor musunuz? Bu zorla getirdiğiniz, konkordatoyla oynayalım, işçi alacaklarını yiyelim, onun bunun sırtından geçinelim diye getirdiğiniz yasaların zaten bir anlamı kalmaz. Ben size söylüyorum, burada kenara yazıyorum: Bu getirdiğiniz yasadan önce 2018 yılında da konkordatoyla ilgili değişiklik yaptınız değil mi? 2017’de falan yaptınız. Zaten yılda bir defa değişiklik yapıyorsunuz. Bu, o kadar da gitmez ama bunun o kadar da gitmeyeceği bölümde bununla elde edeceğiniz konu nedir onu anlamaya çalışıyorum. Bir işletmenin finansmanının sağlanması mı yoksa muhasebe oyunları mı? Hani tahsil edilecek alacak var ya, onu şüpheli alacaklara da attırabilirsiniz. Türkiye’de finansmanla ilgili başka rakamlar da anlatırsınız bize. “E, canım, o batmadı, o, işte, şüpheli alacaklarda gözüküyor, batık alacak değil.” falan filan. Alışkınız çünkü TÜİK’ten müikten böyle palavra haberlere, palavra ifadelere. Burada, bu tip şeyler de olacağını düşünüyorum, kavramların da hayatımızın içerisine gireceğini düşünüyorum ama nihayetinde, ortada olan gerçek şudur: Sizin gözde kuruluşlarınızı zaten koruyacak kadar hazine üzerinde tek adam rejimi egemenliğiniz söz konusu. Bugüne kadar yeterince korudunuz, onların sırtı yere gelmez. Esnafı, sanatkârı, küçük ve orta ölçekli işletmeciyi korumak diye de bir mantığınız yok.

Bu getirdiğiniz konkordato kuralları da batmış olanların batışıyla alakalı süre içerisinde suni solunum odasında yatırarak ölüme terk etmektir. Bu modelle beraber hiçbir  işletmeyi ayağa kaldıramayacağınızı sizler de biliyorsunuz ama bari işçi düşmanlığından vazgeçin ya, bari halka rağmen yasa yapmaktan vazgeçin, bari doğru bir yerde bulaşalım; komisyonlarda bunları anlattık size, bakın, Genel Kurulda, burada da anlatıyorum tekrar tekrar. Beni emeğiyle geçinen herkes duysun istiyorum. Ekmeğinizle oynanıyor arkadaşlarım, alacağınız parayla oynanıyor. Sizin ananızın ak sütü gibi hak etmiş olduğunuz alacaklarınız o masada kayıtlı kalacak, adının imtiyazlı alacak olmasının hiçbir anlamı olmayacak çünkü bu yapılan yasa değişikliği hem 140’ıncı maddeyi hem 206’ncı maddeyi hem 308’inci maddeyi İcra ve İflas Kanunu’nda değiştirerek ultra özellikli bir alacak grubu yaratacak, size hiçbir şey kalmayacak. Sizin bir yıl, iki yıl, üç yıl önce çalıştıklarınız, alın terinizin karşılığı kalmayacağı gibi o süre içerisindeki çalışmalarınızdan hakkınızın karşılığını da alamayacaksınız. İşte, bu emek düşmanlığına “Dur.” diyecek bir tek yer var, bu hak düşmanlığına, bu hak gasbediciliğine, bu az sayıdaki kredi kuruluşunu halkın alın teri üzerinden finanse etmeyi düşünen hukuksuz anlayışa “Dur.” diyebilecek bir tek yer var: Halkın vicdanı ve sandık. Şimdi, vatandaş bunları bir kenara not eder, bu söylediklerimiz tarihe de not edilir. Burada her parmak sayısıyla geçirmiş olduğunuz kanun da sizin tarihinize not edilir. Komisyonlarda bütün itirazlarımıza “haklısın” diye başınızı sallayarak tek kelimeyle oynamadığınızda vicdanınıza not edilir. Bu devran biter, bu devran sandıkta bitecek. Biz biliyoruz, sandık önümüze koyulacak, takke düşecek, kel görünecek. O sandık başlarında bunları anlatacağız işçilere. O sandık başlarında bunları anlatacağız. (CHP sıralarından alkışlar) O yüzde 40 asgari ücretle geçinenin, 11 milyon işsizin, 7 milyon 500 liranın altında geliri olan, 11 milyon 800 liranın altında geliri olan göz ardı ettiğiniz kesimlere bu emek düşmanlığını anlatacağız. Burada getirdiğiniz düzenlemeleri anlatacağız. Kazada yaralanan, canını kaybeden, sigorta şirketlerine peşkeş çektiğiniz kesimlere de bunları anlatacağız. İskontosuyla oynadığınız, değer kaybıyla oynadığınız, milletin parasıyla oynadığınız her kanunu sokak sokak anlatacağız. Yüreğiniz yetiyorsa sokaklarda bizimle beraber gezin. Çok çağırdım ben sizi, İstanbul sokaklarına çok çağırdım. İçinizde bir yiğit arkadaş gelip benimle İstanbul sokaklarında gezmedi.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Bunlar Bağcılar’a gidemez.

TURAN AYDOĞAN (Devamla) – Bağcılar’a da çağırırım, Bahçelievler’e de çağırırım, Silivri’ye de çağırırım. İsterse arkadaşlar bizleri kendilerinin seçim aldığı Afyon’a çağırsınlar, oraya da ben çağırırım. (CHP sıralarından alkışlar) Hep beraber gelin orada milletin önünde bunları konuşalım.

Burada parti kapatarak hamasi nutuklar atarak kırıntısına bile rastlayamadığımız demokratik hayatı yok ederek askerî okul öğrencilerini zindanlara atıp hak, hukuk arayışını engelleyerek, AİHM kararlarını, AYM kararlarına uymayarak yarattığınız çorak iklimi bize buradaki sıradan yasa değişiklikleriyle hâlledeceğinizi anlamayın. Sizin sandıkta sonunuz geldi, boş yere çabalamayın. Şu kötü Anayasa’ya bir süre daha uyun, ondan sonra halkımız size güle güle diyecek. Anahtarı isteyeceğiz sizden. Hani derler ya: “Kardeş, sen arabayı kullanamadın, anahtarı ver.” Anahtarı ver diyeceğiz.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teklifin tümü üzerinde grupların talepleri karşılanmıştır.

Şahıslar adına ilk talep İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’a aittir.

Buyurun Sayın Tanal. (CHP sıralarından alkışlar)

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Değerli Başkanım, değerli milletvekilleri; bizi televizyonların başında bekleyen, izleyen, dinleyen tüm vatandaşlarımızı saygıyla, hürmetle selamlıyorum. 

Tabii, İcra ve İflas Kanunu’nda yapılan değişiklikler hangi ihtiyaçtan doğdu, ihtiyaç var mı yok mu? Bununla ilgili bugüne kadar muhalefet partilerinden Türkiye Büyük Millet Meclisine verilen kanun teklifleri var mı? Var. Mesela, benim şu anda daha önce komisyonda okuduğum, sırası gelince tespit edeceğim, söyleyeceğim ve icra iflasla ilgili verilen kanun değişikliklerimizin hiçbirisi komisyonda İç Tüzük’ün hükümleri uyarınca birleştirilmesini talep ettiğimiz hâlde birleştirilmedi ve bizim şu anda bu kanun tekliflerimiz Adalet Komisyonunun Başkanlığında bekletiliyor ancak Adalet ve Kalkınma Partisi’ne Bakanlık tarafından kendilerine gelen kanun teklifi yasalaştırılıyor. Bu, mevcut olan İç Tüzük’ün hükümlerine aykırılık teşkil ediyor. Şimdi, bu burada dururken değerli arkadaşlar, icra iflas hukuku, İcra ve İflas Kanunu tüm masrafları alacaklılar yapar, sonradan borçlulardan tek tek tahsil edilir, ancak bu borçlulardan tahsil edilirken önemli bir husus var. Anayasa’mızın hükümleri uyarınca ekonomik ve ucuz bir şekilde bu icranın ifa edilmesi gerekir. Şimdi, icrayla ilgili gerek konkordatoyla ilgili mal tespitinde gerek hacizlerde gerek tespitlerin tamamında ne ile gidilir? Geçmişte ticari taksilerle gidilirdi veyahut da alacaklının veyahut da alacaklı avukatının tespit ettiği araçlarla gidilirdi.

Sayın Cemil Çiçek Adalet Bakanıyken, Adalet Bakanı olduktan sonra Türkiye’de Adalet Teşkilatını Güçlendirme Vakfı kuruldu ve Adalet Teşkilatını Güçlendirme Vakfı kurulduktan sonra Türkiye’de gerek ticari taksilerle gerek alacaklı vekilinin tespit ettiği araçlarla hacze gidilmedi. Onun üzerine hatta gazetelerde manşetler atıldı: “Çiçek taksi kuruldu.”

Şimdi, bu konuyu niçin anlatıyorum? Şu anda Bakanlık temsilcisi aramızda, Adalet Komisyonu Başkanımız burada. Ankara’da Sıhhiye’den Yüzüncü Yıl Mahallesi’ne 230 TL’ye gidiliyor. Neyle gidiliyor? Direkt taksiyle gidilmiyor, minibüsle gidiliyor, her bir minibüse en az 10 avukat veya 10 alacaklı biniyor. 10 alacaklı o minibüse bindiği zaman adliyeden, icra müdürlüğünden mesela Aşağı Dikmen’e 200 liraya gidiyor. Aşağı Dikmen dediğimiz neresi? İşte bu mevcut olan Meclis yerleşkesinin hemen dış kapısı. Şimdi, ben burada kendi evime baktım. Ben Hilal Mahallesi’nde oturuyorum, buradan bazen taksiyle gidiyorum, Meclisten Hilal Mahallesi’ne bazen 20 lira, bazen 22 lira tutuyor; bakıyorum, burada 220 lira yazılmış. Bu, Ankara’daki mevcut olan tüm ilçelerin durumu aşağı yukarı bundan… Mesela Abidinpaşa’ya 170 liraya gidiliyor. Örneğin -hemen bir sayfayı daha çevireyim ben- Ahiler’e 150 liraya gidiliyor. 10 avukatın veya 10 alacaklının o minibüse bindiğini hesaplayın, 2 bin 3 bin lira para yapıyor. Bu, Ankara’yla ilgili. Aynı şekilde, İstanbul’da Esentepe’den Kartal’a mesela 65 lira yazılmış ki normal taksi ücreti 10 TL.

Sayın Bakanlık temsilcisi, Sayın Adalet Komisyonu Başkanı; İcra İflas Kanunu’nda değişiklik yaparken, benim sizden istirhamım, evet bu parayı önce alacaklılar ödüyor ama bu, sonra borçlulardan tahsil ediliyor. Borçlulara yazık, günah. (CHP sıralarından alkışlar) Alınan bu paralarla vatandaş perişan durumda. Bununla ne yapıyorsunuz? Yani bu gerçekten bütçeden gelen para ve bu para bir yere finansman ediliyor. Bununla ilgili keşke bir kanuni düzenleme de yapmış olsaydınız, eksikleri söylüyorum.

Gelelim tebligata; hepiniz eşinize, dostunuza, akrabanıza mektup gönderiyorsunuz. Mektup ücreti ne kadar? Bilmeyen arkadaşlarımız varsa lütfen bakın, 3 lira, 3 lira. Taahhütlü iadeli gönderirsen 9 lira. Peki, borçluya gönderdiğimiz tebligat ücreti ne kadar arkadaşlar? 19 lira, 19 lira. Ya, böyle vicdan var mı, böyle adalet var mı? Peki, bu tebligatın parası kime gidiyor yani bunu kim gönderiyor? Bunu PTT gönderiyor. Peki, 19 lirayı siz PTT’ye vermekle PTT’yi finansman mı ediyorsunuz, ona para mı aktarıyorsunuz? Burada devlet gücü kullanarak vatandaşı mağdur ediyorsunuz. Tebligat ücreti ya, 19 lira. Mektubu 3 liraya göndereceksin veyahut taahhütlü iadeli mektubu 9 liraya göndereceksiniz, tebligatı 19 lira. Sayın Bakanlık temsilcim, Sayın Adalet Komisyonu Başkanım, gelin İcra ve İflas Kanunu’nda değişiklik yapın. Yani vatandaşa taahhütlü iadeli mektubu 9 liraya gönderiyorsak, tebligatı da 9 liraya gönderelim. Anayasa’mızın 140’ıncı maddesi ucuz, ekonomik olması gerekmez demiyor mu? Yani onu yapmıyoruz. Örneğin, icra dosyalarında hacze gidiliyor, peki, hacizle ilgili alınan harcın miktarı ne kadar? 139 lira. Ya, arkadaş, yazık günah 139 lira ya. Peki, bu 139 lira, 1 kişi başına gidilmiyor ki o hacze en az 10 minibüsle 10 kişi gidiliyor. Şu anda -bilemiyorum yani- Ankara Adliyesinde bu şekilde herhâlde yüzün üzerinde minibüs var, İstanbul’da 200’ün üzerinde var, diğer şehirlerde farklı değerli arkadaşlar.

Gelelim aynı şekilde, yine burada, harçlarla ilgili, harçlar çok çok çok çok yüksek. Bir, bu mevcut olan kanunla ilgili getirdiğiniz düzenlemede konkordatoyla ilgili deniliyor ki: “Geçici süre verildi mi takip durur.” Peki, geçici süre içerisinde bankaya para geldi, 1 trilyon para geldi, o parayı alacaklıya niye ödemiyorsunuz? Mevcut olan bu düzenlemeyle ilgili öneri getirdik “Ödeyin.” dedik veyahut da ödemeyecekseniz… Ne yapılıyor? Para nemalandırılmıyor, parayı nemalandırmıyorsunuz. Paradan kim kazanıyor? Banka kazanıyor, banka. Yazık günah, ya parayı alacaklıya verin, alacaklı alacağını alsın, borçlu borcundan kurtulsun, faiz işlemesin, hiç olmazsa banka da orada kazanmasın veyahut da nemalandırın, vatandaşın o mağduriyetini giderin. Öneriyi getirdik Komisyonda size, yapmadınız; yazık günah, onu düzeltin.

Bir başka sorun. Diyelim ki MHP Grup Başkan Vekili arkadaşımıza ben borçluyum, konkordatoya gittim ve Sayın Zeynel Bey bana kefil olmuş, benim lehime Sayın Başkanımıza rehin vermiş üçüncü şahıs olarak. Peki, ben konkordatoya gittim, durdu, geçici kararla durdu. Arkadaş, Zeynel Bey diyor ki: “Bir an önce benim de bu gayrimenkulümü satın, hiç olmazsa alacaklı alacağını alsın, Mahmut Tanal da faizden kurtulsun.” Siz buna “Yok kardeşim, olmaz, o da duracak.” diyorsunuz. Yazık günah değil mi? Yahu, üçüncü şahıs rehin vermişse onunla ilişkili… Sayın Başkanım, hukukçu olduğunuz için sizden istirham ediyorum, üçüncü şahıs rehin vermiş; onun, iflasın, konkordatonun, icranın sonuçlarına etkisi yok ki zaten verdiği gayrimenkulle mesul. Benimle ilgili verilen durma kararı, konkordato, iflas kararı üçüncü şahsı niye etkilesin? Bununla ilgili “Bari onu satışa çıkarın, takibi devam ettirin.” dedik. “Yok.” dediniz.

Bir başka sorun. Belediyelerle ilgili… “Efendim, harç alınmadan izin verilmişse o harcın kaybına sebebiyet veren memur ve belediye sorumlu.” diyor; güzel. Ben memurum, 5 kuruş param yok; çok yüklü bir harç var, ben gayet de izni basarım, bana o harçla ilgili, onun parasını, o parayı da kırıştırırım. Orada kim zarar edecek? Maliye, Hazine zarar ediyor. Sayın Başkanım, Komisyonda dedim ki: Ya arkadaş, nasıl ki icra harçları, mahkeme kararları süresinde ödenmediği zaman pat diye haczi koyuyor muyuz? Koyuyoruz. Gelin eğer onu, harcı ödememişse belediyeyle ilgili, o harçlarla ilgili tapuya haciz koyun; hiç olmazsa mal varlığı kaçmasın. Siz, oradaki tapuyu devreden, ondan nemalanan şahsın malına haczi koymuşsunuz, orada asgari ücretle, 3 bin lirayla çalışan adamcağızı mesul tutuyorsunuz. Evet, burada, siz gerçekten, mevcut olan Anayasa’nın hükümlerine göre yanlış karar veren hâkimlere bugüne kadar rücu etmediniz, belediyede çok düşük bir maaşla çalışan insanları mesuliyet altına sokuyorsunuz.

Mevcut olan bu düzenlemelerinizde iyi olan var mı? Var.

İflas alacağı ve konkordato alacağı nispetine göre oluşturuluyor o komisyon, yönetim. Peki, burada hukukçu olan arkadaşlarımız ellerini vicdanlarına koysunlar, bunların çoğunda muvazaalı alacaklı yok mu? Var. Muvazaalı alacaklıların hepsi de o yönetime giriyor, o kararda etkisi oluyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım Sayın Tanal.

MAHMUT TANAL (Devamla) – Özür dilerim, bitireceğim Başkanım.

O yönetimde o muvazaalı olan alacaklıların etkisi oluyor. Dedim ki: Arkadaşlar, gelin, Allah rızası için, bu hâkim ve savcılar nasıl kendi yakınlarıyla ilgili bir davaya bakamıyorsa, o iflas yönetimine, konkordato yönetimine o borçlu yakınları girmesin, bunu gelin yasaklayalım. Bu da kabul edilmedi.

Son olan hadise de yine şuydu: Şimdi, bakıyorsunuz, Türkiye’de bugüne kadar kaç tane şirket konkordatoya gitmişse, iflasa gitmişse hiçbiri bugüne kadar borcunu ödemiş değil, bazıları alışkanlık hâline getirmiş. Gelin, iflasa, konkordatoya gidenlere ve şirketin ortaklarına belli bir süre içerisinde yasaklama kararı getirelim dedim size, bunu da yapmadınız.

Değerli arkadaşlar, daha yapıcı bir muhalefet olarak ne yapılabilir bilemiyorum. Bu konuşmam hiç siyasi değildi, hepsi gayet konuyla alakalı, ilgiliydi, umarım bu konunun üzerine eğilirsiniz. Komisyonda ben bunları size söyledim, burada tekrar söyledim, bunları yerine getirmezseniz…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Tanal, şu Urfa’daki kuzuların durumunu da söylerseniz bir dakika daha vereceğim.

MAHMUT TANAL (Devamla) – Bitiriyorum efendim, kuzularla bitireceğim.

Şimdi, AK PARTİ Grubuna sesleniyorum: Burada, tabii, Şanlıurfa milletvekili arkadaşlarımız yok, keşke olsalardı. Yani sayın grup başkan vekillerim, sayın milletvekili arkadaşlarım, Adalet Komisyonu Başkanım; CMK 90’ıncı maddeye göre insanların nasıl gözaltına alınabileceği hükümleri açık ve net yazılı, koyunların nasıl gözaltına alınacağına ilişkin bir hüküm yok. Yani Türkiye’de askerimizin işi gücü yok, sınırda teröristi kovalayacağına, teröristin ülkenin içine girmemesi için nöbet bekleyeceğine, Şanlıurfa’daki TİGEM’in etrafında koyun kovalıyor, koyun. Bu, Türk askerinin onuruyla oynamaktır ya. Asker, asker kıyafetiyle koyun mu kovalar? Şimdi, gözaltına koyunlar alınmış, o koyunların bazıları doğum yapmış, o doğum yapan koyunların kuzuları da sahiplerinde. Yani hani Türkiye'de kadınlar doğum yapınca çocukları dışarıda, kadınlar gözaltına alınıyor, anne sütünden mahrum ya; şimdi koyunlar, kuzular koyun sütünden, ana sütünden mahrumlar, yazık günahtır be kardeşim. Yani bir an önce, sizden istirham ediyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Tanal, konu anlaşılmıştır.

MAHMUT TANAL (Devamla) - Başkanım bitiriyorum.

Şimdi, koyunlara yapılan bu muamele hayvan haklarının ihlalidir. Koyun haklarına… Koyunlara yapılan bu muamele kötü muameledir, fena muameledir. Sayın Adalet Komisyonu Başkanı, bu muameleyi bir an önce sonlandırın, yeter.

Teşekkür ediyorum, saygılarımı sunuyorum. (CHP ve İYİ Parti  sıralarından alkışlar)

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – “Koyun hakları” ifadesi de zapta geçsin.

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Koyunları serbest bırakın.

BAŞKAN - Şahıslar adına son söz Çorum Milletvekili Oğuzhan Kaya’ya ait.

Buyurun Sayın Kaya. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

OĞUZHAN KAYA (Çorum) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri, ekranları başında bizleri izleyen aziz milletimiz; teklif sahibi olduğum 266 sıra sayılı İcra ve İflas Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin geneli üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Yarın, 9 Haziran memleketim Çorum Osmancık’tan Batman’ın Kozluk ilçesine görev sevdasıyla giden Şenay Aybüke Yalçın’ın kanlı terör örgütü PKK tarafından şehit edilişinin yıl dönümü. Bu vesileyle, ülkemizin birliği ve bütünlüğü, milletimizin huzur ve güvenliği için canlarını feda eden her biri kahramanlık timsali tüm şehitlerimizi rahmetle, minnetle, şükranla yâd ediyorum. “Beni öldürende yoktur din iman.” diyen Şenay Aybüke Öğretmenim, seni asla unutmayacağız. Çünkü: “Bölünmesin diye millet/Baki kalsın diye devlet/Dağlar gibi kemikle et/Seller gibi kanım gitti.”

Sayın  Başkanım, değerli  milletvekilleri; bilindiği üzere son yirmi yılda, ülkemizde ve dünyadaki gelişmeler ile milletimizin ihtiyaç ve talepleri doğrultusunda reform niteliğinde mevzuat değişiklikleri yapılmıştır.

Genel Kurulumuzda bugün görüşmelerine başlayacağımız kanun teklifiyle, bünyesinde bir kısım değişiklikler öngörülen İcra ve İflas Kanunu’nda yürürlüğe girmesinden itibaren sosyal ve ekonomik ihtiyaçlara istinaden birçok kez değişiklik yapılmıştır. Zira tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de İcra ve İflas Kanunu, ekonomik hayattaki değişim ve gelişmelere ayak uydurması amacıyla sıklıkla değişikliğe maruz kalabilmektedir.

Bilindiği üzere, 2018 yılında konkordato hukukunda ticari ve ekonomik hayatımızı etkileyen köklü ve önemli değişiklikler yapılmıştır. Getirilen en önemli yenilik, 2003 yılından beri uygulanan iflasın ertelenmesi kurumunun tamamen yürürlükten kaldırılması ve bu kurumun yerine mevzuatımızda bulunan ancak iflas erteleme kurumu sebebiyle tercih edilmeyen konkordato kurumunun revize edilmesidir.

7101 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesinden sonra kurum ve kuruluşların yeni konkordato kurumunun işleyişine dair görüşleri ile dokuz aylık uygulama sonuçları dikkate alınarak 2018 yılı Aralık ayında 7155 sayılı Kanun’la İcra ve İflas Kanunu’nda konkordato yoluna başvuruda sunulacak belgelerle ilgili değişiklikler yapılmıştır.

Konkordato kurumu uygulanmaya başlandıktan sonra birçok şirket borçlarını yapılandırarak süreçten başarıyla çıkmıştır. Başvurular, ortalama on beş aylık bir sürede sonuçlandırılmıştır. Buna göre, küresel salgın sürecine rağmen konkordato kurumunun istenen faydayı sağladığı görülmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2018 yılında yürürlüğe giren yeni konkordato hükümlerinin üç yıllık uygulanması kapsamında bazı aksaklıkların yaşandığı tespit ve tecrübe edilmiştir. Bu aksaklıkların giderilmesi amacıyla İcra ve İflas Kanunu’nun 8 maddesinde değişiklik öngören işbu teklif hazırlanmıştır.

İcra ve İflas Kanunu’nda yapılması öngörülen değişikliklere kısaca değinmek isterim: İcra ve İflas Kanunu’nun 223’üncü maddesine eklenen son fıkrayla iflas tasfiye sürecinin daha hızlı ve etkin bir şekilde yürütülüp tamamlanabilmesi amacıyla iflas idare memurlarının seçimi, nitelikleri, eğitimi ve denetimiyle ilgili düzenleme yapılmaktadır.

Yine, İcra ve İflas Kanunu’nun 241’inci maddesinin üçüncü fıkrasında yapılan değişiklikle iflas aşaması bakımından, mal ve haklar ile bu mal ve hakları bünyesinde bulunduran işletmelerin bir bütün olarak satılacağı, satışta işletmenin devamlılığı ve ekonomiye olan katkısının gözetileceği, bu halde taşınmazın paraya çevrilmesine ilişkin hükümlerin uygulanacağı, bir bütün olarak satış gerçekleşmezse mal ve hakların ayrı ayrı satılacağı açıkça hükme bağlanmaktadır.

Yine, İcra ve İflas Kanunu’nun 295’inci maddesine eklenen ikinci fıkrayla konkordato sürecinde, borçluya ait rehinli malın konkordato projesi kapsamında işletme tarafından kullanılması öngörülmüyor veya kıymeti düşecek ya da muhafazası masraflı olacak ise satışına izin verilebilmesi, böylece rehinli alacaklının borcunun ödenmesi ve bakiye paranın konkordato havuzuna alınması sağlanmaktadır.

Yine, İcra ve İflas Kanunu’muzun 296’ncı maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında yapılan değişiklikle konkordatonun başarıya ulaşabilmesi için, borçlunun taraf olduğu ve işletmesinin faaliyetinin devamı için önem arz eden sözleşmelerin konkordato sürecinde de devam edeceği, bu kapsamda tarafların edimlerini yerine getireceği açıkça yazılmakta, borçlu için “aşırı külfet” getiren sözleşmelerin ise komiserin uygun görüşü ve mahkemenin izniyle borçlu lehine olarak feshedilebileceği hükme bağlanmaktadır.

İcra ve İflas Kanununun 297’nci maddesinin ikinci fıkrasında yaptığımız değişiklikle konkordatoda borçlunun, mahkemenin izniyle yapabileceği işlem türleri arasına, işletmenin faaliyetinin devamı için önem arz eden “taşınır malını” devredebilmek de eklenmekte ve mahkeme izniyle yapılabilecek bu tür işlemler için alacaklılar kurulunun muvafakatinin alınmasının zorunlu olduğu hükme bağlanmaktadır.

İcra ve İflas Kanunu’muzun 308’inci maddesinde yaptığımız değişiklikle de konkordato sürecinin iflasla sonuçlanması durumunda, mahkemenin tasfiyenin basit veya adi tasfiye usulüne göre yapılmasına ve gerektiğinde adi tasfiyenin komiserler tarafından yürütülmesine de karar vermesi ve bu durumda iflas idaresine ait görev ve yetkilerin komiserler tarafından kullanılması düzenlenmektedir. Dolayısıyla komiserler burada yetkilendirilmektedir.

Yine çok tartışılan, burada da dile getirilen işçi alacaklarının geride bırakıldığı söylenen bu 7’nci maddede de aslında böyle bir durum söz konusu değil, kanun koyucu İcra İflas Kanunu’nun 291 ve 295’inci maddeleri hükmüyle konkordato mühleti içerisinde verilen bir borçluya karşı takipler kural olarak yasaklanmıştır. Bununla birlikte, yasaklanan takiplerin istisnası İcra İflas Kanunu’nun 294’üncü maddesinde belirlenmiştir. Buna göre de İcra İflas Kanunu 206’ncı maddesi 1’inci sırasında yazılı olan imtiyazlı alacaklar konkordatoya tabi değildir. 206’ncı maddenin 1’inci sırasında yazılı imtiyazlı araçlar arasında ilk sırada işçi alacakları yer almaktadır. Bu da yeterli değilse İcra İflas Kanunu’nun 305’inci maddesi gereğince borçlunun alacaklılara teklif etmiş olduğu konkordato teklifi alacaklılar tarafından kabul edilmiş olsa dahi, imtiyazlı alacaklardan olan işçi alacaklarının tam olarak ifa edilmesi tasdik şartları arasında düzenlenmiştir.

Yine, İcra İflas Kanunu’nun 17’nci maddesinde de iflas idare memurlarına ilişkin hükümlere yer verilmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yatırım ortamının iyileştirilmesi amacıyla Harçlar Kanunu, Kat Mülkiyeti Kanunu, Emlak Vergisi Kanunu ve Belediye Gelirleri Kanunu’nda da yapılması gereken değişiklikler vardır. Buna göre, 492 sayılı Harçlar Kanunu’nun mükerrer 69 ve 132’nci maddesinde yapılan değişiklikle Yapı Kullanma İzin Belgesi verilmesi sırasında yapı kullanma izni harcıyla cins tashihi harcının belediyelerce tek seferde tahsil edilerek, cins tashihi harcını ilgili vergi dairesine gönderilmesi öngörülmektedir. “Uygulamada vergi yoktur borcu” şeklinde ortaya çıkan usul kaldırılarak iş yapma kolaylığı sağlanmaktadır.

Yine, 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu’nun 10’uncu ve 14’üncü maddelerinde yapılan değişiklikle yapı ruhsatına tabi bütün yapıların Yapı Kullanım İzin Belgesi düzenlenirken Yapı Kullanım İzin Belgesi ve yapı aplikasyon projelerine uygun şekilde resen cins değişikliği yapılarak kat mülkiyetine geçiş işlemlerinin tamamlanabilmesi amaçlanmaktadır.

Yine, 634 sayılı Kanun’un geçici 1’inci maddesinde yaptığımız değişikle maddenin yürürlüğe girmesinden önce Yapı Kullanma İzin Belgesi düzenlenmiş tüm yapılarda mekânsal adres sistemlerine yüklenemeyen Yapı Kullanma İzin Belgesi ile yapı aplikasyon projelerinin yetkili idare tarafından elektronik ortamda gönderilmesi durumunda kanunun ilgili hükümleri uyarınca işlem yapılması, zorunlu deprem sigortası dâhil hiçbir belgenin aranmaması suretiyle tüm işlemlerde uygulama birliğiyle vatandaşlara kolaylık sağlanmaktadır.

Yine, 1319 sayılı Emlak Vergisi Kanunu’nun 30’uncu maddesinin sekizinci fıkrasında yapacağımız değişiklikle de emlak vergisi değerlerinin belediyeler tarafından elektronik ortamda tapu müdürlüklerinin erişimine açılması ve tapu müdürlüklerinin taşınmaz satışlarını elektronik ortamda belediyelere bildirmelerine imkân sağlanması amaçlanmaktadır. Bu düzenlemeyle, belediyelerce istenen “Emlak vergisi borcu yoktur.” şeklindeki fiilî uygulamanın vatandaşlara getirmiş olduğu zorluk ortadan kaldırılmaktadır.

Yine, 1319 sayılı Emlak Vergisi Kanunu’na eklenen geçici 25’inci maddeyle, tapu müdürlükleriyle gerekli iletişimi sağlayacak elektronik altyapısı mevcut olmayan belediyelere süre verilmektedir.

Yine, 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanunu’na eklenen ek 7’nci maddeyle, yatırım ortamının iyileştirilmesi çalışmaları kapsamında birleştirilen bazı inşaat izinleri usullerine bağlı olan harçların, bedel ve ücretlerin yapı ruhsatı başvurusuyla tek seferde ödenebilmesi öngörülmüştür. Düzenlemeyle, idari başvuru olarak birleştirilen süreçlerin arka planında var olan ödeme işlemlerinin tek seferde yapılabilmesi amaçlanmaktadır.

Yine, bu kanun teklifiyle 2918 sayılı Trafik Kanunu’nun 90 ve 92’nci maddelerinde yapılan değişikliklerle, kara yolları motorlu araçlar zorunlu mali sorumluluk sigortası kapsamındaki tazminat hesaplamalarına dair temel çerçeve çizilmiş ve sigorta genel şartları aracılığıyla bugüne kadar uygulanmakta olan birtakım istisnai hâllerin kanun teklifine eklenerek zorunlu mali sorumluluk sigortası teminatının dışında sayılmasına devam etmesi amaçlanmaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

OĞUZHAN KAYA (Devamla) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; teklifin milletimiz için hayırlı ve başarılı olmasını diliyor, teklife vereceğiniz katkılar nedeniyle şimdiden hepinize çok teşekkür ediyor, Gazi Meclisimizi saygı ve muhabbetle selamlıyorum. (AK PARTİ ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teklifin tümü üzerinde şahıslar adına söz talepleri karşılanmıştır.

Şimdi 60’a göre yerlerinden milletvekili arkadaşlarımıza birer dakikalık söz vereceğim.

Sayın Özer…

 

 

 

AYDIN ÖZER (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Geçen hafta Çankırı’ya yaptığımız ziyarette, çeltik ambarı olan Kızılırmak ilçesinde çiftçilerimizin sorunlarını dinledik. Çeltik üreticimiz HES’le karşı karşıya kalmış, tarlası için su mücadelesi veriyor; ayakta kalmak için ise tüm umudunu TMO’ya bağlamış, elindeki ürünün alınmasını bekliyor. Üreticilerimiz “Cumhurbaşkanı, TMO’nun üreticiyi desteklemek için patates ve çeltik alımı yapacağını açıklamıştı; TMO patates aldı, pirinç almadı.” diye yakındılar. Geçen yılki ürünlerini satamayanlar var. “Tam hasat dönemi iktidar ithalat yapınca ürün değer bulmuyor, elimizde kalıyor; ekim yaptık ama kaygılıyız.” diye dert yandılar. “Çeltiğin tohumunu 13.500 liraya aldık, geçen yıl kalite ve cinsine göre 3.200 ila 4.500 lira arasında sattığımız çeltiğin fiyatı 2.500 liraya kadar düştü, bu yıl da TMO alım yapmazsa tamamen biteriz.” diye yaka silktiler, Çankırı vekillerine de selam söylediler.

BAŞKAN – Sayın Ünsal…

 

 

 

SERVET ÜNSAL (Ankara) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Ülkeyi pislik götürüyor arkadaşlar, pislik. Saray hükûmeti ve AKP, Türkiye’yi yandaşların ve müteahhitlerin kamu kaynaklarıyla zengin edildiği bir rant kapısına çevirdi. 2017-2021 yılları arasında en çok kamu ihalesi alan şirketlerde ilk beş sıra Kalyon, Kolin, Cengiz, Erk, Rönesans ve bir de bunlara Demirören eklendi. Sadece bu yandaş 5 müteahhide verilen 55 ihalede alınan para 161,3 milyar lira. Ayıptır, ayıp! İnsanlar işsizlikle, yoksullukla, sefaletle boğuşurken saray yandaşlarına milyarları peşkeş çektiriyor. Bu şirketler, siyasi iktidar eliyle milletin kanını emiyor, kanını; devleti soyuyor. Türkiye, saray ve AKP yönetiminde halk için, halk yararına değil, yönetenlerin ve yandaşların devleti hâline getirilmiştir. Bu rezalete ortak olan herkes suçludur ve saray halka hesap vermek zorundadır, vereceksiniz de.

BAŞKAN – Sayın Yıldız…

 

 

 

HÜSEYİN YILDIZ (Aydın) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sizin aracılığınızla Çevre ve Şehircilik Bakanına ve Tapu ve Kadastro Genel Müdürüne bildirmek istiyorum: İki haftadan beri yüzlerce telefon geliyor, özellikle sahil kesiminde olan tapu dairelerinde maalesef memur eksikliği var. Didim’den bir örnek vereyim: Yurt dışından vatandaşlarımız bir hafta izne geliyor, müracaat ediyorlar internet üzerinden, maalesef işlem olmadan geri dönüyorlar, bunun sebebi de personel eksikliği. Ben burada özellikle sahil kesimindeki tapu dairelerine muhakkak memur göndermeniz gerektiğini söylüyorum. Bütün tapu müdürleriyle de görüştüm, özellikle Didim’de… Ben Didimli olduğum için bir gün boyunca gittim oraya. O memurlar akşam sekize kadar çalışıyor ama yine yetiştiremiyorlar, ciddi derecede bir sıkıntı var. Acilen sahil bölgeleri tapu dairelerine memur atamanızı istiyoruz.

BAŞKAN – Sayın Yurdunuseven…

 

 

İBRAHİM YURDUNUSEVEN (Afyonkarahisar) – Teşekkürler Başkan.

Seçim bölgem olan Afyonkarahisar ili Sinanpaşa ilçesi Güney beldesinde mahkeme kararıyla belediyelik hakkı yeniden kazanılmış ve büyük gayretlerimizle Yüksek Seçim Kurulu tarafından belediye başkanlığı seçimleri yapılması kararı üzerine 6 Haziran günü seçim gerçekleştirilmiştir. Güney beldesi ve Çalışlarlı hemşehrilerimiz yapılan seçimde yüzde 63,6 oy vererek AK PARTİ belediyesini seçmiştir. Sekiz partinin yarıştığı ve genel başkanlar düzeyinde propaganda yapılan beldede halkımız Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın 1994’te başlattığı belediyecilik ruhu ve hizmetini 2021 yılında da devam ettirmeye karar vermiştir. Millet İttifakı oylarına bakarsak yüzde 5 civarındadır. Sandıkta milletimiz cevabını o 50 gramlık oy pusulasıyla vermiştir, bundan dolayı öncelikle Güney beldesi ve Çalışlarlı halkımıza, seçimde görev yapan tüm teşkilatlarımıza teşekkür ederken Cumhur İttifakı adayımız Erol Karabacak’a başarılar diliyorum.

Durmak yok, yola devam diyorum, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Gaytancıoğlu…

 

 

OKAN GAYTANCIOĞLU (Edirne) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Biz buradan çiftçinin borcunun faizini silin, erteleyin, yapılandırın dedikçe siz susuyordunuz. Anlaşıldı ki çiftçinin hakkını başkalarına yediyormuşsunuz. Şimdi öğreniyoruz ki yandaşınız tüpçü, borcunu ödemiyormuş. Aksi bir açıklamayı da şu ana kadar duymadık, görüldü ki faizi bile ödenmeyen 750 milyon dolar, aşağıda çevrilen dolapların yanında çerez bile değil. Buz dağının bırakın altını, üstünü bile henüz görmedik. Adı Ziraat Bankası olan bir banka sizin yandaşlarınızı semirtmek için kullanılamaz. Yapılması gereken, bankanın olanaklarının çiftçimiz için kullanılması ve bütün milletimizin bundan yararlanmasıdır. Medyayı susturmak, her şeye egemen olmak için çiftçinin parasını yandaşa verdiniz ama bir işe yaramadı. Kimsenin izlemediği kanallarınız yeni iletişim araçları karşısında diz çökmüş durumda. Kaynak varsa çiftçiye, emekliye, öğrenciye, işsize verin. Moğollardan beri ülke böyle vandallık ve böyle zulüm görmedi.

BAŞKAN - Sayın Tokdemir…

 

 

İSMET TOKDEMİR (Hatay) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Amik Ovamızda çiftçilerimiz büyük umutlarla soğan, bezelye, maydanoz gibi ürünlerini yanlış tarım ve ithalat politikaları sebebiyle tarlada bırakıp sürdüler, yeni umutlarla stratejik bir ürün olan pamuk ektiler. Nisan ayından bu yana 2020 tarımsal destek ödemelerinin yapılacağı söylendiği hâlde hâlen yatırılmamıştır. Yeni mahsulünü eken çiftçilerimizin gerekli olan gübre ve mazot gibi tarımsal ihtiyaçları için acilen destekleme primlerinin yatırılması beklenmektedir. Gelişmiş ülkeler tarım ve gıda güvencesi açısından iklim değişikliklerine yönelik eylem planlarını yeniden gözden geçirirken, uzmanlar kuraklık için yeni önlem ve politikalardan bahsederken TÜİK üretim düşüş beklentilerini açıklamıştır. İktidar, çiftçilerimize can suyu olacak desteklemeleri bir an önce yatırmalıdır.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan, 60’a göre ben de söz talep etmiştim.

1. Çorum Milletvekili Oğuzhan Kaya ve 49 Milletvekilinin İcra ve İflas Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/3592) ve Adalet Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 266) (Devam)

 

BAŞKAN - Teklifin tümü üzerinde görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

BAŞKAN – Şimdi birinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz. Birinci bölüm 1 ila 8’inci maddeleri kapsamaktadır.

Birinci bölüm üzerine İYİ Parti Grubu adına söz talep eden Aksaray Milletvekili Sayın Ayhan Erel.

Buyurun Sayın Erel… (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA AYHAN EREL (Aksaray) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, yüce Türk milleti; İcra ve İflas Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin birinci bölümü üzerine partim İYİ Parti adına söz almış bulunmaktayım, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

İcra ve İflas Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, her ne kadar komisyon görüşmelerinde ve Genel Kurul görüşmelerinde temel kanun olarak adlandırılsa da aslında siyasi iradenin olağan bir uygulaması hâline gelen bir torba kanun teklifidir. Cumhurbaşkanlığı Hükûmet sisteminin temel amaçlarından olan net kuvvetler ayrılığı ve yasamanın güçlendirilmesi hedefleri maalesef gerçekleştirilememiştir. Türkiye Büyük Millet Meclisinde yasama faaliyetleri, ilgili konuda verilen teklifler değerlendirilmeden, teknik ve mali konularda etki analizleri yapılmadan, değerlendirme raporları hazırlanmadan “temel kanun” adıyla torba ve yamalı kanunlarla gerçekleştirilmektedir.

Ticaret Bakanlığı verilerine göre, 2020 sonu itibarıyla Türkiye genelinde haklarında konkordato kapsamında mühlet kararı verilmiş toplam 2050 şirket bulunmaktadır. Ulusal Yargı Ağından alınan verilere göre, 1 Ocak ile 21 Mayıs 2021 tarihleri arasında icra iflas dairelerinde toplam 2 milyon 852 bin yeni dosya ihdas edilmiştir. İcra dairelerinde derdest bulunan dosya sayısı, bir yıl önceki 21 Mayıs 2020 tarihine göre, 1 milyon 411 bin 830 artarak -21 Mayıstaki resmî kayıtlara göre- 21 milyon 940 bin 111’e çıkmıştır. Bu yıl ocak ve mart ayında 125 bin kişi tüketici kredi borcunu, 113 bin kişi kredi kartı borcunu ödemediği için bankalar tarafından icraya verilmiştir. Derdest icra dosya sayımızın toplamda 22 milyona ulaştığı bilinmektedir. Böylece ülkemizde her 4 kişiden 1 kişi icralık durumdadır. Türkiye Esnaf ve Sanatkârları Konfederasyonunun verilerine göre, 2021’in ilk çeyreğinde iş yerini kapatan esnaf sayımız yüzde 11 artarak 29.037’e ulaşmıştır. Yine, TÜİK verilerine göre, tarım sektöründe istihdam edilen kişi sayısı 2002’de 7 milyon 458 bin kişiyken 2020 Şubat ayı itibarıyla 4 milyon 157 bin kişiye düşmüştür. Bu da tarım sektöründe istihdam edilen kişi sayısında yüzde 44 oranında bir azalma olduğunu göstermektedir. Çiftçi sayısının azalması, tarım alanlarının daralması, küçülmesi, sebze bahçeleri alanlarının azalmasına karşın çiftçi borçları her geçen gün artmaktadır. Bankalara 119 milyar 331 milyon, Tarım Kredi Kooperatiflerine 10 milyar TL borçları var; toplam kayıtlı kredi borcunun 130 milyarı aştığı bilinmektedir. Ayrıca, tarımsal elektrik ve tarımsal sulama borçları da dikkate alındığında çiftçilerin toplam borcu yaklaşık 160 milyar lirayı aşmaktadır. Dolayısıyla, kanun teklifiyle İcra ve İflas Kanunu’nda sadece konkordato ve iflasla ilgili hükümlerde değişiklikler yapılmaktadır. Oysa İcra ve İflas Kanunu’nda değişiklikler yapmak yerine vatandaşın gelir kaynaklarının artırılması, giderlerinin ve sırtındaki yükün azaltılması yönünde çalışmalar yaparak vatandaşın borçlanmaması ve icraya düşmemesi için gerekli çareler aramak sanırım ki bu Türkiye Büyük Millet Meclisinin boynunun borcudur.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şüphesiz ki hukukun üstünlüğünü toplumsal hayatın her alanında sağlamak güçlü ve kalkınmış bir devlet olmanın anahtarıdır çünkü hukukun üstünlüğü, devlet organlarının kurumsallaşarak güçlenmesini ve uyum içinde çalışmasını sağlar, refahın sürekli ve kalıcı olarak yükselmesini sağlar. Hukukun üstünlüğü, toplumda, tüm kamu kurum ve kuruluşlarda görev alanların o işi yapmaya en ehil              -yani en liyakatli- kimselerden oluşmasını, yöneticilerin hukuk kurallarına uyarlı ve en iyi şekilde görev yapmalarını sağlar. Ekonomide en önemli etkiyi hukukun üstünlüğünde temel görevli olan yargı gücü yapar çünkü yargının işlevi ekonominin ve toplum hayatının her alanını ilgilendirir. Uyuşmazlıkları çözmek, bireyler arasında uzlaşma ve iş birliğini yeniden tesis etmek, herkesin kurallara uygun davranmasını sağlamak, yöneticilerin kamu gücünü hukuka uyarlı şekilde kullanmasını sağlamak, bireylerin temel hak ve özgürlüklerini -özellikle fikir ve ifade özgürlüğünü- devlet yöneticilerine karşı korumak yargının görevidir. Hukuk, üretim ve ticareti sağlayan ilişkiler ekonominin can damarı ve sinirleri gibidir. Hukukun üstünlüğünü sağlama görevini etkin olarak gerçekleştiren ve bunda güven veren yargı, ülkenin itibarını ulusal ve uluslararası alanda katlar, ekonomik ilişkilere güven getirerek refahı artırmada çarpan etkisi oluşturur. Zira, hukuk güvenliği işletmelerin ticari itibarini artırır, ekonomik ilişkileri ve faaliyetleri canlandırır, hukuk ne kadar iyi işliyorsa ekonomi de o kadar canlı olur. İleri demokrasi için güçler ayrılığının netleştirilmesi ve diğer devlet güçleriyle birlikte yargının kendisinin de hukuka hesap verir olması gerekir. Bu, bütün demokrasilerde özellikle güçler ayrılığı bakımından zorunludur. Ülkemizde yargı bağımsızlığı olmadığı gibi yürütme gücüne tamamen bağımlı ve onun uzantısı hâline gelmiştir. Yargıda tam bağımsızlığın sağlanması gerekmektedir. Yargı gücünün yasama ve yürütme güçlerinden net olarak ayrılması zorunludur.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; adaletin olmadığı yerde refah olmaz. Adaletin olmadığı ortamda ülke zenginleşmez; yandaşlar zenginleşir, kişiler zenginleşir, gelir adaletsizliği büyür gider, tıpkı günümüzde olduğu gibi. Adaletin olmadığı yerde özgürlüklerden bahsedemeyiz. Hukuk ve adaletin olmadığı yerde ilk kaybolan değer ahlaktır, iş ahlakıdır, kamu ahlakıdır. Adaletin olmadığı yerde güven biter. Adaletin olmadığı yerde vatandaşların devlete olan güveni ortadan kalkar. Adaletin olmadığı yerde hukuk devleti olmaz. Adaletin olmadığı yerde sosyal adalet de olmaz, yolsuzlukları önlemek imkânsız hâle gelir. Adaletin olmadığı yerde dürüst rekabet de olmaz. Adaletin olmadığı yerde insan hakları gelişemez, temel hak ve özgürlükler kullanılamaz. Adaletin olmadığı yerde demokrasi hiç yürümez. Yargının siyasallaştığı yerde demokratik düzen olmaz. Yargının siyasallaştığı yerde artık, yaşamın her alanı siyasi iradenin merhametine kalmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Peygamber’imiz mübarek hayatı boyunca toplumda adaleti hâkim kılmak için mücadele etmiş, gerek Müslümanlar arasında gerek gayrimüslİmler arasındaki işlem ve hükümlerde adaletin en güzel örneklerini vermiş; adaleti, temel hakların ve özgürlüklerin korunması, toplumsal huzurun ve barışın sağlanmasının teminatı olarak görmüştür. Bir gün, Mahzûmoğulları kabilesinden Fâtıma adında asil bir kadın hırsızlık yapmıştır. O kadının cezalandırılmaması için ashaptan Hazreti Üsâme bin Zeyd’i Peygamber’imize elçi olarak gönderdiler. Bu duruma çok kızan ve üzülen Hazreti Peygamber şöyle buyurdu: “Nasıl oluyor da bazı kimseler Allah’ın kanunu karşısında aracı olmaya kalkışıyor. Sizden öncekilerin mahvolmasının sebebi şudur: İçlerinden asil, ileri gelen birisi hırsızlık yapınca onu serbest bırakıyor, zayıf ve fakir bir kimse hırsızlık yapınca onu cezalandırıyorlardı. Allah’a yemin ederim ki Muhammed’in kızı Fâtıma hırsızlık yapsaydı onu da cezalandırırdım.”

İsmi “adalet”le başlayan iktidar partisini, adına ve parti programına uymaya davet ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (İYİ Parti ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Birinci bölüm üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz talep eden, Tokat Milletvekili Sayın Yücel Bulut.

Buyurun Sayın Bulut. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA YÜCEL BULUT (Tokat) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 266 sıra sayılı İcra ve İflas Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin birinci bölümü üzerinde MHP Grubu adına söz almış bulunuyorum.

Mevcut İcra ve İflas Kanunu’nda 2018 yılında hayat bulmuş değişikliklerin takip edilmesi, izlenmesi ve uygulamada karşılaşılan problemlerin tespit edilmesi sonucunda, bugün İcra ve İflas Kanunu’nda birtakım değişiklikler yapılması konusunda huzurdaki kanun teklifi Parlamento çatısı altında sizlerin takdirine sunulmuştur.

Elbette ki hem iktidar hem muhalefet, bu Parlamento çatısı altındaki herkesin temel dileği ve temennisinin bu ülkede hiç kimsenin İcra İflas Kanunu’ndan kaynaklı haklarını aramak için adliye kapılarına düşmeyecekleri bir ekonomik altyapının var olması dileğidir. Gerçekten de işleyen bir serbest piyasa ekonomisinde alacaklının alacağını zamanında aldığı, borçlunun herhangi bir zorluk içerisinde olmaksızın borcunu zamanında ve vadesinde ödediği bir sistemin varlığı herkes tarafından temenni edilendir. Huzurdaki bu kanuni düzenlemeyle İcra İflas Kanunu’nda ve özellikle iflas ve konkordato hükümlerinde süreci hızlandıracak, iflas idarelerinin daha nitelikli hâle geleceği, daha etkin, daha süratli bir iflas ve konkordato sürecinin hayata geçirilmesi dileğiyle yapılan değişiklikler yer almaktadır. Ne yazık ki cumhuriyet tarihimiz boyunca -yaklaşık yüz yıllık bir arka planı var- karşı karşıya kaldığımız sorunların çözümünü yıllardır aramakla beraber etkili bir neticeye varamadığımız sorunların başında uzun süren yargılama süreçleri gelmektedir. İflas ve konkordato süreçleri de yargının temel bir sacayağı olarak uzun süren yargılama süreçlerinden gerekli nasibi almaktadır.

Şimdi, bu ve benzeri düzenlemeler elbette ki kaçınılmaz olmakla beraber soruna yani uzun süren yargılama süreçlerine, uzun süren cebrî icra ve iflas  süreçlerine ancak geçici çözümler üretebilen düzenlemelerdir. Dolayısıyla yargının en önemli sacayaklarından biri olan iflas idaresinin ve cebrî icra sürecinin de tıpkı yargılama süreçlerinin diğer veçhelerinde ve yönlerinde gördüğümüz gibi uzun yargılama süreçlerinden, uzun safha sürecinden bir an önce arındırılması gerekiyor.

Şimdi, elbette ki bunun birtakım çözümleri var, müsaadenizle ben bunları paylaşmak istiyorum sizinle. Her fırsatta dile getiriyoruz: 15 Temmuzdan sonra yargı, Fetullahçı bir çeteye karşı toplumu ve devleti bütün hücrelerine varana kadar sarmış bir çeteye karşı çok etkin ve yoğun bir mücadele verdi. Ancak bu yoğun ve etkin mücadele yaklaşık yüz yıllık

arka planı olan gecikmiş adalet kavramının maalesef ki bir mazereti olabilecek durumda değil. Bu mücadelede rol almış, gövdesini ortaya koymuş bütün yargı mensuplarımıza ayrı ayrı teşekkür etmekle beraber, ivedi bir şekilde toplumun adalete olan inancının ve güveninin yeniden tesisi, devamı ve istikrarı için bu soruna bir çözüm bulmamız gerekiyor.

Ortada binlerce mağdur yaratan yargılama faaliyetleri var. Mağdur yaratan yargılama faaliyetlerinden kastım FETÖ yargılamaları değil; on beş sene süren ticari davalar, on üç-on beş sene süren boşanma davaları; her biri birer örnek olarak maalesef önümüzde duruyor ve tüm bunlar yani uzun yargılama faaliyetleri, yargıdaki gecikme -hepimiz hemen hemen hemfikiriz ki- bir mevzuat eksikliğinden kaynaklanmıyor, sistem ve insan unsurundan kaynaklanıyor. Sistem unsurundan kaynaklanıyor çünkü mevzuatımızda       -temelinde birçok konuda yeterli olmakla beraber- uzun yargılamalar karşısında Anayasa Mahkemesinin hak ihlali kararları dışında etkin bir denetim yolunun mevcut olmayışı ve yine, geciken uzun yargılamalar karşısında yargının kendi iç denetimini etkili bir şekilde devreye sokacağı bir mekanizmasının, caydırıcı bir denetiminin mevcut olmayışı temel bir sistem sorunudur.

Kanunda öngörülen süreler içerisinde tamamlanmayan yargılamalar neticesinde, bu süreler sadece göstermelik bir hâl almakta, bu sürelerin üzerinden aylar, yıllar geçtikten sonra tesis edilen kararlar maalesef özel bir denetim konusu olmadığı gibi bu kararlara neden olanlar hakkında da hiçbir yaptırım uygulanmamaktadır. Olan, hakkını aramak için adliye kapılarına düşmüş vatandaşlarımıza olmaktadır. Maalesef, çok basit savcılık soruşturmalarının dahi sürüncemede kaldığı, bazen yıllarca kovuşturma aşamasına dönmeksizin maalesef ilgisizlikten beklediği bir süreçte bu konularda ciddi bir adım atılmayışı, etkili denetim mekanizmalarının devreye sokulmayışı uzun yargılama süreçlerini yargıda bir istisna olmaktan çıkarmış ve cumhuriyet tarihi boyunca maalesef bir kural hâline getirmiştir. Anadolu’da “Allah insanı adliye kapısına düşürmesin.” diye bir deyiş maalesef meydana geldi. İşte, bu deyişin ana sebebi şudur: Kısa, etkili ve adil yargılamanın bir istisna hâline gelmesi ve buna bizim bir çözüm üretemeyişimiz, maalesef kural olarak da yargılamanın yıllarca sürmesi, hak talebinde bulunanı dahi yıldıracak pozisyonda yıllara sâri bir şekilde devam etmesidir. Şimdi, sistem sorununu anlatırken aslında aynı zamanda insan sorununa da vurgu yaptık ve insan sorununun da anlatmış olduk.

Şimdi, hepimizi hem fikiriz ve hepimiz biliyoruz ki hangi düzenlemeyi hayata geçirmiş olursak olalım, hangi düzenlemeyi getirmiş olursak olalım o düzenlemeyi, o yasal düzenlemeyi bir sistem hâline getirecek olan insan unsurudur ve insan elidir çünkü devlet kendi kendine işleyen bir mekanizma değildir, insanlardan müteşekkil olan bir organizasyondur. Dolayısıyla, insan kaliteli olursa, insan nitelikli olursa, insan ehliyet sahibi olursa bunun anlamı güçlü yargı demektir, güçlü adalet demektir, güçlü tapu idaresi demektir, düzgün işleyen devlet su işleri demektir, düzgün işleyen bayındırlık hizmeti demektir. Dolayısıyla, bütün bu tartışmaların hepsi insan odaklı yapılmak zorundadır, nitelikli insanı aramak zorundayız ve gelip tüm tartışmaların neticesinde “liyakat” kavramına dayanmak zorundayız. Sistemi düzeltme arayışlarının başı ve temeli insan olmalı, nitelikli insan arayışı olmalı, liyakatli insan arayışı olmalıdır aksi takdirde bugün, bu Mecliste çıkardığımız, bundan sonra çıkaracağımız, bizler bu görevi devrettikten sonra gelecek nesillerin çıkaracağı bütün kanuni düzenlemeler, uygulayıcının elinde ya eksik uygulanan ya hiç uygulanmayan ya da kişiye göre uygulanan birer kâğıt parçası hâline gelir. Sistemi yaşatacak olanın, sistemi kurgulayacak ve etkili bir biçimde hayata geçirecek olanın insan olduğu bilinciyle bu hamleleri yapmak zorundayız. Burada  bir parantez açmak istiyorum: Şimdi “FET֔ denilen yapının mensuplarını fiziken ve önemli ölçüde devlet hayatından temizlemiş bulunuyoruz. Bu mücadelede bir konunun altının çizilmesi gerekiyor, bu vurgu yapılmalı ki liyakat kavramının aslında her türlü örgütsel ve zararlı yapının da ilacı olduğu bir kez daha anlaşılabilsin. “FET֔ denilen yapı esas itibarıyla diğer tüm yapılar gibi bir insan topluluğudur; aldatmış, aldanmış, yanlışa sürüklemiş, yanlışa sürüklenmiş, zehirlenmiş bir insan topluluğu ve bu insan topluluğu 1960’lı yılların sonundan itibaren, aşama aşama bir cemaat ve topluluk olmaktan çıkmış, bir terör örgütü boyutuna gelmiştir. Bunun sebebi nedir? Bunun sebebi insanların bir araya gelip bir topluluk oluşturması değil, o topluluğa mensup olan insanların kullandıkları yöntemlerdir, yoldur ve metotlardır. Dolayısıyla, bu mücadelenin fiziken yapıldığı kadar, yöntemlere karşı da savaş açarak yapılması gerekiyor. Nedir bu yöntemler? Rakip gördüğün herkesi itibarsızlaştırma, itibar suikastı düzenleme, kumpaslar tertip etme ve günün birinde içinden çıktığın millete silah doğrultacak kadar hırslarının esiri olma. Dolayısıyla, FETÖ fiziken temizlenmiş olabilir ama bu topluma bulaştırdığı bu hastalıkların her biri -yöntemler ve metotlar- bazıları tarafından bugün hâlen takip edilen, tatbik edilen yöntemler olarak ayaktadır. Dolayısıyla, bu örgüte karşı fiziksel temizlik nasıl yapılmışsa bu mücadele sadece fiziki mücadele olarak bırakılmamalı, yöntem mücadelesi de yapılarak toplumdaki bu hastalıklı yapı temiz bir hâle getirilmeli, bu metotların hepsi toplum hayatından temizlenmelidir.

Her kim ki iftirayı bir silah olarak kullanıyorsa, siyasette, bürokraside, sosyolojide ve sosyal hayatta her kim iftirayı bir silah olarak kullanıyorsa; her kim rakiplerini elemek adına kumpas, tertip ve iftiraya başvuruyorsa; her kim itibar suikastlarından medet umuyorsa bir terör örgütü üyesi olmasa bile mutlaka ama mutlaka bu yöntemlerin itibar görmeyeceğini bilmeli, toplum hayatından izole edilmelidir. İşte, bu şekilde bu yöntemleri bir metot olmaktan çıkardığımız vakit ideal insanı, sistemi üzerine inşa edeceğimiz ideal ve liyakatli insanı hep beraber inşallah yetiştireceğiz. Bunu yapabilmemiz için yüzyılları aşkın bir süredir hayatımıza sirayet etmiş, en nazik ifadesiyle “referans” olarak ifade ettiğimiz bu kavramın hayatımızdan çıkarılıp atılması gerekiyor. Bunu daha önce de vurguladık: Anadolu çocuklarının, bin bir zorlukla okuyan Anadolu çocuklarının -hepiniz bu mücadelenin içerisinden geliyorsunuz- verdikleri emeğin dışında, bir de kendilerine referans aramak mecburiyetini ortadan kaldıracağımız bir bürokratik sistemi birlikte, bu Parlamento çatısı altında müşterek bir iradeyle ortaya koymamız ve topluma egemen kılmamız gerekiyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

YÜCEL BULUT (Devamla) – Kimse hak etmediği makama gelmemeli. En çalışkan dururken sadece ama sadece içeriği, ne olduğu belli olmayan bir referans nedeniyle kimse hak etmediği koltuğa oturmamalı, koltuğa oturan herkes o koltuğun bu milletin namusu gibi kendisine tevdi ve emanet edilmiş bir şeref payesi olduğunu bilerek, emek vererek mesai yapacak liyakatli insanlardan teşekkül etmeli. İşte, bu yapıyı inşa ettiğimizde, ideal insan modelini ortaya çıkartıp ehliyet sahiplerine bu yetkiyi verdiğimizde yapacağımız bütün yasal düzenlemeler anlamlı hâle gelecek, ehil ellerin içerisinde, ehil ellerde sağlıklı ve topluma faydalı birer sistem hâline gelecektir.

Bu vesileyle Gazi Meclisimizi saygıyla selamlıyorum. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Birleşime iki dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 21.01

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 21.02

BAŞKAN: Başkan Vekili Haydar AKAR

KÂTİP ÜYELER: Emine Sare AYDIN (İstanbul), Şeyhmus DİNÇEL (Mardin)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 88’inci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

266 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

267 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine başlıyoruz.

 

2 - Kahramanmaraş Milletvekili Ahmet Özdemir ve 21 Milletvekilinin Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/3632) ve Adalet Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 267)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

172 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine başlıyoruz.

 

3 - Tekirdağ Milletvekili Mustafa Şentop'un Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Katar Devleti Hükümeti Arasında Gümrük Konularında İş Birliği ve Karşılıklı Yardım Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/2498) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 172)

 

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

Bundan sonra da komisyonların bulunamayacağı anlaşıldığından, alınan karar gereğince kanun teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için, 9 Haziran 2021 Çarşamba günü saat 14.00'te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

 

 

                                                                       Kapanma Saati: 21.03



(X) 7/4/2020 tarihli 78’inci Birleşimden itibaren, coronavirüs salgını sebebiyle Genel Kurul Salonu’ndaki Başkanlık Divanı üyeleri, milletvekilleri ve görevli personel maske takarak çalışmalara katılmaktadır.

(x) 266 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.