2 Haziran 2021 Çarşamba

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Süreyya Sadi BİLGİÇ

KÂTİP ÜYELER: Şeyhmus DİNÇEL (Mardin), Enez KAPLAN (Tekirdağ)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 87’nci Birleşimini açıyorum.(X)

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce 3 sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, 31 Mayıs Dünya Tütünsüz Günü münasebetiyle söz isteyen İstanbul Milletvekili Müşerref Pervin Tuba Durgut’a aittir.

 

 

 

BAŞKAN – Sayın Durgut, bir dakikanızı rica edeceğim.

Bu arada Sayın Durgut’u da tebrik etmek istiyoruz. Dünya Sağlık Örgütü tarafından 6 bölgede verilen “tütünle mücadele ödülü mü” diyelim Sayın Durgut? Siz onu açıklarsınız. Ama Dünya Sağlık Örgütü Avrupa bölgesinde Pervin Hanım’ı bu ödüle layık gördü. 8 Haziranda da ödülü takdim edilecek kendisine, değil mi?

Tebrik ediyoruz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Durgut.

 

 

 

MÜŞERREF PERVİN TUBA DURGUT (İstanbul) – Çok teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; insanlığın Covid-19’la mücadele ettiği bu zorlu zamanlarda halk sağlığı gündeminin ilk sırasını doğal olarak pandemi belirliyor. Bu beklenmedik salgın, sağlık sistemlerinin bu boyutta bir salgına hazır olmadığını insanlığa acı bir şekilde öğretirken küresel sağlık sistemi eşitsizliklerini bir kez daha gözler önüne seriyor. Bu salgın yüzünden dünyada bugüne kadar 3,5 milyona yakın insan hayatını kaybetti. Ülkemizde hayatını kaybeden vatandaşlarımızın sayısı ise 45 bini aştı. Her akşam Sağlık Bakanlığının turkuaz tablosuna yansıyan istatistikleri üzüntü ve endişeyle izliyoruz.

Covid-19 salgınının yayıcısı yeni tip coronavirüs. Peki, çok uluslu sigara şirketleri aracılığıyla yayılan tütün salgını yüzünden her gün kaç kişi hayatını kaybediyor? Sağlık sistemlerindeki eşitsizlikleri daha da derinleştiren, sosyoekonomik dezavantajlı kesimleri daha da savunmasız hâle getiren tütün pandemisi insanlığa ve ülkemize ne tür maliyetler ödetiyor? Gelin, bu tabloyla anlamaya çalışalım: Dünyada sigara kullanan insan sayısı yani vaka sayısı 1,3 milyar; Türkiye’de ise 20 milyon 500 bin. Sigara kaynaklı nedenlerden dolayı her yıl dünyada 8 milyon insan hayatını kaybediyor; bu, her gün 22 bin insanın ölmesi demek. Ülkemizde her yıl yaklaşık 120 bin vatandaşımızı sigara nedeniyle kaybediyoruz yani her gün 328 vatandaşımız sigara nedeniyle hayatını kaybediyor.

Sayın milletvekilleri, sigara salgının etkileri sadece insanlığa verdiği zararlarla, insan sağlığına verdiği zararlarla sınırlı değil, insanlığa ödettiği çevresel ve ekonomik maliyetlerde çok büyük. Sadece ülkemizde, sigara kaynaklı yıllık toplam ekonomik zarar 50 milyar dolara ulaşıyor. Bu veriler bize tütün pandemisiyle yılmadan mücadele etmenin önemini bir kez daha hatırlatıyor.

Sayın milletvekilleri, tütün salgınıyla etkin bir mücadele sürdürebilmek için çok uluslu sigara şirketlerinin bu salgının yayılmasındaki rolünü çok iyi anlamalıyız. Yıllardır milyonlarca insanın ölümünden sorumlu olmalarına rağmen sigara devleri nasıl olup da hâlâ çok büyük paralar kazanmaya devam edebiliyor? Bu sorunun cevabını verebilmek için tütün endüstrisinin taktiklerini iyi bilmek gerekir. Sigara şirketlerinin propaganda faaliyetleri; sigara satışlarını artırmak, yasal düzenlemeleri önlemek, kendilerine yöneltilen eleştirilerden ve sorumluluktan ustalıkla kaçınmak olarak 3 alanda yoğunlaşır. Bu amaçla medya manipülasyonlarıyla tüketici davranışlarını etkilemek, çocuklar dâhil savunmasız hedef kitlelerine yönelik ürün ve kampanyalar geliştirmek, sosyal sorumluluk projeleri aracılığıyla güven kazanmaya çalışmak, lobicilik faaliyetleriyle etkin politikaları engellemek gibi birçok taktik geliştirmişlerdir.

Şirketler sanki çözümün bir parçasıymış gibi davranarak “zararı azaltılmış ürünler” yalanıyla yeni zehirlerini sahaya sürerler. Özellikle son dönemlerde öne çıkarılan ısıtılmış tütün ürünleri ve elektronik sigaralar da bu manipülasyonların yeni birer aracıdır. Neyse ki Cumhurbaşkanımızın inisiyatifiyle ısıtılmış tütün ürünleri ve e-sigaraların, elektronik sigaraların ülkemize girmesi ve satışı engellenmiştir. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Bu kararlılıkla, Amerika örneğinde olduğu gibi gençliği etkisi altına alan ve alarm verici boyutlara ulaşan yeni bir salgının ülkemize yayılması engellenmiştir.

Dünya Sağlık Örgütünün, endüstrinin bu taktiklerine karşı önerdiği yasal düzenleme ve strateji önerileri bellidir. Bunların başında kamuya açık bütün kapalı alanları yüzde 100 dumansız yapmak gelir. Unutmayalım ki sigara içmediği hâlde sigara dumanına maruz kaldığı için her yıl 1 milyona yakın insan hayatını kaybediyor.

Bir başka etkili politika önerisi ise tütün ürünlerine yüksek vergiler uygulamaktır. Sigara vergilerinin artırılması toplumun tamamını ama özellikle çocuk ve gençleri korumak için en etkin araçlardan biridir. Bilimsel araştırmalar sigara fiyatlarına yapılan yüzde 10’luk bir artışın bile çocuk ve gençlerde sigara kullanımını yüzde 15 oranında azalttığını göstermektedir. Sigara şirketlerinin her türlü reklam ve pazarlama faaliyetlerinin engellenmesi, halkın sigaranın zararları konusunda sürekli bilgilendirilmesi, sigara bırakma hizmetlerinin yaygın ve ulaşılabilir olması önerilen diğer etkili politikalardır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SEMİHA EKİNCİ (Sivas) - Başkanım, konu önemli.

VEDAT DEMİRÖZ (İstanbul) - Başkanım, tebrik edene kadar süresinden geçmişti.

BAŞKAN – Buyurun.

MÜŞERREF PERVİN TUBA DURGUT (Devamla) - 2004 yılında Tütün Kontrolü Çerçeve Sözleşmesi’ni imzalayan ülkemiz, Dünya Sağlık Örgütü “MPOWER” kriterlerinin tamamını uygulayan ilk ülkedir. Bu politikaları tavizsiz uygulamaya devam eder ve daha da ileri taşımayı başarabilirsek tütün salgınının yıkıcı etkilerini en aza indirebilir ve gelecek nesilleri koruyabiliriz.

Sağlıklı ve dumansız bir Türkiye ve dünya hayaliyle Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN - Gündem dışı ikinci söz, Kütahya’nın turizmi hakkında söz isteyen Kütahya Milletvekili Ahmet Erbaş’a aittir.

Buyurun Sayın Erbaş. (MHP sıralarından alkışlar)

 

 

AHMET ERBAŞ (Kütahya) - Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; Kütahya turizmi hakkında gündem dışı söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, milletvekili seçildiğim günden bu yana “Kütahya” diyoruz; tarihî, coğrafi, kültürel özelliklerinden bahsediyoruz; “kuruluşun şehri” diyoruz, “Hayme Anamızın, Ertuğrul Gazi’mizin, Osman Gazi’mizin şehri” diyoruz, “mayasında tarihin tüm medeniyetlerinin izlerini barındıran, yüz yıl önce yedi düvele karşı Kurtuluş Savaşı’nın yapıldığı, düşmana ‘Dur!’ denilen kurtuluşun şehri” diyoruz.

Biz Kütahya olarak zarar eden Zafer Havalimanı’yla anılmak istemiyoruz; Murat Dağı’nda, Simav Örencik’te ve Domaniç’te çıkarılmak istenen altın madenleriyle anılmak istemiyoruz; yol çalışması süren Tavşanlı-Emet, Gediz-Simav, Gediz-Uşak yoluyla anılmak istemiyoruz; 2021 yılında suyu olmayan köylerle anılmak istemiyoruz. 1990’lı ve 2000’li yıllarda Türkiye’nin nüfusu 60 milyon iken nüfusumuz 550 bindi; 81 milyonluk ülkemizde “Hâlâ nüfusumuz 550 bin.” diyen zihniyetle övünmek istemiyoruz. Bizler Gediz’de 53 fabrikayla harikalar yaratan esnaf ve sanayicimizle anılmak istiyoruz, doğa harikası Murat Dağı’yla anılmak istiyoruz. Simav ilçemizde Türkiye’nin en güzel köyü seçilen Kiçir’le; yine, Simav’da yapılacak olan Sera AŞ’yle; Eynal Kaplıcaları ve Gölcük’le; Tavşanlı’da bulunan şifalı Göbel Kaplıcaları’yla; Emet ve Hisarcık’ta çıkarılan bor madeni ve kaplıcalarımızla;Demirciören köyümüzün çileğiyle; Yenice köyümüzün domatesiyle; Şaphane ve Pazar ilçemizin kirazı ve vişnesiyle övünmek istiyoruz. Frig Vadisi’yle, Domaniç ormanlarıyla, Germiyan Konakları, Yoncalı ve Ilıca’yla anılmak istiyoruz. Kütahyaspor için yapılmasını umut ettiğimiz stadımızla övünmek istiyoruz, belediyelerimizin yapacağı başarılı projelerle övünmek istiyoruz.

Değerli milletvekilleri, çinide, camda, seramikte Türkiye’deki üretimin yüzde 80’ini biz karşılıyoruz, dünya devi Çin’le yarışıyoruz, konteyner sıkıntısına rağmen ihracat yapıyoruz. Bu yıl inşallah ihracat rekoru kıracağız. 1’inci OSB’de 86, 2’nci OSB’de 25 firmayla 7,4 milyon ton ihracat yaptık -ki karşılığı yaklaşık 300 milyon dolardır- bu yıl bu rakamı yüzde 50 artıracağız inşallah. Türkiye için, bölgemiz için, Kütahya’mız için en büyük önem arz eden Zafer Organize Sanayi Bölgemiz’le anılmak istiyoruz.

 Değerli milletvekilleri, şimdi, dikkatlerinizi Kütahya Çavdarhisar ilçesinde bulunan dünyanın ilk borsası Aizanoi’ya çekmek istiyorum. İkinci Efes olarak adlandırılan Aizanoi, dünyanın ilk bilinen borsasına ve dünyanın en iyi korunmuş Zeus Tapınağı’na sahip olmasından dolayı hak ettiği ilgiyi görmek zorundadır. Kütahya Valiliği himayelerinde görsel çağa uyumlu bir proje çalışması yapılarak Türkiye’nin ilk Antik Kent Kısa Film Festivali Kütahya’da düzenlenecektir. Şu ana kadar bu festivale 600’e yakın başvuru yapılmıştır. 20 Ağustos 2021’de Aizanoi Film Festivali'nin finali yine Aizanoi’da yapılacaktır. İnsanlar merak ederek Aizanoi’yı araştırmaya başladı. Bu bizi mutlu ediyor ama Türkiye’de Aizanoi’nın varlığından haberdar olmayan milyonlarımız var. Aizanoi antik kazıları on iki ay çıkarıldı. Kazı faaliyetleri Dumlupınar Üniversitesine devredildi. Bu karardan dolayı Turizm Bakanlığımıza ve Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğüne teşekkür ediyoruz.

 2022 yılının Aizanoi yılı ilan edilmesi talebimizi bir kez daha buradan yineliyorum. Buradan hem Sayın Cumhurbaşkanımıza hem Tarım ve Orman Bakanımıza hem de Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Başkanımıza sesleniyorum: Aizanoi, bu millete ve topraklara ait çok önemli bir değerdir. Bu değerin anlaşılması için aktivitelere ihtiyaç vardır. Ticaret odalarıyla ortak çalışmalar düzenleyerek tarım ürünlerimizin taban fiyatlarını dünyanın ilk borsası Aizanoi’da açıklayabiliriz.

Buğday ve çay taban fiyatları açıklandı. Sayın Tarım ve Orman Bakanım, diğer ürünlerimizi buradan açıklayabiliriz. Borsaya girecek uluslararası bir firmanın ilk gongu buradan çalınabilir. Bu tür faaliyetler mutlaka uluslararası günden olacaktır, turizme katkı sağlayacaktır.

Tüm milletvekillerimizi ve kıymetli ailelerini daha önce de davet ettiğim gibi Kütahya’ya ve Kütahya’nın güzelliklerini görmeye davet ediyorum.

Değerli milletvekilleri, Türklüğü yok etme mücadelesi veren emperyalist güçlere karşı tarihimizin dönüm noktalarından birinin yaşandığı Kütahya’mızın milletvekilliğini yapıyorum. Kurtuluşumuzun Başkomutanı Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e laf etme cüretinde bulunan meczuplar, bugün minarelerimizden ezan sesi duyuluyorsa, şanlı Türk Bayrağı’mız semalarımızda dalgalanıyorsa, bu ülke bugün bir Filistin veya bir Suriye gibi devletsizliğin acısını çekmiyorsa, o zavallı Ayasofya’da dua edebiliyorsa Ayasofya’yı, İstanbul’u ve Anadolu’yu düşman işgalinden kurtaran Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarının sayesindedir. “Keşke Yunan galip gelseydi.” diye üzülenler, Atatürk ve İslam düşmanlığını aynı noktada görenler, toplumu Atatürk üzerinden germeye çalışanlar Türk düşmanıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

AHMET ERBAŞ (Devamla) – “Her kim ki Türkiye ve Atatürk’e düşmandır, bilinsin ki onlar Malazgirt’te, İstanbul’un fethinde, Çanakkale’de, İstiklal Harbi’nde mağlup ettiklerimizin Anadolu’da kalmış tohumlarıdır.”

Bu duygu ve düşüncelerle sözlerime son verirken Gazi Meclisi ve yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP, AK PARTİ ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Gündem dışı üçüncü söz pandemi döneminin yükünü omuzlayan sağlık çalışanlarının sorun ve talepleriyle ilgili söz isteyen Kayseri Milletvekili Çetin Arık’a aittir.

Buyurun Sayın Arık. (CHP sıralarından alkışlar)

 

 

 

ÇETİN ARIK (Kayseri) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Biliyorum, söylediğimiz bir kez daha iktidar tarafından duyulmayacak ama Fuzuli diyor ya: “Söylesem tesiri yok, sussam gönül razı değil.” Pandemi süresince sağlık çalışanlarının uğradığı haksız ve hukuksuzluklara gönlüm razı olmadığı için bir kez daha kahraman sağlık çalışanlarımızın sorun ve talepleri üzerine söz almış bulunuyorum. Gazi Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Fransa, Covid-19’dan hayatını kaybeden sağlık çalışanlarına “Cumhuriyete hizmet için öldü.” statüsünün verileceğini açıkladı. Ne demek bu? Coronadan hayatını kaybeden sağlık çalışanlarının çocukları devlet koruması altına girecek. Biz de “Coronadan hayatını kaybeden sağlık çalışanları şehit sayılsın, corona meslek hastalığı olarak kabul edilsin; böylelikle onların geride bıraktıkları çocukları devlet koruması altına alınsın.” diye kanun teklifi verdik ama maalesef ki iktidar illiyet bağı gerekir diye kanun teklifimizi reddetti. Bu, anasını, babasını ve kardeşini coronadan kaybeden Doktor Yavuz Kalaycı’nın son mesajı: “Kızlarım çok küçük, sahip çıkarsınız değil mi?” İşte bu minik yavruları sahipsiz bırakan, devlet koruması altına almak için illiyet bağı arayan bu zalim iktidarın bu milletle illiyet bağını sorgulamak gerekir.

VEDAT DEMİRÖZ (İstanbul) – “Zalim” deme ya. Sen bugün gündem dışı konuşma yapıyorsun, zalim diyorsun. Ayıp ya.

ÇETİN ARIK (Devamla) – Sayın milletvekilleri, sağlık çalışanlarımız bu süreçte bir canı kurtarmak için bir santim geri adım atmadan insanüstü bir gayretle gece gündüz çalıştılar.

Sayın milletvekilleri, işte bu, Yozgat Valiliğinin sağlık çalışanlarına gönderdiği mola ve yemek hakkında genelge, diyor ki: “8.30’da başlayacaksınız, molasız olarak gece 24.00’e kadar pandemi polikliniğinde hizmet vereceksiniz. Yemek için molanız da otuz dakikayla sınırlı.” Bu kadar da olmaz ki, bu insanlar robot değil ki. Yemek molası için sağlık çalışanlarına genelge mi çıkarılır Allah aşkına? Peki, böylesi fedakârlıkla çalışan sağlık çalışanları bunun karşılığında ne alıyor? Değerli milletvekilleri, işte karşılığı bu; bu ortopedi doktorumuzun elleri koparılmış. Sağlık çalışanlarımız sadece ölümüne değil, ölümle burun buruna çalışıyor. Peki, bu eli, kıymetli meslektaşım Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Ertan İskender’e ait bu eli -sözün bittiği yer değerli milletvekilleri- bir cani geliyor, koparıyor ve kopan bu parmak dört buçuk saatte dikiliyor. Maalesef ki bu kardeşimiz bir daha ameliyat yapamayacak. Düşünebiliyor musun en yüksek puanla tıp fakültesine gireceksiniz, zor ve uzun, yorucu bir eğitimi başarıyla tamamlayacaksınız, sonra bir alçak gelecek bütün hayallerinizi koparıp gidecek, sizi ameliyat yapamaz hâle getirecek.

Sayın milletvekilleri, sağlık çalışanları köle gibi çalışıyor ama onların içinde bir grup var ki kölenin de kölesi gibi çalışıyor. Onların adı da: Asistan doktorlar. Bakınız, pazartesi sabah yedide mesaiye başlayan bir asistan doktor, salı günü on dokuzda mesaisini tamamlıyor. Aralıksız tam otuz altı saat çalışıyor. Değerli milletvekilleri, otobüs şoförleri kesintisiz beş saatten fazla otobüs kullanamıyor ama otuz altı saat uyumayan bir hekim kanayan damara dikiş atıyor, reçete yazıyor, acil müdahalede bulunuyor.

Değerli milletvekilleri, Dünya Sağlık Örgütünün yaptığı bir araştırmada “Haftalık elli beş saat ve üzerinde çalışan kişilerde kalp krizi riski yüzde 35 daha yüksek.” diyor. Gelin, bu gençleri robot olarak görmeyelim, nöbet ertesi izin anayasal bir haktır, bu hakkı teslim edelim.

Sayın milletvekilleri, bu da Meram Tıp Fakültesi yöneticilerinin sağlık çalışanlarına gönderdiği yazı, diyor ki: “Hasta memnuniyetine göre döner sermayeden pay alacaksınız.” O zaman sizler de maaşlarınızı sağlık çalışanlarının memnuniyetine göre alın. Bakın, değerli milletvekilleri, sağlık çalışanları özlük haklarının kalıcı olarak iyileştirilmesini talep ediyorlar. Sağlık çalışanlarının personel maaşları, yöneticilerinin insafıyla üç kalemde değil, insanlık onuruna yakışacak şekilde tek kalem olarak belirlenmeli, genel bütçeden ödenmeli ve gelirlerinin tamamı da emekliliğe yansıtılmalıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)           

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

ÇETİN ARIK (Devamla) -  Bu süreçte en yakınlarının cenazesine katılamayan sağlık çalışanları var.

  

İstifa, izin gibi birçok hakları ellerinden alınan sağlık çalışanlarının sesini artık duyun ve anayasal hakları olan istifa haklarını tanıyın.

Teşekkür ederim. (CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi sisteme giren ilk 15 milletvekiline yerlerinden birer dakika süreyle söz vereceğim.

Sayın Kılavuz…

 

 

 

OLCAY KILAVUZ (Mersin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Eren-11 Operasyonu’nda şehit olan kahraman Teğmenimiz Baki Koçak’a ve korucumuz Yücel Aki’ye Cenab-ı Allah’tan rahmet diliyorum. Ailelerinin, yüce Türk milletinin başı sağ olsun.

TÜİK mart ayı Tarımsal Girdi Fiyat Endeksi’ne göre çiftçinin girdi maliyetlerinde en yüksek yıllık artış gübrede yaşanmıştır. Büyük kısmı ithalatla karşılanan gübrenin maliyetinde yaşanan artış kullanım miktarının düşmesine neden olduğu gibi kaliteli ve yeterli üretimi de zora sokmaktadır. Yerli gübre üretiminin teşvik edilmesi üreticimizi rahatlatacağı gibi tarımsal sürekliliğe ve Türk tarımına da büyük katkılar sunacaktır. Bunun yanı sıra, ÖTV’siz mazot desteği sağlanarak elektrik, tohum ve ilaç gibi girdi maliyetleri düşürülmeli, tarımsal destekler maliyet artışına göre belirlenerek millî ekonomimizin temeli olan tarım desteklenmelidir. Toprağı emeğiyle işleyen üreticinin ve değer katan çiftçilerimizin daima yanındayız.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Barut…

 

 

AYHAN BARUT (Adana) – Sayın Başkan, Sağlık Bakanlığı salgın sürecinde aile hekimlerine güveniyor ancak aile hekimlerinin on yıldır süregelen kronik sorunlarını çözmüş değil. Vekâletsiz izin hakkı, aile sağlığı çalışanı açığı, meslek hastalığı kabulünde illiyet bağı aranması, şehitlik haklarından faydalanmama, emeklilik, özlük haklarıyla ilgili sorunlar, ASM binalarının fiziksel yetersizliği, aşı dolaplarının yetersizliği, ek ödemede üvey evlat muamelesi gibi sorunlar uygulamada verimi istenen düzeyin altında tutuyor. Ekonomik ve sosyal yönden yıpranan ve ülkemizin salgın sürecini aşmasında en çok fayda sağlayacaklar arasında yer alan aile hekimleri var. Gelin, aile hekimlerinin on yıldır süregelen sorunlarını hep birlikte sona erdirelim, aile hekimlerinin önünü açalım, onlar da salgını bitirme noktasında en başarılı sonuç için içleri rahat bir şekilde mücadele versin.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Şeker…

 

 

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, dün ocak-nisan dönemi ihracatımızın 68,8 milyar dolara çıktığını, yüzde 7,6’sını ise seçim bölgem Kocaeli’nin gerçekleştirdiğini ifade etmiştim. Bugün yeni bir rekor geldi, mayıs ayı ihracatımız geçen yılın aynı ayına göre yüzde 65,5 artışla 16,5 milyar dolar oldu. İhracatta yaşanan bu artışlara paralel olarak ekonomideki büyüme de tahminlerin üzerinde gerçekleşti. Gayrisafi yurt içi hasıla 2021 yılının ilk çeyreğinde yüzde 7 büyüdü. Sanayi sektöründe yüzde 11,7; tarım sektöründe yüzde 7,5; hizmet sektöründe yüzde 5,3 oranında büyüme gerçekleşti.

Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde dünyada parmakla gösterilen büyüyen Türkiye’yi kıskananlar çatlasın demiyorum, büyüyen Türkiye'nin bir ferdî olarak gurur duyuyorum, emeği geçen herkese teşekkür ediyor Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Durmuşoğlu…

 

 

MÜCAHİT DURMUŞOĞLU (Osmaniye) – Teşekkürler Sayın Başkanım.

Bugün seçim bölgem Osmaniye’nin Kadirli ilçemizde meydana gelen 4,2 şiddetinde depremde herhangi bir can ve mal kaybı olmamıştır. Tüm hemşehrilerimize geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum.

Osmaniye bulunduğu coğrafya nedeniyle sık sık deprem, sel, heyelan gibi doğal afetlerle karşı karşıya kalmaktadır. Doğu Anadolu Fay Hattı’yla Yumurtalık Ceyhan Fay Hattı arasında kalan ilimizin merkez, Toprakkale, Düziçi, Hasanbeyli, Bahçe ilçeleri birinci derece deprem bölgesinde, Kadirli ilçemiz ikinci derece ve Sumbas ilçemiz üçüncü derece deprem bölgesinde yer almaktadır. Bu afet gerçeğinden hareketle lütfen tedbirlerimizi alalım, unutmayalım afetleri engelleyemeyiz ama yıkıcı etkilerini azaltabiliriz.

Buradan Düziçi ilçemize yapılması planlanan organize sanayi bölgesinin müjdesini vermek istiyorum. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla yayınlanan kararnameyle önemli bir adım atmış bulunmaktayız. İnşallah Düziçi ilçemize kurulacak organize sanayi bölgesiyle Osmaniye’mize üçüncü organize sanayi bölgesini kazandırmış olacağız diyor, bu vesileyle Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Yılmazkaya…

 

 

BAYRAM YILMAZKAYA (Gaziantep) – Sayın Başkan, ülkede işsizlik almış başını gidiyor. İcra daireleri dosyalarla, muhtarlıklar icra tebligatlarıyla dolmuş taşıyor, muhtarlıklarda tebligatları koyacak yer kalmadı. Türkiye ortalamasının üzerinde işsizlik oranının yaşandığı “şampiyon şehir” denilen Gaziantep ilinde insanlarımız evine ekmek götüremiyor. Vatandaşların bankalara ve finans şirketlerine olan tüketici kredisi ve kredi kartı borçları 700 milyar liraya kadar yükseldi. Bu yıl 1 Ocak-15 Mayıs günleri arasında sadece icra ve iflas dairelerine UYAP üzerinden gelen icra ve iflas dosyası sayısı 2 milyon 750 bin oldu. İcra dairelerinde derdest edilen dosya sayısı ise bir yıl öncesine göre 1 milyon 350 bin artarak 22 milyona dayandı. “Şampiyon şehir” denilen Gaziantep’te hemşehrilerim işsizlikle mi uğraşsın, borçlarla mı uğraşsın, faizlerle mi uğraşsın yoksa icralarla mı? Borcunu ödeyemeyen, evine ekmek götüremeyen vatandaşlar intihar ediyor, neyin şampiyonu? Bu durumun tek sorumlusu ise ülkedeki kötü siyasi yönetimdir.

Yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Kaşıkçı…

 

 

 

LÜTFİ KAŞIKÇI (Hatay) - Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Erzin ilçemizde 1994 yılında yapımına başlanan ve 2009 yılında hizmete açılan 50 yataklı devlet hastanemiz, vatandaşlarımızın sağlık hizmetini bugüne kadar karşılamıştır. Geçtiğimiz zaman içerisinde hastanemizin depreme karşı dayanımı Bakanlık tarafından test edilmiş ve bu test sonucunda Erzin Devlet Hastanesinin depreme karşı dayanımının zayıf olduğu tespit edilmiş ve güçlendirilmesi gerektiği ifade edilmiştir. Erzinli vatandaşlarımız depreme karşı dayanıksız olan mevcut hastanenin güçlendirilmesinden ziyade, yıkılıp yeniden yapılmasını talep etmektedir.

Ayrıca, yeni hastanenin İçmeler bölgesine yakın bir mevkide inşa edilerek fizik tedavi bölümünün de hastanemize eklenmesi uygun olacaktır. Erzin’imizin şifalı termal sularının fizik tedaviye ihtiyaç duyan hastaların tedavisinde kullanılması, aynı zamanda bölgedeki bir eksiği de tamamlamış olacaktır. Erzin ilçemiz bu sayede bölgedeki fizik tedavisi ihtiyaç duyan hastalarımızın gelip kaldığı ve tedavi…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Şimşek…

 

 

 

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, yaklaşık bir aydır Çukurova’da karpuz hasadı devam ediyor ama özellikle son günlerde restoran ve kafelerin kapalı olmasından dolayı ve pazar yerlerinin kapalı olmasından dolayı karpuz fiyatları çok dibe vurdu ve şu anda karpuz hasadı durdu, karpuz tarlada kaldı. Yani marketlerde 4 liraya, 5 liraya satılan karpuz, maalesef, tarlada 50 kuruşa satılmıyor. Bu karpuz eken çiftçilerimizin de çoğunluğu kiracı, kiralama usulüyle tarla ekiyorlar, çoğunluğunun belki “ÇKS”si bile yok. Tarım Bakanlığının mutlaka yerinde tespit yaparak bu mağdur olan karpuz üreticilerinin özellikle Ziraat Bankasına ve Tarım Krediye olan borçlarının bu yapılandırma kapsamı içerisine alınması gerekir çünkü dönüm maliyeti yaklaşık 3 bin lira civarında olan karpuz, şu anda hiç hasat edilemiyor yani tarlada olduğu gibi kaldı. Bu mağduriyetin mutlaka giderilmesi gerekir yoksa bu çiftçilerimiz yarın yerine ikinci ürün ekme şansına sahip olamayacaklar.

Bunun mutlaka dikkate alınmasını talep ediyor, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Aycan…

 

 

 

SEFER AYCAN (Kahramanmaraş) - Sayın Başkan, 31 Mayıs, Dünya Tütünsüz Günü’ydü. Bu vesileyle herkesi tütün ürünlerinden, özellikle sigara ve nargileden uzak durmaya davet ediyorum. Tütün insan vücudu için bilenen en toksik üründür, kesin kanser nedenidir. Akciğer, kalp, solunum yolu, sindirim sistemi, mesane hastalıklarının ve kanserlerin bilinen sebebidir. Sigara ve nargile sadece kullananları değil, kullananın yakın çevresinde bulananları da etkilemektedir. Maalesef sigara ve nargile kullanımı çok yoğun bir şekilde devam etmektedir; özellikle çocuklar ve gençlerin kullanması ve bağımlı hâle gelmesi daha vahim bir durumdur. Sigara kullanımı en büyük salgınlardandır ve maalesef ülkemizde de bu salgın devam etmektedir. Gelin, kendinizi, sevdiklerinizi, çevrenizi koruyun, sigarasız yaşayın, sağlığınızı keyfe kurban etmeyin.

Saygılarımla.

BAŞKAN – Sayın Gaytancıoğlu…

 

 

 

OKAN GAYTANCIOĞLU (Edirne) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Türkiye kuraklıktan kırılıyor, hiçbir önlem almıyorsunuz. Hatta 2016’dan beri her yıl verdiğiniz sulama ekipmanları hibe desteğini 2020 ve 2021’de vermediniz. En son 2019’da 298 milyon lira sulama ekipmanları hibe desteği vermiştiniz, 2020’de hiç vermediniz, dostlar alışverişte görsün mantığıyla kuralığa karşı sanki çözümmüş gibi 2019’da 289 milyon lira verilen ve 2020’de hiç vermediğiniz sulama ekipmanları hibe desteğini şimdi 150 milyon lira olarak vereceğinizi Genel Başkanınız müjde olarak açıkladı. Kesinlikle yetmez. Bu desteği öncelikli olarak en az 4-5 kat arttırmanız gerek, sonra da kuraklıktan etkilenen çiftçilerin yeniden üretim yapabilmesi için kuraklık hasarı olan çiftçilere dekar başına en az 300-400 lira ödeme yapmanız gerekir ki çiftçi hiç ürün alamadığı için yeniden gübre, tohum, ilaç, mazot alsın, tarlasını ekip biçsin.

BAŞKAN – Sayın Dağlı…

 

 

 

TAMER DAĞLI (Adana) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Bitlis Tatvan’da bölücü alçaklarla girilen çatışmada şehit düşen Jandarma Teğmen Baki Koçak’a ve güvenlik korucusu Yücel Aki’ye Cenab-ı Allah’tan rahmet, milletimize başsağlığı diliyorum.

Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “Bende bu vekaiiyin ilk hissi teşebbüsü bu memlekette, bu güzel Adana´da doğmuştur.” diyerek gururlandırdığı Adana’mızın her bir köşesi Kurtuluş Savaşı’mızın kahramanlık örnekleriyle doludur. İşte bugün de güzel ilçemiz Kozan’ın düşman işgalinden kurtuluşunun 101’inci yıl dönümü. Bu anlamlı gün vesilesiyle başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere istiklalimiz ve vatan için, mukaddesat için canını ortaya koyan kahraman ecdadımızı rahmet ve saygıyla anıyorum. Tüm hemşehrilerimin bağımsızlık gününü tebrik ediyor, tarihi, kahramanlık destanlarıyla bezeli milletimize selam ve saygılarımı iletiyorum.

BAŞKAN – Sayın Kaşlı…

 

 

 

RAMAZAN KAŞLI (Aksaray) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Aksaray’ımıza bağlı Eskil ilçemizin bir bölümü ile özellikle Koçlar, Akkaş, Sülüklü, Kaputaş, Tosun ve Çulfa yaylalarımızda etkili olan dolu yağışı sonrası İl Tarım Müdürlüğümüzün yaptığı ilk tespitlere göre tahminen 25 bin dekar arazide ekili arpa, buğday, ay çekirdeği ve mısır ürünleri zarar görmüştür. Değerli çiftçilerimize geçmiş olsun dileklerimi iletiyor, meydana gelen zararların tespitinin yetkililerce süratle yapılmasını, devletimiz tarafından çiftçi kardeşlerimizin zararlarının karşılanmasını talep ediyor ve takipçisi olacağımı belirtiyorum. Yüce Rabb’im ülkemizi ve milletimizi her türlü afetlerden korusun ve kollasın.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Ceylan…

 

 

 

ÖZGÜR CEYLAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, birinci derece deprem bölgesinde bulunan Çanakkale’mizde depreme dayanıksız olduğu için bazı okulların yıkımına bazılarının da güçlendirilmesine karar verilmişti. Bu çerçevede depremde hasar gördükleri gerekçesiyle Biga’da bazı okullar yıkılmıştır. Bu okullarda eğitim öğretim gören çocuklarımız ikili eğitim için ilçedeki diğer okullara yönlendirilmişlerdir. Pandemi nedeniyle okulların yüz yüze eğitime ara verdiği süreçte yıkılan okulların bir an önce yapılması ve çocuklarımızın güvenli ve sağlıklı koşullarda eğitimlerine devam edebilmeleri bütün velilerimizin beklentisiydi. Yetkililerin okulların yıkılacağı açıklamasını yapmalarının üstünden neredeyse bir buçuk yıl geçti ancak yıkılan okulların yeniden yapılmasıyla ilgili hâlâ hiçbir faaliyet gözükmüyor. Gereken ödenek mi bulunamıyor? Bu okullar ne zaman yapılacak?

Teşekkürler.

BAŞKAN – Sayın Ünsal…

 

 

 

SERVET ÜNSAL (Ankara) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlar, yaklaşık dört yüz elli gündür sanatçılar evlerinde mahpus. Son açıklanan karardan sonra anladık ki bu ülkede Kültür Bakanı da yok. Amacınız sanatı, sanatçıyı, müziği yani halkın söyleyen dilini yok etmekse, susturmaksa daha çok beklersiniz. Bu topraklar Pir Sultanları, Nesimileri, Hallacı Mansurları, Edip Harabileri, Mahzunileri yetiştirdi. Sizin gücünüz yeter mi? Siz kimsiniz! Sazımıza geçirdiğiniz ilmik en yakın zamanda sizi iktidardan götürecek.

Unutmayın arkadaşlar; Pir Sultan ölür, ölür, dirilir.

Teşekkürler. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Ekinci…

 

 

SEMİHA EKİNCİ (Sivas) – Teşekkür ediyorum Kıymetli Başkanım.

Eren-11 Operasyonu’nda şehit olan Teğmenimiz Baki Koçak ve Korucumuz Yücel Aki’ye Allah’tan rahmet, sevenlerine ve aziz milletimize başsağlığı diliyorum.

Sultan şehir Sivas’ımızda YURTKUR yurdu sayısı 2000 yılında 4 yurt, 3.820 öğrenci kapasiteliyken bugün itibarıyla 15 yurt, 19 bin öğrenci kapasitesine ulaşmıştır. Şu anda, 15 yurdumuz da sosyal tesisler, öğrenci yaşam merkezi, 2 kişilik odalarla modern ve güvenli bir ortamda öğrencilerimizin hizmetindedir. Özellikle, 2021-2022 yılında üniversite tercihi yapacak öğrencilerimizin Sivas Cumhuriyet Üniversitemizi tercih etmeleri açısından bu bilgileri paylaşmak istedim.

Ayrıca, mayıs ayı ihracatımız geçtiğimiz yılın mayıs ayına göre yüzde 65,5 oranında artışla 16,5 milyar dolara yükselmiştir. Bu rakam tüm yılların mayıs aylarının en yüksek ikinci rakamıdır. Bunda emeği geçen başta üreticilerimiz olmak üzere, Sayın Cumhurbaşkanımıza…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Özkan…

 

 

HACI ÖZKAN (Mersin) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Tüm dünyanın güçlük çektiği pandemi döneminde büyüyen ve gelişen güçlü Türkiye farkını bir kez daha göstererek, ekonomimiz yılın ilk çeyreğinde yüzde 7 büyüyerek birçok ülkeyi geride bıraktı. Ekonomimizin yüzde 56’sını dış talep ve yatırımlardan oluşturan bu gelişme, dengeli ve sağlıklı büyümenin en önemli göstergesidir. Milletimizin huzuru ve refahını artıran, istihdamı oluşturan, gelir dağılımını iyileştiren ve istikrara odaklanan politikaları kararlılıkla uygulayacağız. Pandemi sürecinin bitmesiyle birlikte, ekonomideki büyüme katlanarak artacaktır. Ülkemizin gelişmesinde ve hedeflerine doğru ilerlemesinde başta Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere emeği geçenlere teşekkür ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Etyemez…

 

 

HALİL ETYEMEZ (Konya) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Ülkemizin tarım ve hayvancılığının en önemli merkezi olan Konya’mızda maalesef, bir taraftan kuraklık afeti yaşanırken diğer taraftan Altınekin, Cihanbeyli, Kadınhanı, Sarayönü ve Yunak ilçelerimizin bazı mahallelerinde meydana gelen şiddetli dolu yağışı da çiftçilerimizin ürünlerine zarar vermiştir. Kuraklık ve doludan etkilenen tüm hemşehrilerimize ve çiftçilerimize geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın “Kuraklıktan etkilenen çiftçilerimizin Ziraat Bankası ve Tarım Kredi Kooperatiflerine olan borçları ertelenecektir.” açıklaması Hükûmetimizin her daim çiftçilerin yanında olduğunu göstermektedir. Aynı zamanda kuraklık ve doludan zarar gören yerlerin hasar tespiti için ilgili kurumlarımız sahada aralıksız çalışmaktadır.

Tüm çiftçilerimize tekrar geçmiş olsun dileklerimi iletiyor, Rabb’imden ülkemizi ve milletimizi tüm afetlerden korumasını diliyorum.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, şimdi Sayın Grup Başkan Vekillerinin söz taleplerini karşılayacağım.

Sayın Türkkan buyurun

 

 

 

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bitlis'in Tatvan ilçesinde devam eden Eren-11 Operasyonu’nda dün gece teröristlerle çıkan çatışmada bir güvenlik korucumuz şehit oldu, çıkan çatışmada 5 askerimiz de yaralanmıştı. Ne yazık ki yaralı askerlerden Jandarma Teğmen Baki Koçak’ın da şehit olduğu haberini aldık. Şehit olan güvenlik korucumuz Yücel Aki ve askerimiz Jandarma Teğmen Baki Koçak'a Cenab-ı Allah’tan rahmet diliyorum, mekânları cennet, ruhları şad olsun, kederli ailelerinin ve aziz milletimizin başı sağ olsun. Tedavileri devam eden yaralı 4 askerimize ise acil şifalar diliyorum.

Polonya’da düzenlenen Para Atletizm Avrupa Şampiyonası’nda T54 kategorisi kadınlar 100 metre finalinde Zübeyde Süpürgeci kızımız yarışmıştı. Zübeyde Süpürgeci birinciliği elde ederek Avrupa Şampiyonu oldu. Altın madalya kazanan milli sporcumuz Zübeyde Süpürgeci’yi yürekten kutluyorum, başarılarının devamını diliyorum.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 24 Haziran 2018’de seçilmesinin ardından 9 Temmuzda yemin etmesiyle resmen hayata geçen Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi yaklaşık üç yılı geride bıraktı. Göreve gelirken bu sistemle uçacağımız, durdurulamaz şekilde yükseleceğimiz söylenmişti ama maalesef, durum, hiç öyle olmadı. Uçmak bir yana yere çakıldık âdeta. Üç sene önce dolar 4,60 liraydı, uçan bir ülkede dolar 9 liraya çıktı. Sayın Cumhurbaşkanı, dün akşam, bir televizyon programındaydı; konuşmaya başlarken 8,50 lira olan dolar konuşmanın ortasında 8,80 liraya çıktı. Yani Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminde bu kadar uçtuğumuz yetmedi mi ki dün akşam bir daha bizi bir pike, uçurmaya kalktı Cumhurbaşkanı, merak ediyorum.

Geçen üç senede ekonomi küçüldü, özel sektör yatırımları azaldı. Kişi başı millî gelirimiz 9 bin doların altına düştü.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin lütfen.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Devletin kurumsal hafızası silinmiş, tek düşünceye hâkim anlayış esas alınmıştır.

Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemine geçildikten sonra özellikle Avrupa ve Amerika başta olmak üzere, tüm dünyada “tek adam” algısı yaratılmış ve yayılmıştır. Gücün tek elde toplanması, iç ve dış tüm kararların aynı kişiye bağlanması dış politikada Türkiye’nin demokrasi ve hukuk kavramlarını zora sokmuştur. Demokrasinin gereği olan çoğulcu katılım ile ortak karar alma mekanizması, maalesef, devre dışı bırakılmıştır. Tek bir kişinin kontrolündeki ekonomi ve tek bir kişiye bağlı iç ve dış politikalar kararları ne Türk devletinin geleneğinde ne de muasır medeniyetler hedefimize uygun bir mesele değildir. Dış politika ve ekonomideki çöküşün temel sebebi de tam olarak budur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin.

Buyurun.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) - Her ne kadar görmemeye çalışsanız da gerçek sebep budur. Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemiyle maalesef, iç cephede siyasal bloklaşma oluşmuş, toplumsal ayrışma meydana gelmiştir. Kuvvetler ayrılığını yok sayan ve yetkiyi tek elde toplayan bu sistemin işlemediğini geçtiğimiz üç yıl içinde tecrübe etmiş bulunmaktayız. Bu sebeple Sayın Genel Başkanımız Türkiye’nin önünü açacak reçeteyi yani iyileştirilmiş ve güçlendirilmiş parlamenter sistemi geçtiğimiz hafta 8 maddede açıkladı. Türkiye'de demokrasiyi güçlendirmek ve cumhuriyet değerlerinin gerektirdiği kuvvetler ayrılığını esas kılmak için iyileştirilmiş ve güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçilmesi şüphesiz ki en doğru ve en akılcı yol olacaktır. Bu sorumluluk başta Türkiye Büyük Millet Meclisi olmak üzere iktidarın bir numaralı gündemi olmalıdır.

Son olarak, müsaade ederseniz Tunceli’den bahsetmek istiyorum Sayın Başkan Vekilim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayın sözlerinizi lütfen.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) - Kalkınmada öncelikli iller kapsamında 41 il yer alıyor, Tunceli’de bu illerin arasına dâhil edilmeyi bekliyor. Tunceli’ye yapılan desteklerin önemli bir bölümü barajlar ve kalekollara harcanmakta maalesef bunlarda Tunceli’ye yatırım olarak görülmektedir. Bunlar mutlaka yapılmalı ama ayrı tutulmalı ve ona göre değerlendirme yapılmalıdır. Ayrıca, Tunceli’de yapılacak yatırımlarda yatırım teşvik belgesi alınması konusunda bilgilendirme ve eğitim çalışmalarına da önem verilmesi gerekiyor. Tarım ve hayvancılıkta IPARD Programı’na alınmayı bekleyen Tunceli, ayrıca coğrafyasının bir an önce turizme açılması konusunda da destek verilmesini bekliyor.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN - Sayın Akçay buyurun.

 

 

 

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

2 Haziran 2021’de Bitlis’in Tatvan ilçesine bağlı Anadere köyü kırsalında PKK’lı teröristler tarafından düzenlenen hain saldırıda Jandarma Teğmen Baki Koçak ve Güvenlik Korucusu Yücel Aki şehit olmuş ve 4 askerimiz yaralanmıştır. Şehitlerimize Allah'tan rahmet, yaralı askerlerimize acil şifalar diliyoruz ve milletimizin başı sağ olsun.

Sayın Başkan, güvenlik güçlerimiz yurt içinde ve yurt dışında PKK/ PYD-YPG, FETÖ, DEAŞ başta olmak üzere tüm terör örgütleriyle çok etkili bir mücadele yürütmektedir. 1 Ocak 2021’den bugüne kadar yapılan 181 operasyonda; toplam 1.162 terörist etkisiz hâle getirilmiş. Dünyada, Türkiye dışında ülke içinde ve dışında sistemli ve organize bir şekilde, kararlı bir terörle mücadele yürüten başka da bir ülke yoktur. Terörle mücadele çok boyutlu bir süreçtir ve mücadelenin en önemli boyutlarından birisi de hukuki süreçlerdir. Şu anda FET֒yle ilgili görülmekte olan soruşturma dosyaları ve hakkında soruşturma yapılan kişilerin sayıları ve kovuşturma safhasında olan dosyalar, PKK’yla ilgili devam eden soruşturma dosyaları ve kovuşturmaları dikkate aldığımızda önemli bir yekûn tutmaktadır. Bağımsız ve tarafsız Türk mahkemeleri, söz konusu yargılama süreçlerini mümkün olduğunca nihayete kavuşturmalıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin lütfen.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Bu hususta, bağımsız ve tarafsız Türk mahkemelerine olan güvenimiz tamdır. Bütün terör örgütlerinin kökü kazınmalı ve kaynağı da kurutulmalıdır.

Sayın Başkan, başta Yunanistan olmak üzere bazı Avrupa Birliği ülkelerinin sığınmacılara yönelik gayriinsani ve şiddet politikaları devam etmektedir. Ülkelerinde yaşanan iç savaş ve karışıklar nedeniyle, daha iyi hayat koşulları amacıyla Avrupa’ya gitmeye çalışan sığınmacılar elverişsiz koşullar altında, ölüm riski içinde yolculuklar yapmaktadır. Aralarında çocuk ve kadınların da bulunduğu “umut yolculuğu” adı verilen zorunlu göç hareketleri doğrultusunda Ege Denizi’ne açılan sığınmacılar Yunanistan tarafından şiddete maruz bırakılmaktadır.

Sığınmacı ve mülteci meselesi, ulusal ve uluslararası boyutları olan; hukuki, siyasi, ekonomik bir meseledir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin lütfen.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sığınmacı ve mülteci krizi elbette tek başına bir ülkeye mal edilemez fakat Yunanistan ve bazı Avrupa Birliği ülkelerinin insanlık dışı tutumları kabul edilebilir değildir. Türkiye, sığınmacı, mülteci ve göçmen meselelerinde en sağduyulu ve insani politikaları ortaya koyan ülkedir. Sadece son beş ayda, 2021 yılı Ocak-Mayıs döneminde Yunanistan tarafından ölüme terk edilen 3.763 sığınmacı Sahil Güvenlik Komutanlığınca kurtarılmıştır. Sahil Güvenlik Komutanlığına bağlı ilk yardım ekiplerimiz, denizin ortasında aç ve susuz ölüme terk edilen sığınmacılara ilk müdahaleyi yapmış, sağlık sorunu olanları hızlıca hastanelere sevk etmiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın lütfen.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Tamamlıyorum Sayın Başkan.

Diğer yandan, çocuk göçmenlerin kaybolmasını araştıran ve 20 Nisan 2021’de yayınlanan bir çalışmada, Avrupa’da son üç yılda 18 binden fazla kimsesiz mülteci çocuk ve gencin sığınma merkezlerinde kaybolduğu belirlenmişti. 2016 yılında da Avrupa Polis Teşkilatı en az 10 bin savunmasız çocuk ve gencin Avrupa’ya geldikten sonra kaybolduğunu açıklamıştı. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği ve ilgili diğer organlar, sözde medeni Avrupa’nın göbeğinde yaşanan bu insanlık dramlarına kayıtsız kalmamalıdır. Sığınmacılar, mülteciler ve göçmenlerle ilgili kapsamlı düzenlemeler ve politikalar uluslararası kuruluşlar tarafından acilen hayata geçirilmelidir.

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Oluç…

 

 

 

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın vekiller, tarih, kötülüğü mısralarıyla alt eden büyük şairlerle doludur, onlardan biri de bugün ölüm yıl dönümü olan halkın şairi Ahmed Arif’tir. Ahmed Arif’i saygı ve özlemle anıyoruz.

Pandemi nedeniyle yeni bir normalleşme dönemine girildi ve adım adım bazı yasakların kalkacağına dair adımlar atıldı. Ancak konserler ve canlı yayın müzik organizasyonları hâlâ yasak, eğlence yerleri tümüyle kapalı. Çoğu, yalnızca konser gelirleriyle hayatını sürdüren müzisyenlerin haklı olarak tepkileri var çünkü çok mağdur durumdalar. Sanat ve eğlence sektörü emekçileri ağır bir ekonomik baskı altında yaşıyorlar ve onların sorunlarına dair hiçbir çözüm üretilmedi, bugün de üretilmedi. Her gün çalışmak zorunda olan ve günlük kazanıp günlük geçinmek zorunda olan binlerce sanat emekçisinin durumu her gün daha kötüye gidiyor. Onların bir kısmı müzik aletlerini sattılar, rehin bıraktılar; hatta aralarından intihar edenler de oldu ama bu sorunlar giderilmedi. Yine bu kesimler ihmal edilmeye devam ediyor. Müzik, eğlence sektörü üstelik sadece sanatçılardan değil aşçılar, garsonlar, komiler gibi çok büyük bir hizmet ağını da kapsıyor. O nedenle, normalleşme önlemleri içinde bu sektör açısından gözden geçirmek gerekiyor ve acil tedbirler alınması gerekiyor, emekçiler için kolay ulaşılabilir bir destek paketinin açıklanması gerekiyor. Bir kez daha sanat emekçileriyle ilgili dayanışmamızı ifade etmek istiyorum.

Şimdi, “Bağımsız ve tarafsız yargı var.” iddiası hep ileri sürülüyor iktidar tarafından. Ben, size, bağımsız ve tarafsız bir yargı örneği daha anlatmak istiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin, buyurun.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – HDP söz konusu olduğu zaman o bağımsız ve tarafsız yargının nasıl bağımlı ve taraflı olduğuna dair o kadar çok örnek var ama hani ilginç olanlarını ara sıra burada dile getiriyoruz. Bakın, Fırat Keser -tanımazsınız hiçbiriniz- HDP Parti Meclis Üyesidir. Bu, çok bir bilgi... Yıllardır tutuksuz yargılandığı bir davası var Fırat Keser’in. Şimdi, o bağımlı ve taraflı yargı nedense karar vermiş “Tutuklanması gerekiyor artık Fırat Keser’in.” diye. Olay 2011’e dair. 2015’te ilk celsede çağırılmış, Fırat Keser de katılmış, bir tanık beyanı da var. Tanığa göstermişler Fırat Keser’i, o da “Bana gösterilen, Fırat Keser olduğu söylenen kişiye şu anda bakıyorum, dört sene geçti 2011’den 2015’e, bu kişiyi görüp görmediğimi, kendisiyle bu olayla ilgili bir ilişkim olup olmadığını hatırlamıyorum.” demiş, yıl 2015.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayınız sözlerinizi, buyurun.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Toparlıyorum efendim.

Üzerinden altı yıl geçmiş, altı yıl sonra yine o tanık getirilmiş bağımsız ve tarafsız yargı mahkemesine ve bu sefer o tanık -aradan on yıl geçmiş, 2015’te “Hatırlamıyorum.” demiş, 2015’ten 2021’e altı yıl geçmiş- “Bu Fırat isimli şahsın evinde bir gece kaldım.” demiş. Şimdi, on yıl aradan sonra gelen çelişkili beyan ve 2015’ten altı yıl sonra mahkeme birdenbire Fırat Keser’in -Halkların Demokratik Partisi Parti Meclis Üyesi Fırat Keser’in- tutuklanmasına karar vermiş. Bu Fırat Keser, altı senedir ortalıkta dolaşıyor, işini yapıyor, bir taraftan da siyasetle ilgileniyor, duruşmalara 18 kez kendisi bizzat katılmış avukatıyla beraber, herhangi bir saklanma ve kaçma olayı da yok ama 2015’ten altı yıl sonra mahkeme tutuklama kararı vermiş. Neden? Mahkemenin gerekçesi de çok ilginç.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi lütfen.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Tamamlamaya çalışıyorum efendim.

Bağımsız ve tarafsız mahkemeleriniz var ya, bu iktidarın bağımsız ve tarafsız mahkemeleri var ya -Van’da yaşıyor Fırat Keser- demiş ki: “Suriye ve Irak’a sınır var ve o coğrafi bölgede yaşadığı için Fırat Keser, kaçma ihtimali var.” Yani mahkemenin tutuklama gerekçesine bakın: Suriye ve Irak’a sınırı olan bir bölgede yaşaması. Yani, şimdi, bu “bağımsız ve tarafsız yargı” denilenin yürütmenin tahakkümü ve yönlendirmesiyle karar veren, bağımlı ve taraflı bir yargı olduğu çok açık ortada, bir örneği de Fırat Keser meselesidir. Halkların Demokratik Partisi söz konusu olduğu zaman, mahkemelerin hukukla alakası olmayan, tamamen yargının bir sopa olarak kullanılması neticesinde aldığı kararlar ortadadır, bir örnek de budur.

Son bir noktaya değinmek istiyorum, tamamlayacağım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – San kez açıyorum, tamamlayın lütfen.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Tamamlıyorum efendim.

Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı dün televizyonda konuşma yaptı ve “Merkez Bankası Başkanını aradım, faizleri düşürmesi gerektiğin söyledim.” dedi, dolar kurunda yaklaşık yüzde 1’e yakın bir artış oldu. Yani, gerçekten, tarihsel olarak baktığımızda, en üst seviyeye çıktı kur. Peki, sonucu ne oldu? Türkiye’nin dış borcu açısından baktığımızda, 135 milyar Türk lirasına yakın bir borç artışı oldu bu cümle nedeniyle.

Şimdi, yani, insan merak ediyor “1 Haziran 2021 sabah 09.00’dan, akşam 22.30’a kadar kimler ne kadar dolar aldı acaba?” diye. Açıkça, içeriden bilgi verme yasağı delinmiş vaziyette. Hani diyor ya hep “Faiz sebep, enflasyon sonuç.” diye, anlamsız bir tez ve denklemdi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Son cümlem efendim.

BAŞKAN – Son cümle, buyurun.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Aslında, Erdoğan ve Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı sebep; faiz de, enflasyon da, işsizlik de, açlık da, borçluluk da, sonuçtur. Yoksulluk da, yolsuzluk da, rant da, kirli düzen de sonuçtur. Bunu bir kez daha vurgulamış olalım.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Özel…

 

 

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bugün, toplumcu, gerçekçi şiirimizin en önemli isimlerinden, en zor zamanlarımızda dizeleriyle bize umut aşılayan Ahmet Arif’in ve Baba Evi, Cemile, 72. Koğuş, Bereketli Topraklar Üzerinde romanlarının yazarı; kent yoksullarını, topraksız tarım işçilerini en iyi anlatan, edebiyatımızın büyük kalemlerinden Orhan Kemal’in ölüm yıl dönümleri. 2 üstadı da rahmetle minnetle anıyoruz.

Sayın Başkan, rejime kasteden Anayasa değişikliğinin yapıldığı tarihten itibaren, bizim savunmadığımız ama iktidar partisinin ve ittifak ortağının altını çize çize savunduğu bir yasa yapma tekniğiyle muhatabız. Buna göre, Bakanlar kurulu ve bakanlar Meclise artık kanun tasarısı sunamıyorlar, kanun teklifleri sadece parlamenterler tarafından sunuluyor. Bunu, referandumda halktan oy isterken “Kuvvetler ayrılığının belirginleşmesi.” olarak ifade etmiştiniz. “Yasama tekeli sadece Mecliste olacak, yürütme kendi işine bakacak.” demiştiniz. Ve yasayla ilgili hiçbir konuda yürütmenin herhangi bir tasarrufu olmayacağı söylenmişti. Şu an oturduğu koltuktan önceki son görevi Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanı olan Hazine ve Maliye Bakanı Lütfi Elvan, cuma günü Türkiye Bankalar Birliğinin genel kurulunda konuşuyordu, biz de kendisini dinledik. Aynen şöyle söylüyor: “Yakın zamanda hazırladığımız İstanbul Finans Merkezi Projesi kanun teklifini tüm paydaşların görüşünü alarak nihai hâline getirecek ve Meclise sunacağız.” Şimdi, Lütfi Elvan yürütmenin temsilcisi, nihai hâle getirecekmiş tüm tarafların görüşünü alıp sonra da Meclise sunacakmış.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin, buyurun.                                                         

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Eğer, bu, Lütfi Elvan’ın parlamenter sistem noktasındaki bir özlemini dile getiriyorsa bunu başka şekilde ifade etsin. Anayasa’yı çiğneme, Meclise karşı yürütmenin tahakkümü ve Meclisteki bazı milletvekilleriyle muvazaalı ilişkiye girerek kanun teklifi sunmayı kastediyorsa bu yanlış.

Şimdi, şöyle oluyor: Kanun teklifi sunuluyor, imza atan arkadaşa diyoruz ki: “Senin bununla ne ilgin var?” Diyor ki: “Ben yaptım.” E, daha önce RTÜK Kanunu’nda oldu, daha önce Kalkınma Bankası Kanunu’nda Albayrak söyledi: “Hazırladık, yolluyoruz.” “Hazırladık, yolluyoruz.” Şimdi, Lütfi Elvan’ın İstanbul Finans Merkezi Projesi kanun teklifine kim imza atacak bakalım? Hadi, atın; sonra yine soracağız, kürsünün önünde soracağız nasıl oluyor bu diye.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin, buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Yaptığınız ucube rejimden pişmansanız güçlendirilmiş parlamenter sistem noktasında Cumhur İttifakı dışında bir ulusal mutabakat var, gelin, ona katkı verin. Aksi takdirde milletin gözünün içine baka baka Meclise hakaret etmeyin. Millete de “Biz sizi referandumda kandırdık, sonra arkadan dolaşıp böyle yapıyoruz.” diye söylemeyin.

Sayın Başkan, Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi görüşülüyor. Bu noktada, özellikle Tarım Kredi Kooperatiflerinin borçluları, Sulama Kooperatiflerinin borçluları, sulama birliklerinin borçluları, tarımsal kredilerin tüm borçluları yapılandırma talep ediyorlar. Bu konuda Komisyondaki arkadaşlarımızın çabaları sonuç vermedi, burada da önergelerimizden devam edeceğiz ama bu konu son derece önemlidir. Her milletvekiline en çok aktarılan konulardan biridir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi lütfen.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Tam zamanı, burada iktidar partisine, özellikle tarım kredi, sulama kooperatifleri, birlikleri ve tarımsal kredi borçluları konusunda bir çağrıda bulunuyoruz.

Ayrıca, biraz önce Manisa’nın Gördes ilçesi Çiğiller köyümüzden Tarım Kredi Kooperatiflerinin mazot, ilaç, gübre alımlarında yüksek faizler aldıkları, borçlarını ödemedikleriyle ilgili şikâyetleri var. Çiftçinin destekleneceği, faiz borçlarının sıfırlanacağı konusunda partimizin vaatleri ortada ancak bir erken seçim konusunda da iktidar direndiği için bu konuda hep birlikte bir adım atmamız gerekiyor.

Sayın Başkan, son olarak, Uyar Madenciliği bir kez daha -belki, artık bilmiyorum ama 100’üncü kez- dile getirmek zorundayız. Soma’da Uyar Madencilikte bir maden kapandı, 700-800 arası mağduru vardı, temsilcileri, dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’a getirildi, imza altına alındı. 15’inci madde bu…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Son kez açıyorum.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa)  – Son konu zaten Başkanım.

15’nci madde, 10 madencinin de Başbakanın huzurunda imza altına alındığı şekliyle Uyar Madenciliğin mağduriyetinin giderileceği yönündeydi. Bu konuda bunu dile getirdiğimizde, birlikte görev yaptığımız Sayın Özlem Zengin konuya hassasiyet gösterdi, bunu MYK’de görüştük, Cumhurbaşkanımızla konuştuk ama kendisi ayrılınca dedi ki bize: “Ben bunu Sayın Bülent Turan’a devrettim.” Bülent Turan’dan randevu isterler, “Cahit Özkan görüşecek.” der ama Uyar Madencilik, verilen sözler ortada durduğu hâlde mağdur durumdadır. Ayrıca, Süleyman Soylu, Manisa’da yürüyüş yapan madencileri ziyaret etmiş: “15 Ocaka kadar bunu çözmek namus borcumdur.” demiştir ama kendi içinde bulunduğu türbülans, verdiği sözü, verdiği devlet sözünü tutmasına engel olmaktadır. Bu konuda Adalet ve Kalkınma Partisinin her kademesindeki yöneticilerini, Grup Başkan Vekillerini ve bakanlarını göreve davet ediyoruz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Elitaş.

 

 

 

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan, yüce Meclisin değerli üyelerini saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, Eren-11 Operasyonu kapsamında, Bitlis Tatvan’da terörle mücadele sırasında çıkan çatışmada şehit düşen kahraman Korucumuz Yücel Aki ve Jandarma Teğmenimiz Baki Koçak’a Allah’tan rahmet; ailesi, yakınları ve aziz milletimize başsağlığı diliyorum. Güvenlik güçlerimizin terörle mücadelesi, canlarıyla, ruhlarıyla yaptığı mücadele, aynı şekilde devam edecek. İnşallah, terör belasından onların kahramanca mücadelesi sonucunda kurtulacağımızı ümit ediyorum.

Şimdi, hem İYİ Parti Grup Başkan Vekili arkadaşımız hem de Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkan Vekili arkadaşımız, kanun yapımıyla ilgili bu konuyu gündeme getirdiler. “Güçlendirilmiş parlamenter sistemi Sayın Meral Akşener açıkladı.” dediler. Ben internetten aradım “güçlendirilmiş parlamenter sistem”le ne ifade ediyor acaba diye. 8 başlık hâlinde açıklamışlar, bu 8 başlık hâlinde yapılan açıklamada mesela “HSK seçimlerinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi üçte 2 çoğunlukla seçilsin.” diye yapmış. “15 olsun, bu 15 kişi Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından seçilsin.” demiş, zaten şu andaki Anayasa’da da aynı durum söz konusu.

Öbür taraftan üniversite rektörleriyle ilgili kısım. Üniversite öğretim üyeleri tarafından veya oradaki seçmenler tarafından yapılan seçimde rektör YÖK’e bildirilsin ve ataması yapılsın.

Diğer konular var, yargının tarafsız ve bağımsız olmasıyla ilgili durum. Anayasa’da zaten mevcut düzenleme. Anayasa’da eskiden yargının bağımsızlığıyla ilgili bir hüküm vardı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin, buyurun.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Biz bunu hatta yaptığımız Anayasa değişikliğiyle birlikte “tarafsızlık” ifadesini de icra ettik, oraya koyduk.

Öbür kısımlara baktım ama mesela “Bakanların tamamının milletvekili olması”, “gensoru sisteminin yeniden hayata geçirilmesi”, “dışarıdan bakan atanmaması” diye bir hüküm var. Eski Anayasa'da yani 1982 Anayasası’nda Bakanların ihtiyari olarak dışarıdan atanabileceğiyle ilgili hüküm vardı. Nitekim bu dönemde, ondan önceki dönemlerde de dahi 1 veya 2 tane dışarıdan atanan Bakanlar vardı. Her zaman başvurulan bir süreç değildi. Bu Cumhurbaşkanlığı seçimleri yapılamadığı takdirde Anayasa’nın, geçmiş Anayasada yanlış hatırlamıyorsam 109’uncu maddesinde seçim hükûmetiyle -109 doğru herhâlde Başkanım, kafa salladığınıza göre- yapılan ki bunu 2015, 7 Haziran’ında yapılan seçimden sonra yaptığımız ilk bir şeydi, siyasi partilerden değil daha doğrusu Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinden davet ediliyor, kabul eden giriyor, dışarıdan da bu Bakanlar atanabiliyordu.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

 BAŞKAN – Devam edin, buyurun.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Yani bakıyorum “güçlendirilmiş parlamenter sistem” deyince bir ete kemiğe bürünmüşü görmüyorum. 1920’deki Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmeti mi güçlendirilmiş parlamenter sistem? 1924 Anayasası’ndan 1961’e kadar devam eden sistem mi güçlendirilmiş parlamenter sistem? 1961 Anayasası ile 1982 dönemindeki Anayasa’daki de mi güçlendirilmiş parlamenter sistem? Mesela 1961 Anayasası’nda Türkiye Büyük Millet Meclisinin toplantı yeter sayısı salt çoğunluktu. Rahmetli Demirel’i hatırlarım, o günlerde siyaseti takip ederken “Bu Anayasa değişmezse olmaz.” diye… Çünkü Meclis Başkanı 226’yı bulmadığı sürece -yoklamayla açacak- Parlamento çalışmazdı, o mu güçlendirilmiş parlamenter sistem yoksa 1982’den 2017 yılına, 2018 yılına kadar yaptığımız sistem mi güçlendirilmiş parlamenter sistem?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, tamamlayın sözlerinizi.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Yani, bunun ete kemiğe bürünmesi lazım.

Sayın Özel, İstanbul Finans Merkeziyle ilgili Sayın Bakanın Bankalar Birliğindeki yaptığı konuşmayı ifade etti. İstanbul Finans Merkeziyle ilgili kanun teklifi… Bu konuyla ilgili arkadaşlarımız bize geldiler. Kanun teklifine ben bizzat çalıştım ve o konuda da milletvekili arkadaşlarımızla bu değerlendirmeleri yaptık. O değerlendirmeler çerçevesinde tartıştık       -şöyle olması gerektiğini, şu şekilde yapılabileceğini- ki bununla ilgili son kanaatimizi bildirdik. Hazine ve Maliye Bakanı bu son kanaatimizle ilgili konuyu değerlendirdikten sonra Türkiye Büyük Millet Meclisinden isteyecek. Değerli arkadaşlar, icra organı ile yasama organı arasında bir ahenk, uyum olmadığı takdirde bunları yapabilmeniz mümkün değil. İcra organı görüşlerini beyan edecek, kamuoyunda söyleyecek, “Benim şöyle şöyle bir şeye ihtiyacım var, benim böyle böyle bir şeye ihtiyacım var.” diyecek, bunu anlatacak, savunacak.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayın sözlerinizi.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) - Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri bu konuyla ilgili hayata geçirmeye çalışacak. Gerekirse -hatta olması gereken- Parlamentonun uzmanları, çoğaltarak bu konuyla ilgili icra organının talep ve temennilerini kanun metni hâline getirecek. Diğer kanunlarla irtibatlarını sağlayabilecek bir altyapı oluşturulmasına büyük ihtiyaç var; bu sistemin en önemli özelliklerinden biri. Yani, kalkıp da bir Hükûmet  yetkilisinin hangi kanunu, nerede, nasıl, tartıştığımızı… Oluyor. Arka odada değerli milletvekili arkadaşlarımızın, muhalefet milletvekillerinin, Grup Başkan Vekillerinin konuyla ilgili teklifleri -bürokrasiyi de çağırıp- değerlendirdiğimiz eski dönemde de, şimdiki dönemde de kanun yapma tekniği açısından bunun var olduğunu söylüyoruz. Eski dönemde Hükûmetin kabul etmediği bir metni kabul etmemiz zordu.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin, buyurun lütfen.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Son cümlem Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Yok, açıyorum mikrofonu ben size.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Yani görüyorsunuz, oraya oturunca süre yetmiyor.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Evet.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Ya, ya… Kapak sesi geldi Başkan, bir kapak sesi duyduk.

BAŞKAN – Tamamlayın, buyurun.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkanım, birkaç kere daha mikrofonu açacağınız anlaşılıyor ama sizin iyi niyetinizi istismar etmeyeceğim.

Bakın, bu eski dönemde de, yeni dönemde de eskiden şu sorulurdu: “Komisyon katılıyor mu?” Komisyon katılamazdı, hâlâ katılamıyor, salt çoğunluk olursa katılır. Hükûmet, “Katılıyorum.” veya “Katılmıyorum.” derdi. Şimdi, kanun teklifi sahibine de komisyonda söz hakkı veriliyor ama Genel Kurulda kanun teklifinin veya tasarının sahibi komisyondur.

BAŞKAN – Hep öyledir zaten.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Her zaman öyleydi. Onun için değerli arkadaşlar, şu anda yapılan şeylere Parlamentonun çok büyük etkisi var. Şu anda milletvekillerimizin bu konuda çok büyük katkıları var. Siz bunları yaşamadığınız için bilmiyorsunuz, yaşayacağınızı da pek tahmin etmiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Açalım mikrofonu.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – İyi yaşayın, iyi yaşayın.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Son bir laf sokacaktı, o kayda geçsin.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Kayıtlara geçti.

BAŞKAN – İkinci tura başlıyoruz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Böyle turlar da mı var Başkanım, peki.

BAŞKAN – Efendim, sizle beraber yeni usuller…

Sayın Türkkan, buyurun.

 

 

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkanım, Sayın Elitaş’ın açıklamalarını -o görmedi ama- ben gülerek izledim, gerçekten öyle. Bu iyileştirilmiş ve güçlendirilmiş parlamenter sistemle ilgili olarak kendisini biraz aydınlatma gereği hissediyorum, o yüzden söz aldım.

Öncelikle iyileştirilmiş ve güçlendirilmiş parlamenter sistem ne biliyor musunuz? Okulların açılacağını bir gün kala bile topluma açıklayamayan, bunun için Cumhurbaşkanının -o tek adamın- ağzına bakan Millî Eğitim Bakanının olmadığı bir sistem, güçlendirilmiş ve iyileştirilmiş parlamenter sistem. Sokağa çıkma yasağı ilan edilecek “Bilim Kurulu” diye büyük bir kurul kuruyorlar, onların hiçbir sözüne itibar edilmeyen, “Ağamız ne der?” diye herkesin gözünün saraya baktığı bir sistem değildir güçlendirilmiş parlamenter sistem, demokratik bir sistemdir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, son kez...

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) - Demokrasiyle hemhâl olmuş bir sistemdir. Kamu ihaleleri yapılırken ihaleyi yapan -bakanın bile değil; bakın, bakan bile değil çünkü bakanın haberi olmuyor çoğu zaman- kurumun başındaki bürokratın elinde ihale dosyalarıyla beraber Beştepe’ye gidip “Efendim, bu ihaleyi kime verelim?” diye sormadığı bir sistemin ismidir güçlendirilmiş ve iyileştirilmiş parlamenter sistem. Bir şey daha söyleyeceğim. Bakanların istifa etme özgürlüğünün bulunduğu, kendilerinin “affedilmediği” bir sistemin ismidir güçlendirilmiş ve iyileştirilmiş parlamenter sistem.

Teşekkür ediyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Sayın Akçay...

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Benden evvel Sayın Özgür Özel’in talebi vardı.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Fark etmez.

BAŞKAN – Sayın Özel, buyurun.

 

 

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, şimdi, Sayın Elitaş bir izahat yapacaksa karşısına alacak Sayın Lütfi Elvan’ı, diyecek ki: “Siz Parlamento deneyimi olan bir Bakansınız, kurduğunuz cümlelere özen gösterin.” Veya “Şöyle bir cümle kurun: ‘Parlamentomuz İstanbul Finans Merkezi kanun teklifiyle ilgili çalışmalarını yaptı, bizden de görüş sordular, biz de bunu hazırladıktan sonra yollayacağız.’” derse -bu, referandumdaki söyleminize tam uygun değil ama- biraz daha kabul edilebilir olur. Milletin gözünün içine bakıp “Yasama, Meclisin tekelinde olacak; yürütme, işine bakacak.” dedikten sonra bakın Bakan ne diyor: “Yakın zamanda hazırladığımız İstanbul Finans Merkezi projesi kanun teklifini tüm paydaşların görüşlerini alıp nihai hâline getirip Meclise sunmayı planlıyoruz.” “Nihai.” Ne demek nihai? En son, nihayete ermiş.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, son kez...

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Nihai hâle komisyonda gelir, komisyondan buraya gelir, en sonunda buradaki önerge işlemleriyle Parlamentoda en son hâlini alır.

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – O da onu söylüyor.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Nasıl olur da bir Bakan “Tüm paydaşlardan görüş alacağız, sonra Parlamentoya yollayacağız.” der?

Bakın, burada, Bakan haddini bilecek, dilini düzeltecek. Ama bence de deminden beri söylediğiniz, sizin tarif ettiğiniz şey, bir parlamenter sistem. Bakanın buradan onay alması, buraya karşı siyasi sorumluluk duyması, soruların soruları cevaplaması, yasama sürecinde kendinin ya da milletvekillerinin öngördükleri teklif ya da tasarılarda yasama sürecine bürokrasinin desteğiyle katkı sunması lazım.

Parlamenter sistemle ilgili de şunu söyleyeyim: Dünyanın en zengin 10 ülkesine bakıyorsunuz; 9’u parlamenter sistem, 1’i katı kuvvetler ayrılığıyla yönetilen başkanlık sistemi. En gariban 10 ülkenin 6’sı başkanlık, 4’ü yarı başkanlık.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Mikrofonu son kez açalım. Son cümlenizi alayım.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Ama hepsi tek adam ve tek parti rejimine evrilmiş otoriter sistemler, en fakirleri. “Güçlendirilmiş parlamenter sistem” dediğiniz, parlamenter sistemin dünyada uygulanarak, eksikleri telafi edilerek, farklı yönleriyle güçlendirilerek… Örneğin, güvensizlik oyuyla hükûmetsiz kalmasın diye yıkıcı güvensizlik oyu yerine yapıcı güvensizlik oyu getirilmiş. Bizim teklifimizde bununla tanışacaksınız. Yeni hükûmet kurulmadan eskisini düşürmüyorsun mesela; budur güçlendirilmiş, iyileştirilmiş parlamenter sistem. Bununla yönetilen ülkeler dünyanın en varlıklı 10 ülkesi, bununla yönetilmeyen ülkeler, Türkiye’ye benzeyen ülkeler en gariban ve biz her geçen gün irtifa kaybediyoruz. Bunu anlarsanız Türkiye’yi hep beraber huzura kavuştururuz, zenginliğe kavuştururuz.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Elitaş, size geleceğim ama Sayın Akçay var sırada.

Sayın Akçay, buyurun.

 

 

 

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Yani “Biz eski parlamenter sisteme dönmek istiyoruz.” diyemedikleri için adına da bir “güçlendirilmiş” veya “iyileştirilmiş” sıfatı takarak bu meseleyi ele almaya çalışıyorlar. Türkiye’de otuz yıl, kırk yıl, elli yıl, altmış yıl evvelden de muhalefet tarafından iktidara, iktidar partilerine yöneltilen eleştiriler, bir iki yıldır da yeni Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi üzerinden onu manivela olarak kullanılarak yapılıyor. Ben gayet iyi hatırlıyorum: Pek çok muhalefet partisinin sözcüleri de Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminden önce de mesela on yıl önce de Sayın Erdoğan’a tek adam suçlaması getiriyordu. Meselinin özü şu: Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminin temel parametreleri var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)           

BAŞKAN – Tamamlayım lütfen.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Yönetimde istikrar, temsilde adalet, güçlü hükûmet, güçlü yürütme, güçlü yargı ilkelerine dayanır. Yönetimde istikrar vardır, ayrıca temsilde de adalet çok büyük ölçüde eski sisteme göre de sağlanmıştır. Yani güçlendirilmiş parlamenter sistem… Şimdi, bu yeni sistemle daha güçlü bir Parlamentoya kavuştuk. Defalarca da tekrarlıyoruz, bir kere Meclisimizin temsiliyet oranı arttı, yani nispi olarak arttı. Geçmiş Meclislerin tablolarına baktığımızda şu anda 12 siyasi parti var ve hiçbir parti için de “Tek başına istediğim kanunu çıkarırım.” diye bir tablo da söz konusu değil, uzlaşmacı ve çoğulcu bir yapı söz konusu.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)           

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Tamamlayacağım Sayın Başkan.

Dolayısıyla, eski sisteme göre daha güçlü bir Parlamentoya sahibiz. Yani demokrasiden muradımız nedir? Temsiliyetin yüksel olması gerekir, uzlaşmacı bir yapının olması gerekir ve çoğulculuğun olması gerekir. Bu niteliklere sahip bir Parlamentoya sahibiz. Ayrıca, kuvvetler ayrılığı da daha belirgin hâle getirilmiştir. Kuvvetler ayrılığı, seçmen daha sandığa giderken elindeki iki pusulayla hem yürütmeyi hem yasamayı belirlemek suretiyle…

Şimdi, eski sistemde de bakanlar kendisi kanun teklif edemiyordu; bu, Bakanlar Kurulu yani Hükûmetten tasarı şeklinde geliyordu. Sayın Lütfi Elvan’ın sözünü ben şu şekilde yorumlarım ve kastının da o olduğunu düşünürüm yeni sistem açısından.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – İktidar partisi, Adalet ve Kalkınma Partisi’dir ve Türkiye Büyük Millet Meclisinde de birinci partidir. Sayın Cumhurbaşkanı da Adalet ve Kalkınma Partisi’nin de Genel Başkanıdır. Dolayısıyla bir Bakanlar Kurulu bir Kabine söz konusudur. Neticede, bütün siyasi partiler nasıl kanun teklifi veriyorsa Adalet ve Kalkınma Partisi de bu kanun tekliflerini verebilmekte ve bazı kanun tekliflerini de biz Cumhur İttifakı olarak birlikte imzalamak suretiyle verdiğimiz de söz konusu olabiliyor.

Sayın Özgür Özel’in bahsettiği hususa ilişkin, belki de daha evvelde ben Genel Kurulda, burada birkaç defa da tekrarladığımı çok iyi hatırlıyorum. İç Tüzük’te…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Akçay son kez açacağım ama Grup Başkan Vekillerinden rica ediyorum yani gündemimiz bugün sistem tartışması değil, İç Tüzük tartışması değil.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Açık oturum mu yapıyoruz Sayın Başkan?

BAŞKAN - Yasama süreçlerinde yasama ve yürütme ilişkilerini netleştirmek istiyorsak siyasi partilerin oturup İç Tüzük meselesini halletmesi lazım. Yani bunu konuşmamız gerekirken biz bu tartışmayla günü öldürürüz.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Muhalefet olarak uyuyoruz efendim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Bakın çünkü 5 milletvekili arkadaşımıza söz vermiyoruz, ricayı geri çeviriyoruz “Yirmi değil, on beş. Hızlı yürütelim.” diyoruz ama ondan sonra oturup bir saat Grup Başkan Vekilleri kendi arasında konuşuyor.

Tamamlayın lütfen Sayın Akçay.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Ben de tam İç Tüzük’e gelmek üzereyken siz de İç Tüzük’e atıf yaptınız, çok teşekkür ediyorum.

Bu eleştirel gerekçeyi çözmenin –yani bana göre bir sorun söz konusu değil ama- İç Tüzük’te açıklığa kavuşturmanın… Birkaç maddede yapacağımız bir değişiklikle yasama ve yürütme ilişkilerini İç Tüzük’te formel hâle getireceğiz, mesele de hallolacak.

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan…

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Elitaş, Sayın Oluç; hepinize geleceğim, Sayın Özel’in de söz talebi var.

Buyurun Sayın Elitaş.

 

 

 

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, son cümlenize çok ehemmiyet veriyorum, çok haklısınız. Bakın, 15 tane milletvekiline İç Tüzük 60’a göre çok kısa bir söz verme ihtiyacı hasıl oldu; bir saniye uzatmıyorsunuz ama Grup Başkan Vekillerinin üçüncü turuna geçiyorsunuz. İç Tüzük’te olmayan bir usulü yapıyorsunuz. O anlamda ben sizin son uyarınızı dikkate alıyorum ve bu yaptığımızın usule uygun olmadığı kanaatiyle teşekkür ediyorum, sizin uyarınız gereğince konuşmuyorum.

BAŞKAN – Sayın Özel…

 

 

 

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ben de bu paralelde şunu söyleyeyim: Bu Mecliste grup önerilerinde onar dakika konuşulurdu -düşünün dört grup, şimdi üç  konuşuyoruz ya- onar, kanuna altı buçukta geçilirdi. Sayın Elitaş dedi ki: “Bunu daraltacağız, kanuna erken geçeceğiz.” Olmaz dedik. Beşe düştü olmadı, üçe düştü olmadı; grup önerilerini kaldırın, yine değişmez, kanuna aynı saatte geçilir. Parlamentonun ve siyasetin, bir konuşma, gündemi değerlendirme, pozisyonları tarif, karşılıklı müzakere ve bunun sonunda gündeme dair tarihe bir not düşme ihtiyacı vardır tutanak altında. Siz bunu bir başka yerden daraltırsanız, bir başka yerden bolarır. Deve geçer mi yüzükten? Geçmez. Ama ne demiş? “Yüce Mevla’m isterse ya deveyi küçültür ya yüzüğü büyültür.” demiş, değil mi? Ben, size İç Tüzük tartışmalarında hep bunu söyledim: Aynı saatte geçeriz. Siyasetin konuşma, münazara, müzakere ihtiyaçları tatmin olmaksızın, Parlamentoyu bir yasa yapma makinesine batırdık çıkardık, oldu.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Açalım mikrofonu.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) -  “Sayın Bakanımız zaten hazırlamış, bize ne ihtiyaç var. 2 arkadaş muvazaa imzası atar, biz de burada şekli tamamlarız”a indirgeyemezsiniz. Ana muhalefet partisinin, müzakere konusunda ve tarihe not düşme konusundaki bütün gayreti milletten aldığı bu vazifeye binaendir. İstediğiniz kadar “Yeni İç Tüzük” deyin, milletin ihtiyacı yeni anayasadır, güçlendirilmiş parlamenter sistemdir; ona uygun yapılacak özgürlükçü, sorgulayan, hesap soran, genişletilmiş denetim olanakları olan, muhalefeti düşman değil paydaş gören bir iktidar anlayışından geçer.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN – İç Tüzük istemiyorsunuz siz yani, bunların netleşmesini istemiyor musunuz? Öyle mi anlıyorum ben?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Nasıl?

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Başkanım, değişti de ne oldu?

HİŞYAR ÖZSOY (Diyarbakır) – “İç Tüzük istemiyorum.” demedi ki Başkanım.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – “İç Tüzük’ü uygula Sayın Başkan, yoksa ben bozuyorum.” diyor.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Benimle bir ilgisi yok, sistem…

BAŞKAN – Peki, doğrudur.

Sayın Oluç var sırada daha, müsaade edin. Sonra da ben konuşacağım.

Buyurun Sayın Oluç.

 

 

 

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bu tartışma açılınca iki üç cümle etmek istedim.

BAŞKAN – Ben de heyecanlanıyorum bu tartışma açılınca hakikaten.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Evet evet. Kim açtıysa oraya söyleyin ama.

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Biz de heyecanlanıyoruz Başkanım.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Şimdi “güç” lafını duyunca iktidar, güçten mutlak iktidarı anlıyor, güç onlar için mutlak iktidar demek. Hâlbuki buradaki “güçlendirilmiş” lafının arkasında yatan zihniyet demokratik olmasıdır yani mutlak iktidar olmamasıdır esas itibarıyla. Şimdi “güçlendirilmiş” dediğimiz zaman demokratik olmasının sonucu da katılımcı ve müzakereci bir demokrasi anlayışının yerleşmesi demektir, eski sisteme dönmek demek değildir, güçlü yerel yönetimler, demokratik yerel yönetimler üzerinde yükselen bir güçlü parlamenter sistem demektir. Şimdi, buralara baktığımız zaman, esas buradaki konu, var olan sistemin demokratik olup olmamasıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Tamamlıyorum efendim.

Buradaki ölçü de demokrasi ölçüsü de birkaç konuda odaklanır:

Bunlardan bir tanesi, kuvvetler ayrılığının var olup olmamasıdır yani kuvvetler ayrılığının tek kişide birleştirilmiş olması değildir.

İkincisi, hukukun üstünlüğünün yani bağımsız ve tarafsız yargının olup olmamasıdır.

Üçüncüsü, denge denetleme mekanizmalarının işleyip işlememesidir.

Şimdi, bütün bunlara baktığımızda, bu sistemde, bugün “Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi” adı altındaki sistemde bunların hiçbirinin olmadığını görüyoruz; sorun buradan kaynaklanıyor. Dünyada     -biraz evvel Sayın Özel de bahsetti- başkanlık sisteminin olduğu Amerika vardır, yarı başkanlık sisteminin olduğu Fransa vardır ve bunların hiçbirinde mutlak iktidar yoktur, demokratik başkanlık ve yarı başkanlık sistemleridir bunlar. Bütün bu denge denetleme mekanizmaları da kuvvetler ayrılığı da hukukun üstünlüğü de buralarda geçerlidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayın sözlerinizi.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Ama sizin tercih ettiğiniz sistem demokratik anlayışa değil mutlak iktidar anlayışına, tek kişide bütün kuvvetleri birleştiren anlayışa dayandığı için bu tartışmayı yapıyoruz esas itibarıyla; bunu anlamak istemiyorsunuz.

Sonra, Sayın Elitaş, siz komisyon başkanlığı da yaptınız, biliyorsunuz da. Yani bu torba kanun tekliflerinin bu Meclisteki komisyonlara nasıl geldiğini biliyorsunuz, nasıl tartışıldığını biliyorsunuz, Genel Kurula nasıl geldiğini biliyorsunuz. Yani komisyonlarda ya da genel kurullarda hakikaten bir ortak akıl mı işliyor? Hakikaten tekliflere imza atmış olan vekiller o tekliflerin hazırlanmasında yer almış bulunuyorlar mı? Yani sorsak hani “Kur’an’a el basın.” desek valla hiç birisi kabul edemez bunları hazırladıklarını.

BAŞKAN – Bulunuyorlar, bulunuyorlar.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Böyle bir durumla karşı karşıyayız. Dolayısıyla sorunları tartışmak lazım ama gerçekler üzerinden tartışmak lazım, bunu da belirtmiş olayım.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

 

 

 

 

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, ülkemize bir ziyarette bulunan Panama Ulusal Meclisi Başkanı Sayın Marcos Enrıque Castillero Barahona ve beraberindeki heyet şu anda Genel Kurulumuzu teşrif etmişlerdir, kendilerine Meclisimiz adına “Hoş geldiniz.” diyorum. (Alkışlar)

Evet, sayın milletvekilleri, sonunda grup başkan vekillerimizin söz taleplerin karşılayabildik.

Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

İYİ Parti Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

 

 

 

 

                                                                                                      2/6/2021

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 2/6/2021 Çarşamba günü (bugün) toplamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                                                   Lütfü Türkkan

                                                                                                                                        Kocaeli

                                                                                                                               Grup Başkan Vekili

Öneri:

Eskişehir Milletvekili Arslan Kabukcuoğlu ve 19 milletvekili tarafından ülkemizde tarım sektörümüzün ve çiftçilerimizin kronikleşen tüm sorunlarına radikal ve kalıcı çözümler getirilmesinin tespiti amacıyla 20/5/2021 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerin 2/6/2021 Çarşamba günkü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere İYİ Parti Grubu adına Sayın Arslan Kabukcuoğlu.

Buyurun. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA ARSLAN KABUKCUOĞLU (Eskişehir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Tarım sektörü ve bilhassa kuraklığın tarımda yarattığı olumsuz etkileri görüşmek için grubum adına vermiş olduğumuz araştırma önergesi konusunda söz aldım, yüce Meclisi saygıyla selamlarım.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) - Sayın Vekilim, maskenizi çıkarabilir misiniz? Net anlaşılmıyor.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – O bir hekim, korkuyor.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Öyle mi? Peki. Tam anlayamıyoruz da…

ARSLAN KABUKCUOĞLU (Devamla) – Biraz daha sesli söyleyeceğim.

AK PARTİ Hükûmeti işin ucunda rant yoksa o sorunla maalesef fazlaca ilgilenmiyor. On dokuz yıldır çiftçinin kazancı daima ülke millî gelirinin altında kalmıştır. 2002’de tarımın millî gelirden aldığı pay yüzde 10,2’yken 2020 yılında bu yüzde 6,6’ya düşmüştür. 2002’de tarımın istihdamdaki payı yüzde 35’ken bu oran 2020 yılında yüzde 17,6’ya düştü. Tarımda istihdamın azalması 10 milyon işsizlikte önemli bir paya sahiptir.

Bunun yanında pek çok ülke çiftçisine destekte bulunmaktadır. Örneğin, Avrupa Birliği 2019’da bütçesinin yüzde 36’sını çiftçilere destek olarak dağıtmaktadır. Hollanda böyle yapmaktadır, Kanada böyle yapmaktadır. Kanada, tarımın iyileştirilmesi ve uygun olmayan arazilerin ıslahı için bankaları kredi vermeye zorlamakta, eğer bu krediler bankalara geri dönmezse devlet bunun yüzde 95’ini karşılamaktadır. Görüldüğü gibi pek çok ülkenin tarımına, çiftçisine desteği vardır. 2006 yılında AK PARTİ Hükûmetinin çıkarmış olduğu millî gelirin yüzde 1’inin çiftçilere dağıtılma yasası ortada dururken şimdiye kadar dağıtılan binde 6 olmuştur. Hiçbir zaman vatandaşa, çiftçiye Hükûmet vadettiği yüzde 1’lik geliri dağıtmamıştır. Pandemi tarımın stratejik önemini daha da ortaya koydu. Çiftçinin sorunu yalnız çiftçinin sorunu değildir, Türkiye’nin sorunudur. AK PARTİ hükûmetlerinin on dokuz yıllık iktidarları döneminde çiftçinin geliri 8,6 kat artmışken borçları 51 kat arttı. 2020 çiftçi için tam bir kâbus olmuştur. Kuraklık yoksulluğun üzerine tuz biber ekmiştir. Az çok borcunu çeviren, durumunu idare eden çiftçi artık işin içerisinden hiç çıkamaz hâle geldi. Hükûmetin ortaya koymuş olduğu tarım politikası çiftçinin durumunu daha da kötüleştirdi. Eskişehir’den Kayseri’ye kadar kara yoluyla seyahat eden birisi hiçbir tarım arazisinde hububat hasadı göremez. Bu, yalnız Eskişehir için böyle değildir; Batman için de böyledir, Konya için de böyledir, Niğde için de böyledir, Aksaray için de böyledir, Nevşehir için de böyledir. Kuraklığın etkisi sadece hasada, tahıla göre değildir, tüm tarım ürünlerinde böyledir. Şu anda, olması gereken büyüklükte olması gereken şeker pancarı, ayçiçeği ve mısır da aynı durumdadır ve geçen yılki büyüklüklerinin, fiziki büyüklüklerinin ancak yüzde 30’u kadar, 40’ı kadar bir büyüklüktedirler.

Dönem sonunda yüzde 7’lik köy nüfusu daha da düşecektir, köylüler geçimlerini sağlamak için şehirlere göç edecektir. Bu, şehirlerde yoksulluk demektir, işsizlik demektir, huzursuzluk demektir.

Türkiye Cumhuriyeti, vatandaşını doyuramayacak, zaten zorda olan millet daha da zora düşecektir. Artık “Paramız var ki ithal ediyoruz.” dönemi de bitmiştir çünkü artık paramız da yoktur. Köylüler, çiftçiler şahsa yönelik vergi affı istemiyorlar, stok afları istemiyorlar, vergilerde indirim istemiyorlar; onlar sadece emeklerinin karşılığını istiyorlar. Bunun sonunda onların alacaklar ödül, Türk milletini doyurmak olacaktır.

Genel Başkanımız Sayın Meral Akşener’in ortaya koymuş olduğu kuraklık ve çiftçinin sorunlarıyla ilgili birtakım reçeteler şöyledir: Şu anda, hasar tespiti yapılmalı ve bu hasar kaybı, verim kaybı ortalama verimin ne kadar altındaysa Hükûmet bunu karşılamalıdır. Eğer bu yapılamıyorsa, arpa için 125 lira, buğday için 185 lira ve mercimek için de dekar başına  140 lira ödeme yapılmalıdır. Çiftçilerin borçları iki yıl süreyle ertelenmeli, BAĞKUR primleri bir yıl karşılanmalı, elektrik giderlerinin -ki artık günümüzde çiftçinin en büyük kalemidir- hiç olmazsa yüzde 50’si karşılanmalıdır. TARSİM kapsamında olmayan, kuraklıktan yararlanamayan araziler TARSİM kapsamına alınmalı ve çiftçiler bundan yararlandırılmalıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ARSLAN KABUKCUOĞLU (Devamla) – Türk milletini açlıktan kurtaracak, Türk köylüsünü yoksulluktan kurtaracak tedbirlerin alınması için yüce Meclisin desteğini bekliyoruz.

Saygılarımı sunarım. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kabukcuoğlu.

Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Sayın Garo Paylan.

Buyurun Sayın Paylan. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; sizleri saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, dünyanın en bereketli topraklarında yaşıyoruz ki tarım devrimi bu topraklarda oldu. On iki bin yıl önce insanlık tarım devrimini bu topraklarda yaptı ve her zaman bu topraklarda yaşayan bütün halklar karnını bu topraklardan doyurdu değerli arkadaşlar. Ta ki AKP’ye kadar. AKP on iki bin yıl sonra geldi ve bu ülkede yokluk başladı, çiftçi tükendi, çiftçi bitirildi, çiftçi borç altına sokuldu değerli arkadaşlar.

Bakın, şu anda çiftçilerimizin yaş ortalaması 55, bunu biliyor musunuz? Gidin köylere genç yok. Hiçbir çiftçi çocuğunun çiftçi olmasını istemiyor değerli arkadaşlar. İşte bu şartlarda yaşıyoruz. Beş yıl sonra, on yıl sonra çiftçimiz yok. Şapkayı önümüze koyup bunu düşünmeliyiz.

Bakın, memleketin bir bölümünü kuraklık vurmuş durumda. Urfa’yı, Mardin'i, Diyarbakır’ı, Konya'yı, Niğde’yi ve pek çok ilimizi kuraklık vurmuş durumda, Hükûmetin kılı kıpırdamıyor. Onların tek derdi yandaşlarına bütçeden kaynak aktarmak, bir bölümünde de ürünler para etmiyor. Gidin Adana'ya; çiftçi isyan ediyor, karpuz elli kuruş etmiyor diye hasat bile yapılmıyor şu anda Adana’da ve pek çok yerde. AKP’nin gine kılı kıpırdamıyor, arkadaş bu çiftçinin hâli ne olacak diye düşünen yok. İşte bu şartlarda değerli arkadaşlar mutlaka bu sorunları önümüze koymalıyız ve çiftçinin yanında olmalıyız. Ve bu araştırma önergesine destek vermeliyiz.

Çiftçi borç altında arkadaşlar. Bakın araştırma önergesinde eleştirdiğim bir konu var. Çiftçinin borcu sıfır faizle yapılandırılsın, isterseniz eksi faiz verin; olmaz. Çiftçinin borcu her gün katlanarak artıyor değerli arkadaşlar. Yapmamız gereken çiftçinin borcunu silmek çünkü biz çiftçiye borçluyuz. Tarım Kanunu'nu çıkardınız “Gayrisafi hasılanın yüzde 1’i kadar çiftçiye destek vereceğiz.” dediniz, bakın, her yıl bugünkü rakamlara göre 60 milyar destek vermemiz lazım, siz 22 milyar destek veriyorsunuz. Yalnızca bu yıldan 38 milyar borçlusunuz, on yıla saysak 380 milyar TL borçlusunuz çiftçiye. Çiftçinin bankalara 150 milyar borcu var, 100 milyar da tefeciye, aracıya borcu var, etti mi 250 milyar. Sizin çiftçiye 300-350 milyar TL borcunuz var. Yapmamız gereken çiftçinin borcunu artık yapılandırmak değildir, çiftçinin borcunu silmektir değerli arkadaşlar. Bunun için önerge verdik. Gelin, şöyle başlayalım: 50 bin liraya kadar bütün çiftçilerin borcunu silelim, bu yıl için. Bakın, borcumuzun bir yıl bölümünü bu yıl ödemiş oluruz. Gelecek yıl bir 50 bin lira daha ödeyelim çiftçiye, borçlarını silmek için. Ziraat Bankasına, Tarım Kredi Kooperatiflerine olan borçlarını gelin, silelim. Çiftçiye nefes aldıralım. Ondan sonra da orta ve uzun vadeli olarak tarım politikalarını nasıl Türkiye’nin kendi kendine yeteceği şekilde planlayabiliriz, gelin, bunun üzerine konuşalım. Bunun için bu araştırma önergesine biz HDP olarak destek vereceğiz.

Saygılar sunarım. (HDP, CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Okan Gaytancıoğlu.

Buyurun Sayın Gaytancıoğlu.

CHP GRUBU ADINA OKAN GAYTANCIOĞLU (Edirne) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye tarımını on sekiz yılda; bakın, bu hâle getirdiniz, bu. Sizin özetiniz bu, bütün hikâyeniz de bu, tarımın geldiği durum bu, inekler bile haczediliyor, bu. Altı ay önce sizi uyarmıştık.

Evet, bu kağıtta da Lalapaşa Doğanköy’den Zafer Ergen’e ait, diyor ki: “Borcunu getirdin, getirdin; getirmedin kefiller emekli nasılsa, emekli maaşına bile haciz koyarız.” Yani sizin özetiniz bu. Ne üretim var, ne kuraklığa karşı bir çözüm var, ne borçlara karşı bir çözüm var, ne yapılandırmalar var, hiçbir şey yok. ne gübre fiyatlarının artışından muzdaripsiniz; siz ilgilenmiyorsunuz, çiftçi ilgileniyor. Üre fiyatları bir yılda yüzde 100 artmış, ürün fiyatlarına yüzde 35 zam yapıyorsunuz diye övünüyorsunuz, piyasayı takip etmiyorsunuz. Ya, arpayı 1.750 lira açıkladı Genel Başkanınız geçen hafta. Piyasada arpa 2.600 lira, piyasalardan da haberiniz yok, çiftçiden hiç haberiniz yok. Hiçbir şeyi takip etmiyorsunuz, varsa yoksa yandaşlarınız. Yem fiyatı ne olmuş? Ben söyleyeyim; 160 lira olmuş. Tarihte ilk defa, cumhuriyet tarihinde ilk defa sizin zamanınızda yem fiyatı süt fiyatını geçmiş. Hiç takip etmiyorsunuz.

Yapılandırma konuşacağız biraz sonra Tarım Kredi Kooperatiflerinin borçlarını -hep söyledik- kapsama niye almıyorsunuz? Her şeyi kapsama almaya çalışıyorsunuz; trafik cezalarını, motorlu taşıtlar vergisini, araç muayenelerini güzel destek veriyoruz. Çiftçi deyince niye aklınıza gelmiyor? Bu görüntülerle mi anılmak istiyorsunuz? Çok değil bir hafta, iki hafta sonra bu görüntüleri yeniden göreceksiniz, bakın, şimdiden uyarıyorum. Hazır yapılandırma yasasını konuşurken bunu yeniden düzeltin yoksa bu görüntülerle yeniden karşı karşıya kalacaksınız, bunları lütfen unutmayın. İnsanın ineği haczedilir mi ya? Ahırdaki inekten ne istiyorsunuz? Ya, birazcık anlayışlı olun.

Mazota yüzde 50-60 zam yaptınız, gübreye yüzde 100 zam yaptınız, tohumlar artıyor sürekli, kuraklıktan ülke yanıyor, kuraklıkla ilgili hiçbir şey yok. Ya, dekar başına 200 lira, 300 lira para ödeyin diyoruz hepimiz. Niye ödeyin? Bu çiftçi bize lazım. Bu çiftçi ne zaman lazım? İki ay sonra yeniden tarlaya girecek, gübre alacak, mazot alacak, ilaç alacak. İşte, sizin Türkiye tarımını getirdiğiniz durum bu, sular akıyor, siz sulama ekipmanları desteğini kesiyorsunuz. 2015’den beri her yıl sulama ekipmanlarında hibe desteği veriyordunuz; hibe desteğinin yüzde 50’sini devlet veriyordu, yüzde 50’sini çiftçi karşılıyordu, onu bile kestiniz. Nasıl kestiniz?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

OKAN GAYTANCIOĞLU (Devamla) – 2019’da 289 milyon ödediniz, 2020’de hiç vermediniz. Ya, kuraklık var diyoruz, sulama ekipman desteklerini kesiyorsunuz.

Teşekkür ederim. (CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Sayın Yunus Kılıç.

Buyurun Sayın Kılıç. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA YUNUS KILIÇ (Kars) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; hepinizin bildiği gibi, günümüz dünyasında insanların, toplumların, hatta devletlerin, hatta bölge ülkelerinin tek başına mücadele edemeyeceği, kolektif mücadeleye ihtiyaç duyulan alanlardan  birincisi nükleer savaştır, tehdittir; ikincisi, yapay zekânın dünyayı getirdiği noktadır ve bunlardan da önemlisi, iklim değişikliğidir. İklim değişikliği, ne yazık ki tarımın da en çok etkilendiği, tarımın açık olduğu, iklimin bütün etkilerini tarım üzerinde gösterdiği bir alan.

Saygıdeğer milletvekilleri, tabii, konuşmacı milletvekili arkadaşlarımızın tarım politikalarımızla alakalı birtakım eleştirileri oldu. Şimdi ben, açıkçası daha önce bu konularla alakalı çok cevaplar verdiğimiz için, aynı şeylerin tekrar tekrar yazılıp getirildiğini gördüğüm için bunların üzerinde durmadan, bugün güncel olan, bugün burada Türk çiftçisinin, köylüsünün bizden beklediğine cevap olsun diye günceli değerlendirmeyi daha uygun buluyorum. Evet, ülkemizde gerek yağış miktarında gerekse zamanlamasında ekim 2020’den Mayıs 2021’e kadar bu ekim dikim döneminde ortalama yüzde 30 civarında azalma var. Bazı bölgelerde, örneğin Güneydoğu Anadolu Bölgesinde bu yüzde 40’lara ulaşıyor, İç Anadolu Bölgesi’nde yüzde 38’lerde, Doğu Anadolu Bölgesi’nde yüzde 36’larda; Ege, Marmara, Akdeniz, biraz daha ılıman ve nemi olan bölgelerde biraz daha düşük, Marmara’da biraz daha iyi ama yağış miktarında ortalama yüzde 30 azalma ve zamanlamasında da sıkıntılar var. Bu, tabii ki üretimimize, çiftçimizin üretim miktarlarına yansıyacak. Ülkemiz genel olarak bu sıkıntıdan etkilenmeyecek arkadaşlar çünkü gerek TMO aracılığıyla gerekse diğer kurumlarımız aracılığıyla bunlar daha önceden tahmin edildiği için buna yönelik önlemler alındı yani. Ama bizim geçen yıldan kalan stoklarımız da var, yine pandemiden kaynaklı sıkıntılardan, tedbir olarak aldığımız stoklarımız da var. Bunlardan etkilenmeyeceğiz. Etkilenen kim? Üreticilerimi, çiftçilerimiz. Onlarla alakalı da… Şimdi, sayın milletvekillerimiz, tabii, yaptıklarımızı ve AK PARTİ’nin çiftçiye bakışını bildikleri için, bizi de onlar iyi tanıdıkları için yapacaklarımızı öne alacak şekilde şimdiden söylüyorlar. İllerimizde tespitler yapılmaya başladı, sigortalı olanlar zaten etkilenmeyecek, sigortası olmayanlarda da ürün kaybı miktarı kadar, özellikle üretim zamanlarında, istihsali yapıldığı zamanlarda yapıyoruz ki çiftçinin ilave kaybı olmasın, tam karşılığını bulalım ve bunlar da hükûmetimiz aracılığıyla karşılanacak.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

YUNUS KILIÇ (Devamla) - Ayrıca Tarım Bakanlığı, Maliye Bakanlığı ve Strateji Başkanlığı bununla alakalı, neler yapılacağıyla alakalı da çalışma yapıyor. Çiftçimiz bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da mağdur edilmeyecek diyor, hepinizi saygılarımla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, kısa bir söz alabilir miyim 60’a göre?

 

 

III. - Y O K L A M A

 

 

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sözümü geri aldım efendim.

BAŞKAN – İYİ Parti grup önerisinin oylamasından önce yoklama talebi vardır, şimdi yoklama talebini karşılayacağım.

Sayın Özel, Sayın Başarır, Sayın Sümer, Sayın Emir, Sayın Gaytancıoğlu, Sayın Girgin, Sayın Şeker, Sayın Adıgüzel, Sayın Serter, Sayın Budak, Sayın Özkan, Sayın Aydoğan, Sayın Bingöl, Sayın Karasu, Sayın Barut, Sayın Tarhan, Sayın Yılmazkaya, Sayın Salıcı, Sayın Zeybek, Sayın Emre.

Yoklama işlemi için üç dakika süre veriyorum.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı yoktur.

Birleşime on beş dakika ara veriyorum.

       Kapanma Saati: 15.46

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 16.03

BAŞKAN: Başkan Vekili Süreyya Sadi BİLGİÇ

KÂTİP ÜYELER: Şeyhmus DİNÇEL (Mardin), Enez KAPLAN (Tekirdağ)

-----0-----

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 87’nci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

İYİ Parti grup önerisinin oylamasından önce istem üzerine yapılan yoklamada toplantı yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi yoklama işlemini tekrarlayacağım.

 

 

III. - Y O K L A M A

BAŞKAN – Yoklama için üç dakika süre veriyorum ve yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

 

 

 

 

BAŞKAN – İYİ Parti grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Halkların Demokratik Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

 

 

 

                                                         2/6/2021

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 2/6/2021 Çarşamba günü (bugün) toplanamadığından, Grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                                                                                                                              Hakkı Saruhan Oluç

                                                                                                     İstanbul

                                                                                             Grup Başkan Vekili

Öneri:

2 Haziran 2021 tarihinde, Şanlıurfa Milletvekili Sayın Ömer Öcalan ve arkadaşları tarafından verilen (13109) grup numaralı kuraklıktan dolayı çiftçilerin karşılaştığı sorunların araştırılması ve alınacak önlemlerin belirlenmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak, görüşmelerin 2/6/2021 Çarşamba günkü birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Sayın Erel...

 

 

 

AYHAN EREL (Aksaray) – Başkanım, çok teşekkür ediyorum.

Bu sene yurdumuzun büyük bölümünde yaşanan kuraklıktan en çok etkilenen bölgelerden biri de Aksaray’dır. Kuraklık nedeniyle hububatta yüzde 90’lara varan rekolte kaybı olacaktır.

Salı günü öğleden sonra Eskil ilçemizin Tosun, Akkaş, Koçlar, Sülüklü, Kaputaş, Çulfa yaylalarında yağan şiddetli dolu ekim alanlarına büyük zarar vermiştir. Çiftçilerimiz, bu zor durumda devletimizi yanlarında görmek istemektedir. Her zaman devletimizin yanında yer alan, vatan için her türlü fedakârlığı yapan Aksaraylı çiftçilerimizden Eskil’de doludan zarar görenlerin zararları afet kapsamında giderilmelidir. Kuraklıktan zarar görenlere de diğer destekler dışında dekar başı 350 TL, 50 dekardan sonra da 200 TL nakdî ve kuraklık desteği verilmelidir.

Çok teşekkür ediyorum Başkanım.

 

 

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Sayın Serpil Kemalbay.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir)  – Değerli halkımızı saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; dünyada iklim krizi önemli bir konu olarak dünya devletlerinin gündeminde.

Türkiye’de iklim kuşağı değişiyor ve Türkiye de iklim krizi için kırılgan bir bölge olmaya devam ediyor. Bundan, bu iklim krizinden hem tarım hem de hayvancılık büyük ölçüde etkileniyor. Fakat ne yazık ki bu konuda gerekli tedbirler alınmadığı gibi iklim krizi de önemli bir konu olarak ele alınmıyor. İşte, Marmara Denizi’ndeki “müsilaj”, halk diliyle “deniz salyası” konusu da benzer bir konu. Sadece tarımsal, kırsal alanlarda değil kentlerde de iklim krizinin önemli etkileri görülüyor. Hem kentsel politikalarda hem de kırsal politikalarda iklim ne yazık ki değerlendirilmiyor, bu krizle ilgili önlemler alınmıyor, kent planlamaları iklime duyarlı bir hâle getirilmiyor. Bu konu sanki bir soft politika alanına sıkıştırılmaya çalışılıyor ve First Lady’nin ilgilenmesi gereken, Emine Erdoğan’ın ilgilenmesi gereken bir konuymuş gibi daha hafife alınarak geçiştirilmeye çalışılıyor ve bunun arkasında yatanın da aslında, biz, rant kaygısıyla Türkiye’deki politikaların şekillenmesinden kaynaklandığını biliyoruz. 22 kentte tarımsal kuraklık çok fazla yaşanıyor ve su kaynakları kuruduğu için su krizi de yaşanıyor. Aydın’da kuraklık nedeniyle baraj kapakları açılmadığı için ekili araziler sulanamıyor. Bingöl’de kuraklık nedeniyle arılar konacak çiçek bulamıyor.

İklim krizi nedeniyle Türkiye’de tarımsal üretim, ciddi bir daralma yaşıyor ve ürün kaybı yaşanıyor. Mardin’de, Diyarbakır’da, Urfa’da ekinler kurumuş durumda ve “tahıl ambarı” olarak bildiğimiz Konya’da buğday, arpa, yonca gibi ürünler bu iklim değişikliği sebebiyle kurudu. Yağış düşmedi ve çok ciddi rekolte kaybı yaşanıyor ve köylüler Konya-Adana yolunu kapattılar, “Aç kaldık.” diye sesleniyorlar. Erzurum da kuraklık afet gibi, metrekareye 70 kilogram yağış düşüyordu, şimdi 10 kilogram yağış düşüyor. Antep fıstığı, yine aynı şekilde tehlike altında.

Ağaçlar kuruyor, kuraklık sadece tarımsal üretimi değil, aynı zamanda su kaynaklarını da ciddi ölçüde etkiliyor ama buna dair olarak da çözüm önerilerinin geliştirilmediğini görüyoruz. Oltu Çayı, Büyük Menderes alarm veriyor örneğin. Van’ın Özalp ilçesinde pek çok kuş türünün barındığı Akgöl kurumakla karşı karşıya. Buğday, arpa rekolte kaybı 2 milyon civarında şu anda ve büyük bir gıda enflasyonuyla karşı karşıyayız. Önümüzde büyük bir gıda krizi de bizi bekliyor ve rekolte kaybından kaynaklı olarak gıda fiyatları yükseliyor. Yaşanan iklim krizi şimdiden fiyatlar üzerinde büyük bir baskı yaratmış durumda. Pandemi nedeniyle yoksullaşan halkımız, alım gücü azalan yurttaşlarımız temel gıda maddelerine erişimle ilgili ciddi sorunlar yaşıyor, yaşayacak.

AKP’nin neoliberal politikaları nedeniyle çiftçi tamamen piyasanın insafına terk edilmiş durumda. Kuraklık karşısında önlem alması gereken kurumlar tam aksine çiftçiye zulmediyor; VEDAŞ sulamada kullanılan elektriği kesiyor, girdiler sürekli artıyor. Yapılması gerekenler: Küçük ölçekli çiftçinin banka ve Tarım Kredi Kooperatiflerine olan borçları hemen silinmelidir ve şu anda görüşmekte olduğumuz borçların yapılandırılması bu alana yönelmelidir, gübre ve tohum desteği çiftçiye verilmelidir, kuraklıktan zarar gören çiftçiye zararı ödenmeli, borçları silinmelidir, çiftçiye Devlet Su İşleri ücretsiz su bağlamalıdır ve BAĞ-KUR primleri devlet tarafından ödenmelidir, elektrik borcu nedeniyle DEDAŞ kesintisi yaşayan çiftçilerin kayıpları giderilmelidir. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – İYİ Parti Grubu adına Sayın Behiç Çelik.

Buyurun. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA BEHİÇ ÇELİK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Bu grup önerisinin konusu, iklim krizinin yol açtığı kuraklık nedeniyle tarımsal üretimde meydana gelen daralmadır. Üyesi olduğum Küresel İklim Değişikliğinin Etkilerinin En Aza İndirilmesi, Kuraklıkla Mücadele Ve Su Kaynaklarının Verimli Kullanılması İçin Alınması Gereken Tedbirlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonu hâlen faaliyettedir. Gerçekten, su yönetimi, kuraklık, yeni tarım teknikleri üzerinde hızla hareket ederek orta vadede sorunların kangrenleşmesine müdahale zorunluluğu ortaya çıkmaktadır.

Türkiye bugün kişi başına yıllık 1.300 metreküp suyla “su stresi çeken ülkeler” grubundadır; bu nedenle, su artık Türkiye açısından stratejik bir maldır. Güvenliğimiz ve bekamız, varlığımız sularımızı iyi değerlendirmekle mümkündür.

Değerli arkadaşlar, sözünü ettiğim Meclis Araştırması Komisyonunun yayınlanacak olan raporunun hayata geçirilmesinde tüm siyasi partilerin ortak hareket etmesinde büyük fayda vardır. Bu rapor doğrultusunda, yürütmenin önce plan ve projeksiyon, sonra mevzuat çalışmasını bitirmesi gerekmektedir; arkasından tabii ki icraat gerekiyor.

Değerli arkadaşlar, iktidar bugüne kadar yanlış tarım politikaları takip etmiştir; hâlbuki, tarım stratejik bir sektördür. Gıda enflasyonu zirve yapmıştır, çiftçiler iflasın eşiğine getirilmiştir. Tarım Bakanlığının kuraklıkla mücadele perspektifi bulunmamaktadır.

Bakınız, kuraklık yüzünden buğdayda yüzde 17-18, arpada yüzde 30, kırmızı mercimekte yüzde 60’a varan bir rekolte kaybı yaşanacaktır; nitekim, bugün grup konuşmasında Sayın Akşener bunlara işaret etti. Bu, bizi şöyle bir sonuca götürüyor: Artık önemli ölçüde tarımsal ürün ithalatçısı olacağız. Bugüne kadar 10 milyon ton buğday ithal eden Türkiye kuraklık yüzünden 13-14 milyon ton buğday ithal eder duruma gelecektir.

Su kaynaklarının dengeli dağılımı, ürün deseni, basınçlı sulama sistemleri, yer altı sularının korunması, ağaçlandırma gibi birtakım tedbirler alındığı takdirde kuraklık aslında yönetilebilir bir olgudur.

Değerli milletvekilleri, su Allah’ın bize bir nimetidir; nimete ihanet etmek olmaz. O yüzden, özellikle kuraklıkla mücadelede biz, alacağımız tedbirlerle zararın neresinden dönsek kârdır diyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BEHİÇ ÇELİK (Devamla) – Kuraklıkla mücadele, millî bir mücadeledir diyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Çelik.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özel.

 

 

 

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, Afyon’un Sinanpaşa ilçesinin Güney beldesinde bu pazar günü seçim var.

2014’te, belli bir nüfusun altında olan belediyeler nüfustan dolayı kapatılmıştı. Güney beldesi, bir hukuk mücadelesi sonucunda mahkemeleri kazandı ve şimdi oraya bir belediye başkanı seçilecek. Belediyelerden sorumlu Genel Başkan Yardımcımız da bugün bir heyetle oradaki adayımıza destek vermek amacıyla orada… Orada tatlı bir rekabet yaşanacak, Güneyliler de kimi seçtiğine karar verecekler, pazar günü hep birlikte Türkiye’deki yapılacak o tek seçimin sonucundan haberdar olacağız; 2 bin nüfuslu bir yer.

Şimdi, fotoğraflarla da tespit edildiği üzere bir kazıcı, yükleyici iş makinesi, üzerinde…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Açalım mikrofonu, başka açmayacağım.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - …Adalet ve Kalkınma Partisinin Adayı Erol Karabacak iş makinesinin -sıfır bir iş makinesi- üzerinde “Belediyeler Birliğinin Güney’e hediyesidir.” yazıyor ve AK PARTİ’nin adayı o araçla geziyor. Şimdi, bu Belediyeler Birliğine bütün belediyelerden zorunlu kesinti var, ayrılsan ayrılamıyorsun ve o belediyeler bütün vatandaşların parasıyla topladığı vergilerle Belediyeler Birliğine aidat ödüyor. Sıfır bir iş makinesini Güney beldesindeki AKP adayının emrine propaganda malzemesi… Seçilirse “Güney beldesine Belediyeler Birliğinin hediyesi.” Böyle bir şey olabilir mi, bu nasıl bir yaklaşım? Bu Belediyeler Birliği ne yapıyor? AK PARTİ buna hiçbir şey söylemeyecek mi? Bir de bu, tenezzül meselesi, buna mı kaldı Güney Beldesi’nde seçim kazanmak? Bu konuda milletimize şikâyet ediyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Kayıtlara geçmiştir.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Güneylilere şikâyet ediyoruz. Bir itiraz varsa da duymak istiyoruz.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Yazıklar olsun, gözünüze dizinize dursun inşallah.

 

 

 

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Murat Bakan.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA MURAT BAKAN (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; iklim krizi konuşuyoruz, buna “iklim acil durumu” diyebiliriz, “iklim felaketi” diyebiliriz, “iklim yıkımı” da diyebiliriz ama aslında hiçbirisi de yaşayacağımız durumu tam olarak ifade etmez değerli arkadaşlar.

Dünya bir varoluş kriziyle karşı karşıya. Tüm bilim adamlarının söylediği yüz yılın sonuna kadar dünya bir ataş topuna dönecek ve yaşanmaz bir yer hâline gelecek tüm canlılar için. Önümüzde iki seçenek var: Ya yeni gezegenler bulup oralarda koloniler kuracağız insanlık olarak ya da bir başka çözüm üreteceğiz. Türkiye olarak bizim başka gezegenlerde koloni kurma konusunda sıkıntımız var çünkü “şahsım”ın yaptığı açıklamalarda Ay’a sert iniş yapacağımızı söyledi, hâlbuki  Apollo 11 1969 yılında biliyorsunuz, Ay’a indi. Yani bizim daha fazlasını yapabiliyor olmamız lazım. Ya da bir başka seçeneğimiz var, iklim kriziyle ilgili yapılması gereken tedbirlere dünyayla beraber uyum sağlayacağız arkadaşlar. Bunun için de yapmamız gereken şey Paris Sözleşmesi’ne taraf olmak yani imzaladığımız, içeriğine onay verdiğimiz ama bu  Parlamentoya getirip onaylamadığımız Paris Sözleşmesi’ne. Kim onaylamadı Paris Sözleşmesi’ni? Tüm dünya devletleri onayladı, 6 ülke onaylamadı değerli arkadaşlar. Yemen onaylamadı, Irak onaylamadı, Libya onaylamadı, Eritre onaylamadı, Türkiye onaylamadı. Yani Türkiye iklim kriziyle ne yaşayacağının farkında değil.

Burada bir komisyon kurduk, komisyonun ismi –yani ben “iklim krizi” diyorum ama- İklim Değişikliği Komisyonu. Aslında ne yaşadığımızın farkında olmayan bir anlayışın Parlamentoda, Meclis Başkanlığında ve ülkeyi yöneten zihniyette olduğunu gösteriyor ismi çünkü dünya iki yıldır iklim değişikliğini konuşmuyor, iklim krizini konuşuyor, iklim acil durumunu konuşuyor. Yaşayacağımız problemi değişiklik ifade etmiyor, değişiklik pozitif bir şey de olabilir. Bakın, iklim krizi -dünya ısınmaya- devam edecek ve en çok bizim ülkemizi etkileyecek değerli arkadaşlar, Akdeniz Havzası’nı etkileyecek. TEMA Vakfının bizim Komisyona yaptığı sunumda TEMA Vakfı diyor ki: “Tarım alanları ve meralar öncelikle etkilenecek ve Türkiye çölleşme riskiyle karşı karşıya.” Meteoroloji Genel Müdürlüğünün verilerine göre Türkiye’nin son yirmi yılda yağış miktarı 4 bin metreküpten bin 400 metreküpe düşmüş. Elli yılda sulak alanların su miktarı ve kalitesi hızla azalmış.

Ve tarım... Bundan en çok etkilenecek olan tarım arkadaşlar ve bu, ulusal güvenlik problemi, Türkiye’nin ulusal güvenlik problemi. Bu komisyonun kurulmasına bu Parlamentoda olan herkes destek vermeli. Sadece iklimle ilgili yapılacak bir araştırma yetmez, iklim ve tarım ilişkisini de araştırmalıyız hep beraber bu komisyonda. Dolayısıyla, eğer vatanseverlikse, yerlilik ve millîlikse bu komisyonun kurulmasına destek vermek gerekiyor diye düşünüyorum.

Genel kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Sayın Veysel Eroğlu.

Buyurun Sayın Eroğlu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Sayın Başkanım, çok değerli milletvekillerimiz; hepinizi hürmetle muhabbetle selamlıyorum. Öncelikle HDP’nin grup önerisine cevap vermek üzere söz aldım.

Evvela şunu belirteyim: Bütün grupların teklifiyle, Mecliste küresel iklim değişikliği ve kuraklıkla alakalı bir Komisyon kuruldu. Teşekkür ediyorum, bütün gruplar da beni Komisyon Başkanı olarak teklif ettiler. Şu anda Komisyonda çalışmalar çok iyi yürüyor. Bu konuda dünya çapında yaklaşık 44 uzmanı dinledik. Yapılacak çalışmaları -neler yapılacak- yüce Meclise rapor olarak sunacağız. Zaten bu çalışma yürüyor, herhâlde bir ay daha bir süremiz var; bunu tamamlayacağız, sizlere sunacağız. Ancak ben şunu belirteyim: Tabii, ben yıllardan beri bu konuda çalışıyorum. Aşağı yukarı yedi yılda 1 kuraklık oluyor; 1970 yılında büyük kuraklık olmuş, 1994 -ben İSKİ Genel Müdürü olduğum zaman- 2000, 2007, 2014 yıllarında kuraklık olmuş ve bu yıl kuraklık yaşanıyor. Ama Hükûmetimiz bu konuda çok büyük çalışmalar yaptı. Kuraklıkla mücadele için -yapılması gereken- önce vatandaşı susuz bırakmamak gerekiyordu, biz bunu gerçekleştirdik. Bu maksatla 600 baraj ve aşağı yukarı 500 civarında göletle dünyada en çok biriktirme yapılarını biz yaptık. Aşağı yukarı 76 şehirde su yoktu. İstanbul’dan Mardin’ine kadar, Kars’ından Edirne’sine, İzmir’inden ta Sinop’una kadar bütün şehirlerin eylem planını yaptık ve şu ana kadar aşağı yukarı 262 şehir ve büyük ilçenin su meselesini uzun vadeli, otuz, kırk, elli yıllık geleceğini düşünerek çözdük. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Nitekim, bakın, kuraklığa rağmen bugün bütün İstanbul’da, 18 milyonluk İstanbul’da sular akıyor. Ankara’da da sular akıyor, İzmir’de de sular akıyor.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Şanlıurfa’nın ilçelerinde su yok, su. Köylerinde su yok Şanlıurfa’nın.

VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Bu, yaptığımız büyük çalışmalar neticesinde olan bir husustur. Hatta Mardin’de su yoktu; Beyazsu’dan su getirdik, Mardin’de su akıyor. Netice itibarıyla her yerde -Şırnak’ta- su akıyor.

Burada en büyük problem sulamayla ilgili. Suyumuzun yüzde 79’unu sulamada kullanıyoruz. Şimdi Hükûmetimiz sulamada çok büyük bir adım attı. Şu ana kadar 8,5 milyon ekonomik sulanabilir alanın 6,5 milyon alanını suladık. Problem, zamanımızda, özellikle damlama sulamaya, yağmurlamalı, damlama, kapalı sisteme geçmek için çalışma yaptık. Bunun daha hızlandırılması gerekiyor. Bu konuda Meclisimizden de büyük destek bekliyoruz, onu özellikle vurgulamak istiyorum.

Çalışmalar yapılıyor. Bugün salgına rağmen susuzluk yoksa yaptığımız büyük eserler neticesindedir. İnşallah, bu kuraklığı da aşacağız. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

VEYSEL EROĞLU (Devamla) - Ben, tabii, Komisyon Başkanı olarak Komisyonda çalışan bütün temsilcilere teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkış, CHP ve HDP sıralarından gürültüler)

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Şanlıurfa su bekliyor, Şanlıurfa elektrik bekliyor.

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – Konya Ovası’nda ürünler yandı Sayın Bakan.

CENGİZ GÖKÇEL (Mersin) – Sayın Bakan, inşallah, buğdaylar biçilince… Bu sene meyve bahçelerinin hâlini görün.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Eroğlu.

CENGİZ GÖKÇEL (Mersin) – Yapılanlar için Allah razı olsun ama yetersiz, eksik. Böyle bakarsanız Türkiye’ye felakete sürükleriz, bunu bilin.

         BAŞKAN - Halkların Demokratik Partisi grubu önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkanım, Şanlıurfa su bekliyor, Şanlıurfa elektrik bekliyor, Şanlıurfa destek bekliyor.

CENGİZ GÖKÇEL (Mersin) – Yani 2015’te Pamukluk Barajı hayata geçecekti Sayın Bakanım, yani yapılanlardan Allah razı olsun.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Marmara Denizi açık foseptik oldu.

BAŞKAN – Evet, kayıtlara geçmiştir.

Sayın milletvekilleri, dün biliyorsun görüşmelerin uzamasına ilişkin oylamada toplantı yeter sayısı bulunamadığı için Meclis kapanmıştı. Dün soru için sisteme giren milletvekillerimizin o hakları ortadan kalktı. Şimdi, kanuna başladığımızda soru sormak isteyen milletvekillerimizin sisteme giriş yapmalarını rica ediyorum.

Evet, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım:

                 

 

 

                                                                                2/6/2021

               Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 2/6/2021 Çarşamba günü (bugün) toplanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                    

                                                                                                          Özür Özel

                                                                                                      Manisa

                                                                                        Grup Başkan vekili

Öneri:

İstanbul Milletvekili Grup Başkan Vekili Engin Altay, Manisa Milletvekili Grup Başkan Vekili Özgür Özel ile Sakarya Milletvekili Grup Başkan Vekili Engin Özkoç tarafından mafya-devlet ilişkilerinin boyutlarının belirlenebilmesinin araştırılması amacıyla 31/5/2021 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırma önergesinin (2584 sıra no.lu) diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 2/6/2021 Çarşamba günlü birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grup önerisinin gerekçesini açıklamak üzere Sayın Ali Mahir Başarır.

Buyurun Sayın Başarır. (CHP sıralarından alkışlar)   

CHP GRUBU ADINA ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) – Genel Kurul saygıyla selamlıyorum.

Devlet-siyaset-mafya ilişkisinin araştırılması için vermiş olduğumuz önerge üzerine söz almış bulunmaktayım.

Değerli milletvekilleri, 3 Kasım 1996’da Susurluk’ta bir kaza olur, 7 Kasım 1996’da gensoru verilir, 8 Kasım 1996’da Mehmet Ağar istifa eder, 12 Kasım 1996’da komisyon kurulur ve savcılar, yargı harekete geçer, komisyon bir rapor hazırlar, Korkut Eken, Mehmet Ağar, devletteki kirli ilişkilerde bulunan bürokratlar ceza alır; yetersizdir ama Meclis en azından görevini yapar. Ama şimdi bir de yeni bir Türkiye var. Bakın, ben eski Türkiye’yi anlattım, bir de yeni bir Türkiye var. Yeni Türkiye’de ne var? Cezaevinde organize suç örgütlerini ziyaret var, onlara özel af var. Bu adamlar aftan sonra çıkar, mektup yazar, parti liderlerini tehdit eder, bunlar miting yapar. Bakın, bir tanesi Cumhurbaşkanına “ağabey” der, bir tanesi İçişleri Bakanına “Sen benim dönüş biletimdin.” Bir bakan çıkar “Benden önceki dönemdeki bakanların para sayma makineleri vardı.” der. “Organize suç örgütü liderinden 10 bin dolar aylık alan bir siyasetçi var.” der, bunu İçişleri Bakanı söylüyor. Daha vahimi, İçişleri Bakanının oğlu bir gece babasını arar, babası Koruma Müdürünü arar, Koruma Müdürü Silivri Emniyet Müdürünü arar ve “Bir şüpheliyi serbest bırak.” der…

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Sen yanında mıydın?

ALİ MAHİR BAŞARIR (Devamla) – …ve o Emniyet Müdürü, gencecik Emniyet Müdürü çocuğunu kucağına almadan intihar eder. Şimdi, bu yeni Türkiye’de eski İçişleri Bakanı marinaya yönetici olur, oğlu da yönetici olur “Ben olmasaydım mafya çökecekti.” der. İşte bu da yeni Türkiye. Şimdi, bize düşen, bu iddiaları Mecliste araştırmak mı yoksa 84 milyonun pazar günleri YouTube’dan dinlemesini sağlamak mı? Bunları Meclis araştırmak zorunda.

Biz hayatımızda bu suç örgütü liderlerini hiç görmedik, trafikte bile yan yana gelmedik. Niye gelmedik? İçişleri Bakanı zaten bunlara çakar ve koruma vermiş, adamlar vızt yanımızdan geçiyor. (CHP sıralarından alkışlar) Biz bu adamları tanımıyoruz ama bu ülkedeki Rize Valisi bu adama miting yapma iznini veriyorsa, İçişleri Bakanı koruma veriyorsa, İçişleri Bakanı çakar veriyorsa, bu da İçişleri Bakanına “Sen benim dönüş biletimsin.” diyorsa bunlar vahim değil mi arkadaşlar, bunlar araştırılmaz mı?

Şimdi, bu iddialar ortaya atıldığında “Pis bir mafyanın sözüyle mi hareket ediyorsunuz?” denildi. Değerli milletvekilleri, bakın, seçimlerde bu kişi miting yaparken “AKP’ye oy basın.” derken kahramandı ama Soylu’nun nasırına bastığı zaman pis bir mafya oldu. (CHP sıralarından alkışlar) Bu kişi referandumda “’Evet’e oy basın.” deyip insanları tehdit ederken bir kahramandı ama Binali Yıldırım’ın nasırına basınca mafya oldu. Bize göre iki durumda da bu adam suç örgütü lideriydi.

Şimdi, bakın, hepinizin evlatları, var. Namuslu insanlar var, aranızda çocuklarına alın teriyle bakan, büyüten milletvekillerimiz var. Çocukları 7 tane oyuncak gemiyle gelse yakasına yapışacak milletvekilleri var burada. Peki, bu Binali Yıldırım sormuyor mu “Oğlum, 7 tane gemi, 14 tane şirket, 30 tane ayrı yurt dışındaki ilişkiyi nereden kurdun?” diye. İşte bunu bu Meclis araştırmak zorunda. Bakın, temiz bir toplum için, temiz bir devlet için, yavru vatana bakın, yavru vatana. Oy birliğiyle komisyon kuruldu Türkiye’deki iddialar için. Burada ya temiz bir devlete, şeffaf bir devlete el kaldıracaksınız ya da karanlığa el kaldıracaksınız, bu tercih sizin.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. Temiz bir devlet için biz “Evet.” diyoruz. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – İYİ Parti Grubu adına Sayın Lütfü Türkkan, buyurun. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bir milletvekili için en zor konulardan bir tanesidir Parlamentoda görev yaptığı milletvekili arkadaşlarından birisinin suçlanmasına dair herhangi bir konu olduğu zaman muhalefet veya iktidar o milletvekili için zor bir konudur o. Netice itibarıyla, bir hukuk gelişiyor, bu hukukun geliştiği yerde bazı sözleri söylemekten de imtina edersiniz ama tabii insansanız, ama tabii vicdanlıysanız.

Ben bu minvalde konuşmak istiyorum. Bütün bu konuşmaların tamamı öznelerden, kişilerden münezzeh bir konuşmadır; öncelikle onu söylemek istiyorum ama biliniz ki beş bin yıllık devlet geleneğimiz var bizim. Bu devlet geleneğimizin paçavra edildiği, dedikodu kazanlarının kaynayıp kirli hesapların ve karanlık ilişkilerin ortaya döküldüğü bu dönem aslında bir iktidarın vedasına işarettir; emin olun veda ediyorsunuz.

Son haftalarda yaşananları biz de ibretle takip ediyoruz. Biz, meseleye devletin itibarı açısından bakıyoruz çünkü bu devlet hepimizin. Yani siz her ne kadar kendinizi devlet zannediyorsanız… Devlet falan değilsiniz siz; hep söylüyorum siz fanisiniz, gideceksiniz.

HAMDİ UÇAR (Zonguldak) – Sen de fanisin, sen de fanisin.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – Devlet ezel, ebet müddet yaşayacak. Bu devlet de hepimizin devleti yani bizim de devletimiz, yalnız sizin değil, siz de devlet değilsiniz. Devletin insanlıktan nasibini alamamışların elinde zarar görmesine de asla müsaade etmeyiz ancak yaşanan çirkinlikleri de görmezden gelemeyiz.

Geçen hafta Genel Başkanımız Meral Akşener Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı uyarmıştı “Bağımsız bir yargı sürecini hemen işletin.” demişti. O ne yaptı? Dolduruşa gelip gitti kefalet koydu. Toplum vicdanını rahatlatmak yerine kendisini tartışmaların tarafı yaptı. Bu işler öyle bir kişinin çıkıp ortaya kefalet koymasıyla olmaz arkadaş, devlet böyle yönetilmez. Bu işler, şeffaf ve adil biçimde yürütülen yargı süreçleriyle olur, toplum vicdanını rahatlatarak tüm şüpheleri gidererek olur. Suçlu olan cezasını çeker, suçsuz olan da aklanır, işinin başına döner.

Sayın Cumhurbaşkanını bir kez daha devlet ciddiyetiyle ve makamının sorumluluğuyla hareket etmeye davet ediyoruz, çalışma arkadaşlarına bir an önce çekidüzen vermeye çağırıyoruz. İçişleri Bakanının Adalet Bakanlığıyla, Emniyet Genel Müdür Yardımcısının da İçişleri Bakanıyla medya üzerinden tartışması, atışması bizim devlet geleneğimize yakışmaz, uygun değildir. İçişleri Bakanının kenara çekilmesinde fayda vardır. Delilleri toplayacak kolluk gücünün rahatlatılması, yargının siyasi baskı hissetmeden görevini yerine getirebilmesi için, adalet mekanizmasının gölgesiz çalışabilmesi için bu şarttır, gerisi bağımsız Türk mahkemelerinin işidir, işin doğrusu da budur.

Saygılar sunuyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar) 

BAŞKAN - Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Sayın Filiz Kerestecioğlu.

Buyurun Sayın Kerestecioğlu. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Susurluk'ta devlet içindeki çeteleşme ve kontrgerilla örgütlenmeleri gün yüzüne çıkınca sanki bunlarla yüzleşilmiş, bunlar temizlenmiş gibi davranıldı, oysa böyle değildi. Susurluk davasında Mehmet Ağar, güya beş yıl ceza aldı, 2012’de cezası onanınca hapse girdi; daha doğrusu, kendisine hapishane tahsis edildi. Çünkü kendi gireceği hapishaneyi kendisi seçti, tadilat yapıldı içinde, hatta Korkut Eken, Ağar’dan önce gidip de bu cezaevinin koşulları uygun mu diye kontrol bile etti, bir yıl hapiste kaldı. Bugün bizim vekil arkadaşlarımızı ziyaret etmemizi engelleyen Adalet Bakanlığı, Ağar’ın bir dediğini iki etmedi, şarkıcısından antrenörüne, siyasetçisine herkesin kendisini ziyaret edebilmesi için gerekli koşullar yaratıldı, zengin misafirleri mağdur etmemek için de civardaki helikopter pisti yenilendi. Bunların hepsine ben o yörede yetişmiş birisi olarak da tanığım. Narcos dizisinden bahsetmiyorum, AKP'nin “ustalık dönemi” diye tarif ettiği    2012-2013 yıllarından bahsediyorum. Peki, seçenek bu muydu? Çetelere ve kirli bürokrasiye yaslanmak yerine bunlarla yüzleşmek pekâlâ da mümkündü. Barış süreci bunun için bir fırsattı. Yine, 90’lardaki kayıpların, faili meçhullerin aydınlatılabileceği JİTEM davaları bir fırsat olabilirdi. Yüzleşme ufacık bir yerden başlatılabilseydi, mesela Musa Anter cinayetinden sonrası da çorap söküğü gibi gelebilirdi ve bu toplum barış sürecinde yüzleşmelere açık olduğunu gösterdi ama AKP, devlet gücü kullanılarak işlenen suçlarla yüzleşmek yerine 90’ların tüm kirli siyasetini kendi himayesine almayı ve kendine ortak etmeyi tercih etti. Şimdi ne zaman ki ortaklar arasında çıkar çatışması çıktı, derin yapının 90’lardaki aynı isimlerle devam ettiğini biz gördük.

Evet, biz, Meclisin öncülüğünde bu döngüyü sonlandırabiliriz ama bu sizinle olmaz. Neden mi olmaz? Bakın, dün verdiğim önergeye kısaca değinmek istiyorum. İçişleri Bakanı dedi ki: “Ben HDP’yi kategorik olarak cevaplamıyorum. Onlar terör örgütüne ilgili bağlılığını reddetmedikçe şey yapmam.” Onun sözleriyle söylüyorum “…şey yapmazmış.” Şimdi bunun üzerine ben dün bir önerge verdim Meclis Başkanlığına ve buradan da soruyorum aynı şekilde: -İçişleri Bakanı söyledi çünkü bunları- Sedat Peker ile Özel Harp Dairesi veya başka bir isimdeki herhangi devlet kurumunun nasıl bir ilişkisi vardır? Hrant Dink cinayetiyle ilgili siz ve diğer hükûmet görevlileri bildiklerinizi neden yargıyla paylaşmıyorsunuz? Sizi görevinizi yapmaktan alıkoyan nedir? Bu önergeye kim cevap verecek? Eğer Soylu vermiyorsa bunu Meclis Başkanlığına bir kere de buradan soruyorum.

Saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, bir dakika bir söz talebim var.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özel.

 

 

 

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, biraz önce 2014 yılında kapanıp, mahkeme kararıyla açılacak olan Afyon’daki Güney Beldesinin seçimine Belediyeler Birliğinin, AK PARTİ’li aday lehine bir araç tahsis ettiğini açıklamıştım. Afyon Milletvekili Sayın Veysel Eroğlu, iletişimi kuvvetli eski bir bakanımız, geldi buraya dedi ki: “Ya, doğru, bizim belediyeye tahsis edildi diyorlar ama CHP’li belediyeye de  tahsis edilecek.” Orada bir belediye yok, pazar günü seçim var. AK PARTİ’nin adayı Erol Karabacak’ı Güney’in Belediye Başkanı sanıyor. Erol Karabacak’ın başkanı olduğu belediyeye araç tahsis edildiğini sanıyor, sizinkine de yapacağız, diyor. Böyle bir şey yok. Sayın Veysel Eroğlu biraz önce geldi, ben inanamadım, tekrar aradım. Erol Karabacak aday, yedi yıldır da Afyonkarahisar Güney’de belediye yok. Sayın Eroğlu’nun verdim dediği araç...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Son kez açıyorum mikrofonunuzu, başka açmayacağım yani biliyorsunuz 60’a göre söz talepleri yerinden bir dakika. 

Teşekkür ediyorum.

Buyurun Sayın Özel.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) –  Tamam Sayın Başkanım.

Veysel Eroğlu’nun Afyonkarahisar’daki Güney Belediyesine bağışladık dediği ve CHP’li belediyede bağışlanacak dediği yerde belediye yok.

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Var.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – -Afyonkarahisar’daki o belediyenin belediye başkan adayına AK PARTİ’nin belediye başkanı muamelesi yapılıyor, bunu kayıtlara geçireyim. Afyonkarahisar Milletvekilimiz de aksi varsa söylesin.

Teşekkür ederim.

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Var.

BAŞKAN – Sayın Özel, şimdi müsaade edin de söz verip vermeyeceğimin kararını ben vereyim. Siz sözü de verdiniz Afyonkarahisar Milletvekiline.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) –  Pardon. Hayır, laf atıyor ya onun için söyledim.

BAŞKAN – Ama mecburen vereceğim, söz talebi var çünkü.

Yerinizden buyurun Sayın Özkaya.

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, hem CHP grup önerisi üzerinde kürsüden konuşmam var hem de söz talebim var.

BAŞKAN – Kürsüden yapacağınız konuşmanıza ilave edemem, uzatma yapmıyorum Sayın Özkaya.

Yerinizden buyurun.

 

 

 

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, Afyonkarahisar Sinanpaşa Güney Belediyesi kapandı. 2 bin nüfusu aştığı için Çalışlar köyüyle beraber Danıştay kararıyla kapatma işlemi iptal edildi. Danıştay kararının onaylanmasından sonra İçişleri Bakanlığı tüzel kişilik ihdası yapar. İçişleri Bakanımızın kararıyla tüzel kişilik ihdası yapıldı. 15 Ocak itibarıyla belediye kuruldu ve Sinanpaşa Kaymakamımız Kübra Demirel Hanımefendi, kayyum belediye başkanı ve bir tüzel kişilik var, devam ediyor, o belediyeye verildi. (CHP sıralarından gürültüler)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Erol Karabacak kim, Erol Karabacak?

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Şimdi, Sayın Özel, lütfen... Adayımız...

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Aracın üstünde ne işi var? Erol Karabacak kim?

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Haftaya da belediye başkanı olacak inşallah. Niye sıkılıyorsunuz? (CHP sıralarından gürültüler) Var, orada belediye, var. Seçilecek Allah’ın izniyle göreceksiniz. Erol Karabacak eski belediye başkanı, şu anda adayımız…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Evet, teşekkür ediyorum.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, hiçbir şeye tahammülleri de yok. Hiç tahammülleri yok konuşmacıya. Her şeyi söylüyor, dinlemiyorlar. (CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Efendim, soruyu Sayın Özel sordu, dinlemeyen arkadaşlar başkaları. Her milletvekili kendinden sorumlu Sayın Elitaş.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Efendim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Tutanağa geçsin “Erol’a verdik, sizin de İhsaniye Belediyenize vereceğiz.” ne demek ya!

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Erol’a vermedik belediyeye verdik.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Erol adayınız, adayınız!

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Adayımız eski belediye başkanı.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ya, eski ne ya! Mevcut diyeceksin. Tepesine geçmiş, araçla dolaşıyor adam, aracın üstünde geziyor.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Eski belediye başkanları var burada, bunlara da söyle hadi.

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Aracın ruhsatına baktın mı? Şahsına mı vermişler?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Geziyor, üstünde propaganda yapıyor ya! Vicdansızlar! Biz size yapsak olur mu?

BAŞKAN – Evet, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Sayın Ali Özkaya, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

 

 

AK PARTİ GRUBU ADINA ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; CHP’nin araştırma önergesi hakkında grubumuz adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, şimdi, verilen önergeye baktığınızda, efendim, suç örgütleriyle ilgili ve suç örgütü liderinin, Birleşik Arap Emirlikleri’nde bulunan suç örgütü liderinin gündeme getirdiği hususların araştırılması, 1996 yılındaki Susurluk olayıyla ilişkilendirmek.

Çok kıymetli milletvekilleri, değerli aziz milletimiz; AK PARTİ’nin terör örgütleriyle, suç örgütleriyle nasıl ciddi bir mücadele yaptığı -hem hukuki manada hem de etkin bir emniyet manasında- hepinizin malumudur; Ceza Kanunu’ndaki değişiklikler, suçla ilgili artırmalar. En son çıkardığımız -İnfaz Kanunu- 7242 sayılı Kanun’da suç örgütlerinin yöneticilerinin cezasını biz iki yıl iken dört yıldan sekiz yıla çıkarttık, suç örgütleriyle etkin bir mücadele yaptık.

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) – Sokağa saldınız, sokağa saldınız!

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Bağırma oradan!

ALİ ÖZKAYA (Devamla) – Şimdi, sayın CHP milletvekilleri bir önerge vermişler. Önerge de önerge falan değil; güya bir komisyon kurulmuş hem savcılar hem hâkimler hem de hükmü vermişler. Efendim, AK PARTİ’nin, iktidarın, birilerine önergesi… Bu önerge değil ki. Siz kararı vermişsiniz, hükmü vermişsiniz bize de imzalattıracaksınız. Yok böyle bir şey. AK PARTİ, bütün terör örgütleriyle, bütün suç örgütleriyle mücadele ederek buraya geldi ve bu noktaya geldi, mücadelemiz de devam edecek. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

ÜNAL DEMİRTAŞ (Zonguldak) – Kiminle mücadele ediyorsunuz?

ALİ ÖZKAYA (Devamla) – Efendim, 2015 yılında bir suç örgütü lideri bir miting yapmış. (CHP sıralarından gürültüler) Parti sözcümüz Sayın Ömer Çelik’in o tarihte açık, net bir ifadesi var, beyanı var; diyor ki: “AK PARTİ’nin mitingini AK PARTİ tüzel kişiliği ve kurumsal yetkilileri yapar. Hiç kimsenin yaptığı iş bizi bağlamaz, kendi kendine yaptığı işler bizi bağlamaz.”

ÜNAL DEMİRTAŞ (Zonguldak) – Koruma verdiniz, koruma! Nasıl koruma verdiniz?

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Korudunuz, korudunuz.

ALİ ÖZKAYA (Devamla) – Suç örgütünün lideri ne diyor, neler söylüyor?

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Muhalefetin pankartlarını indirdiniz.

ALİ ÖZKAYA (Devamla) – Ne zaman söylüyor? Nerede söylüyor? Buna öncelikle bakmamız lazım. PKK’nın, terör örgütünün liderleri inlerinden “Suç örgütünün lideri çok doğru söylüyor, onu araştırmalı.” diyor, muhalefet de benzer şey söylüyor. Arkadaşlar, bir suç varsa Ceza Kanunu’muz ve Ceza Usul Kanunu’muz açık, cumhuriyet savcıları yetkilidir.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Niye yetkisini kullanmıyor?

ALİ ÖZKAYA (Devamla) –  Lütfen, gidin, suç duyurusunda bulunun ve cumhuriyet savcılarımız da bunu yapsın. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığımız, İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığımız, İstanbul Başsavcılığımız bu soruşturmaları açtı.

ÜNAL DEMİRTAŞ (Zonguldak) – Hiç birisi kılını kıpırdatamıyor şu anda.

ALİ ÖZKAYA (Devamla) – Suç örgütünün lideri diyor ki: “1996 yılında işlenen fakat bana nasip olmayan Kutlu Adalı cinayeti araştırılmalı.” Ona nasip olmamış ama kimin kanının nasip olduğunu mutlaka cumhuriyet savcıları soruşturacak. 96 yılında AK PARTİ yok; olmayan bir şeyden bizi sorumlu kılıyorsunuz, bu yanlış. Bu yanlışlardan vazgeçin.

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) – Mehmet Ağar var, Mehmet Ağar. Ordu Milletvekili…

ALİ ÖZKAYA (Devamla) – Eğer biz bir doğru iş yapacaksak sakin bir ruhla, sakin bir şekilde… (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi grup…

 

 

III.- Y O K L A M A

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) –  Yoklama talep ediyoruz.

BAŞKAN – Ama 21 kişi aynı anda kalktı mı?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) –  Var, var efendim.

BAŞKAN – Evet, Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisinin oylamasından önce yoklama talebi vardır, yoklama talebini gerçekleştireceğiz.

Sayın Özel, Sayın Gökçel, Sayın Sümer, Sayın Bakan, Sayın Tanal, Sayın Şeker, Sayın Gaytancıoğlu, Sayın  Keven, Sayın Arık, Sayın Demirtaş, Sayın Ağbaba, Sayın Ünsal, Sayın Bingöl, Sayın Yılmazkaya, Sayın Aydınlık, Sayın Budak, Sayın Güzelmansur, Sayın Girgin, Sayın Emir, Sayın Başarır.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum ve yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklamaya başlandı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı yoktur.

Birleşime on beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.54

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 17.10

BAŞKAN: Başkan Vekili Süreyya Sadi BİLGİÇ

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Sibel ÖZDEMİR (İstanbul)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 87’nci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

 

 

 

BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisinin oylamasından önce, istem üzerine yapılan yoklamada toplantı yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi yoklama işlemini tekrarlayacağım.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum ve yoklama işlemini başlatıyorum.

 (Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN - Toplantı yeter sayısı vardır.

 

 

 

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmemiştir. 

Alınan karar gereğince denetim konularını görüşmüyor ve gündemin “Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

Sayın milletvekilleri, 1’inci sırada yer alan, İstanbul Milletvekili Vedat Demiröz ile 79 milletvekilinin Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılmasıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

 

 

 

1. İstanbul Milletvekili Vedat Demiröz ile 79 Milletvekilinin Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi (2/3622) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 265)(x)

BAŞKAN - Komisyon? Yerinde.

Dünkü birleşimde İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülen 265 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin tümü üzerindeki görüşmelerin devam etmesine dair Manisa Milletvekili Özgür Özel ve arkadaşları tarafından İç Tüzük’ün 72’nci maddesine göre verilmiş olan önergenin oylamasında kalınmıştı.

Şimdi teklifin tümü üzerindeki görüşmelerin devam etmesine dair önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Şimdi soru-cevap işlemini yapacağız.

Arkadaşlar, ismini okuyacağım arkadaşlarımızın sisteme giriş yapmalarını rica edeceğim.

Sayın Yunus Kılıç, Sayın Orhan Sümer, Sayın Ali Cumhur Taşkın, Sayın Ahmet Özdemir, Sayın Hasan Çilez, Sayın Okan Gaytancıoğlu, Sayın İmran Kılıç, Sayın İsmail Güneş, Sayın Ayşe Sibel Ersoy, Sayın Mehmet Cihat Sezal, Sayın Yasin Uğur, Sayın Sefer Aycan, Sayın Ali Keven, Sayın Şamil Ayrım, Sayın Süleyman Girgin, Sayın Tahsin Tarhan.

Değerli milletvekilleri, sadece ismini okuduğum arkadaşlarımızın sisteme giriş yapmalarını rica ediyorum.

Evet, şimdi teklifin tümü üzerinde yirmi dakika süreyle soru-cevap işlemini başlatıyorum.

Sayın Kılıç… Yok.

Sayın Sümer…

ORHAN SÜMER (Adana) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Pandemi gerekçesiyle üç kez sınavları ertelenen atanamayan engelli öğretmenler atama bekliyor. 26 Nisan 2020’de yapılması planlanan engelli kamu personel sınavı 3 kez ertelendikten sonra 15 Kasım 2020 tarihinde gerçekleştirildi. 3.011 kişi sınavda başarılı olurken 2021 Şubat ayında atamada 500 engelli öğretmene kontenjan verildi. Geriye kalan 2.511 atanamayan engelli öğretmen hâlen atamalarının gerçekleştirilmesini bekliyor. Yine, Adalet Bakanlığı tarafından 11/11/2020 tarihinde ilana çıkılmış olan personel alımının sözlü sınavları 5/4/2020’de bitmesine rağmen atamalar gerçekleştirilmemiştir. Yandaş müteahhitlere, ihale rantçılarına, vergi affından yararlananlara gelince kaynak var; engelli öğretmenlerimize gelince “Kaynak yok.” açıklamasını kabul etmiyoruz. Haziran ayında tüm engelli öğretmenlerimizin ve atama bekleyen tüm gençlerimizin atamalarının gerçekleşmesini talep ediyoruz. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Taşkın…

ALİ CUMHUR TAŞKIN (Mersin) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bütün dünyada etkisini gösteren coronavirüs salgını ekonomileri altüst ederken Türkiye ekonomisi, yılın ilk çeyreğinde, beklentilerin üzerinde bir şekilde, yıllık yüzde 7 büyüdü. Türkiye, ilk çeyrekte yakaladığı büyüme oranıyla Avrupa’nın en hızlı büyüyen ekonomisi oldu; OECD ve G20 ülkeleri arasında ise Çin’in ardından büyümede 2’nci sırada yer aldı. Bu süreçte Avrupa’nın üretim devi Almanya’nın ekonomisi yüzde 3,1 küçülürken dünya finans merkezlerinden İngiltere’de küçülmenin yüzde 6,1’i bulması ülkemizin gösterdiği başarıyı daha da anlamlı kılmaktadır. Büyümede en büyük payı yüzde 25,2’yle sanayi üretiminin alması ekonomimizin sağlıklı bir büyüme içerisinde olduğunun en büyük göstergesidir. Birileri görmek istemese de Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde Türkiye ekonomisi yatırım, istihdam, üretim ve ihracat temelinde emin adımlarla büyümeye devam etmektedir diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN - Sayın Özdemir… Yok.

Sayın Çilez…

HASAN ÇİLEZ (Amasya) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

İYİ Parti Genel Başkanı Sayın Meral Akşener, bugün yaptığı konuşmada “AK PARTİ mahalle temsilcisi kılıklı sözde din adamları.” diye çok talihsiz bir ifade kullanmıştır. Bu sözünden dolayı Sayın Akşener’i kınıyorum. Sayın Akşener, AK PARTİ mahalle temsilcilerini hiç gördünüz mü? Onlarla konuştunuz mu? Kılık kıyafetlerini beğenmemişsiniz, kılık kıyafetlerdeki ölçünüz nedir ve kıyafetlerinin neyini beğenmediniz? İYİ Parti mahalle temsilcilerinde bir kıyafet yönetmeliğiniz var mıdır? İYİ Parti mahalle temsilcileri karşınıza çıkarken özel kıyafetler mi giyiyorlar? Sayın Akşener, bu neyin densizliğidir; bu neyin kibridir? Vaiz efendiyi eleştirebilirsiniz, suç unsuru varsa suç duyurusunda bulunursunuz. Mahalle temsilcilerini bu işe niye karıştırıyorsunuz? Mahalle, köy ve semt temsilcilerimiz siyasetin kılcal damarlarıdır, siyasetin en saf ve temiz hâlidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Lütfen özür dileyiniz.

BAŞKAN – Sayın Gaytancıoğlu…

OKAN GAYTANCIOĞLU (Edirne) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

AKP Genel Başkanının her müjdesinin peşinden ışık hızıyla gelen akaryakıt zamları vatandaşı canından bezdirdi. Sağ olun, mazot, benzin, otogaz demeden zamları “full”lüyorsunuz. Bu zamlardan en çok etkilenenlerin başında, yolların ağırlığını taşıyan kamyoncu esnafı var. Sadece zamlar değil, kamyoncuların bin bir dertleri var. Ulaştırma Bakanlığına taşımacılıkta taban ücret uygulamasını sormuştum. Bakanlık taban ücret için çalışma yaptığını belirtti. Bu taban ücretin bir an önce belirlenmesini istiyoruz. Bir yandan zorunlu yollar, bir yandan zamlar, diğer yandan mal taşıtan firmaların baskıları ve cezalar…. Artık kamyoncular canlarından bezmiş durumda. Tonajlarını aşmadan yük taşımak isteyenlere yük verilmez oldu. Kara yollarındaki kontrol kantarlarının sayısı ve yeri mutlaka artırılmalı ki taşımacılık yapan esnaf, yük sahiplerinin baskısı altında kalmasın.

Bu arada, sizin yandaşlara, çalışanlara ceza yok, kural yok, denetim yok; olan, hep emekçiye, garibana oluyor. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Kılıç…

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Taksim Camisi inşaatı 9 Şubat 2017 tarihinde başlamış, 28 Mayıs 2021 Cuma günü cuma namazı sonrası Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın teşrifleriyle ibadete açılmıştır. İlk olarak 1968 yılında gündeme gelen bu caminin yapımı, birçok hukuki süreç ve de mücadelelerden sonra gerçekleşebildi. Hâlbuki İstiklal Caddesi’nin Taksim Meydanı’na açıldığı yerde yer alan bu camiye en yakın ibadet yeri Aya Triada Rum Ortodoks Kilisesi’dir. Cami, 3 bin kişi iç alanda olmak üzere toplam 4 bin kişilik cemaat kapasitesine sahip olup bünyesinde birçok sosyal donatılar mevcuttur.

Camimiz hayırlı olsun diyor, emeği ve katkısı olan herkese şükranlarımı sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Güneş…

İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; “Konstantiniyye elbette fetholunacaktır. Onu fetheden komutan ne güzel komutandır, onu fetheden askerler ne güzel askerlerdir.” hadisiyle bu müjdeye nail olabilmek için yüzyıllarca süren mücadeleler sonucunda yüreği iman ve inanç dolu ordumuz ve askerî dehayla gerçekleştirilen İstanbul’un fethiyle bir çağ kapanmış, yeni bir çağ açılmıştır. Osmanlı Devleti asırlar boyunca üç kıtaya hâkimiyet kurmuş, dünya tarihin en güçlü devletlerinden biri olma özelliğini göstermiştir.

Bu duygu ve düşüncelerle İstanbul’un fethinin 568’inci yıl dönümünü kutluyor, Fatih Sultan Mehmet Han’ı, fetih şehitlerimizi ve fethin manevi mimarlarını rahmet, minnet ve şükranla anıyorum.

Yeniden yapılandırma kapsamına hangi kurumlar ve hangi borçlar girmektedir? Matrah artırımının kapsamı nedir?

BAŞKAN – Sayın Ersoy…

AYŞE SİBEL ERSOY (Adana) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

2 Haziran 1920 yılında Mustafa Kemal Atatürk’ün “Milletin istiklalini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır.” sözü Kozan’da karşılık bulmuş, vatanımızın işgaline karşı Türk milletinin direnişinin en güzel örneklerinden birini göstererek tarih sahnesinde yerini alan Kozanlılar işgale karşı eşsiz bir direniş göstermiş, Fransızları geri çekilmek zorunda bırakmıştır. Bu anlamlı günün yıl dönümünde cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere, Kozan’ın kurtuluşunda ve vatan topraklarının düşman işgalinden kurtulması yolunda canlarını feda eden aziz şehitlerimizi, kahraman gazilerimizi rahmet ve minnetle anıyor, tüm Kozanlı hemşehrilerimin, Kozan’ın 101’inci kuruluş yıl dönümü kutluyorum.

BAŞKAN – Sayın Uğur…

YASİN UĞUR (Burdur) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Geçtiğimiz hafta sonu Salda Gölü’ndeki görüntülerle ilgili yayınlanan haberler gerçeği yansıtmamaktadır. Belli bir kısımdaki suyun kirli görüntüsünün polen tozları ve ağaç birikintilerinden kaynaklandığını Sayın Valimiz de açıkladı. Bunun yanında, Yeşilova Belediyesi Salda Köyü ve Doğanbaba köyüyle ilgili, atık su arıtma tesisiyle ilgili çalışmalar Bakanlığımız tarafından başlatıldı.

Salda Gölü’müzü korumak ve gelecek nesillere en güzel şekliyle aktarmak bizim ana görevlerimizdendir. Bu konudaki desteğini esirgemeyen Çevre ve Şehircilik Bakanımız Sayın Murat Kurum’a teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Sezal…

MEHMET CİHAT SEZAL (Kahramanmaraş) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Geçen hafta İstanbul Sanayi Odasının 2020 yılı satış büyüklüğüne göre yaptığı araştırmada Kahramanmaraş’ta 9 firmamız ilk 500 sıralamasına dâhil olmuştur. Kahramanmaraş başta tekstil olmak üzere, çelik eşya, enerji, çimento, gıda, kuyumculuk ve ayakkabı sektörlerinde Türkiye’de söz sahibi olan bir şehirdir. Özellikle tüm dünyanın pandemi süreci sebebiyle ekonomik anlamda zor zamanlar yaşadığı bu süreçte gecesini gündüzüne katarak Kahramanmaraş’ın ve ülkemizin kalkınması için çaba sarf eden, şehrimizin ve ülkemizin ekonomisine ve istihdamına katkı sağlayan tüm sanayicilerimize, çalışanlarımıza şükranlarımı sunuyor, başarılarının devamını dileyerek Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Aycan...

SEFER AYCAN (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, Askerlik Kanunu’nda yapılan son düzenleme süresinde veya öncesinde yoklama kaçağı durumuna düşen veya bakaya kalanlar bedelli askerlik hakkından yararlanamamaktadırlar. Bu durum, belirsizliğe sebep olmaktadır. Bu kişiler genellikle evli, çocuklu ve ileri yaşlı kişilerdir. Sayıları 500 binden fazla olan bu kişiler şu an mağdur durumdadırlar. Bu kişiler bedelli olarak askerliklerini yapmak istiyorlar. Çeşitli nedenlerle bakaya kalmış bu kişilere tarih ve yaş sınırı getirilerek bedelli olarak askerlik yapma hakkı verilmesi sorunun çözülmesine, belirsizliğin giderilmesine fırsat verecektir. Ayrıca bu kişilerin hepsi şu an belirli bir işte çalışmaktadır, kendi işlerinde veya bir kurumda çalışmaktadırlar. Bedelli olarak askerliklerini yapmaları, iş hayatında yaşanacak olumsuzlukları da önleyecektir, saygılarımla.

BAŞKAN – Sayın Ayrım? Yok.

Sayın Girgin…

SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) – Teşekkürler Sayın Başkan.

2020-2021 döneminde pandemi, kuraklık, iklim koşulları, ekonomik kriz, ithal edilen mazot, ilaç, yem, tohum, gübre ve bazı tarım girdi fiyatlarında dolara bağlı yüksek artış, üreticileri üretim yapamaz hâle getirmiştir. Üretim maliyetleri artan bitkisel ve hayvansal üretim yapan üreticiler, gelir kaybına uğradığı için tarımsal kredilerini ödeyemez duruma düşmüş, icra ve iflas davalarıyla karşı karşıya kalmıştır. Tarımsal piyasalar bozulmuş, sebze ve meyve fiyatlarında fahiş artışlar görülmüştür. Çiftçi borçlarının faizi silinmeden tarımda sürdürülebilirlik şansı görünmemektedir. Üreticilerin Ziraat Bankası ve Tarım Kredi Kooperatiflerinden kullandığı ve vadesi gelmiş tüm borçları ne kadardır? Bu borçların her türlü faizinin silinmesi ve borcun takside bölünmesi yönünde bir çalışmanız var mıdır? Çiftçilerimizin sulama birliklerine olan borçlarının yapılandırmaya dâhil edilmesi yönünde bir çalışmanız var mıdır? Çiftçiler borç batağında, haberiniz var mıdır?

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Keven…

ALİ KEVEN (Yozgat) – Sayın Başkan, kuraklık Yozgat çiftçisini yakıp kavurdu. Yozgat’ta biçer giremeyecek ölçüde tarlalarımızda yangın var. Dönüm başına 200 TL destek vererek köylüyü rahatlatın. Borçları piyasa faiziyle bir yıl ertelemek çözüm değil. Çiftçinin borcunu faizsiz yapılandırın ve beş yıl erteleyin. Köylü için sicil affı çıkarın. Traktör ve biçerdöver hacizlerini durdurun, üreticinin elinden üretim aracını almayın. Şu an Yozgatlı biçerdöver sahipleri feryat ediyor. Kuraklıktan dolayı iş yapamaz oldular. Güneydoğu’ya giden biçercilerimiz elleri boş dönüyor çünkü tarlalarda kuraklıktan dolayı ekin yok. Biçercilerin çoğu elindeki makineyi borçla alıyor. Bu insanlara acil kredi desteği sunulmalı. Ekmek tekneleri olan biçerlerine haciz konulmasının önüne geçilmeli. Mayıs ayında ödeneceği söylenen ama hâlâ ödenemeyen yağlı ayçiçeği desteğinin ödenmediği yönünde de şikâyetler geliyor. Yüz binlerce çiftçimiz ayçiçeği destek ödemesini acilen bekliyor.

Saygılarımla. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Tarhan…

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, iktidar “Uzaya gidiyoruz.” diyor, Kocaeli’nin İzmit ilçesi Akmeşe Mahallesi’nde sürekli elektrik kesiliyor. Geçimini tarım ve hayvancılıkla sağlayan vatandaşlar elektrik kesintileri nedeniyle zor durumda. Ev ve dükkânlarında elektrikli aletleri defalarca bozuluyor. Çocuklar eğitime devam edemiyor. Yıllardır söz verilmesine rağmen bu sıkıntı çözülemedi. Sanayinin ve teknolojinin merkezi olan Kocaeli’de bu çağda elektrik kesintisi yaşanıyor olması utanç vericidir. Yetkilileri, Akmeşelilerin bu sorununu bir an önce çözmeye davet ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Çulhaoğlu…

MEHMET METANET ÇULHAOĞLU (Adana) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

7 Mart 1919 tarihinde Fransızlar ve iş birlikçi Ermeniler tarafından işgal edilen Kozan ilçemiz, yöremizin yiğit vatan evlatlarının on dört ay süren üstün gayretleri ve yiğitlikleri sonucu 2 Haziran 1920 tarihinde düşman işgalinden kurtarılmıştır. O günden beri 2 Haziran günü Kozan’ımızın kurtuluş bayramı olarak büyük bir coşkuyla kutlanmaktadır. Ben de buradan yiğitlikleri dillere destan Adana Kozan ilçemizin düşman işgalinden kurtuluşunun 101’inci yıl dönümünü canıgönülden kutluyorum.

Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Komisyon…

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) -Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Bir çok arkadaşımız söz aldı ama kanunla ilgili doğrudan dile getirilen hususlara ilişkin olarak kısaca görüşlerimi ben de ifade edeceğim.

Özellikle, kanun teklifinin kapsamına neler girmektedir konusunda bir soru gelmişti, müsaadenizle buna cevap vereceğim. Bu kanun teklifinin kapsamında düşünülen kamu idareleri; Hazine ve Maliye Bakanlığı vergi daireleri, Ticaret Bakanlığı gümrük müdürlükleri, Sosyal Güvenlik Kurumu, büyükşehir belediyeleri, belediyeler, il özel idareleri, YİKOP’lar ve bazı meslek kuruluşlarından ibarettir. Bu kapsamdaki alacaklara baktığımızda; vergi, resim, harç ve bunlara ilişkin vergi cezaları ile gecikme zammı ve faizleri, tütün, Hıfzıssıhha Kanunu ve üst kurul para cezaları hariç idari para cezaları, adli para cezaları hariç 6183 sayılı Kanun’a göre takip edilen öğrenim kredileri, ecrimisil gibi borçlar, SGK primleri, para cezaları, gecikme cezası, zammı ve faizleri, belediyelerin vergi alacakları, ücret ve su alacakları, il özel idarelerinin alacakları, Yatırım İzleme ve Koordinasyon Başkanlıklarının yani YİKOP’ların alacakları ile bazı meslek kuruluşlarının; TOBB, TÜRMOB, TESK, TBB, TMMOB, TTB, TDB gibi meslek kuruluşlarının alacakları var. Bu noktayı da bir açmak isterim. Meslek kuruluşlarıyla ilgili hususlar tamamen kendilerinin talepleriyle oluşmuştur, herhangi bir dayatma yapılmamıştır, iç işlerine ve kararlarına saygı gösterilerek meslek kuruluşlarından yazılı talepte bulunanların alacakları, kendi üyeleriyle ilişkili alacakları da bu kapsamda yapılandırılmıştır. Kesinleşmiş alacakların yapılandırılmasında borç alacaklarının tamamının gecikme faizi, zammı yerine yurt içi ÜFE’yle güncellenen tutarının, vergi aslına bağlı olmayan cezaların yüzde 50’sinin ödenmesi koşuluyla vergi cezalarının gecikme zammı ve faizlerinin tahsilinden vazgeçilmektedir. Kanun kapsamında yapılan yurt içi ÜFE’yle güncelleme işleminde esas alınan oranlar 1/11/2016 tarihine kadar Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksi’nin aylık değişim oranları, bu tarihten sonra ise aylık yüzde 0,35, yıllık yüzde 4,2 oranı şeklinde belirlenmiştir.

Kesinleşmemiş veya dava safhasında bulunan alacaklar da kapsama alınmıştır. Kanunun yayımı itibarıyla dava açma süresi geçmemiş veya dava açılmış alacaklar için yargılama aşamaları ve verilmiş kararlar dikkate alınarak farklı oranlarda ödenecek tutarlar belirlenmiştir. Örneğin, İlk derece yargı yerinde dava açma süresi geçmemiş ya da açılan dava henüz karara bağlanmamışsa vergi aslının yüzde 50’si, gecikme faizi, zammı yerine yurt içi ÜFE’yle güncellenen tutar ödenecek. Kalan vergi aslı, vergi cezaları, gecikme zam ve faizlerinin tahsilinden ise vazgeçilecektir.

İnceleme aşamasında olanlara ilişkin olarak ise kanunun yayımlandığı tarih itibarıyla incelemesi devam eden mükellefler için de yapılandırma imkânı sağlanmaktadır. Mükellefler, işlemlerin tamamlanmasından sonra kanundan yararlanabileceklerdir. Bu durumda kendilerine yapılacak tebligat üzerine başvurarak vergi aslının yüzde 50’sini; gecikme faizi, zammı yerine ise yine yurt içi ÜFE’yle güncellenen tutarı ödemeleri hâlinde kalan vergi aslı, vergi cezaları, gecikme zam ve faizlerinin tahsilinden vazgeçilecektir.

Matrahla ilgili yine bir soru gelmişti. Matrah ve vergi artırımı konusundaysa mükelleflerin 2016 ile 2020 yıllarına ait gelir vergisi matrahlarını, kurumlar vergisi matrahlarını, gelir kurumlar stopaj vergilerini, katma değer vergilerini kanunda öngörülen oranlarda ya da asgari tutarlarda artırmaları ve belirli bir oranda vergi ödemeleri şartıyla artırımda bulundukları yıllar ve vergi türleriyle sınırlı olmak üzere haklarında vergi incelemesi ve vergi tarhiyatı yapılmayacağı yönünde düzenleme yapılmaktadır. Bu kapsamda, gelir ve kurumlar vergisi mükellefleri, vermiş oldukları yıllık beyannamelerinde, vergiye esas alınan matrahın 31/8/2021 tarihine kadar -bu tarih dâhil- 2016 takvim yılı için yüzde 35, 2017 takvim yılı için yüzde 30, 2018 takvim yılı için yüzde 25, 2019 takvim yılı için yüzde 20, 2020 takvim yılı için ise yüzde 15 oranından az olmamak üzere artırmaları hâlinde düzenlemeden yararlanabileceklerdir. Artırılan matrahlar yüzde 20 oranında vergilendirilecek ve üzerinden ayrıca herhangi bir vergi alınmayacaktır.

Ayrıca, kanun teklifinde işletme kayıtlarının düzeltilmesi, kesinleşmiş Sosyal Güvenlik Kurumu alacaklarıyla ilgili hususlar, sosyal güvenlik kuruluşlarının ön değerleme, araştırma veya tespit aşamasında olan eksik işçilik prim tutarları ile kesinleşmemiş idari para cezaları da bulunmaktadır.

Kapsamlı bir düzenleme yapılmıştır. Niçin bu kadar kapsamlı yapıldı bu düzenleme? Çünkü bütün dünya ve Türkiye yeni bir döneme giriyor. Uzun bir süredir yaşadığımız pandemi şartlarından çıkarak “pandemi sonrası” dediğimiz bir döneme giriyoruz. Bu bir geçiş süreci elbette, bir anda gerçekleşmiyor. Özellikle aşılama çalışmaları tüm dünyada ve ülkemizde yeni bir dönemin başlayacağını gösteriyor. Ekonomilerde yeniden toparlanma ve normalleşmenin yaşanacağı bir döneme geçiyoruz. İşte, bu yeni döneme mükellefler olarak da kamu-mükellef ilişkisi olarak da bir anlamda çok daha uygun şartlarda başlamanın arayışı içinde bu kanun teklifi Meclisimizin önüne gelmiştir ve Genel Kurulumuzda görüşülmektedir.

Bu bir vergi affı değildir, anaparalar her zaman için korunmaktadır. Diğer taraftan “uyumlu mükellef” dediğimiz bir kavram var. Uyumlu mükellefler için de burada birtakım özendirici teşvikler de düşünülmüştür, oranlar itibarıyla bazı farklılaştırmalar yapılmaktadır. Meclisimizin takdiriyle geçmesi hâlinde hem mükelleflerimiz için hem kamu için faydalı sonuçlar doğuracağını bekliyoruz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Evet, teklifin tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.    

Şimdi birinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

Birinci bölüm 1 ile 10'uncu maddeleri kapsamaktadır.

Birinci bölüm üzerinde ilk söz Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Sayın İsmail Faruk Aksu’nun.

Sayın Aksu buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA İSMAİL FARUK AKSU (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 265 sıra sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi’nin birinci bölümü üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz aldım. Gazi Meclisi ve bizi izleyen muhterem vatandaşlarımızı saygıyla selamlıyorum.

Görüştüğümüz teklif kamu alacaklarına yönelik oldukça kapsamlı bir yapılanma öngörmekte ve salgın nedeniyle borç yükümlülüklerini zamanında yerine getiremeyen vatandaşlarımızın rahatlatılmasına yönelik önemli bir düzenleme niteliği taşımaktadır.

Hatırlanacağı gibi 17 Kasım 2020 tarihinde yayımlanan 7256 sayılı Kanun’la da kesinleşmiş borçlara yapılandırma ve taksitler hâlinde ödeme imkânı getirilmişti. Ancak salgının etkilerinin devam etmesi, taksitlerini ödeyemeyen ya da borçları yapılandırma kapsamında bulunmayan vatandaşlarımıza da bir imkân verilmesi ve ticari hayatın durgunlaşmasına bağlı ortaya çıkan sorunların hafifletilmesi amacıyla yeni bir düzenleme yapılmaktadır.

Kanun teklifinde kesinleşmiş alacaklar ile dava safhasında olan ve inceleme aşamasında bulunan alacakların yapılandırılması, matrah ve vergi artırımıyla işletme kayıtlarının düzeltilmesi yönünde düzenlemeler öngörülmektedir. Vergi daireleri, gümrük müdürlükleri, Sosyal Güvenlik Kurumu, büyükşehir belediyeleri, belediyeler, il özel idareleri, Yatırım İzleme ve Koordinasyon Başkanlığı ve bazı meslek kuruluşlarına ait 30 Nisan 2021 tarihi öncesi dönemlere ilişkin alacaklar bu kapsamda yapılandırılmaktadır. Vergi, resim, harç ve bunlara ilişkin vergi cezaları, idari para cezaları, öğrenim kredileri, ecrimisiller gibi borçlar, SGK primleri, gecikme cezası zammı ve faizleri, belediyelerin vergi, ücret ve su alacakları, il özel idarelerinin alacakları, esnaf ve sanatkârların ve diğer oda üyelerinin oda ve borsalara olan aidat borçları, avukatların ve stajyer avukatların baro kesenekleri ile staj kredisi borçları düzenleme kapsamında yer almaktadır. Adli para cezaları ile tütün, Hıfzıssıhha Kanunu ve üst kurullarca uygulanan para cezası ise yapılandırma kapsamı dışında tutulmaktadır.

SGK hariç kapsamdaki diğer kesinleşmiş alacakların yapılandırılmasında borç asıllarının tamamının gecikme faizi yerine Yurt İçi ÜFE’yle güncellenen tutarın ve vergi aslına bağlı olmayan cezaların yüzde 50’sinin ödenmesi koşuluyla vergi cezalarının gecikme zammı ve faizlerinin tahsilinden vazgeçilmektedir. Güncelleme işleminde 1 Kasım 2016 tarihine kadar Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksi’nin aylık değişim oranları, bu tarihten sonra ise yıllık yüzde 4,2 oranı esas alınarak belirlenen çok daha düşük bir faiz uygulaması söz konusu olmaktadır. Yapılandırmadan yararlanmak için son başvuru tarihi 31 Ağustos 2021 olarak belirlenmiş, ödemenin peşin veya 6, 9, 12, 18 taksit şeklinde ikişer aylık dönemler hâlinde yapılması öngörülmüştür.

Ödemeler; vergi daireleri, gümrük müdürlükleri, il özel idareleri, belediyeler ve Yatırım İzleme ve Koordinasyon Başkanlıklarına 30 Eylül 2021, Sosyal Güvenlik Kurumuna ise 31 Ekim 2021 tarihine kadar yapılabilecektir. Hesaplanan tutarların tamamının ilk taksit ödeme süresi içerisinde peşin olarak ödenmesi hâlinde katsayı uygulanmayacak ve ferî alacaklar yerine Yurt İçi ÜFE aylık değişim oranları esas alınarak hesaplanacak tutarların yüzde 90’ından ilk 2 taksit ödeme süresi içinde ödenmesi hâlinde ise yüzde 50’sinden vazgeçilecektir. Yapılandırma sonucu ödenecek alacağın sadece ferî alacaklardan ibaret olması hâlinde, yurt içi ÜFE aylık değişim oranları esas alınarak hesaplanacak tutardan yüzde 50 indirim yapılacaktır.

Sosyal Güvenlik Kurumunun kesinleşmiş alacaklarında ise, 2021 yılı Nisan ayı ve önceki aylara ilişkin prim, kesenek, kurum karşılığı asılları ile bu alacaklara yurt içi üretici fiyat endeksi aylık değişim oranları esas alınarak hesaplanan tutarın belirtilen süre ve şekilde ödenmesi hâlinde, gecikme cezası ve gecikme zammı gibi ferî alacakların tamamının tahsilinden vazgeçilmektedir.

Teklifle yapılan bir diğer düzenleme ise, matrah ve vergi artırımına yöneliktir. Mükelleflerin, 2016 ila 2020 yıllarına ait gelir ve kurumlar vergisi matrahlarını, stopaj ve katma değer vergilerini kanunda öngörülen oranlarda artırarak ödemeleri şartıyla, artırımda bulundukları yıllar ve vergi türleriyle sınırlı olmak üzere haklarında vergi incelemesi ve vergi tarhiyatı yapılmayacaktır. Artırılan matrahlar yüzde 20 oranında vergilendirilecek ve üzerinden ayrıca herhangi bir vergi alınmayacaktır. Vergiye uyumlu mükellefler için ise bu oran yüzde 15 olarak uygulanacaktır.

Teklifle, ayrıca, işletmelere stok ve kasa kayıtlarını düzeltme ve 31 Aralık 2021 tarihine kadar bilançolarını güncelleme imkânı da getirilmektedir. 30 Nisan 2021 tarihi itibariyle, prim borcu olan ve ödeme yapmayan BAĞ-KUR ve Tarım Sigortalılarının sigortalılık sürelerinin durdurulması, prim borçlarının silinmesi, talep edilmesi hâlinde durdurulan sigortalılık sürelerinin ihya edilmesi de yine teklifin kapsamında yer almaktadır.

Karşılıksız çek, protestolu senet, kredi kartı ve diğer kredi borçlarını zamanında ödeyemedikleri için Türkiye Bankalar Birliği Risk Merkezine bildirilen kişilerin ve kredi müşterilerinin yükümlülüklerini yerine getirmesi hâlinde, kamuoyunda “sicil affı” olarak bilinen geçmiş ödeme performanslarına ilişkin olumsuz kayıtların dikkate alınmayacağı hususu da yapılan düzenlemeler içerisinde yer almaktadır. Öngörülen bu düzenlemelerin, toplum kesimlerinin beklentilerine uygun, ekonomik hayatın dinamizmini artıracak, yasalaştığı takdirde vatandaşlarımızın yükünü hafifletecek, aynı zamanda da kamunun gelir toplama kapasitesini artıracak tedbirler olduğunu değerlendiriyoruz.

Değerli milletvekilleri, salgının sınırlayıcı etkilerine rağmen ekonomik faaliyetlerimiz güçlü seyrini sürdürmektedir. 2021 yılının ilk çeyreğinde Türkiye ekonomisi yüzde 7 büyümüştür. Gelişmeler, ikinci çeyrekte de güçlü bir büyümeye işaret etmektedir. İlk çeyrekte sanayi sektörü yüzde 11,7, imalat sanayi sektörü ise yüzde 12,2 düzeyinde büyürken makine ve teçhizat yatırımları da yüzde 30,5 oranında artmıştır. İhracatta 2020 yılının ikinci yarısından itibaren güçlü artış eğilimi sürmektedir. Nisan ayında, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 109,2 artarak 18,7 milyar dolara ulaşan ihracatımız, Ticaret Bakanlığının bugün yaptığı açıklamaya göre, mayıs ayında da geçtiğimiz yılın aynı ayına göre yüzde 65,5 oranında artış göstererek 16,5 milyar dolara yükselmiştir. İstihdamı korumaya yönelik tedbirler, salgının iş gücü piyasası üzerindeki olumsuz etkilerini sınırlandırırken istihdamda ve iş gücüne katılım oranında da artış olmaktadır. Bunlarla birlikte, salgının devam etmesi, başta turizm sektörü olmak üzere hizmet sektöründeki toparlanmayı sınırlandırmaktadır. Bu sebeple esnaf, çiftçi ve çalışanlarımız için bir dizi önemli destek tedbirleri devreye konulmuş, konulmaya devam etmektedir.

Mezkûr gelişmeler sağlıklı bir yatırım, üretim, ihracat ve istihdam zincirine işaret etmekte, ekonomiye olan güveni göstermektedir. Birçok ülke ekonomisi daralırken Türkiye ekonomisinin göstermekte olduğu yüksek performans ülkemiz için kuşkusuz memnuniyet vericidir. Unutulmamalı ki Türkiye, salgının yanı sıra terörle verdiği kararlı mücadeleyle eş zamanlı olarak bu iyileşmeyi sağlamakta, bu başarıyı yakalamaktadır. Bize göre, bu hususun dikkate alınması, elde edilen başarının önemini ve anlamını da ortaya koyan hakkaniyetli bir değerlendirme olacaktır.

Türkiye, sağlık ve sosyal güvenlik alt yapısı, güçlü kurumları, imza attığı dünya çapındaki büyük projeleri, millet iradesiyle geçtiği Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminin avantajları sayesinde, tüm dünyayı kasıp kavuran Covid-19 sürecinden de inşallah, güçlenerek çıkacak, lider ülke ve küresel güç olma yolundaki gayret ve kararlılık sürdürülecektir.

Bu düşüncelerle, kanun teklifinin ülkemiz ve milletimiz için hayırlı olmasını diliyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – İYİ Parti Grubu adına Sayın Lütfü Türkkan.

Buyurun Sayın Türkkan. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi’nin birinci bölümü üzerine İYİ Parti Grubu adına söz almış bulunmaktayım.

AK PARTİ, iktidara geldiği 3 Kasım 2002’den bu yana 9’uncu yapılandırma ya da vergi affı teklifini görüşüyoruz, 9’uncu defa bu. İlk vergi affını 2003’te getirdiniz, sonra 2008, 2011, 2014 ve en son 2016’da. Dikkat ederseniz, bu tekliflerin önümüze gelme sıklığı gittikçe artıyor. 2016’dan sonra ise her yıl bir tane yapılandırma yaptınız, o da yetmemiş olacak ki bir öncekinden bu yana henüz daha altı ay geçmeden yeniden bir teklif getiriyorsunuz. Buradan şu sonuca varmak gerekiyor: Öyle gerekçeye yazdığınız gibi bu işin pandemiyle filan alakası yok; o, işin tiyatrosu. Özellikle son yedi yıldır ekonomi kötüye gidiyor, biz bunu defalarca dile getirdik ama siz inkâr ettiniz; siz inkâr etseniz de bazı istatistikler her şeyi kanıtlamış oluyor. Ekonomi dediğiniz gibi iyi gitse, TÜİK’in açıkladığı rakamlar gerçek olsa bu yapılandırmalara sizler ihtiyaç duymazsınız, milletin ihtiyacından ziyade sizin ihtiyacınız bu çünkü büyük bir delik açtınız ülkenin bütçesinde.

Şirketlerin işleri eskisi gibi değil doğru. Her yıl bir önceki yılı aratıyor. Durum böyle olunca da sizler vergi tahsilatı yapamıyorsunuz, tahsilat oranları düştü. Şimdi bir de bütçenin denge boyutu var. Hem vergileri tahsil edemiyorsunuz hem de müsrif harcamalarınızdan vazgeçmiyorsunuz. Cumhurbaşkanı bir tarafta Meclis Başkanı bir tarafta, yüzlerce araba konvoyuyla gidiyorsunuz ya, bin odalı saraylarda oturuyorsunuz, buna bu ülkenin bütçesi yeter mi? Tabii ki yetmez. O yüzden ha bire vergi, ha bire vergi, ha bire vergi; vurun vatandaşa, çökün vatandaşın sırtına. Niye? Siz ihtişam içerisinde bir hayat yaşamak istiyorsunuz. Vatandaşın durumu hiç umurunuzda bile değil, vallahi değil, billahi değil. Ama biliniz ki bu işler iyi gitmeyecek. Bunu siz de biliyorsunuz zaten. Bu yüzden bari “Bu yapılandırmayla beraber bir 80, 90 milyar lira tahsil ederiz.” diye düşünüp teklifi önümüze getirdiniz ama emin olun bu teklifle de istediğiniz kadar tahsilat yapamayacaksınız.

2011’deki yapılandırmada tahsilat oranı ne kadardı Sayın Bakanım, siz hatırlarsınız? Yüzde 55’ti 2011’de. 2018’de yapılandırma yaptınız bu oran yüzde 10’a düştü. Yani tahsilat yapamadınız, bunlar yetmiyor, başka şeyler lazım, yapısal değişiklikler lazım. Piyasa faizinde ya da enflasyonun yarısından az bir faizle yapılandırma yapıyorsunuz ama yine kimse ödemiyor, ödeyemiyor çünkü yok. Değil düşük faizle vallahi “0 faizle” deseniz bile bu işi milletin ödeyecek hâli yok.

İktidar milletvekillerine sesleniyorum: Arkadaşlar; deniz bitti, denizi tükettiniz. Ne üreticide ne tüketicide ne devlette para kalmadı, para kalmadı. Yani bankalara diyorsunuz ki: “Sicil affı yap.” E? “Bankalardan kredi vereceksin.” Ya, nereden verecek? Para kalmadı, onlarda da kalmadı yani onlardaki parayı da yediniz. O yüzden millet sizden ikide bir af teklifi getirmenizi değil, şu sandığı bizim önümüze getirmenizi bekliyor. Bırakın, af teklifini, sandığı getirin önce. (İYİ Parti ve CHP sıralarından alkışlar) Hepsi düzelir, sandığı getirdiğiniz günde biz bu işlerin hepsini düzeltiriz ama siz daha kötüye götürüyorsunuz. Hiç çabalamayın, çırpınmayın; çırpındıkça kendinizle birlikte ekonomiyi de alaşağı ediyorsunuz. Getirin sandığı, milletin geleceğini daha fazla heba etmeyin.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bir başka husus ise matrah artırımı konusu. Dürüst işletmeler tüm kayıtlarını düzgün tutmaya, beyanı doğru yapmaya ve tahakkuk eden vergisini de zamanında ödemeye çalışsa da incelemeye tabi tutulduğunda eksikleri, yanlışları çıkabilmektedir. Kırk yıldır vergi mükellefiyim ben bu ülkede, bu işleri de iyi bilirim. Öyle bir vergi mevzuatımız var ki bunu en iyi bilenlerden birisi Sayın Vedat Demiröz; bu yasaya da çok cevaz verdiğini zannetmiyorum. Ne yaparsanız yapın yanılabiliyorsunuz defter tutarken.

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Nasıl cevaz vermiyor? Hazırlayan o ya.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – Vermiyor. Yahu, bu işin bir de kürsü arkası var muhterem kardeşim ya. Bu işi en iyi bilenlerden birisidir, hakkını teslim ediyorum ama emin olun, yüreğinden desteklemiyor.

Şimdi, durum böyle olunca ister istemez çoğu işletme matrah artırımı yaparak incelemelerden muaf olmak isteyecek, haklı olarak muaf olmak isteyecekler. Yani, mükellefler işlerinde dürüst olsa bile matrah artıracak ve daha fazla vergi ödemek zorunda kalacaklar. Kim? En çok, muhalif işletmeler. Muhalif görüşlerinden dolayı her gün incelemeye tabi tutuldukları için mecburen buna başvuracaklar, başka şansları yok. Sizlere inceleme gelmez, geldikleri gün hemen geri çekersiniz ama muhaliflerin tepesinden müfettişler eksik olmaz.

Bir yanda bu büyük usulsüzlüklerini üç beş kuruş vergiyle aklayacak büyük şirketler bir yanda da gerçekten korkusundan haksız yere daha fazla vergi ödemek zorunda kalan küçük şirketler olacak; kısacası, kaş yapalım derken göz çıkaracaksınız. Bu işler böyle aflarla, taksitlendirmelerle düzelmedi, düzelmeyecek de, göreceksiniz tekrar.

Yine, bu maddede, hakkında inceleme işlemi devam eden mükellefler için belirsiz bir durum daha bulunmaktadır Sayın Demiröz, sizin dikkatinizi çekmek istiyorum. İncelemeler 2 Ağustos 2021’e kadar sonuçlanırsa geçerli olacak. Bu, matrah artırımının mantığıyla uyuşmuyor aslında. İşletmeler zaten incelenmemek için matrah artırımına başvuruyorlar. Maddenin kendi içinde çelişmemesi açısından hâlihazırda devam eden incelemelerin sonlandırılması daha doğru olacaktır, aksi hâlde çelişiyor bu madde. Bu konu teknik bir konu, bizatihi sizin dikkatinize sunmak istiyorum.

Teklifteki bir başka hatalı gördüğümüz konu ise dava aşamasındaki alacakların yapılandırılmasında davadan çekilme şartı ile yüzde 50 indirim uygulanacak olmasıdır. İşletme haklı olduğunu düşündüğü için idareye karşı dava açıyor; bu davayı ya kazanacak ya kaybedecek, zaten yüzde 51 ihtimal var, siz bunu tekrar yüzde 50’yle… Tahsilinden vazgeçilecek tutar yüzde 50’den fazla olması gerekiyor ki vatandaş, mükellef davadan vazgeçsin. Bu yöndeki önergemizi de dikkate almanızı istiyoruz, bu doğru bir yaklaşım değil.

 Bu kanun teklifinde yer almıyor ancak bu iki hususun teklifte değerlendirilmesini gerekli buluyoruz. Biliyorsunuz, sarayın medya bekçisi olmuş, Ebubekir Şahin’in başında bulunduğu RTÜK -sarayın medya bekçisi orası- bağımsız, tarafsız basın ve yayıncılığa keyfî cezalar yağdıran bir üst kurulumuz. En son, geçen gün Sayın Meral Akşener’e karşı yapılan Cumhurbaşkanına ait konuşmaları haksız bulan kanalların hepsine ceza kesti, “totaliter rejim” diyoruz, bu yüzden diyoruz; “tek adam rejimi” diyoruz, bu yüzden diyoruz. (İYİ Parti sıralarından alkışlar) İşte, o RTÜK’ün kestiği cezaların affını gerek görüyorum. Bunun, RTÜK ve benzeri kurumların kestiği cezaların da affa girmesi gerekiyor, böyle bir talebimiz var çünkü RTÜK kamu yararı değil, saray kararı kovalayan bir üst kurul. Son günlerde, bağımlı medyanın provokatif ve tetikçi yayıncılığını koruyan kurul burası. İktidar, kendini eleştiren her televizyon ve radyo kanalına RTÜK yoluyla sopa vuruyor, keyfî cezalar yağdırıyor. Düşman çoğaltıyorsunuz, haberiniz olsun, onu da söyleyeyim. Teklifte bu, taraflı cezaların yapılandırılmasına ilişkin bir düzenlemenin yer almasına ihtiyaç olduğunu düşünüyoruz.

Diğer bir husus da çiftçilerin Ziraat Bankasına olan borçları. Yahu, Allah aşkına, Sayın Bakanım; şu Mehmet Cengiz’e, şu Cemal Kalyoncu’ya, bu Kalyon İnşaata, bu Cengiz İnşaata gösterdiğiniz özeni şu çiftçilere gösterin ya! (İYİ Parti ve CHP sıralarından alkışlar) Ziraat Bankası borçlarına af getirin. Onların o faizlerini silin, taksit yapın, insanlara nefes aldırın; onlar daha çok lazım. Yarın bu dediğim kişiler, iktidardan zafiyete düştüğünüz anda size sırtlarını çevirecekler. Bunlar daha önce Mesut Yılmaz’ın adamlarıydı ya, Mesut Yılmaz’ın yüzüne bakmadılar sonra, yarın sizin de yüzünüze bakmayacaklar. Gelin, çiftçinin yanında olun, bırakın bunları yahu! (İYİ Parti ve CHP sıralarından alkışlar)

Biz Hatay’daydık. Pazartesi günü Hatay’da ne oldu biliyor musunuz? Soğan üreticisi çiftçi bir vatandaş, biz yoldan geçerken soğanını yere döktü, diyor ki: “Çiftçi öldü, çifti öldü; gürbeciye, mazotçuya, esnafa gidecek yüzümüz yok; evden çıkamıyoruz, borcumuz katlandı.” Sizin iktidarınız ne yapıyor? 3-5 müteahhit huzur içerisinde zenginliğine zenginlik katsın diye onların vergi borcunu siliyor. O yasaklama kararı olduğu günler evde yatan adamın yerine, o adamın hakkını geçmediği yoldan, geçmediği köprüden, cebinden aldığınız paraları götürüp o 5’li çetenin müteahhitlerine veriyorsunuz. Seçilmiş bu güruha milletin parasını peşkeş çekmekten vazgeçin artık. Milletin parasını milletin refahı için kullanınız, derdiniz millet olsun, bu 5’li çete değil. Bu yapılandırmaya çiftçimizin Ziraat Bankasına olan borçlarını da ekleyelim, bu yükle baş başa bırakmayalım çiftçimizi. Verecek olduğumuz önergeyi de kabul edin. Emin olun, birkaç ay sonra temel gıda maddeleri sofralara daha ucuza girmeye başladığında bu millet size dua eder. Bunlar dua falan etmez. Bunlar gider, İngiltere’de sokak alır, sizin yüzünüze bile bakmaz yahu!

Teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın  Başkanım…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özel, yerinizden.

 

 

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, ilk başta Grup Başkan Vekillerine söz verdiğinizde baktım, salonda görmediğim için varlığında ifade etmek istedim. Şimdi, İstanbul Milletvekilimiz, Adalet ve  Kalkınma Partisi Milletvekili Sayın Tuba Durgut salonda. Kendisi Dünya Sağlık Örgütü tarafından tütün salgınıyla mücadele programında yapmış olduğu katkılardan dolayı ödüle layık görülmüş. Kendisi meslektaşımızdır, Amerika Birleşik Devletleri’nde halk sağlığında yüksek lisans yapmıştır ve obeziteyle mücadele ve tütünle mücadele konularında bütün dünyada eczacıların eczanelerinde yaptıkları çok önemli katkılar vardır, onun görünür olması açısından da bir meslektaşımızın böyle bir ödüle layık görülmesi mesleğimiz açısından da kıymetlidir. Kendisini tebrik ediyoruz, bu alandaki başarılarının devamını diliyoruz. (CHP, AK PARTİ, MHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz.

 

 

1. İstanbul Milletvekili Vedat Demiröz ve 79 Milletvekilinin Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi (2/3622) ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 265) (Devam)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Sayın Necdet İpekyüz.

Buyurun Sayın İpekyüz. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA NECDET İPEKYÜZ (Batman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Halkların Demokratik Partisi adına, Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi’nin birinci bölümü üzerine konuşmak için kürsüde bulunuyorum.

Konuya geçmeden önce... Gelmeden önce Batman’da bir olay yaşandı, onunla ilgili sadece bir küçük bilgi vermek istiyorum ve buradan bütün Türkiye’ye seslenip eleştirmek istiyorum; bir gerçekle yüzleşmemiz lazım.

Batman’ın Gercüş ilçesi Kefre köyü... Fatime Demir, Bahattin Demir; 60 yaşlarında bir aile. Beş yıldır çocukları Diyarbakır cezaevinde, dosya Yargıtay aşamasında. Pandemi nedeniyle uzun bir süredir görüşme yok ve bir görüşme olanağı çıktığında aile gidiyor ve aileler giderken başka ailelerle de kapıda karşılaşıyorlar; cezaevi ziyaretleri -bilenler bilir- öyle oluyor, o şekilde gidiyorlar. İçeri girdiğinde bekliyorlar. Hemen bitişikte başka bir mahkûm daha var. Daha oğluna ulaşmadan Fatime Demir onu görünce dönüyor, Kürtçe diyor ki: “(...)”(x) “Nasılsın, iyi misin?” Ve dönüyor. Hani o Diyarbakır Cezaevinde “Türkçe konuş, çok konuş.” deniyordu ya, hani o cezaevlerinde “Anneler çocuklarıyla Kürtçe konuşamaz.” deniyordu ya, babalar “Kürtçe konuşamıyoruz.” diyordu; biz bunu değiştirdik. Çocuk annesini arıyor “Anne, bana bilgi verdiler; sana altı ay boyunca görüşme yasağı geldi...” Kürtçeye gösterilen saygı Kürt’e gösterilen saygıdır, nokta; bunun böyle bilinmesi lazım. Kürtçeye saygı gösterilmiyorsa insanlara saygı gösterilmiyor anlamına gelmektedir.

Şimdi vergiyle ilgili konuşalım. Arkadaşlar, bu ülkede vergi sistemi tercihtir. Sorun affetmek değildir, vergiyi toplamaktır ve nasıl toplayacağınızı bilmektir. Siz vergiyle ilgili bir düzenleme yaptığınızda tercihlerinizi belirlersiniz. Her ülkede tercihlerle ilgili düzenleme yapılır, her ülkede sıkıntılar çıkabilir. Bu sıkıntılar çıktığında da bazı düzenlemelere ihtiyaç var. Ama bazı şeyler sık sık yapılıyorsa ve giderek başarı oranı da düşüyorsa bir problem vardır.

Şimdi, her şeye bir kılıf olduğu gibi “Pandemi gerekçesiyle…” İyi de altı ay önce kasım ayında tekrar Plan ve Bütçeye geldi, tekrar konuşuldu, altı ay geçmeden… Pandemi altı ay önce yok muydu? Vardı ama tercihler değişiyor.

Bakın, arkadaşlar -ben çıkardım- bunun bir diğeri, bizim, Meclis açısından da aslında hepimizin düşünmesi gereken bir konu: 2011, 2014, 2016, 2017, 2018, 2019, 2020 ve şimdi 2021; kes kopyala “bazı alacakların yeniden yapılandırılması…” Her seferinde aynı cümle… Ya, bu bazı alacakların yeniden yapılandırılması bitmiyor mu?

Arkadaşlar, bir diğeri, Hazine ve Maliye Bakanları her seferinde çıktıklarında… Kemal Unakıtan “Bundan sonra böyle bir vergi affı olmayacak. Son kez…” 10 kez… Dün de söylendi, bugün de söylendi. Cumhuriyet tarihi boyunca vergiyle ilgili en sık düzenleme… Tercihiniz yurttaşa yönelik değil, en çok vergiyi ödeyen, en çok nüfusa sahip kesime yönelik değil; en çok kaçıran en az sayıdaki sermaye kesimine vergi düzenlemesi yapıyorsunuz, af yapıyorsunuz. Şimdi deseniz ki: “Asgari ücretten vergiyi kaldırıyoruz.” Hep beraber destekleyelim. Geldiler, burada bizi ziyaret ettiler. Deseniz ki: “Elektrik parasını, doğal gaz parasını, su parasını, internet parasını bu dönemde ödemeyen, pandemide ödemeyenlere vergi düzenlemesi yapıyoruz.” Gelin, kaldıralım. Yapmıyorsunuz. Peki, ne yapıyorsunuz? Sonra Mehmet Şimşek: “Son kez…” Berat Albayrak: “Son kez…” Şimdi, Lütfi Elvan döneminde de “Son kez…” Ama biz biliyoruz ki son değil. Neden? Az önce de söylendi, arkadaşlar -başarının bir şeyi de- ilk çıkardığınızda hedef göstermişsiniz, demişsiniz ki: “Şu kadar toplayacağız, yüzde 51.” Şu anda topladığınız vergi bu kapsam içerisinde yüzde 10’lara tekabül etmektedir, bu da sizin geldiğiniz konumu göstermektedir.

Nedir bir diğer konu bu pandemiyle beraber? Arkadaşlar “157 milyar para” diyorsunuz, 157 milyar paraya çizgi çekilecek. Ha, pandemi döneminde, gerçekten, esnafın -az önce dile getirildi- çiftçinin, milletin yani sokakta yaşayan, gerçekten evine ekmek götürmek isteyen, intihar etmek zorunda kalan, bunalımda olan insanların bir kısım şeylere ihtiyacı var ama onunla ilgili bir düzenleme yok -sizin tercihiniz daha çok sermaye kesimi, toplarken de affederken de- bunu yapmıyorsunuz ve giderek adaletsizlik gelişiyor.

Arkadaşlar, asgari ücret; şimdi, az önce söyledim, vergiyle ilgili düzenleme dedik. Asgari ücrette gelir vergisi 465 lira 13 kuruş, damga vergisi 27 lira 15 kuruş; 492 lira 28 kuruş bir ayda… Türkiye’de asgari ücretli sayısı kaç; kimse bize söylemiyor, bilinmiyor, rakamlar “7 ile 10 milyon arası” diyor, 10 milyon diyelim. Gelin, bu vergiyi almayalım. 4 milyar 900 milyon, söyleyin 5 milyar, bir yılda 60 milyar ediyor ama siz 157 milyara çizgi çekiyorsunuz. Gelin, asgari ücretliden vergi almayalım ki bu asgari ücretli peynir alacak, zeytin alacak, sigara alacak, doğal gaz parası verecek, elektrik parası verecek, yine vergi verecek ama diğerleri zaten vermiyor ki makas çok geniş, çok çok geniş. Bu, sizin tercihiniz.

Gelelim emeklilikte yaşa takılanlara. Emeklilikte yaşa takılanlar miting yapıyorlar ve bir hakları zapt edilmiş, zulmediliyor. Diyorlar ki “Gelin, bununla ilgili bir düzenleme yapalım.” 26 milyar lira; bununla da ilgili bir düzenleme yok, 157 milyara çizgi çekiyorsunuz. Şimdi, elektriğe her gün zam yapıyorsunuz, doğal gaza her gün zam yapıyorsunuz, gelin, onlarda da bir düzenleme yapalım; yok ama elektrik firmalarına hibe veriyorsunuz, bir de şirketlere vergi affı getiriyorsunuz, bu da yetmezmiş gibi, uzlaşma komisyonlarında da ortam yaratıyorsunuz.

Bir diğeri nedir? Ya, bunlar vergi ödemedikleri gibi, vergi affının çıkacağını bildiği için bunu kredi sistemine dönüştürmüşler, ödemedikleri için, dün Sevgili Paylan da söyledi: “Nasıl olsa ben bankadan çekmeyeyim, yüzde sıfır faizle nasıl olsa benim param var…” Arkadaşlar, matrah düzenlemesi yapıyorsunuz, bunun anlamı şu, biraz önce de dile getirildi: Ya diyorsunuz ki muhalif olana “Ben senin defterini denetleyeceğim, inceleyeceğim, cezayı vereceksin.” ya da bir sopaya dönüştürüp tehdide dönüştürüyorsunuz -tırnak içinde bir mafya yöntemi- “Gel şu kadar öde, ödemezsen defterlerini incelerim.” Ya, böyle bir şey mi var? Ülkede yasa varsa, birisi hukuksuzluk yapıyorsa onun işlemini yaparsınız ama yapamıyorsanız, bunu başka bir sopa şekline dönüştürüyorsanız siz adil değilsiniz, adaletten söz edemezsiniz. Ve giderek -nasıl ki şimdi bütün anketlerde çıkıyor- insanlar neyin ne olduğunu biliyor. Neydi? Çöktürme diye yola çıktınız ama şimdi çürümeyle, çözülmeyle karşı karşıyasınız. Bunu bütün yurttaşlar biliyor ve siz giderek pandemiden başlayıp, vergiden başlayıp her şeyi tehdide dönüştürmekten vazgeçin.

Düzenlemeleri “af” diye tanıtıyorsunuz. Arkadaşlar, her yaptığınız düzenlemede -“yapılandırma” dediğinizde- zaten kendi tercihlerinizi kullanıyorsunuz. Geçtiğimiz hafta da tekrar burada turizmle ilgili konuştuk, “erteleme” dediniz, faizsiz ertelediniz. Nedense sermaye sahiplerine her türlü kolaylığı sağlıyorsunuz ama Türkiye’de büyük bir çoğunluğa, mağdur olanlara bir avantaj yok ve sonuç ne oluyor biliyor musunuz? Giderek daha keyfî bir sürece dönüştüğü için daha da mağduriyetler çıkıyor. “İmar affı” dediniz, hiçbir yere bakmadınız, ufacık bir sallantıda insanlar yaşamını yitiriyor.

Bakın, tekrar af meselesi. Ya, İnfaz Yasası ya, burada konuştuk, pandeminin ilk döneminde dedik ki: “Gelin vergiyi konuşalım, gelin ekonomiyi konuşalım.” Ya, siz cinayet işleyenleri, kadın öldürenleri bıraktınız ya. Şimdi, her gün gazetelerde bir haber çıkıyor. Şimdi, bunu da yaptığınızda gerçek hak sahiplerine yönelik bir şey yapmıyorsunuz. Düşüncesinden dolayı insanlar içeride, haber yaptığından dolayı içeride, gazetecisi, düşüneni, birçok kişi içeride ve öyle bir hâle getirdiniz ki… Bu kürsüde -Vedat Bey burada- dün Vedat Bey dedi ki: “Siyaset konuşmayalım, teknik mesele; teknik meseleleri konuşalım.” Ya, bu Parlamentoda da siyaset konuşmayacaksak nerede konuşalım? Vergi siyaset meselesidir. Vergiyi, parayı siz zenginden almıyorsanız, servet sahibinden para almıyorsanız, siz siyaseti ondan yana yapıyorsunuz. Verginin tercihi büyük çoğunluğa katkı sunmaktır. Verginin tercihi, siz çok kazanandan alacaksınız, büyük çoğunluğa vereceksiniz. Siz bunu yapmadığınız zaman siyasi tercihlerinizi başka bir şeye dönüştürüyorsunuz ve “teknik mesele” dediğinizde siz yurttaştan uzaklaşmış oluyorsunuz. Bunun için birçok düzenlemeye ihtiyaç vardır. Bunu yapmadığımız zaman biz gerçekten bu ülkede adaleti sağlayamayız, vergi düzenini sağlayamayız.

Hepinize saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Süleyman Girgin.

Buyurun Sayın Girgin. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, pandemi ekonomik kriz ve halk sağlığı krizine karşı sosyal devlet ilkesinin önemini cümle âleme göstermiştir. Peki, tek adam rejimi politikalarını bu sosyal devlet ilkesine uyarlamış mıdır? Hayır, iktidar, pandeminin başından beri vatandaşlarımızı yalnız bırakmıştır. Ekonomik destek ve aşı tedariki konusunda ülkemiz diğer ülkelerin çok gerisinde kalmıştır. Kur farklarının ve faizlerin yükselmesinin etkisiyle fiyatlar görülmemiş şekilde artmış, borçlar ödenememiş, alacaklar tahsil edilememiş, alınan kredilerin geri ödenmesinde sıkıntılar yaşanmıştır. Çalıştırdığı personelin ücretini, iş yerinin kirasını, elektrik, su, doğal gaz giderlerini ödeyemeyen küçük ve orta ölçekli işletmeler hâliyle devlete olan borçlarını da ödeyemez duruma düşmüşlerdir. Vatandaşlar pandemi yokken bile yapılandırmaya başvurup borcunu ödeyemez iken pandemi dönemindeki 2’inci yapılandırma Covid-19’un ekonomik tahribatına çözüm gerekçesiyle tekrar vatandaşın önüne konulmaktadır. Normalde yapılandırma taksitini ödeyemeyen pandemide nasıl ödeyecek? Buna bir cevabınız var mı? Yok. Bu bir yapılandırmayı yeniden yapılandırma teklifidir. Tabii, yapılandırma işin gerekçesi araya da matrah artırımı, vergi artırımı, stok, kasa affı gibi bazılarının dört gözle beklediği düzenlemeler de sıkıştırılmıştır. Vatandaşa doğrudan somut destek vermek yerine borçlanmasını teşvik eden, bu yolla bütçeye kaynak sağlamayı hedefleyen bu teklifle vatandaşların -elinde kaldıysa eğer- üç beş kuruşunu da vergi borcunu ödemede kullanmaları istenmektedir. Vermeye gelince yok, almaya gelince çok. İktidarın durumu budur.

Değerli milletvekilleri, vergi affı yapıldığında bu affın, vergisini zamanında ödeyenleri enayi yerine koymamasına dikkat edilmelidir. Mevcut uygulama toplumdaki vergi ahlakını erozyona uğratmakta, vergiyi ödememek olağan ve hatta ödüllendirilen bir durum hâline gelmektedir. Şayet, iktidarın yapılandırma, daha doğrusu vergi affı anlayışı vatandaşlarımızın yarasına merhem olsaydı yedi ay içerisinde ikinci yapılandırmayı yapmaz, AKP döneminde toplam 10 adet yapılandırma yürürlüğe konmazdı. Peki, neden derman olmuyor? Esas neden ekonomi yönetiminin işleyebilir, akılcı, adil çözümler üretmekten uzak olmasıdır.

Ayrıca, bu kanun teklifi vergisini ödemeyenle ödeyemeyeni aynı kefeye koymaktadır. Oysa öncelik borç yükü altında ezilen ihtiyaç sahipleri olmalıydı. Vergisini ödeyemeyenle ödemeyen arasında net bir ayrım yapılmalıydı.

Değerli milletvekilleri, şunu da sormalıyız: Yapılandırmadan gelecek geliri iktidar nerede kullanacak? Pandemi sürecinde milyonlarca yurttaş işini kaybetti, esnaf ise kısıtlamalar kapsamında dükkanını açamadı. Bu süre içerisinde işçiye kendi fonundan 1.500 TL'lik açlık ödeneği verildi. Esnafa verilen müjde ise sadece 3-5 bin liralık hibe oldu. Yapılandırmadan gelecek gelir bu insanlara mı kullanılacak yoksa hazine garantili ihalelerin müteahhitlerine mi, israf harcamalarına mı, mafyaya mı, rüşvete mi kullanılacak? Niye soruyorum? Çünkü tek adam rejimi ne yazık ki iktidar, sermayeye ve suç çeteleri ilişkilerinin yumak olduğu bir düzen hâline geldi. Bu, tabii ki bir günde olmadı, çeteleri ülke siyasetinde söz sahibi hâline getiren ve bildiri yayımlayacak kadar palazlandırılan uygulamalar, temelinde kamu kaynaklarının yağmalanması olan bir mafyalaşma süreciyle adım adım âdeta inşa edildi. Bugün ortaya çıkan, bir kez daha ortaya dökülen mafya-siyaset-ticaret ilişkisinin yarattığı tahribat halkımızın geçim ve adalet mücadelesine zarar vermektedir.

Arkadaşlar, kamu kaynaklarının yağmalanması ne kadar büyük çaplı olursa bu yağmadan pay kapmak için üşüşenlerin sayısı da o kadar çok olacaktır. Biliyoruz ki mafya eğer siyasetin ortağı hâline gelirse ülke düzelmez, bütçe işlemez, adalet yerini bulmaz. Biz de diyoruz ki: Bu ülkeyi cebinden çok sevenler var, kimse umutsuzluğa düşmesin. (CHP sıralarından alkışlar)

AYSU BANKOĞLU (Bartın) – Bravo!

SÜLEYMAN GİRGİN (Devamla) - Değerli arkadaşlar, pandemiyle birlikte borçlular teslim bayrağını göndere çekmiş gözüküyorlar. Vatandaşlarımızın bankalara olan borcu 2002’den bu yana 142 kat artmış.  Bugün borçlu sayısı 34,5 milyon olmuştur, icra dosyası sayısı da 23  milyonu geçmiştir. Hiçbir ekonomik iyileştirme mevcut değilken sicilini temizlemek isteyen vatandaş parayı nereden bulsun? Bu soruya eğer yanıt bulamazsak daha çok yapılandırma kanunu yaparız.

Değerli milletvekilleri, TÜİK bu yılın ilk üç ayında yüzde 7  büyüdüğümüzü açıkladı. Vatandaş soruyor: Peki, o zaman bizim payımıza neden bir şey düşmüyor? Dükkânlar kapalı, kapanan ve devren satılık ilanları almış başını gidiyor, pahalılık desen milleti canından bezdirdi  ve milyonlar işsiz. Son bir yılda işsizlik ve yoksulluk rekor seviyelere çıktı,  vatandaşın cebi küçüldü. Başkasının gelirini yükseltmek için çalışan kitleler yoksullaşırken sermaye sahipleri büyüyor, yandaşlar büyüyor. Vatandaşın ise sadece borcu büyüyor, cebi küçülüyor. Bu ülkede büyüme varsa, gelir artıyorsa, her şey güllük gülistanlıksa bu insanlar neden depresyona giriyor? Neden leblebi gibi milyonlarca kutu antidepresan kullanıyor? İnsanlarımız neden umutsuzluktan yaşamlarına kıyıyorlar? TÜİK rakamları ile gerçekler çok farklı. 

Değerli arkadaşlar, hafta başında seçim bölgem Muğla’da, Yatağan ilçemizde sanayi esnafını tek tek gezdik. Esnaf, bırakın aydan aya, yükselen enflasyon karşısında günden güne, hatta gün içinde saatlik fiyat artışından şikâyetçi. Hani, diyorsunuz ya “Dolarla mı maaş alıyorsunuz? Dolarla ne işiniz var?” Bütün üretim girdileri dolarla, her artış esnafımızı daha kıskaca alıyor. Bir demir doğramacı esnafımız “Şu gördüğünüz sac levhanın kilosu 15 lira. Sabah ayrı, akşam ayrı zam geliyor. 20 bin liraya pazarlık yaptığım ve anlaştığım traktör römork işini tamamladığımda 30 bin liraya mal oldu. Ben maliyeti çıkaramıyorum, müşteri de ödemede zorlanıyor.” diyor. Bir marangoz “Geçen ay bir tabaka MDF’yi 305 liradan aldım, şimdi oldu 440 lira.” diyor. Tabii, bu fiyatlar AKP Genel Başkanı, Sayın Cumhurbaşkanının dün akşamki konuşmasından önceydi. Biliyorsunuz, dolar konuşma esnasında fırladı. Yedek parçacı elindeki amortisöre yılda 5 defa zam geldiğini söylüyor. Boyacısı, kaportacısı, tamircisi, lastikçisi; hangi dükkâna girdiysek esnaf “Varsa birikmişten, yoksa borç biriktiriyoruz.” diyor. “Bir hafta önce müşteriye verdiğimiz fiyatın bir hafta sonra arkasında duramıyoruz. Türkiye hiçbir dönemde bu kadar kötü yönetilmedi, hiçbir dönemde bu kadar zorluk çekmedik. Borcu borçla öder hâle geldik. Görüyorsunuz sanayinin hâlini, bitiğiz. Ayrıca, kaç dükkânda çırak gördünüz?” diye soruyor ve feryat ediyor.

Hâl böyleyken vatandaşın sırtına kambur üzerine kambur bindirmeye devam ediyorsunuz. Geçen hafta akaryakıta ölçüsüz oranda bir zam yaptınız, şimdi de doğal gaza zam geldi. Anladık, kasada para bırakmadınız, sata sata devletin tüm akarlarını yok ettiniz, tek gelir kaynağınız vatandaşın cebi. Kaşıkla verdiğinizi kepçeyle alıyorsunuz; sürekli “Ver…” “Ver…” insanlarda takat kalmadı, biraz insaf. Geçenlerde bir sokak röportajında bir vatandaşımız “Bir canımız var, başımıza bela oldu.” diyordu. Dünyanın bütün edebiyatçıları birleşse halkımızın ruh hâlini, yaşam mücadelesini daha iyi özetleyemezdi. Bu sözde ifadesini bulan bilgelik onu bu şartlara düşüren iktidara sandıkta büyük bir demokrasi dersi verecek.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Girgin.

SÜLEYMAN GİRGİN (Devamla) – Tamamlıyorum.

Herkes hak ettiğini bulacak, kimisi gönüllerde kimisi siyasi tarihin tozlu raflarında.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Gruplar adına söz talepleri tamamlanmıştır.

Şahıslar adına ilk söz Sayın Hişyar Özsoy’un.

Sayın Özsoy, buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

HİŞYAR ÖZSOY (Diyarbakır) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Tabii, birçok hatip konuştu, temel olarak vergi sistemindeki yozlaşma konuşuluyor. Aslında “yozlaşma” kavramı sadece vergide, ekonomide değil, bütün devlet kurumlarına sirayet etmiş durumda. Bu son dönemde, malum, Türkiye'de çeteleşme, derin devlet, derinin derini devlet, birçok şey tartışılıyor. Bana sürekli olarak… İsmini burada anmak istemediğim ama bir suç örgütü üyesi olarak Türkiye'de cezaevine girmiş, bin operasyon yapmakla övünen bir şahsın bir sözünü size hatırlatmak istiyorum: “Konuşursam yani bir tuğlayı çekersem devlet yıkılır.” diyordu; hatırlıyorsunuz hepiniz. Yani bu nasıl bir devlettir ki bir tuğla çekilince yıkılıyor? Eğer devlet bir tuğla çekilerek yıkılacaksa vallahi o devlet hemen yıkılsın.

MUSTAFA HİDAYET VAHAPOĞLU (Bursa) – Merak etmeyin, yıkılmaz, yıkılmaz. Öyle bir gerzeklik etmiş…

HİŞYAR ÖZSOY (Devamla) – Türkiye’de yaşayan halklar çok güzel bir devleti, herkese hizmet sunan bir devleti kolaylıkla kurarlar. Bu ara her zora sıkışan tehdit ediyor. Bak, beni konuşturmayın. Süleyman Soylu’nun konuşmasında da vardı. Peker diyor: “Beni konuşturmayın.” Ağar diyor: “Beni konuşturmayın.” O diyor: “Beni konuşturmayın.” Eski Başbakanlar diyor: “Beni konuşturmayın.” Halktan sakladığınız nedir? Bu devleti neye çevirmişsiniz siz? Konuşunca yıkılacakmış.

Kıymetli arkadaşlar, Fehim Taştekin; kıymetli bir gazeteci. Bu son dönemde biliyorsunuz Peker'in konuşmaları oluyor, çok ismini de anmak istemiyorum, bir suç örgütü lideri ama gerçekten hem muhalefet hem de iktidar için çok ciddi düşünülmesi gereken bir durum. Yani sadece YouTube izlenme oranlarına baktığınız zaman insanlar niye bu kadar buna meylediyor? Sadece iktidar değil muhalefetin de ciddi düşünmesi lazım bu konuda. Gerçekten, bunu çok samimiyetle söylüyorum, kinaye yok burada. Peker son yaptığı konuşmasında… Tabii, millet bunu hafta sonları çekirdek çerez falan alıyor, bekliyorlar ki vallahi hafta sonu keyfi, millet izlemek için bekliyor. Gerçekten, bu Kurtlar Vadisi filmini eskiden izlerken derdik: “Yahu bu tahayyülü ne kadar zorlamışlar filan.” Bu anlatılanlardan sonra o Kurtlar Vadisi var ya çok masum kalıyor, gerçekten. Meğerse bunlar oluyormuş, biz fukara halkım bilmiyormuşuz. Her bir şey oluyormuşuz ki…

Şimdi bakın, Peker’in anlatmadığı şeyler… Ben Peker'in anlattıklarına girmeyeceğim, onlar zaten anlatıldı, anlatmadığı şeyler var. Son konuşmasında tehdit ediyor, diyor ki: “Ben size SADAT'ı anlatacağım çünkü devleti anlatmayacağım, devletime zarar gelsin istemiyorum.” Hâlâ  göz kırpıyor “Yarın öbür gün başkası beni kullanılmış olarak getirecek, kullanacak.” diyor. Belli, yapıyor, görüyorsun, o kadar söylem analizi yapabiliyoruz ama Peker’in anlatmadığı bazı şeyler var. Mesele basitçe SADAT'ın ya da birkaç tane işte mafya yada suç örgütünün yaptığı kirlilik filan değil. Bu şahsın anlatmadığı şey devletin birçok kurumunun sonuna kadar çeteleştiği, mafyalaştığıdır. Aslında “Peker ne diyor?” değil, “Peker ne demiyor?”a bakmamız lazım. Ne demiş Peker? Diyor ki: “SADAT giderken işte, birkaç tane kamyonun arkasına da silah falan koydu, götürdü.” Ya, MİT Müsteşarı “Biz 2 bin tır silah gönderdik oraya.” demişti. 2 bin tır… Kimseden çıt çıkmadı. Bakın, 2011 yılında daha Suriye savaşının başında Cisr el-Şuğur’da 123 Suriye askeri öldürüldüğünde Makina ve Kimya Endüstrisinin mermileriyle öldürüldükleri ortaya çıkmıştı. CIA’yle birlikte İstanbul’da MİT büro kurmuş, Doğu Avrupa ve Libya’dan toplanılan, Suudi parasıyla toplanılan silahları ha bire Suriye’ye gönderiyordu. Türkiye, dünyada ne kadar çete, terörist varsa bunların Suriye’ye aktarıldığı yer olmuştu, bunlar kayıtlarda.

Peker, SADAT’ı suçlayarak aslında MİT, Jandarma, TSK'nin hem Suriye’de hem Türkiye’de içine girdiği mafya çete ilişkilerini kapatmaya çalışıyor. Dolayısıyla, mesele basitçe Peker’in ne dediği değil, Peker’in aslında ne demediğidir. Buna baktığınız zaman zaten, siz Türkiye’de yaşanan çeteleşmenin boyutlarını görebiliyorsunuz.

Başkan da çok katı, hiç şey vermiyor.

Son olarak şunu söyleyeyim: Türkiye, en nihayetinde şu an Heyet Tahrir el-Şam’a kalkan olmuş durumda ki Türkiye’nin terörist olarak tanıdığı bir örgüttür. BM’de, Amerika’da Türk lirası şu an İdlib’de resmî para olarak maaşlarda kullanılıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HİŞYAR ÖZSOY (Devamla) – Mevlüt Çavuşoğlu buraya geldiğinde kendisine sorduğum zaman, “Efendim, paramız kıymetli.” demişti, bu şekilde cevap vermişti. Neyse mesele çok ama bu yolsuzluk, yozlaşma meselesi sadece ekonomide değil, devletin bütün kurumlarına sirayet etmiş durumda. Bununla ciddi anlamda bir yüzleşme gerekiyor diyorum, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Şahsı adına ikinci söz talebi Sayın İbrahim Aydemir’in.

Sayın Aydemir, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – İbrahim, söylesen ben çekerdim seni.

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Vallahi Başkanım, kendi işini kendi yapan bir kadroyuz ve esaslı işler yapıyoruz.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – O yüzden kadro alamadınız, herkes kendi işini yapıyor. Ekip olamadınız.

İBRAHİM AYDEMİR (Devamla) - Başkanım, çok teşekkür ediyorum.

Değerli arkadaşlarım, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Şimdi, efendim, Hişyar Bey’in konuşması olmasaydı çok daha farklı bir girizgâhım olacaktı, değiştiriyorum. Dillendirilmesinden ve dinlenmesinden müthiş haz duyduğum bir terennüm var, onu burada kayda geçeceğim.

“Tarihi çevir nal sesi, kısrak sesi bunlar

Delmiş Bizans’ın kalbini mızrakla Hunlar

Göktürkler, Uygurlar, Oğuzlar, Peçenekler

Türkün yüce tarihine binbir zafer ekler.” [AK PARTİ, MHP sıralarından alkışlar; İYİ Parti sıralarından alkışlar(!)]

HİŞYAR ÖZSOY (Diyarbakır) – Biz Kürt’üz,  vallahi o tutmadı bize.

İBRAHİM AYDEMİR (Devamla) - Arkadaşlar, işte, biz bu bölücü dili reddediyoruz.

HİŞYAR ÖZSOY (Diyarbakır) – Benim ki değil mi? Peki, peki…

İBRAHİM AYDEMİR (Devamla) - Kürt, Türk bu milletin en esaslı parçasıdır. Biz “tek millet” kavramına iman ediyoruz, inanıyoruz. Onun için zaferler ekliyoruz.

HİŞYAR ÖZSOY (Diyarbakır) – Araya da bir Kürt katsaydın olurdu.

 İBRAHİM AYDEMİR (Devamla) - Zaferlere kilitlenmiş bir kadroyuz, on sekiz yıldır, şurada aldığımız her karar, yaptığımız her çalışma zafer niteliğinde olmuştur. Cenab-ı Hakk’a şükrediyoruz ve bu kadroyu, şu yaptığımız çalışma da bunu havidir, bunu içermektedir. Siz çetelere takılın, çetelerle uğraşın, oraya takılın, pazar günlerini iple çekin, bekleyin, hikâye bunlar. Beş bin yıllık bir tarihi olan devletimiz var, öyle bir tuğla çekmeyle, bilmem neyle; hikâye. Zirvelere yürüyoruz, Allah’ın izniyle eskiden olduğu gibi aleme nizam veren bir ülke pozisyonu alıyoruz. (AK PARTİ ve MHP sıralarından alkışlar)  Bununla da iftihar edin arkadaşlar.

AHMET KAYA (Trabzon) – Şiir oku şiir. Boş ver!

İBRAHİM AYDEMİR (Devamla) - Bakın, biz burada aldığımız her kararı şuna göre alıyoruz…

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Sen muhatap olma.

İBRAHİM AYDEMİR (Devamla) - Yarın İndallah da bunların hesabı sorulur, biliyoruz ve tarihi çevirdiğimiz de yarın bunun hesabını soracak millet parçaları da olacaktır. Tıpkı şimdi, benim kayda geçeceğim yetmiş yıl önce alınan bir kararı…(CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Arkadaşlar, bu zarafet dilinde sizi rahatsız eden ne var Allah rızası için?

Bırakın, lütfen ya, rica ediyorum.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – Çok, çok zarif.

HİŞYAR ÖZSOY (Diyarbakır) – Çok zarif Başkanım, maşallah.

BAŞKAN – Devam ediniz.

Buyurun Sayın Aydemir.

İBRAHİM AYDEMİR (Devamla) – Arkadaşlar… (CHP sıralarından gürültüler)

VELİ AĞBABA (Malatya) – Hadi oradan!

İBRAHİM AYDEMİR (Devamla) - Ya, ezbere konuşuyorsun. Sen dinle! Dinlemesini öğreneceksin önce. Bırak…

Arkadaşlar, bakın, tam yetmiş yıl önce…

VELİ AĞBABA (Malatya) – Hadi oradan!

İBRAHİM AYDEMİR (Devamla) – Bana bak! Bağırarak beni susturamazsın.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Ne yaparsın?

HİŞYAR ÖZSOY (Diyarbakır) – Ama sürekli bağıran sizsiniz.

İBRAHİM AYDEMİR (Devamla) – Haddini bil, haddini bil! Cahil adamsın, nadan bir adamsın sen.

BAŞKAN – Sayın Aydemir, siz Genel Kurula hitap edin lütfen.

İBRAHİM AYDEMİR (Devamla) – Dünya cahili bir adamsın sen.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Atma.

İBRAHİM AYDEMİR (Devamla) – Senin ismin anılıyor bunlarla.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – İbrahim, muhatap olma ya bunlarla, muhatap olma.

BAŞKAN – Sayın Aydemir, lütfen…

İBRAHİM AYDEMİR (Devamla) – Başkanım, sözüm kesildiği için ilave söz istiyorum.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Muhatap olma bunlarla.

BAŞKAN – Ben sizin sürenizi bir dakikayla uzatacağım kesildiği için.

Buyurun.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – Bravo (!)

VELİ AĞBABA (Malatya) – Ne hakla Başkan, ne hakla?

İBRAHİM AYDEMİR (Devamla) – Arkadaşlar, hazımsızlık budur işte. Hazımsızlık budur ve nadanlık budur. Nadan olduğu için hamule birikim olmadığı için bunu yapıyor.

BAŞKAN – Sayın Aydemir, siz Genel Kurula hitap edin.

İBRAHİM AYDEMİR (Devamla) – Cehaletin getirdiği şeyler. Bak, biz burada muhalefetten onlarca sözcü çıktı, konuştu. Şu sıralardan bir tane hazımsızlık çıktı mı? Yok çünkü bizde birikim var.

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) – Hadi ya! Bir tane çıkmadı, doğru.

İBRAHİM AYDEMİR (Devamla) – Biz buraya millet adına çıkıyoruz, millete yaptıklarımızı aktarıyoruz elhamdülillah. Millet de bizi seyrediyor şu anda, hakkı teslim ediyor.

Arkadaşlar, tam yetmiş yıl önce burada bir karar alınmış, yetmiş yıl önce, 2 Haziran 1941’de. Alınan karar ne biliyor musunuz?

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Hocam, matematiğin zayıf herhâlde seksen yıl önce

İBRAHİM AYDEMİR (Devamla) – Öğreneceksin, sen de matematik öğren, buraya gel, onları burada konuş.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Toplama çıkarmayı öğren.

İBRAHİM AYDEMİR (Devamla) – Arkadaşlar, milletin inancına pranga vurma adına bir karar alındı. Ezan, kamet orijinalinden terennüm edilirse hapis cezası kararı verildi. Kim verdi arkadaşlar 1941’de? Hangi Hükûmet verdi? Kim vardı burada? Milletle savaşan bir yapı vardı. Hazımsızlık buradan. Onun için biz biliyoruz ki burada aldığımız bir kararın yetmiş sene sonra sıygasını burada çekenler olur. Öyleyse milletin yüreğini burada terennüm ederiz. Milletin yüreğinden geçenleri burada kanuni bir düzleme koyarız. Bundan dolayı da iftihar ediyoruz. Vedat Bey, Sayın Demiröz; sizinle iftihar ediyoruz, bu yaptığınız çalışmadan dolayı size teşekkür ediyoruz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Arkadaşlar, bakın, hafta sonu Erzurum’daydım, 9 ilçe gezdim. Karaçoban, Hınıs, Tekman, Karayazı, Horasan, Köprüköy, Pasinler, orada insanlarımızla mülaki olduk.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İBRAHİM AYDEMİR (Devamla) - Oralarda bir mizansen üzere yürümedik, esnafla gezerken ortağımızın gençlik kollarının üyesini alıp esnaf pozisyonuna da sokmadık.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum.

İBRAHİM AYDEMİR(Devamla) - Başkanım, lütfen böyle ama burada yani… Böyle bir şey olmaz…

BAŞKAN - Söyleyin kayıtlara geçsin ama teşekkür ediyorum.

İBRAHİM AYDEMİR (Devamla) - Arkadaşlar şunu söylüyorum: Biz mizansen üzere siyaset yapmıyoruz, sahici yapıyoruz, milletimizle beraber yapıyoruz, milletimizin çizdiği rota üzere yürüyoruz. Bunun için yirmi yıldır Allah'ın izniyle millet serencamımızı biliyor, iktidar yürüyüşümüzü biliyor ilanihaye devam edecek.

FAHRETTİN YOKUŞ (Konya) – Yirmi yıldır mizansen yapıyorsunuz, tiyatro yapıyorsunuz. Yirmi yıldır yalan söylüyorsunuz.

İBRAHİM AYDEMİR (Devamla) - 2053 hedeflerini de siz göreceksiniz burada, 2071’i de göreceksiniz burada.

Hepinize saygı sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Aydemir.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – İktidar hasreti hazımsızlık yapıyor.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Ya AKBİL’ci konuşma, AKBİL’ci.

BAŞKAN - Sayın Oluç buyurun.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Hatip, konuşmacımıza sataşmada bulunmuştur. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Arkadaşlar, müsaade edin lütfen.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Bölücü diyerek ve siz çetelere takılın diyerek o nedenle cevap hakkı…

BAŞKAN - Siz çetelere takılın bölücülük değil yani.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Bölücü dedi ayrıca çetelere takılın demekte sataşmadır.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Bölücü dedi de siz çetelere takılın şey değil.

Buyurun Sayın Özsoy.

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) - Başkanım bölücü anlayış derken ben Türk milletinden bahsediyorum oraya Kürt’ü niye koyuyor. Kürtle Türk ayrı değil, bu anlayışı reddediyoruz. Böyle bir şey yok… (AK PARTİ ve MHP sıralarından alkışlar)

HİŞYAR ÖZSOY (Diyarbakır) – Arkadaşlar ben Kürt’üm yani bana Türkçü şeyler okumayın, ben Kürt’üm onun için söyledim keşke öyle bir şiir okusaydınız ben de kendimi içinde bulsaydım.

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) - Sen keşke Suriye'ye Amerika'nın gönderdiği silahları konuşsaydın. Ortaklarınız da buna itiraz etmiyor…

HİŞYAR ÖZSOY (Devamla) – Müsaadenizle, bir de şunu söyleyeyim yani az önce şu sıralara “Efendim, beni niye konuşturmuyorsunuz?” diyen hatip bu, şu Mecliste en fazla sataşma yapan…

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Kime sataşmışım?

BAŞKAN – Sayın Aydemir…

HİŞYAR ÖZSOY (Devamla) - En fazla bağıran çağıran, ben çok sık gelemiyorum ama geldiğim zaman, sürekli şuralarda konuşup herkese sataşan arkadaşımızdır.

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) - Kime sataşmışım?

HİŞYAR ÖZSOY (Devamla) – Ben şunu söylüyorum: Kıymetli arkadaşlar, yozlaşmanın bir bağlamı vardır maalesef Orta Doğu’daki Suriye savaşı bir içeride de Kürt meselesinde militarist, milliyetçi bir noktaya geçme, o tarafa doğru eğilim, bu iki mesele yani içeride çatışma, gerilim; dışarıda savaş… Türkiye’de her türlü çeteleşme, mafyatik ilişkilerin içinde yeşerebileceği bir zemin sunmuştur, savaş böyle bir şeydir, yozlaştırır.

Ben, tek bir örnek verip, gidip yerime oturacağım. Darbe girişiminden sonra hepinizin gittiği Ankara Esenboğa’daki VİP salonunun önündeyiz. Adalet ve Kalkınma Partisinin 3 Grup Başkan Vekili, 3’ü tek sıra, 1’de muhalefet partisi -muhalefete yüklenmeyeceğim, şimdi söylemeyeceğim- Grup Başkan Vekili… Suç örgütü liderliğinden ceza yemiş Mehmet Ağar geldiği zaman, ben hepsinin nasıl selama durduklarını gördüm kendi gözümle.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Mehmet Ağar, suç örgütü lideri değildir, eski İçişleri Bakanı.

HİŞYAR ÖZSOY (Devamla) – Önümüzdeki dönemin kodları kuruluyor burada. Size yemin ediyorum her biri diğerinin önüne geçmeye çalışıyordu elini sıkmak için ve bu son beş yıl içerisindeki siyasal iklime damgasını vurmuş. Sadece şunu söylüyoruz, savaş, gerilim, çatışma, militarizm, milliyetçilik, vatan, millet, Sakarya… Arkasından dünya kadar kirlilik yapılıyor ve meşrulaştırılyor, bunun vatanseverlikle, yurtseverlikle alakası yoktur.

Selam, sevgiler. (HDP sıralarından alkışlar)

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Hişyar Bey, bir defa da hakikati söyleyin lütfen.

BAŞKAN -  Teşekkür ederim.

 

 

 

BAŞKAN -  Sayın milletvekilleri, 1’inci bölüm üzerinde İç Tüzük 72’e göre verilmiş, görüşmelerin devamına ilişkin bir önerge vardır. Önergeyi okutup oylarınıza sunacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 265 sıra Sayılı Kanun Teklifi’nin 1’inci bölüm konuşmalarının İç Tüzük’ümüzün 72’nci maddesi uyarınca devam edilmesini arz ve teklif ederiz.

                   Özgür Özel                                Mehmet Güzelmansur                                Ahmet Kaya

                      Manisa                                               Hatay                                               Trabzon

             Deniz Yavuzyılmaz                                Orhan Sümer                                              

                    Zonguldak                                            Adana

 

III. - Y O K L A M A

 

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunacağım ancak öncesinde bir yoklama talebi vardır, onu yerine getireceğim.

Sayın Özel, Sayın Güzelmansur, Sayın Sümer, Sayın Hamzaçebi, Sayın Yavuzyılmaz, Sayın Kaya, Sayın Gaytancıoğlu, Sayın Girgin, Sayın Keven, Sayın Arık, Sayın Özkan, Sayın Serter, Sayın Barut, Sayın Ünver, Sayın Yılmazkaya, Sayın Ceylan, Sayın Ünlü, Sayın Ağbaba, Sayın Başarır, Sayın Emir.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter yoktur.

Birleşime on beş dakika ara veriyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 17.38

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 18.54

BAŞKAN: Başkan Vekili Süreyya Sadi BİLGİÇ

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Sibel ÖZDEMİR (İstanbul)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 87’nci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

 

 

 

BAŞKAN – 265 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin birinci bölümü üzerindeki görüşmelerinin devamı hususunda İç Tüzük’ün 72’nci maddesine göre verilmiş önergenin oylamasından önce yapılan yoklamada toplantı yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi yoklama işlemini tekrarlayacağım.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum ve yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklamaya başlandı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri sık sık yoklamalarımız olacak. Değerli milletvekillerimiz, biliyorum, pandemiden dolayı Genel Kurul salonunda bulunmak istemiyorlar ama -haklı olarak olabilir- lütfen, kulislerden ayrılmayalım. Rica ediyorum, lütfen…

(Elektronik cihazla yoklamaya devam edildi)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

 

 

 

İstanbul Milletvekili Vedat Demiröz ile 79 Milletvekilinin Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi (2/3622) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu(S. Sayısı: 265)(Devam)

BAŞKAN - Görüşmelere devam önergesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

265 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon yerinde.

Şimdi birinci bölüm üzerinde on beş dakikayla soru-cevap işlemi yapacağız.

Soru işlemine başlıyorum.

Sayın Taşkın…

ALİ CUMHUR TAŞKIN (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde Türkiye on dokuz yıldır büyümeye ve güçlenmeye devam ediyor.

Seçim bölgem Akdeniz’in incisi Mersin, inşa edilen ulaştırma yatırımlarıyla ülkemizin en gözde ulaşım, enerji ve ticaret merkezinden biri oluyor. Tarsus-Çamlıyayla Yolu, Silifke-Mut-Gülnar-Aydıncık Yolu, Çukurova Bölgesel Havaalanı bağlantı yolu, 168 metre ayak yüksekliğiyle bir teknolojik köprüsü de bulunan Silifke-Mut Yolu, Mersin’in turizm potansiyeli artıran sahil ilçesi Erdemli’yi iç kesimlere bağlayacak Erdemli-Güzeloluk-Ayrancı Yolu, Mersin-Antalya arasını 40 kilometre daha kısaltacak veya doksan beş dakika zamandan tasarruf ettirecek Akdeniz Sahil Yolu… Tamamını sayamadığım tüm projelerde yapım çalışmaları devam etmekte olup Mersin’e ulaşımları da rahatlatacak, cazibesini artıracak çalışmaları sürdüreceğiz diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Sümer…

ORHAN SÜMER (Adana) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Türkiye İstatistik Kurumunun açıkladığı verilere göre 2021’in ilk çeyreğinde Türkiye ekonomisi yıllık bazda yüzde 7 büyüdü. Vatandaşın refahında geçen yıla göre iyileşme var mı? Yok. Küçük işletme ve esnaflarımızın durumunda düzelme var mı? Yok. Hizmet ve turizm sektöründe olumlu gelişmeler var mı? Yok. Ama açıklanan rakamlara göre Türkiye'nin ekonomisi yüzde 7 büyüdü. Aylardır kapalı olan küçük esnaf 1 Haziran itibarıyla tam normalleşme bekliyordu, olmadı; yine belirli ve sınırlı düzenlemelere tabi olacak.

Göstermelik ekonomik destek paketleri de kimseyi mutlu etmiyor. Çiftçisi, emeklisi, esnafı, öğrencisi, müzisyeni, toplumun birçok kesimi feryat ederken “Ülke ekonomisi çok güzel, yüzde 7 büyüdük.” açıklamaları yapmak halktan kopukluğun, vatandaşın durumunu bilmezliğin göstergesidir.

BAŞKAN – Sayın Durmuşoğlu…

MÜCAHİT DURMUŞOĞLU (Osmaniye) – Teşekkürler Sayın Başkanım.

Türkiye, coronavirüs salgınına rağmen, aldığımız tedbirler, verdiğimiz desteklerle her alanda büyümeye devam ediyor. Türkiye İstatistik Kurumu 2021 yılının ilk çeyreğine ilişkin büyüme rakamlarını açıkladı. TÜİK tarafından açıklanan verilere göre, Türkiye ekonomisi ilk çeyrekte beklentilerin üzerinde, yüzde 7 büyüme gerçekleştirdi. İlk çeyrekteki yüzde 7’lik büyümenin yüzde 56’sının net dış talep ve yatırımlardan oluşması dengeli ve sağlıklı büyümenin göstergesi oldu. İstihdam oluşturan, gelir dağılımını iyileştiren ve istikrara odaklanan politikaları kararlılıkla uygulamamız sayesinde, verisi açıklanan OECD ülkeleri arasında en fazla büyüyen ülke olurken 2021’e güçlü bir başlangıç yapıldı.

İnşallah zorlu salgın şartlarını geride bırakarak Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde hep birlikte daha büyük ve güçlü Türkiye için yeni başarılara koşacağız diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Paylan…

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Komisyon Başkanımıza soruyorum: Bunun bir vergi affı olmadığını söylediniz ama vergi cezalarının tamamını, verginin aslının da yüzde 50’sini affediyorsunuz vergi tespitleriyle ilgili. Bu nasıl vergi affı değildir Sayın Başkan?

Bir de bu yasa teklifinin pandemiden etkilenen yurttaşlarımızla ilgili olduğunu söylüyorsunuz gerekçesinde. Matrah artırımının, kasa affının, stok affının pandemiyle ne ilişkisi var Sayın Başkan? Matrah artırımının, vergi adaletini ve vergi ahlakını da bozacağını düşünüyor musunuz? Hassaten size soruyorum.

BAŞKAN – Sayın Yurdunuseven…

İBRAHİM YURDUNUSEVEN (Afyonkarahisar) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Türkiye, 2021 yılının ilk çeyreğinde yakaladığı büyüme oranıyla Avrupa’nın en hızlı büyüyen, OECD ve G20’nin ise Çin’in ardından en hızlı büyüyen 2’nci ekonomisi konumundadır.

Bütün dünyada etkisini gösteren coronavirüs salgını ekonomileri de altüst ederken Türkiye ekonomisi yılın ilk çeyreğinde beklentilerin üzerinde bir şekilde yıllık yüzde 7 büyümüştür. Büyümede en büyük payı yüzde 25,2’yle sanayi üretimi almıştır. Birileri görmek istemese de Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde Türkiye ekonomisi yatırım, istihdam, üretim, ihracat temelinde emin adımlarla büyümeye devam etmektedir. Bu gelişmeye katkı sunan Afyonkarahisarlı tüm hemşehrilerime çok teşekkür ediyorum.

Bu arada hafta sonunda yapılacak ilimizin Güney beldesindeki seçimlerin hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum. Türkiye Belediyeler Birliğinden kanunen gelen araca söz edenler İstanbul Büyükşehir Belediyesinin video kayıtlarla sabit taahhütlerini acaba nereye konduracaklar çok merak ediyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlarım.

BAŞKAN – Sayın Güzelmansur…

MEHMET GÜZELMANSUR (Hatay) – Sayın Başkan, dün TÜİK 2020 Karayolu Trafik Kaza İstatistikleri'ni yayınladı. Buna göre Hatay ölümlü, yaralanmalı kaza sayısında 81 il içerisinde 10’uncu sırada yer alıyor. Hatay’da ölümlü, yaralanmalı kaza sayısının bu kadar yüksek olmasının sebebi sürücü hatası değil, Hatay’da Karayolları bölgesindeki yollar ölüm saçıyor. Girin Google’a “ölüm yolu” yazın karşınıza en çok Hatay’daki yollar çıkar. Edirne’den başlayıp Belen’den sonra yapılmayan otoyol, ısrarla kaçış rampası yapılmayan İskenderun’daki Deniz Er Eğitim Alayı mevkisindeki yol, sekiz yıldır bitirilmeyen orta refüjü olmayan, uyarıcı levhaları eksik olan Antakya-Samandağ yolu; bunlar ölüm yollarından birkaçı.

Karayollarına sesleniyorum: Hatay’da güvenli sürüş için ölümlü kazaları, maddi hasarlı kazaları azaltmak için gerekli yatırımları yapın, Hatay’a artık hizmet verin, hizmet!

BAŞKAN – Sayın Bankoğlu…

AYSU BANKOĞLU (Bartın) – Biliyorsunuz geçtiğimiz günlerde KPSS sınavına yüzde 25 zam yapıldı. Genç işsizlik oranının yüzde 30’lara dayandığı, asgari ücretin 2.826 olduğu bir ülkede yalnızca sınava girmek 300 lira oldu. Bu insanların birçoğu açlık sınırının altında, bu parayı verip sınava girecekler de sizin damatlardan, kızlardan, akrabalardan yer kalacak da kalan 3-5 kişilik kontenjandan yararlanacaklar. Önce can ciğer olduğunuz FET֒nün soru sızdırmalarıyla, sonrasında da mülakatlarınızla haklarını yediğiniz milyonlar on dokuz yıldır KPSS’yi kazanma hayali kuruyorlar. Şimdi, “Zamla, harıl harıl KPSS’ye çalışacağımıza ücreti yatırmak için çalışmamız gerekir.” diyorlar. Buna bir son verin artık.

BAŞKAN – Sayın Ünsal…

SERVET ÜNSAL (Ankara) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlar, tüm ülkeler takır takır aşı yapıyor ama biz hâlâ işin lafındayız. 11 Aralıkta 50 milyon aşı gelecekti, altı ay geçti hâlâ tek doz 29 milyon, çift doz 12,5 milyondayız. Her sıkıştıklarında bir anlaşma açıklıyorlar ama aşı yok. Ama kime yok? Bu aşı halka yok, halka. Milyonlarca insan aşı bekliyor, risk taşıyan milyonlarca vatandaş hastalanıyor ve ölüyor. Peki, bu durumda saray ne yapıyor? Halkın sağlığını zerre umursamayan Erdoğan, kendine 3’üncü doz aşıyı yaptırıyor. İnsanlar aşısızlıktan ölürken siz hangi hakla kendinize 3’üncü doz aşıyı yaptırıyorsunuz? Tek adam rejimi hukuktan, ekonomiden, bürokrasiden, medyadan sonra sağlıkla da kendini gösterdi; 84 milyon aşısızlıktan batağa sürüklendi, ölüyor ama sizin keyfiniz yerinde.

BAŞKAN – Komisyon…

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Değerli arkadaşlar, tabii, konuya ilişkin hususlara cevap vereceğim ama geçmişte TÜİK’ten sorumlu Bakanlık da yaptığım için TÜİK’le ilgili çok kısa bir şey söyleyeyim. TÜİK son dönemlerde hakikaten çok iyi kurumsallaşmış, uzman kadroları olan, uluslararası standartlara uygun iş yapan bir kurumumuzdur, Birleşmiş Milletlerin Ulusal Hesaplar Sistemi’ne göre, EUROSTAT’ın standartlarına göre istatistik üretmektedir. Dünyanın bütün istatistik kurumlarını teknik olarak eleştirebilirsiniz, bazı eksikler tespit edebilirsiniz ama sistematik bir eksik olduğu kanaatinde değilim ben. Ulusal hesaplar da zaman zaman metodoloji olarak gözden geçirilir, yeniden yapılır; bütün dünyada da, Avrupa’da da, bizde de. Son dönemlerde böyle bir şey de yapılmamıştır, metodolojik bir değişiklik de yoktur. Dolayısıyla, ben doğrusu, büyüme hızıyla ilgili tartışmaların yerinde olmadığını düşünüyorum. Fakat genelde siyasette böyle olur; iktidar ve muhalefete bağlı olarak kim hangi istatistikten hoşlanıyorsa onu vurgular, TÜİK’e referans gösterir, hoşlanmadığı istatistiklerle ilgili de tereddüt oluşturucu konuşmalar yapar. Ama şunu söyleyeyim: TÜİK, iftihar edeceğimiz bir kuruluştur, çok fedakâr çalışanları olan, hakikaten son yıllarda da uluslararası alanda da tecrübesini paylaşan bir kuruluştur. Bakan olduğum dönemde dünyanın değişik yerlerinden “meslektaşlar gözden geçirmesi” adı altında gelip TÜİK’te incelemeler yapan bağımsız otoritelerin TÜİK’e ilişkin olumlu raporlarını da gayet iyi hatırlıyorum. Bunlar önemli kurumlar, hep birlikte sahip çıkmamız gereken kurumlar diye ifade etmek istiyorum.

Sayın Paylan’ın doğrudan konumuzla ilgili olan soruları var. “‘Bu bir vergi affı değildir.’ dediniz ama aslına af gelen yerler var.” diye ifade etti. Şimdi, AK PARTİ hükûmetleri döneminde, geçmiş on sekiz yılda hiçbir zaman vergi aslı affedilmedi. Bu, genel bir ilke, her zaman korundu vergi aslı ama cezalarda, diğer birtakım hususlarda düzenlemeler yapıldı, ödemeler kolaylaştırıldı.

Vergi aslının azaltıldığı tek bir durum var, o da dava aşamasında olan hususlar. Şimdi, dava aşamasında olduğu için vergi aslının ne olduğu ihtilaflı yani daha belirlenmiş değil. Buralarda da idarelerimiz şöyle bakıyorlar genelde duruma: İstatistiki olarak baktıklarında, bu davaların, yüzde 50 civarında idare lehine, -kabaca söylüyorum tabii- yüzde 50 mükellef lehine sonuçlandığı görülüyor. Dolayısıyla, dava aşamasında olanlarda aslından yüzde 50 indirim yapılarak dava aşamasındaki dosyalarda gündemden kaldırılmış oluyor. Bunun dışında vergi aslının affedildiği durum  söz konusu değil bildiğim kadarıyla.

Diğer taraftan değerli arkadaşlar, “Pandemiyle ne ilişkisi var?” diye sordu Sayın Paylan. Konuşmamın başında da ifade etmeye çalıştım, pandemi gerçekten tüm dünyada sadece bir sağlık sorunu olarak yaşanmadı, aynı zamanda bir sosyoekonomik mesele olarak yaşandı. Uluslararası ilişkilerden siyasete kadar çok geniş etki yelpazesi olan bir süreçten bahsediyoruz. Bir tarafta işin sağlık boyutu da var ama farklı birçok boyutları da var, bu boyutların da yönetilmesi gerekiyor. Etkiler elbette eşit değil. Coğrafyalar bazında, sektörel bazda etkilerin farklılaştığını da görüyoruz ama tüm dünyanın olağanüstü bir durumdan geçtiği de bir gerçek. Bunun ekonomik etkileri, özellikle de hizmet sektörleri üzerindeki etkileri çok açık. Sanayimiz belki etkilenmedi, işte, tarımımız kendi mecrasında gitti ama özellikle hizmet sektörlerinde ciddi bir etkilenme olduğunu da hep birlikte biliyoruz. Dolayısıyla pandemi sonrası yeni bir dünyaya gidiyoruz aslında -henüz tam şekillenmiş değil tabii- işte, virüsün bu değişik varyasyonları, mutasyonları vesaire, tartışmaları hep birlikte izliyoruz ama temenni ederiz ki, tabii, artık böyle insanlığı tehdit edecek boyutta yeni çeşitler üremesin, çıkmasın.

Aşılama çalışmalarıyla da birlikte, bunların yoğun bir şekilde devreye girmesiyle birlikte, dünya ve Türkiye yeni bir döneme giriyor. Bu yeni dönemin arifesinde ekonomide, sosyal hayatta, kurumsal çalışmalarda, bir anlamda farklı bir atmosfere doğru gidiyoruz. Ve bu noktada aslında, bu tür yapılan çalışmalar daha anlamlı yani geçmişte yapılanlara göre bence bugün yaptığımız daha anlamlı. Her zaman tartışabilirsiniz tabii, bu tür düzenlemeler yapılsın mı, yapılmasın mı? Elbette katılan olur, katılmayan olur ama geçmişle mukayese ettiğinizde bence bu tür geçiş süreçlerinde bu tür düzenlemelerin yapılması daha anlamlı diye düşünüyorum.

“Vergi ahlakını etkiler mi? Bu, düzenli uyumu etkiler mi?” anlamında sorunuz olmuştu. Kamu alacaklarının yeniden yapılandırılmasına ilişkin düzenlemelerin vergi alışkanlıkları üzerinde olumsuz etkileri olabileceği genelde değerlendiriliyor. Bununla birlikte, süresinde ödenmeyen alacakların vergi idaresince cebren tahsil edildiği dikkate alındığında ödeme kabiliyeti varken vergi ödememe yolunu seçmek ve icra takiplerine muhatap olarak faaliyetlerinin kısıtlanmasına razı olmak da pek olumlu bir durum değil takdir edersiniz ki.

Diğer taraftan, uyumlu mükelleflere yönelik bu tür düzenlemelerde ödenecek tutarlarda indirim mekanizmaları da gündeme gelebilmektedir. Nitekim bu teklifte de vergi uyumu yüksek mükelleflerin gelir ve kurumlar vergisi matrah artırımları sonucunda ödeyecekleri vergide 5 puan indirim öngörülerek yüzde 20 yerine yüzde 15 oranında vergi ödemeleri yönünde bir düzenleme yapılmıştır, bunu da ifade etmek isterim.

Diğer taraftan, başka bazı sorular da oldu konuşmalarda, onlardan bazılarına vaktim yettiğince cevap vermeye çalışacağım. “Bunları nerede harcayacaksınız?” diye bir arkadaşımızın bir sorusu olmuştu, “Bu gelirleri kamu nereye harcayacak?” diye. 2021 yılı bütçesiyle öngörülen harcamalar ve yine, öngörülen gelirlerin nerelere harcanacağı zaten Bütçe Kanunu’nda belirlenmiştir. Ayrıca, Hazine ve Maliye Bakanlığımız 31 Mayıs 2021 tarihinde kamu maliyesi raporu yayınlayarak yıl sonu tahminlerini kamuoyuyla paylaşmıştır. Covid’le mücadele kapsamında yapılan harcamalar da ayrıntılı olarak belirtilmiştir burada. Yapılanma gelirleri de tabii ki bütçe prensipleri çerçevesinde öngörülen harcamalarda kullandırılacaktır, bunun dışında bir şey söz konusu değildir.

Diğer yandan, matrah artırımında bulunan mükellefler hakkında daha önceden başlamış vergi incelemeleri 2 Ağustos 2021 tarihine kadar sonuçlandırılacak, bu tarihe kadar bitmezse devam etmeyecektir. “Neden böyle bir süre konuldu?” diye bir soru olmuştu. Vergi incelemesi, belli bir süreç gerektiren bir inceleme. Bu süreç altı ay…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Birinci bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi, birinci bölümde yer alan maddeleri, varsa o madde üzerindeki önerge işlemlerini yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.

1’inci madde üzerinde 3 adet önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 265 sıra sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi’nin 1’inci maddesinin (1)’inci fıkrasının (h) bendinden sonra gelmek üzere aşağıdaki (ı) bendinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

“ı) 1163 sayılı Kooperatifler Kanununa göre kurulan sulama kooperatiflerinin ve 8/3/2011 tarihli ve 6172 sayılı Sulama Birlikleri Kanununa göre kurulan sulama birliklerinin tarımsal sulama faaliyetlerinden kaynaklanan alacaklarından, vadesi 30/4/2021 tarihi (bu tarih dâhil) itibarıyla geldiği halde bu Kanunun yayımlandığı tarih itibarıyla ödenmemiş bulunan asıllarının tamamı ile bu alacaklara ilişkin feriler,”

 

Emine Gülizar Emecan                     Necati Tığlı                       Süleyman Girgin

        İstanbul                                   Giresun                                 Muğla

Ömer Fethi Gürer                     Mehmet Akif Hamzaçebi              Cavit Arı

        Niğde                                     İstanbul                               Antalya

Alpay Antmen                               Bedri Serter

    Mersin                                          İzmir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) –Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Evet, önerge üzerinde söz talebi Sayın Bedri Serter’in.

Sayın Serter buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

BEDRİ SERTER (İzmir) – Sayın Başkan teşekkür ederim.

Yine, yeniden bir yapılandırma teklifiyle karşı karşıyayız. Bu “yapılandırma” biraz böyle yakışıklı bir kelime ama esasında “af” tabii ki. “Af” olduğu zaman yaralanıyor insanlar, “yapılandırma” olduğu zaman biraz daha yakışıklı bir kelimeyle karşı karşıya kalıyoruz.

Bu teklif iktidarınızın getirdiği 11’inci yapılandırma teklifi. Yine birilerinin “kasada para yok” diye düğmeye bastığı bir teklif. Sınıfta kaldığınız, yönetemediğiniz bir Covid-19 sürecinin ağır sonuçlarına, kanayan yaraya pansuman yapmaya devam ettiğiniz bir teklif maalesef. Ama şunun altını özellikle çizmek istiyorum: Bu kanunda birçok noktada yapılandırma olmakla beraber Covid-19 sürecinde on binlerce yurttaşa, kâğıt toplayıcılarına, işportacılara, restoranda çalışan karı koca insanlara, kahvelere, evine ekmek götürmek zorunda olanlara kestiğiniz idari para cezalarına yapılandırma yok. Bu maddede Covid-19 alacaklarının yapılandırma dışı tutulması yanlıştır, hakkaniyete aykırıdır. Ancak OHAL kapsamında uygulanabilecek yasakları vatandaşlara karşı keyfî cezalar hâline dönüştüren iktidarınız lebalep kongreler düzenleyip vaka sayılarını arttırdığında kendilerine hiçbir ceza kestirmemektedirler. Adaletin olduğu gibi verginin de mülkün temeli olduğu anlayışıyla bugünlere gelen bir ülkede hukuksuz uygulamanız nedeniyle halkın devlete güveni kalmadı. Vergisini zamanında ödeyerek devletini ayakta tutan bir halkın bugün getirildiği nokta maalesef ki burası. Ayrıca ülke olarak on beş aydır ciddi bir ekonomik daralma ve işsizlikle karşı karşıyayız. İnsanlarımızın işi yok, cebinde parası yok ve kredi batağına saplanmış durumdalar ve siz “Kasa boş.” diyerek, “30 Nisan 2021 öncesine kadar birikmiş borçlarını öde.” diyerek iki gün öncesine kadar dükkânlarını açamamış esnafımızın, işsiz kalmış vatandaşımızın yakasına yapışıyorsunuz. Bu maddede belirtilen 30 Nisan 2021 tarihi de neden 31 Mayıs 2021 olmamakta? Bu kanun teklifi nedeniyle de iktidar döneminizde vergi tahsilatı oranlarının düştüğünü, buna da öngörüsüz ve plansız olarak ortaya koyduğunuz sürekli ve bitmeyen yapılandırma kanunlarının neden olduğunu söylemek isterim. Dolayısıyla, acilen disiplinli ve adaletli bir vergi sistemine dönülmek mecburiyetinde.

Bu kanun teklifine dair bir başka sorun noktası şu: Komisyondan çıkan metinde  “Matrah veya vergi artırımında bulunulması, bu Kanunun yayımı tarihinden önce başlanılmış olan vergi incelemeleri ile takdir işlemlerine engel teşkil etmez. Ancak, artırımda bulunan mükellefler hakkında başlanılan vergi incelemeleri ve takdir işlemlerinin, 2/8/2021 tarihine kadar sonuçlandırılamaması hâlinde, bu işlemlere devam edilmez. Bu süre içerisinde sonuçlandırılan vergi incelemeleri ile ilgili tarhiyat öncesi uzlaşma talepleri dikkate alınmaz.” denmektedir. Bu ifade, kanunun yayımı tarihinden önce başlanılmış olan vergi incelemelerinin devamı anlamına gelmektedir; bu da ciddi bir adaletsizliği ortaya koymaktadır, bu nedenle değişikliğe gidilmesi gerektiği açıktır. Kanun yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla yapılan incelemelerin tümünün bitirilmesine ilişkin bir ifade bu kanun teklifi maddesine eklenmelidir. Şunu da belirtmek isterim: Sahte fatura ve kaçakçılıkla ilgili, şirketlerin inceleme süreçlerinin herhangi bir tarih sınırlaması olmadan devam etmesinde fayda olacaktır.

Siz bu yeni yapılandırma teklifini sunarken ben de en son çıkardığınız Yapılandırma Kanunu kapsamında kimler başvurmuş ve kimler ödeme yapabilmiş diye bir baktım; her 10 mükellefin sadece 2’sinin yapılandırma için başvurduğunu, 1’inin ise yapılandırma taksitini ödeyebildiğini gördüm. Bu nedenle, önce gerçekleri görelim, sonra düzenlemeleri ortak akılda yapalım. (CHP sıralarından alkışlar) Siz de bu kanunları getirerek kasanızın hiç kapanmayan deliğini kapatmayı düşünmeden önce, pandemi döneminde sayıları 10 milyonu aşan işsizimizin tüzel-gerçek kişi ayrımı nedeniyle verdiğiniz kısıtlı hibelerden yararlanamamış 300 bine yakın esnafımızın sesini duyun. Bu sesi duymazsanız çok açık ki kendini tekrar eden yapılandırma maddeleriyle ve ekonomik bir buhranın yaşandığı bir dönemde istenilen geliri elde edemeyeceksiniz, bu tedaviyle hastayı iyileştiremeyeceksiniz. Adil bir yargı sisteminin yeniden kurulması sosyal ve ekonomik adaletsizliğin ortadan kaldırılması, tepeden inme kanun tekliflerinin halka dayatılmaması çağrısı yapıyorum.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan (2/3622) esas numaralı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi’nin 1’inci maddesinin birinci fıkrasına (h) bendinden sonra gelmek üzere aşağıdaki (ı) bendinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

“ı) Özel radyo ve televizyon kuruluşlarınca ödenmesi gereken ve 30/04/2021 tarihi itibarıyla vadesi geldiği halde bu Kanunun yayımlandığı tarih itibarıyla ödenmemiş olan; 13/4/1994 tarihli ve 3984 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun gereğince yıllık brüt reklam gelirlerinden alınan %5 oranındaki payı asıllarının tamamı ile bu alacaklara ilişkin faiz, gecikme faizi, gecikme zammı gibi fer’iler,”

 Mehmet Metanet Çulhaoğlu                             Fahrettin Yokuş                           Muhammet Naci Cinisli

    Adana                                                                  Konya                                              Erzurum

 Hayrettin Nuhoğlu                                               Behiç Çelik

   İstanbul                                                                 Mersin

 

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ CEMAL ÖZTÜRK (Giresun) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Muhammet Naci Cinisli’nin.

Buyurun Sayın Cinisli. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

MUHAMMET NACİ CİNİSLİ (Erzurum) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;  sizleri saygıyla selamlıyorum.

Görüşmekte olduğumuz kanun teklifi, AK PARTİ iktidarınca en sonuncusu daha yedi ay önce çıkarılan yapılandırma kanunlarının dokuzuncusu. İstisna olması gereken bu uygulama, çökertilen ekonomi yüzünden AK PARTİ’nin rutini hâline geldi. Üzerinde söz aldığım maddenin en dikkat çekici bentlerinden bir tanesi stok affının getirilmesine ilişkin. İşletmede mevcut olduğu hâlde kayıtlarda yer almayan demirbaşlar ile kayıtlarda yer aldığı hâlde işletmede mevcut olmayan stokların bilançolar üzerinde düzeltilmesi amaçlanıyor. Düzeltme neticesinde hesaplanacak miktar üzerinden vergilendirmenin yapılması öngörülüyor. Son on yılda 6 kez, son beş yılda neredeyse her sene ve son yedi ayda 2’nci kez çıkartılan yapılandırma kanunlarıyla  2000’li yılların başlarında yüzde 90’ın üzerinde olan vergi tahsilat oranı 2020’de yüzde 80’e geriledi. Çok sayıda yapılandırma kanunu çıkarılmasına rağmen kamu alacakları tahsil edilemiyor. Buna mukabil devletimizi yönetenlerin hesapsız harcamalarının boyutu büyüdükçe büyüyor. 2011’den bu yana çıkan yapılandırmalarda tahsilat oranları yüzde 50’den bugün yüzde 8’e gerilemiş durumda. Bu azalmanın sebebi ekonominin kötü durumu kadar, iktidara olan itimadın da kalmamasıdır. Görüştüğümüz kanun teklifinin ne kadar bir kamu geliri sağlayacağı, ekonomiye etkisinin ne olacağı değerlendirildi mi? Bu tür verileri içeren bir etki analizi yapıldı mı? Komisyon görüşmeleri sırasında alacak tutarlarına ilişkin bazı bilgiler verilse de ne kadar tahsilat olabileceğine ilişkin bir veri paylaşılmadı.

 Sayın milletvekilleri, teklif gerekçesinde belirtilen pandemi şartları artık gerçekleri gizlemeye yeterli gelmiyor. Ülkemiz ekonomisindeki yapısal sorunlar pandemiyle sadece daha da derinleşti. Yapısal sorunları aşacak ekonomik reformlar hayata geçirilmeden ülke ekonomisi istikrarlı, kalkınma hedefli bir büyümeye yönlendirilmeden içinde bulunduğumuz ekonomik kriz giderilemez. Üzülerek ifade etmeliyim ki yapısal reformlar gerçekleşmeden pandemi bitse de ekonomik kriz sonlandırılamaz. Ekonomik reformların hayata geçirilmesinde yaşanan gecikme günlük vergi affı gibi çözümlerle affettirilemez. Borcuna sadık milletimizin derdine -geçici çare gibi gözükse de- sadece aflar çare değil. En başta devlet masraf kısmalı, milletimize her gün yeni vergi yükleri yüklememeli, efektif yatırımlara yönelmeli. Malum ayrıcalıklı ak elitiz şirketlerin vergileri silinirken göstermelik yapılandırmalar devletimizin itibarını zedeliyor, milletimizin güvenini sarsıyor. Nisan ayında çıkarılan Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’la çiftçilerimizin yalnızca Tarım Kredi Kooperatiflerine olan borçları çok yüksek faiz oranlarıyla yapılandırılmıştı. Görüşmekte olduğumuz kanun teklifinde de çiftçilerin kamu bankalarına olan borçlarının kapsam dışında tutulmasına karşıyız. Teklife çiftçi borçlarıyla ilgili bir madde eklenmeli. Çiftçilerin bankalara olan takipteki borçlarının yapılandırma kapsamına alınmasına ilişkin, Komisyonda reddedilen önergemizin Genel Kurulca kabul edilmesini istirham ederim. Üretimde çeşitli zorluklarla karşı karşıya bırakılan, geliri düşen, geçinmekte güçlük çeken, üstüne bir de borç yüküyle mücadele edene çiftçilerimize nefes aldırılmalı.

Çiftçimizin içinde bulunduğu girdabı, yaşadıkları mağduriyeti, topraklarına küstürülmek istenmelerini ülkemizin önde gelen tarım kentlerinden biri olan Hatay’da Sayın Genel Başkanımız Meral Akşener Hanımefendi’nin konvoyunu durduran soğan üreticilerimizden de dinlemek tarımın stratejik önemini bilen her birimizi derinden üzdü.

Pandemi sürecinde daha da artan maliyetler, düşen alım gücü, yüksek enflasyon ve kredi borçlarının ağır yükü altında kalan çiftçilerimizin daha büyük zorluklar çekmesinin önüne geçilmeli; bu hem sosyal devletin sorumluluğu hem de gıda arz güvenliğinin sağlanmasının gereğidir. Tarımı çökertme operasyonuna bir tuğla daha eklemeyelim lütfen.

Sözlerimin sonunda, kuraklıktan çok muzdarip olan ülkemizde kuraklık kadar çiftçimize zarar veren bir hususun daha altını çizmek isterim. Memleketim Erzurum ve Doğu Anadolu Bölgesi’nin genelinde yaşadığımız zamansız don, kuraklıkla birleşince mahsule çok büyük zararlar verdi. Çiftçimizin ve bölgemizin yaşadığı bu büyük sorunu yüce Meclisimizin dikkatlerine sunarım. Tarım ve Orman Bakanlığı yetkililerinin bu soruna eğilmelerini hemşehrilerim ve bölgem adına rica eder Genel Kurulu saygıyla selamlarım. (İYİ Parti ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 265 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 1’inci maddesinde yer alan “kanun hükümleri” ibaresinin “kanunun hükümleri” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

         Pero Dundar                           Mahmut Toğrul                  Filiz Kerestecioğlu Demir                  Mardin                                   Gaziantep                                   Ankara                          Kemal Peköz                             Zeynel Özen                  Serpil Kemalbay Pekgözegü                Adana                                     İstanbul                                      İzmir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ CEMAL ÖZTÜRK (Giresun) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Filiz Kerestecioğlu’nun.

Buyurun Sayın Kerestecioğlu. (HDP sıralarından alkışlar)

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye’de 2020’de 833 milyar vergi toplanmış. Toplanan verginin yaklaşık yüzde 70’ini KDV, ÖTV gibi dolaylı vergiler oluştururken sadece 8 milyar 248 milyonu yani yüzde 5’i beyana dayalı gelir vergisinden elde edilmiş. Yani olması gerekenin tam tersi uygulanmakta. Vergi sistemindeki adaletsizlik gelir dağılımındaki adaletsizliği de alabildiğine pekiştiriyor. Hem dolar milyarderlerinin hem de yoksulların sayısı her geçen yıl artıyor. Yoksulların sayısı artıyor diyoruz ama aslında yoksulların da değil, açlık sınırının altında yaşayanların sayısı artıyor, yoksulların bile değil gerçekten.

Defalarca asgari ücretten alınan vergi muaf olsun dedik ancak bunu hâlâ öneriyoruz ve kabul etmiyorsunuz. Mayıs 2021 itibarıyla -bazı rakamlar vermek istiyorum- net 2.825 lira olan asgari ücretten aylık 492 lira tutarında vergi alınıyor. Ya, bu sizin bir akşam yemek paranız yani                   -aylık 492 lira vergi alınıyor- hatta 2.825 liradır aslında yemek paranız muhtemelen. Faturalarda doğal gazdan yüzde 18 KDV; elektrikten Enerji Fonu, TRT payı, vergi, KDV olmak üzere yüzde 20 oranında vergi; sudan ise yüzde 40 oranında olmak üzere atık su, çevre, temizlik, KDV gibi kalemlerden vergi alınıyor. Şimdi bu tüketim vergileri de hesaba katıldığında asgari ücretliler yılın tam yüz yirmi iki günü vergi ve diğer kesintiler için çalışıyorlar, asgari ücretliler yılın tam yüz yirmi iki günü vergi ve diğer kesintiler için çalışıyorlar. Reva mı bu? Hakikaten umurunuzda mı, artık merak da etmiyorum.

Şimdi, asgari ücretten vergi almaya devam edilirken asıl toplanması gereken vergiye ise altı ay içinde 2’nci kez af getiriyorsunuz. Pandemi krizinde dar gelirli yurttaşların, emeğiyle geçinenlerin, işçilerin, işsizlerin, zor durumda olan esnafların, küçük işletmelerin; bunların vergilerinin ve cezalarının silinmesine tabii ki bizim itirazımız olmaz ama sizin yaptığınız bu 150 milyarlık vergi cezasının büyük çoğunluğunun yandaşlara ait olduğunu biliyoruz; bu silinecek olan vergi cezasının.

Şimdi, Cumhurbaşkanının övüne övüne bitiremediği 1 milyon 300 bin esnafa verileceği söylenen hibe hepi topu 4 milyar lirayken, büyük çoğunluğu sermayeye, yandaşlara ait olan 150 milyar liralık vergi cezasının affı adaletsizliğin boyutunu gösteriyor. Kimin vergisi affediliyor? 5’li çetenin vergisi affediliyor. Cengiz, Kolin, Makyol, Kalyon ve Limak inşaat şirketlerine son on yılda toplam 128 defa vergi indirimi yapıldı. Seviyorsunuz bu rakamı: 128; Anayasa maddeleri 128, 128 milyar dolar ve burada da 128 defa vergi indirimi.

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Nerede yazıyor ya, nerede?

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) - Onu siz biliyorsunuz, ben nerede olduğunu bilmiyorum, soruyorum “Nerede 128 milyar dolar?” diye,

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Yok böyle bir şey ya!

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) - Herkes soruyor ama biz bilmiyoruz cevabını.

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Yok böyle bir şey, yok! Allah Allah!

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) - Evet, sizi bu “128”ler götürecek sanıyorum.

Vergi sistemindeki adaletsizlikten bahsederken tüm paralarını “vergi cenneti” olarak adlandırılan ülkelere kaçıranları da unutmayalım. Bağımsız bir ağ olan Tax Justice Network, geçtiğimiz yılın sonunda Türkiye’den bu ülkelere kaçırılan vergi miktarının 2,6 milyar dolar olduğunu açıkladı. Bu ülkelerin başında Malta geliyor. Mesela, bugünlerde çokça konuştuğumuz Bodrum Yalıkavak Marina’nın; hani Mehmet Ağar’ın “Ben olmasaydım oraya mafya çökerdi.” dediği marinanın -yönetim kurulunda- sahibi de aslında Malta’da paravan bir şirket. Aynı şekilde, Yıldırım ailesinin, tabii, Malta’da ve Hollanda’da kayıtlı 30 kargo gemisinin ve 150 milyon avroluk gizli servetin olduğunu yine Hollanda’nın NRC gazetesi haber yaptı. Bu arada Türkiye’deki şirketlerinin adı da Derin Denizcilik. Gerçekten çok derin işler, Venezuela’ya maske ve kit götürme işleri derin işler.

Evet, siz kendinize gelemezsiniz ama bu halkın yoksulluğu sizi kendinize getirecek diyorum.

Saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Sayın milletvekilleri, birleşime otuz dakika ara veriyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 19.33

 

 BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 20.08

 BAŞKAN: Başkan Vekili Süreyya Sadi BİLGİÇ

KÂTİP ÜYELER: Şeyhmus DİNÇEL (Mardin),               Sibel ÖZDEMİR(İstanbul)

          -----0-----

BAŞKAN –  Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 87’nci Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

265 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon yerinde.

1’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2’nci madde üzerinde 3 adet önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 265 sıra sayılı “Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi”nin 2’nci maddesinin yedinci, sekizinci, dokuzuncu ve onuncu fıkralarında yer alan “30/04/2021” ibarelerinin “31/05/2021” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

 

 

Emine Gülizar  Emecan                  Mehmet Akif Hamzaçebi                        Cavit Arı

          İstanbul                                            İstanbul                                 Antalya

       Necati Tığlı                                 Ömer Fethi Gürer                     Süleyman Girgin

             Giresun                                         Niğde                                      Muğla             

       Alpay Antmen                            Mehmet Güzelmansur                        

         Mersin                                             Hatay

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Mehmet Güzelmansur’un.

Sayın Güzelmansur, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET GÜZELMANSUR (Hatay) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri arkadaşlarım; görüşmekte olduğumuz 265 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 2’nci maddesi üzerinde söz aldım. Genel Kurulu ve ekranları başında bizleri izleyen tüm vatandaşlarımızı saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, ben bu konuşmamda vatandaşın gündemine değineceğim. Vatandaşın gündemi hayat pahalılığı, gıda enflasyonu almış başını gidiyor. Vatandaşın sofrasındakiler her geçen gün eksiliyor, insanlar yatağa yarı aç yarı tok giriyor ama aynı zamanda çiftçinin ürünü de para etmiyor. Çiftçi ürettiğini maliyetinin altında yok parasına satıyor. Çiftçi ürününü zarara satarken çiftçi hacizle, icrayla boğuşurken, çiftçi toprağına küsecek kadar zarar ederken sebze meyve niye bu kadar pahalı? Burada bir terslik yok mu? Bu konuda zaman zaman tartışmalar oluyor. Tarlada 1 lira olan pazarda, markette niye 10 lira? Aracılar suçlanıyor, halciler suçlanıyor, pazarcılar suçlanıyor ama asıl suçlu iktidardır, iktidarın yanlış politikalarıdır.

Değerli milletvekilleri, şimdi, ben size gerçekleri bir örnekle anlatacağım. Seçim bölgem Hatay’da, bereketiyle ünlü Amik Ovası'nda soğan hasat zamanı. Tarlada 35 kuruş olan soğanı vatandaş en az 2,5 liraya alıyor. Yani 8 katı fiyattan alıyor. Neden? Amik Ovası'nda toplanan soğana İstanbul’da, hale girene kadar bakın hangi maliyetler ekleniyor: Hatay'dan yola çıkan soğan yüklü bir tır İstanbul haline kadar İskenderun-Ceyhan Otoyolu’na 13 lira, Pozantı Otoyolu’na 15 lira, Emirler çıkışından sonraki otoyola 32 lira, yapmakla övündüğünüz Ankara çıkışına kadarki Niğde Otoyolu’na 380 lira, Ankara çıkışı, Bolu arasına 85 lira, Bolu'dan İstanbul’a kadar 150 lira, zorunlu olarak kullandığı Yavuz Sultan Selim Köprüsü’ne de 214 lira para ödüyor. Sadece otoyol, paralı yol, köprü maliyeti toplamda 900 lira yapıyor. Buna gidiş dönüş mazot parasını ekleyelim. Hani, geçen hafta ÖTV'sine yüzde 100 zam yaptığınız mazot. 1.000 kilometrelik yolda tüketilen 400 litrelik mazot, adblue maliyeti 3.600 lira. Sadece paralı yol, akaryakıt maliyeti yaklaşık 4.500 lira. İşte, tarlada 3 kuruşa satılan sebze meyveyi vatandaş niye 8 katı, 10 katı paralarla alıyor, bu sorunun cevabı burada. Otoyol, köprü, tünel geçiş ücretleri, pahalı mazot sebze meyve fiyatını arttıran en büyük kalemlerdir. Tabii, burada toplama, çuvallama, tır şoförünün ücreti, sigortası, yemek parası gibi maliyetler de var ama bunlar zorunlu maliyetler, bunlara yapacak bir şey yok. İşçi, şoför, emekçi çalışacak, parasını da alacak ama burada bir siyasi tercih yapılabilir. Devlete ve müteahhitlere giden otoyol, köprü, tünel kullanım ücretleri, sebze meyve nakliyesinde yapılan araçlardan alınmayacak denilebilir; sebze meyve taşıyan araçların kullandığı mazot ÖTV’den muaf tutulabilir; çiftçinin mazotu ÖTV’den  muaf tutulabilir. Bu, vatandaştan yana, üreticiden yana bir siyasi tercih olur; iyi olur, hayırlı olur. Bunca, yirmi yıllık AKP iktidarının bugüne kadar vatandaştan yana, üreticiden yana böyle bir tercihi olmadı; tercihini hep müteahhitten yana kullandı. İktidar, kendi yanlış politikaları nedeniyle bu maliyetleri görmek yerine ne yaptı? Fiyat artırımında depo bastı, patatesi, soğanı yakaladı.

Değerli arkadaşlar, bunlar göstermelik tedbirlerdir; işe yaramadı, vatandaş da anladı bunun böyle olduğunu. Bu noktada şu hususu belirtmeliyim: Soğanda örnek verdim, soğanın Hatay’dan İstanbul’a gidene kadar bindirilen maliyetlerini anlattım, bu bir örnektir. Yoksa şu anda çiftçi soğanı hasat edemiyor, hasat etmeden tarlasını sürüyor çünkü soğanın dönüm maliyeti 3.500 lira, çiftçiye verilen para 500 lira. Maliyetinin yedide 1’i fiyatına niye toplasın, niye çuvallasın? Çiftçi, en azından bir iki maliyetten kurtulayım diye tarlasını hasat etmeden sürüyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Güzelmansur.

MEHMET GÜZELMANSUR (Devamla) – Bitirmedim, bir dakika ek süre verin lütfen.

BAŞKAN – İlave süre vermiyorum Sayın Güzelmansur.

Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifinin 2’nci maddesinin birinci fıkrasının b) bendinde yer alan “%50’si” ibarelerinin “%40’ı” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

       Mehmet Metanet Çulhaoğlu                        Fahrettin Yokuş                              Arslan Kabukcuoğlu

                       Adana                                               Konya                                              Eskişehir

                  Naci Cinisli                                       Behiç Çelik                                               

                     Erzurum                                             Mersin

 

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) -  Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Arslan Kabukcuoğlu’nun.

Buyurun Sayın Kabukcuoğlu. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

ARSLAN KABUKCUOĞLU (Eskişehir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

265 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 2’nci maddesi üzerine İYİ Parti  Grubum adına söz almış bulunuyorum, yüce meclisi saygıyla selamlarım.

Ülkemizde 1924 yılından bu tarafa 47 adet vergi affı çıkartılmıştır. Ülkemizde vergi mükelleflerinin bir yılda incelenme ihtimali yüzde 1,45’tir  yani vergi mükellefleri üzerinde idarenin, vergi idaresinin yeterli bir kontrolü yoktur. AK PARTİ döneminde ise toplam 15 adet vergi kanunu çıkartılmış bulunmaktadır.

Vergi affının çıkartılması vergi borcunu ödeyen,  ödemesini yapmış olan vatandaş için bir haksızlık; ödemesini yapmamış olan bir vatandaş için ise avantaj yaratır duruma gelmiştir. Bir mükellefin tabiriyle, vergisini ödemeyi, onlar, kendilerini aldatılmış olarak görmektedirler, bu şekilde tarif etmektedirler.

Ülkemiz için vergi mevzuatının tarif edeceksek delik deşik bir mevzuat demek gerekir. Vergi affı mevzuat,ı temize çıkmaya hazır birtakım yanlış uygulamalara yakasını kaptırmış, buradan mağdur olmuş vergi mükelleflerini bu borçtan kurtarıcı, onun devlete ve vergi mükellefliğine yaklaşımını bağdaşmasını artırıcı bir uygulama olmak yerine bazı insanlara çıkar sağlayan bir uygulama hâline gelmiştir.

Günümüzde ülkemizde uygulanmakta olan vergi çalışmalarının hiçbir vicdani ve huzur getirici yanı yoktur. Mükellef olarak ben ilk defa 2003  yılında, Sayın rahmetli Unakıtan zamanında, bir matrah artırımıyla karşı karşıya kalmıştım, o zaman dediler ki: “Şu kadar vergi matrahınız artıracaksınız.” Al külah ver takke belli bir noktada anlaşılıyor ve siz orada tahakkuk eden vergiyi ödüyorsunuz. Böyle bir durum uygulamak için bir vergi mevzuatına gerek yok, bu şekilde bir vergi affına da gerek yok. Hiç olmazsa ismi olan, cismi olmayan bir kavramla uğraşmaktansa daha iş bitirir şekilde vergi tahsilatı yapılmış olacaktır. Bu tarz vergi toplamayla adalette, eğitimde, devlete sadakatte, kısaca toplum nazarında devlet itibar kaybeder ama bir miktar da para toplamış olursunuz.

Vergi olmadan devletin olmayacağını biliyoruz. İlk çağlardan beri hükûmetler fonksiyonlarını yerine getirmek için vergi toplamaktadırlar. 1215 yılında kralın aşırı vergi toplamasını sınırlandırmak için bu şekilde vergi mevzuatı hazırlandığını biliyoruz. Yeni Çağ’da ise vergi mevzuatı bir bilim dalı hâline gelmiştir. Şu gerçek ki geçen beş yüz yıl içeresinde ülkemizde tam bir mevzuat ve vergi kültürü oluşmamıştır. Verginin nereye harcandığı, adaletli bir şekilde toplandığı bilinirse, harcamalar şeffaf olursa vergisini ödeyenler huzur içerisinde mükellefiyetlerini yerine getirebilirler. Örneğin “kamu-özel iş birliği” adı altında milyarlarca doları yirmi beş yıllığına, otuz yıllığına borçlanırsanız ve bu işler verilirken “Hiçbir şekilde vatandaşın cebinde para çıkmayacak.” denir ve daha sonra da devlet bu paraları ödemekte zorlanırsa vatandaşların, vergi mükelleflerinin devlete karşı bağımlılıkları ve onlara olan güvenleri, itimatları ortadan kalkmış olacaktır. Bunun yerine, söylenen neyse, tahakkuk eden neyse bu verginin tam ödenmesi, zamanında alınması ve bu şekilde ödeyenlerin huzur içinde olması ve ödemeyenlerin de bu işten kaçış, kurtuluş olmadığını bilmesi, vergisini ödemesi beklenen ve olması gereken bir uygulamadır ama biz Türkiye Cumhuriyeti’nde, maalesef, bunu tam olarak gerçekleştiremiyoruz. Mükellefler nazarında güvenilirliğini kaybeden devlet vergi toplamakta zorlanacak sonra da can havliyle, işportacı tavrıyla ne toplarsa ona razı olacak. Biz biliyoruz ki bu tür yapılandırmalar sonunda tahakkuk edilen vergi ancak beklenenin yüzde 10-15’i kadar olmaktadır. Böylece devlet olma fonksiyonları layıkıyla yerine getirilemeyecek, sakatlanacak ve peş peşe bu vergiler birbirini takip edecektir.

Yüce Meclisi saygıyla selamlarım. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 265 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 2’nci maddesinde yer alan "itibarıyla” ibaresinin "itibari ile” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

         Pero Dundar                           Mahmut Toğrul                           Musa Piroğlu

              Mardin                                   Gaziantep                                  İstanbul

         Kemal Peköz                             Zeynel Özen                Serpil Kemalbay Pekgözegü   

              Adana                                     İstanbul                                      İzmir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) -  Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Musa Piroğlu’nun.

Buyurun Sayın Piroğlu. (HDP sıralarından alkışlar)

MUSA PİROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, son on yıl içinde Cengiz Holdingin 30, Kolin’in 36, Makyol’un 24, Kalyon’un 19, Limak’ın 19 adet vergisi silindi ama küçük esnafa gelince ama küçük köylüye gelince ama para cezası verilmiş yoksul işçiye gelince devlet vergi silmiyor. Devlet onların vergilerini borçlandırmaya ve bu borcu yapılandırarak tahsil etmeye niyetleniyor. Oysa siftah yapamadığı için Mersin’de intihar eden esnafın, yoksulluktan geçinemediği için Mersin’de intihar eden inşaat işçisinin, işsizlikten Denizli’de intihar eden gencin, Yozgat’ta traktörüne haciz geldiği için kalp krizinden ölen çiftçinin talebi borç yapılandırması değil, onların bir tane talebi var. Küçük esnaf borçlarının silinmesini; elektrik, su borçlarının yok edilmesini, vergilerinin silinmesini bekliyor. Çiftçi, haczin kaldırılmasını; kredi kurumlarına, bankalara olan borçlarının silinmesini ve mazottan, tohumdan, ilaçtan alınan ÖTV’nin kaldırılmasını bekliyor. İşçiler, asgari ücretten verginin kaldırılmasını, insanca yaşayacak ücretin verilmesini bekliyor. Ve işsizler, çalışabilmek için mesai saatlerinin altı saate indirilip işçilerin çalışacağı bir ortamın yaratılmasını bekliyor ama bu iktidar çoğunluğunun bunu verme şansı yok. İşçiden, esnaftan, yoksuldan oy alan bu iktidar ne yazık ki tekellerin, ne yazık ki zenginlerin, ne yazık ki yandaşların çıkarlarını savunuyor ve bütün çabaları onlara vergi affı çıkarıp devletin bütün vergisini yoksula, çalışana yıkmak oluyor.

Ezgi Mola; sanatçı. Tecavüzcü, genç bir kadının ölümüne sebep olmuş, bu yüzden mahkemede yargılanan Uzman Çavuş Musa Orhan’ın serbest bırakılmasını kınadı ve “Yazıklar olsun!” dedi ve sırf bunu dediği için hakkında dava açıldı. Ben buradan diyorum ki bu ülke halklarına: Ezgi Mola’yı yalnız bırakırsak yazık bize olsun ve esas yazık katillerle, tecavüzcülerle, mafya bozuntularıyla omuz omuza gezen, kol kola gezen bu iktidara, bu iktidarın çoğunluğuna olsun.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Sana olsun!

MUSA PİROĞLU (Devamla) - Yazık olsun çünkü Peker’in anlattıklarını dinlemiyorsunuz, iyi dinleyin. Peker'in anlattıkları sizin hikâyenizdir.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Senin hikâyen.

SEMİHA EKİNCİ (Sivas) – İşiniz gücünüz film.

MUSA PİROĞLU (Devamla) - Peker sizin yolsuzluğunuzu, Peker sizin çürümüşlüğünüzü, Peker bu devleti nasıl bir suç örgütü hâline getirdiğinizi anlatıyor.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) –  Terör örgütüne bak, PKK’ya bak.

SEMİHA EKİNCİ (Sivas) – İşiniz gücünüz tiyatro, film.

MUSA PİROĞLU (Devamla) - Ve ben buradan, bu ülkenin halklarına, işçilerine, yoksullarına seslenmek istiyorum: Susarak, beddua ederek, Twitter'dan, sosyal medyadan kınayarak bu pisliği temizleyemezsiniz.

İşçinin hakkını alması için, yoksulun hakkını alması için, çiftçinin ölmemesi için bu tekel düzeninin, bu zengin iktidarının yıkılması gerekiyor. Bu mafya düzeninin, bu suç örgütünün ortadan kaldırılması gerekiyor. Ve bunu yapacaksak bu pisliğin kaynağına bakmak zorundayız. Mehmet Ağar, Korkut Eken, Engin Alan, 93’ün, o kanlı katliamların, yargısız infazların, köy boşaltmaların, kirli savaşın ve narkoekonominin mimarları… Ve bugün onları konuşuyoruz. Bu şu anlama geliyor: Bugün bu pisliği örenler, Kürtlere karşı kanlı bir savaştan besleniyorlar. Ve biz Kürt sorununda demokratik bir çözümü sağlayamazsak, biz Kürt halkıyla demokratik, adil bir barışı sağlayamazsak bu hükûmet gider, başkası gelir ama bu mafya düzeni yerinde kalır.  O yüzden enerjimizi ve gücümüzü bu mafya düzenini kovmaya harcamalıyız.

Biliyorum, korkuyorsunuz ama korkunun ecele faydası yok.

Nazım’ın yarın ölüm yıl dönümü, 3 Haziran 1963. Nazım’la bitireyim: “Hiçbir korkuya benzemez halkını satanın korkusu!” (HDP ve CHP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan…

BAŞKAN -  Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

2’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Buyurun Sayın Elitaş.

 

 

 

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, konuşmacı AK PARTİ Grubuna hitap ederek bu devleti suç örgütü hâline getiren iktidar mensupları…

MUSA PİROĞLU (İstanbul) – Aynen öyle yaptınız.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – “Aynen öyle yaptınız.” diye de şimdi de ifade ediyor.

İç Tüzük’ün 160/3’üncü maddesi gereğince kınanmasını talep ediyorum.

BAŞKAN – Peki.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerini bu şekilde itham etmek, hiçbir milletvekilinin hakkı değildir. Onun için lütfen, 160/3’üncü maddeyi işleme almanızı tavsiye ediyorum.

BAŞKAN – Tutanakları isteyeceğim, ondan sonra da ara vereceğim.  Grup Başkan Vekillerimizle değerlendirip ona göre talebimi bildireceğim size kararımı.

Evet, 3’üncü madde üzerinde ikisi aynı mahiyette olmak üzere 3 adet önerge vardır. İlk okutacağım iki önerge aynı mahiyette olup birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 265 sıra sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi’nin 3.maddesinin 1’inci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

(1)      Bu Kanunun yayımı tarihi itibarıyla ilk derece yargı mercileri nezdinde dava açılmış ya da dava açma süresi henüz geçmemiş olan ikmalen, resen veya idarece yapılmış vergi tarhiyatları ile gümrük vergilerine ilişkin tahakkuklarda; vergilerin/gümrük vergilerinin %40’ı ile bu tutara ilişkin faiz, gecikme faizi ve gecikme zammı yerine bu Kanunun yayımı tarihine kadar Yİ-ÜFE aylık değişim oranları esas alınarak hesaplanacak tutarın; bu Kanunda belirtilen süre ve şekilde tamamen ödenmesi şartıyla vergilerin/gümrük vergilerinin  %60’ı faiz, gecikme faizi, gecikme zammı ve asla bağlı olarak kesilen vergi cezaları, idari para cezaları ile bu cezalara bağlı gecikme zamlarının tamamının tahsilinden vazgeçilir. Bu Kanunun yayımı tarihi itibarıyla gümrük vergilerine ilişkin gümrük yükümlülüğü doğmuş ve idari itiraz süresi geçmemiş veya idari itiraz mercilerine intikal etmiş bulunan tahakkuklar hakkında da bu fıkra hükmü uygulanır.

 

  Emine Gülizar Emecan                  Ömer Fethi Güler                            Cavit Arı

             İstanbul                                     Niğde                                      Antalya

          Necati Tığlı                             Özgür Ceylan                           Alpay Antmen

             Giresun                                  Çanakkale                                   Mersin

Süleyman Girgin

              Muğla

Aynı mahiyetteki önergenin imza sahipleri:

Mehmet Metanet Çulhaoğlu              Fahrettin Yokuş                           Naci Cinisli

              Adana                                      Konya                                     Erzurum

          Behiç Çelik                              Bedri Yaşar                        Aydın Adnan Sezgin       

              Mersin                                     Samsun                                      Aydın

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) -  Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ilk söz Sayın Özgür Ceylan’ın.

Buyurun Sayın Ceylan. (CHP sıralarından alkışlar)

ÖZGÜR CEYLAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 265 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 3’üncü maddesinde grubum adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, görüşmekte olduğumuz yasa teklifi bir vergi affı düzenlemesidir. Esnafımızın, iş adamlarımızın çok zor günler geçirdiği bu dönemde bir af tabii ki olumlu olacaktır ancak burada esas önemli olan konu ülkemizdeki vergi adaletsizliği nedeniyle son dönemde kronikleşen vergisini ödeyememe durumudur. Kuşkusuz ki gelir dağılımındaki adaletsizlik bu sorunun nedenlerinden biridir.

Türkiye'de dolaylı vergilerin toplam vergi geliri içindeki payı çok yüksektir. Toplam vergi gelirinin yarıdan fazlası ÖTV ve KDV’den oluşmaktadır. Maaşlı çalışanlar yani ülkenin emekçi kesimleri, maaşlarından kesilen vergilerle vergi yükünü şirket sahiplerinden çok daha fazla omuzlarında taşımaktadırlar. 2020 yılında tahsil edilen 158,8 milyarlık vergi gelirinin yaklaşık 85 milyarı ücretli çalışanlar tarafından ödenmiştir. Otomobilden, yakıttan, alkol ve sigaradan, oyun konsollarından, cep telefonundan, tabletten, bilgisayardan alınan vergilere yapılan zamlar nedeniyle sade vatandaş, gerçek gizli vergi rekortmeni konumuna gelmiştir. Bu durum, ülkemizde gelir adaletsizliğini tetiklerken AKP döneminde bir Türkiye gerçeği hâline gelen zenginin daha zengin, fakirin daha fakir olması durumuna yol açmıştır.

Vergi affı geçici bir çözümdür. Sürekli af çıkararak vergi sistemini sulandırmak yerine esnafı, iş insanlarını vergisini ödeyebilecek duruma getirecek reformları gerçekleştirmek gerekmektedir. Vergi dilimleri yeniden gözden geçirilmeli, vergisini düzenli ödeyen mükellef ödüllendirilmelidir.

Değerli milletvekilleri, maalesef ki 2002 yılından beri ülke yönetiminde bulunan iktidar, yalnız vergi sistemini değil, toplumun bütün dengelerini altüst etti. Pandemiyle birlikte kendini derinden hissettiren ekonomik yoksulluk artık ekonomik kriz sınırlarına ulaşmıştır. Türkiye düpedüz bir ekonomik buhran yaşıyor, ülke yangın yeri. Emeğiyle geçinen işçi, toprağına alın terini akıtarak üretim yapan ve pandemi dolayısıyla devletten hiçbir yardım alamayan çiftçi perişan. Dostlar alışverişte görsün diye verilen 3-5 kuruşluk destekle ayakta kalmaya çalışan esnaf da perişan. AKP iktidarının yarattığı düzende 5’li çete servetine servet katarken, saraya yakın kadrolar üçer, beşer maaş alırken insanımız hızla fakirleşiyor, çoluk çocuğunun karnını doyurmak için ya borçlanıyor ya da tasarruflarını tüketiyor.

Değerli milletvekilleri, yurttaş elinde cep telefonu günaşırı e-Nabız sistemine giriyor “Acaba bize de aşı çıktı mı?” diye sorgulama yapıyor; çoğunlukla sonuç hüsran. Ancak 12 milyon 600 bin kişinin 2’nci doz aşısı yapılabildi fakat AKP Lideri Erdoğan “3 doz aşı oldum.” diyebiliyor. Vatandaşın aşıya erişemediği, canıyla cebelleştiği bu ülkede 55 milyon kişi aşı beklerken Cumhurbaşkanı 3’üncü doz aşısını olabiliyor. Bu nasıl halktan kopuk bir yönetim anlayışıdır?

Bütün bunlar sürerken, işleyen bir hukuk düzeninde işgal ettikleri koltuklarda bir dakika dahi duramayacak kişilerin ülke gündemini nasıl meşgul ettiklerine tanık oluyoruz. Bir tarafta bir suç örgütü liderinin ifşaları, diğer tarafta, ona cevap verirken kendinden önce bakanlar dâhil yol arkadaşlarını itham eden İçişleri Bakanının suçluyu gizleyen açıklamaları; bir tarafta, yenilir yutulur cinsten olmayan, pudra şekeri rotası oluşturma iddiaları ve diğer tarafta, iddianın muhatabı eski Başbakanın iddialar karşısında torunlarını dahi inandıramayacağı maske ve test kiti yardımı açıklamaları var. Cumhuriyetin kurucu lideri, ebedî Başkomutanımız Mustafa Kemal Atatürk’e hakaret eden sözde imama tepki vermeyen, dinlerken imamı ağzı açık bir şekilde dinleyen bir Genel Başkan var. Her şeyden de önemlisi, tüm bu olup bitenleri Sihirbaz Mandrake’nin illüzyon şovunu izler gibi izleyen cumhuriyet savcıları var.

Konuşmamı sonlandırırken, yapılacak ilk genel seçimlerde Türkiye'nin bu kötü gidişe “Dur!” diyeceğine ve aydınlık güzel günlerin önünü açacağına olan inancımla yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ikinci söz talebi Sayın Bedri Yaşar’ın.

Buyurun Sayın Yaşar. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BEDRİ YAŞAR (Samsun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

265 sıra sayılı Kanun’un 3’üncü maddesi üzerine söz almış bulunuyorum.

Değerli milletvekilleri, hepimizin bildiği gibi, bu, vergiyle ilgili getirdiğimiz 9’uncu yasa teklifi. Bundan altı ay öncede yine 8’inci yapılandırmayı yaparken -yani 7256 sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılmasına İlişkin Kanun- yine bu kürsüde demiştim ki: “Altı ay geçmez, siz yeni bir teklif getirirsiniz.” O zaman da söylemiştik “Hiç olmazsa bu matrah artışı o gün gündeme gelsin, onu ilave edelim.” demiştik ama aradan altı ay geçti ilaveleriyle beraber gündeme geldi.

Şimdi, maalesef ne acı ki burada “Pandemi koşulları nedeniyle bu borçları yapılandırıyoruz.” diyoruz ama pandemi yasaklarından kaynaklanan cezalar bu yasa teklifinde yer almıyor. Yani, burada bir tezat var ama hâlâ bir şey kaybetmiş değiliz çünkü hepimiz gördük ki kongrelerde, belli merasimlerde, cenaze namazlarında vatandaşlarımızdan daha fazla bu ülkeyi idare eden insanlar bunu ihlal ettiler. Ama hiç olmazsa bu yasa teklifiyle de onların bu haklarını iade etmiş oluruz diye düşünüyorum.

Bu yasa teklifi diyor ki, dava konusu olan alacakların yüzde 50’sini ödeyin, helalleşelim. Zaten bu dava konusunda davaya müracaat edenlerin, bununla ilgili mahkemeye gidenlerin önemli bir kısmı kazanmak ümidiyle, kazanacağını düşünerek bu müracaatlarını yaptılar. Ama bizim bir önerimiz vardı, demiştik ki: “Hiç olmazsa bu maddeyi biraz daha uygun hâle getirmek için ‘yüzde 35’ini -yani yüzde 50’sini değil de- ödemek’ şeklinde değiştirelim.” En azından bu konuyla ilgili bir adım atmış oluruz diye düşünüyorum.

Tabii, bunun dışında Sayın Grup Başkan Vekilimizle de toplantı öncesinde görüşmüştük. Aradan uzun yıllar geçmiş olmasına rağmen on yıl, on beş yıl, yirmi yıl devletin belli vergi ve sigorta alacakları oluştu, o şirketler bugün hayatta değil. Hepimizin bildiği gibi zaten Türkiye'deki mevcut ekonomik şartlardan dolayı son on yıldaki ilk 500’deki şirkete baktığınız zaman son beş yılda yüzde 10’unun, 15’inin, 20’sinin gittiğini, aşağı düştüğünü görürüz. Türkiye'nin devasa şirketleri gerek aile içi meselelerden gerekse farklı sebeplerden dolayı çoğu iflasın eşiğine gelmiş ve onların mirasçıları bu borçları ödemekden çok uzakta kalmış, şirketlerin varlığı ve de ailenin ticarete devam etme yükümlülüğü ortadan kalkmıştır. Buradan biz diyoruz ki tarihte geriye doğru gidebiliriz, on yıl, on beş yıl, yirmi yıl, bilemiyorum, bu takvime bir bakalım. Nasıl bankalar tahsil edemediği alacakları belli firmalara yüzde 10, yüzde 15 neyse satarak bu yükümlülüğü bilançolarından çıkarıyorlar, Sayın Başkanım biz de en azından on beş yıl geriye gidip… İflas masalarında ama devletin resmi evrakları üzerinde borçlu görünen bu şirketlerden bu paraların tahsili mümkün değil. Yani yedi sülalesini de çağırsanız mümkün değil. Hiç olmazsa bunlarla ilgili de bir çalışma yapılır, Bakanlık yetkilileri burada bunun süresini onlar da tespit edebilirler. En azından bu şirketlerin hem isimleri yaşar hem bu şirketlerin veliahtlarının çoğu da bu borçlardan dolayı ülke dışında ticaretlerine devam ediyor, ülkede şahıslar adına bu borç yüklerinden dolayı ticaret yapmaları mümkün değil. En azından devlete de muhakkak yine bir gelir olur, yüzde 10’u denir, yüzde 5’i denir, ne tahsil edilebiliyorsa. Yani bunun tahsili mümkün değilse de bu da bir çözümdür, bu yük de bir şekilde devletin üzerinden kalkar. Gruplar arasında böyle bir mutabakat sağlanırsa bu konuya sıcak baktığımızı ben bu kürsüden ifade etmek istiyorum. Çünkü hepiniz bakıp gördüğünüz zaman Türkiye’de yüz yıllık şirket yok, yüz yılını tamamlayıp ikinci, üçüncü kuşağa devredilen şirket sayısı maalesef bir elin parmakları kadar değil. Dolayısıyla, bunların devamındaki en önemli problem de vergi ve SSK’den kaynaklanan borçlar. Artık bunlar verasetle merasetle çözülecek gibi değil. Bunlarla ilgili de bir kanun çalışması yapılırsa geriye doğru on yıl, on beş yıl, yirmi yıl neyse bir rakam tespit edilir, belli oranda da bunun tahsiline gidilirse hem maliyenin üzerinden ciddi bir yükü kaldırmış oluruz hem de bu şirketlerin veliahtları veyahut da bu şirketlerin çoğu mirası reddediyor, “Biz borçları ödeyemeyiz.” diyor, bu da bir çözüme kavuşturulur diye düşünüyorum. Bu konuyla ilgili yapılacak her türlü çalışmaya da katkı vereceğimi buradan ifade ediyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 265 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 3’üncü maddesinde yer alan “itibarıyla” ibarelerinin “itibarı ile” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

         Pero Dundar                            Kemal Peköz                 Serpil Kemalbay Pekgözegü

             Mardin                                      Adana                                       İzmir

        Mahmut Toğrul                           Zeynel Özen

           Gaziantep                                  İstanbul

 

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Evet, önerge üzerinde söz talebi Sayın Serpil Kemalbay’ın.

Buyurun Sayın Kemalbay. (HDP sıralarından alkışlar)

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – Değerli halkımızı saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, sayın vekiller; ağır bir pandemi döneminden geçtiğimiz şu günlerde, dünya, çoklu krizlerle uğraşıyor ve ekonomik kriz bir yandan, pandemi krizi bir yandan, öğlen konuştuğumuz iklim krizi bir yandan; bütün bu sorunlarla boğuşmaya çalışıyor ve çözümler aramaya çalışıyor. Bizde ise bütün bu sorunlar, aslında halının altına süpürülerek, hiç konuşulmadan, tartışılmadan, palyatif çözümlerle her şey çok güzelmiş gibi anlatılmaya çalışılıyor ve böyle önümüze şu anda olduğu gibi -bazı alacakların yapılandırılması gibi- yasa teklifleri geliyor.

Şimdi, Türkiye’de vergi sistemi zaten bozuk, vergi adaleti yok. Peki, bu, Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Yasa Teklifi bu konuda hangi derde çare üretiyor? Hiçbir derde çare üretmiyor. Vergiler kimlerden alınıyor diye baktığımızda, vergiler yoksullardan alınıyor, vergiler işsizlerden alınıyor, göçmenlerden alınıyor, memurlardan, emeklilerden, işçilerden alınıyor. Nasıl? İşte, dolaylı vergiler yoluyla ki Türkiye’de en çok vergi dolaylı vergiler üzerinden alınıyor ve öte taraftan işçiler, memurlar daha maaşlarını almadan, kaynağından kesinti yapılarak bu vergileri ödüyorlar. Peki sermaye sınıfı, zenginler, rantiyeler vergi ödül ödüyor mu? Diye baktığımızda, onlar vergi ödemiyorlar. Verginin Türkiye’de toplanan bütçenin çok küçük bir parçasını ancak sermaye kesiminden alıyoruz. İşte, bugün buraya gelen bu paket, vergi yasa teklifinde olduğu gibi muafiyetler hep bu sermaye kesimi için sağlanıyor. KDV ve ÖTV’lerle ve bunun gibi gelire duyarlı olmayan yöntemlerle halk vergilendiriliyor, vergi sultası altında. Oysa yapılması gereken şey, az kazanandan az çok kazanandan çok vergi almak. Hele böyle bir dönemde, pandemi koşullarında, iklim krizi koşullarında küçük ölçekli çiftçinin banka borçlarını silmekten tutalım da tarım kredi kooperatiflerinin borçlarını, sulama kooperatiflerinin, sulama birliklerinin borçlarını silmek gibi çeşitli önlemler alınması gerekirken, esnafa doğrudan destekler yapılması gerekirken, güvencesizlere, işsizlere, ev işçisi kadınlara, ev kadınlarına, yoksullara doğrudan destekler yapılması gerekirken tekrar zenginler daha da zenginleşsin diye bu kanun teklifleri geliyor.

Sözlerimin bu kısmında da Gezi Direnişine selam göndermek istiyorum. Pink Floyd var, bu efsanevi bir grup; onun kurucusu Roger Waters şöyle demişti: “Kendi kaderini tayin için, demokrasi için, kadın özgürlüğü için ne zaman biri ayağa kalksa, sokaklara çıksa dünyanın geri kalanı ona borçludur.” Biz de halkın hakları için, demokrasi için, kadınlar için, işçiler, emekçiler için, doğa için ayağa kalkan gezi direnişçilerine borçluyuz. O yüzden Gezi'de yaşamını yitiren bütün canlarımızı burada saygıyla anıyorum.

Bugün Mehmet Ayvalıtaş’ın anması vardı. Mehmet Ayvalıtaş’ı da burada saygıyla anıyorum, onun nezdinde bütün kayıplarımızı anıyorum.

Gezi’de yaşamını yitiren yoldaşlarımızla, arkadaşlarımızla ilgili         -cezasızlık verildi, cezasızlık politikası izleniyor- adalet sağlanmadı. 11 kişi yaşamını yitirdi, 8 bin kişi yaralandı, ne yazık ki bugüne kadar adalet sağlanmadı. Yine, sözlerimi beş yıldır cezaevinde tutuklu bulunan İdris Baluken’in şu sözleriyle bitireyim: “En yoğun sisin dağılması bile, hafif bir rüzgârın kararlı bir ıslığına bakar.” O rüzgâr  halkımızın bağrındadır.

Saygılar. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

3’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

4’üncü madde üzerinde 3 adet önerge vardır. Önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 265 sıra sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi’nin 4’üncü maddesinin (1)’inci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

(1)       Bu Kanunun kapsadığı dönemlere ilişkin olarak, bu Kanunun yayımı tarihinden önce başlanıldığı hâlde, tamamlanamamış olan vergi incelemeleri ile takdir, tarh ve tahakkuk işlemlerine bu Kanunun matrah ve vergi artırımına ilişkin hükümleri saklı kalmak kaydıyla devam edilir. Bu işlemlerin tamamlanmasından sonra tarh edilen vergilerin % 40’ı ile bu tutara gecikme faizi yerine bu Kanunun yayımı tarihine kadar Yİ-ÜFE aylık değişim oranları esas alınarak hesaplanacak tutar ile bu tarihten sonra ihbarnamenin tebliği üzerine belirlenen dava açma süresinin bitim tarihine kadar hesaplanacak gecikme faizinin tamamının, vergi aslına bağlı olmayan cezalarda cezanın % 10'unun; ihbarnamenin tebliğ tarihinden itibaren otuz gün içerisinde yazılı başvuruda bulunularak, ilk taksit ihbarnamenin tebliğini izleyen aydan başlamak üzere ikişer aylık dönemler hâlinde altı eşit taksitte ödenmesi şartıyla vergi aslının % 60'ının, vergi aslına bağlı olmayan cezalarda cezanın % 90'ının, vergilere bu Kanunun yayımı tarihine kadar uygulanan gecikme faizinin ve vergi aslına bağlı cezaların tamamının tahsilinden vazgeçilir. Şu kadar ki bu Kanunun 9 uncu maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde belirtilen süre içinde tebliğ edilen ihbarnameler için bu madde hükmünden yararlanmak isteyen mükelleflerin anılan bentte belirtilen süre içerisinde, başvuru süresi otuz günden az kalmış ise otuz gün içinde başvuruda bulunmaları ve madde kapsamında ödenecek tutarların ilk taksitini 9 uncu maddenin birinci fıkrasının (b) bendinde belirtilen sürede, izleyen taksitleri ikişer aylık dönemler halinde 6 eşit taksitte ödemeleri şartıyla maddeden yararlanılır.

 

  Emine Gülizar Emecan                  Ömer Fethi Gürer                            Cavit Arı               

             İstanbul                                     Niğde                                      Antalya

 

          Necati Tığlı                        İsmail Atakan Ünver                       Alpay Antmen

             Giresun                                   Karaman                                    Mersin

 

                                                      Süleyman Girgin

                                                             Muğla

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ CEMAL ÖZTÜRK (Giresun) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın İsmail Atakan Ünver’in.

Sayın Ünver, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

İSMAİL ATAKAN ÜNVER (Karaman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Cumhur İttifakı partileri kendilerine soru sorulmasını pek sevmiyor ama yapacak bir şey yok, iktidarsanız muhalefet soracak siz de cevap vereceksiniz. Bu sorulardan kaçış da yok, hesabını vermeden kurtuluş da. Mesela, millet işsizlikten kırılırken istediğini alamıyorum diye babalar çocuğunun yüzüne bakamazken hatta bu sebeple intiharlar yaşanırken haramzade beslemelerinizin üç beş koltuğu var. Sırf koltukla kalsalar iyi, üçer beşer de maaşları var. “Bu hak mı, adalet mi, insaf mı ey iktidar sahipleri?” diye sormayacak mıyız? Siz “Nerede?” sorusunu da sevmiyorsunuz. Biz yine de sormaya devam edelim, iktidara oy veren vatandaşlarımız da şahitlik etsin.

Cebindeki son para 12 lirayı eşine bıraktıktan sonra kendisini evinin balkonundan bırakarak intihar eden 3 çocuk babası Fedai Kuşçu nerede? Mersin Mut’ta, günlerdir siftah yapamadan dükkân kapattığını söyleyip “Oğlun bitmiş, beni affet.” diye paylaşım yaptıktan sonra evinin önünde kendini asarak intihar eden Kokoreççi Murat Gümüş nerede? Kıyamet günü Diyarıdicle’de kurdun kaptığı kuzunun hesabı bile Hazreti Ömer’den sorulacakken yoksulluk, yokluk sebepli bu intiharların vebalini üzerinde taşıyan yöneticiler nerede? Çorlu tren kazasında minicik bedeni paramparça olan 9 yaşındaki Oğuz Arda Sel nerede? Ona böylesi bir ölümü reva gördükleri hâlde hesap vermekten kaçınan yetkililer nerede? Darbe gecesi yakalanıp salıverilen FETÖ darbesinin kilit ismi Adil Öksüz nerede? Bilmem kaç klasör dosyayla “İadesini istedik.” dediğiniz FETÖ elebaşısı nerede? “Yılın ilk çeyreğinde yüzde 7 büyüdük.” diyorsunuz, madem büyüdük, emekliye, memura, işçiye bu büyümeden vermeniz gereken refah payı nerede? Yılda kişi başına düşen 8.500, 4 kişilik bir ailenin payına düşen 34 bin dolar millî gelir nerede? “Dünyada oyun kuruyoruz, dosta güven, düşmana korku veriyoruz.” diyorsunuz ya, 1,5 milyar dolar kapora verip alamadığımız      F-35’ler nerede? Amerika’ya kızınca Rusya’dan 2,5 milyar dolar verip aldığımız S-400’ler nerede? Beşli çeteye milyar dolarlar akıtırken 50 milyon dolar yatırım yapamadığınız için bedavaya peşkeş çektiğiniz Tank Palet Fabrikasında iki yılda üretilip Türk ordusuna teslim edilecek 250 millî tank nerede? Bakanlığına kendi şirketinden dezenfektan satan, başdanışmanını bayi yapan ya da bayisini başdanışman yapan Bakan nerede? Mafyadan ayda 10 bin dolar alan siyasetçi nerede? Bu arada unuttum sanmayın, hesabını veremediğiniz Merkez Bankasının 128 milyar doları nerede? Kendisine soru sorulmasını sevmeyen Genel Başkanınız krizde yalnız bıraktığı millete “Helalleşelim.” diyor. Biz de muhalefet olarak “Demokrasilerde helalleşme olmaz, hesaplaşma olur, getirin sandığı hesaplaşalım.” diyoruz. “Bu, dış güçlerin ağzı.” diyorsunuz. Başka bir şey diyoruz, trolleri harekete geçirip “Darbe iması.” diyorsunuz. Muhalefet ne yapacak? Sussun mu istiyorsunuz? Bu yaklaşımın demokraside yeri yok. Bu olsa olsa pudra şekerinin etkisidir. Pudra şekerinden uzak durmakta fayda var diye düşünüyorum.

Vicdan duygusunu kaybedene vicdansız; ar duygusunu kaybedene arsız; edep duygusunu kaybedene edepsiz; ahlak duygusunu kaybedene ahlaksız denir. Bir de yüzsüz var ama bu ifade az önce saydıklarıma benzemiyor yani yüzünü kaybedene yüzsüz denilmiyor. Yönettiği Bakanlığa fahiş fiyatla dezenfektan sattıktan sonra hiçbir şey olmamış gibi pişkin pişkin davrananlara, bir de ona sahip çıkanlara yüzsüz deniliyor.

17-25 Aralık oldu “FET֔ diyerek işin içinden sıyrıldınız. Şimdi ise bir bakanın bakanlığı ile şirketi arasında kurduğu hem etik dışı hem de Ceza Kanunu’na göre açıkça suç olan ticari ilişkiyi bazıları utanmadan, sıkılmadan savunuyor. Yapana “Yaptı.” demek, gereğini yapmak çok mu zor? Bir atasözümüz  “Hırsız başkasının malını yedim zanneder ama yediği aslında kendi namusudur.” der. Tüyü bitmemiş yetimin hakkını savunmak Meclisimizin görevidir. Yetim hakkına göz koyanlara gereğini yapmamak ise suça ortaklık etmektir. Doğru, yanlış her şeye sahip çıkan trol aklıyla ülke yönetilmez. Meclisimiz kendisine yakışanı yapmalıdır.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Başkanım…

BAŞKAN – Sayın Özel, buyurun.

 

 

 

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, Türki Cumhuriyetlere açık tek kapımız olan Hopa’daki Sarp Sınır Kapısı’nda 90 kilometreyi bulan bir kuyruk oluştu. Orada uluslararası nakliyat yapan tırcılarımız, şoförlerimiz çok büyük bir eziyet çekiyorlar. Bunun sebebi: Kazakistan’ın “Dozvola” olarak adlandırılan Transit Geçiş Belgesi sürelerinin dolmasından dolayı bu konuda bürokratik engeller çıkarması. Ticaret ve Dışişleri Bakanlarının bu olaya bir an önce müdahale etmesi gerekiyor. Biraz önce konuştuğumuz ve tahmin ediyorum tüm partilerden milletvekillerimize ulaşan yolda kalmış arkadaşlarımızın bazıları on dört gündür orada, tırlarının içinde mahsur kalmışlar. Ayrıca, bu tırlarda bekleyen ürünler Türki cumhuriyetlerdeki çok sayıda ihtiyacı karşılayacak ürünler, böyle de bir sorun var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bitireyim Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Buradan, Dışişleri Bakanlığının ve Ticaret Bakanlığının bir an önce harekete geçmesini, Dışişleri Bakanımızın ve Ticaret Bakanımızın bir an önce Kazakistan Hükûmetiyle görüşerek bu sorunu çözmesini bekliyoruz. 90 kilometreyi bulan kuyruk ve orada çekilen ızdırap gerçekten tırcılarımıza, şoförlerimize reva değildir; yardımlarını bekliyoruz Bakanlıkların.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

 

1. İstanbul Milletvekili Vedat Demiröz ile 79 Milletvekilinin Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi (2/3622) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 265) (Devam)

BAŞKAN – Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 265 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 4’üncü maddesinin (2)’nci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

“(2) Bu Kanunun kapsadığı dönemlere ilişkin olarak iştirak nedeniyle kesilecek vergi ziyaı cezalarında, cezaya muhatap olanların, cezanın %25'ini birinci fıkrada belirtilen süre ve şekilde ödemeleri durumunda cezanın kalan %75'inin tahsilinden vazgeçilir.”

 

        Züleyha Gülüm                           Pero Dundar                           Mahmut Toğrul

             İstanbul                                    Mardin                                   Gaziantep

         Kemal Peköz                             Zeynel Özen                  Serpil Kemalbay Pekgözegü

              Adana                                     İstanbul                                      İzmir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ CEMAL ÖZTÜRK (Giresun) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Züleyha Gülüm’ün.

Buyurun Sayın Gülüm. (HDP sıralarından alkışlar)

ZÜLEYHA GÜLÜM (İstanbul) – Yine iktidarın bir borç yapılandırma yasasıyla karşı karşıyayız. Tam 9’uncu af yasası ya da borçları yapılandırma yasası ama şunu düşünmek gerekiyor: 9’uncu kez çıkarılmış olması aslında neyin göstergesi? Bu borçların ödenemez hâle geldiğinin göstergesi. Zira, on dokuz yıllık AKP iktidarının sonucunda gelinen nokta artık insanların borçlarını ödeyemez hâle gelmiş olması. Orta sınıflar yoksullar kervanına katılırken yoksullar daha da yoksullaştı. Elbette ki iktidarın erkek egemen politikaları en fazla kadınları yoksullaştırdı ve yoksulun en yoksulu da şu an kadınlar.

On dokuz senedir devletin yani halkın kaynaklarını, doğayı talan eden bir iktidarla karşı karşıyayız. Bütün kasaları sıfırladınız, şimdi “Yeni kaynaklar nasıl buluruz.” onun derdine düşmüşsünüz. “Halktan vergileri toplayalım.” diyorsunuz, bu arada pandemi bahanesiyle binlerce, milyarlarca liralık cezalar kesiyorsunuz, bunları af kapsamına alma gibi bir derdiniz yok, zira paraya çok ihtiyacınız var anlaşılan ama kimin için? Sermaye grupları için, saray için ve Kürt halkına yönelik yürüttüğünüz savaş için bu paraları toparlamak istiyorsunuz.

Kaynağa ihtiyacınız var, anlıyoruz ama siz de şunu anlayın: Halkın size verecek bir parası kalmadı; tam tersine halktan para toplamak yerine; esnaftan, çiftçiden, yoksullardan para istemek yerine pandemi döneminde, yarattığınız ekonomik kriz döneminde halkın olan paralarını halka vermeniz gerekiyordu. Borçlandırma değil, yapılandırma değil, bütün borçların silinmesi gerekiyordu; bu da yetmiyor, devlet desteğinin sağlanması gerekiyordu; hem de öyle dostlar alışverişte görsün mantığıyla değil, üç beş kuruş vererek değil, gerçekten hayatlarını idame ettirebilecek gerçek bir desteğin esnaf için, çiftçi için, küçük işletmeler için, işçiler için, emekçiler için sağlanması gerekiyor.

Bu ülkede vergi zaten her zaman adaletsizdi, ülkenin bütün vergi yükü emeğiyle çalışan halkın sırtında. Maaşı cebine ulaşmadan vergisi kesilen emekçiler bir de bunun üstüne dolaylı vergiler ödemek zorunda kalıyor. Halka reva görülen bu iken sermaye sınıfının milyon dolarlık vergi borçlarından bir yandan indirim yapıyorsunuz, bir yandan siliyorsunuz; o da yetmiyor, iktidara geldiğiniz ilk günden itibaren ihalelerle, özelleştirmelerle, vergi indirimleriyle bu kesimlere büyük ayrıcalık sağladınız; büyük sermaye gruplarına, bir de yanlarına yandaş sermaye gruplarını eklediniz, yeni sermaye grupları yarattınız. Bu sınıf imtiyazlı kılınırken alın teriyle çalışan halk vergi yükü, borç yükü altında ezilmeye devam etti. Bu ekonomik krizde, bu pandemi krizinde asgari ücretten vergi almayın. Sermayeden yana ekonomik politikalarınızla özellikle son on yılda ülkeyi yalnızca tüketime dayalı, üretmeyen, yabancı sermayeye ve dışa bağımlı hâle getirdiniz. İstihdam alanı sağlamadığınız gibi güvencesiz çalıştırılmanın, sendikasızlaştırmanın, keyfî işten çıkarmaların önünü açtınız. Yabancı sermayeye “Gel.” derken şunu diyordunuz “Ülkede ucuz iş gücü var, istediğiniz gibi bir durum. Gelin, iş gücünü sömürün.” Pandemi sürecinde halkı açlıkla ya da virüsle baş başa bırakıp ekonomik kaynakları yandaşlara, çetelere aktardığınızı çok iyi biliyoruz.

Şimdi, bir kısmi açılmadan bahsediyorsunuz ama on beş aydır bu ülkenin müzik, eğlence, sahne sanatları alanında çalışan pek çok kişisi açlıkla, yoksullukla karşı karşıya. Tiyatrosunu, sinema salonlarını kapatmak zorunda kaldığı sanatçılar, enstrümanlarını satmak zorunda kaldı, kimisi çaresizlikten intihar etti. Kararnamelerle aç-kapa yaptığınız halk, belirsizlikten ve çaresizlikten ne yapacağını bilemez bir borç batağında debeleniyor.

Sabaha uygulanmak üzere, akşam karar alıyorsunuz. Kafeler, barlar, lokantalar hazırlık zamanı bile bulamadan “Ertesi gün açılacak.” diyorsunuz. Tıpkı Millî Eğitim Bakanının akşam 20.40’da “Yarın okullar açılıyor, yüz yüze eğitim var.” diye açıklama yapması gibi. İnsanlarla dalga mı geçiyorsunuz? İnsanlara gözlerinizi, kulaklarınızı öylesine kapatmışsınız ki artık “görün, duyun” diye Meclis kapısına gelip intihar girişiminde bulunuyorlar. Geçenlerde Dikmen kapısında bir kişi intihara teşebbüs etti ama siz bunu da görmezlikten geldiniz.

Bütün bunlar yetmezmiş gibi “128 milyar dolar nerede, Merkez Bankasındaki para nereye gitti?” diye soranlara “Halk bunu soramaz.” diyorsunuz. Halk kendi parasının nereye gittiğini sormayacak da neyi soracak? Ne yaptığınızı, ne söylediğinizi dahi bilmiyorsunuz artık çünkü iktidarda kalmak dışında, kendi bekanız dışında başka düşündüğünüz hiçbir şey  kalmamış bu nedenle de sorularınız bile artık kabul edilebilir değil. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi’nin 4’üncü maddesinin 1’inci fıkrasında yer alan “yüzde 50’si” ibaresinin “yüzde 40’ı” “yüzde 50’sinin” ibaresinin “yüzde 60’ının” ibaresi ile değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

               Fahrettin Yokuş                                   Hüseyin Örs                              Muhammet Naci Cinisli

                       Konya                                              Trabzon                                             Erzurum

                   Behiç Çelik                                       Bedri Yaşar                            Mehmet Metanet Çulhaoğlu

                      Mersin                                              Samsun                                               Adana

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Hüseyin Örs’ün.

Buyurun Sayın Örs. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

HÜSEYİN ÖRS (Trabzon) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ilgili kanun teklifinin 4’üncü maddesi üzerinde İYİ Parti Grubu adına söz aldım. Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, görüşmekte olduğumuz kanun teklifinin bu maddesinde inceleme ve tarhiyat safhasında bulunan işlemlere ilişkin düzenlemeler yer almaktadır. Düzenleme kapsamındaki yıllar için, haklarında cezalı tarhiyat yapılanların açtıkları davadan vazgeçmeleri veya dava açmayarak, yapılandırma düzenlemesinden yararlanarak ödemeleri hâlinde bu mükelleflerin haklarında ikmalen, resen ve idarece tarhiyat yapıldığı gerekçesiyle vergiye uyumlu mükelleflere tanınan 5 puanlık indirimden yararlanmalarına engel olunmamalıdır. Bu hususta düzenlemeye bir hüküm eklenebilir. Kanunun kapsadığı dönemlere ilişkin olarak, kanunun yayım tarihinden önce başlanıldığı hâlde tamamlanamamış olan vergi incelemeleri sonucunda tarh edilen vergiler ve cezalarla ilgili olarak kanun teklifinin 4’üncü maddesinde yer alan düzenlemeden yararlanıldığında sadece vergi zıyaı değil, usulsüzlük ve özel usulsüzlük cezalarının da kesilmemesi yönünde hüküm eklenmesi gerekmektedir.

Değerli arkadaşlar, hazırlayıp bugün önümüze getirdiğiniz kanun teklifinin gerekçesinde belirttiğiniz durumları biz bir yıldır burada sizlere söylüyoruz. Bundan altı ay önce kamu alacaklarının yapılandırılmasına ilişkin kanun kabul edildiğinde de Covid-19 salgını vardı; hatta, o zamanki vaka sayıları bugünkünden daha fazlaydı. O gün bizleri dinlemediniz, milletin Meclisinde dile getirdiğimiz, vatandaşlarımızın yaşamış oldukları mağduriyetlere kulaklarınızı tıkadınız. Bugün yine aynı şeyleri konuşuyoruz; her şeyi ben bilirim, her şeyi ben yaparım havasında olan AK PARTİ Grubuna mensup arkadaşlar muhalefetten gelen, milletin menfaatine olan önerilerimizi dikkate almıyorlar.

Peki, onlar dikkate almıyorlar da ne oluyor? İşte, bunun ceremesini de maalesef, milletimiz çekiyor, vatandaşımız çekiyor. İşte, bu vurdumduymaz tavrınız sonucunda da sık sık kanunlarda değişiklik yapmak zorunda kalıyoruz. Sizden talebimiz benim dediğim dedik çaldığım düdük tavrınızdan bir an önce vazgeçmenizdir.

Değerli milletvekilleri, altı ay önce sunulan yapılandırma teklifi görüşülürken salgının devam ettiğini, aylardır dükkânını açamayan ama bu sürede kira, elektrik, doğal gaz faturasını ödemek zorunda kalan esnafın zor durumda olduğunu, vergi yapılandırması ve SGK borçlarını ödeyemediğini, dükkânını kapatmak zorunda kaldığını üstüne basa basa bu kürsüden söylemiştik. Buna rağmen siz “Kapatan esnaf yok.” dediniz. Hatırlayın, o dönemde yapılandırmanın ilk taksit ödemesinin 2022 yılı Ocak ayında başlatılmasına ilişkin bir önerge vermiştik, bu önergemiz sizlerin oylarıyla reddedildi. Bugün getirilen kanun teklifiyle ilk taksit ödemelerinin eylül ayında başlayacağını söylüyorsunuz. İşte, bu bile bizim o gün verdiğimiz önergenin ve söylediklerimizin ne kadar haklı ve yerinde olduğunun göstergesidir.

AK PARTİ Grubuna mensup arkadaşlara sesleniyorum: Siz iktidara gelirken “Kimsesizlerin kimsesi, mağdurların sesi olacağız.” dediniz ama bugün ölümü gösterip sıtmaya razı eden düzenlemelerle ve yandaş basının yalan yanlış algılarıyla durumu idare etmeye çalışıyorsunuz. Unutmayınız ki Sayın Genel Başkanımızın da ifade ettiği gibi er ya da geç o sandık gelecek ve siz gideceksiniz. Aziz milletimiz parti değil, devlet diyecek; tek adam değil, millet iradesi diyecek; dayatma değil, ortak akıl diyecek; mafyokrasi değil, demokrasi diyecek; korku değil, huzur diyecek; fakirlik değil, refah diyecek. (İYİ Parti sıralarından alkışlar) Aziz milletimiz, 5 müteahhit değil, 84 milyon diyecek; haksızlık değil, adalet diyecek. Ezcümle, milletimiz İYİ Parti diyecek ve Türkiye’nin yüzü gülecek çünkü kimsesizlerin kimsesi -İYİ Partidir- biziz.

Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Örs.

Evet, Sayın Elitaş, buyurun.

 

 

 

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Biraz önce Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkan Vekili Sayın Özgür Özel’in, hakikaten dış ticaretimizi ilgilendiren bir konuyla ilgili yaptığı açıklamayı Ticaret Bakanımız, Ulaştırma Bakanımız ve Dışişleri Bakanlığımızla görüştük. Konuyla ilgili, Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcımız Kazakistan devleti yetkilileriyle irtibat hâlinde, Ulaştırma Bakanımız muhatabıyla görüşmelerini devam ettiriyor, Dışişleri Bakanımız da aynı şekilde yapıyorlar. 7.500 kotamız varmış, 7.500 kota dolduğundan dolayı şu anda Türkiye Cumhuriyeti devleti bu kotanın biraz artırılması konusunda girişimlerini devam ettiriyor. Umuyorum ki dost ve kardeş ülke Kazakistan devleti, Türkiye’den yapılacak ihracatla ilgili transit geçişlerde dozvola belgesi konusunda bizim talebimiz olan 20 bin civarındaki yeni kotanın alınması için bir davranış sergileyeceklerdir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Ben, bu konuyu gündeme getiren değerli arkadaşlarımıza, ihracat yapan değerli sanayicilerimize ve bu zor şartlar altında ürünlerinin nakliyesini gerçekleştiren nakliyeci kardeşlerimize bir katkı sağlayacağımızı umuyorum.

Hepinize teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Özel…

 

 

 

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, ben de Sayın Elitaş’a teşekkür ederim. Böyle durumlarda işte, Parlamento, parlamento olduğunu hissediyor. Vatandaşın bir sıkıntısı var, geçmiş dönemlerde hep burada Hükûmetin bir temsilcisi oluyordu ve o söylendiğinde benzer durum… Tabii, Sayın Elitaş’ın hem geçmişinde bir Bakanlık deneyimi var, hem de Sanayi ve Ticaret Komisyonunun Başkanlığını da yapmıştı, hassasiyet gösterdi; bu gerçekten çok olumlu bir adım. Buradan şunu da söyleyelim: Tabii, yarın, öğlen olmadan bütün bu tutanaklar bütün ülkelerin Ankara’daki dış temsilciliklerince kriptoya dökülüp kendi ülkelerine yollanıyor ülkeleriyle ilgili bir şey varsa. Kazakistan’ın da Ankara Büyükelçiliği yarın bu tutanağı okuyacak. Buraya, Kazakistan ile Türkiye arasındaki uluslararası anlaşmalar geliyor, karşılıklı ekonomi anlaşmaları geliyor. İktidar partisi Kazakistan’ın özel durumunu da ifade ettiğinde buradaki tüm partiler anlayış gösteriyorlar. Bunu da yazılan kriptoya yazsınlar; biz, ana muhalefet partisi olarak bugüne kadar...

BAŞKAN – Buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – ...Kazakistan’la ilgili gelmiş olan tüm uluslararası anlaşmaları, özellikle ekonomik iş birliği anlaşmalarını, öncelikle ve üzerinde çok da konuşmadan oy birliğiyle geçirdiğimizi de hatırlatıyoruz. Bunun karşılığında, orada bekleyen ve on beş gündür çile çeken şoförlerimizin ızdırabını bitirmek için aynı anlayışı kendilerinden bekliyoruz. Yarın göreceğimiz anlayış gelecekteki tavır ve tutumumuza da ışık tutacaktır. Kazakistan’a selamlar. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler.

 

1.  İstanbul Milletvekili Vedat Demiröz ile 79 Milletvekilinin Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi (2/3622) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 265) (Devam)

 

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

4’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Birleşime on dakika ara veriyorum ve Grup Başkan Vekillerimizi kürsü arkasına davet ediyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 21.11

 ALTINCI OTURUM

Açılma Saati: 21.25

BAŞKAN: Başkan Vekili Süreyya Sadi BİLGİÇ

KÂTİP ÜYELER: Şeyhmus DİNÇEL (Mardin), Sibel ÖZDEMİR (İstanbul)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın Milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 87’nci Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

265 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon? Yerinde.

Sayın Elitaş, buyurun.

 

 

 

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum. Biraz önce gündeme getirdiğimiz konuyu, Dozvola yani transit geçiş belgesiyle ilgili içeride ara verdiğimiz süreçte, Ticaret Bakanımız Sayın Mehmet Muş aradılar, şu anda 2 bin araçla ilgili geçiş belgesi alındı. Büyükelçiliğimiz elden bu olayı takip ediyor, 300 tane bekleyen tırımız var. 2 bin araçlık için geçiş belgesi alındı. İnşallah, yarın sabahtan itibaren Sarp Sınır Kapısı’nda bekleyen araçlarımız Türk cumhuriyetlerine başlayacaklar. Aynı şekilde, Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcımız, Dışişleri Bakanımız, Ulaştırma Bakanımız ve Ticaret Bakanımız kotayı daha da yükseltmek için gayret gösteriyorlar. Umarım ki Kazakistan heyeti de Büyükelçiliği de bizim Türkiye Büyük Millet Meclisinin bu taleplerini devlet yetkililerine iletirler ve dost ve kardeş ülkenin ticaret konusundaki yaklaşımlarını bize iletirler diye ümit ediyorum.

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Açıklama için teşekkür ediyorum.

 

1.  İstanbul Milletvekili Vedat Demiröz ile 79 Milletvekilinin Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi (2/3622) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 265) (Devam)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, 5’inci madde üzerinde 2’si aynı mahiyette olmak üzere 3 adet önerge vardır, ilk okutacağım 2 önerge aynı mahiyette olup birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 265 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 5’inci maddesinin Kanun Teklifi’nden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                  Pero Dundar                                    Mahmut Toğrul                                  Erol Katırcıoğlu

                      Mardin                                            Gaziantep                                            İstanbul

      Serpil Kemalbay Pekgözegü                          Kemal Peköz                                      Zeynel Özen

                        İzmir                                                Adana                                              İstanbul

                   Garo Paylan

                    Diyarbakır

 

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

          Emine Gülizar Emecan                          Ömer Fethi Gürer                                     Cavit Arı

                      İstanbul                                              Niğde                                               Antalya

                  Necati Tığlı                                     Alpay Antmen                                  Süleyman Girgin

                      Giresun                                              Mersin                                               Muğla

             Çetin Osman Budak

                      Antalya

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ilk söz Sayın Garo Paylan’ın.

Sayın Paylan, buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; sizleri saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, bu vergi affının gerekçesinde pandemiden etkilenen yurttaşlarımızın mağduriyetlerini azaltmak var. Ben de Komisyon Başkanımıza sordum, dedim ki: “Tamam, karşıyız ama yandaşlarınızın vergilerini sıfır faizle yapılandırıyorsunuz. Peki, matrah artırımının pandemiyle ne ilgisi var?” Berat Bey’e soruyorum, AK PARTİ Grubuna soruyorum, Komisyon Başkanımıza soruyorum: Ya, matrah artırımının bu pandeminin etkileriyle ne ilgisi var arkadaşlar? Kasa affının pandeminin etkileriyle ne ilgisi var? Stok affının ne ilgisi var değerli arkadaşlar?

Değerli arkadaşlar, bakın, bu torba yasanın en sakıncalı maddesindeyiz şu anda, 5’inci maddesi, matrah artırımı. “Matrah artırımı” size masum bir ifade gibi geliyor, öyle değil mi? Ama vergi ahlakını, vergi adaletini temelden sarsan bir madde. AK PARTİ defalarca bu adımı attı, her seferinde vergi adaletini ve vergi ahlakını bozdu. Ne diyorsunuz mükelleflere biliyor musunuz? Bakın, bazı mükelleflerimiz dürüst bildiriyorlar, evet ama mükelleflerimizin büyük çoğunluğu vergiyi düzgün bildirmiyorlar, böyle bir eğilim var. AK PARTİ de bunu teşvik ediyor, diyor ki mükelleflere: “Ya, siz, çok büyük paralar kazanmış olabilirsiniz ama zarar bildirdiniz veya üç kuruş bildirdiniz. Ben de sizi inceleyemiyorum, yüzde 1’inizi inceleyebiliyorum, çok azınızı yakalayabiliyorum. Ey mükellefler, gelin siz bana üç kuruş daha verin, ben de sizi incelemeyeyim.” Ahlaksız bir tekliftir bu değerli arkadaşlar, ahlaksız bir tekliftir. Yani düzgün veren mükellefleri baskı altında tutan, düzgün vermeyenleri de üç kuruşa temize çıkaran bir düzenlemeyle karşı karşıyayız.

Düşünebiliyor musunuz; bir mükellef 100 milyon lira ciro yaptı, düzgün bir şekilde de 10 milyon lira kâr bildirdi, 2,5 milyon lira da vergisini verdi, ona da diyorsunuz ki: “Bak matrahını artır yoksa başına iş gelebilir. Sen İYİ Partilisin, sen HDP’lisin, sen CHP’lisin mutlaka bu vergini artır.” Ya, adam düzgün bildirmiş “Yok yetmez, mutlaka artır.” diyorsunuz.

VEDAT DEMİRÖZ (İstanbul) – Hayır, mutlaka yok, mutlaka. Mutlaka nereden ya?

GARO PAYLAN (Devamla) – Aynı mükellefin bir başka komşusu yine 100 milyon lira ciro yaptı, o da 10 milyon kâr etti ama zarar bildirdi. Bakın, o zarar bildirdi kâr etmesine rağmen. Ona da diyorsunuz ki: “Ya, sen bana 10 bin lira, 20 bin lira bir vergi ver. Ben senin 100 milyonluk cironu incelemeyeceğim.” Bakın; namuslu, düzgün, uyumlu mükellef 10 milyon kâr bildiriyor, 2,5 milyon lira vergi veriyor, ona da aynı muamele, zarar bildirene de “10 bin liraya, 20 bin liraya 100 milyonluk cironu temize çıkarıyorum. Ben seni incelemeyeceğim.” diyorsun. Bunda bir adalet var mı arkadaşlar? Hadi onu geçtim. 100 milyon lira ciro yapanla 100 bin lira ciro yapanı aynı kefeye koyuyorsun. 100 milyon ciro yapanı da 10 bin liraya, 20 bin liraya aklıyorsun, 100 bin lira ciro yapana da “10 bin lira, 20 bin lira ver ki seni incelemeyeceğim.” diyorsun. Bunda adalet var mı değerli arkadaşlar?

Bakın, size söyleyeyim, Vedat Bey getirdi bu maddeyi, imzaladı, koydu, yüz tane AK PARTİ’li vekil imzaladı.

VEDAT DEMİRÖZ (İstanbul) – Baştan sona yanlış konuşuyorsun bak. Söz alırım, çıkar konuşurum bak. Yanlış konuşuyorsun.

GARO PAYLAN (Devamla) – Şimdi, bu maddeyle arkadaşlar, belki maliyemiz 10 milyar lira gelir elde edecek değil mi?

VEDAT DEMİRÖZ (İstanbul) – Maddeyi bile okumamış.

GARO PAYLAN (Devamla) – 10 milyar liraya muhtaçsınız, kasada para tükendi, 10 milyar lira gelir elde edeceksiniz. Bakın, size iddiayla söylüyorum.

VEDAT DEMİRÖZ (İstanbul) – Hepsi yanlış.

GARO PAYLAN (Devamla) – Bu maddeyle belki 10 milyar gelir gelir ama vergi ahlakı bozulur, vergi adaleti bozulur ve ülke 100 milyar lira, 200 milyar lira zarar eder. Yani vergi ahlakının parayla da ölçülebilecek bir tarafı yoktur. Bir ülkede kazanandan vergisini alacaksın, kazanamayana destek vereceksin, aç açıkta olana destek vereceksin. Eğer bunu yapamadığınız zaman ne olur? İşte, birileri şatafat içinde yaşamaya devam eder, beş kuruş vergi vermez, bordro mahkûmları bu ülkenin vergilerini öder. Bordro mahkûmları, asgari ücretliler daha ellerine maaş geçmeden yüzlerce lira vergi ödüyorlar. Milyonlarca işçi bu ülkeyi sırtında taşıyor hem ödedikleri vergilerle daha maaşları eline geçmeden hem de harcamalarında yüksek KDV’lerle, yüksek ÖTV’lerle bu ülkenin  vergi yükünü onlar çekiyor ama her yıl çıkardığınız vergi aflarıyla işte bir avuç sermayedarı, bir avuç yandaşı ihya etmeye devam ediyorsunuz ve vergi ahlakını, vergi barışını bozuyorsunuz.

Vedat Bey’e ben soruyorum: Vergi affını getirdiniz “Gelecek yıl vergi affı bir daha çıkmayacak.” diyebiliyor musunuz? Kaç Bakan geldi, “Bir daha tövbe yok.” dedi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

GARO PAYLAN (Devamla) – Bakın, bu yıl çıktı, böyle yaptığınız sürece gelecek yıl bir vergi affı yasasıyla daha karşı karşıya kalacağız.

Hepinize saygılar sunarım. (HDP sıralarından alkışlar)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Vedat Bey, bu iddialar ne olacak?

VEDAT DEMİRÖZ (İstanbul) – Mustafa Bey, söz alayım mı, gerek var mı?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Vedat Bey, ne çok günahınız varmış.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Başkanım, sataşma vardı Vedat Bey’e, konuşmayacak mı? Sataşma vardı Vedat Bey size, konuşmuyor musunuz?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sükût ikrardan gelir, tutanağa geçiyorsa, Vedat Bey sükût ediyor.

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Sataştım ben size.

VEDAT DEMİRÖZ (İstanbul) – Bir defa, zorunluluk yok, ihtiyari; aynı şekilde ciro, bilmem ne… Aynı ciroya göre değil, matrah üzerinden beyan ediyoruz.

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Sataştım ben size.

VEDAT DEMİRÖZ (İstanbul) – “Af” diye bir şey yok yani, yapmayın ya! Çıkın, “Biz karşıyız.” deyin bakayım…

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Karşıyız tabii ki.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ikinci söz talebi Sayın Çetin Osman Budak’ın.

Sayın Budak, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

ÇETİN OSMAN BUDAK (Antalya) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; görüşmekte olduğumuz 265 sıra sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi’nin 5’inci maddesi üzerine söz aldım.

Pandemi sürecinde hem vatandaşlarımız hem de mükellefler tahakkuk etmiş vergi borçlarını zamanında ödeyemediler. Bu hepimizin malumu, bu nedenle, görüştüğümüz teklifte getirilen yapılandırmanın olumlu olduğunu söylememiz gerekiyor. Ama bunun bir yöntem hâline getirilmiş olmasının da mali disiplin açısından son derece yanlış bir tutum olduğunun altını çizmek istiyorum. Bakın, 2020 yılı bütçesinde bütçe açığı tahmini 138,9 milyar liraydı fakat 172,7 milyar lira açık verdik. Yani bütçe tahmini yüzde 24,3 saptı. Bu açığın sadece pandemi nedeniyle olduğunu söylemek yanlış olur, temel neden mali disiplin ve yönetim zafiyeti sorunudur. Dolayısıyla, söz konusu bütçe açığı keşke gelir kaybına uğrayan vatandaşlarımızın, işsiz kalan yurttaşlarımızın ve onlara yapılması gereken gelir desteği kaynaklı olsaydı.

 Değerli arkadaşlar, matrah ve vergi artırımı yapılan vergi çeşitlerinde ilgili yıllar için vergi incelemesi ve tarhiyat yapılamıyor. Matrah veya vergi artırarak belli bir tutar ödeniyor. Bunun karşılığında incelememe garantisi alınıyor. Hazırlanan teklife göre matrah artırımı yıllık gelir ve kurumlar vergisinde 2016, 2017, 2018, 2019 ve 2020 yılları için yapılabilecek.

Yine, teklifte vergisini hakkıyla ödeyen vatandaşların cezalandırıldığına yönelik önyargıyı kırmak için de bir akıl oyunu burada yapılıyor. Asgari oranlar üzerinden yüzde 20 olarak planlanan ödeme miktarları uyumlu mükellefler için yüzde 15 olarak düzenleniyor. Uyumlu mükellefler zaten ödemelerini titizlikle yapan mükellefler, adı üstünde uyumlu mükellef. Bu mükellefler neden sopayla korkutularak yüzde 15 vergiye, ödeme yapmaya zorlanıyorlar.

VEDAT DEMİRÖZ (İstanbul) – Zorlanmıyor, “ihtiyari” diyoruz.

ÇETİN OSMAN BUDAK (Devamla) – Tüm dünyada vergisini düzenli ödeyen vatandaşlar mükâfatlandırılıyor. Ben bunu her zaman, otuz yıllık vergi mükellefi olarak söylüyorum, her zaman da bunu söyledim, geçmiş dönemlerde bulunduğumuz kurumlarda da söyledim. Vergisini düzenli ödeyene teşvik olarak bir ödül verin; diğerlerini de, ödemeyenleri de teşvik etsin. Bu, yüzde 5 olabilir SGK’de yaptınız bunu. Yani burada da bu yüzde 5’i verin. Yüzde 20 yerine yüzde 15 deyip… Yani burada bir ödüllendirme olmuyor. Sonuçta, o düzenli ödeyen adama bir daha ceza veriyorsunuz.  O yüzden ülkemizde bunu -biraz önce söylediğimiz- sigorta primlerinde bunları yaptık, anlattık.

Şimdi, bir tablo var elimde, başka bir konuyla ilgili. Elimdeki Hazine ve Maliye Bakanlığının Mayıs ayında yayınlamış olduğu Kamu Maliyesi Raporu var. Bu raporun karşısında da şöyle bir grafik var: Bu itiraf gibi bir tablo. Bakın, Maliye ve Hazine Bakanlığının itiraf gibi bir tablosu. Avrupa Birliği üyesi ülkeler ile Türkiye’nin merkezi yönetim bütçe dengesinin gayrisafi yurt içi hasılaya oranları 2019 yılı ile pandemiyle geçen 2020 yılı için kararlaştırılmış. Bu ülkelerin 2019 yılında merkezî bütçesi gayrisafi yurt içi hasılalarının binde 8’i oranında açık vermiş, bu açık 2020 yılında yüzde 5,9’a çıkmış. İspanya’da 2019’da yüzde 1,3 olan bu açık 2020’de yüzde 8,4’e çıkmış. İtalya’da ise yüzde 1,8’den yüzde 9,3’e yükselmiş. Ülkemizde ise 2019 yılında yüzde 2,9 olan açık oranı 2020 yılında yalnızca yüzde 3,4’e çıkmış. Yani Maliye Bakanlığı bu tabloyu bir övünç tablosu olarak sunuyor ancak bu bir utanç vesikası. Bütün Avrupa ülkeleri halkını covidden korumak için kaynaklarını seferber etti. Bütçe kaynaklarını covidden etkilenen esnafa, işsiz kalan vatandaşa, güvencesiz turizm çalışanlarına bu dönemde dağıtmayacaksınız da ne zaman, kime dağıtacaksınız? Bu göstergeler bir mali başarı değil, Hükûmetin yurttaşlarımızı pandemi döneminde yalnız ve çaresiz bıraktığı anlamına geliyor.

Süre kalmadı. Büyük Önder Atatürk’ün, vergiyle ilgili, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda dile getirdiği bir sözünü anımsatarak sözlerimi tamamlamak istiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÇETİN OSMAN BUDAK (Devamla) - Bunu tamamlamak istiyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Budak.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, Atatürk’ün sözü. Selamlama mahiyetinde, müsaade ederseniz, on saniye... Atatürk’ün sözü.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Budak.

Efendim, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün sözü olduğu için söz verdim, başka süre vermeyeceğim.

ÇETİN OSMAN BUDAK (Devamla) – Sağ olun, çok teşekkür ederim.

“Vergi usullerinin ıslahı çarelerinin aranmasına da ehemmiyetle devam olunmalıdır. İyi usul ve iyi tatbikin memnun edici neticelerini vatandaş hiç bir işte vergi mevzuu kadar hassasiyetle takdir etmez.”

Çok teşekkür ediyorum Sayın Başkan, verdiğiniz süre için.

Yüce Meclisi de saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi’nin 5’inci maddesinin yedinci fıkrasının teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

 Mehmet Metanet Çulhaoğlu       Fahrettin Yokuş                          Ayhan Altıntaş

        Adana                                           Konya                               Ankara

   Muhammet Naci Cinisli                              Behiç Çelik

        Erzurum                                              Mersin

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Altıntaş’ın.

Buyurun Sayın Altıntaş. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

AYHAN ALTINTAŞ (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 265 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 5’inci maddesi üzerinde İYİ Parti Grubu adına söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Ülkemizde uzun zamandır yaşanan ekonomik sıkıntılar pandemi süreciyle derinleşti, hiç inkâr etmeyelim. Halkımız ekonomik bir darboğazın içerisinde. Pandemi süreciyle uygulanan düzensiz ve verimsiz kapanmalar, en başta, düzenli geliri olmayan vatandaşlarımızı olumsuz etkiledi. Özellikle küçük ve orta ölçekli vergi mükellefleri bu dönemde kiradan kredi borçlarına ve hatta vergi ödemelerine kadar birçok alanda zorlanıyor çünkü birçoğu aylarca ve hatta pandeminin en başından beri iş yerini açamadı. Zor durumda olan vatandaşlarımız için, onların bu zorlukları atlatmaları için elimizden geleni yapmalıyız. Zaten teklifin gerekçesinde de Covid-19 salgınının ekonomik olumsuzluklarını azaltmak için bu kanun teklifini verdiğinizi belirtiyorsunuz yani mağdur vatandaşa destek olmak istediğinizi söylüyorsunuz. Vergi afları zor durumdaki vatandaşa önemli bir destek olabilir, ekonomik olarak nefes almalarını sağlayabilir fakat bunu sık sık yaparsanız amacından şaşar. Maalesef, sık sık vergi cezası aflarına, matrah artırımlarına gidiyorsunuz. Bu, sizin iktidarınızdaki 9’uncu vergi affı. En sonuncusunun tarihi 17 Kasım 2020 yani yaklaşık altı ay önce. Her seferinde bir bahaneye sığınıyorsunuz. Bu yüzden de Covid-19 salgınının yarattığı ekonomik sorunların bu kanun teklifinin amacı değil, bahanesi olduğunu düşünüyoruz. Vergi afları, yaptığınız zamlar gibi, devlete ve ekonomiye acil kaynak sağlamak için kullanılıyor, maalesef, bu kaynaklar da çoğunlukla şatafata, israfa gidiyor; keşke çiftçiye, esnafa, işsize gitse. Anadolu’da ciddi bir kuraklık var. Çiftçi ürününü toplayamıyor. Tarladaki fiyat ile marketteki fiyat 8-10 kat fark ediyor.

Tekrar teklife dönecek olursak son beş yılda 5’inci defa vergi affı geliyor arkadaşlar. Bunun zor durumdaki bazı vatandaşlarımıza nefes olacağını söyledik fakat vergi afları istisna uygulamalar olmalıydı, böyle mutat bir politika hâline gelmemeliydi.

Vergi affının hesapsız yapılmasının olumsuz sonuçları daha büyük. O kadar sık af çıkıyor ki vergi borcu olanlar ödemelerden önce bu kanunları, afları bekler oldu, insanlar bir dahaki sene de nasılsa af gelir diye düşünüyor. Mükelleflerin her sene vergi affı çıkacağını düşünmesi demek, vergiyi sürekli ötelemeleri demektir yani bu afların sıklığı arttıkça vatandaş da ödemekten kaçınıyor. Ayrıca, bu durum vergiye uyumlu dürüst mükellefleri de zamanla bu düzene uymaya itiyor, mükelleflerin vergiye gönüllü uyumu sürekli azalıyor. 2000’li yılların başında yüzde 90 üzerinde olan vergi tahsilat oranının 2020’de yüzde 80’e gerilemesi önemli bir nokta. Neden böyle bir gerileme yaşandığını sorgulamalıyız.

Vergi aflarıyla vergisini düzenli ödeyen vatandaşlardaki adalet duygusu yıpratıldı, her afla daha da yıpratılıyor. Vergisini zamanında ödeyen, bunu önemli bir görev gören vatandaş kendisini cezalandırılmış, kaybetmiş hissetmemeli, kazançlı görmelidir, onlar için de önemli avantajlar sağlamalıyız. Kaldı ki bu uygulamaların vergisini düzenli ödeyen vatandaş üzerindeki tek olumsuz etkisi bu değil. Vergisini düzenli ödeyen dürüst bazı vatandaşlarımız da ihtiyaçları olmadığı hâlde matrah artırımına gitmek zorunda hissediyor. Teklifi hazırlayan vekillerimiz “Zorunlu değil, ihtiyari.” dese de vatandaşlarımız eski defterlere bakılmasından kurtulmak istiyor çünkü matrah artırımındaki eski defterlere bakma meselesi iktidarın elinde resmen Demokles’in kılıcı hâline dönüştü, şantaj malzemesi gibi sallayıp duruyorsunuz.

Değerli milletvekilleri, vergi affı yerine üretimi teşvik edelim. Katma değeri yüksek ürünlerin üretimine ve ihracata destek olalım, her alanda üreticiyi destekleyelim, üreticimizi ezdirmeyelim. Gündelik tedbirlerle günü kurtarırız, asıl amacımız kalıcı ve güven veren bir vergi sistemi olmalıdır.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

 

 

 

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, yoklama talep ediyoruz.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunacağım ama yoklama talebi vardır, öncelikle onu yerine getireceğim.

Sayın Özel, Sayın Tanal, Sayın Emecan, Sayın Hamzaçebi, Sayın Girgin, Sayın Ünsal, Sayın Aydoğan, Sayın Kaya, Sayın Aytekin, Sayın Yalım, Sayın Arı, Sayın Sındır, Sayın Keven, Sayın Şahin, Sayın Karasu, Sayın Antmen, Sayın Arslan, Sayın Bulut, Sayın Adıgüzel, Sayın Şeker.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı yoktur.

Birleşime on beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 21.50

YEDİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 22.08

BAŞKAN: Başkan Vekili Süreyya Sadi BİLGİÇ

KÂTİP ÜYELER: Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir), Sibel ÖZDEMİR (İstanbul)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 87’nci Birleşiminin Yedinci Oturumunu açıyorum.

 

 

III. - Y O K L A M A

 

 

 

BAŞKAN – 265 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 5’inci maddesi üzerinde Ankara Milletvekili Ayhan Altıntaş ve arkadaşlarının önergesinin oylamasından önce istem üzerine yapılan yoklamada toplantı yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi yoklama işlemini tekrarlayacağım.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum ve yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklamaya başlandı)

BAŞKAN – Kıymetli milletvekillerimiz, sık sık yoklama talebi oluyor. Lütfen, Genel Kurul yakın olalım, ayrılmayalım. Her seferinde on beş, yirmi dakika           -oylamayla beraber tekrar- yoklamayla zaman kaybediyoruz. Bu kanun teklifini de bugün bitirme noktasında Genel Kurulun bir kararı var, iradesi var. Rica ediyorum lütfen Genel Kuruldan, kulisten ayrılmayalım. Rica ediyorum, lütfen.

(Elektronik cihazla yoklamaya devam edildi)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

 

1.  İstanbul Milletvekili Vedat Demiröz ile 79 Milletvekilinin Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi (2/3622) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 265) (Devam)

 

 

BAŞKAN - Ankara Milletvekili Sayın Ayhan Altıntaş ve arkadaşlarının önergesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

265 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon? Yerinde.

5’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

6’ncı madde üzerinde 4 adet önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

                       

 

                  Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 265 sıra sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılmasıyla ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi’nin 6’ncı maddesinin birinci fıkrasının “c” bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

c) Bu fıkranın (a) bendi uyarınca beyan edilen; makine, teçhizat, demirbaş ve emtiaların bedeli üzerinden tabi olduğu oranların yarısı esas alınarak katma değer vergisi hesaplanır ve ayrı bir beyanname ile sorumlu sıfatıyla beyan edilerek, beyanname verme süresi içinde ödenir. Emtia makine, teçhizat ve demirbaşlar üzerinden ödenen bu vergi, hesaplanan katma değer vergisinden indirilemez. Bu emtia, makine, teçhizat ve demirbaşlar için 3605 sayılı Kanun’un 9’uncu maddesinin (2) numaralı fıkrası hükmü uygulanmaz.

 

Emine Gülizar Emecan                                 Ömer Fethi Gürer            Cavit Arı

        İstanbul                                                                                        Niğde             Antalya

Necati Tığlı                                     Alpay Antmen                         Süleyman Girgin

  Giresun                                                                Mersin                                 Muğla

Cengiz Gökçel

   Mersin

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN- Önerge üzerinde söz talebi Sayın Cengiz Gökçel’in.

Sayın Gökçel, buyurun lütfen. (CHP sıralarından alkışlar)

CENGİZ GÖKÇEL (Mersin) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

İktidar iki yılda bir Meclise kamu alacaklarıyla ilgili yapılandırma teklifi getiriyor. Ülke ekonomisi, hane gelirleri her gün kötüye gidiyor, vatandaş kamuya olan borcunu ödeyecek gelir elde edemiyor. Ülkeyi yönetemiyorsunuz, vergi politikanız çökmüş durumda. Öncelikle bu politikanın değişmesi lazım ama siz, devletten en çok ihale alan 5’li çetenin kira borçlarını siliyorsunuz, vergilerini affediyorsunuz, çetenin borcunu da vatandaşa yüklüyorsunuz; esnafa, çiftçiye haciz gönderiyorsunuz.

Bakın, arkadaşlar, vatandaşlarımız vergi ödemekten kaçmıyor ama bu vergi politikasıyla vatandaşın vergi borcunun olmaması imkânsız. AKP'nin gelir dağılımına bakmadan dolaylı vergilerle vergi toplamaya çalışması bugün bu teklifi konuşmamızın nedenidir. Yapılması gereken adaletli bir vergi reformudur, reform yapılmazsa daha çok vergi affı konuşmaya devam ederiz.

Değerli arkadaşlar, küresel salgın sürecinden geçiyoruz. Bu noktada, vatandaşlarımıza destek olmak, ödenmeyen vergileri ve borçları yapılandırmak ve affetmek çok önemli ancak borç yapılandırma iktidarınızın alışkanlığı hâline geldi. Aslında, ülkeyi ekonomik sıkıntıya sokuyorsunuz, vatandaşlar geçinemiyor, vergisini ödeyemiyor, borçlarını ödeyemiyor, yapılandırmak zorunda kalıyorsunuz. Gerekçenizde vatandaşlara destek olmaktan bahsediyorsunuz. Vatandaşların içinde çiftçi neden yok? AKP'li arkadaşlara soruyorum, değerli MHP'li arkadaşlara soruyorum, bütün Meclise soruyorum: Değerli arkadaşlar, ülkede inim inim inleyen bir çiftçi topluluğu var, köylü var. Bu yapılandırmada neden çiftçi yok? (CHP sıralarından alkışlar) Çiftçi köle mi? Çiftçi bu ülkenin vatandaşı değil mi? Sosyal güvenlik primi borcu olmayan çiftçi yok memlekette. Bakın, her gün, her noktada köylüye gidiyoruz, çiftçiye gidiyoruz; çiftçiler prim borcundan dolayı gerçekten çok zor durumdalar, ödeyemiyorlar. Çiftçinin SGK prim borçlarının affı bu teklifte neden yok? Prim borçlarının faizlerinin silinip anaparanın uzun vadeye yayılması bu teklifte yer alamaz mıydı? Çiftçi bu ülkede ikinci sınıf vatandaş mı? Ama size göre gerçekten, çiftçi hem ikinci sınıf vatandaş hem de siz çiftçiye köle gözüyle bakıyorsunuz.

Değerli milletvekilleri, biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak çiftçimizin SGK primlerine yönelik bir kanun teklifini Meclis Başkanlığına aylar önce sunduk. Bakın, şu anda bir çiftçinin SGK prim ücreti aylık 1.234 lira. Bugünkü şartlarda çiftçi her ay 1.234 lirayı nasıl ödesin? Çiftçi perişan, çiftçi bitmiş. Kıraç alanda 50 dönüm hububat yetiştiren bir çiftçinin bugünkü şartlarda kuraklık yakmamışsa 30 bin lira seviyesinde gelir elde edebileceği görülüyor. Çiftçi maliyetini çıkaramıyor, siz “SGK primini öde.” diyorsunuz çiftçiye. Çiftçi bunu ödemekten kaçınmıyor ama bu şartlarda ödemesi mümkün değil arkadaşlar. Çiftçi bankaların, kooperatiflerin haciz kıskacından inim inim inlerken, banka borçlarının yapılandırılması, tarım kredi kooperatiflerinin borçlarının yapılandırılması, sulama birliklerinin borçlarının yapılandırılması bu teklifte neden yok? Çiftçi, Bağ-Kur primini ödeyemezken siz, yirmi sekiz gün üzerinden hesaplayarak çiftçinin primini oluşturuyorsunuz oysa geçtiğimiz dönemlerde çiftçinin primi on beş gün üzerinden hesaplanarak alınıyordu. Yani çiftçi bugünkü ödediği primin yarısını ödüyordu, çiftçinin borcu yoktu, çiftçi rahatlıkla üretime devam ediyordu.

Değerli arkadaşlar, eğer biz gerçekten bu ülkede ezilen, yokluk çeken, sıkıntı çeken vatandaşlarımıza bir katkı yapmak istiyorsak buna çiftçiden başlamak zorundayız, emekçiden başlamak zorundayız, çiftçiyi ihya etmek zorundayız. (CHP sıralarından alkışlar) Bizi doyuran, ülkenin gıda ihtiyacını sağlayan ve onurluca topraklarını işleyen bizim Türk çiftçimizdir; bunu asla unutmayın, çiftçiye bu yapılanları da asla unutmayacağız.

Teşekkür ediyorum. (CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi’nin 6’ncı maddesinin (1)’inci fıkrasının (c) bendinde yer alan “yarısı” ibaresinin “1/4’ü” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

               Fahrettin Yokuş                        Mehmet Metanet Çulhaoğlu                          Feridun Bahşi

                       Konya                                               Adana                                               Antalya

          Muhammet Naci Cinisli                              Behiç Çelik                                       Bedri Yaşar

                     Erzurum                                             Mersin                                              Samsun

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Feridun Bahşi’nin.

Sayın Bahşi, buyurun. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

FERİDUN BAHŞİ (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 265 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 6’ncı maddesi üzerinde söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, konuşmama başlarken Millî Mücadele’nin komutanı, cumhuriyetin ve devletimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e yapılan utanmazlığı onun Türk milletine emanet ettiği bu kürsüden en ağır şekilde kınıyor ve bu müptezeli cumhuriyet savcılarına havale ediyorum.

Ayasofya ibadete açıldığı günden beri tarihiyle ve dinî önemiyle değil de maalesef, bu milleti huzursuz eden ve ayrıştıran imamlarıyla gündeme geliyor. (İYİ Parti sıralarından alkışlar) Bildiğiniz gibi, Ayasofya’nın açılışında da Atatürk’e lanet okunmuş, onun da hesabı sorulmamış, cumhuriyet savcıları âdeta sağır ve kör olmuşlardı. Ama şundan eminim ki bu kürsülerden Ulu Gaziye yapılan bu hakaretlerin hesabı bağımsız yargı önünde mutlaka sorulacaktır.

Değerli milletvekilleri, bu yasa teklifi, son yedi ay içinde 2’inci, bu iktidar dönemindeyse 9’uncu yapılandırma yasasıdır. O kadar çok yapılandırma yasası çıkıyor ki vergi ödeyenler artık kendilerini enayi gibi hissediyorlar. Sadece zordaki esnaf, sanayici, vergi mükellefi olan herkes sürekli bir borç ertelemesi ve af beklentisi içerisinde. Borcunu zamanında ödemeyenlere uygulanan gecikme zammı, ceza gibi yaptırımların da artık hiçbir caydırıcılığı yok çünkü herkes nasıl olsa af çıkar diye düşünüyor.

 Ülkemizde ekonominin kötü olması ve üzerine bir de salgının eklenmesiyle büyük bir kesim vergi ve sigorta primi borçlarını zamanında ödeyemediler. Özellikle küçük işletmelerin hayata kalabilmeleri, istihdamını devam ettirebilmeleri için bir kolaylık sağlanmasını tabii ki destekliyoruz. Ancak dünyada kamuda en fazla iş alan 10 şirket listesine Türkiye'den giren 5 şirketten sadece 1 tanesinin affedilen vergi miktarı 9,4 milyar lira; toplam ise 108 milyar lira ise bu düzenlemenin bir anlamı kalmıyor. Bir kişinin affedilen vergisi 9,4 milyar lirayken 20 milyon esnafa 4 milyar 622 milyon lira destek verilmesi düpedüz komikliktir.

Değerli milletvekilleri, salgına karşı haklı sebeplerle alınan önlemler çerçevesinde çoğu esnaf ve işletmenin çalışma saatleri hâlâ kısıtlı durumdadır. Faaliyetleri durdurulan veya alınan önlemler sonucunda satışlarında ciddi düşüşler yaşayan esnaf ve işletmeler borçlarını yapılandırıp yapılandırmama konusunda oldukça kararsız durumdalar. Yapılandırılan borcu ödeyememe korkusu yaşıyorlar. Esnaf yandaşa yapılan peşkeşe karşılık kendilerine bu kadar düşük destek sağlanmasını komik buluyor. Esnafın asıl beklentisi karşılıksız hibe desteği. Esnaf gelir vergisi, stopaj gibi tüm vergilerden muaf olmak istiyor; elektrik, su, doğal gaz gibi enerji girdilerinin ve SGK primlerinin devlet tarafından karşılanmasını istiyor; borçlarının süresiz ve faizsiz olarak ertelenmesini ve salgın sona erip piyasa normalleşene kadar da bu desteklerin devam etmesini bekliyor.

Değerli milletvekilleri, ülkemizde çalışan insanların yarısı asgari ücretli, bir o kadarı da işsizdir, emeklilerin durumunu zaten konuşmaya gerek yok, üniversiteyi bitirmiş gençlerimizin tek derdi iş. Şimdi, böyle bir ortamda diyorsunuz ki “Herkes mutlu, gül gibi geçinip duruyor.” Toplumun geniş kesimlerinin mutlu olmadığını aslında sizler de çok iyi biliyorsunuz. Şimdi, sormak istiyorum: Emeklimizin geçim derdini ne zaman ortadan kaldıracaksınız? Asgari ücretlinin gelirini ne zaman artıracaksınız? İşsizlerimize ne zaman iş edindireceksiniz? SGK primini dahi ödeyemeyen esnafımızın, çiftçimizin derdine nasıl çare olacaksınız?

Gazi Meclisi ve yüce Türk milletini saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 265 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 6’ncı maddesinde yer alan “aşağıdaki” ibarelerinin “aşağıda bulunan” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                  Pero Dundar                                    Mahmut Toğrul                                    Zeynel Özen

                      Mardin                                            Gaziantep                                            İstanbul

                  Kemal Peköz                          Serpil Kemalbay Pekgözegü

                       Adana                                                İzmir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Zeynel Özen’in.

Sayın Özen, buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

ZEYNEL ÖZEN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AKP iktidarı, yalnızca günü kurtarmak amacıyla, tamamen siyasi ömrünü uzatma derdiyle getirdiği kanun teklifleriyle içini boşalttığı hazine kasasını sonucu ne olursa olsun yalnızca doldurma gayreti içerisindedir. Burada sözde stok affı kapsamında zaten zor durumda olan KOBİ’lerden KDV alacak, iflasa sürükleyecektir. Bu işletmeler zaten yatırım yapamadıkları için zamanını dolduran teçhizat ve makinelerle ayakta durmaya çalışıyor. Ayrıca teçhizat ve makinelerin ilgili iş alanı içerisinde gerekli yeterliliklere sahip olup olmadıklarına yönelik bir inceleme yapılmaması, buna yönelik düzenleme ve incelemelerin öncelikli olarak ele alınması gerekirken yine gayriresmî bir yöntemle sadece vergi gelirlerinin esas alınması gelecekte büyük tahribatlara yol açacaktır.

TÜİK, Türkiye'nin yüzde 7 büyüdüğünü açıkladı. Kişi başına millî gelir 11 bin dolardan 7 bin dolarlara indi. Fakat iktidar onlarca kez çıkardığı özel vergi aflarıyla 5’li çetenin ve yandaşların kârlarını artırdı. Dar gelirlilerin geliri yüzde 30 civarında azalırken 5’li çete ve yandaşlar servetine servet kattı. TÜİK aracılığıyla servis edilen bu veriler gerçekçi ve doğru değil çünkü millî gelir eşit olarak dağıtılmamaktadır. Özellikle pandemi sürecinde kapısına kilit vuran KOBİ’lerin, esnafın, emekçinin, işçinin gerçeğini yansıtmamaktadır. Bazı sermaye grupları pandemiyle kârlarına kâr, servetlerine servet katarken emeğiyle geçinen yurttaşlar işçiler ise perişan duruma düşmüştür. Özellikle küçük esnaflar, KOBİ’ler batmış, pek çok işletme kapısına kilit vurmak zorunda kalmıştır. Hizmet sektöründe gündelik çalışan emekçiler işsiz ve aşsız kalmışlardır. Ancak bu yasa teklifini getiren bu gerçeği yok sayarak tüm mükellefleri aynı kefeye koyarak toptancı bir biçimde vergi affı getirmek istemektedir. Bu toptancı yaklaşımla vergi borcu olan herkes aynı çuvala konmuştur. Vergi affının önceliği pandemiden dolayı vergisini ödeyemeyen işsizler, işçiler, çiftçiler, KOBİ’ler, esnaflar, emeğiyle geçinen yurttaşlar olmalıdır. Pandemi koşullarından dolayı şayet vergi alanında düzenlemeler yapılıyor, yapılandırma veya af getiriliyorsa daha da bozulan gelir dağılımını hesaba katarak öncelikle ve esasen emeğiyle geçinen yurttaşlar üzerindeki hem dolaysız hem de dolaylı vergi yükü hafifletilmelidir.

Değerli milletvekilleriiktidarı, bugüne kadar ülke içinde ve dışında kirli ilişkilerinde kullandığı bir suç örgütü lideri itiraflarda bulunarak hepsini ifşa etmiştir. AKP öncesinde ülkede katliamların çoğunda imzası olan karanlık şahsiyetler, bugün iktidarla birlikte kaldıkları yerden devam ediyorlar. Gezi katliamından Suriye’deki cihatçı teröristlerle iş birliğine kadar birçok insanlık suçunun altında imzası olanlar hâlâ bu memleketi yönetiyorlar.

Bu ülkede tüm yurttaşlara kan ve gözyaşından başka bir şey ifade etmeyen devlet, mafya ve tarikat ilişkilerini artık bu topraklar kaldırmıyor. “Vatan, millet, Sakarya” edebiyatıyla perdelenmeye çalışılan bu kirlenmişlik artık rögar kapaklarından dışarı taşıyor, bu pis kokular Türkiye’yi sardığı gibi dünyaya yayılıyor. Böylesi bir ortamda siyasi meşruiyeti biten AKP iktidarı, mafya ve tarikat ilişkileriyle korku ve itaat iklimi yaratarak baskı ve zulümlerle iktidarını uzatmaya çalışmaktadır. Bu yüzden önümüzdeki ilk seçimlerde Türkiye halkları, aydınlık bir gelecek ve demokrasi için dar çıkar gruplarının, oligarşik kamu mensuplarının iktidarı olan AKP’den kurtulacaktır.

Gezi’de yitirdiğimiz Mehmet Ayvalıtaş, Abdullah Cömert, Ethem Sarısülük, Hasan Ferit Gedik, Medeni Yıldırım, Ahmet Atakan, Ali İsmail Korkmaz ve Berkin Elvan’ı saygıyla anıyorum. Onların mücadelesi bir halk hareketiydi, onları hiçbir zaman unutmayacağız ve unutturmayacağız.

Teşekkür ederim.

Saygılarımı sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 265 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 6’ncı maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendinden sonra gelmek üzere aşağıdaki bendin eklenmesini ve diğer bentlerin buna göre teselsül ettirilmesini arz ve teklif ederiz.

"d) Mükellefler işletmelerinde bulunduğu halde kayıtlarında yer almayan basılı kitap ve süreli yayınları, kendilerince veya bağlı oldukları meslek kuruluşunca tespit edilecek rayiç bedel üzerinden %4 oranında katma değer vergisi hesaplamak ve bu fıkranın (a) bendindeki sürede ayrı bir beyanname ile sorumlu sıfatıyla beyan ederek ödemek suretiyle defterlerine kaydedebilirler. Ödenen bu vergi hesaplanan katma değer vergisinden indirilebilir ancak iadeye konu edilemez. Bu emtia için 3065 sayılı Kanunun 9’uncu maddesinin (2) numaralı fıkrası hükmü uygulanmaz.”

 

            Mustafa Elitaş                                                                       Erkan Akçay

                 Kayseri                                                                                Manisa

 

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Söz talebi yok.

Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Mükelleflerin işletmelerinde bulunduğu hâlde kayıtlarında yer almayan basılı kitap ve süreli yayınları kayıtlarına almalarına imkân sağlanmaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum:  Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda 6’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum:  Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

7’nci madde üzerinde 3 adet önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan "Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması İle Bazı Kanunlarda Değişildik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi’nin 7’nci maddesinin üçüncü fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

(3) 30/4/2021 tarihinden önce (bu tarih dâhil) işlenen fiillere ilişkin olup bu Kanunun yayımı tarihinden önce kesinleştiği hâlde bu Kanunun yayımı tarihi itibarıyla ödenmemiş olan idari para cezası asıllarının %40' ı ile bu tutara ödeme sürelerinin bittiği tarihlerden bu Kanunun yayımı tarihine kadar geçen süre için yıllık ÜFE aylık değişim oranları esas alınarak hesaplanacak tutarın, bu Kanunda belirtilen süre ve şekilde ödenmesi hâlinde, idari para cezası asıllarının kalan %60'ı ile idari para cezasına uygulanan gecikme cezası ve gecikme zammı gibi feri alacaklarının tamamının tahsilinden vazgeçilir.

Muhammet Naci Cinisli                     Fahrettin Yokuş                Mehmet Metanet Çulhaoğlu

     Erzurum Konya                                  Adana

   Behiç Çelik                                Hayrettin Nuhoğlu

     Mersin İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) – Katılmıyor Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Mehmet Metanet Çulhoğlu’nun.

Buyurun Sayın Çulhaoğlu. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

MEHMET METANET ÇULHAOĞLU (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 265 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 7’nci maddesiyle ilgili İYİ Parti Grubu adına söz almış bulunuyorum. Heyetinizi saygıyla selamlarım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AK PARTİ Hükûmeti bu kanun teklifini Plan ve Bütçe Komisyonuna getirdiğinde ne kadar kamu geliri, ne kadar kamu gideri olacak, ekonomiye etkisi ne yönde ve ne kadar olacak; bununla ilgili bir etki analizi dahi olmadan yine günü kurtarmaya yönelik, geçici kanun teklifleri getirmeye devam ediyor. Bakınız, en bariz örneği, AK PARTİ Hükûmetince 3 Kasım 2002 tarihinden bugüne kadar 27 Şubat 2003 tarihinde Vergi Barışı Kanunu, 22 Kasım 2008 tarihinde Varlık Barışı Kanunu, 13 Şubat 2011 tarihinde Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması Kanunu, 10 Eylül 2014 tarihinde İş Kanunu ve Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması Kanunu; 19 Ağustos 2016 tarihinde, 27 Mayıs 2017 tarihinde, 18 Mayıs 2018 tarihinde ve 17  Kasım 2020 tarihinde yine 6736, 7020, 7143 ve 7256 sayılı Kanunlarda “Bazı Alacaklarının Yapılandırılması” olmak üzere 8 kanunda 9’uncu defa yapılandırma ve af düzenlemesi yapıldı.

Daha bir yılı doldurmadan AK PARTİ’nin çıkardığı bu aflarla toplanan vergiler nereye gidiyor? Otoyollar, havaalanları ve köprüleri yapan beş müteahhide gidiyor. Ne çiftçimize ne esnafımıza ne de sanayicimize ekonomide güven vermediniz, yeterli destekleri de vermediniz, vergi adaletini sağlayamadınız. Görüldüğü gibi, bir yıl dolmadan 2’nci defa af çıkarıyoruz. Vatandaşlarımız gittiler yapılandırma yaptılar ama gördüler ki siz aslında borcun faizi üzerinden af getiriyorsunuz. Vatandaşın ödeme imkânı iyi değerlendirilmeden yapılan düzenlemelerden istenilen netice alınmadığı için tekrar tekrar düzenleme ihtiyacı duyuyorsunuz. Siz ne yaptığınızı biliyor musunuz? Vergi adaletsizliğini büyüttükçe büyütüyorsunuz. Vergisini zamanında ve tam ödeyen vatandaşlarımızı cezalandırdınız, devletine küstürdünüz. Komisyonda “Vergisini zamanında ödeyen vatandaşlarımıza oran indirimi yapın.” önerimizi de reddettiniz. Biz, İYİ Parti olarak yedi ay önce sunulan yapılandırma teklifinin görüşmelerinde pandeminin devam ettiğini, esnaflar başta olmak üzere mükelleflerin cari dönem vergi yükümlülüklerini yerine getirmekte zorlandıklarını ve bunun için yapılandırma taksitlerini ödemelerinin zor olacağını belirttik. İlk taksit ödemesinin 2022 yılı ocak ayında başlatılmasına dair önerge de verdik. Fakat bu önergemiz görüşmeler esnasında Cumhur İttifakı tarafından maalesef reddedildi. Şimdi, eylül ayında ilk taksit ödemesinin başlatılmasını getiriyorsunuz. Bizim, o zaman verdiğimiz önergenin ne kadar doğru olduğu, ne kadar haklı olduğu bugün gözler önünde ama dinleyen var mı? Tabii ki yok, hiçbir zaman da olmadı. Biz, pandemi nedeniyle gelir kaybına uğrayan kesime has, kolaylıklar olsun diye 2020 yılında vergi ve prim yükümlülüğünü yerine getiremeyen mükelleflerin borçlarının 2020 yılı içinde faizsiz yapılandırılmasını talep ettik. Hatta esnafın kira stopaj borçlarının silinmesinin doğru bir karar olacağını belirttik. Yine dinleyen var mı? Yine dinleyen yok. Bugün, yine AK PARTİ Hükûmetinin bürokratlarınca hazırlanan ve önümüze getirilen bu teklifte bizim uyarılarımız ve adalet boyutu hiç dikkate alınmadı.

Değerli arkadaşlar, ülkemizin ekonomisindeki yapısal sorunlar pandemiyle sadece derinleşmemiş, yapısal bir tıkanma da yaratarak ekonominin her kesimini ciddi sorunlarla karşı karşıya bırakmıştır. Bu sorunları aşacak yapısal reformlar hayata geçmeden ülkemizin ekonomisini düzeltmek de mümkün olmayacaktır. Ne olur biliyor musunuz? Yaşanacak gecikme ve böyle günübirlik vergi affı getiren çözümler ancak vergi sisteminde yıpranma yaratır. Derhâl piyasalarda istikrar ve güveni tesis edecek doğru adımlar atmalısınız. Matrahı dürüst şekilde hesaplayan, beyan eden, vergisini doğru şekilde ödeyen mükellefler cezalandırılmamalıdır. Biz, İYİ Parti olarak Ak PARTİ’nin bu gidişatının doğru olmadığını, 84 milyon vatandaşımıza rahat bir nefes aldıracak, tüyü bitmedik yetimlerin hakkını ve hukukunu koruyacak kanun çalışmaları yapılması için iyileştirilmiş ve güçlendirilmiş parlamenter sistemin bir an önce gelmesi gerekir diyor, heyetinizi saygılarımla selamlıyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

 BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 265 sıra sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi’nin 7’nci maddesi metninde bulunan “2021 yılı Nisan ayı” ibarelerinin “2021 Mayıs ayı”, “30/04/2021” ibarelerinin ise “31.05.2021” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

                     Cavit Arı                                        Necati Tığlı                                     Alpay Antmen                                        Antalya                                             Giresun                                              Mersin                                      Süleyman Girgin                                 Ünal Demirtaş                                 Ömer Fethi Gürer                                      Muğla                                            Zonguldak                                             Niğde                                  Emine Gülizar Emecan                                                                                                                                                  İstanbul

 

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Ünal Demirtaş’ın.

Buyurun Sayın Demirtaş. (CHP sıralarından alkışlar)

ÜNAL DEMİRTAŞ (Zonguldak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, yine bir vergi affı kanunu görüşüyoruz. 7’nci maddeyle Sosyal Güvenlik Kurumunun 74 milyarlık alacağının yapılandırılması öngörülmektedir. Kişisel olarak bu kanun kapsamı içindeki vergi ve SGK borçlarının yeniden yapılandırılmasıyla ilgili düzenlemeleri olumlu bulmaktayım. Ancak önemli gördüğüm bazı hususları da ifade etmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, AK PARTİ’lilerin yaptığı konuşmalara baktığımızda, “Esnafın durumu çok iyi.” “KOBİ’lerin durumu çok iyi.” “Herkes çok mutlu.” “Ekonomi müthiş, uçuyoruz, şahlanıyoruz.” gibi sözler söylüyorlar. İnsan bunları dinlerken kendinden geçiyor. Nasıl böyle bir hayal dünyasında yaşıyorsunuz vallahi anlamış değilim. Peki, gerçekler böyle mi? Tabii, sarayda yaşayanların, 5’li çetenin, yandaşların durumu iyi ama vergi mükellefi olan esnafın, KOBİ’lerin, işletmelerin ve dar gelirlilerin durumu iyi mi? Elbette iyi değil.

Değerli milletvekilleri, “Büyüyoruz, şahlanıyoruz, uçuyoruz.” diyorsunuz ama daha yine, iki gün önce, birinci çeyrekte yüzde 7 büyüdüğümüzü açıkladı TÜİK ama gerçekler öyle mi? 2002’de dünyanın 20’nci büyük ekonomisiyiz, 2020’de dünyanın yine 20’nci büyük ekonomisiyiz; 2021 yılında ise Türkiye’nin 22’nci sıraya gerilemesi bekleniyor. Bu nasıl büyümedir ki on dokuz yıl önce 20’nci sıradayız, on dokuz yıl sonra da 22’nci sıraya geriliyoruz? Bakın, bugün resmî enflasyon yüzde 17, gerçek enflasyon yüzde 35-40; resmî faiz yüzde 19, gerçek, reel faiz ise yüzde 25-26’dır. Merkez Bankasındaki 128 milyar doları buharlaştırdınız, rezervler eksiye düştü. Daha dün akşam Cumhurbaşkanı konuşurken dolar tüm zamanların rekorunu kırarak 8,81’e çıktı. Milletimize doğruları söyleyin, milletimizle dalga geçmeyin diyorum.

Değerli milletvekilleri, bugün Türkiye büyük bir ekonomik buhranla boğuşuyor. İşte, sık sık çıkardığınız aflar da ülkenin iyi yönetilmediğinin, ekonominin kötü olduğunun bir ispatıdır, bir ikrarıdır. Eğer ekonomi iyi olmuş olsaydı, uçsaydık, şahlansaydık vergi borçları ve SGK primleri yapılandırılmazdı, ödenirdi; siz de bu vergi affını çıkarmak zorunda kalmazdınız. Ülkeyi kötü yönetiyorsunuz ama milletle de dalga geçmeyin.

Değerli milletvekilleri, cumhuriyetin kuruluşundan bu yana kadar 37 vergi affı kanunu çıkarılmış, varlık barışıyla da birlikte sizin döneminizde vergi affı sayısı 10 olmuş yani ortalama iki yılda bir vergi affı çıkarmışsınız. Bu 11’inci vergi affı ve son beş yılda çıkan 5’inci af. Daha yedi ay önce çıkardığınız bir vergi affı var ve bu yedi ay önce çıkan affın kapsamına giren 289 milyar TL’lik borcun bugüne kadar sadece 17 milyar TL’si ödenmiş yani yüzde 7’sini ancak tahsil edebilmişsiniz. Son derece düşük bir rakam yani daha yedi ay önce çıkardığınız af amacına ulaşamamış. Tabii, bu afların tahsilat oranlarına baktığımızda da giderek düşen oranlar söz konusu yani vergi afları amacına ulaşamamışlar. Ben de bu affın gerçekten amacına ulaşamayacağını düşünüyorum.

Değerli milletvekilleri, peki, bu tablo neden böyle? Çünkü ülkeyi iyi yönetemiyorsunuz, “tek adam rejimi” dediğimiz sistem çalışmıyor. Türkiye son üç yıldır büyük bir ekonomik krizin içerisinde ve kriz kötü yönetim nedeniyle çözülemediği gibi Covid-19 salgınıyla da birleşti mi ekonomik buhrana dönüştü. Evet, bu krizden etkilenmeyen, bu krizden dolayı işleri artan mutlu bir azınlık var. Ancak, özellikle küçük esnaf ve KOBİ’ler bu ekonomik buhrandan çok büyük zarar görmüştür. Kötü yönetimin faturasını esnaflar, KOBİ’ler, işletmeler ve dar gelirliler ödemektedir.

Değerli milletvekilleri, kişisel olarak bu ekonomik buhrandan zarar gören küçük esnafımızın, KOBİ’lerimizin, işletmelerimizin vergi, SGK gibi yükümlülüklerinin yeniden yapılandırılması gerektiğini ve hatta faizlerinin dahi silinmesi gerektiğini düşünüyorum. Ancak, durumu iyi olan ve bu kriz nedeniyle işleri artan vergi mükelleflerinin bu yapılandırmadan yararlandırılmaması gerektiğini düşünüyorum. Vergi adaletinin sağlanabilmesi için iyi niyetli mükellef ile kötü niyetli mükellef arasında bir ayrım yapılması gerekmektedir. İyi niyetli mükellefler ödüllendirilmelidir, kötü niyetli mükellefler ise cezalandırılmalıdır. Oysa ülkemizde ise tam tersi bir durum söz konusudur. Böylelikle, bu şekilde sık sık af çıkarmak da bu şekilde olumsuz sonuçlara yol açmaktadır. Bu mükellefler bu afları kötüye kullanmaktadır, bu da devlete olan güveni sarsmaktadır. Devlete olan güven sarsılınca da kimse vergi ve SGK primi ödemek istememektedir.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Demirtaş.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 265 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 7’nci maddesinde yer alan "itibarıyla” ibarelerinin "itibari ile” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                  Pero Dundar                          Serpil Kemalbay Pekgözegü                         Mahmut Toğrul

                      Mardin                                               İzmir                                              Gaziantep

                  Kemal Peköz                                      Zeynel Özen

                       Adana                                              İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Mahmut Toğrul’un.

Sayın Toğrul, buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın vekiller, (2/3622) esas sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi’nin 7’nci maddesi üzerine söz aldım. Bu vesileyle Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Sayın vekiller, AKP sermayesinin maliyetleri toplumsallaştırma politikasının en somut örneğini vergi politikalarından okumak mümkündür. Bu vicdansız, adaletsiz vergi politikalarına karşı yapılması gereken ise çok nettir. Bir devrimsel değişime ihtiyaç olduğu açıktır. Bu devrimsel değişimin temel mottosu daha da az kazanandan az, çok kazanandan çok vergilendirme olmalıdır. Önemli olan bu ilkeyle gelirin ve servetin vergilendirilmesidir. Emeğiyle geçinen ücretli çalışanların ülkenin en büyük vergi mükellefi olmaları ülkede vergi adaletinin olmadığının en sarih  göstergesidir.

AKP'nin getirdiği bu torba yasadan yurttaşların payına refah ve özgürlük değil, bilakis daha çok vergi ve daha çok baskı düşmüştür. Hukuksuzluğun, adaletsizliğin, yolsuzluğun, yoksulluğun kol gezdiği bir ülkede yaşamaktayız. Gün geçtikçe daha da derinleşiyor bu sorunlar. Yoksulların, emekçilerin, işsizlerin, işçilerin evine giren tek şey borç ve zam.

Kanun teklifinin genel gerekçesine göre önceki yapılandırmanın üzerinden henüz altı ayı geçmişken ikinci bir yapılandırmanın getiriliyor olmasının temel amacı alacakların yeniden yapılandırılması adı altında istediği oranda vergi tahsilatı gerçekleştiremeyen Hükûmetin para toplamak amacıyla getirdiği bir kanun teklifidir. Oysaki bu kanun teklifinden önce ülkedeki vergi politikalarının ve vergi sisteminin değişmesi gerekmektedir. Ülkenin vergi politikaları iktidarın sıfatlarını belirler. Sıklıkla getirilen vergi afları iktidarın ülkeyi yönetemediğinin en açık göstergesidir. İktidarlar,  oluşturdukları vergi sistemleriyle kimlerden yana olduklarını, toplumun hangi kesimlerinden yana saf tuttuklarını, hangi sınıfın çıkarlarını gözettiklerini göstermektedir. Türkiye'de vergi yüküyle ilgili temel sorun vergi dağılımındaki dengesizliktir. Türkiye'de vergi yüküne bakıldığında bu yük emekçilerin sırtındadır maalesef. Pandeminin en çok vurduğu kesim emekçilerdir. Halkın önemli bir çoğunluğu muazzam bir gelir kaybı yaşamaktadır, gelir dağılımı daha da bozulmaktadır. Yapılması gereken talep yönlü politikaların geliştirilmesidir. Bunun için de nakdî destekler başta olmak üzere toplumun güvencesiz kesimlerinin doğrudan gelir transferinden faydalandırılmasıdır.

Sayın vekiller, pandemi ekonomik olarak herkesi ve her kesimi eşit biçimde etkilememiştir. Bazı sermaye grupları pandemide kârlarına kâr, servetlerine servet katarken, emeğiyle geçinen yurttaşlar, işçiler ise perişan durumdadır. Özellikle, küçük esnaflar batmış, pek çok işletme kapısına kilit vurmak zorunda bırakılmıştır. Emeğiyle geçinen yurttaşlar ve küçük esnaflar başta olmak üzere tüm yurttaşlar pandemiyle birlikte gelir kaybına uğrayarak daha da perişan hâle gelmiştir. Bize göre, dar gelirli yurttaşların, emeğiyle geçinenlerin, işsizlerin, işçilerin, zor durumda olan esnafların, küçük işletmelerin vergi cezaları da silinmelidir. Vergi tabanının genişletilmesi için, vergi oranlarının makul seviyelere çekilmesi, mali yükümlülüklerin katlanılabilir, üretimi, istihdamı ve ihracatı artırıcı bir noktada olması gerekir. Vergi harcayandan değil, kazanandan alınmalıdır.

Sayın Vekiller, madde 7 de SGK kapsamındaki prim borçları ile idari para cezalarının ödenmesi ve gecikme ceza ve gecikme faizlerinin affıyla ilgili düzenlemeleri içeriyor. 7’nci maddenin (2)’nci fıkrası ile 8’inci maddenin (1)’inci fıkrası özel nitelikteki inşaatlara ve ihale konusu işlere ilişkindir ve ödenmemiş olan eksik işçilik üzerinden hesaplanan sigorta primlerinin tahsilatının yapılandırılmasını öngörmektedir. Bilindiği üzere, kayıt dışı istihdam oranının en yüksek olduğu sektör inşaat sektörüdür. İnşaat sektöründe kayıt dışılık oranı yüzde 30’ların üzerindedir. Burada 2 temel sıkıntılı nokta var: Birincisi, tespiti yapıldığı hâlde eksik işçilik primlerini ödemeyen firmalara uygulanan cezaların bu düzenlemeyle affedilmesine, inşaat sektöründeki kayıt dışı istihdamı normalleştirme tehlikesi vardır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) – İkincisi ise, bu düzenlemeyle Sosyal Güvenlik Kurumu işverenden prim alacağını tahsil etse dahi bu tahsilat, kayıtsız olarak çalıştırılan işçilerin primlerinin ödendiği anlamına gelmeyecektir. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Toğrul.

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

7’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

8’inci madde üzerinde 3 adet önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

                  Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 265 sıra sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi’nin 8’inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

“MADDE 8 – (1) 31.05.2021 tarihine kadar (bu tarih dahil) bitirilmiş özel nitelikteki inşaatlar ile ihale konusu işlere ilişkin olup, bu Kanun hükümlerinden yararlanmak için başvurulduğu halde, 9 uncu maddenin birinci fıkrasının (a) bendinde belirtilen başvuru süresinin sonuna kadar işverene tebliğ edilmiş olan ön değerlendirme, araştırma veya tespit sonucunda bulunan eksik işçilik tutarı üzerinden hesaplanan sigorta primi asılları ile bu alacaklara ilişkin gecikme cezası ve gecikme zammı hesaplanan sürenin başlangıç tarihinden bu Kanunun yayımı tarihine kadar geçen süre için Yİ-ÜFE aylık değişim oranları esas alınarak hesaplanacak tutarın, bu Kanunda belirtilen süre ve şekilde ödenmesi halinde, bu alacaklara uygulanan gecikme cezası ve gecikme zammı gibi fer'i alacakların tamamının tahsilinden vazgeçilir.

(2) 31.05.2021 tarihinden önce (bu tarih dahil) işlenen fiillere ilişkin olup 9 uncu maddenin birinci fıkrasının (a) bendinde belirtilen başvuru tarihine kadar tebliğ edildiği halde yine bu tarihe kadar ödenmemiş olan idari para cezası asıllarının %50'si ile bu tutara ödeme sürelerinin bittiği tarihlerden bu Kanunun yayımı tarihine kadar geçen süre için Yİ-ÜFE aylık değişim oranları esas alınarak hesaplanacak tutarın, bu Kanunda belirtilen süre ve şekilde ödenmesi halinde, idari para cezası asıllarının kalan  %50'si ile idari para cezasına uygulanan gecikme cezası ve gecikme zammı gibi fer'i alacakların tamamının tahsilinden vazgeçilir.

(3) Bu Kanunun 9 uncu maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde belirtilen tarihe kadar başvuruda bulunmak kaydıyla bu Kanunun 1 inci maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi kapsamındaki alacaklar ile 10 uncu maddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarında belirtilen alacaklardan bu Kanunun 9 uncu maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde belirtilen ilk taksit ödeme süresinin sonuna kadar tahakkuk edenler de bu Kanunun 7’nci maddesine göre yapılandırılır.

(4) Bu madde ile 7’nci madde hükümlerinden yararlanmak isteyen borçluların, bu maddelerde belirtilen şartların yanı sıra dava açmamaları, açılmış davalardan vazgeçmeleri ve kanun yollarına başvurmamaları şarttır.”

 

 

  Emine Gülizar Emecan                  Ömer Fethi Gürer                            Cavit Arı

             İstanbul                                     Niğde                                      Antalya

          Necati Tığlı                            Alpay Antmen                         Süleyman Girgin

             Giresun                                     Mersin                                      Muğla

                                                         Gürsel Erol

                                                             Elâzığ

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Evet, önerge üzerinde söz talebi Sayın Gürsel Erol’un.

Sayın Erol, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

GÜRSEL EROL (Elâzığ) – Sayın Başkanım, sayın milletvekilleri; hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

Bugün, aslında, söz aldığım kanun maddesiyle ilgili değil, Elâzığ’da yaşanan sorunlarla ilgili Meclisimizi bilgilendirmek isterim. Ben 26’ncı Dönemde Tunceli Milletvekiliydim. AK PARTİ’nin kurulduğu günden günümüze kadar Türkiye’de milletvekili çıkaramadığı tek il Tunceli’ydi ve o anlamda, Tunceli’yi Elâzığ’dan daha sorunlu bir kent bilirdim. AK PARTİ’nin girdiği her seçimde AK PARTİ açısından son derece başarı hikayesiyle sonuçlanan bir ildir Elâzığ. O anlamda, Tunceli’yi Elâzığ’dan daha sorunlu bir kent bilirdim ve Elâzığ Milletvekili olunca, ilçeleri, beldeleri, köyleri, sivil toplum örgütlerini gezince gördüm ki Elâzığ Tunceli’den çok çok çok daha sorunlu bir kent. Yani, gerçekten, kamu hizmetlerinin gitmesi, vatandaşın sorunlarının çözülmesiyle ilgili Elâzığ’da ciddi anlamda sorunlar ve sıkıntılar var.

Şimdi, bugün bu kürsüden neyi gündeme getireceğim? Yüz yıllardır geleneksel şekilde hayvancılık yapan, özellikle, yalnızca Elâzığ bölgesinde değil, Tunceli, Elâzığ, Bingöl üçgeninde hayvancılıkla uğraşan Elâzığ’da 2 tane büyük aşiret vardır. Bunlar Şavak aşireti ve Beritan aşiretidir. Bu aşiretler yüz yıllardır geleneksel yöntemlerle hayvancılık yaparlar ve bunların en büyük sorunu da meralarla ilgili sürecin doğru planlanmamasından kaynaklı maliyetlerinin yüksek olması, devletin üretim kaynaklarının çoğaltılması anlamında, hayvancılığın desteklenmesi anlamında, hayvancılıkla uğraşanların sosyal statülerinin korunması anlamında bugüne kadar devletin hiçbir şekilde katkıda bulunmaması. Düşünün “üretim, üretim, üretim” diyoruz ama bu 2 aşiret genelde bölgede milyonlarca küçükbaş hayvan üreten, geleneksel yöntemlerle mevsimin belli sürelerinde yaylalara çıkan; Erzurum'dan, Muş'tan, Sivas’tan Erzincan’a kadar yaylaları kullanan ama bu yaylaları ücretsiz kullanmayan, devlet tarafından bu yaylalar kiraya verilen aşiretlerdir ve çoğu zaman kira miktarları yüksek olduğu zaman da bu aşiretler hayvanlarını meralara götürememekten kaynaklı mal ve can kaybına uğruyorlar.

Sayın Grup Başkan Vekillerimiz, özellikle AK PARTİ’nin Grup Başkan Vekillerine de buradan seslenmek istiyorum: Bunu gerçekten bölgede yalnızca siyasi olarak kullanılması gereken bir konuşma olarak değerlendirmeyin, o bölgede gerçekten üretime katkı veren ve yüzyıllardır geleneksel hayvancılık yapan bu 2 aşiretin sahiplenilmesi lazım. Hâlâ kalıcı bir düzenleri yok, yerleşik bir düzenleri yok, sosyal güvenceleri yok ve her dönem mera mevsimi başladığı zaman bu 2 aşiret gerçekten bu yaz veya bu mevsim hayvanlarımızı hangi meralara götüreceğiz diye kaygı ve endişe yaşıyorlar ve bunların ülke ekonomisine inanılmaz katkıları var, hayvancılıkta ve süt ürünlerine inanılmaz katkıları var. Bu sorunların çözümüyle ilgili Meclisin bilgisine bu konuyu sunarak sizden yardım istiyoruz. Şu anda Elâzığ’da Kovancılar ilçesinde Beritan aşiretinin 200 bin küçükbaş hayvanı meralara gidemez durumda. Bunun nedeni ne? Bir, meraların tam anlamıyla köylüye açılmamış olması. İki, meraların ihaleye çıkarılarak yüksek fiyatlardan ihale sonucu kiralanması. Oysaki yani nasıl bugün bir kanun çıkıyorsa ve bu kanunda işverenlerimize, üreticilerimize, sanayicilerimize, ticarethanelerimize, işletmelerimize vergi ödemesinde matrah artırımında bir yarar, bir kamu yararı ve bir vatandaşlık görevi olarak onların borçlarını devlete karşı yapılandırıyorsak aynı şekilde, devletten hiçbir katkı almadan hayvancılık yaparak hayatını devam ettiren bu 2 aşirete de gerçek anlamda sahip çıkılması lazım ve bunların sorunlarını çözümüyle ilgili de devletin bu 2 aşirete katkı vermesi lazım. Yalnızca bu katkı meraların tahsisi anlamında değil, aynı zamanda, bunların yerleşik düzene geçmesiyle ilgili, çocuklarının eğitimiyle ilgili ve sosyal güvencelerinin sağlanmasıyla ilgili de destek verilmesi lazım. Bununla ilgili bir araştırma yapılırsa görülecektir ki yüzyıllardır bu bölgede bu 2 aşiretin bölge ekonomisine ve o bölgedeki sosyal dengenin oluşmasına inanılmaz katkısı vardır diyorum. Bu anlamda sizlerden destek istiyoruz. Bu 2 aşiretin sahiplenmesiyle ilgili Meclisimizi bilgilendirmek istedim.

Hepinize sevgi ve saygılarımı sunarak iyi akşamlar diliyorum.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 265 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 8’inci maddesinin (4)’üncü fıkrasının kanun teklifinden çıkartılmasını arz ve teklif ederiz.

                  Pero Dundar                                    Mahmut Toğrul                                    Zeynel Özen

                      Mardin                                            Gaziantep                                            İstanbul

                  Kemal Peköz                          Serpil Kemalbay Pekgözegü                          Hişyar Özsoy

                       Adana                                                İzmir                                             Diyarbakır

 

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Hişyar Özsoy’un.

Buyurun Sayın Özsoy. (HDP sıralarından alkışlar)

HİŞYAR ÖZSOY (Diyarbakır) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, gecenin bu geç vaktinde…

(Uğultular)

HİŞYAR ÖZSOY (Devamla) – Başkanım, bir uyarsanız.

BAŞKAN – Arkadaşlar, hatip kürsüde, rica ediyorum, lütfen.

HİŞYAR ÖZSOY (Devamla) – Kıymetli arkadaşlar, gecenin bu geç vaktinde ben cezaevleriyle, cezaevlerindeki hasta tutuklularla ilgili sizinle 2 tane örnek paylaşmak istiyorum; kıyaslayın, lütfen kıyaslamayı siz yapın. Özellikle Adalet ve Kalkınma Partisinin Grup Başkan Vekilleri dinlerlerse onlardan da taleplerimiz olacak.

Kıymetli arkadaşlar, Kırıkkale Keskin T Tipi Kapalı Cezaevinde bulunduğu süre içerisinde Yüksek İhtisas Hastanesinden birçok rapor almış, organize suç örgütü lideri olarak hüküm giymiş bir şahsiyet hakkında verilmiş bazı raporları ben şimdi size söyleyeyim: Ekim 2017’de “İstemediği sürece il içi ve dışı hiçbir hastaneye sevk edilemez.” 20 Mart 2018’de “Kırıkkale dışında hava, kara, deniz yoluyla ambulansla dahi gitmesi hayati tehlike arz etmektedir.” Yine, 2018’de -bunlar hep doktor raporları- “Türkiye’de hiçbir yerde hücre cezası yatamaz.” 2018’de “Koğuş kapısı, havalandırma bahçe kapısı açık olmak kaydıyla yirmi dört saat hava almaya çıkabilir.” 2017’de başka bir sağlık raporunda “Cezaevi kantininde bulunmayan eski Kars kaşarı peyniri tüketmesi uygundur.” Şaka değil ha bunlar! 2018 yılında “Haftada üç gün balık, iki defa ızgara köfte yemesi, cezaevinin belirlediği lokantada buğulama ve ızgaranın avukatları tarafından cezaevine teslim edilmesi uygundur.” diye sağlık raporları var. İlaveten yedi gün çorba, brokoli, makarna falan filan gitmiş, ekşili köfte falan var. Devamla kafein ihtiyacı… Bu 16 hastalığı olup ölümcül durumda olan bir hasta tutuklunun kafein ihtiyacı için de “‘S’ marka kahveyi dünyanın değişik yerlerinde kullanıldığı için ‘French press’ bardakla burada avukat ve ziyaret mahallinde…” falan tüketebilir gibi gibi böyle bir sürü rapor döşenmiş.

2018 yılında hani Sincan’a transfer edildikten sonra bu raporları veren doktorlar hakkında davalar açılmıştı. Doktorlar “Efendim, biz baskı altında bu raporları verdik.” dedi ama hiç kimse ceza almadı. Yani kaba bir tabirle, halkın tabiriyle sırtınız sağlamsa cezaevinde de kral gibi yaşayabiliyorsunuz. Maalesef, böyle bir durum. Kendisi daha sonra bu pandemi vesilesiyle çıkarılan, tırnak içerisindeki af yasası çerçevesinde de salıverildi. Şimdi, ben size çok uzatmadan 3 tane kısa hikâyeyle kapatayım. Bakın, bu amca Ali Boşnak. Bu Kürtçe mevlit okuttuğu için cezaevine girdiği söylenen sonra da hasta olduğu hâlde defalarca “İnfazı erteleyin.” dedikleri hâlde ertelemedikleri ve cezaevinden cenazesinin çıktığı bir yaşlı amcamız. Yine, Takiyettin Özkahraman. Yine, aynı şekilde. Biliyorsunuz ceza ıslah etmek içindir, Türkiye’de öldürmek için, bariz. Israrla yani “Bu insanlar cezaevinde ölmesin.” talepleri var ama iktidar kulağını tıkamış.

Son olarak geçen gün sosyal medyada bayağı bir tartışma konusu oldu. Çünkü hastaneye götürülürken elleri kelepçeli ve yürüyemez durumda, elinde poşetiyle gitti. Sosyal medyada gerçekten infial çıktı. Mehmet Emin Özkan -benim milletvekili olduğum Diyarbakır’ın Lice ilçesinin Sisi köyüne bağlı- yirmi beş yıldır içeride, 83 yaşında, 5 defa kalp krizi geçirmiş, 4 defa anjiyo geçirmiş. Sadece Mayıs ayı içerisinde 5 defa hastaneye götürülmüş, elleri bağlı, üç gün hastanede kelepçeye bağlanmış şu amca. 93 yılında Tuğgeneral Bahtiyar Aydın’ın öldürülmesinden tutuklu olan tek kişi. Yalnız ilginç olan durum, 2014’te yeniden yargılanmasına karar verilmiş. Sekiz yıldır yeniden yargılanıyor fakat mahkemede savcılığın iddianamesinde eylemle hiçbir ilgisinin bulunmadığını savcılık ile mahkeme bile söylemiş. Bugün itibarıyla hâlâ içeridedir. Buradan, bu gecenin geç vakti, lütfen tanıyanlar varsa da Sayın Abdulhamit Gül’e de iletsinler, Adalet Bakanına. Bu zulme bir son verilsin.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HİŞYAR ÖZSOY (Devamla) – Mehmet Emin Özkan, yirmi beş yıl hayatı çalınmış Mehmet Emin Özkan en azından çocuklarının yanında ölebilsin.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan "Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi’nin 8’inci maddesinin ikinci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

(2) 30/4/2021 tarihinden önce (bu tarih dâhil) işlenen fiillere ilişkin olup 9’uncu maddenin birinci fıkrasının (a) bendinde belirtilen başvuru tarihine kadar tebliğ edildiği halde yine bu tarihe kadar ödenmemiş olan idari para cezası asıllarının %40'ı ile bu tutara ödeme sürelerinin bittiği tarihlerden bu Kanunun yayımı tarihine kadar geçen süre için Yİ-ÜFE aylık değişim oranları esas alınarak hesaplanacak tutarın, bu Kanunda belirtilen süre ve şekilde ödenmesi hâlinde, idari para cezası asıllarının kalan %60'ı ile idari para cezasına uygulanan gecikme cezası ve gecikme zammı gibi fer'i alacakların tamamının tahsilinden vazgeçilir.

 

               Fahrettin Yokuş                            İmam Hüseyin Filiz                       Muhammet Naci Cinisli

                       Konya                                           Gaziantep                                          Erzurum

                  Behiç Çelik                                      Bedri Yaşar

                      Mersin                                             Samsun

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın İmam Hüseyin Filiz’in.

Sayın Filiz, buyurun. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

İMAM HÜSEYİN FİLİZ (Gaziantep) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 265 sıra sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi’nin 8’inci maddesiyle ilgili olarak İYİ Parti Grubumuz adına söz almış bulunmaktayım, Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, 11 Kasım 2020 tarihinde yani bundan yaklaşık yedi ay önce kabul edilen 7256 sayılı Kanun’un 2’nci maddesinin (12)’nci ve (13)’üncü fıkraları olduğu gibi üzerinde konuştuğumuz 8’inci maddede tekrarlanmış 31 “Ağustos 2020 ve öncesi” olan iş bitirme tarihi “30 Nisan 2021 ve öncesi” olarak değiştirilmiştir. Yani yedi ay sonra bu maddeyle 30 Nisan 2021 tarihine kadar bitirilmiş özel nitelikteki inşaatlarla ihale konusu işlere ilişkin yapılan ön değerlendirme, araştırma veya tespit aşamasında olan eksik işçilik prim tutarlarıyla kesinleşmemiş idari para cezaları düzenlenmektedir. Yani eksik işçilik tutarı üzerinden hesaplanan sigorta primi asıllarıyla bu alacaklara ilişkin gecikme cezası ve gecikme zammının maddede belirtilen usuller dâhilinde tamamının tahsilinden vazgeçileceği belirtilmektedir, ilaveten para cezalarını yapılandırma kapsamına alınması sağlanmaktadır.

Değerli milletvekilleri, korkarım ki bundan yedi ay sonra da yeni bir mali af yasa teklifi daha getirilecek ve kötü niyetli kişiler ödüllendirilmeye devam edilecektir. Kötü niyetli dedim çünkü inşaat türüne göre işçilik tutarları hesaplamaları standart hâle getirilmiştir. Birçok müteahhit dürüstçe işçilik tutarını bildirirken eksik işçilik gösterenlerin hileli bir davranış içinde oldukları açıktır. Bu tür müteahhitler Sosyal Güvenlik Kurumundan ilişiksiz belgesi almadıkları için binaya iskân almayı geciktirerek daire sahiplerini mağdur etmeye ve af veya düzenlemelerle yaptıkları da yanlarına kâr kalmaktadır.

Değerli milletvekilleri, af yasalarının sık sık tekrarlandığı ülkemizde mükelleflerin yeni af yasalarının çıkmasını beklemeleri, cezaların caydırıcılık yönünü ortadan kaldırarak vergi kaçıran mükellefler yükümlü oldukları vergileri zamanında ödemeyip bu tutarı faizsiz kaynak olarak kullanmakta, af uygulamalarıyla o günün tutarındaki vergiyi faizsiz olarak ödemekte ya da çoğu zaman yakalanmadıkları sürece hiç vergi ödemeyerek vergi aflarını bir rant yolu hâline getirmektedir. Bu yüzden mükellefin ödeme hareketlerinden çıkarılacak verilerle vergisini zamanında ödemeyerek vergi affını kendisine kaynak hâline getirmiş mükelleflerin vergi aflarından faydalanmaları engellenmeli, bunlara karşılık matrahını doğru şekilde hesaplayıp vergisini zamanında ödeyen mükelleflere teşvik mahiyetinde uygulanan yüzde 5’lik vergi indirimi kesinlikle artırılmalıdır ve ödüllendirilmelidir.

Değerli milletvekilleri, kayıt dışı ekonomi ve vergi kaçakçılığını önleyen sağlıklı bir vergi sisteminin olmaması ve 2003 yılından itibaren 15 kere af ve yapılandırma düzenlemesinin yapılması ülkemizde vergi tahsilat oranını yüzde 80’lere geriletmiştir. Toplanan vergiler sadece dürüst mükelleflerle sınırlı kalmakta, bazı şirketlere tanınan özel avantajlar ve kıyaklar ise huzursuzluk yaratmaktadır.

Değerli milletvekilleri, bu dönemde bazı şirketlerin 3 milyar 106 milyon lira olan vergi borçları; toplam da yüzde 97,6 oranında silinirken 5 müteahhite son on yılda toplam 128 defa vergi indirimi uygulanmıştır. Asgari ücretliler vergiye tabi tutulurken bazı firmaların vergi borçları siliniyor ve hatta sıfırlanıyorsa bu ülkede adaletten bahsetmek mümkün değildir. Elinizi vicdanınıza koyun ve bu şirketleri düşündüğünüz kadar esnafı da çiftçiyi de düşünün. Esnafa, çiftçiye, dar gelirliye, asgari ücretliye vergi muafiyeti sağlayın. Hazreti Ali “Devletin dinî adalettir.” diyor. Yapılan bu haksız ve adaletsiz uygulamalar, unutmayınız ki vatandaşın devlete güvenini kökünden sarsmaktadır. Buna hakkınız olmadığını söylemeliyim.

Değerli milletvekilleri, AK PARTİ Hükûmetinin vatandaşlarımızın sorunlarını çözme konusunda yetersiz kaldığını, İYİ Parti iktidarıyla liyakatli kadrolarla vergide ve her türlü ödemede adaletin sağlanacağını, herkesin gücüne göre vergi vereceğini, kimsenin düzenbazlığına müsaade edilmeyeceğini vurguluyor, Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

8’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

9’uncu madde üzerinde 3 adet önerge vardır. Önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 265 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 9’uncu maddesinin (1)’inci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

"(1) Bu Kanunun ilgili maddelerinde bulunan başvuru ve ödeme süresine ilişkin hükümler saklı kalmak kaydıyla bu Kanun hükümlerinden yararlanmak isteyen borçluların;

a)        31/8/2021 tarihine kadar (bu tarih dâhil) ilgili idareye başvuruda bulunmaları,

b)        Hazine ve Maliye Bakanlığına, Ticaret Bakanlığına, il özel idarelerine, belediyelere ve YİKOB'lara bağlı tahsil dairelerine ödenecek tutarların ilk taksitini 30/9/2021 tarihine kadar (bu tarih dâhil), Sosyal Güvenlik Kurumuna bağlı tahsil dairelerine ödenecek tutarların ise ilk taksitini 31/10/2021 tarihine kadar (bu tarih dâhil), diğer taksitlerini ise bu tarihleri takip eden ikişer aylık dönemler hâlinde azami onsekiz eşit taksitte ödemeleri, şarttır."

                  Pero Dundar                          Serpil Kemalbay Pekgözegü                         Mahmut Toğrul

                      Mardin                                               İzmir                                              Gaziantep

                  Kemal Peköz                                     Zeynel Özen                                      Semra Güzel

                       Adana                                              İstanbul                                           Diyarbakır

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Semra Güzel’in.

Sayın Güzel, buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

SEMRA GÜZEL (Diyarbakır) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, görüşülmekte olan kanun teklifinin 9’uncu maddesine dair söz aldım. Söz konusu maddeyle kanunun uygulanmasına ilişkin ortak hükümler belirlenmekte. Arkadaşlarımız hem geneli üzerine hem de madde konuşmalarında sıklıkla kanun teklifinin eksikliklerini ve değiştirilmesi gereken yönlerine dair fikirlerimizi dile getirdiler. Tabii ki sunulan kanun teklifinin temel eksikliği borçtan kurtarıcı yapılandırmaların söz konusu olmaması ve de en önemlisi bir vergi adaletini içermemesi. “Adalet” deyince bu Hükûmetin karnesi maalesef hep kırık. Sadece vergi meselesinde değil yaşamın her alanında, toplumsal adalet konusunda yıllardır sınıfta kaldı bu iktidar. Biz her defasında dile getiriyoruz, sizler her defasında görmezden geliyorsunuz fakat hakikatleri bizler dile getirmeye devam edeceğiz.

Değerli milletvekilleri, isminde adalet olan bu iktidar dönemindeki muhalif olanlara yönelik adaletsizliklere dair birkaç şeyi dile getireceğim. 83 yaşındaki yirmi yıllık tutsak Mehmet Emin Özkan. Son on gün içerisinde defalarca hastaneye kaldırıldı, birçok kronik hastalığı var. Hişyar Vekilimizin bahsettiği kelepçeli görüntüsü de burada. Neredeyse bacakları sürünerek ayakta duramayacak şekilde hastaneye götürülüyor. Durumu uzun süredir dile getiriyoruz, sosyal medyada duyarlı yurttaşlarımız durumu ifade ediyorlar ve tahliye edilmesini istiyorlar ve maalesef insanlar artık Twitter’dan hak aramak zorunda kalıyor, sesini duyurmaya çalışıyor.

Yine, üç hafta önce Diyarbakır Kadın Kapalı Cezaevinde 7 tutsakta corona tespit edildi. Bırakalım tedavilerini yapmak 7 tutsak aynı koğuşa toplandı ve ne doğru düzgün bakımları yapıldı ne de tedavileri. Öksürük sesleri bütün cezaevini inletirken diğer tutsak arkadaşları “Bırakın, bari biz yardım edelim.” derken cezaevi yönetimi on yedi günlük kapanma sürecinde sanki kendi evlerine gidiyorlarmış gibi kantine ve revire kilit vurdular. Tutsaklar on yedi gün boyunca sınırlı sayıda çalışan olduğu için ne doğru düzgün bir muhatap bulabildiler ne de ihtiyaçlarına karşılayabildiler.

Bir diğeri, siyasi tutsaklar müdürlerin odalarına çağrılıp “Pişman olursanız şartlı tahliyeden yararlanabilirsiniz.” denilerek hukuk dışı yollarla sorguya çekiliyor. Pişman olup olmadıkları soruluyor ve keyfî olarak infazları yakılıyor. Bu saydıklarım cezaevinde yaşanan adaletsizliklerin sadece küçük bir kısmı. Bütün bunlar cezaevlerindeki kadınlar tarafından bizlere iletildi. Artık bu ülkede içeri ve dışarı ayrımı kalmadı ama dışarıda da uygulanan adaletsizlikler, hukuksuzluklar almış başını gidiyor. Bir hukuk garabeti olan ve iktidarın istediği gibi hukuku çiğnediğini gösteren bir karardan bahsetmek istiyorum. Bir facia olarak, Diyarbakırlılarla alay eder gibi karpuz heykeli dikmeyip halk belediyeciliği yaptığı için yerine kayyum atanan Ergani Belediye Eş Başkanlarımızdan Sayın Ahmet Kaya kayyum atamaya gerekçe yapılan davadan beraat etti. İtiraz süreçleri işledi, herhangi bir itiraz yapılmadı, istinaf yoluna kapalı bir şekilde karara bağlandı ama bu karar sonrası ne mi oldu? Karar üzerine görevine iade edilmesi gerekirken, hukuka aykırı bir şekilde Valilik ve İçişleri Bakanlığının itirazı sonucu karar iptal ettirilmiş. Valilik ve Bakanlık “Bu karar, bizi mağdur edecek bir karardır.” diyor ve dosya bozularak hukuksuz bir şekilde istinafa gönderiliyor. Yani itiraz süreci bittiği hâlde dosya bozuluyor. Yurttaşın en basit idari bir davasında dahi bir gün gecikmeli herhangi bir itirazı kale almazken, bir günlük gecikme yüzünden insanlar icralık olurken Bakanlık ve Valiliğin bir emriyle koskoca bir dosya hukuksuz bir şekilde bozuluyor ve halk iradesi gasbedilerek oturdukları koltuktan vazgeçmemek için hukuk yerlerde âdeta paspas ediliyor.

Değerli milletvekilleri, iktidarın devlet kurumlarını kullanarak gerçekleştirdiği bu faaliyetlerin kim tarafından, nasıl organize edildiği mafya-iktidar ilişkilerinin de ciddi bir şekilde ifşa olduğu bugünlerde hepimizin malumu. Demokratik siyasetin önünü tıkayan, halkların iradesini “hukuk” kisvesi adı altında ayaklar altına alan, hukuku kendi elinde âdeta oyuncak yapan, yasal faaliyetleri kriminalize eden bu anlayış kendinden öncekiler gibi yok olmaya mahkûmdur. Bizler parti olarak bu anlayışı en başından beri kabul etmediğimizi dile getirdik. Bu yanlışlardan dönülmediği sürece de ne demokrasiden ne insan haklarından söz edilemeyeceğini bir kez daha dile getirmiş olalım.

Genel Kurulu selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 265 sıra sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi’nin 9’uncu maddesinin (3)’üncü fıkrasının (e) bendinin ilk cümlesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

“Bu Kanun kapsamında belediyeler, bunlara bağlı kamu tüzel kişiliğini haiz kuruluşlar ve sermayesinin % 100'ü bu belediyelere ait olan şirketlerce ödenmesi gereken tutarlar aylık dönemler hâlinde azami yüz yirmi eşit taksitte ödenebilir.”

                    Cavit Arı                                        Necati Tığlı                                    Alpay Antmen

                      Antalya                                            Giresun                                             Mersin

              Süleyman Girgin                                 Fikret Şahin                             Emine Gülizar Emecan

                       Muğla                                             Balıkesir                                            İstanbul

             Ömer Fethi Gürer

                       Niğde

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Fikret Şahin’in.

Sayın Şahin, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

FİKRET ŞAHİN (Balıkesir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Borçların yapılandırılmasıyla ilgili bir kanun teklifi üzerinde görüşüyoruz. Öyle anlaşılıyor ki millet borç batağında. Bir taraftan devleti yandaş müteahhitlerinize borçlandırdınız ve Borçlandırma Genel Müdürlüğü kurdunuz. Diğer taraftan da milleti borçlandırdınız ve bu şekilde kanun tekliflerini Meclisimizin önüne getiriyorsunuz. Diğer yandan Merkez Bankasının kaybolan “128 milyar doları nerede?” diye soruyoruz, bunun cevabı yok. Şimdi de yine gündemimizde bir sorumuz var, “Mafyadan ayda 10 bin dolar para alan siyasetçi kim?” diye soruyoruz, bunun da cevabı yok. Evet, yani bu kadar borç batağına batmış, hem milleti hem devleti borç batağına sokmuş bir iktidarla karşı karşıyayız.

Bir taraftan borçla mücadele ederken diğer taraftan da ülkemizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün ilke ve inkılaplarına karşı gelen kişiler hakkında herhangi bir işlem yapmadığınızı görüyoruz. Mesela, bir sarıklı ve cübbeli amiral vardı. Nerede şimdi bu? Görevde. Bir işlem yaptınız mı? Hayır ama vatansever, FETÖ mağduru olan amirallere elektronik kelepçe takmaktan geri kalmadınız.

Yine bakınız, “Ayasofya Camisi’ni ibadete açtık.” dediniz. Hâlbuki Ayasofya Camisi’nde zaten ibadet vardı. Müze kısmını kapattınız ama o tarihten bu yana da Ayasofya adete Atatürk’e bir hakaret merkezi hâline geldi. Ta ki, açılışında Diyanet İşleri Başkanı elinde kılıçla lanet okuyarak bir açılış yaptı ki yüce dinimiz iyiliği, adaleti ve güzelliği emrederken bir Diyanet İşleri Başkanının ağzına lanetli kelimeleri alması görevine hiç yakışmıyor. Daha sonra, göreve gelen Ayasofya Başimamı ne diyor? Efendim, Atatürk ilke ve inkılaplarının omurgasını oluşturan laikliğin kaldırılması ve Anayasa’ya laikliğe aykırı maddelerin konulması gerektiğine dair fetva veriyor. Yine en son, geçtiğimiz hafta, yine bir meczup, “Mustafa Demirkan” ismindeki bir kişi, Ayasofya’da 136 hafız öğrencisine belge verilirken yine isim vermeden, dolaylı şekilde Mustafa Kemal Atatürk’e “zalim ve kâfir” demeye kalkışıyor. “Mustafa Demirkan” isimli bu meczup, devletin zirvesinde bulunan, göreve gelirken Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlı kalacağına dair şeref ve namusları üzerine yemin etmiş olan AKP Genel Başkanı, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı, Cumhurbaşkanı Yardımcısı ve bakanların yüzüne bakarak bu çirkin sözlerini söylüyor ve bu kişilerin hiçbirinden de itiraz gelmiyor. Bu kişilerin hiçbiri yemininin gereğini yerine getirmiyor. Bu meczup, üstelik, Ayasofya’nın müze vasfından kaldırılarak cami olarak açılmasından önce de Ayasofya’da ezan okunduğunu, bir bölümünde namaz kılındığını bildiği hâlde gerçeğe aykırı beyanda bulunmaktan, bir din adamı olarak yalan söylemekten utanmıyor. Tabii, soruyoruz sizlere, Ayasofya’yı Atatürk’e hakaret etmek için mi açtınız? Bunun nedeni ve sorumlusu, evet, mevcut iktidarın yarattığı kirli, zehirli siyasi iklim ve izlediği yanlış politikalar.

Bu millet bu gibi hainleri geçmişte de gördü; Kurtuluş Savaşı sırasında Atatürk ve Kuvayımilliye kuvvetleri için ölüm fetvası veren Mustafa Sabri’yi, düşmanla iş birliği yaparak Kurtuluş Savaşı’nı engellemeye çalışan Âtıf Hocaları, Şeyh Saidleri, Menemen’de Derviş Mehmet’leri gördü, onlar şimdi tarihin karanlıklarında, bunlar da o karanlıklara gömülecekler. Bu hain meczuplar unutmasınlar ki Ayasofya’yı, İstanbul’u, Türkiye’yi düşman işgalinden kurtaran, bu gök kubbe altında ezanın okunmasını, milletin alnının secdeye gelmesini sağlayan Mustafa Kemal Atatürk’tür.

Kendilerine hainleri değil, Mehmet Rıfat Börekçi’yi, Sütçü İmam’ı örnek almalarını tavsiye edeceğim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FİKRET ŞAHİN (Devamla) – 20 saniye lütfen.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Şahin.

FİKRET ŞAHİN (Devamla) – Ayasofya’yı karanlık zihniyetleriyle kirleten meczuplar şunu bilsinler ki: Mustafa Kemal Paşa, Anadolu topraklarında asla yenilmedi ve yenilemez.

BAŞKAN – Teşekkür ettim Sayın Şahin.

FİKRET ŞAHİN (Devamla) – Geçmişte tarihin karanlıklarında gömülen hainler gibi bu meczuplar da hukukun önünde hesap verecekler.

Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi’nin 9’uncu maddesinin (3)’üncü fıkrasının (a) bendinin (1) numaralı alt bendinde yer alan ilk “%90’ının” ibaresinin “%95’inin” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Mehmet Metanet Çulhaoğlu              Fahrettin Yokuş                   Muhammet Naci Cinisli

          Adana                                         Konya                                     Erzurum               

 

Hayrettin Nuhoğlu                               Behiç Çelik                                                                          İstanbul                                    Mersin

BAŞKAN – Komisyon önergeye Katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerine söz talebi, Sayın Behiç Çelik’in.

Sayın Çelik, buyurun.  (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BEHİÇ ÇELİK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 265 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 9’uncu maddesi için vermiş olduğumuz değişiklik önergesi üzerinde konuşma yapmak için söz aldım. Bu vesileyle Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, halk bırakın vergi verebilmeyi karnını doyuracak imkândan yoksun hâle getirildi. Buna rağmen iktidar alacaklarını sıfırlama yerine, yapılandırma yolunu tercih ederek, sürekli olarak geniş kitleleri elinde borçlu olarak tutmaktadır. İşte, 7256 sayılı kanunda yapılacak bu değişiklikle borçlular listesi daha da kabararak ötelenmiş olacaktır.

Değerli milletvekilleri, tehdit ve tehlike çok büyük. Yoksullaşan kitleler, orta tabakanın çökmesi, işsizliğin 10 milyonu aşması, artan yolsuzluklar, toplumsal patlama sinyalleri iktidarı hiç mi kendine getirmiyor? 31 Mayıs günü Hatay ilimize gitmiştik, orada sanayiye de uğrama imkânımız oldu. Daralmanın yüzde 60’lara ulaştığı bu sahada başka sektörlerin nasıl can çekiştiğinin göstergesi olduğunu orada müşahede ettik. Başta tarım olmak üzere hizmet sektörü ve her kesim daralmaya, büzülmeye girmiş olmaktadır. Yola para etmediği için soğanını döken üreticinin vahim durumu bizleri derinden etkilemiştir.

Tüm bu ekonomik göstergeler dışında, AKP’nin yanlış Suriye politikasının bir sonucu olarak ülkemizde 5 milyon ve Suriye’de 3 milyon olmak üzere 8 milyon Suriyeliye de baktığımız bir gerçektir. Daha geçen yıla kadar 58 milyar dolar harcandığı ifade edilen bu insanlar Hatay’da da oldukça yoğun yaşamaktadır. Millî ekonominin önemli bir kara deliği olan Suriyeliler meselesine bir çözüm üretemeyen AKP’nin artık takatinin tükendiği anlaşılmaktadır.

Değerli milletvekilleri, AKP on dokuz yıllık iktidarı döneminde yaklaşık 10 civarında varlık barışı ve yeniden yapılandırma kanunları çıkartarak gelir sağlamaya çalışmış ancak ne mali barışı sağlayabilmiş ve ne de yeni bir mali yapılandırma getirebilmiştir. Aksine, mali hukukun canına okumuş, uluslararası piyasalarda güvenin yitirilmesi yüzünden kan kaybına yol açılmıştır. Merkez Bankasına başkan atanması olayı bile başlı başına bir fiyaskodur. 128 milyar dolar olayı hâlâ açıklanmış değil, mafyayla içli dışlı ilişkiler ve hatta devletin bazı yapılarının mafyalaşması, kendi Bakanlığına Bakan tarafından mal satılması, usulsüz ihaleler, Thodex olayı –bu dile getirilmiyor, 2 milyar dolarlık bir vurgun bu- ve Başbakanın oğlunun Venezuela’ya ziyareti. Sadece bu başlıklar karşısında bile diyebileceğimiz tek bir söz var, o da “çürüme.” Daha inanın binlerce mali piyasaları ilgilendiren talan ve soygun olayları örneklendirilebilir.

Değerli arkadaşlar, bu teklifle vergi ve prim borçları yeniden yapılandırılıyor, vergi cezaları, idari para cezaları, gecikme zammı, gecikme cezaları ve gecikme faizinde af niteliğinde indirimler getiriliyor. Bazı kamu alacakları ve kamu alacağı niteliği taşımayan alacaklarda da yeniden yapılandırma öngörülüyor. Ancak bu geliyor tabii, özel idareler, belediyeler, YİKOB’larda dâhil olmak üzere birtakım yapılandırma çalışmaları söz konusu ama özel idare kalmadı, belediye kalmadı, 6360 sayılı Yasa’yla bunların zaten canına okunmuş, teşkilatlar olarak çökertilmiş teşkilatlar olarak karşımıza çıkmaktadır. Rahmetli Demirel’in bir sözü var “Bu millet küstüğü dağın odununu bile yakmaz.” diye. Şimdi, AKP bu duruma gelmiştir. Onun için çözüm nedir? İyileştirilmiş, güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçmektir.

Sözlerime son verirken hepinize saygılar sunuyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 23.29

SEKİZİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 23.46

BAŞKAN: Başkan Vekili Süreyya Sadi BİLGİÇ

KÂTİP ÜYELER: Şeyhmus DİNÇEL (Mardin), Sibel ÖZDEMİR (İstanbul)

                                                         -----0-----               

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 87’nci Birleşiminin Sekizinci Oturumunu açıyorum.

265 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon? Yerinde.

Teklifin 9’uncu maddesi üzerinde Mersin Milletvekili Behiç Çelik ve arkadaşlarının önergesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

9’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

10’uncu madde üzerinde 4 adet önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

         Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 265 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 10’uncu maddesinin 1’inci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

"(l) işverenlerin ve üçüncü şahısların, 5510 sayılı Kanunun 14 üncü, 21 inci, 23 üncü, 39 uncu ve 76 ncı maddeleri, 17/7/1964 tarihli ve 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun mülga 10 uncu, 26 ncı, 27 nci ve 28 inci maddeleri, 1479 sayılı Kanunun mülga 63 üncü maddesi ve 8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununun mülga 129 uncu maddesi gereğince iş kazası ve meslek hastalığı, malullük, adi malullük ve ölüm halleri ile genel sağlık sigortalısına ve bunların bakmakla yükümlü olduğu kişilere yönelik fiiller nedeniyle ödemekle yükümlü bulundukları her türlü borçları ile bu borçlara kanuni faiz uygulanan sürenin başlangıcından bu Kanunun yayımı tarihine kadar geçen süre için Yİ-ÜFE aylık değişim oranları esas alınarak hesaplanacak tutarın, bu Kanunda belirtilen süre ve şekilde ödenmesi durumunda bu borçlara uygulanan kanuni faizin tahsilinden vazgeçilir.”

         Pero Dundar                           Mahmut Toğrul                     Mehmet Ruştu Tiryaki

              Mardin                                   Gaziantep                                   Batman

         Zeynel Özen                             Kemal Peköz                  Serpil Kemalbay Pekgözegü

             İstanbul                                     Adana                                       İzmir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Mehmet Ruştu Tiryaki’nin.

Sayın Tiryaki, buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gecenin bu ilerleyen saatlerinde hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Evet, bir yandan “Pandemiye rağmen ekonomimiz şu kadar iyi, şu kadar büyüdük.” diyorsunuz, diğer yandan aslında ekonominin kötüye gittiğini bildiğiniz için böyle palyatif çözümler içeren, borçları yapılandıran düzenlemeler getiriyorsunuz.

Bakın, sizin iktidarınız döneminde, 2009 yılında, bundan on iki yıl önce 200 TL tedavüle girdi. On iki yıl önce 200 TL tedavüle girdiğinde değeri 131 dolardı -1 dolar yaklaşık olarak 1,5 TL’ye denk geliyordu- 200 TL şimdi kaç dolar ediyor? 23 dolar. 2009’da 200 TL 131 dolardı, şimdi 200 TL 23 dolar yani tam yüzde 83 değer kaybetmiş. Ama garip bir şekilde herkes Türk lirasının ne kadar değer kaybettiğinden değil de doların ne kadar değer kazandığından söz ediyor. Mesela, açıyorsunuz haberleri, diyor ki: “Dolar 5,20 oldu; 6,50 oldu; 7,50 oldu; 8,60 oldu.” Ama gerçek bu değil, 2009 yılında 1 TL 0,66 sent ediyordu, şimdi 1 TL 11 sent ediyor. Türk lirasını düşürdüğünüz durum bu. Geçenlerde şöyle bir şey okudum, diyor ki: “Dolar 8,50 olmuş. Hey maşallah, bu gidişle barajı aşıp Meclise girecek.” Evet, Türk lirasını düşürdüğünüz durum tam olarak budur.

Ekonomi kötü de demokrasi mi çok iyi? O da çok çok kötü. Anımsarsınız, mutlaka bir yerlerde okumuşsunuzdur, bir süre önce İsveç merkezli V-Dem Enstitüsü 2021 Demokrasi Raporu’nu yayınlamıştı, çok çarpıcı bilgiler içeriyordu. Bu raporda Türkiye’nin son on yılda en çok otoriterleşen 3 ülkeden birisi olduğunun altı çiziliyordu; Liberal Demokrasi Endeksi’nde Türkiye 149’uncu sırada.

Şimdi, V-Dem Enstitüsü 2020 yılında Covid-19 salgını ve önlemlerinin 144 ülkedeki demokratik gelişmeyi nasıl etkilediğini araştırmış. Türkiye en çok gerileyen 3 ülke arasındaymış, diğer 2 ülke ırkçı faşistlerin etkinliğinin arttığı Macaristan ile İstanbul Sözleşmesi’ne karşı bir iktidarın hüküm sürdüğü Polonya. 3 ülkede de ortak pek çok kötülük var. Pandemide demokratik olduğu varsayılan 9 ülkede ciddi gerileme olmuş, 23 ülkede ise orta düzeyde uluslararası demokrasi normları zarar görmüş. Bunu araştırmışlar “Acaba nasıl demokratik ülkeler otoriterleşiyor?” diye ve garip bir şey fark etmişler, bütün ülkelerde aynı şey gerçekleşiyor. Seçimle işbaşına gelen hükûmet önce medya ve sivil toplum örgütleri üzerindeki gücünü kötüye kullanıyor, yaygın bir kutuplaşma oluşturuyor, bu kutuplaşma sırasında medya ve sivil toplum örgütlerini baskı altına alıyor, kriminalize ediyor ve sonunda hükûmetin egemenliği altında onlarla değiştiriliyor. Bu arada, iktidar yanlış ve yönlendirici bilgiler yayıyor, kurumların güvenilirliğini zedeliyor, bir yandan da muhalefete ve muhalif düşüncelere saygı gösterilmemesini sağlıyor. Ne kadar tanıdık değil mi? Her ülkede aynı şey gerçekleşmiş. Evet, pandemiyi, demokratik değerlerden uzaklaşmak için kullanan her ülke gibi kullandınız, her türlü protesto etkinliğini yasakladınız, “Pandemi.” dediniz. Partimizle ilgili kapatma davası açtırdınız, protesto etmemizi engellediniz ve “Pandemi.” dediniz. Kayyum atadınız, protesto etmemizi engellediniz, “Pandemi.” dediniz. “128 milyar nerede?” pankartını asanları bile engellediniz, ona bile “Pandemi.” dediniz. İşte, pandemiyle böyle mücadele ettiniz, demokrasiyi askıya almanın bahanesi olarak kullandınız.

Bu arada, herkese “Maske.” dediniz, “Mesafe.” dediniz; kahvehaneleri, lokantaları kapattınız ama lebalep kongrelerle övündünüz, yüzlerce kişiyle tıklım tıklım cenazelere katıldınız yani kendiniz için her şey serbest, sizden olmayan herkes için her şey yasak.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 265 sıra sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi’nin 10’uncu maddesine aşağıdaki 14 numaralı fıkranın eklenmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

 (14) "İl özel idareleri, belediyeler ve bunların bağlı kuruluşları ile sermayesinin % 50'sinden fazlası bunlara ait şirketlerin mülkiyetinde bulunan taşınmazlar hakkında yaptıkları satış, irtifak hakkı ve kiralama işlemlerinden kaynaklanan (tasarrufunda bulunan taşınmazların kira ve irtifak hakkı bedelleri ile kaynak sularının kira bedeli dâhil) ve vadesi 30/04/2021 tarihi itibarıyla geldiği hâlde bu Kanunun yayımı tarihi itibarıyla ödenmemiş olan kullanım bedelleri ve hasılat payları asıllarının tamamı ile bu alacaklara ilişkin gecikme zammı, faiz gibi fer’ileri yerine bu Kanunun yayımı tarihine kadar Yİ-ÜFE aylık değişim oranları esas alınarak hesaplanacak tutarın; bu Kanunun yayımı tarihini izleyen üçüncü aydan başlamak üzere ikişer aylık dönemler hâlinde azami on sekiz eşit taksitte 9. maddenin üçüncü fıkrasının (ç) bendi hükümlerine göre hesaplanan katsayı ile birlikte tamamen ödenmesi şartıyla, bu alacaklara hesaplanan gecikme zammı, faiz gibi fer'i alacakların tahsilinden vazgeçilir. Bu takdirde mahkeme ve icra masrafları ile vekâlet ücreti ilk taksit tutarı ile birlikte tahsil edilir. Bu fıkra hükümlerinden yararlanılabilmesi için dava açılmaması ve açılmış davalardan vazgeçilmesi şarttır. Bu fıkra kapsamında ödenmesi gereken tutarların fıkrada öngörülen süre ve şekilde kısmen veya tamamen ödenmemesi hâlinde, ödenmemiş alacak asılları ile bunlara ilişkin faiz, gecikme faizi, gecikme zammı gibi fer’i alacaklar ilgili mevzuat hükümlerine göre tahsil edilir. Bu fıkranın uygulamasına ilişkin usul ve esasları belirlemeye Çevre ve Şehircilik Bakanlığı yetkilidir.”

                 

          Murat Emir                       Emine Gülizar Emecan                  Ömer Fethi Gürer

             Ankara                                    İstanbul                                     Niğde

            Cavit Arı                                Necati Tığlı                             Alpay Antmen

             Antalya                                    Giresun                                     Mersin

      Süleyman Girgin

              Muğla

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Murat Emir’in.

Sayın Emir, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

MURAT EMİR (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Üzerine söz aldığım 10’uncu maddede meslek odalarının üyelerinin meslek odalarına olan borcu yeniden yapılandırılıyor. Türk Tabipleri Birliği, Türkiye Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler ve Yeminli Mali Müşavirler Odaları Birliğinin, Türk Mühendis ve Mimarlar Odalarının, Türk Diş Hekimleri Birliğinin borçları yapılandırılıyor ama Türk Veteriner Hekimleri Birliği nasılsa unutulmuş. Bize bu konuda oldukça büyük oranda talepler geldi ve bizim ısrarlı takibimiz sonucunda iktidarın Türk Veteriner Hekimleri Birliği de bu kanun maddesi içerisine yerleştirecek bir önergede bulunmalarını olumlu buluyoruz, destekliyoruz; yerinde bir karardır.

Değerli arkadaşlar, vaktimi salgın yönetimiyle ilgili kullanmak istiyorum. Nereye elimizi atsak bir skandal, nereye elimizi atsak şaşıracağımız derecede gerçekten bir rezaletle karşılaşıyoruz. En son Sayın Cumhurbaşkanı, dün üçüncü doz aşısını olduğunu söyledi. O hâlde Sayın Cumhurbaşkanı ilk doz aşısını ne zaman oldu? Çünkü Sayın Cumhurbaşkanı 14 Ocakta hem kameralar önünde hem de örnek olma iddiasıyla, yani sırası gelmemişken örnek olacağım diye, hem de tek başına değil MYK’sıyla gitti aşı oldu. Eğer o ilk aşısı ise yirmi bir gün sonra ikinci aşısını olmuş olması lazım. Eğer öyleyse gerçekten, hatırlatma dozu şu anda Türkiye'de uygulamada değil ama hadi diyelim ki, Cumhurbaşkanı, bir torpil yaptınız, en erken ağustosta olabilir. O hâlde acaba Sayın Cumhurbaşkanı kasım, aralık aylarında mı aşı oldu? Bu soru sizce yerinde bir soru değil mi? Bu soruyu cevaplaması gereken Sayın Cumhurbaşkanı değil mi? Peki, biz aralık ayında “Birileri el altından aşılanıyor, torpilliler aşılanıyor, Türkiye'de nüfuzlu kişiler aşılanıyor.” derken “Belgesini göster.” demiştiniz. Ben de “Ya, el altından aşılanmanın belgesi mi olur? Hepimiz biliyoruz, siz de biliyorsunuz.” demiştim. Bakın, Allah söyletiyor ve Sayın Cumhurbaşkanı bunu itiraf etti. Bununla da kalmadı dedi ki: “Antikor seviyemi ölçmek için de adım attım.” Adım atmasına gerek yok, kan vermesi yeterliydi. Peki Türkiye'de aşı olduktan sonra antikor ölçümü diye bir şey var mı uygulamada? Yani insanlar gidip de “Ben bir de antikoruma baktırıvereyim.” derlerse o antikora bakılıyor mu zannediyorsunuz? Hayır, bakılmıyor. Hani Cumhurbaşkanı örnek olacaktı ya, örnek olmak için aşı olmuştu ya, öyleyse Cumhurbaşkanının “Ben antikorlarıma da baktırdım, merak ettim.” deme hakkı var mıdır? O noktada da örnek olması gerekmez mi?

Peki Sayın Cumhurbaşkanı hangi aşıyı oldu acaba? Bunu da merak ediyoruz. Hatırlatma dozunu acaba yine Sinovac’tan mı oldu, yoksa BioNTech aşısından mı oldu? Bu da çok önemli, Sayın Cumhurbaşkanı bunu açıklamak zorunda ki, kendisi örnek kişi olarak aşılanmış ve örnek de olması gereken bir konumda gerçekten. Öyleyse Türkiye Cumhuriyeti’nde yaşayan 84 milyon vatandaşımıza örnek olmak üzere ilk aşısını ne zaman olduğunu ve hatırlatma dozunu hangi aşıdan olduğunu  da söylemek zorunda.

Bakın, BioNTech aşısını nihayet alıyoruz. Sayın Sağlık Bakanının söylediklerini, çelişkileri ortaya koymaya kalksam ben, en az üç saat konuşmam lazım. Neredeyse birbirini yalanlamayan hiçbir sözü yok. “BioNTech aşısını niye almıyorsunuz?” diye ısrarla sorduğumuzda anımsayın ne demişti: “Orta ve uzun vadeli yan etkilerini bilmiyoruz, geleneksel aşı çok daha iyi.” Çünkü Sinovac’la çoktan anlaşmıştı, el altından anlaşmıştı, hem de komisyoncular üzerinden anlaşmıştı. Şimdi, kendisinin inandırıcı olmadığının farkında, Uğur Şahin’le basın toplantısı yapıyor, diyor ki: “Artık bu sefer inanırsınız 30 milyon dozun geleceğine.” Peki, o zaman bizim Sayın Sağlık Bakanına sorma hakkımız yok mu? Şimdi, siz BioNTech aşısının orta ve uzun vadeli yan etkilerini hâlâ bilmiyorsunuz. O hâlde, siz mi yanıldınız? Sizi kimler yanılttı? Hangi danışmanlar yanılttı? Hangi danışmanlar yanılttığı için BioNTech aşısını siz aylarca kapıda beklettiniz ve anlaşma yapmadınız? Bu soruların hepsi ortadadır. 8 Ocakta “30 milyon doz anlaştık; 4,5 milyonu garanti, 30 milyon da geliyor.” diyen Sağlık Bakanının Mayıs ayının 21’inde “30 milyon doz gelecek.” demesi… Bakın, arada neredeyse altı aylık bir süre var.

30 binin üzerinde kayıtlı ölüm var -çok ciddi bir şeyden bahsediyorum- yani Bakanlığın açıkladığı ölüm sayısı bile 30 binin üzerinde. Bu gecikmenin hesabını kim verecek? Meclis bunu mutlaka araştırmak zorundadır ve Sağlık Bakanının gelip burada bunun hesabını vermek zorunda olduğunu bilmesi lazım.

Yani haziran ayında BioNTech aşısı getirmek bir başarı değil; başarı, bunu şubat ayında getirmekti ama bu başarısızlık da Sağlık Bakanının hanesine yazıldı.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Hiç dersini çalışmamışsın Murat Bey.

Samimi söylüyorum hiçbir şey bilmiyorsun

III. Y O K L A M A

 

 

 

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Yoklama talep ediyoruz.

BAŞKAN – Evet, önergeyi oylarınıza sunacağım ama öncesinde bir yoklama talebi vardır.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Yoklama talebi var.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Ben en azından sorularına cevap vereyim.

BAŞKAN – Yoklama işlemine başladım Sayın Elitaş.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – İşlem başladı, sonra yaparsın.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın konuşmacının söylediğiyle ilgili açıklama yapmak istiyorum.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – İşlem başladı, işlem.

BAŞKAN – Arkadaşlar, duyamıyorum, müsaade edin.

Buyurun.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın konuşmacının kürsüdeyken konuştuğu konuyla ilgili kısa bir açıklama yapmak istiyorum.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bu kadar milletvekili ayaktayken olur mu Sayın Başkan! Birazdan yapsın.

BAŞKAN – Müsaade edin.

Buyurun Sayın Elitaş.

Sayın Özel, bir dakika…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, bu kadar milletvekili ayağa kalktı. Bir işleme başladınız.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, olur mu!

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Otursunlar, bir daha kalksınlar. Ne oluyor sanki!

 BAŞKAN – Sayın Elitaş, hakikaten yani Sayın Özel haklı. Milletvekillerimiz ayağa kalktı, işleme başladık. Önce o işlemi yapalım.

Sayın Özel, Sayın Şeker, Sayın Sümer,Sayın Emir, Sayın Bulut, Sayın Adıgüzel, Sayın Ünsal, Sayın Yavuzyılmaz, Sayın Sındır, Sayın Ahmet Kaya, Sayın Başevirgen, Sayın Arslan, Sayın Aytekin, Sayın Kılıç, Sayın Keven, Sayın Kılınç, Sayın Şahin, Sayın Tanal, Sayın Yeşil, Sayın Yıldırım Kaya.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum.

Sayın milletvekilleri, pusula veren arkadaşlarımız lütfen dışarıya çıkmasınlar.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

Evet, Sayın Elitaş buyurun lütfen.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, az önce vermediniz ama önergemiz var zaten, önerge üzerinde konuşurum.

BAŞKAN – Önerge üzerinde, peki.

 

 

1.  İstanbul Milletvekili Vedat Demiröz ile 79 Milletvekilinin Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi (2/3622) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 265) (Devam)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan (2/3622) esas numaralı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi'nin 10’uncu maddesine aşağıdaki fıkranın eklenmesini arz ve teklif ederiz.

“(14) Tarımsal üretime devam etmeleri şartıyla; T.C. Ziraat Bankası A.Ş. (Banka) tarafından tarımsal kredi kullandırılan borçlular, bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihi izleyen üçüncü ayın sonuna kadar başvuruda bulunmaları kaydıyla 23/2/2017 tarihli ve 6824 sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması İle Bazı Kanun Ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’a 1’inci maddesinden, ikinci ve üçüncü fıkralarda belirtilen hükümler de dikkate alınmak suretiyle yararlandırılır. Bu fıkra kapsamında yapılandırılacak kredi borçlarının yapılandırılmasında, 23/2/2017 tarihli ve 6824 sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması İle Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 1’inci maddesinin birinci fıkrasının (a) ve (b) bentleri ile sekizinci fıkrasının (b) bendinde yer alan faiz oranları uygulanır. Maddenin birinci fıkrasının (b) bendinde yer alan "Yapılandırmaya esas tutarın; defaten ödenmesi veya taksitlendirilmesi halinde ilk taksiti, 2017 yılının Ekim ayı sonuna kadar, izleyen taksitleri 2018 yılının Ekim ayından başlamak üzere her yıl tekabül ettiği ayda toplam beş eşit taksitte ödenir.” hükmü "Yapılandırmaya esas tutarın; defaten ödenmesi halinde borcun tamamı, taksitlendirilmesi halinde ise 2022 yılının Ekim ayından başlamak üzere her yıl tekabül ettiği ayda beş eşit taksitte ödenir.” şeklinde, "2017 yılının Ekim ayı” ibaresi "2022 yılının Ekim ayı” şeklinde, ikinci, üçüncü ve beşinci fıkralarında yer alan yürürlük tarihi bu maddenin yürürlük tarihi olarak uygulanır. Bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce, 23/2/2017 tarihli ve 6824 sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması İle Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 1’inci maddesi uyarınca yapılandırılan ve ödemeleri hâlihazırda devam eden kredi borçları hakkında da bu madde hükümleri uygulanır.”

 

       Fahrettin Yokuş                Mehmet Metanet Çulhaoğlu                   Bedri Yaşar

              Konya                                      Adana                                     Samsun

          Behiç Çelik                      Muhammet Naci Cinisli                       Ayhan Erel

              Mersin                                    Erzurum                                    Aksaray

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerine söz talebi Sayın Ayhan Erel’in.

Sayın Erel, buyurun. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

AYHAN EREL (Aksaray) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, yüce Türk milleti; Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi’nin 10’uncu maddesi üzerine İYİ Parti adına söz almış bulunmaktayım, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu maddeyle meslek kuruluşlarının bazılarının Sosyal Güvenlik Kurumana olan borçları, meslek kuruluşlarının, sivil toplum kuruluşlarının aidat borçları, araç muayene borçları yapılandırmasıyla ilgili düzenlenmeler öngörülmektedir. Ancak, bütün odalar olduğu hâlde Veterinerler Birliği yoktu, bu da dâhil edilmiş; bundan dolayı teşekkür ediyorum. Ancak, dâhil edilmeyen bir kurum daha var; haksız yere yazılan cezalar ve bu cezaların affedilmemesiyle birlikte ikinci defa cezalandırılan RTÜK cezaları var. RTÜK cezalarının niye bu kanun kapsamına alınmadığı kamuoyu tarafından sorulmaktadır. Yani sizin aleyhinize yazan, sizin aleyhinize söyleyen, hatalarınızı yüzüne vuran basın kuruluşlarına, televizyonlara yazılan cezaları yapılandırmamakla tekrar bir ceza verdiğinizin farkında mısınız?

Değerli milletvekilleri, vergisini ödeyemeyen vatandaşlarımız için yapılan yapılandırma olduğu gibi, dürüst, uyumlu mükellef vatandaşlarımız için de bir yapılandırma olması gerekiyordu. Borcunu ödemeyen mükellef ile borcunu düzenli ödeyen mükellef arasında bir ayrım yapılmalıydı, ancak bu ayrımın yapılmadığını görmekteyiz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; düzenlemenin amacı “coronavirüs salgını” olarak belirtiliyor. Ancak daha önce biz, İYİ Parti olarak Plan ve Bütçe Komisyonunda bununla ilgili yapılan, yeniden yapılandırma kanun teklifi görüşülürken “Vatandaşın değil borç ödeyecek, evine ekmek götürecek parası yok.” demiştik. “Bundan dolayı bu yapılandırmayı 2021’in Eylül ayında başlatın.” demiştik ama maalesef bu söylemimize kulak tıkadınız. Gelinen noktada borcu yapılandıran ama ödeyemeyen esnafımıza bir kolaylık sağlama yoluna gidiyorsunuz ama ne kadar ödeyeceklerini bilemiyoruz.

Ben, Hazine ve Maliye Bakanlığına bir önerge vermiştim, soru önergesi vermiştim: “1 Mart 2021 Pazartesi olarak belirlenen ödemeye kaç kişi müracaat etti, kaç kişi ödedi?” Ancak bir cevap gelmedi. Yapılan araştırmada, vergi borcunu düzenli ödeyen mükelleflerin oranı sadece yüzde 7. Yani bir de bu vatandaşlarımızın vergi borçlarını daha rahat, daha kolay ödeyebilmesi, vergi tahsilatının kolay hâle gelmesi için de bir düzenleme yapılması gerektiği kanaatindeyiz. Ama nerede?

Unutmayın ki Sayın Genel Başkanımız Meral Akşener’in ifade ettiği gibi, er ya da geç o sandık gelecek ve siz gideceksiniz; aziz milletimiz “parti” değil “devlet” diyecek; “tek adam” değil “millet iradesi” diyecek; “dayatma” değil “ortak akıl” diyecek; “mafyokrasi” değil “demokrasi” diyecek; “korku” değil “huzur” diyecek; “fakirlik” değil “refah” diyecek; aziz milletimiz “5 müteahhit” değil “84 milyon” diyecek; “haksızlık” değil “adalet” diyecek; ezcümle milletimiz “İYİ Parti” diyecek ve Türkiye'nin yüzü gülecek. (İYİ Parti sıralarından alkışlar) Allah’ın izniyle yetkiyi alacağız ve Türkiye'yi düze çıkaracağız. İyileştirilirmiş ve güçlendirilmiş parlamenter sistemimle milletimiz hak ettiği Türkiye'ye kavuşacaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; keşke vatandaştan para toplamak adına gecenin bu saatlerine kadar göstermiş olduğunuz olağanüstü gayreti 670 bin emekli vatandaşımızın 1.500 lira maaşla geçinmelerini kolaylaştıracak ve onların ücretlerine, maaşlarına zam yapacak bir şekilde de gayret gösterebilseydik. Keşke emekliliği hak ettiği hâlde yaşa takılan vatandaşlarımız için de çözüm yollarını arayabilseydik. Keşke atanamayan gençlerimiz için, evine, barkına ekmek götüremeyen işsizlerimiz için tarlada çiftçinin kuraklıkla beraber mahsulünün ortada kaldığını, borcunu ödemeyecek hâle geldiği bir durumda bunlara da dekar hibe yapabilecek kanunları görüşebilseydik ama kasada para kalmadığı için, Hazinede para kalmadığı için şu anda siyasi iradenin tek gayesi vatandaştan ne koparabilirsek kârdır düşüncesiyle hareket ediyor ama dediğimiz gibi bir gün o sandık gelecek ve siz gideceksiniz.

Hayırlı akşamlar diliyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN- Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan kanun teklifinin 10’uncu maddesinin 6’ncı fıkrasının sonuna aşağıdaki cümlenin ve maddeye aşağıdaki fıkranın eklenmesini arz ve teklif ederiz.

“22/3/2020 ila 3/7/2020 tarihleri arasında (bu tarihler dahil) geçen süre için 2918 sayılı Kanunun 35 inci maddesinde yer alan %5 fazlaya ilişkin hüküm ve Yİ-ÜFE aylık değişim oranlamrı uygulanmaz, tahsil edilmiş tutarlar red ve iade edilmez."

"(14) 9/3/1954 tarihli ve 6343 sayılı Veteriner Hekimliği Mesleğinin İcrasına, Türk Veteriner Hekimleri Birliği ile Odalarının Teşekkül Tarzına ve Göreceği İşlere Dair Kanun hükümleri göre meslek mensuplarının üyesi oldukları odalara olan aidat borçları ile odaların Türk Veteriner Hekimleri Birliğine olan payı borçlarının asıllarının tamamının birinci taksiti bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihi takip eden üçüncü ayın sonuna kadar, kalanı aylık dönemler hâlinde ve azami toplam altı eşit taksitte ödenmesi hâlinde, bu alacaklara uygulanan faiz, gecikme faizi, gecikme zammı gibi fer'i alacakların, alacak asıllarının bu Kanunun yayımlandığı tarihten önce kısmen veya tamamen ödenmiş olması hâlinde ödenmiş borç asıllarına isabet eden faiz, gecikme faizi, gecikme zammı gibi fer'i alacakların tahsilinden vazgeçilir. Bu fıkra hükmünden yararlanılabilmesi için bu Kanunun yayımlandığı tarihi izleyen ikinci ayın sonuna kadar ilgili odaya/birliğe başvurulması şarttır. Bu fıkra kapsamında ödenmesi gereken tutarların fıkrada öngörülen süre ve şekilde kısmen veya tamamen ödenmemesi hâlinde, ödenmemiş alacak asılları ile bunlara ilişkin faiz, gecikme faizi, gecikme zammı gibi fer'i alacaklar ilgili mevzuat hükümlerine göre tahsil edilir. Bu fıkra hükmünden yararlanmak isteyen borçluların fıkrada belirtilen şartları yerine getirmelerinin yanı sıra dava açmamaları, açılmış davalardan vazgeçmeleri ve kanun yollarına başvurmamaları şarttır. Bu Kanunun yayımı tarihinden önce dava konusu edilmiş ve/veya mahkemece hükme bağlanmış ve kesinleşmiş olanlar dahil olmak üzere icra takibi başlatılmış alacaklar için, borçlunun bu fıkra hükümlerinden yararlanmak üzere başvuruda bulunması halinde davalar ve/veya icra takipleri sonlandırılır. Bu kapsamda, tamamı ödenen alacaklara ilişkin yargılama giderleri ile icra masrafları ve vekâlet ücretleri karşılıklı olarak talep edilmez. Bu fıkranın uygulamasına ilişkin usul ve esasları belirlemeye Türk Veteriner Hekimleri Birliği yetkilidir.”

 

        Mustafa Elitaş                            Erkan Akçay                              Yunus Kılıç

             Kayseri                                     Manisa                                       Kars

       Şeyhmus Dinçel                                                                   Mehmet Doğan Kubat

              Mardin                                                                                    İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Takdire bırakıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Elitaş, yerinizden bir söz talebiniz vardı, onu karşılayacağım.

Buyurun.

 

 

 

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Bu kanun teklifini hazırladığımız sırada sivil toplum örgütleriyle görüşmeler yaptık. Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği, Türkiye Esnaf ve Sanatkârları Konfederasyonu, Türkiye Barolar Birliği gibi kurum ve kuruluşlar bize müracaat ettiler. Sivil toplum örgütlerinin -anayasal olarak kurulmuş sivil toplum örgütleri ile üyeleri arasındaki bir ilişki olduğundan dolayı- Türkiye Büyük Millet Meclisi ve bize, kanun teklifini yapan arkadaşlarımıza yaptığı resmî müracaatlar -ki en son Barolar Birliği bu konuda resmî bir yazı gönderdi- arkasından, Komisyon Başkanımız, Komisyon görüşmeleri sırasında sivil toplum örgütlerinin eğer bu konuda talepleri varsa bizim bunu hem Komisyon aşamasında hem de Genel Kurul aşamasında değerlendireceğimizi ifade etti.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) - Bugüne kadar, şu ana kadar Veterinerler Birliğinden herhangi bir talep olmadığından dolayı bunu koymadık çünkü oda yönetimi “Benim alacağımla ilgili siz bana sormadan niye böyle yapıyorsunuz?” diye ortaya çıkarsa diye şimdi Tarım Komisyonu Başkanı arkadaşımız o konuyla ilgili, diğer siyasi parti gruplarına da bu konuyla ilgili müracaatlar olmuş, bu müracaatlar çerçevesinde değerlendirdik. Burada kesinlikle bir unutma söz konusu değildir, müracaat yapılmadığından dolayı Tarım Komisyonu Başkanı arkadaşımız Profesör Yunus Kılıç’ın kendilerine böyle bir müracaat olduğunu biz resmî bir müracaat olarak kabul ettiğimizi ifade ediyor, o anlamda bu maddeye de ihdas ettik.

Ben hayırlı uğurlu olmasını ifade ediyor, teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Özel…

 

 

 

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, öncelikle terminolojik olarak bir katkı yapayım, bir düzeltme değil ama: Kamu kurumu niteliğinde meslek örgütleri güçlerini ve kuruluş kanun talimatlarını Anayasa’dan alırlar ve adı üstünde kamu kurumu niteliğindedir, Veterinerler Birliği de öyle, Türk Tabipleri Birliği de öyle. O yüzden “sivil toplum” demiyoruz çünkü kayıt zorunluluğu vardır, kamuda çalışanlar muaf olmak üzere mesleklerini icra için kayıt zorunluluğu var. Kayıt zorunluluğu ve  kamu görevi yapmalarından dolayı sivil toplum örgütü yerine meslek örgütü demek daha doğru, bunu böyle ifade etmek lazım.

Veterinerler Birliğinin meselesine gelince: Çok sayıda veteriner grubumuzdaki çok sayıda milletvekiline başvurunca biz de AK PARTİ Grubuna bu konuda bir uyarı yaptık. Sağ olsun, Sayın Yunus Kılıç zaten bu konuda kendi mesleğiyle ilgili son derece duyarlı bir milletvekili, birlikte Sağlık Komisyonunda da görev yapmıştık.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) -  Önerge birlikte verilebilirdi ama iktidar partisi Milliyetçi Hareket Partisiyle birlikte bir önerge vermeyi tercih etmiş, biz görevimizi muhalefet olarak yapmış oluyoruz ve verilen önergeye de kabul oyu vereceğimizi ve destekleyeceğimizi ifade ediyorum.

Teşekkür ediyorum.

 

 

 

 

BAŞKAN- Önerge üzerinde söz talebi yok.

Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Coronavirüs salgınının ülkemizde görülmesiyle birlikte alınan tedbirler kapsamında araç muayenelerinin süreleri ertelenmiş olup ertelenen sürede yüzde 5 faiz uygulanması ve yıllık Yİ-ÜFE aylık değişim oranlarına ilişkin oluşabilecek tereddütlerin giderilmesi amacıyla düzenleme önerilmektedir.

Ayrıca, maddeye eklenen fıkrayla, veterinerlerin odalarına, odaların da Türk Veteriner Hekimleri Birliğine olan borçların yapılandırılması amaçlanmıştır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda 10’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Birinci bölümde yer alan maddelerin oylamaları tamamlanmıştır. Şimdi ikinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

İkinci bölüm 11’ila 18’inci maddeleri kapsamaktadır.

İkinci bölüm üzerinde konuşmalara başlıyoruz.

İlk konuşma İYİ Parti Grubu adına Sayın Bedri Yaşar’ın.

Sayın Yaşar, buyurun. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA BEDRİ YAŞAR (Samsun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bu kanun teklifini yani bazı alacakların yeniden yapılandırılmasını maalesef bugün 9’uncu kez çıkarıyoruz. Bunu ben 4 ana başlık altında toplamak istiyorum.

Birincisi, vergisini düzenli ödeyen mükellefler. Şimdi, bunlar diyorlar ki “Siz, 8, 9 sefer bu af yasasını çıkardınız. Biz düzenli vergimizi ödüyoruz, bizim günahımız ne?” Bu ne oluyor biliyor musunuz? Toplumda insanların vergiye yönelik hassasiyetlerini ortadan kaldırıyor. Biz diyoruz ki o zaman bu konuda bir iyileştirme yapmak lazım. Yani vergisini ödeyen mükelleflere yönelik siz yüzde 5 indirim yaptığınızı söylüyorsunuz ama biz bunun yeterli olduğunu düşünmüyoruz dolayısıyla düzenli vergisini ödeyen mükelleflere yönelik muhakkak suretle bir iyileştirme yapılması lazım.

İkincisi, vergisini ödeyemeyen yani gerek Türkiye'nin içinde bulunduğu ekonomik şartlar gerekse kendi ticari faaliyetlerinden dolayı ödemek isteyip de vergisini ödeyemeyen mükellefler var. Bence kanun teklifi daha çok bunları kapsıyor, bunlara yönelik. Pandemi süreci içerisinde siz yıllık 4,2 faiz uyguladığınızı ifade ediyorsunuz; bizim önerimiz, bu zor şartlar altında bu mükelleflerin de mümkün olduğunca hiç faiz alınmadan bu borçlarının yapılandırılması.

Üçüncüsü, bununla ilgili bir takviminiz var. E, pandemi süreci bitti mi? Bitmedi. Ne zaman biteceğine dair bir fikir var mı? Yok. Dolayısıyla, ödeme başlangıcında mümkün olduğunca, hiç olmazsa yıl sonundan itibaren -o zamana kadar pandemiyle ilgili de bazı konular netleşir- ona göre bir ödeme planı yapılmasında biz fayda mütalaa ediyoruz.

Dördüncüsü, vergisini ödemeyenler… Bakın, ikincisi ödeyemeyenlerdi ama üçüncüsü ödemeyenler. Yani bunu alışkanlık hâline getirip “Nasıl olsa ileride bir af çıkar.” deyip kötü niyetli olanlardan bahsediyorum. Şimdi, tabii, vergiye uygulanan faiz oranları da düşük olduğu için bunu  bir noktada finansman olarak kullanıyorlar. Göreceksiniz, şu anda müktesep hâle gelmiş olan borçlarını, bu sizin uyguladığınız 0,35 yani yıllık 4 olan faiz üzerinden rakamları ödeyecekler; bundan sonra doğacak KDV, vergi ve diğer sorumluluklarını yerine getirmeyecekler; nasıl olsa bundan sonra da yine bir şey çıkar diye bekleyecekler.

İşte, bütün bu hengâmede eğer bu işler doğru düzgün olsa, doğru düzgün bir vergi sistemimiz olsa, inanın, gelişmiş ülkelerde olduğu gibi, bunlara biz de hiç muhatap olmayacağız.

Mesela, size basit bir düzeltmeden bahsedeyim: Vergiyi doğuran en büyük sebeplerden biri gayrimenkul alım satımları; işte, yüzde 2 alan, yüzde 2 satan… Ne oluyor? Herkes biliyor, bu salondaki herkes de biliyor ki herkes bir gayrimenkul alırken gidiyor belediyeye, bunun rayiç bedeli neyse, rayiç bedeli üzerinden işlemlerini yapıyor; aradaki fark, işte sizin bu söylediğiniz, gayriresmî, yasal olmayan matrahlar oluşturuyor. Ben size bir öneride bulunuyorum, diyorum ki: Gelin, mesela, bu gayrimenkulle ilgili alışverişleri yüzde 2 değil, sıfırlayın Sayın Başkanım. O matrah artışından dolayı alıcıda da satıcıda da hiçbir problem olmaz. Gerçek rakamlar üzerinden ticaret döner, gerçek rakamlardan alışveriş üzerinden de o matrah artışıyla beraber herkes üzerine düşen vergisini de öder, sorumluluğunu da yerine getirir. Uzun vadede ben bu işten daha yüksek seviyede devletin istifade edeceğini düşünenlerdenim.

Yine, aynı şekilde bugün biliyorsunuz, devletten KDV alacağı olan bir sürü arkadaşımız var, bir sürü yatırımcı, iş adamı arkadaşımız var. Bakın, bu KDV'yi devletten istemenin bir yolu var; müracaat ediyorsunuz, diyorsunuz ki: İnceleyin. Bu incelemenin sonunda KDV alacağını vergi ve SSK borçlarınıza saydırabiliyorsunuz. Ben diyorum, bakın, burada size somut bir şey söylüyorum. Her iki tarafta devlet, her iki tarafta devlet olduğuna göre demek ki benim doğan KDV alacağımı, devlet benim doğan SSK ve vergi borçlarına saysa ne olur? Hiçbir şey olmaz. Bakın, ekonomiye çok ciddi bir hareket kazandırmış olursunuz ama şimdi öyle değil. Siz “Bu incelemenin sonucunu bekleyin. İncelemenin sonucunda alacağınız kesinleşir. Bu kesinleşen alacağınızı vergi ve SSK borçlarına saydırabilirsiniz.” diyorsunuz ama bugünkü ekonomik şartlar içerisinde… Yani neticede devlet açısından bir şey değişmiyor. Bir taraftan KDV'yi öderken bir taraftan da vergi ve SSK alacağını tahsil ettiğine göre bir elinden verdiğini öbür eliyle alacak ama bunun ekonomiye çok ciddi katkısının olacağını hepimiz biliyoruz.

Yine, buna paralel sicil affı yani bugün biz ne kadar bu sicil affını çıkarırsak çıkaralım özel bankaların muhakkak kendilerine göre kriterleri var. Diyecekler ki… Bu da normaldir yani ticaret kendi kuralları içerisinde cereyan eder. Biz sicil affını getirsek bile… Gelsin buna gelmesin diye bir şeyim yok ama ben genel manada piyasadaki uygulamalardan bahsediyorum. Onlar özel bankalar, muhakkak kendilerine göre bir portföy oluşturacaklar, o portföy üzerinden işte aynı durum, aynı şartlara göre kredilendirmeyi yapacaklar. Buradaki mesele şu: Geçmişte sıkıntı yaşamış şirketler bütün borçlarını ödemiş olmalarına rağmen, hâlâ bunlarla ilgili işte, on sene önce bir çekin yazıldı, bir senedin protesto oldu gibi, belki bunlar orta yerden kalkarsa bir nebze -yani normal işini yoluna koyanlar için söylüyorum- bir anlam ifade edebilir. Ümit ediyorum ki devlet bankalarında bu siciller silindiği andan itibaren kötü niyetli uygulamalar olmaz, bütün endişemiz bu yoksa ticaret kendi kuralları içerisinde cereyan eder diye düşünüyoruz.

Tabii, bu kanunun getirdiği başka bir şey daha var. Yani siz matrah artışı da dâhil bundan istifade etmiş olsanız bile cezai sorumluluktan kurtulamıyorsunuz. Yani, diyor ki: Tamam, bunun, vergi kaçırmanın ayrıca yasal bir boyutu var ve hapis cezası var. Yani bütün bunlardan istifade etmiş olsanız bile bu işin cezai sorumluluğundan maalesef kurtulamıyorsunuz.

Yine, davalar meselesi var, onu 3’üncü madde üzerinde de söylemiştim. Diyorum ki: İyi niyetli yani bu dava konusu olanları biraz daha aşağıya çekersek bu konuyla ilgili de muhakkak talepler oluşacaktır.

Tabii, yine, inanın, namusuyla şerefiyle bu ülkede ticaret yapan esnafın bu yasaya en büyük katkıyı sağlayacağını siz de göreceksiniz. Zaten altı ay önce “Ya, bu matrah artışını getirin yani en azından insanlar bir miktar rahatlamış olur...” Bütün bu zor şartlara rağmen sadece ve sadece inceleme yani “Bizi incelemeyin, bir daha devletle uğraşmayalım, hesapla kitapla uğraşmayalım...” Göreceksiniz, normal şartlarda vergisini düzenli ödeyen insanlar bu yasadan daha fazla istifade edecekler. Sadece “Aman başımız ağrımasın, başımız belaya girmesin, normal şartlar altında ticaretimize devam edelim.” mantığıyla yine en fazla onlar bu konuda bundan istifade edecekler.

Daha önceki önerim vardı, onu yine buradan yenilemiş olayım: Yani hiç ödemeyenler veyahut da ödemeyenleri, kötü niyetlileri bir tarafa bıraktık ama şirketler iflas etmiş, yapacak bir şey yok. Hatta çoğunun, ebeveynlerin veraset intikal vergilerini verasetlerde bile kabul etmediği “Ben artık babamın, şirketimin bana doğan borcunu da istemiyorum, alacağını da istemiyorum…”  Yirmi yıldır, yirmi beş yıldır ödenmeyen borçlara yönelik daha önce belirtmiştim, bu konuyla ilgili çalışma yapılabilir diye düşünüyorum. Yani yirmi yılını doldurmuş, artık alınması, tahsil edilmesi mümkün değil. Her borç yapılandırmada da gündeme geliyor, hep aynı şeyler geçip gidiyor. Bununla ilgili cüzi ödemelerle, bunlarla ilgili yüzde 5, yüzde 10’la ödemeyle bunların tümünün ortadan kalkmasında da ben fayda görüyorum. Yoksa, devletin yaptığı da yanlıştır. Bu borçlar nasıl devam ediyor? Devlet memuru o borç ödeniyor gibi gösteriyor. Ne yapıyor? 1 lira yatırıyor, 25 kuruş yatırıyor, müvekkil adına yatırıyor, devletin alacağı da devam etmiş gibi oluyor. Normalde böyle ödenen, gerçekleşen bir şey yok ama bu konuyla ilgili ciddi bir çalışma olursa iyi sonuçlar alınacağını ümit ediyorum.

Ben kanunun hayırlı uğurlu olmasını diliyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Sayın Mevlüt Karakaya.

Buyurun Sayın Karakaya. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA MEVLÜT KARAKAYA (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 265 sıra sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi ilgili olarak Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, yasa teklifine bir bütün olarak baktığımızda, bazı alacakların yeniden yapılandırılması, matrah artırımı ve işletme kayıtlarının düzeltilmesi başlığında, 3 ana grupta toplandığı görüyoruz, tabii ki, ağırlıklı tarafı da alacakların yeniden yapılandırılması. Hedef kitle itibarıyla baktığımızda, gerçekten çok geniş kitleleri ilgilendiren hem direkt olarak hem de dolaylı olarak da toplumun bütününü ilgilendiren bir düzenleme, düzenlemenin arka planındaki Covid-19’un ekonomi ve ticari yaşam üzerine olan etkilerinin giderilmesi. Dolayısıyla bu vesileyle öncelikle şunu bir dikkate almamız lazım: Yani gerçekten Covid-19 salgınıyla birlikte tüm dünyada, dünya ekonomilerinde ciddi daralmalar söz konusu oldu, doğal olarak bizim ekonomimizde de bunun yansımaları oldu. Ancak benim daha önce buradan da ifade ettiğim gibi, 18 Mart 2020 tarihinde yapılan önleyici tedbirlerle Türkiye’de Covid-19’un ekonomi ve ticari yaşam üzerindeki olumsuz etkilerinin önemli ölçüde hafifletildiğini o zaman ifade etmiştim. Onun arkasından gelen birtakım düzenlemeler söz konusu oldu, onların da yine olumsuz etkiler üzerinde ciddi katkılar, olumsuz etkilerin hafif atlatılmasını sağlayacak sonuçları söz konusu oldu. Bu düzenleme 245 milyar borcun yapılandırılmasını esas alıyor -ki bu önemli bir rakam- 157 milyar cezadan da vazgeçmeyi öngörüyor. Bunun yaklaşık 80 milyarı katma değer vergisi, 26 milyar TL’si de gelir vergisi stopajıyla alakalı. Tabii, matrah artırımı bir anlamda bir kaynağın gelişi anlamında. Bu, ne kadar olacak? Belki şu anda bunun tahminî bir rakamını söylemek mümkün olmayabilir ama en son iki matrah artırımı düzenlemelerine gittiğimizde birisi 14 milyar TL, diğeri de yine 9-10 milyar TL’ye yakın bir rakamdı; bunların ortalaması bir dönüş, belki daha fazlası da söz konusu olabilir. Biraz önce de buradan söylendiği gibi, burada, belki de geçmişle ilgili herhangi bir eksiği olmayan insanların da bu denetim psikolojisinden kurtulmak için müracaatları söz konusu olabilir.

Değerli arkadaşlar, son dönemlerde ekonomiyle ilgili yapılan eleştirilere, eleştiriyi yapanların bir kısmına baktığımızda, örneğin gençlerin işsizliğinden, çiftçinin, esnafın sıkıntı içerisinde olduğundan bahsedenler aslında Türkiye’nin uzun zamandır terörle mücadelesini dikkate almadan, daha doğrusu kırk yıldır PKK terörüyle yaptığımız mücadelede kullanılan kaynakları ve Türkiye Cumhuriyeti devletinin bu konuda katlandığı külfetleri dikkate almadan... Yani bugün sadece terörle mücadele için yapılan asgari harcamayı ya da diğer harcamaları değil, bunun dışında “alternatif maliyet” olarak ifade edebileceğimiz bu kaynakların kullanımıyla alakalı hususları da dikkate aldığımızda, aslında bugün işsiz dediğimiz gençlerimizin istihdamını oluşturacak harcamaların, kaynakların bu alana gittiğini görüyoruz. Onun için, Türkiye bir an önce bu terör belasından kurtulmalıdır. Bizim canlarımız gidiyor, canlarımız giderken elbette malı konuşmuyoruz, ekonomiyi konuşmuyoruz ama birileri bir taraftan canlarımızı alırken diğer taraftan da ekonomiyle vurmaya kalkıyorlarsa bunu da milletimize, gençlerimize ve insanlarımıza aktarmamız lazım ki Türkiye, terör belasından kurtulduğunda bu alanda harcadığı birtakım kaynakları da yine, büyüme için, ekonomi için, istihdam için, yatırım için kullanabileceğini de ifade etmemiz gerekiyor.

Değerli arkadaşlar, tabii, bu Covid-19 salgını süresince, özellikle başlangıçta önlem olarak “Ekonomik İstikrar Kalkanı” adı altında yapılan uygulamalar, yine, Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankasının yaptığı uygulamalar, bu likidite ihtiyacının karşılanmasına yönelik yapılan birtakım düzenlemeler, “Sosyal Koruma Kalkanı programı” adı altında Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından yapılan düzenlemeler, esnaf ve sanatkârlara hibe ve destekler, esnaf ve sanatkâra faizsiz kredi kullanımları -bunların detaylarını birçoğunuz biliyorsunuz- yine, on yedi günlük tam kapanma döneminde yapılan destekler; Covid-19’un olumsuz etkileri açısından bunların bize önemli ölçüde, ciddi katkıları oldu. Ve yine aynı şekilde, bu süreçte yapılan desteklerin belki bir arada ifadesi, dün Sayın Cumhurbaşkanı da bir televizyon kanalında verdiği röportajda ifade ettiler. Yani 1 milyon 200 bin esnafın ciro ve kira desteğinden 26 milyar TL vergi indirimiyle alacaklardan vazgeçildiği, kısa çalışma ödeneğinden 3 milyon 768 bin, işsizlik ödeneğinden 1 milyon, nakdî ücret desteğiyle 2 milyon 806 bin vatandaşın hibe desteği aldığı ve bunların tamamının da 67 milyar civarında olduğu ifade edildi.

Değerli milletvekilleri, burada tabii, bir hususu da dikkate getirmekte fayda var. Bugünlerde Türkiye’de hasat başladı, özellikle hububat hasadı, Orta Anadolu’da henüz değil ama öyle görünüyor ki kuraklık bir iki bölge haricinde Türkiye genelinde önemli ölçüde yaygın bir durum. Bu konuda tabii ki önemli ölçüde bir rekolte düşüklüğünden bahsediyoruz. Geçen günlerde hububat fiyatlarında açıklama oldu. Toprak Mahsulleri Ofisinin eski Genel Müdürlerinden biri olarak şunu öncelikle ifade etmeliyim ki hububat fiyatlarıyla ilgili yapılan düzenleme, içinde bulunduğumuz şartlarda rekolteyi de dikkate aldığımızda gerçekten anlamlı ve piyasayı regüle edebilecek, geleceği de düşünecek, sadece üretici piyasasını değil, aynı zamanda tüketici açısından da düzenlemeyi hedef alan bir uygulama olmuş. Bu anlamda tabii ki hasat döneminde düşük rekolte, daha sonraki dönemde de malumlarınız olduğu üzere tüketici açısından piyasaların anormal ölçüde yükselmemesi için gerekli tedbirlerin de alınması gerektiğini ifade etmek istiyorum. Bu kapsamda artışlar bugünkü şartlarda yüzde 36-yüzde 37 civarında olmuştur.

Bunlar uygun görünüyor ama bununla birlikte primlerde de bir artışın yapılmasının çiftçi açısından uygun olacağını ifade ederek yüce heyetinizi bir kez daha saygıyla selamlayarak huzurunuzdan ayrılıyorum. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Sayın Gülüstan Kılıç Koçyiğit.

Buyurun Sayın Koçyiğit. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Muş) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkanım, Sayın Vekiller; herkese merhaba.

Şimdi, yine bir genel düzenlemeyle, bir vergi affıyla aslında karşı karşıyayız ve asıl bu çok alışık olduğumuz bir tablo. Çünkü AKP-MHP koalisyonunun; kendisi her sıkıştığında, her kaynak bulamadığında, her seferinde hazine tamtakır olduğunda yeniden ve yeniden dönüp “Ya, biz bu vergileri, alamadığımız vergileri nasıl toplarız?” diye bir tartışma yürütüyor ve en nihayetinde yaptığı ilk şey vergileri büyük sermayedarlar lehine, aslında yandaşları lehine yeniden düzenlemek ve onlar adına bazı tavizler vererek aslında gerçekten özellikle de dar sınıfın, emekçi kesimlerin, yoksul halkın sırtına yeni vergi yükleri bindirmeye dönük genel bir aklı olduğunu, genel bir yaklaşımı olduğunu ifade etmemiz gerekiyor.

Mevcut düzenleme birçok şeyi içeriyor aslında. Hem Hazine ve Maliye Bakanlığı hem Ticaret Bakanlığı, Sosyal Güvenlik Kurumu, il özel idaresi, belediyeler, büyükşehir belediyelerinin su ve kanalizasyon idarelerinin yatırım izleme ve koordinasyon başkanlığı gibi birçok alanı ilgilendiren düzenlemeler var. Fakat bu düzenlemelerin en temelinde bir adaletsizlik olduğunu ifade etmemiz gerekiyor.

Şimdi, diyeceksiniz ki sadece adında “adalet” kavramı olan adaletsiz bir Hükûmetten nasıl bir adalet bekliyoruz? Doğru. Evet, biz aslında sizden, AKP Hükûmetinden adaletli bir yaklaşım zaten beklemiyoruz. Sizin  bir vergide adaleti getirmenizi, gelir dağılımındaki adaletsizliği ortadan kaldırmanızı, dar sınıflar lehine, çiftçiler lehine, köylüler lehine, üreticiler lehine bir düzenleme yapmanızı zaten beklemiyoruz fakat bu kadar da gözümüzün içine baka baka, gerçekten yandaşlarınızı kurtaracak altı ay arayla “yapılandırma” diye önümüze kanun teklifleri getirecek bir yaklaşımı da yapmamanız gerektiğini en azından ifade etmemiz gerekiyor.

Değerli arkadaşlar, şimdi Türkiye'deki vergi sistemi her zaman bozuktu ama sanırım AKP döneminde bu bozukluk ayyuka çıkmış durumda. Normalde dolaylı vergilerin daha küçük bir pay alması gerekirken genel vergilendirme sistemi içerisinde dolaysız vergilerin daha yüksek oranda olması gerekirken ülkemiz, devlet genel vergiler içerisinde yüzde 70 dolaylı vergilerden vergi topluyor. Bu ne demek? Yani, bir milletvekili ile emeğiyle çalışan bir çiftçinin, bir bürokrat ile sokaktaki temizlik işçisinin aynı ürünü alırken aynı vergiyi ödemesi demek. Yani, biz de simit alırken aynı vergiyi ödüyoruz ama köylü Ayşe teyze de aynı vergiyi ödüyor ya da bir bürokrat da benzin aldığında aynı vergi ödüyor, mazot aldığında aynı vergi ödüyor ama aynı mazotu traktörüne doldurup aslında üretim yapmak için tarlaya gitmek isteyen çiftçi de aynı vergi ödüyor. Bu anlamda, genel anlamda vergide bir adaletsizlik olduğunu ve bu vergi adaletinin çalışanlar lehine, dar gelirliler lehine düzenlenmesi gerektiğini ve gelire oranlı bir vergilendirme sistemi yapılması gerektiğini ifade etmemiz gerekiyor. Eğer gelire duyarlı bir vergilendirme yapılırsa o zaman çok kazananlar çok öder; az kazananlar az öder; hiç kazanamayanlar da, sosyal devletin gereği olarak, aslında o kolektif bütçeden, o kamu bütçesinden pay alırlar ve bugün bizim karşılaştığımız yoksulluktan, açlıktan intihar vakalarıyla karşılaşılmaz ya da insanlar çocuklarına alamadıkları ekmek için gözyaşı dökmezler, akşam evlerine başları önlerinde dönmezler değerli arkadaşlar ama ne yazık ki bunların hiçbiri yapılmıyor.

Diğer bir temel adaletsizlik, bugün ülkemizde ortalama ücrete dönüşmüş olan, çalışanların neredeyse yüzde 70’inin temel ücreti olan asgari ücretin de vergi kapsamında tutulması ve ısrarla, inatla asgari ücretin vergi dışı hâline getirilmemesidir. Değerli arkadaşlar, TÜRK-İŞ’in son verisine göre Türkiye’deki açlık sınırı 2.830 lira. Peki, Türkiye’deki asgari ücret ne? 2.825 lira. Bakın, asgari ücretimiz açlık sınırının altında kalıyor –“yoksulluk” demiyorum, açlık sınırının altında kalıyor- ve hâlâ AKP Hükûmeti ne yazık ki asgari ücretten vergi almaya, damga vergisi ve gelir vergisi kesmeye devam ediyor. Bunun büyük bir haksızlık olduğunu ve bu ülkenin kamu kaynaklarının tam da o ortalama gelire dönen, milyonları bulan asgari ücretlinin, dar gelirlinin sırtına yıkıldığını da ayrıca ifade etmemiz gerekiyor.

Yine, yoksulluk sınırı açısından, Türkiye’de yoksulluk sınırı 9 binlere gelmiş durumda ve bütün bu yoksulluk sınırına dönük de hiçbir iyileştirme yapılmıyor, hiçbir adım atılmadığını ifade etmemiz gerekiyor. Vergiler içerisindeki KDV oranlarının, ÖTV oranlarının ve diğer bütün gelir vergilerinin, dolaylı vergilerin AKP döneminde katlanarak arttığını ama doğrudan vergilerin sürekli kapsam dışı bırakıldığını, vergi aflarıyla affedildiğini ve bunların yanına da sicil afları eklenerek de bunların aslında vergi ödemeyenlerin, vergi kaçıranların sicilinden silindiğini de açık ve net bir şekilde görüyoruz değerli arkadaşlar. Bütün bunları üst üste koyduğumuz zaman ne var elimizde? Adaletsizlikten beslenen, aslında toplumun sırtında büyük bir kambura dönüşen, yandaşlarını beslemek, yandaşlarına kaynak aktarmak dışında topluma hiçbir vaadi olmayan ve bugün Mehmet amcanın sırtından geçinerek Cengiz Holdinge, Kalyona, Koline para aktaran bir iktidarla karşı karşıya olduğumuzu ifade etmemiz gerekiyor. Cengiz Holding ve onun başındaki, bu ülkedeki annelere sinkaflı küfür etmişti ama bugün işte İkizdere’deki canım ormanları, canım vadiyi katletmekte beis görmüyor çünkü arkasında AKP var, çünkü arkasında halka sırtını dönmüş, bir avuç yandaş için çalışan, çırpınan, elinden geleni ardına koymayan bir iktidar var.

Değerli arkadaşlar, bu vergi meselesini çok daha detaylı bir şekilde konuşabiliriz ama temel meselemiz şu: Eğer bu ülkede altı ay arayla bir düzenleme yapılıyorsa ya ilk yaptığınız düzenleme yanlıştı ya bugün yaptığınız düzenleme yanlış ya da siz zaten hep yanlış yapıyorsunuz demektir. Gerekçesini “pandemi” diye koymuşsunuz ama burada pandeminin mağdur ettiği sosyal kesimlere, toplumsal kesimlere dönük en ufak bir düzenleme yok. O zaman soruyoruz: Bu düzenlemeyle kimleri yeniden aslında ihya etmeyi planlıyorsunuz? Kimlerin faiz borçlarını, vergi borçlarını, vergi cezalarını, sicil aflarını sağlayarak onlara nasıl bir iltimas geçmeyi düşünüyorsunuz? Bunu da sanırım bütün halkımıza, bütün Türkiye toplumuna anlatmanız gerekiyor değerli arkadaşlar.

Diğer bir mesele, burada pandemi nedeniyle bu düzenlemeyi yaptınız. E, peki, soruyoruz: Pandemi nedeniyle bu düzenlemeyi yaptınız ve çok büyük oranda aslında –yanılmıyorsam- 157 milyar lira gibi bir vergiye af getiriyorsunuz, vergi cezasına af getiriyorsunuz ama buna karşılık esnafa vereceğiniz 4 milyarı da çok büyük bir lütufmuş gibi sunmaya çalışıyorsunuz. E, hani siz bütün bu düzenlemeyi pandemi gerekçesiyle yapıyordunuz; işte, geliri düşen, bir şekilde borcunu ödeyemeyen, vergisini ödeyemeyenler lehine bir düzenleme yapıyordunuz? O zaman soruyoruz: Bu 157 milyarlık vergi cezası kimindir? O zaman çıkın, bunu tek tek açıklayın. Eğer bu işçininse, eğer bu köylününse, eğer bu dar gelirlininse ve biz burada çıkıp sizi eleştiriyorsak, biz çıkalım ve gerçekten özür dileyelim ama eğer bu, 5’li müteahhit çetesininse, sizin yandaşlarınızınsa, her gün yanınızda tuttuklarınızınsa o zaman sizin, bu toplum karşıtı iktidarınıza dönük de bir özeleştiri vermeniz ve bu toplumdan gerçekten özür dilemeniz gerekiyor.

Değerli arkadaşlar, vergi barışını, vergi adaletini ve vergi ahlakını hep beraber konuşmamız gerekiyor ve bu Meclisin de gerçekten toplum lehine bir vergi düzenlemesine adım atması, buna aracılık etmesi gerekiyor. Bunun yolu yapısal bir düzenlemedir, palyatif çözümler değildir, restorasyon değildir. Baştan sona vergi kanununun çalışanlar, dar gelirliler ve emekçiler lehine gözden geçirilmesi ve bütün düzenlemelerin bir daha affa ve sorumlu vatandaşa yük çıkarmayacak şekilde gözden geçirilmesi gerekiyor diyorum.

Genel kurulu selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Kamil Okyay Sındır.

Buyurun Sayın Sındır. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA KAMİL OKYAY SINDIR (İzmir) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 265 sıra sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi’nin ikinci bölümü üzerinde söz almış bulunmaktayım. Hepinizi, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu teklif 15 madde olarak geldi ve yükseköğretim kurumlarıyla ilgili yüksek lisans ve doktora eğitimi amacıyla yurt dışına gönderilenleri içeren 3 madde ihdas edildi, 18 madde olarak Komisyondan çıkarak Genel Kurulumuza iletildi ve 4 ayrı kanunda değişiklik öngörüyor.

Teklifin genel gerekçesinde, Covid-19 salgınının -gene, gerekçenin hemen başında yer alarak- ülke ekonomisine etkilerini azaltmak, istihdamı, üretimi korumak ve vatandaşların salgından en az şekilde etkilenmesini sağlamak için birtakım düzenlemeler getirildiği, yapıldığı söyleniyor ki bunlar arasında kesinleşmiş alacakların yeniden yapılandırılması, ihtilaflı alacakların tasfiyesi, inceleme ve tarhiyat safhasında bulunan işlemlerin sonunda yapılacak tarhiyatlar, matrah artırımı, kayıt ve muhasebe düzeltmeleri, amortismana tabi iktisadi kıymetlerin yeniden değerlenmesine ilişkin düzenlemeler... Özü itibarıyla aslında bir mali af ancak tabii “af” kelimesinden özenle kaçınılıyor. Af niteliğinde olan böylesi bir düzenlemenin adına “yapılandırma” da desek maalesef bir kanun teklifi olarak getirilmesi aslında başlı başına yanlış bir uygulama, yasama mantığına ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin geleneklerine aykırı bir uygulama. Üç yıldır “Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi” adını verdiğiniz bu tek adam dönemi, rejimi ve yürütmenin bir kişi tarafından yürütüldüğü bu sistem içerisinde milletvekillerinin bir teklifi olarak gelmesini başlı başına yanlış bir uygulama olarak değerlendiriyoruz çünkü devleti yöneten yürütmenin kendisidir yani Hükûmet odur, böylesi tekliflerin de bütçenin başında olan yürütmenin doğrudan sorumluluğunda olması gereken ve tasarı niteliğinde, yürütmenin getirmesi gereken bir meseledir. Sonuç itibarıyla, toplanacak vergilerin sorumluluğunu ve hesabını verecek olan yürütmedir; burada teklif veren, kanun teklifi veren milletvekili arkadaşlarımız değildir. Usulde bir sıkıntı olduğunu, bu konuda bir düzenlemenin mutlaka yapılması gerektiğini de belirtmek istiyorum.

Değerli arkadaşlar, tabii, vergi ve prim borçlarını yeniden yapılandıran, vergi cezalarına, idari para cezalarına, gecikme zammı, gecikme faizi ve gecikme cezalarına af niteliğinde indirimler getiren bazı diğer kamu alacaklarında ve kamu alacağı niteliğinde olmayan alacaklarda, bazı meslek örgütlerinin meslek kuruluşlarına ait aidat alacaklarında yeniden yapılandırmaya giden bu kanun teklifi, kamu alacaklarının yapılandırılması konusunda bugüne kadar ortaya konulan en kapsamlı düzenlemelerden biri. Tabii, şu konu tartışıldı burada benden önce de: Vergi ahlakı. Vergi ahlakı bakımından vergi affı veya adına yapılandırma diyelim, yasal olarak ödenmesi gereken vergi borcunun tam ve eksiksiz olarak zamanında ödenmemesi meselesidir aslında. Dolayısıyla vergi yükümlülüğünü yasalara uygun bir biçimde yerine getirmiş olanlar için önemli sakıncaları da beraberinde getirir. Vergi affına veya böylesi yapılandırmalara sıkça başvurulması her aftan veya yapılandırmadan sonra başka bir af veya yapılandırma beklentisine de yol açar. Ülkemizde son dönemlerde çok sayıda af yasası çıkarılarak         -iki yılda bir diyemiyorum- on dokuz yılda, iktidarınız döneminde neredeyse toplam 10 düzenleme yapıldı. Aslında Sayın Hamzaçebi konuşmasında bunun 16 olduğunu ifade etti bazı irili ufaklı düzenlemeleri de katarak. Baktığımızda öyle iki yılda bir de değil, özellikle 2011’den bugüne her yıl bir düzenleme yapılmış ki en son yapılan düzenleme bundan beş altı ay önce. Dolayısıyla böylesi düzenlemelerin bu kadar sıklıkla yapılması sonuçta borcuna sadık vatandaşlarımız için bir sorun hâline gelebiliyor.

Değerli arkadaşlar, tabii, ülkemizde son yıllarda çok sayıda af yasası çıkarılarak -neredeyse iki yılda bir dedik- bu her yıl yapılarak gelenekselleşme hâline dönmüş durumda. Bu durum bir yandan vergi suçlarının işlenmesini özendirmekte ve vergi cezalarının caydırıcı etkisini de azaltmaktadır, öte yandan vergisini zamanında ödeyen yurttaşların adalet duygusunu da incitmekte ve güvenini de sarsmaktadır; tabii, bu, aynı zamanda vergide eşitlik ilkesine de aykırı düşmektedir. Aynı zamanda, böylesi düzenlemeyle vergi adaleti ve genel olarak hakkaniyet anlayışı zedelenmekte ve her defasında “Bu son kez…” denilerek -bundan öncekinde de öyle oldu “Bir daha yok. Kesinlikle söz veriyoruz.” dendi- bu tür aflar, mali aflar âdeta sondan bir öncekine dönmüş durumda; düzgün, dürüst ve kurallara uygun çalışan mükellefler açısından da cezalandırılıyormuş hissini yaratmaktadır bu.

Ülkemizde maalesef vergi adaletinden bahsetmemiz de pek mümkün değil. Dolayısıyla vergi adaletini sağlayabilmenin her şeyin önünde, her şeyden öncelikli gelmesi gerekir. Zaten Anayasa'mızın 73’üncü maddesi “Herkes, kamu giderlerini karşılamak üzere, mali gücüne göre, vergi ödemekle yükümlüdür.” der, hemen arkasından “Vergi yükünün adaletli ve dengeli dağılımı, maliye politikasının sosyal amacıdır.” der. Oysa bakarsak 2020 yılı merkezî yönetim bütçesinde vergi gelirleri tahsilatının 833 milyar lira olduğu söylenebilir. 2000’li yılların başlarında yüzde 90’ların üzerinde olan tahsilat tahakkuk oranı maalesef 2020’de yüzde 77’ye düşmüş durumda. Tahsil edilen 158,8 milyar lira gelir vergisinin 85 milyar lirasının maaşını görmeden vergisi ödeyen işçi, emekli, kamuoyunda genel olarak “bordro mahkûmu” olarak tanımlanan ücretliler üzerinden olduğunu biliyoruz. Gelir ve kazanç üzerinden alınan vergilerin yani doğrudan vergi gelirlerinin toplam gelire oranı yüzde 33,7, dolaylı vergiler ise yüzde 66,1, dolaylı vergiler içerisindeki sadece ÖTV ve KDV’nin payı yüzde 52,6. Dolayısıyla, yaklaşık olarak bir oran verecek olursak ülkede dolaylı vergiler oranının üçte 2, doğrudan vergiler oranının üçte 1 olduğunu görüyoruz ve doğrudan vergiler içerisinde de bordro mahkûmlarından alınan vergi oranı da yarı yarıya. Böylesi bir vergi dağılımında vergi adaletinden bahsetmek de pek mümkün değil. Dolayısıyla, 2020’de salgın bahane ediliyor. Sebep sadece salgınsa neden iktidarınız boyunca yılda bir vergi affı çıkardınız? Yani sadece bu vergi affı veya yapılandırma Covid’e bağlı bir uygulamaysa bundan önceki 10 uygulama neden çıkarıldı? Bu sorunun yanıtının gerçekten bilinmesi gerekir diye düşünüyorum.

Değerli arkadaşlar, Komisyonda, söz konusu teklife biz ayrıca 7 ayrı önerge de verdik ancak hiç bir önergemiz -doğal hâle geldi artık, doğal olarak diyeceğim çünkü gerçekten doğal bir hâl almaya başladı- kabul edilmez şekle geldi. Bunlardan bir tanesi çiftçinin kamu ve özel bankalara olan, özellikle kamu bankalarına olan borçlarının yapılandırılması. Daha doğrusu, kamu ve özel bankalara olan yaklaşık 140 milyar lira borcunun vergi affı veya yapılandırma paketi kapsamında olmasını istedik. Bu kapsamda bildiğiniz gibi yaklaşık 150 milyar lira borcu olan yani kamu bankalarına 103,3 milyar, özel bankalara 37 milyar, toplamda 140,3 milyar lira kredi borcu olan çiftçinin, Tarım Kredi Kooperatiflerine de 9,2 milyar lira borcuyla yaklaşık 150 milyar borcu; tefeciye, tüccara, efendim, benzin istasyonuna, özel sektördeki çeşitli gerçek kişilere olan borçlarını da sayarsanız 200 milyarın üzerinde olan çiftçi borcu ortadayken bunun yapılandırılması, her şeyden öncelikli olması gerekirdi. Böylesi bir düzenlemenin aslında daha çok; esnafın, çiftçinin, ücretli ve bordro mahkûmlarının bu süreçte huzur ve refahını düşünen bir düzenleme olmasını beklerdik ancak yine böylesi bir düzenlemeyi göremedik.

Söz konusu bu kanun teklifinin bundan sonra yine geleceğine artık herkes kani olmuş durumda. Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu kanun teklifi hakkında genel olarak olumlu olduğumuzu da belirtmek istiyorum.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Grupları adına söz talepleri tamamlanmıştır, karşılanmıştır.

Şimdi, şahısları adına ilk söz Sayın Hüseyin Örs’ün.

Sayın Örs, buyurun. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

HÜSEYİN ÖRS (Trabzon) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ikinci bölümde şahsım adın söz aldım. Hepinizi en derin saygılarımla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bu kürsüde milletimizin çektiği sıkıntıları dile getirmek, onların dertlerine çare aramak için konuşuyoruz; soru önergeleri, araştırma önergeleri, kanun teklifleri veriyoruz ama ne yazık ki iktidara mensup arkadaşlar toptancı bir mantıkla bizlerden gelen bütün teklifleri reddediyor. Bu da yetmezmiş gibi, mesnetsiz iddia ve yakıştırmalarla bizleri suçlamaya çalışıyorlar.

Arkadaşlar, bu ülkeyi siz idare ediyorsunuz, iktidar sizsiniz. Olan biten bütün olumsuzlukların nedeni olarak muhalefeti gösterme alışkanlığınızdan hâlâ daha vazgeçmiyorsunuz. Yandaş medya organlarıyla algılar oluşturarak her şeyi güllük gülistanlık gösterme politikanız iflas etti, bunu görmüyor musunuz? Dönem dönem müjdeler veriyorsunuz; bazen uçak yapıyorsunuz, bazen yerli otomobil üretiyorsunuz, hızınızı alamıyorsunuz aya adam gönderiyorsunuz, hatta yandaş kanallarınızda isimlerinin başında “profesör” unvanı olan kişiler “Aydaki madenlerden nasıl istifade ederiz?” diye televizyonlarınızda tartışıyorlar. Sevgili arkadaşlar, değerli arkadaşlar; oysaki bugün bu milletin ayın sonunu getirme derdi var; esnaf perişan, emekli çaresiz, gençlerimiz işsiz, umudunu kaybetmiş, çiftçimiz mahsulünü satamıyor. Bakın, çaya 4 TL fiyat verdiniz ama sonrasında kontenjan uygulaması koydunuz, üretici bugün 2,70’e, 2,80’e çayını teslim etmek zorunda kalıyor. Üreticiyi özel sektörün eline mahkûm ettiniz. Bunları burada konuşmayacağız da neyi konuşacağız sevgili arkadaşlar?

Siz 2002 yılında “Yoksulluk, yolsuzluk ve yasaklarla mücadele edeceğiz.” diyerek iktidara geldiniz ancak bugün geldiğimiz noktada yoksulluğu yok etmek bir yana yoksulluğu yaygınlaştırdınız. Dün “‘İş yerleri kapanıyor.’ diyenler yalan söylüyor.” diyen de sizdiniz, bugün helallik isteyen de sizsiniz. Dün eve ekmek götürme derdinde olan “Eve ekmek götüremiyoruz.” diyen esnafa  “Abartıyor.” diyen de sizdiniz, bugün helallik isteyen de sizsiniz. Değerli arkadaşlar, böyle helallik olmaz, böyle helalleşme olmaz; siyasetçi milletiyle kürsüden attığı nutukla helalleşmez, siyasetçi milletiyle sandıkta helalleşir.

Değerli arkadaşlar, gecenin bu ilerleyen saatlerinde şehrim Trabzon’un yaşamış olduğu sorunlardan da bir nebze bahsetmek istiyorum. Köklü bir tarihe, coğrafi konumu dolayısıyla önemli avantajlara sahip olan Trabzon’un bugün kanayan yarası işsizlik ve hayat pahalılığıdır. Trabzon’da ciddi bir iş alanı bulunmuyor maalesef. İşsizlik, pahalılık, geçim sıkıntısı, umutsuzluk ve gelecek kaygısı yöre insanımızı bir cendere gibi sarmış durumda. Daha önce, yine, bu kürsüde Trabzon’daki İŞKUR müracaatlarını, İŞKUR’a yapılan müracaatları dile getirmiştim. Biliyorsunuz “Toplum Yararını Program” diye bir program var yani kısacası “TYP”; işsizliğin yoğun olduğu bölgelerde uygulanan bir program bu. Bu programda en fazla dokuz ay çalışma imkânı bulacak işsizlerimiz başvuru için uzun kuyruklar oluşturmuşlardı geçenlerde Trabzon cadde ve sokaklarında. Demek ki Trabzon işsizliğin yoğun yaşandığı bir şehir. AK PARTİ’ye mensup arkadaşlar “Trabzon’da işsizlik düşüyor.” diyorsunuz ama Trabzon meydanı öyle söylemiyor; Akçaabat, Düzköy, Çarşıbaşı, Vakfıkebir, Beşikdüzü, Tonya, Şalpazarı öyle söylemiyor. Siz “Trabzon’da istihdam artıyor.” diyorsunuz ama Yomra, Arsin, Araklı, Sürmene, Of öyle söylemiyor, Maçka öyle söylemiyor; Hayrat, Çaykara, Köprübaşı, Dernekpazarı öyle söylemiyor. Uzun Sokak’ta volta atan, AVM’lerde vakit geçiren Trabzonlu gençlerimiz öyle söylemiyor.

Bir de gayrisafi yurt içi hasılayla ilgili bir rakam vermek istiyorum: Türkiye’de kişi başına gayrisafi yurt içi hasıla 2019’da 9.213 dolar iken Trabzon’da bu rakam 6.571 dolar seviyesinde.

Bunu da arz ediyor, Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum. (İYİ Parti ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Şahsı adına ikinci söz talebi Sayın Mustafa Baki Ersoy’un.

Sayın Ersoy, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA BAKİ ERSOY (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 265 sıra sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi’nin ikinci bölümü üzerinde konuşma yapmak üzere şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi ve bizleri izleyen yüce Türk milletinin tüm fertlerini saygılarımla selamlıyorum.

Dünya genelinde etkisini maddi manevi göstermeye devam eden Covid-19 salgınının ülkemizde görüldüğü günden bu yana birçok işletme sahibi ve vatandaşımızı etkilediği aşikârdır. Vatandaşlarımızın bu durumdan asgari düzeyde etkilenmesini sağlamak amacıyla bir dizi önlem ve destekler hazırlanmış, işletmelerimizin vergi ve sigorta primleri başta olmak üzere kamuya olan yükümlülükleri ertelenmiş, vergi oranlarında indirime gidilmiştir. Bununla beraber, 2020 Kasım ayında kamuya olan kesinleşmiş borçların yapılandırılması ve taksitler hâlinde ödenmesi sağlanmıştır ancak küresel salgının yayılımının ve etkilerinin devam etmesi nedeniyle yapılandırma taksitlerini ödeyemeyen ya da borçları yapılandırma kapsamına girmeyen vatandaşlarımızın yoğun talepleri doğrultusunda yeniden bir kanun teklifi, gerekli altyapısı hazırlanarak gündeme gelmiştir. Görüşmekte olduğumuz kanun teklifinde vatandaşlarımızın kesinleşmiş alacaklarının yapılandırılması, kesinleşmemiş veya dava safhasında olan alacakların yapılandırılması, inceleme, tarhiyat aşamasında olan alacakların yapılandırılması, matrah ve vergi artırımı, işletme kayıtlarının düzeltilmesi yönündeki talepler karşılık bulmaktadır. Bu düzenlemeler, vatandaşlarımızın talepleri doğrultusunda yapılmış ve beklentilerini büyük ölçüde karşılaşmıştır fakat özellikle de çiftçilerimizin beklentileri henüz tam anlamıyla karşılık bulamamıştır.

Değerli milletvekilleri, kuraklık ve don olaylarıyla geçirdiğimiz bir kış dönemini geride bıraktık. Pandemi döneminde, hâlihazırda girdi maliyetlerinin yükselmesiyle zorluklarla karşılaşan çiftçilerimiz -bahsettiğim kuraklık ve don olaylarıyla- bu hasat döneminde görünen o ki beklentilerinin karşılanamayacağı gerçeğiyle karşı karşıya kalmıştır. Çiftçilerimizin kronik sorunu hâline gelen girdi maliyetleriyle ilgili yapılacak düzenlemeler çiftçilerimiz için hayati önem arz etmektedir. Bununla birlikte, maddi olarak hasat döneminde feraha kavuşan çiftçilerimiz için elektrik faturalarının aylık olarak değil, hasat döneminde tek taksit olarak ödenmesi daha uygun olacaktır diye düşünmekteyim.

Bir diğer husus olan çiftçi kardeşlerimizin sulama birliklerine olan borçlarının faizlerinin silinmesi de bize yoğun bir şekilde iletilen taleplerden bir tanesi. Bahsi geçen borçların da çiftçilerimizin talep ettiği gibi faizlerinin silinme ve hatta ana paranın taksitlendirilmesi hususunda düzenlemeler, çiftçilerimiz için faydalı olacak diye düşünmekteyim.

Konuşmamın başında bahsettiğim üzere kuraklıkla geçen bir kışı geride bıraktık. Özellikle, bu durumdan olumsuz yönde etkilenen çiftçilerimiz için tarım arazilerine dekar başına tohum desteği ve maddi destek verilmesi çiftçilerimizin yüzünü güldürecektir. Çiftçilerimizin bu yöndeki beklentileri yoğun bir şekilde tarafımıza iletilmektedir. Bahsettiğimiz tüm bu önlemler ve desteklerle çiftçilerimizin yükünü hafifletmek temel gayemizdir.

Umuyorum ki tüm dünya bir an önce bu virüs belasından kurtulur, mevsim şartları çiftçilerimizin beklediği seyirde gerçekleşir, topraklarımız bol hasada kavuşur ve her şey vatandaşlarımızın gönlünce olur. Bizler bu durumda üzerimize düşeni yapmaya her daim hazırız.

Bu duygu ve düşüncelerle Milliyetçi Hareket Partisi olarak söz konusu teklifi olumlu değerlendirdiğimizi belirtmek istiyorum, vatanımıza ve milletimize hayırlara vesile olmasını Cenab-ı Allah’tan niyaz ediyorum. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - İkinci bölüm üzerindeki konuşmalar tamamlanmıştır.

Birleşime on beş dakika ara veriyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 01.13

DOKUZUNCU OTURUM

Açılma Saati: 01.37

BAŞKAN: Başkan Vekili Süreyya Sadi BİLGİÇ

KÂTİP ÜYELER: Sibel ÖZDEMİR (İstanbul), Şeyhmus Dinçel (Mardin)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 87’nci Birleşiminin Dokuzuncu Oturumunu açıyorum.

265 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon? Yerinde.

Evet, soru-cevap işleminde kalmıştık. 4 arkadaşımız sisteme girmiş, onlara 60’a göre söz vereyim ben; soru-cevap işlemini kaldıralım.

İkinci bölümün üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Sayın Şahin? Yok burada.

Sayın Sümer, buyurun.

 

 

 

ORHAN Sümer (Adana) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Kamu kurumlarında ve KİT’lerde taşeron işçi olarak çalışan on binlerce mağdur emekçi bulunuyor. KİT’lerde çalışan taşeron işçiler için kadro gündeme geldi, torba yasayla Meclisten geçti, Resmî Gazete’de yayımlandı ancak uygulama bir türlü yürürlüğe girmedi.

Kamu iktisadi teşebbüslerinde taşeron kadroda çalışan emekçilerin sayısı Türkiye genelinde 60 bin kişiye yakın. Aileleriyle birlikte 200 bin kişi mağdur durumda ve kendilerine söz verilen kadroya geçmeyi bekliyorlar. Özellikle KİT’lerde taşeron işçi olarak çalışan emekçilerimize verilen sözler derhâl yerine getirilmeli ve hak ettikleri kadrolar zaman kaybetmeden tahsil edilmelidir.

BAŞKAN – Sayın Ünsal…

 

 

 

 

 

SERVET ÜNSAL (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

İktidarın pandemiyle mücadelesi olayın başından beri yanlış, eksik ve hatalı. Daha doğru ifadeyle, Türkiye’de pandemiye karşı verilen mücadele hiç olmadı; her şey lafta kaldı, her şey siyasi çıkarlara ve ekonomide batağa kurban edildi.

On beş, on altı aydır devam eden bu krizde vatandaşlar ölürken saray hükûmeti sadece izledi ve konuştu. Güç gösterisi için, siyasi şov için bütün ülkede lebalep kongreler yapıldı. Ne oldu bu kongrelerden sonra? Göreceli de olsa düşme eğilimi olan vaka sayıları patladı, vaka sayılarında dünya 1’incisi olduk nüfusumuza göre.

Aşıda yoksunluk hâlâ devam ediyor. Tek doz aşıda 29 milyon, çift doz aşıda 12,5 milyondayız. Suriyeli ve Afganlarla 90 milyon olan nüfusumuzun yüzde 13,5’u aşılandı.

“On yedi gün tam kapanma.” denildi ama gerçekte ne oldu? Kapanma filan yok. Neden? Yaklaşık 28 milyon 600 bin çalışanın ancak 4,5 milyonunu kapsadı bu kapanma.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SERVET ÜNSAL (Ankara) – Böyle kapanma olmaz, verilerle oynamayın, test sayısını düşürüp “Corona mücadelesinde başarılıyız.” demeyin.

BAŞKAN – Sayın Sındır…

 

 

 

 

KAMİL OKYAY SINDIR (İzmir) – Sayın Başkan, sulama kooperatifleri ile sulama birliklerinin ödenmeyen asli ve ferî alacaklarının da bugün görüşülen kanun teklifi benzeri bir kapsam içerisinde ele alınması düşünülüyor mu?

Tarımsal üretime devam etmeleri şartıyla, Ziraat Bankası ve diğer kamu bankalarında olan ve Tarım Kredi Kooperatiflerine olan çiftçi borçlarının yeniden yapılandırılması düşünülüyor mu, ele alınacak mı?

Süs bitkileri ve çiçek teslimlerinde KDV oranının yüzde 18’den yüzde 8’e indirilmesi talebinin önümüzdeki dönemde bir kanun teklifiyle düzenlenmesi düşünülüyor mu?

Teşekkür ederim.

 

1.) İstanbul Milletvekili Vedat Demiröz ile 79 Milletvekilinin Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi (2/3622) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 265) (Devam)

 

BAŞKAN – Şimdi ikinci bölümde yer alan maddeleri, varsa o madde üzerindeki önerge işlemlerini yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.

11’inci madde üzerinde 3 adet önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan (2/3622) esas numaralı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi'nin 11’inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

MADDE 11- 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununun geçici 31 inci maddesine altıncı fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

"Birinci fıkrada sayılan mükellefler bu fıkranın yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla aktiflerine kayıtlı bulunan taşınmazlar ile amortismana tabi diğer iktisadi kıymetlerini (sat-kirala-geri al işlemine veya kira sertifikası ihracına konu edilen taşınmaz ve iktisadi kıymetler hariç) 31/12/2021 tarihine kadar yukarıda yer alan kapsam, şart ve hükümlere uymak koşuluyla yeniden değerleyebilirler. Şu kadar ki;

a) Yeniden değerleme için belediyelerce belirlenen taşınmaz rayiç bedelleri,

b) Bu madde kapsamında daha önce yeniden değerlemeye tabi tutulan taşınmazlar için de belediyelerce belirlenen taşınmaz rayiç bedelleri dikkate alınır. Bu fıkra kapsamında yapılan yeniden değerleme sonrası pasifte özel bir fon hesabında gösterilen değer artışı tutarı üzerinden %1 oranında hesaplanan vergi, yeniden değerleme işleminin yapıldığı tarihi izleyen ayın sonuna kadar bir beyanname ile gelir veya kurumlar vergisi yönünden bağlı olunan vergi dairesine beyan edilir ve ilk taksiti beyanname verme süresi içinde, izleyen taksitler beyanname verme süresini takip eden ikinci ve dördüncü ayda olmak üzere üç eşit taksitte ödenir. Önceki fıkralarda taşınmazlar için öngörülen hükümler bu fıkra uygulamasında amortismana tabi diğer iktisadi kıymetler için de geçerlidir.”

       Mehmet Metanet Çulhaoğlu                     İmam Hüseyin Filiz                                  Ayhan Erel

                       Adana                                             Gaziantep                                            Aksaray

                Ayhan Altıntaş                                   Feridun Bahşi                                    Lütfü Türkkan

                      Ankara                                              Antalya                                              Kocaeli

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Lütfü Türkkan’ın.

Sayın Türkkan, buyurun. (İYİ Parti ve CHP sıralarından alkışlar) 

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; teklifin 11’inci maddesindeki düzenlemeler hakkında konuşmak için söz almış bulunuyorum.

Teklifle, tam mükellefiyete tabii ve bilanço esasına göre defter tutan gelir ve kurumlar vergisi mükelleflerinin bir bölümü için aktiflerine kayıtlı taşınmazlarını yeniden değerlendirme imkânı sunulmaktadır. Günümüzde bilançoların gerçeği yansıtmaktan bir hayli uzak olduğu herkes tarafından bilinir. Bu sebeple, yeniden değerleme imkânı sunulmasını faydalı görüyoruz fakat Adalet ve Kalkınma Partisi geleneğinden olsa gerek toplum yararına olacak bir teklifi dahi adaletsizlik yaratacak şekilde gündeme getiriyorsunuz.

Maddeye göre, taşınmazlar, Yİ-ÜFE değerlerinin oranlaması ve ondan elde edilecek yeni bir oranla yapılacak. Yani deniliyor ki: Türkiye'nin her yerinde taşınmazlar aynı oranda değerlenmiştir. Şimdi, siz de “Bu oranda bulduğunuz yeni değeri defterinize kaydedip yüzde 2’sini de vergi dairesine getirin.” diyorsunuz. Şimdi, akıl var, izan var çok değil üç yıl içinde dahi şehirlerin farklı ilçelerinde, farklı değerler ortaya çıkıyor. Mahalli idarenin bir yatırımı sonucu bazı bölgeler birden değerlenebiliyor. Bazı bölgelerde ise taşınmazların değeri yıllarca sabit kalıyor, hiçbir değerlenme olmuyor. Burada oturan herkesin bunu bildiğinden eminim ben. Peki, hepimiz bu durumu biliyorsak, bu bilançoların gerçeği yansıtmasını istiyorsak neden böyle bir teklifi görüşüyoruz? Gelin, bu maddeyi gerçeğe daha uygun bir sonuç verecek şekilde sunduğumuz önergemiz çerçevemiz düzenleyelim. Hem artık şu defterler artık biraz düzelmiş olur hem de daha hakkaniyetli bir yol izlenmiş olur.

Biz şunu öneriyoruz: Bir bölgedeki taşınmazın zaman içerisindeki değer artışını en iyi şekilde yine o bölgenin mahallî idareleri belirleyebilir. Belediyelerimiz, taşınmaz alım satım işlemleri esnasında rayiç bedel belirlediklerinden bu açıdan da yetkin ve tecrübeliler zaten. Tabii, bu şekilde değerlendirildiğinde mükellefler açısından daha büyük bir vergi yükü oluşmaması açısından ortaya çıkan değer artışına uygulanacak vergi oranı yüzde 2’den yüzde 1’e düşürülmeli. Yani önergeyi sunarken hem kamu gelirlerini hem de mükellefleri koruyacak şekilde gerçeğe uygun bir yaklaşımı benimsedik. Elimizde böyle bir imkân varken ülkedeki tüm taşınmazları aynı orana tabi tutarak değerlemek hakkaniyetli bir yaklaşım değil. Bu işi düzeltmek için yola çıkıp yarım yamalak bırakmak da bu Yüce Meclise yakışmıyor. Vatandaşlarımız kendini tekrar eden bu sorunları gördükçe, duydukça, yaşadıkça Gazi Meclisimize olan inancını kaybediyor. Son zamanlarda birçok örnekle vatandaşımıza bunu yaşattık. İktidar mensupları, hiçbir önerimizi veya eleştirilerimizi dikkate almadığı için birkaç ay sonra bazı kanun tekliflerini değiştirmek zorunda kaldılar. Çok yaşadık özellikle bu dönem. Değiştirilmediği zamanlarda birçok vatandaşımızın da mağduriyetine yol açıldı. Bu sefer daha dikkatli davranmak zorundayız. Vatandaşın sorununu çözerken daha özenli tartışmak ve doğruyu bulmak zorundayız. Emin olun, bundan muhalefetten çok iktidar partisi kazançlı çıkar. Buradan bir iş en doğru şekliyle çıktığında bunun siyasi karşılığı da iktidar partisine yazar en çok.

Bu belirttiğim gerekçelerle önergemize destek vermenizi talep ediyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Çok teknik bir konuşma oldu gördüğünüz gibi.

Teşekkür ediyorum. (İYİ Parti ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 265 sıra sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi’nin 11’inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz. Saygılarımızla.

                           

MADDE 11- 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununun geçici 31 inci maddesine altıncı fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkra ilave edilmiştir.

"Birinci fıkrada sayılan mükellefler bu fıkranın yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla aktiflerine kayıtlı bulunan taşınmazlar ile amortismana tabi diğer iktisadi kıymetlerini (sat-kirala-geri al işlemine veya kira sertifikası ihracına konu edilen taşınmaz ve iktisadi kıymetler hariç) 31/12/2021 tarihine kadar yukarıda yer alan kapsam, şart ve hükümlere uymak koşuluyla yeniden değerleyebilirler. Şu kadar ki;

a)        Birinci fıkranın (b) bendinin (i) ve (ii) alt bentlerinde belirtilen durumlarda yeniden değerleme oranının belirlenmesine ilişkin hesaplamada; maddenin yürürlüğe girdiği tarihten bir önceki aya ilişkin Yİ-ÜFE değeri yerine, bu fıkranın yürürlüğe girdiği tarihten bir önceki aya ilişkin Yİ-ÜFE değeri,

b) Bu madde kapsamında daha önce yeniden değerlemeye tabi tutulan taşınmazlar için bu fıkra uyarınca yapılacak değerlemede ise, bu fıkranın yürürlüğe girdiği tarihten bir önceki aya ilişkin Yİ-ÜFE değerinin, 2018 yılı Mayıs ayına ilişkin Yİ-ÜFE değerine bölünmesi ile bulunan oran  dikkate alınır. Bu fıkra kapsamında yapılan yeniden değerleme sonrası pasifte özel bir fon hesabında gösterilen değer artışı tutarı üzerinden %5 oranında hesaplanan vergi, yeniden değerleme işleminin yapıldığı tarihi izleyen ayın sonuna kadar bir beyanname ile gelir veya kurumlar vergisi yönünden bağlı olunan vergi dairesine beyan edilir ve ilk taksiti beyanname verme süresi içinde, izleyen taksitler beyanname verme süresini takip eden ikinci ve dördüncü ayda olmak üzere üç eşit taksitte ödenir. Önceki fıkralarda taşınmazlar için öngörülen hükümler bu fıkra uygulamasında amortismana tabi diğer iktisadi kıymetler için de geçerlidir.”

 

          Emine Gülizar Emecan                          Ömer Fethi Gürer                                     Cavit Arı

                      İstanbul                                              Niğde                                               Antalya

                  Necati Tığlı                                     Alpay Antmen                                  Süleyman Girgin

                      Giresun                                              Mersin                                               Muğla

                  Orhan Sümer

                       Adana

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Orhan Sümer’in.

Sayın Sümer, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

ORHAN SÜMER (Adana) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, 265 sıra sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi’nin 11’inci maddesi üzerine söz aldım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Teklifin 11’inci maddesi bilanço esasına göre defter tutan gelir veya kurumlar vergisi mükelleflerine aktiflerinde kayıtlı bulunan taşınmazlar ile amortismana tabi diğer iktisadi kıymetlerini 31/12/2021 tarihine kadar yeniden değerlendirme imkânı tanımaktadır. Çift taraflı kayıt ilkesi gereği yapılacak yeniden değerlendirme sonrasında aktifte olan değerlerin karşılığında pasifte bir fon hesabı açılacaktır. Bu fon hesabının üzerinden yüzde 2 oranında vergi hesaplanıp 3 taksitle ödenecektir. Söz konusu hüküm, sadece bilanço esasına göre defter tutan mükellefleri  kapsadığı için bir nevi ayrıcalıklı bir  düzenlemedir. Değerlendirmenin ÜFE endeksi kullanılarak yapılmasının yeterli olmayacağı, özellikle gayrimenkuller için değerleme şirketlerinin rayiç fiyat değerlemesi yapmaları yönündeki talepler ne yazık ki dikkate alınmamıştır.

Değerli milletvekilleri, ne yazık ki Gazi Meclisimiz yine bir torba kanunla yasama faaliyeti gösteriyor. Şu an görüşmekte olduğumuz 18 maddelik torba kanun teklifi, aynı zamanda 4 farklı kanunda değişiklik yapmaktadır. Milletin bir dünya derdi varken, temel sorunlar çözüm beklerken, Mecliste ya torba kanunları ya da uluslararası sözleşmeleri tartışmak kimseye fayda sağlamıyor. Oysa başkanlık sistemi gelirken Meclisin çalışma usulünün değişeceği, vatandaşın derdinin doğrudan çözüleceği söyleniyordu. Buradan iktidara açık çağrımızdır, madem torba yasalar her konuya çözüm buluyor, getirin bir torba kanun işsizliğe son versin, 128 milyar doları buhar olduğu yerden geri getirsin, asgari ücretten vergiyi kaldırsın, emeklilikte yaşa takılanların hakları verilsin, öğretmenlerimizin polislerimizin, doktorlarımızın 3600 ek göstergeleri sağlansın, üniversite öğrencilerinin KYK ve kredi borçları silinsin, esnafın stopaj kredi ödemelerine çözüm bulunsun, sicil affı sağlansın, tarımdaki girdi maliyetleri fiyatları düşürülsün, ülkede kimin mafyayla ilişkisi varsa hepsi yargıya taşınsın, ayda 10 bin dolar alan siyasetçi açıklansın. Getirin vatandaşın derdine derman olacak bir torba kanun, ekonomideki sıkıntılar artık son bulsun. Bir kere de yandaş değil, vatandaş sevinsin.

Değerli milletvekilleri, BDDK’nin verilerine göre sadece bir haftada vatandaşların borcu 5,8 milyar daha artarak 860 milyar liraya ulaşmıştır. Bu borcun 707 milyar lirası tüketici kredilerinden, 155 milyar lirası da kredi kartlarından kaynaklanmaktadır. İki gün önce yapılan bir konuşmayla bu borç daha da katlandı. Milyonlarca esnafın gözü 1 Haziranda açıklanacak normalleşme kararlarındaydı. Ne yazık ki oradan da istenen sonuçlar çıkmadı. 4 milyona yakın esnafın bankacılık sektöründe kredi borcu bulunuyor. Esnafın zamanında ödemediği kredi borçları 59 milyar lira düzeyine gelmiştir. Sadece Adana’da Bakanlığın verilerine göre son bir senede 1.894 iş yeri, 456 şirket iflas etti. Şehri ayakta tutan esnaflar kepenk kapatmaya devam ediyor. Adana’nın en işlek caddelerinde bulunan ciddi mağazalar bile satılık tabelalarıyla dolu. İktidarın çözmesi gereken asıl sorunlar bunlardır. Hiç kimse kusura bakmasın, bu çaresizliğin, bu yoksulluğun, vatandaşın mutfağındaki bu yangının, ekonomideki bu kötü gidişatın, pandeminin yönetilememesinin, eğitimdeki bu belirsizliğin, milletin açlığa sürüklenmesinin sorumlusu on dokuz yıllık AKP iktidarıdır.

Değerli milletvekilleri, güvenin ve ekonominin istikrarının olmadığı bir ülkede mali afların, vergi ve prim yapılandırmalarının başarılı sonuçlar getirmesi mümkün değildir. Türkiye gibi geleceği tarımsal kalkınmada olan bir ülkede tarım sektörünü kapsamayan, çiftçiyi ekonomik anlamda rahatlatmayan, sulama birliklerinin, süt birliklerinin, köylü kooperatiflerinin borçlarına af getirmeyen tekliflerin başarılı olması asla mümkün değildir. İlk seçimlerde milletimizi refaha kavuşturacak, ekonomik kalkınmayı sağlayacak, ülkemizi tekrar üretime kavuşturacak huzuru, güveni ve adaleti yeniden tesis edecek Cumhuriyet Halk Partisi iktidarıdır diyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum:  Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı'na

Görüşülmekte olan 265 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 11’inci maddesinde yer alan "gelmek üzere” ibaresinin "gelecek şekilde” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

         Abdullah Koç                           Mahmut Toğrul                           Kemal Peköz

               Ağrı                                     Gaziantep                                   Adana

         Zeynel Özen                             Pero Dundar                  Serpil Kemalbay Pekgözegü

             İstanbul                                    Mardin                                       İzmir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Abdullah Koç’un.

Sayın Koç, buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

ABDULLAH KOÇ (Ağrı) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şimdi bu kanun teklifinin gerçek yüzü ancak şöyle tanımlanabilir: Türkiye ekonomik krizlerin tarihi olan bir ülke ve aynı zamanda darbelerin yaşandığı ve neredeyse on yılda bir darbenin yaşandığı bir ülke maalesef. Şimdi, bu, ekonomik krizin bir göstergesi ve aynı zamanda bu tablo, bu kanun teklifi ekonomik krizin başka bir anlatımıdır değerli arkadaşlar. Bir de buna bağlı olarak bütün bu krizlerin ana teması hâline gelen ve maalesef, ülkenin kuruluşundan bu yana çözülmeyen, bir şekilde çözümsüz bırakılan Kürt sorunu değerli arkadaşlar.

Şimdi, daha birkaç gün önce, 27 Mayıs 1960, darbenin yıl dönümüydü ve bu Meclis kürsüsünde bu darbeyle ilgili birçok şey söylendi. Bu darbenin arkasında her on yılda yaşanan darbelerle Türkiye tarihi darbeler tarihi hâline gelmiş durumda. Bu darbenin temel hedefi ve silsile hâline gelen bu darbelerin hedefi başta Kürtler ve demokrasi güçleridir değerli arkadaşlar. Her toplumsal çıkmazın olduğu aşamada Kürt kimliğinin inkârı, yok sayılması ve tarih sahnesinden neredeyse silinmek üzere kültürüne saldırının yoğunlaştığı ve diline, tarihine ve coğrafyasına ciddi bir şekilde saldırıların olduğu, ne yazık ki, herkes tarafından bilinen bir gerçek. Her darbe olduğu aşamada, her darbede bu meseleler gündeme getiriliyor ve ciddi bir şekilde saldırılar meydana geliyor. Bu saldırılar, esasında 1913 yılından bu yana artarak devam ediyor fakat bu saldırıların ve mevcut olan bu darbelerin temel hedefi Türkleştirme politikaları ve bununla birlikte bir halkın bütün kültürünü ve varlığını yok sayma ve yok etmekle mükellef olduğu ortaya çıkan bir gerçek.

Bakın, değerli arkadaşlar, bu darbelerle ve bu mevcut olan yok saymalarla 12.211 köy ve kasaba ismi değiştirilmiş ve yok sayılmış. 4 bin dağ ve ırmak, coğrafi yer ismi değiştirilmiş ve yok sayılmış. 28 bin yer adının değiştirilmesi sağlanmış. Yine, bu 1960 darbesinden sonra Devlet Planlama Teşkilatının kurulması ve bu teşkilatla Kürt varlığının yok edilmesine ilişkin yeni bir politika üretilmiş. YÖK’ün kurulmasıyla -tırnak içerisinde- bilimsel çalışmalarla Kürt varlığı talan edilmiş. Mahkemeler vasıtasıyla davalara uydurma bilirkişi raporları aldırmak suretiyle mahkeme kararıyla  yine bir halkın varlığı yok sayılmış. Tabii, bu yok sayma, şiddet, aynı zamanda saldırı bitmiş mi? Asla bitmemiş. Ne olmuş değerli arkadaşlar? Bakın, -sürekli bu kürsüde dile getiriyoruz ve dile getirmeye devam edeceğiz- 5 bin Kürt köyü ve Kürt yerleşim köyü boşaltılmış. Son dönemlerde 17 bin -faili belli aslında- faili meçhul cinayetler işlenmiş ve işlenmeye devam ediyor. Kırk yıla yakındır sürdürülen bir kirli savaş ve çatışma devam ediyor ve neredeyse devam ettirmeyle ilgili bir arzu söz konusu. Bitmek bilmeyen saldırılar silsilesi ve bu silsileler ne yazık ki resmî ideoloji.  Bu devletin kuruluşuyla var olan siyasi iktidarın değişmesiyle de mevcut olan ideolojinin Kürt halkının varlığına olan kastı asla yok olmamış ve devam ediyor. Kürt halkı bütün bu saldırıların farkında ve bilincindedir değerli arkadaşlar. Peki, çözüm ne olacak? Çözüm, değerli arkadaşlar, Kürt halkının gerçek anlamda varlığını kabul etmek ve çözümün ise gerçek anlamda onurlu bir barışla ancak mümkün olabileceğini düşünüyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

11’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... 

Kabul edilmiştir.

12’inci madde üzerinde 3 adet önerge vardır. Önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 265 sıra sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi’nin 12’nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

              Ömer Fethi Gürer                                    Cavit Arı                                     Süleyman Girgin

                       Niğde                                               Antalya                                               Muğla

          Emine Gülizar Emecan                              Necati Tığlı                              Mehmet Akif Hamzaçebi

                      İstanbul                                             Giresun                                             İstanbul

                 Alpay Antmen

                       Mersin

 

MADDE 12- 5510 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde ilave edilmiştir.

"GEÇİCİ MADDE 84 – Kendi adına ve hesabına bağımsız çalışanlarla tarımda kendi adına ve hesabına bağımsız çalışanlardan, Kuruma kayıt ve tescilleri yapıldığı hâlde, 30/4/2021 tarihi itibarıyla prim borcu bulunanların, bu tarihten önceki sürelere ilişkin prim borçlarını, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihi takip eden dördüncü ayın sonuna kadar ödememeleri veya ilgili Kanunları uyarınca yapılandırmamaları hâlinde, prim ödemesi bulunan sigortalıların daha önce ödedikleri primlerin tam olarak karşıladığı ayın sonu itibarıyla, prim ödemesi bulunmayan sigortalıların ise tescil tarihi itibarıyla sigortalılığı durdurulur. Durdurulan süreler sigortalılık süresi olarak değerlendirilmez ve bu sürelere ilişkin Kurum alacakları takip edilmeyerek bunlara Kurum alacakları arasında yer verilmez. Sigortalılıkları durdurulanlardan bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamında çalışmaya devam edenlerin sigortalılıkları 1/5/2021 tarihi itibarıyla yeniden başlatılır.

Ancak, daha sonra sigortalı ya da hak sahipleri tarafından talep edilmesi hâlinde durdurulan sigortalılık sürelerinin tamamı, talep tarihinde 80 inci maddenin ikinci fıkrasına göre belirlenecek prime esas kazanç tutarı üzerinden borç tutarı hesaplanarak ihya edilir. Hesaplanan borç tutarının tamamını, borcun tebliğ tarihinden itibaren üç ay içinde ödedikleri takdirde, bu süreler sigortalılık süresi olarak değerlendirilir. Tebliğ edilen borç tutarının bu süre içinde tamamen ödenmemesi hâlinde bu süreler sigortalılık süresi olarak değerlendirilmez ve bu madde kapsamında ödenmiş olan tutarlar ilgilinin prim ve prime ilişkin borcunun bulunmaması kaydıyla faizsiz olarak iade edilir. İhya edilerek kazanılan hizmet süreleri borcun ödendiği tarihten itibaren geçerli sayılır.

Birinci fıkraya göre sigortalılıkları durdurulanlar ile bunların bakmakla yükümlü olduğu kişiler hakkında 1/1/2012 tarihinden bu maddenin yürürlük tarihine kadar durdurulan süreler için genel sağlık sigortası hükümleri uygulanmaz.

Sigortalılıkları önceki kanunlara göre durdurulanlar için de bu maddenin ikinci fıkrası hükmü uygulanır.

Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Kurum tarafından belirlenir.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Mehmet Akif Hamzaçebi’nin.

Sayın Hamzaçebi, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; önergemiz maddenin daha iyi anlaşılmasını amaçlamaya yöneliktir. Maddeyle ve teklifle ilgili görüşlerimi bir anımı sizinle paylaşarak anlatmak istiyorum. İstanbul defterdar yardımcısıydım, Ankara Defterdarlığı görevine atandım, soğuk bir kış günü Atatürk Havalimanı’ndan uçağa binerek Esenboğa Havalimanı’na indim. Ankara’nın o meşhur ayazı havalimanından çıkar çıkmaz yüzüme çarptı. 2 defterdar yardımcısı arkadaşım beni karşılamaya gelmişlerdi, beraber otomobile bindik, Ulus’taki Ankara Defterdarlığı binasına doğru yola koyulduk. Çok soğuk bir gün, çok soğuk. Defterdarlık kapısının önünde durduk, arabadan indik, hemen Ankara’nın ayazı yine yüzüme çarptı. Binaya girdim, hava hâlâ soğuk, koridorda bile soğuk; bir anda karşıma Mustafa Kemal Atatürk’ün büstü çıktı, büstün altında Atatürk’ün o güne kadar bilmediğim bir cümlesini gördüm. Muhteşem bir cümleydi, o gün hafızama nakşettim, o günden bu yana da bu cümleyi hafızamda tuttum; kaldı yani, unutmam mümkün değil. Cümle şöyle: “Devlet varidatının inkişafını yeni vergiler ihdasından ziyade mevcut vergilerin tarh ve cibayet usullerinin ıslahında aramak lazımdır.” (CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar) Yani bazı kelimeler bugünkü Türkçeyle anlaşılmayabilir, çevirmek istiyorum: “Devlet gelirlerinin gelişmesini yeni vergiler koymaktan çok mevcut vergilerin tarh ve tahsil usullerinin ıslahında aramak gerekir.” İktidarlar ne yapıyor, özellikle AK PARTİ iktidarı? 2002 yılından bu yana sürekli vergi kanunları, sürekli af kanunları, sürekli vergi artışları, Bakanlar Kurulu kararları, bugün Cumhurbaşkanlığı kararnameleri; bu yolla sürekli olarak vergi sisteminde bir düzenleme yapılıyor. “Sonuç nedir?” derseniz; 2002 yılında Türkiye’de vergi gelirlerinin tahsilatının tahakkuka oranı yüzde 90’ların üzerindeyken 2020 yılında bu oran yüzde 80’e inmiştir. Söylüyorum; -ilerdeki yıllarda iktidarın ne kadar ömrü vardır bilemem ama bu yıl iktidarda olduğunuz anlaşılıyor- bu yılın sonunda da görün, bakın -yanılmayı ümit ederim, belki bu yasa olumlu bir katkı yapabilir- yüzde 80’in altına düşecektir. İnşallah yanılırım, yüzde 80’in üzerine çıkar.

Değerli milletvekilleri, o günlerde vergi dairelerinin cephesinde 1-2 yazı vardı. Mesela, “Vergilendirilmiş kazanç kutsaldır.” sonra bu kayboldu, onun amacı vergi bilinci yerleştirmekti, giderek bu yazı da cepheden kayboldu, vergi dairelerinin cephelerinden kayboldu. E, on dokuz yılda 5 tane matrah artırımı yapan AK PARTİ iktidarından sonra herhâlde o vergi dairelerinin cephelerine şöyle bir yazı yazmak uygun olur: “Matrah artırımlarıyla vergi denetimini yok eden tek demokratik ülke Türkiye’dir.” (CHP sıralarından alkışlar)

Evet, değerli milletvekilleri, bakın, devlet… Gelir idaresi derken Gelir İdaresinin Başkanından en ücra köşedeki vergi dairesindeki memuruna kadar bütün personelini yürekten kutluyorum. Bu idarede yıllarca görev yaptım, gururla görev yaptım. Bu idare bütün bu yüklerin altına girer omuzlar; gece gündüz, cumartesi pazar çalışır “Yeter ki vergi gelirlerinin tahsilatını artıralım.” der ama mevcut politik kararlarla bu idarenin başarılı olmasının önüne engel konmaktadır. Örnek veriyorum; bugün, Merkez Bankasının politika faizi yüzde 19’dur, banka kredi faizleri yüzde 24’tür. Gecikme zammı oranı nedir: Aylık 1,60; yıllık yüzde 19,20. Yani devlet diyor ki: “Sen bankadan kredi alma, gel vergini ödeme burada, bu daha ucuz.” Şimdi denecek ki: “Gecikme zammını gider yazmıyor o nedenle maliyet biraz yükseliyor, hiç önemli değil, en kolay finansman vergiyi ödememektir. Bu matrah artırımlarının sonucu vergi tahsilat oranının düşmesidir, vergi bilincinin zayıflamasıdır. Bu, şu demek değil: Bu teklifteki vergi ve prim borçlarının yeniden yapılandırılmasını olumlu buluyorum.

Teşekkür ediyorum, hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

 

 

 

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, yoklama talep ediyoruz.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunacağım ama öncesinde bir  yoklama talebi vardır, onu gerçekleştireceğim.

Sayın Özel, Sayın Sümer, Sayın Adıgüzel, Sayın Hamzaçebi, Sayın Yılmazkaya, Sayın Sertel, Sayın Ünsal, Sayın Başarır, Sayın Sındır, Sayın Arı, Sayın Emecan Sayın Ünlü, Sayın Demirtaş, Sayın Ceylan, Sayın Kaya,  Sayın Yeşil, Sayın Şahin, Sayın Zeybek, Sayın Kılınç, Sayın Şeker.

Yoklama işlemi için üç dakika süre veriyorum.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, pusula veren arkadaşlarımız lütfen salondan ayrılmasınlar.

(Elektronik cihazla yoklamaya devam edildi)

BAŞKAN – Sayın Fuat Köktaş? Burada.

Sayın Ahmet Sorgun? Burada.

Sayın Vildan Yılmaz Gürel? Burada.

Sayın Cevdet Yılmaz? Burada.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

 

 

1. İstanbul Milletvekili Vedat Demiröz ile 79 Milletvekilinin Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi (2/3622) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 265) (Devam)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

    Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan (2/3622) esas numaralı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi’nin 12’nci maddesi ile 5510 sayılı Kanun’a eklenen geçici 84’üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan “dördüncü” ibaresinin “altıncı” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Mehmet Metanet Çulhaoğlu                  Behiç Çelik                            Fahrettin Yokuş

              Adana                                      Mersin                                      Konya

          Ayhan Erel                             Feridun Bahşi                           Ayhan Altıntaş

             Aksaray                                    Antalya                                     Ankara

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Fahrettin Yokuş’un.

Buyurun Sayın Yokuş. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

FAHRETTİN YOKUŞ (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Birkaç gün önce Konya’mızın çiftçileri Konya-Karaman, Konya-Adana yolunu kapattılar. Acaba niye kapattılar? İktidar partimizin değerli milletvekilleri iyi dinlesinler: KOP projesi kapsamında Göksu Irmağı’ndan 2012 yılından 2016 yılına kadar getirmemiz gereken bir projemiz var “Mavi Tünel” diyoruz, “Yüz yıllık rüya.” diyoruz. Göksu havzasından 400 milyon metreküp suyu Konya’ya getireceğiz ve 2016’da bitmesi, 2017’de su verilmesi lazım. Aslında 70 metreküp/saniye olan kanalın 50 metreküp/saniye denemesi yapılıyor 2017’de, çöküyor; daha sonra 30 metreküp/saniye denemesinde yine çöküyor, tamir ediliyor, 20 metreküp/saniyeye indiriliyor, yine çöküyor. İşin ilginç yanı, başka bir şey oluyor, 2020 yılına geliyoruz, Sayın Bakanımız Bekir Pakdemirli Beyefendi 3 Temmuz 2020’de kanalı açıyor, su kanalını açıyor ama su yok. Tabii, o açıyor da -Sayın Cumhurbaşkanımız da telekonferansla katılıyor sağ olsun- ama işin garibi AK PARTİ’li Konya milletvekillerimiz de bu törende var. Yahu, arkadaş, akmayan suyun kanalı nasıl açılır? Herhâlde bu, dünyada bir ilk ve şu anda açılıştan bu yana on bir ay geçti, on bir aydır bir damla su yok. Ya, açtığınız kanala ne oldu? Su nereye gitti? Şimdi Karatay çiftçisi soruyor, Bozkır çiftçisi soruyor: “Buralar sulanacak, Hotamış Gölü’ne su aktaracaktık, nerede bu su?” Vallahi suyu bulan yok on bir aydır ve daha önemlisi, sadece Çumra, Karapınar değil tüm köyler soruyor ama ortada su yok. Niye yok acaba su? Bu kanalı açan kim? Bakan. Görüntüyü veren kim? Vekillerimiz. Vallahi, ben de gittim baktım daha iki gün önce, buyurun beyler, ot bitiyor kanalınızda ot, ot. Üç buçuk yılda bitirecektiniz, dokuz yıl oldu, işin başka bir şeyi var. Teslim alınmış, parası ödenmiş, projenin her şeyi yapılmış ama su yok.

SALİH CORA (Trabzon) – Su akmadı da ondan mı bitiyor?

FAHRETTİN YOKUŞ (Devamla) – 500 milyon liradan fazla para ödenmiş. Yahu, siz devleti nasıl yönetiyorsunuz, ne yapıyorsunuz siz arkadaşlar? Vallahi, billahi siz bu hâlinizle, bu yaptığınız projeyle susuz kanal açarak Guinness Rekorlar Kitabı’na girersiniz. (İYİ Parti sıralarından alkışlar) Vallahi, Konyalı çiftçiler adına sizi alkışlıyorum. Şimdi soruyor benim Konyalım, Bozkırlı soruyor: “Suyumuz nerede?” Karapınarlı soruyor: “Suyumuz nerede?” Karataylı soruyor: “Suyumuz nerede?” Çumralı soruyor: “Suyumuz nerede?” O eylemi yapan, yolu kesen İsmil, Sakyatan, Hayıroğlu, Ovakavağı, Karakaya, Göçü ve Yarma köylerinin değerli çiftçileri, besicileri soruyor, diyor ki ya: “Suyumuz nerede, yahu suyumuz nerede?” Allah aşkına suyumuzun nerede olduğunu bir bilen varsa şu Konyalılara bir anlatın ya! Nerede bizim 400 milyon metreküp suyumuz, nerede kardeşim, kim içti? Ha, kimin içtiğini ben buldum. Hani bir tekerleme var ya: “Komşu, komşu! / Hu, hu! / Oğlun geldi mi? / Geldi / Ne getirdi? / İnci, boncuk. / Kime, kime? / Sana, bana. / Başka kime? / Kara kediye / Kara kedi nerede? / Ağaca çıktı / Ağaç nerede? / Balta kesti / Balta nerede? / Suya düştü. / Su nerede? / İnek içti. / İnek nerede? / Dağa kaçtı. / Dağ nerede? / Yandı, bitti, kül oldu.” (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Evet, su nerede ey Konya milletvekilleri, ey iktidar, Konya’nın suyu nerede ya? Söyleyin dağa mı gitti, nereye kaçtı?

Hadi hoşça kalın. Bu size yeter. (CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 265 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 12’nci maddesinde yer alan "aşağıdaki” ibaresinin "aşağıda bulunan” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                        Pero Dundar                                              Mahmut Toğrul                                               Habip Eksik

                                             Mardin                                                       Gaziantep                                                         Iğdır

                                        Kemal Peköz                                                Zeynel Özen                                 Serpil Kemalbay Pekgözegü

                                             Adana                                                          İstanbul                                                           İzmir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) -  Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Habip Eksik’in.

Buyurun Sayın Eksik. (HDP sıralarından alkışlar)

HABİP EKSİK (Iğdır) – Teşekkürler Sayın Başkan. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Bu maddeyle zaten olumlu bir değişiklik yapıldığını öngörüyoruz. Yalnız, bu değişikliği yaparken keşke tıpkı 3’üncü Havalimanı’nın müteahhidine 1,1 milyar avro indirdiğiniz gibi bu tarım alanında çalışan veya BAĞKUR’lu olan, kendi namına çalışan insanların sigorta bedellerinin de keşke borcunu siz ödeseydiniz. Bu şekilde emekliliklerinden çalmamış olsaydınız.

Şimdi ben özellikle başka bir konuya değineceğim. Gece de zaten ilerledi. Pandemi koşullarında neredeyse iki yıldır mücadele ediyor hem ülkemiz hem dünya. Ciddi sorunlarla karşı karşıyayız. Büyük bedeller ödedik, gerçekten çok ağır bedeller ödedik, gerçekten büyük süreçlerden de geçiyoruz. Şimdi, bir kısıtlama dönemine geldik. Bu kısıtlama döneminden sonra bir gevşeme dönemine geçildi ve restoranlar, kafeler, çayhaneler; hepsi açıldı ama çok büyük bir sıkıntıyla da karşı karşıya kalacağımızı öngörüyorum. Çünkü 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nu maalesef AKP iktidarının, tamamen patronların isteği doğrultusunda 2023’e ertelediğini biliyoruz. Çünkü geçen aylarda Plan ve Bütçe Komisyonunda bunu geçirdiler. Maalesef, hiçbir bilimsel dayanağı olmamasına rağmen bu kanunu 2023’e kadar 50’den az, az tehlikeli iş yerleri ve kamu kuruluşları için ertelediler.

Şimdi ben şöyle bir bilgi paylaşayım sizinle: 1 milyon 144 bin 499 iş yeri bu kapsama giriyor. Bu, 1 milyon 144 bin 499 iş yerinde 4 milyon 737 bin 881 çalışan çalışıyor. Yine, kamuda 3 milyondan fazla, 4 milyona yakın insan çalışıyor. Çoğunluğu bu az tehlikeli kısma giriyor. Ne yaptı AKP iktidarı? Bu çalışanların hepsini iş sağlığı ve güvenliği hizmetinden mahrum bıraktı ve belki de çok basit bir önlemle birçoğunun yaşamı kurtarılabilecekken maalesef o hizmetten mahrum bırakıldılar.

Bakın, ben size çok basit bir tablo göstereceğim. Burası bir eczane. Eczacı arkadaşımız güzel bir önlem almış, bariyer koymuş ve bu şekilde iş sağlığı ve güvenliği konusunda önlem almış. Ben geçenlerde Iğdır’da esnaf ziyareti yaptım. Bir eczaneye girdim, bu bariyer yok. Dedim ki: Ya, bu iş güvenliği açısından çok riskli bir durum, Covid hastalığı var, virüs bulaşabilir. Bana dönüp şunu dedi, dedi ki: “Sayın Vekilim, vallahi bizim cirolarımız yüzde 50 düştü, mecburen biz de o bariyeri kaldırdık.” Peki, siz hasta olacaksınız, ölümle karşı karşıyasınız dedim. “Yapacak bir şey yok.” dedi. O eczacı tek mi çalışıyordu? Hayır, orada aynı zamanda 4 başka arkadaş da çalışıyordu.

Kısacası şunu demek istiyorum arkadaşlar: Sizler, o yasayı erteleyerek, bu hizmetin verilmesini engelleyerek işte, orada, o eczanede çalışan insanların yaşamını tehlikeye soktunuz. Çünkü hemen hemen bütün iş yerlerinde insanlar daha çok ekonomik nedenleri düşünürler, insan sağlığını çok öncelemezler. Bu açıdan çok büyük bir sıkıntıyla karşı karşıya kaldığımızı söyleyebilirim. Bakın, 2019 yılında 1.736 kişi yaşamını yitirmiş iş kazalarında. Yine, 2020’de 2.427; bakın, Covid’den dolayı ciddi bir artış söz konusu fakat siz insanları bu hizmetten mahrum bıraktınız.

Yine başka önemli bir konu -sürem bitiyor- meslek hastalığı. Arkadaşlar, bakın, bu meslek hastalığı çok önemli bir konu. Sağlık emekçilerimiz büyük bir emek veriyorlar, büyük bedeller ödüyorlar. O insanları hakları olan bir şeyden mahrum bırakmayın. Birçok ülke Covid-19’u meslek hastalığı olarak kabul etti, Türkiye kabul etmedi hâlâ illiyet bağı arıyor. Bugüne kadar sadece 1 kişi bu illiyet bağından dolayı işte, vazife malulü sayılmıştır. Bakın, özel hastanelerde çalışan insanlar bu vazife malullüğünden yararlanamazlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HABİP EKSİK (Devamla) – O açıdan bu inadınızdan vazgeçin, o sağlık emekçilerimizin, doktorların hakkını kendilerine teslim edin diyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

12’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

13’üncü madde üzerinde 3 adet önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan (2/3622) esas numaralı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi’nin 13’üncü maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

        Lütfü Türkkan                             Behiç Çelik                   Mehmet Metanet Çulhaoğlu

             Kocaeli                                     Mersin                                      Adana

          Ayhan Erel                             Feridun Bahşi                       İmam Hüseyin Filiz

             Aksaray                                    Antalya                                  Gaziantep

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Lütfü Türkkan’ın.

Sayın Türkkan, buyurun. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Teklif’in bu maddesi aslında hayata geçmesi hiç muhtemel olan muhtevaya sahip. Ticaretle uğraşan, ömrühayatında bir kere kredi almak için bankaya uğrayan bile bunun mümkün olmadığını iyi bilir. Borcunu zamanında ödemeyen insanların bankadan kredi alması çok zordur, yani ya tavassut ya sağlam bir kefalet ama kolay bir iş değildir. Borcunu ödemeyen, sicili bu konuda iyi olmayan herhangi bir kişinin bankadan kredi alması çok mümkün değildir. Çünkü bir günlük dahi gecikme olsa banka bunu kendi kayıtlarında saklar, “Bu müşteri, riskli müşteri.” diye oraya not eder. Gecikmenin süresine bağlı da o kayıt orada durur.

Şimdi, siz bu sicil affı diye getirilen bu uygulamayı yeniden getiriyorsunuz. Sizin öngörünüze göre bankalar, vatandaşın risk kayıtlarını hiç dikkate almayacaklar ve piyasayı krediye boğacaklar. Öyle mi zannediyorsunuz? Böyle bir şey mümkün mü ya? Mümkün mü? Yani bankalara diyorsunuz ki: “Bunca yıllık verilerinizi filan, bırakın bir kenara. Hükûmete güvenin, her başvurana kredi verin. Daha sonra da tahsil etmeye çalışın.” Eğer bu işe çok meraklıysanız, bankalara güvenmek yerine deyin ki bankalara: -Verdiğiniz bu heves kredisi mi nefes kredisi mi neyse- “Ben buraya KGF getiriyorum kardeşim. Her müracaat edene ver, ben de Kredi Garanti Fonundan bunu karşılayacağım ödenmezse.” Diyebiliyor musunuz? Yok.

Vatandaşa hiçbir şekilde yardım edemediniz, hiçbir para veremediniz. Şimdi, vatandaşa diyorsunuz ki: -Bunun da ismi kolaylık oluyor- “Ben sicil affı yaptım, git bankadan sen kredi kullan. Benim veremediğim parayı git, oradan faizle al.” Banka da vermeyecek. Niye versin? Bankanın kendi parası değil ki bu ya. O da kendi mevduat aldığı müşterilerine bir garanti veriyor. Diyor ki: “Ben bu parayı alacağım, satacağım, kârını da sana faiz olarak ödeyeceğim.” Tahsil edemeyeceği bir parayı niye versin, mümkün mü böyle bir şey? Yani anlıyoruz ki piyasalardaki bu bozukluk size siyasi sonuçlar getireceği konusunda ciddi endişe taşıyorsunuz. Bu bozukluğun bir siyasi sonucu olacak. Bakın, hiç böyle buradaki kadar rahat olmayacaksınız, seçime ateşten bir gömlekle gideceksiniz. Bunların bir siyasi sonucu var, öyle rahat değilsiniz. Yani bu pandemi döneminde millet nefes almakta zorlanırken siz millete sadece ve sadece 8 milyar lira doğrudan yardım yaptınız, o kadar. Yani Kalyon İnşaat’a verdiğiniz vergi istisnası kadar bile yardım yapmadınız, sadece ve sadece 8 milyar lira. Ne diyorsunuz? “Git bankalara kredi al.” Adam diyor ki: “Ya kredi kartım patladı, ben zaten tüketici kredisi aldım, ödeyemedim.” “Ben sicil affı getirdim, sen merak etme git ver.” Geçen sene de yaptınız bu işi, daha önce de yaptınız, gidip kredi alabildi mi millet? Alamadı, bir sonucu yok ama siz aradan çekilip vatandaşa şirin gözükmek için “Tamam, ben sana sicil affı yaptım, git bankadan para al.” Yine para alamayacak ama dönüşü size muhteşem olacak.

Teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (İYİ Parti ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 265 sıra sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi’nin 13’üncü maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

            Ömer Fethi Gürer                          Cavit Arı                           Süleyman Girgin

                  Niğde                                    Antalya                                    Muğla

      Emine Gülizar Emecan                    Necati Tığlı                           Alpay Antmen           

                İstanbul                                  Giresun                                   Mersin

MADDE 13- 22/1/2009 tarihli ve 5834 sayılı Karşılıksız Çek ve Protestolu Senetler ile Kredi ve Kredi Kartları Borçlarına İlişkin Kayıtların Dikkate Alınmaması Hakkında Kanun’a aşağıdaki geçici madde ilave edilmiştir.

“GEÇİCİ MADDE 3-(1) Anapara ve/veya taksit ödeme tarihi 20/5/2021 tarihinden önce olup da; kullandığı nakdî ve gayrî nakdî kredilerinin anapara, faiz ve/veya ferilerine ilişkin ödemelerini aksatan gerçek ve tüzel kişilerin, ticari faaliyette bulunan ve bulunmayan gerçek kişilerin ve kredi müşterilerinin karşılıksız çıkan çek, protesto edilmiş senet, kredi kartı ve diğer kredi borçlarına ilişkin 5411 sayılı Kanunun ek 1 inci maddesi hükmü uyarınca kurulan Türkiye Bankalar Birliği Risk Merkezi nezdinde tutulan kayıtları, söz konusu borçların ödenmesi geciken kısmının 30.06.2022 tarihine kadar tamamının ödenmesi veya yeniden yapılandırılması halinde, bu kişilerle yapılan finansal işlemlerde kredi kuruluşları ve finansal kuruluşlar tarafından dikkate alınmaz.

(2) Kredi kuruluşları ve finansal kuruluşların birinci fıkra hükmü uyarınca mevcut kredileri yeniden yapılandırması veya yeni kredi kullandırması, bu kuruluşlara hukuki ve cezai sorumluluk doğurmaz.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Cavit Arı’nın.

Sayın Arı, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CAVİT ARI (Antalya) – Sayın Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlarım; öncelikle ben de hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, bu maddeyle karşılıksız çıkan çekler yönünden, protesto edilmiş senetler yönünden, ödenememiş kredi ve kredi kartları borçları yönünden kayıtlara düşürülen şerhlerin silinmesi yani “sicil affı” diye bildiğimiz bir düzenleme getirilmekte, “20 Mayıs 2021 tarihinden önce var olup ödenememiş olan borçlar yönünden kullandırılan kredinin anaparası, faizi, borçlarını ödeyemeyenler Türkiye Bankalar Birliği Risk Merkezî nezdinde tutulan kayıtları yani geciken borçlarını 31/12/2021 tarihine kadar tamamının ödenmesi veya yapılandırılması hâlinde bu kayıtları finansal kuruluşlar tarafından dikkate alınmayacak.” şeklinde bir düzenleme getirmekte yani sicil affı.

Değerli arkadaşlar, bu sicil affı, her ne kadar resmiyette dikkate alınmayacak şeklinde ifade edilse de bankalar yönünden gerçekten, pratikte her zaman olumlu bir sonuç vermemekte. Bankalar bir kredi kartı dahi almaya gittiğinizde “Sizin geçmişte bir kredi kartında gecikmeniz oldu. Efendim, yok, tarafınıza bir ihtarname çekildi veya hakkınızda bir icra dosyası var." diye kapanmış dahi olsa krediler yönünden devamlı sorun çıkarmaya çalışmaktalar.

Şimdi, sicil affı getirseniz de bakın, ekonomi kötü yönetildiği takdirde siz ne kadar af getirirseniz getirin bir taraftan bu sicilleri silersiniz, bir taraftan da yeni yeni siciller eklenmeye devam eder. Burada esas sorun ekonominin doğru yönetilmesiyle alakalıdır. Maalesef ki maalesef sizler iktidar olarak ekonomiyi doğru yönetemiyorsunuz. O nedenle de vatandaşımız gerçek anlamda mağdur. Hele hele bu pandemi sürecinde esnafımız gerçek anlamda mağdur edildi. Bakın, önce 3 bin lira gelir desteğinde bulunabildiniz, sonra ancak kira yardımında bulunabildiniz, son dönemde de 3 bin lirayla, 5 bin lirayla desteklemelerle bir yıllık mağduriyeti gidermeye çalışmaktasınız. Değerli arkadaşlar, esnaf sayenizde perişan oldu. Bakın, bugünlerde yaşanan başka bir mağduriyeti bir kez daha dile getirmek istiyorum: Turizm bölgelerinin esnafı ciddi anlamda sorun yaşamakta. Şimdi, çalışma saatleriyle ilgili bir düzenleme getirildi ve bu düzenleme çerçevesinde saat 22.00’ye kadar çalışma izni verildi. Ancak, bakın, turizm bölgelerinde zaten çok az sayıda olan turist bugün ancak saat dokuz gibi sokağa çıkabilmekte. Yani gündüz zaten otelinde denizine girecek, dinlenecek. Sıcak olduğu için de havanın kararma durumuna göre de en erken sekiz buçuk, dokuz gibi sokağa çıkar. Esnafımız bu turisti bekliyor. Ancak turizm bölgelerindeki esnaf dükkânlarını, iş yerlerini saat onda kapatma mecburiyetinde olduğu için kapatma hazırlığıyla beraber tam turistin çıkacağı dakikalarda iş yerini kapatma mecburiyetiyle karşı karşıya kalmakta. Bu nedenle turizm esnafımız bu yönden mağdur durumda. Turizm esnafını düşünerek çalışma saatlerinin yeniden düzenlenmesi, örneğin iş yerlerini açma saati 12.00, kapama saati de 24.00 olarak düzenleme yapılırsa turizm bölgelerindeki esnafımız birazcık da olsa nefes alır diyorum. Bu konuda yeniden ilgili ve yetkililerin dikkatini çekiyorum.

Hepinize teşekkür ediyorum, çok sağ olun. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 265 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 13’üncü maddesinde yer alan “aşağıdaki” ibaresinin “aşağıda bulunan” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                 

         Kemal Peköz                           Mahmut Toğrul                            Zeynel Özen

              Adana                                   Gaziantep                                  İstanbul

  Serpil Kemalbay Pekgözegü                                                             Pero Dundar

                  İzmir                                                                                  Mardin

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) -  Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Kemal Peköz’ün.

Sayın Peköz, buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

KEMAL PEKÖZ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yasa teklifinin 13’üncü maddesi üzerine görüşlerimizi dile getirmek üzere söz aldım.

Maddeyle, 5834 sayılı Karşılıksız Çek ve Protestolu Senetler ile Kredi ve Kredi Kartları Borçlarına İlişkin Kayıtların Dikkate Alınmaması Hakkında Kanun’da belirtilen ödenmemiş borçlarla ilgili tutulan sicil kayıtlarının silinmesi gündeme getiriliyor ve 31/12/2021 tarihine kadar tamamının ödenmesi ya da yeniden yapılandırmanın yapılmış olması şart olarak koşuluyor.

AKP iktidarı 2002 yılından beri borç yönetme stratejisiyle ülkeyi yönetmeye çalışıyor. 2002 yılında 6 milyar 308 milyon lira olan kredi kartı borcu 12 Şubat 2021 tarihinde 147 milyar 900 milyon liraya çıkmış durumda. Dolayısıyla on dokuz yılda kredi kartı borcu 25 kat artmış, bu da ülkeyi nasıl yönettiğinizin bir göstergesidir. Aynı zamanda, ticari kredilerin oranı son bir yılda yüzde 29, bireysel kredilerin oranı yüzde 36 artmış ve kredi kartı borcu mağduru sayısı son bir yılda 2 milyon 300 bin kişi artarak 34 milyon 500 bine çıkmıştır. İhtiyaç kredisi için 98 bin, konut kredisi için de 16 bin kişi borçlanmıştır yeni baştan. Yani 35 milyon insanı kredi borçlusu olarak bir araya getirmiş durumdasınız. Bu kadar insanı bir araya getirebilecek başka herhangi bir konu söz konusu değildir. Dolayısıyla da hayalî bir parayla ülkeyi yönetmeye çalışıyorsunuz.

Böyle bir sicil affının getirilmesi ilk bakışta hoş gibi görünebilir ama bankaların hiçbir tanesi bu sicil affını dikkate alıp insanlara kredi vermeyecektir ve dolayısıyla da belki sadece devlet bankaları sizin zorlamanızla bu kredileri verir ve dolayısıyla, insanlar da bu borçlarla daha fazla boğuşmaya devam ederler. Bunun yerine yapılması gereken, kredi borçlarının faizsiz olarak ertelenmesi ya da en azından “Çiftçinin ve küçük esnafın kredi borçlarının faizleri hemen silinmeli ve geri kalanı da uzun vadede ödenmeli.” diye bir program yapılmış olsaydı çok daha iyi sonuç alıcı olurdu.

Bir ay önce Eş Genel Başkanımız Ankara’nın ilçelerinde mevsimlik tarım işçilerini ziyarete gitti ve orada gördükleri manzaralar karşısında hayretler içerisinde kaldılar çünkü oradaki insanlar susuz bir ortamda, elektriksiz bir ortamda, hatta tuvaletsiz bir ortamda çalışıyorlar.

Bunun yanı sıra, Türkiye’nin bir GAP projesi var, uzun yıllardır devam ediyor. Daha önce, 2016 yılında, 2018 yılında bitirileceği sözü verilmişti. Şu anda 1 milyar 200 milyon dolar gibi bir paraya ihtiyacı var ve yüzde 12 kalan kısım var, bunlar da sadece sulama kanallarından oluşuyor. Milyarlarca lira kredi borcunu silebiliyorsunuz; şimdi, 300 binlik 2 şehir, şehir içinde şehir oluşturmak üzere İstanbul’a bir kanal yapmayı göze alıyorsunuz ve bunun için de 11 milyar doları gözden çıkarmış durumdasınız. “Bunu mutlaka yapacağız, buna hazırız.” diyorsunuz ama 1 milyar 250 milyon doları harcayıp GAP projesini gerçekleştirmiyorsunuz. Gerçekleştirmiş olsanız orada en azından 700-800 bin insan bu proje çerçevesinde tarım alanında çalışabilir, insanca yaşayabilir ve en azından çocukları eğitimini sürdürebilir, kendileri daha insani bir ortamda yaşayabilir ve gittikleri yerlerde çoğu zaman da ırkçı saldırılarla karşı karşıya kalmaktan kurtulur. Dolayısıyla, emek gücü arzının azalması nedeniyle de tarım alanlarında çalışan diğer insanların en azından emeklerinin karşılığını alabilecekleri bir ortamın yaratılması söz konusu olabilir ama sizin amacınız halka hizmet değil, sadece ve sadece yandaşlarınıza hizmet, 3-5 kişiye hizmet ve milyarlarca vergi borcunu affederek onlara kaynak sağlamak. Ama insanlara 4-5 milyar lira harcadığınız zaman da afrayla tafrayla dolaşıp esnafımıza, köylümüze, çiftçimize yardım ettiğinizi söylemektesiniz. Bu durumda, yakın zamanda sandık ortaya konulduğunda elbette gideceksiniz ama arkanızda bir enkaz bırakmış olacaksınız.

Meclisi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

13’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

14’üncü madde üzerinde 2’si aynı mahiyette 3 adet önerge vardır, ilk okutacağım 2 önerge aynı mahiyette olup, birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan (2/3622) esas numaralı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi’nin 14’üncü maddesinde yer alan “eklenmiştir” ibaresinin “ilave edilmiştir” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Şenol Sunat                                                Behiç Çelik         Feridun Bahşi

    Ankara                                              Mersin                                     Antalya

Ayhan Altıntaş                                            Ayhan Erel Mehmet Metanet Çulhaoğlu

    Ankara                                             Aksaray                                     Adana

 

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

 

Yıldırım Kaya                                              Süleyman Girgin             Cavit Arı

     Ankara                                             Muğla                                      Antalya

Ömer Fethi Gürer                                        Emine Gülizar Emecan           Necati Tığlı

      Niğde                                             İstanbul                                    Giresun

Alpay Antmen

     Mersin

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ilk söz talebi Sayın Şenol Sunat’ın.

Buyurun Sayın Sunat. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

ŞENOL SUNAT (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi’nin 14’üncü maddesi üzerine İYİ Parti Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Yüce Meclisi saygıyla selamlarım.

Evet, ilgili madde yani 14’üncü madde Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşülmeye başlanmadan önce, üyesi olduğum Millî Eğitim Komisyonunda görüşülmesi gerektiğini Komisyon Başkanına arkadaşlarımızla iletmiştik ancak bu teklifimiz olumlu olarak değerlendirilmedi her zaman olduğu gibi.

Evet, ecnebi ülkelere giden öğrencilerimizin yanında, KYK borcu bulunan, henüz hayata yeni atılmaya hazırlanan, binlerce liralık borçla karşı karşıya kalan gençlerimiz var sayın milletvekilleri. Evet, ey iktidar mensupları, sizlere sesleniyorum, devriiktidarınızda zenginliklerine zenginlik katan 5 inşaat şirketine gösterdiğiniz cömertliği bu memleketin evlatlarına neden göstermiyorsunuz? KYK borçlarının ertelenmesini değil aslında bu süreçte doğrudan iptal edilmesini talep ediyoruz. KYK borçları ne kadar sayın milletvekilleri? Aşağı yukarı 5 milyar kadar. Yandaş bir şirketinizin 9,5 milyar vergi borcunu tek kalemde silen siz iktidar mensupları, her 3 gençten 1’inin işsiz olduğu Türkiye'de 5 milyar liralık KYK borcunu silmekten âciz misiniz? Görünen o ki memleketin geleceğinin teminatı olan gençlerimiz AK PARTİ iktidarı nezdinde yandaş şirketlerin ve müteahhitlerin vergi yükünden bile daha değersiz maalesef.

Evet, sayın milletvekilleri, ülkemizde öyle günler yaşıyoruz ki artık tuz kokmuş durumda. Evet, Ayasofya’ya atadığınız 2 imam oldu; birisi ayrıldı, yenisini atadınız. Ya, her iki imam da birbirinden sorunlu. Özellikle aradınız mı? Özellikle, bu 2 imamı da bulmak için çok zorluk mu çektiniz? Çünkü bunlar hem cumhuriyet hem de Atatürk düşmanlığı yaptılar. Bu ülkenin kurucusu, cumhuriyetin banisi Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları hakkında “Zalim ve kâfir.” dedi en son imam. İşin ilginç yanı, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu iradesine hakaret edilirken, Sayın Cumhurbaşkanı da bu beddualara herhâlde “Amin.” deyip, onayladı.  Atatürk’e sövmeyi moda hâline getirdiğiniz bugünlerde Atatürk’ün adı, hatıraları ve emanetleriyle kavga etmek, size hiçbir siyasi çıkar sağlamaz sayın milletvekilleri. Çünkü Türk milleti nezdinde Atatürk’e hakaret, vatana ihanettir. Cumhuriyetimizin ilk yıllarında, Atatürk’ün rahmetli Mehmet Rıfat Börekçi’yi ayakta karşılayarak “Din adamlarına saygı göstermek, Müslümanlığın icaplarındandır.” diyerek yücelttiği makamı, bugün zihniyetleriyle lekeleyen, sözde din adamlarının işgal ettiğini üzülerek görüyoruz. Kurucu iradeye her fırsatta hakaret etmeyi düstur edinmiş bu zihniyeti, yüce Mecliste sizlerin huzurunda bir kez daha kınıyor, Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün ismini ve fikirlerini ne yaparsanız yapın silemeyeceğinizi bir kere daha hatırlatmak istiyorum. (İYİ Parti ve CHP sıralarından alkışlar)

Evet, saygıdeğer milletvekilleri, ülkemizde organize suç örgütü liderlerinin anlattıklarının, iktidar partisi siyasetçilerinden daha çok dinlendiği ve inanıldığı bir süreçten geçiyoruz.

Sürem sınırlı olduğu için inşallah bir dahaki sefere bu konuyu ele alacağımı ifade eder, hepinizi saygıyla selamlarım. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ikinci söz talebi Sayın Yıldırım Kaya’nın.

Sayın Kaya, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

YILDIRIM KAYA (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu kanunun ilgili maddesinin Millî Eğitim, Kültür, Gençlik Ve Spor Komisyonunda görüşülmesi gerekirdi. Komisyon üyesi milletvekili arkadaşlarım 8 milletvekili olarak Komisyonun bu konuda toplanmasını ve bu konuyu ayrıntılı bir şekilde görüşmesini talep ettik, hem Meclis Başkanından hem Komisyon Başkanından talep ettik, ne yazık ki bu konuya olumlu bir yanıt alamadık. Bu işleyiş Meclisin doğru işlemediğini göstermektedir. Plan ve Bütçe Komisyonunda bu konuda düşünce açıklayacak çok sayıda arkadaşımız var. Arkadaşlarımıza haksızlık etmek istemem ama bizim Komisyonumuz bu konunun ihtisas Komisyonudur. Bundan sonra bu işleyişe herkesin dikkat etmesi gerekiyor, öncelikle de Meclis Başkanlığının bu konuya sahip çıkması gerekir.

Bugün Çankırı sokaklarındaydık. 38 milletvekili arkadaşımızla Cumhuriyet Halk Partisi milletvekilleri, parti meclis üyeleri, Yüksek Disiplin Kurulu üyeleriyle Çankırı’daydık. Çankırı’da vatandaşın bizi nasıl gördüğünü, Parlamentoyu nasıl gördüğünü, bu konuştuğumuz konulara ne tür talepleri olduğunu sorduk. Söyledikleri şu, çiftçiler diyor ki: “Ey milletvekili, gelirken görmedin mi arpa tarlalarının kuruduğunu, buğday tarlalarının kuruduğunu, çiftçinin kredi borçlarından batağa sürüklendiğini görmedin mi? Buna ilişkin çözüm istiyoruz.” Yakamıza yapışan üniversite mezunları oldu, “KYK borçlarımızın faizlerini erteleyin, iptal edin. Borcumuzu silmiyorsunuz, faizlerini silin. Biz borcumuzu ödeyeceğiz, devletseniz iş bulun, iş verin, maaşımızdan kesin, borcumuzu ödeyeceğiz. Buna ilişkin en ufak bir çözüm üretmiyorsunuz.” diyorlar. Ben de onlara söz verdim, “Bu kürsüden, bu talebinizi dile getireceğim.” dedim. Yapraklı ilçesindeki üreticiler, besiciler “Çankırı milletvekillerine sesimizi duyurun, Hükûmetten vazgeçtik, Çankırı milletvekilleri sesimizi duysun.” diyorlar. Buradan sizlere bu çağrıyı yapıyoruz.

KPSS’ye girecek öğrenciler diyor ki: “KPSS’ye gireceğiz, pandemide babamız çalışmadı, esnafın dükkânı kapalı kaldı. 300 lira para ödeyeceğiz. Bu parayı nereden bulacağız? Bunu niye silmiyorsunuz? Bu derdimize derman olun.” Eğer gerçekten, biz, sorunlara çözüm üreteceksek bunun yolu öğrenciye, öğretmene, öğretim görevlilerine sahip çıkmaktır. Üniversiteleri bilim yuvası hâline döndürmek zorundasınız, üniversiteleri liyakatli atamalardan uzaklaştırdınız. Lise mezunlarını imam yaptınız, eyvallah ama lise mezunlarını getirip üniversitelerde ders verdirttiniz. O ders verdirdiğiniz kişiler geldiler, ibadete açılan Ayasofya’yı 3 seferdir      -burada ibadet yapılması değil- cumhuriyete, cumhuriyetin kurucusu olan Mustafa Kemal Atatürk’e hakaret ettirme kürsüsü hâline getirdiniz. Dinle bu kadar oynamayın, İslamiyet’e haksızlık etmeyin.

Biz geçmişimizi inkâr edenlerden değiliz ama geçmişini inkâr edenlere bizde “haramzade” derler; geçmişi inkâr etmeyin, geleceğe bakalım, geçmişi tekrar da etmeyelim. Ama eğer bu kişi sessizce dinleniyorsa, hiçbir soruşturma açılmıyorsa, dinleyenler söyleyenler kadar suçludur. (CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar) Biz, Fatih Sultan Mehmet’e de sahip çıkıyoruz, Mustafa Kemal Atatürk’e de sahip çıkıyoruz. Fatih Sultan Mehmet’e dil uzatanlara da tepki gösteriyoruz. Mustafa Kemal Atatürk’e tepki gösterenleri asla affetmeyeceğiz. Gelin bu hareketi yapanları Parlamentoda hep birlikte kınayalım. Eğer buna hep birlikte dur demezsek geçmişimizi inkâr etmiş oluruz. Bunun için diyorum ki: Üniversiteleri bilim yuvası olmaktan çıkartırsanız, eğitim öğretimi içinden çıkılmaz hâle getirirseniz bu meczuplar çıkar cumhuriyetin kurucularına hakaret etmeye devam ederler. Ama hiç kimse unutmasın, geçmişimiz onurumuzdur, Mustafa Kemal Atatürk de onurumuz ve gururumuzdur.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

      Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 265 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 14’üncü maddesinde yer alan “aşağıdaki” ibaresinin “aşağıda bulunan” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Pero Dundar                                      Mahmut Toğrul Ayşe Sürücü

    Mardin                                            Gaziantep                            Şanlıurfa

Serpil Kemalbay Pekgözegü                Kemal Peköz    Zeynel Özen

             İzmir                                       Adana                                   İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi eden Sayın Ayşe Sürücü.

Sayın Sürücü, buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

AYŞE SÜRÜCÜ (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 14’üncü madde üzerinde partim adına söz almış bulunmaktayım. AKP, iktidara geldikten sonra YÖK’ü kaldıracağını vadetmişti. Oysa şu an geldiği noktada YÖK, AKP’nin üniversitelerdeki sopası hâline gelmiştir. Öğrencinin, akademisyenin, fakültenin sorunlarına çözüm arayan değil öğrenciyi müşteri gibi gören, ondan sürekli faizle para tahsil etmek isteyen AKP’nin bilim anlayışı papaz eriğini imam eriğine dönüştüren, çığır açıcı TÜBİTAK projelerinden ibarettir.

Ülkemizde işsizlik her geçen gün artmakta ve Hükûmetin yanlış politikaları yüzünden yaşanan kriz daha da derinleşmektedir. Genç işsizlik oranı yüzde 25’lere varmış durumda yani her dört gençten 1’i işsiz. Üniversite öğrencilerindeyse her üç üniversite mezunundan 1’i işsiz. Üniversiteyi bitirmelerine rağmen yıllarca iş bulamayan milyonlarca üniversite mezunumuz ise bir hacizle karşı karşıya kaldılar. Daha iki yıl önce 281 öğrenciye borcunu ödeyemediği için haciz uygulandı. Büyük şirketlerin milyarlarca liralık vergi borçları silinirken, işsiz bırakılan gençlerden bu paranın icra yoluyla alınması kabul edilemez bir durumdur. Bize göre, gençlerimizin eğitimlerinde devletten alacakları bütün yardımlar geri ödemesiz olmalıdır. Öncelikle okuyan bütün öğrencilerimize geri ödemesiz burs verilmelidir. Şu anda kredi borcu olan tüm gençlerin de kredi borçları silinmelidir.

Evet, arkadaşlar, pandemiyle birlikte evde emek veren kadınlar, derinleşen yoksulluğun kayıt dışı ilk mağduru konumundadır. Özellikle ev kadınları ve mevsimlik tarım işçiliği yapan kadınlar, otomatik olarak devletin salgına yönelik kayıtlı işçileri kapsayan yetersiz de olsa mevcut koruyucu politikalarından da dışlanmış oluyor. Bu şekliyle ekonomik kırılganlık en çok kadınların bulunduğu yerde toplumun belini bükmektedir. Sosyal yardımlar ise yoksulluğun sonlandırılmasını değil, yoksulluğun yönetilmesini amaçlayan bir düzeyde yandaşları önceleyen bir tutumla yürütülmektedir. Soruyoruz, akşam pazarlarında arta kalan sebzeleri toplayan kadınlara, tarlada hem çalışmak hem çocuk bakmak hem de yemek yapmak zorunda kalan mevsimlik tarım işçisi kadınlara verecek bir cevabınız var mıdır? Kadınlar yurttaş olarak sosyal haklara zorunlu şartlarda erişmekte ve AKP iktidarında daha çok yoksullaşmaktadır çünkü ülkede kadın emeğini değersiz gören eşit işe eşit ve hak edilen ücreti sağlamayan toplumsal cinsiyet eşitliğinden uzak güvencesiz ve korunmasız eril bir çalışma sistemi hâkim. Bu üstü örtülemeyen ekonomik ve toplumsal ağır bir gerçekliktir.

Evet, arkadaşlar, Urfa'ya ilişkin birçok sorunu defalarca kez gündeme getirdik fakat bir dönüş ve bir çözüm gerçekleştirilemedi. İki gün önce Urfa'da yevmiyeyle çalışan kadınları tarlada ziyaret ettik. Üniversite öğrencilerinin de aralarında olduğu kadınlar ve gençler sabah yediden akşam altıya kadar 55 TL karşılığında, gün boyu 40 derece sıcaklığın altında sosyal güvencesiz bir şekilde çalışmaktalar. Urfalı kadınların sizlere yani bu iktidara bir sorusu vardır. Urfalı kadınlar diyor ki: 55 TL’yle bir insan kendini, yaşamını nasıl idame edebilir?

Harran, Viranşehir, Suruç Ovaları tüm ülkeye yetebilecekken, Urfa’da tarımsal alanlar iktidarın bir tarım politikası olmadığı için DEDAŞ’ın emrine sunulmuş durumda. Suruç’ta hatalı su drenaj projenizle binlerce dönüm tarla sular altında kalmış, sonbaharda toplanması gereken pamuk tarlaların bataklığa dönmesinden dolayı toplanamadı. Şu an halkın kendi imkânlarıyla açtığı su tahliye kanallarıyla pamuk ürünü Suruç’ta yeni toplanıyor. Birçok kez bu sorunu dile getirdik ancak iktidar Suruç -Pirsus- halkını cezalandırıyor mu, anlamıyoruz. Sonuna kadar bu sorunun takipçisi olacağız.

Bakınız, her ne kadar adı Antep fıstığı olsa da daha çok Urfa’da yetiştirilen fıstık ağaçlarını bir hastalık esir almış durumda. 20-30 yaşındaki fıstık ağaçları kuruyor ama bölgede bir zirai araştırma laboratuvarı bile yok. Tüm bunların sorumlusu, Urfa’yı, Mardin’i, Diyarbakır’ı yük olarak gören AKP zihniyetidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AYŞE SÜRÜCÜ (Devamla) – Öğrenciler, kadınlar, bölge kentleri yük olarak görülmektedir fakat bu ülkenin tek bir yükü var, o da AKP iktidarının kendisidir.

Teşekkür ederim. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Sürücü.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

14’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

15’inci madde üzerinde 4 adet önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 265 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 15’inci maddesinin kanun teklifinden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

 

         Pero Dundar                           Mahmut Toğrul                             Sait Dede

              Mardin                                   Gaziantep                                  Hakkâri

Serpil Kemalbay Pekgözegü               Kemal Peköz                             Zeynel Özen

               İzmir                                       Adana                                     İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Katılamıyoruz Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Sait Dede’nin.

Sayın Dede, buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

SAİT DEDE (Hakkâri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan teklifin 15’inci maddesi üzerinde söz almış bulunmaktayım.

Plan ve Bütçe Komisyonunun, sadece parasal düzenlemelerin görüşülmesi gereken komisyon olması gerekirken, parasal bir düzenleme içermeyen ve konusu eğitime ilişkin idari bir düzenleme olan bir meselenin Millî Eğitim Komisyonu yerine Plan ve Bütçe Komisyonunda kanun teklifine eklenmesi uygun ve kabul edilebilir değildir. AKP’nin son dönemlerde sıklıkla gösterdiği yasama kurnazlığı burada da söz konusu olmuştur. Bu sebeple, maddenin ilgili ihtisas komisyonunda görüşülmesi gerektiğinden, maddenin tekliften çıkarılması gerekmektedir. Bu kanun teklifi de esasen bir vergi affı düzenlemesidir. Bu vergi affı düzenlemesinin temel gerekçesi ise kanun teklifini hazırlayanlar tarafından pandemiyle ilişkilendirilmiştir. Eğer pandemiyle ilişkilendirilecekse, öncelikli olarak sağlık emekçilerinin sorunlarına çözüm bulmak çok daha gerçekçi olacaktır.

Değerli milletvekilleri, pandeminin başından beri sağlık emekçilerinin sorunları her geçen gün artarak devam etmiştir. Çalışma koşullarının ağırlığı, riskin boyutu ve kapsamı, görev tanımlarının ortadan kaldırılarak angaryanın ve mobbingin sıradanlaşması, şiddet, iş yükü ve hasta yoğunluğunun hiç olmadığı kadar artmasına rağmen, sağlık emekçilerinin ücretleri artmayarak yoksulluk sınırının altında seyretmeye devam etmektedir.

Pandemi döneminde yandaşa vergi affı getirilirken, “Hakkınız ödenemez.” dedikleri sağlık ve sosyal hizmet emekçilerine vergi indirimleri bile çok görülmüştür. Çift maaşlarla, huzur haklarıyla şişirilen cüzdanlar, şehir hastaneleri patronlarına akıtılan paralar, yandaşa aktarılan sermaye, sağlık emekçilerinin insanca yaşayacak ücret alamamasının en önemli nedenlerindendir.

Sağlık emekçileri, performansa dayalı ücret sisteminin kaldırılarak adil ücret ilkesinin gereği olan eşit işe eşit ücret sisteminin uygulanmasını, aynı statü ve görevdeki çalışanların tamamının sosyal bakımdan eşit oranda ücret almasını ve bu ücretin de İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nde tanımlandığı gibi kendisinin ve ailesinin insanlık onuruna yetecek seviyede olmasını, emekliliğe yansımasını ve tek kalemde olmasını istemektedir. Yine, insanca yaşanacak çalışma koşulları, yoksulluk sınırı üzerinde temel ücret, OECD ortalamasında kadrolu, güvenceli istihdam, 3600 ve 7200 arası ek gösterge, Covid-19’un iş kazası ve meslek hastalığı sayılması başta olmak üzere ekonomik ve özlük taleplerini birçok platformda dile getiren sağlık emekçilerinin bu haklı talepleri bir an önce karşılanmalıdır. Hak ettikleri maaş yerine hastanenin kârına göre dağıtılan, sağlık çalışanları arasında eşitsizliğe, adaletsizliğe, ayrımcılığa yol açan döner sermayeye muhtaç edilen sağlık çalışanlarının sorunlarını daha ne kadar görmezden geleceksiniz? Bakın, Türk Tabipleri Birliğinin açıkladığı rakamlara göre son yedi yılda yurt dışına gidip çalışmak isteyen hekimlerin oranı 15 kat artmıştır. Eminim birçoğunuz gerek sosyal medyada gerekse basında başta Almanya ve Avusturya olmak üzere farklı ülkelere gidip orada hizmet vermek isteyen sağlık çalışanlarının haberlerini görüyorsunuz. Son derece üzücü bir tabloyla karşı karşıyayız.

Yine, taşeron firmalarla personel açığının kapatılmak istenmesi yüzünden binlerce genç üniversite mezunu sağlık teknisyenimiz atama beklemektedir. Bu koşullar altında nitelikli bir sağlık hizmetinden bahsetmek mümkün değildir.

Türkiye’de AKP hükûmetleri aracılığıyla Sağlıkta Dönüşüm Programı’yla sağlık politikaları liberalleştirilirken sağlık bir tüketim ilişkisine indirgenerek piyasaya açılmış ve kârın yüksek olduğu bir yatırım alanına dönüştürülmüştür. Sağlıkta dönüşümle SSK ve devlet hastaneleri birleştirilmiş piyasa temelli bir hizmet anlayışı öne çıkartılmıştır. Böylece sağlık emekçilerinin en insani talepleri dahi bu vahşi kapitalist sistemin dişlileri arasında öğütülmek istenmiştir.

Sadece ücrete ilişkin sorunlar yok elbette ancak madem parasal bir düzenleme yapmayı düşünüyorsunuz o zaman biz de ücret boyutuyla yaşanılan sorunları dile getirelim. Sağlıkta şiddeti, mobbingi, iş kazasını ve daha birçok insanlık dışı uygulamayı bu kürsüden dile getirmeye devam edeceğiz. SES’in 25 Mayıs 2021 tarihinde kamuoyuyla paylaştığı haklı taleplerini bu kürsüden dile getirmek istiyoruz. Sağlık emekçileri ay sonunda tek kalemde maaşlarının yoksulluk sınırına çıkarılmasını istiyor, sağlık emekçileri seçimde söz verilen 3600 ek gösterge ve beş yılda bir yıl fiili hizmet süresinin eklenmesi için bir an önce yasa çıkarılmasını istiyor. Sağlık emekçileri maaşlarından kesilen vergi oranının yüzde 10’a düşürülmesini istiyor, sağlık emekçileri döner sermaye dâhil tüm güvencesiz ücretlerin maaşa eklenmesi ve emekliliğe yansıtılmasını istiyor.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 265 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 15’inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

MADDE 15- 1416 sayılı Kanunun 21 inci maddesine beşinci fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkra ilave olunmuştur.

“Yükseköğretim kurumları adına yurt dışına gönderilenlerin öğrenimlerini izlemek ve değerlendirmek üzere adına öğrenim gördükleri yükseköğretim kurumu tarafından danışman atanır. Yükseköğretim kurumları adına yurt dışına gönderilerden doktora öğrenimlerini başarıyla tamamlayanların, mecburi hizmet yükümlülüklerini ifa etmek üzere adına öğrenim gördükleri yükseköğretim kurumunun atama kriterlerini karşılamaları şartıyla doktor öğretim üyesi kadrolarına veya öğretim görevlisi kadrolarına ataması yapılır.”

          Emine Gülizar Emecan                          Ömer Fethi Gürer                                     Cavit Arı

                      İstanbul                                              Niğde                                               Antalya

                 Sibel Özdemir                                     Necati Tığlı                                     Alpay Antmen

                      İstanbul                                             Giresun                                              Mersin

               Süleyman Girgin

                       Muğla

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerine söz talebi Sayın Sibel Özdemir’in.

Buyurun Sayın Özdemir… (CHP sıralarından alkışlar)

SİBEL ÖZDEMİR (İstanbul) – Teşekkür ederim Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 265 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 15’inci maddesi üzerine ben de söz aldım, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Uzun süre çalışmak durumunda kaldık, sabrınıza sığınarak ben de görüşlerimi sizlerle paylaşacağım. Maddeye geçmeden önce şunu vurgulamak istiyorum: Cumhurbaşkanlığı Hükûmet sistemine geçtiğimiz günden itibaren özellikle Meclis çalışmalarında temmuz 2018’den itibaren şu konuyu gündeme getiriyorum: Bu sistemle iddia edildiği gibi Meclis ihtisas komisyonları ve tali komisyonları maalesef istenildiği gibi ya da uygun şekilde çalıştırılmıyor. İşte, bugün de bunun bir örneğini yaşıyoruz. Komisyonlar etkin şekilde çalıştırılmadığı için, detaylı, teknik görüşmeler yapamadığı için bugün bu saatte, bu kadar uzun ve yorucu çalışmaları yapmak zorunda kalıyoruz. Ben Meclis Başkanlığına sürekli bu önergeyi soruyorum, Sayın Başkanımız hatta cevapladı önergemi. 3.563 kanun teklifi verilmiş 27’nci Dönemde, 12 Nisana kadar. Bunun 2.684 tanesi tali komisyonlara gönderilmiş ama sadece 2 tane kanun teklifi için görüş bildirilmiş. Yani bin teklifin 1’i dahi görüşülmemiş hatta Komisyon üyelerinin haberi dahi olmamış.

Şimdi, görüşmekte olduğumuz bu kanun teklifi -işte, uzun saatlerdir görüşüyoruz- borç yapılandırmayla ilgili bir teklif. Komisyon aşamasında doğrudan eğitimi ilgilendiren 3 tane madde bu kanun teklifine eklendi ve Millî Eğitim Komisyonunda maalesef yok sayıldı. Millî Eğitim Komisyonunun çok değerli üyelerinin, oradaki eğitmenlerin, akademisyenlerin gerçekten o detaylı tartışmalar, YÖK üyeleriyle, Bakanlıkla ya da Bakanlık temsilcileriyle detaylı görüşmeler yapılmadan bugün bu maddeleri, eğitimi ilgilendiren maddeleri bu yapılandırma kanunu içerisinde görüşüyoruz. Evet, Plan ve Bütçe Komisyonunda -dediğim gibi- yapılandırma içerisinde görüştüğümüz maddenin, şu an benim üzerinde söz aldığım maddenin ki biz de tesadüfi olarak eğitmenler, akademisyenler olarak öğrendik bu maddenin Bütçe Komisyonuna geleceğini ve orada görüşlerimizi ilettik. Yurt dışında doktora eğitimi gören ve ülkeye dönen yani adına eğitim gördükleri yükseköğretim kurumlarına dönen akademisyenlerin atamasıyla ilgili bir düzenleme. Akademisyen adayları -bildiğiniz üzere- kadro ilanına başvurduklarında ALES, yabancı dil puanı, diploma notu gibi bilim sınavlarına, mülakat sınavlarına tabiler. Bu değişiklikle yurt dışından gelen, doktorasını tamamlayan adaylar da bu kriterlere tabi olacaklar ve hangi akademik kadroya atanacakları da bu kriterlere göre belli olacak. Maddeye açıklık getirilmesi açısından, dönüş yapan öğrencilerin, akademisyenlerin gittikleri üniversitede doktora öğretim üyesi mi ya da öğretim görevlisi mi olarak atanacakları kriterler belirlenirken bir düzenleme getirildi. Hatta şimdi Genel Kurulda AK PARTİ milletvekillerinin verdiği önergeyle düzeltiliyor. Yani yapılan kanun teklifine dahi -Millî Eğitim Komisyonunda detaylı çalışılmadığı için- buradaki bir önergeyle açıklık getiriliyor. Niye açıklık getiriyoruz?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Ama sizin verdiğiniz önerge yanlış.

SİBEL ÖZDEMİR (İstanbul) – Şöyle ki: Rektörlerin subjektif, kişisel kararlarıyla bu kriterleri kötüye kullanmamaları için. Doğru bir önerge getiriliyor…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Kanun metninde aynısı var.

SİBEL ÖZDEMİR (İstanbul) – …ama Sayın Elitaş, Millî Eğitim Komisyonunda görüşmeler zamanında yapılmalıydı, burada önerge verilerek değil. Akademisyenleri, üniversiteleri ilgilendiren çok önemli bir düzenleme. Şimdi gerekçede şunu söylüyor değerli milletvekilleri: “Ülkemizde kendi imkân ve çabalarıyla yüksek lisansını, doktorasını bitiren öğretim görevlisi veya öğretim üyesi kadrolarına atanmayı bekleyen azımsanmayacak kadar doktora adayımız var.” Yani, burada, evet, iktidarınız döneminde 10 milyonu aşan işsizimiz, üniversite mezunu her 4 gençten 1 gencin işsiz olduğu ve atama bekleyen doktoralı akademisyen adayı gerçeğini siz bu gerekçeyle bir kez daha ortaya koymuş oluyorsunuz.

Yine, gerekçede akademik yeterlilikler, sosyal adalet, fırsat eşitliğinin sağlanacağı ileri sürülüyor. Evet, gerçekten son dönemlerde yapılan kadro ilanlarında YÖK’e rağmen -YÖK’ün burada düzenleme yapmasına rağmen- kişiye özel ilanlar, lisans tezinin içindeki bir kelimeye göre kadro ilanları verildiğini görüyoruz. Yani, çığırından çıkan bu liyakatsiz sisteme YÖK dahi yapmış olduğu yönetmeliklerle engel olamıyor. Dolayısıyla, sistemin objektif ve nesnel kriterler konusunda çok ciddi sorunları var. Neden mi? Neden bu sorunu yaşıyoruz? Çünkü Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminde rektörleri doğrudan Cumhurbaşkanı atıyor. YÖK ne yapıyor sadece? YÖK, CV’leri listeliyor, öz geçmişleri listeliyor ve Cumhurbaşkanına gönderiyor. Peki, Cumhurbaşkanı hangi kriterlere göre belirlediğini açıklıyor mu? Ve muazzam yetkilerle donatılan bu rektörler dekanları atıyor, öğretim üyelerini atıyor, bölüm başkanlarını atıyor. Yani, Cumhurbaşkanının açıkça subjektif kriterlerle belirlediği ve özellikle de son dönemlerde atanan partili rektörlerden, bu kanunla hedeflenen nesnel kriterlere dayalı karar beklemek ne kadar gerçekçi olacaktır?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi Sayın Özdemir.

Sayın Özdemir on üç saat burada benimle beraber çalıştığı için onu hak ediyor. (AK PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

Buyurun.

SİBEL ÖZDEMİR (Devamla) – Teşekkür ederim Başkanım.

İnisiyatifinizi de suistimal etmek istemem ama teşekkür ediyorum.

Burada dikkatinizi çekmek istediğim şu: Burada hedef, nesnel ve objektif kriterleri amaçlamak ama sistemin kendisi nesnel ve objektif değil ki. Ya, yapılan bu bilim sınavlarının, mülakatların ne kadar nesnel, ne kadar objektif yapıldığı ortada zaten. Söylediğim gibi, Cumhurbaşkanının atadığı rektörlerin bütün kararları kendilerinin vermesi ve subjektif, kişisel… Ki buradaki önergede de kaygımız rektörler subjektif kararlar vermesin diyeydi.

Benzer şekilde akademik kadro ilanlarına başvuran adayların hangi şeffaf kriterlerden geçtiğinin de gerekçeleri dahi açıklanmıyor yani yapısal sorunlar var. İşte, Boğaziçi’nde yaşanan kriz hepimizin gözü önünde yapılan bir rektör atamasının kaosa dönüşmesi. Neticede olumlu bir madde ama Eğitim Komisyonunda tartışılarak getirilmesi gerekiyordu.

Teşekkür ederim sabrınız için. Başkanım size de ayrıca teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler...  Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan (2/3622) esas numaralı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi’nin 15’inci maddesinde yer alan “eklenmiştir” ibaresinin “ilave edilmiştir” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Mehmet Metanet Çulhaoğlu                  Behiç Çelik                          İbrahim Halil Oral

              Adana                                      Mersin                                     Ankara

        Feridun Bahşi                             Ayhan Erel                                      

             Antalya                                    Aksaray

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Evet, önerge üzerinde söz talebi Sayın İbrahim Halil Oral’ın.

Sayın Oral buyurun. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

İBRAHİM HALİL ORAL (Ankara) – Sayın Başkan, kıymetli milletvekilleri; 265 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 15’inci maddesi üzerine İYİ Parti Grubu adına söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Saygıdeğer milletvekilleri, 7256 sayılı Kanun’la yapılan yapılandırma işlemleri vatandaşımızın pek çoğunu maalesef memnun etmemiştir, edememiştir. Farklı şehirlerde esnaf ziyaretleri yaparken özellikle bu husus bize defalarca iletilmiştir. Pek çok esnaf kardeşimiz muhasebe defterlerini açarak yapılandırma ödemelerinin yaklaştığı dönemlerde günlük 50 lira, 100 liralık siftahlarını bizlere gösterdiler. Alım gücü her geçen gün düşmekte, insanımız faiz üstüne faiz yükü altında ezilmektedir. Bu yükün altındaki vatandaşımız nasıl yapılandırma yapsın da borcunu ödeyebilsin. Pandeminin seyrini kestiremeyen iktidar, 7256 sayılı Kanun’la ilk yapılandırmayı getirmiştir ama borçlular ödeme yapamayınca yeniden bu görüştüğümüz kanunu getirmek zorunda kalmıştır. Bu gidişle muhtemelen, iktidar bir sonraki yasama yılının başında yeniden bir yapılandırma kanunu getirmek zorunda kalacaktır.

Değerli iktidar mensubu milletvekili arkadaşlarım, pandemi yönetiminde sınıfta kaldınız. Aşıda sözleri tutamadınız. İnsanlar intihar ederken desteklemeleri ancak bir yıl sonra vermeyi akıl ettiniz. Çiftçileri zaten kuraklık vurdu, bir de, üstüne, Tarım Kredi borçlarının yükü iyice arttı. Sizlere tavsiyem şudur: Rize’de, orada burada bizlerin programlarını provoke etmek, Genel Başkanımızı tehdit etmek için enerji harcayacağınıza, intihar eden, cinnet geçiren vatandaşlarımızın dertlerini çözmek için enerji harcamalısınız.

Kıymetli milletvekilleri, görüştüğümüz madde yurt dışına burslu gönderilen öğrencilerin çeşitli sebeplerle tazminata düşmeleriyle alakalıdır. Bu noktada görüştüğümüz öğrenciler, geç kalınmış ama yine de olumlu bir düzenleme olarak değerlendirmektedirler. Yurt dışına burslu öğrenci gönderme projesi esasen bir cumhuriyet projesidir. Gazi Mustafa Kemal Atatürk, savaştan çıkmış, Millî Mücadele’yi vermiş genç cumhuriyetin daha ilk yıllarında bilimsel çalışmalarda tecrübelenmiş bir nesli yetiştirmek amacıyla Avrupa üniversitelerine öğrenciler göndermiştir. Bunu yaparken de şu veciz ifadeyi kullanmıştır: “Sizi birer kıvılcım olarak gönderiyorum, alevler olarak geri dönmelisiniz.” Bugün yurt dışında lisansüstü öğrenim görmek üzere Millî Eğitim Bakanlığı bursuyla yurt dışına gönderilen öğrenciler bu projenin mirasçılarıdır. Kurtuluşu Savaşı vermiş bir ülke Avrupa’ya öğrenci göndermekten asla imtina etmezken bugün aynı ülke, bu proje kapsamında çeşitli sebeplerle tazminata düşmüş öğrencilerin mağduriyetlerini yıllarca çözememiştir. Bu sistemde pek çok sorunlar mevcuttur. Çeşitli ülkelerle siyasi sorunlarımız ortaya çıktığında bu ülkelerdeki üniversiteler bizim öğrencilerimize kabul vermemeye başlamış, kabul alamayan öğrenciler tazminata düşmüştür. Bunun sonucu öğrencide midir yoksa başarısız dış politikanın mimarlarında mıdır? Programı başarıyla tamamlayan öğrencilerin bir kısmı ülkemize döndüklerinde taahhüt edilen üniversitelerde göreve başlayamamış. Evlatlarımız ABD’de, İngiltere’de doktora yapıp dönmektedir ama burada ikamet ettiği ilçenin millî eğitim müdürlüğünde ofis çalışanı olarak başlatılmaktadır. Bu, bilgiye ve bilime açıkça ihanettir. KHK’yle atılmış FETÖ'cülerden tek kuruş bile tahsil edemeyen iktidar, çeşitli sebeplerle programı tamamlayamamış evlatlarımızı binlerce dolarlık borç yükü altına sokmaktadır. Bu çocukların suçu FETÖ'cü olmamakta mıdır?

Kötü yönetim, her alanda ülkemizin geleceğine bir darbe vurmaktadır. Üstüne üstlük kıvılcımlar gönderip bilim meşalesi yetiştiren Atatürk’e hakaretler pervasızca yapılırken kayıtsız kalıp cami halısının desenlerini seyrediyor. “Allah sizleri ıslah etsin.” demekten başka bir şeyimiz bu gece vakti aklımıza gelmiyor.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 265 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 15’inci maddesiyle 1416 sayılı Kanun’un 21’inci maddesine eklenen fıkranın ikinci cümlesinde yer alan "veya” ibaresinin  “, atama kriterlerini sağlamamaları halinde ise” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

            Mustafa Elitaş                                                                       Erkan Akçay

                 Kayseri                                                                                Manisa

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Takdire bırakıyoruz Başkanım.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Gerekçe...

BAŞKAN – Evet, gerekçeyi okutuyorum.

Gerekçe:

Önergeyle, yükseköğretim kurumlarının, doktor öğretim üyesi atama kriterlerini sağlayan mecburi hizmet yükümlülerini doktor öğretim üyesi kadrolarına, atama kriterlerini sağlamamaları halinde ise öğretim görevlisi kadrosuna atamalarına imkan tanınmaktadır.

BAŞKAN – Evet, önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda 15’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

16’ncı madde üzerinde 3 adet önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 265 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 16’ncı maddesinin, kanun teklifi metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

 

  Dirayet Dilan Taşdemir                   Mahmut Toğrul                            Zeynel Özen

                Ağrı                                     Gaziantep                                  İstanbul

          Kemal Peköz                                                                 Serpil Kemalbay Pekgözegü

               Adana                                                                                      İzmir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Dirayet Dilan Taşdemir’in.

Sayın Taşdemir, buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

DİRAYET DİLAN TAŞDEMİR (Ağrı) – Teşekkür ederim Başkan, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

16’ncı madde üzerinde söz aldım ama bu madde üzerinde konuşmayacağım daha çok seçim bölgem olan Ağrı’nın eğitim sorunlarına değinmek istiyorum.

Açıkçası daha önce de defalarca bu kürsüde Ağrı’da yaşanan eğitim sorunlarına dair söz kurduk, önergeler verdik ama aradan yıllar geçti maalesef bir arpa boyu yol alamadık.

Değerli arkadaşlar, Ağrı ilimizde hem taşımalı eğitim hem vekil öğretmenlik uygulaması çok yaygın kullanılıyor. Yine, hem eğitimcilerin hem de öğretmenlerin kentimizde kalma süresi de buna orantılı olarak oldukça kısa. Yani, aslında yıllara yayılan kronikleşmiş sorunlarımız mevcut, yıllardır bu sorunlar devam ediyor ama tabii, bu sorunları daha çıkılmaz hâle getiren ise özellikle pandemi sürecinde yaşadıklarımız. Yani, sadece burada birkaç rakam paylaşmak istiyorum. EBA’nın Erişim Raporu’na göre, Ağrı’da 142.227 öğrencinin yüzde 47’si yani 66.837 öğrenci -ki bu neredeyse toplam öğrenci sayısının yarısına tekabül ediyor- uzaktan eğitime erişim sağlayamamış.

Yine, Millî Eğitim Bakanlığına bir önerge vermiştik. Biliyorsunuz, bu pandemi sürecinde öğrencileri tablet dağıtıldığı iddia edilmişti. Biz de Ağrı ilimizde öğrencilere ne kadar tablet dağıtıldığını sorduk. Millî Eğitim Bakanlığının verdiği cevapta öğrencilere 13 bin tablet dağıtıldığı ifade edildi. Yani, düşünün 127 bin öğrenciye 13 tablet, tabii, bizim kentimiz ki Türkiye’nin en yoksul kentlerinden bir tanesi dağıtılan tablet sayısı 13 bin. Hani, bu, tablet dağıtmakla da sorun bitmiyor çünkü bu sefer tablet verildi ama internete erişim konusunda ciddi sorunlar olduğunu biz biliyoruz. Yani, dolayısıyla, Ağrılı öğrenciler açısından bu pandemi sürecinde eğitime erişim meselesi büyük bir problem ve  bu süreci ciddi bir kayıp yıl olarak tariflemek mümkün. Yani, bu durum istatistiklere de yansıyor tabii ki. 7 Şubat 2020 tarihinde TÜİK’in açıkladığı İllerde Yaşam Endeksi araştırmalarında eğitim alanında en düşük değerlere sahip son 3 il içerisinde maalesef bizim kentimiz de var. Yani Ağrı’nın bu durumu, sondan 3 il içerisinde yer alması sadece eğitim sorunuyla sınırlı değil; sağlıkta da benzer durumu yaşıyoruz, iş yaşamında da benzer durumu yaşıyoruz; aslında, hizmet alanlarına ilişkin her alanda kentimiz maalesef böyle derin, kronik sorunlar yaşıyor.

Eğitim alanında, tabii ki bu anlamda yine en dezavantajlı grup kız çocukları. Yani Ağrı ilimiz de -Türkiye geneliyle kıyasladığımızda- kız çocuklarının okullaşma oranında en düşük iller arasında. Tabii, şimdi, bu kadar dezavantajlı koşullarda, ağır şartlarda öğrenciler okumaya çalışıyor ama özel eğitim alan, özel okullarda okuyan öğrencilerle de aynı sınava tabi tutuluyorlar ve aynı başarıyı elde etmesi isteniyor. Bu kadar da eşit olmayan şartlarda bu kadar adaletsiz bir tutumla da öğrencilerimiz kentimizde karşı karşıya.

Bütün bu olumsuzluklara rağmen gecesini gündüzüne katan, çok ciddi anlamda mücadele eden, çalışan, başarılı olan öğrencilerimiz elbette ki var. Bunlar bir şekilde, bütün bu zorluklarla da baş ederek üniversiteye girmeyi başarıyorlar. Peki, ne oluyor? Belki birçok diğer kentte de öğrencilerin yaşadığı benzer sorunu yaşıyorlar, bu sefer de işsizlik sorunuyla karşı karşıya kalıyorlar. Yani tüm Türkiye’de olduğu gibi Ağrı’da da eğer sizin AKP’de bir dayınız ya da enişteniz varsa siz iş bulabiliyorsunuz, yoksa da dâhi de olsanız size herhangi bir alan, bir kapı açılmıyor; ciddi bir torpil sorunuyla biz karşı karşıyayız. Dolayısıyla kentimizde bu torpil sorunlarından kaynaklı gençler, öğrenciler okula bile gitmek istemiyor, sınavlara girmek istemiyor çünkü diyorlar ki: “Ben ne kadar çalışırsam çalışayım, ne kadar emek harcarsam harcayayım ben bu işte kendi bileğimle, hakkımla bir yere gelemeyeceğim ancak benim bir yerde bir dayım, eniştem olursa, AKP’de bir tanıdığım olursa ben işe girebilirim.” Dolayısıyla gençlere de böyle olumsuz bir miras bıraktınız, bir örnek yarattınız.

Yine, değerli arkadaşlar, kentimizde genç işsizlik oranı da çok çok yüksek. İşte, üniversiteyi bitiren, zor koşullarda başarmış, üniversiteye gitmiş, bitirmiş bu gençler ne yapıyorlar? Maalesef, sadece Ağrı’nın dışındaki illerde, metropollerde inşaatlarda çalışıyorlar. Bu sefer, güvencesiz bu işlerde her gün bir gencimiz maalesef inşaatta düşüyor, iş cinayetine kurban gidiyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

DİRAYET DİLAN TAŞDEMİR (Devamla) – Bitiriyorum.

En son bunun örneğiyse üç gün önce Patnoslu 17 yaşındaki Muhammet Karaca oldu. Dolayısıyla, bu sadece Ağrılı gençlerin sorunu değil, bu AKP politikalarının bir sonucudur.

Teşekkürler. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

               Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 265 sıra sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi’nin 16’ncı maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

  MADDE 16- 1416 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde ilave olunmuştur.

“GEÇİCİ MADDE 4 – Bu Kanunun 19 uncu maddesinin faiz borcunun hesaplanmasına ilişkin hükmü, halen öğrenimlerine devam eden öğrenciler hakkında da uygulanır.

Bu Kanunun geçici 1 inci maddesinin birinci fıkrası kapsamına girmesine rağmen anılan maddede belirtilen sürelerde borçlarının yeniden hesaplanması için müracaat etmeyenler ile söz konusu madde yürürlüğe girdiği tarihten bu maddenin yayımlandığı tarihe kadar geçen süre içinde anılan maddede belirtilen nedenlerle haklarında borç takibi yapılanlar veya yapılması gerekenlerin, kendilerine döviz olarak yapılmış olan her türlü masrafa ilişkin borç tutarları, bu maddenin yayımlandığı tarihi izleyen üç ay içerisinde Millî Eğitim Bakanlığına başvurmaları hâlinde, imzaladıkları yüklenme senedi ile muteber imzalı müteselsil kefalet senedi hükümleri dikkate alınmaksızın ve ilgililere önceden ödedikleri faizlerin geri iade yapma sonucu doğurmaksızın bu maddenin üçüncü ve dördüncü fıkralarındaki şekilde yeniden hesaplanır ve başvuru süresi içinde tahsilat işlemi durdurulur.

5/8/1996 tarihinden sonra yüklenme senedi ile muteber imzalı müteselsil kefalet senedi alınanlar hakkında 657 sayılı Kanunun ek 34 üncü maddesinin ikinci fıkrası hükümlerine göre bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önceki süreler için herhangi bir ferî alacak hesaplanmaz.

Bunların daha önce ödemiş oldukları tutar ile mecburi hizmetlerinde değerlendirilen sürelere isabet eden tutar, yukarıdaki şekilde belirlenecek tutardan düşülür. Bu madde uyarınca vazgeçilen borç tutarına isabet eden vekâlet ücreti de dâhil yargılama giderleri tahsil edilmez. Hesaplanan borç tutarı, ilgilinin durumu ve ödenmesi gereken meblağ dikkate alınarak yüklenme senedi ile muteber imzalı müteselsil kefalet senedi alınması kaydıyla azami beş yıla kadar taksitlendirilebilir. Bu fıkra kapsamında düzenlenen yüklenme senedi ile muteber imzalı müteselsil kefalet senedi damga vergisi ve noter harcından müstesnadır.

Ancak terör örgütlerine veya Millî Güvenlik Kurulunca devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu gerekçesiyle öğrencilikle veya mecburi hizmetle yükümlü bulundukları süre içerisinde kadroyla ilişiği kesilenler hakkında bu madde hükümleri uygulanmaz.”

    Ömer Fethi Gürer                             Cavit Arı                     Süleyman Girgin

Niğde                                        Antalya                               Muğla

     Yıldırım     Kaya                Emine Gülizar Emecan           Necati Tığlı

       Ankara                                    İstanbul                          Giresun

      Alpay Antmen

          Mersin

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Yıldırım Kaya’nın.

Sayın Kaya, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

YILDIRIM KAYA (Ankara) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; her nedense Komisyon her teklifimizi reddediyor aslında Millî Eğitim Komisyonuna gelseydi ayrıntılı tartışırdık, karşılıklı ikna eder ya da ikna olurduk.

Şimdi, eğitimin içinde bulunduğu sorunlara bir türlü çözüm üretilemiyor. On dokuz yıldır, Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarında eğitim içinden çıkılmaz hâle getirildi. Ancak geçen hafta Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Adalet ve Kalkınma Partisi grup toplantısında bir konuşma yaptı, eğitime dair görüşlerini açıkladı. Şimdi, orada açıkladığı görüşlere bakacak olursak Sayın Recep Tayyip Erdoğan diyor ki: “Biz iktidara geldikten sonra 330 bin ek derslik yaptık, derslik sayısı da 600 bine ulaştı.” Şimdi, söylediği rakam doğru, 12 bin eksiğiyle doğru. Aslında şu andaki derslik sayısı 588 bin. Ancak dersliği neye göre hesaplıyoruz? Dünya ortalamasında bir sınıfta 20 öğrenci bulunursa sorun yok. 26 öğrenciye göre hesaplarsanız 588 bin derslik yetiyor gibi gözüküyor ama “16 öğrenci ya da 20 öğrenci sınıflara giriyor.” diyordunuz; 20 öğrenci üzerinden hesapladığımızda 171 bin dersliğe ihtiyaç var. Derslik sorununu çözemediniz. Bilim Kurulunun açıkladığı rakama göre, pandemi koşullarında bir sınıfta 15 öğrenci bulunması gerekiyor. Bu rakama göre hesap edersek 434 bin dersliğe ihtiyaç var. Bir tek derslik yapmadınız, demek ki derslik  sorununu çözemediniz.

Öğretmen konusuna geldi Sayın Recep Tayyip Erdoğan, diyor ki: “693 bin ilave öğretmen atadık on dokuz yıl süresi içerisinde.” Peki, iktidara geldiğinizde öğrenci sayısı ne kadardı, bugün öğrenci sayısı ne kadar? Burada da Millî Eğitim Bakanlığı verilerine bakıyoruz ve Millî Eğitim Bakanlığı verileri diyor ki: “2002 yılında -Adalet ve Kalkınma Partisi iktidara geldiğinde- atanmayan öğretmen sayısı 72 bindi; bugün 700 bin sayısına geldi, çakıldı, duruyor.” 72 bin öğretmenin atanmamasına Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan miting meydanlarında şöyle diyordu: “Ayıp, ayıp; 72 bin öğretmen atanmaz mı!” 700 bin öğretmenin atanmaması ayıp değil mi? 15 milyon 800 bin öğrenci olmuş, siz öğretmen ihtiyacını gideremiyorsunuz. Sayıştay diyor ki: “10 ilde 138 bin öğretmen açığı var.” Millî Eğitim Bakanlığı millî eğitim müdürlüklerine yazı yazmış, “97 bin öğretmen ihtiyacım var.” diyor. 83 bin ders ücretiyle giren öğretmen var, 180 bin açık var; hani nerede kapattınız? 

Daha sonra üniversitelere diyor ki: “131 yeni üniversite kurduk, üniversite sayısı 207’ye çıktı.” Evet, dünyada ilk 500’e giren üniversiteler arasında üniversitelerimiz var mıydı? Vardı. Peki, bugün ilk 500’e giren üniversitemiz var mı? Hayır.

Ayrıca bir şey daha söylüyor, diyor ki: “Benim üniversiteye girdiğim yıllarda 10 öğrenciden 1’i üniversiteye girebiliyordu. Allah’a hamdolsun, şimdi 10 öğrenciden 10’u giriyor.” Allah aşkına bir bakalım: 2 milyon 433 bin öğrenci sınava girmiş, üniversiteye giren öğrenci sayısı 781 bin yani onda 3. Bir ilerleme var mı? Var ama onda 10 değil, onda 3. Bunların tümü, eğitimin içine girdiği durumu gösteriyor.

Bakın, Karaman’da 2016 yılında bir vaka yaşandı. Bu vakayı anlatmaktan utanıyorum. Bir bakan çıktı, dedi ki: “1 seferden bir şey olmaz.” Bakın, bir öğretmen beş yüz sekiz yıl üç ay hapis cezasına çarptırılmış; o öğretmenle fotoğraf veren millî eğitim müdürü Bakanlıkta eğitim müşaviri. O öğretmeni, onu gözetmek üzere sorumlu olan şimdi Ankara'da şube müdürü, gerçekten yazık.

Değerli Arkadaşlar, Ankara Valisine, Ankara Emniyet Müdürüne ve bir de Emniyet Genel Müdürüne buradan bir çağrı yapmak istiyorum: 1 Haziranda Ethem Sarısülük’ü, katledilişinin yıl dönümünde anmak isteyen Cumhuriyet Halk Partisi Gençlik Kollarına hunharca saldırı gerçekleştirildi, onlar cevahir yüreklilerdi. Hüseyin Cevahir, Ethem Sarısülük onlar bizim onurumuz, 1 Haziranda andık, anmaya devam edeceğiz ama bunlara biber gazı sıkanlar, cop vuranlar utansın ve bu yetkililer hakkında işlem yapılmasını talep ediyorum buradan. (CHP sıralarından alkışlar)

 

III. - Y O K L A M A

 

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, yoklama talep ediyoruz.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunacağım ama öncesinde bir yoklama talebi var, o işlemi gerçekleştireceğim.

Sayın Özel, Sayın Adıgüzel, Sayın Sümer, Sayın Arı, Sayın Demirtaş, Sayın Şeker, Sayın Erdan Kılıç, Sayın Ceylan, Sayın Yeşil, Sayın Kaya, Sayın Emecan, Sayın Sındır, Sayın Kılınç, Sayın Aydınlık, Sayın Erbay, Sayın Topal, Sayın Ünver, Sayın Başevirgen, Sayın Şahin, Sayın Şahin.

Yoklama için beş dakika süre veriyorum ve yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklamaya başlandı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

 

 

1. İstanbul Milletvekili Vedat Demiröz ile 79 Milletvekilinin Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi (2/3622) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 265) (Devam)

 

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan (2/3622) esas numaralı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi’nin 16’ncı maddesi ile 1416 sayılı Kanun’a eklenen geçici 4’üncü maddenin dördüncü fıkrasında yer alan “beş” ibaresinin “yedi” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

     Hayrettin Nuhoğlu                          Behiç Çelik                             Feridun Bahşi

             İstanbul                                    Mersin                                     Antalya

        Ayhan Altıntaş                            Ayhan Erel                   Mehmet Metanet Çulhaoğlu

             Ankara                                    Aksaray                                     Adana

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Mehmet Metanet Çulhaoğlu’nun.

Sayın Çulhaoğlu, buyurun. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

MEHMET METANET ÇULHAOĞLU (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 265 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 16’ncı maddesi üzerinde İYİ Parti Grubu olarak söz aldım. Heyetinizi saygıyla selamlarım.

16’ncı madde 1416 sayılı Kanun’a geçici maddeyle yurt dışına gönderilen öğrencilerin borçları hakkında düzenleme yapılmasını içermektedir. Bu maddeyi olumlu bulduğumuzu ifade ediyorum. 

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AK PARTİ iktidara gelirken birçok vaatlerde bulunarak pembe tablolar çizdi. On dokuz yılın sonunda tablo sizin için hâlâ pembe olabilir, vatandaşlarımız için ise kara bir tablo var. Artık ülkeyi yönetmekte sıkıntı yaşıyorsunuz ve esnaflarımız için çok önemli kanun tekliflerini etki analizi yapmadan, öngörülen artı ya da eksiyi hiç hesaplamadan, yine muhalefete kulaklarınızı tıkayarak günü kurtarmak için alelacele Genel Kurula getirdiğiniz kanun teklifleriyle baypas, geçici çözümler aramaktasınız. Bugün, tüm OECD üyesi ülkeler arasında Meksika ve Şili’den sonra gelir dağılımı en bozuk 3’üncü ülke Türkiye. Bu, bunun kanıtı. AK PARTİ hükûmetleri on dokuz yılın sonunda milletimizi fakirlik, işsizlik, yoksullukla baş başa bırakarak hayal kırıklığı yaratmıştır. “Milletimize el uzatacağız.” diyerek 1 milyon 400 bin esnafımıza 4 milyar 622 milyon lira hibe verileceğini açıkladınız. Fakat aylardır kepenk kapatan esnafımız, tedarikçileri ve aileleriyle birlikte 20 milyona yakın vatandaşımız bir yıldan fazla zamandır borçla harçla idare ederken, eşlerinin ziynetlerini satarak kira öderken siz AK PARTİ Hükûmeti olarak esnafımıza faizli krediyle borç verdiniz. Fakat dünyada devletten en çok iş alanlar listesinin zirvesinde olan o 5 müteahhitten birinin pandemi döneminde tek kalemde 9,5 milyar liralık borcunu sildiniz. Vatandaşımıza böyle mi el uzatıyorsunuz? Gerçekten, böylesine ibretlik bir olayı dünyanın hiçbir ülkesinde göremezsiniz değerli arkadaşlar. Dile kolay değil mi tam 9,5 milyar lira? Ama ekonominin belkemiği, can çekişen esnafımıza 4 milyar 622 milyon… Sizi aziz milletimizin vicdanlarına havale ediyorum.

Siz, milletimize IBAN numarası vererek yardım topladınız ama yetmedi, en son benzine 55 kuruş, motorine 67 kuruş, LPG’ye 35 kuruş zam yaparak milletimizin cebinden bir yılda tam 26 milyar lira almak için 3994 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’ni çıkardınız. Ama esnafa yardıma gelince akaryakıttan toplanan 26 milyarın ancak 4 milyar 622 milyon lirasını verebildiniz; insaf arkadaşlar.

Bizler, köy köy, ilçe ilçe, il il gezerek vatandaşlarımızın dertlerini dinliyoruz, sizlere de hem bu kürsüden hem önergelerimizle hem kanun değişikliği tekliflerimizle vatandaşlarımızın sıkıntılarını iletiyoruz. Sizler görmüyorsunuz, duymuyorsunuz ama unutmayın değerli arkadaşlar, bugünün yarını da var. Eğer bu uyarılarımızı dikkate almamakla ısrar ederseniz o kurduğunuz pembe hayalleriniz çok yakında son bulacak. İlk seçimde milletimiz hür iradesiyle, kullanacakları oylarıyla iktidarınıza son verecektir. Koskoca Türkiye Cumhuriyeti’ni ve aziz milletimizi ne hâle getirdiğinize dönüp bir bakın; ayıptır, günahtır. Ne yurt dışında itibarımız kaldı ne de yurt içinde. İllegal ilişkileriniz ayyuka çıkmış, siz hâlâ milletimizin dertleriyle dertlenen, sevinçleriyle sevinen Genel Başkanımızı tehdit ediyorsunuz. Unutmayın ki bizim ne sizden ne de kirli ilişkilerde bulunduğunuz insanlardan zerre korkumuz yok. Biz, bu yola milletimize hizmet için çıktık. Allah kendi rızası için hak yoluna çıkanların yanındadır, koruyucusudur. Biz, ülkemizin ve milletimizin selameti için iyileştirilmiş ve güçlendirilmiş parlamenter sistemi ülkemize hâkim kılarak vatandaşlarımızın hak ve hukukunu, emeğini koruyacak huzurlu ve iyi günler getirmesi için çalışmaya devam edeceğiz. Bizi çıktığımız bu mukaddes yoldan kimse döndüremez diyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

16’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

Sayın Suzan Şahin Hanım, buyurun lütfen.

 

 

 

SUZAN ŞAHİN (Hatay) – Dört yıl boyunca haklarını gasbettiğiniz emekliye sadaka gibi 100 lira zam verdiniz, emekliler hakkını helal etmiyor. “Uzaya gidiyoruz.” diyordunuz, pandemide 3 milyon 100 bin çocuk internete ulaşamadığından EBA üzerinden eğitim alamadı; öğrenciler, veliler hakkını helal etmiyor. İşsizlikten kırılan mezun gençler burslarını ödeyemiyor, hepsine haciz yolluyorsunuz. Öğrenciler, ürünü tarlada kalan traktörü hacizde çiftçiler, 3600 gösterge bekleyenler, EYT’liler, iflasa sürüklenen esnaf hakkını helal etmiyor. Ülkenin ancak yüzde 14’ünü aşılayabildiniz, aşıyı Libya’ya, Bosna’ya yolladınız; aşıyı bekleyen millet hakkını helal etmiyor.

Doyumsuzsunuz; tıksırıncaya, çatlayıncaya kadar yediniz, yiyorsunuz. Hâlâ da vergilerle, zamlarla, cezalarla vatandaştan istedikçe istiyorsunuz. Ocak ayından bu yana doğal gaza 6 kez, elektriğe 4 kez zam yapıldı. Kaşıkla ver, kepçeyle al! 128 milyar dolar nerede?

 

1.  İstanbul Milletvekili Vedat Demiröz ile 79 Milletvekilinin Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi (2/3622) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 265) (Devam)

 

BAŞKAN – Evet, 17’inci madde üzerinde 2 adet önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi’nin 17’inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederim.

“MADDE 17- Bu Kanun yayımı tarihinden on beş gün sonra yürürlüğe girer.”

Mehmet Metanet Çulhaoğlu                 Feridun Bahşi  Ayhan Erel

Adana                                Antalya                                 Aksaray

 

Behiç Çelik                                        Ayhan Altıntaş  Yasin Öztürk

Mersin                      Ankara                                       Denizli

 

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Yasin Öztürk’ün.

Sayın Öztürk, buyurun. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

YASİN ÖZTÜRK (Denizli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması Hakkındaki Kanun Teklifi’nin 17’inci maddesi üzerine İYİ Parti Grubu adına söz almış bulunmaktayım.

Genel Kurulu saygıyla selamlarım.

AK PARTİ’si Hükûmetinin durup durup bu yönteme başvurmasının nedeni belli: “Deniz bitti, kara göründü.” Bu düzenlemenin yegâne ve tek amacı, ilave kaynak bulmak. En son altı ay önce iktidar tarafından “yapılandırma” adı altında getirilen ve aslında varlık barışı, vergi affı olan kanun teklifi görüşmelerinde pandeminin devam ettiğini, esnaflarımız başta olmak üzere, mükelleflerin cari dönem vergi yükümlülüklerini bile yerine getirmekte zorlandıklarını, yapılandırma taksitlerini ödemekte zorlanacaklarını belirtmiş, iktidar partisinin teklifin gerekçesinde samimi ise pandemi sebebiyle gelir kaybına uğrayan kesime özel kolaylıklar sağlaması gerektiğini söylemiştik. Bununla birlikte, yapılandırmanın ilk taksit ödemesinin 2021 Ocak ayında başlatılmasının yanlışlığından bahsetmiştik. Yine, altı ay öncesindeki yapılandırmada vatandaşlarımızın gelir ve kurumlar vergisi matrah artırımı ile işletme kayıtlarının düzeltilmesi taleplerini dile getirmiştik. Şimdi, bu kanun yasalaştığında ilk taksit ödemelerinin üç ay sonra eylül ayında başlayacak olması, gelir ve kurumlar vergisi matrah artırımı ile işletme kayıtlarının düzeltilmesi maddelerini görünce size söyleyeceğim ancak şu olur: Gecenin bu saatinde “Günaydın.”

Getirilen bu kanun teklifi, AK PARTİ’si hükûmetlerinin adını “vergi barışı” diye allayıp, pullayıp, soslayıp getirdiği, devri iktidarlarında yapılan 9’uncu vergi affıdır. İstisna olması gereken bu uygulama, artık AK PARTİ’si iktidarı sayesinde ne yazık ki ülkemizin normali hâline getirilmiştir. Bu sayede, neredeyse her yıl çıkarılan vergi afları ülkemizin vergi otoritesini zayıflatmakta, mükellefler üzerinde vergiye gönüllü uyumu da yok etmektedir. 2000’li yılların başlarında vergi tahsilat oranı yüzde 90’lardayken bu tarz işlemleriniz sonucu bu oran yüzde 80’lere gerilemiş. Onda da mükelleflerin birçoğunun kerhen, gönülsüz, “Nasıl kayıt dışına çıkarım?” düşüncesiyle hareket etmelerine sebep olmaktasınız. Mükelleflerin, her sene nasıl olsa bir vergi affı çıkar beklentisi, vergiye uyumlu, ödemelerini düzenli olarak yapmakta olan düzgün mükellefleri de matrahını düşük göstermeye ya da tahakkuk ettirilen vergisini ödememeye itmektedir. Bu afları gördükçe vatandaşların “Yeniden imar barışı gelir mi? Yeniden infaz yasası, ceza affı gelir mi?” diye düşünmeleri çok normal.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; altı ay önceki yapılandırmada 4 milyon borçlu vatandaşımızı ilgilendiren toplam tutar yapılandırılacak olursa 500 milyar TL’yi bulan bir kanundu fakat 30 Nisana kadar toplanan vergi tutarı sadece 16,8 milyar TL. Ayrıca, 30 Nisan itibarıyla 282 milyar 614 milyon TL tahsil edilemeyen vergi gelirleri olduğunu görmekteyiz. Yapılan işlem aslında şu: Vergi ve adalet arasındaki bağı kopardınız. Vergilendirmeye adalet çerçevesinde değil, “Tahsil edelim de nasıl edersek edelim.” şeklinde bakarsanız hâliyle de afları normalleştirirsiniz. Vergi politikaları bizim gibi gelir dağılımı adaletsizliğinin yüksek olduğu ülkelerde sosyal politika aracı olarak işlevsel bir niteliğe sahiptir. Küresel ölçekte gelir dağılımı adaletsizliğini gösteren ve Dünya Bankası tarafından yayınlanan Gini katsayısını yani bir ülkede millî gelirin dağılımının eşit olup olmadığını ölçmeye yarayan bu katsayıyı baz aldığımızda ne yazık ki Türkiye’yi OECD ülkeleri arasında gelir dağılımı en bozuk 3’üncü ülke konumuna getirdiniz. Bunu işinize gelmediği için görmüyor veya vatandaşların sorunlarını yok saydığınızda sorunlar yok olmuyor. Rahmetli Demirel şaka yapmıştı; siz, ciddi ciddi, vatandaşlarımızın gözünün içine baka baka “Meseleleri mesele etmezseniz mesele kalmaz.” sanıyorsunuz.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 265 sıra sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi’nin 17’nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

MADDE 17- (1) Bu Kanun yayımı tarihinden itibaren yürürlüğe girer.

 

Emine Gülizar Emecan                    Necati Tığlı                         Süleyman Girgin

        İstanbul                                  Giresun            Muğla

Ömer Fethi Gürer                      Alpay Antmen                              Cavit Arı

        Niğde                                    Mersin                                     Antalya

                                                Serkan Topal

                                                     Hatay

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) - Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Serkan Topal’ın.

Buyurun Sayın Topal. (CHP sıralarından alkışlar)

SERKAN TOPAL (Hatay) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, hepinize saygılarımı sunuyorum.

Öncelikle şunu ifade etmek istiyorum: Devleti yönetmek için bilgi gerekiyor, birikim gerekiyor, tecrübe gerekiyor, aynı zamanda öngörü gerekiyor.

Şimdi, değerli arkadaşlar, öngörü var mı, öngörü? Bakın, 1918 İspanyol nezlesinde dahi bu kadar esnaf mağdur olmadı arkadaşlar. Bu kadar vatandaşımız gerçekten mağdur olmadı değerli arkadaşlarımız. (AK PARTİ sıralarından “Geç, geç!” sesleri, gürültüler)

BAŞKAN – Arkadaşlar, rica ediyorum son 2 maddeye geldik.

SERKAN TOPAL (Devamla) - Siz tecrübe konusunda evet, tecrübeli oldunuz, tecrübeli oldunuz.

Arkadaşlar sataşmalardan sorumlu devlet bakanlığı kurulmayacak, bu yüzden boşuna uğraşmayın, buradan size söyleyeyim. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

Şimdi, tecrübeli oldunuz, nerede tecrübeli oldunuz biliyor musunuz? Taslak metin hazırlamada tecrübeli oldunuz. Neredeyse son beş yıl içerisinde özellikle bu konuda, bu ve benzer konularda yaklaşık 5 defa, hele hele son altı ay içerisinde 2 defa taslak metin hazırladınız, kanun hazırladınız bu konuda. Bu konuda gerçekten mahirsiniz, tecrübelisiniz.

Bakın değerli arkadaşlar, vatandaş neden vergisini ödeyemiyor biliyor musunuz? Çünkü size güvenemiyor, gerçekten güvenemiyor.

EKREM ÇELEBİ (Ağrı) – Size mi güveniyor?

YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) – Size niye güveniyor?

SERKAN TOPAL (Devamla) – Yani cebinde parası olan size güvenemiyor zaten, ödeyemeyecek olan da sizin yüzünüzden ödeyemiyor.

Bakın, değerli arkadaşlar, şimdi…

BAŞKAN – Arkadaşlar, rica ediyorum, lütfen…

SERKAN TOPAL (Devamla) – Yo, yo sıkıntı yok.

BAŞKAN – On dört saattir buradayız, rica ediyorum.

SERKAN TOPAL (Devamla) – Son yüz yirmi sekiz gündür Genel Başkanımız, 128 milyar doları 128 defa sordu ama 128 defa da maalesef yanıt alamadı.

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – İlhan Kesici’ye sorsana, yanıt versin sana.

SERKAN TOPAL (Devamla) – O kadar aklınıza koydunuz ki Anayasa’nın taslak metninde de kaç madde var biliyor musunuz? 128 madde arkadaşlar. Neden?

UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Bu saatte gitmiyor.

SERKAN TOPAL (Devamla) – Bir daha soruyoruz, 128 milyar dolar nerede?

Şimdi, bakın arkadaşlar on üç, on dört aydır iş yerleri kapalı, müzisyenler, sanatçılar, iş yapamıyor. Nasıl vergi ödeyecek arkadaşlar, nasıl ödeyecek arkadaşlar? Biz kaç defadır size şunu söylüyoruz, diyoruz ki: “Ya, vatandaş kredisini ödeyemiyor.” Sayın Erdoğan, cumhurun reisi çıkıyor, diyor ki: “Bay Kemal!” Biz de diyoruz ki: “Esnaf, vergisini ödeyemiyor, intihar ediyor.” Çıkıyor Sayın Erdoğan, diyor ki: “Bay Meral!” Biz diyoruz ki: “Çiftçi ürettiğini satamıyor, çiftçi mazotu alamıyor, gübresini alamıyor.” Çıkıyor Sayın Erdoğan, Türkiye’nin cesur kadınına tehditler savuruyor ve diyor ki: “Bugünler sizin iyi günleriniz.” (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Biz de diyoruz ki: Sayın Erdoğan, o ‘Bay Kemal!” dediğiniz, o “Bay Meral!” dediğiniz ikisi gelecek, o koltuğa oturacak Allah’ın izniyle ve size ders verecek, ders verecek, onu da size buradan söyleyelim! (CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) - HDP’yi ne yaptınız, HDP’yi? HDP’yi nereye oturttunuz?

SERKAN TOPAL (Devamla) – Evet, diyoruz ki arkadaşlar, bakın, bu haftanın başında Hatay’daydım, Çankırı’daydım. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Arkadaşlar, rica ediyorum…

SERKAN TOPAL (Devamla) – Gelin, esnafı beraber gezelim; Sayın Genel Başkanımızla beraber diyorum, Sayın Genel Başkanımızla beraber, ortağımızla beraber. Bakın, bunu göreceğiz, bunu göreceğiz, bunu beraber göreceğiz değerli arkadaşlar.

Evet, Sayın Erdoğan buradan muhtemelen duyuyordur… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Kombine mi aldınız burayı, kombine mi aldınız sataşmalardan sorumlu olduğu için?

Şimdi, bakın değerli arkadaşlar, diyoruz ki: Küçük esnafın, siz şu anda öteleseniz de gerçekten ödeyecek parası yok. Gelin, küçük esnafın vergisini, SGK primini devlet ödesin diyoruz, KYK borçlarını devlet ödesin diyoruz. Neden? Gelin, bu kürsüde deyin ki: “Evet, biz ödeyeceğiz.” Biz de size destek verelim. Bu kadar söz verildi, gerçekten hiçbir söz yerine getirilmedi şu ana kadar arkadaşlar. Esnafımız neden intihar ediyor, hiç bunu düşündünüz mü?

Az önce Sayın Kaya dedi ki: “Öğretmen arkadaşlarımız atanamıyor.” Ya, bakın arkadaşlar, İngiltere, Almanya, Çin bile aşı üretti; biz neden aşı üretemedik?

(AK PARTİ sıralarından “Sizin yüzünüzden!” sesleri)

SERKAN TOPAL (Devamla) – Çünkü eğitime önem vermiyorsunuz arkadaşlar, “dış güçler” değil mi, “dış güçler” değil mi? (CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Eğitim şart, eğitim şart.

SERKAN TOPAL (Devamla) – “Bay Kemal” de “Bay Meral” de… (Gürültüler)

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Başkanım, beş dakika daha verin.

BAŞKAN – Evet, Sayın Topal, teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

17’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

18’inci madde üzerinde aynı mahiyette 2 adet önerge vardır. Önergeleri okutup birlikte işleme alacağım:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 265 sıra sayılı “Bazı alacakların yeniden yapılandırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi’nin 18’inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

“Madde 18- Bu kanun hükümleri Cumhurbaşkanı tarafından yürütülür.”

 

Mehmet Metanet Çulhaoğlu                           İmam Hüseyin Filiz                                Feridun Bahşi

                       Adana                                             Gaziantep                                            Antalya

Ayhan Erel                                                          Aylin Cesur                                     Ayhan Altıntaş

  Aksaray                                                                 Isparta                                               Ankara

Zeki Hakan Sıdalı

 Mersin

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

Emine Gülizar Emecan                                    Ömer Fethi Gürer                                     Cavit Arı

 İstanbul                                                                  Niğde                                               Antalya

Necati Tığlı                                                       Alpay Antmen                                  Süleyman Girgin

 Giresun                                                                  Mersin                                               Muğla

Ulaş Karasu

 Sivas

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ilk söz talebi Sayın Zeki Hakan Sıdalı’nın.

Buyurun Sayın Sıdalı. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

ZEKİ HAKAN SIDALI (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;  yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Bugün -daha doğrusu bu gece- sabaha karşı biz neler konuşuyoruz? Hangi kanunu çıkarmaya çalışıyoruz? Neyi kalıcı olarak çözeceğiz? Değerli milletvekilleri, yapılandırma konuşuyoruz. Bizi dinleyenler ekonomiyi, demokrasiyi yapılandırmaya çalıştığımızı sakın zannetmesinler. Biz bu sabah borçları yapılandırmayı konuşuyoruz. Neden borçları bu kadar sık yapılandırıyoruz? Çünkü siz ekonomiyi iyi yönetemiyorsunuz.

(AK PARTİ sıralarından “Sizin yüzünüzden!” sesleri)

ZEKİ HAKAN SIDALI (Devamla) – Hiç zannetmiyorum. Keşke büyümeyi konuşuyor olsaydık. Her ay büyüme rakamları açıklanıyor.

YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) – Yüzde 7…

TÜİK’e göre son aylarda düzenli büyüyoruz. Peki, bu nasıl büyüme? Rakamlara göz attığımızda en çok büyümenin bankacılık ve finanstan geldiğini görüyoruz.

YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) – Makine teçhizat yüzde 30...

ZEKİ HAKAN SIDALI (Devamla) – Yani bu kredi genişlemesine dayalı bir büyüme. Kredilerin yüzde 36 artması ve 18 milyon kredi borçlusunun bir yılda 25 milyona ulaşması demek. Yani kalıcı bir büyüme değil.

 “Türkiye yıllardır istihdamsız ve kalkınmasız büyüme sorunuyla karşı karşıya.” Bu cümle bizim değil, ikinci büyükşehrin sanayi odası başkanının. Yüzde yüz katılıyorum bu değerlendirmeye.

Değerli milletvekilleri, 6 büyükşehrimizin toplam nüfusundan fazla genç, ne eğitimde ne de istihdamda; gelecekten umudunu kaybetmiş, çıkış yolu arıyor; birçoğu çıkış yolunu yurt dışında arıyor. Bu neyin büyümesi? Genç işsizliğin büyümesi.

Ticaret Bakanlığı 2020 yılında yaklaşık 100 bin dükkânın, 41 bin şirketin kapandığını söylüyor. Bu neyin büyümesi? Ekonomik krizin büyümesi.

YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) – Açılanları da söyle.

ZEKİ HAKAN SIDALI (Devamla) – Dünyanın en stratejik sektörü tarımın kahramanı çiftçilerimizin banka ve kooperatiflere borcu 142 milyarı aştı.

UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Açılan işletme var mı?

ZEKİ HAKAN SIDALI (Devamla) – Her gün birinin tarlasına, traktörüne icra geliyor.

UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Açılan şirket var mı?

ZEKİ HAKAN SIDALI (Devamla) – Bu neyin büyümesi? Tarımda dışa bağımlılığın büyümesi.

YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) – Yeni alınan traktör sayısına bak.

ZEKİ HAKAN SIDALI (Devamla) – Pandemi sürecinde iş yerlerini kapattığınız, hiçbir geliri olmadan evlerinde oturmak zorunda kalan 3 milyon vatandaşımızın elektrik ve doğal gazı kesildi. Bu neyin büyümesi? Sefaletin büyümesi. Nasıl geri ödeneceğini bilmediğiniz kredi musluklarıyla bireysel kredi borçları 900 milyara ulaştı. Bankaların yakın izlemeye aldıkları krediler 360 milyara, talepteki borçlar 150 milyar liraya ulaştı. Vatandaş, şimdi bu borçlarını nasıl ödeyeceğini, kara listeye girmeden, mallarını haciz ettirmeden nasıl ödeyeceğini düşünüyor; bu neyin büyümesi? Borcun, çaresizliğin büyümesi. Kişi başına düşen millî gelir yedi yıldır düzenli azalıyor, son açıklanan rakamlarla 8 bin dolarlara gerilemişti; bu neyin büyümesi? Fakirliğin büyümesi. İcra ve iflas dairelerindeki dosya sayısı 22 milyonu çoktan aştı ve mevcut şartlarda bu dosyalar katlanarak artmaya devam edecek, bu neyin büyümesi? Umutsuzluğun büyümesi. Bizim anladığımız büyüme, beraberinde kalkınmayı, istihdamı ve refahı artırır. Ortada gerçek bir büyüme olsaydı şehir şehir, hane hane hissedilirdi. Kuzeyden güneye, doğudan batıya ülkemizin her köşesini geziyoruz. Hanelerin tek hissettiği gün geçtikçe artan yoksulluk. Yapılandırın değerli iktidar milletvekilleri, yapılandırın; başarısızlığınızı yapılandırın. Biz iktidara geldiğimizde ekonomiyi, demokrasiyi yapılandıracağız. Ülkemiz, özlediği refah ve huzura bizimle ulaşacak.

Yüce Meclisi ve sizleri sabahın bu saatlerinde saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ikinci söz talebi Sayın Ulaş Karasu’nun.

Sayın Karasu, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

ULAŞ KARASU (Sivas) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, dünyanın gelmiş geçmiş en maliyetli Cumhurbaşkanı ne yazık ki Recep Tayyip Erdoğan. Nasıl mı? Bildiğiniz gibi Cumhurbaşkanı salı günü saat 22.30’da TRT’ye çıktı ve konuştu. Cumhurbaşkanı TRT’de konuşmadan önce dolar kuru 8,51 idi, Cumhurbaşkanı TRT’de “Faizi düşüreceğim.” dediği anda dolar kuru 25 kuruş artarak 8,76’ya fırladı. Değerli milletvekilleri, Türkiye’nin dış borç stoku 450 milyar dolar, çarpın 25 kuruşla; Cumhurbaşkanının TRT’deki yayınının maliyeti 112 milyar. Yani Cumhurbaşkanının ağzından dökülen iki sözcükle 83 milyon kişi, kişi başı 1.350 lira daha fakirleşti. Pandemide esnafa güç bela kırk dereden su getirerek verdiğiniz desteği de bir TRT yayınında geri almış oldunuz.

Şimdi, burada borç yapılandırmayla ilgili bir kanun görüşüyoruz. Borcunu ödeyemeyen halkımıza sözde güzellik yapıp yapılandırma getiriyoruz. Peki, Cumhurbaşkanının ülkeye iki saatte verdiği 112 milyarlık zarar ne olacak? Önce Cumhurbaşkanının bu borcunu yapılandırmamız gerekiyor. Cumhurbaşkanı konuşmadan önce konuşmanın içeriğini bilen biri iki saatte dolar vurgunundan yine zengin oldu değerli arkadaşlar.

UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Kendi maliyetinizi hesapladınız mı?

ULAŞ KARASU (Devamla) – Türkiye’yi iki saatte 112 milyar fakirleştiren bir Cumhurbaşkanının, bir iktidarın meşruluğundan kimse söz ödemez. Bu iktidar artık yönetme kabiliyetini kaybetmiştir. Bugün ülke yönetilmiyor, ne yazık ki âdeta yağmalanıyor. Madenleri, ormanları, akarsuları, denizleri, arazileri yandaşlara veya yabancılara peşkeş çekiyorsunuz. Ekonomide delik o kadar büyük ki satıyorsunuz, satıyorsunuz ama bir türlü kapatamıyorsunuz. Deliği kapatamayınca gözünüzü açlığa, yoksulluğa, borca batırdığınız esnafa, çiftçiye, işverene dikiyorsunuz. (AK PARTİ sıralarından gülüşmeler) Çiftçi ve esnaf da size aynı şekilde gülüyor. Doğrudan ve dolaylı vergilerle 83 milyonu tefecilere, bankalara, açlığa mahkûm etmiş durumdasınız.

Vergi affı getiriyorsunuz, ne güzel. Firmaların devletten 200 milyar KDV alacağı var. Pandemiden dolayı firmalar zor durumda. Getirdiğiniz bu aflarla firmaların bu alacağını devlete olan borcundan niçin mahsup etmiyorsunuz? Kazançtan vergi almak, vergi toplayabilmek devletin asli görevidir ama demokraside en önemli görev ise topladığın verginin hesabını verebilmektir. Bu iktidarın en büyük sorunu toplarken yiğit, hesap verirken kaçak olmasıdır. (CHP sıralarından alkışlar) Aynı zamanda bu iktidar güçlünün, zenginin, yandaşın borcunu affederken esnafı, çiftçiyi, öğrenciyi borcundan dolayı icraya vermekte, hacizler göndermektedir. Sadece 2021 yılının ilk dört ayında icra ve iflas dairelerinde 2,5 milyon yeni dosya açılmış durumda yani yönetemeyen, ekonomiyi uçurumdan aşağı sürükleyen iktidar, milletin tepesine kabus gibi çöküyor.

Bakın, belediye başkanınız ne diyor: “Ekonomiyle alakalı intihar olmaz, o zaman ülkenin yarısının intihar etmesi lazım.” Bunu söyleyen sizin belediye başkanınız. Başımıza sardığınız, her pazar sabahı size ayar veren bir suç örgütü lideri var ya, o ne diyor peki? “Bir kameraya, bir ‘tripod’a yenileceksiniz.” Bir dakika, öyle yağma yok; bu halk ilk seçimde zaten sizi sandıkta götürecek.

MÜCAHİT DURMUŞOĞLU (Osmaniye) – Çok beklersiniz.

ULAŞ KARASU (Devamla) – KYK kredisini ödeyemeyen öğrenciye, tek geçim kaynağı olan traktörüne haciz konulan çiftçiye, geleceğini çaldığınız Z kuşağına yenileceksiniz. Kaderine terk ettiğiniz SMA hastası bir yavrumuza yenileceksiniz. Taksicinin kapattığı kontağa, esnafın indirdiği kepengine, emeklinin boş buzdolabına, bir yetim hakkına, bir ananın doyuramadığı çocuklarına, tamtakır mutfaklara, geçim derdinden asılmış suratlara, bir garibanın bedduasına yenileceksiniz.

Hepinize iyi geceler diliyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

18’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

İkinci bölümde yer alan maddelerin oylamaları tamamlanmıştır.

Birleşime iki dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 04.06

ONUNCU OTURUM

Açılma Saati: 04.07

BAŞKAN: Başkan Vekili Süreyya Sadi BİLGİÇ

KÂTİP ÜYELER: Sibel ÖZDEMİR (İstanbul), Şeyhmus Dinçel (Mardin)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 87’nci Birleşiminin Onuncu Oturumunu açıyorum.

Danışma Kurulunun bir önerisi vardır, okutup oylarınıza sunacağım.

 

 

 

3/6/2021

Danışma Kurulu Önerisi

Danışma Kurulunun 3/6/2021 Perşembe günü yaptığı toplantıda, Genel Kurulun 3/6/2021 Perşembe günü toplanmamasının Genel Kurulun onayına sunulması önerilmiştir.

                                                                                                Mustafa Şentop                                                                                                 Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı

        Mustafa Elitaş                            Özgür Özel                         Hakkı Saruhan Oluç                   AK PARTİ                                     CHP                                         HDP                       Grubu Başkan Vekili                 Grubu Başkan Vekili                 Grubu Başkan Vekili                Erkan Akçay                            Lütfü Türkkan                                                                           MHP                                      İYİ Parti                                                                    Grubu Başkan Vekili                 Grubu Başkan Vekili

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

 

1. İstanbul Milletvekili Vedat Demiröz ile 79 Milletvekilinin Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi (2/3622) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 265) (Devam)

BAŞKAN – 265 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon? Yerinde.

Sayın milletvekilleri, teklifin tümünü oylamadan önce İç Tüzük’ün 86’ncı maddesi gereğince oyunun rengini belli etmek üzere lehte Manisa Milletvekili Sayın Uğur Aydemir’e söz vereceğim.

Sayın Aydemir, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kanun teklifimizde emeği geçen tüm bürokratlarımıza, Bakan Yardımcılarımıza, milletvekillerimize, Bakanlarımızın her birine ayrı ayrı teşekkür ediyorum ve kanun teklifimizin lehinde oy kullanacağımızı ifade ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN – Evet, aleyhte olmak üzere İstanbul Milletvekili Sayın Emine Gülizar Emecan.

Buyurun Sayın Emecan. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Emecan, aynı performansı sizden de bekliyoruz.

EMİNE GÜLİZAR EMECAN (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, ben bu kadar kısa bir performans göstermeyeceğim, üzgünüm.

Sabah saat dört ve biz Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi’nin görüşmeleri, evet, tamamlamak üzereyiz. Ben de bu teklif üzerine görüşlerimizi grubumuz adına sizlerle paylaşacağım.

Şimdi, bu kanun teklifi değerli arkadaşlar, adı “bazı alacakların yeniden yapılandırılması” olsa da kapsamı ve özü itibarıyla yine bir mali af getiren kanun teklifidir. AKP yani siz iktidar olduğunuzdan bu yana, son on dokuz yılda tam 9 kez yapılandırılma çıkmış değerli arkadaşlar. Yapılandırmalarla birlikte toplam 15 kez vergi affı kanunu çıkarılmış. Daha önce de görüldüğü gibi benzer kanunlar getirilmiş fakat temel sorunlar hiçbir şekilde çözülememiş. Aslında bu kurduğunuz bozuk düzen sisteme de çok zarar verdi değerli arkadaşlar.

Şimdi, bugün vergi mükelleflerinin kötü ekonomik koşullar ve pandemi etkisiyle girdiği kriz ortamından dolayı bu teklifteki düzenlemelere olumlu baktığımızı belirtmek istiyorum ancak teklif önemli eksikler ve bazı yanlışlıklar, aksaklıklar içermektedir. Usul açısından değerlendirdiğimizde, mevcut sistemde kanun tekliflerini milletvekilleri getiriyor ancak böyle uygulamaları yasamaya getirmek yürütmenin görevi olmalıdır. İkinci olarak, teklifin Plan ve Bütçe Komisyonuna getirilmeden önce ilgili komisyonlarda görüşülmesi, yasama kalitesi açısından da çok daha uygun olurdu.

İçeriğinin değerlendirmesine geldiğimizde, belediyelerin şirketlerinin kamu bankalarına olan borçlarının yapılandırılması konusu var. Komisyonda biz bu konuyu önerdik ancak sizlerin oylarıyla reddedildi, kaldı ki özellikle bizim belediyelerimizin şu anda sizden kalan borçları ödediğini de belirtmek isterim.

Çiftçinin kamu bankalarına olan borçlarının yapılandırılmasının, yine çiftçinin sulama birliklerine ve sulama kooperatiflerine olan borçlarının yapılandırılmasının teklifte olmaması da önemli bir eksiklik değerli arkadaşlar. Yine, çiftçinin BAĞKUR pirimi borçlarını siliyormuş gibi yapmak yerine, borcu olduğu hâlde sağlık hizmetlerinden yararlanabilmesinin sağlanması çok daha iyi olurdu. Yine, Komisyonda köylünün ödeyemediği 2/B borçlarının da yapılandırılması için önergemizi vermiştik ama o da sizler tarafından reddedildi.

Şimdi, bir de asgari ücret meselesi var, işte bu çok önemli gerçekten. Asgari ücretten alınan verginin sıfırlanmasını hiç gündeme getirmiyorsunuz. Asgari ücretle çalışan emekçi ve ücretli kesimin üzerindeki bu yük hâlâ devam etmektedir değerli arkadaşlar, hep birlikte bu yükü bu vatandaşlarımızın üzerinden kaldırmak bizim boynumuzun borcudur. Yine, öğrencilerin ödeyemedikleri KYK borçlarının faizlerinin silinmesini de sizlerden bu teklifte beklerdik.

Şimdi, değerli arkadaşlar, tüm bu saydıklarım bu teklifteki önemli eksiklikler. Bir, iki de aksaklığa değinmek istiyorum: 5’inci maddeyle matrah artırımı düzenlenmektedir. Sürekli matrah artırımı yapılması mükelleflerin vergi ödeme bilincini zayıflatmakta, vergiye gönüllü uyum kavramını yok etmekte, vergi sistemini de tahrip etmekte. Aynı zamanda vergi ahlakı ve vergi adaletini de bozmaktadır. Sürekli yapılan vergi affı uygulamaları sonucu vergisini düzgün ödeyen vatandaş kendisini cezalandırılmış hissediyor ve “Nasıl olsa af gelecek, o zaman ben neden vergimi düzgün ödeyeyim ki?” diyor doğal olarak. Dolayısıyla da bu aksama devletin normal koşullardaki vergisini toplamasının da önüne geçiyor.

Şimdi, değerli arkadaşlar, gelirlerin bu kadar düştüğü, yoksulluğun, işsizliğin arttığı, vatandaşların her gün zam haberine uyandığı bir ülkede yapılandırma artık günü kurtaramıyor, bunun da altını çizmemiz gerekiyor. Yani yapılan yardımlarla da yapılan yapılandırmalarla da artık vatandaşa çare olamıyorsunuz. Şimdi, tüm bu eksiklik ve sakıncalarına karşın vatandaşlarımızın bir miktar rahatlamasını sağlamak adına bu teklifin tümüne olumlu oy vereceğimizi sizlerle paylaşmak istiyorum. Aslolan ise vergi yükünün toplumun farklı kesimleri üzerinde adaletli dağılımını sağlayacak şekilde adil bir vergi sisteminin üzerinde çalışılması ve uygulamaya geçirilmesidir.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyor, hepinize hayırlı sabahlar diliyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, teklifin tümü açık oylamaya tabiidir.

Açık oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Türkkan bir söz talebiniz var galiba.

Buyurun. (AK PARTİ ve MHP sıralarından gürültüler)

Arkadaşlar, müsaade edin lütfen.

 

 

 

 

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Arkadaşlar, henüz ısınmışken biraz daha kalalım, gayet güzel, sabah güneşi görüp öyle gidelim. (AK PARTİ ve MHP sıralarından gürültüler)

MUHARREM VARLI (Adana) - Sabahın bu saatinde senin keyfine göre mi hareket edeceğiz?

BAŞKAN – Arkadaşlar, müsaade ediniz…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Heyecanlanmayın gençler, biraz rahat olun.

Ben, öncelikle, çıkan bu kanunun milletimize hayırlara vesile olmasını Cenab-ı Allah’tan niyaz ediyorum. Umarım güzel şeyler olur. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

YUSUF BEYAZIT (Tokat) – Niye muhalefet ettin?

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Bağırma, otur, dinle.

BAŞKAN – Arkadaşlar, müsaade ediniz, lütfen.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Dinle; nezaket sahibi ol, dinle.

Bizim tekliflerimizin hiçbiri bu kanun çıkarken göz önüne alınmadı. Aslında bunların hepsi de hem memleketimiz için hem milletimiz için faydalı olduğunu düşündüğümüz tekliflerdi ama bunu hep yaptınız. Daha sonra bu tekliflerimizi yine kanun olarak getireceksiniz. Başarısız olduğu kesimlerde burada ne kadar haklı olduğumuzu bir kere daha göreceksiniz.

Ama çıktığı hâliyle bile milletimize ufak bir nefes aldıracağı için mutluyuz. Hazırlayanlara teşekkür ediyoruz.

Bizim de olumlu oy vereceğimizi buradan belirtmek istiyorum.

Teşekkür ederim.

 

 

1. İstanbul Milletvekili Vedat Demiröz ile 79 Milletvekilinin Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi (2/3622) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 265) (Devam)

 

 

 

BAŞKAN – Oylama için iki dakika süre veriyorum.

Bu süre içerisinde sisteme giremeyen üyelerin teknik personelden yardım istemelerini, bu yardıma rağmen de sisteme giremeyen üyelerin oy pusulalarını oylama için verilen süre içinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN - İstanbul Milletvekili Vedat Demiröz ile 79 Milletvekilinin Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi açık oylama sonucu:

 

“Kullanılan oy sayısı

:

285

 

 

Kabul

:

277

 

 

Çekimser

:

8

(x)

 

Kâtip Üye

Sibel Özdemir

İstanbul

Kâtip Üye

Şeyhmus Dinçel

Mardin”

 

Teklif kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır. Hayırlı ve uğurlu olmasını temenni ediyorum.

Gündemimizdeki konular tamamlanmıştır.

Alınan karar gereğince kanun teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 8 Haziran 2021 Salı günü saat 15.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 04.21

 

 



(X) 7/4/2020 tarihli 78’inci Birleşimden itibaren, coronavirüs salgını sebebiyle Genel Kurul Salonu’ndaki Başkanlık Divanı üyeleri, milletvekilleri ve görevli personel maske takarak çalışmalara katılmaktadır.

(x) 265 S. Sayılı Basmayazı 1/6/2021 tarihli 86’ncı Birleşim Tutanağı’na eklidir.

(x) Bu bölümde hatip tarafından Türkçe olmayan kelimeler ifade edildi.

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.