29 Nisan 2021 Perşembe

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Haydar AKAR

KÂTİP ÜYELER: Rümeysa KADAK (İstanbul), İshak Gazel (Kütahya)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 80’inci Birleşimini açıyorum.(x)

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce 3 sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, kamuda ücret eşitsizliğiyle ilgili söz isteyen Konya Milletvekili Sayın Fahrettin Yokuş’a aittir.

Buyurun Sayın Yokuş. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

 

 

 

FAHRETTİN YOKUŞ (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Türkiye, gelir dağılımı adaletsizliğinde Avrupa ülkeleri arasında 2’nci sırada. Avrupa İstatistik Ofisi verilerine  göre en yüksek geliri olan yüzde 20’lik nüfus ile en düşük geliri olan yüzde 20 nüfus arasındaki gelir farkı 8,7 kat. Bu veriler 2017 yılına ait, şu anda ise Dünya Bankasının yaptığı bir araştırmada 2020 yılında ülkemiz, bir analiz raporunda yüzde 20 oranında fakirleşmiştir. Yani, şu anda Türkiye’de en düşük gelirlilerle, yüzde 20 nüfusla, en yüksek geliri olan nüfus arasındaki kat 10’a çıkmıştır. Ülkemizde memurlar arasında ayrıcalıklı ücret ve kadro unvanları olduğunu hepimiz biliyoruz. Aynı ayrıcalıklı yapılar maalesef emekli memurlarda, emekli işçilerde ve özellikle BAĞ-KUR emeklilerinde de var. Örnek olarak, emekli memurların ücret artışlarıyla emekli işçilerin ücret artışları yıl bazında aynı yapılmamaktadır, bunu gerçekten anlamak çok zor. Yine, bayram ikramiyesi verdiğimiz emeklilerden yaklaşık 500 binini ayırdık. Bu emekliler kim? Özel banka emeklileri, özel bankalarının vakıflarının emeklileri, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği gibi oda ve borsalarda çalışmış olan emekliler. Biz bu emeklileri yok saydık ve dedik ki “Size emekli ikramiyesi yok.” Kara yolları işçilerini ise “skala ayarlaması” diyerek skalalara böldük, ayrı ayrı parçalara böldük ve taşerondan geçen işçilerimizin perişanlığını görmezden geldik. Sağlık memurları için de baktığımız zaman sağlık işçileri perişan. Mesai mefhumu olmadan çalıştırılan sağlık memurları yıllardır perişan. Pandemiyle beraber maalesef aileler bölünmüş durumda. Her uygulamada diğer memurların annelik hakkı var ama sağlık çalışanı annelerimizin böyle bir hakkı yok, çocuklarıyla buluşamazlar.

Değerli milletvekilleri, sağlıkta röntgen çalışanları var. Acilde çalışıyorsanız yüzde 50 fark alırsınız. 2018’den sonra alınan bu farklar acilde çalışmayan, maalesef il, ilçelerde çalışan röntgen çalışanlarından geri isteniyor. Yani öyle bir sistem ki kamu hallaç pamuğuna çevrilmiş.

4/B diye ucube bir sistem var. Bu sistemde 500 bin çalışan perişan, aile bütünlüğü yok, yükselme şansları yok. Hangi birini anlatayım? Millî Eğitim Bakanlığında, Sağlık Bakanlığında, Diyanet İşleri Başkanlığında bu sözleşmeliler maalesef perişan.

“Ücretli öğretmen” diye bir kölelik öğretmenliği başlattınız, asgari ücret dahi vermediniz. Güvencesi olmayan ve yılda yedi sekiz ay zor şartlarda çalıştırdığınız insanlar.

Şimdi, kamuda saymakla bitmeyecek kadar ücret adaletsizliği, ücret ayrımcılığı var ama en önemli ayrımcılık, değerli milletvekilleri, şu Türkiye tablosuna bir göz atın istiyorum. Bugün zarar eden bir Türk Hava Yolları var. 5 milyon zarar etmiş ama maalesef 5 milyon zarar eden bu Hava Yolları’mızın Genel Müdürü tam 14 başkanlık yapıyor, 14 yerden maaş alıyor. Yine, bu Hava Yolları’mızın bir yöneticisi, Genel Müdür Yardımcısı 7 yerden maaş alıyor. Yine Hava Yolları’nda bir başka genel müdür görevlisi maalesef 41 yerden ücret alıyor. Şimdi, bütün bunları niye söylüyorum? Hepimiz biliyoruz ki şu tablo Türkiye'nin utanç tablosu. İşte Türkiye'yi getirdiğimiz nokta bu. Vatandaş diyor ki: “İş yok, güç yok, açım ve kaçtım.” En önemlisi şu: Adı soyadı Burhan Ersoy, görevi Vakıflar Genel Müdürü, toplam maaşı, gelirleri ek ödemelerle beraber 161 bin lira. Adı soyadı Fahrettin Poyraz, Tarım Kredi Kooperatifleri Genel Müdürü, Başkanı, 150 bin lira maaş ek ücretleriyle beraber. Adı soyadı Metin Kıratlı, sarayda daire başkanı, toplam geliri 85 bin lira. Şimdi, hepimiz biliyoruz ki 1.750 üst düzey bürokrat çift maaş alır. Onların vergileri de verilmez ikinci maaşlarından.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

FAHRETTİN YOKUŞ (Devamla) – Şimdi bu ekranlardan 83 milyon Türk milletine sesleniyorum: Ey asgari ücretli, 2.800 küsur lira maaş alıyorsun. Bak, senin devletini yönetenler yandaşlarına 150 bin lira maaş veriyor, 161 bin lira maaş veriyor. Ey 2 bin lira alamayan emekli, şu tabloya bir bak. Ey çiftçi, sana hakkını hukukunu vermeyenler senin başına atadıkları Tarım Kredi Kooperatifi Başkanına 150 bin lira maaş veriyor. Bak, ey işsiz kardeşim, ey çaresiz kardeşim, saraydaki bir daire başkanı 85 bin lira maaş alıyor. Şimdi, bu utanç tablosu sizin değil, ülkeyi yönetenlerin. Hâlâ bu tabloyu görüp de zehir zıkkım olsun demeyecek bir Allah’ın kulu var mı? (İYİ Parti sıralarından alkışlar) Allah’tan korkun, hiç mi vicdanınız yok, hiç mi imanınız yok, hiç mi ahlakınız yok, böyle devlet yönetilir mi? Yazıklar olsun, yazıklar olsun! (İYİ Parti ve CHP sıralarından alkışlar)

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Akbaşoğlu, buyurun.

 

 

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Kayıtlara geçmesi açısından şunu söylüyorum: Baştan aşağı iftira…

FAHRETTİN YOKUŞ (Konya) – Baştan aşağı doğru.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - …ile baştan aşağı bağlamından kopartılmış bir şekildeki, hakikaten hezeyanlarla ve kendi çağırmış olduğu vicdani muhasebeden gerçekten yoksun bir şekildeki bütün bu konuşmayı baştan aşağıya reddettiğimizi ifade etmek istiyorum.

Teşekkür ediyorum.

FAHRETTİN YOKUŞ (Konya) – Tarihe geçti.

 

 

BAŞKAN – Gündem dışı ikinci söz, tam kapanmanın esnaf ve yurttaşa ekonomik etkileri hakkında söz isteyen Eskişehir Milletvekili Sayın Utku Çakırözer’e aittir.

Buyurun Sayın Çakırözer. (CHP sıralarından alkışlar)

 

 

 

UTKU ÇAKIRÖZER (Eskişehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce Meclisimizi saygıyla selamlıyorum.

Geç ve eksik de olsa sonunda kapanma kararı alındı. Bu akşam itibarıyla üç hafta boyunca kapanacağız ama bu kapanmadan etkilenecek milyonlarca yurttaşımız ortada, çaresiz bir biçimde bizlerden derman bekliyor. Bakın, bütün dünya, vatandaşlarına “Evde kalın, canınız da malınız da devlete emanet. Ben size her türlü desteği vereceğim. Siz sadece sağlığınızı düşünün.” diyor ama biz ne diyoruz: “Kapanalım, başınızın çaresini bakın.” diyoruz.

Memleketim Eskişehir’den örnekler vereceğim. Eskişehir’imizin en işlek alışveriş mekânından biri Yunus Emre Çarşı’mızdır. Dar gelirlinin kendisi için, çocuğu için alışveriş yaptığı bu mekân. Gördüğünüz gibi, spor kıyafeti, bayramlık, damatlık hep buradan alınır. Çarşı esnafı heyecanla bu bayramı bekledi; borç aldı, kredi çekti ve gördüğünüz gibi reyonları doldurdu ama şimdi kapanma kararı çıktı ve bütün mallar ellerinde kaldı. Hepsi kara kara düşünüyor. Borçlar faizle büyüyor, çeklerin vadesi geliyor. “Dükkânımı yakacağım.” diyen mi dersiniz “Vilayet Meydanı’na çıkacağım.” diyen mi? Ülke kapanıyor ama Türkiye’nin dört bir yanında on binlerce tuhafiyeci esnafı kara kara düşünüyor.

Emek Mahallemizde Konyalım Pidecisi vardır. Üç ay önce ziyaret ettim. Sahibi Ecevit Döngel, pandemide destek alamamaktan, borçları, kirayı ödeyememekten şikâyetçiydi. Bugün artık dükkanı kapalı, 5 çalışanıysa işsiz. Bir buçuk yılda sadece bin lira vermişler. Türkiye'de on binlerce lokantacı, pideci aynı Ecevit kardeşimiz gibi iflasın eşiğinde. Konyalım’ın yan komşusu Nasrettin Hoca Kundura, Emek’in eski esnaflarından, iki aydır kirasını ödeyemiyor. Şimdi bu ayı nasıl döndürecek, kara kara düşünüyor. Şirintepe Mahallemizin uğrak yeri Öz Televole Kıraathanesi, aylardır kahve kapalı, işletmecisi Sinan Yıldız dertli, “Üç kuruş emekli maaşım olmasa şu anda ailecek aç kalmıştık.” diyor. Türkiye'de on binlerce kahveci, ocakçı aylardır işsiz. Şimdi ülke kapanırken onlar daha da kaygılı, onlara destek sağlamadan bu Meclisi kapatamayız değerli arkadaşlarım.

Esnafımız on yıllardır devletine vergi öder ama şimdi siz bu insanlara on iki ay bakamadınız. Bakamadığınız gibi icra tebligatları göndermeye başladınız. İşte bunlardan birinin belgesi. Bakın, insanlar açlıkla, yoksullukla boğuşurken siz dükkanlara, iş yerlerine bu icra tebligatlarını gönderiyorsunuz, bundan daha ayıplı, daha vicdansızca bir şey olamaz. Bu icralara, hacizlere derhâl son verilmelidir.

Sadece esnaf mı değerli arkadaşlarım? Müzisyenler var, tam on dört aydır mesleğini yapamıyor. Eskişehir’imizin düğün, eğlence hayatının tanınmış ismi kemancı Turgay Bayloz’la konuştum: “Aylarca işsiz kaldı, ev kredisi, faturalar, masraflar, hepsi birikti. Ne çektiğimi bir ben, bir de Allah biliyor.” diyor. Sonunda belediyenin park bahçeler biriminde geçici işe sığınabildi ama şehirlerimizde binlerce müzisyenimiz, ses sanatçımız aylardır işsiz. Gündelik çalışan bu insanlar yevmiyesiz kalınca nasıl yaşayacak? Sokakta limon satarak, simit satarak, ayakkabı boyayarak geçimini sağlayan yüz binler ne yapacak? Kimse bilmiyor, bilmediği gibi kimsenin umurunda da değil.

Bakın, öyle bir tam kapanmada yurttaşını desteksiz bırakan tek ülke Türkiye, bir Zimbabve kadar bile destek veremedik yurttaşımıza. Destek paketini ağızınıza bile almıyorsunuz ama sizin yapmadığınız yardımları Eskişehir’de hayırsever hemşehrilerimizin desteğiyle belediyelerimiz yapıyor. Bakın, sadece Eskişehir Büyükşehir Belediyemiz şehrimizde 176.655 eve erzak, gıda ve sıcak aş dağıtmış, 46 bin aileye gıda kolisi göndermiş. Odunpazarı ve Tepebaşı Belediyelerimiz binlerce esnafımıza yardım çekleri, halk market kartları dağıttı hem de bütün bunları baskılara, bütçe kesintilerine rağmen yaptılar ve yapmaya da kararlılar. Milyonlarca esnaf, işçi, emekliden fedakârlık isteyenler, diğer yanda bu kapanmada bile bir grup ayrıcalıklı insanın cebini doldurmaya devam ediyor. Geçmediğimiz yoldan, köprüden; uçmadığımız havaalanından bu kapanma döneminde bile onlar en az 1 milyar lira kazanacak. Peki bir avuç yandaşın cebini dolduranlar, sıra, otuz-kırk yılını bu ülkeye harcayan emeklimize gelince ne yapıyor? Suspus.

Genel Başkanımız Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun ısrarlı talepleri sonucu uygulamaya konulan bayram ikramiyeleri üç yıldır yerinde sayıyordu. Şimdi nihayet bu bayramda sadece 100 lira, evet, 100 lira artırdılar, 1.100 lira ödenecek. Peki ama yeter mi?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

UTKU ÇAKIRÖZER (Devamla) – İşte gerçekler, iki yıllık enflasyon oranında artsa 1.560 lira olacaktı; asgari ücret zammı kadar artsa 1.762 lira olacaktı; hele hele müteahhitlere yol, köprü, tünel geçişlerinde verilen dolar kurundaki artış verilse 2.070 lira olacaktı bu ikramiye. Verirler mi? Vermezler değerli arkadaşlarım.

Bu mübarek ramazan ayında yurttaşımızı evlerine kapattık. Evet, sağlık her şeyden önemli ama iş de, aş da önemli. Gelin Meclisi kapatmadan kara kara düşünen esnafımıza, “Tencerede ne kaynatacağım?” diyen emeklimize, “Gazı, kirayı, suyu nasıl ödeyeceğim?” diyen emekçimize gelir desteği paketini birlikte çıkaralım. Pandemi bitine kadar esnafın çek, senet, kira, vergi, kredi ve kredi kartı borçlarını öteleyelim. Vatandaşın elektriği, doğal gazı kesilmesin. İşsize, düzenli kazancı olmayana mutlak surette nakit desteği verelim, esnafımızın ciro kayıplarına destek sağlayalım. Unutmayalım, yalnız virüs değil, açlık da, umutsuzluk da öldürüyor, bu destek paketini bu Meclisten çıkarmak bu millete borcumuzdur. Gelin, bu görevden kaçmayalım.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Gündem dışı üçüncü söz, “24 Nisan 1915’te ne oldu?” konusunda söz isteyen Şanlıurfa Milletvekili Halil Özşavlı’ya aittir.

Buyurun Sayın Özşavlı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

 

 

HALİL ÖZŞAVLI (Şanlıurfa) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.

Bir haftadır tartışıyoruz, önemli bir mesele, büyük bir iftirayla karşı karşıyayız.

İki gün evvel İYİ PARTİ Grubu önerisine cevap verirken üç dakika, çok kısa değindim, HDP’nin neden böyle bir açıklama yaptığından bahsettim. Bugün size başka bir şey anlatacağım ama yüz beş yıl önce bugün 29 Nisanda Kutülamare’de 13.300 İngiliz askeri Osmanlı’ya teslim oldu. Bu büyük bir zaferdir. Bu zaferin tarihe geçmesine vesile olanlara ben şükranlarımı sunuyorum fakat aynı aylarda yani 1916 yılının Nisan ayından bir ay, iki ay önce Erzurum düştü, Bitlis düştü, Van düştü, Bayburt düştü, Rize düştü, Rusların eline geçti; o günleri yaşadık. Birinci Dünya Savaşı böyle bir şey değerli hazırun, sayın milletvekilleri. Birinci Dünya Savaşı bir kader anıydı, hayatta kalma veyahut da kalmama; nefesimizin kesilmeye çalışıldığı, bin kilometreden, 2 bin kilometreden birilerinin gelip Osmanlı’yı bitirmeye, Türk milletinin nefesini kesmeye çalıştığı bir kader anıydı. O kader anında gayrimüslim vatandaşlar -bir kısmını tenzih ediyorum, hepsi değil- büyük oranda bir tercih yaptılar.

Bugün size ilk defa bir şey gösteriyorum, bunu ben daha yayınlamadım: Bu, Hakkâri’de, eski ismiyle Çölemerik’te kurulması planlanan Süryani devletinin bayrağı, Süryani devletinin bayrağı. İngilizlerin 30 bin Süryani’ye söz vererek kandırdığı, eline silah almasına vesile olduğu sözde devlet. 30 bin kişiden devlet olur mu? Fakat inandılar ve Ağa Petros -o zamanki Süryanilerin lideri- elinde silahla, aşiretiyle Osmanlı’ya karşı savaştı; bu bir tercih meselesiydi. Bunlardan yüzlerce var elimde, Batı Anadolu’da Rum köylerinden gönderilen telgraflar. İngilizlere gönderiliyor “Biz Yunanistan’a ilhak olmak istiyoruz, birleşmek istiyoruz.” diyorlar çünkü onlara göre, Osmanlı bitmişti, parçalanacaktı, bir tercih yapmak zorundaydılar ve yapmışlardı. Doğrudur, Osmanlı ordusunda savaşan Rumlar vardı, Ermeniler vardı, subaylar vardı. Hepsini biz minnetle yâd ediyoruz fakat bir tercih yapıldı ve maalesef, devletin, imparatorluğun gayrimüslim vatandaşları, gayrimüslim tebaası büyük oranda İtilaf Devletleriyle iş birliği yaptı ta ki Mustafa Kemal önderliğinde Kuvayımilliye, halk hareketi düşmanı bertaraf edinceye kadar.

Bu soykırım iddiaları… Ben “iftira” diyorum ve grup başkan vekillerinden bu kelimeyi kullanmalarını istirham ediyorum. “İftira” kelimesini kullanmamız lazım çünkü bugün, Avrupa’da, Amerika’da şunu konuşuyorlar: “Turkish denial” Türk inkârı, “inkâr” kelimesini seçmişler. Bakınız “Türklerin reddetmesi” demiyor, o sıfatları, o fiilleri kullanmıyor, inkâr” diyor, bilerek bu kelimeyi kullanıyor. Ben de bilerek diyorum ki: İftira, Ermeni iftirası. Türkiye’de yaşayan Ermeni vatandaşlarımızı tenzih ediyorum fakat ben de bu iddialara “iftira” kelimesini yakıştırıyorum. Bununla mücadele etmemiz gerekiyor; hatta, benim nazarımda, bir yasal çerçeve yapılması lazım. Asılsız soykırım iftiralarıyla mücadele kanunu olamaz mı? Benim buradaki gayem, Avrupalıların yaptığı gibi, düşünce özgürlüğünü, ifade özgürlüğünü sınırlamak değil ya da “Soykırım oldu.” diyenleri cezalandırmak değil tabii ki fakat bu işle mücadeleyi bir yasal zemine oturtmamız lazım. Bakın, asılsız Ermeni iftirasıyla mücadele demiyorum, daha kapsamlı düşünüyorum çünkü sözde Pontus soykırımından bahsediyorlar; sözde Asuri, Keldani soykırımından bahsediyorlar; hatta ve hatta, Sırbistan’daki aşırı milliyetçiler 1878 Sırp isyanında Sırpların soykırıma uğratıldığından bahsediyorlar. Birileri gelecek 2 bin kilometreden, ülkemi parçalamaya çalışacak -ki parçalayacak- bir de yüz yıl sonra beni soykırımla itham edecek. Daha önce ifade etmiştim, Londra’yı kimse bombalamadı, Paris kuşatılmadı, savaş Osmanlı toprağında geçti. Beni, ülkemi, imparatorluğumu bitirmeye geldiniz, ben de karşılık verince soykırımcı olmakla suçlanıyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

HALİL ÖZŞAVLI (Şanlıurfa) – Tamam Sayın Başkan.

Böyle bir iftira, bu kadar büyük bir iftira tarihte hiçbir zaman olmamıştır. Dolayısıyla yasal çerçeveden bahsediyorum. Hepinizden ricam “iftira” kelimesini kullanalım, bu bir iftiradır ve biz bununla mücadele etmek durumundayız.

Sınır kapısı artık açılabilir, Karabağ’da süren otuz yıllık işgal sona erdi. Ermeni halkı soykırım iddialarından bıkmış, bezmiş; Ermeni halkı, Ermenistan’daki halk ekmeğini düşünüyor. Ben Erivan’da yaşamış bir kardeşinizim 2012, 2013 yıllarında, oradaki insanların acısını, yokluk derdini, fakirlik derdini çok iyi biliyorum. Kimsenin böyle diasporanın hayalleriyle, iddialarıyla bir derdi yok. Karabağ özgürlüğüne kavuşturulduğuna göre kapı açılabilir, Ermenistan halkı Türkiye’yle iyi ilişkiler kurmanın faydasını görecektir diye düşünüyorum. Patrikhane bu konuda devreye girebilir, daha fazla inisiyatif alabilir.

Sözlerimi bitirirken -daha fazla uzatmak istemiyorum- hepinize saygılarımı sunuyorum. Bu çok büyük bir meseledir, topyekûn mücadele gerektirmektedir. (AK PARTİ ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi sisteme giren ilk 20 milletvekiline yerlerinden birer dakika söz vereceğim.

Sayın Özdemir…

 

 

 

SİBEL ÖZDEMİR (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi ülkemizin hiçbir temel sorununu çözemediği gibi var olan sorunları da derinleştirmektedir. Zengin daha zengin, fakir daha fakir oldu, her gün yüzlerce vatandaşımızı kaybediyoruz. Her ne kadar “tam kapanma” dense de gerçek anlamda bir tam kapanma yoktur. Herhangi bir destek paketinin açıklanmaması büyük bir sorundur. Dünya Bankasının ülkelerin gayrisafi yurt içi hasılalarına göre pandemi destek oranlarına ilişkin raporda Türkiye yüzde 1,9 oranla vatandaşlarına en az yardım yapan ülkeler arasındadır.

Bugün vatandaşlarımız Hükûmetten destek beklerken Hükûmet ne yapıyor? Büyük fedakârlıklarla eğitim öğretime devam eden öğretmenlerimizin maaşında kesinti yapıyor, refah seviyesi düşen vatandaşlarımızın sağlıklı ve ucuz ekmeğe erişimini engelliyor. Bu durum, bu iktidarın ülkemizin sorunlarını çözemediğini, vatandaşlarımızın talebini karşılayamadığını ve bir yönetim krizi içinde olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Ceylan…

 

 

 

ÖZGÜR CEYLAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, esnaf “Batıyoruz.” diyor. Emeğiyle geçinen insanlara neden kulaklar sağır, gözler kör? 29 Nisan günü başlayacak tam kapanma umudunu ramazan ayının bereketine ve bayrama bağlayan esnafımız için umudun bittiği andır. Sosyal destekleri de içeren bir tam kapanma yapılması gerekirken insanları kaderine terk ederek kapanmayı tercih ettiniz. On üç aydır çalışamayan okul servisleri, kantinler, kahvehane, kıraathane, kafeler, düğün salonları, paket servis yapamayan lokantacı, esnaf perişan hâlde. Hiç olmazsa vergi ödemelerini faizsiz öteleyin, faizsiz kredi desteği ve nakit hibe destekleri açıklayın ki esnafımız batmasın. Bu insanların BAĞ-KUR primlerini devlet üstlensin. Kâbus gibi çöken kredi geri ödemelerini ve vergi borçlarını faizsiz erteleyin. Kazandığıyla o gün karnını zor doyuran işçi bu süreçte taş mı yiyecek? Acilen destek sağlanmalıdır.

BAŞKAN – Sayın Kılıç…

 

 

 

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

29 Nisan 1916’da, Kutülamare kuşatmasında Halil Kut Paşa komutasındaki 6’ncı Ordumuz İngilizlerin Mezopotamya ordusunu teslim aldı. Güneydoğu Irak’ta bir kasaba olan Kutülamare, Birinci Dünya Savaşı’nda elde ettiğimiz önemli zaferlerimizden birinin gerçekleştiği yerdir. Bağdat’ı almak için yola çıkan İngilizler bu yenilgileriyle o günlerde emellerine ulaşamadılar ve 13.309 kişilik İngiliz ordusu teslim oldu.

1952 yılına kadar Kut Bayramı olarak kutlanan bu yıl dönümü o günlerdeki NATO’ya girme serüvenimizle beraber kutlamadan kaldırılmıştır Batıcılık uğruna daha nice değerlerimizden vazgeçtiğimiz gibi. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Yılmaz…

 

 

 

ÜMİT YILMAZ (Düzce) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bir gün Fransa Cumhurbaşkanı Macron’u savunacağım hiç aklıma gelmezdi ama diren Macron, darbecilere karşı arkandayız diyorum. İki gün önce Fransa’da içlerinde muvazzafların da olduğu bazı emekli generaller bir bildiri yayınlayarak meşru Fransız Hükûmetine karşı darbe imalarında bulunmuşlardır. Yayınladıkları bildiriyle bilinç altlarında kalan ırkçılık ve soykırım sevdaları kağıda dökülmüş, tarihî vesika hâline gelmiştir. Bildiride İslam’a saldırarak Müslümanları hedef gösteren, insanca yaşamak isteyen ve inançlara saygı bekleyen göçmenlere şiddet uygulanmasını tavsiye eden darbeciler, sadece Fransa’nın değil tüm Avrupa’nın bir sorunu hâline gelen ırkçılık ve İslamofobinin ne boyuta geldiğinin en büyük göstergesi olmuştur.

Fransa, yol ayrımındadır. Avrupa, yıllardır dünyaya yutturmaya çalıştığı Hümanizmin kavşağındadır. Ya içlerindeki ırkçıları kontrol altına alacaklar ya da dünyayı yeni bir felaketin eşiğine sürükleyecekler.

BAŞKAN – Sayın Taşkın...

 

 

ALİ CUMHUR TAŞKIN (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Kahramanlıklarla dolu tarihimizin en önemli ve anlamlı zaferlerinden biri olan Kutülamare Zaferi, Osmanlı ordusunun 29 Nisan 1916’da Türk bayrağını Bağdat’taki Kutülamare surlarına çekerek İngilizleri yenilgiye uğrattığı ve sömürgeci devletlere tarihî bir tokat attığı şanlı bir zaferdir. Osmanlı Devleti’nin İngilizlere karşı en büyük ve önemli zaferlerinden olan Kutülamare, zor şartlar ve imkânsızlıklar içerisinde silahı inanç olan ordunun neler başarabileceğinin tarihteki önemli örnekleri arasında yer alıyor. Türk milleti, kendine yurt edindiği her coğrafyada büyük bedel ödemiş, tarihini kahramanlıklarla örmüştür.

Yakın tarihimizdeki en büyük askerî başarılardan birisi olan Kutülamare Zaferi’nin 105’inci yılında, kahraman şehitlerimizi rahmet ve minnetle yâd ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.  (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Kayışoğlu...

 

 

NURHAYAT ALTACA KAYIŞOĞLU (Bursa) – Bursa Osmangazi ilçesindeki Hürriyet Mahalle’mizde, Hürriyet Anadolu Lisesinin bahçesinde bulunan, her biri altmış yıllık çam ağaçlarının kesilmeye başlandığını fark eden mahalle sakinleri kesime müdahale etmiş ve şikâyet üzerine, orman bölge müdürlüğünden alınmış bir iznin olmadığı ve inşaat için kesildiği anlaşılmıştır. Ağaçların kesimi durdurularak bir katliama daha insanların duyarlılığıyla engel olunmuştur. İklim krizinin yaşandığı, insan sağlığının tehlikede olduğu ve bu nedenle büyük paralar harcandığı bir dönemde yaşam alanlarını, yeşili, oksijeni böyle fütursuzca harcayan, tepeden tırnağa basiretsiz bu yönetim anlayışını kınıyorum. Ve çevreye duyarlı, doğaya saygılı, geleceğini düşünen Hürriyet Mahallesi sakinlerini, İkizdereli kadınları, Kirazlı Yaylalı kadınları buradan saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Ünver…

 

 

 

İSMAİL ATAKAN ÜNVER (Karaman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Karaman’da tarımsal sulamada da faydalanılan İbrala Barajı 2020 yılında tadilata alınmış idi. Barajın son yılların en kurak döneminin yaşandığı 2020-21 kış ve bahar dönemi öncesinde boşaltılarak tadilata alınması tam bir öngörüsüzlük olmuştur. Karaman’ın tarımsal üretimi açısından önem taşıyan baraj sahasında sulu tarım yapılmasına ve bahçeler bulunmasına rağmen çiftçilerimiz, barajın tadilata alınması ve ilgililerin yönlendirmesiyle bu yıl daha az su tüketen bitki ekimi yapmışlardır. Ne var ki barajın yeterli doluluk oranına ulaşmadığı gerekçesiyle tarla ve bahçelere hâlen su verilmemekte, çiftçimizin içini rahatlatacak bir açıklama yapılmamakta, Yeşildere, Ağılönü, Canhasan, Sazlıyaka, Kızık köylerimiz ile Sudurağı beldemizdeki çiftçilerimiz mağdur edilmektedir.

İbrala Barajı’ndan su verilerek çiftçilerimizin mağduriyetinin giderilmesi için Tarım Bakanlığı ile DSİ Genel Müdürlüğüne çağrıda bulunuyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Kan…

 

 

 

RAVZA KAVAKCI KAN (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

PKK’nın katliamlarına, masum canların ailelerinden kopartılmasına tek kelime söz edemezken ecdadımıza soykırım iftirası atan HDP yönetimini ve onlara söz söyleyemeyenleri şiddetle kınıyorum, milletimizin vicdanlarına havale ediyorum.

Bu vesileyle, geçen sene ekim ayında aramızdan ayrılan Ermeni Milletvekilimiz, arkadaşım Markar Eseyan’ı rahmetle yâd ediyorum.

İzmir Milletvekilimiz Ceyda Bölünmez Çankırı Hanımefendi’nin ekip arkadaşı Fahrettin Çiçek Beyefendi Covid’den dolayı vefat etmiş, bütün sevenlerine, ailesine, Meclisteki arkadaşlarımıza başsağlığı diliyorum.

Covid’den dolayı vefat eden bütün vatandaşlarımızın yakınlarına başsağlığı diliyor, hastalarımıza acil şifalar diliyorum.

BAŞKAN – Sayın Tutdere…

 

 

 

ABDURRAHMAN TUTDERE (Adıyaman) – Teşekkür ediyorum Başkanım.

Adıyaman’ı yol güzergâhında bulunan çok sayıdaki köye, Çelikhan ilçesine ve Malatya iline bağlayan Adıyaman-Çelikhan yolu hâlihazırda trafik yoğunluğunu kaldıramıyor. Her seçim öncesinde iktidar tarafından yapılacağı vadedilen, daha sonra unutulan Çelikhan yolunu tekrar hatırlatıyorum. Bugüne kadar defalarca dile getirmemize rağmen bu yolda herhangi bir çalışma yapılmadı. Son yıllarda trafik yoğunluğunun katbekat arttığı Çelikhan yolunda çalışmalara başlanılması, bölge halkının ve tüm Adıyaman halkının ortak talebidir. Çelikhanlılar soruyor: Otobanlar bitti, on dokuz yıl geçti; daha neyi bekliyorsunuz, yolumuzu ne zaman yapacaksınız?

Buradan Ulaştırma Bakanlığına çağrıda bulunuyorum: Adıyaman Çelikhan yolunun çalışmalarına bir an evvel başlayın, vatandaşlarımızın yol çilesini sonlandırın diyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Güneş…

 

 

 

İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;  Birinci Dünya Savaşı’nda çok zor şartlarda ve çok fazla cephede savaşa giren Osmanlı İmparatorluğu’nu kolay lokma zanneden ve Türk milletini tanımayan emperyalist güçler, Çanakkale’nin geçilemediğini gördükleri gibi 29 Nisan 1916 yılında Halil Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu karşısında Kutülamare’de büyük bir yenilgiyi yaşayarak Türk milleti için vatanın ne anlama geldiğini öğrenmişlerdir.

Bu vatan için şehadet şerbeti içen tüm şehitlerimizi rahmetle anıyor, Kutülamare Zaferi’nin 105’inci yılını kutluyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Çakır…

 

 

 

SAMİ ÇAKIR (Kocaeli) – Sayın Başkan, 6’ncı Ordu Komutanı Halil Paşa’nın İngiliz birliklerinin 29 Nisan 1916’da teslim alınmasının ardından “Tarih bu olayı yazmak için kelime bulmakta müşkülata uğrayacaktır. İşte, Osmanlının sebatının İngiliz inadını kırdığı birinci zaferi Çanakkale’de, ikinci zaferi burada görüyoruz.” sözleri, 105’inci yılına girdiğimiz Kutülamare Zaferi’ni muazzam bir şekilde özetlemektedir.

Bu zafere dair çok sayıda askerî belgenin bulunduğu Genelkurmay Askerî Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı belgelerinde, İngilizlerin Halil Paşa’dan 1 milyon İngiliz lirası karşılığı, İngiliz askerlerinin serbest bırakılması talebinin Osmanlı Genelkurmayından geri çevrildiği yazıyor. Yine, belgelerden derlenen bilgiye göre İngiliz tarihçi James Morris’in “Britanya askerî tarihinin en aşağılık teslimi.” diye tanımladığı bir zaferin önü açılıyordu.

Bu zaferin yıl dönümünde, toprağın kara bağrına tevdi ettiğimiz tüm şehitlerimizi rahmetle anarken onların açtığı bağımsızlık ve özgürlük mücadelesi yolunun ve ruhunu nesilden nesile yaşatacağımızı ifade ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Girgin…

 

 

 

SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığına: Fethiye ve çevresini, Antalya, Ankara ve İstanbul gibi büyükşehirlere bağlayan Fethiye-Söğüt yolunda trafik tek yönlüdür.  Kaş, Fethiye, Seydikemer, Dalaman, Ortaca ve Köyceğiz ilçelerinin öncelikle yararlanacağı ve kırk yıldan beri yapılacağı ifade edilen duble yol bir türlü yapılmamıştır. Yaz ayında milyonları aşan bir turizm alanı olmasının yanı sıra geniş tarım ve ticarete sahip olan bölge yolu mevcut hâli nedeniyle can ve mal kayıpları yaşamakta ve ticari aksamalara neden olmaktadır. Antalya’yı Ege Bölgesi’ne bağlayan en önemli güzergâh olan Söğüt-Fethiye arasındaki duble yol çalışmaları ne aşamadadır? Duble yolla bütünlüklü olarak planlandığı söylenen ve elzem olmadığı da iddia edilen Karabel Tüneli için ne kadar para harcanmıştır? İhale nasıl verilmiştir? Niçin durdurulmuştur? Devletin kaybı ne kadardır? Seydikemer-Kaş yolunun yapımı hangi aşamadadır?

 Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Sayın Özkan…

 

 

HACI ÖZKAN (Mersin) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Kutülamare Zaferi ecdadımızın asırlarca hüküm sürdüğü her coğrafyada vatan ve millet sevgisi uğrunda yazılmış unutulmaz destansı mücadelesinin tarihî vesikasıdır. Yıllardır milletimizin hafızasında silinmeye çalışılan Kutülamade Zaferi bu milletin vatan ve hürriyet sevgisinin asaletinin ve azminin gurur tablosudur. Kahraman milletimizin asla inançsız, kararsız ve umutsuz olmadığının ispatıdır. Büyük bir cesaret ve inanç örneği sergilenerek kazanılan kutun Kutülamare Zaferi’nin 105’inci yıl dönümünü kutluyorum. Bu eşsiz zaferin mimarı olan aziz şehitlerimiz başta olmak üzere vatanımız için mücadele ederek can vermiş tüm kahramanlarımızı, ahirete irtihal etmiş gazilerimizi rahmetle, hürmetle ve minnetle yâd ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN - Sayın Yalım…

 

 

ÖZKAN YALIM (Uşak) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Maalesef görevini yapmayan Sayın Tarım Bakanına yine sesleniyorum, Uşak'taki süt üreten çiftçilerin sorunları: Uşak’taki çiftçilerimizin ürettiği 45 bin litre fazlalık sütün Et ve Süt Kurumu tarafından acilen alınması gerekmektedir. Uşak il ve ilçelerinde toplam günlük 400 ton civarı çiğ süt üretimi gerçekleştirilmektedir. Bu sorunların çözümüne yönelik olarak süt üreticileri arz fazlası 45 bin litre çiğ süt miktarının Et ve Süt Kurumu tarafından alınmadığını bildirmektedirler. Onun için Et ve Süt Kurumu tarafından acilen bu 45 bin litre sütün alınmasını talep ediyorum.

Aynı şekilde Sayın Ekonomi Bakanı ve de Aile ve Sosyal Politikalar Bakanına sesleniyorum: Emekliye iki bayramda verilen 1.000 TL’lik ikramiye üç yıldır rakam aynıydı. Emeklilerle dalga geçer gibi bugün 100 TL verildi. Emekliye yaşama, öl mü diyorsunuz? Bu rakamın üç yıllık enflasyona göre en az 1.500 TL olması gerektiğini özellikle belirtiyorum.

Öbür tarafta, Sayın Ulaştırma Bakanı...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Gaytancıoğlu...

 

 

OKAN GAYTANCIOĞLU (Edirne) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Uyguladığınız tarım politikası sayesinde çiftçi borçlandı, tarlasına, traktörüne haciz geldi. Bu politika sonucunda çiftçiler çocuklarını çiftçi yapmamak için elinden geleni yaptılar; köyler boşaldı, gençler çiftçi olmak istemiyor. Kırsal nüfus yaşlandı. Her şeye rağmen pandemi gerçeğinde üretim yapıyorlar. Tam kapanma kararından çiftçiler muaflar ancak yanlarında çalıştırdıkları işçilerin de ÇKS belgelerini ibraz etmek zorundalar. Çapalamada, gübre kullanımından, budamada yardımcı personele ihtiyaç oluyor ancak ne hikmetse hep “Suistimal yapılabilir.” şekliyle denetim yapılıyor. Tarım işçileri hastalanır, başka birisini hatta eşini tarlaya götürmek isterse “Siz piknik yapmaya gidersiniz.” mantığıyla izinler verilmiyor. Önerim: Tarımsal üretim için tarlaya, bahçeye gidenlere hiçbir sınırlama ve bürokratik işlem uygulanmamalı, üretene her zaman destek verilmeli. Gerçi siz hep başka ülkelerin çiftçilerine destek veriyorsunuz.

BAŞKAN – Sayın Etyemez...

 

 

HALİL ETYEMEZ (Konya) – Teşekkürler Sayın Başkan.

“Cehennem olsa gelen, göğsümüzde söndürürüz.

Bu yol ki Hak yoludur, dönme bilmeyiz, yürürüz;

 

Değil mi ortada bir sine çarpıyor, yılmaz,

Cihan yıkılsa emin ol bu cephe sarsılmaz!”

Kahramanlıklarla dolu şanlı tarihimizin en görkemli zaferlerinden olan Kutülamare zaferinin  105’inci yıl dönümünü kutluyoruz. Irak cephesinde, 29 Nisan 1916’da Türk ordusunun zaferiyle sonuçlanan Kutülamare Savaşı, Birinci Dünya Savaşı’nın temel muharebelerinden biri olarak kabul edilmektedir. Bu zaferimiz, İngiliz ordusunu üç yüz yıllık aradan sonra aldığı en ağır mağlubiyet olarak tarihe geçmiştir. Kutülamare, milletimizin tüm imkânsızlıklara rağmen vatanına nasıl sahip çıktığını gösteren en önemli örneklerden birisidir. Kutülamare’de, tıpkı 15 Temmuzda olduğu gibi Çanakkale ruhu vardır.

Kahraman askerlerimizi ve şehitlerimizi rahmet ve şükranla yâd ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Taşdoğan...

 

 

ALİ MUHİTTİN TAŞDOĞAN (Gaziantep) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, Türkiye’de “istihdam dostu sektör” olarak nitelendirilen ve ülke ihracatına önemli katkılarda bulunan, bu yıl 5 milyar dolar ihracatın hedeflendiği, dünyanın 9’uncu büyük üreticisi, 8’inci büyük ihracatçısı olan mobilya sektörü pandemi süresince ham madde sıkıntısıyla karşı karşıya kalmıştır. MDF, kontrplak, sünger, boya gibi temel ham maddeleri temin etmede sorunlar yaşayan sektör temsilcileri iç piyasadaki ham madde sorununun çözülmesi için MDF ve kontrplak ihracatına kısıtlama getirilmesini, sünger ve boya malzemeleri gibi petrokimya ürünlerinin yatırımlarına ise ağırlık verilmesini talep etmektedirler. Söz konusu çözümlerin hızla hayata geçmesi sektörü daha da güçlendirecektir, ülke ekonomimize önemli katkılar sunacaktır.

BAŞKAN – Sayın Nuhoğlu…

 

 

 

HAYRETTİN NUHOĞLU (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

İkizdere Vadisi Doğal Sit Alanı’nda yer alan Cevizlik ve Gürdere köyleri içerisinde bulunan Eskencedere Vadisi’nde açılmak istenen taş ocağına yönelik halkın direnişine hafta sonu şiddet uygulanmıştır. Çoğunluğu kadın olmak üzere çocuk, yaşlı herkes şiddete maruz kalmış, gözaltına alınanlar olmuştur. Dava süreci devam ederken acil kamulaştırma yapmak için karar çıkarma konusunda Cumhurbaşkanını yanıltanları şiddetle kınıyorum. Cumhurbaşkanına yetkisini olumsuz yönde kullandırmaya kalkışmanın iyi niyetle bağdaşır yanı yoktur. Kararın yeniden gözden geçirilerek yanlıştan dönülmesini bekliyoruz.

Bu vesileyle, yaklaşmakta olan Ramazan Bayramı’nı kutluyor, ülkemize ve bütün dünyaya sağlık ve huzur getirmesini temenni ediyor; kin, nefret ve aldatma duygularından arınmış herkese esenlikler diliyor, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Bulut…

 

 

 

BURHANETTİN BULUT (Adana) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Pandemiden kurtuluşun birinci yolu aşılamadır ancak ülkemizde sürekli “Bugün gelecek.” “Yarın gelecek.” vaatlerine rağmen yeterince aşılama yapılamadı ve hâlâ yeterince aşı yok. İlk günden bu yana aşının çeşitlendirilmesi gerektiğini ifade ettik, bu çağrılar bir yıl sonra ancak duyulabildi. Şimdi ise bazı ilaç firmalarının Sağlık Bakanıyla görüştüğü ve özel sektöre izin çıkması durumunda aşı ithal edileceği ve bunun da ücret karşılığı vatandaşa satılacağı söyleniyor. Bunun doğru olmadığını umuyoruz ve böyle bir şeyi kabul etmemiz de mümkün değildir. Aşılama, birinci basamak sağlık hizmetlerinin temel bileşenidir ve insani bir haktır. Aşının tüm yurttaşlara devlet güvencesinde ücretsiz ve adil bir şekilde uygulanması gerekir. Aşı ve tedaviye erişim insanlık yararına kullanılmalı, patenti kaldırılmalı, kamu malı kabul edilmelidir. Eşit, ücretsiz ve adil bir uygulamayla yapılacak aşılama ülkemizi ve dünyamızı…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Gökçel…

 

 

 

CENGİZ GÖKÇEL (Mersin) – Mersin Büyükşehir Belediyemiz 120 yeni otobüs alımı için Avrupa İmar ve Kalkınma Bankasından 120 milyar euroluk kredi buldu ancak Cumhurbaşkanlığı Yatırım Programı’na alınmadığı için kullanılamıyor. Aynı şekilde İstanbul Büyükşehir Belediyemiz 300 yeni otobüs alımı yapmak istiyor fakat o da Cumhurbaşkanlığı Yatırım Programı’na alınmadı. Engellemelere rağmen Mersin Büyükşehir Belediyemiz öz kaynaklarıyla 87 çevreci otobüs alımı yaptı; ilk 30 adet otobüs geçen günlerde teslim edildi, diğerleri de ilerleyen günlerde hizmete sunulacak. Buradan belediye hizmetlerini engellemeye çalışanları şiddetle kınıyorum. Vatandaşlarımızın rahat seyahat etmesi için 87 otobüs alımı yapan Sayın Vahap Seçer’e Mersinli vatandaşlarımız adına teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Şimdi, Sayın Grup Başkan Vekillerinin söz taleplerini karşılayacağım.

İlk söz, İYİ Parti Grup Başkan Vekili Sayın Dursun Müsavat Dervişoğlu’na aittir.

Buyurun Sayın Dervişoğlu.

Bugün, biliyorsunuz biraz sınırlı. Onun için konuşmalarımızı kısa tutalım lütfen.

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) -  Hiç konuşmayacağım.

BAŞKAN – Öyle mi?

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) -  Sadece, şehitlerimiz var…

BAŞKAN – Peki, buyurun.

 

 

 

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Başkanım, çok teşekkür ederim.

Irak’ın kuzeyi Pençe-Yıldırım Harekâtı bölgesinde hayatına kaybeden Uzman Onbaşı Hüsamettin Gökçe’ye Allah’tan rahmet diliyorum, kederli ailesine başsağlığı diliyorum, aziz milletimizin başı sağ olsun.

Bugün, Doğu Türkistan’ın özgürlüğü için büyük mücadele veren, zulme boyun eğmeyen kahraman Türk evladı Osman Batur’u şahadetinin 70’inci yıl dönümünde saygı ve rahmetle anıyorum.

Kutülamare Zaferi’nin 105’inci yıl dönümünü kutluyorum.

Gündem yoğun ama bütün bunlara rağmen Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündeminde de önemli bir kanun maddesi var, o sebeple konuşmamı bu ifadelerle sınırlı tutuyorum.

BAŞKAN – Çok teşekkür ediyorum ben de size.

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) -  Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkan Vekili Sayın Muhammed Levent Bülbül.

 

Buyurun Sayın Bülbül.

 

 

 

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ben de Irak’ın kuzeyinde terör örgütü PKK/PYD unsurlarına yönelik olarak başlatılan Pençe-Yıldırım Operasyonu’nda Amasyalı veteriner uzman onbaşı Hüsamettin Gökçe’nin şehit olduğu haberini almış bulunmaktayız. Hüsamettin Gökçe şehidimizle birlikte 2 askerimizin de yine yaralandığını öğrendik. Biz, şehidimize Allah’tan rahmet dilerken, ailesine ve milletimize başsağlığı diliyoruz. Ayrıca, yaralı askerlerimize de acil şifalar diliyoruz.

Pençe-Şimşek, Pençe-Yıldırım Operasyonlarıyla eş zamanlı ve koordineli olarak Hakkâri ve Şırnak’ta da operasyonlar başlatılmıştır. Bu operasyonlarda 5.280 personel, güvenlik gücümüz görev almaktadır. Allah onların yâr ve yardımcısı olsun. Bütün cephelerde mücadele eden bütün güvenlik güçlerimize Allah yardım etsin diyorum.

Sayın Başkan, Doğu Türkistan’ın bağımsızlığı için 1940-1950 yılları arasında çok eşsiz mücadeleler vermiş olan ve âdeta Çinlilere kök söktürmüş olan, 1951 yılında da büyük işkencelerden sonra idam edilmiş olan Osman Batur Han’ın bugün 70’inci vefat yıl dönümüdür. Davası uğruna şehadet şerbeti içen, bu yolda gözlerinin önünde ailesinin, çoluğunun çocuğunun hunharca katledilmesine şahit olan kahramanlar kahramanı Altay Kartalı Osman Batur Han’ı rahmet ve minnetle anıyor; ruhu şad, mekânı cennet olsun diyoruz.

Yine, 29 Nisan Kutülamare Zaferi’nin 105’inci yıl dönümüdür. Birinci Cihan Harbi’nin en önemli cephelerinden olan Irak Cephesi’nde Mirliva Halil Paşa kumandasındaki Türk kuvvetleri General Townshend kumandasındaki İngiliz kuvvetleri arasında gerçekleşen muharebeler neticesinde 13 general, 481 subay ve 13.300 erden oluşan İngiliz kuvvetlerinin tamamı esir alınmıştır. Tarihte “Kutülamare Zaferi” olarak geçen bu hadise, Halil Paşa’nın ifadesiyle “Tarih bu olayı yazmak için kelime bulmakta müşkülata uğrayacaktır. Osmanlı sebatının İngiliz inadını kırdığı birinci zaferi Çanakkale’de, ikinci zaferi de burada da görüyoruz.” diyerek Kutülamare Zaferi’nin ne kadar önemli ve değerli bir zafer olduğunu ifade etmiştir. Büyük zaferin 105’inci yıl dönümünde bu muharebelerde şehit olan 350 subayı, 10 bin mehmetçiğimizi, büyük komutan Halil Paşa’yı ve bütün şehitlerimizi rahmetle ve minnetle anıyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bülbül.

Halkların Demokratik Partisi Grup Başkan Vekili Sayın Hakkı Saruhan Oluç.

Buyurun Sayın Oluç.

 

 

 

 

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan, sayın vekiller.

Ticaret eski Bakanı Ruhsar Pekcan hakkında bakanlığa gelmeden iki yıl önce, 2016 yılında vergi ödemeksizin eşya ithali teşebbüsünde bulunduğu  sebebiyle Gümrükler Genel Müdürlüğü çalışanlarına dikkatli olunması konusunda bir yazı gönderildiği ortaya çıktı. Gazeteci İsmail Saymaz’ın verdiği bilgilere göre, beş yıl öncesinde Gümrükler Genel Müdürlüğü çalışanlarına bir mail gönderildi ve o mailde “Ruhsar Pekcan isimli şahıs tarafından Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Sayın Emine Erdoğan Hanımefendi’nin yakını olduğunu söyleyerek vergi ödemeksizin eşya ithali teşebbüsünde bulunduğu bilgisi gelmiş olup bu duruma karşı tüm bölge müdürlükleri ve bağlantılı gümrük müdürlüklerinde görevli personelin müteyakkız olması konusunda uyarılması gerekmektedir.” denildi.

Şimdi, bundan yirmi ay sonra -eğer bu doğruysa ki doğru olduğu görülüyor- kendisi hakkında uyarıda bulunan müdürlüğün dâhil olduğu bakanlığa atandı Ruhsar Pekcan. Tabii ki yani çok tuhaf bir durum, soru işaretleri çok yüksek. Fakat daha büyük tuhaflığı kendi bakanlığı döneminde yaptı ve kendisi ve kocasının sahibi olduğu şirketin ürettiği dezenfektanları 2,5 kat misline çalıştığı bakanlığa, devlete sattığı ortaya çıktı; büyük bir skandal yaşandı yani kendi temsil ettiği kurumda bir yolsuzluk yapılmasına yol açmış oldu.

Sonra, Ruhsar Pekcan bir gece yarısı kararnamesiyle görevden alındı ama Ruhsar Pekcan hakkında hâlâ herhangi bir soruşturma yok. Aslında bakan olması nedeniyle Yüce Divanda yargılanması gerekiyor yani bu âdeta Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminin yarattığı bir sonuç tabi ve ülkeyi şirket gibi yönteme anlayışının vardığı bir sonuç elbette. Yani artık “Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi mi?” diyeceğiz, “Cumhurbaşkanlığı hükûmet şirketi mi?” diyeceğiz, bilemiyoruz gerçekten çünkü her bakanlıkta çok miktarda şirket sahibi olan bakanların oturduğunu neredeyse görüyoruz. Siyaset adı altında yolsuzluğun yapılması kabul edilebilir bir şey değil. Bir kez daha Ruhsar Pekcan’ın Yüce Divanda yargılanması ve bu soruşturmanın başlaması gerektiğine işaret etmek istiyorum.

Sayın vekiller, ikinci değinmek istediğim konu, elbette ki, pandemi ve aşılama mevzusu. Coronavirüs Bilim Kurulu toplantısının ardından açıklamalarda bulundu Sağlık Bakanı ve BioNTech aşının iki dozunun uygulanması arasındaki süresinin altı-sekiz haftaya çıkarılacağını duyurdu ve tabii ki bu karar mevcut randevuları da etkiledi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)           

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Mevcut randevusu olanlara randevuların değiştirileceğine dair SMS’ler geldi. Sonra bu uygulamadan vazgeçildi ve ikinci doz aşı randevularının korunacağı duyuruldu ama yeni randevular için altı-sekiz hafta arası dendi. Şimdi, BioNTech’de ikinci doz randevular iki ay ertelenmiş oldu. Yani Çin aşısı kalmadı, Rus aşısının ne zaman geleceği belli değil, millet bir sosyal güvenceye sahip olmadan on yedi günlük bir tam kapanmayla kaderine terk edilmiş oldu. Şimdi, bütün bunlar, gerçekten pandemi yönetiminde bu iktidarın yanlış tedbirlerinin ve yetersiz tedbirlerinin sonucunda karşımıza çıktı. Yani Sağlık Bakanı da çıkıp dese ki “Halkımızdan özür diliyorum, bu aşı tedarikinde başarısız olduk.” diye, öyle bir özür bile dilenmiyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)           

BAŞKAN – Sayın Oluç, son kez açıyorum, son bir dakika.

Buyurun.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Hatırlatıyoruz geçtiğimiz yıl sonunda, 9 Aralık 2020’de Sağlık Bakanı “Yaz mevsimi gelmeden 50 milyon vatandaşımız aşılanmaya başlanacak.” demişti, 28 Nisan 2021’de “Aşı tedariki önümüzdeki iki ay için zorlaşıyor.” dedi, durum budur. Dolayısıyla, pandemi yönetimindeki yanlışlar en başında maske meselesinden başlayarak aşılamaya kadar sürmektedir ve hiçbir güvence sağlanmadan tam kapanmada da devam etmektedir. Bunların yanlış olduğunu biz defalarca dile getirdik ama iktidar dinlemedi, bir kez daha bunu söylemiş olalım. Bu aşılama fiyaskosu da toplum sağlığına çok ciddi zarar veren bir noktaya gelmiştir.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkan Vekili Sayın Engin Özkoç.

Buyurun Sayın Özkoç.

 

 

 

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; bugün akşam yedide tüm Türkiye on yedi gün için kapanıyor. Kapanma var; peki, destek? Dünyada hiçbir ülke sosyal destek sağlanmadan vatandaşına kapanma kararı uygulamadı, uygulamıyor. Sosyal destek muhakkak sağlanmalı.

Mesele sadece on yedi gün meselesi değil; yurttaşlarımız büyük bir borç yükü altında, iktidarın pandemiyle ekonomik mücadele temeli borçlandırma oldu. Yardım bekleyen vatandaşı bankaya yönlendirdiler bugün. KOBİ’lerin, esnafın banka borcu 871 milyar lira, çiftçilerin banka borcu 137 milyar lira, vatandaşın bankaya olan borcu ise 858 milyar lira. Yaklaşık 3 milyon 460 bin kişi borcunu ödeyemez durumda, 21 milyon 919 bin yurttaşımız icralık. Böyle bir tabloda sosyal desteksiz kapanma hem ekonomik hem toplumsal felakete zemin yaratıyor. Borçlar ertelenmeli, insanlarımıza nakit destek sağlanmalıdır.

Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu yönde atılması gereken adımları süreç içinde Meclise yasa teklifleri olarak sunmuştuk. Bugün tüm yasa tekliflerimizi birleştirerek tekrar sunuyoruz. Gerekli adımlar atılmadan Meclis de, ülke de kapanmamalıdır. Yasa teklifimizde atılması gereken adımlar şunlardır:

1) Gündelik çalışanlara, işsizlere, düzenli bir kazancı olmayan tüm yurttaşlarımıza acilen nakit desteği sağlanmalıdır.

2) Kapanan iş yerlerine ciro kaybı desteği verilmelidir.

3) Çalışanlarına asgari ücret tutarında gelir desteği sağlanmalıdır.

4) Vergi ve SGK prim ödemeleri ertelenmelidir.

5) Kapanma döneminde ödenmesi gereken borçların, çeklerin ödeme tarihleri ertelenmelidir. Hiçbir vatandaşımız borcu nedeniyle elektrik, su, doğal gaz kesintisine maruz kalmamalıdır. Bu borçlar yapılandırılmalı ve altı ay faizsiz ertelenmelidir.

6) Çiftçilerimizin Ziraat Bankası ve Tarım Kredi Kooperatifleri borçları bir yıl süreyle ertelenmelidir.

7) Yap-işlet-devret modeline göre yaptırılan yol, tünel, köprü ve hava yoluna 2021  yılı içinde yapılması gereken ödemeler ertelenmelidir. Garanti ödeme  tutarları sözleşme tarihindeki kurdan Türk lirasına çevrilmelidir.

8) Kapatılan esnaf ve zanaatkârların işyerleri kirası devlet tarafından karşılanmalıdır.

9) Bankacılık kayıtlarına ilişkin sicil affı getirilmelidir.

10) Nafaka hariç icra takipleri mayıs ayı sonuna kadar durdurulmalıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) - Bu destekler çıkmadan Meclis kesinlikle kapanmamalıdır.

Bugün, ayrıca daha önce kanun teklifini verdiğimiz “Emekli ikramiyesinin 1.500 liraya çıkarılması” yönündeki talebimizi torba yasaya ek madde önergesi getiriliyor. AK PARTİ Genel Başkanı Erdoğan’ın açıkladığı gibi ikramiye artışı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesiyle olmaz; Meclisin çıkardığı kanunla olur. Yer Meclistir, karar kanunu buradan çıkartılır.

İkincisi, Erdoğan’ın açıkladığı gibi 100 liralık bir enflasyon farkı yoktur. Bu neyin enflasyonudur? TÜİK bile bir yıllık enflasyonu yüzde 16 olarak açıklıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Son kez açıyorum.

Buyurun.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) - İkramiyede iki yıldır artış yapılmadığı hâlde enflasyon farkıyla emekliye ödenmesi gereken bayram ikramiyesi 1.500 liradır. 1.500 lira 13,5 milyon emeklinin anasının ak sütü gibi helaldir.

Meclis umarım gerekeni yapacaktır.

Maaşlarınızı alacaksınız, saraylarınızda oturacaksınız, yandaşlarınıza trilyonlar akıtacaksınız, vatandaşımıza “Evine kapan.” diyeceksiniz ama destek vermeyeceksiniz; desteği verin, vatandaşımız vergisini ödediği ülkesinde huzurlu, mutlu bir şekilde yaşam hakkını kullansın. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu Başkan Vekili Sayın Muhammet Emin Akbaşoğlu.

Buyurun Sayın Akbaşoğlu.

 

 

 

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yıl dönümünde büyük Kutülamare zaferimizi kutluyor, bu vesileyle bütün şehitlerimizi rahmetle yâd ediyorum.

“İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.” anlayışıyla 84 milyon insanımızın tamamının esenliği, güvenliği, özgürlüğü, huzuru ve refahı için tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet ilkeleri çerçevesinde samimiyetle çalışıyoruz. AK PARTİ, millî iradenin üstünlüğü prensibi doğrultusunda millet iradesine ve demokrasiye set çekmeye çalışan her türlü vesayet odağına yönelik kararlı mücadelesiyle toplumun bütün kesimleri için sessiz devrimleri gerçekleştirmiştir. AK PARTİ’nin lideri ve onun yol ve dava arkadaşları, on dokuz yıllık kesintisiz iktidar dönemimizde Türkiye’yi 4-5 misli büyüterek muhteşem eserlere ve hizmetlere imza atmıştır. İnşallah, Türk-Kürt-Arap, Alevi-Sünni, hiçbir ayrım gözetmeksizin, hangi dinden, hangi dilden, hangi kökenden olursa olsun toplumun tüm kesimleri için canla başla çalışmaya devam edeceğiz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Amerika Birleşik Devletleri’nin, sözde Ermeni soykırımı iftirasına yönelik olarak yakın tarihimizde ve yaşadığımız son olaylarla açıkça görülmüştür ki kimi kripto kişi ve kuruluşların emperyalizmin ve siyonizmin plan ve hedefleri doğrultusunda büyük Ermenistan ve büyük İsrail için çalıştıkları açığa çıkmıştır. Bu mealde, sözde “kürdistan” söylemi sadece bu hedeflere ulaşabilmek için emperyalistlerin ve siyonistlerin tıpkı Birinci Dünya Savaşı’nda Araplara bir havuç olarak vadettikleri “Büyük Arap İmparatorluğu” vaadi gibi çöldeki bir serap hükmündedir ve tamamen aldatıp, kullanıp atmaya yönelik koskoca bir yalandır. Bu fitne ve fesat projesini ortaya koyanlar, sözde Kürdistan söylemini nihai ve kalıcı olarak değil, ancak ve ancak büyük Ermenistan ve büyük İsrail’e bir geçiş süreci olarak kendi idealleri uğruna bölge halkını kullanmak için dillendirmektedirler. Emperyalist ve siyonistlerin planlarından geriye ise, sadece kan, gözyaşı ve ızdırap kalmıştır; apaçık tarihî gerçeklik budur. Ülkemizin ve bölgemizin huzur ve güvenliğine, özgürlük, refah ve esenliğine kasteden bu meşum planlar, hangi inanç ve düşüncede olursa olsun Türk, Kürt, Arap halklarının emperyalizme ve siyonizme karşı birlik ve beraberlik içinde, şuurlu karşı duruşlarıyla tarihin çöp sepetine atılacaktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Unutulmamalıdır ki hak gelince, batıl zail olur ve zail olmaya mahkûmdur. Türkiye Cumhuriyeti devleti, hiçbir komşusunun sınırlarına halel gelmeden ve kendi sınırlarından da asla milim taviz vermeden, 84 milyon insanımızın hak ve hukukunu kapsayacak ve bölge barışını sağlayacak şekilde tam bir kararlılıkla mücadelesine devam edecektir.

Millet iradesinin tecelligâhı Meclisimizden emperyalist ve siyonistlere ve onların kirli ve kanlı planlarına alet olanlara ilan ediyoruz ki: Milletimizi bölemeyeceksiniz, devletimizi yıkamayacaksınız, vatanımızı parçalayamayacaksınız, büyük ve güçlü Türkiye'yi durduramayacaksınız!

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Son kez açıyorum.

Buyurun.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Kendisini aziz ve asil milletimize, 84 milyon insanımıza vakfeden, liderimiz, Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın önderliğinde, Millî Mücadele ruhuyla, bu meşum kuşatmayı yararak, büyük ve güçlü Türkiye'nin öncülüğünde medeniyet nöbetini devralarak adil ve merhametli yeni nizamıâlemi, küresel düzeni, inşallah, tüm insanlığa hediye ederek yeni bir dönemi başlatacağız. Buna yürekten inanıyorum. Zira, değişmez gerçek şudur: Eğer inanıyorsanız en üstün sizsiniz. Zafer inananlarındır ve zafer yakındır inşallah; bundan hiç kimsenin ama hiç kimsenin şüphesi olmasın.

Bu duygu ve düşüncelerle yüce Meclisi saygıyla selamlıyor, Kadir Gecenizi ve Ramazan Bayramı’nızı tebrik ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Başkanım, bayram tebriğini yaptığına göre, demek ki bugün Sayın Akbaşoğlu daha konuşmayacak.

BAŞKAN - Grup Başkan Vekillerine teşekkür ediyorum süreye uydukları için.

Bugün, inşallah, kanunu hep birlikte halledeceğiz diye düşünüyorum artık.

Sayın milletvekilleri, gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

İYİ Parti Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

 

 

 

29/4/2021

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 29/4/2021 Perşembe günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

  Dursun Müsavat Dervişoğlu

İzmir

       Grup Başkan Vekili

Öneri:

Aksaray Milletvekili Ayhan Erel ve 19 milletvekili tarafından TRT'nin kamu yayıncılığına geri dönebilmesi, tarafsızlık ilkesine uygun bir yayın politikası geliştirebilmesi amacıyla 29/4/2021 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 29/4/2021 Perşembe günkü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN - İYİ Parti grup önerisinin gerekçesini açıklamak üzere Aksaray Milletvekili Sayın Ayhan Erel konuşacak.

Buyurun Sayın Ayhan Erel Bey. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA AYHAN EREL (Aksaray) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, yüce Türk milleti; İYİ Parti olarak TRT'nin tarafsızlık ilkesine uygun bir yayın politikasına geri dönebilmesi amacıyla vermiş olduğumuz araştırma önergesi hakkında söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

TRT kendi internet sitesinde yayın ilkelerini şu şekilde belirtmiştir: Anayasa’nın 133’üncü maddesi ve 2954 sayılı Türkiye Radyo ve Televizyon Kanunu uyarınca tarafsız bir kamu tüzel kişiliğine sahip Türkiye’nin tek kamu  yayın kuruluşu olarak yayınlarımızın tarafsızlığı esastır.

Şimdi, TRT’nin ne kadar tarafsız yayın yaptığına dair son günlerde yapılan bir haberi sizlerle buluşturmak istiyorum: Amerika Birleşik Devletlerinin iftira soykırımı yalanına karşı Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabul edilen tezkerenin haberi TRT ekranlarında yayınlanmıştı ancak bu haber yapılırken nedense bazıları İYİ Partinin güneşinden, İYİ Partinin yükselmesinden, İYİ Partinin Türk milletine gönül kurmasından rahatsız olmuşlar ki İYİ Partinin logosunu bu haber sitesinde haber bültenine koymamışlardır. Yazıklar olsun TRT’ye! (İYİ Parti sıralarından alkışlar) Milletin parasıyla, milletin geçim kaynaklarından kısarak elektriğinden elde ettiği parayla yayın yapan TRT’ye yazıklar olsun!

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yine TRT’nin tarafsızlığı hakkında Şubat 2019 bültenlerine baktığımızda AK PARTİ’ye elli saat, İYİ Parti’ye ise sadece bir saat; aleyhte AK PARTİ’ye hiç yayın yok, İYİ Parti’ye yetmiş iki dakika. Yayınlanan raporlar, TRT’nin tarafsızlığını ortaya koymaktadır. İYİ Partinin gerçekleştirdiği grup toplantılarında her hafta Sayın Genel Başkanımız her kesimden bir kişiyi kürsüye çıkararak doğrudan doğruya vatandaşın derdini anlatmasını sağlamaktadır ancak TRT’de kendi vatandaşından, kendi yurttaşından, kendi vatandaşının sesinden, derdinden rahatsız olduğu için bunu kesmektedir. Ey, TRT iktidara yandaşlık, yağdanlık, candaşlık yapmana gerek yok. Bu işi sizden çok daha iyi yapan özel televizyon kanalları var, sen onlara özenme; sen parasıyla yayın yaptığın, çoluğuna çocuğuna ekmek götürdüğün milletin sesi ol. (İYİ Parti sıralarından alkışlar) İktidarın değil, devletin televizyonu ol. Milletten aldığın paralarla yayın yapıyorsun ama milletin sesini kesmeye çalışıyorsun. Milletin sesini, İYİ Partinin sesini ancak kanallarında kesebilirsin. Şu bir gerçek ki bir güneş gibi Anadolu’nun ufkunda doğan İYİ Partinin ve onun çok kıymetli ve değerli Genel Başkanı Sayın Meral Akşener’in Türk milletinin gönlüne her geçen gün daha da yerleşmesine, umutsuzluğun en koyu karanlığında bir güneş gibi doğmasına TRT dâhil  hiçbir beşerî güç engel olamayacaktır. (İYİ Parti sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) TRT’den milletin sesini kesebilirsin ama başta İYİ Partiye oy veren 5 milyon vatandaşımız olmak üzere 84 milyon vatandaşın kalp atışlarını kesebilir misin, nefesini kesebilir misin? Ekranlarında yer vermediğin İYİ Partiye oy veren 5 milyon vatandaştan çeşitli yollarla televizyona aktarılan paralar TRT’ye zehir zıkkım olsun, burnunuzdan fitil fitil gelsin. (İYİ Parti sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Geçmediğimiz köprü, otoyol ve tüneller ile uçmadığımız havaalanına ödenen paralar gibi seyretmediğimiz TRT’ye cebimizden para ödemek zorunda mıyız?

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bünyesinde 7 bine yakın personel barındıran TRT’nin dışarıdan sağlanan fayda ve hizmetlere 2019 yılında 1.6 milyar lira harcadığı ortaya çıkmıştır. Bu paraların kime harcandığı, hangi yandaş firmalara, hangi candaş danışmanlara verildiği herkesçe malumdur. Sadece yayında taraf değil aynı zamanda peşkeşte de taraf olduğu ortaya çıkmaktadır. Ey TRT, Eskil çöllerinde kızgın güneş altında eli nasırlı, bağrı yanık çiftçi Mehmet amcanın tarla sulamasında kullandığı elektrikten aldığın parayı birilerine peşkeş çekeceksin. (İYİ Parti sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar).

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

AYHAN EREL (Devamla) – Ondan sonra da kürsüye çıkan çiftçinin sesini keseceksin. Milletin parasıyla yayın yapan devlet televizyonunda bu olmamalıdır. Milletim ve yüce Türk milleti adına TRT’yi kınıyorum. TRT’yi Anayasa ve kanunda belirtilen nitelikler dâhilinde yayın yapmaya davet ediyorum; milletin sesi, devletin sesi ol diyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (İYİ Parti ve CHP sıralarından alkışlar)

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Vekilim, TRT değil AKT, AKT!

BAŞKAN – Halkların Demokrat Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Hakkı Saruhan Oluç.

Buyurun Sayın Oluç. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; demek ki herkesin başına geldiğinde bazı gerçekler fark ediliyormuş. Çünkü biz bu konuyu, hatırlıyorum, burada TRT ve RTÜK konusunu defalarca dile getirdik. TRT’nin eşitsiz yayın yaptığını, TRT’nin sarayın televizyonu gibi çalıştığını defalarca dile getirdik. RTÜK’le ilgili eleştirilerimizi defalarca dile getirdik ancak herkes başına geldiğinde fark ediyormuş. Tabii ki buna karşı birlikte mücadele etmek gerekiyor çünkü TRT, taraflarında, yayınlarında tarafsız olmak zorunda olan bir kamu yayıncısıdır. 2954 sayılı TRT Kanunu’nun yayın esasları başlıklı 5’inci maddesinin (k) bendinde der ki: “Haberlerin toplanması, seçilmesi ve yayınlanmasında tarafsızlık, doğruluk ve çabukluk ilkeleri geçerlidir.” Geçerli mi TRT’de? Değil. (m) bendinde der ki: “Tek yönlü, taraf tutan yayın yapmamak ve bir siyasi partinin, grubun, çıkar çevresinin, inanç veya düşüncenin menfaatlerine alet olmamak gerekir.” Alet oluyorlar mı? Tam olarak alet oluyorlar. Yani iktidarın bir aracı, sopası olarak çalışıyorlar aynen.

Peki, TRT’yi denetlemesi gereken hangi kurum var? Radyo ve Televizyon Üst Kurulu değil mi, RTÜK? Peki, RTÜK TRT’yi denetliyor mu? TRT’nin bu taraflı yayıncılığını denetliyor mu, eleştiriyor mu? Tarafsızlığı, doğruluğu ve çabukluğu uygulamamasını eleştiriyor mu, denetliyor mu? Hayır. RTÜK de aynı kafada olduğu için, RTÜK sadece muhalif olan yayınlara bazı cezalar verdiği için, iktidara muhalif olan yayınların sesini kesmeye çalıştığı için TRT'yi tabii ki denetlemiyor ve TRT, aslında RTÜK'ün “Yayınları, siyasi parti ve demokratik gruplarla ilgili fırsat eşitliği ilkesini göz ardı eden, kamuoyunun özgürce kanaat geliştirmesini engelleyen nitelikte olmaması gerekir.” kuralına rağmen tam tersini yapıyor ve RTÜK, TRT'nin bu şekilde yayın yapmasını sağlıyor. Biz defalarca bunu eleştirdik. Bakın, 7 Haziran 2015’ten bu yana son 6 genel ve yerel seçimlerde ve referandumda da dâhil olmak üzere iktidar partisinin resmî yayın organı gibi davrandı TRT. Hatta 7 Haziran ve 1 Kasım seçimlerinde Yüksek Seçim Kurulunun seçim dönemi yayın ilkelerini ihlal ettiği için Yüksek Seçim Kurulu tarafından da TRT’ye yaptırım uygulandı ama RTÜK sessiz, TRT aynı kafada devam ediyor. TRT, mesela -bu, araştırma önergesinde yazılmamış ama- HDP’nin grup toplantılarına yer vermediği gibi HDP’nin haberlerine de yer vermiyor. Dolayısıyla, tam tamına taraflı bir yayıncılığı bütün haşmetiyle sürdürüyor ve TRT'nin Genel Müdürü iktidarın bir Genel Müdürü gibi davranıyor ve aslında kamu kaynaklarıyla kendini finanse eden TRT, kamu kaynaklarıyla…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) 

BAŞKAN - Tamamlayalım lütfen.

METİN GÜNDOĞDU (Ordu) – Nerenin genel müdürü?

HAKKI SARUHAN OLUÇ (Devamla) – “Nerenin Genel Müdürü?” mü dediniz? “Adalet ve Kalkınma Partisinin Genel Müdürü.” demiş olayım.

METİN GÜNDOĞDU (Ordu) – İktidarın Genel Müdürü, iktidarın.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (Devamla) – İktidarın Genel Müdürü…

METİN GÜNDOĞDU (Ordu) – İktidarın Genel Müdürü…

BAŞKAN – Sayın Gündoğdu, şimdi konuşacaksınız, cevap verirsiniz.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (Devamla) - …ve Adalet ve Kalkınma Partisinin Genel Müdürü olarak davranıyor ve TRT’yi de aynı zamanda iktidarın ve Adalet ve Kalkınma Partisinin bir yan organı gibi kullanıyor. Bu, çok açık, net ortada.

Vatandaşların vergileriyle maaşlarını alan ve vatandaşların vergileriyle kurumun ayakta durmasını sağlayan sisteme rağmen TRT aslında vatandaşların çok önemli bir kısmının haberlerini, görüşlerini yok sayıyor ve tamamen iktidarın direktifleri ve talimatları doğrultusunda bir iktidar yayını olarak görevini sürdürüyor; bir kamu aracı olmaktan tamamen çıkmıştır. O nedenle bu araştırma önergesini önemli görüyoruz ve bu konunun araştırılması gerektiğini söylüyoruz.

Teşekkür ederim. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz talep eden İzmir Milletvekili Sayın Ahmet Tuncay Özkan.

Buyurun Sayın Özkan. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA AHMET TUNCAY ÖZKAN (İzmir) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; hepinizi saygıyla selamlıyorum, şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum; Covid nedeniyle yaşamını yitiren dostlarımıza, bütün vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet diliyorum; hastalarımıza, yaralılarımıza acil şifalar diliyorum.

AK PARTİ Grubunda beni dinleyen saygıdeğer arkadaşlarıma bir şey sormak istiyorum –Grup Başkan Vekillerimiz de buradalar- TRT’yi açtınız bir gün “AK PARTİ’nin yalanları” diye bir yayın gördünüz; tepkiniz ne olur, ne yaparsınız?

İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) – AK PARTİ yalan söylemez ki.

AHMET TUNCAY ÖZKAN (Devamla) – “AK PARTİ yalan söylemez.” diye ilk yalanı söyledin.

Vicdan sahibi olmak, insan olmanın birinci kuralıdır, vicdan sahibi olacağız.

“Cumhuriyet Halk Partisinin yalanları” diye yayın yapıyor, film yayınlıyor, YouTube sitesine girin hâlen orada duruyor; TRT yapıyor bunu, sosyal medyasında bunu yaygınlaştırıyor. Diğer AK PARTİ’li arkadaşlarımıza da soruyorum, MHP’ye, HDP’ye, İYİ Parti’ye, burada bulunan bağımsız arkadaşlarımıza da soruyorum. TRT hepimizin kurumuysa, bir vicdani doğruluk arıyorsak böyle bir yanını kabul edemeyiz arkadaşlar; CHP iktidarında da kabul edemeyiz, öyle bir şey olamaz, böyle bir şey yapılamaz; yapılırsa orası çürümüş demektir. İnternet sitesine girersiniz, yayının devamlılığını görürsünüz.

Peki, bunu kim denetleyecek? RTÜK denetleyecek. Peki, RTÜK, TRT hakkında denetim faaliyetini yerine getirebiliyor mu, bir tek rapor düzenlenmiş mi? Hayır. RTÜK’te düzenlenmiş bir tek rapor yok.

Peki, Hakan Şükür, FET֒cü; Hakan Şükür’le ilgili iddianame var, Hakan Şükür’le ilgili ana iddianamede bölüm var, TRT’den aldığı para da eleştiriliyor ve orada da “Bu suç vardır, kayrılmıştır.” diyor. Peki, diyor da, Hakan Şükür suçlu da parayı verenler, ona tahsis edenler, kamu olanağını ona gönderenler? Herhangi bir işlem yok arkadaşlar, herhangi bir işlem yok.

RTÜK’e; Atatürk’e ve cumhuriyet değerlerine, kahramanlarımıza, cumhuriyeti, bu ulusu bize bahşedenlere hakaret konusunda -TRT Çocuk dâhil olmak üzere- vatandaştan gelen şikâyet sayısı 2 binden fazla; RTÜK bir tek dosya düzenleyebilmiş değil. TRT Çocuk dâhil olmak üzere, şikâyet var, 2.672 şikayet var, bir tek dosya düzenlemiş değil, TRT yapmıyor bunu. Muhalefet partisi Genel Başkanımız Sayın Kemal Kılıçdaroğlu, milletvekilleri, diğer muhalefet partileri; 584 adet vatandaş şikâyeti var, 35 tane rapor düzenlenebilmiş sadece.

Arkadaşlar, RTÜK seçimi yapıldı. RTÜK seçimi bütün medyada haber oldu, haber olmadığı tek yer var. Neresi orası biliyor musunuz? TRT.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

AHMET TUNCAY ÖZKAN (Devamla) – Tabii efendim.

RTÜK Başkanı Sayın Ebubekir Şahin ile TRT Genel Müdürü İbrahim Eren arasındaki çatışmadan dolayı, bir kamu yayıncılığı yapan, haber, bilgi vermesi gereken TRT RTÜK’ü görmedi. Biriniz eleştirdiniz mi? “Niye yapıyorsun kardeşim, babanın çiftliği mi? Bu halk RTÜK’te seçim olduğunu TRT’den öğrenemez mi? Niye vermiyorsun bu yayını?” dediniz mi? Denilemiyor.

Efendim, TRT Genel Müdürünü görevden alacaksınız. Yasasına göre görevden almanın bir tek yolu var; TRT Kanunu “Tarafsızlığını kaybettiği gün düşer.” diyor. Peki, kim düşürecek? RTÜK düşürecek. RTÜK yapar mı böyle bir şey? Yapmaz. Peki, RTÜK yapmazsa vicdanlar kanamaya devam etmez mi? Eder. Peki, bugün bize iyi gelen, yarın size iyi gelmezse; bugün size iyi gelen, yarın bize iyi gelmezse; bu düzen böyle devam ederse bu ulusun geleceğini nasıl kurtaracağız arkadaşlar?

Saygıyla selamlıyorum sizi. (CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına söz talep eden Ordu Milletvekili Sayın Metin Gündoğdu.

Buyurun Metin Bey. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA METİN GÜNDOĞDU (Ordu) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

İYİ Partinin TRT’nin tarafsızlık ilkesiyle ilgili grup önerisi hakkında grubum adına söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

TRT son yıllarda küresel ölçekte ülkemizi aktif bir şekilde temsil etmekte ve güçlü yayın politikası ortaya koymaktadır. TRT son yıllarda millî ve manevi değerlerimizi önemseyen çok kaliteli yapımlar ortaya koymaktadır. Bunlar küresel alanda takdir görmektedir. TRT’nin yapmış olduğu diziler Türk dünyasında, Orta Doğu’da ve Avrupa’da dikkatle takip edilmektedir. Vermiş olduğunuz araştırma önergesinde bahsetmiş olduğunuz hususlara gelince…

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Japonya esnafının derdini düşünüyor.

METİN GÜNDOĞDU (Devamla) – … Bir kere bu veriler sağlıklı değil. Bu rakamlar hangi TRT kanalının verisi? TRT’mizde 14 tane kanal var; hangi TRT’den bahsediyorsunuz? Altı boş bir söylem. Sansasyonel haberleriyle malum gazetenin haberini getirip burada soru önergesine dönüştürmek doğru değil. “İYİ Parti aleyhine şu kadar haber yapıldı.” diyorsunuz. TRT Haber’de İYİ Partiyi eleştiren, İYİ Partiyi kötüleyen bir tane haber gösterin. Ben de izliyorum İYİ Partiye çakan haber falan görmüyorum.

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Çakan mı?

METİN GÜNDOĞDU (Devamla) – Yalan dolan rakamlarla mağduriyet oluşturuyorsunuz. Evet, İYİ Partiyle ilgili sadece olumlu şeylerden bahsetsinler mi istiyorsunuz? Mesela Ümit Özdağ’ın istifasını haber yapmasın mı diyorsunuz? Mesele Ümit Özdağ’ın İstanbul İl Başkanına “FET֒cü” demesini haber yapmasın mı diyorsunuz? TRT’ye “Bunları haber yapmayın.” diyemezsiniz.

FAHRETTİN YOKUŞ (Konya) – Yazıklar olsun!

METİN GÜNDOĞDU (Devamla) – Bu editöryal bağımsızlığa müdahale olur. Bunları herkes haber yapar ve buna “aleyhte haber” diyemezsiniz. Mitinglerle ilgiliyse bu ülkede AK PARTİ kadar miting yapmıyorsunuz sonra “Bize ne kadar az yer veriyorsunuz.” diyorsunuz. Seçim döneminde günde 3 defa miting yapacaksın, halkın önüne çıkacaksın sonra da kanallar da sana yer verecek. Matematik basit; seçim zamanlarında meydanlardan kaçıp grup konuşmalarında vatandaşlarımıza mizansen yaptırıyorsunuz, sonra da -hatta vatandaşlarımız da değil, kendi üyeleriniz, vatandaşımızı ayırıyorum burada- kendi üyelerinize mizansen yaptırıyorsunuz, “TRT yayını kesiyor” diye sitem ediyorsunuz.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Onlar vatandaş değil mi?

METİN GÜNDOĞDU (Devamla) – Hiçbir kanal sizin grup konuşmalarınızdaki mizansenlerinizi yayınlamak zorunda değil.

Bir de “Logomuzu göstermiyor.” demişsiniz. Bütün İYİ Partililerden spikerlerin arkasındaki ekranı… İYİ Parti haberlerinde spikerlerin arkasındaki bütün logoları görüyorum.

AYHAN EREL (Aksaray) – Ben göremiyorum.

Sayın Başkan, buradaki logoyu gösterebilir misiniz?

METİN GÜNDOĞDU (Devamla) – Onu da sordum. Sordum ve bana şu cevabı verdiler: “Bahsettiğiniz haberde logonuz sehven ekrana gelmemiş.” O gösterdiğiniz görselde hangi partinin logosu var? Sadece 1 siyasi partinin yok.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

AYHAN EREL (Aksaray) – Burada AK PARTİ, Milliyetçi Hareket Partisi, Cumhuriyet Halk Partisi var; tezkereye “evet” diyen İYİ Partinin logosu yok. Gerçekleri saptırmayın, ben belgeyle konuşuyorum.

BAŞKAN – Sayın Erel…

METİN GÜNDOĞDU (Devamla) – Evet, devamında sehven yayınlanmadığı söyleniyor. Ama siz sanki bir sehven yayını sürekli tekrarlanıyormuş gibi burada deklare etmeniz doğru değil. Ben TRT’nin yapmış olduğu bütün haberlerde sizin logonuzun olduğunu ben görüyorum.

Bakın arkadaşlar…

AYHAN EREL (Aksaray) – Aynı gözle bakmıyor muyuz, ben niye görmüyorum?

METİN GÜNDOĞDU (Devamla) – TRT’nin tarafı bellidir. TRT halkın tarafındadır, TRT ülkemizin menfaatleri tarafındadır. TRT milletin hassasiyetlerine karşı taraftır, TRT Türk milletinin tarafıdır. Bırakın artık bu sözleri.

AYHAN EREL (Aksaray) – Milletin şerefli bir mensubuyum, mensup olmaktan da gurur duyuyorum.

METİN GÜNDOĞDU (Devamla) – Bir de bir siyasi partiden KİT Komisyonu toplantısında bir arkadaşımız çıktı, dedi ki: “TRT bizi hiç vermiyor.” Ben de o zaman aynı Komisyondaydım, dedim ki: Ağabey, söylediğiniz sözü iyi tartın, TRT sizi niye vermiyor? Daha geçenlerde TRT’ye röportaj verdin, ben de bunu gördüm deyince ses çıkaramadı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Arkadaşlar, TRT Türk milletinin, TRT hepimizin, TRT Genel Müdürü de bu millete hizmet eden ve bu millet için çalışan biri.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AYHAN EREL (Aksaray) – İYİ Partiye oy veren vatandaş Türk milletine mensup değil mi?

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Gündoğdu.

METİN GÜNDOĞDU (Devamla) – Dün TRT genel müdürlerini kim atadıysa TRT genel müdürleri aynı metotla atanmaktadır.

Teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, İYİ Parti sıralarından gürültüler)

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Sayın Başkan…

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Önce Sayın Dervişoğlu’nun söz talebi var.

Sayın Dervişoğlu, niye söz talep ettiniz?

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Efendim, hatip…

BAŞKAN – Buyurun.

 

 

 

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Efendim, hatip partimizle alakalı olarak “TRT’de yapılan yayınlarda İYİ Parti’nin aleyhinde yapılan açıklamaları vermesin mi?” dediği için doğrudan bir sataşma niteliği taşıyor. Kürsüden de olabilir…

BAŞKAN – Ben kürsüden size 69’a göre iki dakika söz veriyorum.

METİN GÜNDOĞDU (Ordu) – Sataşmaya mahal vermeyelim.

BAŞKAN - Buyurun. (İYİ Parti ve CHP sıralarından alkışlar)

 

 

 

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Asla vermem.

Şimdi, biz bir iddia ortaya atmış değiliz yani TRT’nin yayınlarıyla alakalı olarak Türkiye’nin birçok yerinde zaten haksızlıktan, hukuksuzluktan ve adaletsizlikten bahsediliyor. Taraflı yayın yaptığından bahsediliyor. Kaynaklarının ve imkânlarının doğru bir biçimde kullanılmadığından bahsediliyor. Burası da Türkiye Büyük Millet Meclisi…

METİN GÜNDOĞDU (Ordu) – Ama belgeli değil Sayın Başkanım.

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (Devamla) – Anlatalım işte.

BAŞKAN – Sayın Gündoğdu, müsaade edin.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Sadece rivayetler.

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (Devamla) – Şimdi, muhtelif rivayet de.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Evet, “muhtelif rivayet.”

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (Devamla) – Şimdi, rivayetler muhtelif olunca da siyasi partilere düşen görev ne oluyor? Ya, böyle muhtelif rivayetler var, o zaman gelin bunları araştıralım diyoruz. Şimdi, İYİ Parti olarak bir önerge veriyoruz, önergemizin haklı gerekçelerini anlatıyoruz, diğer siyasi partiler de TRT tarafından uğradıkları mağduriyetleri ifade ediyorlar. Doğruyu nasıl bulacağız? Ben oradan konuşacağım, ben hakikat değilim ki hakikati arayan bir adamım. Sizin de benim gibi düşünmenizi istiyorum ve hakikati aramanızı arzuluyorum, o sebeple önergeyi veriyoruz. Mademki hakikat arıyoruz, o zaman İYİ Parti’nin bu araştırma önergesini kabul edersiniz, araştırma komisyonunda TRT’yi hep birlikte tartışırız, bunun mahzurlu bir yanı var mı? (İYİ Parti sıralarından alkışlar) Bunun için harareti artırmanın da bir anlamı…

METİN GÜNDOĞDU (Ordu) – Olmayan belgelerlerle araştırma yapılamaz.

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (Devamla) – Ya, normal, birtakım verileri veriyoruz. Ben böyle diyeceğim, iktidar partisisiniz, siz aksini söyleyeceksiniz ama biz burada Türkiye Büyük Millet Meclisinin kürsüsünden millete de hitabımızı sürdüreceğiz. Bir iddia ortaya koyuyoruz, karşı bir tez koydunuz, ben de kürsüden cevap verdim. Size tekraren söylüyorum, tekraren öneriyorum, tekraren istirham ediyorum: Bu araştırma önergesine “evet” oyu verin; takke düşsün, kel görünsün diyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – “Kel” demeyin ama kel mel yok.

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Ağabey, seninki tarama özrü.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sataşmadan söz isterim.

BAŞKAN – Sayın Özkoç, sataşmadan size de söz veriyorum, Dervişoğlu’nun son cümlesi nedeniyle.

Buyurun.

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Sayın Başkan, MHP Grup Başkan Vekili uyardı “Takkesi olmadığı için sataşma sayılmaz.” dedi.

 

 

 

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın AKP hatibini çok dikkatlice dinledim ama eminim kendisi de bana hak verecektir. Dünyanın hiçbir devlet televizyonu kendisinin kırmızı bültenle aradığı bir teröristi çıkarıp iktidar partisi lehine oy istetmemiştir, dünyada böyle örneği yoktur.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – TRT onu çıkarmak istemedi.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) –  Her şeyi bir kenara bırakın…

SALİH CORA (Trabzon) – Yalan konuşuyorsun, yalan!

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – …sadece bunu vicdanınıza sığdırıyorsanız ona göre cevabını verin, sadece bu.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkan…

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Kimse tenezzül etmez oy istemeye.

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Belli, belli! İstersen kayıtları verelim.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Evet, buyurun.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Açıklama yapmak üzere söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun.

 

 

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şunu ifade etmek isterim ki: TRT’nin kanunu, görevleri, yetkileri, çerçevesi, habercilikle ilgili kendi yaklaşımı bellidir. Dünyanın her tarafında neyin haber olup olmadığıyla ilgili çerçeve bellidir.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Cevap ver, “terör örgütü” için cevap ver!

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Bu kapsamda yapılan haberleri kendi bağlamından kopararak tamamen bir suçlamaya dönük atıflarla…

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Cevap ver “kırmızı bültenle aranan”a!

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – …gerçekle alakası olmayan…

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – “Abdullah Öcalan’ın kardeşi”ne cevap ver!

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – …devletin kendi politikaları çerçevesinde ortaya koyduğu habercilik anlayışının bir siyasi partiye hamledilmesi aslında devlet yönetiminden ne kadar uzak olunduğunun bir göstergesi olabilir.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Peki, teşekkür ederim.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özkoç.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Bak, hemen söz veriyorsunuz yani.

 

 

 

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Siyasi tarihim boyunca bu kadar anlamsız bir açıklama hiç görmedim, hiç; tamam mı arkadaşlar? Şimdi, diyor ki: “Devletin resmî haber anlayışı içerisinde…” Tamam mı? Kırmızı bültenle aranan bir örgütünden bir kişiyi orada konuşturuyorsun, Türkiye’nin Cumhurbaşkanı çıkıyor diyor ki: “Onun ben kırmızı bültenle arandığını bilmiyordum.” Muhammet arkadaşımız kalkıyor bununla ilgili devleti bize anlatmaya çalışıyor. Allah bunlara akıl fikir versin.

AHMET TUNCAY ÖZKAN (İzmir) – Amin.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Allah sizlere akıl fikir versin.

 

 

BAŞKAN – İYİ Parti grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Şimdi, 3 sayın milletvekiline göre 60’a göre yerlerinden birer dakika söz vereceğim.

Sayın Beko…

 

 

 

KANİ BEKO (İzmir) – Türkiye işçi sınıfının dünya emek hareketinin ve halkımızın uluslararası 1 Mayıs Uluslararası Birlik Dayanışma ve Mücadele Günü’nü kutluyorum. 1 Mayıs şehitlerini sevgi ve saygıyla anıyorum. Bugün, 1 Mayıs anması yapmak için bir çok arkadaşımız maalesef gözaltına alınmıştır, derhâl serbest bırakılmalıdır. Demokrasiyi, hukuku, evrensel temel hak ve özgürlükleri yok sayan saray rejimine karşı bu yılda her zamanki gibi demokrasimize sahip çıkmaya devam edeceğiz; işimiz, aşımız, geleceğimiz, özgürlüğümüz ve sağlığımız için 1 Mayıs’ta mücadelemizi sürdüreceğiz. Dünyayı ve ülkemizi etkisi altına alan pandemi sürecinde Covid-19 meslek hastalığı olarak kabul edilmelidir, Kod 29 ve ücretsiz izin zulmüne son verilmelidir, tüm çalışanlara bir an önce aşı yapılmalıdır, bu süreçte işsiz kalan işçilere asgari ücret düzeyinde maaş verilmelidir, emeklilerin bayram ikramiyeleri en az 1.500 lira olmalıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Fendoğlu…

 

 

 

MEHMET CELAL FENDOĞLU (Malatya) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; soykırım iftira ve iddiaları için mecliste kınamak yetmiyor. 25 Mayıs 2001 yılında, 57’nci hükûmet zamanında, liderimiz Sayın Devlet Bahçeli başkanlığında Asılsız Soykırımı İddialarıyla Mücadele Koordinasyon Kurulu yani ASİMKK kurulmuş olup devletimizin maruz kaldığı haksız ve asılsız iftiralar için soykırım iddialarına ilişkin çalışmalar yapmış ve başarılı da olmuşladır. Bugün Gazi Meclisimize ve Başkanlığınıza düşen bir görev var. 2001 yılında liderimiz Sayın Devlet Bahçeli’nin kurmuş olduğu Asılsız Soykırım İddiaları ile Mücadele Koordinasyon Kurulunun kurularak tekrar hayata geçirilmesidir.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Dinçel…

 

 

ŞEYHMUS DİNÇEL (Mardin) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Bugün, İzmir Milletvekilimiz, Sayın Ceyda Bölünmez Çankırı’nın danışmanı, değerli dostum ve hemşehrim Fahrettin Çiçek’i Covid-19 nedeniyle kaybettik. Mecliste bulunduğu iki dönem boyunca tanıştığı herkesin saygısını ve sevgisini kazanıp bizlere çalışkan, dürüst ve güzel bir insanın hatırasını miras bıraktı.

Başta saygıdeğer eşi ve 3 evladı olmak üzere tüm ailesine, bizlerin kahrını çeken fedakâr danışman arkadaşlarımıza ve yüce Meclisimize başsağlığı diliyorum. Allah rahmet eylesin, mekânı cennet olsun.

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

Okutuyorum:

 

 

 

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 29/4/2021 Perşembe günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

Hakkı Saruhan Oluç               

        İstanbul

Grup Başkan Vekili

Öneri:

29 Nisan 2021 tarihinde Siirt Milletvekili Grup Başkan Vekili Meral Danış Beştaş ve İstanbul Milletvekili Grup Başkan Vekili Hakkı Saruhan Oluç tarafından verilen (12695) grup numaralı “Kobani protestoları sırasında yaşanan ölümlerin akıbetinin araştırılması amacıyla” Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis Araştırması Önergesi’nin, diğer önergelerin önüne alınarak, görüşmelerinin 29/4/2021 Perşembe günkü birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi önerisinin gerekçesini açıklamak üzere söz talep eden Batman Milletvekili Sayın Mehmet Ruştu Tiryaki. (HDP sıralarından alkışlar)

Sayın Tiryaki, bir dakikayı da burada kullanın lütfen.

HDP GRUBU ADINA MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sizleri ve ekranları başında bizleri izleyen saygıdeğer yurttaşlarımızı sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Evet, henüz yaşamını yitirenlerin sayısında bile netlik olmayan 6-8 Ekim 2014 tarihinde yaşanan olayları araştırmak üzere Türkiye Büyük Millet Meclisi bünyesinde bir araştırma komisyonu kurulmasını öneriyoruz.

Diyebilirsiniz ki: “Bu konuda bir dava açıldı, 100’den fazla şüphelinin yargılandığı bir dava var. Bundan sonrasına mahkemeler karar versin.” Ancak ülkemizin tarihinde çok önemli dönüm noktalarını oluşturan ve öncesinde yargıya intikal etmiş olaylar hakkında daha önce de Türkiye Büyük Millet Meclisinde araştırma komisyonları kuruldu -1995’te oluşturulan Faili Meçhul Siyasal Cinayetleri Araştırma Komisyonu, 1996’da oluşturulan Susurluk Araştırma Komisyonu, 2016’da oluşturulan 15 Temmuz Darbe Girişimi Komisyonu gibi- ve dolayısıyla yargıya intikal etmiş olsa da 6-8 Ekim olayları hakkında Türkiye Büyük Millet Meclisinde halkın temsilcilerinden oluşturulan bir komisyon kurulması mümkündür.

Peki, gerekli midir? Bizce gereklidir çünkü iktidar ne olduğunu anlatmadan, neler yaşandığını anlatmadan ateşli silahlarla en az 27 üyesi, sempatizanı katledilen bir siyasi partiyi, partimizi, HDP’yi bu olayların faili olarak her gün, her gün, her gün ve yeniden hedef göstermektedir. Bizler yani bu olayları yaşayanlar, bu olayların mağdurları iktidarın halklarımızı büyük bir yalan bombardımanıyla karşı karşıya bıraktığını biliyoruz. Eğer iktidar bunun bir propagandadan ibaret olmadığını iddia ediyorsa, buna inanıyorsa, buyurun, bir araştırma komisyonu kuralım, nasıl olsa çoğunluğu iktidar mensubu milletvekillerinden oluşacak bu komisyonla gerçeği açığa çıkaralım.

Eğer bir komisyon kurulabilirse çok basit birkaç soruyu araştıracağız, yanıt bulmaya çalışacağız. 6-8 Ekim 2014 tarihi ve öncesinde Kuzey ve Doğu Suriye’de, Kobane’de neler yaşanıyordu? Kobane kentinde kimler yaşıyordu? Kobane kentinde kimler çatışıyordu? HDP MYK’si 6-8 Ekim olayları öncesinde ve devamında hangi kararları aldı? Hangi çağrıları yaptı? Bu çağrıların olaylara etkisi oldu mu? AKP Genel Başkanı “Kobani düştü düşecek.” derken neyi kastediyordu? Kürt halkı bu değerlendirmeye karşı hangi tepkiyi gösterdi? Bu değerlendirmenin olayların seyrine bir etkisi oldu? Olaylar büyürken ve insanlar yaşamını yitirirken HDP yönetimi ile İçişleri Bakanlığı ve güvenlik bürokrasisi arasında bir iletişim kuruldu mu? Kurulduysa neler görüşüldü? 6-8 Ekim olayları nedeniyle kaç kişi yaşamını yitirdi? Bu olaylar nedeniyle hepsiyle ilgili soruşturma başlatıldı mı? Başlatıldıysa ceza davası açıldı mı? Açıldıysa yaşamını yitirenlerin katilleri, failleri bulundu mu?

Evet, Türkiye Büyük Millet Meclisi bünyesinde bir araştırma komisyonu kuralım ve bu sorulara hep birlikte yanıt arayalım. Anımsarsanız 2014 öncesinde DEAŞ çok kısa bir süre içerisinde Irak’ın üçte 1’ini, Suriye'nin üçte 2’sini ele geçirmişti, Irak’ın 2’nci büyük kenti olan Musul’u üç gün içerisinde ele geçirmişti. DEAŞ militanları, DEAŞ üyeleri dünyanın dört bir yanında cinayetler işliyordu, katliamlar gerçekleştiriyordu. Karşılarında ilk ve büyük direniş Kuzey Suriye'nin Kobane kentinde gerçekleşti, Kürtler, Kobane’de yalnız kendileri için değil aslında bütün Irak için, bütün Suriye için, bütün Orta Doğu için ve büyük insanlık için bir mücadele yürütüyordu. Fakat her gün mevzi kaybediyordu, Kürtler vatanlarını, yurtlarını korurken her gün onlarca şehit veriyordu. İşte, bu koşullarda yalnız Türkiye'de değil dünyanın dört bir yanındaki Kürtler, Kobane için destek istiyordu, HDP'de Kobane’ye destek ve insani bir koridor açılmasını istiyordu ve bu insani koridorun açılabileceği tek yer Türkiye'nin Mürşitpınar Sınır Kapısı’ydı, HDP'de iktidara bu çağrıyı yapıyordu. Aslında, protestolar HDP'nin çağrısı üzerine değil çok daha önce başlamıştı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayalım lütfen.

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Devamla) - HDP protestolar devam ederken yalnızca resmî hesabından bir “tweet” paylaştı, Kobani’ye ambargo tutumunu protesto etmek üzere halkı demokratik protestoya çağırdı. Peki, bu “tweet” suç olarak nitelendirilebilir mi? Nitelendirilemez. Aralık 2020’den itibaren nitelendirilemez, çünkü bu “tweet” Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Büyük Dairesi tarafından değerlendirildi ve bunun, düşünce, ifade özgürlüğü kapsamında olduğu söylendi. HDP’nin suçlanması insani açıdan kabul edilemez, çünkü HDP’nin çağrısı “Bir halkın yok edilmesine seyirci kalmayın.” çağrısıdır, “İnsanlık düşmanı DEAŞ’ı durdurun.” çağrısıdır. HDP’nin suçlanması, az önce söylediğim nedenle hukuksal olarak da temelsizdir. Eğer iktidar DEAŞ’ın yenilmesinden rahatsız değilse eğer iktidar Kürt halkının Kobani’de bir soykırıma uğramamış olmasından rahatsız değilse -ki El Bab’ta, Cerablus’da DEAŞ’a karşı mücadele ettik.” derken bunu söylüyor- gelin bu önergeye destek verin ve 6-8 Ekimde neler oldu hep beraber ortaya çıkaralım diyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz talep eden Ankara Milletvekili Sayın Levent Gök.

Buyurun Sayın Gök. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Halkların Demokratik Partisinin vermiş olduğu önergede bir husus çok önemli. Önergede HDP heyeti, 6-8 Ekim 2014 tarihinde meydana gelen olaylarda, 43 kişinin hayatını kaybettiği olaylarda zamanın İçişleri Bakanıyla bir görüşme yaptıklarını ve İçişleri Bakanının HDP heyetine “Güvenlik güçleri içerisinde kontrol edemediğimiz güçler var.” dediğini ifade ediyor. Bunu hepimiz çok önemsemeliyiz ve ciddiye almalıyız değerli arkadaşlarım.

Şöyle bir kronolojik sıraya tabi tuttuğumuzda nereden nereye gelindiğinin görünmesi açısından bazı tarihsel olayları hatırlatmakta yarar görüyorum. IŞİD 2014 Eylülde Kobani'ye saldırıyor, Türkiye'de o zaman bir çözüm süreci devam ediyor. Sayın Erdoğan 7 Ekimde “Dışarıdaki ülkelerin Kobani’ye bir hava harekâtı yapmasının yararsız olacağını, kara harekatı olmadıkça hava harekâtının başarıya ulaşamayacağını ve Kobani düştü, düştü.” diyor sayın milletvekilleri. Bu sözden sonra yani 7-8 Ekim 2014 olayları oluyor on beş gün sonra 20 Ekim 2014 tarihinde peşmerge güçlerinin Irak'a geçişine, Kobani’ye geçişine izin veriyoruz hükûmet olarak. O zaman Sayın Erdoğan diyor ki: “Ben, Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Obama'yı ikna ettim, peşmergenin geçişi buradan zorunludur.” diyor. Ne zaman söylüyor? 20 Ekim 2014’te yani olaylardan on beş gün sonra. Dışişleri Bakanı Sayın Mevlüt Çavuşoğlu’da 22 Ekim 2014 tarihinde “Biz kara harekatı yapamayız, PYD’ye silah vermeyiz ama peşmerge de Irak'ta bir güçtür ve PYD’ye de destek vermek istiyor, bizim için bu meşrudur.” deyip peşmergeye nasıl izin verdiklerini açıklıyor.

Değerli arkadaşlarım, olaylar oluyor, bu olaylar yaşanıyor, peşmerge geçiyor ve tam beş ay sonra, 7-8 Ekim olaylarından sonra Dolmabahçe mutabakatı imzalanıyor 28 Şubat 2015’te ve daha sonra ne oluyor? 1 Mart 2015’te imralıdan gelen silahların bırakılması çağrısı ve 11 Mart 2015 tarihinde bu olaylardan tam altı buçuk ay sonra Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın “Ben silahlarının bırakılması önerisini destekliyorum.” dediği bir süreç var. Yani 7-8 Ekim olayları olurken o zamanki hükûmetle HDP arasında görüşmelerin sürdüğü ve bir sürecin yürüdüğü belli. O zaman ses çıkarılmıyor 7-8 Ekim olaylarında, ne olduysa. Ama tam altı buçuk ay sonra, çözüm sürecinin sonlanmasından sonra bu hadiselerde karşılıklı suçlamalar başlıyor. Diyeceğim odur ki değerli arkadaşlarım, daha sonra da bu olaydan 7-8 Ekim olaylarından…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

LEVENT GÖK (Devamla)  - …tam yedi ay sonra da 21 Mart 2015  tarihinde Diyarbakır'da imralı'dan gelen nevroz mektubu okunuyor. Şimdi, arada tam yedi aylık süreç var. Bence, bu sürecin, gerçekten hakikatlerin ortaya çıkması çok önemli. Bu süreçte gerçekten güvenlik güçlerinin kontrol edemediği güçler var mı? Nedir bu güçler, kimdir? Bu süreç 7-8 Ekim olaylarına yürüdüyse ondan sonraki ilişkiler nasıl cereyan etmiştir? Kamuoyunun ve milletimizin bunu öğrenmeye, bilmeye hakkı vardır.

Türkiye Büyük Millet Meclisinin 27’nci Döneminde şu ana kadar tam 9 tane araştırma önergesi kabul edildi. Değerli arkadaşlarım, Türkiye Büyük Millet Meclisi, halk adına denetim yapan bir organdır ve böylesi önemli konuları da geçiştiremez. Dolayısıyla Halkların Demokratik Partisinin verdiği bu önergeyi çok da önemsediğimizi ve destek verdiğimizi ifade ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına söz talep eden Bartın Milletvekili Sayın Yılmaz Tunç.

Buyurun Sayın Tunç. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; HDP grup önerisi hakkında AK PARTİ Grubu adına söz aldım. Bu vesileyle Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, 6 Ekim 2014 tarihinde DEAŞ teröristlerinin Ayn el Arap’a, diğer adıyla Kobani’ye saldırması sonrası, PYD terör örgütü Ayn el Arap’ı korumak bahanesi ve kendini meşrulaştırma amacıyla uluslararası güçlerden destek talebinde bulunmuş, PKK, KCK terör örgütü elebaşlarının da aynı yönde talepleri olmuştur.

HDP’li yöneticilerin sosyal medya ve bazı basın-yayın organları üzerinden insanları sokaklara eylem yapmaya çağırmaları neticesinde başlayan protestolar sonrasında 6-7-8 Ekim Kobani olayları olarak bilinen ve şiddetle sonuçlanan olaylar meydana gelmiştir. Bu olaylarda 35 il, 96 ilçe ve 131 yerleşim yerinde barikatlar kurulup yollar kesilmiş, uzun namlulu silah, molotof, taş ve sopalarla kamu binalarına ve araçlarına, ikametlere, iş yerlerine ve sivil insanlara saldırılar yapılmıştır. Neticede, 197 okul binası yakılmış, 269 kamu binası tahrip edilmiş, 1.731 ev ve iş yeri yağmalanmış, 1230 araç hasar görmüş fakat en önemlisi ve en acıklısı da bu olaylarda kurban eti dağıtan Yasin Börü ve arkadaşlarıyla birlikte 37 vatandaşımız hunharca katledilmiştir. Güvenlik güçlerimiz bu olaylarda şehit olmuş, 326 polis ve askerimiz, 435 vatandaşımız yaralanmıştır. Bu olaylar sonrasında ilk adli soruşturma 2014 yılında başlamış, olayların başlamasında ve büyümesinde HDP’li yöneticilerin çağrılarının da etkili olduğu gerekçesiyle hazırlanan iddianame Ankara 22. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilmiş ve duruşmalar da birkaç gün önce başladı. Dava dosyası 3530 sayfa iddianameyle, 324 klasör, delil ve eklerinden oluşuyor. Davada 2676 müşteki ve mağdur ile 37 maktul bulunuyor.

Değerli milletvekilleri, burada devam eden bir yargı süreci söz konusu. HDP grup önerisi devam eden bir yargı süreciyle ilgili olarak araştırma komisyonu kurulmasını talep ediyor. Anayasamızın 138’inci maddesinin 3’üncü fıkrası açık: “Görülmekte olan bir dava hakkında Yasama Meclisinde yargı yetkisinin kullanılması ile ilgili soru sorulamaz, görüşme yapılamaz veya herhangi bir beyanda bulunulamaz.” Bu konuda maddi gerçeği ortaya çıkaracak olan bağımsız yargıdır. Dosyadaki delilleri değerlendirecek olan, bu olayların başlamasında ve daha sonra şiddet olaylarına dönüşmesinde etkisi olup olmadığına ilişkin bu çağrıları değerlendirecek olan, bunların suç olduğunu değerlendirecek olan da yine bağımsız yargıdır. Bu nedenle Mecliste araştırma komisyonu kurulması Anayasamızın 2’nci maddesinde belirtilen hukuk devleti ilkesine aykırı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN  - Tamamlayalım lütfen.

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Yine 9’uncu maddesinde belirtilen yargı bağımsızlığı ilkesine, yargı yetkisi ilkesine aykırı. Yine, 138’inci maddesinde belirtilen bu konuda, yargıda görülmekte olan bir davayla ilgili mecliste görüşme açılamayacağına ilişkin 138’inci maddesine aykırı olduğu için bu konuda bir araştırma komisyonu kurulamayacağı kanaatindeyim.

Bu duygu ve düşüncelerle Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Halkların Demokratik…

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Oluç…

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Sayın Başkan, bir durumu kayıtlara doğru geçsin diye düzeltmek istiyorum.

İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) – Doğrusunu söyledi zaten.

BAŞKAN – Buyurun, kısa olsun lütfen çünkü bir sataşma yok.

 

 

 

HAKKI SARUHAN OLUÇ – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bakın, bu konu şöyle: Bu konuyu her tartıştığımızda aynı itirazla karşı karşıya kalıyoruz, sayın hatip bunu söyledi. Şimdi, bunun aksi örnekleri var, ben size söyleyeyim: 15 Temmuz, aksi örneği, değil mi? 15 Temmuz darbesi hakkında bu Mecliste bir araştırma komisyonu kuruldu ama o arada da mahkemeler başlamıştı. Hani, o komisyonun çalışması da bir türlü sonuçlanmadı, o ayrı bir konu ama onu bir kenara bırakıyorum şimdi. Dolayısıyla “Kobani 6-8 Ekim olaylarıyla ilgili olarak bu nedenle bir komisyon kurulamaz.” denemez. Biz defalarca araştırma önergesi verdik ve bu konu araştırılsın dedik; bu yıl değil üstelik, kaç yıldır bunu söylüyoruz, kaç yıldır ama kaç yıldır siz hep bunu reddediyorsunuz, araştırılmasın istiyorsunuz çünkü üstünü örtmek…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Oluç.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Son, cümlemi tamamlayayım.

BAŞKAN – Peki, sadece cümleyi tamamlayın, buyurun.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Teşekkür ederim.

Siz bunu hep reddediyorsunuz çünkü üstünü örtmek istediğiniz bir konu var ve üstünü örtmek isterken de burada bütün suçu, kabahati HDP’nin üstüne yıkmaya çalışıyorsunuz, bir siyasetiniz var, dolayısıyla yargıyı da bu nedenle kullanıyorsunuz.

O yüzden biz tekrar diyoruz: Bakın, o dönem İçişleri Bakanının söyledikleri dâhil olmak üzere Cumhurbaşkanından, Başbakandan, Başbakan Yardımcılarından Adalet Bakanına kadar, İçişleri Bakanına kadar herkesin söylediklerinin konuşulacağı, tartışılacağı, değerlendirileceği bir  araştırma komisyonunun kurulması, gerçekleri ortaya çıkaracaktır ve bu konuda kimin suçlu, kimin suçsuz olduğunu da çok açık bir şekilde ortaya koyacaktır.

Teşekkür ediyorum.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Biraz evvel hatibimiz bütün anayasal düzenlemelerle ilgili müdellel bir şekilde niçin komisyonun kurulamayacağını açıklamıştır.

BAŞKAN – Evet.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Bununla beraber, yargının talimatlandırıldığıyla ilgili bühtanı da asla kabul etmediğimizi, aslında tam tersine bir yaklaşımın var olduğunu da görmüş bulunmaktayız.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Peki, tutanaklara geçmiştir.

Teşekkür ediyorum.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Sayın Başkan ama bakın bir cümle, kayıtlara geçmesi için.

BAŞKAN – Sayın Oluç, Hatip konuşmasında hiç sataşma yapmadı, buna rağmen ben size iki dakika söz verdim. Onun için şimdi oylamaya sunuyorum.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Sayın Başkan, kayıtlara geçmesi için bir şey söylemek istiyorum, doğru değil. Ben şimdi buradaki konuşmamda yargının talimatlandırıldığına dair hiçbir cümle söylemedim.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Söylediniz, söylediniz.

BAŞKAN – Evet, söylemediniz evet.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Dün söyledim, dünkü tartışma.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – “Öyle siyasetiniz var.” dediniz.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Hayır, siyasi olarak konuyu…

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır. Okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

 

 

                                                                                                      29/4/2021

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu; 29/4/2021 Perşembe günü (Bugün) toplanamadığından, Grubumuzun aşağıdaki önerisinin, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                   Engin Özkoç

                                                                                              Sakarya Milletvekili

                                                                                              Grup Başkan Vekili

Öneri:

Ankara Milletvekili Yıldırım Kaya ve arkadaşları tarafından, öğretmenlere ek ders ücretlerinin yasalara aykırı bir şekilde kesilmesinin araştırılması amacıyla 27/4/2021 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis Araştırma Önergesinin (2534 sıra no.lu), diğer önergelerin önüne alınarak, görüşmelerinin 29/4/2021 Perşembe günlü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisinin gerekçesini açıklamak üzere Ankara Milletvekili Sayın Yıldırım Kaya.

Buyurun Sayın Kaya. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA YILDIRIM KAYA (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; iki gün sonra 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü kutlanacak. Adalet ve Kalkınma Partisi -hatırlarsınız- 1 Mayısı resmî bayram tatili olarak ilan ettiğini şaşalı bir şekilde açıklamıştı. O açıklamadan bu yana miting meydanlarında, alanlarda, caddelerde, sokaklarda işçi ve emekçiler ne yazık ki 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’nü kutlayamaz oldular ama onlara sözümüz olsun ki gün gelecek, devran dönecek Emek ve Dayanışma Günü şenliklerle, davullarla, zurnalarla bu ülkede emeğin hakkını aldığı gün olarak kutlanmaya devam edecek. Buradan emekçilerin bayramını kutluyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, 2021 bütçesi görüşülürken Millî Eğitim Bakanlığı bütçesinin yetersiz olduğunu, bu pandemi sürecinde yaşanan süreci yönetemeyeceğini, dolayısıyla bu bütçede hiç olmazsa bütçeden yatırımlara ayrılan payın Adalet ve Kalkınma Partisinin iktidara geldiği 2002 yılındaki yüzde 17,36 oranına çıkartılmasını söyledik ama reddedildi. Pandemi koşullarında ihtiyacı karşılayamazsınız dedik, dilimizde pelesenk oldu, ek bütçe talebimiz reddedildi. Geldiğimiz noktada ne yüz yüze eğitim öğretim yapılabildi ne de uzaktan öğretim yapılabildi.

Anayasal bir hak olan eğitim hakkı ekonomik durumu iyi olanlara verildi, ekonomik durumu kötü olanlar bu anayasal haktan yararlanamadı. Hakkâri Yüksekova’da dağın tepesinde eli titreyerek internete girmek için uğraşan çocuk ile evinde özel öğretmenle ders gören çocuk aynı sınava tabi tutuldu ve ortaöğretim başarı puanı bunun üzerinden hesaplanmak isteniyor. Öğretmenler kendi çocuğunun hayatını tehlikeye atarcasına uzaktan öğretime çaba sarf ettiler. Elinizi yüreğinize koyun, siz bu öğretmenlerin bu çabasını yok saydınız, onların sadece bir ders saatine, on sekiz liralık ders ücretine göz diktiniz. Allah’tan korkun, hiç mi vicdanınız yok? Bu öğretmen ne yapıyor biliyor musunuz? Derse girmek için bilgisayarı alıyor, internet paketini alıyor. Öğrencisinin laptopu olup olmadığını bilmiyor. Sizin dağıttık dediğiniz hiçbir bilgisayar ya da televizyon çocuğa erişmemiş. Öğretmen tüm hazırlığını yapar, daha sonra dersin başına geçer. Öğrencinin olup olmadığının sorumluluğu okul idaresindedir, millî eğitim müdürlüklerindedir, Millî Eğitim Bakanlığındadır. Eğer öğrenci EBA üzerinden derse girememişse siz öğretmenin ek ders ücretini kesemezsiniz. Bu bir vicdansızlıktır, bu bir adaletsizliktir. (CHP sıralarından alkışlar)

Siz bu süreci, eğer gerçekten hukuka uyacaksanız, kanunlara uyacaksanız… Ki uymuyorsunuz, Anayasa’yı dinlemiyorsunuz, yargı kararlarına uymuyorsunuz. Bakın, konuya ilişkin 2007 yılında Danıştayın 11. Dairesi bir karar vermiş, diyor ki: “Öğretmen hazırlığını yapar, öğretmenin ek ders ücreti sınıfa girmesi ya da öğrenciyle yüz yüze gelmesiyle bağlantılı değildir, hazırlığıyla ilgilidir.” diyor. “Hazırlığını yapmış olan öğretmene ek ders ücretini vermek zorundasın.” diye Danıştayın kararı var. Allah’tan korkun, bu Danıştayın kararına bari uyun. Bu öğretmenler zaten mağdur oldu, bu öğretmenlerin sorunlarını çözmediniz, 3600 ek göstergeyi vermediniz, öğretmen atamasını gerçekleştirmediniz, eğitim öğretim öğretmenle olur, öğretmen yoksa eğitim öğretim olmaz. 24 Kasımda her biriniz öğretmenlerinizin elini öpüyorsunuz, bırakalım şu işi, öğretmenlerin elini öpmek öğretmenlerin hakkını vermekle olur.

Bir başka sorun var, öğretmenlerin yüreğini acıtıyor: LGS ve YKS sınavları var. 6 Haziranda LGS sınavı yapılacak, 26-27 Haziranda da YKS sınavı yapılacak. Bu sınavlar on yedi günlük kapanmadan sonra yapılamaz, bu sınavlara öğrencinin hazırlık süreci olmamıştır, bu sınavların bu tarihlerde yapılmayacağını bugünden açıklamak zorundasınız. Eğer bunu açıklamazsanız öğrencileri, zaten eşitsiz olan koşullarda bir yarışa sokarsınız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

YILDIRIM KAYA (Devamla) – Sayın Başkanım, toparlıyorum.

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

YILDIRIM KAYA (Devamla) – Bakın, Millî Eğitim Bakanı Sayın Ziya Selçuk’un da talebi budur. Ortaöğretim başarı puanı bu YKS sınavlarına tabi tutulamaz çünkü ortaöğretim başarı puanının eşitlik ilkesini çiğnediğini biraz önce verdiğim örneklerde açıkladım. Dolayısıyla ortaöğretim başarı puanı kaldırılmalıdır.

Millî Eğitim Bakanlığına ek bütçe nasıl vereceğiz diye soracak olursanız, Millî Eğitim Bakanlığı bütçesi görüşülürken “Maarif Vakfına 486 milyon lira para aktarılacağı” söylendi ama 2 Şubatta Cumhurbaşkanı kararnamesiyle “1 milyar 231 milyon 98 bin liranın Türkiye Maarif Vakfına aktarılacağı” söylendi. Bunu yurt dışındaki okullar için yapacağınızı söylediniz. Ne oldu? Suudi Arabistan yurt dışındaki okulları kapattı. Ne yapacaksınız bu parayı? Gelin, bu parayı -1 milyar 231 milyon 98 bin lirayı- Millî Eğitim Bakanlığına ek bütçe olarak verelim, öğretmen sorununu çözelim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın, tutanaklara geçsin.

YILDIRIM KAYA (Ankara) – Son cümlem, bitiriyorum Başkanım.

Sarayın bütçesi -kaynak gösteriyorum- 21 milyar 500 milyondur, sarayın günlük harcaması 59 milyondur, gelin, bu bütçeden kısalım, öğretmenlerin hak ettiği bu ek ders ücretine elimizi uzatmayalım.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Kaya, teşekkür ediyoruz.

İYİ Parti Grubu adına söz talep eden Denizli Milletvekili Sayın Yasin Öztürk…

Buyurun Sayın Öztürk. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA YASİN ÖZTÜRK (Denizli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisinin grup önerisi üzerine İYİ Parti Grubu adına söz almış bulunmaktayım.

Önergeye pandemide perişan olan eğitim neferlerimiz adına destek veriyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Dünyayı teslim alan pandemi birçok meslek grubunu doğrudan etkiledi. Esnafımız perperişan, kapatılan iş yeri sayısı rekor seviyede, bir de üstüne 5 kuruş yardım bile yapmadan “Hadi sizi kapattık.” dediniz.

Salgın başladığından beri gençleri, çocuklarımızı evlere kapattınız, hiçbir bilimsel veri olmadan aç-kapa, yap-boz tahtasına benzeterek bir neslin geleceğiyle oynadınız. Şimdi de evlatlarımızı emanet ettiğimiz öğretmenlerin ücretlerine göz diktiniz. Öncelikli meslek gruplarından olmasına rağmen aşı deseniz aşı yok, para deseniz para yok. Atanamayan öğretmen adayları bir tarafa kadrolu, sözleşmeli, ücretli diye uydurduğunuz kadrolarla eğitim neferlerimizi perişan ettiniz. Ders verdikçe ücret alabilen öğretmeni okulların kapalı olduğu dönemde ele güne muhtaç ettiniz. 100 bin ücretli öğretmenimiz var. Bir ders saatinin ücreti 19 lira 70 kuruş, kabul edebileceğimiz bir rakam değil ama 20 liraya bile tamamlayamamışsınız. Bu öğretmen bir ayda her gün ders verse bile asgari ücret alamıyor, okulların tatil olduğu dönemdeyse paranın hayalini bile kuramıyor, atanmak istese atanamıyor, ders vermek istese veremiyor. Bugün öğrencilerimizin hak ettiği eğitimi alabilmesi için 800 bin yeni öğretmene acilen ihtiyaç var.

Gelelim sözleşmeli öğretmenlere. Sözleşmeli öğretmenlerin zorunlu yer değişikliği taleplerini “İmza attığın sözleşmede kabul ettin, imza attın.” diyerek geri çevirdiniz, aile bütünlüklerini korumalarına izin vermediniz. Şimdi de kadrolu öğretmenlerin ek ders ücretlerine göz diktiniz. Millî Eğitim Bakanlığı 19 Nisan 2021 tarihli bir karar alıyor, kararı kimin aldığı, sözcülüğünü kimin yaptığı belli de karar şu: “Öğrencilerin uzaktan veya yüz yüze eğitime katılmamaları durumda öğretmenlerin ders ücreti kesilecektir.” Öğrencinin derse katılmaması öğretmenin suçu mu? Devlet okullarında yaklaşık 15 milyon öğrencimiz var, bu öğrencilerin yüzde 15,79’u yani 2,4 milyonu EBA’ya erişemiyor. Ülke genelinde 2,4 milyon öğrencinin EBA’ya erişememesi ne öğrencinin ne öğretmenin suçudur, suçlu arıyorsanız aynaya bakacaksınız. Hadi, geçilmeyen köprüye, geçilmeyen otobana, binilmeyen uçağa, havalimanına ödeme yapmasanız ya! “Olmaz, girilmeyen derse ücret veremeyiz ama geçilmeyen otobana garanti ücreti veririz.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

YASİN ÖZTÜRK (Devamla) – Sayın Başkan, tamamlıyorum.

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

YASİN ÖZTÜRK (Devamla) – Bu, iktidarınızın ve Bakanlığınızın suçudur; bu, iktidarınızın ve Bakanlığınızın sorumluluğudur.

Aşılamada ilk sırada olması gereken öğretmenlere aşı bulamadınız. “Bugün açılacak, yarın kapanacak.” diye diye öğrencilerde derse katılacak motivasyon da bırakmadınız. Köprüsünden geçilmeyen, uçağına binilmeyen müteahhide “garanti ücreti” adı altında milyarca lira aktarılırken EBA’ya erişimin olmadığı yerde öğretmenlerin ek ders ücretlerini kesen, öğretmenine sahip çıkamayan Millî Eğitim Bakanı Ziya Selçuk bir an önce hem öğretmenlerden hem öğrencilerden özür dilemeli ve derhâl istifa etmelidir. (İYİ Parti ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu adına söz talep eden Şırnak Milletvekili Sayın Hasan Özgüneş.

Buyurun Sayın Özgüneş. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA HASAN ÖZGÜNEŞ (Şırnak) – “..”(x)

Bir sözle başlamak istiyorum, belki günümüze de ışık tutar. Nikola Tesla kendi toplumuna hitaben söylüyor, diyor ki: “O kadar cahilsiniz ki dininiz var diye ahlaka ihtiyacınız kalmadığını sanıyorsunuz.”

Biz bu önergeyi destekliyoruz. Millî Eğitim Bakanlığı diyor ki: “Yüz yüze eğitim yapılmadığı zaman öğretmenlerin ek ders ücreti verilmeyecek.”

Şimdi, biz ayakkabı kutularında dolarları gördük, hortumlar hikâye hâline geldi, çuvallarla yandaşlarınıza verdiğinizi biliyoruz, üç beş maaş alanları biliyoruz ama o kadar cimri ve açgözsünüz ki bir ülkenin aydınlık yüzü olan öğretmenin ek ders ücretine göz dikmişsiniz. Yazıklar olsun diyelim, ne diyebiliriz. Toplumu cahil bırakarak şükürdar, itaat etmek konumunda bir toplum istiyorsunuz; bu, acınacak bir durum.

Bakınız, arkadaşımız da söyledi, Danıştayın 2007’de bir kararı var, gerekçesi şöyle: Gerekçeli kararında, öğrenciler sınava, derse gelmezse dahi bunun sorumluluğunun öğretmende olmadığını, öğretmenin sınav ve ders için tüm hazırlıklarını yapmış olduğunu, bu nedenle öğrenciler sınava girmezse dahi ek ders ücretlerinin ödenmesi gerektiği kararını vermiştir. Siz, gerçekten ne hukuka uyuyorsunuz ne Tesla’nın dediği gibi “Dinimiz var ama ahlakımız…” ahlak piyasada yok. Ahlak olmadığı için de biz vicdandan da bahsedemeyiz çünkü ahlak vicdanın hazinesidir.

Değerli arkadaşlar, bugün Türkiye’de bir öğretmen 600 dolar alıyor ortalama; Avrupa’da 3.333 dolardır ortalaması, 7 bin dolar alanlar var aylık. En düşük Avrupa ülkesinin yıllık maaş ödeneği öğretmene 40 bin dolardır, Türkiye’ninki 7.500 dolar. Siz hâlâ kalkmışsınız, insanı yeniden yaratan, ona eğitim veren, onu topluma ve dünyaya hazırlayan en büyük ustaya açlık ve sefalet dayatıyorsunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

HASAN ÖZGÜNEŞ (Devamla) – Toplumu cahil bırakarak, sefalet içerisinde bırakarak sonsuza dek size itaat edeceğini düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. İlk seçimde sizler tarihin karanlık çöplüğüne gideceksiniz ve bu toplum yeniden aydınlık, demokratik, hakkaniyete dayalı bir sayfa açacaktır.

Selamlıyorum herkesi. (HDP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından “Sen PKK’lı mıydın?” sesi)

HASAN ÖZGÜNEŞ (Şırnak) – Siz para saymakla meşgul olun!

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Konya Milletvekili Sayın Orhan Erdem.

Buyurun Sayın Erdem. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA ORHAN ERDEM (Konya) – Sayın Başkan,  Gazi Meclisin değerli vekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Zor bir dönemden geçiyoruz, ülkemiz, elinden gelen bütün imkânlarını sağlık çalışanları başta, öğretmenlerimiz, esnafımız, her kesime elinden geldiği kadar sunmaya çalışıyor. Bu zor süreçte öğretmenlerimizin de burada moralini bozmamamız lazım, olmayan bir şeyi varmış gibi konuşmanın da -sanırım bu süreçte emekleriyle öğrencilerimizi geleceğe hazırlayan öğretmenlerimize moral verilmesi gerekirken- yanlış olduğunu düşünüyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Neden? Ek ders ücretleriyle mevzu, konu bugüne mahsus bir şey değil. 1964’te çıkan yasayla ek ders nasıl verilecek zaten planlanmış ve yüz yüze eğitimle verilebileceği kanunla sabit. Peki, buna dönük bugün böyle bir sorun var mı? Yüz yüze veya ekran üzerinden eğitimi ek ders ücretine Millî Eğitim tabi görmüş. Önergede konu olan 19 Nisan 2021 tarihli Millî Eğitimin böyle bir kararı var mı? Yok. Millî Eğitime, Bakanlığa il müdürlükleri, sendikalar ara ara bir münferit olayda soru soruyor: “Şu ek ücret ödenir mi şu olaya mahsus?” Buna dönük cevaplar veriyor. Bu da böyle bir cevap, her gün yaşanan olaylar.

Peki, Danıştayın ek ders ücretlerine dönük, ödenmesine dönük, grupların söylediği gibi, bir kararı var mı? Son konuşmacı da dedi, sınavlarla ilgili ek ders. Bir kere bu Danıştay kararı, bu konuyla da ilgili değil. 2011’deki kararda buna has başvuruya ret vermiş, bütün aşamalarında da, 2016’da onanmış, ret vermiş. Ama bunlar münferit olaylar, böyle bir olay yok. Ben -bunu acaba ya, böyle bir şey olur mu- il müdürlüklerini aradım, sordum: “Öğretmenlerimize ek ders ödemelerinde bir eksik var mı hocam? Size bir zorlama var mı?” dedim. “Hayır, Millî Eğitim Bakanlığı bizi aradı. ‘Sakın öğretmenlerimizi mağdur etmeyin. Ekran yüzü varsa, derse girdiği görülüyorsa ödeyin.’ dedi, bu şekilde de ödüyoruz.” (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Peki dedim, acaba bir yanlışlık var mı Maliyenin kaynağına bakayım geçen yılki ödenen ile bu yılkinde bir fark var mı? Ya, ona da baktım, daha da fazla ödenmiş. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Bravo.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

ORHAN ERDEM (Devamla) – Yani, şimdi biz burada olmayan bir şeyle hem öğretmenlerimizin hem de milletimizin kafasını karıştırmayalım. Güçlü bir devletiz. Hiçbir dünya ülkesinin yapamadığı eğitimi uzaktan olarak, imkânlar ölçüsünde vermeye çalıştık, en iyisini de veriyoruz. Öğretmenlerimizin derse girmediği ücreti de idari izinli sayarak bir kuruşunu kesmeden ödedik, ödüyoruz. Buna rağmen “Yüz yüze eğitime göre uzaktan eğitim zordur.” dedik, kırk dakikalık dersi otuz dakikaya indirdik. Bırakın ödememeyi onlara daha farklı imkânlar verdik, bunların bilinmesini istiyorum. Böyle bir önergeye grup olarak ret verdiğimizi ifade etmek istiyor, hepinize saygılar sunuyorum.  (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Ağzına sağlık.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özkoç.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Efendim, Sayın Hatip o kadar çok masum bir şekilde söyledi ki ben bile inandım buradan onun söylediklerine ama işin gerçeğini... Kürsüden şöyle ifade etti: Bizim araştırma önergemizin gerçeklere aykırı olduğunu ifade ettiği için Sayın Yıldırım Kaya’ya yerinden bir dakika söz vermenizi rica ediyorum.

BAŞKAN – Evet, olmayan bir şeyle milletin kafasını karıştırmak olarak ifade etti; onun için İç Tüzük 60’a göre yerinden bir dakika söz veriyorum.

Buyurun Sayın Kaya.

 

 

 

 

YILDIRIM KAYA (Ankara) – Sayın Başkan, Orhan Bey gerçekten beni de inandıracak şekilde bir konuşma yapmaya çalıştı ama çok açık ve net diyor ki: “Ek ders ücreti rakamlarına baktım.” 19 Nisan tarihinden sonraki rakamlara birlikte bakalım; il il, tek tek öğretmenlerle, öğretmen sendikalarının tamamıyla konuşalım. Ek ders ücreti alamadıkları için öğretmenlerin büyük bir bölümü okul müdürlüklerine dilekçe vererek, Danıştayın ilgili kararını ilgi tutarak bu haklarını talep etmişlerdir, hakları verilmemiştir. Eğer bu tartışmalardan sonra bayramdan önce bu haklar verilmez ise öğretmenlere haksızlık ettiği açıktır. Danıştayın kararı çok nettir, “Ön hazırlık, ders ücreti için yeterlidir.” der. Öğretmenler de ekran başında ön hazırlığı yapmışlardır. Öğretmen ön hazırlık için… Bakın, yüz yüze eğitim değil…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkan, biraz evvel sayın milletvekili…

BAŞKAN – Sayın Akbaşoğlu; Sayın Kaya ve Sayın Erdem buradalar, biraz sonra yan yana gelirler, gerçekten verilmiş mi, verilmemiş mi, buna birlikte bir bakarlar.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Mutlaka mutlaka.

BAŞKAN - Buyurun.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Şöyle: Sayın Orhan Erdem Bey, hem milletvekilliği hem de Millî Eğitim Bakanlığı görevlerini yürütmüş değerli bir arkadaşımız. Dolayısıyla, biraz evvel sayın konuşmacı kendi konuşmasına ithafen “Neredeyse beni de inandıracaktı.” şeklinde gerçeği söylemediğini ortaya koyar bir tarzda konuştu.

Ben de grubumuz adına Sayın Orhan Erdem’e bir dakika yerinden açıklama istiyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Peki, Sayın Erdem, size de bir dakika vereyim.

Yıldırım Bey’le anlaşın. Daha sonra arkaya, benim odama geçelim, problemleri konuşalım.

Buyurun.

 

 

 

ORHAN ERDEM (Konya) – Teşekkür ediyorum.

Yıldırım Bey’in heyecanını anlıyorum, sağ olsun, öğretmenlerimiz için gayret ediyor ama gerçekten bütün taraflarda sorguladım. Bahsettiği Danıştay kararı zaten bununla ilgili değil, bir. O, yanlış, onu tekrar vurguluyorum.

İkincisi, böyle bir durum var, Millî Eğitim Bakanlığına dava açılmaz mı? Hukuk müşavirliğini aradım, “Size açılmış dava var mı?” dedim. “Bir tane dava var, o da 16 Nisan 2021’de reddedildi.” dedi.

1 milyon öğretmeni olan bir Bakanlıktan bahsediyoruz. Münferit olayların olması kadar doğal bir şey yoktur. Derse girmeyen öğretmen de olabilir, buna karşı soruşturma açılmış da olabilir. Bu 1 milyonun içindeki bir tane, iki tane olayda, üç-beş konuyu burada herkese, çok şamil bir hâlde gibi bahsetmemizin yanlış olduğunu beyan etmek istedim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Peki, anlaşılmıştır.

 

 

 

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisinin grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

60’a göre yerlerinden 3 sayın milletvekilimize söz vereceğim.

Sayın Tiryaki…

 

 

 

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Batman ve çevresindeki iller bahar yağmurlarının beklenenden az olması nedeniyle kuraklık tehdidi yaşıyor, bu tehdit her şeyden önce kentin ve bölgenin tarımsal üretimi açısından ciddi bir tehdit oluşturuyor. Batman ili üç tarafı nehirlerle çevrili bir kent ve bu nehirlere bağlı onlarca kilometrelik sulama kanalları mevcut. Ama her nedense bu kanalların önemli bir bölümü henüz sulama için açılmadı. Eğer kısa bir süre içerisinde açılmazsa bölge ve kent tarımı ciddi sorunlar yaşayacak ve ekinler kuruyacaktır.

Batman merkez ve Beşiri ilçesine bağlı pek çok köyde; Kösetarla, Örmegöze, Karatepe, Danalı, Yenipınar, Binatlı ve Akça köylerinde sulama kanalları olduğu hâlde bu köylere sulama için su verilmiyor, kanalların bir kısmı sulamaya açılmadı.

Toprak var, su var, ekin var, kanal var ama kanallarda su yok. Buradan Tarım ve Orman Bakanlığına, DSİ 10’ncu Bölge Müdürlüğüne sesleniyorum: Yalnız üreticileri değil, hepimizi ilgilendiren bu sorunu çözün, toprağı susuz bırakmayın.

BAŞKAN – Sayın Öztunç…

 

 

 

ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, Kahramanmaraş’ın Elbistan ve Afşin ilçelerinin külle, zehirle sınavı, imtihanı, ızdırabı maalesef bitmiyor.

Birinci ayın 1’i itibarıyla santral filtreleri çalışacaktı; mayıs ayına giriyoruz, nisan bitti hâlâ santralde filtre yok. Aynı zamanda, Afşin-Elbistan B Termik Santrali’nde de kömürle ilgili sıkıntı yaşanıyor. A Santrali’nin sahasında kömürle ilgili özel şirkette yaşanan sıkıntı nedeniyle B Santrali’ne kömür 1.100 kilometre öteden, Soma’dan getiriliyor; 1.100 kilometre ötedeki Soma’dan Afşin’e, Elbistan’a kömür geliyor santrale. Bu nakliyede kimi kazandırıyorsunuz, kimi zengin etmeye çalışıyorsunuz, kime milletin parasını yine peşkeş çekiyorsunuz? “Peşkeşten bıkmadınız mı ey AKP?” diye sesleniyorum.

BAŞKAN – Sayın Subaşı…

 

 

 

HASAN SUBAŞI (Antalya) – Teşekkür ederim.

Sayın Fahrettin Altun tarafından 485 sayfa kitap -kendi tabiriyle bir eser- hazırlanmış, takdim Cumhurbaşkanı tarafından yapılmış, ardından İletişim Başkanı Fahrettin Altun’un önsözü bulunuyor, başlığı “Asrın Küresel Salgını-Türkiye'nin Koronavirüsle Başarılı Mücadelesi” Kitapta salgının her aşamasında Hükûmetin destansı başarısından söz ediliyor. Cumhurbaşkanı şöyle diyor: “ABD, Almanya, İngiltere, Finlandiya, Fransa, Norveç’ten Küba’ya kadar 157 ülkeye yardım ettik.” Fahrettin Altun ise sözde eseri için “Tarihe not düşen bir belge niteliğindedir. Gelecek nesiller verilen bu destansı çabayı hayırla yâd edecek ve insanlık için yaptıklarımızı daha iyi anlayacaklardır.” demiş ama maalesef…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN -  Gündemin “Seçim” kısmına geçiyoruz.

 

 

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri Avrupa Birliği Uyum Komisyonunda boş bulunan ve siyasi parti grubu mensubu olmayan milletvekillerine düşen 1 üyelik için Hatay Milletvekili Barış Atay Mengüllüoğlu aday olmuştur.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir. 

Alınan karar gereğince denetim konularını görüşmüyor ve gündemin “Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan Konya Milletvekili Sayın Ziya Altunyaldız ve 60 milletvekilinin Vergi Usul Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi İle Plan Ve Bütçe Komisyonu Raporu'nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

 

 

 1.- Konya Milletvekili Ziya Altunyaldız ve 60 Milletvekilinin Vergi Usul Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/3572) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 260) (x)

BAŞKAN - Komisyon, yerinde.

Dünkü birleşiminde İç Tüzük'ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülen 260 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin birinci bölümü üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına yapılan konuşma tamamlanmıştı.

Şimdi söz sırası İYİ Parti Grubunda. İYİ Parti Grubu adına söz talep eden Ankara Milletvekili Sayın Durmuş Yılmaz.

Buyurun Sayın Yılmaz. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA DURMUŞ YILMAZ (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri ve televizyonları başında bizleri dinleyen sevgili yurttaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Görüşülmekte olan (2/3572) esas numaralı Vergi Usul Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin birinci bölümü hakkında İYİ Partinin görüşlerini açıklamak üzere söz almış bulunuyorum.

Teklifte yapılan düzenlemelerle ilgili görüşlerimizi muhalefet şerhimizde açık bir şekilde ortaya koyduk. Ben bu Vergi Kanunu’yla ilgili olarak vergi mükelleflerinin ileride muhatap olacakları ve şu anda çarçur edilen 128 milyar dolar hakkında görüşlerimi paylaşmak istiyorum.

Sayın milletvekilleri, dolaylı ve dolaysız bir şeklide siyasi ve ekonomik etkileri olan ve olmaya devam edecek olan, 2019-2020 arasında  -yirmi aylık dönemde- iki yıllık toplam 1 trilyon 478 milyar dolar olan, gayrisafi yurt içi hasılanın yüzde 11,2’sine karşılık gelen 128 milyar dolarlık Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası rezervinin erimesiyle ilgili tartışmalar devam ediyor. En büyük finansal skandal olan ve bu çok vahim olayla ilgili sorulan soruların yanıtı verilmeyince tartışma devam ediyor ve bu cevaplar alınıncaya kadar da devam edecek. Zira, söz konusu rezerv kaybı Türkiye ekonomisini büyük bir sıkıntıya sokmuş, âdeta geleceğini esir almıştır; önümüzdeki dönemde bu sıkıntılar artarak devam edecektir. Şu ana değin, konuyla ilgili olarak yetkililer tarafından yapılan açıklamaların bir bölümü eksik, bir bölümü yanlış ve yanıltıcıdır. Aslında her açıklamada “Şecaat arz ederken merdikıpti sirkatin söyler.” öz deyişini doğrular biçimde olmuştur. Olay önce inkâr edildi “128 milyar dolar yalanı.” “Satılan rezerv yok, hepsi kasada.” denildi. Sonra itiraf niteliğinde açıklamalar geldi, inkâr aşamasından kabullenme aşamasına geçildi “Ekonomik tuzaklarla mücadele için satıldı.” denildi.  “Aslına bakarsanız 128 milyar dolar diye gerçekle ilişkisi olan bir rakam yok, rakam 135 milyar dolar.” denildi ve bunun da 30 milyar dolarının cari açıkla, 31 milyar dolarının yurt dışı sermaye çıkışlarıyla ilgili olduğunu, 50 milyar doların da reel sektörün borcuna ödendiğini, kalan 54 milyar doların da döviz tevdiat hesaplarına gittiği söylendi. “Döviz altın olarak vatandaşların elinde yastık altında duruyor.” denildi. “Ekonominin aktörleri ve vatandaşlarımız arasında dolaşıma girmiş yani yer değiştirmiş ama sonuçta ülkemiz değeri olarak yurt içinde kalmıştır.” denildi. “Böyle hiç paramız olmadı.” da denildi. Dolar ile Türk lirasını karıştıran birisi “Pandemi sürecinde vatandaşa harcadık.” dedi. En sonunda, işin sahibi Merkez Bankası Başkanı “Protokolle sağlıksız fiyat oluşumunun engellenmesine, döviz piyasalarındaki arz talep dengesine ve likidite tesisine satış yaparak katkıda bulunuldu.” dedi. Hazine ve Maliye Bakanı “2017’de imzalanan protokol yasaldır, satışlar yasaldır, yönetim eleştirilebilir ‘Yolsuzluk var.’ denilemez.” dedi. Evet, denildi de denildi. Bu açıklamanın hiçbiri satışın niçin yapıldığını söylemedi; bize olayın nedeni değil, bize olayın bilinen sonuçları söylendi. Önce Hazine ve Maliye Bakanının, arkasından parti yöneticilerinin, sonra Cumhurbaşkanının ve nihayet ortalığı toparlamak üzere Merkez Bankası Başkanının konuşmalarından anlıyoruz ki yönetim bu konunun konuşulmasından rahatsız ve bir an önce kapatılmasını istiyorum.

Hemen şunu belirteyim ki vatandaş nezdinde “Bu para buharlaştı.” deniliyor, aslında “buharlaşma” ile “çarçur edilme” üç aşağı beş yukarı aynı. Ben daha ziyade “çarçur edildi” kavramını kullanmak istiyorum. Ancak yönetim sorulan diğer soruların yanıtlarından ısrarla kaçınmaktadır. Niye kaçınılıyor? 128 milyar dolar nerede sorusunun cevabını artık verilen yanıtlardan biliyoruz. Evet, 128 milyar dolar olması gereken yerde, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasında değil. (İYİ Parti sıralarından alkışlar) Neden alışılmadık yöntemlerle örtülü satış yapıldı? “Satış fiyat ve hacimleri tam olarak nedir?” sorusu soruldu, “Satış talimatını kim verdi?” denildi, bunlara cevap yok. Bildiğim kadarıyla -eski bir Merkez Bankası yöneticisi olarak- Hazine ve Merkez Bankası arasındaki protokoller kamunun dış borcunun ödenmesi sırasındaki işlemlere yöneliktir. Hazine ile Merkez Bankası arasında imzalanan 2017 tarihli protokolde, Merkez Bankası kendi yapması gereken bir işi Hazineye devrederek önemli bir politika aracından feragat ettiği hususunda 2018 yılında herhangi bir değişiklik yapılmış mıdır? Toplum olarak bunu öğrenmek istiyoruz, buna cevap bekliyoruz.

Öte yandan, Finansal İstikrar ile Bazı Düzenlemeler Hakkında Kanun’un 1’inci maddesinin (5)’inci fıkrasını aynen okuyorum: “Finansal sistemin bütününe sirayet edebilecek ölçüde olumsuz bir gelişmenin Finansal İstikrar ve Kalkınma Komitesi tarafından tespiti hâlinde, üye kurum ve kuruluşların yetkileri dışında alınması gereken tedbirleri belirlemeye kendi görev, yetki ve sorumlulukları çerçevesinde Cumhurbaşkanı yetkili olup, ilgili bütün kurum ve kuruluşlar belirlenen bu tedbirleri derhâl uygulamakla yetkili ve sorumludur.” Buradan hareketle, acaba kurlara müdahale işi Hazineye devredilirken bir Finansal İstikrar Komitesi kararı alınmış mıdır? Alındıysa bu Komite kararının altında kimin imzası var? Yönetim bu ve benzeri sorulara cevap vermeden “128 milyar dolar nerede?” sorusu kapanmaz, kapanmayacaktır ve kapanmamalıdır. Hemen şunu belirteyim: Elbette satılan dövizler bir yerlere gitti fakat Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasında değil. Basiretsiz ve sorumsuzca çarçur edilmiştir. Niçin? Hem saçma, ipe sapa gelmez sözde bir teoriyi ispat için hem de yerel seçimleri kazanmak için bu dövizler çarçur edildi. (İYİ Parti ve CHP sıralarından alkışlar) Evet, inanılır gibi değil ama gerçek şu: Sayın Albayrak ve ekibi, sözde “Faiz enflasyonun sebebidir.” teorisini ispat etmek için ülkenin 128 milyar dolarını kullanarak yirmi ay boyunca Türk ekonomisi üzerinde deney yapmıştır. Rezerv çarçur edilmiş ama sözde teori ispat edilememiştir. Allah korusun, bugün ülkenin başına bir iş gelse, Merkez Bankasının silahının namlusuna sürecek tek mermisi olmadığı gibi, başkalarına 50-60 milyar karşılığı mermi borcu var. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

Döviz satarak kurları ve faizleri aynı anda baskılamayı öngören sözde deney, pandeminin başlamasından bir yıl, yerel seçimlerden bir buçuk ay önce uygulamaya kondu. Bunu nereden biliyoruz? Şuradan: Merkez Bankasının bir gün gecikmeli olarak yayınladığı analitik bilançosundan ve altı gün gecikmeyle açıklanan haftalık uluslararası rezervler ve döviz likiditesi raporlarından.

2019 Şubat sonlarından itibaren piyasalarda bir tuhaflık gözlenmeye başlandı. Merkez Bankasının döviz rezervleri azalırken piyasada olması gereken Türk lirası likiditesi de azalıyordu. Bunları yukarıda zikredilen Merkez Bankası dokümanlarından görebiliyoruz ve herkes de bunu görüyor. Merkez Bankasının rezerv kaynakları olarak kullandırılan yani sevk öncesi ve sevk sonrası olarak ihracatçısına Türk lirası olarak kullandırılan ve döviz olarak tahsil edilen ihracat reeskont kredileri, enerji KİT’lerinden BOTAŞ’a yapılan döviz satışları; hazinenin yurt içi, yurt dışı döviz borçlanmaları ve itfaları; TL, döviz, repo işlemleri yani swaplarıdır. Girişler ve çıkışlar, artılar ve eksiler bu kalemlerden oluşuyor. Bu kalemler toplanıp çıkarıldığında, olan rezervle olması gereken döviz rezervi arasında fark ortaya çıktı. Bu husus piyasa oyuncularının dikkatini çekti ve bu farkın izini sürmeye başladılar. Hatta, konu enflasyon…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

DURMUŞ YILMAZ (Devamla) – Evet, ben söyleyeceğim gene, söyleyemedim, şu kadarını söyleyeyim: O zaman bana bir iki dakika süre verin lütfen.

BAŞKAN – Maalesef.

Tamamlayın lütfen.

DURMUŞ YILMAZ (Devamla) – Şunu söyleyeyim: Şu anda ortaya çıkan durum veçhesinde sorulması  gereken sorular soruldu fakat bunların cevabı alınamadı. Bu cevaplar alınmadığı, alınamadığı sürece bu mesele kapanmamalıdır, kapatılmamalıdır çünkü bu gerçekten bir gelecek sorunu. (İYİ Parti sıralarından alkışlar) Şu anda bu, bir istikbal sorunu. Kim ne derse desin şu anda gerçekten bütün dünya, bütün finans çevreleri Merkez Bankasının rezervi olmadığını biliyor, gerek dış politikada gerekse ekonomik çevrelerde ülkemize karşı tavırlar bu bilgi çerçevesinde alınıyor. Dolayısıyla ülke zayıflatılmıştır, bu zayıflamanın bedelini de ileride ödeyeceğiz. Söylemek istediğim şu: Kötü geride kaldı ama daha kötünün geleceğine hepimiz hazırlıklı olalım.

Teşekkür ediyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Yılmaz.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun.

 

 

 

 

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkan, kayıtlara geçmesi açısından söylüyorum ki bu konuyla ilgili yetkili kişi ve kurumların açıklamalarıdır, ortadadır; sorulara da net bir şekilde cevap verilmiştir, kendi aralarında bir çelişki de söz konusu değildir. Bunu kayıtlara geçmesi için ifade ettim.

Sağ olun.

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Dinleme onu Hocam! Bravo Hocam!

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu adına söz talep eden Batman Milletvekili Sayın Necdet İpekyüz.

Buyurun Sayın İpekyüz. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA NECDET İPEKYÜZ (Batman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Vergi Usul Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi üzerinde Halkların Demokratik Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım.

Aslında, biz, 27’nci Dönemde nerdeyse altı ayda bir vergi düzenlemesini konuşuyoruz kimi zaman torba yasayla kimi zaman düzenlemelerle. Hiçbir zaman meselenin özüne inip gerçek bir -tırnak içinde reform, reform diyorsunuz- reform yapılmıyor. Bu ülkede gerçek bir vergi reformuna ihtiyaç var; çok kazanandan çok, az kazanandan az alınması ve verginin toplumun, kamunun ihtiyacı olan kesimlerle paylaşılması lazım. Paylaşmadığınız zaman eşitsizlikler artar, sorunlar artar, ayrımcılık artar, kutuplaşma artar, milliyetçilik artar. Dünyada bu konuda birçok çalışma yapılmış ve bununla ilgili, maddelerle ilgili arkadaşlarımız konuşacak, Plan ve Bütçe Komisyonunda da konuşuldu. Ben burada, kimilerince “sokağa çıkma yasağı” kimilerince “tam gün kapanma” kimilerince “güvencesiz kapanma” denilen süreçle ilgili daha çok konuşmak ve bir sağlık çalışanı olarak  -geçmişte sağlıkta çalıştığım için de- aşıyla ilgili biraz açıklamada bulunmak istiyorum.

Birincisi: Kimi yetkililer de diyor ki “sokağa çıkma yasağı” veya açıklama yapılıyor “yasaklar.” Kafa ve yaklaşım öyle çalışıyor; yasakla. Şimdi, biz “tam güvenceli kapanma” dediğimizde bizim “güvence” dediğimizin açıklaması nedense iktidarda “güvenlik” diye akla geliyor. “Güvenlik” deyince de akla sadece “silah” geliyor, “polis” geliyor, “kolluk” geliyor. Dünya, güvenliği, daha iyi nasıl yaşayabiliriz, nasıl kendimizi her türlü tehlikeden koruyabiliriz -gerek iş yerlerinde gerek yaşamamız da bulunduğumuz bütün alanlarda- ve nasıl tehlikeleri önleyebiliriz… Bizde ise yok. Nedir bizde yapılan uygulama? Aslında -son dönemde başlayan- sistematik bir tecrit uygulanıyor. Yaşamın her alanında konuşmayacaksın, susacaksın, şimdi de eve kapanacaksın. Peki, bu aç insanlar, yoksul insanlar eve kapandığında ne olacak? Hiç kimse onu düşünmüyor. Paket açıklanıyor: “Eve kapanacaksın, şu şu yerler açık, şu şu yerler kapalı. Şu saatte çıkarsın, şu saatte çıkamazsın.” Ama insanların, açlıkta olanların, yoksullukta olanların, yevmiyeyle çalışanların, işsizlerin, kadınların ne yapacağı konusunda tek bir açıklama yok.

 Bunun ismi sistematik tecrittir. Nasıl ki cezaevlerinde başlattınız, yüz elli günden fazladır cezaevlerinde hak ihlalleriyle ilgili, tecritle ilgili birçok söylem varsa, deyim yerindeyse şimdi ülkeyi bir açık cezaevine getirmiş oluyoruz ve talepler aslında, her zaman eşitlik, hukuk ve adalettir.

Dünya neyi tartışıyor şu anda? Pandemi ilk çıktığında salgındı, hastalıktı, doğal afetti ve “Bununla nasıl baş edilebilir, bu nasıl önlenebilir”i konuşuyordu. Dünyada şimdi şöyle bir yaklaşım var: Aslında pandemiyle baş etmede ya siz bilim insanlarıyla beraber çalışıp baş edeceksiniz ya da siyasi tercihleriniz nedeniyle baş edemeyeceksiniz. O nedenle doğal afet değil, aslında siyasetin kendi işidir. Bunu niçin söylüyorum? Ülkede bir harita yayınlanıyordu her akşam; kıpkırmızı, bir kısım yerlerde sarı, turuncu, mavi ama dünya da bir harita yayınlıyor. O veriler kırmızıdan önce hep saklanıyordu, yine turizm dönemine yakın bir dönemde veriler düştü, sonra açıklandı. Ama şimdi dünya da, IMF de, Dünya Ekonomik Forumu da bir harita açıklıyor: Sarı, kırmızı, yeşil. Bu harita ne peki? Bu haritaya baktığınızda, millî gelirden pandemiyle baş etmeye ayrılan para var; içinde aşı da var, sağlık harcaması da var fakat esnafa destek de var, emekliye destek de var, çiftçiye destek de var, işçiye destek var, yoksula destek var, esnafa her türlü krediyi sağlayıp borç konusunda, elektrik konusunda, su konusunda, doğal gaz konusunda destek var. Türkiye’nin kaç? 1,9. Kiminle beraber? Mısır, Suudi Arabistan, Fas, Afrika’daki birçok ülkeyle; Güney Amerika’ya baktığımızda Paraguay, Uruguay’la. Hani dünyanın en iyi ülkesiydik? Hani en iyisini becerebiliyorduk? Öyle bir hâle geldi ki aşıyı bile beceremiyoruz. Ve ne? Tercihler dediğimizde, biz tercihlerden söz ettiğimizde hep bir isyan çıkıyordu, karşı çıkılıyordu. Ama nedir? On yedi gün kapanma olacak, on sekiz gün kapanma olacak. Paket açıklandı, kaba bir hesaplamaya göre 16 milyon kişi işe gidip gelecek. Nasıl gidecekler? Toplu taşımayla. Bunlara herhangi bir şey yapıyor musunuz? Yok. Kritik işler mi? Yok. İmalat var, inşaat var, kendi tercihleri. O insanlar yine eve gelecek, eve hapsettidiğiniz insanlarla buluşacak. Peki, nasıl önlüyorsunuz? Yok. 16 milyon insanı aşılıyor musunuz? Yok. Ama tercihinizi ne yönde kullanıyorsunuz? Bu dönemde yolcu sayısı havaalanlarında azalacak, otoyollarda azalacak, köprülerde azalacak, tünellerde azalacak ama ne demişsiniz? “Biz garanti verdik, o parayı vereceğiz.” Bir hesaplama yapıldı, yaklaşık 700 milyon para. Bir arkadaşımız sormuş, hesaplamış, günlük 40 milyon. Şimdi, utanmadan “100 lira artış yapacağız emeklilere.” diyorsunuz. Ya, siz tercihlerinizi asıl şirketlerden yana kullanmışsınız. İşsize mi veriyorsunuz, yevmiyeli çalışana mı? Yok, bunlarla ilgili bir düşünce yok ama işte bu dönemde -elektrik mi vereceğiz, su mu vereceğiz- elektrik şirketlerine mağduriyetten dolayı para veriyorsunuz. Küçük esnafı kapatacaksınız ama havalimanı kirayı veremediği için 1 milyar 45 milyon euroya çizik çekeceksiniz. Ya, bu tercihinizi gösteriyor. Sizin tercihiniz, bayrama girerken insanların Ramazan Bayramı’nı kara bayrama dönüştürüyor. Diyorsunuz ki: “Siz açlığa mahkûmsunuz, yoksulluğa mahkûmsunuz; ben size sadaka veriyorum, bana  sadık olun, olmazsanız her türlü işlemi yaparım.” Böyle baktığınız sürece, hiçbir zaman geleceği sağlayamazsınız.

 Ve en büyük problem ne? Arkadaşlar, bir yıl önce ısrarla söyledik; eş başkanlarımız, bizler, grup başkan vekillerimiz, muhalefetteki birçok arkadaş dedik ki: “Kapanma, güvenli kapanma, güvenli kapanma.” Bir yıl sonra bunu yaptınız. Nitekim, biz HDP ekonomi birimi olarak 2 tane kanun teklifi verdik; 14 Nisan 2020’de, 15 Nisan 2021’de ve her ikisinde de şunu söyledik: Emekliye, kadına, işsize, işçiye, esnafa, çiftçiye, birçok kesime destek sunalım. Hiçbir zaman bu Meclis gündeme almadı, araştırma önergeleri verildi, iki parti reddetti. Yine bunu yapıyorsunuz ve şu anda Meclisi kapatacaksınız, gelin, çalışalım, nasıl ki 16 milyon işe gidip geliyor, gelin çalışalım “Bunlara nasıl destek vereceğiz?” diye. Son saatte 1.000 liranın üstüne 100 lira eklemek değildir marifet, burada da çalışalım, onların sorunlarına çözüm bulalım. Çünkü biz ölümleri önleyebiliriz, hastalıkları önleyebiliriz, ekonomik açıdan iflasları önleyebiliriz ama tercihimiz onlardan yana değilse, birilerinden yanaysa tecrit gibi uygularız, bu da insanları perişan eder.

Açlık sınırıyla ilgili, yoksulluk sınırıyla ilgili hiç konuşmaya gerek yok. Arkadaşlar, sendikalar açıklama yapıyor, açlık sınırı dediğimiz            -sadece gıda, sadece gıda- 4 kişilik bir aile için 2.800 lira, kimi verilere göre 3.414 lira. Siz on yedi on sekiz gün boyunca insanları eve hapsedeceksiniz, bir tek sorununa çözüm bulmayacaksınız; kirasına, borcuna, ekinine, üretkenliğine hiçbir çözüm bulmayacaksınız ama tercihiniz, büyük yerlerden, inşaattan ve kendi yandaşlarınızdan yana. Peki, esnaf ne yapacak? Buna hiçbir çözüm bulmuyorsunuz, bayram hazırlığını perişan ediyorsunuz. Ama bir taraftan da lüks lüks araçlar alınıyor, lüks araçlar alınırken peki yurttaş ne yapacak bu bayramda? Onunla ilgili bir açıklama yok. Peki, intiharlar ne olacak? Bir açıklama yok. Ama ne var? Patates, soğan ve yardım. Ya, bu bir utanç tablosu; siz bu dönemde patates ve soğandan yana tercihinizi yaptığınız zaman, insanlara diyorsunuz ki: “Siz aç kalın, ben saltanatımı sürdüreyim.” Ama vatandaş bunların hepsini görüyor.

Son kısımda şunu toparlamak istiyorum: Aşı. Ya, arkadaşlar, aşıya güven kalmadı. Geçen yıldan bugüne kadar aşıyla ilgili yapılan açıklamaları dizsek sıraya, hangi gün, ne yapacağımızı bilmiyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

NECDET İPEKYÜZ (Devamla) – Sayın Başkan, toparlıyorum.

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

NECDET İPEKYÜZ (Devamla) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

“Aşı geliyor mu, yok mu?” bunları konuşuyorduk, “Çin’den aşı gelecek, yapacağız.” tartışmalarıyla zaten bir güvensizlik yaratıldı; sonra bilim insanları arasında konuşma… BioNTech geldi, yapılacak; tamam, zaten gecikti. Dün bir açıklama  yapıldı “6’ncı ve 8’inci hafta” diye. Neye dayanarak, nasıl? Ama ona güzel bir maske bulunmuş: “Bilim insanları...” Ya, siz maskeyi daha yurttaşa dağıtamıyorsunuz, yurttaşı maskesiz bırakıyorsunuz, takmayana ceza kesiyorsunuz. Siz bu aşının nasıl yapılacağını vatandaşta güvensiz bir şekle dönüştürüyorsunuz. Sabah uyandık, ne oldu? “Randevu alanlara yapılabilir, almayanlara bir daha altı hafta, sekiz hafta sonra yapılacak.” Dünya literatüründe -buraya çıkmadan önce araştırdım, ben hekimim de- sekiz hafta sonra aşı yapan yok, yok. Bunun karşılığı nedir? Siz aşı tedarikinde beceriksizsiniz, yönetemiyorsunuz. Yönetseydiniz şu anda toplumun büyük çoğunluğu aşılanırdı ve siz insanları sadece eve hapsederek pandemiyle baş edemezsiniz, sadece aşıyla da baş edemezsiniz. Test de yapacaksınız ve geliştireceksiniz.

Teşekkür ediyorum, sağ olun. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz talep eden İstanbul Milletvekili Sayın Emine Gülizar Emecan.

Buyurun Sayın Emecan. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA EMİNE GÜLİZAR EMECEN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Konya Milletvekili Ziya Altunyaldız ve 60 milletvekili tarafından hazırlanan Vergi Usulü Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkındaki Kanun Teklifi’nin birinci bölümü üzerine söz almış buluyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, getirilen bu düzenleme, akaryakıt kaçaklığıyla ilgili kayıpları önlemeyle ilgili. Akaryakıt kaçakçılığı, Türkiye'de 1990’lı yıllardan bu yana devam eden, haksız rekabete, haksız kazanca ve devlette büyük vergi kayıplarına neden olan bir sorun. Bu süreçte bazı adımlar atılmış ama yetersiz kalmış. Örneğin, 2005’te konuyla ilgili Mecliste bir araştırma komisyonu kurulmuş, sonrasında ulusal marker uygulamasına geçilmiş. 2013 yılında, 5015 sayılı Petrol Piyasası Kanunu’nda değişiklikler yapılmış ve bu değişikliklerden sonra da Sayın Altunyaldız, Komisyon görüşmelerinde kaçakçılıkla mücadelede çok önemli mesafe aldıklarını ifade etti ve çeşitli operasyonlardan da örnekler paylaştı. Örneğin, 2015-2020 yılları arası 397,8 milyon ton kaçak akaryakıt ürünün ele geçirildiğinin, 2016-2018 yıllarını kapsayan işlemlerde “Vurgun” kod adlı soruşturmada 10 dağıtıcı ve 181 bayilik lisansı sahibinin dolum ve satış bilgilerini manipüle ederek değiştirdiklerinin tespit edildiğinin, üç ay önce “Silici” kod adlı operasyonda 50 ilde 608 milyon litre akaryakıtın vergisinin silindiğini tespit ettiklerinin, bir diğer operasyonda 302 şirkette gerçekleştirilen denetimlerde piyasaya bir yıl içerisinde tam 8,1 milyar TL'nin üzerinde sahte faturanın sürüldüğünün belirlendiğini ifade etti. Komisyonda kayıt dışılık, sahte faturalandırma, otomasyon sistemlerine müdahale gibi birçok sorun daha saydılar kendileri. Şimdi, MASAK raporunda da bize devletin yıllık 3 milyar TL, beş yılda ise 15 milyar TL vergi kaybına uğratıldığını söyleniyor. Tabii, bir de yıllardır yakalanamayanlar var. Şimdi, kaçakçılıkla bu nasıl bir etkin mücadeledir, bunu biz anlayamadık tabii. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar, sektör temsilcileri de Komisyonda on yıldır bu düzenlemelerin yapılması gerektiğini söylediklerini ifade ettiler. “Bu kadar operasyon, bu kadar tespit varken neden on yıl beklediniz? Birilerini mi korudunuz bu süreçte?” diye biz de soruyoruz. Şimdi, tabii, gelirleri artırıcı düzenlemelere duyduğunuz ihtiyaç arttı, gittikçe de artıyor; bu düzenleme belli ki o nedenle getirildi. Yani getirildiği hâliyle bu düzenleme, kaçakçılıkla mücadeleden ziyade dağıtıcılara, bayilere yeni sorumluluklar yükleyerek kaçırılan vergilerin önlenmesine karşı yapılmış bir düzenlemedir.

Sayın vekiller, değerli arkadaşlar; teklifte 4 ayrı kanunda değişikliğe gidiliyor ancak düzenleme yapılırken sivil toplum kuruluşlarının, sektör temsilcilerinin ve ilgili kamu kuruluşlarının görüşlerinin yeteri kadar alınmadığı da anlaşılmıştır. Teklifin birinci bölümünde 6 madde yer almaktadır. İlk 5 madde, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nda değişiklikler içeriyor. 1’inci maddeyle Hazine ve Maliye Bakanlığına verilen yetkiyle yedi günlük fatura düzenleme süresinden indirime ya da faturayı malın teslim edildiği veya hizmetin yapıldığı anda düzenleme zorunluluğu getiriliyor ancak biz uygulamada farklılıklar doğmasının hukuki açıdan sorunlar yaratabileceğini düşünüyoruz.

Diğer yandan da LPG sektöründe faaliyet gösteren 1.200 bayinin sadece yaklaşık yüzde 60’ının otomasyon sistemiyle çalıştığından diğer bayilerin bu sisteme geçebilmeleri için bir yıllık bir geçiş sürecine ihtiyaçları olduğu komisyon görüşmeleri sırasında da paylaşılmış ama bir karşılık bulamamıştır.

2’nci ve 3’üncü maddeyle Hazine ve Maliye Bakanlığı petrol, LPG ve elektrik piyasasındaki mükelleflerden ve özel etiket ve işaretleri kullanma zorunluluğu getirilen ürünleri imal ve ithal edenlerden yeni işe başlayanlarda 10 milyon liraya kadar olacak şekilde 100 milyon liraya kadar teminat isteyebilecek. Teminat verme yükümlülüğüne uymayanlara 1 milyon liradan fazla olmamak kaydıyla özel usulsüzlük cezası kesilecektir. Sektör temsilcileri, akaryakıt bayilerinden teminat almanın doğru olmadığını bunun pandemi döneminde mağdur olmuş binlerce işletmenin kapanması anlamına geleceğini, o nedenle teminatın sadece dağıtım şirketlerinden alınmasını istediklerini ifade etmişlerdir.

Şimdi, 4’üncü maddeyle de ödeme kaydedici cihazlara veya bağlantılı sistemleri yetkilendirilmediği hâlde müdahale edenlere üç yıldan beş yıla kadar hapis cezası getirilmektedir. Değerli arkadaşlar, bu düzenlemedeki sorun da şudur: Bu maddeyle yaratılan yeni suç tipinde firmanın yasal temsilcilerinden habersiz olarak içerinden ya da dışarıdan bir suç örgütü de bu faaliyeti gerçekleştirebilir. Bu durumda kimin sorumlu olacağı, fiili gerçekleştirenin mi yoksa yasal temsilcinin mi yargılanacağının da netleştirilmesi gerekmektedir. Teklif hazırlanırken bu riskin göz önüne alınmamış olduğunu gördük. Gelecekte uygulamada, bu konuda sorunlar yaşanabileceğini düşünüyoruz.

5’inci maddeyle de değerli arkadaşlar, eğer yetkisiz müdahale edildiği vergi incelemesi sırasında tespit edilirse incelemenin tamamlanması beklenmeden veya sair suretle tespiti hâlinde incelemeye başlanmaksızın yani vergi inceleme raporu olmadan durumun cumhuriyet başsavcılığına bildirilecek ve kamu davası açılabilecek olması düzenleniyor.

6’ncı maddeyle 5015 sayılı Petrol Piyasası Kanunu’nda değişikliğe gidiliyor. KDV ve ÖTV gelir kaybını azaltmak amacıyla akaryakıt sektöründeki firmalar, lisans azaltma, uzatma ve benzeri işlemler için EPDK'ye başvurduğunda vergi dairesine, vadesi geçmiş borcu olup olmadığına bakılacak. EPDK, bazı konularda yeni yönetmeliklerle lisanslı firmalara ek yükümlülükler getirebilecek ve lisanslı firma gerekli şartları sağlayamazsa EPDK lisansın iptaline de gidebilecek. Düzenleme hukuki açıdan belirsizlikler içermekte ve piyasada yeni aksaklıklar doğurma riski vardır değerli arkadaşlar.

Diğer önemli bir sorun da piyasada faaliyet gösteren 12 bin bayinin yaklaşık yarısı kırsal kesimde faaliyet göstermektedir. Dolayısıyla ana müşterileri kimdir? Çiftçilerdir. Çiftçiler yılın belli aylarında, hasat sonrası ellerine para geçtikçe bayilere borçlarını ödemektedirler. O nedenle de bu bayilerin vergi borçları olma ihtimali çok yüksektir. Dolayısıyla, güçlü olan bayiler bu uygulama hayata geçtiğinde ayakta kalacak, kırsaldaki küçük bayiiler borçları nedeniyle lisanslarını yenileyemeyecekler ve piyasadan eleneceklerdir. Bu düzenleme çiftçi esnafı açısından da istasyon esnafı açısından da çok büyük sıkıntılar içermektedir değerli arkadaşlar.

Biz, bu teklifi genel olarak olumlu değerlendiriyoruz ancak bahsettiğimiz aksaklıklar maddeler görüşülürken giderilmelidir.

Şimdi, değerli milletvekilleri, bu gece birçok sektörün -inşaatlar dâhil- çalışacak olduğu, ekonomik desteği olmayan on yedi günlük sözde kapanmaya geçiyoruz. O nedenle bugün, önemli ama acil olmayan bu düzenleme yerine önemli ama acil olan başka bir düzenlemenin yapılması gerekiyordu. Şimdi, eve kapattığınız ve açlığa mahkûm ettiğiniz esnafa, işçiye, gündelik çalışanlara, geliri olmayanlara verilmesi gereken desteği konuşuyor olmalıydık. Kapanmadan dolayı geçilemeyecek olan köprülerden dolayı 5’li çeteye milyonlarca lira para aktarılacak ama vatandaşa yine reva görülen nedir? Açlık, yokluk ve yoksulluk. Bu destek paketini hep birlikte acilen çıkartmalıyız. Bu arada sözde kapanmayı hiç kimseye tam kapanma diye de lütfen yutturmaya çalışmayın. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar, bir de emekliler var tabii. Komisyon görüşmeleri sırasında emeklilere verilen bayram ikramiyesinin 1.000 liradan 1.500 liraya çıkarılmasıyla ilgili önergemizi vermiştik gördüğünüz gibi ama AKP ve MHP oylarıyla önergemiz reddedildi. Sonrasında ne oldu? Cumhurbaşkanı Erdoğan bu konuda emeklilere büyük bir müjde verdi ve 100 TL’lik bir zam yaptığını açıkladı. Kendilerine biz de buradan emekliler adına çok çok teşekkür ediyoruz, bu yüksek, güzide zamdan dolayı. (CHP sıralarından alkışlar)

Şimdi, değerli arkadaşlar, burada iki sorunlu durum var. Birincisi, siz de Sayın Cumhurbaşkanı da artık, toplumun gerçeklerinden kopmuş durumdasınız; öncelikle bunu kabul edin, başka bir dünyada yaşıyorsunuz, 100 lira zam yani konuştuğumuz. Nedir? Ben bir şey diyemiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

EMİNE GÜLİZAR EMECAN (Devamla) – Toparlıyorum Başkanım.

Zaten döviz kurları karşısında Türk lirası maalesef erimiş, gitmiş; üç gün sonra bu yapılan 100 liralık zam da pul olacak ve eriyecektir. Şimdi, bununla ilgili yani bu miktarla ilgili 9 milyon emekliye bir lütuf sunduğunuzu zannediyorsunuz.

İkinci sorun, kanunla yapılması gereken bir düzenlemenin kararnameyle yapılacağının açıklanması. Siz artık iyice şaşırdınız diyorum; bu, hukuken de mümkün değildir, Meclisin yetkisinin gasbedilmesidir. Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi aslında kendi getirdiği kuralları, kanunları çiğnemektedir bu düzenlemeyle. Biz maddelere geçildiğinde önergemizi yine vereceğiz, desteklemenizi bekliyoruz; sadece biz değil, emekliler de bu önergenin desteklenmesini bekliyor; tabii, tüm mağdur durumdaki vatandaşlar da aynı şekilde.

Tüm halkımızın ve sizlerin Ramazan Bayramı’nı kutluyor; sağlık, mutluluk, esenlik getirmesini diliyorum.

Selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına söz talep eden Konya Milletvekili Sayın Ziya Altunyaldız.

Buyurun Sayın Altunyaldız. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA ZİYA ALTUNYALDIZ (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 260 sıra sayılı Vergi Usul Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’miz üzerinde AK PARTİ Grubumuz adına söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu ve ekranları başında bizleri izleyen aziz milletimizi saygıyla ve muhabbetle selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, geçtiğimiz hafta Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşerek Komisyon üyelerimizin çok kıymetli katkılarıyla ve değerlendirmeleriyle Genel Kurula getirdiğimiz bu teklifin Genel Kurulun büyük tasvibiyle kanunlaşmasını bekliyor ve arzu ediyoruz inşallah. 15 maddeden oluşan teklifimizle; akaryakıt ve LPG piyasasında etkinliği artırmak istiyoruz ve buna dönük düzenlemeler yapıyoruz, ödenmesi gereken vergilerin aşındırılması suretiyle kamu gelirlerinin azaltılmasını önleyecek hükümler getiriyoruz ve toplumun tüm kesimlerini olumsuz etkileyecek kayıt dışılıkla mücadeleyi maksimum düzeye getirerek kayıt dışılığı minimum düzeye getirmek için hükümler getiriyoruz. Yapmakta olduğumuz bu düzenlemenin hacmi ve etkisini daha doğru anlamak adına birkaç rakamı sizlerle paylaşmak istiyorum: Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütünün (OPEC) verilerini incelediğimizde değerli arkadaşlar, küresel petrol arzının 5,1 milyar ton gibi bir büyüklüğe ulaştığını ve yine, sadece petrol ve gaz çıkarma faaliyetlerinin ise 3,3 trilyon dolara ulaştığını görüyoruz. Ülkemize gelince; ülkemizde de petrol ürünleri sektörünün yıllık itibarıyla 120 bin kişiye istihdam sağladığını ve yine yıllık 31,5 milyon ton akaryakıtın piyasaya teslim edildiğini görüyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AK PARTİ hükûmetlerimiz döneminde, hizmet yürüttüğümüz yirmi yıla yakın dönem itibarıyla vatandaşlarımızın, esnafımızın, çalışanın, üretenin, alın terinin korunması ve bunların yine refah artışı olarak milletimize yansıtılması için çaba sarf ettik. Bu kapsamda, her türlü kaçakçılıkla mücadele ettik, kaçakçılığı minimize ettik, bu alanda çok önemli düzenlemeler yaptık ve bu düzenlemelerle birlikte sanırım, dünyadaki en iyi uygulamaları ülkemize kazandırdık ve etkili sonuçlar elde ettik. Bunu, bizzat uygulamanın içerisinde birisi olarak da sizlere çok açık bir şekilde ifade etmek istiyorum. Zira, bu kapsamda, bürokrasi dönemimizdeki, hükûmetimizin yaptığı düzenlemelerle, bürokraside, icrada yapmış olduğumuz çalışmalarla, ilgili bakanlığımız, bakanlıklarımız ve tüm kurumlarımızla, yasama organı olarak Meclisimizin yaptığı düzenlemeleri çok etkin bir şekilde piyasada uyguladık ve çok etkin sonuçlar da aldık ve bu kapsamda, akaryakıt kaçakçılığının önlenmesi için hem fiziki hem dijital kapasitemizi artırarak denetim kapasitemizi çok ciddi anlamda genişlettik. Yine, bir mihenk taşı olarak, ulusal marker uygulamasını hayata geçirdik ve bugün itibarıyla 100 binin üzerinde ulusal marker testi yapılmasını imkân dâhiline getirdik. Kaçakçılık fiillerinin tespit edildiği her türlü tesiste, yargı nihai kararı verene kadar faaliyetlerin durdurulmasını ve devir yasağını getirmek suretiyle, kaçakçılığa karşı sıfır toleransımızı net bir şekilde sahaya ve tüm aktörlere yansıttık. İnanın, değerli arkadaşlar, tüm aktörlere de yürekten teşekkür ediyorum; burada, bu uygulamalara cidden uyum sağladılar ve bu anlamda, sektörün başarısıyla birlikte kaçakçılığı minimize etmeyi başardık.

Ülke genelinde kaçak akaryakıtın önlenmesine dönük bu denli büyük başarıdan sonra, yine, tabii ki kötü niyetli insanların birtakım faaliyetlerinin farklı şekillerde kaçakçılığı tekrar artırmaya dönük çabalarını gördük ve bu çabaların ana ekseninin de daha çok dijital alanda, ödeme kaydedici cihazlarda, otomasyon sistemlerinde ve sahte fatura alanlarında yoğunlaştığını gördük. İşte, bunların ortadan kaldırılması için de sektördeki rekabetin yeniden bahsettiğim ölçülerde inşası, artırılması ve büyümesi için, vergi tahsilatının güvence altına alınmasına devam edilebilmesi -yine, bahsettiğim gibi- fiziki akaryakıt kaçakçılığının önlenmesiyle birlikte otomasyon sistemleri ile kaçakçılığa dönük teşebbüslerin de tekrar minimize edilmesi ve ortadan kaldırılması için bu düzenlemeyi yaparak huzurlarınıza ve Genel Kurulumuza getirdik. Bu kapsamda, sizlerin de malumu olduğu gibi, 4 kanunda değişiklikler öngörüyoruz.

Değerli arkadaşlar, dijitalleşmenin giderek hızla yaygınlaştığı bu dönemde, haksız kazanç elde etmek isteyen kötü niyetli insanların da bu alanı kötüye kullanmaları maalesef, her zaman önlenebilen şeyler değildi. İşte, kanun teklifimizle hayata geçireceğimiz en önemli hususlardan biri otomasyon sistemlerini, ödeme kaydedici cihazları, sahte fatura düzenleme alanlarını tamamen, bir kez daha yasal düzenlemelerle ve fiziki ve teknik altyapıların geliştirilmesiyle zapturapt altına alıyoruz. Bu düzenlemeyle ödeme kaydedici cihazlardaki mühürleri kaldırma, donanım ve yazılımı değiştirme, cihazla ilgili sistemlere fiziksel veya bilişim yoluyla müdahale etme, gerçekleştirilen satışlara ait mali belge veya bilgilerin cihazla kayıt altına alınmasını engelleme ve cihazla kayıt altına alınan bilgileri değiştirme veya silme gibi pek çok eylemi kaçakçılık fiilleri kapsamına almak suretiyle üç yıldan beş yıla varan hürriyeti bağlayıcı ceza getirdik.

Aynı zamanda söz konusu suçları işleyen kişilere yönelik hukuki sürecin de hızlı bir şekilde yürütülmesini temin etmek amacıyla hükümler getirdik. Teklifimizde buna ek olarak sahte veya muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge düzenleyenlere dönük olarak raporun EPDK'ye ulaştırılmasıyla birlikte rafineri hariç her türlü tesiste hukuki süreç sonlanana kadar tüm faaliyetlerin durdurulmasını ve yine tüm devir işlemlerinin de durdurulmasını sağladık. Bu şekilde 2013’te yine AK PARTİ hükûmetlerimiz döneminde yapmış olduğumuz fiziki kaçakçılığı önlemeye dönük hükümleri, otomasyon ve ödeme kaydedici cihazlardaki kaçakçılığı önlemeye dönük o başarıyı bir anlamda buraya transfer etmek istedik değerli arkadaşlar.

Diğer taraftan teklifimizle hayata geçirdiğimiz bir düzenlemeyle de teminatlı hayata geçiyoruz. Ne demek istiyorum? Hepinizin bildiği gibi değerli arkadaşlar, akaryakıt piyasasında, tütün ve alkol piyasasında bundan sonra faaliyetlerimizi teminatlı olarak sürdürmek durumundayız. İlk defa sektöre girenlerden 10 milyona kadar ve hâlihazırda faaliyette bulunanlardan da 100 milyona kadar teminat alınmasını öngörüyoruz. Bu teminatla değerli arkadaşlar.. Ve bunun toplam daha doğrusu maksimum kapasitesinin de cironun yüzde 1’ini geçmemesi gibi bir sınırlama getiriyoruz. Bu uygulamada bakanlığa verdiğimiz bir yetkiyle de vergiye olan uyumu dikkate alarak vergiye uyumun artırılmasına dönük Bakanlığın ikincil düzenlemelerle bu alanı bir anlamda sektördeki uyumu artırma adına düzenleme imkânı getiriyoruz.

Bir diğer konu da değerli arkadaşlar, teklifimizle özellikle akaryakıt sektöründe madenî yağlar gibi diğer yağların yanında bitkisel yağların da akaryakıt ikame ürünü olarak kullanıldığını tespit ettik. O yüzden bitkisel yağlar ve atıklarının da 5607 sayılı Kanun kapsamına almak suretiyle bunu da suç kapsamına alarak hürriyeti bağlayıcı ceza dâhil diğer alanlardaki düzenlemeyi buraya da getirmek suretiyle etkin bir düzenlemeyi burada da icra etme maksadını gerçekleştirmek istedik değerli arkadaşlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım.

ZİYA ALTUNYALDIZ (Devamla) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Bir diğer düzenlemeyle bugüne kadar dağıtıcıların yaptığı otomasyon sistemini bir anlamda aktörlerin ayrılmasını sağlamak suretiyle lisanslı aktörlerin yapılmasına, yani EPDK tarafından lisans verilen aktörlerin yapılmasına imkân sağladık. Artık dağıtıcılar tek başına otomasyon sistemlerini kurup yönetemeyecekler. Dolayısıyla değerli arkadaşlar, yaptığımız bu düzenlemeyle bir anlamda aktörlerin görev alanlarını, yetkilerini paylaştırıyor ve karşılıklı denetimleri sağlıyor, diğer taraftan da gördüğümüz, tespit ettiğimiz açıkları yasal düzenlemeyle, teknik düzenlemeyle, sizlerin desteğiyle kapatmaya dönük bir düzenleme getiriyoruz.

AK PARTİ hükûmetleri olarak bugüne kadar yaptığımız çalışmalarla milletimizin gelirini artırmak, refahını artırmak ve bütçe gelirlerini garanti altına almak gibi çalışmalarımızı bu çalışmalarla perçinlemek istedik. Genel Kurulumuzun tasvibine alacak bu çalışma nedeniyle bir kez daha sizlere teşekkür ediyor, aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

(AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Kanun Teklifi’nin 1’inci bölümü üzerinde grup konuşmaları tamamlanmıştır.

Şimdi, şahıslar adına söz taleplerini karşılayacağım. İlk söz Gaziantep Milletvekili Sayın İmam Hüseyin Filiz’e aittir.

Buyurun Sayın Filiz. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

İMAM HÜSEYİN FİLİZ (Gaziantep) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 260 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin birinci bölümü üzerinde şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu ve yüce Türk milletini saygılarımla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, teklifin birinci bölümündeki maddeler incelendiğinde Hazine ve Maliye Bakanlığına sınırları çizilmemiş bir yetki verildiği, alınacak teminatların zayıf, ancak düzgün çalışan işletmelerin rekabet gücünü etkileyeceği, ödeme cihazı sorunları için hapis cezası verilmesi, inceleme yapılmadan dava açılabilmesi, lisans için vergi borcu olmaması şartı gibi konularda sıkıntılar yaşanacağını belirtmeliyim.

Değerli milletvekilleri, bu arada akaryakıt istasyonları işletmecilerinin bir talebini yerine getirmek istiyorum. İşletmeciler sektördeki en büyük sıkıntının pandemiden ve kısıtlamalardan dolayı satışlardaki yüzde 70 düşüşün üstüne EPDK’nin 17 Mart 2021 tarihinde iki aylık süreyle almış olduğu tavan fiyat kararıyla kâr marjlarının düşürerek akaryakıt istasyonlarına çok ciddi zarar verdiğini, artan giderler, faizler, kredi kartı komisyonlarının ayrıca sektörü çıkmaza soktuğunu, 17 Mayıs 2021 tarihinde sona erecek olan EPDK kararının uzatılmaması gerektiğini, aksi durumda ise sektörü bu sıkıntılı süreçte çok daha zor günler beklediğini belirtiyorlar; bu sese kulak vermek gerektiğini belirtmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, perakende sektöründe faaliyet gösteren esnafımız ürün çeşitliliği çok geniş olan zincir marketlerle rekabet edememektedir. Salgın sebebiyle kısıtlama süreçleri marketlerin cirolarını artırırken küçük esnafı bitirmiştir. Kendi rızıklarını kazanarak ayakta kalmak için uğraşan esnafa katkı sağlamak adına zincir marketlerin ürün yelpazesi gözden geçirilmeli, gıda dışı ürünlerin satışı kesinlikle engellenmelidir. Bu konuda birkaç ilde hıfzıssıhha kurullarının almış olduğu kararlar gayet yerinde olmuştur. Ayrıca tam kapanma sebebiyle berberler, kuaförler, servisler, kahvehaneler, kırtasiyeciler, ayakkabı tamircileri, yevmiyeciler günlük kazançlarıyla zar zor evini geçindirmek için mücadele edenler bu süreçte ne yapacaklar, nasıl geçinecekler?

Fatura ödemelerinin makul bir süreye ertelenmesi bu mağduriyetlerini bir nebze de olsa giderecektir, ancak esnaflara maddi destek verilmesi şarttır, bu da devlet olmanın gereğidir. IMF raporlarına göre, pandemi harcamalarının gayrisafi yurt içi hasılaya oranı Türkiye’de yüzde 1,5’tur. Buna göre, ülkemizin dünya ülkeleri arasında pandemi desteğinde en alt sıralarda yer aldığını üzülerek belirtmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, geçen hafta ölüm yıl dönümlerinde andığımız, milletimiz ve bilim dünyası için çok önemli 2 isimden bahsetmek istiyorum. Birincisi, kuantum fiziği ve kimyası, moleküler biyoloji ve matematik alanlarında yüzlerce teori geliştirerek dünya bilim literatürüne katkı sağlayan Profesör Doktor Oktay Sinanoğlu. Bilimsel çalışmalarının yanı sıra hayatı boyunca Türkçe ve millî kültürün korunması için de çok çaba sarf etmiş, katıldığı konferanslarda kültür sömürgeciliği tehlikesine vurgu yapmıştır. Türkiye’deki eğitim sorunlarını ve siyasi sorunları konu alan çeşitli eserler bırakan Profesör Doktor Oktay Sinanoğlu’nu vefatının 6’ncı yıl dönümünde rahmet ve minnetle anıyorum.

Diğer bilim adamımız, 1982-83 yıllarında Selçuk Üniversitesi Rektörlüğü görevini de yapan, birçok düşünür ve yazarın parça parça ele aldığı “din” “kültür” “medeniyet” “milliyet” gibi konulara sistematik, kategorik ve didaktik bir yön veren; kitap, makale gibi çok sayıda yayını bulunan Profesör Doktor Erol Güngör’ü 38’inci ölüm yıl dönümünde rahmetle anıyorum.

Değerli bilim insanı Profesör Doktor Erol Güngör “Medeniyeti politikacılar yaratmaz. Medeniyet, âlimler ve sanatkârların işidir.” ve “Batı’da üniversiteler memleket meseleleriyle değil, bu meseleleri çözecek kalitede insan yetiştirmekle uğraşırlar.” sözleriyle bilimin ışığında ilerleyecek bir Türkiye hayalini ortaya koymuştur. Üniversitelerin bütçeleri, öğrenci kontenjanları, akademik ve yönetici kadroları ve rektörleri bu hayale yakınlığın test edilmesinde önemli halkalardır. Motivasyon açısından en önemli halka ise liyakat, vizyon ve tecrübe sahibi olması gereken rektörlerdir. Hiç yöneticilik tecrübesi olmayan kişileri hayatlarında görmedikleri kentlere rektör olarak atarsanız, üniversiteleri siyasetin içine sokarsanız, liyakatsiz kadrolaşmaya ve üniversitesine arada sırada uğrayan hatta gitmeden uzaktan eğitim gibi uzaktan yönetim uygulayan rektör ya da rektörlere…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

İMAM HÜSEYİN FİLİZ (Devamla) – …müsaade ederseniz ülke meselelerini çözecek nitelikli  mezunlar vermenin ve bilimin ışığında ilerleyen bir Türkiye yaratmanın mümkün olmayacağını bir defa daha hatırlatmak istiyorum.

Değerli milletvekilleri, daha önce yaptığım bir konuşmada bahsettiğim gibi Cumhurbaşkanlığı genelgesiyle 2021 yılı bizim “Bizim Yunus” yani “Hoşgörü Yılı” olarak ilan edilmiştir ama yaşadıklarımız ve gördüklerimiz maalesef Yunus’un hoşgörü felsefesinden oldukça uzaktır. Gazi Mecliste bile zaman zaman anlam veremediğim gerginlik yaşanmakta ve kırıcı konuşmalar yapılmaktadır. İlaveten çok yüksek sesle bağırıp çağırarak tartışmalara şahit olmaktayız. Acaba milletvekillerinin işitme engelli olduklarını mı düşünüyorlar? Anlamakta güçlük çekiyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri,  bizim de milletimizin de huzura ihtiyacı var, bu konuda hassasiyet gösterilmesini, zamanın önemini dikkate alarak verimli kullanılması açısından ikili ya da üçlü tartışmaların uzun sürdürülmemesi gerektiğini belirtiyor Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Şahıslar adına ikinci söz ve son söz Malatya Milletvekili Sayın Bülent Tüfenkçi’ye aittir.

Sayın Tüfenkçi, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BÜLENT TÜFENKÇİ (Malatya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 260 sıra sayılı  Vergi Usul Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi üzerinde konuşmak için şahsım adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

5015 sayılı Petrol Piyasası Kanunu ile petrolün doğrudan veya işlenerek güvenli ve ekonomik olarak rekabet ortamı içerisinde kullanıcılara sunumuna ilişkin piyasa faaliyetlerinin şeffaf, eşitlikçi ve istikrarlı bir biçimde sürdürülmesi hedeflenmektedir. Bu hedeflerin gerçekleşebilmesi için piyasada haksız rekabetin önüne geçilebilmesi ve tüm tarafların mali ve teknik mevzuata uygun davranmaları son derece önem arz etmektedir. Burada 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu kapsamında yer alan kaçakçılık fiilleriyle mücadele büyük oranda başarıya ulaşmıştır. Kaçakçılıkla mücadelede sağlanan bu başarı, devletin vergi gelirlerinde olası kayıplarının önüne geçilmesini sağladığı gibi, petrol piyasasında faaliyet gösteren taraflar arasında haksız rekabetin giderilmesine yardımcı olmuştur.

Bununla birlikte, son dönemde akaryakıt kaçakçılığının yerine halk arasında “fatura ticareti” olarak da adlandırılan mali usulsüzlük noktasında ciddi emareler karşımıza çıkmaktadır. Bu tür usulsüzlüklerin ciddi boyutlarda vergi zıyaına neden olduğu gibi, piyasada faaliyet gösteren taraflar arasında da rekabete zarar verdiği, haksız rekabete yol açtığı görülmektedir. Bu kapsamda yer alan olumsuz durumların önüne geçilebilmesi için bir dizi değişikliğe ihtiyaç duyulmuş ve bu kanun teklifi hazırlanmıştır. Gerek petrol piyasasında karşılaşılan usulsüzlüklerin yapısının değişmesi gerekse gelişen teknolojiyle birlikte bu denetim sisteminde değişiklik yapılması ihtiyacı ortaya çıkmıştır. Değişiklikle, Bayi Denetim Sistemi’nin bir parçası olan otomasyon sistemi kuranların EPDK tarafından yetkilendirilmesi ve kurdukları ve teknik olarak sağladıkları bu sisteme ilişkin dağıtıcı lisans sahipleriyle birlikte müştereken sorumlu kılınmasına ilişkin bir madde eklenmiştir, bu önemli. Diğer taraftan, başka birçok alanda hâlihazırda uygulaması bulunan belirli bir hakların kullanılabilmesi için vergi borcu bulunmaması zorunluluğu, petrol ve sıvılaştırılmış petrol gazları piyasası için de getirilmektedir. Söz konusu değişiklik doğrultusunda, bu piyasalarda faaliyet göstermek üzere başvuru yapanların, faaliyet sırasında lisanslarının belli tadilatlardan geçmesinde ve lisans sürelerinin uzatılmasında “borcu olmama” kağıdının istenmesi de önemli.

Yine, başvuranların vadesi geçtiği halde ödenmemiş 6183 sayılı Kanun’un 22/A maddesi kapsamında borcun bulunmaması gerekecektir. Böylelikle vergi yoğun sektörlerde olan, akaryakıt ve LPG piyasasında faaliyet gösteren taraflara ilişkin olarak vergi tahsilat kapasitesi büyük oranda iyileşecektir.

Vergi Usul Kanunu’nun 359’uncu maddesine eklenen (ç) fıkrasında sayılan fiillerle işlenen kaçakçılık suçlarıyla etkin bir şekilde mücadele yapılması noktasında da bu tespit edilen hususların bir an önce yargı makamlarının önüne getirilmesi amacıyla bu fiillerde işlenen suçlarda vergi incelemesine başlamadan ya da incelemenin bitmesini beklemeden vergi müfettişleri ve vergi müfettiş yardımcıları tarafından düzenlenen rapor ile bu raporun değerlendirme komisyonunun mütalaasının cumhuriyet başsavcısına gönderilmesi ve kamu davasının açılması bakımından da incelemenin tamamlanması şartının aranmaması temin edilmektedir. Bu da özellikle bir an evvel yargının olaya müdahale etmesi, el koyması bakımından önem arz etmektedir.

Yine, kolluk kuvvetlerinin etkin bir şekilde mücadele etmesi, vergi müfettişlerinin ve vergi denetimlerinin, Ticaret Bakanlığı müfettişlerinin bu konuda etkin mücadelesinin önünü açan bir yasa teklifidir.

Bu nedenle yasa teklifine olumlu oy vereceğimizi ifade ederek Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Şahıslar adına söz talepleri karşılanmıştır.

Soru ve cevap talebi yoktur.

Birinci bölüm üzerinde görüşmeler tamamlanmıştır.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 17.19

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 17.35

BAŞKAN: Başkan Vekili Haydar AKAR

KÂTİP ÜYELER: Rümeysa KADAK (İstanbul), Şeyhmus DİNÇEL (Mardin)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 80’inci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

260 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon yerinde.

Şimdi, birinci bölüm üzerinde yer alan maddeleri, varsa o maddeler üzerindeki önerge işlemlerini yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.

260 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin birinci bölümünde 1’inci madde üzerinde 3 önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre okutacağım.

İlk önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Vergi Usul Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 1’inci maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

       Dursun Müsavat Dervişoğlu                                                                                   Hasan Subaşı                                          İzmir                                                                                                        Antalya

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) -  Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Önerge üzerinde söz talep eden İYİ Parti Antalya Milletvekili Sayın Hasan Subaşı.

Sayın milletvekilleri, bu bölümde süre uzatımına gitmeyeceğiz, önergeler üzerindeki konuşma süreleri beş dakikayla sınırlıdır. Arkadaşların azami dikkat etmesini rica ediyorum.

Buyurun Sayın Subaşı. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

HASAN SUBAŞI (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Vergi Usul Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi hakkında partim adına 1’inci maddeyi konuşmak için söz almış bulunuyorum. Pandemi şartlarında on sekiz günlük kapanmaya girme sürecinde gönül isterdi ki işsizlere, aşsızlara birtakım destekler için tedbirler arayalım ama yine her zamanki gibi vergi cezalarını artırmak, vergiyi çabuklaştırmak, para toplamakla ilgili birtakım kanunlar olarak bu torba yasa karşımıza gelmiş bulunuyor. Ama burada dikkati çekmek istediğim husus şudur: Vergi Usul Kanunu’nda değişiklik yapılıyorsa bunun Bütçe Komisyonundan değil de Adalet Komisyonundan geçmesini tercih ederdik. Çünkü Vergi Usul Kanunu’nda değiştirilmesi gereken, üzerinde durulması gereken çok önemli maddeler vardır.

Bunlardan bir tanesi, benim şahsen 25 Ocak 2021 tarihinde 359 sıra sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 359’uncu maddesiyle ilgili değişiklik teklifim olmuştur. Keşke bu madde Adalet Komisyonunda ve Bütçe Komisyonunda görüşülüp gelseydi ama gördüğümüz üzere, 359’uncu maddede bir iyileştirme yerine bu teklifin 5’inci maddelerine eklemeler yapılarak genişletilmiş, sorun büyütülmüştür, öyle görünüyor. “Benim değişiklik teklifi istediğim 359’uncu madde nedir?” dersek, kayıt ve belgelerde tahrifat yapmak, yine kayıt ve belgelerde birtakım vergi hileleri yapmaktan ibarettir 359’uncu madde. Diyelim ki bir kayıt ve belgede usulsüzlük yapılmış ya da naylon fatura dediğimiz bir fatura düzenlenmiş, üç yıl hapis cezası; peki bu düzenlenen faturayı vatandaş kullanmış, üç yıl da oradan, altı yıl hapis cezası; beş yıl vergi döneminde kullanmışsa otuz yıl hapisle cezalandırılmakta. Bu basit bir konu değil, orantısız bir cezadır, Türk Ceza Kanunu mantığından da çok büyük bir uzaklaşmadır, sapmadır. Bu, on binlerce yurttaşımızı ilgilendirmektedir ve Yargıtay 11. Ceza Dairesinin yüzde 60-70 dosyası da bununla meşguldür. Bakın, kanunda bununla ilgili bir düzenleme olmadığı için Türk Ceza Kanunu’ndan yararlanılması gerekir. Türk Ceza Kanunu böyle durumlarda -zincirleme suç denen tabir vardır,  TCK 43’üncü madde burada- şunu söyler: “Aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda, bir cezaya hükmedilir. Ancak bu ceza dörtte birinden dörtte üçüne kadar artırılır.” Bizim Türk Ceza Kanunu'nun mantığı budur. Oysa bu vergi müfettişlerinin düzenlediği sistemde her dönem için ayrı suç uygulandığı için otuz yıla, kırk yıla çıkan cezalar bulunmakta; bu da on binlerce yurttaşımızı, esnafımızı mağdur etmiştir. Bakın, Yargıtay 11. Ceza Dairesi Başkanının muhalefet şerhini okuyorum: “Her bir takvim yılının ayrı bir suç olduğuna dair herhangi bir yasal düzenleme bulunmaması, TCK'nin genel hükümlerinin uygulanması gerekmesi, sanığın eylemlerinin her birinin yenilenen kasıtla işlenmiş ayrı suçlar olduğunu kabule imkân bulunmaması, sanık hakkında TCK'nin 43’üncü maddesinin de uygulanarak sonuç cezanın belirlenmesi yerine sanık hakkında her takvim yılında ayrı ayrı zincirleme sahte fatura düzenlemek ve kullanmak suçlarından toplam on sekiz yıl dokuz ay hapis cezası verilmesine dair hükümlerin bozulması gerektiği...” şeklindedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HASAN SUBAŞI (Devamla) - Sayın Başkan, bu çok önemli, vergi düzenlemesiyle ilgili.

BAŞKAN – Ama söyledim bir dakikayı vermeyeceğim diye.

HASAN SUBAŞI (Devamla) - Söylediniz ama mutlaka değişiklik yapılması gereken bir konu.

BAŞKAN – Peki, çok hızlı bir şekilde tamamlayın.

HASAN SUBAŞI (Devamla) - Çok teşekkür ediyorum, çok bekleyenler var çünkü.

Bu, 11. Ceza Dairesi Başkanının mütalaası ve olumsuz şerhi.

Yine, Cumhuriyet Başsavcısının itirazını okuyorum:  “Vergi Usul Kanunu’nun 359’uncu maddesi sahte belge düzenleme ve sahte belge kullanma fiillerini aynı fıkrada düzenlemiştir. Bu eylemler seçimlik hareketlerdir. Dolayısıyla aynı fıkra içerisinde hem düzenleme hem de kullanmanın düzenlenmesi nedeniyle sanığın düzenleme ve kullanma eylemlerinden ayrı ayrı cezalandırılması yerinde değildir.” Bakın, uzman kişilerin, hem Yargıtay Başsavcısının hem de Daire Başkanının görüşleri bu doğrultudadır. Bu maddenin mutlaka düzeltilmesi gerekir ama biz hukukun esasını maalesef kaçırıyoruz.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – İYİ Parti önergesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 260 sıra sayılı Vergi Usul Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 1’inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

MADDE 1- 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 231 inci maddesinin birinci fıkrasının (5) numaralı bendine birinci cümlesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki cümle eklenmiş ve bendin son cümlesinde yer alan “süre” ibaresi “süreler” şeklinde değiştirilmiştir.

“Hazine ve Maliye Bakanlığı; 4/12/2003 tarihli ve 5015 sayılı Petrol Piyasası Kanunu ve 2/3/2005 tarihli ve 5307 sayılı Sıvılaştırılmış Petrol Gazları (LPG) Piyasası Kanunu ve Elektrik Piyasası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun kapsamında lisansa tabi faaliyetlerde bulunanlar ile bu madde uyarınca bandrol, pul, barkod, hologram, kupür, damga, sembol gibi özel etiket ve işaretleri kullanma zorunluluğu getirilen ürünleri imal veya ithal edenler için bu süreyi indirmeye ya da faturanın malın teslim edildiği veya hizmetin yapıldığı anda düzenlenmesi zorunluluğu getirmeye yetkilidir.

 

       Emine Gülizar Emecan                   Bülent Kuşoğlu                             Cavit Arı

                İstanbul                                   Ankara                                    Antalya

    Nurhayat Altaca Kayışoğlu                Faruk Sarıaslan                            Ali Keven

                  Bursa                                   Nevşehir                                   Yozgat

        Kamil Okyay Sındır                    Ömer Fethi Gürer                   Yüksel Mansur Kılınç

                  İzmir                                      Niğde                                    İstanbul

           Süleyman Girgin                         Tekin Bingöl                           Cengiz Gökçel

                  Muğla                                    Ankara                                    Mersin

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talep eden Cumhuriyet Halk Partisi Balıkesir Milletvekili Sayın Ahmet Akın.

Buyurun Sayın Akın. (CHP sıralarından alkışlar)

AHMET AKIN (Balıkesir) – Sayın Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlarım; yüce heyetinizi ve sizleri saygıyla selamlıyorum.

 Değerli milletvekili arkadaşlarım, Türkiye’nin yıllardır süre gelen ekonomisinde derin gedikler açan ve önemli bir yarası olan akaryakıt kaçakçılığına önlem teşkil edecek bir kanun teklifiyle karşı karşıyayız. Beş farklı kanunda değişiklik yapan bu teklif sistematik olarak bizim için yetersizdir. Sonuç olarak iktidarın akaryakıt kaçakçılığını önleyici mevzuat düzenlemesine olumlu bakıyoruz, aynı zamanda da yetersiz buluyoruz.

 Sayın milletvekilleri, Türkiye enerjide dışa bağımlı bir ülkedir ve petrolde bu bağımlılığımızın ilk aktörü. Ekonomisi iyi yönetilmeyen ve ekonomik buhrandan bir türlü çıkamadığımız ülkemizde enerjide, petrolde dışa bağımlılığımız ne yazık ki 7’den 70’e tüm vatandaşlarımız olumsuz  olarak etkilemektedir. Nasıl etkilemesin! Baştan son yanlış olan enerji politikalarıyla her gün vatandaşımızın sırtına yük biniyor. Elektrik artıyor, doğal gaz artıyor, benzin, mazot, LPG artıyor, Ayşe teyzenin mutfağındaki tüpün fiyatı artıyor. Odundan kömüre her şey de ateş pahası durumunda. Bunları söyleyince belki rahatsızlık duyabilirsiniz ama gerçekler bunlar, halkın gerçekleri bunlar ve son yedi yılda sadece elektriğe gelen zam 2,5 katı, doğal gaz 2 katı. Müjde verilen doğal gazda da zamları maşallah otomatiğe bağladınız, her ay zam yapıyorsunuz. Benzin fiyatları son yedi yılda neredeyse 2 kat artmış durumda, bu zamlar halkımızın gerçek gündemi, gerçeği. Bu zamları da algı yönetenleriyle değiştirmeniz imkânsız, halkımız bu sıkıntıyı hep birlikte yaşıyor. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, iktidar vatandaşımızı bugüne kadar pandemi sürecinde maalesef yalnız bıraktı ve “Sizler Allah’a emanetsiniz.” dedi. Şimdi, on sekiz gün boyunca uygulanacak kısıtlamada da “Sen evden çıkma, nasıl yaşıyorsan yaşa.” diyorsunuz. Vatandaşlarımızın temel ihtiyaçları dahi karşılanamayacak. Sizin deyiminizle tam kapanma, vatandaşımız için “tam açlık” olacak. (CHP sıralarından alkışlar) Kapanma döneminde şehirlerarası yolculuklar yapılmayacak. Ancak kullanılmayan yol, köprü ve havalimanları için yandaşlara ballı kaymaklı geçiş ve yolcu garantileri tam gaz ödenmeye devam edecek. Garanti ödemelerinde aslan payını Yavuz Sultan Selim Köprüsü, Osmangazi Köprüsü ve İstanbul Havalimanı alacak. Kapanma sürecinde, Yavuz Sultan Selim Köprüsüne verilen günlük 135 bin araç geçiş garantisi, Osmangazi Köprüsü’ne verilen günlük 40 bin araç geçiş garantisi on sekiz gün boyunca tıkır tıkır işleyecek. On sekiz gün kullanılmayacak olan Yavuz Sultan Selim Köprüsü için 8 milyon 602 bin dolar, Osmangazi Köprüsü için 29 milyon 736 bin dolar tutarında gelir garantisi ödemesi yapılacak. Başka bir deyişle, iki köprüye kapanmada verilecek tutar 320 milyon liraya dayanacak. İstanbul Havalimanına verilen 2021 yılı yolcu gelir garantisine göre havalimanına günlük 961 bin avroya denk gelen yolcu gelir garantisi veriliyor, on sekiz günün faturasıysa 17,5 milyon avro. Buna göre İstanbul Havalimanına da yaklaşık 175 milyon liralık bir yolcu garantisi verilecek. Diğer araç geçiş garantili otoyollara yapılacak garanti ödemeleri ve kur nedeniyle kapanma döneminde garanti ödemelerinin toplam tutarının en az 1 milyar lira olacağı ortada. Sizler çıkıyorsunuz, bu rakama rağmen emeklilere 100 lira veriyorsunuz. Elinizi vicdanınıza koyun, sizi bütün emeklilere şikâyet ediyorum, onlar da gereğini ilk seçimde yapacak. (CHP sıralarından alkışlar)

Bu nedenle, kapanmada kullanılmayacak köprü, yol ve havalimanları için bütçeden garanti ödemesi yapılmamalı ve en azından bu dönemde ihtiyaç sahibi vatandaşlarımıza mutlaka destek verilmeli. Hiç olmazsa kapanma döneminde garanti ödemeleri için ayrılan kamu bütçesi, boş yollara, boş köprülere, boş havalimanına değil, cebi boş olan vatandaşımıza kullanılmalı. Vatandaşımız için tam açlık reva görülmemeli, sonuna kadar ihtiyaç sahibine tam destek verilmeli.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın.

AHMET AKIN (Devamla) – Biz CHP olarak öneriyoruz, on sekiz günlük süre içinde en azından zorunlu olarak evinde kalacak olan vatandaşlarımız için elektrik ve doğal gaz faturası gibi dertler olmasın. Salgın sürecinde vatandaşımıza yapmadığınızı bari şu on sekiz günde yapın da hep birlikte görelim. Yol çok basit, EPDK bu dönem için bir tarife düzenlemesine giderek meskenlerde elektriğin fiyatını düşürebilir. Benzer bir düzenleme BOTAŞ için de hayata geçirilebilir. Bunun için ne kanun ne yönetmeliğe ihtiyaç var, bugün hemen olabilir. Önemli olan elinizi vicdanınıza koymanız ve vatandaştan yana olmanız.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar) 

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi önergesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 260 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 1’inci maddesinde yer alan “gelmek üzere” ibaresinin “gelecek şekilde” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

        Remziye Tosun                              Sait Dede                            Dilşat Canbaz Kaya

           Diyarbakır                                  Hakkâri                                     İstanbul

     Muazzez Orhan Işık                        Şevin Çoşkun                            Hasan Özgüneş

                Van                                          Muş                                        Şırnak

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talep eden Hakkâri Milletvekili Sayın Sait Dede.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

SAİT DEDE (Hakkâri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan kanun teklifinin 1’inci maddesi üzerine söz almış bulunmaktayım.

Şu an Genel Kurula getirilen bu kanun teklifinde de olduğu gibi iktidar partisinin Genel Kurula getirdiği kanun tekliflerinin hiçbirinin Türkiye halklarının, emekçilerinin, yoksullarının, yurttaşlarının ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik düzenlemeleri kapsayan bir içeriğe sahip olmadığını bir kez daha görüyoruz. Getirilen yasa tekliflerinin içerikleri AKP iktidarının toplumun ihtiyaçlarından bir haber olduğunu, toplumun içinde bulunduğu gerçeklikten ne kadar kopuk yaşadığını bize net olarak gösteriyor. Vergi alanında bir düzenleme mi yapmak istiyorsunuz? O zaman, gelin, halkın sırtındaki vergi yükünü artırmak yerine kapsamlı bir reform yapalım, artık halktan alınan vergilerle sermayeyi finanse etmekten vazgeçelim. Her düzenlemede vergi yükü yoksula yüklenmekte, sermaye ve yandaşa vergi afları ve muafiyetleri getirilmektedir. Hiçbir dönemde, AKP iktidarı döneminde olduğu kadar, yoksul çoğunluktan zengin azınlığa bu kadar kaynak aktarımı yapılmamıştır.

Sadece vergide değil, adaletsizlik tüm alanlarda çok yoğun bir şekilde yaşanmaktadır. Üç gün önce Ankara’da Sincan Cezaevinde kurulan bir mahkemede, aralarında önceki dönem eş genel başkanlarımızın, milletvekillerimizin, MYK üyelerimizin bulunduğu bir kumpas davasının tiyatrosu sergilendi. Bu tiyatro avukatlardan ve izleyicilerden çok büyük bir alkış aldı. Yargının iktidar partisinin elinde ne hâle geldiğini bir kez daha gördük. Artık siyaset yargısallaşmış, bir siyasi partinin genel başkanının ağzından çıkan her kelime mahkemelerin gerekçeli kararlarında hükme esas alınır olmuş ve yargılama bir tiyatro sahnesine dönüşmüştü. Ne Anayasa’nın ne de bağlı olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin yargı organının kararlarının bir hükmü kalmamıştı.

Değerli milletvekilleri, Türkiye’de halkların çözüm bekleyen temel sorunları ne yazık ki Meclis gündemine getirilmemektedir. Yasama faaliyetleri sarayın istekleri doğrultusunda yürütülürken iktidar partisi ve ortağı tarafından Meclisin denetim yetkisi de engellenmektedir. Verilen araştırma önergelerimizin tamamı reddedilerek iktidara sınırsız, sorumsuz, denetimsiz bir alan yaratılmaktadır. Çeşitli defalar bu kürsüden Hakkâri ve ilçelerinde yaşanan yolsuzlukları, hukuksuzlukları dile getirdik. Bu yaşanılanlara ilişkin birçok araştırma önergesi ve soru önergesi de verdik. Özellikle, halkın iradesi gasbedilerek kayyum atanan belediyelerde yaşanılan yolsuzluklara ilişkin İçişleri Bakanlığına verdiğimiz soru önergelerinin tek birine yanıt verilmedi. Keşke Bakan Bey, sosyal medyada çektirdiği fotoğraflara zaman ayırdığı kadar da Meclisten gelen sorulara zaman ayırmış olsaydı. Krala yaslanan ama kraldan daha çok kralcı olan bu kayyumlar ne kanun ne mahkeme tanıyorlar. Mahkeme kararı olmaksızın Yüksekova Esenyurt Mahallesi’nde yurttaşların evlerini yıkma kudretini kendilerinde bulabiliyorlar. Mademki bu kadar kudretlisiniz, kaçak olduğu mahkeme kararıyla sabit olan sarayı önce yıkın. Yoksul yurttaşların hayatlarını, geleceklerini karartmaktan vazgeçin. Tabii, hukuk yok, hesap verme yok.

Yine, hesap verme durumu olmadığı için her gün yeni bir yolsuzlukla karşılaşıyoruz. Yüksekova’da kayyum ve çevresinin son kertede su sayaçlarından nemalandıklarını görüyoruz. Piyasa değeri 180-190 TL olan su sayaçları abonelere 580 TL’den fatura ediliyor, bu da yetmezmiş gibi 200 TL de bağlama bedeli olarak tahsil ediliyor. Peki, kime hangi şartlarda ihale edildi? Bu da bilinmiyor. Çünkü denetim yok, çünkü Bakan Bey bu soruların cevabını vermiyor. Bir kez de buradan soralım Bakan Bey’e: Milyonlarca TL’ye ihale edilip yapılan ve yapıldıktan altı ay sonra köstebek yuvasına dönen Yüksekova’daki yolların hesabını kimden soracağız? Bakın, yine Hakkâri Belediyesi tarafından İller Bankası Genel Müdürlüğünce 2013 yılında yapılan Hakkâri merkez içme suyu yapımı yaklaşık olarak 33 milyon TL bedelle ihale ediliyor ve bu hizmetin yüzde 70’i bizim belediyemiz döneminde bitiriliyor. 2017 yılında bitmesi gereken proje, 2016 yılında atanan kayyumla sekteye uğruyor. 31 Mart seçimleriyle beraber kayyum gasbı son bulduğunda yapılan incelemede, 2017’de teslimi yapılması gereken bu işin hâlen bitmediği fakat işin geçici kabulünün yapıldığı, bu üç yılda firmaya usulsüz süre uzatımlarının verildiği, böylece belediye aleyhine, yüklenici firma aleyhine menfaat sağladığı ve kamunun zarara uğratıldığı tespit ediliyor. Belediyeye yaklaşık, müşavirlik, kredi faizi ve belediye başkanlığınca yapılan harcamalar dâhil 33 milyon olan 2020 yılı itibarıyla 66 milyon oldu.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

SAİT DEDE (Devamla) – İçme suyu şebeke ihalesinde yapılan usulsüzlükler net bir şekilde ortada olmasına rağmen, tüm bunlar görmezden gelinerek halkın bütçesi yandaş firmalara peşkeş çekiliyor. Bu usulsüzlükler karşısında seçimle göreve gelen arkadaşlarımız mahkemeye başvuruyor ve hukuki süreç başlıyor. Buna ilişkin başlatılan hukuki sürece tekrar atanan kayyum tarafından son veriliyor ve davadan feragat ediliyor. Muhtemelen Bakan Bey’in “Oh, oh!” dediği şeyler bunlardı: Hukuksuzluklar, usulsüzlükler ve yolsuzluklar.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

1’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 1’inci madde kabul edilmiştir.

2’nci maddede 2 önerge vardır, önergeleri sırasıyla okutacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına 

Görüşülmekte olan 260 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 2’nci maddesinin kanun teklifinden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                 

     Muazzez Orhan Işık                       Remziye Tosun                        Dilşat Canbaz Kaya

                Van                                     Diyarbakır                                   İstanbul 

         Şevin Coşkun                           Hasan Özgüneş                             Dersim Dağ

                Muş                                        Şırnak                                    Diyarbakır

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talep eden Diyarbakır Milletvekili Sayın Dersim Dağ.

Buyurun Sayın Dağ.(HDP sıralarından alkışlar)

DERSİM DAĞ (Diyarbakır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AKP-MHP iktidarı her alanda gençlere baskı kurmaya devam etmekte, gençlerin bir söz dâhi kurmasına tahammülü olmayan iktidarın bu baskıcı tutumu tüm ülkeye sirayet etmiş durumdadır.

AKP-MHP Hükûmeti her alanda kendilerinin silahşorluğunu yapan, faşizmlerini yükselten yandaşlar türetmenin derdindedir. Bakın arkadaşlar, sadece son süreçte yaşanan, özellikle gençlerin hedef alındığı olaylardan birkaç örnek vereyim: Yıldız Teknik Üniversitesinde profil resminde İstanbul Sözleşmesi yaşatır görseli olan kadın öğrenci, Nurullah Arvas akademisyen tarafından “Bu şekilde dersime giremezsin!” denilerek dersten atıldı. Sarayın kadın düşmanlığı; üniversitelerde, fabrikalarda, sokaklarda kendini yaşatmaya devam ediyor. Dersten kadınları atan hocalar da, fabrikada kadın işçilere şiddet uygulayan işverenler de, sokakta kadınları katleden erkekler de bu gücü, bu cüreti sizden alıyor. Biz kadınlar, İstanbul Sözleşmesi’nden kadınların fikri alınmadan hatta haberi bile olmadan çekilenlere karşı her alanda İstanbul Sözleşmesi yaşatır demeye ve tüm kazanımlarımızı sahiplenmeye devam edeceğiz. (HDP sıralarından alkışlar) Elbette ki üniversitelerdeki baskılar sadece kadın öğrencilere yönelik değil, düşüncesini ifade eden ve eleştiri hakkını kullanan herkes bu baskılardan nasibini alıyor. 9 Eylül Üniversitesi öğrencisi Orhan Kiper’e “9 Eylül yıkılsın, yerine manav açılsın.” diye “tweet” attığı için disiplin soruşturması açıldı. Yine, Marmara Üniversitesinde sınav ve notlandırma sistemini eleştiren 3 öğretim görevlisi hakkında genel ahlak ve edep dışı tutum ve davranışlarda bulundukları gerekçesiyle disiplin cezası verildi. KHK’lerle akademisyenleri üniversitelerden uzaklaştırdınız, size itaat etmeyen öğrencileri okullardan uzaklaştırdınız, cezaevine koydunuz. Tüm bu baskılara rağmen, hâlâ size itaat etmeyen, sözünü söylemekten geri durmayan gençler var ve sizin buna tahammülünüz yok.

Hukuksuzluğunuza yeni bir hukuksuzluk eklediniz ve şimdi de öğrencilerin barınma hakkını gasbetmeye çalışıyorsunuz. Öğrencilerin katıldıkları demokratik eylem ve etkinlikleri bahane ederek burslarını kestiniz, yurtlardan attınız. Şimdi de öğrencilerin yurtlarda kalabilmesi içi “Cumhurbaşkanına hakaret suçundan mahkûm olmamak” şartı aranacak. İktidara yapılan her eleştiriye, düşüncesini belirten herkese Cumhurbaşkanına hakaretten ceza yağdırdınız. Bu kez de öğrencileri bu yolla susturmaya çalışıyorsunuz. Öğrencilerin barınma hakkına göz diken ve kendi öğrenci modelini makbul olarak dayatmaya çalışan bu saldırıları tanıyoruz ve bu saldırılara karşı yan yana gelmeye, koltuklarınızı sallamaya devam edeceğiz, hakkımız olanı sizin insafınıza bırakmayacağız.

Gençlere düşmanlık iktidarla sınırlı kalmıyor maalesef. Kürt kentlerinde tahribat politikanızın baş rolünü oynayan kayyumlar bu rolün gerekliliğini gençler üzerinde de oynamakta. Diyarbakır Büyükşehir Belediyesine atanan kayyumlar şehre ithal bürokratlar getiren, ihaleleri il dışındaki firmalara peşkeş çeken, şehrin gençlerini işsizliğe ve açlığa mahkûm eden bir düzen yaratmıştır. Diyarbakır kayyumunun son rezilliğiyse onlarca Diyarbakırlı işsiz genç varken torpille kendi yandaşlarını işe alması. Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi 75 kişilik itfaiye alım ilanından sonra iş başvurusu yapan yüzlerce kişi arasından sınava 375 kişi çağırmış ve yapılan bir dizi sınavdan sonra bu iş için 75 kişinin alımını yapmıştır. Ancak sınava katılan gençlerin büyük çoğunluğu yapılan alımın tamamen hukuksuz olduğunu ve sınav kriterlerinin esas alınmadığını, alınan kişilerin torpille işe alındığını iddia etmekte. KPSS puanları yüksek olan, yapılan mülakat ve parkuru da başarılı bir şekilde tamamlayan ancak işe alınmayan gençler bu alıma itiraz etmiş fakat belediye yetkililerinden bu konuyla ilgili tek bir muhatap dahi bulamamıştır.

Kentin iradesini yok sayanlar, aynı zamanda kentin gençlerini de açlığa ve işsizliğe mahkûm ediyor. Gün geçtikçe derinleşen ekonomik kriz, işsizlik, güvenlikçi politikalar, baskı ve yaygınlaşan madde bağımlılığı, Diyarbakırlı gençleri intihara sürüklüyor. Son bir ayda şehirde 3 genç ve Silvan ilçemizde ise altı ay içerisinde 12 genç intihar etmiştir.

Gençlerin sorununa çözüm bulmak şöyle dursun, gençlerin yaşam alanı olan üniversitelere kayyum atayıp, öğrencilerin demokratik eylem ve gösterilerini hedef gösterip kadın kazanımlarına saldırarak gençlere geleceksizliği ve itaat etmeyi dayatıyorsunuz ama ant olsun ki biz gençler size itaat etmeyeceğiz; despotizmden uzak, demokratik bir yönetim inşa edeceğiz; erkek egemen aklı alt edip kadın özgürlükçü paradigmayı egemen kılacağız; sarayları yıkacağız, yaşamımızı da yaşam alanlarımızı da özgür kılacağız.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

AKİF ÇAĞATAY KILIÇ (İstanbul) – Yazık, yazık!

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 260 sıra sayılı Vergi Usul Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 2’nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

MADDE 2- 213 sayılı Kanunun mükerrer 257 nci maddesinin birinci fıkrasına (7) numaralı bendinden sonra gelmek üzere aşağıdaki bent eklenmiştir.

“8. 4/12/2003 tarihli ve 5015 sayılı Petrol Piyasası Kanunu ve 2/3/2005 tarihli ve 5307 sayılı Sıvılaştırılmış Petrol Gazları (LPG) Piyasası Kanunu ve Elektrik Piyasası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun kapsamında lisansa tabi faaliyetlerde bulunanlar (bayiler hariç) ile bu madde uyarınca bandrol, pul, barkod, hologram, kupür, damga, sembol gibi özel etiket ve işaretleri kullanma zorunluluğu getirilen ürünleri imal veya ithal edenlerden; yeni işe başlayanlarda 10 milyon Türk lirasına kadar, faaliyeti devam edenlerde 100 milyon Türk lirasını geçmemek üzere bir önceki hesap dönemine ait brüt satışlar toplamının %1'ine kadar, ayrıca bandrol, pul, barkod, hologram, kupür, damga, sembol gibi özel etiket ve işaretler verilmesinden önce bu ürünler nedeniyle hesaplanan özel tüketim vergisi ve katma değer vergisi tutarının toplamına kadar, doğacak vergilerin tahsil güvenliğini sağlamak amacıyla, 6183 sayılı Kanunun 10 uncu maddesinde yer alan menkul mallar hariç olmak üzere anılan maddede sayılan türden teminat almaya, mükelleflerin; faaliyet alanı, hukuki statüsü, mükellefiyet süresi, aktif veya öz sermaye büyüklüğü, çalışan sayısı, hakkında sahte veya muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge düzenleme veya kullanma yönünde olumsuz rapor ya da tespit bulunup bulunmadığı, iş veya üretim hacmi ile ürün ve mükellef gruplarını ayrı ayrı veya birlikte dikkate alarak, teminatın; türünü, tutarını, verilmesi gereken zamanı, iadesi ile tamamlanmasına ilişkin hususları belirlemeye, teminat tutarını lisansa tabi faaliyetlerde lisans türleri itibarıyla farklılaştırmaya, bentte yer alan oran ve tutarları sıfıra kadar indirmeye ve iki katına kadar artırmaya, hangi hâllerde teminat aranılmayacağını ve uygulamaya ilişkin diğer usul ve esasları belirlemeye,”

 

            Cavit Arı                                 Ali Öztunç                                 Ali Keven

             Antalya                               Kahramanmaraş                                Yozgat

          Tekin Bingöl                       Emine Gülizar Emecan                     Süleyman Girgin

              Ankara                                     İstanbul                                      Muğla

Nurhayat Altaca Kayışoğlu                  Bülent Kuşoğlu                       Kamil Okyay Sındır

               Bursa                                      Ankara                                       İzmir

    Yüksel Mansur Kılınç                      Faruk Sarıaslan                         Ömer Fethi Gürer

             İstanbul                                    Nevşehir                                     Niğde

                                                        Cengiz Gökçel

                                                             Mersin

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Kahramanmaraş Milletvekili Sayın Ali Öztunç.

Buyurun Sayın Öztunç. (CHP sıralarından alkışlar)

ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; sizleri saygıyla selamlıyorum. Değerli arkadaşlar, Rize’de İkizdere’de büyük bir doğa katliamı yaşanıyor. Dün milletvekili arkadaşlarımızla birlikte, Sayın Mehmet Bekaroğlu ve Sayın Ahmet Kaya’yla birlikte Rize İkizdere’deydik. İkizdere’de İşkencedere Vadisi isimli bir bölge maalesef araçlarla kaldırılıyor. O kadar güzel bir doğa ki, o kadar güzel ki yemyeşil, içinde şelaleler var ama buraya makinelerle girilmiş, ağaçlar kesiliyor, ağaçlar kaldırılıyor, kayalıkların tamamı kaldırılıyor. Niye biliyor musunuz? Rize merkezde yapılacak olan lojistik liman için. Eyvallah, liman yapılmalı, doğru. Oraya taş da lazım, 16 milyon ton taş lazım, ona da eyvallah. Ama bu lojistik merkezi inşaatının yapıldığı yere 5 kilometre, 8 kilometre mesafede taş ocakları var; 35 kilometre uzaklıktan bu taşı almanın anlamı yok.

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Bedava, bedava.

ALİ ÖZTUNÇ (Devamla) – “Niye acaba alınıyor?” diye sorduk. Niye acaba 35 kilometreden bu getiriliyor? İlgili firma yani Sayın Mehmet Cengiz’in firması Cengiz İnşaat Japonya’dan kredi almış, alınan kredi nakliye kredisi. Yahu, nakliye kredisini doldurmak için 35 kilometreden o ormanı, o doğal güzelliği bitirmek gerçekten büyük bir katliamdır.

Bakın, Rize Sayın Cumhurbaşkanının memleketidir. Dün Rize’de de söyledim, İkizdere’de de söyledim, burada Türkiye Büyük Millet Meclisinde de söylüyorum, Sayın Cumhurbaşkanına çağrıda bulunuyorum: Sayın Cumhurbaşkanı, burası baba ocağınız, kıyıyorlar, kıydırmayın, müdahale edin buraya, müdahale edin. (CHP sıralarından alkışlar) Yazık, günah.

Kadınlar isyanda, kadınlar günlerdir bekliyorlar orada, günlerdir iş makinelerinin önünde duruyorlar. AK PARTİ’nin yüzde 99 oy aldığı köyler buralar, 3 köy AK PARTİ’nin çok yüksek oy aldığı köy. Yani nasıl yapılır, niye böyle bir şey yapılır anlam veremiyorum.

Koca bir Rize’nin gücü Mehmet Cengiz’e yetmiyor arkadaşlar. Zaten her yeri bu adam aldı, parsel parsel aldı, daha ne vereceğiz Mehmet Cengiz’e ya?

BAŞKAN – Sayın Komisyon biraz sessiz olabilir miyiz.

ALİ ÖZTUNÇ (Devamla) – Daha ne vereceğiz Mehmet Cengiz’e arkadaşlar? Alıyor, veriliyor, istediği her şey veriliyor Mehmet Cengiz’e. Ama lütfen, vicdanınıza sesleniyorum, siyaset olsun diye de söylemiyorum, Sayın Cumhurbaşkanına da bir milletvekili olarak bir çağrıda bulunuyorum, bir kez daha söylüyorum: Sayın Cumhurbaşkanı, lütfen buraya müdahale edin, sayın valiye sorun, sayın bakana sorun, “Yahu, buradaki durum nedir?” diye bir sorun.

Ne diyor biliyor musunuz teyzenin birisi? “Tayyip Bey bizim uşak, o engel olur, onun haberi yoktur.” diyor. Eğer haberi yoksa Sayın Grup Başkan Vekiline buradan rica ediyorum, lütfen bilgi verin. Rize’de, İkizdere’de ciddi anlamda bir katliam yaşanıyor, dağ, tepe, deniz her yer perişan edilmiş durumda. Buradaki insanlar balını, yağını, çaylığını, bağını, bahçesini istiyorlar, başka bir dertleri yok, sıradan yurttaşlar, siyasi polemikleri bilmezler, siyaseti bilmezler. Sayın Külünk dedi ki: “Biden’ın adamları.” Ya, dün gidince şöyle baktım o teyzelere, amcalara; Biden ne alaka, onlar ne alaka, Biden’ı nereden... “Biden kim?” diye sorsanız vallahi de bilmezler o insanlar. Çünkü bu insanlar ekmeğinin peşinde olan insanlar, bağını, bahçesini koruma derdinde olan insanlar.

Gelelim diğer konuya; Sayın Ruhsar Pekcan’la ilgili her gün bir skandal patlıyor arkadaşlar, bugün yeni bir skandal patladı. Sayın Bakanla ilgili, Gümrükler Genel Müdürlüğü 2016 yılında bir yazı göndermiş gümrüklere. Genel müdürlük demiş ki: “Ruhsar Pekcan isimli bir Hanımefendi, Emine Erdoğan Hanımefendi’nin ismini kullanarak birtakım vergi muafiyetleri talep etmektedir, tetikte olun.” diye. Resmî yazı var. “Tetikte olun.” diyor Gümrükler Genel Müdürlüğü, gümrükleri uyarıyor. Yirmi ay sonra Ruhsar Hanım bakan olmuş. Yani eğer bu yazı biliniyordu da bakan yapıldıysa sıkıntı, bilinmeden bakan yapıldıysa o daha büyük skandal çünkü o zaman devlette bir istihbarat zafiyeti var demektir, istihbarat Bakanlar Kurulunu atayan Sayın Cumhurbaşkanına gitmiyor demektir arkadaşlar.

Sayın Ruhsar Pekcan’la ilgili; Bakanlığına kendi şirketinden mal alması, “Ucuz olduğu için alıyorum.” demesi ama piyasa değeri 90-95 lira olan ürünü 175 liradan almış olması, hepsi var. En son da medyaya düşmedi, ben söyleyeyim; Sayın Bakan gitmeden önce ne yapmış biliyor musunuz arkadaşlar, değerli AK PARTİ milletvekilleri? Kendi özel kalem müdürü dâhil 14 personeli ticari ataşe olarak atamış, özel kalem müdürünü de Roma’ya göndermiş. Ya olmaz, gerçekten olmaz;  buna bir vicdan “Dur.” demelidir. O yüzden, Sayın Bakan Yüce Divana gitsin, yargılansın; ne olacak sanki? Gitsin, aklansın, gelsin.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

ALİ ÖZTUNÇ (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Aklanması sizin de işinize gelir, kendi işine de gelir. Yüce divana gider, daha önce Mesut Yılmaz gitti, Koray Aydın gitti, orada yargılanır. Eğer gerçekten bir yanlışlık yoksa aslanlar gibi gelir, kendini temizlemiş olur ama bir yanlış da varsa bu millet adına hesap sorulur.

Saygılar sunuyorum, teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

3’üncü madde üzerinde 2 önerge vardır, okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Vergi Usul Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 3’üncü maddesinin son cümlesinde yer alan “kesilir” ibaresinin “uygulanır” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Dursun Müsavat Dervişoğlu                                                                   Behiç Çelik

               İzmir                                                                                      Mersin

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talep eden Mersin Milletvekili Sayın Behiç Çelik.

Buyurun Sayın Çelik. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BEHİÇ ÇELİK (Mersin) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Ramazan Bayramı’na on beş gün kala yaşadığım siyasi olaylar geçmişte belki on yılda, yirmi yılda yaşanacak cinsten olaylardır. Bakınız, birincisi, Karadeniz’de sular ısınıyor. Ukrayna-Rusya çekişmesi, Rusya’nın daha önceden Kırım’ı ilhakı, ABD’nin Karadeniz’e yerleşme ısrarı, Montrö Sözleşmesi’nin tartışmaya açılması bunların en belirgin kanıtıdır.

İkincisi, Ege ve Akdeniz’de sular ısınıyor. ABD’nin Yunan topraklarında neredeyse 20’ye yakın üs ve tesis kurması, Dedeağaç’a yerleşmesi, buradan hava hattıyla Bulgaristan ve Romanya’ya ulaşması Batı Trakya ve sınırlarımızı dolayısıyla riske atmaktadır.

Üçüncü olarak, sözde soykırım açıklaması… 24 Nisanda ABD Başkanı Biden’ın 1915 olayları için “soykırım” demesi, Türkiye Cumhuriyeti’nin manevi şahsiyetini rencide edici bir üslubu tercih etmesi asla kabul edilemez.

Değerli arkadaşlar, aslında çökmüş bir devlet olan Osmanlı İmparatorluğu, son bir silkinişle doğuda cereyan eden Rus saldırılarını durdurmak için canla başla uğraş verirken orduyu arkadan vuran Ermeni çetelerini maalesef enterne edememişti. Bu sebeple cephe gerisini güvence altına almak için tehcir kararı verilmişti. Ermenilerin Hınçak ve Taşnak örgütlerinin katliamları hafızalarımızdan asla silinmeyecektir. Bu, bizim ecdada olan hürmet ve sadakatimizin bir sonucudur. Nedense, 1966 yılına kadar kimse bir soykırım sözü etmezken bu tarihten sonra gündeme gelmeye başlaması da manidardır. Ardından Türk diplomatlara yönelik suikastların başlaması ve bugün PKK ve türevleriyle devam etmesi nasıl bir tuzak kurulduğunun aleni bir göstergesidir.

Bu vesileyle, Türk ordusunun Kuzey Irak’ta başlattığı Pençe-Şimşek ve Pençe-Yıldırım operasyonlarından zaferle çıkacağına olan inancım tamdır. Ayrıca bu vesileyle, şehitlerimizi rahmetle yad ediyorum, gazilerimize Rabbimden şifa diliyorum. İşte, Biden’ın açıklamasını bir kuşatma olarak görüyor ve yaşadıklarımızın hemen birkaç ayda meydana gelmesini de çok anlamlı buluyorum.

Değerli milletvekilleri, kısa sürede böyle bir savrulmaya bizi getiren nedir? Ekonomik krizde geçim, işsizlik, enflasyon, yolsuzluklar, dövizin sürekli değer kazanması, iflaslar, tarım ve sanayide gerilemeler; dış politika pusulasını yitirdi, “Dostum Trump, dostum Putin.” siyasetinin bizi getireceği nokta tabii ki uçurumdur. Artık Çin aleyhine Uygurlar için, insan hakları ihlalleri hakkında bir açıklama yapamayacak hâle gelmek ne acıdır. Ulusal güvenlik politikası bunalımda; bakınız, ülkenin dört tarafı hasım güçlerle sarılmış durumda, ABD ve Rusya’nın kıskacında, Arapların hışmında bir ülkenin güvenliğinden söz edilebilir mi? İsrail’i, Yunan’ı, Rum’u, İran’ı saymıyorum bile.

Değerli milletvekilleri, sonuç şu: AKP tükenmiştir, enerjisi kalmamıştır, ideolojisiyle gerçekler arasında büyük uyumsuzluklar ortaya çıkmıştır. Biz millî birlik ve beraberlikle her türlü zorluğu aşacak imkân ve kabiliyete sahibiz, yeter ki samimiyetle, dürüstlükle, vatanseverlikle yaklaşılmış ancak dimağı dumanlı olanlarla bunu nasıl sağlayacağız? Bunu da takdirlerinize sunuyorum. Zamanında Ermeni açılımı, PKK açılımı, Suriye açılımı yapanlar bugün dosdoğru bir yolda, güzergâhta ilerlerler mi, bu da ayrı bir konu. AKP iktidarlarının maliye ve vergi politikası da temel model mali kurallarla uyum teşkil etmemektedir. Aşırı vergileme ülkemizde vatandaşlarımızın belini bükmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BEHİÇ ÇELİK (Devamla) – Bitirmek üzereyim, son cümlem Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Peki, bitirelim.

BEHİÇ ÇELİK (Devamla) - Kayıt dışılıkla mücadele amacı güttüğü ifade edilen bu teklif inşallah iktisadi hayatımıza katkı yapar.

 3’üncü madde, 2’nci madde için müeyyide getiren bir maddedir. Hukuk tekniği açısından biz böyle bir düzenlemeyi kabul etmemekte birlikte yine de ülkemize, milletimize hayırlara vesile olmasını diliyor, önergemizin kabulünü diliyor, saygılar sunuyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN -  Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 260 sayılı Kanun Teklifi’nin 3’üncü maddesinde yer alan “aşağıdaki” ibaresinin “aşağıda bulunan” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                Remziye Tosun                              Dilşat Canbaz Kaya                           Muazzez  Orhan Işık

                    Diyarbakır                                           İstanbul                                                Van

                Hasan Özgüneş                                   Şevin Çoşkun

                       Şırnak                                                 Muş

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ BEKİR KUVVET ERİM (Aydın) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talep eden Diyarbakır Milletvekili Sayın Remziye Tosun.

Buyurun Sayın Tosun. (HDP sıralarından alkışlar)

REMZİYE TOSUN (Diyarbakır) – Zindanlarda direnen tüm yoldaşlarımızı ve bizi dinleyen tüm halkımızı saygıyla selamlıyorum.

 Değerli milletvekilleri, 26 Nisanda Diyarbakır’da HDP İl Örgütüne siyasi soykırım operasyonu gerçekleştirildi. 12 arkadaşımız hukuksuz bir şekilde gözaltına alındı ve bugün an itibarıyla hepsi tutuklanıp cezaevine yollanıldı. Biz yapılan soykırım operasyonlarıyla partimizin işlevsiz hâle getirilmek istendiğinin elbette farkındayız. Son dönemde, başta TJA olmak üzere birçok kurum ve derneğin hedef gösterilmesiyle birlikte yapılan operasyonlarda kadın arkadaşlarımız da gözaltına alınmış, tutuklanmıştı. Neredeyse her yöneticisinin hatta sempatizanın defalarca gözaltına alındığı, yıllarca cezaevlerinde kaldığı bir partiyi bu şekilde, siyasi kırım operasyonlarıyla yıldıramazsınız. Her zaman dile getiriyoruz, HDP binalardan ibaret değildir; HDP bir fikriyattır, milyonların iradesidir. O nedenle, önceki günlerde görülmeye başlayan Kobani davasında yargılanan değil, yargılayanlarız. Kobani davası, iftiralar ve yalanlarla yargıya talimat yağdırarak açılan siyasi bir kumpastır. Bizler size biat etmiş yargıdan adalet beklemiyoruz, sizlerin emirleriyle hazırlanan iddianameleri, yalanlarınızı kabul etmiyoruz.

Değerli arkadaşlar, bildiğiniz gibi son dönemde kayyum atanan belediyelerde siyasi ve akrabalık ilişkilerini kullanarak sınavsız kadro almak amacıyla yapılan usulsüzlükler had safhaya ulaşmıştır. Lice, Bismil, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi gibi kayyum atanan belediyelerde bürokratların çifte maaş alması, şehir dışından atamalar yapılması bu yolsuzluklara sadece birkaç örnektir. “Millî irade” diyerek iktidara gelenler en başta Kürt halkının iradesini gasbederek aslında kendi sonunu hazırlıyor. Bölge illerinde yaşanan hukuksuzluklar -sadece belediyelerde değil, her alanda- fiilî olarak bir OHAL durumunu bize göstermektedir.

Değerli milletvekilleri, son süreçte Diyarbakır’da yaşanan hukuksuzluklara birçok örnek verebiliriz. İnsani bütün değerlere aykırı olan ise “İşkenceye sıfır tolerans.” açıklaması yaparak bir halka fiziksel ve psikolojik işkence yapılmasıdır. Lice operasyonlarında bir köy ablukaya alınmakla beraber kalmamış, evler tek tek ablukaya alınmış, çobanlık yapan yurttaşlar çıplak bir şekilde darbedilmiştir. Bu uygulamalar sonrasında çobanlar bulundukları yerden göç etmek zorunda bırakılmıştır. Yapılan zulüm sadece insanlarla sınırlı kalmamış; güvenlik gerekçesiyle ağaçlar kesilmiş, birçok yerde, ihtiyaçları olmamasına rağmen baraj yapılarak doğaya da en büyük zarar verilmiştir. Yine, Sur Zorova mezrasında kolluk güçleri tarafından köyün gençleri darbedilmiş, hakarete uğramıştır. Yaşanan bu gerçekler bu ülkede resmî elle yapılan insanlık dışı ve yasa dışı uygulamaların en açık göstergesidir.

İktidar son dönemde sağlık krizini yönetememiş, ekonomik olarak yurttaşlara yardım etmek yerine bunu şova dönüştürmüştür. Urfa ve Diyarbakır’da yurttaşlara patates ve kuru soğan dağıtarak izdihama sebep olmakla beraber, insanların onurunu kırmıştır. Hiçbir önlem almadan ilan ettiği ve emekçileri mağdur eden kendine göre tam kapatmayla tüm halkı açlığa mahkûm etmiştir. Ülkenin girdiği bu çıkmazın en temel sebebi ise iç ve dış siyasette yürütülen başarısız politikasıdır.

Biliyorsunuz ki 1921 Anayasası’nın 100’üncü yıl dönümündeyiz. O dönemde yerel yönetimlere güç veren çoğulcu bir Anayasa’dan bugüne yani daha kendi yasalarını uygulamaktan âciz, Anayasa kararlarını uygulayamayan, AİHM kararlarına uymayan ve yargının siyasallaştığı, her şeyi koz ve rehine siyaseti üzerinden yürüten bir yönetimle karşı karşıyayız.

Türkiye siyaseti, genelde Kürt halkı ve kadınlara uygulanan özel politikalarıyla, özelde ise HDP’ye dönük baskı politikalarıyla bir kuşatma altındadır. Bu kuşatma, sağ, ırkçı ve tahakkümcü zihniyetin pratiğidir. Bu pratiğe karşı bizler mücadelemizden asla vazgeçmeyeceğiz ve mutlaka kazananlar bizler olacağız.

Son olarak, siyasi tutsakların tecride karşı 154’üncü gününde olan açlık grevlerini selamlıyoruz. Herkes bilsin ki zulme asla boyun eğmeyeceğiz, mutlaka kazananlar bizler olacağız.“…”(x)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÜMİT YILMAZ (Düzce) – Bunlara müsaade etmeyin Sayın Başkan.

ALİ MUHİTTİN TAŞDOĞAN (Gaziantep) – Başkan, görevini yap Başkan.

REMZİYE TOSUN (Devamla) – “…”(x)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

3’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 3’üncü madde kabul edilmiştir.

4’üncü madde üzerinde 1 önerge vardır, okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 260 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 4’üncü maddesinin kanun metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

        Remziye Tosun                           Hasan Özgüneş                            Şevin Coçkun                        Diyarbakır                                   Şırnak                                        Muş                         Muazzez Orhan Işık                    Dilşat Canbaz Kaya                                                                        Van                                       İstanbul                                         

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ BEKİR KUVVET ERİM (Aydın) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talep eden İstanbul Milletvekili Sayın Dilşat Canbaz Kaya.

Buyurun Sayın Kaya.(HDP sıralarından alkışlar)        

DİLŞAT CANBAZ KAYA (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, ekranları başında bizi izleyen değerli halkımız; Kobane davasıyla ilgili biraz konuşmak istiyorum.

Bir hafta önce yani 26 Nisan günü Sincan Cezaevi ve önünde yaşananları biraz aktaracağım. Ama onun öncesinde birkaç gün önce televizyon kanallarında HDP’nin içerisinde olmadığı ama Kobane davası üzerine herkesin söz söylediği ama ilgili ilgisiz herkesin söz söylediği, yargıladığı bir senaryo izledik. O senaryonun devamı da 26 Nisan günü Sincan Cezaevi Duruşma Salonu önünde yaşanıp içeride devam etmeye başladı. Neler mi yaşandı orada? Davanın siyasi bir kumpas davası olduğunu her defasında söyledik, söylemeye de ısrarla devam edeceğiz çünkü bu şekilde devam etti. Duruşma esnasındaki usulsüzlüklerden tutun da basın açıklaması engellemeleri, iddianamenin içeriğine kadar tüm göstergeler bu davanın HDP’yi kriminalize etme amacı güttüğünü ortaya koymaktadır. Duruşma başlamadan yaşananlar dahi her şeyi açıkça gösteriyor. Eş Genel Başkanlarımızın basın açıklamasının dahi engellenmeye çalışıldığı… Polis, basının görüntü almaması için öncelikle kalkanlarla kameraların önlerini kapattı ve biz bunu tam da mahkeme öncesi yaşadık. Bunu özellikle gösteriyorum ki çünkü bunun olmadığına dair sözler söyleniyor. Yetmiyor, polis araçlarından anonslar yapıldı Eş Genel Başkanlarımızın konuşmalarının sesi bastırılsın diye ve sonrasında ise sanık arkadaşlarımızın yakınları duruşma salonuna alınmadı. Bırakın yakınlarının duruşma salonuna alınmamasını, avukatlar yani savunma duruşma salonunun dışarısında bırakıldı fakat duruşma salonunda savunmanın yerinde polis ve asker oturuyordu, burada görüntülerde de görmüş olduğunuz gibi salonun içerisinde. Yani savunmanın, duruşma salonunun dışında, polisin ise savunmanın yerinde oturuyor olması, yalnızca HDP’nin yargılanmasını değil, adaletin geldiği noktayı göstermektedir. Gerçekler ise tarihte her zaman olduğu gibi er ya da geç açığa çıkacaktır bu mahkemeyle beraber.

Değerli arkadaşlar, bir gün önce, mahkeme öncesi İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun ve Fahrettin Altun’un attığı “tweet”ler ve verdiği beyanatlar açıkça mahkeme heyetini etkilemeye yöneliktir. Yargılama esnasında kullanılan dil ve söylem ise açıkça iktidarın dilidir. Bakın, mahkeme heyetinden tutun, kolluk kuvvetleri ve yandaş medyaya kadar kullanılan dilin ve söylemlerin aynı olduğunu görebilirsiniz. İktidarın dili ve anlayışıyla hareket eden bu mahkemenin talimatla kurulduğu, hukuki bir amacının olmadığı bir kez daha görülmüş oldu. Yüzlerce avukata ve arkadaşlarımıza sürekli “CMK’yı öğrenin.” diyen fütursuzca bir üslup vardı karşımızda, mahkeme salonunda. “Yargı da bizim, ülke de bizim.” fütursuzluğudur bu. Bir duruşma salonunda bir tek mahkeme başkanının sesi çıkıyorsa, işte bu, tek yargı rejiminin kendisidir, mahkeme salonlarında dâhi ses çıkartması.

Talimatla kurulan, hükmün önceden verildiği bu davanın iddianamesi bile elbette ki temelsizdir. Gerekçesiz bu davada sırf iddianamenin içini doldurmak için parti MYK tutanaklarına yer verildiği gibi, kongrelerimizdeki tebrik mesajlarına ve ANF Haber Ajansına kadar değinilmiş, dosyalara konulmuştu. Bir siyasi partinin kongreleri yani merkez yürütmesinde almış olduğu karar suç sayılmaz, demokratik ve yasaldır. Bir partinin kongreleri suç sayılmaz; siyasi partilerin, bu kurumların gönderilen tebrik mesajları suç değildir. Bizim Kobane dosyasında bunlar delil olarak sunuldu, delil olarak konuldu. Haber ajanslarının verileri dahi illegalmişçesine dosyalarımıza konularak delil sayıldı. Savunma hakkı engellendi, mikrofonlar kapatıldı, yazıyla söz isteyen arkadaşlarımızın talepleri dahi reddedildi. Yani hatırlatmakta fayda görüyorum ki 12 Eylül faşist cuntasında bile yaşanmamış bir cüret yaşandı o gün, 26 Nisan’da mahkeme salonlarında. Savunmanın sesi kısılmak isteniyor çünkü savunmanın 6 milyon halkı temsil ettiğini çok iyi biliyorsunuz; savunmanın sesi kısılmak isteniyor, siz aslında 6 milyonun sesini, iradesini yok saymak niyetindesiniz, onun için sesler kısılıyor; savunmanın sesi kısılmak isteniyor çünkü gerçeklerin ortaya çıkmasına tahammülünüz dahi yok; savunmanın sesi kısılmak isteniyor çünkü tek amacınız siyasi kumpas davalarıyla HDP’yi kriminalize etmek.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

DİLŞAT CANBAZ KAYA (Devamla) – Bu dava hukuki bir kaygıyla açılmış olsaydı soruşturma dosyası raflarda, yıllarca hiçbir işlem görmeden beklemezdi. 6-8 Ekim tarihlerinde paramiliter güçleri sokağa salanlar ile paramiliter güçleri koruyanlar aynı zihniyetin kendisidir. Bu dava, paramiliter güçleri aklama davasıdır. Özetle, iktidara göre “Maktul de biziz katil de biziz.” söylemiyle… Ama gelin görün ki bunca vakit gerçeğin peşinde koşarak araştırma önergesi veren ve hayatını kaybeden insanların hakkını arayan da biziz. Bugün de görmüş olduğunuz gibi burada araştırma önergemiz reddedildi yani önergeleri reddeden, hakikatin üstünü kapatan ise sizsiniz. Bu davanın siyasi bir kumpas davası olduğunu tekrar ifade ediyoruz ve kırk beş gün boyunca sürecek bütün senaryoların şimdiden, 26 Nisan’dan başlayarak devam edeceğini ifade ediyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

4’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 4’üncü madde kabul edilmiştir.

5’inci maddede bir önerge vardır, okutup, işleme alacağım:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Vergi Usul Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 5’inci maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederim.

 

         Dursun Müsavat Dervişoğlu                               Feridun Bahşi

                             İzmir                                                                       Antalya

 

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ BEKİR KUVVET ERİM (Aydın) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talep eden Antalya Milletvekili Sayın Feridun Bahşi.

Buyurun Sayın Bahşi. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

FERİDUN BAHŞİ (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 260 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 5’inci maddesi üzerine söz aldım, hepinizi saygıyla selamlıyorum. Şehitlerimize ve Covid sebebiyle hayatını kaybeden insanlarımıza rahmet diliyorum, ruhları şad olsun.

Doğu Türkistan’ın bağımsızlık mücadelesinin ölümsüz lideri, Kızıl Çin’in korkulu rüyası, kementle uçak düşürerek tarihe geçmiş Altay Kartalı Osman Batur, Doğu Türkistan’ın başkenti Urumçi’de çıkarıldığı düzmece mahkemede idama mahkûm edildi, ağır işkencelere tabi tutulup canlıyken önce gözleri oyuldu, kulakları kesildi, en sonunda kolları kesildikten sonra bu hâliyle ağaca yaslandırılarak kurşuna dizildi ve günlerce cesedi ağaçta asılı kaldı. Bugün şehadetinin 70’inci yılı, Altay Kartalı Osman Batur’a rahmet diliyorum, ruhu şad olsun.

Ne demişti Altay kahramanı Osman Batur: “Bugün silahımızı alanlar, yarın canımızı da alırlar. Ben silahımı Çinlilere vermem. İstiyorlarsa ve güçleri yetiyorsa gelip alsınlar. Ben ölebilirim ama dünya durdukça benim milletim bu mücadeleye devam edecek.”

Evet “Ben silahımı Çinlilere vermem.” demişti ama şimdi, iktidar başta Yavuz Sultan Selim Köprüsü, Kuzey Çevre Otoyolu olmak üzere Osman Gazi Köprüsü, Gebze-Orhangazi-İzmir Otoyolu, Avrasya Tüneli’nden oluşan tesislerin yüzde 51 hissesini Çin firmalarının oluşturduğu bir fona satıyor. Tarihten ders almak gerekir. Büyük Türk milleti önünde iktidarı uyarıyorum: Çin’in emperyalist oyunlarına alet olmayın. Osman Baturlar ölür, Uygur Türk’ünün mücadelesi ölmez. (İYİ Parti sıralarından alkışlar) Doğu Türkistan işgalden kurtuluncaya kadar da devam edecektir.

Değerli milletvekilleri, bir diğer konu ise ABD Başkanı Biden’ın gafları. Ne dedi Biden? “Soykırım.” “Konstantinopol.” dedi. Peki, iktidardan bu ifadelere karşı güçlü bir itiraz ya da yaptırım açıklaması geldi mi? Hayır.

Kendi ülkesinin gerçekleştirdiği onlarca soykırımı unutan emperyalist Amerika kalkmış, hadsizce, tarihinde asla soykırım olmayan Türk devletini suçluyor. ABD Başkanı Biden’ı bu açıklamaları sebebiyle en ağır şekilde kınıyorum. Kınamakla kalmıyor, iktidarı, başta Kürecik ve İncirlik’in kapatılması olmak üzere, bir dizi yaptırım uygulama kararı almaya davet ediyorum. Türkler, tarihin hiçbir döneminde soykırım yapmamıştır. 1915’te asıl soykırıma uğrayan taraf Türkler olmuştur, o tarihte yaklaşık 2 milyon Türk, Rus ve diğer emperyalist ülkelerin kışkırttıkları Ermeni Taşnak çapulcuları tarafından katledilmiştir. Osmanlının bunu önlemeye yönelik uyguladığı göç hadisesini çarpıtarak, üstelik kendi kirli ve karanlık tarihine bakmadan dile getirenlere hadleri bildirilmelidir. Bizim iktidardan da beklediğimiz budur.

Değerli milletvekilleri, gelelim, yasa teklifinin 5’inci maddesine. Vergi Usul Kanunu’nun 359’uncu maddesinde yazılı suçların işlendiğinin inceleme sırasında tespiti hâlinde incelemenin tamamlanması beklenmeksizin, sair surette öğrenilmesi hâlinde ise incelemeye başlanmaksızın cumhuriyet başsavcılığına bildirilmesi ve incelenmenin tamamlanması beklenmeden kamu davasının açılabilmesi amaçlanmaktadır. Bu durum, Anayasa’nın 2’nci maddesinde düzenlenen hukuk devleti ilkesine, 36’ncı maddesinde düzenlenen savunma ve adil yargılanma haklarına aykırıdır. Aynı zamanda, idari cezalar da Türk Ceza Kanunu’na hâkim temel ilkeler gibi geçerlidir. Ceza yargılamasının amacı maddi gerçeğe ulaşmaktır. Maddi gerçek yaşanan gerçeğin delillerle tespit edilmiş şeklidir. Bu suretle, vergi müfettişinin incelemesini tamamlaması beklenmeksizin, aceleyle kamu davası açılması maddi gerçeğe ulaşma ilkesinin ihlali olacaktır. Bu madde tamamen taslaktan çıkarılmalıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

FERİDUN BAHŞİ (Devamla) – Değerli milletvekilleri, uzun zamandır sosyal medya paylaşımlarımızın altında Vergi Usul Yasası’nın 359’uncu maddesinin yanlış uygulanması sonucu ortaya çıkan mağduriyetlerle ilgili şikâyetlerle karşılaşıyoruz. Kanunun 359’uncu maddesiyle, sahte veya muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge kullanımı hapis cezası öngörülerek yaptırıma bağlanmıştır. Ancak evrensel ceza hukuku ilkeleri gereği bu tür eylemler zincirleme suç olarak değerlendirilip kabul edilmesi gerekirken uygulamada, tek bir belgeye dayalı her eylem ayrı suç olarak kabul edilerek ağır cezalar verilmektedir. Bu aykırılığın da bir an önce düzeltilmesi hukukun bir gereğidir.

Bu duygu ve düşüncelerle Gazi Meclisi ve yüce Türk milletini saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

5’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 5’inci madde kabul edilmiştir.

6’ncı maddede 1 önerge vardır, okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 260 sıra sayılı Vergi Usul Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 6’ncı maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

MADDE 6- 4/12/2003 tarihli ve 5015 sayılı Petrol Piyasası Kanununun 3 üncü maddesine on birinci fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkralar eklenmiştir.

"Bu Kanuna göre dağıtıcı, ihrakiye teslimi ve bayilik lisansları ile Kurum tarafından belirlenen diğer lisans türlerine ilişkin olarak lisans başvurusu, lisans tadili veya lisans süresi uzatılmasına ilişkin taleplerin yerine getirilmesi için Sosyal Güvenlik Kurumuna vadesi geçmiş prim ve idarî para cezası borcu ile vergi dairelerine 6183 sayılı Kanunun 22/A maddesi kapsamında vadesi geçmiş borcun bulunmaması şarttır. Kurum tarafından lisans sahiplerinin vadesi geçmiş borcu bulunmadığına dair bilgiler Gelir İdaresi Başkanlığı ile Sosyal Güvenlik Kurumundan temin edilir. Kurum, bu fıkranın uygulanmasına ilişkin usul ve esasları Gelir İdaresi Başkanlığı ile Sosyal Güvenlik Kurumunun görüşünü alarak belirlemeye yetkilidir. Gelir İdaresi Başkanlığı ve Sosyal Güvenlik Kurumu bu fıkra kapsamındaki vadesi geçmiş alacak miktarlarını bölge, il ve ilçe düzeyinde farklılaştırmaya yetkilidir.

Kurum lisans sahipleri için bayilik teşkilatı oluşturma ve asgari satış miktarı sağlama şartları da dâhil olmak üzere teknoloji, kalite, güvenlik, hizmet ve teşebbüsün sürdürülebilirliğine ilişkin olarak teknik, ekonomik kriterler ve özel şartlar belirleyebilir. Belirlenen kriter ve şartları sağlayamayanların lisansı sona erdirilir. Bu fıkrada yer alan hususlara ilişkin düzenlemeler Kurumca çıkarılan yönetmelikle yapılır.”

               Süleyman Girgin                        Nurhayat Altaca Kayışoğlu                         Faruk Sarıaslan                

                       Muğla                                                Bursa                                              Nevşehir

             Kamil Okyay Sındır                            Ömer Fethi Gürer                            Yüksel Mansur Kılınç

                        İzmir                                                Niğde                                               İstanbul

                  Tekin Bingöl                                       Ali Keven                                       Cengiz Gökçel

                      Ankara                                              Yozgat                                               Mersin

          Emine Gülizar Emecan                                Cavit Arı

                      İstanbul                                             Antalya

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talep eden Muğla Milletvekili Sayın Süleyman Girgin.

Buyurun Sayın Girgin. (CHP sıralarından alkışlar)

SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Bir virüs geldi, her şeyi görünür kıldı. Salgın bir kez daha gösterdi ki yaşamı üreten işçi sınıfıdır. Kullandığımız elektrikten içtiğimiz suya, yediğimiz ekmekten giydiğimiz kıyafete varıncaya kadar her şey emekçilerin eseri. Ancak pandemide en çok mağdur edilenlerin başında da yine işçi sınıfı geliyor. Meclis kürsüsünden pandemide canlarını ortaya koyarak çalışanlara, ekmeği pişirenlere, tarlayı süren nasırlı ellere, binaları yapanlara, kısaca hayatı yaratanlara bin selam olsun.

Güzel ve güneşli günlerin görüleceği, salgının ve eşitsizliğin üstesinden gelinmiş bir gelecek umuduyla herkesin 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’nü bugünden selamlıyorum. Yaşasın emeğin birlik, mücadele ve dayanışma günü. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, 6’ncı maddeyle akaryakıt bayilerine lisans almada ve lisans uzatmada vergi borcu olmama şartı getiriliyor. Arkadaşlar, bu düzenleme dönüp dolaşıp çiftçiyi vuracaktır. Özellikle kırsal bölgelerde faaliyet gösteren bayilerin çiftçilere borçla akaryakıt verdiklerini biliyoruz. Bayiler alacaklarını çiftçimizden ancak hasat döneminde alabiliyor. Bu nedenle, bu düzenleme kırsaldaki küçük akaryakıt bayilerini ve dolayısıyla çiftçilerimizi olumsuz etkileyecektir. Bu maddenin çiftçiye olumsuz yansımaması için kırsal bölgelerdeki bayiler için kademelendirme veya muafiyet getirilmelidir.

Değerli arkadaşlar, konu akaryakıtsa çiftçinin mazotunda ÖTV’yi ve KDV’yi niye sıfırlamıyorsunuz? Mazotun ÖTV'siz rafineri fiyatı 3 lira 75 kuruş. Çiftçimize mazotu niye bu fiyattan vermiyorsunuz? Şahsım hükûmeti yatlara, gemiciklere gelince ÖTV'siz mazot veriyor, çiftçiye gelince çiftçinin canına okuyor. Ancak kısa çöp uzun çöpten hakkını alacak, çiftçimiz de bunun hesabını AKP iktidarından mutlaka soracaktır. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar, kapanma tedbirleri üç gün önce açıklandı. Geçen ay AKP’ye lebalep kongre, bu ay vatandaş beş parasız evde. Yirmi gün vatandaşı eve kapatıyorsan devlet olarak bunun da sorumluluğunu almak zorundasın. Eve kapattığın bu halk, saray efradı değil ki emirlerine bütçe tahsis edilmiş olsun. Bu insanların üç beş yerden maaşı da yok. Bu insanların ne yiyeceğini hiç düşünmüyor musunuz? Destek verilmezse tam kapanma esnaf açısından tam kapatmaya dönüşecek. Esnaflar “Krediyi ödeyemiyoruz, destekler hibe şeklinde olmalı.” diye feryat ediyor. Esnaflar için bir destek açıklandı mı? Hayır. Merkez Bankası Başkanı diyor ki “Pandemiyi kimsenin burnu kanamadan atlattık.” Sormak lazım o zaman: İntihar eden müzisyenler, tiyatrocular mutluluktan mı intihar ediyor?

Salgının bir diğer kaybedeni de turizm sektörü ve turizm emekçileri. Bunlar  için bir düzenleme yapıldı mı? Hayır. “Gençsin.” diyerek emekli edilmeyen, “Yaşlısın.” diyerek işe alınmayan EYT’liler patates soğan değil, gasbedilen haklarının iadesini istiyor; onlar için bir destek açıklandı mı? Hayır. Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu’nun talimatıyla “Plan ve Bütçe Komisyonunda emekli bayram ikramiyesi en az 1.500 TL olsun ve her yıl enflasyon oranında artsın.” dedik, reddettiniz. Emekliye nefes alabilecek bir ikramiye verildi mi? Hayır. Yevmiyeli çalışanlar için, pandemiye işsiz girenler için, kayıt dışı çalışanlar için, işten çıkarılarak 1.500 TL açlık ücretine mahkûm edilenler için, hesaplarına haciz koyduğunuz KYK borçluları için bir destek açıklandı mı? Hayır. Kime destek var? Söyleyeyim: İkizdere’deki teyzelerin “Bu ağaçların gözyaşı kaşığınıza damlayacak.” dediği Cengiz İnşaat’a 30 kez, Kolin’e 36 kez, Limak’a 19’ar kez vergi muafiyeti tanındı. Yoksula gelince patates soğan ama yandaşlar söz konusu olunca yok doyan.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

SÜLEYMAN GİRGİN (Devamla) – Teşekkür ediyorum Başkanım, tamamlıyorum.

Aş yok, iş yok, aşı yok, halka acil destek paketi yok, ortada bir hükûmette yok; yok da yok, yok da yok. Destek verilmeyen esnaf için, işini kaybeden yurttaş için, gelirini kaybeden aileler için soruyoruz: 128 milyar dolar nerede? O da yok. O  zaman ilk seçimde siz de yoksunuz.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

6’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 6’ncı madde kabul edilmiştir.

Birinci bölümde yer alan maddelerin oylamaları tamamlanmıştır.

Şimdi, ikinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

İkinci bölüm 7 ila 15’inci maddeleri kapsamaktadır.

İkinci bölüm üzerinde söz isteyen, İYİ Parti Grubu adına söz talebi Bursa Milletvekili Ahmet Kamil Erozan’a aittir.

Buyurun Sayın Erozan. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA AHMET KAMİL EROZAN (Bursa) – Sayın başkan, değerli milletvekilleri; ben, izin verirseniz bazı hatırlatmalarla başlayacağım. Bundan aşağı yukarı dört ay evvel, 25 Aralık 2020 tarihinde bu Mecliste, bu kürsüde Libya’da tutuklu bulunan vatandaşlarımızın sesi olmaya çalıştık. Bunlardan 4’ü on dört aydır tutuklu, 5’i iki buçuk senedir tutuklu ve siz bu süreçte kaç tane ramazan, kaç tane bayram geçtiğini hatırlayın veya sayın. Şimdi, ramazanın bitmesine on beş gün kaldı bu arkadaşlar hâlâ tutuklu, inşallah bayramda evlerinde olacaklardır diye düşünüyorum ama iktidarın bunu ne kadar takip ettiği konusunda bilmiyorum. İktidarın geçmişte bir bahanesi vardı. Bahanesi de şuydu: “Biz Ulusal Mutabakat Hükûmetini tanıyoruz. Bu arkadaşlar Sirte’de. Bizim onlarla muhatap olacak kimsemiz yok.” diye bir kaçamak imkânınız vardı. Bu kaçamak imkânınız üç aydır yok çünkü Ulusal Mutabakat Hükûmeti gitti onun yerine bir Ulusal Birlik Hükûmeti geldi ve onun Başbakanıyla da gayet iyi ilişkiler içinde olduğunuzu biliyorum. O zaman soruyorum: Niye bu arkadaşlarımız hâlâ tutuklu?

İkincisi: Daha geriye gideceğim -bunu dört ay evvel söylemiştim- beş ay evvel geriye gideceğim. 22 Kasım 2020 tarihinde -mutlaka bunu hepiniz hatırlayacaksınız söyleyince- Alman donanması “Rosaline A” diye bir konteyner gemimizi bastı. Burada insanlar kükredi “Korsan Almanlar.” denildi, arkasından bunlara karşı bir mukabile-i bilmisil yapacağız yani
“Karşılık vereceğiz.” denildi, arkasından cumhuriyet savcılığı soruşturma açtı. Ne oldu, beş aydır ne oldu? Bunu niye söylüyorum? Yapmayacağınız veya yapamayacağınız şeyleri söylemeyeceksiniz aksi hâlde zayıf düşüyorsunuz. Bunun aynısını biz geçen hafta yaşadık. Geçen hafta yaşadığımızdan günümüze geleceğim. Biliyorsunuz, bir sözde soykırım beyanı üzerine biz Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak Biden’ı kınadık ama şunu hatırlatmak gereğini de söylüyorum ifade etmek istiyorum: Bu Türkiye’nin muhatap olduğu 30’uncu sözde soykırım ithamı 30’uncu. Bunun listesini bulabilirseniz sadece listesine bakmayacaksınız, bu ülkeler bu ithamlarını hangi tarihte yapmışlar diye de bakacaksınız ve şaşacaksınız, şaşacaksınız çünkü bunların hemen hemen tamamı AK PARTİ döneminde. Bunun da herhâlde bir anlamı olsa gerektir diye düşünüyorum.

Sayın Erdoğan, üç gün bekledikten sonra hissiyatını dile getirdi -dile getirdi diyorum, bu “dile” kelimesini özellikle kullanıyorum- hâlbuki biz iktidarın sadece dilde kalmayıp dişini de göstermesini beklerdik ama biz diş göremedik. Hâlbuki bu iktidarın döneminde, geriye doğru gidersek Aralık 2019’da -Biden’a gelinceye kadar- senato da benzer bir kararı almıştı ve senato bu kararı aldığında Sayın Erdoğan bir televizyon programında şu ifadeleri kullanmıştı: “İncirlik’i de Kürecik’i de kapatırız.” 2019 Aralık. Bu sefer söylemedi. Yani Biden’ın ithamı senatonun ithamından daha hafif olduğu için mi söylemedi? Hayır, öyle değil. Niye? Çünkü Hulusi Akar başka bir açıklama yaptı bugün. Ne dedi? “Orası Türk üssü, nesini kapatıyoruz?” dedi. Şimdi tabii, Hulusi Akar’ı anlayışla karşılıyorum, Hulusi Akar’ın 2019’da Sayın Cumhurbaşkanına karşı gelip “Sayın Cumhurbaşkanı, neden bahsediyorsunuz Allah’ınızı severseniz, orayı nasıl kapatacaksınız, orası zaten bizim.” diyememiş olmasını anlayışla karşılıyorum çünkü Sayın Erdoğan’a karşı çıkıp bir iki cümle söylemesi hemen hemen imkansız ama şimdi bize söylüyor. Yani “Benim üstüme gelmeyin, orayı kapatın filan demeyin, orası bizim üssümüz.” diyor. Çok şükür.

Şimdi, ben bu açıklamalardan yani dilden gideceğim, diş yokluğundan ötürü. Biz, keşke proteziniz olsa da diyebilirdik ama o diş yok maalesef. Şimdi maalesef şu soruyu sormak durumundayım: Türkiye Büyük Millet Meclisi bir açıklama yaptı, Cumhurbaşkanı bir açıklama yaptı, bu ikisinden sonra acaba siz Biden’ın “Eyvah, Erdoğan’ı kızdırdık, Türkiye Büyük Millet Meclisini de kızdırdık, soykırım kararını geri alsak mı acaba?” diyeceğini mi düşünüyorsunuz? Böyle bir şey olmayacaktır.

Dolayısıyla başka bir hususa da değinmek isterim. Aslında söylenmesi gerekenin 23 Nisan akşamı söylenmesi gerekiyordu. Sayın Genel Başkanımızın yaptığı açıklamada söylediği gibi, o laf işitildiğinde o telefonun kapatılmış olması lazımdı. Ha, telefonun kapatılmadığını biliyoruz ama şunu da bilmek durumundasınız hepiniz: Karşımızdaki muhataplarımız kurumsal bir ilişki içinde bizimle mücadele ederken -ki bir mücadele söz konusu- biz hâlâ maalesef kişisel ilişkiler üzerinden işlerimizi kotarmaya çalışıyoruz. Karşımızdakinin artık Trump olmadığını bilmemiz lazım. Dolayısıyla “Çay içtik.” “Kahve içtik.” “Ben hastayken beni ziyarete geldi.” “Şekerim…”le bu işe bir çözüm bulmak mümkün değildir.

Dolayısıyla, başka bir hususa değinmek istiyorum: Biz, her zaman, son dönemde maalesef Amerika Birleşik Devletleri’yle yapılan telefon görüşmeleri sonrasında Amerikalıların yaptıkları açıklama ile bizlerin yaptığı açıklamalar arasında hep farklılıklar görüyoruz. Örnek vereceğim size: Bizim tarafımızdan yapılan açıklamada “Hem FETÖ konusunu dile getirdik hem PKK konusunu dile getirdik hem PYD konusunu dile getirdik hem terörizme mücadele konusunu dile getirdik” dedik; Amerika’nın yaptığı açıklamada bunların hiçbiri yok. Dolayısıyla, biz o akşam ne konuşuldu pek anlamadık. Aynı şey, Biden’ın dışında Trump’la, Putin’le, Macron’la, Merkel’le geçmişte yapılan görüşmeler açısından da geçerlidir. Ben o zaman şöyle bir çağrıda Sayın Cumhurbaşkanlığına: Lütfen o akşamki, 23 Nisan akşamındaki telefon görüşmesinin tutanağını yayınlayın. (İYİ Parti ve CHP sıralarından alkışlar) Yayınlamazsanız iktidara geldiğimizde biz yayınlayacağız onu, o zaman “Yarın sabah ben istesen de istemesen de maalesef bir sözde soykırım beyanında bulunacağım.” dediğinde Sayın Cumhurbaşkanının ne söylediğini biz bugün de bilmek istiyoruz, gelecekte de öğrenmeye çalışacağız. Şunun altını çizmek istiyorum: Maalesef bizim zafiyetlerimizin altını çizen bir tabloyla karşı karşıyayız.

Pentagon bir açıklama yaptı iki gün evvel, yaptığı açıklamada diyor ki: “Biden’ın ifadelerine rağmen Türkiye’yle askerî ilişkilerimizde bir değişiklik olmayacaktır.” Neye güveniyor da söylüyor? Bize güveniyor. Ne demek istiyor? “Bizi ısıracaklarını sanmıyoruz.” diyor. Bu kadar basit, adamlar okumuşlar bizi. Dolayısıyla, 23 Nisan görüşmesini bir kenara itip “Önümüzdeki dönemde aramızdaki ilişkilerin konularını görüşelim.” demek de anlamsızdır. NATO zirvesine gidilecek ya, NATO zirvesinde oturup konuşacağız ya, neleri konuşacağız; ben size gündemi söyleyeyim: Suriye ve Fırat’ın doğusunda PKK, PYD, YPG, SDG; FET֒nün durumu, CATSAA yaptırımlar, Halkbank, Sayın Erdoğan ve aile efradının mal varlığının araştırılması, mahkûm edilmiş İstanbul Başkonsolosluğu memurlarının durumu, S-400, F-35, Doğu Akdeniz, Kıbrıs meselesi, IŞID ve cihatçı militanların başka coğrafyalara sızması, Türk ürünlerine uygulanan ilave vergiler ve kotalar. Bunun için ayrılan süre on beş dakika. Çözeceksiniz, bu, sizin üstünüze düşen bir görev.

Geçmişte pek çok defa “Başka ülkelerin iç işlerine karışmayın. dedik, ne yaptınız? Mısır’da karıştınız, Libya’da karıştınız, Suriye’de karıştınız, Somali’de karıştınız, Tunus’ta karıştınız, Cezayir’de karıştınız, Yemen’de karıştınız, Lübnan’da karıştınız, Eritre’de karıştınız, Cibuti’de karıştınız, İhvancılık yaptınız, Trumpçılık da yaptınız. İktidarın seçim kampanyası sırasında maalesef, Sayın Cumhurbaşkanının ağzından olmasa dahi çevresindekilerin ağzından çıkan açık bir Trumpçılıktı, bunu Biden bir kenara not etmedi mi sanıyoruz? O da bir faturasını çıkarıyor.

Biz pbir açıklama yaptık. Bu açıklama güzel kaleme alınmıştı, Sayın Meclis Başkanımızı da kutluyorum ama Meclis Başkanından başka bir şey daha bekliyorum; madem bu kadar maharetli bir kalemi var, o zaman, Doğu Türkistan’da Uygur Türklerine uygulanan mezalim konusundaki açıklamayı da oraya getirsin, biz de oylayalım o zaman hep birlikte. (İYİ Parti ve CHP sıralarından alkışlar) Biz bunu kendisinden isteyeli iki aydan fazla oldu, üstüne yattı. Türkçede buna bu denir, başka bir şey denemez.

Kırk dokuz saniyem kaldı, bir tekerlemeyle bitireyim: Aşı nerede? 128 milyon nerede? Esnafa destek nerede? İktidar nerede? Dağ nerede? Gerisini bilmiyorum, hepsini siz biliyorsunuz. (İYİ Parti sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar; CHP sıralarından alkışlar)

Saygılar.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Akbaşoğlu.

 

 

 

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Salı ve Çarşamba günleri, hatibin gündeme getirdiği konulara dair…

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Hepsi doğrudur.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – …çok teferruatlı açıklamalarımız yapılmıştır.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Söylenecek tek bir söz yoktur.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Buna dair cevaplarımıza tutanaktan bakıp öğrenebilirler.

Teşekkür ederim. [İYİ Parti sıralarından “Bravo(!)” sesleri, alkışlar(!)]

BAŞKAN – İkinci bölümde gruplar adına söz talepleri tamamlanmıştır.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Konuşalım beraber. Cevabınızı verdik, tutanaklardan okuyun. [İYİ Parti sıralarından “Bravo(!)” sesleri, alkışlar(!)]

BAŞKAN – Şahıslar adına söz talebi yoktur.

Soru-cevap talebi yoktur.

İkinci bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Birleşime iki dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 18.58

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 19.02

BAŞKAN: Başkan Vekili Haydar AKAR

KÂTİP ÜYELER: Rümeysa KADAK (İstanbul), Şeyhmus DİNÇEL (Mardin)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 80’inci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Danışma Kurulunun bir önerisi vardır, okutup oylarınıza sunacağım.

 

 

                                                                                                      29/4/2021

Danışma Kurulu Önerisi

Danışma Kurulunun 29/4/2021 Perşembe günü (bugün) yaptığı toplantıda, aşağıdaki önerinin Genel Kurulun onayına sunulması uygun görülmüştür.

                Mustafa Şentop

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı

 

Muhammet Emin Akbaşoğlu                                                                   Engin Özkoç

Adalet ve Kalkınma Partisi                                                           Cumhuriyet Halk Partisi     

   Grubu Başkan Vekili                                                                   Grubu Başkan Vekili

 

   Hakkı Saruhan Oluç                                                                 Muhammed Levent Bülbül

Halkların Demokratik Partisi                                                        Milliyetçi Hareket Partisi 

   Grubu Başkan Vekili                                                                   Grubu Başkan Vekili

Dursun Müsavat Dervişoğlu

            İYİ Parti                                        

    Grubu Başkan Vekili

Öneri:

Genel Kurulun 4, 5, 6 ve 11 Mayıs 2021 salı, çarşamba ve perşembe günleri toplanmaması önerilmiştir.

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

260 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

 

1. Konya Milletvekili Ziya Altunyaldız ve 60 Milletvekilinin Vergi Usul Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/3572) (S. Sayısı: 260) (Devam)

Komisyon yerinde.

7’nci maddede önerge yoktur.

7’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…  7’nci madde kabul edilmiştir.

8’inci maddede önerge yoktur.

8’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 8’inci madde kabul edilmiştir.

9’uncu maddede önerge yoktur.

9’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…  9’uncu madde kabul edilmiştir.

10’uncu maddede önerge yoktur.

10’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…  10’uncu madde kabul edilmiştir.

11’inci maddede önerge yoktur.

11’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…  11’inci madde kabul edilmiştir.

12’nci maddede önerge yoktur.

12’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…  12’inci madde kabul edilmiştir.

13’üncü maddede önerge yoktur.

13’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…  13’üncü madde kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, yeni madde ihdasına ilişkin iki önerge gelmiştir. Malumları olduğu üzere İç Tüzük’ün 87’nci maddesine göre görüşülmekte olan Teklif’in konusu olmayan sair kanunlarda ek ve değişiklik getiren yeni bir kanun teklifi niteliğindeki değişiklik önergeleri işleme konulamaz.

Başkanlığımıza ulaşan bu önergeler bu mahiyette olduğundan işleme alınmaması gerekmektedir. Ancak grupların uzlaşısı nedeniyle emsal teşkil etmemek üzere önergeleri işleme alacağım.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Özkoç, buyurun.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Bu aciliyet taşıyan bir meseleydi ve bir kereye mahsus Grup Başkan Vekilleri bir araya gelerek örnek teşkil etmemesi kaydıyla böyle bir karar aldık, kayıtlara böyle geçmesini arzu ediyorum efendim.

BAŞKAN – Peki.

Şimdi önergeleri sırasıyla okutup Komisyona soracağım.

Komisyon salt çoğunlukla, 16 üyesiyle katıldığı önergeler üzerinde yeni bir madde olarak görüşme açacağım. Komisyonun salt çoğunlukla katılmadığı önergeleri ise işlemden kaldıracağım.

İlk önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 260 sıra sayılı Kanun Teklifi’ne 13’üncü maddeden gelmek üzere aşağıdaki maddenin eklenmesi ve diğer maddelerin buna göre teselsül ettirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Muhammet Emin Akbaşoğlu                Fehmi Alpay Özalan                    Bahar Ayvazoğlu

          Çankırı                                          İzmir                                      Trabzon                

    Ramazan Can                                   Fatma Aksal                              Ahmet Sorgun

      Kırıkkale                                          Edirne                                       Konya

         Semiha Ekinci                         Çiğdem Koncagül                            İmran Kılıç              

       Sivas Tekirdağ                             Kahramanmaraş

   Yusuf Ziya Yılmaz                           Orhan Kırcalı                              Hacı Özkan              

      Samsun Samsun                                  Mersin

   Halil Etyemez                                                                                                                               Konya

“MADDE 14- 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun ek 18inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “1.000” ibaresi “1.100” şeklinde değiştirilmiştir.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye salt çoğunlukla katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Salt çoğunluğumuz vardır, önergeye katılıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN –Komisyon önergeye salt çoğunlukla katılmış olduğundan önerge üzerinde yeni bir madde olarak görüşme açıyorum.

Söz isteyen? Yok.

Yeni madde üzerinde 3 değişiklik önergesi vardır. Önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

İlk önergeyi okutuyorum.

Buyurun.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 260 sıra sayılı Vergi Usul Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’ne eklenmesi öngörülen yeni 14’üncü maddenin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

              Süleyman Girgin                                 Engin Özkoç                              Yüksel Mansur Kılınç

                       Muğla                                             Sakarya                                            İstanbul

                 Tekin Bingöl                                   Cengiz Gökçel                                Faruk Sarıaslan

                      Ankara                                             Mersin                                             Nevşehir

                    Ali Keven                                          Cavit Arı                                  Kamil Okyay Sındır

                      Yozgat                                             Antalya                                               İzmir

                Kadim Durmaz                          Emine Gülizar Emecan                          Bülent Kuşoğlu

                       Tokat                                              İstanbul                                             Ankara

Madde: 31.05.2006 tarih ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun ek 18’inci maddesinin birinci fıkrasındaki “1.000” TL ifadesi “1.500” TL olarak değiştirilmiş ve maddenin birinci fıkrasına aşağıdaki cümle eklenmiştir.

“Bayram ikramiyesi ödemesi miktarı Türkiye İstatistik Kurumu tarafından açıklanan en son temel yıllı tüketici fiyatları indeksindeki değişim oranı kadar artırılarak ödenir.”

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Antalya Milletvekili Sayın Cavit Arı.

Buyurun Sayın Arı. (CHP sıralarından alkışlar)

(Uğultular)

BAŞKAN – Pardon Sayın Arı, sayın milletvekilleri, salonda çok yüksek sesli uğultu var, lütfen az kısabilirsek sesi, konuşmacıyı duyabileceğiz.

CAVİT ARI (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; emekliler için dinî bayramlarda ödenmekte olan ikramiyenin Cumhuriyet Halk Partisi olarak 1.500 TL’ye çıkarılmasını öneriyoruz. (CHP sıralarından alkışlar) Biliyorsunuz ki 2015 seçim sürecinde Cumhuriyet Halk Partisinin seçim vaatleri vardı. Bunlardan bir tanesi, iki dinî bayramda emekliye birer maaş ikramiyeydi; yine, çalışan emeklinin maaşından kesilmekte olan yüzde 10 kesintinin kaldırılmasıydı ve yine, asgari ücretin o tarihte 1.500 lira olmasıydı. Cumhuriyet Halk Partisinin gerçekçi; emeklinin, çalışanın sorunlarını çözecek olan bu vaatleri o tarihte sizler tarafından yani AKP tarafından sulandırılmıştı, denilmişti ki: “Hani bunun kaynağı?” Ancak, 2015 seçimlerinden sonra -ki o tekrarlanan seçimlerden sonra- ne yaptınız? Gelir gelmez, önce Cumhuriyet Halk Partisinin vaadi olan, bu, emekliye dinî bayramlarda ikramiye ödenmesiyle ilgili bizim teklifimizi her ne kadar tam anlamıyla yani bir maaş ikramiye şekliyle karşılayamasanız da ancak ve ancak emekliye dinî bayramlarda 1.000 TL ödenmeye karar verildi. Hangi tarihte? 2018. 2018 tarihinden bu tarafa üç yıl geçti, emeklimiz enflasyon altında ezilmekte. Şimdi bize düşen görev, emeklimizi bu enflasyon altında ezilmekten kurtarmaktır. İşte şimdi bir fırsat, önümüzdeki bayramlarda emekliye bu 1.000 TL olan ikramiyenin 1.500 TL olarak ödenmesini talep ediyoruz. (CHP sıralarından alkışlar) Ama siz, bu bizim önerimizi dahi karşılamaktan yine imtina etmektesiniz. Biliyoruz ki siz “Ancak ve ancak 1.100 TL ödeyebiliriz.” demektesiniz. Sizi buradan tüm emeklilere şikâyet ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar) Emeklinin hakkı 1.500 TL olmalı.

Yine, o tarihlerde, sizler Cumhuriyet Halk Partisinin vaatlerini birer birer gerçekleştirdiniz, çalışan emekliden kesilen o yüzde 10’u kaldırdınız ve sonuçta asgari ücret o tarihlerde 850 TL’ydi Cumhuriyet Halk Partisinin 1.500 TL vaadi nedeniyle önce 850’den 950’ye bir yıl sonra 1.000 TL’ye ve 2016 yılında da 1.300 TL’ye çıktı. Eğer çalışanımız bugün bir asgari ücreti bugünkü düzeyde alıyorsa yine Cumhuriyet Halk Partisinin vaatleriyle gerçekleşmiştir. (CHP sıralarından alkışlar)

Son olarak şunu söylüyorum: Emeklimiz en yüksek maaşı ve en yüksek yaşam koşulları içerisinde en iyi maaşı almaya hak eden insanlardır, hak eden vatandaşlarımızdır. O nedenle, tekraren bu maddeyle ilgili Cumhuriyet Halk Partisi olarak bizim önerimiz 1.500 TL olarak bayram ikramiyelerinin ödenmesidir diyorum. Hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum. Sizlerin de destek vermesini talep ediyorum.

Çok teşekkürler. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 260 sıra sayılı Vergi Usul Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’ne eklenmesi öngörülen yeni 14’üncü maddenin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Madde 14: 31/05/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun ek 18. Maddesinin birinci fıkrasında yer alan “1.000” ibaresi “1.800” şeklinde değiştirilmiştir.

 

Mehmet Ruştu Tiryaki                         Hasan Özgüneş                        Muazzez Orhan Işık                      Batman                                      Şırnak                                        Van                           Erol Katırcıoğlu                             Sait Dede                           Hakkı Saruhan Oluç                      İstanbul                                    Hakkâri                                     İstanbul                                  

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talep eden İstanbul Milletvekili Sayın Hakkı Saruhan Oluç.

Buyurun Sayın Oluç.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Türkiye’de 13 milyondan fazla emekli ve hak sahibi var ve Türkiye’nin en büyük toplumsal gruplarından birini oluşturuyor emekliler. Onlar için bayram aynı zamanda 2018’den bugüne ikramiye demek. Ve maalesef, 2018’den bu yana emeklilerin bayram ikramiyelerinde bir artış yaşanmadı ama buna karşılık üç yıldır baktığımızda fiyatlarda çok ciddi bir artış yaşandı. Şimdi, emekli bayram ikramiyesi enflasyona göre ve asgari ücrete göre çok ciddi erime gösterdi. Emekli bayram ikramiyesi hesapladığımızda 2018’deki bin lira, asgari ücrete göre 763 lira eridi, gıda enflasyonuna göre 677 lira eridi, enflasyona göre ise 556 lira eridi. Dolayısıyla, bugün yapılması gereken şey, emeklilerin bayram ikramiyesini bu erimeleri göz önünde bulundurarak tekrar değerlendirmektir. Ama ne yazık ki, böyle bir durumda değiliz. Neden değiliz? Çünkü geçtiğimiz günlerde Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı “Emeklilerin bayram ikramiyesi için bin artı enflasyon diyorum.” dedi. “Enflasyon da 85 falan gibi görünüyor, inşallah 100’e tamamlayacağız.” dedi. 1.100 lira buradan geldi önümüze. Şimdi, enflasyonla nasıl 85 gibi görünüyor? Açıklanamadı bu. Çünkü bu hesaba göre enflasyonun Türkiye’de yüzde 8,5 civarında olması lazım. TÜİK'in yalan rakamları bile “yüzde 16” diyor. Biz biliyoruz ki pazar enflasyonu, esnafın yaşadığı enflasyon yüzde 35-40 arasında.

Şimdi, dolayısıyla, yapılması gereken şey: Emeklilerin bayram ikramiyesini -ki bu yılda 2 kere ödeniyor, yılda 2 kere ödeniyor- bu enflasyon, gıda enflasyonu ve asgari ücretin artışını göz önünde bulundurarak artırmaktır esas itibarıyla. Bizim önerimiz şudur: Emeklilerin bayram ikramiyesi, asgari ücrete paralel olarak artıyor olsaydı, bugün 1.763 lira olması gerekiyordu. Biz 1.800 liralık artış önerimizi buna dayanarak yapıyoruz. Yani asgari ücret nasıl arttıysa son üç senede, emeklilerin bayram ikramiyesi de buna uygun olarak artmalıdır diyoruz. Ama bunu siz tabii ki kabul etmiyorsunuz. Ama şunu size hatırlatmak istiyorum: Yani, bakın, emeklilere yılda 2 kere verilecek bayram ikramiyesini bu şekilde artırmayı öngörmüyorsunuz ama on sekiz günlük tam kapanmada mesela otoyolların ve köprülerin büyük oranda boş kalacağı bir dönemde şirketlere gelir garantisi olarak ortalama 719 milyon 457 bin Türk lirası ödeme yapılacak, size bunu hatırlatıyorum. Bugünkü kurla hesaplarsak bunu, 820 milyon liraya kadar çıkacağı tahmin ediliyor. On sekiz gün boyunca kullanılmayacak olan Yavuz Sultan Selim Köprüsü’ne 8 milyon 602 bin dolar ödeme yapılacak, Osmangazi Köprüsü için 29 milyon 736 bin dolar ödeme yapılacak; güncel kura göre hesaplarsak 315 milyon Türk lirası kullanılmayacak köprülere ödeme yapılacak. Nereden? Halkın cebinden. İstanbul Havalimanı’nın 2021 yolcu gelir garantisinin toplamı 350 milyon avro, on sekiz günlük faturası 17 milyon 299 bin avro olacak; Türk lirasına çevirdiğimizde 175 milyon liralık garanti ödemesi yapılacak. Bunları toplayacak olursak tam kapanma döneminde hazine garantili otoyollar, köprüler için en az 1 milyar lira ödeme yapılacak ama biz emekliye yılda, bayramda 2 kere yapılacak ödemeyi burada tartışıyoruz ve bunu gerçekten utanılacak bir rakam olan 100 lirayla sınırlıyoruz. Bunu hiç uygun bulmadığımızı bir kez daha belirtmek istiyorum.

Son olarak, bu konudan sonra bir şeye değinmek istiyorum. Bakın, Diyarbakır’da dört gündür gözaltında olan il ve ilçe yöneticilerimizden 12 kişi tutuklandı, suçlama sadece siyasi parti faaliyetleriyle ilgili. Nedir biliyor musunuz suçlamanın bir tanesi? 5 Haziran 2015’te -hatırlayın, 7 Haziran seçimlerinden iki gün önce- mitingimize IŞİD bir bomba yerleştirmişti ve 5 arkadaşımız ölmüştü, çok sayıda yaralı vardı. O ölen arkadaşlarımızın her yıl yapılan anmasına katıldıkları için Diyarbakır’daki il ve ilçe yöneticilerimiz bugün tutuklandı, 12 kişi. Biz, işte, “siyasallaşmış yargı” derken tam da bunu anlatıyoruz.

Hepinize teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum.

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 260 sıra sayılı Kanun Teklifi’ne eklenmesi öngörülen yeni 14’üncü maddenin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Madde 14- 31/05/2006 tarih ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun ek 18 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “1.000” ibaresi “1.550” olarak değiştirilmiştir.

                   Ayhan Erel                                    Fahrettin Yokuş                                   Hüseyin Örs                                         Aksaray                                              Konya                                              Trabzon       Dursun Müsavat Dervişoğlu                          Yasin Öztürk                                                                                                   İzmir                                               Denizli                                                                              

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) - Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Önerge hakkında söz talep eden Aksaray Milletvekili Sayın Ayhan Erel.

Buyurun Sayın Erel. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

AYHAN EREL (Aksaray) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, yüce Türk milleti; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Biz, İYİ Parti olarak emekli vatandaşlarımıza dinî bayramlarda verilen emekli ikramiyesinin 1.550 TL olarak düzeltilmesini talep ve arz etmekteyiz. Neden 1.550 TL diyorsanız çünkü verilerine, istatistiklerine çok değer ve kıymet verdiğiniz TÜİK’in verilerine göre mart 2018’deki bin lira günümüzde 1.556 TL’ye yükselmiştir. Bu verileri dikkate alarak emeklilerimize verilen ikramiyenin 1.550 TL olarak yükseltilmesini talep etmekteyiz. Böylece vatandaşlarımız, emekli vatandaşlarımız bu ekonomik sıkıntıda bir nebze de olsun rahat bir nefes alırlar diye düşünüyoruz. Her şeye para buluyorsunuz, her yere harcama yapıyorsunuz, ne bileyim her şeyden “İtibardan israf olmaz.” diyorsunuz. Gelin, emeklilerimize de bu 550 lirayı fazla görmeyelim; bir bayram yapsınlar, onların da bayram yapma, torunlarının yanında, çocuklarının yanında ekonomik anlamda bir mağduriyet yaşamamaları en doğal haklarıdır diye düşünüyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tam kapanma kararı geç kalınmış olsa da olumlu bir karardır fakat aynı zamanda eksik bir karardır. Vatandaş soruyor: “Biz tam kapandık da BAĞ-KUR primi de tam kapalı mı? Damga vergisi de tam kapalı mı? Motorlu taşıtları vergisi tam kapalı mı? Muhtasar tam kapalı mı? Kurumlar vergisi tam kapalı mı? TRT katkı payı kapalı mı? Stopaj kapalı mı? Geçici damga vergisi tam kapalı mı? İlan reklam vergisi tam kapalı mı? Eğlence vergisi tam kapalı mı? Haberleşme vergisi tam kapalı mı? Çevre temizlik vergisi tam kapalı mı? Emlak vergisi tam kapalı mı? Gecikme bedelleri tam kapalı mı? Elektrik, su, doğal gaz tam kapalı mı? Telefon, internet ödemeleri tam kapalı mı?”

Küçük esnaf arıyor “Pandemiden dolayı zaten bitme noktasına geldik, bir de bu tam kapanmadan sonra düşünüyoruz, elektrik, doğal gaz faturalarımızı nasıl ödeyeceğiz, dükkan kirasını, vergisini, BAĞ-KUR primini nasıl ödeyeceğiz, çocuklarımıza ekmeği, aşı nasıl götüreceğiz?” Gündelik temizliğe gidenler, berberler, kuaförler, ayakkabı boyacıları, günlük yevmiyeyle çalışanlar, kahveci, telefon tamircisi, ayakkabı boyacısı, müzisyenler ve dolmuşçular, taksiciler, çiçekçiler, pazarcı esnafı gibi onlarca esnaf grubu bu süreçte evlerine nasıl ekmek götüreceğinin kaygısı ve endişesi içerisindeler.

İYİ Parti olarak Genel Başkanımız Sayın Meral Akşener’in önerisi şudur: Öncelikle tam kapanma destek paketini açıklayınız. Paket kapsamında günlük ve haftalık çalışanlara, düzenli geliri olmayanlara acilen destek sağlayın. Kapanma mücbir sebep sayılsın, beyanname verme ve vergi ödeme yükümlülükleri bir ay ertelensin. Nisan sonu yapılandırma ödemeleri en son taksitten bir sonraki aya ertelensin. Esnaf için kira stopajlarını sıfırlayın. Çek ve senetler 29 Nisan dâhil mayıs ayı sonuna kadar yazılmasın. İcra takiplerini mayıs ayı sonuna kadar durdurun. Düşük gelirli vatandaşlarımızın evleri ile küçük esnafımızın iş yerleri için nisan ve mayıs ayı elektrik faturalarını, kullanımlarını takip eden altı aya yayarak tahsil edin. Belediyelere bağış kabul etme izni verin. Hane halkına kişi başına 500 lira hibe desteği verin. Esnaflarımıza çalışan başına 10 bin lira faizsiz, bir yıl geri ödemesiz kredi verin; çiftçilerimizin Ziraat Bankasına, Tarım Kredi Kooperatiflerine olan borçlarının faizlerini silin, emekli maaşlarını en az asgari ücret tutarında yükseltin, bankalara olan kredi kartı borçlarını 31 Temmuz 2021 tarihine kadar erteleyin, 2021 yılında işten çıkarmaları yasaklayın, kısa çalışma ödeneği süresini 31 Aralık 2021 tarihine kadar uzatın.

Gelin, bir kez olsun önerilerimize kulak verin, vatandaşımızın bu dertlerine derman olun diyoruz.

Yine, bu tam kapanma sırasında başta Aksaray, Nevşehir, Niğde, Kayseri olmak üzere oradaki eli nasırlı ablalarımız, analarımız, bacılarımız kendi imkânlarıyla domates, patlıcan, biber fideleri yetiştirdiler; bu fidelerin tam dikim zamanı ama bunları satacak ne insan var, ne de pazara çıkaracak bir durum var. Bu konuda bir düzenleme yapılması gerekmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

AYHAN EREL (Devamla) - Yine, tam fidan dikme mevsimi, fidan satıcılarının almış olduğu fidanlar ellerinde kaldı bu konuda da bir düzenlemenin yapılması gerekmektedir. Yine, hasta bakıcıların sokağa çıkma izni var ama torununa bakan dedeye, neneye, halaya, teyzeye böyle bir izin çıkmamış bunun içinde bir düzenleme gerekiyor. Yine, seçim bölgem Aksaray’da bu sene çok sıkı bir şekilde kuraklık yaşanmaktadır bunun kısa zamanda çözümü kapalı sulama sistemine geçilmesidir. Aksaray'da kapalı sulama sistemine yıllar önce başlandı ama maalesef bugüne kadar bitirilemedi. Aksaray'da zengin toprakların çiftçisi Aksaraylılar fakir duruma düşme durumundadır, yetkilileri buradan uyarıyorum.

Hepinizin bayramını şimdiden kutluyor, saygılar ve sevgiler sunuyorum. (İYİ Parti ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

 Yeni maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Yeni madde kabul edilmiştir.

Böylece yeni madde ihdas edilmiştir.

Şimdi yeni madde ihdasına dair ikinci önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 260 sıra sayılı Kanun Teklifine 13’üncü maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki maddenin eklenmesini ve diğer maddelerin buna göre teselsül ettirilmesini arz ve teklif ederiz.

 “MADDE 14- 25/3/2020 tarihli ve 7226 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.

“GEÇİCİ MADDE 3- Covid-19 salgın hastalığıyla mücadele kapsamında ülke genelinde uygulanan kısıtlamalar dikkate alınarak hak kayıplarının önlenmesi amacıyla;

a) İbraz süresinin son günü 30/4/2021 ilâ 31/5/2021 (bu tarihler dahil) tarihleri arasına isabet eden çekler, bu tarihler arasında ibraz edilemez; 1/6/2021 tarihinden sonra, kalan ibraz süresi içinde ibraz edilebilir.

b) 30/4/2021 ilâ 31/5/2021 (bu tarihler dahil) tarihleri arasında vadesi gelen kambiyo senedine dayalı alacaklar hakkında; bu tarihler arasında icra ve iflas takibi başlatılamaz, ihtiyati haciz kararı verilemez ve başlamış olan takipler durur.

c) 10/12/2003 tarihli ve 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu kapsamına giren kamu idarelerinin kamu hukukundan veya özel hukuktan doğan alacakları hakkında, 30/4/2021 ilâ 31/5/2021 (bu tarihler dahil) tarihleri arasında icra ve iflas takibi başlatılamaz.

 

Muhammet Emin Akbaşoğlu                 Ramazan Can                         Semiha Ekinci

                 Çankırı                                 Kırıkkale                                   Sivas

             Fatma Aksal                        Çiğdem Koncagül                       Ahmet Sorgun

                 Edirne                                  Tekirdağ                                   Konya

       Fehmi Alpay Özalan                   Bahar Ayvazoğlu                         İmran Kılıç

                  İzmir                                    Trabzon                            Kahramanmaraş

                                                             Ali Şahin

                                                            Gaziantep

BAŞKAN – Komisyon önergeye salt çoğunlukla katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Salt çoğunluğumuz vardır, yeni madde oluşturulmasına ilişkin önergeye katılıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde yeni bir madde olarak görüşme açıyorum.

Söz isteyen? Yok.

Yeni maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Böylece yeni bir madde ihdas edilmiştir.

Herhangi bir karışıklığa mahal vermemek için, bundan sonra maddeler üzerinde önerge işlemlerine mevcut sıra sayısı metindeki madde numaraları üzerinden devam edilecek, kanun yazımı esnasında madde numaraları teselsül ettirilecektir.

14’üncü madde üzerinde önerge yok.

14’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 14’üncü madde kabul edilmiştir.

15’inci madde üzerinde önerge yok.

15’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 15’inci madde kabul edilmiştir.

İkinci bölümde yer alan maddelerin oylamaları tamamlanmıştır.

Teklifin tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Oylama için iki dakika süre veriyorum. Bu süre içinde sisteme giremeyen üyelerin teknik personelden yardım istemelerini, bu yardıma rağmen de sisteme giremeyen üyelerin oy pusulalarını oylama için verilen süre içinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN - Konya Milletvekili Ziya Altunyaldız ve 60 Milletvekilinin Vergi Usul Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi açık oylama sonucu:

“Kullanılan oy sayısı  : 300

Kabul                       : 277

Ret                          : 14

Çekimser                  : 9(x)

 

               Katip Üye                                Katip Üye

           Rümeysa Kadak                        Şeyhmus Dinçel

                İstanbul                                  Mardin”

 

Teklif kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

Alınan karar gereğince kanun teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 18 Mayıs 2021 Salı günü saat 15.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyor, bayramınızı kutluyor, sağlıklı günler diliyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 19.32

 



(x) 7/4/2020 tarihli 78’inci Birleşimden itibaren, coronavirüs salgını sebebiyle Genel Kurul Salonu’ndaki Başkanlık Divanı üyeleri, milletvekilleri ve görevli personel maske takarak çalışmalara katılmaktadır.

(x) Bu bölümde hatip tarafından Türkçe olmayan kelimeler ifade edildi.

(x) 260 S. Sayılı Basmayazı 27/4/2021 tarihli  78’inci Birleşim Tutanağı’na eklidir.

(x) Bu bölümlerde hatip tarafından Türkçe olmayan kelimeler ifade edildi.

 

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.