28 Nisan 2021 Çarşamba

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Haydar AKAR

KÂTİP ÜYELER: Şeyhmus DİNÇEL (Mardin), Rümeysa KADAK (İstanbul)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 79’uncu Birleşimini açıyorum.(x)

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce 3 sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, Sivas’ta yapılan yatırımlar hakkında söz isteyen Sivas Milletvekili Sayın Semiha Ekinci’ye aittir.

Buyurun Sayın Ekinci. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

 

 

SEMİHA EKİNCİ (Sivas) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, Selçuklu’nun kalbi, Osmanlı’nın vicdanı, cumhuriyetin aklı, Millî Mücadele’mize yüz sekiz gün ev sahipliği yapmış sultan şehrim Sivaslılar adına Gazi Meclisimizi ve ekranları başında bizleri izleyen aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

(Uğultular)

BAŞKAN – Pardon, çok özür diliyorum.

Sayın milletvekilleri, konuşmacı kürsüde, lütfen, biraz sükûnetle dinleyelim.

FEHMİ ALPAY ÖZALAN (İzmir) – Başkanım, teşekkür ederiz hassasiyetiniz için.

BAŞKAN - Buyurun.

SEMİHA EKİNCİ (Devamla) – Sivas’ımıza yapılan bazı yatırımlardan bahsetmek istiyorum. Son on dokuz yılda yaklaşık 31 milyar TL tutarında yatırım alan şehrimizde -eğitim alanında- derslik sayımız 4.918’den 6.357’ye, kadın okuryazar oranı yüzde 77’den yüzde 91’e, okullarımızdaki bilgisayar sayımız 1.807’den 11.100’e, akıllı tahtamız yokken bugün 5.371’e, ADSL’yle bağlantılı okul sayımız yokken bugün 635’e, anaokulu sayımızı 4’ten 38’e, lise sayımız da 67’den 119’a çıkmıştır. Yükseköğretim alanında, Cumhuriyet Üniversitemizin fakülte sayısı 8’den 18’e, bölüm sayısı 145’ten 304’e, akademisyen sayısı 1.285’ten 1.983’e, öğrenci sayısı da 19.064’ten 49 bine yükselmiştir. Ayrıca bu dönem içerisinde şehrimize 2’nci üniversiteyi de kazandırdık, Sivas Bilim ve Teknoloji Üniversite’miz kuruldu, yüksek lisans ve doktora alanında öğrencilerimizi aldı ve kampüs binası da hızla devam etmektedir.

Sağlık alanında yaptıklarımıza kısaca değinecek olursak: Daha önceden 17 hastane 1995 yatak kapasiteliydi, biz hastane sayımızı 20’ye çıkardık ve tüm hastanelerimizin tadilatını, yenilemesini yaparak yatak sayımızı nitelikli 2.682 yatağa çıkardık. Uzman hekim sayımız 333’ten 583’e, diş hekimimiz 75’ten 294’e, hemşiremiz 792’den 2.387’e çıkmıştır.

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Helal olsun.

SEMİHA EKİNCİ (Devamla) – Acil sağlık istasyon sayımızı 17’den 41’e, aile sağlık merkezi yok iken 59 tane aile sağlık merkezi açtık. Ambulans sayımızı 20’den 89’a yükselttik.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Maşallah.

SEMİHA EKİNCİ (Devamla) -  Türkiye’de 19 adet bulunan ambulans helikopterlerden birisi de sultan şehrimiz Sivas’a hizmet vermektedir.

Ayrıca ülkemizde farklı bir örneği olmayan ÇAGEM Çok Amaçlı Geriatri Merkezi’mizin yapımı tamamlanmıştır, pandemi döneminde pandemi hastanesi olarak vatandaşlarımıza hizmet vermektedir. Cumhuriyet Üniversitesi Kadın Doğum ve Çocuk Hastanemiz hizmete başlamış, Cumhuriyet Üniversitemizin yeni hastanesinin inşaatına başlanmış, inşallah 2023 yılında hizmete girecektir.

YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) – İnşallah.

SEMİHA EKİNCİ (Devamla) - Ayrıca Sivas Devlet Hastanemiz de tekrar hemşehrilerimizin hizmetine başlamıştır.

Gençlik, spor alanında 6 olan spor salonu sayımız 15’e, yüzme havuzu sayımız 1’i olimpik olmak üzere 2’ye, yurt sayımızı 4’ten 15’e, YURTKUR öğrenci kapasitemiz de 3.820’den 19 bine yükseltilmiştir. 25 bin kişilik 4 Eylül Stadyumu’muz da yiğidoların maçlarına ev sahipliği yapmaktadır.

Organize sanayi bölgemize gelecek olursak: Firma sayımız 76’dan 264’e, üretim yapan tesis sayımız 30’dan 160’a, istihdam 990’dan 9.200’e organizede çalışan işçi sayımız, Sivas’taki işçi çalıştıran iş yeri sayımız 3.556’dan 10.359’a, aktif sigortalı sayımız 88 binden 145 bine yükselmiştir. İhracatımız 8,5 milyondan 93 milyona yükselmiştir.

Tarım ve su işleri alanında 7 olan baraj sayımız 22’ye, 14 olan gölet sayımız 38’e yükselmiştir. Toplam tarımsal üretim değerimiz 648 milyondan 5,67 milyara yükselmiştir.

Ulaştırma alanında ise 24 kilometre olan bölünmüş yolumuz 809 kilometreye, 106 olan köprümüz 239’a yükseltilmiştir.

Köylerimize yaptığımız yatırımlara baktığımız zaman; asfalt yol oranımız yüzde 15’ten yüzde 54’e, kapalı şebeke içme suyu oranımız da yüzde 96’ya çıkmıştır. 936 köyümüz, 91 mezramıza 7,5 milyon metrekare parke taşı döşenmiştir.

Sivas’ta, 2002 öncesinde doğal gaz yok iken şu anda merkez, Şarkışla, Gürün, Suşehri, Gemerek, Zara, Kangal, Divriği ilçelerimiz doğal gaza kavuşmuştur, Yıldızeli ilçemiz de bu yıl doğal gaz kullanacaktır.

Ben, başta Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere, bu hizmetlerin yapılmasında emeği geçenlere teşekkür ediyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

SEMİHA EKİNCİ (Devamla) – Sözlerime, hemşerim Yavuz Bülent Bakiler’in Sivas üzerine yazmış olduğu şu dizeleriyle son vermek istiyorum: 

“Ne güzel seni sevmek böyle uzaktan,

Ve seni düşünmek bir çocuk hevesiyle.

Her sabah yeniden ezan sesiyle,

Müslüman Müslüman uyanan şehir.

 

Bir Selçuklu nakşında seni bulmak ne güzel,

Ne güzel seni duymak bir ney sesinde.

Şemsî Şivasi’nin mübarek türbesinde,

Kandil kandil yanan şehir.

 

Bir gün bir derviş gibi çıkıp gelirsem eğer,

Görürsem bir daha dünya gözüyle seni,

Anla bir rüzgâr gibi yüreğimden geçeni,

Ve sonra anam gibi sar beni sultan şehir.”

Gazi Meclisimizi ve aziz halkımızı selamlıyor, yaklaşmakta olan Kadir Gecemizin ve Ramazan Bayramı’mızın da hayırlara vesile olmasını diliyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar; MHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Gündem dışı ikinci söz, fındığın Karadeniz Bölgesi ve ülke ekonomisine katkısı hakkında söz isteyen Düzce Milletvekili Sayın Ümit Yılmaz’a aittir.

Buyurun Sayın Yılmaz. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

 

ÜMİT YILMAZ (Düzce) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; fındık mahsulü Karadeniz Bölgesi’nin en büyük tarım ürünü olmasının yanı sıra ülkemiz ekonomisine katkısı açısından her yıl ortalama 1,5 ila 3 milyar dolar gelir getiren ihraç tarım ürünlerimizin başında gelmektedir. Fındık, ihraç ettiğimiz tarım ürünleri içinde yüzde 10’luk payla başı çekmektedir, ülkemizin toplam ihracatının ise yüzde 1,5-2’sini karşılayan bir büyüklüğe sahip mahsulümüzdür.

Yıllardır fındık üreticisinin sorunları ve çözüm önerileri üzerine gerek iktidar gerekse muhalefet tarafından Meclis kürsüsünde konuşmalar yapılmış, Tarım Bakanlığı, ziraat odaları, fındık borsaları, üniversiteler tarafından da konuyla alakalı çok ciddi araştırmalar yapılmıştır. Yapılan araştırmalar neticesinde sorunlar tespit edilmiş, çözüm önerileri sunulmuştur. Ancak, geçen yıllar içinde yapılan bu çalışmalar, fındık üreticisinin sorunlarına köklü bir çözüm getirmemiş, üreticinin sorunları maalesef katlanarak artmanın yanı sıra ülkemizin ihracat gelirinde kayba sebep olmuştur. 2009 yılında devletin fındık sektöründen elini çekmesi ve desteklemeler haricinde fındığa karışmayacağını açıklaması, 2004 yılında başlayıp 2014 yılına kadar devam eden FİSKOBİRLİK’in zararının birliği çalışamaz hâle getirmesi, ülkemizde son yıllarda fındığın kaderini tayin etmiştir.

2018 yılında başa gelen Cumhur İttifakı Hükûmetinin Tarım Bakanlığı özellikle TMO’yu devreye sokarak üreticiyi birtakım çok uluslu şirketlerin tekellerine ezdirmemek ve ihracat gelirinin azalmamasını sağlamak için çaba sarf etmiş ve bu çaba sarfı sonunda bir nebze de olsa başarılı olmuştur. Yaklaşık üç yıldır piyasada taban fiyat belirleyen Toprak Mahsulleri Ofisi piyasa manipülasyonunun önüne geçmeye çalışmıştır. Ancak, bu yıl gelişen ekonomi dinamiklerinin yanı sıra, döviz fiyatlarını ve faizi yukarı çeken göstergeler, pandemi sürecinde tedarik zincirinde yaşanan sıkıntılar fiyatları aşırı derecede yükseltmiştir. Bunun yanı sıra TMO’nun çakılı fiyat uygulaması üretici açısından gübre, mazot, ilaç ve benzeri ürünlerdeki artış karşısında gelirinin eriyip gitmesine sebep olmuştur. Üretici açısından hâl böyleyken ülkemizin ihracat gelirinde de aynı oranda düşüş kaydedilmiştir. Türkiye İhracatçılar Meclisi verilerinden elde ettiğimiz bilgilere bakarsak ülkemizin ciddi bir ihraç gelirinden geçen yıl kayba uğradığı görülecektir. Her yıl fındık üretiminin ve üreticisinin fiyat odaklı sorunlarının konuşulması pansuman tedbirlerinin ötesine geçememiştir. Oysa asıl konuşulması gereken dünya üretiminin yüzde 70’ini üreten ülkemizin fındık konusunda dünya piyasasını oluşturmada hâlâ etkisinin zayıf olması, stratejik bir fındık politikasının bulunmamasıdır. Ayrıca, fındıkçının katlanarak büyüyen diğer sorunları ise üretim kapasitesinin değişkenliği, lisanslı depoculuğun olmaması, fındık ağaçlarında yaşlanma, pazar payının azalışı, dekar başına verimin düşüklüğü, üretici başına düşen arazi büyüklüğünün giderek küçülmesi ve en önemlisi fındığın katma değer kazanmadan yüzde 65’inin ham madde olarak ihraç edilmesidir. Buna benzer sorunlar ihracat gelirimizde de ciddi kayba sebep olmaktadır. Yıllardır aynı sorunların tespitinin yapılıp herhangi bir tedbir alınmaması, ülkemiz açısından fındık ihracatından yeterince gelir elde edilmemesine sebep olmaktadır. Fındığın yüzde 65’i ham madde yani iç ve kabuklu fındık olarak ihraç edilmekte, yüzde 15’i ara mamul ve yaklaşık yüzde 20’si ise katma değerli son ürün yani çikolata ve gofret olarak ihraç edilmektedir. Bu oranlara baktığımızda gördüğümüz yıllık en az 8-10 milyar dolar civarında ülkemizin ihracat kaybı olduğudur. Piyasayı manipüle etmeye çalışan İtalyan asıllı bir şirketin sadece krem çikolata ve fındık draje kaplamasından yıllık cirosu 13,7 milyar dolar civarındadır. Bu şirket geçen yıl Düzce’de fabrika kuracağını ve 500 kişi istihdam edileceğini söyleyerek teşvikten yararlanmıştır. Bu ilk bakışta istihdam açısından olumlu olarak görülse de bu kurulacak fabrika kırım ve kavurma gibi fındığı ham madde olarak satacak bir fabrikadır. Oysa yapılması gereken bu firmanın burada çikolata fabrikası kurması ve ürünü dünyayı ülkemizden son mamul olarak ihraç etmesinin sağlanmasıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

ÜMİT YILMAZ (Devamla) – Tamamlıyorum.

Bir diğer eksiğimiz de kendi markamızı yaratmaktan kaynaklanan sıkıntımızdır. Ancak fındık üreticisinin kısa vadede sorunlarını sürem bittiği için anlatmak yeterli değil.

Şunu söylemek istiyorum Sayın Cumhurbaşkanımıza ve Tarım Bakanlığımıza: TMO 30 Nisanda, biliyorsunuz, fındık alımına son verecektir. Bunu fırsat bilen bazı fırsatçılar fiyatı 20,25 liraya kadar düşürmüştür. Eğer ülkemizin bu yıl ve önümüzdeki yıl da fındıktan daha fazla gelir elde etmesini istiyorsak TMO’nun fındık alım süresini uzatması, fiyatı revize etmesi ve önümüzdeki sezon da piyasa yapıcısı olarak piyasada olacağını açıklaması gerekmektedir; aksi takdirde, sadece Karadenizli fındık üreticisi değil, ülkemizde ihracat gelirinden önümüzdeki yıl da bu yıl olduğu gibi gerekli kazancı sağlayamayacaktır diyorum, Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar) 

BAŞKAN – Gündem dışı üçüncü söz, Samsun’un sorunları hakkında söz isteyen Samsun Milletvekili Sayın Neslihan Hancıoğlu’na aittir.

Buyurun Sayın Hancıoğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

 

 

 

 

 

NESLİHAN HANCIOĞLU (Samsun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş ve kurtuluşunun ilk adımının atıldığı Samsun ve Samsunlu hemşehrilerim adına sizleri selamlıyorum.

Bu yüce çatı altında her fırsatta Samsun’un sorunlarına dikkat çekip çözümü için çaba harcıyorum fakat bırakın mevcut sorunların çözüme kavuşmasını, her yeni güne yepyeni sorunlarla uyanıyoruz. Sırf vatandaşın oyunu alabilmek için onu aldatan; aklıyla, hafızasıyla alay eden, sonra da hiçbir şey olmamış gibi yoluna devam eden bir zihniyetle karşı karşıyayız. Samsun’un sorunlarına sırt çeviren, Samsunluları kaderine terk eden ve bu durumdan zerre kadar rahatsızlık duymayan bir anlayış tarafından yönetiliyoruz.

Bakın, yerel seçim arifesinde Sayın Cumhurbaşkanı, ilimize gelip partisinin adayları için Samsunlulardan oy istedi. Sonra akşam karanlığında Tekkeköy’de hastane temeli attı, hastane şartnameye göre  yedi yüz elli günde bitecekti. Sayın Cumhurbaşkanı, vatandaşın önünde müteahhitle pazarlığa tutuştu “Altı yüz günde bitecek.” dedi. Aradan altı yüz gün geçti, yedi yüz elli gün geçti, bugün tam dokuz yüz yirmi dördüncü gün hastane ortada yok. İnşaatın temeli daha ilk kazma vurulduğunda yeraltından gelen deniz suyuyla doldu. Tekkeköylüler, hastane beklerken şimdi havuz sahibi oldu. Oy avcılığı için gece yarısı temel atma törenleri, mitingler yapanlar şimdi suskun. Samsunlu hemşehrilerimiz soruyor, biz de Sağlık Bakanına soruyoruz: Ne oldu bu hastaneye? Lütfedip cevap dahi yok. Buradan bir kez daha soruyorum: Ne oldu bu hastane? (CHP sıralarından alkışlar)

Size başka bir örnek vereyim: Samsun Büyükşehir Belediyesi Mali Hizmetler Daire Başkanı, rüşvet, zimmet, irtikâp suçlamasıyla görevden alındı ve aylardır hapiste. “Bu bürokratın Büyükşehir Belediyesinde ve daha önce görev yaptığı belediyelerdeki işlemleri hakkında mülkiye teftişi yapılıyor mu?” diye İçişleri Bakanına soruyoruz; cevap yok. Millet İttifakı belediyelerine uydurma gerekçelerle müfettiş ordusu yığanlar, rüşvetin, zimmetin ayyuka çıktığı, daire başkanının hapse atıldığı bu olayda 3 maymunu oynuyor. Ben buradan Samsunlulara söz veriyorum: Bu devran dönecek, bugün işgal ettiği makama güvenip harama el uzatan, işlenen suçları perdeleyen her kimse milletimize ve adalete bunun hesabını verecek, kimsenin yanına yaptığı kâr kalmayacak. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, bu iktidar, sadece Samsun halkının umuduyla, hayalleriyle oynamıyor, aynı zamanda bu kenti yağmalıyor, talan ediyor. Göz bebeğimiz Çarşamba Ovamız zehir santraliyle hançerleniyor. Kavak ilçemizdeki orman alanları, kentimizin su kaynakları Büyükşehir Belediyesinin taş ocaklarıyla katlediliyor. Bitmedi, dahası da var. Bakın, Kızılırmak Deltası ve Kuş Cenneti; ülkemizin en büyük doğa harikalarından biri, ziyaretçilerin, doğa fotoğrafçılarının bile izinle girebildiği özel korunan yer. Allah aşkına, Kuş Cenneti’nin ortasına düğün salonu yapmak hangi aklın ürünüdür? Bu, nasıl bir vicdandır?

Ormanlar, deltalar, su havzaları yok olurken Mecliste bir yandan da komisyon kurulup iklim değişikliğinin sebepleri araştırılıyor. Şaka gibi bir ülkeyiz; fail belli, sebep ortada.

Daha anlatacak, çözüm bekleyen o kadar çok sorun var ki Vezirköprü’de kendi ağırlığını taşıyamayıp daha hizmete girmeden yıkılan köprüyü mü, Ayvacık’ın bir türlü bitmeyen yollarını mı, Termeyi’yi her yıl yaşanan sel felaketlerinden kurtaracak projelerin bir türlü hayata geçirilememesini mi, Bafra’da halkın kendi arasında para toplayıp inşaatını başlattığı yirmi beş yıldır tamamlanamayan ve şu an metruk hâlde duran hastane projesini mi… Sözün özü, Samsun’un sorunu tektir, o sorun da Adalet ve Kalkınma Partisinin ta kendisidir. Hizmet vaadiyle oy isteyip sonra Samsun’u kaderine terk eden anlayışın hesabı, elbette, sandıkta sorulacaktır.

Son olarak şunu söylemek istiyorum: Bu sabah Samsun’da bir kadın cinayeti daha yaşandı; Ayşe Canikli, hakkında uzaklaştırma kararı alınan bir kişi tarafından sabah işe giderken evinin önünde katledildi ve şimdi Ayşe adına ve katledilen, şiddet ve istismara maruz kalan tüm kadınlar adına soruyorum:

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

NESLİHAN HANCIOĞLU (Devamla) - İstanbul Sözleşmesi’ni yırtıp atarken vicdanınızı da mı çöpe attınız? Ayşe’nin canına kıyanlar, onu yaşatmayanlar aslında İstanbul Sözleşmesi’ni yaşatmayanlardır diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi sisteme giren ilk 20 milletvekiline yerlerinden birer dakika süreyle söz vereceğim.

Sayın Kılavuz…

 

 

 

OLCAY KILAVUZ (Mersin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Toplam 330 kilometre uzunluğunda bulunan ve Türkiye'nin en akıllı yolu olma özelliğini taşıyan Ankara-Niğde Otoyolu için öncelikle teşekkürlerimi sunuyorum. Ankara- Niğde Otoyolu’nun geçiş ücretlerinin yüksek olması trafik yoğunluğunun düşük seviyelerde kalmasına sebep olmakta, fiyat yüksekliği sebebiyle hâlâ mevcut Ankara-Niğde yolu yoğun olarak kullanılmaktadır. Ankara-Niğde Otoyolu’nun kullanılması hâlinde yol için harcanacak yakıtın tutarı geçiş ücretiyle birlikte düşünüldüğünde ortaya çok yüksek bir rakam çıkmaktadır. Geçiş ücretlerinde bir düzenleme yapılarak makul seviyelere çekilmesini Ulaştırma ve Altyapı Bakanımız Sayın Adil Karaismailoğlu’ndan otoyolu kullanmak isteyen tüm vatandaşlarımız adına talep ediyoruz.

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Öztürk…

 

 

 

HALİL ÖZTÜRK (Kırıkkale) – Sayın Başkan, seçim bölgem Kırıkkale’de besicilik ve süt hayvancılığı yapan vatandaşlarımız mağduriyetlerini bize uluşarak iletmektedirler. Son beş yılda dana karkas fiyatı yüzde 50 seviyelerinde artarken, aynı dönemde veteriner, ilaç ve besi yem fiyatlarının daha fazla artması besicilerimizi zor durumda bırakmıştır. Besicinin para kazanabilmesi için Tarım Bakanlığımız destek uygulamalarını gözden geçirebilmelidir. Üreticimizin enflasyona karşı ezilmemesi adına hayvanların yem girdisinde arpa ve mısır on iki ay desteklenmelidir. Besicimizin Ziraat Bankasına olan borçlarının faizleri ertelenmeli, ithal et düzenlemesi de gözden geçirilmelidir.

Yine sütçülükle uğraşan Kırıkkaleli hemşerilerimiz de girdi maliyetlerinin artmasına rağmen Ulusal Süt Konseyinin çiğ sütün litresini 10 kuruş zam yapmasını yetersiz bulmaktadır. Bu bakımdan süt ineklerinin kesilmemesi için çiğ süt fiyatları desteklenmeli diyor; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Yılmaz…

 

 

 

ÜMİT YILMAZ (Düzce) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ocak ayının sonunda yaptığımız tespit neticesinde KOSGEB tarafından verilen teşviklerde “NACE” koduna göre “yetim sektör” olarak adlandırılan eğitim, spor ve güzellik merkezlerinin teşvik alamadığını belirtmiş ve Hükûmetten konuyla alakalı adım atmalarını istemiştik. Geçen hafta yayımlanan Resmî Gazete’yle KOSGEB tarafından verilecek hizmetlerden ve desteklerden yararlanacak sektörlerin kapsamı genişletilmiştir. Genişletilen kapsam içine alınan sektörlere eğitim kurumları, sağlıklı yaşam merkezleri ve spor eğitim kurumları dâhil edilmiştir. Vatandaşlarımızdan aldığımız talepleri ilettiğimiz Cumhurbaşkanlığı hükûmetimiz ve Sayın Cumhurbaşkanı, mağduriyeti görmüş ve gidermişlerdir; kendilerine, destekten faydalanan vatandaşlar adına şükranlarımızı sunuyorum. En kısa zamanda güzellik merkezlerinin de,  NACE kodunda düzenlemeye gidilip onların da destek ve hizmetlerden yararlanacağını umuyorum.

BAŞKAN – Sayın Aydoğan...

 

 

 

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Merkezî idare tarafından tam kapanma kararı alınmasına rağmen buna ilişkin bir ekonomik ve sosyal plan açıklanmamıştır. Öncelikle kamusal anlamda tahakkuk etmiş ve edebilecek, salgın dönemi ve kapanma dönemi boyunca edebilecek olan tüm tahakkukların ödemesi faizsiz olarak salgın döneminin sonuna kadar ertelenmeli. Vergi barışı kapsamında ödemelerini ihlal etmiş olanların da bu anlamdaki anlaşmaları ihya edilmeli ve salgın dönemi sonuna bırakılmalı. Tam kapanma döneminde, tam gelir desteği verilmeli. Özellikle çalışan kesimlere ilişkin kısa çalışma ödeneğine devam edilmeli. İşini kaybetmiş olanlara tam gelir desteği verilmeli. Kredi kartı ve kredi borçları konusuyla ilgili olarak yakın tarihte bir felaketi yaşama durumumuz söz konusu; bu borçlar salgın dönemi sonuna ertelenmeli. Karşılıksız çekle alakalı hem alacaklıyı hem de borçluyu koruyacak düzenleme en kısa sürede yapılmalı.

Bu dönemde işe gitmek zorunda olanlara...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Taşkın...

 

 

 

ALİ CUMHUR TAŞKIN (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Salgına rağmen 2020 yılı ekonomik büyümede dünyaya parmak ısırtan Türkiye, mart ayında ihracatını geçen sene mart ayına göre yüzde 42,2 artırarak 18 milyar 985 milyon dolara ulaştırmış ve tüm zamanların ihracat rekorunu kırmıştır. Bu gelişmeyle ihracatımız yılın ilk üç ayında 50 milyar doları aştı. Böylece ilk çeyrekte de tüm zamanların rekoru kırılmış oldu. Ülkemizin uluslararası ticarette dışa açılan en önemli kapılarından olan seçim bölgem Mersin 2021 yılı Mart ayında, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 41,8 artış yakalayıp 210 milyon 973 bin dolar ihracat gerçekleştirmiştir. Bu başarıda emeği geçen tüm ihracatçılarımızı tebrik ediyorum.

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki AK PARTİ iktidarında Türkiye, ekonomisini yatırım, üretim, istihdam ve ihracat temelinde büyüterek 2023 hedeflerine emin adımlarla ilerliyor diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Önal...

 

 

AHMET ÖNAL (Kırıkkale) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Son dönemlerde zincir market uygulamaları en çok mahalle esnafımızı bitirdi. Bu uygulamalar piyasada denge de bırakmadı. Artık zincir marketler elektronik eşya satıyor, ekmek de. Unutulmamalıdır ki mahalle esnafımız hem kendi ailesini geçindiriyor hem de vergi veriyor. Artık gelinen noktada kimse kendi işini yapamıyor. Zira, mahalle bakkalının da kasabın da manavın da kırtasiyenin de büfenin de işini zincir marketler yapıyor. Eskiden acil hastası olan vatandaş taksi parası yoksa koşup mahalle bakkalından borç alırdı, alım gücü de düşen vatandaş en yakınından borç para isteyemezken mahalle bakkalına giderdi. Veresiye alışverişte sadece mahalle esnafımızda yapılabilirdi. Maalesef, mahalle esnafının bittiği yerde mahalle kültürü de bitiyor. Küçük esnafımızın daha fazla yok olmaması için rekabet ortamı yeniden sağlanmalı, zincir marketler her istediği yerde yeni şubeler açamamalı, küçük esnafımızın hakları yasal koruma altına alınmalıdır. Mahalle esnafımız vergi konusunda rahatlatılmalı, iş yapamayan esnafımızın vergi borcu silinmelidir.

BAŞKAN – Sayın Çakır...

 

 

SAMİ ÇAKIR (Kocaeli) – Sayın Başkan, 28 Nisan ile 4 Mayıs tarihleri arası Kardeşlik Haftası olarak kutlanmaktadır. Elbette, bir konuya odaklanarak ona ait gün ve haftalar belirlemenin kendi bağlamında bir değeri ve güzelliği vardır. Aslolan maksadı sağlayacak tutum ve davranışları hayata geçirmeyi başarmak olmalıdır. Zira, öne çıkarılan başlığın neşvünema bulması ancak bu çerçevede gerçekleşebilecektir. Asırlar öncesinden peygamberimizin “Ey Allah’ın kulları, kardeş olunuz.” ifadesindeki belagati gönüllere hitap eden güzelliğiyle, tüm gerçekliğiyle ve olması gerektiği gibi gerçekleştirmeyi başarabilen insanoğlu için insandan gelebilecek gam ve kederden emin olmak ne güzeldir. Zira, kardeşlik hukuku içinde var olan tüm güzel duygu ve düşüncelerin hayatın bir parçası olması durumunda iyiliğin baş tacı edildiği, kötülüklerin olmadığı bir dünyadan bahsediyorsunuz demektir. Makamlar kardeşlik hukukunu tesis etmeye, güçlendirmeye katkı sağlayabildiği kadar değerli olacaktır. Hep birlikte kardeş olmayı başarmanın yollarını aramak temennisiyle Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Güneş...

 

 

İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 1921 yılı Anayasa’mızdan başlamak üzere anayasalarımızda “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.” denilmesine rağmen birtakım kurumlar veya zümreler kendini milletin üstünde görüp 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat darbe girişimlerinde bulunarak halkın iradesine el koymuşlardır. Bu üstenci bakış ve hastalıklı zihniyet bu hastalıktan kurtulamamıştır. Halkın oylarıyla seçilerek iktidara gelen başbakanların önüne hep rahmetli Adnan Menderes’in o darağacındaki resimlerini koyarak gözdağı vermişlerdir. Halkın oylarıyla iktidara gelen siyasilerin muktedir olması önlenmiştir. Ülkemize pek çok can kayıpları yaşattığı gibi aynı zamanda demokratikleşme, sanayileşme ve kalkınmada çok zaman kaybettirilmiştir. Bu hastalıklı zihniyet, 27 Nisan 2007 tarihinde e-muhtıra yayınlayarak tekrar harekete geçmek istemiş ama bu sefer sert kayaya toslamışlardır. Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan ve ekibi tarafından e-muhtıraya karşı e-muhtıra yayınlanarak halkın emanetine sahip çıkılmıştır. 15 Temmuz 2016 yılında hain darbe girişiminde bulunanlar, milletimizden ve Hükûmetimizden gerekli dersi almıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Şimşek…

 

 

 

BAKİ ŞİMŞEK  (Mersin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, pandemiyle mücadele kapsamında on yedi günlük tam bir kapanma kararı alınmıştır. Bu on yedi günün dokuz günü resmî tatil ilan edilmiştir. Geriye kalan bir haftalık süre içerisinde esnaflarımızın birçoğunun sokağa çıkma yasağından dolayı ve iş yerleri kapalı olacağı için kredi ödemeleri, çek ve senet ödemelerinde mutlaka sıkıntı yaşanacaktır. Hükûmetimizin buradaki ödemeleri mutlaka bayram sonuna ertelemesini, kredi, çek, senet ve kredi kartı ödemelerinin mutlaka ertelenmesini ve pandemiyle ilgili kapanmadan sonra yapılmasını, bir de pandemiyle ilgili verilen desteklerin iki ayın birleştirilerek kısa çalışma ödeneği dâhil  olmak üzere mutlaka mayıs ayı ortalarında, bayramdan önce ödenmesi ve zor durumda olan insanlarımızın yaralarına merhem olmasını talep ediyor, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Kaşıkçı…

 

 

 

LÜTFİ KAŞIKÇI (Hatay) – Teşekkür ediyorum.

Bugün, yüce Mecliste Hatay Büyükşehir Belediyesinin yapmadığı köy yollarını dile getirmeyeceğim. Bugün, başka bir hizmet eksikliğinden bahsedeceğim. Hatay, yaş meyve ve sebze üretiminde Türkiye’de önemli bir yere sahip. Yaş sebze ve meyve üretiminde böylesine önemli bir yeri olan şehrimizde sebze halinin durumu içler acısı. Çatısı parçalanmış, bölme duvarları yıkılmış bu sebze hali ilimize yakışmamaktadır. Hatay Büyükşehir Belediyesinin Hatay’a yakışan bir sebze halini Topboğazı mevkisine acilen yapmasını beklemekteyiz. Şayet yapmayacaksa da bunu çıkıp kamuoyuyla paylaşması gerekmektedir. Zira bu mesele artık Hatay’lı yaş sebze ve meyve üreticilerimizin canını acıtmaktadır.

 

Bir diğer husus da Mustafa Kemal Üniversitesine bağlı Ziraat Fakültesinin Amik Ovası’nın merkezinde bulunan Kumlu ilçemize taşınması meselesidir. Hataylı çiftçiler olarak Ziraat Fakültesinin mevcut altyapı ve akademi kadrosundan tam olarak faydalanamıyoruz. Şayet, Ziraat Fakültesi, Kumlu ilçemize taşınırsa bölge ziraatına da önemli katkı sunacağı kanaatindeyiz. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Aydın…

 

 

 

ERKAN AYDIN (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Yarın, 29 Nisan 19.00 itibarıyla on yedi günlük sokağa çıkma yasağı başlıyor; destekliyoruz, umarım da pandeminin azalmasına sebep olur.

Ancak bu konuda karar alınırken sanırım, toplumun her kesimiyle görüş alışverişinde bulunulmamış ya da bakanlar kendilerini saraya tam ifade edememişler. 30 Nisan Cuma günü, kurumlar vergisinin son günü, 17 Mayıs Pazartesi günü de geçici verginin son günü. Şimdi, mali müşavirler, muhasebeciler yanlarına evrakları alıp mükelleflerine nasıl götürüp, imzalatıp beyannameleri verecekler? Hadi verdiler; mükelleflerin birçoğu, ödemelerini elden vergi dairesine, yapıyor, bankalara elden ödeme yapıyor, sokağa çıkma yasağı. Bunları hiç düşünmediniz mi? Ödemediklerinde faiz işlemine maruz kalacaklar. Dolayısıyla, bugün bu konunun gündeme gelip mutlaka erteleme gelmesi ve insanların bu işlerini yapabilmesi için imkân sağlanması…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Kayışoğlu…

 

 

 

NURHAYAT ALTACA KAYIŞOĞLU (Hatay) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Büyükşehirleri kaybetmemek için beldeleri mahalleye, ilçeleri büyükşehirlere dâhil eden Büyükşehir Yasası’nın yarattığı tahribatları ortaya koyan o kadar çok örnek var ki; köy meralarının satılması, su faturaları, ulaşım gibi dertlerle yüzleşen köylüler, sorunların çözümünde de etkisiz kalıyorlar.

Bursa’nın eski beldelerinden biri olan Göynükbelen’de yaşayanlar, köstebek yuvasına dönen 8 kilometrelik Seferışıklar-Göynükbelen yolunun onarılmasını bekliyorlar. Tam 3 belediyeyi yakından ilgilendiren bir bölge burası. Büyükşehir, Osmangazi ve Orhaneli Belediye Başkanlarına dertlerini anlatamadıkları için bizden, seslerine ses olmamızı istiyorlar. Meclisten sesleniyorum: Büyükşehir, Osmangazi ve Orhaneli Belediye Başkanları; Göynükbelenlilerin yol sorunlarını bir an önce gerçek anlamda çözmelidirler.

BAŞKAN – Sayın Bulut…

 

 

BURHANETTİN BULUT (Adana) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan, ekranların karşısına geçip on yedi günlük tam kapanma kararını açıkladı ve “Sağlıcakla kalın.” dedi, sırtını döndü gitti. Halkımız şaşkınlıkla ekranlara bakakaldı çünkü ne esnafa ne çalışanlara ne de gündelik yevmiyeyle hayatını idame ettiren vatandaşlara tek bir destek paketi açıklamadı. Lebalep kongrelerin, mitinglerin, on binlerce kişinin katılımıyla yapılan cenazelerin bedelini yine vatandaş ödemek zorunda kaldı. Hiçbir destek paketi açıklamadan esnafa, vatandaşa ve evinde oturan insanlara “Aç kalın.” demek ile bu karar aynı şeyi ifade etmektedir. Günlük yevmiyeyle hayatını kazanan vatandaş ne yapacak? Borç yükü altında faturalarını, SGK primlerini nasıl ödeyecek? Vatandaş taş mı yiyecek? Bu süreçte esnaf ve dar gelirli vatandaş kaderine terk edilmemeli, bir an önce destek paketi açıklanmalıdır.

BAŞKAN – Sayın Sümer…

 

 

ORHAN SÜMER (Adana) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

TÜİK rakamlarına göre işsiz sayısı 2021 yılının Şubat ayında bir önceki aya göre 250 bin kişi artarak 4 milyon 236 bin kişi olmuştur. Nüfusunun büyük çoğunluğu genç olan ülkemizde işsizliğin bu derece artması iş gücü sahalarının kapadığı anlamına gelmektedir.

Kamu kurumlarında istihdam edilmeyi bekleyen gençlerimiz ise ilgili bakanlıkların atama sorunlarıyla mücadele etmek zorunda kalıyorlar. Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından ilana çıkılmış olan sözleşmeli personel alımının sözlü sınavları 19/12/2020 tarihinde bitmesine rağmen yaklaşık dört ay geçtiği hâlde açıklanmamıştır. Dört yıldır engelli sağlıkçılara EKPSS’de kadro sınavı açılmamıştır. Yine, Adalet Bakanlığı tarafından personel alımının sözlü sınavları 5/4/2021’de bitmesine rağmen açıklanmamıştır. Kamu kurumlarının sınavlarını kazanarak göreve başlamayı bekleyen gençlerimizin kaybedecek bir günü dahi kalmamıştır.

Ayrıca, on yedi günlük kapanma tamam da 81 ilimizde günübirlik çalışıp evine ekmek götürmeye çalışan milyonlarca ailenin durumuyla ilgili…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Gökçel…

 

 

CENGİZ GÖKÇEL (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

IMF raporuna göre Türkiye pandemi döneminde gayrisafi millî hasılanın yüzde 1,9’u kadar destek yapmış. Bu oranla Türkiye halkına en az destek veren 3 ülkeden biri, yoksul ülkeler kategorisinde bile değil. Dükkânlar kapanmış, kimse evine ekmek götüremiyor, esnaf “Öldüm, bittim; destek verilmezse bir daha dükkânımı açamam.” diyor. Esnafın yanında çalışan milyonlarca insanımız işsiz kalmış, Türkiye Esnaf ve Sanatkârları Konfederasyonu Başkanı Bendevi Palandöken “Destek yeterli değil ama devlet en azından yanımızda.” diyor. Bay Palandöken, AKP hangi desteği verdi de yanınızda hissettiniz acaba? AKP, esnafın yanında mı yoksa koltuğunuzu korumanız için sizin yanınızda mı Bay Palandöken?

BAŞKAN – Sayın Tutdere…

 

 

 

ABDURRAHMAN TUTDERE (Adıyaman) – Teşekkür ediyorum Başkanım.

İktidar tarafından yönetilemeyen pandemi süreci ve lebalep kongreler sonucu virüs tüm Türkiye’yi âdeta istila etti. Bu süreçte çok sayıda vatandaşımız hayatını kaybetti. Pandeminin başından bu yana başta sağlık çalışanları olarak, millet olarak vermiş olduğumuz tüm emekler siyaset uğruna heba edildi. Kötü yönetimin sonucu olarak yarından başlayacak on yedi günlük bir kapanma sürecine gireceğiz. Öyle anlaşılıyor ki beceriksizliğin faturasını yine milletimiz canıyla, parasıyla ödeyecek. Buradan Cumhurbaşkanına ve iktidara sesleniyorum: Herhangi bir destek kararı almadan aldığınız kapanma kararı, başta küçük esnaf olmak üzere, gündelik işlerde çalışan milyonlarca kişinin işine, aşına sebep olacaktır. Bu nedenle, esnaf başta olmak üzere, ihtiyaç sahibi tüm insanlar için acilen bir nakdî destek programını açıklayın. Türkiye’yi kendi halkına yardım eden dünyada…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Ceylan…

 

 

 

ÖZGÜR CEYLAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, tarihî Troya Millî Parkı sınırları içindeki Çanakkale Ezine ilçesi Yeniköy Papaz Plajı köy muhtarlığı tarafından işletilmekteyken mart ayında ihale edilerek köylünün tasarrufundan çıkarılmış, köy gelirleri de ortadan kalkmıştır. Papaz Plajı kumsalı altı bin yılda oluşmuş bir lagün olup Troya Savaşı’nın başlayıp bittiği bu alan, UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde koruma altında olması gereken bir alandır. Plajın ihale edilmesi sonrası işletmeci tarafından yapılan inşaat sırasında koruma altında olması gereken lagünün kumu yasa dışı olarak müteahhit firma tarafından kullanılmış, plajda bulunan Troya meşeleri ve endemik bitkilere zarar verilmiştir. Köylü tarafından işletildiği dönemde köy halkının gözü gibi sakındığı plaj ranta kurban edilmiştir. Köylünün mera ve arazilerine geçişini de engelleyecek bu sürece acilen “Dur.” denilmelidir.

BAŞKAN -  Sayın Arık…

 

 

ÇETİN ARIK (Kayseri) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Lebaleb kongrelerle Türkiye’yi kıpkırmızı yapan iktidar, kısmi kapanmada olduğu gibi tam kapanmada da sağlık çalışanlarını yok saydı. Salgın nedeniyle izin, emekli, kısmi çalışma hatta istifa hakları ellerinden alınan sağlık çalışanlarının çocuklarına ne olacak? Çocuğunu bakıcıya ya da kreşe bırakan sağlık çalışanlarının çocuklarına kim bakacak? Bu konuda bir düzenleme yapacak mısınız? Bakınız, sağlık çalışanlarının yüzde 79’u pandemi dönemi boyunca kendilerine gerekli değerin verilmediğini düşünüyor, yüzde 83’ü tükenmişlik sendromu yaşıyor, yüzde 92’si maaş ve emekli ödemelerinin yeterli olmadığını söylüyor ve sağlık çalışanlarının yüzde 100’ü alkış değil, analarının ak sütü gibi helal olan haklarını istiyor.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Özkan…

 

 

HACI ÖZKAN (Mersin) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Türkiye önüne çıkan her engeli kendi gücüyle aşabilecek büyük bir ülkedir. Türkiye'nin meselesi demokrasi, siyasi iktidar, iç politik bir mesele değil; millî güvenlik, varoluş ve yüzyılların hesaplaşması meselesidir. 21’inci yüzyılın güçlü Türkiye’sine, merkez ülkesine, yüzyılların iddialarına, coğrafyanın kurtuluşuna, bütün bunların bir medeniyet mücadelesi olduğuna inanan bizler, ülkemizin yanında dik duracağız. Siyasi parti farklılığımızı, kişisel hırslarımızı Türkiye'nin zaafları olarak pazarlayanların milletimizin zihnini bulandırmasına izin vermeyeceğiz. Türkiye'nin gücü ve özgürlüğü hepimizin zihinlerinde başlar. Bugün hepimize düşen siyasi partimize, kimliğimize, sosyal çevremize, politik yön kabullerimize bakmadan millî ve yerli bir duruş sergilemek…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Başevirgen…

 

 

 

BEKİR BAŞEVİRGEN (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Aylardır bilimin sesine kulak tıkayan iktidar geç de olsa doğru olan kapanma kararını aldı, fakat vatandaşı koruyucu hiçbir tedbiri almadı. Pandemi sürecinde çoğu kesim mağdur oldu ama en çok da esnaflarımız  mağdur edildi. Tam kapanmada esnafın işletmesi kapalı ve geliri olmayacak. Günlük kazançla geçinen insanlar bu süreçte evlerine nasıl ekmek götürecek? Borç ertelemesi de yok. Bankalar açık olduğundan esnaf devlete olan borcunun yanı sıra piyasaya olan çek, senet borcunu da ödemek zorunda. İktidar destek paketini maalesef ağızına almıyor. Esnaf, borçlarını hangi parayla ödeyecek? Tam kapanma sürecinde esnafın çek, senet, kira, vergi, kredi ve kredi kartı borçları ötelenmelidir, SGK yapılandırmaları mutlaka yeniden düzenlenmelidir. Yaşanan bu zorlu süreçte herkesi küçük esnafımıza sahip çıkmaya davet ediyoruz.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi Sayın Grup Başkan Vekillerinin söz taleplerini karşılayacağım. İlk söz İYİ Parti Grup Başkan Vekili Sayın Dursun Müsavat Dervişoğlu’nda.

Buyurun Sayın Dervişoğlu.

 

 

 

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum.

28 Nisan Dünya İş Sağlığı ve Güvenliği Günü. Uluslararası Çalışma Örgütü tarafından alınan kararla meslek hastalıkları ve iş kazalarının önlenmesi amacıyla oluşturulan bir farkındalık günüdür. Türkiye Avrupa Birliği ülkeleri içerisinde iş kazalarında en fazla insanın hayatını kaybettiği ülke konumundadır. Sadece geçtiğimiz yıl 2.427 işçi iş kazalarında hayatını kaybetmiştir. Hükûmete işçi ölümleri ve iş güvenliği konusunda önemli ve ciddi tedbirler almasını buradan dile getiriyor ve çağrıda bulunuyoruz.

Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan merakla beklenen emekli bayram ikramiyesi miktarının 1.100 lira olacağını dün kamuoyuyla paylaşmıştır. Erdoğan yaptığı açıklamada, son altı yıllık enflasyon yüzde 8,5 gibi ama onu yüzde 10 kabul edip “İkramiyeyi 1.100 lira yapacağız.” diyerek emekliye güya cömert davrandığını da göstermeye çalışmıştır. Enflasyon yükselmiş, alım gücü zayıflamıştır. Bu şartlarda bayram öncesi verilen ikramiye vatandaşlarımız için bir lütuf değil, gerekliliktir. Bayram ikramiyesi için hesaplanacak oran son üç yılın enflasyon oranı olmalıydı. Böylece ikramiye 1.100 lira değil, 1.556 liraya çıkarılmalıdır. Bu doğrultuda çalışma yapılmasını Hükûmetten talep ediyoruz. Alınan on sekiz günlük tam kapanma kararının ardından vatandaşlarımız bu süre boyunca gelirsiz kalma endişesi yaşamaktadır. İktidardan, bir an önce, iş yerleri kapanacak olan işletmeler ile bu süreçte gelir elde edemeyecek vatandaşlarımız için bir destek planı açıklamasını bekliyoruz. Özellikle günlük ve haftalık çalışanlara, düzenli geliri olmayanlara bu destek acilen sağlanmalıdır. Dükkânı kapalı olacak esnaf ve işletmeler için beyanname ve vergi ödeme yükümlülükleri ile diğer kamu alacakları en az bir ay ertelenmelidir. Hane halkı için kişi başı 500 lira hibe desteği, esnaf ve işletmeler için de çalışan başına 10 bin lira faizsiz kredi desteği verilmelidir.

Geçtiğimiz ay açıklanan öğretmen atama takvimine göre, bu yıl 20 bin öğretmen için atama imkânı sunulacağı belirtilmiştir. Sayıları 800 bine ulaşan atanamayan öğretmenlerimiz yine hayal kırıklığına uğramışlardır. Çok daha fazla öğretmen açığı olmasına rağmen bu kadar az atama yapılacağının açıklanmasının da bizce bir izahı yoktur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Öte yandan “ücretli öğretmen” “sözleşmeli öğretmen” “kadrolu öğretmen” gibi farklı statülerde öğretmenlik mesleği oluşmuştur. Bu kutsal mesleği hak ettiği itibara eriştirmek için titiz ve planlı bir çalışmaya ihtiyaç vardır. Başlangıç olarak da bir an önce eğitimdeki bu çarpık çalışma sistemi sonlandırılmalı ve bu yıl en az 60 bin öğretmen ataması yapılarak atanamayan öğretmenlerimizin sorunları bir nebze azaltılmalıdır.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grup Başkan Vekili Sayın Meral Danış Beştaş.

Buyurun Sayın Beştaş.

 

 

 

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Şimdi, hasta mahpuslarla ilgili konuşarak başlamak istiyorum. Hakikaten çok ağır bir tablo devam ediyor. İnsan Hakları Derneğinin 1 Nisanda yayınladığı 2020 Yılı Hapishaneler Raporu’na göre, Türkiye’de şu anda 604’ü ağır olmak üzere 1.605 hasta tutuklu bulunmakta ve 2020 yılında ilk bu raporun yayınladığı tarihe kadar 60 hükümlü ve tutuklu yaşamını yitirmiş, bu çok ciddi bir rakam. 18 mahpusun da intihar ettiği aynı raporda belirtiliyor. Daha geçen hafta Mersin Tarsus 3 no.lu T Tipi  Kapalı Cezaevinde tutuklu bulunan 67 yaşındaki kanser hastası İsa Gültekin yaşamını yitirdi ve İsa Gültekin’le ilgili çok yönlü çalışmalar yaptık, başvurular yaptık ve maalesef yaşamını yitirdi.

Şimdi, İnsan Hakları Komisyonunda hasta tutsaklarla ilgili çok sayıda dilekçemiz var ve hiçbiri dikkate alınmıyor. Adli tıp raporlarında “cezaevinde kalamaz” raporuna rağmen savcılıklar keyfî bir şekilde bu hastaların içeride kalmasına sebebiyet veriyor çünkü olumlu görüş belirtmiyor.

Diğer yandan, bu hasta tutsaklarla ilgili cezaevlerinde yaşanan hukuksuzluk ve şiddette çok yaygın ve ciddi anlamda da varlığını sürdürüyor. Zaten İmralı Cezaevinde yaşanan tecrit şu anda tüm cezaevlerine aslında yayılmış durumda ve 107 cezaevinde 2 bin üzerinde mahpus 153 gündür dönüşümlü açlık grevinde. Yani tecridin hiçbir hukuki, ahlaki, siyasi dayanağının olmadığını defalarca ifade ettik. Açlık grevcilerinin taleplerinden biri de hasta mahpusların bırakılması, diğeri tecridin sona ermesi ve cezaevlerindeki koşulların düzeltilmesidir. Yani düşünün Türkiye’de tutuklu ve hükümlüler sadece hukukun uygulanması için açlık grevine giriyorlar yani aslında bu normal bir ülkede büyük bir demokrasi krizidir, bunun bir an önce çözülmesi gerektiğini ehemmiyetle söylemek istiyorum. Bütün hasta tutsakların serbest kalması hukuk, vicdan ve insanlık gereğidir.

Diğer bir mesele aşı meselesi Sayın Başkan. Hakikaten çok ciddi bir sorun olarak önümüzde duruyor. Sağlık Bakanı iki gün önce yaptığı açıklamada 28 milyon aşının ülkeye geldiğini, 20 milyon dozun yapıldığını ve elde 8 milyon dozun kaldığını açıkladı. Yani çok az aşı var, aşı bekleyenler çok fazla.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun. 

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - Normal koşullarda Sağlık Bakanını esas alacak olursak şu anda 100 milyondan fazla aşının elde olması gerekiyordu fakat yok maalesef. Sebep ne? Şimdi, bu koşullarda Çin’le yapılan anlaşmaya Çin’in uymadığını anlıyoruz. Neden? Yazılanlara göre, Uygurların iadesini öngören anlaşmanın Çin’e söz verildiği gibi onaylanmaması ve Mecliste bekletiliyor olması. Zaten aşı görüşmesini Çin ile Sağlık Bakanı değil, Dışişleri Bakanı yapmıştı yani dış politikadaki başarısızlık halk sağlığını ciddi bir şekilde tehdit eder noktaya geldi. Ücret karşılığında bile aşı bulmak mümkün değilken mevcut az sayıdaki aşıyı da Libya’daki ÖSO’culara gönderenlere soruyoruz: Kendi yurttaşlarımız aşı olamazken bu aşılar nereye gönderiliyor?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - Şimdi, “Rusya’yla aşı anlaşması yapılıyor.” deniyor. Rusya’yla ilgili en ufak bir gerilimde de aşı gelmeyecek. Yine, Türk Tabipleri Birliği “Savaş bir halk sağlığı sorunudur.” derken işte tam da bunu kastediyordu, dünyada herkesle kavga edince aşı bulmanın da güçlüğü ortaya çıkıyor. Açıkçası, Allah insanı iddiasından vurur; onun için insanda, iktidarlarda ve partilerde duruşta biraz omurga olması lazım, biraz tutarlılık olması lazım. Şimdi, aksi hâlde biz hangi tarafa döneceğimizi şaşırırız tabii ki.

Sayın Başkan, İkizdere meselesi çok önemli. Dün de söylemeye çalıştık, bu ülkede yeşil kalmış tüm alanlara düşman kesilen iktidar şimdi de Cengiz Holdinge peşkeş çektiği Rize’nin İkizdere vadisinde taş ocağı yapmaya çalışıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Beştaş, son kez buyurun.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - İkizdere sakinleri günlerdir bu talan, yağma ve gasba karşı direniyor. İkizdere’nin eşsiz doğasını açıkçası “işkence dere”ye çevirdiler, ülkenin her alanını betona, taşa boğdular. Bu iktidar ittifakı bir beton ittifakıdır, bir taş ittifakıdır. Köylüler, ağaçlar kesilmesin diye ağaçların tepesinde beklemeye başladılar. Direnişteki köylülerden biri bakın ne diyor: “Önceleri atalarımız vahşi hayvanlardan korunmak için ağaçların üzerinde yaşardı. Şimdi, biz, ağaçları korumak için ağaçların üzerine çıktık.” Bu vicdansızlığa, bu talana son verin; köylülerin sesini ve taleplerini duyun, bu halk ve doğa düşmanlığına son verin diyoruz. Cengizinizi de, makinelerinizi de, elinizi de İkizdere’den derhâl çekin demek istiyorum ve İkizderelilerin yanındayız, onların doğayı savunması çok önemlidir diyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkan Vekili Sayın Engin Özkoç.

Buyurun Sayın Özkoç.

 

 

 

ENGİN  ÖZKOÇ (Sakarya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; dün AKP Genel Başkanı Erdoğan emeklilerin bin liralık bayram ikramiyesini 100 lira artıracaklarını açıkladı. Biliyorsunuz emeklilere iki dinî bayramda ikramiye, 2018 yılında Cumhuriyet Halk Partisinin, bizim yarattığımız zorlamayla verilmeye başlandı. Biz, birer maaş ikramiye demiştik, iktidar bin lira olarak uyguladı ve iki yıldır bu ikramiyede hiçbir artış yapmadı. Dün Erdoğan “İkramiyeyi enflasyon oranında 100 lira artıyoruz.” dedi ve kararname çıkartacağını söyledi. Birincisi; böyle bir enflasyon oranı yok, yılık bazda bile enflasyon yüzde 16 civarında, emeklilerin hak ettiği iki yıllık süreci esas aldığımızda rakam 1.500 liraya denk geliyor. Biz de iki hafta önce verdiğimiz kanun teklifinde bu tutarı önermiştik. Pandemi günlerindeyiz, ağır bir kapanma sürecine giriyoruz, emeklilerimiz ekonomik olarak çok zor durumda, 1.500 lira bayramda bir nebze onlara nefes aldıracak; hak ettikleri tutar da budur. İkramiyenin 1.500 liraya çıkartılmasını Mecliste birlikte yasallaştırmamız mümkündür. Cumhurbaşkanının hatalı olduğu ikinci nokta da burasıdır. İkramiye artışı kanunla düzenlenir, bu alanda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi yayımlamak hukuki değildir, yasal dayanaktan da yoksundur.

 Artışı Meclisin belirlemesi, bunun yasallaşması gerekir. Sorumluluğumuzun gereğini hep birlikte yapmalıyız. Bugün torba kanuna bir ek maddeyle emeklilerimize 2 dinî bayramda 1.500 lira ikramiye verilmesini yasallaştırmak bizim elimizdedir. Eğer gerilim olursa, 100 liralık artış 12,5 milyon emekliye ödeme yapıldığı düşünüldüğünde iki bayramda 2,5 milyar lira eder; siz İstanbul Havalimanını işleten İGA’dan, 3 yandaştan tek kalemde 1,1 milyar avroluk 2020 yılı kira borcunu sildiniz, 10 milyar lira para yapar, emekliye verdiğinizin tam 4 katı borcu tek kalemde sildiniz. Bir yanda milyonlarca emekli, öbür yanda 3 tane yandaş. Peki, bu konuyu tartışırken gerilmemize gerek var mı? Hayır, yok. Uzlaşıyla çıkartabilir miyiz? Evet, çıkartabiliriz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) - Saray ekonomisi, saray desteği, sarayın pandemi yönetimi değil milletin pandemi yönetimine kulak verip vicdanımızla hareket edersek bunu başarabiliriz.

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkan Vekili Sayın Bülbül.

Buyurun.

 

 

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Çok teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; insan sağlığının korunması ve daha kaliteli bir yaşam sunulması için mücadele eden sağlık sektörümüzün en önemli parçalarından biri olan laboratuvar teknikerlerimizin ve teknisyenlerimizin 28 Nisan Dünya Laborantlar Günü’nü kutluyorum; bu pandemi sürecinde göstermiş oldukları özveriden ötürü kendilerine şükranlarımızı sunuyorum.

Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) iş kazaları ve meslek hastalıklarını önlenmesini vurgulamak için 2003 yılından itibaren Dünya İş Sağlığı ve Güvenliği Günü’nü her yılın 28 Nisan tarihinde kutlamaya başlamıştır. Emek veren, üreten herkes kıymettir, önceliğimiz her zaman çalışanlarımızın sağlığıdır. Dünya genelinde iş kazalarının olmaması ve iş güvenliği tedbirlerinin sürekli artması temennisiyle özellikle ülkemizde bu kaza sayılarının azalması temennisiyle 28 Nisan Dünya İş Sağlığı ve Güvenliği Günü’nü kutluyorum.

Sayın Başkan, 27-29 Nisan tarihlerinde Cenevre’de yapılmakta olan gayriresmî Kıbrıs toplantısı dün itibarıyla başlamıştır. Kıbrıs’taki garantör devletlerin de katılacağı toplantıda Kıbrıs’ın geleceğiyle alakalı önemli konular ele alınmaktadır. Türkiye, Kıbrıs’ta, Birleşmiş Milletler tarafından iki toplumlu, iki kesimli, siyasi eşitliğe dayalı ve iki kurucu devleti olan, iki devletli bir çözüme ulaşmak niyetindedir ancak Rum kesimi ve Yunanistan uzlaşmacı tavırdan uzak hareket etmektedir. Türkiye tarafı, egemen eşitliğe dayalı, yan yana yaşayan, iki devletin iş birliğine dayalı çözüm modeliyle Kıbrıs’ta kalıcı ve sürdürülebilir bir çözüme ulaşılacağını ve bunun ada halkı için daha faydalı olacağı fikrini savunmaktadır.

KKTC Cumhurbaşkanı Sayın Ersin Tatar’ı “Türkiye’nin papağanı olacak.” diyerek aşağılamaya çalışanları da buradan en sert şekilde kınadığımızı ifade etmek istiyoruz. Sayın Ersin Tatar, tarihte yaşanan nice acının içinden çıkıp gelerek Kıbrıs Türklüğünün hakkını sonuna kadar savunan mümtaz bir şahsiyet, devlet adamı ve Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanıdır.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak, atılan adımlara, bu hususta yapılan bütün çalışmalara destek olduğumuzu ifade ediyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

AK PARTİ Grup Başkan Vekili Sayın Muhammet Emin Akbaşoğlu…

Buyurun Sayın Akbaşoğlu.

 

 

 

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün İş Sağlığı ve Güvenliği Günü münasebetiyle bütün ilgili uzmanlarımızı, çalışanlarımızı tebrik ediyorum.

28 Nisan 1993, bundan tam yirmi sekiz yıl önce 39 cana mal olan Ümraniye Hekimbaşı çöplüğündeki facia hafızalarımızda acıyı tazeliyor. Bu münasebetle canlarını kaybeden bu vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet ve mağfiret diliyor, hepsini hayırla yâd ediyorum.

Bu facianın hemen arkasından yapılan seçimlerde Büyükşehir Belediye Başkanlığını kazanan Sayın Recep Tayyip Erdoğan, bu Ümraniye Hekimbaşı çöplüğünü gerçekten temizlemiş, yeşil alana, spor sahalarına, sosyal tesislere ve bir yaşam alanına kavuşturmak suretiyle farkı ortaya koymuştur. Evet, şimdi İstanbul’da yine CHP’li bir Büyükşehir Belediye yönetimi  söz konusu. Geçtiğimiz günlerde yaşanan hadiselere baktığımızda hakikaten burada temel atmama törenleri düzenlendiğini, arıtma tesislerinin iptal edilerek, canlı popülasyonu artan Haliç’in nasıl kirlendiğini hep beraber görüyoruz ve bu noktada eser ve hizmet siyasetine yönelmesi gerektiğini de bu vesileyle Sayın Başkana da hatırlatıyoruz. Temel atmama töreni ve dış borçlanmaya dönük tören düzenlenmesi şu anda İstanbul Büyükşehir Belediyesindeki zihniyet değişimini gösteren en bariz örneklerdendir.

Değerli arkadaşlar, malumunuz olduğu üzere Ramazan ve Kurban Bayramlarında yaklaşık 12 milyon emeklimize ödenen biner lira bayram ikramiyesi hem Ramazan Bayramı’nda hem de Kurban Bayramı’nda bin yüzer lira olarak uygulanacaktır. Görüşülmekte olan kanunun bir maddesine yeni bir madde ihdas etmek suretiyle kanuna, bunun geçirilme imkânı vardır. 1.100 lira olarak bu teklifin görüşülmesi daha önceki grup yöneticileriyle yapılmış ancak bu uygun görülmediği için de bunu biz inşallah kanun teklifine dönüştürmek suretiyle bu ikramiyelerin…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – …12 milyonu aşkın emeklimize Ramazan ve Kurban bayramlarında 1.100 lira emekli ikramiyesi ödenmesine ilişkin düzenlemeye dair kanun teklifimizi sunacağız bugün itibarıyla ve malumunuz, kısa çalışma ödeneği haziran ayına kadar devam edecek. Aynı şekilde, nakdî ücret desteği devam edecek, devam ediyor, sosyal yardımlarla ilgili ödemeler devam ediyor. Aynı zamanda, bütün kaymakamlıklar bünyesindeki sosyal yardımlaşma vakıfları bünyesinde, hakikaten, valilikler ve bakanlıklar nezdinde de buna dair sosyal yardımlar ihtiyaç sahibi vatandaşlarımızla buluşuyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Açalım.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Bu manada nakdî ücret desteği nisan, mayıs aylarında da 1.500 lira olarak devam edecek.

Değerli arkadaşlar, malumunuz, dünden itibaren Cenevre’de Kıbrıs’la ilgili görüşmeler söz konusu. Burada Türkiye ve İngiltere’nin garantör devlet olduğu, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile Rum kesiminin birlikte görüşmeleri söz konusu. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sayın Ersin Tatar’ın Türkiye Cumhuriyeti devleti tam manasıyla yanındadır ve iki devletli çözüm noktasında mutlaka bu hedefi hep birlikte inşallah gerçekleştireceğiz, adada kalıcı barışı bu vesileyle tam manasıyla inşallah her birlikte gerçekleştirmiş olacağız.

Bunun dışında, hakikaten…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Son olarak…

BAŞKAN – Son kez açıyoruz, buyurun.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tabii, bir taraftan Kuzey Irak’ta Pençe-Şimşek Harekâtı’nı yürütüyoruz. Tamamen terörün kurutulmasıyla ilgili, önemli bir harekât. Bu harekâtta canlarını feda eden Mehmetçik’imize rahmetler, minnetler sunuyorum buradan, Allah onlardan razı olsun. Din ve devlet, vatan ve millet müdafaası için, teröre geçit vermemek için canlarını ortaya koyuyorlar. Bu manada bir taraftan terörün kökünü kazırken, Pençe-Şimşek Harekâtı’nı yaparken öbür taraftan da ŞİMŞEK yüksek hızlı hedef uçaklarımızı üretiyoruz. Millî teknolojiyle hakikaten Amerika’nın F-35 projesinden bizi çıkarması sonucunda hangarları genişletip, büyütüp burada…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Bitiriyorum.

BAŞKAN – Evet, Sayın Akbaşoğlu milletvekili arkadaşlar rahatsız oluyorlar. Onun için…

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Bitiriyorum, bitiriyorum. Bütün arkadaşlara verdiğiniz süre boyunca…

BAŞKAN – Süreyi eşit kullandırdım. En uzun süreyi kullanan Grup Başkan Vekiline eşit kullandırdım.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Bütün arkadaşlarımıza kullandırdınız süreyi.

BAŞKAN – Tamamlayalım, bir daha da uzatmayacağım, bilginiz olsun.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – şöyle, bütün arkadaşlarımız gibi kullanıyorum ben de süreyi. Yani şunu söyleyeyim…

BAŞKAN – Sayın Akbaşoğlu, bakın…

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – “Şimşek” adlı uçağımızı üretiyoruz, F35’lerle ilgili Amerika’nın Türkiye'yi haksız yere çıkardığı bu projelerin bandında inşallah Millî Muharip Uçağımızı seri üretime de başlıyoruz, bunun müjdesini de milletimizle paylaşmak istiyorum.

Hepinize saygılarımı sunuyorum, sağ olun.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Bir açıklama yapmama müsaade edin.

Daha önce alınmış bir karar gereğince 2+1 şeklinde uygulanan Grup Başkan Vekilleri konuşmasını benim nöbetlerimde 3+1 şeklinde arttırarak gidiyoruz ve bütün Grup Başkan Vekillerine en uzun süreyi kullandırtmaya çalışıyorum, bir başka arkadaşının kullandığı süreyi. Bugün içinde Akbaşoğlu siz diğer arkadaşlardan bir dakika fazla kullandınız. Bilginiz olsun diye söylüyorum.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Yok, on beş saniye, on beş saniye.

BAŞKAN – Bundan sonraki nöbetlerimde beş dakikayı geçmesine izin vermeyeceğim inşallah.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sadece selamladım, 15 saniye.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Saniye nerede, saniye mi var orada?

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Orada on beş saniye, evet.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Nerede gördün saniyeyi?

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Bir dakikayı kullanmadım.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Yok kardeş saatine bile bakmıyorsun ya.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – On beş saniye bak.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Bir şeyi yalan söylerken bile…

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Yalan değil.

BAŞKAN – Arkadaşlar tartışmayın. Sayın Grup Başkan Vekillerim tartışmayın lütfen, tutanaklarda var bunlar.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Allah Allah ya!

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Çok yanlış, çok.

BAŞKAN – Buyurun, sizi dinliyorum Sayın Özkoç.

 

 

 

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Başkan, Sayın Grup Başkan Vekili konuşurken Cumhuriyet Halk Partisini hedef alan sözlerde bulundu. Onunla ilgili özellikle İstanbul Büyükşehirle ilgili, ilgili arkadaşımız Gökan Bey’e yerinden bir dakikalık söz verirseniz cevap vermek istiyor.

BAŞKAN – Peki, Gökan Bey’e 60’a göre yerinden bir dakikalık          -İstanbul Milletvekili olması münasebetiyle- söz veriyorum.

Buyurun Sayın Zeybek.

 

 

 

GÖKAN ZEYBEK (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Akbaşoğlu, Meclisimize, İstanbul Büyükşehir Belediyesinin yapmış olduğu Haliç’teki arıtma tesisiyle ilgili bilgi verirken bence eksik bilgi verdi. Şöyle: Haliç Arıtma Tesisinin bulunduğu Eyüpsultan ilçemizde zaten Alibeyköy ve Eyüpsultan sınırları içinde yaklaşık 120 bin insanımız yaşıyor. Bu bölgede geçmişte başlamış olan ve şu anda ileri biyolojik arıtma tesisi olan Ataköy Arıtma Tesisi zaten faal hâldedir. Yine İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve İSKİ’nin yapmış olduğu Baltalimanı Arıtma Tesisinin de inşaatı tüm hızıyla devam etmektedir. Burada kapasitenin tümünün kullanılmayacağı ortadayken membran tipi arıtma yöntemiyle bu bölgeye 1 milyar TL’nin üzerindeki bir yatırım bütçesiyle bir ihale yapılmasını, evet, Büyükşehir Belediyesi uygun görmemiştir. Ancak burada karşı çıkan gruplardan bir tanesi de o bölgede yaşayan halktır. Alibeyköy, Haliç bölgesinde 3 tane amatör saha vardır. İGDAŞ kurumumuzun orada Genel Müdürlüğü vardır, bu bölgede çok büyük miktarda yeşil alanlar vardır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin, tutanaklara geçsin.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Mikrofonu açtınız ama.

GÖKAN ZEYBEK (İstanbul) – O nedenle, bu bölgedeki yatırımın tercih edilmeme nedeninin kendileri tarafından iyi araştırılmasının doğru olduğuna inanıyorum.

Haliç’teki kirlilikle ilgili de mevsim geçişlerindeki alglerden kaynaklanan birtakım renk hareketlerini Haliç’in kirliliği olarak söylediler, bu doğru değildir. Yani İstanbul’da yaşayan insanlar bunun dönemsel olarak bütün tarih boyunca devam ettiğini bilirler. Benim kendilerine naçizane önerim, daha önce başlamış ve bitirilmemiş olan Alibeyköy-Eminönü hattı Unkapanı’na kadar devam ediyor, o tramvay hattına binebilirler ve Haliç’in ne kadar temiz ve yaşanabilir olduğunu, Haliç’in etrafındaki yeşil alanların da güzelliğini çok rahatlıkla görebilirler.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Özkoç, buyurun.

 

 

 

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Efendim, çok özür dilerim. Kayıtlara geçmesi için söylüyorum. Sayın Akbaşoğlu az önce “Uçak yapıyoruz.” dedi. Biliyorsunuz, Davutoğlu zamanında da “Çok yakında Türk uçakları, yerli uçaklar semalarda uçacak.” demişlerdi, o gün bugündür öyle bir uçak uçmadı semalarda. “Yerli araba üretiyoruz, çok yakında çıkıyor.” dediler, çıkarttılar, gösterdiler falan ama yok. “Tankı on sekiz ay sonra teslim edeceğiz.” dediler, Tank Paleti Katar’a peşkeş çektiler, yirmi dokuzuncu ay, şu anda tankımız yok. “Uzaya gideceğiz.” dediler, neyle gideceğimizi açıklamadılar. Şimdi de “Uçak yapacağız.” diyorlar. Samimiyetlerini halkımızın vicdanına bırakıyoruz.

BAŞKAN – Peki, tutanaklara geçti.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkan…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Beştaş, Sayın Akbaşoğlu’na bir söz vereyim, size de söz vereceğim.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Ben de ona bir şeyler söyleyeceğim, belki onlara da cevap verir.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – O ayrı, o ayrı.

BAŞKAN – Siz söylerseniz tekrar söz veririm Sayın Akbaşoğlu’na, cevap verir size.

Buyurun.

 

 

 

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Değerli milletvekilleri, ben biraz önce sözümü tamamen bitirip teşekkür ederken on beş saniyelik süreyle ilgili laf edenler bir dakikalık söz alıp ikinci dakikayı kullananların yanında oturuyor. Kendi takdirine bırakıyorum, bu sataşmayı kendi takdirine bırakıyorum.

BAŞKAN – Peki.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Meclis Başkan Vekili...

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Bununla beraber, Haliç’le ilgili…

BAŞKAN – Aslında ben sataştım Sayın Akbaşoğlu.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sizin gibi, kendileri de bana sataştılar, belki siz duymamış olabilirsiniz, tutanaklara geçmiştir, bakabilirsiniz.

BAŞKAN – Ama ben size özel sataşmadım Sayın Akbaşoğlu.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Siz sataşmadınız.

Sonuç itibarıyla, sayın milletvekili biraz evvel açıklama yaptı bu konuyla ilgili.

BAŞKAN – Evet…

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Benim söylediklerimi ikrar etmiş oldu aslında; evet, iptal edildiğini, temel atmama töreni yapıldığını ikrar etmiş oldu.

ÖZGÜR KARABAT (İstanbul) – Ama ben anladım.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – On beş saniyeyi nereden çıkardın?

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Haliç’i temizleyen, Haliç’i yeşillendiren İstanbul Büyükşehir Belediyesi zaten AK PARTİ’liydi. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Devamını getirsinler, yeter; sadece, kirletmesinler, gözleri gibi baksınlar, başka bir ihsan istemez.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

MÜZEYYEN ŞEVKİN (Adana) – Vekilimiz israfa karşı, temel atmama değil; israfa karşıyız, anlamamışsınız ne dediğini. Gereksiz ihaleye çıkmayın diye söylüyor, gereksiz ihalelerinizi söylüyor.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Bununla ilgili, Sayın Grup Başkan Vekilinin biraz evvel ifade ettiklerini toparlayacak olursak, bakın, biz İHA, SİHA ve TİHA’larımızı bütün milletin gözü önünde deniyoruz.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Hakikaten mi!

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Şu anda akıllı mühimmatları ortaya koyuyoruz.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Bravo, bravo!

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) – Kendi pisliklerinizi temizleyin, kendi pisliklerinizi.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Hakikaten, en büyük millî teknolojik hamleyi yapıyoruz. TOGG’un prototipini ürettik, otomobilimizin fabrikasının şu anda Gemlik’te inşaatları tam gaz devam ediyor. İnşallah, 2022’nin sonunda bütün milletimiz TOGG’a binecek inşallah, TOGG’a binecek. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ZÜLEYHA GÜLÜM (İstanbul) –  Ne yiyecek insanlar, açlıktan ölüyorlar.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Uçağı da yaptık, Hürjet’i ihraç ediyoruz, ihraç, Hürjet’i ihraç ediyoruz.

ZÜLEYHA GÜLÜM (İstanbul) – İnsanlar açlıktan ölüyor, buna bir cevabınız var mı?

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) – Amerika izin vermezse satış bile yapamıyorsunuz, ne ihracı?

BAŞKAN – Sayın Özkoç, burada bir sataşma yok.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sataşma yok, sadece “Atma vatandaşım, din kardeşiyiz.” derler ya, hatırlatıyorum.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Hakikati söylüyorum.

AHMET BERAT ÇONKAR (İstanbul) – Bütün dünya bizim SİHA’ları konuşuyor.

BAŞKAN – Sayın Beştaş…

Buyurun…

 

 

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Dün burada epeyce tartışmalar oldu ama Akbaşoğlu bunlara cevap vermek yerine…

BAŞKAN – Buyurun, buyurun.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - Adeta hakikaten ambulansın arkasındaki şoför gibi, dün burada söyleyecek lafı yoktu ama gitmiş basın toplantısında sadece hakaret etmiş bize. Yani bunu, bu kadar çaresizlik ve kifayetsizliğe acıyorum açıkçası. Biz buradayız, bizim yüzümüze söyleyin, ne sözünüz varsa burada söyleyin. Kendileri HDP’ye söyleyecek laf bulamıyorlar hamaset dışında…

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Ne söylemişiz, ne söylemişiz?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – …gidip diğer partilere… Söyleyeyim mi ne söylediğinizi?

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Buyurun, ne söylemişiz?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Tamam, söyleyeyim.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Hakaret etmedim hiç, kimseye hakaret etmedim.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Aynen okuyorum Sayın Başkan: “HDP’nin tavrına baktığımızda MYK’sının aldığı kararla âdeta beşinci kol faaliyetinde bulunduğu…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - …emperyalistlerin mayın eşekliğine soyunduğunu göstermektedir.” Falan filan, en sonunda Kılıçdaroğlu’nun miyavladığını falan, CHP’ye, İYİ Parti’ye de atmış. Şimdi bu ne yani? Gerçekten bu ne? Biz neresinden tutalım bu cümlenin? Biz dün ne söylüyorsak bugün de söylüyoruz, sizin gibi güne göre saate göre böyle yanardöner bir politika izlemiyoruz. Dün burada size sordum: Hazirandaki NATO zirvesine gidecek misiniz, gitmeyecek misiniz? Siz dış politikada, evet miyavlıyorsunuz dış politikada, gidip “Sayın Biden” diye yalvarıyorsunuz, Rusya’ya yalvarıyorsunuz, geliyorsunuz onlara söyleyemediklerinizi, burada da söyleyemediklerinizi basın toplantısında söylüyorsunuz. Gerçekten bu konuda bir açıklamanız var mı, merak ediyorum.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Yapacağım şimdi, yapacağım.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Yani bunu kabul edemeyiz. Bu açıklamayı, bu yöntemi çok talihsiz, çok korkunç buluyoruz. Biz bu seviyeye düşmeyeceğiz, bu kifayetsizliğe de gelmeyeceğiz.

BAŞKAN – Sayın Akbaşoğlu, buyurun.

 

 

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; çok teşekkür ediyorum.

Ben, gereken her şeyi dün burada, kürsüden de yerimden de söyledim zaten. Bugün de on iki buçukta, mutat olduğu üzere, bir basın açıklamam vardı, orada da farklı başlıkları değerlendirdim.

Şunu söyleyeyim: Mayın eşekliği… Malum, tarlaya önden sürerler. Biden açıklama yapmadan siz açıklama yaptınız. Dolayısıyla, bizim sözümüzü tescil etmiş oldunuz, bu kadar. Bu fonksiyonu, bu misyonu yerine getirdiğinizi ikrar etmiş oluyorsunuz; bunu söylüyorum. Hakaret etmiyorum, bir gerçeği, tespiti ortaya koyuyorum.

Miyavlama meselesi benim sözüm değil. Sayın Kılıçdaroğlu dün dedi ki Sayın Cumhurbaşkanımıza hitaben, ithafen: “Arslan gibi kükreyeceğine kedi gibi miyavladın.”

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) – Doğru söylüyor!

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) – Doğru söylüyor, doğru!

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Ben de dedim ki: “Ortağınız HDP çok daha ağır eleştiriler yaptı, siz ne Biden’a ne HDP’ye kükreyemediniz, siz miyavladınız.” Kılıçdaroğlu’na söylediğim buydu.

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Doğru demişsin Başkanım.

MÜZEYYEN ŞEVKİN (Adana) – Kükremesi gereken Hükûmet orada.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sonuç itibarıyla, bu “miyavlama” kelimesini kullanan Sayın Kılıçdaroğlu’dur. Ben de Sayın Kılıçdaroğlu kükreyemedi, miyavladı dedim. Sayın Kılıçdaroğlu’na sözünü iade ettim, bu kadar. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Doğru demişsin, bravo!

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – İki: Haziranla ilgili size burada cevap verdim, tutanaklara bakabilirsiniz. Haziranda gidecek aslanlar gibi Cumhurbaşkanımız. Telefonda kendisine FETÖ ve PKK’yle ilgili “Ayağını denk al.” diyen, telefonda söyleyen Sayın Cumhurbaşkanımız NATO zirvesinde yüzüne de söyleyecek bunu; bu kadar, daha söze hacet yok. [AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar; CHP sıralarından gürültüler; İYİ Parti sıralarından alkışlar(!)]

BAŞKAN – Müsaade eder misiniz sayın milletvekilleri, müsaade eder misiniz.

MÜZEYYEN ŞEVKİN (Adana) – Beş aydır telefon bekliyor, beş aydır!

BAŞKAN – Sayın Beştaş, buyurun.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sataşmadan söz istiyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Nasıl sataştı?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Çünkü yine aynı cümleleri tekrar etti. “Biden’dan önce açıklama yaparak…” diyerek mealen o kavramı kullandı tekrar.

BAŞKAN – Sayın Beştaş, bu sataşmaları yaptığını, hakaret ettiğini siz söylediniz zaten.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – O da tekrar etti Başkan, tekrar etti.

BAŞKAN – O da yine aynı cümlelerle cevap verdi. Bunun sonu yok ki yani yine aynı cümlelerle cevap verecek.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Hayır, tekrar ediyor yani bu konuyu açıklamıyor.

BAŞKAN – Evet, tekrar etmesin mi istiyorsunuz?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Ben sataşmadan söz istiyorum.

BAŞKAN – Yerinizden sadece bir dakika söz verebilirim.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Bir dakikada bitmeyebilir Sayın Başkan.

BAŞKAN – Ya, dün tartıştık bunları Sayın Beştaş.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Ama ne yapayım, yani yeni bir açıklama var ortada!

BAŞKAN – Peki, buyurun.

 

 

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Bir kere, Sayın Akbaşoğlu’na şunu söyleyeyim: Bizi kendileriyle karıştırmasınlar. Biz düşüncelerimizi Biden’mış, yok Trump’mış, yok bilmem başka bir ülkenin lideriymiş, onlara göre ayarlamıyoruz. Biz 2014’ten beri bu konuda her yıl aynı gün açıklama yaparız. Bizde tutarlılık var, samimiyet var ve ilkelilik var. Onlar gibi ilkesiz davranmıyoruz. Ben “Haziranda NATO toplantısına gidecek mi?” diye tabii ki bilerek sordum. Yani üç aydır telefon bekleyen, “Sayın Biden” derken bile inceliği -ne derler- paçalarından akan bir tutum karşısında dışarıya hiçbir laf edemeden gelip “İçeridekini dövelim.”i kabul etmeyiz. O kavramların hepsini kendilerine iade ediyoruz, kendileri kullanabilirler o kavramları ama, ama şunu söyleyeyim: Biz hiç kimsenin peşinden gitmiyoruz. Dün “Ey Trump!” diyordu.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Bitiriyorum.

BAŞKAN – Bitirelim, buyurun.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Yani Erdoğan’ın bu konudaki tavrını biliyoruz. “Ey Avrupa!” “Ey Trump!” “Ey Putin!” diye kükrüyordu.

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Yine der, yine der, her zaman der, her zaman diyor.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Ee, şimdi “Sayın”a geldik. Bu belki iyi bir şeydir. Yani belki dış dünyada herkesle kavga etmemek bu ülkenin yararına olabilir ama bizi kimsenin takipçiliğiyle, yok, o asla ağzıma almak istemediğim kavramlarla itham edemez, haddi de değildir. Biz burada ilkeli, tutarlı ve bu topraklarda çözüm arayan, her konuda çözüm arayan, diyalog arayan ve bu ülkenin huzurunu düşünen bir yerden yaklaşıyoruz. Temel hattımız da barış politikasıdır. İçeride barış, dış dünyada da barışı sağlayabilecek bir kavram etrafında gidiyoruz.

UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Sayın Başkan, saatlerce devam ediyor. Bize gelince birer dakika, onlara onar dakika.

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) – Yerli arabaya binmek istersek yardımcı olacaklar mı? Talebimiz var.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Başkan…

UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Ama Başkanım, hakikaten ya! Saatlerce konuşuyor herkes ya Başkanım. Bu işin sonu yok.

BAŞKAN – Sayın Özkoç, buyurun.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Başkan, konuşmasında direkt Kılıçdaroğlu’nun adını vererek söze girdiği için karşılıklı olarak söz istemek zorunda kaldık.

BAŞKAN – Tamam, yerinizden bir dakika son kez söz veriyorum.

 

 

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Ancak şunu da ifade etmek isterim ki Başkanlığınıza: Sayın Muhammet Akbaşoğlu, bazen eleştirilere bir iktidarın verdiği olgunlukla tahammül etmesini de bilmelidir. Bu Meclis, daha fazla Grup Başkan Vekillerinin bu tartışmasına seyirci kalmamalıdır. (CHP sıralarından alkışlar)

UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Aynen.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) - Burada yasaları tartışacağız. Kemal Kılıçdaroğlu’na söylediği sözün zaten kale alınmayacak, gülünç ve komik bir şey olduğunu biliyoruz ama başka bir şey daha söylemiş, demiş ki: “Biden Ermeni soykırımıyla ilgili açıklamasının nedeni Türkiye'de Cumhuriyet Halk Partisi, Türkiye'nin zayıf karnı olduğu için bu yüzden böyle bir açıklamada bulundu.” Şimdi, biz Sayın Muhammet Akbaşoğlu’nun açıklamalarıyla gerçekten bu zor günlerde gülümsüyoruz, bizi güldürüyor, kendisine teşekkür ediyoruz ama devlet ciddiyeti de başka bir şeyi gerektiriyor Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Peki, teşekkür ediyorum.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkan… Sayın Başkan…

BAŞKAN - Gündeme…

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkan… Bir dakika… Ne demek bu ya! Bir dakika…

BAŞKAN – Sayın Akbaşoğlu… Efendim?

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Bir dakika…

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) – Yeter be!

YUSUF BAŞER (Yozgat) – Sen sus be!

BAŞKAN – Müsaade edin sayın milletvekilleri, bir müsaade edin.

Akbaşoğlu…

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkan Vekili, bakın, biraz evvel Sayın Beştaş da Sayın Özkoç da ismimi vererek birçok...

BAŞKAN – Sayın Akbaşoğlu, benim ismimi vermeyecekler ki. Siz söylüyorsunuz, cevap veriyorlar, sizin istediniz şeyleri söylemeyecek.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Evet, kendi cevabımı vereceğim. O zaman ben de cevabını vereceğim, cevabını vereceğim o zaman.

BAŞKAN – Veriyorsunuz, aynı şeyleri söylüyorsunuz.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sataşmadan dolayı cevabını vereceğim. Sataşmadan dolayı 69’a göre cevabını vereceğim.

BAŞKAN – Buyurun.

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) – Sayın Başkanım, çalışmamız engelleniyor, Meclisin mesaisi engelleniyor.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Ayıp! Ayıp!

BAŞKAN – Sayın Akbaşoğlu, sözünüzü kesmiyorum, kısmıyorum, istediğiniz kadar kullandırtıyorum. Siz açıyorsunuz size cevap veriyorlar, o cevaba tekrar cevap vermek istiyorsunuz.

Arkadaşlar, süreyi yeniden başlatın.

Süreniz iki dakika.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Süreyi sıfırlayın.

FAHRETTİN YOKUŞ (Konya) – Sıfırla(!) Sıfırla(!)

ÖZGÜR KARABAT (İstanbul) – Sıfırlamayı bilen biliyor(!)

BAŞKAN - Buyurun.

 

 

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; evet, önce şunu söyleyeyim. (Gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, dinleyelim lütfen.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Beştaş, Sayın Cumhurbaşkanımız kimseden telefon beklemez. Sayın Biden, telefon etmek zorunda kaldı, kendisi aradı ve alttan almaya çalışan bir dille konuştu.

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) – Biden özür diledi mi?

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Devamla) – Sayın Cumhurbaşkanımız da “FETÖ ve PKK’yla ilgili ayağını denk al.” derken gerekli sözleri söyledi.

MÜZEYYEN ŞEVKİN (Adana) – “Ey Biden!” diyemiyorsunuz ama.

ÖZGÜR KARABAT (İstanbul) – Alttan mı alacağız Biden’ı?

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Devamla) – Bizim sizinle ilgili bir hakaretimiz yok.

Bak, Ermenistan’ın ilk Başbakanının “Soykırım iftiradır.” dediğini dün kayıtlara geçirmiştim. Siz onun kadar bile haysiyetli davranamadınız.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Nasıl böyle bir şey söyleyebilir ya! Bu ne demek ya!

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Devamla) – Siz Türklere ve Kürtlere yönelik ihanet ettiniz; milletimizi, dedelerimizi suçladınız. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HÜSEYİN KAÇMAZ (Şırnak) – Varsa yoksa sizde var o! Boş boş bağırma artık ha, yeter! Seviyesiz…

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Devamla) – Ancak bu Kılıçdaroğlu’nun kendisinin söylediğini kendisine ifade ettiğinizde sizler ayağa kalkıyorsunuz. Ne Biden’a ne de yanınızda… Biden’dan daha hakaretamiz konuşanlara; dedelerimize, ninelerimize, sizlerin atalarına hakaret edenlere kınamada bile bulunamadınız, siz miyavlayamadınız bile. Yazıklar olsun size! (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sayın CHP yönetimi, Kılıçdaroğlu’nun bu sözlerini siz kabul edebiliyor musunuz?

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) – Ediyoruz, ediyoruz.

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) – Sayın Başkanım, konuşmacı bir partinin Genel Başkanına “sayın” diyemeyecek kadar acizdir!

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Devamla) – Rica ediyorum, atalarınıza hakaret eden HDP’nin ASALA bildirisine “Evet” mi diyorsunuz “Hayır” mı diyorsunuz; çıkın buraya, açıklayın bakalım.

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) – Bir partinin Genel Başkanına “Sayın” diyemeyecek kadar acizdir! Yazıklar olsun!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen, rica ediyorum.

Önce Sayın Beştaş’a söz vereceğim.

Kürsüden iki dakika söz veriyorum.

Buyurun.

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) – Grup Başkan Vekili ana muhalefet partisinin Genel Başkanına “Sayın” diyemiyor. Yazıklar olsun!

HÜSEYİN KAÇMAZ (Şırnak) – Cevabınız olmayınca ancak hakaret edebiliyorsunuz. Medine fukarası gibisiniz politikada.

MUHARREM VARLI (Adana) – Bizim haklarımızı kim koruyacak Sayın Başkan? Siz korumayacaksanız kim koruyacak?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Tartışma bitsin de başlayayım bari.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Sayın Beştaş kürsüde; lütfen, rica ediyorum…

Buyurun.

 

 

 

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben sizin düzeyinize düşmeyeceğim, onu söyleyeyim.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Bizim düzeyimize çıkamazsınız siz.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Sizin düzeyinize düşmeyeceğim, bunu başaramayacaksınız.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Çıkamazsınız, bizim düzeyimize çıkamazsınız.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Burası pazar değil, tamam mı? Böyle bağırarak, çağırarak, haysiyet lafları ederek haysiyet cellatlığına soyunmayın. Haysiyetimizi de, ilkelerimizi de, tutarlılığımızı da en iyi siz biliyorsunuz; dün yaptığımızı bugün inkâr etmediğimizi en iyi siz biliyorsunuz. Sizden böyle bir tutum beklemek… Gerçekten bizim için yazık yani.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Tartışmayı açan sizsiniz!

RADİYE SEZER KATIRCIOĞLU (Kocaeli) – PKK’ya “terör” dememekle inkârlıklarını gösteriyorlar zaten.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Ben size bir soru sordum, sizden açıklama bekledim. Bir partiye, milyonlarca insanı temsil eden bir partiye hayvan isimleriyle yanıt vermek bir kere her şeyden önce asgari ahlak kurallarına aykırıdır. Siyaseti siyaset diliyle yapın, etikle yapın, siyasi etikle yapın. Birbirimize söz söyleyelim; sataşın, cevap verelim ama böyle bir üslubu kabul etmiyorum. Siz bana burada, açıkça hakaret ettiniz, ben Meclis Başkan Vekilinden uyarı bekledim.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Hakaret yok, hakaret yok!

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Kaba ve yaralayıcı bir dil kullandınız; sadece basın toplantısında değil, burada da devam ediyorsunuz yani böyle bir dili -tamam mı- izleyenler açısından çok talihsiz buluyorum, yazıklar olsun size! Gerçekten, bu halkı temsil etme özellikleri bunu gerektirmiyor.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Asıl size yazıklar olsun! Halkımıza ihanet eden bildirinize, size yazıklar olsun, size yazıklar olsun! Önden gidenlere söylenen bir tabirdir bu. Mayınları patlatıyorsunuz!

HÜSEYİN KAÇMAZ (Şırnak) – Mayın eşeği de haysiyetsiz de sizsiniz Sayın Akbaşoğlu, sizsiniz. Madem hakaret; mayın eşeği de haysiyetsiz de sensin! Seviyesiz!

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) - Asla ağzımdan kötü bir kavram duymayacaksınız, tamam mı? Sizin kullandığınız kavramları ben kullanmayacağım.

Dün sizin burada oh çektiğiniz meseleler var ya… Şimdi, onlar, o sizin belediyeleriniz gri pasaportla insan kaçakçılığı yapıyor, bir çift sözünüz bile yok. Siz, o zaman Trump’tan mektup geldi, onu yırtıp atamayan bir iktidarın temsilcilerisiniz yani bize ahkâm kesmeyin, emin olun sadece gülümsüyorum, sadece gülümsüyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Attık, attık, çöp sepetine attık, çöp sepetine attık. 

MUHARREM VARLI (Adana) – Sayın Başkan, bizim haklarımızı kim koruyacak, siz korumayacaksınız da kim koruyacak ya! Ne zaman gündeme geçeceğiz? Vallahi hayret ya!

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özkoç, iki dakika da size süre veriyorum.

 

 

 

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Değerli arkadaşlar, Meclisi yoruyorsunuz.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Konuyu açan sizsiniz!

ENGİN ÖZKOÇ (Devamla) – Özellikle Sayın Akbaşoğlu, siz Meclisi yoruyorsunuz, siz kendi grubunuzu da yoruyorsunuz.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Alakası yok!

ENGİN ÖZKOÇ (Devamla) – Burada ciddi bir şekilde tartışmamız gerekiyor. Siz Ermeni soykırımında ciddi misiniz? Bu Ermeni soykırımıyla ilgili Biden’ın yaptığı açıklamaya karşı mısınız ve samimi misiniz? Gerçekten bundan rahatsızlık mı duyuyorsunuz? O zaman kalkın, şuna cevap verin: Bu sizin belediye başkanınız, Kepez Belediye Başkanı, sizin belediye  başkanınız. Sizin Belediye Başkanınızı buradan herkesin duyacağı şekilde bir kere daha okuyorum. Burada ses kayıtları da var tabii. “Dünyanın çeşitli şehirlerinde 1915 olayları yani Ermeni Katliamı olarak bahsediliyor. Bu da Türkiye'nin bir ayıbı, Türkiye'nin ayıbı. Ama bizler yaşamadık, sizler yaşamadınız; yapanlar yanlış yapmışlar. Tabii ki özür dilenmesi gerekiyor. Ben de özür diliyorum.” demiş.

      RADİYE SEZER KATIRCIOĞLU (Kocaeli) –  Bahsedilmesi ayıptır ya!

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Onu diyen halt etmiş, kim demişse halt etmiş.

ENGİN ÖZKOÇ (Devamla) – Bu belediye başkanınız, AKP’li Belediye Başkanı. Sizi tebrik ediyorum, kalkıp…

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Soykırımı Ermeniler yaptı.

Kim demişse halt etmiş.

ENGİN ÖZKOÇ(Devamla) – Helal olsun!

BAŞKAN – Sayın Aydemir…

RADİYE SEZER KATIRCIOĞLU (Kocaeli) – İl Başkanınız için gereğini yapın. Kaftancıoğlu’na gereğini yapın.

ENGİN ÖZKOÇ (Devamla) – O zaman, bu AKP’li Belediye Başkanına cevap verin. Bu AKP’li Belediye Başkanı hâlâ duruyor koltuğunda, buna cevap verin. (CHP sıralarından alkışlar)

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkan, cevap vereceğim, evet.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – O kimse, cevap verin.

BAŞKAN – Sayın Akbaşoğlu, çağırmadım ben sizi. Neye cevap vereceğinizi söyler misiniz? Belediye Başkanıyla ilgili mi bir cevap vereceksiniz? Başka bir sataşma yok onun dışında. Sataşma da değil…

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Meral Beştaş “Yazıklar olsun” diyerek benim kendisine hakaret ettiğimi söyledi. Ben kendisine hakaret etmedim, sataştı “Hakaret ettiniz” diyerek ve Özkoç da benimle ilgili ve Partimizle ilgili birtakım beyanlarda bulundu. Bununla ilgili sataşmadan söz istiyorum.

ÖZGÜR KARABAT (İstanbul) – Gerçekleri söyledi.

BAŞKAN – Buyurun iki dakika…

 

 

 

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikli olarak Sayın Beştaş, hiçbir hakarette bulunmadığımı ifade edeyim: “Mayın eşeği” tabiri tarlanın sürüldüğünde önden giderek mayınları belirlemeye yönelik teknik bir tabirdir.

HÜSEYİN KAÇMAZ (Şırnak) – Tamam, sizsiniz.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Devamla) – Bu konuyla ilgili  teknik olarak kullandığım bir tabirdir ve siz Biden’dan önce davranarak 5’inci kol faaliyeti kapsamında bir ön yoklama yaparak ASALA’nın söyleyebileceği bir bildiriye imza attınız ve ortak geçmişimize Türklere, Kürtlere hakaret ettiniz, onlara ihanet ettiniz. Bunu söyledim, yoksa hiçbir şahsı asla ve kata karalamadım, hakaret etmedim. Seçmenlerle ilgili hiçbir sözümüz zaten hiçbir seçmenimize yok. HDP MYK’sine yöneliktir sözlerim, bunu da açıkça ifade ettim.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – HDP MYK’si bizim MYK’miz, bilmiyor musun?

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Devamla) -  Biraz evvel Sayın Engin Özkoç’un açıklamalarını da esefle dinledim. Şunu söyleyeyim: Asla ve katta Ermeni soykırımı bir safsata ve yalandan ibarettir. Bu milletimize, devletimize bir bühtandır.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Buna cevap ver! Buna cevap ver, buna!

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Devamla) -  Hiçbir şekilde, kimden gelirse gelsin, elinizde gösterdikleriniz de dâhil hepsine…

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Kimden?

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – O haysiyetsiz adam…

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Devamla) -  …bu açıklamaları, bu açıklamaları reddediyorum. Sayın Özkoç, sizin İl Başkanınız Kaftancıoğlu’nun açıklamalarına ne diyorsunuz? Onu kenara koyacak mısınız? “Ermeni soykırımı vardır.” diyen İstanbul CHP İl Başkanı Kaftancıoğlu’nu hemen açığa alacak mısınız? Hep beraber, gelin ortak adım atalım diyor, hepinizi saygıyla selamlarken Ovannes Kaçaznuni, Taşnak Partisinde çalışan, Ermenistan’ın ilk Başbakanının haysiyetini herkesin göstermesini hatırlatıyorum. (CHP sıralarından gürültüler)

ÖZGÜR KARABAT (İstanbul) – Yalan konuşuyorsun!

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) – Mahkeme kararı var. Yalan konuşuyorsun! Siz ürettiniz, sizin ürettiğiniz FET֒cü taktiğiyle üretildi.

ÖZGÜR KARABAT (İstanbul) – Mahkeme kararı var.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan…

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Dervişoğlu’na söz vereceğim, ondan sonra geleceğim. Uzun zamandır bekliyor Sayın Dervişoğlu.

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Müsaade ederseniz…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Dervişoğlu.

 

 

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Sayın Başkanım, çok teşekkür ediyorum.

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Mahkeme kararı nerede var?

ÖZGÜR KARABAT (İstanbul) – Mahkeme kararını göndereceğim ben sana.

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Efendim, bende sıfırlayacak bir şey olmadığı için sıfırlayın demeyeceğim. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

Şimdi, bakın, beni bağışlayınız. Parti grupları olarak büyük bir hoşgörü sergilemek suretiyle Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündeminde olan kanun teklifini bu hafta bitirme kararlılığı sergileyip Genel Kurul salonuna geldik, dünden beri de tartışıyoruz. Allah rızası için soruyorum: Yani bugün burada yaptığınız tartışmalardan hafızada kalan ne var?

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Konuyu açanlar kim?

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) –  Ben onu… Bakın, ben milletin... (AK PARTİ sıralarından gürültüler) 

Sayın Akbaşoğlu, müsaade buyurun. Bakın, ben Allah rızası için soruyorum, millete sormuyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın Sayın Dervişoğlu.

Buyurun.

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) - Bu Parlamentonun çatısı altında görev yapan milletvekillerine soruyorum: Burada yapılan tartışmalardan sizlerin hafızasında kalan bir şey olmadığına göre, milletin hafızasında da kalan bir şey yoktur. O zaman bu tartışmalar boş ve beyhude tartışmalardır, Türkiye Büyük Millet Meclisini meşgul etmekten başka bir anlam da taşımaz. Sakın söylediğimden başka bir anlam çıkarmayın. Bakın, ben hulusikalple, iyi niyetle konuşuyorum. Ya, öyle bir kaygıya kapıldım ki: Bu iki gündür yapılan sebepsiz tartışmalara bağlı olarak “Vergi kaçıranların, petrol kaçakçılığı yapanların aleyhine olacak bu kanun teklifinin Türkiye Büyük Millet Meclisinden çıkmasını istemeyenler mi var acaba?” diye millet sizi sorgular, iktidar partisi sizsiniz. O sebeple, bu kanun teklifinin behemahâl görüşülmesine geçilmesini temin bakımından da sözlerimize özen gösterelim, bu tartışmalara da artık bir nihayet verelim. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Dervişoğlu.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Özkoç…

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Efendim, ben oradan yapmayayım. Arkadaşımın yaptığı konuşmaya bir dakika buradan hemen cevap vereyim.

BAŞKAN - Lütfen yerinizden sadece bir dakikada toparlayın.

Yeni bir sataşmaya da mahal vermeyin lütfen.

Buyurun.

 

 

 

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) - Teşekkür ediyorum.

Bunu Canan Kaftancıoğlu yaparsa il başkanı mil başkanı falan Cumhuriyet Halk Partisi bakmaz, ne gerekiyorsa o cevabı verir.

RADİYE SEZER KATIRCIOĞLU (Kocaeli) - Yapmış, yapmış.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) - Canan Kaftancıoğlu’nun onu, o “tweet”i atmadığı mahkeme kararıyla sabitlenmiştir, mahkeme kararıyla, tamam mı?

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Başka “tweet” ve konuşmaları var.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) - Eğer öyle değilse şerefsiz biziz, eğer öyle olmadığı hâlde iddia eden varsa şerefsiz onlardır. Birincisi bu. (CHP sıralarından alkışlar)

İkincisi: Çok açık, sizin koyduğunuz tavrı koymalıdır. Kırıkkale Keskin -Kepez değil, yanlış söylemişim- Belediye Başkanı hâlâ görevde oturuyor, hâlâ görevde oturuyor. Bizim koyduğumuz tavrı Grup Başkan Vekili de koymalıdır.

Size de teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum.

Sayın Beştaş…

 

 

 

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - Ben de uzatmayacağım.

BAŞKAN – Sadece bir dakika söz veriyorum efendim.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - Milletvekili arkadaşlardan gerçekten özür diliyorum ama tartışma çok seviyesiz bir yere geldi. Uyarıdan sonra şunu söyleyeyim: Asıl ihanet edenler pudra şekeriyle yaşayanlardır, onları çalıştıranlardır. Asıl ihanet edenler halk açlık içinde yaşarken saraylarında ve etrafında Cengizleri, beşli çeteleri ihya edenlerdir.

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Bu bir ezber, başka bir şey değil ya.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - Doğrusu, ben, bütün iyi niyetimle Sayın Akbaşoğlu’ndan bir özür ya da öz eleştiri bekledim ama “mayın eşeği” lafının üstüne başka sözler de etti. Bu durumda iade etmek dışında bir seçeneğim yok, iade ediyorum. Ve ASALA bildirisine dair şunu söylüyorum: -Anlama sorunu da var- Biz diyoruz ki: “2014’ten beri yapıyoruz.” Onlar diyorlar ki: “Siz Biden’ı aradınız, önce siz yaptınız, sonra o yaptı.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - Yani bunu neresinden tutalım bilmiyoruz. Kendisini Cumhurbaşkanının 2014 ve sonraki yıllardaki açıklamasını okumaya davet ediyorum.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Peki.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 15.33

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.54

BAŞKAN: Başkan Vekili Haydar AKAR

KÂTİP ÜYELER: Şeyhmus DİNÇEL (Mardin), Rümeysa KADAK (İstanbul)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 79’uncu Birleşimin İkinci Oturumunu açıyorum.

Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının bir tezkeresi vardır, okutup oylarınıza sunacağım.

 

                             

 

                                                                                                                                                                                                                    28/4/2021

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

İlgi: Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Başkanlığının 23/4/2021 tarihli ve Z30761917-812290 sayılı yazısı.

Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonun Türkiye Büyük Millet Meclisinin ara vermede bulunduğu dönemde çalışabilmesine dair bir talebi olmuştur. Başkanlığımızca uygun görülen bu talep İç Tüzük’ün 25’inci maddesi gereğince Genel Kurulun tasviplerine sunulur.

                                                                                     Mustafa Şentop

                                                                                                                                                                                                                                                              Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı

BAŞKAN –  Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Samsun Milletvekili Sayın Erhan Usta’nın 10/4265 esas numaralı Meclis araştırması önergesinden imzasını çektiğine dair dilekçesi 27/4/2021 tarihinde Başkanlığımıza ulaşmıştır. Böylece 10/4265 esas numaralı Meclis araştırması önergesi işlemden kaldırılmıştır. Bilgilerinize sunulur.

İYİ Parti grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım:

 

 

 

         

 

                                                                                            

 

28/4/2021

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu; 28/4/2021 Çarşamba günü (bugün) toplanamadığından, Grubumuzun aşağıdaki önerisini İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasına saygılarımla arz ederim.

                                                                                               

                                                                      Dursun Müsavat Dervişoğlu

                                                                                                                                                                                                                                                                                                 İzmir

                                                                                                                                                                                                                                                                                     Grup Başkan Vekili

Öneri:

Isparta Milletvekili Aylin Cesur ve 19 milletvekili tarafından, “Pandemi sürecinde esnafımıza ve işletmelerimize doğrudan destek verilmemesinin sebeplerinin araştırılması, kısa, orta ve uzun vadede esnaflarımıza sunulabilecek desteklerin belirlenmesi, vergilerin ve sabit giderlerin basit ötelemeler yerine salgın koşullarına göre yeniden düzenleme yollarının tespiti ve salgın sonrası işletmelerin canlandırılması için çözümler geliştirilmesi” amacıyla 23/4/2021 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerin 28/4/2021 Çarşamba günkü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – İYİ Parti grup önerisinin gerekçesini açıklamak üzere İYİ Parti Isparta Milletvekili Sayın Aylin Cesur.

Buyurun Sayın Cesur. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA AYLİN CESUR (Isparta) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu ve ekranları başında bizi izleyen yüce milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Bir pandemi yaşıyoruz ve salgının 2’nci dalgasının yaşandığı sırada, Dünya Sağlık Örgütü ocak 2021’de dünyaya eş zamanlı bir tam kapanma çağrısı yaptı. Dünya, bu “evde kal” çağrısına ortak olarak kulak verdi ve 3 anahtar vardı: Test, filyasyon ve aşı. Bunlarla ilgili yapması gereken yükümlülükleri yerine getirdi ülkeler, beraberinde de dükkânını kapatan, iş yapamayan herkese destek verdi. Biz de İYİ Parti olarak tam kapanma çağrısına ilaveten, beraberinde “Millet aç kaldı, aç kaldı millet. Destek verin.” çağrısı yaptık. Dünya gitti Mersin’e, biz AK PARTİ’yle tersine. Ve şubat ayında hıncahınç kongrelerle, kalabalık cenazelerle meydan okuduk virüse ve bilime. Üstüne bir de normalleşme kararı, hani biraz pudra şekeri tadında. Sonuç: 400’üncü günündeydik salgının ama vakaların üçte 1’i, ölümlerin altıda 1’i son yirmi beş günde oldu. Yani her gün bir uçak düştü güzel ülkemin tarladan arsaya çevrilen topraklarına. Üç haftadır milyon kişiye düşen vakada dünya 1’incisiyiz. Dünya, turizm sezonuna hazırlanıyor ve sokakta aşı olanlara “Artık maskeyi çıkarabilirsiniz.” diyor pek çok ülke çünkü kontrol altına almış ve biz geç kalarak bir kapanmaya karar verdik, 10 bin can gittikten ve vatan topraklarını artık gözyaşlarıyla sular hâle geldikten sonra. Aç kapa aç kapa uzayan bir süreç ve vatandaş perişan, ekonomi yangın yeri oldu. Bardak bardak suyla söndürülemedi bu yangın ve daha çok körüklendi. Vatandaşına destek vermemekle de dünya 1’incisi hâline getirdiniz ülkeyi. (İYİ Parti sıralarından alkışlar) Vatandaşın takati de, belirsizlikle savaşmaya da gücü kalmadı. Vatandaş artık gidenlerine gözyaşı dökmek dışında “Kefen parasını nereden bulacağız?” diye bunu düşünmek zorunda kaldı ve Sayın Bakan döndü “Sorumlusu sizsiniz.” dedi 84 milyona ve şimdi de “Buyur, kapattık. Gidin taş yiyin, çamuru da yanına katık edin su yerine.” dedi. İşte, vatandaşına zor gününde kaynak vermeyen iktidar, bu devletin varlıkların hiç etti hiç, hiç etti. “Paralar nerede?” deyince “El değiştirdi.” dediniz ya hadi, biz de dedik ki: “Vatandaşın eli olmalı o değişti zaman bir miktarı, hiç değilse şu salgın döneminde.” “Japonya’daki esnaf da zorlandı.” filan dediniz ondan sonra; ben de birkaç ülkeden örnek vereyim o zaman: İngiltere, kısıtlamadan etkilenecek iş yerlerine bir defada 6 bin ila 18 bin pound destek, tam kapanana aylık 3 bin pound, etkilenene aylık 2.100 pound destek açıkladı; Fransa, aylık 1.500 euro doğrudan destek veriyor, iş yerleri yüzde 70 duraksamışsa 2 bin-5 bin euro arası ek destek veriyor; Almanya, üç ay, beş ay çalışanı olan işletmelere ayda 9 bin euro, 10 çalışanı olana 15 bin euro destek veriyor; bizde salgından etkilenen esnaf, sanatkâra yönelik üç aylık bir gelir kaybı desteği vardı, bin lira; onu da almak ne mümkün,  nereye gitsek vatandaş “Alamadık.” diyor –sahadayız- ve bir de alabilene sorun, 500-750 lira kira yardımı, eğer alabilirse.

Şimdi Almanya ve Türkiye'nin üç aylık desteklerini güncel kurdan kıyaslayalım –Almanya bizi kıskanıyor ya- Türkiye, esnafına üç ayda 303 euro verirken işte, o kıskanan Almanya, üç ayda 148 katına veriyor esnafına ve vatandaşına yani 45 bin euro veriyor.

Şimdi, Ticaret Bakanlığı verilerine göre sadece 2020 yılında 99.558 esnaf dükkânı ve 40.735 şirketimiz kapandı. Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi verilerine göre 2021 Mart ayında, geçen yılın aynı oranına göre kapanan şirketlerin oranı yüzde 27,5 arttı, kapanan işletmelerin sayısı ise yüzde 40 arttı. Nisan 2021’e kadar yapılan 60 milyarlık pandemi desteğinin 51,5 milyar lirası İşsizlik Fonu’ndan, 2 milyar lirası bağışlardan yani hazineden vatandaşa sadece 6,5 milyar lira harcandı; o da bütçenin binde 5’i ediyor.

Şimdi, IMF verilerine göre Türkiye’de vatandaşlara sağlanan nakit desteğinin millî gelire oranı yüzde 1,1; dünyada sondan ikinciyiz, Meksika’dan sonra. Hâlbuki, gelişmiş ülkelerin ortalaması yüzde 12,7. Halka para dağıtacağına halktan para isteyen Irak, Lübnan, Sri Lanka, Güney Afrika ve Senegal’le birlikte 6 ülkeden bir tanesiyiz. İşte, ülkeyi getirdiğiniz hâl bu.

Derhâl, esnafı, düzensiz geliri olanları, işini kaybedenleri, kısıtlamadan dolayı çalışamayanları destekleyecek bir tam kapanma için ekonomik destek paketi açıklanmalı. İşte, bu araştırma önergesini o yüzden verdik arkadaşlarımızla, İYİ Parti olarak. O para, bu insanları hakkı çünkü vatandaş bir ömür boyu vergiyi bunun için ödedi size. Kapanmadan nasıl çıkılacak? Adım adım planlanmalı; bir anda serbest bırakırsanız eğer, yine başladığımız yere döneriz ve martta söylemiştik “Kademeli açılma yapın.” diye, aman, kulaklarınıza şimdiden lütfen bunu küpe yapın, bu sefer dinleyin bizi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

AYLİN CESUR (Devamla) – Değerli arkadaşlar, eğer duymuyorsanız kulak burun boğaz doktoruna götürelim sizi.

Şimdi -aklıma geldi- kulakları duymayan bir adam bir arkadaşını ziyarete hastaneye gidecek “Ben ne derim, o bana ne der?” diye kara kara düşünüyor. Sonra, belirliyor, diyor ki: “Ben sorarım ‘Nasılsın’? o da ‘İyiyim.’ der, devam eder, gider.” Belirliyor söyleyeceklerini, gidiyor arkadaşının yanına, yatağının başucuna, hastaneye “Nasılsın?” diyor, adam “Ölüyorum.” diyor; cevap “Oh, oh, çok iyi.” “Ne ilaç veriyorlar?” “Zehir.” “Oh, oh, en iyi ilaç.” “Doktorun kim?” “Azrail.” “Ondan iyisi yok senin için.” Sizin hesap bu işte. (İYİ Parti ve CHP sıralarından alkışlar)

Şimdi, değerli arkadaşlarım, ya sizin kulakları tedavi ettirelim ya da size diyorum ki: “Getirin sandığı, biz yönetelim ülkeyi, yazık millete.” Size “Evde kal.” çağrısı yapıyorum, evde açın bir Netflix dizisi, geçen gün Ekşi’de gördüm, size “La Casa De Papel” öneriyorlar mesela, ilginizi çekebilir diye düşünüyorum.

Şimdi, siz bizim önergemizi reddedeceksiniz ya, sorumlu tuttuğunuz 84 milyon var ya, onlar alacak sorumluluğu ilk sandıkta ve emaneti ehline verecekler ve aşacağız biz, milletimiz umutsuzluğa düşmesin. Dağ ne kadar yüce olsa, yol onun üzerinden aşar ve yol da onun tıkandığı yerden açılır değerli arkadaşlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AYLİN CESUR (Devamla) – Aynen, geldiğimiz zaman yapacağımız bir şey daha -söz verdiğim için, tutanaklara girsin, her konuşmamda söyleyeceğim- atadığınız rektörün Konya Selçuk Üniversitesinden -kurduğu üniversiten- Süleyman Demirel’in ismini silmesi gibi, onu da düzelteceğiz geldiğimizde. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Cesur.

Halkların Demokratik Partisi Grubu adına söz talep eden İstanbul Milletvekili Sayın Züleyha Gülüm.

Buyurun Sayın Gülüm. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA ZÜLEYHA GÜLÜM (İstanbul) – Merhabalar.

Ya, şimdi, burada, iktidar grubunu izleyince diyorsunuz ki: “Ya, bu ülkede açlık yok, yoksulluk yok, işsizlik yok, çöpten yiyecek toplayan, ekmek bulmaya çalışan insanlar yok; herkes çok refah içinde yaşıyor.” Gerçekten bir hayal dünyası çiziyorsunuz, evet, bunlar sizin için geçerli ama bu halkın en geniş kesimi için, işçiler için, emekçiler için, kadınlar için geçerli değil; bunlar arasında da esnaf için hiç geçerli değil. Ya, esnafın çoğu kepengini kapattı, vergi borçlarını ödeyemiyor, kirasını ödeyemiyor, elektriğini ödemiyor. İş yerlerini kapatmanın ötesinde evlerini kapattılar, aileler birlikte yaşamaya başladı bağımsız evlerini kapattı, ailecek başka bir ailenin anne, babasının yanına yerleşmeye başladı ve siz buna rağmen hâlen bir hayal dünyası çiziyorsunuz.

Nereye destek veriyorsunuz? Sermaye gruplarına destek, saraya para, savaşa para. Uçak yapmakla övünüyorsunuz, uçak yaparken farkında mısınız insanlar açlıktan ölüyor, uçağı mı yiyecekler? Millet soruyor “Millet taş mı yesin?” diye soruyor. Hiç mi görmüyorsunuz? Biraz sosyal medyanıza bakın. Evet, sizin yandaş medyanız bunları yazmıyor çünkü siz “Yazmayın.” diyorsunuz ama biraz gerçeklerin olduğu sosyal medyaya bakın milletin nasıl, hangi koşullarda yaşadığını göreceksiniz.

Siz kongrelerinizi yaptınız, lebalep olmasıyla övündünüz, kitlesel cenaze törenleri yaptınız, insanlara 8 kişi, 10 kişi diye cenazeleri için izin verirken coronayı genişlettiniz, yaydınız. Şimdi, diyorsunuz ki: “Bunun sorumluluğunu emekçilere, halka, esnafa yükleyeceğim.”

“Kapanma” diyorsunuz, eyvallah da evet, biz başından beri söylüyorduk, tam kapanma gerekiyor. Peki, kapanmada bu halk ne yiyecek, nasıl barınacak, nasıl geçinecek? Bunları hiç düşünüyor musunuz acaba? Esnaf nasıl kan ağlıyor farkında mısınız? Borçlarını kredi alarak, tekrar borçlanarak ödemeye çalışıyor. Bu yapılandırmayı da ödeyemediği için yapılandırdığınız borçların üstüne faiz, üstüne faiz biniyor ve insanlar intihar ediyor. Yani siz görmek istemiyorsunuz ama ben şurada sıralayayım: İzmir’in Karabağlar ilçesinde borçları yüzünden kahvehanesini kapatmak zorunda kalan Nuri Çengeloğlu ekonomik sıkıntılara dayanamayarak intihar etti. Erdem Topuz, müzisyen arkadaşımız; on bir aydır işsiz olduğu ve geçinemediği için mektup bırakarak intihar etti. Yine, İzmir’de, 19 Şubatta, çeşitli mekânlarda perküsyon çalarak geçimini sağlayan müzisyen Mehmet Mert El pandemi döneminde mekânların kapalı olmasından kaynaklı işsiz kaldığı için, geçinemediği için intihar etti. Şimdi, bütün bunlara gözlerinizi kapatıyorsunuz, bize mutlu, mesut bir Türkiye varmış hayali çiziyorsunuz. Evet, sizin için var ama geniş toplum için yok, sermaye grupları için var çünkü siz, sürekli onlara destek fonları açıklıyorsunuz, halkın cebinden çaldığınız parayı onlara veriyorsunuz. O yüzden onlar zenginliklerine zenginlik katıyorlar, onlar dünyada zenginler arasında en üst sıralara çıkıyorlar ama halk yoksullaştıkça daha fazla yoksullaşıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

ZÜLEYHA GÜLÜM (Devamla) – Peki, esnaf ne istiyor? Duymak istiyorsanız size buradan söyleyelim: Meslek dalları arasında bir ayrım yapılmaksızın esnaf ve sanatkârlara, çalışan tüm emekçilere, bu dönemde kayıtsız olan, güvencesiz olan tüm emekçiler de içinde olmak üzere karşılıksız bir ekonomik destek verilmesini istiyor. SGK primleri devlet tarafından karşılansın diyor, esnaf ve sanatkârların borçları pandemi sürecinin sonuna kadar faizsiz olarak ertelensin diyor. Pandemi sürecinde ekonomik zorluk geçirdiği için daha önce yapılandırdıkları borçlarını ödeyemeyen esnafa yeniden ve pandemi sürecinin sonrasına ertelenmiş faizsiz bir yeniden yapılandırma talep ediyor. Ticari araçların kullandığı akaryakıt fiyatlarında ÖTV ve KDV indirimi yapılsın istiyor. Kısa çalışma ödeneği minimum asgari ücret olarak belirlensin istiyor. Kod 29 kaldırılsın, işten çıkarma yasağı yıl sonuna kadar uygulansın istiyor. Duymak istiyorsanız çözüm yöntemlerini kendileri söylüyorlar: Esnafa, çalışana, emekçiye, kafe, bar sahibine kulak verin. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz talep eden Ankara milletvekili Sayın Tekin Bingöl.

Buyurun Sayın Bingöl. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA TEKİN BİNGÖL (Ankara) – Dün gece, iftardan sonra Türkiye'de birçok evde mutluluk dalgası esti. Saraydan yapılan bir açıklama inanın 13 milyona yakın emeklimizi, dul ve yetimimizi son derece mutlu etti. Aslında, sokaklara çıkıp bununla ilgili gösteri yapmayı düşünüyorlardı ama neylersiniz ki pandemi nedeniyle sokağa çıkma yasağı vardı. Bu büyük bonkörlük, bu alicenaplık da AKP’den beklenirdi, bunu yaptı. Bizim ısrarlarımız sonucunda 2 bayram ikramiyesini zorla veren bir iktidar anlayışı yine bizim bütün ısrarlarımıza rağmen bu bin liralık paranın artık pul olduğunu ifade etmemiz üzerine verdiğimiz bir araştırma önergesini de reddeden iktidar gene zoraki, istemeye istemeye bir lütuf örneği gösterip emekli ikramiyesine 100 lira zam yaptılar. Matematik birileri için kendi çıkarları ve rant uğruna akla gelen rakamlardan ibarettir ama bizim için fakirin fukaranın gurebanın mutfağını, giyimini kuşamını hesaplarken çok ama çok önemlidir. Bakın, ben küçük bir matematik hesap yapacağım size. 2021 saray bütçesi 21,5 milyar lira. Günlük harcaması 59-60 milyon lira. Sizin lütfettiğiniz o 100 liralık artış 13 milyona yaklaşan emekli için 1,3 milyar lira yapıyor. Bu, sarayın sadece yirmi iki günlük harcaması. Elektriği kıssalar, şu, arkası gelmeyen konvoyları, araç israfını önleseler bunun çok daha fazlasını karşılayabilirler. Bizim verdiğimiz önerge de yani “En azından 1.500 lira olsun.” önergesi kabul edilseydi onun maliyeti 6,5 milyar Türk lirasıydı, bu da sarayın o israfının sadece üç aylık karşılığına denk geliyordu. Büyük bir bütçe maliyeti söz konusu değil, bu kadar açık, sadece ve sadece israfa ve harama yapılan harcamalar önlensin, bizim emeklilerimize, emekli büyüklerimize yapılacak yardım bunun çok daha fazlası olabilirdi.

Başka bir hesap yapalım, bir emekli büyüğümüz bakkala, markete gitti, birkaç aylık çayı toptan alayım dedi, 3 kilogram çay almaya kalksın bakkala 12,5 lira borçlu kalıyor. Hadi, bizim millî yemeğimiz -artık lüks oldu- “5-6 kilo kuru fasulye alayım.” desin bakkala 5 lira borçlu kalacak. İşte sizin lütfettiğiniz o 100 liranın karşılığı bu; küçük, basit bir matematik hesabı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

TEKİN BİNGÖL (Devamla) – Değerli milletvekilleri, siz patates, soğanla vatandaşları kandıracağınızı zannediyorsunuz ama yanılıyorsunuz. Patates utandı, soğan utandı; sizin şov yapan bürokratlarınız ile o patates ve soğanı dağıttırdığınız tarikatlarınız utanmadı. (CHP sıralarından alkışlar) Ama hiç merak etmeyin, hiç merak etmeyin; o patates, soğan var ya; o patates, soğan… Son yerel seçimlerde alelacele patates, soğan reyonları açtınız; vatandaş dönüp yüzüne bakmadı, size gereken dersi verdi. Hiç merak etmeyin, önümüzdeki ilk seçimde o patates ve soğan utancını sizi utandırarak çıkaracak ve mutlaka bunun hesabını vatandaş sizinle görecek. (CHP sıralarından alkışlar)

Şimdi, kanun teklifiyle ilgili bir düzenlemeden bahsediliyor. Umarım öyledir, umarım antidemokratik bir anlayışla, tek adam yönetiminin dayatmasıyla, kararnameyle çıkarılmaya çalışılan bu düzenleme Parlamentoya gelir de herkes, özellikle muhalefet milletvekilleri bunun ne anlama geldiğini bu kürsüden kamuoyuyla paylaşır diyor, sizlere saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına söz talep eden, Mersin Milletvekili Sayın Hacı Özkan.

Buyurun Sayın Özkan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA HACI ÖZKAN (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İYİ Parti grup önerisi hakkında AK PARTİ Grubumuz adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle, ekranları başında bizleri izleyen aziz milletimiz başta olmak üzere, Gazi Meclisimizi saygıyla selamlıyorum.

Salgının Türkiye’de ortaya çıkmasıyla hayata geçirilen Ekonomik İstikrar Kalkanı Tedbirleri çerçevesinde yapılan muhtelif düzenlemeler ve sağlanan desteklerle ticaret erbabının mali açıdan korunması için Ticaret Bakanlığı başta olmak üzere, birçok bakanlık ve kurum tarafından kapsamlı adımlar atıldı. Salgın nedeniyle ticaret  erbabının yaşadığı mali kayıpların telafisi için gelir kaybı desteği, kira desteği ve ciro kaybı desteği uygulamaya konuldu. Bu kapsamda, 133 meslek kolunda üç ay süreyle aylık 1.000 lira olarak sağlanan gelir kaybı desteğinde 23 Nisan itibarıyla 1 milyon 33 bin 589 kişi yararlandı. Bu kapsamda yapılan ödeme tutarı 3 milyar liraya ulaştı. Gelir kaybı desteğine ilişkin şartlara haiz iş yerleri kira olan 160.065 kişiye üç ay süreyle büyükşehirlerde aylık 750 lira ve diğer şehirlerde aylık 500 lira olmak üzere toplamda 250 milyon 518 bin 870 lira kira desteği sağlandı. Esnafa salgın döneminde verilen söz konusu destekler tam kapanma döneminde de devam edecektir. Bu kapsamda lokanta, restoran, kafe, kıraathane ve spor salonu gibi alanlar 1.500 lira sigorta prim desteği mayıs sonuna kadar devam edecek. Nakit akışları olumsuz etkilenen ticaret erbabına geri ödeme kolaylık sağlanırken söz konusu imkânlardan yaklaşık 30 bin esnaf ve sanatkâr yararlandı. Bu kapsamda yapılandırılan toplam tutar ise 650 milyon lirayı buldu. Söz konusu veriler dâhil olmak üzere salgının Türkiye’de ilk ortaya çıktığı 11 Mart 2020-5 Şubat 2021 döneminde 760.071 esnaf ve sanatkâra ise destek paketi çerçevesinde hazine faiz destekli ve uygun geri ödeme koşullarına haiz yeni işletme kredisi desteği verilirken bu kapsamda 18,8 milyar lira kredi kullandırıldı. Esnaf ve sanatkârımıza yönelik desteklerimiz devam edecektir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

HACI ÖZKAN (Devamla) – Ekonomimizin can damarı esnaf ve sanatkârlarımızdan desteği esirgemeyen Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan başta olmak üzere bakanlarımıza, milletvekillerimize teşekkür ediyorum.

Değerli arkadaşlar, özellikle -yaklaşık kırk senelik esnaf ve sanatkâr olan bir milletvekili arkadaşınız olarak da- hatip arkadaşlarımız 2002 öncesini görmemezlikten geliyor. Bakınız, 2002 öncesinde esnaf ve sanatkâr iş yerini sabah açmaya gittiği zaman birçok şehirde bakıyordu, “Acaba bugün kepenkler kapanacak mı? Acaba terör faaliyetleri başlayacak mı?” diyordu.

Diğer taraftan, arkadaşlar, bakınız, 2002 öncesi Esnaf ve Sanatkarlar Kredi ve Kefalet Kooperatiflerinde faiz oranı yüzde 47’ydi ve kesintilerle beraber yüzde 63-yüzde 64’leri buluyordu. Şimdi, şu anda yüzde 8,5 faizle biz kredi veriyoruz esnaf ve sanatkâra. Üç ay öncesinde bu oran yüzde 4,5’tu değerli arkadaşlar. Bakınız, 10’a, 15’e katlanmış vaziyette.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HACI ÖZKAN (Devamla) - Ben, tabii, özellikle esnaf ve sanatkârlarına her zaman desteğini esirgemeyen başta Cumhurbaşkanım olmak üzere bütün kesimlere teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – İYİ Parti grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir.

3 sayın milletvekiline yerlerinden birer dakika söz vereceğim 60’a göre.

Sayın Nuhoğlu…

 

 

 

 

HAYRETTİN NUHOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

TRT’de bir süredir yayınlanmakta olan Kıbrıs’la ilgili dizi film yaşanmış olan vahşeti göstermesi açısından önemlidir. Ne var ki uydurulmuş bazı sahneleri kabul etmek mümkün değildir. Kıbrıs Türklerinin liderleri Fazıl Küçük ve Rauf Denktaş silik kişiler olarak gösterilmektedir. Ergenekon’dan tutuklanamayan Denktaş filmle mi küçük düşürülmek istenmektedir? Katil Sampson kim ki Rauf Denktaş’la muhatap edilmektedir? Türk Mukavemet Teşkilatına hak ettiği değer niçin verilmemektedir? Kimler hangi hakla devletin televizyonunda, devlet kuran kahramanlarımızı küçük düşürmeye kalkışabilir? Bu yanlışlıklar düzeltilmelidir. Ayrıca buradan duyurmak isterim ki dün Cenevre’de başlayan Kıbrıs’la ilgili 5+1 toplantısında eşit ve egemen iki devletli çözümden başka hiçbir öneri kabul edilemez. (İYİ Parti ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Karahocagil…

 

 

 

MUSTAFA LEVENT KARAHOCAGİL (Amasya) - Eli kandan, terörden, cinayetten, Kürdüm deyip Kürtleri katletmeden, taciz etmeden zerre çekinmeyen PKK cinayet şebekesini ırz düşmanı, rezil rüsva teröristleri bugüne kadar tek bir defa kınamayan, yine bu hain vatan düşmanlarına tam destek veren Müslüman düşmanı faşist Biden dahi Osmanlı döneminde demekle yetiniyorken HDP denilen kapatılmayı ezelden hak eden Osmanlı ile bitmedi bu iş demeye getiriyor. Siyaset yaptığı ülkeyi katiller topluluğu gibi gösteren bu parti, Türkiye Cumhuriyetinin, bu ülkenin, hele hele Kürt kardeşlerimizin partisi olamaz. Halkının yüzde 95’i yüzyıllardır Müslüman olan bir ülkeyi Hristiyansızlaştırma suçlamasına muhatap edenler artık bu ülkede milletvekili maaşı alarak ayrıcalıklardan yararlanamaz, Kürt kardeşlerimin isteği HDP kapatılsın. (HDP sıralarından gürültüler)

REMZİYE TOSUN (Diyarbakır) – Canınız sıkılınca HDP kapatılsın diyorsunuz. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

HASAN ÖZGÜNEŞ (Şırnak) – Senin Müslümanlığın belli oluyor zaten!

BAŞKAN - Sayın Tokdemir.

 

 

 

İSMET TOKDEMİR (Hatay) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

İktidara en başından beri söylüyoruz. Söylediğimiz noktaya… 

(AK PARTİ ve HDP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN - Buyurun devam edin siz Tokdemir.

İSMET TOKDEMİR (Hatay) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

İktidara en başından beri söylüyoruz; söylediğimiz noktaya bir yılda gelindi ve on yedi günlük tam kapanma kararı alındı. Zincir marketler, fabrikalar açık olacak; küçük esnaf, satıcı, kâğıt toplayıcı, ayakkabı boyacısı, tuhafiyeci, züccaciyeci, kırtasiyeci, kitapçı kapalı olacak. Gündelik çalışan emekçi, küçük esnaf ne yapsın, evine nasıl ekmek götürsün? Esnaf ve sanatkârlarımıza kapanma döneminde mutlaka destek verilmeli, tüm vergilerden muaf olmalı ve bütün ödemeleri faizsiz bir şekilde ödenmelidir. Vatandaşlarımızın tüm kredi ve kredi kartı borçları, vergileri, elektrik, su, doğal gaz, telefon ve internet faturaları bir ay ertelenmelidir. Sosyal devlet bu zor zamanda vatandaşın yanında olmayacaksa ne zaman olacaktır?

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Beştaş…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - Sataşmadan söz istiyorum.

BAŞKAN - Buyurun, yerinizden…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sataşma Sayın Başkan.

BAŞKAN - Ne dedi? O zaman, buyurun, söyleyin.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Tamam, iki dakika o zaman, buradan söylüyorum.

BAŞKAN - Buyurun.

 

 

 

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan, öncelikle Grup Başkan Vekilini uyarmak istiyorum, milletvekillerine sahip çıksın. Bu Meclisin İçtüzüğü’nde “Kaba ve yaralayıcı söz kullanılamaz.” diye bir madde var. Bundan iktidar grubu muafsa bilelim, İç Tüzük herkesi bağlamıyorsa bunu da bilelim. Bizim açık talebimiz şudur: Bu, kınama gerektiren bir söylemdir, o söylemleri asla tekrar etmeyeceğim ve Meclis Başkanlığınız tarafından, Divan tarafından bu cezanın verilmesi gerekiyor.

Biz kimseden emir alarak, icazet alarak siyaset yapmıyoruz. Kürtler üzerinden de lütfen bu dili kurmayın. Kürt halkı sizin gibilerin neler yaptığını gayet iyi biliyor. Burada söz söylerken, “Kürt kardeşlerim” derken öbür yandan Kürtleri öldüren, Kürtlerin dilini inkâr eden, büyüklerinin kütüphanelerini yıkan, Kürtçe yazıları söken bir iktidarın milletvekillerisiniz. Siz Kürt düşmanlığında tarihte zirve yaptınız ve dilinizdeki ile uygulamalarınız 180 derece zıtlık içeriyor. O söylediğiniz sözler üzerine Meclis Başkan Vekilliğinden özel olarak ve İç Tüzük 69’a göre -şu anda maddeye bakamıyorum- ona göre kınama kararı verilmesini talep ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Akbaşoğlu.

 

 

 

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Çok teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, milletvekillerimiz İç Tüzük gereğince sisteme girerek bir dakikalık kendi kanaatlerini ifade ediyorlar, Sayın Başkan da buna izin veriyor. Biraz evvel İYİ Partinin Sayın Milletvekili de girdi.

REMZİYE TOSUN (Diyarbakır) – Hakaret etsin diye mi Sayın Başkan söz veriyor.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Hiç kimseye bir hakaret ettiği yok Sayın Milletvekilimizin.

REMZİYE TOSUN (Diyarbakır) – Nasıl yok?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Nasıl yok?

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Söylediği, ırz düşmanı PKK terör örgütünü kınamayan HDP’yle ilgili siyasi değerlendirmede bulunuyor, HDP’ye ilişkin de öyle bir sözü söz konusu değil.

DERSİM DAĞ (Diyarbakır) – Söylediğinizin arkasında durun bari.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Bununla ilgili, HDP’nin ırz düşmanı PKK’yı eleştirmesi gerektiğini siyasi olarak ortaya koyuyor. Burada bu siyasi eleştirilere tahammül edeceksiniz. Burada başka bir hakaret de söz konusu değildir. Dolayısıyla, bu manada ne uyarma ne kınamayı gerektiren bir durum söz konusu değildir.

BAŞKAN – Sayın Beştaş, arada tutanaklara bakacağım.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan, tutanakları isteyin ama ben kendi kulaklarımla duydum.

BAŞKAN – İsteyeceğim, isteyeceğim, bakacağım.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Bu talebimiz bakidir.

BAŞKAN – Peki, bakacağım, arada tutanaklara bakacağım.

Halkların Demokratik Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

 

 

 

                                                                                           28/4/2021

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 28/4/2021 Çarşamba günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

Meral Danış Beştaş

                                                                                           Siirt

Grup Başkan Vekili

Öneri:

26 Nisan 2021 tarihinde Batman Milletvekili Necdet İpekyüz ve arkadaşları tarafından verilen (12621) grup numaralı turizm sektörünün sorunlarının araştırılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırma önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 28/4/2021 Çarşamba günkü birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi grup önerisinin gerekçesini açıklamak üzere söz talep eden Antalya Milletvekili Sayın Kemal Bülbül.

Buyurun Sayın Bülbül. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA KEMAL BÜLBÜL (Antalya) – Sayın Başkan, değerli Divan, değerli Genel Kurul üyeleri; hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Turizm sektörünün, turizm emekçilerinin sorunlarının araştırılması üzerine verdiğimiz önerge hakkında söz almış bulunuyorum.

Bir kere, turizmi sadece tatil, sadece deniz ve güneşleme olarak telakki eden bir anlayıştan, sathının tamamı, her noktası bir turizm cenneti olan ülkenin bu verilerini değerlendirebilme beceri ve basiretini beklemek mümkün değil. Bakın, turizmi sağlayacak koşullar var. Bu koşullardan bir tanesi, demokrasiyi, insan hak ve özgürlüklerine saygılı olmak ve bunu yaşanabilir kılmaktır. Bir başkası, “yurtta barış, dünyada barış” ilkesini savunabilmek ve bunu sadece bir slogandan ibaret değil, bunu uygulayabilme becerisi ve basiretine sahip olmaktır.

Bakınız, Ukrayna sorununda Rusya’ya karşı bir politikaya izleyen ama Suriye’de Kürtlere karşı Rusya’yla dolap çeviren anlayış Rusya’nın önlem almasını ve Türkiye’ye gelecek turistlerin sayısını sıfıra indirmiştir; bu, turizm emekçilerine karşı işlenmiş bir suçtur. Turizmin paydaşları var, turizm emekçileri var, esnaf var. Turizm sadece denizden, sadece arkeolojik alandan oluşmuyor; inanç merkezleri var, kültür alanları var, doğa var… Böyle bir doğa talanı karşısında Ayasofya Camisi gibi, Ayasofya Kilisesi gibi dünya çapında bilinen ve dünya kenti olan İstanbul’un minberine kılıçla çıkmak turizmi baltalayan, turizmi engelleyen faktörlerden bir tanesidir. Turizmin çok ağır sorunları vardır, turizmde çalışan her 3 emekçiden 1’i maalesef işsiz kalmıştır. Hükûmetin yanlış politikaları, Hükûmetin umursamayan politikaları, Hükûmetin ihlal eden politikaları yaklaşık 500 bini aşkın turizm emekçisini ve onların ailesini açlığa mahkûm etmiştir. Şimdi, burada, dış politikadan iç politikaya, ekonomiden pandemiye… Bakın pandemi koşullarında dünyada kelimenin tam anlamıyla -değerli izleyiciler ve Genel Kurul bağışlasın- rezil rüsva olma konumuna gelindi ve bundan kaynaklı Avrupa ülkeleri turizm konusunda tavır koydular. Şimdi, buna bir çözüm bulmak lazım, bu çözüm için bir acil eylem planı lazım. Turizm sektörünün çok önemli güncel sorunları var. Devlet, turizm sektörünün kritik önemine rağmen sektöre neredeyse hiçbir destek vermiyor, sadece bu üç aylık uygulamayla turizmin sorunları kesinlikle aşılamaz. Ve bunun temel merkezlerinden birisi olan Antalya’da herhangi bir turizm emekçisine sorun “Turizm nasıl yönetilir?” diye, Bakandan da Bakanlık yetkililerinden de Hükûmetten de çok âlâ bir plan sunabilir size çünkü bu işin içerisinde.

Biz, HDP olarak başta sendikalar, STK’ler olmak üzere turizm sektörünün paydaşlarının acil eylem planına dâhil edilmesini, görüşlerinin alınmasını, turizm  sektörünün çöküşten çıkabilmesi için konsey, meclis ya da kriz masası diye telakki edilebilecek bir oluşumun yapılmasını, turizm sektörünün borçlarının yeniden yapılandırılmasını, sektörün bankalara olan yaklaşık 135 milyarlık borcunun hakkaniyetli bir biçimde, pandemi koşullarına göre faizsiz biçimde yapılandırılmasını, sektörün işsiz kalmış tüm emekçilerine aylık 3 bin lira verilmesini, kısa çalışma ödeneğinin pandemi sonuna kadar uzatılmasını, turizm sektöründe faaliyet gösteren ve faaliyetlerini durdurmak ya da kısıtlamak zorunda kalan işletmelere aylık 5 bin TL yardım desteğinde bulunulmasını, turizm sektöründe faaliyet gösteren tüm işletmelerin pandemi döneminde tahakkuk etmiş, devletten kaynaklı borçlarının silinmesini, sigorta prim borçlarının bulunduğu gerekçesiyle turizm acentelerine kredi verilmemesi uygulamasına son verilmesini ve turizm emekçilerinin bütün taleplerinin, bütün istemlerinin; insani, ahlaki, vicdani istemlerinin dikkate alınmasını istiyoruz. Ama bu istemler dikkate alınmadığı gibi, ortada bir “lebalep” kavramı dolaşıyor ya, bu istemler dikkate alınmıyor. Turizm emekçisinin, esnafın, yoksulun, işsizin ne önerisi ne talepleri dikkate alınmıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bitti mi Sayın Bülbül?

KEMAL BÜLBÜL (Devamla) – Bitmedi Sayın Başkan.

BAŞKAN – O zaman tamamlayalım lütfen.

KEMAL BÜLBÜL (Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Peki, bunun karşısında ne var? Bunun karşısında lebalep zulüm var, lebalep inkârcılık var, biraz önce olduğu gibi lebalep ırkçılık var, lebalep münafıklık var, lebalep faşizm var, lebalep açlık var, lebalep inkâr var ve bunun toplamında da Türkiye halklarına, demokrasiye, insan hak ve özgürlüklerine karşı işlenen lebalep suçun olduğu yerde ne turizmin ne adaletin ne hukukun gelişmesi mümkün değil. Bu münafıklıktan, bu lebalep zulümden, bu lebalep ırkçılık ve faşizmden bir an önce vazgeçmezseniz bu lebalep zulmün kendisi içinde boğulacaksınız.

Teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – İYİ Parti Grubu adına söz talep eden Erzurum Milletvekili Sayın Muhammet Naci Cinisli.

Buyurun Sayın Cinisli. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA MUHAMMET NACİ CİNİSLİ (Erzurum) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulumuzu saygıyla selamlarım.

Turizm hem ülkemize döviz kazandırdığı hem yüksek istihdam sağladığı hem de diğer birçok sektöre katkı verdiği için üzerinde ciddiyetle durulması, sağlıklı planlamalarla ele alınması gereken önemli bir sektörümüz. Covid-19 sürecinden önce 2019 yılı içerisinde ülkemizi ziyaret eden 50 milyondan fazla turist 35 milyar doların üzerinde gelir getirdi. Geçtiğimiz yıl ise pandeminin etkisiyle turist sayısı 15 milyona geriledi, turizm gelirlerimiz 10 milyar dolara kadar düştü. Unutulmamalı ki antidemokratik siyasi kararlar da turizme darbe vurur. AK PARTİ iktidarının yanlış kararlarıyla ülkemize yaşattığı ekonomik krizi hafifletmenin yolu turizm çeşitliliğini artırmak olmalıydı. Yalnızca sahil turizmi saplantısından kurtulup ülkede önemli bir kış turizmi imkânı olduğu akla gelmeliydi. Bu konuda Sayın Bakanın bir kış turizmi tesisi olmaması zannedersem ülkemiz için handikap oldu.

Bu yıl belirlenen 30 milyon turist hedefi için Kültür ve Turizm Bakanlığının turizm sektörü çalışanlarına başlatmış olduğu aşılama faaliyetlerinin sürdürülebilir olmasını diliyoruz. Covid-19 aşısı olanlara seyahat özgürlüğü tanınmasını içeren aşı pasaportu teklifinin de Avrupa Birliğinin gündeminde olduğunu hatırlatmak isterim. Bu teklifin yakinen takip edilmesi, karar alma mekanizmalarına ülkemizin de etki etmesi gerekiyor çünkü aşı pasaportu önerisini ortaya atan Yunanistan ve İspanya direkt rekabet içinde olduğumuz 2 ülke. Sırf bu nedenle stratejik bir hamleyle Avrupa Birliği ülkelerine aşı pasaportu önerisini sundular. Aşı pasaportunun turizmde AB ülkelerine güç kazandıracağı unutulmamalı. Diğer yandan Avrupa Birliğinin Türkiye'nin kullandığı Sinovac aşısını hâlâ tanımaması turizmde büyük bir dezavantaj olarak karşımızda duruyor. Buradan da anlıyoruz ki, konu yalnızca Kültür ve Turizm Bakanlığının değil, Dışişleri Bakanlığının, Sağlık Bakanlığını da kapsayan, Türkiye'nin dünyadaki lobi gücünü sınayan bir önem arz etmekte.

Aziz milletimizin sağlığını hiçe sayarak AK PARTİ’nin yaptığı lebalep sorumsuz kongrelere gelen tepkileri kesmek için uygulanan sözde normalleşme süreci, kongrelerden hemen sonra tekrar yasakların takip etmesi ve yine kendi siyaseti için AK PARTİ Hükûmetinin acımasızca fırsatçı yüzünü göstermesi milletimizin dikkatinden kaçmadı. Böylesine sorumsuzlukları yaptıktan sonra akıl almaz can kayıplarına, büyük zaman kaybına ve ekonomik krize sebep olan bir iktidarın devlet yönetme kabiliyeti ve hissiyatı kalmamıştır. Bu kadar büyük sorumsuzluklardan sonra AK PARTİ idaresinin derhâl istifa edip seçime gitmesini İYİ Parti olarak talep ediyoruz.

Genel Kurulu saygıyla selamlarım. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz talep eden İzmir Milletvekili Sayın Mahir Polat.

Buyurun Sayın Polat. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA MAHİR POLAT (İzmir) – Sayın Başkan, turizm sektöründe yaşanan sorunlar üzerine partim adına söz almış bulunmaktayım, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Eğer bir ülkede adalet yoksa, demokrasi yoksa, hukuk yoksa o ülkeye yatırım da gelmez, turist de gelmez, turizm de gelişmez, gelişemez. Turizm diğer sektörlerden çok farklı, kırılganlıkları daha hassas olan bir sektör, doğal afetlerden, salgınlardan, savaşlardan, politik risklerden çabucak kırılan, etkisi azalan bir sektördür. Bu yanıyla bu iktidar, turizm açısından büyük bir risk taşımaktadır. Turizm 54 sektörü doğrudan, 300’e yakın sektörü de dolaylı olarak ilgilendirmektedir. Bu yönüyle turizm, Türkiye'nin en rekabetçi ve gelişmeye en açık sektörü konumundadır. Ülkede toplam istihdamın yüzde 8’ini, gayrisafi millî hasılaya 96 milyar dolarlık bir etkisiyle yüzde 2 buçukluk kısmını karşılayan önemli bir sektör hâlindedir. Turizm, dış ticaret açığını dengelemesi, işsizliği azaltması, istihdam yönleri dikkate alınmadan yönetilmektedir. Bugün iktidarın pandemi sürecinde yaptığı yanlışlar turizmciye bir bedel olarak dönmektedir. Turizmci bu iktidarın yanlış politikaları yüzünden pandemi öncesinde de zor durumdaydı. Tam kapanma genelgesi çelişkilerle dolu, yabancı turistlere serbestî varken bunlara hizmet sağlamak zorunda olan seyahat acenteleri ve bunların personeliyle ilgili tek kelime edilmemiştir. Uçak bileti alan yolcular, grup organizasyonu yapan seyahat acenteleri kapanmayla zarar görmektedirler. Bu bedellerin ödenmesiyle ilgili hiçbir şey söz konusu değil. Vatandaş ve hak sahibi ile turizm acenteleri karşı karşıyayken burada hava yolları korunmaktadır. Kapanma kararı eğer doğru verilmiş, on beş gün önce verilmiş ve başarılmış olsaydı bayram süreci turizmciler için, yerli turist açısından bir fırsata dönüşebilir, nefes alabilirlerdi.

Değerli arkadaşlar, biz turizme başka bir bakış açısıyla yaklaşacağız iktidarımızda. Turizmi dört mevsim yaşayan dinamik bir sektör olarak ele alacağız. Buna doğru planlama, doğru tanıtım, doğru organizasyonlar ve demokrasiyle başlayacağız. İktidarımızda doğal güzellikler ve doğal temizlik, çevre turizmin bir paydaşı olacak. Rize İkizdere gibi yerleri bir avuç tefeci bezirgâna peşkeş çekmek yerine turizmin önemli noktaları hâline getireceğiz. Dünya var olduğu günden bugüne bu topraklar bu iktidar kadar suya, doğaya, çevreye düşman bir iktidarla karşılaşmadı. Bu yönüyle, Rize İkizdere’deki direnen yoldaşlarımızı saygıyla selamlıyorum.

Bir de turizm bölgelerindeki belediyelerin kış nüfusuna göre yazın da insanlara hizmet verdiğini göz önüne alırsak… Bu haksızlık da bizim iktidarımızda ortadan kaldırılacaktır.

Değerli arkadaşlar, buradan bir de söz verelim: Bizim iktidarımızda zincir otel sahibi bakanlarımız olmayacak.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına söz talep eden Hatay Milletvekili Sayın Hüseyin Yayman.

Buyurun Sayın Yayman. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA HÜSEYİN YAYMAN (Hatay) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Halkların Demokratik Partisinin verdiği araştırma önergesiyle ilgili grup önerisi üzerine AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Ekranları başında bizi izleyen vatandaşlarımızı ve hassaten Hatay’daki değerli hemşehrilerimizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum.

Gerçekten Türkiye çok zor bir dönemden geçiyor. Turizm konusunda muhalefet partilerinin bu pozitif tavrını biz olumlu buluyoruz. Çok şükür Allah’a ki Meclis kürsüsünden gerçekten işe dair, aşa dair, katma değere dair, Türkiye’nin turizm meselesine dair meseleyi bir ideolojik çekişmeye yol açmadan ele alıyorlar, gerçekten bu tavrı ben olumlu olarak görüyorum. Fakat burada olumlu olarak görmemizle beraber meselenin bir yanlışları var bir de doğruları var. Maalesef körün fili tarif etmesi gibi bir turizm algısı var muhalefetin, biz bunu doğru bulmuyoruz. Biz meseleyi sadece Türkiye’ye gelen turist olarak, gelir kapısı olarak görmüyoruz. Türkiye’ye gelen her ziyaretçiyi bir barış elçisi olarak görüyoruz ve Türkiye’nin turizmde çok büyük hedefleri var, Cumhurbaşkanımızın 2023 yılında 50 milyar dolar gelir ve gerçekten 75 milyon turist hedefi Bakanlığımız tarafından gerçekten realize edilen ve revize edilen bir plandır. Tabii ki dünyada çok ciddi bir corona, covid salgını var.

Değerli milletvekilleri, Türkiye dünyanın en büyük turizm ülkesi. Ziyaretçi sayısı bakımından dünyada ilk 10’da, gelir bakımından ise 12’nci, 13’üncü sırada, inşallah bu hedeflere ulaşmak için biz tüm paydaşlarla beraber çalışıyoruz. Geçen hafta Sayın Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy turizm sektörünün temsilcileriyle beraber Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde Sayın Cumhurbaşkanımızla bir araya geldiler ve sektörün sorunları birinci elden ele alındı. Bununla beraber yine Tanıtma Ajansının kurulması ve Türkiye’nin gerçekten dünyanın bir açık hava müzesi olarak dünyaya daha fazla tanıtılması, Türkiye’nin barış mesajının, Türkiye’nin kardeşlik mesajının, Türkiye’nin gerçekten dünyanın turizm başkenti olması mesajının verilmesini biz çok çok önemli buluyoruz.

Bununla beraber, bu konuşmayı yapmaya gelmeden önce Sayın Bakanımızla bir kez daha konuştum. Ben de o Bakanlıkta Bakan Yardımcısı olarak çalıştım. Yine Bakanlığımızın yürüttüğü çalışmalar bağlamında oteller, hava yolları, seyahat acenteleri aşılanmaya başlandı. Şu ana kadar 220 bin başvuru var ve inşallah, bu sayının 700 bine kadar çıkması planlanmakta.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

HÜSEYİN YAYMAN (Devamla) – Sağ olun Başkanım.

Yine, geçen hafta yapılan toplantıda kısa çalışma ödeneğinin süresinin uzatılması, KDV indiriminin haziran sonuna kadar uzatılması ve vaka sayılarındaki düşmeye bağlı olarak Dışişleri Bakanımızla beraber bu sürecin yeniden değerlendirilmesi masada değerlendiriliyor.

Değerli milletvekilleri, corona süreci sadece Türkiye’yi etkileyen bir süreç değil. Size sadece 2 rakam vereceğim: Avrupa’da ziyaretçi sayısında yüzde 80, gelirde ise yüzde 88 oranında bir azalma yaşandı. Türkiye’de ise ziyaretçi sayısında yüzde 68, gelirde yüzde 65 bir azalma yaşandı.

Türkiye, dediğim gibi, dünyanın en büyük açık hava müzesi ve ben de Hataylı bir vatandaş olarak, yurttaş olarak görüyorum, gerçekten Türkiye'nin bu turizm mesajının dünyaya ulaştırılması konusunda Meclis olarak, Hükûmet olarak ve Bakanlık olarak bu konuları takip ediyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Yayman.

HÜSEYİN YAYMAN (Devamla) – Başkanım, tamamlayayım.

BAŞKAN – Devam edin, tutanaklara geçsin.

HÜSEYİN YAYMAN (Devamla) – Bu çalışmalar bağlamında, yine corona sürecinde Hatay’da biz sektörümüzle toplantılar yaptık ve Hatay’ın ileride Türkiye'nin kültür turizminin başkenti olması konusunda çalışmalarımız devam etmektedir.

Sözlerime son verirken yüce heyetinizi bir kez daha saygılarımla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

3 sayın milletvekiline yerlerinden birer dakika söz vereceğim.

Sayın Gürer…

 

 

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Emeklilerin bayram ikramiyesi, 1.500 lira olması beklenirken 1.100 lira olarak açıklanmıştır, “enflasyon oranında artış” sözü yine boşlukta kalmıştır. Pandemi döneminde emekliye ciddi eziyet çektirilmiştir. Pandemide nihayet, geç de olsa tam kapanma kararı virüs zirve yapınca alınabilmiştir. Sosyal devlet kapanma sürecinde tüm esnaf ve çalışanların hak kaybını karşılamalıdır. AKP iktidarı acilen işsiz kalan ve işini kaybeden, mağdur olanların kayıplarını karşılayacağı bir paket açıklamalıdır. İşsiz kalan, iş yeri kapanan, kredi ve kart borcu olan, sigorta, vergi borcunu ödeyemeyen, kira, elektrik, doğal gaz faturasını karşılayamayan her kesime destek verilmelidir.

AKP pandemi döneminde çiftçiyi de unutmuştur. İthalatçı kafa her gün zam, zam, zamla vatandaşı perişan etmektedir. Emekli, işçi, işsiz, memur, çiftçi, besici, engelli, esnaf, çocuk, kadın ve tüm dar gelirlilere AKP iktidarında âdeta zulmedilmektedir. Mağdur kesimlerin mağduriyetlerini gidermek şarttır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Bülbül…

 

 

SÜLEYMAN BÜLBÜL (Aydın) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

İktidar olmak, insanların yaşam tarzlarına karışma hakkını vermez. Kapanmada alkol satışının yasak olması, AKP iktidarının yurttaşlarımızın yaşam tarzına bir müdahalesidir. Siyasi iktidarın fiilî alkol yasaklarına ilişkin tutumu, sağlık ve bağımlılık karşıtlığı gerekçeleriyle değil, siyasi ve ideolojik saplantılarla şekillenmektedir. Alkollü içkilerin alımı ve satımı 4250 sayılı İspirto ve İspirtolu İçkiler İnhisarı Kanunu’nda düzenleniyor. Bu kanunda olmayan, genelgede olmayan düzenlemeyle, sırf Cumhurbaşkanı buyurdu, İçişleri Bakanı da “yasak” dedi diye satışlar durduruldu. Bu durum açıkça kanuna, hukuk devletinin esaslarına aykırıdır. Alkol satmak da kullanmak da yasaldır. Yani iktidar olmak, insanların yaşam tarzlarına, zevklerine karışma hakkını, yasaları çiğneme hakkını vermez. Demokrasi ve özgürlüklerin gereği herkesin yaşam biçimine saygı duymaktan geçer. Ama AKP bu ölçünün yanından bile geçmemektedir.

Sorum Sağlık ve İçişleri Bakanına: Bu kısıtlamayla salgına karşı nasıl bir tedbir alınması planlanmıştır? Bu yasaklar vatandaşın sahte içkiye yönelmesine neden olmayacak mıdır? Virüs lebalep AKP kongrelerinde değil de alkol satan marketlerde mi gezmektedir?

BAŞKAN – Sayın Gaytancıoğlu…

 

 

OKAN GAYTANCIOĞLU (Edirne) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

AKP 5’li çeteyi beslemek için emekçilerin 3 kuruş gelirine de göz koymuş. Emekçiler 1 kere mağdur ise kadın emekçiler en az 2 kere mağdur ediliyor. Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 18’inci maddesine göre sigortalı kadın işçilere doğumdan önceki bir yıl içinde en az doksan gün prim ödemiş olması koşuluyla analık istirahati süresince analık ödeneği ya da halk arasındaki tabirle doğum yardımı yapılmaktadır. 2020 yılı Mart ayından bu yana olan kısa çalışma ve ücretsiz izin uygulamaları nedeniyle birçok kadın işçi çalışamamakta ve bu kadın işçilerin sigorta primleri yatırılmamaktadır. Bu nedenle birçoğu son bir yılda doksan gün prim koşulunu karşılayamamaktadırlar. Biz insanların kaç çocuk sahibi olacağını belirlemeyi kendilerinde hak sayanların önce emekçi kadınların hakkını, olanı vermelerini bekliyoruz. Kadınlarımızın hakkını verin ve doğum yardımı sorununu çözün.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

 

 

                                                                                           28/4/2021

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 28/4/2021 Çarşamba günü toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                           Engin Özkoç

                                                                                                                 Sakarya

                                                                                                 Grup Başkan Vekili

 

Öneri:

Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan “blokchain” teknolojisine dönük teknolojik ve hukuki altyapının geliştirilmesi için gerekenlerin belirlenmesi amacıyla verilmiş olan (10/2218) esas numaralı Meclis Araştırma Önergesi’nin görüşmesinin Genel Kurulun 28/4/2021 Çarşamba günlü birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grup önerisinin gerekçesini açıklamak üzere Antalya Milletvekili Sayın Çetin Osman Budak.

Sayın Budak, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ÇETİN OSMAN BUDAK (Antalya) -  Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

“Blockchain” yani blok zincir teknolojisiyle ilgili teknolojik ve hukuksal altyapıların görüşülmesiyle ilgili söz aldım, bu araştırma önergesi de bunun üzerineydi. Sanıyorum Mecliste birçok arkadaşımız bu konuyla ilgili çok fazla bilgiye sahip değil ama Türkiye'nin canını çok yakan, geçtiğimiz günlerde yaşanmış bir kripto para soygunuyla karşı karşıya kaldık ve bu ilk değil ve son on olmayacak. Çünkü ben bu araştırma önergesini 2019 yılında incelemeye başladığımda buradaki hukuki boşluğun, teknolojik boşluğun Türkiye'de olduğunu tespit ettim ve bununla ilgili de bizim arkadaşlarımız, Cumhuriyet Halk Partisi milletvekilleri de birçok defa soru önergesi verdi. “Bakın, bir felaket geliyor.” uyarı buydu. “Bir felaket geliyor, iktidarda olanlar da buna bir defa dönüp, kafasını o tarafa çevirip baksın.” dedik ve bu felaket geldi. 28 yaşında, ne olduğu belli olmayan hatta internet sitelerinde, Google’da arama yaptığınız zaman geçmişini bilemediğiniz bir çocuk çıkıyor “borsa” adı altında bir şirket kuruyor -bakkal kurmak kadar da kolay bir iş bu- bu şirketle büyük bir saadet zinciri oluşturuyor, paraları topluyor, Türkiye'nin ünlü mankenlerini podyumda gezdirip aynı zamanda Porsche gibi arabaları da verip -ki bu sahtekârların başvurduğu yoldur; bu bambaşka bir alan, teknolojik bir alan- burada ciddi anlamda para topluyor. Bunları yaparken de aslında MASAK da görüyor bunu, aslında İçişleri Bakanlığı da görüyor fakat hareket etmiyor. Sonra nisanın başında, ne oluyorsa, MASAK, Hükûmet bununla ilgili bir karar alıyor. 19 Nisanda bu çocuk yurt dışına kaçıyor, 22 Nisanda da MASAK bununla ilgili araştırma yapmaya başlıyor.  Şu anda nerede olduğu belli değil; kimisi Arnavutluk’ta diyor, kimisi Kosava’da diyor falan filan fakat bu kuş uçtu, gitti. Arkada bıraktığı 400 bin kişi var ve götürülen para 2 milyar dolar gibi bir rakam, Türkiye'nin tarihinde hiç görülmemiş büyük bir soygundan bahsediyoruz. Bununla ilgili sadece birkaç gün gündemde oluşmuş birtakım çalışmaların dışında şu ana kadar bir şey yapılmadı. Bizim uyarımız şuydu 2019 yılında: Bir komisyon kuralım. Bütün siyasi partiler olarak -bununla ilgili geçenlerde geçirdiğimiz kanun gibi, gayrimenkulle ilgili Eminevim benzeri şirketlerin zapturapt altına alınması gibi- bunu bir an önce getirelim, bir an önce vatandaşlarımızı koruyalım önerisiydi, üstünden iki sene geçti. Eğer bu komisyon kurulmuş olsaydı; eğer bununla ilgili, teknolojik altyapıyla ilgili, hukuki altyapıyla ilgili bir kanuni düzenleme, çalışma yapılmış olsaydı bugün böylesine bir yolsuzlukla, dolandırıcılıkla karşı karşıya kalmayacaktık.

Bakın, arkadaşlar, şimdi, konuştuğumuz konu şu: Aslında dünyayı tamamen sistematik anlamda -hatta devletleri- değiştirebilecek “blockchain”den yani blok zincirden bahsediyoruz; denetiminin, şiflerinin kırılması mümkün olmayan bir sistemden bahsediyoruz. Tapu değişiminin, bankacılık sisteminin, internet sisteminin tamamen bu yolla yapılabileceği bir sistemden bahsediyoruz. O yüzden bunu yasakla, asla… Burayı dikkatle dinleyin: Yasaklamak; efendim bitcoini yasaklamak, efendim “blockchain”i yasaklamak gibi bir düşünce asla olmamalı, dünyanın gerisine düşeriz.

Dünyanın birçok ülkesinde bu teknolojik altyapı ve aynı zamanda hukuki altyapı gerçekleştirilmiş. Belki de bu Mecliste ilk defa duyan arkadaşlarım var, lütfen bunu ciddiye alalım, bu teknoloji inanılmaz bir teknoloji; dünyanın geleceğini değiştirebilecek bir teknolojiden bahsediyoruz. O yüzden burada şunu özellikle ifade ediyorum: Bu, muhalefet partisinin getirdiği bir araştırma önergesi olarak görülmesin; hepimizin, Türkiye’de yaşayan 84 milyonun yakından ilgileneceği bir konudan bahsediyoruz ve bu uygulamayı asla geciktirmeyin.

Şimdi, bir başka şey de… Rakamı anlayabilmeniz için ifade edeceğim, sonra da bir önerim olacak.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

ÇETİN OSMAN BUDAK (Devamla) – Şu anda dünyada “blockchain”le ilgili işlemler 2,2 trilyon dolara ulaşmış durumda arkadaşlar; 2,2 trilyon dolar çok büyük bir para. Şöyle anlatabiliriz: Facebook’tan ve Tesla’dan çok daha büyük bir sistemden bahsediyoruz, bunun mutlaka zapturapt altına alınması lazım.

Son olarak da şunu söylüyorum: Hepimiz siyasetçiyiz, birçok insanla fotoğraf çektirebiliriz fakat sorumluluk noktasında olanlar, özellikle bakanlık koltuğunda oturanlar dikkatle şuna bakmak durumundalar; gelenleri bir kere bilmek durumundalar. Tamam, onun çocuğu, bunun çocuğu olabilir. Ha, olmadı diyelim. Fakat şu anda İçişleri Bakanlığının şöyle bir görevi var: Hangi deliğe girdiyse, hangi iğne deliğine girdiyse bu 28 yaşındaki çocuğu kulağından tutup Türkiye’ye getirmek onun boynunun borcudur. (CHP sıralarından alkışlar) Bugüne kadar göz kapatıldı ve buralara kadar gelindi. Bunun bir an önce Türkiye’ye getirilip o 400 bin mağdurun mağduriyetlerinin giderilmesi sizlerin elindedir. Bunu da burada ifade ettikten sonra sözlerime son veriyorum.

Çok teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – İYİ Parti Grubu adına söz talep eden Ankara Milletvekili Sayın Ayhan Altıntaş.

Buyurun Sayın Altıntaş…

İYİ PARTİ GRUBU ADINA AYHAN ALTINTAŞ (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İYİ Parti Grubu adına Cumhuriyet Halk Partisi Grup önerisi üzerine söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle belirtmek gerekir ki  Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak yasal altyapı oluşturmakta geç kalıyoruz. Gündemimiz acemice hazırlanan yasaların düzeltilmesiyle o kadar dolu ki yasalarda aynı konuda art arda değişiklikler yapıyoruz. Bunun da en önemli nedeni son yıllarda oluşturduğunuz torba yasa kültürü. Bütün yasalar çorba olmuş durumda; bu torba yasa kültüründen derhâl vazgeçmeliyiz.

Bakın, daha geçenlerde faizsiz tasarruf finans şirketleriyle ilgili bir yasal düzenleme yaptık. Bu kuruluşlar kaç yıldır faaliyetteydiler? Yaklaşık yirmi yıldır. Ancak bazı şikayetler gelmeye başlayınca uyandık.

Bugün de Thodex skandalıyla patlayan ve birçok dijital para aracı kurumlarına sıçrayan dolandırıcılıklarla meşgulüz. Nedeni çok basit, ilgili yasal düzenlemeyi yapmakta geç kaldık. Sonuçta bu kuruluşların aracı kurum olması her kullanıcıya bir dijital cüzdan oluşturması gerekirken, dijital paranın cüzdana yüklü olması gerekirken, cüzdan sahibi dışında kimsenin kullanmaması gerekirken, firma vatandaşa cüzdan vermemiş yani vatandaşın parası firmanın keyfî kullanımına açık bir kaynak olmuş. Hâlbuki bu kuruluşların yapacağı tek şey alım ve satımdan alacağı komisyon olmalı. Ayrıca, bu alım satım işinden oluşacak kazançtan da devletin haberi olmalı. Burada yasal altyapı eksikliğinden faydalanan uyanıklar var. Bugünkü durumda vatandaş açısından bu teknolojiler bir nevi kumar aracına, firmalar açısından da vatandaşın parasına, birikimine el koyma fırsatına dönüşmüş durumda. Tabii ki teknolojiye yasak koyarak çözüm bulamayız, teknolojiye özümseyerek uygun bir altyapı hazırlamalıyız.

İktidarın hazırlandığı On Birinci Kalkınma Planı’na bakarsam blokzincir teknolojisiyle ilgili 3 hedef görüyorum.

Birincisi: 249.5 no.lu hedef “Blokzincir tabanlı dijital Merkez Bankası parası uygulamaya konulacaktır.” diyor. İki hafta önce Merkez Bankası dijital paraları ödeme aracı olmaktan çıkardı yani tam tersini yaptı.

İkincisi: 508.3 no.lu hedef “Blokzincir uygulamalarının yaygınlaştırılmasını teminen ulaştırma ve gümrük hizmetlerinde gerekli hukuki ve fiziki altyapı çalışmaları tamamlanacaktır.” diyor. Bu konuda da bildiğim kadarıyla hiç bir şey yapılmadı. Gümrüklerden sorumlu Ticaret Bakanımız, bu konuya bakamadı çünkü kendi Bakanlığına mal satmakla meşguldü.

Üçüncüsü: 809.2 no.lu hedef.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AYHAN ALTINTAŞ (Devamla) – Tamamlıyorum.

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

AYHAN ALTINTAŞ (Devamla) – “Kamu hizmetlerinin iyileştirilmesinde büyük veri, bulut bilişim, mobil platformlar, nesnelerin interneti, yapay zekâ, blokzincir gibi yeni teknolojilerden faydalanılabilmesi için süreç ve teknolojik altyapı iyileştirmeleri yapılacaktır.” diyor. Yaptık mı? Hayır.

CHP Grubunun bu önerisi, aslında iktidarın hazırladığı 2019-2023 yıllarını kapsayan On Birinci Kalkınma Planı’nın hedeflerinin yerine getirilmesindeki gecikmenin araştırılmasını öneriyor. Bu konuda ne yaptık? Süreçleri tanımladık mı, altyapıyı yaptık mı, yapamadıysak neden yapamadık? İki yıl sonra bu planın süresi bitecek, bu yapılmamış işin hesabını kim verecek? Bu hususta mağdur olan vatandaşın sorumluluğu kime düşecek? Bu nedenle, bu önerinin reddi kendi hazırladığınız On Birinci Kalkınma Planı’nın da reddi anlamına gelmektedir.

İYİ Parti Grubu olarak bu öneriye destek vereceğimizi ifade ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Halkların Demokratik Partisi Grubu adına söz talep eden İstanbul Milletvekili Sayın Erol Katırcıoğlu. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA EROL KATIRCIOĞLU (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisinin “blockchain” ve kripto paralarla ilgili olarak verdiği öneri üzerinde birkaç cümle söyleyeceğim ama buraya çıkışımın asıl derdi bu değil. Dolayısıyla da kaç dakikamız varsa dünden itibaren burada yaratılan havayla ilgili olarak birkaç cümle söyleyeceğim. Bir kere şunu açıkça söyleyeyim: Adalet Ve Kalkınma Partisi bu ülkeyi yönetemiyor ekonomik olarak. Arkadaşlar, bunu görmek zorundasınız. Bugün itibarıyla 6-7 milyon insanımız kripto paraya para yatırdı ve bu paranın toplamı 25 milyar dolar. Bu paralar yurt dışına gitti. Niçin oldu? Çünkü sizin TÜİK'inizin verdiği enflasyon oranı yanlış; “yüzde 16” diyor. Yüzde 16 olur mu Allah aşkına? İnsanlar bunu bilmiyor olabilirler mi? Dolayısıyla da ne yapıyorlar? Daha yüksek bir getiri elde etmenin yollarını arıyorlar. Bunlardan bir tanesi de kripto para piyasaları ve dolayısıyla da bu piyasalara doğru büyük bir teveccüh ortaya çıktı Türkiye’de. Dediğim gibi, 1 milyondan üç beş ay içinde 6-7 milyona çıktı.

Değerli arkadaşlar, üzerine konuşulacak çok şey var ama şunu söyleyeyim size: Dünden itibaren grubu olan partiler milliyetçilik anlayışlarını birbirleriyle yarıştırmaya kalktılar ve bu arada da HDP’ye sürekli olarak laf attılar ve atmaya da devam ediyorlar. Değerli arkadaşlar, biz kendimizi sizin tanımladığınız gibi tanımlamıyoruz. Biz kendimizi “yurtsever” olarak tanımlıyoruz ve yurtseverliği de “yurdun üzerindeki herkesi kapsayan” bir şekilde tanımlıyoruz. Yani bu ülkenin topraklarında yaşamış olan ve yaşayan Ermeniler var ve Ermeniler de bizim yurtseverlik anlayışımız içinde bir parçadır. Siz farklı düşünüyor olabilirsiniz, olabilir. Biz sizin hissiyatınızı anlıyoruz ama lütfen siz de bizim hissiyatımızı biraz anlamaya çalışsanız ya. Niye böyle bir gayretiniz yok? İkide bir küfür edip duruyorsunuz. Gerçekten bunu anlamakta zorlanıyorum, “Bu nasıl bir Meclis?” diye bir soru sormak ihtiyacı hissediyorum kendi kendime.

Değerli arkadaşlar, bakın, siz çok milliyetçisiniz eyvallah ama sizin milliyetçilik anlayışınız Türkiye’yi 70 sente muhtaç hâle getirdi mi? Getirdi. Şu anda…

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Hiç alakası yok,. nereden çıktı ya.

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Hiç alakası yok.

EROL KATIRCIOĞLU (Devamla) - Ben size söyleyeyim.

SALİH CORA (Trabzon) – Önergeyle ne alakası var? Sen kendine anlat.

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Önergeyle ne alakası var?

EROL KATIRCIOĞLU (Devamla) - Bırakın bana laf atmayı.

Şu anda Türkiye ekonomisi artık yere çakılmış durumda. Dolayısıyla da hangimizin milliyetçilik anlayışının daha gerçekçi olduğunu kim, nereden ölçecek? Allah’ın aşkınıza söyler misiniz bana? Biz diyoruz ki: “Bırakın bu ekonomiyi biz yönetelim.” Yapamıyorsunuz çünkü. Biz yönetiriz bu ülke ekonomisini.

MUSTAFA CANBEY (Balıkesir) – Oy almanız lazım.

EROL KATIRCIOĞLU (Devamla) – E, alacağız tabii ki.

O nedenle de zaten her geçen gün sizin oylarınız düşüyor, bizim oylarımız artıyor arkadaşlar. Bu gerçeği görmeniz lazım ama görmeyeceğinizi biliyorum çünkü burayı -özür dileyerek söylüyorum ama- bir kahvehaneye çevirdiniz. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Peki.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Akbaşoğlu.

 

 

 

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biraz evvel Sayın konuşmacının grubumuzu itham eden konuşmasını reddediyoruz. Kesinlikle hiçbir kimseye ne hakaretimiz ne bir küfrümüz söz konusu, küfür etmişliğimiz yok.

EROL KATIRCIOĞLU (İstanbul) – Ya, siz bize neler söylüyorsunuz ya! Allah Allah! Haddinizi biraz bilin ya!

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Kahvehaneye sizler çevirmek için çalışıyorsunuz ama burası Büyük Millet Meclisidir.

EROL KATIRCIOĞLU (İstanbul) – Hayır, siz çevirdiniz, siz çeviriyorsunuz.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Buranın mahabetine uygun bir şekilde herkesin konuşması gerektiğini de hatırlatıyorum.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

 

 

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına söz talep eden Balıkesir Milletvekili Sayın Mustafa Canbey. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA MUSTAFA CANBEY (Balıkesir) -  Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; CHP grup önerisinin aleyhinde AK PARTİ grubumuz adına söz aldım. Gazi Meclisimizi ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün üzerinde konuştuğumuz blokzincir konusu, merkezî otoriteye ihtiyaç olmadan sisteme dâhil olan, tarafların birbirine güvenerek işlem yapabilmelerini sağlayan, merkezî olmayan dağıtık bir iletişim altyapısı sunmaktadır. Bu özelliği sayesinde akıllı sözleşmelerden tedarik sürecinin şeffaf ve güvenilir takibine kadar birçok alanda da kullanma imkânı olan aracıları ortadan kaldıracağı için, geleceği şekillendirecek yeni iş modelleri oluşturan teknolojilerden biridir.

Blokzincir teknolojisinin önemi ve sağlayabileceği katkılar aslında hepimizin malumudur. Ülkemizdeki tüm kurumlar da bu teknolojinin etkin bir şekilde kullanılması amacıyla çalışmalar yürütmektedir. Örneğin kamu kurum ve kuruluşlarının ihtiyaçlarına istinaden, yine özel kuruluşların ihtiyaçlarına istinaden blokzincir teknolojisinin altyapısı, kurulumu, güvenlik ve mahremiyet analizi, iş modelleri, kitle fonlama yaklaşımları ve muhtelif teknik detayları üzerine AR-GE faaliyetlerini icra etmek üzere TÜBİTAK’ta Blokzincir Araştırma Laboratuvarı kurulmuştur.

Az önce burada hatipler “Bir şey yapılmadı.” diyorlardı, gördüğünüz gibi bir şeyler yapılıyor.

Bu kapsamda bu ve benzeri çalışmalarla olgunlaştırılan teknolojinin ülkemize katkı sağlayacağı değerlendirilmektedir. Blokzincir yapısını kullanmakta olan kripto varlıklar ise değişim aracı, hesap birimi, değer saklama fonksiyonları olabilen dijital varlıklar olup özellikleri bakımından mevcut finansal sistemdeki varlıklardan belirgin şekilde farklılaşmaktadır. Dolayısıyla, blokzincir teknolojisiyle kripto varlıkları birbirine karıştırmamak gerekiyor.

Ülkemizde bu konuda 2017 yılından itibaren Finansal İstikrar Kurulu bünyesinde çalışmalar yürütülmüş, dünya uygulamaları yakından takip edilmiştir. 2018 yılı Ocak ayında da bu varlıkların özellikleri sebebiyle bunları alıp satanların karşı karşıya oldukları riskler vatandaşlarımıza duyurulmuştur. Bu konudaki çalışmalar da hâlen devam etmektedir. Merkez Bankası, kısa bir süre önce adım attı ve kripto paraların genel eş değer olma fonksiyonunu yasakladı -ki bu çok yerindedir- kripto paralar merkezî olmayan bir tasarruf aracıdır. Dolayısıyla, Türkiye ve dünyada regülasyonlar henüz söz konusu değil, ya da eksik. Dolayısıyla, bu sistemlerin bir para birimi gibi kullanılması kurumlara, bireylere telafisi mümkün olmayan hasar verebilir, yapılan düzenleme, çok sayıda Merkez Bankası tarafından da yapılmaktadır. Türkiye, küresel tarafı da dikkate alarak önümüzdeki dönemde onunla da barışık piyasa düzenlemesi yapacaktır. Tabii, burada Resmî Gazete’de  yayınlanan yönetmelik çarpıtılmadan iyi yorumlanmalı. Az önce de söylendi: Merkez Bankası kripto paraları yasaklıyor mu? Böyle bir şey yok arkadaşlar. Kripto para yasaklanmadı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

MUSTAFA CANBEY (Devamla) – Kripto varlık kavramı tanımlandı ve kullanım esasları belirlendi. Çarpıtılan yorumların aksine belirlenen usul ve esaslar tamamen vatandaşlarımızı koruma amaçlıdır. Merkez Bankası, kripto paraların ödeme maksatlı kullanımı engelleyerek spekülatif hareketler nedeniyle oluşabilecek mağduriyetlerin önüne geçti. Hâlen gelişimine devam eden bir inovasyon alanı, söz konusu sistemin açıklanan, olası faydalarının oluşabilmesi için uygulamada teknolojiyle ilgili siber risk, dolandırıcılık ve kara para aklama gibi bazı potansiyel risklerin ve yönetim, gizlilik, Fintek regülasyonu, ölçeklenebilirlik, mevcut sistemlerle ve farklı ağlarla birlikte çalışabilirlik gibi muhtemel, birçok zorluğun üstesinden gelinmesi gerekmektedir.

Değerli arkadaşlar, bu konudaki çalışmalar devam etmektedir ve önümüzdeki dönemde de bu çalışmalar sürecektir. Az önce, burada, bir cümleyle “O, 28 yaşındaki çocuk.” olarak ifade edildi, aracı kurum çalıştıran, aracı kurum kuran ve şu anda Türkiye’de olmayan vatandaşla ilgili. Arkadaşlar, Türkiye güçlü bir devlettir; her türlü hukuksuzluğun da önüne geçebilecek güce sahiptir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSTAFA CANBEY (Devamla) – Allah’ın izniyle, o kişinin, o çocuğun ensesine, yakasına yapışacaktır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ORHAN SÜMER (Adana) – Tosuncuğunkine yapıştığınız gibi yapışırsınız ona da vatandaşın parasını getirirsiniz.

BAŞKAN – Teşekkürler Canbey.

Buyurun Sayın Özkoç.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya)– Sayın Başkan, birincisi -sadece kayıtlara geçsin diye söylüyorum- Türkiye’nin masal dinlemeye ihtiyacı yok. Türkiye’yi soyup soyup dışarıya kaçan insanlarla ilgili arkadan ahkam kesmeye de gerek yok. Türkiye Cumhuriyeti ciddi bir devlet olarak -MASAK’ı var, yetkili organları var, Türkiye Büyük Millet Meclisi var- ilgili yasaları öngörerek önceden çıkartır, tedbirini alır. Onların arkasından mani okumaya gerek yok.

Kayıtlara geçsin diye söylüyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Peki.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Kayıtlara geçmesi açısından… Bununla ilgili çalışmalar yapılmaktadır. Daha önce de yapılan çalışmalar yayınlanmıştır ve ilgili takipler yapılıp suç işleyenlerle ilgili de hukuk sistemimiz, emniyet güçlerimiz mutlaka ensesinden yakalayıp gerekeni tarafsız mahkemeler…

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Hiçbir çalışma yok.

ORHAN SÜMER (Adana) – Para gitti, para gitti! 400 bin mağdur var, 400 bin!

BAŞKAN – Peki, o da kayıtlara geçti.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Bir oylama yapayım Sayın Bektaş, söz vereceğim.

Cumhuriyet Halk Partisi Grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Buyurun Sayın Beştaş.

 

 

 

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Amasya Milletvekili Mustafa Levent Karahocagil’in konuşmasına atfen söz aldım. Biz, vekilliği ayrıcalık olarak görmüyoruz Mustafa Bey. Biz, sizin gibi -onun şahsına söylüyorum, diğer vekilleri itham etmiyorum, böyle bir haksızlık yapmak istemem- böyle ihale peşinde koşan, burada sadece sataşan, onun gibi “En ağır cümleleri söyleyeyim, birilerinin gözüne gireyim.” diye bir anlayış olarak da görmüyoruz. Biz vekilliği, halkın verdiği oylara layık olmak için, halka hizmet etmek için ve bu partinin ilkelerini yaşama geçirmek için uğraşıyoruz. Bizimle yarışamayanlar “HDP kapatılsın.” diyorlar. HDP’yi kapattınız da 20 milyon insanı nereye kapatacaksınız? Bu ülkede herkes aynı düşüncede olmak zorunda değil. Bir de öyle bir şey ki kendi sözünün arkasında duramayacak kadar da âciz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Önce “Hristiyanlaştırma” diye geldi tutanak sonra “Hristiyansızlaştırma” diye düzeltildi. Biz ülkeyi onun sözüne göre Hristiyansızlaştırmak istiyormuşuz. Bir kere bu bile abesle iştigal. Biz, Türkiye’de Hristiyan olsun, Alevi olsun, Müslüman olsun, Kürt olsun, Türk olsun, Ermeni olsun herkesin yaşam hakkını, özgürlüğünü ve eşitliğini savunuyoruz. Aynı düşüncede olsaydık aynı partide siyaset yapardık. Biz bu ülkeye onlar gibi bakmıyoruz, biz herkesi eşit ve özgür görüyoruz.

Ayrıca, kapatma meselesine gelince, partileri halk açar, halk kapatır. Biz sandıkta seçiliriz ya da seçilmeyiz. Bunu yapmak, yargıyı sopa olarak kullanmak onların zavallılığını ve âcizliğini gösterir diyorum. Herhâlde yeterli olur bu kadar. (HDP sıralarından alkışlar)

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkanım, bu konuyla ilgili açıklama yapmak istiyorum.

BAŞKAN – Pardon?

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Bu konuyla ilgili açıklamasını dinledim, hem kendisinden milletvekilimizin… Tutanaklarla ilgili bir açıklama yapmak istiyorum.

BAŞKAN – Peki, buyurun.

 

 

 

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkanım, teşekkür ederim.

Biraz evvel sayın milletvekilimizin tutanaklara geçen konuşmasıyla ilgili Sayın Grup Başkan Vekili bir açıklama yaptı. Burada, çok açık bir şekilde aslında Müslüman Türk ve Kürt ahaliye dönük 1915 yılında Ermeni çetelerin, Taşnak örgütünün ortaya koyduğu katliamlarla ilgili bir değerlendirme var ve oradan hareketle “Gerçek olmayan sözde Ermeni soykırımıyla ilgili milletimizi; Türk, Kürt bütün atalarımızı, dedelerimizi, nenelerimizi kınayan HDP PKK’yı ve teröristleri kınamıyor.” diyor ve oradan bir siyasi eleştiri getiriyor. Hristiyansızlaştırmayla ilgili cevabı da HDP MYK’sinin bildirisinde yer alan “Anadolu Hristiyansızlaştırıldı.” cümlesine cevaben bir eleştirel açıklamadır. Bu açıklamayı kendileri yaptığı için onlara cevaben vermiştir. Dolayısıyla herhangi bir problem söz konusu değildir.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Kayıtlara geçsin Başkan.

BAŞKAN – Peki, kayıtlara geçsin.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Ben hakikaten Sayın Akbaşoğlu’nun ne dediğini anlamadım.

(Gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, müsaade eder misiniz.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - Anlamam kıt, anlayamadım ne dediğini ama bu düzeltmeye göre biz Türkiye’nin Hristiyansızlaştırılmasını savunuyormuşuz. Öyle bir tezimiz yok, öyle bir tezimizin olmadığını kendileri de gayet iyi biliyor. Bir tek Hristiyan bile varsa bu ülkede hak ve özgürlükleriyle yaşasın diyoruz. Zamanımız daraldığı için uzatmıyorum, yoksa söyleyecek…

BAŞKAN – Peki, teşekkür ediyorum.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Şöyle: Ben de uzatmak istemiyorum… (CHP, HDP ve İYİ Parti sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Akbaşoğlu, ama kendi tezini söyledi.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Ya, yeter artık! Bunları gönder bir çocuk parkına, oynasınlar orada ya! Allah Allah!

EROL KATIRCIOĞLU (İstanbul) – Her şeye laf mı yetiştireceksiniz ya!

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Bakın, kayıtlara geçmesi açısından…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) -  Bu ne ya!

BAŞKAN – Peki, kayıtlara geçsin.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın milletvekilimiz burada, sayın milletvekilimizin söylemediği bir sözün atfederek söylenmesine rıza mı gösterelim? Hayır.

BAŞKAN – Sayın Akbaşoğlu…

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Bu, sonuç itibarıyla HDP’nin bildirisine verilen cevap mahiyetindedir. Bunu söylüyorum, bu kadar.

EROL KATIRCIOĞLU (İstanbul) – Ama bu nasıl bir şey ya!

BAŞKAN - Alınan karar gereğince denetim konularını görüşmüyor ve gündemin "Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmına geçiyoruz.

1'inci sırada yer alan, Konya Milletvekili Ziya Altunyaldız ve 60 Milletvekilinin Vergi Usul Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

 

 

 1.- Konya Milletvekili Ziya Altunyaldız ve 60 Milletvekilinin Vergi Usul Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/3572) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 260) (x)

BAŞKAN - Komisyon? Yerinde.

Dünkü birleşimde, İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülen 260 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin tümü üzerinde gruplar adına yapılacak konuşmalarda kalınmıştı.

Şimdi söz sırası İYİ Parti Grubu adına İzmir Milletvekili Sayın Dursun Müsavat Dervişoğlu’nda.

Buyurun Sayın Dervişoğlu. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Nihayet kanuna geçtik, hayırlı olsun efendim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüştüğümüz Vergi Usul Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, özellikle petrol ve akaryakıt ürünleri piyasasına yönelik ciddi düzenlemeler getirmektedir. Sektörde işini doğru düzgün yapmaya çalışan, kanunlara uyan, dağıtıcısından bayisine kadar herkesin bu düzenlemeyi dört gözle beklediğini biliyoruz çünkü yıllardır süre gelen kaçakçılık, artık sade vatandaşın dahi malumu hâline gelmiştir. Dolayısıyla, sistemin gereklerini yerine getiren yüzlerce firma, haksız rekabet yüzünden çeşitli zorluklar çekmektedir. Bu açıdan bakıldığında, söz konusu düzenlemenin destekçisiyiz ancak muhtelif yöntemlerle vergi kaçakçılığının yapıldığı ve kamunun milyarlarca liralık gelirden mahrum bırakıldığı ortadayken, iktidarın, söz konusu kanun teklifini getirmek için bu kadar uzun süre beklemesinin de bir izahı yoktur. Bir yılda yaşanan vergi kaybının 3,1 milyar liradan fazla olduğu ifade edilmektedir, bu da sadece denetimlerle tespit edilebilen miktardır. Yaklaşık on yıldır düzenin böylesine çarpık ilerlediği göz önüne alındığında, en az 30 milyar liralık bir vergi kaybımız bulunmaktadır. Öte yandan, bir yıllık pandemi sürecinde vatandaşa bütçeden sağlayabildiğiniz Nakdî destek 10 milyar lirayı dahi bulmamıştır. İster istemez, bunca yıl bu vergi kaçakçılığına neden kayıtsız kalındığı sorusu da akla gelmektedir. Neden, bu kadar zamandır bilinen kayıt dışı ticarete engel olacak bu düzenleme bekletilmiştir sorusu da zihinlerimizi tırmalamaktadır.

Öte yandan, kamuoyunda petrol ve akaryakıt kaçakçılığına karşı sıkı tedbirler alındığı yönünde bir algı oluşturulmaya da çalışılmaktadır fakat bu teklif daha çok, vergi kaçakçılığıyla mücadele etmeye yöneliktir. Yani Türk vergi sisteminin en çarpıcı özelliği olan kümesteki kazı yolmaya yöneliktir. “Kümesin dışına kaçmış olanları ve vergi sistemini zarara uğratanları da kümesin için koyalım.” şeklinde bir yaklaşım bu kanun teklifinde bulunmamaktadır, hatta, bir adım ileriye gidip sistemin içindekilere ödemeleri gereken ÖTV ve KDV’leri için önden teminat istenmektedir. Açıkça “Siz vergi kaçırmaya niyetli görünüyorsunuz, o yüzden önceden teminat verin.” denilmektedir.

Devlet olmak, bu demek değildir; devlet, vatandaşına önyargılı davranamaz. Devlet olmak, vergi tahakkuk ettikten sonra, kaçağa izin vermeden tahsil edebilmeyi icap ettirir, ekonomik sistemi buna göre şekillendirmeyi gerektirir. Buna benzer teminat uygulamaları, sektörlerdeki küçük işletmeleri de zora sokmaktadır. Küçük işletmelerin sektörden çekilmesine sebep olan teminat usulünü, bu vesileyle doğru bulmadığımızı ifade etmek istiyorum.

Perakende sektöründe zincir marketlere sağladığınız imtiyazlarla bakkal ve küçük esnafı kaybolma noktasına getirdiniz, anlaşılan o ki uyarılarımıza rağmen geri adım atmaya ve bu zincir marketlerdeki bazı kısıtlamaları da getirmeye hiç niyetiniz yok. Niyetiniz olsa diğer sektörlerdeki küçük işletmelerin kaybolmasına, büyüklerin tekelleşmesine müsaade etmezdiniz.

Tabii, biz bunu defaten ifade ederken siz tam aksi istikamette hareket etmeye devam ediyorsunuz. Önce sektör sektör küçük işletmeleri yok edecek uygulamaları hayata geçirdiniz, bu yetmedi şimdi de istihdam piyasasında vatandaşı işsiz bırakıp yandaşlarınıza 3’er tane maaş bağlamaya başladınız. Esnafı, çiftçiyi, KOBİ’yi bitirdiğiniz yetmediği gibi bir de vergi yüküyle ezdiğiniz vatandaşın dolaylı vergilerle maaşına göz diktiniz. Bunların her biri bizim nazarımızda birer yolsuzluktur. 128 milyar doları gizli kapaklı heba etmek de yolsuzluktur, kendi Bakanlığına dezenfektan satmak da yolsuzluktur, milyarlık projelerin güzergâhında arazi kapatmak da yolsuzluktur, arazileri arsaya çevirmek için yaptığınız usulsüz işlemler de yolsuzluktur ancak aziz milletimiz müsterih olsun, bu bataklık kurumaya mahkûmdur. Türkiye ve Türk milleti böyle bir iktidara mecbur, muhtaç ve mahkûm değildir.

Değerli milletvekilleri, bu siyasi iktidar, yasamayı ve yargıyı tahakküm altına aldığı Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminde dar bir zümreye geniş yetki ve imtiyazlar verirken Türk milletinden bugününü, yarını ve geleceğini çalmaktadır. Tek adamlığın anayasal çerçevesini oluşturan Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi, yolsuzluğun yönetilmesi ve yolsuzluğun sıradanlaşması üzerine kurgulanmış bir sistemdir. Bu rejimde liyakat yoktur, saydamlık yoktur, hesap verilebilirlik yoktur, geleceğe dair de bir umut yoktur. Bu rejimde hırsızlık da yapsanız, yolsuzluk da yapsanız istifa etmeye gerek yoktur, yalnız ve ancak görevden affedilmek vardır. Ticaret Bakanlığından affedilen Ruhsar Pekcan Hanımefendi bunun en açık kanıtıdır. Sayın Erdoğan bu kişiyi affetmiş olabilir ancak biz affetmiyoruz ve affetmeyeceğiz. (İYİ Parti sıralarından alkışlar) Sayın Ruhsar Pekcan Ticaret Bakanlığını yanlış anlamış. Ticaret Bakanlığının görevi iç ve dış ticaret hizmetlerine ilişkin ana hedef ve politikaları belirlemektir. Ticaret Bakanlığı makamı özel şirketinizden KDV hariç 507.880 liralık dezenfektanı sahip olduğunuz şirketin, başında bulunduğunuz bakanlığa satarak ticaret yapmak yeri değildir. Ticaret Bakanlığı makamı eşinizle birlikte işlettiğiniz özel şirkete aynı Kabinede olduğunuz Sanayi ve Teknoloji Bakanlığından 1 milyon 443 bin 998 lira 40 kuruş hibe alacağınız yer hiç değildir.

Türkiye’de yolsuzluk eskiden de olurdu ancak yolsuzluğa bulaşmış siyasetçilerde de utanma duygusu olurdu. Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarının Türk siyasetine yaptığı en büyük kötülük nedir biliyor musunuz? Siz Türkiye’deki siyaset kurumundan ar duygusunu söküp attınız. Rahmetli Adnan Menderes'i işinize geldiği zaman dilinizden düşürmüyorsunuz. Adnan Menderes diyor ki evlatlarına: “Ticaret yapamazsın ve benim adımı satamazsın.” Siz kim Adnan Menderes kim? Utanması olmayan olamaz arif/Ne yol yordam tanır ne tarif.

Biliyoruz ki bugün bu kürsüden söylediğimiz hiçbir kelam, içinde bulunduğunuz ve görmemek için gözlerinizi sımsıkı kapattığınız bu yozlaşmayı size göstermeyecek. Ancak şunu bilin ki: Yarın İYİ Parti iktidarında milletin kesesindeki her bir kör kuruşun hesabını sormak boynumuzun borcudur.

Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; Amerika Birleşik Devletleri-Türkiye ilişkilerini içinde bulunduğumuz şartlar altında bir stratejik ortaklık olarak değerlendirmenin ne kadar mümkün olduğunu artık yeniden gözden geçirmek gerekmektedir. Pentagon geçtiğimiz hafta Türkiye’nin F35 projesinden çıkarıldığına dair resmî bir bildiride bulunmuştu. 1,2 milyar dolar ödeyerek satın aldığımız F35 uçakları, Amerika Birleşik Devletleri tarafından gasbedildi. Amerika Birleşik Devletleri, Türkiye’nin satın aldığı savaş uçaklarını teslim etmedi ve kendi hava kuvvetlerinin envanterine kaydetti. İktidara soruyoruz: Uçaklar nerede? Yok. Para nerede? O da yok. Sayın Erdoğan “F35 projesi için 1,2 milyar dolar ödedik. Eğer teslim etmezseniz uluslararası tahkime gideriz.” demişti. Şimdi ortada ne uçak ne de para var. Türkiye Cumhuriyeti devletinin hakkını uluslararası arenada savunmak için soruyorum sizlere: Daha ne bekliyorsunuz? Eğer bu meselede söz verildiği gibi uluslararası tahkime gidilmezse İYİ Parti bu 1,2 milyar doların sonuna kadar izini sürecek ve takipçisi olacaktır. “128 milyar doların buharlaştığı bir ülkede 1,2 milyar doların hesabını kimse soramaz.” diyorsanız son derece yanılıyorsunuz.

Amerika Birleşik Devletlerinin hasmane politikalarının sonu gelmiyor. Yunanistan, Suriye ve Irak başta olmak üzere Türkiye’nin çevresinde ve hatta Dedeağaç gibi yanı başındaki bölgelerde Amerika Birleşik Devletlerinin üst varlığı giderek artıyor. Soğuk savaş döneminde Sovyetler Birliğine karşı geliştirdikleri çevreleme politikasının bugün hedefinde Türkiye vardır. Doğu Akdeniz’de Türkiye'nin egemenlik haklarını yok sayan Avrupa’nın şımarık çocuğu Yunanistan, Amerika Birleşik Devletleri tarafından destekleniyor ve teşvik ediliyor. Türkiye'nin 1.289 kilometrelik güney hattında kurulmak istenen terör devleti projesi doğrudan Amerika Birleşik Devletleri tarafından destekleniyor.

Hatırlar mısınız sözde çözüm süreci garabetini Türkiye'ye yaşattığınız yıllarda, 29 Ekim 2014 tarihinde Barzani peşmergeleri ile PKK militanlarının Türkiye Cumhuriyeti toprakları üzerinden geçmesine, Suriye'nin kuzeyinde konuşlanmış YPG’ye yardıma gitmesine müsaade etmiştiniz? Hatta bir de peşmergelere ve PKK’nın militanlarına lahmacun ısmarlayıp yorgunluk çayı ikram etmiştiniz. İşte, o Barzani’nin peşmergeleri, işte o YPG’li teröristler, bugün Suriye'nin kuzeyinde ABD güdümünde bir terör devleti ilan etmeye sayenizde hiç olmadıkları kadar yakın bulunduklarını zannediyorlar.

F-35 savaş uçaklarımızın gasp edilmesi, Doğu Akdeniz’deki Türkiye düşmanı politikalar, ülkemizin güney hattında PKK,  YPG’yle birlikte yürüttükleri terör devleti projesi ve son olarak da sözde Ermeni soykırımı meselesinin gündeme getirilmesi bize göstermektedir ki Trump dönemindeki Türkiye düşmanlığı, Biden döneminde de artarak devam edecektir. Sözde Ermeni soykırımı meselesi tarihî temellerinden koparılarak siyasallaştırılmış, Batılı devletler tarafından âdeta bir şantaj unsuru hâline getirilmiştir. Türkiye’yi her fırsatta soykırım yalanlarıyla isnat eden Amerika Birleşik Devletleri, Batılı ülkeler ve Rusya eğer ırkçılık görmek istiyorlarsa ve eğer soykırım görmek istiyorlarsa dönsünler ve kendi tarihlerini baksınlar. Amerika Birleşik Devletleri Başkanının mevsimsel sancılar nedeniyle ifade ettiği Ermeni soykırımı iddiası tarihî gerçekleri de yansıtmamaktadır. Biden’ın yapmış olduğu bu açıklama tarihî gerçeklerden uzak olup Türk milletinin onur ve itibarına yönelik ağır bir saldırı niteliği taşımaktadır. Sayın Genel Başkanımız Meral Akşener’in de ifade ettiği gibi Sayın Erdoğan ve Biden arasında yapılan telefon görüşmesinde Ermeni soykırımının açıklanacağına dair niyet işitildiğinde ahizenin Biden’ın yüzüne kapatılmamış olması ve bugün geldiğimiz noktada Sayın Erdoğan’ın ABD Başkanına tarih dersleri dışında hiçbir karşılık veremiyor oluşu Türkiye'de siyasi iktidarın aczini gösterir. Sayın Erdoğan’dan beklediğimiz şudur: “Cumhuriyetin çömez devleti, 1970’lerin güçsüz ülkesi” diye küçümsediğin o eski Türkiye'de devleti yönetenlerin gösterdiği cesareti göster. İki kutuplu dünya düzeninde soğuk savaşın tam ortasında rahmetli Ecevit’e “Kıbrıs Harekâtı’nı yapamazsın." dediler. Yaptı. Rahmetli Demirel Amerika Birleşik Devletleri’nin silah ambargosuna 25 Temmuz 1975’te tüm Amerika Birleşik Devletleri üslerini kapatarak yanıt verdi. Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarının gücü maalesef ve meal teessüf Amerikan üslerini kapatmaya yetmiyor. Neye yetiyor? Amerikan üslerini kapatamayan AK PARTİ iktidarı ancak ve ancak halk ekmek büfelerini kapatmakla yetiniyor. (İYİ PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar) İncirlik Üssü’nü, Kürecik’i kapatmak size ağır geliyor. İçeride “Ey Amerika, ey İsrail!” diye haykırıp iç siyaset stratejisi oluşturan Sayın Erdoğan’ın dış politikada da aynı feraseti göstermesini bekliyoruz.

Değerli milletvekilleri, geçtiğimiz gün kabine toplantısının ardından Sayın Erdoğan yapmış olduğu açıklamada Türkiye'nin 29 Nisan-17 Mayıs tarihleri arasında tam kapanmaya gideceğini ilan etti. Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı yine dünyada bir ilke imza attı; tam kapanma var ancak ekonomik ve sosyal destek yok. AK PARTİ iktidarında Türkiye Cumhuriyeti, maalesef, sosyal devlet olma vasfını yitirmiştir. Vatandaş ne yiyecek, ne içecek? Elektrik, doğal gaz faturalarını nasıl ve kim ödeyecek? Esnafımız kirasını, vergisini, BAĞ-KUR primini neyle yatıracak?

Yönetemediğiniz pandemi sürecinde millete sadece iki seçenek sundunuz; bir yanda yoksulluk ve açlık, diğer yanda ise hastalık ve ölüm. Millet kapanıyor, bankaları açık tutuyorsunuz; bu ne yaman çelişkidir. Bu, millete “Ölen ölsün, kalan sağlar bizimdir.” demekten başka bir şey değildir. Lebalep kongreler yaptınız, hayatta kalma mücadelesi veren esnafı batırdınız; zannetmeyin ki bu vebal yanınıza kâr kalacaktır, Türk milleti bunun hesabını sandık önüne geldiğinde mutlaka soracaktır.

Bizzat Sayın Cumhurbaşkanının ağzından “Büyük Türkiye’ye hiç olmadığı kadar yakınız.” diyorsunuz. Mademki iktidarınız büyük Türkiye dönemecine girmiş, mademki tam kapanma var, o hâlde bugünden tezi yok her haneye 1.500 lira yardım yapacağınızı açıklayın; “prompter”dan okuduğunuz metinlerle “tam kapanma” diyerek bu millete arkanızı dönüp gitmeyin; patatese, soğana, 1 liralık ekmeğe muhtaç ettiğiniz vatandaşlarımızı şimdi de açlığa terk etmeyin. Ancak, biliyoruz ki yönetemediğiniz devletin vatandaşına bu sosyal desteği verecek takati kalmamıştır.

Buradan vatandaşlarımıza sesleniyorum: Umutsuz olmayınız, bu karanlık günler elbet son bulacaktır. Söyledik ve ısrarla söylemeye devam edeceğiz: Türkiye ve Türk milleti böyle bir iktidara mecbur, muhtaç ve mahkûm değildir.

Gerçekleri yüzünüze vurduğumuzda diyorsunuz ki: “Siz iktidara gelseniz daha iyisini mi yapacaksınız?” Tabii ki daha iyisini yapacağız. İYİ Parti iktidarında hiç kimse vatandaşlarımızın hakkını gasbedemeyecek. İYİ Parti iktidarında hiçbir kamu görevlisi yolsuzluk yapmaya cesaret dahi edemeyecek. (İYİ Parti sıralarından alkışlar) Çünkü böyle bir gaflette bulunursa bunun bedelini en ağır şekilde ödeyeceğini bilecek. İYİ Parti iktidarında milletin hazinesi, emeği, kaynakları yandaş müteahhitlere peşkeş çekilemeyecek, milletten alınan ne varsa millete geri verilecek. İYİ Parti iktidarında bu karanlık günler bitecek ve vatandaşlarımız hak ettiği huzura ve refaha kavuşacaklar. O gün gelinceye kadar Türk milletinin hakkını ve hukukunu Türkiye Büyük Millet Meclisinde savunacağımızı ilan ediyor, bu vesileyle sevgi ve saygılarımı sunuyorum. (İYİ Parti ve CHP sıralarından alkışlar)

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkanım, sadece bir cümle söyleyeceğim kayıtlara geçmesi açısından. Sayın konuşmacının iddia ve eleştirilerine daha önce cevap verildiğini hatırlatmak isterim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Peki, ben teşekkür ederim. 

Tümü üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz talep eden İstanbul Milletvekili Sayın İsmail Faruk Aksu.

Buyurun Sayın Aksu. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA İSMAİL FARUK AKSU (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 260 sıra sayılı Vergi Usul Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin tümü üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz aldım. Gazi Meclisi ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Konuşmamın başında Irak’ın kuzeyinde terörle mücadele kapsamında yürütülen Pençe-Şimşek ve Pençe-Yıldırım operasyonlarında şehit olan askerlerimize Allah’tan rahmet, ailelerine sabır, milletimize başsağlığı diliyorum. Allah kahraman Mehmetçik’imizin yâr ve yardımcısı olsun.

Değerli milletvekilleri, görüşmekte olduğumuz kanun teklifi, akaryakıt kaçakçılığına bağlı vergi kaybının önlenmesi, akaryakıt ve sıvılaştırılmış petrol gazı piyasasının etkin bir şekilde çalışması, rekabet eşitsizliklerinin ortadan kaldırılması ve kayıt dışı ekonomiyle mücadele edilebilmesi amacıyla 5015 sayılı Petrol Piyasası Kanunu, 5307 sayılı Sıvılaştırılmış Petrol Gazları Piyasası Kanunu, 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nda değişiklik yapılmasına ilişkindir.

Anılan kanunlar esasen, petrolün doğrudan veya işlenerek güvenli ve rekabet ortamı içerisinde kullanıcıların sunumuna ilişkin piyasa faaliyetlerinin şeffaf, eşitlikçi ve istikrarlı biçimde sürdürülmesi amacına yönelik bulunmaktadır. Bununla birlikte, teklifin gerekçesinde de ifade edildiği gibi son dönemde akaryakıt kaçakçılığının yerini fatura ticareti olarak bilinen mali usulsüzlüklerin aldığı, bu yolla ciddi boyutlarda vergi kaybına neden olunduğu, ayrıca bu durumun piyasada faaliyet gösteren taraflar arasındaki rekabete de zarar verdiği bilinmektedir. Toplum hayatını, demokratik rejimi ve ahlaki değerleri tahrip eden, kaynak israfına yol açan yolsuzluk ve usulsüzlüklerin önlenebilmesi için etkin denetim yanında bunlara zemin hazırlayan unsurlarla mücadele edebilecek hukuki altyapının oluşturulması da son derece önemli bulunmaktadır.

Petrol ve petrol ürünleri, mahiyetleri itibarıyla stratejik ürünlerdendir. Bu nedenle, tüm tarafların mali ve teknik mevzuata uygun davranmalarını temin edecek tedbirlerin alınması zaruret arz etmektedir. Her ne kadar kaçak akaryakıtla mücadelede ulusal marker uygulamasına geçilmesi ve yapılan bazı düzenlemeler neticesinde önemli gelişme kaydedilmiş ve başarı elde edilmişse de Plan ve Bütçe Komisyonunda teklif sahibi Sayın Altunyaldız’ın yaptığı açıklamalara göre, piyasadaki mükelleflerin bir kısmının alış ve satışlarını kayıt dışı yaptığı, yapılan satışların sahte belgelerle belgelendirilmesi ya da istasyonlardaki ödeme kaydı cihazlarına müdahale edilmesi suretiyle haksız kazanç elde etme yollarının denendiği tespit edilmiştir.

Diğer taraftan, PKK ve diğer terör örgütleri aracılıyla akaryakıt kaçakçılığı yapıldığı ve terörün finansmanı amacıyla kullanıldığı da bilinmektedir. Bu usulsüzlüklerin giderilmesi amacıyla hazırlanan teklifin 1’inci maddesiyle Vergi Usul Kanunu’nun 231’inci maddesinde yer alan yedi günlük fatura düzenleme süresini indirmeye ya da faturanın malın teslim edildiği veya hizmetin yapıldığı anda düzenlenmesini zorunlu kılmaya imkân sağlanmaktadır. Bu şekilde hâlen malın teslimi veya hizmetin yapıldığı tarihten itibaren azami yedi gün içinde düzenlenmesi gereken faturanın mal veya hizmetin nevi, miktarı, fiyatı, tutarı, satışın yapılma şekli, faaliyet konusu, sektör ya da mükellefiyet türünü ayrı ayrı veya birlikte dikkate alarak faturanın yedi günlük süreden önce düzenlenmesine mecburiyet getirme konusunda Hazine ve Maliye Bakanlığı yetkili kılınmaktadır.

Teklifin 2’nci maddesi akaryakıt piyasası ile tütün ve alkollü içeceklere ilişkin piyasada faaliyet gösteren mükelleflere teminat yükümlülüğü getirmektedir. Buna göre piyasada lisansa tabi faaliyetlerde bulunanlar ile bandrol, pul, barkot, sembol gibi özel etiket ve işaretleri kullanma zorunluluğu getirilen ürünleri imal veya ithal edenlerden yeni işe başlayanlarda 10 milyon liraya kadar, faaliyeti devam edenlerde ise 100 milyon lirayı geçmemek üzere bir önceki hesap dönemine ait brüt satıştan toplamın yüzde 1’ine kadar teminat alınması öngörülmekte, teminat tutarını belirleme yetkisi de Hazine ve Maliye Bakanlığına verilmektedir.

3’üncü madde teminat sorumluluğuna uymayanlara önceki yıl cirosunun binde 3’ü tutarında özel usulsüzlük cezası kesilebilmesine yöneliktir. Bu şekilde, teklifte ifade edilen şekliyle özel usulsüzlük cezası cironun belli bir oranı üzerinden kesilerek uygulanacaktır.

4 ve 5’inci maddeler akaryakıt sektörlerindeki kayıt dışılıkla mücadele için yeni bir kaçakçılık suçu ve cezası ihdasına ilişkindir. Vergi Usul Kanunu’nda yapılan düzenlemeyle akaryakıt sektöründe kullanılan ödeme kaydedici cihazların yanı sıra akaryakıt otomasyonu sistemlerine yapılan müdahalelerin kaçakçılık suçu kapsamına alınması sağlanmaktadır. Yetkilendirilmediği hâlde ödeme kaydedici cihaz mührünü kaldıran, donanım veya yazılımını değiştiren, yetkilendirilmiş olsun ya da olmasın ödeme kaydedici cihazın hafıza birimlerine, elektronik devre elemanlarına, harici donanım veya yazılımlara müdahale ederek satışlara ait mali belge ve bilgilerin cihazda kayıt atına alınmasını engelleyen, kayıt altına alınan bilgileri değiştiren, silen, verilerin iletilmesini önleyen veya bunların gerçeğe uygun olmayan şekilde iletilmesine sebebiyet verenlere üç yıldan beş yıla kadar hapis cezası öngörülmektedir. Ayrıca, bu suçları tespiti hâlinde adli süreçlerin bir an önce başlayabilmesi için durumun Cumhuriyet başsavcılığına bildirilmesi ve kamu davasının incelemenin tamamlanması beklemeden açılabilmesi mümkün hâle getirilmektedir.

Teklifin 6 ve 11’inci maddelerindeyse akaryakıt ve sıvılaştırılmış petrol gazı piyasasında faaliyette bulunan mükelleflerin dağıtıcı, ihrakiye teslimi ve bayilik lisanlarıyla EPDK tarafından belirlenen diğer lisans türlerine ilişkin olarak lisans başvurusu, lisans tadili veya lisans süresi uzatılmasına ilişkin taleplerin yerine getirilmesi için 6183 sayılı Kanun kapsamında vadesi geçmiş borcun bulunmaması şartı getirilmekte böylelikle vergi yoğun sektörler olan akaryakıt ve LPG piyasasında vergi tahsilat kapasitesinin iyileştirilmesi ve kamu alacaklarının tahsil güvenliğinin sağlanması hedeflenmektedir.

Kanun teklifinin 7’nci maddesiyle akaryakıt kaçakçılığıyla mücadele için bayi denetim ve otomasyon sistemini kuranlara da sorumluluk getirilmektedir. Bugüne kadar akaryakıt piyasasındaki dağıtıcı lisans sahibi şirketlerin sorumluluğunda bulunan bayi denetim sisteminin kurulması ve uygulanması yükümlülüğünde değişiklik yapılarak denetim sisteminin EPDK tarafından yetkilendirilen tüzel kişiler aracılığıyla kurulması ve uygulanması öngörülmektedir. Aynı zamanda söz konusu sistemi kurmadığı ya da kurumca belirlenen usul ve esaslara uygun denetimi sağlayamadığı tespit edilen dağıtıcılara ve yetkilendirilen tüzel kişilere idari para cezası öngörülmektedir. Böylelikle, gerek otomasyon sisteminin kurulması gerekse işletilmesi aşamaları çok daha kontrollü hâle getirilmektedir.

8’inci maddeyle düzenlenen bir diğer önemli konuysa dağıtıcıların bir dağıtıcıdan aldığı akaryakıtı başka bir dağıtıcıya tekrar satmasına sınır getirilerek dağıtıcılar arası ticaretin yeniden düzenlenmesidir. Dağıtıcılar arası akaryakıt ticareti, sektörün maliyet etkin bir şekilde faaliyetlerini sürdürmesi için önemli bir araçtır. Özellikle, akaryakıt ithalatı gerçekleştirme kapasitesi olmayan küçük ve orta ölçekli dağıtıcılar, piyasa faaliyetlerini sürdürmeleri konusunda dağıtıcılar arası akaryakıt ticaretini kullanmaktadır. Ancak ithalat veya rafineri kanalıyla temin edilen akaryakıtın birden fazla kere el değiştirmesi maliyet artırıcı bir unsur olduğu gibi akaryakıtın, dolayısıyla piyasanın izlenebilirliğine de ciddi oranda zarar vermektedir. Bu kapsamda dağıtıcılar arası akaryakıt ticaretinin, kullanım amacına zarar vermeksizin bir dağıtıcıdan temin edilen akaryakıtın bir başka dağıtıcıya satılmasına kısıtlama getirilerek sağlıklı bir piyasa kontrolü öngörülmektedir.

Teklifin 9’uncu maddesiyle, otomasyon yükümlülüğünü yerine getirmeyen lisans sahiplerine ve otomasyon şirketlerine ceza öngörülmekte, bu kapsamda denetim sistemini usulüne uygun olarak kurmak ve uygulamak üzere yetki verilen tüzel kişilerin sorumlulukları netleştirilmektedir.

10’uncu maddeyle, hile ve yalan beyanda bulunanların lisansının iptal edilmesi yönünde düzenleme yapılmakta ve kanuna karşı hile veya yalan beyanda bulunulmasından dolayı lisansı iptal edilenlerin tekrar piyasaya girişinin engellenmesi sağlanmaktadır.

12’nci maddeyle, istenilen teminatı vermeyenlerin piyasa faaliyetlerinin teminat verilinceye kadar durdurulması ve bu süre içerisinde söz konusu tesis veya faaliyet için başka bir gerçek veya tüzel kişiye de lisans verilmemesi düzenlenmektedir.

Teklifin 13’üncü maddesiyleyse bitkisel yağ ve atıklarından akaryakıt olarak kullanılabilen ürünleri izinsiz üretenler kaçakçılık kapsamına alınmaktadır. Hâlen petrol türevi ürünlerin akaryakıt yerine ikame edilebilmesine ilişkin faaliyetler kaçakçılık kapsamındadır ve bu çerçevede izin alınmaksızın solvent, madeni yağ, asfalt ve benzeri petrol ürünlerinden akaryakıt üreten, satışa arz eden, satan, bulunduran, bu özelliğini bilerek ticari amaçla satın alan, taşıyan veya saklayan kişilere de adli yaptırım uygulanmaktadır. Bununla birlikte, bitkisel yağ ve bunların atıkları gibi petrol bazlı olmayan diğer maddelerden de akaryakıt olarak kullanılabilme özelliğine sahip kaçak ürünler üretilebilmektedir. Maddeyle, akaryakıt yerine kullanılan diğer ürünlerin de Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu kapsamına alınması temin edilmektedir.

Muhteva itibarıyla önemli düzenlemeler içerse de kanun teklifinin yasalaşmasıyla birlikte sağlıklı bir uygulamanın yapılabilmesi için yönetmelik ve tebliğ gibi ikincil düzenlemelerin de ilgili kurumlarca kanunun ruhuna uygun olarak süratle gerçekleştirilmesi önem arz etmektedir.

Değerli milletvekilleri, maliye politikasının temel amacı, ülkenin makroekonomik hedeflerini gerçekleştirmeyi de içerecek şekilde kamu gelir ve harcamalarının kalitesini iyileştirmek ve kamu açıklarını kalıcı bir biçimde azaltmaktır. Bu amaçla, herkesin mali gücüne göre vergi ödediği, üretim ve istihdamı teşvik eden, öngörülebilir bir vergi sisteminin tesis edilmesi gerekmektedir. Milliyetçi Hareket Partisi olarak, vergi denetimiyle birlikte vergi idaresinin organizasyon, insan gücü ve teknik altyapı eksiğinin giderilerek kayıt dışılığın önlenmesi ve vergi tahsilatının artırılmasını, bu şekilde daha düşük oranlı bir vergilemeye geçilmesini, esnaf ve çiftçimizin vergi yükünün hafifletilmesini, asgari ücretten vergi alınmamasını ve ücretlilerin asgari ücret kadar gelirinin vergi dışı bırakılmasını gerekli görüyoruz. Üretim ve ihracat başta olmak üzere, ekonominin bütününde görülen iyileşmeye de bağlı olarak, inanıyoruz ki dünyayı etkisi altında tutan konjonktürel süreç aşılarak vatandaşlarımızın ertelenen taleplerinin ve beklentilerinin gerçekleşmesi de mümkün hâle gelecektir. Esasen, devletimiz ve Hükûmetimiz salgın şartlarında yaşanan olumsuzluklardan esnafımızın, sanayicimizin, çalışanlarımızın ve tüm vatandaşlarımızın daha az etkilenmesi için kısa çalışma ödeneği, ciro desteği, kira yardımı, nakit desteği, borç erteleme, kredi desteği, işten çıkarma yasağı ve benzeri önemli destek tedbirlerini süratle uygulamaya koymuş, bu şekilde hem üretim çarklarının dönmesi hem de vatandaşlarımızın mağduriyet yaşamaması temin edilmiştir.

Bu vesileyle, emeklilerimize verilen bayram ikramiyelerinde artış yapılmasından memnuniyet duyduğumuzu belirterek hayırlı olmasını da diliyorum.

Değerli milletvekilleri, akaryakıt gibi kaçakçılığın yüksek boyutlara ulaştığı alanlarda yasa dışı gelirlerin izlenmesinin, alınacak idari ve denetim tedbirlerinin yanında gerekli hukuki düzenlemelerin yapılmasıyla mümkün olabileceğini değerlendiriyoruz. Bu kapsamda öngörülen düzenlemelerin kayıt dışıcılığın önüne geçilmesine, akaryakıttaki sahteciliğin ve vergi kaçağının önlenmesine önemli katkı sağlayacağına inanıyor ve teklifi destekliyoruz.

Bu düşüncelerle kanun teklifinin ülkemiz ve milletimiz için hayırlı olmasını diliyor, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına sizleri saygıyla selamlıyorum. (MHP  ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Halkların Demokratik Partisi Grubu adına söz talep eden İstanbul Milletvekili Sayın Hakkı Saruhan Oluç.

Buyurun Sayın Oluç. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın vekiller; Vergi Usul Kanunu’yla ilgili bir teklifi konuşuyoruz. Genel olarak şunu başlangıçta söylemek istiyorum: Türkiye’de adil bir vergi sistemine ve köklü bir vergi reformuna ihtiyacımız olduğunu her fırsatta, vergi konuları tartışılırken dile getiriyoruz. Çünkü dolaylı vergilerin azaltıldığı -ki payları çok büyük oranda artmıştır genel vergi gelirlerinin içinde- vergi yükünün emekçinin, işçinin, dar gelirlinin, esnafın, çiftçinin sırtından alındığı düzenlemelere mutlaka ihtiyaç vardır. Bu genel yaklaşımdan sonra bu kanun teklifiyle ilgili çeşitli maddelerde de düzenleme tekliflerimiz oldu, eleştirilerimiz var ama kanunun geneline ilişkin çok köklü bir itirazımız olmadığı için kanun üzerinde çok fazla konuşmak istemiyorum ve ileriki maddelerde de görüşülürken arkadaşlarımız eleştirilerini dile getirecekler. Ama ben burada bir başka konu üzerinde durmak istiyorum. Daha evvel çeşitli seferlerde bu konuları konuştuk, tabii ki konuşmaya da devam edeceğiz. Bu nedir? İki gün önce 26 Nisanda Sincan’da bir duruşma başladı, “6-8 Ekim Kobani olayları” adıyla bilinen ve geçmiş dönemde eş genel başkanlarımızın, milletvekillerimizin, merkez yürütme kurulu üyelerimizin yargılandığı bir davayla karşı karşıyayız. 3.530 sayfalık bir iddianame var. Olayların meydana geldiği tarihten altı yıl üç ay sonra, 7 Ocak 2021 tarihinde hazırlanarak bu iddianame bir dava açılmış oldu. İki gün önce bir duruşma yapıldı, oradaydım. Hukuksuz bir iddianame zaten süreç boyunca hazırlanmış oldu. Hukuksuz bir ilk duruşma da gerçekleşti. Duruşmada en ufak usul ve teknik meseleler bile müzakere yoluyla halledilemedi. Mahkeme heyeti söz vermemek üzerine o kadar yoğunlaşmıştı ki en basit hukuki durumlar bile ayaklar altına alındı ve yani “Kendi hukukunu bile çiğneyen bir mahkeme ne kadar adil yargılama yapabilir?” sorusunu hepimizin kafasında uyandırdı ama bu şekilde devam edilirse adil bir yargılama olmayacağı çok açık bir şekilde hepimizin malumu hâline geldi. Ankara 22. Ağır Ceza Mahkemesine sunulmuş bir iddianameden söz ediyoruz. Biraz evvel de söylediğim 3.530 sayfalık bir iddianame, 324 klasörlük ekleri var. Mahkeme tarafından bir hafta gibi kısa bir süre içinde incelenmiş ve 7 Ocak tarihinde iddianamenin kabulüne karar verilmişti. Yani, 3.530 sayfa ve 324 klasörlük ekler bir haftada incelendi. Özensiz, alelacele bir inceleme sonucunda… Hatta pazar gününe duruşma günü verilmişti, sonra basında bu çıkınca ve eleştiri konusu yapılınca pazartesi olarak gün değiştirildi. Bu 3.530 sayfalık iddianamenin ve 324 klasörlük eklerinin tamamının mahkeme kalemi tarafından taranıp avukatlara verilmesi bile aylarca sürdü. Tarama işlemleri ancak 23 Martta tamamlandı, on binlerce sayfadan oluşuyor ekleriyle beraber. Savcılık tarafından tasnif edilip dizini yapılmadan mahkemeye sunulmuş; mahkeme, tasnifi ve dizini yapılmayan dosyayı incelemeden teslim almış, soruşturma dosyası içerisinde UYAP avukat portalda, gözüken bazı evrakların fiziki dosya ve ek klasörlerde yer almadığı tespit edilmiş. Örnekleri artırmak mümkün ama baktığımızda tam bir keşmekeşle karşı karşıyayız. “Peki bu acele ne?” sorusunu sorduruyor ama buraya da geleceğim. Dosya içerisinde günsüz ve tarihsiz, işlem yapılmayan, arama, el koyma, gözaltına alma kararları mevcut, bunların dosyaya ne şekilde girdiği bile belli değil. Terörle mücadele şubesinden bilgi notu antetli ve başlıklı ama imzasız mahkemeye ve savcılığa talimatlar veren belgeler olduğu ortaya çıktı. Tüm bunlara rağmen mahkeme 7 Ocakta -yani bir haftalık incelemeden sonra- “Büyük bir titizlikle ve hassasiyetle inceledik.” dedi ve değerlendirmesini yaptı. Şaka gibi ama durum bu. Özensizlikler, hatalar, eksiklikler, yargının olağan akışına da aykırı olan usul ve yasa dışı uygulamalar, iktidarın zamanla yarışan siyasi çıkar hesaplarından kaynaklandığını çok açık bir şekilde bize gösterdi. 22. Ağır Ceza Mahkemesi maalesef talimatla bir yargılama yapmaktadır. Bağımlı ve taraflı talimatlarla hareket eden yargı dediğimizde işte bu örnek karşımızdadır. Yürütmenin tahakkümüyle yargılama yapmak esas itibarıyla budur. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin de “18’inci madde ihlali” dediği ve “Siyasi nedenlerle dava açılıyor.” dediği konu tam da 6-8 Ekim Kobani iddianamesine oturmaktadır.

Duruşma başlangıcında 100’e yakın avukat pandemi ve güvenlik gerekçesiyle içeri alınmadı, salonun yarısı polislerle dolduruldu ama garip bir şekilde. İçeriye girebilen avukatların itirazı dikkate alınmadı, tutanağa geçirilmedi, mahkeme heyeti tutuklu yargılanan arkadaşlarımıza söz hakkı vermedi, avukatsız kimlik tespiti yapmaya çalıştı. Aslında hukuk cinayeti adımları atılıyor, çok açık, ilk andan itibaren biz bunu gözlerimizle ve kulaklarımızla izleme şansına sahip olduk. Kararı çoktan verilmiş bir yargı ortamı var, bu görünüyor ve hissediliyor. Adil yargılama değil, hızlı yargılama isteniyor. Çünkü talimat verilmiş yargıya iktidar tarafından “Hızlı bitsin bu yargılama.” denmiş. “Adil olması şart değildir.” demiş aslında yürütme yargıya. Politik kararla, iktidarın politik kararıyla bir yargılama olduğu çok açıktır.

Peki, yürütmenin yönlendirmesine de birkaç cümle söylemek istiyorum; sadece yönlendirmesine değil, yürütmenin talimatlarına ve tahakkümüne ilişkin de birkaç şeyle söylemek istiyorum. Biri yürütme adına İçişleri Bakanı, diğeri “siyasi memur” sıfatlı İletişim Başkanlığı çalışanı. Doğrudan yürütmenin propaganda odağından söz ediyoruz. Atılmış olan “tweet”ler ve kullanılmış olan videolar var. Şimdi, Anayasa’nın 138’inci maddesinin açıkça ihlal edildiği ve aleni olarak yargıya talimat verildiği bu paylaşımlarda, sosyal medya paylaşımlarında çok net olarak görünüyor. Bağımlı ve taraflı yargı ve yürütmenin yargı üzerindeki tahakkümü çok açık bir şekilde görünüyor. Yürütme aslında açık açık itiraf ediyor “Bu davayı biz açtık, yürütme olarak bu davada tarafız ve bu mesele hukuki bir mesele değil, siyasi bir meseledir.” diyor çok açık bir şekilde. Adalet ve Kalkınma Partisinin Genel Başkanı bir zamanlar Ergenekon ve Balyoz davaları için “Bu davaların savcısı benim.” diyordu, bugün de Kobani davasının savcısı İçişleri Bakanı ve İletişim Başkanı görünüyor.

Şimdi, daha mahkemenin ilk gününde arkadaşlarımızı hadsiz bir şekilde ve mesnetsiz açıklamalarla cinayetlerin failleri olarak gösteren açıklamalar ve sosyal medya paylaşımları bu davanın hukuki değil, siyasi olduğunu ve önceden hazırlanmış bir kumpas olduğunu net bir şekilde ortaya koyuyor. Yürütmenin yargıya açık talimatıyla videolar ve açıklamalar yapılıyor.

Şimdi, bakın, hiç sıkılmadan, hiç utanmadan yürütmenin mensupları yalan söylüyorlar, İletişim Başkanlığının başında duran kişi yalan söylüyor. Bunlar FETÖ kumpas davalarından öğrendiklerini uyguluyorlar aslında, iyi talebeler olduklarını kanıtlıyorlar.

Şimdi bakın, bir video, Süleyman Soylu paylaşmış. Bu videoda çeşitli şeyler var, ben bir nokta üzerinde durmak istiyorum, diyor ki bu videoda: Sırrı Süreyya Önder, geçmiş dönem milletvekillerimiz; Pervin Buldan, Eş Genel Başkanımız ve geçmiş dönem milletvekilimiz aynı zamanda, şimdi Eş Genel Başkanımız; ve geçmiş dönem Grup Başkan Vekilimiz İdris Baluken’le ilgili olarak paylaşımlar yapıyor ve diyor ki: “Kandil’e gittiler.” Şimdi bakın, iktidara bunu açıkça soruyoruz ve kamuoyuyla da bunu paylaşıyoruz: Evet, Kandil’e gitmişler, doğru. Peki Kandil’e kim gönderdi bu heyeti? Kim gönderdi Kandil’e bu heyeti? Kandil’e bu heyetin götürdüğü mektubu İmralı’dan kim çıkardı ve heyete verdi? Kim gidilmesine izin verdi? Kim Kandil’den dönüşte getirilen cevabı aldı, İmralı’ya ve devlet kurumlarına iletti? Kim yaptı bunları?

AYHAN EREL (Aksaray) – Kim yaptı?

HAKKI SARUHAN OLUÇ (Devamla) – Bu soruların cevapları ortada yok.

Şimdi bakın, bunu bir suçlama olarak kullanırsanız bu soruların cevaplarını da iktidar vermek zorundadır yani mesela dönemin Kamu Güvenliği Müsteşarı acaba işin içinde miydi? Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarı işin içinde miydi? İktidar partisinden bugün hâlâ milletvekili olan çeşitli isimler bu işin içinde miydi? Dönemin Adalet ve İçişleri Bakanları bu işin içinde miydi? Başbakan Yardımcısı, Başbakan bu işin içinde miydi? Cumhurbaşkanı bu işin içinde miydi? Bu soruların hepsine verilecek bir tek cevap var: Evet, bunların hepsi bu işin içindeydi yani kimse Kandil’e elini kolunu sallayarak gitmedi, kimse mektupları İmralı’dan kendi başına çıkarmadı, bunları çok net olarak biliyoruz. Peki nedir esas itibarıyla burada murat edilen? Sadece HDP’nin yargılanması mıdır? Sadece olan biten her şeyi HDP’nin üstüne yıkmak mıdır? Yoksa acaba bunların da daha sonra yargılanmasının yolunun açılması mıdır? Net, söyleyelim: Bu yargılamanın sonucunda Kandil’e gitmekten, İmralı ile Kandil arasındaki yazışmaların taşıyıcılığını yapmış olmaktan eğer insanlar mahkûm edileceklerse bütün buna izin vermiş ve yapmış olanların da yargılanması ve ceza alması hedefidir. İşte, Süleyman Soylu’nun attığı “tweet”in anlamı budur esas itibarıyla. Bize değildir esas mesaj; esas mesaj, bütün o çözüm sürecinde yetkili pozisyonlarda bulunanlarla, demin sözünü ettiğim bütün noktalarda olanlarla, en tepeye kadar, Cumhurbaşkanlığına kadar işin içinde olanlarla ilgilidir.

Şimdi, Süleyman Soylu’nun attığı “tweet”te bir şey daha eksik kalmış, onu da ben söyleyeyim, belki günün birinde ekler. “6-8 Ekim Kobani olaylarını HDP çıkardı.” diye anlatıyor da 6-8 Ekim Kobani olaylarının nasıl sona erdirildiğini söylememiş o “tweet”te. Ben onu da söyleyeyim: Bakın, 9 Ekimde, Diyarbakır’da, o dönem Eş Genel Başkanımız olan Selahattin Demirtaş bir basın toplantısı yaptı ve o basın toplantısında -uzunca bir basın metni vardır, o zaman basınla paylaşıldı, isteyen istediği yerden de bulabilir- şöyle bir mesajı iletti, dedi ki: “Dün gece itibarıyla      -yani 8 Ekim akşamını kastederek- Sayın Öcalan’la kısa bir mesaj bağlantısı kurma imkânı bulduk. Kendisinin, bu katliam tehlikesine karşı diyalog ve müzakereyi hızlandırma yöntemini bütün taraflara önerdiğini belirtmek istiyoruz.” 8 Ekim açıklaması 9 Ekimde. Nasıl olmuş bu yazışma trafiği acaba? Nasıl bir mesaj bağlantısı sağlanmış, kim sağlamış bunu acaba? Eğer 6-8 Ekim olaylarında bu sağlanmamış olsaydı, olayların sona ermesi için, esas itibarıyla, İmralı’dan, Abdullah Öcalan’dan destek istenmemiş olsaydı, belki çok daha fazla insan ölecekti ama bu mesajla birlikte dendi ki: “Sokakta provokasyonlara katılanlar bizden değildir.” Ve bu mesaj sayesinde her şey durdu. Peki, sadece bu mu? 6-8 Ekim arasında, o süreçte heyetimiz bu provokasyonların durdurulması için İçişleri Bakanlığında kırk sekiz saat görüşme yürüttü İçişleri Bakanıyla beraber ve yine o dönemde televizyonlardan da duyduğumuz ve izlediğimiz kadarıyla İçişleri Bakanı demişti ki: “Güvenlik güçleri içinde kontrol edemediğimiz gruplar var.” Kim bunlar? Aradan yedi yıl geçmesine rağmen o kontrol edilemeyen güçlerle ilgili açılmış tek bir soruşturma oldu mu? Olmadı. O güçler neden yargı önüne çıkartılmadı, soruyoruz. Neden hâlâ korunuyorlar ve kollanıyorlar, soruyoruz. O dönem görev yapan vali, kaymakam ve emniyet müdürlerinin kaçı 15 Temmuzda da yer aldı, soruyoruz; kaçı hâlen görevdedir, soruyoruz. Neden korkuyorsunuz? Kobani katliamlarının siyasi ayağının ortaya çıkmasından da mı korkuyorsunuz acaba? Bunu soruyoruz. Bu soruları sormaya devam edeceğiz. Öyle, “Bu işi HDP’nin üzerine yıkarız da kurtuluruz.” hesabı yapanlar yanılıyorlar. Bunu bir kez daha söylemiş olalım.

Bu hukuki değil, siyasi bir davadır. Bu dava yargının değil, sarayın bizzat savcısı ve hâkimi olduğu, hükmün önceden verildiği bir iktidar davasıdır; partimizin siyasetteki değişim gücünü kırmaya yönelik demokratik siyaseti yasaklama davasıdır; 7 Haziranın ve 31 Martın intikamını alma davasıdır; siyasal ve toplumsal muhalefeti susturma, halklar arası dayanışmayı kırma davasıdır; Türkiye halklarının ortak geleceğini ve birlikte yaşam iradesine karşı kurulan bir kumpas davasıdır; düşürülemeyen Kobani’nin intikamını almaya yönelik bir vekâlet davasıdır. Bu dava, protestolarda ölümlere neden olan paramiliter güçleri kollama ve aklama davasıdır. Bu, büyük yolsuzlukların, çürümenin yaşandığı bir süreçte iktidarın kendisini ayakta tutma davasıdır. Bunları söylemiş olalım.

Bakın, bu davayı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararları üzerinden izlediğimizde de siyasi bir tasfiye davası olduğu açıkça ortaya çıkmaktadır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin 2 tarihli kararına işaret edeceğim. Çok fazla zamanımız olmadığı için detaylarına giremeyeceğim. Bir tanesi, 2018’de vermiş olduğu 2. Daire kararıdır ve ondan sonra 2. Daire kararına Türkiye Cumhuriyeti devleti adına yapılan itiraz sonucunda 22 Aralık 2020’de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Büyük Dairesi’nin verdiği karardır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Büyük Dairesi demiştir ki, birçok ihlal kararı vermiştir ama bir karar çok önemlimdir: “18’inci madde ihlal ediliyor.” Sayın milletvekilleri, nedir 18’inci madde ihlali? 18’inci madde: Devletin, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde yer alan hak ve özgürlüklere sınırlama getirirken meşru olmayan araçlarla hareket etmemesini, başka bir değişle devletin, sözleşme maddelerinin arkasına saklanarak gizli bir gündeme gerçekleştirmek amacını gütmemesini öngörmektedir. Bu maddenin yasakladığı yetkininin kötüye kullanılmasıdır. Yetkinin kötüye kullanılması idare hukukunun bir kavramıdır ve idare hukukunda idarenin yetkisini kapalı bir surette başka bir maksatla kullanması iptal nedenidir. İşte, 18’inci madde şikâyetlerinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi devletin temel hak ve özgürlüğü sınırlandırma yetkisini sözleşmede öngörülen amaçlar dışında kötüye kullanıp kullanmadığını incelemektedir ve karar vermiştir Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi. Hem 2’nci Dairesi hem Büyük Dairesi ve demiştir ki: “Venedik Komisyonun ve Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komisyonun raporlarına ve Türkiye'nin uygulamalarına bakarak 18’nci madde ihlal edilmektedir.” demiştir. “Yani siyasal nedenlerle tutuklama var, siyasal nedenlerle davalar açılıyor demiştir ve bu ihlale son verin, gereğini yapın.” demiştir çok açık bir şekilde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi. Bakın, gerekçeleri nedir Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin 18’inci madde ihlalinde? “Yapılan tutuklamaların çözüm sürecinin sona ermesinden sonra gerçekleşmesi, Cumhurbaşkanının beyanları, sadece HDP ve CHP’li milletvekillerinin tutuklanmış olması, Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiserinin gözlemleri, Venedik Komisyonunun Türk yargısına ilişkin raporu –Venedik Komisyonu da Avrupa Konseyi kurumudur- tutuklama sonucu örneğin Demirtaş’ın 2017 referandumu ve 2018 Cumhurbaşkanlığı seçiminde kampanya yapamamış olması, Demirtaş’ın ve HDP’li milletvekillerinin tutuklanması yanında belediye başkanlarının görevden alınması ve tutuklanmasının da amacı muhalif sesleri kısmak olduğunu göstermesi.” demiştir, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi; çok açık. Şimdi siz devamını getiriyorsunuz. Siyasi nedenlerle bir dava açtınız, siyasi nedenlerle tutuklama ve yargılama yapıyorsunuz, siyasi bir tasfiyeyi gerçekleştirmek amacıyla yargıyı kullanıyorsunuz ve yine madde 18 ihlaliyle karşı karşıyayız. Yani Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin haklı olduğunu kanıtlamak için bu iktidar çok çalışıyor, çok çabalıyor, iyi yapıyor; iktidar bu yaptıklarıyla bir kez daha 18’inci madde ve başka maddeler ihlaliyle Türkiye'yi karşı karşıya bırakacaktır.

Değerli milletvekilleri, bu konuları anlattık ve anlatmaya bundan sonra da devam edeceğiz. Siyasi saiklerle yargılama yapmanızı, siyasi saiklerle insanları tutuklamanızı ve demokratik siyasetten tasfiye etme çabanızı kamuoyuna ve halka her yerde anlatmaya devam edeceğiz.

İddianamenin içeriğine girmek bile istemiyorum, o kadar felakettir ki yani bütünlüğünden koparılan cümleler, daha önce suç olarak değerlendirilmeyen sözlerin sonra suç sayılması, gizli tanık ifadeleri, gizli tanıkların beyanlarındaki çelişkiler, gizli tanıkların tahmin ve yorumlar yapması yani sayın sayın bitmez, çok fazladır ama bir tek şeyi çok açık ve net olarak söyleyelim ki: Aslında bu davada alınan bütün kararlar, gizlilik kararı, tutuklamalar, bunların hepsi siyasi saiklerle yapılmış olan işlerdir ve bu davanın geleceği açısından da aslında yürütmenin karar verdiğini ve bu kararın alelacele, adil olmayan bir yargılama yoluyla sonuca ulaştırılması amacı olduğu açıktır. Biz yalanların kaybedeceğine, hakikaten mutlaka kazanacağına inanıyoruz; bundan en ufak bir şüphemiz yok.

Son olarak bu davadan medet umanlara ilişkin olarak birkaç cümle söylemek istiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HAKKU SARUHAN OLUÇ (Devamla) – Sayın Başkanım, bir dakika izin verir misiniz?

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (Devamla) – Teşekkür ediyorum.

Bu davadan medet uman siyasilere ve iktidara seslenerek birkaç şey söylemek istiyorum.

Bakın, HDP’nin fikrini, politikalarını, seçmenlerini demokratik siyasetten tasfiye edemeyeceksiniz. Kararlı duruşumuzu sürdüreceğiz, demokratik siyaset konusundaki kararlı duruşumuzu sürdüreceğiz. İktidarın bütün hukuki ve fiilî saldırıları karşısında demokratik siyaset anlayışımızdan taviz vermeyeceğiz. Kürk halkının ve Türkiye demokrasi güçlerinin nefes borusunu kesme çabalarınıza asla boyun eğmeyeceğiz. Kürt halkının ve Türkiye demokrasi güçlerinin siyasi temsilini engellemek ve sesini, sözünü kesme baskılarınız karşısında asla diz çökmeyeceğiz. Bunu bilin, bunu söyleyelim, hukuken de politik olarak da sizin saldırılarınız karşısındaki mücadelemizi kararlı bir şekilde sürdüreceğiz.

Dinlediğiniz için teşekkür ederim. (HDP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Akbaşoğlu…

 

 

 

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biraz evvel Sayın konuşmacı yürütmenin yargıya talimat verdiği iddiasında bulundu. Bu iddia tamamen temelsiz ve mesnetsizdir, bunun kabul edilmesi mümkün değildir.

Malum, 6-8 Ekim 2014 tarihlerinde, kamuoyunda Kobani olayları olarak bilinen olaylarda, 37 kişinin ölümüne, yüzlerce kişinin yaralanmasına sebebiyet veren o hendek, çukur hadiselerinde; hakikaten birçok kamu kurumunun yakıldığı, araçların yandığı, sosyal birçok meselenin ortaya çıktığı ve insanların öldüğü, yaralandığı olayla ilgili bağımsız ve tarafsız yargı önünde dava görülmektedir. Savcı iddianamesini ortaya koyar, avukat savunmasını ortaya koyar, hâkim de tarafsız ve bağımsız yargıyı temsilen savcının iddiasına, avukatın savunmasına dosya münderecatı çerçevesinde delillerle bakar, takdir eder ve kararını verir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HÜDA KAYA (İstanbul) – Hikâyeci!

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Türkiye demokratik bir hukuk devletidir, bundan kimsenin şüphesi olmasın, bunu hatırlatmak istedim.

Teşekkür ederim.

NURAN İMİR (Şırnak) – Keşke gelip görseydiniz o şaşaalı mahkemeleri, yarattığınız o şaşaalı mahkemeleri görseydiniz!

BAŞKAN – Sayın Oluç…

 

 

 

 

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Sayın Başkan, biraz evvel Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkan Vekili mesnetsiz iddialarda bulunduğumu söyledi, izin verirseniz kısaca cevap vermek istiyorum. Bakın, ben hiçbir mesnetsiz iddiada bulunmadım. Ben sizin politika tarzınıza sahip değilim, benimkini biliyor olmanız lazım. Türkiye Cumhuriyeti tarihindeki yargılamalara baktığınızda, hiçbir  yargılanmanın başlanmasından bir gün önce İçişleri Bakanı bir video yayınlamamıştır, tarihte böyle bir şey görülmemiştir. İçişleri Bakanı, yürütmeni bir üyesi değil mi, iktidarın bir parçası değil mi? İçişleri Bakanı, o videoyu yayınlayarak doğrudan doğruya Anayasa 138’i çiğnemedi mi, doğrudan doğruya mahkemeye talimat vermedi mi? Elindeki silahlı güçleri kullanarak yargı üzerinde tahakküm kurmadı mı? Kurdu. Ben mesnetsiz bir iddiada bulunmuyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - İçişleri Bakanınız, yargı üzerinde egemenlik kurmak için o videoyu yayınladı ama sadece o değil “İletişim Başkanlığı” diye bir kurum icat ettiniz; iyi, icat edin. Başına bir tane siyasi memur koydunuz; iyi, koyun. Yani o siyasi memur da sizin iktidarınızın ve yürütmenin bir parçası ve o siyasi memur da aynı şekilde sosyal medya paylaşımları ve videolar yayınladı. Bu da yürütmenin yargı üzerindeki tahakkümü, baskısı ve egemenlik kurma adımıdır; net. Mesnetsiz hiçbir iddia ileri sürmüyorum. Türkiye tarihinde bu kadar açık bir şekilde yargıya siyasi bir müdahale olmamıştır. Bunu siz yaptınız, sizin iktidarınız yaptı, sizin yürütme mensuplarınız yaptı. Mesele bu kadar açık ve nettir.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkan…

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Bu akşam bitmez.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Akbaşoğlu.

 

 

 

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkanım, teşekkür ederim.

Şunu ifade ediyorum: Herkes kendi vazifesini yapıyor, herkes kendi zaviyesinden bakıyor. O zaman buradaki açıklamaları da yargıya farklı bir yönden baskı olarak nitelendirmek gerekir. Bu böyle değerlendirilebilir mi Allah aşkına? (HDP sıralarından gürültüler)

Sonuçta, bakınız, siyasi partiler kendi kararlarını, kendi kanaatlerini kamuoyuyla paylaşıyor. Bu manada siyasiler de, bakanlar da kendi kanaatlerini paylaşıyorlar; bundan daha doğal ne olabilir? Şöyle bir video efendim yayınladınız, şöyle bir konuşma yaptınız: “Öyleyse yargıyı etkilemek ve yargıya talimat olarak nitelendiririz.” O sizin nitelendirmemiz, böyle bir durum söz konusu değil.

HÜDA KAYA (İstanbul) - Cevap vermeseniz daha iyi göreceksiniz. Konuştukça batıyorsunuz.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Bu iddia, yürütmenin yargıya talimat verdiği iddiası mesnetsizdir diyorum ve bu konuyla ilgili, dosya içeriğiyle ilgili de tarafsız ve bağımsız yargı bütün tarafları dinleyip karar verecektir diyorum. Olayın özü budur, gerçek de budur. Bu gerçeği kabullenmeniz lazım, acı da olsa kabullenmeniz lazım. Bir şey demiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

NURAN İMİR (Şırnak) – O cezaevinin önünde niye kalkanlarla basının önünü kapattınız, onu bir cevaplar mısınız.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Oluç, siz iddia ediyorsunuz, onlar da -iddiayı farklı yönden- “Bunu biz yapmıyoruz.” diyorlar. Şimdi nasıl yapalım, ikna mı edeceğiz birbirimizi?

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Ama bakın, Sayın Başkan, benim yaptığım konuşmanın mahkemenin…

BAŞKAN - Siz örnekleri de verdiniz, Sayın Akbaşoğlu da olabileceğini söyledi.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Tamam fakat benim yaptığım konuşmanın mahkemenin kararı üzerinde ya da işleyişi üzerinde herhangi bir etki yaratmakla ne alakası olabilir? Ben başka bir şey anlatıyorum. Ben iddianameyle ilgili bir şey anlatıyorum. Onun için izin verirseniz iki cümle söylemek istiyorum.

BAŞKAN - Peki, iki cümle söyleyin, tutanaklara geçsin.

Sadece bir dakika.

Buyurun.

 

 

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bakın, ben burada mahkemenin kararı üzerine herhangi bir cümle kurmadım, kurmuyorum, etkileme diye bir şey yok ama Anayasa’nın 138’inci maddesi çok açık bir şekilde der ki: “Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz.” İçişleri Bakanının yayınladığı video ve İletişim Başkanlığının yaptığı paylaşımlar çok açık bir biçimde yargıya sonuç bildirmektedir, sonuç çünkü onlar diyor ki: “Ceza almalıdır bunlar.” Ya, biri İçişleri Bakanı, öbürü İletişim Başkanı. Şimdi, bunun yürütmenin bir parçası olduğu çok açık ortada, neyi tartışıyorsunuz? Siz bunları yürütmenin dışında mı görüyorsunuz Sayın Akbaşoğlu?

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun.

 

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Teşekkür ederim.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – O zaman “Bu kanunu bitirelim.” demeyelim yani.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Zorunlu olarak cevap vermek durumundayım çünkü haksız bir eleştiri var.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Ne zorunlusu ya!

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Kaldı ki Sayın Oluç, konuşmanızda “Mahkemenin de kararı daha önceden belli.” diyerek mahkemeyi ve hâkimleri de töhmet altında bırakıcı cümleler sarf ettiniz biraz evvel. Sonuçta, yürütmenin asla ve kata böyle bir talimatı söz konusu değildir. Ne siz ne ben ne kimse, hiçbir kişi veya kurum bağımsız ve tarafsız mahkemelere talimat veremez. Bu hakikati dillendiriyorum.

BAŞKAN – Evet, konu anlaşılmıştır.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Bunu sizin de kabul etmeniz gerekir, bunu söylüyorum. Bunun dışında başka bir şey yok. (HDP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Konu anlaşılmıştır.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 18.20

 

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 18.31

BAŞKAN: Başkan Vekili Haydar AKAR

KÂTİP ÜYELER: Şeyhmus DİNÇEL (Mardin), Rümeysa KADAK (İstanbul)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 79’uncu Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

260 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

1.  Konya Milletvekili Ziya Altunyaldız ve 60 Milletvekilinin Vergi Usul Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/3572) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 260) (Devam)

BAŞKAN - Komisyon yerinde.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz talep eden Ankara Milletvekili Sayın Bülent Kuşoğlu.

Buyurun Sayın Kuşoğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 260 sıra sayılı Kanun Teklifi üzerinde grubum adına söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

260 sıra sayılı Kanun Teklifi’ni 60 milletvekili imzalamış ama imzalayanların 6’sı bile burada yok maalesef, herhâlde ramazan olması dolayısıyladır.

Şimdi, bilindiği gibi, geçen hafta Meclis pandemi dolayısıyla tatile girecekti, kapanacaktı. Meclisin tatile girmesi söz konusuydu sonra birdenbire bu kanun teklifi geldi; Plan ve Bütçe Komisyonunda bu kanun teklifini görüştük. Kanun teklifi, akaryakıtta vergi kaçakçılığıyla ilgili fakat aciliyet taşıyan bir kanun teklifi değil. Ayrıca, vergide biliyorsunuz, kazanç üzerinden alınan vergilerle ilgili sorunlar, sıkıntılar çok fazla. Çok fazla kaçak var, onlarla ilgili olarak ama akaryakıttaki kaçak bu kadar fazla ve acil bir durum kesbetmiyor. Buna rağmen getirilmesi enteresan. Neden getirildi? Bilmiyorum. Neden bu kadar acele edildi? Bilmiyorum ancak değerli arkadaşlar, Meclis kapanırken acil olarak böyle bir kanun teklifi getiriliyorsa bunun tencereyle ilgili olması lazımdı yani vatandaşla ilgili olması lazımdı, işsizlikle ilgili olarak kırılan, sıkıntıda olan vatandaşla ilgili olması lazımdı. Büyük sıkıntılar var, biliyorsunuz, bu konulara girmeden, bu konularla ilgili çözüm bulmadan hele bir pandemi kapanması söz konusu on yedi, on sekiz günlük, böyle bir kapanmadan önce işsizlerle  ilgili, özellikle esnafla ilgili, çalışanlarla ilgili, çalışamayacaklarla ilgili, para kazanamayacaklarla ilgili tedbir almamamız ama bu kanunları görüşüyor olmamız gerçekten affedilir şeyler değil.

Ben, bu kanun teklifini komisyondayken övdüm. Teşekkür ettim, hatta Ziya Bey’e. Neden? Çünkü ilk defa -on yıldır milletvekiliyim- bir torba kanun -5 farklı kanundan oluşuyor-  konu itibarıyla bütünlük arz ediyordu yani ilk defa bir torba kanun yerli yerinde gelmişti. Evet, etki analizi yapılmamıştı; evet, diğer tali komisyonlarla ilgili görüşe başvurulmamıştı, kamu kuruluşlarının, meslek kuruluşlarının görüşü yoktu. Yine çok eksikti ama ilk defa bir kanun teklifi -hatırlamıyorum bundan başka- bütünlük arz ediyordu. O nedenle kendilerine teşekkür etmiştim.

HACI ÖZKAN (Ankara) – Buna torba denemez.                      

BÜLENT KUŞOĞLU (Devamla) – Yo, torba ama torba olmasının da mahsuru yok -ilk defa olarak- onu özellikle belirteyim, kayıtlara geçsin.

Şimdi, bu kanun teklifi akaryakıt kaçakçılığını önlemeye yönelik değil, akaryakıtta vergi kaçakçılığını önlemeye yönelik. Yani fark var arada, böyle bir farkı var. Şimdi, vergi kayıp ve kaçağıyla ilgili çalışmamız gerekiyorsa dediğim gibi kazanç üzerinden alınması gereken vergilerle ilgili bu çalışmayı yapmamız lazımdı. Şeye bakıyorsunuz, mesela, aylık bütçe gerçekleşmelerine, mart itibarıyla vergilerde bu sene bir artış var. Özellikle muamele ve harcama vergilerinde büyük bir artış var. Hatta dâhilde alınan katma değer vergisi yüzde 196 artmış vaziyette. Bunlar zaten ağırlıklı olarak akaryakıttan alınıyor. Otomobille, akaryakıtla vergi almayı idame ettiriyoruz. Şimdi, otomobil alıyorsunuz değerli arkadaşlar, değerli milletvekilleri, 200 bin liraysa otomobilin bedeli 400 bin lira zaten onun üzerinden vergi alınıyor. Ondan sonra her sene o otomobille ilgili olarak motorlu taşıtlar vergisi ödüyorsunuz 15-20 bin lira. Onun haricinde depoyu her doldurduğunuzda en az yarısı kadar vergi ödüyorsunuz. Yani zaten Türkiye’deki vergi sistemi otomobile bağlanmış vaziyette. Şimdi, buradaki kaçakçılığın, düşük orandaki bu kaçakçılığın dikkate alınarak bu kanun teklifinin getirilmesi enteresan gerçekten de. Ayrıca, şunu da ifade edeyim: IMF’nin bir raporu var, bu hafta yayınlandı. Türkiye, pandemide halkına en az destek veren ülkeler arasında görünüyor buna göre. Bakın, 4 gruba ayırmış ülkeleri, dünya ülkelerini: Gayrisafi yurt içi hasılasının yüzde 10’unun üzerinde destek veren ülkeler, yüzde 7,5 ile 10 arasında destek veren ülkeler, yüzde 5 ile 10 arasında destek veren ülkeler, yüzde 2,5 ile 5 arasında destek veren ülkeler ve yüzde 2,5’un altında gayrisafi yurt içi hasılasına göre destek veren ülkeler. Türkiye yüzde 1,5’la, gayrisafi yurt içi hasılasının yüzde 1,5’uyla en az destek veren ülkeler arasında. O nedenle, bundan önce buraya getirmemiz gereken kanun teklifleri vardı, vatandaşla ilgili bu durumu, kapanmayı dikkate alarak, işsizliği dikkate alarak yapmamız gereken işler vardı. Özellikle esnaf Türkiye’de büyük sıkıntılar içerisinde, orta sınıf yok oluyor esnafla beraber. Özellikle esnaf çocukları devlette çalışmak için müracaat ediyor, başvuruyor. Orta sınıfı yok ediyoruz, esnafı yok ediyoruz. Bunlarla ilgili bizim tedbir almamız lazımdı şu saatte.

Peki, bu kanun teklifiyle ne getiriliyor? Yürütme ve yürürlük hariç 13 madde değerli arkadaşlar. Bu 13 maddeye bakarsanız, ben tek tek, kısa olarak, özet olarak çıkarttım:

1’inci maddeyle, faturanın malın teslimi veya hizmetin yapıldığı anda düzenlenmesi zorunluluğu getiriliyor. Mükellefe yeni bir zorunluluk getiriyor. Malın teslimi veya hizmetin yapıldığı anda faturanın düzenlenmesi zorunluluğunu getiriyor.

Madde 2’yle, yeni işe başlayanlarda 10 milyon lira ile 100 milyon lira arasında teminat verme zorunluluğu getiriliyor yine mükelleflere, akaryakıt sektöründe olan mükelleflere; 10 milyon ile 100 milyon arasında teminat verme.

3’üncü maddeyle, 1 milyon liradan fazla olmamak üzere özel usulsüzlük cezası getiriliyor mükellefe. Zaten var var ama ilave olarak 1 milyon liradan fazla olmamak üzere bir özel usulsüzlük cezası daha getiriliyor.

4’üncü maddeyle, üç yıldan beş yıla kadar hapis cezası getiriliyor belli şartlara uymayan bu mükelleflere.

5’inci maddeyle, mükellef hakkında kamu davasının açılması için vergi incelemesinin tamamlanması şartı kaldırılıyor; rapor olmadan da, vergi inceleme raporu olmadan da mükellefe dava açılabilecek, kamu davası açılabilecek, böyle bir şart getiriliyor.

6’ncı maddeyle, Petrol Piyasası Kanunu’na göre mükellefe prim ve vergi borcu olmadığına dair belge alma şartı getiriliyor; lisans tadili veya lisans alınması gerektiği durumlarla ilgili olarak.

7’nci maddeyle, mükellefe denetim sistemi kurulması, dijital bir denetim sistemi kurulması şartı getiriliyor, bunu uygulama yükümlülüğü getiriliyor.

8’inci maddeyle, yine mükellefe, dağıtıcıdan aldığı akaryakıtı başka bir dağıtıcıya satamaz şartı getiriliyor.

9’uncu maddeyle, lisansı iptal olanlara yeniden lisan verilemez şartı getiriliyor, idari para cezası ve faaliyet durdurma cezaları getiriliyor.

11’inci maddeyle, sıvılaştırılmış petrol gazları, LPG Piyasası Kanunu’na göre mükellefe prim ve vergi borcu bulunmadığına dair belge alma zorunluluğu getiriliyor, SGK’den ve Maliye Bakanlığından. Demin ki Petrol Kanunu’na göreydi, bu da sıvılaştırılmış petrol gazlarıyla ilgili.

12’nci maddeyle, teminat vermeyen mükelleflerin faaliyetlerinin durdurulması yükümlülüğü getiriliyor.

13’ün maddeyle de akaryakıt yerin kullanılan diğer ürünler yönünden de bu cezaların uygulanacağı hükme bağlanıyor.

Görüldüğü üzere, değerli arkadaşlar, hepsi mükellefe yönelik; ne Maliye Bakanlığına ne Enerji Bakanlığına ne EPDK’ye herhangi bir yükümlülük getirmiyor bu kanun teklifi, bütün yükümlülükler olduğu gibi mükelleflere, dağıtıcılara, bayilere getiriliyor.

Şimdi, bununla ilgili olarak da Plan ve Bütçe Komisyonunda meslek kuruluşları bunu desteklediklerini ifade ettiler, çok şey söylemedik tabii ki ancak, gördüğüm kadarıyla bu piyasadaki bazı zayıf dağıtıcıları, özellikle zayıf olan dağıtıcıları yok etmeye yönelik bir kanun teklifi. Bu, yalnız, şöyle bir şey de getiriyor: Kötü niyeti olan mükellefleri hizaya getirmek için, oradaki vergi kaçağını kontrol altına alabilmek için bu sefer de iyi niyetlileri yakmış oluyoruz, onlara çok ağır yükümlülükler getirmiş oluyoruz. Biraz önce hepsini saydım tek tek; her madde bu sektördekilere yeni yükümlülükler getiriyor. Yani iyi niyetli olan, vergisini ödeyen bu yükümlülükleri yerine getirmek zorunda kalıyor maalesef.

Değerli arkadaşlar, değerli milletvekilleri; halbuki, devlet olmak bu değil. Yani devlet olmak, yönetmek, düzenleyici olmak, denetleyici olmak bu değil; daha farklı bir zihniyetle çalışılması lazım. Devlet vatandaşın, firmaların, girişimcilerin yanında olmalı, onların önünü açmalı, yatırımcıların önünü açmalı, daha fazla yatırım yapılmasını teşvik etmeli; devlet bu zihniyette olmamalı. Bu zihniyette devlet “Bütün yükümlülükleri mükelleflere ver, kendin rahat ol, kendin görev yapma, denetim görevini yapma.” böyle bir devlet anlayışı olamaz değerli arkadaşlar. Devlet tabii ki güçlü olmalı ama devletler milletleri için vardır, bunu unutmamamız lazım çok değerli arkadaşlar.

Şimdi “Devlet güçlü olmalıdır.” deyince, özellikle bu dönemde -işte, dünden beri tartışıyoruz- Amerika’nın bize bu kadar şaşı baktığı, rest çektiği bir dönemde Türkiye ekonomisinin çok güçlü olması lazımdı. Bir ekonominin güçlü olması da bir taraftan, özellikle kamuda rezervlerin güçlü olmasıyla ölçülür. Maalesef, Merkez Bankası rezervleri -hani, şu, 128 milyar dolarla simgeleşti ya- geçen hafta itibarıyla -cuma günleri açıklanır- eksi 60 milyar dolardaydı, eksi 60 milyar dolarda; swapları da çıkardığımız zaman. Bu, devletin güçlü olmadığını, görevini de tam olarak yapamadığını gösteriyor maalesef, bürokrasideki zihniyeti de gösteriyor.

Değerli arkadaşlar, biz, Plan ve Bütçe Komisyonunda bu kanun teklifi görüşülürken emeklilerin bayram ikramiyesiyle ilgili bir önerge de verdik, dedik ki… Emeklilerin bayram ikramiyelerinin, 5510 sayılı Kanun’a ek 18’inci madde vardır -orada düzenlenmişti daha önceden de- yine, o kanunla ilgili biz önerge verdik, bunun 1.500 lira yapılması ve bundan sonrasıyla ilgili olarak da enflasyon oranında artırılması önergesiydi bu. Kabul edilmedi. Şimdi, dün Sayın Cumhurbaşkanı açıklıyor “Kararnameyle yapacağız.” diyor yani bürokrasinin durumunu görebiliyor musunuz? Kanunla yapılması gereken bir işi             -bürokrasi öyle demek ki yukarıya bildirmiş- “Kararnameyle yapacağız.” dedi. Şimdi, aslında, bunun kanunla yapılması lazım, Türkiye Büyük Millet Meclisi yetkisinin yürütmeye verilmemesi lazım. Bunu tabii ki, burada yapacağız düzelteceğiz ama şimdiye kadar bunun fark edilmemesi de çok enteresandır herhâlde, bürokrasinin, devletin durumunu göstermesi açısından enteresandır herhâlde. Yani bunu bile fark edemiyorlar, belki biz geçen hafta önergeyi vermemiş olsaydık fark edilmeyecek, kararnameyle çıkarılmaya çalışılacaktı maalesef.

Şimdi, 128 milyar dolar konusuyla ilgili olarak da müsaadenizle şunları söylemek istiyorum: Burada tetkik edilmesi gereken, dikkate alınması gereken üç unsur var değerli arkadaşlar; bir tanesi, kamu hukukuyla ilgili, idare hukuku ile ilgili. Bir protokol var, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası yetkilerini Hazineye devrediyor o protokolle. Kamu hukukuna, idare hukukuna ne kadar uygundur bu buna bir bakılması lazım, bunun bir soruşturma konusu yapılması lazım.

İkincisi, ekonomi ve finans yönünden. Ekonomi biliminin ya da disiplininin, finans disiplinin kurallarına uygun mu yapılmıştır buna bakılması lazım. Bu, siyasi bir konudur, cezayı gerektirmez ama eğer bu işlem sonucunda haksız bir kazanç birileri için doğmuşsa, sebepsiz zenginleşme varsa, bir yolsuzluk varsa bu da ceza hukukunun kapsamına girer, bu taraftan da incelenmesi gerekir yani özellikle kamu hukuku açısından, idare hukuku açısından ve ceza hukuku açısından konuya bakılması, yaklaşılması lazım. Şimdi, şunu söylesem: Bankalardan Türk lirasıyla düşük faizli kredi alan birileri, gittiler Merkez Bankasından ya da Hazineden kamu bankaları üzerinden döviz aldılar. Böyle bir iddiada bulunsam “Hayır, böyle bir şey yoktur.” diyebilir mi ki hiç kimse? Bunun, bu tür iddiaların netleşmesi için bu soruşturmaların yapılması şarttır. Bir an önce bu soruşturmanın yapılması lazım, Meclis tarafından da yapılması lazım bu soruşturmanın. Onun için önemlidir, devlet üzerindeki güvenin yok olmaması açısından önemlidir. Devlete olan güvenin devam edebilmesi, yatırımcının devletine güvenebilmesi açısından bunların yapılması şarttır.

Biliyorsunuz şu anda, daha önceden burada ifade ettim en fazla sermaye çıkışı olan ülkeyiz yani en fazla dövizin kaçtığı, döviz sahiplerinin, servet sahiplerinin paralarını yurt dışına çıkardığı nüfusuna oranla en yüksek ülkeyiz biz. Bunların giderilebilmesi için devletin güven veriyor olması lazım, devlete güveniliyor olması lazım, bunun sağlanması lazım. Bunlar olursa… Merkez Bankasıyla ilgili dedikodular, Hazineyle ilgili, kamu bankalarıyla ilgili neyin ne olduğu belli değilse bütün bunlar sonucu tabii ki yatırımcı yurt dışına kaçar ve şu anda maalesef, Türk yatırımcıları yurt dışına yurt içinden daha fazla yatırım yapmaktadırlar, maalesef.

Evet, değerli arkadaşlar, kısaca da bu ekonomik krizi, pandemili ekonomik krizi nasıl atlatacağız? Bununla ilgili de müsaadenizle çok kısa birkaç şey söylemek istiyorum. Bir kere güven sorununu, biraz önce bahsettiğim güven sorununu gidermemiz şart. Devlete olan güveni tesis etmek lazım, hukukun üstünlüğünü ortaya koyabilmek lazım, getirebilmek lazım. Onun haricinde kamu mali yönetimi ve bütçe birliğinin sağlanması lazım, kamu mali yönetiminde bütçe birliğinin sağlanması lazım. Bağımsız kurumların düzenli olması lazım. Yani düzenleyici ve denetleyici kurumların görevlerini yapar hâle gelmesi lazım. MASAK’ın, EPDK’nin, BDDK'nin, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun, bunların doğru dürüst çalışabiliyor olması lazım. Ekonomik ve Sosyal Konseyi bir an önce toplamamız lazım, anayasal bir kurum olan Ekonomik ve Sosyal Konseyi bir an önce toplamamız lazım. Tüm kesimlerin katıldığı, tüm kesimlerin tartıştığı, böyle on sekiz günlük kapatma kararlarının bile ortak olarak alındığı, benimsendiği ve uygulamada birlik sağlanabildiği bir ortamın yaratılması lazım. Çok önemli bir konu bu, maalesef hep ihmal ediliyor.

Bu dolarizasyondan da çıkılması lazım. Bir an önce Türkiye’nin bu ihalelerini dolar üzerinden yapmaması lazım, yurt içerisindeki ödemelerini dolar üzerinden yapmaması lazım. Kiraların dolar üzerinden bağıtlanmaması lazım vesaire vesaire.

Tahsili gecikmiş alacaklarla ilgili olarak yapılması gerekenler var. Toplumsal dayanışma programlarının tesis edilmesi gerekiyor. Kısa vadeli istihdam olanaklarının yaratılması lazım. Bu mevcut teşviklerin ötesinde çok daha farklı bir şekilde kısa vadeli istihdam olanaklarının artırılması lazım.

Dış politikanın da yüz seksen derece değişmesi lazım. Dış politikayla ilgili olarak tabii ki içeriye yansımaları söz konusu oluyor ve içeride maalesef güven tesis edilemediği için servet sahipleri servetlerini yurt dışına kaçırıyorlar ve bu, büyük sıkıntı yaratıyor maalesef geleceğimizle ilgili olarak.

Evet, bir ramazan günü böyle bir kanun teklifiyle ilgili olarak sizlere iftar öncesi bunları anlatmak istedim. Sabrınız için çok teşekkür ediyorum, herkese saygılar sunuyorum. Şimdiden de iyi bayramlar diliyorum. (CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teklifin tümü üzerinde grup konuşmaları tamamlanmıştır. Şahıslar adına ilk konuşmacı İzmir Milletvekili Sayın Kamil Okyay Sındır.

Buyurun Sayın Sındır. (CHP sıralarından alkışlar)

KAMİL OKYAY SINDIR (İzmir) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Konya Milletvekili Ziya Altunyaldız ve 60 Milletvekilinin Vergi Usul Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair 260 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin tümü üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi  saygıyla selamlıyorum.

4 ayrı kanunda değişiklik öneren yine bir torba kanun teklifi görüşüyoruz ancak bugüne kadar getirilen diğer torba kanun tekliflerinden içeriğinin bütünselliği ve maddelerinin birbiriyle olan ilgililiği nedeniyle olumlu sayılabilecek önemli bir farkı bulunduğunu öncelikle belirtmek isterim. Teklifin ekinde herhangi bir etki analizi maalesef yine yok. Bu yasanın millî ekonomimize ne büyüklükte bir katkısının olacağını görebilmeyi dilerdik ama maalesef bunu göremedik. Her zaman olduğu gibi teklifin havale edilmiş olduğu tali Komisyon Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu. Ki Başkanlığına teklifi sunan Sayın Ziya Altunyaldız gelmiştir, kendisine başarılar diliyorum, kutluyorum. Herhangi bir rapor bu Komisyondan yine gelmedi. Teklif sahipleri, teklif üzerine Komisyonumuza yapmış olduğu sunuş konuşmasında bir yandan akaryakıt sektöründeki kayıt dışılıkla mücadelede nasıl etkin olduklarını belirtiyorlar ama hemen arkasından teklifin gerekçelerine de şunları ekliyorlar: Kayıt dışı satışlar var, haksız rekabet var, devlet vergi gelirlerinde ciddi kayıplar var, sahte faturalandırma yapılıyor, istasyonlardaki ödeme kaydı cihazlarına müdahaleler oluyor, bayideki otomasyon sistemine korsan programlarla müdahale oluyor, müşterilere verilen fişlere farklı plaka bilgileri yazılıyor, fatura ve sevk irsaliyelerinin ibraz edilmemesi gibi meseleleri bunun akabinde sıralıyorlar. Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu, bu mudur kaçakçılıkla etkin mücadele?

Bakın değerli arkadaşlar, 2015-2020 yılları arasında yapılan kamu denetimlerinde, tespitlerde bir yılda 8,1 milyar liranın üzerinde sahte fatura piyasaya sürülmüş, devletin KDV, gelir veya kurumlar vergisi gelirlerindeki kayıp 3,1 milyar liradan fazlaymış, piyasaya 300 milyon litre kaçak akaryakıt sevk edilmiş. Bunlar sadece tespitler, yani buzdağının görünen yüzü; bir de tespit edilememiş olanlar var. Örneğin, Jandarma Genel Komutanlığı Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığının akaryakıt kaçakçılığının Türkiye'deki durumu 2017 yılı raporuna göre 2017 yılında satış kayıtlarına girmemiş akaryakıt tüketimi 2 milyon 194 bin ton olarak tahminlenmiş. Piyasadaki tahminî yıllık kaçak oranı ise yüzde 8,1. 2017 yılında denetimlerde ele geçirilen kaçak akaryakıt miktarının 63 bin 921 ton olduğuna göre tespit edilen kaçakların toplam kaçak tahmininin sadece yüzde 3'ü olduğunu, diğer bir deyişle, ele geçirilen kaçak akaryakıtın neredeyse 35 katı düzeyinde bir kaçakçılık olduğunu söyleyebiliriz.

Diğer yandan motorin yerine adım başı 10 numara madeni yağ satışları göz göre devam ediyor. Akaryakıt satış fiyatı üzerindeki kâr oranı normal şartlarda en fazla yüzde 10 iken –ki bu kârın yüzde 55’i dağıtıcıya, yaklaşık yüzde 45’i bayiye kalıyor- bunun çok altında fiyatla satışların devam ettiğini görüyoruz. Bunları sorgulayan, soran yok. Kısaca, iktidar akaryakıt kaçakçılığını önlemede maalesef sınıfta kalmıştır.

Değerli milletvekilleri, Türkiye'de akaryakıt sektöründe 100’e yakın dağıtım şirketi, 12 bine yakın da istasyon var. Ayrıca sektör ürünlerinin yüzde 80’e yakın kısmının en büyük 10 şirket tarafından satılmakta olduğu sektör raporundan anlaşılıyor. Hatta bu 10-11 şirket içinde en baştaki ilk 5 şirketin pazar payı yüzde 70-80’ler düzeyine kadar çıkıyor. Diğer bir deyişle sektördeki ilk 5 firma pazarın üçte 2’sini elinde tutuyor. Geriye kalan 95’e yakın firma ise pazarın kalan üçte 1’ine sahip. Böylesi dengesiz bir pazarda, durumda ciddi anlamda bir rekabet sorunu yaşanıyor ve yaşanacak olduğu da ortada. Dolayısıyla, bu kanun teklifinde getirilen düzenlemelerle bir yandan akaryakıt ve vergi kaçakçılığının önlenmesine ve vergi tahsilatı güvenliğinin sağlanmasına çalışırken diğer yandan sektördeki küçük firmaların, küçük ölçekli bayi ve dağıtıcıların da sonunu getirme riskinin çok büyük boyutta olduğunu görmek gerekir. Yani iyi bir şey yapıyoruz derken sektörün sayıca çok daha fazla olan küçük bileşenlerinin yok olmaya doğru sürüklenme riskini görmezden gelemeyiz. Bu bağlamda teklifte örneğin sektörde yeni işe başlayacak olanlara 10 milyon liraya kadar, faaliyeti devam edenlere 100 milyon liraya kadar teminat alınması ve ucu açık, keyfiyete, suistimale ve istismara açık böylesi geniş bir mali yetkinin Hazine ve Maliye Bakanlığına yani siyaset kurumuna veriliyor olmasının; bu hususa uymayanlara özel usulsüzlük cezası kesilmesine olanak sağlanmasının ve yeni lisans, lisans tadili veya lisans sürelerinin uzatılabilmesi taleplerinin yerine getirilmesinde “vergi dairelerine vadesi geçmiş vergi borcunun bulunmaması” şartı getirilmesinin haksız rekabeti derinleştirebileceğini ve sektördeki küçük firmaların yok olmaya sürükleneceğini ciddi bir risk olarak gördüğümü belirtmek isterim.

Değerli milletvekilleri, şu gerçeği de sizlerle paylaşmak istiyorum: Akaryakıt sektöründeki 12 bin istasyonun yarıdan fazlası kırsalda hizmet veriyor ve bu istasyonların hemen tamamı cari hesap çalışıyorlar. Yani akaryakıtı alan özellikle çiftçiler veya nakliyeciler aldıkları ürünün bedelini veresiye hesaplarına yazdırıp iş yapıyorlar; daha doğrusu, çiftçilerimiz genellikle ürünlerini hasat edip pazarda sattıktan sonra, nakliyeciler de genellikle üç dört ay vadeli aldıkları mazotlarının hesaplarını ellerine para geçtikçe kapatıyorlar. Şimdi, siz bu bayilerden lisans tadili, lisans yenileme gibi durumlarda vergi dairesine vadesi geçmiş vergi borcu olmadığı şartını getirirseniz sonuçta sadece bayi değil, o bayiden vadeli mal alan, başta çiftçilerimizin ve nakliyecilerin çok zor bir duruma düşmesine neden olursunuz.

Bu kanun teklifinin bu şekilde geçmesi durumunda, lisans sahiplerinin vergi dairesine vadesi geçmiş borcu bulunmadığına ilişkin belge ibrazı koşulu nedeniyle nisan ayı sonunda vergilerini yatırma zorunluluğu, özellikle kırsaldaki bayileri çok ciddi sıkıntıya sokacaktır. Bunun ek maliyetini ya üstlenecekler ya da müşterisi olan çiftçilerin, nakliyecilerin sırtına bindireceklerdir. Zaten ciddi boyutlarda kredi borcu yükü altında olan üreticilerimiz bir de mazot parasını peşin ödemek zorunda kalırlarsa -ki bu durumda öyle olacaktır- bunu ödemek için artı bir kredi alma çabası içerisine gireceklerdir. Yani üretimini sürdürebilmek için mutlak ihtiyacı olan mazotu almak için üreticilerimiz bir de mazot için kredi arayışına gireceklerdir.

EPDK’nin 2020 Yılı Aralık Ayı Sektör Raporu’na göre, piyasaya sürülen 31,55 milyon ton akaryakıtın 25,85 milyon tonu motorindir. Tarımsal üretimde tüketilen ortalama motorin miktarının yaklaşık 3,5 milyon ton olduğu düşünüldüğünde Türkiye’de tüketilen motorinin yaklaşık yüzde 13-15’i tarımsal üretimde kullanılmakta olduğu unutulmamalıdır. TÜPRAŞ’ın 20 Nisan 2021 tarihinde rafineri fiyatlarına baktığımızda motorinin İzmir’de rafineri çıkış fiyatı litre başına 3,75 lira, buna karşılık 1 lira ÖTV, 86 kuruş KDV ve yaklaşık 1 lira da nakliye ve kâr payı maliyetleri eklendiğinde pompa satış fiyatının 6,54 liraya çıktığını görüyoruz. Yani rafineri çıkışı ile pompa fiyatı arasında KDV, ÖTV, taşıma, nakliye ve diğer kâr payları nedeniyle neredeyse 2 katına kadar bir artış söz konusu, bu tarımsal üretim maliyetleri üzerinde çok büyük bir yük oluşturuyor. Tarımda kullanılan motorin bir lüks tüketim maddesi değildir, çiftçimiz bu motorinin tamamıyla tarımsal üretimde ve bir gıda üretim girdisi olarak kullanıyor. Dikkat edilirse neredeyse 2 liraya varan oranda KDV ve ÖTV çiftçinin kullandığı motorinin üzerine bindiriliyor. Zaten yüksek girdi maliyetleri altında ezilen çiftçimiz ne yazık ki üretim yapamaz hâle geliyor. Bu da demek oluyor ki tarımsal üretimde kullanılan 3,5 milyon ton motorin üzerinden çiftçimiz yaklaşık 7 milyar lira dolayında dolaylı vergiyi cebinden ödüyor. Siz, bir yandan “Tarıma 22 milyar lira destek veriyoruz.” diyeceksiniz diğer yandan bunun üçte 1’ini sadece motorin üzerindeki ÖTV ve KDV’yle geri alacaksınız.

Bu vesileyle buradan bir kez daha yüce heyetinize ve iktidar sahiplerine seslenmek istiyorum: Artık yeter, üreticimiz gerçekten zor durumda. Üretim girdi maliyetleri altında eziliyor, ürün fiyatları, pazar koşulları onu bu durumdan asla kurtaracak durumda değil. Kamu ve özel bankalara, tarım kredi kooperatiflerine ve bir de bunların üzerine tefecilere, tüccarlara, aracılara olan kredi borçları 200 milyar lirayı bulmuş durumda. Sadece takibe alınmış kredi borçları yaklaşık 5 milyar lira düzeyinde ve bu rakamlar her geçen gün artarak büyüyor. Çiftçimiz bu borçlarını ödeyemiyor ve bu nedenle ya toprağını terk ediyor, hayvanlarını mezbahaya gönderiyor ya da icara verdiği kendi tarlasında veya ahırında amele olarak çalışmak zorunda kalıyor ya da her şeyini bırakıp şehre giderek hiç olmazsa çoluğunun çocuğunun boğaz tokluğuna sigortasız da olsa bir iş, ekmek parası bulma derdinde. İktidar bu gerçeği de görmezden gelse de çiftçilerimiz gerçekten bitmiş durumda ve tüm bunlara karşı yanında görmek istediği devletini yanında göremiyor, sahipsiz ve çaresiz bırakılmış durumda.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

KAMİL OKYAY SINDIR (Devamla) – Böylesi bir durumda bırakın mazot parasını, bu düzenlemeyle peşin ve hatta krediyle ödemeye zorlamayı, gelin bu düzenlemeye bir madde ekleyelim, nasıl ki lüks yatlarda kullanılan motorinden alınmıyor, çiftçilerimizin tarımsal üretimlerinde kullanmakta oldukları mazotun fiyatı içerisindeki KDV ve ÖTV’yi çiftçinin kullandığı akaryakıttan kaldıralım.

Değerli milletvekilleri, on dokuz yıllık Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı döneminde maalesef israf, kayıt dışılık, sahtecilik, kaçakçılık, soygunculuk, rantiye cenneti hâline gelmiş durumda ülkemiz; maalesef yönetilemiyor ve iktidar sahipleri, Tosuncuklar, kripto Tosuncuklar milletin gözü önünde dalga geçer gibi milyarları götürürken uykuya dalmış. 128 milyar dolar Merkez Bankası rezervini yani devletin rezerv kasasını, bütün birikimlerini iki senede buharlaştırıyor, hatta döviz, altın, swap borçları dışındaki net rezervi eksi 60 milyar dolara düşürüyor ve buharlaşan bu 128 milyar doların karşılığının nerede olduğunun hesabını vermek yerine tüyü bitmemiş yetim hakkını savunanları terörist ilan ediyorlar.

Değerli milletvekilleri, bu israf, bu soygun, bu talan düzeni böyle gitmez. Milletimizin takdiriyle sandık elbet gelecek ve milletimiz bunun sorumlularından hesabını elbet soracaktır.

Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teklifin tümü üzerinde şahıslar adına görüşmeler tamamlanmıştır.

Soru-cevap işlemine geçiyoruz.

Soru-cevap talebi yoktur.

Teklifin tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Maddelerine geçilmesi kabul edilmiştir.

Şimdi birinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

Birinci bölüm 1 ila 6’ncı maddeleri kapsamaktadır.

Birinci bölüm üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz talep eden Konya Milletvekili Sayın Mustafa Kalaycı.

Buyurun Sayın Kalaycı. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA MUSTAFA KALAYCI (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 260 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin geneli üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz aldım. Bu vesileyle hepinizi hürmetle selamlıyorum.

Kanun teklifi, akaryakıt sektöründe özellikle kamuoyunda “fatura ticareti” diye adlandırılan ve büyük boyutlarda vergi kaybına yol açan, kaçakçılığı önlemek amacıyla yapılan, bazı düzenlemeleri içermektedir. Ülkemizde akaryakıt kaçakçılığıyla mücadele başta Ulusal Marker uygulaması olmak üzere alınan bir dizi önlem sayesinde başarılı bir şekilde sürdürülmektedir.

Bununla birlikte, akaryakıt kaçakçılığında çok çeşitli yöntemlerle karşılaşılmakta olup son yıllarda “fatura ticareti” diye adlandırılan kaçakçılık yönteminin kullanıldığı ortaya çıkmıştır. Nitekim, bu yılın ilk aylarında “Silici” kod adıyla yürütülen soruşturma sonucunda akaryakıt istasyonlarından 608 milyon litre akaryakıt satış verisinin, otomasyon sistemlerine müdahale edilerek silindiği ortaya çıkarılmıştır. Silinen akaryakıtın maddi değerinin yaklaşık 3,6 milyar lira ve devletin vergi kaybının ise 3,1 milyar lira olduğu açıklanmıştır. Söz konusu operasyonda, bu kadar büyük tutarda kaçakçılık yapıldığının belirlendiği dikkate alındığında, konunun ne kadar ciddi ve önemli olduğu, devletin vergi kaybının çok büyük boyutlara varabileceği ve bu kaçakçılığın önlenmesi için acil tedbirler alınması gerektiği net bir şekilde anlaşılmaktadır. Bu amaçla hazırlanan kanun teklifinin 1’inci maddesinde, yedi günlük fatura düzenleme süresini indirme ya da faturanın malın teslim edildiği veya hizmetin yapıldığı anda düzenlenmesi zorunluluğunu getirme konusunda Hazine ve Maliye Bakanlığına yetki verilmektedir.

Teklifin 2’nci maddesinde petrol piyasası ve LPG piyasasında lisansa tabi faaliyetlerde bulunanlar ile bandrol, pul, barkod, hologram, kupür, damga, sembol gibi özel etiket ve işaretleri kullanma zorunluluğu getirilen ürünleri imal veya ithal edenlerden teminat alma konusunda Hazine ve Maliye Bakanlığına yetki verilmektedir.

Teklifin 3’üncü maddesinde teminat verme zorunluluğuna uymayanlara özel usulsüzlük cezası verilmesi öngörülmektedir. Özel usulsüzlük cezası 2021 yılı için 25 bin Türk lirasından az ve 1 milyon Türk lirasından fazla olmamak üzere bir önceki hesap dönemine ait brüt satışlar toplamının binde 3’ü olarak düzenlenmiştir.

Teklifin 4’üncü maddesinde akaryakıt satışlarına dair otomasyon sistemine fiziksel veya bilişim yoluyla müdahale ederek satışlara ait mali belge ve bilgilerin cihazda kayıt altına alınmasını engelleyen, cihazda kayıt altına alınan bilgileri değiştiren veya silen ve Hazine ve Maliye Bakanlığı veya diğer kamu kurum ve kuruluşlarına elektronik ortamda iletilmesi gereken belge, bilgi veya verilerin iletilmesini önleyen veya bunların gerçeğe uygun olmayan şekilde iletilmesine sebebiyet verenlerin üç yıldan beş yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılması öngörülmektedir.

Teklifin 5’inci maddesinde otomasyon sistemine müdahaleyle ilgili suçların işlendiğinin inceleme sırasında tespiti hâlinde incelemenin tamamlanması beklenmeksizin, sair suretlerle öğrenilmesi hâlinde ise incelemeye başlanmaksızın vergi müfettişleri tarafından bu tespitlere ilişkin olarak rapor düzenlenmesi, rapor değerlendirme komisyonunun mütalaasıyla birlikte keyfiyetin cumhuriyet başsavcılığına bildirilmesi ve kamu davasının incelemenin tamamlanması beklenmeden açılabilmesi sağlanmaktadır.

Teklifin 6’ncı maddesiyle lisans başvurusu lisans tadili veya lisans süresi uzatılmasına ilişkin taleplerin yerine getirilmesi için Sosyal Güvenlik Kurumuna ve vergi dairelerine vadesi geçmiş borcun bulunmaması şartı getirilmektedir. Ayrıca EPDK’nin lisans sahipleri için bayilik teşkilatı oluşturma ve asgari satış miktarı sağlama şartları da dâhil olmak üzere teknoloji, kalite, güvenlik, hizmet ve teşebbüsün sürdürülebilirliğine ilişkin olarak teknik, ekonomik kriterler ve özel şartlar belirleyebilmesi, belirlenen kriter ve şartları sağlayamayanların lisansının sona erdirilmesi düzenlemektedir.

Kanun teklifiyle getirilen düzenlemeler kayıt dışılık ve kaçakçılıkla mücadele bakımından çok olumlu olmakla birlikte kanun çıkarmak tek başına yetmemektedir. Burada uygulama ve denetim büyük önem taşımaktadır. Bu kapsamda, akaryakıt satışlarıyla ilgili otomasyon sistemleri ikmalden nihai tüketiciye kadar entegre bir yapıya kavuşturulmalıdır. Ödeme kaydedici cihazlar akaryakıt pompalarına entegre edilmeli, akaryakıt satışı yapılan araçların plakalar otomatik kayıt altına alınmalı ve satılan akaryakıtın Gelir İdaresi Başkanlığına da bildirimi sağlanmalıdır. Ayrıca, otomasyon sistemlerine fiziksel veya bilişim yoluyla müdahale edilebilmesini önleyecek etkili güvenlik tedbirleri geliştirilmelidir. Hem yüksek vergi kaybına hem de haksız rekabetten dolayı diğer bayilerin mağdur olmalarına yol açan bu bataklık tamamen kurutulmalıdır.

Değerli milletvekilleri, konuşmamın bu bölümünde Hazine ve Maliye Bakanlığı çalışanlarıyla Gelir İdaresi Başkanlığı çalışanlarının kurum içi uzmanlık sınavına ilişkin yaşadığı bir sorunu gündeme getirmek istiyorum. Milliyetçi Hareket Partisi, Maliye Bakanlığı ve Gelir İdaresi Başkanlığında kurum içi uzmanlık sınavlarının sürekli hâle getirilmesini öteden beri hep gündeme taşımış, teklifler ve önergeler vermiş ve yapılan düzenlemelere katkı ve destek sağlamıştır. Gelir İdaresi Başkanlığı çalışanları, 22 Mayıs 2021 tarihinde yapılacağı duyurulan kurum içi uzmanlık sınavının iptal edilmesi nedeniyle büyük bir hayal kırıklığı yaşamış ve çok üzülmüştür, çalışanlar nasıl üzülmesinler. 2012 yılından beri sınavın açılmasını beklediler, 2019 yılında çıkarılan 7176 sayılı Kanunla beş yıl içinde iki defa sınav yapılacak olmasının hüküm altına alınmasıyla umutlandılar. 25 Ekim 2020 tarihinde Hazine ve Maliye Bakanlığının kurum içi defterdarlık uzmanlığı için 1.500, gelir uzmanlığı için 1.500 atama yapılacağı müjdesiyle sevindiler. 31 Ocak 2021 günü yapılacağı duyurulan gelir uzmanlığı sınavı için gece gündüz çalışarak hazırlandılar, sınav pandemi nedeniyle 22 Mayıs 2021 tarihine ertelendi, sabrettiler, beklediler ama 2 Nisan 2021 günü yapılan açıklamayla sınavın iptal edildiğini duyunca resmen yıkıldılar. Gelir İdaresi Başkanlığının 2 Nisan 2021 tarihli duyurusunda sınavın iptal gerekçesi olarak açılan dava sonucu, Danıştay 2. Dairesinin sınavla ilgili belirlenen usul ve esasların bazı bölümlerinin yürütülmesinin durdurulması yönünde karar vermesi gösterilmiştir. Ne ilginç ve acıdır ki davayı açan emekten ve alın terinden bihaber, sözde bir sendikadır. Kurum içi defterdarlık uzmanlığı sınavının da haziran ayında yapılmasının açıklanması beklenirken bu karar nedeniyle açıklanamamış, çalışanlar üzülmüş ve umutsuzluğa düşmüştür. Konu hakkında Danıştayın da uygun göreceği pratik bir çözüm mutlaka bulunmalı, çalışanların yüzleri güldürülmelidir. Hazine ve Maliye Bakanlığı ve Gelir İdaresi Başkanlığımızca sorunun çözümü için yoğun çaba sarf edilmekte olup kurum içi uzmanlık sınavları mutlaka yapılacaktır. Çalışanlar müsterih olsunlar, bu sınavların yapılmaması gibi bir durum asla söz konusu dahi olamaz. Kanun hükmü açıktır, beş yılda 2 kez sınav yapılacaktır. Milliyetçi Hareket Partisi olarak yürütmenin durdurulması kararına göre özellikle baraj puanının önceki sınavlardaki uygulama dikkate alınarak belirlenmesi suretiyle sınava dair usul ve esasların gözden geçirilmesi ve yeniden yayınlanmasıyla konunun hızla çözüme kavuşturulabileceği görüşündeyiz.

Konuşmama son verirken Milliyetçi Hareket Partisi olarak destek verdiğimiz bu kanun teklifinin ülkemiz ve milletimiz için hayırlı sonuçlar getirmesini diliyor, saygılar sunuyorum. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Birleşime iki dakika ara veriyorum.

                                                                       Kapanma Saati: 19.14

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 19.15

BAŞKAN: Başkan Vekili Haydar AKAR

KÂTİP ÜYELER: Şeyhmus DİNÇEL (Mardin), Rümeysa KADAK (İstanbul)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 79’uncu Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

260 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon yok.

Ertelenmiştir.

Gündemimizde başka bir iş bulunmadığından alınan karar gereğince kanun teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 29 Nisan 2021 Perşembe günü saat 14.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

Hayırlı iftarlar.

Kapanma Saati: 19.16



(x) 7/4/2020 tarihli 78’inci Birleşimden itibaren, coronavirüs salgını sebebiyle Genel Kurul Salonu’ndaki Başkanlık Divanı üyeleri, milletvekilleri ve görevli personel maske takarak çalışmalara katılmaktadır.

(x) 260 S. Sayılı Basmayazı 27/4/2021 tarihli  78’inci Birleşim Tutanağı’na eklidir.