20 Nisan 2021 Salı

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.01

BAŞKAN: Başkan Vekili Süreyya Sadi BİLGİÇ (Isparta)

KÂTİP ÜYELER: Emine Sare AYDIN (İstanbul), Enez KAPLAN (Tekirdağ)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 74’üncü Birleşimini açıyorum.(x)

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce 3 sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, Kars’ta sağlık yatırımları ve sağlık sisteminin gelişimi hakkında söz isteyen Kars Milletvekili Ahmet Arslan’a aittir.

Buyurun Sayın Arslan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sayın milletvekilleri, konuşmalarda ek süre vermeyeceğim. Bilginize.

 

 

AHMET ARSLAN (Kars) – Saygıdeğer Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlarım; Kars’ta sağlık yatırımları ve sağlık sektörünün gelişimini sizlere arz etmek üzere huzurlarınızdayım. Hem bizleri izleyen aziz milletimizi hem de Karslı hemşehrilerimizi saygılarımla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, grafikleri özellikle koydum çok anlaşılır olabilmesi adına. 2002’de Kars’ta 4 hastane var, 364 yataklı ve 66 nitelikli yatağı haiz. Bu 4 hastane de çok eski olması hasebiyle kullanım dışı bırakılmış, bunun yerine yeni 8 hastane yapılmış, 803 yatağı haiz, bunların da 747 tanesi nitelikli yatak. Yani 2 yataklı, içinde WC’si, banyosu olan nitelikli odalar. Yoğun bakım yatak sayısı 3 iken 97 olmuş, tam 31 kat, nitelikli yatak sayısı 10 kat, yatak sayısı ise yaklaşık 2 kat artmış.

Değerli hazırun, size yine kıyas olabilmesi adına 2002 öncesi hastanenin -altta- resmini gösteriyorum; poliklinikler, acil kısmı ve servis kısmı, üstte ise 328 nitelikli yatağa sahip olan Kars Harakani Hastanesi, kıyaslama açısından herhâlde yeterli. Buradan hareketle şunu söylemek isterim değerli hemşehrilerim. İlçelerde sağlık ocakları var, Kağızman ve Sarıkamış’ta çok kötü şartlarda 2 devlet hastanesi var ve biz Kağızman’da, Sarıkamış’ta, Digor’da, Arpaçay’da, Akyaka’da, Selim’de yeni devlet hastaneleri yaptık. Elbette ki bu kadar hastane yapılınca donatılması, cihazı da gerekiyordu. MR cihazı 2002’de sıfır, şu an 2 tane; bilgisayarlı tomografi 2002’te 1 tane, şu an 5 tane; ultrasonografi cihazı 2002’de 3 tane şu an tam 13 kat, 42 tane; diyaliz cihazı 2002’de 7 tane, şu an 5,5 kat artmış 45 tane; 112 acil sağlık istasyonu 2002’te 1 tane, şu an 19 kat ilaveyle 20 tane; ambulans sayısı -yakıtını sizin koymanız şartıyla- 2002’de 2 iken şu an 46 artı 5 de kış şartları için kar paletli ambulans sayısı, tam 22 katı.

Değerli hemşehrilerim, bizleri izliyorsunuz, laf edenler var ama helikopter ambulans ile Kars’tan 333 hasta sevk edilmiş, uçak ambulans ile 550 hasta sevk edilmiş, 920 hastaya evinde bakım ve sağlık hizmeti verilmiş. 2002’de hastaneye gelen her 100 hastanın yüzde 27’si başka yerlere sevk edilirken bu yüzde 1’in altına düşmüş. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Yine, değerli arkadaşlar, hekim sayısına gelince; 2002’de 34 uzman hekim, şimdi ise branş hekimi olarak uzman öğretim üyesi ve aile hekimi 385 yani yaklaşık 12 katına çıkmış. Pratisyen hekim 97, yüzde 26 artışla 122 ama bu kadar uzman hekim olunca pratisyen hekim ihtiyacı azalmış. Diş hekimi 13 iken yaklaşık 3 kat artarak 50 olmuş, yani toplam hekim sayısı 144’ten 557’ye çıkmış. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Kafkas Üniversitesinde tıp fakültesi kurulmuş 2006’da, 2013’te 275 yataklı sağlık araştırma uygulama hastanesi kurulmuş ve 2013’ten itibaren tıp fakültesi öğrencilerimiz hem Kars’ta eğitim görüyor hem Kars’ta staj yapıyorlar. Bu sene ilave 50 yataklı bir ek bina yapıyoruz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Üniversitedeki öğretim üyesi sayısı 12 profesör, 30 doçent, 50 doktor öğretim üyesi, 53 araştırma görevlisi, 4 öğretim görevlisi olmak üzere 149 öğretim elemanı, 8 pratisyen var. Şikâyet ediliyor: “Kars’tan doktor gidiyor.” Saygıdeğer milletvekili, 2021’de 22 öğretim üyesi gelmiş, son üç yılda 38 öğretim üyesi ailevi nedenlerle, sağlık nedenleriyle gitmişler ama 54 kişi gelmiş. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AHMET ARSLAN (Devamla) - Son bir resim; Kars’a bölgesel bir hastane yakışır deyip 500 yataklı…

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakanım, uzatma veremiyorum.

 AHMET ARSLAN (Devamla) - …bir bölgesel hastane, ki şehir hastanesi kalitesinde yapıyoruz. Sayın Cumhurbaşkanımıza himayeleri nedeniyle, Sağlık Bakanlarımıza ve sağlık ordumuza emekleri nedeniyle çok çok teşekkür ediyorum, Rabb’im onların eksikliğini vermesin diye bir kere daha özellikle ifade etmek istiyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Gündem dışı ikinci söz, Tokat’taki yatırımlar hakkında söz isteyen Tokat Milletvekili Kadim Durmaz’a aittir.

Buyurun Sayın Durmaz. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Durmaz, süreler beş dakika, uzatma vermiyorum; teşekkür ediyorum.

 

 

 

KADİM DURMAZ (Tokat) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri ve bizi izleyen aziz milletimiz; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Hep sık sorduğumuz 128 milyar dolar var ya işte o parayla 83 milyona kişi başı 1.600 dolar verilebilirdi ya da süpermarketlerle yok ettirdiğiniz, can çekişen küçük esnaf ve sanatkâra, 1,5 milyon esnafa hibe verilebilirdi; iş yerlerini kapattığınız esnafın BAĞ-KUR primleri devlet tarafından ödenebilirdi.

Deyin ki: “Biz hazırlık yapıyoruz, 100 bin öğretmen, ziraat mühendisi, sağlıkçı, veteriner hekim ve EYT’lilerin sorununu çözeceğiz.” Kabul ama yapmadınız.  Deyin ki: “Asgari ücretin altında maaş alan 4 milyon emekliye dönüp bir bakalım, bayram ikramiyelerini de ikiye katlayalım.” Ama yok. Deyin ki: “Yirmi yıllık AKP iktidarında kendine gelecek bulamayan, yurt dışına gitmek zorunda bıraktığınız 380 bin gencimizden özür dileyip onlara iş ve gelecek sağlayacağız.” Ama böyle bir şey yok dünyanızda. Deyin ki: “Evde eğitim desteği alamayan 7,5 milyon öğrenciye bilgisayar ya da tablet vereceğiz.” Yok. Deyin ki: “Köylünün bankalara, Tarım Krediye, gübreye, ilaca, sulamaya, enerjiye olan 143 milyar borcunu sileceğiz.” Yok. Deyin ki: “Zorda olan KOBİ’lere ve sanayicilere hibe vereceğiz.” Yok; hedefiniz yeniden krediler açıp yeniden borçlandırmak. Deyin ki: “15 Temmuz şehitleri ve Beşiktaş patlaması şehitleri için toplanan ve nerede olduğunu hâlâ açıklayamadığınız paraları ailelerden özür dileyip vereceğiz.” Ama yok. Deyin ki: “Katar ordusuna peşkeş çektiğiniz Tank Palet Fabrikasını yeniden kahraman Türk Silahlı Kuvvetlerine vereceğiz.” Yok. (CHP ve İyi Parti sıralarından alkışlar) Deyin ki: “Henüz 60 milyon aşı olamamış yurttaşlarımızın aşılarını kısa sürede yapacağız.” Ama yok.

Ey AKP, artık yatırımları yandaş holdinglere değil 780 bin kilometre karelik vatan coğrafyasına yapın ama aziz millete sakın, bir daha “Kandırıldık, Allah bizi affetsin…” Bu aziz millet, bilesiniz sizi affetmediği gibi gereken dersi de verecektir. Deyin ki: “Anadolu’yu ihmal ettik.” İşte tam da bunların başında benim ilim Tokat geliyor.

Tokat’ta hepinizin bildiği bir Almus Barajı, üzerinde de 20 köy, 2 kasaba ve devamında Sivas’a giden 1 köprü var; ismi Tufantepe Köprüsü ama temeli merhum Vali Yazıcıoğlu tarafından atılmış. Gelin, buna bir el atın, biz de katkı sunalım; bu köprüyü yaptırıp merhum Valinin de ismini yaşatalım.

3 büyük ovası: Kazova, Niksar ve Erbaa Ovası sebze ve meyve üreticisi perişan. Arpa, buğday, şeker pancarından başka geçim kaynağı olmayan Çamlıbel, Artova, Yeşilyurt, Sulusaray, Zile çiftçisi zer zeval olmuş durumda. Bir zamanlar 30 bin hanenin geçim kaynağı olan tütün, sadece Erbaa’da 1.190 aileye kalmış, onları da gözden çıkarmışsınız.

Akarsu kaynaklarını, maden projeleriyle yok ettiniz. Niksar’da Boğalı, Sakarat, Erbaa’da, Reşadiye’de, Almus’ta yaylaları; yaşam alanlarını yok ettiğiniz yerli ve millî koyun ırkımız Karayaka ve Karagül koyunlarının genleri burada bitiyor. Bunun tarihî vicdanı AKP’den sorulacaktır.

Yine Niksar-Almus yolunu, Niksar-Akkuş-Ünye yolunu, Tokat Çamlıbel Tüneli’ni… Buradan Sivas milletvekillerimize de sesleniyorum: Karadeniz’den güneye giden kara yolu güzergâhı yavaş yavaş bunun yüzünden değişmekte. Tokat Artova, Yeşilyurt, Sulusaray ve Turhal çevre yolu.

Yine, Reşadiye ilçe girişinde bir alt geçit yapmadınız, daha kaç insanın ölmesi lazım Reşadiye alt geçidinin yapılması için ve sizlere sesleniyorum: Bu aziz, mübarek gün birazcık aklınızı başınıza alın.

Dünya dört şeyle ayakta durur: Alimlerin ilmi, idarecilerin adaleti, iyilerin ibadeti, cömertlerin de yardımıyla. Artık beytülmala el atmadan aziz millete sahip çıkacak, onu canından aziz bilecek, ülkemizi yönetecek insanların iktidara geleceği günler yakındır diyor, yüce Meclisi ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Gündem dışı üçüncü söz Şırnak'ın sorunları hakkında söz isteyen Şırnak Milletvekili Hasan Özgüneş’e aittir.

Buyurun Sayın Özgüneş. (HDP sıralarından alkışlar)

 

 

 

HASAN ÖZGÜNEŞ (Şırnak) - Merhaba arkadaşlar.

Şırnak'ın sorunlarından birkaç tanesini dile getirmek istiyorum. Bugünler itibarıyla Şenoba korucularının eliyle Besta bölgesinde ormanlar kesiliyor. Bu ormanların sahipleri kesime karşı, Şırnak halkı kesime karşı. Daha önce Cudi eteklerinde bulunan köylerin ve Şırnak'ın hemen dibindeki köylerin ormanları da yakılmıştı. Biz parti olarak da Şırnak halkı olarak da bunlara karşıyız ve bunların bir an önce durdurulması gerekiyor. Ekolojimizin yok edilmesine müsaade etmemek gerekiyor.

İkinci husus, defalarca dile getirdik arkadaşlar, AKP'li arkadaşlara tekrar hatırlatıyoruz. Norduz suyunun, kömür ocaklarının kiri nedeniyle kirlenmesi durumu hâlâ devam ediyor. Bunu çok boyutlu olarak dile getirdik şu an zarar gören ailelerle bu kömür ocaklarını işleten Süleyman Bölünmez’in şirketi arasında kavgaya varacak bir durum söz konusu. Sonra “Duymadık, niye birileri söylemedi?” demeyiniz, yarın öbür gün bu işin altından kirli şeyler çıkabilir.

Diğer bir husus, Sağlık Bakanımız bölge hastanesinin sözünü vermişti, aradan altı ay geçti hâlâ bir taş konulmamış. Soruyoruz: Verdiğiniz söz nerede, niçin bu hastane yapılmıyor hâlen?

Şırnak’ın yolları ilçeler itibarıyla, köyler itibarıyla Türkiye’nin en berbat yolları. Defalarca dile getirdik, basın açıklamaları yaptık ama duyan yok. Şu sözü söylemek istiyorum: Hortumlarla akıttığınız paraların bir kısmını Şırnak’ın yollarına akıtın ne olur.

Şırnak ekonomik olarak en berbat illerimizin başında geliyor. Türkiye ortalaması işsizlik itibarıyla 13,5 iken Şırnak’ta 35’i geçiyor. Kocaeli’nin bir ilçesinde -bu ilçe Dilova’sı- 220 fabrika varken Şırnak’ta tek bir fabrika yok.

Son iki yılda 204 esnaf Şırnak’ta dükkânını işletemediği için kapattı. Şırnak’ta istihdam en düşük oranı ifade ediyor, yüzde 50,9; yüzde 51 oranında.

Ailenin harcama yapabilme kapasitesi, verilere göre hane halkı yüzde 1,3; Türkiye’nin ortalamasının çok çok altında.

Gelir dağılımı bakımından Şırnak yine, Türkiye’nin en fakir illerinden bir tanesi.

Değerli arkadaşlar, mayın tarlaları… Yusuf Ata Yemişli köyünden, Caner Sak yine aynı köyden, Kösreli köyünden Cemil Kaçar son bir ay içerisinde mayınların patlaması sonucu yaşamını yitirmiştir. 3.520 arazide 1 milyondan fazla mayın var; bunların 904 bini sınır bölgelerinde, askerî bölgelerde de 96 bin mayın var. Türkiye 25 binini temizlemiştir.

Değerli arkadaşlar, dolayısıyla patates ve soğan hikâyesi vardı, şimdi cinci hocalara başvurduk -ülkemizde çokça vardır- soğan, pudra şekerini üretebiliyormuş. Eğer ilk elden hükûmetin herhangi bir vekili dokunabilirse, patates de dolar üretebiliyormuş; bu, 128 bin doları kapatmanın bir yolu olabilir -unuttuk, orada duruyor- keşke yanımda olsaydı, size doğru fırlatırdım, belki biriniz el atardı hem dolar kaybımızı kapatırdınız hem de pudra şekeri ihtiyacı duyan vatandaşlarınıza bir ikramda bulunurdunuz.

Selamlar. (HDP sıralarından alkışlar)

SEMİHA EKİNCİ (Sivas) – Yani konuşma mıydı şimdi bu?

HASAN ÖZGÜNEŞ (Şırnak) – Çok biliyorsun!

SELAMİ ALTINOK (Erzurum) – İşine bak!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi sisteme giren ilk 15 milletvekiline yerlerinden birer dakika süreyle söz vereceğim.

Sayın Köksal…

 

 

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, seçim bölgem Afyonkarahisar ili Dinar ilçemize bağlı Okçular köyünde imam yok. Köylüler bir an önce köye imam atanmasını istiyorlar.

Yine, Dinar ilçemize bağlı Akçaköy’de, köylüler Karakuyu’dan sulama yapılmasını istiyorlar. Suyun asfaltın diğer tarafına geçirilmesini, böylelikle sulama sıkıntısının çözülmesini talep ediyorlar.

Yine, Karabedir köyüne 17 kilometre uzaktan su getiriliyor. Pompa arızalanınca köylüler bu devirde traktörle veya eşekle su taşımak zorunda kalıyor. Bu köyde daha önce sondaj yapılmış ama sondaj çalışmasının uygun yapılmadığını iddia ediyorlar. Onun için yeniden iyi bir sondaj çalışması yapılmasını veya Eldere’den su getirilmesini istiyorlar.

Ayrıca, Dinar ilçemize bağlı Karabedir ve Bağcılar köyünde alt geçit olmadığı için köylünün hayvanları karşıdan karşıya geçerken araç çarpma tehlikesiyle karşı karşıya kalıyor. Buralarda sulama sıkıntısı olduğu için tarım zaten zor, hayvancılıkta bari köylünün önü açılsın.

BAŞKAN – Sayın Kılavuz…

 

 

OLCAY KILAVUZ (Mersin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Çin’in Doğu Türkistan’da inanç ve ibadet özgürlüğüne karşı olan tutumu nedeniyle camiler, din adamları, dinî yayınlar ve faaliyetler daima Çin yönetiminin hedefindedir. Oruç tutan soydaşlarımız yemeğe ve içmeye zorlanmakta, her türlü ibadet “aşırılık” adı altında terör faaliyeti sayılmaktadır. Doğu Türkistan’a Türk’ün mührünü vuran tarihî yapılar bir bir yıkılmakta, Uygur Türklerinin dilleri, kültürleri, tarihleri, edebiyatları, millî kimlikleri yok edilmektedir. Yarım asırlık mazimizle, ülkücüler olarak nerede bir Türk varsa bütün varlığımızla, kalbimizle, aklımızla ve duamızla yanındayız. Doğu Türkistan haklı davamız, esir Türk yurtları kanayan yaramız. Turan ülküsü ses bayrağımızdır. Al bayraktan gök bayrağa selam olsun. Yaşasın Doğu Türkistan, yaşasın Uygur Türkü soydaşlarımız.

BAŞKAN – Sayın Taşkın…

 

 

 

ALİ CUMHUR TAŞKIN (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Günümüzde turizm, ulusal ve uluslararası düzeyde kazandığı dev boyutlarla yatırımları ve iş hacmini geliştiren, gelir oluşturan, döviz sağlayan, istihdam alanları açan, sosyal ve kültürel hayatı etkileyen bir nitelik kazanmıştır. Sahip olduğu turizm zenginlikleri bakımından dünyanın sayılı merkezlerinden birisi olan, ülkemizin Doğu Akdeniz sahilinde yer alan seçim bölgem Mersin, 108 kilometrelik doğal kumsalları, modern otelleri, Neolitik Dönem’den bugüne farklı uygarlıklardan izler bırakan tarihî eserleri ve görülmeye değer ören yerleriyle büyük bir turizm potansiyeline sahip, ülkemizin en güzel şehirlerinden biridir. Bu vesileyle, içinde bulunduğumuz  Turizm Haftası münasebetiyle turizm camiamızın Turizm Haftası’nı kutluyorum. Anlatmakla bitiremeyeceğimiz güzellikleri görmek ve bir gastronomi şehri Mersin’e ait lezzetleri tatmak için herkesi Mersin’e davet ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Adıgüzel…

 

 

 

MUSTAFA ADIGÜZEL (Ordu) – Fındık bölgesinde ardı ardına don olayları yaşandı, TARSİM yetkilileri, tespit için bir buçuk ay geçmesine rağmen hâlen bazı mahallelere gelmediler. TARSİM’de bir diğer sorun da… 2020 yılında parsel no güncellemeleri yapıldı fakat bir kısmı 2021 yılı başlarına kaldı. İlçe tarım müdürleri ÇKS güncellemesini zamanında yapmadığı için TARSİM sigortası da yapılamadı. Eski parsel numarasıyla yapılması önerildi, öyle karar alındı ama o da uygulanmadı. Sadece İkizce ilçemizde 600 üretici bu şekilde mağdur, çözüm bekliyoruz.

30 Nisanda TMO fındık alımını bitirmemelidir; fındık alımı süreli değil, sürekli olmalıdır. Ayrıca, tıpkı patates ve soğan gibi, çiftçilerden devlet tarafından, TMO tarafından alınıp ihtiyacı olan vatandaşlara dağıtılmalıdır. Hem de pandemide bağışıklık güçlendiricidir fındık. Bir avuç fındık pandemiye de iyi gelir diyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Aydın…

 

 

MUHAMMET MÜFİT AYDIN (Bursa) – Teşekkürler Başkan.

CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu, kirli siyasetine Bodrum’da cansız bedeni kıyıya vuran Aylan bebeği alet etti. Masum bir bebeğin cansız bedenini kirli ve seviyesiz siyaset anlayışına alet edecek kadar vicdanları kararmış bir zihniyetin ülkemize ve milletimize vereceği hiçbir şey yoktur. Bu tür ifadelerin ülkemize, birlik ve beraberliğimize hiçbir faydası olmayacağı aşikârdır. Bu ne bir siyaset anlayışına ne de insanlığa yakışır.

Yine CHP’li bir siyasetçinin Ramazan ayında oruç tutan futbolcularla ilgili çirkin ifadelerini de kınamadan edemiyorum. Müslüman bir ülkede Ramazan ayında her vatandaş gibi futbolcular da oruç tutabilir ve iftar saatinin maç zamanına denk gelmesi durumlarında oruçlarını açabilirler, inancının gereğidir.

Sözlerime Mehmet Akif Ersoy’un şu ifadeleriyle son veriyorum: “Ne irfandır veren ahlaka ulviyet ne vicdandır/Fazilet hissi insanlarda Allah korkusundandır.”

Yüce meclisi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Ceylan…

 

 

 

ÖZGÜR CEYLAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, Çanakkale vaka artışında Türkiye birincisi oldu. Çanakkale’de 12 Mart Cuma günü itibarıyla 581 olan haftalık toplam vaka sayısı 16 Nisana gelindiğinde 5.215’e çıkmıştır, artış oranı yüzde 800 gibi korkunç bir rakamdır. Artışın bu hızda seyretmesi durumunda bir ay sonra bütün Çanakkale Covid geçirmiş olacaktır. Çanakkale’de yüz binde 962, İstanbul’da 920 hasta var; nüfusu İstanbul’un 28’de 1’i olan Çanakkale’de çok acil tedbirler alınmalıdır. Türk Tabipleri Birliği, İl Pandemi Kuruluna katılmalı ve önerileri dikkate alınmalıdır. Hastanelerimiz tıka basa dolu, yeterli sağlık çalışanı yok, önlemler derhâl alınmalıdır. Çanakkale’de sosyal destekleri de kapsayan tam kapanmaya acilen geçilmesini bekliyoruz. Bu tablonun sorumlularının kente ve kendilerine yapacakları en hayırlı iş istifadır.

BAŞKAN – Sayın Barut…

 

 

AYHAN BARUT (Adana) – Sayın Başkan, Adana’nın Ceyhan ilçesindeki Altıgözbekirli köyünde mevcut mera davalık olmuştur. Davalar sonucunda merayla ilgili belirsizlik sürerken Yargıtaydan gelen karara göre köyün 600 dönüm merası olduğu tespit edildi. Şimdi o köyde  kum ve çakıl ocağı açıldı. Bu şirket 200-300 dönüm civarında alandan kum çekti, çakıl aldı, hâlâ da buna devam ediyor. Hazine arazileriyle mera alanı yasaklara rağmen delik deşik oldu, köyde tarım ve hayvancılıkla uğraşan vatandaşlar bu konudan muzdarip; kaymakamlığa, valiliğe ve belediyelere başvurdular, CİMER’den de yardım istediler ama hâlâ sonuç alamadılar. Hazine ve mera arazisi köylünün ortak kullanım alanıdır ama kimse oralı değil, hazine arazilerini satın aldıklarını söyleyen şirket yetkilileri, köylüleri mağdur ediyor. Tarımsal üretimi ve hayvancılığı destekleyin derken mağdur ediliyorlar. Burada yaşayan insanlarımızın sesini duyun, çözüm bulun, çare üretin.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Çakırözer…

 

 

 

UTKU ÇAKIRÖZER (Eskişehir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Başta temizlik işçileri; otobüs, tramvay şoförleri olmak üzere halkla yakın ilişki içinde olan kamu personelinin öncelikle aşılanması son derece önemlidir. Özellikle, sokağa çıkma yasağında herkes evlerindeyken onlar çöplerimizi topluyor, sokaklarımızı temizliyor, ulaşımımızı sağlıyor. Katı atıkların toplanmasından, tıbbi atıkların toplanmasına kadar uzanan bir yelpazede 7/24 emek veriyorlar ancak temizlik işçileri hâlâ aşı kapsamına alınmış değiller, keza şoförler de öyle. Benzer şekilde adliyelerde hâkim ve savcılara aşı önceliği verilirken onlarla birlikte aynı davalara giren avukatlara aşı önceliği verilmemiştir. Yargıda çifte standarda son verilmelidir, yargının unsuru avukatlarımızın da aşı kapsamına alınması sağlanmalıdır.

BAŞKAN – Sayın Akın…

 

 

AHMET AKIN (Balıkesir) – Sayın Başkan, salgının en yoğun dönemleri yaşanıyor. Salgının bir kez daha pik yaptığı bu dönemde Türkiye'nin her yerinden coronovirüse yakalanan öğretmen ve öğrencilerin haberlerini alıyoruz. Türkiye’de 8’inci ve 12’nci sınıflarda yüz yüze eğitim de devam ediliyor. Balıkesir’den, velilerimizden her gün telefonlar geliyor “Çocuklarımızı okula göndermeye korkuyoruz.” diye bizden yardım bekliyorlar. Millî Eğitim Bakanı Sayın Ziya Selçuk’a sesleniyorum: Öğretmen, öğrenci ve velilerin sağlık kaygıları had safhadadır. Ailesinde yaşlı veya kronik hastaları olan öğrencilerimizin velileri artık isyan ediyor. Velilerimizin, öğretmenlerimizin, öğrencilerimizin sesine kulak verin, öğretmenlerimizi ve öğrencilerimizi yalnız bırakmayın.

BAŞKAN – Sayın Ekinci…

 

 

 

 

SEMİHA EKİNCİ (Sivas) – Teşekkür ediyorum Kıymetli Başkanım.

Sosyal koruma kalkanı çerçevesinde yapılan yardımlardan sultan şehrimiz Sivas’ta da Faz 1, Faz 2, Faz 3 desteklendi, 45.333 hanemiz 45 milyon 333 bin TL, Biz Bize Yeteriz Türkiyem’de 10.951 hanemiz 10 milyon 951 TL, kısa çalışma ödeneğinde 13.471 çalışanımız, nakdi ücret desteğinde 8.653 çalışanımız, işsizlik ödeneğinde 6.353 çalışanımız, normalleşme desteğinde de 9.240 çalışanımız faydalanmıştır. Sivas’a sosyal koruma destekleri kapsamında 225 milyon 854 bin lira kaynak aktarılmasına vesile olan ve devletin imkânlarını millet için kullanan başta Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere emeği geçenlere teşekkür ediyorum.

Ayrıca, bugün akşam Beşiktaş’la karşılaşacak olan Demir Grup Sivasspor’umuza da başarılar diliyorum. İnşallah Avrupa…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Karasu…

 

 

 

ULAŞ KARASU (Sivas) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Pandemi döneminde en fazla zarar gören kesimlerin başında gelen kafe, kahvehane işletmecileri destek bekliyor. İş yerleri kapalı olan esnafımız kredi ve kefalet kooperatifi, banka, BAĞKUR ve vergi borçlarını ödeyememiş, sektörde yüzde 80’i kiracı olan esnafın birçoğu bu süreçte mahkemelik olmuş ve iflas etmiştir. Alınan yeni yasak kararlarıyla ramazan ayı boyunca da iş yapamayacak olan kahvehane esnafının talepleri doğrultusunda kredi sicilinin bozuk olması nedeniyle kredi kullanamayan esnafımıza af getirilmesi, hibe ve kira yardımı desteklerinin kahvehanelerde yeniden oyun oynatılıncaya kadar verilmesi, hibe ve kira yardımı alamayan esnafın mağduriyetinin giderilmesi, futbol yayıncı kuruluşuna abone olup maç yayınlarını izlettiremeyen esnafın uğradığı zararın telafi edilmesi için bir an önce adım atılması gerekmektedir.

BAŞKAN – Sayın Önal…

 

 

 

AHMET ÖNAL (Kırıkkale) – Teşekkürler Sayın Başkan.

İktidar tarafından uygulanan yanlış tarım politikaları nedeniyle ülkemizde tarım yapmak neredeyse imkânsız hâle geldi. Yüksek gübre fiyatları, her gün mazota gelen zamlar, enflasyon ve maliyet artışı sebebiyle seçim bölgem Kırıkkale’de çiftçilerimiz zor günler geçiriyor. Bir dönem pancar üretiminin merkezi olan Balışeyh ilçemiz ile buğday, arpa, mısır, nohut üretiminin yapıldığı Keskin, Karakeçili, Sulakyurt, Yahşihan, Çelebi, Bahşılı ve Delice ilçelerimizde artık çiftçimiz üretim yapmaktan vazgeçiyor; üretim yapan çiftçilerimiz ise her yıl zarar ediyor.

Yapay gündemlerle halkı oyalamak yerine her geçen gün artan işsizliğe, yoksulluğa, çiftçi sorunlarına eğilmesi gerekenler ortalıkta gözükmüyor. Buradan Sayın Tarım ve Orman Bakanına sesleniyorum: Yurt dışından tarım ürünü ithal edip Rusya, Kanada, Meksika çiftçisini zengin etmek yerine var olma mücadelesi veren, hepimizi doyuran Türk çiftçisine sahip çıkın diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Gökçel…

 

 

CENGİZ GÖKÇEL (Mersin) – Geçtiğimiz haftalarda Cumhuriyet Halk Partisi olarak Karabük’te vatandaşlarımızla bir araya geldik. Tüm Türkiye’de, Mersin’de ve Karabük’te, gittiğimiz her yerde esnaf dert küpü, esnafımızın tamamı devletten destek alamadıklarını haykırıyorlar. Servisçilerimiz bu dönemde en mağdur olan sektörlerden biri. Servisçilerimiz okullar kapalı olduğu için çalışamıyorlar, arabaları bağlı ancak tüm vergilerini ödemeye devam ediyorlar. On üç aydır kontak açmamış esnafımız var, bir kuruş geliri yok, araç hareket etmemiş; araç muayene süreleri doldu, yeni muayene yaptıracak, ücretini ödeyemiyor. AKP, esnafın hâlini görmezden geliyor. Esnafı tükettiniz, esnaf nefes alamıyor. Servisçi esnafımız başta olmak üzere, derhâl, esnafımız için gerçekçi bir destek paketi açıklanmalıdır.

BAŞKAN – Sayın Altıntaş…

 

 

AYHAN ALTINTAŞ (Ankara) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Bazı belediye ve valilikler iş birliğinde yurt dışına insan kaçakçılığı yapıldığının ortaya çıkmasından sonra İçişleri Bakanlığınca soruşturma başlatılmıştır. Yıllardır süregeldiği anlaşılan bu konuyu Bakanlığın medyaya yansımadan önce soruşturması beklenirdi. Bakanlık maalesef devletin yurt dışında itibarını sarsacak bu girişimlere yıllarca seyirci kalmış, çürümeye göz yummuştur. Artık yeşil ve gri pasaportla yurt dışına giden her vatandaşımız kaçak adayı olarak algılanacaktır. Bakanlık bu soruşturmalara bazı CHP’li ve İYİ Partili belediyeleri de katarak olayı değersizleştirmek, bir anlamda suyu bulandırmak istemektedir. Yozgat Yerköy Belediye Başkanımız, belediye faaliyetleri kapsamında yurt dışına gidenlerin listesini, gidiş ve dönüş tarihlerini derhâl açıklamıştır, gidenlerin tamamının da geri döndüğünü belirtmiştir. Sayın Bakanı tüm TC pasaportlarını değersizleştiren bu meseleye ciddiyetle yaklaşmaya davet ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Kaplan…

 

 

İRFAN KAPLAN (Gaziantep) – Gaziantep’in Nurdağı ilçesinde, 2004 yılında hizmete açılan devlet hastanesine hâlâ bir ambulans tahsis edilmedi. Yaklaşık 41 bin nüfusa sahip olan ilçemizde sadece 112 Acil Servisinde 2 tane ambulans var. Defalarca dile getirmeme rağmen, “Nurdağı ölüm yolu” olarak bilinen projenin tamamlanmaması sebebiyle yaşanan kazalardan kaynaklı acil servis hizmetlerinin yetersiz kaldığı ilçemizde ambulanslar hayati öneme sahiptir. Hastalar bazen saatlerce merkezden veya çevre ilçelerden gelecek ambulansı beklemek durumunda kalıyorlar. Bu mağduriyetin bir an önce giderilmesi için Nurdağı Devlet Hastanesine en az 1 ambulans tahsisinin aciliyetini buradan yetkililere hatırlatmak istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Bulut…

 

 

 

YÜCEL BULUT (Tokat) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, Kelkit Vadisi boyunca uzanan Erbaa ve Niksar ilçelerimizden sonra Reşadiye ilçemizde de maden arama ruhsatları nedeniyle hemşehrilerimizin rahatsızlığı devam etmektedir. Yüzlerce yıldır yemyeşil yaylalarında rızık arayan Reşadiyeliler koruma altındaki doğa harikası alanların talan edileceği kaygısını taşımaktadır. Yerin üstünün altından daha kıymetli olduğuna inanan Reşadiyelilerin, Erbaalı ve Niksarlı hemşehrilerimizin kaygılarına kulak verilmeli, sesleri duyulmalı, maden arama ruhsatları ivedilikle gözden geçirilmelidir.

Gazi Meclisi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Eksik…

 

 

 

HABİP EKSİK (Iğdır) – Teşekkürler.

Sayın Başkan, öncelikle, dün saat 22.30’da pandemi nedeniyle filyasyon çalışmasından dönerken kaza geçiren Doktor Yeşim Çelik, hemşire Gülşah Uca, araç şoförü Mehti Bayat’a geçmiş olsun diliyorum. Bir kez daha burada, pandemide mücadele eden, en ön safta emek veren sağlık emekçilerimize teşekkür ediyorum.

Yine, Iğdırlı tır şoförü Hakan Akkuş Saraks Sınır Kapısı’nda İranlı şoförler tarafından darpedilmiş ve bir gözünü kaybetmiştir, aracına da orada el konulmuştur. Bakanlık bir an önce bu konuyla ilgilenmeli, Hakan Akkuş’un mağduriyeti giderilmeli, aracı getirilip kendisine teslim edilmelidir.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Evet, şimdi, sayın grup başkan vekillerinin söz taleplerini karşılayacağım.

İlk söz, Sayın Lütfü Türkkan’ın, Sayın Türkkan, buyurun.

 

 

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; üç gün önce 8’inci Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın vefatının seneidevriyesiydi. Merhum Özal’ı saygı ve rahmetle anıyorum.

Türkiye Cumhuriyeti’ne Devlet Bakanlığı ve milletvekilliği görevleri yapmış Türk milliyetçisi Ayvaz Gökdemir’in dün ölüm yıl dönümüydü. Merhum Ayvaz Gökdemir’i de rahmetle yâd ediyorum.

Dün, ayrıca, ana dilimize büyük önem veren, bilime katkıları ve uluslararası ödülleriyle bizleri gururlandıran bilim insanımız Oktay Sinanoğlu’nun da vefatının yıl dönümüydü. Merhum hocamızı da saygı ve minnetle anıyorum.

Sümeyye Boyacı ve Sevilay Öztürk Paralimpik Yüzme Dünya Serileri’nde yüzümüzü güldürdüler. Altın madalya kazanarak bizleri gururlandıran Avrupa şampiyonu Sümeyye Boyacı ve 2’nci olan Sevilay Öztürk kızımızı yürekten tebrik ediyorum, başarılarının devamını diliyorum.

Kayra Sayit ve Vedat Albayrak da gururumuz oldular. Avrupa Judo Şampiyonası’nda altın madalya kazanan millî judocularımız Kayra Sayit’i ve Vedat Albayrak’ı da yürekten kutluyorum, başarılarının devamını diliyorum.

Malazgirt Haftası her yıl 15-21 Nisan tarihleri arasında kutlanıyor. Malazgirt Haftası’nı kutluyorum. 1071’de Malazgirt Zaferi’yle tarihimizin akışına yön veren, Anadolu’muzun Türk yurdu olmasında büyük mücadele gösteren Sultan Alparslan ve kahraman ordusunu minnetle anıyorum.

15-22 Nisan haftası Dünya Turizm Haftası’ydı. Turizm, Türkiye’nin en önemli sektörlerinden birisi fakat Hükûmet sektörün içinde bulunduğu sıkıntıları ne yazık ki görmezden geliyor. Konaklama vergisi, Tanıtım Ajansı katkı payı, ek vergiler ve ödemelerle turizmci daha da zor durumda bırakılıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin, buyurun.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Pandemi sebebiyle nakit akışı sıkıntısına giren turizm sektörünün toplam kredi hacmi 110 milyar lira. Kredilerin bir yıl ertelenmesinin maliyeti ise 15 milyar lira. Hükûmet Türkiye için bu kadar önem taşıyan bu sektörde 15 milyar lirayı göğüslemeli, turizmcilerimizi de rahatlatmalılar. 15 Şubat 2021 tarihli ve 3506 sayılı Yiyecek ve İçecek Hizmeti Faaliyetlerinde Bulunan İşletmelere Koronavirüs Salgını Nedeniyle Verilecek Ciro Kaybı Desteği hakkında Cumhurbaşkanı Kararı’nın 3’üncü maddesi uyarınca hak edilen ciro kaybı desteği 2 bin lira. Hükûmet tarafından ocak, şubat ve mart aylarında biner lira hibe desteği dağıtılmıştı. 3 bin lira verilmiş olduğu için, ciro kayıpları birçok işletmeciye peşin ödenmiş sayılıyor ve şimdi işletmecilere “Hak edilen ciro kaybı desteği tutarı, hibe desteği tutarına eşit ya da bu tutardan az olduğunda ödenecek ciro kaybı desteği bulunmamaktadır.” şeklinde cevap veriliyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın lütfen.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Yani işletmeciye deniliyor ki 4 bin lira ya da 5 bin lira ciro kaybı yaşadıysan bu yardımı alabilirsin. Bu nedenle 2 bin lira ciro kaybı desteği hak etmiş işletmecilerimizden birçoğu bu konuda mağduriyet yaşıyorlar ama Hükûmete sorsanız “Vatandaşımızın yanındayız, işletmecimizin yanındayız...” Hükûmeti bu konuda işletmecilerimizin sesini duymaya, gerçekten yanlarında olmaya davet ediyorum.

 Son olarak Gümüşhane’den söz etmek istiyorum. Gümüşhane merkezde açılan ve yaklaşık 500 kişi istihdam eden çağrı merkezinin kapatılması pandemi döneminde yüzlerce kişinin daha işsizler ordusuna katılmasına sebep oldu. Ayrıca, Gümüşhane Üniversitesinin pandemi sürecinde kapalı olması, Gümüşhane nüfusunun yüzde 35’ini oluşturan öğrencilerin olmaması Gümüşhane esnafına çok büyük zarar verdi. Bugün, Gümüşhane merkezde ve ilçelerde okul kantinlerini, kafeleri, lokantaları çalıştıran insanlarımız ve burada çalışan insanlarımız ne yazık ki çok zor durumdalar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Başkanım bitiriyorum.

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Gümüşhane ilinin tarım ambarı olan Şiran, Kelkit, Köse ilçelerinde tarımla uğraşan vatandaşlarımız ürettiği kuru fasulye, nohut gibi bakliyatları bu sıkıntılı dönemde satamadılar. Şu an Kelkit, Şiran ve Köse ilçelerimizdeki çiftçilerin elinde 500 tona yakın fasulye bulunuyor ve önümüzdeki bir ay içerisinde bunu satamazlarsa ne yazık ki yeni ekim yapamayacaklar. Hükûmet, mahsulü elinde kalan vatandaşlarımızın mahsullerini alarak bu konuda onlara yardımcı olmalıdır. Ayrıca, bu ilçelerimizde tarımla uğraşan ve hayatını idame ettirmeye çalışan vatandaşlarımıza baharın gelmesiyle beraber tohum ve gübre yardımı yapılmalı, hayvancılıkla uğraşan çiftçilerimize yem bitkisi tohumu verilerek destek sağlanmalıdır. Ayrıca, Gümüşhaneliler “Bizim önceliğimiz havaalanı değil, tren yolu.” diyorlar ama maalesef iktidar, yıllardır oy deposu gördüğü Gümüşhane’nin beklentisini boşa çıkardı. Yıllardan beri siyasetin elinde oyuncak olan Gümüşhane tren yolu projesinin bir an önce tamamlanarak ihalesinin yapılmasını istiyor Gümüşhaneliler.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Bitiriyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Son cümlelerinizi rica edeyim lütfen.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) - Bu konularda Hükûmeti Gümüşhane’nin sesini duymaya davet ediyorum.

Yüce Parlamentoyu saygıyla selamlıyorum.

Sabrınız için teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Ben de size teşekkür ediyorum Sayın Türkkan.

Sayın Akçay, buyurun.

 

 

 

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

17-18 Nisan 2021 tarihlerinde İtalya’da düzenlenen Paralimpik Yüzme Dünya Serileri’nde 50 metre sırtüstü kategorisinde 1’inci olan millî yüzücümüz Sümeyye Boyacı’yı ve 2’nci olan Sevilay Öztürk’ü tebrik ediyor, başarılarının devamını diliyoruz. Aynı zamanda, 50 metre serbest stil gençler kategorisinde yarışan millî yüzücümüz Koral Berkin Kutlu, 2 altın, 2 gümüş madalya kazanarak ülkemize sevinç yaşatmıştır. 5 altın, 7 gümüş ve 2 bronz olmak üzere toplam 14 madalya kazanarak şampiyonayı tamamlayan millî yüzücülerimizi bir kez daha tebrik ediyor, muvaffakiyetler diliyoruz.

Diğer yandan, Portekiz’in başkenti Lizbon’da düzenlenen Büyükler Avrupa Judo Şampiyonası’nda millî sporcumuz Vedat Albayrak 17 Nisanda rakibini altın skorla -ipponla- yenerek Avrupa şampiyonu olmuştur. Öte yandan, Lizbon’da düzenlenen Judo Şampiyonası’nda kadınlar artı 78 kilo kategorisinde millî judocumuz Kayra Sayit Avrupa şampiyonu olmuştur. Bütün branşlarda bayrağımızı dalgalandırıp bizleri gururlandıran sporcularımızı tebrik ediyor, teşekkür ediyoruz; başarıları daim olsun.

Sayın Başkan, Rusya ve Ukrayna arasında devam eden kriz, 16 Mart 2014’te Kırım’ın ilhakıyla zirveye çıkmıştı. Rusya, Ukrayna ve AGİT’ten oluşan üçlü temas grubunun 27 Temmuz 2020’de ortaklaşa aldıkları ateşkes kararı Donbass’ta yaşanan son gelişmelerle sekteye uğramıştır. Jeopolitik açıdan ülkemizi yakından ilgilendiren bu krizin son bulması elzemdir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Akçay.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Bu gerilimin yatıştırılması konusunda Türkiye’den başka inisiyatif üstlenen, aktif dış politika izleyen başka bir ülke de yoktur. ABD ve Avrupa ülkeleri meseleye kurnazlık yaparak değil, uluslararası hukuk çerçevesinde bakmalıdır. Rusya Kırım’da, Donbass’ta ve diğer mücavir alanlardaki gerilimi tırmandıran politikalardan vazgeçmelidir. Milliyetçi Hareket Partisi, Kırım’daki işgale, yayılmacı politikaya sonuna kadar karşıdır. Kırım Türk milletinin hafızasında müstesna bir yere sahiptir. Türkiye tırmandırılan krizlerle kuzeyinden ve güneyinden kıskaca alınmaya çalışılmaktadır. Yunanistan, Fransa’yla birlikte NAVTEX provokasyonlarına devam etmektedir. Yunanistan’ın 15 Nisan 2021’de hukuka aykırı olarak yayınladığı NAVTEX’e karşı Türk fırkateynleri gereken cevabı vermiş, Yunanistan ve Fransa Büyükelçileri Dışişleri Bakanlığına çağırılmıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi, buyurun.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Yunanistan Dışişleri Bakanının 15 Nisan 2021’deki ortak basın toplantısındaki küstah ve provokatif sözleri Yunanistan’ın çatışmacı politikalarına devam edeceğinin açık göstergesidir. Yunanistan, bu saldırgan tutumundan vazgeçmeli, emperyalist ülkelere peşkeş çektiği askerî üslerini tek tek kapatmalıdır. Türkiye, şartlar ne olursa olsun egemenliğine ve bağımsızlığına kasteden mütecaviz eylemlerin karşısında durmaya devam edecektir.

Sayın Başkan, 17 Nisan 2021 Malatya Belediye Başkanıyken uğradığı alçak saldırı sonucu şehit edilen Hamit Fendoğlu’nun şehadetinin 43’üncü seneidevriyesidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi lütfen.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Menfur saldırıda hayatını kaybeden Hamit Fendoğlu’na, gelini Hanife Fendoğlu’na, torunları Bozkurt ve Kürşad Fendoğlu’na bir kez daha Allah’tan rahmet, ailesine, yakınlarına ve Malatya Milletvekilimiz Mehmet Celal Fendoğlu’na başsağlığı dileklerimizi iletiyoruz.

Sayın Başkan, 19 Nisan 2021, Türk milletinin yetiştirdiği, dünya çapında şöhret ve saygınlık kazanmış değerli bilim ve düşünce insanı Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu’nun vefatının 6’ncı yıl dönümüdür. Oktay Sinanoğlu bilimsel çalışmalarla yeni ufuklar açmış, hem milletimize hem de insanlığa önemli eserler kazandırmış bir bilim insanıdır. Oktay Sinanoğlu 26 yaşında profesörlüğe hak kazanarak dünyanın en genç profesör unvanını kazanmıştır. Oktay Sinanoğlu Türkçe aşkıyla, millet sevdasıyla Türk milletinin gönlünde müstesna bir yer kazanmıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Akçay, son cümlelerinizi alayım lütfen.

Buyurun.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – “Millet ülkesinin, dilinin, tarihinin elinden alınmasına, ‘Türk’ adının tarihten silinmesine müsaade etmeyecektir.” sözleriyle Oktay Sinanoğlu’nu rahmet ve minnetle anıyorum.

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Oluç…

 

 

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın vekiller, bayram yaklaşıyor ve emekliler özellikle ikramiye ödemelerini bekliyorlar. Emekli bayram ikramiyeleri üç yıldır artmadı bu ülkede ve özellikle enflasyona ve asgari ücrete göre çok ciddi bir erime yaşandı. Emekli bayram ikramiyeleri asgari ücrete göre 763 lira, gıda enflasyonuna göre 677 lira, enflasyona göre ise 556 lira gerilmiş görünüyor.

Şimdi, hatırlarsak, asgari ücretin 1.063 lira olduğu 2018 yılında belirlenmişti bayram ikramiyesi ve asgari ücretin yüzde 62’si tutarında belirlenmişti. Aradan geçen üç yılda 1.000 Türk lirası olan bayram ikramiyesine herhangi bir zam uygulanmadı ve bugüne kadar emeklilerin 2 bayram ikramiyesi kaybına baktığımız zaman -bu hesaba göre- 1.500 lira kayıp olduğunu görüyoruz. Şimdi, eğer “Enflasyon oranına göre emekli ikramiyelerinin artması doğrudur.” diyorsak -ki öyledir, en azından öyledir- emeklilerin bayram ikramiyesinin en az 1.800 lira olması gerekmektedir. Dolayısıyla emeklilerin beklentileri emekli ikramiyelerinin yükselmesi doğrultusundadır. Bu kayıplar giderilmelidir. Elbette ki baktığımızda emeklilerin genel durumlarına bu ikramiye artışı, bu yıllardır süren kaybı giderecek ölçüde olmayacaktır ama hiç olmazsa bu bayramda, bir nebze olsun, emeklilerin yaşam koşullarında bir rahatlama sağlayacaktır. Emeklinin bayram ikramiyelerinin asgari ücret artışına paralel artması gerektiğini bir kez daha vurguluyoruz ve asgari ücrete paralel bir bayram ikramiyesi artışının her bir bayram ikramiyesi için en az 1.800 lira olması gerektiğini bir kez daha vurguluyoruz.

Türkiye Bankalar Birliği Risk Merkezi Şubat 2021 aylık bülteninde borçların durumlarını açıkladı ve gerçekten, gelinen noktada, hanelerden bireylere, KOBİ’lerden esnafa kadar tüm Türkiye’de insanların ancak kredi alarak geçimini ve idaresini sağladığı görünüyor bu verilere göre.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin lütfen.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Teşekkür ederim.

Yani aslında, iktidar, borçlandırarak yönetme stratejisini sürdürmektedir ve büyütmektedir önemli ölçüde.

Baktığımızda, kredilerde bugünkü paraya göre 3,8 trilyon bir artış olduğu görünüyor yani yüzde 30 artmış 2021 yılının Şubat ayı itibarıyla, bir önceki yılın aynı ayına oranla krediler yüzde 30 artmış. Ticari kredilerdeki artış yüzde 28 olmuş, 2,9 trilyon civarında. Bireysel kredilerde yüzde 36 artış gerçekleşmiş. Bireysel kredi kullanan yurttaş sayısı 34,5 milyona ulaşmış, son bir yılda 2,3 milyon kişi artmış.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

Buyurun.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – İlk defa ihtiyaç kredisi kullananlardan 325 bin kişi daha borçlanmış. Yani çok ciddi bir borç ekonomisinin, kredi aldırarak ekonomisini ve hayatını sürdürme dayatmasının topluma reva görüldüğünü görüyoruz. Baktığımız zaman, her yıl artan ölçüde de icra takipleriyle karşı karşıya kalınıyor kredi borçlarından dolayı ve yine son sayılara göre 132 bin kişilik bir artış olmuş, icra takibinde görünüyor.

Bir kez daha iktidarın ekonomi politikalarının aslında dar gelirli yurttaşlarımız açısından nasıl ağır bir travma ortaya çıkardığını görüyoruz ve bu borç ekonomisinin sürdürülemez olduğunu iktidara bir kez daha hatırlatıyoruz.

Şimdi, bir vicdansızlıkla ilgili birkaç cümle söylemek istiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın lütfen.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Toparlıyorum efendim.

Cezaevleriyle ilgili hep sorunlar yaşanıyor ve biz bunu dile getiriyoruz. Bolu F Tipi Kapalı Cezaevinde otuz yıldır tutuklu olan bir kişi var, Fahrettin Şahin ve 16 Nisanda şartlı tahliye olması gerekirken Cezaevi İdare ve Gözlem Kurulunun iyi hâlli olmadığı kararı gerekçesiyle tahliye edilmedi ve otuz yıllık müebbet cezası biterken, çıkacağı günü beklerken “İyi hâlli değil.” denilerek altı ay daha ceza verildi. Yani bu durum zaten bir skandal, bir vicdansızlık örneği fakat daha tuhaf olan nedir? Cezaevi İdare ve Gözlem Kurulu aldığı kararda “Kişinin dosyası incelenmiş, kurum yaşantısında tehdit, tahrik, ısrar, yalan beyan, kavga gibi zorlayıcı tutum ve davranışlarda bulunduğu düşünülmüyor. Şu an disiplin cezası bulunmadığı değerlendirilmiştir.” deniliyor ona rağmen “İyi hâlli değil.” diyerek altı ay daha cezaevinde tutulmaya karar veriliyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Son cümlelerinizi alayım lütfen.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Fahrettin Şahin bir örnektir bu konuda, daha başka örnekler de var, bunları da bugün konuşacağız elbette ki ama hem Adalet Bakanlığına hem de cezaevi yönetimlerine sesleniyoruz: Bakın, bu ayıba, bu zulme son verin hem Fahrettin Şahin hem de onun durumunda olanların, uzun yıllardır cezaevinde yatanların ve tahliyesi gelenlerin önüne engeller çıkarmayın ve tahliye edin; bu keyfî, haksız, hukuksuz, adaletsiz işleme bir an evvel son verin diyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Özel…

 

 

 

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Öncelikle, göğsümüzü kabartan sporcularımızdan, evlatlarımızdan bahsederek, onları kutlayarak başlamak istiyorum haftaya.

Avrupa Judo Şampiyonası’nda altın madalya kazanan artı 78 kilogram kadınlarda Kayra Sayit’i ve 81 kilogram erkeklerde Vedat Albayrak’ı tebrik ediyorum. Geçtiğimiz hafta, paralimpik yüzücülerimizden Sümeyye Boyacı ve Sevilay Öztürk’ün gösterdikleri başarılardan göğsümüz kabardı, onlarla gurur duyuyoruz. Kendilerini, ailelerini ve yetiştiren öğretmenlerini tebrik ediyoruz Sayın Başkan.

Sayın Başkan, 17 Nisan 1978’de Hamit Fendoğlu Malatyalıların ve Türkiye siyasetinin bilinen ismiyle “Hamido” kendisini gelen bir bombalı paket sonucunda hayatını kaybetti. O dönem kendisi 13’üncü dönem milletvekiliydi. Malatya’dan bağımsız belediye başkanı seçilebilecek kadar Malatya’nın benimsediği, dürüst, çalışkan ve kendine özgü siyaset tarzı olan, beğenilen bir siyasetçiydi. Kendisi katledildi, ardından 3 Alevi genç katledildi ve bir Alevi Sünni çatışması tetiklenmek istendi, Malatya bu oyunlara gelmedi. Bu tip oyunlara gelinmemesi, sağduyunun, kardeşliğin korunması son derece önemli. Ben -her yıl olduğu gibi, tabii, Malatya Milletvekilimiz Veli Ağbaba bir araştırma önergesiyle gündeme getiriyor, bugün burada değil- bu konunun geçmişin karanlık sayfalarının aralanması açısından Parlamentonun gündemine alınmasının önemli olduğunu düşünüyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin lütfen.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Ayrıca hâlen birlikte milletvekilliği görevini yaptığımız Malatya Milletvekili Mehmet Fendoğlu’nun şahsında tüm aileye de bir kez daha başsağlığı, taziye ve dayanışma duygularımızı iletmek istiyorum.

Sayın Başkan, Radyo ve Televizyon Üst Kurulunun kuruluşunun yıl dönümüdür. Cumhuriyet Halk Partisinin üstüne titizlendiği bir kuruldur Radyo ve Televizyon Üst Kurulu. Çünkü yüce Parlamentoda görev yapan milletvekillerinin oylarıyla seçilirler ve halkın burada oluşturduğu sandalye dağılımına oransal olarak RTÜK’te de temsil edilir seçilen kişiler. Maalesef üst kurul bu görevini yerine getirirken kendisinden beklenen tarafsızlık ve Parlamento adına titizlikle görev yapma ilkelerini terk etmiş, bir ittifakın anlık çıkarları çerçevesinde sürekli erken görüş bildiren, ihsas-ı rey yapan, kendince duruş gösteren ama kendisinden beklenen görevi yerine getirmekte tarafsızlık ilkesini ihlal eden bir tutumu vardır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi lütfen.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Özellikle, Üst Kurulun Başkanı 2 maaş alıyordu. Bu maaşlarından bir tanesini Kurulun kuruluş kanununa aykırı şekilde de kurumla bağlantılı bir şirketten alıyordu, itirazlarımız üzerine oradan istifa etti; kendisine bir başka ikinci maaş bağlanmış. Bu ayıplar, bu yanlışlar nasıl taşınabiliyor, nasıl göz yumuluyor; bu bürokratlar sırf partililer diye nasıl böyle şımartılıyor inanmak mümkün değil.

Bir yandan da Halk TV’nin KabloTV başvurusunu ve Sözcü TV’nin logo değişiklik başvurusunu –örneğin Sözcü’nünkini dört yüz on sekiz gündür- bekletiyor. Kendisine yakın gördükleri, iktidara yakın gördükleri kanalın başvurusunu altı günde sonuçlandırmış ama Sözcü TV’nin başvurusuna dört yüz on sekiz gündür cevap vermiyor. Bu mu Parlamentodan aldığı görevi yerine getirmek? Sadece muhalif bir gazetenin televizyonu olacak diye korkup dört yüz on sekiz gün… Kabul edilebilir gibi değil.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi lütfen.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, sorduğumuz basit bir soru var, kırk beş gündür cevaplanmıyor. 128 milyarı nasıl sattınız, kime sattınız, ne zaman sattınız, hangi kurdan sattınız, hangi imzayla sattınız; bunun cevabını verin. Bu cevap hâlen daha yok. Soru önergem cevaplanmadı.

AK PARTİ uzun süre sustu, şimdi cevaplar veriyor. Biri diyor ki: “Yerinde duruyor.” Öbürü diyor: “Hiçbir zaman böyle bir rezerv olmadı.”

SEMİHA EKİNCİ (Sivas) – İlhan Kesici’ye sor, İlhan Kesici cevaplar.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Biri diyor: “Pandemide harcadık.” Diğeri diyor ki: “Dış güçler saldırdı, o sırada tükettik.”

Nurettin Canikli çıktı, bazı açıklamalar yaptı, “Hane halkına dağıttık.” diyor. Hane sayısı belli. Hane halkına dağıtmış olsanız tümünü, 50’şer bin lira dağıtacaksınız, bu parayı alan yok. Dediği 78 milyar doları dağıtsalar, 25’er bin lira lazım; alan yok.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın lütfen.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Dünkü açıklamalarından sonra, bugün başka bir açıklama yapmış. Efendim, diyor ki: “Böyle bir rezerv ancak yüzyılda bir kullanılırdı; ihtiyaç duyduk, kullandık.” Hiç olmazsa kötü yönetimle tükettiklerini itiraf ediyor. Bakan “Artık ben yapmıyorum.” diyor yani bir devrisabık yaratıyor, kendi dönemini temize çekiyor ama verdiği bilgilerde, dayandırdığı gizli protokolün ilgili kanun maddesi değişmiş, ondan haberi yok. AK PARTİ ülkeyi yönetemiyor, artık ülke savruluyor, AK PARTİ savruluyor; biz de bu tarihî savrulmayı ibretle takip ediyoruz.

Sayın Başkan, tüm siyasi partilerin belediyeleri, kiracılarının kiraları konusunda… Bakıyorum, CHP’li belediyeler ya tamamını almıyor ya bir miktar indirim yapıyor, diğer siyasi partilerin belediyeleri de bunu yapıyor ama bir bakıyoruz, devletin kiracılarına, özellikle Millî Emlakin kiracılarına, Devlet Demiryollarının kiracılarına, Vakıflar Genel Müdürlüğünün kiracılarına gerekli hiçbir kolaylık sağlanmıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bitiriyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Son kez açıyorum, son kez.

Buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bir bakıyorsunuz, küçük esnaf kan ağlıyor, yandaşların havalimanlarındaki kiraları bir yıl, bir buçuk yıl, iki yıl affediliyor ama bu kurumlar için bir şey yapılmıyor. Beklentimiz odur ki      -Plan ve Bütçe Komisyonu da toplantı hâlinde- bu konuyla ilgili tüm partiler ortak bir önergeyle bu işi çözsünler.

Yine, ciddi bir beklenti var, kanun teklifimizi de verdik; bayram ikramiyesi Cumhuriyet Halk Partisinin seçim vaadiydi, 7 Haziranda “Olmaz öyle şey.” diyenler 1 Kasımda “Biz de vereceğiz.” dedi, verdiler ama artırmıyorlar ve biz şimdi diyoruz ki: Bunun artık 1.500 TL olması gerekiyor. Bu konuda da her gün Plan ve Bütçe Komisyonunda birilerine kıyak yapan önergeleri verenlerin, Plan ve Bütçe Komisyonunun mutabakatıyla, emeklinin emekli ikramiyesini 1.500 TL’ye çıkarma noktasındaki teklifimizi değerlendirmelerini bekliyorum.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Turan…

 

 

 

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Aziz milletimizin, tüm vekillerimizin ramazan ayının bir kez daha mübarek olmasını diliyorum.

Bugün, bu hafta Lisanslı Harita Kadastro Mühendisleri ve Büroları Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’ni görüşeceğiz biliyorsunuz, başarılı bir hafta olmasını diliyorum. 

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 17 Nisan Cumartesi 8’inci Cumhurbaşkanımız Turgut Özal’ın vefatının 28’inci yıl dönümüydü. Ülkemizin gelişmesi, kalkınması, refahı için önemli adımlar atan merhum Turgut Özal, devlet adamlığı ve kişiliğiyle milletimizin gönlünde müstesna bir yer edinmişti. Hayatı boyunca millet için çalıştı, buna rağmen “diktatör” dediler, “tek adam” dediler ancak mücadelesinden vazgeçmedi. Kendisini bir kez daha rahmetle, minnetle yâd ediyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yine geçen hafta, biliyorsunuz, eski başbakanlarımızdan Yıldırım Akbulut’u kaybettik. Yıldırım Akbulut bir Çanakkale damadıydı, Bayramiç’li olan eşiyle evliydi. Meclis Başkanlığı ve Başbakanlık vazifelerinde bulunmuştu, en son Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu üyeliği yapmıştı. Merhum Akbulut’a da Allah’tan rahmet, sevenlerine baş sağlığı diliyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; geçen hafta arka arkaya güzel insanların rahmetli olduğunu gördük, iki değerli âlimi kaybettik. Biri, Profesör Doktor Ali Özek Hocamızdı, uzun yıllar vakıf hizmetlerinde bulunmuş kıymetli bir âlim. Aynı şekilde, Bediüzzaman Saidi Nursi Hazretleri’nin talebelerinden Hüsnü Bayramoğlu Ağabey’i kaybettik. İki değerli Hocamıza da Allah’tan rahmet diliyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 18 Nisanda solunum rahatsızlığı nedeniyle tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybeden İzmir’in Torbalı ilçesi Belediye Başkanı Ramazan İsmail Uygur’a Allah’tan rahmet; ailesine ve sevenlerine, Cumhuriyet Halk Partisi ailesine ve Grubuna baş sağlığı diliyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; millî sporcularımız hafta sonunda aldıkları birinciliklerle bizleri gururlandırdılar. Paralimpik Yüzme Dünya Serileri'nde 50 metre sırtüstü yarışında birinci olan Sümeyye Boyacı’yı, ikinci olan Sevilay Öztürk kardeşimizi yürekten kutluyorum. Ayrıca, Avrupa Judo Şampiyonası'nda altın madalya kazanan Vedat Albayrak’ı kutluyoruz. Yine, Avrupa Judo Şampiyonası'nda altın madalya kazanan Kayra Sayit’i gönülden kutluyor, tebrik ediyor, başarılarının devamını diliyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; aslında, Grup Başkan Vekillerinin konuşmaları az önce yaptığımız usul üzere sadece gündeme ilişkin, ekstra konulara ilişkin bir değerlendirme imkânı hakkı. Zaten diğer konuları kürsüde tartışıyoruz. Ancak, kıymetli Grup Başkan Vekilinin gündemin dışında yine konuyu açmasından dolayı cevap verme zorunluluğu hasıl oldu.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Değerli arkadaşlar, Türkiye polemiklerle çok zaman kaybetti, Türkiye boş kavgalarla çok zaman kaybetti. Birbirimize hak ettiğimizin ötesinde ithamlarla çok zaman kaybettik. Bu ülkede, 1 kuruş bile kaybolmayan Merkez Bankası kayıtları devletin elinde, devletin yedinde hâlen açık şekilde görülmektedir.

Sayın Başkan, kayıp olan 1 kuruş yoktur. Tüm kayıtlar devletin elindedir.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Paralar nerede paralar?

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Merkez Bankası bilançosu açıktır. Biz söyledik inanmadınız, bizim milletvekillerimiz söyledi inanmadınız, kendi Genel Başkan Yardımcınız, kendi milletvekiliniz “Gidersiniz Merkez Bankası bilançosuna, okumayı bilen insanlar açarlar internet sayfalarını, dolar alım satımları nasıl olmuş, ne zaman olmuş, kaç lira olmuş görürler.” dedi. Şunu söylemek istiyorum: İtham etmek kolay da insanın bir vicdanı olur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Peki, Sayın Başkan.

Tekrar ifade istiyorum: Bize inanmayanlar, kendi partilerinin vekillerinin açıklamalarına inansınlar, baksınlar. Bu konuyu daha soğuk akılla, daha sakin değerlendirdiklerinde, aslında, devletin bir bankasına bir anlamda operasyon olduğunu, IMF’nin çanta taşıyıcılarının bu işi yaptığını göreceklerdir diye düşünüyorum.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Buyurun…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bir dakika cevap hakkı…

BAŞKAN – Konuşmanızı yaptınız, bir şey…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Bülent Turan’ın söylediklerine cevaben bir dakika süre istiyorum.

BAŞKAN – Yerinizden bir dakika.

Buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Öncelikle, Sayın Başkan, Torbalı Belediye Başkanımız İsmail Uygur’un kaybıyla ilgili iletilen taziye dileklerine çok teşekkür ediyoruz.

İkinci husus da; bu meseleyi tartışırken, meseleyi şöyle görmek lazım: 128 milyar dolar -başta kabul etmiyordunuz ama şimdi, artık, hepiniz söylüyorsunuz, kabul etmeye başladınız- satılmış. Kaçtan satılmış, ne zaman satılmış, kime satılmış söyleyin devamında şu gelecek: Bugünkü kura döneceğiz. Hani “1 lira kaybolmaz.” diyorsunuz ya… 5,50’den sattığınız doların bugün bir tanesini satın alsanız 8,15’ten satın alacaksınız. 128 milyar dolar satın almaya kalkın, koymaya kalkın o parayı kur kaç para oluyor, devletin kaybı kaç para oluyor! Kötü yönetim… Bakın, bir baba evladına sorar: “Araba nerede?” Evlat “Çalmadım, satmadım.” diyorsa orada bir arıza var, yerini göster kardeşim, orada bir arıza var. “Araba nerede?” diyorsun “Ben çalmadım, vallahi çalmadım.” İyi de ne yaptın? Arabayı göster, arabayı.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Kayıtlara baksın, İlhan Bey yardımcı olacak onlara.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Bülent, paralar nerede?

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Para kaybolmadı ama kimin cebinde?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Evet, gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır. 

 

 

BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanlığının İç Tüzük’ün 21’inci maddesi uyarınca Afyonkarahisar Milletvekili Sayın Burcu Köksal’ın Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu üyeliğinden geri çekildiğine ilişkin yazısı 20 Nisan 2021 tarihinde Başkanlığımıza ulaşmıştır.

Bilgilerinize sunulur.

 

 

 

BAŞKAN - Kayseri Milletvekili Sayın Mustafa Elitaş’ın Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu üyeliğinden istifasına ilişkin yazısı 20 Nisan 2021 tarihinde Başkanlığımıza ulaşmıştır.

Bilgilerinize sunulur.

 

 

 

BAŞKAN - Konya Milletvekili Sayın Ziya Altunyaldız’ın Avrupa Birliği Uyum Komisyonu üyeliğinden istifasına ilişkin yazısı 20 Nisan 2021 tarihinde Başkanlığımıza ulaşmıştır.

Bilgilerinize sunulur.

İYİ Parti Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alıyorum.

 

 

                                                                                                                                                                                                          20/04/2021

              Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 20/04/2021 Salı günü (bugün) toplanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19'uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                  Lütfü Türkkan

                                                                                       Kocaeli

                                                                                Grup Başkan Vekili

Öneri:

Isparta Milletvekili Aylin Cesur ve 19 milletvekili tarafından salgın konusunda yaşanan gerilimler durumun acil olduğunu ve bir an önce önlemler alınarak gerekli düzenlemelerin ve çalışmaların yapılması zaruretini doğurmaktadır. Salgının yönetilememesinin ve Hükûmetin hedeflerini tutturamamasının sebeplerinin araştırılması, üçüncü dalganın daha da ağırlaşmadan durdurulması için yapılması gerekenlerin tespit edilmesi ve aşı tedarikinde ve aşılama sürecinde yaşanan aksaklıklara çözümler bulunması amacıyla 24/03/2021 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırma önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerin 20/04/2021 Salı günkü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere İYİ Parti Grubu adına Sayın Aylin Cesur.

Buyurun. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA AYLİN CESUR (Isparta) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

İYİ Parti Grubu adına söz aldım, araştırma önergemize destek istiyorum. Konuşmamı iyi dinleyin. Her zaman -şu ana kadar- doktor kimliğimle bu işe naif bir şekilde yaklaşmaya çalıştım ama artık sesimizin galiba biraz sert çıkma zamanı çünkü kontrolsüz, kifayetsiz normalleşmenizden beri görülen vaka 1 milyon 677 bin ve bunların 1 milyondan fazlası nisan ayında. Kontrolsüz normalleşmeden beri görülen can kaybı 7.698, bunların 4.882’si nisan ayında. Yani geçen hafta mart, kırmızı mart oldu demiştim ya, nisan artık kanlı nisan ve bunun sorumlusu sizsiniz. (İYİ Parti sıralarından alkışlar) Salgında dört yüz günü aştık ama vakaların  dörtte 1’i, ölümlerin sekizde 1’i yirmi günde oldu. Dünya nüfusunun yüzde 1’i nüfusumuz ve dünyadaki günlük vakaların yüzde 7 ila 9’u bizde. Yani görebiliyor musunuz aradaki farkı? Son bir haftadır milyon kişiye düşen vakada tartışmasız dünya birincisiyiz. Bunlar ne demek biliyor musunuz biz tıp adamları için? Bu bir utanç tablosu ve işe yaramıyor demek aldığınız tedbirler, işe yaramıyorsunuz demek.

 Şimdi, bu büyük kriz, günde 300 ölümlü olan bu kriz on gün içerisinde hastanelere yansıyacak ve hastanelerden gelen sesler benim canımı acıtıyor. Dün gece bir doktor arkadaşım aradı, Ankara’da, başkentteki hastanelerde çalışan bir doktor arkadaşım. 2 kanser hastasına Ankara’da hiçbir hastanede yoğun bakımda yer bulamamışlar. PCR’leri pozitif, ağır tedaviye ihtiyaçları var, yer yok. Yani kötü haber falan vermek istemiyorum, bu, işin realitesi. Öyle algı yönetimiyle falan kapatılacak gibi değil artık durum. Size hastaneler dolacak demiştik, doldu. Yoğun bakımlar da artık hasta seçer hâle gelecek demiştik, artık yoğun bakımlar hasta seçer hâlde ve Covid tedavisi yapan hastanelerde hastalar acillere taşacak demiştik ve aciller taşmış vaziyette. Hastaneler kapasite artırmaya çalışıyor. Kapatmayın dedik hastaneleri, Numune Hastanesini tekrar açmaya başlamışsınız, yeni hastanelere yer arıyorsunuz. Hastanelerin mutfakları, mutfak kapasitelerini yoğun bakımlara çeviriyorlar. Yani demek istiyorum ki: Son durum, artık İtalya ve İspanya gibi olmayalım. Yerlerden ceset toplar hâle geleceğiz demiştik, artık kapıda bu var değerli arkadaşlar, kapıda bu var artık.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Bir daha vur, bir daha! Olmadı, bir daha vur!

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Ben buradan vurayım, sen duy!

AYLİN CESUR (Devamla) – Şimdi, evet, gelin, açın kulaklarınızı ve kör olan vicdanlarınızı el değmemiş kılıflarından çıkarın artık. Neden mi? Çünkü esnafı yapyalnız bıraktınız, desteksiz kısıta gittiniz ve kongre yaparken kılıf lazım oldu diye zamansız normalleşmeye gittiniz ya hani ve milleti cayır cayır ateşe attınız ya işte. O insanlar yoğun bakımlarda ateşler içinde yanıyorlar ve ölüyorlar.

Şimdi, 1 Mart’taki kontrolsüz normalleşmeden bu yana yeni vaka 6 kat, ölümler 5 kat arttı. Sonra kısıtlamalar değil de “kısıtlamacıklar” getirdiniz, ben “haybeye tedbirler” diyorum bunlara ve siz bu işi beceremediniz değerli arkadaşlar. İngiltere -becerenler var- bizimle aynı durumdaydı, tam kapanırken salgın kısıtlamalarından etkilenecek iş yerlerine bir defaya mahsus 6 bin ila 18 bin arasında paunt yardım yaptı. Tam kapatacak olanlara aylık 3 bin paunt verdi ve olumsuz etkilenenlere 2.100 paunt destek verdi, 2.500 paunda varacak kadar devlet maaşlarının yüzde 80’ini üstlendi. Biz de vatandaşa, esnafa verilen 100 paunt yok, bakar mısınız karşılaştırmaya? Evet, kısa çalışma ödeneğini kaldırdınız. Bakın, bir defa yapacaksınız kapanmayı, tam kapatacaksınız ve artık iki hafta falan değil, dört hafta, en az dört hafta kapatacaksınız.

Şu durumda aşılamayı eğer bekleyemezseniz… “Mayıs’ta bitecek.” dediniz, bir yıl iki aydan daha fazla, Ağustos 2022’de bitiyor bu hızla. Aşılamada nüfusa oranla dünya 53’üncüsüyüz ve “Günde 1 milyon, 2 milyon aşı yapabiliriz.” diyen Bakana, Sağlık Bakanına sesleniyorum: Yapın o zaman bu aşıları, neyi bekliyorsunuz daha? (İYİ Parti ve CHP sıralarından alkışlar)

İsrail verdi parasını, aldı; Amerika verdi, aldı. 128 milyar doları nasıl harcadığınızı anlatmaya çalışırken şekilden şekile girenlere sesleniyorum bir de: Bulun aşıyı, getirin vatandaşa, getirin. Eğer 3 milyar dolar verseydiniz o 128 milyar dolardan, aşılardınız herkesi ve 150 milyon doz Pfizer aşısı getirirdiniz mesela, 20 dolardan alırdınız, çeşit çeşit alırdınız. Çin’e de Kanal İstanbul için esir olmazdınız ve Uygur’daki kardeşlerimizin hakkını da savunurdunuz, babalar gibi çıkardınız karşısına. Şimdi, adlarını bile ağzınıza alamıyorsunuz ya hani, hepsini yapardınız. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

Şimdi, İngiltere’yi geçen hafta örnek vermiştim. Tam kapanma, yavaş açılma ve hızlı aşılamayla sonuç, dün bizde 341, onlarda 4 ölüm var. Portekiz yine başardı bunu, bizden çok daha kötü durumdaydı, 200 vaka, 300 ölüme geldi.

Bir de aşı koruyuculuğu meselesi var gündemde. 2 doz aşı yeterli mi, yetersiz mi, koruyuculuğu var mı; onun için önergemizi kabul edin, bunları araştıralım.

Sürem bitti, Başkandan süre rica edeceğim. Şimdi, Şili bir rapor yayınlandı, bilimsel bir rapor. Burada bu aşı ne kadar işe yarıyor, bizim aşıyla ilgili sonuçlar ne oldu, detaylı bir şekilde verdi, siz bunu da açıklamıyorsunuz. Bugün Bilim Kurulundan bir açıklama yapılmış, laf olsun açıklaması, baktım ben gelmeden önce. Üçüncü faz çalışmalarındaki bilimsellikten uzak…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Cesur.

AYLİN CESUR (Devamla) – Evet…

BAŞKAN – Vermeyeceğim Sayın Cesur.

AYLİN CESUR (Devamla) – Peki, ben o zaman süremi buradan kendimce kullanacağım.

Üçüncü faz çalışmalarındaki bilimsellikten uzak fecaati biliyoruz.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Pandemi önemli yani böyle bir gündemde süre vermemeniz kabul edilemez bir şey.

AYLİN CESUR (Devamla) – Eğer artık bilimsellikten uzak bir şekilde bu işi yönetmeye kalkarsanız -geçen hafta söylemiştim- basiretsizlik, beceriksizlik, vurdumduymazlık…

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Başkan, yanlış yapıyorsun.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Başkan, diktatörlüğe özenme, demokrat ol, sen demokrat bir aileden geliyorsun. Demokrat bir aileden gelen bir adam diktatörlüğe özenmez.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Yanlış yapıyorsun Başkan.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Teşekkür ediyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Nezaketinize çok teşekkür ediyorum Aylin Hanım.

AYLİN CESUR (Devamla) – Bu basiretsizlik, beceriksizlik ve vurdumduymazlık madalyaları ölünceye kadar sizde… Ama mahşer var, mahşer, mahşer var, mahşer!

BAŞKAN – Arkadaşlar, Aylin Hanım naiftir, kurallara uyar, İç Tüzük’e uyar, rica ediyorum.

AYLİN CESUR (Devamla) – Bunun hesabını veremezsiniz, mahşer var! (İYİ Parti ve CHP sıralarından alkışlar)

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) – Özgür irade ödülü vereceğiz size Başkanım.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Bu alkışlar Başkana!

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum, siz de çok naziksiniz.

Evet, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Sayın Habip Eksik.

Buyurun Sayın Eksik. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA HABİP EKSİK (Iğdır) – Teşekkürler Sayın Başkan, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Konuşmama başlamadan önce buradan bir şekilde şunu dile getirmek istiyorum. Tüm halkımız, sırası gelen herkes, coronavirüs aşısını yaptırması gerekiyor, o açıdan biz aşı yapılmasını öneriyoruz çünkü pandemi süreçlerinde yaşamımızı kurtaracak tek şey aşıdır diyoruz. “…”(X)

MÜCAHİT DURMUŞOĞLU (Osmaniye) – O ne?

HABİP EKSİK (Devamla) – Türkçesini söyledim zaten.

MÜCAHİT DURMUŞOĞLU (Osmaniye) – Hangi ifadeden sonra konuştun?

HABİP EKSİK (Devamla) – Değerli milletvekilleri, aşıyla ilgili tam bir rezalet yaşanıyor. Bakın, 128 milyar dolar kayıp ama aynı zamanda 1,5 milyon BioNTech aşısının da kayıp olduğunu, AB üretimi olan aşılarının raporlanması sürecinde gördük ki Türkiye’ye gelmiş ama kime, nasıl ve ne zaman yapıldığını da bilmiyoruz. Aslında baktığınız zaman sürecin ne kadar kötü yönetildiğini, ne kadar keyfi yönetildiğini, ne kadar başarısız yönetildiğini hepimiz görüyoruz çünkü hepimizin yakınları birer birer yaşamını yitiriyor ve pandemiye mücadele süreci, aslında etkin önlemlerle yapılabilir, kitlesel aşılamayla yapılabilir ve aynı zamanda hastane sisteminin çökmemesiyle yapılabilir ama maalesef Türkiye’de şu an Sağlık Bakanlığı 3 konuda da başarısız; hem kitlesel aşılama yapamadı hem hastane sistemleri bugün yoğun bakımlar tam dolduğu için çöktü hem de etkin önlem alamadı. Bakın, 1 Marttan önce tablo böyle iken maalesef etkin önlem alınmadığı için ve önlemler keyfi, kafalarına göre, Bilim kurulunun kararları saraydan onaylatıldığı için bu tablo bugün kıpkırmızı oldu ve her gün bir köy nüfusunda insanımız yaşamını AKP iktidarının yüzünden yitiriyor. Bu süreç nasıl başladı biliyor musunuz? Bu süreç Bakanın itirafıyla başladı çünkü Sağlık Bakanı şunu söyledi, dedi ki: “Biz, insan sağlığından ziyade çıkarlarımızı düşünmek zorundayız, ulusal çıkar.” Aslında gerçeği şuydu ki, AKP’nin çıkarlarını gözetledi ve binlerce insanımız, milyonlarca insanımız sağlığını yitirdi, binlercesi yaşamını yitirdi. Bugün, aşıyla ilgili de tam bir rezalet yaşanıyor; Iğdır’la aynı nüfusa sahip olan Bartın’a bakıyorsunuz, 68 bin aşı yapılmış ama Iğdır’a 27 bin aşı yapılmış; Hakkâri’yle aynı nüfusa sahip Burdur’da 96 bin aşı yapılmış ama Hakkâri’ye 17 bin aşı yapılmış.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HABİP EKSİK (Devamla) -  Bu da gösteriyor ki AKP iktidarı her konuda olduğu gibi sağlık alanında da ırkçıdır, ayrımcıdır ve bu noktada da başarısızlığına her gün bir başarısızlık ekliyor.

BAŞKAN – Evet, Sayın Eksik, teşekkür ettim.

HABİP EKSİK (Devamla) - Aşı konusunda da başarısız olmuştur; rezalet yaşanıyor. Bu konuda biz Meclisi göreve davet ediyoruz. Bu önergeye biz “evet” oyu kullanacağız insanlarımızın sağlığını korumak için.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

SELAMİ ALTINOK (Erzurum) – Hadi oradan!

HABİP EKSİK (Iğdır) – Bağıracağına kendi iradenle oy kullan!

SELAMİ ALTINOK (Erzurum) – Hadi oradan! İşine bak!

HABİP EKSİK (Iğdır) – Bağıracağına kendi iradenle oy kullan!

ÇİĞDEM ERDOĞAN ATABEK (Sakarya) – Kandil’inkiyle kullanmıyoruz, kendimizinkiyle kullanıyoruz biz.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Ali Şeker. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ALİ ŞEKER (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Dünya Sağlık Örgütünün Covid’i pandemi ilan ettiği 11 Mart 2020’den bugüne dört yüz altı gün geçti ve PCR pozitif ölüm sayısı bu dört yüz altı günde 36 bine ulaştı. Arkadaşımız bu araştırma önergesini verdiğinde 30 bin ölüm vardı, ondan bugüne 6 bin kişi daha öldü ve siz bunu umursamıyorsunuz. 11 Ocakta AKP’nin kongreleri tekrardan başladı, o günden bugüne 2 milyon yeni Covid hastamız oldu. Anormal normalleşmeniz ve bu pandemi döneminin en tepe noktasında, 3’üncü piki, İstanbul’da 4’üncü piki yaptığı noktada siz ödenekleri kestiniz, işsizlik ödeneklerini, kısa çalışma ödeneklerini kestiniz.

Burada on üç gün önce kürsüden “Temel gelir desteğiyle tam kapanma gerekiyor, iline göre değişen, en az yirmi bir gün ile yirmi sekiz günlük tam kapanma gerekiyor ki aşıya ulaşabilecek, hayatını koruyacağımız kişi sayısı artsın. Bir an önce yaygın aşılama olsun, bir an önce aşı tedariki olsun ve bu konuda da Meclis üzerine düşeni yapsın, Bakanlık üzerine düşeni yapsın, Maliye Bakanlığı üzerine düşeni yapsın.” dedik. Bir araştırma önergesi var “Aşıya daha çok nasıl ulaşabiliriz? Ölümleri nasıl daha da azaltabiliriz?” diye ama siz her zaman olduğu gibi halka değil saraya karşı kendinizi sorumlu hissettiğiniz için halkın sağlığıyla ilgili bu kadar temel bir noktada bile araştırmayı istemeyeceksiniz. Umut ediyorum beni yanıltırsınız, halkınıza karşı, halkımıza karşı sorumlu davranırsınız.

10 yoğun bakım yatağından 7’si dolu, 8’i dolu; diğer yoğun bakım hastalarına yer bulmakta sorun yaşıyoruz. 1 Marttan bugüne ölümler 5 kat arttı; 69’dan 341’e çıktı. Daha geçen günlerde İstanbul’da dolmuşlar, otobüsler lebalep dolu. Sorumluluk duymadığınız, bu ortamda işe gönderdiğiniz, okula gönderdiğiniz o insanlar oralara gidebilsin diye hayatlarını tehlikeye atıyorsunuz. İstanbul’da 100.000 kişi de neredeyse 1.000 kişi hasta. Bu ne demektir? Her 100 kişiden 1’isi İstanbul’da hasta demektir. 100 kişilik bir otobüste 1 hasta var demektir. Vakaların daha da arttığı, bu kadar arttığı bir dönemde siz hiç umursamıyorsunuz. Her gün bir olimpiyat stadyumu kadar insan hastalanıyor, ölümün pençesiyle cebelleşiyor.

Siz üç haftalık bir kapatma yerine “Ne olursa olsun, ölen ölsün, kalan sağlar…” anlayışındasınız. Bu halkımıza karşı sorumluluğunuzu yerine getirin. Üçüncü doz aşı söz konusuyken biz daha 2 doz aşıyı sene sonuna kadar temin edebilmiş değiliz. Bir an önce bu aşıların temin edilmesi, halka uygulanması gerekiyor.

Hepinize saygılar sunuyorum, sorumluluğunuzu bir kez daha hatırlatıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Sayın Mustafa Esgin.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA MUSTAFA ESGİN (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Gazi Meclisimizi ve aziz milletimizi selamlayarak sözlerime başlamak istiyorum.

Tüm dünyanın yüzyılda bir karşılaştığı küresel bir salgınla on üç aydır, bir yılı aşkın bir süredir devlet-millet el ele büyük bir mücadele veriyoruz. Virüs, mutasyonlu varyantların da etkisiyle tüm dünyada ve ülkemizde ne yazık ki tekrar yükselişe geçmiştir. Bununla birlikte güçlü sağlık altyapımızla, hastanelerimizde yatak ve yoğun bakım doluluk oranları kontrol altındadır. Varyantlı virüsün artış hızını engellemenin en önemli yolu, tedbirlere riayet etmek ve tabii ki aşıyla bağışıklanmadır.

Değerli arkadaşlar, aşı bağlantıları kadar aşı tedariki de son derece önemlidir. Türkiye, hedef kitlenin yani yirmi yaşın üstündeki 52.5 milyon vatandaşımızın ihtiyacını karşılayacak aşı anlaşmasını yapmış ve tedariğini gerçekleştirmektedir. Eğer aşı tedariğinde bir problem olsaydı, dünyanın en çok aşı yapılan altı ülkesi arasında yer alabilir miydik sizlere sormak istiyorum?

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) – Oran nedir, oran?

MUSTAFA ESGİN (Devamla) – Aşılamada; Almanya gibi, İskandinav Ülkeleri gibi, İtalya gibi, Fransa gibi dünyanın en gelişmiş ülkelerinden daha iyi bir sınav verdiğimizi de açıkça ifade etmek durumundayız.

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) - Vekilin sorularını bir yanıtlayın.

MUSTAFA ESGİN (Devamla) - Değerli arkadaşlar, zamanla yarışıyoruz, her can bizim canımız. Yaş ve risk gruplarına göre oluşturduğumuz program çerçevesinde şeffaf bir şekilde, iyi bir planlamayla süreci yönetmeye devam ediyoruz.

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) - Hangi ülkeden bahsediyorsunuz? İnsanlar yoğun bakımlarda yer bulamadıkları için…

MUSTAFA ESGİN (Devamla) - Ülkemizde bugün itibarıyla 20 milyonun üzerinde aşı uygulanmıştır yani hedef kitlenin yüzde 25’inin üzerinde bir aşılama yapmış bulunuyoruz.

Sayın Eksik, söylediğiniz bir tek şeye katılıyorum. Evet, milletimizi aşı olmaya çağıran davetinize katılıyorum onun dışında bütün söylediklerinizin hilaf olduğunu buradan ifade ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – Aşı var mı aşı? Aşı olmaya çağırıyoruz ya, aşı nerede?

MUSTAFA ESGİN (Devamla) - Yine, bugün itibarıyla elli beş yaşın üzerindeki vatandaşlarımıza aşı uygulaması başlamıştır. Risk grupları ve meslek gruplarının da aşılamaları devam etmektedir. Yakın bir süre içerisinde kırk yaş ve üzerindeki vatandaşlarımızın tamamını aşılayacağımızı ifade etmek durumundayız. Salgınla mücadelemizde sağlık altyapımızın gücü, Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliği, AK PARTİ iktidarlarının ve Sağlık Bakanlığımızın acil durum tecrübesi ve iradesi son derece etkili olmuştur.

Değerli arkadaşlar, yapıcı eleştirilerinize her zaman saygı duyuyoruz ancak virüsü, tanı kitlerini, şehir hastanelerini, sağlık çalışanlarımızı veya aşı üzerinden yaptığınız insafsız ve ölçüsüz eleştirilerinize ve siyasi polemiklerinize asla katılmadığımızı buradan açıkça ifade ediyorum.

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) - Ölümlerin hesabını verin.

MUSTAFA ESGİN (Devamla) – Muhalefetin AK PARTİ'ye muhalefet etmekle, Türkiye'ye muhalefet ettiği aşikârdır…

ZÜLEYHA GÜLÜM (İstanbul) – AK PARTİ Türkiye değil.

MUSTAFA ESGİN (Devamla) - …kim ne yaparsa yapsın aziz milletimizden aldığımız emaneti sonuna kadar yerine getireceğimizi ifade ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – İYİ Parti grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

HABİP EKSİK (Iğdır) - Sayın Başkan, Sayın Başkan, sataşma var söz istiyoruz.

BAŞKAN – Efendim?

HABİP EKSİK (Iğdır) - Sataşma var, gördüğünüz gibi sataşma oldu.

BAŞKAN – Ne sataşması oldu?

HABİP EKSİK (Iğdır) - Benim sözlerimin hepsinin yanlış olduğunu, çarpıttığımı iddia etti.

BAŞKAN – Bu, sataşma değil.

Teşekkür ediyorum.

HABİP EKSİK (Iğdır) – En doğal hakkımı kullanmak istiyorum.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Başkan, böyle yaparsan biz öyle 18.30’da filan gidemeyiz, sana söyleyeyim.

BAŞKAN – Başkan, benim bir acelem yok Sayın Türkkan.

HABİP EKSİK (Iğdır) – Sayın Başkan, sataşma oldu.

Buradaki tüm milletvekilleri…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Yani, bu tavır farklı, bu şekilde gidemeyiz.

BAŞKAN – Sayın Türkkan, burada bir…

Arkadaşlar, bir müsaade eder misiniz?

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Ben arkadaştan bahsetmedim.

BAŞKAN – Sayın Türkkan, burada bir sataşma var mı?

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Ben ondan bahsetmiyorum.

BAŞKAN – Ha, tamam, o ayrı bir şey.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – Siz dinlemiyorsunuz bile.

BAŞKAN – Buyurun.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Bu tavır Meclisin hulus içerisinde yürümesine engel bir tavır. Biraz daha dikkatli, biraz daha konuşmacılara saygılı davranmanızı öneriyorum efendim. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Kusura bakmayın, saygısızlık olarak ne olduğunu söyler misiniz?

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Bir dakika süre vermediniz. “Ben vermiyorum.” Nedir bu?

BAŞKAN – İlk defa mı yönetiyoruz, ilk defa mı siz Genel Kurula katılıyorsunuz Sayın Türkkan? Yapmayın rica ederim, lütfen.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Hayır, efendim; Meclis adaplarına aykırı… Meclis adabına uygun davranmanız gerekir.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Ayrıca, beni de uzun çalışmayla tehdit etmeyin Sayın Türkkan.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – “Elden gelen düğün ile bayram.” diye bir laf var Başkan.

HABİP EKSİK (Iğdır) – Sayın Başkan, cevap için yerimden söz istiyorum.

BAŞKAN – Yerinizden bir dakika vereceğim.

Buyurun.

 

 

HABİP EKSİK (Iğdır) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Özellikle şunu belirtmek istiyorum: Bizim belirttiğimiz rakamların, bizim belirttiğimiz tabloların hangisi yanlış? Buna cevap vermenizi istiyorum. 1,5 milyon doz aşı gelmiş ama bu, halktan saklanmış. Binlerce insan yaşamını yitirmiş ama siz bunları kabul etmiyorsunuz. Binlerce insanın Covid olduğunu, pozitif olduğunu Bakanınız kabul etmedi.

MUSTAFA ESGİN (Bursa) – Yalan söylüyorsunuz, iddianızı ispat edin o zaman, iddianızı ispat edin.

HABİP EKSİK (Iğdır) – “Her pozitif, pozitif olan hasta değildir.” diyerek bilim tarihine geçti ya! Böyle bir şeyi bile kabul etmiyorsanız yani ne diyelim. 10 Ekimde ve kasım ayında Covid olan hastaların sayısını yükseltmek zorunda kaldı Türkiye Cumhuriyeti devleti ve Dünya Sağlık Örgütünün sayfasında bu tablo böyle zikzak çizdi, hepimiz bunu gördük, hepimiz bundan utanç duyduk.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HABİP EKSİK (Iğdır) – Ama siz hâlâ kürsülere çıkarak bizlerin sözlerini çarpıtmaya ve yalan olduğunu iddia etmeye çalışıyorsunuz ama süreci yalanlarla, şeffaf olmayan bir şekilde yönettiğinizi dünya âlem görüyor, dünya âlem izliyor. (HDP sıralarından alkışlar)

MÜCAHİT DURMUŞOĞLU (Osmaniye) – Dünya Sağlık Örgütü takdir ediyor Türkiye’nin buradaki başarısını.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, aynı gerekçeyle yerinden bir dakika, aynı gerekçeyle.

BAŞKAN – Efendim “Aynı gerekçeyle” derken…

Verelim, verelim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Aynı gerekçe.

BAŞKAN – Sayın Şeker…

Buyurun.

Hangi gerekçeyle?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Aynı gerekçeyle…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Şeker.

 

 

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Arkadaşlar dünyada nüfus başına en yüksek vakaların görüldüğü bir yerde başarılı olduklarını iddia ediyorlar. Allah daha büyük başarılardan Türk milletini korusun diyorum.

Bir başka konu da sağlık emekçileriyle ilgili, Covid-19’un meslek hastalığı olmasını talep ettik, kanun teklifi verdik. “Bu kanun teklifine gerek yok.” dediler, hâlâ komisyonda görüşmüyorlar. Çalışma Bakanımız da şunu ifade etti: “Ben ne bileyim evinden kapmadığını.”

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Ne alakası var?

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Covid hastalarıyla burun buruna mücadele eden sağlık çalışanlarının oradan değil de evinden hastalığı kaptığını iddia edip onların sakat kalmaları, ölmeleri neticesinde bağlanacak olan haklarıyla ilgili olarak bu kadar ciddiyetsiz bir yaklaşımda bulunulması sağlık emekçilerine büyük bir haksızlıktır.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Türkkan.

 

 

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Faklı bir gerekçeyle… O da şu: Sayın konuşmacı “AK PARTİ’ye muhalefet etmek, Türkiye’ye muhalefet etmektir.” diye bir ifade kullandı. Bakın, beyler, oyları yüzde 30’lara düşmüş bir partiye muhalefet etmek, Türkiye’ye muhalefet etmek değildir; yanlış anlıyorsunuz, farklı anlıyorsunuz. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

MUSTAFA ARSLAN (Tokat) – Ne alakası var?

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Siz, Türkiye demek değilsiniz.

ÇİĞDEM ERDOĞAN ATABEK (Sakarya) – Hangi hayal dünyasında yaşıyorsunuz?

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Siz, sadece hükûmet eden, bu memleketi yönetmek için göreve gelmiş bir partisiniz ama sakın ola ki kendinizi Türkiye falan zannetmeyin, yanılırsınız. Yarın, öbür gün sizler yıkılıp gidiyorsunuz, Türkiye hep ayakta kalacak, dimdik kalacak hem de. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sizin de Sayın Esgin’in konuşması üzerine mi söz talebiniz var?

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Aynı gerekçeyle ben de söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun.

 

 

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Az önceki konuşmacı “1,5 milyon aşı kayıp.” dedi. Çok ağır bir iddiadır, ağır bir ithamdır. Buna ilişkin kendisini ispata davet ediyoruz Sayın Başkanım.

Aynı şekilde, AK PARTİ’nin oylarının kaç olduğuna ilişkin kamuoyuna ulaşmak bizim işimiz. Şu an yirmi yıldan beri en çok duyduğumuz ifade: “Az sonra gidiyorsunuz, yarın yok oluyorsunuz.” Yirmi yıldan beri buradayız, milletimiz dediği müddetçe burada olacağız Sayın Başkanım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HABİP EKSİK (Iğdır) –Sayın Bülent Turan, pandemiyi siz hastanenin kapısında yönetmeye çalışıyorsunuz, hastanenin kapısında; normal yönetmiyorsunuz.

BAŞKAN – Kayıtlara geçmiştir.

Halkların Demokratik Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım:

 

 

 

                                                                                           20/04/2021

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 20/04/2021 Salı günü (bugün) toplanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

         

                                                                                                                              Hakkı Saruhan Oluç

İstanbul

Grup Başkan Vekili

Öneri:

20 Nisan 2021 tarihinde, Batman milletvekili Ayşe Acar Başaran ve arkadaşları tarafından (12561 grup numaralı) kadın yoksulluğunun önlenmesi için alınacak tedbirlerin belirlenmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 20/04/2021 Salı günkü birleşiminde yapılmasını önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Sayın Serpil Kemalbay…

Buyurun.

HDP GRUBU ADINA SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – Sayın Başkan, sayın vekiller; Türkiye ağır bir ekonomik kriz ve salgın kriziyle mücadele ederken Halkların Demokratik Partisi Kadın Meclisi olarak “kadınlar için adalet” kampanyamız çerçevesinde “kadın yoksulluğuna hayır” buluşmaları gerçekleştirmek için Ege Bölgesine gittik ve burada, İzmir’de ve Aydın’da kadın buluşmaları yaptık. İzmir’de sokak satıcısı kadınlarla buluştuk. Midye dolma yapan kadınlarla buluştuk. Tandır ekmeği yapan kadınlarla, evlerde parça başı iş yapan kadınlarla buluştuk. Ev işçileriyle buluştuk. Aydın Söke’de ise kırk yıldır aynı yerde hasır şemsiye üreterek geçimini sağlamaya çalışan Roman kadınlarla buluştuk. Yine, Aydın Köşk’te çilek seralarında iki büklüm, o sıcakta çilek toplayan kadınlarla buluştuk. Buradan buluştuğumuz bütün kadın arkadaşları sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.

Arkadaşlar, bakın, İzmir’de midye üreten kadınlar İzmirlilere tarçınlı midye yerine isotlu midyeyi sevdiren insanlar fakat yaptıkları bu iş bu kadar önemliyken kadınların emeği görülmüyor ve insana yakışır bir ücret ve insana yakışır çalışma koşullarında çalışamıyorlar. Tandır ekmeği üreten kadınlar geçimini bu ekmeği üreterek sağlıyorlar ama görülmüyorlar ve yine ev işçileri sigortasız, güvencesiz çalışıyorlar.

Aydın Söke’deki Roman kadınlar hasır şemsiye üretiyorlar, kırk yıldır bu işi yapıyorlar, kırk yıldır aynı yerde çalışıyorlar, şimdi bulundukları yerden sürülme tehdidiyle karşı karşıyalar çünkü sitelerin inşaatları bunların kapısına kadar dayanmış. Yine çilek tarlalarında kadınlar güvencesiz şekilde çalışıyorlar.

Kadın işsizliği ve kadın yoksulluğu çok büyük, çok derin. Kadınlar işe de erişemiyorlar, gelire de erişemiyorlar. Kadın işsizliği yüzde 43 seviyelerinde sürüyor DİSK-AR’ın araştırmasına göre. Yine uluslararası istatistikler, Avrupa İstatistik Ofisi Eurostat’a göreyse 33 ülke arasında kadın yoksunluğunda Türkiye sondan ikinci sırada.

Sevgili arkadaşlar, kadınlar emekleri yok sayılarak, cinsiyetçi iş bölümü yapılarak, eğitime eriştirilemeyerek, bölgesel eşitsizlikler sebebiyle daha ağır koşullara maruz kalıyorlar, daha yoksullar, daha işsizler çünkü kadınlar erkek egemen kapitalist sömürü baskısı altındalar. Ev işleri kadınlara mahsus işler olarak görülüyor, kadınlar ailenin sorumluluklarını tek başına üstlenmek durumunda bırakılıyor, kadınlar evleninceye kadar iş yerlerinde geçici işçiler olarak görülüyor, kadınlara eş değer işe eşit ücret verilmiyor ve cam tavanlar var, kadınlar iyi işlere erişemiyor. Kadınların bu konumlarını asla kabul etmiyoruz, kayıt dışı eğreti işleri kadınlara layık gören bu anlayışa burada itiraz ediyoruz. Güvencesiz çalışmanın ortadan kaldırılması, kadınların evde hasta, yaşlı, engellilere bakması gereken kişiler olarak görülmesinden vazgeçilmesi gerekiyor. Çadırda yaşayan kadınlar… Bakın, adres veremedikleri için sosyal yardıma bile erişemiyorlar o yüzden kadın yoksulluğunun derinliğine herkes gözlerini dikmeli, bu Parlamento bu konuda çözüm üretmelidir diyoruz. Kırk yıldır 1 insan, kırk yıldır 80’e yakın hane üretim yapıyorsa, bir yerde yaşıyorsa, hâlâ çadırda yaşıyorsa, hâlâ suyu yoksa, elektriği yoksa, tuvalet hijyen koşulları yoksa bunun utancı hem o Aydın Belediyesinin utancıdır hem de bu Hükûmetin utancıdır. Bu sorunlara derhâl çözüm bulunması gerekiyor. Çatışmadan, savaştan, kayyım gaspından uzaklaşan ve metropollere gelenler burada ucuz iş gücü olarak görülüyor yine bu da bu Hükûmetin, bu iktidarın suçudur arkadaşlar çünkü bu kadın yoksulluğu politiktir, bakın kadınların cinayeti de politiktir. Bu pankartlarımızı astık ve indirdiniz; buradan yükseltiyorum: Kadın cinayetleri de kadın yoksulluğu da politiktir. Kadınlar yoksul çünkü siz varsınız, kadınlar ölüyor çünkü siz varsınız. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – İYİ Parti grubu adına Sayın Muhammet Naci Cinisli.

Buyurun. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA MUHAMMET NACİ CİNİSLİ (Erzurum) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulumuzu saygıyla selamlarım.

Kadınların çalışma hayatına girmesi ve kadın emeğinin hakkıyla ücretlendirilmesi öncelikli meselelerimizden biri olmalı. Kadın-erkek fırsat eşitliğinin tam anlamıyla sağlanması, kadınların iyi eğitim almaları, iş alanında daha fazla var olmaları, erkeklerle eşit kazanım ve kariyer edinmeleri hâlinde mümkün olabilir.

Türkiye genelinde kadın istihdam oranı yüzde 20’lerdeyken Avrupa Birliği ülkelerinde bu oran yüzde 60 civarında; Türkiye’de her 3 kadından 2’si işsiz. Çalışan kadınlar için sosyal güvenlik sistemi içerisinde bulunup haklarını alabilmeleriyse tam bir mücadele gerektiriyor; örneğin, tarımsal faaliyetlerde bulunan kadınlar. Sektörde istihdam edilen çalışanların neredeyse yarısı kadın ancak tarım sektöründeki kadın çalışanların yüzde 95’i ücretsiz, sigortasız, emeklilik hakkı olmadan “aile işçisi” şeklinde ifade edilen resmî bir statüde çalışıyorlar; işsizler ordusu içinde yer almıyorlar. “Aile işçisi” denilerek kadının yaratılışından kaynaklı sahip olduğu duyguları sömüren, ailesi için gösterdiği karşılıksız emeğe göz koyan anlayışa göz yumulmamalı. Adı resmî olarak “aile işçisi” fakat devletle aralarında hiçbir akit yok.

Bu kadınlar yaşlanmaktan ve hasta olmaktan korkuyorlar, çoğunun sigortaları yok. Tarımda çalışan kadınlara ülke vatandaşı olduklarını hatırlatmak ve aile içerisinde kendilerine olan güveni sağlamak için belli şartlar içerisinde onları SGK şemsiyesi altına almalıyız. Bu konuyla ilgili iki sene önce verdiğim kanun teklifim hâlâ işleme konulmadı. Tarımda çalışan kadınlarımızı sigortaladığımız takdirde büyük sorun olan göçü de bir nebze önleyebilir, tarım istihdamını koruyabiliriz. Unutulmamalıdır ki son bir yılda 269 bin kadın tarım sektöründen ayrıldı. Tarım sektöründe çalışan kadınlarımıza destek vermek sosyal devlet olmanın ötesinde, pandemide tecrübe ettiğimiz gibi gıda arzının sağlanmasında da stratejik önemde.

Millî ekonomi temelinin tarımsal üretim olduğu gerçeğini unutmamalıyız. Geçmişte kredi ve hibe destekleri verebilmek adına yönetmelik değişiklikleri yapıldığını biliyoruz. Günümüzde de kırsaldaki kadınlar bu tür desteklerden yararlanmalı. Kırsalda çalışan kadın kanunuyla sosyal güvenlik kapsamına alınmalı.

Vaktim var; bu vesileyle şunu ifade etmek isterim ki AK PARTİ’ye muhalefet etmek Türkiye’ye muhalefet etmek değildir, haşa.

Genel Kurulumuzu saygıyla selamlarım. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Sera Kadıgil, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (İstanbul) – Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum, HDP önerisi üzerine Cumhuriyet Halk Partisi adına söz aldım.

Sayın vekiller, bir yıldır bir pandemi belasıyla uğraşıyoruz. Kadına yönelik detaları benden önceki konuşmalar verdi, detayına girmeyeceğim ama elbette, her krizde olduğu gibi bu krizde de kabak kadınların başına patladı. En çok emekçiler ama ille de en çok kadın emekçiler etkilendi bu durumdan. Bunları ve bunların sebeplerini bu kürsüden defalarca biz anlattık ama dinleyen yok, dinlese de anlayan yok. İşsizlik, yoksulluk, giderek ağırlaşan yaşam koşulları, çalışabilenlerin kafasında Demokles’in kılıcı gibi sallanan kod 29 ahlaksızlığı bu ülkenin emekçilerini içinden çıkılmaz bir buhrana sürüklemiş durumda.

Burada, kod 29’a ayrı bir başlık açmak zorundayız çünkü malumunuz Nisan 2020’de bir düzenleme yapıldı ve güya işten çıkarma yasağı getirildi, buna bir istisna tanındı, adına kod 29 dendi. Kod 29’la işten çıkarılan bir işçi, bildiğiniz üzere işsizlik ödeneği alamıyor, kıdemini, ihbarını alamıyor, hiçbir ücretten, hiçbir destekten yararlanamıyor. Peki, bir hareketin yani bu kodun genel manası nedir? Bir işçinin ahlaka mugayir hareketler yapması. Peki, bu hareketin ahlaka mugayir olup olmadığına kim karar veriyor? Elbette, tek başına sevgili patronlar karar veriyor. Hop, işçiyi tutuyor, kapının önüne koyuyor, işaretliyor kod 29’u, kovduğu işçiye de beş kuruş ödemeden hayatına devam edebiliyor böylece. Sonra, işçi isterse elbette, gidiyor, parası varsa yargıya başvuruyor, davalar en az iki üç yıl sürüyor. Bu arada açlıktan ölmemeyi başarmış, şanslı işçimiz varsa anca yargı kararı eliyle kendini temize çekebiliyor. Bu kod 29 belası da elbette bütün emekçilerin ama en çok kadın emekçilerin başına bela. Çünkü erkeklerden farklı olarak kod 29’la işten atılan kadın işçiler bu kez “Acaba ne ahlaksızlık yaptı?” gibi saçmalıklara hem muhtemel iş yerlerinde hem ailelerin içinde ne yazık ki maruz kalıyorlar. Kadın işçiler ne diyor biliyor musunuz? Kendilerine kötü gözle bakıldığı için utandıklarını ve bu yüzden sürekli bir namussuzluk yapmadıklarını ispatlama çabasına girdiklerini söylüyorlar. Sadece geçtiğimiz dönemde 50 binden fazla kadın işçi ne yazık ki bununla birlikte işten atılmış durumda. Yani 50 binden fazla kadın işçi namussuz olmadığını sizin yüzünüzden ispatlamak zorunda. Peki, ne yaptı yoksulluğu bitirme bakanlığı bu itirazlar üzerine? Kod 29’da güya bir düzenleme yaptı. Kod 29 oldu size kod 44, kod 45, kod 46. Peki, değişen bir şey var mı? Patronun bu fişleme işlemine ilişkin, bunu tek taraflı yapmasına ilişkin herhangi bir şey var mı? Elbette yok. Patrona bir kanıt sunma yükümü getirdiniz mi? Elbette getirmediniz. İşten çıkarma yasağına ilişkin istisnaları kaldırdınız mı? Elbette kaldırmadınız. Ne yaptı sevgili bakanlığınız? Sevgili patronlarınıza farklı kategorilerdeki işçileri fişleme imkânı tanıdı, bunların da ayrı ayrı başlıklarını açtı.

Bunların sebeplerine de değinmek isterdim ama süremiz sınırlı ve size ne anlatsak boş çünkü iktidar partisi gibi değil, patronperverler cemiyeti gibi hareket ediyorsunuz diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Sayın Çiğdem Erdoğan Atabek.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA ÇİĞDEM ERDOĞAN ATABEK (Sakarya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AK PARTİ Grubum adına söz almış bulunuyor, yüce Meclisi ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Sözlerime başlarken, bir anne olarak cansız bir çocuk bedeni üzerinden siyaset yapanları, orucunu açan sporculara “Gösteriş yapıyor.” diyenleri kınıyor, milletimizin vicdanına havale ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Genel Başkanımız, Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde kadının sosyal hayattaki rolünün güçlendirilmesi için tarihî nitelikte adımlar attık. “Güçlü kadın, güçlü aile, güçlü toplum” ilkesinden hareketle kadının ve kız çocuklarının eğitimi konusunda birçok alanda önemli çalışmalar yaptık ve kadınların iş gücüne katılımı teşvik ettik. Ülke olarak kadının güçlenmesi vizyonumuzu aynı zamanda uluslararası platformlara da taşıdık. İstihdam önlemleri ve kadın dostu politikalar uyguladık. Kadınların bu zorlu süreçten daha güçlü çıkmasını temin etmek hepimizin sorumluluğudur.

Covid-19 salgını döneminde kadınların ekonomik açıdan güçlendirilmesine ve iş güvencelerinin sağlanmasına yönelik tedbirler aldık. Ekonomik istikrar kalkanı paketi çerçevesinde kısa çalışma ödeneği, nakdî ücret desteği ve işsizlik ödeneği gibi önemli programlar yürütüldü. Bu ödeneklerden yararlanıcıların kadın oranı yüzde 33’tür. Yine, sosyal destek programındaki kadın hak sahipleri oranı da yüzde 52’dir.

Ülkemizde kamu kaynakları ile 2020 yılında 69 milyar TL sosyal yardım harcaması yapılmıştır. Bakanlıkça yürütülen sosyal yardım programları kadınların yoksulluk riskiyle daha fazla karşılaştığı gerçeğinden hareketle özellikle düzenli yardım programlarında kadın hak sahipliğini destekler nitelik taşımaktadır.

İŞKUR tarafından iş gücü piyasasında dezavantajlı konumda bulunan ve çocuk bakımı nedeniyle çalışamayan kadınların iş gücüne kazandırılması amacıyla Eylül 2018’de başlatılan İşte Anne Projesi etkin bir şekilde yürütülmektedir. Bu projeden özellikle 0-15 yaş arası çocuk sahibi kadınlarımız yararlanmaktadır.

AK PARTİ olarak 5 milyonu aşkın kadın üye sayımızla dünyanın en büyük kadın teşkilatlarından biriyiz. AK PARTİ’nin başarısının sırlarından en önemlisi de kadınlara ulaşmış ve onların gönlüne girebilmiş olmasıdır. AK PARTİ hükûmetleri olarak kadınlarımızın hayatın her alanında daha aktif roller almasını istiyoruz. Türkiye’nin geleceğini kadınlarımızla birlikte inşa ediyoruz.

Sözlerime son verirken en büyük saygıyı, en büyük selamı, en samimi anmayı hak edenler aziz şehitlerimizin anneleri, eşleri ve çocuklarıdır. Siz değerli milletvekillerinin huzurunda onlara bir kez daha şükranlarımı iletiyor, yüce Meclisi ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

 

 

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu; 20/04/2021 Salı günü (bugün) toplanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                     Özgür Özel

                                                                                       Manisa                                                                     

                                                                                                Grup Başkan Vekili

Öneri:

Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin, “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan, Atatürk Orman Çiftliği’nin hukuksuzca yok edilmesinin araştırılması amacıyla verilmiş olan (10/3793) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin görüşmesinin, Genel Kurulun 20/04/2021 Salı günkü (bugün) birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere Cumhuriyet Halk Partisi grubu adına Sayın Levent Gök.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum.

Bundan bir süre önce iktidar partisinin açıklamış olduğu eylem planı çerçevesinde bir cümleyi sizlerle paylaşıyorum: “Eylem planı, mülkiyet hakkının dokunulmazlığını idarede hatırlatıcı bir üslupla ele almış bulunmaktadır.”

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Mustafa Kemal Atatürk’ün 11 Haziran 1937’de tarım, ziraat gelişsin diye hazineye şartlı bağış olarak devrettiği Atatürk Orman Çiftliği arazisi, 52 bin dönüm tapulu, 50 bin dönüm kullanım hakkı olmak üzere 102 bin dönümden 33 bin dönüme kadar düşerek üçte 2’sini kaybetmiştir. Atatürk Orman Çiftliği’nde özel yasalar,     -yürütme eliyle- özel yöntemlerle, satışlarla, kiralamayla yasaya aykırı devir işlemleri gerçekleştirilmiştir. Bu önerge, bugüne kadar kim ne yaptıysa ortaya çıkması açısından verilmiş bir önergedir.

Değerli milletvekilleri, son zamanlarda en çok tartışma konusu olan konulardan bir tanesi Cumhurbaşkanlığı sarayı olmuştur, Atatürk Orman Çiftliği arazisi üzerinde ve ANKAPARK. Atatürk Orman Çiftliği arazisi üzerine kurulmaya başlanılan Cumhurbaşkanlığı sarayı üzerinde tartışmalar devam ederken iktidar partisi çevreleri sürekli olarak bunların bir kamu binası olduğundan bahisle bir savunma içerisine girdiler ve bir dayanak bulunamayınca 2014 yılında Kültür Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulu bir karar aldı hukuka aykırı olarak “Birinci derece sit alanı içerisinde kamu hizmet binaları yapılabilir.” dedi değerli arkadaşlarım. Bunun üzerine -Koruma Kurulunun almış olduğu bu karar üzerine- odalar ve duyarlı yurttaşlarımız dava açtılar bu Koruma Kurulunun ilke kararının kaldırılması için. Ve o anda bir şey oldu: O zaman Başbakanlık -daha sonradan Cumhurbaşkanlığı oldu- davaya müdahil oldu ve Başbakanlık, Koruma Kurulunun almış olduğu “Kamu hizmet binaları yapılabilir.” şeklindeki ilke kararı üzerine açılan davaların hepsine müdahil oldu ve şunları söyledi o zamanki Başbakanlık: “Başbakanlığa ait mevcut hizmet binasının yeterli olmaması, kamu hizmetinin fiziki yetersizliklerden arınmış olarak daha sağlıklı yapılabilmesi amacıyla yeni bir Başbakanlık hizmet binası yapılmaya başlanmıştır. Böyle bir projeyi yürütürken Kültür Bakanlığı Koruma Kurulunun almış olduğu kararla ilgili olarak açılan dava doğrudan bu binayı ve Başkanlığımızı -Başbakanlığı- ilgilendirmektedir.” diyerek müdahil oldular değerli arkadaşlarım ve dediler ki: “Bu çerçevede mahkemenizce görülen davada verilecek karar, yapılacak Başbakanlık hizmet binasının yapımını doğrudan etkileyecektir.” Bu hangi bina? Şimdiki Cumhurbaşkanlığı binası.

Değerli arkadaşlarım, mahkeme önce reddetti, dosya Danıştaya gitti; Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu kararı bozdu ve dedi ki: “Koruma Kurulunun almış olduğu bu ilke kararı yanlıştır.” Ve bunu üzerine Danıştay 6. Dairesi, Koruma Kurulunun almış olduğu Atatürk Orman Çiftliği’ndeki kamu hizmet binası ibaresini iptal etti; değerli arkadaşlarım, tam şah mat bir durum. Bakın, bir idarenin sığındığı kamu hizmet binası yapmak için        -Başbakanlık, şimdiki Cumhurbaşkanlığı sarayı için- dayandığı koruma ilke kurulu kararı Danıştay 6. Dairesi kararıyla iptal edilmiştir. Şimdi ne yapacağız değerli arkadaşlar, ne yapacaksınız? Bir yandan eylem planı, mülkiyet hakkı... Atatürk Orman Çiftliği’nde, hepimizin gözümüzden daha çok sakınması gereken bir alanda şu anda işgal durumunda olan bir saray var. Değerli arkadaşlarım, Danıştayın kararı ortada, ilke kararı ortadan kaldırılmış. E, peki, Sayın Cumhurbaşkanı, Başbakanlığı döneminde bu saray gündeme getirildiği zaman hep şu sözleri kullandı, dedi ki: “Kaçak saray kadar başınıza taş düşsün.” Değerli arkadaşlarım, bu taş düştü, 83 milyon vatandaşın üzerine düştü. (CHP sıralarından alkışlar) Ya hukuk ya taş. Bakın, değerli arkadaşlarım, bunlardan kaçınmak durumunda değiliz. Hukuka uygun davranmak durumundayız. Bu karar geçtiğimiz ay tebliğ edildi değerli arkadaşlarım. Şimdi “kaçak saray” diye tabir edilen saraya gönderilmiş bir tahliye emri vardır. Ne diyordu Sayın Cumhurbaşkanı? “Kaçak saray kadar başınıza taş düşsün.” Ben de şöyle söylüyorum: Ayıklayın pirincin taşını.

Saygılarımla. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – İYİ Parti Grubu adına Sayın Ayhan Altıntaş.

Ayhan Bey, süreniz üç dakikadır. Biliyorsunuz, süre uzatımı da yapmıyoruz.

Buyurun. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA AYHAN ALTINTAŞ (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; CHP grup önerisi üzerine İYİ Parti Grubu adına söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Atatürk Orman Çiftliği, Mustafa Kemal Atatürk tarafından 1925 yılında Türk tarımına öncülük etmesi için Ankara’nın batısında kuruldu. Atatürk tarafından satın alınan bu arazi, 1937 yılında yine Atatürk tarafından Hazineye bağışlandı. Bu dönemde büyük ölçüde bataklık ve sazlıklarla kaplı olan 52 bin dekarlık alanda yürütülen çalışmalar fidan yetiştirme, bahçecilik, bağcılık ve hayvancılık alanlarında çiftçiler için yol gösterici oldu. Atatürk’ün sözleriyle çiftlik “halka gezecek, eğlenecek ve dinlenecek sıhhi yerler, hilesiz ve nefis gıda maddeleri temin eylemek” amacının yanı sıra, modern tarım tesisleri uygulamaları açısından da önemlidir. Mustafa Kemal Atatürk onca zorlukla yeni kurulan genç bir devlette tarımın gelişmesine önem verdiği, hilesiz ve güzel gıdaya ulaşımı mümkün kılmak istediği için böyle bir çiftlik kurmuştu. Bu uygulama o dönem için çok önemli ve ileri görüşlü bir hamleydi fakat 1950’li yıllardan sonra iş değişti. Çiftlik arazileri Makina ve Kimya Endüstrisi Kurumuna, çimento fabrikalarına, kömür depolarına, trafolara, çeşitli fabrikalara, spor tesislerine, hal yeri yapımına, Ankaray depolama tesislerine, Ankara Şehirler Arası Otobüs Terminaline, orduevine, turistik tesislere peyderpey verildi. Çiftliğin arazileri amacı dışında kullanılarak parça parça tahrip edildi.

2006’da çiftlikle ilgili her türlü imar planını yapma yetkisinin Ankara Büyükşehir Belediyesine verilmesi yeni ve en büyük tahribat sürecinin önünü açtı. Örneğin, 2011 yılında hukuksuz zorlamalarla Cumhurbaşkanlığı sarayının yapılması, yine bunun ardından dönemin Belediye Başkanı Melih Gökçek’in 750 milyon dolara mal olan tuhaf ve batık projesi ANKAPARK’ın yapılması çiftliğe önemli zararlar verdi. Ayrıca Ankara’nın tek hayvanat bahçesi de kapatıldı. En son, Fahrettin Koca’nın eski yöneticisi olduğu Medipol Grubunu kuran Teba Vakfına 550 dekarlık bir alan kiralanmasıyla gündeme geldi. Atatürk Orman Çiftliği tozlu, bozkır ve yer yer bataklık Ankara’nın, yeşil bir şehre dönüştürülme mücadelesinin ilk ve belki de en önemli adımlarından biridir. Fakat artık Atatürk’ün Türk halkına armağanı olan  çiftlikte ne orman ne çiftlik havası var. Atatürk’ün adını taşıyan her varlığa el atan iktidar çevrelerinin de bu tahribattan ideolojik olarak gizlice hoşlandıkları izlenimi çok yaygındır. İktidar olarak böyle bir ideolojik bir amacınızın olmadığını iddia ediyorsanız bizim de katıldığımız bu önergeye olumlu oy verin ve çiftliğin Atatürk’ün vasiyetine uygun kullanılıp kullanılmadığını, yapılabilecek iyileştirmeleri hep beraber tespit edelim.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Sayın Filiz Kerestecioğlu…

Buyurun Sayın Kerestecioğlu. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Atatürk Orman Çiftliği -önergede de belirtildiği gibi- tarımın gelişimine öncülük etmesi amacıyla 1925 yılında Mustafa Kemal tarafından parça parça ve farklı bireylerden satın alınan araziler üzerinde kuruldu.

Atatürk, o zaman, feragat mektubunda şöyle demiş: “Çiftliklerin yerine göre araziyi ıslah ve tanzim etmek, muhitlerini güzelleştirmek, halka gezecek, eğlenecek, dinlenecek yerler tesis etmek ve hilesiz, nefis gıda maddeleri temin eylemek.” Ve bu gerekçelerle feragat ediyor o araziden; önce satın alıyor, satın alım yapıyor, ondan sonra da feragat ediyor. Ve feragatname şöyle bitiyor: “Artık milletin.”

Şimdi, arazi ilk başta toplamda 102 bin dekar. Çiftliğe, Atatürk Orman Çiftliği’ne ilk müdahale ne zaman oldu? 2006’da. 2006’da “koruma amaçlı imar planı yapmak” diyerek bu müdahale oldu. Belediyeye yetkiler verildi. Kimdi belediye başkanı? Melih Gökçek. Evet, 2006’dan sonra parsel parsel satış bitti mi? Hayır, bitmedi. Ne yapıldı peki? Bin odalı kaçak saray ve 750 milyon doların buharlaşmasına neden olan, hâlâ kurtulamadığımız ucube ANKAPARK. Milletin denen yer, artık, sarayın ve o ANKAPARK’ın olmuş oldu. Bitti mi? 102 bin dekarlık arazi son on yılda 33.098 dekara geriledi ve trafiği rahatlatmak gibi gerekçelerle Atatürk Orman Çiftliği içinden bugün de geçirilmek istenen yollardan da vazgeçilmedi. Bugün de belediye bununla ilgili çalışmaları durdurmalı                            -sadece geçmiş belediyelerin sorunu değil bu- ve AOǒu aynı zamanda savunmak için bütün Ankaralılar sahip çıkmalı. Bugün Ankara’nın en çok neye ihtiyacı var biliyor musunuz, aslında sadece Ankara’nın değil, bütün Türkiye'nin? Tıpkı, işte o amaçta, kuruluş amacında olduğu gibi, tarımsal üretime ihtiyacı var. Ben, belediye seçimleri döneminde -Ankara Vekili olduğum için- bunu gayet iyi araştırdım. İnanır mısınız, Ankara’nın, gerçekten çevresindeki illere de yetecek kadar bir tarım ve hayvancılık potansiyeli var, Türkiye'nin önemli bir kısmına yetecek kadar bir potansiyeli var. Ankara 20 tarım ürününde Türkiye'nin başkenti sayılabilir, kimyon, soğan bunlardan bazıları. İşte bütün bunlar yapılırsa sizin soğanlarınıza, patateslerinize kimsenin ihtiyacı olmaz, o soğanları, patatesleri üretirler, ihtiyacınız varsa size de verirler, gerekirse evet, iktidara da soğan, patates sağlarlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Ben süre konusunu özellikle protesto etmek için… Çünkü bu, bir tek bu Başkanlık zamanında oluyor.

88 kadın 2021 yılının ilk üç ayında katledildi diyorum ve duruyorum.

Saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Sayın Asuman Erdoğan.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA ASUMAN ERDOĞAN (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi üzerinde söz almış bulunmaktayım.

Öncelikle, ramazan ayının tüm İslam âlemine ve milletimize hayırlar getirmesini diliyorum.

Genel Kurula gelmeden önce Sincan’da bir temel atma törenine katıldım. Çevre ve Şehircilik Bakanımız Sayın Murat Kurum’un bizzat katıldığı bir törendi. Sincan Belören’de bir millet bahçesi temel atma töreni gerçekleştirdik. Bu gerçekten muazzam bir yatırım, gerçekten Sincan için, Ankara için çok güzel sonuçlar getirecek bir yatırım oldu. Millet bahçeleri milletimizin, halkımızın doğayla iç içe olmasını, doğal ve tarihî değerlerini yaşatmasını sağlayan çok önemli işlerdir, çok önemli sorumluluklardır. Biz bu sorumlulukları aldık ve gerçekleştirdik. Öncelikle Sincan’a ve Ankara’ya hayırlı olmasını diliyorum. 308 millet bahçesi yatırımı söz konusu. Bunlardan 35 tanesini gerçekleştirdik ve tamamladık, daha sonra 22 tanesi de açılmak üzere… Ankara’da yakın zamanda -bildiğim kadarıyla 29 Ekimde- bir tanesini gerçekleştireceğiz, açacağız.

Tarımda, ülkemizin ağaçlandırılmasında, millî kaynakların korunmasında, çevre konusunda devrim niteliğinde işler yaptık; bu, Ankara için de geçerli. Biraz önceki vekilimiz söyledi, Ankara gerçekten tarımsal anlamda güçlü bir şehir. Onun güçlenmesini sağlayan yine bizim yatırımlarımızdır. İki hafta önce Ayaş’ta tohum ve fide dağıtımı yaptık. Vatandaşımızın, çiftçimizin yanındayız. Tiftik keçisiyle ilgili çok önemli yatırımlar yaptık, bunları devam ettiriyoruz. Bunlar önemli.

Şimdi söz konusu öneriye gelecek olursak: Daha önce Ankara Vekilimiz Nevzat Ceylan, yine bu konuyla ilgili, Atatürk Orman Çiftliğiyle ilgili çok önemli, detaylı bir konuşma gerçekleştirdi. Ben de yine değineceğim. O zaman söylenenlerin de aslında söylentiden ibaret olduğu                -o zaman yine Resmî Gazete’de çıkan konulara değinmişlerdi- ortaya çıktı. Yapılan her işlemin aslında Atatürk’ün feragat mektubunda belirttiği hususlara aykırılık teşkil etmediği… Yine Vekilimizin bahsettiği gibi, çiftlikleri yerine göre arazi ıslah ve tanzim etmek, muhitleri güzelleştirmek, halka gezecek, eğlenecek, dinlenecek sıhhi yerler sağlamak ilkesine çok uygun şekilde hareket edildi, ortadadır. Bakın, nasıl millet bahçesine biz sahip çıkıyorsak, bu sorumluluğu alıyorsak Atatürk Orman Çiftliği’ne de biz sahip çıkıyoruz. Rakamlar ortada. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar; CHP ve HDP sıralarından gürültüler) Bakın, ağaçlandırmaya bakın, sadece 1925-2002 yılında 4.500 dekar ağaçlandırılmış. 2002 yılından itibaren AK PARTİ iktidarları döneminde biz 18 bin dekar ağaçlandırmışız. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri ve alkışlar) Rakamlar burada, verebilirim isterseniz. 1938’den itibaren 1983 yılına kadar AOǒnin -satılan, başka kurumlara satışı gerçekleştirilen- tam 22 milyon 239 bin 674 metrekare arazi satılmış, bunlardan bahsetmiyorsunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ASUMAN ERDOĞAN (Devamla) - Neden o dünya güzeli, dünyada sayılı olan Millet Kütüphanesinden bahsetmiyorsunuz? Neden o güzel camiden bahsetmiyorsunuz? (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri ve alkışlar) Bunlardan bahsetmiyorsunuz çünkü işinize gelmiyor, işinize gelmiyor.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun, yerinizden bir dakika Sayın Özel. 

 

 

 

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, Sayın Levent Gök’ü hep birlikte dinledik. Sayın Levent Gök, Grup Başkan Vekilliği ve Meclis Başkan Vekilliği tecrübesi olan, bir konuyu çok açık şekilde anlatabilen ve hepimizin anladığı bir konuşmayı biraz önce gerçekleştirdi. Yeni bir karar var ve bu karar sizin kaçak sarayla ilgili bütün dayanağınızı ortadan kaldırıyor. Karar resmen tahliye kararı niteliğinde. Siz bunu konuşmak yerine, buna hukuken bir şey söylemek yerine hukuksuzca orada oturmayı millet bahçelerini anlatarak… O zaman ben Next Level’ı konuşalım derim, bu sefer iş başka bir yere gider, başka bir şey konuşacaksak mesela. Tamam mı?

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Ağır oldu bu be, ağır oldu!

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – O yüzden, ne söylendiyse ona cevap vermek lazım, konuyu başka yerden dolaştıracaksanız Eskişehir yolundan geçer yolumuz.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

 

 

 

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre verilmiş bir doğrudan gündeme alınma önergesi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

 

 

 

    16/4/2021

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

(2/3266) esas numaralı kanun teklifimin, “Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi”nin İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre Genel Kurulun 20/4/2021 tarihli birleşiminde doğrudan gündeme alınmasını saygılarımla arz ederim.

Turan Aydoğan

İstanbul

BAŞKAN – Önerge üzerinde teklif sahibi olarak İstanbul Milletvekili Turan Aydoğan konuşacaktır.

Buyurun Sayın Aydoğan. (CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) – Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Hani, apartman merdivenlerini silen bir anne vardı, hatırlarsınız, değil mi? Otuz yıl çalıştıktan sonra hiçbir destek almaksızın apartman merdiveni siler hâle geldi ve oradan diyordu ki: “Ben bu devlete otuz yıl çalıştım. Şimdi çocuğum için apartman merdiveni siliyorum. Bu devlet bana bir yıl bile bakamadı.”

Çocukların üzerinden asla burada politik bir tartışmaya mahal verecek bir konuşma yapmayacağımı bilin. Çünkü küçücük çocukları da istismar edersek politik olarak, yapacağımız çok fazla bir şey kalmaz, ne inandırıcılığımız kalır ne kapsayıcılığımız kalır. Ama işin gerçeği bu, işin gerçeği; çocuklar aç, çocuklar yoksul, çocuklar bir dünya savaşının yıkımını yaşar gibi salgın döneminde ihmal edilmiş bir dünyanın içerisinde yaşıyorlar ülkemizde. Bu kanun teklifi bu amaçla verilmiş bir kanun teklifidir arkadaşlar. Arzu ediyorum ki siz de vicdanınızla dinleyin, bu kanun teklifini reddetmeyin, reddedecekseniz çıkın burada “Aslında içeriği doğruydu, bir haftaya kadar biz getireceğiz.” deyin, biz destekleyelim, siz geçirin ama çocuklarımızın bu ihmal durumuna düşmüşlüğünü bir an önce engelleyelim.

Teklifin içinde ne var? Diyor ki: “Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Teşvik Kanunu’nun 2’nci maddesine bir ek yaparak her türlü acil durum, afet ve salgın hastalık döneminde fakir, muhtaç durumda bulunan insanların 0-6 yaş grubu çocuklarının temel ihtiyaçlarının karşılanmasının fon kurulu ile sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıflarıyla belirlenecek kriterler ve süreler içerisinde karşılanması.” Yani çocuklarımız aç kalmasın, çocuklarımız, kendi kaderlerini tayin etme haklarının olmadığı bir dünyada bir zulmü yaşar hâle gelmesinler. Eminim ki sizin de vicdanınız bu görüntülerden dolayı kanıyordur. Mesela, son bir yıl içerisinde market raflarında alarmlar oluşmaya başladı, çocuk mamalarında alarm, çocuk bezlerinde alarm, çocukların zorunlu ihtiyaçlarıyla alakalı alarm; benim vicdanım çok sızlıyor biliyor musunuz, gördüğümde gözlerim doluyor, bunu burada laf olsun diye söylemiyorum, biliyorum ki siz de aynı duyguları yaşıyorsunuz. O zaman -yasama hakkı bu Meclistedir- eğer bu kadar sizin de vicdanınız sızlıyor ise buna çözümü burada üretmemiz gerekir. Bu yasa teklifi ondan dolayı geldi, ya kabul edin ya benzerini getirin -tekrar ediyorum- biz bunu geçirelim.

Yoksulluğun çok arttığı bir ülkede yaşıyoruz, çocuk yoksulluğu ayyuka çıkmış vaziyette. Bizim Genel Başkanımız her grup konuşmasında ve her önemli konuşmasında “Çocuklar asla yatağa aç girmemeli.” diyor. Aksiyle yorum vardır hukukta, buradan anlıyoruz ki bu ülkede çokça çocuk aç olarak yatağa giriyor. Bu topraklarda egemen inanca göre, hepimizin inancına göre, bırakın çocuğu, komşunuz açken yatağa tok giremezsiniz. O zaman bu sorunu burada çözmemiz gerekiyor. 10 milyondan fazla işsizin olduğu, son bir yıl içerisinde 1,5 milyon insanın katlamalı olarak bu işsiz ordusuna bir şekilde dâhil olduğu, yüzde 50’sinden fazlasının asgari ücretle geçinmek zorunda olduğu bir ülke topraklarında yaşıyor isek, bu Anayasa’nın 2’nci maddesindeki sosyal devlet ilkesini önce anımsamak zorundayız: “Türkiye Cumhuriyeti hukuk devletidir, sosyal devlettir.” diyor. Sosyal devlet nedir biliyor musunuz? İşte bu yoksulluğa, bu açlığa, bu korunmaya muhtaç insanlara aktif müdahale edecek olan devlettir. Ben şimdi sosyal devleti yasamanın ruhunun içerisinde göreve çağırıyorum, bu görevi Anayasa’yla yüklenmişsek yasalarla da yolunu açalım. Anayasa’nın 17’nci maddesinde yaşama hakkından bahsediyor, biz yaşama hakkını sadece canlı olma hakkı olarak anlayamayız; yaşama hakkı, beslenme, sağlıklı yaşama ve çağın koşullarına uygun olarak her türlü donanımla yaşamaktır. Bir mamayı bile çocuklara çok görebileceğimiz bir ortam yarattıysak, bırakın yaşama hakkını, çocuklara zulmü reva görüyoruz demektir. Bugün 800 gramlık bir mama bile 135 liraya satılıyor marketlerde, devam maması 800 gram, bir çocuğa almaya kalkarsanız.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Eczaneden almak lazım.

TURAN AYDOĞAN (Devamla) – Eczaneden almak lazım, evet, eczaneden almak lazım.

Asgari ücretin rakamsal olarak belirlediği tablo ortada, işsizlik ortada, yüzde 30’a varmış açlık sınırının altında yaşayan insanların olduğu bir toplumda çocuklara bu zulmü reva göremeyiz. Türkiye Büyük Millet Meclisini göreve davet ediyorum: Ya bu kanun teklifine destek olun ya rica ediyorum, çıkın, çoğunluğunuz için burada deyin ki: “Biz getireceğiz.”

Teşekkür ediyorum. (CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 17.12

 

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 17.22

BAŞKAN: Başkan Vekili Süreyya Sadi BİLGİÇ

KÂTİP ÜYELER: Emine Sare AYDIN (İstanbul), Enez KAPLAN (Tekirdağ)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 74’üncü Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Gündemin “Seçim” kısmına geçiyoruz.

 

 

 

BAŞKAN - Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonunda boş bulunan ve Cumhuriyet Halk Partisi Grubuna Düşen 1 üyelik için Bartın Milletvekili Aysu Bankoğlu aday gösterilmiştir.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

 

BAŞKAN – Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonunda boş bulunan ve Adalet ve Kalkınma Partisi Grubuna düşen 1 üyelik için Konya Milletvekili Ziya Altunyaldız aday gösterilmiştir.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

 

BAŞKAN – İnsan Haklarını İnceleme Komisyonunda boş bulunan ve İYİ Parti Grubuna düşen 1 üyelik için İstanbul Milletvekili Ahmet Çelik aday gösterilmiştir.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Alınan karar gereğince denetim konularını görüşmüyor ve gündemin “Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, Kocaeli Milletvekili İlyas Şeker ve 77 Milletvekilinin Lisanslı Harita Kadastro Mühendisleri ve Büroları Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

 

 

1.  Kocaeli Milletvekili İlyas Şeker ve 77 Milletvekilinin Lisanslı Harita Kadastro Mühendisleri ve Büroları Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/3490) ve Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 253)(x)

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Komisyon raporu 253 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince, bu teklif İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında temel kanun olarak görüşülecektir. Bu nedenle, teklifin tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanıp maddelerine geçilmesi kabul edildikten sonra bölümler hâlinde görüşülecek ve bölümlerde yer alan maddeler ayrı ayrı oylanacaktır.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan.

BAŞKAN - Teklifin tümü üzerinde ilk söz İYİ Parti Grubu adına Sayın Hayrettin Nuhoğlu’nun.

Buyurun Sayın Nuhoğlu. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan, sağlık açısından çok önemli bir sorun vardı, 60’a göre söz almam mümkün mü acaba?

BAŞKAN – Sayın Nuhoğlu, buyurun.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkanım, size hitaben konuştum “evet” veya “hayır” deyin bana.

BAŞKAN – Sayın Nuhoğlu’nu kürsüye çağırdım Sayın Tanal.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Ondan sonra yani.

Peki, teşekkür ederim.

BAŞKAN – Ondan söz veremeyeceğimi söylerim size.

Buyurun Sayın Nuhoğlu.

İYİ PARTİ GRUBU ADINA HAYRETTİN NUHOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Lisanslı Harita Kadastro Mühendisleri ve Büroları Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin tümü üzerine söz aldım. Selamlarımı sunarım.

Öncelikle belirtmeliyim ki bu kanun teklifinin Türkiye Büyük Millet Meclisinde 27’nci dönemde alışkanlık hâline gelen torba kanun tekliflerinden biri olmadığı için memnunuz. Bu teklif, 20 bin civarında harita kadastro mühendisiyle birlikte bütün vatandaşlarımızı ve konunun paydaşları olan kamu kurumu ve meslek odalarıyla sivil toplum kuruluşlarını ilgilendirmektedir. Harita kadastro mühendisi olan bazı milletvekillerinin aralarında konuşarak hazırladıkları bir kanun teklifi olmasına rağmen meslek mensupları arasında memnun olanlar kadar memnun olmayanlar da var. Bunun sebebi hazırlık döneminde kanuna muhatap olacak bütün kesimlerin görüşlerinin alınmamış olmasıdır. Harita ve Kadastro Mühendisleri Odası, Lisanslı Harita Kadastro Mühendisleri ve Büroları Derneği, bu mühendisleri mezun eden üniversite ve fakülte yöneticileriyle, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü yetkilileri arasında mutabakat sağlanmaya çalışılmamıştır. Mevcut kanunda aksayan yönlerin olduğu meslekle ilgili bütün taraflarca kabul edildiğine göre bir araya gelmeleri, şeffaf ve katılımcı bir anlayışla ortak çözüm aramaları bilime ve akla daha uygun olurdu.

En çok tartışılan konu sınavların yapılıp yapılmamasıyla birlikte on yıl olarak öngörülen meslekte geçen sürenin beş yıla indirilmesidir. Bu tartışmanın esas sebebi AKP iktidarlarının geçen süre içerisinde konuya duyarsız kalması, yandaşları korumaya yönelik gayretler içinde olması ve geçerli bir sınav yapmayı dahi başaramamasıdır. Yetki karmaşası yaratmadan harita kadastro mühendislerinin çalıştığı hâlen faal 2.879 serbest harita mühendislik bürosu yanında sayısı 223 olan lisanslı harita kadastro mühendislik bürosunun yüzlerce artmasıyla meslek mensubu harita mühendisleriyle teknikerlere yeni iş imkânları sağlanmasını önemsemekle birlikte yeterli görmüyoruz.

Bu teklif kanunlaştığı takdirde eski kanuna göre faaliyet gösteren büro mensubu mühendislerin devlet kadrolarına geri dönebilmesi imkânı ise şaibeli bir durumdur. İşe girmek için bekleyen binlerce genç mühendisimiz yüksek KPSS puanlarıyla atama beklerken bu geriye dönüş düzenlemesi haksızlıktır. Acaba birilerine ayrıcalık mı yapılıyor sorusu akla gelmektedir. Sonuç itibarıyla meslekte geçen süre, sınav, yetki karmaşası, devlet memurluğuna dönüş ayrımcılığı ve denetim konusundaki tereddütler harita ve kadastro mühendislerini, bu hizmetten yararlanan vatandaşlarımızı, belediyeleri ve diğer kamu kuruluşlarını olumsuz yönde etkilemesini istemiyoruz. Temennimiz teklifin kanunlaşması ve yürürlüğe girmesiyle tartışma ortamının bitmesi ve yeni düzenleme yapılmasına ihtiyaç duyulmamasıdır.

Değerli milletvekilleri, bu kanun teklifi vesilesiyle iki hususa dikkat çekmek istiyorum: Birincisi, deprem potansiyeli yüksek diri fayların bulunduğu ülkemizin geniş bir alanında tehdit oluşturan depreme karşı dayanıklı yapılaşmada inşaat, jeoloji ve jeofizik mühendisleriyle birlikte harita ve kadastro mühendislerinin daha etkin görev almalarıdır. Esasen sadece deprem değil, bütün doğal olayların afete ve felakete dönüşmemesi için aynı şeyi söylemek daha doğru olacaktır. İkincisi de Kanal İstanbul denilen, henüz proje vasfını bile kazanamamış, hayalî taslakla ilgili harita ve kadastro mühendislerini kapsayan meslek odasının diğer mühendis odalarıyla birlikte hareket ederek karşı çıkmasından duyduğumuz memnuniyettir. Bu kadar önemli bir konuda bütün mühendis odalarına görev düştüğü kanaatindeyiz. Öyle anlaşılıyor ki Kanal İstanbul’un gündemde kalabilmesi için Hükûmet tarafından sürekli yeni adımlar atılmaya çalışılacaktır.

Süveyş Kanalı’ndaki son kaza bile ders olmamışa benzemektedir. 313 metre genişliğindeki Süveyş’e göre Kanal İstanbul 275 metreyle daha dardır. İstanbul Boğazı ise her ikisinin 2 katından daha geniş olup en dar yerinde bile 698 metredir. Gerçi Kanal İstanbul’un Süveyş’le benzer tarafı yoktur. Süveyş, Akdeniz’i Kızıldeniz’e ve oradan okyanusa bağlayarak binlerce millik bir yolu kısaltırken Kanal İstanbul tabii bir deniz yolu olan İstanbul Boğazı’nın sadece birkaç kilometre yakınında yapılmak istenmektedir. Henüz akademik çevrelerin onayını alamamış, yanlış hesaplamaların bolca yer aldığı, yetersiz bir ÇED raporu ve daha önemlisi İstanbul’un Anayasası sayılan 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planına aykırı bir çalışmanın bilime ve akla uygun tarafı yoktur.

Değerli milletvekilleri, bu ana plan yani İstanbul’un 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planı hakkında biraz açıklama yapmayı gerekli görüyorum. Çünkü bu plan şehirde yaşayan halkın seçtiği temsilcilerden oluşan Büyükşehir Belediye Meclisi üyelerinin konuşarak, tartışarak karara vardıkları ve yine seçilmiş Büyükşehir Belediye başkanı tarafından onaylanarak yürürlüğe girmiş olan çok önemli bir plandı. Üstelik planın onaylandığı 2009 yılında AKP’li bir Başkan vardı ve AKP’li üyelerin çoğunlukta olduğu Meclisten geçmişti. Bu ana planda kuzeydeki hassas ekosistemlerin korunması amacıyla kuzeye gelişme eğilimi gösteren kent gelişiminin kontrol altına alınarak doğu batı aksında ve Marmara Denizi boyunca çok merkezli ve sıçramalı gelişim sağlanmaktaydı. Bu sayede TEM’in kuzeyinin sanayi alanlarından arındırılması ve kentin doğal kaynaklarının yoğunlaştığı kuzey bölgesine kentsel gelişim baskısı önlenmekteydi. Kanal ise şehrin kuzey bölgesini ve hassas ekosistemleri yapılaşma baskısı altına almaktadır. Ana plan içme suyu havzalarının koruma alanlarını da, havzaları besleyen derelerin koruma kuşakları içinde yapılaşmayı reddediyordu. Kanal, su havzaları üzerine yoğun bir yapı ve nüfus baskısı getirmektedir, havzaların koruma alanlarını yok etmektedir. Ana plan bölgedeki ekolojik koridorların doğal ve tarımsal karakterlerini, yaban yaşamı hareketliliğini ve kentsel hava sirkülasyonu işlevini sürdürebilmesi için korunmasını hedef almaktaydı, kanal ise kuzey ormanlarını yok edecektir. Ayrıca deprem başta olmak üzere afet riskleri dikkate alınmamaktadır. Küçükçekmece Gölü civarındaki arkeolojik sit alanı tamamen yok edilmektedir. Aynı bölgedeki nükleer araştırma merkezinin akıbeti bilinmemektedir. Trakya’nın verimli tarım alanları da önemli ölçüde daralmaktadır. Bu plan Çevre ve Şehircilik Bakanı tarafından resen darbe yapılır gibi değiştirildi. Askıya çıkarılınca süresi içerisinde yapılan itirazlar dikkate alınmadı. 1/5.000 ölçekli imar ve 1/1.000 ölçekli uygulama planları da askıya çıkarıldı. Bunlara yaptığımız haklı ve yerinde bütün itirazlarımızın hiçbirisi dikkate alınmadı. Şimdi, bu planlar şüphe uyandıracak şekilde yeniden değiştirilerek askıya çıkarılmış bulunmaktadır, İstanbul ili Avrupa yakası rezerv yapı alanı 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planında yapılan yeni değişiklikler Çevre ve Şehircilik İstanbul il müdürlüğünde hâlen askıdadır. Bir aylık askı süresi iki gün sonra dolacaktır. Bu değişikliğe göre 1/5.000 ölçekli imar ve 1/1.000 ölçekli uygulama planları da askıdadır. Bunlar kesinleşmeden projelendirme nasıl yapılabilir? Kaldı ki bunlara bizzat ben de itiraz ettim, bu itirazların sonuçları belli olmadan kesinleşmesi mümkün olabilir mi? Ancak bu askıya çıkarılma işi ne tesadüftür ki Çin Dışişleri Bakanının ülkemizi ziyaret ettiği güne denk geldi. Çin ve Katar’la olan yakın ve samimi ilişkiler halk arasında şüpheyle karşılanmakta ve kanalla ilgili şaibe olduğu ihtimali açıkça konuşulmaktadır. Doğu Türkistan’daki soydaşlarımızın uğradığı ağır zulme ses çıkarılmamasına, diğer taraftan Katar’ın Şeyh ailesine mensup prens ve prenseslerin Türkiye’de kendilerini hak sahibi görmelerini yakından takip ediyoruz. Bu plan değişikliklerinden sonra Kanal İstanbul adı verilen su yolu şayet gerçekleştirilirse bir daha asla geriye dönüşü olmayan bir ekolojik ve oşinografik faciayla karşılaşmamızın kaçınılmaz olacağı çok sayıda bilim insanı tarafından ifade edilmektedir. Ayrıca, teknik, ekonomik ve siyasi sonuçlarının da olumsuz olacağı anlaşılmaktadır. Sadece İstanbul’u değil, aynı zamanda bölgeyi ve bütün Türk milletini doğrudan etkileyecek olan ve hiçbir kazancı olmayan bir düşünceyi hayata geçirmekte ısrarcı olmanın haklı, mantıklı ve bilimsel gerekçeleri yoktur. Devlet yönetiminde inadına hiçbir iş yapılmaz, yapılamaz; değil halkın büyük bir çoğunluğu, bir tek ferdiyle bile inatlaşılamaz; sükse yaratacağı ihtimaliyle çok büyük paralar heba edilemez, gelecek nesiller borç batağına sokulamaz.

Cumhurbaşkanı bir partinin Genel Başkanı olsa da Anayasa’ya ve Türkiye Büyük Millet Meclisi kürsüsünden ettiği yemine sadık kalmalıdır; kendisine yanlış bilgiler vererek yanıltmaya çalışanlara artık fırsat vermemelidir. 16 Nisan günü cuma namazı çıkışında yaptığı açıklama kendi içinde çeliştiği gibi Çevre ve Şehircilik Bakanı ile Ulaştırma ve Altyapı Bakanının beyanlarıyla da çelişmektedir. Bakanlar “İmar planları ve projeleri, her şey hazır.” derken, Cumhurbaşkanı “Şimdi, ilk etapta 6 köprü; bunun 7 de olma durumu var.” demekte sakınca görmemiştir.

Şimdi sormamız gerekmez mi: Köprü sayısı 6 mı, 7 mi? ÇED raporunda kaç köprü yazılmış biliyor musunuz değerli arkadaşlar? Bölüm 3-87’de “8 köprü” yazıyor. 8 köprü yazılmış olduğunu Cumhurbaşkanına söyleyebilecek hiç kimse yok mudur? Fizibilite raporunda hesaplar yapılırken kaç köprü olduğu varsayılmıştır? Şimdi bizim bunu sorma hakkımız yok mudur? Fizibilite raporuna niçin ulaşamıyoruz? Böyle bir rapor yok mudur? Eğer yoksa çok büyük bir eksikliktir; varsa niçin gizleniyor? Nerede bu fizibilite raporu? Merkez Bankasının 128 milyar doları gibi olmasını istemiyoruz. Fizibilite raporu olmadan yatırıma başlanamaz. Fizibilite raporu kısaca, bir projenin seçilmiş kıstaslara göre uygulanabilir olup olmadığının tespit edilmesidir. Bir yatırım projesinin o yatırımı yapacak olanın politikasına uyup uymadığı ancak bir fizibilite raporuyla belli olur çünkü fizibilite raporu projenin ekonomik, teknik ve hukuki açıdan etkinliğini araştırır, bu konularla ilgili bilimsel gerçekleri ortaya koyar. Öncelikle, projenin gerçekten hayata geçirilip geçirilemeyeceğini belirler. Sonra da seçilen kriterleri sağlayıp sağlayamadığını değerlendirir. ÇED raporu diye bilinen Çevresel Etki Değerlendirmesi raporu ise gerçekleştirilmesi planlanan projelerin çevreye olabilecek olumlu ve olumsuz etkilerinin belirlenmesinde, olumsuz yöndeki etkilerin önlenmesi ya da çevreye zarar vermeyecek ölçüde en aza indirilmesi için alınacak önlemlerin seçilen yer ile teknoloji alternatiflerinin belirlenerek değerlendirilmesinde ve projelerin uygulanmasının izlenmesi ve kontrolünde sürdürülecek çalışmalardır. Valiliklerce “Çevresel etki değerlendirmesi gereklidir.” kararı verilen bir proje için özel formata göre hazırlanan rapordur ÇED raporu. Fizibilite raporuna temel oluşturabilir ama sonucu belirlemez. Onun içindir ki bugüne kadar kanalla ilgili bedel verenlerin arasında uyum yoktur, çok değişik bedeller ifade edilmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; birçok defa tekrarladığım gibi ben Cumhurbaşkanına yanıltıcı bilgiler ve raporlar sunulduğunu düşünmekteyim. Böyle olmasa Cumhurbaşkanı “Yaz aylarında temel atacağız.” demezdi. Kanal kazısına başlamadan önce bir köprünün temelinin atılması sembolik olmaktan öteye geçemez.

Onunla birlikte yapılması gereken işleri saymakta fayda görüyorum: Kamulaştırmalar bitirilmelidir. Trafik akışının kesilmemesi için ihtiyaç duyulan bütün köprüler ve bağlantı yolları yapılmalıdır. Enerji nakil hatları, haberleşme ve iletişim hatları, petrol ve doğal gaz hatları, etkilenecek yerleşim yerlerine ait içme suyu ve kanalizasyon boru hatları gerçekleştirilmelidir. Yok edilecek içme suyu kaynaklarının yerini dolduracak yeni su kaynakları sağlanmalıdır. Atık su arıtma tesisleri ve kolektörler yapılmalıdır. Bu işlerin yapılabilmesi için ilgili kurumlar olan İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Millî Savunma Bakanlığı, Orman Genel Müdürlüğü, Karayolları Genel Müdürlüğü, Devlet Demiryolları, Devlet Su İşleri, BOTAŞ, Türkiye Elektrik İletim Anonim Şirketi ve TELEKOM arasındaki koordinasyonun sağlanması gerekmektedir. Her birinin kanunlara uygun olarak yükümlülüklerini yerine getirmeleri gereklidir. Burada, İstanbul Büyükşehir Belediyesinin duruşunun bu işi etkileyecek en önemli faktör olduğu da görülmelidir. İşleri zorlaştırmak için söylemiyorum bunları, evet, ben kanal İstanbul'un her şeyine karşıyım, ismine bile çünkü Türkçeye uygun değildir. Niçin İstanbul kanalı değil de kanal İstanbul? Ama karşı olmamın gerekçelerini açıklamayı, İstanbulluları ve bütün Türk milletini bilgilendirmeyi görev addediyorum. Her fırsatta da görevimi yapmaya devam edeceğim. Örnek olması açısından küçük bir teknik bilgi vermek istiyorum, bu bilgileri her fırsatta vermeye devam edeceğim çünkü ÇED raporu yanlışlıklara doludur. ÇED raporuna göre, kanaldan çıkacak kazı malzemesi, Karadeniz kıyısında 30 kilometre boyunca serilerek dolgu yapılacaktır o alanda dolgu yapılmadan önce asıl kazıya başlayabilmek için sıyırma kazısının yapılmış olması gerekmektedir. Sıyırma kazısının önemi şudur: Ağaç kökleri ve çalı gibi bitkisel toprak ve diğer bütün organik maddelerin bulunduğu sıyırma malzemesi dolguda kullanılamaz. Peki, bu malzeme nerede depolanacaktır bilen var mı, yazıyor mu ÇED raporunda? Hayır. Şimdi açıkça soruyorum: Bu malzeme nerede depolanacaktır? En az 10 milyon metreküp kazıdan bahsediyorum. ÇED raporunda yazıldığı gibi -her ne kadar bu kamyonları temin bile edemeyecekleri ayrı bir konudur ama- 200 metreküplük kamyonlarla en az 50 bin kamyon eder. Bu depolama yeri tespit edilmeden, sıyırma kazısına, sıyırma kazısı yapılmadan da asıl kazıya başlamak mümkün değildir ama bu bilgi Cumhurbaşkanına verilmemiştir.

Değerli milletvekilleri, ülke gündemini meşgul eden bu kadar önemli bir konuyla ilgili açıkça tartışılması gereken 3 önemli tespitimiz vardır.

1) Alternatif bir suyolu yapılma isteğinin gerekçeleri bilimsel olarak yeterli değildir.

2) Niçin yapılmaması gerektiğini bütün yönleriyle ve bilimsel olarak açıklayabiliyoruz. Bu konuda çok sayıda bilim adamı, çok sayıda mühendis odası, çok sayıda üniversite, İstanbul Büyükşehir Belediyesi çalışmalar yapmaktadır, çalışmaları açıkça görülmektedir.

3) “Yapılamaz” derken inatlaşmak için değil, teknik ve ekonomik açıklamalarımızın dikkate alınması şarttır. Biraz evvel verdiğim örnekte olduğu gibi, ÇED raporundaki hesaplamaların büyük bir kısmı yanlıştır.

“Yapılsın” diyenlerin de “Yapılmasın” diyenlerin de ülkemizin ve milletimizin geleceğini düşünerek davranma mecburiyeti vardır, bu ülke hepimizindir. Bilimsel verilerle, konuşarak, tartışarak hareket edebilirsek elbette doğru yolu bulacağız. Aklın ve bilimin gereği olarak, bu çılgınlıktan vazgeçilmezse yıllarca sürüncemede kaldıktan sonra vazgeçileceğini öngörmekteyiz.

Kamuoyu yoklamalarında, bir ihtiyaç olmadığına inanan ve kanalın yapılmasına karşı çıkanların oranı yüzde 70’lere varmıştır; bu durum ümidimizi artırmaktadır.

Bu sebeple, seçim zamanı gelip sandık kurulduğunda milletimizin gereğini yapacağına, hesabın görüleceğine ve bu çılgınlığın biteceğine olan inancımı tekrarlar, saygılar sunarım. (İYİ Parti ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Sayın Baki Şimşek.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 253 sıra sayılı Lisanslı Harita Kadastro Mühendisleri ve Büroları Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce Meclisi ve aziz Türk milletini saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, görüşülen bu kanun teklifiyle lisanslı harita kadastro mühendislik bürolarınca yerine getirilecek olan kadastro teknik hizmeti niteliğindeki iş ve işlemlerin neler olduğunun sayılması, büroların faaliyet alanı yönüyle kanunilik ilkesinin güçlendirilmesi ve böylelikle lisanslı büroların faaliyet alanları yönüyle yasal güvenceye kavuşturulması, öte yandan kadastro müdürlükleri tarafından yürütülmekteyken lisanslı bürolar tarafından yerine getirilmesi uygun görülen kadastro teknik hizmeti niteliğindeki diğer işleri belirleme hususunda Tapu ve Kadastro Müdürlüğüne yetki verilmesi amaçlanmaktadır. Tabii, LİHKAB’lar kurulduğu yıldan bu tarafa, 2011 yılından bu tarafa serbest harita mühendisleri ve LİHKAB’lar arasında bu konuyla ilgili yıllardır süren uyuşmazlıklar yaşanmaktadır. Burada biraz önce konuşan değerli milletvekilimiz tarafından “Tarafların görüşü alınmamıştır, taraflar arasında bir görüşme olmamıştır.” gibi konular gündeme getirildi ama geçtiğimiz yıl burada Mecliste bulunan bütün siyasi partilerdeki harita mühendisi milletvekilleri, Genel Sekreter düzeyinde Harita Mühendisleri Odası, LİHKAB’ların yetkilileri ve temsilcileri ve serbest harita mühendisleri, Genel Müdürlükten görevli yetkili arkadaşlarımız ve Türkiye Büyük Millet Meclisinde komisyon üyelerimizin de bir kısmının katılımıyla iki gün süren toplantı ve görüşmeler yapıldı. Gönlümüz arzu ederdi ki o görüşmelerde bir mutabakat sağlansın, LİHKAB’lar ve serbest harita mühendisleri arasındaki sorun kökten çözülsün. Yalnız bir tarafta 218 kişilik bir grup, bir tarafta 20  bin kişilik bir serbest harita mühendisliği grubu var. 218 kişilik grup şu anda Türkiye’nin değişik yerlerinde, birçok ilde tek veya ilçe merkezlerinde tek, müşteri sorunu olmadan tek başlarına herkesin müşteri seçme şansı da olmadan hizmet vererek ve sabit ücretle hizmet üretirken diğer tarafta 3.250 serbest harita mühendisi müşteri kapma ve evine ekmek götürme mücadelesi vermektedir. Tabii LİHKAB bürolarının sayılarının çoğaltılması bir zorunluluktur. Bunun neden sınavsız yapıldığı tartışmaları gerek Komisyonda gerekse görüşmeler sırasında çok tartışılmıştır. Şimdi, düşünün, bir serbest harita mühendisi otoyol projelerini yapabiliyor, baraj projelerini yapabiliyor, liman projelerini yapabiliyor, Çanakkale 18 Mart 1915 köprüsünün ölçüsünü yapabiliyor, yüzlerce binlerce hektarlık imar uygulamalarını, kentsel dönüşüm projelerini, bina aplikasyonlarını yapabiliyor ama serbest harita mühendisi aplikasyon yapamıyor yani kendi yapmış olduğu bir uygulama sahası içerisinde bir parselin yerinde gösterilmesini yapamıyor. LİHKAB’ların yaptığı işler serbest harita mühendislerinin yaptığı işlerin içerisinde teferruattır yani LİHKAB’ların yaptığı iş uzmanlık gerektiren bir iş değildir. Bir doktorun tansiyon ölçmesi ne kadar kolay bir işse bir harita mühendisinin de bir parselin aplikasyonunu yapabilmesi o kadar basit bir iştir. Ama düşünün, biraz önce saydığım bu kadar detaylı işleri serbest harita mühendisleri yapabilirken aplikasyon hizmetlerini maalesef yapamamaktadır. Onun için, bu kanunla ilgili düzenleme kaçınılmazdır ve çalışmaları olumlu buluyoruz.

Burada yapılan tartışmalarda… Özellikle genç meslektaşlarımızdan sürenin on yıl olmasıyla ilgili, bunun biraz daha iyileştirilmesi konusunda çok sayıda mesaj aldık. Bu konu, kanunun tamamı görüşüldükten sonra, bölümler ve maddelere geçildiğinde yeniden değerlendirilebilir, bir uzlaşmayla burada da bir orta yol bulunabilir. Şu anda Türkiye’de 218 tane LİHKAB bürosu, 3.250 tane de serbest çalışan harita mühendislik bürosu vardır. Beş yılın altında deneyim sahibi olan, serbest çalışan, odaya kaydını yaptırmış birey sayısı 750, beş yıl ile üzerinde deneyimi olan serbest çalışan harita mühendisi sayısı 2.500. On yıl ve üzerinde çalışan serbest mühendis sayısı 1.900. Yani toplam aktif üye sayısı 17.700’dür, kamuda çalışan da 4.500 mühendis bulunmaktadır. Tabii burada bu çıkarılan yasayla kamuda çalışanlarla ilgili de bir düzenleme yapılarak eğer kendisi kamuda çalışmak isterse bu kanunla bunlara da bir hak tanınmakta ve devlet memurluğuna altı ay içerisinde müracaat etmeleri şartıyla kamuya dönme hakkı da tanınmaktadır ama şimdi burada da farklı yönden şu eleştiri geliyor: Niye bir sürü genç, işsiz kamuya dönemezken bunlar niye dönecekler? Yarın, altı ay sonraki süreçte hep birlikte göreceğiz. Şu anda LİHKAB bürosu olan arkadaşlarımız içerisinde, bunlar da bizim meslektaşlarımızdır, bunlarla da biz bir çatışma ortamının olmasını, devam etmesini istemiyoruz, bu süreçte hep beraber mesleğin daha ileriye götürülmesini talep ediyoruz ama şu anda 100’e yakın devlet memurluğundan LİHKAB’a geçen meslektaşımız var. Yarın, altı ay sonraki süreçte göreceğiz, ben bunlardan tekrar devlet memurluğuna geçmek isteyenlerin sayısının bir elin parmaklarını geçeceğini düşünmüyorum çünkü hepsi düzenlerini kurmuşlar, ofislerini açmışlar, belli bir ekonomik özgürlüğe kavuşmuşlar. Ben mevcut düzenlerini bunların da devam ettireceğini ve ettirmesi gerektiğini, bu konuda herhangi bir ön yargımız olmadığını da belirtmek istiyorum. Yani orada endişe edilecek bir durum yok, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünün elbette çok sayıda mühendise, teknikere, teknisyene, elemana ihtiyacı var. Biz Bakanlıktan buraya mutlaka kadro tahsisi yapılmasını, Genel Müdürlüğe mutlaka yeni mühendisler alınmasını, genç kardeşlerimizin, işsiz olanların iş sahibi yapılmasını bekliyoruz, bununla ilgili mutlaka bir çalışma yapılmalıdır çünkü yıllardır emekli olan personellerin yerine ciddi sayıda bir alım yapılmamıştır yalnız söylenildiği gibi yani “LİHKAB bürolarından büroyu kapatıp devlet memurluğuna dönüp de işte memur olamayanların hakkını yiyecek.” diye bir sayısal bir çoğunluk burada olmayacaktır.

Yine burada kanunla… Ben bir örnek daha vermek istiyorum: Benim seçim bölgem olan Mersin’in merkezinde 4 tane LİHKAB bürosu var ama Mersin’deki serbest çalışan harita mühendisi sayısı 104, yani Türkiye’nin 28 ilinde sadece birer tane LİHKAB bürosu var, o ildeki herkes o LİHKAB bürosuna gitmek zorunda, başka bir seçeneği yok ama o ilde en az 20-30 harita mühendisi var ve bir de birçok ilçede LİHKAB büroları açılmadı, açılmayanların hizmet alması zorlaştı. Şimdi çıkan yasayla -o ilçelerin birçoğunda serbest çalışan harita mühendisi var- aynı yetki verileceği için hem serbest mühendislik faaliyetlerini icra edecekler hem de LİHKAB faaliyeti yürütebilecekler. Dolayısıyla, burada, ilçelerde lokal çalışan büroların birçoğu -2 büro, 3 büro- bir araya gelerek belki bir LİHKAB bürosu kuracaklar ve dolayısıyla orada hem serbest mühendislik faaliyetlerini icra edecekler hem de LİHKAB bürosu olarak hizmet edecekler. O ilçedeki insanlar da hizmet almak için 70 kilometre, 100 kilometre, 150 kilometre uzaklıktaki LİHKAB bürosuna gidip oradan hizmet almak zorunda kalmayacaklar yani yerinde, daha yakından hizmete ulaşabilecekler. Bizim öngörülerimize göre burada mevcut büroların sayısı azalacak yani bu 3.250 olan büro sayısı belki 1.500’e, 2 bine düşecek -2 büro, 3 büro- çünkü mühendis çalıştırma zorunluluğu var, her LİHKAB bürosu yanında mutlaka 1 mühendis ve 3 teknisyen çalıştıracak. Dolayısıyla hem yeni istihdam alanı oluşacak, işsiz kalan arkadaşlarımız iş sahibi olacaklar hem de serbest çalışan mühendisler kendi aralarında yeni ortaklıklar kurarak, birleşerek yeni LİHKAB büroları açacaklar.

Biz yasa teklifinin tamamına olumlu bakıyoruz. Bir de komisyonda işlerin dağıtılmasıyla ilgili çok tartışılan bir konu oldu yani Tabu Kadastro LİHKAB bürolarına sırayla iş dağıtımı yapsın… İşte, burada da bazı arkadaşlarımız, komisyon üyelerimiz iş dağıtımı yapıldığında müşterinin kendisinin çalıştığı mühendise gidememe gibi bir durum olabileceğinden bahsettiler. Bu konu da tartışılabilir bölümler ve maddeler üzerine gelindiği zaman. Zaten bu iki konu dışında genel mana itibarıyla bir mutabakat sağlandı. Bir süreyle ilgili, bir de iş dağıtımıyla ilgili komisyonda tartışılan konu vardı; deneyim şartının beş yıl on yıl olmasıyla, bir de iş dağıtımıyla ilgili konu. Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü iş dağıtımı konusuna çok girilmemesi konusunda, bunun biraz zor olacağı konusunda görüş belirtti ama tartışılabilir bu, bu konuda da bir mutabakat sağlanabilir. Yine isteyen her mühendis istediği ilçede LİHKAB bürosunu açabilecek, LİHKAB bürosu açılmayan ilçelerde de temsilcilik açabilecek ve orada hizmet verilecek.

Kanunun 5’inci maddesinde disiplin suçu teşkil eden fiil ve hâller ile belirtilen fiil ve hâller nedeniyle lisanslı mühendislere uygulanabilecek disiplin cezalarının belirlenmesi amaçlanıyor.

Yine, 6’ncı maddeyle lisans hakkını devredemiyor, şube veya irtibat bürosu adı altında yeni büro açamıyor. İşte, burada, özellikle belli lobilerin sürekli “Belli mühendisler diplomalarını kiraya verecekler, emekli olan mühendisler başkalarına imza yetkisini devredecekler.” Böyle bir şeyin olabilmesi mümkün değil çünkü 65 yaş sınırı burada devam ediyor. Zaten 65 yaşını geçen hiç kimse LİHKAB bürosu açamayacak. Dolayısıyla emeklilik yaşı da 65 olduğuna göre emekli olan birisinin yetkisini başka birisine devredebilmesi de mümkün değil.

Yine, LİHKAB bürolarıyla ilgili, 50 bin liralık bir teminat bedeli konuyor. LİHKAB bürosu açacak olan her büro 50 bin lira gibi bir teminat yatıracak. Süreç içerisinde serbest harita mühendisleri ve LİHKAB’lar arasında sürekli bir çatışma yaşanmıştır ve bu çatışmalardan bugünlere kadar gelinmiştir. Geçtiğimiz yıl belirli bir kanun taslağı hazırlanmış ama Meclis gündemine bir türlü alınamamıştır.

Ben kanun teklifinin hayırlı olmasını temenni ediyorum. Kanun teklifinde emeği geçen başta Sayın Komisyon Başkanımıza, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü çalışanlarımıza ve destek veren herkese teşekkür ediyorum. Bu kanun teklifi ülkemize ve meslektaşlarımıza hayırlı olsun. Sayıları 20 bini geçen meslektaşlarımın hiçbirini biz buradan ayırmıyoruz; LİHKAB olsun, serbest çalışan olsun hepsini aynı gözle görüyoruz.

Tabii, bu arada -özellikle meslektaşlarımızla ilgili- Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünde çalışan meslektaşlarımızın sosyal haklarının ve ücretlerinin iyileştirilmesi, bunlara mutlaka döner sermayeden pay verilmesi, eksik olan kadrolara mutlaka atamaların yapılması… Ve benim geçtiğimiz yıl da buradan yine gündeme getirdiğim, Türkiye’nin çoğunluğunun orman kadastrosu ve kadastro çalışmaları tamamlandı, şu anda yenileme çalışmalarının da büyük bir kısmı tamamlandı, kadastro yenilemesi de bitiyor ama bana göre asıl bundan sonra tapu yenilemenin de tapuların güncellemesinin de Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemine alınması, bunun üzerinden gerek Genel Müdürlüğümüzün gerek Bakanlık yetkililerinin bir çalışma yapması lazım. Düşünün, benim dedem 1899 yılında doğmuş, 1980 yılında vefat etmiş -Allah rahmet eylesin- hâlâ bizim kendi ailemizde, dedemin kardeşleri arasında miras bulunan tapular var ve çözülemiyor. Yani bir tapuda yüzlerce insan var, artık ulaşamıyorsun; içerisinden engelli olanlar var, özürlü olanlar var, başka problemler çıkıyor. Dolayısıyla, Türkiye’de belki Mecliste bulunan milletvekillerimizin yarısının bir tapu problemi vardır. Tapu yenilemenin, tapunun güncellenmesinin mutlaka Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine alınması ve bunun üzerinde bir kanun teklifi… Türkiye’nin bunu yapabilecek deneyimde yetişmiş elemanları vardır. Birtakım zorluklar vardır elbette, ölüm var, yurt dışında olan var, kayıp var, başka problemler var ama şu anda bilgiye ulaşmak da çok kolay artık, eskisi gibi değil, internet ortamından veya belirli sitelerden her türlü bilgiye, verasete ulaşılabiliyor. Bununla ilgili mutlaka çalışma yapılması gerekiyor.

Bir de, şimdi, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü, tabii, belediyelere, avukatlara vekâlet karşılığı, sözleşme karşılığı bu tapu kayıtlarına internet üzerinden erişim hakkı tanıyor. Şimdi, LİHKAB bürolarında, bazen tapuda, tabii, yanlışlıklar da olabiliyor veya ölçü yapacak olanın mutlaka tapu kaydını görmesi, tapudaki hissedarları görmesi önemli bir durum. Burada, yapılacak olan bir sözleşmeyle mutlaka LİHKAB bürolarına erişim imkânı, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünün sitesi üzerinden tapu kayıtlarına erişim imkânı da mutlaka sağlanmalıdır. Bunun da olumlu olacağını düşünüyorum.

Ben, tekrar, kanunun hayırlı uğurlu olmasını temenni ediyor, yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Aslında önerilerinizi Komisyon şimdi hemen kanun yapabilir, destekleyelim, çok iyi söylediniz yani kutluyorum sizi ama…

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Evet, teşekkür ederim.

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Sayın Meral Danış Beştaş, buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri ve ekranları başında bizleri izleyen sevgili halkımız; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Harita mühendisleriyle ilgili kanun teklifiyle ilgili arkadaşlarımız konuşacak. Ben, size 26 Nisan Pazartesi günü ilk duruşması görülecek olan partimizin önceki dönem eş genel başkanları, 17 MYK üyemiz, büyükşehir belediye başkanlarımızın da tutuklu olduğu dava dosyasının hukuki olmayan hukuki çerçevesini çok genel hatlarıyla anlatacağım. Ne olmuştu? 2014 yılında Kobani protestoları olmuştu. Onun üzerine çok şey söylendi siyasi olarak, tartışıldı. Fakat işin dava boyutu neydi gerçekten? Soruşturmalar nasıl oldu? Biraz da kamuoyunun, halkın bunu bilmeye hakkı var. Etrafında kıyamet koparılan bu dava neydi? O dönemde şunu hatırlatmak istiyorum: Bir kere soruşturma hemen açılmadı. Ne oldu? Hemen sonrasında, 29 Ekimde peşmergeler kameraların önünde Türkiye sınırından Kobani’ye geçti ve bu, Türkiye Cumhuriyeti devleti tarafından, iktidar partisi tarafından kabul edilen, benimsenen bir geçişti. Uluslararası koalisyon güçleri IŞİD’in Kürt halkına, Kobani’de yaşayanlara karşı, katliam tehdidine karşı çok sayıda karar aldı ve dünyanın her yerinde bu IŞİD vahşetine karşı protestolar yükseldi. Sonra ne oldu? O dönem çözüm süreci devam ediyordu. Altını çizerek söylüyorum: 6-8 Ekim Kobani protestolarından sonra da, önce de çözüm süreci devam ediyordu. Eş Genel Başkanımız, Sevgili Selahattin Demirtaş, MYK üyelerimiz, İmralı heyetimiz Hükûmetle aralıksız bir görüşme trafiği içindeydiler. Sadece Hükûmetle değil, İmralı Adası’yla da, Kandil’le de bu görüşmeler yapılıyordu ve bunlar basına, kamuoyuna yansıyordu. Hatta ilişkiler o kadar iyiydi ki… Şu anda Yeni Şafak gazetesini biliyorsunuz. Yani Yeni Şafak gazetesi yandaş medyanın başını çekiyor. Şöyle bir haber okuyacağım size: “HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş sosyal medya hesabından yaptığı açıklamasında takipçilerine ‘şapşik’ dedi.” Bu, Yeni Şafak’ın manşeti. Yeni Şafak o dönem Selahattin Demirtaş’ın “tweet”ini bile bu şekilde ilk sayfadan verecek kadar o çözüm sürecindeki diyalog devam ediyordu. Belki basit geliyor ya da garip geliyor ama Yeni Şafak her zaman böyle küfreden, hakaret eden, suç atfeden -olmayan suçları- bir gazete değilmiş.

Peki, sonra ne oldu? Bu görüşmeler devam etti. 28 Şubatta Dolmabahçe Mutabakatı imzalandı ve sonra, ilk olarak 22 Martta Başbakan Erdoğan “Dolmabahçe mutabakatını tanımıyorum.” demeye başladı -ben tamamen bir tarih silsilesi içinde veriyorum- ve sonrasında Kobani protestoları ne zaman gündeme geldi, şimdi bunun suç olarak değerlendirilmesi ne zaman gündeme geldi?

2015 yılında bir soruşturma açıldı Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından. Bir, vekil olmayanlarla ilgili, bir de vekillerle ilgili iki soruşturma açıldı. O soruşturma dosyasında 214’ten “suç işlemeye tahrik” var. Yani 2911 sayılı Yasa’ya muhalefetten soruşturmalar açıldı ve vekil olmayan MYK üyelerimizle ilgili, 1/10/2015 tarihinden başlayarak hepsinin adresine talimatla ifade alınması için yazı yazıldı. Bütün MYK üyelerimize bu yazı yazıldı ve bu yazılarda, kesinlikle, sonrasında adli kontrol, yakalama, gözaltı ve tutuklama gibi bir işlem yok. Hatta daha da ileri gideyim: O dönem MYK Üyemiz İsmail Şengül adresini değiştirdiği için adresinde bulunamadı, bulunamadığı hâlde zorla getirme kararı bile –“bile” diyorum altını çizerek- verilmedi ve İsmail Şengül sadece ifade vermemiş oldu adresini değiştirdiği için. Peki, kaç savcı görev yaptı? 8 savcı.

Şimdi tarihlere geliyorum, 8 savcı 2018 yılına kadar görev yaptı ve bu dosyada hiçbir şey olmadı. Dosya açık, gizli değil, isteyen gidip bakıyor, savcı talimatla ifade alıyor sadece genel bir araştırma tutanağı yapılıyor. Fakat ne oluyor? Nisan 2018’de, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin 24 Haziran 2018’de yapılacağı kararlaştırılıyor ve Demirtaş bulunduğu Edirne Cezaevinden Cumhurbaşkanı adayı oluyor. İşte, o günden sonra bütün Cumhurbaşkanlığı seçim kampanyasında Erdoğan, Kobani protestolarını ve Selahattin Demirtaş’ı hedefe koyarak suç isnadında bulunmaya başlıyor. O arada yeni bir gelişme oluyor, -çok önemli, bu tarih bire bir çakışıyor arkadaşlar- Erdoğan’ın Demirtaş’ı ve partimizi hedef gösterdiği tarihlerde yeni bir savcı atanıyor; Ahmet Altun isimli bir savcı atanıyor. 2014/146757 sayılı vekil olmayanlara ilişkin soruşturmada görev yapıyor ve sonra 2018’de savcı hemen göreve başlıyor. Selahattin Demirtaş’ın Ankara 19. Ağır Ceza Mahkemesindeki savunmalarını bu soruşturma dosyasına istiyor -bu yeni görevli savcı ya, özel, birazdan anlayacaksınız niye çok özel görevli- ve 19/07/2018’de garip bir şekilde bu savcı dosyayı genişletiyor, yeni bir yazı yazıyor, içinde Ahmet Türk, Sırrı Süreyya Önder, Gültan Kışanak, Selma Irmak yani MYK üyesi olsun olmasın, kim olursa olsun büyükşehir belediye başkanları bunu listeye ekliyor ve sonra bu davadan yargılanan, suç işlemeye tahrik suçundan yargılanan Demirtaş ve Yüksekdağ da aslında yargılandıkları hâlde bu soruşturma dosyasına ekleniyor. Ve ne oluyor? Ahmet Altun liste hazırlıyor, büyük bir liste, 80 kişi ama garip bir şey oluyor bir hafta sonra, 25 Temmuz 2018’de HSK Kararnamesi çıkıyor ve Ahmet Altun İzmir Cumhuriyet Başsavcı Vekilliğine atanıyor. Ankara’daki odası boşaltılıyor, kendisi İzmir’e gidiyor ama sonra ne oluyor? AİHM -Büyük Daire değil, önceki kararında- 20 Kasım 2018’de “Selahattin Demirtaş derhâl serbest bırakılsın.” kararı veriyor, ayrıntılarına girmeyeceğim, burada çok anlattık. İşte, bu açıklamadan sonra tabii, ne diyor Erdoğan? “Bu karar bizi bağlamaz, biz karşı hamlemizi yapar, işi bitiririz.” diyor, bunu dünyanın gözünün içine baka baka söylüyor. İşte, karşı hamle geliyor: Hani, İzmir’e atanmıştı ya Başsavcı Vekili Ahmet Altun, alelacele -hangi kararla bilmiyoruz- tekrar Ankara’ya geri çekiliyor ve bu dosyanın savcısı olarak çalışıyor. Hatta, o kadar ileri gidiyor ki odası boşaltıldığı için kendisine oda bulunamıyor. Ne yapıyorlar biliyor musunuz? Başsavcı vekillerinin bulunduğu katta geçici bir oda tahsis ediliyor çünkü o günlerde karşı hamlenin gereğinin yapılması gerekiyor.

Ve sonra bu savcı, yer gök, her yerde tanık arıyor, delil arıyor. Yazıları görmelisiniz, her yere yazı yazıyor; gizli tanık, açık tanık, bilgi, belge. Sadece gazetelere ilan vermiyor, aslında yandaş medya bunu da yapıyor çünkü Erdoğan’ın sözünün gereğini yerine getirmesi lazım. AİHM’in kararının aksini kendince araştırıyor. Ve gazeteye ilan vermemiş ama başka bir şey yapmış: 4,5 yıl açık devam eden soruşturma dosyasına 2 Ocak 2019’da bir gizlilik kararı vermiş bu savcı, daha doğrusu sulh ceza hakimliğinden talep etmiş, demiş ki: “Bu dosyayı gizleyin.” 3/1/2019 tarihinde dosya hakkında beş yıl sonra, bu Kobani davasında gizlilik kararı alınıyor; bu gizlilik kararı ve kısıtlamayla siyasi hedefe adım adım gidiliyor tabii. Ve Ahmet Altun delil arayışına tabii ki devam ediyor. Yani o kadar ilginç bilgiler var ki elimde çok yoğun gayret etmiş gerçekten ve burada itirafçı bulamamış, tanık da bulamamış fakat hızını alamamış -çünkü AİHM’in kararı var ve uygulanması gerekiyor, serbest kalması gerekiyor- Bu sefer başka bir gelişme oluyor tabii ki; AİHM, Türkiye’yle ilgili, Demirtaş kararıyla ilgili 18 Eylül 2019’da duruşma yapacak, bu duruşmadan önce Türkiye’nin mutlaka bir adım atması lazım. Ne yapıyorlar? 2 Eylülde, Ankara 19 ACM Demirtaş hakkında tahliye kararı veriyor, evet tahliye kararı veriyor ama Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine diyorlar ki: “Biz tahliye edemeyiz çünkü hakkında kesinleşmiş ceza kararı var. Mahsup edildikten sonra bırakabiliriz.” Bunların hepsi devam ediyor; tabii, bu Ahmet Altun savcı durur mu -karşı hamleyle görevlendirilmiş ekibiyle beraber- yeni bir yol buluyor, aslında yeni bir yol da değil de yani hukukta asla söylenemeyecek bir şey. İkinci defa, 19/9/2019 tarihinde, AİHM duruşmasından bir gün sonra Demirtaş ve Yüksekdağ’ı SEGBİS odasına çıkarttırıyor ve diyor ki: “Ben sizi yeni bir soruşturmaya ekledim. Kobani davasından yargılanmanız umurumda değil, ikinci kez tutuklanmanızı istiyorum.” Talep ediyor. Demirtaş ve Yüksekdağ da diyor ki: “Biz savunma yapamayız, siz bizi alelacele SEGBİS odasına getirdiniz. Avukatımız yok, biz savunma yapmayacağız.” Tabii, savcı hiçbir şekilde dinlemiyor ve hemen haklarında -karşı hamle gereği- tutuklama kararını veriyor. Niye o kadar acele ediyor? Çünkü bir gün sonra mahsup kararı verilecek ve Demirtaş gerçekten tahliye olacak. İşte, bu ikinci tutuklamayla Selahattin Demirtaş’ın, tabii, onun şahsında bütün bu Kobani protestolarının boşa çıkmasını önlemiş oluyor. Peki, daha sonra ne oluyor? Sevgili Figen Yüksekdağ ve Demirtaş’la ilgili tutuklama kararı veriliyor. Savcı harıl harıl delil aramaya devam ediyor. Tutuklamış ama yeni bir delil yok, aynı iddiadan ikinci kez tutuklamış. Yeni delil bulamadığı için çokça çalışıyor. Ve garip birkaç tanık var dosyada, bu tanıklar on beş gün emniyette tutulmuş, avukat yok, niye cezaevinden çıkarılmışlar bilmiyoruz; bunlara bazı ifadeler imzalatılmış ve tabii, bir de ileri gidiyor savcı; 24 Eylül 2020’de bu sefer aralarında Ayhan Bilgen’in, Ali Ürküt’ün, Sırrı Süreyya Önder’in olduğu 17 arkadaşımızla ilgili gözaltı kararı veriyor. Neymiş gerekçe? Kobani protestoları sebebiyle gözaltı. Dikkatinizi çekerim sevgili arkadaşlar, neye dikkatinizi çekiyorum? Aradan altı yıl geçmiş, 2020. Bu gözaltına alınanların Sırrı Süreyya Önder hariç, yani o dosyada önce şüpheli olmayanlar hariç hepsinin ifadesi var. Talimatla ifade vermişler, haklarında bir gün zorla getirme kararı yok, garip bir şekilde bu savcı “Ben sizi gözaltına alıyorum.” diyor ve gözaltına alındıktan sonra tabii ki tutuklanıyorlar, emir büyük yerden, çünkü bu siyasi söylemin, bu hukuk maskesi altında siyasi intikam davasının açılması gerekiyor. Ve sonra… Tabii ki AİHM’nin büyük dairesi bu sefer çok önemli bir karar veriyor, tarihi bir karar veriyor. İlk daire kararını çok aşan bir karar. Türkiye aleyhine ilk defa 18’inci maddeden ihlal veriyor ve daha başka da var, diyor ki: “Siz Selahattin Demirtaş’ı -ben Demirtaş diyorum, siz bütün HDP’lileri anlayın- tutuklu bütün arkadaşları ve partimizi, tamamen hukuku kullanarak siyasi amaçlarla içerde tutuyorsunuz.” diyor. Sizin hukukla bir ilginiz yok. “2’nci tutuklama da 1’inci tutuklamanın devamıdır -yani bu dediğim hamle- oradan da derhal serbest bırakın.” diyor. Tabii, Cumhurbaşkanı boş durmuyor, “AİHM kararı bizi bağlamaz.” diyor. Hâlâ da bağlamadı gördüğünüz gibi, serbest bırakılmadı. Sonra, bir iddianame hazırlanıyor, evet, 3.530 sayfa ve 324 klasör. Tahmin edin sayın milletvekilleri, kaç günde kabul edildi? Bir haftada, bir haftada. Ben avukatlık yapan birisi olarak söyleyeyim, bunları bir haftada okumak mümkün değil. Yirmi dört saat okusanız yine bunları okuyamazsınız, binlerce sayfa, on binlerce sayfa klasör var. Bir haftada bu iddianameyi kabul ediyor, iddianame değil ama bu bir iddianame değil -hepsini okudum satır satır- tamamen anlattığım çerçevede siyasi bir metin. Mesela, bu ölümlerden sorumlu tutuluyoruz ya parti olarak, “Kobani, Kobani” diyorlar ya, bu dosyada tek bir ölümün nerede olduğuna dair bir bilgi yok arkadaşlar; tek bir yaralamanın nerede olduğuna, kim tarafından yapıldığına dair bir bilgi yok. Basit bir cinayet dosyasında bile otopsi raporu olmadan o dava açılamaz. Ya, siz onlarca kişinin ölümünden söz ediyorsunuz. Ortada bir “tweet” var, illiyet bağı kuramazsınız çünkü yok, ama gelmişsiniz, bunu kabul etmişsiniz. Mahkemenin kabul kararı da çok ilginç -keşke zaman olsa okusaydım, isteyen vekillere vereceğim, aklımızla alay ediyor tıpkı AKP gibi- “Çok iyi inceledik, tartıştık, değerlendirdik ve kabul ettik.” diyor. Böyle güzel güzel paragraflar yazıyor. Peki, ne var -merak ediyorsunuz- iddianamede? Arkadaşlar, mesela, telefonda çıkan resimler var. Ne var? 8 Mart kutlama mesajları var -hani birbirimize gönderiyoruz ya- “Nevroz” Bayramı kutlama mesajları var, Demirtaş’ın, Yüksekdağ’ın mahkemede yapmış olduğu savunmalar var, var da var yani tamamen siyasi faaliyetler ve kendilerince örgütle ilişkilendirmek için KCK’nin siyasi tarihini, her türlü tarihini dosyaya monte etmişler. Bir haberin -saydım, 7 kere fotokopisini koymuşlar -benim sayabildiğim kadarıyla- yani bir haber var, onu 7 ayrı kişiye, 10 ayrı kişiye dağıtmışlar. Evet, yargılama maskesi altında intikam dolu bir davayla karşı karşıyayız.

Size bir anekdot vereyim: O dönem Diyarbakır Büyükşehir Belediye Eş Başkanı Gültan Kışanak -hatırlıyorum da olayı- Diyarbakır Valisini aramış -kendisi aktarmıştı, bizzat biliyorum- “Ne yapalım? Nasıl önleyelim? demiş -hani olaylar oluyor- Diyarbakır Valisi Gültan Kışanak’a demiş ki: “Sakın dışarı çıkmayın Başkan, sizi koruyamayız.” Şimdi, Diyarbakır Valisi ölmedi, Gültan Kışanak da ikisi de ölmedi çok şükür. Birisi, Gültan Kışanak bu davadan tutuklu ya. HDP’liler yapmıştı ya hani bu olayları, HDP Büyükşehir Belediye Başkanını, Vali göstericilerden koruyamıyor. Neymiş? Göstericiler HDP’li değilmiş. Orada başka güçler var. Bu anekdotu isterlerse mahkeme de tabii ki tanık olarak dinleyebilirler.

Arkadaşlar, dava 26 Nisanda yani pazartesi günü. O kadar acele ettiler ki duruşma gününü bile 25 Nisana verdiler, pazar günü. Sonra, basında dalga geçilince hemen “26 Nisan” diye düzelttiler. Ortada bir dava yok, ortada bir iddianame yok, ortada bir suç yok; tamamen partimizin faaliyetlerinin, bir partinin siyasi amaçlarına ulaşmak için iddianameye dönüştürdüğü, özel savcılarla görev verdiği bir dava dosyasıyla karşı karşıyayız. Bu, AİHM Büyük Dairesinden döndü. Bu, hepsi hakkında, hepimiz hakkında, herkes hakkında tabii ki olumlu şekilde neticelenecek.

Bir tek yıl ya da bir ay yargının üzerinden bu baskı kalksın, bu iddianame çöpe gider arkadaşlar. Bir iddianame, bir dava yok ortada. Bir “tweet”ten yüzlerce kere müebbet isteyen savcılar var bu ülkede. Tamamen “Cumhurbaşkanı ne söylüyor, ben ne yapayım?” diye düşünen savcılar var.

Bu nedenle, şu anda cezaevinde tutulan Sevgili Gültan Kışanak, Sebahat Tuncel, Gülser Yıldırım, Demirtaş, Sevgili Figen Yüksekdağ, bütün arkadaşlarımı sevgiyle selamlıyorum.

Pazartesi günü biz de Sincan’dayız HDP olarak, sizi orada bekliyoruz ve bu ülkede yargının -bir kez daha testten geçecek- ne kadar tarafsız ve bağımsız olacağını hep birlikte göreceğiz diyorum.

Konuşmamla ilgili değil ama ilk üç ayda 88 kadın katledildi, 88. (HDP sıralarından alkışlar) Bu bir kırımdır arkadaşlar. İstanbul Sözleşmesini kaldıranlar bu cinayetlerden sorumludur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) - Bunun aksini hiç kimse söylemesin. Ben bütün kadın yoldaşlarımı buradan sevgiyle selamlamak istiyorum ve hep birlikte olacağız, dayanışmayla bugünleri aşacağız diyorum.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Gökan Zeybek.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA GÖKAN ZEYBEK (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Görüşmekte olduğumuz kanun teklifi 16 Haziran 2005 tarihinde çıkmış olan 5368 sayılı Lisanslı Harita Kadastro Mühendisleri ve Büroları Hakkındaki Kanunda yapılmış olan değişiklikler. Yaklaşık on altı yıl önce çıkmış olan bir yasa özellikle harita kadastro mühendislerinin meslek yaşamlarıyla ilgili daha önce kadastro memurluğu, Tapu Kadastro Genel Müdürlüğüne bağlı kadastro memurları tarafından yapılmış olan pek çok yetkinin LİHKAP’lar eliyle yapılmasının yolunu açmıştı. Ancak sektörde yaşanan sorunlar, Harita Kadastro Mühendisleri Odasının özellikle de büyükşehirlerde bulunan meslek mensuplarının yoğun bir biçimde Parlamentoya ve milletvekillerine yapmış olduğu talepler sonrasında da ilgili yasa teklifi önümüze geldi.

Bu yasa ne getiriyor önce ona bakmamız gerekiyor. Tescile tabi olmayan aplikasyon, yer gösterme, plan örneği işlemlerinin yapım ve kontrolü ile tescile tabi cins değişikliği, arz ittifak hakkı tesisi veya terkini veya birleştirme veya muhtesatın terkini gibi işlemlerle ilgili sorumluluğu harita kadastro mühendislerine yükleyen bir yasa. Daha önce Türkiye’de 2005 yılında çıkmış olan bu yasayla birlikte 223 tane lisanslı harita bürosu kuruluyor ama tüm Türkiye’de de 2.827 tane harita ve kadastro mühendisleri tarafından açılmış vergi kaydı olan, sigorta kaydı olan harita kadastro bürosu vardı.

Şimdi buradaki temel tartışma şu değerli arkadaşlar, sayın milletvekilleri: Aslında, LİHKAB’lar ve harita kadastro mühendisleri arasındaki temel , Türkiye’de YÖK’ün uzun zamandır yapmış olduğu yanlış eğitim politikasının temel bir sonucudur. Şimdi düşünebiliyor musunuz, ülkemizde bir tek matematik sorusu çözüp hiç fen sorusu çözmeden üniversitelerde mühendislik dalında eğitim görme şansı vardır. Şimdi, böyle olunca da çok sayıda harita mühendisi, inşaat mühendisi, Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliğinin disiplinleri içindeki çok sayıda mimarlık ve mühendislik mensubu piyasada serbest çalışma ortamında görev yapmaya çalışıyor.

Kamuda mühendislerin istihdamında ciddi sıkıntı vardır. Çok sayıdaki milletvekilimize her mühendislik dalıyla ilgili kamuda istihdamın artırılması için talepler gelmesine rağmen, bu da hâlâ başarılamamıştır. Böyle olunca da çok dar sayıdaki, çok az sayıdaki iş bu geniş yelpazedeki mühendislik büroları arasında bir sorun yaratmıştır. O sorunu gidermek için de bugün bu yasayı gündemimize almış bulunuyoruz.

Yasa teklifiyle ilgili şunu görmemiz lazım değerli arkadaşlar: Türkiye’de, sadece harita kadastro mühendisleri değil, bütün üniversite mezunlarımızdan şu anda neredeyse 1 milyona yakın üniversite mezunu işsizdir. Biz bugün burada, dar olan pastada LİHKAB’ların almış olduğu pasta payını 2.800 büro arasında pay etmek için bir yasa getiriyoruz ama bu ülkedeki avukatların, mali müşavirlerin, muhasebecilerin; eğitim fakültesi mezunlarının; tıp fakültesi, eczacılık, diş hekimliği fakülteleri mezunlarının, bütün mühendislik fakültesi mezunlarının tamamının sorunu işsizliktir ve bu yasa Türkiye’deki üniversite öğrencilerinin işsizlik meselesini, üniversite mezunlarının işsizlik meselesini ortadan kaldırmamaktadır.

Yine, bu yasayla birlikte, bir konuyu gündeme getirmek gerekiyor. Nedir o? Bütün mühendislerin bağlı olduğu, özel yasayla 1954’te kurulmuş olan Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği üzerinde AKP iktidarı yaratmış olduğu yoğun baskıyı hem ekonomik hem siyasi hem de adli baskıyı en şiddetli biçimiyle yürütmektedir. Öyle ki bugün TMMOB Yasası’na göre, bir mühendis diplomayı aldığı zaman o mesleği icra edebilmesi için mutlaka meslek odasına kayıt olmak zorunda ve bir oda sicil numarası almak zorunda. Ama bu mühendislerin ya da mimarların yapacakları iş ve işlemlerin ilgili meslek odasının denetimine tabi olması AKP iktidarları döneminde Çevre ve Şehircilik Bakanlığının yayımladığı bir genelgeyle, bir yönetmelikle engellenmiş durumda. Burada TMMOB’un denetim sürecinin dışında olmasının kime ne faydası var? Türkiye bir deprem ülkesi, Türkiye bir kuraklık ülkesi, içinde bulunduğu coğrafya içinde hızlı kentleşmenin, göç dalgasının altında olduğu için sürekli olarak yeni yapılaşmanın, yeni kentlerin, yeni konut alanlarının açılmasıyla karşı karşıya olan bir ülkede acaba siz TMMOB gibi son derece geniş yelpazede, 300-400 binden fazla üyesi olan bir meslek örgütünü niçin denetim sürecinin dışına çıkarmak için her türlü işlemi yapıyorsunuz? Bunun tek bir cevabı var arkadaşlar: Çünkü Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği iktidarın antidemokratik uygulamalarına ses çıkarıyor, iktidarın yasa tanımaz uygulamalarının karşısında set oluyor, ülkedeki hukuk tanımaz, adaleti ortadan kaldıran uygulamalar karşısında bir duruşu var. E, o zaman, bunu engellemek, bunları sindirmek gerekiyor.

Yasa teklifiyle ilgili şunu söyleyeyim: Üzerinde dokuz aydır çalışılan bir yasa teklifi ancak ben buradan, sizin huzurunuzda Genel Kurulda bir önerimi yapmak istiyorum. Beş yıllık harita kadastro mühendisliği yapanların sınavla elde ettikleri lisanslı harita yetkisini şimdi yasa on yıla çıkarıyor. Ben bunun da bir adaletsizlik yarattığını Komisyon görüşmelerinde ifade ettim, bu sürenin mutlak suretle daha aşağıya çekilmesinin, belli bir mutabakat sağlanabilirse ve işte, yedi yıl gibi bir zaman dilimine çekilebilirse mezun olmuş olan çok sayıdaki mühendisimizin de bu hizmeti yapma şansı olacaktır.

Değerli arkadaşlar, harita kadastro mühendisleri, aslında Türkiye’de şehirciliğin ve kentleşmenin, jeoloji mühendisleri ve jeofizik mühendisleriyle birlikte daha başlangıçta en önemli disiplini. O nedenle kamuda kadastro mühendislerinin sayısının mutlak suretle artırılması gerekiyor. Niye bunu söylüyoruz? Çünkü Türkiye’nin afet riski altındaki alanları, neredeyse toplam yaşayan nüfusumuzun yüzde 80’ini oluşturuyor. Deprem fay hatları üzerinde çığ tehlikesi olan yerler var, heyelan tehlikesi olan yerler var, dere yataklarında yapılmış olan şehirlerimiz var; bütün bu şehirlerle ilgili yapılacak olan çalışmaları yapacak kurum kim? Çevre ve Şehircilik Bakanlığı. Yapıyor mu bunları? Yok, yapmıyor. Ne yapıyor peki Çevre ve Şehircilik Bakanlığı? Nerede bir rant projesi var; nerede bir yeşil alan, bir tarım alanı, bir mera alanı, yaylak alan imara açılacak, turizme açılacak; onlarla ilgili çalışma yapıyor. Nerede büyükşehir belediyelerinde hazineye ait olan, kamuya ait olan, askeriyenin boşalttığı ya da başka hazine arazileri var, bunlarla ilgili rant projeleri yapmakla uğraşıyor.

Şimdi, harita kadastro mühendisleriyle deprem riskinin azaltılması arasındaki ilişki… Bizim, bu mühendislik disipliniyle ilgili yetenek ve bilgi birikimini artırmamız ama aynı zamanda mühendislik eğitimi veren okullarla ilgili de belli kısıtlamalar getirmemiz gerekiyor. Şimdi, değerli arkadaşlar, bugün Türkiye'de üniversite sınavlarında, matematik-fen dalında ilk 300 bin kişi arasına giren bir öğrenci mühendislik diploması alabilecek bir okula yerleşiyor. Dünyanın hiçbir yerinde böyle şey olmaz, bunun mutlak suretle aşağı çekilmesi lazım. Yani 10 tane matematik sorusu, 5 tane fen sorusu yapamadan üniversite sınavında bir öğrencinin mühendislik disiplinine girebilmesinin mutlaka YÖK tarafından yeniden değerlendirilmesi gerekiyor.

Şimdi, ne yapıyor harita kadastro mühendisleri? Şimdi, bakın, 1/100.000 ölçekli çevre planları, bütün şehirlerde var olan çevre planlarında esas olan, altlıkların… Demin söylediğim gibi, jeoloji mühendisleri ve jeofizik mühendisleri zemin açısından ama harita kadastro mühendisleri de arazinin ölçümlerini yaparak 1/100.000’lik planların hazırlanmasında etkin görev alıyorlar. Bugün Anadolu’nun pek çok şehrinde -gidin, bakın- hâlâ eski meri planlara göre uygulama yapılmaktadır. Şehrin genişleme alanları, şehrin büyüme, şehrin yeni sanayi ya da konut yerleşimine açılmasıyla ilgili alanlarla ilgili yapılacak olan çalışmalarda görüyoruz ki devlet hâlâ, orada, yerel yönetimleri kendi olanaksızlıklarıyla baş başa bırakmış durumda. Çoğu Anadolu kentimizde bir tane harita mühendisi var ya da yok. Bu konuyla ilgili, özellikle belli bir nüfusun üzerindeki bütün belediyelerde harita kadastro mühendislerinin istihdamının mutlaka sağlanması gerekiyor.

Şimdi, burada, tabii, kaynakları biz nereye ayıracağız? Çevre ve Şehircilik Bakanlığı üzerinden konuşuyoruz. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı… Biraz önce, İYİ Parti adına konuşan Sayın Nuhoğlu Kanal İstanbul meselesini açtı, o konuda mutlaka değinmemiz gerekiyor. Kamunun kaynaklarının ayrılması gereken alan değerli arkadaşlar… Tam da bu yasayı konuştuğum için söylüyorum: Büyükşehirlerde, başta Marmara olmak üzere; İstanbul, Tekirdağ, Bursa, Yalova, Kocaeli gibi şehirlerimizi çok yakından etkileyecek olan deprem riskinin ortadan kaldırılması ve bu riskin ihtiva ettiği bina stoklarının mutlak suretle iyileştirilmesi gerekiyor. Bunun için ne gerekiyor? Bunun için kaynak gerekiyor, bunun için kamunun kaynaklarının deprem riskinin azaltılması için doğrudan kamu bankaları eliyle uzun vadeli olarak yurttaşlarımıza sunulması gerekiyor.

Şimdi, değerli milletvekilleri, geçtiğimiz yıllarda dönüşüme tabi binalarla ilgili, devlet 125 bin liralık bir destek veriyordu. Bu destek 200 bin liraya çıktı. 200 bin liraya çıktı ama geçmişte banka faizleri yüzde 8 iken devlet bunun yüzde 4’ünü karşılıyordu, yani faizin yüzde 50’si kamu tarafından karşılanıyordu. Bugün, banka faizleri yüzde 20’nin üzerinde, devlet hâlâ yüzde 4’ünü karşılıyor. E, böyle olunca da yurttaşın beş yıllık, on yıllık vadelerle, deprem riski taşıyan yapılarını iyileştirebilmesi ve dönüştürebilmesi çok mümkün değil. Peki, bunun için ne gerekiyor? Kaynak gerekiyor. Peki, biz bu kaynağı nereye ayırıyoruz? Şimdi, geçtiğimiz günlerde burada bir yasa teklifi görüşüldü. Bunlardan bir tanesi de Ulaştırma Bakanlığının özel bütçeli kamu idarelerinin yaptığı yatırımlara kefil olmasıydı. Neydi bu? Bu yasa niye getirildi? Sayın Cumhurbaşkanı da iki gün önce söyledi, beton kanalın üzerine 6 tane köprü yapacağız, bu köprülerden bir 1 tanesi hemen başlıyor. Değerli arkadaşlar, yapılan köprü falan yok. Yapılan işlemi açık açık buradan söylüyorum: Nakkaş’tan Başakşehir’e gelecek olan 8 milyar 279 milyonluk otoyol projesinin yani Karayolları ve Ulaştırma Bakanlığının garantisinde yapılan bu otoyolun, Sazlıdere Barajı’nın üzerinden geçecek olan köprüdür söz konusu olan. Yani burada yapılacak olan iş, 8 milyar 279 milyonluk kaynak, 2021 yılı için öngörülmüştür, göreceksiniz bunun devlete maliyeti 15-16 milyara ulaşacak. Peki, bir otoyol için Kanal İstanbul’un etrafındaki 500 binlik -bize göre 1 milyonluk- konut yerleşiminin ulaşım olanaklarını sağlamak için doğrudan devlet eliyle yapılacak olan bu yatırımın bedelini kim ödeyecek? Halk ödeyecek. Peki, bundan kim yararlanacak? Kanal İstanbul’un güzergâhında arazi toplamış olan bir avuç iktidara yakın olan müteahhit ya da bir avuç iktidara yakın olan Körfez sermayesine mensup aileler yapacak. Şimdi, nasıl oluyor Sayın milletvekilleri, kamunun parasıyla siz bir yere ulaşım yolu yapıyorsunuz, bunu garantili geçiş ücretleriyle yapıyorsunuz, bununa müteahhit firma yurt dışından finansman bulamadığı için Ulaştırma Bakanlığı üzerinden hazine garantisi veriyorsunuz ama bu bölgede yapılacak olan, ulaşım yolu ve etrafında yapılacak olan konut yerleşimlerinden elde edilecek olan kârları da bir avuç yandaşınıza peşkeş çekeceksiniz. Bu, hakkaniyet içinde midir, bu doğru mudur?

Şimdi bir başka nokta şu değerli arkadaşlar, harita kadastro mühendislerinin yine mesleğiyle ilgili olarak, burada dediğimiz gibi, aslında TMMOB’a bağlı meslek disiplinleri arasında tam bir eş güdüm, tam bir iş birliği anlayışı vardır. Bu da bize şunu getiriyor: Tarım topraklarının korunmasında ziraat mühendislerinin, ormanların korunmasında orman mühendislerinin, fay hatlarına inşaat yapılmaması konusunda jeoloji mühendislerinin, jeofizik mühendislerinin, doğru yönetmeliklere göre inşaat yapılması konusunda da diğer mühendislik disiplinlerinin tam bir iş birliği içinde olması gerekir. Ama görünen o ki akıl bu konuda galip değil, aklın ve bilimin yol göstericiliği terk edilmiş sadece rant, sadece yeni inşaat sahaları yapmak üzerine bir oluşumun içine girilmiştir.

Şimdi, değerli arkadaşlar, şunu belirtmek istiyorum: 1950 yılında İstanbul göç almaya başlıyor, 2021 yılına kadar tam yetmiş yıl İstanbul nüfusu ortalama her yıl yüzde 4 artıyor. Yani 1950’de azınlık nüfuslarıyla beraber 1 milyon olmayan bu şehir ki 1955-1956 yıllarındaki olaylarla İstanbul nüfusuna kayıtlı 300-400 bin kişilik bir azınlık Türkiye’yi terk etmiştir. Her yıl artan nüfusla 15-16 milyonluk nüfusa ulaştı. Değerli milletvekilleri, 2020 yılının 31 Aralığında gördük ki İstanbul artık yaşanamaz bir kent hâline dönüştü ve İstanbul nüfusu azalmaya başladı. Yani benim size çağrım şu değerli arkadaşlar: Siz bu Kanal İstanbul’un etrafına 1 milyonluk şehir yapacaksınız. Burada milyon dolarlık lüks konutlar yapıp bunları birtakım çevrelere satacağınızı öngörüyorsunuz ama İstanbul’da üst gelir grubundakilerle, orta üst gelir grubunda ve üst eğitim grubundaki insanların öncelikli olarak Türkiye’nin başka coğrafyalarına, şansı yakalayanların da ortalama yılda 30 ile 70 bin kişi arasında bütün malını mülkünü satarak ülkeyi terk ettiği gerçeğini lütfen göz ardı etmeyiniz. O nedenle bu projeyle ilgili başka endişeler taşıyorum ben. Nedir o? O endişem de şu: Şimdi, önümüzdeki günlerde değerli arkadaşlar, konut faiz oranlarının TOKİ eliyle ya da başka biçimiyle yapılmış olan projelerle ilgili konut faiz oranlarının düşürülmesi bu konudaki, konut faizlerindeki finansman açığının kamu bankalarından karşılanması konusunda önümüze bir sıkıştırma gelebilir. Çünkü Kanal İstanbul çevresinde yapılacak olan gayrimenkul yatırımlarının satılabilmesi için konut faiz oranlarının yüzde 1’in altına, yani yıllık yüzde 12 faizin altına inmesi gerekir. Enflasyonun yüzde 20’lerde, gerçek enflasyonun yüzde 30, banka faizlerinin yüzde 20-25 aralığında seyrettiği bir dönemde siz eğer banka faizlerini yüzde 10’ların altına çekerseniz buradan oluşacak olan kamu zararını 83 milyon ödeyecek, buradan elde edilecek olan geliri de bir avuç rantiyer elde edecek. Şimdi, AKP'nin Kanal İstanbul ve etrafında yaratmaya çalıştığı bu konut yapılaşmasının altında yatan neden bu.

Geçtiğimiz günlerde Çevre ve Şehircilik Bakanlığı bir plan değişikliğiyle bu bölgedeki -yani 4 bölge var Kanal İstanbul’un etrafında- 3’üncü ve 4’üncü bölgedeki teknoloji ve altyapı başka hizmet alanlarındaki fonksiyonların tümünü değiştirerek bunların hepsini konuta çevirdi. Yani başından beri söylediğimiz gibi Kanal İstanbul’un etrafındaki yapılaşma ta 2010 yılından başlamak üzere arazinin çok cüzi fiyatlarla o Selanik’ten, Bulgaristan’dan gelmiş olan o köylülerden metrekaresi 1 TL’ye, 2 TL’ye alınan arsaların değerleri bugün 300 TL’ye, 500 TL’ye, 1.000 TL’ye çıkmıştır. Yani kazanan köylü değil, kazanan Mustafa Kemal gibi Balkanlardan göç etmiş, Arnavutköy’e, Başakşehir’e, Tayakadın’a, Durusu’ya yerleşen köylüler değil, o arazileri çok ucuz fiyata kapatıp bugün haksız bir biçimiyle milyarlarca liralık rantın sahibi olan bir avuç çevre kazanmıştır. (CHP sıralarından alkışlar)

Şimdi, buradan iktidara bir çağrı yapmak istiyorum: Zamanı geldi, üç yıl bitiyor. Hayırlı, mübarek Ramazan ayında gelin şu milletin yararına bir iş yapın. Gelin bu İstanbul’la ilgili doğru bir iş yapmak istiyorsanız başta Avcılar, Büyükçekmece, Beylikdüzü, Küçükçekmece, Bakırköy, Zeytinburnu, Maltepe, Kartal, Pendik gibi, yani Marmara’dan geçecek olan bir fay hattına yakın mesafede bulunan ilçelerimizde 60’lı, 70’li ve 80’li yıllarda yapılmış olan düşük kalitede ve yüksek risk taşıyan yapıların dönüştürülmesi konusunda kamunun kaynaklarını gelin bir de halktan yana harcayın. (CHP sıralarından alkışlar) Orada halkımız var, orada fakir fukara var, verin onlara faizsiz kredileri on yıl vadeyle, her insan kendi evini dönüştürsün ve olası bir İstanbul depreminin yaratacağı bütün tahribatları ortadan kaldıralım.

O nedenle sözlerimi şöyle tamamlıyorum. Tarım topraklarını kaybederseniz geri alamazsınız, tarım toprakları binlerce yılda oluşuyor. Meraları kaybederseniz o meralarda olan, otlayan hayvanları kaybedersiniz, Türkiye’de tarımla geçinen insan popülasyonunu yok edersiniz. Eğer siz meralarınızı, tarım topraklarınızı, havzalarınızı kaybederseniz gelecek kuşaklara yaşanamayacak bir çevre bırakmış olursunuz. Zararın neresinden dönerseniz kârdır. Sizin için tek çıkar yol: Erken seçime gidin ve yetkiyi halka teslim edin. (CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Evet, gruplar adına söz talepleri karşılanmıştır.

Şimdi, şahıslar adına konuşmalara geçeceğiz.

İlk söz, şahsı adına Sayın Ulaş Karasu.

Buyurun Sayın Karasu. (CHP sıralarından alkışlar)

ULAŞ KARASU (Sivas) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Lisanslı Harita Kadastro Mühendisleri ve Büroları Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi üzerinde söz almış bulunmaktayım. Genel Kurusu saygıyla selamlıyorum.

Sözlerime başlamadan önce birazdan Beşiktaş’ı konuk edecek olan Sivasspor’umuza başarılar diliyorum.

Toplam 11 maddeden oluşan ve genel hatları itibarıyla olumlu sayılabilecek düzenlemeler içeren kanun teklifi, harita ve kadastro mühendisliği mesleğinin sorunlarının çözümünde geç kalınmış, aynı zamanda mesleki sorunlarının tümüyle çözüme kavuşturulmasında yetersiz kalacağına dair güçlü bir kanaat uyandırmaktadır. Taslak metne göre lisanslı bürolar tarafından yerine getirilebilecek kadastroyu teknik hizmetlerin hangi işlemleri kapsadığı yeniden açıklanacaktır. Lisans belgesi alma şartlarından olan beş yıl deneyim şartının on yıla çıkarılmasını öngören kanun teklifi lisans almanın şartları arasında yer alan sınav şartını yürürlükten kaldıracaktır. Yapılacak değişiklikle aynı zamanda belirlenen deneyim şartını sağlayan serbest harita ve kadastro mühendislik bürolarına lisanslı büro faaliyeti, lisanslı mühendislere ise serbest harita ve kadastro mühendislik faaliyeti yürütebilme imkânı sağlanacaktır. Türkiye’de faaliyet gösteren 223 lisanslı harita kadastro mühendislik bürosu mevcuttur, Türkiye’de faaliyet gösteren serbest harita ve kadastro mühendislik bürosu sayısı ise 2.879’dur. Mevcut yasaya göre bir harita ve kadastro mühendisinin lisans alabilmesinin koşulları arasında beş yıl deneyim ve sınav şartı yer almaktadır. Ancak söz konusu sınav sekiz yıldır yapılmamaktadır. Ayrıca, bu süre zarfında büyükşehirlerin merkez ilçelerinde ve iş potansiyeli fazla olan ilçelerde daha önce 3 veya daha fazla olan lisanslı büro kontenjanları 1’e kadar düşürülmüştür. Lisanslı büro kontenjanı boş görülen illerin yüzde 90’ı işlem hacmi yok denecek kadar az olan illerdir. Serbest olarak çalışan harita ve kadastro mühendisleri arazi ve arsa düzenlemesi de olmak üzere bir çok konuda doğrudan mülkiyete müdahil olabildiği gibi sadece lisanslı harita kadastro mühendislik bürolarının yaptığı uzmanlık gerektirmeyen basit işler dışındaki diğer tüm işlemleri yapabilmektedir. Sekiz yıldır yapılmadığı için bir kriter olmaktan çıkan sınav şartının kaldırılması çok sayıda harita mühendisi, teknikeri ve teknisyenine yeni iş imkânı sağlaması açısından önem taşımaktadır.

Değerli milletvekilleri, nereye bakarsak bakalım, büyükşehirlerde de Anadolu’da da vatandaşımızın derdi istihdam ve iş. Bir avuç yandaş haricinde 83 milyonun gündeminde tek bir konu var, o da ekmek kavgası. Ne yazık ki üzülerek söylüyorum: Bugün, Cumhuriyet tarihinin gördüğü en çürümüş ve en yozlaşmış iktidar ile karşı karşıyayız. Ülkemizin dört bir yanına ziyaretler gerçekleştiriyoruz; Urfa’dan Kars’a, Afyon’dan Kocaeli’ne kadar gittiğimiz tüm bölgelerde ve vatandaşlarımız “Artık bizi bu iktidardan kurtarın; battık, bittik.” diyorlar ama iktidarın milletvekilleri ve saray halktan o kadar kopmuş ki milletin aklıyla dalga geçiyor. Pandemi döneminde vatandaşlarımıza 60 milyar destek verdiklerini ifade ediyorlar. Kimin parasını kime verdiniz? Bu paranın 54 milyarı zaten vatandaşın parası, işçinin parası. İşsizlik Fonu’ndaki parayı dağıtıp bunu da çıkıp destek olarak anlatıyorsunuz. Bugüne kadar vatandaşa verdiğiniz destek, bir yandaşınızın sildiğiniz vergi borcu bile değildir.

Dönüyorum seçim bölgem Sivas’a. Sivas AKP iktidarı döneminde istihdamda, üretimde, ekonomide yıllardır hak ettiği değeri bir türlü görememiştir. Sivas’ın en büyük sorunu teşvik yatırım haritasında yer aldığı 4’üncü bölgedir. Değerli milletvekilleri, Sivas’tan giden iş gücünün de genç nüfusun da yurt içinden, yurt dışından Sivas’a gelmeyen yatırımın da sebebi teşvik haritasında bulunduğu durumdur. Sivas’la neredeyse aynı yapıya sahip kentler teşvik bölgesinde ya 6’ncı sırada ya da cazibe merkeziyken Sivas’ın bu rekabette ayakta kalma şansı kalmamıştır. Bu haksızlık sona ermeden, bu mağduriyet giderilmeden Sivas’ın sorunları çözüme kavuşmayacaktır. İktidar yetkilileri ne diyor “Nuri Demirağ Organize Sanayi Bölgesi bitecek, Cumhurbaşkanı söz verdi, o bölge için teşvik kararı çıkacak.” 2020 yılında bitmesi gereken Nuri Demirağ Organize Sanayi Bölgesi’nin altyapı ödeneği bizim gündeme taşımamızın sonucu olarak 2021 yılında çıkarılmıştır. 2019 Şubat ayında Cumhurbaşkanı Sivas Meydanı’nda Sivas’a teşvik sözü vermiştir geçen iki yıl içinde bu söz gerçekleştirilmemiştir. Ne Sivas kamuoyu ne de bizler Sanayi Bakanının ifade ettiği gibi Nuri Demirağ Organize Sanayi Bölgesi’nin endüstriyel bölge olmasını kabul etmiyoruz. Tüm Sivas’ın cazibe merkezi veya 6’ncı teşvik bölgesine alınması bizlerin ve tüm Sivaslının talebidir. Sivas teşvikte treni 2009 yılında kaçırmıştır artık kaybedecek bir dakikası bile kalmamıştır.

Bununla birlikte Sivas’ın iki önemli değeri de iktidarınız döneminde yok edilmektedir. Birincisi, 1939 yılında kurulan, ilk yerli otomobil devrim motor bloklarının dökümlerinin yapıldığı Sivas Demiryolu Makinaları Sanayi AŞ yani TÜDEMSAŞ birleştirilmiştir. Ne oldu bu şirkete? İktidar bu değeri üç şirketle birleştirerek merkezini Ankara’ya taşıdı ve TÜDEMSAŞ bir Genel Müdürlük hâline dönüştürüldü. İkincisi; Sivas Demir Çelik Fabrikası -SİDEMİR- Sivas için çok büyük bir değerdi, o da özelleştirme dalgasına kurban gitti. Yani demir çeliğin başkenti Sivas’ın 2 değeri koparıldı.

Bakın, Sivaslılar neden Sivas’ı terk ediyor? Çünkü istihdam yok, iş yok, aş yok. Peki, neden yok? Çünkü verilen sözler tutulmuyor. Peki, o sözler neden tutulmadı? Çünkü o sözler Cumhurbaşkanının seçim meydanlarında verdiği ve gerçekleşmeyen yüzlerce vaatten biriydi; tıpkı, 3600 ek göstergede, tıpkı EYT’lilerde olduğu gibi, tıpkı atama bekleyen milyonlarca gencimizde olduğu gibi. Koca bir şehre günah değil mi? Bunca gencimize günah değil mi? Evini barkını, anasını babasını bırakıp sıla hasreti çeken binlerce hemşehrime günah değil mi?

Cumhur İttifakı’nın milletvekilleri kürsüye çıkıyor, sürekli Recep Tayyip Erdoğan’a teşekkür ediyor. Bu teşekkür eden milletvekillerinize sormak istiyorum: Sivas’ın teşvikte 4’üncü bölgede olmasını kabul ediyor musunuz? Sivas Demir Çelik Fabrikasının içinde bulunduğu durumun sorumlularından birisi de sizlersiniz. Bununla ilgili ne yapıyorsunuz? 2016 yılında başlaması gereken Seyfebeli Küçük Sanayi Sitesi’ne ne oldu? 2012 yılında boşaltılan eski sanayi sitesinin dönüşümünün gerçekleştirilmesi için on yıldır neyi bekliyorsunuz? Turizmde sadece Sivas’ın değil dünyanın en önemli tarihî eserlerinden biri olan Divriği Ulu Camisi’nin 2020’de bitmesi gereken ve şu anda yarım kalmış olan restorasyonu ne zaman bitecek? Şeker pancarı, patates ve buğday üreticisi tonu 5 bin liraya dayanan gübreden dolayı tarlasını ekemezken, çiftçi kaderine terkedilmişken Sivas’taki üreticiler için ne yapıyorsunuz? Yolları çamur ve balçık, günlerce elektriğin kesildiği, internetin ve telefonun çekmediği 1.233 köyümüzün sorunları ne olacak? Kapattığınız hastaneleri geri açıp daha sonra bunun için teşekkür etmekten utanmıyor musunuz? Sivas’ın bu sorunlarını çözün de bizler de sizleri alkışlayalım.

Son olarak, ben buradan tüm Sivaslı hemşehrilerime seslenmek istiyorum: Hiç kimse merak etmesin, ilk seçimlerde Allah’ın izniyle iktidar olacağız. Yıllardır dışlanan, ötekileştirilen, geriye götürülen, cumhuriyetin temellerinin atıldığı Sivas’ımızın derdine derman olacağız. Sıla hasreti çeken hemşehrilerim gönül rahatlığıyla yeniden memleketlerine dönecek. Söz veriyoruz, Sivas yeniden üreten, mutlu insanların şehri olacak.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Tanal, 60’a göre, buyurun.

 

 

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım, çok sağ olun.

Düzce’de yaşayan kanser hastası vatandaşlarımız kemoterapi almaları ve ışın tedavisi için Düzce’den kalkıp Kocaeli ve Sakarya’ya sevk edilmektedir. Yaz ve kış demeden hastalar perişan oluyorlar yollarda. Düzcelilerin bu mağduriyetinin önlenmesi için Düzce’de kemoterapi ve ışın tedavisi merkezi ünitelerinin Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi bünyesinde veya devlet hastanesinde kurulmasını Düzceliler adına Sağlık Bakanlığından talep ediyorum.

Sağlık Bakanlığının burada Düzcelileri mağdur etmemesini diliyor, Genel Kurulu saygı ve hürmetlerimle selamlıyorum ben.

 

 

1- Kocaeli Milletvekili İlyas Şeker ve 77 Milletvekilinin Lisanslı Harita Kadastro Mühendisleri ve Büroları Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/3490) ve Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 253) (Devam)

 

BAŞKAN – Evet, şahıslar adına ikinci söz talebi Sayın Selahattin Minsolmaz’ın.

Sayın Minsolmaz, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

 

 

SELAHATTİN MİNSOLMAZ (Kırklareli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Lisanslı Harita Kadastro Mühendisleri ve Büroları Hakkındaki Kanun’da teklif edilen değişiklik üzerine, tümü üzerine şahsım adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi, aziz milletimizi, Gazi Meclisi saygı, sevgi ve muhabbetle selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; harita mühendisliği mesleğini icra eden meslektaşlarımız ulusal ve uluslararası ölçekteki her türlü mühendislik projesinin alt yapısına ilişkin ölçme işlemlerini, ihtiyaç duyulan değişik ölçeklerdeki haritaların hazırlanmasını günümüz teknolojisine uygun olarak diğer mühendislik disiplinlerine sunan önemli bir meslek koludur. Yeryüzünün tamamının veya bir kısmının çeşitli tekniklerle ölçülmesi ve elde edilen mekânsal verilerin dijital ortamda veya çizgisel veri şeklinde tüm mühendislik disiplinlerin kullanımına sunulması ülkemizde ve dünyada yapılan birçok mühendislik projesi için Gökan Bey’in de ifade ettiği gibi, temel altlık hâlinde milletimize, ülkemize ve diğer insanlığa hizmet olarak sunulmaktadır.

Yersel fotogrametri ve son yıllarda gelişen uydu teknolojileriyle çağın bilimsel gelişmelerini etkin olarak kullanan meslektaşlarımız diğer mühendislik disiplinlerinin birçok ihtiyacını karşılamaktadır. Ülkemizde son yıllarda gerçekleştirilen TürkAkım Projesi, TANAP projesi, İstanbul Havaalanı, Yavuz Sultan Selim Köprüsü, Osmangazi Köprüsü, Marmaray, Avrasya Tüneli, Kuzey Marmara Otoyolu ve bunlar gibi dile getirmekte yorulduğumuz yüzlerce, binlerce projenin ilk başlangıcında harita mühendisleri sahaya inen ve ölçüm işlemlerini gerçekleştiren meslektaşlarımızdır.

Hamdolsun, ülkemizin, devletimizin ve özel sektörümüzün başta mühendislerimiz olmak üzere, kapasite ve kabiliyetlerini inşaat ve mühendislik alanında dünyanın önde gelen ülkelerinden biri hâline getirmesi son derece sevindiricidir. Gündemimizde olan kanun, lisanslı harita kadastro mühendislik bürolarında düzenleme yapılmasına ilişkin bir kanundur. 16 Haziran 2005 tarihinde 5368 sayılı Kanun olarak yürürlüğe giren Lisanslı Harita Kadastro Mühendisleri ve Büroları Hakkında Kanun’la beraber daha önce Tapu Kadastro teşkilatımızın il ve taşra teşkilatları tarafından yapılan kadastro teknik hizmetlerinden tescile tabi olmayan işlemlerin yapım ve kontrolüyle, tescile tabi olan işlemlerin yapım sorumluluğu lisanslı harita kadastro mühendislik bürolarınca yerine getirilmeye başlanmıştır. Bu büroların faaliyete geçmesinden bugüne kadar uygulamada büro sayılarının artırılamaması, rekabet ortamının yeterince oluşturulamaması, her şehre yaygınlaştırılamaması, sınav süreçleri gibi konularda sorunlar yaşanmıştır. Edinilen tecrübeler ışığında, 5368 sayılı Kanun’la getirilen sistemin belli tecrübeye sahip, kanunda sayılan kriterleri yerine getiren serbest harita mühendisleri sisteme entegre edilerek yukarıda belirtilen sorunların çözümlenmesi amaçlanmaktadır.

Sayın milletvekilleri, getirilen düzenlemeyle alan genişletilmekte ve ülkemizde 224 adet bulunan lisanslı harita kadastro mühendislik faaliyetlerinin on yıl mesleği tecrübeyi haiz diğer serbest harita kadastro mühendislik bürolarınca da yapılacağı şeklinde iş ve işlem alanı genişletilmektedir. Kanunda, lisanslı bürolar tarafından yerine getirilebilecek kadastro teknik hizmetlerinin hangi işlemleri kapsayacağı açıklanmakta ve lisanslı mühendislerin serbest harita kadastro mühendislik faaliyetlerini de yürütebilmesi düzenlenmektedir. Yine kanunda lisans belgesi sahibi olabilmenin özel şartlarından olan sınav şartı kaldırılmaktadır. Lisans belgesi alma şartlarından olan beş yıl denetim şartı on yıla çıkarılmakta, lisans belgesi alma şartlarındaki teminat yatırma bedelinin de 50 bin TL’ye çıkarılması öngörülmektedir. Bugün itibarıyla mevcutta 63 ilde 224 lisanslı büro bulunmaktadır. Sınav şartının kaldırılması ve deneyim şartının on yıla çıkarılmasıyla birlikte Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğümüz tarafından yapılan öngörüde 3 bin tane ilave lisanslı büronun kurulabileceği öngörülmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yapılan düzenlemeyle bugün itibarıyla 63 ilde 224 adet bulunan lisanslı büroların Türkiye sathında yaygın olmaması ve 18 ilimizde lisanslı büro bulunmadığından bu hizmetlerin yine kadastro eliyle yapılması mecburiyeti de ortadan kalkmış olmaktadır. Lisanslı bürosu bulunmayan illerimiz Ağrı, Artvin, Ardahan, Bayburt, Bingöl, Bitlis, Giresun, Gümüşhane, Hakkâri, Iğdır, Kars, Muş, Rize, Siirt, Sinop, Şırnak ve Tunceli’dir.

Yukarıda ifade ettiğimiz gibi, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünün bazı iş ve işlemleri lisanslı bürolara devretmesinden sonra tüm il merkezlerinde lisanslı büroların açılmadığı, hatta bazı illerimizde lisanslı bürolar olduğu hâlde uzak ilçelerdeki bu hizmetin alınmasında da sıkıntı yaşandığı görülmüştür ve yapılan düzenlemeyle lisanslı harita kadastro mühendislik büroları ile meslektaşlarımız serbest harita kadastro mühendisleri arasındaki sosyal barışın bozulmasına neden olan sürecin de giderileceği inancındayız.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 5368 sayılı Lisanslı Harita Kadastro Mühendisleri ve Büroları Hakkında Kanun’da sınırlandırılan serbest mühendislik, harita mühendislik faaliyet alanları genişletilmekte ve her iki konuda lisanslı büroların ve serbest harita kadastro mühendislik bürolarının lisansı haiz olmaları hâlinde tüm hizmetleri yapabileceği karara bağlanmaktadır. Bugün itibarıyla serbest harita kadastro mühendisi arkadaşlarımızın bütününü yapabildiği işlerde, şehir imar planlarının tamamının imar uygulamalarını yapabildikleri hâlde kendi ürettikleri bir parselin aplikasyonunu yapamadıkları gibi bir gerçekle bugünkü durum itibarıyla karşılaşmaktayız. İnşallah, kanun yürürlüğe girdikten sonra Türkiye’de gerek serbest harita kadastro mühendislerimiz gerekse lisanslı harita kadastro mühendislik bürolarımız kapsamı kanunla belirlendiği ve lisansın ihdas edildiği şekliyle bu görevlerini Türkiye sathında bütün ilçelerde hiçbir eksik olmadan layıkıyla yerine getireceklerdir.

 Yine, birleştirme, aplikasyon, tefrik, cins değişikliği ve irtifak hakkı gibi işlemleri yapan lisanlı bürolarla ve bununla beraber, diğer serbest harita mühendislik işlemleri olan imar uygulamaları, hâlihazır harita ve sayısal harita üretme iş ve işlemlerinin de yurt sathında geniş bir alanda yapılacağına hiç kimsenin şüphesi olmasın. Evet, bazı il merkezlerinde kurulduğu hâlde lisanlı büroların ilçe merkezlerinde kurulmamasından kaynaklı bu hizmetlerin eksik yapılması vatandaşa etkin ve yetkin bir hizmetin götürülememesi ve bu konuda bir rekabetin sağlanamamasından ciddi sıkıntılar yaşanmıştı. Örneğin, Şanlıurfa ilinde sadece bir tane LİHKAB olduğu için Siverek ilçesindeki bir vatandaşımızın 80 kilometre yol gidip merkezde ancak bu işlemini yapmak zorundayken yaptığımız düzenlemeyle Şanlıurfa ilinde bulunan 5 adet serbest harita kadastro mühendislik bürosundan lisanslı büro olmaya haiz olanlar hem daha fazla hizmeti hem de her alanda ve tüm ülkede vatandaşlarımızın uzun mesafe ve ekonomi kaybına uğramadan bu hizmetleri almasına vesile olacaktır. Sürekliliği olan aplikasyon, cins değişikliği gibi işlemlerin sadece 224 LİHKAB bürosunda yaklaşık 600 teknik elemanı içeren bu bürolarımızla pay edilmesi yerine, 3 binin üzerinde serbest harita kadastro mühendislik bürosunda ve yaklaşık 20 bin teknik elemana pay edilerek haksız iş paylaşımının giderilmiş olması ve adaletin sağlanması tesis edilecektir.

Yapılacak düzenlemeyle, üniversitelerde aynı eğitimi alıp aynı bölümlerden mezun olan harita mühendisi kardeşlerimiz arasındaki çatışma, haksız rekabet ve ikileme son verilerek tüm işlerin birlikte yapılması sağlanacaktır. Hem hizmetin vatandaşın ayağına götürülmesi ve seçme hakkı tanınması hem de serbest çalışan harita mühendisleri arasındaki işin adil paylaşılmasında önemli bir işlem yapılacaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yapılan düzenlemenin 1’inci maddesinde lisanslı büroların kendilerine verilen görevlere ilave olarak serbest harita ve kadastro mühendis faaliyetlerini yapacakları 1’inci maddede düzenlenmiştir.

2’nci maddede, lisanslı harita kadastro mühendislik bürolarının açılıp işletilmesinin lisans sahiplerine ait olduğu hükmü düzenlenmekte, lisanslı harita kadastro mühendislik belgesi alabilmek için on yıl denetim şartının getirilmesi öngörülmektedir. Yatırılacak teminat bedeli 50 bin liraya çıkmakta ve sınavla ilgili husus tamamen ortadan kaldırılmaktadır.

4’üncü maddede, 2’nci maddedeki şartları taşıyan lisanslı harita kadastro mühendislik faaliyetlerini yürütebilmek için Tapu Kadastro teşkilatının bu konuda lisans vermeye yetkili kılınması, yine, il bazında hizmet verebilecekleri hâlde ilçede kurulabilmesinin düzenlenmesi, en az 3 teknik elamanı bünyelerinde bulundurması ve birisinin mutlaka mühendis olması gibi temel hususlar kanun teklifinin bütünü içerisinde burada zikredilmektedir.

Dolayısıyla, 11 maddeden oluşan ve tüm parti gruplarının, özellikle mühendis meslektaşlarımızın büyük desteği olan bu kanun teklifinin ülkemiz için hayırlı olmasını temenni ediyorum.

İftara dakikalar kala son konuşmacı olarak da tüm milletvekillerimizin, aziz milletimizin iftarlarını tebrik ediyorum. Mübarek Ramazan ayının rahmetle başlayıp mağfiret ve kurtuluşa vesile olması temennisiyle yüce heyetinizi ve Komisyonu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ ve MHP sıralarından alkışlar)

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Bravo!

BAŞKAN – Teklifin tümü üzerindeki konuşmalar tamamlanmıştır.

Soru-cevap işlemi yok.

Teklifin tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Danışma Kurulunun bir önerisi vardır; okutup oylarınıza sunacağım:

 

 

 

                                                                                          

Danışma Kurulu Önerisi                                       

Danışma Kurulunun 20/4/2020 Salı günü (bugün) yaptığı toplantıda aşağıdaki önerilerin Genel Kurulun onayına sunulması uygun görülmüştür.

                                                                                                       Mustafa Şentop                       

Türkiye Büyük Millet Meclisi 

                                                                                                                Başkanı

 

 

Bülent Turan                                                                                           Özgür Özel

Adalet ve Kalkınma Partisi                                                       Cumhuriyet Halk Partisi

Grubu Başkan Vekili                                                                   Grubu Başkan Vekili

                      

 

Hakkı Saruhan Oluç                                                                               Erkan Akçay

Halkların Demokratik Partisi                                                  Milliyetçi Hareket Partisi

Grubu Başkan Vekili                                                                   Grubu Başkan Vekili

Lütfü Türkkan

İYİ Parti

Grubu Başkan Vekili

 

 

Öneri:

Türkiye Büyük Millet Meclisinin açılışının 101’inci yıl dönümünün ve Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramının kutlanması, günün anlam ve öneminin belirtilmesi amacıyla Genel Kurulda özel gündemle görüşme yapılması için Türkiye Büyük Millet Meclisinin 23 Nisan 2021 Cuma günü saat 14.00’te toplanması ve bu toplantıda yapılacak görüşmelerde Türkiye Büyük Millet Meclisinde temsil edilen siyasi partilerin Grup Başkanlarına 10’ar dakika, grubu bulunmayan siyasi partilerin genel başkanlarına talepleri hâlinde 5’er dakika süreyle söz verilmesi ve bu Birleşimde başka konuların görüşülmemesi önerilmiştir.

BAŞKAN – Danışma Kurulu önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Birleşime iki dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 19.03

 

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 19.04

BAŞKAN: Başkan Vekili Süreyya Sadi BİLGİÇ (Isparta)

KÂTİP ÜYELER: Emine Sare AYDIN (İstanbul), Enez KAPLAN (Tekirdağ)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 74’üncü Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

253 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

255 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine başlıyoruz.

 Antalya Milletvekili Atay Uslu ve 23 Milletvekilinin Turizmi Teşvik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/3517) ve Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 255)

 

BAŞKAN - Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

171 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine başlıyoruz.

Tekirdağ Milletvekili Mustafa Şentop'un Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kuveyt Devleti Hükümeti Arasında Gelir ve Servet Üzerinden Alınan Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşmasını Tadil Eden Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna İlişkin Kanun Teklifi (2/2496) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 171) 

 

BAŞKAN - Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

Bundan sonra da Komisyonların bulunamayacağı anlaşıldığından, alınan karar gereğince kanun teklifleriyle komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 21 Nisan 2021 Çarşamba günü saat 14’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

Kapanma Saati: 19.05



(x) 7/4/2020 tarihli 78’inci Birleşimden itibaren, coronavirüs salgını sebebiyle Genel Kurul Salonu’ndaki Başkanlık Divanı üyeleri, milletvekilleri ve görevli personel maske takarak çalışmalara katılmaktadır.

(X) Bu bölümde hatip tarafından Türkçe olmayan kelimeler ifade edildi.

(x) 253 S. Sayılı Bazmayazı tutanağa eklidir.