18 Şubat 2021 Perşembe

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.04

BAŞKAN: Başkan Vekili Celal ADAN

KÂTİP ÜYELER: Necati TIĞLI (Giresun), Şeyhmus DİNÇEL (Mardin)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 49’uncu Birleşimini açıyorum.(x)

 Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce 3 sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, aşı ve toplum sağlığı hakkında söz isteyen Batman Milletvekili Necdet İpekyüz’e aittir.

Buyurun Sayın İpekyüz. (HDP sıralarından alkışlar)

 

 

 

NECDET İPEKYÜZ (Batman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Aşı ve toplum sağlığı. Aşı dediğimizde ve tartışmalarını yürüttüğümüzde toplum sağlığıyla birlikte ele almamız lazım ve bu pandemi bize göstermiş oldu ki dünyada bir hastalık otuz altı saat içerisinde istediği yere ulaşabiliyor ve etkisini gösterebiliyor. Ne oldu? Bütün dünya yaklaşık bir yıldır pandemiyle karşı karşıya, ne yapacağı konusunda karar vermeye çalışıyorlar. Ama bir tarafta da bütün dünya şuna tanıklık etti: Eşitsizliklerin neye mal olduğunu. Bugün dünyada aşıyla beraber sağlık ele alındığında, sağlığın tanımını söylersek -sadece bir hastalık olmayışı değil- bedensel, ruhsal, sosyal ve siyasal anlamda tam iyilik hâli. Peki, Halkların Demokratik Partisi olarak biz ne diyoruz? Eşit, erişilebilir ve herkese ücretsiz ana dilinde sağlık hizmeti. Şu anda dünya bunu tartışıyor. Dünya Tabipler Birliği, aşıda, milliyetçiliğin, bencilliğin yerinin olmadığını söylüyor, Dünya Sağlık Örgütü, aşıda, artık bütün toplumun küresel olarak ele alması gerektiğini söylüyor.

Arkadaşlar, küresel bir sorunla istediğiniz kadar kendiniz bir çaba harcasanız bile, küresel olarak ele almanız lazım, mücadeleyi yürütmeniz lazım. Türkiye'de aşıyla ilgili çalışmalara baktığımızda, yıllar önce, cumhuriyetin ilk kurulduğunda aşı üreten ülkede -hâlâ bir yıla yakındır biz bu süreye geldik- aşının ne olacağı meçhul. “Aşı geldi.” “Üç ay sonra üretiyoruz.” “Bitti.” denilen süreçten geldik, aşı şu anda yok ve yapılan aşı miktarı çok düşük. Neden? Günde 150 bin kişi, bu hızla devam edersek, iki yılda bu aşı meselesi Türkiye'de bitmiş olacak ve bunun içerisinde sağlık çalışanları var. Aşının salgındaki en önemli özelliği hızlı… Bir an önce risk gruplarına ulaşmak lazım, hâlâ bu seviyeye ulaşamadık.

Bir diğer konu, bölgelere göre baktığımızda, aşı oranlarında bölgeler arasındaki eşitsizliği gidermemiz lazım. Bir harita gösterirsem, burada Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde aşı oranlarının ne kadar düşük olduğu dile getiriliyor.

Şimdi, bazı arkadaşlarım diyecekler ki: “Aşıya gitmeyen var veya aşı olmayanlar var.” Ama burada problem şu: Bu bölgelerde insanlar 65 yaşına gelmeden yaşamlarını yitirebiliyorlar. Aşıya olan güvenleri sarsılmış ve aşıyla ilgili yapılan çalışmalar da yersiz kalmaktadır. Neden? Biraz önce dedim, ana dilinde bu konuyu duyurmak lazım, çaba harcamak lazım, bu da yapılmıyor.

Ve bir yerde aşının etkili olması için “Ben aşı yaptım. Şu aşıyı yaptık, kurtulduk.” değil, bütün toplumun bir bağışıklık eşiğine ulaşması lazım, bu oran da yüzde 70 olarak dile getiriliyor ama şu anda baktığımızda, bu orana ulaşabilmek imkânsız. Şimdi dünya şunu tartışıyor: “Eşitlik için ne yapabiliriz?” Küresel anlamda “COVAX” diye bir çalışma yürütülüyor.

Sevgili arkadaşlar, İsrail şu anda en fazla aşı yapan ülke, en fazla, yüzde 70 bağışıklık eşiğine ulaşmış. Peki Filistin? Yok. Eğer siz bu soruna… Nasıl ki silah meselesi gibi sağlığı da sektör meselesine dönüştürürseniz, kapitalizmin bu vahşi egemenliğine bırakırsanız,  dezavantajlı kesimler, yoksullar her zaman mağdur olacak. Şu anda dünyanın yüzde 35’inde bir tek aşı bile yapılmayan yerler var ve dünyada aşı almayan birçok ülke var; 130 ülkede aşı yok, 130 ülkede. Siz bunları önlemezseniz, toplu sağlığını öncelemezseniz, bir yere gidemezseniz. Toplum sağlığını öncelemek nedir? Nasıl ki silaha karşı, savaşa karşı barışsa; sağlık, sektör değil, korumaktır, önlemektir; önemli olan hasta olmamaktır. Bunun için de herkesin yapması gereken, bütün evrensel düzeyde, küresel düzeyde iş birliği kurmak, gelişmeyi sağlamaktır. Bu şekilde çalıştığımız zaman biz aşı konusunda ilerleyebiliriz.

Baktığımızda Türkiye’de hâlâ dezavantajlı kesimler, risk grupları konusunda tereddütler söz konusu. Bir an önce bunun giderilmesi lazım. Türkiye aşı üretemiyor; Türkiye aşı satın alımında da, işte “50 milyon, 100 milyon.” deniliyor...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

NECDET İPEKYÜZ (Devamla) – Sayın Başkan, toparlıyorum.

BAŞKAN – Buyurun toparlayın.

NECDET İPEKYÜZ (Devamla) – Bu hızla devam ederse biz iki yılda ancak bütün toplumu salgından koruma düzeyine getirebiliriz. Bir an önce aşıların getirilmesi lazım ve popülist nutuklarla değil  “100 milyon geldi, 500 milyon geldi; üç ay sonra üretiyoruz, üniversitelerimiz çalışıyor.” bundan çıkmak lazım. Bir an önce herkesin sağlık emekçilerine destek vermesi lazım, herkesin şunu bilmesi lazım: Aşı, dünya da Türkiye’de de artık kamu hizmetidir. Kamu için hepimizin el birliği yapması lazım. El birliği yaptığımızda toplum sağlığı açısından bir yere gelebiliriz.

Son olarak şunu söyleyebilirim: Diyarbakır Tabip Odasında uzun süre yöneticilik yaptım. Sağlıktan ve özgürlükten tasarruf edilemez. Sağlıktan tasarruf ölüm, özgürlükten tasarruf esaret getirir. Koruyucu sağlık hepimiz için önemlidir. Halk sağlığının barışla beraber yol alması lazım. Aşı toplum sağlığı sorunudur.

Teşekkürler, saygılar. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Burcu Hanım, buyurun.

 

 

 

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, Aksaray’ı Mersin Limanı’na bağlayacak olan 86 kilometrelik Aksaray-Ulukışla demiryolu 2004 yılından bu yana, Aksaray’da hemen her seçim döneminde söz verildiği hâlde hâlâ yapılmamıştır. 2020’nin sonlarında Aksaray’a gelen Ulaştırma Bakanı ise “Tren yolu yapsak uzaya yol isteyeceksiniz.” gibi yakışıksız söylemlerde bulunmuştur. Aksaray sanayisini kalkındırıp ihracatını en az 3 kat artırabilecek olan Aksaray-Ulukışla demiryolu söz verilmesine rağmen, 2004’ten bu yana niçin yapılmamıştır? Aksaraylılar, uzaya yol yapıp aya astronottan evvel, demir yoluyla Mersin Limanı’na bağlanmak istiyorlar.

Ayrıca, Aksaraylı çiftçiler sulama sıkıntısı yaşıyor. Sulama sorununda da Kızılırmak’la çözüme kavuşturulmasını bekliyorlar.

BAŞKAN – Ayhan Erel, buyurun.

 

 

AYHAN EREL (Aksaray) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Hani bazı yaralar vardır bir türlü kapanmaz; aklınıza geldikçe kanar, hep kanar, acısı bir türlü dinmez. Katran karası vicdanlar uyansın diye Ege'de bir yiğit düştü yere, tarih okurken tarih yazan yiğidimiz. Öğrenim gördüğü Ege Üniversitesinde eli kanlı, hain, alçak PKK'lı teröristlerce şehit edilen Fırat Yılmaz Çakıroğlu, Anadolu'daki bozkurtların şanıydı, duruşuyla bu ülkenin yarınıydı, Alparslan ve Melikşah'ın torunuydu. Canlarını adadıkları kutlu davamızın ilk şehidi Ruhi Kılıçkıran’dan şehadetinin altıncı yılında; kahramanımız, yiğidimiz, vatan gülüşlü son şehidimiz Fırat Yılmaz Çakıroğlu ve kutlu davanın ülkücü şehitlerini rahmet, minnet, özlem ve dualarla anıyorum. Ruhları şad, mekânları cennet olsun.

BAŞKAN – Orhan Bey buyurun.

 

 

ORHAN SÜMER (Adana) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Covid-19 aşılarının yaş ve risk gruplarına göre aşılanımının yapıldığı bilinmektedir. Yaşlılarımız, kronik rahatsızlığı olan vatandaşlarımız öncelikli olarak aşı uygulamasına tabi tutuluyor ancak risk gruplarında belki de en önemlisini görmezden geliyoruz. Covid nedeniyle hayatını kaybeden vatandaşlarımızın aileleri dâhil cenazelerine dokunulmazken tüm  bu işlemleri cenaze işleri görevlileri yerine getiriyor. Gassallar, defin ve nakil personeli Covid nedeniyle vefat eden vatandaşlarımıza doğrudan temas hâlinde bulunmaktadır. Bu durum, cenaze işlerinde çalışan vatandaşlarımız için büyük risk oluşturmaktadır. Tüm Türkiye genelinde cenaze işlerinde çalışan görevlilerimizin derhâl aşı programına alınması, kendilerinin ve ailelerinin acilen aşılanmasının yapılması gerekmektedir.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Semiha Hanım, buyurun. Size de söz veriyorum.

 

 

SEMİHA EKİNCİ (Sivas) – Teşekkür ediyorum Kıymetli Başkanım.

Sultan şehrimiz Sivas’ımıza, Gençlik ve Spor Bakanlığımız tarafından 2021 yılı içerisinde planlanan yatırımlarımızdan bazılarından bahsetmek istiyorum. Altınyayla ve Zara ilçelerimize 1’er adet nizami sentetik çim yüzeyli futbol sahası, ikili tip soyunma odası ve 500 kişi kapasiteli tribün yapımı, Şarkışla ilçemizde Bedirhan Bebek Spor Kompleksi; içerisinde 1 adet tip yüzme havuzu ve 1 adet gençlik merkezi yapılması, Kangal ilçemize 1 adet gençlik merkezi yapımı, Yıldız’da kış sporları merkezimize 2 çim yüzeyli futbol sahası yapılması, merkez mahallerimizden Şeyh Şamil, Fatih, Ali Baba mahallerimize gençlik merkezi yapılması, yine, merkezimizde Şeyh Şamil Mahallemize spor tesisi ve içinde 1 adet yüzme havuzu yapılması planlanmaktadır.

Ayrıca, Doğanşar ilçemize kapalı sentetik çim yüzeyli futbol sahası yaptırılması için de protokol imzalanmıştır. İlimize spor alanında bu yatırımların yapılmasında emeği geçen başta…

BAŞKAN – Gündem dışı ikinci söz Kocaeli’nde yapılan ulaştırma yatırımları hakkında söz isteyen Kocaeli Milletvekili İlyas Şeker’e ait.

Buyurun Sayın Şeker. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

 

 

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) –  Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, seçim bölgem Kocaeli’de yapılan karayolu yatırımları hakkında söz almış bulunmaktayım. Gazi Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Saygıdeğer milletvekilleri, Kocaeli, Asya ve Avrupa kıtalarını birbirine bağlayan kara ve demir yolu ulaşımının düğüm noktasıdır. Kocaeli, ülke bütçesine verdiği katkı ve yaptığı ihracatla 3’üncü sırada yerini almaktadır. Aynı zamanda ülkemizin ve Avrupa’nın ticaret, sanayi ve üretimde de nirengi noktasıdır. Ülkemize sağladığı faydanın yanı sıra kentimize de ulaşım yönünden ilave yükler getirmektedir. Yapılan üretim ve ticaretin nakliyesinin yanında yurt içi ve ülkeler arası ulaşım için de geçiş noktası konumundadır. Ayrıca topoğrafik yapının getirdiği zorluklar da dikkate alındığında Kocaeli’de ulaşımın ne kadar önemli olduğu görülmektedir.

Kocaeli Büyükşehir Belediyesinin yaptığı Ulaşım Master Projesi’nde Kocaeli sınırları içerisinde günlük 150 bin civarındaki kamyon trafiğinin yüzde 50’si Kocaeli kaynaklı olduğu gözükmektedir. Bu kadar yoğun bir trafik yükü ancak güçlü altyapı ve güçlü ulaşım ağıyla giderilebilir. Kocaeli sınırları içerisindeki mevcut ana ulaşım hatlarına bakacak olursak öncelikle tıpkı bugün yapılan yatırımlara karşı çıkıldığı gibi rahmetli Adnan Menderes zamanında da yapımına başlandığında “Buraya havaalanı mı yapacaksınız; bu genişlikte yol mu olur?” diye şiddetle eleştirilen, karşı çıkılan, bugün de yetersiz kalan D-100 Kara Yolu, kuzeyden geçen Eski İstanbul Yolu, D130 Bursa-İzmir Kara Yolu, D605 İzmit-Kandıra Kara Yolu, Anadolu Otoyolu, İstanbul-İzmir Otoyolu, Kuzey Marmara Otoyolu, demiryolu, yüksek hızlı tren yolu ve Cengiz Topel havalimanıdır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kocaeli sınırları içerisindeki Anadolu Otoyolu’nun ve D100 Kara Yolu’nun yetersiz kalması, özellikle hafta sonları ve bayram tatillerinde oluşan yoğun trafik, Kocaeli merkezini kilitliyordu ve hareket edilemiyordu. Kuzey Marmara Otoyolu’nun 19 Eylül 2020 tarihinde Gebze-İzmit arasının, 21 Aralık 2020 tarihinde Akyazı-İzmit arasının trafiğe açılmasıyla Kartepe, İzmit, Derince, Körfez, Dilovası ve Gebze ilçelerimizin şehir içi ve TEM Otoyolu’nun İstanbul-Ankara güzergâhının en sıkışık kesiminin transit trafik yükü rahatlamış oldu. Kuzey Marmara Otoyolu’nu kullanan araçlar Kocaeli Çayırköy mevkisinden İzmit’e, İzmit-Kandıra devlet yoluna ve TEM Otoyolu’na bağlanabildiği gibi, Gebze ve Körfez ilçelerimizden de bağlanabilmektedir.

Saygıdeğer milletvekilleri, özellikle yaz aylarında yoğun trafik yükü alan İzmit-Kandıra ve Kandıra-Kaynarca bölünmüş yolunun yapımı hızlı bir şekilde devam etmektedir. Toplam 40,6 kilometre olan İzmit-Kandıra yolunun 19 kilometresi yıl sonu itibarıyla tamamlanmış olacak ve yine, bu ihale kapsamında, Ağva-Kandıra-Kaynarca yolunun 18 kilometrelik Kaynarca-Kandıra arasındaki kısmının yapımı da devam etmektedir. Yaklaşık 86 kilometre uzunluğundaki Yalova-İzmit Otoyolu’nun proje ihalesi 12 Ocak 2021 tarihinde yapıldı. Kocaeli’nin güneyinden, Samanlı Dağları’nın eteğinden geçecek olan Kocaeli Güney Otoyolu’nun tamamlanmasıyla Kocaeli’nin etrafı ring hâlinde otoyollarla çevrilmiş olacak. Diğer taraftan, Derince Limanı’ndan çıkan yoğun tır ve kamyon trafiğini şehir içine sokmadan, direkt otoyola bağlamak için hazırlanan Derince Limanı Otoyol Bağlantı Yolu’nun projeleri ve kamulaştırma işlemleri Kocaeli Büyükşehir Belediyemiz tarafından yapılmıştır; ihale sürecini de Karayolları başlattı.

Değerli milletvekilleri, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın söylediği gibi: “Yol, medeniyettir. Yolları olmayan ülkeyseniz medeniyetten bahsedemezsiniz. Ancak bu şekilde yollara sahipseniz medeniyet yarışında sizi kolay kolay kimse yakalayamaz.” Medeniyetin simgesi olan bu yolların yapımı için bu imkânları bize sunan ve bu projelerin gerçekleştirilmesini sağlayan, başta Sayın Cumhurbaşkanımız olmak üzere emeği geçenlere teşekkür ediyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Gündem dışı 3’üncü söz Atatürk’ün yok edilen mirası Atatürk Orman Çiftliği’yle ilgili söz isteyen Ankara Milletvekili Sayın Levent Gök’e aittir.

Buyurun Sayın Gök. (CHP sıralarından alkışlar)

 

 

 

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.

Bugün, gündeme getirmeye çalıştığımız konu Atatürk Orman Çiftliği. Bir ülkenin kendi kurucu liderine ve onun bıraktığı mirasa bu kadar görgüsüzce, hukuk tanımazca ve yasalara aykırı bir şekilde saldırıldığı başka bir örnek dünyanın hiçbir yerinde yoktur değerli milletvekilleri.

Değerli milletvekilleri,  Atatürk Orman Çiftliği deyince acaba sizler nereyi hatırlıyorsunuz, neresi aklınıza geliyor? Eminim ki hepinizin aklına bundan yedi yıl önce kaldırılan hayvanat bahçesinin olduğu bir bölüm geliyor ama öyle değil. Atatürk Orman Çiftliği’ni, Mustafa Kemal Atatürk’ün tarım gelişsin, ziraat gelişsin, Türkiye’ye örnek olsun diye hem tapulu hem de kullanım hakkı olarak devrettiği, 11 Haziran 1937’de şartlı bağış olarak devrettiği Atatürk Orman Çiftliği’ni bir de benden dinleyin.

Değerli arkadaşlarım, Atatürk Orman Çiftliği’nin devredilen sınırları tam 102 bin dönümdür; bunun 52 bin dönümü tapuludur, 50 bin dönümü kullanım hakkıdır. Bu ne anlama geliyor? Ankara’yı bir gözünüzün önüne getirin lütfen. Doğuda Ankamall’dan başlayan bir sınır -Ankara Emniyet Müdürlüğünün içinde olduğu alan da dâhil olmak üzere- eski Ankara Hipodromu, batıda Bağlıca, güneyde Beytepe ve kuzeyde Susuz Mahallesi’ne kadar olan bölüm. Yani biraz daha açalım ne var bunların içinde? Ankamall var, Ankara Emniyet Müdürlüğü var, eski Hipodrom var. Gidiyorsunuz Bağlıca’da MİT yerleşkesinin bulunduğu alan Atatürk Orman Çiftliği alanıdır, Bilkent Şehir Hastanesinin olduğu alan Atatürk Orman Çiftliği alanıdır, Ankara Şehirlerarası Otobüs Terminali’nin olduğu alan Atatürk Orman Çiftliği alanıdır, Ankara Hâli, Cumhurbaşkanlığı sarayı, Ankapark; her biri Atatürk Orman Çiftliği’nin üzerine yasalara aykırı olarak kurulmuş alanlardır. Konya Yolu, Eskişehir Yolu, İstanbul Yolu, AŞTİ bağlantı yolları, Anadolu Bulvarı, Ankara Bulvarı; üzerinden her gün binlerce aracın geçtiği bütün bu yollar Atatürk Orman Çiftliği’nin alanıdır. Bir ülkenin kendi tarihine yaptığı en büyük saygısızlık ve görgüsüzlük Atatürk Orman Çiftliği’ndeki talandır değerli arkadaşlarım. (CHP sıralarından alkışlar) Yıllar içinde devlet eliyle, devletin kamu kurumları eliyle –yargısı bu işe müdahil olmamıştır, maalesef yasama organı olarak buradan özel yasalar çıkartılmıştır- ve elbette ki yürütme eliyle, özel yöntemlerle, satışlarla, kiralama yoluyla ya da yasaya aykırı devir işlemleriyle Atatürk Orman Çiftliği alanı 102 bin dönümden bugün düşmüştür 33 bin dönüme; tam üçte 2’sini kaybetmiştir.

Değerli arkadaşlarım, iki tane örnek vereceğim size: New York’ta Central Park 1858 yılında yapılmıştır, tam 3.400 dönümdür; Atatürk Orman Çiftliği’nin ilk sınırları bu parkın tam 30 kat fazlasıdır. Bakın, Londra Hyde Park 1637 yılında yapılmıştır ve bu parkın alanı 1.400 dönümdür değerli arkadaşlarım; Atatürk Orman Çiftliği bu alanın tam 72 katıdır. İşte, böyle bir alanı biz hoyratça kullandık, yıllar içerisinde parçaladık, yol geçirdik, bina yaptık, sattık, yandaşlara rant için verdik ve elimizde hiçbir şey kalmadı.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şimdi, önümüzdeki hafta salı günü, 22 Şubatta, burada Atatürk Orman Çiftliği için Özelleştirme İdaresi Başkanlığı aracılığıyla Resmî Gazete’ye bir ilan vererek bir ihale yapacaklar; bakın, burası çok önemli. Değerli arkadaşlarım, otopark yapılacakmış, rekreasyon alanları yapılacakmış. Nerede? Birinci derece sit alanı olan –Resmî Gazete’deki ilandan bahsediyorum- Atatürk Orman Çiftliği alanı içerisinde 74 dönüm arazi, bunun içinde kapalı yerler var, ihaleye çıkartılıyor, önümüzdeki hafta 22 Şubat Salı günü; saat onda başlayacak ihaleler. Nasıl bir ihale bu?

Değerli arkadaşlarım, dikkatle dinleyin, 74 dönüm araziye biçilen aylık kira bedeli metrekaresi 1,5 lira. 1,5 liradan Ankara'nın en değerli arazisi Atatürk Orman Çiftliği, Atatürk'ün mirası, ata mirası 1,5 lira metrekaresi değerli arkadaşlarım. 74 dönüm arazi önümüzdeki Salı günü ihaleye çıkıyor. Buradan seslenmek istiyorum; burası Gazi Meclis, Atatürk'ün sesinin en gür çıkacağı Meclis.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN -  Buyurun, toparlayın.

LEVENT GÖK (Devamla) –  Bu Gazi Mecliste, Atatürk Orman Çiftliği Müdürünü uyarıyorum, Özelleştirme İdaresi Başkanını uyarıyorum, Tarım Bakanını uyarıyorum. Bu ihaleyi durdurun. (CHP ve İYİ PARTİ  sıralarından alkışlar) Ata mirasına sahip çıkın. Bir görgüsüz, hukuk tanımaz bir anlayışa izin vermeyelim değerli arkadaşlarım. Bu ihaleyi yapanlar emanete ihanet edenlerdir. Ne demek 1,5 lirasını değerli arkadaşlarım metrekaresi Ankara'nın en değerli arazisini ihaleye çıkartıyorsunuz ve ne hakla kime vereceksiniz?

ERKAN AYDIN (Bursa) – Peşkeş çekiyorlar.

LEVENT GÖK (Devamla) – Bu ihalenin peşkeş çekilmesine izin vermeyeceğiz. Bakın, buradan uyarıyorum, bu ihaleyi dikkatlice takip edeceğiz; başta Atatürk Orman Çiftliği Müdürü olmak üzere bütün sorumlular hakkında yasal, cezai, hukuki her türlü işlemi takip edeceğiz ve gerçekleştireceğiz. (CHP sıralarından alkışlar)

Atatürk'ün mirasını çarçur edilmesine, emanetin çiğnenmesine izin vermeyeceğiz. Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP ve İYİ PARTİ  sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim, sağ olasın.

Sayın milletvekilleri, şimdi sisteme giren ilk 15 milletvekiline yerlerinden birer dakika süreyle söz vereceğim.

Buyurun, Sayın Özdemir.

 

 

 

SİBEL ÖZDEMİR (İstanbul) -  Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

TÜİK’in açıkladığı son veriye göre 2020 yılı kasım ayında istihdam edilen kişi sayısı son yılda 1 milyon 103 bin kişi azalarak 27 milyon kişiye, istihdam oranıysa yüzde 43’e indi. DİSK-AR’a göre işsiz sayısı 10 milyonu aştı. Üniversite mezunu gençler başta olmak üzere, iş bulma ümidini yitirenlerin sayısı 1 milyon kişiyi geçti. İşsizlik ve işsizliğe bağlı ortaya çıkan yakıcı, sosyal sorunlar karşısında siyaset kurumunun ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin duyarsız kalması kesinlikle kabul edilemez. İstihdamın artırılması ve işsizlikle mücadele kapsamındaki yasal düzenlemelerin uygulanıp uygulanmadığının, başta Hükûmet olmak üzere sorumlu kurumların görevlerini tam olarak yapıp yapmadığının incelenmesi ve bütüncül politikaların geliştirilmesi amacıyla bir araştırma komisyonu kurulması çağrımı tüm siyasi parti gruplarına tekrar yapıyorum.

Teşekkür ederim Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Taşkın…

 

 

ALİ CUMHUR TAŞKIN (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Öncelikle, aziz milletimizin ve tüm İslam âleminin Regaip Gecesi’ni tebrik ediyorum.

Coronavirüs salgınının Türkiye ve dünya ekonomilerine etkilerinin sürmesine rağmen ocak ayı ihracatımız geçen yılın aynı ayına göre yüzde 2,5 artışla 15 milyar 48 milyon dolarla tüm zamanların en yüksek ocak ayrı ihracat rakamı olarak gerçekleşti. İhracatımızda geçen yılın son çeyreğinde görülen büyüme sürecinin devam ettiğini bu rakamlar da açıkça göstermektedir. Öte yandan, ihracatın ithalatı karşılama oranıysa geçen sene ocak ayına göre 6,5 puan artışla yüzde 83 gibi yüksek bir seviyede gerçekleşmiştir. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki AK PARTİ iktidarında, Türkiye, bölgesel ve küresel tüm sıkıntılara rağmen ihracat kapasite ve potansiyelini büyütmeye devam etmektedir diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Yılmaz…

 

 

ÜMİT YILMAZ (Düzce) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Küçük esnafı korumaya dönük, zincir marketlerde sigara ve elektronik eşyaların satışının engellenmesi tasarısı doğru ve desteklediğimiz bir uygulamadır. Ancak, aynı zincir marketlerde OTC veya gıda takviyesi adı altında vitamin ve benzeri ilaçları eczacılar olmadan rahatlıkla satılmasının engellenmesi bu tasarıya eklenmelidir. OTC ilaçlarının kontrolsüz şekilde market, internet, benzinlik, aktar ve benzeri yerlerde satılması, vatandaşımızın sağlığı açısından oldukça sakıncalı ve risklidir. Zira, yapılan araştırmalar neticesinde bu ürünlerin içerisinde ciddi yan etki oluşturabilecek etken maddeler bulunduğu tespit edilmiştir. hazırlanan tasarıya, vitamin ve benzeri OTC ilaçların satışının eczane dışında satılmasının engellenmesi maddesi ilave edilmeli, eğer 1.500 metrekare üzeri zincir marketlerde OTC satışına müsaade edilecekse her market başına, cirosuna göre eczacı istihdamında bulunması şartı getirilmelidir.

BAŞKAN – Sayın Çakır…

 

 

SAMİ ÇAKIR (Kocaeli) – Sayın Başkan, dünya uzun zamandan beri coronavirüs adı altında yeni bir tür hastalığın etkisiyle savruluyor. Nerede olursa olsun bulaşıcı bir hastalığın, küçük bir köye dönen dünyanın her tarafına yayılmasının, etki oluşturmasının ne kadar çabuk ve kolay olabileceği gerçeğini yaşayarak görüyoruz. Aşı tedavisi tam anlamıyla olumlu sonuç verinceye kadar, mutasyon riski de dikkate alınırsa dünya ve ülkemiz bu anlaşılmaz, kısa vadede çözüm üretilemeyecek suni veya doğal bir afetle mücadele etmeye devam edecek. Bu sürecin psikolojik, ekonomik, sosyolojik, tıbbi, insan ve insani ilişkileri baştan aşağıya yeniden dizayn edecek sonuçları olacaktır. Ülkemizde başından beri alınan tedbirler ve uygulamaların hangi mecburiyetlerden önümüze konulduğunu hepimiz çok iyi biliyoruz. Alınan ve alınacak her tedbirin insanımızın sağlığına yönelik bir adım olacağını biliyoruz. Vefat edenlere rahmet, hastalarımıza acil şifalar diliyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Arık…

 

 

ÇETİN ARIK (Kayseri) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

696 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yle kadroya geçen çalışanların sorunları bitmiyor. İlim Kayseri’de Erciyes Üniversitesi Rektörlüğüne bağlı olarak çalışan 600 işçinin iş kolları değişmesi gerekirken sadece 300’ünün iş kolu değişmiştir. Yine gazi, şehit yakınları, terör mağdurları ve eski hükümlü çalışanların da iş kolları değişmemiş ve sözleşmeden yararlanamamış. Bu iş kolu değişmeyen çalışanlar, toplu sözleşmeden yararlanmadığı için ciddi mağduriyetler yaşamaktadır. Çalışanların bir diğer şikâyeti ise sendika üyelikleri konusunda kendilerine yönetim tarafından ciddi baskılar uygulanmasıdır. Üniversite yönetiminin işçilerimizle bir araya gelerek bu mağduriyeti bir an önce çözmeleri gerekir.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Kemalbay Pekgözegü, buyurun.

 

 

 SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

İçişleri Bakanının burada sarf ettiği “Canı çıkasıca İHD.” sözcüğü nefret dilidir ve insan hakları savunucularına yöneltilen bir tehdittir. İfade özgürlüğünün olmadığı yerde demokrasinin de kırıntısı dahi olamaz. İnsan hakları bir gün herkese lazımdır. İnsan hakları savunucuları üstündeki baskılara son verilmelidir. İHD Eş Genel Başkanı Eren Keskin, hayatını insan hakları için mücadeleye adamıştır, nerede hak ihlali varsa mağdurun ya da failin kimliğine bakmaksızın her zaman mağdurun yanında olmuştur. “Polis silahı dışında silah görmedim.” diyen insan hakları savunucusu Eren Keskin’in silahlı örgüt üyeliğinden cezalandırılması, Türkiye’de hukukun, adaletin ve demokrasinin öldüğünü gösterir.

Eren Keskin’in dediği gibi biz hiçbir yere gitmiyoruz, Eren Keskin’in yanındayız. Eren Keskin yalnız değildir, İHD yalnız değildir.

BAŞKAN – Sayın Tanal…

 

 

 

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

AK PARTİ iktidarının Kanal İstanbul inadı sürüyor. Arnavutköy’de hayvancılık yapana çiftçilere Bakanlık talimatıyla “Ahırlarınızı boşaltın.” tebligatı gönderildi. Coronanın başlangıcında millet can derdindeyken maskeyle kanal ihalesi düzenleyen bir yönetimden başka ne beklenirdi ki?

Tekrar uyarı görevimizi yapıyoruz. Kanal İstanbul, bir rant, talan, yıkım projesidir. Kanal İstanbul denilen projeyle, dünyanın incisi olan İstanbul kentimiz yaşanmaz bir hâl alacak. Kuzey ormanlarımız, su kaynaklarımız, meralarımız yok edilecek; tarım, hayvancılık iyice bitirilecek, yurttaşlarımız sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkından yoksun bırakılacak. Kanal İstanbul’la birlikte afet riski artacak. Kanal Projesi uluslararası hukuk ve uluslararası ilişkiler açısından da birçok sorunu beraberinde getirecektir. İktidar akıl tutulması yaşıyor. Gelin, bu sefer söz dinleyin, Kanal İstanbul projesinden vazgeçin.

Teşekkür ediyorum, saygılarımı sunarım.

BAŞKAN – Sayın Adıgüzel…

 

 

 

MUSTAFA ADIGÜZEL (Ordu) – Dolar 8,5 TL iken mazot 6,80’di, dolar 7 TL’nin altına indi, mazot yine aynı. Dolara 10 sent zam gelse yakıta 20 kuruş yapıştırıyorsunuz, şimdi neden indirmiyorsunuz? AKP pandemide Türkiye’de ilk 3 il olan Rize, Trabzon ve Ordu’da coronavirüs haritasıyla örtüşecek şekilde hıncahınç dolu salonlarda kongreler yaptı. Siz kurallara uymazsanız millet neden uysun? Kongrede Sayın Erdoğan Ordu’nun tek bir sorununa değinmedi, tek bir vaatte bulunmadı “lebalep” dedi gitti. Vekili Numan Kurtulmuş da “Libya” dedi, “Kenya” dedi, Ordu’dan bihaber olduğunu inkâr etmedi. Sonuç olarak Ordu’ya coronavirüsten başka bir umut bırakmadan gitmişlerdir. Ordu’da tencere boş, bebekler mama bekliyor, kepenkler kapalı, fındık bahçeleri dondu. Bari Numan Kurtulmuş’u meşale koridoruyla karşılayanlar, meşalelerini don tehlikesine karşı birer fındık bahçesinde yakıp dolaşsa Ordu’ya daha faydalı olurdu.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Yılmazkaya…

 

 

 

BAYRAM YILMAZKAYA (Gaziantep) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Türkiye ortalamasının üzerinde işsizlik oranının yaşandığı Gaziantep’te de insanlar evine ekmek götüremiyor, perişan. Vatandaşların bankalara ve finans şirketlerine olan tüketici kredisi ve kredi kartı borçları 750 milyar liraya kadar yükseldi. En son verilere göre vatandaşların TOKİ’ye 26 milyar lira, varlık yönetim şirketlerine 30 milyar lira borcu bulunuyor. Bu yıl sadece son kırk beş günde icra ve iflas dairelerine UYAP üzerinden gelen icra ve iflas dosyası sayısı 1 milyon 20 bini geçti. Muhtarlıklar icra ve mahkeme tebligatlarıyla dolmuş, taşıyor. UYAP verilerine göre 12 Şubat itibarıyla icra ve iflas dairelerinden hâlen derdest  dosya sayısı da geçen yılın aynı günündeki dosya sayısına göre artarak 22 milyonu geçmiştir.

İktidara sesleniyorum: Vatandaş işsizlikle mi uğraşsın, borçlarla mı uğraşsın, faizlerle mi uğraşsın yoksa icralarla mı?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Aydın…

 

 

 

ERKAN AYDIN (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Gün geçmiyor ki acı bir haberle uyanmayalım. Dün Bursa’da Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesinde 35 yaşında bir kalp cerrahı hayatına son verdi. Yine aynı gün Antalya’da bir doktor hayatına son verdi ve Söke’de de bir doktor daha intihar etti. Mobbing, sağlıktaki mobbing, gün geçerek artıyor. Ayrıca pandemi koşullarında doktorların ve sağlık çalışanlarının bu ağır koşullar arasında mücadele etmesine rağmen hükûmet yeterli desteği maalesef bir türlü vermiyor. Doktorlar ve sağlık çalışanları tükenmişlik sendromu içerisinde ve son çare olarak da hayatlarına son veriyorlar. Hükûmetin bu konuya daha fazla kayıtsız kalmamasını ve acilen sağlık çalışanlarının; doktorların, eczacıların, hemşirelerin koşullarının iyileştirilmesini öneriyorum. Aksi takdirde sağlıkta çalışacak insan bulamayacaksınız diyor, teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Ceylan…

 

 

 

ÖZGÜR CEYLAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, muhasebeci ve mali müşavirler yaptıkları işin niteliği gereği aynı zamanda kamu hizmeti yürüten meslek mensuplarıdır. Son dönemde e-beyanname, tahakkuk, Sosyal Güvenlik Kurumuna verilen aylık birim belgesi, hizmet belgesi, işe giriş çıkış bildirimi gibi işler elektronik ortamda yapılmaktadır. Gelir İdaresi, Sosyal Güvenlik Kurumu, TÜİK gibi kamu kurumlarının üzerindeki iş yükünün neredeyse tümü muhasebe meslek mensupları tarafından sürdürülmeye başlanmıştır. Muhasebe büroları birer vergi dairesi ve SGK gibi kurumların hizmet birimine dönüşmüştür, iş yükü nedeniyle artan kırtasiye ve benzeri giderleri karşılamak durumuyla karşılaşmışlardır. Kamu kurumlarıysa aynı süreçte ciddi tutarda tasarruf sağlamıştır. Defter tutma ve danışmanlık hizmetlerinde uygulanan yüzde 18 KDV oranının yüzde 8’e düşürülmesi pandemi sürecinde zor şartlarda çalışan meslek mensuplarını rahatlatacaktır. Bu konuda gereğinin yapılmasını rica ediyoruz.

BAŞKAN – Sayın Tutdere…

 

 

 

ABDURRAHMAN TUTDERE (Adıyaman) – Teşekkür ediyorum Başkanım.

Karayolları Genel Müdürlüğü bünyesinde çalışan kamu işçilerine 3 ayrı skala üzerinden ücret verilmektedir. Bu durum aynı işi yapan çalışanlar arasında neredeyse 2 kat maaş farkı oluşmasına neden olmaktadır. Kurum çalışanlarının neredeyse yüzde 50’sine tekabül eden yaklaşık 15 bin personelin ücret skalası adaletsizliği nedeniyle çalışma barışı bozulmuştur. İşçilerimiz “2’nci skala mağdurları olarak 2’nci sınıf insan muamelesi, 3’üncü skala mağdurları olarak da 3’üncü sınıf insan muamelesi görüyoruz. Ücret-skala farklılıklarının kaldırılarak eşit işe eşit ücret ödenmesini istiyoruz.” diyorlar.

Buradan işçilerimiz adına Sayın Cumhurbaşkanına, Ulaştırma ve Altyapı Bakanına ve ilgili tüm kurumlara açıktan çağrıda buluyorum: İşçilerimizin feryadına kulak verin, aynı işi yaptıkları hâlde eşit ücret alamayan işçilerimize uygulanan vicdana ve hukuka aykırı uygulamaya son verecek yasal çalışmaları bir an evvel başlatın diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Ataş…

 

 

 

DURSUN ATAŞ (Kayseri) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ekonomik krizin giderek derinleştiği, pandemi sürecinin uzadığı bu zor günlerde esnaf ve vatandaş hayatta kalma mücadelesi vermektedir. Cumhurbaşkanı her ne kadar “Kapanan dükkân yok.” dese de Kayseri Esnaf ve Sanatkârlar Odaları Başkanının yaptığı açıklamalar gerçeği gözler önüne sermektedir. Yüz yıllardır esnaflık geleneğinin merkezinden olan Kayseri’de ilk defa dükkânlar kapanmış, bir senede yaklaşık bin esnaf kepengini indirerek eleğini duvara asmıştır. Esnafımızın işine devam etmesi için başvuru şartları esnetilerek doğrudan destek verilmeli, hibe ve kredi desteklerinden tüm esnaf yararlanmalı, kapalı dükkânların vergi yükümlülükleri askıya alınmalı, birikmiş SGK ve vergi borçlarının faizleri dondurulmalıdır. Siftah yapamayan esnaf ve eve ekmek götüremeyen vatandaşlar için haciz işlemleri bir an evvel durdurulmalı, esnaf ve vatandaşlara sicil affı getirilmelidir diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Aycan…

 

 

SEFER AYCAN (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, Türkiye aynı zamanda hayvancılık alanında da potansiyeli yüksek olan bir ülkedir, hayvancılığı desteklemek ihtiyaç ve zorunluluktur. Özellikle kırsal kesimde küçük çaplı hayvancılık yapan aileleri desteklemek gerekir. Köylerin meraları başka amaçla kullanılmamalıdır, özellikle büyük şehirlerde meraların merkezî olarak ihale edilmesi sıkıntılara sebep olmaktadır. Kırsal bölgelerdeki meralar o bölgelerdeki hayvancılık yapan kişiler tarafından kullanılmalıdır.

Hayvancılık açısından veterinerlik de desteklenmelidir. Aynı zamanda birçok hastalığın hayvanlardan insana geçmesi nedeniyle veterinerliğin desteklenmesinin ayrı bir zorunluluğu vardır. Veteriner hekimler de sağlık personelidir, negatif ayrımcılık yapılmamalıdır. Kamuda ve özelde veteriner hekimlerin istihdamı artırılmalıdır; bu, üretimin artması açısından, ülkemiz açısından yararlı bir durum olacaktır.

Saygılarımla.

BAŞKAN – Sayın Durmuşoğlu…

 

 

MÜCAHİT DURMUŞOĞLU (Osmaniye) – Teşekkürler Sayın Başkanım.

Rahmet ve merhamet kapılarının ardına kadar açıldığı, üç ayların başlangıcı Ramazan ayının habercisi Regaip Gecesi’ne erişmenin sevinç, huzur ve mutluluğunu yaşamaktayız. Böylesi günler, kalplerimizi sevgiyle dolduran, birbirimize hoşgörülü ve saygılı olmamız gerektiğini bizlere hatırlatan, kardeşlik, arkadaşlık, yardımlaşma gibi duygularımızı arttıran ve biz kullarını Allah’a yakınlaştıran günlerdir. Bugünlerde manevi havayı fırsat bilerek, aramızdaki çekişmeleri, kin ve kırgınlıkları kaldırarak elimizi ve gönlümüzü uzanabileceğimiz herkese açmalıyız. Kardeşlik ve beraberliğimizin güçlenmesine, insani ve ahlaki meziyetlerimizin yeniden yeşermesine gayret göstermeliyiz.

Bu duygu ve düşüncelerle milletimizin ve İslam aleminin Regaip Gecesi’ni tebrik ediyor, Cenab-ı Hak’tan üç ayların ve bu mübarek gecenin tüm insanlığa hayırlar getirmesini diliyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Baltacı…

 

 

HASAN BALTACI (Kastamonu) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Kastamonu’nun sahil ilçeleri Çatalzeytin, Doğanyurt, Cide, Bozkurt, Abana ve İnebolu’da aralıksız dört gündür yaşanan elektrik kesintisi artık vatandaşlarımızı canından bezdirmiştir. İlçe merkezleri ve köylerimizde yaşayan vatandaşlarımız gaz lambası ve mum ışığıyla aydınlanmaya çalışmakta, jeneratörü olan okullar da telefonlarını şarj etmek için sıra beklemek zorunda kalmaktadır.

2018 yılından bu yana soru önergelerimizi görmezden gelen, uyarılarımızı duymazdan gelen Enerji Bakanı Fatih Dönmez’in aradan geçen süreçte kılını bile kıpırdatmayıp bugün Kastamonu’yu ziyaret etmek zorunda kalmasının hiçbir anlamı ve karşılığı yoktur.

AKP’ye sesleniyorum: Aya sert iniş yapmadan önce Kastamonu’daki trafoları, enerji nakil ve dağıtım hatlarını yenileyin.

BAŞKAN – Sayın Gökçel…

 

 

CENGİZ GÖKÇEL (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Mersin ve ülkemiz ekonomisi için önemli projelerden olan Mersin ana konteyner aktarma limanının kara bağlantısına, bir gece yarısı, Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle polipropilen tesisi kurulmasının önü açılmıştı. Kentin merkezine âdeta hançer gibi saplanan polipropilen tesisinin mahkemece ÇED raporunun iptal edilmesiyle büyük bir hatadan dönülmüş oldu. ÇED raporunun iptal edilmesi için emeği geçen sivil toplum kuruluşlarına, yerel basına, Mersin Ticaret Odasına, katkı sunan herkese teşekkür ediyorum. İnşallah bu hata sürdürülmez, Mersin ana konteyner aktarma limanı, hak ettiği ve projesinin yapılı olduğu ÇED raporunun verilmiş olduğu Mersin’in Akdeniz ilçesine yapılır diyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Girgin…

 

 

SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Çoğu sektör durma noktasına gelirken alışverişin internete kayması, restoranların kapanmasıyla birlikte 2 teker üzerine yaşayan motosikletli kuryeler çalışmaktan nefes almaya fırsat bulamaz hâle geldi. Baskı, mobbing, düşük ücret, sigortasızlık, uzun çalışma saatleri gibi birçok sorunla mücadele eden kuryeler için “Hayat durdu ama onlar durmadı.” diyebiliriz. 2 tekerlek üzerinde canları pahasına çalışıyorlar. Geçtiğimiz on ay içerisinde motokuryelerin yaptığı kazalar sonucunda 160 işçi yaşamını kaybetmiş, 620 işçi sakat kalmış ve 3.100 işçi çeşitli şekillerde yaralanmıştır.

Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanına soruyorum: Motokuryelerin iş yoğunluğu gelirlerine yansıyor mu? İş güvenliklerini nasıl sağlıyorlar? Gün içinde nasıl olaylarla karşılaşıyorlar? Virüsten korunmak için ne gibi önlemler alıyorlar? Sendikalaşma haklarına saygı gösteriliyor mu? Bu konuda bir çalışmanız var mıdır?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Özer…

 

 

AYDIN ÖZER (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Gübre desteği yüzde 100 artırıldı; buğday, arpa, yulaf, çavdarda dönüm başına 8 lira olan gübre desteği 16 liraya çıkartıldı; Cumhurbaşkanı da bunu müjde diye açıkladı. Şimdi hesaplayalım, çiftçi buğdayda dönüm başına ortalama 100 kilogram gübre kullanıyorsa dönüm başına ortalama 350 lira gübreye ödüyor demektir, yani gübrenin kilosu 3,5 liraysa devlet desteği 5 kilo gübreyi bulmuyor. Şimdi bu mudur müjde? Müjde dediğin, yüksek maliyet fiyatlarıyla perişan olan çiftçiye 100 kiloluk gübrenin 50 kilosunu destek çıkmaktır. O yüzden, bırakın çiftçiye müjde adı altında sadaka vermeyi, gerçekten destek olun.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Şimdi Sayın Grup Başkan Vekillerinin söz taleplerini karşılayacağım.

Sayın Dervişoğlu, buyurun.

 

 

 

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum.

Aziz milletimizin ve Türk İslam âleminin, mübarek üç ayların habercisi olan Regaip Kandili’ni tebrik ediyor, hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum. Allah’ın rahmet, mağfiret yağdırdığı bu gecede tüm vatandaşlarımıza huzur ve refah diliyorum. Allah devletimizi ebedî kılsın, milletimizi, aziz ordumuzu muzaffer eylesin.

ÖSYM yeni sınav ücretlerini belirledi; milyonlarca öğrencinin gireceği Yükseköğretim Kurumları Sınavı ücretine yüzde 29 zam yapılmıştır, başvuru ücreti oturum başına 70 liradan 90 liraya yükseltilmiştir. Bu demek oluyor ki 3 oturuma da girecek öğrenciler toplam 270 lira sınava giriş ücreti ödeyeceklerdir. Tıp fakültesi mezunlarının gireceği Tıpta Uzmanlık Sınavı yani TUS ücreti ise 450 liradan 500 liraya çıkarılmıştır. Artan fahiş fiyatlarla sosyal devlet ilkesinin unutulduğu anlaşılmaktadır.

Sınav ücretini ödeyemeyecek, özellikle son bir yıl içinde pandemiden dolayı işten çıkarılmış, geliri olmayan aileler de neredeyse hiç hesaba katılmadan bu düzenleme yapılmıştır. Öyle ki bazı ilçelerimizde, öğrencilerin sınava girmesi için kampanya bile başlatıldığını duyuyoruz. Rize’nin Kalkandere ilçesinde Yükseköğretim Kurumları Sınavına girecek ve ödeme desteğinden yararlanmak isteyen öğrencilerin Kalkandere Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfına başvuruda bulunmaları gerektiği bildirilmiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Dervişoğlu.

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Teşekkür ederim efendim.

Yandaş müteahhitlerin milyar dolarlık vergi borçlarını tek kalemde silen devletimizin sınavda kullanılan kâğıtları karşılayacak parası mı yoktur ki böyle bir uygulama tercih edilmiştir? Doğrusunu isterseniz, şaşkınlık içerisindeyim. Artan vergi oranları ve yükselen gıda enflasyonuna bir de fahiş sınav ücretleri eklediniz. Bütün bunlara karşılık işçiye, memura, emekliye verilen zam ise yüzde 7 sınırında kalmıştır.

Hükûmeti, boş işleri bırakıp bu konulara el atmaya davet ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum efendim.

BAŞKAN – Sayın Bülbül, buyurun.

 

 

 

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biz de mübarek üç aylarımızın habercisi olan Regaip Kandili’mizin vatanımıza, milletimize hayırlar getirmesini, aziz milletimizin ve sizlerin de kandilini kutlayarak mutluluk ve huzur getirmesini Cenab-ı Allah’tan niyaz ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Beştaş, buyurun.

 

 

 

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Evet, bugün Regaip Kandili. Müslüman âlemi için özel bir anlam ve güne sahip olan Regaip Kandili’ni bugün idrak edeceğiz. Hem üç ayların başlangıcı hem de müjdecisi olduğu için anlamı büyük, değeri bakidir. Bu vesileyle dualarımızı, isteklerimizi ilettiğimiz bir gecedir. Regaip Kandili’ni kutlarken bu gecenin aynı zamanda barışa, anlamlı bir yaşama da vesile olmasını diliyor, Müslüman âleminin ve siz değerli çalışma arkadaşlarımızın kandilini de kutluyoruz.

Evet, Sayın Başkan, Eren Keskin, bir insan hakları savunucusu. Günlerdir, Eren Keskin’e silahlı örgüt üyeliğinden verilen altı yıl üç aylık cezaya tepkiler dünyanın dört bir yanından yağıyor. Özgür Gündem gazetesiyle dayanışma amacıyla bir gün nöbetçi genel yayın yönetmeni olan insan hakları savunucusu Eren Keskin’e altı yıl üç ay silahlı örgüt üyeliğinden ceza verildi. Keskin sonrasında şunları söyledi: “İnsan hakları savunucusu kimliğimle dünyada da tanınan bir insanım. Polis silahı dışında silah görmüş bir insan değilim. Bugün, silahlı örgüt üyesi olarak cezalandırıldım.” dedi. Evet, İnsan Hakları Derneğinin, insan hakları savunucularının, Türk Tabipleri Birliğinin ve diğer meslek odalarıyla hak örgütlerinin hedef gösterilmesine ne yazık ki uzun süredir şahidiz.

Eren Keskin benim yakın arkadaşım, dostum aynı zamanda. 90’lı yıllardan bu yana hem dostluğumuz hem arkadaşlığımız devam ediyor. Birlikte birçok hak ihlali davasına, kadın hak ihlali davasına da katıldık ve insan hakları, kadın hakları alanında vermiş olduğu mücadelenin yakın tanıklarından ve ortaklarından biriyim. Cesur ve kararlı duruşunu buradan selamlamak istiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Beştaş.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Eren Keskin’e verilen bu ceza sadece sözüne verilmiştir, düşünce ve ifade özgürlüğü, hakikat mücadelesi ve hak savunuculuğu susturulmak isteniyor ancak hiçbir zaman susturulamaz. Eren Keskin’e, sevgili Eren’e buradan kucak dolusu sevgilerimi de göndermek istiyorum.

Diğer bir mesele, Hakkari Belediye Eş Başkanımız Dilek Hatipoğlu çıplak aramaya maruz kaldı ve darbedildi. On altı ay süreyle belediye eş başkanlığı görevini yürüttü ve sonradan tutuklanan savcıların, cemaatçi savcıların ve hâkimlerin yaptıkları hızlı yargılama, seri yargılama sonucunda on altı yıl üç ay hapis cezası almıştı ve Yargıtayda onaylanmıştı. Kendisi Sincan Cezaevinden Van T tipi Cezaevine sevk ediliyor ve jandarmalar eşliğinde cezaevine girer girmez çıplak arama yapılacağı söyleniyor ve soyunması istenmiş.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Beştaş.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Dilek Hatipoğlu çıplak aramayı kabul etmeyeceğini söylemiş fakat sonra rıza göstermediği hâlde 3 gardiyan tarafından, kameralar tarafından görülmeyen bir noktada ağır bir şekilde darp edilerek bütün kıyafetleri çıkartılmış ve çıplak aramaya maruz bırakılmıştır. Bu yetmezmiş gibi bir de 3 gardiyana saldırdığı gerekçesiyle hakkında soruşturma başlatılmıştır. Şimdi kim suçlu soruyoruz: Çıplak arama dayatan iktidar mı? Bu yönteme karşı çıkan Sevgili Dilek mi? Bu soruyu bütün kamuoyunun da takdirine ve tartışmasına sunuyoruz. Çıplak arama meselesini bu Genel Kurulda defalarca dile getirdik fakat iktidar ya yalanladı ya görmezden geldi ya da kendince gerekçeler üretti ancak şu bilinsin ki: İnsan onurunu zedeleyen hiçbir uygulamanın haklı  bir gerekçesi yoktur. Orta Çağ’da yaşamıyoruz, insanlık çok yol katetti insan hakları mücadelesinde. Bunun gerisine düşmemek hepimizin görevi ve bu Parlamentonun da sorumluluğudur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Beştaş.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – İlk olarak 2016 yılında İnfaz Yönetmeliği’nde çıplak arama düzenlendi ve daha sonra 2020 yılında Erdoğan’ın imzasıyla detaylı bir şekilde yönetmeliğe girdi. Bunu asla kabul etmeyeceğiz ve derhâl bu uygulamanın sonlandırılmasını talep ediyoruz, yönetmeliğin iptalini istiyoruz.

Soma katliamı ülke tarihin en vahim –hadisesi olarak- katliamlarından bir tanesi olarak kayda geçti ve iktidar, patronları korumak adına işçiler lehine tek bir adım dahi atmadı. Yargı süreci zaten kamuoyunun gündeminde, katliam sorumluları dahi tazminat alabilmişken, tazminat alabilen Somalı işçi sayısı en fazla 100’ü buluyor. Şirketlerin içi çoktan boşaltıldığı için ve üzerlerine kayıtlı mal varlıkları olmadığı için icra yoluyla da paralarını işçiler alamıyorlar. 15 bin işçi emekli olmuş, içlerinden sadece 100’ünün tazminat almış olması kabul edilemezdir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun toparlayın Sayın Beştaş.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sağ olun Başkan.

Soma davası sanıklarından 31 sanık mağdur gösterilip tazminat ödenmiş. Bir de işverenin tek taraflı beyanlarıyla işten çıkarılmıştır. 22 iş kodu, 26 iş kodu gibi çeşitli kodlarla çıkış almışlar, onların tazminatları da verilmemiş. İş kazalarından doğan alacaklar da verilmedi. 2’şer maaş yarım ödendi ya da sonra ödenmedi. Şimdi, kamuoyu manipüle ediliyor aslında, kamu kurumları da manipüle ediliyor. 3.500 mağdur var. Yargı masrafları ve avukatlık ücretleri ayrıca olacak. İktidar Soma'da sadece işçileri göçük altında bırakmadı, geri kalanların da hayatlarını karartmaya devam ediyor, sırf sermayedarlar mutlu olsun diye bunu yapıyor. Biz işçilerin yanındayız, haklarının yanındayız ve iktidarın bu tutumunu kınıyoruz.

Son olarak Sayın Başkan, çok kısa…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Bitiriyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Beştaş.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) –Batman’da ulusal birlik, tecrit ve açlık grevlerine ilişkin yapılan açıklamadan dolayı yüzlerce kişiye para cezası gelmiş ve pandemi sebebiyle gelmiş bu ceza. Eyleme katılan partililerimize hatta danışmanlarımıza dahi emre aykırı davranış ve sosyal mesafeye uymayarak yürüyüş yaptıkları gerekçesiyle her bir kişi için 427 TL para cezası kesilmiş. Şimdi gerçekten merak ediyoruz, kamuoyu da merak ediyor, soralım: Bu cezaların kesilme gerekçesi, HDP’lilerin eylem yapmış olması mı? Çünkü Rize’de lebalep dolu salon Cumhurbaşkanı tarafından övgüyle karşılanmıştı. Yapılan basın açıklamaları HDP tarafından yapılınca ceza, AKP tarafından yapılınca övgü mü alıyor? Bu merakımızı gidermesini istiyoruz iktidar grubunun. Dünkü kongre görüntülerindeki vahameti, binlerce insanın aynı salonda olmasını da kamuoyunun takdirine ve bilgisine sunuyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Özgür Bey, buyurun.

 

 

 

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bugün Regaip Kandili, ülkemize ve insanlığa barış ve huzur getirmesini diliyoruz. Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak üç ayların habercisi Regaip Kandili’ni kutluyor, tüm Müslümanların bu kutlu gecede gönüllerince ve hak ettikleri gibi yaşayacakları, mutlu, sağlıklı, güven dolu yarınlara kavuşmalarını talep ediyoruz ve bir kez daha, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak Regaip Kandili’ni kutluyoruz.

Sayın Başkan, çok üzücü bir haber var. Bir günde 3 hekim hayatını kaybetti ama intihar ederek hayatını kaybettiler. Dün Meclis grubunda gündem intiharlardı. Bugün, Bursa’da Kalp Damar Cerrahı Mustafa Yalçın, Söke’de Uzman Doktor Levent Mumbuç ve Antalya’da Doktor Onur Kaan Bozkurt’un hayatlarına son verdiklerini, intihar ettiklerini öğrendik. Bu konuda bir çağrı yapmak gerekiyor. Dün de tartışıldı, çok farklı sebepleri olabilir. Bunun, bu Meclis çatısı altında tartışılması lazım. Sağlık Komisyonundan, Sağlık Komisyonu Başkanından bu konuda bir çalışma yapmalarını ve tüm partilerdeki uzman milletvekili arkadaşlarımızın bu uzmanlıklarından yararlanarak hem Türkiye’deki intihar vakalarını hem de sağlık çalışanlarının içinde bulunduğu psikolojik durumu, buhrana dönen bu durumu araştırmalarını ve bu konuda katkı sağlamalarını bekliyoruz.

Sayın Başkanım, dün bu ülkenin yüz akı 2 sanatçı, biri Metin Akpınar, biri Müjdat Gezen, Cumhurbaşkanına hakaret suçundan yargılandıkları davada savcı esas hakkında mütalaasını açıkladı ve Gezen ve Akpınar için dörder yıl sekizer aya kadar hapisle cezalandırılmalarını istedi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)           

BAŞKAN – Sayın Özel, buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Cumhurbaşkanına hakaret suçu artık aydınları, muhalifleri, farklı düşünenleri, sosyal medya kullanıcılarını sindirmek için kullanılan bir araca dönüşmüş durumda. Bu konuda defalarca çağrıda bulunduk ancak bir kez daha hatırlatalım: Bu yasa, tarafsız Cumhurbaşkanına göre yapılmış bir yasa. Bu zırhtan, şimdi, bir siyasi partinin genel başkanının yararlanması adalete de uygun değil, hakkaniyet de uygun değil, eşitlik ilkesine de uygun değil. Örneğin, dün, Cumhurbaşkanı sıfatıyla, Cumhurbaşkanı forsuyla Ankara İl Kongresine gidiliyor, orada siyasi muhataplarına, diğer partilerin genel başkanlarına, Ana Muhalefet Partisinin Genel Başkanına eleştiri değil, hakaret değil artık küfür ediliyor. Siz buna aynı düzeyde mukabele ettiğinizde onun elinde Cumhurbaşkanına hakaret suçunu düzenleyen zırh var ve dava açıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Böyle bir şeyi kabul etmek mümkün olabilir mi, yani hangi vicdana sığar? Siz düşünün, iktidar değişti, Cumhurbaşkanı bir başka siyasi partinin genel başkanı -sizin gibi partili Cumhurbaşkanlığını biz savunmuyoruz ama- uyguladığını düşünelim, size aynı ağır hakareti edecek, en ağır küfrü edecek, cevap verince Cumhurbaşkanına hakaret suçu. Ya, hakikaten sembolik olarak söylediğimizi yapın, 2 tane şapkası olsun, kafasında AK PARTİ Genel Başkanı şapkası varken söylediklerine cevap verdiğimizde eşit kurallara tabi olalım, Cumhurbaşkanı şapkasını taksın, Cumhurbaşkanı gibi konuşsun, tarafsızlığa, devleti temsile uygun şekilde konuşsun, ona karşı söz söylediğinde de bu kanun uygulansın; böyle bir saçmalık olmaz, böyle bir zırha ihtiyaç duymak gücün değil acizliğin, cesaretin değil…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bitiriyorum.

BAŞKAN – Bir dakika, buyurun Sayın Özel.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Siyasi muhataplarında olmayan bir zırhı alıp da sonra kendinden önceki Cumhurbaşkanlarının 70 katı vatandaşa dava açarsanız, sanatçılara dava açarsanız, parodisini yapanlara dava açarsanız, gazetecilere dava açarsanız bu cesaretten kaynaklanmaz, bu adaletli bir şey değil, hakkaniyetli bir şey değil, bu gücü değil acziyeti cesareti değil korkaklığı gösterir.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Allah Allah! Sen kendi liderine söyle.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Bir kez daha hepinizin vicdanlarına bu maddeyi sevk ediyoruz.

Teşekkür ederim Sayın Başkan. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Güler, buyurun.

Özlem Hanım’ın yerine görev yapıyor arkadaşımız.

ABDULLAH GÜLER (İstanbul) - Evet, Özlem Hanım’ın bir mazereti oldu.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Ben geldim, Abdullah Bey söylesin, ben de ilave söyleyeyim.

Buyurun Abdullah Bey, siz söyleyin.

BAŞKAN – Abdullah Bey’e söz verdik.

Buyurun.

 

 

ABDULLAH GÜLER (İstanbul)  -  Değerli Başkanım, ben de tüm İslam âleminin üç ayların başlangıcı Regaip Kandili’ni tebrik ediyorum. İnşallah, bu kutlu geceler hem ülkemiz açısından yaşadığımız bu pandemi sürecinin sona ermesine, hasta olan bütün vatandaşlarımızın sağlığına kavuşmasına ve dünyanın da bir huzur iklimine, bir barış iklimine inşallah kavuşmasına vesile olsun diye temenni ediyoruz.

Diğer bir yandan, Meral Hanım’ın bir ifadesine burada cevap vermek isterim. 28 Mart 2020 tarih ve 2324 sayılı Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Yönetmelik Resmî Gazete’de yayımlanmak suretiyle yürürlüğe girdi. Toplam 148 maddeden oluşan bu yönetmelik, daha önceki birçok uygulamayı da kendi bünyesinde barındırıyor. Farklı değerlendirmelerin de yer aldığı bir yönetmelik. Bunun 34’üncü maddesinde yer alan başlıkta mevcut cezaevi şartları içerisinde kurumun yapması gereken… Özellikle Sayın Meral Beştaş’ın ifade ettiği kanun dışı veya insanın onur ve şerefini, haysiyetini kırıcı nitelikteki bir aramanın söz konusu olamayacağını ben ifade etmek isterim. Böyle bir durum varsa da, bu, görevin kötüye kullanılması veya farklı bir uygulama olabilir; bunu biz şiddetle reddederiz, herhangi bir şekilde hukuka aykırı, mevzuata aykırı bir uygulamanın yapılmasına da asla müsaade etmeyiz, bunu da kabul edemeyiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Güler.

ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – Ancak yönetmeliğin de kendi işleyişi içerisinde, mevcut idarenin de bir bütünlük içerisinde eğer oradaki güvenliği zafiyete düşürecek bir şüphe, herhangi bir durum varsa da yönetmeliğin 34’üncü maddesi çok açık. Bu uygulamayı da kötüye kullanacak şekilde reddetmeyi veya farklı bir şeye sebebiyet vermeyi de biz kabul edemeyiz; bunu da ifade etmek istedim.

Diğer bir husus: Yine yaklaşık bir aydır AK PARTİ il kongreleri gerçekleştiriliyor. Bir detay vermek isterim; bu kongrelere girişte katılımcıların tamamı HES kodları kontrol edilmek suretiyle bu salonlara alınmaktadır, ateş ölçerle ateşleri ölçülmektedir. Bütün katılımcıların kendilerine dezenfektan hediye edilmektedir ve maskeyle beraber ve sosyal mesafeye uygun bir şekilde bu kongreler gerçekleştirilmeye çalışılmaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – Malumunuz Siyasi Partiler Kanunu’nun belli dönemlerde bu kongrelerin yapılması zaruretiyle beraber bu hususların da yasal mevzuat açısından bazı zorunlulukları da getirdiğini ifade etmek isterim.

Ben teşekkür ediyorum.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Sayın Başkanım...

BAŞKAN – Özlem Hanım, buyurun.

 

 

 

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Sayın Başkanım, inanın kapıdan girecekken CHP’li milletvekili arkadaşlarıma rastladım, onlarla  konuşurken ucu ucuna geç kaldım. Seve seve konuştum, kabahati onların demiyorum ama olayın kendisi böyledir.

Önce hayırlı günler diliyorum.

Değerli Başkanım, Regaip Kandili çok önemli tabii, üç aylar başladı, bu manada bütün dualarımız, başta şehitlerimiz için. Ülkemizde kardeşliği, dostluğumuzu artırsın, başta Meclisimizin içerisinde olmak üzere ve  tabii ki bizleri Rabb’im Efendimiz’in ifadesiyle sıhhatle ramazana kavuştursun, öncelikle duam onadır.

Abdullah arkadaşımla uzun yıllar beraber görev yaptık, kendisi çok güzel ifade etti, bir cümle söyleyeceğim, daha sonra konuşalım. Şu malum aramalarla alakalı çokça saldırıya maruz kaldım, özellikle HDP’deki milletvekili arkadaşlar bu konuyla ilgili ne yazarlarsa beni oraya hemen “mention”lıyorlar. Ben bu konuyla ilgili ne söylediğimi gayet iyi bilen biriyim, o yüzden bu mevzuyu burada belki daha uzun konuşmamız lazım. Mevzuatta aramanın varlığı farklı bir şey -ki uluslararası hukuka baktığımız zaman, diğer ülkelere baktığımız zaman hepsinde var, Türkiye’deki ismin aynısı olanlar var, farklı isimler altında olanlar var ama mevzuatının tamamında neredeyse bu arama var- bu arama yapılırken mevzuata uygun yapılmaması başka bir şey. Böyle olması hâlinde zaten biz sonuna kadar bunun mücadelesini veririz, olmaz böyle bir şey, olamaz. Fakat böyle bir aramanın yapılmadığı yerde, eğer ortaya çıkan FET֒cüler hem de olaydan neredeyse bir yıl sonra, iki yıl sonra ortaya çıkarak bunu bir kampanya hâline dönüştürüyorlarsa işte o zaman bir sorun vardır. Yani biz haklı, yerinde itirazı, her tür insan hakkını sonuna kadar savunmaya varız ama bir şeyi uydurarak, olmayan bir şeyi var hâline getirerek bu konuya dair özellikle de bir kampanya, saldırı… Şahsımla ilgili 40 bin “tweet” atılıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – Siz savunacak konumda değilsiniz ki…

BAŞKAN – Buyurun.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Başkanım son cümlem.

Hakikaten de ortaya çıkıyor ki orada öyle o olay için, o şehir için böyle bir arama da yapılmamış. Velhasılıkelam -ki o günlerde- yani söylemek istemiyorum ama ben olayın hemen arkasından Covid oldum, hastanede olduğum için cevap veremedim. O arada saldırı, saldırı, saldırı… Ya, sağlığım müsait değil ki çıkayım da bir açıklama yapayım nedir, ne değildir. Maşallah, ne kadar sizi destekleyen gazete falan ne varsa hepsi, oh ne güzel söylediğini söylemediğinin altına koyup sana saldırmaya devam ediyor. Yani bu mesele hukuka uygun olarak yapıldığı takdirde biz sonuna kadar dediğimiz gibi… Ama hukukla alakalı bir ihlal varsa da o ihlali sizden daha çok biz savunuruz, onu da ifade etmek isterim.

Teşekkür ederim.

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – İnsanlık suçudur.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Beştaş.

 

 

 

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan…

 HASAN ÖZGÜNEŞ (Şırnak) – Hepimiz o muamelelerden geçtik, canlı tanıklarıyız yani. Şimdi, siz burada rahatsınız tabii.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Hemen gazel okuyorlar ya!

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Bir müsaade edin arkadaşlar.

Sayın Başkan, ben çok somut bilgi vereceğim sadece. Yani sayın sözcünün “HES kodu verdik, dezenfektan verdik.” sözü şüphesiz korunma için bir anlam ifade edebilir ama bizim sorumuz tam da bu zaten. Yani yüzlerce kişiyle barolar neden HES koduyla genel kurul yapamıyor? Bu sorunun cevabını arıyoruz. Ya da 30 kişilik lokantalar, restoranlar, işte kafeler neden HES koduyla müşteri alamıyor? Ya da HDP herhangi bir toplantısında HES kodu uygulamasıyla neden illerde toplantı alamıyor ya da başka kurumlar? Aradığımız bu. Ayrıca sosyal mesafeye uyulmadığını da dün bütün kanallar zaten görsellerle ilan etti. Bunu geçiyorum.

Diğeri Sayın Başkan, Sayın Zengin’in bir kelimesine hakikaten üzüldüm.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Beştaş.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Uydurarak söylediğimi iddia etti, not aldım. Kesinlikle..

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Sizin şahsınızı kastetmedim.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Ha, yani bunu bana söylediyse kesinlikle burada…

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Sayın Başkan…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Tamam, yani bana kastetmediğini, söylemediğini söylüyor.

Sevgili arkadaşlar, kesin bir dille söylemek isterim ki burada söylediğim bir iddia varsa yüzde 100 teyit etmemişsem asla söylemem. Bizim hukuk ve insan haklarından sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcımız, bizzat Dilek Hatipoğlu’nu ziyaret etti çünkü bizim Belediye Başkanımız, Hakkâri Belediye Başkanımız Dilek Hatipoğlu Sincan’dan Van’a sevk ediliyor. Takdir edersiniz ki sevkler korumayla olur, aramayla olur. Yani tamamen denetim altında gidiyor. Bir cezaevinden başka bir cezaevine gidiyor ve orada girişte “çıplak arama” denince, “Buna kesinlikle rızam yok, ben kabul etmiyorum, bu işkenceye karşıyım.” diyor. Yani “Ben kabul etmeyeceğim.” diyor; bir, bu, bu anlaşılsın. Yani bu asla gerçek dışı bir şey değil. Ayrıca bütün cezaevlerinde çıplak arama uygulanıyor. Ben tam da şunu söyledim, “Mevzuata uygun.” dedim, ben mevzuata aykırı bir şey demedim, “34’üncü madde buna cevaz veriyor.” dedim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Beştaş.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Dikkat ederseniz, uygulayıcılar yerine yönetmelik… Uygulayıcılara geçmeden çıplak aramaya cevaz veren, izin veren yönetmeliğin iptalini istedim, kaldırılmasını istedim, hâlâ o noktadayım çünkü cezaevi görevlileri bunu alıp kullanıyor. Hastaneye giderken de çıplak arama yapıyor, revire giderken de yapıyor, bir cezaevinden diğerine giderken de yapıyor; bu da kötüye kullanma tabii ki, bu kesin kötüye kullanmadır. Yani bir cezaevinden diğerine nakil sırasında dış dünyayla hiçbir teması yokken bir insan niye çıplak aransın? Ve ayrıca ağır darp edilmiş Sayın Zengin, kadın belediye eş başkanımız ağır darp edilmiş ve direndiği için ona soruşturma açılmış. “Direnme” dediğim yani herhâlde “Üstümü çıkarmayın.” Yani bu yönlü bir direnme. Çıplak arama noktasında aynı yerdeyiz, bu bir işkence yöntemidir, insan onuruyla bağdaşmaz, yönetmeliğin gözden geçirilmesi ve bu hükmünün kaldırılması gerektiğini önemle tekrar söylemek istedim.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Sayın Başkanım, bir cümle söyleyebilir miyim?

BAŞKAN – Sayın Zengin, buyurun.

 

 

 

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Sayın Başkanım, tekrar kayda girmesini isterim: Ben Sayın Beştaş’a binaen bunu söylemedim kendisiyle ilgili olarak, ben bunu iddia eden özellikle FETÖ'cü kadınlarla alakalı bunu ifade ettim, sizinle ilgili değil benim söylediğim şey. Ama şu vardır: Şimdi, burada mesela ben Dilek Hanım’la alakalı olayı notuma aldım, hassaten araştıracağım, cevap olarak vereceğim. 34’üncü maddede zaten bunun uygulanmasında “İnsan onurunu aleyhine uygulanamaz, aşağılayıcı tutum hâline dönüştürülemez.” diye yazıyor fakat bu uygulanırken sınırlar aşılıyorsa hepimizin buna itirazı var, hepimizin itirazı var. Değerli arkadaşlarım, o yüzden buradaki meseli şudur: Bir konuya dair cevap verdiğiniz, buradaki bütün ihlallere cevap vermiyorsunuz yani. Benim söylediğim şey belliyken, bu, o söylediğiniz şeyin bağlamından koparılıyor, bütün bu konudaki aramalarla ilgili “Hayır, yoktur, yoktur, yoktur…” Ya, yüzlerce yazı yazılıyor, bir sürü haber, bir sürü “tweet”… Ben, bunu hakikaten bir şey olarak görüyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun toparlayın.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) - Yani artık insan haklarını savunacağım derken bunu yapanlar –siz demeyeceğim, cevap hakkı doğuyor- bizim insan olduğumuzu unutuyorlar galiba. Ben de bir insanım, hakkımın korunmasını istiyorum. Onu söyleyeceğim: eğer siz, kendiniz bu işi yaparken bir başka insanın hakkını hukukunu yerle yeksan ediyorsanız böyle bir şey olamaz arkadaşlar, bunu ben reddediyorum.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Beştaş, toparlayalım artık bu meseleyi.

Buyurun.

 

 

 

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan, bizim durduğumuz yer şudur: İnsan onuru her türlü yönetmelikten üstündür, önce gelir; insan onuruna aykırı olan çıplak aramanın kaldırılması gerekiyor. Sayın Zengin’in söylediklerinin benim söylediklerimle bir ilgisi yok; ben burada bir suçlamadan ziyade bir vakayı aktarıyorum ve bu uygulamaların bitmesi için de kökten çözümün, yönetmeliğin kaldırılması gerektiğini söylüyorum. Çıplak arama insan onuruna uygun yapılamaz Sayın Başkan, yani bir insanı rızası dışında çırılçıplak soyup aramanın rızası yoktur.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Çırılçıplak soymak yok. Öyle bir şey yok.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Olamaz yani böyle bir şey. Bu, insan onuruna aykırıdır, işkencedir, bunun bir an önce kaldırılması gerekiyor.

BAŞKAN – Özgür Bey, buyurun.

 

 

 

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, 2 hususta çok kısa söyleyeceğim: Bir; Türkiye cezaevlerinde -2011-2015 arası da Cezaevi Komisyonunda görev yapmış birisi olarak- bu çıplak arama sorunu vardır, uygulama birliği yoktur, artık bunun yüksek teknolojiyle aşılabildiği dünya örneklerine bakmak lazım. Aslında bu konuda iki mevkidaşımın da meselenin o boyuttaki, insan onurunu incitmesi durumundaki itirazlarını görüyoruz, Meclis olarak hakikaten, Adalet Komisyonu bir çalışma yapsın. Birçok dünya ülkesinde bu iş çözülmüş.

Bir de bir konuda… Mesela, Sayın Özlem Zengin dedi ki: “Hakkımda 40 bin ‘tweet’ atılıyor.” Hakikaten tuhaf bir şey bu linç.

Şimdi, bu, benim, haftada 2 ya da 3 kez ve 90 bin-100 bin “tweet” noktasında geliyor. Mesela, suçum şu benim: İletişim Başkanı Fahrettin Altun demiş ki: “Ey Kılıçdaroğlu, PKK’yı neden anmazsın?”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ben de 4 fotoğraf paylaşmışım; birisi Meclis Başkanımız, birisi Bakan, birisi Cumhurbaşkanı Yardımcısı ve birisi de Cumhurbaşkanının partideki vekili, Genel Başkan Vekili Numan Kurtulmuş. Aynı ifadelerle “PKK.” dememişler, benim suçum bu. Beyefendi beni Twitter’dan engellemiş, sonra, on beş dakika içinde kendisinin de dâhil olduğu bir anda 3 tane heybeden video çıktı, heybeden. Benimle alay ediyor; yok “Ben Özgürüm” şarkısına montaj yapmış; yok “Fahrettin Altun.” demişim 5 kere, onları bilmem ne yapmış; işte, en düşmanımın seçmeyeceği görüntülerle ve sabaha kadar hakkımda 90 bin “tweet” Yahu, bana bir şey olmaz, hakikaten, tanınırlığımı arttırır başka bir şey olmaz da ama akıl almaz bir şekilde, devletin parasıyla yönetilen Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı benim hakkımda 3 tane videoyu niye hazırlatır ve neden yedekte tutar? Ben, onun görevini yanlış yaptığını gösterince…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Peki...

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bitiriyorum.

BAŞKAN – Buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sabaha kadar trol ordularını yönetiyor, sonra, uykusuz uykusuz, görevini yapmak yerine, Cumhurbaşkanına Başbakanın, Binali Bey’in beş yıl önceki konuşmasını “promter”a koyuyor; olacak şey değil veya gidiyor, İran’da, Azerbaycan’da bir tane yanlış şiir okutturuyor, İran’da diplomatik kriz çıkıyor. İletişime baksa olmayacak bunlar. Ona maaşı, Azerbaycan’da yanlış şiiri okutmasın diye veriyoruz; ona maaşı, Cumhurbaşkanının Yunus Emre Anma Töreni’ndeki metnini başka yerden almasın, düzgün metin hazırlasın diye veriyoruz. Niye ana muhalefetin milletvekillerine linç kampanyası yönetiyor?

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Peki.

Şimdi, milletvekillerimizden mesajlar geliyor: “Kar, kış, kıyamet; gündeme girelim.” diye.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Sayın Başkan, son...

Ama olmaz şimdi, Fahrettin Bey…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Zengin.

 

 

 

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Şimdi, bir anlaşalım Özgür Bey, lütfen. Bu benim son olsun, kapatalım; kimseye saldıran bir şey söylemeyeceğim.

Bakın, şu önemli: Şimdi, mesela, bu konuları burada konuşmayı doğru bulmuyorum. Bir defa şunun olmaması lazım. Yani yanlış yapıyorsak tabii ki “tweet” atılabilir ama bir kampanya hâlinde böylesine insanlara saldırılmasına hep beraber bir son vermemiz lazım. Bu, bence acayip bir şey.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Bu konuda kesinlikle öyle bir tutumumuz yok.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Yok, var. Sizin yoksa da vekillerinizin var. Ben mağduruyum, ispatlarım.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Tek bir gün “mention”lamışsa…

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – O zaman vekilinizle konuşun. Beni “mention”lamadan tek bir “tweet” atmıyor. Rica ediyorum.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – O zaman siz de vekillerinize söyleyin.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Hayır, ben şahsımla ilgili somut bir şey söylüyorum. Somut, her güne onunla başlıyorum.

Şimdi, birincisi Fahrettin Altun Bey’in görevini doğru tanımlamak lazım. Ben, kendim Cumhurbaşkanı Başdanışmanı olarak çalıştım. Oradaki işleyişi biliyorum ve hiçbir şekilde metinlerin yazılması, metinlerin belirlenmesi; bunlar Fahrettin Altun’un görevi değildir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Özlem Hanım.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – O ayrı bir görevdir. Görevini size izah eder, bu onun görevi değildir. Yanlış bir suçlama içindesiniz. Onun görevi var olan, Cumhurbaşkanımızla olan meselenin dışarıya, kamuoyuna anlatılmasıyla alakalıdır. Yönelttiğiniz suçlama hakikaten onun görev alanıyla ilgili değildir. Kaldı ki, kendisi burada değil, o yüzden yani bu meseleyi bence daha farklı, daha doğru ve sağlıklı bir zeminde yönetebiliriz. Bu kendisiyle alakalı bir mesele değildir. Bence o yüzden ona bu konuda saldırmaya gerek yok. Kendisi görevini gayet iyi yapmaya gayret eden değerli bir arkadaşımızdır.

Teşekkür ederim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Trol ordusu yönetiyor.

 

 

 

BAŞKAN – Özgür Bey, eskiden, tüfek icat oldu, mertlik bozuldu denirdi. Bu sosyal medyada bir grup insan için…

NİHAT YEŞİL (Ankara) – Aynen öyle Başkanım.

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Aynen öyle yani.

BAŞKAN – Allah insanların haysiyetini, şerefini onlardan korusun arkadaş yani. Böyle karanlık bir odaya geçiyor, belki evdeki çocuğunun da göremeyeceği şekilde ismini gizleyerek, cismini gizleyerek. Bu ülkede ismini gizleyip Türkiye’yi sevenlerin Allah belalarını versin ya. Ne gizliyorsun kardeşim? Yani bir yaratık düşünün ismini gizleyip ülkeyi seviyor. Bu nasıl bir şerefsizlik, bu nasıl bir ahlaksızlık? Bir adam ismini gizleyerek siyasi değerlendirme yapar mı, birilerine laf eder mi, böyle şeyler olur mu? (Alkışlar)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) -  Başkanım, sizi alkışladık.

BAŞKAN -  Geçmişte bir olayı anlatayım mı? İsim vermeden bir şey anlatacağım. Adamcağız eve geliyor, hanımına diyor ki…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) -  Eşi Başkanım, eşi.

BAŞKAN -  “Ya, ben odada çalışacağım.” Hanımı da merak ediyor, arada sırada odaya bakıyor, sonuçta adam mektubu yazıyor, katlayıp oraya bir yere saklıyor. Ertesi gün, hanımı gidip mektuba bakıyor, okuyor. Hemen hemen haftada 2 sefer görüştüğü arkadaşıyla ilgili genel başkana bir mektup yazmış. “İşte şöyle, sana karşı, böyle karşı…” Kadıncağız bu mektubu alıyor, gönderiyor genel başkana, “Bunu yazan benim eşim.” diyor. Şimdi, bu milletvekili ne talihsiz bir milletvekili ya. Sokakta gezmemesi lazım, onun gidip başka bir işi… Arkadaşıyla ilgili yazmış bir de mektubu. Deşifre oluyor falan, yani dolayısıyla dünyanın en şerefli şeyi siyasettir. Siyaset yapanlar Türkiye'nin en onurlu insanlarıdır ama siyasetin içerisine basit insanların sızması da çok kolay maalesef ya. Kapımız açık hepimizin, gelen giriyor yani o bakımdan. Allah, bizi zayıf, karaktersiz, ismini gizleyenlerden korusun Ya Rabb’im. (Alkışlar)

Gündeme geçiyoruz, Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır. İYİ PARTİ Grubunun İç Tuzuk’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır.

Okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

Okutuyorum:

 

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

  Danışma Kurulu 18.02.2021 Perşembe günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19'uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                             Dursun Müsavat Dervişoğlu

                                                                                                             İzmir

                                                                                                   Grup Başkan Vekili

Öneri:

Aksaray Milletvekili Ayhan EREL ve 21 milletvekili tarafından, "Muasır medeniyetler seviyesine ulaşmanın en önemli şartı beyin göçünün engellenmesi" amacıyla 05.12.2018 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırma önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerin 18.02.2021 Perşembe günkü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere, İYİ PARTİ Grubu adına Aksaray Milletvekili Sayın Ayhan Erel’e söz veriyorum.

Buyurun Sayın Erel. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA AYHAN EREL (Aksaray) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, yüce Türk milleti; ülkemizde yaşanan beyin göçünün önlenmesi amacıyla İYİ PARTİ olarak vermiş olduğumuz araştırma önergesi hakkında söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Beyin göçü iyi eğitimli, üreten, düşünen, nitelikli çalışanların araştırma veya çalışma hedefiyle yurt dışına gitmesidir. Ülkemizde ciddi beyin göçü 1960’lı yıllarda başlamış, son otuz yılda 3’e katlanmıştır. Sürekli artan ve artmaya devam eden beyin göçünün nedenlerine baktığımızda; düşük ücret, vergilerin yüksek olması, ekonomik istikrarın olmaması, geleceğe endişeyle bakılması, siyasetin iş dünyasına girmesi, AR-GE uygulamasına önem verilmemesi, bilim ve teknolojinin değerli olmaması, fikirlerin ve buluşların destek görmemesi, adaletsizlik ve üniversite mezunu işsizlerin sayısındaki artış olarak görmekteyiz.

Yapılan bir araştırmada ortalama bir göçmen bir ülkenin yurt dışına giden 30 bin dolarına mal olurken, bu miktar yüksek kaliteli çalışanlarda 160 bin doları aşmaktadır. Bu da Türkiye’nin 230 milyar dolarlık yurt dışına giden doğrudan yatırımı anlamına gelmektedir. Beyin göçünün sonucu olarak ileride ülkemizin ekonomik, sosyal ve kültürel anlamda gerileyeceği ve ciddi anlamlarda krizler yaşayacağı ortadadır.

Beyin göçünün en önemli sonuçlarından bir tanesi de ülkenin önde gelen araştırmacılarını kaybederek ülkenin eğitim düzeyinin daha da düşmesine sebep olmasıdır. Bu kişiler gittikleri gelişmiş ülkelerde hem kendilerini hem de ülkeyi geliştirip birçok yönden zenginleştirirken, terk ettikleri ülkenin daha da gerilemesine ve fakirleşmesine neden olmaktadırlar. Gelişmiş ülkelerde işsizlik oranı ve vergi az olduğu gibi yüksek maaşlı çalıştıklarından dolayı uzman eğitmenler oraya kaçak yollarla bile gitmeyi göze almaktadırlar.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizde yapılan araştırmaya göre gençlerin artık Türkiye'den ümidini kestiği, düşlerine, hayallerine, umutlarına farklı ülkelerde kavuşmak istediği ortaya çıkmıştır. Araştırmada gençlerimize soruyorlar "Bu ülkeyi yönetiyor olsanız öncelikle çözeceğiniz sorun ne olurdu?" Gençlerin yüzde 47'si gibi büyük bir oran “İşsizlik, istihdam sorunu.” cevabını veriyor, yüzde 9’u “Hayat pahalılığı”, yüzde 8'i ise “Adalet” cevabını veriyor. "Eğitim veya iş amaçlı bir başka ülkede geçici süreli yaşama fırsatı tanınsa yurt dışına gitmek ister misiniz?" sorusuna gençlerin yüzde 76'sı “Evet, kesinlikle giderim.” derken sadece yüzde 14'ü ise "Evet ama ülkemde aynı şartları bulursam gitmem." cevabını veriyor.  Kalıcı olarak bir başka ülkenin vatandaşlığı verildiğinde "Evet, terk eder giderim." diyenlerin oranı yüzde 64 olurken sadece yüzde 14'ü "Ülkemde kalırım." cevabını veriyor. “Neden başka bir ülkede yaşarsınız?" sorusuna ise gençlerin yüzde 59'u "Daha iyi bir gelecek için.” cevabını verirken, yüzde 15'i "Daha huzurlu hayat." yüzde 6'sı “Adalet ve eşitliksizlik için.” cevabını veriyor.

Değerli milletvekilleri, gençlerimiz karamsardır, gençlerimiz ümitsizdir, gençlerimizin yarınlara dair hayalleri, ümitleri yoktur. Gençliği karamsar olan, gençliğin ileriye dönük hayalleri ve hedefleri olmayan bir milletin de geleceğinin aynı oranda karamsar olacağı hepimizce bilinmektedir.  Ülkemizde beyin göçü lise seviyesine inmiş, işsizlik korkusuyla İstanbul Erkek Lisesinin, 2019 mezunlarının yüzde 53'ü Avrupa'ya gitmiştir,  Alman Lisesinin yüzde 95’i Avrupa’ya gitmiştir.

Değerli Başkan, değerli milletvekilleri; sonuç olarak, ülkemizde yaşanan beyin göçünün önlenmesi amacıyla vermiş olduğumuz önergenin lehine oy kullanmanızı talep ediyorum.

Ben gençlerle bolca sohbet ettiğimde… Bizim kuşak, bizler analarımız, babalarımız Adalet Partili olduğu hâlde başka partilere oy vermiş insanlarız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun toparlayın.

AYHAN EREL (Devamla) - AK PARTİ’li arkadaşlarıma sesleniyorum: Sizin çocuklarınız da yaşanan bu gelişmelerden rahatsızlar, inanın ki kendi çocuklarınız AK PARTİ’nin bu tutumundan rahatsızlar, belki de size oy vermeyecekler gibi; benden söylemesi.

Hepinize saygılar sunuyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Halkların Demokratik Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Erol Katırcıoğlu konuşacak.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA EROL KATIRCIOĞLU (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın vekiller, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, beyin göçü gerçekten Türkiye'nin önemli bir konusu olması gereken bir konu fakat bu konu da başka konular gibi yeteri kadar önemsenmiyor.

Şimdi, herhangi bir göç için düşündüğümüzde, göçün sebepleri üzerinden baktığımızda birkaç tane temel faktör görüyoruz. Bunlardan bir tanesi, ülkenin dışındaki bazı imkânların çekiciliği insanları göçe yöneltiyor yani daha iyi bir gelir elde etmek imkânının olmasından dolayı oluyor bu veya başka sebeplerden ama daha çok kişisel ve gelir artırıcı imkânları değerlendirmek üzere göçler çekici hâle gelmiş oluyor.

Bir de itici sebepleri var göçlerin yani insanlar göç etmeyi istemese de içinde yaşadıkları koşullar öylesinedir ki göç etmek bir kaçınılmazlık olarak ortaya çıkıyor. Değerli arkadaşlar, bunların da daha çok içinde yaşadığı toplumun özgürlük ortamı, hatta fiziki tehdit altında olmak gibi faktörler olduğunu görüyoruz.

Şimdi, tabii, “beyin göçü” deyince üç dakika içinde ne anlatılabilir? Ben size birkaç şeyle gençlerle ilgili birkaç konuyu gündeme getirmek istiyorum. Evet, gençler gidiyor -yani demin konuşan  İYİ PARTİ’li arkadaşım anlattı- özellikle yabancı dilde eğitim yapan İstanbul Erkek Lisesi gibi Robert Koleji gibi okullardan mezun olanlar gidiyor ve bunların sayısı da yüzde 70’lere varan bir orana gelmiş durumda. Buna tabii ki akademisyenleri vesairede ekleyebiliriz, bu çok kalabalık, geniş bir kesimdir, doğrusunu isterseniz. Fakat burada bu hadisenin esasında bizi şöyle düşündürmesi lazım: Ya gençler ne istiyor hakikaten? Gençler bizim gibi yaşlılardan ne istiyor? Emin olun değerli arkadaşlar bu konu bence çok önemli ama biz bunu düşünemiyoruz bile.

Sayın Cumhurbaşkanı, Boğaziçi Üniversitesiyle ilgili olarak ortaya çıkan tablo da bence hiçbir ayrıntısına da bakmadan “teröristler” diye bir ifade kullandı. Hâlbuki, gençler anlaşılmak istiyorlar, her şeyden önce anlaşılmak istiyorlar. Çünkü gerek kendi toplumlarıyla ilgili olarak gerekse hayatla ilgili olarak soruları var ve bu soruların cevabını bilmiyorlar, hepimizin gençliklerimizde olduğu gibi. Dolayısıyla da bu soruların cevaplarını ararken belki bizim beğenmediğimiz yollara da sapmış olabilirler ama biz yine de kendimize şu soruyu sormamız lazım: Gençler ne istiyor sahiden?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, toparlayın.

EROL KATIRCIOĞLU (Devamla) – Gençlerin ne istediğine dair gerçekten doğru dürüst bir inceleme yapıldı mı, bir çalışma yapıldı mı derseniz ben bunun yeteri kadar olmadığı kanaatindeyim. Olan çalışmalar şunu söylüyor gençlerin aşağı yukarı yüzde 60-70’i civarında yurt dışına gitmek istiyorlar, yurt dışından da dönmek istemiyorlar üstelik.

Değerli arkadaşlar, bir an için düşünün biz bu insanları, bu gençlere ne vaat ediyoruz? Nasıl bir gelecek vaat ediyoruz? Yani, zamanım çok kısıtlı onun için kendi deneyimlerimden giderek birkaç şey daha eklemek isterdim ama doğrusu gençler gerçekten -yani özellikle üniversite gençlerini düşünerek söylüyorum size- kendilerine yol arıyorlar ve bu yolu bulmak için de sizin verdiklerinize bakarak karar veriyorlar. Eğer siz onlara terörist derseniz, onları ötekileştirirseniz, onlar da ötekileşmeyi seçip başka ülkelere gitmek zorunda kalıyorlar. Bu gerçekten büyük bir kanayan yaradır.

Hepinize teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Sibel Özdemir’e söz veriyorum.

Buyurun Sibel Hanım. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA SİBEL ÖZDEMİR (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Evet, İYİ PARTİ’nin, artan beyin göçünün önlenmesi amacıyla verilen önergesini desteklediğimizi paylaşıyorum. Özellikle yükseköğretim düzeyinde karşı karşıya kaldığımız beyin göçünde, üniversitenin akademik, idari ve bilimsel özerkliğinin siyasi iktidar tarafından hedefe alınmasına ve bunların sonuçlarına değinerek başlamak istiyorum.

Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarında düşünce ve ifade özgürlüğü başta olmak üzere eğitimin kalitesi düşmüş, beyin göçü lise seviyesine kadar düşmüş ve yurt dışına göç eden vatandaşlarımızın sayısında büyük artış yaşanmıştır. TÜİK’e göre 2019 yılında 330 bin kişi Türkiye’den yurt dışına göç etmiş. En çok göçün yaşandığı yaş grubunun 25-29 yaş aralığında olması çok vahim bir sorundur değerli milletvekilleri.

Araştırma ve nitelik bakımından beklenen düzeye ulaşamayan üniversitelerimizin, üzerlerindeki baskının, gözetimin ve üniversiteye yönelik siyasi ve idari baskının artması sonucunda Türkiye yüksek oranda beyin göçü veren bir ülke konumuna gelmiştir. Doktora yapanların yüzde 70’i, yüksek lisans yapanların yüzde 68’i gelecek kaygısıyla yurt dışında yaşamak istiyor.

Değerli milletvekilleri, ülkemizde özellikle 15 Temmuz darbe girişimini bir fırsata çeviren siyasi iktidar, olağanüstü hâl uygulamalarıyla 2016 yılından itibaren üniversiteleri, akademik özgürlükleri ve bilim insanlarını hedef almıştır. 2018’de yürürlüğe giren Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemiyle de üniversitelerin idari, mali ve akademik bilimsel özgürlüklerinde çok daha ciddi geriye gidişler yaşanmıştır. Bir Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyse 15 Temmuz sonrası devam eden süreçte rektörlük seçimleri tamamen kaldırılıp doğrudan Cumhurbaşkanı tarafından rektörün atanmasının yolu açılmıştır. Yaşanan bu geriye gidişlerle bilim insanları için özgürlük ortamı, bilimsel araştırma, bilimsel yayından akademik tezlerdeki konu seçimine kadar özgürlükler daraltılmıştır. Özellikle üniversitelerde atamaların liyakat yerine sadakat ve siyasi yakınlıklara göre yapılması, dayatılması da beyin göçünü artırıcı bir faktör olmuştur. Üniversitelerde idari özerkliği tamamen kaldıran, akademisyenleri ve öğretim üyelerini, öğrencileri sürecin dışında bırakan bu atamalar hiçbir şekilde şeffaf olmadığı gibi liyakati, ehliyeti, uluslararası başarıyı dikkate almamıştır. İşte, hepimizin şahit olduğu, son, Boğaziçi Üniversitesine kurum dışında yapılan ve hiçbir şekilde şeffaf olmayan akademik kriter, liyakate dayanmayan atamanın sonuçlarını hep birlikte gördük. Bilimsel araştırma ve akademik faaliyetlerle gündem olması gereken üniversite, akademisyenler ve öğrenciler için maalesef siyasi tartışmaların, hesaplaşmaların, kutuplaşmaların öznesi hâline getirildi.

Değerli milletvekilleri, akademik özgürlükler ortamının güvence altına alınması ve beyin göçünün de önlenmesi için belki bir başlangıç olarak, bir ilk adım olarak üniversitelerde rektörlük seçimleri tekrar getirilebilir ki ben bu konuda Meclis Başkanlığına da bir kanun teklifi verdim ve Meclis Millî Eğitim Komisyonunda da çağrıda bulundum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun toparlayın.

SİBEL ÖZDEMİR (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Evet, bu konuda sadece Cumhuriyet Halk Partisi Millî Eğitim Komisyonu Sözcüsü Sayın Yıldırım Kaya cevap verdi bu çağrıma ve bu konuda bir adım atılmasını özellikle Meclis gündemine tekrar getiriyorum. Belki, bu, beyin göçünün önlenmesi ve bu araştırma önergesi de bir adım olur ve rektörlük seçimlerini tekrar tartışmaya açıp Meclis, YÖK ve bütün siyasi grupların da katılımıyla seçim noktasında liyakate, akademik kriterlere dayanan, gerçekten bilim insanlarının, akademisyenlerin, öğrencilerin sürece dâhil olduğu, üniversitenin tüm paydaşlarının dâhil olduğu bir süreç başlatabiliriz ve bu tartışmaları da böylece kapatmış olabiliriz diyorum.

Evet, ben, değerli milletvekilleri, sonuç olarak İYİ PARTİ’nin vermiş olduğu bu önergeyi destekliyorum. Siyasi iktidarın da bu ciddi sorun karşısında duyarsız kalmamasını tekrar yineliyorum.

Saygılarımla. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Rümeysa Kadak.

Buyurun Sayın Kadak. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA RÜMEYSA KADAK (İstanbul) - Sayın Başkanım, çok kıymetli Genel Kurul; İYİ PARTİ Grubu tarafından, beyin göçünün önlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılması için verilen grup önerisi hakkında söz almış bulunuyorum.

Ben izninizle bugün çok az sürem olduğu için hem kısacık neler yapıldığından bahsetmek, sonrasında da aslında gençlerin yine nasıl Genel Kurulda yanlış anlaşıldığından bahsetmek istiyorum. Uluslararası Lider Araştırmacılar Programı, bugün bahsetmek istediğim çalışmalardan yalnızca bir tanesi. Üst düzey bilimsel çalışmalara katılmış, yurt dışında araştırma deneyimine sahip başta Türk bilim insanları olmak üzere nitelikli araştırmacıların yurt dışından Türkiye’ye getirilmesi noktasında teşvik için başlatılmış bir çalışma ve çok başarılı bir çalışma. MIT, Stanford, Oxford, Yale gibi üniversitelerden çok başarılı araştırmacıların, aynı zamanda lider şirketlerden gelen araştırmacıların…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, hatibi dinleyemiyoruz, milletvekillerimizden de şikâyet söz konusu. Konuşma ihtiyacı olanlar kuliste konuşsunlar. Genç bir milletvekilimiz konuşuyor, onu dinleyelim lütfen. (Alkışlar)

RÜMEYSA KADAK (Devamla) – Teşekkür ederim Başkanım.

Aslında bu da tam olarak bence durumu gösteriyor, neden gençlerin bu kadar yanlış anlaşıldığı durumunu. Çünkü dinlemezseniz anlayamazsınız.

Bence bu çalışmalar Türkiye’nin başlatmış olduğu bilim ve teknoloji alanındaki yeni büyüme hikâyemizi nasıl beslediğini de zamanla gösterecektir. 2021 yılında açılacak çağrıyla birlikte de 100 değerli araştırmacımız ülkemize gelecekler.

Aynı şekilde, TÜBİTAK tarafından yürütülen Yurda Dönüş Araştırma Burs Programı ile Uluslararası Deneyimli Araştırmacı Dolaşım Programı kapsamında 720 çok kıymetli bilim insanı ülkemize dönmüş bulunuyor. Yine TÜBİTAK 2221-Konuk ve Akademik İzinli Bilim İnsanı Destekleme Programı kapsamında 588 kişi desteklendi. Aynı şekilde, beyin göçünü önlemek ve bilim insanımızın araştırmalarını ülkemizde devam ettirmelerini teşvik etmek amacıyla 2019 yılında da Öncü Araştırmacılar Destek Programı’nı başlattık. Bu program kapsamında 5 milyon TL’ye yakın destek sağlayacağımızı da duyurmuştuk.

Eğer insanların ülkemize gelmesi konusunda bu kadar dertliyseniz ya da yurt dışındaki imajımız konusunda bu kadar dertliyseniz bence partinizdeki milletvekillerinin yurtdışına verdikleri demeçlerin tek ortak noktasının olumsuzluk olmaması gerekir bu noktada.

Bugün gençlerin yanlış anlaşıldığından bahsedildi birçok milletvekili tarafından, “Gençler gidiyor.” denildi. Gençler geri dönmek için gidiyor, ben bu gençlerden bir tanesiyim. İngiltere’de baktığınızda uluslararası ilişkiler eğitimi aldım, Almanya’da pazarlamayla ilgili eğitim aldım, yine aynı şeklide Londra Üniversitesinde, Oxford Üniversitesine ek olmak üzere dijital diplomasi alanında eğitim alıyorum. Bu eğitimleri ben ülkemde daha kuvvetli bir şekilde var olmak için alıyorum, öyle bir senaryo çiziliyor ki…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

RÜMEYSA KADAK (Devamla) – …sanki gençler ülkelerinden memnun değil, buradaki durumdan çok şikâyetçi oldukları için asla geri dönmemek üzere yurtdışına gitmek istiyorlarmış gibi bir senaryo çiziyorsunuz ve bunu Türkiye Büyük Millet Meclisinde çiziyorsunuz, gerçekten çok büyük bir üzüntüyle dinliyorum buradaki konuşmaları.

Bugün bakıldığında, verilere, 10 binlerce öğrenci MEB burslarıyla birlikte yurtdışında eğitim almak için -dünyanın en iyi üniversiteleri de dâhil olmak üzere- üniversitelere seçilip gidiyorlar, destekleniyorlar. Bu gençlerin yüzde 95’inden fazlası zaten Türkiye'ye geri dönüyor. Ben hangi gençlerden bahsettiğinizi gerçekten merak ederek dinliyorum konuşmalarınızı. O sebeple, aynı şekilde, çalışarak, burs kazanarak yurtdışına gitmiş gençlerden birisi olarak konuşuyorum. Gençlerle ilgili konuşurken bence burada çizdiğimiz imaj çok önemli. Onların adına sanki ülkelerini sevmiyormuşçasına bir konuşma yaptığınızda en çok da bundan gençler rahatsız oluyor. Ben bunu gençleri kullanmak olarak değerlendiriyorum. O sebeple benzer konuşmaları her seferinde söylediğim gibi tekrar yapmamayı umuyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Tabii ki eksiklikler olabilir, beyin göçü oranını azaltmak hepimizin tabii ki ortak isteği bu noktada da ben sadece beyin göçü oranın neden yüksek olduğunu ısrarla bağırmak değil, neler yapılabileceği noktasında da yorumlarınızı duymak isterim, onun daha yapıcı ve daha vizyon sahibi bir duruş olduğuna inanıyorum.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN – Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, çok kısa bir söz alabilir miyim?

BAŞKAN – Hayhay. Özgür Bey, ben görmedim söz istediğinizi.

Buyurun.

 

 

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Çok kıymetli konuşmalar oldu. Rümeysa Vekilimiz de değer verdiğimiz, dinlemekten memnun olduğumuz bir Vekilimiz. Bir tek şeyi hatırlatacağım: Rümeysa’ya da süre yetmedi, Sibel Hanım’a da, diğer konuşmacılara da. Bu süre on dakikaydı, bu süreleri yapılan İç Tüzük değişikliği üç dakikaya indirdi. Biz yedi dakika daha Rümeysa’yı dinleyebilirdik. Biz o yönde oy kullandık. Kayıtlara geçsin istedim.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Doğru.

Sağ olasınız.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Beştaş.

 

 

 

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Teşekkür ediyorum.

Acil bir mesele olduğu için paylaşmak istedim. Meclis Başkan Vekili olarak girişimde bulunmanız için size de söylüyorum.

Şimdi, Ankara’da biraz önce yani bir saat önce Türkiye İşçi Partisi il yöneticisi Ali Aydoğan ve Öğrenci Kolektifleri Üyesi Uğurcan Baynal ile Sena Bademli polisler tarafından sivil, beyaz bir araca alınmış, avukatlar aramışlar “Emniyette değiller.” diyorlar. TİP yöneticisi serbest bırakılmış ancak şu ana kadar Uğurcan Baynal’la ve Sena Bademli’yle ilgili arkadaşları ve ailesi ulaşamıyor. Milletvekili, Türkiye İşçi Partisi Genel Başkanı Erkan Baş da aradı yani “Çok acil bir durum.” diye ilettiler. Yani bu konuda İçişleri yetkilileriyle bir iletişim kurmanız ve bu konuda bir açıklama yapmak durumu rahatlatacaktır.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

Öneriyi okutuyorum:

 

 

 

18/2/2021

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 18/2/2021 Perşembe günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                             Hakkı Saruhan Oluç

                                                                                                     İstanbul

                                                                                             Grup Başkan Vekili

Öneri:

18 Şubat 2021 tarihinde Siirt Milletvekili Grup Başkan Vekili Meral Danış Beştaş ve İstanbul Milletvekili Grup Başkan Vekili Hakkı Saruhan Oluç tarafından verilen 11276 grup numaralı nefret suçlarının nedenleri ve alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla ‘Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis Araştırması Önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 18/2/2021 Perşembe günkü birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Batman Milletvekili Sayın Mehmet Ruştu Tiryaki.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Nefret söylemi, ayrımcılık ve nefret suçlarını nedenleriyle, bunlara karşı hukuki ve demokratik mücadele konusunda gerekli çalışmaların yapılması, toplumdaki nefretin engellenmesi ve nefret yasası çıkarılması için ön hazırlık olması amacıyla bir araştırma komisyonu kurulmasını öneriyoruz.

Nefret suçu, failin din, dil, ırk, etnik köken, engelli olma, cinsiyet ve cinsel yönelmeye dair sahip olduğu ön yargıyla bu özelliklerden birine sahip olduğunu bildiği veya varsaydığı bir diğer kişiye karşı geliştirdiği suç olarak tanımlanmaktadır. Bir kişinin bir azınlık grubuna dahil olması nedeniyle zarar verici ya da aşağılayıcı davranışlara veya sözlere maruz kalması olarak tanımlayanlar da vardır. Bu kapsamda ön yargıdan kaynaklı motivasyonla gerçekleştirilen saldırı, cinayet, tecavüz ve mülke karşı suçlarla birlikte şiddet tehdidi ve diğer her türlü aşağılayıcı hareketler de nefret suçu kapsamında değerlendirilmektedir.

Nefret suçu, esasen mevzuatımızda açıkça düzenlenmiş değil, herhangi bir hukuk metninde de yer almıyor. Nefret suçu kavramı ilk kez 1980’li yılların sonunda özellikle Amerika’da beyaz bir grubun siyahlara yönelik yaygın biçimde saldırılar gerçekleştirmesi ve bu saldırıların basında yer almasıyla beraber kavramsal olarak kullanılmaya başlandı. Nefret suçundan söz edilebilmesi için iki koşulun bir arada var olması gerektiği söyleniyor: Birincisi, ceza kanunlarında nefret suçunun açıkça düzenlenmiş olması gerektiği, ikincisi de failin bu suçu mağdurun belirli bir gruba aidiyetinden kaynaklanan nefret saikiyle veya ön yargıyla işlemiş olması gerekir. Bizim ceza kanunlarımızda başta da söyledim, nefret suçu

açıkça düzenlenmiş değil ancak Anayasa’nın 10’uncu maddesinde herkesin dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayrım gözetmeksizin, yasa önünde eşit olduğu açıkça düzenleniyor. Türk Ceza Kanunu’nun 3’üncü maddesinde de “adalet ve kanun önünde eşitlik ilkesi” açıkça düzenlenmiş ancak Anayasa’nın ve Türk Ceza Kanunu’nun anılan hükmü mahkemelerce göz önünde bulundurulmuyor.

Kuşkusuz, ceza kanunlarında nefret suçunun açıkça veya örtülü bir şekilde düzenlenmemiş olması önemli bir tartışma başlığı ama temel hak ve özgürlüklere ilişkin uluslararası sözleşmeler bu konuda referans alınabilir ve uluslararası sözleşmeler göz önünde bulundurularak nefret suçlarının cezalandırılması sağlanabilir.

Bugün, burada, bu önergeyi sunmuş olmamızın asıl nedeni Ceza Kanunu’nda düzenlendi mi düzenlenmedi mi değil; asıl amacımız şu: Nefret suçuna giden yol, nefret söylemleri. Nefret söylemlerinin yaygınlığı da bir ülkede gerçekten nefret suçunun tartışılmasının önünü açacak bir şey.

Bakın, ben size birkaç tane örnek vereyim: LGBTİ’lere “sapkın” diyor bu ülkeyi yönetenler. Ermeni yurttaşlarımızdan bahsederken “Affedersiniz, Ermeni.” diyor yöneticiler. Ana Muhalefet Partisi liderinin mezhebi ön plana çıkarılarak meydanlarda, bir biçimde, mezhebi yuhalattırılabiliyor veya muhalefet partisine, partimize yönelik olarak “haşere” denilebiliyor, “telef edilmesi gereken haşereler” denilebiliyor. İşte, bunların hepsi nefret söylemleri. Ülkeyi yönetenler, siyasi partilerin liderleri, siyasi partileri adına söz kuranlar bu nefret söylemlerini olağan bir şekilde kullanmaya başlarsa eğer, bu toplumun en geniş kesimlerinde olağan olarak kullanılabilecek sözler gibi görülebilir. Dolayısıyla, bir Meclis araştırması komisyonu kurarsak eğer, bu komisyon da bu nefret söylemlerini derli toplu

bir şekilde inceleyip en azından toplumun geniş kesimlerince bu söylemlerden uzak durulmasını sağlayacak bir alt yapı hazırlayabilir. Belki bu komisyonun bu hazırlığı aynı zamanda gelecekte ceza yasalarında nefret suçuna ilişkin düzenleme yapılmasının da temelini oluşturabilir diyoruz. Önce sözden başlar her şey, her şeyden önce sözlerimize dikkat edersek belki nefret suçlarının işlenmesini de engelleyebiliriz. Bir iktidar adına konuşan bir kişi bu nefret söylemlerini kullanırsa eğer…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, toparlayın.

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Devamla) – Teşekkür ediyorum Başkan.

…ülkeyi en üst düzeyde yönetenler bu tür kavramları kullanırsa eğer, bir vatandaşa mikrofon uzatıldığında o vatandaş da “Eğer cezalandırılmayacağımı bilsem 20 tane Ermeni’yi öldürürüm.” demez. İşte, bu ülkenin en büyük sorunu, nefret söylemini ülkeyi yönetenlerin her gün, yine, yeniden dillendirerek nefreti yaygınlaştırmasıdır. Eğer bu hepimizi rahatsız ediyorsa böyle bir komisyon kurarak nefret söyleminin yaygınlaşmasını engelleyebiliriz diyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – İYİ PARTİ Grubu adına Denizli Milletvekili Sayın Yasin Öztürk…

Buyurun Sayın Öztürk. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA YASİN ÖZTÜRK (Denizli) – Öncelikle, tüm İslam âleminin ve yüce milletimizin, üç ayların habercisi olan Regaip Kandili’ni kutlarım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; nefret söylemi, ayrımcılık ve nefret suçlarının araştırılması için verilen grup önerisi üzerine İYİ PARTİ Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygıyla selamlarım.

AK PARTİ’sinin iktidara geldiği 2002 yılından bugüne siyasette nefret, ayrımcılık ve kutuplaştırma dili her geçen gün biraz daha artmış, toplumda endişe uyandırıcı seviyelere ulaşmıştır. Özellikle Sayın Cumhurbaşkanının söylemlerindeki ayrımcı ve kutuplaştırıcı dili kendi tabanını bir arada tutmanın yegâne anahtarı hâline gelmiştir. Sayın Cumhurbaşkanı kendisinden olmayanı, kendisine oy vermeyeni, kendisi gibi düşünmeyeni, haşa eleştireni doğrudan hedef tahtasına almakta, bir siyasetçiyi bırakınız, hiç kimsenin kullanmaması gereken bir dili kullanmakta beis görmemekte, hatta zaman zaman bu kimseleri bir şekilde hedef göstermektedir. Bugün saldırıya uğrayan siyasetçiler, gazeteciler ve pek çok vatandaş bu söylemin açık ve doğrudan mağduru olarak karşımıza gelmektedir. Bazen bu söylem etnik, mezhepsel bir dışlama, bazen cinsiyet ayrımcılığı, bazen de eleştiri yöneltilen gruplara göre “terörist, hain, terbiyesiz, gâvur” şeklinde de tezahür edebilmektedir. Bir çiftçi derdini anlatmaya çalıştığında “Ananı da al, git.” diyebilen Sayın Cumhurbaşkanı cinsiyetçi, eril söylemlerini “Adam gibi ölmek, madam gibi ölmek.” “Hatta bayanlar bile isterlerse astronot olabilirler.” gibi söylemleriyle birleştirerek kadınlarımızı küçümseyen bir dil olarak da kullanmaktadır.

Anayasa gereği tarafsız olması gereken bir Cumhurbaşkanımızın kullandığı ayrımcı dil sokağa da yansımış, Türkiye’nin birlik ve beraberliğini tehdit eder hâle gelmiştir. Güçlü bir Türkiye için milletimizin birbirini sevmesi, sevmese bile saygı göstermesi gerekirken bu kirli dil, kendisi gibi düşünmeyen komşusuna, kendisi gibi düşünmeyen aile bireylerine, hemşehrisine, iş arkadaşına hakareti, ayrıştırmayı, dışlamayı dönemin normali hâline getirmiştir. Yukarıdaki siyasi kirli dil sokaktaki vatandaşlarımızın ayrışmasına sebep oluyor, sosyal medyadaki troller sayesinde de bu derinleşiyor.

Ne yaman çelişkidir ki herkese hakaret eden Sayın Cumhurbaşkanı, kendisine “Of!” denildiğinde nefes almaksızın seri hakaret davaları açmaktadır. Asliye hukuk mahkemelerinin duruşma listelerine bakıldığında davacısının Recep Tayyip Erdoğan, davalısının bir siyasi isim ya da vatandaş olduğu binlerce dava göze çarpmaktadır. Daha önceki gün sadece eleştiri niteliğindeki söylemleri nedeniyle ülkemizin usta sanatçıları Müjdat Gezen ve Metin Akpınar’ın bir yıldan dört yıla kadar hapsi istenmiştir.

Değerli milletvekilleri, siyasi tarihimiz eleştiriyi nezaketle kabul eden ve eleştirilere cevabı bir sanat hâline getirmiş örneklerle doludur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

YASİN ÖZTÜRK (Devamla) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Buyurun, toparlayın.

YASİN ÖZTÜRK (Devamla) – Ne Sayın Alparslan Türkeş’in ne Sayın Süleyman Demirel’in ne Bülent Ecevit’in ne de Necmettin Erbakan’ın sözlerinde nefrete yönelik bir söylem bulunmamaktadır. Sayın Süleyman Demirel’in İslamköy’deki müzesi ziyaret edildiğinde Akbaba mizah dergisinde kendisi hakkında yapılan esprilere ne derece hoşgörülü yaklaştığı, bu mizahın o dönemin diğer siyasilerinin diline de bir hoşluk kattığı rahatlıkla görülmektedir. Geçmişteki saygın dilin günümüze yansıması için Sayın Genel Başkanımız Meral Akşener defalarca çağrıda bulunmuştur. Bu çağrıyı buradan tekrarlamak istiyorum. Gelin bir memleket masası etrafında toplanalım. Türkiye’nin de buna ihtiyacı var. Bu aynı zamanda yumuşama dilini getirir, kavga dilini ortadan kaldırır. Siyasilerin ülkenin temel meseleleri üzerinde bir uzlaşma metni, uzlaşma zemini sağlaması siyasi kültürümüze çok ciddi bir katkı sağlar, bu ülkenin geleceğine atılmış en sağlam adımlardan bir tanesi olur diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Yasin Bey, bak bugün Regaip gecesi değil mi?

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Ankara Milletvekili Sayın Tekin Bingöl…

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – El insaf Yasin Bey! Böyle olur mu Regaip gecesi?

BAŞKAN - Buyurun Sayın Bingöl. (CHP sıralarından alkışlar)

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Cumhurbaşkanımız bunları hak ediyor mu?

YASİN ÖZTÜRK (Denizli) – Cumhurbaşkanımız o cümleleri kurmadı mı?

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Hiç değil, hiç alakası yok.

YASİN ÖZTÜRK (Denizli) – Cumhurbaşkanı bunları yapmadı mı?

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – El insaf ya! Ya bırak yahu!

YASİN ÖZTÜRK (Denizli) – Cumhurbaşkanı bu cümleleri kurmadı mı?

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) –  Onların hiçbiri Cumhurbaşkanımıza ait değil.

YASİN ÖZTÜRK (Denizli) – “Adam gibi ölmek ile madam gibi ölmek…”

BAŞKAN – Sayın milletvekiline söz verdim sayın milletvekilleri…

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Nefret dili bizim dışımızdadır.

CENGİZ GÖKÇEL (Mersin) – Böyle olmaz!

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Nefret dili Cumhurbaşkanımıza yakışmaz.

BAŞKAN – Yasin Bey, buyurun, yerinize alayım.

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Ya, bugün Regaip gecesi ya! El insaf ya!

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – İbrahim Bey, muhatap olma ya!

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bingöl.

YASİN ÖZTÜRK (Denizli) – Muhatap olduk zaten seninle de, cezasını aldık.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – İşine bak!

YASİN ÖZTÜRK (Denizli) – Bağırma len!

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) –  Haddine bak! İşine bak!

YASİN ÖZTÜRK (Denizli) – Şekerin yükseldi, git şeker hapını al.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Ulan sensin!

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bingöl.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – “Ulan” diyor terbiyesiz herif!

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) – Şekeri yükseldi, şekeri.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – “Ulan” diyemezsin terbiyesiz herif!

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bingöl.

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) – Nefret söylemi bu işte. Bunu araştıralım, tam olarak bunu araştıralım.

YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) – Ya, nefretle ilgili siz konuşmayın bari, siz konuşmayın nefretle ilgili.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Neden?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri… Özlem Hanım, arkadaşlara hâkim olalım.

Sayın milletvekilleri…

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Dört başı mamur nefret topluluğusunuz da ondan.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Ya, ayıptır çünkü bu yaptığınız asıl nefret söylemi biliyor musunuz.

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Nefret size ait.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Asıl nefret söylemi bu işte.

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Sizi tarif ediyor.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Oradan “Asıl siz konuşmayın.” ne demek?

BAŞKAN – Sayın Beştaş…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Ama direkt hedef gösteriliyoruz.

BAŞKAN – Sayın milletvekiline söz verdim.

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Nefret eşittir, HDP.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Çok ayıp bir şey ya!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

Buyurun Sayın Bingöl.

CHP GRUBU ADINA TEKİN BİNGÖL (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

14 Şubat tarihi tıpkı Roboski’de, Kızılay’da, Suruç’ta, Beşiktaş’daki saldırılarda olduğu gibi Gara katliamı olarak tarihteki yerini aldı. İlginçtir aynı üslubu AK PARTİ’nin yıllardır sürdürdüğü üslubu burada da gördük. Katliam sonrasında baskın çıkmak, sorumluları gizlemek, sorumlulukları almamak adına klasik yöntem uygulandı hemen dönüp muhalefet suçlanmaya başlandı. Bu nefret dili giderek sokağa nefret suçu olarak yansıyor ve maalesef bu nefret dili Parlamentoda birbirimize olan saygınlığımızı da yok ediyor, Parlamentonun itibarını zedeliyor.

Bakın, değerli milletvekilleri, bu nefret söylemi Maraş’ta, Sivas’ta, Çorum’da büyük katliamlara yol açtı. Bu nefret dili sokağa taştı, Hrant Dink cinayeti işlendi. Şimdi, yine, bu nefret suçu çok kötü bir şekilde Türkiye’yi âdeta bir uçuruma sürüklüyor. Son on yılda nefret suçundan kaynaklı ırkçı cinayetlere maruz kalan 1.081 yurttaşımız hayatını kaybetti. Sadece 2019 yılında bu nefret suçu öyle farklılaştı ki 7 kişi hayatını kaybetti, 30’a yakın vatandaşımız ise maalesef yaralandı, bir kısmı sakat kaldı.

Değerli milletvekilleri, dün Ankara il kongresinde Sayın Genel Başkanımıza ağza alınmayacak hakaretler yapıldı. O cümleleri, o kelimeleri buradan kullanmanın bana, Parlamentoya saygısızlık niteliğinde geldiği için sarf etmeyeceğim ama bir şey yaşandı, Cumhurbaşkanlığının resmî sitesinde o kelimeler çıkarıldı. Niçin? İki gerekçe olabilir.

Bir: Herhâlde bunun ağırlığını dün akşamdan itibaren Türkiye'de yarattığı infiali gördüler ve buraya yazmaktan kaçındılar. Resmî internet sitesinde yok. (CHP sıralarından alkışlar)

İkincisi ise daha vahim: Eğer hukuki olarak çekinceden çıkarılmışsa hiç merak etmeyin değerli milletvekilleri, bu sözlerin karşılığı sadece 5 kuruştur, 5 kuruş; onun ötesinde bir şey değil. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, nefret dili maalesef bizim hiç de muhatap olmayacağımız bir dil. Ben ve arkadaşlarım, en mütevazı milletvekili arkadaşım, üye kardeşlerimiz dahi nefret dilini reddeden bir söylemi kendimize ilke edinmişiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bingöl.

TEKİN BİNGÖL (Devamla) – Bizim siyaset ahlakımız, bizim siyasete bakış açımız, yüz yıllık tarihimizin ve cumhuriyetin bize öğrettiği, kattığı değerler ölçüsünde nitelikli, usturuplu, saygın bir dili emrediyor; bu dili sonuna kadar kullanacağız, asla sizin kullandığınız dile muhatap olmayacağız ve bu dil, sizi mutlaka ama mutlaka mahkûm edecek.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Ankara Milletvekili Sayın Naci Bostancı konuşacak.

Buyurun Sayın Bostancı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA MEHMET NACİ BOSTANCI (Ankara) – Sayın Başkanım, değerli arkadaşlar; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Nefret diline, nefret söylemine itiraz etmek haklı bir taleptir; esasen hepimizin bu tavrı desteklemesi gerekir. Tavırdan ve yaklaşımdan bahsediyorum. Fakat burada grup önerisini açıklarken arkadaşların vermiş olduğu örnekler esasen başlangıçtaki o iyi niyetli çabayı gölgeleyen örneklerdir diye düşünüyorum. Eğer toplumumuzda nefret diline ve kabul edilemeyecek ifadelere ilişkin bir çalışma yapılacak olsa bunun mütekabil bir şekilde oluşan bir dil olduğunu vicdanı olan herkes görürdü. Hiçbir dil kendi başına sivri ve keskin bir şekilde ortaya çıkmaz, bir karşılıklılık teşekkül eder. Aslolan, buradaki iklimi, buradaki atmosferi mütekabil olarak yükselen, sertleşen, nefret diline dönüşen bir dil olmaktan çıkartan medeni bir üslubu benimsemektir. Bakın, burada, bazen muhalefetten kimi sözcülerin yaptığı konuşmaları tersine çevirerek, oradaki özneleri ve muhatapları yer değiştirerek dile getirmeye kalksak emin olun aynı sözleri burada kullanılırken alkışlayanlar, bağlam değiştiğinde öfkeyle ve kızgınlıkla davranacaklardır. Galiba oturduğumuz yerlere göre konuşmaları dinlemeye alışkın kulaklarımız da var. Belki dikkat edilmesi gereken hususlardan birisi de bu.

Peki, dil niye bu şekilde keskinleşiyor? Bunun çok tabii nedenleri var, üç dakika içinde anlatamayız. İşin toplumsal nedenleri var, yaşadığımız döneme ilişkin modernleşmeyle birlikte kesinlikle analiz edilmesi gereken yönleri var ama bir husus daha var ki -herhâlde hepimizin dikkat etmesi gerekiyor- o da sosyal medya marifetiyle teşekkül eden bir troll dili. Normalde siyasetin, siyasal dilin sosyal medyaya nüfuz etmesi ve buradaki dili dönüştürmesi gerekirken bana öyle geliyor ki tam tersine bir durum söz konusu. Sosyal medyadaki troll dili, gündelik siyasetin dili olmaya başlıyor. Bakın bunu hepimiz için söylüyorum. Yani sosyal medyayı çok verimli bir şekilde kullanan arkadaşlar da -buradaki bir tür derinlik sarhoşluğu olarak tanımlayacağım- daha fazla taraftar toplayan yaklaşımın ve dilin nasıl olduğunu muhakkak analiz ediyorlardır. O bakımdan, bence Mecliste herkese, bir grup önerisinin ötesinde düşen en temel görevlerden biri -burada herkes sosyal medyayı kullanıyor- sosyal medyadaki dili Mecliste de kullanabiliyorsak, Mecliste birbirimizin yüzüne bakarak konuşabiliyorsak ona göre ayarlamak, düzenlemek gerektiğidir. Bunu salim bir kafayla -böyle rekabetçi bir anlayışla değil- düşünmekte hepimiz adına ve memleket adına fayda var.

Bir hususun da altını çizmek isterim. Latinlerin bir kelimesi vardır “obscene” diye. “obscene” edepsiz demektir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)           

BAŞKAN – Hocam, buyurun toparlayın.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – “obscene” yani edepsiz kelimesi hem incelikle davranma hem de utanmaya atıf yapar. Edepli olmak, insanın utanmasını gerektirir, aynı zamanda incelikli olmasını gerektirir.  “obscene” kelimesinin aynı kökeninden gelen ”obscenus” uğursuz demektir. Eğer edepli olmazsanız, uğursuz bir gelecek oluşturursunuz. O bakımdan dili dikkatli bir şekilde kullanmak, karşıdakini hasımlaştırmaksızın onu kendisine katabilecek, kendisiyle en azından ahlaken, vicdanen toplumun meselelerinde bir araya getirebilecek bir yaklaşımı sergileyebilmek bence son derece önemlidir ve hepimizin üzerine düşen bir görevdir.

 Ben bu grup önerisinin en azından şu müzakere zemininde böyle bir anlayışa destek vermesini ümit ederim ama grup önerisine itiraz ediyoruz, karşıyız, getirdikleri için de teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Bu konuşmadan sonra destek vermeniz lazım.

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) – Başkan, bir yerden başlanmak gerek, bir başlangıç olabilir.

BAŞKAN – Özgür Bey, buyurun.

 

 

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, üç hususta konuşmayı değerlendireceğim.

Birincisi şu: Bu Meclise Genel Başkanların gelmesi -ki katkı sağlamaları- Meclisi güçlendiriyor, renklendiriyor. Tabii ki Adalet ve Kalkınma Partisinin Genel Başkanının özel durumundan dolayı Grup Başkanı var, Grup Başkanının kürsüde gelip konuşma yapması müzakereleri kıymetlendirme açısından çok önemli bir kere bunu söyleyeyim.

İkincisi: Genel yaklaşım açısından söylediklerine katılıyoruz ama buradan sonra gönül ister ki bu Parlamentoda hep diyoruz ya: “Güçlüyüz, kendi gündemimize hâkimiz.” Bu kadar benzer düşünülüyorsa nefret söyleminde bir araştırma komisyonu kurulmalı -belki  şimdi reddedecekler ama- gelecek hafta ortak Komisyon kuralım ama mutlaka ve mutlaka bunun üzerinde çalışmamız lazım. Bir de ben çok faydalandım ama ben hep şöyle düşünürüm: Türkiye'de kim kamu yöneticisi olacaksa, kim Türkiye'de bir yerin başına gelecekse…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özel.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Şeyh Edebali, şimdi Osmanlı’ya birçok referans yapıyoruz, ortak tarihimiz, geçmişimiz. Şeyh Edebali’nin Osmanlı’nın kurucusuna öğüdü vasiyet niteliğindedir değil mi hepimiz için? O öğütte “Ey, oğul sen baş oldun.” diyor ve anlatıyor: “Bundan sonra bize ne düşer, sana ne düşer.” Yani ülkeyi yönetenin o vasiyetin kendisine bırakılmış bir öğüt olduğunu görmesi lazım, o muhalefetin de ders alması gereken bir şeydir ama öğüdün kendisi iktidaradır. Osmanlı’ya bu kadar referans yapıp, Şeyh Edebali’nin öğüdünden istifade edip vasiyetini uygulamamak doğru bir şey değil; takdirlerinize sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Beştaş, buyurun.

 

 

 

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Ben de Sayın Grup Başkanının konuşmasını dikkatle dinledim. Doğrusu, bu konuşmadan sonra ortak komisyon önerisini destekleyeceğini bekliyordum, hakikaten umudum arttı; en son maalesef olmayacağını söyledi ama bu olmayacağı anlamına gelmiyor bundan sonra. Yani bizim de Halkların Demokratik Partisi olarak önerimiz: Başta Meclisteki bu dili önce bir nefretten arındıralım, hakikaten birbirimize anlatırken önce buradan başlayalım ve bu komisyonla ilk adımı bütün gruplar ortaklaşa oluşturabiliriz.

Son olarak, iktidar grubunun vekiline cevap vermeyeceğim, isimlerini vermiyorum, zikir de etmiyorum ama umarım Grup Başkanlarını dinlemişlerdir ve nefret söylemlerine, burada bir partiye nefret söylemine bir daha teşebbüs etmezler.

Teşekkür ediyorum.

 

 

 

BAŞKAN – Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

 

 

                                                                                                      18/2/2021

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 18/2/2021 Perşembe günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                    Özgür Özel

                                                                                       Manisa

                                                                               Grup Başkan Vekili

Öneri:

Manisa Milletvekili, Grup Başkan Vekili Özgür Özel tarafından Coronavirüsle mücadele sürecinde vaka sayılarındaki artış ihtimaline karşı alınması gereken önlemler ile aşı tedariki konularının ele alınması amacıyla 11/2/2021 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan genel görüşme önergesinin (8/35), diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 18/2/2021 Perşembe günlü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Manisa Milletvekili Sayın Özel.

Buyurun Sayın Özel. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; diyoruz  ki: Anayasa’nın 98’inci maddesi Meclise genel görüşme yapma yetkisi ve ödevi veriyor. Anayasa’nın 98’inci maddesi ne diyor? “Genel görüşme, toplumu ve Devlet faaliyetlerini ilgilendiren belli bir konunun Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda görüşülmesidir.” diyor. İç Tüzük’ümüzün de 101, 102, 103’üncü maddeleri bunu şöyle düzenlemiş: Bir konuda genel görüşme teklif ediliyor, Genel Kurul karar veriyor. Karar verirse ki görüşme açılsın, kırk sekiz saatten önce açamıyorsunuz ve yedi günden geçe bırakamıyorsunuz. Niye böyle yapılmış? “Talep olduğunda o görüşmeye katılması gerekenler gerekli hazırlıkları yapsınlar ama anayasal bu hak da geciktirilmesin.” diye.

Bizim genel görüşmedeki talebimiz ne? Talebimiz şu: Bütün dünyada bir coronavirüs salgını yaşanıyor. 2019’un Aralığın sonunda Çin’de başlayan bu hastalık, ilk dış vakayı Singapur’da yaşattıktan sonra, Mart ayının 10’undan itibaren de Türkiye’yi etkisi altına aldı. Sağlık Bakanına ilk başta tüm siyasi partilerden, toplumun tüm kesimlerinden iyi şeyler yapması için, doğruları yapması için çok ciddi bir kredi açıldı. Burada görüşmeye çağrıldı, o görüşmeye geldi. Ancak daha sonra Sağlık Bakanına duyulan güvende gitgide bir erozyon başladı çünkü bir süre sonra gördük ki, hasta sayımızı “vaka” diye ilan ederek ve aslında hastayla klinisyenler, vakayla pandemiyle mücadele edecek halk sağlıkçılarının muhatap olması gerekirken hem ülkemizi hem dünyayı kandırdık. Bu ortaya çıktığında iş işten geçmişti, normalleşmeyi “salgın geçti” gibi anlayan halkımız ikinci büyük dalgayla muhatap oldu ve şunu yaşadık: Kasım ayından itibaren günde 300 can kaybı.

Bu hafta, tutulan 13 Türkiye Cumhuriyeti vatandaşımıza, 3 askerimize, 16 şehidimize ne kadar üzüldük. 2 bakan geldi, bilgiler verdi, burada özel oturum yaptık. Dikkatinizi çekerim, biz şu anda bile günde onun 5 katı kadar kayıp veriyoruz. Ölen herkesin annesi var, babası var, evladı var, çocuğu var, torunu var. O yüzden, 300 kişi kaybediyorduk kasım ayında, her gün bir Soma faciasıydı ama mart ayında bilgilendirmeyi gerek gören Bakan, bu Meclisin bu konuyu konuşmasını gerekli gören iktidar partisi bugüne geldiğimizde bu talepten uzak duruyor ve biz, şu ana kadar bekledik. Bakanlık, Meclise gelip bilgi verecekse genel görüşme talebimizi vermeyecektik, çekecektik. Bakan, on beş gün içinde bir tarih söylesin programı o kadar yoğunsa. Biz demiyoruz yarın gelsin, yok ama bu genel görüşme açılırsa gelecek hafta perşembe gününe kadar vakit var. Neye cevap vermesi gerekiyor? Bir: Bütün dünya mutasyona uğramış, önce İngiltere’deki virüsleri, o virüslere aşıların etkili olup olmayacağını tartışıyor, biz tartışmıyoruz. Bir Bilim Kurulu üyesi dedi ki “Türkiye’ye özgü mutasyon var.” Bu konuda bilgiye ihtiyaç var, böyle bir bilgi yok. Sayın Bakan, 9 Aralık’ta ve 25 Aralık’ta yaptığı beyanlarıyla Türkiye’nin elinde şubat ayının sonuna kadar 54 milyon coronavirüs aşısı olacağını söylemişti, şu ana kadar 13 milyon aşı geldi, endişeliyiz, bir şey söylemiyor. Peki, bu aşının tedarikinde Çin’in bunu bir siyasi pazarlık malzemesi yaptığı şüphesi var, bu konuyu konuşamıyoruz. Ve Türkiye’nin aşılama faaliyetlerinin, Türkiye’nin aşı geliştirme çabalarının, cumhuriyetin en önemli kazanımı Hıfzıssıhha Adalet ve Kalkınma Partisi döneminde kapatıldı. Şu an yerli aşı çabaları ne durumdadır? Bunları bilmek istiyoruz, bunu konuşamıyoruz ve günde 100 insanımızı kaybettiğimiz bir süreçte, bugün bile üç günde bir Soma faciası yaşıyorken Bilim Kurulu üyeleri diyor ki “Şubat ayının sonu, martın başı gibi 3’üncü dalga gelebilir.” Bu konuda ne yapacağız, bunu konuşmak istiyoruz.

Ayrıca, 30 üyesi olan barolara  “Oy kullanırken birbirinize coronavirüs bulaştırırsınız.” diye seçim yaptırılmazken, iktidar partisi lebalep dolu salonları teşvik ederek, tebrik ederek “El ele tutuşun.” diyerek coronavirüs konusunda doğrudan salgının…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özel.

SALİH CORA (Trabzon) – Hijyen kurallarına uygun bir şekilde doldu.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Şimdi, şöyle bir şey diyebilirsiniz: Belli standartları sağlarsınız, “Bu standartları sağlayanlar yapar.” Barolara diyor musunuz, “HES kodu verirseniz, maske takarsanız, mesafeye uyarsanız 35 avukat başkanınızı seçin.” Neden? Orada siyasi endişeniz var. Ama sadece siyasi partilere toplanmak serbest. Şu anda Türkiye'nin salgınla mücadelesindeki en önemli tehdit Adalet ve Kalkınma Partisinin yaptığı kalabalık ve kalabalığın bizzat Genel Başkanlarınca övüldüğü ve teşvik edildiği kongreleridir. İl il vaka sayıları var. Önden baksan en çok vakanın olduğu 5 ilde son bir haftada kongre yaptı Adalet ve Kalkınma Partisi, Karadeniz Bölgesi başta olmak üzere, sonradan bakarsan, çok büyük bir risk alınmış ve on beş gün sonra o kongrelere katılan insanların sağlığı ve halk sağlığı ciddi şekilde tehlikede.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Sayın Başkanım, bir cümlemi tamamlamama müsaade ederseniz.

BAŞKAN – Tabii.

Buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - Bunların konuşulması lazım ama Bakan lütfedip buraya gelmezse, iktidar partisi de bu görüşmeye olanak vermezse tarih önünde bu sorumluluğu hem bu genel görüşmeyi reddedenler taşıyacaktır hem de Bakan. İlk başta “tweet” atıyorsunuz, gece 01.00’de arıyordu bilgilendirme yapmaya her birimizi ama şimdi çağırıyorsun, anayasal hakkı kullanıyorsun, davet ediyorsun, 600 milletvekilinin 589 milletvekilinin “tweet”ini takip edip cevap veren Bakan böyle bir çağrıya cevap vermiyor; bu, kabul edilebilir değildir.

Teşekkür ediyorum. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – İYİ PARTİ Grubu adına Isparta Milletvekili Sayın Aylin Cesur.

Buyurun Sayın Cesur. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA AYLİN CESUR (Isparta) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Bir senedir, pandemi olunca konu, bu kürsüde kaygılarımı dile getiriyorum, geldiğimiz noktada, üzülerek bugün söylüyorum ki maalesef

haksız olmadığımızı gördük. Bugün gelinen noktada 2,6 milyon vaka ve 27.738 ölüm var. Burada da PCR pozitif olanları sayıyorsunuz sadece, aslında bunların 2 katı demek yani durum vahim ve bugün de burada diyeceğim ki: Aşıyla ilgili gelişmeler kaygı verici bugün çünkü hâlâ yalnızca tek bir firmayla 50 milyon dozluk bir aşı sözleşmesi var. Aşıların nüfusu kapsama oranında dünyada 70’inciyiz; illetten kurtulma ve geç kalınan tedbirler nedeniyle imkânımız artık –maalesef üzülerek söylüyorum- kalmadı. Tek çaremiz var; bir an evvel sürü bağışıklığını sağlamak. Bunun için de bir an evvel, derhâl, hiç vakit kaybetmeden herkesin aşılanmasını sağlamamız gerekiyor ve bu da en az 150 milyon aşı demek ve bir an önce yapılması lazım.

Şimdi, Sağlık Bakanı Koca “100 milyon aşı siparişimiz var.” dedi daha yeni ama bu ilk sözleşmede vadedilen 50 milyon buna dâhil mi bilmiyoruz ve kesin mi de bilmiyoruz. Bundan sonra da açıklamayacakmış Sayın Bakan. Galiba çok fazla burada “aşı, aşı” dedik, küstü bize; yani latife yapıyorum tabii de. Neden açıklamıyorsunuz? Zaten Türkiye'nin pandemi konusundaki bütün sorunları, şeffaf olmamanızdan dolayı bugün bu hâlde değil mi? Şimdi, biz millet olarak bu kadar kaygılıyken, iyi haber alan bir insan bu haber iyi olsa neden milletinden saklasın? Burada benim burnuma başka kokular geliyor, yine verdiği sözü tutamama kokusu geliyor değerli arkadaşlar.

Şimdi, bizim 100 milyon doz aşımız olsa bile hâlâ dünyada nüfusa göre 55’inci olacağız ve 150 milyon aşı olsa 46’ncıyız hâlâ. Yani dünya ne kadar tedbirini almış. Dünyada pandemiyi yöneten en kötü ülkelerden biriydik, en kötüsüydük hatta ama önlemini aldı bizimle beraber kötü yöneten ülkeler.

Şimdi, Çin’le yapılan aşı anlaşmasının hâlâ içeriğini bilen yok. 1 doz aşıya ne kadar para ödüyoruz? Bilen yok. Aşı sevkiyatları neden gecikti? Bunu bilen yok. Şubatta 50 milyon aşı gelecekken neden hâlâ 13 milyondayız? Bilen yok. Anlaşmada gizli neler var? Bilen yok. Açıklayın bunları, biz burada sizden bunu istiyoruz.

Rusya’yla anlaşması yapıldığı söylenen Sputnik aşısının Türkiye’de üretilmesinin koşulları neler? Oradan kaç aşı alacağız? Neden  Türkiye’de lisanslı üretim anlaşmasının benzerini Çin’le yapmadık? Neden Pfizer aşısından getirilmedi? COVAX’a neden hâlâ üye olmadık?

SALİH CORA (Trabzon) – Bu akşam açıklayacağız.

AYLİN CESUR (Devamla) - Şimdi “Vaka sayılarını dert etmeyin, nasıl olsa her yerde çok vaka var, dikkat edin, öyle davranın.” denmişti ve 30 binlere fırladı vaka sayısı. Şimdi de “Aşı sayılarını dert etmeyin, aşı varmış gibi davranın” mı diyorsunuz yani, buradan bunu mu anlamamız lazım?

Şimdi, bu bakış açısının sonucu: Covid Performans Endeksi’nde dünyada 74’üncüyüz, buraya geldik ve bunun sonucu insanlar ölüyor, öldü insanlar. Hiç öyle laf atıp gülmeyin, çok ayıp, ayıp bu!

Şimdi, tekrar edelim: Derhâl aşı firmalarıyla sözleşmeleri yapın. Dünyada en az 3 sözleşmeyle yaptı bazı ülkeler, 6-7 firmayla yaptılar ve biz çeşitli aşılarımız olsun niye istiyoruz?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, toparlayın.

AYLİN CESUR (Devamla) – Olur da bir aşının tedariki gecikirse diğerini kullanın diye istiyoruz. Dünyanın bin hâli var, aşılar ne kadar etkin olacaklar -bugün bazı bilimsel veriler var ama- yarın ne olacak, bu da belli değil; alın aşıları koyun deponuza. Bugün, bunu saklayacaksanız, daha milletten bunu saklayacaksınız, daha bunu çok görecekseniz neyi vereceksiniz devlet olarak?

İkinci kez aşılama durdu, 12’nciyken 33’üncülüğe geriledik; aşılamanın durmaması lazım. Demek ki kapasitemiz var, demek ki aşı olduğu zaman yapabiliyoruz ve bir an önce Hıfzıssıhhanın açılması konusunu her kürsüye çıktığımda söylüyorum, Covid olunca konu gene söyleyeceğim.

Bir konu daha var: Merkezi Hastane Randevu Sistemi çöktü geçen hafta, aile hekimlerinin yükü azmış gibi bir de bununla uğraştılar. Yaşlı olan hastaları dışarıda mı bekletsinler soğukta, içeri alsınlar bulaş mı olsun bilemediler. Bunu da düzeltmeniz gerekiyor.

Şimdi, sözün özü: Dünyayı izlemek ve bilimi rehber almanız şart -vaktim bitti- sağlıkçıya ve esnafa yüklediniz pandemiyi. 100 bin tane esnaf bir yılda kepenk kapattı. Bu iş uzadıkça esnaf artık bitik, ölmenin ötesinde, ölmenin ötesine geçmiş esnaf ve 376 sağlık çalışanımız öldü -açıklanan verilerle- 30 bine yakın vatandaş öldü.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AYLİN CESUR (Devamla) – Çok katılıyorum CHP Grup Başkan Vekili Sayın Özgür Özel’e, derhâl burada genel gündemle toplanılmalı. Bunları Sağlık Bakanımızla, milletvekilleri olarak bizi buraya gönderen millet adına konuşmalıyız.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Mersin Milletvekili Sayın Rıdvan Turan’a söz veriyorum.

Buyurun Sayın Turan. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA RIDVAN TURAN (Mersin) – Sayın Başkan, değerli vekiller; Cumhuriyet Halk Partisinin genel görüşme önerisini destekliyoruz, zira, geçtiğimiz haftalarda biz de bu konuda bir genel görüşme talebini Genel Kurula indirmiştik.

Değerli arkadaşlar, pandemi konusunda, bir defa, AKP’nin meseleyi

çözme yöntemi yanlış.

Şimdi, bir defa, bütün gerçekleri kendi tekelinize toplarsanız, kamusal olan bir meseliyi; kamu otoriteleriyle, sendikalarla, sağlık emekçisi örgütlerle beraber ele almaz, değerlendirmezseniz, Tabip Odasını düşmanlaştırır, dışarı atarsanız, muhalefetin belediyeleri diye pandemiyle mücadeleye belediyeleri katmazsanız, sizden daha iyi maske dağıttıklarından dolayı belediyeleri deyim yerindeyse düşman ilan ederseniz pandemiyle mücadele edemezsiniz.

Ben mektepte bunu okudum, pandemiyle nasıl mücadele edilir, epidemiyoloji nedir? AKP’nin şu ana kadar pandemi konusunda sürdürmüş olduğu çalışmaların tümü epidemiyoloji biliminin inkârıdır değerli arkadaşlar. ezbere konuşmuyorum. Niye söylüyorum biliyor musunuz? Bakın, hasta ile vakayı ayırmak demek bir defa epidemiyolojik verilerin tümünü tepetaklak etmektir. Buradan kalkarak, halk sağlığı disiplini planlı programlı süren bir sistematik ve bilimsel normlara uygun bir pandemi mücadelesi yapacağınızı aklınızın ucundan geçirmeyin. Orada bir bilim kurulu var ama kararı oradaki bilim insanlarının vermediğini hepimiz biliyoruz.

İlk düğme yanlış iliklendi. Dedik ki: “Bak, pandemi diye bir şey var, İran’a geldi, İran sınırını kapatın.” Sınırı kapatmadınız. Ardından umre etkinlikleri, onun ardından bütün AVM’lerin açılmasıyla başlayan süreç dünyada pandemi ilanı, DS֒nün pandemi ilanından sonra vatandaştan İBAN numarası almayla devam etti. Çok fazla ihlal var ama en sona gelelim. En son, ya, şu ana kadar 50 milyon doz aşı gelecekti değerli arkadaşlar. Bitiş noktası ne biliyor musunuz? O Sağlık Bakanı çıktı, geçtiğimiz haftalarda dedi ki: “Valla aşı olsa yapacağız.” Bundan vahim laf olur mu ya? 50 milyon doz aşı şimdiye kadar gelecekti, 13 milyon doz aşıdan bahsediliyor. Bununla hangi pandemiden bahsedeceksiniz. Faz 3 çalışmalarının sonucu ne? Ben tıpçıyım, bilmiyorum, meslek örgütleri bilmiyorlar. Acil kullanım onayını hangi bilimsel verilere dayanak verdiniz ya? Allah rızası için bir açıklayın da belki sizden başka kafası çalışan üç beş tane insan daha vardır memlekette. Herkes bilsin bunu, herkes buna yorum yapsın. Bakın, böyle pandemiyle mücadele falan olmaz. Siz, pandemiyle mücadele ediyormuş gibi bir simülasyon yaratıyorsunuz. Eğer, mücadele etseydiniz, o hınca hınç dolu kongreleri yapmaktan utanırdınız, imtina ederdiniz ve bunu bir övünç vesilesi olarak insanlara anlatmazdınız. Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, toparlayın.

RIDVAN TURAN (Devamla) – O nedenle, öncelikle büyük bir ivedilikle, bugün muhalefet milletvekillerinin hemen hemen tümünün de bilmediği ama merak ettiği; bu süreçlerin nasıl organize edildiği? Evrim geçirmiş yani mutasyona uğramış virüsle nasıl mücadele edileceği? Hükûmetin bu konudaki bilimsel normlara uygun planlamasının ne olacağı? Örneğin, önümüzdeki günlerde aşı yetmemesi sebebiyle bir aşı karaborsasının oluşmasına ilişkin ne türden tedbirlerinin olduğu? Bakın, bunların hepsi konuşulmalı. İnsan hayatı, insan hayatı, başka bir şey değil. O nedenle önergeyi desteklediğimizi ifade ediyorum.

Teşekkürler. (HDP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Ankara Milletvekili Sayın Arife Polat Düzgün.

Buyurun Sayın Düzgün. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA ARİFE POLAT DÜZGÜN (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, ekranları başında bizi izleyen değerli vatandaşlarımız; üç ayların müjdecisi Regaip Kandili’miz mübarek olsun.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben bir konuşma notu hazırladım ama biraz önce arkadaşları dinleyince çok üzüldüm. Çünkü Dünya Sağlık Örgütü bile Türkiye'nin pandemideki başarısını örnek gösterirken ve şuradan çıkıp ilk gördüğünüz vatandaşımıza Türkiye pandemiyle ne yaptı diye sorsanız bu soruların cevabını alabilecekken ve bütün sosyal medya dâhil her yerde ulaşabileceğiniz bilgiler varken, bakanlığımızın personeli, bakanlığımızın yetkililerin bu bilgileri size verebilecekken bu sayıları burada söylemenize gerçekten üzüldüm. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Şimdi, öğrenmek istediklerinizi ben açıklayayım.  Bir defa, her Bilim Kurulu toplantısından sonra Sağlık Bakanımız bir açıklama yapıyor ve vatandaşlarımız bunu dört gözle bekliyor. Arkasından, Cumhurbaşkanımız her basın açıklamasında salgınla ilgili her türlü açıklamayı yapıyor; her kongrede, yaptığı her konuşmada “Pandemide neredeyiz?” onları tek tek anlatıyor ve Allah’a şükürler olsun ki şu anda biz pandemiyle baş etmekte ülke olarak kötü durumda değiliz. Televizyonlarda izledik; morgların, hastane koridorlarının ne durumda olduğunu gördük; ceset torbası yetiştiremeyen ülkeler oldu. Yani bunlar varken sizin buradan bunları söylemeniz, ben nasıl cevap vereceğimi… Biliyorsunuz, bir bilim insanı olarak sayılarla cevap verilir; bunlara sayılarla cevap vermeye, sizlere anlatmaya çalışacağım.

Siz diyorsunuz ki: “Sağlık Bakanımız gelsin, burada bunları bize anlatsın.” Sağlık Bakanımız geldiğinde her defasında anlattı ama anlatmasına rağmen, o anlattıktan sonra siz onu duymamış gibi yine sayıları kendiniz söylediniz, konuşmaları kendiniz yaptınız. Lütfen, öncelikle kendi ülkemize, Sağlık Bakanlığımıza inanalım. Her şey inanmakla başlıyor bence.

Şimdi, Covid-19 2020 Mart ayında başladı; dediğimiz gibi, Bilim Kurulu kuruldu ve Bilim Kurulu dünyada olan her türlü gelişmeyi takip ediyor. En son gelişme de neydi? Mutasyon çıktı. “Türkiye’de mutasyon var mı?” diye sordunuz; şu anda Türkiye’ye ait, izole bir mutasyon yok. İngiltere mutasyonunu duyduk, Güney Afrika mutasyonunu duyduk; evet, bunlar tek tek inceleniyor ve bu, hastada tespit edildiyse hastanın doktoru, onu tedavi eden kişiler ve hastanın yakınlarıyla paylaşılıyor. Bunun turkuaz tabloya girmesi çok önemli midir? Tam tersi. Bunu nasıl görebileceğiz? Belki bulaşıcılık sayılarının… Şu anda bildiğimiz, Bilim Kurulunun açıkladığı “yüzde 30 daha bulaşıcılığı olan” olarak tarif ediliyor bu mutasyonlar. Bunları böyle söyleyebilirim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, toparlayın.

ARİFE POLAT DÜZGÜN (Devamla) – İkincisi: Aşı konusuna gelecek olursak, aşı konusuyla ilgili hiçbir sorunumuz yok. Lojistik olarak aşıyla ilgili her türlü anlaşmalar yapılmış durumda. Aşının güvenilirliği “TİTCK” dediğimiz kurumumuz tarafından değerlendirilmiştir. Aşıyla ilgili kendi çalışmalarımız var; yerli aşımız zaten gündemde, faz 2 denemelerinde herhangi bir yan etkinin olmadığı açıklanmıştır. Yani kısaca şunu söyleyeceğim, esnaflarla ilgili bir rahatlama olacağını zaten Cumhurbaşkanımız daha dün basın açıklamasında tekrar kabine sonrası açıkladı. Bir yol haritası çizeceklerini ve marttan sonra esnaflarımızı rahatlatacak adımların atılacağını ifade ettik. Lütfen… Türkiye’nin sağlık altyapısı ve sağlık çalışanları olarak dünyada belki de en iyi ülke olduğunu ben bir sağlıkçı olarak söyleyebilirim. Bu nedenle, Özellikle Sayın Bakanımız Fahrettin Koca olmak üzere Bakanlığımızın bütün çalışanlarına, meslektaşlarıma özverili çalışmalarından dolayı şükranlarımı sunuyorum.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarına sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Beştaş, buyurun.

 

 

 

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Biraz önce burada 3 kişinin kaçırıldığını, 1 tanesinin bulunduğunu ve 2 kişinin arandığını söylemiştim. Yeni bir bilgi daha geldi Uğurcan Baynal ve Sena Bademli de yine bir yere bırakılmışlar. Yalnız şunu söyleyeyim: Yani bu şekilde sivil araçlarla insanların kaçırılması bir rutine, bir pratiğe dönüşmeye başladı. Ankara’nın göbeğinde, İstanbul’un göbeğinde ya da Diyarbakır’ın göbeğinde sivil araçlarla gençlerin bu şekilde kaçırılması çok ciddi bir tehlikeye işaret ediyor. Sonradan bırakılmış olmaları bu tehlikenin ortadan kalktığı anlamına gelmiyor. Biz, daha önce buradan gençlik meclisi üyelerimizin de bu şekilde kaçırılıp tehdit edildiğini defalarca ifade ettik. Bir an önce bu soruna dair ayrıntılı bir raporun daha doğrusu yaklaşımın ortaya çıkması, bütün partilerin irade göstermesi gerekiyorsa bir hukuk devletinde bu tip kaçırılma olayları asla kabul edilemez.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Özel, buyurun.

 

 

 

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, biraz önce Sayın Grup Başkan Vekilinin duyurduğu konuyu hep birlikte dikkatle takip ettik.

Şimdi, bir kez evlerinin önünde GBT yapılıyor. Eğer birileri polisin GBT yaptığı cihazın bir benzerini edinmediyse ve bu söylenenler bu şekilde olduğuna göre bir sivil polis ekibi olması lazım. Sonra alıp onları Ali’yi Gölbaşı’nda, Uğurcan’ı Pursaklar’da, Sena Bademli’yi de Sincan’da bırakmışlar. Bu, mafya yöntemidir; böyle bir şey olmaz. Polis birini bir yerden alırsa oraya bırakır zaten, evine götürür. Ayrıca Ali’nin darp edildiği, dövüldüğüne ilişkin beyanları var. Uğurcan’ın da “Bir daha seni Boğaziçi eylemlerinde görmeyelim.” diye tehdit edildiğine dair ifadeleri var. İçişleri Bakanlığının bu konuyu derhâl netleştirmesi lazım. O kaçıran kişiler kimdir?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özel.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Umarız polis değildir, polis değilse o zaman kamera kayıtlarından derhâl yakalanmaları, yargı önüne çıkarılmaları lazım, polisse de derhâl bir soruşturma açılması gerekiyor. 2021 yılında Türkiye’ye, başkente böyle ayıplar yaşatılmaması lazım. Bu konunun kamuoyunu tatmin edecek şekilde açıklığa kavuşturulması İçişleri Bakanlığının ve Adalet ve Kalkınma Partisinin sorumluluğundadır. (CHP sıralarından alkışlar)

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Birleşime beş dakika ara veriyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 16.33

 

 

 

 

 

 

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 16.59

BAŞKAN: Başkan Vekili Celal ADAN

KÂTİP ÜYELER: Şeyhmus DİNÇEL (Mardin), Sibel ÖZDEMİR (İstanbul)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 49’uncu Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

 

 

Sayın milletvekilleri, Sayın Beştaş’ın dile getirdiği konuyla ilgili İçişleri Bakanlığıyla görüşüldü. Şu anda Emniyetin elinde böyle bir gözaltının olmadığı noktasında bilgilendirme yapıldı.

Alınan karar gereğince denetim konularını görüşmüyor ve gündemin kanun teklifleriyle komisyonlardan gelen diğer işler kısmına geçiyoruz. Birinci sırada yer alan Osmaniye Milletvekili İsmail Kaya ve 39 milletvekilinin Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunuyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifiyle Millî Savunma Komisyon raporunun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

 

 

1. Osmaniye Milletvekili İsmail Kaya ve 39 Milletvekilinin Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/3346) ve Milli Savunma Komisyonu Raporu  (S. Sayısı: 250)(x)

BAŞKAN - Komisyon? Yerinde.

Dünkü birleşimde İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülen 250 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin birinci bölümünde yer alan 8’inci maddenin oylaması tamamlanmıştı. 9’uncu madde üzerinde 3 önerge vardır. Önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

 

 

 

 

 

Buyurun, okuyun.

                   Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 250 sıra sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin çerçeve 9’uncu maddesindeki “veya deneme süresinin bitiminden önce temin şartlarını taşımadığı anlaşılanlar” ibaresinden sonra gelen “ya da” ibaresinin “veya” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Haşim Teoman Sancar Çetin Arık                               Ahmet Önal

    Denizli                                             Kayseri                                 Kırıkkale

Polat Şaroğlu                                     Bayram Yılmazkaya                 Özgür Ceylan

  Tunceli                                               Gaziantep                             Çanakkale

                                                         Fikret Şahin

                                                         Balıkesir

BAŞKAN – Komisyon önergeyi katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YASİN UĞUR (Burdur) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Osman Bey, buyurun yerinizden söz veriyorum.

 

 

 

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Türkiye’nin NATO’ya üye oluşunun 69’uncu yıl dönümünü kutlamaktan kıvanç duyuyoruz. Bu süre zarfında Türkiye, Avrupa-Atlantik bölgesinin güvenlik ve istikrarının korunmasında vazgeçilmez bir aktör olan NATO’nun güçlü ve güvenilir bir üyesi olmuştur. NATO’nun güney sınırında ittifakın karşılaştığı her türlü tehditle mücadele eden Türkiye’nin tüm müttefiklerden gerekli desteği alması, ittifakın güvenilirliği, caydırıcılığı ve itibarının sürdürülebilmesi açısından önem taşımaktadır. Özellikle, bölgede ittifak dışı müttefik arayışlarının ve terör örgütlerinin sahada kullanılabilirlikleri üzerinden meşru addedilmelerinin NATO bünyesinde, birlik ruhuna ve ortak değerleri koruma anlayışına zarar vereceği aşikârdır. Bu bağlamda en önemli beklentimiz, müttefiklerimizin, PKK ve PYD/YPG başta olmak üzere terör örgütleriyle mücadelemizde koşulsuz destek vermeleridir.

Çok teşekkür ediyorum Başkanım.

 

1.  Osmaniye Milletvekili İsmail Kaya ve 39 Milletvekilinin Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/3346) ve Milli Savunma Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 250) (Devam)

 

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Balıkesir Milletvekili Sayın Fikret Şahin.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

FİKRET ŞAHİN (Balıkesir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Konuşmama başlamadan önce, emperyalizmin maşası olduğu aşikâr olan bölücü, hain terör örgütü PKK’yı lanetliyor, aralarında Balıkesirli hemşehrimiz Ümit Gıcır’ın da bulunduğu Gara şehitlerimizi ve bir gün sonra Hakkâri Yüksekova’da şehit olan yine Sındırgılı hemşehrimiz Piyade Uzman Çavuş Selim Gündoğan’ı rahmetle anıyor, aile ve yakınlarına başsağlığı diliyorum, milletimizin başı sağ olsun. Ayrıca, bu akşam idrak edecek olduğumuz Regaip Kandili’nin ülkemiz, milletimiz ve tüm İslam âlemi  için hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum.

Efendim, Türk Silahlı Kuvvetleriyle ilgili yasa teklifini görüşüyoruz. Türk ordumuz, Büyük Hun İmparatorluğu’nun düzenli orduyu kurduğu tarih olan milattan önce 209’uncu yıldan bu yana tam 2.230 yıldır şanla, şerefle tarih sahnesinde yerini almıştır. Türk orduları disiplini, eğitimi ve operasyonel kabiliyetiyle Türk milletinin Anadolu’da var oluşunun en önemli dayanağını oluşturmuştur.

Bir ordunun muharebe gücünün yanında en önemli vazgeçilmez unsurlardan biri de askerî tababet ve askerî tıbbiye sahip olmasıdır. Ordumuzla birlikte uzun yıllar görev yapan askerî tıbbiye ilk olarak 14 Mart 1827 yılında Tıphane-i Amire ismiyle, II. Mahmut döneminde İstanbul’da kuruldu. Askerî Tıbbiye, 1898’de ilk olarak Gülhane adını kullandı, Gülhane Askerî Tatbikat Mektebi, daha sonra da 1947 yılında Gülhane Askerî Tıp Akademisi adını aldı ve bu ad adı altında günümüze kadar da geldi. Gülhane geleneğinden yetişen askerî hekimler Kırım Savaşı’ndan Balkan Savaşı’na, Çanakkale’den Trablusgarp’a, Kurtuluş Savaşı’ndan Kıbrıs Savaşı’na kadar ve birçok askerî operasyonlarda ordumuzun muharebe gücüyle birlikte görev yaptılar. Savaş dönemlerinde Gülhane Askerî Tıp Akademisinde görevli hekimler cephelere ve kıtalara giderek bizzat burada savaştılar. Osmanlı ve Cumhuriyet tıbbının 200 yılı aşkın tarihsel birikimine, harp deneyimine ve köklü bir geleneğe sahip Gülhane Askerî Tıp Akademisi maalesef 15 Temmuz hain darbe girişimi sonrası kapatıldı. Sadece Gülhane Askerî Tıp Akademisi değil beraberinde Haydarpaşa Eğitim ve Araştırma Hastanesi, 39 askerî hastane, 600 sağlık merkezi ve sefer görev hastaneleri de beraberinde kapatıldı. Tüm dünyada örnekleri olduğu gibi askerî hastaneler ve askerî hekimlik bir ihtiyaç ve zorunluluktur. Üstelik bizim gibi zor bir coğrafyada yer alan ve uzun süreden bu yana terörle mücadele eden bir odunun mutlaka askerî hastaneleri olmalıdır. Tıp eğitimiyle birlikte askerî eğitim de alan askerî hekimler ve sağlık personeli, askerî timlerle birlikte harekâtlara katılmakta, gerekirse silahlı mücadelede yer almaktadırlar. Askerî hekimlerin bulunduğu timlerde savaşan askerler aynı zamanda sağlık personelini korumak durumunda kalmamaktadırlar.

Ayrıca Hava Kuvvetleri için uçuş hekimliği ve Deniz Kuvvetleri için su altı hekimliği gibi özel eğitim gerektiren konularda hekimlere ihtiyaç vardır. Özellikle terör bölgesinde bulunan askerî hastanelerin sivil hastanelerden önemli farkları vardır: En önemli farkı, askerî hastanelerde güvenliğin en üst seviyede olmasıdır. Bu nedenle askerî hastanelere hasta ve yaralı olarak başvuran askerlerimiz, diğer güvenlik güçlerimiz ve aileleri kendilerini bu hastanelerde güvende hissederler. Yine terörle mücadele eden polis ve koruculara sorulduğunda hepsi istisnasız olarak askerî hastanelere gitmek ve orada tedavi olmak istediklerini belirtmektedirler. Askerî hastane personeli özel yetiştirilmiş, istihbarat incelemeleri titizlikle yapılmış kişilerdir. Bu, hastaneye başvuranlar için çok önemlidir çünkü yaralı ve hastalara doğru tedavi uygulandığı, doğru ilaçların verildiği ve kasıtlı bazı zararların verilmediğinden emin olunmasını sağlar.

15 Temmuz alçak darbe girişiminin temel hedefi Türk Silahlı Kuvvetlerini etkisiz hâle getirmekti. Askerî hastanelerin kapatılmasıyla bir nevi bu amaca ulaşılmış olundu. Askerî hekim ihtiyacının görmezden gelinmesinin bedelini millet olarak çok ağır ödüyoruz. 600 bin küsur askeri olup da askerî hastanesi olmayan tek ülkeyiz. Bizden başka askerî hastanesi olmayan başka bir ülke…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FİKRET ŞAHİN (Devamla) – Bitiriyorum Başkanım.

BAŞKAN – Buyurun toparlayınız efendim.

FİKRET ŞAHİN (Devamla) – Bizim gibi güçlü bir ordusu, kalabalık bir ordusu olup da askerî hastanesi olmayan tek bir ülke dünyada yok. O nedenle, askerî hastaneler bir zorunluluktur ve tekrar açılması hayati önem arz etmektedir. Bu konuda çalışma yapılmasını da yüce heyetinize sunuyorum ve hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sağ olun. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 9’uncu maddesinin birinci fıkrasındaki “eklenmiştir” ibaresinin “ilave edilmiştir” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

    İmam Hüseyin Filiz                        Dursun Ataş                  Dursun Müsavat Dervişoğlu

           Gaziantep                                  Kayseri                                      İzmir

     Hayrettin Nuhoğlu                                                                       Hasan Subaşı

             İstanbul                                                                                   Antalya

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMAİL KAYA (Osmaniye) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Gaziantep Milletvekili İmam Hüseyin Filiz.

Buyurun Sayın Filiz. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

İMAM HÜSEYİN FİLİZ (Gaziantep) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 250 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 9’uncu maddesiyle ilgili İYİ PARTİ Grubumuz adına söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygılarımla selamlıyor, Türk milleti ve İslam âleminin Regaip Kandili’ni kutluyorum.

Değerli milletvekilleri, bu maddeyle, 926 sayılı Türk Silâhlı Kuvvetleri Personel Kanunu’nun 68’inci maddesinde değişiklik yapılmaktadır. Bu değişiklik grubumuzca uygun bulunmuştur.

Değerli milletvekilleri, bu kanun teklifinde Türk Silahlı Kuvvetleri ve personelleriyle ilgili olumlu düzenlemeler yapılsa da bazı sorunların devam ettiği görülmektedir. Astsubaylarımızın 9’uncu derecenin 2’nci kademesinden göreve başlamaları, emekli astsubaylarımızın maaşları, lojman haklarının artırılması, subaylara verilen ikramiyelerin kendilerine de verilmesi konularına bu teklifte yer verilmemiştir. Uzman erbaşlarla ilgili olarak, komanda branşında görev yapan 40 yaşındaki uzman erbaşlara yeni kadrolar açılması teklifinin operasyonda, terörle mücadelede görev yapan tankçı, hava nişancısı, top nişancısı ve benzeri uzman erbaş branşlarında uygulanması adaletin sağlanması açısından önemlidir.

Değerli milletvekilleri, 3000 ek göstergeden faydalanmayan emekli uzman çavuşların hak mağduriyetleri giderilmelidir. Uzman Erbaş Yönetmeliği’nin 14’üncü maddesinde “Uzman erbaşların kendi aralarında ast üst ilişkisi yoktur.” ifadesi sonucu yirmi beş yıllık uzman çavuş ile bir yıllık uzman çavuş aynı sayılmakta ve aynı maaşı almaktadır, bu ifade yeniden gözden geçirilmelidir. Uzman çavuşların her üç yılda bir almış oldukları kıdemlerin rütbeden sayılarak ast üst ilişkisinin düzenlenmesi askerî hiyerarşi açısından uygun olacaktır.

Değerli milletvekilleri, teknik ve kritik devamlılık arz eden önemli özel görevler için istihdam edilen uzman erbaşların görev tanımlarının ve hizmet şartlarının çerçevesi net olarak belirlenmeli ve görevlendirmeler istihdam amaçlarına göre yapılmalıdır. Türk Silahlı Kuvvetleri Sağlık Yeteneği Yönetmeliği’nde düzenlemeler yapılmalı, Hastalıklar Çizelgesi’nde uzman erbaşlara da yer verilerek gerekli hallerde sınıf değişikliği hakkı tanınmalıdır.

Değerli milletvekilleri, bugün görev yapan 190 bin uzman çavuşun muvazzaf sayılarak kadroya alınmaları sorunları önemli ölçüde azaltacaktır. İlaveten 2.230 yıllık bir geleneğe sahip, iman, cesaret ve kabiliyetiyle büyük zaferlere imza atan Türk Silahlı Kuvvetlerinin yürekleri vatan sevgisiyle dolu, canları pahasına terör örgütleriyle mücadele eden, asker ocağını Peygamber ocağı olarak gören tüm mensuplarının özlük hakları ve diğer sorunları siyasi mülahazaların dışında bütüncül bir anlayışla çözülmelidir.

Değerli milletvekilleri, 15 Temmuz hain darbe girişiminin ardından kanun hükmündeki kararnameyle 31 Temmuz 2016 tarihinde diğer askerî okullarla birlikte Kuleli Askerî Lisesi de kapatılmış ve büyük bir yanlışlık yapılmıştır. Türk Silahlı Kuvvetlerinde eğitim disiplin esasına dayanır, askerliğin kendine has özellikleri vardır, bunun başında da vatan, millet sevgisi gelir, bu sevgi de küçük yaştan itibaren verilir. Bu anlamda tarihe mal olmuş harp okullarımızın, harp akademilerinin, astsubay okullarının ve liselerin yeniden açılması ve tüzel kişiliklerinin askerî eğitimin sağlığı ve niteliği açısından muhafaza edilmesi oldukça önemlidir. Askerî yapılarımızın bizim askerî hafızamız olduğunu unutmamamız gerekir.

Değerli milletvekilleri, 2017 yılında kapatılan askerî mahkemeler, asker kişileri ilgilendiren ve askerî hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların yargı denetimini yapan ilk ve son derece mahkemelerdi. Askerî kişilerin, askerî suçları ve askerî hizmet ve görevden kaynaklanan suçlarının görüldüğü askerî mahkemelerin, aile mahkemeleri, iş mahkemeleri gibi özel bir mahkeme özelliği taşıdığından yeniden açılması uygun olacaktır. Ayrıca, ikinci mahkeme olarak Yargıtay veya Danıştayda birer daire kurulması çözüm olarak görülebilir.

Değerli milletvekilleri, ülke genelinde 26 ilde 39 askerî hastane ile 1 rehabilitasyon ve bakım merkezi başkanlığının Sağlık Bakanlığına bağlanması, sağlık hizmetinin sivil doktorlarca verilmesi, özellikle ağır yaralıların tedavilerinin yapılmasında büyük sorunlar yaşatmaktadır. GATA’da eğitim sırasında tıp öğrencisi aynı zamanda askerdir, mezun olduktan sonra birliklerde, sonra da askerî hastanelerde tabiplik yapar yani hekimliğinin yanında askerdir ve askerlik psikolojisini bilir. 

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, toparlayın.

İMAM HÜSEYİN FİLİZ (Devamla) – Tamamlıyorum.

Barış Pınarı Harekâtı sırasında, Sayın Genel Başkanımız Meral Akşener’in verdiği talimatla, askerimize moral desteği vermek için Akçakale’ye, Ceylanpınar’a gittik. Orada sivil doktorlarımızla görüştük, eksiklikleri onlar da görmüşler ki askerî hastanelerin ve GATA’nın yeniden açılması konusunu onlar da dile getirdiler.

Değerli milletvekilleri, Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanları ve Genelkurmay Başkanının Millî Savunma Bakanına ayrı ayrı bağlı ve sorumlu olmaları, askerî hiyerarşi açısından uygun değildir. Kuvvet komutanlıkları Millî Savunma Bakanlığına değil, Genelkurmay Başkanlığına bağlanmalıdır diyor, Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Şimdi önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Değerli milletvekilleri, Grup Başkan Vekillerimizin mutabakatıyla, hava şartlarını da göz önünde bulundurarak bundan sonra hiçbir konuşmacıya son bir dakika uzatma vermeyeceğim. Dolayısıyla konuşmaları bu çerçevede dikkate alırsanız sevinirim. Uzatma vermeyeceğiz.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 250 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 9’uncu maddesinde yer alan “gelmek üzere” ibarelerinin “gelecek şekilde” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                 İmam Taşçıer                                     Kemal Peköz                                      Murat Çepni

                    Diyarbakır                                            Adana                                                 İzmir

      Serpil Kemalbay Pekgözegü                 Mahmut Celadet Gaydalı                      Mehmet Ruştu Tiryaki

                        İzmir                                                Bitlis                                                Batman

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMAİL KAYA (Osmaniye) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Diyarbakır Milletvekili İmam Taşçıer.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

İMAM TAŞÇIER (Diyarbakır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 250 sıra sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 9’uncu maddesi üzerinde HDP adına söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Millî Savunma Bakanlığı başta olmak üzere tüm bakanlık ve kurumlar evrensel hukuk ilkelerinin demokratik işleyişiyle yönetilmelidirler. Ülkede demokratik işleyiş ve hukukun üstünlüğü yok ise hangi kanun ve yönetmeliklerle yönetilirse yönetilsin, ne kadar değiştirilirse değiştirilsin yönetim adil ve gerçekçi olamaz.

Bilindiği gibi, 21 Şubat Dünya Anadil Günü’dür. 21 Şubat pazar gününe denk geldiği için ben bugün o günle ilgili görüşlerimi sizinle paylaşmak istiyorum.

O gün hepimizi ilgilendirir, hele hele Türkiye'de yaşayan 25 milyon Kürt’ü daha da fazla ilgilendirir. Günün hikâyesi şöyledir: Pakistan devleti kurulduğunda resmî dil olarak Urducayı seçer, diğer diller ise yasaklanır. Yasaklanan diğer diller arasında Bengalce de vardır. Bengal halkı, kendi ana dilleri olan Bengalceyi resmî olarak tanınmasını isterler, bunun için demokratik gösteriler düzenlenir. Hükûmet, gösterileri yasaklar; sivil itaatsizlik gelişir. Dakka Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencileri de bu sivil itaatsizlik eylemlerinde yer alır. Dillerinin resmî dil olarak tanınması amacıyla öğrenciler eylemlerini geliştirirler ama 21 Şubat 1952 yılında Hükûmet güçleri, bu öğrencilerin üzerine ateş açar, ölüler ve yaralılar olur. Bunun üzerine, Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) 21 Şubatı Dünya Ana Dili Günü olarak 1999 yılında ilan eder.

Pakistan’da şimdi 2 resmî dil vardır: Urduca ve İngilizce. 4 tane de bölgesel dil vardır: Pencapça, Peştuca, Sindhi, Beluçça. Bangladeş ise 1971 yılında Pakistan’dan ayrılır.

Ben de 21 Şubat Dünya Ana Dili Günü’nü kendi ana dilim olan Kürtçeyle kutlayacağım, onun için de birkaç kelime söylemek istiyorum: “…”(x) Birkaç cümleyle konuştuğum dil benim ana dilim olan Kürtçe idi. Meclis tutanaklarına “x” diye geçecek. Ben şunu dedim, Türkçesini söylüyorum: “21 Şubat Dünya Ana Dili Günü’nü kutluyorum. Talebim, Kürtçenin de resmî dil ve eğitim dili olmasıdır. Kürtçeye yapılan düşmanlık yeter, kabul edilemez.” idi.

Türkiye’de yaşayan 25 milyon Kürt, benim Kürtçe konuşmamı anladılar ama Türkiye’de yaşayan 25 milyon Kürt’ün hepsi şu Mecliste konuşulan Türkçe’yi tam olarak anlayamıyorlar. Bunun için bu Meclis görev alıp eşit davranmalı, kendi vatandaşlarına Kürtçe’nin bir an önce eğitim dili olması için önünü açmalıdır. Üç yıl önce 9 parti tarafından Diyarbakır’da Kürt Dil Platformu kuruldu “Platforma Zimane Kurdî” ismiyle üç yıldır çeşitli aktiviteler düzenliyor. Geçen yıl bu Meclise de geldi, randevu aldı, patilerle görüştü, Ankara’da sivil toplum kuruluşlarıyla görüştü, Cumhurbaşkanı başta olmak üzere Kürtçe, resmî dil ve eğitim dili olsun diyen mektuplar yazdı, Türk Dil Kurumuna mektup yazdı  Kürtçe’nin geliştirilmesi için, Millî Eğitim Bakanlığına mektup yazdı eğitim dili olması için, Diyanet İşleri Başkanlığına mektup yazdı Kürtçe hutbe verilmesi için.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Şimdi, Sayın milletvekilim buyurun, Grup Başkan Vekillerinin aldığı karar sebebiyle…

İMAM TAŞÇIER (Devamla) – Bende oldu.

BAŞKAN – Buyurun… Ama vermeyeceğiz söz söyledik yani bu bitti.

İMAM TAŞÇIER (Devamla) – Vermiyorsanız…

BAŞKAN - Şimdi önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

9’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

10’uncu madde üzerinde 3 önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme işleme alacağım.

Buyurun, okuyun:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 10’uncu maddesinin birinci fıkrasındaki “çıkarılmıştır” ibaresinin “kaldırılmıştır” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederim.

Dursun Müsavat Dervişoğlu                             Dursun Ataş                                              İmam Hüseyin Filiz

                          İzmir                                          Kayseri                                                  Gaziantep      Mehmet Metanet Çulhaoğlu                             Ümit Beyaz                                                       Bedri Yaşar

                         Adana                                           İstanbul                                                               Samsun

               Hayrettin Nuhoğlu

                      İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMAİL KAYA (Osmaniye) - Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Samsun Milletvekili Bedri Yaşar.

Buyurun Sayın Yaşar… (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BEDRİ YAŞAR (Samsun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Başta Samsun şehidimiz Muhammet Salih Kanca olmak üzere Gara şehitlerimizi rahmetle anıyorum.

Yine, yüce Türk milletinin ve İslam âleminin mübarek üç aylarını Regaip Kandili’ni tebrik ediyorum.

Değerli milletvekilleri, teklifin 10’uncu maddesinde Jandarma Genel Komutanlığının İçişleri Bakanlığına bağlanması nedeniyle teşkilat yapısına uyumun sağlanması amaçlanmaktadır. Subay, astsubay, uzman, sözleşmeli, sivil memur gibi ayrımlara girmeksizin tüm Türk Silahlı Kuvvetleri personelini kapsayacak bir kanun teklifine ihtiyaç olduğunu buradan ifade ediyoruz ancak bu şekilde Türk Silahlı Kuvvetleri personelimizin yaşadıkları sorunları çözüme kavuşturabiliriz.

Asker ocağı, Peygamber ocağıdır. Bu çatı, çok kutsal bir çatıdır. Bu çatı altında çok zor şartlarda hayatını ortaya koyarak görev yapan kahramanlarımız olduğunu biliyoruz. Bu nedenle Türk silahlı kuvvetleri kadrolarında görev yapan personelin özlük haklarının iyileştirilmesi konusunda yapılan düzenlemeleri uygun buluyor ve de destekliyoruz. Terörle mücadelenin kararlılıkla sürdürülmesini istiyor, bu konuyla ilgili atılacak her türlü adımı da sonuna kadar destekleyeceğimizi buradan ifade ediyoruz.

Tabii, biz yurt içi gezilerimizde zaman zaman şehit ailelerimizin ve gazi ailelerimizin derneklerine de uğruyoruz. Zonguldak Şehit Aileleri Derneğimizi ziyaretimizde Sayın Başkan Mustafa Yorulmaz diyor ki: “Aynı olayda 1 polis, 1 uzman erbaş ve zorunlu askerlik hizmetini yapmakta olan erin vefat ettiğini ve bunların geride aylığa hak kazanın sadece baba bulunduğunu varsayarsak polis için kurumunca 8 bin lira emsal aylık bildirilmişse babaya da 8 bin TL ödeniyor, uzman çavuş için 6.800 TL emsal aylık bildirilmişse babaya da 6.800 TL ödeniyor, uzman erbaş için kurumunca 6.040 TL emsal aylık bildirilmişse babaya da 6.040 TL -herhangi bir kesintiye tabi tutulmaksızın aylık oranda bağımsız bir şekilde- ödeniyor. Yalnız erbaş ve erlerde durum farklı. Aynı olayda vefat eden er için sistemde sadece 3 bin TL emsal aylık bildirilmişse babaya 5034 sayılı Kanunu’nun tek yetim için öngörülen aylık oranı dikkate alınarak 3 bin TL aylık ödeniyor. Yukarıda da açıklandığı üzere aynı olay içerisinde, aynı şartlar altında, aynı görevi yaparken şehit olanlar arasında ayrım olmamalı, hepsi aynı ücreti almalı. Ayrıca, uzman er ve erbaşlara sağlanan on yıllık kira ödeme hakları er ve erbaşlara da sağlanmalıdır.” Bu yapının, bu konuda yapılan ayrımcılığın da bir an önce ortadan kaldırılmasını istiyor. Yine, bunun paralelinde, Türkiye Muharip Gaziler Derneği Genel Başkanı Albay Mithat Işık ve Samsun Şube Müdürümün Ahmet Diril de aynı konularla ilgili şikâyetlerini gündeme getiriyorlar, diyorlar ki: “Bizler gaziler olarak, Kurtuluş Savaşı gazisi, Kore gazisi, Kıbrıs gazisi ve iç harekâtlar esnasında oluşan gaziler arasında fiyat farklarında dengesizlik var. Mesela, sosyal güvencesi olan gazilerin aldığı ücret 1.132 lira iken, sosyal güvencesi olmayanların aldığı aylık ücret 2.659 lira. Yine, gazinin dul eşinin aldığı rakam, sosyal güvencesi olanlar için 849 lira, sosyal güvencesi olmayanlar içinse 1.994 lira.” Devamında diyor ki: “İç güvenlik harekâtında yaralananlara bağlanan maaş, hastanenin verdiği iş yapamaz raporuna göre bağlanıyor, gazinin de isteği dikkate alınmıyor. Bu da dikkate alınsın istiyoruz. Ayrılmaksızın, ayrım yapılmaksızın evi olmayan bütün gazilere faizsiz kredi verilmelidir. Bütün gazilerimiz ve eşlerine, şehit eş ve çocuklarına iç harekâtta sağlanan şartlar aynı şekilde Kıbrıs, Kore ve Kurtuluş Savaşı gazilerimizin yakınlarına da sağlansın.” Devamında “Bütün özel hastanelerde gazilerimize ücretsiz tedavi imkânı verilmelidir.” diyor, bu talebi var. Diyor ki: “Gaziler arasında ayrım yapmayalım. Herkes bu memleket için elinden gelen neyse bunu yapmıştır, canını orta yere koymuştur. Şehitler arasında, gaziler arasında bir ayrım yapmak bu ülkeye yakışmıyor. Tez zamanda bu ayrımları orta yerden kaldırın.”

Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bedri Yaşar.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

                Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 250 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 10’uncu maddesinde yer alan “yer alan” ibarelerinin “bulunan” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Kemal Peköz                                                Mehmet Ruştu Tiryaki                               Murat Çepni                  

Adana                                                                     Batman                                                İzmir

Serpil Kemalbay Pekgözegü                        Mahmut Celadet Gaydalı

İzmir                                                                        Bitlis

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMAİL KAYA (Osmaniye) -– Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Batman Milletvekili Mehmet Ruştu Tiryaki.

Buyurun Sayın Tiryaki. (HDP sıralarından alkışlar)    

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 250 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 10’uncu maddesiyle ilgili görüşlerimi sizlerle paylaşmaya çalışacağım. Öncelikle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Teklifin 10’uncu maddesiyle Jandarma Genel Komutanlığının İçişleri Bakanlığına bağlanmasından dolayı teşkilata uyum düzenlemesi yapıldığı söyleniyor. Teklifin genel gerekçesinde de böyle bir ifade var. Deniliyor ki: “1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile Milli Savunma Bakanlığı teşkilatında yapılan değişiklikle Genelkurmay Başkanlığı ve Kuvvet Komutanlıkları Milli Savunma Bakanına bağlanmıştır. Buna bağlı olarak da mevzuatta uyum düzenlemeleri yapılması zarureti ortaya çıkmıştır.” Bu kapsamda yapılan değişiklikler 16 başlık hâlinde sıralanıyor. Öncelikle şunu belirteyim: Genelkurmay Başkanlığı ile kuvvet komutanlıklarının Millî Savunma Bakanlığına bağlanmasını doğru bulduk, doğru buluyoruz. Kolluk görevi yürüten Jandarma Genel Komutanlığının İçişleri Bakanlığına bağlanmasını doğru bulduk, doğru buluyoruz. Bu kapsamda, uyum düzenlemelerinin yapılmasını da anlıyoruz ama asıl sorun şu: Cumhurbaşkanlığı kararnamelerine uygun kanun çıkarılması. Oysa, Cumhurbaşkanlığı kararnameleri kanunların üzerinde değildir, tıpkı Cumhurbaşkanın, Meclisin üzerinde olmadığı gibi. Anayasa 124 uyarınca, Cumhurbaşkanlığı kararnameleri sadece yürütme yetkisini ilgilendiren konularda düzenlenebilir. Münhasıran kanunla düzenlenmiş hiçbir konuda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamaz. Dolayısıyla “Cumhurbaşkanlığı kararnamelerine uygun mevzuat düzenlemesi yapıyoruz.” denilerek Türkiye Büyük Millet Meclisinden kanun çıkarılması bir biçimde Türkiye Büyük Millet Meclisinin Cumhurbaşkanlığına bağlanması anlamına gelir, bunu birkaç kez Adalet ve Kalkınma Partisi mensubu milletvekilleri teklifleriyle Türkiye Büyük Millet Meclisine getirdiler, bundan vazgeçmeleri gerektiği düşünüyoruz.

Bir süredir iktidar, örtülü veya örtüsüz ortaklarıyla, her sıkıştıklarında, her başarısızlıkta partimize saldırarak, hakaret ederek, tehdit ederek, hatta “seviye” bile diyemeyeceğimiz bir üslupla küfrederek bu başarısızlıklarıyla kitleleri heyecanlandıramama girdabından çıkmaya çalışıyorlar. Biliyorsunuz, girdapta çırpınırsanız eğer çok daha çabuk batarsınız, bataklıkta çırpınınca yalnızca batmanızı hızlandırırsınız ve bu iktidar bence bu saldırgan dille tam olarak bunu yapıyor.

Yanlış anlaşılmasın, biz kendimizi ne bu ülkenin ne de dünyanın merkezinde falan görmüyoruz, biz yalnızca 6,5 milyon oy almış bir partiyiz, aileleriyle birlikte 10-11 milyon yurttaşın desteğini almış durumdayız. Ülkenin seçmen sayısının 51 milyon, ülkenin nüfusunun da 83 milyon olduğunu biliyoruz ama bunu kendisini bu ülkedeki herkesin temsilcisi, bu ülkenin de dünyanın da merkezi olarak görenlere hatırlatmak istiyoruz. Yirmi yıl önce AK PARTİ diye bir parti yoktu, birkaç yıl sonra nerede olacağınızı da Allah bilir ama size yalnız şunu söyleyeyim: Bir parti devletinin devletin bütün olanaklarını kullanarak bizi yok etmeye, görünmez kılmaya, ötekileştirmeye, kötülüklerin kaynağı gibi göstermesine rağmen her gün onlarca, bazen yüzlerce arkadaşımızı uyduruk gerekçelerle gözaltına almasına rağmen, hapsetmesine rağmen yine dimdik ayaktaysak ve her geçen gün halk desteğimiz büyüyorsa demek ki seçmenlerin sevgisini de saygısını da korumaya devam ediyoruz. Bu, bizce şunu gösteriyor: Hâlâ köklü bir şekilde halklarımızın partisi olmaya devam ediyoruz. Bunu niye söylüyorum biliyor musunuz? Yalnız iktidar ortakları tarafından değil, sözcüleri değil, sözüm ona muhalif olduklarını söyleyenler dâhil, her gün televizyonlarda arzıendam edenler “HDP’yi ve HDP’ye oy veren seçmenleri ayrı tutuyoruz.” diyerek cümleler kuruyorlar. Bize her gün “terörist” diyorsunuz, “bölücü” diyorsunuz, üç arkadaşımız bir araya geldiğinde binlerce güvenlik görevlisini üstümüze sürüyorsunuz, basın görmesin diye milletvekilleri ile basının arasına kalkanlar örüyorsunuz ama olmuyor, HDP ve seçmenlerini ayrıştıramıyorsunuz. Bence bunu bir düşünün, sözlerinizi tartarak kurun diyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

250 sıra sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 10'uncu maddesindeki “yer alan” ibaresinin "geçen" biçiminde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

           Haşim Teoman Sancar                         Bayram Yılmazkaya                             Ömer Fethi Gürer

                      Denizli                                            Gaziantep                                             Niğde

               Vecdi Gündoğdu                                    Çetin Arık                                        İrfan Kaplan

                    Kırklareli                                            Kayseri                                            Gaziantep

                  Özgür Ceylan

                    Çanakkale

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMAİL KAYA (Osmaniye) - Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Önerge hakkında konuşmak isteyen Kırklareli Milletvekili Vecdi Gündoğdu.

Buyurun Sayın Gündoğdu. (CHP sıralarından alkışlar)

VECDİ GÜNDOĞDU (Kırklareli) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; yine yüreğimiz yanıyor. Kuzey Irak’ta gerçekleştirilen operasyon sırasında gelen şehit haberleri tüm milletimizi yine yasa boğmuştur. Gara bölgesinde yürütülen askerî operasyonlarda bölücü terör örgütü, askerlerimizi, polislerimizi, 13 silahsız yurttaşımızı bir mağarada alçakça şehit etti. Maalesef operasyona katılan 3 askerimiz de bu arada şehit oldu. Gencecik fidanlarımız, ana kuzularımız yine vatan toprağına düştü. Tüm şehitlerimize Allah’tan rahmet, ailelerine ve milletimize bir kez daha başsağlığı diliyoruz. Bir kez daha, terörün ve teröristin her türlüsünü şiddetle kınıyoruz. Lakin ülkeyi yönetenlerin, sorumluluk makamında olanların görevi sadece başsağlığı dileyip terörü lanetlemek değildir, yönetenlerin sorumluluğu, oturdukları koltukların da gereğini yapmaktır; gereğini yapamadığında, hata yaptığında o makam koltuklarını da bırakmasını bilmektir.

Milletimiz şehitlerimizin haberini keşke Sayın Cumhurbaşkanından duysaydı. Hemen her konuda milletimize canlı yayınlarda açıklama yapan Cumhurbaşkanımız, şehitlerimizin acısını da milletimizle keşke paylaşabilseydi, Malatya Valisine bırakmasaydı.

Yurttaşlarımızın şehit edilmesinin ardından sadece kırk sekiz saat geçmeden, milletimiz acı, üzüntü, keder içerisindeyken, şehit evlerinde, mahallelerinde gözyaşı varken, AK PARTİ kongrelerinde türküler, espriler, şakalar keşke yapılmasaydı. AK PARTİ kongrelerinde yapılan bu şakaları şiddetle kınıyorum. Bir şehit anasının parti kongresine canlı bağlantısını keşke yapmasalardı, keşke yapmasaydınız arkadaşlar. Suudi Arabistan Kralının ölümünde Türk Bayrağı’mızı indirip yas ilan edenler, şehitlerimiz için de yas ilan etmeyi keşke becerebilselerdi.

Sayın milletvekilleri, millet olmak, acıları ve sevinçleri birlikte yaşamaktır; birlikte ağlamak, birlikte gülmeyi becerebilmektir. Saray hükûmetinin yanlış tercihleri ile sağlık krizi, devlet krizi, ekonomik kriz derken milletimizin üzerine âdeta bir karabasan gibi çöktünüz. Esnaf, kafe, bar, restoran çalışanları ve işletmecileri dükkânlarına afiş asıyor, artık haykırıyorlar: “Lütfen sesimizi duyun, dükkânımızı kapatmayın, kapatacaksanız da sahip çıkın.” Esnaf nefes alamadığını ve sesini de duyan olmadığını aşağıdan yüksek sesle dile getiriyor.

Sadece esnaf mı? Değil. Çiftçi perişan, çiftçi mazot almış, gübre almış, borçlu; yemciye borçlu, tohumcuya borçlu, Tarım Kredi Kooperatiflerine borçlu, Ziraat Bankasına borçlu, tarlalarına, traktörlerinin hepsine haciz gelmiş; kanunların emrettiği desteği alamıyorsa bunun sorumlusu da saray hükûmetidir değerli arkadaşlar. Saray, esnaftan, çiftçiden esirgediğini faiz lobilerine sürekli olarak veriyor. Bakın, geçen yıl salgın döneminde bütçeden millete verilen destek sadece 6,5 milyar lira ama faizcilere giden, tek bir ayda yapılan ödemeyse tam 22 milyar lira. Milletimiz de bu gerçeği bilsin. Milletten esirgenen kaynak, faiz lobilerine oluk oluk -şu anda da hâlâ- akıtılıyor. Sarayın yandaş basını “Markette nasıl az para harcanır?” diye yayın yapıyorsa, devletin resmî ajansı kendi esnafını unutup Japon esnafının hâlini soruyorsa, fakir fukara semt pazarlarının döküntülerinden evinde tencere kaynatmaya çalışıyorsa bunların sorumlusu on dokuz yıldır bu ülkeyi yönetenlerdir. Üniversiteli işsizler 1 milyonu aştıysa, gençlerimizin işsizlik oranı yüzde 41’i bulduysa 37 üyeli OECD içinde, tek sorumlusu da tamamen bunlardır. Milletin derdine dertlenmeyenler, feryadını duymayanlar, milletle dalga geçer gibi “2023’te Ay’a çıkıyoruz.” diyorlar fakat milyonlarca öğrenciye hâlâ EBA’yı ulaştıramıyorlar. EBA’yı ulaştırdıklarına ise baktığımızda tableti ulaştırmadıklarını görüyoruz. Böyle bir düzen içindeyiz. Sonra da “Ay’a çıkacaksınız.” diyorsunuz, peki ben de şunu diyorum: Millet yaya, siz aya. Ay yolculuğunuzda Allah yolunuzu açık etsin.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Şimdi, önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

10’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

11’inci madde üzerinde 3 adet önerge vardır. Önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım. Buyurun, okuyun.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

250 sıra sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin 11’inci maddesinde geçen "Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı bütçelerinden” ibaresinin "ile ilgili veya bağlı kurumların bütçesinden” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

  Haşim Teoman Sancar                       Çetin Arık                                Ahmet Önal

             Denizli                                     Kayseri                                   Kırıkkale               

        Polat Şaroğlu                       Okan Gaytancıoğlu                   Bayram Yılmazkaya

             Tunceli                                     Edirne                                   Gaziantep

                                                        Özgür Ceylan

                                                          Çanakkale

 

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMAİL KAYA (Osmaniye) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Edirne Milletvekili Okan Gaytancıoğlu.

Buyurun Sayın Gaytancıoğlu. (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından “Nedir onlar?” sesleri)

OKAN GAYTANCIOĞLU (Edirne) – Ne olduğunu bilmediğiniz için ben de böyle bir şey yaptım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüreğimiz yanıyor, Gara’da şehitlerimiz var, ailelerine Allah’tan rahmet, milletimize başsağlığı diliyorum.

Millî savunmayla ilgili, güvenliğimizle ilgili bir yasa görüşüyoruz ama ben de size gıda güvenliğinden bahsedeceğim. Gıda güvenliğimiz kalmadı arkadaşlar. Şu, elimde görmüş olduğunuz kepektir. Türkiye tarımına yön veren Sayın Bakan kepeğin nasıl elde edildiğini bilmiyor. “Geçen sene kepek fiyatları çok arttı.” deyince, “Kepek ekin.” dedi. Kepek ekilmez arkadaşlar, buğday ekilir, buğday biçilir, işlenir, kepek ondan elde edilen bir üründür. Dolayısıyla böyle bir Bakan Türkiye tarımına yön verirse biz fiyaskoyla karşılaşırız. (CHP sıralarından alkışlar) Şu anda bir fiyaskoyla karşı karşıyayız. Her gün “Müjde vereceğiz.” diyorsunuz, vatandaşlar televizyonun karşısına geçiyor, “Acaba ne müjdesi verecek?” Örneğin, çiftçiler televizyonun karşısına geçiyor, “Yine bir müjde çıkmadı.” diyor. Vere vere… Gübre fiyatlarında indirim yapılmadı, gübrenin desteklemesinde yüzde 100 destek yapıldı. Ben size söyleyeyim ne kadarlık bir destek yapıldı biliyor musunuz? Dekara 8 liraydı, 16 liraya çıktı. Desteği vermeyin arkadaşlar, gübre fiyatları geçen seneki fiyatlara gelsin, çiftçi bunu istiyor. Geçen sene 1.800 liraydı üre, şimdi 3.100 lira oldu yani şöyle söyleyeyim: Buğdayda 8 lira destek 16 liraya çıktı, üre gübresi için söylüyorum yani 160 liralık bir masraf var ama 3.100 liralık gübre… Yani onda 1’ini ancak veriyorsunuz destek olarak. Böyle olmaz.

Bunları niye getirdim biliyor musunuz? Hani, et fiyatları niye artıyor, yem fiyatları niye artıyor? Çünkü yemin nasıl yapıldığını bilmeniz lazım. Bu mısır, bu arpa, bu buğday, bu yağlı ve kuru soya, bu da kepek; bunları karıştırdığınızda yem elde edersiniz. Maalesef, bunların hepsini bizim üretmemiz gerekirken biz ithal ediyoruz. Her birinin fiyatı dünyada arttı. Neden? Pandemiden dolayı -hep söylüyorduk- gıdaya yönelim var, girdiye de yönelim var, bu ürünlere de yönelim var, her birinin fiyatı arttı.

Biz, üreticiyi desteklememiz gerekirken hâlâ ithalat yapıyoruz, hâlâ gümrük vergilerini sıfırlıyorsunuz. Bakın, şu mısırı biz kendi üreticimizden 1.325 liraya aldık ama geçen haftaki ithalat fiyatı kaç para biliyor musunuz? 1925 lira yani kendi çiftçimize 600 lira fazla vermediniz, gittiniz, Rus çiftçisinden bunu ithal ettiniz. Bu, buğday; 1.650 liraya kendi çiftçimizden aldınız ama 2.200 liradan Rus ve Ukrayna çiftçisinden aldınız. Bu örnekleri çoğaltabiliriz arkadaşlar, bizim derdimiz; örnekleri çoğaltmak değil, sizin tarımı yönetememeniz, ülke ekonomisine yön verememeniz.

5 milyar liralık çiftçi borcunu; icrada olan, hacizde olan yani bugün yarın traktörü alınacak, ineği alınacak icradaki çiftçinin borcunu bile yapılandırmaktan acizsiniz ama çiftçinin borcu, siz iktidara geldiğinizde 1 milyar liraydı, şu anda 180 milyar lira. Ya, hangi çiftçinin durumu düzeldi? Bunu bana lütfen söyleyin. Ne yaptınız? Bir tane fabrika mı diktiniz, bir tane yem fabrikası mı diktiniz, bir tane yağ fabrikası mı diktiniz? Yağ fiyatları aldı başını gidiyor. Hepsini bizim üretebileceğimiz bu ürünleri getirdim. Bunlar bu topraklarda verimli bir şekilde yetişiyor ama siz, nedense lobilere kanıyorsunuz, emperyalist sistem size dayatıyor “Şunu ithal et, bunu ithal et.” Kendi bölgemden de bir örnek vereyim: Çeltik üreticileri 4 bin liraya sattığı ürünü şimdi, 3.500 liraya satamıyor. Neden? İthal pirinç geldiği için. Böyle ülke yönetilmez arkadaşlar. Gıda güvenliğimiz ciddi anlamda tehlikede. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler...Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan  Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 11’inci maddesinin birinci fıkrasındaki “değiştirilmiştir” ibaresinin “yeniden düzenlenmiştir” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Dursun Müsavat Dervişoğlu                 Dursun Ataş                         Zeki Hakan Sıdalı                        İzmir                                      Kayseri                                     Mersin                     İmam Hüseyin Filiz                    Hayrettin Nuhoğlu                                                                    Gaziantep                                  İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLİ SAVUNMA KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMAİL KAYA (Osmaniye) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Mersin Milletvekili Zeki Hakan Sıdalı.

Buyurun Sayın Sıdalı. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

ZEKİ HAKAN SIDALI (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün, burada, vatanımızın bütünlüğü için canlarını veren kardeşlerimizin tabi olduğu Türk Silâhlı Kuvvetleri Personel Kanunu üzerine konuşuyoruz.

Biz isterdik ki bu kanun düzenlemesi hayatları mücadele içinde geçen vatan evlatlarımızın kronikleşen sorunlarına çözüm olsun. Biz isterdik ki sözleşmeli, muvazzaf ayırt etmeden tüm subay, astsubayların özlük hakları iyileştirilsin. Artık verilen sözler tutulsun, uzman erbaşlar ve sivil memurlar hak ettikleri değeri görebilsin. Maalesef, askerlerimizin maddi, manevi mağduriyetleri henüz, giderilmekten çok uzak.

Değerli milletvekilleri, pandemi sürecinde büyük zarar gören esnaflarımızla buluşmak, sorunlarını dinlemek için il il geziyoruz. Bu hafta bizdeydik, Mersin’deydik. Tarsus Kamyoncular ve Tırcılar Kooperatifini ziyaretimizde, bir dokunduk bin ah işittik. Geçen senenin mırıltıları bu sene maalesef, çığlığa dönüşmüş. Son yıllarda astronomik derecede artan köprü, otoyol, araç parası, lastik, akaryakıt, sigorta ve kasko giderlerine bir de bu sene pandemi eklendi. Onlar artık mesleğin yapılamaz hâle geldiğini söylüyorlar. Unutmayın, kamyonlar durursa portakal size gelmez, yemek için siz Mersin’e gelirsiniz.

2019 sonunda 1.400 liraya aldığı lastiği bugün 3 bin liraya alamadığını söyleyen kamyoncu esnafımız “Döviz yükseldi diye fiyatları artırdılar, döviz düştü niye 1 kuruş bile indirmediler?” diye soruyor. Hakikaten bu fiyatlar neden düşmüyor? “Yıllık enflasyon yüzde 14,6 olarak açıklanırken köprü ve otoyol ücretlerine niye yüzde 25 zam yapıldı?” diye soruyor. Ez cümle: “Biz niye gün geçtikçe fakirleşiyoruz?” diye soruyor. Cevap basit: Siz ekonomiyi yönetemiyorsunuz.

Bunlar yetmezmiş gibi, bir de bir şoföre günde en fazla dokuz saat çalışma süresi getirdiniz. Dijital takograf sistemi, her ne kadar iyi niyetle düşünülmüş olsa bile hiçbir altyapısı hazırlanmadan uygulanmaya çalışılıyor. Sistem sürücüye “Dört buçuk saat doldu, durman gerek.” diyor. Durduğu yerde dinlenme tesisi yok, dinlenme tesislerinin çoğunda kamyon, tır park edecek yer yok. Sürücü ne yapsın? Ya, duracak park cezası yiyecek ya da durmayacak takograf cezası yiyecek, bir de ceza puanı 100’e ulaşırsa ehliyetine el konulacak. Üstelik, takograftan gelen ceza da hem şoföre hem de mal sahibine yazılacak. Tek hataya 2 ceza nerede görülmüş? Hepimiz karayollarını kullanıyoruz. Alakasız yerlerde, yol kenarlarında durmak zorunda kalan, yer yer kazalara sebep olan araçlar işte bu altyapısız takograf sisteminizin eseri.

Kendi aracını kullanan bir kişinin eline çoğu zaman bir şoför maaşı bile geçmezken, şimdi siz resmen “2 şoför çalıştırın.” diyorsunuz. Kamyoncu esnafımız çift şoför çalıştıramazsa teslimatı istenilen zamanda yapamıyor, böyle olunca da iş alamıyor. İkinci şoförün maaşı, sigortası nasıl karşılanacak? Bu insanlar ne kazanıyor ki, ne verecekler?

Değerli milletvekilleri, kamyoncu esnafımızın yaşadığı bir diğer sorunsa K1 belgeleriyle ilgili. K1 belgeleri bugün artık düz kâğıttan farksız hâle geldi. K1 belgesi olan kişi isterse 100-200 araç alabiliyor. Bu durum beraberinde haksız rekabeti, tekelleşmeyi getiriyor. Mesleği bırakmak isteyen esnaf, belgeyi taksi, minibüs plakası gibi satmak istiyor, satamıyor; devlete devretmek istiyor, edemiyor. Kamyoncu esnafımız hat, plaka hakkı gibi özlük hakkı istiyor. Buna da acilen çözüm bulmamız gerekiyor.

Son olarak tüm Tarsuslu hemşehrilerimizin ortak bir sorununu daha dile getirmek istiyorum. Nüfusu 350 bine, kayıtlı araç sayısı 100 bine ulaşan ilçemizde hâlâ bir araç muayene istasyonu yok. Tarsusluların yönlendirildiği istasyonlar kendi iş yüklerini dahi zor taşıyorlar. Bu sebeple Tarsus’a bir araç muayene istasyonu açılması acilen gündeme alınmalı ve vatandaşlarımız bu konuda rahatlatılmalıdır.

Bu vesileyle milletimizin Regaip Kandili’ni kutluyor, üç ayların başlangıcı olan bugünün sağlık, huzur ve refah getirmesi diliyor, yüce Meclisi de saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Şimdi, önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 250 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 11’inci maddesindeki “yer alan” ibaresinin “bulunan” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

          Murat Çepni                  Serpil Kemalbay Pekgözegü         Mahmut Celadet Gaydalı

               İzmir                                        İzmir                                        Bitlis

Gülüstan Kılıç Koçyiğit                      Kemal Peköz                            Rıdvan Turan                             Muş                                        Adana                                      Mersin

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMAİL KAYA (Osmaniye) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN -  Önerge hakkında konuşmak isteyen Mersin Milletvekili Rıdvan Turan.

Buyurun Sayın Turan. (HDP sıralarından alkışlar)

RIDVAN TURAN (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de Gara katliamında yaşamını yitirenlere Allah'tan rahmet ve yakınlarına baş sağlığı dileyerek sözlerime başlamak istiyorum.

Daha önce farklı mecralarda defalarca dile getirdiğim ve geçen hafta Meclis gündemine taşıdığımın Mersin Davultepe Küçük Sanayi Sitesi Planı’na ilişkin görüşlerimi anlatmaya devam edeceğim.

Geçen hafta, değerli arkadaşlar, 400 dönüm bir narenciye alanının acele kamulaştırma kararıyla çiftçilerin ellerinden alınmaya çalışıldığını, bunun bir kooperatif öncülüğünde yapıldığını ve bunun bölgede son derece ciddi huzursuzluklar çıkmasına neden olduğunu ifade etmiştim. Bu fotoğraftan o bölgeyi görüyorsunuz.

Aslında, geçen hafta ifade ettiğime ek olarak, Davultepe Küçük Sanayi Sitesi’ne ilişkin şöyle bir girizgâh yapmak mümkün: Bu sorun, esasen, nasıl bir Mersin tahayyül ettiğimiz sorunudur değerli arkadaşlar; nasıl bir Mersin’den yana olduğumuz sorunudur. Mersin bir turizm kenti mi, bir ticaret kenti mi, bir sanayi kenti mi, bir tarım kenti mi? Aslında net olmayan bir durum var çünkü daha önceki imar planlamaları kentin bütünlüğünü ortadan kaldırmış, her şeyin birbirinin içine geçmesine sebep olmuş. Yanlış planlamalar Mersin’de yapısal ve köklü, bugün de içinden çıkılmasının mümkün olmadığı birtakım durumlara, birtakım sorunlara sebep olmuş.

Dolayısıyla, bu sözünü ettiğim 400 dönüm narenciye bahçesine ilişkin yaptığımız tartışma -burada Mersin kamuoyuna ilişkin de ifade etmek istiyorum- nasıl bir Mersin’den yana olduğumuz tartışmasıdır; eskisi gibi çarpık kentleşmeye kurban edilmiş bir Mersin mi, yoksa planlı programlı bir Mersin mi? Bunu şundan dolayı söylüyorum: Eski küçük sanayi sitesi şu anda Mezitli’nin içerisinde yer alıyor ve yerleşimle iç içe. Şu anda, bu 400 dönümlük alanın acele kamulaştırılmasıyla kurulması öngörülen, burada gördüğünüz alana kurulacak olan, kurulması öngörülen küçük sanayi sitesi ise sorunu çözmeyecek -nasıl önceki sanayi sitesi çözmediyse şimdiki de çözmeyecek- bu sorunu erteleyecek.

Oysa bu türlü planlamalar yapılırken yani sanayi siteleri planlanırken çok kriterli karar alma yöntemlerine ihtiyaç var ve çok aktörlü katılıma ihtiyaç var. Burada ne çok kriterli karar alma yöntemleri uygulanmış ne de çok aktörün katılımı söz konusu. Yalnızca mülkiyet meselesine ve kente yakınlığına bakılarak burası küçük sanayi sitesine uygun bir alan olarak görülmüş, oysaki değil değerli arkadaşlar.

Bir defa, çarpık sanayileşmeyi ve çevre sorunlarını önlemek, kentleşmeyi yönlendirmek, kaynakları rasyonel kullanmak gibi şeyler dikkate alındığında Davultepe Planı’nda bunların hiçbirinin olmadığını görüyoruz. Düzenli kentleşmenin gerçekleştirilmesiyle, sanayileşmenin kentler üzerine doğurabileceği olumsuz etkileri ortadan kaldırarak kentleşme ile sanayileşme arasındaki ilişkiyi düzenleyecek bir mantaliteye sahip olması gereken planlama Davultepe planlamasında yine yok. Kent ve toplum sağlığını olumsuz yönde etkileyecek şekilde sürdürülebilir yeşil altyapı ilkeleri çerçevesinde uygulanması gereken sanayi planlamaları bu örnekte yine ne yazık ki söz konusu değil. Ayrıca, bölgelerin flora ve faunasını son derece kötü etkileyecek bir niteliğe sahip bir niteliğe sahip bir yer seçimi söz konusu. Zaten tarımsal nitelikli arazilerin de bu amaçlar için kullanılmayacağına ilişkin dünyada artık genel bir kabul var. Oysa bu 400 dönümlük arazi dip dibe ağaçların dikili olduğu ve Türkiye’nin ihracatına da çok büyük katkı veren bir arazi değerli arkadaşlar.

Bir diğer mesele, bu tür şeyler yaptığınızda dengesiz bir göçe sebep olabilirsiniz. Tam da işte Davultepe bölgesini küçük sanayi sitesi olarak nitelendiren anlayış böylesine bir nüfus artışını, kentin plansız gelişmesini, yeniden çarpık kentleşmenin ortaya çıkmasına sebep olacak. Sadece buna sebep olmayacak ekolojik dengeyi çok temelde etkileyecek ve aynı zamanda orada yaşayan on binlerce vatandaşımızın aşından, işinden olmasına sebep olacak. Bunu ortadan kaldırmak için ne yapılabilir? Bir defa kentleşme mantığı -küçük sanayi sitesi parantezinde bahsediyorum- mutlaka temel kamusal şehircilik ilkeleri çerçevesinde oluşturulmalı. Yani şöyle bir şey olabilir mi? Orada, 400 dönüm alanı Cumhurbaşkanı acele kamulaştırma kararının altına imza atıyor fakat oradaki insanların hiçbirisinin bununla alakası yok. Dolayısıyla değerli arkadaşlar bunu kabul etmek mümkün değildir. Bir an evvel bu yanlıştan dönülmeli ve orada tarımsal faaliyetlerin sürmesine engel olmamak gerekir diyorum.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

11’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

12’nci madde üzerinde 3 önerge vardır. Önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Buyurun okuyun.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

250 sıra sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 12’nci maddesinde geçen "Milli Savunma Bakanlığınca” ibaresinin “Milli Savunma Bakanlığı tarafından” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

           Haşim Teoman Sancar                                Çetin Arık                                        Ahmet Önal

                      Denizli                                             Kayseri                                             Kırıkkale

                 Polat Şaroğlu                               Bayram Yılmazkaya                                Özgür Ceylan

                      Tunceli                                            Gaziantep                                          Çanakkale

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMAİL KAYA (Osmaniye) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Tunceli Milletvekili Polat Şaroğlu.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

POLAT ŞAROĞLU (Tunceli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle terör örgütü tarafından Gara’da şehit edilen 13 vatandaşımızı rahmetle anıyor, acılı ailelerine sabırlar diliyorum. Milletimizin başı sağ olsun.

Değerli milletvekilleri, Millî Savunma Komisyonu olarak son dönemde Türk Silahlı Kuvvetleri ve Jandarma bünyesinde fedakârca görev yapan askerî personelin etkin bir şekilde görev yapmalarını sağlamak ve özlük haklarını iyileştirmek amacıyla çeşitli kanunlar, düzenlemeler yapılmasını sağladık ancak Türk Silahlı Kuvvetlerinin genel yapısı hakkında ve personelinin yaşadığı mağduriyete ilişkin itirazlarımızın ne yazık ki dikkate alınmadığını görüyoruz.

Gelinen nokta itibarıyla ordumuzun eğitim, yargı, sağlık, atama ve liyakat sistemlerinde yaşanan köklü sorunlar nedeniyle birlik ve bütünlüğü bozulmuştur. Genelkurmay ve kuvvet komutanlıkları ayrı ayrı Millî Savunma Bakanlığına bağlandığı için sıkı emir komuta bağı parçalanmış ve Genelkurmay Başkanının yetkileri budanmıştır. Askerî mahkemeler ve disiplin mahkemeleri kaldırılarak ordunun yargı sistemi bozulmuştur. Bu konuda, askerî mahkemeler korunarak Askerî Yargıtay ile askerî yüksek idare mahkemeleri Danıştayın içinde birer daireye dönüştürülmelidir. 15 Temmuz hain darbe girişimi sonrası YAŞ yapısı değiştirilmiş ve çoğunluğunu Hükûmet üyelerinin oluşturduğu bir yapıya büründürülmüştür. Siyasi müdahalelere açık, millî ordu yerine parti ordusu kuran mevcut YAŞ yapısı yerine bunun değiştirilerek ülkemizin güvenlik ihtiyaçlarına göre yeniden tasarlanması gerekmektedir. Ordudaki eğitim sisteminde ciddi aksaklıklar yaşanmaktadır. Harp Akademileri teşkilatının Millî Savunma Üniversitesine, harp okullarının kuvvet komutanlıklarına bağlanması sağlanmalı ve askerî liseler tekrardan açılmalıdır.

Bir diğer önemli sorun, askerî hastanelerin 2016 yılında OHAL kararnamesiyle kapatılarak Sağlık Bakanlığına devredilmesiyle sağlık hizmetlerinde aksama yaşanmış ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin doktor ihtiyacı devlet hizmet yükümlüsü sivil doktorlar tarafından karşılanmıştır. Ordudaki sağlık sisteminin bozulmasına sebep olan bu yanlıştan dönülerek kritik önemdeki hastanelerin tekrar açılarak Millî Savunma Bakanlığına devri muhakkak sağlanmalıdır.

Yine, aynı şekilde ordu içerisinde atama ve terfi sistemi komple yeniden düzenlenmiş, rütbelerde bekleme, emeklilik süreleri değiştirilmiştir. Bu durumun bir sonucu olarak öğrenci alımlarında komisyonlarda yaşanan usulsüzlükler ve yandaş kayırmacılık sebebiyle liyakat sistemi bozulmuştur.

Ardı arkası kesilmeyen millî kurumların özelleştirme politikalarının verdiği zarar ortadayken askerî fabrikalar gibi kritik önemdeki tesislerin özelleştirmelerine, Tank Palet Fabrikası’nın bedelsiz olarak yabancılara devredilmesiyle devam edilmektedir.

Diğer tarafta, Silahlı Kuvvetler personelinin özlük haklarının eksikleri göze çarpmaktadır. Diğer üst subaylara verilen görev, makam tazminatı yine bir üst subay olan binbaşılara verilmediği gibi görevdeki binbaşılara başka adlar altında yapılan iyileştirmeler emekli binbaşılığa yansıtılmamıştır; bunun sonucunda, emekli binbaşılar için emekli çalışan maaş oranı hiçbir asker ve sivil emekli durumunda görülmeyen yüzde 41 oranına kadar düşmüştür.

Astsubayların da makam ve tazminat ile kademe, derece sorunları çözüme kavuşturulmamıştır. Bu sorunlar çözüldüğü takdirde emeklilik maaşları daha makul seviyeye gelecektir.

Aynı şekilde 6000 sayılı Kanun mağduru uzman çavuşlarla ilgili düzenlemede yaşanan hak kaybının tam olarak giderilmediğini görüyoruz. Uzman çavuşlar, daha önce çıkarılan kanunla uzman erbaşlığa sağlanan aylık artışı, ek gösterge, eğitim ve sicil yoluyla derece ve kademe intibakından yararlanamamıştır ve aynı şekilde emsalleri gibi 52 yaşına kadar çalışmadıkları  için derece ve kademeleri eksik kalmış ve geçmişe dönük ciddi bir hak kaybı yaşamışlardır. Uzman çavuşlar, subay ve astsubaylara verilen bir derece ve geçmişe dönük kayıplarının telafi edilmesini talep etmektedirler. Sözleşmeli erlerse refakat izni, asgari geçim indirimi, yol harcırahı, komando tazminatı ve iyileştirme zammı haklarından mahrum kalmaktadırlar, eş atamalarında da büyük sorunlar yaşamaktadırlar. Aynı şekilde, sağlık yönetmeliği düzenlenmeli ve yedi yıl görev yaptıktan sonra memur kadrolarına geçişi sağlanmalıdır. Askerî kurumlarda sivil memur olarak görev yapan binlerce personel, mevcut mevzuata göre asker ve polis gibi sorumlulukları olduğu hâlde özlük ve tazminat haklarından aynı şekilde yararlanamadıkları gibi yaşadıkları mağduriyete ilişkin bu kanun teklifinde de hiçbir düzenleme yapılmamıştır. Yaşanan bu hak kayıplarını gidermeye ve daha kapsayıcı, adil düzenlemeye ihtiyaç duyulmaktadır.

Saygılarımla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

     Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 12’nci maddesinin birinci fıkrasındaki “değiştirilmiştir” ibaresinin “yeniden düzenlenmiştir” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederim.

 

                 

İmam Hüseyin Filiz                             Dursun Ataş                  Dursun Müsavat Dervişoğlu

           Gaziantep                                  Kayseri                                      İzmir

     Hayrettin Nuhoğlu                                                                 Muhammet Naci Cinisli

             İstanbul                                                                                   Erzurum

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMAİL KAYA (Osmaniye) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Erzurum Milletvekili Sayın Muhammet Naci Cinisli.

Buyurun Sayın Cinisli. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

MUHAMMET NACİ CİNİSLİ (Erzurum) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; aziz milletimizi ve Genel Kurulumuzu saygıyla selamlar, mübarek Regaip Kandili’nizi kutlarım.

İki bin iki yüz yıldan fazla geçmişi olan, zaferleriyle birlikte her zaman medeniyet nurları taşıyan kahraman ordumuzu büyük bir onurla selamlarım. Vatanımız uğruna canlarını vermiş aziz şehitlerimize rahmet; gazilerimize şan, şeref dilerim.

Memleketim Erzurum, 1828, 1877, 1916 yıllarında 3 kez Rus işgallerine uğramıştır. Birinci Dünya Savaşı’nda Rusların Erzurum’a şiddetli saldırılarına karşı ordumuzla beraber Erzurum halkı da gözünü sakınmadan şehrini savunmuştur. Rus orduları, yüz beş yıl önce bugünlerde memleketim Erzurum’u üçüncü kez işgal ettiler. 12 Mart 1918’de işgalden kurtarılan Erzurum’un ebedi bir Türk yurdu olarak kalması için canlarını seve seve feda etmiş aziz şehitlerimizi, kahraman geçmişlerimizi rahmetle, minnetle anıyorum. Ayrıca, hem tarihi önemi hem de kültürel değeri olan toplam 52 Erzurum tabyasının bakımsızlıktan kurtarılması, millî bilincimizin yaşatılması için şanına yaraşır bir şekilde restore edilmesini talep ediyorum.

Değerli milletvekilleri, üzerinde söz aldığım kanun maddesi gereğince kahraman askerlerimize verilecek madalyaların nitelikleri, rozet ve nişanların takılacağı yer ve zamanlar, veriliş ve takılış usulleri, ödülleri, miktarları gibi hususlar Millî Savunma Bakanlığınca düzenlenecek. Ödüllendirme, madalyayla onurlandırma hem ilgili kurumlarımıza aidiyet artırıyor hem de yıllar boyunca yapılan görevlerin birer hatırası oluyor.

Büyük zaferlere, kahramanlıklara imza atmış bir orduya, askerlik duygusunu benimsemiş bir millete çok şükür ki sahibiz. Devletimiz de büyüklüğünü, şefkatini davranışlarına yansıtmalı. Silahlı kuvvetlerimizde istihdam edilen personelin özlük hakları iyileştirilmeli. Görevlerine başlamadan önce vatanımızı canlarından aziz bildiklerine, hayatlarını seve seve feda edeceklerine yemin eden kardeşlerimiz, hazine garantili ödeme taahhüdünde bulunulan belli kesimlerden çok daha değerlidirler. Vaatlerle sürekli olarak oyalanmayı da hak etmezler. Milyarlarca lirayı malum şirketlere gözünü kırpmadan veren AK PARTİ elitist iktidarı; iş, geleceğin planlanmasına, insan kaynağı yönetimine, gençlerin eğitim ve istihdamına, kalkınma politikalarına gelince gerekli sorumluluğu göstermiyor.

Ülkemiz, tarih boyunca yaşadığı olaylarla çok değerli tecrübeler edindi. Nitelikli, yetişmiş genç insan kaynağının önemini biliyoruz. Devletimiz ve milletimiz de bu önemin idrakiyle fedakarlıklar yaparak eğitimli nesiller yetiştirmek için büyük çabalar sarf ettiler. Ülkemiz, Balkan Savaşlarında, Birinci Dünya Savaşı’nda bir neslini kaybetti. 12 Eylül 1980’de ülkemiz yine bir neslini kaybetti. On dokuz senelik AK PARTİ iktidarında da yanlış ekonomi ve eğitim politikaları, gençlerimizin temel kariyer planlamasındaki hatalardan dolayı üçüncü defa ülkemiz bir neslini kaybetti, kaybediyor. Gençlerimiz AK PARTİ iktidarında iş bulamıyorlar, yuva kuramıyorlar.

Nüfus artış oranımız giderek düşüyor. Veri siparişi alan TÜİK’in rakamlarında bile 2019 yılındaki nüfus artış oranımız binde 14 iken 2020 yılındaki nüfus artış oranımız binde 5’e düşmüş. Bu düşüşün sebeplerinin araştırılması, çözülmesi lazım. Neden nüfusumuz artmıyor, bunu sormalıyız. Covid-19 pandemisinde gizlenen bazı ölüm rakamlarının yanı sıra gençlerimize hayat kurma şansı tanınmamasının bu düşüşte önemli sebeplerden biri olduğuna inanıyorum. AK PARTİ döneminde neslimiz devam edemiyor. Geleceğimizin inşası üzerinde ciddiyetle düşünülmesi, kalkınmacı planların acilen yapılması gerekiyor.

Değerli milletvekilleri, AK PARTİ iktidarının gençlerimize bir özür borcu var, ülkemize de bir nesil borcu var. Milletimiz kaliteli bir hizmeti vizyoner, adaletli, vatansever, demokrat bir yönetimi hak ediyor. İşte bizler, İYİ PARTİ olarak kalkınmacı, milliyetçi, demokrat kadrolarımızla milletimizi, gençlerimizi hak ettiği yönetim anlayışıyla buluşturacağız inşallah.

Unutulmamalı ki içinde bulunduğumuz keyfî Cumhurbaşkanlığı sisteminde askerî fabrikalar, hastaneler, okullar gibi stratejik tesis ve kurumlarımız pasifize edilebiliyor hatta fırsatçı müjdeler uğruna riskli askerî kararlar alınabiliyor.

Bu vesileyle rehin tutuldukları Kuzey Irak’ın Gara bölgesinde şehit olan 13 kardeşimize, operasyonda çarpışarak şehit olan 3 askerimize, vatan evlatlarına Allah’tan rahmet, değerli ailelerine, aziz milletimize başsağlığı, sabırlar dilerim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUHAMMET NACİ CİNİSLİ (Devamla) – Allah bizleri şehitlerimize layık eylesin.

Genel Kurulu saygıyla selamlarım. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Şimdi, önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 250 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 12’nci maddesinde yer alan “şeklinde” ibaresinin, “biçiminde” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

          Murat Çepni                             Kemal Peköz       Serpil Kemalbay Pekgözegü               İzmir                                       Adana                                       İzmir

    Dilşat Canbaz Kaya                Gülüstan Kılıç Koçyiğit             Mahmut Celadet Gaydalı

             İstanbul                                      Muş                                         Bitlis

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMAİL KAYA (Osmaniye) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen İzmir Milletvekili Murat Çepni.

Buyurun Sayın Çepni. (HDP sıralarından alkışlar)

MURAT ÇEPNİ (İzmir) – Teşekkürler Başkan.

Genel Kurul ve bizleri izleyen değerli halkımız, evet, pandemi sürecinde AKP iktidarı işçi atmalarını yasaklamıştı fakat tablo tam tersine, işçi atmalarını yasalaştırmış oldu. Bu süreçte ilk defa karşılaştığımız “kod 29” diye bir uygulamayla karşı karşıya kaldık ve bu kod 29 uygulaması tam da patronların istediği, dertlerine derman bir uygulama oldu. İşçi mi atmak gerekiyor, kod 29; sendikalı oldu işçi, işten atmak mı gerekiyor, tam olarak kod 29 imdada yetişiyor. Yani AKP burada bir kez daha işçi sınıfına karşı, emekçilere karşı patronlar ne istediyse, neye ihtiyaçları varsa bu uygulamayla hayata geçirmeye devam etti.

İş Kanunu’nun 25’inci maddesinin (II)’nci fıkrası “Ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan haller” olarak tanımlanıyor. Kod 29’la işten atılanlar kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ve işsizlik maaşı gibi haklarından da mahrum kalıyorlar, tam da sermayenin istediği gibi.

Kod 29 aynı zamanda bir damga niteliğinde. Bu damgayı yiyen işçi başka bir işe başvurduğu zaman da bununla karşı karşıya kalıyor yani tümüyle bir kara listeye alınmış oluyor.

Bunun karşısında, bu uygulamanın karşısında işçi sınıfı direniyor. Çorum Ekmekçioğulları Metal işçileri kod 29’la işten atıldılar, 90 işçi yetmiş üç gündür direniyor. Gebze Baldur Süspansiyon işçileri direniyorlar. PTT’de sendika yöneticisi oldukları için tazminatsız işten atılan işçiler elli üç gündür direniyorlar. BTS’li işçiler sendikal görevlerini yaptıkları için işten atıldılar, sürgüne uğradılar, sürgünlere karşı mücadeleleri sürüyor. Maltepe, Kadıköy, Kartal ve İzmir Belediyelerinde işçiler TİS görüşmeleri ve işten atmalara karşı direnişteler, grevdeler. Karaman Döhler Gıda işçileri direnişteler. İstanbul Avcılar SML Etiket işçileri, yine, sendikalı oldukları için işten atıldılar, direnişteler.

İşçi sınıfı sadece işsiz kalma riskiyle karşı karşıya değil, sadece bu saldırıyla uğraşmıyor; aynı zamanda insanlık dışı şartlarda ve koşullarda çalıştırılmaya mahkûm bırakılıyorlar. Örneğin, Migros depo işçileri en çarpıcı örneklerden bir tanesi. 700 işçiye 2 lavabo kullandırılıyor, yine soyunma odaları dip dibe, taciz, mobbing, zorunlu fazla mesai de cabası yani işçiye, emekçiye şu söyleniyor: “Ya işten atılırsınız ya da köleci koşullarda çalıştırılırsınız.” Çünkü AKP’nin sermayesi, burjuvazinin ihtiyacı bu, daha çok sömürü ve daha çok açlıkla ancak bu politikalar hayata geçirilebilir. Saray iktidarı, temsilcisi olduğu zenginlerin iktidarıdır ve bu iktidar işçilerin alın teri ve ölümleri üzerinden kâr elde ediyor, işçilerden çalınanlarla kasalarını dolduruyorlar, işçi sınıfı “İş, aş.” dedikçe karşısında kolluk güçleri dikiliyor; polisi, jandarmasıyla iş, aş isteyen, “Açım.” diyen işçinin, emekçinin karşısına dikiliyor, şiddet uygulanıyor. Devlet, tüm varlığıyla işçi direnişlerine saldırmaya devam ediyor.

Peki, ne yapmak lazım? Bunun karşısında işçi sınıfı yolu gösteriyor, direnmek lazım. Saraylar, saltanatlar çöker, kan susar bir gün, zulüm biter; bugünlerden geriye bir yarına gidenler kalır bir de yarın adına direnenler. Evet, işçi sınıfı iş ve aş için direniyor fakat yetmez, politik özgürlükleri için de mücadele edecek işçi sınıfı; demokratik, sosyalist, sendikal örgütlenmesini büyütecek, yan yana gelecek, birleşecek ve bu zulüm düzenini yıkacak; bizler de bu mücadelede işçi sınıfının, emekçilerin iş, ekmek ve özgürlük mücadelesinde yanı başında olacağız, bu zulüm düzenini yerle bir edeceğiz.

Teşekkür ederim. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Şimdi, önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

12’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

13’üncü madde üzerinde ikisi aynı mahiyette olmak üzere 3 önerge vardır. İlk okutacağım 2 önerge aynı mahiyettedir, bu önergeleri birlikte işleme alacağım.

Okutuyorum: 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

250 sıra sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 13’üncü maddesinde yer alan “hariç” ibaresinin “dışında” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Haşim Teoman Sancar           Polat Şaroğlu            Çetin Arık              Ahmet Önal

        Denizli                            Tunceli                      Kayseri                                             Kırıkkale

Ömer Fethi Gürer   Bayram Yılmazkaya                  Özgür Ceylan 

       Niğde                                                            Gaziantep                                            Çanakkale

Aynı mahiyetteki önergenin imza sahipleri:

 

Kemal Peköz                          Murat Çepni Serpil Kemalbay Pekgözegü

   Adana                                      İzmir                                                                            İzmir

Gülüstan Kılıç Koçyiğit                             Mahmut Celadet Gaydalı                             Habib Eksik

      Muş                                                                   Bitlis                                                 Iğdır

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMAİL KAYA (Osmaniye) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler hakkında söz isteyen Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer.

Buyurun Sayın Gürer. (CHP sıralarından alkışlar)

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Değerli milletvekilleri, öncelikle, Gara’da şehit düşen askerlerimize Allah’tan rahmet diliyor, ailelerine ve ülkemize başsağlığı diliyorum.

Ayrıca, bugün Regaip Kandili, tüm halkımızın Regaip Kandili’ni de kutluyorum.

Türk Silahlı Kuvvetleriyle ilgili yapılan bugünkü kanun teklifi görüşmelerinde getirdiğimiz önermeler dikkate alınmadan aynen geçip gidiyor; oysa uzman er, erbaş, astsubay, emekli binbaşı, gazi ve şehit ailelerinin bu bağlamda talepleri var. Noktası değişmeyeceğine göre, kanun teklifi üzerinde konuşmak yerine, Türkiye’de daha da önemsediğim bazı konular var, onlarla ilgili birkaç söz söylemek istiyorum.

Genelde iktidar diyor ki: “Muhalefet her şeyi eleştiriyor.” Bugün, ben Cumhurbaşkanının Sayın Eşi Emine Erdoğan’ın iki konuşmasını nakledeceğim, ikisini de çok olumlu buluyorum. Birinde diyor ki Emine Erdoğan: “Tohum toprağa emanettir, her ikisi de millî servettir. Bu bilinci ne kadar yaygınlaştırır, ata tohumlarımıza ne kadar sahip çıkarsak yeni nesillerin geleceğini o kadar garanti altına alırız.” Çok doğru bir söz. Dün de yine Sayın Erdoğan yaptığı açıklamada “Ben, şahsen, çocukluğumda yediğim domatesin tadını bilmeyen torunlarım için üzülüyorum. Etrafımız çiçek dolu, herkes birbirine çiçek armağan ediyor ama ne yazık ki bahçeli evlerimizdeki gülün, sümbülün kokusunu alamıyoruz. Tabiatın seslerini, kokularını kaybediyoruz.” dedi. Bunları söyleyen kişi Sayın Cumhurbaşkanımızın eşi ve on dokuz yıldır da ülkeyi Adalet ve Kalkınma Partisi yönetiyor.

2006 yılında yerel tohum satışıyla ilgili Adalet ve Kalkınma Partisi sınırlama getirdi. 2018 yılında da yalnızca sertifikalı tohuma destek verdi ve ne yazık ki ata tohumumuz yerine domatesin tohumunu İsrail’den getiriyoruz, hıyarın tohumunu oradan getiriyoruz. On dokuz yıldır iktidardalar gerçek anlamda, bende Niğde’nin Sazala domatesi var, onun kokusunu özledim, bununla ilgili yapılacak çalışmalarda Tarım Bakanı Cumhurbaşkanımızın eşini dinlesin ya da Cumhurbaşkanımızın eşi, Cumhurbaşkanımıza ülkedeki tarımın içine düştüğü durumu anlatsın çünkü yaptığı konuşmalarda değindiği konular önemli. Ata tohumumuza sahip çıkılsın, kendi tohumumuzu geliştirelim. Türkiye’den tohumu yurt dışına götürüyorlar, orada geliştirip bize farklı bir ülkenin tohumu diye satıyorlar, bunun önüne geçmenin yolu da kendi ülkemizin değerlerini sahiplenmek, tohumu müzeye koymak yerine ata tohumunu geliştirmek.

Katı atık projesi de Emine Hanım’ın destek verdiği bir projeydi, ben o projeyi de önemsedim. Hangi devlet dairesine gitseniz o projeyle ilgili 6, 7 tane, her kata birer tane kutu koydular, o kutulara atıklar toplanacaktı sonra atıkları azaltalım derken onlar atığa dönüştü, içine bir şey atıldığı yok, boş duruyor ama ondan daha önemlisi vatandaşa da markete gittiği zaman bedava bir poşet veriliyordu, poşetin yok olma süreci dikkate alınarak poşetle ilgili de 25 kuruş fiyat kondu böylece poşet kullanımının azalacağı varsayıldı, poşet kullanımı azalmadı. Marketçiler poşetin boyutunu kısaltmış, şimdi bir markete gidiyorsunuz eskiden bir poşete her aldığınızı koyabiliyordunuz şimdi poşetin boyutu kısaldığı için 2 poşet almak durumundasınız, 50 kuruşa satıyorlar, o da ticari bir işe dönüşmüş.

Yapılan işlerin toplumun yararına olmasını biz de amaçlarız, isteriz ve düşünürüz ama yapılan işler görünürde güzel sözlerle, uygulamada ise yanlış olarak yapıldığında bunu da uyarmanın muhalefetin görevi olduğunu düşünüyorum. Ülkemizin içinde bulunduğu koşullarda üretimde ve daha çok üretimde olmamız gerekliliğini hepimiz söylüyoruz. Öyle olunca bununda en fazla desteğe ihtiyacı olan kesim tarımdır.

Biraz evvel değerli kardeşim söyledi, ben de tekrar edeyim: Üre gübresi dört ay önce 1.800 liraydı, bugün 3.100 liraya çıktı. Dün Sayın Cumhurbaşkanı müjde diyor: “Sizin gübre desteklerinizi artırdım.” Attırdığı desteklerle 3.100 lira olan gübre 3 bin liraya düştü. Yani 1.200 lira gübreye zam gelmiş durumda, çiftçi bunu nasıl karşılaşın, ekimi nasıl yapsın? Tohumu, gübresi, ilacı, mazotu, yer altından çıkan su için kullanılan elektrik fiyatıyla artık üretimden uzaklaşıyor. Tamamı ithalata dayalı yarın ilerde daha büyük sorunlar başımıza açacak bir süreç devam ediyor. Ben de buradan uyarıyorum, bu süreci sonlandırmanın yolu kendi çiftçimize sahip çıkmaktır diyor, yüce  Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler hakkında söz isteyen Iğdır Milletvekili Habip Eksik.

Buyurun Sayın Eksik. (HDP sıralarından alkışlar)

HABİP EKSİK (Iğdır) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Ben, seçim bölgem Iğdır’ın sınırında olan ama hepimizi ilgilendiren, hepimizin yaşamını büyük ölçüde tehlike altına sokan bir konuyla ilgili konuşmak istiyorum. Sınırımızdaki nükleer tehlike, Metzamor Nükleer Santrali. Gerçekten özellikle Iğdır için, Kars için, Ardahan için büyük bir tehlike barındırıyor ama olası bir faciada, olası bir kazada, Allah korusun, neredeyse Avrupa’ya kadar varacak etki oluşturma ihtimali olan bir santral bu nükleer santral. O açıdan bütün milletvekili arkadaşlarımızın bu konuda dikkatlerini buraya vermelerini ve sorumluluk almalarını, Türkiye Büyük Millet Meclisinin, iktidarın bu konuda sorumluluk almasını istiyorum.

SELAMİ ALTINOK (Erzurum) – Nerede o?

HABİP EKSİK (Devamla) – Anlatacağım, anlatacağım. Bir sakin ol, dinlemeyi öğren, anlatacağım.

Şimdi, Metzamor Nükleer Santrali Iğdır’ın hemen dibinde, Kars’la, Ardahan’la sınır. Yine etki alanında eğer olası bir kaza olursa Doğubayazıt, Ağrı, hatta Van, Erzurum ki ciddi anlamda etkilenebilecek alanlar. Yine, Gürcistan etkilenebilir, Azerbaycan’ın Nahçıvan bölgesi ve İran da etkilenebilecek noktalardan bir tanesi. En önemlisi, Ermenistan’ın kendi ülkesini de ciddi anlamda etkileyebilecek bir bölge. O açıdan, halklar için çok ciddi bir risk barındırıyor, çok ciddi bir tehlike barındırıyor.

Bakın, geçen günlerde, şubat ayında iki tane deprem oldu. Biri Ermenistan’ın Ararat şehir merkezli 4,9; biri de Armavir kent merkezli, o da 4.7 ve gerçekten bölge insanının hepsinin yüreğini ağzına getirdi ki bölge, ikinci dereceden deprem bölgesi. O açıdan, ciddi anlamda sorunlu, sıkıntılı bir bölge.

Şimdi, şunu özellikle belirteyim: Yani bu nükleer santralin bizim ülkemizin sınırlarının dışında olması, bizim ülkemizi yöneten iktidarı sorumluluktan kurtarmıyor; tam tersi, böyle noktalarda aslında iktidar sorumluluk almalı, girişimlerde bulunmalı, komşusuyla iyi ilişkiler geliştirmeli, komşu devletlerle bu tür konuları görüşüp sorunları çözmelidir.

Bakın, Ermenistan’la bir sınır kapımız var Iğdır’da, Alican Sınır Kapısı yıllardır kapalı, hiçbir şekilde ne ticaret ne de insani başka ilişkiler geliştirilmiyor. Oysaki bu ülkeyle ilişkiler geliştirilse, Alican Sınır Kapısı açılsa, ticaret geliştirilse ve Metzamor Nükleer Santrali’nin Türkiye'deki insanları, Kürt’ü, Azeri’yi, Terekeme’yi, Türk’ü; yine, aynı zamanda, Ermenistan’da yaşayan Ezidileri, Ermenileri, herkesi etkilediği düşünüldüğünde bu noktada onların bu santrali kapatması konusunda girişimlerde bulunulması daha doğru olur, daha mantıklı olur. Siz sınır kapılarını kapattığınız zaman, onlar nükleer santralleri açıp, kullanıp insanlara zehir saçtığı sürece maalesef sorunlar daha da büyüyecektir, daha da sıkıntı olacaktır. O açıdan, sorunları atlamadan önce bence insanları dinleyin ve çözüm üretin. İktidar olduğunuzu, iktidarda insanları yönetmekle mükellef olduğunuzu bilin ve ona göre davranın. Yoksa hamasetle “HDP söyledi, ben hemen ağzını tıkayayım, sözünü keseyim.” diye hareket etmemelisiniz, dinlemelisiniz. Bakın, bu nükleer santral 1977’de kurulmuş ve Fukuşima’yla, Çernobil’le aynı tarihte kurulmuş büyük bir tehlikeyi barındırıyor ki Avrupa Konseyi bu noktada şunu söyledi, dedi ki: “Bu nükleer santral dünyadaki en büyük tehlike, en büyük tehlikelerden bir tanesi.” Ki nitekim Birleşmiş Milletler Atom Enerjisi Ajansı da bu noktada ciddi anlamda uyarılarda bulunuyor ve bu nükleer santralinin derhâl durdurulmasını talep ediyor. Yine Avrupa Birliği de aynı şekilde. O açıdan, önerimizdir: Bu nükleer santralin kapatılması için Ermenistan’la ilişkiler geliştirilmeli, uluslararası kamuoyunda ilişkiler geliştirilmeli ve girişimlerde bulunulmalı, insani ilişkiler geliştirilmeli. O açıdan, derhâl sınırımızın Ermenistan’la ticari ilişkilere açılması için Alican Sınır Kapısı’nın faaliyete sokulması, ticaretin geliştirilmesi, halklar arasındaki o kavganın, o savaşın, o öfkenin, o kinin bitirilmesi için insani ilişkilerin geliştirilmesini öneriyoruz.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)      

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

             Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 13’üncü maddesinin birinci fıkrasındaki “değiştirilmiştir” ibaresinin “yeniden düzenlenmiştir” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederim.

Dursun Müsavat Dervişoğlu                                Hasan Subaşı                                      Aylin Cesur

İzmir                                                                      Antalya                                              Isparta

Dursun Ataş                                             Mehmet Metanet Çulhaoğlu                      Hayrettin Nuhoğlu

Kayseri                                                                    Adana                                               İstanbul

 

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMAİL KAYA (Osmaniye) -– Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Isparta Milletvekili Sayın Aylin Cesur. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)  

AYLİN CESUR (Isparta) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şehit olan 3 askerimiz ve alçak bölücü terör örgütü PKK’nın katlettiği 13 kardeşimiz için Yüce Allah’tan rahmet ve milletimize sabır diliyorum. Acımız çok taze ve böyle kalleşliği hazmedebilmemiz de mümkün değil.

Sayın Bakanlar geldi, burada anlattılar, ben de kendilerine teşekkür ediyorum. Bizim de bu hadise için söyleyeceklerimiz var. Öfkeliyiz milletçe ama “Eğriye eğri, doğruya doğru.” demezsek terörü bitiremeyiz ve milletimiz bize eğrileri söyleme görevi verdi muhalefet olarak. 1984’te tanıştık bu belayla, on binlerce insanımız öldü, yerlerinden oldu gene on binlerce insanımız ve 3 tane önemli soru var bugün: Bugünlere nasıl gelindi, neden gelindi ve ne yapmalı? Yirmi bir yıl önce 15 Şubatta PKK elebaşısının yakalandığı gün ben Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in yanındaydım, operasyonun bütün aşamalarını biliyorum, ne gördüm biliyor musunuz o gün? Devlet tecrübesine dayanan, akılcı, ilkeli bir dış politika ve onun sonuçlarını.

Mesela, Suriye, ne zaman kendi dış politikası çıkmaza girse -sorun yaşandığı- devletin güvenliğini tehdit edebilecek unsurları destekler, Türkiye'nin karşısına PKK’yı koyar, ona kalkan olurdu. 2000’lere geldiğimizde bunu aşmıştık, aşağı yukarı terör de neredeyse bitmişti. Sonraki on yıl PKK’nın sınır ötesi bölgelerde yuvalanması, maceracı ve ideolojik politikalar, Orta Doğu’da ülkelerin başta Suriye’nin iç işlerine karışılması ve sonuç: Suriye’nin yeniden önümüze koyduğu PKK kartı.

 Dış güçler diyoruz, dış güçler hep vardı ve dünyada da artık devletler arası savaşlar yok değerli arkadaşlar. İstikrarsız bölgelerde her aktör, tutunabildiği bir grubu silahlandırıyor, orada güçlenerek sorunun bir parçası olup sonra da masada yer edinmeye çalışıyor. Kim destek oluyorsa batsın ama siz de onlara izin vermeyeceksiniz.

Soru şu: Amerika ve Rusya yokken bölgede böyle bir oluşumun önüne geçilebilir miydi? Meşhur çözüm süreci macerası olmasıydı eğer bugün durum ne olurdu? Anadolu topraklarımızdan geçen teröristlere çalınan davullar, zurnalar vatan görevinde şehit olmasa Mehmetçik’imizin yavuklusuyla düğününde çalınabilir miydi? Dağlarımızda yeniden yuvalanılmasına eğer göz yumulmasaydı, kendi ülkemizde kazılan hendeklere eğer izin verilmeseydi şehidimiz için daha mı az mezar kazılırdı? (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar) Katil PKK’yla Oslo’da masaya oturulmasaydı, vurulup tertemiz alnından uzanmış yatan şehit oğlu şehitlerin ruhu daha mı az sızlardı?

Bakan Bey dedi ki: “Murat Karayılan’ı bin parçaya böleceğiz.” Destekledik biz de, çok haklı. Peki, 6 Şubatta “İstediğimiz gibi konuşursa Murat Karayılan’ı da televizyona çıkarırız.” demeseydi Mahir Ünal, bu topraklar için toprağa düşmüş askerin ruhu daha mı az acırdı? Vazgeçildiğinde bu işten eğer geç olmasaydı, kaçırılan vatandaşlarımız Gara’da şehit edilmezler miydi? Bakınız, tehdit bölgesi 2000’e göre çok büyüdü, İran sınırdan Suriye topraklarına intikal etti, Türkiye kara unsurlarının neredeyse tamamını İran-Akdeniz arasındaki 1.300 kilometre uzunluğundaki sınır hattına getirdi. Türkiye, ya büyük resmi göremedi ya da kamuoyunu tatmin etmeye maalesef oynadı. “Terörizm, demokrasi ve insan hakları” gibi kavramlarla haklı gösterilemez ve açıklanamaz ve ona karşı savaşılması için devletin bütün imkânlarını kullanması şarttır. Türkiye'nin bundan sonraki aşamada serinkanlı ve soğukkanlı olması lazım, yeni bir maceraya da heveslenmemesi lazım. Komşu ülkelerle ve dünya ülkeleriyle diplomasi kanallarını kullanmamız lazım. Bizim İYİ PARTİ olarak güçlü bölge, güçlü Türkiye dememiz bundan. İstikrarlı ve müreffeh bir coğrafya tesis ederseniz eğer, bölgede terörü de yoksulluğu da defedersiniz; her ikisini de.

Maceracılara da iki çift sözüm var. Biz milletçe milliyetçiyiz. Soruyoruz: Bir avuç serserinin karşısında bu memleketi bırakıp gidecek miyiz? Şimdi yeter demeyeceğiz de ne zaman yeter diyeceğiz? Bu vatan bizimdir. Bu vatan ya bizimdir ya da hiç kimsenin değildir. Bu memleketin neresinde doğarsa doğsun cesur ve kahraman çocukları her yerde kardeştir ve onları birbirine düşürmek alçaklıktır. Kim bu lafları üstüne alınıyorsa alınsın, mezhep ve etnik farklılıklarımız bizim yüzyıllardır zenginliğimizdir. Türk devletine vatandaşlık bağıyla bağlı olan herkes Türk’tür. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar) Bu bayrak için, bu vatan için milletin mübarek şehitleri, bu topraklara başka eller değmesin, bayrak burçtan inmesin, minarelerden ezan sesi dinmesin diye şehit oldular. O bayraktır bizim bayrağımız. Bu bayrak ki barışın güvercini, savaşın kartalı; bu bayrak ki tarihim, şerefim, şiirim, her şeyim ve Türk milleti bu toprakları Kürt’üyle, Çerkez’iyle, Alevi’siyle, Sünni’siyle her birlikte kanı ve canı pahasına vatan yapmıştır ve bu ülke sahipsiz değildir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı).

AYLİN CESUR (Devamla) - Kimdir bu ülkenin sahipleri? Yüce ve aziz Türk milletidir. Cumhuriyetin de, ay yıldızlı bayrağın da, İstiklal Marşı’mızın da, Büyük Atatürk’ün de sahibi yüce ve asil milletimizdir ve o millet bütündür, ezelden ebede kadar da bütün olarak yaşayacaktır. Bedeli neyse öderiz bölmeye çalışanlara. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

13’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

14’üncü madde üzerinde 3 önerge vardır.

Önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

250 sıra sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 14’üncü maddesi ile 926 sayılı Kanun’a eklenen ek madde 38’de geçen “teşkillerinde” ibaresinin “oluşumlarında” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

           Haşim Teoman Sancar                         Bayram Yılmazkaya                                 Ahmet Önal

                      Denizli                                            Gaziantep                                           Kırıkkale

                 Polat Şaroğlu                                       Çetin Arık                                         Murat Emir

                      Tunceli                                             Kayseri                                              Ankara

                  Özgür Ceylan

                    Çanakkale

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMAİL KAYA (Osmaniye) - Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Önerge hakkında konuşmak isteyen Ankara Milletvekili Murat Emir.

Buyurun Sayın Emir. (CHP sıralarından alkışlar)

MURAT EMİR (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Görüşmekte olduğumuz teklifin 14’üncü ve 30’uncu maddelerini birlikte ele aldığımızda iki temel şey hedefleniyor. 14’üncü maddede Silahlı Kuvvetler bünyesindeki yedek subayların gerektiğinde sınır dışında Sağlık Bakanlığın teşkillerinde kullanılmasının önü açılıyor. 30’uncu maddede ise değerli arkadaşlar, Sağlık Bakanlığı bünyesinde olması gerekirken, TSK bünyesinde zorunlu devlet hizmetini yapmak zorunda olan hekimlerin altı aya kadar çeşitli harekâtlarda, operasyonlarda resen görevlendirilebilmesinin önü açılıyor;  daha önceki yasal düzenlemede bir aydı ama yeni düzenlemeyle resen altı aya kadar bu sivil şahıslar operasyon bölgelerinde çalıştırılabilecek. Yine, aynı şekilde, değerli arkadaşlar, süre sınırı olmaksızın da sivil hekimler çeşitli  yerlerde çalıştırılabilecek.

Niye ihtiyaç duyuyoruz buna? Çünkü askerî hekimimiz yok, Silahlı Kuvvetlerin acilen hekime ihtiyacı var, askerî hekimlerin bu görevi yürütmesi gerekiyor ama GATA olmadığı için, askerî hekimler yetişmediği için de sivilden hekim alıyorsunuz. Bir genç binbir zorlukla hekim oluyor, mecburi hizmete gönderiyorsunuz, kendine göre bir dünyası var, hayalleri var ama kuradan askerî hizmeti çekiyor. Şimdi de diyorsunuz ki “Sadece ordu içerisinde sivil tabip, sivil memur statüsüyle çalışmakla kalmayacaksınız, operasyon bölgesinde biz dön diyene kadar kalacaksınız.”

Değerli arkadaşlar, bir defa GATA’nın kapatılması bu orduya yapılabilecek en büyük ihanettir. Bu ihaneti siz yaptınız. Bir hışımla 2016’da GATA’yı kapattınız. Niye? Çünkü GATA FET֒cülerin eline geçmişti. Niye? Çünkü GATA’nın anahtarını siz FET֒ye teslim ettiniz. (CHP VE İYİ PARTİ sıralarından alkışlar) Ondan sonra GATA’yı düzeltmek yerine, FET֒ye karşı operasyon yapmak yerine, FET֒yü temizlemek yerine askerî tıbbiyeyi temizlediniz, askerî hastaneleri temizlediniz. Gidin, bakın, gazilerimiz sıra bulmakta zorlanıyorlar, gazilerimiz tedavi olmakta zorlanıyorlar. Askerî hekimlik dediğiniz çok ciddi bir iştir, çok özel bir iştir, özel bir eğitim gerektirir. Tıp fakültesi mezununun askerî tıbbiyenin gerektirdiği bilgileri bilmesi mümkün değil. Askeri psikoloji, biyolojik, radyolojik, kimyasal zehirlenmelere karşı tedbirli olma, onun dışında operasyonlara katılma, cephede birebir görev yapma, Mehmetçik’le omuz omuza yürüme çok daha özel bir eğitimi gerektirir ama siz bunu yapmadığınız gibi aynı zamanda sivil hekimlere, gencecik hekimlere de “Biz oradan alana kadar orada kalacaksınız.” diyorsunuz. Bir defa bu haksızlıktır, vicdansızlıktır. Zaten kurulan bir sağlık hizmetleri genel müdürlüğü var Millî Savunma Bakanlığı bünyesinde, oranın kadrolu hekimleri olması gerekir. Bize göre en doğrusu, artık bu inattan vazgeçin. Bütün dünya gibi ordumuza askerî tıbbiyeyi ve askerî hastaneleri tekrar kurmamız lazım. Bunu yapana kadar da hiç olmazsa kendi kadrosuyla çalışması lazım. Genç doktor, kura çekiyor, mecburi hizmetini yapacak kendisini sınır ötesi bir operasyonun ortasında buluyor ve aylarca. Dolayısıyla değerli arkadaşlar, bakın, burada yapılması gereken son derece önemli. Bütün devleti, devletin bütün unsurlarının çürüttünüz. GATA’yı, iki yüz elli yıllık bir şanlı tarihi görmezden geldiniz, iki yüz elli yıllık şanlı tarihi bir tarafa bıraktınız ve GATA’yı Ali Edizer gibi insanların, müptezellerin eline bıraktınız. O Ali Edizer ki hemen anımsatayım, çok eşliliği savunan Ali Edizer. O bir örnek değildi arkadaşlar, o bir örnek değildi, sizin anlayışınız bu. Nereden referans aldığını, kimin oraya atadığını, hangi torpille geldiğini hepimiz biliyoruz. Dolayısıyla mutlaka yapılması gereken, gencecik hekimleri operasyon bölgelerinde hem onların taşımayacakları bir yük sırtlarına yüklememek hem de orada gerçekten askerimizin, Mehmetçik’in hak ettiği nitelikle askerî sağlık hizmetini alabileceği koşulları sağlayabilecek askerî tıbbiyeyi tekrar ayağa kaldırmaktır. Bu vesileyle Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 14’üncü maddesinin birinci fıkrasındaki “eklenmiştir” ibaresinin “ilave edilmiştir” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederim.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

Mehmet Metanet Çulhaoğlu                 Dursun Ataş

Adana                                               Kayseri

Hayrettin Nuhoğlu                              Hasan Subaşı

İstanbul                                             Antalya

Dursun Müsavat Dervişoğlu

İzmir

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMAİL KAYA (Osmaniye) - Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Adana Milletvekili Mehmet Metanet Çulhaoğlu.

Sayın Çulhaoğlu, buyurun. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET METANET ÇULHAOĞLU (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 250 sıra sayılı Kanun’un 14’üncü maddesi üzerine İYİ PARTİ Grubumuzun görüşlerini ifade etmek üzere söz aldım, heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sözlerime başlarken, Gara’da bölücü hain PKK terör örgütünün şehit ettiği 16 vatan evladına Allah’tan rahmet diliyor, kederli ailelerine sabrıcemil niyaz ediyorum; milletimizin başı sağ olsun.

Ecdadımızın bizlere emanet ettiği bu cennet vatan topraklarımızda ve yurt dışında huzur ve barışı sağlamak için yüreklerini ortaya koyarak hain terör örgütleriyle kahramanca mücadele veren askerlerimizin, polislerimizin Cenab-ı Allah güçlerini artırsın.

Bugün Regaip Kandili, milletimizin Regaip Kandili’ni de kutluyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; madde gerekçesinde, 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu’na ek 38’inci madde ilave edilerek Millî Savunma Bakanlığında görev yapan sağlık sınıfı, tabip, eczacı, sağlık idarecisi, fizyoterapist gibi yedek subayların ihtiyaç hâlinde öncelikli olarak gazilere ve güvenlik güçlerine hizmet veren Sağlık Bakanlığı teşkilleri ile sınır ötesi ve terörizmle mücadele harekâtını destekleyen Sağlık Bakanlığı sağlık teşkillerine görevlendirilmelerini amaçlıyorsunuz. Aslında, geçmişte yanlış yaptığınızı itiraf ediyorsunuz değerli arkadaşlar. Askerî hekimlik alanında eğitim veren ve askeriyenin ihtiyaçları doğrultusunda sağlık personeli yetiştiren GATA’nın yapısını bozmayacaktınız, askerî hastanelerin işleyiş düzenini değiştirmeyecektiniz.

AK PARTİ iktidarında, 2016 yılında 6756 sayılı Kanun’un 5’inci maddesiyle Milli Savunma Üniversitesi adıyla yeni bir üniversite kurmuşken, aynı kanunun 106’ncı maddesiyle Gülhane Askeri Tıp Akademisine bağlı eğitim hastaneleri ve Türk Silahlı Kuvvetleri Bakım ve Rehabilitasyon Merkezi ile askerî hastaneler, dispanser ve benzeri sağlık hizmet birimleri ile Jandarma Genel Komutanlığına ait sağlık kuruluşlarını, Gülhane Askerî Tıp Akademisine bağlı yükseköğretim birimlerini Milli Savunma Üniversitesi yerine Sağlık Bakanlığına bağlı Sağlık Bilimleri Üniversitesine devretme yanlışını yaptınız.

Gülhane Askeri Tıp Akademisi bünyesinde yürütülmekte olan kimyasal, biyolojik, radyolojik ve nükleer tehditlere karşı savunma, hava ve uzay hekimliği, su altı hekimliği, harp cerrahisi gibi özellikle askerî sağlık hizmetleri, aynı zamanda askerî eğitim almış, uzmanlaşmış hekimler tarafından yürütülmekteydi. Türk ordusunun askerî sağlık sistemini bozdunuz.

Gülhane Askeri Tıp Akademisinin ve askerî hastanelerin tekrar eski konumlarına döndürülmesi ordumuz için hayati öneme sahiptir. Tekrar ediyorum: Burada en büyük hata, Gülhane Askeri Tıp Akademisinin Sağlık Bilimleri Üniversitesine devriyle yapılmıştır.

15 Temmuz hain darbe girişiminin ardından askerî hastanelerin kapatılması nedeniyle savaş cerrahisi uzmanlığında doktor sayısı 2.043 iken büyük bir oranda azalma meydana gelmiş, 347’ye düşmüştür. Bu hatadan bir an evvel dönülmelidir. Savaş cerrahisi çok özel bir konudur. Askerî tıp eğitimi ve uygulaması, normal tıp eğitimi ve uygulamasından farklılıklar taşımaktadır. Askerî bir doktor, her türlü askerî harekât, savaş gibi durumlarda çalışmaya hazırlıklıyken, sivil bir doktorun savaş ortamında mesleki bilgisini tam olarak kullanabilmesi beklenmemelidir.

Bir başka husus da Türk Silahlı Kuvvetlerinin bel kemiği olan astsubaylarımızın emekliliğine yansıyacak şekilde makam ve görev tazminatını alamıyor olmalarıdır. Bunlara ilişkin, kanun teklifine 2 madde eklenmesi yönünde İYİ PARTİ milletvekillerimizin önergesi ne yazık ki Komisyonda reddedilmiştir.

Yine, öğretmenlerimize, hemşirelerimize, personelimize, din görevlilerimize verdiğiniz söz gibi, uzman çavuşlara da söz vermiştiniz. Sahi, ne oldu arkadaşlar, uzman çavuşlarımızın 3600 ek göstergesi? Unuttunuz mu? Siz unutsanız da biz unutturmayacağız, iki buçuk yıldır hatırlatmaya devam ediyoruz. Siz, verdiğiniz sözü tutmamakta ısrar ediyorsunuz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhurbaşkanlığı hükûmet etme sistemiyle, hukuk sistemimiz daha çok bozulmuş, Anayasa kararları uygulanmaz hâle gelmiştir. Uluslararası kategoride gerilere düşmüş vaziyetteyiz ne yazık ki. Ekonomimiz daha da kötüye gitmiş, açlık ve yoksulluk ayyuka çıkmıştır. Çarşı pazar yangın yeri olmuştur. Üreticimiz üretimden uzaklaşmış, çalışanlarımız daha da fazla geçim derdine düşmüştür. Emeklilerimizin karın tokluğu, iş arama derdine düşmüş, esnafımız iş yapamadığı için kepenk kapatmak zorunda kalmıştır diyor, heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Evet, teşekkür ederim Sayın Çulhaoğlu.

Şimdi, önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 250 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 14’üncü maddesinde yer alan “talep edilmesi” ibaresinin “istenmesi” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

         Kemal Peköz                    Mahmut Celalet Gaydalı                     Murat Çepni                           Adana                                       Bitlis                                        İzmir                     Gülüstan Kılıç Koçyiğit          Serpil Kemalbay Pekgözegü                                                                 Muş                                         İzmir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLİ SAVUNMA KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMAİL KAYA (Osmaniye) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

Önerge hakkında konuşmak isteyen Diyarbakır Milletvekili Semra Güzel.

Buyurun Sayın Güzel. (HDP sıralarından alkışlar)

SEMRA GÜZEL (Diyarbakır) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, görüşülmekte olan kanun teklifinin 14’üncü maddesi üzerine söz almış bulunmaktayım. Maddeyle 926 sayılı Türk Silâhlı Kuvvetleri Personel Kanunu’na ek madde eklenmek suretiyle Millî Savunma Bakanlığında görev yapan sağlık sınıfı yedek subayların, ihtiyaç hâlinde, öncelikli olarak gazilere ve güvenlik güçlerine hizmet veren Sağlık Bakanlığı teşkilleriyle sınır ötesi harekâtını destekleyen Sağlık Bakanlığı sağlık teşkillerine görevlendirilmeleri amaçlanmaktadır.

Hepimiz biliyoruz ki, bir pandemi sürecinden geçmekteyiz ve bu sürecin en ağır yükünü sağlık emekçileri arkadaşlarımız aldı. Yüklerinin bu kadar ağır olmasının altında yatan temel sebeplerden biriyse hâlâ ülkede çok ciddi sağlık emekçisi açığının bulunmasıdır. Bakanlık, bu sürecin en başından beri ısrarla dile getirilen bu sorunu görmezden geldi. Şimdi de sağlık emekçilerine en çok ihtiyacımız olan bugünlerde, onların taleplerine göz yumarak her defasında iş yükünü artırarak az personelle çok iş yapmaya gitmektedir.

Değerli milletvekilleri, bizlerin sağlık emekçilerine daha çok birinci basamak sağlık hizmetlerinde, hastanelerde ve toplumun içerisinde ihtiyacımız var. Şunu dile getirelim: Sağlık Komisyonu üyesiyim ve neredeyse her gün onlarca sağlık grubu, birçok arkadaşımız bana ulaşarak atamaların yapılmadığını, yıllarca okudukları hâlde işsiz kaldıklarını ve ihtiyaç olduğu hâlde kadro açılmadığını dile getiriyorlar. Fizyoterapistler, sağlık yönetimi mezunları, odyometristler, evde bakım teknikerleri, tıbbi sekreterler, optisyenler, sosyal hizmet uzmanları, psikologlar ve daha onlarca yardımcı sağlık grubu emekçileri hükûmetten atama bekliyor.

Bu pandemi sürecinde her iş kolunda artan iş yüküne rağmen, sağlık emekçisine duyulan ihtiyacın bu denli artmasına rağmen ısrarla ya atamalar yapılmamakta ya da ihtiyacın çok altında yapılmaktadır. Düşmanlık politikasıyla KHK’yle atılan arkadaşlarımız işlerine iade edilmemektedir. Eğer sağlıkçıların çalışma koşullarında bir değişiklik yapılacaksa öncelikle halk sağlığı göz önüne alınarak düzenlemeler yapılmalıdır. Sağlık emekçisi arkadaşlarımız Maskeler Konuşuyor Etkinliği yaparak taleplerin dile getirdiler, bizler de buradan onların taleplerini bir kez daha dile getiriyoruz. Sağlık emekçisi arkadaşlarımızın sorunları hâlâ çığ gibi önümüzde duruyor. Hâlâ Covid-19 meslek hastalığı başvuruları kabul edilmiyor. Hâlâ uzun nöbetler ve mesai saatleri bitmedi ve “Tükeniyoruz” diyorlar. Zam diye onlara reva görülen ücret yaşam standartlarının çok altında.

Sayın milletvekilleri, bizler toplumun sağlığını, halkın sağlığını korumak için yıllarca eğitim aldık. Ve hepimizin bildiği, iki bin yıl önce yazılan, kaleme alınan Hipokrat yemininin orijinalinde şöyle der: “Gücüm yettiği kadar tedavimi hiçbir vakit kötülük için değil, yardım için kullanacağım. Kasıtlı olan bütün kötülüklerden kaçınacağım.” Bu aşamada topluma yapılacak en büyük iyilik en hızlı şekilde aşılamanın yapılmasıdır. Corona salgının durmasına dönük herkesin gözlerini çevirdiği Covid-19 aşılaması devam ederken ülkeler arasında büyük farklılıklar olduğu görülüyor. Mesela, İsrail’de yaklaşık her 100 kişiden 76,25’ine aşı uygulandı. Birleşik Arap Emirlikleri’nde her 100 kişiden 51,3’üne aşı uygulandı. Türkiye'de ise birinci doz aşı her 100 kişiden 5,3’üne, ikinci doz aşıysa her yüz kişiden 0,9’una uygulandı. Bu haliyle baktığımızda Türkiye'de durumun oldukça vahim olduğunu görüyoruz.

Sağlık örgütleri, MHRS randevu sistemi ve karekod uygulamalarında yaşanan sorunlar ve birinci basamak sağlık hizmetlerinin ihmal edilmesi sonucu aşılamanın birinci aşamasının dahi tamamlanmadığını dile getiriyor ve böyle devam ederse 60 milyonluk kesimin iki yılda aşılanabileceğini söylüyor. Bu durum aynı zamanda her şeye kaynak yaratan iktidarın halk sağlığına nasıl yaklaştığı gözler önüne seriyor.

Yine, toplumun bağrından yükselen savaşa, saraya değil; halk sağlığına bütçe talebinin ne kadar haklı bir talep olduğunu gösteriyor. Ayrıca büyükşehirlerde yüzde 70-90 arasında seyreden 75 yaş üstü aşılama oranlarının Kürt nüfusunun yoğun olduğu illerde yüzde 30’un altında olması da izahat gerektiren bir durum. Oranın bu kadar düşük olmasının sebebi nedir? MHRS’de ve internet erişiminde yaşanan sıkıntılar mı? Eşitsiz ve ayrımcı politikalar mı? Yoksa hiçbir zaman istemeyeceğimiz aşı reddi mi? Eğer öyleyse halk aşıya dair derhâl bilgilendirilmelidir. Yoksa her şekilde bu yaşanan sorunların muhatabı ve sorumlusu Bakanlıktır, sürecin şeffaf yürütülmemesidir.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Şimdi önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

14’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

15’inci madde üzerinde 4 önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

250 sıra sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 15’inci maddesiyle değiştirilen 926 sayılı Kanun’un geçici 43’üncü maddesinde yer alan “müştereken” ibaresinin “birlikte” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

         Haşim Teoman Sancar                              Çetin Arık                                       Ahmet Önal

                      Denizli                                             Kayseri                                            Kırıkkale

            Bayram Yılmazkaya                                 Ali Keven                                      Özgür Ceylan

                   Gaziantep                                           Yozgat                                           Çanakkale

                                                                         Polat Şaroğlu

                                                                               Tunceli

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMAİL KAYA (Osmaniye) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen, Yozgat Milletvekili Ali Keven. (CHP sıralarından alkışlar)

ALİ KEVEN (Yozgat) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 15’inci maddesi hakkında CHP Grubum adına söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Sözlerime başlarken, Gara bölgesinde bölücü terör örgütü PKK’nın şehit ettiği, kaçırılan asker, polis, sivil 13 vatandaşımıza ve 10 Şubatta şehit edilen 2 yüzbaşımız ve 1 astsubayımıza Allah’tan rahmet diliyorum; ailelerine başsağlığı ve sabır diliyorum. Ayrıca, tüm İslam âleminin üç aylarını ve kandillerini kutluyorum.

16 şehit verilen bu olayın üstünün parti kongreleriyle ve milyonların vicdanını yaralayan o gülüşmelerle kapatılamayacağı bir gerçektir. Gerçeklerden kaçamayacaksınız. Yüce milletimiz bir şehit annesinin hıçkırıklarını parti kongresine malzeme yapanları bir kenara not etti, zamanı geldiğinde onları da tarihin çöplüğüne atacaktır.

Türk Silahlı Kuvvetleri iktidarınız döneminde çok çekti. Sizin döneminizde Türk Silahlı Kuvvetlerimiz çok örselendi. Göz bebeğimiz ordumuzu önce FETÖ terör örgütüne adım adım teslim ettiniz, Genel Kurmay Başkanı İlker Başbuğ’u terör örgütü lideri diye bir teröristin gizli tanıklığıyla sanık sandalyesine oturttunuz, Habur Kapısı’ndan dağdan inen teröristlere şov yaptırdığınız, bir belediye seçimini kazanmak uğruna İmralı’dan mektup getirtiniz, terörist başının kardeşiyle TRT’ye röportaj yaptırdınız, kozmik odayı yağmalattınız, yüzlerce subay, astsubayımızı kumpas davalarıyla çürüttünüz, onuruna yediremeyip intihar eden yarbay Ali Tatar’ın hesabını kim verecek soruyorum? Kim, kim? (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Bunların hiçbiri doğru değil, hiçbiri doğru değil.

ALİ KEVEN (Devamla) - Daha sonra, FET֒yle mücadele bahanesiyle yılların birikimini, Kuleli Askeri Lisesini, Harbiye’yi bir gece lağvettiniz, liyakat sistemini bozdunuz, askeri disiplini mahvettiniz, askeri hastaneleri de gazi tedavisinde uzmanlaşana GATA’yı da yok ettiniz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu şekilde dayatmalarla getirilen kanun tekliflerinde askeri personellerin bütün sorunları neden masaya yatırılmıyor? Yapılan kanun değişikliği teklifinde sözleşmeli erbaşların, uzman çavuşların sorunları görmezden geliniyor ve erteleniyor. 2011 yılında uygulanmaya başlanan sözleşmeli erbaş uygulamasında görev süresi yedi yılı bulup ayrılanlar kanunda belirtilen hakları olan kamu kurumlarına atamalarının yapılmasını bekliyorlar. Sözleşmeli erbaşlarımız, uzmanlarımız terör bölgelerinde yoğun mesaileri sonrası görevlerini tamamladılar ve şimdi kamu kurumlarına atamalarının yapılmasını beklemektedirler. Mağdur edilen 3 bine yakın sözleşmeli erbaşımız “Kanun maddesini ne zaman uygulayacaksınız?” diye soruyorlar. Bu mağduriyeti lütfen bir an önce çözün. Yine sözleşmeli erbaş olarak görev yapanlara mesai sonrası evlerine girebilmeleri uygulanmıyor ve fakat izni, asgari geçim indirimi, yol harcırahı, komando tazminatı gibi birçok özlük sorunları çözüm bekliyor.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gazilik hakkı elinden alınmış binlerce gazi mağdur. Yüzde oranı hesaplayıp santim santim uzuv kaybı ölçen bu sistemde gazilik unvanı verilmeyen binlerce gazi mağdur. Malullük oranı gibi gerekçeler gösterilip daha sonra gazilik unvanı elinden alınan ve zaman zaman basına da yansıdığı üzere ödenen ücretlerin ve protezinin dahi faiziyle elinden alındığı belirlenen gazilerimizin yaşadığı bu mağduriyetleri telafi edilmelidir. Malullük oranı üzerinden bir ayrımcılık yapılmasını asla tasvip etmiyoruz. Santim santim gazilik ölçüyorsunuz. Terörle mücadelede yaralanmış, parmağı kopmuş, vücudunda şarapnelle veya kurşunla yaşayan gazilerimiz gazilik haklarının teslim edilmesini istiyorlar.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Yozgat ilimiz verdiği şehitleriyle anılan bir şehirdir. 350 şehit, 170 terör mağduru gazi vardır. Birinci Dünya Savaşı’ndan Kurtuluş Savaşı’na, Kurtuluş Savaşı’ndan güneydoğu operasyonlarına kadar binlerce şehit vermiştir. Yozgat’ımızın bir talebi oldu, “Askerî birlik istiyoruz.” dediler. Yeni değil, yıllardır bu talebi dile getiriyoruz. Askerî birlik sözünü Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan Yozgat’ta 10 Temmuz 2014 tarihinde yaptığı mitingde yeniledi, “Ustalara usta birliği yakışır.” diyerek bu sözü vereli tam altı buçuk yıl oldu. Yozgatlılar Sayın Cumhurbaşkanının bu miting meydanında vermiş olduğu sözü tutmasını bekliyor.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 15’inci maddesinin birinci fıkrasındaki "değiştirilmiştir” ibaresinin "yeniden düzenlenmiştir” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederim.

       Dursun Müsavat Dervişoğlu                          Hasan Subaşı                                      Dursun Ataş                  

                        İzmir                                               Antalya                                              Kayseri

              Hayrettin Nuhoğlu                                 Hüseyin Örs                                     Feridun Bahşi

                      İstanbul                                             Trabzon                                             Antalya

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMAİL KAYA (Osmaniye) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Antalya Milletvekili Feridun Bahşi. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

FERİDUN BAHŞİ (Antalya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 250 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 15’inci maddesi üzerine söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, şimdi, bir an gözlerini kapatın ve bir rejimin peşin suçlu kabul ederek kamplara tıktığı bir millet düşünün. Yaşadıkları coğrafyanın bütün cadde, sokak ve kapalı alanlarına yüz tanıma sistemine sahip kameralar yerleştirilmiş. Yaşları 12 ila 65 arasındaki herkesin DNA örneği, parmak izi ve kan grubu bilgileri toplanmış. Sadece şehirler, beldeler arasında değil mahalleler arasında bile güvenlik noktaları oluşturulmuş. Dış dünyayla irtibatı tamamen kesilmiş, gün içinde aynı güzergâhtan iki defa geçmek bile soruşturma sebebi olmuş. Her an ve her yerde resmî veya sivil polislerin hiçbir gerekçe göstermeden sorgulama, tutuklama hatta öldürme yetkisi var. Ölen ya da öldürülenlerin yakınlarının bunu sorması, otopsi yapılmasını istemesi hatta cenazede ağlaması ağır suç. Kimin kiminle evleneceğine, hangi kıyafetlerin giyileceğine, ne öğreneceğine, nasıl düşünüleceğine, neye inandırılacağına, kadınların kaç çocuk doğuracağına kadar devlet karar veriyor. Evet arkadaşlar, sözünü ettiğim zulüm kızıl Çin işgali altındaki Doğu Türkistan’da yaşanıyor. Bu soykırımı ne dünya ne de Türkiye görüyor. Sözde insan hakları savunucuları sadece susuyorlar.

Soydaşlarımız toplama kamplarında her türlü işkencelere hatta tecavüzlere maruz kalıyor âdeta soykırıma tabii tutuluyorlar ama ülkemde basın yayının ilgisini dahi çekmiyor. Akan Türk kanı olunca haber değeri bile taşımıyor. İki yıl önce yapmış olduğum bir konuşmada Doğu Türkistan’daki soykırımın ülkemizde paralı poşet düzenlemesi kadar bile gündeme gelmediğinden söz etmiştim, bugün çok daha gerideyiz.

Değerli milletvekilleri, Doğu Türkistan’daki soykırımı dünyaya duyurmaya çalışan Uygur Türkü kardeşlerimize bugünlerde yoğun bir şekilde gözaltı uygulanmakta hatta gece yarıları terör örgütü üyeliği yaftasıyla evlerinden alınıp geri gönderme merkezlerine yerleştirilmektedir. Ne Batı’da ne İslam dünyasında ne de Türkiye’de bu çığlık duyulmamakta, akan kan Türk’ün olunca kulaklar sağır, gözler kör olmaktadır. Ata yurdumuzda yüzyıllardır işgale, soykırıma direnen Doğu Türkistanlı kardeşlerimizi kızıl Çinli cellatlara teslim eden anlayışı şiddetle kınıyorum.

Değerli milletvekilleri, iktidarın, Türkiye ile Çin arasında imzalanan Suçluların İadesi Anlaşması’nı Meclis gündemine getirmeyi düşündüğünü duymaktayız. İktidarı bu kürsüden uyarıyoruz, sakın böyle bir işe kalkışmayın. Bu anlaşmanın onaylanmak istenmesindeki amaç nedir? Dışişleri Bakanı, bu anlaşmanın Uygur Türklerini kapsamayacağını söylüyor. Bildiğimiz, Çin’den iadesi istenebilecek tek bir Türk vatandaşı bile yok. Çin’e göreyse Uygur Türklerinin tamamı terörist. Peki, Uygur Türkleri de iade kapsamı dışındaysa Çin neden bu anlaşma konusunda bu kadar ısrarcı ve Çin’e hangi suçlular iade edilecek. Siz tek taraflı olarak Çin’e Uygur Türklerini iade etmek üzere mi bu anlaşmayı onaylamayı düşünüyorsunuz? Son günlerde, ülkemizde yaşayan Uygur Türklerine uygulanan gözaltılar, anlaşma onaylanırsa terör örgütü üyeliğinden iade için bir ön hazırlık mı? Bu anlaşma onaylanmazsa aşı ya da kredi gelmiyor mu Çin’den? İktidarı bu kürsüden bir kere daha uyarıyoruz, sakın anlaşmayı onaylamaya kalkışmayın. Soydaşlarımıza ikinci bir Boraltan Köprüsü faciası yaşatılmasına izin vermeyeceğiz.

Al bayrağa ve gök bayrağa bin selam olsun. Ne mutlu Türk’üm diyene. Gazi Meclisi ve büyük Türk milletini saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

   Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 250 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 15’inci maddesinde yer alan “ihtisas” ibaresinin “uzmanlık” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                 Rıdvan Turan                                     Kemal Peköz                                      Murat Çepni

                      Mersin                                               Adana                                                 İzmir

      Serpil Kemalbay Pekgözegü                          Habip Eksik                                               

                        İzmir                                                 Iğdır

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMAİL KAYA (Osmaniye) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Adana Milletvekili Kemal Peköz.

Buyurun Sayın Peköz. (HDP sıralarından alkışlar)

KEMAL PEKÖZ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan kanunun 15’inci maddesi üzerine söz aldım ancak başka bir konuya değinmek istiyorum.

Ayrımcı bir uygulama nedeniyle milletvekillikleri düşürülen ve daha sonra da cezaevine konulan arkadaşlarımızla ilgili, daha önce çokça dile getirildi ama unuttuğumuz ya da sineye çektiğimiz, kabul ettiğimiz düşünülmesin diye bir kez daha dile getirmek istiyorum. Anayasa Mahkemesi, 4 Haziran 2020’de milletvekilliği düşürülen 3 isimden 1’i olan Enis Berberoğlu hakkında Anayasa’nın 67’nci maddesinin yani seçme ve seçilme hakkının ihlaline karar vererek Meclise yeniden dönmesini sağladı. Berberoğlu’nun milletvekilliğinin düşürülmesi hakkında hak ihlali kararı verilmesi, gayet memnuniyetle ve olumlu karşıladığımız bir durum olmasına rağmen aynı gün vekillikleri düşürülen Leyla Güven ve Musa Farisoğulları’nın başvuruları ise yine aynı Anayasa Mahkemesi tarafından reddedildi. Bu alanda karar son derece önemlidir çünkü “Milletvekilliğinin temsil ettiği halk iradesinin ön planda tutulduğu” ifadesi yer almıştır. Bu açıdan karar ve gerekçesi vekillerimiz Leyla Güven ve Musa Farisoğulları açısından da geçerli olmalıdır. Buna göre hem Anayasa’nın 4’üncü maddesi hem de teamüle göre karar kesinleşmiş olsa dahi Genel Kurulda okunmamalı ve vekillikleri düşürülmemeliydi. Peki, bugün ne değişti? Neden bugün adalette, uygulamada, çifte standart var? Çünkü bu arkadaşlar… Bugünkü iktidarın aklı -tabir etmek istemiyorum ama halk böyle anlıyor, seçmenler de böyle anlıyor- Kürt’e düşmanlıktan ibarettir. Kürt’ün milletvekili olmasına veya belediye başkanı olmasına, herhangi bir kazanımının olmasına, düşmanca bir tavırla yaklaşılmaktadır. Çünkü bugünkü iktidar aklı kendi bekasını Kürt’e zulmetmekte, Kürt’ü yok saymakta görüyor.

Milletvekillerimizin tutuklanmalarına neden olan dosyaların savcı ve hâkimlerinin tümü cezaevlerinde olmasına rağmen, bunların verdiği kararlarla arkadaşlarımızın vekillikleri düşürüldü ve cezaevine gönderildiler. Bugün, sadece Güven ve Farisoğulları vekillerimiz değil, uyduruk delille, kim olduğu bilinmez gizli tanıklarla yüzlerce seçilmiş siyasetçimiz hâlâ haksız yere tutuklu bulunmaktadır. Çünkü konu Kürtler olunca her şey gibi yargı da duruyor, çünkü söz konusu Kürt vekiller olunca hukuk anında gukuk oluyor yani alavere dalavere, Kürt Mehmet yine nöbete gidiyor.

Berberoğlu kararında seçme ve seçilme hakkını irdeleyen aynı Anayasa Mahkemesi, Leyla Güven, Farisoğulları, Demirtaş ve nice HDP’li milletvekilleri için seçme ve seçilme haklarının adını dahi anmamıştır yani toplumun bir kesiminin seçme ve seçilme hakkı var ama diğer kesiminin seçme ve seçilme hakkı gasbedilebiliyor. Elbette bu ayrımcılık, bu adaletsizlik ilk değil çünkü bu ülkenin tarihi, Kürtlerin taleplerinin bastırılması tarihidir aynı zamanda. Bu tarihin en önemli boyutlarından biri de Kürtlerin siyasal temsilcilerinin, Kürtlerin irade ve taleplerinin siyaseten dışlanmasının -yani demokratik siyasete darbe vurmanın- da aynı zamanda tarihidir. Leyla Güven ve Musa Farisoğulları davasını reddeden Anayasa Mahkemesinin çifte standardı, ömür boyu duvara asılı olarak kalacaktır.

İşte, ayrımcılık bu kadar nettir. Bu nedenle tekrar ve tekrar söylemekten imtina etmeyeceğiz: Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ,  Musa Farisoğulları, Leyla Güven ve onun dışındaki onlarca vekilimizin, onlarca belediye başkanımızın haklarını iadesini sağlamak için mutlaka ve mutlaka… Biz, ancak mücadele ederek bunların haklarını iade edebiliriz, aksi hâlde iktidardan bir beklentimiz yoktur.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Şimdi, önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 250 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin çerçeve 15’inci maddesiyle değiştirilen 926 sayılı Kanun’un geçici 43’üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan "Terörizmle Mücadele Mükemmeliyet Merkezi Komutanlığı" ibaresinin "mükemmeliyet merkezi komutanlıkları" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

        Özlem Zengin                           Ramazan Can                   Sabahat Özgürsoy Çelik

              Tokat                                    Kırıkkale                                     Hatay

        Abdullah Güler                         Ahmet Özdemir                      Fehmi Alpay Özalan

             İstanbul                              Kahramanmaraş                                İzmir

                                                         Recep Özel

                                                             Isparta

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMAİL KAYA (Osmaniye) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Efendim, gerekçe…

BAŞKAN – Önergenin gerekçesini okutuyorum:

Gerekçe:

Önergeyle, Türk Silahlı Kuvvetlerinde hâlihazırda Terörizmle Mücadele Mükemmeliyet Merkezi Komutanlığı ve Çok Uluslu Deniz Güvenliği Mükemmeliyet Merkezi Komutanlığı olmak üzere hâlihazırda NATO'ya akredite 2 mükemmeliyet merkezi bulunmaktadır. Terörizmle Mücadele Mükemmeliyet Merkezi Komutanlığı terörizmle mücadeleye yönelik olarak stratejik ve operasyonel seviyede eğitim ve öğretim düzenleyerek icra etmektedir. Çok Uluslu Deniz Güvenliği Mükemmeliyet Merkezi Komutanlığı da benzer şekilde deniz güvenliğine yönelik olarak eğitim ve öğretim faaliyet alanında olmak üzere kurs, eğitim ve seminerler planlayarak icra etmektedir. Bu kapsamda, Çok Uluslu Deniz Güvenliği Mükemmeliyet Merkezi Komutanlığının madde kapsamına alınması amaçlanmaktadır.

BAŞKAN – Şimdi, önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda 15’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, yeni madde ihdasına dair 1 önerge vardır. Önergeyi okutup Komisyona soracağım, Komisyon önergeye salt çoğunlukla katılırsa önerge üzerinde yeni bir madde olarak görüşme açacağım, Komisyonun salt çoğunlukla katılmaması hâlindeyse önergeyi işlemden kaldıracağım.

Şimdi, önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 250 sıra sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 15’inci maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki maddenin eklenmesini ve diğer maddelerin numaralarının buna göre teselsül ettirilmesini arz ve teklif ederiz.

“MADDE 16- 27.07.1967 tarihli ve 926 Sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununa aşağıdaki geçici 46'ncı madde eklenmiştir.

“GEÇİCİ MADDE 46- 12 Mart 1971 ve 15 Temmuz 2016 tarihleri arasında kesinleşmiş yargı kararına dayanmayan idari işlemlerle harp okulları, fakülte ve yüksekokulları ile astsubay sınıf ve meslek yüksekokullarından ilişiği kesilen askeri öğrenciler veya vefatları halinde hak sahipleri de bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren üç ay içinde başvurmaları halinde aşağıda belirtilen esaslar çerçevesinde geçici 32.Madde ile düzenlenmiş haklardan yararlanırlar. Harp okulları, fakülte ve yüksekokullar ile astsubay hazırlama okulu ve meslek yüksek okullarından 5434 sayılı Emekli Sandığı Kanununa tabi sigortalı iken ilişiği kesildikten soma eşiti bir fakülte veya yüksek okuldan mezun olanlar ile ilişiğinin kesildiği tarihteki emeklilik için zorunlu asgari süreyi bu yasanın yürürlük tarihinde doldurmuş olanlar, askeri okuldan mezun olmuş sayılırlar ve emsallerine geçici 32.Madde ile tanınmış haklardan bütünüyle yararlanırlar. Bu kişilerin tahsil edilmiş öğrenim giderleri yasal faizi ile iade edilir.”

 

  Haşim Teoman Sancar                     Özgür Ceylan                       Bayram Yılmazkaya

             Denizli                                  Çanakkale                                Gaziantep

      Ömer Fethi Gürer                         İrfan Kaplan                               Çetin Arık

              Niğde                                    Gaziantep                                   Kayseri

BAŞKAN – Sayın Komisyon önergeye salt çoğunlukla katılıyor musunuz?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMAİL KAYA (Osmaniye) – Salt çoğunluğumuz yoktur Başkanım.

BAŞKAN – Komisyon önergeye salt çoğunlukla katılmamış olduğundan önergeyi işlemden kaldırıyorum.

16’ncı madde üzerinde 2 önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Buyurun, okuyun:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

250 sıra sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin çerçeve 16’ncı maddesiyle 926 sayılı Kanun’a eklenen Ek Geçici 99’uncu maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinde geçen “Deniz Kuvvetleri Komutanlığında” ibaresinin ve birinci fıkrasının ikinci cümlesinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Haşim Teoman Sancar Özgür Ceylan      Bayram Yılmazkaya

           Denizli                                     Çanakkale                  Gaziantep

İrfan Kaplan                                      Ömer Fethi Gürer       Çetin Arık

  Gaziantep                                                Niğde                     Kayseri

 Utku Çakırözer

    Eskişehir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMAİL KAYA (Osmaniye) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer.

Buyurun Sayın Çakırözer. (CHP sıralarından alkışlar)

UTKU ÇAKIRÖZER (Eskişehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce Meclisimizi saygıyla selamlıyorum.

Mübarek Regaip Kandili’mizi kutluyor, ülkemize ve tüm dünyaya huzur ve kardeşlik getirmesini diliyorum.

Aralarında Eskişehirli hemşehrimiz Mevlüt Kahveci’nin de bulunduğu aziz Gara şehitlerimize bir kez daha Allah’tan rahmet diliyor, acılı ailelerine ve ulusumuza baş sağlığı diliyorum. Silahsız rehineleri böylesine alçakça katleden terör örgütünü ve onun sınırımızın dışında konuşlanarak ülkemizin güvenliğine tehdit oluşturmasına olanak sağlayanları bu kürsüden lanetliyorum.

Değerli arkadaşlarım, terör örgütünün kaçırıp yıllarca rehin aldığı ve vahşice öldürdüğü şehitlerimizin kurtarılmasına yönelik yapılan operasyonun başarısız sonuçlanması istisnasız hepimizi üzmüştür ama sadece üzülmek yetmez. Böylesine olağan dışı bir olayla karşılaştığımızda

atılması şart olan adımlar vardır. Birincisi, bu başarısızlığın siyasi sorumluluğunun mutlaka üstlenilmesi gerekir. Dünyanın neresinde olursa olsun, başarısız bir rehine kurtarma operasyonunun sorumluları halkına hesap verir. Burada, AK PARTİ Genel Başkanı da olan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kendi ifadesiyle de teyit ettiği başarısızlığın ve dün bir konuşmasında kendisini başa koyarak sıraladığı sorumluların halka hesap vermeleri gerekir. Yapılan açıklamalar, Meclisimize verilen bilgilendirme yeterli değildir. Sayın Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu’nun sorduğu 5 hayati soru hâlâ yanıtlanmış değildir. Aynı şekilde, önceki gün yapılan görüşmelerde bu kürsüde siyasi parti sözcülerinin dile getirdiği son derece önemli soruların hiçbiri yanıtlanmış değildir.

En az birincisi kadar önemli olan ikinci konu ise Türk Silahlı Kuvvetlerimizin bu operasyonda neden başarısız olduğunu ön yargısız bir biçimde inceleyecek bir soruşturmaya duyulan ihtiyaçtır. Bu konuda Meclisimiz önderlik etmeli, bir araştırma komisyonu kurulmalı, ilgili kurumların yetkilileri dinlenmelidir. Bu operasyonun başarısızlığının ardında yatan nedenler -istihbarat olsun, operasyonel olsun- tüm boyutlarıyla ortaya konulmalı, geleceğe ışık tutacak tavsiyelerle birlikte bu rapor kamuoyuna açıklanmalıdır. Ancak bu şekilde, bu konunun -PKK olsun, FETÖ olsun- terör örgütleri tarafından istismar edilmesi, yurt dışında Türkiye aleyhinde kullanılması önlenmiş olur değerli arkadaşlarım.

Değerli milletvekilleri, kanun teklifiyle ilgili görüşlerimi paylaşmadan önce, vatanımızın korunması ve bizim huzur ve güven içinde yaşayabilmemiz için en zor koşullarda dahi özveriyle görev yapan kahraman Mehmetçiklerimizden en üst düzey rütbeli generaline, amiraline kadar tüm Silahlı Kuvvetlerimize şükranlarımı ifade etmek isterim.

Değerli arkadaşlarım, bizler, işte bu kahraman Silahlı Kuvvetler mensuplarımızın özlük haklarının gerçek anlamda iyileştirilmesine ilişkin düzenlemeleri bu teklifte görmek isterdik. Mesela, Emekli Astsubaylar Derneğimizin sürekli sizlere, bizlere, hepimize ilettiği talepler ortada. Birincisi, söz verildiği hâlde makam, görev tazminatı hakları hâlâ verilmiş değil. Eğer bu teklifte buna ilişkin bir düzenleme yapabilirsek astsubaylarımızın emeklilik maaşlarını iyileştirmiş olacağız. İkincisi, kademe, derece sorunu. Meslek yüksekokulu mezunu astsubaylarımızın göreve 9’uncu derecenin 2’nci kademesinden, lisans mezunlarının ise 8’inci derecenin 1’inci kademesinden başlamaları ivedilikle sağlanmalıdır. Sadece astsubaylarımız da değil, üstsubaylara verilen görev, makam tazminatı bir üstsubay olan binbaşılarımıza da verilmelidir. “Vatan savunmasının sözleşmesi olmaz” anlayışıyla görev yapan uzman çavuşlarımızın kadro istekleri bir an önce karşılanmalıdır. Sözleşmeli erlerimizin mesai sonrası evlerine gidebilmelerine dair kanun eksik uygulanmaktadır. Refakat izni, mehil izni, yol harcırahı, asgari geçim indirimi, komando tazminatı, ikinci doğu tazminatı gibi özlük haklardan faydalanamamaktadırlar, bunların bir an önce iyileştirilmesi gerekir. Keza kahraman gazilerimizin bizden talepleri var, bu taleplerin eksiksiz yerine getirilmesi gerekir.

Değerli arkadaşlarım, Türk Silahlı Kuvvetlerimizin sıkıntıları üzerine konuşurken FET֒cülerin siyasi iktidarı da yanlarına alarak şerefli Türk ordusunun subaylarına kurduğu kumpasları hiç unutmamamız gerektiğini bir kez daha bu kürsüden vurgulamak isterim. Daha birkaç gün önce Balyoz kumpasının 10’uncu yıl dönümüydü. On yıl önce 163 kahraman subayımız FET֒nün Türk Silahlı Kuvvetlerini yok etmek için başlattığı Balyoz Kumpasıyla zindana atıldı, hayatları çalındı. On yıl geçti aradan Balyoz, Ergenekon, amirallere suikast, asgari casusluk iddialarıyla açılan davalarda ordumuzun yetişmiş, kahraman subayları hem haksız, hukuksuz yere zindanlarda yatırıldı hem de canlarından ailelerinden daha fazla sevdikleri Türk ordusundan tasfiye edildiler. Suçsuz yere kendilerine yaşatılan bu acılar yüzünden hayata veda eden Yarbay Ali Tatar, Kurmay Albay Murat Özenalp, Amiral Cem Çakmak, Kurmay Albay Berk Erden, Albay Abdülkerim Kırca ve daha nicelerini saygıyla anıyoruz ama sadece anmak yetmez, her şeyden önce devlet, bu kumpaslar nedeniyle sorumluluğunu üstlenmeli ve sürecin mağduru vatansever subaylarımızdan resmî özür dilemelidir. Bu kumpaslar nedeniyle yaşamını kaybeden kumpas şehitlerine hukuki statü tanınmalı ve ailelerinin tazminat talepleri…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

 UTKU ÇAKIRÖZER (Eskişehir) – Sayın Başkan?

BAŞKAN – Vermiyoruz söz.

UTKU ÇAKIRÖZER (Eskişehir) – İki dakika…

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 16’ncı maddesinin birinci fıkrasındaki “eklenmiştir” ibaresinin “ilave edilmiştir” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederim.

Dursun Müsavat Dervişoğlu                             Dursun Ataş                                                      Hasan Subaşı

                          İzmir                                          Kayseri                                                  Antalya          Mehmet Metanet Çulhaoğlu                             Yasin Öztürk                                                Hayrettin Nuhoğlu

                         Adana                                           Denizli                                                            İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMAİL KAYA (Osmaniye) - Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Denizli Milletvekili Yasin Öztürk.

Buyurun Sayın Öztürk… (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

 YASİN ÖZTÜRK (Denizli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu’nun 16’ncı maddesi üzerinde İYİ PARTİ Grubu adına söz almış bulunmaktayım, Genel Kurulu saygıyla selamlarım.

Geçtiğimiz hafta acı haberleri peş peşe aldık. Önce 3 kahraman askerimiz Gara'daki operasyon sırasında şehit düştü. Ardından bölücü örgüt PKK'nın yıllardır elinde rehin olarak bulunan 13 savunmasız, silahsız vatan evladımız şehadet mertebesine yükseldi.

Aileleri yıllardır evlatlarını kurtarmak için çalmadık kapı bırakmamışlardı. Jandarma Uzman Çavuş Ümit Gıcır'ın Babası Musa Gıcır da bize ulaşabilenlerdendi. Bana oğlunun durumunu anlatan mektubu uzatırken, gözlerindeki bakışı hayatım boyunca unutmam imkânsız. Tek bir dileği vardı “Oğlumu kurtarın.”

Cenab-ı Allah'tan öncelikle şehitlerimize rahmet, altı yıldır gözyaşlarıyla evlatlarını beklerken şehit oldukları haberini alan kederli ailelerine ve yüce Türk milletine sabır ve başsağlığı diliyorum.

PKK, sözde çözüm sürecinin ardından kaçırmıştı bu evlatlarımızı. Neden? Dağılan pazarlık masasına yeniden oturabilmek için. Devletin feda edemeyeceğini düşündüğü askerimizi, polisimizi, istihbarat görevlimizi rehin alarak, pazarlık yapmak için. Devlet, teröristle pazarlık yapmaz. Devlet, eşkıyayla masaya oturmaz. Devlet, arkasına milletini alır ve silahlı kuvvetleri eliyle operasyon yapar. Her operasyonda Türk milleti olarak gönlümüz Mehmetçik’le, elimiz duadadır.

Değerli milletvekilleri, görüşülmekte olan kanun teklifinin 16’ncı maddesinde 1993-2007 yılları arasında Deniz Kuvvetleri Komutanlığında astsubaylıktan subaylığa geçen ancak kurslarının geç başlaması nedeniyle bir yıl kıdem kaybına uğrayan 40 subayın mağduriyetlerini giderecek şekilde nasıp tarihleri düzenlenmektedir. 40 subayımızın mağduriyetini gidermek, Gazi Meclisin bu subaylara karşı bir borcudur. Aynı şekilde, 12’nci Dönem Kursiyer Astsubaylarımızla ilgili vermiş olduğunuz sözü hatırlatmak da bizim borcumuzdur. Bu çocukları, içinde kurusuna yaşına bakmaksızın hepsini birden yok saydınız. Nasıl bir devletiz ki aradan geçen dört buçuk yıla rağmen içinde varsa ayıklayamadığınız kişiler yüzünden, hepsine FETÖ'cü gibi yaklaşılmakta, kuralarını çekmelerine rağmen, İçişleri Bakanının televizyonlarda söz vermesine rağmen kıtalara katılmasına izin vermiyorsunuz.

Yine, sayıları 40’ın oldukça üzerinde olan ve sorunlarını Sayın Cumhurbaşkanına, Millî Savunma Bakanına, Genelkurmay Başkanına mektuplarla duyurmaya çalışan; siyasi parti gruplarına, komisyon üyelerine defalarca mağduriyetlerini anlatmaya çalışan bir grup var: Emekli binbaşılar. Komisyon toplantısında Millî Savunma Bakanlığı adına bilgi veren Bakan Yardımcısı Şuay Alpay, binbaşılarımızın sorunundan haberdar olduklarını ancak Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi nedeniyle kanun yapma usulünün değiştiğini, AK PARTİ’si milletvekillerinin acil olarak çalışmış olduğu konularla ilgili düzenleme yaptığını söylemiştir yani topu AK PARTİ’si milletvekillerine atmıştır. Ama görülen o ki Silahlı Kuvvetlerimize en az yirmi beş yılını vermiş emekli binbaşılarımızın sorunları AK PARTİ’si tarafından acil bulunmamıştır.

Emekli binbaşılarımızın istedikleri ne? İstedikleri lütuf değil, adalet istiyorlar sadece. Bugün Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarımıza emekli maaşı bağlama oranları yüzde 74 ila yüzde 41 arasında değişmektedir. Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu’na göre, binbaşılar yarbaylar gibi üst subaydır, aynı göreve atanmaktadırlar ve görevlendirmeleri yarbaylarla aynı statüdedir, binbaşılarımız da yarbaylarımız gibi tabur komutanlığı yapmaktadır. 2002 yılında yarbaylara makam tazminatı verilmiş; bu, emekli yarbaylara da yansıtılmıştır ancak bu düzenleme yapılırken binbaşılar düzenleme dışı bırakılmıştır. İlginç olan ise bu maaş oranı yıllar içerisinde düşürülmüştür. 2000 yılında emekli olan bir binbaşı o dönemde maaşının yüzde 60'ını alabiliyorken, tekraren söylüyorum, bugün bu oran yüzde 41 seviyesine inmiştir. Şerefli üniformasını üzerine giydikten sonra en az yirmi beş yıl zorlu koşullarda görev yapan binbaşılarımız, kadro yoksunu kalmamak adına cezalandırılamaz. Kendi sorumluluk bölgelerinde, birlik personeliyle üs ve karakollarda yıllarca birlikte canı pahasına yan yana görev yapan, Mehmetçik’le et ve tırnak gibi olan binbaşılarımız sorunlarıyla baş başa bırakılmaktan muzdarip, kendilerini dışlanmış hissetmektedirler. Bu ne ahde vefaya sığar, ne de adalete.

Günümüzde binbaşı rütbesinde emeklilik bulunmamaktadır. 2000'li yıllardan önce emekli olan binbaşı sayısı 2.300 civarındadır. Bu sayı Sosyal Güvenlik Yasası gereği bundan sonra da artmayacaktır. Yapılması gereken, Türk Silahlı Kuvvetleri rütbeleri içerisinde en mağdur kitle durumuna gelmiş binbaşılara da makam tazminatı verilmesi ve bunun emekliliğe de yansımasıdır.

Değerli milletvekilleri, Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemine geçilmesinin ardından Türk Silahlı Kuvvetlerinin adı nedense değişmiş ve Millî Savunma Bakanlığı olmuştur. Bu doğrultuda, kanun gerekçesinde olduğu gibi, Millî Savunma Bakanlığı kadrolarında görevli personelin özlük haklarıyla ilgili iyileştirilmeler yapılmış gibi gösterilse de bu sadece Maliye Bakanlığının karşılayabileceği kısıtlı ölçüde pansuman değişikliklerdir. Karşılaşılabilecek taleplerin özüne inilmemiştir. Bu konulara da dikkatinizi çekmek istiyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)                     

BAŞKAN – Şimdi, önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

16’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 16’ncı madde kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, yeni madde ihdasına dair bir önerge vardır.

Önergeyi okutup Komisyona soracağım, Komisyon önergeye salt çoğunlukla katılırsa önerge üzerinde yeni bir madde olarak görüşme açacağım, Komisyon salt çoğunlukla katılmaması hâlinde ise önergeyi işlemden kaldıracağım.

Şimdi önergeyi okutuyorum:

          Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

250 sıra sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 16’ncı maddesinden gelmek üzere aşağıdaki maddenin eklenmesini ve diğer maddelerin buna göre teselsül ettirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

 

 

           MADDE 17 - 27/7/1967 tarihli ve 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu'na ekli (V) Sayılı Makam Tazminatı Cetveline aşağıdaki sıralar eklenmiştir;

 

10)

Kıdemli Binbaşı

1800

1)

Binbaşı

1600

2)

Astsubaylıktan Subay olan Kıdemli Yüzbaşı

1600

3)

Astsubaylıktan Subay olan Yüzbaşı

1600

4)

II Kademeli Kıdemli Başçavuş

1800

5)

Kademeli Kıdemli Başçavuş

1600

 6)

Kıdemli Başçavuş

1400

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Haşim Teoman Sancar                                        Özgür Ceylan                                Bayram Yılmazkaya

Denizli                                                                 Çanakkale                                          Gaziantep

 

Ömer Fethi Gürer İrfan Kaplan                               Çetin Arık

Niğde                                                                     Gaziantep                                            Kayseri

 

BAŞKAN – Komisyon önergeye salt çoğunlukla katılıyor musunuz?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMAİL KAYA (Osmaniye) – Salt çoğunluğumuz yok Başkanım.

BAŞKAN – Komisyon önergeye salt çoğunlukla katılmamış olduğundan önergeyi işlemden kaldırıyorum.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, pek kısa, bir dakika söz talep edebilir miyim?

BAŞKAN – Buyurun.

 

 

 

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, biraz önce 15’inci maddeden sonra gelmek üzere ve 16’ncı maddeden sonra gelmek üzere 2 madde ihdasımız vardı. 2’si de Komisyon salt çoğunluğu olmadığı için kabul edilmedi. Bunlar, Silahlı Kuvvetlerdeki personelin bazı eşitsizliklere veya hak ettiklerini düşündükleri bazı tazminatlara kavuşabilmeleri için ve aslında sorulduğunda kimsenin itirazının olmayacağı ancak muhakkak ki Maliye Bakanlığının mutabakatı olmadığı için, bugün Komisyondaki arkadaşların da bu konuda salt çoğunluğu sağlayıp bir katkı sağlayamadıkları maddeler. Özellikle burada, makam tazminatı meselesinde biraz önce Sayın Utku Çakırözer’in de tutanağa geçirdiği gibi, kıdemli binbaşı, binbaşı, astsubaylıktan subay olan kıdemli yüzbaşı, astsubaylıktan subay olan yüzbaşı, astsubay kıdemli başçavuşların ve iki kademeli kıdemli başçavuşların yararlanamadıkları bir düzenleme. Bu konuda biz Komisyonumuzun da, Millî Savunma Bakanlığının da…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika…

Buyurun Sayın Özel.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – …Sayın Bakan Yardımcımızın da bu konuyu dikkate almasını, bu konuda çalışmalar yapılmasını, Maliye Bakanlığının da bu konuda gerekli yaklaşımı göstermesi suretiyle bu sürecinin süreç içinde çözülmesi için gayret gösterilmesini talep ediyoruz.

Bir diğer husus da, bölüm başına -temel kanun olduğu için- 2 madde ihdası yapabiliyoruz. Komisyonda tutanaklara geçirdiğimiz ancak yasama tekniği açısından 2’den fazla ihdas öneremediğimiz için diğer 2 önergemizi de çekmek durumunda kaldığımızı ilgili personelin dikkatine sunmak isterim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

 

1.  Osmaniye Milletvekili İsmail Kaya ve 39 Milletvekilinin Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/3346) ve Milli Savunma Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 250) (Devam)

BAŞKAN - 17’nci madde üzerinde 2 önerge vardır. Önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Buyurun, okuyun.

               Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

250 sıra sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 17’nci maddesinde yer alan “Uzman” ibarelerinin “Uzman ve Sözleşmeli” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

  Haşim Teoman Sancar                       Çetin Arık                                Ahmet Önal

             Denizli                                     Kayseri                                   Kırıkkale

    Bayram Yılmazkaya                        Erkan Aydın                            Polat Şaroğlu

           Gaziantep                                    Bursa                                      Tunceli

        Özgür Ceylan

           Çanakkale

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMAİL KAYA (Osmaniye) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Bursa Milletvekili Erkan Aydın.

Buyurun Sayın Aydın. (CHP sıralarından alkışlar)

ERKAN AYDIN (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

250 sıra sayılı Kanun’un 17’nci maddesi üzeri söz almış bulunmaktayım, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle hafta sonu Gara Operasyonu’nda hayatını kaybeden 13 asker, polis ve sivil vatandaşımızın, ayrıca kurtarma operasyonunda şehit düşen 2 yüzbaşı ve bir astsubayımıza Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı, ulusumuza da sabırlar diliyorum.

Bu hain terör örgütü PKK’yı da en üst düzeyden kınıyorum, her türlü terör örgütünü; FET֒sünü de IŞİD’i de kınıyorum, Allah en kötü şekilde belalarını versin diyorum.

Şimdi, iki bakan; Millî Savunma Bakanı ve İçişleri Bakanı, iki gün önce buradan, bu kürsüden bu operasyonla ilgili açıklamalarda bulundular. Her ikisine de soru sorma fırsatımız maalesef olmadı. Keşke soru sorma imkânı olsaydı da şu soruları sorabilseydik: İlk soru, bu bir kurtarma operasyonu muydu, yoksa PKK’ya karşı yapılmış genel bir operasyon muydu? Eğer kurtarma operasyonu ise 39 uçakla bombalayarak oradaki kaçırılan polis ve askerlerin sağ kurtarılma şansını hiç uzman olmayan birisinin dahi bilebileceği bir konuda böyle bir yöntem neden seçildi ya da daha önce örnekleri olduğu gibi, birtakım STK’ler, MAZLUMDER, insan hakları dernekleri gibi buralarda daha önce irtibatta bulunmuş ve birçok kaçırılan askerin geri kurtarılmasında aracılık etmiş bu sivil toplum örgütleriyle neden irtibata geçilmedi? Ha, diyebilirsiniz ki: “Devlet pazarlık yapmaz.” Peki, Oslo’da yapılanlar neydi? Önce “Görüşmedik. Görüşen şerefsizdir.” diyen, daha sonra da “Ben gönderdim.” denilen durum neydi? Bunları da unutmadık.

Şimdi, İçişleri Bakanı buradan dişlerini sıka sıka dedi ki: “O Murat Karayılan’ı yakalayacağız ve bin parçaya böleceğiz.” Peki, aynı İçişleri Bakanına soruyorum: Kırmızı bültenle aranan Osman Öcalan devletin televizyonuna çıktığında o dişlerini sıktı mı acaba ya da yine devletin haber ajansı Anadolu Ajansı tarafından terörbaşının, teröristbaşının mektubu okunduğunda yine o dişlerini sıktı mı acaba? (CHP sıralarından alkışlar) Ya da dönemin Başbakan Yardımcısı, Hükûmet sözcüsü “PKK bayrağını asmayı ve Öcalan’a ‘Sayın’ demeyi suç olmaktan çıkardık.” dediğinde, aynı İçişleri Bakanı dişlerini sıktı mı, merak ediyoruz. Yine, dönemin Başbakan Yardımcısı “Öcalan’ın mesajları bizim de düşüncemiz.” dediğinde o dişler sıkıldı mı? Yine, eski AKP milletvekili “PKK terör örgütü değil, politik harekettir.” dediğinde o dişler ne yapıyordu acaba? Bunların hepsini burada olsalardı, o gün bize fırsat verselerdi sormak isterdik, maalesef bunları soramadık. Ama şunu gayet iyi biliyoruz, halkımız da biliyor: Birkaç oy uğruna yapılan bu hareketlerin halk nazarında hiçbir itibarı yoktur.

Gelelim kanun teklifine, süre azalıyor, kanun teklifinde Türk Silahlı Kuvvetleri personelinin birtakım özlük haklarıyla ilgili düzenlemeler yapılıyor ancak bundan on bir gün önce, 6 Şubatta, Cumhurbaşkanlığı bir kararname yayınlıyor “Burada Meclis kanun çıkaracak, Genelkurmay Başkanı, kuvvet komutanları sadece uzman er ve erbaşların tayinini yapabilecek.” Yani Türk Silahlı Kuvvetlerini de siyasi bir kurum hâline getiriyorsunuz, Millî Eğitim Bakanlığındaki ya da Sağlık Bakanlığındaki gibi, subaylar gidip torpil arayacaklar diyorum.

Son olarak da askeriyede on dokuz yılda liyakati yok ettiniz, yargı sistemini yok ettiniz, sağlık sistemini yok ettiniz, oradaki eğitim sistemini    -ki en önemli kurumlardan biri askerî okullardı- yok ettiniz, vazifede devamlılık esasını yok ettiniz ve bütün bunların sonucunda da 15 Temmuzda hain darbe girişimiyle önce bu Gazi Meclis, sonra da halkımız karşı karşıya kaldı. Bu hatalardan bir an önce vazgeçin, milletimizin Peygamber ocağı olarak baktığı askerlikten, asker ocağından siyasi uygulamaları kaldırın ki bu coğrafyada başka tehlikelerle karşılaşmayalım diyorum.

Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 17’nci maddesinde yer alan “eklenmiştir” ibaresinin "ilave edilmiştir" ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

       Dursun Müsavat Dervişoğlu                          Hasan Subaşı                                      Dursun Ataş

                        İzmir                                               Antalya                                              Kayseri

                   Ayhan Erel                                  Hayrettin Nuhoğlu                                          

                      Aksaray                                             İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMAİL KAYA (Osmaniye) - Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Önerge hakkında konuşmak isteyen Aksaray Milletvekili Ayhan Erel.

 

Buyurun Sayın Erel. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

AYHAN EREL (Aksaray) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri, yüce Türk milleti; Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 17’nci maddesi üzerine partim İYİ PARTİ adına söz almış bulunmaktayım, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sözlerimin başında, Türk-İslam aleminin Regaip Kandili’ni tebrik ediyor, bu mübarek gecenin tüm insanlık alemine huzur, barış, sağlık ve mutluluk getirmesini Cenab-ı Hak’tan niyaz ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; maddeyle Türk Silahlı Kuvvetleri, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığından ayrılanların mesleğine ilişkin ortak anılarını yaşatmak, dayanışmalarını devam ettirmek, sosyal ve kültürel ihtiyaçlarını karşılamak gayesiyle kuracakları dernekler kapsamına emekli uzman erbaşlar tarafından kurulacak derneklerin alınması da amaçlanmıştır. Uzman erbaşların kanun kapsamına alınması nedeniyle kanun isminin değiştirilmesi ve bu doğrultuda amaç ve kapsam maddesinde gerekli uyum düzenlemesinin yapılması amaçlanmıştır. Keşke derneklerin ötesinde uzman erbaşların özlük haklarını, izin haklarını ve diğer taleplerini de bu kanun maddesiyle yerine getirebilseydik.

Ordumuzu ilgilendiren en önemli konulardan biri de şüphesiz askerî okulların kapatılmasıdır. Kamuoyunda neredeyse her kesim askerî okulların kapatılmasına karşı çıkmaktadır. Milletimizin hiçbir ferdi askerî okulların cezalandırılmasını, tarihî öneme sahip okulların kapatılmasını anlamış değildir. Nitekim buralarda bulunan FET֒yle ilişkili kişilerin tespit edilip yargılanıp cezalandırılması gerekirken, toptancı bir anlayışla anlaşılması güç bir şekilde okulların tamamen kapatılması kabul edilemez bir durumdur. Asırlık kurumlar vebal altında bırakılarak maalesef bir günde kapatılmıştır. Mustafa Kemal’leri, Mustafa Fevzi’leri, Mustafa İsmet’leri, Kazım Karabekir’leri ve nice kahramanları yetiştiren yaklaşık iki asırlık askerî liseleri, harp okullarını, harp akademilerini, astsubay hazırlama okullarını kapatmak darbeyi önlemek değil, ordumuza darbe vurmak anlamına gelecektir. Bu okulların kapatılmasının ne kadar yanlış olduğunu gelecek yıllarda ortaya çıkan sonuçlar gösterecektir. Taşıma suyla değirmenin dönmeyeceği aşikârdır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Genel Başkanımız gibi biz de milletvekilleri olarak Anadolu’yu diyar diyar gezmekteyiz. On beş gün önce gittiğimiz Çorum’da Çorum Ziraat Odası Başkanı, Sanayi ve Ticaret Odasının Başkanının “Eğer köyden kente göçü önlemek istiyorsanız köyde bulunan ve –affedersiniz- ahırda, tarlada çalışan ev kadınlarından bir tanesini, bu evin hanımı da olabilir, gelini de olabilir, kızı da olabilir, eğer sigortalı yapıp ve bu sigorta primini de devlet öderse buradaki vatandaş sigortalı olduğu için, sosyal güvencesi olduğu için köyden göçmeyebilir ve köyde üretim devam edebilir.” diye teklifleri ve talepleri var; durumu sizlere arz ediyorum.

Yine, esnaflar diyor ki: “Biz otuz yıl, kırk yıl devlete ‘BAĞ-KUR’ adı altında –şimdi Sosyal Güvenlik Kurumuna- prim ödemekteyiz. Memurlar, işçiler emekli olurken, memurlar emekli ikramiyesi, işçiler ise kıdem tazminatı almaktadır. Esnaf otuz yıl prim ödediği hâlde bize niye ikramiye vermiyorsunuz? Devlet büyükleri de bunu bir düşünsün, taşınsın.” diye talepleri var.

Yine, çıraklık eğitim merkezlerinde iş hayatına başlayan çıraklarımız sigortalılık başlangıç tarihinin çıraklık eğitiminde başladıkları sigorta tarihinin kabul edilmesini talep ediyorlar.

Yine, gezdiğimiz Çorum’un Bayat ilçesinde iki elinde protez olan bir vatandaşımız diyor ki: “Bize hâlâ 2004 yılındaki düzenlemelerle ödeme yapılıyor. 2004 yılındaki bu bedeller, bize yapılan ödemeler maalesef protezleri karşılamıyor. Dolayısıyla biz artık kullanılamaz hâle gelen elimizdeki protezleri, ayağımızdaki protezleri kullanamıyoruz. Ne olur bunu duyurun, günümüzün şartlarına göre bir uygulama yapılsın.” Şeklinde talepleri var.

İktidar partisinin çok kıymetli milletvekillerinin, halkımızın bu sesine duyarsız kalmayacağını umuyoruz. Biz sadece kuru muhalefet yapmıyoruz, gördüğünüz gibi, Anadolu’yu karış karış gezerek onların dilek ve taleplerini sizlere iletiyoruz. Artık bundan sonrası sizin paşa gönlünüze kalmış. Biz vatandaşın talebini ilettik.

Hepinize sevgi ve saygılar sunuyorum, iyi akşamlar diliyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum; Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

17’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Birleşime on beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 19.38

 

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 20.10

BAŞKAN: Başkan Vekili Celal ADAN

KÂTİP ÜYELER: Mustafa Açıkgöz (Nevşehir), Necati TIĞLI (Giresun)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 49’uncu Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

250 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon yerinde.

18’inci madde üzerinde 3 önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

İlk önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 250 sıra sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 18’inci maddesinde geçen “Muharip Gazi” ifadesinden sonra gelen “ve” ibaresinin “ile” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

  Haşim Teoman Sancar                       Çetin Arık                                Ahmet Önal                           Denizli                                     Kayseri                                   Kırıkkale                        Polat Şaroğlu                       Bayram Yılmazkaya                       Özgür Ceylan                         Tunceli                                  Gaziantep                                Çanakkale                        Burcu Köksal                                                                                                                  Afyonkarahisar

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLİ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ REFİK ÖZEN (Bursa) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Afyonkarahisar Milletvekili Sayın Burcu Köksal.

Sayın Köksal, buyurun. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikli olarak Regaip Kandili’mizi kutluyor, tüm insanlığa sağlık, mutluluk ve barış getirmesini diliyorum.

Sözlerime başlamadan önce, Gara’da şehit olan vatan evlatlarımıza Allah’tan rahmet, yakınlarına sabırlar diliyorum. Bölücü terör örgütü PKK başta olmak üzere tüm terör örgütlerini lanetliyorum.

250 sıra sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’ni görüşüyoruz. Türk Silahlı Kuvvetlerine ne verirseniz verin, hakkını ödeyemeyiz; bunu hepimiz söylüyoruz ama bu sadece lafta kalıyor. Türk Silahlı Kuvvetlerinin mensuplarının talepleri yerine getirilmiyor. Mesela, uzman çavuşların özlük haklarının, 3600 ek gösterge taleplerinin, kadrolarının, aile bütünlüğünün gündeminizde olmadığını görüyorum. Yine, bu teklifte sözleşmeli erlerin rütbe, izin, beylik tabancası gibi taleplerinin yerine getirilmesine ilişkin bir hüküm olmasını isterdim ve yine, isterdim ki malul sayılmayan 20 bin gazinin hakları verilsin. İsterdim ki beş yıldır hukuk mücadelesi veren 12’nci dönem astsubay kursiyerlerine hakları verilsin. Bu çocuklar tüm soruşturmalardan alnının akıyla çıktı ama hiçbir neden gösterilmeksizin atama işlemleri iptal edildi. İsterdim ki bu teklifte 669 sayılı KHK’yle okulları kapatılıp hayatları karartılan askerî öğrencilerin hakları verilsin. Gencecik çocuklara asker olma hayali kurarken terörist yaftası vuruldu, istekleri sadece bir güvenlik soruşturmasından geçip mesleklerine geri dönmek. Söz verdiniz ama sözünüzü tutmadınız. Keşke 15 Temmuzda hiçbir eyleme katılmadığı, FETÖ terör örgütü üyesi olmadığı tespit edildiği hâlde, sadece üstlerinin verdiği emre uymak zorunda kaldığı için müebbet ceza alan askerler, askerî öğrenciler, uzman erbaşlar, astsubaylar ve subaylar için de dilleriniz lal olmasaydı.

Görüyorum ki Ergenekon, Balyoz gibi kumpaslarla yargılananlar iadeiitibarla önemli görevlere getirilmesi gerekirken YAŞ kararıyla uzaklaştıranlara ne söylesek boş. Askerî hastaneleri Sağlık Bakanlığına devredip harp cerrahisi gibi konularda bu ülkeyi öksüz bırakanlara ne söylesek boş. Gara şehitlerimiz için içimiz yanarken gülerek kongre yapanlara ne söylesek boş.

Hollanda Savunma Bakanı, Mali’de 2 asker kazada öldüğü için siyasi sorumluluğu olduğu gerekçesiyle istifa etti. Biz 13 şehit verdik, bir yılda 250 şehidimiz var, sorumluluğu alan ne bakan ne iktidar ortada yok. Onu bırakın, PTT’nin ayçiçeği yağı satacağını duyuran Cumhurbaşkanı 13 şehidimiz olduğunu söyleyemedi bile; açıklamayı Malatya Valisine yaptırdınız. Sorumluluk kimde? Söyleyeyim, bu şehitlerin sorumlusu Oslo’da PKK terör örgütüyle masaya oturanlardır, PKK’lı teröristleri tanık yapıp Türk Silahlı Kuvvetlerinin şerefli askerlerini sanık olarak yargılayanlardır, “Analar ağlamasın.” deyip şehit annesi Pakize Akbaba’yı yargılamaya kalkanlardır, terörist Osman Öcalan’ı TRT’ye çıkartıp oy istetenlerdir. Bir de diyorlar ki “Biz onun kırmızı bültenle arandığını bilmiyorduk.” Özrünüz kabahatinizden büyük. Terörist başı Apo’nun mektubunu yayınlarken de mi bilmiyordunuz? Habur’da davulla, zurnayla, kırmızı halılar sererek teröristleri karşılatanlardır.

Suudi Kralı öldü diye ulusal yas ilan edenler 13 şehidimiz için niçin ulusal yas ilan edemedi? Kendi vatandaşlarımızın hiç mi değeri yok sizin nezdinizde? Gerçi, her şeyle ilgili bakıyorum bir algı operasyonu yürütmeye çalışıyorsunuz. Terör, muhalefetin suçu; pahalılık, marketlerin suçu; faizler, bankaların suçu; enflasyon, dış güçlerin suçu; patates, soğanın depolarda çürümesi, stokçunun suçu; tren kazaları, makinistin suçu ama AKP’nin hiç suçu yok.

İşsizlik 11 milyona dayanmış, çiftçi borca batmış, yoksulluk yaşam biçimi olmaya başlamış; AKP’nin suçu yok, öyle mi? Esnaf kepengi, vatandaş kombiyi kapatıyor; AKP’nin suçu yok, öyle mi? İş insanları iflas ediyor, konkordato alıyor; AKP’nin suçu yok, öyle mi? 5 havalimanı işletmesinin 1 milyon 133 bin dolar kira bedeli iki yıl süreyle ertelenirken çiftçinin Tarım, Kredi Kooperatifine borçları yapılandırmaya sokulmuyor, esnafın BAĞKUR primi karşılanmıyor; vergiden, stopajdan muafiyet tanınmıyor; AKP’nin suçu yok, öyle mi? Marketlerin terlik ve ayakkabı satışıyla, internet satışları yüzünde ayakkabıcılar ve ayakkabı tamircileri bitme noktasına geldi, canları burnunda; AKP’nin suçu yok, öyle mi? Pandemi dönemi servisçiler, kantinciler, okul kırtasiyecileri perişan oldu; AKP’nin suçu yok, öyle mi?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BURCU KÖKSAL (Devamla) - Sizi Allah ıslah etsin! (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Türk Silâhlı Kuvvetleri Personel Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 18’inci maddesinde yer alan “eklenmiştir” ibaresinin “ilave edilmiştir” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Dursun Müsavat Dervişoğlu   Hasan Subaşı    İmam Hüseyin Filiz

           İzmir                                 Antalya                       Gaziantep

  Hayrettin Nuhoğlu               Dursun Ataş                        Ayhan Altıntaş

        İstanbul                                Kayseri                        Ankara

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLİ SAVUNMA KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YASİN UĞUR (Burdur) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Ankara Milletvekili Ayhan Altıntaş, buyurun. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

AYHAN ALTINTAŞ (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 250 sıra sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 18’inci maddesi üzerine İYİ PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, askerin morali Silahlı Kuvvetler için önemlidir. Askerlerimize verdiğimiz değeri göstermemiz lazım. 2016 yılında askerî hastanelerin kapatılması ve hâlâ daha açılmaması maalesef askere değer verilmediğini gösterir niteliktedir. Bu yapılan hata düzeltilmelidir, askerî hastaneler derhâl açılmalıdır. Askerlik zor ve tehlikeli bir görevdir. Maalesef yaralanmalar, hastalıklar sık sık yaşanıyor, böyle durumlarda müdahale edebilmek önemli bir tecrübe ve bilgi gerektirir. İşte askerî tabipler de bu gibi durumlar için eğitim alıyorlar. Askerî tabipler sivil doktorlardan farklı olarak çatışma yaralanmalarında da uygun eğitim almaktadırlar, bu sayede soruna büyümeden müdahale edilebiliyor. Kaldı ki askerlerin görev yaptıkları yerler ve durumlar zorludur. Olağanüstü savaş, çatışma gibi durumlarda bölgeye götürülecek sivil bir doktor doğal olarak buralara ayak uyduramaz. Ayrıca bölgede görev yapacak sivil doktorlar askerî düzene de ayak uyduramaz. Bunun için özel eğitim ve tecrübe gerekir.

Değerli arkadaşlar, askerî doktorlar, cerrahlar diğer doktorlardan farklı olarak askerlerin silah arkadaşıdır. Silah arkadaşlığı hukuku da askerler ile askerî tabipler ve dolayısıyla askerî hastaneler arasında önemli bir güven tesis ediyor, bu sayede moralleri de yükseliyor. Mesela askerî hastanelerin kapatılmasından sonra sivil bir hastaneye kaldırılan askerlerin güvenliğini sağlamak için silah arkadaşları nöbet tutuyorlar, sizce buna gerek var mı? Askerî hastaneler daha makul bir çözüm değil mi?

Değerli milletvekilleri, maalesef zorlu bir coğrafyada yaşıyoruz. Silahlı Kuvvetler, ülkemiz ve devletimiz için bu kadar önem arz ederken askerî tabip hususunda eksiklerimiz var. 2016 yılında askerî hastaneler kapatılmadan 2.043 olan askerî tabip sayımız daha sonrasında 347’ye düşmüştür. Yani daha önceki kadronun yalnızca yüzde 17’si mevcut. Böyle bir coğrafyada yaşarken savaş cerrahı ve askerî tabipler konusundaki eksiklik kabul edilemez. Bu yüzden, askerî hastanelerin ve askerî tıp akademilerinin tekrar açılmasını gerekli görüyoruz. Sivil bir doktor, bir cerrah ne kadar tecrübeli ve başarılı olursa olsun; savaş cerrahının, askerî tabibin yerini tutamayabilir, benzeri şartlarda görev yapamayabilir. Kaldı ki askerlerimizin içinde bulunduğu zor şartlara alışmak kısa bir eğitimle mümkün değildir. Bu yüzden de aslında, harp okulları ve askerî liseler de çok önemlidir çünkü askerlik yalnızca bir meslek değil, bir yaşam tarzıdır. Bu disiplini özümsemek öyle kolay da değildir, çocukluktan buna uygun yetişmek, ortaokul ve lise yıllarından beri asker olmak gerekir.

Değerli arkadaşlar, 2016 yılında FET֒nün alçak darbe girişiminin cezası, maalesef, ordumuza kesildi. Bakın, bu hatalı bir tavırdır. 15 Temmuzdan sonra askerî hastanelerin yanında harp okulları ve askerî liselerde kapatıldı. Harp okulları daha sonra Bakanlığa bağlı Millî Savunma Üniversitesine bağlanarak tekrar açıldı fakat askerî liseler açılmadı ve hatta Sayın Cumhurbaşkanı da “Bu liselere artık ihtiyaç kalmadığı için kapatıldığı.” söyledi. Hâlbuki Osmanlıdan beri bu ülkenin en büyük askerleri bu liselerde ve akademilerde yetişmiştir. Bu gelenek ve hafıza korunmalıydı. Osmanlıya sahip çıkmak sadece dizi, filmlerle olmuyor maalesef. Bu okulların gelenekleri, tecrübeleri kaybedilmeden FET֒cülerden temizlenmeliydi. Millî Savunma Üniversitesine bağlanan harp akademileri de en azından teşkilat düzeni bozulmadan üniversiteye dâhil edilmeliydi ve hafıza kaybı önlenmeliydi.

Değerli arkadaşlar, harp akademileri, askerî liseler, askerî tıp akademileri, askerî hastaneler bu ülkeye yıllardır büyük değerler kattı. Bu kurumlar önemli bir gelenekti. FETÖ ise yalnızca bir döneme denk geldi. Bir terör örgütü yüzünden yüzlerce yıllık bu geleneği ve hafızayı yok etmek sizce makul müdür?

Beni dinlediğiniz için teşekkür ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN -  Şimdi, önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 250 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 18’inci maddesindeki “yer alan” ibaresinin “bulunan” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

         Kemal Peköz                             Murat Çepni                     Serpil Kemalbay Pekgözegü

              Adana                                       İzmir                                        İzmir

          Habip Eksik                       Mehmet Ruştu Tiryaki                    Necdet İpekyüz

               Iğdır                                      Batman                                     Batman

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ REFİK ÖZEN (Bursa) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Batman Milletvekili Necdet İpekyüz.

Buyurun Sayın İpekyüz. (HDP sıralarından alkışlar)

NECDET İPEKYÜZ (Batman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 18’inci maddesi hakkında Halkların Demokratik Partisi adına söz almış bulunmaktayım. 18’inci maddede Sahil Güvenlik Komutanlığı ve Jandarma Genel Komutanlığının İçişleri Bakanlığına bağlanması üzerine burada gazi ve malul gazilerle ilgili düzenleme tekrar burada, üyeliklerinin aktarılması ve devamından söz ediyor.

Ben burada biraz Batman’daki uygulamalardan söz etmek istiyorum. Dünden beri pandemi, başka gerekçelerle bir yerlerde kongreler yapılırken, bir yerlerde merasimler yapılırken, başka yerlerde nelerle karşılaşıyoruz. Batman ilinden örnekler vermek istiyorum. 2016 yılında herkesin kınadığı ve her türlü darbeye karşı olduğumuz bir dönemden geçtik ve bu darbeden sonra bir kısım düzenlemeler yapıldı. Anımsarsınız, bizim özellikle hiç yabancı olmadığımız, benim yaşamımın yarısının olağanüstü hâl döneminden geçtiği bir dönemle beraber tekrar olağanüstü hallerle karşılaştık ve beş yıl geçmiş. Batman’da, Van’da, Diyarbakır’da, Siirt’te, birçok ilde on beş günde bir valilik “web” sayfalarında -geçmişe dönükte baktığınızda bulamayacağınız, sadece tarihler ve sayı numaraları değişiyor- gösteri ve yürüyüşler yasak, beş yıldır yasak. Ve bu yasakla beraber birileri miting yapabiliyor, birileri gösteri yapabiliyor, birileri esnaf yürüyüşü yapabiliyor, birileri istediği şeyi yapabiliyor. Bu birileri kim? İktidar. Muhalif olanlar bu dönemde en çok konuşması gerekirken onlara ses yok.

Peki, ne yapılıyor? Olağanüstü Hâl Yasası’na muhalefetten dolayı ceza kesiliyor. Bununla mı yetiniliyor? Hayır. Batman’da, hepimizin bildiği, İpek Er meselesi vardı. Halkların Demokratik Partisi Kadın Meclisi üyesi arkadaşlarımız Batman’da -çok bilinen- Diyarbakır Caddesi’nde, Atatürk Parkı içinde Yılmaz Güney Sahnesi’nin olduğu ve kayyum tarafından yıkılan yer var, orada bir gösteri yapacaklardı; hemen “Yasak! Yapamazsınız.” Bütün Türkiye İpek Er meselesini konuşuyor, Batman’da buna itiraz edecek kadınlara yok. Nerede yapabilirsiniz? “Partinin önüne gidin, yapın.” Tamam, partinin önüne kadar arkadaşlarımız geldi, hemen etraflarını çevirip bu sefer bir ablukaya, tecride alıp “Siz İl Umumi Hıfzıssıhha kurallarını ihlal ediyorsunuz, size ceza kesiyoruz.” Hepsine ceza kesildi ve bununla yetinilmiyor. Bir basın açıklaması için Sason’dan yöneticilerimiz geliyor, Kozluk’tan yöneticilerimiz geliyor; durduruluyor, en son on beş gün önce Batman’daki etkinlik nedeniyle Sason’dan gelen arkadaşlara “Siz 4 kişi aynı araçtasınız, niye soyadlarınız birbirini tutmuyor?” Böyle bir suç bulmaya çalışıyorlar.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Muş) – Büyük suç (!)

NECDET İPEKYÜZ (Devamla) – Ve bununla da yetinilmiyor. İstanbul Sözleşmesi… Birçok yerde bu kınandı. Tekrar, Batman’daki kadınlar bu meseleyi önemsedikleri için bir parkta ağaçlara A4 boyutunda birer kâğıt asmışlar İstanbul Sözleşmesi’yle ilgili. “Siz Kabahatler Kanunu…” Bakın, OHAL yasakları, Hıfzıssıhha, şimdi de Kabahatler Kanunu; ona muhalefet. Onunla da yetinilmiyor, iki saat Emniyete götürülüyor; gözaltı değil, başka bir şey değil, iki saat oraya götürülüyor. “Niçin buradayız?” Yok. Kabahatler Kanunu’ndan ceza kesiliyor. Merkez ilçe başkanımız, eş başkanımız, kadın arkadaşımıza tam 18 kez ceza kesilmiş, 18 kez.

Sadece HDP’ye mi? Hayır. İnsan Hakları Derneği Başkanı -az önce görüştüm- diyor ki: “Her türlü açıklamamıza; annelerle ilgili açıklamamıza, insan hak ihlalleriyle ilgili açıklamalarımızın hepsine ceza.” Ve şunu diyor: “Tehdit ediyorlar: ‘Siz yaparsanız biz sizi gözaltına alırız, kötü muamele uygularız.’” Peki, bu da mı yetmiyor, başka ne yapıyorlar? Barolar… Batman Barosu bu baro uygulamaları nedeniyle Batman’da bir etkinlik yapıyor, açıklama yapıyor. Batman Barosuna İl Umumi Hıfzıssıhha Kurulu kararlarını ihlal ettiği için ceza kesiliyor ama baroya avukat itiraz ediyor, hakim açıyor, inceliyor, bakıyor ki Hıfzıssıhha Kurulu kararını istiyor. Orada, Hıfzıssıhha Kurulunda mesafeyle ilgili karar alınmamış, karar alınmayan bir şey için ceza kesilmiş. Bunun ismi bezdirme, mobbing ve giderek tümüyle bir zorbalığa dönüştürmek. Bizler, muhalefet edenler; barosu, İHD’si, gazetecisi ne olursa olsun salon bulamazken AKP yönetimi iktidarı Batman Kültür Merkezinde gösteri yapıyor, miting yapıyor, etkinlik yapıyor, her şeyi yapıyor. Yani her şey size uygun, bize zulüm.

Teşekkürler, sağ olun. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

18’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

19’uncu madde üzerinde 2 önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

250 sıra sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 19’uncu maddesinin birinci fıkrasındaki “Jandarma Genel Komutanlığı” ibarelerinden sonra gelen “ve” ibaresinin “ile” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Haşim Teoman Sancar                          Çetin Arık                                Ahmet Önal                           Denizli                                     Kayseri                                   Kırıkkale                         Özgür Ceylan                           Cengiz Gökçel                         Polat ŞAROĞLU                      Çanakkale                                   Mersin                                     Tunceli                     Bayram Yılmazkaya                                                                                                                  Gaziantep 

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ REFİK ÖZEN (Bursa) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Mersin Milletvekili Cengiz Gökçel.

Buyurun Sayın Gökçel. (CHP sıralarından alkışlar)

CENGİZ GÖKÇEL (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Gara’da kaybettiğimiz şehitlerimize Allahtan rahmet, kederli ailesine ve milletimize başsağlığı diliyorum.

Ülkelerin dünyaya açılan kapıları limanlardır. Tedarik zincirleri geçmişte olduğu gibi bugün de çok önemli bir noktadadır. Yüz yılımızda lojistik dünya ticaretinin en önemli ayağı hâline gelmiştir. Artık birçok ülke limanlara yatırım yapıyor. Dünya ticareti konteynerler üzerinden gemi taşımacılığıyla yön buluyor. Ülkemizde konteyner taşımacılığına en uygun il Mersin’dir. Mersin Ana Konteyner Aktarma Limanı Projesi on beş yıldır tüm Beş Yıllık Kalkınma Planlarında yer aldı. ÇED dosyası 2009’da kabul edildi. 1/100.000’lik çevre planına işlendi ancak Mersin Ana Konteyner Aktarma Limanı ne hikmetse On Birinci Kalkınma Planı’ndan çıkartıldı.

Bu proje, mavi vatana sahip çıkabilmemiz için aynı zamanda ekonomimizi güçlendirmek için en önemli projelerden bir tanesidir. Projenin yüksek kapasitesiyle Türkiye'nin en büyük konteyner limanı olması beklenmekteydi. Peki, bu liman projesi neden On Birinci Kalkınma Planı’ndan çıkartıldı? Mersin bir liman kenti, sosyoekonomik gelişimini buna bağlı olarak geliştirmiş bir kent.

Bakın, 2020 yılında ülkemizde adet olarak da ton olarak da en çok işlem yapan ikinci liman Mersin Limanı’dır. Ülkemiz coğrafi olarak çok önemli bir konumda. Bu avantajımızı ana konteyner aktarma limanıyla kullanmamız lazım, eğer mavi vatanımıza da sahip çıkmak istiyorsak bu çok önemli. Hamaset nutuklarıyla mavi vatana sahip çıkamayız. Eğer biz avantajlarımızı kullanırsak, yatırımlarımızı doğru yerlere yaparsak, stratejimizi iyi kurarsak mavi vatana da sahip çıkarız, ülkenin ekonomisini de güçlendiririz, ülkemiz için hayırlı bir iş yapmış oluruz.

Değerli arkadaşlar, Mersin çok önemli bir liman kenti olduğunu bir kez daha kanıtlamış oldu. Neyle kanıtladı? Biliyorsunuz, Beyrut Limanı’nda bir patlama oldu. Limanda patlama olduktan sonra Mersin kullanılmaya başlandı ve Mersin Limanı bölgedeki konteyner ve deniz taşımacılığına ev sahipliği yaptı, bu yönde de hiçbir sıkıntı yaşamadan, yaşatmadan bu faaliyetini sürdürüyor, hem ülkemize hem bölgemize ekonomik olarak çok büyük katkılar yapıyor. Eğer bu proje hayata geçmezse Asya, Orta Doğu küresel ticareti önce Lazkiye Limanı, oradan da Pire üzerinden İtalya’ya geçecek ve ülkemiz, küresel lojistik pastasından pay alamamış olacaktır. Mavi vatanda hâkimiyet kurmak, yalnızca donanma bulundurmakla olmaz. Aynı zamanda coğrafyanın ekonomisine yön vermekle mavi vatana sahip çıkılır. (CHP sıralarından alkışlar) Lider ülke olmak da bizim sorumluluğumuzdadır. Eğer bu yatırımları yaparsak deniz taşımacılığında da lojistikte de bu bölgede, Orta Doğu, Asya ve İpek Yolu’ndan gelecek ve oralara götürülecek, taşınacak yükleri Mersin Limanı’ndan, Akdeniz üzerinden dünyaya taşıyacak bir pozisyona geliriz ki bu da deniz taşımacılığında ülkemize çok büyük kazanım sağlar, bu konuda ülkemiz lider ülke olma noktasında öne çıkar. Bunu da unutmamanızı tavsiye ediyorum.

Dokuzuncu Kalkınma Planı çerçevesinde hazırlanan komisyon raporunda Mersin Limanı, aktarma limanı şu şekilde yer almıştır: Mersin ana konteyner limanı, Orta Doğu ve Orta Asya orijinli yüklerin Akdeniz’e çıkışında önemli bir ana liman görevi yüklenecektir. Ayrıca, Türkiye Limanlar Master Planı’nda ülkemize strateji ve diğer ülkelerle rekabet gücü kazandıracaktır.

Değerli arkadaşlar, buradan bütün Mersin milletvekillerine sesleniyorum: Bu yatırım hem Mersin için hem ülkemiz için çok önemli. Burada, hepimiz birlikte bu limanın yapılmasıyla ilgili mücadele vermeliyiz.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. Sağ olun, var olun. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.  

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 250 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 19’uncu maddesinde yer alan “görev yapmış” ibaresinin “çalışmış” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                 

         Kemal Peköz                             Murat Çepni                       Mehmet Ruştu Tiryaki

              Adana                                       İzmir                                      Batman

Serpil Kemalbay Pekgözegü                Habip Eksik                      Gülüstan Kılıç Koçyiğit

               İzmir                                        Iğdır                                         Muş

 

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ REFİK ÖZEN (Bursa) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Muş Milletvekili Gülüstan Kılıç Koçyiğit.

Buyurun Sayın Koçyiğit. (HDP sıralarından alkışlar)

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Muş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, sayın vekiller; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Şimdi, görüşülen kanun teklifinin 19’uncu maddesi üzerine söz aldım.

Bu madde teknik bir madde, daha ziyade 2847 sayılı Kanun’un amaç ve kapsam maddesinde yapılan değişikliğe uygun bir şekilde “Jandarma” ve “Sahil Güvenlik Komutanlığı” ifadelerinin ilave edilmesi, emekli uzman erbaşlar tarafından bu kanuna tabi yeni kurulacak dernek ve bu derneğin kurucularının kimler olacağının belirlenmesi amacıyla konulmuş bir madde. Bu anlamıyla bu madde üzerinde çok ifade edecek bir durum yok.

Fakat ben başka bir şey anlatmak istiyorum değerli arkadaşlar. Birincisi, en önemli meselelerden birisi aslında AKP’nin yönetme biçimi. Burada çok konuşuyoruz bunu ama şunu ifade ederek başlayayım: AKP’nin gerçekten her geçen gün ama her geçen gün büyüyen bir korkusu var. O da ne? HDP korkusu, muhalefet korkusu ve muhalif düşünceler korkusu. Bunun en iyi göstergesi ne peki? “Gözünün üstünde kaşın var.” operasyonları. Evet, AKP her gün “Gözünün üstünde kaşın var.” operasyonları yapıyor; neredeyse gece gündüz, çalışmıyor, yemiyor, içmiyor ve “Ben acaba HDP’nin kapısının önünden geçen kimi hangi gerekçeyle cezaevine koyarım, onun sesini kısarım?” diye de düşünüp duruyor.

Şimdi, HDP’nin bu fiiliyattaki varlığını, düşüncelerini, fikirlerini engellemek için tabii sadece AKP çalışmıyor, bir de AKP il başkanları gibi çalışan valiler var. Örneğin bu valilerden birisi de Muş Valisi. Vali Bey yemiyor, içmiyor, on beş günde bir mütemadiyen, sürekli ama sürekli eylem ve etkinlik yasağını kurulu toplayıp karar altına alıyor. Şimdi, bu kurul kararı neyi getiriyor? Doğal olarak ilde hiçbir eylem ve etkinlik olmuyor fakat bunu gören emniyet mensupları da bundan ciddi bir şekilde mağduriyet yaşıyorlar. Niye? Çünkü bakıyorlar ki meslektaşları İzmir’de, İstanbul’da, Adana’da her gün HDP’lileri dövüyor, her gün HDP’lileri gözaltına alıyor, her gün onları fişliyor. E, bunlar ne yapsınlar? Bu işte eylem yok, etkinlik yok, nasıl içeri atacaklar bu HDP’lileri? Bu sefer Emniyete ikinci bir iş çıkıyor, başlıyorlar çalışmaya; hadi git bakalım arşivleri araştır. On yıl geriye gidiyor, acaba “tweet”inde bir şey atmış mı, acaba Facebook’una bir yazı yazmış mı, acaba HDP’nin önünden geçmiş mi diye düşünüp duruyorlar. E, bu kadar zahmet edip yurttaşın çok büyük suçlarını bulunca da hemen onu yakasından tutup, alıp götürüp mahkemenin önüne koyuyorlar. E, şimdi yargı da bu kadar çalışmış, bu kadar çabalamış, bu kadar emek vermiş Emniyetin bu çabasını boşa bırakır mı? Hemen onlar da diyor “Tutuklanmaya sevk.” Tutuklanmasına, ev hapsine, adli kontrole… Ne kadar basit değil mi arkadaşlar?

Peki, bu arada bu HDP’lilerin bu çok büyük arşivlerde, devletin kayıtlarında hiç kaybolmayan suçları ne? Örneğin, sosyal medya paylaşımını HDP’ye dönük yapmak, HDP’ye üye olmak, HDP vekillerinden SMS mesajı almak, 25 Kasımda yürüyüş yapmak, 8 Mart eylemine katılmak, HDP il, ilçe örgütüne gitmek, yönetici olmak gibi çok ağır, gerçekten ülkeyi bölme tehlikesi çok yüksek suçlara da imza attıklarını ifade etmemiz gerekiyor. İşte, bu suçlardan, bu saydığımız ağır suçları işleyen 13 kişiyi de bu hafta başında aldınız; 4’ü kadındı, Varto’dan aldınız, apar topar mahkemeye çıkardınız, 2’si tutuklandı, 2’sini adli kontrolle serbest bıraktınız. Geride 9 kişiyi daha aldınız yine ayın 15’inde. Onların da bugün 4’ünü yine tutukladınız. Kim bunlar? Bilgin Kaya, Belkıs Taş, Muhsin Yiğit, Hilmi Gülnaz, İhsan Bingöl ve Fesih Şancı. Bütün bunlar ya yöneticimiz, ya çalışanımız, ya sempatizanımız ya da HDP gönüllüleri. Peki böyle nereye varmak istiyorsunuz? İşte, deyim yerindeyse HDP’nin önünden kimsenin geçmeye cesaret edemeyeceği bir politik atmosfer yaratmak istiyorsunuz ama bu HDP’liler de çok fenalar; ya, bu kadar vuruyorsunuz, bu kadar içeri koyuyorsunuz, gerçekten yani cesaretlerine hayranım. Her gün gözünüzün içine baka baka eylem yapıyorlar, etkinlik yapıyorlar, yetmiyor, bir de sizin yanlış, yanılgılı ve faşizan politikalarınızı eleştiriyorlar.

Ben bir kez daha bu yolun yol olmadığını, bu yöntemle ülkeyi yönetemeyeceğinizi, bu yöntemin bütün bir Türkiye’ye büyük bir karanlık getireceğini ifade etmek istiyorum ve bunun karşısında her daim mücadele edeceğimizi de söylüyorum.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

19’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

20’nci madde üzerinde iki önerge vardır. Önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 250 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 20’nci maddesinde yer alan “değiştirilmiştir” ibaresinin “yeniden düzenlenmiştir” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                  Kemal Peköz                                     Murat Çepni                               Mehmet Ruştu Tiryaki

                       Adana                                                İzmir                                                Batman

       Serpil Kemalbay Pekgözegü                          Habip Eksik

                        İzmir                                                 Iğdır

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ REFİK ÖZEN (Bursa) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen, İzmir Milletvekili Serpil Kemalbay.

Buyurun Sayın Vekilim. (HDP sıralarından alkışlar)

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – Genel Kurulu, değerli halkımızı saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, Türkiye’de büyük bir açmaz içerisinde sürekli olarak savaş, çatışma, güvenlikçi politikalara sarılan bir iktidar var karşımızda. Bazen düşünüyorum, bu politikalar neden –sadece bu iktidara özgü de değil- yıllardır sürüyor. En az kırk yıldır Türkiye’de bir savaş var. Bu çözümsüzlük politikasının temelinde yatan şeyin aslında gün geçtikte daha da ağırlaşan iş, ekmek ve adalet çığlıklarını bastırmakla çok ilintili olduğunu görüyorum.

TÜİK’e göre ve Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığına göre, Türkiye’de istihdam edilebilir nüfusun sadece ve sadece yüzde 42,9’u istihdam ediliyor değerli arkadaşlar. Bunu tersinden okursak yüzde 57’sinin istihdam edilemediğini görüyoruz yani istihdam edilebilen kesimin yarısından fazlası gelire ulaşabilmek için işe ulaşamıyor. Dolayısıyla, Türkiye'de büyük bir açlık, yoksulluk, işsizlik sorunu var ve bu sorunlar bir türlü politikleştirilemiyor, gündeme taşınamıyor.

Bugün sokaklara baktığımız zaman iş, ekmek, adalet talebiyle bir tarafta direnişlerin çok yaygın bir şekilde sürmekte olduğunu görüyoruz bir taraftan da  sokaklardan ekmek parasını kazanmaya çalışan kayıtsız işçiliğin hüküm sürdüğünü görüyoruz ve bu ekmek kavgasında, bu baldırı çıplakların mücadelesinde Hükûmet ne dar gelirlilerin, yoksulların, işsizlerin, işçilerin, esnafın sorunu çözüyor ne de işsizliğe bir çözüm üretiyor. Fakat bütün tasarruflarını aslında 5’li çeteyi kayırmak için kullanıyor ya da savaşta, sarayın çıkarlarında ısrarcı tutumunu sürdürüyor ve bu da şunu  bize düşündürtmeli diye söylemek isterim iş, ekmek, adalet yokluğu aslında ekonomi politikalarının dışında ele alınamaz. Bugün sokaklarda Ekmekçioğulları işçileri kara kıyamete, yağmura, çamura rağmen direniyor. Migros depo işçileri var, DÖHLER direnişi var, Yemek Sepeti işçileri var, Kadıköy’de şimdi greve çıkan belediye işçileri var, Menemen’de belediye işçileri var, PTT’de çalışan sendikalı olan işten atılan işçiler yine sokakta, Şişecamdan işçiler sokağa atıldılar, SML işçileri var, Baldur işçileri var, TÜVTÜRK işçileri var, Kayı İnşaat işçileri var Bimeks işçileri var ve yine İzmir’de Valiliğin, hukuksuz bir güvenlik soruşturması eliyle belediyeden Kod 29’la işten çıkarttırdığı İzmir Belediye işçileri var, yine aynı şekilde Aydın’da işçiler sokağa atıldılar. Ve kod 29’la, İzmir Valiliğinin güvenlik soruşturması nedeniyle işten atılan işçiler şu anda belediye önünde eylemdeler. Dolayısıyla, daha da sayamadığım pek çok işçi direnişi var. Bunlar hem ücretsiz izne çıkarıldıkları için, ayda 1.400 liraya mahkûm edildikleri için ve aslında bu süreç tamamlandığında işten atılmış olacakları için ne yazık ki işsiz işçi direnişleridir. Sendikalı oldukları için de işten atılanlar var.

Bir de seyyar satıcılar var ki bu seyyar satıcılık aslında bin yıllık işçilik, emekçiliktir; onların sorunları var. Onların sorunlarına mutlaka bu pandemi döneminde çözüm aranmalı. 6 milyonu aşkın seyyar satıcı çözüm bekliyorlar, diyorlar ki: “Sokaklar sorunun merkezi değildir, sokaklar çözümün merkezidir; biz ekmeğimizi sokaktan çıkartıyoruz, biz de güvence istiyoruz, biz de kayıtlı olmak istiyoruz, biz de insan onuruna yakışır bir iş istiyoruz ve çalışma koşulları istiyoruz, bizi de görün. Sokaklar sorun değil çözümdür, sokaklar demokrasinin beşiğidir.”

Teşekkürler. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

            Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

250 sıra sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 20’nci maddesinin birinci fıkrasındaki “mülki amir İçişleri Bakanlığının” ibaresinden sonra gelen “ve” ibaresinin “ile” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Haşim Teoman Sancar Çetin Arık                               Ahmet Önal

    Denizli                                             Kayseri                                 Kırıkkale

Polat Şaroğlu                                     Bayram Yılmazkaya                 Özgür Ceylan

  Tunceli                                               Gaziantep                             Çanakkale

                                                         Burhanettin Bulut

                                                              Adana

BAŞKAN – Komisyon önergeyi katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ REFİK ÖZEN (Bursa) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Adana Milletvekili Burhanettin Bulut.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

BURHANETTİN BULUT (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle Gara’da terör örgütü tarafından haince katledilen şehitlerimize Allah’tan rahmet, acılı ailelerine sabır diliyorum. Terörü bir kez daha milletin kürsüsünden lanetliyorum.

Değerli milletvekilleri, pandemi döneminde en çok konuşulan, en önemli gündem maddesi toplum sağlığı, bireysel sağlığımız oldu. Hepimiz bu konuda gerek televizyonda yorumcuları dinledik, gerek hekimlerimizle gerek Sağlık Bakanlığımızla “Bu süreci nasıl atlatabiliriz?” diye konuştuk ve bu arada da sağlık emekçileri önemli bir özveride bulundu, hepimiz onlara “Hakları ödenmez.” diye haklarını teslim etmeye çalıştık.

Ama bir başka alan daha var: Eczacılar. İlaç alanı da bu anlamda çok önemli. Bizler Mecliste -işte ilk sıralarda görüyorum- Milliyetçi Hareket Partisinden bir eczacı arkadaşım, meslektaşım var, Adalet ve Kalkınma Partisinde keza öyle, Grup Başkan Vekilimiz eczacımız- hepimiz gurur duyduk eczacılarla. Bu pandemi döneminde önemli bir görev aldılar ve önemli sorumluluklar yerine getirdiler. Bazen kaostaki sorunları çözdüler -maske gibi- ama her seferinde de halk sağlığında birincil görevlerini yerine getirdiler.

Türkiye’de ilaç, eczane dünyada örnek gösterilen bir hâlde. Özellikle, keza, aynı şekilde ilaç takip sistemi, ilacın tüm kontrolü üretiminden tüketimine kadar Türkiye’de var. Türkiye’de sahte ilaç yok denecek kadar az. Dünyada sahte ilaçtan ölüm sayısı 1 milyona varıyor ama Türkiye’de yok, bu bizim gurur duyduğumuz konulardan biri.

Ancak, son dönemde halk sağlığı açısından ciddi bir sıkıntı ortaya çıkmaya başladı: “İlaç dışı ürün” diye tarif ettiğimiz, halk tarafından doğal ürünler diye bilinen ürünlerde ciddi bir sorun yaşanıyor. Pandemi döneminde çokça başvuruldu; vitamin eksikliği, bağışıklık sistemine ilişkin önerilerde bulunuldu, toplum da doğal olarak bu ürünleri almaya çalıştı. Ama pazara baktığımızda eczanede, bu ürünlerin pazarında çok az bir artış olmasına rağmen dışarıda bu ürünlerde 4 katına, 5 katına bir sarfiyat oluşmuş durumda. Hâl böyle olunca bu alanın ne şekilde gittiğini topluma anlatmak ihtiyacı doğuyor. Bu alan, herkesin bahsettiği gibi insanların daha iyi yaşamı için bir ihtiyaç ancak baktığınızda denetimsiz, promosyonlarla giden, reklamla giden, hatta bu alanda özel televizyonlar açılan bir alan. Özellikle sosyal medyada, keza, aynı şekilde benzin istasyonlarında bile bu ürünler satılıyor. Bunlara ilişkin yapılan araştırmalarda, çalışmalarda mesela Türk Eczacılar Birliği birkaç kanaldan aldığı ürünleri bir denetime tabii tutmuş, incelemeye. Örneğin, bir firmanın ürününü incelemiş, bu ürünün içerisinde: Vitamin C, vitamin D, çinko sülfat olması gerekirken -çokça kullanılan bir ürün- miligramlarına bakıyorsunuz C vitamini 1.000 miligram yazıyor ama içerisinde 500 miligram var. D vitaminine bakıyorsunuz, 1 miligram yazılıyor ama içinde hiç tespit edilmiyor. Bunun yanında çinko sülfat keza aynı şekilde. Bazılarında bazı ürünler daha fazla çıkmış, bazılarında daha az. Nedeni şu: Bunlar Tarım Bakanlığında ruhsatlanıyor, denetimi yok, merdiven altında satılıyor ve merdiven üstünde yani, internet üstünde daha doğrusu, alabildiğine -merdiven altı çalışmasının bir benzeri- sahtekarlıkla internet üzerinden satılıyor. Tabii, bu arada da bu işin sağlık otoriteleri var, bir numaralı isim: Seda Sayan. Hemen hemen üç ayda bir bu ürünlerin satışı için televizyon karşısına çıkıyor. (CHP sıralarından alkışlar) Bakın, burada bir Seda Sayan örneğini gösterelim. Seda Sayan ve ekibi, -hepsi birbirine benziyor- örneğin geçen yıl “No Attack” diye bir ürünü paylaştılar. “Ben kullandım, çok iyi geldi, bağışıklık sistemimizi onardı eğer hastaysanız bununla iyileşiyorsunuz, virüse karşı tek çözüm.” Bunu bir hekim bile söyleyemiyor ama sağ olsun bu arkadaşlarımız söylüyor. Sonra ne oluyor? Bunlar şikâyet ediliyor, denetleniyor, para cezası alıyorlar. Muhtemelen aldıkları reklam bedelinin onda 1’ini ceza olarak ödüyorlar, bu işten kurtuluyorlar. Sonra dönüyor, hemen başka bir reklama, yine tanıdığımız sanatçılarımız, daha doğrusu ünlüler, sanatçı mı diyelim bunlara? Maalesef bu sistem alabildiğine gidiyor, bunlara karşı yapılması gereken çok basit, tümünü Sağlık Bakanlığı bünyesine alıp denetime tabi tutmak gerekiyor ve devam eden bir şey daha var: İkinci el ilaç. İnternette yeni satış usulü, ikinci el ilaç, maalesef bu da şu anda Türkiye'de internet sayfalarında var, yine denetlenmeyen alanlardan bir tanesi.

Çok teşekkür ediyorum Sayın Başkanım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Şimdi önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

20’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

21’inci madde üzerinde 1 önerge vardır.

Buyurun, okuyun:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

250 sıra sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 21’inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

MADDE 21- 2847 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasına (d) bendinden sonra gelmek üzere aşağıdaki bent eklenmiştir.

"e) Türkiye Emekli Uzman Erbaşlar Derneğine, bu Derneği kurma hakkına sahip olanlar, bunların eşleri, çocukları ile dul ve yetimleri,”

         Murat Bakan                      Haşim Teoman Sancar                        Çetin Arık

               İzmir                                      Denizli                                     Kayseri

          Ahmet Ünal                             Özgür Ceylan                           Polat Şaroğlu

            Kırıkkale                                 Çanakkale                                  Tunceli

                                                   Bayram Yılmazkaya

                                                          Gaziantep

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLİ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ REFİK ÖZEN (Bursa) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen İzmir Milletvekili Murat Bakan.

Buyurun Sayın Bakan. (CHP sıralarından alkışlar)

MURAT BAKAN (İzmir) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; öncelikle tüm şehitlerimizi saygı ve rahmetle anıyorum.

Sevgili arkadaşlar, bundan beş yıl önce 17 Şubat 2016, Genel Kurmayın hemen burnunun dibi, Meclise beş dakika mesafede, Kara Kuvvetlerinin ve askerî lojmanların yanında 29 canımızı şehit verdik Merasim Sokakta, sizlere onları hatırlatmak istiyorum. Niye onları hatırlatmak istiyorum? O şehit edilen canlar kimdi biliyor musunuz değerli arkadaşlar? Bugün görüştüğümüz kanun teklifinde ismi geçmeyenlerdi. Türk Silahlı Kuvvetlerinin yardımcı hizmetlerinde doktor, hemşire, uzman personel, teknik personel, belki o zaman ismini duyduğunuz sivil memurları size hatırlatmak istiyorum değerli arkadaşlar. Kimdi o şehit edilen canlar? Daha birkaç gün önce şehit olan, arkasından hep birlikte gözyaşı döktüğümüz Astsubay Semih Özbey’in, Astsubay Ömer Halis Demir’in silah arkadaşları astsubaylar değerli arkadaşlar. Bu kanun teklifinde ismi geçmeyen astsubaylardan bahsediyorum.

Tabur yönetmiş, ülkesi için can vermiş emekli binbaşılardan bahsediyorum değerli arkadaşlar.

16 Mayıs 1970, yine, bugün görüştüğümüz gibi, Türk Silâhlı Kuvvetleri Personel Kanunu görüşülüyor Mecliste ama o zaman da astsubaylarla ilgili bir ilerleme olmadığı gibi özlük haklarında geriye gitme var. Tabii, mevcut askerî kanunlar gereği, astsubayların eli kolu bağlı olduğu için o zamanki adı “TEMAY” olan derneğe üye astsubayların eş ve çocukları bir yürüyüş düzenliyorlar. Düzenlenen yürüyüşteki pankartlarda şunlar yazıyor arkadaşlar: “Araba değil, mesken istiyoruz.”, “Albaylara havyar, astsubaylara çavdar.”, “Ordu bölünmez bir bütündür.”, “Türkiye’de imtiyazlı bir sınıf yaratılamaz.”

Bu defa 1975’e gidiyoruz 1970’ten, beş sene sonrasına. Kıbrıs Barış Harekâtı’ndan sonra enflasyon almış başını gitmiş, memurlara zam yapılmış. Genelkurmay bir teklifte bulunuyor, sanki Kıbrıs Barış Harekâtı’nı sadece subaylar kazanmış gibi, subaylara tazminat ve yan ödeme. Bu arada, onunla da yetinmiyor, astsubaylar için de diyor ki: “Ordunun hiyerarşisi gereği, binbaşıya denk olan kıdemli başçavuşun maaşını yüzbaşı seviyesine düşürün.” Böyle bir düzenleme geliyor Meclise. Bu sefer 600’ün üzerinde astsubay, 60 astsubay eşi Ulus’tan başlıyorlar Kızılay’a kadar eksi 5 derecede yürüyorlar arkadaşlar. Kızılay’a 60 metre kala panzerler durduruyor. Bir astsubay eşinin panzerin önünden kaçmayıp söylediği “Değil su, kurşun yağdırsanız da davamızdan vazgeçemeyeceğiz.” sözlerini buradan hatırlatıyorum. Bu yürüyüşten dolayı astsubaylar ordudan atıldı, hapse atıldı, kuvvet değiştirildi, sürüldü değerli arkadaşlar. Aradan elli yıl geçti, bu elli yılın yirmi yılında da neredeyse siz iktidarsınız, bugün yine astsubaylar bu kanunda yok değerli arkadaşlar.

Tarihe not düşmek için söylüyorum: Sıcak ofisinde çalışan memur 9/2’den başlıyor; dağda, karda, kışta kıyamette dağ başında çalışan, canını veren o astsubay 9/1’den başlıyor. Astsubayların göreve başlama derecesi 9/2 olmalı arkadaşlar.

Emekli maaşını doğrudan etkileyen tazminat sorunu var. Adına “kıdemli başçavuş tazminatı”, “görev tazminatı”, “makam tazminatı” ne derseniz deyin ama bu sorun çözülmeli değerli arkadaşlar.

Yine, Türk Silahlı Kuvvetlerinin kanayan yarası, emekli binbaşıların emekli olduklarında onları ciddi sıkıntıya sokan sorunları çözülmeli değerli arkadaşlar.

Uzman Jandarmalar var, her ne kadar bugün İçişleri Bakanlığı personeli de olsa Türk ordusu üniformasını taşıyorlar. Onların da statü problemini biz hep beraber çözmeliyiz. Ya astsubay yapalım, astsubay çavuş, ya astsubay yardımcısı yapalım; eğitimlerini, okullarını meslekten sayalım değerli arkadaşlar. Onları da çözelim.

Anadolu insanı için söz namustur. Bir sözü hatırlatmak istiyorum buradan. Kayseri Komando Tugayı, 2018 yılı, haziran ayı, Sayın Recep Tayyip Erdoğan astsubaylara müjde veriyor, diyor ki: “Astsubaylarımızın göreve başlama kademelerini eğitim yıllarına göre bir üste çıkarıyoruz. Mesela şu an iki yıllık yükseköğrenim mezunu bir astsubayımız 9’a 1’den başlıyor, 9’a 2’den başlayacak. Aynı şekilde dört yıllık yükseköğrenim mezunu 9’a 3’ten başlıyor, onları da 8’e 1’e yükselteceğiz.” diyor. Tekrar hatırlatayım arkadaşlar, sözünüzü tutarsanız o sözün hükmü olur, sözünüzü tutmazsanız o söze kimse bir daha itibar etmez, astsubaylar da itibar etmez.

Değerli arkadaşlar, ben burada kendi adıma konuşmuyorum, şu an benim konuşmamı dinleyen emekli binbaşısı, astsubayı, uzman jandarması, uzman çavuşu, sivil memuru, yüzbinlerce Türk Silahlı Kuvvetleri personeli var; eşi, çocuğu, emeklisi, onlar için konuşuyorum ve son olarak şunu söylemek istiyorum Sayın Başkan.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Grup Başkan Vekillerimizin aldığı karar sebebiyle uzatma vermiyorum yani sadece süreyi tanıyoruz.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Öyle bir şey var, veremiyor. Bir tek tutanağa geçsin.

MURAT BAKAN (Devamla) – Sayın Başkan, son konuşmacıyım, selamlayayım lütfen, çok önemli.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Hayır, hayır, Murat çok kesin karar verdik, tutanağa geçsin abi.

MURAT BAKAN (Devamla) – Tutanağa geçsin o zaman.

Cibuti’ye “dostluk barajı” adı altında hibe olarak baraj yapmaya, Etiyopya’da Kral Necaşi Eshame Türbesi’nin restorasyonuna, makam arabalarına, saraylara, geçmediğimiz köprülere, uçmadığımız havalimanlarına harcadığınız parayı eksi 30 derecede Gabar’da, Cudi’de, Kato’da, Gara’da görev yapan, bire bir ölüme giden bu vatan evlatları için harcayın.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

21’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

22’nci madde üzerinde bir önerge vardır.

Buyurun, okuyun:

          

 Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

250 sıra sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 22’nci maddesinde geçen “kaydıyla” ibaresinin “şartıyla” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Haşim Teoman Sancar                                           Çetin Arık                                        Ahmet Önal

Denizli                                                                   Kayseri                                             Kırıkkale

Özgür Ceylan                                                Bayram Yılmazkaya                             Mustafa Adıgüzel

Çanakkale                                                             Gaziantep                                              Ordu

Polat ŞAROĞLU

Tunceli

 

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ REFİK ÖZEN (Bursa) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, grup başkan vekillerinin aldığı karar bana iletildi: Hava şartlarından dolayı, sürenin daha fazla uzamaması konusunda konuşmacıların kendilerine tanınan haklar çerçevesinde konuşmalarını, son bir dakikayı uzatmamaları kararını aldık. Dolayısıyla süreye bağlı kalınmasını rica ediyorum herkesten.

Önerge hakkında konuşmak isteyen Ordu Milletvekili Mustafa Adıgüzel.

Buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA ADIGÜZEL (Ordu) – Sayın milletvekilleri, ordumuz milletin ordusudur, Meclis de millet adına görev yapıyor; böylece ordu, Türkiye Büyük Millet Meclisinin ordusudur. Büyük Atatürk de böyle söylemiştir, Dumlupınar Zaferi sonrası “Türkiye Büyük Millet Meclisi orduları” diyerek seslenmiştir. Dolayısıyla, bu Meclisin her bir üyesi; ordusuyla ilgili güvenliğini sormak, sorgulamak hakkına sahiptir. Bu tespiti yaptıktan sonra günümüzde neler oluyor bir bakalım, AKP’de yerel seçimler sonrası kan kaybı sürdükçe bir başarı hikâyesi yaratma girişimi görüyoruz. İşte, “Gaz bulduk.” Pandemide sahte bir başarı hikâyesi yaratma girişimi ifşa oldu. Şimdiyse, altı yıldır unutulan, terör örgütü PKK tarafından alıkonulan askerlerimizi, daha önce yapılmış; başarılmış yöntemleri denemeden, belli ki iyi planlanmamış bir operasyonla maalesef kaybettik. Keşke bu operasyon başarılı olsaydı, kurtulan evlatlarımızı Türkiye’ye kim açıklayacaktı? Sayın Erdoğan. Şehit oldular, kim açıkladı? Bir Sayın Vali. Ay masalını ve Rize’deki Karadeniz fıkrasını bile Sayın Erdoğan konuşuyor da aynı gün 13 şehidi neden bir Sayın Vali anlatıyor? Tüm Türkiye'nin yüreği yanmıştır. Şu anda pandemi varken, günde 200’ün üzerinde cenaze varken milletimiz neye ağlıyor? Evlatlarına ağlıyor.

Pandemide de süreci doğru yönetemediniz, Gara Operasyonu’nda da. Pandemide de kahramanlar var, 400’e yakın şehit verdik; Gara Operasyonu’nda da kahramanlar var, şehitlerimiz var ama her iki mücadeleden de size başarısızlıktan başka bir şey yok. Peki, iktidar olarak bunun bir muhasebesi olmayacak mı? İstifa müessesesi neden işlemiyor?

Öte yandan, tüm iktidarlarınız süresince ordumuzun tarihine, felsefesine ve komutanlarına kadar hakaret edenleri de ödüllendirmekten geri kalmıyorsunuz. Kim gibi? “Türk ordusu değil de keşke Yunan galip gelseydi.” diyen Mısıroğlu meczubu gibi. Kim gibi? Mustafa Kemal’e “eşkıya” diyen İskilipli Atıf gibi hainleri valiniz, Genel Başkan Vekiliniz kutsuyor.

NAZIM MAVİŞ (Sinop) – İskilipli Atıf hain değil!

MUSTAFA ADIGÜZEL (Devamla) – İskilipli’nin önce 2’nci, sonra 1’inci Başkanı olduğu İngiliz iş birlikçisi Teali İslam Cemiyeti, Millî Mücadele karşıtı çok ağır bir bildiri hazırlıyor ve orijinali bu olan bildiriyi 30 Ağustos 1920’de Yunan uçaklarıyla Anadolu’ya atıyor. Orijinali burada, işte size bir ihanet vesikası. (CHP sıralarından alkışlar)

NAZIM MAVİŞ (Sinop) – İskilipli Atıf hain değil, haksız yere idam edildi!

MUSTAFA ADIGÜZEL (Devamla) – Bu bildiride Mustafa Kemal ve Kuvayımilliye’ye kudurmuş haydutlar “Çanakkale’de, Anadolu’da düşmana direnenler, İngiltere ve Fransa gibi muazzam devletlere meydan okuyorlar. Bu yüzden İngilizleri kızdırıp üzerimize Yunanlıları musallat ettiler. Yunanlılara fazla zayiat verdirmek hayırlı ve menfaatli olmaz. Mustafa Kemal’i öldürmek farzdır.” diyorlar.

Meclisten, milletin kürsüsünden sesleniyorum: Eğer bu ihanet bildirisine katılan varsa katlayıp yaka cebine koysun, o beden bu ihanete yakışır.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Nereden çıktı şimdi bunlar ya, yeter artık!

MUSTAFA ADIGÜZEL (Devamla) – Kuvayımilliye kimdir? Türk ordusudur. İskilipliye mersiye, Ali Kemallere methiye düzen günümüzün mütareke basını Atatürk’e ve Millî Mücadele kahramanlarına her türlü hakareti yaparken bırakın cezayı, ödüllendiriliyor.

Peki, biz bugünlere nereden geldik? Çanakkale’de bir mecit hikâyesi vardır bilir misiniz? Çanakkale Kocadere’de bir sargı yeri var, buraya yaralılar geliyor, şehitler geliyor. Lapseki’nin Beybaş köyünden çok ağır bir yaralı gelir ve son nefesinde “Ben, köylüm Lapsekili İbrahim Onbaşı’dan 1 mecit borç aldıydım, kendisini göremedim, belki ölürüm, ölürsem söyleyin hakkını helal etsin.” der ve şehit olur. Oraya gelen şehitlerin üzerinden de eşyalar ve pusulalar çıkar. Bir süre sonra gelen bir şehidin üzerinden çıkan pusulada yazanları görünce komutan gözyaşlarını tutamaz. Aynen şu yazar: “Ben Beybaş köyünden arkadaşım Halil’e 1 mecit borç verdiydim. Biraz sonra taarruza kalkacağız, belki dönemem. Arkadaşıma söyleyin, ben hakkımı helal ettim.” İşte, İskiliplinin “eşkıya” dediği çocuklar, bu çocuklar ve bu ülke, son nefesinde 1 mecidin hesabını veren koca yüreklilerin omzunda yükseldi. Trilyonların hesabını veremeyecek olanların ellerin de aşağıya inmesine müsaade etmeyeceğiz.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

NAZIM MAVİŞ (Sinop) – İskilipli Atıf’ı haksız yere idam ettiniz. İskilipli Atıf hain değil, haksız idam ettiniz. Elinizde onun kanı var CHP olarak, CHP olarak elinizde İskilipli Atıfların kanı var.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Önergeyi oylayıp söz vereyim Özlem Hanım size.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

22’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

Özlem Hanım, buyurun.

 

 

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Sayın Başkanım, doğrusu bugün Regaip gecesi -öyle söyleyelim- “Bu gece bir an evvel bitsin, kanunu bitirelim, evimize gidelim.” diye kendi aramızda konuştuk, anlaştık. Şimdi bu kürsüde yani gecenin bu saatinde, böyle insanın damarına basar gibi, böyle bir konuşma yapmayı çok problemli buluyorum. Çünkü bu Mecliste daha evvel bunlar konuşuldu. Geçen hafta kaç tane basın toplantısı var İskilipli Atıf Hoca’yla ilgili olarak. Şimdi, bu konuyu ben mahfuz tutuyorum. Burada çok uzun bir konuşma hazırlayacağız arkadaşlarımızla, biz bu konuyu tekrar konuşacağız burada. Çünkü böyle önemli konuların, bu toplumda yara açmış bu konuların böyle tekrar tekrar kaşınmasını fevkalade yaralayıcı buluyorum, fevkalade. Yani o yüzden daha çok şey söyleyebilirim, bu geceye hürmeten söylemiyorum ama buraya kocaman bir mim koyuyorum, buraya devam edeceğiz.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Peki, teşekkür ederim.

Özgür Bey, buyurun.

 

 

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Aynı mim tarafımızdan da konulmuştur. O gün yapılacak görüşmeleri sabırsızlıkla bekliyoruz. (CHP sıralarından alkışlar)

 

1.  Osmaniye Milletvekili İsmail Kaya ve 39 Milletvekilinin Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/3346) ve Milli Savunma Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 250) (Devam)

BAŞKAN – 23’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Birinci bölümde yer alan maddelerin oylamaları tamamlanmıştır.

Şimdi ikinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

İkinci bölüm 24 ila 44’üncü maddeleri kapsamaktadır.

Teklifin ikinci bölümü üzerinde İYİ PARTİ Grubu adına Trabzon Milletvekili Sayın Hüseyin Örs konuşacaktır.

Buyurun, süreniz on dakika. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA HÜSEYİN ÖRS (Trabzon) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; kanun teklifinin ikinci bölümü üzerinde İYİ PARTİ Grubu adına söz aldım. Hepinizi en derin saygılarımla selamlıyorum.

Eli kanlı terör örgütü PKK tarafından Gara’da şehit edilen 13 şehidimize ve cümle şehitlerimize Cenab-ı Hakk’tan rahmet, ailelerine baş sağlığı diliyorum. Türk milletinin başı sağ olsun diyorum. Terörle mücadeleyi kararlılıkla sürdüren güvenlik güçlerimize üstün başarılar diliyorum. Allah yâr ve yardımcıları olsun, Mevla’m ayaklarına taş değdirmesin.

Değerli milletvekilleri, terörle müzakereden terörle mücadeleye geçildiği bir dönemde son terörist yok edilinceye kadar mücadelesini sürdürme kararlılığındaki Mehmetçik’imizin sonuna kadar yanındayız. Millî güvenliğimiz için açık tehdit olan terör ve terör unsurları sınır dışında da imha edilmelidir. Türk devleti terörle mücadelesini haklı ve meşru yollardan ayrılmadan kararlılıkla sürdürmelidir. Türk milletinin egemenlik hakları ve millî menfaatlerimiz teröre karşı kararlılıkla korunmalıdır. Türk Silahlı Kuvvetleri hem sınırlarımız içerisinde hem de sınır ötesinde teröristlere göz açtırmamalıdır.

Değerli arkadaşlar, Türk devleti ordusu üzerinden vatandaşlarını terörizm tehdidinden koruma sorumluluğunu yerine getirirken siyasi partiler olarak bizler de her türlü siyasi farklılığı bir kenara bırakarak terörle mücadeleye etkin katkı sunmak durumundayız. Meclisimizin terörle mücadeleye yapacağı her katkı ordumuzun terörle mücadele azmini artıracağı gibi Mehmetçik’imizin mukavemetini de teşvik edecektir. Unutmayalım ki Mehmetçiklerimiz terörün kökünün kazınması için büyük bir mücadele verirken demokrasinin temel dayanaklarından biri olan Meclisimizin ortaya koyacağı destek ordumuzun moral ve mücadele azmini artıracaktır. İYİ PARTİ olarak bizler teröre karşı Türk Silahlı Kuvvetlerinin elini güçlendirecek her adıma destek verdik ve destek vermeye devam edeceğiz. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar) Bu duruşumuz tarihin bizlere emanet ettiği bir duruştur, beş bin yıllık kutlu tarihten süzülüp gelen devlet anlayışımızın gereğidir. Devleti şirket gibi yönetenler bunu kavrayamaz ama “Allah devlete zeval vermesin.” diyenler bizi iyi anlarlar, “Vatan sağ olsun.” diyenler bizi gayet iyi anlarlar. Biz İYİ PARTİ olarak, Türkiye Cumhuriyeti devletinin varlığını, Türk milletinin bütünlüğünü yıkmak ve bölmek adına faaliyet yürüten odaklara karşı yapılan her eylem ve harekette en önde olacak ve açık desteğimizi devam ettirme çabamızı sürdüreceğiz. Nazlı hilalin ebediyete kadar dalgalanması, Türk vatanının yaşaması için atılan her adıma en büyük katkı ve desteği biz sunacağız.

 Değerli milletvekilleri, millî güvenlik ve dış politikamızın tesisinde vazgeçilmez millî güç unsuru olan Türk Silahlı Kuvvetlerimiz kumpas davaları, FETÖ yapılanması ve 15 Temmuz hain darbe kalkışması sonucu kurumsal ve manevi olarak maalesef yıpratılmıştır. Türkiye'nin bekasına yönelik tehdidin aşılması Türk milletinin güvenlik ve refahının güvence altına alınması için savunma ve güvenlik sistemini hızlı ve yeniden inşa etmeliyiz.

Değerli milletvekilleri, Türk Silahlı Kuvvetleri, hükûmetlerin değil, Türk milletinin ordusudur; bu nedenle her türlü siyasi tartışmanın dışında tutulmalıdır. Kışlaya ve camiye asla ve asla siyaset sokulmamalıdır. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar) Esasında, partili Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminin en büyük sakıncalarından biri de devletin parti devleti anlayışına sürüklenmesidir. “Parti devleti” demek “parti askeri” “parti polisi” “parti hâkimi” ve “parti memuru” demektir ve bu anlayış, bize göre, en büyük tehlikelerden biridir. Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemine parti olarak karşı çıkmamızın en önemli sebebi de sistemin partizan uygulamalara ve nihayet, parti devletine evrilmesidir. Türk Silahlı Kuvvetleri her türlü partizan yaklaşımlardan sakınılmalı, kışlanın kapısından içeriye siyaset sokulmamalıdır.

Değerli milletvekilleri, ilgili kanun teklifiyle ilgili görüşlerimizi hem Millî Savunma Komisyonunda hem de yazmış olduğumuz şerhimizde ifade etmiştik. İkinci bölüm üzerine kısaca değinmek istiyorum.

Teklifin 24’üncü maddesinde “muvafakat” ibaresinin “olur” ibaresiyle değiştirilmesindeki amaç nedir? Bunu sormak istiyorum. “Muvafakatname” hukuken “yazılı izin kâğıdı” anlamına gelmektedir. “Olur” ibaresiyle bu hususun yazılı oluşu ortadan mı kaldırılmak istenmektedir? Bu durum, Genelkurmay Başkanının yetkileri açısından bir genişlemeye yol açacak mıdır? Bunu da sormak istiyorum.

Yine, gelen teklifin 30’uncu maddesiyle devlet hizmet yükümlülüğü kapsamında, Türk Silahlı Kuvvetleri ve Jandarma Genel Komutanlığı ile Sahil Güvenlik Komutanlığı kadrolarına atanan sivil tabiplerin özellikle acil ihtiyaç duyulan durumlarda bir aya kadar görev yapabilmesi ve Sağlık Bakanının bu süreyi 3 katına kadar uzatabilmesi öngörülmüştür. Bu maddede belirtilen sivil tabiplerle ilgili bir parantez açmak istiyorum. Millî Savunma Bakanlığı bünyesinde  “sivil tabip” kavramı yeni ve hakları tam olarak oluşturulmamış bir kavramdır. Bilindiği üzere, 15 Temmuz hain darbe girişimi sonrası ordu içerisinde askerî tabiplerin bir kısmı ihraç edilmiş, askerî hastanelerin Sağlık Bakanlığına devri sonrasındaki kalan askerî tabipler, Sağlık Bakanlığı bünyesinde çalışmaya başlamışlardır. Bunun sonucunda Türk Silahlı Kuvvetleri içerisinde askerî tabip sayısı çok yetersiz kalmıştır. Ordu içerisindeki tabip eksiklikleri, Sağlık Bakanlığıyla imzalanan protokolle münhal kadrolar açılarak devlet hizmet yükümlülüğüyle sağlanmaya çalışılmaktadır ancak sivil tabiplerin çalışma koşulları konusunda yeterli çalışma yapılmadığı da görülmektedir. Kanun, yönetmelik gibi benzeri yazılı hukuk kurallarında sivil tabiplerin görev, sorumluluk, özlük hakları ve amir statü kavramlarına yeterince yer verilmemiştir. Bu konuyla ilgili sivil tabipler yaşamış oldukları sorunları, mağduriyetleri tarafımıza iletmiş, bu husus basında da yer almıştır. Millî Savunma Bakanlığı çatısı altında görev yapan sivil tabiplerin yaşamış oldukları sorun ve mağduriyetlere ilişkin düzenlemeler ivedilikle yapılmalıdır diyoruz.

Değerli milletvekilleri, subay ve astsubaylarımızın da talep ve sorunlarını da yüce Meclisimizde belirtmek isterim, onları da sizlere arz etmek isterim. Subay ve astsubaylarımızın en büyük sorunları özlük haklarındaki iyileştirici düzenlemelerin yapılmamasıdır. Türk Silahlı Kuvvetlerinde devamlılık arz eden, kritik noktalarda görev yapan subay ve astsubaylar muvazzaf olarak değil, sözleşmeli olarak göreve başlatılmaktadır. Muvazzaf olarak alınanların sayısı da ne yazık ki -çok acıdır- azdır. Sözleşmeli olarak göreve başlayan subaylar en fazla yüzbaşılığa, astsubaylar ise en fazla kıdemli üstçavuşluğa kadar yükselebilmektedirler. Bu arkadaşlarımız muvazzaf olabilmeleri için sınava tabi tutulmakta, sınavda başarısız olanlar emekliye ayrılmaktadır. Bu arkadaşlarımızın memleketin her bölgesinde sahada ve çatışmada canı pahasına görev yaparken sınava tabi tutulmaları ne derece doğrudur? Vatan savunması için verilen görevleri yerine getirirken bir de sınava mı tabi tutulacaklardır?

15 Temmuz hain darbe girişimi sonrası askerî birçok kadronun boşaldığını ve Türk Silahlı Kuvvetlerinde kadro açığı olduğunu biliyoruz, buna nazaran muvazzaf olarak açılan kadro sayısının da az olduğu belirtmek isterim. Subay ve astsubaylarımızın özlük haklarında yaşanan bu sorunların ivedilikle çözüme kavuşturulmasını bekliyoruz.

Bu akşam mübarek Regaib Kandili, hepinizin kandilini kutluyorum, Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Şahin…

 

 

 

SUZAN ŞAHİN (Hatay) – Teşekkürler.

Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü 140’ıncı grup maden arama sahası için toplam 766 alanda maden arama ihalesi yapılacağını açıklamış ve sahalardan 9 tanesi de Hatay’da yer almaktadır. Tüm dünya yenilenebilir enerji, yenilenmiş doğa ve canlı hayatını önceleyen projeleri hayata geçirirken rant uğruna Hatay’da 75 bin dönümlük alanda maden arama sahası açmak, ormanlarımızın, dağlarımızın tahrip edilmesine ve doğanın dengesinin değişmesine neden olacak, beraberinde felaketler getirecektir. 2.200 dönümü turizm bölgesi ilan edilen Arsuz’da dağdan denize uzanan tarım alanları, mera ve orman sit alanları bu maden ve taş ocaklarıyla talan edilecektir. Hataylılar nefes almak, doğalarının katledilmemesini istiyor. 5 bin hektar ormanımız yandı, artık Hataylının fazlasını kaldıracak gücü yok. AKP hükûmetlerinin gelecek nesilleri düşünmeden, yandaş doyurmak uğruna yaşam alanlarımızı hiçe saymasına karşı çıkıyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SUZAN ŞAHİN (Hatay) – Teşekkürler.

   Osmaniye Milletvekili İsmail Kaya ve 39 Milletvekilinin Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/3346) ve Milli Savunma Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 250) (Devam)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Diyarbakır Milletvekili Sayın Garo Paylan konuşacaktır.

Buyurun.

HDP GRUBU ADINA GARO PAYLAN (Diyarbakır) -  Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, milletin vekilleriyiz ve millet bizleri sorunlarını çözmemiz için buraya gönderdi. Ben, 2015 yılı Haziran ayında milletvekili oldum; büyük hayallerle milletvekili oldum; halkımın, toplumun sorunlarını çözmek için milletvekili oldum ama üzülerek söylüyorum, üzerinden beş buçuk yıl geçti arkadaşlar, toplumun hiçbir sorununu çözemedi bu Meclis çünkü güvenlikçi bakışa hapsoldu. Bütün toplumsal meselelerin, ekonomik krizin, siyasi krizin, toplumsal krizin üzerini örten güvenlikçi bir bakışa beş buçuk, altı yıldır hapsolduk arkadaşlar. Orada apoletli oturanlar var.

METİN NURULLAH SAZAK (Eskişehir) - Türk askeri var.

GARO PAYLAN (Devamla) - Maalesef bu Mecliste de bakıyorum, değerli arkadaşlar…

MUSTAFA HİDAYET VAHAPOĞLU (Bursa) - Niye rahatsız oluyorsun, niye rahatsız oluyorsun?

GARO PAYLAN (Devamla) - Bakıyorum Mecliste sanki askerler gibi konuşan siyasetçilerle karşı karşıyayız. Yalnızca güvenlikçi bakışa hapsolmuş bir anlayışla konuşan milletvekilleri var. İşte burada büyük bir sorun var arkadaşlar.

FUAT KÖKTAŞ (Samsun) - Ne rahatsız etti seni ya?

GARO PAYLAN (Devamla) - Yapmamız gereken, toplumun sorunlarını konuşmak. Ama bakın, beş buçuk yıldır buraya gelen yasalara bakın, bekçi yasasını konuşuyoruz, polis yasasını konuşuyoruz, asker yasasını konuşuyoruz. Elbette konuşalım ama arkadaşlar, bu toplumun bir ekonomik krizi yok mu? Siz illerinize gittiğinizde esnaf “Açım, açıktayım, iflas ediyorum.” demiyor mu size?

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Demiyor.

GARO PAYLAN (Devamla) - İşçi “İşsizim, açım, açıktayım.” demiyor mu?

FUAT KÖKTAŞ (Samsun) – Esnaf “Önce şu terörü temizleyin, aç kalalım, ülke bölünmesin.” diyor.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Muş) – Dinle, dinle ya! Dinlemeyi öğren!

GARO PAYLAN (Devamla) - İntiharları görmüyor muyuz arkadaşlar, intiharları görmüyor muyuz?

Bakın, ben çocuktum arkadaşlar, daha şu kadar boydaydım, televizyona çıkıyordu siyasetçiler: “Ya, son terörist ölünceye kadar şöyle yapacağız.” Bu kış bitiyor, bu yaz bitiyor, hep güvenlikçi bakış…

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Sayenizde, sayenizde.

GARO PAYLAN (Devamla) - O günler de kaynaklar silahlara gidiyordu, savaşlara gidiyordu.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Sizin kaynaklar nereye gidiyor acaba?

GARO PAYLAN (Devamla) - Kırk yıl geçti, ben 49 yaşına geldim, hâlâ kaynaklar silahlara gidiyor, savaşlara gidiyor.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – PKK’nın silahları nereden geliyor acaba?

GARO PAYLAN (Devamla) – Bu bakıştan dönmemiz gerekir arkadaşlar.

ÜMİT YILMAZ (Düzce) - Dönün, dönün!

GARO PAYLAN (Devamla) - Bu ülke çok kimlikli, çok kültürlü, çok inançlı bir ülke ve hepimiz bu ülkenin vatandaşlarıyız. Aramızda demokrasi sorunlarımız var, birbirimizin kimliğine saygı sorunlarımız var, birbirimizin inançlarına saygı sorunlarımız var ve şuna inanıyorum: Bu Meclisin hazırununun bu ülkenin kimlik, demokrasi sorunlarıyla ilgili çözemeyeceği hiçbir sorun yok arkadaşlar. Bakın, bir arada komisyonlarda oturuyoruz, kulislerde oturuyoruz, sorunlarımızı konuşabiliyoruz ama bu Mecliste maalesef çözüm aklı bir türlü devreye geçemiyor ve yalnızca güvenlikçi bakışı kutsamak üzerine konuşmalar yapılıyor, işte bu bakıştan vazgeçmeliyiz arkadaşlar.

Ya, atanamayan öğretmenlerin sorunları acaba askerin sorunlarından daha mı az önemli arkadaşlar? Emeklilikte yaşa takılanların sorunu acaba askerlerin sorunlarından daha mı az önemli arkadaşlar? İntihar eden vatandaşlarımızın sorunları acaba bu Meclisin ne zaman gündemi olabilecek arkadaşlar?

Bize hep şu söyleniyor: “Siz bir merminin kaç para olduğunu biliyor musunuz?” Evet, vatandaş biliyor, yoksul vatandaşlarımız biliyor çünkü bütçeyi geçirdiğimizde, bütçede, efendim, güvenlik politikalarına 200 milyar lira kaynak ayırdık, yandaşlara on milyarlarca lira kaynak ayırdınız, saray inşaatlarına on milyarlarca lira kaynak ayırdınız ama vatandaşın dertlerine para ayrılmadı arkadaşlar. İşte, çözüm siyasetine doğru yürüdüğümüz zaman, hepimiz bu ülkenin demokrasi sorunlarını çözme iradesini koyduğumuz zaman, o zaman savaşa, silaha para harcamamıza gerek kalmayacak arkadaşlar. 2013-1015 dönemi bununla ilgili önemli bir imtihandı, o dönemde kaynaklar mermilere gitmiyordu, S-400 füzelerine gitmiyordu, tanklara, toplara, silahlara gitmiyordu; çözümü konuşuyorduk, barışı konuşuyorduk, demokrasiyi konuşuyorduk arkadaşlar. Bakın, beş buçuk yıldır demokrasiyle ilgili hiçbir şeyi konuşamıyoruz.

Değerli arkadaşlar, bu ülkenin Meclisinin çözemeyeceği hiçbir sorun yok ama bu Meclisin maalesef bu konuda ortaya koyabildiği bir irade de yok.

Değerli arkadaşlar, kaynaklar silahlara, savaşlara, yandaşlara gidiyor; sonucu ne oluyor? Demokrasi endekslerinde sonuncu sıradayız, hukukun üstünlüğü endekslerinde sonuncu sıradayız, basın özgürlüğü endekslerinde sonuncu  sıradayız; siyasetçiler cezaevinde, gazeteciler cezaevinde. Bakın, bir on yıl öncesini hatırlayın -AK PARTİ’li arkadaşlarımıza söylüyorum- on yıl önce bir demokrasi iddiası olan, çoğunluğu Müslüman olan bir ülkenin de demokratik bir ülke olabileceği konusunda büyük bir örnek ülke olacak bir Türkiye iddiası vardı ama bu iddia kaybedildi, hikâye kaybedildi arkadaşlar. Ortada bir hikâye yok, yalnızca hamaset var, hamaset. Ortada çözüm iradesi yok. Peki, sonucu ne oluyor bu kadar paralar silahlara, savaşlara gidiyor? Arkadaşlar, Türkiye tefeciye düşmüş durumda farkında mısınız? Türkiye tefeci faizi ödüyor farkında mısınız? Londra’daki tefecilere şu anda tavizler veriyor farkında mısınız? Dünyada faiz sıfırken Türkiye’nin hazinesi dolar bazında yüzde 6’yla, yüzde 7’yle borçlanıyor farkında mısınız? Hazinemiz yüzde 17, yüzde 18’le borçlanıyor farkında mısınız? Yabancılar 25 milyar dolar getirdiler. Doların düştüğüne seviniyorsunuz değil mi? 8,5’tan 7’ye düştü, çok güzel, ben de seviniyorum. Ne pahasına? Yüzde 18 faizle tefeciden borç alıyoruz. Ne oldu? 8,5’tan 7’ye düştü. Tefeciler 25 milyar dolar getirdiler, 25 milyar dolarına 7-8 milyar dolar para kazandılar biliyor musunuz? Bu ülkenin vergi ödeyen vatandaşları Londra’daki birkaç tefeciye milyarlarca dolar faiz ödüyor farkında mısınız? Merkez Bankasının başına atanan Başkan diyor ki “Faizleri yüksek tutacağım. Ey tefeciler, para getirin bana.” Tefeci faizleriyle borçlanıyoruz farkında mısınız? Niye böyle yapıyoruz? Çünkü arkadaşlar iç meselelerimizi çözemiyoruz, kaynaklarımızı silahlara ayırıyoruz. S-400 füzesi aldınız, ne oldu? Depoda çürüyor değil mi? “Biz Amerika takmayız, kurarız S-400 füzelerini.” Neredeler? Depoda çürüyen 2,5 milyar dolarlık S-400 füzesi var. 2,5 milyar dolarlık S-400 parasıyla 200 bin öğretmen atayabilirdik. Geçenlerde yine bir öğretmen arkadaşımız, atanamayan bir öğretmen intihar etti arkadaşlar. Hepsinin vebali bizim boynumuza, sizlerin boynuna. Her bir intiharda bizlerin sorumluluğu var, her bir ölümde bizlerin sorumluluğu var. Atanamayan öğretmenlerin vebali de bizim boynumuzadır arkadaşlar. Bunları düşünmeliyiz, çözümü düşünmeliyiz. Birbirimize bağırarak, birbirimize hamaset nutukları atarak bu ülkeye huzur ve refah getiremeyiz arkadaşlar.

Değerli arkadaşlar, zamlar, iflaslar, intiharlar bizim gündemimizde olmalı, Meclisin gündemi olmalı. Ya, bakın, pandemi dönemi oldu. Biliyor musunuz, OECD ülkeleri içinde dünyada vatandaşına doğrudan gelir desteği olarak en az destek veren ülke Türkiye, en az destek veren ülke. Gayrisafi yurt içi hasılasına oranla en az doğrudan gelir desteği veren ülke. Peki, hasılaya göre en çok borç veren ülke hangisi vatandaşına, borçlandıran ülke? Yine Türkiye. Vatandaşımıza doğrudan gelir desteği vermemişiz pandemi döneminde, aç açıkta bırakmışız -ne yapmışız- onları borçlandırmışız. Geçen sene yüzde 7-8’le alınan borçlar şimdi kredi faizleri yüzde 25, yüzde 30’la yenileniyor, biliyor musunuz arkadaşlar? Çoğu esnaf, KOBİ, bu borçları yenileyemiyor, bireysel krediler yenilenemiyor. Bankalarda, hacizler, şu anda icra dairelerinde milyonlarca dosya artıyor arkadaşlar. İşte, bu Meclisin gündemi bunlar olmalı. Elbette askerlerin sorunları da konuşulmalı ama bu Meclisin gündemi vatandaşın huzuru ve refahı olmalıdır arkadaşlar ama bunlardan son derece uzaktayız. 10 milyon vatandaşımız işsiz ya, biz 10 milyon vatandaşımızın işsizliğini gündeme almayacak mıyız arkadaşlar? Milyonlarca vatandaşımızı kısa çalışma ödeneği altında bir yıldır sefalet ücretine mahkûm ettik. 1.500 lira, 1.200 lira, 1.600 lira ücrete kaç gün aç kalmazsınız, kaç gün ayakta kalırsınız Allah’ınızı seversiniz! 1.500 lirayla bir ay yaşadınız, üç ay yaşadınız; altı ay ayakta kalabilir misiniz, her gün ekmek peynir yeseniz hayatta kalabilir misiniz arkadaşlar? Biz bunları gündemimiz yapamadık maalesef, yapmadık. İşte, bu Meclisin gündemi, değerli arkadaşlar, bu toplumun huzuru ve refahı olmalı. Bunun için de temel meselelerimizi oturup konuşabilmeliyiz. Birbirimizi yok etme, birbirimize düşman hukuku uygulama, birbirimizi rakip değil de düşman görme siyasetinden vazgeçmeliyiz değerli arkadaşlar; hepinize çağrım budur.

Bakın, Müslüman halkın da bu anlamda Regaip Kandili’ni kutluyorum, bütün vatandaşlarımızın ve Müslüman vekillerin Regaip Kandili’ni kutluyorum ve herkesi de bu anlamda bir adalet muhasebesine bu akşam çağırıyorum.

Saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bülbül.

 

 

 

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Sayın Başkanım, HDP’li hatip kürsüden “Türkiye Cumhuriyeti devletinin ve aynı zamanda Türkiye Büyük Millet Meclisinin tamamen güvenlikçi bir anlayışla, halkının ihtiyaçlarını, sosyal taleplerini, ekonomik sıkıntılarını görmezden gelerek hareket ettiği.” gibi bir beyanda bulundu. Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak bunu kabul etmediğimizi buradan ifade etmek istiyorum. Meclisimizin geçmişteki çalışma gündemi bellidir, bu noktada vatandaşımızın sosyal, ekonomik sıkıntılarıyla alakalı olarak Meclisimiz çok önemli faaliyetler gerçekleştirmiş, çok önemli yasal düzenlemeleri bu pandemi sürecinde geçirmiştir, hiç gecikmeksizin bu faaliyetini yapmıştır, hatta ve hatta milletvekillerimizin neredeyse yüzde 30’unun, 35’inin bu corona hastalığına yakalanmasına sebep olacak şekilde Genel Kurul çalışmalarını büyük bir özveriyle gerçekleştirmiştir. Bu, Türkiye Büyük Millet Meclisine karşı büyük bir haksızlık olmaktadır. Bunu kabul etmediğimizi en azından burada emek veren bir kişi olarak, bir parti grubu olarak, Milliyetçi Hareket Partisi olarak bunu ifade etmek, not etmek gerekiyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Ayrıca, savunma harcamalarından ve güvenlikçi bakış açısından rahatsız olan sayın hatibin bu noktada daha yakın zamanda Kafkasya bölgesinde -kendisini de çok ilgilendirdiğini anladığımız- Karabağ savaşı sırasında, oranın azat edilmesi sürecinde ve öncesinde dünyada gayrisafi millî hasılasının neredeyse yüzde 25’ini, 30’unu silahlanmaya ayırmış olan Ermenistan devletinin bölgedeki bu faaliyetlerine yönelik olarak -bu kadar yakın ilgi alanı olduğu için söylüyorum- bir gün dahi Ermenistan devletinin güvenlikçi ve bu noktadaki askerî harcamalarına yönelik değerlendirmelerini…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Muş) – Kendisi Türkiye Cumhuriyeti’nin milletvekili, Ermenistan’ın değil.

BAŞKAN – Buyurun.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – …bir defa dahi duymadığımız bir kişinin, Türkiye'nin bölgesinde yaşadığı bu kadar sıkıntı içerisinde yapmak durumunda olduğu ve gayrisafi millî hasılası açısından bakıldığında son derece küçük rakamlara tekabül eden bu harcamaları kalkıp sanki Türkiye tamamen bir silahlanma, delirmişçesine silahlanma içerisindeymiş gibi göstermek devletimize, milletimize büyük bir haksızlıktır. Türkiye’de bugün, eğitime, sağlığa ve sosyal güvenliğe yapılan harcamalar -kendisi Plan ve Bütçe Komisyonu üyesidir- savunma harcamalarının üzerindedir. Bu noktada, bu meseleler üzerinden artık bir çarpıtma veya bir yanıltma olarak değerlendirdiğimiz bu konuşmayı kabul etmediğimizi saygıyla ifade etmek istiyorum.

Teşekkür ederim.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Beştaş, buyurun.

 

 

 

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan, doğrusu, söz almayacaktım, Karabağ’la kıyaslamasaydı, böyle bir gereksinim…

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Karabağ’la değil, Ermenistan’la kıyasladım.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Ermenistan’la kıyaslamasaydı. Yani bu kimliğe dönük, kişiliğe dönük, aidiyetlere dönük nefret söylemlerinin daha bugün, araştırılmasını istedik ve bu Mecliste bunun olamaması gerektiğine, burada ortak bir komisyonla bütün partilerin irade ortaya koymasını talep ettim, kendim bizzat da talep ettim; iktidar partisi Grup Başkanı da bunu söyledi ama vekilimiz Ermenistan vekili değil, Türkiye Büyük Millet Meclisinin üyesi ve Türkiye yurttaşlarından oy alarak bu Parlamentoya seçilmiştir. Bu dili kesinlikle kabul etmiyoruz. Bu açıkça ayrımcı bir yaklaşımdır. Bu ayrımcı yaklaşımı kabul etmiyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)           

BAŞKAN – Buyurun.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Güvenlikçi politikalara dair sözleri de Halkların Demokratik Partisi olarak sürekli söylediğimiz bir şey, bugünkü askerlik kanunuyla da ilgili değil. Nitekim, konuşmasında özellikle altını birkaç defa çizerek -tabii ki askerlerin özlük haklarını da sorunlarını da konuşalım ama- bugün ekonomik sıkıntıların ve sosyal diğer meselelerin de konuşulması gerektiğini ifade etti. Doğrusu, rahatsızlık duyulacak bir konuşma değildi ama tabii ki aynı görüşte olmayı da beklemiyoruz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Kırıkkale Milletvekili Sayın Ahmet Önal konuşacaktır.

Buyurun.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Sayın Başkan, bir saniye, tutanaklara geçsin lütfen. Burada bunu düzeltmemiz lazım.

BAŞKAN – Pardon.

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Beştaş gerekli cevabı verdi Sayın Milletvekili.

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Ama burada ismime hitaben…

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Hayır, ben isminizi sadece hatip olarak değerlendirdim.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bülbül.

 

 

 

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Bakınız, benim beyanımda ne bir nefret dili ne bir ayrımcı söylem söz konusudur. Ben bölgede Ermenistan’la ilgili olduğunu, alakalı olduğunu ifade etmişimdir. Buranın neresinden nefret söylemi çıkardılar onu bilemiyorum fakat konuşmamın çarpıtılmasına itiraz ediyorum. Ben, somut verilerle, rakamlarla ifade edip bununla alakalı vicdani bir değerlendirme içerisindeyse, kendisinin de bağları olduğu ve dünyada diğer birçok uluslararası basın kuruluşuna bu konuda beyanat verdiği bir durumda bundan dolayı endişe duyduğuna dair en ufak bir tanıklığımızın olmadığının, Ermenistan’ın silahlanma sürecini bölgeyi güvensizleştirecek bu girişimleriyle alakalı bir beyanının olmadığının tespitini burada paylaştım. Bundan böyle bir ayrımcılık çıkarmak, benim konuşmamı çarpıtmaktır, dolayısıyla bunu kabul etmiyorum.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Muş) – Gazete demeçlerinden yorum mu çıkar Sayın Başkan? Böyle şey mi olur?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Burada bir sataşma yok, bir şey yok.

Buyurun size söz veriyorum Sayın Grup Başkan Vekili.

Buyurun Sayın Beştaş.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan, hatibimiz…

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, doğrudan bir sataşma var efendim.

BAŞKAN – Tamam, geçin yerinizden söz vereyim.

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Sataşma var efendim.

BAŞKAN – Sataşma yok kardeşim, ya.

Buyurun Sayın Paylan.

 

 

 

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; biz binlerce yıldır bu toprakların insanıyız. Babam da Osmanlı vatandaşı, dedem de Osmanlı vatandaşı; bizler Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyız.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Ermenistan da Osmanlı toprağıydı.

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Değerli arkadaşlar, ben mesela Türkmenistan’la ilgili bir mesele olduğunda sizleri bu konuda sorumlu tutmam ne kadar abesle iştigal olursa, Ermenistan’la ilgili bir sorunda da benim sorumlu tutulmam bu anlamda bir ırkçılıktır.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Sorumlusunuz demedim.

BAŞKAN – Sayın Beştaş, gerekli cevabı verdi ya.

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Değerli arkadaşlar, bakın, Ermenistan da Azerbaycan da gayri safi yurt içi hasılalarının büyük bölümünü silaha ayırmıştır maalesef bu sorun çözülemediği için ve bu sorun hâlâ ortadadır. Ben bu sorunun barışçıl çözümü için her iki halkın da çıkarına çağrılar yaptım ve bu çağrıları yapmaya devam edeceğim. Türkiye, 2014 yılında güvenlik harcamalarına 40 milyar lira harcıyordu, bu yıl 220 milyar TL harcıyor arkadaşlar. Yalnızca aradaki 160 milyar TL’yle Türkiye’nin pek çok sorunu çözülebilirdi ama çözüm sürecinden, çözüm siyasetinden maalesef…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Kırıkkale Milletvekili Sayın Ahmet Önal konuşacaktır.

Buyurun Sayın Önal.  (CHP sıralarından alkışlar)

 

 

1. Osmaniye Milletvekili İsmail Kaya ve 39 Milletvekilinin Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/3346) ve Milli Savunma Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 250)

 

CHP GRUBU ADINA AHMET ÖNAL (Kırıkkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin ikinci bölümü üzerinde parti grubum adına söz almış bulunuyorum.

Başta, ekranları başında bizleri izleyen aziz milletimiz olmak üzere yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Mübarek Regaip Kandili’nin ülkemize ve insanlığa hayırlar getirmesini diliyorum.

Sözlerime başlarken geçtiğimiz günlerde hain terör örgütü PKK tarafından katledilen şehitlerimize Allah’tan rahmet, milletimize başsağlığı diliyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türk Silahlı Kuvvetleri personelimiz tarihinden aldığı güç ve şevkle binlerce yıldır karada, havada, denizde büyük bir fedakârlık ve çabayla görevini ifa etmektedir. Bununla birlikte her türlü zorluğun üstesinden gelen kahraman personelimizin başta özlük hakları olmak üzere, yaşadığı birçok haksızlık hâlen giderilememiştir. Getirdiğiniz bu kanun teklifiyle aslında askerî personelimizin temel sorunlarını çözmemektesiniz. Kanun teklifinin bütünü incelendiğinde Türk Silahlı Kuvvetlerimizin yapısal sorunlarının çözülmediğini görüyoruz. Daha önce verilen sözler bu kanun teklifiyle yine tutulmamıştır.

Kuvvet komutanları ve Genelkurmayın ayrı ayrı Millî Savunma Bakanlığına bağlanması emir komuta zincirinde aksamalara sebep olmuş, Genelkurmay Başkanının yetkilerini azaltmıştır. Yüzlerce yıllık tecrübe ve birikimle oluşturulan askerî liseler kapatılmış, geçmişin birikimi heba edilmiştir. Askerî hastanelerin kapatılması bütünüyle hatalı olmuş, bu yanlıştan hâlen dönülmemiştir. Ordumuzda bozulan liyakat sistemi yeniden inşa edilmemiştir. Öğrenci ve muvazzaf alımlarında görev alan komisyonlarda kayırmacılık ve usulsüzlükler yapıldığı sıkça kamuoyuna yansımaktadır. Bu durum Peygamber ocağı ordumuza zarar vermektedir.

Askerî fabrikalar gibi stratejik öneme sahip tesislerin özelleştirilmesi politikasından acilen vazgeçilmelidir. Başta Tank Palet Fabrikası olmak üzere ordumuzun elinden alınan bu fabrikalar yeniden ordumuza devredilmelidir.

Türk Silahlı Kuvvetlerimizin kahraman ve fedakâr personelinin özlük haklarının iyileştirilmesi için daha önce verilen sözler acilen tutulmalıdır. Makam ve görev tazminatı sorunları çözülmediği için askerî personelimizin emeklilik maaşları makul seviyeye ulaşmamıştır. “Vatan savunmasının sözleşmesi olmaz.” diyerek en fazla şehit veren askerî personellerimizden olan uzman çavuşlarımızın kadro istekleri acilen yerine getirilmeli, astlık, üstlük münasebetleri yeniden düzenlenmelidir. 40 yaşını dolduran tüm uzman çavuşların kadro görevlerine atanmaları sağlanmalı, bu konuda yapılması planlanan eksik düzenlemeden vazgeçilmelidir. Sözleşmeli erlerimizin mesai sonu evlerine gidebilmelerine olanak sağlanmalı, bu hususta yönetmelikle düzenleme yapılmalıdır. Eş durumu tayinlerinde yaşadıkları sıkıntılar giderilmeli, bir an önce kendilerine iyileştirme zammı verilmelidir. TSK’nin ayrılmaz bir parçası olan astsubay, uzman erbaş ve sözleşmeli erlerin özlük hakları, eğitim olanakları, sosyal hakları ve sahip oldukları yetkiler konusunda personelin moral ve motivasyonunu artırıcı önlemler ayrımcılık yapılmadan bir an önce hayata geçirilmelidir. Ancak getirdiğiniz bu kanun teklifinde belirttiğimiz hususların hiçbirinde kayda değer bir iyileştirme ya da düzenleme yapılmaması bu kanun teklifinin de öncekilerden çok da farklı olmadığını ortaya koymuş, personelimizin sorunları yine çözüm bulamamıştır. Büyük bir umutla bizlerden düzenleme yapmamızı bekleyen sözleşmeli er, erbaş, uzman çavuş, astsubay ve subaylarımızın umutları yine başka bahara kalmıştır. Kahraman TSK personelimize haklarının verilmemesi aslında yerli ve millî vurgunuzun ne kadar anlamsız ve samimiyetten uzak olduğunu ortaya koymuştur. Tüm bu sorunlar bu kanun teklifinizle yine çözülmemiş, sadece biz askerî personellerimize destek oluyoruz şeklinde kamuoyu algısı yaratılmaya çalışılmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bununla birlikte ülkemizdeki en büyük sorun derin ekonomik kriz ve devamında gelen pandemi sürecidir. Bu süreçte toplumun birçok kesimi kendi kaderiyle baş başa bırakılmıştır. Servisçiler, kantinciler, lokantalar, kahvehaneler, berberler, kuaförler, kafe ve çay ocakları, düğün salonu, çiçekçiler, terziler, müzisyenlerimiz, ücretli öğretmenler ne yapıyor, haberiniz var mı? Bu insanlar yaklaşık bir yıldır işsiz ve aşsız. Kapılarını çalan yok; elektrik, su, doğal gaz faturaları el yakıyor. Bu insanların sizin gözünüzde kamu ihalelerini alıp servetlerine servet katan müteahhitler kadar değeri yok.

Sizlere seçim bölgem Kırıkkale’den de birkaç örnek vermek istiyorum. 2000 yılında nüfusu 380 bin olan Kırıkkale, on sekiz yıllık AK PARTİ iktidarı sonunda 100 bin nüfus kaybetti ve nüfusu 280 binin altına düştü. Yani son yirmi yılda şehrin yüzde 25’i şehri terk etti. Kırıkkale’de kayıtlı işsiz sayısı 13 binin üzerinde, birçoğu üniversite mezunu. Bir dönemin sanayi kenti artık işsiz gençlerin iş bulma ümidini kaybettiği, anaların babaların gurbet yolu beklediği bir emekli kenti.

Büyükşehir Belediye Kanunu’nda yaptığınız değişiklikte en çok Kırıkkale’ye zarar verdi. Bakın, Karaahmetli, Koçubaba, Kulaksız, Büyükafşar, Büyükyağlı, Konur, Köprüköy, Ceritmüminli, Hamzalı, Güzelyurt, Irmak, Kılıçlar, Hasandede ve Ahılı beldelerini kapattınız. Belediyelerin kapanmasıyla bu kasabalar artık kaderine terk edilmiş köy durumunda. Belediyelerle birlikte buradaki okulları ve sağlık ocaklarını da kapattınız. Bu ülkede iyi olan ne varsa aslında onu yok ettiniz.

Kırıkkale’nin Türkiye ekonomisindeki yeri her yıl geriye gitti. Bakın, sadece Ankara’da yaşayan Kırıkkaleli sayısı 203 bin. Eski sanayi sitesinde, yeni sanayi sitesinde birçok işletme iflas etti ya da kapatıldı. Aileden esnaf olan, şehrin son kırk yılına damga vuran esnaflarımız haciz tehdidiyle karşı karşıya; dükkânlar kapalı, esnaf perişan. Kırıkkale esnafı “Aya gitmeyi bırakın da bize destek olun, ekmek teknemizi kaybetmeyelim.” diyor. Yandaş kanallarda propaganda malzemesi yaptığınız kira yardımı da Kırıkkale’ye ulaşmadı. Birçok esnafımız gecikmiş kredi ödemeleri ve icralar yüzünden yeniden kredi alamıyor, bununla ilgili esnafımız acilen bir sicil affı bekliyor. Esnafın SGK, Bağ-Kur primleri pandemiye rağmen işliyor, “Hiç olmazsa salgın ortamında bu primleri almayalım.” diyen de yok. Bakın, Kırıkkale’de bir esnaf ne diyor? “Ben geçmediğim Osmangazi Köprüsü’nden ya da hayatımda gitmediğim Üçüncü Havalimanı’nın garanti parasını ödemek istemiyorum. İş, aş, ekmek istiyorum.” diyor.

Bakın, size bir resim göstereceğim, burası ülkemizin en gözde kayak merkezlerinden birinin bulunduğu yer. Hafta sonu kişi başı konaklama bedeli 1.500 liranın üzerinde. İki gün 4 kişilik bir ailenin tatil masrafı 15 bin liraya yaklaşıyor. Coronavirüs tedbirleri sebebiyle birçok işletmenin kapalı olmasına rağmen paranız varsa pek çok yerde müzik eşliğinde, sosyal mesafe kurallarına uymadan tatil yapabilir, kayağa gidebilirsiniz; hiçbir engel yok. Ama Kırıkkale’de, Çarşamba Pazarı’nda, Atatürk Bulvarı’nda, Menderes Caddesi’nde küçük bir köfteci dükkanınız varsa ya da Yahşihan Yenişehir’de 5-10 metrekarelik küçük bir dükkanınız varsa, çoluğunuz çocuğunuz rızkını kazanmaya çalışıyorsanız hafta sonu iş yerinizi açamazsınız. Neden? Çünkü pandemi var. Hafta sonu sokağa çıkma kısıtlamaları var. Dükkanınızı açarsanız cezası var. İşte, bu çifte standart iktidarınızın küçük esnafa bakışını en iyi şekilde ortaya koyuyor.

Bakın, yine bir başka Kırıkkale tablosu. Bir emekli amcamız diyor ki: “En son 2.200 lira maaş aldım. Aynı gün 800 lirasını ev kirası olarak gönderdim. Elektrik faturası 183 lira. Yatmadan önce doğal gazımı kapatıyorum, çoğu zaman da evde battaniyeyle oturuyorum. Buna rağmen gelen doğal gaz faturası 400 lira. Ne yeyip ne içeceğim, bilmiyorum. Ay sonuna kadar açım.” Vatandaş 5 kilo ayçiçeği yağını 80 liradan, 1 koli yumurtayı 30 liradan, 1 kilo peyniri 50 liradan almaya çalışıyor. Çiftçimiz 1 ton gübreyi 3.100 liraya, hayvancımız 1 torba yemi 130 liradan almaya çalışıyor. Tüm bu sorunları çözmesi gereken iktidarınız ortalıkta gözükmüyor. “Açım!” diyen vatandaşa da al o zaman keyif çayı iç demek de size yakışıyor. O da yetmiyor “Aya gideceğiz.” diyorsunuz, yandaş medya da aydaki yeraltı zenginliklerinden bahsediyor. Ne anlatırsanız anlatın, vatandaşın derdi yoksulluk, açlık. Çünkü halktan koptunuz, gerçekleri görmüyorsunuz. Bu ülkede milyonlar umutsuz, mutsuz ama birileri keyfinde ve rahat.

Buradan tüm işsizlerimize, esnaflarımıza, çiftçilerimize, asgari ücretlilerimize sesleniyorum: Türkiye, büyük ve zengin bir ülke. Bu ülkenin  kaynakları herkese yetecek kadar bol, yeter ki bu ülkenin gelirlerini yandaşlara değil, vatandaşa verin.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Milletvekili.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın İzzet Ulvi Yönter konuşacaktır.

Sayın Yönter, şahsınız adına da söz talebiniz vardır, süreniz on beş dakika.

Buyurun Sayın Yönter. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA İZZET ULVİ YÖNTER (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz 250 sıra sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin ikinci bölümü hakkında değerlendirmelerde bulunacağım. Bu vesileyle muhterem heyetini saygılarımla selamlıyorum.

Bugün aynı zamanda mübarek Regaip Gecesi. Aziz milletimizin, Türk İslam âleminin, muhterem heyetinizin Regaip Kandili’ni ayrı ayrı tebrik ediyorum ve ayrıca, vatan ve millet yolunda şehadet şerbetinden içen kahramanlarımızı hürmetle, rahmetle yâd ediyorum.

Sayın milletvekilleri, uzun bir süredir uzman çavuşlarımızla ilgili görüşlerimizi, kanaatlerimizi, düşüncelerimizi paylaştık; sizlerin huzurunda bunu defaatle ifade ettik. Şu anda görüşülmekte olan kanun teklifi kapsamında söyleyecek olursak, önemli düzenlemeler yapıldığını peşinen ifade etmek mümkün.

Biz uzman çavuşlarımıza baktığımız zaman sıradan bir asker görmüyoruz; biz uzman çavuşlara baktığımız zaman, merhum Hüseyin Nihal Atsız’ın da ifade ettiği gibi “İnsan büyür beşikte, mezarda yatmak için. / Ve kahramanlar can verir, yurdu yaşatmak için.” mısrasına ruh veren kahramanlığı görüyoruz. Yine merhum Sadri Maksudi Arsal, kahramanların bir milletin mukaddesat hazinesi olduğunu söyler. Uzman çavuşlarımız, bizim mukaddesat hazinemiz. Sadece, uzman çavuşlar değil Türk Silahlı Kuvvetlerinin en üsten en alta kadar yer alan bütün kardeşlerimiz, bütün kahramanlarımız bizim için paha biçilmez önemde ve değerde. Hepsini hürmetle, muhabbetle selamlıyorum.

Şu anda, yurdumuzun farklı bölgelerinde, yurtdışında beka için, millî güvenlik için gece gündüz nöbette duran, mücadele eden kardeşlerimiz var. Bu kardeşlerimizin hakkı, hukuku bize emanet ve bu emanetin gereğini yapmakla mükellefiz. Uzman çavuşlarımız, şu anda, Türk Silahlı Kuvvetlerinin âdeta omurgası niteliği taşıyorlar. 200 bin kişiler, aileleriyle beraber yaklaşık 1 milyonluk bir camiadan bahsediyoruz. Uzman çavuşlarımıza ne versek az, ne yapsak eksik; biz, onların hakkını ödeyemeyiz. Hani şehit olan kahramanlarımızı omuzladığımızda “Hakkını helal et, hakkını helal et kahramanım.” diyoruz ya, “Hakkını helal et.” dediklerimizin hakkını vermekte gecikiyoruz, geç kalıyoruz. Şahsen uzman çavuşlarımız bana “Meclisin uzman çavuşu” diye sesleniyor. Meclisin uzman çavuşu olmaktan da hakikaten iftihar ediyorum. Çünkü onlar sıvasız evlerde doğup vatan ve millet uğruna canlarını ortaya koyan serdengeçtiler, bu zamanın akıncıları, bu çağın kahramanları. Ne söylesek az, nasıl tarif etsek bilemiyorum. Bu nedenle, uzman çavuşlarımızın bu kanunda yani 250 sıra sayılı Kanun’da belirtilen, kaydedilen, hüküm altına alınan haklarının önemli bir gelişme olduğunu ama dahasının da olabileceğini altını çizerek ifade etmek istiyorum.

Sayın milletvekilleri, tarih insanları umutsuzluğa itenlerin hiçbir şey kazanamayacağını söyler. Esasen, umutsuz bir hâl yok, umutsuz insanlar vardır. Umut, imanlı yürekler için her zaman geçerlidir. Bizim umutlarımızı diri tutan kahramanlardır. Eğer bugün, bütçemizden silaha, millî savunmaya kaynakları ayırıyorsak bu bizim istiklalimiz, istikbalimiz içindir. Bunu yadırgayanları doğrusunu istersiniz, biz de yadırgıyoruz. Eğer sorun olmasaydı, terör olmasaydı, herhangi bir şekilde bize saldırı olmasaydı istirham ederim, sizlerde düşününüz ve elinizi vicdanınıza götürüp sorunuz, millî savunmaya bu kadar para harcanır mıydı?

Gara’da 13 vatan evladına sıkılan kurşunun elbette bir hesabı olmalıdır ve bu hesap sorulmalıdır. Bizim kafamızdan kan akarken millî savunmaya, silaha niye kaynak ayırıyorsunuz diyenler önce aynaya bakacak ve kendilerini sorgulayacak. Bu, doğru bir dil değil.

Askerimizin, polisimizin haklarını elbette konuşacağız. Aynı zamanda esnafımızın, memurumuzun, işsizimizin, işçilerimizin onların da hakkını konuşacağız fakat askerimizi, polisimizi, bekçilerimizi görev yapan diğer kardeşlerimizle, vatandaşlarımızla mukayese etmek de sanıyorum biraz haksızlık.

Değerli arkadaşlarım, biz aklımızı kullanarak millî bir şuurla vatan mücadelesini yürüten kardeşlerimize gereğini yapmakla mükellefiz. Uzman çavuşlarımız 3269 sayılı Kanun kapsamında sözleşmeli olarak çalışıyorlar. biz, parti olarak Sayın Genel Başkanımızın da talimatıyla uzun bir süredir kahramanlığın sözleşmesi, vatan savunmasının sözleşmesi, sözleşmeli kahramanlık olmaz, olamaz.” dedik ve uzman çavuşlarımızın kadroya alınmalarını talep ettik; bu düşüncemizi Gazi Meclisimizin takdir ve iradesine tevdi ettik. Eksik olmasınlar, Millî Savunma Bakanlığımız, AK PARTİ Grubu, 250 sıra sayılı Kanun Teklifi’yle, yalnızca, 40 yaşını doldurmuş, komando branşındaki kahramanlarımıza kadro getiriyorlar. Allah razı olsun, teşekkür ederiz fakat uzman çavuşlar sadece komandodan ibaret değil. Uzman çavuş görevini yapan kardeşlerimiz farklı farklı branşlarda şu anda vatan görevini icra ediyorlar; hangi birisini birbirinden üstün tutabiliriz ki? 40 yaşından sonra kadroya geçmek her uzman çavuşumuzun hakkı olmasın mı? 50 yaşında, dağda taşta, uzman çavuşumuz bir sırt çantasını nasıl taşıyacak? Biz, bütün branşlarda, bütün sınıflarda görev alan kardeşlerimizin de kadroya alınmalarını temenni ederiz ancak komando branşındaki kardeşlerimizin kadroya alınmasını da çok önemli buluyoruz. Dediğim gibi, Allah razı olsun, emeği geçenlere teşekkür ediyoruz.

Ayrıca, uzun bir süreden beri yine “Kahramanlarımızın beylik tabancası, zatî tabancası yok.” dedik. Hatırlayınız, Hakkâri’de, Diyarbakır’da, gündüz, ulu orta yerde uzman çavuşlarımız kafalarından, enselerinden vurularak şehit edildi. Keşke bir silahları olsaydı, belki de kendilerini müdafaa edeceklerdi fakat bu imkâna sahip olmadılar, olamadılar. Sayın Yılmaz, zatıaliniz de Millî Savunma Bakanı olarak görev yaptınız, bunu defaaten sizinle de konuştuk. Sonunda, şükürler olsun, uzman çavuşlarımızın önemli bir mağduriyeti giderilmiş oldu ve uzman çavuşlarımız zatî tabanca hakkına kavuştu bu kanun teklifiyle. Bu, önemli bir gelişme. İlk nasıptan sonra beş ayını dolduran uzman çavuşlarımız yerli malı bir silah ve bir kutu mermiyle görevlerini devam ettirecekler. Bundan memnuniyet duyuyoruz ve o geçmişte görülen maalesef kahrolduğumuz manzaraların da tekrar etmemesini temenni ediyoruz.

Değerli arkadaşlarım, sayın milletvekilleri; 3269 sayılı Kanun esas itibarıyla baştan sona ele alınmalı. 3269 sayılı Kanun’da çelişkiler çok, birbiriyle uyuşmayan maddeler çok. 3269 sayılı Kanun eskidi, geride kaldı. 1986’dan beri uzman çavuşlarımız 3269 sayılı Kanun’un aslında bizatihi mağdurları. Diler ve temenni ederim ki önümüzdeki süreçlerde de Gazi Meclis kendi iradesiyle 3269 sayılı Kanun’u yeni baştan gözden geçirir, tadil eder veya yeni baştan yazar.

3269 sayılı Yasa’nın uzman çavuşlarımıza vermiş olduğu -5’inci maddesi kapsamında söylüyorum- emeklilik yaş haddi 52’ydi, bu emeklilik yaş haddi şimdi 55’e çıkıyor yani Emekli Sandığı Kanunu kapsamında uzman çavuşlarımız da artık subaylar gibi 55 yaş itibarıyla emekliliği kazanacaklar. Biz daha önceki uygulamanın devamının da olumlu olduğunu düşünüyoruz, bu konuda yanlış hatırlamıyorsam Genel Başkan Yardımcımız ve Bursa Milletvekilimiz Hidayet Vahapoğlu’nun da bir değerlendirmesi olmuştu.

Değerli arkadaşlarım, uzun bir süredir 6000 sayılı Kanun mağduru kardeşlerimin çilesi var, yaklaşık 3 bin kişi. Kanun teklifinde bu arkadaşlarımın sayısının 2.900 olduğu ifade edilmiş. Yaklaşık 3 bin kardeşimiz uzun bir süreden beri 6000 sayılı Kanun’un mağduru, 2010 yılında çıktı. 45 yaşını dolduran uzman çavuşlar emekli olma yaş haddini dolduruyorlar fakat emekliliğe hak kazanamadıklarından dolayı kalan yılları, kalan dönemi bir kamu kurumunda devlet memuru olarak geçiriyorlar. Yalnız arkadaşlar, yirmi, yirmi beş yıl uzman çavuşluğu yapan değerli bir kardeşimiz, devlet memuru olduktan sonra âdeta uzman çavuşluk döneminde hiçbir şekilde bir gün geçirmemiş gibi değerlendiriliyor yani geçmişi siliniyor ve özlük haklarında düşme yaşanıyor; mesela emekli aylığında 500 liralık düşme.

Değerli arkadaşlarım, 6000 sayılı Kanun mağduru kardeşlerimizle çok görüştük, bu konuyu çok dile getirdik. Bu kanunla beraber yani 250 sıra sayılı Kanun Teklifi’mizle beraber 6000 sayılı Kanun mağdurlarımızın bütün mağduriyetinin çözülmesinden büyük bir memnuniyet duyuyoruz. Yeter mi? Yetmez. Elbette ihtiyaçlar bitmiyor fakat 6000 sayılı Kanun mağduru kardeşlerimiz için çok önemli bir gelişmeyle karşı karşıyayız. Geçmişe yönelik intibakların, düzenlemelerin yapılması lazım. Bu kardeşlerimiz aynı zamanda bir derece istiyor ve bunların hepsi daha önce devlet memuru olarak emekli olmuştu, şimdi uzman çavuş emeklisi olacaklar. İstedikleri de buydu çünkü devlet memuru olarak emekli olduklarında ellerinden uzman çavuş kimliği alınıyordu.

Değerli arkadaşlarım, sürem de azalıyor. Elbette buradan bütün kahraman kardeşlerimi muhabbetle selamlıyorum, onlara çok şey borçlu olduğumuza inanıyorum. Uzman çavuşlar, nimette en arkada, külfette en önde olmak istemiyorlar. Bundan aslında gocunmuyorlar. Şehadete kucak açan kahraman evlatlarımızdan bahsediyorum, gazi olan kardeşlerimizden bahsediyorum. Kafasının yarısını terörle mücadelede kaybeden kardeşlerimizi gördük; bana mısın demiyorlar, “Vatan sağ olsun.” diyorlar, “Millet sağ olsun.” diyorlar, “Bayrağımız inmesin.” diyorlar. Bu kardeşlerimizle iftihar ediyoruz, gurur duyuyoruz ve uzman çavuşlarımız şu anda hamdolsun, Türkiye’de milletimizin bütün fertleri tarafından biliniyor, görünüyor ve hakları teslim ediliyor. İnşallah atılan bu adımla 3269 sayılı Yasa’dan kaynaklanan olumsuzluklar da gelecek dönemlerde düzeltilir, el birliğiyle bu kahraman kardeşlerimizin hak ettiği bir kanunla onları tanıştırır ve karşılaştırırız. Biz bunu yaparız, yapacak iradeye sahibiz.

Buradan kahramanları hürmetle selamlıyorum. Onlar bu ülkenin onuru, bu milletin evladı; hayır duamız onlarla, desteğimiz onlarla.

Hepinizi saygıyla selamlıyor, Regaip Kandili’nizi tekraren tebrik ediyorum. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Çok teşekkür ederim Sayın Yönter.

Sayın Özür Bey, buyurun.

 

 

 

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, şimdi, biz birçok konuda Sayın Yönter’le farklı düşünebiliriz ama burada şimdi kendisini dinledik, bizim de Murat Bakan arkadaşımız olsun –babası astsubay olduğu için astsubayların, uzman çavuşların sorunlarıyla- konuyla ilgili Komisyondaki arkadaşlarımız çok hassas. Şimdi, dünya kadar sorunu dile getirdi, nasıl çözüleceğini de, çözülmesi gerektiğini söyledi, buralarda da mutabıkız. Burada ama şöyle bir gerçekliği ifade etmek isterim, polemik için değil: Burası dilek ve öneriler komisyonu değil, burası yasama Meclisi. Yani Sayın Yönter ile arkadaşlarımız otursunlar, şu uzman çavuşların bu acil sorunlarına çözüm için bir kanun yazsınlar, Sayın Yönter tek başına imzalasın, biz hep birlikte oy vereceğiz. Bu sorunu çözebiliriz yani ileriki bir vadede bu sorun çözülsün. Ya, Meclis gündemine hâkim, sorunda ortaksak, buna itirazımız yoksa neden yapmıyoruz? Getirsinler, pazartesi günü oy verelim, salı günü oy verelim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bitiriyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özel.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Büyük bir samimiyetle… Yani illa AK PARTİ çalışacak, illa AK PARTİ ile MHP çalışacak diye bir şey yok. Bu kadar ortak bir sorunu hep beraber çalışalım, hep beraber çözelim herkes bu hakkın  teslimini düşünüyorsa.

Çok teşekkür ediyorum efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Bülbül…

 

 

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

 ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Kötü bir şey söylemedim.

 MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) - Kötü bir şey yok, biz de kötü bir şey demeyeceğiz.

Neticede Milletvekilimiz Sayın İzzet Ulvi Yönter’in bu konuda kanun tekliflerinin olduğunu burada ifade edeyim, yani uzun süredir uzman çavuşların mağduriyetlerinin giderilmesi için çaba sarf edilmektedir. Milliyetçi Hareket Partisi de bu mağduriyetlerin sadece uzman çavuşlarımızın değil bütün Türk Silahlı Kuvvetlerinin kademelerinde bulunan subay, astsubay, uzman çavuş bunlarla da alakalı olarak hangi mağduriyeti tespit edebildiysek bunların hâlli için Milliyetçi Hareket Partisi, İç Tüzük’ün vermiş olduğu imkânlar çerçevesinde kendi yasama faaliyetlerini yürütmektedir. Bununla da sınırlı kalmadan sivil memurlarımız dâhil olmak üzere -Millî Savunma Bakanlığına bağlı- sivil memurlarımız olmak üzere hak ve menfaatleri doğrultusunda çalışmaktayız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Bitiriyorum.

Burada, tabii ki bu meseleleri, bu sorunları gündeme getirmek dilek ve temennilerden ibaret değil burası Türkiye Büyük Millet Meclisi. İleriki dönemde işimizin bu olması gerektiği noktasında bir değerlendirme yapıyoruz Türkiye Büyük Millet Meclisinde, tabii biz bu değerlendirmelerimizi, bu faaliyetlerimizi içerisinde bulunduğumuz, paydaşı olduğumuz Cumhur İttifakı içerisinde biz bu problemlerin çözülmesi ve özellikle hem devletimizin imkânları, bütçemizin imkânları dâhilinde bunun o takvim dâhilinde hallolmasıyla alakalı olarak Milliyetçi Hareket Partisi bir hassasiyet içerisindedir, bu da son derece haklı bir hassasiyettir. İçerisinde Adalet ve Kalkınma Partisinin bulunmadığı ve destekleyemeyeceği bir ortamda, bir kanun teklifiyle Milliyetçi Hareket Partisinin çıkması, beklenmesi mümkün olmayan bir durumdur netice itibarıyla. Bizler devletimizin, memleketimizin ihtiyaçları doğrultusunda bu sorunları işaret ederek ne zaman zamanı gelirse…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN -  Buyurun Sayın Bülbül.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Bu zaman söz konusu olduğunda bu problemlerin halli için mücadele etmekteyiz, bu değerlendirmeleri yapmaktayız. Bunu Genel Kurulun takdirine sunmak istedim.

BAŞKAN – İzzet Bey, size de söz vereyim.

Buyurun.

 

 

 

İZZET ULVİ YÖNTER (İstanbul) – Sayın Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlarım; Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkan Vekili Sayın Özel’e hassasiyetinden dolayı teşekkür ederiz, aynı zamanda bütün parti gruplarına teşekkür ederiz.

Uzman çavuşlar bizim için bir siyaset konusu, bir oy malzemesi falan değil, mesele sizin, bizim meselemiz değil, Türkiye Büyük Millet Meclisinin ortak iradesinin meselesi. Bunu yapacaksak hep birlikte yapacağız, sen, ben değil. Biz, uzman çavuşlarımıza baktığımız zaman vatan görüyoruz, millet görüyoruz; oy falan görmüyoruz. Bu işi siyasete tahvil etmeye çalışanları da tarih affetmez, millet affetmez, Allah affetmez.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Çok teşekkür ederim.

 

1.  Osmaniye Milletvekili İsmail Kaya ve 39 Milletvekilinin Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/3346) ve Milli Savunma Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 250) (Devam)

 

BAŞKAN – Şahsı adına ikinci konuşmacı Kocaeli Milletvekili Sayın Ömer Faruk Gergerlioğlu.

Buyurun Sayın Gergerlioğlu. (HDP sıralarından alkışlar)

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; buradaki son Genel Kurul konuşmamda, İzmir’de evi ağır hasar alan KHK’yle ihraç edilmiş bir kişinin belediyeden yardım almasına rağmen Vakıfbank tarafından kendisine “Yasaklı T.C.’n var kardeşim.” diye bu yardımın verilmediğini anlatmıştım. Mağdur anlatıyor, ertesi sabah Vakıfbank İzmir, şahsı aramış, kem kümlerden sonra “Gelin paranızı ödeyelim.” demiş. Ama Ankara’daki Vakıfbank, Ankara Büyükşehir Belediyesinin verdiği yardımları KHK’lilere yine vermiyor.

Değerli arkadaşlar, biz bu iktidarların keyfî muamelelerine karşı her zaman tek tek mi mücadele edeceğiz? Yani bu nasıl bir dışlamadır, nasıl bir Nazi muamelesidir anlamak mümkün değil. Bu ülkede iktidarlar kendilerine muhalif olan herkesi dışlamaya çalıştı ama bir de kronik muhalifler var. Bakın, bir kadın avukat arkadaşım bana ne dedi biliyor musunuz? “Ben bu devletten 4 kez dışlandım, 4K’liyim.” “Nedir o 4K?” dedim. “Kadınım, Kürt’üm, Kızılbaş’ım, komünistim.” dedi. Şimdi, bu iktidar 4K’ye beşinci K’yi ekledi, KHK’lileri de bu soykırıma eklemiş oldu.

Şimdi, bakın apaçık çıplak gerçekleri söylüyoruz ama gözleri var görmeyenler bunları kabul etmiyor. “Çıplak arama.” dedik, kabul etmediler. Şimdi, herkes biliyor Türkiye’de çıplak arama var, 1 kişi bile itiraz edemez. Ben çıplak aramayı ısrarla burada söyledim, Türkiye gündemi oldu, kalkıp bize “FET֒cü.” dediler. Sayın Özlem Zengin’in sözlerini unutmadık, kendisinden şu göstereceğim örneklerden sonra bir özür de beklerim.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Ben sizden özür bekliyorum. Ben sizden özür bekliyorum ama siz beni hedef gösteriyorsunuz. Ben sizden özür bekliyorum.

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Devamla) – Bakın, size önemli örnekler vereceğim: Özlem Zengin’in bu beyanlarından on gün öncesinde Anayasa Mahkemesinin apaçık kararı var, insanların bundan haberi olması lazım. 3 Aralık 2020’de savcılığın takipsizlik verdiği bir karar için, çıplak arama için AYM, ihlal kararı vermiş ve daha sonra birçok mahkeme evrakı var. “Bize bilgi, belge getir.” diyorlar; işte, size bilgi, belgeler; binlerce belge var.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Nerede bilgi, belge? Yalancı, vicdansız ya!

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Devamla) – Bitmedi, bakın, bu kişi kim? Acun Karadağ, KHK’li bir öğretmen, Yüksel direnişçisi, Sincan Cezaevinde ne yaptılar biliyor musunuz? Utanmak lazım, 52 yaşındaki bu kadını anadan üryan soydular, 2 kez çıplak otur, kalk yaptılar. Acun Karadağ diyor ki: “Ben bedenimden utanmam ama bana bu işi yapan 3 görevlinin, kin ve nefret içinde bunu yapanların utanması lazım.”

Bitmedi, bakın, Alev Şahin, KHK’li bir mimar, idealist bir insan “Sincan Cezaevinde bana çıplak arama yapıldı.” dediği için bir ay görüş cezası aldı. Bu ülke böyle bir yer.

Dilek Hatipoğlu, Hakkâri eski belediye eş başkanımız, kamerasız bir yerde çıplak arama yapıldı, darbedildi. Değerli arkadaşlar, Türkiye böyle bir yer.

Şimdi, siz bunları inkâr etmeye çalışıyorsunuz. Ben barış istediğim için, Kürt meselesinde adil bir çözüm istediği için işinden ihraç edilen 30 yıllık bir hekimim. Bundan dolayı bana “Terörist.” dediler. 28 Şubat döneminde de “Terörist.” dediler, başörtüsü yasağına karşı büyük bir mücadele sergiledim, yine “Terörist” dediler; her devrin zalimi “Terörist” dedi bana. Allah’a şükür ben haktan, hukuktan ayrılmadım. (HDP sıralarından alkışlar)

Şimdi, bakın, ben bir doktorum arkadaşlar; benim için barış önemlidir, hayat önemlidir, can önemlidir. Ben, bakın, kalbi durmuş insanlara, bebeklere, çocuklara, kadınlara, erkeklere, yaşlılara kaç kez kalp masajı yaptım ve elimin altında kalbi atmaya başladı biliyor musunuz? Bu nasıl bir duygudur biliyor musunuz? Canın geri geldiğini hissetme duygusunu bütün sağlıkçılar çok iyi bilir, mutluluk içinde birbirimize sarılırdık ve ben o sırada tüm sağlık çalışanlarına bakıp onların o kan ter içindeki çırpınışlarına bakıp derdim ki: Ya ne kutsal insanlar bunlar, ne kutsal bir iş yapıyoruz. Candır, arkadaşlar can kurtarmak. Biz, can almak için değiliz, kin nefret için yaşamıyoruz; merhamet, vicdan ve hak için yaşıyorum ben bu dünyada, bunun peşinde koşuyorum ve bize karşı kalkıp böyle iftiralarla uğraşıyorlar. Peygamber Efendimiz’e de iftiralar edildi; “Yalancı, kâhin, düzen bozan.” denildi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Devamla) –  Allah şükür biz de hak yolunda koşuyorsak bize de böyle iftiralarla saldırılıyorsa yarın öbür gün gelip herkes bundan da özür dileyecektir, bunu da adım gibi biliyorum.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Özlem Hanım, buyurun.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Ben, kürsüden söz rica edeceğim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurun.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Kürsüye gideyim yani veya üşendim vallahi, değmez hiç.

BAŞKAN – Buyurun Özlem Hanım.

 

 

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Üşeniyorum artık ya, vallahi üşeniyorum yoksa gecenin son şeyi...

Şimdi Sayın Başkanım, doğrusu, belki şimdiye kadar çoktan konuşmak lazımdı çünkü kürsüde konuşan hatip bayağıdır beni hedef gösteriyor; ne zaman bir konuşma yapsa, kürsüye gelse “Özlem Zengin”, televizyon programına çıkıyor “Özlem Zengin”...

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Kocaeli) – Hiç birine cevap veremiyorsun ki, tek birine bile cevap veremiyorsun.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Bir saniye… Verememek değil, hayır. Ben şimdiye kadar hatta geçenlerde oğlumla bir program izliyoruz, dedim ki: “Oğlum, bu beyefendi benim adımı anmadan bir konuşma yapamaz.” Tak, adımı söyleyiverdi; aynen böyle oldu, muhakkak benim adımı söyleyecek. Şimdi, neden?

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Kocaeli) – Özür dileyene kadar.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Ya, lütfen bir susar mısınız? Madem çok konuştunuz, bir dinleyin, bak ne güzel cevap veriyorum. Cevap veremediğim için değil, ben sizin ne yapmaya çalıştığınızı gayet iyi biliyorum, bu FET֒cü taktiği. Nasıldır? Şöyledir, şimdi bu insanlar şunu yapmaya çalışıyorlar: Vakti zamanında bu başörtüsü yasakları varken malum FETÖ'cülerin başındaki adam ne demişti? “Başörtüsü füruattır.” demişti yani bizim başörtüsüyle alakalı mücadelemizi…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Açar mısınız Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Bir dakika, buyurun Özlem Hanım.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – …sonuna kadar baltalamıştı. Şimdi çıkıyorlar, hapishanede ne kadar FETÖ'cü kadın varsa -aman Allah’ım- başörtüsü savunucusu oldular, başörtüsü. Daha evvel bunu reddedenler, bunun savunucusu oldular ve şu benim üzerimden… Ben, FETÖ'cülerin malzemesi değilim, ben AK PARTİ Grup Başkan Vekiliyim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Herkes haddini bilsin. Bu manada şunu söyleyeceğim, şunu söyleyeceğim, şu yapılmak isteniyor yani demek isteniyor ki ben hedef gösterilerek: “Bir sürü başörtülü kadına bu iğrençlik yapılıyor ve Özlem Zengin, başörtülü bir kadın, başörtülü Grup Başkan Vekili buna müsaade ediyor.” Ya, bu olacak iş değildir, siz bunu yapmaya çalışıyorsunuz.

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Kocaeli) – Üstünü örtmeye çalışıyorsunuz.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Siz kendi kampanyalarınızı, kendi adamlarınız, Hüda Kaya üstünden yapın, kendi adamlarınız üzerinden yapın. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Siz, benim adımı niçin kullanıyorsunuz kampanyanız için? Bu yetmiyor, bu yetmiyor, bu yetmiyor, ne kadar yurt dışına kaçmış FETÖ'cü varsa benim adımı yazarak, “mention”layarak haber, haber, haber, haber, haber…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Sayın Başkanım, bir saniye, bu önemli bir konu.

BAŞKAN – Bir dakika, buyurun Özlem Hanım.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Bir defa olay şudur: Konu Uşak’la alakalı; bir televizyon programına katılıyorum, televizyon programında günü gününe Uşak’la alakalı kanaatim soruluyor. Ben bir avukatım, avukat olduğum için de hukuk kaidelerinin ne olduğunu gayet iyi bilirim ve bütün hukuki mevzuatların yanlış uygulaması var mıdır? Olabilir, maalesef hayatın içinde olabilir. Mevzuatın varlığı farklıdır ama bu uygulamalar hukuka uygun yapılmıyorsa, bu itirazın karşısında ben sonuna kadar varım, bunu burada en çok söyleyen insanlardan birisiyim.

BAŞKAN – Peki, peki.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Başkanım, lütfen, bu önemli bir konu.

Ve nihayetinde bunu şuraya bağlayacağım, bunu şuraya bağlayacağım: Orada verdiğiniz cevabı ki ben hâlâ sözümdeyim, o dediğiniz yerde böyle bir şey olmadı, görüntülerle ispatlandı…

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Kocaeli) – Suç duyuruları yapıldı, suç duyuruları.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Bakan Yardımcısı gitti, ilan etti…

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Kocaeli) – 3 kişi en az suç duyurusu yaptı, yalana devam etmeyin.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Suç duyurusu olaydan hemen sonra olur, bir kadını çıplak arayacaksın -bak, Dilek Hanım öyle söylüyor- bu kadın buna eğer maruz kalıyorsa dakikasında bundan rahatsızlığını beyan eder, bir sene beklemez.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Kocaeli) – Suç duyuruları yapılmıştır.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Başkanım, bir dakika…

BAŞKAN – Özlem Hanım, bir dakika, mikrofonu açayım.

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Kocaeli) – Yalan atıyor ama.

BAŞKAN – Buyurun.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Onurlu kadın, ahlaklı kadın bir sene beklemez. Bu, kurgusal bir harekettir ve biliyoruz ki size bir “Aferin.” geldi. Hapisteki bu çıplaklıkla alakalı mevzuyu başlatan FET֒cü kadınlara bekledikleri yerden bir takdirname geldi.

O yüzden, değerli arkadaşlarım, bizim adımızı hiçbir şey için suistimal etmeyin. Ben kime cevap vereceğime, ne zaman cevap vereceğime kendim karar veririm. Ne ben ne arkadaşlarım ne de AK PARTİ sizin kampanyanızın yüzü değil, kendi işinizi kendiniz görün.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Beştaş, buyurun.

 

 

 

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan, gündemimiz bitmek üzereydi ama maalesef böyle bir tartışma yaşandı.

ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – Meral Hanım, arada biz de bağırabilir miyiz onun yaptığı gibi?

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Biz de bağıralım, evet; biz de bağıralım, iyi olur.

BAŞKAN – Tamam…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Takdir sizin, bağırın.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – He, cevap veremiyormuşuz.

BAŞKAN – Bir dakika… Sayın Beştaş’ın konuşmasını dinleyelim.

ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – Saygısızlığını kabul ediyorsunuz, değil mi?

BAŞKAN – Abdullah Bey…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Yani sanki hiç bağırmıyor gibi davranıyorsunuz da biz bazen kürsüde kendi sesimizi duymuyoruz. Şimdi, bir tanesi…

ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – Saygısızlığını kabul ediyorsunuz, değil mi?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Ne saygısızlığı ya?

BAŞKAN – Sayın Beştaş, buyurun.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Bu Mecliste bize neredeyse…

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Saygısızlık kabul olacak.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Daha biraz önce yaptılar, yapmayın yani.

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Biraz önce bana ne yaptılar acaba ya?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Az önce yapıldı daha ya.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Hayret bir şey, hiçbir şey yokmuş gibi de “Cevap ver.” diyor.

BAŞKAN – Sayın Beştaş, buyurun.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Şu hâle bak ya! Sen kimsin ben sana cevap veremeyeceğim!

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan, bir kere, Sayın Zengin’in konuşmasında o kadar büyük…

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Hiç değil.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – …o kadar büyük itiraz noktaları var ki…

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Hiç yok.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Bir kere, biz hak ve hukuk meselesine…

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Hiç yok.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – …yasa meselesine kimin hangi örgüt, hangi bilmem terör, hangi “törörö” üzerinden bakmıyoruz. Biz suçlu olanların bile -velev ki, velev ki hükümlü olsun- yine de onların bile hukuk devleti çerçevesinde yasalara göre hak ve özgürlüklerinin korunması gerektiğini savunuyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Bunu bizim savunmamızdan ziyade bu, hukuk devleti olmanın gereğidir, bir parlamenterin de ilk görevidir.

Şimdi, Hüda Kaya… “Adam” diyor önce; Hüda Kaya, bir kadın. Hüda Kaya, bu Parlamentonun bir üyesi. Hüda Kaya, bu halkın oylarıyla seçilmiş bir milletvekili.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Ben değil miyim, ben değil miyim?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Siz de öylesiniz tabii ki, siz de öylesiniz.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – O zaman beni niçin kampanya yapıyor?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Ben bitireyim. Bakın, sizi…

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Hayır, lütfen ya, lütfen ya..

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Lütfen ama…

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Ben size kavga için söylemiyorum.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Özlem Hanım, ben sizi dinledim.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Bütün sözlerim Ömer Faruk…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Ama Hüda Kaya’yı doğrudan hedef gösterdiniz siz de.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Bütün sözlerim…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Yani siz de hedef gösteriyorsunuz.

BAŞKAN – Özlem Hanım, dinleyelim Sayın Beştaş’ı.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Ben dinlemeyi bilirim Başkanım, lütfen, ben dinlemeyi bilirim; dinlemem gereken şeyi dinliyorum ben.

BAŞKAN - Buyurun.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Şimdi, hem Sayın Gergerlioğlu hem Sayın Kaya bu Parlamentonun üyesidirler, en az benim kadar, Sayın Zengin kadar bu statüye sahip ve haklara sahiptirler.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Olmadığını söyleyen kim? Olmadığını söyleyen kim?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - Biz birbirimize bu şekilde yok “FET֒cü” yok “Şu’cu, bu’cu” deme gibi bir hakkımız yok. Bu hakkımız yok, yani bunu kabul edelim. Yani bu ülkede herkesi bir sıfatla suçlamanın…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – O zaman bu lafı da arkadaşlarınıza söyleyin. Beni suçlarken onlara söyleyin bu lafları.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Beştaş.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - …bir izahı yoktur, Sayın Zengin’e yapılsa ilk başta karşısında ben dururum, bir kadın olarak ve parlamenter olarak bunun karşısında dururum.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Günlerdir benim hakkımda kampanya yaptılar, gıkınızı çıkarmadınız, hepiniz toplaştınız, nasıl bir şeydir ya, yazıklar olsun ya! Yazıklar olsun!

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - Bunu bütün Parlamentoya söylüyorum yani bu ithamları kabul etmiyoruz.

ÖZLEM  ZENGİN (Tokat) – Bütün, toplaşıp saldırıyorsunuz cümbür cemaat, sesiniz çıkmıyor. Şu hâle bak!

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - Sayın Başkan, son olarak, son olarak çıplak arama konusundaki tartışma şuradan kaynaklandı.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Çıplak arama umurunda olan  dakikasında şikâyet eder, dakikasında şikâyet eder.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - O zaman, ben de buradaydım, Sayın Özlem Hanım dedi ki: “Ben inanamıyorum.” Ve ben buradan çok iyi hatırlıyorum, AYM kararını, İnsan Hakları Komisyonu belgelerini, yönetmeliği getirerek dedim ki: “Bu, yönetmelikten kaynaklanan bir uygulamadır.”

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Bir sene durmuş şikâyet… Bir sene, bir sene.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - Ve bugün bile bir çıplak arama olayını bizim Eş Genel Başkan Yardımcımızın görüşmesiyle aktardım. Çıplak arama maalesef var, bu mevzuattan kaynaklanıyor, bizim yapacağımız bu Parlamentoda tek şey var, bu yönetmeliğin kaldırılması için el birliğiyle, hele hele kadınlar olarak…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Bitiriyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Beştaş.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - …ortak olarak bunu kaldırmaktır, bütün gruplara yine çağrı yapıyorum, çıplak arama kime karşı yapılırsa yapılsın işkencedir, onur kırıcıdır, kabul edilemez. Bir de “Onurlu kadın, iffetli kadın bir yıl beklemez.” sözünü çok talihsiz buluyorum.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Evet, aynen, aynen, hiç talihsiz değil.  Aynen, aynen söylüyorum. Aynen, aynen, aynen söylüyorum, hiç reddetmiyorum. Aynen söylüyorum, gayet iyi söylüyorum, aynen söylüyorum.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - Bir kadın olarak karşımda olduğunuz için çok talihsiz buluyorum. Ben “iffetli kadın” ve “onurlu kadın” diye kadınların ayrılmasını asla kabul etmiyorum.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Ona ben karar veririm, ne söyleyeceğime; aynen, aynen ben söylüyorum, ben söylüyorum.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Muş) – Her kadının iffetini belirleyemezsiniz.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - Her kadın onurludur, her kadın iffetlidir, iffet bana sana göre değişmez, tamam mı? Bu subjektif bir kavramdır, bir kadın hakları savunucusu olarak  bunu reddediyorum.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Ben de savunucusuyum, bal gibi söylüyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Beştaş.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Sayın Başkanım bir cümle, tek bir cümle söyleyeceğim.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Zengin.

 

 

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Şimdi, bakın Sayın Başkanım, ben bu konu için ya sabır, ya sabır, ya sabır… Eğer Meral Danış Beştaş Hanımefendi samimiyse…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Samimiyim.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Bana aylarca saldırdı arkadaşlarınız; bakın, ben size gündüz anlattım meselenin ne olduğunu. Ben bu şekilde hedef gösterilmeyi hak edecek hiçbir şey yapmadım. Çıplak aramayla ilgili kampanya mı yapmak istiyorsunuz, ben size diyorum ki kendi milletvekilleriniz üzerinden yapın; örneklerinizi öyle gösterin, kendi arkadaşlarınızı… Ben sizin kampanyanızın yüzü olamam. Bakın, kaldı ki ifadelerin tamamını partinize değil, kürsüde konuşan kişiye söyledim. Yerine geçerken ne diyor “Cevap veremiyorsunuz.” Ne alakası var? Kaldı ki sabah söyledim, ben o dönemde rahatsızdım, Covid geçirdim, hastanede yattım. Bir de doktormuş, hiç olmazsa hasta haklarını hatırlaması lazım; önce biraz düşünmesi lazım; ha, bunların hepsini kenara koyuyorum. Ben bu sözleri söylerken, yıllarca hak mücadelesi vermiş biri olarak, bir avukat olarak, hayatı insan haklarını savunmakla geçen biri olarak söylüyorum; insan haklarını savunan insanlar başka insanların hakkını hukukunu koruyarak bunu yapar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Son cümle.

Kendi hukukunu anlatırken, başkasının hukukunu ayağının altına alıyorsan bir sorun vardır. Ben, hukukum ayaklar altına alındığı için cevap verdim, kürsüden bana saldırıldığı için ve söylediğim sözlerin tamamı başlangıçta kürsüde konuşanlar içindir.

Teşekkür ediyorum.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Beştaş kapatacağım, eğer devam ederseniz.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Kısa tutacağım.

AYLİN CESUR (Isparta) – Sayın Başkan, bir dakikayı bize çok gördünüz

BAŞKAN – Buyurun.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan, ben Türkiye’de düşüncesi ne olursa olsun…

BAŞKAN – Tamam.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – …kadınlık kimliğine, cinsiyet kimliğine yönelik bir saldırı varsa…

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Var var, var; hakkımı korumanızı bekliyorum.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Asla parti ayrımı yapmam arkasında dururum. Burada söz veriyorum ve bunu pratiğimle gösterdim yaşamımda.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Var, aylardır bunu yapıyor aylardır. Her şeyde benimle işi; her televizyonda adımızı zikrediyor, her programda adımı söylüyor, her haberde.

Benim adımı ağzına almasın bu adam.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Son olarak Sayın Zengin, maalesef bu tartışmadan çok rahatsızım yani diyor ki kendi hukukunu…

Şimdi,  başkasının hukukuna saldırırken, “iffetli kadın” “onurlu kadın” ayrımı yaparken, iki milletvekilini terörist ilan ederken, bir partiye ait iddia ederken kendi sözleriyle çelişiyor, benim böyle bir sözüm yok. Böyle bir sözüm yok, olamaz; hiçbir zaman duymayacaksınız.

BAŞKAN – Peki, teşekkür ederiz.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Buradan ilan ediyorum, benim adımı ağzına almasın; gitsin kendi FET֒cü arkadaşlarının adını ağzına alsın, FET֒cü adamlarla uğraşsın.

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Kocaeli) – O zaman millete iftira atmayacaksın.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Aynen öyle; hepsini söylüyorum, hepsinin arkasındayım.

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Kocaeli) – O zaman millete iftira atmayacaksın.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Seni FET֒cü seni!

 

-Osmaniye Milletvekili İsmail Kaya ve 39 Milletvekilinin Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/3346) ve Milli Savunma Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 250)(Devam)

BAŞKAN – İkinci bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi, ikinci bölümde yer alan maddeleri, varsa o maddeler üzerindeki önerge işlemlerini yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.

24’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

 25’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

26’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, yeni madde ihdasına dair bir önerge vardır. Önergeyi okutup Komisyona soracağım. Komisyon önergeye salt çoğunlukla katılırsa önerge üzerinde yeni bir madde olarak görüşme açacağım. Komisyonun salt çoğunlukla katılmaması hâlinde ise önergeyi işlemden kaldıracağım.

Şimdi önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 250 sıra sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 26’ncı maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki maddenin eklenmesini ve diğer maddelerin buna göre teselsül ettirilmesini arz ve teklif ederiz.

“MADDE 26- 14/7/1965 tarihli 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 152 nci maddesinin II nci fıkrasının ‘G’ bendinden sonra gelmek üzere aşağıdaki yeni “H” bendi eklenmiş, mevcut ‘H’ bendi ise ‘I’ bendi olarak teselsül ettirilmiştir.

‘H) Millî Savunma ve Güvenlik Kurum Tazminatı: Milli Savunma Bakanlığı (Genelkurmay Başkanlığı ve Kuvvet Komutanlıklar, dâhil), Jandarma Genel Komutanlığı, Sahil Güvenlik Komutanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğünde 657 sayılı Devlet Memurları Kanununa tabi olarak fiilen görev yapan personelden;

1- İç Güvenlik Komutanlığı, Özel Kuvvetler ve Komando Birlikleri kadrolarında

       Tazminat Oranı (%)

a. Sağlık Hizmetleri Sınıfında olanlara                                             %150,

b. Teknik Hizmetler Sınıfında olanlara                                               %135,

c. Avukatlık Hizmetleri Sınıfında olanlara                                          %135, 

ç. Eğitim ve Öğretim Hizmetleri Sınıfında olanlara     %125,

d. Genel İdari Hizmetler Sınıfında olanlara                 %120, 

e. Din Hizmetleri Sınıfında olanlara                            %100,

1- Yardımcı Hizmetler Sınıfında Olanlara                                           %90

2- Diğer kadrolarda;

a. Sağlık Hizmetleri Sınıfında olanlara                                             %120,

b. Teknik Hizmetler Sınıfında olanlara                                              %105,

c. Avukatlık Hizmetleri Sınıfında olanlara                                         %105,

ç. Eğitim ve Öğretim Hizmetleri Sınıfında olanlara      %105,

d. Genel İdari Hizmetler Sınıfında olanlara                                       %100

e. Din Hizmetleri Sınıfında olanlara                           %80

f. Yardımcı Hizmetler Sınıfında olanlara                                           %70”

 

Haşim Teoman Sancar                                        Özgür Ceylan                                Bayram Yılmazkaya

   Denizli                                                              Çanakkale                                          Gaziantep

Ömer Fethi Gürer                                                İrfan Kaplan                                        Çetin Arık

     Niğde                                                              Gaziantep                                            Kayseri

BAŞKAN – Sayın Komisyon, önergeye salt çoğunlukla katılıyor musunuz?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Muhterem Başkanım, salt çoğunluğumuz yok, katılamıyoruz.

BAŞKAN – Komisyon önergeye salt çoğunlukla katılmamış olduğundan önergeyi işlemden kaldırıyorum.

27’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

28’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

29’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

30’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

31’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

32’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

33’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

34’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

35’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

36’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

37’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

38’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

39’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, yeni madde ihdasına dair bir önerge daha vardır. Önergeyi okutup Komisyona soracağım. Komisyon önergeye salt çoğunlukla katılırsa önerge üzerinde yeni bir madde olarak görüşme açacağım. Komisyonun salt çoğunlukla katılmaması hâlinde ise önergeyi işlemden kaldıracağım.

Şimdi önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 250 sıra sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’ne 39’uncu maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki maddenin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

Madde 40 - 9/11/2016 tarih ve 6756 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Ve Milli Savunma Üniversitesi Kurulması İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesi Hakkında Kanuna aşağıdaki ek madde eklenmiştir.

“EK MADDE 1 - Bu Kanunun 106’ncı maddesiyle Sağlık Bakanlığına ve Sağlık Bilimleri Üniversitesine devredilen Gülhane Askeri Tıp Akademisine bağlı yükseköğretim birimleri ile eğitim hastaneleri ve Türk Silahlı Kuvvetleri Rehabilitasyon ve Bakım Merkezi ile asker hastaneleri, dispanser ve benzeri sağlık hizmet birimleri ile Jandarma Genel Komutanlığına ait sağlık kuruluşları, her türlü hak ve yükümlülükleri, alacak ve borçları, sözleşme ve taahhütleri, taşınırları ve taşıtlarıyla birlikte, Türk Silahlı Kuvvetlerine devredilir ve bunlara tahsisli taşınmazlar Milli Savunma Bakanlığına tahsis edilir. Devredilen sağlık kuruluşlarından müstakil olanların taşınmazları müştemilatı ile birlikte ve bütün olarak tahsis edilir; başka hizmet birimleri ile aynı yerleşke içerisinde bulunanlardan ifrazı mümkün olanların ifrazı ve tahsisi yapılır.

Bu Kanunun yayımı tarihinden itibaren bir ay içinde;

a)Devredilen sağlık kuruluşları için, Sağlık Bakanlığı, Hazine ve Maliye Bakanlığı ve Türk Silahlı Kuvvetleri Sağlık Komutanlığından üç kişilik komisyonlar kurulur. Komisyon başkanlığı Türk Silahlı Kuvvetleri Sağlık Komutanlığı temsilcisi tarafından yürütülür. Komisyonlar tarafından devre konu taşınırlar, taşınmazlar, taşıtlar, kadro ve pozisyonlarıyla birlikte mevcut personel tespit edilerek tutanağa bağlanır.

b)Devredilen yükseköğretim birimleri için, Üniversite, Hazine ve Maliye Bakanlığı ve Türk Silahlı Kuvvetleri Sağlık Komutanlığından üç kişilik komisyonlar kurulur. Komisyon başkanlığı Türk Silahlı Kuvvetleri Sağlık Komutanlığı temsilcisi tarafından yürütülür, komisyonlar tarafından yükseköğretim birimlerinin devre konu taşınırlar, taşınmazlar, taşıtlar ve kadro ve pozisyonlarıyla birlikte mevcut personel tespit edilerek tutanağa bağlanır.

Devredilen yüksek öğretim birimleri ile sağlık kuruluşlarının ödeneklerinden devir tarihi itibarıyla kalan tutarları ilgisine göre Milli Savunma Bakanlığının ve/veya bağlı kuruluşları bütçelerinin ilgili tertiplerine Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığınca aktarılır.

Bu madde çerçevesinde gerçekleştirilen bütün geçiş, devir, temlik ve intikal işlemleri ile düzenlenecek belgeler her türlü vergi, resim, harç, ücret ve fondan müstesnadır.

Bu kanunun 107 nci maddesi ile devredilen personelin yeniden Türk Silahlı Kuvvetlere devrine ilişkin usul ve esaslar, hak kaybına sebebiyet vermeyecek bir biçimde Milli Savunma Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığı ile Hazine ve Maliye Bakanlığınca belirlenir ve devredilen personelin atanacağı kadrolar, başka bir işleme gerek kalmaksızın atama işleminin yapıldığı tarih itibarıyla ihdas edilir.”

           Haşim Teoman Sancar                                Çetin Arık                                        Ahmet Önal

                      Denizli                                             Kayseri                                             Kırıkkale

            Bayram Yılmazkaya                               Polat Şaroğlu                                     Özgür Ceylan

                    Gaziantep                                           Tunceli                                            Çanakkale

BAŞKAN – Sayın Komisyon, önergeye salt çoğunlukla katılıyor musunuz?

MİLLİ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Sayın Başkanım, salt çoğunluğumuz yoktur, katılamıyoruz.

BAŞKAN – Komisyon önergeye salt çoğunlukla katılmamış olduğundan önergeyi işlemden kaldırıyorum.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Özgür Bey, buyurun.

 

 

 

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, önce şunu ifade etmem gerekir ki yasa temel kanun olarak görüşüldüğü için yasama tekniği açısından bölüm başına 2 tane yeni madde ihdası yapma sınırı var; hatta bu -tüm parti gruplarının hakkı saklı- bazen 1’e de inebiliyor öyle olunca. O yüzden, Komisyonda tutanağa geçirdiğimiz diğer önergelerimizi yeni madde ihdası olarak verememiş durumdayız.

Biraz önce okutulan, cansiparane çaba içinde olan askerî personelin edinimlerindeki artışlarla ilgili taleplerin ve biraz önceki yeni madde ihdasımızdaki, askerî hastanelerin yeniden açılması ve yeniden personelle ilgili önerilerimizin aslında Türk Silahlı Kuvvetlerini tanıyan herkesin vicdanlarında doğru önergeler olarak kabul edildiğini biliyoruz. Bu askerî hastane hatasından bir süre sonra dönüleceğini ümit ediyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özel.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Personelin özlüğüne yönelik bu düzenlemelerde de Komisyon üyelerimizin değil ama Maliye Bakanlığının ortaya koyduğu birtakım kısıtların buna engel olduğunun da farkındayız. Bu konudaki çalışmayı hem Komisyondaki tüm siyasi partilerin milletvekillerine, geçmiş dönemde Millî Savunma Bakanlığı yapan Sayın Bakanımıza, Başkanımıza ve tüm milletvekillerine emanet ediyoruz.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

 

1.  Osmaniye Milletvekili İsmail Kaya ve 39 Milletvekilinin Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/3346) ve Milli Savunma Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 250) (Devam)

BAŞKAN – 40’ıncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

41’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

42’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

43’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

44’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

İkinci bölümde yer alan maddelerin oylamaları tamamlanmıştır.

Şimdi İç Tüzük’ün 86’ncı maddesine göre oyunun rengini belli etmek üzere lehte ve aleyhte 2 milletvekiline söz vereceğim.

İlk söz lehte olmak üzere Gaziantep  Milletvekili Mehmet Sait Kirazoğlu’na aittir.

Buyurun Sayın Kirazoğlu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET SAİT KİRAZOĞLU (Gaziantep) – Sayın Başkan, çok saygıdeğer milletvekilleri; Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi üzerinde lehte olmak üzere söz almış bulunmaktayım, Gazi Meclisimizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle Gara Operasyonu’nda şehit düşen askerlerimize Allah’tan rahmet diliyor, masum canlarımıza alçakça şehit eden hain ve kalleşleri, tüm terör örgütlerini ve destekçilerini lanetliyorum. Hemşehrilerimiz Müslüm Altıntaş, Adil Kabaklı ve tüm şehitlerimizin makamları ali olsun, milletimizin başı sağ olsun.

Son on yılda bölgemizdeki Kafkasya, Balkanlar ve Orta Doğu’daki siyasi çalkantılar, terör örgütleriyle mücadelemiz ve ülkemizdeki darbe girişimlerine rağmen demokrasimiz –bu çok önemli- her zaman işlemiş ve milletin iradesi “Hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir.” düsturu gereğince tecelli etmiştir. Yüce Meclisimiz de onun bir tecellisi ve yüce Meclisimizin verdiği güçle silahlı kuvvetlerimiz Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın önderliğinde Doğu Akdeniz’den Dağlık Karabağ’a, Bahar Kalkanı, Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı, Pençe-Kartal Operasyonlarıyla terörün bütün unsurlarına karşı Silahlı Kuvvetlerimiz fedakârca, cansiparane savaşarak gereğini yerine getirmiştir. Terörün şiddeti karşısında alçakça katliamları dahi kınayamayan ve taşeron terör örgütünün savunuculuğunu yapanlar barış ve demokrasiye karşı en büyük tehdittir. Siyasetçilerin görevi, terörü, şiddeti meşrulaştırmak değil, karşısında durarak demokrasiye sahip çıkmaktır. Siyaset kisvesine bürünerek terör örgütlerinin savunuculuğunu yapan, meşrulaştırmaya çalışan her türlü zihniyet ve anlayış eninde sonunda yok olmaya mahkûmdur.

Aziz milletimiz, her kesimden, her kültürden, her inançtan insanıyla terör ve şiddeti reddetmeye bugüne kadar olduğu gibi, bundan sonra da devam edecektir.

Saygıdeğer milletvekilleri, yine, bugün çok konuşulan bir konu oldu, değinmeden geçemeyeceğim. “Güvenlik bütçesi sürekli artıyor.” diyenlere de şunu hatırlatmak gerekiyor: Terör devam ettiği müddetçe, bölgede ülkemize karşı, milletimize karşı tehditler devam ettiği müddetçe milletimizin can ve mal emniyeti için, millî ve bölgesel güvenliğimiz için Silahlı Kuvvetlerimiz, Emniyetimiz, Jandarmamız ve tüm güvenlik güçlerimiz en modern, en gelişmiş donanımla, koruyucu cihazlarla savunma sanayimizi ilerleterek güçlenmeye devam edecektir, biz de onları geliştirmek zorundayız; bu, maalesef böyle bir sürecin sonucudur.

Kıymetli milletvekilleri, milletimizin bağrından çıkan Türk Silahlı Kuvvetleri istiklalimizin ve istikbalimizin en büyük güvencesi olmaya hep devam etti ve milletimizle bütünleşerek bugün her zamankinden daha güçlü ve etkin bir şekilde faaliyetlerine devam etmektedir. Bütün bu olumsuzluklara rağmen hareket kabiliyetini artıran Türk Silahlı Kuvvetleri, salgın döneminde bile kriz bölgelerinde varlığını devam ettirmiş, ülkesinin hak ve menfaatlerini korumak için faaliyetlerinde herhangi bir yavaşlamaya, geri çekilmeye gitmemiştir. Suriye ve Irak harekât alanında birliklerimiz var olmuş, Libya’ya yönelik tatbikatlar icra etmiş, Doğu Akdeniz ve Ege’de petrol arama ve sondaj gemilerimize eşlik etmiş, hak ve menfaatlerini korumuştur.

Çok kıymetli milletvekilleri, bu kanun teklifimizle Millî Savunma Bakanlığı Teşkilâtında yapılan değişiklikle Genelkurmay Başkanlığı ve Kuvvet Komutanlıklarının, Millî Savunma Bakanlığına bağlanması neticesinde, ortaya çıkan ihtiyaçlar çerçevesinde birçok uyum düzenlemesi yapılmaktadır. Yine, millî savunma kadrolarında görevli personelin tecrübelerinden daha uzun süreli ve etkin bir şekilde faydalanılması ve özlük haklarının iyileştirilmesi amacıyla, personelin motivasyonunun artırılmasına yönelik ilgili mevzuatta düzenleme ve değişiklikler yapılmaktadır. Bugün bunların hepsinden tek tek bahsedildi.

Ben, sözlerime son verirken bu Kanun’un yapım sürecinde büyük emek veren ilgili bürokratlar grubumuzdaki, Komisyonumuzdaki milletvekillerimiz; burada destek veren ve katkı sunan tüm milletvekillerimize teşekkür ediyorum. Yapılan düzenlemelerin Türk Silahlı Kuvvetlerine, özel güvenlik güçlerimize hayırlı olmasını diliyor, hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum. (AK PARTİ ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – İkinci söz aleyhte olmak üzere Kayseri Milletvekili Çetin Arık’a aittir.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

ÇETİN ARIK (Kayseri) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Gazi Meclisimizi ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Regaib Kandili’nin tüm insanlığa sağlık, barış ve huzur getirmesini diliyorum.

Değerli milletvekilleri, sözlerimin başında bir kez daha hain, bölücü PKK terör örgütü tarafından kalleşçe şehit edilen Gara şehitlerimize ve bu vatan için toprağa düşen tüm şehitlerimize Allah’tan rahmet, aziz milletimize başsağlığı diliyorum. Ortada şehitlerimiz var ama maalesef sorumluluk alan bir Allah’ın kulu yok.

Değerli milletvekilleri, dün olduğu gibi bugün de kimden gelirse gelsin; kimi hedef alırsa alsın; amacı ne olursa olsun; amasız, fakatsız, lakinsiz terörü, terör örgütlerini ve terör örgütlerine destek verenleri lanetliyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Teröristleri davul zurnalarla karşılayıp çadır mahkemelerinde bu teröristleri kahraman ilan eden, ömrünü terörle mücadeleye adamış kahraman askerlerimizi PKK’lı teröristlerin gizli tanıklığıyla terörist ilan eden anlayışı da lanetliyorum.

FETÖ, Türk Silahlı Kuvvetlerinin kahraman subaylarına kumpaslar kurarken, kahraman Türk subaylarını ordudan tasfiye ederken kahraman subaylarımızın değil de FET֒nün kirli çocuklarının yanında saf tutanları da lanetliyorum.

Kırmızı bültenle aranan eli kanlı teröriste gerektiğinde oy için ulaşabilen ama eli kanlı terör örgütü PKK’nın elinde tutulan 13 vatan evladına yıllarca ulaşamayan, bu vatan evlatlarını teröristlerin insafına terk eden anlayışı da lanetliyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Onca askerimizin katili terörist Murat Karayılan’ı “Bizim istediğimiz gibi konuşursa onu da TRT’ye çıkarırız.” diyen anlayışı da lanetliyorum.

“PKK terör örgütü değildir, hak arayan bir örgüttür. Apo Türkiye için bir fırsattır.” diyen kirli dili de lanetliyorum.

Millî şairimizin Mehmet Akif Ersoy ne güzel söylemiş: “Irzımızdır çiğnenen, evladımızdır doğranan/ Hey sıkılmaz! Ağlamazsan, bari gülmekten utan.

Sayın milletvekilleri, görüştüğümüz kanun teklifinde keşke Tank Palet Fabrikası gibi stratejik öneme sahip olan askerî tesislerin özelleştirilmesinin ya da bedelsiz olarak birilerine peşkeş çekilmesinin önüne geçecek bir madde de olsaydı ama maalesef ki yok.

Bu teklifte, yandaş medyanın tetikçi gazetecileri FETÖ kumpasını alkışlarken hapishaneden üniformalarıyla böyle çıkan “Sizlerin ve Atatürk’ün emaneti olan bu üniforma tertemiz ve lekesizdir. Bunu herkes görsün diye üniformamızla çıkıyoruz.” diyen Atatürk’ün askerlerinden özür dileme yok, iadeiitibar yok.

Yine, bu teklifte, AKP ve FETÖ ortaklığıyla bozulan ordu bütünlüğünün sağlanması, baypas edilen emir komuta zincirinin yeniden kurulması da yok.

Sayın milletvekilleri, yine, bu teklifte, hiçbir suça karışmamış olan askerî öğrencilerimizin mağduriyetini gidermeye yönelik bir adım da yok. Maalesef, bu teklifte siyasi müdahaleye açık, millî ordu yerine parti ordusu hayal eden bir düzenleme var. Bu anlayışla “Peygamber ocağı” dediğimiz ordumuz yer arıyor.

Değerli milletvekilleri, bu düzenlemede diğer üstsubaylara verilen görev, makam tazminatı yine bir üstsubay olan binbaşılara verilmemiştir; bu haksızlıktır, adaletsizliktir. “Verilsin.” diye önerge verdik, iktidar bloku tarafından reddedildi. Görevi başındaki binbaşılara verilen iyileştirmeler de emekli binbaşılara verilmemiştir; bu da haksızlıktır.

Yine, astsubaylarımıza söz verilen görev tazminatı ve kademe, derece konusunda da bir iyileştirme yapılmamıştır. “İyileştirelim.” diye önerge verdik ama iktidar bloku tarafından reddedildi.

Yine, “Vatan savunmasının sözleşmesi olmaz.” anlayışıyla en fazla şehit veren uzman çavuşlarımızın haklarıyla ilgili de ciddi eksiklikler var. “Gelin, düzeltelim.” diye önerge verdik ama iktidar blokunun oylarıyla reddedildi.

Düzenlemede 2011 yılından beri bekleyen 6000 sayılı Kanun mağdurlarının sorunları kısmen çözülüyor. Bu tekliften 2.900 kişiden sadece 1.000 kişi yararlanabiliyor. Uzman çavuşlarımızın TOKİ projelerinden kendisi için belirli sayıda kontenjan ayarlanmasını talep ediyorum.

 

Bütün bu eksikliklere rağmen, “Daha iyisi olsun.” diye verdiğimiz önergelerimizin reddedilmesine rağmen ordumuzun yanındayız, oyumuzun rengi “evet” olacaktır.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teklifin tümünü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Teklif kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

Sayın Başkan, buyurun.

 

 

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Teşekkür ediyorum Muhterem Başkanım.

Türkiye Büyük Millet Meclisindeki tüm milletvekillerimize bu kanun teklifinin yasalaşması için vermiş oldukları destek için teşekkür ediyorum.

Bu teklif, Türk Silahlı Kuvvetleri personelimizin tüm problemlerini değil ancak otuz beş yıldır dile getirilen bir kısım sorunların çözümünü sağlayacaktır. Burada dile getirilen diğer talep ve sorunları da önümüzdeki süreç içerisinde yine birlik ve beraberlik içinde değerlendireceğiz ve birlikte çözeceğiz.

Teklifin Türk Silahlı Kuvvetleri ve milletimiz için hayırlı olmasını diliyorum Sayın Başkanım.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Gündemimizdeki işler tamamlanmıştır.

Alınan karar gereğince “Özel Gündemde Yer Alacak İşler” kısmında yer alan Meclis araştırması komisyonu raporlarını sırasıyla görüşmek için 23 Şubat 2021 Salı günü saat 15.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

Hayırlı akşamlar diliyorum arkadaşlar.

                                                       

                                                      Kapanma Saati: 22.48



(x) 7/4/2020 tarihli 78’inci Birleşimden itibaren, coronavirüs salgını sebebiyle Genel Kurul Salonu’ndaki Başkanlık Divanı üyeleri, milletvekilleri ve görevli personel maske takarak çalışmalara katılmaktadır.

(x)  250 S. Sayılı Basmayazı 17/2/2021 tarihli 48’inci Birleşim Tutanağı’na eklidir.

(x) Bu bölümde Hatip tarafından Türkçe olmayan kelimeler ifade edildi.