17 Şubat 2021 Çarşamba

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.03

BAŞKAN: Başkan Vekili Celal ADAN

KÂTİP ÜYELER: Necati TIĞLI (Giresun), Şeyhmus DİNÇEL (Mardin)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 48’inci Birleşimini açıyorum.(x)

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce 3 sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, eğitim ve öğretim alanındaki sorunlar hakkında söz isteyen Konya Milletvekili Fahrettin Yokuş’a aittir.

Buyurun Sayın Yokuş.

 

 

 

FAHRETTİN YOKUŞ (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; eğitim ve öğretimde yaşanan sorunlarla ilgili söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Çağımız artık dijital bir çağ hâline geldi. Özellikle eğitim alanında dijitale en iyi şekilde ulaşmak için gerekli altyapılar tamamlandığında eğitimimiz daha nitelikli hâle gelecektir. Bu hususta, UNESCO Türkiye Millî Komisyonunun desteğiyle, Türk Eğitim Sendikamızın SODİMER iş birliğiyle, dünyada ve Türkiye’de güncel gelişmeler ışığında, 2023’e Doğru Dijital Eğitim Çalıştayı düzenlenmiş, çalıştaya ülkemizden ve yurt dışından 40 üniversiteden 100’ün üzerinde akademisyen katılmıştır.

Çalıştay raporundan sizlere bazı başlıkları sunmak istiyorum. Deniliyor ki: “Karşı karşıya kaldığımız dijital dünya gerekliliklerinin sonucu ortaya çıkan ve salgınla birlikte dijital eğitimin de artırdığı teknoloji bağımlılığı hakkında toplum temel eğitimden başlanarak eğitilmelidir. Toplumun bütün kesimlerine verilecek eğitimlerle dijital içeriğin doğuracağı problemlerle ilgili farkındalık oluşturulmalı ve kontrolünün sağlanması için gerekli önlemler alınmalıdır. Eğitim amaçlı hazırlanacak dijital içerikle ilgili yasal düzenlemeler ve yönetmelikler çıkarılarak bir standart belirlenmelidir. Öğretmenlerin dijital yeterliliklerinin geliştirilmesine yönelik çalışmalar yapılmalıdır. Dijital içeriklerin sosyal, kültürel açıdan uygunluğu denetlenmelidir. Yerli ve millî yazılımların hayata geçirilmesiyle birlikte dijital vatandaşlık eğitim programı başlatılmalı ve bu anlayış yerleşimine yönelik çalışmalar yapılmalıdır. Kuşak farkları göz önünde bulundurularak dijital eğitim süreci değerlendirilmelidir. Maddi imkânlardan yoksun öğrenciler desteklenmeli, korunmaya muhtaç çocuklara ilişkin gerekli izlemeler yapılmalıdır.”

Değerli milletvekilleri, devamında deniliyor ki: “Dijital eğitimin olumlu ve olumsuz özelliklerini tespit etmek ve dijital eğitim sürecini daha etkili hâle getirmek için çalışmalar başlatılmalıdır. Değerler eğitimi kapsamında dijital davranış ve alışkanlıkların okullarda sağlanması zorunluluğu getirilmelidir.” Ancak yine, raporda daha önemli şeyler söyleniyor; mesela, deniliyor ki: “Öğretmen meslek kanunu beklentileri karşılayacak şekilde bir an önce çıkarılmalıdır.” Sözleşmeli öğretmenlerin kadroya alınması talep ediliyor. Yine, eğitimde mülakat sisteminin ortadan kaldırılması talep ediliyor. Yine “Liyakat esas alan adaletli bir yönetici atama sistemi getirilmelidir.” deniliyor. Yardımcı hizmetler sınıfında çalışanlara eğitim öğretimde hazırlık ödeneği verilmesi talep ediliyor. Maaş karşılığı ders yükünün tüm öğretmenler için on beş saat olarak belirlenmesi isteniyor. “Rehberlik öğretmenleri başta olmak üzere nöbet konusu yeniden düzenlenmeli, çözülmeli.” deniliyor. “Eğitim ve öğretimde sendika, vakıf, cemiyet gibi çeteleşmeler ortadan kaldırılmalı.” deniliyor. Belki de bu çalıştayın en önemli sonucu bu olsa gerek “Eğitim ve öğretimde sendika, vakıf, cemiyet gibi çetelerin tahakkümünden eğitim kurtarılmalıdır.” deniliyor. Aslında, bu mesaj siyasi iktidara önemli bir mesajdır.

Değerli milletvekilleri, bildiğiniz gibi eğitim çalışanlarının çok ciddi sorunları var, bunlardan bazılarını kısaca anlatmak istiyorum. TÜRK EĞİTİM-SEN geniş katılımlı bir anket yapıyor, 15 bin öğretmeni kapsayan. Bu ankette her 10 öğretmenden 7’si aldıkları maaşın yetersiz olduğunu söylüyor yani ücret yetersizliği eğitimin en önemli sorunu. Her 2 öğretmenden 1’i daha iyi bir iş bulursa mesleği bırakabileceğini söylüyor. Ankete katılan öğretmenlerin yüzde 10’u geçimini sağlamak için ek iş yaptıklarını söylüyor. Öğretmenlerin bütçesinden en çok payın ise gıda harcamalarına  gittiği ifade ediliyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FAHRETTİN YOKUŞ (Devamla) – Bir dakikalık…

BAŞKAN – Buyurun, toparlayın.

FAHRETTİN YOKUŞ (Devamla) – Ankete katılanların yüzde 83’ü salgında mutfak harcamalarının arttığını ifade ediyor. Emekliliği gelen her 10 öğretmenden 6’sının emekli olmak istemediği, gerekçe olarak da emekli maaşlarının düşüklüğü söyleniyor. Öğretmenlik mesleğinin toplumda yeterli saygınlığa ulaşamadığı ifade ediliyor. Ankete katılanların yüzde 69’u, öğretmenliğin toplum tarafından saygın bir meslek olarak görülmesini arzu ediyor. Her 100 öğretmenden yalnızca 3’ü öğretmenliğin saygın bir meslek olmaktan çıktığını söylüyor. En önemlisi öğretmenlerimizin büyük bir bölümü 3600 ek gösterge bekliyor.

Yani şunu söylemeye çalışıyorum: Eğer eğitimde nitelikli eğitim istiyorsak, gelecek nesillerimizin birikimli olmasını istiyorsak eğitim çalışanlarını göz ardı etmemeliyiz, eğitimin sorunlarını çözmeliyiz. Türkiye’nin geleceğinin eğitimde olduğunu hepimiz biliyoruz. Bu vesileyle, hepinize saygılar sunuyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aydın Bey, buyurun.

 

 

 

AYDIN ÖZER (Antalya) – Her meslek grubundan ve alanından binlerce genç hemen her gün sosyal medyadan istihdam beklentisini ve talebini duyurmaya çalışıyor. Biz de bakanlara istihdam planlarını soruyoruz ama yanıt veremiyorlar çünkü yanıtı onlar da bilmiyor, çünkü alımlara Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı karar veriyor. Yani, kamudaki istihdamın tek belirleyicisi Cumhurbaşkanlığı. Bu doğrultuda Cumhurbaşkanı Yardımcısı Sayın Fuat Oktay’a 27 Kasım 2020’de bir soru önergesi verdik, istihdam politikası ve planlamasını sorduk ama tek satır bile olsa bir yanıt gelmedi. Demek ki Hükûmetin buna dair bir politikası yok. O zaman Hükûmet, toplumun maddi ve manevi geleceğini tehlikeye atıyor. Biz yine de bir kez de buradan sormak istiyoruz: Hükûmetin bir istihdam politikası var mıdır? Umutla bekleyen gençlerin taleplerine bir yanıt vermeyi düşünüyor musunuz?

BAŞKAN – Evet gündem dışı ikinci söz çiftçilerin sorunları hakkında söz isteyen Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’e ait.

Buyurun. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

 

 

 

 

 

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde)  – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; çiftçilerimizi, esnaflarımızı, emeklilerimizi ziyaret ediyoruz; ben kırk yıldır bu kadar mağdur oldukları dönem görmedim. Çiftçilerin kredi borçlarını ödeme şansları yok, faizlerini ödemeleri ise hiç olası değil. Bu durumda yapılması gereken... 2026 yılına kadar kredi borçlarının ötelenmesi ve faizlerin silinmesi için kanun teklifi verdim. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına sunduğum bu kanun teklifini görüşelim, çiftçilerimizi bu bağlamda rahatlatalım. Çünkü çiftçilerimiz, ilacı, gübresi, tohumu, mazotu, yer altından çıkan sulama suyunun sürekli zamlanması nedeniyle artık kendi kendilerine döndüremez duruma gelmişler, mağduriyetleri katlanmış.

Bakınız,  üre gübresi dört ay önce 1.800 lirayken bugün 3.100 lira. Nasıl bu gübreyi alsın da tarlasına atsın? Bu durumda, önümüzdeki dönemde verimin düşmesi, rekolte kayıplarının yaşanması da olası. Bunun yansıması da ithalata bağımlı olan tarım politikamızın daha da ithalata yönelmesi. Yurt içinde çiftçimize vermediğimiz taban fiyatta ürün getirme desteğini yurt dışı çiftçisine veriyoruz yani ülkemiz ne yazık ki kendi çiftçisini kalkındırmıyor, yabancı çiftçiyi kalkındırıyor. Bu ileride daha büyük sorunlara, gıda güvencesi ve güvenilirliğinde ülkemiz adına sıkıntılara neden olabilir.

Değerli arkadaşlar, çiftçilerimizin yanı sıra besicilerimiz de büyük bir sıkıntı içindeler. Yem de yurt dışından ithal yem olması nedeniyle dövize bağlı fiyat artışları gerçekleşiyor. Şu an dolar durdu, yem fiyatlarındaki artış durmuyor. Bakınız, tarım, hayvancılık ve çiftçilik birlikte anılır. Bugün tarımın sorunlarının besiciye nasıl yansıdığının somut örneği şu: Yem yurt dışından ithal geliyor, karma yemde de kaba yemde de. Yurt dışından getirilen yemlerin içeriği mısır, soya, ayçiçeği tohumu küspesi, pamuk tohumu küspesi. Şimdi, bunların dördünde de yurt dışına bağlıyız. Kendimiz üretemez miyiz? Neden üretmiyoruz? Kendi çiftçimiz mısırını, soyasını, ayçiçeğini ve pamuğunu üretse hem hayvancılıkta sorun ortadan kalkacak hem dışa bağımlılıktan kurtulacağız. Patatesi bugün 1 liraya üreten üretici ne yazık ki 60 kuruşa satamazken tüketici de 4-5 kat fiyatla ürün almak durumunda kalıyor yani ne üreteni koruyan bir anlayış var ne tüketeni koruyan bir anlayış var. Aracılık sistemi düzenlenmediği için üretici ürettiğinden para kazanmayınca üretimden uzaklaşıyor, tüketici de ne yazık ki pahalı ürün alıyor. Peki, iktidar bu konuda ne yapıyor? Gübre fiyatı artınca gidip bayiyi basıyor, gidip patates deposunu basıyor, yanlış yerde sorun arıyor. Esas sorun, Adalet ve Kalkınma Partisinin tarım politikalarında. (CHP sıralarından alkışlar) Çünkü uygulamada o bayiye gübre gelinceye kadar önce gitmesi gereken yer, şu  anda bayisine gübre vermeyen GÜBRETAŞ, Tarım Kredi Kooperatifi ortağı GÜBRETAŞ’tan Tarım Kredi Kooperatifi kaç liradan gübre alıyor? İyi ya çünkü Tarım Kredi Kooperatifi de piyasa koşullarında satıyor. Bu düzeneğin değerlendirilmesi ve sorunun ciddi biçimde ele alınması gerekiyor.

Hayvancılıkta, 1980 yılında nüfusumuz 43 milyon, 83 milyon hayvanımız var, 2021 yılına gelmişiz, 17 milyon büyükbaş, 36 milyon küçükbaş hayvanımız var; Bakan, Avrupa’da büyükbüş hayvanda 1’inci olduğumuzu anlatıyor. Oysa ülkemiz ne yazık ki ithal hayvan bağlılığıyla var. Bugün Türkiye'de yerli ırk 1 milyon 700 binlere yuvarlanmış. Niye kendi ırkımızı geliştirmedik, niye kendi et hayvanlarımızı, süt veren hayvanlarımızı sahiplenmedik? Bunun sonucu da 34 çeşit GDO’lu yemi getirip bu hayvanlara yedirmek durumunda kalıyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, toparlayın.

ÖMER FETHİ GÜRER (Devamla) – Hayvancılık yapanların yaşamları gerçekten zor. İçinizde çiftliğe, ahıra giden oldu mu, bilmiyorum ama bir hafta o ahıra girip çıkarsanız kokusu üzerinize on beş gün siner ve çıkmaz. Yirmi dört saat hayvancılık yapan, o hayvanla birlikte yaşamın içindedir, gecesi yoktur, gündüzü yoktur. Ama et fiyatları artarken besicinin bundan fayda sağlamadığı bir düzene geldik. Onun için, et inekçiliği yapan da süt inekçiliği yapan da artan yem fiyatlarından dolayı para kazanamıyor. Aşısı, veterineri, bakımı, temizliği, işçiliği… Ne yazık ki hayvancılık yapanların diğer kalemleri yemin yanında küçük kalıyor. Hayvanı ithal, yemi ithal, çobanı ithal, sonra “yerli ve millî” tarım politikamız var. Anlaşılır bir durum değil. (CHP sıralarından alkışlar)

Onun için, Bakanlığa da çağrı yapıyorum, iktidara da çiftçinin, besicinin sorunlarına eğilsinler, yoksa ülkemizin geleceği bu bağlamda karanlık diyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Semiha Hanım, buyurun.

 

 

SEMİHA EKİNCİ (Sivas) – Teşekkür ediyorum Kıymetli Başkanım.

Öncelikle, Gara’daki 13 şehidimizi rahmetle anıyor, ailelerine başsağlığı diliyorum.

Ana muhalefet liderinin bugün yapmış olduğu konuşmada “13 şehidimizin sorumlusu Erdoğan’dır.” diyerek Türkiye Cumhurbaşkanını itham etmesi Türkiye’nin terörle mücadelesini hedef alan bir provokasyondur.

Onlara Abdurrahim Karakoç’un şu dörtlüğüyle cevap vermek istiyorum:

“Beden ölür, çürür, cana bakın siz.

Kim kiminle yürür, ona bakın siz.

Bırakın dönsün dönme dolaplar,

Hak’tan, hakikatten yana bakın siz.” diyor yüce Meclisimizi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Metin İlhan Bey…

 

 

 

METİN İLHAN (Kırşehir) – Sayın Başkanım, gündemimize uzay da eklenince Sayın Bahçeli “astronot” yerine gök bilim alanında Türk tarihinde ilkleri yaşatan rasathanenin adı olan “Cacabey”in kullanılmasını önerdi. Öncelikle, bu, tüm Kırşehirlileri ziyadesiyle memnun etti. Ancak, keşke Sayın Bahçeli bu millî hassasiyetini Kırşehir’deki Cacabey Medresesi geçici üst örtü ve raspa yapım işinin içler acısı durumuyla ilgili de gösterseydi. Yapılan sözleşme gereği 3/2/2020 tarihinde bitmesi gereken proje ne yazık ki şehir meydanında gerekli tadilatlar yapılmadan atıl bir şekilde beklemektedir.

Buradan Sayın Bahçeli’ye ve Hükûmet yetkililerine seslenmek istiyorum: Bir an önce Cacabey Medresesi’nin bu kötü durumunu düzeltmek için gereken adımların atılmasını sağlayınız. Zira, Cacabey Gökbilim Medresesi, sadece Kırşehirliler için değil, Türk tarihi ve UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alınmış bir yapı olması açısından da çok önemli kültürel bir değerdir.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Gündem dışı üçüncü söz, İzmir’de meydana gelen sel felaketiyle ilgili söz isteyen İzmir Milletvekili Yaşar Kırkpınar’a aittir.

Buyurun Sayın Kırkpınar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

 

 

YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerimin başında, Gara’da bölücü terör örgütü PKK tarafından kalleşçe şehit edilen 3 kahraman Mehmetçik’imize ve 13 vatan evladımıza Cenab-ı Allah’tan rahmet, ailelerine başsağlığı diliyorum; ayrıca, ülkemizin başı sağ olsun.

Bizler, bu coğrafyada, bu topraklarda binlerce yıldan beri beraber, birlikte yaşıyoruz. Ay yıldızlı Türk Bayrağı’mızın gölgesinde o “Korkma…” diye başlayan İstiklal Marşı’mızı inşallah bundan sonra da kıyamete kadar hep birlikte okumaya devam edeceğiz. Eğer bunun aksinin hayalini kuranlar varsa onlara Kurtuluş Savaşı’nı, Çanakkale’yi ve 15 Temmuz’u bir kere daha hatırlatmak isterim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;  geçtiğimiz haftalarda İzmir’de etkili olan olumsuz hava şartları nedeniyle yaşanan sel baskını ve hortumdan etkilenen hemşehrilerimize geçmiş olsun dileklerimizi iletmek ve İzmir’deki altyapı yetersizliklerine dikkat çekmek için gündem dışı söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle, Gazi Meclisimizi ve ekranları başında bizleri takip eden kıymetli hemşehrilerimizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Kent genelinde etkili olan yağışlardan ötürü Konak, Balçova, Karabağlar, Karaburun, Bayraklı, Karşıyaka ve Çeşme ilçelerimiz başta olmak üzere, il genelinde ev ve iş yerlerini su bastı; yolların suyla dolması sebebiyle trafik akışı sağlanamadı. Devletimiz felaketin ilk anından itibaren tüm kurum ve imkânlarıyla olaya vaziyet etti. Yapılan tespitlere göre ilimizde 19 dere taşkını, 1.714 su baskını ve 52 mahsur kalma olayı yaşandı. Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan ile Sayın Bakanımız Süleyman Soylu’nun talimatlarıyla ilimize gelen Bakan Yardımcımız İsmail Çataklı’nın koordinesinde, Valimiz, Emniyetimiz, Jandarma, Büyükşehir Belediyesi, AFAD ve diğer kurumlarımızla birlikte genel durum değerlendirilmesi yapıldı. Bu kapsamda 2.391 personel, 451 araçla çalışmalar yürütüldü.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;  İzmir Türkiye’nin üçüncü büyük şehri, Ege Bölgesi’nin de incisi olmasına rağmen maalesef yerel anlamda siyasi bir kısır döngü etrafında bırakılıp birtakım hizmetlerden yoksun bırakılmaktadır.

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Doğru.

YAŞAR KIRKPINAR (Devamla) – Buna zaman zaman İzmir’i ziyaret eden ana muhalefet lideri ve milletvekilleri de maalesef şahit olmaktadırlar.

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Aynen öyle.

YAŞAR KIRKPINAR (Devamla) – Altyapı, üst yapı, trafik, çarpık kentleşme, kötü koku ve Körfez başta olmak üzere İzmir’imizin kalıplaşmış ve çözülemeyen birçok sorunu mevcut. Deprem, sel, fırtına gibi afetler elbette doğal afetlerdir ancak tedbir almak hepimizin görevidir. Özellikle kentlerde belediyelerin bu tür doğal afetlerde oluşabilecek zararı en aza indirmek için çalışma yapması gerekmektedir.

İBRAHİM  AYDEMİR (Erzurum) – Bravo!

YAŞAR KIRKPINAR (Devamla) – Ancak İzmir’de bu ve buna benzer çalışmalar maalesef yapılmamaktadır. Türkiye'nin en yetersiz altyapısı maalesef İzmir’dedir.

İBRAHİM  AYDEMİR (Erzurum) – Maalesef.

YAŞAR KIRKPINAR (Devamla) – Hatta buna altyapı demek bile mümkün değildir. En küçük bir yağmurda bile kanalizasyon ve yağmur suyu aynı yetersiz şebekeden denize deşarj edilmeye çalışılıyor, sistem kaldıramayınca her tarafı kötü koku ve pislik atıkları kaplıyor. Yerel yönetimlerin asli görevlerini yapmak yerine Hükûmetimize karşı algı oluşturmaya çalışmaları da bizleri vatandaşlarımız adına derinden üzmektedir.

İBRAHİM  AYDEMİR (Erzurum) – İşleri güçleri onlar.

YAŞAR KIRKPINAR (Devamla) – Bulunduğumuz konumlar, polemik siyaseti değil, eser siyasi üretme makamı olmalıdır. Belediye Başkanlarının görevi mazeret üretmek, vatandaşlara tavsiyelerde bulunmak değil, şehirlerine an kalıcı hizmetleri getirmek için çalışmak olmalıdır.

İBRAHİM  AYDEMİR (Erzurum) – Beceriksiz onlar.

YAŞAR KIRKPINAR (Devamla) – Kimsenin İzmirli hemşehrilerimize eziyet çektirmesine göz yummayacağız. Yirmi beş yıldan beri İzmir’i yönetiyorsunuz, aslında fazla söze gerek yok, manzara ortada. Bizim İzmirliler olarak beklentimiz alışılagelmiş kolay siyaset oyunundan vazgeçip halkı yanlış bilgilendirmekten ziyade icraata geçip mağdur olan vatandaşlarımızın mağduriyetlerinin giderilmesi ve en önemlisi de şehrin kronikleşmiş sorunlarının çözülmesidir.

İBRAHİM  AYDEMİR (Erzurum) – İzmir’i mahvettiler.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, toparlayın.

YAŞAR KIRKPINAR (Devamla) – Vurdumduymaz ve beceriksiz yönetimler güzel İzmir’imizin kaderi olmamalıdır.

İBRAHİM  AYDEMİR (Erzurum) – İzmir’i köy hâline getirdiler.

YAŞAR KIRKPINAR (Devamla) - Bu duygu ve düşüncelerle felaketten yara alan kıymetli hemşehrilerimize tekrardan geçmiş olsun dileklerimizi iletiyor, ölenlere Allah'tan rahmet, yaralılarımıza da acil şifalar diliyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Özgür Bey, buyurun.

 

 

 

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Öncelikle, biraz önce yerinden söz alan sayın milletvekilimiz Sayın Genel Başkanımızın yaptığı konuşmayı eleştirecek… Eleştirebilir, cevabını veririz ama elindeki metinden okurken “Bugün yaptığı konuşma...” diye okuyunca o olmaz, o konuşma dün.

BAHAR AYVAZOĞLU (Trabzon) – Sorun bu mu?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Aynı, Sayın Cumhurbaşkanınıza İletişim Başkanı Fahrettin Altun’un beş yıl önce Başbakana yazılan metni “prompter”a yüklemesi gibidir. Komik duruma düşersiniz. (CHP sıralarından alkışlar)

BAHAR AYVAZOĞLU (Trabzon) – Cevabınız bu mu? Komik, çok komik!

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Yani bula bula bunu mu buldun? Doğruyu söylüyor. Sen söylediğine bak, söylediğine.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – İkincisi, İzmir hakkında söylenenler. Sayın Başkan, bir yılda yağan yağmurun yüzde 18’i bir gecede yağmış, dünya çapında meteorolojik bir olay, bir haber, bir afet; deprem olmuş, hortum olmuş, sel olmuş. İzmir’i eleştireceği noktada şunu söylüyor oradan birisi: Yağmur suyu ayrıştırması yapılmıyormuş… Beyefendi, İzmir'de 678 kilometre yağmur suyu ayrıştırma kanalı var. 137 kilometresi bu sene yapılmış.

YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) – Hayır, siz bilmiyorsunuz, yanlış biliyorsunuz. İzmir’de altyapı çökmüş durumda. Bunu Genel Başkanınız bile biliyor.

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – İzmir göl hâline gelmiş. 

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ama ben iki hafta önce cumartesi günü İstanbul İSSU’daydım, İstanbul İSKİ’deydim. İstanbul İSKİ’de…

YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) – Genel Başkanınız bile ziyaret ettiğinde gördü bunu.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Beyefendi, biz seni dinledik, laf atmadık.

BAŞKAN – Evet, laf atmayalım.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Laf atmadık, dinledik. Alırsın söz, cevap verirsin.

YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) – Yanlış biliyorsun.

BAŞKAN – Sayın Milletvekili, kendinizi ifade ettiniz.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bir yalana cevap verirken cevabı engelleme girişimi yanlış. Bu laf atma ritüeli başka bir şeydir, esprili bir şey, bu olmaz.

BAŞKAN – Laf atana kürsüde söz vereceğim bundan sonra.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Aynen.

BAŞKAN – Buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, bakın, İzmir'de 678 kilometre…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Özgür Bey.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – İstanbul’da yağmur suyu ayrıştırmaya İstanbul Büyükşehir Belediyesi İSKİ Haziran 2020’de başladı, İstanbul’daki bütün su basmalarından bunu sorumlu tutarsınız ve geçmiş yönetimi. Ama İzmir’de 678 kilometre yapmışız, yağmur suyunu ayrı götürüyoruz. Bir, Çeşme’deki… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – İstanbul’dan Belediye Başkanıydı o zaman.

SEMİHA EKİNCİ (Sivas) – Ya, Ankara’da da akarı kokarı…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, gerçekten…

Sayın Başkan, olabilir ama hani bu kısmı nezaketsizlik oluyor.

İzmir’de, Çeşme’de yaşananı söylüyorsunuz, insanda birazcık vicdan olur, bir bakın ya! Bir hortum gelmiş, böyle böyle parçalamış, her tarafa onlar saplanmış, Çeşme’deki altyapı yatırımdan bahsediyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özel.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Size söyleyeceğim şudur: Doğal afetleri bir belediyeye, bir yerel yönetime yüklemeden önce o belediyenin altyapı ve ulaştırma için sizin ülkenin risk primine rağmen siz yüzde 6’yla borçlanıyorken yüzde 3 borçlanma bulan belediyenin aldığı krediyi onaylamama tehdidi yapan genel yönetimin başındaki Genel Başkanınıza bakın önce. (CHP sıralarından alkışlar)

Teşekkür ediyorum.

MUSTAFA DEMİR (İstanbul) – Başkanım, şimdi, 60’a göre söz istiyorum.

YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) – Başkanım ben de kürsüden…

SEMİHA EKİNCİ (Sivas) – Ankara’daki kar yağışını neye bağlıyorsunuz; üç gün sokakların kapanmasını?

BAŞKAN – Bir dakika.

Şimdi, Sayın Milletvekili İzmir’in içinde bulunduğu sıkıntıları anlattı. Grup Başkan Vekili de tabii şartların oluşturduğu bir iklimin ağırlığını anlattı.

ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – Başkanım…

BAŞKAN – Niye söz istiyorsunuz onu bileyim de.

ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – Başkanım, hem Genel Başkanımıza hitaben nezaketsizlik hem de birkaç…

BAŞKAN – Grubu temsilen söz istiyorsunuz.

ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – Evet.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ne dedik Genel Başkanınıza hitaben nezaketsizlik?

ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – Ben şimdi söyleyeceğim efendim.

BAŞKAN – Buyurun.

 

 

 

ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – Şimdi, tabii önce bir sözün değerlendirilmesini yaparken kıyasladığı nokta, İstanbul’dan örnek veriyor. Tabii kendisi de İstanbul’u ne kadar bilir, bilmiyorum.
Ben, İstanbul’da beş yıl Büyükşehir Belediye Meclis üyeliği yaptım, Sultangazi ilçesininin Kurucu Belediye Meclis üyeliğini yaptım. Büyükşehir’e ne olduğunu İstanbul’da yaşayan bir İstanbul Milletvekili olarak… “Atık su, yağmur suyu kanalları Haziran 2020’de, ilk defa o zaman ayrıştırıldı, başladı.” diyor. Değil mi?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Haziran 2020’de yağmur suyu ayrıştırma projesine başladı İstanbul için.

ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – Başladı, daha öncesi yok yani.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Hayır. Daha önce olanı sen söyle, o zaman sen söyle.

ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – Evet, siz  niye söylemiyorsunuz?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Hayır, daha önce olanı sen söyle, Ayamama Deresi’ni de söyle.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan, İstanbul’u çok iyi biliyor.

ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – Ya, bakın işte. Yani şimdi, İzmir’in ne olduğunu bütün Türkiye gördü. O teknik bilgiyi de arkadaşlarımız versin.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Versin.

ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – Böyle uydurma bilgilerle öncesini söyleyin, sonrasını söyleyin… “Haziran 2020’de ayrıştırma başladı.” Nerede başladı Haziran 2020’de? Neresinde başladı? İstanbul’da yaşayan biziz, büyük şehirde görev yapan biziz. Verdiğiniz bilgileri bir defa doğru verin. İzmir’den örnek veriyor, İzmir’in ne hâlde olduğunu bütün Türkiye gördü.

İki: Mevcut söze başlarken arkadaşımız, elindeki notta “Bugün, yarın…” Önemli olan onun içeriğidir. Bugünmüş, yarınmış, dünmüş, bir konuya temas ediyor. Efendim “Dünü getirdi, bunu getirdi.” demeyi şık bulmuyorum.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Ayamama Deresi’nde kaç kişi öldü senede kardeşim?

ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – Değerli başkanım, diğer bir taraftan, şu anda gündemde dışı konuşmalar yapılıyor, İç Tüzük açısından da bir uyarı yapmak istiyorum. Burada notunuzu alırsınız, size sıra geldiği zaman değerlendirme içinde cevabınızı verirsiniz. Her bir seferinde İç Tüzük ihlali yapılacak şekilde her şeye cevap verilmez ki.

BAŞKAN – Peki, teşekkür ediyorum.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, özür dilerim.

BAŞKAN – Estağfurullah.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Söyleyeceğim söz şu: Birincisi, şahsa da sataşılsa gruba da sataşılsa talep etmek benim görevim.

BAŞKAN – Elbette.

         ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Takdir de riyaset makamınındır. Burada bir grup yöneticisi sıfatıyla söz alıp da bir partinin grup başkan vekilinin İç Tüzük ihlali yaptığını iddia etmek ve sizin takdirinizi tartışmak beyefendinin haddi değil.

         Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

         BAŞKAN – Sayın Bülbül, buyurun.

 

 

         SÜLEYMAN BÜLBÜL (Aydın) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

         Bugün Medeni Kanunumuzun kabul edilişinin 95’inci yıl dönümü. Kadın erkek eşitliğini ortaya koyan Medeni Kanun’un kabulü büyük bir cumhuriyet devrimidir. Ama ne yazık ki on dokuz yıllık AKP iktidarının uyguladığı cinsiyetçi, şiddet yanlısı, ayrımcı politikayla söylemler Medeni Kanun’un amaçlarına aykırı bir şekilde artarak devam ediyor. bir örnek mi? Aydın Büyükşehir Belediyesinin Meclis toplantısında kadın ve erkek eşitliğini vurgulamak amacıyla “kadın” temalı soyut heykel yarışması düzenlenmesi ve bu yarışmada dereceye girenlere ödül dağıtılması önerilmişti ancak öneri, AKP ve MHP’li Meclis üyelerinin oylarıyla reddedildi. Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu’nun çalışmalarında da görmekteyiz ki kadınların sorunlarına çözüm üretmek CHP’li belediyeler için her zaman önceliklidir. AKP’li Meclis üyelerinin “kadın-erkek eşitliğini vurgulayan yarışmayı öncelikli bulmadığı” ifadesi iktidarın zihniyetini göstermektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi, sisteme giren ilk 15 milletvekiline yerlerinden söz vereceğim.

Buyurun Sayın Çepni.

 

 

MURAT ÇEPNİ (İzmir) – KHK’yle kapatılan Özgür Gündem ana davasında İnsan Hakları Derneği Eş Genel Başkanı Eren Keskin ve gazeteciler İnan Kızılkaya, Kemal Sancılı ile Zana Bilir Kaya’ya örgüt üyeliği suçlamasıyla altı yıl üçer ay ceza verildi. Eren Keskin, 2014-2015 yılları arasında dayanışma amacıyla gazete Yerel Yayın Yönetmenliği yapmıştı. İnsan hakları savunucuları, gazeteciler hedef alınmaya devam ediliyor, işlenen suçlar gizli kalsın, kimse soru ve hesap sormasın isteniyor, o yıllarda suç görülmeyen açıklamalar bugün iktidarın ihtiyaçları gereği suç hâline getiriliyor, cezalar veriliyor. Hakikat mücadelesi tüm baskılara rağmen sürecek, Eren Keskin susmadı, susmayacak, özgür basın susmadı, susmayacak.

BAŞKAN – Sayın Kılavuz…

 

 

 

OLCAY KILAVUZ (Mersin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Öncelikle, şehitlerimizi rahmetle, minnetle, saygıyla anıyorum.

Vatanın bölünmez bütünlüğüne, milletin huzur ve güven iklimine saldıran, “halkların kardeşliği” masalları okuyup kandan beslenen, özgürlük türküsü tutturup zalimliği, zulmü ve firavunluğu reva gören, şiddeti eleştirip şahsiyetini Kandil’e ve İmralı’ya ipotek ettiren, doğadan dem vurup ormanları yakan, kadın haklarından bahsedip çocukları ve genç kızları teröristlerin tecavüzlerine teslim eden, kundaktaki bebeği, askerlerimizi, polisimizi, öğretmenlerimizi, doktorumuzu, mühendisimizi, sivil vatandaşlarımızı alçakça şehit eden, ekmeğini yediği, suyunu içtiği vatanımıza kurşun sıkan, dini imanı olmayan katil sürüsü PKK terör örgütüne muhabbet besleyen, teröriste “terörist” haine “hain” diyemeyenleri nefretle kınıyor, PKK’yı lanetliyorum. Bu hainler, Türk’ün adaleti karşısında elbet bir gün hesap verecektir. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Güneş…

 

 

 

İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) – Teşekkür ederim Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dün CHP Uşak Milletvekili Özkan Yalım dedi ki “Ben önümüzdeki günlerde Genel Başkanımız Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nu Uşak’a getireceğim, hadi sen de gücün yetiyorsa Genel Başkanınızı getir.” dedi. Bizim Sayın Genel Başkanımız, Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan, nereye, ne zaman gideceğini kendisi bilir. Bizleri de takdir etmiş oralardan milletvekili adayı göstermiş, halkımız da teveccüh etmiş bizi milletvekili yapmıştır. Dolayısıyla da biz halkımızla sürekli beraberiz, Uşak’ımızın sorunlarını, her şeyi biliyoruz, Sayın Cumhurbaşkanımıza aktarıyoruz. O da emir ve talimatlarıyla Uşak’taki tüm arıtma tesisi olsun, millet bahçesi olsun, diş hekimliği fakültesi hastanesi olsun pek çok hizmeti sunmaktadır. Bize verdiği güveni biz de bir daha tazelemiş olduk. 2019 yerel seçimlerinde 11 belediyeden 10’unu alarak AK PARTİ’ye olan güveni gösterdik.

Ben Sayın Özkan Yalım’a diyorum ki: Geçen günlerde 26 CHP milletvekili geldi, bir şey olmadı; Sayın Kemal Kılıçdaroğlu o da gelsin, onu da bekleriz, olmazsa Muharrem İnce gelsin, olmazsa Biden gelsin.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Girgin.

 

 

 

SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) – Teşekkürler Sayın Başkan.

TÜVTÜRK işçilerinin sendika hakkının tanınması, işten atılan işçilerin geri alınması ve toplu iş sözleşmesi haklarının tanınması için başlattıkları direnişler sürüyor. Muğla TÜVTÜRK araç muayene istasyonunda çalışan işçiler, sendikaya üye oldukları için işten atıldılar. İşçiler, dokuz yüz yirmi bir gündür istasyon önünde direniyorlar. Sendikaya üye olmak anayasal haktır. İşçilerin sendikal nedenlerle işten çıkarıldığı, haksız ve hukuksuz davranıldığı mahkeme kararlarıyla da ispatlandı. Bugüne kadar istinaf kararlarıyla birçok işçinin işe iade kararı olumlu çıkmasına rağmen, işçiler işlerine geri alınmıyorlar. Muğla dışında Şanlıurfa, Eskişehir, Kastamonu, Karabük, Bartın ve Zonguldak’ta yüzün üzerinde işçi sendikalı oldukları için işten çıkarıldı. Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına soruyorum: TÜVTÜRK işçilerine ne zaman ses vereceksiniz? İşverenin mahkeme kararlarına uyması için bir çalışmanız var mı?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Taşkın...

 

 

 

 

ALİ CUMHUR TAŞKIN (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

UNESCO’nun 2021 yılında vefatının 700’üncü yılı münasebetiyle “Yunus Emre Yılı” olarak ilan etmesinin ardından Cumhurbaşkanlığımız da 2021 yılını “Yunus Emre ve Türkçe Yılı” olarak ilan etti. Bu kapsamda “Dünya Dili Türkçe” adıyla yurt içinde ve dışında düzenlenecek etkinliklerin ilki dün Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın katılımlarıyla gerçekleşti.

Sayın Cumhurbaşkanımızın programda yaptığı konuşmadan çıkan mesajlardan bazılarını önemine binaen sizlerle paylaşmak istiyorum: Yunus Emre’nin bize bıraktığı en büyük miras yedi yüz yıllık tarihimizi bizim kılan Türkçemizdir. Dilini kaybeden bir millet hafızasını, benliğini ve hatta inancını kaybeder. Türk-İslam mührünü bu topraklara vuran asıl müessese dergâhlar olmuştur. Unutmayınız, vatanı önce dil, sonra ordu bekler. Bunun için Türkçemize çok sıkı sahip çıkmalıyız. 2021, “Yunus Emre ve Türkçe Yılı”nın hayırlara vesile olmasını diliyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Baltacı...

 

 

HASAN BALTACI (Kastamonu) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

1921 kışının en soğuk, Kurtuluş Savaşı’nın en sıcak zamanlarında kağnısına sadece mermi değil, umut yükleyen tereddüt etmeden attığı her adımda Millî Mücadele’nin kaderini değiştiren, kucağında daha 9 aylık bebeğiyle İnebolu’dan aldığı cephaneyi taşırken donarak şehit olan Şerife Bacı’yı, aramızdan ayrılışının 100’üncü yılında saygıyla anıyorum.

Kurtuluş mücadelesine güç veren Şerife Bacıların, Halime Çavuşların, Rahime Kaptanların torunları, cumhuriyet kenti Kastamonu’da İstiklal Yolu’nun en ön safında Mustafa Kemal Atatürk’ün izinde, bağımsızlığın peşinde, eşit bir dünya inşa etmek için demokrasi mücadelesini sürdürmeye devam ediyor, devam edecektir.

BAŞKAN – Sayın Barut...

 

 

AYHAN BARUT (Adana) – Partimizin 4 Adana Milletvekili adına konuşuyorum. Geçtiğimiz Pazar günü Adana’da oynanan Adanaspor-Adana Demirspor karşılaşmasında CHP Adana Milletvekilleri olarak keyfî bir uygulamaya maruz bırakıldık. İl Gençlik Spor Müdürü, Adana Valisi ve Gençlik ve Spor Bakanlığı Özel Kalem Müdürüyle gerçekleştirdiğimiz görüşmelere rağmen danışmanlarımız ve yardımcı personellerimizle birlikte maçın oynandığı 5 Ocak Fatih Terim Stadyumu’na girişimiz engellenmiştir. Türkiye Futbol Federasyonu kararları bahanesiyle bize engel çıkaranlar, iktidar partisi mensubu olduğu bilinen birçok kişinin elini kolunu sallayarak, maiyetleriyle stadyuma girişini sağlamıştır. Bizler, Ulu Önder’imiz Mustafa Kemal Atatürk’ün “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.” şiarıyla kurduğu Mecliste büyük bir onurla görev yapıyoruz. Gazi Meclisin üyeleri olarak Meclisi ve işlevini itibarsızlaştırma girişimlerine asla sessiz kalmadık, kalmayacağız.

Türkiye Futbol Federasyonunun bu kararını ve bunu uygulayanları seçilmiş milletvekilleri nezdinde Meclisin itibarına yönelik bu tavrı kınıyoruz. Bunu yapanlar için gereğinin yapılmasını talep ediyoruz.

BAŞKAN – Sayın Başevirgen...

 

 

BEKİR BAŞEVİRGEN (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

OSB’ler Türkiye’nin üretim alanları ve yatırım üsleridir. Soma Hatun Mevki’ine kurulması planlanan OSB 2001 yılında gündeme gelmiş, 2003 yılında kâğıt üzerinde kurulmuş ancak bugüne kadar bir kazma dahi vurulmamıştır. Yapılan görüşmeler sonucunda altyapı ihalesinin 25 şubatta yapılacağı açıklanmıştır. Somalı vatandaşlar yirmi yıldır bekliyor, iş imkânlarının kısıtlı olması ve tarımın da bitme noktasına gelmesinden sonra Somalı vatandaşlarımız madenlere mahkûm oldular.

Madencilik dünyanın en zor ve en riskli mesleği. Bu OSB, alternatif istihdam seçenekleri açısından son derece önemli. Soma’ya yeni istihdam alanlarının bir an önce kazandırılması için bütün bölge milletvekillerimizle birlikte yirmi yıldır çözülemeyen bu sorunun bir an önce çözüme kavuşmasını hep birlikte sağlayalım.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Çakır…

 

 

 

 

SAMİ ÇAKIR (Kocaeli) – Sayın Başkan, son günlerde karşılaştığımız terör eylemlerinin öldürdüğü her bir insanımızın sadece yakınları için bir acıdan bahsedemeyiz. Vicdanı hür tüm toplumun bu acıyı hissettiğini, yaşadığını bilmeliyiz. Bu, bir arada yaşamanın kalitesini ve bereketini sağlayan çok önemli bir husustur. Allah’tan tüm şehitlerimize, kardeşlerimize rahmet diliyorum. Gara’da mağarada alıkonulup kalleşçe öldürülen, şehit edilen masumların ailelerine sabrıcemil diliyorum. Ülkemin başı sağ olsun.

PKK’yı lanetlemek… Eylemlerini, şiddetini, vahşetini kınarken aynı zamanda kandan beslenen, yandaşlık yapan, silah tedarikçiliğini yapan, “Benim örgütüm, bana yakın örgüt.” anlayışını sergileyen her kimliğin, yapının, kurumun ve devletin bu duruşlarının da lanetlendiğini bilmeleri gerekmektedir. Alma mazlumun ahını, çıkar aheste aheste diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Antmen…

 

 

 

 

ALPAY ANTMEN (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Öncelikle, Gara’da şehit edilen 13 vatan evladına Allah’tan rahmet, kederli ailelerine başsağlığı diliyorum.

Bugün Medeni Kanun’un kabulünün 95’inci yılı. 17 Şubat 1926 tarihinde kabul edilen Medeni Kanun’la, kadınlarımızın erkeklerle eşit olduğu yasal mevzuatımıza girmiştir. Medeni Kanun, sosyal alanda eşitliği getirdiği gibi, laik, ilerici, çağdaş bir Türkiye'nin esası ve temelidir. Çağdaşlaşmanın, aydınlığın ve geleceğin teminatı Medeni Kanun’un kanunlaşmasının yıl dönümünü kutlar, bu bağlamda Ulu Önder, ebedi Başkomutan Mustafa Kemal Atatürk’ü saygı, minnet ve rahmetle anarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Ayvazoğlu…

 

 

 

 

BAHAR AYVAZOĞLU (Trabzon) – Yüreğimiz yanıyor. 13 vatandaşımızın anısı önünde saygıyla eğilip hain terör örgütü PKK’yı lanetlerken örgütün taşeronlarına, sözcülerine iki çift laf etmek isterim. Yardım dağıtan görevlileri öldürmek, hastalara sağlık hizmeti götüren ambulansları kurşunlamak, eğitim veren öğretmenleri, orman yol işçilerini katletmek nedir? Elinizde rehin insanların ellerini bağlayıp kafalarına sıkmanın adı nedir? İşte, siz demokrasimizin bir kusuru gibi oturduğunuz bu Meclis sıralarından bunların adını koyamadığınız sürece bizim için yok hükmünde ve terörün bir parçası sayılacaksınız. Şiddetle, terör örgütleriyle aralarına mesafe koyamayanlar, terör örgütüyle seçim ittifakı yapanlar, meydanlarda kol kola gezenler bizim için katil sizsiniz, hepiniz katilsiniz. Şahit olun; sivil katliamlarıyla, kanla, ölümle verilmek istenen bütün mesajları bu devlet en kuvvetli şekliyle sahiplerine iade edecektir. Ağız dolusu konuşamadığınız şeyleri Meclis kürsüsünden bir Trabzon evladı olarak ben söylüyorum: Kahrolsun PKK ve siyasi uzantıları. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Demir…

 

 

MUSTAFA DEMİR (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Ülkemizin gelişmesi, ilerlemesi için durmadan çalışırken güvenlik güçlerimiz Suriye ve Kuzey Irak’ta başarılı operasyonlar sürdürüyorlar. Son olarak kaçırılan 13 vatan evladı ellerinde silah yokken şehit edildi. Acıları yüreğimizi dağlıyor, tüm kalbimizle şehitlerimizin acılarını paylaşıyoruz. Terör örgütü PKK’nın kökü kazındıkça alçak, vahşi katliamlarına devam ediyor.

Sayın Kılıçdaroğlu’nun konuyla ilgili Hükûmetimizi ve Sayın Cumhurbaşkanımızı hedef alan açıklamalarını şiddetle kınıyorum. Yaptığı açıklamanın terörle mücadeleyi zaafa düşürecek, hedef saptıracak, terör örgütlerinin değirmenine su taşıyacak nitelikte olması kabul edilemez. Terörün en güçlü, en şiddetli şekilde lanetlenmesi gereken bugünlerde gösterilen bu tavır milletimizin sinesinde derin bir yara açmıştır.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Yalım…

 

 

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, sayın mevkidaşım, Sayın İsmail Güneş’in biraz önceki yaptığı açıklamaya dayanarak bir kere bir milletvekili başka bir partinin genel başkanına “Sen Ankara’dan siyasetini yap, Uşak’a karışma.” deme haddini kesinlikle kendisinde bulamaz. Bunun için ben Sayın Güneş’e şunu söylüyorum özellikle: Milletvekili olarak ilk önce ilindeki esnafınla, vatandaşınla ilgilen. Eğer sen vatandaşınla ilgilenmiyorsan, onun ekonomik sorunuyla, onun kapalı olan esnafıyla, restoranıyla, kafesiyle, buna benzer tüm iş yerleriyle ilgilenmeyip de bir genel başkana sataşıyorsan sana diyecek çok fazla bir kelime yok.

İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) – İlgileniyoruz, ilgileniyoruz. İlk önce genel başkan bize sataşıyor.

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Ancak ben Sayın Genel Başkanıma o kadar güveniyorum ki Sayın Genel Başkanım Mart ayında uşakta olacaktır ve de esnafı ziyaret edecektir, sorunlarını dinleyecektir. Eğer sen de getirebiliyorsan genel başkanını Uşak’a getir, esnafın önüne çıkar, görelim o zaman, bakalım esnaf ne diyecek?

Teşekkür ederim.

İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) – Genel başkan bana sataşıyor. Lütfen söyleyin, genel başkanınız bana sataşmasın.

BAŞKAN – Sayın Tanal…

 

 

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Kadın erkek eşitliğinin sağlanması, kadın haklarının güçlendirilmesi amacıyla doksan beş yıl önce bugün Mecliste Türk Medeni Kanunu kabul edildi. Söz konusu yasal düzenlemeyle ailede kadın erkek eşitliğinin temeli atıldı. Evlilikte resmî nikah zorunluluğu getirildi. Kadınlara istediği mesleğe girebilme hakkı tanındı. Tek eşle evlilik ilkesi getirildi. Mahkemelerde tanıklık yapma, miras ve boşanma konularında kadın erkek eşit hâle getirildi. Gazi Mustafa Kemal Atatürk “Dünyada her şey kadının eseridir.” der. “Mümkün müdür ki bir toplumun yarısı topraklara zincirlerle bağlı kaldıkça diğer kısmı göklere yükselebilsin?” diyen Atatürk, Türk kadınının çağdaş toplumda hak ettiği konuma yükselmesi için gerekli adımların atılmasını sağlamıştır. Büyük önder Atatürk’ü şükranla ve rahmetle anıyor, tüm kadınların önünde saygıyla eğiliyorum, saygılarımı sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Cora…

 

 

 

SALİH CORA (Trabzon) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; bugün Trabzon’umuzun güzel ilçeleri Tonya ve Akçaabat’ın düşman işgalinden kurtuluşunun 103’üncü yıl dönümü. Hemşehrilerimizin vatan topraklarının kurtarılması sürecinde gösterdiği irade, kahramanlık ve cesaret sonucu kazanılan zafer tarihte müstesna bir yer edinmiştir. Öncelikle Rus kuvvetlerinin bölgemizden çıkarılması sürecinde canları pahasına mücadele eden ve bu güzel vatanda bizlere hür ve özgürce bir yaşam imkânı sağlayan, gerek savaşarak şehit ve gazi olmuş gerekse savaşamayacak durumda olup da Rus egemenliğini kabul etmektense yerini, yurdunu terk ederek muhacir çıkmış ve bugün itibarıyla ebediyete göç etmiş tüm ecdadımızı rahmet, minnet ve şükranla yad ederek bütün halkımızın bu güzel, anlamlı ve önemli kurtuluş gününü kutluyorum.

BAŞKAN – Şimdi Sayın Grup Başkan Vekillerinin söz taleplerini karşılayacağım.

 

Sayın Türkkan…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizin yetiştirmiş olduğu değerli bilim insanı Sayın Doğan Cüceloğlu’nun vefat haberini dün üzüntüyle öğrendik. Merhuma Allah’tan rahmet diliyorum, ailesine ve sevenlerine başsağlığı diliyorum. Sayın Cüceloğlu’nun ifadelerinden birçok şey aklımızda ama dünden beri bir sözü var ki gerçekten hepimizi çok ciddi şekilde etkiledi. Şahsen beni öyle. O sözü hiç unutmayacağım: “Annen yok, kimsen yok.” Gerçekten çok önemli. Allah rahmet eylesin tekrar.

Bundan doksan beş yıl önce, 17 Şubat 1926’da temelinde kadın-erkek eşitliğini esas alan Türk Medeni Kanunu kabul edilmiştir. Medeni Kanunu’nun kabul edilmesi, yeni kurulmuş genç bir cumhuriyeti muasır medeniyetler seviyesine çıkaracak demokrasi ve çağdaşlaşma projelerinin en önemli adımlarından birisi olarak tarihe geçmiştir. Yasa, özellikle kadınlara tanıdığı haklar açısından çok değerlidir. Türk kadınının eşit ve özgür bir birey olarak toplumda ve kamuda yer almasının önü açılmıştır bu yasayla. İYİ PARTİ olarak kadınlara fırsat eşitliğini sağlayacak politikalar üretilmesini destekliyoruz. Bu gayeyle, Genel Başkanımız Sayın Meral Akşener Hanımefendi öncülüğünde gayretle çalışmaya devam ediyoruz. Bu vesileyle, cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ve Medeni Kanunu’muzun mimarı, dönemin Adalet Bakanı Mahmut Esat Bozkurt’u bir kez daha saygı ve rahmetle anıyorum.

Kosova’nın Sırbistan’dan bağımsızlığını ilan ettiği Kosova Bağımsızlık Bildirgesi on üç yıl önce bugün okunmuştur. Kosova Meclisinde okunan bağımsızlık bildirgesiyle Kosova’nın bağımsızlığı ilan edilmiştir. Kardeş ve dost ülke olan, soydaşlarımızın da yaşadığı Kosova’nın bağımsızlığını kutluyorum ve buradan hepsini saygıyla selamlıyorum.

 (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) - Çin’in Ankara Büyükelçiliği önünde 3 Şubat 2021’den bu yana aile nöbeti tutan Doğu Türkistanlı soydaşlarımız Pekin yönetimine seslerini duyurmak için mücadeleye devam ediyor. Çin Büyükelçiliğine gitmek üzere kaldıkları evden çıkmak isteyen Doğu Türkistanlılara polis engel oldu ve Ankara’dan ayrılmalarını istedi. En çok üzüldüğümüz anlardan biriyse, yaşanan arbedede bir polis memurumuzun Uygur Türklerine dönerek “Kabak tadı verdiniz.” demesi oldu. Bunu size söyleten eğer Doğu Perinçek’se gerçekten çok vahim bir durum, eğer siz söylüyorsanız daha da vahim bir durum bu. Sayın Süleyman Soylu, ailelerine ulaşmak gibi masum bir talepte bulunan soydaşlarımıza yapılan bu tutumu müsamahayla karşılamaya devam edecek misiniz? Bu kardeşlerimiz Türk’tür, bu kardeşlerimiz Müslüman’dır; kimseye zorluk çıkarmak gibi bir niyetleri yoktur. Soykırıma uğradılar, hâlen de uğruyorlar; namuslarına tecavüz ediliyor…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Çin erkekleri Uygur Türkü kadınların evine yerleştirilerek kendilerine tecavüz ettiriliyor. Bunları görmezlikten gelmek, insan olmamayı gerektirir. Buna susup sessiz kalmalarını mı bekliyorsunuz? Uygur Türkleri tarihte de susmadı, bugün de susmayacak; tarihte yok olmadılar, bugün de yok olmayacaklar. İYİ PARTİ olarak, yapılan eylemlere desteğimiz devam edecektir; Doğu Türkistan’ı ve Uygur Türkü soydaşlarımızı hiçbir zaman yalnız bırakmayacağız.

Sayın Başkan, teşekkür ediyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Muhammed Levent Bülbül…

Buyurun Sayın Bülbül.

 

 

 

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün, Türk Medeni Kanunu’nun 17 Şubat 1926 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabul edilişinin yıl dönümüdür. Medeni Kanun, bireysel hak ve özgürlükler alanında ve aynı zamanda sosyal alanda önemli değişikliklere vesile olmuştur. Kişilerin doğumundan ölümüne kadar, şahıs ve mal varlığıyla ilgili bütün ilişkilerini ve ayrıca, kişilerin ölümüne bağlı olarak ortaya çıkan birtakım hukuki ilişkileri düzenleyen Medeni Kanun’umuzla birlikte kadın-erkek eşitliği gibi, resmî nikâh gibi çok önemli değişiklikler söz konusu olmuştur. Cumhuriyetimizin ilk yıllarında böyle modern ve aynı zamanda Anayasa’mızın gereği olan, kadın-erkek eşitliği, bireysel hak ve özgürlükler alanında önemli düzenlemeler getiren Türk Medeni Kanunu’muzun, kabul edilişinin, 95’inci yılının kutlu olmasını diliyorum. Bu vesileyle, cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve bu dönemde bu kanunun iktibas edilişine, düzenlenişine vesile olan Mahmut Esat Bozkurt başta olmak üzere, bütün rahmete karışan o dönemki değerli devlet büyüklerimizi rahmetle yâd ediyorum.

Sayın Başkan, Ankara’da, 17 Şubat 1993 tarihinde, Diyarbakır’a gitmek üzere hareket eden uçağın Yenimahalle PTT İşletme bahçesine düşmesi sonucu Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Eşref Bitlis, Binbaşı Yaşar Erian, Yüzbaşı Tuğrul Sezginler ve Astsubay Fahir Işık’ın şehadetlerinin üzerinden yirmi sekiz yıl geçmiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Başarılı ve vatansever bir asker olan Eşref Bitlis, Kıbrıs Barış Harekâtı sırasında da üstün başarılar göstermiş, Kıbrıs Türk Alay Komutanı iken başarıları sayesinde Kıbrıs Yunan Alayı imha edilmiştir.

1990 yılında Orgeneral olan Eşref Bitlis, Irak’ın kuzeyindeki terör tehlikesine sürekli dikkat çekmiş ve kurulmak istenen sözde terör devletiyle alakalı dönemin Hükûmetini ciddi bir şekilde uyarmış, bölgede bulunan ABD etkisindeki, ABD tarafından teşekkül ettirilmiş olan Çekiç Güç kuvvetlerinin Türkiye’den ve bu bölgeden acilen ayrılması gerektiğini ifade etmiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Bu faaliyet ve uyarıları nedeniyle olduğunu düşündüğümüz şüpheli bir uçak kazasıyla Jandarma Genel Komutanı Eşref Bitlis 17 Şubat 1993 senesinde şehit olmuştur. Bu vesileyle şehadetlerinin 28’inci yılında Eşref Bitlis’i ve yanında şehit olan askerlerimizi rahmetle yâd ediyor, ruhlarının şad olmasını, mekânlarının cennet olmasını niyaz ediyoruz.

Yine, 17 Şubat 2016 tarihinde Ankara Devlet Mahallesi Merasim Sokak’ta bir patlama meydana gelmiş ve 29 vatandaşımız yaşamını yitirmiş, 75 vatandaşımız da yaralanmıştır. Bombalı saldırıyı Suriye’den Türkiye’ye giriş yapan Van nüfusuna kayıtlı “Zinar-Raperin” kod isimli PKK/PYD’li terörist Abdulbaki Sömer’in gerçekleştirdiği belirlenmiş ve saldırının eli kanlı terör örgütü PKK/PYD-YPG tarafından yapıldığı açığa çıkmıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bülbül.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Toparlıyorum efendim.

Kalleş ve kahpece sivil vatandaşlarımızı hedef alan PKK terör örgütü geçmişten bugüne kadar binlerce vatandaşımızı bu şekilde şehit etmiş ve saldırılarına durmadan devam etmiştir. En son Gara operasyonu sırasında kahpe yüzlerini bir sefer daha gözler önüne seren alçak terör örgütü Türk Silahlı Kuvvetlerinin başarılı operasyonları sayesinde büyük darbeler almıştır. Bu vesileyle bu saldırılarda geçmişten bugüne hayatını kaybetmiş olan, katledilmiş olan değerli vatandaşlarımızı rahmetle yâd ediyor, bütün şehitlerimize şükranlarımızı sunuyorum.

Son olarak, Türk Psikolog ve İletişim Psikolojisi Uzmanı, 40’tan fazla bilimsel makalesi yayınlanmış, çeşitli topluluklara bilimsel psikoloji çerçevesinde gelişim seminerleri sunmuş, çok sayıda kişisel gelişim kitabıyla Türk insanının düşünce, duygu ve davranışlarını incelemiş olan Doğan Cüceloğlu’nu kaybetmenin üzüntüsünü yaşıyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun toparlayın.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Bitiriyorum.

Sayın Doğan Cüceloğlu’na Allah’tan rahmet dilerken yakınlarına, ailesine başsağlığı diliyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Bedri Serter…

 

 

 

 

BEDRİ SERTER (İzmir) – Sayın Başkanım, çok teşekkür ediyorum.

Ülkemizde neredeyse bir seneye yakın zamandır yaşanan pandemi döneminde özellikle yerel yönetimlerimizin gösterdiği gayreti hepimizin takdir etmesi gerektiğini her fırsatta yineliyorum. Halkın dayanışmasıyla dağıtılan yardımlar, açılan halk bakkalları, yerel yönetimlerin ellerinden geldiği kadar esnaflara verdiği destekler, sağlık hizmetlerine sağlanan katkılar pandemi süresince altı çizilmesi gereken başarılardır. Ama İzmir, pandemi süreciyle beraber ekim sonundan bu yana yaşadıklarıyla neredeyse hiç nefes alamaz hâle geldi. Önce 30 Ekimde yaşadığımız ve 116 canımızı kaybettiğimiz deprem, peşi sıra devam eden depremler, sel felaketi, tsunami, hortum, en son dün yaşanan fırtına; İzmir artık nefes alamıyor hâlde. Bunca zorluklarla karşı karşıya kalan İzmir’in sesi yeterince duyulmuyor. Üç buçuk aydır iktidarın “Hemen yapımına başlayacağız.” dediği konutlar için -deprem konutlarından bahsediyorum- bir adım atılmamışken…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BEDRİ SERTER (İzmir) – Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, Sayın Grup Başkan Vekillerinin bulunduğu süreçte buraya kadar gelip söz isteyenlere söz vermek mecburiyetinde kalıyorum. Grup Başkan Vekillerine söz verirken milletvekillerimizin buraya gelip söz talebinde bulunmamalarını rica ediyorum.

Sayın Arkaz…

 

 

 

HAYATİ ARKAZ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Geçtiğimiz hafta Kuzey Irak’ın Gara bölgesinde yapılan Pençe Kartal-2 Operasyonu’nda şehit olan kahramanlarımıza ve terör örgütü PKK tarafından katledilen vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet diliyorum, ruhları şad olsun.

Bölücü terör bundan beş yıl önce, 17 Şubat 2016’da Ankara’da kendisini göstermiş; yapılan bombalı saldırıda kaybettiğimiz 29 şehidimizi rahmet ve minnetle anıyorum. Masumlara kurşun sıkan hainleri kim aklamaya ve arkalamaya yelteniyorsa bilinsin ki cinayetlere ortak olmuş demektir. Terörü ve terör sevicileri bir kez daha lanetliyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Oluç, buyurun.

 

 

 

 

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın vekiller, Türkiye İstatistik Kurumundan bir açıklama yapıldı geçen gün ve Türkiye İstatistik Kurumunun Başkanlığına Ahmet Kürşad Dosdoğru’nun getirildiği söylendi. Biliyorsunuz burada defalarca, Türkiye İstatistik Kurumunun yayınladığı verilerin güvenilmez veriler olduğunu hepimiz konuştuk, çeşitli defalar dile getirdik. Şimdi yeni bir Başkan atandı Türkiye İstatistik Kurumuna. Şimdi, şöyle bir tuhaflık var, yani her yeni bakana yeni bir başkan mı atanacak? Bir evvelki Başkan da Albayrak döneminde Türkiye İstatistik Kurumunun başına geçmişti. Bu, aslında yıpratılmaması gereken ve Türkiye’nin ekonomisi açısından ve sosyal araştırmalar açısından da son derece önemli olan bir kurumun feci ölçüde yıpratıldığını gösteren bir adımdır çünkü liyakat yerine sadakati esas alan bir sistemle karşı karşıyayız. Kurumların yönetimi ehline değil, ahbap-çavuş ilişkilerine göre veriliyor ve yani ulufe gibi dağıtılıyor âdeta ve bu şekilde örneğin Türkiye İstatistik Kurumu son derece güvensiz veriler sağlayan, hem toplumda hem uluslararası alanda sunduğu veriler güvenilmeyen bir kurum hâline gelmiş oluyor. Bu tutumun yanlış olduğunu düşünüyoruz ve her bakan kendine yakın bir başkan atayarak bu meseleyi sürdürme tavrından uzaklaşmalıdır.

Şimdi, yeni Başkan Dosdoğru da yani öyle bir açıklama yaptı ki insan iki cümle etmeden duramıyor. Çok yeni bir buluş gibi anlattı ve dedi ki: “Yeni bir uygulama olacak, adı da ‘Benim Enflasyonum’ olacak.” Neden?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Ya, çünkü insanlar inanmıyor bu verilere, eleştiri alıyoruz; şimdi öyle bir sistem kuracağız ki o sisteme, o uygulamaya göre herkes kendi enflasyonunu hesaplayabilecek. Yani herkesin kendi enflasyonu olabilir gibi düşünen bir İstatistik Kurumu Başkanı hakikaten yeni bir durumla karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor. Yani Türkiye’deki ekonomi politikalarını tek tek vatandaşlar mı belirliyor? Türkiye’deki hayat pahalılığını, Türkiye’deki zamları tek tek vatandaşlar mı yapıyorlar da kendi enflasyonlarını hesaplayacaklar “Benim Enflasyonum” adı altında? Yani diyor ki yeni Başkan: “Belki iyi niyetli yaklaşanlar var ve konuya yakın olanlar var, onlar söylediğimizde ikna olacak kişiler.” Kimler olduğu belli, iktidarın yandaşları. “Bazılar ise söylediklerimize hiç ikna olmuyor.” diyor, işte o da halk yani çünkü çarşıya, pazara gittiği zaman insanlar nasıl bir hayat pahalılığıyla karşı karşıya olduklarını yaşadıkları için tabii ki sizin şişirilmiş, hormonlu verilerinize inanmıyorlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Oluç.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) –Umarız, bu İstatistik Kurumu Başkanı da diğeri gibi halkı yanıltıcı bilgiler vermek durumunda kalmaz ve bu Kurumun güvenilirliğini yeniden sağlayabilir.

İkincisi, Cumhurbaşkanı kararıyla 3 yeni şirket kuruldu, Türkiye'nin doğal gazını çıkarmak için süper yetkili şirketler kuruldu ve bu şirketler 11 yasa ile birçok mevzuat hükmünün hiç uygulanmayacağı ya da kısmi uygulanacağı şirketler olarak tarif edildi. Yani Kamu İhale Yasası’nın da aralarında bulunduğu birçok yasa bu şirketler için uygulanmayacak yani süper yetkili şirketler ama denetim olmayacak. Ama kurulan şirketlerin ortaklık yapısı, yeni şirket kurabilmesi ya da ortak olabilmesi konusunda yetkili kim? Cumhurbaşkanı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Oluç.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Böyle bir durumla karşı karşıyayız. Yani bu şirketler Harcırah Yasası, Taşıt Yasası, Devlet İhale Yasası, Kamu İhale Yasası, Kamu İhale Sözleşmeleri Yasası, Türk Ticaret Yasası’nın bazı hükümleri ile bazı kanun hükmünde kararnamelerin uygulanmayacağı şirketler olarak tarif edildi. Büyük bir hareket serbestisi sağlandı, denetim dışına çıkarıldı bu şirketler ve bu şirketlerin kararlarını da verecek olan kişi Cumhurbaşkanı oldu. İşte, Türkiye'deki ekonominin neden bu hâle geldiğini, neden yanlış kararlarla bu kadar büyük sıkıntılar yaşandığını soranlara bir örnek daha diyelim.

Son olarak, aşı konusunda bir şey söylemek istiyorum. Şimdi, maalesef, yani tabii ki aşılamanın hızla gelişmesi ve sonuçlanması gerekiyor fakat şu anda aşı yapılanların sayısı 5 milyonu aşmış vaziyette 1’inci doz, 2’nci doz da çok daha düşük bir sayıda.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Toparlıyorum efendim.

BAŞKAN – Buyurun, toparlayın.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Yani Tabipler Birliğinin son yaptığı açıklamaya göre, eğer aşılama bu hızla gidecek olursa -Türkiye’de aşılanması gereken 60 milyon civarında yurttaşımız var- bu durumda iki yıla kadar uzayan bir süre olabileceğine dair hesaplamalar yapılmış vaziyette. Evet, aşının olması önemli, aşının yapılması önemli fakat bu hızla olması gerçekten uygun değil. Bu konuda iktidarın gereken duyarlılığı göstermesi ve toplumun, bu ülkenin her kesimine, her bölgesine aşıyı hızla götürmesi ve daha hızlı bir şekilde insanların aşılanmasını sağlaması gerekiyor. Bu konudaki eleştirimizi de bir kez daha dile getirmiş olalım.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Özgür Bey, buyurun.

 

 

 

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Dün, canımızın çok yandığı bir konuyu hepimiz konuştuk. Beş yıl önce bugün tam burada otururken -birkaç saat sonraydı, akşamüstüydü, mesai bitimiydi- hepimiz bir gürültüyle irkildik ve Merasim Sokak’ta, yanı başımızda, PKK/TAK terör örgütünün üstlendiği bir saldırıyla, Türk Silahlı Kuvvetlerinin servis aracına bombalı bir saldırı düzenlendi. 7 Haziran-1 Kasım arasında yaşanan korkunç sürecin bir devamı olarak, 2015 ve 2016’nın gerçekten aydınlatılması gereken korkunç bir sürecin devamında yaşadık o saldırıyı. O saldırıda yitirdiklerimizi bir kez daha rahmetle, minnetle anıyoruz. Hem son katliamı gerçekleştirenleri hem Merasim Sokak katliamını gerçekleştirenleri bir kez daha kınıyoruz, lanetliyoruz, bu saldırıları birer insanlık suçu olarak görüyoruz.

1993’te, yine karanlık bir süreçte, Eşref Bitlis 17 Şubat günü geçirdiği şüpheli bir uçak kazası sonucunda hayatını kaybetmişti, kendisini bir kez daha rahmetle anıyoruz; üzerine gidilmesi, aydınlatılması gereken dönemlerden bir tanesidir.

Türk Medeni Kanunu’nun kabulünün 95’inci yılı, özellikle hukuk sistemimiz açısından da kadınların kazanımları açısından da son derece önemlidir. Bugünü bir kez daha anmak; Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e, Kurucu Meclise, Birinci Meclisimize ve bu Mecliste görev yapan, bu ülkeye hizmet etmiş olan herkese minnet duygularımızı bir kez daha ifade etmek istiyoruz.

Yarın, bir talebimiz olacak ama bu talebi şimdiden gruplarla paylaşmak uygundur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Talebimiz şudur: Yarın bir genel görüşme açılmalıdır. Genel görüşmede Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın da bulunmasını önemsiyoruz. Çünkü Türkiye’de salgınla ilgili sorulması gereken çok soru, verilmesi gereken çok yanıt, alınması gereken çok tedbir vardır. Bir yıldır Amerika’da ve Almanya’da sokak sokak vakalar takip edilebilmişken; yedi ay önce Sayın Bakana, yardımcısına söylemişken, buradan çağrı yapmışken vakaların 100 bin kişi başına il üzerinden haritasının dünden itibaren artık haftalık olarak güncelleneceğini söylediler. Önemli ve gecikmiş bir adım.

Tabloya bakınca görünen şu, önceden görülürse… Mesela, Rize’de, Giresun’da, Osmaniye’de, Tokat’ta, Adıyaman’da inanılmaz tedbir almak lazım çünkü çok vaka var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Vallahi, görseydik ben derdim ki: Sayın Recep Tayyip Erdoğan kesinlikle buralarda il kongrelerini iptal etmelidir. Aksine yapıldı ve vaka sayısının en yüksek olduğu yerde maşallah salgına rağmen çok kalabalığız. Özendirerek… Bir sonraki il daha kalabalık olur, Kemal Bey söylerse CHP kongresi de, bir sonraki il daha kalabalık… Aksine yapmamak gerekiyor. Mesela, Trabzon Barosu 300 avukat bir araya gelip oy vermesin, bulaş artmasın diye seçimini yapamıyor, Somalı madenciler 40 kişi yolda yürüyemiyorlar, pandemi diye dağıtılıyorlar ama vakanın en yüksek olduğu 5 ilde il kongresi yapılıyor. Bunların konuşulması lazım Sayın Başkan, hakikaten yanlıştır. “Maşallah, lebalep, lebalep.” olmuyor işte bunlar ve aşı belirsizdir. İyi bir şeffaflık örneği, dünden itibaren il il vaka ilan edilecek ama kötü bir şey, artık Türkiye’ye ne kadar aşı geldiği ilan edilmeyecekmiş.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Buyurun toparlayın.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Artık Türkiye’ye ne kadar aşı gelecek? Yanlış, muğlaklık tartışmayı artırır, ne kadar şeffafsanız o kadar dezenformasyonun önünü keserseniz. “Gelecek aşı sayısından bilgi vermeyeceğiz.” ne demek?  Sayın Bakana çağrımızdır, yarın ki genel görüşmede mutlaka bulunmalıdır ya da İç Tüzük’e uygun… Sayın Grup Başkan Vekili pazartesi günü gruplarla hızlı ve olumlu bir diplomasi geliştirdi ve dünü birlikte planladık, yarını da birlikte planlayabiliriz. Bu konu çok çok önemli bir konudur. Kimse kayıpları küçültmesin, her ölenin annesi, kardeşi çocuğu var ve 12 evladımızı kaybettik değil mi, yüreğimiz yanıyor, her gün 100 evlat, 100 baba, 100 anne, 100 nine kaybediliyor bu ülkede. Bu, çok çok önemli bir husus.

Affınıza sığınarak son konum da şu Başkanım, dün de konuşmadık: Ben geçen hafta bir iş yaptım -bütün milletvekillerimize tavsiye ediyorum, biz 5 arkadaş gittik- şu Boğaziçi tutuklularını bir göreyim dedim Sayın Başkanlarım, şu teröristleri bir göreyim, terörle iltisakları bir göreyim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Boğaziçi tutuklularını kazıdık, içinden acayip insanlar çıktı, acayip çocuklar çıktı, gidip de görseniz, on gün önce bu ülkeye yaşattığımızdan utanırsınız. Efendim, o “Kâbe resmini yere serdiler, tepindiler.” meselesi var ya Sayın Başkanım, iki arkadaş, Doğu ile Selahattin, Boğaziçi Fizik tek tercih girmişler, orada tanışmışlar, birinin dedesi de fizik profesörü. Yan yana hücrelerde yatıyorlar, birbirini görmeden satranç oynuyorlar, pırıl pırıl çocuklar. Birinin anası babası AK PARTİ’li, birisi AK PARTİ kadın kolları başkanlığı yapıyor, yapmış, yeni bırakmış; öbürünün babası MHP’li. “Kâbe’ye saygıyı en iyi biz biliriz, ben geçen seneye kadar beş vakit namaz kılardım.” diyor birisi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, toparlayın.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – “Biz, 400 eserlik sergi yapacaktık, ilk gelenler asıldı, gerisi yerde kaldı; birisi çekmiş. Biz, ertesi gün ‘İnsanlar sinirlendi, bu fotoğraf asılmalıdır.’ diyenleriz. Asılırken başındaki fotoğrafımız, bir gün önceki videoyla ilişkilendirildi, hedef gösterildi. Şikâyetçi olduk takip ediyorlar diye, şikâyetçi gittiğimiz yerden tutuklu çıktık.” diyorlar. Allah aşkına konuşun; aileleriyle konuşun, bu çocuklarla konuşun. Bir algı operasyonunun, bir trol aklının peşine devleti takmışız; acayip işler olmuş yani acayip. Hangisine gitseniz şaşırıp kalıyorsunuz, 10 tanesinden 9’unda terör örgütüyle ilgili hiçbir şey yok. Ne savcı iddia etmiş, ne hâkim kabul etmiş; hep gösteri yürüyüşüne muhalefet, bu arkadaşlara da 2911, bu arkadaşlara da halkı kin ve düşmanlığa sevk. “Biz, halka açık sergi yapmadık ki, onu çekip servis eden sivil halkı kin ve düşmanlığa sevk etti.” diyor. Mağduru oldukları cezayı çekiyorlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, toparlayın.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Aynı durum Beyza Buldağ’da vardı. Allah’tan, onun, itirazından önce bir televizyona çıkıp anlatma imkânı oldu. Boğaziçi Dayanışma hesabını Beyza açmış ama bir sene önce Boğaziçi’nden ayrılmış, o hesabı bir senedir hiç kullanmamış. İzmir’de “tonsilit”ten üç aydır ailesinin yanında uzaktan eğitim alıyor, hiçbir protestoya gitmemiş. Siviller Boğaziçi Dayanışma hesabını sıfırlarken, sıfırlamaya giden numaranın sonu 12 diye Beyza’nın arkadaşlarının telefonundan o hesabı Beyza’nın açtığını anlayıp tutuklamışlar; bu gerçeği söyleyince itirazla saldılar. Ama biz ne kadar kötü teröristleri içeri atıyorduk! Allah aşkına izin alın, hemen de veriyor Adalet Bakanlığı, bu 9 arkadaşı bir ziyaret edin. “Terörist bunlar.” derseniz haftaya ben de terörist bunlar diyeceğim ama insan bunlar, genç bunlar, masum bunlar; Allah aşkına bir bakın. (CHP sıralarından alkışlar)

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Zengin, buyurun efendim.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Sayın Başkanım, çok değerli milletvekili arkadaşlarım; hayırlı bir çalışma günü diliyorum ben de.

Birkaç şeyi ben de tekraren söyleme ihtiyacı duyuyorum. 1926 tarihli medeni kanunumuz bizim için önemli, 2002 yılına kadar içinde hayat bulduğumuz bir kanun; kişiler hukuku, aile hukuku, eşya ve miras hukukuna dair çok önemli hükümler barındırıyordu. 2002 yılından itibaren mantık aynı kalmakla beraber bu kanun tamamıyla yenilenmiş oldu. Bu manada Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesini anlatması açısından önemli bir kanun düzenlemesiydi, bugün bunu hatırlamakta fayda var diye düşünüyorum.

Ben de tabii ki rahmetle yâd edeceğim Profesör Doktor Doğan Cüceloğlu’nu. Kendisinin özellikle çocuklarla olan ilişkisinin çok önemli olduğunu düşünüyorum çünkü çocukluğumdan itibaren onun kitaplarını hep evimizde görürdüm, çokça kitabını da okudum. Bence Türkiye’de çocuklara saygının altını çizen, bunun önemini anlatan, iyi anne baba olmanın altını çizen çok önemli çalışmaları, kitapları var. Sevdiren yani çocukları sevdiren anne baba olmayı sevdiren bir yük değil, bunu hayatın bir parçası olarak anlatan çok önemli bir akademisyendi. Anlatım şekli de fevkalade anlaşılırdı. Ben kendisine bugün tekrar rahmet diliyorum, ailesine başsağlığı diliyorum.

Elbette ben de 2016’daki Merasim Sokak’ta hayatını kaybeden şehit edilen 29 askerimize Allah’tan rahmet diliyorum. Aynen PKK’nın daha evvel yapmış olduğu pek çok saldırıda olduğu gibi tamamen masum, sivil insanlara, evine dönmeye çalışan insanlara yapılan saldırılardan bir tanesi. Onları da bugün rahmetle yâd ediyorum.

Eşref Bitlis, hakeza o tarihten bugüne olayı tam da çözülememiş bir hadise olmakla beraber düşündüğümüzde arkasında çok derin soru işaretlerinin olduğu bir şehadet diyelim, kendisini tekrar rahmetle yâd ediyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Zengin.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Bir tane de olumlu bir şey söyleyeceğim, daha sonra ben de Boğaziçi’nden biraz bahsetmek istiyorum. Meclisimizde görüyorsunuz çok güzel bir sergi açıldı, Füreya Koral Sergisi. Füreya Koral çok önemli bir sanatçımız, çağdaş seramik sanatçısı aynı zamanda da geleneksel çini sanatının başka alanlarda, mimari de kullanılmasıyla alakalı fevkalade önemli çalışmaları var. Çalışmalarında beni en etkileyen şey Füreya Koral’ın biliyorsunuz, Meclisimiz için yaptığı 200’e yakın sehpa var burada. Biz hâlen kullanıyoruz, üzerinde çay içiyoruz. Yaptığı eserlerin bir süs objesi olarak görülmesinden ziyade, bir fincansa ondan bir yudum kahve içmeyi, çay içmeyi, bir sehpaysa üzerine bir tabak bırakmayı önemseyen, hayatın içerisine koymayı önemseyen bir sanatçı. Füreya Koral aynı zamanda çininin belki hayatın dışında kaldığını söyleyenlere şunu söylüyor…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Başkan.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Özgür Bey kadar müsamaha rica ediyorum.

“Bizim insanımız abdest alırken camide, abdest aldığı yerde çiniyi görmüştür, onun ruhunda, camide, duvarlarında abdest aldığı yerde çininin izleri vardır, renkleri vardır, onun tabiatında vardır bu sanat eseri.” diyor. O yüzden, kendisinin çiniye olan aşkını, seramiğe olan aşkını ve yeniden hayata katma gayretini çok anlamlı buluyorum. Bu manada, Sayın Meclis Başkanımızın yaptığı çalışma da çok önemli çünkü o eserleri aynı zamanda hayata katarak onlardan eşarplar, fularlar, objeler yaptılar, Meclisimizde bunlar da görülebilecek ve hatta bildiğim kadarıyla alınabilecek. Böyle bakıldığında çok önemli bir çalışma olarak görüyorum. Teşekkür ediyorum kendilerine.

Şimdi, Boğaziçi Üniversitesindeki öğrencilerimizden bahsettiniz. Ben bu hafta Özgür Bey’i ziyaret ettim hafta başında, hakikaten pek çok şey konuştuk, onlardan bir tanesi de şuydu: Ben hukuk fakültesi öğrencisi olarak ilk defa bir duruşmayı…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Bunu önemsiyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurun.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Uludağ Üniversitesinde yemek protestosu yapan yaklaşık 300 öğrencinin -içlerinde de benim en yakın arkadaşım vardı- davalarını izleyerek bir öğrenci olarak ilk tanık olduğum duruşma odur. Bu duruşma Bursa’da Ahmet Vefik Paşa Tiyatrosunda yapıldı ve o duruşmayı izlerken hayatımdaki en önemli tecrübelerden bir tanesini edindim. Bir tanesi, 300 genç, bir kısmı sadece yemeği protesto ettiğini sanıyor ama maalesef başka şeyler için yönlendirilmişler, manipüle edilmişler. Bir tarafta, evlatlarına sahip çıkmaya çalışan anneler ama bir tarafta da onları oraya manipüle eden ama onları orada terk eden bir grup. O zaman için varlığını gösteren, bugün de uzantıları olan terör örgütlerinin -ne diyelim- mensupları bir grup da. Onlarla aileler arasındaki çatışmayı o gün duruşma salonunda görmüştüm. (Gürültüler)

Neye itiraz ettiğinizi anlayamadım, bir hadise anlatıyorum yani, bir şeye itirazınız yok yani.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Tamamlayacağım Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Buyurun.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Şimdi, burada çok ince bir çizgi var, biz hukukçular -burada hep defaatle söylüyorum- hayatın itirazla şekillendiğine inanırız, itiraz önemlidir. Hukuk içerisinde kalarak -hani siz “protesto” kelimesini tercih ediyorsunuz, ben “itiraz”ı tercih ediyorum- “Bir itirazım var.” demek hayatın bizatihi içinde var olmak demektir, önemlidir. Öğrenciler, itiraz ederler, hukuk içinde kalarak kendi taleplerini dile getirirler fakat bunu yaparken kendileri farkında olmasa bile bir grup insan, bir grup terör örgütü onları manipüle edebilir, onları kullanabilir maalesef. Bu suistimale müsaade etmeden bunları yapmaları lazım. Bu çocukların da annesinin, babasının veya çocuğun bizatihi kendisinin hangi partiden olduğunun da hiçbir önemi yok bence, hiçbir önemi yok. Ben şuna inanıyorum: Çocuklar bizim çocuklarımız. Çocuklarımız hata da yapabilir. Eğer hata yapıyorlarsa anne, baba, siyasetçi olarak bizim onları sarıp sarmalayıp onları oradan kurtarmamız lazım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Son cümle…

BAŞKAN – Buyurun, toparlayın.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Ama bunu yaparken de o çocukları böylesine, bu ülke için, o güzel canım üniversiteyi böyle terörize ederek, o canım üniversite içerisinde başka bir şeyin gelmesine önayak olanları da hem o örgütsel yapıları hem de eğer onları yönlendiren siyasi bir kuvvet de varsa onlarla alakalı da hukuk içinde kalarak neyse yapmamız gereken bunu yapmamız gerekiyor. Hikâye, fevkalade önemlidir ama her bir hikâye hukukta bağımsızdır ve ben inanıyorum ki Türkiye’nin hukuk sistematiği     -bu çocuklarımıza- en hızlı şekilde kim haklı, kim haksız, kim yanlış yaptı, kim doğru yaptı, bu konuda karar verecektir.

Benim de kendi adıma anne babalarıyla temasım var, temasımı da devam ettireceğim. Bunları daha sonra paylaşırız.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Gündeme geçiyoruz…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkanım, müsaade ederseniz bir söz alabilir miyim?

BAŞKAN – Buyurun Sayın Türkkan.

 

 

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, hem Özgür Bey’i hem Özlem Hanım’ı dikkatle izledim, gerçekten ikisi de yaşadıklarıyla alakalı somut şeyler anlattılar. Bence ikisi de önemli yerde buluşuyorlar ama bir yerde itirazım var, o da şu: Bu çocukların arasına bunları provoke etmek üzere sızmış olan birtakım örgüt elemanlarının varlığı bu çocukları terörist etmez, bu önemli.

Bakın, ben başörtüsü eylemleri sırasında samimi taleplerini dile getirmek üzere cami önlerinde eylem yapan öğrencilerin arasına İBDA-C örgütünün bizzat sızdığına müşahede etmiş adamım. Aranızda hâlâ milletvekili olarak oturan arkadaşlardan bir kısmını da birkaç defa gidip güvenlik şubeden kendisi alan adamım. O çocuklar terörist değildi ama onların arasına karışan, bunu provoke etmek üzere var olan birtakım örgütler vardı.

Bir daha tekrarlıyorum: Örgütlerin aralarına karışması veya varlığı bu çocukları terörist etmez. Dolayısıyla, 18-19 yaşında bu çocukları “Sen bunların arasına niye karıştın?” diye suçlamak yerine, bu çocukları bu zulümden bir an önce kurtarabilecek girişimde bulunmak daha doğru olur diye düşünüyorum.

Teşekkür ederim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) –  Sayın Başkanım, bir dakika müsaade eder misiniz?

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Sayın Başkan, birer cümle söylememiz lazım.

BAŞKAN – Özgür Bey, buyurun.

 

 

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, öğrenci arkadaşlara diyorum ki: “Seni hangi örgütle iltisaklı olmakla suçluyorlar?” “Yok Başkanım, 2911.” Ben sanıyorum ki… Ya, Süleyman Soylu beni dahi kandırmış. Sanıyorum ki bu 10 kişiden birine diyecekler MLKP, öbürüne diyecekler DHKP/C… Sayın Başkanım, 10 kişiden 9’u 2911’e muhalefet, 2’si de “Halkı kin ve nefret…” O Boğaziçi’ndeki sanıyorsunuz ki… Onlar da resmi yapan değil, resmi yere koyan değil. “Bu resim yukarı asılsın. Bak, insanlar kızdı.” diyenler içeride. Adalet arıyorsak buna sessiz kalamayız. Öyle bir provokatör olsa derim ki… Birisi de şununla suçlanıyor, 2911 arkadaşlar; almışlar atmışlar. Olacak şey değil yani.

Çok teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Peki, teşekkürler.

ÖZLEM ZENGİN – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Hay hay, buyurun Özlem Hanım.

 

 

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Sayın Başkanım, şimdi, ben de hem “Evet.” hem “Hayır.” diyorum yani bu şu anlama gelmiyor: Bakın, bu yapılar kendilerine içeriden insan da devşiriyorlar yani sadece “Geldiler, onları terörize edip çekip gittiler.” değil. Burada hukuka düşen, burada çocukların bir dahli var mıdır, yok mudur buna karar vermek yani ben genellemeyi bu manada doğru bulmuyorum. Kaldı ki “Halkı kin ve düşmanlığa sevk etmek…” dediğiniz… Bakın, orada pek çok genç tutuklandı ama onların tamamına yakını serbest bırakıldı, çok az bir genç kaldı.

(CHP sıralarından “Hiç kalmaması lazım.” sesi)

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Öyle demeyelim arkadaşlar yani bunu ezbere söyleyeceğimiz bir şey değil. Eğer dediğiniz gibi herkese bu uygulanıyor olsaydı hepsi bundan tutuklanırdı. Yani sonuçta bu gençlerimizle alakalı da çok kısa bir süre içerisinde yargı kararını verecektir. Yani bu konuda ezbere gitmeli, gelmeli demek yerine bu konuda hukuka itimat etmeli. Uygulama da onu gösteriyor, hepsine aynı şey uygulanmamış zaten.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

İYİ PARTİ Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım, oylarınıza sunacağım.

Okutuyorum:

 

 

 

                                                                                                      17/2/2021

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu; 17/2/2021 Çarşamba günü (bugün) toplanamadığından, Grubumuzun aşağıdaki önerisinin, İç Tüzük’ün 19'uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                Durmuş Müsavat Dervişoğlu

                                                                                                                                          İzmir                                                                                                                                                       Grup Başkan Vekili

Öneri:

Eskişehir Milletvekili Arslan Kabukcuoğlu ve 19 milletvekili tarafından, Hükümetin uyguladığı tarım politikaları, üretim yerine ithalatın teşvik edilmesiyle çiftçilerimizin yaşadığı sorunların araştırılması amacıyla 5/11/2020 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırma önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerin 17/2/2021 Çarşamba günkü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin gerekçisini açıklamak üzere İYİ PARTİ Grubu adına Eskişehir Milletvekili Sayın Arslan Kabukcuoğlu, buyurun.

İYİ PARTİ GRUBU ADINA ARSLAN KABUKCUOĞLU (Eskişehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tarımın sorunları ve buğday ithalatı hakkında vermiş olduğumuz Meclis araştırması önergesi üzerine söz almış bulunuyorum, Genel Kurulu saygıyla selamlarım.

Şu kısa konuşmamda özellikle buğday tarımından bahsetmek istiyorum. Buğday milattan önce iki bin sekiz yüz yılından beri insanlar tarafından üretilen, tarımı yapılan bir bitki olup insan beslenmesinde son derece stratejiktir. Yaşadığımız şu pandemi yılları da buğdayın ne kadar önemli olduğunu ve beslenmenin ne kadar önemli olduğunun pratiğini insanlara bir kez daha gösterdi.

Yıllar içerisinde köyde yaşayan nüfus ve ekilen arazi miktarında belirgin değişiklikler olmuştur. 2000 yılında nüfusun yüzde 35’i köyde yaşarken 2020 yılında köyde yaşayan nüfus yüzde 7,2’ye düşmüştür. Benzer şekilde, tarımın millî gelirden aldığı pay yüzde 10 iken 2019 yılında yüzde 6,4’e düşmüştür. 2020 yılında 7 milyon 458 bin kişi istihdam edilirken bu rakam 2019 yılında 7 milyon 800 bin idi. Tarım bizim için yalnız bir gıda sağlama kaynağı değil, aynı zamanda bir istihdam alanıdır. Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre, 2006 yılında 17 milyon 440 bin hektar olan tahıl ve diğer bitkisel ürünler alanı yüzde 11 azalarak 2019’da 15 milyon 574 bin hektara düşmüştür. Yine, 2001 yılında 9 milyon 350 bin hektar araziden 19 milyon ton buğday elde edilirken 2019 yılında 6 milyon 850 bin hektardan 19 milyon ton buğday elde edilmiştir. Her ne kadar ekilen arazi düştüğü hâlde buğday verimliliğinde düşme olmadıysa bu, Türk çiftçisinin modern tarım imkânlarını uygulaması ve modern tarıma yatkınlığından ileri gelmektedir.

2020 yılında ise her zaman buğday piyasasında başat alıcı olan Toprak Mahsulleri Ofisi başat alıcı olmamış ve buğday stokçuların, depocuların ellerine geçmiştir. Her yılki kadar buğday üretildiği hâlde 2020 yılında buğday yetmez olmuştur. Temmuz 2020’de tonu 1.600 lira olarak açıklanan buğdayın günümüz fiyatı 2.200 liradır ve bu da büyük oranda ithalattan ileri gelmektedir, ithalata bağlıdır. Eğer ki bu aradaki fark çiftçiye verilseydi, çiftçinin cebine girmiş olsaydı şu anda Türk köylüsü daha refah içinde olacaktı ve 2021 için daha iştahlı bir buğday üreticisi olacaktı. Bu, Türkiye'nin tahıl veriminin düşmesine, Türk milletinin daha pahalı ekmek tüketmesine ve Türk insanının cebinden gıda için daha fazla para çıkmasına neden olmaktadır.

AK PARTİ hükûmetlerinin uyguladığı tarım politikaları çiftçiyi fakirleştirmekte, borçlandırmaktadır. 2002 ila 2019 arasında tarımsal hasıla 8,6 misli artmış iken Türk çiftçisinin borcu 51 misli artmıştır yani Türk çiftçisi hayatına borçlanarak devam etmektedir. Öyle ki bu yıla kadar çiftçinin malının, tarlasının, evinin, traktörünün icraya verildiği, icra takibine alındığı bir dönem olmamıştır.

Türkiye’de tarım çok kötü durumdadır, insanların gıda güvenliği risk altındadır. Türk köylüsü zengin toprakların fakir bekçisi durumundadır. Tarımla ilgili her şeyin elden geçirilmesi gerekir. Tarım Kanunu’na göre millî gelirin yüzde 1’inin çiftçiye verilmesi gerekirken verilmesi gerekenin ancak üçte 1’i çiftçiye verilmektedir. Genel Başkanımız Sayın Meral Akşener’in dediği gibi, Türkiye tarım verisini oluşturup bu verilerin araştırmacılara açılması lazım. İklim değişikliği ve kuraklığa karşı önlemleri almak için Türkiye iklim değişikliği modelinin kurulması lazım. Su kaynaklarının korunması ve yeni su kaynakları yaratabilmek için su kaynakları koruma alanları kurulmalıdır. Anadolu flora ve fauna envanterinin çıkarılması gerekir. Millî tohumlarımıza sahip çıkmalıyız ve bunları çağlar boyunca korumalıyız. Bu görevleri yerine getirecek olan Türkiye tarımsal ürünler düzenleme kuruluna ihtiyaç vardır.

Tüm bu gerekçelerle Türk çiftçisini refaha kavuşturacak, alın terinin karşılığını verecek, milletimizin gıda güvenliğini ve ülkemizin tarımda üretim istikrarını sağlayacak önlemlerin alınabilmesi için bir Meclis araştırması arz ve teklif ediyoruz.

Saygılarımla. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Dursun Bey, mazeret belirttiniz.

Buyurun.

 

 

 

DURSUN ATAŞ (Kayseri) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Elma ve patates yetiştiricilerinde ülkemizin lokomotifi Kayseri üreticisi zor durumdadır. Ekonomik krizde vatandaşın alım gücünün düşmesinden ve pandemi sürecinin uzamasından dolayı Kayseri’deki elma ve patates üreticilerimizin tonlarca ürünü ellerinde kalmıştır. Yahyalı’daki elma üreticileri ve diğer ilçelerimizdeki patates üreticileri ellerinde kalan ürünlerini soğuk hava depolarında muhafaza etmek zorunda kalmıştır. Zaten zarar eden üreticilerimizin giderlerine bir de depolama maliyeti eklenmiştir. Şehir ve ülke ekonomisine katkı sunmak için ekonomik krizde bile zarar etme pahasına üretim yapmaya çalışan üreticilerimizin mağduriyetleri giderilmelidir. Her seçimde rekor oy verdikleri iktidarı hiçbir zaman yanlarında göremeyen çiftçilerimiz bir kez olsun Hükûmeti yanlarında görmek istemektedir diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu Adına Batman Milletvekilli Sayın Necdet İpekyüz.

Buyurun Sayın İpekyüz. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA NECDET İPEKYÜZ (Batman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tarım, çiftçilik, Türkiye... İlk buğday nerede üretilmiş derseniz, nerede işlenmiş derseniz? Mezopotamya. Mezrabotan, Çayönü, Ergani, Diyarbakır, Harran ovası, Botan ovası; ilk yerleşim yerleri. Bir tarafta Hasankeyf’te mağaralar varken bir taraftan Mezopotamya’da ilk yerleşim yeri, ilk buğdayın üretilip işlendiği, ekmeğe dönüştürüldüğü bir yer. Türkiye Anadolu tarım alanında birçok yer zenginken şimdi çiftçi yoksullaşıyor ama birileri zenginleşiyor, birileri gerçekten daha çok cebini doldurmaya çalışıyor.

Bugün, Türkiye’de çiftçi dediğinizde kan ağlıyor, perişan düzeyde. Neydi? Her gittiğimiz yerde Türkiye Toprak Mahsulleri Ofisi “Çiftçinin kara gün dostu” diye yazardı koskoca siloların üstünde. Toprak mahsulleri şu anda dostu değil, kara günün nedeni olmuş.

Buğdayı çiftçi ekiyor, mazot fiyatları sürekli yükseliyor, ilaç fiyatları sürekli yükseliyor, gübre fiyatları sürekli yükseliyor… Çiftçi destekleme alamadığı gibi ne oluyor? Toprak Mahsulleri Ofisi o ürünü, buğdayın tonunu; ekmekliği 1650 liraya, diğerini, makarnalığı 1850 liraya alıyor. Toprak Mahsulleri Ofisi Rusya’dan ithal ediyor. Kaça ithal ediyor biliyor musunuz? 2300 liraya ithal ediyor. Kendi üreticisinden ucuza alan, dışarıdan böyle ithal eden bir ülke. Düşünebiliyor musunuz, Türkiye bu on dokuz yıllık süreçte üretimden ithalata dönüştü giderek nüfusu artan bir ülkede çiftçilik yok oldu.

 

Pandemiyi konuşuyoruz; neredeyse bir yılı doldu. Bütün dünya “Gelecekte gıdaya nasıl bir çözüm bulabiliriz, açlıkla nasıl baş edebiliriz? diye düşünürken Türkiye’de insanları perişan ediyorlar, çiftçiyi mağdur ediyorlar. Girdi maliyetleri yüksek, “destekleme” denilen bir şey yok.

Bir taraftan da çiftçi neyi yaşıyor, biliyor musunuz arkadaşlar? Çiftçi, bu gidiler dışında Sinop’unda da, Çukurova’sında da, Ege’sinde de elektrikle ilgili şirketlerle ilgili kan ağlıyor. Çiftçi, her elektrik faturası geldiğinde çiftçilikten vazgeçiyor ve Ziraat Bankası, elektrik şirketlerinin neredeyse senet tahsilatına dönüşmüş bir vaziyette, çiftçiyi daha da mağdur düzeye koyuyor. Çiftçi ektiği üründen vazgeçiyor, ektiği ürünü satmak değil borcunu ödeyemeyecek düzeye gelmiş, açlıkla baş başa kalmıştır. Bu dönemde desteklememiz gerekirken biz desteklemeyi artırmak değil -bütçede konuştuk- düşürmeye kalktık, çiftçiyi daha da perişan düzeye getirdik.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

NECDET İPEKYÜZ (Devamla) –Toparlıyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurun toparlayın.

NECDET İPEKYÜZ (Devamla) – Türkiye bu zenginliğiyle, bu tarım alanlarıyla giderek çiftçiyi, köylüyü resmen göçe zorlamakta, mağdur etmekte, insanlar burada perişan düzeye gelmekte.

Biz Halkların Demokratik Partisi olarak bir dönemdir “iş ve aş buluşmaları” diye buluşuyoruz. Diyarbakır’da Yuvacık Köyü’ndeydik, Bismil-Çınar yolunda, geçen hafta İzmir Torbalı’da Ahmetli Köyü’ndeydik, ondan önce Haymana’da Kerpiçköy’deydik. Çiftçi diyor ki: “Artık yeter! Geçinemiyoruz, ekemiyoruz, aç kalıyoruz.” Buna bir çözüm bulunması lazım; gelin, araştıralım.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Bursa Milletvekili Sayın Orhan Sarıbal.

Buyurun Sayın Sarıbal. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ORHAN SARIBAL (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, elbette değerli emekçiler; aslında şuradan başlamak lazım: Boğaziçi’ne buradan bir selam göndermek lazım. Yaşasın demokratik, özgür, bilimsel eğitim; yaşasın Boğaziçi! Boğaziçi öğrencilerindir, Boğaziçi öğretim üyelerinindir, Boğaziçi halkındır ne sarayın ne saltanatın ne polisin ne Emniyetindir. (CHP sıralarından alkışlar) Buradan onlara bir selam göndermek lazım.

Değerli milletvekili arkadaşlar, tarımın sorunlarından bahsediyoruz. Aslında çok söze gerek yok, tarımın ya da bu ülkenin temel sorunu iktidardır, iktidarın tarıma nasıl baktığıyla ilgilidir. Çiftçinin bankalara borcu 2002 yılında 2,4 milyarken bugün sadece bankalar ve Tarım Krediye 140 milyar olmuşsa bunu araştırmayalım mı? Sormayalım mı, değerli çiftçiler, siz bu parayla ne yaptınız? Ev mi aldınız, arazinizi mi büyüttünüz, yat mı aldınız, kat mı aldınız, sormayalım mı? Elbette araştırmalıyız.

Yine, sormayalım mı iktidara, on sekiz yılda 114 milyar dolarlık ithalat var. Ya, evet, kuldan utanmıyoruz, zaten siyaseten de ahlak mahlak bitti. Allah aşkına, 72 milyon ton buğday 18 milyar dolar, 14  milyon pamuk 23 milyar dolar, 29 milyon ton soya 12 milyar dolar. Yem hammaddesi, ya şu ülkeye bakın, yem ithal, 130 milyon ton 58 milyar dolar.

Yetmez, 8,5 milyon büyükbaş, küçükbaş canlı hayvan, 302 bin ton kırmızı et, 8,8 milyar dolar; toplam 70-77 milyar dolara yakın hayvancılığa para. Öbür taraftan bakıyorsunuz, et ithal, canlı hayvan ithal, yem ithal; yerli ve millî tarım politikası, işte,  AKP’nin yerli ve millî hikâyesi. (CHP sıralarından alkışlar)

Yetmez, değerli arkadaşlar, destekleme, bu olacak bir şey değil. Bakın, destekleme, bir tarım politikası üzerine yapılır, bir planlama üzerine yapılır. Sizin yaptığınız destekleme planına göre Türkiye’de çiftçi yok olacak. Bugün 88 milyon, yarın 90 milyon, hepimiz müşteriyiz ve tüketiciyiz.

Yine, hepimiz dünyada 10 tane akraba  yaptığımız şirkete aboneyiz.

Aynı zamanda, tabii, şöyle bir hikâye de var. Bu ithalattan birileri de para kazanacak. Nasıl mı?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN –  Buyurun toparlayın.

ORHAN SARIBAL (Devamla) – Yani, yaptığınız desteklemenin adı tamamen yabancı şirketlerin Türkiye’deki bütün toplumu teslim almasına dair bir tutumdur, getirdiğiniz hiçbir çözüm önerisi yok. Niçin? Çünkü sorunu yaratanlar sorunu elbette çözemeyecekler. Bugün, yaşadığımız büyük bir travma var, çok büyük. Bu ülkeye, Romanya, Rusya ayçiçeği yağı vermese idi, sofralarımızda ayçiçeği yağı kesinlikle olmayacaktı.

Bakın, dünyada çok özel bir ülkeyiz. Neden biliyor musunuz? Dünyada bir ülke düşünün; çiftçisiyle küresel sermayeyi rekabet ettiriyor, çiftçisiyle Amerikan borsalarını rekabet ettiriyor, çiftçisiyle Almanya’nın, Fransa’nın Hazine Bakanlıklarını rekabet ettiriyor. “Türkiye” diye bir ülke, bu ülkenin çiftçisi, dünyanın global sermayesi, vahşi kapitalizm ve onun yerli iş birlikçilerinin vahşi politikalarıyla da rekabet ediyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ORHAN SARIBAL (Devamla)- Böyle bir şey, dünyada hiçbir toplumda yok.

Kısaca, elbette saatler sürer, anlatmak lazım, değerli milletvekili arkadaşlar, konuşmak lazım. Bakın, bugün paranız var, buğday ithalatı yapamıyorsunuz.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın milletvekilim.

ORHAN SARIBAL (Devamla) – Çok özür dilerim Başkanım.

BAŞKAN – Ama sürenizi geçtiniz.

ORHAN SARIBAL (Devamla) – Toprak Mahsulleri Ofisi on gün önce bir ihale yaptı. 400 bin ton buğday alacaktı, 95 bin ton aldı. Neden arkadaşlar?

BAŞKAN – Özgür Bey de çağırıyor sizi.

ORHAN SARIBAL (Devamla) – 400 bin ton alacaktıysanız neden 95 bin tonda kestiniz? 95 bin ton alacaktıysanız neden 400 bin tonluk ihale açtınız? Yani paranız da olsa mülkünüz de olsa ithal edemeyeceğiniz günler geldi çattı yani AKP üretmez, AKP ithal eder. AKP hepimizi müşteri yaptı.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Bursa Milletvekili Sayın Zafer Işık’a söz veriyorum.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ORHAN SARIBAL (Bursa) – Zeytini söyle zeytini Zafer.

AK PARTİ GRUBU ADINA ZAFER IŞIK (Bursa) – Sayın Başkan, kıymetli milletvekilleri; İYİ PARTİ grup önerisi üzerine söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

Dünya buğday üretiminin 2020-2021 sezonunda 768 milyon ton olacağı, tüketiminin pandemi sebebiyle yüzde 1 artışla 753 milyon tona yükseleceği öngörülmektedir. Ülkemizin 2019 yılı buğday üretimi 19 milyon ton iken 2020 yılında yüzde 8 artışla 20,5 milyon tona yükselmiştir. Ülkemizin son on yıllık ortalama buğday üretimi 20,6 milyon ton olup yeterliliğimiz yüzde 100,5’tir. Ortalama yıllık tüketimimiz 18 milyon ton seviyesindedir. Yıllar itibarıyla tarla ürünlerinin ekiliş alanlarında daralma yaşanmakla birlikte birim alanında elde edilen ürün miktarında artış sağlanmıştır. 2002 yılında 210 kilogram dekar olan buğday verimi 2020 yılında 292 kilogram dekar olarak gerçekleşmiştir. 2020 yılında tarla ürünleri ekiliş alanlarında 2019 yılına göre yüzde 1,4 artış sağlanarak 2020 yılında 15,6 milyon hektar alana ulaşmıştır. 2020 yılında bir önceki yıla göre buğday alanında yüzde 1,1, buğday üretiminde yüzde 8, buğday verimliliğinde yüzde 6 artış sağlanmıştır. Verim artışı, sertifikalı tohum kullanımının yaygınlaşması ve çiftçimizin teknolojiyi daha fazla kullanmasıyla Bakanlığımızın yürüttüğü proje ve eğitim çalışmalarıyla sağlanmıştır. Ülkemizin tahıl üretimi son on sekiz yılda yüzde 20,6, 2020 yılında ise bir önceki yıla göre yüzde 8,1 artışla 37 milyon tona ulaşmıştır. Buğday ithalatı dâhilde işleme rejimi kapsamında ithal edilen ürünlerin fabrikalarda işlenerek, mamul madde hâline getirilerek ihraç edilmektedir. Uygulamayla sanayicinin kaliteli ürün ihtiyacının karşılanması yanında tesislerin tam kapasiteyle çalışması ve istihdamın artması sağlanmıştır.

Türkiye un ihracatında dünyada 1’inci, makarna ihracatında da dünyada 2’nci sıradadır. 2020 yılında 9,7 milyon ton buğday için 2,4 milyar dolarlık ithalat yapılmıştır. Buna karşılık 2,95 milyar dolarlık buğday ve mamulleri ihraç edilmiştir. Net 599 milyon dolar dış ticaret fazlası elde edilmiştir. Ülkemizin teknolojisi birçok ürünlerin yetişmesine imkân vermekle birlikte bu durum ürünlerin yetiştirilme alanlarında rekabete neden olmaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun toparlayın.

ZAFER IŞIK (Devamla) – Bunun yanında ürün tercihinde çiftçi alışkanlığı da önemli rol oynarken bu ürünün alanının artırılması, o alanda yetiştirilen diğer ürün alanının daralmasına sebebiyet vermektedir. Bakanlığımız 2021 yılında arz açığı olan ürünlerin üretiminin artırılmasına yönelik olarak boş bırakılan, atıl olan ve nadas alanını tarımsal üretime kazandırmak amacıyla 81 ilde projeleri hayata geçirmektedir.

Sayın vekiller, bilindiği gibi Türkiye, Avrupa’da tarımsal hasıla üretiminde 1’incidir. Buradan bölgem olan Mudanya, Gemlik, Orhangazi, İznik havzasında yetişen dünyanın en kaliteli sofralık zeytinine Tarım Bakanımızın ve Cumhurbaşkanımızın vermiş olduğu ürün desteğine de bölge halkı adına çok teşekkür ediyorum.

Hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

III. - Y O K L A M A

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Yoklama talep ediyoruz.

BAŞKAN – Yoklama talebinde bulunan arkadaşlarımızın isimlerini tespit edeceğim: Sayın Özel, Sayın Köksal, Sayın Bülbül, Sayın Emre, Sayın Tanal, Sayın Şeker, Sayın Güler, Sayın Süllü, Sayın Bankoğlu, Sayın Ünsal, Sayın Zeybek, Sayın Keven, Sayın Arık, Sayın İlhan, Sayın Sarıbal, Sayan Gaytancıoğlu, Sayın Ünver, Sayın Kaya, Sayın Emir, Sayın Karabat.

Yoklama için iki dakika süre veriyorum ve süreci başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı yoktur.

Birleşime on beş dakika ara veriyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 15.51

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 16.06

BAŞKAN: Başkan Vekili Celal ADAN

KÂTİP ÜYELER: Necati TIĞLI (Giresun), Şeyhmus DİNÇEL (Mardin)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 48’inci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

III. - Y O K L A M A

BAŞKAN – İYİ PARTİ grup önerisinin oylamasından önce, istem üzerine yapılan yoklamada toplantı yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi yoklama işlemini tekrarlayacağım.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum ve yoklama işlemini başlatıyorum.

 (Elektronik cihazla yoklamaya başlandı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, pusula veren milletvekillerimiz Genel Kuruldan ayrılmasınlar.

(Elektronik cihazla yoklamaya devam edildi)

 

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Sayın Örs, buyurun.

 

 

 

HÜSEYİN ÖRS (Trabzon) – Çok teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Değerli arkadaşlar, Birinci Dünya Savaşı’nın acı ve zor günlerini yaşayan illerimizden biri de Trabzon’dur. 1916 yılı başından itibaren karadan Erzurum, denizden Trabzon’a yönelik Rus askerî harekâtı sonrası 18 Nisan 1916’da Trabzon maalesef Rus işgali altına girmişti. Bir asır önce o zor ve acılı günlerde Trabzon halkının kadını erkeği, genci yaşlısı gösterdiği onurlu mücadeleyle 17 Şubat 1918’de Akçaabat ve Tonya ilçelerimiz düşman işgalinden kurtarılmıştır. 103’üncü yıl dönümü kutlu olsun diyor, şehit ve gazilerimizi rahmet ve minnetle anıyorum.

Akçaabat ve Tonyalı hemşehrilerime sağlık dileklerimle selam ve saygılarımı Türkiye Büyük Millet Meclisinden arz ediyorum.

Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

 

 

 

                                                                                                                 17/2/2021

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 17/2/2021 Çarşamba günü (bugün) toplanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

Hakkı Saruhan Oluç

İstanbul

Grup Başkan Vekili

Öneri:

17 Şubat 2021 tarihinde Siirt Milletvekili Grup Başkan Vekili Meral Danış Beştaş ve İstanbul Milletvekili Grup Başkan Vekili Hakkı Saruhan Oluç tarafından verilen (11251) grup numaralı üniversitelerin akademik özgürlüğünün önündeki engellerin kaldırılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırma önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 17/2/2021 Çarşamba günkü birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Muş Milletvekili Sayın Gülüstan Kılıç Koçyiğit.

Buyurun Sayın Koçyiğit. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Muş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, sayın vekiller; Genel Kurulu selamlıyorum ve ekranları başında bizi izleyen Türkiye halklarımızı da yine saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Önergemiz aslında açık ve net. Türkiye’deki akademik özgürlüklerin önündeki engellerin kaldırılması için bir Meclis araştırması açılmasını istiyoruz.

Gerekçelerimiz de çok açık ve net: Birincisi, Türkiye’de kırk yıldır hâlâ YÖK diye bir kurum var, bu YÖK 12 Eylül darbe anayasasının bir ürünü. 6 Kasım 1981 tarihinde kuruldu ve o gün bugündür aslında akademik hayatı baltalıyor; bilimsel, demokratik, özerk düşüncenin gelişmesini engelliyor ve neredeyse aslında Demokles’in kılıcı gibi bütün üniversitelerin üzerinde ciddi bir tahakküm oluşturuyor ve bu tahakkümün kendisi de bugün Türkiye toplumunun sosyal hayatının, bilimsel hayatının ve mevcut demokratik düzeninin de böyle olması sonucunu doğuruyor. Şimdi, diyeceksiniz ki: “Türkiye’deki demokrasiyle, Türkiye’deki sosyal hayatla, Türkiye’deki bilimsel gelişmeyle YÖK’ün ne alakası var?” Birebir alakası var. Çünkü özgür düşünce, çünkü bilimsel düşünce, bilimsel keşifler aslında eleştirel düşüncenin olduğu yerde, demokrasinin olduğu yerde gelişirler.

(Uğultular)

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Devamla) – Sayın Başkan, çok uğultu var, rica etsem…

BAŞKAN – Doğru. Sayın milletvekilleri, hatibi dinleyemiyoruz, çok uğultu var. Konuşmak isteyenler kulise çıksınlar.

Buyurun Sayın Milletvekili.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Devamla) – Teşekkür ederim.

Bu anlamıyla AKP’nin aslında iktidara gelmeden önce söylediği “Biz geldiğimizde YÖK’ü kaldıracağız.” meselesinde hiçbir samimiyetinin olmadığını bugünkü pratiklerinden anlıyoruz. Neden? Çünkü YÖK’ü kaldırmak yerine, YÖK’ü tahkim ettiniz, yetmedi YÖK’ü piyasa koşullarına göre düzenlediniz. YÖK ile piyasa arasında, sermaye arasında kopmaz bir bağ kurdunuz ve bugün ne yazık ki üniversiteleri de neoliberal sistemin bir aygıtı,  bir parçası, bir aparatı hâline getirdiniz ve yüksek öğretim de, ne yazık ki üniversite de paralı bir hâle gelip onunla beraber sermayenin ihtiyaçlarına, piyasanın ihtiyaçlarına göre eğitim öğretim yapmaya başladı.

Şimdi, tarihte 1402’likler var biliyorsunuz 80 döneminde, siz de 15 Temmuz sonrasında akademide yaptığınız aslında tasfiyelerle tarihe geçtiniz. Yani 12 Eylül Kenan Evren cuntası neyse 15 Temmuz darbe girişiminden sonra AKP iktidarının yaptığı da aynıdır değerli arkadaşlar. Siz de barış için imza veren, bu ülkede barış isteyen, “kan akmasın” diyen akademisyenleri kürsülerden uzaklaştırdınız ve gerçekten o bilimsel düşüncenin en ufak bir zerresinin bile üniversitede kalmasına tahammül etmediğinizi de son pratiklerinizde gösteriyorsunuz. En son ne yaptınız? Belediyelere kayyum yetmedi, kurumlara kayyum yetmedi, bu ülkenin en gözde üniversitesine kayyum atadınız. Üstelik atadığınız kayyum da hani şöyle göstermelik olsun diye dahi bir bağımsızlık aramadığınız biri. Yani bakıyorsunuz, bütün kariyeri AKP’yle başlamış, AKP’yle siyaset yapan, AKP’de aday adayı olan, aday olan, ekonomiden sorumlu İlçe Başkan Yardımcısı olan bir zatı getirdiniz Boğaziçi gibi ender, nadide, güzide bir okulun, üniversitenin başına kayyum olarak atadınız ama bunula da yetinmediniz, bu ülkede hâlâ umudumuzu korumamızı sağlayan, akademisyenlerin ve öğrencilerin en temel hakkı olan protesto hakkını da askıya aldınız. Keskin nişancılar yerleştirdiniz binaların tepesine, üniversitenin  kapısına kelepçe vurdunuz, öğrencileri 2911’den alıp tutukladınız, ya da hiç hâkim karşısına çıkarmayıp ev hapsi verdiniz ve sonra gelip burada “Ama onlar terörist, ama onlar terörist.” diye yalan söylediniz, evet çok açık ve net.

Bakın, bu tarihe geçecek bir resim AKP’nin zihniyetinin göstergesi. Bu kelepçeyi siz sadece Boğaziçinin kapısına vurmadınız; bu kelepçeyi özgür Türkiye’nin, demokratik Türkiye’nin, eleştirel düşünceye sahip Türkiye’nin kapısına vurdunuz ve siz aslında bu kelepçeyle nasıl bir zihniyete, nasıl bir düşünsel dünyaya sahip olduğunuzu da açık ve net gösterdiniz.

Ama bu kelepçeyle başlamadı bu süreç, bakın, öncesi var, Cebeci kampüsünün önü ve işten atılan, ihraç edilen akademisyenler gösteri hakkını kullanmak istiyor, ifade hakkını kullanmak istiyor, siz o üniversitedeki akademisyenlerin cübbelerini postallarla ezdirdiniz. Niye? Çünkü siz böyle yönetiyorsunuz, ele geçiremediğiniz, itaat, biat ettiremediğiniz her şeyi zapturaptla, çıplak zorla almaya çalışıyorsunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, toparlayın.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Devamla) – Teşekkür ederim.

Süremi biraz, yarım dakika daha artırırsanız Sayın Başkan…

Bugün, o üniversitedeki çocukların bu ülkenin geleceği olduğunu biliyorsunuz. Bugün, akademiden uzaklaştırdığınız bütün barış için akademisyenlerin bu ülkenin geleceği olduğunu biliyorsunuz, bu ülkenin özgürlük teminatı olduğunu biliyorsunuz. İşte, onlardan, onların düşüncelerinden ve onların yetiştireceği öğrencilerden korkuyorsunuz. Onun için de geçmişte söylediğiniz “Biz YÖK’ü kaldıracağız.” yerine YÖK’ü tahkim ettiniz, YÖK’ü ideolojik bir kurum hâline getirdiniz. 28 Şubatçılar ne yaptıysa siz de aynısını bugün tersten yapıyorsunuz. Onlar kafatasçı bir anlayışla bu ülkede mütedeyyin insanların üniversiteye girmelerini engellemişti, siz de benzer bir anlayışla, size muhalif olanların üniversiteye girmesini, üniversitede yönetimde olmasını ve üniversitelerde düşünce üretmesini engellemek istiyorsunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Devamla) – Selamlayıp bitireceğim Sayın Başkan.

Neden? Çünkü tekçisiniz çünkü anlayışınız tekçilik üzerine kurulmuş ve bunu bütün bir toplumsal yapıya, kurumsal yapıya da sirayet ettirmek istiyorsunuz.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – İYİ PARTİ Grubu adına Gaziantep Milletvekili Sayın İmam Hüseyin Filiz.

Buyurun Sayın Filiz. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA İMAM HÜSEYİN FİLİZ (Gaziantep) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; üniversitelerin sorunları konusunda Halkların Demokratik Partisinin verdiği araştırma önergesi üzerinde İYİ PARTİ Grubu adına söz almış bulunmaktayım, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, 131’i devlet üniversitesi, 78’i vakıf üniversitesi olmak üzere Türkiye’de 209 üniversite bulunuyor. Üniversitelerimizin bütçe kısıtlılığı, öğretim üyesi azlığı, kontenjan fazlalığı, nitelikli eğitim ve araştırma eksikliği, akademik özgürlük gibi sorunları bulunmaktadır. Daha önceki konuşmalarımda bunlardan çok bahsetmiştim.

Bugün biraz da güncel olması nedeniyle rektörlük konusu üzerinde duracağım. Rektör üniversiteyi dönüştüren, geliştiren, geleceğe taşıyan kişi olma sorumluluğundadır. Rektörün bilimselliğinin, bilime yaklaşımının tüm yönetime, bilimsel çalışmalara, yatırımlara, eğitim öğretime ve tüm kuruma yansıması kaçınılmazdır. Rektör atamaları 1982-1992 yılları arasında Cumhurbaşkanı tarafından yapılıyordu. 1992’den sonra her üniversitenin akademisyenlerinin katılımıyla yapılan oylama sonucu 6 kişi belirleniyor, Yükseköğretim Kurulu 6’yı 3’e indiriyor, 3 kişi Cumhurbaşkanına sunuluyor, Cumhurbaşkanı da 3 kişiden 1’isini atıyordu. 16 Nisan 2017 referandumunda Türkiye’de sistem yeniden değişti. Şimdi Cumhurbaşkanı atıyor, rektörlük için ilan çıkıyor, rektör adayları YÖK’e müracaat ediyorlar, YÖK onların bir listesini yapıp Sayın Cumhurbaşkanına sunuyor ve Cumhurbaşkanı atıyor ama maalesef birçok rektör atamasında gerekli hassasiyet gösterilmiyor.

Köklü ve saygın üniversitelerimizden biri olan Boğaziçi Üniversitesine yapılan rektör atamasına öğrenciler ve akademisyenler karşı çıkarak “Biz atanmış kayyum rektör istemiyoruz, üniversitemizden seçilmiş rektör istiyoruz.” demekteler. Bu itirazı haklı bulduğumu söylemeliyim. 200 profesörün olduğu Boğaziçi Üniversitesine rektör olmaya layık hiçbir profesör yok muydu da dışarıdan bir atama gerçekleştirildi. 1996-2004 yılları arasında Gaziantep Üniversitesinde rektörlük yapmış bir kişi olarak bu atamayı anlamakta güçlük çekiyorum.

Avrupa ve dünyanın çeşitli yerlerinden 388 rektörün 1988’de Bolonya’da imzaladıkları Magna Charta Sözleşmesi’nde üniversitede sunulan eğitim ve bilimsel araştırmanın etik ve entelektüel açıdan her türlü siyasal güç odağından bağımsız olması vurgulanmış olmasına rağmen özellikle 2008-2021 yılları arasında görev yapan rektörlerden bir bölümü ya eski milletvekili ya da aday adayı olmuşlardır. Türkiye’deki rektörlerden 68’inin tek bir uluslararası yayını yok, yaptıkları yayın hiç atıf almayan rektör sayısı ise 71. Son atamalar gösteriyor ki liyakat yerine sadakat önemliymiş. 2547 sayılı Yasa’nın 13’üncü maddesindeki rektör yetkililerine son olarak kadro dağılımı ve atamada tek yetkili olması eklenince yanlış ve yersiz atamaların sonucu eğitim, öğretim ve araştırma kabiliyetleri aşağı seviyeye inmiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İMAM HÜSEYİN FİLİZ (Devamla) – Başkanım, bitireceğim.

BAŞKAN – Buyurun, toparlayın.

İMAM HÜSEYİN FİLİZ (Devamla) – Sonuçta dünyanın en saygın üniversite derecelendirme kuruluşları arasındaki Times Higher Education’ın 2020 yılındaki üniversiteler sıralamasında ilk 500’e giren üniversitemiz yok ama aynı değerlendirme kuruluşunun 2000-2001 yılları için yapmış olduğu sıralamada üniversitelerimizden ODTÜ 85, Boğaziçi 139, İTÜ 165, Sabancı 182, Bilkent 201 ve Koç Üniversitesi 301’inci sırada yer almıştı. Akademik özgürlük sıralamasına gelince maalesef Azerbaycan, Suriye, Çin, Yemen ve Zimbabve gibi ülkelerle birlikte en son grupta yer alıyoruz.

Değerli milletvekilleri, üniversitelerin bir ülkenin ekonomisinin beyni ve itici gücü olduğunun farkında olarak bu konulara hassasiyet gösterilmesini bekliyor, Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum. (İYİ PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Yunus Emre.

Buyurun Sayın Emre. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA YUNUS EMRE (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Gerçekten çok önemli bir konu üzerine konuşuyoruz. Akademik özgürlükler, üniversite hayatının akademik dürüstlük ilkesi ve akademik ehliyet, akademik liyakat ilkeleriyle birlikte en temel ilkelerinin başında yer alıyor. Aynı zamanda Türkiye olarak, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin tarafı olan bir ülke olarak yine hatırlatmamız lazım: Bu sözleşmenin 10’uncu maddesi ifade hürriyetiyle ilgili ve ifade hürriyetinin çok önemli bir boyutu da akademik özgürlüklerdir.

Değerli arkadaşlarım, akademik özgürlükler bakımından Türkiye’nin durumuyla ilgili -benden önceki değerli konuşmacıların da vurguladığı gibi- gerçekten çok acı bir manzarayla karşı karşıyayız. Bakın, bir araştırma yapılmış Küresel Kamu Politikası Enstitüsü tarafından, Akademik Özgürlükler Endeksi hazırlanmış. Değerli arkadaşlarım, 144 ülke arasında 135’inci sırada ülkemiz akademik özgürlükler endeksinde. Tekrar hatırlatmak istiyorum: Bu kapsamda Türkiye, akademik özgürlüğün garanti altında olmadığı bir ülke olarak değerlendiriliyor ve Pakistan, Libya, Yemen gibi ülkelerle aynı grup içerisinde bulunuyor. Sormak istiyorum değerli arkadaşlar: Bu Türkiye’nin hak ettiği bir manzara mıdır? Ve yine şunu da hatırlatmam lazım: Bu ortaya çıkan durum, ısrarla uygulanan yanlış politikaların bir sonucudur. Türkiye’de YÖK’ün varlığı, YÖK heyetinin oluşma biçimi, YÖK’ün mevcut yetkileri zaten bu akademik özgürlükler sorununun kaynağıdır. Bunun yanında, yaptığınız rektör atamaları... Tabii Boğaziçi Üniversitesi rektörü ataması birçok defa haklı olarak gündeme getirildi ama tabii ki onunla da sınırlı değil, birçok üniversiteye siyasi atamalar yaptınız. Gerçekten çok önemli bir araştırmaya göre, bir eğitim profesörünün -Engin Karadağ- prestijli bir dergide yayınladığı bir araştırmaya göre, Türkiye’de atanan rektörlerin akademik başarılarına baktığımızda gerek aldıkları atıf bakımından gerek uluslararası makaleleri bakımından çok dramatik bir manzara var. Çok kısaca şunu söyleyebilirim: 68 rektörün hiçbir ciddi makalesi bulunmuyor, 71 rektörün de çalışmalarına hiçbir atıf yapılmamış.

 Değerli arkadaşlarım, birçok üniversitenin hukuk fakültesine hukukçu olmayan rektörler atadınız, özür dilerim, birçok mühendislik fakültelerine mühendis olmayan dekanlar atadınız. Bu türden siyasi atamalarla, meslek dışından atamalarla ve az önce ifade ettiğim rektör atamalarıyla üniversite yönetimlerinde akademik özgürlükler bakımından da çok ciddi bir sorunun önünü açmış oldunuz. Ama şunu da unutmamak gerekiyor, birçok sorunu var akademik özgürlükler bakımından Türkiye’nin. Bu manzaranın doğal sonucu da Türkiye’nin akademik performansının çöküşü oluyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun toparlayın.

YUNUS EMRE (Devamla) – Sayın Başkanım, tamamlıyorum.

Bakın, bir kamu kuruluşu, yasayla kurulmuş Türkiye Bilimler Akademisinin bu yıl yayınladığı Türkiye Bilim Raporu var. Bu rapora göre, çok açık şekilde Türkiye’de özellikle 2006’dan sonra akademik performans, Türkiye’nin bilimdeki başarısı bir ciddi duraklamanın ve gerilemenin içerisinde. Önümüzde çok ciddi bir durum var arkadaşlar yani bunu, bu öneri muhalefetten gelmiştir diye reddedemezsiniz, bu sorumluluk duygusuyla bağdaşmaz. Türkiye’de bilim hayatı geriliyor, akademik özgürlükler geriliyor.

Bakın, Türkiye bir sıralamaya girebilmiş, söyleyeyim size, ilk 3’te Türkiye. Nerede biliyor musunuz? Türkiye, en çok sahte dergi çıkaran ülkeler arasında Hindistan ve Nijerya’yla birlikte ilk 3’te. Türkiye böyle bir manzarayı yaşıyor, böyle bir manzarayı yaşıyor, üniversitelerimiz böyle bir manzarayı yaşıyor. O yüzden böylesine ciddi meselelerde siyasi tarafgirlikle meseleyi ele almamak gerekir. Lütfen, sizlerden rica ediyoruz, bu, Meclisin görevidir, bu araştırma komisyonu kurulmalıdır. Türkiye’de akademik özgürlükler ne durumdadır? Bu Türkiye’deki bilim hayatını nasıl etkilemektedir? Meclis bunu araştırmalıdır.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Konya Milletvekili Sayın Hacı Ahmet Özdemir’e söz veriyorum.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA HACI AHMET ÖZDEMİR (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri ve bizleri ekranları başından izleyen aziz milletimiz; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Ben, bu önerinin gerekçesini çok dikkatli bir şekilde okudum. Önerinin gerekçe kısmında YÖK’ün muhalif bilim insanlarını tasfiye etmek, eleştirel ve özgür düşünceyi ortadan kaldırmak, üniversitelerin iktidar ilişkilerini merkezîleştirerek yeni bir akademisyen ve öğrenci profili meydana çıkarmak olduğu şeklinde bir niteleme var. Bu nitelemeye baktığımda, YÖK’ün kurulduğu tarihten bu yana kadar kimler iktidardan geçmiş diye şöyle bir değerlendirdiğimizde 44’üncü Türkiye Hükûmeti olan Bülend Ulusu hükûmetinden itibaren Turgut Özal, Yıldırım Akbulut, Mesut Yılmaz, Süleyman Demirel, Tansu Çiller, Necmettin Erbakan, Mesut Yılmaz, Bülent Ecevit, Abdullah Gül, Recep Tayyip Erdoğan, Ahmet Davutoğlu, Binali Yıldırım diye sıralanıp gidiyor. Yani tekdüze bir iktidardan, tekdüze bir hükûmet sisteminden bahsetmek mümkün değil. Dolayısıyla bu gerekçe taban tabana asılsız bir gerekçe olarak ortaya çıkmaktadır. Yani bu merkezîleştirme işlemine Ecevit de katkıda bulunmuştur, Erbakan da katkıda bulunmuştur, şu da katkıda bulunmuştur, bu da katkıda bulunmuştur dediğimiz zaman bütün bir iktidar kitlesini aynı ideolojinin hükûmet ettiği bir siyasi kitleye dönüştürmek gibi bir algı yanlışına gideriz ki çok doğru değildir.

YÖK’ün rektör atamalarıyla alakalı olarak şunları söyleyeceğim: Bakın, 2000’de -bizim maksadımız şahıslar değil, “zamanın cumhurbaşkanı” diyerek geçiştireceğim ben- bir üniversitemizde -üniversitemizi de “bir üniversite” diyerek geçiştiriyorum- 297 oy alan bir rektör adayı, 73 oy alan bir rektör adayı, 71 oy alan bir rektör adayından kim atanmış diyeceksiniz? Tabii ki 71 oy alan. Sonra, bu hocalarımız, üniversitenin hocaları cübbelerini giyerek sessizce, nümayiş yapmadan, slogan atmadan şehrin merkezinde bulunan Atatürk heykeline yürümüşler ve çelenk bırakmışlar. Dönerken birisi basın açıklaması yapmış. Arka sayfada da gerekçede “öğretim üyelerinin yerlerde sürüklenmesi” filan diye bir tabir var, tam burayı anlatıyor galiba yani bugünü değil de o 2000 yılındaki olayı anlatıyor.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Muş) – Cebeci kampüsünü anlatıyor.

HACI AHMET ÖZDEMİR (Devamla) – Ve ben size söyleyeyim: 110 hocamızdan, bu toplantıya katılan, sizin tabirinizle “protesto yürüyüşü”ne katılan 110 hocamızdan 9’una 1/8 oranında maaştan kesme cezası verilmiş, bunlardan 110’unun 101’ine uyarı cezası verilmiş yani…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Muş) – Melih Bulu rektör olduğunda çok normal.

HACI AHMET ÖZDEMİR (Devamla) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Buyurun, toparlayın.

HACI AHMET ÖZDEMİR (Devamla) – …öğretim üyeleri cezalandırılmışlar, hatta bu cezalandırılan öğretim üyeleri arasında bu gösterinin yapıldığı gün askerde olanlar da var yani adam askerdeyken de cezalandırılmış. Ve az önce bahsedildi, 1960’ta 147’likler, 1980’de atılanlar filan söz konusu edilerek muhalefet sözcülerinin “Siz de 15 Temmuzu bahane ederek öğretim üyelerini attınız.” falan demelerinin hiç alakası yok. Yani eğer siz, 147’liklerin atılması ile, 80’den sonra atılan öğretim üyeleri ile 15 Temmuzdan sonra görevine son verilen öğretim üyelerini aynı kategoride değerlendiriyorsanız pes doğrusu, pes doğrusu.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Muş) – Aynı kategoride, daha kötü.

SÜLEYMAN BÜLBÜL (Aydın) – İbrahim Hoca’ya sormak lazım.

HACI AHMET ÖZDEMİR (Devamla) – Şimdi, ben, Boğaziçi’yle alakalı  -benim haberim yoktu, ben grup başkan vekillerinin bu kadar konuşacağını bilmiyordum bu mesele üzerinde- şöyle bir bilgi notu almıştım, Boğaziçi’nde tutuklananlar nedir, ne değildir filan diye İçişleri Bakanlığından…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HACI AHMET ÖZDEMİR (Devamla) – Sayın Başkanım, önemine binaen bunu anlatıp selamlayarak noktalıyorum.

BAŞKAN – Kimseye vermedim ben, bir dakika sürenizi de verdim.

Teşekkür ederim Sayın Özdemir.

HACI AHMET ÖZDEMİR (Devamla) – Peki.

Yani gösterilere katılanlardan sadece -kayıtlara geçsin diye söylüyorum- yüzde 4,7’si tutuklanmıştır. Bu tutuklananlardan da sadece 9’unun şu anda tutukluluk hâli devam etmektedir.

Bunları Meclise arz ediyor, saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Muş) – 24’ü ev hapsinde.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Başkanım, karar yeter sayısı istiyoruz.

Değerli Başkanım, sayın hatip gerçekçi bir açıklamada bulundu; kendisini çok severim, saygı da duyarım. “9 kişi tutuklu.” dedikleri o 9 kişi de tamamen neyle tutuklu? Keyfî bir şekilde. Yani siyasi iklim eğer bu şekilde olmamış olsaydı gerçekten bu kişiler çağrılmazdı, eğer varsa bir soruşturma öylesine getirilirdi.

BAŞKAN – Peki, teşekkür ederim.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Bakın, 30 kişi tutuklamaya sevk ediliyor, 30 kişinin hepsi serbest bırakılıyor; böyle bir hukuk olabilir mi?

BAŞKAN – Peki, teşekkür ederim.

Öneriyi oylarınıza sunuyorum…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Karar yeter sayısı geçmesin, onu söyledim baştan, onu ilk baştan söyledim zaten.

BAŞKAN – Öneriyi oylarınıza sunacağım, karar yeter sayısı arayacağım: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kâtip Üyeler arasında anlaşmazlıklar var.

Elektronik oylama yapacağım, iki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.38 

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 16.48

BAŞKAN: Başkan Vekili Celal ADAN

KÂTİP ÜYELER: Necati TIĞLI (Giresun), Şeyhmus DİNÇEL (Mardin)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 48’inci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Halkların Demokratik Partisi grup önerisinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi öneriyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir, karar yeter sayısı vardır.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük'ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

 

 

 

                                                                                                      17/2/2021

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 17/2/2021 Çarşamba günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük'ün 19’uncu maddesi gereğinde Genel Kurulun onayına sunulmasına saygılarımla arz ederim.

                                                                                                                                                                                    Özgür Özel

                                                                                                                                                                                       Manisa

                                                                                                                                                                             Grup Başkan Vekili

Öneri:

Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan artan intihar vakalarının sebeplerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla verilmiş olan (10/314) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin görüşmesinin Genel Kurulun 17/2/2021 Çarşamba günlü (bugün) birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Kayseri Milletvekili Sayın Çetin Arık.

Buyurun Sayın Arık.

CHP GRUBU ADINA ÇETİN ARIK (Kayseri) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Son yıllarda tüm dünyada ve ülkemizde artan intihar olaylarının araştırılması için verdiğimiz öneri üzerine söz almış bulunuyorum. Gazi Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, Amerika’nın paralı uşağı PKK terör örgütü tarafından kalleşçe şehit edilen 13 vatan evladına ve tüm şehitlerimize Allah'tan rahmet, ailelerimize ve aziz milletimize başsağlığı diliyorum.

Değerli milletvekilleri, Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, her kırk saniyede 1 kişi intihar ediyor. Ülkemizde son kırk yılda intihar olaylarında yüzde 50’lik bir artış olduğu görülüyor. Ülkemizde günde 9 kişi kendi elleriyle yaşamına son veriyor. TÜİK verilerine göre ülkemizde 2019 yılında 3.406 kişi kendi yaşamına son vermiş. Ailelerin konuyu gizlemesi, güvenilir ölüm kayıtlarının tutulmasındaki yetersizlikler gibi faktörler göz önüne alındığında intihar olaylarının çok daha yüksek olduğu gerçeği kaçınılmazdır. Aynı yıl trafik kazalarında 4.875 kişinin can verdiği düşünüldüğünde intihar olaylarının ne kadar ciddi bir konu olduğu da net bir şekilde görülmektedir.

Değerli milletvekilleri, Ekim 2018’de de benzer bir önerge hazırlamıştık. Sayın Akdağ Sağlık Bakanlığının intiharları önleme konusunda kapsamlı çalışmalar yürüttüğünü, her ilde intihar önleme il eylem planları oluşturulduğunu hatta kısmi bir azalmanın olduğunu söylemiş ve önergemiz reddedilmişti. Ama Sayın Bakan, son üç yılda ilim Kayseri’de intihar eden kişi sayısı 22. Son bir haftada Kocaeli’de yedi günde 7 intihar olayı gerçekleşmiş. Siz aksini iddia etseniz de intihar vakaları günbegün artıyor.

Sayın milletvekilleri, hayat insana verilen en güzel armağan iken niçin insanlar sahip oldukları en değerli şey olan hayatlarına kıyıp intihar ederler? Kendi canına kıymanın acaba neyi çözeceğini düşünürler? İnsanları intihara iten şeyler nelerdir? Geçim zorluğu, uzun süreli işsizlik, sürekli borçlanarak yaşamak, ödenemeyen faturalar, hastalık, madde bağımlılığı, aile geçimsizliği, ticari başarısızlık, okul başarısızlığı gibi birçok faktör sayılabilir. Peki, bu intiharları engellemek için ne yapmak gerekir? Sayın milletvekilleri, öncelikle insanları intihara sürükleyen yolların kapatılması gerekir. Müslüman ülkelerinde Batı ülkelerine göre intihar olaylarının daha düşük olduğu görülüyor. Bunun başlıca nedenlerinden biri de dindir. Sonsuz cehennem kaygısı, benden sonra yakınlarıma ne olacak endişesi, Allah korkusu intihardan vazgeçirmek için ciddi gerekçelerdir. Tabii, dinden kastım sizinle birlikte bu ülkenin evlatlarına yıllarca öğretilen FET֒nün dini değil, kastım gerçek din. Devleti yönetenlerde de Allah korkusu olmalı, adalet olmalı.

Sayın milletvekilleri, toplumun bir tarafını kışkırtarak, diğer tarafını bastırarak, kendinden olmayan herkesi “hain, terörist” ilan ederek toplum çıldırtma noktasına getirtilmemeli. İnsan haklarına saygılı, diyaloğun hâkim olduğu, gerçek adaletin, hukukun, vicdanın olduğu demokratik bir yönetim anlayışı olmalı. “Avrupa bizi kıskanıyor.” masallarını, “Mart şubattan daha iyi olacak.” yalanlarını, “Enflasyon düştü, işsizlik azaldı.” palavralarını bir kenara bırakıp sosyal ve ekonomik adaletsizlik konusunda ciddi çalışmalar yapmak gerekiyor. Bakınız, icra dairelerindeki dosya sayısı 31 milyonu geçmiş. Yurdumda cenazesi kaldırılırken traktörü haczedilen çiftçilerimiz var. Kredi borcu yüzünden yasal takibe girenlerin sayısı 3 milyona yakın. İstanbul Fatih’te 4 kardeş siyanür içerek canlarına kıydılar, 1 kardeşin maaşı hacizliydi. Antalya’da 4 kişilik aile siyanür içerek intihar etti, geriye geniş bir borç listesi bıraktı. Hatay’da “Boyacılık yaparak 3 çocuğuma bakamıyorum.” diyen vatandaş, Valiliğin önünde kendini ataşe verdi. Samsun’da bir vatandaşımız avucunun içerisine “aş, iş” yazarak hayatına son verdi. Bu listeyi uzatmak mümkün.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun toparlayın.

ÇETİN ARIK (Devamla) - Sayın milletvekilleri, gençlerimize, insanlarımıza iş imkânı sağlamak durumundayız. Bu gençler bizim gençlerimiz ve gelecekleri o kadar çok belirsizliklerle dolu ki dikkat ederseniz, gençler daha kızgın, daha öfkeli ve burunlarından soluyorlar, dokunsanız patlayacaklar gibi.

Sayın milletvekilleri, yaşam hakkı kutsaldır. Gazi Meclisimizin kutsal yaşam hakkının korunması için araştırma önergemize destek vermenizi temenni ediyorum.

Gazi Meclisimizi saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – İYİ PARTİ Grubu adına Mersin Milletvekili Sayın Zeki Hakan Sıdalı.

Buyurun Sayın Sıdalı.

İYİ PARTİ GRUBU ADINA ZEKİ HAKAN SIDALI (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; konuşmama başlamadan önce Gara’da PKK’lı hain teröristler tarafından şehit edilen 16 vatan evladımızı saygı ve rahmetle anıyor, kederli ailelerine ve Türk milletine de başsağlığı diliyorum.

Hepinizin malumu olduğu üzere son birkaç yılda ülkemizdeki intihar vakalarında artış yaşanıyor. İntiharlar için haberlerde kişilerin yaşadığı bunalım gerekçe gösterilse de hepimiz iyi biliyoruz ki intihara götüren nedenlerin başında kişilerin içerisine düştüğü ekonomik çıkmazın hayat kalitesinde yarattığı travma geliyor. Yani kimse “İntiharlar psikolojik.” diyerek bu sorunun içinden çıkmaya kalkmasın. Yapılan saha araştırmaları insanları intihara götüren sebepleri, yaşanan sosyal statü kaybı, işsizlik, maddi problemler, sosyal dışlanmışlık ve gelecek kaygısı olarak sıralıyor. Konuştuğumuz pek çok faktörün bir araya gelerek ortaya çıkardığı bileşik bir sonuçtur. Dolayısıyla bütüne bakılmadan parça parça anlaşılması da mümkün değil.

Ülkemizde yıllık ortalama 3 bin intihar vakası yaşanırken, insanları en kutsal hakları olan yaşamdan kendi iradeleriyle vazgeçmelerine götüren süreci net bir şekilde tariflememiz gerekiyor. Ekonomiyi harap edip insanların gelirlerini bir aşağı bir yukarı çekerseniz, varlıktan yokluğa mahkûm ederseniz, etrafının yüzüne bakamayacak hâle gelen, hayattan da umudunu kaybedecektir. Umutsuzluk, karamsarlık, değersizlik, yetersizlik bunların hepsi devletin çözmesi gereken ruh hâlleridir; çözemeyen, devleti yönetmeye talip olmamalıdır.

Ülke olarak ekonomik darboğazlardan tarihimiz boyunca defalarca geçtik ama toplum hiç bu kadar umutsuz olmamıştı. 70 sente muhtaçken bile Türkiye daha mutluydu. Neden? Çünkü çaresizlik yoktu, umut vardı. Bugün artık yok. OECD ülkeleri arasında çocuk yaşta sefaletin en çok yaşandığı ülkeyiz. Bu ana, babanın da çaresizliği demek. Ne büyük bir çaresizliktir o, ne çabuk unuttunuz.

Gençlerde de durum farklı değil, umutsuzlar. Eğitimle, alın teriyle hayatlarını değiştirilebileceklerine artık inanmıyorlar. Bu umutsuzluk maalesef, gençlerde psikolojik kırılmalara, yıkımlara sebep oluyor. Gelir paylaşımı adil düzenden bu kadar kopmasaydı aynı apartmandan, aynı mahalleden seçilmiş ayrıcalıklı olanlar kayrılarak yaşamasaydı, diğerleri yaşamdan bu kadar ümidini kesmezdi. Adil paylaştırılamayan devlet yönetiminizle insanların hayattan vazgeçişleri arasında apaçık bir ilişki var. İntihar vakalarını önlemenin ilk yolu, öncelikle bu ilişkiyi kabul etmekten geçiyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun toparlayın.

ZEKİ HAKAN SIDALI (Devamla) – Ama siz toplumu kutuplaştırarak sadece bizden ve sizden olanları yaratmadınız. Aynı zamanda küçük bir mutlu azınlık, büyük de bir mutsuz kalabalık yarattınız. Hani kimsesizlerin kimsesi olacaktınız. Toplumun fertleri gelecekle vazgeçiş arasında gidip gelirken, sizin gündeminiz geçmişin kapanmış davaları. Madem, geçmişe bu kadar meraklısınız, o zaman Şeyh Edebali’nin “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.” sözüne kulak verin. İnsan yaşasın, millet huzur ve refah içerisinde nefes alsın ki devletimiz de güçlü olabilsin.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Mersin Milletvekili Sayın Rıdvan Turan.

Buyurun Sayın Turan. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA RIDVAN TURAN (Mersin) – Sayın Başkan, değerli vekiller; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Çok multidisipliner bir konu intihar hadiseleri. Yani, akademiden edebiyata kadar, pek çok alanda üzerinde çok fazlasıyla yazılmış, çizilmiş konulardan bir tanesi. Temel olarak da aslında insanlık intiharı anlamaya çalışıyor yani bir insanın, sağlıklı bir organizmanın hangi saiklerle kendi hayatını yok etmeye tevessül edeceğine ilişkin çok fazla tezler var ortada. Kimi diyor ki: “Özellikle tıp açısından, psikiyatri açısından konuşacaksak intihar bir psikiyatrik meseledir. İnsanın kendi hayatına son vermeye çalışmasının geri planında belki de doğumdan itibaren taşıyageldiği birtakım faktörler vardır.”  Kimi diyor ki: “Ya, inançlı insan intihar etmez, bu intihar edenlerin önemlice bir kısmında en azından bir inanç eksikliği vardır. Öte dünyayı, ahirete iman etmiş insanın, Tanrı’nın vermiş olduğu yaşamı yok etmesi anlaşılamaz.” Fakat aslında görülmeyen, belki de bunların tümünün kesişim kümesinde olan bir mesele var. İktidarlar genellikle bunu görmezden gelirler, AK PARTİ iktidarı da bu konuda oldukça yetkin doğrusunu isterseniz.

Önemlice bir zamandan beri bizim toplumumuzda insanlar intihar ediyor ve not bırakarak intihar ediyor. “Not”tan kastım, bir metin filan değil, açıkça intihar sebebini anlatarak intihar ediyor ve bunların kesişim kümesini de, değerli arkadaşlar, hemen tümünde karşı karşıya kaldıkları ekonomik darboğaz, geçim sıkıntısı yatıyor. Aslında eğer hani inançlı olmakla intihara tevessül etmemek arasında anlatıldığı gibi bir korelasyon olsaydı, en azından on sekiz yıldan beri giderek muhafazakârlaştırılan toplumumuzda intihar vakalarının daha az olması beklenirdi. Ama insanlar şunu görüyor: Toplum bir taraftan muhafazakârlaştırılırken, diğer taraftan herkesi aynı ümmet içerisinde telakki eden bir kesim acayip bir biçimde zenginleşiyor, ihaleler alıyor, devasa kamu yatırımlarının içerisinde milyonlarca dolar kazanıyor. Yani aslında hep “inşaat lobisi” filan diye anlattığımız o şey yani bir zengin zümre, aslında aynı inanca sahip olan insanların içerisinden sivrilmiş bir zengin zümre giderek varoluş kaynaklarını ve varlığını reddederek mal mülk biriktirmeye başlıyor. Hani, geçenlerde Bülent Arınç -dedi ya- ne dedi- “Mücahitlikten müteahhitliğe” diye anlattı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, toparlayın.

RIDVAN TURAN (Devamla) – Yani işte, aslında toplumumuzda çok yoğun bir biçimde görmüş olduğumuz şey, bu son on sekiz yıllık, yirmi yıllık zaman dilimi içerisinde, şimdiye kadar görülmemiş ölçüde zarar görmüş olan gelir dağılımı uçurumu var. İnsanları kayıt bırakarak, aslında çığlık atarak, isyan ederek, niye intihar ettiklerini göstererek hayatlarına son vermeye iten son derece kötü bir şey.

Evet, psikiyatrinin konusu olabilir, aslında bir üst başlık olarak halk sağlığının konusu olabilir, her bir şeyin konusu olabilir ama hepsinin içerisinde kristalize olmuş esas mesele, toplumumuzun giderek yoksullaşması, bir avuç sonradan görme zengin ile toplumun geri kalanı arasındaki devasa bir uçurumun her gün, her gün, her gün daha da fazla artması. O sebeple, eğer intihar vakalarına yönelik bir araştırma komisyonu kurulacaksa… Ki kurulmalıdır diye düşünüyorum; işte, bunu ancak özellikle ülkemizdeki bu gelir dağılımı uçurumunun temel sebeplerini, sonuçlarını, buradan nereye doğru gidildiğini ayrıntılarıyla ele alacak bir raporla yapabilir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

RIDVAN TURAN (Devamla) –  Umuyorum ki böyle bir komisyon kurulur.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Kayseri Milletvekili Sayın İsmail Tamer.

Buyurun Sayın Tamer. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA İSMAİL TAMER (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; konuşmama başlamadan önce, Gara’da hain terör örgütü PKK tarafından şehit edilen 13 vatandaşımıza ve operasyon anında şehit edilen 3 askerimize Allah’tan rahmet diliyorum; kederli ailelerine başsağlığı diliyorum, Türk milletinin başı sağ olsun diyorum.

Değerli arkadaşlar, intihar, bireyin kendi kararıyla yaşamına son vermesi olayıdır. Rastgele ve amaçsız bir davranış olmayıp devamlı yoğun acıya neden olan bir sorun ya da krizden çıkış yolu olarak da görülebilir.

İntihar girişimde bulunan bireylerin yüzde 40’ı daha önceden psikiyatrik başvuru yapıp tedavi gören, yüzde 10’u ise yatarak psikiyatri tedavisi alan hastalardır. Ölümle sonuçlanan intiharların yaklaşık yüzde 95’inde bir psikiyatrik tanı vardır; yüzde 80’inde depresif bozukluk ve alkol, yüzde 10’u da şizofrenik hastaların intiharları olarak, tıbbi olarak ifade edilebilir. Ancak şunu ifade etmek lazım: İntiharlar sosyopsikolojik bir olaydır. Evet, bu, toplum için hepimizin araştırması gereken önemli bir konudur ancak bu, sadece muhalefetteki arkadaşların, benden önce konuşan arkadaşların ifade etmiş olduğu gibi ekonomik nedenlerden değildir.

Dünyaya baktığımız zaman, Dünya Sağlık Örgütünün yapmış olduğu çalışmalarda, bugün en gelişmiş ülkeler… Finlandiya, dünyada gelişmiş ülkeler arasında ilk sıralarda yer almaktadır, aynı şekilde, İskandinav ülkeleri, Danimarka, İsveç, Norveç gibi ülkeler de ön sıralardadır. Ama baktığımız zaman yüz binde 11,9’la Finlandiya dünyada intihar sayısında 1’inci sırasında gelmektedir.  Yine aynı şekilde, bugün okuduğumuz bir makalede, Japonya’da intihar edenlerin sayısının -şu anda dünya Covid’den kırıldığı hâlde- Covid’den ölenlerden daha fazla olduğu görülüyor.

O zaman ekonomik nedenleri bir tarafa bırakıp bunun gerçek nedenlerini araştırmamız lazım. Türkiye bunun için çok yol katetti. Emniyet Genel Müdürlüğü, Sağlık Bakanlığı, Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ve tüm birimlerimizle birlikte pek çok program düzenlendi; belediyeler, sivil toplum örgütlerinin hepsi bu konuda çalışıyor. Onun için, intihar sosyal olarak hepimizi ilgilendiriyor ama daha fazla destek verme adına hepimizin üzerine düşen görevler vardır. Bunu sadece ekonomiye bağlamanın yanlış olduğunu ifade ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. Dolayısıyla destek vermeyeceğimizi ifade ediyorum.

Hayırlı günler diliyorum.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Alınan karar gereğince denetim konularını görüşmüyor ve gündemin “Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, Osmaniye Milletvekili İsmail Kaya ve 39 Milletvekilinin Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Millî Savunma Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

 

 

 

1.  Osmaniye Milletvekili İsmail Kaya ve 39 Milletvekilinin Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/3346) ve Milli Savunma Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 250) (x)

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Dünkü Birleşimde İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülen 250 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin tümü üzerinde gruplar adına yapılan konuşmalar tamamlanmıştı. Şimdi tümü üzerinde şahıslar adına yapılacak konuşmalarla devam edeceğiz.

Teklifin tümü üzerinde şahıslar adına ilk olarak Gaziantep Milletvekili Sayın Bayram Yılmazkaya konuşacaktır.

Buyurun Sayın Yılmazkaya. (CHP sıralarından alkışlar)

BAYRAM YILMAZKAYA (Gaziantep) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Ülke olarak büyük bir yastayız, yüreğimiz yanıyor. Irak’ın Gara bölgesinde PKK terör örgütü tarafından 13’ü kaçırıldıkları sivil ve asker vatandaşlarımız, 3’ü de çatışmada olmak üzere 16 şehidimiz var. şehitlerimizin bu büyük acısını ülke olarak yaşıyoruz. Milletimizin ve şehit ailelerimizin başı sağ olsun.

Dün Gaziantep’te de 13 şehidimizden 2’sini uğurladık. Piyade er Müslüm Altıntaş ve tankçı er Aydın Kabaklı. “Ateş düştüğü yeri yakar.” derler ancak sadece anne babalar değil tüm milletimiz kan ağlamaktadır. Tüm şehitlerimize bir kez daha Allah’tan rahmet diliyorum.

Değerli arkadaşlar, benim de üyesi olduğum Millî Savunma Komisyonu manevi yönünün fazlalığı, 83 milyonu ilgilendiren en değerli varlığımız olan ordumuzun unsurları ve bu çalışma düzeninin belirlendiği en önemli komisyonlardan birisidir. Bu nedenledir ki Komisyona gelen kanun tekliflerinin çoğu oy birliğiyle çıkmaktadır ancak bizlerin özellikle vurguladığı, yerinde yaptığımız tespitler ve yanlışların dikkate alınmaması, “Ben yaptım, oldubitti.” tavrı komisyonun manevi değerini gölgelemektedir. Muhalefet milletvekili olarak toplum tarafından ihtiyaç duyulan ve bizlere iletilen şikâyetle yaptığımız tespitleri belirtmemize rağmen ve bunları her komisyonda dile getirmemize rağmen düzeltilmemektedir ve çoğunlukta olan iktidar tarafından geçiştirilip, sözde “Genel Kurula kadar düzeltilir.” denilmekte fakat bizlerin çalışmaları ve önerileri tarafınızca anlamsızlaştırılarak değersiz hâle getirilmektedir. Bu durumu da yüce heyetinizin ve halkımızın takdirine bırakıyorum.

Yine, şimdi anlatacağım konu başlıkları ben ve arkadaşlarım tarafından defalarca komisyonlarda ve Genel Kurulda söylenmesine ve vurgu yapılmasına rağmen hiç dikkate alınmadığı için mağdur olan vatandaşlarımızın mağduriyetleri devam etmektedir.

En büyük mağduriyetin yaşandığı konu, açık öğretim yaş sınırının 29’dan 22’ye düşürülmesi ve eskiden iki ay olan yoklama süresinin kaldırılması sonucu birçok gencimiz haberi olmadan yoklama kaçağı durumuna düştü. Yoklama kaçağı durumuna düşen gençlerin tecil hakkı, bedelli hakkı, üniversiteye kayıt yaptırma hakkı kalmadı. Bu gençlerimiz, maalesef, şimdi asker kaçağı durumunda.

Sayıları 450 binler dolayında olan asker kaçağı gençlerimizin sorunu teklifin 2’nci maddesindeki değişiklikle çözülmeye çalışılmışsa da birçoğunun sıkıntısı devam edecektir. Özellikle 3.800 kişiden fazla olan açık öğretim yaş mağdurlarının sıkıntısı çözümlenmemiştir. Bu insanlar belli bir zamana kadar askere gitmeyecekleri için borç harç içinde düzen kurmuşlardır ama aniden bakaya kalıp yoklama kaçağı durumuna düştüklerinden şu anda ne yapacaklarını bilmemektedirler. Gelin bütün partiler destek olalım, bu mağduriyeti ortadan kaldıralım, gençlerimize af çıkaralım; yoksa gençlerimiz sizlere haklarını helal etmeyeceklerdir.

Değerli arkadaşlar, diğer bir konu, ordu yargı sistemi bozulmuştur. Askerî mahkemeler, disiplin mahkemeleri 2017 Anayasa değişikliğiyle kaldırılmıştır. Askerî yargı, askerî mahkemeler ve disiplin mahkemelerinden oluşan yargısal bir faaliyettir ancak askerî hukuk ayrı bir çalışma ve bilgi isteyen bir konudur. Bu bağlamda, tıpkı ticaret mahkemeleri, iş mahkemeleri, aile mahkemeleri gibi, sivil, ancak bu konularda branşlaşan mahkemelerin kurulması elzemdir ya da eskiye dönüş şarttır.

Yine, sorunlardan biri, ordumuzu ilgilendiren en önemli konulardan biri de şüphesiz, askerî okulların kapatılmasıdır. Kamuoyunda neredeyse her kesim askerî okulların kapatılmasına karşı çıkmaktadır. Milletimizin hiçbir ferdi askerî okulların cezalandırılmasını, tarihî öneme sahip okulların kapatılmasını anlayamamıştır. Nitekim, buralarda bulunan, FET֒yle ilişkili kişilerin tespit edilip yargılanıp cezalandırılması gerekirken, toptancı bir anlayışla anlaşılması güç bir şekilde okulların tamamen kapatılması kabul edilemez bir durumdur. Harp akademilerini, astsubay hazırlama okullarını kapatmak darbeyi önlemek değil, ordumuza darbe vurmak anlamına gelecektir. Bu okulların kapatılmasının ne kadar yanlış olduğu ortadadır. Gelin bunu da en kısa sürede düzeltelim diyoruz.

Ordumuzun sağlık sistemi bozulmuştur. Askerî hastanelerin Sağlık Bakanlığına devri yanlış olmuştur. Hatanın başlangıcı, Gülhane Askerî Hastanesi’nin Sağlık Bilimleri Üniversitesine devriyle yapılmıştır. Askerî hastanenin kapatılması nedeniyle savaş cerrahisi uzmanlığındaki doktor sayısında büyük oranda azalma meydana gelmiştir, doktor sayısı 347’ye kadar düşmüştür. Savaş cerrahisi çok özel bir konudur. Bilinmektedir ki, askerî tıp eğitimi ve uygulaması, normal tıp eğitimi uygulamasından farklılık taşımaktadır. Ülkemizin ve dünyanın pek çok yerinde kahramanca görev yapan Mehmetçiklerimizin yaralanması, acil ameliyat gereksinimi ve hayati tehlikeleri; yine olası bir savaş hâli uzmanlık, tecrübeli tıp bilgisinin yanında askerlik bilgisi de gerektirmektedir. Askerî bir doktor her türlü askerî hareket, savaş ve bunun gibi durumlara ve durumlarda çalışmaya hazırlıklıyken, sivil bir doktorun bu durumlara hazırlıklı olması ve durumlarda mesleki bilgisini tam olarak kullanabilmesi beklenemeyecektir. Bu sebeplerden ötürü askerî tıp akademisi hastanelerinin tekrar açılması ordumuz için hayati öneme sahiptir. Ben de kısa dönem de olsa Diyarbakır’da askerlik yapan bir kalp cerrahıyım. Daha önce de burada kürsüden belirttim. Gerçekten de ne kadar deneyimli olursak olalım, bir sivil doktor olarak o acil şartlardaki yanık ortamlarına, patlama ortamlarına veya kurşunlamadan gelen o askerlerimize müdahalede kendimi ne kadar deneyimli olsam da o müdahalede geri kalmışımdır. Tamamıyla savaş cerrahisi bambaşka bir konudur. Temelinde mutlaka o doktorun beraberinde askerî eğitimi, askerî disiplini de alması gerekir diye düşünüyorum ve bu konuda, özellikle çok, defalarca söyledik. Artı Hükûmetin, iktidarın bu konuya el atması gerekir, bu askerî hastanelerin en kısa sürede açılması gerekir diye defalarca söyledik ve söyleyeceğiz belki de, inşallah söylemeyiz.

Bir diğer sorun -sorun çok- binbaşılarımızın makam tazminatı. Diğer üst subaylara verilen görev, makam tazminatı, yine bir üstsubay olan binbaşılara verilmemiştir. Görevdeki binbaşılara başka adlar altında yapılan iyileştirmeler emekli binbaşılara yansıtılmalıdır. Emekli binbaşı maaşı, emekli uzman çavuşun maaşından daha düşük bir duruma gelmiştir. Toplam 5.680 emekli olmuş binbaşı varken bunun 2.300 civarında olanı sağdır ve bu mağduriyet ivedi bir şekilde giderilmelidir.

Uzman çavuşlarımızın sorunları da çok. En fazla şehit veren uzman çavuş camiamızın kadro istekleri yerine getirilmelidir, ast üst münasebetleri düzenlenmelidir. İçişleri Bakanlığına bağlı komutanlıklarda görevli uzman erbaşların Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Yönetmeliği’ne mi, yoksa Jandarma ve Sahil Güvenlik Personelinin Hizmet Esasları Hakkında Yönetmelik’e mi ya da her ikisine de tabi olup olmadıkları netleştirilmelidir.

Yine, diğer bir konu, sözleşmeli erlerin sorunları. Mesai sonrası evlerine gidebilmelerine dair kanun eksik uygulanmaktadır. Refakat izni, mehil izni, asgari geçim indirimi, yol harcırahı, komando tazminatı gibi iyileştirme zammı haklarından faydalanamamaktadırlar arkadaşlar. Bu da yine düzeltilmesi gereken sorunlardan biridir. Yine, bunların aynı zamanda eş atamalarında sorunlar yaşanmaktadır. Yedi yıl görev yaptıktan sonra memur kadrolarına geçişte sorun yaşamaktadırlar. Bizlere de vekiller olarak devamlı geliyor, şikâyet şeklinde geliyor, uğraşıyoruz ama bir şekilde kadro bunlara çıkmıyor ve çok büyük mağduriyet yaşamaktadırlar.

Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle Genelkurmay Başkanının Millî Savunma Bakanına bağlanmasının yanı sıra -yanlış olan- kuvvet komutanlıklarının ayrı ayrı doğrudan Bakana bağlanması söz konusu. Genelkurmay Başkanının birçok yetki ve görevinin elinden alınarak Bakana verilmesi Genelkurmay Başkanlığını sembolik bir makam olarak bırakmıştır. Bu son hâliyle Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanları sadece uzman çavuşların ve uzman er, erbaşların tayin ve atamasını yapabilecekler. Subay ve astsubayların tayinleri Millî Savunma Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü tarafından yapılacaktır. Genelkurmay Başkanlarının tarihsel ve hiyerarşik önemi hiçe sayılmıştır. Genelkurmay ve kuvvet komutanlıkları arasındaki sıkı emir ve komuta zinciri kopartılmıştır. Türk Silahlı Kuvvetlerinin derhâl eski hâline getirilmesi gerekmektedir. Aksi takdirde bu getirilen uygulama nedeniyle her yeni Millî Savunma Bakanı atamasında işi biliyor olması gerektiği için ya eski bir Genelkurmay Başkanını bulmak zorunda kalacağız ya da yüksek rütbeli bir kuvvet komutanını Millî Savunma Bakanı yapmak zorunda kalacağız kuvvet komutanlıkları direkt kendisine bağlandığı için.

Bakın, sizin döneminizde Sayın Fikri Işık, Sayın Vecdi Gönül, Sayın İsmet Yılmaz –Komisyon Başkanımız- ve Sayın Nurettin Canikli kısa dönem Millî Savunma Bakanlığı yapmışlardır. Fikri Bey’in İngilizce öğretmenliği, matematik öğretmenliği var; İsmet Bey’in makine mühendisliği ve avukatlık eğitimi var; Vecdi Bey kaymakamlık, valilik, Emniyet Müdürlüğü yapmış; yine Nurettin Bey mali müşavir. Bu, şu demek arkadaşlar: Diyorsunuz ki “Askerî vesayet, askerî vesayet...” Kendi elimizle bu kez Millî Savunma Bakanını da asker yapmak zorunda kalacağız. O zaman askerî vesayetle ilgili sıkıntınız nerede? Yani bu sistemde bir doktoru Millî Savunma Bakanı yapamazsınız kuvvet komutanlıkları kendine bağlandığı için veya başka bir meslekten birini yapamazsınız çünkü bu işten anlamamış olacak yani bir yetki karmaşası olacak, bu da çok önemli. Bunun da bir şekilde düzeltilmesi gerekir diye düşünüyorum, bunu da buradan belirtmek istiyorum.

Şimdi, değerli arkadaşlar -vaktim kısalıyor- milletvekili arkadaşların askerî yükümlülüklerinin üyelik sıfatlarının sona erdiği tarihe kadar ertelenmesi amacıyla getirilmiş bir düzenleme var. Bu düzenlemeyi de doğru bulmuyoruz. Nitekim, yürütme ya da yargı erklerinde görev yapanlar için böyle bir düzenleme yokken milletvekiline getirilmesi hatalı olmuştur. Zaten kanuni olarak Meclis 1 Temmuz-1 Ekim tarihleri arasında ara vermektedir. Bu aralıkta milletvekilinin askere gitmesinde bir sakınca bulunmamaktadır ancak askerlik hizmetini yerine getirmek istese dahi bu teklifin yasalaşması sonucu milletvekili askere gidemeyecektir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAYRAM YILMAZKAYA (Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Buyurun, toparlayın.

BAYRAM YILMAZKAYA (Devamla) – Şimdi, burada, 25-30 yaşında askerliğini yapmadan bir milletvekili arkadaşımız Meclise geldikten sonra eğer dört beş sene boyunca -veya daha uzun dönem yapan da vardır- milletvekilliğine devam ettiği takdirde askerliğini yapmadan ileri yaşa gelmiş olacaktır. Daha da komik bir durum, genç bir milletvekili arkadaşımızı, askerliğini yapmamış bir arkadaşı Millî Savunma Komisyonuna oturtamazsınız yani askerlikle ilgili bir ortam, bilgi ve görgü bakımından. O nedenle ki gelin, bizim dediğimiz gibi, 1 Temmuz ile 1 Ekim tarihleri arasında zaten tatil Meclis, bu süreçte arkadaşlarımız uygun şartlarını tamamlayıp herhangi bir dönemde gitsin, askerliklerini yapsınlar, yoksa, aksi takdirde bu teklif yasalaştığında milletvekili arkadaşlarımız askere dahi gidemeyecekler, milletvekilliğinin sona ermesini bekleyecekler.

Teşekkür ediyorum beni dinlediğiniz için, sağ olun.

Yüce heyeti tekrar selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Şahsı adına ikinci konuşma Osmaniye Milletvekili Sayın İsmail Kaya’ya aittir.

Buyurun Sayın Kaya. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İSMAİL KAYA (Osmaniye) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; ilk imza sahibi olduğum Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’miz üzerine şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle Gazi Meclisimizi ve ekranları başında bizleri izleyen aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Sözlerimin hemen başında Irak’ın kuzeyinde hain terör örgütü PKK tarafından şehit edilen 13 vatandaşımıza Allah’tan rahmet, kederli ailelerine ve aziz milletimize başsağlığı diliyorum.

Şehitler diyarı Osmaniye ilimizin bir milletvekili olarak milletin kürsüsünden sesleniyorum: Son terörist de etkisiz hâle getirilinceye kadar bu hainlerle kararlı mücadelemiz sonuna kadar devam edecektir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Çok değerli milletvekilleri, bugün Türk Silahlı Kuvvetlerimiz ülkesini ve halkını korumanın yanında, bölgesindeki ve dünyadaki tüm mazlumların, mağdurların, soydaşların ve ümmetin umudu hâline gelmiştir. Vatan topraklarımızın her karışında, sınırlarımızda ve sınır ötesinde pek çok yerde destanlar yazan kahramanlarımızı buradan en kalbî duygularımla selamlıyorum.

Ordumuzun başarısının arkasında Türk Silahlı Kuvvetleri personelinin nitelikli eğitimi, örnek disiplini, üstün donanımının yanında yüzlerce milyon insandan aldığı dua da vardır. Teknolojik üstünlüğümüzü yetişmiş insan kaynağımız ve manevi gücümüzle birleştirdiğimizde Allah’ın izniyle ülkemizin önünde durabilecek hiçbir güç yoktur.

Değerli milletvekilleri, kanun teklifimizle Millî Savunma Bakanlığı kadrolarında görevli personelin tecrübelerinden daha uzun süreli ve etkin bir şekilde faydalanılması ve özlük haklarının iyileştirilmesi suretiyle de personelin motivasyonunun artırılmasını amaçlıyoruz. Bununla birlikte, Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminin yürürlüğe girmesiyle Bakanlık merkez ve taşra teşkilatlarında değişiklikler yapılmış, yapılan düzenlemelerle birlikte bakanlıklar yeniden yapılandırılırken bu kapsamda ortaya çıkan yeni ihtiyaçların karşılanması gerekliliği hasıl olmuştur.

1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesiyle Millî Savunma Bakanlığı teşkilatında yapılan değişiklik ile Genelkurmay Başkanlığı ve kuvvet komutanlıkları Millî Savunma Bakanlığına bağlanmıştır. Buna bağlı olarak da mevzuatta birtakım uyum düzenlemeleri yapılması zarureti ortaya çıkmıştır.

Değerli milletvekilleri, kanun teklifimizin içeriği hakkında sizlere kısaca bilgiler vermek istiyorum: Tecrübelerinden daha uzun süreli faydalanmak istediğimiz uzman erbaşlarımızın emeklilik yaş haddini 52’den 55’e çıkartıyoruz. Seferin gereği olarak lüzum görülmesi ve sağlık durumlarının elverişli olması hâlinde subay ve astsubaylarda olduğu gibi uzman erbaşlarımızda da 60 yaşından en gençlerinden başlayarak orduya alınabilmelerine imkân sağlıyoruz. Yine, kanun teklifimizde uzun yıllar Türk Silahlı Kuvvetlerinde zor koşullarda görev yapmasına rağmen sadece emeklilik hakkını kazanana kadar sivil memur olarak çalışan, görev yapan uzman çavuşlarımızın da emsallerinin aldığı emekli aylığını almalarını sağlıyoruz. 2010 yılında 6000 Sayılı Kanun’la 45 yaşına gelen fakat emekli aylığı hak etmemiş uzman erbaşlarımız sivil memur olarak emekli edildiler, bunların sayısı yaklaşık 2.900 kişi ve 65 kişi de sivil memur olarak çalışanımız var. Bu nedenle uzman erbaşlarımızın emekli aylığında almış oldukları tazminatları alamıyorlardı. Getirmiş olduğumuz düzenlemeyle sivil memur olarak emekli olanlar ve hâlen sivil memur olarak çalışanlar da dâhil olmak üzere başvurmaları hâlinde uzman erbaşlarla emekli aylıkları arasındaki farkın ortadan kaldırılmasını sağlıyoruz. Bundan sonra uzman erbaşlarımızın da sivil memur olarak çalışmalarını kaldırıyoruz. Artık Türk Silahlı Kuvvetleri personeli olarak kahramanca görev yapan uzman erbaşlarımız uzman çavuş olarak emekli olacaklar.

Değerli milletvekilleri, yine yasa teklifimizde uzman erbaşlarımızdan ilk beş aylık intibak dönemini tamamlayanlara yerli üretim olmak şartıyla 1 adet tabanca verilmesini sağlıyoruz ve bunun yanı sıra yine görevde olan 89 bin civarı uzman erbaşımıza da yerli üretim olmak şartıyla 1 adet tabanca verilmesini sağlıyoruz. Mevcut yasada uzman erbaşlarımız görevine başladıktan sonra iki yıllık intibak süresini tamamladıktan sonra ancak kendi paralarıyla 1 adet silah alabiliyorlardı, şimdi bizim yasa teklifimizle beş aylık intibak dönemini tamamlayanlara aynen astsubay ve subaylarda olduğu gibi bakanlık tarafından 1 adet yerli üretim olmak şartıyla silahları teslim edilecek. Mevcut durumda komando branşında istihdam edilen uzman erbaşlarımız 40 yaşından sonra bu branşta çalışamıyorlardı. Yasa teklifimizle göreve devam etmek isteyenlerden uygun görülenler ve sağlık durumlarını her iki yılda bir sağlık kurulu raporuyla belgelemeleri hâlinde komando olarak göreve devam edebilecekler. Bu anlamda Türk Silahlı kuvvetleri personelimizin tecrübelerinden daha uzun süreli faydalanmak istiyoruz.

Yine, kanun teklifimizde, Türkiye Emekli Subaylar, Türkiye Emekli Astsubaylar, Türkiye Harp Malulü Gaziler, Şehit Dul ve Yetimleri ile Türkiye Muharip Gaziler Derneklerinde olduğu gibi, Türkiye Emekli Uzman Erbaşlar Derneğinin de kanun kapsamına alınmasını sağlıyoruz. Derneğe üye olabilecek kişileri, tüzel kişilik yapısının nasıl kazanılacağı, mevcut derneklerin kurulacak olan derneğe nasıl aktarılacağı ve kimlerin üye olup olamayacağı da yine yasa teklifimizle belirleniyor.

Değerli milletvekilleri, dış kaynaktan temin edilen astsubay ve subayların deneme süresinin bitiminden önce temin şartlarını taşımadığı veya temin şartlarını sonradan kaybettiği anlaşılanların ilişiklerinin kesilebilmesine imkân sağlıyoruz. Aynı şekilde, dış kaynaktan doğrudan Özel Kuvvetler Komutanlığı emrinde görev yapmak üzere temin edilen astsubay ve subayların verilen eğitimi tamamlamadan önce yani temin aşamasında aranılan sağlık koşulları ve benzeri şartları taşımadıkları sonradan anlaşılanların ilişiklerinin kesilebilmesine imkân tanıyoruz.

Kanun teklifimizle, hukuk sınıfı subaylar ara buluculuk komisyonlarında görev yapabilecekler. Dış kaynaktan alınan hukuk sınıfı subay adayları diğer sınıftaki subay adayları gibi temel askerlik eğitimini tamamladıktan sonra subaylığa nasbedilecekler. Nezdinde bulundukları kıta komutanlarının veya kurum amirlerinin hukuk sınıfı subayların disiplin amiri olmalarını da amaçlıyoruz.

Olağanüstü hâl veya terörle mücadeleden kaynaklanan zorunlu hâllerde ihtiyaç duyulan personelin sözleşme süreleri, talebe bakılmaksızın, kuvvet komutanının, Jandarma Genel Komutanının, Sahil Güvenlik Komutanının onayını müteakip Emekli Sandığı Kanunu’nda belirtilen yaş hadlerine kadar birer yıl süreyle uzatılabilecek.

Millî Savunma Üniversitesi ve bağlılarında, tanınırlığı ve yetkinliği olan emekli kamu görevlilerinin, devlet memurlarının, emekli Türk Silahlı Kuvvetleri personelinin, emekli öğretim elemanları ile diğer yükseköğretim kurumlarından görevlendirilen öğretim elemanlarının ders verebilmelerine imkân sağlıyoruz.

Yine, teklifimizde, harp okulları için var olan bu düzenlemeyle uyumlu olarak astsubay meslek yüksekokullarında da yabancı uyruklu öğretim elemanlarının istihdam edilebilmesine imkân sağlıyoruz.

Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu’nda yapılan değişiklikle, devlet hizmeti yükümlülüğü kapsamında Türk Silahlı Kuvvetleri ve Jandarma Genel Komutanlığı ile Sahil Güvenlik Komutanlığı kadrolarına atanan sivil tabipler harekât, salgınla mücadele ve benzeri ihtiyaçlar kapsamında yurt içi ve yurt dışında iki aya kadar görevlendirilebilecekler. Bu süre Sağlık Bakanı tarafından uygun görüldüğü takdirde -olağanüstü durumlarda- 3 katına kadar uzatılabilecek. Devlet hizmeti yükümlülüğü süresinin hesaplanmasında da burada geçirilen fiili süreler 1,5 katı olarak fazla hesaplanacak. Yani, iki yıl görev yapan bir doktorumuz üç yıl devlet hizmeti yükümlülüğü görevini tamamlamış olacak.

Yasa teklifimizde devre kaybeden öğrencilerin devre kaybettikleri süre için genel sağlık sigortası kapsamına alınabilmesini amaçlıyoruz. Yasa teklifimizle yine “Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeliğine seçilen milletvekillerinin, üyelik sıfatlarının sona ereceği tarihe kadar askere gitmeleri ertelenir.” diyoruz. Yine, teklifimizde yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızdan dövizle askerlik hizmeti için başvuranların, ödeyecekleri bedelin döviz miktarının yatırılacağı günkü döviz kuru üzerinden ödenmesini sağlayarak kur farkından dolayı olumsuz etkilenmelerini engelliyoruz. Burada dövizli askerlik hizmetinden yararlanan hükümlü sayısının artırılmasını amaçlıyoruz.

Çok değerli milletvekilleri, kanun teklifimizin bütünü ele alındığında yapılan düzenlemelerle aziz milletimizin gönlünde müstesna bir yere sahip olan ve Peygamber ocağı olarak kabul edilen Türk Silahlı Kuvvetlerimizin sahip olduğu teknoloji, eğitim üstünlüğü, millî harp sanayisine dayanan silah gücü, terörle mücadele ve sınır ötesi operasyonlarda çok daha etkili olmasını hedefliyoruz.

Sözlerimi tamamlarken Komisyon çalışmalarımızda yasa teklifimize vermiş olduğu desteklerden dolayı Türkiye Büyük Millet Meclisi Millî Savunma Komisyonu Başkanımız İsmet Yılmaz Bey’e, çok değerli milletvekillerimize, Millî Savunma Bakan Yardımcımıza, Bakanlığımızın çok değerli bürokratlarına ve Mecliste grubu bulunan diğer siyasi partilerimizin milletvekillerine çok teşekkür ediyorum. Kanun teklifimizin Türk Silahlı Kuvvetleri personelimiz için ve ülkemiz için hayırlı olmasını diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Şimdi teklifin tümü üzerinde yirmi dakika süreyle       soru-cevap işlemi gerçekleştireceğiz. Bu sürenin on dakikası sorular, on dakikası da cevaplar olacaktır.

Sayın Aycan…

SEFER AYCAN (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, Covid-19 salgını eğitimi de ciddi şekilde etkilemiştir. Eğitimde esas yöntem yüz yüze eğitimdir. Zorunluluklar nedeniyle uzaktan eğitim uygulanmaktadır fakat etkili olmamaktadır, sorunlar yaşanmaktadır. Erişim ve derse katılımda, derslerin etkisinde sorunlar vardır. Özellikle kırsal alanda ve ilkokul döneminde sorunlar daha fazladır. Bu nedenle tüm önlemler alınarak kırsal bölgelerde yüz yüze eğitime geçilmesini destekliyoruz.

Engelli ve özel çocukların eğitimi de önlem alınarak başlanmalıdır. Bu çocuklar için eğitim aynı zamanda tedavidir. Bu nedenle yüz yüze eğitim başlamalı ve devam etmelidir. Yüz yüze eğitim başlar iken öğretmenlerin mutlaka aşıları tamamlanmalıdır. Okullardaki öğretmen açığı kapatılmalıdır. Özellikle engelli çocuklar ve özel çocuklar için daha fazla öğretmen atanmalıdır. Yeteri kadar öğretmen adayımız da…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Kaya…

AHMET KAYA (Trabzon) – Türk Tabipleri Birliği “İktidar nerede kongre yapıyorsa orada vakalar artıyor.” demişti. İki gün önce Sağlık Bakanlığı, AKP ilçe ve il kongrelerinin yapıldığı Trabzon ve Rize illerimizin en çok vaka görülen iller olduğunu açıkladı. İnsanlarımız aylardır büyük sıkıntı çekiyor, salgının yayılımını önlemek için fedakârlıklar yapıyor, tedbir alıyor ama AKP Genel Başkanı tüm bunları yok edercesine arkasındaki kalabalıklarla Trabzon’da, Rize’de kongreler yapıyor ve salonların lebalep doluluğuyla övünebiliyor. Bu övünülecek bir şeyse kahvehaneleri, lokantaları, restoranları ve kafeleri neden kapattınız? Esnaflarımızı neden perişan ettiniz? 65 yaş üstü vatandaşlarımızı neden eve hapsettiniz? Biliyorum, “Biz iktidarız, istediğimizi yaparız.” diyorsunuz. Yapın ama şunu bilin ki zulme dönüşen uygulamalarınız nedeniyle esnaflarımız burnundan soluyor ve “Kendileri kongre yapabiliyorken dükkanlarımızı kapatanlara, bizi ekmeğe muhtaç edenlere hakkımız haram olsun.” diyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Gaytancıoğlu…

OKAN GAYTANCIOĞLU (Edirne) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

AKP giderayak talana, çevre katliamına hız vermiş durumda. Saros Körfezi’nde yasa tanımaz talan sürerken Edirne’mizin Süloğlu ilçesinin Geçkinli köyünde birinci sınıf tarım arazisi ve mera alanına linyit ocağı ve tesisi için izin alınmaya çalışılıyor. Bu arazileri yok etmeye çalışan insanların vicdanının kömürden de kara olması gerekir. Geçkinli köyünde mevcut ocak nedeniyle orada yaşayan vatandaşlarımız zaten uzun yıllardır toza, gürültüye, ise, kokuya katlanmakta; hastalıkla mücadele etmektedir. Tarımda ve hayvancılıkta verimleri düşmüştür. Çamaşırlarını dahi asamaz durumdalar. Ortada bir çevre sorunu varken AKP “Bu yetmez.” diye yenilerini eklemekte, yeni ocak ve tesislere izin vermektedir. Açılmak istenen tesislerin yakınlarında gölet ve dereler vardır. Bu alanlar birinci sınıf tarım toprağı ve meradır. 3-5 kişinin çıkarı için çalışacağınıza Geçkinli köylülerin yanında olun.

BAŞKAN – Sayın Ünsal...

SERVET ÜNSAL (Ankara) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlar, Türkiye’de yasaklar bir tek saray çevresi ve AKP’liler için geçerli değil. Aylardır salgına karşı sosyal mesafenin önemini söylüyoruz ama AKP kongrelerinde virüse davetiye çıkarılıyor. Aylardır esnafın kapısı kilitli, esnaf kan ağlıyor. Milyonlarca kişi önlemler nedeniyle işsiz kaldı, evine ekmek götüremiyor ama AKP kongrelerinde binlerce kişi kapalı alanda dip dibe oturuyor. AKP Genel Başkanı, çıkıp bu rezaletle de övünüyor. “Çökmedik, güçlüyüz.” algısı yaratmak için virüse rağmen salonlar dolduruluyor ama böyle oyunlar artık halkın gözünde işe yaramıyor. 8-14 Şubat kongreler sürecinde Trabzon, Ordu, Giresun ve Rize’de Covid vakaları Ankara, İstanbul, İzmir’in 4 katına ulaştı. Virüse karşı önlemlerin yok sayıldığı AKP kongrelerine katılanları karantinaya almalıyız.

BAŞKAN – Sayın Köksal...

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, seçim bölgem Afyonkarahisar’da ticari M plaka minibüs hattı sahipleri ve ticari taksi sahipleri büyük bir mağduriyet yaşamaktadır. Şöyle ki: Afyonkarahisar Belediyesi, ticari hatlı minibüslerin çalışma yönetmeliğine göre, minibüs hattı ve taksi hattı sahiplerinin aracının devir ve satışını belediye encümen kararıyla yapabileceği belirtilmektedir. Bu durum, hattını devredecek veya satacak olan hemşehrilerim için âdeta eziyete dönüştürülmektedir. Belediye, hak sahiplerinin süresiz aldıkları ticari plaka için devir veya satışta sanki kırk dokuz yıllık verilmiş gibi işlem yapmakta ve hak sahiplerini mağdur etmektedir. Çalıştığı yerde zarar eden tek esnaf grubu olan şoförlerin emeklilik ikramiyesi, kıdem tazminatı gibi hakları yoktur. Onların tek sermayesi olan ekmek teknelerine göz koymak hangi dine, hangi vicdana, hangi hukuka sığar? Afyonkarahisar Belediyesi bu yanlıştan derhâl dönsün.

BAŞKAN – Sayın Ekinci...

SEMİHA EKİNCİ (Sivas) – Teşekkür ediyorum Kıymetli Başkanım.

Savunma sanayimizde son on dokuz yılda yapılan çalışmalarla terörle mücadelede büyük başarılar elde eden kahraman ordumuz, güvenlik güçlerimize teşekkür ediyorum.

Yapılmış olan İHA, SİHA, ATAK helikopterleriyle birlikte terörle mücadelede dünden bugün daha güçlüyüz. Bu savunma sanayimize desteklerinden dolayı Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan başta olmak üzere, görev yapan Millî Savunma Bakanlarımıza ki İsmet Yılmaz Bakanımız başta olmak üzere tüm bakanlarımıza ve bürokratlarımıza teşekkür ediyorum.

Bugün emniyetimiz ilk ATAK helikopterini teslim aldı. Hayırlı uğurlu olsun diyorum. Atmış olduğu her bomba düşmanın kafasına, teröristin kafasına insin. Ve burada milletin Meclisinden tekrar haykırıyoruz: Kahrolsun PKK, kahrolsun terör! (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Öçal…

HABİBE ÖÇAL (Kahramanmaraş) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Türkiye Büyük Millet Meclisinin bir mensubu olarak, bir vatandaş olarak ömürlerini vatan savunması için sarf eden şerefli Türk askerimizin, ordumuzun, Mehmetçik’imizin her daim yanındayız ve destekçisiyiz. Bizler asker olarak doğan bir milletin evlatlarıyız. Vatanımızın müdafaasında ve ülkemizin düşmanlarıyla mücadelesinde de yeri geldiğinde her birimiz Sütçü İmam, Senem Ayşe, Nene Hatun, Kara Fatma’yız. Bu dileklerimle birlikte görüşülmekte olan kanun teklifinin Türk ordusuna, Türk milletine, aziz Mehmetçik’imize hayırlı uğurlu olmasını temenni ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Sümer…

ORHAN SÜMER (Adana) -  Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

81 ilde yapılan EBA erişim raporuyla eğitimdeki durumun vahameti ortaya çıkmıştır. Rapora göre, Türkiye’de 2,4 milyon öğrenci EBA’ya hiç ulaşamadı. Memleketim Adana’da 70.303 öğrenci EBA’ya hiç giremedi. Yani bu, Adana’da öğrencilerin yüzde 14’ü uzaktan eğitime ulaşamadı demektir. Tek bir çocuğumuzun bile eğitimden mahrum kalmasının vebali Millî Eğitim Bakanlığının boynundadır. Defalarca dile getirdik, internet altyapısı sağlanmadan, çocuklara bilgisayar temin etmeden internet üzerinden gerçekleştirilen eğitimler ne yazık ki kayıp nesiller yaratacaktır.

Hafta başında köy okulları da açıldı ancak köy okullarında da uzaktan eğitimde büyük sıkıntılar yaşanıyor. Büyükşehir yasası nedeniyle kendileri köyde olsalar bile adresleri kentte görünen köy okulları Millî Eğitim Bakanlığının son envanterinde köy okulları olarak girmedi. Millî Eğitim Bakanlığı çocuklarımızın uzaktan eğitimden mahrum kalmamasını engelleyecek adımları derhâl atmalıdır.

BAŞKAN – Sayın Ceylan…

ÖZGÜR CEYLAN (Çanakkale) – Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Sağlık Bakanlığıyla eş güdüm içeresinde Lapseki ilçesi Dumanlı köyünde “Asbest Maruziyetinin Tıbbi Jeoloji Açısından Değerlendirilmesi” konulu bir çalışma yaptı. Bu çalışma 2015 yılında Maden Tetkik Arama Dergisinde yayınlandı. Asbestin kansere yol açtığı ve bu bölgede asbestin olduğu bilimsel olarak sabit. Ancak ruhsat alanı dışında, imar izni olmadan, kanunsuz bir şekilde kazı çalışmalarına devam eden Sone Enerji toprağı kaldırıyor, döküyor. Şirket bu cesareti kimden alıyor, bölgenin asbest açısından risk durumu ortadayken bu çalışmalar nasıl devam eder, Sağlık İl Müdürlüğü ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığı yetkilileri neden buna dur demez? 2014 yılında asbest tespit edilen köylerde yolların asfaltlandığı, köylerde yeşillendirme gibi önlemlerin alındığı belirtilmişti. Şimdi halk sağlığını tehdit eden bu şirketi kim koruyor?

BAŞKAN – Sayın Gökçel…

CENGİZ GÖKÇEL (Mersin) – Kaçırılan 12 Türk, 1 Iraklı, toplam 13 evladımız Gara’da şehit oldu. Şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyor, terörün her türlüsünü kınıyorum. Altı yıldır terör örgütünün elinde olan bu evlatlarımızı kurtaramayanları da kınıyorum.

Bu bağlamda, seçimlerde mektupla destek dilendiğiniz terör örgütübaşından neden çağrı yapmasını istemediniz, insan hakları derneklerinden neden yardım istemediniz, bölücü terör örgütünün beş buçuk yıl elinde tuttuğu vatan evlatlarını kurtarmak için Başbakanlık ya da Cumhurbaşkanlığı makamı ne yapmıştır, neden Trump’la dostluğunuzu tutsakları kurtarmak için kullanmadınız, operasyondaki başarısızlığı kim üstlenecek, bu işin sorumlusu kim, bu evlatlarımızın acısını kim dindirecek?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi Komisyona söz veriyorum.

Cevap hakkınızı kullanın, süreniz on dakika.

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Teşekkür ediyorum Muhterem Başkanım.

Öncelikle, milletvekillerimize sonsuz teşekkür ediyorum sorular için. Şu bakımdan bir kere daha teşekkür ediyorum ki bu kanunla ilgili olarak anlaşılmayan hiçbir husus olmadığını görmekten memnuniyet duydum. Ancak, yine de bu kanunla ilgili neler getirildi bir kez daha tekrar etmek isterim.

Sayın Sefer Aycan’ın sorusu, eğitimde yüz yüze eğitimin asıl olduğu, uzaktan eğitimin destek eğitimi mahiyetinde olduğu ama yüz yüze eğitime öncelik verilecekse engellilerin eğitimine öncelik verilmesi ve engellilerle ilgili öğretmenlerin, bu eğitimi verecek öğretmenlerin daha fazla atanması doğrultusundaki talebine biz de aynen katılıyoruz.

Yine, Sayın Kaya, Trabzon’da ve Rize’de Covid sayısındaki haftalık artışı dile getirerek bunların kongrelerden de etkilenmiş olabileceğini ifade etti. Basında da yer aldı, Karadeniz Bölgesi’nde çalışmalarını sürdüren filyasyon ekipleri, son günlerde coronavirüsün en fazla cenaze namazları, taziye ve ev ziyaretlerinde yayıldığını tespit etti. Yetkililer, bu illerde, taziye için toplanılan evlerde virüsün daha fazla yayıldığını belirterek “Vatandaşlara bu konuda uyarılarda bulunulmaya başlandı.” diye de bir açıklama yaptı.

Yine, Gaytancıoğlu’nun Edirne’de çevreyle ilgili talepleri vardı, hepsine aynen katıldığımızı belirtmek isterim.

Sayın Ünsal’ın talebi de yine Sayın Kaya’nın talebiyle aynı doğrultudaydı.

Sayın Köksal, Afyon Belediyesindeki şoförlerle ilgili ticari plakayla olan bir haksızlığı dile getirdi, Belediye Başkanlığının bununla ilgilenmesini talep etti. Nerede bir haksızlık varsa bütün kamu görevlilerinin onu elinden geldiğince gidermesi lütuf değil, kendi görevleridir.

Yine, Sayın Ekinci, savunma sanayisinde Türkiye’nin son yıllarda aldığı büyük mesafenin, bu mesafenin de katkısıyla terörle mücadelenin iyi bir noktaya geldiğini ve ATAK helikopterinin de ilk olarak Emniyet Genel Müdürlüğüne teslim edildiğini belirtti.

Yine, Sayın Öçal, terörle mücadelede her birisinin gerekirse Sütçü İmam olduğunu, Nene Hatun olduğunu, dolayısıyla da milletinin mensupları böyle olan bir ulusun terörle mücadeleyi hayatta kaybetmeyeceğini dile getirdi.

Sayın Sümer, uzaktan eğitime Adana’da yüzde 14 sayısını, 70 bin öğrencinin katılamadığını… Tabii, eğitimde tek bir kişinin bile ihmal edilmemesi, geride bırakılmaması lazım. Ha, bununla ilgili Millî Eğitim Bakanlığının da -diğer kamu kuruluşlarının ona destek vererek- bu açığı, yüzde 14’lük kısmı gidermesi gerektiği konusunda biz de mutabıkız.

Sayın Özgür Ceylan Onsekiz Mart Üniversitesinin asbestle ilgili bir çalışmasının -kanserojen olduğunu herkes bilir- halk sağılığı açısından bir tehdit, risk oluşturduğunu söyledi. Sayın Başkanım, biz de aynen katılıyoruz gerek içme suyuyla gerek de çevreyle ilgili. Çevreyi korursanız evlatlarınıza daha iyi bir yaşanılır dünya bırakmış olursunuz, hele de iklim değişikliğinin olduğu bu dönemde herkesin güvenlikten sonra en öncelikli dikkate alması gereken bir husus, bizim de aynen katıldığımızı belirtmek isterim.

Yine, Sayın Cengiz Gökçel de Gara’da şehit olan evlatlarımızla… Aynen dün de -biliyorsunuz- bu konuda gereken bilgilendirme yapıldı. Muhakkak ki devletin üstüne düşenler vardır, Hükûmetin üstüne düşenler vardır ama partilerin de üzerine düşenler vardır, STK’ların da üzerine düşenler… Allah için, herkes kendi elini vicdanına koysun da “Tamam ya, Hükûmet şunu şunu yaptı.” -dün İçişleri Bakanı söyledi- “İyi ama parti olarak ben bunu yaptım, STK olarak da ben bunu yaptım. Yaptım ama işte  -farzımuhal- devlet bu engeli çıkardı. Yaptım ama bak, burada bana müsaade edilmedi.” Dolayısıyla da yani seçimlerde… Yine, onu da söyledi: “Seçimlerde terörist başından mektup talep edildi.” iyi de terör örgütünden destek talep edildi. E, destek talep ederken “Senin desteğini istemiyoruz kardeşim, sen önce elindeki bu Mehmetçikleri bırak.” da denilebilirdi. Dolayısıyla, burada, bu hususta birbirimizi suçlamaktan ziyade mümkün olduğunca ülkemize barış, huzur nasıl gelebilir ve ülkemizdeki demokrasi çıtasını nasıl yükseltebiliriz… Eğer bir kusur varsa bu kusur hep ortak sorumluluk, hiç kimse bu sorumluluktan dışarıda değildir diye bakmak gerekir diye düşünüyorum.

Muhterem Başkanım, bu gelen kanun 44 maddelik bir kanun. Öncelikle, Komisyon üyelerimizin her birine sonsuz teşekkür ediyorum CHP’den, HDP’den, MHP’den, İYİ PARTİ’den ve AK PARTİ’den dâhil olmak üzere. Sayın Vekilimiz Bayram Bey de söyledi, oy birliğiyle geçiyor, bundan dolayı teşekkür ediyorum. Niçin? Türk Silahlı Kuvvetlerinin mevcut sorunlarının bir kısmına çözüm bulmak için; hepsine değil ama bir kısmına çözüm bulmak için bütün partilerimizin oy birliğiyle rıza göstermesinden, destek vermesinden biz çok memnunuz.

Emekli Sandığı Kanunu’nda bir değişiklik yaptık. Uzman erbaş emeklilik yaşını 52’den 55’e yükselttik ve eğer ki sefer döneminde ihtiyaç duyulursa -daha önce subaylar ve astsubaylara böyle bir hak vardı- uzman erbaşlardan da 60 yaşına kadar sağlık durumlarının elverişli olması hâlinde orduya alınabileceğine ilişkin düzenleme yapıldı.

Yine, Uzman Erbaş Kanunu’nda 2010 yılında 6000 sayılı Kanun’la yaş sınırı nedeniyle Türk Silahlı Kuvvetlerinden ayrılan uzman erbaşlardan emekli aylığına hak kazandıkları tarihe kadar devlet memuru olarak istihdam edilenlere ek madde 81 uyarınca makam tazminatı ödenmesine, hak kazanamamış olanlara her ay emekli aylıklarıyla birlikte ayrıca 100 Türk lirası ödeme yapılacaktır, bu kanuni düzenlemeyle.

Yine, Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu’nda değişiklik yaptık. Bu değişiklikle kiraya verilen ve üçüncü şahıslara işlettirilenler hariç olmak üzere askerî kantinlerin elektrik, su ve yakacak giderlerinin genel bütçeden karşılanmasını istedik. Bu maddenin arkasındaki gerekçe kantin hizmetleri bir ticari işletme değildir, kışlalarda Mehmetçik’e verilen bir hizmet olarak görülmesi gerektiğinin düşünülmesini istedik.

Yine, Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu’nda değişiklik yaparak sağlık hizmetleri tazminatından yararlanan personele ayrıca 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin ek 9’uncu maddesi hükümlerine göre de ödeme yapılmasına imkân sağladık.

Yine, Millî Savunma Bakanlığınca celp ihtiyacı fazlası sağlık sınıflarına mensup yedek subayların güvenlik güçleri ile gazilere sağlık hizmeti veren Sağlık Bakanlığına bağlı hastanelerde görevlendirilebilmesi mümkün olacak.

Yine, 2024-2025 öğretim yılı sonuna kadar Millî Savunma Üniversitesi ve bağlılarında yetkinliği olan emekli kamu görevlilerinin de -askerî var, sivili var, hepsi- ders verebilmelerine imkân tanıdık.

Yine, 40’a yakın astsubayın -bu sadece Deniz Kuvvetlerinde olduğu ifade edildi- subaylığa geçiş nasıpları düzeltildi. Gerekçesi de şuydu: 2007 yılından önce Deniz Kuvvetleri Komutanlığında astsubaylıktan subaylığa geçişte, bir üst rütbeye terfide kursun geç başlatılmış olması nedeniyle mağdur oldukları ifade ediliyordu, bunu düzelttik.

Yine, Türkiye Emekli Subaylar, Emekli Astsubaylar, Harp Malûlü Gaziler, Şehit Dul Ve Yetimleri ile Muharip Gaziler Dernekleri Hakkında Kanun var. Bu kanunun kapsamı içerisine Emekli Uzman Erbaşlar Derneğini de aldık.

Yine, Seferberlik ve Savaş Hali Kanunu’nda değişiklik yaparak Millî savunma Bakanlığının ve Genel Kurmay Başkanının seferberlik ve savaş hâlindeki görev, yetki ve sorumluluklarını yeniden düzenledik.

 

Yine, Uzman Erbaş Kanunu’nda değişiklik yaparak komando branşında istihdam edilen uzman erbaşlardan 40 yaşını dolduranların sağlık durumlarının elverişli olduğunu her iki yılda bir sağlık kurulu raporuyla belgeleyenler aynı branşta emekli olacakları yaşa kadar göreve devam edebilecekleri düzenlemesini getirdik.

Yine, Sayın Başkanım, Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu’nda değişiklik yaptık. Biraz önce İsmail Bey de açıkladı. Devlet hizmet yükümlülüğü kapsamında Türk Silahlı Kuvvetleri kadrolarına atanan sivil tabiplerin özellikle acil ihtiyaç duyulan durumlarda iki aya kadar geçici görevlendirilebilmelerinin yapılması, olağanüstü durumlarda Sağlık Bakanınca 3 kat uzatılabilmesi; ayrıca, belirtilen yerlerde devlet hizmet yükümlüsü olarak görev yapan personelin buralarda geçirecekleri hizmet sürelerinin 1,5 katı olarak hesaplanmasına ilişkin düzenleme yapıyoruz.

Yine, Astsubay Meslek Yüksek Okulları Kanunu’nda değişiklik yapıyoruz. Harp okulları için var olan düzenlemeyle uyumlu olarak astsubay meslek yüksek okullarında da yabancı uyruklu öğretim elemanı istihdam edebilmesine imkân sağlanmaktadır.

Yine, Türk Silahlı Kuvvetlerinde İlk Nasıp İstihkakına İlişkin Kanun’da değişiklik yapılarak uzman erbaşlara ilk beş aylık intibak dönemini tamamlamaları şartına bağlı olarak ilk nasıp istihkakı olarak 1 adet yerli üretim ordu tipi tabanca ve 1 kutu mermi verilmesi öngörülmektedir.

Yine, Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nda değişiklik yaparak devre kaybeden askerî öğrenciler devre kaybettikleri süre için genel sağlık sigortası kapsamına alınmaktadır.

Meslekî Yeterlilik Kurumu ile İlgili Bazı Düzenlemeler Hakkında Kanun’da da değişiklik yapıyoruz. Burada da Türk Silahlı Kuvvetleri ve İçişleri Bakanlığı bünyesinde sadece yurt içi ve yurt dışı harekâtlarda       -sadece harekâtlarda- görevli uzman erbaşlar ve sözleşmeli erbaş ve erlerin de acil bakım, onarım işlerini yapabilmelerini sağlıyoruz.

Yine, Askeralma Kanunu’nda değişiklik yaparak Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinin temsil yükümlülüklerinin askerlik hizmetiyle bölünmemesini teminen askerlik yükümlülükleri üyelik sıfatlarının sona erdiği tarihe kadar ertelenmekteydi. Anayasa değişikliğiyle, bildiğiniz gibi, milletvekili seçilme yaşı 18’e indi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Son cümlem Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Buyurun, toparlayın.

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Teşekkür ediyorum Başkanım.

Seçilme yeterliliği koşulları arasından askerlik hizmetini yapmış olmak çıkarıldı, askerliğiyle ilişiği olmamak koşulu getirildi. Yine, son yaptığımız değişiklikle yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızdan dövizle askerlik hizmetine başvuranların döviz miktarı yatıracağı gün karşılığı TL ödenmesi imkânı da getirilmektedir.

Bir kez daha bütün milletvekillerimize sonsuz teşekkür ediyorum, sağ olasınız Muhterem Başkanım.

BAŞKAN – Özgür Bey, buyurun.

 

 

 

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, anlayışınıza teşekkür ederim.

Bir konuya değinmek isteriz: Dün Sayın Bakanlar da ifade ettiler        -önce 13 olarak ifade edilen, 1’inin Irak vatandaşı olduğu anlaşıldı- 12 vatandaşımız içinde Silahlı Kuvvetler mensubu çok değerli şehitlerimiz var. Onların ailelerine bu süreçte maaş ödemede de bir güçlük yaşanmış. Bundan sonra, kendilerine ikramiyelerinin ödenmesinde, tazminatlarının ödenmesinde, maaş bağlanmasında bu özel hukuki durumdan dolayı endişe duyan bazı bürokratlarımızın olduğu söyleniyor. Hazır buradayız, tam da kanun bu, lütfen Sosyal Güvenlik Kurumuyla görüşsün bürokratlarımız. Bu konuda yarın “Efendim, şöyle bir şey olduğu için şunu ödeyemiyoruz, böyle bir şey olduğu için şu sıkıntımız olacak.” diyorlarsa yarın akşam saatlerine kadar tam bu kanuna ilgili düzenlemeyi hep beraber yaparız, öyle bir sıkıntıyı bundan sonra boşu boşuna çekmeyiz diye düşünüyorum. Hiçbir sorun yoksa da bunu tutanağa geçirelim ki işlem yapacak bürokratımız yarın öbür gün Meclisin tutanağını kendine güvence olarak alabilir.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Çok teşekkür ederim ben de.

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Muhterem Başkanım, ben de teşekkür ediyorum.

Devlet hiçbir şehidini ve hiçbir gazisini mağdur etmez, devletliğe de bu yakışır.

 

Osmaniye Milletvekili İsmail Kaya ve 39 Milletvekilinin Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/3346) ve Milli Savunma Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 250) (Devam)

BAŞKAN – Peki, teklifin tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Şimdi, birinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

Birinci bölüm 1 ila 23’üncü maddeleri kapsamaktadır.

Teklifin birinci bölümü üzerinde İYİ PARTİ Grubu adına Kayseri Milletvekili Sayın Dursun Ataş konuşacaktır.

Süreniz on dakika.

Buyurun Sayın Ataş. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA DURSUN ATAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin birinci bölümü üzerine İYİ PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Konuşmama başlamadan önce, hain terör örgütü PKK’nın elinde altı yıldır rehin tutulan, her gün kurtarılmayı bekleyen, 14 Şubat tarihinde şehadet haberini aldığımız 13 canımıza Allah’tan rahmet, ailelerine ve yüce Türk milletine başsağlığı diliyorum.

Türklere etmediği hakaret kalmayan Suudi Kral öldüğünde üç gün yas ilan eden, 13 şehidin yasını tutmak yerine parti kongrelerini yaparak siyasi rant derdine düşen anlayışı kınıyor, yüce Türk milletinin vicdanına bırakıyorum.

Sayın milletvekilleri, görüştüğümüz kanun teklifinin gerekçesinde Türk Silahlı Kuvvetleri personelinin özlük haklarının iyileştirilmesi suretiyle personelin motivasyonunun artırılmasının amaçlandığı belirtilmektedir. Teklif bu yönüyle amacına ulaşmamış, iktidar tarafından verilen sözler bu kanun teklifinde de yerine getirilmemiştir, hem emekli hem de görevde bulunan Türk Silahlı Kuvvetleri personelinin özlük haklarında beklenen iyileştirmeler yapılmamıştır. Misafir askerî personele, yabancı öğretim görevlisine bile ödeme yapılmasının önünü açan düzenlemeler mevcutken yıllardır sorunları bilinen emekli binbaşıların, sözleşmeli subay ve astsubayların, yine muvazzaf ve emekli astsubayların, Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesindeki sivil personelin sorunlarına yer verilmemiştir, özlük hakları iyileştirilememiştir.

Sayın milletvekilleri, uzman erbaşlara yönelik bazı düzenlemeler olumlu ve yapıcı olsa da onların da pek çok talep ve beklentileri kapsam dışı bırakılmıştır. İktidar, Türk Silahlı Kuvvetleri personelinin tüm sorunlarını bilmektedir, defalarca söz de vermiştir ancak esaslı şekilde sorunlarını çözmek yerine lokal bazda ve ara ara düzenlemelerle konuyu geçiştirmektedir. Bu nedenle, subay, astsubay, uzman, sözleşmeli personel, sivil memur; tüm Türk Silahlı Kuvvetleri personelini kapsayacak, sorunlarını çözecek bir kanun teklifine acilen ihtiyaç vardır.

Sayın milletvekilleri, Türk milletinin tarihsel süreci göz önüne alındığında Türk ordusunun önemi hep ön plana çıkmıştır. Tarihî çağlardan bugüne, milletimizin kurduğu bütün Türk devletlerinin bağımsızlığının ve gücünün ana kaynağını Türk ordusu oluşturmuştur. Dünyada şerefin, cesaretin ve insanlığın timsali, ezilen tüm milletlerin kurtarıcısı olmuş, dünyaya bugünkü şekliyle askerî hiyerarşiyi, 10’luk sistemi benimsetmiş bir milletin, bugün askerî personeline haklarını veremeyeceği düşüncesi ve bu şerefli görevden emekli olmuş subay ve astsubayların geçimini sağlamak için başka işlerde çalışması kabul edilemez.

Sayın milletvekilleri, bu kapsamda teklif, askerî personelimizi hayal kırıklığına uğratmış birçok eksiklikle doludur. Kısaca belirtmek gerekirse binbaşı rütbesindeki bir subay, yarbayla aynı görev ve makamlara atanmasına rağmen, yarbaya verilen görev ve makam tazminatı, aynı görev ve makamdaki binbaşıya verilmemektedir. Binbaşılarımızın emekli maaşının düşük tutulması yanlış bir anlayışın ürünü olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu mantık “Binbaşıların görevden ayrılmaması için emekli maaşını düşük tutalım, böylece emekli olmasın, emekli olursa da aç kalsın.” mantığıdır ve kabul edilemez. Tarihî şan ve şerefle dolu bir mensubiyetin ifadesi olan bu asil üniforma ve kadrolar bu anlayışla değil, özlük haklarının iyileştirilmesiyle, imkânların artırılmasıyla korunabilecektir.

Sayın milletvekilleri, sözleşmeli subay ve astsubayların da muvazzaf personele kıyasla özlük haklarındaki farklılıklar giderilmelidir. Sözleşmelerinin yenilenmesinde personele güvence verilmesi, hizmet süresi dolduğunda sınavsız devlet memurluğuna geçme hakkına sahip olmaları başta olmak üzere sorunlarının çözülmesi gerekmektedir.

Değerli milletvekilleri, teklifin en önemli eksiklerinden biri de astsubayların sorunlarıdır. Türk Silahlı Kuvvetlerinde her 4 komutandan 3’ü astsubaydır. TSK’nin teknik, idari ve komuta kadrosunda kahramanca görev yapan astsubaylar, tank, füze rampası, obüs, gemi, denizaltı ve diğer araçların yürütülmesinden silahların bakım ve ateşlenmesine, uçak ve helikopterlerin uçurulmasından tüm teknik işlere, mühimmatlardan komutaya kadar en kritik noktalarda görev  yapmaktadırlar. İktidar, astsubayların sorunlarını çözeceğine 63’üncü ve 64’üncü hükûmetler zamanında söz vermiş, hatta Cumhurbaşkanı da birinci ağızdan seçim zamanı memleketim Kayseri’den astsubaylara seslenmiş ve müjde vermişti. Ancak seçimlerin geçmesiyle ordunun gizli kahramanları olan astsubaylar da unutulmuştur. Astsubayların öncelikli isteği eğitim ve öğretim haklarından kaynaklanan intibaklarının bir an önce yapılarak maaşlarının düzeltilmesidir. Meslek yüksekokulu mezunu, hemen hemen tüm devlet memurları 9’uncu derecenin 2’nci kademesinden göreve başlarken astsubaylar 2003 yılından itibaren meslek yüksekokulu yani ön lisans mezunu oldukları hâlde 9’uncu derecenin 1’inci kademesinden göreve başlamaktadırlar. Bu ciddi bir adaletsizliktir.

Yine astsubaylar  emekliliklerinde emekliliklerine yansıyacak şekilde makam ve görev tazminatı gibi hiçbir tazminat alamamaktadır. Astsubaylarımız, subaylara hem çalışırken hem de emeklilikte maaşlarıyla birlikte ödenen makam, temsil ve görev tazminatlarının kendilerine de ödenmesini istiyorlar. TSK’nin belkemiğini oluşturan astsubaylarımız emekli olduktan sonra tekrar çalışmak zorunda kalmaktadır. Ne yazık ki bu 2 hususla ilgili Komisyonda verdiğimiz önergeler reddedilmiştir. Yine, 2019 yılında verdiğim kanun teklifi hâlen gündeme alınmamış, bekletilmektedir.

Değerli milletvekilleri, teklifin gerekçelerinden olan bir başka husus ise partili Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi sonrasında çıkarılan çok ciddi sakıncalara sebep olacağını düşündüğümüz 1 no’lu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile  yapılan düzenlemelere bağlı uyum değişikliklerinin yapılmasıdır. 15 Temmuz hain darbe girişimi sonrası, Türk Silahlı Kuvvetlerinin yapısında köklü değişikliklere gidilerek TSK’nin hiyerarşik düzeni bozulmuş, silah arkadaşlığı ruhu ve emir komuta zinciri tahrip edilmiştir. 1 no’lu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesiyle Kuvvet Komutanlıkları ve Genelkurmay Başkanlığı ayrı ayrı Millî Savunma Bakanlığına bağlanmış, Genelkurmay Başkanlığının tarihsel ve hiyerarşik önemi hiçe sayılmıştır. Genelkurmay ve Kuvvet Komutanlıkları arasındaki sıkı emir ve komuta zinciri koparılmıştır. Bu partili Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminin hiç görüş almadan, istişare etmeden böylesi önemli konularda tek başına karar alabilmesi açısından ne kadar tehlikeli ve hatalı bir hükûmet sistemi olduğunu göstermektedir.

1 no.lu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’yle gelen düzenleme darbe girişimi sonrası makul görülebilir olsa da artık Türk Silahlı Kuvvetlerinin eski hâline getirilmesi gerekmektedir. Genelkurmay Başkanı, Türk Silahlı Kuvvetlerinin komutanı olup savaşta Başkomutanlık görevini Türkiye Büyük Millet Meclisinin manevi varlığı içerisinde Cumhurbaşkanı adına yerine getirir. Olası bir savaş hâlinde, Başkomutan olan Genelkurmay Başkanının yetkilerinin elinden alınması anlaşılabilir değildir. Bilinmelidir ki Türk Silahlı Kuvvetleri, Türk milletinin ve devletinin en önemli, en güzide kurumu olup yıpratılmaması, siyasete alet edilmemesi gerekir. Türk Silahlı Kuvvetlerinde yazılı mevzuatın yanında teamüllerin dahi çok büyük önemi vardır. Türk Silahlı Kuvvetleri “Ben yaptım, oldu.” anlayışıyla hareket edilecek, yapısıyla düşünülmeden oynanacak bir kurum değildir. Siyasi kaygılarla ve ilerisi düşünülmeden kararname çıkarıp sonra da yasaları bu kararnameye uygun hâle getirmek kabul edilemez bir durumdur.

Sayın milletvekilleri, burada değinilmesi gereken bir konu da askerî okullar ve askerî hastanelerle ilgili düzenlemelerdir. Ordumuzu ilgilendiren en önemli konuların biri de şüphesiz askerî okullar ve askerî hastanelerin kapatılmasıdır. Kamuoyunda neredeyse her kesim askerî okul ve hastanelerin kapatılmasına karşı çıkmaktadır. Milletimizin hiçbir ferdi askerî liselerin, harp okullarının, harp akademilerinin, astsubay hazırlama okullarının, askerî tıp akademilerinin ve askerî hastanelerin kapatılmasını anlayamamıştır. Dünyadaki bütün orduların askerî sağlık sistemi varken Türk ordusunun askerî sağlık sistemi yok edilmiştir; askerî okul ve askerî hastanelerin kapatılması acilen geri dönülmesi gereken bir hatadır.

Sayın milletvekilleri, sonuç olarak, görüşülen bu kanun teklifi birtakım olumlu sayılabilecek düzenlemelere yer verse de genel itibarıyla eksiktir. Bu eksiklikleri bilen iktidar artık geçici düzenlemeler yapmak yerine, generalinden sözleşmeli erine kadar kapsamlı ve detaylı düzenlemelerle bu sorunları bir an evvel çözmelidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

DURSUN ATAŞ  (Devamla) – Başkanım, bitiriyorum.

BAŞKAN – Buyurun, toparlayın.

DURSUN ATAŞ (Devamla) – Türk milletinin göğsünü güven ve gurur duygularıyla kabartan, zaferleri ve geçmişi insanlık tarihiyle başlayan, her zaman zaferle beraber uygarlık ışıklarını taşıyan kahraman Türk ordusu siyaset malzemesi yapılmamalı, parti çıkarlarına kurban edilmemelidir.

Her şeye rağmen bu çıkan kanunları İYİ PARTİ olarak destekliyoruz ve bu kanunların Türk Silahlı Kuvvetlerimize ve onların kahraman fertlerine hayırlı uğurlu olmasını diliyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Alkışı kuvvetli aldın bak.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Hatay Milletvekili Sayın Lütfi Kaşıkçı.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA LÜTFİ KAŞIKÇI (Hatay) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin birinci bölümü üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Gazi Meclisimizi ve ekranı başında bizleri izleyen aziz Türk milletini saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Türk Silahlı Kuvvetleri son derece özel ve kritik bir harekât icra etmiş, çok geniş bir alanı kapsayan, zor arazi ve iklim koşullarında gerçekleşen bu harekâtla bölgeye yerleşen, yeniden yapılanmaya çalışan ve bir şekilde hudutlarımıza, güvenlik güçlerimize ve halkımıza saldırı hazırlığından bulunan tüm unsurlar büyük ölçüde etkisiz hâle getirilmiştir. Pençe Kartal-2 Harekâtını önemli kılan bir diğer hususun da daha önce güvenlik nedeniyle açıklanmayan, teröristler tarafından kaçırılan vatandaşlarımızla ilgili istihbaratı teyit etmek ve gerekli müdahalenin yapılması olduğu anlaşılmaktadır.

Değerli milletvekilleri, vatan, uğruna seve seve mücadele veren ve gerektiği zaman hiç düşünmeden ölüme koşan serdengeçtilerin omzunda yükselmektedir. Dünya tarihinde hiçbir millet yoktur ki bağımsızlığı uğruna bizim kadar mücadele vermiş olsun. Türk milleti yurt tuttuğu coğrafyayı müdafaa etmek için asırlardır bedel ödemektedir. Dün Çanakkale’de, Sarıkamış’ta, Sakarya’da, Dumlupınar’da verdiğimiz istiklal mücadelesini son kırk yıldır da uluslararası güçlerin taşeronu olan bölücü terör örgütlerine karşı amansız bir şekilde vermekteyiz.

Yurt tuttuğumuz bu coğrafya, uğruna akıtılan kanlardan dolayı Türk milleti için sonsuz değerdedir ve bedeli dünyevi hiçbir karşılıkla ölçülemez durumdadır. O yüzdendir ki bir çakıl taşından dahi vazgeçmeyeceğimiz bu ülkenin toprağına paha biçilmez. İşte böyle bir durumda, yine, can verip yurdu yaşatanlar kervanına yeni isimler eklendi. Can verip yurdu yaşatan Serdengeçti’lerimiz Yüzbaşı Ertuğrul Güler, Yüzbaşı Burak Coşkun ve Astsubay Kıdemli Başçavuş Harun Turhan’a Allah’tan rahmet diliyorum.

Değerli milletvekilleri, farklı tarihlerde PKK terör örgütü tarafından kaçırılan 13 vatandaşımız, 13 masum insanımız, 13 kahraman şehit kardeşimiz bir mağara deliğinde baş bölgelerine yakın mesafeden ateş edilmek suretiyle şehit edildiler. Erhan Pekçetin, Aydın Günel, Sedat Yabalak, Vedat Kaya, Semih Özbey, Hüseyin Sarı, Mevlüt Kahveci, Ümit Gıcır, Adil Kavaklı, Müslüm Altuntaş, Sedat Sorgun, Süleyman Sungur düşman tarafından bir mağarada katledildiler. Bu katliam, yeryüzünde çok nadir görülen bir canavarlık örneğidir, bir mıh gibi çakıldığı millî hafızalardan asla çıkmayacaktır. İsmini andığım kahraman şehitlerimizi de rahmetle anıyor, kederli ailelerine başsağlığı diliyorum.

Değerli milletvekilleri, millî hafızalarda derin bir iz bırakan bu vahşet karşısında Sayın Genel Başkanımız dünkü grup toplantısında gerekli ve yeterli tüm açıklamayı yapmıştır. Sayın Genel Başkanımızın ifadesiyle suçsuz, günahsız, üstelik savunmasız insanlarımıza kurşun sıkmak, terörizmin tahammülü ve tarifi olmayan ilkel yüzünü tekraren deşifre etmiştir.

Ey şereften ve namustan bihaber hainler, bu kadar mı alçaldınız? Bu kadar mı insanlıkla aranızı açtınız? PKK, YPG’ye kol kanat geren sözde insan hakları savunucuları, özgürlük simsarları şimdi ne diyeceksiniz, ne yazacaksınız, neyi anlatacaksınız, bu cinayetleri nasıl tevil edeceksiniz? Gara’da akan kan alayınızı boğacak, biliyor musunuz? O mağaradaki feryat figan sesleri alayınızı hüsrana uğratacak, farkında mısınız? Bundan sonra, terörle mücadele stratejisi bakımından Gara öncesi ile Gara sonrası inanıyorum ki aynı olmayacaktır. Bu sefer, ateş yalnızca düştüğü yeri yakmayacak, PKK’nın yanında, yöresinde saf tutan kim varsa çembere alıp tepeden tırnağa tutuşacaklar. İşte, bu ifadeler Sayın Genel Başkanımızın Gara’da yaşanan olaylarla ilgili grup toplantısında yapmış olduğu konuşmadır. Aslında bu konuşma bir şekilde olayı tümüyle özetleyen bir konuşma.

Değerli milletvekilleri, 13 masum canımızın alçak bir şekilde şehit edilmesi, artık herkesin başını iki avucunun arasına sıkıştırıp gerçeklerle yüzleşmesi gerektiğini gözler önüne sermektedir. Bu ülkeye aidiyet besleyen herkesin haykırması gereken gerçek şudur: PKK alçak bir terör örgütüdür, bebek katilidir, alçak bir cinayet şebekesidir. PKK’yı masumlaştırmaya yönelik arayış ve söylem içerisinde olanlar da alçaktır, kansızdır. Sırtını bu yapıya dayayıp siyaset yaptığını düşünenler ise sefildir ve artık onların da hak ettiği cevabı alma vakti gelmiştir. Bu alçak örgütün siyasetini meşrulaştırma girişiminde bulunanlar ise artık aklını başına almak zorundadır. Artık bunu anlamanız gerekmektedir. Bu alçak şebekenin amacı ülkeyi bölmektir, parçalamaktır. Buna müsaade edilmeyeceğini herkesin bilmesi gerekmektedir. Şu an bu kürsüde konuşma şerefini ve vekaletini bize yükleyen milletimiz emin olsun ki bir görevimiz üzerimizdeki vekaletin sorumluluğuyla milletimiz için gerekli olan yasama çalışmalarına katılmaksa bilinsin ki fırsat verildiği takdirde bir görevimiz de bu millet için seve seve canımızı vermektir. (MHP sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, “Yeter artık.” denecek zamana çoktan geldik. Kırk yıldır leş kargaları gibi üzerimize üşüştürülen emperyalist heveslerin tetikçiliğini yapan bölücü terör örgütü PKK’yla meşgul edilmeye çalışılmaktayız. Enerjimizi sömürüp bizi yılgınlığa düşürerek toprak bütünlüğümüzü sorgulatmaya çalışan bu odaklar birçok canımızı bizden kopardılar ancak bir tek çakıl taşımızı dahi alamadılar. Artık bu yolla ülkemizi bölemeyeceğini anlayan bu karanlık odaklar farklı şekillerle karşımıza çıkmayı deneseler de onda da başarılı olamayacaklar. Türkiye Cumhuriyeti devleti terör örgütünü topyekûn tarih sahnesinden silmek adına son yıllarda başlatmış olduğu kararlı mücadelesini devam ettirmektedir. Hedef, cumhuriyetin 2’nci yüzyılına terör örgütü belasından kurtulmuş bir ülke olarak adım atmaktır. Bu hedef uğruna, ülke içinde verilen büyük mücadelenin paralelinde, yurt dışında da istikbalimize yönelik önemli adımlar atılmaktadır. Bu uğurda “Girilmez.” denilen bölgelere girilmiş, “Baş edilmez.” denilen terör örgütleri dize getirilmiştir. Türk’ün kudreti, tarihte olduğu gibi, bugün de yerinde ve Allah’ın izniyle, her türlü belayı savacak güçtedir.

Değerli milletvekilleri, yapılanı anlamak zor değil, Türk devletinin hedefinin ne olduğu aşikâr; bir avuç çapulcuya ve arkasındaki ağababalarına verilen mesaj ise çok net: “Yıldırımlar yaratan bir ırkın ahfadıyız, / Tufanları gösteren, tarihlerin yâdıyız, / Kanla, irfanla kurduk biz bu cumhuriyeti, / Cehennemler kudursa, ölmez nigâhbanıyız.” (MHP sıralarından alkışlar)

İdlib’deyiz, Hatay’ın güvenliği için; Afrin’deyiz, Kilis’in ve Gaziantep’in güvenliği için; Resulayn’dayız, Şanlıurfa’nın güvenliği için; Gara’dayız, Hakkâri’nin ve Şırnak’ın güvenliği için; Karabağ’dayız, soydaşlarımızın güvenliği için; Libya’dayız, mavi vatanın güvenliği için ve o gün gelecek, bizler de bunu göreceğiz, Kandil’de olacağız -Allah’ın izniyle- Türkiye’nin güvenliği için. TSK neredeyse, bilinsin ki Türk milletinin duası şanlı ordumuzla birliktedir.

Bu vesileyle, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “Dünyanın hiçbir ordusunda yüreği seninkinden daha temiz, daha sağlam bir askere rast gelinmemiştir.” diyerek övdüğü Türk Silahlı Kuvvetlerinin şerefli mensuplarını ilgilendiren, görüşmekte olduğumuz yasa teklifini ve beraberinde getirdiği düzenlemeleri desteklediğimizi ifade etmek istiyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak, düzenlenmesine ihtiyaç duyulduğunu düşündüğümüz birkaç konuyu… Aslında Genel Başkan Yardımcımız Bursa Milletvekilimiz Sayın Hocam Hidayet Vahapoğlu dün burada teklifin bütün maddelerini tek tek anlattı, ifade etti. Ben de ona katkı olması amacıyla, birkaç husus var bizden de beklenilen, bunları da ifade etmek istiyorum.

Öncelikle, erken yaşlarda kadrosuzlukla zorunlu emeklilik durumuna gelen subaylarımızın durumlarına netlik kazandırılmalıdır. Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarının muvazzaflık ve emeklilik dönemlerindeki özlük hakları, sorumluluk ve maruz kaldıkları risklerle uyumlu hâle getirilmelidir. Örneğin, astsubaylarımız unsur, tim, takım, karakol komutanlıkları, kısım amirliği ve şube müdürlüğü görevlerini hem icrası hem de yönetici olarak yapmalarına rağmen makam ve görev tazminatlarını alamamaktadır. Bu konunun bütüncül bir yaklaşımla yeniden değerlendirilmesi gerektiğine inanıyoruz.

Bir diğer hususta, Türk Silahlı Kuvvetlerinden emekli olan her rütbedeki personelin özlük haklarını iyileştirecek bir çalışma yapılmasına ihtiyaç duyulmaktadır.

Yine, 2003 yılından itibaren görev yapmakta olan sözleşmeli subay, astsubay ve tüm uzman erbaşların kadroya geçirilerek muvazzaflık statüsüne ve güvencesine alınması gerekmektedir. Yine astsubaylarımızın mesleğe başlangıç derece ve kademelerinin öğrenim durumları da dikkate alınarak 9’uncu derece, 2’nci kademe olarak yeniden düzenlenmesi gerekmektedir. Türk Silahlı Kuvvetleri, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığında görevli sivil memurların askerî şartlarda görev yaptıkları hususu dikkate alınarak özlük haklarında düzenlemeler yapılması gerektiğine inanıyoruz.

Bu duygu ve düşüncelerle Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Adana Milletvekili Sayın Tulay Hatımoğulları Oruç.

Buyurun Sayın Oruç.

HDP GRUBU ADINA TULAY HATIMOĞULLARI ORUÇ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2 dünya savaşını yaşadığımız bir yüzyılı geride bıraktık ve şimdi yine dünya ölçeğinde yaşanan çatışmalar, dünya ölçeğinde bölgesel düzeyde ve özellikle Orta Doğu ve Kuzey Afrika bölgesi yani kendi yaşadığımız bölgede devam etmekte olan vekâlet savaşlarına tanıklık ettik, 21’inci yüzyılda. Bu dönemde, birçok ülkenin daha fazla silaha yatırım yaptığı bir dönemden geçtik, geçiyoruz. Bunun için de askerî teknolojiyle beraber atom bombaları, uzun menzilli füzeler, kimyasal silahlar, kitle imha silahları, nükleer silahlar gibi çok sayıda ve çok çeşitlilikte silahlara büyük yatırımlar yapıldı ama bu yatırımlar yapılırken dünya ölçeğinde de 1929 ekonomik buhranından yani bir dünya savaşına sebep olmuş olan bir ekonomik buhranın yaşandığı bir dönemden de geçtiğimizin altını çizmemiz lazım. Bütün dünya açlık ve yoksullukla kıvranmaktadır. Küresel ölçekte çok büyük bir ekonomik krizle karşı karşıyayız. Ülkeler bu krizleri doğru düzgün bir biçimde yönetemezlerse… Ki bu konuda gerçekten en büyük zafiyeti yaşayan ülkelerden birisinin ne yazık ki Türkiye olduğunu söylemek durumundayım ve savaşa, silaha en fazla yatırımın yapıldığı bir dönemden geçiyoruz Türkiye’de de. AKP iktidarının, Cumhur İttifakı’nın aşırı güvenlikçi politikalarının maliyeti bütün Türkiye vatandaşlarının cebinden çıkan paralarla karşılanmaktadır. Yani bugün insanlar “Soğana, patatese doyamıyoruz.” dediklerinde bir Cumhurbaşkanı şu rahatlıkla konuşabiliyor, diyor ki pazarda konuşan kadına: “Sen merminin fiyatını biliyor musun?” Bu, verilecek cevap mıdır, çok merak ediyoruz gerçekten.

Bakın, Millî Savunma Bakanlığının bütçesi burada görüşüldüğü zaman bütçenin birçok bakanlığın bütçesini geride bırakan bir bütçe olduğunu ifade etmiştik. Oysa bu ülkenin en acil ihtiyacı gerçekten eğitim, en acil ihtiyacı sağlık; bütün bunlardan da daha acil olan, özellikle pandemi günlerinden geçtiğimiz bu süreçte artan işsizlik ve yoksullukla mücadele fakat bununla mücadele etmektense bugün yapılan şeylere baktığımızda yine güvenlikçi politikalara ciddi bir bütçe ayrıldığını, yine silaha, mermiye fazlaca bütçe ayrıldığını görüyoruz.

Bakın, bugün Cumhurbaşkanı şunu ifade ediyor, millî uzay programından bahsediyor ve aya uzay aracı göndermekten bahsediyor ama Türkiye’de araştırma geliştirmeye ayrılan bütçe ortadadır -mermiye ayrıldığı için gerçekten- ve bir aşı dahi üretmeyen, aşılama konusunda geride kalmış olan bir iktidar aya gitmekten bahsediyor yine gündemi değiştirmek için.

Yine, aynı Cumhurbaşkanının atadığı ve Boğaziçi’nde öğrencilerin direnişiyle karşılaştığımız Melih Bulu’nun bir televizyon programında yaptığı bir konuşmayı sizinle paylaşmak istiyorum, Melih Bulu, Akdeniz’de güç mücadelesi hakkında Türk Silahlı Kuvvetlerindeki donanmanın güçlü olduğunu belirterek sözlerini şöyle sürdürüyor: “Şu anda bölgede bizimki kadar güçlü bir donanma yok. Bence bunun öne çıkarılması lazım çünkü masaya oturduğumuz zaman herkes bilmeli ki Türkiye’nin çok yönlü bir donanması var; belki de birkaç tane görsel de sunmak lazım, mesela bir ufak çatışmada bizim bir roketimiz gitse bir gemiye vursa ve herkes bunu görse.” Bu ne kadar tanıdık değil mi? Bunu sözüm ona bir bilim insanı… Yani öğrenciler onu niye protesto ediyor? Bugün Türkiye kamuoyu bu sözleri bir kere daha duyduğu zaman daha iyi anlayacak ve o gençleri daha fazla desteklememiz gerektiğini biz buradan bir kere daha anlamış olacağız. Hatırlayın, MİT Müsteşarı “Suriye’ye 4 adam göndertiriz, oradan füze attırırız; işte, alın size bir savaş gerekçesi.” demiş. Kim kime öğretmencilik yaptı açıkçası bilmiyoruz ama belli ki MİT Müsteşarı ile Melih Bulu’nun aklı benzer çalışıyor ve buradan eğer akıl buysa, kılavuz buysa Türkiye’nin dış siyasetinin yaşadığı durum zaten ortadadır. Demek ki bu akıl ve bu akılsızlıkla bir dış siyaset izleniyor ve buna göre bir güvenlik politikası geliştiriliyor.

Bakın, yine, bu süreçte S-400 meselesi tekrar gündem oldu ve tekrar çok ciddi bir biçimde tartışılmaktadır çünkü “Türkiye’nin yürüttüğü dış siyasetteki, AKP iktidarının dış siyasetteki yanlışlıklarının bedelini bizler hep beraber ödüyoruz.” dediğimizde bazı alaycı sesler duyduk etraftan ama bir kere daha şunu söylemek gerekir ki: Bakın, CAATSA yaptırımlarının toplam on iki aylık bir süresi var ve bu on iki aylık süre zarfında şayet Türkiye S-400’leri iade etmezse bu yaptırımlar artarak devam edecek ve buna karşın Millî Savunma Bakanı diyor ki: “Girit modelini önerebiliriz, neden olmasın?” Hatırlayacaksınız, Girit modelinde işte, S-400’ler Güney Kıbrıs’a verilmişti ama Türkiye'nin itirazı söz konusu olduğunda onlar Girit adasında bekletildi “Aynısını şimdi yapalım.” diyor. Peki, bunu Rusya’ya nasıl açıklamayı düşünüyorsunuz? Yine Bakan şunu söyledi: “Varşova Paktı’ndan sonra NATO’ya geçen ülkelerin elinde de Rus silahları var.” Gerçekten çok komik açıklamalar. Burada stratejik olarak verilmiş olan bir kararı Girit modeliyle ya da Varşova Paktı’ndan ayrılanların NATO’ya girenlerin silahları Rus silahlarını elinde bulundurmasıyla açıklamak kadar komik bir şey olamaz. Peki, bizler burada özellikle neyin altını çizmek istiyoruz? Şunun altını çizmek istiyoruz: Eğer ülkede bir barış siyaseti izlense, eğer bu ülkede bu ülkenin kırk senedir iç ve dış siyasetteki, ekonomisindeki, demokratikleşmesindeki engelleri oluşturan sebeplerden biri Kürt sorunuysa ve bu sorun merkeze alınarak eğer bugün Libya’ya kadar uzanan siyasette bile bu sorunu ön plana ve masaya sürüyorsa mevcut olan iktidar, demek ki çözülmesi gereken bir sorun var ve bu çözülmesi gereken sorunun üzerine gitmek gerekiyor. Bunun için de adımlar atılmalı ama ne yazık ki günlerdir bu adımların atılmasından ziyade tam anlamıyla çatışmacı zihniyet geliştirilmek isteniyor. Bakın, bu ülkede açlık ve yoksulluk fazlasıyla derinleşmiş durumda diyoruz ve Elâzığ’da bir kadın “Açım, aç!” dediği için Cumhurbaşkanına, Elâzığ Valisi onu Valiliğe çağırıp sorununu çözüyor. Peki, 10 milyonu aşkın aç ve yoksulun sorununu hangi vali çözecek? Hangi vali çözecek, bunu buradan sormak istiyoruz. O yüzden bu güvenlik politikalarına yatırım yapmaktansa açlık ve yoksullukla mücadele etmenin, açlık ve yoksulluğa köklü bir çözüm üretmenin yol ve yöntemlerine hep beraber bakmak durumundayız.

Bakın, Birleşik Metal-İş Sendikası Araştırma Merkezi yeni, ocak ayında yapmış olduğu bir araştırmada şu rakamlara ulaşmış durumda: Açlık sınırı 2.584 lira yani baktığımızda, son on altı yılda 6,5 kat artmış durumdadır; yoksulluk sınırı 8.934 lira. Bu harcamalarda en yüksek payı süt ve süt ürünleri yüzde 34,5’la, ikinci olarak da en yüksek payı kuru baklagiller ve yumurta yüzde 27,7’yle almaktadır. Bunlar araştırma sonucunda varmış oldukları rakamlar. Yani insanlar, özellikle asgari ücretle geçinenler sadece süt, yumurta ve kuru baklagillerle beslenecek olsalar bile maaşlarının yarısından fazlasını harcamak durumundalar. İnsanlar öyle bir dönemden geçiyor ki ama iktidar sağır kulağını çevirmiş, bunları duymamaktadır. İnsanlar kuru ekmeğe muhtaç, komşusunun kapısını, zilini çalarak “Fazla ekmeğin var mı?” diyecek bir düzeye gelmiş durumdadır. Oysaki bütün bunları görmek yerine, bütün bunların özellikle de üstünü örtmek için mevcut olan iktidarın yeni siyasi oyunlarına ve tezgâhlarına tanıklık ediyoruz. Artık, gündemi değiştiremezsiniz. Aç olan insanların, karnı açlıktan zil çalan insanların gündemi değiştirerek açlıklarını bastırabileceğinize inanıyorsanız, yanılıyorsunuz. Nitekim, oynanan bütün oyunların, ulusal ve uluslararası ölçekte tezgâhlanan bütün oyunların tek tek elinizde kaldığını da yeniden hatırlatmak isterim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

TULAY HATIMOĞULLARI ORUÇ (Devamla) – Sayın Başkan, son cümlelerim.

BAŞKAN – Buyurun, toparlayın.

TULAY HATIMOĞULLARI ORUÇ (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Aram Tigran’ın sözleriyle tamamlamak istiyorum konuşmamı. Militarizme karşı şu sözlerle güçlü bir mesaj vermektedir Aram Tigran: “Dünyaya bir daha gelsem ne kadar tank, tüfek ve silah varsa hepsini eritip saz, cümbüş ve zurna yapacağım.” Bizler o günleri görebilir miyiz, bilemiyorum ama sonraki kuşakların bunu görebilmesi için barışa, demokrasiye, insanca yaşama giden yolun taşlarını döşemek için bizler hepimiz birer taş emekçisi olacağız; bu konuda üzerimize düşen görevleri yapacağız. Yeter ki gelecek kuşak bunlarla tanışabilsin ve bu şekilde yaşamayı başarabilsin. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Çanakkale Milletvekili Sayın Özgür Ceylan.

Buyurun Sayın Ceylan. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ÖZGÜR CEYLAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin birinci bölümü üzerine grubum adına söz almış bulunuyorum, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sözlerime 13 vatandaşımızın kurtarılması için başlatılan Gara operasyonu esnasında şehit düşen 3 askerimize ve katledilen 12 vatandaşımıza Allah’tan rahmet, milletimize başsağlığı dileyerek başlamak istiyorum; ruhları şad olsun.

Değerli milletvekilleri, 16 Nisan 2017 tarihinde gerçekleştirilen ve YSK’nin hukuk tarihine bir garabet olarak geçen mühürsüz pusulalar ve zarfları geçerli sayması kararıyla birlikte, Türkiye her anlamda savrulmaya başladı. Türkiye Büyük Millet Meclisi, referandumun bir yüksek yargı organı eliyle çalındığı o günden bugüne “uyum düzenlemesi” adı altında getirilen işlerle meşgul edildi. Cumhurbaşkanlığı kararnamelerine uyum amaçlı yapılan kanunların sonu bir türlü gelmiyor. İşin en ilginç tarafı ise dün eleştirilerimizi hiçe sayarak anayasa değişikliği için her yolu mübah görenlerin bugün yeni anayasa önermesiyle milletin karşısına çıkmış olmasıdır.

Türkiye’de hemen hemen bütün toplum kesimleri ekonomik buhranın etkisiyle inim inim inliyor. Saray rejimine karşı sesini yükselten Boğaziçili öğrenciler ve onlara destek açıklaması yapan herkes, AKP Genel Başkanı tarafından terörist ilan ediliyor. Bırakınız sokağa çıkmayı sosyal medya üzerinden en ufak bir eleştiriye dahi tahammül edemeyen ve gençlerin kapılarına gece yarılarında kolluğu gönderen AKP Genel Başkanı sivil anayasadan, özgürlükten bahsediyor. Saray hızla ivme kaybettiğinin farkında ve yine gündem değiştirme peşinde. Şimdi de bunun manivelası olarak Anayasa değişikliği önerisini kullanıyor. Millete anlatacak hikâyesi kalmayanlar işi nerelere vardırdı. Bir de, AKP Genel Başkan Yardımcısı “Bir dönem bu ülkede bardak yoktu yani bırakın bardağın içindeki suyu, bardak yoktu.” dedi. Güzel bir atasözümüz var, tam da bu durumları tarif etmek için söylenmiş: “Yalanın kemiği yok ki boğazına bata.” derler.

Değerli milletvekilleri, bir siyasi iklim içerisinde seçimlere kadar daha çok uyum yasası yapacağımız anlaşılıyor. Kanun yaparken iktidarın “Dediğim dedik, çaldığım düdük.” anlayışında oluşu ve ilgili meslek örgütler ile muhalefetin önerilerine itibar edilmemesi nedeniyle kanunlarımız deneme yanılma yöntemiyle yapılıyor. Bugün görüştüğümüz yasa da bu anlayışla hazırlanmıştır.

Gücünü aziz milletimizden, tecrübesini engin tarihimizden alan silahlı kuvvetlerimiz son dönemde hiç olmadığı kadar yıpranmış, yıpratılmıştır. 2002 Kasımından 24 Haziran 2018’e kadar tek başına, sonrasında ise koalisyonla ülkeyi yöneten bugünün saray eşrafı, Silahlı Kuvvetlerin komuta yapısından personel temin rejimine değin bir dizi değişiklik yapmıştır. 15 Temmuz gecesi FET֒cülerle mücadele eden Kemalist subaylar saray rejimi tarafından tasfiye edilmiştir. Teğmen rütbesini FETÖ elebaşının taktığı Serdar Atasoy ise 2020’de saray tarafından generalliğe terfi ettirilmiş; yetmemiş, Kara Kuvvetleri İstihbarat Başkanlığına atanmıştır. Gelinen noktada Genelkurmay Başkanını er, FET֒cüleri paşa yaptınız. Silahlı Kuvvetleri siyasetin dışında tutmak zorundayız, aksi hâlde daha çok hata yaparsınız.

İlk etapta uzun bir dönemdir çözüm bekleyen sorunlar çözülüyormuş gibi görünse de yıllardır devam eden birçok sorun ya görmezden gelinmiş bu teklifte ya da palyatif tedbirlerle aşılmak istenmiştir. Genelkurmay Başkanlığı ile Kuvvet Komutanlıklarının Millî Savunma Bakanlığına ayrı ayrı bağlanmış olması Genelkurmay Başkanlığının sembolik bir duruma düşürülmesine neden olmuştur. İktidar sözcüleri sıklıkla “Gelişmiş ülkelerde aynı model uygulanıyor.” diyorlar. Fransa, Hollanda, İspanya, İtalya, Polonya, Çek Cumhuriyeti, Finlandiya gibi Avrupa Birliği ülkelerinde de silahlı kuvvetler savunmak bakanlıklarına bağlıdırlar ancak bu ülkelerde kara, deniz ve hava kuvvetleri unsurları genelkurmay başkanlarına bağlıdır; eşyanın tabiatı gereği olması gereken de budur.

Silahlı Kuvvetlerin personel temin rejiminde ciddi değişiklikler yapılıyor. Askerî liseler ve astsubay hazırlık okulları kapatılmıştır. Yüz elli yıllık tarih bir kararnameyle yok edilmiştir. Harp okullarının kuvvet komutanlıklarına bağlanmasında ve askerî liselerin yeniden açılmasında fayda olduğunu düşünüyoruz.

 Uzman çavuşlara ilişkin değişiklikler “Vatan savunmasının sözleşmesi olmaz.” diyerek görev yapan uzman çavuşlarımız açısından heyecanla bekleniyordu fakat teklifle yapılan iyileştirmeler birçok eksikliği bünyesinde barındırmaya devam ediyor. Kamu oyunun “6000 sayılı Kanun mağdurları” olarak bildiği uzman çavuşlarımızın bir kısmının sorunu bu teklifle çözülürken aslında çok da fazla olmayan bir kısmı maalesef ki bu düzenlemelerin dışında kalıyor. Bunu Komisyonda ifade etmemize rağmen iktidar partisine meramımızı anlatamadık.

Yapılan düzenlemeyle, emeklilikle ilgili birinci ve ikinci dereceye düşmüş olanlar yönünden sorun çözülmüş olacak ancak üçüncü derecede kalmış uzman erbaşlar bakımından ise bunun bir etkisi olmayacak. Bu durumdakilere bir derece verilerek hak kaybı yaşamalarının önüne geçilebilirdi, hâlâ de geçmiş değil, madde görüşülürken konuyu düzeltmek mümkün.

Yine, uzman çavuşlar feryat ediyorlar. Diyorlar ki: “TSK’nin astlık-üstlük ilişkisi askerliğin doğası gereğidir.” Ancak 25 yıllık uzman çavuş ile yeni başlayan uzman çavuş arasında hiçbir fark yok. Askerlik yapanlar bilirler, “Çayda dem, askerde kıdem.” denir ancak uzmanlar açısından dem de bir kıdem de; bunun ivedilikle düzeltilmesi gerekmektedir.

Uzman erbaşların yoğun fiziki mücadele ve güç gerektiren çalışma şartları nedeniyle emeklilik yaş hadlerinin 52 olarak düzenlenmesi daha yerinde olacaktır. “Yok, biz bir kere emeklilik yaş haddi 55 olacak dedik.” diyorsanız hiç olmazsa bu insanların fiilî hizmet zammı sürelerini üç yıla indirmek daha makul olacaktır.

Uzman erbaşların kadro sorununu niye çözmüyoruz? Bu gençleri sözleşmeli olarak başlatacağımıza kadrolu olarak başlatma seçeneğini bakanlık neden planlamaz?

Değerli milletvekilleri, önemli bir mesele daha var ki hiçbirinizin buna “hayır” diyeceğinizi düşünmüyorum. Binbaşı rütbesindeki askerî personelin makam tazminatı sorunu hâlâ çözülmüş değil. Bu askerlerimiz emekli olduklarında son maaşlarının yüzde 41’i oranında emekli maaşı alıyorlar. Bugün emekli olan bir binbaşı 3.750 lira maaş alıyor. Üst subay sınıfı içinde özlük hakları bakımından görmezden gelinen bu kesimin sorunları çözülmelidir.

Bir diğer mesele, astsubayların görev tazminatı ve öğrenim durumları itibarıyla göreve başlatılma derece ve kademeleriyle ilgili sorunlardır. Bu teklifte bu da es geçilmiştir.

Arkadaşlar, 16’ncı madde Komisyonda AKP milletvekillerinin önergesiyle değiştirildi. Teklif, önergeyle değiştirilmeseydi diğer kuvvetlerde mağduriyet yaşayan subayların da sorunları çözülecekti. Ancak Deniz Kuvvetleri Komutanlığıyla sınırlandırıldığı için astsubaylıktan subaylığa geçen Kara Kuvvetleri mensubu 33 subayın mağduriyeti devam etmektedir. Bu da aynı kanuna tabi personel arasında farklı uygulama ve eşitsizliğe neden olmaktadır. Hepsini kapsayacak şekilde yeniden ele alınmalıdır.

Sayıştay raporunda askerî kantinlerin elektrik, su, yakacak giderlerinin kurum bütçesinden ödenmesi konusunda şöyle bir ifade vardı: Askerî kantinlerin elektrik, su, yakacak giderlerinin kantin gelirlerinden ödenmesi gerekmektedir. Şimdi, bu tarz uyarılarla karşılaşmamak için bir düzenleme yapılıyor. Bunun da sınırlı tutulmasında fayda vardır. Gerektiğinde devlet destek olabilir ama bunun yürütülmesinde aksaklıklar olmaması anlamında öncelikle kendi gelirinden giderlerini karşılaması eğer yetmiyorsa devlet tarafından desteklenmesi daha mantıklı bir seçenektir diye düşünüyoruz.

Değerli milletvekilleri, buradan pandemiyle yaşanan ekonomik buhran nedeniyle aşını, işini kaybedenlere, tarlası, traktörü elinden gitmek üzere olan çiftçilere, aylardır kepengini açamayan esnaflarımıza, bu ülkenin umuduyken kendi umudunu yitiren gençlerimize seslenmek istiyorum: Umudunuzu diri tutun, umudunuzu kaybetmeyin çünkü bu kara günler de geçecek, hep birlikte çıkacağız aydınlık yarınlara.

Saygılarımla. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Gruplar adına yapılan konuşmalar tamamlanmıştır.

Teklifin birinci bölümü üzerinde şahsı adına ilk olarak Konya Milletvekili Sayın Fahrettin Yokuş konuşacaktır.

Sayın Fahrettin Yokuş? Yok.

Şahsı adına ikinci konuşmacı Bursa Milletvekili Sayın Refik Özen.

Buyurun Sayın Özen. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

REFİK ÖZEN (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;  250 sıra sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin birinci bölümü üzerine şahsım adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle, Genel Kurulumuzu ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Sözlerimin başında, Türk Silahlı Kuvvetlerimizce 10 Şubatta Gara bölgesinde yürütülen operasyonda şehit düşen askerlerimize ve hain terör örgütü PKK tarafından alçakça, kalleşçe şehit edilen 13 masum kardeşimize Allah’tan rahmet, yaralılarımıza acil şifalar diliyorum.

Katil terör örgütü PKK’yı, içerideki ve dışarıdaki destekçilerini, cinayetlerine sessiz kalanlarını, siyasi uzantılarını lanetliyor ve bunlarla olan mücadelemizi yılgınlığa düşmeden, kararlılıkla sürdüreceğimizi bu vesileyle bir kez daha ifade etmek istiyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gücünü milletimizden, tecrübesini tarihten alan Türk Silahlı Kuvvetleri, hukukun üstünlüğü ilkesini esas alındığı bir anlayış içerisinde, sürekli değişen risk ve tehditlerin bulunduğu güvenlik ortamında aziz milletimizin egemenlik ve bağımsızlığını korumak; kutsal vatan topraklarımızın, mavi vatanımızın, semalarımızın ve vatandaşlarımızın güvenliğini sağlamak; havada, karada ve denizde ülkemizin hak ve menfaatlerini korumak ve aynı zamanda, bölge ve dünya barışına katkıda bulunmak için her türlü gayret ve çabayı göstermektedir. Aziz milletimizin gönlünde müstesna bir yere sahip olan ve Peygamber ocağı kabul edilen, milletimizden aldığı sevgi, saygı, güven, dua ve güçle kendisine verilecek her türlü görevi tarihi bir sorumluluk bilinciyle, geçmişte olduğu gibi gelecekte de icra etme azim ve kararlılığında olan Türk Silahlı Kuvvetleri personelinin sahip olduğu teknoloji, bilgi ve eğitim üstünlüğü, azami ölçüde millî harp sanayisine dayanan silah gücü, terörle mücadele ve sınır ötesi harekât kabiliyetiyle her türlü hava koşullarında harekât icra kapasitesine katkı sağlamak amacıyla düzenlenen bu kanun teklifiyle bazı değişikliklere ihtiyaç duyulmuştur.

Bu çerçevede üzerinde görüştüğümüz kanun teklifiyle 1219 sayılı Kanun’da yapılan değişiklikle Sağlık Bakanlığı bünyesinde tıp ve diş hekimliği uzmanlık alanında eğitim gören yabancı uyruklu personele yapılan ödemenin GATA Sağlık Bilimleri Üniversitesinde eğitim gören misafir askerî personele de yapılması öngörülmektedir.

3269 sayılı Uzman Erbaş Kanunu’nda yapılan değişiklikle uzman erbaş emeklilik yaş haddin 55 olarak belirlenmesi dikkate alınarak sözleşme sürelerinin yaş haddine kadar uzatılabilmesi, yaş sınırı nedeniyle Silahlı Kuvvetlerden ayrılan ancak emeklilik hakkını elde etmemiş olanların emekli oluncaya kadar devlet memuru olarak istihdam edilmesi uygulamasının sonlandırılması, seferin gereği olarak lüzum görüldüğü takdirde yaş sınırına kadar yani 60 yaşa kadar sağlık durumlarının elverişli olması hâlinde en gençlerinden başlanarak Türk Silahlı Kuvvetlerine alınabilmeleri, ayrıca olağanüstü hâl veya terörle mücadeleden kaynaklanan zorunlu hallerde birer yıl süreyle yaş hadlerine kadar uzatılabilmesi öngörülmektedir.

926 sayılı Kanunu’nda yapılan değişikle nezdinde bulundukları kıta komutanı veya kurum amirlerinin hukuk sınığı subayların disiplin amiri olmaları, hukuk sınıfı subayların  ara buluculuk komisyonlarından görev yapması, dış kaynaktan alınan hukuk sınıfı subay adaylarının temel askerlik eğitimini müteakip subaylığa nasıp edilmeleri sağlanmıştır.

5544 sayılı Meslekî Yeterlilik Kurumu ile İlgili Bazı Düzenlemeler Hakkında Kanun’da yapılan değişiklikle yükümlü erbaş ve erler ile yurt içi ve yurt dışındaki harekâtlarda görevli uzman erbaş, sözleşmeli erbaş ve erlerin mesleki yeterlilik belgesinden muaf tutulması sağlanmıştır.

5434 sayılı Emekli Sandığı Kanunu’nda yapılan değişiklikle uzman erbaşların emeklilik yaş haddinin 55 olarak belirlenmesi sağlanmıştır. Yine 5434 sayılı Kanun’da yapılan değişiklikle emeklilik hakkını elde edinceye kadar kısa süreliğine devlet memuru olarak görev yapan uzman erbaşların da emsallerinin aldığı emekli aylığını almaları sağlanmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; konuşmama burada son verirken sözde demokrasi, hak, özgürlük kisvesi altında ülkemizdeki terör örgütleri ile uzantıları olanlar şunu bilsinler ki yapılan bu alçakça saldırıların bedelini bu millet size ödetecektir diyor, bu vesileyle üzerinde görüştüğümüz kanun teklifinin ülkemize, Silahlı Kuvvetlerimize hayırlara vesile olmasını diliyorum.

Genel Kurulu ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Şahsı adına ikinci olarak Konya Milletvekili Sayın Fahrettin Yokuş… (İYİ PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

FAHRETTİN YOKUŞ (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

“Ordumuz devletimizin güvencesidir.” diyoruz “Asker ocağı Peygamber ocağıdır. Biz Türk milleti, asker milletiz.” diyoruz, şanlı ordumuzla hepimiz gurur duyuyoruz. “Türk askerleri hiçbir milletin askerine benzemez.” diyoruz “Söz konusu vatansa, bayraksa, milletse Türk askeri için akan sular durur.” diyoruz “Ordumuz istiklal ve istikbalimizin güvencesidir.” diyoruz ancak ne yazık ki bu kadar övgülere sığdıramadığımız Türk askerlerimize ve ordu çalışanlarımıza hak ettiği değeri vermiyoruz. Geçim sıkıntısını hissetmeden, emeklilik endişesi taşımadan, gelecek kaygısı taşımadan şerefli vatan görevlerini yapabilsinler istiyoruz. Bu söylediklerimizi gerçekleştirmek çok mu zor? Elbette ki zor değil.

Devletimiz emeklisinden memuruna, işçisinden dul, yetimine kadar 21 milyon insanımıza maaş veriyor. Soruyorum size: Devletimiz sayıları 150 bine ulaşan sözleşmeli er ve erbaşların, uzman jandarmaların, uzman çavuşların kadroya geçirilmesinin yükünün altından kalkamaz mı? Yine, soruyorum: Subay ve astsubaylarımızın çalışırken ve muvazzaflık sürecinde kısmi bir rahatlama sağlayacak düzenlemeler yapılamaz mı? Askerî sivil memurlarımız ile korucularımızın ekonomik ve sosyal olarak sıkıntıları giderilemez mi? Yüce Meclisimizde ben dâhil onlarca milletvekilimiz ordu mensuplarının ekonomik, sosyal sorunlarının çözümüyle ilgili defalarca konuşmalar yaptık. Bu yasa Komisyonda görüşülürken yine birçok milletvekilimiz askerî personellerin sorunlarının çözülmesi için öneri ve teklifler sundular. Ancak görüyoruz ki iktidar mensupları sunulan talepleri karşılıksız bırakmışlardır.

Değerli milletvekilleri, biz, ordu mensuplarımız için Türkiye Büyük Millet Meclisine getirilen olumlu her şeye gözü kapalı “evet” deriz. Keşke getirdiğiniz yasa teklifinde sözleşmeli erlere, sözleşmeli uzmanlara, erbaşlara, uzman çavuşlara, uzman jandarmalara -bir kere daha diyorum- kadro verilseydi. Keşke subay, astsubaylarımızın haklı taleplerine karşılık verilseydi. Keşke bu yasa teklifinde sözleşmeli erden korucusuna, uzman erbaşından sivil memuruna, subayından astsubayına kadar tespihin taneleri gibi yan yana dizilip Türk devletinin varlığı, Türk milletinin dirliği için gece gündüz canlarını ortaya koyarak alın teri döken yiğitlerimize hak ettikleri itibarlarını sağlayacak düzenlemeleri yapabilseydik. Devletimiz Türk ordumuzun şerefli mensuplarına gelecek kaygısı taşıtmayacak kadar güçlüdür, bunu bu salonda bulunan bütün milletvekilleri olarak biliyoruz. Tek ordu, tek millet isek Türk ordusunun tüm mensuplarına geçim sıkıntısı yaşatmadan, gelecek kaygısı yaşatmadan huzur içinde görevlerini yapmalarını sağlamalıyız. Türk Silahlı Kuvvetlerinin her bir mensubu için itibar ve gelecekleri adına atılacak olumlu adımlar öncelikli olarak mevcut iktidarın, daha sonra da Türk milletinin boynunun borcudur.

Bu vesileyle bugüne kadar şehadet şerbeti içen bütün ordu mensuplarımıza, şehitlerimize, gazilerimize Allah’tan rahmet diliyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FAHRETTİN YOKUŞ (Devamla) - Bilinmesini istiyorum ki Türk milleti tarihten bugüne kadar Anadolu coğrafyasında nasıl var olmuşsa bundan sonra da sonsuza kadar var olacaktır. Ne mutlu Türk'üm diyene! (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Şimdi, teklifin birinci bölümü üzerinde on beş dakika süreyle soru-cevap işlemini gerçekleştireceğiz.

Sayın Taşkın…

ALİ CUMHUR TAŞKIN (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Türk Silahlı Kuvvetlerimiz aziz milletimizin güveni, desteği, sevgisiyle Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde Libya’da, Doğu Akdeniz’de, Karabağ’da, Suriye’de, Irak’ı kuzeyinde ve birçok coğrafyada bölgesel ve küresel barış ve istikrarı sağlamak için, mazlumların, mağdurların hakkını, hukukunu korumak için büyük kahramanlıklar ve fedakârlıklar göstermektedir. Türk Silahlı Kuvvetlerimizin ülkemizin ve milletin güvenliği için terörle mücadelede en son terörist etkisiz hâle getirilinceye kadar azim ve kararlılıkla mücadele ettiğine şahit oluyoruz. Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarına şükranlarımızı arz ediyorum, şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum, gazilerimize hayırlı uzun ömürler diliyorum.

Komisyon Başkanımıza iki sorum olacak.

Bir: Sayın Başkanım, Türk Silahlı Kuvvetlerinde terfi ve emeklilik nasıl olmaktadır?

İkinci sorum ise subay ve astsubay atamaları nasıl olmaktadır?

Çıkacak olan kanunun ülkemize, milletimize ve Türk Silahlı Kuvvetlerine hayırlı olmasını diliyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Köksal...

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, seçim bölgem Afyonkarahisar iline bağlı Emirdağ ilçesinde hizmet veren Emirdağ Çıldırım Sulama Birliğinden sulamada yeteri kadar yararlanılamadığı hâlde sulama ücretleri çiftçiden tahsil edilmektedir. Mahsuller kurudu, çiftçi zarar gördü, su yok ama ücreti ödenmekte. Emirdağlı çiftçiler buna acilen çözüm bulunmasını istiyorlar.

Yine aynı şekilde Çay ilçesi ve köylerine hizmet veren Selevir Sulama Birliğinden de çiftçiler mağduriyet yaşamaktadır. Sulamadan  yeteri kadar yararlanamayan çiftçiler burada da su ücretlerini, sulama ücretlerini ödemek zorunda bırakılmaktadır. Su yok ama ücret isteniyor, bu çok büyük bir haksızlıktır. Üretim maliyeti artan, borcunu borçla kapatan, hak ettiği desteği alamayan, üstüne ürününü sulamada sıkıntı yaşayan çiftçiye darbe vurmaktan vazgeçilsin artık.

BAŞKAN – Sayın Gaytancıoğlu...

OKAN GAYTANCIOĞLU (Edirne) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Geçtiğimiz günlerde Uzunköprü’nün ciğerleri olarak tabir edilen Bülbül Koruluğu’nun özel ağaçlandırma statüsünde kullanılmak amacıyla 3 ayrı şirket tarafından Edirne Orman İşletme Müdürlüğüne başvuru yapıldığı ortaya çıktı. Söz konusu alan, on yıllardır süregelen dallık etkinliklerine ev sahipliği yapan, eşsiz ağaç ve bitki türleriyle Uzunköprü’nün ciğerleridir. AKP özelleştire özelleştire satacak şey bırakmadığı için şimdi, vatandaşın nefes aldığı ormanlara, denizlere, dağlara göz koydu. 4.560 dönümlük mera ve orman, Uzunköprü halkının kadim varlığıdır. Uzunköprü halkının doğal varlıkları hiçbir şirkete kiralanamaz. Bu kadar doğa talanını, yeşile düşman olmayı anlayamıyoruz, bırakın vatandaş biraz nefes alsın. On sekiz yılın sonunda satacak şey bulamayınca sıra, halkın nefes aldığı yerlere geldi. Uzunköprü Bülbül Koruluğu’nun özelleştirilmek istenmesinden anlıyoruz ki AKP, son ağaç yok olduğunda bile...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Kılıç? Yok.

Sayın Aycan...

SEFER AYCAN (Kahramanmaraş) -  Sayın Başkan, bugün Türk Medeni Kanunu’nun kabul edildiği günün yıl dönümüdür. Atatürk ve arkadaşlarını minnetle anıyorum. Yasa, dönemin ilerisinde olan bir yasadır, birçok konuda düzenleme yapmış ve medeni haklar vermiştir. Günümüze gelindiğinde değişen sosyal hayat, yeni sosyal sorunlara neden olmaktadır. Boşanmalar artmıştır, milyonlarca insan boşanmış ve boşanmayla ilgili sorunlar yaşamaktadır. Boşanmayla ilgili sorunlar mahkemelerde yıllarca sürmektedir. Bu sorunlar aileleri, çocukları, sosyal hayatı etkilemektedir. Bu nedenle Medeni Kanun’da yeni düzenleme yapılmasına ihtiyaç doğmuştur. Boşanma, çocuk velayeti, nafaka konularında düzenleme yapılması sosyal sorunları azaltacaktır.

Saygılarımla.

BAŞKAN – Sayın Yılmazkaya...

BAYRAM YILMAZKAYA (Gaziantep) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Ekonominin kötü olduğu, kapalı olan esnafın borç batağına düştüğü, işsizlik oranının her geçen gün arttığı, birçok şirketin battığı, gençlerin, emekli vatandaşın geleceğe kaygılı baktığı bu kötü tablodan ötürü tüm toplum ümitsiz. Ülkemizde yaşanan ekonomik krizle birlikte artan işsizliğin zor günler geçiren vatandaşın psikolojisini bozduğu, son günlerde kendini yakan vatandaşların, ümitsizlikten dolayı intihar eden insanların arttığı, gençlerimizin umutlarının tükendiği, karamsarlığa sürüklendiği, vicdanın ve adaletin olmadığı mülakat sistemiyle adamcılığın ve kayırmacılığın olduğu bu düzen daha ne kadar devam edecek? Siyanürle intihar eden ailelerimizi unutmadık, kendini yakan insanlarımızı unutmadık. İntihar eden, boşanan, yok olup giden nice aileleri unutmadık.

Gaziantep ilimizde ve Türkiye genelinde artış gösteren intihar ve cinayet vakalarından dolayı büyük bir endişe duymaktayız. Hükûmetin vatandaşın haklı isyanına kulak vermesi, daha gerçekçi ekonomik politikalarla yaşanan sorunlara çözüm bulmasını kapalı olan esnafımıza, işsiz vatandaşımıza bu pandemi sürecinde sahip çıkmasını bekliyoruz.

BAŞKAN – Sayın Sümer...

ORHAN SÜMER (Adana) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Adana’da maalesef birçok bürokratın devletin bürokratı gibi değil de AKP’nin bürokratıymış gibi hareket etmesinin son günlerde daha fazlalaşarak giderek arttığını görüyoruz. Spor İl Müdürlüğünden sonra da dün de Adana Saimbeyli Orman İşletme Müdürünün kendi sosyal medyasından paylaştığı bir fotoğraf aynen şöyle diyor: AK Parti Siyaset Akademi Sertifika’mızı Saimbeyli AK PARTİ İlçe Başkanı ve Yönetim Kurulu elinden aldık. Bu kurumlar cumhuriyet devletinin kurumlarıdır. Devlet memurları bir partinin üyesi olamazlar. 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 7’nci maddesi bu konuyla alakalı kesin bir hüküm içerir. İlgili maddede devlet memurlarının hiçbir koşulda herhangi bir siyasi partiye üye olmasının mümkün olmadığını açıkça belirtmiştir. Adana Saimbeyli’de karşımıza çıkan bu tablo doğru değildir. Mülki idareciler ve amirler, devlet kurumunun temsilcileri bir partinin değil, devletin tarafında olmalıdır.

 

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Kaplan...

İRFAN KAPLAN (Gaziantep) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Esnaf kan ağlıyor, kepenkler kapalı, kahvehaneler, müzisyenler ve sanatçılar kan ağlıyor, bir yıldır çalışmadı; emekliler kan ağlıyor, aldıkları maaş ev kiralarını dahi karşılamıyor; kafeler, restoran sahipleri, çalışanları kan ağlıyor, isyan ediyor, artık çaresizler. AK PARTİ ne yapıyor? BAĞ-KUR prim borcuna zam, internete zam, elektriğe zam, doğal gaza zam, vergilere zam, otoyollara zam, köprülere zam, ÖTV’ye zam. AK PARTİ bu ülkede zam yapmaktan başka hiçbir şey yapmıyor. AK PARTİ vatandaşlarımızın aklıyla alay ediyor. Bugün çiftçilerimizin elindeki telefonun hesabını soran AK PARTİ’den tüm Türkiye yarın sandıkta hesap soracaktır.

BAŞKAN – Sayın Kaya…

AHMET KAYA (Trabzon) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Millî Savunma Komisyonunun değerli üyeleri, her gün yüzlerce genç bizleri arayıp bu bedelli konusuyla ilgili sıkıntılarını aktarıyorlar. Bakaya ve yoklama kaçağı durumuna düşen gençlerimizin çok ciddi sıkıntısı var. Sayıları 450-500 bini bulan bu gençler, bilmiyorum, muhtemelen sizleri de arayıp bu şikâyetlerini, bu sitemlerini ve çözüm arayışlarını iletiyorlardır. Bu konuda ne düşünüyorsunuz? Yani bunlar bizim gençlerimiz, hepimiz anne babayız. Birçoğu yeni yuva kurmuş, iş kurmuş, borcu var, harcı var, büyük bir sıkıntıyla karşı karşıya olan bu gençlerimizle ilgili hep birlikte bir çözüm üretmemiz gerekiyor. Bu konudaki düşüncelerinizi bizlerle paylaşırsanız sevinirim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Arık…

Sayın Arık, talebiniz yok mu Sayın Arık sizin?

ÇETİN ARIK (Kayseri) – Yok Başkanım.

BAŞKAN – Tamam, peki.

Buyurun Sayın Başkan.

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI İSMET YILMAZ (Sivas) - Başkanım, teşekkür ediyorum.

Sadece 2 milletvekilimizin sorusu bizimle ilgili Muhterem Bakanım. Sayın Köksal’ınki Afyon Emirdağ’daki sulama ücretleriyle ilgili; Sayın Gaytancıoğlu’nun Uzunköprü Bülbül Koruluğunun kiralanmasıyla ilişkili; Sayın Aycan, Medeni Kanun’un kabul yıl dönümünden bahsederek aile hukukuna ilişkin değişiklerin yapılması zamanının geldiğini ifade etti. Sayın Yılmazkaya ve Sayın Kaplan, yaşanan ekonomik sıkıntılardan bahsetti. Sayın Sümer, Adana’daki bürokratların siyasetle fazlaca ilgilendiğini ve Devlet Memurları Kanunu’na göre hiçbir siyasi partiye üye olamayacakları gerçeğini dile getirdi. Dolayısıyla, biz de aynen katıldığımızı belirtelim.

Muhterem Başkanım, Sayın Taşkın’ın Türk Silahlı Kuvvetlerinde Yüksek Askerî Şûra’da terfi ve emekliliğin nasıl olduğuna ilişkin bir sorusu oldu. Ona bir açıklama yapmak isterim. Türk Silahlı Kuvvetlerinde  terfi, uzatma ve kadrosuzluktan emekliye sevk işlemlerine Yüksek Askerî Şûra tarafından karar verilmektedir. YAŞ hazırlıkları kapsamında kuvvet komutanlıklarınca personelin liyakat durumu, hizmet ihtiyacı ve güvenlik durumları göz önünde bulundurularak yapılan çalışmalar, Genelkurmay Başkanlığına arz edilmektedir. Müteakiben, Genelkurmay Başkanlığınca yapılan çalışma sonuçları, Millî Savunma Bakanlığına gönderilmekte ve Bakanlıkça yapılan değerlendirmeyi müteakiben nihai karar verilmekte ve Yüksek Askerî Şûra’ya teklif yapılmaktadır. 23 Temmuz 2020 tarihinde Sayın Cumhurbaşkanımız Başkanlığında icra edilen YAŞ toplantısınDa, Türk Silahlı Kuvvetlerinin (TSK) kadro ve ihtiyacı dikkate alınarak yapılan değerlendirmeler sonucunda terfi, uzatma ve kadrosuzluktan emekli kararları alınmıştır.

Yine, Sayın Cumhur’un ikinci sorusu da subay ve astsubay atamalarıyla ilgiliydi. Türk Silahlı Kuvvetlerinde personel atama işlemleri 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu başta olmak üzere ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde yürütülmektedir. Subay ve astsubayların atamaları, personelin liyakat durumu, safahatı ve hizmet ihtiyacı göz önünde bulundurularak kuvvet komutanlıklarınca çalışılmakta, Genelkurmay Başkanlığıyla koordine edilmekte, ardından Millî Savunma Bakanlığına teklif edilerek Millî Savunma Bakanının onayıyla yapılmaktadır. Dolayısıyla, subay ve astsubay atamaları üzerinden Genelkurmay Başkanımız da yetkilidir, Millî Savunma Bakanımız da yetkilidir.

Yine, Sayın Başkanım, değerli milletvekillerim; 7179 sayılı Askeralma Kanunu yürürlüğe girmeden önce yoklama ve bakaya toplamı 567.367’di. 5 Kasım 2019 tarihine kadar bu hak verilen yükümlülerden      –biliyorsunuz orada 140 bin gibi bir rakam vardı herhâlde, 140- fakat yani dedik ki: Yani, buna bile başvuran olmaz. Buna rağmen, milletvekillerimizin teklifiyle kim başvurursa bedelli hakkından herkes faydalanır şeklinde düzenleme yaptık. Bırakın o kontenjanı, o 140 bin dolayındaki kontenjanı, başvuran sayısından sadece 6.142 kişi bu hakkı kullanmıştır.

Bir de sayın vekillerimizin konuşmalarında dile getirdiği hususlar vardı. Adli mahkemeler içinde askerlikle ilgili davaları görmek üzere Hâkimler ve Savcılar Kurulunca adli mahkemelerden birinin yetkilendirilmesi, görevlendirilmesi doğrultusunda bir çalışma yapılmakta dolayısıyla bu konuda bir ihtisaslaşma çalışması olduğunu belirtmek isterim.

Yine, bir başka sayın vekilimiz… Türk Silahlı Kuvvetlerinin Suriye’de, Libya’da, Azerbaycan’da hangi haritayı değiştirdiğini aziz milletimiz takip ediyor. Alman Dışişleri Bakanı şöyle konuşuyor, diyor ki: “Bizim Orta Doğu’da ve Afrika’da bıraktığımız boşluğu Türkiye doldurdu.” E, bunu Türk Silahlı Kuvvetlerimizle başardık diyelim.

Yine, bir başka arkadaşımız Genelkurmay Başkanlığının statüsüyle ilgili bir açıklama getirdi. Muhterem Başkanım, Genelkurmay Başkanı tarihsel olarak Türk Silahlı Kuvvetlerinin komutanıdır. Bu konuda cumhuriyetin kurulduğu, istiklal savaşının başladığı günden bugüne kadar Genelkurmay Başkanının statüsüyle ilgili 7’ye yakın düzenleme yapıldı. Nedir, önemli olan birkaçını vereyim de… Dolayısıyla bu yapılandırmaların burada bir zorunluluk değil bir siyasi ve hukuki tercihe dayandığını belirtmek isterim. Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşunda Genelkurmay Başkanlığı bir bakanlık olarak oluşturuldu. Bu bakanlığın adı Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Vekâletiydi. 3 Mayıs 1920’den 3 Mart 1924’e kadar görev yapan 6 kabinede Genelkurmay Başkanı kabine üyesi olarak bulundu. Bu dönemde Millî Savunma Bakanlığında asker kişiler olduğundan kabinede daima 2 profesyonel bulundu demek ki biri bu bakan olarak. Biz bunu gördük tecrübe ettik. İkincisi 3 Mart 1924’te Genelkurmay Bakanlığı kaldırıldı. Bunun yerine Cumhurbaşkanı yerine, adına orduyu barış durumunda komuta eden en yüksek rütbeli askerî makam olarak Genelkurmay Başkanlığı ihdas edildi 1924’te. Kanun Genelkurmay Başkanının görevinde bağımsız olduğunu açıkça belirtti. Genelkurmay Başkanının görevine giren konularda her bakanlıkla yazışabileceği, Genelkurmay Başkanının Başbakanın inhası, Cumhurbaşkanının onayıyla seçileceği belirtildi. Fakat burada Genelkurmay Başkanının nereye bağlı olacağı belirtilmedi. Genelkurmay Başkanının askeriyeyi emir ve komuta ettiği, askerî politika ve stratejiyi de tespit ettiği, Savunma Bakanlığının üzerinde bir konumda bulunmuştur. Genelkurmay Başkanının makamı, bu dönemde, yani 1924’ten 1944’e kadar, Mareşal Fevzi Çakmak tarafından yerine getirildi, 21 yıl boyunca bu makamda görev yaptı.

Üçüncüsü, 1944’te 4580 sayılı Kanun’la Başbakana bağlı Genelkurmay Başkanlığı dönemi başlatıldı. Kanunla Genelkurmay açık bir şekilde Başbakanlığa bağlandı, diğer Bakanlıklarla yazışma etiği, Başbakanın onay verdiği kadarıyla mümkün hâle getirildi. Başbakanın vereceği onayı istediği zaman değiştirebileceği de kanunda açıkça belirtildi. Bu şekilde askeriyenin sivil hükûmetlerin kontrolü altında alınması yolunda bir adım atıldığı ifade edildi.

Dördüncüsü, 1949 yılında yapıldı, 1949’da kabul edilen 5398 sayılı Kanun’la Genelkurmay Başkanının statüsü yeniden düzenlendi. Millî Savunma Bakanlığına bağlı Genelkurmay Başkanlığı statüsü getirildi.

Beşincisi, -vaktim kalmıyor, özet geçiyorum- 61 Anayasası’yla getirildi. 61 Anayasası’nda Genelkurmay Başkanı silahlı kuvvetlerin komutanı oldu, Genelkurmay Başkanı Bakanlar Kurulunun teklifi üzerine, Cumhurbaşkanınca atandı. Genelkurmay Başkanının görev ve yetkilerinden dolayı Başbakana sorumlu olduğu belirtildi. Anayasa’yla oluşturulan Başbakana sorumlu Genelkurmay Başkanı modeli yanında, aynı zamanda Millî Savunma Bakanına bağlı genelkurmay modeli de yürürlükte kaldı. Bu sistem ne zamana kadar devam etti? 1970 yılına kadar. 1324 sayılı Kanun çıkarıldı, Genelkurmay Başkanının savaşta ve barışta Türk Silahlı Kuvvetlerinin komutanı olduğu, silahlı kuvvetlerin savaşa hazırlanmasını, personel, istihbarat, harekât, teşkilat, eğitim, öğretim ve lojistik hizmetlerine ait ilke ve öncelikler ile ana programları tespit edeceği görev ve yetkilerine ait konularda şahsen Millî Savunma Bakanıyla işbirliği yapacağı, görev ve yetkilerinden dolayı Başbakana karşı sorumlu olduğu hükme bağlanmıştır. Bununla birlikte Başbakana karşı sorumlu olduğu Genelkurmay Başkanlığı dönemine dönüldü.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun toparlayın.

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Bitiriyorum Muhterem Başkanım.

En son olarak da şu anda içinde bulunduğumuz… Genelde bunu akademisyenler şöyle söylüyor; 1940’larda yapılan düzenlemeden yararlanılarak bu düzenlemenin yapıldığı da ifade edilmektedir. Hukuk yaşayan bir olgu. Yaşayan olgu ne demektir? İhtiyaç varken kanunun değiştirilmesi normaldir, dolayısıyla bir statünün değişmez olduğunu kabul etmekten ziyade ihtiyaca cevap verip vermediği şeklinde değerlendirilmesinin daha doğru olacağını düşünüyorum.

Tekrar teşekkür ediyorum Muhterem Başkanım.

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, Birleşime on beş dakika ara veriyorum.                                                        Kapanma Saati: 19.03

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 19.29

BAŞKAN: Başkan Vekili Celal ADAN

KÂTİP ÜYELER: Necati TIĞLI (Giresun), Şeyhmus DİNÇEL (Mardin)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 48’inci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

250 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon yerinde.

Birinci bölüm üzerinde görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi, birinci bölümde yer alan maddeleri, varsa o maddeler üzerindeki önerge işlemlerini yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.

1’inci madde üzerinde 3 önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 250 sıra sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 1’inci maddesinde geçen “kapsamında” ibaresinin “dahilinde” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

         Haşim Teoman Sancar                              Çetin Arık                                       Ahmet Önal

                      Denizli                                             Kayseri                                            Kırıkkale

                 Polat Şaroğlu                              Bayram Yılmazkaya                              Özgür Ceylan

                      Tunceli                                           Gaziantep                                        Çanakkale

 

                                                                           Gürsel Erol

                                                                               Elâzığ

 

 

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLİ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılamıyoruz Muhterem Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Elâzığ Milletvekili Gürsel Erol.

Buyurun Sayın Erol.(CHP sıralarından alkışlar)

GÜRSEL EROL (Elâzığ) – Sayın Başkanım, Sayın milletvekilleri; hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

Bu hafta kötü bir haber aldık. 13 asker kökenli ve sivil kökenli sivilimizin PKK terör örgütü tarafından katledilmelerinin, infaz edilmelerinin hepimiz üzüntüsünü yaşadık. Şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum, yakınlarına da başsağlığı diliyorum. Aynı zamanda, bu operasyonda hayatını kaybeden 2 yüzbaşımız ve 1 astsubayımız var; onlara da Allah’tan rahmet diliyorum, yakınlarına başsağlığı diliyorum, yaralı olan askerlerimize de bir an önce sağlıklarına kavuşmaları için dileklerimizi buradan iletiyorum.

Genelde milletvekili seçildiğim günden bu güne kadar terör konusunda ve teröre karşı duruş konusunda Mecliste her anlamda dik duran; bölgesinin, ülkesinin, yurttaşlarının, seçmenlerinin isteklerini ve taleplerini, beklentilerini bu kürsüde korkmadan, yılmadan, cesurca seslendiren bir milletvekiliyim. Belki benzer bir konuşma olacak ama bu konuşmayı tekrarlamakta da yarar görüyorum çünkü sürekli bu Türkiye’nin gündemine geliyor, Türkiye’nin gündemine gelirken CHP’yle ilgili algı yaratılmak için kullanılan meseleler. PKK bir terör örgütü müdür? Evet; PKK alçak, şerefsiz bir terör örgütüdür. PYD bir terör örgütü müdür? Evet; PYD alçak, şerefsiz bir terör örgütüdür. YPG terör örgütü müdür? Evet; YPG alçak, şerefsiz bir terör örgütüdür. FETÖ terör örgütü müdür? Evet; FETÖ alçak, şerefsiz bir terör örgütüdür. Bunlardan hiç kimsenin şüphesi olmasın. Şimdi, burada mesele şu: Bence terörle mücadele yalnızca Türkiye’de bir siyasi partinin mücadelesi olmamalı. Terörle mücadeleyi Türkiye’de bir devlet politikası ve bir devlet geleneği hâline dönüştürmemiz lazım. Zaten Türkiye’de yaşanan temel sorun da bu terörle mücadelede.

 Bakın, PKK terör örgütünün ilk eylemi 1984 Eruh katliamı. Aradan otuz yedi yıl süre geçmiş. Bu otuz yedi yıl sürede 6 Cumhurbaşkanımız değişmiş, 12 Başbakan değişmiş, 24 Hükûmet değişmiş, 25 İçişleri Bakanı değişmiş ama sonuç itibarıyla bugün Parlamentonun yine gündem konularından birisi terör. Demek ki terör bir siyasi partinin meselesi değil, terörü bizim bir devlet meselesi olarak görüp bütün siyasi partilerin ortak değerleri üzerinden bir devlet politikasına dönüştürmemiz lazım.

Peki, bugün öyle mi? Şu anda teröre karşı mücadele bir devlet politikası mı? Ben üzülerek söylüyorum. Neyi üzülerek söylüyorum? Şimdi, düşünün ki 13 şehidimiz var; 3 tane de operasyona katılan, etkin, faal olan 2 yüzbaşımız ve 1 astsubayımızın şehit haberi geliyor ve Sayın Cumhurbaşkanımız Rize kongresinde kürsüde şehitlerimizden birisinin annesiyle canlı telefon bağlantısı kuruyor. Bu nedir? Bu, terörle mücadeleyi siyasallaştırmadır. Asla ve asla terörle mücadele siyaset konusu yapılmamalı, parti meselesi yapılmamalı.

Bakın, partili Cumhurbaşkanlığı sisteminde Sayın Cumhurbaşkanımızın en büyük iddiası neydi? Bakanlar milletvekilleri arasından olmayacak yani milletvekilinden bakan olmayacak, bakan siyasi bir kimliği temsil etmeyecek, bakan konusunda uzman, dışarıdan kişiler olacak ve siyasetin dışında bakanlığıyla ilgilenecek. Bakın, Millî Savunma Bakanı Hulusi Akar’ı ta tuğgeneralliğinden beri tanırım, dostluğumuz da vardır. Bugün AK PARTİ Ankara il kongresi vardı. Millî Savunma Bakanının AK PARTİ Ankara il kongresinde ne işi olabilir? Ne işi olabilir, soruyorum size? Onun için söylüyorum, bunları dinleyin. Yani devleti gelenekleriyle, kurallarıyla, kanunlarıyla yönetin ve bazı konularda gerçekten devletin hiyerarşik yapısına, geleneklerine aykırı davranışlar göstermeyin.

Bir şey daha sormak istiyorum size: Devlette ve hükûmette devamlılık esastır. 13 yurttaşımız kaç yıl önce kaçırıldılar, alıkonuldular, rehin alındılar? Adını ne koyarsanız koyun. Yaklaşık beş altı yıl önce değil mi? Peki, adını koyabilirler mi, terör örgütleri yolu kesebilir mi? Kesebilir, ben Tunceli Milletvekilliğimde bunu yaşadım. Seçim kampanyamda Pülümür ilçesine hiç gidemedim, yol kesikti. O korkuyu yaşadığınız zaman kimse o bölgelerde cesaret göstermesin, buralarda konuşmak gibi değil. Peki, kaçırdınız. Devlet nerede? Niye “Nerede?” diye soruyorum? Eğer o bölgede bir mağarada beş yıl saklanmış olsalardı size hak verirdim ama kaçırıldıkları yerden yaklaşık 600-700 kilometre sınır ötesine götürülebiliyorlarsa ve bu terör örgütleri sınır ötesine götürüp beş altı yıl bir mağarada orada esir ediyorsa, alıkoyuyorsa, rehin alıyorsa bizim sınır güvenliğimiz nerede? Demek ki sınırlarımızdan isteyen istediği gibi elini kolunu sallayarak… Terörist bile getirip götürüyor, her türlü gayrimeşru işi de yapabiliyor. Bunları da sorgulamamız lazım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, toparlayın.

GÜRSEL EROL (Devamla) – Ve bunları ifade ederken siyasi bir değerlendirme yaparak bunları konuşmuyorum. Ben kendi bölgemde de Mecliste de her zaman devlet geleneklerine uygun davranılması gerektiğini, siyasi partilerin gelip geçici olduğunu, devletin kalıcı olduğunu iddia eden bir siyasetçiyim. Bugün AK PARTİ Hükûmet, siz hükûmeti yönetiyor olabilirsiniz ama yarın bir başka parti gelecek geçmişte olduğu gibi. Partiler geçici, devlet kalıcıdır; onun için ki terörle mücadelede yalnızca kendi bakış açınıza göre siyaset geliştirmeyin, siyasallaştırmayın, terörü iç siyaset malzemesi yapmayın. Terör bu ülkenin ulusal meselesidir ve terörle ilgili bir devlet politikasına bu ülkenin ihtiyacı var diyorum, terör örgütlerini, başta PKK olmak üzere, başta FETÖ olmak üzere bu ülkede bunlara müsamaha gösteren herkesi de bu terör örgütlerini de şiddetle kınıyorum, hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

        Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 1’inci maddesinde yer alan “değiştirilmiştir” ibaresinin “yeniden düzenlenmiştir” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederim.

    Dursun Müsavat Dervişoğlu Dursun Ataş                    Hasan Subaşı

          İzmir                                         Kayseri                                   Antalya

  İmam Hüseyin Filiz                          Hayrettin Nuhoğlu

           Gaziantep                                                           İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Antalya Milletvekili Sayın Hasan Subaşı. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

HASAN SUBAŞI (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

250 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 1’inci maddesi hakkında konuşmak için söz aldım. En başta hain PKK terör örgütü tarafından katledilen 13 yurttaşımız, yine operasyonda kaybettiğimiz 2 subay, 1 astsubayımız ve tüm şehitlerimiz için Allah’tan rahmet diliyorum. Milletimizin başı sağ olsun.

Yaşadıklarımızın önemine binaen bu konu hakkında birkaç hususu işaret etmek istiyorum. Dün Gara operasyonu nedeniyle Savunma Bakanı Sayın Akar ve İçişleri Bakanı Sayın Soylu’nun muhalefet partilerini ziyareti ile Meclise bilgi vermeleri olumlu karşılanmıştır. Ancak birçok noktası da maalesef açıklığa kavuşmamıştır. Bakanların operasyon için Meclise karşı sorumluluk duymak yerine suçlayıcı beyanları da gözden kaçmamıştır doğrusu.

Otuz yedi yıldır süren terör canlarımızı almakla kalmıyor, aynı zamanda en yakıcı sorunlarımızın başında gelen ekonomik sorunların da önemli bir parçasını teşkil ediyor. Gara operasyonunun karar vericisi ve stratejik planı kimler tarafından yapılmıştır? Jetler görülünce rehinelerin canının tehlikeye atılacağı belliyken planın amaç ve hedefi yeterince anlaşılamamıştır. Her bir askerimiz, devlete ailelerinin güle oynaya uğurladığı, şehitliğinde de “Vatan sağ olsun.” diyen bu milletin emanetleridir. Bu değerli emanetlerin canı için devletin her şeyi, her önlemi alması gerekir. Daha önce aracılar kullanılarak 335 kaçırılan askerimiz sağ salim kurtarılmıştı. Cumhurbaşkanlığı Hükûmet sistemi sonrası artık askerî karar ve stratejiler de Cumhurbaşkanı ve saray bürokrasisi tarafından mı yönetiliyor? 5-6 yıldır kaçırılan evlatlar için Mecliste her yıl konu gündeme getirildi; soru önergeleri, araştırma önergeleri verildi, hiç dikkate alınmadı. Her defasında reddedildi. Neden? Çünkü, iktidar çoğunluğu sadece önlerine gelen gündemi takip ediyorlar. Cumhurbaşkanlığı Hükûmet sisteminin gündeminde bazen çılgın projeler, bazen de hiç konuşulmamış aya gitmek, yeni anayasa yapmak gibi konular sürpriz biçimde gündeme gelebiliyor. Oysa Meclise, muhalefete, sokağa kulak verilse ülkenin gündemi bellidir, devletin öncelikleri bellidir. Kaçırılan 17 asker ve polisimiz de en öncelikli konulardandı ve her yıl Mecliste konu edilmişti. Devletin itibarı savurganlık ve ihtişam ile sağlanmaz; itibar, bazen 1 canımız için her yolu delmek ve kurtarmaktır.

Bu Meclis, Kurtuluş Savaşı’nın karargahı oldu, Türkiye Cumhuriyetini kurdu, hükumetler kurdu, önemli sorunlara çözüm aradı. Bu çatıyı görmezden gelerek sorun çözmek mümkün değildir. Geçmişte terör Genel Kurmaya havale edilmişti. Kolluk gücü daima canı pahasına görevini yaptı, onları şükranla anıyoruz ancak çözümün siyaset ayağı eksik kalmıştı. Bugün ise kurmay aklı da siyaset ayağı da dışlandı, iki ayağı da eksik. Devleti tek başına yönetmek isteyen zihniyet Meclisi çözüm odağı olmaktan çıkarmıştır. Saflara bölünerek tartışma yerine kavga eder hâle gelmesini tercih etmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HASAN SUBAŞI (Devamla) – Bitmek üzere efendim.

BAŞKAN – Buyurun, toparlayın.

HASAN SUBAŞI (Devamla) – Hangi yol denenirse denensin tek kişinin ufku, vizyonu ve aklıyla Türkiye'yi yönetmek mümkün değildir. Türkiye'nin Meclisi, siyaset kurumları, sivil toplum örgütleri, üniversiteleri ve onların birikimlerinden, katkı ve katılımlarından yararlanmadan Türkiye'yi yönetmek mümkün değildir. Bu katkıyı almanın yolu da nitelikli bir demokrasidir, hukuk devletidir.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Şimdi önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 250 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 1’inci maddesinde yer alan “şeklinde” ibaresinin “olarak” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

                                      Necdet İpekyüz                                              Kemal Peköz                                                 Murat Çepni

                                            Batman                                                          Adana                                                            İzmir

                            Serpil Kemalbay Pekgözegü                                                                                                Mahmut Celadet Gaydalı

                                              İzmir                                                                                                                                  Bitlis

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLİ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Batman Milletvekili Necdet İpekyüz. (HDP sıralarından alkışlar)

NECDET İPEKYÜZ (Batman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Yapılan düzenlemenin 1’inci maddesi üzerine söz aldım. 1’inci madde Türkiye'de tıp eğitiminde ve uzmanlığında misafir olarak gelenlere bir ödenek verilmesi, misafir olarak gelenlerin ücretinin verilmesi; gerekçesinde de eşitlikten söz edilmiş. Aslında Halkların Demokratik Partisi olarak birçok konuşmamızda arkadaşlarımızın en çok üstünde durduğu kelime eşitlik. Misafirler için eşitlik düşünen bir düzenlemeyi… Türkiye’de aslında sadece misafirler için değil, bütün insanlar için eşitliği düşünmemiz lazım. Bunu yapmadığımız zaman, o zaman ne bu Meclisin ne de yaptığımız düzenlemelerin inandırıcılığı kalmaz.

“Eşitlik”e kavram olarak bakıldığında da aslında birçok kampanya yürütüyor Halkların Demokratik Partisi, nedense medya tek ses olarak bir algı operasyonuyla daha çok hedef olarak göstermeye çalışıyor. Az önceki konuşmamda iş ve aş buluşmalarından söz etmiştim. Şimdi de nasıl ki bizim geçmişte başlattığımız “Hep Birlikte” kampanyası dışında “Herkes İçin Adalet” diye bir kampanya yürütüyoruz. Herkes için her yerde her zaman ve her dilde adalet istiyoruz.

Peki, bu “adalet” dediğimiz kavram nedir? “Adalet” dediğimiz kavramı felsefeciler tartışırken aslında daha çok adaletsizlikten yola çıkmaktalar. Partinin ismi, Adalet ve Kalkınma Partisi. Peki, Türkiye’de baktığımızda, insanlar gerçekten adil olarak yönetildiklerini düşünüyorlar mı, her şeye adaletli yaklaşıldığını düşünüyorlar mı? Bugün, kadınlara sorsanız “hayır”, öğrencilere sorsanız “hayır”, emeklilere sorsanız “hayır”, çiftçilere sorsanız “hayır”, Kürtlere sorsanız “hayır”, Alevilere sorsanız “hayır”, Romanlara sorsanız “hayır”. Herkes bir adaletsizlikten söz ediyor ve o zaman siz eşitlikten söz ettiğinizde, eşitlikle ilgili düzenlemelerden söz ettiğinizde bunun inandırıcılığı olmaz.

Adalet ve eşitlik aynı mıdır? Hayır. Bütün farklılıklara yaklaşmak lazım, bütün farklılıkları kapsamak lazım ve hak temelli yaklaşmak lazım. O nedenle, biz “Herkes için adalet.” diyoruz ve “Herkes için adalet.” derken de biz Türkiye’nin şu andaki mevcut durumunda çoklu krizinin de farkındayız; ekonomik krizin de farkındayız, hukukun artık giderek bir argümana dönüştüğünün, kullanıldığının da farkındayız, üniversitelerin ne hâlde olduğunun da farkındayız, siyasal ve sosyal krizin de farkındayız; çoklu bir krizle karşı karşıyayız. Peki, ortada ne var? Yolsuzluk var, riyakârlık var, ayrımcılık var ve en önemlisi, nefret, kin ve kutuplaştırıcı bir dil var. En çok birlikten söz edenler en çok bölücülük yapıyorlar, en çok ayrımcılığa neden oluyorlar, en çok kutuplaşmaya neden oluyorlar ve Türkiye’de en kilit noktadaki, durumdaki insanlar en bölücü olarak, en eşitliği bozan olarak davranıyorlar, en kutuplaştırıcı dilde davranıyorlar. O zaman adaletten söz edemezsiniz, o zaman eşitlikten söz edemezsiniz.

Biz “Herkes için adalet” dediğimizde, kayyum dediğimizde itirazlar çıkıyor ve giderek “kayyum” denildiğinde artık seçilmiş insanlar değil, iktidara göre olmayan insanların yerine atanmışlar akla geliyor ve bunu bir sistematik uygulamaya dönüştürdünüz. Giderek öyle bir uygulamaya geldi ki dünyanın birçok yerinden tepkiler geliyor ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi birçok karar almasına rağmen, birçok düzenleme yapmasına rağmen -burada söz söyleye söyleye artık ne diyeceğimizi de bilemedik- hâlâ Demirtaş kararı, Demokratik Toplum Kongresiyle ilgili kararlar, Figen Yüksekdağ’la, İdris Baluken’le ilgili kararlar uygulanmıyor. Peki, ne yapılıyor?

Arkadaşlar, biliyor musunuz, geçtiğimiz hafta bütün televizyonlarda şu oldu: “700 küsur HDP’li yakalandı.” Hepsi iki gecede bırakıldı. Biz Batman’daydık, burada Batman vekillerimiz, arkadaşlarımız da var. Biz gelmeden önce… Ben, Zeytinburnu’nda yaşamını yitiren evli çiftin, çocuklarını komşusuna bırakıp aç kaldıkları için “iş, aş” dedikleri için intihar eden çiftin Kozluk’taki cenazesindeyken 8 gözaltı vardı. Sonra, peşinden bizim merkez ilçe yöneticilerimiz yakalandı. Aynı gün bizim Batman Belediye Eş Başkanımız tahliye edilmişti. Bir kaos gibi, iki güne o insanlar bırakıldı. Eş Başkan bırakılmış, cezaevinden çıkmış, Diyarbakır’dan Batman’a gelecek ve Batman’ın girişinde geldiği araçlar durdurulmuş saat 9’u 5 geçeye kadar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, toparlayın.

NECDET İPEKYÜZ (Devamla) – Eve girdikleri gibi, yanındakilere, akrabalarına, onunla beraber olan herkese “Siz sokağa çıkma yasağını ihlal ettiğiniz için ceza kesiyoruz.” denilmiş. Siz böyle davrandığınız sürece adaletten söz edemezsiniz, devam ettiremezsiniz.

Cezaevleri… Şimdi cezaevlerinde açlık grevleri var, kimse duymak istemiyor. Ben sadece tekrar bir şey söyleyeceğim, adalet diyoruz ama Hakkâri eski Belediye Eş Başkanımız Dilek Hatipoğlu başka bir cezaevinden cezaevi ring aracıyla Van Cezaevine getiriliyor, Van Cezaevinin girişinde çıplak aramaya tabi tutunmaya çalışıyorlar. İtiraz edince yerde süründürülüyor, darp izleri mevcut, bütün uygulamalar mevcut. Buna mı adalet diyeceğiz, buna mı eşitlik diyeceğiz? Siz, adalet ve eşitliği sadece kendiniz ve yandaşınız için düşünüyorsunuz, yüzde 99 için düşünmüyorsunuz. Adalet ve eşitlik bütün farklılıkları kapsayan, bütün farklılıklarla beraber barış içinde kutuplaştırıcı değil, bütünleştirici ve demokrasiye hoşgörüyü getirecek bir dil olması lazım. Bu diller bizlerin mücadelesiyle devam edecek. Kim kışkırtırsa, kim provokasyon getirirse bu oyuna gelmeyeceğiz; biz her zaman barıştan yana olacağız.

Teşekkürlerimi sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

1’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

2’nci madde üzerinde 2’si aynı mahiyette olmak üzere 4 önerge vardır. Bu önergeleri okutup birlikte işleme alacağım.

Önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 250 sıra sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 2’nci maddesinde geçen “bulunmaksızın” ibaresinin “olmaksızın” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Haşim Teoman Sancar      Çetin Arık                                                   Ahmet Önal

                                             Denizli                                                         Kayseri                                                        Kırıkkale

 

Bayram Yılmazkaya       Polat Şaroğlu                                               Özgür Ceylan

                                          Gaziantep                                                       Tunceli                                                       Çanakkale

 

Murat Bakan

    İzmir

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

 

Taner Osmanağaoğlu     Mustafa Hidayet Vahapoğlu                          Baki Şimşek

                                              Bursa                                                            İzmir                                                           Mersin

 

Sefer Aycan                 Ayşe Sibel Ersoy                                      Metin Nurullah Sazak

Kahramanmaraş                   Adana                                                         Eskişehir

 

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

MİLLİ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler hakkında söz isteyen İzmir Milletvekili Murat Bakan.

Buyurun Sayın Bakan. (CHP sıralarından alkışlar)

MURAT BAKAN (İzmir) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu’nu konuşuyoruz. Uzun yıllardır fikritakibimde olan bir konu olduğu için ben de Komisyon üyesi olmamama rağmen Komisyona katılan, söz alan, katkı sunmaya çalışan bir arkadaşınızım.

Öncelikle şunu ifade edeyim: Bu Meclisin temel işlevi yasama yapmak, kaliteli yasama yapmak değerli arkadaşlar. Kaliteli yasama yapmak ne demek? “Ben mutlak iktidarım, seçimle geldim. İstediğim yasayı istediğim gibi çıkarırım.” demek değil. Eğer bir hukuk devletiyse mutlak iktidar diye bir şey yok, muhalefeti dinleyeceksiniz, sivil toplum örgütlerini dinleyeceksiniz, yasa yaparken buna göre yasa yapacaksınız ve bu ihtisas komisyonundan başlayacak. Millî Savunma Komisyonunda ne oldu? Muhalefet milletvekillerinin verdiği önergeler, söylediği eleştiriler zerre kadar dikkate alınmadı. Orada bir sivil toplum örgütü var kanunla kurulmuş, TEMAD. TEMAD Başkanına söylediğimiz hâlde söz verilmedi. Ben bunca yıldır milletvekiliyim, bu kadar komisyona katıldım yani muhalefetin eleştirileriyle bir virgülün değişmediği, bir harfin değişmediği ilk defa böyle bir komisyona şahit oldum ve üzüldüm. Bu ayıp üç bakanlık yapmış Sayın Komisyon Başkanının ayıbıdır. Bir virgül değişmez mi bir kanunda? En ufak bir eleştiri dikkate alınmaz mı? Yani illa her şeyi soracağınız sarayın onayını mı almak zorundasınız? Sizin kendi iktidarınız yok mu?

Değerli arkadaşlar, Komisyonda biz ne istedik, ne söyledik de değişmedi? Allah’ın bir lütfu olarak gördüğünüz ve kanun hükmünde kararnamelerle yeniden dizayn ettiğiniz Türk Silahlı Kuvvetlerinin yani tarihi milattan önce iki yüz dokuz yılına ulaşan Türk Silahlı Kuvvetlerinin fabrika ayarlarına dönmesini istedik. Türk Silahlı Kuvvetlerinin beyni Genelkurmay Başkanlığını, komuta merkezini, bitirdiniz, Genelkurmay Başkanını basın sözcüsüne dönüştürdünüz. Hulusi Akar’a göre dizayn ettiniz orduyu. Genelkurmayın tabiri caizse kapısına kilit vurup atanmış Millî Savunma Bakanına bağladınız. Türk ordusunun harimiismetini, kozmik odasını FET֒ye teslim ettiniz. Askerî cerrahide uzmanlaşmış asker hastanelerini kapattınız ya da Sağlık Bakanlığına bağladınız. Cephede ateşli yaralanmalarla ilgili uzman personeli devlet hastanelerinde pansuman yapar noktaya getirdiniz. İhtisas gerektiren askerî yargıyı Adalet Bakanlığına bağladınız. Jandarma ve Sahil Güvenlik Komutanlığını İçişleri Bakanlığına bağladınız. Osmanlı’dan bugüne zabit yetiştiren 1839 yılında kurulan askerî liseleri, 1834 yılında kurulan harp okullarını kapattınız. Burada bir milletvekili arkadaşımız Harbiye Marşı’nı söyledi. Umarız, Harp Okulları yeniden, eskisi gibi Harp Okulu olarak açılır da hep beraber söyleriz Harbiye Marşı’nı.

2.200 yıllık geleneği olan şanlı ordumuzun komuta bütünlüğünü ortadan kaldırdınız. Yüksek Askerî Şurayı siyasal kararlar alan, Türk ordusunun asıl ve en önemli gücü olan liyakati ortadan kaldırdınız değerli arkadaşlar. Nasıl kaldırdınız liyakati, onu anlatayım: Bakın, FET֒nün Balyoz kumpasıyla cezaevine attığı ve 15 Temmuz hain darbe girişiminde Jandarma Genel Komutanlığını FET֒ye teslim etmeyen vatansever generallerimiz Ahmet Hacıoğlu, Ali Demir’i emekli ederken “Teğmenlik rütbemi FETÖ taktı, FET֒nün elini öptüm.” diyen Serdar Atasoy’u general yaptınız, general.

Bakın, 15 Temmuz gecesi Jandarma Genel Komutanlığı Personel Daire Başkanı Ali Demir darbe girişimini haber alınca Tuğgeneral Ahmet Hacıoğlu’nu, Kurmay Albay Aziz Yılmaz’ı, Albay Nurettin Alkan’ı, Albay Güven Şaban’ı arıyor ve darbe girişimi olduğunu bildiriyor. Bu 5 komutan darbe girişimini önlemek için Hisarcıklıoğlu Cami’nde karargâh kuruyorlar. Sivil kıyafetleriyle, beylik tabancalarını yanına alıp sivil bir araçla Jandarma Genel Komutanlığına gidiyorlar. Jandarma Genel Komutanlığında ilk çatışmada Albay Nurettin Alkan kolundan yaralanıyor ve sabaha kadar çatışıyorlar, Jandarma Genel Komutanlığını FET֒ye teslim etmiyorlar.

Değerli arkadaşlar, bu komutanlar sırtlarındaki üniformanın kıymetini bilen komutanlar. Bu komutanlar, omuzlarına taktıkları rütbeyi onlara bir tarikat şeyhinin değil, Türk milletinin verdiğini bilen ve o sorumlulukla taşıyan komutanlar. Bu komutanlar, giydikleri üniformanın Çanakkale Savaşı’nda 215 kiloluk top mermisini sırtına alan Seyit Ali Onbaşı’nın üniformasının olduğunu bilen, Büyük Taarruz’da Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e söz verdiği için Çiğiltepe’yi alamayınca canına kıyan, son veren Reşat Çiğiltepe’nin üniforması olduğunu bilen komutanlar. Ne oldu bu tabancasıyla darbe edilen komutanlara biliyor musunuz? Albay Güven Şaban 2017 YAŞ’ta, Albay Aziz Yılmaz 2018 YAŞ’ta emekli edildi. Kırk beş dakika süren 2020 YAŞ’ta başka kim emekli edildi biliyor musunuz?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, toparlayın.

MURAT BAKAN (Devamla) – Ömer Halisdemir’e telefon ederek “Özel Kuvvetleri FET֒cüleri teslim etmeyeceksin.” diyen Özel Kuvvetler Komutanı Zekai Aksakallı emekli edildi değerli arkadaşlar.

Değerli arkadaşlar, bakın, çok konuşacağız kanunla ilgili ama şunu bilmenizi isterim: Bu ordu, ne yaparsanız yapın; tarikatların, cemaatlerin ordusu olmayacak. Bu ordu milletin ordusudur, bu ordu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ordusudur değerli arkadaşlar. (CHP sıralarından alkışlar)

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Erel, buyurun.

 

 

 

AYHAN EREL (Aksaray) – Başkanım çok teşekkür ediyorum.

Aksaray’ın yetiştirdiği siyasetçi devlet adamı, 1961 yılı kurucu Meclis üyesi, 12, 13, 15’inci Dönem Niğde, 20’nci Dönem Aksaray Milletvekili, 29’uncu ve 54’üncü Hükûmetlerde Devlet Bakanı, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Altınsoy’un ölüm yıl dönümü, kendisini rahmet, minnet ve şükranla anıyorum.

Ayrıca, 1994-1999 yılları arasında Aksaray’da Belediye Başkanlığı yapan ve alçakgönüllülüğüyle Aksaraylıların gönlünde taht kuran Ahmet Er Bey de Hakk’ın rahmetine kavuşmuştur, kendisine Cenab-ı Hak’tan rahmet diliyorum.

Çok teşekkür ediyorum.

 

1.  Osmaniye Milletvekili İsmail Kaya ve 39 Milletvekilinin Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/3346) ve Milli Savunma Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 250) (Devam)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler hakkında söz isteyen İzmir Milletvekilli Tamer Osmanağaoğlu.

Buyurun Sayın Osmanağaoğlu. (MHP sıralarından alkışlar)

TAMER OSMANAĞAOĞLU (İzmir) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sözlerimin başında Gara Operasyonu’nda görev alan, şehitler kervanına katılan Yüzbaşı Ertuğ Güler’e, Yüzbaşı Burak Çoşkun’a ve Astsubay Kıdemli Başçavuş Harun Turhan’a Allah’tan rahmet diliyor, 83 milyon adına şükranlarımı sunuyorum.

Evet, kahraman Türk askeri bebek katillerinin Gara kâbusu olmuş, Türk’e kefen biçenin ölümün korkunç olacağını cümle âleme bir kez daha göstermiştir. Ne hazindir ki her dönem ortaya çıkan terör seviciler, mağarada elleri arkadan bağlanıp başlarından vurularak PKK hainleri tarafından kalleşçe, kahpece şehit edilen kardeşlerimizin Türk ordusunun bombardımanı sebebiyle hayatlarını kaybettiği iftirasıyla bir kez daha ortaya çıkmışlardır. İftira sahibi teröristlere sesleniyorum: Şehitlerimiz ölmediler, onlar diridirler. Yüzlerinde şehadetin mutlu tebessümü “Biz üzerimize düşeni yaptık, sıra sizde.” diyerek bizleri seyretmektedirler. Bizlerden yapılan kahpeliğin, yapılan kalleşliğin hesabını sormamızı beklemektedirler. Onların huzurunda bu milletin birliğine, bu devletin dirliğine göz dikenlere ilk kurşunu sıkan Hasan Tahsin’in ölümsüz ruhuyla sesleniyorum: O kurşunları sıkan kahpelerden, sıktıranlardan, destek olanlardan, kahpeliğe çanak tutanlardan; lafı evirip çevirip, sözde taklalar attırıp destek olanlardan; buluta kement atıp kartal avına çıkanlardan, etrafı sise gömüp kurdu tuzağa düşürmeye kalkanlardan, onların ağababalarından, yerli iş birlikçilerinden, dışarıdaki patronlarından, sırtlarını dayadıkları silah ve akıl aldıkları güya büyük devletlerden hesap sormak, burunlarından fitil fitil getirmek, gök kubbeyi başlarına yıkmak, dünyayı onlara dar etmek, kendi kanlarında boğmak boynumuzun borcu, aldığımız nefesin diyetidir. (MHP sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, Türk milletinin kederine ortak olma şerefine nail olmayan hainler, Türk milletinin gösterdiği onurlu duruşu göstermeyen haysiyetsizler, Türk devletinin kararlı mücadelesinde omuz vermekten imtina eden korkaklar dün olduğu gibi, bugün de vardır. Bilinmelidir ki biz bu toprakları kimsenin lütfuyla vatan bellemedik. Masa başında bilmem hangi kumarbazın, tilkinin hesabıyla sınırlarımızı çizmedik. Kimsenin inayetiyle, kimsenin desteğiyle varlığımızı garanti altına almadık. Neyimiz varsa bileğimizin hakkıyla, alnımızın teriyle, öz emeğimizle, aklımızla, basiretimizle elde ettik ve kanımızla, canımızla elimizde tuttuk.

Bu toprakların her çakıl taşı kılıç hakkımız; her dağı, her tepesi şehitler diyarımızdır; her akan suyu damarlarımızdan akan kan gibidir; her mevsimi, her rüzgârı, her yağmuru öfkemizdir, şefkatimizdir, gözyaşımızdır, hasretimizdir. Bu sebeple, kimse zannetmesin ki vaadimiz, sözümüz geçmişte kalmıştır. Bir şehidimizin yerine bin el onun silahını kavramak için hazırdır. Milyonlarca yürek, kanı delice pompalar damarlara bu vatana akıtmak için.

Bu vesileyle, adının başında “Türk” olmasına rağmen Türk’le hasım olduklarını her fırsatta gösteren “Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi” adlı PKK işbirlikçilerinden teşekkül eden çukur ehlinin teröristler için yayınladıkları taziye mesajını lanetlediğimi, ayaklarımızın altına aldığımızı açık bir dille ifade ediyorum. Ayrıca, bu çukur konseyinin mesajını kınayan, lanetleyen, Anadolu’nun birçok noktasından ses veren doktorlarımızın, tabip odalarımızın ve onurlu mensuplarının önünde saygıyla eğiliyorum.

Tarih, piyon olmaktan, maşa olmaktan, zamanı geldiğinde de harcanmak için koz olmaktan başka bir işe yaramayan karakter yoksunlarıyla doludur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayın Sayın Osmanağaoğlu.

Buyurun.

TAMER OSMANAĞAOĞLU (Devamla) – Teşekkür ederim Başkanım.

Ancak bu gök kubbenin altında şehit kanlarıyla her hasat sonrası sulanan topraklar gibi defalarca sulanmış bu mübarek vatanda tek bir millet, tek bir devlet hâlinde yaşama kararlılığımızı hiç kimse yok edemeyecektir. Piyonlar, satılmışlar, hainler unutmamalıdır ki soludukları hava ziyan, aldıkları nefes ise haram olmaya devam edecektir.

Bizler, Genel Başkanımız Sayın Devlet Bahçeli’nin hatırlattığı ve büyük Türk milletinin tarafımıza görev olarak yüklediği namus borcunu hakkıyla ifa edeceğiz. Bu duygu ve düşüncelerle yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önergeler kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 2’nci maddesinde yer alan “değiştirilmiştir” ibaresinin “yeniden düzenlenmiştir” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

       Dursun Müsavat Dervişoğlu                          Dursun Ataş                                       Ayhan Erel

                        İzmir                                               Kayseri                                             Aksaray

             İmam Hüseyin Filiz                            Hayrettin Nuhoğlu                                 Hasan Subaşı

                    Gaziantep                                           İstanbul                                             Antalya

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen İstanbul Milletvekili Hayrettin Nuhoğlu.

Buyurun Sayın Nuhoğlu. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

HAYRETTİN NUHOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; selamlarımı sunarak sözlerime başlıyorum.

Şehitlerimiz için üzüntümüz büyüktür, öfkemiz var; şüphesiz, bu vahşetin sorumlusu PKK’dır. Türk milleti bu vahşetin hesabını mutlaka görecektir. Bu terör örgütüyle hangi şekilde olursa olsun ilgisi, sempatisi ve desteği olanları veya o terör örgütünün başındaki bebek katilini insan yerine koyarak ondan medet umanları lanetliyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar) Gülümsemekte sakınca görmeyenlere de Mehmet Akif Ersoy’un mısralarıyla cevap vermek istiyorum: “Evladımızdır doğranan/Hey sıkılmaz, ağlamazsan, bari gülmekten utan.” (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, görüşülmekte olan kanun teklifi, Türk Silahlı Kuvvetleri personeliyle ilgili bir tekliftir. Bu teklif içinde olumlu bazı düzenlemeler var ama birçok olumsuz tarafının olduğunu da söylemeliyim. İktidarın FET֒yle beraber yürüdüğü yıllarda Türk Silahlı Kuvvetlerini okullardan başlayarak onlara nasıl teslim ettiklerini ve sonuçlarını bu millet 15 Temmuzda gördü. Tarihî geçmişe sahip bütün askerî okulları kapatıp uyduruk okullarda eğitim vermek esasında Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu iradesine karşı çıkma hamlesidir. AKP iktidarı döneminde tarihe intikal edecek en olumsuz gelişmelerden biri hiç şüphesiz Türk Silahlı Kuvvetlerine yapılan operasyonlar olacaktır.

Eğitim sisteminden başlayarak yargı ve sağlık sistemleri bozulmuş, liyakat sistemi biat esasına dönüştürülmüş, birlik, bütünlük sarsılmıştır. Biz, getirilen kanun tekliflerinde iyi niyet görmek istiyoruz ama göremiyoruz. Yapılmak istenen Türk Silahlı Kuvvetlerinin ihtiyaç duyduğu yapısal sorunların çözümü değildir. Aslında sadece askerî okulları değil, Türk millî eğitiminin kökten değiştirilmeye çalışıldığını her aydın insan takip etmektedir. On binlerce üniversite mezunu gencimiz işsiz dolaşırken geçen hafta yeni fakültelerin açıldığını öğrendik. Yeni fakültelerin açılması ne işe yarayacak? Mezun olmak bir işe yarıyor mu? Bazı kamu kurumlarında açılan kadrolar için işe alımlarda uygulanan metotları ibretle takip ediyoruz. KPSS’ye büyük ümitlerle girip yüksek puan alanlar mülakatta başarılı olamazken, alt sınırı 70’ten 60’a düşürerek mülakata çağrılanlar ne hikmetse hep yüksek puan almakta ve onlar işe girmektedir.

Değerli milletvekilleri, dertlerine çare bulmak için çırpınan işsiz gençlerle çok sık görüşüyoruz. Son zamanlarda inşaat mühendisleri, şehir plancıları, mimarlar, jeoloji, jeofizik, harita kadastro ve gıda mühendisleri platform kurmuşlar, çare arıyorlar. Bu çocuklar bizim çocuklarımız. Aileleri zor şartlarda geçimlerinden kısarak çocuklarını okuttular, geleceklerini kurtarsın istediler. Şimdi, bu çocuklar ailelerinden de harçlık istemeye utanıyorlar, asgari ücretle bile iş bulamıyorlar. Yazık değil mi bunların emeklerine.

Hukukçu gençlerimiz cemaatlerden herhangi birine dâhil olmadan devlette görev alamıyor. Binlerce avukat, asgari ücretle bile iş bulamazken siz Boğaziçi Üniversitesine hukuk fakültesi açsanız ne olacak? Amacınız nedir? Bu fakültenin açılmasında kamu yararı yoktur. 82 adet hukuk fakültesi var, buralarda ders verecek öğretim üyesi eksikliği var. Hukuk fakültelerinin önemli bir kısmında hukukçu dekan bile yoktur.

Devleti yönetenlere sesleniyorum: Dilediğiniz her şeyi, dilediğiniz gibi yapamazsınız, bu devlet sizin değildir, Türk milletinin devletidir. Sizler, millet adına, milletin verdiği emaneti yönettiğinizi anlamak zorundasınız. Bu emanete sahip çıkmak farzdır. Devlet kadrolarına iyi ahlak sahibi, devlet ciddiyetine sahip, liyakatli kişileri getirmek asli görevinizdir. Bu görevi kötüye kullanıyorsunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, toparlayın Sayın Milletvekili.

HAYRETTİN NUHOĞLU (Devamla) - Değerli milletvekilleri, ülkemizi yönetenler de yönetmeye talip olanlar da şunu iyi bilmelidir: Her insanımız, güven içinde, gelecek endişesi taşımadan mutlu yaşama hakkına sahiptir. Görevimiz, çalışmak isteyene iş imkânlarını sağlamak, üretmek isteyene engel çıkarmamak, bilime saygı göstermek ve herkese adil ve eşit davranmak olmalıdır. Ayrıştırmaktan, kamplaştırmaktan, hakaret dilinden vazgeçilmelidir. 21’inci yüzyılın 21’inci yılında konuşmalarımız ve çalışmalarımız, devlet ciddiyetiyle bağdaşır bir tavırla sürdürülmelidir.

Bu düşüncelerimin gerçeğe dönüşmesini temenni ediyor, saygılar sunuyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Şimdi önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 250 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 2’nci maddesinde yer alan “şeklinde” ibarelerinin “olarak” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Kemal Peköz                   Murat Çepni                                    Serpil Kemalbay Pekgözegü

Adana                                                                                                         İzmir                                                             İzmir

Mahmut Celadet Gaydalı                                                                      Habip Eksik

Bitlis                                                                                                                                                                                 Iğdır

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz muhterem Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Bitlis Milletvekili Mahmut Celadet Gaydalı.

Buyurun Sayın Gaydalı. (HDP sıralarından alkışlar)

MAHMUT CELADET GAYDALI (Bitlis) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 250 sıra sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 2’nci maddesi üzerine söz almış bulunmaktayım. Sizleri ve kamuoyunu saygıyla selamlarım.

Değerli milletvekilleri, 2’nci maddeyle 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu’nun 63’üncü maddesinin 1’inci fıkrasında bazı değişiklikler öngörülmektedir. Burada yapılacak düzenlemeye göre daha önce yoklama kaçağı, bakaya, saklı, firar durumda olanlar için uygulanan 1111 sayılı Askerlik Kanunu’nun 89’uncu maddesi yerine 7179 sayılı Askeralma Kanunu’nun 23 ve 24’üncü madde hükümleri uygulanacak.

Özetlenecek olursa 7179 sayılı Kanun’un 23’üncü maddesinde yer alan sevke ilişkin mazeretlerden biri bulunması durumunda aynı kanunun 24’üncü maddesinde yer alan cezai sorumluluktan kurtulmaktadır. Bu durumun da hem 1111 sayılı Kanun’un 47’nci maddesi hem de 7179 sayılı Kanun’un 23’üncü maddesi aynıdır. Değişiklik gerekçesi nedir bilemiyorum fakat bir gencin bakaya veya yoklama kaçağı durumuna düşmesi de maalesef çok kolay oluyor. Şimdi, bir genç daha üniversite sıralarında ya da üniversiteye hazırlanırken bakaya ya da yoklama kaçağı durumuna düşürülüyor. Yani kurumlar arasındaki ortak bir veri sağlanamadığı için 20 yaşında birisinin eğitim gördüğü kurumdan eğitim gördüğüne dair bir belgeyi alarak askerlik şubesine giderek okuduğunu kanıtlaması beklenmektedir. Uzaya çıkmaktan bahsedildiği şu günlerde en basitinden kurumlar arasında bir veri bütünlüğünü dahi sağlayabilmiş değiliz. Bürokratik işlemlerin bu kadar yoğun olduğu bir ortamda, özellikle pandeminin de etkisi göz önüne alındığında kurumlar arası bir ortak veri ağının kurularak okuyan birinin ya da üniversiteye hazırlanan birinin bilgilerinin internet ortamında sağlanması önemlidir. Bakıldığı zaman ilk, orta ve lise eğitim dönemleri on sekiz, on dokuz yaşlarında tamamlanıyor. Mevcut askerlik düzenlemesinde “Yirmi iki yaşına kadar üniversiteyi kazandın, kazandın; kazanamazsan askere gideceksin.” mantığı doğru değildir. Yani liseden sonra gençlere üç yıl içerisinde üniversite sınavını kazanma zorunluluğu getiriliyor.

Bizim eğitimli ve kendini geliştirmiş nesle ihtiyacımız var. Zaten bir yıllık emeğini belli saate sıkıştıran bu yarışçı sistem içerisinde bir de yaş sınırlaması aslında potansiyeli yok etmektedir. Gençlerimiz sınava hazırlanırken aile baskısı, çevre baskısı, sınav stresi, istediği bölümü kazanamama kaygısı derken bir de askerlik kaygısı yaşamaktadır. Unutulmamalı ki eğitim bir haktır ve bu hakkın belli bir yaşla sınırlandırılması doğru değildir. Kabul edelim veya etmeyelim ülkede milyonlarca genç, çalışarak ailesine bakmak zorundadır. Bir yandan iş hayatı, bir yandan eğitim görme çabaları askerlik yaşıyla aslında bir nevi engellenmektedir.

Değerli milletvekilleri, askerlik dediğimiz mekanizma parası olanın değil, ekonomik yönden zayıf ailelerin çocuklarının gitmekle yükümlü olduğu bir görevdir. Geçtiğimiz yıllarda dört yıl yurt dışında çalışan veya ikamet edenler 1.000 avro karşılığında askerlik görevini yerine getirmiş sayılıyorlardı. Fakat Türkiye’de yaşayan, çalışan birinin eğer gerekli yaş kriterlerini taşıyor ise askerlik görevlerini yerine getirmeleri için 4.000 avro yatırmaları gerekiyordu, bu eşitsizlik aslında bugün de devam etmektedir. 2021 yılında yapılan düzenlemeyle bedelli askerlik fiyatı 40.000 TL, dövizli askerlik 4.400 avro yapıldı. Yani yabancı ülkelerde yaşayanların iki, üç aylık asgari ücret karşılığı askerlik görevini yerine getirirken burada bedelli askerlik yapmak isteyenler, on üç, on dört aylık asgari ücret karşılığı ödemek zorundadır. bu yaklaşım doğru değildir ve herkese bir fırsat eşitliği sağlanarak bedelli askerliğin ekonomik yönden varlıklı ailelere sağlanan bir ayrıcalık değil herkese geliriyle orantılı bir eşit hak olması gerekmektedir. Adil, herkesin gelir düzeyi dikkate alınarak bir bedelli askerlik mekanizmasının hayata geçirilmesi daha anlamlı olacaktır.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Şimdi, önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

2’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

3’üncü madde üzerinde 3 önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 3’üncü maddesinde yer alan “16- Uzman Erbaşlar 55” ibaresinin “16- Uzman Erbaşlar 52” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederim.

                                                 

Dursun Müsavat Dervişoğlu Dursun Ataş                                       İmam Hüseyin Filiz

                                              İzmir                                                           Kayseri                                                       Gaziantep

                            Mehmet Metanet Çulhaoğlu                                     Ümit Beyaz                                                  Bedri Yaşar

                                             Adana                                                          İstanbul                                                        Samsun

                                                                                                         Hayrettin Nuhoğlu

                                                                                                                 İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLİ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen İstanbul Milletvekili Ümit Beyaz. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

ÜMİT BEYAZ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ilgili madde üzerine İYİ PARTİ adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Madde üzerine görüşlerimi paylaşmadan evvel milletimizi acıya boğan kanlı terör örgütü PKK’nın Gara’da şehit ettiği asker ve polislerimize Allah’tan rahmet, ailelerine sabırlar diliyorum. Terörle mücadelede hayatını hiçe sayıp görev yapan kahraman Mehmetçiğimizi de saygıyla selamlıyorum. Cenab-ı Hak yâr ve yardımcıları olsun. İnanıyorum ki büyük Türk devleti bu akan kanların peşini hiçbir zaman bırakmayacak. Emperyalizmin maşası olan, terör örgütünden ve bu örgütün sözcülüğünü yapanlardan da hesap soracaktır.

Bu arada, iktidar ne istiyorsa o haberi yapan, asker ve polislerimizin kaçırıldığını ancak şehit olduklarından sonra bizlere ulaştıran, Osman Öcalan’ı bile ekrana çıkarıp güvenlik güçlerimizin durumundan bizi habersiz bırakan yandaş medyayı da ayrıca kınıyorum.

Değerli milletvekilleri, memleketim Gümüşhane’nin düşman işgalinden kurtuluşunun 103’üncü yıl dönümünü kutluyorum. Yüz üç yıl önceki ruh ve heyecanla, Gümüşhane’mizin düşman işgalinden kurtuluşunun yıl dönümünde, Gümüşhane ve ülkemizin kurtuluş mücadelesinde bugüne kadar kaybettiğimiz tüm şehit ve gazilerimizi rahmet ve minnetle anıyorum.

Değerli milletvekilleri, 15 Temmuz gecesi yaşadığımız hain darbe girişimi milletimizin ferasetiyle püskürtüldü. Darbe girişiminin hemen ardından Türk Silahlı Kuvvetleri bir KHK’yle yeniden yapılandırma sürecine sokuldu. Yeterince tartışılmadan hayata geçirilen ve bir düzenlemeyle tatbik edilen bu büyük dönüşüm, Türk ordusunun, II. Mahmut tarafından yeniçeri ocaklarının zorla kapatılmasından sonraki en büyük dönüşümüdür. Biliyoruz ki dünyada silahlı kuvvetlerin yeniden yapılandırılması ve dönüşüme tabi tutulması yeni bir olgu değildir ama bu dönüşümün KHK’lerle, torba yasalarla yapılması ilkler arasında yerini almıştır.

Değiştirilemez bir hakikat var ki Türk ordusu, Türk milletinin ordusudur. Yapılan yeni düzenlemelerle emir komuta zinciri bozulan, yapısı değiştirilen Türk ordusu, milletin ordusundan ziyade, bir rejim ordusu görüntüsüne sokulmuştur. Bakın, FETÖ mağduru Emekli Asker Hâkim Ahmet Zeki Üçok bile “Bundan sonra Genelkurmay Başkanı, Kara Kuvvetleri Komutanı, Deniz Kuvvetleri Komutanı ve Hava Kuvvetleri Komutanı sadece uzman çavuşların ve uzman er ve erbaşların tayin ve atamasını yapabilecekler. Subay ve astsubayların tayinleri bundan böyle Millî Savunma Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü tarafından yapılacak. Genelkurmaya kala kala bir tek uzman çavuşlar kaldı.” sözleriyle Türk ordusunda yaptığınız bu dönüşümü eleştiriyor. “Bundan sonra tayin isteyen subay ve astsubaylar Millî Savunma Bakanlığına gidecekler. Tıpkı Millî Eğitim, Sağlık ve benzeri Bakanlıklarda olduğu gibi tayin için siyasi parti yetkililerinden torpil isteyecekler maalesef. Siz, komutan olarak yarın belki de ölüme göndereceğiniz bir yüzbaşının ya da başçavuşun tayinini bile yapamayacaksınız. O zaman ben bir subay ya da astsubay olarak niçin size değer vereyim? Gider bir parti bulur, tayinimi yaptırırım.” sözleriyle aslından bu dönüşümle neyi amaçladığınızı gözler önüne seriyor.

Değerli milletvekilleri, valiler parti temsilcisi hâline getirildi, büyükelçiler parti temsilcisi hâline getirildi. Şimdi de şerefli Türk Silahlı Kuvvetleri mensupları parti temsilcisi hâline getirilmeye çalışılıyor. Türkiye Cumhuriyeti devletini dönüştürmek istediğinizin farkındayız. Türk devletini parti devleti hâline getirmeye çalıştığınızın da farkındayız. Ne olursunuz, Türk devletinin varlığı için canını ortaya koyan Türk Silahlı Kuvvetlerini siyasete alet etmeyelim, Türk ordusunu parti menfaatlerine kurban etmeyelim. Türk Silahlı Kuvvetleri büyük Türk milletinin göz bebeğidir, zarar vermeyelim diyorum; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 250 sıra sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 3’üncü maddesinin çerçeve metninde geçen ve “uzman erbaşlar” ibaresinden önce gelen “ve” ibaresinin “ile” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Haşim Teoman Sancar      Çetin Arık                                                   Ahmet Önal

    Denizli                                                                                                  Kayseri                                                        Kırıkkale

Polat Şaroğlu                    Baha Ünlü                                             Bayram Yılmazkaya

   Tunceli                                                                                                Osmaniye                                                     Gaziantep

Özgür Ceylan

 Çanakkale

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Osmaniye Milletvekili Baha Ünlü.

Buyurun Ünlü. (CHP sıralarından alkışlar)

BAHA ÜNLÜ (Osmaniye) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 250 sıra sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 3’üncü maddesi üzerine Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

Sözlerime geçtiğimiz hafta sonu eli kanlı hain PKK’lı teröristler tarafından alçakça şehit edilen 13 masum vatandaşımıza ve 3 askerimize Allah’tan rahmet, ailelerine başsağlığı ve sabır dileyerek başlamak istiyor, buradan bir kez daha terörü lanetliyorum.

Değerli milletvekilleri, dünyada bilim ve teknoloji çok hızlı gelişmektedir. Teknolojinin sürekli ve süratli bir gelişim göstermesi Türk Silahlı Kuvvetlerinin ileri teknoloji ürünü silah, araç ve gereçle donatılmasını gerekli kılmaktadır. Bu silah, araç ve gereçlerin kullanımındaki etkinliğin ve sürekliliğin sağlanması da eğitimli ve nitelikli personelle gerçekleşecektir.

Kanun teklifinin 3’üncü maddesinde Türk Silahlı Kuvvetlerinde profesyonel ordunun temel taşı olan uzman erbaşların emeklilik yaş haddi 55 yaş olarak belirlenmektedir. Kanunda yer alan 45 yaş haddi 2016 yılında çıkarılan 676 sayılı KHK’yle 52 yaşa yükseltilmişti fakat uzman çavuşlarımızın asıl itiraz ettiği konu emeklilik yaşının orduda değil de sivil memuriyette tamamlanma şartının kaldırılmamasıydı. Teklifin 3’üncü maddesiyle uzman çavuşların yaş haddinin Emekli Sandığı Kanunu hükümlerine uygun olarak 55 yaşa yükseltilmesi ve sivil memuriyetten değil de ordudan emekli olmalarının sağlanması gecikmiş fakat olumlu bir adımdır. Fakat kanun teklifinin genelinde terörle mücadelede en ön safta yer alan, vatanı için gözünü kırpmadan şehit olan uzman er ve erbaşlarımıza yönelik yeterli düzenlemeler yapılamamıştır. Uzman çavuşlarımızın çalışma koşulları düzeltilmeli, kadro istekleri yerine getirilmeli, astlık, üstlük münasebetleri düzeltilmeli ve statüleri mevzuat içinde netleştirilmelidir. Sözleşmeli erlerimizinse mesai sonrası evlerine gidebilmelerine dair yönetmelik çalışması bitirilmeli ve eş durumu tayinlerinde yaşadıkları sorunlar giderilmelidir. Ayrıca, sözleşmeli erlerimiz, refakat izni, mehil izni, asgari geçim indirimi, yol harcırahı, komando tazminatı ve iyileştirme zammı haklarından faydalanamamaktadırlar.

Teklifte eksik görülen, öncelikle çözülmesi gereken özlük haklarına dair diğer bir konuysa binbaşılarımızın makam tazminatlarıyla ilgilidir. Diğer üst subaylara verilen görev, makam tazminatı binbaşılarımıza verilmemektedir. Ayrıca görevdeki binbaşılarımıza yapılan iyileştirmeler, emekli binbaşılara yansıtılmamış ve emekli-çalışan maaş oranı yüzde 41 oranına kadar düşmüştür. Emekli bir binbaşının maaşı astlarından daha düşüktür.

Teklifte diğer eksik de astsubaylarımızın özlük haklarıyla ilgilidir. Astsubaylar 2003 yılından itibaren ön lisans mezunu olarak 9’uncu derecenin birinci kademesinde göreve başlamaktadırlar. Fakat, devlet memurluğu alımlarında ön lisans mezunları 9’uncu derecenin ikinci kademesinden işe başlamaktadır. Buradan da görüldüğü üzere bir eşitsizlik vardır.

Sözleşmeli subay ve astsubaylarımız da muvazzaf personele kıyasla özlük haklarındaki farklılıklar, sözleşme yenilenmesinde güvence verilmemesi, hizmet süreleri sonunda sınavsız devlet memurluğuna geçirilme hakkına sahip olmamaları gibi maddi ve manevi yönden pek çok sorun yaşamaktadırlar. Bu sorunlar da teklifte yer almamıştır.

Teklifin geneline baktığımızdaysa teklifin, ordunun “vazifede devamlılık” ilkesini bozduğu görülmektedir.

Genel Kurulu saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Şimdi önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 250 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 3’üncü maddesinde yer alan “gelmek üzere” ibaresinin “gelecek şekilde” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Kemal Peköz               Murat Çepni                           Mahmut Celadet Gaydalı

   Adana                         İzmir                                                Bitlis

Serpil Kemalbay Pekgözegü                                      Mehmet Ruştu Tiryaki

   İzmir                                                                     Batman

Şevin Coşkun

      Muş

 

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLİ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Muş Milletvekili Şevin Coşkun.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

ŞEVİN COŞKUN (Muş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; teklifin 3’üncü maddesi üzerine söz almış bulunuyorum.

Genel Kurulu selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Türkiye halklarının iktidardan bugün için beklediği, corona salgınının yarattığı sağlık krizine, derinleşen yoksulluğa, ekonomik krize ve bugün en önemli sorunlarımızdan biri olan adalet krizine çözüm üretmesidir. Ancak önümüze getirilen bu tekliften de anlaşılacağı gibi iktidar beklenenin aksine yine bildiğini okumaya devam etmektedir. Komisyonlara uzmanların çağırılmaması ve milletvekillerinin yasa yapım süreçlerinde yaptıkları hiçbir eleştirinin dikkate alınmaması son derece antidemokratik bir uygulamadır. Böylesi durumlarda, ortaya çıkan kanun tekliflerinin sorunları ortadan kaldırmaya yetmediği aşikârdır. Bu yasada da öne sürüldüğü gibi özlük haklarını iyileştirme amacının olmadığını görüyoruz. Son derece antidemokratik uygulama olan bu yöntemin acilen değiştirilmesi gerekmektedir.

Değerli milletvekilleri, AKP iktidarı tarafından on sekiz yılda güvenlikçi politikalarla hak ve özgürlükler yok edilmiş, halkın tepkisi arttıkça iktidar yeni denetim ve baskı mekanizmaları kurmaya devam etmiştir. Partimize yönelik sistematik hâle getirilen gözaltı ve tutuklamalar bu hafta başında da artarak devam etmiş. İl, ilçe binalarımız basılmış, 300’ü aşkın partili arkadaşımız gözaltına alınmıştır. AKP iktidarı artık rıza üretememekte, ülkeyi yönetememektedir. Adalet, eğitim, sağlık, dış politika, ekonomi gibi bütün kurumsal yapılar iflas etmiştir. HDP’ye yönelik gerçekleştirilen bu saldırılar da AKP’nin çaresizliğinin bir göstergesidir. AKP, savaştan ve sermayeden yana politikalarıyla halkı yoksulluğa ve ümitsizliğe sürüklemiştir. AKP, beslendiği ve körüklediği milliyetçi tabanı diri tutarak ömrünü uzatmaya çalışmaktadır. Öğrencisini, eğitimcisini, tüm muhalif kesimi sindirmek ve baskılamak için elinden gelen her türlü manipülasyon yöntemlerini kullanmaktadır.

Değerli milletvekilleri, 15 Temmuz’da demokrasi nöbeti tutturanlar, bugün halkın seçilmiş belediyelerinin neredeyse tamamına kayyum atamıştır. Ülkeyi kayyumlar ülkesine dönüştüren bu zihniyet, üniversitelerin demokrasi kültürlerini ve özerkliklerini de hiçe sayarak kayyum rektörler atamıştır. Bugün, Boğaziçi protestolarında herkesin tanık olduğu polis şiddeti ve ağır müdahaleler AKP’nin toplumsal muhalefetin gücünden ve halkın sesinden ne denli korktuğunun kanıtıdır. Boğaziçi öğrencilerinin, akademisyenlerinin ve demokrasi talebine omuz verenlerin mücadeleleri haklı ve meşrudur.

Değerli milletvekilleri, pandemi süreciyle birlikte başlatılan uzaktan eğitim uygulamalarında onlarca sorun yaşadık ve yaşamaya devam ediyoruz. Teknolojik altyapı ve erişim konusunda ne kadar içler acısı durumda olduğumuz bu süreçte bir kez daha ortaya çıkmıştır. İl Millî Eğitim Müdürlüklerinin, Bakanlığa gönderdiği EBA Erişim Raporu’na göre devlet okullarındaki 15 milyon 190 bin 878 öğrenciden yüzde 14,8’i EBA’ya hiç erişemedi. Seçim bölgem Muş’ta da toplam 105.696 öğrenciden 34.120 öğrenci eğitim hakkından yararlanamamıştır. Bu da Muş’ta öğrencilerin yüzde 32,3’ünün ne yazık ki eğitim dışında kaldığını göstermektedir. Yine Türkiye İstatistik Kurumu 2018 yılı Gelir Ve Yaşam Koşulları Araştırması Bölgesel Sonuçlarına göre, ortalama yıllık eşdeğer hane halkı kullanılabilir fert gelirinin en düşük olduğu illerden biri 10 bin 965 TL’yle Muş olmuştur. Geçim kaynaklarının bitme noktasına geldiği Muş’ta işsizliğe bağlı olarak yoksullaşma sürekli artmaktadır. Muş’ta geçim kaynağı olan tarım ve hayvancılıkta uygulanan yanlış politikalar, sanayi alanında yapılan yatırımların az olması ve var olan fabrikaların özelleştirilmesi kentteki ekonomik sıkıntıyı katmerleştirmektedir.

Değerli milletvekilleri, tüm bunlar göz önüne alındığında, iktidarın eğitimde, ekonomide, tarımda, sağlıkta, iç ve dış politikada sıfırı tükettiği aşikârdır. İktidarın bugün tek yapabildiği HDP ve tüm muhalefete yönelik bir cadı avı sürdürmektir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayın.

ŞEVİN COŞKUN (Devamla) – Varlıklarının tek koşulu muhalifleri yok etmektir. Şu iyi bilinsin ki ne yaparsanız yapın kadınların, işçilerin, öğrencilerin kısaca Türkiye halklarının ve toplumsal muhalefetin sesini asla ve asla kısamayacaksınız. HDP fikriyatını siyasi operasyonlarla, gözaltılarla, tutuklamalarla ve işkencelerle engellemeye gücünüz yetmeyecektir. HDP umuttur ve umudumuz dimdik ayaktadır diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Şimdi önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

3’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

4’üncü madde üzerinde 3 önerge vardır. Önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Buyurun okuyun:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 250 sıra sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 4’üncü maddesinde geçen “emekliliğe hak kazananlar” ibaresinin “emeklilik aylığına hak kazananlar” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

                                Haşim Teoman Sancar                                           Çetin Arık                                                   Ahmet Önal

                                             Denizli                                                         Kayseri                                                        Kırıkkale

                                        Polat Şaroğlu                                          Bayram Yılmazkaya                                          Özgür Ceylan

                                            Tunceli                                                       Gaziantep                                                     Çanakkale

                                         Seyit Torun                                                                                                                                

                                              Ordu

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Ordu Milletvekili Sayın Seyit Torun.

Buyurun Sayın Torun. (CHP sıralarından alkışlar)

SEYİT TORUN (Ordu) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Gara’da terör örgütü PKK tarafından katledilen şehitlerimizi rahmetle, minnetle anıyorum; ruhları şad olsun.

Türk Silahlı Kuvvetleri üzerine konuşuyoruz ama ben bugün kendi ilim Ordu’yla ilgili konuşmak istiyorum, söz hakkımı kendi ilimle ilgili kullanmak istiyorum.

Değerli milletvekilleri, gerçekten, iktidar partisi Ordu’da her seçimde en yüksek oranda oy olmasına rağmen maalesef ilgisizlikte de en yüksek orandadır. Bu kürsüden defalarca fındığı dile getirdik, birçok sorunu dile getirdik ama dinletemedik. Şu anda da maalesef 8 milyonu ilgilendiren, 500 bin ailenin geçimini sağlayan fındık don tehlikesiyle karşı karşıya ve TARSİM’in yüksek primlerinden dolayı üretici maalesef sigorta da yaptıramıyor. Ama her yıl konuştuklarımız aynı, her yıl konuştuklarımız aynı, diyoruz ki: “Üreticiden nihai tedarikçiye kadar bu konuyu ele alalım, bir fındık kanunu çıkaralım ve her yıl fındığı konuşmayalım, birilerinin iki dudağının arasına hapsetmeyelim.” Ama maalesef bütün uyarılarımıza rağmen her yıl aynı şeyi konuşuyoruz: “TMO fındık alsın, doğrudan geliri ödensin, şu olsun, bu olsun.” Ama mağdur olan üretici. Şu anda da TMO ilk başlangıçta aldığı fiyatla alıyor ve üretici de dış piyasadaki alıcıların oyunlarına kurban veriliyor.

Tabii, diğer bir konu, yollar. İktidarınız hep yol yapmakla övündü, Türkiye’de hep duble yolları gündeme getirdi ama maalesef, Ordu’muzda, ilimizde bunları göremedik. Şu anda Fatsa çevre yolu maalesef yılan hikâyesine döndü. 2016 yılında mega proje olarak anlatıldı ama şu ana kadar 21 kilometrelik yola bir kazma vurulmadı. Acaba 2021 yılında proje bütçeye koyuldu mu diye baktık, maalesef orada da yok. Ünye-Akkuş-Niksar yolunun akıbeti aynı. Aybastı-Reşadiye, Ulubey-Gürgentepe-Gölköy, Ordu-Topçam-Mesudiye, Kumru-Korgan yolları da maalesef böyle o kadar yavaş ilerliyor ki insanlar artık çile çekmekten, her yıl “Ne zaman bitecek?” demekten helak oldu. Her sene “Bitiriyoruz.” diyorsunuz ama maalesef bitmeyen yollarla karşı karşıyayız.

Bunları yapmamışken bir de başımıza altın madenlerini ve HES’leri bela ettiniz. Bakın, ilimizde orman alanları 202 bin hektar; son verilere göre, maden arama sahası olarak ilan edilen yer de 70 bin hektar yani yüzde 34’ü. Hangi vicdan buna dayanır? O güzelim ormanlarımızı altın madeni aramak için yabancı şirketlere peşkeş çekmek sizin vicdanınıza sığıyor mu? (CHP sıralarından alkışlar)

Ayrıca, bakın, şu anda, bir önceki yıla göre, yağışlarımız yüzde 48 azaldı. Su olmayan derelere artık HES yapmaya kalkıyorsunuz. Bu sevdadan vazgeçin. Buna direnen vatandaşlarımızı da maalesef güvenlik kuvvetleriyle karşı karşıya bırakıyorsunuz.

Korgan Çamlı ve Çiftlik’te, Gülyalı Turnasuyu’nda vatandaşımız direniyor; onları anlayacağınıza, dertlerini dinleyeceğinize karşısına güvenlik kuvvetlerini çıkarıyorsunuz. Doğayı her geçen gün mahvediyorsunuz, bunun da geriye dönüşü mümkün değil.

“Organize sanayi bölgesi” dediniz, “Göçü durduracağız.” dediniz; şu anda Fatsa ve Altınordu duruyor. Botanik Park’ta 15 milyonumuzu harcadınız, soruyoruz “Burayı kim yaptı, niye yıktınız hastane yapacağız diye?” Yanıt yok. “Doğal gaz getirilecek.” dediniz, 19 ilçenin sadece 3’üne geldi, 16’sında hâlâ doğal gaz yok. En önemlisi de bakın, bir Covid-19’la karşı karşıyayız, hepimizin canını yakıyor. Maalesef şu anda Türkiye 3’üncüsüyüz, 100 bin kişide 194 vakayla Türkiye 3’üncüsüyüz ama sağlık tesislerinde, sağlığa yapılan yatırımda maalesef Türkiye sonlarındayız; bu da sizin ayıbınız, bunu da size belirtmek isterim.

Değerli arkadaşlar, bakın, bizim çok güzel atasözlerimiz vardır. Hani der ki: “Darı unundan baklava, incir ağacından oklava olmaz.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, toparlayın.

SEYİT TORUN (Devamla) – Ülkemizi bir sorunlar yumağına çeviren bu iktidarınızın artık Ordu’ya vereceği hiçbir şey kalmadı, vermiyorsunuz da zaten ve bunu da Ordulu hemşehrilerimiz çok yakından görüyor. Ama hiç kimse umutsuzluğa kapılmasın. Tüm milletimiz gibi Ordulu hemşehrilerim de neyin ne olduğunu artık görüyor ve kurulacak ilk sandıkta da bunun hesabını mutlaka soracak. Allah’ız izniyle ilk seçimde iktidar olacağız ve iktidarın yarattığı tüm sorunlarla birlikte Ordu’nun sorunlarını da çözmek bize nasip olacak.

Yüce heyeti saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Türk Silahlı Kuvvetleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 4’üncü maddesinde yer alan “eklenmiştir” ibaresinin “ilave edilmiştir” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Dursun Müsavat Dervişoğlu          Dursun Ataş                                   Hasan Subaşı

                                              İzmir                                                                Kayseri                                                    Antalya

 

İmam Hüseyin Filiz                                                                         Hayrettin Nuhoğlu

                                          Gaziantep                                                                                                                            İstanbul

 

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLİ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Kayseri Milletvekili Dursun Ataş.

Buyurun Sayın Ataş. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

DURSUN ATAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 250 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 4’üncü maddesi üzerine İYİ PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, teklifin 4’üncü maddesi yaş sınırı nedeniyle zorunlu olarak devlet memurluğuna geçirilen kısa bir süre sonrada sivil memurluktan emekli edilen uzman erbaşlara, diğer uzman erbaş emeklilerine ek olarak ödenen 100 TL’lik ödemenin yapılabilmesini amaçlamaktadır. Teklifin gerekçesinde uzman erbaşların uzun yıllar zor koşullarda görev yapmasına vurgu yapılmış ve bunun karşılığında uzman erbaşların onca sorunu varken 100 TL ödeme layık görülmüştür. Şimdi, değişiklik yapılmak istenen 6000 sayılı Kanun en başından birçok soruna neden olmuş, fedakârca görev yapmış olan uzman çavuşları mağdur etmiştir. 6000 sayılı Kanun’la mağdur olan uzman çavuşların temel sorunu 45 yaşında sivil memurluğa geçirilip üç beş ay sonrada sivil memur olarak zorunlu emekli edilmeleridir. Ancak 2016 yılında yaş haddi 52’ye çıkarılmış şimdi görüşülen torba yasa teklifiyle de 55 yaşa çıkarılmaktadır. Bu hata görülmüş, yaş sınırı yükseltilmiş ancak 6000 sayılı Kanun mağdurları zorla emekli edildikleri için bu düzenlemeden faydalanamamıştır. Görüşülen kanun teklifinde de bu mağduriyet giderilememiştir, sadece birinci ve ikinci dereceyi kapsayan bir iyileştirme olsa da ikinci dereceye düşmeden emekli edilen kişilerin mağduriyeti devam edecektir yani bu teklif kanunlaşsa bile çok az sayıda insanı kapsayacaktır. Bu madde, tüm 6000 sayılı Kanun mağdurlarını kapsayacak şekilde yeniden düzenlenmelidir. İktidar yine her zaman olduğu gibi sorunu tamamen çözmek yerine göstermelik bir teklif getirmiştir.

Sayın milletvekilleri, emekli uzman erbaşların sorunlarına çözüm sunmayan yasa, görevdeki uzman erbaşların da sorunlarına merhem olmamıştır. Teklif yasalaşırsa uzman erbaşların yaş haddi 55 yaşına kadar uzatılacaktır ancak düzenleme bekleyen birçok sorun bulunmaktadır. Uzman erbaşlar bir yıl içerisinde doksan gün istirahatle hava değişimi alması hâlinde TSK’ya ilişiği kesilmektedir yani bir uzman erbaşın hastalanmaya bile hakkı yoktur.

Uzman erbaşların kıdemleri rütbeden sayılmamaktadır yani bir yıllık uzman erbaş da aynı yirmi yıllık uzman erbaş da aynıdır. Bu da kendi aralarında problem yaratmaktadır, hiyerarşi ve düzen askerlik mesleği açısından çok önemlidir; kıdemlerinin rütbeden sayılmasıyla problem çözülmelidir.

Yine, uzman erbaşların haklarının çerçevesinin çizildiği bir yasal dayanak bulunmamaktadır. Nöbet, atama, özlük hakları konusunda genel çerçevenin yönetmeliklerle net olarak belirlenmesi gerekir. Yine, uzman erbaşların lojman ve orduevi problemleri de çözüm beklemektedir.

Sonuç olarak, görüşülen teklifte uzman erbaşlara yönelik sadece silahlarının parasız verilmesi, emeklilerinin tek dernek altında birleşmeleri ve 6000 sayılı kanun mağdurlarının da bir kısmıyla ilgili olumlu düzenleme bulunmaktadır. Onun dışında, diğer askerî personele yönelik hiçbir düzenleme bulunmazken uzman erbaşların da asıl sorunlarına yönelik bir düzenleme yoktur ancak uzman erbaşların tüm sorunları çözülmüş gibi algı yaratılmaktadır. Kısaca, görüşülen teklifle uzman erbaşların da diğer askerî personelin de özlük hakları yansıtıldığı gibi iyileştirilmemiş, sorunları çözülememiştir.

Sayın milletvekilleri, üzücü olan bir konu da, bu kanunun yasalaşması hâlinde emekli uzman erbaşların kuracağı dernek daha şimdiden bir kısım çevrelerce siyasete alet edilmeye çalışılmaktadır. “Derneği kimler kursun? Kim başkanı olsun?” gibi siyasi müdahaleler konuşulmaktadır. Dernekler, özellikle de emekli askerî personelin kurduğu dernekler siyasi partilerin arka bahçesi olmamalıdır, bu doğru değildir.

Sayın milletvekilleri, son olarak, iktidar özellikle askerî personele verdiği sözleri tutmalıdır. AKP, seçimlerden önce söz verip askerî personel üzerinden oy devşirmeye çalışıp seçim geçtikten sonra verdiği sözleri tutmama alışkanlığına son vermelidir. Adı “TSK Personel Kanununda Değişiklikler” olan teklif askerî personelin sorunlarına çare olmaktan çok uzak kalmıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

DURSUN ATAŞ (Devamla) – Bitireceğim Başkanım.

BAŞKAN – Buyurun, toparlayın.

DURSUN ATAŞ (Devamla) – Bu nedenle, bir an önce tüm askerî personeli kapsayacak bir düzenleme yapılmalı, yurt içinde ve yurt dışında kahramanca görev yapan personelin motivasyonu artırılmalıdır.   

Değerli milletvekilleri, bir diğer konu da uzman çavuşlardan 2015 yılında astsubay okullarını kazanıp astsubay okullarını da başarıyla bitiren öğrencilerin durumu. Ki bunlar hain darbe girişimi sonrasında tekrar görevlerine döndürülmüş 30 Ağustosa dört gün kala bu kişiler uzman çavuşluğa devam etmektedir. Bu insanlar hainse, teröristse görevde bulunmamaları gerekiyor. Eğer değillerse bu insanlar emek verdi, o okulu bitirdi, bu insanları bir an önce astsubaylığa nasbedilmeleri gerekiyor. Sayın Bakan Yardımcım, bu önemli bir konu, bunun üzerinde durulursa 54 kişi sanırım bunu bekliyor.

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – 56 kişi.

DURSUN ATAŞ (Devamla) – 56 kişi, bu çok önemli bir konu. Eğer teröristlerse ihraç edelim, yoksa astsubaylığa nasıplarını yapalım diyorum, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Şimdi önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 250 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 4’üncü maddesinde yer alan “yer alan” ibaresinin “bulunan” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                  Kemal Peköz                                     Murat Çepni                             Mahmut Celadet Gaydalı

                       Adana                                                İzmir                                                 Bitlis

           Mehmet Ruştu Tiryaki                   Serpil Kemalbay Pekgözegü

                      Batman                                               İzmir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen İzmir Milletvekili Serpil Kemalbay.

Buyurun Sayın Kemalbay. (HDP sıralarından alkışlar)

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle sözlerime başlarken kar ve kış demeden, her şeye rağmen demokratik bir üniversite için direnen Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri ve hocalarına buradan selam göndermek istiyorum ve onları selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

Onları baş tacı yapmamız gerekirken ne yazık ki şu anda 9 Boğaziçi Üniversitesi öğrencisi cezaevinde ve yaklaşık 10 öğrenci de ev hapsinde. Yani Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri Türkiye'nin en iyi eğitim almış en iyi beyinlerinden, değerli arkadaşlarımız. Onlar burada “çocuk” diye ifade edildiler, onlardan “çocuklar diye bahsediliyor, anne babaları üzerinden tanımlanmaya çalışılıyor. Bu beni çok üzdü gerçekten çünkü Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri düşünceleriyle, iradeleriyle bizlere aslında pek çok ders veriyorlar. Onlardan buranın öğreneceği çok çok şey var fakat burada sanki yetersizlermiş gibi bahsedilmelerini ise siyasi bir tavır olarak değerlendiriyorum.

Taleplerini hatırlatmak istiyorum. Talepleri: Şu anda “kayyumluk” dedikleri rektörlük binasının tekrar rektörlük binası olmasını istiyorlar yani demokratik bir rektörlük seçimi istiyorlar. Üniversiteden polislerin çekilmesini istiyorlar, özel güvenlik istemiyorlar ve yine, demokratik rektörlük seçimlerinden sonra özellikle kulüplerinin tekrar devam etmesini istiyorlar. Başta Boğaziçi LGBT Kulübü olmak üzere, kulüpleri üzerindeki baskıların kaldırılmasını istiyorlar. Demokratik, özerk bir üniversite neden burada bazı grupları rahatsız ediyor? Bunu anlamak mümkün değil. Onlar kayyum rejimine karşılar diye mi acaba? Gerçekten de kayyum rektör istemiyorlar çünkü kayyum rejiminin Türkiye'yi antidemokratik bir süreçte gerçekten geriye götürdüğünü düşünüyorlar ve bu sürece müdahale ediyorlar. Onlar Türkiye'yi demokratik bir Türkiye'ye taşımak istiyorlar. Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerinin görüşleri, mücadeleleri bizim de görüşlerimiz ve mücadelemizdir.

Türkiye uzun bir zamandır büyük bir ekonomik krizle mücadele ediyor -tabii ki ekonomik krizle mücadele eden halkımız, halklarımız- ve pandemi kriziyle mücadele ediyor. Ne ekonomik krizle ne de pandemi kriziyle Hükûmetin doğru bir şekilde ilgilendiğini, yönettiğini söyleyemeyiz. Tam tersine, Hükûmet, yaptığı yanlış politikaların üstünü örtmeye çalışıyor.

Ben burada emeklilikle ilgili bir madde üzerine konuşuyorum şu anda, o madde tartışılıyor şu anda, emeklilerden bahsetmek istiyorum. Yani eğer Anayasa’nın eşitlik ilkesi varsa emeklilikle ilgili konuşmamız gerektiğinde bütün emeklilerle ilgili konuşmamız gerekiyor. Pandemiye ve ekonomik krize karşı korunmayan bir emeklilik dönemi geçiren emekçilerden bahsetmek istiyorum. İş ve aş buluşmalarımız çerçevesinde gittiğimiz İzmir’deki emekliler sendikasında bize emeklilerin gerçekten gıda ihtiyaçlarını bile karşılayamaz durumda olduklarını, birden çok şekilde emeklilik ücreti olduğunu, hâlâ emeklilik ücretlerinin asgari ücretin çok çok altında olduğunu ve kiralarını dahi ödeyemediklerini söylüyorlar. Dolayısıyla emeklilik konusunda getireceğimiz yasa teklifleri tüm emeklilerin yaşam kalitesini yükselten ve özlük haklarını geliştiren şekilde olmalıdır ve yine İzmir’de iş ve aş buluşmaları çerçevesinde esnaflarla buluştuğumuzda, sokak satıcılarıyla buluştuğumuzda, sendikalarla, işçilerle, emekçilerle buluştuğumuzda her biri geçinememekten bahsettiler ve geçinememenin temel gerekçesi olarak da pandemi sürecinin özellikle son derece kötü yönetilmesi olduğu söyleniyor; bunu bizler de yaşıyoruz. Bugün pandemi sürecinin emeklileri, emekçileri, işsizleri, yoksulları kendi başlarına bıraktığı ortadadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, toparlayın.

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (Devamla) – İzmir’de esnaf sokağa çıktı, sokağa döküldü, yürüyüşler yapıyor ve sesini duyurmaya çalışıyor. Yine emeklilikle birlikte sokaktaki bu esnafın yürüyüşleri, emekçilerin, işçilerin direnişleri, kod 29’dan tutalım da ücretsiz şekilde iş akitleri feshedilen, ücretsiz izne çıkarılan işçiler aynı şekilde bu sürecin ağır şartlarında ayakta kalmaya çalışıyorlar ve bu tabloyu değiştirecek bir Parlamentoyu, Meclisi talep ediyorlar; kendi gerçek gündemlerine, halkın gerçek gündemlerine dokunan bir Meclisin faaliyetlerini talep ediyorlar fakat ne yazık ki biz buradan oldukça uzak bir noktadayız. Bir an önce halkın geçim sorunlarına çare üretecek, pandemi sürecinde halkı doğrudan destekleyecek, esnafı, işçiyi, emekçiyi, emekliyi doğrudan destekleyecek bir program planlama içerisinde olmalıyız. (HDP sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Şimdi önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

4’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler.... Madde kabul edilmiştir.

5’inci madde üzerinde üç önerge vardır.

Önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 250 sıra sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin çerçeve 5’inci maddesinin kanun teklifi metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

           Haşim Teoman Sancar                                Çetin Arık                                        Ahmet Önal

                      Denizli                                             Kayseri                                             Kırıkkale

                 Polat Şaroğlu                               Bayram Yılmazkaya                                Özgür Ceylan

                      Tunceli                                            Gaziantep                                          Çanakkale

                   İrfan Kaplan

                     Gaziantep

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YAVUZ ERGUN (Niğde) - Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Gaziantep Milletvekili İrfan Kaplan.

Buyurun Sayın Kaplan. (CHP sıralarından alkışlar)

İRFAN KAPLAN (Gaziantep) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Gara bölgesinde şehit edilen, aralarında Gaziantepli hemşehrilerim Müslüm Altıntaş ve Adil Kabaklı’nın da bulunduğu 13 asker ve polisimize Allah’tan rahmet, acılı aileleri ve sevenlerine başsağlığı ve sabır diliyorum. Milletimizin başı sağ olsun. Bir kez daha terörü lanetliyorum.

Değerli arkadaşlar, yine AK PARTİ iktidarının tepeden indirdiği bir torba yasayla karşı karşıyayız. Bu torba yasada Türk Silahlı Kuvvetleri personellerinin birçok sorununun çözüme kavuşmadığını görüyoruz. Türk Silahlı Kuvvetlerinde sağlıktan eğitime, yargı sisteminden liyakat sistemine kadar birçok noktada çok ciddi sıkıntıların olduğunu biliyoruz. Türk Silahlı Kuvvetleri personelleri sağlıklı ve yasalarla güvence istiyor. Astsubayların, uzman çavuşların, sözleşmeli erlerin, 6000 sayılı Kanun mağdurlarının, şehit yakınlarının, gazilerimizin kısaca Türk Silahlı Kuvvetlerinin en alt kademesinden en üst kademesine kadar birçok sorunu var. Ne yazık ki çözüm noktasında AK PARTİ iktidarının bir çabası yok. 5’inci maddeye göre, askerî kantinlerin elektrik, su, yakacak giderlerinin kurum bütçesinden ödenmesinin kötüye kullanılabileceği kanaatindeyiz. Kâr amacı gütmeden, kooperatifçi bir anlayışla bir düzen sağlanması, olası kötüye kullanımların önüne geçecektir.

Değerli arkadaşlar, 6000 sayılı Kanun mağdurları olan uzman erbaşlarımızın sivil memur olarak en düşük memur statüsünden emekli edilmesi çok ciddi bir mağduriyettir. Yıllarca bu ülke için fedakârca çalışmış 6000 sayılı Kanun mağduru uzman erbaşlarımız, askeriyenin sosyal tesislerine dahi girememektedir. 6000 sayılı Kanun mağdurlarına Türk Silahlı Kuvvetlerinden emeklilik statüsü verilmeli, hakları teslim edilmelidir. Astsubaylarımıza makam ve görev tazminatı sözünü AK PARTİ hâlâ tutmamıştır. Astsubaylarımızın kademe ve derece sorunları bir an önce çözülmelidir. Sözleşmeli subay ve astsubaylar doğrudan kadroya alınmalıdır. On yılını doldurup sicili düzgün olanlar tekrar sınava girmeden kadroya geçiş yapmalıdır. Er ve erbaşlarımızın asgari geçim, çocuk indirimi ve yol harcırahı, kira yardımı alması gerekmektedir. Er ve erbaşlarımıza refakat ve mehil izinleri verilmelidir. Er ve erbaşlarımızın emeklilik hakları ve kıdem tazminatı hakları verilmeli, eş durumundan tayin hakları yeniden daha kapsamlı bir şekilde düzeltilmelidir. Uzman çavuş ve uzman onbaşıların sözleşmeli çalışmasından kaynaklı sorunları vardır. Herhangi bir kanun ve yönetmeliğe dayanmadan uzman çavuş ve uzman onbaşılarımızın sözleşmeleri feshedilebiliyor. Uzman çavuş ve uzman onbaşılarımızın bu güvencesiz çalışma şekli bir an önce değiştirilmeli ve tüm yasal hakları, kanun ve yönetmeliğe göre tekrar düzenlenmelidir. Özlük, kadro ve kıdem tazminatı hakları verilmelidir. Nöbet, tayin ve izin yönetmelikleri acilen çıkartılmalı, mağduriyetleri bir an önce giderilmelidir.

Diğer bir sorun, uzman onbaşı ve uzman çavuşlarımızın geçici hizmet görevlendirmelerinin hizmet sürelerinden sayılmamasıdır. Zor şartlarda görev yapan uzman onbaşı ve uzman çavuşlarımızın emekli olduklarında bir mağduriyet yaşamaması adına geçici hizmet görevlendirilmeleri de emeklilikte sayılmalıdır.

Askerî liseler tekrar açılmalıdır. Ordu İlaç Fabrikası tekrar faaliyete geçirilmelidir. (CHP sıralarından alkışlar) Kapatılan askerî hastaneler tekrar Millî Savunma Bakanlığı bünyesine alınmalıdır.

AK PARTİ iktidarı, 15 Temmuz şehit yakını ve gazilerimizin hakları ile diğer şehit yakını ve gazilerimizin haklarını hâlâ eşitlemedi. Ne zaman bu ayrımdan kurtulup tüm şehit yakını ve gazilerimize eşit haklar sağlayacak? Merakla bekliyoruz. (CHP sıralarından alkışlar)

Cumhuriyet Halk Partisi olarak defalarca sorduk ama cevap alamadık, buradan partim adına bir kez daha sormak istiyorum: Şehit yakınları ve depremzedeler için toplanan paralara ne oldu? (CHP sıralarından alkışlar) AK PARTİ iktidarı, deprem paralarını nereye harcadığını açıklamalı ve bu konuyu aydınlatmalıdır.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 5’inci maddesinin birinci fıkrasındaki “eklenmiştir” ibaresinin “ilave edilmiştir” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederim.

 

                            Dursun Müsavat Dervişoğlu                                     Dursun Ataş                                     Mehmet Metanet Çulhaoğlu

                                              İzmir                                                           Kayseri                                                          Adana

                                  İmam Hüseyin Filiz                                     Arslan Kabukcuoğlu                                      Hayrettin Nuhoğlu                      

                                          Gaziantep                                                      Eskişehir                                                       İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLİ SAVUNMA KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMAİL KAYA (Osmaniye) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Eskişehir Milletvekili Arslan Kabukcuoğlu.

 

Buyurun Sayın Kabukcuoğlu.(İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

ARSLAN KABUKCUOĞLU (Eskişehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 250 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 5’inci maddesi üzerine İYİ PARTİ Grubum adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlarım.

Sözlerime başlamadan önce Gara’da şehit düşen; birisi Eskişehir evladı Mevlüt Kahveci olmak üzere 16 şehidimize, 16 vatan evladımıza rahmet diliyorum. Allah yakınlarına sabır versin.

211 sayılı Türk Silâhlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu’nun 104’üncü maddesiyle kiraya verilen veya üçüncü şahıslara işletilen kısımlar hariç olmak üzere askeri kantinlerin elektrik, su ve yakacak giderlerinin kurum bütçesine ödenmesinin temini istenmektedir. Asgari ücret hiç olmuşken, pandeminin sürüklediği çaresizlikler ortadayken, esnaf figan feryat ederken çok daha kolay bir şekilde düzeltilmesi mümkün olan bir kanun maddesi hâline getirilen bir düzeltmenin Meclise getirilmesi, Meclisi bence oyalamaktır. Buna daha kolay bir çözüm yolu bulunabilirdi. Bunun yerine Meclisin belediyelerdeki, kamu özel işletmelerindeki yolsuzlukların ve bunlarla ilgili düzenlemelerin üzerine gitmesi gerekirdi; bunlarla uğraşmalıydı.

Fetullahçı terör örgütü, AK PARTİ iktidarınca desteklenmiş, himaye edilmiş büyük bir terör olayıdır. 15 Temmuz 2016 olaylarında hükûmet tarafından açıklanan şehit sayısı 248 olup daha sonra hayatını kaybedenler bu sayıya dâhil değildir. Ayrıca, askerlik meslek ve ahlakına uygun davranmaktan başka suçu, günahı olmayan askeri öğrenciler ve erler de hayatını kaybetti. Bunların failleri araştırılmadı, hatta bunlarla ilgili peşinen bir af çıkarıldı, hiç üzerine gidilmedi. Tüm 15 Temmuzda hayatını kaybedenlere, şehit olanlara Allah’tan rahmet diliyorum. Hükûmet yıllarca sınavların FETÖ tarafından manipüle edilmesine sadece seyirci kaldığı hâlde hiçbir suçu, günahı olmadan bu sınavlara giren, bu sınavları kazanan çocuklar okullara alınmadı, toplumun dışına itildi. Yalnız bu çocuklar değil aileleri de ızdırap içerisindedir.

Türkiye Büyük Millet Meclisinde FET֒yle mücadele konusu dile getirildiğinde AK PARTİ’nin Sayın Grup Başkan Vekilleri her defasında mealen ve özet olarak “FETÖ terör örgütüyle mücadelede AK PARTİ hükûmetlerinin çok gayret sarf ettiğini, Sayın Recep Tayyip Erdoğan’dan başka bu işin üzerinden gelecek birisinin olmadığını” dile getirdiler. Biz de bunları dinledik ve yüreğimize su serpildi. Ocak 2020’de gazetelere düşen bir haber tüm toplumda aldatılmışlık duygusu uyandırdı. Bu, Yeniçağ değil, Sözcü değil, Cumhuriyet değil ideolojik olarak da sizi en çok destekleyen gazetelerden biri. Bu gazete bile isyan etti olanlara.

YAVUZ SUBAŞI (Balıkesir) – Ne oldu onu da söylesene. Atıldı ne oldu?

ARSLAN KABUKCUOĞLU (Devamla) – Bitince anlatayım.

15 Temmuz 2016’da Dakka’da bir subay askerî ateşeyken komutanları Türkiye’de ihtilal olduğunu bildiriyorlar. Şahsın gösterdiği itaat şüpheyle karşılanıyor ve ülkeye döndüğünde, Türkiye’ye döndüğünde yargılanıyor, burada aklanıyor. Birinci aklanış. İkincisi, 15 Temmuz’dan sonra Kasım 2016’da Türkiye’ye dönüş yapan zat, Erzincan 3. Ordu Komutanlığına tayin ediliyor. 2017 yılında Erzincan’da görevliyken adı darbecilerin Cumhurbaşkanlığı yaver adayları arasında geçmesine rağmen yine burada da işlem görmüyor. Şahıs, 2017 yılında FETÖ  suçlusu zannıyla gözaltına alınıyor, adına soruşturma açılıyor ve sorgudan sonra serbest bırakılıyor. Şahıs 2017 Ağustos atamalarında 2.Ordu Komutanlığında kritik bir görev olan Harekât Başkanlığına atanıyor. Nisan 2019’da FETÖ zanlısı olarak devam eden soruşturması takipsizlikle sonuçlanıyor. Ağustos 2020 Yüksek Askerî Şura kararlarıyla 624 albay emekli edilirken şahıs tuğgeneralliğe terfi ediyor. Bu da yetmiyor Kara Kuvvetleri Komutanlığı İstihbarat Daire Başkanlığı gibi stratejik bir göreve ataması yapılıyor. 2 Kasım 2020 tarihinde emekliye ayrılıyor ancak MİT takibe devam ediyor. 27 Ocak 2021’de Ankara cumhuriyet savcılığı talimatıyla Ankara Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri şahsı gözaltına alıyor, sorgulaması yapılıyor ve 1 Şubat 2021’de itirafçı sayıldığı gerekçesiyle adli kontrol kararıyla serbest bırakılıyor. 15 Temmuzda vatanın bütünlüğü beyhude zarar görmüştür. 15 Temmuzun nedenlerinin tam olarak kaldırıldığından emin değiliz. Darbeyi önlemede büyük yararı dokunan subayların, generallerin hepsi de emekli edilmiştir, içimiz rahat değildir. Tüm şüpheler şahsın üzerindeyken üçüncü kez kusursuz bulunduğu gibi iki kez de ödüllendirilmiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun toparlayın.

ARSLAN KABUKCUOĞLU (Devamla) – Ve hâlâ bu şüphe devam ediyor. Yine, sizi ideolojik olarak çok kuvvetli bir şekilde destekleyen ya da birinci sırada destekleyen gazetenin görüşü de aynen budur. Defalarca “FET֒nün siyasi ayağı araştırılsın.” diye İYİ PARTİ Grubunun araştırma önergeleri iktidar grubu tarafından reddedilmiştir.

Son olay, isteğimizin ne kadar yerinde olduğunu göstermektedir. Hükûmetin ortaya koyduğu çözüm, uzman erbaş ve erler dışında tüm askerî personel tayinlerinin Millî Savunma Bakanlığı tarafından yapılması olmuştur. FET֒nün faillerinin FET֒yü ortadan kaldıramayacağı ortadadır. FET֒yle mücadeleyi ancak İYİ PARTİ yapacaktır.

Hepinize saygılar sunarım.

(İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Şimdi, önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 250 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 5’inci maddesinde yer alan “aşağıdaki” ibaresinin “aşağıda bulunan” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 Kemal Peköz                                                      Murat Çepni                             Mahmut Celadet Gaydalı

    Adana                                                                   İzmir                                                 Bitlis

           Mehmet Ruştu Tiryaki                  Serpil Kemalbay Pekgözegü                            Oya Ersoy

                      Batman                                               İzmir                                               İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMAİL KAYA (Osmaniye) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen İstanbul Milletvekili Oya Ersoy.

Buyurun Sayın Ersoy. (HDP sıralarından alkışlar)

OYA ERSOY (İstanbul) – Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle cuma günü 19 Şubat arkadaşlar. 19 Şubat bu ülkede en köklü halk örgütü olan Halkevlerinin kuruluş yıl dönümü ve benim de yıllarca içinde çalışmaktan, genel sekreterliğini, yöneticiliğini ve genel başkanlığını yapmaktan onur duyduğum bir örgüt. Halkevleri 1932 yılında kuruluyor ve bir aydınlanma, eğitim, kültür ve sanat örgütü olarak kuruluyor. Ülkenin dört bir yanına götürdüğü tiyatro salonlarıyla, kütüphaneleriyle, eğitim çalışmalarıyla bu topraklarda kök salıyor. Aslında halkevleri kul ve tebaa olarak görülen bir halkın tam bir haklığının bilincinde eşit ve özgür yurttaşlar olarak yaşamaya başladığı yılların adıdır ve bu nedenle de her dönem faşizmin hedefinde olmuştur, aynen bugün olduğu gibi. 1950’lerde, 70’te ve 80 darbesiyle bütün mal varlıkları yağmalanmış, üyeleri yöneticileri tutuklanmış ve tamamen işlevsiz hâle getirilmeye çalışılmıştır ama her defasında küllerinden yeniden doğmayı başarabilmiş bir örgüttür çünkü halkın örgütüdür. Halkevlerinden yetişen yüzlerce aydın ve sanatçı, Yaşar Kemaller, Rıfat Ilgazlar, Gülten Akınlar, Muzaffer İzgüler ve daha nice değerlerimiz ülkemizin düşünsel ve sanatsal dünyasına kuşaklar boyunca damgasını vurmuştur. Halkevlerinin tarihi ümmetten yurttaşa dönüş tarihidir ve bu tarih hiçbir kuvvet tarafından geriye döndürülemez.

Değerli arkadaşlar, geçtiğimiz gün, atanmış bir bakan bu kürsüden yani halkın kürsüsünden bu ülkenin onuru, 12 Eylül faşizmine karşı mücadele eden, cezaevlerindeki çocuklarının peşini asla bırakmayan, ailelerimizin ve aydınlarımızın birlikte kurduğu, benim de yine yöneticiliğini yıllarca yaptığım İnsan Hakları Derneği hakkında birtakım laflar sarf etti. Kendisine yakışan laflardı bunlar ama bu kürsüye asla ve asla yakışmayan laflardı. Dedi ki: “Canı çıkasıca dernek.” Bu lafı ettiği İnsan Hakları Derneği bu topraklarda tam otuz dört yıl yedi ay en başta yaşam hakkı olmak üzere yaşam hakkını kasteden faşizme karşı yaşam hakkını savunan bir dernektir, hakikat mücadelesi veren bir dernektir; düşünce ve örgütlenme özgürlüğünü, basın özgürlüğünü savunan bir dernektir. Her türlü baskı ve zulme, işkenceye karşı insan haklarına ve insan onuruna, hak ve özgürlüklere her daim sahip çıkmıştır. Bu topraklarda çok zulüm yaşadık -köy boşaltmalardan işkence, gözaltında kayıplara kadar- ve her dönem insan hakları mücadelesi verenler, insan hakları savunucuları faşizmin karşısında hiçbir şekilde boyun eğmeden, dimdik ayakta durmuştur ve bundan sonra da durmaya devam edecektir. Bugün, İnsan Hakları Derneğine tahammülsüzlük de insan hakları savunucuları ve mücadele arkadaşlarım Sevgili Eren Keskin ve Şebnem Korur Fincancı Hocamız hakkında verilen cezalar da insan hakları savunucularına asla ve kata biat ettirmeyecek cezalardır.

Biz bunu çok gördük, birçok üye ve yöneticimiz tutuklandı; Genel Başkanlarımız, Sevgili Akın Birdal bizzat Genel Merkezimizde silahlı saldırıya uğradı, Hüsnü Öndül yine Genel Merkezimizde şiddete uğradı, yöneticilerimiz kaybedildi ama insan hakları savunucuları mücadeleden hiçbir zaman geri durmadı. Yani bugünün ağababalarının karşısında asla eğilmediği gibi, bundan sonra da eğilmeyecektir; hiç kimsenin kuşkusu olmasın. (HDP sıralarından alkışlar)

Ben sözlerimi tamamlarken şunu söylemek istiyorum: İnsan haklarını savunmak hem evrensel bir hak hem de insan olmanın bir görevidir. Ve buradan “Hakaret değil, hakikat.” diyerek, Cumhurbaşkanına, dönemin Başbakanına hakaret nedeniyle kendisi hakkında verilen cezayı da reddettiğini ifade eden Sevgili Şebnem Korur Fincancı’yı…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, tamamlayın.

OYA ERSOY (Devamla) – …ve sevgili mücadele arkadaşım, altı yıl ceza aldıktan sonra “Hiçbir yere gitmiyorum.” diyen Eren Keskin’i saygı ve sevgiyle selamlamak istiyorum. Ve biz, yılmadık, susmadık, sinmedik. Bu iktidar ülkenin içinde bulunduğu, kendisinin içinde bulunduğu siyasal krizini muhaliflere saldırarak, hakaret ederek, itibarsızlaştırarak yıkmaya çalışıyor, geçiştirmeye çalışıyor ama bütün bu operasyonlar da, itibarsızlaştırma çabaları da gücünden değil, aciz içinde olmasından kaynaklanıyor. Her bir direnişin karşısında sarf ettiği o, “Gezi, Gezi.” dediği şey var ya bu iktidarın halk korkusundandır ama korkunun ecele faydası yoktur, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAYRAM ÖZÇELİK (Burdur) – Göreceğiz.

OYA ERSOY (İstanbul) – Göreceğiz…

BAŞKAN – Şimdi, önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul Etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

5’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

6’ncı madde üzerinde 3 önerge vardır, önergeleri aykırılık sıralarına göre işleme alacağım.

Okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 250 sıra sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 6’ncı maddesinde geçen “veya bu şartları kaybedenler” ibaresinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Haşim Teoman Sancar      Çetin Arık                                                   Ahmet Önal

        Denizli                         Kayseri                                                        Kırıkkale

Polat Şaroğlu            Bayram Yılmazkaya                                          Özgür Ceylan                                                         

   Tunceli                                                                                                Gaziantep                                                     Çanakkale                            

Suat Özcan                                                                                                    

    Muğla

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMAİL KAYA (Osmaniye) –

Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Muğla Milletvekili Suat Özcan.

Buyurun Sayın Özcan. (CHP sıralarından alkışlar)

SUAT ÖZCAN (Muğla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 6’ncı maddesi hakkında ve bazı değerlendirmeler yapmak üzere Cumhuriyet Halk Partisi adına söz  almış bulunuyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Sözlerime başlarken, Irak Gara’da şehit edilen asker ve polislerimize Allah’tan rahmet ve kederli ailelerine ve ülkemize başsağlığı diliyorum.

926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu’nun 14’üncü maddesinin (4)’üncü fıkrasına “subaylığa engel hâli görülenler” ibaresinden sonra gelmek üzere “deneme süresinin sona ermesinden önce temin şartlarını taşımadığı anlaşılanlar veya bu şartları kaybedenler” ibaresi eklenerek düzenleme yapılmıştır.

Yaptırımı ve gücünü Türkiye Cumhuriyeti Anayasa’sından alan Türk Silahlı Kuvvetleri Türkiye’yi havadan, karadan ve denizden gelebilecek her türlü saldırıya karşı korumakla görevli olan askerî kuvvetlerden oluşmakta ve ulusal gücünün yanı sıra dünyanın 11’inci, NATO’nun ise 4’üncü büyük ordusu durumundadır. Dünyadaki en tecrübeli ordulardan biri olarak gururumuz olmuştur. Ulusal Kurtuluş Savaşı’mızı gerçekleştiren askerimizin bizim için anlamı rastlantı değildir. Ancak bu özellikleriyle bilinen ordumuzda liyakat sistemi her geçen gün bertaraf edilmiş, TSK birçok spekülatif tartışmanın odağı olmuştur. Türk Silahlı Kuvvetlerine en büyük zararı Ergenekon, Kumpas, Balyoz davalarıyla FETÖ yapılanması vermiştir. Bu süreçler ve akabinde peşi sıra alınan kararlarla orduda liyakat ve hiyerarşi kalmamıştır. Askerî hastaneler ve askerî yargı kurumları, askerî liseler kapatılmıştır. Bu, geleneksel yapıya da uygun değildir. Köklü gelenekleriyle küçük yaşta asker yetiştirmek için örgütlenmesi olan kurum bugünkü hâliyle 20 yaşında tüm sosyal ve duygusal becerileri önceden şekillenmiş insanları eğitmeye çalışmaktadır. Bu müdahale bile tecrübeleriyle uzun yıllar şekillenen kurumun sistemini eksiltmektedir, zayıflatmaktadır.

Değerli milletvekilleri, son seçimlerde HSK sisteminin yenisi için “Harika.” demişlerdi, başkanlık sistemi içinde; Anayasa referandumu çağ atlatacaktı, “Yerel seçim sisteminin de yenisi bizi aya çıkaracak.” demişlerdi, Meclis İç Tüzük değişikliği için de. Sonra sıra orduya geldi, “Ordu temizlendi, pirüpak oldu.” dediler, “Vesayet sistemi bitti, sivil dikta bitti, eski Türkiye bitti.” dediler. Ama ne oldu? Ekonomi IMF’ye muhtaç hâle geldi, tarım bitti, işsizlik rekor düzeye ulaştı. Başkanlık sistemi icat edildi, üç sene geçmedi, ülkemizde devlet kurumlarının işlevi, siyaset kilitlendi. Yargı ve adalet yürütmeye bağlandı. Yer altı ve yer üstü tüm kaynaklar talan edilip yabancılara sunulur hâle geldi. Dış ilişkilerde sorun yaşanmayan, kavga edilmeyen ülke kalmadı. Bireysel ve toplumsal özgürlükler rafa kalktı. (CHP sıralarından alkışlar) Cemaatlerle iş birliği yapılıp TSK’nin tüm üst kademesi iftiralarla hapse atıldı. Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde Ordu Komutanlığı yapmadan Kara Kuvvetleri Komutanı olarak görev yapan ilk komutan da bu dönemde ortaya çıktı; kıdem açısından kendisinin önünde bulunan 3 komutana rağmen, Ordu Komutanlığı yapmadan önce Kara Kuvvetleri Komutanı, sonra da Genelkurmay Başkanı yapıldığında, bu hızlı yükseliş sonucu olarak da -istihbarat zafiyeti- 15 Temmuz yaşatılmış oldu.

İktidarınız devletin yapısında ve askerî yapıda liyakati yok etti, askeri siyasallaştırdınız. Cumhuriyet Halk Partisi olarak, kahraman ve fedakâr tüm Silahlı Kuvvetler -er, erbaş, uzman çavuş, subay, astsubay- personelinin özlük haklarında iyileştirmeler yapılarak motivasyon sağlanmalı, askerî liseler açılmalı, savunma sanayisi fonlarında gereken öncelik ve artışlar sağlanmalı, uluslararası güvenlik anlayışında caydırıcı güç ve yapıya ulaşılarak Türk Silahlı Kuvvetlerinin saygınlığı artırılmalıdır diyoruz.

Son olarak, vesayeti öne sürerek demokrasiden uzaklaşıp sivil darbeyle otoriter bir yönetimi uyguluyorsunuz. Halkımız bunun farkında. Önünüze ilk seçim sandığı konduğunda, yönetemeyen, beceremeyen anlayışınız ve otoriter yönetiminizle birlikte gündemden ve iktidardan düşeceksiniz.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler...  Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 6’ncı maddesinin birinci fıkrasındaki “eklenmiştir” ibaresinin “ilave edilmiştir” ibaresi ile değiştirilmesini arz ve teklif ederim.

 

Dursun Müsavat Dervişoğlu                                 Dursun Ataş                                 İmam Hüseyin Filiz                                     İzmir                                               Kayseri                                            Gaziantep              Hayrettin Nuhoğlu                                  Ayhan Erel                                       Hasan Subaşı                                        İstanbul                                             Aksaray                                             Antalya

 

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YASİN UĞUR (Burdur) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Aksaray Milletvekili Sayın Ayhan Erel.

Buyurun Sayın Erel. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

AYHAN EREL (Aksaray) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri, yüce Türk milleti; Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 6’ncı maddesi üzerinde partim İYİ PARTİ adına söz almış bulunmaktayım, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sözlerimin başında, PKK terör örgütü tarafından Gara’da haince şehit edilen 16 canımıza, vatan evladımıza yüce Allah’tan rahmet; yakınlarına başsağlığı diliyorum. Yüce Türk milletinin başı sağ olsun. Terörü, terör destekçilerini, geçmişte ve günümüzde teröre destek verenleri, masasına KCK’yı ve PKK’yı oturtanları lanetliyorum.

Temel askerlik eğitiminde veya askerî eğitimde başarı gösteremeyenler, deneme süresi sonunda Türk Silahlı Kuvvetlerine uyum sağlayamayan veya subaylığa engel hâli görülenler, eğitimi başarıyla bitirdikten sonra atandıkları görevde bir yıllık deneme süresinin sona ermesinden önce temin şartlarını taşımadığı anlaşılanlar veya bu şartları kaybedenlerin Türk Silahlı Kuvvetleriyle ilişkilerinin kesilmesi teklif edilmiş olup ilişkileri kesildikten sonra devletçe bunlara yapılan masrafların kanuni faizleriyle tahsil edilmesi teklif edilmiştir. Burada ifade edilen, bir yıllık deneme süresinin sona ermesinden önce temin şartlarını kaybedenlerin, devletçe bunlara yapılan masrafların kanuni faizleriyle birlikte tahsil edilmesi teklifi çok uygun değildir. Zira, temin şartlarını deneme süresinde kaybedenlerin masraflarının alınmasını doğru bulmuyorum. Kişi, arzu etmediği, istemediği durumlarda deneme süresinde şartlarını kaybedebilir, bunun göz önünde bulundurulması gerekmektedir. Başta istenen şartları taşıyan kişi daha sonra eğitim süresinde fiziki veya psikolojik nedenlerle bu şartları kaybettiğinde devletin, yaptığı masrafları geri istemesi çok uygun değildir.

Daha önce de bu kürsüden defalarca arz etmeme rağmen, taş duvarlardan ses geldi ama Meclisten bir ses gelmedi. Hepinizin çoluğu çocuğu var lise son sınıfta veya ortaokul son sınıfta bu canından bezdiren sınavlara hazırlanırlarken uykusuzluk çekmekte ve doktora gittiğinde alanında uzman olmayan aile hekimleri veya sağlık ocağındaki görevli pratisyen hekimler kendilerine psikiyatrik ilaçlar vermektedir. Yıllar sonra bu kayıtlar askerî okullara veya polis okullarına gitmek isteyen gençlerin sicilinde veya kayıtlarında görülmektedir. İlgili doktorlar bu genci tedavi etmeden, gerçekten bir psikolojik rahatsızlığı var mı, yok mu demeden “Sen askerî öğrenci olamazsın.” veya “Polis olamazsın.” diye raporlarına şerh düşmekte ve bu gençlerin kaderleriyle, gelecekleriyle oynamaktadır. Burada bulunan Sayın Komisyon üyelerine teklifimdir, bu gençlerin geçmişteki bu yalandan verilen ilaçlara itibar ederek gelecekleriyle oynamalarının çok adil olmadığını düşünüyorum. Doktorların gerçekten muayene ederek, böyle bir rahatsızlığının olup olmadığını tespit ettikten sonra gerekli işlemlerin yapılmasını rica ediyoruz.

Yine, Türkiye Muharip Gaziler Derneğiyle yaptığımız görüşmelerde şeref aylığının “sosyal güvencesi olan” ve “olmayan” şeklinde ödenmesinden muharip gazilerimiz yani Kore ve Kıbrıs gazilerimiz son derece rahatsızlar. Muharip gazinin şeref aylığı 1 Ocak 2021 tarihinden itibaren 1.132 lira, dul eşinin aylığı ise 849 liradır. Sosyal güvencesi olmayan gazimizin aylığı ise 2.659 lira, dul eşinin aylığı ise 1.994 liradır. Gazilerimiz “sosyal güvencesi olan” ve “olmayan” şeklindeki bir ayrımdan dolayı muzdariptirler. Muharip gazilerimiz bu durumu bir ayrımcılık olarak görmekte ve bu adaletsizliğin ortadan kaldırılmasını talep etmektedirler.

Bugün yine, Meclisimizi ziyaret eden ortaöğretim mezunu hemşireler 70 bine yakın mezun verdiklerini ve işsiz olduklarını söylemektedirler. Üniversite hastanelerinin sadece lisans hemşire kadro açması ve lise hemşirelerinin alımının da az sayıda yapılması bu gençlerimizi çok mağdur etmektedir. 2012’ye kadar sağlık meslek liselerinde lisans, hemşireliğe geçişlerde sınav puanlarına ek puan verilirken bu avantajları artık kaldırılmış, eğitimini lisansa tamamlamaları zorlaştırılmıştır, bu çocuklarımızın lisede dört yıl boyunca aldıkları bilgi, beceri ve saha çalışmaları yeterli olup atama fırsatı verilmelidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, toparlayın.

AYHAN EREL (Devamla) – Küçük yaşta ailelerine destek olmak için akranları parklarda gezerken bu çocuklarımız hastanelerde çalışmaya başlamışlar. Ortaöğretim hemşirelik mezunları yapılan haksızlıktan dolayı telafi kadro ve adil atama sayıları istemektedirler. Gençlerimizin ümitlerini öldürmeyelim, unutmayalım ki gençliği olmayan, gençliği karamsar olan bir milletin de geleceği karamsar olur diyor, hepinize saygılar sunuyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Şimdi önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 250 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 6’ncı maddesinde yer alan “veya” ibaresinin “ya da” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                  Kemal Peköz                                     Murat Çepni                           Serpil Kemalbay Pekgözegü

                       Adana                                                İzmir                                                 İzmir

                Celadet Gaydalı                                 Hasan Özgüneş                             Mehmet Ruştu Tiryaki

                       Bitlis                                                Şırnak                                               Batman

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YASİN UĞUR (Burdur) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Şırnak Milletvekili Sayın Hasan Özgüneş.

Buyurun Sayın Özgüneş. (HDP sıralarından alkışlar)

HASAN ÖZGÜNEŞ (Şırnak) – Bütün arkadaşları selamlıyorum.

Bu Mecliste gördüğümüz kadarıyla kin ve nefret dili hâkim olduğu için ben sayın, sevgi ve değerli kelimelerini protesto amacıyla hatırladığım kadarıyla kullanmayacağım çünkü burada saygı ve sevgi yerine nefret, öfke, kin, intikam duyguları hâkim.

Ben, Şırnak’ın sorunlarını dile getirmeye çalışacağım. Geçen sene ocak ayında Asuri-Süryani vatandaşımız olan Şimuni ve Hürmüz Diril ailesi bir çete grup tarafından kaçırıldı, sonra Şimuni’nin cenazesi bulundu, Hürmüz’ün hâlâ bulunmamış. AKP Hükûmetine soruyorum: Bunların akıbeti hakkında bir bilginiz var mı, hiç merak ettiniz mi? Dünya kamuoyunda dile getirildi -Avrupa’da- bunun takipçisi olmanızı bekleriz, biz de olacağız.

Şimdi, Şırnak’ta, Şırnak şehri yıkıldığında binalar yapıldı. Etap adı altında yan yana olan arsalarda etaplar yapıldı. Tek tek olan evlerde 1.200 ailenin evi hâlâ verilmemiş, yapılmamış da. Çoğunun tespiti de yapılmamış, onlara şu söyleniyor: “Ev sahibi olmak istiyorsanız 40 bin ile 80 bin lira arasında para vereceksiniz, biz size gerekirse ileride yapacağız.” Valilik bir yıl sözü vermişti, 5 yıl geçti hâlâ yapılmamış. 1.200 aileden bahsediyorum arkadaşlar, sıradan bir rakam değil bu. İkincisi, kiraları da ödenmiyor ve  çoğunun evinin tespiti bile yapılmamış, yıkılmış ama tespit bile yapılmamış.

Diğer bir husus değerli arkadaşlar, Şırnak Türkiye'nin eğitim…

SALİH CORA (Trabzon) – “Değerli” kelimesini kullanmayacaktın.

HASAN ÖZGÜNEŞ (Devamla) – Evet unuttum, maalesef alışmışız, bizim kültürümüzde var ama sizde yok, ne yapalım. Ona karşı protesto dedim.

SALİH CORA (Trabzon) – Sizin dilinize yakışmıyor.

HASAN ÖZGÜNEŞ (Devamla) – Hele siz biraz sabredin.

Şöyle bir durum var: Yol durumu Şırnak’ta -işte, AKP hep övünür- Şırnak’ın Nusaybin’den sınıra giden yolu, Şırnak’tan Yüksekova üzerinden İran sınırına giden yolu ve bütün ilçe yolları Türkiye’nin en kötü yollarıdır. AKP’nin bir milletvekili gelsin -Cumhurbaşkanı bilmem kaç gram çay vermişti, ben 1 kilo çay da veririm, en güzel baldan da 5 kilo kendisine hediye ederim- o yolları izlesin bakalım, hangi hâldedir. (HDP sıralarından alkışlar) Ya, biraz yatırım edin. Şimdi siz, Türkiye'de, güvenlik noktaları açısından Şırnak’ı bir numara yapmışsınız. Gece baktığınızda o dağların tepelerinde dersiniz fabrika kurulmuş ama oradaki karakol fakat yol yok. İşsizlik konusunda Türkiye'nin en gerisi, bu konuda da size uyarıda bulunuyoruz, eğitim konusunda da en geri noktadadır.

Şimdi, bize Sağlık Bakanı söz vermişti: “Şırnak’ın güneyinde bölge hastanesi yapacağız.” O sözün arkasından altı ay geçti, hâlâ bir çakıl taşı yok ortada yani biz tekrar hatırlatıyoruz, hastalarımızın çoğu… Acil hastalarımız yollarda ölüyorlar Batman’a, Diyarbakır’a, Urfa’ya taşıma noktasında.

Diğer bir husus 3 tane köyümüz; Şırnak’ın hemen dibinde bu kömür eleme, kırma -bilmem- paketleme tesisleri kurulmuş, köyler tozun içerisinde kalıyor. Defalarca vali gitmiş, söz vermiş “Kaldıracağım.” diye, kaldırmadı, hâlâ kaldırmadı. Nerdüş suyu Silopi’nin ovasının içinden geçiyor, onlarca köyün içme suyu hayvanlarının yararlandığı su ama kömür ocakları nedeniyle kirletildi. Biz bunu Bakana soru önergesi olarak sunduk,  şunu söylüyor: “Biz defalarca ceza verdik onlara.” Adamın umurunda mı? Trilyonlarca para alıyor, bilmem 5 bin lira para cezası vermiştir, umurunda değildir. Dolayısıyla bunu tümden önleyeceksiniz, bunu bekliyoruz. Ocaklarda tedbirsizlikten onlarca insanımız yaşamını yitiriyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, toparlayınız Sayın Özgüneş.

HASAN ÖZGÜNEŞ (Devamla) – Göçük altında kalıyor, bunun için AKP Hükûmetinin bir tedbiri var mı? Her yıl kaç kişinin öldüğünü biliyor musunuz? Yok, o da yok.

Şırnak’ta 110 memur arkadaşımız KHK’den görevden alınmış, 12 tanesi dönebildi. Ben kendim gördüm, bir memur arkadaş mahkeme kararını getirdi “Ben aklanmışım ama idare beni göreve almıyor.” dedi. Şimdi, siz… Gerçi, biz sizden hukuk beklemiyoruz yani o zaten ayıp olur, hukuka uymak da size yakışmaz. Demokrasi ve hukukun olmadığı bir yerde bunlar olur.

Bir de hep “terör” diyorsunuz ya, bu DEDAŞ terörü Şırnak halkının boğazına yapışmış, hiç bakmadan, 8 bin lira ile 15 bin lira arasında ceza kesiyor. Biz bunu basın açıklamalarıyla defalarca dile getirdik, soru önergeleriyle defalarca söyledik, bu kürsülerde söyledik ama siz duymuyorsunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HASAN ÖZGÜNEŞ (Devamla) – Ama şunu söyleyelim: Yakında bu halk sizi gönderecektir, o zaman hesaplaşırız.

Selamlar. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Şimdi, önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

6’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

7’nci madde üzerinde 2’si aynı mahiyette olmak üzere 3 önerge vardır. İlk okutacağım 2 önerge aynı mahiyettedir, bu önergeleri birlikte işleme alacağım.

Önergeleri okutuyorum:

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 250 Sıra Sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin çerçeve 7’nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

"MADDE 7- 926 sayılı Kanunun 15 inci maddesinin üçüncü fıkrası madde metninden çıkarılmıştır.”

 

                                Haşim Teoman Sancar                                           Çetin Arık                                                   Ahmet Önal

                                             Denizli                                                         Kayseri                                                        Kırıkkale

                                        Polat Şaroğlu                                          Bayram Yılmazkaya                                          Özgür Ceylan

                                            Tunceli                                                       Gaziantep                                                     Çanakkale

                                                                                                     Emine Gülizar Emecan

                                                                                                                 İstanbul

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

 

                                      Ayhan Altıntaş                                               Dursun Ataş                                     Dursun Müsavat Dervişoğlu

                                             Ankara                                                         Kayseri                                                           İzmir

                                  İmam Hüseyin Filiz                                                                                                            Hayrettin Nuhoğlu

                                          Gaziantep                                                                                                                            İstanbul

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YASİN UĞUR (Burdur) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler hakkında söz isteyen İstanbul Milletvekili Sayın Emine Gülizar Emecan.

Buyurun Sayın Emecan. (CHP sıralarından alkışlar)

EMİNE GÜLİZAR EMECAN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle, üç gün önce Gara’da, operasyonda hayatını kaybeden asker ve polislerimize Allah’tan rahmet, ailelerine, yakınlarına başsağlığı dileyerek sözlerime başlamak istiyorum. Milletimizin başı sağ olsun.

Üzerinde konuşacağım 7’nci madde, Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu’nun 15’inci maddesinde değişiklik yapıyor. 15’inci maddenin mevcut hâlinde bir sıkıntılı durum var arkadaşlar. Şimdi, 15 Temmuz darbe girişiminden sonra askerî kadrolarda yaşanan boşalmaları bir an önce doldurabilmek için, askerî okullarda okuyan öğrencilerin yanında, sivil yaşamda fakülte, yüksekokul, lisansüstü öğrenimini tamamlayan siviller de çeşitli kademelerde Türk Silahlı Kuvvetlerine dâhil edilmişlerdir. Bu, 678 sayılı KHK’yle 2016 yılında yapılmıştır. Şimdi, bu kademelerden bir tanesi de Özel Kuvvetler Komutanlığıdır.

Değerli vekiller, askerî eğitimler kendi içinde birçok özellik gerektirmektedir. Askerî eğitimde bilgi ve becerinin dışında disiplin, itaat gibi yetkinlikler ve askerlik misyonu “Ağaç yaşken eğilir.” misali daha erken yaşlarda öğrencilere kazandırılır. Askerî görev için gereken birikim ve tecrübeleri bir çırpıda değil, ancak uzun eğitimlerle öğrenciler elde edebilir. Özel Kuvvetlerin ise tüm bu saydığımız gereklilikleri edinmiş, askerî liyakatini kanıtlamış, üzerine eğitim alabilecek duruma gelmiş, psikolojisi uygun olan askerlerden oluşması gerekir. Özel Kuvvetler, çok özel gizli operasyonlara gider değerli vekiller. Hâlbuki bu kanun teklifiyle hiçbir askerî tecrübesi olmayan sivilleri doğrudan Özel Kuvvetler Komutanlığına atıyorsunuz. Saha eğitiminde başarılı olsalar bile gerçek operasyonlara gittiklerinde riskli durumların oluşması ihtimali her zaman var. Operasyonu tehlikeye düşürecek hataların yapılma olasılığı, hem kendi hayatlarını hem arkadaşlarının hayatlarını riske atma olasılığı çok yüksek. Survivor yarışmalarına yarışmacı seçmiyoruz arkadaşlar. Operasyonlardaki en küçük bir hatanın bedeli, ölüm ve ülke adına başarısız sonuçlar alınmasıyla ödeniyor. Analar, babalar, eşler ve çocuklar sonucunda ağlıyorlar. Kaldı ki daha iki gün önce Gara’da sınır ötesi operasyonda, başarısızlıkla sonuçlanan bir operasyonda 12 asker ve polisimizi kaybettik. Geçen sene İdlib’de 33 askerimiz şehit oldu. Bakın, bunlar birer rakam değil, hepsi birer can, hepsinin arkasında ağlayan anaları var ve ailelere düşen ateş.

Elbette askerî operasyonlarda başarısızlıklar olabilir ama Türk Silahlı Kuvvetlerinin görevi bu olasılıkları en aza indirecek şekilde eğitim ve kadrolaşma planlamasını yapmaktır. Canla başla mücadele veren her bir rütbedeki askerimize de minnettarız ancak özellikle özel kuvvetler için “Bir kişiyi bile bu şekilde atamadık.” deseniz dahi -ki Komisyonda da böyle bir açıklama yapılmıştı- kanunun bu şekilde kalmasını biz uygun bulmuyoruz. (CHP sıralarından alkışlar) Bu durum hem dışarıdan görevlendirilenleri hem de askerî yapının iç sistemini yıpratmaktadır.

Bu süreçte askerî liseler de mutlaka açılmalıdır değerli vekiller. (CHP sıralarından alkışlar) Türk Silahlı Kuvvetlerinde düzenlenmesi gereken başka daha bir çok sorun varken, bu kanun teklifinin bu sorunların da hiçbirini içermediğini görüyoruz.

Yine, örneğin, askerî tıp fakültelerinden mezun verilemediği için sivil tabiplerle TSK’nin -Türk Silahlı Kuvvetlerinin- doktor ihtiyacı karşılanmaktadır. Şimdi, özel kuvvetlerle ilgili bölümde bahsettiğim gibi sivil tabiplerin de askerî sisteme uyum sağlamakta çok zorlandıklarını bizlere gönderdikleri bilgilendirme ve talep formlarında, maillerde, dosyalarda gördük, hatta bütçe görüşmelerinde de bunu dile getirdik. Sivil memur statüsünde çalıştırılmakta olan sivil tabiplerin özlük haklarıyla ilgili hak kaybı yaşamalarını önleyecek düzenlemeleri de hayata geçirmeliyiz; yaşadıkları yabancılaşma, uyum sorunları için bir şeyler yapılmalıdır değerli arkadaşlar.

Yine, TSK içerisinde atama, terfi sistemlerinde yapılan değişikliklerle ordunun liyakat esasında sorunlar yaratılmıştır. Ordunun ihtiyacı olduğu hâlde, çok açıkken bu ihtiyaç eğitimli, birikimli personel bir anda emekli edilmiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun toparlayın.

EMİNE GÜLİZAR EMECAN (Devamla) – Teşekkür ederim.

Örnek, en son YAŞ’ta 624 albayın birden emekli edilmesi ama Fetullahçı Terör Örgütü’yle iltisaklı olduğu anlaşılan Tuğgeneral Serdar Atasoy Kara Kuvvetleri Komutanlığı İstihbarat Daire Başkanlığına da atanabiliyor bu ülkede.

Bir diğer noktada, binbaşılarımızın tazminat sorunudur. Bu sorun da bir an önce çözülmelidir, bu talepleri var. Yine uzman erbaşların, uzman çavuşların, astsubayların, sözleşmeli erlerin özlük hakları yeniden gözden geçirilmeli ve düzenlenmeli, talepleri yerine getirilmeli. 15 Temmuz şehitleri için toplanan paralar artık sahiplerine iade edilmelidir, verilmelidir. (CHP sıralarından alkışlar) Siz yapmıyorsanız iktidara geldiğimizde -biz, bunu yapacağımızın sözünü zaten verdik- vereceğiz, kendilerine iade edeceğiz.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. Teşekkür ediyorum. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler hakkında söz isteyen, Ankara Milletvekili Ayhan Altıntaş.

Buyurun Sayın Altıntaş. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

AYHAN ALTINTAŞ (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle geçtiğimiz günlerde Gara bölgesinde terör örgütü tarafından şehit edilen 3 askerimize ve 13 güvenlik görevlimize Allah’tan rahmet kederli ailelerine ve Türk milletine başsağlığı diliyorum. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

250 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 7’nci maddesi üzerine İYİ PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Kanun teklifinin 7’nci maddesiyle Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu’nun 15’inci maddesinin üçüncü fıkrasında değişiklik öngörülmektedir. Bu değişiklikle dışarıdan Özel Kuvvetler Komutanlığına görev yapmak üzere temin edilen subaylardan eğitim tamamlanmadan önce aranan asgari şartları taşımadıkları sonradan tespit edilen ya da bu şartları kaybedenlerin Özel Kuvvetlerle ilişkisinin kesilmesi öngörülmektedir. Burada en başta yanlış olduğunu düşündüğümüz konu Özel Kuvvetlere dışarıdan personel temin edilmesidir. Bilindiği üzere, 15 Temmuz alçak darbe girişimi sonrasında Türk Silahlı Kuvvetleri yapısında bazı değişikliklere gidildi. Bunlardan biri de ulusal güvenlik sistemimizde önemli bir yer teşkil eden Özel Kuvvetler Komutanlığının korgeneral düzeyinden tuğgeneral düzeyine indirilmesi ve sivil alım için ilana çıkılmasıdır. Personel ihtiyacı sivil alımlarla karşılanmak istenmiş fakat ilanla gelen ve ihtisas eğitimine tabi tutulan personelin bazısı şartları sağlamıyor diye refüze edilmiştir. Buna ek olarak Özel Kuvvetlerdeki askerlerin personel ihtiyacı nedeniyle ihtisas eğitiminin kısaltıldığı iddiası da mevcuttur.

Hemen hepimiz Özel Kuvvetlerin önemini biliyoruz, ayrıca, Özel Kuvvetlerin moral değerlere etkisinin de farkındayız. Bunlara ek olarak maalesef zorlu bir coğrafyada, güvensiz komşularla ve hain terör örgütleriyle birlikte yaşıyoruz. Son yıllarda gündemde savunma teknolojimiz sık sık yer alıyor, bu konuda önemli adımlar atılıyor, biz bunu destekliyoruz. Tabii ki teknolojiyle de orduya verilen önem gösterilmelidir fakat ordu düzeniyle sürekli oynanması, askerin demoralize edilmesi, önemsenmiyor gibi yaklaşılması, teröristlerin TRT’de ya da Habur sınırında davullu zurnalı ağırlanması, askerin politize edilmesi teknoloji eksikliğinden daha büyük bir tehdit teşkil edecektir.

Değerli arkadaşlar, ordunun gücü sadece kullandığı uçakla, tank sayısıyla ölçülmez, bunlar her zaman gerçeği yansıtmaz. Askerin eğitimi, teşkilatlanması, birliğine ve ülkesine bağlılığı, halkın askere güveni, stratejiler de ordu gücünü hesaplarken önemlidir.

Ayrıca, askerlerimize emekliliklerinde de adil imkânlar sağlanmalıdır. Zor ve güç şartlar altında çalışan ve canlarını dahi tehlikeye atan askerlerimizin moralleri için bu da önemli bir noktadır. Özellikle binbaşılarımız için yeniden bir düzenleme yapılmalı. Diğer rütbelerdeki askerî personelin emekli aylığı görevdeyken aldığının yüzde 57, 59 oranındayken binbaşılarında bu oran yüzde 41’lere kadar düşmektedir. Bu adaletsizliğin önüne geçmeliyiz. Subaylarımız emekli oldukları zaman da değer gördüklerini hissetmeliler.

Değerli milletvekilleri, Özel Kuvvetler Komutanlığı stratejik bir öneme sahip buradaki personel zorlu görevler için yetiştiriliyor. Bu yüzden de uzun ve yoğun bir eğitime tabi tutuluyorlar. Ayrıca, bu kuvvetler seçkin askerlerdir, psikolojik olarak da fiziksel olarak da zorlu durumlara hazır olmalılar. Bu yüzden de en başta bu personel iç kaynaktan, mevcut askerlerden seçilmelidir. Askerlik bir meslekten ziyade yaşam biçimidir ve öyle kalmalıdır. Özellikle seçkin birliklere atanan spesifik yetenek ve uzmanlığa sahip olması gereken askerler bunu meslek olarak değil, yaşam biçimi olarak kabullenmelidir, birliğine bağlı olmalıdır.

Değerli milletvekilleri, 15 Temmuzun üzerinden beş seneden fazla geçti, acil sivil alım ihtiyacını gerektiren koşullar da ortadan kalktı. Bu yüzden önceliğimiz ordunun tekrar güçlendirilmesi olmalıdır. Özel kuvvetlerde görevlendirilecek olan personelin de asker olarak, asker gibi yetişmiş olması gerekmektedir. Bu yüzden Özel Kuvvetler Komutanlığına sivil alımı düzenleyen kısmın tamamen çıkarılması ve Özel Kuvvetler Komutanlığına alınacak olan personelin iç kaynaktan temin edilmesini gerekli buluyoruz.  

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)   

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:   

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 250 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 7’nci maddesinde yer alan “aşağıdaki şekilde” ibaresinin “aşağıda bulunan” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                  Kemal Peköz                                     Murat Çepni                             Mahmut Celadet Gaydalı

                       Adana                                                İzmir                                                 Bitlis

           Mehmet Ruştu Tiryaki                              Musa Piroğlu                          Serpil Kemalbay Pekgözegü

                      Batman                                             İstanbul                                               İzmir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ REFİK ÖZEN (Bursa) Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen İstanbul Milletvekili Musa Piroğlu. 

Buyurun Sayın Piroğlu. (HDP sıralarından alkışlar)

MUSA PİROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, bugün sabah saatlerinde biz burada intiharları tartıştık ve iktidar milletvekili çıkıp dedi ki: “İntiharlar psikolojik, üstelik başka ülkelerde bizden de fazla.” Geçen hafta sadece Kocaeli ilinde 7 kişi intihar etti. Tugay Adak, 28 yaşında, İzmit’te üstgeçitten atlayarak; Ahmet Tarı, 26 yaşında, Gölcük’te kendisini elektrik direğine asarak; Samet Özer, 32 yaşında, Gebze’de kendisini tavana asarak; Ünal Çetinkaya, 25 yaşında, inşaat işçisi, Körfez’de inşaattan atlayarak; Kadir Gündüz, 28 yaşında, Kocaeli’de kendisini asarak ve İstanbul’da, Zeytinburnu’nda Elvan Demir, Enver Demir 1,5 yaşındaki çocuklarını akrabalarına bırakıp intihar ettiler ve bütün bu intiharlar sosyal medyaya ve yerel basına yoksulluk intiharları olarak geçti ama ne bu Mecliste ne boyalı basında ne de satılmış kalemlerin köşe yazılarında bu intihar edenlerin isimleri duyulmadı, okunmadı.

Hava soğuk, ben dün akşam eksi 10 derece ölçtüm. Biz rahatız, burası çok sıcak. Dağılacağız; kalın, pahalı montlarımızı giyeceğiz, arabalarımıza binip sıcak evlerimize gideceğiz ama 60 milyona yakın insan doğal gaz ve elektrik paralarıyla boğuşuyor, 60 milyona yakın insan yoksullukla boğuşuyor. 2020 yılının ilk altı ayında, sadece altı ayda 1 milyon 655 bin evin elektriği ve doğal gazı kesildi. Ayda ortalama 185 bin abonenin elektriği, 80 bin abonenin doğal gazı kesiliyor ve bunlar basına girmiyor çünkü boyalı basın ne yapıyor? Boyalı basın şunu yapıyor: Yoksula ekmek köftesi yapmayı öğretiyor. Boyalı basın şunu yapıyor: Çöpten toplanan yiyeceğin nasıl yenileceğini öğretiyor ve İktidar her kürsüye çıktığında “Yoksulluk yok, kuru ekmek karın doyuruyor ve insanların parası var.” diyor ve biz, bu yoksullukla boğuşmaya devam ediyoruz. İnsanlar sefaletle boğuşuyor ama bu ülkenin tamamı değil, bir avuç zengin, bir avuç çapulcu servetin ve para denizinin üstünde yüzüyor çünkü yoksulluğun temel kaynağı, zenginliğin bu kadar dar bir alanda toplanmış olmasıdır. Onların serveti ve sizin iktidarınız yoksulun kanı ve işçinin alın terinin üstünden yükseliyor. “Aynı gemideyiz.” diyorsunuz ya; yanlış, sizin geminiz yoksulların kanının üstünde yüzüyor. Biz eziliyoruz, sizler ve zenginler yaşamaya devam ediyor. Bunun çözümü basit, çok kolay çözüm önerileri var. Bu Meclis bir günde, sadece bir günde bu yoksulların en azından belli sorunlarını çözebilir.

MELİHA AKYOL (Yalova) - Çözüyor.

MUSA PİROĞLU (Devamla) - “Çözüyoruz.” demeyin, yapın.

Zorunlu tüketim maddeleri üstündeki ÖTV’yi kaldırın. Doğal gaz ve elektrik borçlarını iptal edin. Zenginlerin vergilerini değil esnafın vergisini iptal edin. Zenginlerin elektrik borçlarını değil yoksulun elektrik borcunu iptal edin ve insanlara insanca yaşayacak bir ücret verin. Ağzınızı her açtığınızda “Biz yoksuldan yanayız.” diyorsunuz ya, asgari ücreti insanca yaşayacak seviyeye getirin, vergiyi kaldırın, insanların bu kışı düzgün ve insanca atlatmasının yolunu öğretin -sizin artıklarınızla, zenginlerin artıklarıyla- çöpten yiyecek toplamayı öğretmeyin. Diyanet İşleriniz yoksula pazarlara akşam gitmeyi söyleyeceğine, kendi lüks arabalarını satsın ve yoksullarla aynı şekilde yaşamaya çalışsın ancak ondan sonra buraya çıkıp konuşabiliriz ve bu, bu Meclisin bir saatini alır. Yapmıyor çünkü zenginlerin iktidarı var. Yapmıyor çünkü patronların iktidarı var. Yapmıyor çünkü zenginleri daha fazla zengin etmek için elinden gelen çabayı yapıyor, çünkü kendileri de buradaki iktidarın mensupları da büyük patronlardan geliyor. “Yok.” demeyin, ben sayayım: Turizm Bakanınız ülkenin en büyük otellerinin sahibi, Sağlık Bakanınız ülkenin en büyük hastanelerinin sahibi, Millî Eğitim Bakanınız aynı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, toparlayın.

MUSA PİROĞLU (Devamla) – Peki, bu iktidar yapmayacaksa halk ne yapacak, yoksullar ne yapacak? Biz sustuğumuz sürece, yoksullar sesiz kaldığı sürece, sineye çektiği sürece, bıçak kemiğe dayandığı hâlde gıkını çıkarmadığı sürece bu sefalet düzeni devam edecek; şikâyetle, susarak, beddua ederek bunu çözme şansı yok.

Ben Nazım’ın dizeleriyle sözüme son vereyim:

“Ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer

ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak

kabahat senin

-demeğe de dilim varmıyor ama-

kabahatin çoğu senin, canım kardeşim!”

Ayağa kalkın, artık yeter. (x) (HDP sıralarından alkışlar)

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Sen de geç yerine.

MUSA PİROĞLU (İstanbul) – Başkan, bir de duyuru yapın, papağanlar buraya girmesin.

BAŞKAN – Şimdi önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

7’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

8’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

Birleşime iki dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 21.59

 

 

 

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 22.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Celal ADAN

KÂTİP ÜYELER: Necati TIĞLI (Giresun), Şeyhmus DİNÇEL (Mardin)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 48’inci Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

250 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

Gündemimizde başka bir iş bulunmadığından, alınan karar gereğince kanun teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 18 Şubat 2021 Perşembe günü saat 14.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

                                                                               Kapanma Saati:22.01

 



(x) 7/4/2020 tarihli 78’inci Birleşimden itibaren, coronavirüs salgını sebebiyle Genel Kurul Salonu’ndaki Başkanlık Divanı üyeleri, milletvekilleri ve görevli personel maske takarak çalışmalara katılmaktadır.

(x) 250 S. Sayılı Basmayazı 16/2/2021 tarihli 47’nci Birleşim Tutanağı’na eklidir.

(x) Bu bölümde hatip tarafından Türkçe olmayan kelimeler ifade edildi.