TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                           TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                          112’nci Birleşim

                                                                11 Temmuz 2020 Cumartesi

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                          İÇİNDEKİLER

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- YOKLAMALAR

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- İstanbul Milletvekili Musa Piroğlu’nun, engellilerin yaşadığı sorunlara ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Hatay Milletvekili Mehmet Güzelmansur’un, 10 Temmuz Ali İsmail Korkmaz’ın vefatının 7’nci yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Balıkesir Milletvekili Mustafa Canbey’in, Balıkesir ilindeki tarımsal faaliyetlere ve ülkeye katkılarına ilişkin gündem dışı konuşması

 

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Kocaeli Milletvekili İlyas Şeker’in, Ayasofya’nın yeniden cami olarak ibadete açıldığına ve Srebrenitsa katliamının 25’inci yıl dönümüne ilişkin açıklaması

2.- Kırklareli Milletvekili Vecdi Gündoğdu’nun, Srebrenitsa katliamının 25’inci yıl dönümüne ilişkin açıklaması

3.- Uşak Milletvekili İsmail Güneş’in, Ayasofya’nın yeniden cami olarak ibadete açıldığına ve Srebrenitsa katliamının 25’inci yıl dönümüne ilişkin açıklaması

4.- Niğde Milletvekili Selim Gültekin’in, Ayasofya’nın yeniden cami olarak ibadete açıldığına ilişkin açıklaması

5.- Mersin Milletvekili Cengiz Gökçel’in, Srebrenitsa’da katledilen soydaşlara Allah’tan rahmet dilediğine ve Mersin ili Çeşmeli-Taşucu otobanı ile vaad edilen yatırımların tamamlanması gerektiğine ilişkin açıklaması

6.- Mersin Milletvekili Hacı Özkan’ın, Ayasofya’nın yeniden cami olarak ibadete açıldığına ilişkin açıklaması

7.- Edirne Milletvekili Okan Gaytancıoğlu’nun, coronavirüs nedeniyle zor durumda olan okul servisi sahipleri ile çalışanlarının mağduriyetlerinin giderilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

8.- Adana Milletvekili Orhan Sümer’in, okullarda uzmanlık isteyen derslerde olduğu gibi beden eğitimi derslerine de branş öğretmenlerinin girmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

9.- Mersin Milletvekili Ali Cumhur Taşkın’ın, Ayasofya’nın yeniden cami olarak ibadete açıldığına ilişkin açıklaması

10.- İstanbul Milletvekili Mustafa Demir’in, sosyal medyanın saldırı aracı olarak kullanılması nedeniyle Hazine ve Maliye Bakanı Berak Albayrak’ın eşi Esra Albayrak’a yönelik paylaşımın ardından İzmir Milletvekili Binali Yıldırım’ın eşi Semiha Yıldırım’a yönelik paylaşımı üzüntüyle karşıladıklarına ve değerlere sahip çıkılarak mücadele edileceğine ilişkin açıklaması

11.- Amasya Milletvekili Mustafa Levent Karahocagil’in, Ayasofya’nın yeniden cami olarak ibadete açıldığına ve Srebrenitsa katliamının 25’inci yıl dönümüne ilişkin açıklaması

12.- Sivas Milletvekili Semiha Ekinci’nin, Ayasofya’nın seksen altı yıl sonra tekrar ibadete açılmasına vesile olan başta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere emeği geçen herkese teşekkür ettiğine, eski Başbakan Binali Yıldırım’ın eşi Semiha Yıldırım’a sosyal medya aracılığıyla yapılan saldırıyı kınadığına, İYİ PARTİ milletvekilinin Burdur İl Kongresinde yaptığı konuşması nedeniyle özür dilemesi gerektiğine ilişkin açıklaması

13.- Balıkesir Milletvekili Yavuz Subaşı’nın, Ayasofya’nın yeniden cami olarak ibadete açıldığına ilişkin açıklaması

14.- Antalya Milletvekili Atay Uslu’nun, Ayasofya’nın yeniden cami olarak ibadete açıldığına ilişkin açıklaması

15.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Akın’ın, Balıkesir ilinin markası olan Yörsan için iflas kararı verildiğine ve iktidarın süt üreticilerine, işçilere verdiği “Kimseyi mağdur etmeyeceğiz.” sözünü yerine getirmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

16.- Bursa Milletvekili Emine Yavuz Gözgeç’in, Ayasofya’nın yeniden cami olarak ibadete açıldığına ve Srebrenitsa katliamının 25’inci yıl dönümüne ilişkin açıklaması

17.- Çorum Milletvekili Erol Kavuncu’nun, Ayasofya’nın yeniden cami olarak ibadete açıldığına ilişkin açıklaması

18.- Gaziantep Milletvekili Bayram Yılmazkaya’nın, coronavirüs salgını nedeniyle iflas noktasına gelen esnafın mağduriyetinin giderilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

19.- Muğla Milletvekili Süleyman Girgin’in, yer üstü madencilikte yaşanan kazalar ve meslek hastalıkları sebebiyle yer üstü maden iş yerleri için düzenleme yapılması gerektiğine ilişkin açıklaması

20.- İzmir Milletvekili Kani Beko’nun, Srebrenitsa katliamının 25’inci yıl dönümüne ilişkin açıklaması

21.- Aksaray Milletvekili Ayhan Erel’in, Srebrenitsa katliamının 25’inci yıl dönümüne, Ayasofya Camii’nin bundan böyle ibadete açık siyasi istismara kapalı olacağına, Türk milletine hayırlı olmasını dilediğine ve emeği geçen herkesi tebrik ettiğine, Andımız konusundaki idari yargı kararı uygulandığında da teşekkür edeceklerine, 27’nci Dönem Üçüncü Yasama Yılında milletin çözüm bekleyen ihtiyaçlarına yer verilmediğine, İYİ PARTİ Genel Başkanı Meral Akşener’in liderliğinde milletin sorunlarını gündeme getirmeye ve takipçisi olmaya devam edeceklerine ilişkin açıklaması

22.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un, Srebrenitsa katliamının 25’inci yıl dönümüne, 8 Temmuz tarihinde Sakarya ili Hendek ilçesindeki havai fişek fabrikasında meydana gelen patlamanın araştırılması amacıyla verdikleri Meclis araştırması önergesinin kabul edilmediğine ve 9 Temmuz 2020 tarihinde Sakarya ilinde ikinci bir patlamanın meydana geldiğine, sorumlularının yargılanması ve gerekli önlemlerin alınabilmesi için siyasi parti gruplarının birlikte hareket etmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

23.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Srebrenitsa katliamının 25’inci yıl dönümü vesilesiyle katledilen binlerce Bosnalıyı ve Aliya İzzetbegoviç’i rahmetle andığına ilişkin açıklaması

24.- İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un, Srebrenitsa katliamının 25’inci yıl dönümü vesilesiyle hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet dilediğine, 2007 yılında Srebrenitsa katliamının Uluslararası Adalet Divanı tarafından soykırım olarak tanımlandığına ve sorumlularının mahkûm edildiğine, TESK Genel Başkanı Bendevi Palandöken’in pandemi dönenimde esnafın yaşadığı sorunları ve taleplerini ifade ettiği mektubuna, DİSK Araştırma Merkezi tarafından yayımlanan İşsizlik ve İstihdamın Görünümü Raporu’na ve Amerikan İlerleme Merkezinin “Türkiye Medyasındaki Değişim” başlıklı araştırmasına ilişkin açıklaması

25.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, Ayasofya’nın seksen altı yıllık aradan sonra tekrar cami statüsüne kavuştuğuna, Danıştay kararının Ayasofya’nın ilelelebet cami olarak kalacağının tespiti olduğuna ve 24 Temmuz tarihinde kılınacak cuma namazıyla fiilî olarak ibadete açılacağına, Srebrenitsa katliamının 25’inci yıl dönümü vesilesiyle katledilen mazlumlara Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

26.- Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül’ün, MHP olarak CHP, HDP ve İYİ PARTİ grup önerilerine destek vermediklerine ve siyasi anlayış çerçevesinde çalışmaların yürütüldüğüne, Sakarya ilinde meydana gelen ikinci patlamanın tüm yönleriyle araştırılması amacıyla verilen önergeye destek vermemelerinin kazaya ilgisiz kaldıkları anlamını taşımadığına ve her platformda meselenin takipçisi olduklarına ilişkin açıklaması

27.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un, Sakarya Milletvekili Recep Uncuoğlu’nun CHP grup önerisi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadeleri ile Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül’ün yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

28.- Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül’ün, Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

29.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, 27’nci Yasama Döneminde verilen toplam 370 grup önerisinin çoğunluğunun önem atfettikleri konular üzerinde olduğuna, araştırma komisyonu kurulmasına ilişkin kabul edilen grup önerilerinin 5 siyasi parti grubunun ortak mutabakatıyla kabul edildiğine ve grup önerilerine ilişkin İç Tüzük düzenlemesine ihtiyaç olduğuna ilişkin açıklaması

30.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’’ın, Sakarya ilindeki patlamalarda hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet dilediğine ve yargıya intikal eden bu konunun olgunlaşmasının, yetkili makam ve mercilerin çalışmalarının beklenmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

31.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un, Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül’ün ve Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın yaptığı açıklamalarındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

32.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

33.- İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un, sorun yaşanmadan önleminin alınması gerektiğine, toplumun tamamını ilgilendiren konularda ortak önergeyle araştırma komisyonu kurulması konusunda mutabakat sağlanmasının politik kültür açısından doğru olacağına ilişkin açıklaması

34.- Aksaray Milletvekili Ayhan Erel’in, Sakarya ili Hendek ilçesinde meydana gelen olayda Türk milletinin acısının ve endişesinin bir olduğuna, siyasi parti gruplarının ortak kararıyla varsa ihmali olanların araştırılmasının bundan sonra meydana gelebilecek hadiseler için caydırıcı olacağına ilişkin açıklaması

35.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Diyarbakır Milletvekili Hişyar Özsoy’un görüşülmekte olan 223 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin tümü üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

36.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, Diyarbakır Milletvekili Hişyar Özsoy’un görüşülmekte olan 223 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin tümü üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

37.- İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un, Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın ve Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın yaptığı açıklamalarındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

38.- Tekirdağ Milletvekili İlhami Özcan Aygun’un, uzman erbaşlara kadro verilip verilmeyeceğini, harp okulları ve askerî liselerin yeniden açılıp açılmayacağını, askerî hastanelerin ve GATA’nın eski hâline getirilip getirilmeyeceğini, F-35 ve S-400’lerin son durumunun ne olduğunu, ordudaki liyakatin yeniden sağlanıp sağlanamayacağını, uzman er ve erbaşlara 3600 ek gösterge verilmesinin düşünülüp düşünülmediğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

39.- Kahramanmaraş Milletvekili İmran Kılıç’ın, Birleşmiş Milletlerin 2020 yılını Farabi Yılı ilan ettiğine ilişkin açıklaması

40.- Kütahya Milletvekili Ali Fazıl Kasap’ın, askerî okul öğrencilerinin haklarının iade edilip edilmeyeceğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

41.- Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Özyavuz’un, Şanlıurfa ilinde DEDAŞ’ın uygulamaları nedeniyle yaşanılan mağduriyetin giderilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

42.- Muğla Milletvekili Süleyman Girgin’in, Ulusal İş Sağlığı ve Güvenliği Konseyinin 2018 yılından beri niçin toplanmadığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

43.- Edirne Milletvekili Okan Gaytancıoğlu’nun, öğrencilerin kredi borçları ve faizlerinin akıbetinin ne olacağını, çiftçilerin ve esnafların borçlarının yeniden yapılandırılıp yapılandırılmayacağını, BAĞ-KUR, motorlu taşıtlar vergisi ve sigorta prim borçlarına yönelik bir affın düşünülüp düşünülmediğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

44.- İzmir Milletvekili Kani Beko’nun, ülkenin ağır bir ekonomik krize sürüklendiğine, işsizlik ve yoksullukla baş başa bırakılan yurttaşların sesi olan Halk TV ve Tele1’in susturulmak istenmesini kabul etmediklerine ilişkin açıklaması

45.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, Niğde iline yeniden acemi birliği kurulması yönünde bir çalışmanın olup olmadığını, darbe girişimi gerekçesiyle ihraç edilen askerî öğrenci ve uzmanların mağduriyetinin giderilmesi için bir çalışmanın yapılıp yapılmadığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

46.- Kırklareli Milletvekili Vecdi Gündoğdu’nun, Kırklareli ilinde yaşanan doğal afet nedeniyle zarar gören çiftçilerin mağduriyetinin giderilmesini talep ettiklerine ilişkin açıklaması

47.- Bursa Milletvekili Mustafa Esgin’in, AK PARTİ’ye muhalefet etmek kastıyla Türkiye’ye muhalefet etmenin izana zarar vereceğine ilişkin açıklaması

48.- Gaziantep Milletvekili İmam Hüseyin Filiz’in, Gaziantep ilinin Covid-19 vaka sayısındaki artışta ilk 5 şehir içerisinde bulunduğuna, Sağlık Bakanlığının 7 Temmuz tarihli tebliğinden kaynaklanan mağduriyetin giderilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

49.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un, Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

50.- Van Milletvekili Muazzez Orhan Işık’ın, Van ilinde çığ, deprem ve sel felaketleri yaşanan bölgelerin afet bölgesi ilan edilmesi ve gerekli tedbirlerin alınması gerektiğine ilişkin açıklaması

51.- Millî Savunma Komisyonu Başkanı İsmet Yılmaz’ın, Tekirdağ Milletvekili İlhami Özcan Aygun’un yaptığı açıklamasındaki bazı ifadeleri ile görüşülmekte olan 223 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin birinci bölümü üzerinde Aksaray Milletvekili Ayhan Erel’in İYİ PARTİ Grubu adına, Denizli Milletvekili Haşim Teoman Sancar’ın CHP Grubu adına ve Ankara Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in şahsı adına yaptığı konuşmalarındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

52.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Millî Savunma Komisyonu Başkanı İsmet Yılmaz’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

53.- Millî Savunma Komisyonu Başkanı İsmet Yılmaz’ın, Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

54.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un yerinden sarf ettiği bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

55.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, 2011, 2015 ve 2018 yıllarında söz verilmesine rağmen Şanlıurfa ilinin su ve elektrik sorunlarının çözülmediğine ilişkin açıklaması

56.- Karaman Milletvekili İsmail Atakan Ünver’in, normalleşme süreciyle birlikte kısıtlı şekilde hizmet sunmaya çalışan kahvehanelerin ve kıraathanelerin mağduriyetlerinin giderilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

 

VI.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- İYİ PARTİ Grubunun, Eskişehir Milletvekili Arslan Kabukcuoğlu ve 20 milletvekili tarafından, ülkede imtiyaz hakkı ve özelleştirme uygulamalarının Anayasa ve kanunlara uygun yapılıp yapılmadığının ve araç muayene hizmetleri başta olmak üzere bazı kamu hizmetlerinin tekelci yapıya dönüşmesinin sebeplerinin araştırılması, özel sektöre devredilen kamu hizmetlerinden vatandaşların daha kaliteli ve ucuz hizmet alabilmesi için yapılması gerekenlerin belirlenmesi amacıyla 9/7/2020 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 11 Temmuz 2020 Cumartesi günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

2.- HDP Grubunun, Batman Milletvekili Necdet İpekyüz ve arkadaşları tarafından, normalleşme sürecinin ardından bölge illerinde artış gösteren Covid-19 vakalarının araştırılması amacıyla  11/7/2020 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 11 Temmuz 2020 Cumartesi günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

3.- CHP Grubunun, Grup Başkan Vekili Sakarya Milletvekili Engin Özkoç tarafından, Sakarya ilinde 9 Temmuz 2020 tarihinde meydana gelen ikinci patlamanın tüm yönleriyle araştırılması amacıyla 11/7/2020 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 11 Temmuz 2020 Cumartesi günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

 

VII.- SEÇİMLER

A) Komisyonlara Üye Seçimi

1.- Adalet; Anayasa; Avrupa Birliği Uyum; Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm; Çevre; Dışişleri; Dilekçe; Güvenlik ve İstihbarat; İçişleri; İnsan Haklarını İnceleme; Kadın Erkek Fırsat Eşitliği; Kamu İktisadi Teşebbüsleri; Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor; Millî Savunma; Plan ve Bütçe; Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler; Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji; Tarım, Orman ve Köyişleri komisyonlarına üye seçimi

 

VIII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Teklifleri

1.- Aydın Milletvekili Metin Yavuz ve 60 Milletvekilinin Gıda, Tarım ve Orman Alanında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/2985) ve Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 221)

2.- Gaziantep Milletvekili Mehmet Sait Kirazoğlu ve 56 Milletvekilinin Türk Silahlı Kuvvetleri Disiplin Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/3002) ve Milli Savunma Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 223)

3.- İstanbul Milletvekili Abdullah Güler ve Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Tokat Milletvekili Özlem Zengin ile 128 Milletvekilinin Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/2735) ve Adalet Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 216)

 

IX.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Diyarbakır Milletvekili Hişyar Özsoy’un, Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın yaptığı açıklaması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

2.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, Denizli Milletvekili Haşim Teoman Sancar’ın görüşülmekte olan 223 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin birinci bölümü üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine                                                    sataşması nedeniyle konuşması

 

X.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Süreyya Sadi Bilgiç’in, FETÖ meselesiyle ilgili “O dönemdi, bu dönemdi.” tartışmalarına girilmesinin FET֒ye hizmet etmekten öteye gitmeyeceğine ilişkin açıklaması

11 Temmuz 2020 Cumartesi

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 13.02

BAŞKAN: Başkan Vekili Süreyya Sadi BİLGİÇ

KÂTİP ÜYELER: Şeyhmus DİNÇEL (Mardin), Burcu KÖKSAL (Afyonkarahisar)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 112’nci Birleşimini açıyorum.(x)

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce 3 sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, engellilerin sorunları hakkında söz isteyen İstanbul Milletvekili Musa Piroğlu’na aittir.

Buyurun Sayın Piroğlu. (HDP sıralarından alkışlar)

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- İstanbul Milletvekili Musa Piroğlu’nun, engellilerin yaşadığı sorunlara ilişkin gündem dışı konuşması

MUSA PİROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, salgın sürecinde kimi zorunlu uygulamalar, kimi keyfî dayatmalar, engellilerin hayatında ciddi sorunların oluşmasına yol açtı. Ne yazık ki, normalleşme sürecine girildiği hâlde salgın, iktidarın ve yöneticilerin elinde, ezilenlerin haklarını gasbetmek ve hak arayışlarını durdurmak için kullanışlı bir enstrüman olarak kullanılmaya devam ediyor. Dün bunu sıcak örneğiyle yaşadık; salgın bahanesiyle baro başkanlarının buraya alınmadığı süreçte biz, milyonlarca insanın, öğrencinin, sınava girdiğine, milyonlarca işçinin çalıştığına tanıklık ettik. Bu uygulamalardan biri de Ulaştırma Bakanlığına bağlı yüksek hızlı tren idaresi tarafından yürürlüğe konuldu; yüksek hızlı tren uygulamasında engellilerin yasal düzenlemelerle kazanmış olduğu ücretsiz ulaşım hakkı askıya alınmış durumda. İşletme, engelli yolcular hakkında: “Engelli yolcularımız trenlere binerken ve inerken yardım almakta, bu esnada yardımcı personelle kişisel temasları olmakta; ayrıca, ortak kullanılan yüzeylere de fazlaca temas etmektedir. Bu yüzden de engellilerin trene binmesi yasaktır.” demiştir; bu ayrımcılıktır. O trenlere binmesi yasaklanan engelliler, 20 Mayıstan bu yana metrobüslere, İstanbul’da Marmaray’a, burada metroya, bütün belediye otobüslerine, vapurlara ve şehirlerarası otobüslere binebilmektedir. Yüksek hızlı tren uygulamasının engellilere yönelik bu açılımının Türkçesi şudur: “Engelliler vebalıdır, engelliler virüs taşır, engelliler hastalık taşır, onlardan uzak durmak gerekir.” Bu, engellileri düşmanlaştırma politikasıdır; bu, engellileri ötekileştirme politikasıdır.

Ben dün hızlı tren garına gittim ve 1 bilet istedim. Paramı ödedim ve İstanbul’a gidiş için engelli vagonundan 1 bilet satın aldım. Sonra engelli kartımı çıkardım ve uzattım, dedim ki: Dönüş için engelli kartımla bilet almak istiyorum. Bana söylenen şu: “Biz engellilerin ücretsiz ulaşım hakkını kaldırdık.” Yani engellilerin ulaşımı kullanma hakkında bir sorun yok. Kaldırılan, salgın bahanesiyle, engellilerin ücretsiz ulaşım hakkıdır ve bu düzenleme, engellilere ücretsiz ulaşım hakkı düzenlemesi yasayla yapılmıştır ve ülke çapında uygulanır. Yüksek hızlı tren yönetimi, belediyelerde, vapurlarda ve özel sektörün bütün şehirlerarası otobüslerinde geçen bu hakkı kendi keyfine göre kaldırmıştır. Ben ısrar ettiğimde bana söylenen şu: “Paranızı verdiğiniz sürece biletinizi alabilirsiniz.” Yani burada engellilere yönelik sağlık iddiaları koca bir yalandan ibaret. (HDP ve CHP sıralarından alkışlar) Sağlığı bahane edip engellilerin bütün haklarını gasbetmeye devam ediyorlar.

Bütün engelli dernekleri bu konuda kampanya başlattı, bu Meclisten de bu desteği istiyorlar. Biz diyoruz ki: Bu üçkâğıtçı, bu yalancı, bu engellilerin haklarına yönelik uygulamaya son verilsin. Devlet ve devlet kurumları engellilerin önünde engel olmaktan vazgeçsin.

Engellilerin önünde bir başka engel de kadro atamalarında gündeme geliyor. Binlerce engelli sağlık personelinin ataması bir türlü yapılmıyor çünkü sağlık personeli olan engellilerin Çalışma Bakanlığı tarafından atanmaları isteniyor ama onlar sağlıkta çalışıyorlar, üniversitede çalışıyorlar. 3 bin engelli personel var, 3 kişi atanıyor, öğretmenler atanmıyor. Ben kanun hükmünde kararnameyle işinden atılan engellileri sordum bakanlığa, bana verdikleri cevap: “Gidin, yönetmeliğe bakın.” Bu, yaklaşık 13 milyon engelliyle alay etmektir. Bu, yaklaşık 13 milyon engelliyi yok saymaktır. Bu, açlığa ve sefalete itilen, kanun hükmünde kararnameyle işinden atılan engellileri ölüme terk etmektir. Bu, ötekileştirmektir. Ben bu uygulamanın son bulmasını ve engellilere yönelik hem kadro açılımının sağlanması…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, sözlerinizi tamamlayın Sayın Piroğlu.

MUSA PİROĞLU (Devamla) – …hem de bu yüksek hızlı tren ve bütün uygulamalardaki ayrımcılığın son bulmasını talep ediyorum. Meclisi de bu konuda göreve çağırıyorum.

Teşekkür ediyorum. (HDP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Gündem dışı ikinci söz, Ali İsmail Korkmaz’ın vefatının 7’nci yılı münasebetiyle söz isteyen Hatay Milletvekili Mehmet Güzelmansur’a aittir.

Buyurun Sayın Güzelmansur. (CHP sıralarından alkışlar)

2.- Hatay Milletvekili Mehmet Güzelmansur’un, 10 Temmuz Ali İsmail Korkmaz’ın vefatının 7’nci yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

MEHMET GÜZELMANSUR (Hatay) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Ali İsmail Korkmaz’ın aramızdan ayrılışının 7’nci yıl dönümü nedeniyle gündem dışı söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu ve hak, hukuk, adalet mücadelesinde evlatlarını yitirmiş tüm aileleri saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bildiğiniz gibi Ali İsmail Korkmaz Eskişehir’de, Gezi Parkı direnişi sırasında, 2 Haziran 2013 tarihinde darp edilerek beyin kanaması geçirdi ve otuz sekiz günlük yaşam mücadelesinin ardından hayatını kaybetti. Ali İsmail verdiği ifadesinde: “Neden vurduklarını bilmiyorum.” demişti.

Şimdi, ben size Ali İsmail’i anlatmak ve “Böylesine örnek, sorumluluk sahibi, bilinçli, aydın bir genç neden öldüresiye dövülerek bu hayattan koparılır?” sorusunu vicdanlarınıza bırakmak istiyorum.

Ali İsmail’i tanımak için, öncelikle kıymetli annesi Emel Korkmaz’ın sözlerine kulak verelim. Emel anne diyor ki: “Ali İsmail; hayvanlara, doğaya, toprağa, çocuklara hayran bir çocuktu; gerçek bir vatanseverdi. Ali İsmail, imkânı olmayan çocuklara gönüllü eğitim desteği veren, engelli çocuklar tekerlekli sandalyeye kavuşsun diye çuvallarca kapak toplayan, köy okullarına kitap götüren, huzurevinde sevgisini ve saygısını hiç eksik etmediği yaşlılara kitap okuyan, sorumluluk sahibi genç bir kardeşimizdi. Ali İsmail aynı zamanda bilinçliydi; hak, hukuk, adalet, eşitlik temelinde daha özgür, demokratik ve refah içinde bir Türkiye istiyordu. Gençliğin geleceğe umutla bakması gerektiğine inanıyordu. Gökkuşağı gibi tüm renklerin bir arada, ahenk ve barış içinde yaşadığı bir Türkiye düşlüyordu ve bu taleplerini iletmek için anayasal bir hakkını kullanarak demokratik ve barışçıl bir eylemde yer aldı. Maalesef ülkemizde yaygınlaştırılan nefret söylemiyle kalpleri ve zihinleri kararmış bir grup tarafından bizden koparıldı Ali İsmail. Ali İsmail davasında, inanıyorum ki ilahî adalet, tedavi etmeyenlerden, ‘Arkadaşları yapmıştır.’ diyenlerden, emri verdiğini söyleyenlerden gün gelecek hesap soracaktır.”

Değerli milletvekili arkadaşlarım, Ali İsmail Korkmaz’ın, Gezi’ye katılan gençlerin ve ülkemiz gençliğinin çözümü için mücadele ettiği, gerçekleşmesini istediği talepleri var: Gençler özgürlük istiyor, gençler adil bir rekabet ortamı istiyor. Türkiye'nin gençleri, küresel bir şehre dönmüş bu dünyanın arka mahallesi olmak istemiyor. Gençler çevreye saygı istiyor; ırkçılığın, cinsiyetçiliğin tamamıyla son bulmasını istiyor, en önemlisi de gençler çalışmak, üretmek istiyor. Bunlar gençlerimizin talepleri, bir de sorunları var.

On yedi yılda öylesine bozuk bir düzen inşa edildi ki bugün ülkemizde ne yazık ki her 4 gencimizden biri işsiz. Dün, TÜİK işsizlik verilerini açıkladı, Türkiye’de hem işsizlik hem istihdam düşmüş. Neden? Çünkü ümidini kaybettiği için iş aramaktan vazgeçen genç sayısı sürekli artıyor. Her yıl üniversitelerden 900 bin civarında gencimiz mezun oluyor. Özel sektörde iş imkânları daraldı; kamuda her yıl ortalama 50-60 bin atama yapılıyor, burada da liyakat değil sadakat aranıyor. İşte, tam da bu noktada, gençlik fırsat pencerelerinin layık olana değil, sadık olana açılmasına isyan ediyor. 12,5 milyon gencin yüzde 40’ına yakını Türkiye’den gitmek istiyor; 15-29 yaş arası gençlerde ne işte ne eğitimde olan nüfusun oranı yüzde 26,5. Bu 6-7 milyon genç kardeşimize tekabül ediyor, bu rakamla da Türkiye 36 OECD ülkesinde 1’inci sırada. Dolayısıyla, iktidara tavsiyem, popülist tartışmalarla zaman öldürmeyi bırakın, gençlere odaklanın beyler, gençlere. Gençlerin öldürdüğünüz umutlarını canlandırın, gençlerin artık bu ülkeden kaçmalarını önleyin, iş sahalarını açın; istedikleri adil, özgür ve refah bir Türkiye için kollarınızı sıvayın.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi Sayın Güzelmansur.

MEHMET GÜZELMANSUR (Devamla) – Biliyorum, bunlar sizlere çok uzak konular ama kaçışınız da yok artık. Sorunların dile getirilmesinden ne gençleri yaftalayarak ne sosyal medya yorumlarını kapatarak ne de yasakları artırarak kurtulabilirsiniz. Tek bir çıkışınız var, o da çözüm üretmek. Çözüm üretmek zorundasınız, çözüm üretmek zorundayız.

Konuşmama son verirken Ali İsmail Korkmaz’ın ve Gezi’de yitirdiğimiz tüm canların hayallerini gerçekleştirmek için mücadelemiz sonuna kadar devam edecek diyorum, hepsini rahmetle anıyorum.

Teşekkür ediyorum. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Gündem dışı üçüncü söz, Balıkesir’in tarımsal faaliyetleri ve ülkemize katkıları hakkında söz isteyen Balıkesir Milletvekili Mustafa Canbey’e aittir.

Buyurun Sayın Canbey. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

3.- Balıkesir Milletvekili Mustafa Canbey’in, Balıkesir ilindeki tarımsal faaliyetlere ve ülkeye katkılarına ilişkin gündem dışı konuşması

MUSTAFA CANBEY (Balıkesir) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Dün Danıştay Ayasofya’nın Cami olması yönünde tarihî bir karar verdi. Gururluyuz, mutluyuz, heyecanımız tarifsiz. Böylesine tarihî bir günde bu kutsal çatı altında hizmet etmenin şerefini ve onurunu yaşıyorum. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a bize bu gururu yaşattığı için de şükranlarımı sunuyorum.

Diğer yandan bugün 11 Temmuz, 1995 yılında meydana gelen Srebrenitsa soykırımının yıl dönümü. İnsanlık tarihinin en utanç verici hadiselerinden biri olan Srebrenitsa’da hayatını kaybeden kardeşlerimize Allah’tan rahmet, Bosna halkına başsağlığı diliyorum.

Bugün Balıkesir’imizden bahsedeceğim sizlere. Balıkesir’in tarımsal faaliyetlerinden ve ülkemize katkılarından söz etmek istiyorum. Balıkesir hem Marmara hem de Ege’de denizine kıyısı olan, ciddi bir turizm ve tarım potansiyeli taşıyan, çevreye ve doğaya saygılı, Türkiye'nin en güzel şehridir.

AHMET AKIN (Balıkesir) – Bravo, doğru.

MUSTAFA CANBEY (Devamla) – Yağcıbedir halısı, kolonyası, kaymaklısı, Balıkesir kuzusu, Kozak üzümü, Ayvalık tostu, Susurluk ayranı, saçaklı mantısı, höşmerim tatlısı, Erdek mor soğanı, Gönen iğne oyası, kendine özgü 50 çeşit peyniri ve daha sayamadığım niceleriyle, adım attığınız her bölgede başka bir güzelliğiyle sizleri karşılar.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Görmüyoruz ama onları.

MUSTAFA CANBEY (Devamla) – Gelir Başkanım, gelir.

BAŞKAN – Arkadaşlar, lütfen…

MUSTAFA CANBEY (Devamla) – Pırıl pırıl denizi, denizle bütünleşen yeşili, verimli toprakları, tarihî ve doğal güzellikleriyle tüm vatandaşlarımızı Balıkesir’imizi görmeye davet ediyoruz, bekliyoruz inşallah.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; içinde bulunduğumuz pandemi süreci tarımın ve tarımsal üretimin ne kadar stratejik bir alan olduğunu artık bizlere bir kez daha göstermiştir. Sektörel dağılıma baktığımızda Balıkesir’in yüzde 64’ü tarımla uğraşmaktadır ve nüfusumuzun yüzde 50’si 65 yaşı altındadır.

Balıkesir; bamya, buğday, çavdar, süpürge otu üretiminde Türkiye 1’incisi; mısır, bakla, dereotu, Macar fiği, kuşkonmaz, maydanoz ve yulaf üretiminde Türkiye 2’ncisi; yağlık zeytin, taze sarımsak, sorgun, yemlik bezelye, çarliston biber, çeltik, silajlık mısır, patlıcan, yem şalgamı üretiminde de Türkiye 3’üncüsüdür. Tarımsal üretim içerisinde hayvansal üretimin ağırlıklı olarak yer işgal ettiği Balıkesir’imiz, Türkiye’de 2019 yılında et tavuğu üretiminde 3’üncü, yumurtacı tavuk üretiminde 6’ncı sırada, büyükbaş hayvan üretiminde 7’nci, küçükbaş hayvan üretiminde de 8’inci sıradadır.

İlimiz, jeotermal enerji bakımından Türkiye'nin en önde gelen illerinden bir tanesidir. Bugün, gerçekten, Balıkesir’in birçok yerinde jeotermal alanda imkânlar vardır. Türkiye’de de jeotermal enerjinin ısıtma amaçlı kullanıldığı ilk ilçe Gönen’dir. Edremit ve Bigadiç ilçelerimizde, Sındırgı ilçemizde bu anlamda çalışmalar yapılmaktadır ve geçtiğimiz hafta jeotermal enerjiyle ısıtma yöntemiyle Sındırgı’da muz üretimi de yapılmıştır.

Hükûmetimiz döneminde tarımsal sulamaya önemli yatırımlar yapılmış olup sulama imkânlarının gelişmesi için barajlar ve göletler yapmaya devam ediyoruz. Bugün Balıkesir’imizde 9 adet barajımız, 45 adet göletimiz vardır. Sındırgı Çaygören Barajı, Merkez İkizcetepeler Barajı, Savaştepe Sarıbeyler Barajı, Gönen Barajı, Madra Barajı ve Çamköy Bigadiç Barajı, Manyas Havran Ardıçtepe Barajı, İvrindi Ardıçtepe Barajı; bunlar şu anda hizmet veren, bizim, AK PARTİ’miz döneminde yatırımları yapılan barajlardır. Yine, Dursunbey, Kepsut, Gömeç, Karesi ve Altıeylül’deki çalışmalar da devam etmektedir.

Balıkesir’de 9 adet büyük ova bugün sit alanı hâlindedir, tarım alanı olarak korunmaktadır. Bunlar; Balıkesir Ovası, Bandırma Ovası, Gönen Ovası, Manyas Ovası, Altınova Ovası, Bigadiç Ovası, Burhaniye Ovası, Gökçeyazı Ovası ve Sındırgı Ovası’dır. Balıkesir’imize 2002-2020 yılları arasında bitkisel, hayvansal ve tarımsal üretim anlamında Hükûmetimiz tarafından 3,1 milyar lira destek ödemesi gerçekleştirilmiştir. Yine, TKDK tarafından desteklenen 235 projenin toplam tutarı 245,5 milyon liradır. AK PARTİ hükûmetleri döneminde tarımsal üretim alanında Balıkesir’imize gerçekten çok ciddi yatırımlar yapılmıştır. Bu yatırımlar devam etmektedir. Bugün “Teknolojik ağırlıklı tarımsal üretimi nasıl yapabiliriz?” sorularına kafa yoruyoruz; “Tarımsal arazilerimizi nasıl genişletebiliriz ve nasıl imkânlar oluşturabiliriz?” sorularıyla kafamızı meşgul ediyoruz.

Büyükbaş, küçükbaş hayvancılık ve arıcılık açısından Balıkesir gerçekten çok imkânlar sunuyor. Özellikle yatırımcıların dikkatini çekmek istiyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı.)

BAŞKAN – Sayın Canbey, sözlerinizi tamamlayın.

AHMET AKIN (Balıkesir) – Başkanım iki dakika da benim için…

BAŞKAN – Sayın Ahmet Bey, sen de kendi sıranda konuşacaksın. Bir dakika söz vereceğim size yerinizden.

MUSTAFA CANBEY (Devamla) – Balıkesirli olunca, Sayın Başkanım.

Bitkisel ve hayvansal üretimin yoğunluğuyla birlikte tarıma dayalı sanayinin gelişmekte olması, sahip olduğu iklim koşulları, sulama imkânları ve uzun hasat süresiyle tohum yetiştiriciliği için en uygun bölge olması, mikroklima bölgelerinin varlığı sayesinde çok çeşitli meyve türlerinin yetiştirilebilmesi, organik tarım için uygun arazilerin var olması, ilde sözleşmeli üretim modelinin başarıyla uygulanıyor olması, hem Ege hem de Marmara Denizi’ne kıyısı olan ilimizde su ürünleri yetiştiriciliğine uygun deniz kıyılarının ve iç suların varlığı, bölgenin yoğun jeotermal kaynaklara sahip olması, jeotermal su kaynaklarının sıcaklık ve debisinin seracılık için uygun olması gibi avantajlar nedeniyle Balıkesir’imize yatırım yapmak isteyen yatırımcıları davet ediyoruz ve önümüzdeki dönemde tarımsal anlamda Balıkesir’in öne çıkan illerden bir tanesi olacağı müjdesini şimdiden buradan veriyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı.)

BAŞKAN – Evet, teşekkür ettim Sayın Canbey.

MUSTAFA CANBEY (Devamla) – Bir cümle daha Sayın Başkanım, son.

BAŞKAN – Son cümlenizi alayım o zaman.

AHMET AKIN (Balıkesir) – Doğru söylüyor, üç buçuk yıl sonra.

MUSTAFA CANBEY (Devamla) - Ülkemizin kalkınması için Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan önderliğinde 2023, 2053 ve 2071 hedefleri doğrultusunda yılmadan, yorulmadan çalışmaya devam edeceğimizi belirterek Gazi Meclisimizi ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz.

Sayın Canbey, Sayın Akın’la birlikte bizleri de bu bahsettiğiniz Balıkesir’in lezzetleriyle buluşturacağınıza olan inancımız da tamdır tabii. Bunu da araya sokalım.

AHMET AKIN (Balıkesir) – Başkanım, bir de alkışladık yani.

MUSTAFA CANBEY (Devamla) – Borçlandık Başkanım, yapacak bir şey yok.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi, sisteme giren ilk 20 milletvekili arkadaşımıza yerlerinden birer dakika süreyle söz vereceğim.

İlk söz, Sayın Şeker’in.

Buyurun Sayın Şeker.

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Kocaeli Milletvekili İlyas Şeker’in, Ayasofya’nın yeniden cami olarak ibadete açıldığına ve Srebrenitsa katliamının 25’inci yıl dönümüne ilişkin açıklaması

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Saygıdeğer milletvekilleri, ecdadın vasiyeti seksen altı yıl sonra tekrar yerine geldi, zincirler kırıldı, Ayasofya Camisi özgürlüğüne kavuştu, hamdolsun.

Bugün Srebrenitsa soykırımının 25’inci yıl dönümü. Sırplar tarafından binlerce Boşnak Müslüman katledildi yani Avrupa’nın ortasında vahşice soykırım katliamı yapıldı. Bu katliam asla unutulmayacaktır. Bosna Hersek’in bağımsızlığına önderlik eden ve ilk Cumhurbaşkanı olan merhum Bilge Kral Aliya İzzetbegoviç’in vefatından bir gün önce kendisini ziyaret eden Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a “Tayyip, siz evladıfatihansınız, buralar size emanet, onun için bu emaneti koruyun.” diyerek Bosna Hersek’e sahip çıkılmasını isteyen Bilge Kral, mekânın cennet olsun. Türkiye, Bosna Hersek’in her zaman yanındadır ve her zaman da katkı sağlamaya devam edecektir. Srebrenitsa soykırımında şehit olan Bosnalı kardeşlerimize Allah’tan rahmet diliyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Gündoğdu…

2.- Kırklareli Milletvekili Vecdi Gündoğdu’nun, Srebrenitsa katliamının 25’inci yıl dönümüne ilişkin açıklaması

VECDİ GÜNDOĞDU (Kırklareli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Bugün Srebrenitsa katliamının 25’inci yılı. Sözde medeniyetlerin beşiği Avrupa’nın göbeğinde yirmi beş yıl önce yaşanan katliama, soykırıma göz yumup daha sonra da bunları gerçekleştirenleri bir kez daha Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında lanetliyoruz. Soykırımda hayatını kaybeden Bosnalı kardeşlerimizi saygı ve rahmetle bir kez daha anıyoruz.

BAŞKAN – Sayın Güneş.

3.- Uşak Milletvekili İsmail Güneş’in, Ayasofya’nın yeniden cami olarak ibadete açıldığına ve Srebrenitsa katliamının 25’inci yıl dönümüne ilişkin açıklaması

İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bundan tam yirmi beş yıl önce medeni ve demokrat olduğunu iddia eden Avrupa’nın ortasında yani Bosna’da, Srebrenitsa’da bir vahşet, bir insanlık dramı yaşandı. NATO askerlerinin güvenlik sınırları içindeki alanda Sırp askerleri tarafından tam 8.372 Boşnak kardeşimiz şehit edildi. Boşnak kardeşlerimizin acısını paylaşıyorum, şehitlerimize Cenab-ı Allah’tan rahmet diliyorum.

Değerli milletvekilleri, 1453 yılında Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethinden beri cami olan ve yaklaşık beş yüz yıl cami olarak hizmet veren Ayasofya Camisi maalesef 1934 yılında haksız yere müzeye çevrilmiştir, ve seksen altı yıllık bu yanlış uygulamaya… Dün, Danıştayın kararıyla, Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın önderliğinde, tekrar cami olarak hizmet vermeye başlamış olması aziz milletimizin vicdanında çok büyük bir rahatlama yaratmış ve adalet yerini bulmuştur.

BAŞKAN – Sayın Gültekin.

4.- Niğde Milletvekili Selim Gültekin’in, Ayasofya’nın yeniden cami olarak ibadete açıldığına ilişkin açıklaması

SELİM GÜLTEKİN (Niğde) – Teşekkürler Sayın Başkan.

İnsanlığın ortak mirası Ayasofya dün itibarıyla müze statüsünden çıkarılarak Sayın Cumhurbaşkanımızın onayıyla camiye dönüştürülmüş ve böylece büyük bir heyecanla bekleyen milyonların duası karşılık bulmuştur, hamdolsun. Atamız Fatih Sultan Mehmet Han’ın beş yüz altmış yedi yıl önce bizlere miras bıraktığı Ayasofya Camisi yeniden hak ettiği hürriyete kavuşmuş, seksen altı yıllık esaret bitmiş, hasret sona ermiştir. Alınan tarihî kararla hem bir hakkın iadesi sağlanmış hem de bizlere “Ayasofya’yı cami yapamazsınız.” diyen tüm dünyaya âdeta ikinci bir fetih yaşatarak bağımsızlığımızın bir kez daha tescili yapılmıştır.

Ayasofya Camisi artık bilet alarak değil, 24 Temmuz 2020’de, cuma namazı vaktiyle, hak ettiği şekilde abdestimizi alarak gireceğimiz, hep birlikte secdeye varıp ellerimizi semaya açarak dua edeceğimiz bir kutsal mekân olacaktır. Ayasofya’yı müze olma zulmünden kurtararak yeniden “Ayasofya Camisi” yapan, milletimizin sesine ses, gönlündeki duygulara tercüman olan, bize bu sevinci yaşatan Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a aziz milletimiz ve Niğdeli hemşehrilerimiz adına teşekkür ediyorum…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, pandeminin sonlanmadığı malumlarınızdır, o yüzden de lütfen, Genel Kurul içerisinde maske kullanımı ve sosyal mesafeye dikkat etmenizi hassaten rica ediyorum. Sesinizi maskenin arkasından da duyabiliyoruz, konuşma yapacak arkadaşlara da onu ifade edeyim.

Sayın Gökçel, buyurun.

5.- Mersin Milletvekili Cengiz Gökçel’in, Srebrenitsa’da katledilen soydaşlara Allah’tan rahmet dilediğine ve Mersin ili Çeşmeli-Taşucu otobanı ile vaad edilen yatırımların tamamlanması gerektiğine ilişkin açıklaması

CENGİZ GÖKÇEL (Mersin) – Sayın Başkan, Srebrenitsa’da, Avrupa’nın göbeğinde katledilen soydaşlarımıza Allah’tan rahmet diliyorum.

Mersin Çeşmeli-Taşucu otoyol çilesi devam ediyor. Yaz aylarında Mersin’e diğer illerden çok sayıda turist ve yazlıkçı geliyor, Mersin’in hızlı artan nüfusuna yazlıkçılar da eklenince trafik çileye dönüyor, normal zamanda yarım saatte gidilen mesafe iki saate çıkıyor. Ölümlü ve maddi hasarlı kazalar meydana geliyor, ambulanslar ilerleyemiyor. İktidar on bir yıldır verdiği sözü tutmuyor, Çeşmeli-Taşucu otobanına yıllardır bir çivi bile çakılmıyor. Mersin’e vadedilen yatırımları bir an önce bitirin, Mersinli hemşehrilerimin çilesine son verin.

BAŞKAN – Sayın Özkan…

6.- Mersin Milletvekili Hacı Özkan’ın, Ayasofya’nın yeniden cami olarak ibadete açıldığına ilişkin açıklaması

HACI ÖZKAN (Mersin) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Ayasofya’nın yeniden ibadete açılması, Sultan Alparslan’dan Fatih’e ve Abdülhamit’e kadar ecdadımızın tamamına vefamızın gereğidir. Ayasofya’nın dirilişi, Fatih’in fetih ruhunu şad etme yanında, Akşemsettin’in maneviyatını, Mimar Sinan’ın estetiğini ve zevkini de yeniden günümüzde canlandırmaktadır. Ayasofya’nın dirilişi, insanlığın özlemle beklediği, temeli adalet, vicdan, ahlak, tevhit ve kardeşlik olan medeniyet güneşimizin yeniden yükselişinin sembolüdür.

Ayasofya’yı camiye dönüştürerek seksen altı yıllık hasretin bitirilmesine, Fatih Sultan Mehmet Han’ın vasiyetinin ve milletimizin arzusunun gerçekleştirilmesine vesile olan Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a teşekkür ediyor, verilen kararın milletimize ve tüm insanlığa hayırlı olmasını diliyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Gaytancıoğlu…

7.- Edirne Milletvekili Okan Gaytancıoğlu’nun, coronavirüs nedeniyle zor durumda olan okul servisi sahipleri ile çalışanlarının mağduriyetlerinin giderilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

OKAN GAYTANCIOĞLU (Edirne) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Coronavirüs nedeniyle 16 Marttan beri çalışmayan, evine ekmek götüremeyen, hiç hatırlamadığınız bir kesim var: Okul servisleri. Şimdi soruyorum: Okul servislerinin sahipleri ve çalışanları için ne yaptınız? Cevap veriyorum: Hiçbir şey yapmadınız. Hâlbuki çalışmasalar da araçlarının borçlarını ödüyorlar, motorlu taşıtlar vergisini ödüyorlar, sigorta ödüyorlar, belediyeye harç veriyorlar. 16 Mart 2020’den beri servisler kontak kapattılar ve okul servis taşımacılığı dışında bir iş yapmaları da mümkün değil. Öğrenci servis hizmeti veren servisçilere herhangi bir devlet desteği de yapılmadığından, bu sektörden ekmek yiyen birçok aile çok zor durumda. Başka gelirleri yok. Servisçilerin sesini duyun.

BAŞKAN – Sayın Sümer…

8.- Adana Milletvekili Orhan Sümer’in, okullarda uzmanlık isteyen derslerde olduğu gibi beden eğitimi derslerine de branş öğretmenlerinin girmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

ORHAN SÜMER (Adana) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün “Türk gençliği sağlıklı yetişip spor yaparsa ulusumuzun geleceği güvence altındadır.” sözünün gereğini yerine getirebilmek için gençlerimize küçük yaştan itibaren spor eğitimi verilmesi gerekmektedir. Bu alanda yetersizliğimiz herkesin malumu. Uluslararası arenada da kalıcı, büyük bir başarımız yok. Bunun en önemli nedenlerinden biri de okullardaki beden eğitimi derslerine yeteri kadar önem verilmemesi. İlkokullarda 1’inci, 2’nci ve 3’üncü sınıflarda beş saat, 4’üncü sınıfta ise iki saat beden eğitimi ve oyun dersi var ancak bu dersler de beden eğitimi öğretmenleri tarafından değil sınıf öğretmenleri tarafından veriliyor. Bu derslere beden eğitimi öğretmenlerinin girmesi lazım. Hem beden eğitimi öğretmenleri için bir istihdam kapısı olacaktır hem de çocuklarımız daha doğru bir spor oyunu eğitimi alacaktır. Unutmayalım ki ağaç yaşken eğilir. Millî Eğitim Bakanına sesleniyorum: Yabancı dil ve din kültürü gibi uzmanlık isteyen derslere branş öğretmenleri giriyor, bu doğru bir karardır; beden eğitimi dersleri için de aynı uygulamayı yapın, atama bekleyen öğretmen…

BAŞKAN – Sayın Taşkın…

9.- Mersin Milletvekili Ali Cumhur Taşkın’ın, Ayasofya’nın yeniden cami olarak ibadete açıldığına ilişkin açıklaması

ALİ CUMHUR TAŞKIN (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Türkiye, dün, tarihî günlerinden birini yaşadı. Danıştay, Fatih’in emaneti Ayasofya için “Müze değil, camidir.” kararını verdi. Ayasofya’nın seksen altı yıllık esareti sona erdi, milletimizin vicdanında kanayan yaranın kapanması sağlandı. Kararın aziz milletimize, İslam âlemine, tüm insanlığa hayırlı olmasını diliyorum. Bu tarihî kararın mimarı Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a minnet ve şükranlarımı arz ediyorum. Ayasofya’nın cami olmasıyla, bu coğrafyada hiçbir şey eskisi gibi olmadıysa, artık bundan sonra da hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır. Ayasofya’nın ibadete açılması, aziz milletimizin geçmişte olduğu gibi tarihin nesnesi değil öznesi olacağının en açık ifadesidir. Ayasofya’nın ibadete açılması, aziz milletimizin egemenlik haklarına yeniden sahip çıkmasıdır diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Demir…

10.- İstanbul Milletvekili Mustafa Demir’in, sosyal medyanın saldırı aracı olarak kullanılması nedeniyle Hazine ve Maliye Bakanı Berak Albayrak’ın eşi Esra Albayrak’a yönelik paylaşımın ardından İzmir Milletvekili Binali Yıldırım’ın eşi Semiha Yıldırım’a yönelik paylaşımı üzüntüyle karşıladıklarına ve değerlere sahip çıkılarak mücadele edileceğine ilişkin açıklaması

MUSTAFA DEMİR (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Son günlerde, ülkemizin, milletimizin en temel değeri olan aile ve aile değerlerine karşı sosyal medyayı âdeta bir saldırı aracı olarak kullananlar var. Bir eşe, bir anneye söylenen çirkin sözlere karşı tepki ortaya koyanlar bile yine bu mecradan âdeta linç ediliyorlar. Sayın Bakanımız Berat Albayrak’ın eşi Sayın Esra Albayrak Hanım’a, hem de masum bebeği üzerinden yapılan saldırının üzerinden daha birkaç gün geçmeden, bu sefer Sayın Binali Yıldırım’ın eşi Sayın Semiha Yıldırım Hanım’ın uğradığı utanmaz saldırıyla karşılaştık. Hepimiz, gün geçmeden yapılan bu saldırıları üzüntüyle izliyoruz. Tüm değerlerimizi, özellikle de aile değerlerimizi saldırılara karşı savunmak zorundayız. Bu mecralarda insanlara hakaret edenlere ve insanları linç edenlere karşı, etik tutum ve tepkilerle değerlerimize sahip çıkacak ve mücadele edeceğiz.

BAŞKAN – Sayın Karahocagil…

11.- Amasya Milletvekili Mustafa Levent Karahocagil’in, Ayasofya’nın yeniden cami olarak ibadete açıldığına ve Srebrenitsa katliamının 25’inci yıl dönümüne ilişkin açıklaması

MUSTAFA LEVENT KARAHOCAGİL (Amasya) – Teşekkür ediyorum Başkanım.

Asla unutmadık, asla unutmayacağız. Batı’nın gerçek yüzünü, Srebrenitsa’da NATO askerlerinin gözü önünde yapılan katliamı asla unutturmayacağız. Özgürsün Ayasofya! Gök şahit, toprak şahit, Hak şahit. Zincirlerini kıran cihan lideri Cumhurbaşkanım, on sekiz yıldır aldığın duaları misline katladın. Allah binlerce kez razı olsun. Yahya Kemal Beyatlı, Arif Nihat Asya, Necip Fazıl Kısakürek, Osman Yüksel Serdengeçti, Necmettin Erbakan, Alparslan Türkeş, Turgut Özal, Adnan Menderes, Muhsin Yazıcıoğlu, Kadir Mısıroğlu, Mehmet Şevket Eygi… (CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Arkadaşlar, rica ediyorum. Lütfen…

MUSTAFA LEVENT KARAHOCAGİL (Amasya) – …Abdürrahim Karakoç, Cahit Zarifoğlu, Bediüzzaman Said Nursi hazretleri ve ismini sayamadığım binlerce şair, yazar, âlim ve devlet adamlarının, Peygamberimizin müjdesine mazhar olan Fatih Sultan Mehmet Han hazretlerinin kabirlerinde ruhlarının şad…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (İstanbul) – Atatürk düşmanını övüyorsun, Kadir Mısıroğlu’nu övüyorsun, tepki gösterince de bir de bağırıyor musun? Utanmıyor musun ya!

KANİ BEKO (İzmir) – Ben de Makedonyalıyım. Mustafa Kemal’den de bahset!

BAŞKAN – Arkadaşlar, müsaade eder misiniz, bakın…

KANİ BEKO (İzmir) – Anlattıklarını anladım. Ben Makedonyalıyım, ben Üsküp’te doğdum, o toprakların insanıyım, evet, Türk’üm ama o topraklarda Ulusal Kurtuluş Savaşı’nın lideri Mustafa Kemal de var!

BAŞKAN – Sayın Beko, lütfen yerinize oturun.

Değerli arkadaşlar, yani, bir hoşgörü içerisinde milletvekillerimizi dinlemek mecburiyetindeyiz. Başka türlü bizim bu müzakereleri sürdürebilme şansımız yok arkadaşlar.

Evet, Sayın Ekinci buyurun.

12.- Sivas Milletvekili Semiha Ekinci’nin, Ayasofya’nın seksen altı yıl sonra tekrar ibadete açılmasına vesile olan başta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere emeği geçen herkese teşekkür ettiğine, eski Başbakan Binali Yıldırım’ın eşi Semiha Yıldırım’a sosyal medya aracılığıyla yapılan saldırıyı kınadığına, İYİ PARTİ milletvekilinin Burdur İl Kongresinde yaptığı konuşması nedeniyle özür dilemesi gerektiğine ilişkin açıklaması

SEMİHA EKİNCİ (Sivas) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Dün, yine, tarihî bir ana şahitlik ettik. Ayasofya seksen altı yıl sonra tekrar ibadete açılıyor. İlk namazın kılınması 24 Temmuzda, tarihimizde önemli bir tarih. Ben bunda emeği geçen başta Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere herkese teşekkür ediyor, şükranlarımı sunuyorum.

Evet, sosyal medyada, özellikle son dönemlerde, kadınlarımıza karşı şiddetin arttığını görüyoruz. Kadın haklarını savunanların kadınları sosyal medya üzerinden ezmelerine tepki göstermek istiyoruz. Burada, geçen gün Başbakanımız Sayın Binali Yıldırım’ın kıymetli eşleri Semiha Yıldırım Hanımefendi’ye yapılan çirkin saldırıyı kınıyorum ve şöyle demek istiyorum: “Girdim ilim mektebine / Eyledim kıldım talep / Dediler ilim geride / İlla edep, illa edep.” Ve Ulu Önder Atatürk’ün bir sözü var, diyor ki: “Ben sporcunun zeki, çevik, aynı zamanda ahlaklısını severim.” Evet, biz de başta siyaset olmak üzere tüm toplumun ahlaklısını seviyoruz. Herkesi ahlaklı olmaya davet ediyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SEMİHA EKİNCİ (Sivas) – İYİ PARTİ milletvekili geçen gün kürsüye çıktı; Burdur’daki konuşmasından dolayı da bir özür dilemesini beklerdim ama dilemedi. İnşallah, bugün çıkarsa bir özür bekliyorum.

BAŞKAN – Evet, Sayın Subaşı…

13.- Balıkesir Milletvekili Yavuz Subaşı’nın, Ayasofya’nın yeniden cami olarak ibadete açıldığına ilişkin açıklaması

YAVUZ SUBAŞI (Balıkesir) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Bazı eserler vardır ki bunlar milletlerin ve devletlerin sembolüdür. Ayasofya da işte, bu sembollerimizden biridir. Yahya Kemal 1922 yılında yazdığı bir makalede şöyle diyordu: “Bu devletin iki manevi temeli vardır; Fatih’in Ayasofya minaresinden okuttuğu ezanlar ki hâlâ okunuyor, Selim’in Hırka-i Saadet önünde okuttuğu Kur’an ki hâlâ okunuyor.” 10 Temmuz 2020, tarihî bir gün olarak kayıtlara geçti. Seksen altı yıl sonra Ayasofya’nın yeniden cami olarak hizmet vermeye başlayacağı gündür bugün. İnsanlığın ortak mirası, fethin sembolü ve Fatih Sultan Mehmet’in emaneti Ayasofya, Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın 10 Temmuz tarihli Kararnamesi’yle yeniden özlediği cemaatine kavuşuyor.

Gazi Meclisimizi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Uslu…

14.- Antalya Milletvekili Atay Uslu’nun, Ayasofya’nın yeniden cami olarak ibadete açıldığına ilişkin açıklaması

ATAY USLU (Antalya) – Teşekkürler Sayın Başkanım.

Tekrar hoş geldin Ayasofya. Bizim için Ayasofya, her şeyden evvel, müjdelenmiş emir, Fatih Sultan Mehmet ile onun askerlerinin emanetidir, kılıç hakkıdır. Ayasofya’nın Fatih’in vakfiyesine uygun hâle döndürülmesi bir vazifeydi. Dolayısıyla onu yeniden açmak bu vazifeyi ifadır ve kılıcımızın keskinliğinin işaretidir. Evet, Ayasofya Osmanlı’nın bakiyesi, fethin hediyesi, Fatih Sultan Mehmet’in vakfiyesi bir camidir; bir vakıf olarak da Türkiye topraklarındadır ve bize emanettir. Verilen kararla Ayasofya gerçek kimliğine kavuşmuştur, elhamdülillah.

Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’a bu hususta ortaya koyduğu irade için şükranlarımızı sunarız. Hayırlı olsun. Tekrar hoş geldin Ayasofya. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Akın…

15.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Akın’ın, Balıkesir ilinin markası olan Yörsan için iflas kararı verildiğine ve iktidarın süt üreticilerine, işçilere verdiği “Kimseyi mağdur etmeyeceğiz.” sözünü yerine getirmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

AHMET AKIN (BALIKESİR) – Sayın Başkan, teşekkürler.

Sayın Başkan, Balıkesirli süt üreticilerinin 16,5 milyon lira alacaklı olduğu ve 300 işçinin çalıştığı Balıkesir’in markası Yörsan için mahkeme iflas kararı verdi. Süt üreticileri, firmanın tedarikçi esnafı, süt birlikleri, işçiler iktidarın verdiği “Kimseyi mağdur etmeyeceğiz.” sözüyle kandırıldılar. Buradan defalarca seslendim, bu insanlarımızı mağdur etmeyin diye söyledim. İktidarın Balıkesir’deki il yöneticisinden belediye başkanına, milletvekilinden bakanına hepsi: “Kimse mağdur olmayacak.” dedi ama şimdi, insanlarımız ortada kaldı, yüzüstü bırakıldı. Söz verenler şimdi nerede? Söz verenler suspus.

Bu kriz alacak verecek davası olmaktan çok insani bir durumdur ve görmezden gelinmiştir. Söz verip tutmadınız, bunun vebali büyüktür. Bu üreticinin karşısına nasıl çıkacaksınız, ne söyleyeceksiniz? İnsanlarımızın ekmeğiyle, rızkı adına sözleri tutmamak vicdanları sızlatıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Gözgeç…

16.- Bursa Milletvekili Emine Yavuz Gözgeç’in, Ayasofya’nın yeniden cami olarak ibadete açıldığına ve Srebrenitsa katliamının 25’inci yıl dönümüne ilişkin açıklaması

EMİNE YAVUZ GÖZGEÇ (Bursa) – Bugün 11 Temmuz, Srebrenitsa soykırımının 25’inci yılı; acısı hâlâ yüreğimizde. Dünyanın gözü önünde katledilen 8.372 canın adıdır “Srebrenitsa”. Bilge lider Aliya İzzetbegoviç’in dediği gibi: “Batı’nın refahı; döktüğü kan, akıttığı gözyaşı üzerine kuruludur.” Oysa bizim medeniyetimiz; imar, ihya, inşa, fetih medeniyetidir ve dün, Fatih Sultan Mehmet Han’ın mirası, fethin sembolü Ayasofya Camisi’nin özgürlüğüne kavuşmasına şahit olduk. Çok şükür ki bizi biz yapan değerlerimizle koparılmaya çalışılan bağın yeniden kurulmasına şahit oluyoruz. Ayasofya, gaflet yüklerinden sıyrılıp bu dünyada var olmanın hakiki manasıyla buluşmadır.

Ayasofya’nın dirilişiyle, Sayın Cumhurbaşkanımız liderliğinde, tüm dünyaya yeni sözlerimiz var diyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Kavuncu…

17.- Çorum Milletvekili Erol Kavuncu’nun, Ayasofya’nın yeniden cami olarak ibadete açıldığına ilişkin açıklaması

EROL KAVUNCU (Çorum) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Hamdolsun biz hep Ayasofya’yı yeniden cami olarak görme arzusuyla “Zincirler kırılsın, Ayasofya açılsın!” haykırışıyla büyümüş kuşaklardanız. Kendisiyle aynı mefkûreyle donanmış bir nefer olarak iftihar ettiğimiz kutlu Ayasofya davasının mimarlarından merhum Necmettin Erbakan Hocamı rahmet ve minnetle yâd ediyorum.

Anadolu kıtası büyüklüğündeki dava taşından Ayasofya’yı da ibadete açarak tarih yazan, tarihe geçen Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’la aynı kutlu hedefe yürüdüğümden dolayı tarifsiz onur ve şeref duyuyorum. Rabb’im kendisinden ebediyen razı olsun. Rabb’imden, bu kutlu dava yolunda önden giden nice isimsiz kahramanlara rahmet, dünya lideri Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’a hayırlı, bereketli, sağlıklı ömürler, nice başarılar, fetihler niyaz ediyorum.

Teşekkür ederim Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Yılmazkaya…

18.- Gaziantep Milletvekili Bayram Yılmazkaya’nın, coronavirüs salgını nedeniyle iflas noktasına gelen esnafın mağduriyetinin giderilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

BAYRAM YILMAZKAYA (Gaziantep) – Sayın Başkan, esnaf kan ağlıyor. Coronavirüs salgınıyla beraber devlet tarafından iş yerlerinin geçici olarak kapatılıp açılmasıyla esnaf iflas noktasına geldi. Esnafa Hükûmet tarafından doğrudan gelir desteği sağlanmadı. Geliri olmamasına rağmen kirası devam eden, stopaj gideri süren, faturası eksik olmayan esnaf kara kara düşünüyor. Kırk yıldır devlete vergi veren esnaf haklı olarak devlet tarafından destek görmek istiyor.

İş yeri kapalı olan esnaftan ve işletmelerden kira stopajı, çevre temizlik vergisi, eğlence vergisi, tabela reklam vergisi, SGK primleri alınmaktadır. Telefon, elektrik, su, internet, doğal gaz ve GSM operatörlerine olan mevcut borçları ertelenmediği gibi ödenmediği takdirde açma-kapama bedeli tahsil edilmektedir. Hazine ve Maliye Bakanlığının, normalleşme döneminde, çalışmayan iş yerlerinin birikmiş olan vergi ve prim borçlarını yeniden yapılandırması adına gerekli düzenlemeleri bir an önce yapması gerekir.

İşletmeler kapanırsa işsizlik artar, ekonomi daha da kötüye gider. İşletmelerin ayakta durması ve devletin vergi gelirlerinin sürekliliği adına esnafımız acil çözüm bekliyor.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Girgin…

19.- Muğla Milletvekili Süleyman Girgin’in, yer üstü madencilikte yaşanan kazalar ve meslek hastalıkları sebebiyle yer üstü maden iş yerleri için düzenleme yapılması gerektiğine ilişkin açıklaması

SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) – Teşekkürler Başkan.

Yer altı madenciliği kadar yıpratıcı olmamakla birlikte, yer üstünde çalışan madenciler de birçok tehlike ve riskle karşı karşıyadır. Yer üstü madencilikte yaşanan kazalar ve meslek hastalıkları sebebiyle iş göremeyen işçi sayısı oldukça fazladır. Elbistan Çöllolar ve Siirt Şirvan’da açık ocaklarda yaşanan maden kazaları da tehlikenin ne boyutta olduğunun en büyük iki örneğidir. Heyelan, şev kayması, patlayıcı kullanımı, kayma, düşme gibi birçok riski barındıran bu sektörde, meslek hastalıklarına sebebiyet veren ve kanser vakalarını artıran toz ve kimyasalların solunması da ayrı bir risk faktörüdür.

Yer üstü maden iş yerleri için de bir düzenleme yapılmalı ve bu iş yerlerinde çalışan işçilere yılda en az doksan gün fiilî hizmet zammı süresi uygulanmasıyla adil bir çerçeve oluşturulmalıdır. 160 bin açık ocak madencilerinin bu talebine kulak verilsin.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Beko…

20.- İzmir Milletvekili Kani Beko’nun, Srebrenitsa katliamının 25’inci yıl dönümüne ilişkin açıklaması

KANİ BEKO (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; temmuz ayı Bosna halkının ve yaşadığı ağır travmada onunla gönüldaşlık içinde olan herkes için bir matem günüdür. İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana Avrupa Kıtası’nda yaşanmış olan en büyük katliam olarak nitelendirilen Srebrenitsa katliamının 25’inci yılındayız. Tüm dünyanın gözü önünde, uluslararası kamuoyunun şahitliğinde yaşanmış olan bir katliamının ağır yükü altındayız. Hatırlayalım, 11 Temmuz 1995 günü otobüs ve kamyonlara bindirilerek eşlerinden, ailelerinden, çocuklarından sonsuza dek koparılan sivil Boşnak kardeşlerimizin anısı hâlâ tazedir. Sırf kimliklerinden ötürü, inançlarından ötürü, varoluşlarından ötürü ormanlık alana götürülerek katledilmelerinin üzerinden geçen çeyrek asra rağmen acımız dün gibi tazedir. İnsanlık tarihine bir utanç sayfası olarak kaydedilmiş olan Srebrenitsa’yı andığımız bugün vesilesiyle bir kez daha dile getirmek istiyorum: Bütün insanlık suçlarına, bütün soykırımlara karşı durmak; farklının, ötekinin hakkını savunmak insan olmaktan kaynaklanan sorumluluğun gereğidir. İnsanlığa karşı işlenmiş tüm suçları hatırlamaya ve hatırlatmaya ihtiyacımız var. Dolayısıyla, Srebrenitsa’yı anmak sadece kendimize yakın hissettiklerimizin haklarını ve özgürlüklerini savunmanın ötesine geçme sorumluluğumuzun bir aracıdır. Muhtemel başka suçların, katliamların, soykırımların da önüne geçebilmek için zaruri bir adımdır. Hepimizin göz rengi farklı ama göz yaşlarımız aynıdır. Bosna’da katledilen tüm insanları, kimliklerinin ötesinde, sevgi ve saygıyla anıyorum. Bölünürsek yok oluruz, birleşirsek var oluruz. Bu katliamı unutursak kalbimiz kurusun. Bosna’da yaşanan bu katliamı ne unutur ne de unuttururuz.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi Sayın Grup Başkan Vekillerimizin söz taleplerini karşılayacağım.

İYİ PARTİ Grubu adına Sayın Erel buyurun.

21.- Aksaray Milletvekili Ayhan Erel’in, Srebrenitsa katliamının 25’inci yıl dönümüne, Ayasofya Camii’nin bundan böyle ibadete açık siyasi istismara kapalı olacağına, Türk milletine hayırlı olmasını dilediğine ve emeği geçen herkesi tebrik ettiğine, Andımız konusundaki idari yargı kararı uygulandığında da teşekkür edeceklerine, 27’nci Dönem Üçüncü Yasama Yılında milletin çözüm bekleyen ihtiyaçlarına yer verilmediğine, İYİ PARTİ Genel Başkanı Meral Akşener’in liderliğinde milletin sorunlarını gündeme getirmeye ve takipçisi olmaya devam edeceklerine ilişkin açıklaması

AYHAN EREL (Aksaray) - Teşekkürler Sayın Başkanım.

İnsanlık tarihinin en utanç verici hadiselerinden bir olan 11 Temmuz Srebrenitsa katliamının 25’inci yıl dönümü. Bundan tam yirmi beş yıl önce Bosna Hersek’in Srebrenitsa kentinde ağır silahlı Sırp Ordusu tarafından 8.372 Boşnak kardeşimiz katledildi. Acısını hâlâ yüreklerimizde hissettiğimiz yaşanan bu vahşeti unutmadık, unutturmayacağız çünkü Aliya İzzetbegoviç’in dediği gibi “Unutulan soykırım tekrarlanır.” Bosna’da Sırplar tarafından yapılan soykırım sırasında vurulan 4 yaşındaki bir çocuğun ölmeden önce annesine sorduğu “Çocukları küçük kurşunla öldürürler, değil mi anne?” sorusu gözlerimizi buğulandırıp yüreklerimizi hâlâ yakmaktadır. Masum bir çocuğun ağzından çıkmış bu soruyu, bugün, Doğu Türkistan’da ve dünyanın kim bilir kaç yerinde, yüz binlerce çocuk sormaktadır. Bosna Hersekli kardeşlerimizin acılarını paylaşıyor, katledilen binlerce Bosnalı kardeşimize Allah’tan rahmet diliyorum.

Hükûmetin alacağı idari bir kararla açılabilecek Ayasofya Camisi, nihayet, Danıştay kararı üzerine dün ibadete açıldı. Bundan böyle Ayasofya Camisi ibadete açık, siyasi istismara kapalı olacaktır. Aziz Türk milletine hayırlı olsun. Emeği geçen herkesi, Genel Başkanımız Sayın Meral Akşener gibi, ben de tebrik ediyorum. Siyasi iradenin Andımız konusunda da idari yargı kararına uyarak “Varlığımız Türk varlığına armağan olsun.” ülküsüyle yetişen ve bu uğurda can veren, bedel ödeyen Türk milletinin arzusuna da duyarsız kalmayacağını ve bu kararı uyguladığında da, bir de bunun için teşekkür edeceğimizi duyurmak istiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

AYHAN EREL (Aksaray) – Şimdi, ülke sorunlarına baktığımız da 27’nci Dönem Üçüncü Yasama Yılı boyunca Türkiye Büyük Millet Meclisinde milletimizi doğrudan ilgilendiren ve çözüm bekleyen acil ihtiyaçlara maalesef yer veremedik. Polisimizin, öğretmenlerimizin, sağlık çalışanlarımızın ve din görevlilerimizin uzun yıllardır beklediği 3600 ek gösterge sorununu, kamuda aynı işi yapan çalışanlarımızın farklı ücret almasını dile getirdik. Ayrıca EYT sorunu, uzman erbaş ve jandarmanın mali ve sosyal haklarını alması, berberinden terzisine, taksicisinden oto tamircisine kadar 2 milyon esnaf ve sanatkârımızın, ayrı ayrı, mesleklerine ait sorunları, çiftçimizin üretimden kopmaması için borç erteleme ve yüksek elektrik fiyatları gibi birçok sorun, maalesef, çözümsüz kaldı. Gençlerimizin beklenti ve ümitlerine duyarsız kaldık, hayallerinin katili olduk.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın.

Buyurun.

AYHAN EREL (Aksaray) – Bunları çözmek ve konuşmak yerine, tali gündem ve tali gündem konularıyla, maalesef, meşgul edildi. İYİ PARTİ olarak milletimizin çözüm bekleyen bu sorunları için getirdiğimiz tüm önergeler, maalesef, kabul edilmedi, gündeme dahi alınmadı. Dedik ki: Bizden geldi diye kabul etmiyorsanız siz getirin, biz tüm varlığımızla size destek olalım; yeter ki milletimizi birinci derecede ilgilendiren bu temel sorunları çözelim, vatandaşımız nefes alsın; vatandaşımız huzura, refaha kavuşsun.

Bilin ki milletimize verdiğimiz sözü tutacağız. İYİ PARTİ Genel Başkanımız Sayın Meral Akşener’in liderliğinde, milletimizin sorunlarını gündeme getirmeye ve takipçisi olmaya ısrarla devam edeceğiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Evet, son cümlelerinizi alayım.

Buyurun.

AYHAN EREL (Aksaray) – Bu sorunları çözmeye enerjiniz ve vaktiniz yetmezse, Türk milletine sözümüzdür, İYİ PARTİ iktidarında, İYİ PARTİ olarak Türk milletinin tüm sorunlarını çözeceğiz.

Teşekkür ederim Başkan.

BAŞKAN – Sayın Özkoç, buyurun.

22.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un, Srebrenitsa katliamının 25’inci yıl dönümüne, 8 Temmuz tarihinde Sakarya ili Hendek ilçesindeki havai fişek fabrikasında meydana gelen patlamanın araştırılması amacıyla verdikleri Meclis araştırması önergesinin kabul edilmediğine ve 9 Temmuz 2020 tarihinde Sakarya ilinde ikinci bir patlamanın meydana geldiğine, sorumlularının yargılanması ve gerekli önlemlerin alınabilmesi için siyasi parti gruplarının birlikte hareket etmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; bugün 11 Temmuz, Srebrenitsa katliamının 25’inci yıl dönümü.

İnsanlığın utancı olarak tarihe kaydolan bu acı olayda 8 binden fazla Bosnalı Müslüman kardeşimiz hunharca katledilmiştir. Tüm dünyada adalet arayışının ve acının sembolü olan katliam, hâlâ açık bir yaradır. Kimlik tespitleri hâlâ devam etmektedir. Buradan tüm kardeşlerimize bir kez daha Allah’tan rahmet, tüm Bosnalılara başsağlığı diliyorum.

Giden masum canlar, geride kalan yarım hayatlar ne yazık ki her toplumun adalet ve hak arayışının temelinde yer alır. Bir hafta içinde memleketim Sakarya’da üst üste gelen patlamalar, parçalanan hayatlar ateşin düştüğü yeri yaktığını bir kez daha göstermektedir. Her 2 olayda da olay yerlerini gördüm; hastaneleri, yaralıları gördüm; anneleri, eşleri, çocukları, bu büyük ve tarifsiz acıları gördüm. Yaşamını yitiren evlatlarımıza son görevlerimizi yerine getirdik. Onların anısına ve ailelerine, geride kalan tüm işçi kardeşlerimize söz verdik: “Acılarını unutturmayacağız, peşini bırakmayacağız.” dedik. Bir kez daha yaşanmaması için tüm gücümüzü ortaya koymalıyız. Bugün Meclise bir araştırma önergesi daha getiriyorum; tüm Meclisin, bütün siyasi parti gruplarının, değerli milletvekili arkadaşlarımın vicdanına sesleniyorum. İlk önergemiz 8 Temmuz 2020’de kabul edilse, olayın üzerine titizlikle gidilmiş olsa 2’nci patlama belki de bir gün sonra, 9 Temmuz 2020’de gerçekleşmeyebilirdi. “Kaza” diye kayda geçirilen tüm bu iş cinayetleri ihmallerle, iş bilmezliklerle, umursamamazlıkla birlikte geliyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

Buyurun.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Biz o evlatlarımıza hep birlikte sahip çıkmalıyız. Patronunun kâr hırsına, ucuzluğa, iş bilmezliğe teslim edemeyiz evlatlarımızı. Kayıp giden hayatların önüne geçmeliyiz; çocukların gözyaşının, yarım kalmış hayatların önüne geçmeliyiz; acıların önüne geçmeliyiz. Tüm siyasi parti grupları bir olalım, temsilcilerimizle bir komisyon oluşturalım; bu patlamalardan hareketle sorumluluların yargılanması, önlemlerin alınması için hep birlikte harekete geçelim.

Saygılar sunarım.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Akçay, buyurun.

23.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Srebrenitsa katliamının 25’inci yıl dönümü vesilesiyle katledilen binlerce Bosnalıyı ve Aliya İzzetbegoviç’i rahmetle andığına ilişkin açıklaması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Tarih, çeyrek asır evvel, Avrupa’nın göbeğinde, acısını hâlâ yüreklerimizde hissettiğimiz bir soykırıma tanıklık etmişti. 11 Temmuz 1995’te, Sırp devlet adamları Karaciç ve Miloseviç’in emirleriyle, katil Mladiç komutasındaki Sırplar yaklaşık 8.500 Boşnak’ı vahşice katletmişti. Sözde uygar Batı, gözleri önünde cereyan eden bu kıyıma sessiz kalmış ve insanlık tarihinin en utanç verici vahşetine tanık olmuştur. 11-16 Temmuz 1995 tarihleri arasında Srebrenitsa’da yaklaşık 2 milyon 200 bin kişinin evini terk etmek zorunda kaldığı, 100 binin üzerinde insanın toplama kamplarında işkenceye uğradığı, 25 binden fazla Boşnak kadının tecavüze uğradığı, Boşnakların kültürel varlığını yansıtan camilerden 985’inin yok edildiği Bosna Savaşı’nın en trajik günleri yaşanmıştır. Katil Mladiç “Türklerden intikam almanın vakti geldi.” sözüyle Batı’nın Türk milletine olan asırlık kinini ortaya koymuştur. Osmanlı’nın nizamıâlem ülküsüyle adaletle yönettiği topraklar Batı’nın ırkçı, Darwinist, sömürgeci ve materyalist zihniyetiyle kana bulanmıştır. Acısı hâlâ yüreklerimizi yakan bu utanç vesikası, insanlığın vicdanına yapılmış bir saldırıdır. Bütün dünya kamuoyunun önünde gerçekleşen katliam, 20’nci yüzyılın en büyük insanlık suçlarından biridir.

Bu vesileyle, Srebrenitsa’da katledilen binlerce Bosnalıyı ve Aliya İzzetbegoviç’i bir kez daha rahmetle anıyorum. İnsanlığın bir kez daha böyle acılar yaşamamasını temenni ediyorum.

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Oluç, buyurun.

24.- İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un, Srebrenitsa katliamının 25’inci yıl dönümü vesilesiyle hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet dilediğine, 2007 yılında Srebrenitsa katliamının Uluslararası Adalet Divanı tarafından soykırım olarak tanımlandığına ve sorumlularının mahkûm edildiğine, TESK Genel Başkanı Bendevi Palandöken’in pandemi dönenimde esnafın yaşadığı sorunları ve taleplerini ifade ettiği mektubuna, DİSK Araştırma Merkezi tarafından yayımlanan İşsizlik ve İstihdamın Görünümü Raporu’na ve Amerikan İlerleme Merkezinin “Türkiye Medyasındaki Değişim” başlıklı araştırmasına ilişkin açıklaması

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın vekiller, 11-18 Temmuz 1995 tarihleri arasında Sırp askerleri ve bağlı paramiliter gruplar Birleşmiş Milletlerin güvenli bölge ilan ettiği Srebrenitsa kasabasında, tüm dünyanın gözleri önünde, 8 binden fazla Boşnak Müslüman’ı katletti. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Avrupa coğrafyasında yaşanan en büyük katliam olarak tarihe geçen bu vahşet, günümüzde de yüz binlerce insanın yaşamına sebep olan, kendi millî veya dinsel kimliğinden farklı olan hiç kimseye hayat hakkı tanımayan soykırımcı zihniyetin çarpıcı örneklerinden biri olarak tarihe geçti. Maalesef, benzer vahşetler, son kırk yılda, Orta Doğu’nun birçok bölgesinde de yaşanmıştır ve hâlen de yaşanmaktadır.

Srebrenitsa katliamı 2007 yılında Uluslararası Adalet Divanı tarafından “soykırım” olarak tanımlandı, birinci dereceden sorumlular mahkûm edildi. Bugün hâlâ yirmi beş yıl önce öldürülen cenazelerin defin işlemleri yapılmaktadır.

25’inci yıl dönümünde Srebrenitsa soykırımının sorumlularını tarih önünde bir kez daha lanetliyoruz. Bu katliamda hayatını kaybeden binlerce insana Allah’tan rahmet diliyor ve Bosna halkının acılarını paylaşıyoruz.

Aliya İzzetbegoviç’in “Soykırımı unutmayın. Unutulan soykırım tekrarlanır.” sözünü de herkese bir kez daha hatırlatıyoruz.

Sayın milletvekilleri, geçtiğimiz günlerde Türkiye’deki esnafların temsilcisi olan TESK Başkanı Bendevi Palandöken bir mektup yayınladı ve esnafların yaşadığı sorunları ifade etti ve taleplerini sıraladı. Bu talepler içinde özellikle bazı konular, esnafların gerçekten pandemi döneminde karşı karşıya kaldıkları sorunların ne kadar büyük olduğunu gösterdi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin lütfen.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Ve taleplerin içine baktığımızda esnaf ve sanatkârlarımız ile yanlarında çalışanların ödeyecekleri SGK primleri yıl sonuna kadar devlet tarafından karşılanmalı gibi, esnaf ve sanatkârlarımızca ödenen iş yeri kira stopajı uygulamasına son verilmeli gibi, temel gıda maddeleri ile temizlik ürünlerinden katma değer vergisi alınmamalı ya da oran yüzde 1’e indirilmeli gibi birçok talep vardı. Ve bu taleplerin tamamına baktığımız zaman şunu görüyoruz ki pandemi döneminde iktidarın “Esnaflara çok büyük imkânlar tanındı ve bu pandemi dönemindeki krizi çok iyi atlattılar.” yönündeki bütün iddiaları, aslında, TESK Başkanı Bendevi Palandöken’in yazdığı mektupla beraber ortadan kalkmış oldu. Esnaf büyük sıkıntı yaşıyor pandemiden kaynaklı olarak ve bu sıkıntıların çözümleri doğrultusunda iktidar adım atmıyor, sadece palyatif tedbirlerle geçiştiriyor. Ama sadece bununla sınırlı değil.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın lütfen.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Yine, dün, DİSK Araştırma Merkezi (Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu Araştırma Merkezi) TÜİK’in Nisan 2020 hane halkı iş gücü araştırması verilerini değerlendirdi. Bu, mart, nisan ve mayıs aylarını kapsayan bir değerlendirme yani yine pandemi dönemiyle ilgili ve bu değerlendirmeye göre İşsizlik ve İstihdamın Görünümü Raporu’nu yayınladı. Bu rapora baktığımız zaman da iktidarın iddia ettiğinin, özellikle Hazine ve Maliye Bakanın iddia ettiğinin tam tersi bir tabloyla karşı karşıya bulunduğumuzu görüyoruz ve TÜİK’in bütün hormonlu verilerine dayanarak bile baktığımızda, aslında durum vahim. “Covid-19 nedeniyle revize edilmiş geniş tanımlı işsizlik ve iş kaybı 17,7 milyonu aştı.” diyor DİSK-AR raporunda. “Covid-19, 11 milyona yakın yeni iş kaybı ve işsiz yarattı.” diyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın artık, lütfen.

Buyurun.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Kadın iş gücü sayısında yüzde 13,9, kadın istihdam sayısında ise yüzde 11,9 azalma olduğunu vurguluyor. “İstihdam bir yılda 2 milyon 585 bin kişi düştü.” diyor rapor. “İş başında olanların sayısı 7,1 milyon düştü.” diyor rapor ve “Ümitsiz işsizlerin sayısı da 553 binden 1 milyon 310 bine yükseldi.” diyor. Aslında, bütün bu veriler Türkiye’deki işsizlik meselesinin ne kadar yakıcı bir hâle geldiğini bir kez daha gösteriyor ve iktidarın çizdiği pembe tabloların aslında gerçekle en ufak bir ilişkisi olmadığını çok açık ve net biçimde vurguluyor. Bunlara değinmek istemiştim.

Tabii, bir konu daha var, çok kısaca -izin verirseniz- üç cümleyle ona da değinmek istiyorum: Bir araştırma yayınlanmıştı, Amerikan İlerleme Merkezinin “Türkiye Medyasındaki Değişim” başlıklı bir araştırması.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen, rica ediyorum.

Buyurun.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Tamamlıyorum efendim.

O araştırmaya göre halkın yüzde 70’i Türkiye’deki basının taraflı ve güvenilmez bilgi sunduğu, yüzde 56’sı ise basının Hükûmet kontrolünde olduğu, özgürce kendisini ifade edemediği görüşünde. İlginç olan şu: Bu araştırmaya göre MHP seçmenlerinin çoğunluğu “Türkiye’de medya özgür değil.” derken ankete katılan Adalet ve Kalkınma Partisi seçmenlerinin yüzde 50’si, MHP seçmenlerinin ise yüzde 63’ü Türkiye’deki basını taraflı ve güvenilmez buluyor. Elbette ilginç, anketin bütün verilerine de bakmak gerekiyor fakat iktidarın işsizlik ve hayat pahalılığı konusundaki çizmeye çalıştığı pembe tablolar ile basın konusundaki bu verileri karşılaştırdığımızda kamuoyunda hiçbir inandırıcılığı olmadığı da bir kez daha ortaya çıkmış oluyor.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Özkan…

Cahit Bey, buyurun.

25.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, Ayasofya’nın seksen altı yıllık aradan sonra tekrar cami statüsüne kavuştuğuna, Danıştay kararının Ayasofya’nın ilelelebet cami olarak kalacağının tespiti olduğuna ve 24 Temmuz tarihinde kılınacak cuma namazıyla fiilî olarak ibadete açılacağına, Srebrenitsa katliamının 25’inci yıl dönümü vesilesiyle katledilen mazlumlara Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, bugün, Ayasofya, cami statüsüne seksen altı yıllık aradan sonra kavuştu ve böylelikle güneşe ilk uyandığı gün. Bu noktada Danıştay kararı çok önemli çünkü Danıştayın hukuki olarak tespit ettiği durum, bundan sonra ilelebet Ayasofya’nın cami olarak kalacağının da tespitidir, kararıdır. Hemen akabinde, Cumhurbaşkanımızın Kültür ve Turizm Bakanlığından Diyanet İşleri Başkanlığına devriyle ilgili aldığı karar da hamdolsun, aradan geçen süre zarfında, o yokluk yıllarını ortadan kaldırmış ve Ayasofya Cami, Fatih Sultan Mehmet Vakfının vakfiyesine uygun bir şekilde cami hüviyetine kavuşmuştur.

İnsanlığın ortak mirası olan Ayasofya, yeni statüsüyle Müslüman, gayrimüslim, bütün insanlığın bütün ziyaretçilerine açık olacaktır. İnşallah, 24 Temmuz tarihinde cuma namazıyla beraber ibadete fiilî olarak da açılacaktır. Türkiye Cumhuriyeti bayrağı neyse başkenti neyse, 81 ili neyse Fatih Sultan Mehmet’in vakfiyesine uygun bir şekilde Ayasofya’nın cami hüviyetine kavuşturulması da aynı anlamı ifade etmektedir.

Aziz milletimizin farklı siyasi düşüncelerden, inançlardan, yaşam tarzı tercihlerinden… Herkesin üzerinde ittifakla mutabakata vardığı bir konu varsa o da Ayasofya’dır. Yahya Kemal “Bu devletin iki manevi temeli vardır: Fatih’in Ayasofya minaresinden okuttuğu ezan, Selim’in Hırka-i Saadet önünde okuttuğu Kur’an’dır.” der. Ve yine Nazım Hikmet:

“İslam’ın beklediği en şerefli gündür bu;

Rum Konstantiniyye’si oldu Türk İstanbul’u!”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlar mısınız sözlerinizi?

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – “Cihana karşı koyan bir ordunun sahibi,

Türk’ün genç padişahı bir gök yarılır gibi

Girdi ‘Eğrikapı’dan kır atının üstünde;

Fethetti İstanbul'u sekiz hafta üç günde!

O ne mutlu, mübarek bir kuluymuş Allah'ın…

‘Belde-i Tayyibe’yi fetheden padişahın,

Hak yerine getirdi en büyük niyazını:

Kıldı Ayasofya'da ikindi namazını.”

Yani sağdan, soldan, bütün milletimizin üstünde ittifak ettiği Ayasofya, Necip Fazıl’ın, Osman Yüksel Serdengeçti’nin, Nihal Atsızların arzusuna, aziz milletimizin talebine uygun şekilde aslına irca etmiştir; hayırlı, mübarek olsun.

Tabii, diğer taraftan da biz milletçe medeniyet olarak bütün dünyaya, bütün insanlığa hoşgörüyü, farklı düşünce ve inançlara saygıyı, mazlumlara açtığımız kucağı bütün tarihimiz boyunca gösterirken Avrupa’nın göbeğinde yirmi beş yıl, çeyrek asır önce…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın lütfen Sayın Özkan.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – …Srebrenitsa’da, her yıl onlarca, yüzlerce insan hakları bildirgelerinin yayınlandığı bir dönemde, maalesef, yüz binlerce insan katledilmiş; kadınlara tecavüz edilmiş, insanlar açlık ve yoklukla kırılmıştır.

Şimdi, bunlara baktığımız zaman, devletlerin ve milletlerin, medeniyetlerin genlerinde ne varsa o tezahür ediyor. Köylü isyanları, Yüz Yıl Savaşları, Birinci ve İkinci Dünya Savaşları ve Otuz Yıl Savaşlarıyla Avrupa geçmişte nasıl kan ve gözyaşına boğulmuşsa, maalesef, aynı kültür yeniden Srebrenitsa’da nüksetmiştir. Bu anlamda, özellikle o günlerde Boşnak halkın lideri olan Aliya İzzetbegoviç’in sözleri manidardır çünkü acıyı bizzat kendisi yaşamıştır. “Batı hiçbir zaman uygar olmamıştır ve bugünkü refahı, devam edegelen sömürgeciliği; döktüğü kan, akıttığı gözyaşı ve çektirdiği acılar üzerine kuruludur.”

Maalesef, coğrafyamızda yaşanan, Suriye’deki dramlar da petrol, para ve silah üzerinden Batı uygarlığının yürüttüğü emperyalist hedeflerin neticesinde meydana gelmiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi lütfen.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Bu emperyalist hedeflere karşı milletçe mazlumların ve gönül coğrafyasının âdeta sığındığı bir liman olduk ve bundan sonra da olmaya devam edeceğiz.

Sözlerimi tamamlarken bir kez daha Srebrenitsa’da katledilen bütün o mazlumlara Allah’tan rahmet diliyor, mekânları cennet olsun diyor; tarih nezdinde, bütün insanlığın, bunların hesabını sorması gerektiğini ve soracağını bir kez daha ifade ediyorum.

Genel Kurulu saygıyla sevgiyle selamlıyorum.

BAŞKAN – Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

İYİ PARTİ Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

VI.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- İYİ PARTİ Grubunun, Eskişehir Milletvekili Arslan Kabukcuoğlu ve 20 milletvekili tarafından, ülkede imtiyaz hakkı ve özelleştirme uygulamalarının Anayasa ve kanunlara uygun yapılıp yapılmadığının ve araç muayene hizmetleri başta olmak üzere bazı kamu hizmetlerinin tekelci yapıya dönüşmesinin sebeplerinin araştırılması, özel sektöre devredilen kamu hizmetlerinden vatandaşların daha kaliteli ve ucuz hizmet alabilmesi için yapılması gerekenlerin belirlenmesi amacıyla 9/7/2020 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 11 Temmuz 2020 Cumartesi günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

11/7/2020

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 11/7/2020 Cumartesi günü (bugün) toplanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                                                  Orhan Çakırlar

                                                                                                                                         Edirne

Öneri:

Eskişehir Milletvekili Arslan Kabukcuoğlu ve 20 milletvekili tarafından “ülkemizde imtiyaz hakkı ve özelleştirme uygulamalarının Anayasa ve kanunlara uygun, şeffaf, adil ve amacına yönelik yapılıp yapılmadığının, araç muayene hizmetleri başta olmak üzere bazı kamu hizmetlerinin tekelci yapıya dönüşmesinin sebeplerinin araştırılması, özel sektöre devredilen kamu hizmetlerinden vatandaşımızın daha kaliteli ve ucuz hizmet alması için yapılması gerekenlerin araştırılması” amacıyla 9/7/2020 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına sunulmuş olan Meclis araştırması önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerin 11/7/2020 Cumartesi günkü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere İYİ PARTİ Grubu adına Sayın Arslan Kabukcuoğlu.

Buyurun. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA ARSLAN KABUKCUOĞLU (Eskişehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; başta TÜVTÜRK olmak üzere, kamu hizmetlerinin tekelci yapıya dönüşmesiyle ilgili partimizin verdiği önerge üzerinde söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlarım.

Türkiye’de araç muayene istasyonlarını özelleştirme macerası 2002 yılında başlamıştır. O tarihte özelleştirilen araç muayenesi, daha sonra AK PARTİ iktidarı tarafından bozulmuş ve bir dizi adli işlemlerden sonra 2007 yılında TÜVTÜRK’e devredilmiştir. Bu neyi hatırlatıyor derseniz sayın milletvekilleri?

Medarıiftiharımız olan bir haberleşme firmasını bir Arap firmasına devretmiştik. Ben de dâhil pek çok milletvekili buradaki yolsuzlukların, kayıpların üzerinde konuşmuştuk, dikkatlerinizi çekmek istemiştik. Burada, gerçekler gözlerinizin önüne serildi, Arap firmasıyla içli dışlı oldunuz. Firma gayrimenkulleri sattı, seyrettiniz; bakır telleri sattı, seyrettiniz, 20 milyar dolar kadar zarara neden oldu. Şimdi, TÜRK TELEKOM Türk vergi mükelleflerinin gözüne bakmaktadır.

TÜVTÜRK’le anlaşmada, firma birtakım yatırımlarda bulunacak, araç muayene ücretlerini Ulaştırma Bakanlığı belirleyecektir. İmtiyaz süresi yirmi yıldır. Burada, firmaya devlet eliyle Türk vatandaşları teslim edilmekte, yıllar içerisinde değişik oranlarda hasıla paylaşılmaktadır. Devletin hasıladan alacağı pay yıllara göre şöyledir: Üç yıl yüzde 30, yedi yıl yüzde 40 ve son on yıl da yüzde 50’dir. Firmanın açıkladığına göre, kendisine kalan pay, şimdiye kadar olan zaman zarfında 3 milyar 846 milyon dolardır.

2019 yılında enflasyon yüzde 11,8 olduğu hâlde, ağır vasıta ve otomobil ücretlerindeki muayene fiyatlarında artış yüzde 22 olmuştur. Tekrar ediyorum: Araç muayene ücretlerindeki artış, enflasyonun 2 mislidir. Bir ülke, vatandaşlarını bir firmayla bir olup kazıklayamaz. Eğer motorlu taşıtlardan bir gelir elde etmek istiyorsanız Hükûmetin elinde vergi almak gibi bir enstrüman var. Ülkemizde pek çok sosyal sınıf kan ağlıyor. Ağır vasıta şoförleri, ağır vasıta sahipleri nafakasını çıkarmakta zorlanmaktadır; hatta, bazıları bu yolda canlarına kıyıyorlar. Muayene ücretlerine yüzde 22 zam yapıyorsunuz, bu, vatandaşa reva mıdır? Ayrıca, firma burnundan kıl aldırmıyor. En çok bir ay beklemeye dahi tahammülü yok, kredi kartlarını kabul etmiyor.

Sayın milletvekilleri, AK PARTİ Hükûmeti, vatandaşlarını bir firmaya teslim etmiştir, gözünün yaşına bakmıyor. Firmaya bu kadar avantaj sağlarken Hükûmetle aralarında ne tür irtibat var, doğrusu bu da merak konusudur.

Burada, işin sahibi kamu otoritesidir. Kamu otoritesi, belli kriterlere dayalı, rekabete açık ve bu rekabeti gerçekleştirme kabiliyetlerine sahip firmalara işi ihale edebilir. Yirmi yıllık imtiyaz sözleşmesi çok uzun bir süredir. Devlet, vatandaşlarına kaliteli hizmeti ucuza satmanın yollarını aramalıdır. Firmanın şimdiye kadar kazandığı para, yatırımlarının ve masraflarının kat kat üzerindedir. Ne demek çağdaş bir ödeme aracı olan kredi kartlarıyla ödemeyi kabul etmemek? Firma bu kadar cesurdur, bu kadar gözü karadır.

TÜVTÜRK-Ulaştırma Bakanlığı sözleşmesi iptal edilmeli, kaliteli ve ekonomik bir hizmet vatandaşa verilmelidir. Eğer devletin amacı araç vergisi ise bunu açıkça uygulamalı ve bu kalemden vergisini toplamalıdır, bir özel firmayla vatandaştan aldığı parayı paylaşmamalıdır.

Milletimizin hak ve menfaatlerini korumakla görevli yüce Meclisimiz, araç muayene hizmetleri başta olmak üzere kamu hizmetlerindeki tekelci yapıya dönüşmenin önüne geçmeli, özel sektöre devredilen kamu hizmetlerinden vatandaşlarımızın daha kaliteli ve ucuz yararlanması için yapılması gerekeni yapmalı ve araştırmalıdır.

Hepinize saygılar sunarım. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Sayın Rıdvan Turan. (HDP sıralından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA RIDVAN TURAN (Mersin) – Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Metnin gerekçe bölümü biraz geçmişi referans almış -yani 1910’lardan- bunu çok anlamış olmamakla birlikte, içeriğinde anlatılmış olan şeyin son derece haklı olduğunu ifade etmek isterim. Aslında bir özelleştirme sürecinden bahsedilecekse, özellikle kamu kaynaklarının sermayeye devri biçiminde gerçekleşen bir süreçten bahsedilecekse 80’leri, daha doğrusu 86’yı referans almak daha doğru olacak. 86 ila günümüz arasında aşağı yukarı 68 milyar dolarlık bir özelleştirme gerçekleştirildi. Bunun 60 milyar doları AKP döneminde, son on sekiz yıl içerisinde gerçekleştirildi. Yani şöyle söylemek mümkün: Esasen cumhuriyetin kuruluşundan bu zamana kadarki bütün kamusal birikimler, ederi 68 milyar dolara sermayeye devredildi. Bugün, demir çelik fabrikalarından gıda üreten, piyasayı regüle eden devlet kurumlarına kadar, elektrik firmalarına kadar, telekomünikasyon firmalarına kadar, bunları 68 milyar dolara yeniden yapabilmek mümkün değil, en az 10-15 katı daha fazla para harcamanız gerekir. Aslında bu arzi bir durum değil arkadaşlar, yani özelleştirme yapılırken “Ya bu özelleştirmenin iyisini yapsaydık.” diye bir şey söz konusu olmaz. Özelleştirmenin esası, kamu kaynaklarının özelleştirilmesinin esası, bir, sermayeye aktarım biçimidir; kamunun elindeki kaynakların, sermayeye, daha genel bir ifadeyle patronlara peşkeş çekilmesidir. O nedenle hayırlı özelleştirme falan yoktur.

Ben çok yakından biliyorum, SEKA özelleştirildiğinde 2 tane makinanın fiyatı özelleştirmeden alınan paraya denk geliyordu. SEKA’nın Kocaeli’deki olağanüstü arazisiyse patronun cebine kâr kaldı.

Şimdi, kamu kaynakları özelleştiriliyor, hâlâ da bu süreç devam ediyor. Bunlardan bir tanesi –metinde de ifade edildiği gibi- araç muayene istasyonları. Ya bu TÜVTÜRK denilen yapı bir kara delik gibi. Özellikle, çalıştırdığı insanlara karşı tutumu, çalışma koşulları kesinlikle ve kesinlikle insani ölçütlerin dışında. Her türlü örgütlenme özgürlüğü askıya alınıp sefalet ücretiyle insanlar orada çalıştırılıyor. Ayrıca, bu fiyatların, ücretlerin tümünün de yani bizden talep edilen, araç sahiplerinden talep edilen ücretlerin tümünün da fahiş olduğunu biliyoruz.

Kamu kaynaklarının özelleştirilmesi denilince mutlaka konuşulması gereken şeylerden bir tanesi de elektriğin özelleştirilmesi. UEDAŞ’ından DEDAŞ’ına kadar arkadaşlar, bunlar üzerinde yeterli denetim yok.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

RIDVAN TURAN (Devamla) – Bakın, DEDAŞ’la uğraşıyoruz haftalardır. Bölgede, özellikle Mardin ve Urfa bölgesinde elektrik kesintisine bağlı olarak hayvanlar telef olmakta, tarımsal alanlar kurumakta. Firmayla da görüştük ama firmanın makul bir izahatı bu konuda yok. Elektriğini ödemeyenlerin elektriğini keserken ödemiş olanların elektriğinin niye kesildiğine dair zerreyimiskal kadar bir izahat yok.

Yani, uzun lafın kısası şu: Siz kamu kaynağını özelleştirdiğinizde, birine bundan kâr et, bundan para kazan diye verdiğinizde onların bütün amacı bir sosyal hizmet sunmak, bir kamusal hizmet sunmak değil, ceplerini doldurmak. Devlet de bu sürece AKP iktidarıyla birlikte seyirci kalmış durumda. Dolayısıyla bu meselenin bütün veçheleriyle -özelleştirmenin ve kamu kaynaklarının özelleştirilmesinin- yeniden ele alınması, değerlendirilmesi ve aslında özelleştirmelerin tekrar kamulaştırılması gerekir.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Çetin Osman Budak, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ÇETİN OSMAN BUDAK (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

2002 yılında iktidara gelişinizle birlikte, dönemin Maliye Bakanı tarafından sizin bir sloganınız oldu: “Babalar gibi satarım.” Gerçekten de babalar gibi sattınız. On sekiz yıl boyunca yaptığınız özelleştirmelerin sayısı 273’e ulaştı yani 273 kamu kurumunu, yüzde 1 bile kamunun hissesi olmayacak şekilde özelleştirdiniz.

Bakın neler olmuş? O günden bu güne on sekiz yılda yapılan özelleştirmelerin sonucunda tekelleşmeler oluşmuş. Örnek vermek gerekirse; 2003 yılında, gelir gelmez ayağınızın tozuyla TEKEL’i, özellikle de alkollü içecekleri öyle bir fiyata sattınız ki o dönemin -hatta bugün de adı sizlerle anılan- müteahhitlerine verdiniz yani üretici değil, sanayici değil, müteahhitlere verdiniz ve 200 milyon dolar gibi çok komik bir paraya -ki bir yıllık satış değeri 900 milyon dolar o zamanlarda- 200 milyon dolara verdiniz. Arkasından, iki sene gibi bir süre içinde TEKEL’in alkollü içecekleri o özelleştirmeyi alanlar tarafından 800 milyon dolara satıldı. Daha sonrası uzun hikâye.

Peki, tütünle ilgili olan konuda ne oldu? Tütünle ilgili olan konuda ilk önce -tabii, 80’li yıllarda başladı- yabancı sigaraların Türkiye’ye ithalatının serbestleşmesiyle birlikte tüketicinin ağız tadını değiştirdiniz, sonra TEKEL’i özelleştirdiniz, sonra bütün tütün üretimine kotalar getirdiniz. Türkiye’de 450 bin ton civarında tütün üretilirken şu anda 50 bin ton bile tütün üretilmiyor. Aynı zamanda, herkesin cebinde şu anda bir tek Türk markası yok, bir tek Türk markası yok ve bunun içinde de artık Türk tütünü yok, Şark tipi Türk tütünü yok. Orada da müthiş bir tekelleşmeye götürdünüz ülkeyi ve şu anda oradan elde ettiğiniz vergilerle ancak Türkiye ekonomisini ayakta tutmaya çalışıyorsunuz yani dolaylı vergilerle.

Bunun dışında, SEKA’yla ilgili de bir örnek vereceğim: Yazı tabı kâğıdında artık Türkiye bir tek tabaka kâğıt üretemiyor. Gazete kâğıdında tamamen kendi gazetelerimizin ihtiyacını karşılayan SEKA, 1’incisi Balıkesir SEKA, 2’ncisi Giresun Aksu SEKA haraç mezat satıldı. Ki Balıkesir’dekini örnek vermek gerekirse Albayraklar grubuna 1 milyon 100 bin dolardan satıldı ve mahkeme bozmasına rağmen şu anda hâlâ Albayraklar orada üretim de yapmadan araziyi koruyorlar ve gazetelerimiz şu anda ithal kâğıtla basılıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

ÇETİN OSMAN BUDAK (Devamla) – Teşekkür ederim.

Elektrik dağıtımını özelleştirdiniz sanki 1 kilovat fazla elektrik üretilecekmiş gibi… Dağıtımında öyle bir şey yaptınız ki 2020 yılında 3 defa indirim yaptınız, yüzde 63. Fakat elektrik dağıtım şirketleri yüzde 1 bile indirim yapmadı. Bu, özel sektöre gizli kaynak aktarmaktır ve siz bunu yaptınız, yüzde 63’ü dağıtım yapan şirketleri kurtarmak üzere onların cebinde bıraktınız.

Doğal gazı anlatmıyorum bile, bunları yaptınız ve tamamen rekabeti ortadan kaldırdınız. Doğu ve güneydoğuda özellikle tütün üretimi yapan köylüyü de köylerinden ettiniz ve büyükşehirlerimizde işsiz bir şekilde… Özellikle de işsizlik oranlarına da atıfta bulunacağız ama zaman kalmadı. Büyük işsiz kitleler yarattınız. Şekerde bunu yaptınız ve diğer özelleştirmelerinizle şu anda istihdamın üzerinde büyük baskılar oluşturdunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÇETİN OSMAN BUDAK (Devamla) – 9,5 milyon civarında işsizin oluşumunda da bu özelleştirmelerin etkisi vardır.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Sayın Ahmet Arslan.

Buyurun Sayın Arslan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA AHMET ARSLAN (Kars) – Saygıdeğer Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

1064’te Anadolu’ya gelen Türklerin Anadolu’da yaptığı ilk cami olan Menuçehr Camisi bizim için ne kadar kıymetliyse kutlu bir fetih sonunda beş yüzyıl cami olarak hizmet etmiş olan Ayasofya Camisi de bir o kadar kıymetlidir. İşte, bu kıymet çerçevesinde, bugünden sonra ibadet yapma şansı tanıyan herkese ama herkese en derin saygılarımızı sunuyoruz. Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan başta olmak üzere bu yolda emek sarf edenleri en derin saygılarımla selamlıyorum.

Srebrenitsa katliamını elbette ki unutmamak, unutturmamak lazım. Srebrenitsa katliamında hayatını kaybedenleri bir kere daha rahmetle, minnetle anıyorum.

İYİ PARTİ grup önerisi üzerine AK PARTİ adına birkaç şey söylemek isterim. Değerli arkadaşlar, klasik özelleştirmelerden veya yap-işlet-devretlerden farklı olarak imtiyaz sözleşmesiyle yapılmış bir ihaledir ki öncesinde Danıştayın uygun görüşü alınmıştır, 552 milyon dolar defaten para alınmıştır ve daha sonra da ilk üç yılında yüzde 30, ikinci yedi yılında yüzde 40, sonraki on yılda da yüzde 50 gelirler hazineye aktarılmaktadır ki bugüne kadar sadece 2019 yılında yaklaşık 2 milyar Türk lirası hazineye aktarılmıştır. 210 sabit istasyon, 74 seyyar istasyon, 14 seyyar traktör istasyonu, 5 motosiklet istasyonuyla ülke genelinde her yere bu hizmet yaygınlaştırılmıştır ve muayeneye giden araç sayısı oran anlamında yüzde 50 artırılmıştır. 2019 yılında 6,5 milyon araç muayeneye gitmiştir, bunların eksikliklerini tamamlamak üzere verilen sürede –ki bu ücretsiz yapılır- 9 milyonun üzerinde araç sadece geçen yıl muayeneye gitmiştir ve 4 bin istihdam sağlanmıştır ki bu önemli. İmtiyaz sözleşmelerinde kredi kartıyla ödeme yapamama kanuni bir düzenlemedir. Bu düzenlemenin değişmesi durumunda kredi kartıyla ödeme yapılabilir, bunu özellikle vurgulamak isterim. Teknik muayenede, teknik yeterlikte, donanımlı altyapı oluşmuştur, bu bir. Yetkin personelle bu hizmet verilmeye başlanmıştır, bu iki ve hizmet ücreti yani muayene ücreti imtiyaz sözleşmesinde belirlenmiş yeniden değerleme oranıyla artırılmaktadır. Burada Bakanlığın veya firmanın herhangi bir yetkisi yoktur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi, buyurun.

AHMET ARSLAN (Devamla) – Her 10 araçtan 4’ü güvensiz iken tamamı güvenli hâle getirilmiş, yakıt ve işletme giderlerinde tasarruf sağlanmış; yedek parça, onarım disiplin altına alınmış; yola zarar veren, cana ve mala kasteden eksik muayeneli araçlar yoldan çekilmiştir.

Değerli arkadaşlar, bazı genç arkadaşlarımız bilmeyebilir ama araçlar muayeneye gitmiyordu, ruhsat muayeneye gidiyordu ve muayene oluyordu. O günlerden, bu günlere geldik. Bu hizmetin ne kadar kaliteli olduğunu özellikle vurgulamak isterim.

Sadece iki şey: TELEKOM, sattığı gayrimenkullerin 10 katını satın almıştır arkadaşlar. TÜRK TELEKOM, sattığı gayrimenkullerin 10 katını satın almıştır. Bir şey daha, evet, TÜVTÜRK’te çalışan arkadaşların sendikası var ve sendika da DİSK.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Bakanım, teşekkür ediyorum.

AHMET ARSLAN (Devamla) – Değerli Başkanım, çok çok teşekkür ediyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

III. YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, yoklama talep ediyoruz.

BAŞKAN – Evet, bir yoklama talebi vardır, onu yapacağım.

Sayın Özel, Sayın Bingöl, Sayın Karabıyık, Sayın Ceylan, Sayın Yılmazkaya, Sayın Ünlü, Sayın Kaplan, Sayın Durmaz, Sayın Kaya, Sayın Şeker, Sayın Önal, Sayın Aksoy, Sayın Çelebi, Sayın Arık, Sayın Gaytancıoğlu, Sayın Tığlı, Sayın Budak, Sayın Polat, Sayın Şaroğlu, Sayın Erbay.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum ve yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı yoktur.

Birleşime on beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati:14.30

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.46

BAŞKAN: Başkan Vekili Süreyya Sadi BİLGİÇ

KÂTİP ÜYELER: İshak GAZEL(Kütahya), Burcu KÖKSAL (Afyonkarahisar)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 112’nci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

III. YOKLAMA

BAŞKAN – İYİ PARTİ grup önerisinin oylamasından önce istem üzerine yapılan yoklamada toplantı yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi, yoklama işlemini tekrarlayacağım.

Yoklama için beş dakika süre veriyorum.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklamaya başlandı)

Pusula veren arkadaşlar lütfen Genel Kurul salonundan ayrılmasınlar. Ayrıca, pusula vermeyen arkadaşlar da görüşmelerin sonuna kadar Genel Kuruldan ayrılmadan görüşmeleri takip ederlerse Divan olarak seviniriz.

(Elektronik cihazla yoklamaya devam edildi)

BAŞKAN – Arkadaşlar, lütfen kimse Genel Kuruldan ayrılmasın. Değerli milletvekilleri, rica ediyorum, lütfen…

(Elektronik cihazla yoklamaya devam edildi)

(CHP sıralarından “Süre bitti.” sesleri, İYİ PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar, müsaade edin. Şimdi pusula kontrolü yapacağım arkadaşlar, müsaade ederseniz. (CHP sıralarından “Hayır, hayır.” sesleri)

(Elektronik cihazla yoklamaya devam edildi)

BAŞKAN – Tamam, tamam, tamam arkadaşlar, tamam. (Gürültüler)

KÂTİP ÜYE BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Böyle bir şey olur mu ya? Burası Divan, ne demek “Sen kimsin?” Burası Divan.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ya, yok, bir şey yok.

BAŞKAN – Arkadaşlar, müsaade edin, elektronikte zaten 196 çıktı.

KÂTİP ÜYE BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – “Sen kimsin?” diyor, sen kimsin? Ben, Başkanlık Divanı üyesiyim.

AKİF ÇAĞATAY KILIÇ (İstanbul) – Ne bağırıyorsun?

BAŞKAN – Önceden gelmiş zaten 8-10 pusula var, kontrol edeceğim. Arkadaşlar, lütfen…(Gürültüler) Rica ediyorum, değerli milletvekilleri, lütfen herkes yerine otursun. Başkanlığın önünü boşaltın lütfen.

KÂTİP ÜYE BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Özgür Başkan, bana geldi “Sen kimsin?” diyor ya!

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Kim diyor onu?

KÂTİP ÜYE BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) - Kütahya Milletvekili Ahmet Tan “Sen kimsin?” diyor bana.

BAŞKAN – Başkanlığın önünü boşaltın lütfen.

AYHAN ALTINTAŞ (Ankara) – Müdahale edin Başkanım. Divana sahip çıkın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Semih Yalçın? Burada.

Sayın Ahmet Erbaş? Burada.

Sayın Zülfü Tolga Ağar? Burada.

Sayın Serkan Bayram? Burada.

Şu an itibarıyla geçti ama tekrar kontrole devam edeceğim.

Sayın Ziver Özdemir? Burada.

Toplantı yeter sayısı vardır.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - En arkadakini de okusana Başkan, en arkadakini.

BAŞKAN – Çıkardım arkadaşlar, gerek yok, olanları vereceğim. Sisteme girdiğini söyledi, geri istedi, o yüzden okumadım arkadaşlar.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sorun yok.

BAŞKAN - Evet, toplantı yeter sayısı vardır.

VI.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- İYİ PARTİ Grubunun, Eskişehir Milletvekili Arslan Kabukcuoğlu ve 20 milletvekili tarafından, ülkede imtiyaz hakkı ve özelleştirme uygulamalarının Anayasa ve kanunlara uygun yapılıp yapılmadığının ve araç muayene hizmetleri başta olmak üzere bazı kamu hizmetlerinin tekelci yapıya dönüşmesinin sebeplerinin araştırılması, özel sektöre devredilen kamu hizmetlerinden vatandaşların daha kaliteli ve ucuz hizmet alabilmesi için yapılması gerekenlerin belirlenmesi amacıyla 9/7/2020 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 11 Temmuz 2020 Cumartesi günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN - İYİ PARTİ grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Halkların Demokratik Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır. Okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

Değerli milletvekilleri, arka arkaya oylamalarımız olacak, sıkışık bir takvim var, çalışmalarımızla ilgili olarak, arkadaşlarımız Meclisten ve Genel Kuruldan lütfen ayrılmasınlar.

Öneriyi okutuyorum:

2.- HDP Grubunun, Batman Milletvekili Necdet İpekyüz ve arkadaşları tarafından, normalleşme sürecinin ardından bölge illerinde artış gösteren Covid-19 vakalarının araştırılması amacıyla  11/7/2020 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 11 Temmuz 2020 Cumartesi günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

11/7/2020

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 11/7/2020 Cumartesi günü (bugün) toplanamadığından, Grubumuzun aşağıdaki önerisinin, İçtüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                                              Hakkı Saruhan Oluç

                                                                                                                                        İstanbul

                                                                                                                              Grup Başkan Vekili

Öneri:

11 Temmuz 2020 tarihinde, Batman Milletvekili Sayın Necdet İpekyüz ve arkadaşları tarafından -8103 grup numaralı- normalleşme sürecinin ardından bölge illerinde artış gösteren Covid-19 vakalarının araştırılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 11/7/2020 Cumartesi günkü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Sayın Necdet İpekyüz.

Buyurun Sayın İpekyüz. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA NECDET İPEKYÜZ (Batman) – Sayın Başkan, değerli vekiller; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Mecliste bile Covid var mı yok mu, hastalık nasıl seyrediyor diye bir telaş içerisindeyiz. Türkiye Büyük Millet Meclisi, Türkiye’de en zor dönemde çalışmadı pandemi nedeniyle ve ilk açıldığında sadece güvenlik meselesini öne alıp pandemi meselesini tekrar öteledi ve açılmasıyla beraber, bütün Türkiye’de pandemi bitti, normalleşme başladı, “Yeni normalleşme başladı.” diye bir tanım çıktı fakat biz bakıyoruz, aslında “normalleşme” dediğimiz süreç çok da anormal seyrediyor.

“Bölge illeri” diyoruz, “Kürt illeri” diyoruz, “ora” diyelim, “olağanüstü hâl illeri” diyelim, “daha önce sıkıyönetim ilan edilmiş iller” diyelim, “faili meçhul cinayetlerin olduğu iller” diyelim, “yoksul iller” diyelim, “işsizliğin en fazla olduğu iller” diyelim; arkadaşlar, bu illerde hastalık artıyor, ölüm artıyor. Burada insanlardan söz ediyoruz, dezavantajlı kesimlerden söz ediyoruz. Bunu nereden söylüyoruz? Tartışmalar başladı, turistler gelecek mi gelmeyecek mi, dışarıdan insanlar gelecek mi gelmeyecek mi diye. Sağlık Bakanlığı bir harita açıkladı ve harita neydi? Güneydoğu Anadolu yüzde 24, Batı Marmara yüzde 2; hastalık bu bölgede 12 kat fazla görülüyor ve grafiğe şöyle bir baktığımızda, bu grafiğin en üstünde Güneydoğu Anadolu Bölgesi diye yazılmış, siyah olan Türkiye ortalaması, en altta Batı Marmara. Peki, ne oluyor burada da böyle oluyor? Başka bir harita göstereyim, 31 Mart seçimleri, HDP’nin aldığı yerler…

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Yok artık ya.

NECDET İPEKYÜZ (Devamla) – 31 Mart seçimleri, kayyum atanan yerler…

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Bilerek mi yapılıyor? Ayıp artık.

NECDET İPEKYÜZ (Devamla) – Batman’da benim vekili olduğum ilde bir haftadır her gün beş saat su kesik. Sağlık Bakanı ve herkes diyor ki: “Ellerinizi suyla yıkayın, temizlenin.”

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Urfa’da da elektrik kesik.

NECDET İPEKYÜZ (Devamla) – Arkadaşımız diyor ki: “Elektrikler yok, DEDAŞ elektrikleri kesiyor.” Diyoruz ki: “Temizliğe dikkat edin.” Elektrik yok, su yok, kötü muamele var… Ve insanlar hasta oluyor.

Bakanlık ve yetkililer ne diyor? Kendinizi koruyun. Ya, iktidar nerede? Hükûmet nerede? Yetkililer nerede? Tüm yükü bireye veriyoruz. Bireye borç vermeye var… Bireye, kendini koru… Ama ne yapıyorsunuz? Yapmamanız gerekeni yapıyorsunuz, yapmanız gerekeni yapmıyorsunuz. Yapmamanız gereken nedir? İtirazlar olunca; susun, yürüyüş olunca; çıkmayın, basına demeç verince; vermeyin, sosyal medyaya itiraz edince; yapmayın… Yapmanız gereken vatandaşla beraber olmak, yurttaşla beraber olmak, o insanlara sahip çıkmak, o insanların dertlerine ortak olmak. Ama yasağa gelince varsınız, yasağı kaldırmaya gelince yoksunuz. İnsanların daha iyi olması için çaba harcarken hiçbir yerde yoksunuz, insanların kötü olması için sanki çaba harcıyorsunuz.

Dört ay yüz yirmi bir gün geçti, sözde normalleşme deniliyor, Batman’da, Siirt’te, Mardin’de, Urfa’da, Antep’te hastanelerde yer yok, yoğun bakımlarda yer yok. İnsanlar sürekli hasta oluyor ve test yapılmıyor. Testi nasıl yapıyorlar biliyor musunuz, arkadaşlar? İnsanlar gittiğinde: “Biz sadece sizden emin olursak test yapıyoruz.” diyorlar, 65 yaşını geçenlere KOAH’ı olanlara. Test yapılsın ki hastalık öğrenilsin, test yapılsın ki filyasyon çalışması yapılsın, epidemiyoloji çalışması yapılsın. Ne yapılıyor? Bunun yanında insanlar itiraz edince, söz söyleyince soruşturma açılıyor, asıl soruşturulması gereken… Bu araştırma önergesine destek olmak... Uludağ Üniversitesinde Kayıhan Pala Türk Tabipleri Birliğinin Covid İzleme Merkezinde çalışıyor. Arkadaşımız bu pandemi süreciyle nasıl baş edilebileceğini anlatırken, hakkında, Bursa Cumhuriyet Savcılığı, Bursa Valiliği ve Bursa Uludağ Üniversitesi soruşturma açıyor. Siz bilim insanlarına böyle davranırsanız, değil pandemiyle baş etmek pandemiyi artırırsınız, hortlatırsınız, insanlar arasında daha beter hastalık çıkarırsınız.

Bir diğer konu: Toplumsal katılım yok. Her şeyde “Ben her şeyi bilirim.” diyorsunuz. Pandemi kurulları oluşturmuşsunuz, sivil toplum örgütleri içinde yok, meslek örgütleri içinde yok, demokratik kitle örgütleri içinde yok. Ama ne yapıyorsunuz? Liyakati olmayan, kendinize bağlı atanmış insanları o kurullara atıyorsunuz; bürokratlardan oluşturduğunuz kurullar var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

NECDET İPEKYÜZ (Devamla) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi Sayın İpekyüz.

NECDET İPEKYÜZ (Devamla) – Başka ne yok? O kurulların hiçbir zaman toplumla bütünleşmesi yok; toplumdan uzak ama toplum adına karar veren bir yapıları var. Sosyal destek denilen bir şey yok, hiçbir zaman insanları bu sürece katma yok, tabana yayılma yok, belli bir kesimi koruma var. Siz bu süreçte, “normalleşme” dediğiniz süreçte, insanlar hastanede kırıl kırıl kırılırken yasakta varsınız, gözaltında varsınız, köpekli işkencede varsınız, her türlü kötü muamelede varsınız ve atanmış kayyumlar yerel yönetimleri yok etmiş, toplumsal katılımı yok etmiş. Bu kayyumlar suyu kesiyorlar, elektriğin açılması için çalışmıyorlar, insanların sürece katılması için çalışmıyorlar. Ne için varlar? Sanki, siz bu hastalıkta kendi kendinize her şeyi çözeceksiniz. Biz kendi kendimize her şeyi çözebiliriz ama öteden beri biliyoruz, toplumsal katılımın olduğu, halkla beraber her şeyin üstesinden gelebiliriz.

Bugün birçok hastanede yer yok. Şimdi, Diyarbakır’dan örnek vereyim: Dicle Üniversitesi hastanelerinde, Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesinde, birçok hastanede yer yok ve normal onkolojik cerrahi için, kemik iliği için birçok yerde çaba da yok.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın İpekyüz.

NECDET İPEKYÜZ (Devamla) – Teşekkür ediyorum, sağ olun. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – İYİ PARTİ Grubu adına Sayın Aylin Cesur… (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA AYLİN CESUR (Isparta) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Evet, Covid-19’u konuşuyoruz, Covid-19’u yaşamaya devam ediyoruz hep beraber. Covid-19 çok büyük sıkıntı hâlinde artarak devam ediyor. Önergede söylenenleri destekliyorum.

Dünyaya bir bakalım, ne oldu da bugünlere geldik, hap gibi bazı bilgileri size vermek istiyorum. Lütfen o hapları iyi alıp onların sonuçlarını iyi düşünelim. Eminim bu Genel Kuruldaki herkes Covid-19 sürecinin uzamamasını istiyor ve bu durumdan hepimiz mağduruz.

Dünyada toplam 12 milyon 651 bin vaka var, toplam ölüm 563 bin. Türkiye’ye bakalım: Türkiye’de toplam vaka 210 bin ve toplam ölüm de 5.323. Dünya nüfusunun yüzde 1’iyiz, hani çok iyi falan yönettik ya biz bu işi, nüfusa baktığımız zaman 2 katına yakın vakamız var. Ölüm sayısı konusunda da birçok kere anlattığımız gibi, şu şu sebeplerle, Dünya Sağlık Örgütünün sistemini kullanmamamız sebebiyle, sadece Covid pozitifleri kaydettiğimiz için -bu rakamları da- Covid pozitif olmayan Covid tanılarını maalesef biz kayıt altına almıyoruz yani iyi falan değil durumumuz.

Peki, ne yapıyoruz? Dedik ki: Neler yapalım? Test yapalım, testleri artıralım, herkese yapalım; filyasyonu iyi yapalım ki, bu yayılan bir hastalık, yayılmasın daha fazla. Maalesef test konusunda ilk başta çok gecikilmesine rağmen daha sonra bir noktaya gelmiştik, testler 55 bindi. 55 binken 46 binlerde şimdi ve günlük sayı 10 bin azalmasına rağmen günlük vaka sayısında azalma olmadı. Bu demek oluyor ki Covid-19 hızla artarak devam ediyor, yayılıyor. İkinci pik konuşuluyordu ama ikinci pike geçemedik çünkü birinci piki biz hâlâ tamamlayamadık, toparlayamadık aslında. Dünyada iyi örnekleri var, onları da biliyorsunuz. Mesela, Güney Kore’de 13 bin vaka var, toplam 288 ölüm var. Japonya’da 20 bin vaka var, 982 ölüm var ve Çin, 18 kat fazla nüfusuyla 83 bin vakası var, 4.600 -bizden daha az- ölümü var ve ölüm yok artık uzun zamandır çünkü dünya normalleşti ve toparladı.

Şimdi, ülkelerdeki son bir aylık normalleşme dönemindeki vakalara bakalım: Günlük vaka sayısı Türkiye’de 1.231, İngiltere’de 829, Fransa’da 506, Almanya’da 426, bu süreci çok kötü yöneten İtalya’da artık 208 ve İspanya’da 345. Yani onlar normalleşme kararları alırken aldığı önlemlerle artık olayı baskı altına alabilmişler, biz bu konuda maalesef bu manada hâlen bir başarıya ulaşamadık. Önlemleri gevşetirken birçok şeyi eksik yaptık. 6 Haziranda vaka sayısı 878, yoğun bakımdaki hasta sayımız ise 591’di. O zaman dedik ki: Normalleşiyorsunuz, normalleşme kararları veriyorsunuz, aman ha dikkat, bakın komşumuz İran’da buna karar verildikten sonra iki üç hafta içerisinde vaka sayısı, yoğun bakım ve ölüm sayısı 2 kat arttı. Türkiye’de de aynen öyle oldu. Biz maalesef tam doğru yapılması gerekenleri yapmadan normalleştiğimiz için gerçekten de yoğun bakımdaki hasta sayımız 1.182’ye, entübe hasta sayımız da 402’ye ulaştı yani bir ayda tam 2 katına çıktı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

AYLİN CESUR (Devamla) – Bağlayacağım Sayın Başkan.

Peki, bu durumda diğer ülkelerdeki yoğun bakımlara bakalım? Mesela, İtalya’da artık 65 yoğun bakım hastası var. Bu sonuçlar gösteriyor ki biz bu durumda maalesef iyi değiliz, şu anda iyi değiliz. Normalleşme kararları alırken yapılması gerekenleri iyi yapamadık. Neleri iyi yapamadık? Test yapma kriterlerini daralttık, oysaki genişletmemiz lazımdı. Mesela, ameliyata giden hastalara mutlaka yapılan testler daraltıldı, çok büyük yanlış. Mesela, polikliniklerde doktor “network”umuz çok var, polikliniklerde çalışan ve hastayı direkt gören doktorlardan artık tanı kriteri olarak test değil de -kaldı ki test ülkemizde yapılabilen ve bize maliyeti olmayan bir şey- BT’yle tanı konması isteniyor. Neden bu isteniyor, anlaşılmaz bir şey. Ameliyata giren hastalara ya da bir şekilde kontamine olmuş, Covid’le temas etmiş yakınlarına testler yapılmıyor. Bütün bunların sonuçları olarak maalesef gerçekten de normalleşme sürecini iyi yönetemediğimiz bir Covid-19’la karşı karşıyayız. Çok fazla toplantılar, basın toplantıları yaptık, her şekilde yapılması gerekenleri söyledik.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AYLİN CESUR (Devamla) – Sürem bitti ama ben buradan bir cümle sesleneceğim size.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Cesur.

AYLİN CESUR (Devamla) – Hepinize sesleniyorum ki, hepinizin ne kadar üzüldüğünü biliyorum.

BAŞKAN – Sayın Cesur, teşekkür ettim.

AYLİN CESUR (Devamla) – Bu önemli bir konu Başkanım.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Cesur.

AYLİN CESUR (Devamla) – Genel Kurula sesleniyorum: Lütfen, normalleşme sürecinde, yapılsın dediklerimizin yapılması için sizler de katkı sağlayın. Yakınlarımız ölüyor, insanlar ölüyor.

Hepinizi sevgiyle saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Bayram Yılmazkaya.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA BAYRAM YILMAZKAYA (Gaziantep) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; HDP grup önerisi için partim adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, bir hekim olarak Covid’le ilgili burada, nasıl, ne tür bir teklif verilirse verilsin üzerinde özenle ve önemli bir şekilde durmamız gerektiğini hepinize söylemek istiyorum. Ne acıdır ki ne söylenirse söylensin, ne kadar iyimser bir tablo bakışı yaratılırsa yaratılsın ülke olarak Covid-19’la mücadelede başarılı bir durumda değiliz. Maalesef, Dışişleri Bakanımız “Güvenli ülkeyiz, bizlere turist gönderebilirsiniz.” söylemiyle Avrupa’da ikna turuna çıkmışken biz ülkenin göbeğinde, Ankara’da “Covid salgını tehdidi fazla.” diye avukat arkadaşların Kızılay’a yürümesini ve toplanmalarını dahi yasaklıyoruz. Bu durumda, kimi, neden kandırmaya çalışıyoruz, anlamış değiliz.

Şimdi, değerli arkadaşlar, günlük ortalama 1.000 ila 1.300 arası yeni vaka sayısı, 15 ila 18 arası vefat sayısı ve gittikçe artan yoğun bakım yatış sayısı ve solunum cihazına bağlanma sayısı… Bakın, vefat sayısı ve günlük vakadan daha da önemlisi, yoğun bakıma yatmak zorunda kalan sayının fazlalığı ve solunum cihazına bağlanmış olmanın fazlalığı -bu çok önemli- arkadaşlar. Çünkü bu hastalık öyle illet bir şekilde yakalıyor ki, o hâle getirdiği takdirde, yoğun bakıma ve solunum cihazına bağlanma pozisyonuna düşürdüğü anda, o insanlarımızın neredeyse yüzde 70-80’i bütün müdahalelere rağmen -bütün ilaçlara rağmen- kurtarılamayabiliyor. Biz, maalesef, bu önlemleri almadığımız sürece bu sayı da gittikçe artıyor değerli arkadaşlar.

Şimdi, bazı illerimizde artık salgınla hiç baş edilemiyor. İllerde, insanlarımız artık hastanelerde yer bulamıyor. Şikâyeti olan ve testi pozitif olan, o an için genel durumu iyi olan hasta doğrudan evine gönderiliyor ve orada izole olması söyleniyor, hastaneye yatırılmıyor. Beklemenin verdiği stres ya da hafif şikâyetler olunca da evinde bekleyen insanlarımız panik ve korkuya kapılıyor. Sonuçta ölüm korkusu hâkim oluyor. Beni bile şahsen, bu sıkıntı nedeniyle, gece, çeşitli defalar ilimdeki insanlar aradılar. Hemen 112’yi gönderip bir şekilde hastaları gözlem altına almaya çalışıyoruz.

Değerli arkadaşlar, sizlerin de bildiği gibi defalarca söylememize rağmen malum sebeplerle, maalesef, normalleşme dönemi erken başlatıldı. Batırmış olduğunuz kötü ekonomi nedeniyle güya çarklar dönsün diye başlattığınız normalleşme, bu tablonun en önemli sebebidir. Sırf turizm canlı kalsın diye yaptığınız sınavlarla gençlerimizi tehlikeye attınız. Bu gidişle artışın ve ölümlerin önüne geçemeyiz. Yoğunluğu artan illerde ölümler daha da artacaktır, bunlardan biri de benim ilim Gaziantep. Gelin, önlemleri ülke genelinde alalım. Ülke genelinde gerekirse Bilim Kurulunu tekrar düzenleyelim, madem iyi bir sonuç alamıyoruz tekrar düzenleyelim. Bu yoğun illerdeki pandemi kurullarını yeniden düzenleyelim. Başka akıllar, başka fikirler, başka insanların tekliflerini dinleyelim. Çünkü mevcut durumda kesinlikle bir başarı söz konusu değil.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

BAYRAM YILMAZKAYA (Devamla) – Ve gerekiyorsa –ki bence gerekiyor- bu tedbirleri tekrar alalım arkadaşlar. 65 yaş üstüne belirli günlerde, belli zamanlarda yeniden sokağa çıkma yasağı gibi, ulaşımdaki yüzde 50 oranının korunması gibi veya diğer nedenleri tekrar düşünerek bu önlemleri almamız gerekiyor, aksi takdirde… Ülkemiz gerçekten iyi değil. Bakın, şu an bir başarı yok. Ben ölüm oranlarında değilim. Yoğun bakım ve entübe hasta sayısı çok önemli. Bu insanlarımız şu an sonuç itibarıyla iyi bir durumda değiller. Biz de Meclis olarak bu tür önergelerin hepsine sonuna kadar destek vermemiz gerektiğini söylüyorum.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Sayın Vildan Yılmaz Gürel.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA VİLDAN YILMAZ GÜREL (Bursa) – Sayın Başkan, kıymetli milletvekilleri; 1 Hazirandan itibaren başlayan normalleşme süreciyle birlikte bazı illerimizde görülen vaka artışları sebebiyle HDP tarafından verilen araştırma önergesi hakkında söz almış bulunmaktayım. Gazi Meclisimizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, dünyada yüz yılda bir görülen pandemik bir salgınla karşı karşıyayız. Türkiye olarak bu büyük salgına karşı devlet ve millet el ele, güçlü, kararlı ve etkin bir mücadele gösteriyoruz. 3 milyon 881 bin 410 test sayısı, 210.965 vaka sayısına karşılık, 5.323 vefat ve 191.883 iyileşmiş hasta sayısı, 2,68 mortalite hızıyla dünyanın bu anlamda en başarılı ülkelerinden biriyiz. İngiltere’de bu oranın 14,1; İtalya’da 14,3; Fransa’da 15,5 olduğu düşünüldüğünde Türkiye dünyanın en güçlü sağlık altyapısına sahip ülkesi olduğunu tescillemiş durumdadır. Özetle, güçlü sağlık altyapımızla dünyadan pozitif ayrıştık. Hastane ve diğer yataklı tedavi kurumlarının sayısını 5.500’e yükselttik. Hastane toplam yatak sayımızı 3 kat artırarak 240 bine, nitelikli yatak sayımızı da 20 kat artırarak 145 bine, yoğun bakım yatak sayımızı 20 kat artırarak 40 binin üzerine çıkardık. Toplam sağlık çalışanımızı ise 3 kat artırarak 1 milyonun üzerine çıkardık. Salgın öncesinde 10 şehir hastanesini hizmete açmıştık, salgın sürecinde ise 1’i Başakşehir Şehir Hastanesi olmak üzere, 2 pandemi hastanesiyle birlikte toplam 5 hastanemizi milletimizin hizmetine sunmuş olduk. Böylece, iki yılda yaklaşık 20 bin yatağı halkımızın hizmetine sunmuş olduk.

Tarım ülkesi olarak hiçbir gıda, tarım ve ihtiyaç maddesinin bu süreçte yoksunluğunu hissettirmedik. Hastalıktan korunmak için attığımız adımlarla pozitif ayrıştık. Dünyada maske savaşları yaşanırken Türkiye Cumhuriyeti devleti 100 milyonlarca maskeyi vatandaşımızın kapısına kadar ücretsiz olarak dağıtarak dünyadan pozitif ayrıştı. Dünyada ilk vaka görüldükten hemen sonra Bilim Kurulunu toplayarak süreci çok iyi yönettik. Tedavide dünya tecrübesinin yanında Türkiye’ye mahsus özel algoritmalar geliştirdik, filyasyonda dünyanın en başarılı ülkelerinden birisi olduk; bunu gölgelemenize izin vermeyeceğiz.

Sosyal yardım ve desteklerde, yardım diplomasisinde, üretim ve tedarik zincirimizde dünyadan pozitif ayrıştık. Salgınla mücadele ederken mali disiplini bozmadan, ekonomi ve üretimi ayakta tutacak destek ve önlemleri devreye aldık.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

VİLDAN YILMAZ GÜREL (Devamla) – Bugüne kadar atılan adımların toplam tutarı 300 milyar TL’ye ulaştı. 135 ülkenin yardım talebine cevap vererek gönül coğrafyamız başta olmak üzere, ihtiyaç duyan ülkelere ilaç ve tıbbi yardım ulaştırdık.

Kıymetli milletvekilleri, 1 Haziran itibarıyla geçtiğimiz normalleşme süreciyle birlikte bazı illerimizde vaka artışları gözlendi fakat buna rağmen hastanelerimizin yoğun bakım kapasitelerinde sorun yaşamıyoruz. Hastalarımızın iyileşme oranları da her geçen gün artıyor. Bununla beraber mortalite hızı da düşük seyrinde devam ediyor.

Türkiye, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki güçlü yönetimi ve ileri sağlık sistemiyle süreci başarılı bir şekilde yönetmektedir. Bu mücadelemiz salgın tamamen nihayete erene kadar devam edecektir. Lütfen Türkiye’m, maske, mesafe ve hijyene daha dikkat edelim.

Sağlıcakla kalalım diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Sayın Başkanım, karar yeter sayısı istiyorum.

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi grup önerisini oylarınızı sunacağım ve karar yeter sayısını arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler…

Kâtip Üyeler arasında anlaşmazlık var, oylamayı elektronik cihazla yapacağım.

İki dakika süre veriyorum ve oylamayı başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Karar yeter sayısı vardır, önerge kabul edilmemiştir.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

3.- CHP Grubunun, Grup Başkan Vekili Sakarya Milletvekili Engin Özkoç tarafından, Sakarya ilinde 9 Temmuz 2020 tarihinde meydana gelen ikinci patlamanın tüm yönleriyle araştırılması amacıyla 11/7/2020 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 11 Temmuz 2020 Cumartesi günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

11/7/2020

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 11/7/2020 Cumartesi günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                                                    Engin Özkoç

                                                                                                                                        Sakarya

                                                                                                                              Grup Başkan Vekili

Öneri:

Sakarya Milletvekili ve Grup Başkan Vekili Engin Özkoç tarafından, “Sakarya’nın Hendek ilçesinde 9 Temmuz 2020 tarihinde meydana gelen ikinci patlamanın tüm yönleriyle araştırılması” amacıyla 11/7/2020 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan -1933 sıra no.lu- Meclis Araştırma Önergesi’nin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 11/7/2020 Cumartesi günlü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere Sayın Özkoç, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Değerli arkadaşlarım, ilk önce, burada bulunan Adalet ve Kalkınma Partisinin milletvekillerinin ve diğer milletvekillerimizin de bilmesini istediğim bir konuyu konuşmamın içerisinde, bir dakika içinde değerlendireceğim.

Arkadaşlar, biz arkada Grup Başkan Vekilleriyle beraber bir araya geliyoruz, oturuyoruz, konuşuyoruz, tartışıyoruz. Arkadaşlarımız büyük bir hassasiyetle bize diyorlar ki: “Ya, bazı yasalar var, önemli -Askerlik Yasası var, Tarım Yasası var İstihdam Yasası var- bunları geçirelim.” Biz de anlayış gösteriyoruz arkadaşlar yani biz milleti, devleti yönetmek üzere buraya geliyoruz. Kavga edecek hâlimiz, birbirimizi hep engelleyecek hâlimiz yok ama bizim de zaman içerisinde söylediğimiz sözler oluyor, diyoruz ki: “Ya bakın, baroyu geçirdik, bunun üstüne günlerce arkadaşlar çalıştılar, sosyal medyayı da bize dayatmayın. Ekimde görüşelim, bunca yıldan beri bekledik yani bu, bir hafta içerisinde olmasa olmaz mı?” Arkadaşlar, burada bir kabahat mi işliyoruz yani? İstiyoruz ki gene görüşelim, gene tartışalım ama bunu böyle… Ya arkadaşlar, biz de insanız; sağlıkçılarla konuşuyoruz, “sağlıkçılar” diyoruz ama peki, milletvekillerinden kimse niye bahsetmiyor arkadaşlar? Hiçbir ayrım yapmadan söylüyorum: Arkadaşlar -konuşmuyoruz ama- arkadaşımızda, arkadaşlarımız arasında babasında çıkan var, annesinde çıkan var, temas eden var.

Şimdi şu maskemle buraya gelmek istemiyorum, neden biliyor musunuz? Bu maske buradayken, hava alıp verirken nemleniyor ve asıl oraya yapışıyor, getiriyorum ben de onu buraya koyuyorum arkadaşlar ya. Yani ben de diyorum ki: Hakikaten birbirimizi anlayarak… Ya, beraberiz arkadaşlar ya! Biz burada bağırırız, çağırırız ama Türkiye Cumhuriyeti’nin milletvekilleriyiz arkadaşlar ya, beraberiz ya! (CHP sıralarından alkışlar)

Yüreğimdekini söyleyeyim. Bu ikincisi: Arkadaşlar, bütün vicdanımla söylüyorum: Az önce Meclis Başkan Vekili beni çağırırken bu kürsüye “Sakarya Milletvekili” diye çağırdı. Seçildiğimiz andan itibaren biz illerimizin ve bu ülkenin milletvekiliyiz. Benim yaşadığım kentte -kendi kentinizi düşünün- bir fabrikada, usulüne uygun olmayan şekilde fabrika yapıldığı için -derinliğine girmiyorum, artık hepiniz vâkıfsınız, kendi arkadaşlarım da burada oturuyorlar- 7 kardeşimiz hayatını çok acı bir şekilde kaybetti.

Şimdi ben grup araştırma önergesi verdiğimde buraya çıktım, dedim ki: Arkadaşlar, elbette ki devlet bununla ilgili soruşturma yapıyor, yetkilileri gözaltına alıyor, uğraşıyor, bilmem ne yapıyor ama milletvekilleri olarak da milletimiz bizim gözümüzün içine bakıyor, “Siz ne yapıyorsunuz?” diyorlar. Bizim de elimizde soru önergesi var, araştırma önergesi var. Ne yapacağız? Bir komisyon kuralım beraber, hiç olmazsa “Ya, bunlar niye ihmal ediliyor, bunu denetlemeye gelen adam bunu niye böyle yaptı…” Bunun partisi olur mu arkadaşlar? Vallahi olmaz, billahi olmaz ya! Bunu yapan adam bu kadar canı niye tehlikeye atıyor?

Arkadaşlar, bir kere daha söylüyorum, son olayın son anını söylüyorum, orada olan bir kardeşimiz -adını vermiyorum- sesli, görüntülü kaydını almış, diyor ki: “Ya, ne yapalım? Emir kuluyuz. Geldi römork, ‘Uçurumun kenarına getirin.’ dediler, kapakları açmak istedik açılmadı. Ambalajlı, sarılı olması gerekiyordu, malzemeler çıplak vaziyetteydi. Römorkun üzerinde bir branda olması gerekiyordu, yoktu. 2 patlayıcı maddenin -fitil ve patlayıcı maddelerin- bir arada olmaması gerekiyordu, bir aradaydı. Bize dediler ki: ‘Madem kapaklar açılmıyor, arka römorku açın, kapağı açın, uçurumdan aşağı dökelim.’” Gene yönetmelik gereği, “Çalışırken kesinlikle indirmeyin, sürtünmeden dolayı patlar.” diyor. Damperi, motoru çalıştırıyorlar, daha damper kalkarken patlıyor ve 3 can kardeşimiz orada vefat ediyor.

Ya, kurban olayım ya! Bir şey istemiyorum ki ya! Nasıl kendi illerinizin milletvekilleri iseniz ben de Sakarya’nın Milletvekili olarak diyorum ki: Hiç olmazsa bir arada, hep beraber bir şey oluşturalım, bir daha bu olmasın diye uğraşalım istiyorum.

Hakkınızı helal edin ama beni bu konuda destekleyin arkadaşlar, rica ediyorum sizden ya! (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – İYİ PARTİ Grubu adına Sayın İbrahim Halil Oral, buyurun. (İYİ PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA İBRAHİM HALİL ORAL (Ankara) – Sayın Başkan, kıymetli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisinin Sakarya’da meydana gelen ikinci havai fişek patlaması üzerine verdiği araştırma önergesi hakkında İYİ PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum.

Sözlerime Hendek’teki fabrikada yaşanan patlamada yaşamını yitiren 7 emekçimize ve sonraki imha sürecinde şehit olan 3 jandarmamıza Cenab-ı Allah’tan rahmet dileyerek başlamak istiyorum, yaralılarımıza da acil şifalar diliyorum.

Sayın milletvekilleri, Sakarya şehrimizde neredeyse birkaç gün içerisinde havai fişek yüzünden 3’ü jandarma, 10 vatandaşımızı ve canımızı kaybettik. Hendek’te yaşanan ilk patlamanın akabinde, İYİ PARTİ olarak Mali İşler Başkanımız ve Sakarya Milletvekilimiz Sayın Ümit Dikbayır’ın öncülüğünde bir heyet bölgeye intikal etti ve incelemelerde bulundu, süreci takip etti. Akabinde, Türkiye Büyük Millet Meclisinde yine konuyla alakalı Meclis araştırma önergeleri görüşüldü. AK PARTİ oylarıyla bunlar reddedildi, “Biz, konuyu takip edeceğiz, ediyoruz.” dediler ancak gördük ki çözmemişler ve takip etmemişler. Peki, ne için bu kadar canımızı kaybettik? Hiçbir anlamı olmayan havai fişekler için.

Değerli milletvekilleri, bu iş insan hayatını tehdit ediyor. Üstüne üstlük yaydıkları kimyasallar ve kullanımları sırasında çıkardıkları gürültüyle doğal yaşamı da tehdit ediyor. Kuşların havai fişek patlamalarından etkilendikleri, kalp krizleri geçirdikleri ya da korkularından bulundukları yuvalarını terk ettikleri biliniyor. O zaman, Türkiye Büyük Millet Meclisi tatile girmeden burada bir araştırma komisyonu kuralım ve sonuçlarına göre yasal düzenlemeye giderek havai fişek fabrikalarını tamamen kapatalım ve havai fişek kullanımını yasaklayalım. Bunu yaparken de buradaki yatırımların farklı alanlara kaydırılmasını, yatırımcı ve emekçilerin mağdur olmamasını devlet eliyle sağlayalım. Bu noktalarda pek çok belediyemiz gibi Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı da bir karar almalı ve bünyesindeki hiçbir kutlamada havai fişek kullanılmayacağını ilan etmelidir.

Sayın İçişleri Bakanının ilgili fabrika hakkında verileceğini ifade ettiği kapatma kararı yerindedir. Ancak, bu kararın, 10 canımız gitmeden önce verilmesi gerekirdi. “Kaza” diyerek bu işin üstü kapatılamaz. Madenlerde hayatını kaybeden işçilerimize “Bu işin fıtratında var.” diyerek üstünü örtmek isteyen zihniyet, havai fişek meselesinde de aynı şeyi yapmaya kalkmamalıdır. Hendek’de yaşanan bu iş, cinayettir.

Bütün sorumluları en ağır şekilde cezalandırılmalıdır diyor, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisine destek verdiğimizi ifade ederek Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Sayın Gülüstan Kılıç Koçyiğit, buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Muş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de öncelikle her 2 patlamada yaşamını yitirenleri rahmetle anıyor, acılı ailelerine başsağlığı diliyorum. Tabii, biz bu başsağlığını diliyoruz fakat iktidar partisinin de yaşanan bu iş katliamlarında gelip sadece başsağlığı dilemekle yetinmesini de açıkçası anlamakta zorluk çektiğimizi ifade etmemiz gerekiyor.

Bu Büyük Coşkunlar Havai Fişek Fabrikası, değerli arkadaşlar, on üç yıl içerisinde 8 patlama yaşamış. Evet, on üç yıl içerisinde 8 patlama olmuş ve -her seferinde- toplam 5 işçi hayatını kaybetmiş bu patlamalarda, 100’den fazla yaralı olmuş; bu son patlamadan bahsetmiyorum, tarihsel süreç içerisinde...

Peki, on üç yıl içerisinde 8 defa patlayan bir işletmeyi acaba niye kapatmadınız? Neden ruhsatını iptal etmediniz? Bu Büyük Coşkunlar Havai Fişek Fabrikası acaba bu ülkeye nasıl bir fayda sağlıyordu? İnsanları öldürmek dışında, insanların canına mal olmak dışında hiçbir şey sağlamıyordu! Niye kapatmadınız? Çünkü buranın sahibi Yaşar Coşkun; sizin adamınız, Sakarya MÜSİAD İl Başkanı, AKP’ye yakın birisi ve siz onu işçilerin canına rağmen korudunuz kolladınız.

İlk patlama olduğunda da burada önergeler verildi “Bu süreç araştırılsın, bütün eksiklikler ortaya konulsun.” denildi, siz ellerinizi kaldırdınız “Hayır.” dediniz. Sonuç; 3 işçi daha yaşamını kaybetti, 1 işçi ağır yaralı, toplam 11 işçi yeniden yaralandı. Zaten diğer süreci, yani aslında fabrikanın böyle bir patlayıcı madde imal etmek için uygun olmamasını, havai fişek, maytap gibi piroteknik oyuncakların bu ülkeye bir faydasının olmamasını, bunların ekolojik dengeyi bozmasını vesaire bir kenara koyuyorum; siz üretim sırasında bu fabrikayı denetlemediniz, denetimler sırasında müfettişleriniz gitti müdürün odasında çayını içti, yemeğini yedi “Eyvallah.” dedi gitti. Sonuç? Sonuç; insanlar öldü.

Bakın, size basit bir şey söyleyeyim: Burada çalışan bir işçinin anlatımı; Müzeyyen Topaloğlu, ne diyor biliyor musunuz? “Her gün o kapıdan ‘Allah’ım sana emanet.’ diyerek giriyordum ve her akşam evime döndüğümde şükrediyordum.” Yani düşünebiliyor musunuz; her gün evden çıktığınızda, bir daha o kapıdan girmeyeceğinizi düşünerek iş yerine gidiyorsunuz her akşam evinize adım attığınızda “Allah’ım, çok şükür bugün de yaşıyorum.” diyorsunuz. Ya, böyle bir çalışma ortamı olabilir mi değerli arkadaşlar? Bunu bir düşünün.

Bakın, ne diyor: “2014 yılında da fabrikada patlama oldu; o gün mesaide olmadığım için kurtuldum. Kızımla beraber aynı firmada çalışıyorduk. Bizim gitmediğimiz gün tadilat yapılan, bölüm komple uçtu; adam öldü. Ölünce bize ne denildi: ‘Siz pazartesi gelin.’

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Devamla) – Biz o psikolojiyle, o bölüm uçmuş bir şekilde çalıştık. Ama ne yapalım? Bu, ekmek davası, geçim davası yoksa gerçekten ihtiyacı olmayan insan gidip orada çalışamaz.”

Evet, yoksulluk insanları çalışmaya mecbur ediyor ama bu öyle bir aşamaya gelmiş ki ölümüne bir çalışma koşuluna sürüklemiş durumda ve sizler bu çalışma koşullarını düzeltmek yerine, Türkiye’de her gün olan iş cinayetlerini durdurmak yerine, haziran ayındaki 188 iş cinayeti için önlem almak yerine ve 6331 sayılı Yasa’yı sahada etkin uygulamak yerine burada ne yazık ki sadece ve sadece hamaset yapıyorsunuz oysa ölen bu ülkenin insanları, ölen bu ülkenin evlatları ve siz yandaşınızı korumak adına her gün işçi kıyımına göz yuman bir iktidar olarak işçiler tarafından hatırlanacaksınız.

Önergeyi destekliyorum, teşekkür ediyorum. (HDP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Sayın Recep Uncuoğlu.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA RECEP UNCUOĞLU (Sakarya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; CHP Grubunun önerisi üzerine AK PARTİ Grubumuz adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle Gazi Meclisimizi ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Sözlerimin başında buradan tekrar -hem yerinde bulunmuştuk hem de yanlarındaydık- milletin kürsüsünden 1’inci ve 2’nci patlamada hayatlarını kaybeden askerlerimize, hemşehrilerime, vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet diliyorum. Yaralılarımız var, tedavileri devam ediyor; Cenab-ı Allah acil şifalar versin, ailelerine sabırlar diliyorum.

Tabii, hepimizin yüreğini dağlayan bu 1’inci patlama esnasında âdeta hepimizi şok eden böylesine büyük bir patlamanın nasıl gerçekleştiği, orada ne olup bittiğini anlamak için bütün imkânlar seferber edildi. 2.binden fazla UMKE ekibi, tüm bölge ve çevre itfaiyeleri, AFAD, bununla beraber Tarım Orman Bakanlığımızın yangın söndürme uçağından helikopterlerine kadar içerisinde birçok patlamamış patlayıcıyı, depolarda tonlarca patlayıcıyı barındıran o fabrikada, daha büyük bir kaybın yaşanmaması için, hem yaralıların çok hızlı bir şekilde tahliye edilmesi için, hem bölgenin güvenlik altına alınması için, hem 100’ü aşkın yaralımızın hastanelere bir an önce sevkini sağlamak, il dışına sevkini sağlamak için muazzam bir çalışma ortaya konuldu. Değerli Grup Başkan Vekili Engin Özkoç, Sakarya Milletvekilimiz de oradaydı ve çalışmaların ne kadar önemli bir destekle devam ettiğine ve bütün gelişmelerden anbean kamuoyunun bilgilendirildiğine kendisi de şahit oldu.

Tabii, bununla beraber, bütün bu çalışmalarda hem maddi hem manevi bütün destekler yaralılarımıza, ailelerine, vefat edenlerimizin acılı, kederli ailelerine yapıldı ve onların her türlü isteği, her türlü eksikliği, talebi karşılanmak üzere de çalışma sahada hâlâ devam ediyor.

Tabii, burada, fabrikada patlama meydana geldikten sonra hem enkaz içerisinde hem çevreye dağılmış -tahminlere göre, yapılan çalışmalara göre- 16,5 ton civarında patlamamış malzemenin, kimyasalların, havai fişek artıklarının, saniyeli fitillerin, fünyelerin bulunduğu ve bunların diğer patlamamış ana patlayıcıların bulunduğu depolara kıvılcımlar yayarak sirayet etmemesi, bölge halkını tehdit etmemesi, bölgenin güvenli bir şekilde enkaz kaldırılmasına olanak sağlaması ve çevredeki ormanlık alanda bir yangına sebebiyet vermemesi için fabrika sahasından dışarıya taşınarak imhası kararlaştırıldı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayınız sözlerinizi Sayın Uncuoğlu.

RECEP UNCUOĞLU (Devamla) – Bunun için de taş ocağının Jandarma sorumluluk bölgesinde bulunması nedeniyle 2803 sayılı Jandarma Teşkilat, Görev ve Yetkileri Kanunu ve yönetmeliği gereği patlayıcıların imhasına yönelik tüm iş ve işlemlerin Jandarma tarafından ifa edilmesi 4536 sayılı Kanun’un gereği olan bir zorunluluktu. Olay bölgesinde patlamadan kaynaklanan ve yöre halkının can ve mal güvenliğini tehlikeye atabilecek çevreye dağılmış patlayıcı maddelerin toplanarak güvenli patlatılma işlemlerinin konunun uzmanı Jandarma personeli dışında başka herhangi bir kurum, kuruluş veya görevli bir birimin yerine getirmesi de söz konusu değildir.

Bu kapsamda, konunun hassasiyeti ve önemine binaen Ankara ve İstanbul İl Jandarma Komutanlıklarından özel eğitimli, konusunda uzman patlayıcı madde imha timi yani PAMİT personeli görevlendirilmiş; kontrolsüz sahaya yayılmış, kimyasal tutarlığını kaybetmiş 15 tondan fazla patlayıcı bu personel tarafından eski, metruk taş ocağında imha edilmiştir ancak…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Söz verin Başkanım.

BAŞKAN – Efendim?

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Dinleyelim efendim, süre verin lütfen, önemli bir konu.

BAŞKAN – İlave süre verdim Sayın Uncuoğlu.

RECEP UNCUOĞLU (Devamla) – Konunun önemine binaen…

BAŞKAN – Konunun önemine binaen bir dakika daha süre vereceğim.

Buyurun.

RECEP UNCUOĞLU (Devamla) – Son kalan 1,5 tonluk fünye ve benzeri malzemenin imhasında bu elim patlama, bu kaza meydana gelmiştir. Hepimizin yüreği yandı; hepimiz anlayamadık, hepimiz kahrolduk ancak bu konuda da soruşturma devam etmekte.

Burada, sorumluluk bölgesinde bu patlama meydana geldiğinde yapılması gereken tüm adli, idari iş ve işlemler, mevzuat gereği zaten Valiliğimiz ve cumhuriyet başsavcılığımızın talimatı ve takibi altında İl Jandarma Komutanlığımız tarafından gerçekleştirilmekteydi. Bu yönüyle, olayla ilgili tüm hususlar hem idari hem adli yönden soruşturulurken 3 iş müfettişi, 1 mülkiye başmüfettişi, 2 polis müfettişi, 1 Jandarma müfettişi ve cumhuriyet başsavcılığımızın kurduğu 11 kişilik uzman bilirkişi heyeti olayı her yönüyle incelemekte. Fabrikanın işletme ruhsatı askıya alındı ve iptal edilecek, aynı zamanda Çevre ve Şehircilik Bakanlığımız tarafından da fabrika arazisinin imar izni de resen iptal edilecek.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

RECEP UNCUOĞLU (Devamla) - Hepimizin yüreği yanıyor; Sakarya’nın evladı olarak ilimizde yaşanan bu faciadan bizler de çok üzüldük, etkilendik ama inanıyoruz, biliyoruz ki olay bütün yönleriyle araştırılıyor, soruşturuluyor ve ihmali olanlar hakkında da gereğinin yerine getirileceği konusunda da inancımız tamdır.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

TEKİN BİNGÖL (Ankara) - Meclis araştırsın, kaçak güreşmeyin!

SİBEL ÖZDEMİR (İstanbul) – Meclis araştırsın.

BAŞKAN – Müsaade ederseniz, Sayın Bülbül’ün bir söz talebi var.

Sayın Bülbül, buyurun lütfen.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

26.- Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül’ün, MHP olarak CHP, HDP ve İYİ PARTİ grup önerilerine destek vermediklerine ve siyasi anlayış çerçevesinde çalışmaların yürütüldüğüne, Sakarya ilinde meydana gelen ikinci patlamanın tüm yönleriyle araştırılması amacıyla verilen önergeye destek vermemelerinin kazaya ilgisiz kaldıkları anlamını taşımadığına ve her platformda meselenin takipçisi olduklarına ilişkin açıklaması

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şu anda görüşülmekte olan CHP Grubunun önerisi üzerinde biz kürsüden söz almadık. Bu öneriler sürecinde, CHP’nin, İYİ PARTİ’nin, HDP’nin grup önerilerinde bildiğiniz gibi söz almıyoruz ancak bu meselenin önemine binaen ben de Sakarya Milletvekili olarak, ilk 2 patlamanın, yaşanan patlamaların tamamında bizzat orada, bölgede meseleyle alakadar olan ve orada hadisenin mağdurlarıyla beraber olan, yaralılarımızla, cenazelerimizle birlikte olan bir bölge milletvekili olarak, bu meselede, bu araştırma önergesinde ortaya çıkacak olan tavır üzerinden bir suçlu suçsuz ayrımına gidilmesinin isabetsiz olacağı kanaatimi burada ifade etmek istiyorum. Çünkü burada mesele, herkes kendi siyasi anlayışı çerçevesinde çalışmalarını yürütür, bu çalışmaların içerisinde kendisine destek olan veya olmayanlar üzerinden bir iyi kötü ayrımı yapmak doğru olmaz.

Ben şahsen bu 2 patlamanın öncesindeki patlamalarda avukat olarak, o işletmeye karşı hem yaralılar hem vefat edenlerle ilgili olarak hukuk mücadelesi vermiş ve bunu kazanmış biri olarak burada konuşuyorum. Bundan sonraki süreçte de, bu patlamalarda da bu işletmenin kapanması için elinden gelen bütün gayreti sarf etmiş bir kardeşiniz olarak ifade ediyorum, bu vefat eden kardeşlerimizin ailelerine teslim edilmesi için elinden gelen bütün çabayı sarf etmiş birisi olarak söylüyorum: Biz vatandaşımızla beraberiz; şehrimizin, milletimizin menfaatleri için mücadele ediyoruz.

Bu noktada, şimdi burada bir grup önerisi oylanacak. Sizler muhalefet olarak iktidarın çıkardığı bazı kanun düzenlemelerine destek olmanıza rağmen nasıl burada el kaldırıp destek oyu vermediğiniz, kabul oyu vermediğiniz gibi...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) - ...burada siyasi olarak yapmış olduğunuz çalışmalarda Milliyetçi Hareket Partisi olarak, en net şekilde, başından itibaren rezerv koyduğumuz şekilde, biz bu grup önerilerine destek vermediğimizi ifade ediyoruz. Ancak, buna destek vermememiz bu kazayla alakalı olarak bigâne kaldığımız; bu kazaya alaka göstermediğimiz anlamını taşımaz; bununla ilgili her platformda hukuken, idari olarak ve siyasi olarak meselenin takipçisi olduğumuzu buradan ifade etmek istiyor, saygılar sunuyorum. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Evet, buyurun Sayın Özkoç.

27.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un, Sakarya Milletvekili Recep Uncuoğlu’nun CHP grup önerisi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadeleri ile Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül’ün yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Ben bu konuşan milletvekili arkadaşlarımla aynı kentin çocuklarıyım; biz birbirimizin cenazesine, düğününe gideriz. Biz birbirimizle tartışırız ama yeri geldiği zaman onlar “ağabey” der, ben de “kardeşim” derim. Ben kardeşimin bu konuşmasına katılmıyorum. O benim kardeşim ama ben kardeşimin bu konuşmasına katılmıyorum.

Burada birlikte yaptığımız kanunlarda yeri geldiği zaman arkadaşlarımız, Grup Başkan Vekillerimiz “Bu, ülke için çok acil geçmesi gerekiyor, birlikte karar alalım.” dediklerinde, hiç bakmadan elimizi kaldırıyoruz ister muhalefet olalım ister iktidar olalım, hiç, hiç önemli değil. Ben hem Adalet ve Kalkınma Partisinde konuşan kardeşimin yüreğini bilirim hem de buradaki Levent kardeşimin yüreğini bilirim. Onların tenine bıçak değerse –Sakarya, böyledir- bizim kanımız akar. Biz Sakarya’da hangi görüşte olursak olalım, hangi şekilde davranırsak davranalım birlik ve beraberlik içerisindeyiz; bizim burada söylediğimiz bu. Kardeşlerimiz şöyle diyor: “Yeteri kadar inceleniyor ve araştırılıyor.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) - Ben öyle demiyorum.

BAŞKAN – Buyurun.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Az önce...

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) - Ben öyle demiyorum.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Size değil, Adalet ve Kalkınma Partisindekilere söylüyorum. “Yeteri kadar inceleniyor ve araştırılıyor.” diyorlar. Ben de buradan diyorum ki: Öyle olmuş olsaydı bu patlama defaatle olup ondan sonra bu kadar can kaybı olur muydu?

Her patlamadan sonra İçişleri Bakanlığı denetleme yapıyor, müfettişler araştırıyor ama demek ki ne olmuş; göz yumulmuş. Buna kim izin vermeyecek? Hepsinin üstünde olan Türkiye Büyük Millet Meclisi izin vermeyecek.

Kardeşim, bu, bizim birbirimizle yarış hâlinde olduğumuz bir mesele değil. Bu, daha iki gün içerisinde, bir gün önce ortaklaşa “Dikkat edin.” deyip de bir gün sonra başımıza gelen bir felaket. Bunu araştıranlar; İçişleri Bakanlığına bağlı olan Jandarması, Valisi, denetleme uzmanları zamanında gereğini yapmadıkları için bu oldu. Oraya “uzman arkadaş” diye gönderdiğiniz kişi “Aç römorku, bir şey olmaz.” diye patlattığı için bu oldu, denetlemelere giden İçişleri Bakanlığının müfettişleri fabrika sahibinin isteklerine göz yumduğu için bu iş oldu.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – O yüzden rica ediyorum arkadaşlarımdan; onlara muhalefet yapmıyorum. Az önce de söyledim; yüreğim de bir kendi kentimde yaşadığım kardeşlik duygusu da bir. Ama sizden rica ediyorum; buna birlik ve beraberlik içerisinde bakın, bir siyasi mesele olarak bakmayın. Yüreğimi koyarak söylüyorum, kendi vicdanımla size sesleniyorum: Bir ilki başlatalım ve birlikte, kardeşçe bir karar alalım burada.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bülbül.

28.- Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül’ün, Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Değerli Engin ağabeyimizin -Engin ağabeyim derim ben burada- Sayın Özkoç’un burada ifade ettiği hususlar tabii ki birliğimiz, beraberliğimiz var Sakarya Milletvekili olarak; eyvallah, ona bir diyeceğimiz yok fakat bu araştırma önergesi buraya verilmeden önce şehirde yapılan açıklamalar falan da bizim bilgimiz dâhilinde oluyor. Bu noktada biz de üzülüyoruz yani şimdi bu araştırma önergesi buradan geçmezse bunun sorumlusu AK PARTİ ve MHP’dir, bu bizim üzerimizde kalır, bunun kanları üzerimizde kalır gibi bir mantık geliştirilirse -ki sosyal medyada bu linçler çok kolay yapılıyor- bu da haklı değildir, insaflı değildir; bunu Allah da kabul etmez, kul da kabul etmez. Cumhuriyet Halk Partisi olarak siz bunu yapabilirsiniz, size destek olanlar şunlardır, olmayanlar… Eyvallah da ama biz de bir şey yaptığımız zaman sizin desteğinizi beklemiyoruz ki. Bu noktada, burada bir siyasi faaliyet yürütüyoruz, bir yasama faaliyeti yürütüyoruz. Biz Cumhur İttifakı olarak beraber hareket ediyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Kaldı ki bu Mecliste araştırma önergelerinin bütün partilerin ittifakıyla olduğu, araştırma komisyonlarının böyle teşekkül ettiği hepinizin malumudur. Bu noktada, daha gündem önümüze geldiği zaman öğrenmiş olduğumuz araştırma önergesine karşı tavrımız burada bu şekilde sorgulandığı zaman bizler farklı bir duruma düşmüş oluyoruz ve bundan dolayı da rahatsızlığımızı ifade ediyoruz. Burada şehidimiz var; burada benim Hendek Belediyemde ayaklarından olmuş olan, vücudu paramparça olmuş kardeşlerim var; yaralılarımız var, cenazelerimiz var; burada en ufak parçalara bölünmüş, cenazesi toparlanmaya çalışılan çocuklar var, aileleri var; bunların hepsiyle muhatabız biz. Ben şimdi nasıl böyle bir duruma düşebilirim? Ben nasıl bunların karşısında bir pozisyon alabilirim? Böyle bir şey akıl kârı mıdır? Vicdan, Allah kabul eder mi bunu? Bunu kabul etmez. (CHP sıralarından “Kabul edin o zaman.” sesleri)

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Kabul edin o zaman.

SUZAN ŞAHİN (Hatay) – Kabul et o zaman.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Bizim yerimiz belli. Sizin araştırma önergesiyle temin etmeye çalıştığınız şeyin belki fazlasını temin etmek için şu an mücadele veriyoruz biz. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bu konuda şimdi, biz bir şey yapmıyoruz, siz bir şey yapmıyorsunuz… Ben adli, idari soruşturmadan bahsetmiyorum; siyasi olarak diyorum size.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Biz bir şey yapmıyormuşuz gibi gözükürsek Allah kabul etmez bunu, bizi bu şekilde itham ederseniz Allah da kulları da affetmez bunu; bunu ifade etmek istiyorum. Canımız yandı, şehidimiz var; onu demek istiyorum ya!

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Akçay.

29.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, 27’nci Yasama Döneminde verilen toplam 370 grup önerisinin çoğunluğunun önem atfettikleri konular üzerinde olduğuna, araştırma komisyonu kurulmasına ilişkin kabul edilen grup önerilerinin 5 siyasi parti grubunun ortak mutabakatıyla kabul edildiğine ve grup önerilerine ilişkin İç Tüzük düzenlemesine ihtiyaç olduğuna ilişkin açıklaması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ben bu konuyu bir başka veçhesinden de değerlendirmekte yarar olduğu kanaatindeyim. Grup Başkan Vekilimiz Sayın Levent Bülbül Bey’in hissiyatını çok iyi anlamak lazım, bunun empatisini kurmak lazım.

Şimdi, değerli arkadaşlar, 27’nci Dönemde Cumhuriyet Halk Partisi, İYİ PARTİ ve HDP tarafından verilen grup önerilerinin toplam sayısı 370, dünkü bilgilere göre. Bu verilen grup önerilerine saygımız var ve hemen hemen büyük çoğunluğu da önem atfettiğimiz, edebileceğimiz konulardır.

Şimdi, bu grup önerilerinin neden verildiğini hepimiz biliyoruz, birbirimizi kandırmayalım. Biz biliyoruz da halka yanlış aksettirme söz konusu oluyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Açalım mikrofonu…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – 27’nci Dönemde araştırma komisyonu kurulmasına ilişkin kabul edilen bütün grup önerileri 5 siyasi parti grubunun ortak mutabakatıyla ve birlikte kabul edilmiştir ve sayısını da 6 araştırma komisyonu olarak hatırlıyorum; kiminin raporu çıktı, raporu çıkmayan bir iki komisyon da olabilir.

Şimdi, bizim milletimiz bilmelidir ki bütün 5 parti grubunun ortaklaştığı önergeler birleştirilerek kabul ediliyor. (CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Arkadaşlar, müsaade edin lütfen.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Peki, diğerleri ne oluyor? Diğerleri de her parti o gün hangi konuyu gündeme getirecekse –bu da gayet doğaldır çünkü her partinin kendine göre bir gündemi vardır. Bugün de 3 siyasi parti kendi gündemini ayrı ayrı konularda getirdi- getirir, buna ilişkin görüşlerini bütün parti grupları ifade eder etmez, kabul oyu verir, ret oyu verir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Açalım mikrofonu.

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Fakat bunu bir siyasi istismar konusu yapmayı, hem bir siyasi nezaketsizlik ve hem de halkı yanıltmaya yönelik bir manivela olarak kullanmaya yönelik bir istismarcı tutum olarak anlarız.

Biz de yüzlerce grup önerisi verdik bugüne kadar. Yani, kabul edilmeyeceği bile bile veriliyor bunlar ve saygı da duyuyoruz, fevkalade de önemli bir konudur fakat hiç kimse “Niye ret oyu verdi?” diye suçlama getiremez; Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak bundan ziyadesiyle rahatsız olduğumuzu da ifade ediyoruz.

Dediğim gibi, biz nasıl bu grup önerilerine saygı duyuyoruz, zaman zaman görüşlerimizi de ifade ediyoruz, zaman zaman çekimser kalıyoruz, zaman zaman ret oyu veriyoruz Milliyetçi Hareket Partisinin tutumu da saygıyla karşılanmak zorundadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, son olarak ifade ediyorum: Artık burada bu grup önerilerine ilişkin daha makul bir şekilde bir çekidüzen vermek, bir İç Tüzük düzenlemesi yapma gereğini de hissettiğimi ifade etmek istiyorum.

Teşekkür ederim

SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (İstanbul) – Yasaklasınlar!..

BAŞKAN – Sayın Özkan…

Arkadaşlar, müsaade edin lütfen.

30.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’’ın, Sakarya ilindeki patlamalarda hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet dilediğine ve yargıya intikal eden bu konunun olgunlaşmasının, yetkili makam ve mercilerin çalışmalarının beklenmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

CAHİT ÖZKAN (Denizli) –Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın milletvekilleri, 3 ve 9 Temmuz tarihlerinde Sakarya’nın Hendek ilçesinde meydana gelen patlamada maalesef canlarımızı kaybettik; hayatını kaybeden vatandaşlarımıza, işçilerimize ve daha sonra enkaz kaldırma çalışmalarını yürütürken hayatını kaybeden askerî personelimize Allah’tan rahmet niyaz ediyorum, şehitlerimize de rahmet niyaz ediyorum.

Tabii, bizim bir Parlamento hukukumuz var, bir de Anayasa’mız var. Bir taraftan, Anayasa’mızın ilgili hükümleri çerçevesinde yargıya intikal etmiş bir süreç var ve her şeyden önce, olay ilk meydana geldiği andan itibaren hem bu noktada yasal görevli ve sorumlu olan Jandarma yetkilileri ve yine burada grubu bulanan tüm siyasi partilerin yetkilileri ve milletvekilleri bölgede incelemelerde bulundular, çalışmalara devam ettiler.

Tabii, olay çok hassas bir konu; niçin? Konunun içerisinde bir havai fişek üretimi var ve üretimde kullanılan malzeme de tehlikeli bir malzeme. Bu noktada da yasa, yetkiyi ve görevi Jandarmaya vermiş, ki 9 Temmuz tarihinde meydana gelen patlamaya da baktığımız zaman, konunun uzmanı olan teknik personel bu noktada donanımlı olmasına rağmen, maalesef yeni vaka ve patlama da meydana geldi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Parlamento hukukumuzda, malum olduğu üzere -Milliyetçi Hareket Partisinin Sayın Grup Başkan Vekilleri de biraz önce ifade ettiler- grup önerileri olabilir; herkes, kendi siyasi yaklaşımı çerçevesinde, Türkiye’nin gündemine taşımak istediği konuyu getirir, grup önerileriyle bunu taşır. Ancak bu noktada bir araştırma komisyonu kurulması meselesine gelince, bugüne kadarki teamüllerimize göre bu önergeler verilirken bütün siyasi parti gruplarının uzlaşısı aranır. Bu noktada -Jandarmanın faaliyetleri, çalışmaları bir taraftan devam ederken- yargıya intikal etmiş olan bu konunun olgunlaşmasını ve çalışmaların devam etmesini beklememiz gerekir. Diğer taraftan da bütün siyasi partilerin uzlaşısıyla -orada, alanda yargısal ve idari işlemler bittikten sonra- buna daha sonraki süreçte bakar, değerlendirebiliriz.

Bu anlamda, özellikle biz de AK PARTİ Grubu olarak, yine Hükûmet olarak, yine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu da zaten sahada ve diğer siyasi parti grupları da çalışmalarını devam ettiriyorlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi lütfen.

Sayın Grup Başkan Vekilleri’yle kifayetimüzakere diyeceğim.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) - Bu noktada yaramız ortaktır, acımız ortaktır, bu acımıza ilişkin çalışmalar yapılmaktadır. Bunun Türkiye kamuoyunda tartışılmasıyla ilgili amaç da hasıl olmuştur ancak yetkili makam ve mercilerin çalışmasının beklenmesi gerektiğini düşünüyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Buyurun Sayın Özkoç.

31.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un, Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül’ün ve Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın yaptığı açıklamalarındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Efendim, saygılar sunuyorum.

Milliyetçi Hareket Partisinin her iki Grup Başkan Vekili de -birisi büyüğüm, birisi de kardeşimdir- benim böyle bir meseleyi siyasi bir mesele hâline getirmeyeceğimi bilecek kadar beni çok yakından tanırlar; bugüne kadar kardeşliğimiz ve birbirimize olan saygımız konusunda hiç kimsenin söyleyebileceği bir şey yoktur.

Adalet ve Kalkınma Partisi sırasında oturan kişi de benim kardeşim sayılır, söylediği sözlerin ne anlama geldiğini ben de biliyorum. Ben, böyle bir şeyi bir siyasi malzeme hâline getirmem, getirilmesine de izin vermem. Yeri ve zamanı geldiği zaman beni aramışlardır, “Bu konuda böyle bir hassasiyet var, gözünü seveyim, bununla ilgili tedbirini al.” demişlerdir. Ben yeri ve zamanı geldiği zaman ne gerekiyorsa onu yapmış birisiyim, bunu burada herkes biliyor.

Şu mudur mesele: Birlikte mi karar alalım? Birlikte karar almak için konuşuyoruz. O zaman, sizden rica ediyorum, gene bunu bir siyasi manivela olarak görmeyin, ben amaca ulaşmak istiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – O zaman, on dakika ara verirsiniz, arkaya gideriz, Grup Başkan Vekillerimizle otururuz, ben araştırma önergemi geri çekerim. Benim adım geçmesin, partimin adı geçmesin, hiçbir şey istemiyorum; bir tek şey istiyorum bu Meclisten: Sakarya’yla ilgili, yargıda yapılanlar demek ki bugüne kadar doğru yapılmamış. “Uzman” dediğimiz kişiler eğer uzman olsalardı o römorku kaldırtıp onu patlattırmazlardı, cahil bir çocuk dahi bunu yapmaz. Bir yerde bir hata var, bu hatayı milletvekilleri objektif olarak görmeliler ve buna müdahale etmeliler. Bu Meclisin çatısı altında ben de öğrenmeye çalışıyorum, belki büyüklerim kadar tecrübeli değilim ama ben de öğrenmeye çalışıyorum. Bu çatı altında birlikte aldığımız grup önerisi kararı vardır -az önce kendilerinin ifade ettiği gibi- ortaklaşa almışızdır. Burada birbirimizin hatasına, eksiğine değil; ortaklaşa bu kararı nasıl alabiliriz, ona bakarak bir karar verelim istiyorum. Bu, benim ricamdır.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Buyurun Sayın Akçay.

32.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Öncelikle şunu tekrar açıklığa kavuşturayım: Sayın Engin Özkoç’un bu grup önerisini siyasi istismar maksadıyla verdiğini kesinlikle ifade etmiyoruz ve böyle bir anlayışı da reddederiz. Yani bu, bundan ayrıdır; biraz evvel benim 27’nci Dönemde verilen toplam 370 adet grup önerisine ilişkin söylediğim hususlardır ki doğrudur, onda siyasi istismar konusu yapıldığı hususunda ısrarcıyım. Yalnız, Sayın Engin Özkoç’un, bunu bir siyasi istismar maksadıyla verdiği gibi bir kanaatimiz de asla yoktur, yani bizim de o konuda itimadımız tamdır.

BAŞKAN – Siz, sadece, sizin kararınız sorgulanmasın diyorsunuz?

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Evet. Yani özetle, bizim kararımız sorgulanmasın.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Milliyetçi Hareket Partisinin bu konuda aldığı tutum bu grup önerisi üzerinden sorgulanırsa buna itiraz ederiz yani sözümüz de geçerli.

BAŞKAN – Anlaşılmıştır.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Değerli arkadaşlar, bir de son olarak şunu ifade ediyorum: Bir kere, bu 370 grup önerisinden 370 komisyon kurma imkânımız var mı Meclis olarak? En az 15-20-25 milletvekilinin komisyon oluşturduğu ve en az üç ay çalıştığı bir komisyon da zaten fiilen mümkün değil. E, o zaman burada belli bir seçicilik yapmak lazım, o seçiciliği sağlayacak olan da 5 parti grubunun bir şekilde ortaklaşmasıyla olacak bir husustur. Yani bir parti grubunun onaylamadığı, kabul etmediği, imza vermediği bir komisyonun bugüne kadar Türkiye Büyük Millet Meclisinde kurulmadığını biliyoruz; bu durumu da dikkate alarak mümkün olduğunca uzlaşarak, birbirimizi ikna ederek, kırmadan ve dediğim gibi bir siyasi istismara da vesile etmeden kurulsun. Bunları söylemekte fayda vardır diye düşünüyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, son sözlerinizi alalım.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Engin Özkoç’a -tekrar tekrar söylüyorum- bu grup önerisindeki samimiyeti konusunda itimadımız da tamdır, o konuda hiçbir anlayışımız da yoktur.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Kürsü arkasında da konuştuk zaten bunları.

Buyurun Sayın Oluç.

33.- İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un, sorun yaşanmadan önleminin alınması gerektiğine, toplumun tamamını ilgilendiren konularda ortak önergeyle araştırma komisyonu kurulması konusunda mutabakat sağlanmasının politik kültür açısından doğru olacağına ilişkin açıklaması

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın vekiller, çok kısa değineceğim çünkü çoğu konuşuldu, sadece bir hatırlatma yapacağım. Rabia Naz konusunda neredeyse her parti çeşitli tartışmalar yapmıştı. Sonunda ortak bir araştırma komisyonu kuruldu, sanıyorum raporu da bitti, sonuçlandı. Yapılabiliyor böyle şeyler. Bu yaşanmış olan patlama böyle bir konu aslında.

Bir konu daha hatırlatacağım bu vesileyle, deprem konusunda herkes duyarlı olduğunu söyledi, hatta “Ortak bir önergeyle araştırma komisyonu kuralım.” diye konuşuldu ama unutuldu. Niye depremi hatırlatıyorum? Türkiye’de yani önlem almak… Hani, şöyle bir şey, bir sorun yaşanmadan önlem alınır ki o sorun yaşanmasın diye fakat bizde genellikle -toplumsal da bir sorun bu- bir şey yaşanıyor, önlemi almamış olduğumuz için sonradan önlemleri konuşuyoruz. Dolayısıyla, mesela deprem gibi, bu gibi konularda ortak araştırma komisyonu kurulması konusunda bir mutabakat sağlanabilir ve bunu yapmamız, politik kültür açısından da doğru bir şeydir diye düşünüyorum.

Teşekkürler.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Erel…

34.- Aksaray Milletvekili Ayhan Erel’in, Sakarya ili Hendek ilçesinde meydana gelen olayda Türk milletinin acısının ve endişesinin bir olduğuna, siyasi parti gruplarının ortak kararıyla varsa ihmali olanların araştırılmasının bundan sonra meydana gelebilecek hadiseler için caydırıcı olacağına ilişkin açıklaması

AYHAN EREL (Aksaray) – Teşekkürler Sayın Başkanım.

Hendek’te meydana gelen olayda ve buna benzer olaylarda Türk milletinin tamamının acısının bir, sancısının bir, endişesinin bir, kaygısının bir olduğuna dair şüphelerimiz yok. Bu tür olayların da siyasi istismar edileceğine dair de herhangi bir endişemiz yok ama ortada bir facia var. Şubat ayında da Van Bahçesaray’da meydana gelen çığ felaketinde 41 vatandaşımız -ve içinde askerlerimiz- şehit olmuştu. Yani bu tür olaylarda, Engin Bey’in söylediği gibi, Parlamentoda bulunan tüm grupların ortak bir karar alarak acılara ortak olması, varsa ihmali olan vatandaşların da soruşturularak bundan sonra meydana gelebilecek hadiselere, onların önüne bir caydırıcı güç olarak çıkmasının uygun olacağını düşünüyorum.

Engin Bey’in de açık yüreklilikle “Biz, önergemizi geri çekelim, kürsü arkasında toplanalım, bu konuyu 5 parti grubu olarak birlikte araştıralım; vatandaşlarımızın acısına ortak, dertlerine derman olmaya çalışalım.” önerisi bence yerinde.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

AYHAN EREL (Aksaray) – Sayın Başkan da ve diğer Grup Başkan Vekilleri de uygun görürse kürsü arkasında toplanarak bu konuyu herhangi bir siyasi istismara mahal vermeden çözmenin faydalı olacağını düşünüyorum.

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Değerli arkadaşlar, yapacağınız o çalışma bu önergeden bağımsızdır. Ben bu önergenin işlemini yapacağım.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati:16.04

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 16.16

BAŞKAN: Başkan Vekili Süreyya Sadi BİLGİÇ

KÂTİP ÜYELER: İshak GAZEL (Kütahya), Mustafa Açıkgöz (Nevşehir)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 112’nci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Gündemin “Seçim” kısmına geçiyoruz.

VII.- SEÇİMLER

A) Komisyonlara Üye Seçimi

1.- Adalet; Anayasa; Avrupa Birliği Uyum; Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm; Çevre; Dışişleri; Dilekçe; Güvenlik ve İstihbarat; İçişleri; İnsan Haklarını İnceleme; Kadın Erkek Fırsat Eşitliği; Kamu İktisadi Teşebbüsleri; Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor; Millî Savunma; Plan ve Bütçe; Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler; Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji; Tarım, Orman ve Köyişleri komisyonlarına üye seçimi

BAŞKAN - Türkiye Büyük Millet Meclisi komisyonlarına üye seçimi yapacağız. Komisyon üyelikleri için siyasi parti gruplarınca gösterilen adayların listesini İç Tüzük'ün 21'inci maddesine göre ayrı ayrı okutup oylarınıza sunacağım.

Adalet Komisyonu Üyelikleri Aday Listesi

Üye Sayısı (26)

Adı Soyadı                                    Seçim Çevresi

Adalet ve Kalkınma Partisi (13)

Muhammed Fatih Toprak                  Adıyaman

Belgin Uygur                                  Balıkesir

Yılmaz Tunç                                  Bartın

Emine Yavuz Gözgeç  Bursa

Oğuzhan Kaya                                Çorum

Sabri Öztürk                                  Giresun

Abdulkadir Özel                              Hatay

Abdullah Güler                               İstanbul

Mahmut Atilla Kaya     İzmir

Ramazan Can                                 Kırıkkale

Gülay Samancı                               Konya

Orhan Kırcalı                                 Samsun

Mustafa Arslan                               Tokat

Cumhuriyet Halk Partisi (6)

Rafet Zeybek                                 Antalya

Süleyman Bülbül                             Aydın

Tufan Köse                                    Çorum

Turan Aydoğan                               İstanbul

Zeynel Emre                                  İstanbul

Alpay Antmen                                Mersin

Halkların Demokratik Partisi (3)

Abdullah Koç                                 Ağrı

Mehmet Ruştu Tiryaki Batman

Züleyha Gülüm                               İstanbul

Milliyetçi Hareket Partisi (2)

Halil Öztürk                                   Kırıkkale

Yücel Bulut                                   Tokat

İYİ PARTİ (2)

Ayhan Erel                                    Aksaray

Hasan Subaşı                                 Antalya

BAŞKAN – Okunan listeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Diğer listeyi okutuyorum:

Anayasa Komisyonu Üyelikleri Aday Listesi

Üye sayısı (26)

Adı Soyadı                                    Seçim Çevresi

Adalet ve Kalkınma Partisi (13)

İbrahim Halil Fırat      Adıyaman

Ali Özkaya                                    Afyonkarahisar

Cengiz Aydoğdu                             Aksaray

Mustafa Köse                                 Antalya

Osman Mesten                               Bursa

Recep Özel                                   Isparta

Ahmet Özdemir                              Kahramanmaraş

Metin Çelik                                    Kastamonu

Emine Zeybek                                Kocaeli

İsmail Bilen                                   Manisa

Zeynep Gül Yılmaz     Mersin

Yusuf Beyazıt                                Tokat

Bekir Bozdağ                                 Yozgat

Cumhuriyet Halk Partisi (6)

Murat Emir                                    Ankara

Bülent Tezcan                                Aydın

Aysu Bankoğlu                               Bartın

İbrahim Özden Kaboğlu                    İstanbul

Ali Mahir Başarır                            Mersin

Halkların Demokratik Partisi (3)

Erdal Aydemir                                Bingöl

Hüseyin Kaçmaz                             Şırnak

Meral Danış Beştaş     Siirt

Milliyetçi Hareket Partisi(2)

Feti Yıldız                                     İstanbul

Muhammed Levent Bülbül                 Sakarya

İYİ PARTİ (2)

Feridun Bahşi                                Antalya

Ahmet Kamil Erozan    Bursa

BAŞKAN – Okunan listeyi oylarınıza sunuyorum. Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Diğer listeyi okutuyorum:

Avrupa Birliği Uyum Komisyonu Üyelikleri Aday Listesi

Üye Sayısı (26)

Adı Soyadı                                    Seçim Çevresi

Adalet ve Kalkınma Partisi (13)

Ahmet Zenbilci                               Adana

Zehra Taşkesenlioğlu Ban                Erzurum

Halis Dalkılıç                                 İstanbul

Canan Kalsın                                 İstanbul

Zafer Sırakaya                               İstanbul

Cemal Bekle                                 İzmir

İsmail Emrah Karayel Kayseri

Ziya Altunyaldız                             Konya

Selman Özboyacı                            Konya

Ergün Taşcı                                   Ordu

Muhammed Avcı                             Rize

Çiğdem Erdoğan Atabek                   Sakarya

Mehmet Kasım Gülpınar                   Şanlıurfa

Cumhuriyet Halk Partisi (6)

Fikret Şahin                                  Balıkesir

Özgür Karabat                              İstanbul

Türabi Kayan                                 Kırklareli

Burak Erbay                                  Muğla

Özkan Yalım                                  Uşak

Halkların Demokratik Partisi (2)

Feleknas Uca                                 Batman

Zeynel Özen                                  İstanbul

Milliyetçi Hareket Partisi (2)

Cemal Çetin                                  İstanbul

Arzu Erdem                                   İstanbul

İYİ PARTİ (2)

İmam Hüseyin Filiz     Gaziantep

Aylin Cesur                                   Isparta

BAŞKAN – Okunan listeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Diğer listeyi okutuyorum:

Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu Üyelikleri Aday Listesi

Üye Sayısı (26)

Adı Soyadı                                    Seçim Çevresi

Adalet ve Kalkınma Partisi (13)

Ertunç Erkan Balta     Artvin

Metin Yavuz                                  Aydın

Jülide İskenderoğlu    Çanakkale

Burhan Çakır                                 Erzincan

Ahmet Uzer                                   Gaziantep

Şamil Ayrım                                   İstanbul

Mustafa Demir                               İstanbul

Hulusi Şentürk                               İstanbul

Necip Nasır                                   İzmir

İlyas Şeker                                    Kocaeli

Tahir Akyürek                                Konya

Recep Uncuoğlu                             Sakarya

Hamdi Uçar                                   Zonguldak

Cumhuriyet Halk Partisi (6)

Hüseyin Yıldız                                Aydın

İsmet Tokdemir                              Hatay

Gökan Zeybek                                İstanbul

Hasan Baltacı                                Kastamonu

Mürsel Alban                                 Muğla

Ulaş Karasu                                   Sivas

Halkların Demokratik Partisi (3)

Mahmut Celadet Gaydalı                  Bitlis

Dilşat Canbaz Kaya    İstanbul

Nuran İmir                                     Şırnak

Milliyetçi Hareket Partisi (2)

Ahmet Erbaş                                  Kütahya

Baki Şimşek                                  Mersin

İYİ PARTİ (2)

İbrahim Halil Oral                           Ankara

Hayrettin Nuhoğlu                           İstanbul

BAŞKAN – Okunan listeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Diğer listeyi okutuyorum:

Çevre Komisyonu Üyelikleri Aday Listesi

Üye Sayısı (26)

Adı Soyadı                                    Seçim Çevresi

Adalet ve Kalkınma Partisi (13)

Barış Aydın                                   Ankara

Hacı Turan                                    Ankara

Muhammet Müfit Aydın                    Bursa

Hacı Osman Akgül                          Gümüşhane

Husret Dinç                                   Hakkâri

Eyüp Özsoy                                   İstanbul

Abdullah Ağralı                              Konya

Mehmet Emin Şimşek  Muş

Yusuf Ziya Yılmaz                           Samsun

Semiha Ekinci                                Sivas

Ahmet Akay                                   Şanlıurfa

Muhammet Balta                             Trabzon

Abdulahat Arvas                             Van

Cumhuriyet Halk Partisi (6)

Aydın Özer                                    Antalya

Ednan Arslan                                 İzmir

Murat Bakan                                  İzmir

Mahir Polat                                   İzmir

Vecdi Gündoğdu                             Kırklareli

Halkların Demokratik Partisi (3)

Oya Ersoy                                     İstanbul

Murat Çepni                                   İzmir

Muazzez Orhan Işık    Van

Milliyetçi Hareket Partisi (2)

Ayşe Sibel Ersoy                            Adana

Sadir Durmaz                                 Ankara

İYİ PARTİ (2)

Zeki Hakan Sıdalı                           Mersin

Metin Ergun                                   Muğla

BAŞKAN – Okunan listeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Diğer listeyi okutuyorum:

Dışişleri Komisyonu Üyelikleri Aday Listesi

Üye Sayısı (26)

Adı Soyadı                                    Seçim Çevresi

Adalet ve Kalkınma Partisi (13)

Asuman Erdoğan                             Ankara

Sena Nur Çelik                               Antalya

Mustafa Canbey                             Balıkesir

Atilla Ödünç                                  Bursa

Derya Bakbak                                Gaziantep

Aziz Babuşcu                                 İstanbul

Ahmet Hamdi Çamlı    İstanbul

Ahmet Berat Çonkar    İstanbul

Akif Çağatay Kılıç                          İstanbul

Zafer Sırakaya                               İstanbul

Hasan Turan                                  İstanbul

Ceyda Bölünmez Çankırı                  İzmir

Niyazi Güneş                                 Karabük

Cumhuriyet Halk Partisi (6)

Ahmet Haluk Koç                            Ankara

Utku Çakırözer                               Eskişehir

Mehmet Güzelmansur  Hatay

Ahmet Ünal Çeviköz    İstanbul

Yunus Emre                                   İstanbul

Oğuz Kaan Salıcı                            İstanbul

Halkların Demokratik Partisi (3)

Tulay Hatımoğulları Oruç                 Adana

Hişyar Özsoy                                 Diyarbakır

Serpil Kemalbay Pekgözegü              İzmir

Milliyetçi Hareket Partisi (2)

Kamil Aydın                                   Erzurum

İsmail Özdemir                               Kayseri

İYİ PARTİ (2)

Aydın Adnan Sezgin    Aydın

Ümit Özdağ                                   İstanbul

BAŞKAN – Okunan listeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Diğer listeyi okutuyorum:

Dilekçe Komisyonu Üyelikleri Aday Listesi

Üye Sayısı (12)

Adı Soyadı                                    Seçim Çevresi

Adalet ve Kalkınma Partisi (6)

Arzu Aydın                                    Bolu

Fehmi Küpçü                                  Bolu

Mihrimah Belma Satır  İstanbul

İsmail Tamer                                 Kayseri

Mustafa Kendirli                             Kırşehir

Ahmet Salih Dal                             Kilis

Cumhuriyet Halk Partisi (3)

Özcan Purçu                                  İzmir

Hüseyin Avni Aksoy    Karabük

Metin İlhan                                    Kırşehir

Halkların Demokratik Partisi (1)

Hüda Kaya                                    İstanbul

Milliyetçi Hareket Partisi (1)

Mehmet Taytak                              Afyonkarahisar

İYİ PARTİ (1)

Behiç Çelik                                   Mersin

BAŞKAN – Okunan listeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Diğer listeyi okutuyorum:

Güvenlik ve İstihbarat Komisyonu Üyelikleri Aday Listesi

Üye Sayısı (17)

Adı Soyadı                                    Seçim Çevresi

Adalet ve Kalkınma Partisi (9)

Adil Çelik                                      Balıkesir

Fetani Battal                                  Bayburt

Efkan Ala                                      Bursa

Serkan Bayram                              İstanbul

Ahmet Sorgun                                Konya

Murat Baybatur                              Manisa

Ali Cumhur Taşkın                          Mersin

Adnan Günnar                                Trabzon

Mehmet Altay                                 Uşak

Cumhuriyet Halk Partisi (4)

Yüksel Özkan                                 Bursa

Yüksel Mansur Kılınç  İstanbul

Bedri Serter                                  İzmir

İsmail Atakan Ünver   Karaman

Halkların Demokratik Partisi (2)

Rıdvan Turan                                 Mersin

Şevin Coşkun                                 Muş

Milliyetçi Hareket Partisi (1)

Mustafa Hidayet Vahapoğlu              Bursa

İYİ PARTİ (1)

Aytun Çıray                                   İzmir

BAŞKAN – Okunan listeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Diğer listeyi okutuyorum:

İçişleri Komisyonu Üyelikleri Aday Listesi

Üye Sayısı (26)

Adı Soyadı                                    Seçim Çevresi

Adalet ve Kalkınma Partisi (13)

Selim Yağcı                                   Bilecik

Sermin Balık                                  Elâzığ

Müslüm Yüksel                               Gaziantep

Kadir Aydın                                   Giresun

Alev Dedegil                                  İstanbul

Fatih Süleyman Denizolgun               İstanbul

Celalettin Güvenç                           Kahramanmaraş

Mustafa Hilmi Dülger  Kilis

Sami Çakır                                    Kocaeli

Cemil Yaman                                 Kocaeli

Ahmet Çakır                                  Malatya

Tamer Akkal                                  Manisa

Mustafa Yel                                   Tekirdağ

Cumhuriyet Halk Partisi (6)

Nihat Yeşil                                    Ankara

Ensar Aytekin                                Balıkesir

Yaşar Tüzün                                  Bilecik

Erkan Aydın                                   Bursa

Ali Öztunç                                     Kahramanmaraş

Faruk Sarıaslan                              Nevşehir

Halkların Demokratik Partisi (3)

Zeynel Özen                                  İstanbul

Mensur Işık                                   Muş

Hasan Özgüneş                              Şırnak

Milliyetçi Hareket Partisi (2)

Ümit Yılmaz                                   Düzce

Sermet Atay                                  Gaziantep

İYİ PARTİ (2)

Mehmet Metanet Çulhaoğlu               Adana

Behiç Çelik                                   Mersin

BAŞKAN – Okunan listeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Diğer listeyi okutuyorum:

İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Üyelikleri Aday Listesi

Üye Sayısı (26)

Adı Soyadı                                    Seçim Çevresi

Adalet ve Kalkınma Partisi (13)

İbrahim Yurdunuseven Afyonkarahisar

Atay Uslu                                      Antalya

Pakize Mutlu Aydemir Balıkesir

Hakan Çavuşoğlu                            Bursa

Erol Kavuncu                                 Çorum

Oya Eronat                                    Diyarbakır

Hüseyin Yayman                             Hatay

Ahmet Salih Dal                             Kilis

Radiye Sezer Katırcıoğlu                  Kocaeli

Hakan Kahtalı                                Malatya

Cengiz Demirkaya                           Mardin

Osman Nuri Gülaçar   Van

Meliha Akyol                                  Yalova

Cumhuriyet Halk Partisi (6)

Ali Haydar Hakverdi    Ankara

Servet Ünsal                                  Ankara

İrfan Kaplan                                  Gaziantep

Mahmut Tanal                                İstanbul

Mustafa Sezgin Tanrıkulu                 İstanbul

Aziz Aydınlık                                 Şanlıurfa

Halkların Demokratik Partisi (2)

Ömer Faruk Gergerlioğlu                  Kocaeli

Gülüstan Kılıç Koçyiğit                    Muş

Milliyetçi Hareket Partisi (2)

Metin Nurullah Sazak  Eskişehir

Memet Bülent Karataş İstanbul

İYİ PARTİ (2)

Ümit Beyaz                                    İstanbul

Ahmet Çelik                                   İstanbul

BAŞKAN – Okunan listeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Diğer listeyi okutuyorum:

Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu Üyelikleri Aday Listesi

Üye Sayısı (26)

Adı Soyadı                                    Seçim Çevresi

Adalet ve Kalkınma Partisi (13)

Mustafa Levent Karahocagil              Amasya

Belgin Uygur                                  Balıkesir

Fatma Aksal                                  Edirne

Zülfü Demirbağ                              Elâzığ

Sabahat Özgürsoy Çelik                   Hatay

Tülay Kaynarca                              İstanbul

İmran Kılıç                                    Kahramanmaraş

Hülya Nergis                                  Kayseri

Ceyda Çetin Erenler   Kütahya

Yelda Erol Gökcan                          Muğla

Çiğdem Erdoğan Atabek                   Sakarya

Çiğdem Koncagül                            Tekirdağ

Bahar Ayvazoğlu                            Trabzon

Cumhuriyet Halk Partisi (6)

Gamze Taşcıer                               Ankara

Jale Nur Süllü                                Eskişehir

Suzan Şahin                                  Hatay

Saliha Sera Kadıgül Sütlü                 İstanbul

Candan Yüceer                               Tekirdağ

Halkların Demokratik Partisi (2)

Dirayet Dilan Taşdemir                    Ağrı

Filiz Kerestecioğlu Demir                 Ankara

Milliyetçi Hareket Partisi (2)

Nevin Taşlıçay                               Ankara

Arzu Erdem                                   İstanbul

İYİ PARTİ (2)

Şenol Sunat                                   Ankara

Muhammet Naci Cinisli                    Erzurum

BAŞKAN – Okunan listeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Diğer listeyi okutuyorum:

Kamu İktisadi Teşebbüsleri Komisyonu Üyelikleri Aday Listesi

Üye Sayısı (35)

Adı Soyadı                                    Seçim Çevresi

Adalet ve Kalkınma Partisi (17)

Tamer Dağlı                                   Adana

Nevzat Ceylan                               Ankara

Kemal Çelik                                   Antalya

Mustafa Savaş                               Aydın

Yavuz Subaşı                                 Balıkesir

Ziver Özdemir                                Batman

Vildan Yılmaz Gürel    Bursa

Süleyman Karaman     Erzincan

Nevzat Şatıroğlu                             İstanbul

Cumhur Ünal                                  Karabük

Selman Oğuzhan Eser Karaman

Ahmet Tan                                     Kütahya

Metin Gündoğdu                             Ordu

Mücahit Durmuşoğlu   Osmaniye

Mehmet Habib Soluk   Sivas

İrfan Kartal                                   Van

Polat Türkmen                               Zonguldak

Cumhuriyet Halk Partisi (8)

Orhan Sümer                                 Adana

Mustafa Tuncer                              Amasya

Sevda Erdan Kılıç                           İzmir

Atila Sertel                                    İzmir

Baha Ünlü                                     Osmaniye

Kemal Zeybek                                Samsun

Ahmet Kaya                                   Trabzon

Deniz Yavuzyılmaz     Zonguldak

Halkların Demokratik Partisi (4)

Kemal Peköz                                  Adana

Mahmut Celadet Gaydalı                  Bitlis

Sait Dede                                      Hakkâri

Murat Sarısaç                                Van

Milliyetçi Hareket Partisi (3)

Mevlüt Karakaya                            Ankara

Lütfi Kaşıkçı                                  Hatay

Esin Kara                                      Konya

İYİ PARTİ (2)

Yasin Öztürk                                  Denizli

Bedri Yaşar                                   Samsun

BAŞKAN – Okunan listeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Diğer listeyi okutuyorum:

Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Üyelikleri Aday Listesi

Üye Sayısı (26)

Adı Soyadı                                    Seçim Çevresi

Adalet ve Kalkınma Partisi (13)

Hasan Çilez                                   Amasya

Emrullah İşler                                Ankara

Orhan Yegin                                  Ankara

Zeynep Yıldız                                 Ankara

Cemal Taşar                                  Bitlis

Ahmet Mücahit Arınç   İstanbul

Habibe Öçal                                  Kahramanmaraş

Mehmet Akif Yılmaz    Kocaeli

Orhan Erdem                                 Konya

Hacı Ahmet Özdemir   Konya

Kenan Sofuoğlu                              Sakarya

Osman Ören                                  Siirt

Nazım Maviş                                  Sinop

Cumhuriyet Halk Partisi (6)

Yıldırım Kaya                                 Ankara

Serkan Topal                                 Hatay

Suat Özcan                                   Muğla

Mustafa Adıgüzel                            Ordu

Özcan Özel                                   Yalova

Ali Keven                                      Yozgat

Halkların Demokratik Partisi (3)

Kemal Bülbül                                 Antalya

Mehmet Ruştu Tiryaki Batman

Dersim Dağ                                   Diyarbakır

Milliyetçi Hareket Partisi (2)

Kamil Aydın                                   Erzurum

Yaşar Karadağ                               Iğdır

İYİ PARTİ (2)

İsmail Koncuk                                Adana

Şenol Sunat                                   Ankara

BAŞKAN – Okunan listeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Diğer listeyi okutuyorum:

Millî Savunma Komisyonu Üyelikleri Aday Listesi

Üye Sayısı (26)

Adı Soyadı                                    Seçim Çevresi

Adalet ve Kalkınma Partisi (13)

Feyzi Berdibek                               Bingöl

Yasin Uğur                                    Burdur

Refik Özen                                    Bursa

Zülfü Tolga Ağar                            Elâzığ

Mehmet Sait Kirazoğlu Gaziantep

Mehmet Uğur Gökgöz  Isparta

Mehmet Ali Özkan                           Manisa

Mehmet Yavuz Demir  Muğla

Yücel Menekşe                               Nevşehir

Yavuz Ergun                                  Niğde

İsmail Kaya                                   Osmaniye

İsmet Yılmaz                                  Sivas

Mehmet Ali Cevheri    Şanlıurfa

Cumhuriyet Halk Partisi (6)

Özgür Ceylan                                 Çanakkale

Haşim Teoman Sancar Denizli

Bayram Yılmazkaya    Gaziantep

Mehmet Ali Çelebi                          İzmir

Ahmet Önal                                   Kırıkkale

Polat Şaroğlu                                 Tunceli

Halkların Demokratik Partisi (3)

Kemal Bülbül                                 Antalya

İmam Taşçıer                                 Diyarbakır

Milliyetçi Hareket Partisi (2)

Mustafa Hidayet Vahapoğlu              Bursa

Saffet Sancaklı                              Kocaeli

İYİ PARTİ (2)

Dursun Ataş                                   Kayseri

Hüseyin Örs                                  Trabzon

BAŞKAN – Okunan listeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Diğer listeyi okutuyorum:

Plan ve Bütçe Komisyonu Üyelikleri Aday Listesi

Üye Sayısı (30)

Adı Soyadı                                    Seçim Çevresi

Adalet ve Kalkınma Partisi (15)

Ekrem Çelebi                                 Ağrı

İbrahim Aydın                                Antalya

Bekir Kuvvet Erim                          Aydın

Ahmet Kılıç                                   Bursa

Nilgün Ök                                      Denizli

Ayşe Keşir                                    Düzce

İbrahim Aydemir                             Erzurum

Abdullah Nejat Koçer  Gaziantep

Cemal Öztürk                                 Giresun

Şirin Ünal                                     İstanbul

Yaşar Kırkpınar                              İzmir

Uğur Aydemir                                 Manisa

Lütfi Elvan                                    Mersin

Salih Cora                                     Trabzon

İsmail Güneş                                 Uşak

Cumhuriyet Halk Partisi (7)

Bülent Kuşoğlu                               Ankara

Cavit Arı                                       Antalya

Mehmet Bekaroğlu                          İstanbul

Emine Gülizar Emecan İstanbul

Kamil Okyay Sındır     İzmir

Abdüllatif Şener                             Konya

Süleyman Girgin                             Muğla

Halkların Demokratik Partisi (3)

Necdet İpekyüz                              Batman

Garo Paylan                                  Diyarbakır

Erol Katırcıoğlu                              İstanbul

Milliyetçi Hareket Partisi (3)

İsmail Faruk Aksu                           İstanbul

Mustafa Baki Ersoy    Kayseri

Mustafa Kalaycı                             Konya

İYİ PARTİ (2)

Durmuş Yılmaz                               Ankara

İsmail Tatlıoğlu                              Bursa

BAŞKAN – Okunan listeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Diğer listeyi okutuyorum:

Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Üyelikleri Aday Listesi

Üye Sayısı (26)

Adı Soyadı                                    Seçim Çevresi

Adalet ve Kalkınma Partisi (13)

Arife Polat Düzgün     Ankara

Tuba Vural Çokal                            Antalya

Mustafa Esgin                                Bursa

Recep Akdağ                                 Erzurum

Hacı Bayram Türkoğlu Hatay

Müşerref Pervin Tuba Durgut            İstanbul

Recep Şeker                                  Karaman

İsmail Tamer                                 Kayseri

Halil Etyemez                                Konya

Ceyda Çetin Erenler   Kütahya

Selim Gültekin                               Niğde

Ahmet Eşref Fakıbaba Şanlıurfa

Rizgin Birlik                                  Şırnak

Cumhuriyet Halk Partisi (6)

Burhanettin Bulut                            Adana

Ali Şeker                                      İstanbul

Kani Beko                                     İzmir

Ali Fazıl Kasap                               Kütahya

Neslihan Hancıoğlu     Samsun

Ünal Demirtaş                                Zonguldak

Halkların Demokratik Partisi (3)

Semra Güzel                                  Diyarbakır

Habip Eksik                                   Iğdır

Serpil Kemalbay Pekgözegü              İzmir

Milliyetçi Hareket Partisi (2)

Ali Muhittin Taşdoğan  Gaziantep

Sefer Aycan                                  Kahramanmaraş

İYİ PARTİ (2)

Arslan Kabukcuoğlu    Eskişehir

Abdul Ahat Andican    İstanbul

BAŞKAN – Okunan listeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Diğer listeyi okutuyorum:

Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknolojileri Komisyonu Üyelikleri Aday Listesi

Üye Sayısı (26)

Adı Soyadı                                    Seçim Çevresi

Adalet ve Kalkınma Partisi (13)

Vahit Kiler                                     Bitlis

Şahin Tin                                      Denizli

Fahri Çakır                                    Düzce

Metin Bulut                                    Elâzığ

Mehmet Erdoğan                             Gaziantep

Osman Boyraz                                İstanbul

İffet Polat                                     İstanbul

Mehmet Cihat Sezal    Kahramanmaraş

Mustafa Elitaş                                Kayseri

Semra Kaplan Kıvırcık Manisa

Hacı Özkan                                   Mersin

Fuat Köktaş                                   Samsun

Ahmet Çolakoğlu                            Zonguldak

Cumhuriyet Halk Partisi (6)

Müzeyyen Şevkin                            Adana

Ahmet Akın                                    Balıkesir

Tacettin Bayır                                İzmir

Tahsin Tarhan                                Kocaeli

Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu                   Manisa

Halkların Demokratik Partisi (3)

Ali Kenanoğlu                                İstanbul

Ömer Öcalan                                 Şanlıurfa

Milliyetçi Hareket Partisi (2)

Abdurrahman Başkan  Antalya

İzzet Ulvi Yönter                            İstanbul

İYİ PARTİ (2)

Ayhan Altıntaş                               Ankara

Yasin Öztürk                                  Denizli

BAŞKAN – Okunan listeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Diğer listeyi okutuyorum:

Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyelikleri Aday Listesi

Üye Sayısı (26)

Adı Soyadı                                    Seçim Çevresi

Adalet ve Kalkınma Partisi (13)

Abdullah Doğru                              Adana

Yakup Taş                                     Adıyaman

Rıza Posacı                                   Aydın

Zafer Işık                                      Bursa

Salim Çivitcioğlu                            Çankırı

Ahmet Sami Ceylan    Çorum

Ebubekir Bal                                  Diyarbakır

Cihan Pektaş                                 Gümüşhane

Hüseyin Şanverdi                           Hatay

Yunus Kılıç                                    Kars

Selahattin Minsolmaz  Kırklareli

Zemzem Gülender Açanal                 Şanlıurfa

İbrahim Halil Yıldız     Şanlıurfa

Cumhuriyet Halk Partisi (6)

Ayhan Barut                                  Adana

Orhan Sarıbal                                Bursa

Okan Gaytancıoğlu     Edirne

Bekir Başevirgen                            Manisa

Cengiz Gökçel                               Mersin

İlhami Özcan Aygun    Tekirdağ

Halkların Demokratik Partisi (3)

Rıdvan Turan                                 Mersin

Nusrettin Maçin                              Şanlıurfa

Ayşe Sürücü                                  Şanlıurfa

Milliyetçi Hareket Partisi (2)

Muharrem Varlı                              Adana

Hasan Kalyoncu                             İzmir

İYİ PARTİ (2)

Dursun Ataş                                   Kayseri

Fahrettin Yokuş                              Konya

BAŞKAN – Okunan listeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Komisyon üyeliklerine seçilen sayın milletvekillerinin görev süresi 16 Temmuz 2020 tarihi itibarıyla başlayacaktır.

Seçilen milletvekillerini kutluyor, başarılar diliyorum.

Alınan karar gereğince, denetim konularını görüşmüyor ve gündemin “Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, Aydın Milletvekili Metin Yavuz ve 60 Milletvekilinin Gıda, Tarım ve Orman Alanında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

VIII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Teklifleri

1.- Aydın Milletvekili Metin Yavuz ve 60 Milletvekilinin Gıda, Tarım ve Orman Alanında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/2985) ve Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 221)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2’nci sırada yer alan, Gaziantep Milletvekili Mehmet Sait Kirazoğlu ve 56 Milletvekilinin Türk Silahlı Kuvvetleri Disiplin Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Millî Savunma Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

2.- Gaziantep Milletvekili Mehmet Sait Kirazoğlu ve 56 Milletvekilinin Türk Silahlı Kuvvetleri Disiplin Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/3002) ve Milli Savunma Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 223) (´)

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Komisyon Raporu 223 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince bu teklif İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında temel kanun olarak görüşülecektir. Bu nedenle, teklifin tümü üzerindeki görüşmeleri tamamlanıp maddelerine geçilmesi kabul edildikten sonra bölümler hâlinde görüşülecek ve bölümlerde yer alan maddeler ayrı ayrı oylanacaktır.

Teklifin tümü üzerinde gruplar adına ilk söz, İYİ PARTİ Grubu adına Sayın Ümit Özdağ’ın.

Buyurun Sayın Özdağ. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA ÜMİT ÖZDAĞ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Ayasofya Camisi 1991’de kısmen ibadete açıldıktan sonra dün tamamen ibadete açıldı. Eylül 2006’da “Ayasofya’yı ibadete açmaz isek bize Sultan Ahmet’te ezan okutmak istemezler.” diyen ve bu konuda kitap yazan bir Türk olarak Ayasofya’nın açılmasından büyük mutluluk duydum.

Ayasofya’yı, yaklaşan İkinci Dünya Savaşı öncesinde psikolojik harp hamlesi olarak müze yapan Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün aziz ruhunun da şad olduğunu düşünüyorum. Eğer Atatürk yaşasaydı İkinci Dünya Savaşı sonrasında Ayasofya tekrar cami statüsüne kavuşurdu muhtemelen. Unutmayın ki Atatürk, Millî Mücadele’yi başlatmayıp İstanbul’u tekrar fethetmeseydi ne Süleymaniye kalırdı ne Fatih Camisi.

Değerli milletvekilleri, mutluluk duymamın bir başka nedeni de Sultan Ahmet Camisi’nin dolmuş olması. Çünkü, Erdoğan iki sene önce Ayasofya’nın cami olarak açılmasını isteyenlere “Sultan Ahmet Camisi’ni doldurdunuz da sıra Ayasofya’ya mı geldi.” diye cevap vermişti. Demek ki aradan geçen iki sene içerisinde Sultan Ahmet Camisi dolmuş ki Erdoğan tarafından böyle bir karar alındı.

Ayasofya’nın açılmasına sevindik ama keşke iktidar bu konuda Danıştayın kararını beklemeden 9 Haziran 2020’de İYİ PARTİ Grup Başkan Vekili Müsavat Dervişoğlu’nun Ayasofya’nın toplu ibadete açılması amacıyla verdiği Meclis araştırma önergesini kabul etseydi veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle gereken düzenleme yapılsaydı.

Değerli milletvekilleri, İstanbul’un fethi, 1071’de Malazgirt Savaşı sonrasında Türklüğün Anadolu’yu tekrar vatanlaştırmasıyla başlayan mücadelenin bir sonucudur. Anadolu’nun Türkleşmesini engellemek amacıyla başlatılan Haçlı Seferlerine rağmen Türk ilerleyişi kesintisiz bir şekilde devam etmiştir. Türk orduları İstanbul’un fethinden 101 sene önce, Anadolu’dan Avrupa’ya ilk adımlarını 1352’de atmışlar; bu çıkışı, Birinci ve İkinci Kosova, Niğbolu, Sırp Sındığı zaferleri izlemiştir.

Şair bütün bu savaşları şu mısralarla özetlemiştir: “Bin atlı akınlarda çocuklar gibi şendik / Bin atlı o gün dev gibi bir orduyu yendik / Aktolgalı beylerbeyi haykırdı ilerle / Bir yaz günü geçtik Tuna'dan kafilelerle”

Anadolu’nun fethi 1453’te İstanbul’un fethiyle sonuçlanmış ve Kızılelma’ya ulaşılmıştır.

Değerli milletvekilleri, eskiden harp akademilerinde bir uygulama vardı. Kurmay subay adayları, Ayasofya’ya ziyarete götürülür ve orada komutanları tarafından kendilerine şu tarihî vaka anlatılırdı: II. Murat döneminde Bizans İmparatoru, Sultan Murat’tan Ayasofya’nın tamiri için usta istiyor. Türk ustaları Ayasofya’nın tamirini yaparken kendi aralarında şöyle konuşuyorlar “Biz bir gün bu kenti fethedeceğiz. Biz fethetmezsek oğullarımız fethedecek. Fetihten sonra bu kiliseyi, cami yapacağız. O zaman, tamir sırasında, cami olduğu zaman inşa edeceğimiz minarelerin yerlerini tespit edelim ve hazırlığını yapalım.” diyor ve bunu gerçekleştiriyorlar. Bu vaka, bir milletin bütün fertleriyle bir ülküyü yaşaması ve bir kurmay subayın geleceği öngörmesine örnek olarak anlatılır.

Değerli milletvekilleri, fetih gerçekleşti, fetih öncesi temelleri atılan minareler dikildi. Dönemin tarihçisi Âşıkpaşazâde fethin ertesini şöyle anlatıyor: “Fethin evvel Cuma günü Ayasofya’da Cuma namazı kılındı ve hutbe-i İslam okundu. Sultan Gazi Mehmet adına kim ol Murat Gazi Han oğludur. Ve ol Gazi Mehmet Han oğludur. Ol dahi Sultan Beyazıt Han oğludur ve ol dahi Murat Gazi hünkâr oğludur. El Halil Gökalp neslidir, kim Oğuz Han oğludur.” Görüldüğü gibi İstanbul’u fetheden cennetmekân Fatih Sultan Mehmet, büyük bir Türklük şuuruyla Oğuz Han’ın torunu olduğunu fetih günü hatırlamaktadır. Umarım Fatih Sultan Mehmet’in Türklük şuuru, Erdoğan’ın “Türküm, doğruyum, çalışkanım…” diye başlayan Andımız’ın, Danıştay’ın almış olduğu okullarda tekrar okunması kararını uygulatmasına da vesile olur.

Değerli milletvekilleri, Ayasofya Cami’nin ibadete tamamen açılması büyük bir sevinçle karşılanırken, Hazreti Peygamber’imizin övgüsüne mazhar olmuş 2 büyük komutanı, İstanbul’un 1453’te birinci fatihi Fatih Sultan Mehmet’i ve ikinci fatihi -Alparslan Türkeş’in ifadesiyle “Türklüğün Himalayası” olan- Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü övünçle, gururla, şuurla anıyor, Allah’tan rahmet diliyorum.

İki büyük komutanı anarken, bugün bir yasa vesilesiyle hakkında konuşacağımız İstanbul’u iki kez fetheden Türk ordusuna da seslenmek isterim.

“Ey Mete’nin Çin’e giren orduları, / Ey Attila’nın Avrupa’ya yayılan, / Fatih’in İstanbul’a giren, devir açan orduları, / Ey Atatürk’ün Akdeniz hedefine yürüyen orduları, / Dünyaya medeniyet götüren ordular, / Köle milletleri uyandıran ordular, / FET֒cü çeteleri dağıtan ordular, / Tarihi yazan, yaratan Türk orduları

Kut senin olsun, zafer senin olsun, şan senin olsun!” (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, Ayasofya'nın cami olması kılıç hakkıdır; Ayasofya kılıç hakkı olduğu gibi Süleyman Şah Türbesi de kılıç hakkıdır. Türk toprağı olan türbe bölgesi hâlen terör örgütü PKK/YPG’nin kontrolü altındadır. Kılıç hakkını burada da bir an önce gerçekleştirelim.

Öte yandan, Fatih Sultan Mehmet’in torunu Kanuni Sultan Süleyman tarafından 1549’da kılıçla fethedilen ve Türkiye Cumhuriyeti'nin İzmir iline bağlı Koyun Adası, Venedik Kayalıkları; Aydın ilinin Hurşit, Fornoz, Eşek, Nergizcik, Bulamaç Adaları; Muğla il sınırlarımız içindeki Keçi, Sakarcılar, Koçbaba, Ardaçık Adaları da 2004'ten beri ne yazık ki Yunan ordusunun işgali altındadır.

Bu adaların hepsi 2003 yılında Genelkurmay Başkanlığı tarafından yaptırılan "Ege'de Egemenliği Devredilmemiş Adalar” başlıklı dokümanda Türk adası olarak kabul edilmiştir. Şimdi bu adalarda işgalci Yunan ordusu konuşlanmış durumdadır. Mart 2015'te dönemin Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz, Türkiye Büyük Millet Meclisinde yaptığı konuşmada şöyle söylüyor, tutanaklardan okuyorum: "Lozan Barış Anlaşması'nın 12’nci maddesi ve Paris Barış Anlaşması'nın 14’üncü maddesi hükümlerine göre, egemenlikleri devredilenler dışında hiçbir adanın egemenliği anlaşmalarla Yunanistan'a devredilmemiştir. Bu ada, adacık ve kayaların egemenliği Osmanlı İmparatorluğu'ndan Türkiye Cumhuriyeti’ne intikal etmiştir. Hukuken, Egemenliği Anlaşmalarla Yunanistan'a Devredilmemiş Ada, Adacık ve Kayalıklar Türkiye'nin hâkimiyetindedir. Hukuken, egemenliği anlaşmalarla Yunanistan'a Devredilmemiş Ada, Adacık ve Kayalıkların bir kısmı üzerinde, başından beri Osmanlı'dan bugüne gelinceye kadar Yunanistan'ın fiilî uygulamaları vardır. Ancak fiilî devlet uygulamaları onların yasal ve hukuki statülerini değiştirmez. Bu, uluslararası mahkemelerin de vermiş olduğu karardır. Dolayısıyla bu durumda hukuken Egemenliği Anlaşmalarla Yunanistan'a Devredilmemiş Ada, Adacık ve Kayalıklar Türkiye Cumhuriyeti'nin egemenliğindedir. Hukuken Egemenliği Anlaşmalarla Yunanistan'a Devredilmemiş Ada, Adacık ve Kayalıklar üzerindeki mevcut fiilî Yunan uygulamaları, statüyü değiştirmez.” demiştir.

Tabii, Sayın Yılmaz araya "başından beri, Osmanlı'dan bugüne” ifadesini koyuyor ve 2004 sonrasını gizliyor ama Osmanlı'dan bu yana işgal sürüyorsa neden Yunan ordusu 2004 sonrasında konuşlandı, 2008 sonrasında Yunan cumhurbaşkanları adayı ziyarete başladılar? Ayasofya'da kılıç hakkını Danıştaya dayanarak gerçekleştirmek güzel bir şey. Gelin işgal altındaki Türk adalarında işgalci Yunan küstahlığına da son verelim.

Danıştay kararı ile Ayasofya'yı iktidarının 18’inci yılında bütün Türk milletinin desteğiyle ibadete açmak güzel ama gerçek fetih, işgal altındaki adalarımızı geri alarak olur.

“Ey! Ege sularının güzel yaslı kızları / Mukaddes yolumuzun ilk şeref yıldızları / Merak etme ahını her Türk genci yaşıyor / Şanlı Türk ülküsü gönlümüzde yaşıyor!”

Değerli milletvekilleri, Ayasofya’nın ibadete açılmasından sonra Türkiye’ye yönelik dışarıdan saldırılar olacaktır. Erdoğan 19 Mart 2018’de Ayasofya’yı açmanın getirisinden çok götürüsünün olacağını açıklamıştı. Biz, İYİ PARTİ olarak kutsallarımız konusunda getiri götürü açısından bakmıyoruz, bu saldırıların hepsinde İYİ PARTİ olarak Hükûmetin yanında olacağız ve destek vereceğiz. Ancak, şimdiden açıklayalım: Sakın Heybeliada Ruhban Okulunu açmayı düşünmeyin, ne kadar saldırı olursa olsun göğüsleyin, İYİ PARTİ bu konuda Hükûmete destek verecektir.

Değerli milletvekilleri, yukarıda şanlı tarihinden kesitler sunduğumuz Türk ordusunun zaferleri arkasında Türk askerinin yüksek disiplin anlayışı vardır. Bugün hakkında konuşacağımız yasa tasarısı da Türk ordusunun disipliniyle ilgilidir. Türk ordusu, varlığını kesintisiz sürdüren en eski 2 ordudan birisidir. Türk orduları Asya, Avrupa ve Afrika kıtalarının büyük bir bölümünde yüzyıllarca hâkim ve egemen olmuşlardır. Kara Kuvvetleri Komutanlığımızın kuruluşunun bu yıl 2229’uncu yılını kutladık. Şanlı Türk ordusu, bu uzun tarihi içinde çok zor dönemler yaşamıştır fakat son on sekiz yılda yaşadığı kadar zor bir dönemi ilk kez yaşıyor. Düşman bu sefer ve ilk kez içeriden gelmiştir, FETÖ casusluk ve terör örgütü Türk ordusunu içeriden vurmuştur. Türk ordusunun FETÖ tarafından kuşatılmasına, arkadan vurulmasına, kumpas kurulmasına AKP iktidarı tarafından izin verilmiştir. Bu iznin neden verildiğini bir AK PARTİ Genel Başkan Yardımcısı geçtiğimiz günlerde itiraf etti: “Bir tarafta darbeci Kemalist gelenek vardı, diğer tarafta FETÖ vardı ve bunları birbirine kırdırmak suretiyle yol almak mecburiyetindeydik.” Oysa tarikatların siyasete girmesine izin vermek çok tehlikelidir. Fatih Sultan Mehmet, fetihten sonra İstanbul’da faaliyet gösteren Halvetî Şeyhi Ali Halvetî’yi, İstanbul’da geniş halk kitlelerini etkilemesi ve bazı divan üyelerini ve üst düzey yöneticileri cemaate dâhil etmesi üzerine, siyasete karıştığı gerekçesiyle Manisa’ya sürmüştür.

Değerli milletvekilleri, FETÖ, Türk ordusuna ağır darbeler vurmuştur. Bir ordunun savaşa girmeden bu kadar ağır zayiat aldığı bir tek olay vardır, o da SSCB’nin dağılması sonrasında Kızıl Ordunun uğradığı tahribattır. Size, uğranılan tahribatla ilgili sayısız örnekler verebilirim. Bence en önemlisi, bir ordu için en değerli muharebe gücü olan silah arkadaşlığı duygusunun kendi arkadaşlarına pusu kuran FET֒cüler tarafından yok edilmiş, yıpratılmış olmasıdır.

Değerli milletvekilleri, bugün üzerinde konuştuğumuz yasa teklifi, AKP’nin TSK’yle ilgili izlediği yanlış politikalarında ısrarcı olduğunu göstermektedir. 29 Temmuz 2016’da 669 sayılı KHK’yle uygulamaya konulan sözde askerî reform kararları, TSK sisteminin darbe ürettiği varsayımına dayanmıştı. Bu varsayıma dayanan AKP Hükûmeti, FETÖ deneyiminden ders almak yerine, 15 Temmuz travmasını TSK’nin kurumsal yapısını parçalamak için fırsat olarak kullanmıştır. AKP “böl-parçala-yönet” anlayışıyla hareket etmiştir. “Silahlı gücü TSK’de yoğunlaştırmamalı, değişik kurumlara bölmeliyiz.” zihniyetiyle TSK’nin emir komuta birliği ortadan kaldırılmış, kurumsal parçalanmaya neden olunmuştur. 15 Temmuz FET֒cü darbe sonrasında TSK’yi yapılandıran temel yasal düzenleme olma niteliği devam eden 669 sayılı KHK’ye hâkim olan ruh, Sorosçu bir sivil toplum örgütünün hazırladığı, Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanlığı döneminde Köşk’te yapılan çalışmaya dayanmaktadır. Yapılan düzenlemelerle TSK’yi felç edecek bir partizanlaşmanın temelleri atılmıştır. TSK’nin sivil denetiminden bahsedilirken nedense Parlamentonun Millî Savunma Komisyonunun TSK üzerindeki denetiminden bir kelimeyle dahi bahsedilmemiştir.

Değerli milletvekilleri, 669 sayılı KHK’yle Türk Silahlı Kuvvetleri 4 parçaya ayrılmış ve kurumsal yapısı ağır darbe almıştır. TSK’nin beyni olan Genelkurmay Başkanlığı tasfiye edilmeye başlanmış ve bu tasfiye çalışması getirilen disiplin yasasıyla da görüyoruz ki sürdürülüyor. FET֒cü darbe sonrasında Genelkurmay Başkanlığı önce Cumhurbaşkanlığına bağlanmak istenmiş fakat Anayasa değişikliği gerekli olduğu için Genel Kurmay Başkanlığı Başbakanlığa bağlı kalırken; Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri Savunma Bakanlığına bağlanmıştır. Böylece ordu, emir komuta zinciri açısından ikiye bölünmüştür. Cumhurbaşkanlığı sistemine geçince bu yanlışta ısrar edilmiş, 1 no.lu Kararname’yle Genelkurmay Başkanlığı ve kuvvet komutanlıkları ayrı ayrı Millî Savunma Bakanlığına bağlanmıştır. Oysa yapılması gereken kuvvet komutanlıklarının Genelkurmay Başkanlığına, Genelkurmay Başkanlığının ise Millî Savunma Bakanlığına bağlanmasıdır.

Değerli milletvekilleri, bugün eski Genelkurmay Başkanı hem bakanlık hem fiilî Genelkurmay Başkanlığı yaptığı için mesele yok gibi görünüyor. Oysa çok büyük sorun var. Sistemler kişiler ile değil kurumsal yapılar ile çalışır. Yarın Millî Savunma Bakanlığına bölük ile tugay arasındaki farkı bilmeyen bir Savunma Bakanı atanırsa ne olacak?

Değerli milletvekilleri, AKP'nin "Böl-parçala-yönet” yaklaşımının bir sonucu da Jandarma Genel Komutanlığının TSK bünyesinden koparılmasıdır. Jandarma Genel Komutanlığı tamamen İçişleri Bakanlığına bağlanmış, askerî niteliğine son verilmiştir. Bu parçalanmanın terörle mücadele açısından sorunlar çıkaracağını görüyoruz. Yasa teklifinin 2’nci maddesinde bu sıkıntının hukuki boyutu bir ölçüde halledilmeye çalışılmıştır ancak mesele hukuki boyutuyla sınırlı değildir.

Değerli milletvekilleri, getirilen kanun teklifinin 1’inci maddesi özetle astsubay kıdemli başçavuş rütbesindeki astsubay personelinin yaş haddinin 55'ten 60'a uzatılmasını içermektedir. Türk ordusunun belkemiği olan astsubaylarımızın da tıpkı subaylar gibi en tecrübeli oldukları dönemde görevlerine daha uzun bir süre devam etmelerini sağlamak olumlu bir gelişme olacaktır. Fakat bu durum, aynı zamanda bize daha farklı bir şey göstermektedir: Ordunun, tecrübeli astsubay personeli görevde daha fazla tutmaya ihtiyacı olduğu açıktır.

Yine, getirilen kanun teklifinin 5’inci maddesinde astsubaylıktan subaylığa geçen personelin rütbe yaş hadlerinin arttırılması amaçlanmaktadır. Bu durum, yine ordunun tecrübe sahibi subay ihtiyacı olduğunu gösterir niteliktedir. Hâl böyleyken, bu düzenlemeler kısa ve orta vadede olumlu sonuçlar getirecek olsa da, uzun vadede sistemin tecrübeli ve iyi yetişmiş astsubay ve subaya duyduğu ihtiyaca yönelik olarak askerî liseler, GATA ve astsubay meslek yüksekokulları derhâl açılmalıdır.

Değerli milletvekilleri, yasa teklifinin 4’üncü maddesinde Gülhane Askerî Tıp Akademisinin kapatılması sonrasında tıpta uzmanlık eğitimiyle ilgili düzenleme yapılmak istenmiştir. Madde 6’da askerî tabipliğin tercih edilmesini artırmak için mali teşvikler getirilmiştir. Her şeyi parayla halledeceğini sanan bir iktidarın başka çare bulamamasına da şaşırmamak lazım. Oysa bazı şeyler parayla değil ruhla ilgilidir. Askerî tabiplik de böyle bir şeydir. Askerî sağlık sisteminin lağvedilerek Gülhane Askerî Tıp Akademisi ve askerî hastanelerin Sağlık Bakanlığına bağlanması askerî tabipliğin ruhunu öldürmüştür. Sadece askerî hastaneler Sağlık Bakanlığına bağlanmakla kalmamış, askerî tabiplerin yüzde 50’si Sağlık Bakanlığı bünyesine alınmıştır. TSK’de kalanlar ise askerî birliklerde tabiplik yapmaktadır.

Türk ordusu savaşan bir ordudur. Her gün şehit ve gaziler verilmektedir. Türk askerî tabipleri, bazen ellerinde silah, en ön cepheden gazi tahliye etmekte, şehitleri taşımaktadır. Şimdi, askerî sağlık sisteminin olmadığı yerde bunu kim yapacak? Dağda yaralanan askerlere ilk müdahaleyi kim yapacak? Sağlık Bakanlığı Libya’da çatışan askerlerimize nasıl destek olacak? Detaylarını biliyoruz, burada üzerinde durmayalım. Hâlen eski askerî doktorluk geleneğinden gelen doktorlarımız durumu kurtarmak için çalışıyorlar ancak bir süre sonra bu gelenek tükenecektir.

Dünyada Türk ordusu kadar savaşan ve askerî sağlık sistemi çerçevesinde askerî hastanesi olmayan başka bir ordu yok. Düşünün, İsviçre ordusunun dahi askerî sağlık sistemi var, hastaneleri var ama bizim yok. Gazilerin tedavileri özel ihtisas gerektirmektedir. Askerî hastanelerde yıllar içinde bu konuda ortopedi, göz, plastik cerrahi, genel cerrahi alanlarında dünya çapında uzmanlıklar gelişmiştir ve yaralanmalarda bu kurumlarımız referans merkezi niteliği kazanmıştır. Devlet hastanesindeki doktorun, mayın patlaması sonucunda yaralanan bir bacağın veya gözün tedavisi konusunda nasıl bir deneyimi olabilir ki? Hâlen güneydoğudaki devlet hastanelerine rotasyonla tecrübeli hekimler geçici olarak getiriliyorlar. Gittik, görüştük, sıkıntılarını dinledik; bu sistemin çalışmadığı gayet net, anlaşılıyor. Mesele parayla çözülecek bir mesele değil, sistemin tekrar kurulmasına bağlı.

Değerli milletvekilleri, teklifle TSK’nin siyasallaşması da devam ediyor. Bu çerçevede, yasa teklifinin 17’nci maddesinde, 6413 sayılı Kanun’un 13’üncü maddesinde yapılmak istenen düzenlemeyle şimdiye değin Genelkurmay Başkanlığının teşkil ettiği Yüksek Disiplin Kurulu Millî Savunma Bakanlığında kuruluyor. Bu da siyasallaşmanın nasıl devam ettiğini gösteriyor.

Değerli milletvekilleri, sonuç olarak bu kanun teklifine iktidar tarafından hak ettiği önemin verilmediği anlaşılıyor. Teklif alelacele gündeme getirilmiş, kanun bütünlük içinde ele alınmamış, araya sıkıştırılmıştır.

Anlaşılan odur ki, mevcut kanun teklifi TSK'nin kurumsal yapısı ve askerî personele dair yığınla sorunun sadece birkaçını; kısa vadeli, geçici ve yetersiz bir şekilde ele alma girişiminden ibarettir. İYİ PARTİ olarak kahraman Türk Silahlı Kuvvetlerinin ve onun mensuplarının ivedilikle çözülmesi gereken temel, asli ve somut sorunlarına yönelik çabamız her zaman samimi ve ısrarcı biçimde devam edecektir.

Mevcut kanun teklifini, her ne kadar yetersiz olarak değerlendirsek de, TSK ve TSK personelinin güçlenmesi ve iyileştirilmesi amacıyla destekleyeceğimizi bildirir, hepinizi saygıyla selamlarım. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Sayın Mustafa Hidayet Vahapoğlu.

Buyurun. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA MUSTAFA HİDAYET VAHAPOĞLU (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 223 sıra sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Disiplin Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle Gazi Meclisimizi saygıyla selamlıyorum.

Yakın bir süre içerisinde Milliyetçi Hareket Partisi lideri Sayın Devlet Bahçeli: “Ayasofya’da çan sesi değil, ezan sesi yankılanacak.” dedi ve Allah’a şükür Ayasofya Camisi müzeden çıkarılıp cami vasfına yeniden kavuşturuldu. Ancak bu gelişme, sadece cami niteliğinin yeniden kazandırılması anlamını taşımıyor. Bölgemiz ve ülkemiz üzerinde hesabı olan ülkelerin bizim bu kararımıza karşı takındıkları tavır -bu tavır muhtemelen değişik zeminlerde tepki şeklinde artarak devam edecek- sadece İslami nitelikli ibadetin yapılmasına imkân sağlanmış olmasından kaynaklanmıyor. Bunun sebebi, bu kararla Türkiye devletinin bağımsızlığının ve hükümranlık haklarının gereklerini yerine getireceğini, geçmişte verilen tavizlerin kaldırılacağını tüm dünyaya duyurmuş olmasının altında yatmaktadır.

Bu kararın alınmasında başta davayı açan Sürekli Vakıflar Tarihi Eserlere ve Çevreye Hizmet Derneği olmak üzere, kararı veren Danıştayın 10. Daire üyelerine, karara destek sağlayan tüm siyasi ve idari kadrolara teşekkür ediyorum. Tarihî bir karara destek oldular, imza attılar.

Bugün yine önemli bir acı günümüzü yaşıyoruz. Yirmi beş yıl önce insanlık tarihinin kanla ve canla yazılan önemli bir kara gününün, Srebrenitsa’nın yıl dönümü. Malumunuz, 8.372 erkek katledildi, yok edildi; bugün, bunlardan 6.643’üne ulaştık. Bakın, bu yapılırken Hollandalı askerlerin bu insanları Sırplara teslim ettikten sonra Sırplarla birlikte kadeh tokuşturduklarını görüyoruz. Ancak buna, insan hakları havarisi geçinen Batı’nın “ileri” diye tanımladıkları ülkeler hatta bizim içimizde onları alkışlayanların bulunduğu ülkeler gözlerini kapadı, kulaklarını kapadı. Binlerce insan, Müslüman olduğu için Türk, bir kısmı da Türk olduğu için Müslüman olarak anılan bu insanların soykırıma tabi tutulmalarına kulaklarını kapadı. Ancak sembol isim Aliya İzzetbegoviç’in bir sözü var; onu hatırlatarak hepsinin ruhları şad olsun, mekânları cennet olsun diyorum: “İstediğiniz kadar dağlara haç koyun, gökyüzüne her baktığınızda hilali göreceksiniz.” diyor. (MHP, AK PARTİ ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar) Evet, bugün, gökyüzüne her bakıldığında hilal gözüküyor.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dünyanın her yerinde silahlı kuvvetlerin başarısını sağlayan unsurlardan ilk ikisi disiplin ve hiyerarşidir. Türk Silahlı Kuvvetlerindeyse bunların önüne vatan sevgisi eklenir. Bir orduda vatan sevgisi, disiplin ve hiyerarşi yoksa ya da dumura uğramışsa o ordudan başarı beklemek ham hayal olacaktır. Türk Silahlı Kuvvetlerinin, 15 Temmuzun hemen akabinde, kısa süre önce maruz kaldığı fevkalade olumsuz şartlara rağmen, sınır içi ve sınır ötesinde ulaştığı başarılı sonuçlar, sahip olduğu yüksek vatan sevgisi ve disiplini sayesinde gerçekleşmiştir. Bu nedenle, bugün gündemimizde yer alan yasanın fevkalade önemli olduğunu düşünmekteyiz.

Görüşmekte olduğumuz yasayla, Türk Silahlı Kuvvetlerinin, özellikle astsubay sınıfında ihtiyaç duyduğu personel yaş haddinin 55’ten 60’a çıkarılması… Bunun sebebi, 15 Temmuzda yaşadığımız olay sonucunda ordunun kendini temizleme operasyonu sonucunda ihtiyaç duyulan uzun vadede kullanabileceği personeli temin etmektir. Birinci derece kritik il ve ilçelerde görevlendirilen personele sağlanacak mali haklar, Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde alınacak lisansüstü ya da hizmet içi eğitim mahiyetindeki eğitimler sonucunda verilecek kıdemler -biliyorsunuz harp akademileri, enstitüler vesaire kapandı, yeni bir yapı kazandırıldı- yedek subaylarla ilgili yaş ve eğitim konusu, askerî tabip ve diş tabiplerine verilecek sağlık hizmetleri tazminatının miktarı, astsubaylıktan subaylığa geçişle ilgili bazı kriterler, askerî öğrencilere ödenecek harçlıklar –ki bu konuda tabii ki rakamlar her zaman tatmin edici bulunmayabilir, eleştirilebilir ancak devletin imkânları ölçüsünde ciddi şekilde, yüzde 110-200 oranında artırıldığını görüyoruz- artırılmış durumda, sözleşmeli erbaş ve erlere hafta içi mesai sonrası ve hafta sonu izin verilmesine ilişkin esaslar, Genelkurmay Başkanlığı ve Millî Savunma Bakanlığı bünyesindeki personelle ilgili disiplin kurullarının yapılarının yeniden düzenlenmesi -biliyorsunuz, Bakanlığın yapısı yeniden düzenlendi, ona göre o disiplin kurullarında yer alacak üyelerin belirlenmesi gerekiyordu- erbaş ve erlere ceza vermeye yetkili olanlarla ilgili düzenlemeler, erbaş ve erlerin uyuşturucu ve uyarıcı madde kullanmaları hâlinde uygulanacak ceza ile sözleşmeli erbaş ve erlere aile yardımı ödeneği verilmesine dair hükümleri ihtiva etmektedir. Bu hükümlerle ilgili partimizin görüşlerini Komisyonda detaylı bir şekilde dile getirmiş olduğum için ayrıntılara girmeyeceğim ancak 2 hususa –ki personelle ilgili olduğu için- dikkat çekmek istiyorum ve yeniden gündeme getirmek istediğim konu sözleşmeli subaylar ile emekli binbaşıların mali durumlarının düzeltilmesi konusu.

Türk Silahlı Kuvvetlerinde, 2004’ten itibaren alınan ve şu anda 300 civarında olan, sözleşmeli subay kadrosuyla istihdam edilmiş, çoğunluğu yüzbaşı rütbesinde olan personel var. Bu personele, söz gelimi, ordu donatım sınıfında ya da personel sınıfında o yıl için 1 tane kontenjan ayrılmış. 10 kişiler, 1 kişi o kontenjandan yararlanarak üstsubay olabilme hakkını elde etmiş ama 9’u, kontenjan olmadığı için bu hakkı elde edememiş. Fakat meslekte, o yasanın içerisinde belirtilen “temayüz etme” özelliklerinin hepsini taşıyor bu çocuklar ve biz bunların kadroya geçirilmesini istiyoruz.

Bir diğeri ise emekli binbaşılar. Askerlik mesleği, daha doğrusu, üniformalı meslekler dünyada en fazla psikolojik desteğe ihtiyaç duyulan mesleklerdir ve en fazla mobbingin yapılabilmesi için imkânların olduğu mesleklerdir. “Öyle ya da böyle üstsubay oldum çünkü on beş yıl mecburi hizmet vardı -on yıla düşürüldü, şimdi yine artırıldı- on beş yılımı doldurdum, gideyim dışarıda rızkımı temin edeyim, artık ben bu mesleğin şartlarına dayanamıyorum.” diyen bazı personelimiz olabiliyor. Bunlar illa kötü özellikleri olduğu için değil, kendi iradeleriyle ayrılmışlar. Ancak bunların içinde yer aldıkları üstsubay kategorisinde makam tazminatı yarbay ve albaya verilirken bunlara verilmiyor. Aynı kategoride olmalarına rağmen bunlara verilmediği için -bir cetvelde düzeltme yapılacak sadece- uzman çavuş emeklisinden daha düşük maaş alıyor binbaşılar. Bu da fazla bir rakam değil, Türkiye genelinde 2 bin civarında yani devletimize yük getirecek konular değil. Personel konusu olduğu için bunları yeniden hatırlatma ihtiyacı duydum.

Şimdi, son dönemde Türkiye kendisinden beklenen birtakım adımları atıyor ve Allah şahit, bizim göğsümüz kabarıyor. Bunlardan birisi “mavi vatan” dediğimiz coğrafya, o coğrafyanın uzantısı olan kara parçalarıyla ilişkiler konusu. Efendim, bu tartışılıyor: “Libya’da ne işimiz var?” Ben sizlere bir tane örnek vereceğim, Fransa’nın Afrika’daki faaliyetleriyle ilgili: Fransa’nın Afrika’da ektiği, biçtiği, işlettiği tesislerin bulunduğu toprakları topladığınızda bir Fransa kadar yer var. GSM hatlarından tutun, kobalttan, altından, uranyuma varana kadar madenlerin, yer altı zenginliklerinin işletmeciliğini yapıyor, inşaat işlerini yapıyor, su işlerini yapıyor, sağlık hizmetlerini Fransız firmaları yapıyor ve 10 binin üzerinde, Afrika’da asker bulunduruyor.

Arkadaşlar, ekonomik ve siyasi faaliyetlerin, diplomatik faaliyetlerin olmazsa olmaz ayaklarından birisi üniformalılarla sağlanacak destektir, o da askerle olur. Amerika orada, Çin’in Afrika’da üssü var, Amerika’nın 30 küsur tane üssü var. Türkiye mutlak surette orada olmak zorunda çünkü tarihin geçmişinde de o bölgedeydi; kültürel olarak, inanç olarak doğrudan bağımız olan coğrafya. Oraya hizmet götürmek üzere Türkiye orada olmak zorundadır diyorum ve Libya’daki varlığımızın mutlaka devam ettirilmesi gerektiğine inanıyoruz.

Burada yalnız bir hususun altını çizmek istiyorum: Özellikle kıta sahanlığı konusunda Türkiye’den uzanan hat Libya’nın doğusuyla yani şu anda Hafter’in hâkimiyet kurduğu bölgeyle alakalı. Bu hususa çok iyi dikkat etmek ve mutlaka Hafter’in bugün hâkim olduğu bölgenin Türkiye’nin desteklediği merkezî yönetimin kontrolüne geçmesini sağlamak zorundayız ve bunun için özellikle NATO’nun ikna edilmesi gerekiyor. NATO’nun ikna edilmesi, Libya’ya ayağını basmak isteyen Fransa’ya, Libya’daki faaliyetlerini destekleyen Fransa’nın arkasındaki Almanya’ya, gözükmeyen İngiltere’ye de geri adım attıracaktır. Ne var? Bizim orada çok ciddi bir kozumuz var. Birleşmiş Milletlerin tanımış olduğu bir yönetimle beraberiz; artı, Avrupa Birliği ülkelerinden İtalya gibi ülkeler bize sıcak bakıyor.

Bir başka konu ise yine aynı şey içerisinde Mısır’ın mutlak suretle askerî olarak Libya’ya müdahale etmesi, oraya elini kolunu uzatmasını engellemek zorundayız çünkü Afrika’da ya da İslam dünyası üzerinde Türkiye Cumhuriyeti’nin etkin olmasını, muteber olmasını, itibar görmesini kesinlikle istemeyen ülkeler içerisinde ilk 3 sırayı sayarsak Suudi Arabistan gelir, Mısır gelir ve İran gelir. Afrika’dan çekilmesini, Afrika’dan çekilirken de Doğu Akdeniz’den çekilmesini istemektedirler. Bütün bunları yaparken güçlü bir orduya, donanımlı bir orduya, morali yüksek bir orduya, takdir ve teveccüh gören, desteklenen, özellikle siyasi olarak desteklenen bir orduya ihtiyacımız var. Unutmayın ki güvenlik güçlerinin en büyük gıdası, beslendiği kaynak, onları sevk ve idare eden siyasi otoritenin onlara vermiş olduğu desteğin niteliğidir.

Görüşmekte olduğumuz yasayı Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak desteklediğimizi belirtiyor, yüce Meclise saygılar sunuyorum. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Sayın Hişyar Özsoy.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA HİŞYAR ÖZSOY (Diyarbakır) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, Komisyon üyeleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Dünden beri Ayasofya meselesi üzerinde Mecliste yapılan tartışmaları dinliyoruz. Ben, bu Ayasofya tartışmasının içerisine girmeyeceğim. 1950’lerden beri Türkiye’de, özellikle Türkiye sağı için -İslamcılar olabilir, Türkçüler olabilir- önemli bir mesele yani önemli bir sembolik mevzu. Fakat geçen gün, bu Ayasofya meselesi tartışmalarını yukarıda, bizim danışman arkadaşlarımızla konuşuyorduk -çok zeki danışman arkadaşlarımız var gerçekten- bir tanesi “Ya, Hişyar Hocam, Marx’ın 18’inci Brumaire’deki şu pasajına bir bakar mısınız?” dedi, hatırlattı; gerçekten ben de baktım, akşam eve gittim, böyle tuğla gibi kitabı indirdim, bakıyorum. Yani dedi ki: “Bu Ayasofya etrafında dönen tartışmaları Marx yüz yetmiş yıl önce yazmış, çok benzerlerini yazmış, bir bakın.” Ben baktım, birazdan paylaşacağım sizinle gerçekten. Marx, böyle çok zeki bir düşünür; sağcısı, solcusu, kim olursa olsun okuması gereken çok önemli bir filozof. Tarih üzerine, mesela sosyal tarih üzerine çok önemli çalışmaları söz konusu, birazdan oraya gireceğim.

Şimdi, kıymetli arkadaşlar, yine bugün, çok kıymetli bir gazeteci olan İrfan Aktan, Doçent Doktor Umut Azak’la uzun bir röportaj yapmış Ayasofya’yla ilgili. Bu Ayasofya meselesinde gerçekten, çok fazla insan, çok bir şey bilmeden üzerine çok fazla konuşuyor. Belli ki hassas, yetmiş seksen yıllık tarihi olan bir mesele. Yalnız, bu Ayasofya meselesi ne zaman gündeme geliyor? Mesela 1950’lerde, Adnan Menderes döneminde, ezan Türkçeleştirilmişti biliyorsunuz daha önce, kendisi bunu tekrar Arapça’ya çevirdi ama Ayasofya meselesi çok önemli bir mesele olduğu hâlde Menderes bu topa hiç girmiyor. Türkiye NATO üyeliğini almış 1952’de, hassas durumlar söz konusu. Fakat 1960’larda Yunanistan ve Kıbrıs’la gerilimler arttığı zaman Ayasofya meselesinin Türk sağı tarafından tekrar gündeme getirildiğini görüyorsunuz. Şöyle küçük bir pasaj okuyayım: “1960’ların ortalarına doğru Kıbrıs krizinin yeniden ortaya çıkması ve bu nedenle Yunanistan’la ilişkilerin bozulması üzerine bu tartışmalar -Ayasofya tartışmaları- bir kez daha canlanıyor. O zaman Yazar Nihat Sami Banarlı -buraya dikkatinizi çekiyorum- Ayasofya’nın önemini anlatırken bir millî kahraman olarak Fatih Sultan Mehmet’e tekrar ihtiyaç olduğunu şöyle açıklıyor, diyor ki: ‘Ekmek gibi, su gibi muhtaç olduğumuz millî güven duygumuzu ancak böyle hatıralar yükseltecek.’” Çok ilginç bir pasaj. “1960’larda 1453 Fatih Sultan Mehmet’in ruhunu çağıralım.” diyor.

Şimdi ben baktım, bu “18 Brumaire” Bonaparte üzerine yazılmış bir tarihsel analiz, tam yüz yetmiş yıl önce yazılmış, bakın orada ne diyor, orada da -bir pasaj; özür diliyorum, Türkçe çevirilerine baktım, Türkiye’de çok kötü yapıyorlar, çevirememişler, İngilizce küçük bir pasaj, 3 cümle, ben kendim çevirmeyi tercih ettim- diyor ki: “Kriz dönemlerinde, yani, ekonomik, siyasal krizin derinleştiği dönemlerde iktidardakiler…” diyor. Gerisini İngilizce -küçük bir pasaj- okuyayım: ‘’…’’(x) Yani “Geçmişten atalarının ruhlarını yardıma, hizmete çağırırlar.” ‘’…’’(x) “Onların kelimelerini, isimlerini, kavga sloganlarını ve hatta kostümlerini ödünç alarak…” Ne için? ‘’…’’(x) Yani “Böyle kadim elbiseler ve ödünç alınmış bir dille, mevcut yaşadığımız durumu tarihsel kimi referanslarla anlatmaya çalışırlar.” Ya, ben iki gündür bu Ayasofya tartışmalarına bakıyorum, yemin ediyorum, sanki sene 1453, hepimiz fethe gidiyoruz.

Şimdi, bakın, devamı gelecek, biraz müsaade edin, ben devamını söyleyeyim. Bakın, bu Ayasofya meselesi, Türkiye’de sağ kesim içerisinde -milliyetçi olur, Türkçü olur, İslamcı olur- önemli bir mesele, önemli bir sembolik mesele. Burada mesele Ayasofya’nın ne olup olmadığından ziyade iktidar bloğunun Ayasofya üzerinden nasıl yeni bir söylem alanı oluşturmaya çalıştığı ve siyaseti tekrar nasıl dizayn etmeye çalıştığıdır.

Şimdi, ben, argümanımı biraz böyle delillendirerek yavaş yavaş anlatmaya çalışayım kıymetli arkadaşlar. Bakın, nasıl? Az önce konuştuğum pasaj, biraz net, somut bir ifade kazansın diye size bir iki tane de örnek göstereceğim. Şimdi, bu, geçmişin dilini, kostümlerini, elbiselerini, kavga sloganlarını iktidar nasıl kullanıyor? Mesela bir tane örnek vereyim size: Arkadaşlar, burada aslolan şey bu fetihçi mantıktır. Türkiye’de yeni bir sistem kuruluyor. Adına “Başkanlık sistemi” dedikleri bir sistem oluşturdular. Bu sistemin temelinde İslamcılık ve Türklük… Bu motifleri iç içe geçirmeye çalışıyorlar. Bunların kesiştiği noktada Ayasofya son derece önemli, sembolik bir değere sahip çünkü bir fetih nişanesidir. “Fetih ruhu” dedikleri öyle görünüyor ki bu iktidarı şekillendiren temel, resmî ideoloji. Bundan sonra memleketin içinde fetih, memleketin dışında fetih… Fakat biz bu fetihçi mantığa eleştireliz. Niye? Anlatacağım size. Sıkıntı nedir bunda?

Şimdi, kıymetli arkadaşlar, Türkiye’nin… Dün, uluslararası basın çok telefon açtı “Niye şimdi?” sorusunu soruyorlar. Gerçekten, niye şimdi? Eğer siz ciddi bir tarihsel, sosyolojik, bilimsel analiz yapıyorsanız ilk soracağınız soru “Bu Ayasofya meselesi niye 2020 yılında karşımıza geliyor?” Sebep? Niye 2019 değil, 2015 değil, 2013 değil, 2012 değil? 2020 yılında geliyor çünkü belli ki bunun toplumsal, siyasal, tarihsel bağlamı oluşmuş, Türkiye’de belli bir siyasi ittifak oluşmuş ve bu ittifak kendisine bir ideoloji üretmeye çalışıyor. Bunun adına da -az önce de gördük- “fetih” diyor, “Fethedeceğiz, her tarafı fethedeceğiz.” Zaten, ben düşünüyorum, altı yüz yıldır bu İstanbul fethedile edile bir türlü fethedilemedi, her sene fethediliyor. Sadece İstanbul fethedilmiyor ama arkadaşlar. Mesela, bir örnek vereyim size: Bizim belediyelerimiz fethediliyor, biliyorsunuz. Bizim belediyelerimize kayyum gönderildiği zaman gidip ilk bayrak asıyor ha, kapısına. Fetihçi mantık. Başka örneklerini de birazdan vereceğim size.

Şimdi, bu mantık kendisini şöyle gösteriyor, az önceki meseleye döneyim. Az önce dedik ya, Marx diyor: “Kriz dönemlerinde geçmişten ataların ruhları çağrılır, yardıma gelsinler.” Şimdi, Türkiye ekonomik olarak, finansal olarak ciddi bir kriz içerisinde, bölgesel olarak son derece daralmış. Bakmayın öyle iktidarın söylediğine, izole olmuş, nefes alabilecek durumda değil; darphane ha bire para basıyor, o paraların bir kısmını da balya balya Türkiye’nin ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin terörist dediği Heyet Tahrir el-Şam’a gönderiyor, İdlib’de Türk lirası kullanılıyor. Artık, bu kadar üslup izandan çıkmış bir durum söz konusu kıymetli arkadaşlar.

Şimdi, bu kriz dönemlerini dedim ya soruyorlar bana; niye sizce yaptınız? Benim görebildiğim kadarıyla “Ayasofya’nın içi dışı ne olur, olmaz”ın ötesinde Hükûmet bu Ayasofya tartışmasına abanarak önümüzdeki dönemin ideolojik “term”lerini oluşturmaya çalışıyor. 2011 seçimlerinde hatırlayacaksınız, “one minute” idi. Şu an kimse diyor mu “one minute” var mı öyle bir şey? Kimse demiyor. 2014 seçimlerinde ne vardı? Rabia vardı, her tarafta Rabia işareti. Öyle görünüyor ki önümüzdeki dönemde de Ayasofya üzerinden birtakım siyasi dizaynlar yapılacak. Bu, basitçe, oradaki mimari yapının ne olacağıyla ilgili bir durum değil. Acaba, toplumu bunun üzerinden ideolojik birtakım kamplara ayırıp bunun üzerinden bir sinerji üretebilir miyiz? Yoksa sorarlar adama “Niye 2017’de yapmıyorsunuz bunu? Niye 2012’de, 2013’te, 2015’te yapmıyorsunuz da bekliyorsunuz, 2020’de yapıyorsunuz?

Şimdi, kıymetli arkadaşlar, geçmişin isimlerini, kostümlerini alıp mevcut duruma uyarlamaya çalışıyorlar ya… Şöyle tuhaf… Gülmeyin arkadaşlar, bizimkiler bununla çok alay da ettiler. Bakın, buradaki bu geleneksel elbiseler falan giymiş ya, bu şimdi Diyarbakır’a kayyum atanan bürokrat, bir yurt dışı seyahate gitmiş, bu geçmişin kostümünü almış. Hatta ne diyorlardı? Bir dakika, az önce yazmıştım, “altın varakoğulları” diye alay konusu olmuş. Şurada, Cumhurbaşkanı, bu sarayın açılışındaki o ilk görüntüler var ya… Bunlara gülmeyin arkadaşlar. Bu nedir biliyor musunuz benim analizime göre? O kadar ucube bir siyasal sistem ürettiler ki ancak ucube siyasal semboller üretebiliyorlar. Yani Türk tipi başkanlık sistemi dedikleri hiçbir şeye benzemeyen, dünya literatüründe olmayan… Pardon, her şeye benzeyen ama hiçbir şeye benzemeyen bir sistem ürettiler ve bunun için de birtakım sembolizmlere başvuruyorlar.

Şimdi, kıymetli arkadaşlar, Türkiye'de olan ne? Bakın, on dakikadır anlatmaya çalıştığım bu fetihçi mantık, kurulan, kurulmakta olan, sağlamlaştırılmaya çalışılan yeni devletin resmî ideolojisi; fetihçilik, her tarafı fethedeceğiz. Şimdi, burada şöyle bir durum var arkadaşlar: Bu, basitçe Türkiye’nin aklına gelen bir durum değil yani bahsettiğim bu siyasi teknikleri dünyada kullanan başka kesimler de var. Türkiye'de şu an oluşmakta olan durumu literatürde, siyaset biliminde, siyaset sosyolojisinde “ulusal güvenlik devleti” olarak kavramsallaştırıyorlar. Türkiye daha önce de bir ulusal güvenlik devletiydi ama 2016 darbe girişiminden sonra kozmik odalarına girilmiş bir ülke… Bu, şu demektir, devlet yönetenler bilir, ben çok yönetmedim ama: Türkiye Cumhuriyeti devletinin kozmik odasına girilmişse o devlet çökmüştür, çöktü, şimdi yeniden o devleti bir fetihçi mantıkla organize etmeye çalışıyorlar. Nedir bu? “Ulusal güvenlik devleti” ne demek? Bakın, bu, şu an aldığım özellikler Türkiye örneğiyle ilgili değil. Uluslararası literatürü biraz taradım “Ulusal güvenlik devleti ne demek?” diye. Şimdi, ben size birkaç tane okuyacağım madde, Türkiye’nin buna ne kadar uyup uymadığına da artık kendiniz karar verirsiniz. Bakın: “Ulusal güvenlik devletlerinde süreklileşmiş bir olağanüstü hâl hâli vardır.” Türkiye’de iki yıl yaşandı. “Olağanüstü hâli kaldırdık.” dediler ama bütün o kanun hükmünde kararnameleri yasa yaparak olağanüstü hâli süreklileştirdiniz. Şu an sürekli bir olağanüstü hâldeyiz. Ben bir milletvekili olarak Diyarbakır’da kendi il binamın önünde açıklama yapamıyorum, basın açıklaması. Sürekli olağanüstü hâl…

İki: “Devletin zor aygıtlarının siyasetteki varlığı artar.” Nedir bu? Asker, polis; yetmedi, burada bekçi yaptılar. Eskiden yasama, yürütme, yargı diye güçler ayrılığı vardı. Şimdi, yargı o üç güçten -yasama, yürütme, yargı- bir tanesi değil; yargı şu an devletin zor aygıtı olmuş çünkü muhalifleri ezmek için kullanılan bir aygıta dönüşmüş; artı, bir de cezaevleri var. Yani cezaevi, mahkeme, polis, asker bir de bekçi; bunlar önem kazanacak. Bugün gelen yasa da bununla ilgili bir durum.

Üç: “Demokrasi ve seçimlere artan bir şekilde şüpheyle bakma.” Bakın, biz kazanıyoruz belediyeleri “Hayır, siz seçemezsiniz.” diyor. Ya, biz kazandık yüzde 65’le. “Hayır, Kürtlerin seçtiğini ben tanımam. Yerine kayyum atayacağım.” diyor, gerçekten bir de bunu atıyorsunuz; bak, bu! Yüzde 65 oy almış Selçuk Mızraklı’yı hapse… Seçim önemli değil ki sizin nazarınızda. İstanbul seçimleri oldu, İstanbul seçimlerini iptal ettiniz. Hangi gerekçeyle? Yalan gerekçelerle. Sonra ne oldu? Tekrar kazanıldı. İstanbul’u kaybetmenin, Ankara’yı kaybetmenin verdiği hırsla da şimdi, barolar üzerinden başka bir savaşa giriyorsun. Baroları da işgal edeceksiniz. O da fetih mantığının bir parçası çünkü bileğinizin hakkıyla halkın önüne çıkıp kazanamıyorsunuz. Ne yapacaksınız? Devletin zor aygıtlarını kullanıp demokratik kurumları tek tek fethedeceksiniz. Fetih sadece Libya’da, Mısır’da olmuyor; burada, Kürtlere kayyumlar da bir fetih mantığıdır. Bana sorarsanız, İstanbul Belediyesine yönelik durumlar da, barolara yönelik durumlar da hepsi fetih mantığının sonucu çünkü fetih mantığı, ulusal güvenlik devletinin resmî ideolojisi.

Devam ediyorum: “Sermaye, bazı elitlerin elinde merkezîleşir.” Türkiye’deki durum.

Daha önemlisi var burada, arkadaşlar, bakın, burasını iyi dinleyin: “Devletin içte ve dışta sinsi ve vahşi düşmanları vardır, bu düşmanları yok etmek için her yol mubahtır.” Mesela Esad gibi sinsi ve vahşi bir adam var, Heyet Tahrir el-Şam’a ben silah da veririm, istihbarat da veririm, Türk lirasını da veririm gibi ya da işte, uluslararası hukuku çiğneyerek Libya’ya her türlü silahı gönderirim, gibi.

İçte dışta düşman bitmiyor, maşallah yani hiçbir zaman da bitmedi zaten; ha, iç düşmanın başında da biz geliyoruz sürekli, biliyorsunuz yani o yeri de kimseye bırakmadık(!)

Devam ediyorum: “Korkutma, terörize etmeyle halkın demokratik bir şekilde soruları tartışmasını, siyasete katılmasını sınırlar, engeller, topluma yalan yanlış bilgiler ha bire, boca ederler.” Yüzde 90 medya desteğiniz var, her gün A Haber’e bakıyorum. Siz farkında mısınız, mesela, bize oy veren insanların kaçı, kaç tane uzaktan kumandayı kırmıştır o televizyonlara fırlatarak? Resmen psikolojik savaş, yalan üstüne yalan. Yaşlı amcalar var, yemin ediyorum yetmiş yaşında, diyorum, durumunuz nasıl? Diyor ki: “Vekilim, kumandayı kırdım.” Niye? Diyor: “Yalanlarına dayanamıyorum.” Goebbels gibi…

“Politikaları gizli üretirler ve halkın bilmediği zemin ve süreçlerde bunu yaparlar.” Ben bir partinin milletvekiliyim, beş yıldır buradayım, bir partinin Genel Başkan Yardımcılığını yaptım, vallahi billahi, Türkiye’nin bu politikaları nerede yapılıyor bilmiyorum; bilmiyorum ben, fukara halkım nereden bilsin?

Devamla: “Bu yapılanları her zaman için yüce amaçlar ve ulusal güvenlik için yaptığını söylerler.” Zaten dinlediğimiz başka bir şey yok beş yıldır burada.

Son olarak “Dinî kurumların da finansal, ideolojik ve teolojik kaynaklarını ulusal güvenlik devletinin hizmetine sunarlar.” Bir Diyanetimiz var, böyle, maşallah, tamam…

Bakın, bunların hiçbirisi Türkiye’yle ilgili değil, ben uluslararası literatürden aldım. Artık halkımız, siz, Türkiye’nin bu ulusal güvenlik devletine ne kadar uyduğuna karar versin.

Yalnız, siz belki çok fazla böyle yaratıcı olduğunuzu düşünüyorsunuz ya, yerli, millî… Zannediyorsunuz ki bunu bir tek siz yapıyorsunuz. Ben size örnek vereyim: Brezilya’da Bolsonaro var mesela, aynen sizin yaptığınızı yapıyor. “Ulusal güvenlik devleti” diyorum ya, Amerika’da Trump yapıyor şimdi bunu, İngiltere’de Boris Johnson yapıyor.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – Rusya’da Putin yapıyor.

HİŞYAR ÖZSOY (Devamla) - Macaristan’da Orban yapıyor, Hindistan’da Modi yapıyor, Polonya’da Duda, o yapıyor. Duda’nın partisinin adı da “PIS” biliyor musunuz, gerçekten de çok pis bir parti, ismi de PIS. Ama ilginç, Hukuk ve Adalet Partisi yani kısaltması “PIS” -yanlış yazmayın arkadaşlar, elçilikle sorun yaşamayalım- diye bir parti, inanın bana, Türkiye'deki söylemlerin yüzde 99’unu kullanıyor ya, aklınız hayaliniz durur. Onun için ben size biraz karşılaştırmalı bakmanızı öneririm, o kadar özgün, orijinal, yaratıcı bir tarafınız yok. Dünyada yükselen milliyetçi sağın maalesef kötü bir kopyasını üretiyorsunuz, biraz buranın kültürel ortamıyla uyumlu.

BAŞKAN – “Yanlış yazmayın.” diye Sayın Oluç’a mı söylediniz? Öyle anladı sanki.

HİŞYAR ÖZSOY (Devamla) – Yok yok, onlar anlamıyorlar, onlar biliyorlar.

BAŞKAN – Sayın Oluç, Almanca konuşuyor, o yüzden.

HİŞYAR ÖZSOY (Devamla) – Şimdi, kıymetli arkadaşlar, bakın, 1071 yılından bu yana hikâye bu: Türklerin bu ülkeye bir türlü yerleşememe sorunu var ha, bir türlü yerleşemediniz; ya, bin yıl oldu. Artık burası yani burada yaşayan insanların yeri, her yıl tekrar tekrar fethetmeye gerçekten gerek yok, inanın yani. Mesela, bir türlü insanlar İstanbul’un artık Türkiye'nin parçası olduğuna hâlâ inanamıyorlar. Ya, İstanbul Türkiye'nin bir parçası, kimse bunun aksini iddia etmiyor zaten.

Şimdi, bu fetih mantığı üzerine gittim arkadaşlar biraz. Burada yapmaya çalıştığım, Türkiye'nin hem içeride hem dışarıdaki politikasının biraz arka planına, biraz ideolojik terimlerine bakmaya çalıştım. Şu memlekete bir yerleşseniz biz de bir rahat edeceğiz. Yani bin yıldır, hatta iki bin, üç bin yıldır dedelerimiz hep burada yaşamış ama kendi ülkemizde bile neredeyse misafir statüsü göreceğiz, o kadar yani çünkü herkes yerleşmeye çalışıyor.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sen ne demek istiyorsun?

HİŞYAR ÖZSOY (Devamla) - Türkiye, burada yaşayan, şu sınırlar içerisinde yaşayan herkesin ülkesi, bizim de ülkemiz; misafiri değiliz, çok daha eskiyiz. “Siz önce, biz önce…” Böyle bir yer değil Anadolu. O kadar çok fazla insan gelmiş ki buraya; İskender’i gelmiş, Moğolları gelmiş, Türkleri gelmiş, Kürtler burada, Ermeniler gelmiş, diğerleri gelmiş.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Bak, bak, bak sen! Dilinin altındakini çıkar bakalım sen.

HİŞYAR ÖZSOY (Devamla) – Yok, ben ne söylersem çok düz söylerim. Beni tanımış olmanız lazım. Beş yıldır buradayım, sözümü çok ölçer biçer, çok “dümdük” söylerim; böyle yüzüne yüzüne. Ben hiç öyle sağa sola getirmem.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

HİŞYAR ÖZSOY (Devamla) – Burası Osmanlı bakiyesi bir ülkedir yani değişik kültürlerin, halkların, kimliklerin, dillerin olduğu bir ülkedir. Benim görebildiğim kadarıyla Türkiye’de -ilginç bir şeydir- ittihatçılık Osmanlıcılığa karşı çıkar –biliyorsunuz, tarihsel olarak- ikisini yapıştırmak çok anakronik olur çünkü Osmanlıcılık -az önce söylediğim gibi- daha geniş bir siyasal ve kültürel ufka sahipken ittihatçılar, dar anlamda, hani milliyetçilik dayatmışlardır. 2016 yılından bu yana Türkiye’de Neoosmanlıcılık ile ittihatçılık böyle yan yana gelmiş, iç içe geçmiş, tuhaf bir melez ideolojik durum ortaya çıkmıştır. Dört yıldır bu ülkeye yaptığınız, içerideki, dışarıdaki fetihlerin sonucu ortadadır. Lütfen, şu fetih hülyasından bir uyanın. Fethedilecek bir yer yok Türkiye’nin içerisinde, buna inanın. Bu konuda size garanti veririz. Orta Doğu’daki halklarla da Türkiye, ilişkilerini yapıcı, barışçıl bir şekilde yeniden dizayn edebilir. Suriye ve Libya’daki bu savaşların faturası Trump gittikten sonra o kadar büyük olacak ki, bakalım kim altta kalacak, kim üstte kalacak.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HİŞYAR ÖZSOY (Devamla) – Bitiriyorum Başkan.

Amerika ve Avrupa o alandan çekilirken bu bölgenin jandarmalığının taşeronluğunu Türkiye’ye bırakarak bu İslam coğrafyası içerisindeki çelişkileri daraltmaya çalışıyor. Dertleri ne Türkiye’dir ne Kürtlerdir; Rusların bölgesel hâkimiyetini sınırlandırmaya çalışıyorlar. Suriye’de ve Libya’da mesele çok çok daha büyüktür; basit, fetih ideolojileriyle açıklanabilecek, karşı durulabilecek bir durum değildir.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Akçay, buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

35.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Diyarbakır Milletvekili Hişyar Özsoy’un görüşülmekte olan 223 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin tümü üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Şimdi, sayın konuşmacı fetihçilikle, fetih kavramıyla başladı, fetih kavramıyla bitirdi. Şimdi, belli ki sayın konuşmacı Ayasofya’nın cami olarak ibadete açılma kararından fevkalade rahatsız. Bu rahatsızlık, İstanbul’un fethinden rahatsızlığa kadar götürür insanı; bu çıkıyor.

Şimdi, Karl Marx’a kadar gitmeye gerek yok. Bütün referansları, işte, “uluslararası kaynaklar” olarak ifade ettiği -elbette, kendi referans aldığı kaynaklardır- o kaynaklara da bir şey demeyiz fakat ben kendisine bir kaynak salık vermek istiyorum. Yine, işte, Karl Marx’tan ve sair... İşte “Karl Marx 18’inci bölümde şunu demiş.” filan demeye gerek yok. Türkiye’nin en önemli Marksist, komünist aydınlarından birisi de Doktor Hikmet Kıvılcımlı’dır. Kendisinin “Fetih ve Medeniyet” isimli fevkalade bilimsel, çözümleyici bir makalesi vardır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Bunu ben aslında bütün milletvekili arkadaşlarımıza da salık veririm. Fethin hangi kavramda kullanıldığını, İstanbul’un fethinin ne anlama geldiğini; bunun bir işgal, zapt etmenin ötesinde, İstanbul’un fethinin bir medeni hamle olduğunu ve Ayasofya’nın da bu İstanbul’un fethi ve açma üzerine, bu medeni hamle üzerine bir manası olduğunu söylemek mümkündür. Dolayısıyla, Karl Marx’a gitmeye gerek yok, Marksist Hikmet Kıvılcımlı bunun âlâ yorumlarını da yapmıştır. “1071’den beri Türklerin yerleşememe sorunu.” lafı da bize göre de lafügüzaftır. Başka sıkıntıları olduğu anlaşılıyor değerli konuşmacının.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Ama illa da bir Marksisti mutlak surette referans almak da gerekmiyor tabii ki.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Vereceğim Sayın Oluç da önce Sayın Özkan’ın bir talebi var, sırayla size vereceğim.

HİŞYAR ÖZSOY (Diyarbakır) – Başkan, direkt sataşma olduğu için...

BAŞKAN – Biliyorum Hişyar Bey.

Buyurun.

36.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, Diyarbakır Milletvekili Hişyar Özsoy’un görüşülmekte olan 223 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin tümü üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Hatip kürsüden yaptığı konuşmada dünya literatüründen örnekler vererek bazı çıkarımlar yaptı ve bunlarla ilgili de “Bunların hiçbirisi Türkiye’yle ilgili değil, uluslararası literatür.” dedi. Türkiye’yle ilgisi yoksa konuştuklarının, cevaba, herhangi bir şey söylemeye gerek yok.

HİŞYAR ÖZSOY (Diyarbakır) – Siz ilgisini kurun, sizler yapın yani.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Bakınız, fetih dediğimiz zaman, hamdolsun, bizim şanlı tarihimizde, şöyle bir baktığınızda, 20’nci yüzyılda ve 21’inci yüzyılda yayımlanan uluslararası insan hakları bildirgelerini, belgelerini şöyle bir taradığınızda, yayımlanan bildirgelerin haddi hesabı yoktur; sayısız, onlarca, yüzlerce ve her hafta, her gün yeni bir insan hakları bildirgesi, Batı aklıyla, Batı kafasıyla yazılan ancak aslında emperyalist hedefleri nasıl daha çok perçinleriz diye…

HİŞYAR ÖZSOY (Diyarbakır) – Nasıl mı? Ya, Allah’tan korkun!

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Bakınız, müsaade ederseniz, sizin şu anda kürsüden yaptığınız konuşmayı, bunları maalesef Türkiye’de Tanzimat’tan beri biz duyarız…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – O kadar yaşlı değilsiniz Cahit Bey.

BAŞKAN – Buyurun.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – …yeniymiş gibi… Tuğla gibi kitapları okuyup okuyup gelin, tamam ama biz bunları yüz elli yıldan beri duyuyoruz ve maalesef bu ekilen fitne tohumlarıyla, özellikle bizim “gönül coğrafyası” diye ifade ettiğimiz, yüreğimizin, gönlümüzün bir aktığı, halkların, milletlerin olduğu coğrafyaya baktığımızda, bu insan hakları bildirgeleri yayımlandıkça bizim coğrafyamız kan ve gözyaşına boğuldu. Kürt’üyle Türk’üyle, Arap’ıyla Çerkez’iyle, Balkanlar’dan Orta Doğu’ya, Afrika’ya kadar her yer kan ve gözyaşına boğuldu oysaki “fütuhat” dediğimiz hadise -hiç gocunmanıza gerek yok- sadece bir coğrafyanın kontrolü değil, orada kalplere, gönüllere girerek bizim medeniyetimizin hoşgörüsünü, farklı inanç ve düşüncelere saygısını, birlikte yaşama kültürünü…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Son cümlelerinizi alayım.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Farklı inanç ve düşüncelere saygıyı oralarda görmüşüzdür. Onun için, hamdolsun, Osmanlı bakiyesi coğrafyada bugün emperyalistler -bu da çok önemli- diyorlar ya: “Petrol kuyularını kontrol altına aldık.” Dertleri acaba özgürlük mü, insan hakları mı?

DİRAYET DİLAN TAŞDEMİR (Ağrı) – E, siz bir Rusya’dasınız, bir Amerika’dasınız, gitmeyin o zaman.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Müsaade ederseniz, şu cümlenin de kayda geçmesi gerekiyor Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Özkan, son cümlenizi alayım.

DİRAYET DİLAN TAŞDEMİR (Ağrı) – Bir ayağınız Rusya’da, bir ayağınız Washington’da.

BAŞKAN - Arkadaşlar, müsaade edin lütfen.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Özellikle Tahrir el-Şam’a, muhtemelen referans olması için bir yerlere mektup atılıyordur, Türk parası gönderildiği ve bu terör örgütünün desteklendiği imasına kürsüde iki kez giriş yaptı, bıraktı. Bakınız, biz bunları kabul etmiyoruz. Bizim paramız küresel konvansiyonel anlamda tedavülü olan, ikili anlaşmalarla karşılıklı ticaretlerde kullandığımız paradır; onun eline geçer, bunun eline geçer. Eğer vermeniz gereken bir cevap varsa siz gidin terör örgütlerine binlerce tır silahı gönderip de arkasından “tweet” atıp “Petrol kuyularını kontrole aldık.” diyenlere bir cevap verin.

BAŞKAN – Son cümlenizi alayım artık, lütfen.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Emperyalizme eğer karşı duruyorsanız; sosyalist bir dünya görüşüne, eşit, adil paylaşıma inanıyorsanız öncelikle buralara gerekli cevabı vermeniz gerektiğini düşünüyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

HİŞYAR ÖZSOY (Diyarbakır) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özsoy.

HİŞYAR ÖZSOY (Diyarbakır) – Başkanım, sataşmalar oldu, çoklu sataşmalar oldu.

BAŞKAN – Sayın Özsoy, kaba, yaralayıcı bir söz yok, size sataşma yok. Ben size yerinizden söz vereceğim ama önce Sayın Oluç’a söz vereceğim.

Sayın Oluç, buyurun.

HİŞYAR ÖZSOY (Diyarbakır) – Başkan, bir dakika, lütfen…

BAŞKAN – Müsaade edin, Sayın Oluç’a söz verdim.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – Açıklasın ama kendisi.

HİŞYAR ÖZSOY (Diyarbakır) – Başkanım, bir saniye, derdimi bir anlatayım.

BAŞKAN – Derdinizi dinleyeyim ben.

HİŞYAR ÖZSOY (Diyarbakır) – “İstanbul’un fethinden hoşlanmamış.” dedi mesela, açık sataşma; biri bu.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – “Rahatsız olmuş.” dedim.

HİŞYAR ÖZSOY (Diyarbakır) – “Rahatsız olmuş.” dedi.

BAŞKAN – E, herkes farklı bir şey anladı konuşmanızdan, önemli değil. Ben arkadaşlarımızın dediklerinden farklı bir şey okudum o konuşmada ama bu bir sataşma değil.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – Ama siz onu anlıyorsunuz.

HİŞYAR ÖZSOY (Diyarbakır) – Başkanım, bunun, söz hakkı vermemenin adil bir şey olduğunu düşünüyor musunuz?

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Biz de kürsüden isteyebilirdik.

BAŞKAN – “Vermeyeceğim.” demedim ki, ben “İki dakika müsaade edin, yerinize oturun da siz değil, ben yöneteyim burayı.” diyorum. Önce Sayın Oluç’un söz hakkı. Siz de adil davranın bu konuda.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Başkan, taraflı davranmayın lütfen.

BAŞKAN – Sayın Toğrul, benim hiç taraflı davrandığımı gördünüz mü siz?

HİŞYAR ÖZSOY (Diyarbakır) – Tövbe, tövbe!

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Ama yönetirken bu kadar müdahale etmeyin, bir tarafın temsilcisi gibi davranmayın.

BAŞKAN – Sayın Toğrul, müsaade edin.

Sayın Oluç, buyurun.

37.- İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un, Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın ve Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın yaptığı açıklamalarındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın vekiller, birkaç konuya değinmek istiyorum. Önce, Sayın Erkan Akçay’ın söylediklerine dair bir şey söyleyeceğim.

Evet, gerçekten, Doktor Hikmet Kıvılcımlı Türkiye tarihi açısından çok değerli bir kişidir, birçoğumuz onun kitaplarını okumuşuzdur, öğrenmişizdir fakat Doktor Hikmet Kıvılcımlı da Marx’ı okumuştur Sayın Akçay. Dolayısıyla hatibimiz Marx’tan örnek verirken yani demek istedi ki: “Yüz seksen yıl evvel yazılmış olanları siz bugün yapıyorsunuz, kendiniz icat ettiğinizi zannetmeyin. Bunu zamanında Napolyon da yapmış sizin yaptıklarınızı.” Dolayısıyla, hani tarihsel olarak biraz daha geriye gitti. Bir, onu söylemiş olayım.

İkincisi: Şimdi, İstanbul’un fethiyle ilgili bizim ne sorunumuz olacak? Ben mesela doğma büyüme İstanbulluyum. Vallahi hepinizden daha fazla İstanbulluyum o anlamda.

Şunu da söyleyeyim: Hani İstanbul’dan hiçbir rahatsızlığımız yok, tam tersine çok memnunuz ve İstanbul’da mesela bizim 1,5 milyona yakın oyumuz vardır. İstanbul’da yaşayan Kürt vatandaşların sayısı -bizim tahminlerimiz çerçevesinde- 4 milyona yaklaşmıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sizi kastetmedim ben, beyefendiyi kastettim.

BAŞKAN – Buyurun.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Dolayısıyla yani İstanbul’u size bırakmayız. (HDP sıralarından alkışlar) İstanbul’u size bırakmayız. İstanbul da bizimdir, İzmir de bizimdir, Antalya da bizimdir, Bursa da Kocaeli de aynen Diyarbakır, Şırnak, Siirt, Van’ın bizim olduğu gibi. Yani ne kadar sizinse…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Hepimizin.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Evet, ne kadar sizinse bizimdir de. Kimse…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – “Hepimizin” mi, “bizim” mi? Hepimizin mi?

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Evet, hepimizin, işte, onu söylüyorum. Dolayısıyla bırakmayız kolay kolay İstanbul’u hiçbir yere.

Şimdi, sonuncusu: Cahit Bey, siz bilmiyor musunuz, ben hayret ediyorum. Ya, Ayasofya’da yirmi beş senedir ezan okunuyor, yirmi beş senedir ve namaz kılınıyor. Yani, sanki yeni bir şey oldu. Öyle bir şey yok.

Şimdi, alınan Danıştay kararı bir statü kararıdır, statü. Bu, ibadet kararı değildir. Siz, şimdi, statü kararını ibadet kararı gibi anlatıyorsunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Halbuki –tekrar söylüyorum- yirmi beş yıldır Ayasofya’da ezan okunuyor ve namaz kılınıyor. Yani statü, bir ibadet değil bir siyaset konusudur. Siz siyaset yapıyorsunuz. Bizim eleştirdiğimiz, Ayasofya’da ibadet yapılıyor mu yapılmıyor mu değil, bu konuyu sizin siyasi istismar konusu hâline getirmenizdir. Bunu tartışıyoruz.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Kaç kere kıldınız Ayasofya’da namaz? Ben kılamadım.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Dolayısıyla ibadet için tüm yeryüzü mescittir efendim, tüm yeryüzü. (HDP sıralarından alkışlar) İbadet konusu böyle bir konudur. Şimdi, bunu söylemiş olalım.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Ben gelip kılamadım, bulamadım orayı.

BAŞKAN – Arkadaşlar, müsaade edin lütfen.

Toparlayın.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Bitiriyorum Sayın Başkan, bitiriyorum.

Bakın -adını vermeyeyim şirketin- hepinizin bildiği bir kamuoyu araştırma şirketi Ayasofya’nın ibadete açılmasıyla ilgili araştırma yaptı geçtiğimiz haftalarda, katılımcılara sormuş: “Neden şimdi gündeme getiriliyor, bunu nasıl değerlendiriyorsunuz.” diye.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Son cümlelerinizi alayım.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Evet efendim.

Katılımcıların yüzde 44’ü “Ekonomik krizin konuşulmaması için gündem değiştirmek.” diye yorumlamış. Saygın bir kamuoyu araştırma şirketinden bahsediyorum.

EROL KAVUNCU (Çorum) – Öyle bir şey yok!

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Daha ilginç bir şey daha söyleyeceğim, hani sizin çok sevdiğiniz Z kuşağı var ya “Oy moy yok.” diyen Z kuşağı, o Z kuşağı da, 18-24 yaş arası gençlerin yüzde 73’ü, bu konunun ekonomik krizin konuşulmaması için bir gündem değiştirme hamlesi olduğunu söylemiş. Bizim tartıştığımız mesele budur; yoksa Ayasofya’nın bütün farklı kültürlerin, inançların ortak evi olması, ortak ibadet mekânı olması, çok tarihsel, çok önemli, çok kültürel bir yer olması asla tartışma konumuz değildir, bunu tartışmıyoruz. Bunu, sizin siyasi olarak, bir araç olarak kullanmanızı ve istismar etmenizi tartışıyoruz; budur konu.(HDP sıralarından alkışlar)

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Açmayalım mı o zaman, açmayalım mı?

BAŞKAN – Sayın Özsoy, buyurun kürsüye.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Efendim soru soruyor, cevap verdim aslında ama…

BAŞKAN – Ben aldım cevapların hepsini, sorun yok.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Yani, yirmi beş yıldır ezan okunuyor, namaz kılınıyor. Siz bilmiyorsunuz bunu, bilmiyorsunuz! Ben İstanbullu olduğum için biliyorum ama siz bilmiyorsunuz. Yani, bırakın şimdi bunu.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – İstismar olmasın diye açtık.

EROL KAVUNCU (Çorum) – Doğru değil, Ayasofya’da namaz kılınmıyor.

BAŞKAN – Sayın Kavuncu, lütfen…

Buyurun.

IX.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Diyarbakır Milletvekili Hişyar Özsoy’un, Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın yaptığı açıklaması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

HİŞYAR ÖZSOY (Diyarbakır) – Saruhan Hocam, tamam.

Arkadaşlar, bakın, Saruhan Bey de söyledi, ben de söyledim, bizim burada meselemiz… Bakın, ben başta da söyledim, ben çok dikkatli konuşurum biliyorsunuz. “Ayasofya ne oluyor? O mimari yapı şöyle oldu, böyle oldu…” Bütün dünden gördüğümüz… Ben bunu açıkça söyledim, dedim ki: Bu mesele siyasi bir araç olarak kullanılıyor, biz böyle düşünüyoruz; diyebilirsiniz ki “Hayır, böyle...” Ben hatta şunu da söyledim, dedim ki: Ayasofya, Türk sağı için son derece önemli, sembolik bir tarihi olan da durumdur. Türk sağı içerisinde…

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – Müslümanlar için!

HİŞYAR ÖZSOY (Devamla) – Siz yoktunuz burada, müsaade edin.

BAŞKAN – Sayın Kılıç, müsaade edin. İmran Bey, hoş geldiniz.

HİŞYAR ÖZSOY (Devamla) – Hoş geldiniz, az önce konuştum, siz yoktunuz.

Hem Türk milliyetçileri için hem Türk İslamcıları, Müslümanlar için önemlidir -ya, İslamcı, Müslüman nasıl tarifliyorsanız- tamam, bunun için önemlidir. Fakat bizim şu an konuştuğumuz bu değil. Ben diyorum ki: “Madem sizin için o kadar önemliyse on sekiz yıldır neredesiniz siz ya?” 2020’de aklınıza geldi. Cepte metelik kalmamış, bölgesel ve ekonomik olarak yalnızlaşmışsınız, bu defa buna sarılıyorsunuz.

Bakın, ben hazırlanarak geldim, burada yapmaya çalıştığımı şöyle değerlendirin; birtakım tarihsel referanslar verdim, birtakım görsel malzemeler kullandım ki belki bir tartışmanın zemini açılır. Almak isterseniz alırsınız, almak istemezseniz yolunuza devam edersiniz, kolunuzdan tutup çekecek hâlimiz yok, en fazla söyleyeceğiz.

Yalnız son bir şey, o “ulusal güvenlik devleti”nin özelliklerini toparlayıp, buraya getirip huzurunuzda paylaştığım zaman, ben, Türkiye’yle arasındaki benzerliklerini tıpatıp gördüm. Fakat ben, gerçekten Türkiye örneği üzerinden onları yazmadım; internete girin, araştırın, bazı kitapları indirin, göreceksiniz. Yani dünyada son on-on beş yıldır iyice revaçta olan “ulusal güvenlik devleti” özelliklerini size anlattım. Kötü bir replikasını yapıyorsunuz, hepsi bu. (HDP sıralarından alkışlar)

VIII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

2.- Gaziantep Milletvekili Mehmet Sait Kirazoğlu ve 56 Milletvekilinin Türk Silahlı Kuvvetleri Disiplin Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/3002) ve Milli Savunma Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 223) (Devam)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Mehmet Ali Çelebi, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA MEHMET ALİ ÇELEBİ (İzmir) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Kanun teklifine baktığımızda, stratejik seviyedeki bazı hataların taktik düzenlemelerle tedavi edilmeye çalışıldığını görüyoruz. Düşünün ki bir insan Covid olmuş -aramızda doktorlarımız da var- ateşi çıkmış, ateş düşürücü veriyorsunuz; burada, tekliflerde yapılan bu aslında. Yani yapısal sorunlara taktik seviyede cevaplar verilmeye çalışılmış ama işe yaramaz. Nedir o yapısal sorunlar? Önce onlara bir değinmemiz gerekiyor.

1) Ordunun birlik ve bütünlüğü şu an bozulmuş durumda. Kuvvetler ve Genelkurmay ayrı ayrı Millî Savunma Bakanlığına bağlanmış durumda. Ne demek bu? Geçen de söylemiştim ama “Yalan söylüyorsun.” diye nidalar atılmıştı. Hayır, öyle değil. Düşünün ki bir bakan, bakan yardımcılarıyla eşit seviyede Cumhurbaşkanlığına bağlanmış; böyle bir şey olabilir mi? İşte oluyor, askeriyede olan şey bu. Genelkurmay, Millî Savunma Bakanlığına bağlı olmalı; Kuvvetler de Genelkurmaya bağlı olmalı; olması gereken bu. Diyeceksiniz ki: “15 Temmuzda bir darbe girişimi yaşadık, o nedenle öyle yapmıştık.” Tamam, artık kaç sene geçti üzerinden, dört sene geçti; bunun eski, düzgün hâline getirilmesi gerekir; emin olun, müşterek harekâtlarda zorluk yaşarız. Genelkurmay neden kurulmuş, geçmişte, tarihsel süreçte böyle bir kurum neden ortaya çıkmış, bunu incelediğinizde Genelkurmayın önemini göreceksiniz değerli milletvekilleri.

2) Yargı sistemi: Maddelere baktığımızda, disiplin kurulu yetkilerinin disiplin amirlerine verildiğini görüyoruz. Ben buradan asker olarak şunu çıkarıyorum: Demek ki orduda bir disiplin zafiyeti var. Sebebi ne? E, askerî mahkemeler kapatıldı. Dolayısıyla, aslında askerî mahkemelerin ve disiplin mahkemelerinin kaldırılmasının sonuçlarını yaşıyoruz şu an. Askerî mahkemeler korunmalıydı. Askerî Yargıtay, Yargıtayın; Askerî Yüksek İdare Mahkemesi de Danıştayın içerisinde bir daireye dönüştürülmeliydi. Bu konunun anayasal boyutlarını zaten İbrahim Kaboğlu Hocam sizlere ilgili maddede anlatacaktır.

3) Ordunun eğitim sistemi bozulmuş durumda. Harp Akademileri, teşkilatı bozulmadan Millî Savunma Üniversitesine bağlanmalıydı, harp okulları da Kuvvetlere bağlı kalmalıydı; eğitim sistemini onlar dizayn etmeliydi. Bunlar yapılmalıdır, aynı zamanda askerî liseler tekrar açılmalıdır.

4) Ordunun sağlık sistemi bozulmuş durumda. Bununla ilgili de maddeler var. Aslında, en başından itibaren, askerî hastanelerin Sağlık Bakanlığına devri yanlış olmuştur. Süper güçlere bakıyorsunuz, askerî hastaneler vardır ve Millî Savunma Bakanlığına bağlıdır, bu şekilde yürütürler. Kritik önemdekiler tekrar açılmalı, bunlar Millî Savunma Bakanlığına devredilmelidir. Bunlarla ilgili de Millî Savunma Komisyonu Üyemiz Doktor Bayram Hocamız sizlere ilgili maddede ciddi bilgiler verecektir.

5) Atama sistemi şu an bozulmuş durumda çünkü Yüksek Askerî Şûra ilgili ilgisiz sivillerle doldurulmuş durumda. Siyasi müdahaleye açık, millî ordu yerine parti ordusu kurabilecek bir YAŞ yapısı şu an mevcut; bunun değiştirilmesi gerekir. Millî Güvenlik Kurulu da ülkenin ihtiyaçlarına göre yeniden düzenlenmelidir.

6) Liyakat sistemi: Atama ve terfi sistemi komple yeniden düzenlendi 15 Temmuzdan sonra. Rütbelerde bekleme, emeklilik süreleri değiştirildi. Öğrenci, muvazzaf alımlarında komisyonlarda usulsüzlükler ve yandaş kayırmacılığı göze çarpıyor. Liyakat merkezli bir yapı kurulması esastır.

7) Askerlik Yasası’yla, ordunun vazifede devamlılık ilkesi sekteye uğramıştır çünkü yüzde 70 olan yükümlü er ve erbaş oranı daha da düşmüştür. Süresi, sınırları, sonuçları belli olmayan geçici bir güvenlik zafiyeti yaşanabilir. Altı aylık askerlikte de zaten harbe hazır seviyede olacak şekilde yeterli eğitim verilememektedir; konu tekrar ele alınmalıdır.

8) Kumpas davalarında yaşanan tahribat -ben de oralardaydım- bu, 15 Temmuz darbesinden sonra üst seviyeye çıktı. Yani hâlâ kumpas davalarında yargılananlardan resmî özür dilenmedi. E “FET֒yle mücadele ediyoruz.” diyorsunuz. Ya, şimdi, Ali Tatar, Cem Çakmak; bunların ailesinden özür dilenmeyecek mi, bunlar şehit yapılmayacak mı, bunlara terör saldırısı yapılmadı mı? (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

9) Bakın ilginç bir şey söyleyeceğim; 15 Temmuz davalarında hiçbir eyleme karışmadığı sabit olan askerî öğrenciler, uzman erbaşlar, astsubaylar, subaylar, FETÖ üyesi olmadığı hâlde, FET֒cülerle aynı şekilde müebbet hapis cezası almış durumdalar. Yani FET֒yle mücadele açısından bunlar da önemli. FET֒ye malzeme vermemek lazım, masumları buradan ayıklamak lazım. FETÖ öyle iğrenç bir teşkilat ki, öyle bir zombi teşkilatı ki, emin olun 15 Temmuz gecesi bile bir kumpası var onların. İçişleri Bakanlığına sorun “O gece onlardan çıkmayan, daha sonra ankesörle tespit edilen kaç kişi var?” deyin, o gün yakalananların 2 katı en az. Katılmadılar, başkalarını öne sürmeye çalıştılar. Dolayısıyla oradaki masumları ayıklamazsanız, onlar bunu istismar etmeye devam edeceklerdir, onları ayıklamamız şart; FET֒yle mücadelenin birinci şartı budur.

10) Askerî fabrikalar gibi stratejik tesislerin özelleştirme politikası terk edilmelidir. Tank Palet Fabrikasıyla ilgili de maddeler var; 13’üncü ve 14’üncü maddeler. Arkadaşlarımız onunla ilgili konuşacaklardır.

11) Türkiye son on yıldır FETÖ, PKK, IŞİD odaklı terör, göç ve iç güvenlik sorunlarının yanında aynı zamanda ekonomik bir darboğazdan da geçiyor. Bu, savunma sanayi projelerine de yansıyabilir; bu, kaçınılmaz bir şey. Ancak, modernizasyon ve idame projelerinde Deniz Kuvvetlerine, özellikle Doğu Akdeniz harekât alanında ateş ve manevra gücü kaybına neden olacak durumlara asla düşmeden, destek verilmesi gerekir. Mavi vatan, Misakımillî’nin denizlerdeki karşılığıdır. Bu, çok önemlidir; ana vatan Türkiye, yavru vatan Kıbrıs, mavi vatan denizlerimiz ve bunların semaları bir bütündür, asla parçalanamaz.

Dolayısıyla, savunma sanayisinde de buralara dikkatli bir şekilde destek vermek gerekir.

12) Kahraman ve fedakâr Silahlı Kuvvetler personelinin özlük haklarında iyileştirmeler yapmamız gerekiyor. Birçok konu bekleniyordu, bunlar buraya gelmedi -söz verilmiş olmasına rağmen- onları size arz edeceğim birazdan.

Ayrıca, Türk Silahlı Kuvvetlerinin afetlerde daha etkin görev alması sağlanmalıdır. Bedelliyle ilgili, söylemiştik, uzaktan eğitim boyutu vardı, afetlerde de görev almasıyla ilgili önergeler vermiştik. Askerlik yasasında bununla ilgili olumlu gelişmeler oldu ama sonu gelmedi. Olası bir deprem, sel felaketinde ordunun vazifesi gerçekten önemli olacaktır. Bununla ilgili çalışma yapılmalıdır.

Şimdi, beklenen özlük hakları neydi, ne geldi, onlardan bahsetmek istiyorum. Sözleşmeli er, erbaşlarımız; 20 bin kişiye yakın bunlar; refakat izni yok, mehil izni yok, yol harcırahı imkânı yok, bunlar en temel şeyler. Yükümlü erlerden ayıracak rütbe işaretleri yok. 2018’de Türk Silahlı Kuvvetlerine 400 lira iyileştirme zammı yapıldı, bunlar dışarıda bırakıldılar. Hâlbuki en önde savaşan kardeşlerimiz bunlar. Hava değişimi ve istirahat: Üç ay alsa sözleşmesi feshediliyor, onu altı aya filan çıkarmak gerekir. 3600 ek gösterge yok, en önde çarpışan, ordunun aslında en çok şehit verdiği kardeşlerimiz. Bedelsiz zati tabanca verilmiyor. Sadece aile yardımı gelmiş burada, bu güzel -o konuda benim de teklifim vardı- gelmesi güzel. Çocuk yardımı alabilme, askeri geçim indirimi verilmesi gerekir.

Yedi yıl kışlada iskân yerine, biz, Genelkurmayın belirleyeceği birliklerde eve gidebilmelerine olanak sağlanmasını istemiştik, onunla ilgili bir değişiklik geldi; artık eve gidebilecekler ama “Kışlada iskân edilir.” hükmü aynen geçerli olduğu için “Uygulamada bazı sorunlar yaşanır mı yaşanmaz mı?” diye bir endişe var, Komisyonumuz bununla ilgili ayrıntılı bilgi verirse sevineceğiz.

Derece, kademe, emeklilik, kıdem tazminatı hakları yok. Şehit yakınları ve gazilere verilen kira yardımından sözleşmeli er, erbaş aileleri yararlanamıyor yani şehit olsalar bile yararlanamıyorlar. Uzman çavuş ve astsubay alımlarında öncelik verilmesini istemiştik daha önce de, burada ek sınav hakkı verilmesi olumlu bir gelişme. Şehit olsalar yakınlarına verilecek maaş hâlihazırda farklı. Dolayısıyla, bu farkın ortadan kaldırılması gerekir.

Şimdi uzman erbaşlara gelelim. Bu kardeşlerimiz de ciddi bir kitledir. İlk başta, kadrolu muvazzaf statüye geçme talepleri var; yıllardır söyleniyor, umut veriliyor ama bir türlü bu kadroya geçirilmeleri sağlanamadı; ilk talepleri bu. 6000 sayılı Kanun mağdurları; bu da çok can yakan bir meseledir, Komisyonda söz verilmişti. Yirmi-yirmi beş yıl uzman çavuş olarak görev yapıyorlar, yaş haddi nedeniyle mağdur olmasın diye “Sivil memur olarak devam ettirilir.” deniyor, daha sonra sivil memur olarak emekli ediliyorlar, en düşük sivil memur statüsünden. Uzman çavuş haklarını alamıyorlar yani yirmi-yirmi beş yıl uzman çavuşluk yapıyor, iki ay sivil memurluk yapıyor ama uzman haklarını alamıyor. Çok öncelikli bir konu, bunun burada olması gerekiyordu, buna ek madde ihdas edilmesi bana göre şarttır.

3600 ek gösterge yine onlarda da yok; bedelsiz zati tabanca yine yok; yine, hava değişimi istirahat süreleri, üç ay alırlarsa sözleşmeleri feshediliyor. Kadro görevleri dışında iş yapmak istemiyorlar, kadroda neyse o. Astsubay alımlarında öncelik verilmesini istiyorlardı, bu yasada ek giriş hakkı verilmiş; olumlu bir gelişme ama yeterli değil. “Doğu tayin süreleri adil bir şekilde düzenlensin.” diyorlar. Şimdi, gidiyor, Hakkâri’de görev yapıyor, diyelim ki tayini Edirne’ye çıkıyor ama Edirne’deki birlik doğuda. Dolayısıyla, sürekli orada kalıyor aslında. Bu adil bir şekilde düzenlenmeli. Rütbe işaretleriyle ilgili problemleri var, orduevlerine girmek istiyorlar. “Bu sağlanamaz.” diyorsanız yeni uzman erbaş orduevlerinin açılması gerekir.

Şimdi, astsubaylarımıza verilen sözler vardı. Bakın, yıllardır onlar da oyalanmış durumdalar. Sayın Komisyon Başkanımız İsmet Yılmaz’ın da bir sözü var 2013’te, şöyle söylüyor: “Astsubaylardan lisans mezunlarının 8/1’den, önlisans memurlarının 9/2’den göreve başlatılması çalışmalarıyla ilgili çalışmalar devam ediyor.” 2013 Sayın Bakanım, yani yedi yıl geçmiş, çalışmalar bitmemiş.

ŞENOL SUNAT (Ankara) – Daha ediyor, ediyor.

MEHMET ALİ ÇELEBİ (Devamla) – Bunun bitirilmesi gerekir.

Sayın Davutoğlu 2015’te şöyle söylüyor: “Emekli astsubayların makam ve görev tazminatlarıyla ilgili sorunları çözüyoruz.” 2015. Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan 2018’de şunu söylemiş, “Astsubaylara müjde vermek isterim” ile başlayıp “Hayırlı olsun.” diye bitirdiği konuşmada “Göreve başlangıç derecelerini çözüyoruz.” demiş kendisi, 8 Haziran 2018. İki sene geçmiş hâlâ çözüm yok maalesef.

Yine, 17 Ocak 2020’de şöyle söylemiş: “CHP gibi vaat yağmuruna tutup seçim sonrası unutanlardan olmadık.” demiş. Halbuki daha önce söyledikleriyle ilgili sözler tutulmamış durumda.

Yani astsubaylarımıza görev tazminatı verilmesi gerekir. Görev tazminatı verildiğinde emekli maaşları da artacak, uygun bir seviyeye gelecek. Kademe-derece sorunlarının çözülmesi gerekir. Kıdemli başçavuşlara makam tazminatının verilmesi gerekir.

Sözleşmeli subay-astsubaylar, bunlarda da şöyle bir durum var: Subaylarda, 5 bin kişi on senelerini dolduruyorlar, şu an yüzbaşı seviyesinde olanlar var; astsubaylarda da 2003’ten beri yüksek bir yere geldiler. “On senemizi doldurduğumuzda doğrudan kadroya alım istiyoruz.” diyorlar. Normal subaylar gibi, sözleşmeli subaylar, subaylar ne yaparsa aynı görevi yapıyorlar, aynı sınavlara giriyorlar, aynı testlere giriyorlar ama subaylığa geçmek istediklerinde, muvazzaf subaylığa geçmek istediklerinde tekrar sınava sokuluyorlar. Zaten her sene sınav oluyorlar, sistemde bunların notları var, sistemi açın, ona göre, sicil notu iyiyse, terörle, şununla bununla bağlantısı yoksa doğrudan bunları muvazzaf subay yapın, mantıklı olan bu veya astsubay yapın, sözleşmeli astsubaylarımızı. Burada getirilen, neyse, ek sınav hakkı veriliyor. Sınava girmesine gerek yok zaten olmuşlar kısım amiri, bölük komutanı; sınava gerek olmadığını değerlendiriyoruz, bununla ilgili de teklifimiz vardı.

Binbaşılarımız, bakın, yani bu binbaşılarımızın sorunları da 6000 sayılı Kanun mağdurları gibi sıkıntılı aslında. Öyle bilgiler geliyor ki, figüranlık yapan var aralarında, çaycılık yapanlar olduğunu duyuyoruz çünkü emekli maaşları çok düşük. Binbaşı, yarbay, albay, bunlar üstsubay. Yarbay ve albay makam tazminatı alıyor, binbaşı niye almıyor? Almadığı için maaşı düşük kalıyor.

Bakın, uzman çavuş emeklisi 3.259 TL alıyor, binbaşı 3150 TL alıyor, daha düşük. Hani hiyerarşi? Bakın, askerî öğrencilerle ilgili harçlık teklifi geldi, birinci ile ikinci sınıf arasında bile fark var; hiyerarşi gözetilmiş ama binbaşı ile diğerleri arasında gözetilmemiş. Buna da ek madde ihdas edersek çok yerinde olacağını değerlendiriyorum. Çünkü Sayın Bakanın da Komisyonda sözü var; 6000 sayılı Kanun’un mağdurlarıyla, binbaşılarla ilgili Sayın Bakan Hulusi Akar’ın sözü var.

Sonra, “adi malul” ifadesinin “sağlık malulü” olarak değiştirilmesi önemlidir. Kumpas davası mağdurlarını söyledik.

Bir de bakın, FETÖ işkenceleriyle, sağlık raporlarıyla, harp okullarından işkencelerle –bakın “işkence” diyorum- ve yalan yanlış sağlık raporlarıyla atılan 3 bin askerî öğrenci var, 3 bin. Devlet, bunlardan özür dilemedi, ödedikleri tazminatı iade etmedi, devlet kurumlarında kadroya geçiş hakkı da sağlamadı. Hani FET֒yle mücadele? FET֒yle mücadele, FET֒nün mağdur ettiği kesimleri kucaklamakla olur en başta. Bu, yapılmadı hâlâ.

1971-1980 arası darbe mağduru askerî öğrenciler… Onların da emeklilik hakları ve tazminatları iade edilmeli.

Devrolan askerî hastane personeli var. Askerî hastaneleri kapattınız, subayları, astsubayları ve sivil memurları Sağlık Bakanlığına devrettiniz. Emin olun, sosyal haklarında çok büyük gerilemeler var. Mesela, bu askerî hastane personelinin lojman hakları ellerinden alınmış. Burada bazı düzenlemeler getiriyorsunuz, öbür taraftan haklarını almışsınız. Gülhane’de aldıkları sertifikalar çok üst düzey –hocalarımız anlatacak burada- bunları saymıyorsunuz, “Bu sertifika sayılmaz.” diyorsunuz; astsubaylara. Bir yandan da onlara tazminat getirmeye çabalıyorsunuz. Bunlar, uygun şeyler değil. Bunların düzeltilmesi gerekir.

Uzman jandarmalarımız var. Uzman jandarmalar, uzman erbaşlarla karıştırılıyor, onlarla alakası bile yok. Zaten uzman jandarmalar bununla ilgili isim değişikliği istiyorlar “Bizi yardımcı astsubay yapın.” diyorlar. Artı, 3600 ek gösterge talepleri var. Bunlar da aslında subay,astsubay gibi muvazzaf personel, sözleşmeli değiller. O nedenle, harp okulunda okumuş kişiler gibi, astsubay meslek yüksekokulunda okumuş kişiler gibi okudukları okulun hizmetten sayılmasını istiyorlar. Ben harp okulunda okumuşum, benim dört senem sayılıyor, astsubayların iki senesi sayılıyor ama uzman jandarmaların bir senesi sayılmıyor. Aynı şey, üçümüz de muvazzafız. Bunun da düzeltilmesi gerekir.

Şimdi, maddelerle ilgili zaten içeriğini konuşacağız birazdan, bir özet geçmek isterim onunla ilgili de.

28 madde geldi, 4 tanesiyle ilgili sadece benim zaten kanun teklifim vardı, bunların görülüyor olması da aslında güzel bir şey. 4’ü bire bir aynı, bunları destekliyoruz.

7’nci maddede astsubayların 55 yaşından 60 yaşına kadar –benim de bununla ilgili bir teklifim vardı- tecrübelerinden istifade etmek maksadıyla sürelerinin uzatılması var ancak şöyle bir sıkıntı var orada: Kuvvet komutanlığının teklifiyle uzatılanlar var, “veya” demiş, “resen Millî Savunma Bakanlığı veya İçişleri Bakanlığı tarafından…” Yani kuvvet komutanlığı sizden istemeyecek “Benim buna ihtiyacım var.” diye ama Millî Savunma Bakanlığı kafasına göre, İçişleri Bakanlığı kafasına göre resen alacak bir adamı, 55 yaşından 60 yaşına kadar uzatacak. Bu olmaz, bunu kabul etmiyoruz. Bu “resen” ifadesinin çıkması lazım. Ayrıca burada sicil notu 90 alınmış. Ya, kusura bakmayın, 90 birçoğunda olacak bir sicil notudur, bunun en az 95 olması lazım ve disiplin mahkemesi yoluyla ceza almamış olmalarının da kriterlere eklenmesi lazım. 7’nci maddedeki sorun bu.

9’uncu maddede -biraz önce bahsettim- sözleşmeli subay, astsubay için ek sınav hakkı getirilmiş. Biz ne diyoruz? Sözleşmeli subay, astsubaylardan zaten on sene görev alanlar belirli liyakate sahip olmuş durumdalar, normal muvazzaf subaylar ne yapıyorsa onlar da onu yapıyorlar. Eğer sicil notları da uygunsa bunları doğrudan geçirin, bunları tekrar sınava sokmanıza gerek yok.

16’ncı maddeyle Genelkurmay Başkanının elinden disiplin soruşturma yetkisi ve soruşturma görev yetkisi alınıyor. Yani bir orgeneral, 1’inci ordu komutanı çıktı, Genelkurmay Başkanına meydan okudu, hakaret etti, Genelkurmay Başkanı soruşturma açamıyor. Kim açacak? Millî Savunma Bakanı, Millî Savunma Bakanlığına kaydırıyorsunuz bu yetkiyi. Bu, olayın siyasileşmesine yol açar ve Genelkurmay Başkanlığının altını boşaltmak demektir bu. Zaten bir komutanda şu 4 şey olmalı: İzin yetkisi olmalı, sicil yetkisi olmalı, ödül ve ceza olmalı. Cezayı alıyorsun elinden, dolayısıyla sıkıntı yaşayacaktır.

17’nci maddede yine Genelkurmaydaki Yüksek Disiplin Kurulu yerine Millî Savunma Bakanlığına YDK’yi alıyorsunuz, Yüksek Disiplin Kurulunu alıyorsunuz. Bunların çoğu da sivil, ağırlıklı olarak sivil olacak ve TSK’den bu ayırma cezası alınırsa partili Cumhurbaşkanının onayına sunulacak; partili Cumhurbaşkanının onayına sunulunca da siyasallaşmanın önü açılmış olacak. Yani bir soruşturma yapılacak, “Aman, Cumhurbaşkanı ne der?” diye düşünecek soruşturmayı yapan. Dolayısıyla bunlar hep yanlış şeyler. Kuvvet Disiplin Kurullarında personel işlem daire başkanları yok, bunların eklenmesi gerekir. Hizmetten men cezası verilecek, bunları disiplin kuralları veriyor normalde. Disiplin kurulunun bu yetkilerini alıyoruz, disiplin amirlerine veriyoruz. Çok ciddi sıkıntılar yaşanır yani subaylar dahi bu yetkiyi uygun kullanamayabilir. Yani astsubaylara da verilecek bu yetki yüksek ihtimal. Burada ciddi problemler yaşarız, Anayasa Mahkemesinde uzun kuyruklar oluşur bunlarla ilgili, hak ihlalleriyle ilgili. Bu, doğru değil. Disiplin kurulunda bu yetkilerin kalması gerekir. Daha sonra, general, amiral tahkikatlarını yine Millî Savunma Bakanlığı yapacak, bırakın, ordu kendi içerisinde yapsın, daha sonra Millî Savunma Bakanlığının onayına sunar. Yani buraları böyle siyasallaştırmak hiç uygun değildir. Yani biz böyle yetkiler istemiyoruz, biz böyle yetkiler istemiyoruz derken alacağız, devir teslim yapacağız zaten yakında, dolayısıyla böyle yetkileri kullanmak istemiyoruz.

22’nci maddede Kuvvet Disiplin Kurullarında alınan kararların, kuvvet komutanının onayladığı kararın tekrar MSB’de ele alınması söz konusu yani soruşturma kademelerine yeni bir kademe ekleyerek işin uzatılması, siyasallaştırılması…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayın sözlerinizi.

MEHMET ALİ ÇELEBİ (Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Toparlıyorum.

Dolayısıyla 22’nci maddede de sorunlar var. Kuvvet bir karar almış, Kuvvet Komutanlığı onaylamış, kuvvet komutanının kendisi onaylamış, diyorsun ki: “Ben bunu bir de Millî Savunma Bakanlığı Yüksek Disiplin Kurulunda kontrol edeyim.” O kurulun zaten yarısından çoğu sivil. Dolayısıyla hem ara kademe koyuyorsun hem de siyasallaşmanın önünü açıyorsun. Bunlar, orduya gerçekten zarar verecek şeyler diyorum. Bunlarla ilgili maddelerin geri çekilmesini talep ettik önergelerimizde.

İnşallah her şey ordumuz için hayırlı olur. Ordumuz için ne yapsak azdır çünkü Atatürk’ün dediği gibi “Ordumuz, Türk birliğinin, Türk kudret ve kabiliyetinin, Türk vatanseverliğinin çelikleşmiş bir ifadesidir.” ve öyle kalacaktır.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Şahıslar adına ilk söz Kırıkkale Milletvekilimiz Sayın Ahmet Önal’ın.

Buyurun Sayın Önal. (CHP sıralarından alkışlar)

AHMET ÖNAL (Kırıkkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türk Silahlı Kuvvetleri Disiplin Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin bütünü üzerinde söz almış bulunuyorum.

Sözlerime başlarken vatan savunmasında canlarını yitiren aziz şehitlerimizi rahmetle anıyor, maneviyatları önünde saygıyla eğiliyorum. Gazilerimize minnet ve şükranlarımı sunuyorum.

Değerli arkadaşlar, bu kanun teklifi, başta Türk Silahlı Kuvvetlerimize uygulanan disiplin soruşturmaları olmak üzere askerî personelimizin üst rütbeye geçişlerinin yasal dayanağının oluşturulması, yaş hadlerinin düzenlenmesi, askerî öğrencilerin harçlıklarının düzenlenmesi, TSK’den ilişiği kesilenler hakkında varsa ilişikleri kesilmeden önce işledikleri fiiller nedeniyle Silahlı Kuvvetlerden ayrılma cezası verilebilmesinden Savunma Sanayii Başkanlığında sözleşmeli personel istihdamına kadar birçok düzenlemeyi içinde barındırmaktadır. Ancak bu kanun teklifi bazı yenilikler getiriyor gibi gözükse de askerî personelimizin temel sıkıntılarını çözen, beklentilerini karşılayan, askerî hastanelerin ve askerî okulların yeniden açılması dâhil kamuoyunun merakla beklediği hiçbir soruya cevap vermemektedir.

Değerli arkadaşlar, millî savunma, bir ülkenin olmazsa olmazı, bağımsızlığımızın da en büyük güvence ve teminatıdır. Ulusal güvenliğin en önemli kriterlerinden olan millî savunma, yaşamsal ve stratejik önemini bugün da korumaktadır. Dünyanın içerisinde bulunduğu zorlu koşullar, Türkiye’nin jeopolitik konumu dikkate alındığında millî savunmanın önemi daha iyi anlaşılmaktadır. Ülkemizin coğrafi konumu dünyanın merkezi olarak nitelendirilen Avrasya coğrafyasının ortasında oluşu millî savunma sanayimizi sürekli güçlendirmeyi zorunlu kılmaktadır. Cumhuriyetimizin kuruluş aşamasından itibaren Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk tarafından başlatılan ve özünde millî ve askerî ekonomiyi gerçekten millîleştirmeyi amaçlayan hamleler artarak devam ettirilmeli, egemenliğimizin dayanağı olan millî savunmamızda dışa bağımlılık azaltılmalıdır.

Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, tarihten aldığı bilinç ve sorumlulukla yüz yıllardır görevini üstün fedakârlık ve başarıyla yerine getirmekte, yurt savunmasında kahramanca görevini ifa etmektedir. Karada, havada, denizde büyük bir azimle görev yapan Türk Silahlı Kuvvetleri personelimizin sorunlarını çözmek ve beklentilerini karşılamak Gazi Meclisimizin en önemli görevlerinden biri olmalıdır.

Millî Savunma Bakanlığı bünyesinde 70 bin, İçişleri Bakanlığı bünyesinde 55 bin olmak üzere toplamda 125 bin uzman çavuşumuz görev yapmaktadır. Ordumuzun ana çekirdeğini oluşturan uzman çavuşlarımızın bugüne kadar çözülmemiş onlarca problemi vardır. Uzman çavuşlarımız, tazminat haklarından yeterli seviyede yararlanamamakta, rütbe ve kıdem ilerlemesi alamamakta, tecrübeli personel olmalarına rağmen astsubaylığa geçiş yüzdeleri son derece düşük tutulmaktadır; meslek hayatlarının çoğunu ailelerinden uzaklarda, garnizonlarda ve üs bölgelerinde geçirmektedirler. Görev tanımları dışında neredeyse her işin yaptırıldığı uzman çavuşlarımıza devletimiz bedelsiz zatî silah bile vermemektedir. Terörle mücadelede en ön safta kahramanca görev yapan uzman çavuşlarımız bu haktan yıllarca mahrum edilmişlerdir. Uzman jandarmalarımızın okulda geçirdikleri bir yıllık eğitimleri kıdemlerinden ve hizmetlerinden sayılmamakta, lojmandan faydalanma hakları düşük tutulmaktadır. Zorlu şartlarda görev yapan uzman çavuşlarımız, bir yıl içerisinde doksan gün hava değişimi aldıkları takdirde sözleşmeleri kendiliğinden feshedilmektedir. Üstelik, uzman çavuşlarımız tüm bu sorunlarını kurdukları dernekler vasıtasıyla yıllardır ısrarla söylemektedirler, her platformda dile getirmektedirler. Buna rağmen bu konularda bir ilerleme sağlanamamış, uzman çavuşlarımızın hakları kendilerine teslim edilmemiştir.

Değerli arkadaşlar, uzman erbaşlarımıza verilen kadro sözleri hâlâ tutulmamıştır. Tüm askerî personelimiz büyük bir beklentiyle 3600 ek göstergeyi beklemektedir. Sayıları 20 bini bulan sözleşmeli er ve erbaşlarımızın yol ve harcırah hakları hâlâ verilmemiştir. Otuz gün olan hava değişimi, istirahat süreleri arttırılmalı, zatî tabancaları bedelsiz olarak verilmeli, asgari geçim indirimi ve çocuk yardımı haklarından bir an önce faydalandırılmalılar.

Değerli arkadaşlar, sözleşmeli er, erbaş ve uzman çavuşlarımızın bunca sorunu varken getirdiğiniz kanun teklifinde askerî personelimizin yaşadığı bu haksızlık ve mağduriyetleri giderecek çok da fazla düzenleme yoktur. Vatan uğruna canlarını feda etmekten bir gün bile geri durmayan, yurt sevgisini her şeyin önüne koyan, ülkemizin bağımsızlığı ve özgürlüğü için her türlü fedakârlığa katlanan personelimiz sizlerden gelecek haklarını talep ediyor, seslerinin duyulmasını istiyor, yaşadıkları mağduriyetlerin de bir an önce ortadan kaldırılmasını bekliyorlar.

Değerli milletvekilleri, geçtiğimiz dönemde, on yıllardır Türk Silahlı Kuvvetlerimize hizmet veren, tarihi başarılarla dolu olan, üstelik uzun yılların verdiği deneyim ve tecrübeyle çalışan askerî hastanelerimizi kapatıp Sağlık Bakanlığına devrettiniz. Her biri ihtisas düzeyinde olan bu hastanelerin kapatılmasıyla askerî operasyonlarda yaralanan Mehmetçik’imizin tedavi sürecinde ciddi aksamalar meydana gelmiştir. Modern silahların insan vücudunda yaratabileceği tahribatlar karşısında insanoğlu çoğu zaman çaresiz kalmaktadır. Örneğin, mayına basan bir askerimizin bozulan vücut bütünlüğünü tekrar eski hâline getirmek, yaşadığı psikolojik travmayı atlatmasını sağlamak, özel bir eğitim ve ihtisas gerektirmektedir. Sivil hayatta karşılaşılan yaralanmalar ile savaş travmaları arasında çok ciddi ve derin farklılıklar vardır. Acil müdahalelerde doktorlar ve hemşireler, kısıtlı imkânlarla ve zamanın azlığına rağmen çözüm bulmak ve en uygun tedavi kararını vermek için özel olarak yetiştirilmeli ve kriz anında soğukkanlı davranmayı öğrenmelidirler. Muharebe alanında ölümü göze alıp yaralıya müdahale eden askerî personeli yetiştirmek kolay değildir. Böylesine fedakâr ve özel yetenekli doktorları, hemşireleri yetiştiren ve Kurtuluş Savaşı’nda bile kapatılmayan Gülhane Askerî Tıp Akademisinin OHAL kararnamesiyle kapatılması, askerî hastanelerin ise Sağlık Bakanlığına devredilmesi, bu bilgi birikiminin yok edilmesi anlamına gelmektedir. Bu anlamsız karar, şimdiden birçok sorunu da beraberinde getirmiştir.

Değerli milletvekilleri, bazı konular siyasetüstü ele alınmazsa ve konunun uzmanı olmayan kişiler tarafından değerlendirilirse çözüme ulaşmak hiç de kolay olmamaktadır. Dünyanın her ülkesinde, hele hele terör eylemlerinin bizdeki kadar yoğun yaşandığı ve sivilleri hedef aldığı bir ülkede savaş cerrahisi başlı başlına bir gereklilik olarak değerlendirilmelidir. Sağlık sisteminin ülkemizde genel anlamda sorunlu olduğu da kabul edilirse savaş cerrahisi konusunda uzmanlaşmış hastanelerin kapatılması tam anlamıyla bir hatadır. Bombaların, kurşunların hedefi olan askerlerimizin ve sivillerimizin askerî hekimler yerine sivil hekimlerce tedavi edilmeleri bence doğru değildir. Yaralanan askerî personelimizin sivil hastane ve doktorlar yerine askerî hastanelerde, üstelik çatışma koşullarını bilen hekimler tarafından yapılması oldukça faydalı olacaktır. Çok geç olmadan, hazır bu problemler konuşulurken askerî hastanelerin yeniden açılması acilen gündeme alınmalıdır. Ancak getirmiş olduğunuz bu kanun değişikliği teklifinde askerî hastanelerin yeniden açılmasıyla ilgili yapılmış bir düzenleme yoktur. Bu konu geçmişin hatalarından henüz ders alınmadığının da en önemli kanıtıdır.

Bunun yanında, yine sizin döneminizde Deniz Lisesi, Kuleli Askerî Lisesi, Maltepe Askerî Lisesi, Işıklar Askerî Lisesi kapatıldı. Bu okulların tamamı çok köklü ve tarihsel birikimi olan okullar. Ayrıca, subay olacak kişilerin askerî liselerden geliyor olması da son derece hassas bir konu. Askerliğe yönelecek kişilerin, çocukluktan itibaren zihin ve beden olarak buna hazırlanmaları gerekmekte. Geçmiş yıllarda askerî lise kökenli öğrencilerin yüzde 70-80’i harp okullarına gelir, sivil liselerden yüzde 20-30 oranında gelen öğrenciler ile askerî liseden gelenler entegre olurdu. Askerî lise kültürü kalkınca subay adaylarının tamamen sivil liseden alınması, harp okuluna gelince subay olma konusunda kazanılması gereken değerlere çok geç başlanılması anlamına gelmektedir.

Değerli arkadaşlar, Türk Silahlı Kuvvetlerimizin temelini oluşturan askerî liseler, astsubay hazırlama okulları ile harp akademilerinin kapatılması binlerce yıllık devlet geleneğimize aykırı olmuştur ve kahraman ordumuza ciddi zararlar vermiştir.

Yine, sayın milletvekilleri, getirmiş olduğunuz düzenlemede bir başka konu daha var. Getirmiş olduğunuz düzenlemede hizmetten men cezası verme yetkisi disiplin kurullarından alınmakta, bununla beraber aynı yetki disiplin amirlerine de verilmektedir. Takdir edileceği üzere, kurul hâlinde verilen kararlar, üzerinde daha çok istişare edilen, konuşulan, tartışılan kararlardır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AHMET ÖNAL (Devamla) – Başkanım, bitiriyorum.

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

AHMET ÖNAL (Devamla) – Ancak, tek kişi tarafından yani disiplin amiri tarafından verilecek cezalar daha çok hata yapma ihtimalini içinde barındıran kararlar olabilecektir.

Sayın milletvekilleri, hizmetten men cezası aynı zamanda idari bir tasarruf ve eylemdir. Bu yönüyle hukuk âleminde sonuç doğurur. Aynı zamanda kişi hak ve hürriyetlerini sınırlayan bu yaptırım hakkaniyete uygun olmalı ve keyfîlik içermemelidir. Ancak getirmiş olduğunuz bu hizmetten men cezasını uygulama yetkisini bir kişiye vermek bu konudaki keyfîliği maalesef artırmış olacaktır.

Değerli arkadaşlar, tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde getirilen düzenleme doğru değildir ve askerî personelimizin keyfî uygulamalara maruz kalma ihtimalini ortadan kaldırmayacaktır. Buradan bir kez daha bu hukuka aykırı uygulamanın kaldırılmasını istiyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime son verirken gerek yurt içinde gerek yurt dışında vatan savunmasında canlarını seve seve veren kahraman şehitlerimizi bir kez daha anıyor, gazilerimize acil şifalar diliyorum.

Millî Savunma Komisyonu toplantısından başlayarak çekincelerimizi dile getirdiğimiz, eleştirdiğimiz eksiklerin bir an önce giderilmesini talep ediyor, Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Şahıslar adına ikinci söz talebi Sayın Mehmet Sait Kirazoğlu’nun.

Buyurun Sayın Kirazoğlu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET SAİT KİRAZOĞLU (Gaziantep) – Sayın Başkan, kıymetli milletvekilleri; Türk Silahlı Kuvvetleri Disiplin Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair -59 milletvekilimizle birlikte imza sahibi olduğumuz- Kanun Teklifi üzerinde şahsım adına söz almış bulunmaktayım.

Yüz yıl önce Anadolu’nun her köşesinden gelen temsilcileriyle Gazi Mustafa Kemal riyasetinde Millî Mücadele’yi yürütmek üzere kurulan, ülkemizi kuran millî iradeyi temsil eden ve 100’üncü yılını idrak ettiğimiz Gazi Meclisimizi saygıyla selamlıyorum. Bu vesileyle Türkiye Büyük Millet Meclisinin 100’üncü yılında Meclis Başkanlığına yeniden seçilen Sayın Mustafa Şentop’u ve Başkanlık Divanının çok kıymetli üyelerini tebrik ediyor, hayırlı olmasını diliyorum.

Meclisimizin 100’üncü yılı, Vekili olduğum Gaziantep’imiz açısından da çok anlamlı, bizim için de direnişin başlangıcının 100’üncü yılı. Bundan yüz yıl önce Antep Harbi’nde şanlı bir direnişle Fransız kuvvetlerine karşı çocuğuyla, genciyle, yaşlısıyla, köylüsüyle, kadınıyla, erkeğiyle çok önemli bir mücadele verilmiş ve gelecek yıl anacağımız kurtuluşun 100’üncü yılı için buradan ben tüm Meclisimizi burada yapılacak faaliyetlere davet etmek istiyorum.

Yine, Gaziantep’le ilgili ufak bir şeyle devam etmek istiyorum. Bu da şu: 100’üncü yılı vesilesiyle Gaziantep’te “100’üncü yılda 100 hayırsever” temasıyla 2 milyonu aşkın nüfusun yarısını oluşturan genç ve çocuklarımız için okullar, sosyal destek kurumları oluşturmak istiyoruz. Bugüne kadar hayır yapan hayırseverlerimize teşekkür ediyor ve yeni hayırseverler beklediğimizi de ifade etmek istiyorum.

Yine, 15 Temmuz -dört gün sonra- Demokrasi ve Millî Birlik Günü olarak andığımız bugün vesilesiyle FET֒cü alçakların hain darbe girişimi karşısında Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde eşsiz bir direniş sergileyen aziz milletimize ve dimdik duruşuyla örnek olan Gazi Meclisimize şükranlarımızı sunuyor, Sakarya’daki patlamada şehit olan askerlerimiz dâhil bu vesileyle geçmişten bugüne destan yazan tüm şehitlerimize Allah’tan rahmet, yaralılara şifa, gazilerimize uzun ömürler diliyorum.

Yine hazin bir yıl dönümünü anmadan geçemeyeceğim. Yirmi beş yıl önce, Avrupa’nın orta yerinde ve Batı medeniyetinin gözü önünde soykırıma uğrayan Srebrenitsa şehitlerimizi rahmetle anıyor, Bosna Hersek halkının hâlâ taze olan acısını paylaşıyorum.

Fatih Sultan Mehmet Han İstanbul’u fethettiğinde Ayasofya’yı ibadethane olarak inşa edenlere saygı göstererek burayı kendisine de ibadethane seçmiş, cami olarak yeniden ihya etmiştir. Ayasofya Camisi’ni bu millet hiçbir zaman müze olarak görmemiş, hep cami olarak anmıştır. Ayasofya’nın, Danıştayın verdiği iptal kararı sonrası, Sayın Cumhurbaşkanımızın kararıyla Diyanet İşleri Başkanlığına devredilerek ibadete açılması, insanlığın ortak mirası olan bu abide eseri geçmişten bugüne koruyarak inşa edenlere de saygı göstermek ve ceddimizin mirasına sahip çıkmak anlamına gelmektedir.

Değerli milletvekilleri, 21’inci Yüzyılda risk ve tehdit algısının değiştiği, savunma ve güvenlik stratejilerinin buna göre farklılaştığı, bölgesel ve uluslararası aktörlerin ve dinamiklerin daha fazla etkide bulunduğu, illegal yapıların ve terör örgütlerinin kullanıldığı, jeopolitik olarak çok önemli bir konumda bulunmaktayız. Ülkemiz, bir yandan yurt içi ve sınır ötesinde terör örgütleriyle mücadele ederken -Suriye, Irak ve Doğu Akdeniz dâhil- sınırlarımızda ve ötesinde oluşan tehdit ve saldırılara karşı koymakta, ulusal hak ve menfaatlerimizi diplomasi ve Silahlı Kuvvetlerimiz aracılığıyla korumaya çalışmaktadır. Silahlı Kuvvetlerimiz bu süreçte çok önemli bir fonksiyon üstlenmekte, adını hepinizin bildiği operasyonlarla bölgeye huzur ve güven getirmeye çalışmaktadır.

Yakın tarihimiz ve özellikle coğrafyamızda yaşananlar, bize savunma sanayisinde teknolojik bağımsızlığın, askerî nitelik ve donanımın, millî ve yerli üretimin önemini öğretmiştir. Savunma ve güvenlik ihtiyaçlarımızı millî ve yerli teknolojiyle gerçekleştirerek dışa bağımlılığı asgari seviyelere indirmek, savunma sanayimizin yetkinliklerini geliştirmek amacıyla mühendislik ve tasarıma dayalı, yurt içi geliştirme ve üretim modeli uygulanmıştır. Bu sayede Türk Silahlı Kuvvetleri envanterine İHA’lar, SİHA’lar, helikopterler, uçaklar, zırhlı araçlar, füzeler gibi yüksek teknoloji ürünü birçok önemli unsur kazandırılmıştır.

Yine, geçen yıl Meclisimizde kabul edilerek yürürlüğe giren Askeralma Kanunu’yla, uzun yıllardır asker alma süreçlerinde yaşanan sıkıntılar ortadan kaldırılmış, öngörülebilirlik artırılmış, Türk Silahlı Kuvvetlerinin ihtiyaçlarına uygun personel seçiminin önü açılmış, askerlik yükümlüsü nüfus gücünün daha etkin ve verimli sevk ve idaresi hedeflenmiştir. Böylece, askerlik sürecinde yetenekli personelin sistem içinde kalarak askerlik mesleğini kalıcı olarak seçmesi, rütbe bakımından terfi imkânı getirilmesi, moral motivasyonunun yükseltilmesi, yetenekli ve verimli personel teminini kolaylaştırması amaçlanmıştır.

Türk Silahlı Kuvvetleri, örnek bir disipline sahip, kendisine tevdi edilen görevleri üstün bir başarıyla yerine getiren, her türlü harekâta hazır, etkin, caydırıcı ve saygın bir kuvvet olarak Mehmetçik’imizden generaline her rütbeden personeliyle cansiparane fedakârlıkla görevini yerine getirmekte, bugün, her zamankinden daha güçlü ve etkin bir şekilde istiklalimizin ve istikbalimizin en büyük güvencesi olmaya devam etmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yukarıda belirttiğim Askeralma Kanunu, terörle mücadele, yerli ve millî savunma sanayisini geliştirme gibi hususlara ilave olarak, Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminin yürürlüğe girmesiyle MSB teşkilatında yapılan değişiklikler nedeniyle ilgili mevzuatta uyum düzenlemeleri yapılması gereği hasıl olmuştur. Bu çerçevede, Komisyonda kabul edilen teklifimiz, Millî Savunma Bakanlığı kadrolarında görevli tecrübeli personelin söz konusu tecrübelerinden daha etkin bir şekilde faydalanılması, personelin motivasyonunun artırılması amacıyla özlük haklarının iyileştirilmesi, harekât etkinliğinin artırılması için başta askerî disiplinin tesisi olmak üzere tedbirlerin alınmasına yönelik hususlar içermektedir. Bunlardan söz edecek olursak ilk grupta tecrübeli personelden daha uzun süreli istifade etmeye yönelik düzenlemeler vardır. Burada, astsubay kıdemli başçavuşlar için yaş haddinin, istekleri hâlinde, sicil notlarının iyi olması hâlinde, 55 yaşından 60 yaşına kadar uzatılması; yine, ileri yaşlarda astsubaylıktan subaylığa geçenler için rütbe yaş hadlerinin artırılması söz konusudur. İlave olarak, uzman erbaşlara, astsubaylığa geçiş sınavına ilave sınav hakkı verilmektedir. Yedek astsubaylıktan muvazzaf astsubaylığa geçişin altyapısı oluşturulmuştur.

Disiplinle ilgili düzenlemelerimiz vardır. Bu, Millî Savunma Bakanlığı ve Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde kurulan disiplin kurullarının yapısı ve bunların aldığı kararlara ilişkin yapılacak itirazların değerlendirilmesi hususlarını içermektedir. Yine, disiplin kurullarınca verilen bazı cezaların disiplin amirlerince de verilebilmesi disiplinin tesisi amacıyla öngörülmektedir.

Yine, kritik illerde ve hudutlarda geçici görevli olan askerlerimizin gündeliklerinin istisna kapsamına alınması; Milli Savunma Üniversitesi ve bağlılarında yapılan eğitim sonucu verilecek kıdemlerin yeniden düzenlenmesi; askerî sağlık hizmetlerinde görevli tabip, diş tabibi ve astsubayların sağlık hizmet tazminatlarının artırılması; yine, çok önemli bir düzenleme, Türk Silahlı Kuvvetleri, Jandarma, Sahil Güvenlik ve Emniyet adına öğrenim gören öğrencilerin öğrenci harçlıklarının artırılması söz konusudur.

Savunma sanayisi bizim için çok önemli. Bunun önemini de bugünlerde çok daha iyi anlıyoruz. Bu amaçla, Savunma Sanayii Başkanlığındaki nitelikli uzman ve teknik personel istihdamında yeni düzenlemeler ortaya koyarak buraların daha da gelişmesini amaçlamaktayız.

Sözleşmeli erbaş ve erlerimiz için aile yardımı ve çocuk yardımı getirilmektedir; bu, çok olumlu bir gelişmedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

MEHMET SAİT KİRAZOĞLU (Devamla) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sözleşmeli erbaş ve erlerin hafta içi mesai sonrası ve hafta sonu görev yerlerinden ayrılmalarına izin verilmesi bu teklifimizde düzenlenmiş bulunmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kanun teklifinin hazırlanmasında katkıları bulunan MSB personeline, diğer bakanlık temsilcilerine, milletvekillerimize, Millî Savunma Komisyonunun tüm partilerden üyelerine, sivil toplum örgütlerinin temsilcilerine ve Meclis personelimize teşekkürlerimizi sunuyorum.

Yapılan düzenlemelerin, aziz milletimizin gönlünde müstesna bir yere sahip olan ve peygamber ocağı kabul edilen, milletimizden aldığı sevgi, saygı, güven, dua ve güçle kendisine verilecek her türlü görevi tarihî bir sorumluluk bilinciyle, yerli ve millî kaynaklarla geliştirilmiş imkân ve kabiliyetleriyle, geçmişte olduğu gibi gelecekte de icra etme azim ve kararlılığında olan Türk Silahlı Kuvvetlerine ve güvenlik güçlerimize hayırlı olmasını diliyor, hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, İçtüzük 72’ye göre verilmiş bir devam önergesi vardır; önergeyi okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 375 sayılı Kanun Teklifi’nin tümü üzerindeki görüşmelere İçtüzük’ün 72’nci maddesi uyarınca devam edilmesini arz ve teklif ederiz.

                                 Mehmet Ali Çelebi                                        Engin Özkoç                                 Bayram Yılmazkaya

                                           İzmir                                                       Sakarya                                                   Gaziantep

                                     İrfan Kaplan                                             Rafet Zeybek                                              Kani Beko

                                        Gaziantep                                                   Antalya                                                       İzmir

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Yoklama istiyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Evet, önergeyi oylarınıza sunmadan önce bir yoklama talebi vardır.

Sayın Özkoç, Sayın Bayraktutan, Sayın Yılmazkaya, Sayın Ceylan, Sayın Ünlü, Sayın Şevkin, Sayın Yavuzyılmaz, Sayın Tutdere, Sayın Şahin, Sayın Karaca, Sayın Kaplan, Sayın Hancıoğlu, Sayın Tanal, Sayın Beko, Sayın Gaytancıoğlu, Sayın Özel, Sayın Aksoy, Sayın Demirtaş, Sayın Gündoğdu, Sayın Keven.

Evet, yoklama için üç dakika süre veriyorum.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı yoktur.

Birleşime on beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati:18:36

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 18.51

BAŞKAN: Başkan Vekili Süreyya Sadi BİLGİÇ

KÂTİP ÜYELER: İshak GAZEL(Kütahya), Burcu KÖKSAL (Afyonkarahisar)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 112’nci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

III.- YOKLAMA

BAŞKAN - 223 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin tümü üzerinde İzmir Milletvekili Mehmet Ali Çelebi ve arkadaşlarının İç Tüzük’ün 72’nci maddesi uyarınca verdikleri önergenin oylamasından önce istem üzerine yapılan yoklamada toplantı yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi yoklama işlemini tekrarlayacağım.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum ve yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklamaya başlandı)

BAŞKAN – Arkadaşlar, birinizin telefonu çalıyor, müzik sesi geliyor; lütfen, kısarsak sesini…

MEHMET ERDOĞAN (Gaziantep) – Başkanım, mehter çalıyor.

BAŞKAN – Burada çalmasın da, her yerde çalabilir.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkanım, müzik ruhun gıdasıdır, müzikle beslenen ruhlar asla kötülük düşünmezler.

BAŞKAN – Kuliste çalabilirsiniz Sayın Tanal.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Ben çalmıyorum ki Başkanım, bana niye söylüyorsunuz?

(Elektronik cihazla yoklamaya devam edildi)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

VIII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

2.- Gaziantep Milletvekili Mehmet Sait Kirazoğlu ve 56 Milletvekilinin Türk Silahlı Kuvvetleri Disiplin Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/3002) ve Milli Savunma Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 223) (Devam)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Yirmi dakika süreyle soru-cevap işlemi yapacağım. Soru sormak isteyen milletvekillerimizin sisteme girmelerini rica ediyorum. On dakika soru, on dakika cevap olarak uygulama yapacağım.

Evet, soru olmadığı için cevap işlemi de yok.

Geneli üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

OKAN GAYTANCIOĞLU (Edirne) – Soru-cevap var.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Soru-cevap var.

CEMAL ENGİNYURT (Ordu) – Geçti Başkanım, oyladın artık, tamam.

BAŞKAN – Şimdi, birinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

Birinci bölüm 1 ila 14’üncü maddeleri kapsamaktadır.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Başkanım, arkadaşlarımız soru-cevap için girmişler, talepleri var efendim.

BAŞKAN – İşlemi tamamladım çünkü yoktu. Sonra birer dakika arkadaşlara söz veririm yerlerinden.

Birinci bölüm üzerinde ilk söz, gruplar adına Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Sayın Kemal Bülbül’ün.

Buyurun Sayın Bülbül. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA KEMAL BÜLBÜL (Antalya) – Sayın Başkan, değerli Genel Kurul, değerli Komisyon üyeleri; hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

Hiç kuşkusuz, ordunun, silahlı gücün, şiddetin olmadığı, sınırların olmadığı, insanların eşit, özgür yaşadığı, birlikte paylaştığı, kimlik farklılığının olmadığı, insanların birbirlerini ötekileştirmediği, insanların birbirlerini hakir görmediği bir dünya dileğiyle, 21’inci Yüzyılın demokrasi ve insan hakları çağı olacağını biliyoruz. Hiç bakmayın şu anda kabaran ırkçı, tekçi, inkârcı dalgaya ve bu bağlamda yapılan çalışmalara. Şimdi, dünden beri konuşulan konu bağlamında bizim soracaklarımız var. Elbette öncelikle Srebrenitsa’da yapılan katliamı, soykırımı kınıyor ve orada şu çocuğun söylediğinin aynısının Suriye’de de söylendiğini hatırlatmak istiyorum. “Çocukları küçük kurşunlarla mı öldürüyorlar?” demişti ya Srebrenitsa’da mazlum bir çocuk. Suriye’de de mazlum bir çocuk dedi ki: “Gittiğimde bütün bunları Allah’a anlatacağım.” Bu katliam, bu soykırım alabildiğine devam ediyor. Srebrenitsa’daki katliam, tıpkı Koçgiri’deki, Dersim’deki, Maraş’taki, Madımak’taki, Roboski’deki katliamın bir benzeridir.

Ve biz kimliği, kültürü, inancı inkâr edilenler olarak diyoruz ki: Tam bu noktada tekke ve zaviyeler niye açılmıyor? Niye Hacı Bektaş dergâhı, Şeyh Şücaeddin Veli dergâhı, Abdal Musa dergâhı, Ahi Evran Veli dergâhı niye açılmıyor? Buralar, Alevi toplumunun ibadethanesi. Rakamla ifade etmek istemiyoruz. Bakınız, biz bu ülkeye bu değerleri vermiş bir topluluğuz ve inancımız yasaklı, bu dergâhlar kapalı.

Şimdi, konuşmamın seyri içerisinde 2 tane örnek vereceğim fakat burada şunu da belirtmek isterim: “Aksedince gönlümüze sırrı hakikat pertevi / Meyde Bektaşi olduk, neyde olduk Mevlevi.” Mevlâna dergâhının da açılması gerekiyor. Buraların müze olarak kalması, bu inanç topluluğuna yapılmış olan bir hakaret, bir ötekileştirme, bir aşağılamadır. Oysa Selçuklu tarihinde, Osmanlı tarihinde ve cumhuriyet tarihinde birçok devlet yetkilisi, birçok hükümdar, bizim bu erenlerimize intisap etmiş, bizim bu erenlerimizden ilim irfan, edep erkân, ders öğrenmiştir.

Bakınız, bir Osmanlı paşasının Diyarbakır’da yaşadığı şeyi anlatayım size: Diyarbakır’a atanıyor -muhterem biraz sohbet seven, muhabbet seven, biraz edebiyattan hoşlanan birisi- Diyarbakırlılara soruyor, diyor ki: “Yok mu burada böyle, bir muhabbet ehli, edebiyat bilen birileri?” Araştırıyorlar, kimi getirirlerse haşmetmeap beğenmiyor. En son diyorlar ki: “Bir divane var, Palancılar Çarşısı’nda kalır.” Onu getiriyorlar ve getirdiklerinde Osmanlı paşası diyor ki: “Sen kimsin?” Diyor ki:

“Ol menem kim Kaysü Ferhat,

Ol menem kim hummarıaşk,

Ol menem kim camıaşkı nuş eden,

Ol menem kim surette serçeyem, sirette zümrüdüanka menem.”

Biz surette serçeyiz, sirette zümrüdüankayız. Ve Osmanlı paşası Nigâhi Baba’ya intisap edip ondan ders alıyor.

Şimdi, nice devlet yetkililerinin, nice yöneticilerin ilim irfan, edep erkân öğrendiği bu inancı, sadece “Anadolu irfanı” deyip geçiştiremezsiniz. Hünkâr Hacı Bektaş makamı niye kapalıdır, niye ibadete açık değildir? Niye cemevleri hâlâ yasal güvenceye kavuşmamıştır? Cemevlerinin yasal güvenceye kavuşturulmadığı bir yerde, başkaca ibadethanelerden söz edip de bir kıyaslama yapmak başlı başına tekçiliğin getirdiği bir şeydir. O Hünkâr Hacı Bektaş ki “Yetmiş iki millete bir nazarla bakmayan, kırk yıl müderris olsa hakikatte asidir.” diyen, sekiz yüz yıl önce; birlikte eşit, adil yaşamayı tembih eden ve bu yaşamı bize miras bırakan. Biz de ondan aldığımız feyizle diyoruz ki: “Yetmiş iki millete bir nazarla bakmayan kırk yıl müderris de olsa, vekil de olsa, bakan da olsa, cumhurbaşkanı da olsa hakikate asidir.” O hâlde bu hakikat kabul edilmelidir, Alevi dergâhları açılmalıdır, cemevlerinin ibadethane olma statüsü kabul edilmelidir.

Bakın, dün de çokça tartıştık; Abdal Musa’yı hepiniz biliyorsunuz mutlaka ve Abdal Musa’ya intisap eden Alaiye Beyi’nin -Alaiye Beyi’ni de biliyorsunuz, Gaybi’yi- hikâyesi kısaca şöyledir: Gaybi Alanya’da bir geyiğin peşine düşer, geyiğe bir ok atar ve geyik ta Elmalı’ya kadar gider, Elmalı’da bir evin içerisine girer. Virane bir yerdir ama o viranenin içerisinde ilim irfan, edep erkân vardır. Oraya girdiğinde niye girdiğini sorarlar, der ki: “Benim avladığım geyik -ok atmıştım- buraya girdi.” Ve keremine niyaz olduğum Abdal Musa kolunu kaldırır, “Okun bu muydu?” der ve Alaiye Beyi Gaybi, Abdal Musa’ya intisap eder ve o intisaptan Kaygusuz Abdal doğar. Kaygusuz Abdal ki: “Şu insan dedikleri ayak ile baş değil. İnsan manaya derler, suret ile kaş değil.”

İnsanın manasını, insanın inancını, insanın dünyasını, insanın kutsalını hâlâ inkâr eden, kabul etmeyen, reddeden, konuşmalarında ötekileştirici ve suç unsuru, nefret suçu kullanan bir dil varken biz Türkiye’de laiklikten, demokrasiden, eşit yurttaşlıktan, inanç eşitliğinden söz edemeyiz. O hâlde, tam da içinde bulunduğumuz bu süreçte, cemevleri yasal güvenceye kavuşmalı ve bu dergâhlar açılmalıdır. Bu dergâhların açılması o gün sarf edilen kemalatı, o gün sarf edilen irfanı bugün de topluma taşıyacak, insan-insan, insan-toplum, insan-kainat, insan-doğa, insan-kurum ilişkileri bu irfan, bu edep, bu erkân üzerine düzenlenecek ve hak, hakikat yerini bulacaktır. Bunun dışında, “Falan yeri ibadete açtık, filan yeri ibadete açtık.” söylemiyle köpürtülen ama öte yandan koskocaman bir inanç topluluğunu yok sayan bir yaklaşım kesinlikle demokratik, eşitlikçi ve adil olamaz.

Tam içinde bulunduğumuz süreç, bütün yönleriyle, toplumsal talep açısından, tarihî talep açısından, anayasal açıdan, eşit yurttaşlık açısından, uluslararası sözleşmeler açısından ve toplumsal hakikat açısından ve birlikte eşit yaşama kültürü açısından, birbirini sevme ve sayma açısından olması gereken bir yaklaşımdır. Bu inanç topluluğuna, Alevi inanç topluluğuna, Türk ve Türkmenler, Kürtler, Araplar, Romanlar bakın ne kadar çoğul bir kimlik içerisinde; bu kimliklerin de eşit buluştuğu, bu kimliklerin de demokrasiye, insan haklarına, eşitliğe hizmet ettiği bir noktaya gelmiş olacağız. O nedenle, aziz vekiller, bakınız, aşıkların sadıkların, ermişlerin dervişlerin, erenlerin evliyaların nefeslerinde, deyişlerinde, söylemlerinde vurguladığı, miras bıraktığı bu hakikati hâlâ inkâr ediyor olmak hiçbir şekilde açıklanabilecek bir tutum, açıklanabilecek bir siyasal yaklaşım, açıklanabilecek bir davranış değildir. Bu anlamda gelmiş geçmiş tüm hükûmetler, ötekileştirilmiş olan Alevi toplumu başta olmak üzere, bize karşı inkâr ederek, yok sayarak suç işlemiştir. Tam da bu suçu kaldırmada tam da eşitliği, adaleti sağlamada olması gereken noktaya gelmiş bulunuyoruz. O nedenle, hiçbir şekilde sağa sola evirip çevirmeden, hiçbir şekilde bahane üretmeden, hiçbir şekilde gereksiz oyalamalara gitmeden bu sürecin karşılanması gerekiyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

KEMAL BÜLBÜL (Devamla) – Tamamlıyorum, teşekkür ediyorum.

Dolayısıyla “Kâinatın aynasıyım

Mademki ben bir insanım

Hakk'ın varlık deryasıyım

Mademki ben bir insanım

 

İnsan Hakk'ta, Hak insanda

Arıyorsan bak insanda

Çok marifet var insanda

Mademki ben bir insanım

 

Tevrat'ı yazabilirim

İncil'i dizebilirim

Kur’an’ı sezebilirim

Mademki ben bir insanım

 

İlim bende, kelam bende

On sekiz bin âlem bende

Yazar Levhikalem bende

Mademki ben bir insanım

 

Daimi'yim harap benim

Ayaklarda turap benim

Aşk ehline şarap benim

Mademki ben bir insanım” diyen ve bu ülkede radyolarda, toplumsal üretimde, kamusal alanda, eğitim ortamında topluma hizmet eden ermişlerimizin, dervişlerimizin yüzü suyu hürmetine tam geldiğimiz noktada bu hakikati kabul etmenin zamanıdır, kabul etmemek münafıklıktır.

Saygılar sunuyorum. (HDP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Evet, İç Tüzük 60’a göre 10 arkadaşımızın söz talebini karşılayacağım.

Sayın Aygun…

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

38.- Tekirdağ Milletvekili İlhami Özcan Aygun’un, uzman erbaşlara kadro verilip verilmeyeceğini, harp okulları ve askerî liselerin yeniden açılıp açılmayacağını, askerî hastanelerin ve GATA’nın eski hâline getirilip getirilmeyeceğini, F-35 ve S-400’lerin son durumunun ne olduğunu, ordudaki liyakatin yeniden sağlanıp sağlanamayacağını, uzman er ve erbaşlara 3600 ek gösterge verilmesinin düşünülüp düşünülmediğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) – Uzman erbaşlara kadro verecek misiniz? Emekli maaşlarını yükseltecek misiniz? Harp okullarını ve askerî liseleri yeniden açacak mısınız? Sivilleştirilerek Sağlık Bakanlığına bağlanan askerî hastaneleri ve GATA’yı eski hâline getirecek misiniz? Ordudaki FET֒cü askerleri tam olarak temizleyecek mekanizmayı kuracak mısınız? FET֒metre uyguluyor musunuz? Amerika’dan alınması gereken F-35’ler ve Rusya’dan alınan S-400’lerin son durumu nedir, ülke savunmasında ne zaman kullanmaya başlayacağız? 3600 sözü verdiğiniz polis, öğretmen, sağlık personeli ve din görevlilerinden sonra uzman er ve erbaşlara da vermeyi düşünüyor musunuz? Ordumuzdaki birlik ve bütünlüğü yeniden sağlayacak mısınız? Ordudaki liyakati yeniden sağlayabilecek misiniz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Kılıç…

39.- Kahramanmaraş Milletvekili İmran Kılıç’ın, Birleşmiş Milletlerin 2020 yılını Farabi Yılı ilan ettiğine ilişkin açıklaması

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Birleşmiş Milletler, 2020 yılını Farabi yılı ilan etmiştir. İlmin, aydınlanmanın ve anlamın mütefekkiri Farabi, felsefeden matematiğe çok yönlü bir ilim adamı, ilim ve düşünce dünyasında Aristo’dan sonra ikinci öğretmen, muallimisani kabul edilmiştir. Sadece filozofları değil sayısız bilim adamını derinden etkilemiş, akımların ve icatların ilham kaynağı olmuştur. Kendini ilme adayan Farabi’ye göre insan, ilmi aramakla mükelleftir, ilmi bulmak, onu öğrenmek ve onu anlatmak zorundadır. İlim, Çin’de bile olsa kalkıp peşine düşmek gerekir. İnsan, ilim içinde yaşamıyorsa ızdırap içinde anlamsız ve mutsuz bir ömür geçiriyordur.

BAŞKAN – Sayın Kasap…

40.- Kütahya Milletvekili Ali Fazıl Kasap’ın, askerî okul öğrencilerinin haklarının iade edilip edilmeyeceğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

ALİ FAZIL KASAP (Kütahya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Masum askerî okul öğrencilerinin hakları ne zaman iade edilecek? İsmi değişik mecralar tarafından örgütle iyice bağdaşmış olan şahıslar Mecliste, başka yerlerde yer edinir iken bu öğrencilerin hakları ne zaman iade edilecek?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Özyavuz…

41.- Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Özyavuz’un, Şanlıurfa ilinde DEDAŞ’ın uygulamaları nedeniyle yaşanılan mağduriyetin giderilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

İBRAHİM ÖZYAVUZ (Şanlıurfa) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Şanlıurfa’da pompaj sistemiyle arazi sulaması yapan pamuk ve mısır üreticilerinin tesislerinde kullanılan enerjinin DEDAŞ tarafından kesilmesi büyük bir mağduriyete yol açmıştır. Ürünün suya ihtiyacı olduğu bu dönemde DEDAŞ’ın bu uygulaması hem üreticiye hem de millî sermayeye vurulan bir darbedir. İçinde bulunduğumuz bu sıkıntılı günlerden çıkmaya çalışan çiftçi hayal kırıklığı yaşamış ve çaresizlikten perişan olmuştur. Enerjinin kesilmesi çare değildir. Çiftçi mutlaka desteklenmeli ve bu badireyi atlatmalıdır. Aksi takdirde sosyal patlamalar yaşanacak ve bölgede üretim yapılamayacak durumlar ortaya çıkacaktır. Devlet, gerekirse, çiftçinin ileride hak edeceği destekleme priminden kesilmek üzere DEDAŞ’a ödeme yapmalı ve sorunu çözmelidir.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Girgin…

42.- Muğla Milletvekili Süleyman Girgin’in, Ulusal İş Sağlığı ve Güvenliği Konseyinin 2018 yılından beri niçin toplanmadığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Serbestleştirme, özelleştirme, sendikasızlaştırma, esnek, güvencesiz ve kayıt dışı istihdam, çalışma koşullarının ağırlığı, kadın, genç, çocuk emeği sömürüsünün yoğunluğu, azami kâr hırsı ve en son Covid-19 salgınına kaşı önlemlerin yetersizliği nedeniyle iş kazaları ve meslek hastalıkları artmaktadır. 2012 yılında 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu çıkarılmasına rağmen SGK verilerine göre 2012 yılına göre iş kazaları yüzde 475 artmış ve 2013 yılından sonra iş kazası olmayan il kalmamıştır. En son Sakarya’da canımız yanmıştır. Ülke genelinde iş sağlığı, güvenliğiyle ilgili politika ve stratejilerin belirlenmesi için tavsiyelerde bulunmak üzere kurulan Ulusal İş Sağlığı ve Güvenliği Konseyi, “Yılda 2 defa olağan toplanır.” denmesine rağmen 2018 yılından beri niçin toplanmamıştır? İş Sağlığı ve Güvenliği Konseyini toplamayı düşünüyor musunuz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Gaytancıoğlu…

43.- Edirne Milletvekili Okan Gaytancıoğlu’nun, öğrencilerin kredi borçları ve faizlerinin akıbetinin ne olacağını, çiftçilerin ve esnafların borçlarının yeniden yapılandırılıp yapılandırılmayacağını, BAĞ-KUR, motorlu taşıtlar vergisi ve sigorta prim borçlarına yönelik bir affın düşünülüp düşünülmediğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

OKAN GAYTANCIOĞLU (Edirne) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Halkımız ciddi anlamda borçlu, corona öncesi zaten zor durumdaydı, coronayla birlikte birçok kesim daha da zor duruma düştü. Siz ciddi yardımlar yapacağınıza ne yaptınız? Sadece esnaflarımızın borçlarını faiziyle ertelediniz, çiftçimize yeni bir destek yapmadınız; kurumsal olmayan, günübirlik çalışanların bir bölümüne kamu bankalarından yardım etmek yerine kredi verdiniz.

Şimdi, halkımız size soruyor: Öğrencilerin kredi borçları ve faizleri ne olacak? Bir iyileştirme planınız var mı? Çiftçilerimizin borçlarını yeniden yapılandırmayı düşünüyor musunuz? Esnaflarımızın Esnaf ve Sanatkârlar Kredi ve Kefalet Kooperatifine, bankaya olan borçlarını faiziyle birlikte yeniden yapılandırmaya yönelik bir çalışmanız var mı? Başta motorlu taşıtlar vergisi olmak üzere, BAĞ-KUR ve sigorta prim borçlarına yönelik bir af söz konusu mudur? Halkımız bunları bekliyor.

BAŞKAN – Sayın Aycan… Yok.

Sayın Beko…

44.- İzmir Milletvekili Kani Beko’nun, ülkenin ağır bir ekonomik krize sürüklendiğine, işsizlik ve yoksullukla baş başa bırakılan yurttaşların sesi olan Halk TV ve Tele1’in susturulmak istenmesini kabul etmediklerine ilişkin açıklaması

KANİ BEKO (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AKP Hükûmeti uzun yıllar süren iktidarının ardından ülkemizi ağır bir ekonomik krize sürüklemiştir. Sarayın politikaları nedeniyle bugün cumhuriyet tarihinin en ağır işsizlik rakamıyla karşı karşıyayız. Bu nedenle RTÜK ve Basın İlan Kurumu eliyle özgür gazetecilik yapmaya çalışan televizyon ve gazetelere yönelik ağır baskılar da sürmektedir. Bugüne kadar yurttaşlarımızın sesi olan Halk TV ve Tele1’e yasal dayanaktan yoksun ekran karartma cezaları vererek bu gerçekler gizlenmek istenmektedir ancak 620 bin sağlık emekçisi görev beklerken, engelliler kadro haklarını, 500 bin öğretmen atamayı talep ederken, 30 bin sosyal hizmet uzmanı işsizken, 10 milyona yakın yurttaş iş beklerken, ağır işsizlik ve yoksullukla baş başa bırakılan bu yurttaşların sesi olan Halk TV ve Tele1’in susturulmasını kabul etmek mümkün değildir.

BAŞKAN – Sayın Gürer…

45.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, Niğde iline yeniden acemi birliği kurulması yönünde bir çalışmanın olup olmadığını, darbe girişimi gerekçesiyle ihraç edilen askerî öğrenci ve uzmanların mağduriyetinin giderilmesi için bir çalışmanın yapılıp yapılmadığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Niğde ili Bor ilçesi Şehit Nuri Pamir Kışlası bünyesinde bir acemi birliği kurulacağı 2012 yılından beri seçim önceleri gündeme getirilmektedir. Geçmişte askerî birlik Niğde’de varken taşınmasının kent için olumsuz yansıması olmuştur. Bu nedenle yeniden acemi birliğinin bölgeye geleceği açıklamaları umut yaratmıştır ancak Millî Savunma Bakanı Akar, soruma yanıtta “Niğde ilinde birlik teşkili, bir kışla, konuş ve kuruluş değişiklikleri kapsamında herhangi bir planlama bulunmamaktadır.” demiştir. 15 Nisan 2019 tarihli yanıtına rağmen söylentiler devam etmektedir.

Sayın Komisyon Başkanı daha önce, Bakanlık yaptığı dönemde bölgemize gelmiş, onun da bu konuda değerlendirmeleri olmuştur. Şimdi, sorum: Yeniden Niğde’ye acemi birliğinin getirilmesi yönünde bir çalışma var mıdır?

İkinci sorum: Darbe kalkışmasında askerî öğrenci ve uzmanlar, emir komuta işleyişiyle, karışmadıkları darbe girişimi nedeniyle ihraç edilmişlerdi. Bunların mağduriyeti vardır, giderilmesi için bir çalışma yapılmakta mıdır?

BAŞKAN – Sayın Gündoğdu…

46.- Kırklareli Milletvekili Vecdi Gündoğdu’nun, Kırklareli ilinde yaşanan doğal afet nedeniyle zarar gören çiftçilerin mağduriyetinin giderilmesini talep ettiklerine ilişkin açıklaması

VECDİ GÜNDOĞDU (Kırklareli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Haziran ayı içerisinde Kırklareli ilimiz başta olmak üzere, Pınarhisar, Babaeski, merkez ilçe ve bu ilçelerimize bağlı olan köylerde doğal afetten dolayı ciddi zararlar oluşmuştur. Tarım İl Müdürlüğünün yaptığı tespitlerde yaklaşık olarak çeşitli ürünlerde 50 bin dönüm arazimiz zarar görmüştür. Yaşanan felaketin sonucu, Tarım İl Müdürlüğü yaptığı tespitleri Tarım Bakanlığına bildirmiş fakat hâlâ Tarım Bakanlığında herhangi bir adım atılmamıştır. Zarar gören çiftçilerimizin bir an önce zararlarının karşılanmasını talep ediyoruz.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Esgin…

47.- Bursa Milletvekili Mustafa Esgin’in, AK PARTİ’ye muhalefet etmek kastıyla Türkiye’ye muhalefet etmenin izana zarar vereceğine ilişkin açıklaması

MUSTAFA ESGİN (Bursa) – Teşekkürler Sayın Başkanım.

Libya ve Akdeniz’deki Türkiye’nin menfaatine muhalefet edilmez, Türkiye’nin terörle mücadelesinde terörün kaynağında imhasına muhalefet edilmez, “Suriye’de ne işimiz var?” denmez, AK PARTİ’ye muhalefet edeceğim derken zalim Esad ile iz düşülmez, muhalefet etme saikiyle zalime şerik olunmaz, Doğu Akdeniz’e sondaj gemisi gönderdiğimiz ve yedi düvelle mücadeleyi göze aldığımızda “Doğu Akdeniz’de niye yokuz?” diyerek üstünüze güldürülmez, Libya’da uzak ülkeler kiralık teröristler üzerinden menfaat kovalarken Türkiye’nin kaçınılmaz yararlarıyla bilek güreşine girilmez, Doğu Akdeniz’de, uluslararası sularda, sınırlarımızda amansız bir mücadele verirken Türkiye ellere şikâyet edilmez. AK PARTİ’ye muhalefet etmek kastıyla Türkiye’ye muhalefet etmek izana zarar, hak ve hakikate isyandır.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Filiz…

48.- Gaziantep Milletvekili İmam Hüseyin Filiz’in, Gaziantep ilinin Covid-19 vaka sayısındaki artışta ilk 5 şehir içerisinde bulunduğuna, Sağlık Bakanlığının 7 Temmuz tarihli tebliğinden kaynaklanan mağduriyetin giderilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

İMAM HÜSEYİN FİLİZ (Gaziantep) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Seçim bölgem Gaziantep Covid-19 vaka sayısındaki artışta ilk 5 şehir içerisinde bulunmaktadır. Gaziantep’te özellikle normalleşmenin başladığı 1 Hazirandan itibaren Covid-19 vakalarında anormal bir artış meydana gelmiş tüm resmî ve özel sağlık kuruluşlarımızda Covid-19 için ayrılan yoğun bakımların kapasitesi dolmuş, acil servislerde açılan ilave bölümlerde de yer kalmamış ve hastalar yatış için sıra bekler hâle gelmiştir.

Sağlık Bakanlığının 7 Temmuz tarihinde yayınladığı tebliğe göre, özel hastanelerde tedavi gören Covid-19 hastalarının tedavi masraflarının 29 Haziran tarihi itibarıyla SGK kapsamında ödenmeyeceğini bildirmesi sonucu parası olmayanlar devlet hastanelerine sevk edildiğinden devlette yığılma had safhaya gelmiştir. Hastalar bizleri arayarak durumlarından şikâyette bulunuyorlar. Sağlık Bakanımızın bu duruma el atmasını ve konuya bir çözüm getirmesini hemşehrilerim adına talep ediyor, Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum.

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, Grup Başkan Vekillerimizi kürsü arkasına bekliyorum ve birleşime yirmi dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 19.18

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 19.47

BAŞKAN: Başkan Vekili Süreyya Sadi BİLGİÇ

KÂTİP ÜYELER: İshak GAZEL(Kütahya), Burcu KÖKSAL (Afyonkarahisar)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 112’nci Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

VIII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

2.- Gaziantep Milletvekili Mehmet Sait Kirazoğlu ve 56 Milletvekilinin Türk Silahlı Kuvvetleri Disiplin Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/3002) ve Milli Savunma Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 223) (Devam)

BAŞKAN – 223 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon yerinde.

Şimdi, İYİ PARTİ Grubu adına Sayın Ayhan Erel.

Buyurun. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA AYHAN EREL (Aksaray) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, yüce Türk milleti; Türk Silahlı Kuvvetleri Disiplin Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin birinci bölümü üzerine partim İYİ PARTİ adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlarım.

Değerli milletvekilleri, görüşmekte olduğumuz kanun teklifiyle dikbaşlı değil, başı dik Anadolu evlatlarından oluşan Türk Silahlı Kuvvetlerinin yürürlükte olan disiplin nizamında ihtiyaç duyulan düzenleme ve değişikliklerin yapılması ile harekât etkinliğinin artırılması, Millî Savunma Bakanlığı kadrolarında görevli personelden daha uzun süreli ve etkin bir şekilde faydalanılması, personelin özlük haklarının iyileştirilmesi yoluyla motivasyonunun artırılması amaçlandığı belirtilmektedir.

Dosta güven düşmana korku veren, dünya ordularının imrenerek takip ettiği kahraman Türk Silahlı Kuvvetleri, şanlı Türk tarihinde birçok zafere imza atmış ve hâlâ sınırlarımız bölgesinde ve dünyanın farklı bölgelerinde görevini kahramanca yerine getirmektedir. Yüce Türk milletinin gözbebeği olan Türk Silahlı Kuvvetlerinin etkin ve verimli çalışması için gereken düzenlemelerin yapılması elzemdir. Bu kapsamda, görüşmekte olduğumuz kanun teklifini yetersiz bulmakla birlikte, genelini İYİ PARTİ olarak olumlu bulmaktayız.

Değerli milletvekilleri, hepimizin bildiği üzere, Türk Silahlı Kuvvetlerinin içine gizlice sızdırılarak yerleştirilmiş, yıllarca kök salması fark edilememiş, asla Türk askeri olamayacak; asker giysili, beyni yıkanmış bir avuç hainin 15 Temmuz gecesi gerçekleştirmeye çalıştığı hain darbe girişiminden kısa bir süre sonra yayınlanan kanun hükmünde kararnameyle harp akademileri, askerî liseler, astsubay hazırlama okulları kapatılmıştır, Millî Savunma Bakanlığı bünyesinde Millî Savunma Üniversitesi adıyla yeni bir üniversite kurulmuştur ve şu anda görüşmüş olduğumuz kanunla Millî Savunma Üniversitesi personeline verilecek kıdemlerin yeniden düzenlenmesi amaçlanmaktadır.

Harp akademileri ve Gülhane Askerî Tıp Akademisinin kapatılması nedeniyle Millî Savunma Üniversitesinin teşkilat yapısı dikkate alınarak bazı düzenlemeler yapılmaktadır. Bu düzenlemeler tabii ki yapılsın, bu düzenlemelerin yanında; askerî liseler, harp okulları, harp akademileri, astsubay hazırlama okulları ve askerî hastanelerin tekrar açılmasına ilişkin düzenlemelerin de acilen yapılması gerekmektedir.

Kamuoyunda neredeyse her kesim askerî okullarda okumuş olsun ya da olmasın tarihi Osmanlı İmparatorluğuna kadar uzanan askerî okulların cezalandırılmasının, şanlı Türk ordusuna kaliteli asker yetiştirmede tarihî öneme sahip askerî okulların kapatılmasının nedenini hâlâ anlamış değildir. Nitekim, buralarda bulunan FET֒yle iltisaklı kişilerin tespit edilip yargılanıp cezalandırılması gerekirken anlaşılması güç bir şekilde okulların tamamen kapatılması kabul edilemez bir durumdur.

Bu askerî okulların kapatılmasının ne kadar yanlış olduğu bugün bu kanunla daha iyi anlaşılmaktadır. Bu kanunla sürekli astsubaylıktan subaylığa, yedek astsubaylıktan astsubaylığa geçiş gibi yollarla personel eksikliği giderilmeye çalışılmaktadır. Liyakatli personel eksikliğinin tam olarak giderilmesi ancak kapatılan okulların açılmasıyla mümkün olacaktır diye düşünüyoruz.

Değerli milletvekilleri, yine kanun teklifine baktığımızda, askerî tabip ve diş hekimlerine, askerî sağlık personeli ve sağlık astsubaylarına tazminat verilmesi öngörülmüştür, askerî tabipliğin tercih edilebilmesi amaçlanmıştır; bu düzenlemeleri yapmaktan ziyade Askerî Tıp Akademisinin ve hastanelerin tekrar açılmasına ilişkin düzenlemelerin yapılması gerekmektedir. Taşıma suyla değirmenin dönmeyeceği bir gerçektir. Askerî hastanelerin kapatılması hayati bir hata olmuştur, bu hatadan bir an önce dönülmesi gerekmektedir.

Yine, 15 Temmuz hain darbe girişimi sonrası Gülhane ve askerî hastanelerin Sağlık Bakanlığına bağlanarak askerî tabipliğin kaldırılmasıyla yeni bir süreç başlamıştır. Gülhane’nin adını kirletenler aslında özüne, yüz yirmi yıllık Gülhane kurumuna ihanet etmişlerdir; onları bir kez daha kınıyor ve lanetliyorum. Ancak Gülhane, bu adamlardan, bu hainlerden ibaret değildir. Bilinmelidir ki askerî tıp eğitimi ve uygulaması normal tıp eğitimi ve uygulamasından farklılıklar taşımaktadır. Askerî hekimlik, ayrı uzmanlık ve eğitim işidir ve özellikle cephede askerî hekimlik çok önemlidir. Askerlik ayrı bir yaşam tarzıdır ve Mehmetçik’in dilinden ancak askerî hekimler anlar. Harp sırasında özellikle bu konuda eğitim görmüş askerî hekimlere ihtiyaç vardır. Gelişmiş modern ülkelerin hepsinin ordularında askerî tabip vardır ve cephedeki askerin sağlık desteğini yerine getirmektedir, hele bizim gibi devamlı terörle mücadele eden bir ülkede savaşan askerlerin sağlık desteği hayati öneme sahiptir. Ülkemizin ve dünyanın pek çok yerinde kahramanca görev yapan Mehmetçiklerimizin arzu etmediğimiz oluşabilecek yaralanmaları ve hayati tehlikeleri, yine olası bir savaş hâli, uzmanlık, tecrübe ve tıp bilgisinin yanında askerlik bilgisi de gerektirmektedir. Askerî bir doktor her türlü askerî harekât, savaş ve benzeri durumlarda çalışmaya hazırlıklıyken normal bir doktorun bu durumlara hazırlıklı olması ve durumlarda mesleki bilgisini tam olarak kullanması beklenilemez. Bu sebeplerden ötürü, Askerî Tıp Akademisinin ve hastanelerin tekrar açılması ordumuz için hayati önem taşımaktadır.

Sayın milletvekilleri, yine kanun teklifiyle, astsubay kıdemli başçavuş rütbesindeki personelin rütbe yaş haddinin 55’ten 60’a kadar uzatılması amaçlanmaktadır. Ancak astsubay kıdemli başçavuşların isteğe bağlı olarak emeklilik yaş haddinin 55 yaşından 60 yaşına çıkarılmasının kuvvet komutanlığının yanı sıra, Millî Savunma Bakanlığı tarafından resen uzatılabileceği öngörülmüştür. Bakanın kararıyla resen uzatma astsubaylar arasında ayrımcılığa ve Türk Silahlı Kuvvetlerinde ordunun siyasallaşmasına neden olacaktır. “Resen” ifadesi yerine, “Kuvvet komutanlığının teklifi üzerine Millî Savunma Bakanlığının onayı”yla astsubay kıdemli başçavuşların isteğe bağlı emeklilik yaş haddinin 55 yaşından 60 yaşına çıkarılmasının ordudaki siyasallaşmanın önüne geçeceği ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin yapısı için daha uygun olacağı düşünülmektedir.

Görüşmekte olduğumuz kanun teklifiyle, günümüz şartlarına göre askerî öğrencilerin harçlıklarının artırılması amaçlanmaktadır; olumlu bir düzenlemedir ancak subay ve astsubay öğrenciler arasında farklılık bulunmaktadır. Astsubay eğitiminin ön lisans, subay eğitiminin ise lisans eğitimi olduğu göz önüne alındığında iki eğitim de yükseköğretim kapsamındadır. Dolayısıyla yükseköğretim harçlığında ayrıma gitmenin doğru bir uyulama olmadığı düşüncesindeyiz. Subay ve astsubay öğrencileri arasındaki harçlık farklılıklarının düzeltilmesi devlete çok az bir mali yük getirecektir ve askerî öğrencilerimiz arasında hak ettikleri eşitlik sağlanacaktır diye düşünüyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz kanun teklifinin, şanlı Türk ordusuna, mazisi şan ve şereflerle dolu kahraman Türk Silahlı Kuvvetlerine, Türk Silahlı Kuvvetlerinin fedakâr ve kahraman mensuplarına hayırlı olmasını diliyorum.

Bu vesileyle, bayrak uğruna, vatan uğruna gözlerini kırpmadan can veren şehitlerimizi rahmetle anıyor, gazilerimize Yüce Allah’tan şifalar diliyorum. Her türlü zorlu şartlarda büyük fedakârlıklarla görevlerini şerefiyle yerine getiren Silahlı Kuvvetler bünyesinde görev yapan Mehmetçiklerimizin Allah ayaklarına taş değdirmesin diyorum.

Bu vesileyle, Gazi Mustafa Kemal Paşa başta olmak üzere tüm silah arkadaşlarını rahmet ve şükranla anıyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Haşim Teoman Sancar, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA HAŞİM TEOMAN SANCAR (Denizli) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; bugün 11 Temmuz. Hain darbe girişiminin dördüncü yılını üç gün sonra anacağız. Bu vesileyle, o gün o mücadelede can veren değerli şehit kardeşlerimize, vatandaşlarımıza ve güvenlik kuvvetlerimize Allah’tan rahmet diliyorum, mekânları cennet olsun.

Tabii, değerli arkadaşlar, her 15 Temmuzu böyle bir anma, bir hüzün, bir gün havasında anarak maalesef, ileriye yönelik yolumuzu açamayız. Geçmişte yapılan hataları değerlendirmeden, milletimize, onlarla yüzleştiğinizi anlatmadan, iktidarın bu anlamdaki zafiyetlerini 83 milyona söyleyip de “Biz, bu konuda hata yaptık; biz, bu konunun müsebbiplerinden biriyiz. FETÖ terör örgütünün oluşumlarında iktidar maalesef, en büyük katkıyı sunmuştur.” demeden FETÖ ve FETÖ gibi önümüzdeki dönemlerde Türk milletinin başına gelecek sıkıntılarda bir çözüm yolu bulamayız.

Örneğin, sizler, FET֒nün miladını mütemadiyen 17-25 kabul ediyorsunuz, 17-25 Aralık, FET֒nün miladı falan değil: FET֒nün miladı, Türkiye Cumhuriyeti’nde resmî anlamda bundan on beş, on altı yıl önce, 2004 yılında -2004 yılının 25 Ağustosunda- Millî Güvenlik Kurulunun aldığı karardır FET֒nün başlangıcı, resmî başlangıcı. Tabii, değerli arkadaşlar, siz 17-25’ten önce “Fetullah Efendi.” diyordunuz ama biz Cumhuriyet Halk Partililer yine “FETÖ.” diyorduk, yine “FETÖ.” diyorduk ve “FETÖ.” demeye de devam edeceğiz.(CHP sıralarından alkışlar) Çünkü duruşumuz budur.

Değerli arkadaşlar, neden bu kronolojik sıralamayı yapıyorum? Sizlerin bu millete bir borcu var, sizlerin Türk askerine bir borcu var, “Her Türk asker doğar.” diyen her vatandaşa bir vebal borcunuz var. Mesela, ben size söyleyeyim, Denizli Milletvekiliyim: Denizli’nin tarihi boyunca Valisini Vali Konağı’ndan polis arabası gelip almadı, Denizli’nin tarihi boyunca Tugay Komutanını Tugayın kapısından polis arabası almadı, Denizli’nin tarihi boyunca Denizli Emniyet Müdürünü Emniyetin kapısından terörle mücadele ekibi almadı. Bu, benim için bir utançtır, bir milletvekili olarak Denizli’nin makûs talihi… Ama her ilde, her bölgede bu utancı maalesef, yaşattınız. Neden yaşattınız? Öncelikle, kendi içinizde Basın ve Tanıtımdan Sorumlu Genel Başkan Yardımcınızın söylediği gibi ilk rahatsızlığınız Kemalist ilkelerdi, Kemalist duruştu. Salıverdiniz FET֒yü, öncelikle Türk Silahlı Kuvvetleriyle uğraştı çünkü Türk Silahlı Kuvvetlerinin çıkışı Atatürk ilke ve inkılaplarının bekası ve menfaatidir yani bu da Türkiye Cumhuriyeti’ni gösterir.

Ben size şöyle söyleyeyim değerli arkadaşlar: Siz 15 Temmuz günü bunları anarken bu milletten bir özür dileyin, deyin ki: “Biz bunun müsebbibiyiz ya, biz destek verdik.” 2004 yılında Millî Güvenlik Kurulu kararını imzalayan komutanlara ne yaptınız? Mesela, o gün o imzayı atan komutanlardan birisi İbrahim Fırtına’ydı, birisi Şener Eruygur’du, birisi Özden Örnek’ti. Ne yaptınız? Bakanlar Kuruluna getirip de Millî Güvenlik Kurulu kararlarını uyguladınız mı? Siz, Fetullahçı terör örgütünün faaliyetlerinin durdurulması ve takip edilmesi kararına zerre kadar saygı duydunuz mu? Aksine, ödüllendirdiniz. Belediyelere gittiniz, paralar verdiniz, Türkçe Olimpiyatları yaptınız. Türk Silahlı Kuvvetlerinin komuta kademesini âdeta yerle bir ettiniz, koca koca paşaları lacivert Renaultlara bindirip karakollarda beklettiniz, itibarını sarstınız. İşte bu yüzden, yapılan son anketlere göre, artık Türk genci subay olmak istemiyor sizin korkunuzdan. Onun için ben bunu şöyle söylüyorum: Kabul edin, 15 Temmuzu bir özür günü yapın, özür; “Bu milletten özür diliyoruz.” deyin. Çıkarmışsınız oraya üzerinden tank geçmiş bir Clio, “Biz bunu anıt yapıyoruz.” Ya, neyin anıtı? O tankı nereden aldı geldi bu arkadaş, çarşıdan pazardan mı aldı geldi? Sizin o atadığınız paşaların emirleriyle alındı. O uçağı kullanan pilotlar bu milletin, bu memleketin paralarıyla yetiştirildi. Ama bu 15 Temmuzda yine çıkacaksınız sizinle hiçbir alakası yok gibi, sokacaksınız kafanızı kuma; “FETÖ, FETÖ, FETօ Mücadele ediyoruz, lanetliyoruz.” Lanetlemekle terör bitmez. Ben her türlü terörü lanetliyorum, bitiyor mu? Bitmez. Oturacaksınız diyeceksiniz ki: “Türk Silahlı Kuvvetlerinden elimizi ayağımızı çekelim.”

Akın Öztürk sizin bir numaralı paşanızdı, prensinizdi. Aralardan, derelerden açtınız kadroları, koca koca komutanları karakollarda gezdirirken Akın Öztürk’ü Türk Silahlı Kuvvetlerinin neredeyse en üstündeki kişi yaptınız. Ne oldu o Akın Öztürk 15 Temmuzda? Elleri kelepçeli, polislerin eşliğinde geldi terörist olarak. E, ben size soruyorum: O komutanların, o aydınların, karakolda ölenlerin, mahkemelerde kalp krizi geçirenlerin evlatlarının size hakkını helal ettiğini sanıyor musunuz?

Arkadaşlar, terörle mücadelenin ilkesi olur, terörle mücadelenin duruşu olur; “Bugün, benim adamım.” “Bugün, benim cemaatim.” diyemezsiniz. Destek verdiğiniz FETÖ, döndü dolaştı, Türkiye Cumhuriyeti’nin baş belası oldu ama hep dedik, hep dedik; Bakanlar Kurulu kararı almadınız, dinlemediniz, komutanlarımızı tutukladınız, herkesi cezalandırdınız. Onun için, şimdi, bugün, Türk Silahlı Kuvvetlerinin, Millî Savunma Komisyonunun bu özel gününde şunu söylemeye çalışıyorum: Arkadaşlar, dün FET֒ydü, yarın METÖ olur, öteki gün ETÖ olur; şu irticai yapılaşmalardan elinizi ayağınızı çekin. İslamiyet ve inanç, Allah ile kulu arasındadır; bunu devletin komuta kademelerine koymayın, yargıya koymayın, yürütmeye koymayın. Allah aşkına, bizler burada yasa yapıyoruz, her seferinde yeni bir pandemi getiriyorsunuz.

Bakın, Kuleli Askerî Lisesi kapanmış olmasaydı, Harp Akademileri kapanmış olmasaydı, astsubay okulları kapanmış olmasaydı, burada, bugün “uzmanlıktan astsubaylığa, astsubaylıktan teğmenliğe, teğmenlikten albaylığa” diye terfi terfi geçirip durur muyduk? Şimdi neyi konuşuyoruz? Kadro yok, kadro. Koca koca tugaylardaki o FET֒cü paşalar memleketi maalesef perişan etti. O yüzden, Türk Silahlı Kuvvetlerine olan inancı da bozdunuz, güveni de bozdunuz, Türk Silahlı Kuvvetlerinin motivasyonunu da bozdunuz ve komuta kademelerindeki duruş artık değişti, teamüller değişti, generallerin rütbelerini erkene aldınız.

Değerli arkadaşlar, FETÖ terör örgütünün en büyük müsebbibi AK PARTİ iktidarının ta kendisidir; hiç ikinciyi, üçüncüyü aramayın, ta kendisidir. (CHP sıralarından alkışlar) Neden diyorum? Evraklarla konuşuyorum. Neden diyorum? Uyarıldınız, bilgilendirildiniz. Sayın Cumhurbaşkanının Başbakan olduğu dönemde, sizin Başbakan yardımcılarınızın olduğu dönemde, Cumhurbaşkanının ve kuvvet komutanlarının hepsinin olduğu bir dönemde size dediler ki: “Fetullahçı terör örgütü bu ülkenin başına beladır.” Ama inat ettiniz, onları söyleyenleri cezalandırdınız, hiçbir gün bununla ilgili önlem almadınız, almadınız. Ölen, şehit olan 250 kardeşimizin de vebali sizin boynunuzdadır, bize, FETÖ demeyin. Sokaktan geçen bir cemaat lideri, irticanın başmüfettişi olan bir adam nasıl bu kadar cesaretlenebildi ya? O valileri, paşaları, koca koca bakanları, milletvekillerini nasıl ayağına getirebildi? Ne vardı o Pensilvanya’da Allah aşkına ya?

Bu memlekette en önemli şey ilim ve irfandır, çağdaşlık ve uygarlıktır; bunları prensip edinmediğimiz sürece -Allah korusun- bu Meclise yapılan saldırı hepimizedir, AK PARTİ-CHP milletvekili diye ayırmaz. İşte -Allah korusun- bomba geldi, kimi vuracağı belli değildi. Allah aşkına, bununla yüzleşin. Siz FET֒yle yüzleşmediğiniz sürece, millete çıkıp da “Evet, biz bu işin müsebbibiyiz, suçlusuyuz. Kadrolarını biz verdik, yollarını biz açtık, paralarını biz verdik. Hepsini paşa yaptık, bakan yaptık.” demez iseniz inanın bu iş olmaz. Çünkü yarın seçimler gelecek siz gideceksiniz, yeni iktidarlar gelecek inşallah. Her gelen iktidar kendi Türk Silahlı Kuvvetlerini yaparsa bu olur mu? Olmaz, olmuyor, olduramadık da; olduramadığımız gibi de bugün nelerle uğraşıyoruz bakın: Disiplin cezalarını 2 katına çıkarıyoruz. “Yok, disiplin amiri ceza versin.” Hâl⠓Ben yaptım oldu...” Hâl⠓Ben yaptım oldu...” Allah aşkına, değerli arkadaşlar, hep söylediğimiz bir şey var; Türkiye’de, birlik ve beraberlik -o, sizin maalesef sözünüzde ama bizim özümüzde- gerçekten bu yüce Mecliste sağlanamadığı sürece, hâlâ siz böyle kendi içinizde gece gece atamalar yaptığınız sürece bu ülkenin huzura ermesi mümkün değil. Şu kapıda baro başkanlarını bir haftadır, on gündür rezil ettiniz. Koca baro başkanları ya! Denizli’nin protokolünde 5’inci sıradaki adam burada polislerle itiş kakış yaşıyor Allah aşkına! Allah var, bunu yaşattınız. Ne oldu? Ne olacak? Nereye gidiyoruz?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, tamamlayın sözlerinizi.

HAŞİM TEOMAN SANCAR (Devamla) – Sağ olun.

Baro başkanlarıyla sorunumuz ne? Savcılarla sorunumuz ne? Komutanlarla sorunumuz ne? Bir Genelkurmay Başkanı var Türkiye Cumhuriyeti’nde, o, vatanı kurtaran. Çanakkale’de destanlar yazan genelkurmay başkanları var; sizin döneminizdeki Genelkurmay Başkanının ordusu yok ordusu! Genelkurmay Başkanına 1 asker bağlı değil. Ben soruyorum: Genelkurmay Başkanı hangi görevde ya? Genelkurmay Başkanını Bakana bağlıyorsunuz, bir de komutanları Bakana bağlıyorsunuz ve diyorsunuz ki ayrı ayrı: “Genelkurmay Başkanı, haddini bil; sen bana bağlısın, sen oralara karışma.” Ne yapacak Genelkurmay Başkanı? Ne yapacak? Genelkurmay başkanları, Türkiye Cumhuriyeti’nde tarih yazmıştır tarih! “Genelkurmay” dediniz mi bizim tüylerimiz diken diken olur çünkü Türk Silahlı Kuvvetleri Türkiye Cumhuriyeti’nin onuru ve gururudur diyorum.

SÜLEYMAN KARAMAN (Erzincan) – Darbe tarihi!

HAŞİM TEOMAN SANCAR (Devamla) – İnşallah, seçime kadar olan sürede en azından bu işlere el atmazsınız. Türkiye’yi huzur içinde, birlik ve beraberlik içinde götürmek adına, aslanlar gibi bir iktidar geliyor, Allah yardımcınız olsun. Hep söylüyorum: Yolcudur Abbas, bağlasan durmaz! Hayırlı yolculuklar size!

Saygılar. (CHP sıralarından alkışlar)

MÜCAHİT DURMUŞOĞLU (Osmaniye) – Çok beklersiniz, çok!

HAŞİM TEOMAN SANCAR (Denizli) – Hepsinde imzanız var, hepsinde!

MÜCAHİT DURMUŞOĞLU (Osmaniye) – Çok beklersiniz, çok!

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Evet, Sayın Özkan…

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Sayın Başkan, bize açıkça yapmış olduğu sataşma sebebiyle kürsüden söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun.

IX.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

2.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, Denizli Milletvekili Haşim Teoman Sancar’ın görüşülmekte olan 223 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin birinci bölümü üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine                                                    sataşması nedeniyle konuşması

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sizleri saygıyla sevgiyle selamlıyorum.

Şu anda, Birinci Dünya Savaşı’nın, İkinci Dünya Savaşı’nın gerçekleştiği ne kadar kesin bir bilgiyse FET֒nün Türkiye’den temizlenmesi o kadar AK PARTİ’nin işidir, 15 Temmuzun hedefinde de o kadar Cumhurbaşkanımızın olmasıdır.

HAŞİM TEOMAN SANCAR (Denizli) – Getiren sensin, getiren!

CAHİT ÖZKAN (Devamla) – Şimdi, kalkıp da hani camdan kulede oturup konuşmayacaksınız. Bakınız, şu görüntüler, 15 Temmuza giden süreçte, 15 Temmuza gerek duyulmayacak şekilde, Cumhuriyet Halk Partisi yetkililerinin FET֒nün yayın organlarında 17-25 Aralık darbesine vermiş oldukları destektir. Polise ve yargıya giriş izni vermemek için sözde direniş gösteren FETÖ imamı Ekrem Dumanlı’nın yanında 2 CHP’li, tanıyorsunuz; zaten birinin milletvekilliği düştü. Bank Asyada hesap açanları mı ararsınız? Aranızda. (CHP sıralarından gürültüler)

Bugün, sözde, FET֒yle ilgili aynı kavramları bize karşı kullanan yine kendi içinizden önceki dönem milletvekilleri. Burada saymakla bitiremiyorum. (CHP sıralarından gürültüler)

Sayın Başkan, sessizliğe davet ederseniz. Bir müsaade edin, bir müsaade edin. Sayın Başkan, ben bu şekilde konuşamam, böyle bir şey olamaz, biz sessizce dinledik Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Özkan, devam edin lütfen.

CAHİT ÖZKAN (Devamla) – Ben nasıl yapacağım Sayın Başkanım, süre verin.

BAŞKAN – Ben size ilave süre vereceğim, buyurun.

CAHİT ÖZKAN (Devamla) – Zannediyorsak, altmış yıl önce bu terör örgütü kurulurken AK PARTİ’nin gelip de kendisine yardım edeceği düşüncesiyle kurulduğunu zannediyorsanız yanılıyorsunuz. AK PARTİ, FET֒yü terör örgütü olarak tespit edip inlerine girip orada boğmuştur. Tarih bunu böyle yazacak. Hamdolsun, birilerine dua ederlerken bize beddua ettiler. (CHP sıralarından gürültüler)

HAŞİM TEOMAN SANCAR (Denizli) – Hangisi 25…

BAŞKAN – Sayın Sancar… Arkadaşlar, lütfen.

CAHİT ÖZKAN (Devamla) – Sayın Başkan, biz de konuşturmayız. Men dakka dukka, nasıl konuşursak öyle cevap görürsünüz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Elime baksınlar, var bir çabamız.

CAHİT ÖZKAN (Devamla) – Hayır, o yetmez efendim.

AHMET KAYA (Trabzon) – Cahit Bey, burası Arabistan değil, burası Türkiye. “Men dakka dukka”dan anlamıyoruz, Türkçe konuşun.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

CAHİT ÖZKAN (Devamla) – Onun için, ben “Köstebek” isimli kitaba bakmanızı istiyorum. Aralık 2002’de öldürülen Necip Hablemitoğlu, henüz AK PARTİ iktidara gelmeden önce FETÖ terör örgütü unsurlarının –o zaman “Fetullahçı yapı” diye yazmış- devletin bütün kadrolarına sızdığını, bütün kadrolarını kontrol ettiğini ifade ediyor. Madem Kemalizm bu işi çözüyordu, Atatürkçü askerler çözüyordu, o zaman niye Silahlı Kuvvetler içerisinde temizlenmedi?

HAŞİM TEOMAN SANCAR (Denizli) – Sen gelinceye kadar, sen.

CAHİT ÖZKAN (Devamla) – Bakın, burada kimse kimseyi suçlamasın. Bu ülkede eğer FET֒yle mücadele edilecekse 17-25 Aralıktan önce biz MİT Kanunu’nda düzenleme yaptık, yükseköğretime hazırlanma dershanelerinde düzenlemeler yaptık. 17 Aralık yok, 15 Temmuza yıllar var; HSYK 4 FET֒cü hâkim ve savcıyı ihraç etti diye “sarayın yargısı” denildi. Onun için bu suçlamaları kabul etmiyoruz, aynıyla iade ediyoruz. Türkiye Cumhuriyeti’nde FET֒yü, PKK’yı bu topraklardan silen Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan ve AK PARTİ kadrolarıdır.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özkoç,

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

49.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un, Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; FET֒yle ilgili ne kadar konuşursak konuşalım, ne yaparsak yapalım, Fetullahçı terör örgütünün eğer siyasi ayağını ortaya çıkarmazsa iktidar, söylediklerimizin hepsi boşadır, hepsi boşadır.

Bu konu bize ait değil, iktidara ait. “Beraber yürüdük bu yolları.” diyen biz değiliz, biz söylemedik.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – O şarkı bizim seçim şarkımız, ne alakası var FET֒yle ya!

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Gözümüz yaşlı bir şekilde “Bu ülkeye dön.” diye biz söylemedik.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Seçim şarkısıyla ne alakası var!

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Silivri’de mahkemeleri biz kurdurmadık.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – 17 Aralığa şak şak tutan…

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Bu ülkenin 17 Aralığı da… Hemen cevaplayayım, müsaade ederseniz. 17-25 Aralık, Adalet ve Kalkınma Partisinin içinde -diğerlerini tenzih ederek söylüyorum, diğerlerini tenzih ederek- milletvekilliği ve bakanlık görevinde kendi şahsi menfaatleri için rüşvet yiyenlerin tarihe geçtiği gündür. (CHP sıralarından alkışlar) Yoksa Fetullahçı terör örgütünün terör örgütü ilan edilip edilmediği tarihle bir alakası yoktur.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – FET֒nün alkışladığı sözler bunlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Hesaplaşma kendi aranızda.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Bizi konuşturuyorlar mı ya!

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Bu akşam Sayın Grup Başkan Vekilleriyle kürsü arkasında oturduk, konuştuk, bir şeye vardık. Ben de fazla uzatmak istemiyorum. Cahit Başkan söyleyeceğini söyledi, ben de söyleyeceğimi söyledim ama gene ifade ediyorum: Bu ülke ne çektiyse bu Fetullahçı terör örgütü ve ona benzer kişilerin iktidar tarafından desteklenmesi yüzünden çekti, şimdi görev yine iktidarındır. Bir an önce bunların siyasi ayaklarını çıkarın.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – İktidar FET֒nün kökünü kazıyor evelallah!

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Destek olmak istiyorsanız…(AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Arkadaşlar, lütfen…

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Destek olmak istiyorsanız Cumhuriyet Halk Partisini…

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – FET֒nün kökünü de kazıyan AK PARTİ’dir, temizliyoruz.

BAŞKAN – Yani Sayın Özkan, bakın mevkidaşınız konuşuyor.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Ya, Başkanım, beni konuşturdular mı ya! Lütfen ya!

BAŞKAN – Ya, bir müsaade edin.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Bizi konuşturdular mı kürsüden! Lütfen ya!

BAŞKAN – Ya, sizin mevkidaşınız o.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Ben böyle bir şey görmedim! Böyle bir şey mi var ya! Ben bunu anlamıyorum Başkanım ya!

BAŞKAN – On beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 20.15

ALTINCI OTURUM

Açılma Saati: 20.25

BAŞKAN: Başkan Vekili Süreyya Sadi BİLGİÇ

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Burcu KÖKSAL (Afyonkarahisar)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 112’nci Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

VIII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

2.- Gaziantep Milletvekili Mehmet Sait Kirazoğlu ve 56 Milletvekilinin Türk Silahlı Kuvvetleri Disiplin Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/3002) ve Milli Savunma Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 223) (Devam)

BAŞKAN - 223 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon yerinde.

Şahsı adına ilk söz Sayın Filiz Kerestecioğlu’nun.

Buyurun Sayın Kerestecioğlu. (HDP sıralarından alkışlar)

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; fazla sinirlenmeyin, kalbe zarar, hepimiz belli yaşlardayız.

Şimdi, askerlikten konuşacaksak, gerçekten, darbenin siyasi ayağı yargılanmazken, komutanlar, komuta edenler dışarıdayken, “Tatbikat var.” denilerek birçoğu 20 yaşın altındaki onlarca askerî harp okulu öğrencisi Anayasa’yı ihlal suçundan nasıl müebbet cezası alır? Yani bu, gerçekten can yakıcı bir şey. Yani 20 yaş altı onca genç, emir komuta zinciri altında, bu kadar disiplinin olduğu bir kurumda –ki benim babam da askerdi, biliyorum yani bunların nasıl olduğunu- nasıl gerçekten kendi kendilerine Anayasa’yı ihlal ederler? Şimdi, bunları da konuşmamız lazım askerlikten konuşacaksak.

Yine, askerlikten konuşacaksak 15 Temmuzda yaralanan ya da ölen insanların yakınları için ayrılmış olan paralar nerede? Bunu sorduğumuz zaman diyorsunuz ki: “Duruyor, burada.” Ya “Duruyor, burada.” ne demek arkadaşlar? Niye sizde duruyor? Muhataplarına ve ihtiyacı olanlara versenize. Hatta, bununla ilgili gösteri yapan ve protesto eden insanlara soruşturma dahi açıldı ama sanıyorum, en azından bundan bir hicap duyularak geri alınmış. Evet, askerlikten konuşacaksak biraz da bunları konuşalım, o gençleri ve bu insanların durumunu konuşalım.

Şimdi, o yüzden, birçok alanda hamaset yapmakta ustasınız. Ben bu hamasete bir başka örnek daha vermek istiyorum: Dün Cumhurbaşkanlığı hesaplarından Ayasofya kararıyla ilgili İngilizce ve Arapça paylaşımlar yapıldı. Yani herhâlde -3 milyonun üzerinde olan- “RTErdogan” hesabı Sayın Erdoğan’ın hesabı, kendisine aittir. Şimdi, İngilizce olarak Erdoğan Batı’ya şöyle seslenirken, “Ayasofya’nın kapıları, tüm camilerimizde olduğu gibi ister yabancı ister yerli, Müslüman veya Müslüman olmayan herkese açık olacak. Ayasofya evrensel bir dünya mirasıdır, insanlık mirasıdır. Kararımızla ilgili olarak eleştirilere, karşı çıkışlara da egemenlik hakkımızı ihlal etmedikçe kabulümüzdür bunlar.” derken, bugün üşenmeyip Arapçadan tercüme ettirdim, diyor ki: “Ayasofya’nın yeniden ihya edilmesi Mescid-i Aksa’nın özgürleştirilmesinin müjdesidir. Ayasofya’nın ihya edilmesi dünyanın her yerinde karanlık çağlardan çıkış için, Müslümanlar için yeni bir başlangıçtır, gecikmiş yeniden bir diriliştir. Türkiye’nin son dönemlerde bu coğrafyada, bu zamanda attığı her adımla edilgen değil, etken bir özne olduğunu ispatlamıştır. Allahutaala’nın izniyle bilinen hedefimize ulaşmak için -bu bilinen hedef neyse- buna ulaşmak için bu mübarek yoldaki yolculuğumuza hiç durmadan, yorulmadan ve sıkılmadan azmim -gene kendi şahsım olarak ifade ediyor- fedakarlık ve ısrarla devam edeceğiz.”

Şimdi, bizim bildiğimiz kadarıyla diplomasi böyle yapılmaz. Eğer dünyayla ilgili, Türkiye’yle ilgili bütün kamuyu ilgilendirecek bir karar veriyorsanız, o zaman diplomaside de kalkarsınız, bunu, aynı metni farklı dillere çevirerek gönderirsiniz, açıklarsınız. Ama içeride başka, Arapça’da başka metin, Batı’ya başka metin; bunun adı ilkesizliktir, bunun adı diplomasi değildir.

MÜCAHİT DURMUŞOĞLU (Osmaniye) – Hayır, hayır. Türkçe açıklamasında da net bir şekilde etti söylemek istediğini.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Ben bütün metinlerin tercümelerini okudum, İngilizcem de var, biliyorum onları, Arapçayı da tercüme ettirdim, okudum.

MÜCAHİT DURMUŞOĞLU (Osmaniye) – Türkçe net bir şekilde etti.

REMZİYE TOSUN (Diyarbakır) – Ya, bir dinleyin, dinleyin.

MÜCAHİT DURMUŞOĞLU (Osmaniye) – Dinliyorum ben.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Şimdi, bunların nedenlerini biz gayet iyi biliyoruz, tahmin edebiliyoruz neden böyle olduğunu ve bu işin zamanlamasının neden şimdi olduğunu da biliyoruz; bu nedenle benim bir uyarım da halkımıza olacak.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Sayın Başkan, kısa bir süre rica edebilir miyim toparlamak için?

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

Açalım mikrofonu.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Doların engellenemeyen yükselişi, devalüasyon ihtimali ve ekonomik kriz ortadayken size, işte “Dış güçler, Ayasofya’nın cami olmasına karşı çıktıkları için dolarla oynuyorlar.” derlerse, “Ekonomimiz ondan böyle.” derlerse lütfen inanmayın, olur mu? Gerçekten istirham ediyorum, lütfen buna inanmayın.

Ben, son olarak, sevgili halkımızın zaten açık bir bilinci olduğunu gösteren bir araştırmaya değinerek bitirmek istiyorum. Metropoll’ün yaptığı bu araştırmaya göre halkımız için aslolan, geçim sıkıntısı ve işsizlik sorununun çözülmesidir ve Ayasofya’nın ibadete açılması konusunda “mevcut ekonomik krizin konuşulmaması için gündem değiştirmek” diyenler 18-24 yaş arası yüzde 73, 25-34 yaş arası yüzde 57 ve bunun içerisinde bütün parti seçmenleri var.

Saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Şahsı adına ikinci söz Sayın İsmail Kaya’nın.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İSMAİL KAYA (Osmaniye) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; Türk Silahlı Kuvvetleri Disiplin Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi üzerine şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle nüfusa oranla en fazla askere sahip illerden biri olan şehitler diyarı yiğit Osmaniyeli hemşehrilerimize, Genel Kurula ve ekranları başında bizleri izleyen aziz milletimize saygılarımı sunuyorum.

Yine, hemen sözlerimin başında, bu vatan için, gelecek nesillerimiz bu vatanda rahatça yaşayabilsinler diye gözlerini bile kırpmadan şehadete yürüyen şehitlerimizi rahmet ve minnetle anıyor, gazilerimize de acil şifalar diliyorum.

Değerli milletvekilleri, gücünü aziz milletimizden, tecrübesini ecdadımızdan ve tarihten alan Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, sürekli değişen risk ve tehditlerin bulunduğu güvenlik ortamında gerek yurt içinde gerekse sınır ötesinde yürütülen terörle mücadele faaliyetlerinin yanı sıra, yavru vatan Kıbrıs ve çevresi dâhil mavi vatanımızdaki hak ve menfaatlerimizi korumak, tehdit ve tehlikelere karşı Türk vatanını savunmak için kendisine verilen görevleri en iyi şekilde icra etmektedir. Aynı zamanda, uluslararası barışın sağlanmasına yardımcı olmak için görevlerini başarıyla yerine getirip çaba ve gayret göstermektedirler. Köklü bir geçmişi olan, millî, manevi ve mesleki değerleriyle Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, birçok defa destanlaşan zaferlere imza atmış olup nice zaferlere de imza atmaya devam etmektedir. Türk Silahlı Kuvvetlerimizin bu büyük başarılarının temelindeki en önemli unsur, dünyanın hayranlığını kazanan disiplinli yapısı ve vatan sevgisidir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hazırlanan kanun teklifiyle Türk Silahlı Kuvvetlerinde yürürlükte olan disiplin nizamında ihtiyaç duyulan düzenleme ve değişikliklerin yapılmasıyla harekât etkinliğinin artırılması amaçlanmıştır. 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’yle Millî Savunma Bakanlığı teşkilatında yapılan değişiklikle Genelkurmay Başkanlığı ve kuvvet komutanlıkları Millî Savunma Bakanlığımıza bağlanmıştır ve yine buna bağlı olarak da mevzuatta uyum düzenlemeleri yapılması gerekliliği ortaya çıkmıştır.

Diğer taraftan, teklifle, Millî Savunma Bakanlığı kadrolarında görevli personelin tecrübelerinden daha uzun süreli ve etkin bir şekilde yararlanılması, özlük haklarının iyileştirilmesi suretiyle de personelin motivasyonunun arttırılması hedeflenmiştir. Bu kapsamda kısaca belirtmek gerekirse: Yedek astsubaylıktan muvazzaf astsubaylığa geçişin yasal dayanağının oluşturulmasını ve muvazzaf astsubay kaynakları arasına yedek astsubaylığın da ilave edilmesini sağlıyoruz. İleri yaşlarda astsubaylıktan subaylığa geçiş yapan personelin erken emekliliğinin engellenmesi amacıyla rütbe yaş hadlerini yükseltiyoruz. Askerî öğrencilerimizin de harçlıklarını artıyoruz. Kritik görevlerde ve zor şartlarda görev yapan askerî sağlık personelinin sağlık hizmet tazminatının arttırılmasını sağlıyoruz.

Sözleşmeli erbaş ve erlerin, kamu kurum ve kuruluşlarında istihdam edilen devlet memurları ile Türk Silahlı Kuvvetleri mensubu diğer personelde olduğu gibi aile yardımı ödeneğinden faydalanmasını sağlıyoruz. Sözleşmeli erbaş ve erlerin, hafta içi mesai sonrası ve hafta sonları görev yerlerinden ayrılmalarına izin verilmesini getiriyoruz. Ve yine Savunma Sanayii Başkanlığının sözleşmeli personel çalıştırmasına ilişkin teknik düzenleme yapılması gibi birçok önemli ihtiyaca karşılık gelecek maddelerde de kanun teklifimiz kapsamında düzenleme yapılmıştır.

Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; kanun teklifimizin bütünü ele alındığında, yapılan düzenlemelerle aziz milletimizin gönlünde müstesna bir yere sahip olan ve peygamber ocağı olarak kabul edilen, milletimizden aldığı güven, dua ve güçle kendisine verilecek her türlü görevi tarihî bir sorumluluk bilinciyle icra etme azim ve kararlılığında olan Türk Silahlı Kuvvetlerimizin daha da güçlendirilmesi hedeflenmektedir. Bundan sonraki süreçte de bütün partilerimizin desteğiyle Türk Silahlı Kuvvetlerimizi daha da güçlendirmeye devam edeceğiz. İktidara geldiğimiz günden bu yana milletimizden aldığımız güçle Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde ülkemizi, bölgesinde ve dünyada söz sahibi bir ülke hâline getirmek için var gücümüzle çalıştık. 2002 yılında savunma sanayinde yüzde 18 seviyelerinde olan durumumuz bugün, yüzde 70 seviyelerindedir. Buna bağlı olarak da çok daha güçlü bir orduya sahibiz. Bundan sonra da ülkemizi ve Türk Silahlı Kuvvetlerimizi, çok daha güçlü bir konuma getirmek için gayretli çalışmalarımız devam edecek diyerek Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, konuşmalar tamamlanmıştır.

Bölüm üzerinde soru talebi yok.

Birinci bölümün görüşmeleri tamamlanmıştır.

Şimdi, yerinden bir dakika Sayın Işık’a söz vereceğim.

Sayın Işık, buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

50.- Van Milletvekili Muazzez Orhan Işık’ın, Van ilinde çığ, deprem ve sel felaketleri yaşanan bölgelerin afet bölgesi ilan edilmesi ve gerekli tedbirlerin alınması gerektiğine ilişkin açıklaması

MUAZZEZ ORHAN IŞIK (Van) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Bilindiği üzere, Van’da, 2020 yılı içerisinde çığ, deprem ve sel felaketleri ardı ardına yaşanmıştır. Son on beş gün içerisinde Erciş ilçemizde Kumlubulak Mahallesi, İpekyolu ilçemizin Şafak Mahallesi ve Kıratı bölgesi, Başkale’ye bağlı Yenimahalle, Albayrak, Atlılar, Böğrüpek, Ömerdağ, Kavurgalı, Tenekeli Mahalleleri selden etkilenmiş, yüzlerce küçükbaş hayvan telef olmuş, onlarca ev ve ahırı su basmış, birçok ekili arazi zarar görmüştür.

Başkale’de daha depremin yaraları sarılmadan halk sel felaketiyle bir kez daha zarar görmüştür. AFAD’ın sel ve su baskınını öngörmeyerek kurdukları konteynerler sele kapılmış, çadırlar su ve çamurla dolmuştur.

Dün, yine Başkale, İpekyolu ve Erciş ilçelerimizin Yönören, Hasanabdal ve Aksakal Mahallelerinde sel meydana gelmiştir. Doğa talanı politikalarının cezasını halk çekiyor. Deprem ve selden etkilenen bölgelerin afet bölgesi ilan edilmeli, vatandaşların zararları karşılanmalı ve bu afetlerin önüne geçmek için gerekli tedbirler bir an önce alınmalıdır.

BAŞKAN- Komisyonun bir söz talebi var.

Buyurun Sayın Başkan…

51.- Millî Savunma Komisyonu Başkanı İsmet Yılmaz’ın, Tekirdağ Milletvekili İlhami Özcan Aygun’un yaptığı açıklamasındaki bazı ifadeleri ile görüşülmekte olan 223 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin birinci bölümü üzerinde Aksaray Milletvekili Ayhan Erel’in İYİ PARTİ Grubu adına, Denizli Milletvekili Haşim Teoman Sancar’ın CHP Grubu adına ve Ankara Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in şahsı adına yaptığı konuşmalarındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Teşekkür ediyorum muhterem Başkanım.

Sayın milletvekillerimizin “3600 ek gösterge verecek misiniz? Sorusu vardı. Bu ana kadar ne aldatan olduk ne aldanan olduk. Yapamayacağımız hiçbir şey vadetmedik, vadettiklerimizi de yerine getirdik. Dolayısıyla, 3600 ek göstergeyi de yerine getireceğiz. E ne zaman? Onun da zamanlamasını biz belirleyeceğiz.

Bir başka soru: “Silahlı kuvvetlerde liyakat hususunu dikkate alıyor musunuz?” Eğer silahlı kuvvetlerde liyakat olmasaydı Zeytin Dalı Operasyonu, Fırat Kalkanı ve Barış Pınarı Operasyonları -yurt dışından takdir ediliyor- bu derece başarılı olmazdı. Sayın Trump’ın bir sözü var: “Türk askeri öğle yemeğine gider gibi savaşa gidiyor.” Bundan daha güzel -kendi terminolojisiyle- bir övgü olmaz ama Libya’ya bakmak lazım. Hiç aktif olarak bir katkımız yok, sadece eğitim ve danışmanlık konusunda var. Yasa dışı bir yapının hangi durumdayken arkasında Fransa var, arkasında Arap Emirlikleri var, arkasında Arabistan var, arkasında Mısır var? Türk Silahlı Kuvvetlerinin danışmanlık ve eğitimi dahi dengeyi değiştirebildi. Bu, Silahlı Kuvvetlerin ehil ellerde olduğunu gösteriyor.

Bir başka husus da, bir arkadaşımız dedi ki: “Komutan mutlaka emir verecek, oradan gelir ama ceza da yetkisi, vermesi gerekir.” Şimdi 6413 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Disiplin Kanunu’na bakıyorum, bir örnek olarak vereceğim: Binbaşı, yarbay izinsizlik durumunda dört hafta sonuna kadar ceza; albay beş hafta sonuna kadar ceza, tuğgeneral, tümgeneral altı hafta sonuna kadar ceza; korgeneral ve Millî Savunma Bakanı, İçişleri Bakanı da yedi hafta sonuna kadar ceza geliyor, dolayısıyla da bütün komutanların… Yani “Şu komutanın ceza yetkisi yoktur.” gibi bir cümlenin de yine pek uygun olmadığını düşünüyorum.

Bir başka husus Akın Öztürk’le ilgili. “Paşanız” dedi. Akın Öztürk 1973’te teğmen olarak mezun oldu, biz yokuz. 1985’te Hava Harp Akademisine gitti, AK PARTİ olarak söylüyorum, biz yokuz. 1987 Harp Akademilerinden mezun oldu, biz yokuz. 2000’de tuğgeneral oldu. Bakın, albay sayısı fazladır, asker olanlarımız bilir. Onların içerisinden seçip ayrı bir yere koymak önemlidir. 2000’de Akın Öztürk paşa yapıldı. AK PARTİ var mı Allah için? Yani biraz önce “sizin paşanız” derken, 2000’de kim iktidardaysa, Akın Öztürk’ü albaylıktan paşalığa getireni öncelikle suçlamak gerekir diye düşünüyorum.

Bir başka husus da uzman erbaşlarla ilgili.

Muhterem Başkanım, 3269 sayılı Uzman Erbaş Yasası 1986 yılında kabul edildi. Bu yasa ilk kabul edildiğinde en çok 30 yaşa, girdiği yıla kadar çalışabileceği kuralı vardı. 1991 yılında bu 35 yaşa çıkarıldı. 1993 yılında, bakın, 1986’dan 1993’e, 45 yaşına, girdikleri yıla kadar uzatılacağı ifade edildi. 1993’ten sonra yani 1986’dan 1993’e kadar “45 yaşına geldim, iyi ama bundan sonra beni kimse çalıştırmaz. Ne yapacağız? Bize emeklilik hakkı verin.” dediler. O zaman yine yasa çıktı. Ne zaman çıktı? 2010 yılında. Ne söylendi? “Doğru, uzman erbaş olarak yaptın. İşte bu kadar yıl, teşekkür ediyoruz.” ama emeklilik için Millî Savunma Bakanlığında sivil memur olarak onlara emeklilik hakkı sağlanmak üzere verilmişti, Millî Savunma Bakanlığına bağlı kurumlarda. Fakat daha sonra biz 2016 yılında uzman erbaşların çalışma yaşını 52 yaşına çıkardığımızda o zaman bir öncesinde 45 yaşına girenler dedi ki “Eğer 52 yaşına o düzenlemeyi bizim zamanımızda yapsaydınız, 6000 sayılı Yasa, o zaman biz sivil memur olarak emekli olmayacaktık, ne olacaktık? Uzman erbaş olarak emekli olacaktık.” dediler. Dolayısıyla süreç içerisinde…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Başkan, toparlayın lütfen.

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Muhterem Başkanım bitiriyorum.

Gerçekten ne hak verildiyse, en çok son dönemlerde hak verildi, daha yapılması gerekir mi? Yapılması gerekir. Haklı talepler var mı? Haklı talepleri var. Üzerinde çalışılıyor mu? Üzerinde çalışıyoruz. İnşallah, onu da önümüzdeki dönemde hep birlikte Silahlı Kuvvetler mensuplarımıza, uzman erbaşlarımıza, sözleşmeli subaylarımıza, astsubaylarımıza, subaylarımıza daha iyi günlerde vereceğiz. Neden? Güçlü bir ordu istiyoruz, morali yüksek bir ordu istiyoruz ve çok iyi şekilde savunma sanayisine iyi kabiliyetler, iyi yetenekler de kazandırmak istiyoruz diyoruz.

Hepinize sonsuz teşekkür ediyorum muhterem Başkanım.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan…

X.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Süreyya Sadi Bilgiç’in, FETÖ meselesiyle ilgili “O dönemdi, bu dönemdi.” tartışmalarına girilmesinin FET֒ye hizmet etmekten öteye gitmeyeceğine ilişkin açıklaması

BAŞKAN - Mecliste bu tartışmaları yaparken bir FETÖ meselesi geldiğinde “O dönemdi, bu dönemdi.” tartışmalarına girmek, siyasi ayak tartışmalarına girmek yani FET֒ye yardımcı olmaktan başka hiçbir işe yaramıyor. Yani “Sizin zamanınızda o oldu, sizin zamanınızda bu oldu, şurada bu oldu…” Bu tartışmalar FET֒ye hizmetten öte başka hiçbir yere gitmez, kusura bakmayın.

RIDVAN TURAN (Mersin) – Başkan, bu konuda daha tarafsız olmanız gerekiyor.

BAŞKAN - Sayın Akçay, buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

52.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Millî Savunma Komisyonu Başkanı İsmet Yılmaz’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Sayın Başkan…

(Uğultular)

BAŞKAN – Arkadaşlar müsaade eder misiniz, bakın, Grup Başkan Vekiline söz verdim, lütfen.

Buyurun.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, biraz evvel ifade ettiğiniz sözlere katıldığımı ifade etmek istiyorum. Anahtar düştü, ne oldu? Anahtar suya düştü. Su ne oldu? İnek içti. İnek nereye gitti? Dağa kaçtı. Dağ ne oldu? diye bir tekerleme var. Şimdi bu tekerleme misali Sayın Başkan, biraz evvel bu Akın Öztürk’le ilgili sözlerinizde tavzihi gerektiren önemli bir husus vardır, ben onu sizden istirham ediyorum. 2000 yılında bunun tuğgeneral olduğunu söylediniz ve “Suçlayacaksanız onları suçlayın.” dediniz.

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Yok, öyle demedim. Bakın, askeriye alanında 1973’te…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Evet. Bunu doğru bulmayız, Milliyetçi Hareket Partisi hem koalisyon ortağıdır hem de aynı zamanda, biliyorsunuz, Millî Savunma Bakanı da Sayın Sabahattin Çakmakoğlu’dur. Yalnız şunu hatırlatırım: O zaman Başbakan Yardımcısı olan Genel Başkanımız Sayın Devlet Bahçeli de zaten Askerî Şûra’da değildir, bunu da bir hatırlatma olarak ifade edeyim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Yalnız, bu konuda gerekli tavzihi yapmanızı bekliyorum Sayın Başkan.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan, 60’a göre söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Başkan.

53.- Millî Savunma Komisyonu Başkanı İsmet Yılmaz’ın, Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Muhterem Başkanım, Akın Öztürk’ün paşa olmasında Milliyetçi Hareket Partisinin hiçbir sorumluluğu yoktur. Uygun mudur?

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Dikkat et, sınırları aşma!

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Nasıl?

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Dikkat etmesi lazım, sınırı aşmaması lazım.

BAŞKAN – Sayın Oluç, buyurun.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bu, tabii, uzun bir tartışma fakat biliyorum, zamanımız uygun değil şimdi, yalnızca kayıtlara geçmesi için bir konuya değineceğim.

BAŞKAN – Filiz Hanım biliyor yani sinirlerimiz de uygun değil şu saat itibarıyla.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Evet, evet; sadece kayıtlara geçsin diye…

Rakamları tam hatırlamadığım için yaklaşık bir şeyler söyleyeceğim, yanıldıysam onları düzeltebiliriz sonra. TSK’de, sanıyorum, resmî açıklamalara göre 17-18 bin civarında, yargıda 5 bin civarında, Millî Eğitim ve İçişlerinde 10 binlerce var; hani “Fetullahçı” diye görevinden uzaklaştırılmış olanları kastediyorum. Tabii “Kim yerleştirdi bunları oraya?” sorusu, siyasi ayak tartışmasıyla beraber ortada duruyor cevaplanmamış bir şekilde fakat şimdiye kadar siyasi ayakta 1 kişi bulundu, o da Hakan Şükür, milletvekili. Sanıyorum, Hakan Şükür bütün bu işleri yapmış; zaten başarılı da bir santrafordu.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Evet, bu kadardı efendim. Hakan Şükür yapmış diye tespit edelim.

BAŞKAN – Peki. Yani neye fayda sağladı onu da bilmiyorum ama tespiti yaptınız. (HDP sıralarından gürültüler)

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Siyasi ayağı bundan ibaret değil Başkanım.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özkan.

54.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un yerinden sarf ettiği bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; “siyasi ayak” dediğimiz zaman ne anlıyoruz?

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan, 60’a göre söz talebim var.

BAŞKAN – Sayın Tanal, 60’a göre söz talepleri kapandı.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan, soru-cevap da vermiyorsunuz; söz istiyoruz 60’a göre, “O da kapandı.” diyorsunuz.

BAŞKAN – O zaman soru cevap zamanında girseydiniz sisteme Sayın Tanal.

Buyurun.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; FET֒nün siyasi ayağı, PKK’nın siyasi ayağı mutlak suretle araştırılmalı ki bunun araştırması hem hukuki açıdan hem de siyasi açıdan; hukuki açıdan zaten yargı çalışıyor, siyasi açıdan milletimiz manzarayıumumiyeye bakıp bunlarla ilgili her seçimde kararını PKK ve FETÖ çerçevesinde de veriyor.

Siyasi uzantısı nedir? Siyasi uzantısı 15 Temmuz hain FETÖ darbesi gerçekleşmiş olsaydı yani darbeciler amacına ulaşmış olsaydı acaba devletin kilit noktalarına, yetkili makamlarına kimi nasıl getirecekti, buna bakmak lazım.

DİRAYET DİLAN TAŞDEMİR (Ağrı) – Bilemeyiz, bilemeyiz.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – İşte, bu çerçevede gerek 17-25 Aralıkta, gerek 15 Temmuzda acaba…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Açalım mikrofonu.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Acaba FETÖ terör örgütü 17-25 Aralık ve 15 Temmuzda hangi siyasi çevreleri dost, hangi siyasi çerçeveleri düşman kategorisinde alıp ona göre vaziyet almıştır?

DİRAYET DİLAN TAŞDEMİR (Ağrı) – Bize düşman, bize düşman.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Buna baktığımız takdirde, bakınız, 17-25 Aralık darbesinin doğrudan hedefinde Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan ve AK PARTİ Hükûmeti vardı.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Muş) – Bir paylaşamadınız koltuğu.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Yine, 15 Temmuz hain FETÖ darbesinde Marmaris’te Sayın Cumhurbaşkanımızı koruma ekibiyle beraber öldürmeyi doğrudan hedeflediler.

(Gürültüler)

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elazığ) – Dinle, dinle.

BAŞKAN – Arkadaşlar, biraz sessiz lütfen.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Ha, buna bakıp da 15 Temmuzdan sonra hükûmet kuracağını söyleyenler, 15 Temmuz akşamı önünden bütün sıkıntılar çözülerek serbest bırakılıp geçenler, herhâlde bunların hesabını verecektir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Evet, tamamlayınız sözlerinizi.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Onun için kasetli ve silahlı terör örgütünün son on yıllık süre zarfında, siyasi partiler içerisinde yapmaya teşebbüs ettiği o suikastların hangisini başardı, hangisini başaramadı milletimizin takdirindedir.

Evet, FET֒nün o suikastlerine yani kasetli ve silahlı terör örgütünün kumpaslarına teslim olmayan siyasi partiler, hamdolsun, bugün FETÖ terör örgütünün hedefindedir. Biz de bu mücadeleyi Cumhur İttifakı olarak bu çerçevede yürütüyoruz.

Teşekkürler.

BAŞKAN – Sayın Tanal, 60’a göre söz taleplerini kapattım ama çok ısrarcısınız.

Buyurun.

55.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, 2011, 2015 ve 2018 yıllarında söz verilmesine rağmen Şanlıurfa ilinin su ve elektrik sorunlarının çözülmediğine ilişkin açıklaması

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın İsmet Yılmaz Bey, biraz önce “Bizim hükûmetimizde biz yapamayacağımız sözleri söylemeyiz, halkımızı da aldatmayız.” dediler. 2011 tarihinde, 2015 tarihinde, 2018 tarihinde “Şanlıurfa’daki elektrik sorununu halledeceğiz.” dediniz; peki, yıl şu anda 2020, Şanlıurfalıları kandırmadınız mı, aldatmadınız mı? Elektriği bugüne kadar niye halletmediniz? Vatandaşın şu anda elektriği yok, ürününü sulayamıyor, mahsulü tarlada kurudu, hayvanları telef oldu susuzluktan; bu değil midir aldatmak, bu değil midir halkı kandırmak? Şanlıurfa’yı niye susuz bırakıyorsunuz, niye elektriksiz bırakıyorsunuz?

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Ünver…

56.- Karaman Milletvekili İsmail Atakan Ünver’in, normalleşme süreciyle birlikte kısıtlı şekilde hizmet sunmaya çalışan kahvehanelerin ve kıraathanelerin mağduriyetlerinin giderilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

İSMAİL ATAKAN ÜNVER (Karaman) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

225 kahve ve çay ocağı, 65 büfe, 9 oyun salonu, 5 kantin işletmecisi olmak üzere 334 üyeli Karaman Kahveciler, Büfeciler ve Kafeteryacılar Odasıyla birlikte ülkemizdeki tüm kahveci esnafı mağduriyetine çare arıyor ancak iktidar bu sesi duymuyor. Kahvehaneler ve kıraathaneler toplumumuzun önemli bir kültür değeridir. Kahvehaneler siyasetin nabzının attığı, siyasetçilerin de halkla buluştuğu yerlerdir. Yapılan kahve toplantıları siyasetçilere vatandaşla doğrudan iletişim kurma fırsatı sağlayan bir propaganda yöntemidir.

Pandemi döneminde kapalı olan kahvehaneler normalleşmeyle birlikte yeniden açılmıştır ancak oyun oynatılmasına hâlen izin verilmemektedir. Oyun oynatamayan kahveci esnafı evine ekmek götürmekte bile zorlanmaktadır. Zaman, siyasetçinin, her seçim bize kapısını açan kahveci esnafına sahip çıkma zamanıdır. Ya gerekli tedbirler alınarak oyun oynatılmasına izin verilmeli ya da…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 20.52

YEDİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 20.53

BAŞKAN: Başkan Vekili Süreyya Sadi BİLGİÇ

KÂTİP ÜYELER: İshak GAZEL(Kütahya), Burcu KÖKSAL (Afyonkarahisar)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 112’nci Birleşiminin Yedinci Oturumunu açıyorum.

VIII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

2.- Gaziantep Milletvekili Mehmet Sait Kirazoğlu ve 56 Milletvekilinin Türk Silahlı Kuvvetleri Disiplin Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/3002) ve Milli Savunma Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 223) (Devam)

BAŞKAN – 223 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon? yok.

Ertelenmiştir.

216 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine başlıyoruz.

3.- İstanbul Milletvekili Abdullah Güler ve Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Tokat Milletvekili Özlem Zengin ile 128 Milletvekilinin Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/2735) ve Adalet Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 216)

BAŞKAN - Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

Bugünkü gündemimizde başka bir iş bulunmadığından, alınan karar gereğince kanun teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 14 Temmuz 2020 Salı günü saat 15.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

Kapanma Saati: 20:54



(x) 7/4/2020 tarihli 78’inci Birleşimden itibaren, coronavirüs salgını sebebiyle Genel Kurul Salonu’ndaki Başkanlık Divanı üyeleri, milletvekilleri ve görevli personel maske takarak çalışmalara katılmaktadır.

(´) 223 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(x) Bu bölümlerde hatip tarafından Türkçe olmayan kelimeler ifade edildi.