TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                           TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                          102’nci Birleşim

                                                                 18 Haziran 2020 Perşembe

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                          İÇİNDEKİLER

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Mardin Milletvekili Tuma Çelik’in, Türkiye’de yaşayan Süryanilerin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Zonguldak Milletvekili Hamdi Uçar’ın, 21 Haziran Zonguldak’ın düşman işgalinden kurtuluşunun 99’uncu yıl dönümüne ve Uzun Mehmet’i Anma Günü’ne ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Trabzon Milletvekili Bahar Ayvazoğlu’nun, ülkenin kültürel miraslarına ilişkin gündem dışı konuşması

 

IV.- AÇIKLAMALAR

1.- Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül’ün, Mardin Milletvekili Tuma Çelik’in yaptığı gündem dışı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

2.- Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül’ün yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

3.- Adana Milletvekili Orhan Sümer’in, pandemi sürecinde e-ticaret sisteminin yaygınlık kazanmasıyla zor durumda kalan esnafın mağduriyetinin giderilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

4.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Akın’ın, Balıkesir Barosunu kuran ve eğitim fakültesine ismi verilen, cumhuriyetin ilk Millî Eğitim Bakanlarından Mustafa Necati Uğural’ın evine Nuri Pakdil’in isminin verilmesi yanlışından dönülmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

5.- Kocaeli Milletvekili İlyas Şeker’in, Şırnak ilinde meydana gelen terör saldırısında hayatını kaybeden işçilere Allah’tan rahmet dilediğine, sınırların güvenliğini tehdit eden PKK terör örgütüne karşı başlatılan Pençe-Kaplan Operasyonu’nun devam ettiğine ilişkin açıklaması

6.- İstanbul Milletvekili Mustafa Demir’in, sınırların güvenliğini tehdit eden Irak’ın kuzeyindeki terör örgütlerine karşı düzenlenen Pençe-Kartal ve Pençe-Kaplan Operasyonlarında başarı elde edildiğine, ülkenin terör sorunu bitene kadar bu kararlı tutumun devam edeceğine ilişkin açıklaması

7.- Mersin Milletvekili Ali Cumhur Taşkın’ın, 17 Haziran Türkiye Maarif Vakfının kuruluşunun 4’üncü yıl dönümüne ilişkin açıklaması

8.- Ordu Milletvekili Mustafa Adıgüzel’in, Türk çayına zarar veren ve pazar payını daraltan her türlü girişime karşı çıkacaklarına ilişkin açıklaması

9.- Kastamonu Milletvekili Hasan Baltacı’nın, Kastamonu ili İnebolu ilçesi berber ve kuaförlerinin yeni normalde hizmet vermeye başlamalarıyla yaşadıkları mağduriyete ilişkin açıklaması

10.- Samsun Milletvekili Neslihan Hancıoğlu’nun, salgınla mücadele kapsamında uygulanan kısıtlamaların toplumun birçok kesiminde mağduriyet yarattığına ilişkin açıklaması

11.- İzmir Milletvekili Yaşar Kırkpınar’ın, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın önderliğinde Hükûmet olarak son on sekiz yılda tarımda pek çok yeni ve etkin destekleme politikaları geliştirildiğine ilişkin açıklaması

12.- Osmaniye Milletvekili Mücahit Durmuşoğlu’nun, hudutların güvenliğini tehdit eden PKK ve diğer terörist unsurlarını etkisiz hâle getirmek için başlatılan Pençe-Kaplan Operasyonu’na kararlılıkla devam edildiğine, Birleşmiş Milletler 75’inci Genel Kurul Başkanlığına seçilen TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı Volkan Bozkır’ı tebrik ettiğine ilişkin açıklaması

13.- Hatay Milletvekili Sabahat Özgürsoy Çelik’in, İstanbul’un fethinden sonra Ayasofya’nın camiye çevrilerek çevresindeki yapıların vakıf hâline getirildiğine ilişkin açıklaması

14.- Antalya Milletvekili Aydın Özer’in, ödeme güçlüğü çeken ve sözleşmesi tehlikeye giren vatandaşların mağduriyetinin giderebilmesi için 2/B arazilerinin ödeme sürelerinin uzatılmasını amaçlayan bir kanun teklifi hazırladıklarına ilişkin açıklaması

15.- Kahramanmaraş Milletvekili İmran Kılıç’ın, Şırnak ilinde meydana gelen terör saldırısında şehit düşen işçilere Allah’tan rahmet dilediğine, devlet adamlarına siyaset sanatı hakkında bilgi veren Nizamülmülk’ün Siyasetname’sinin kaynak olarak önemini koruduğuna ilişkin açıklaması

16.- Gaziantep Milletvekili İmam Hüseyin Filiz’in, Gaziantep ili Araban ilçesi Çat Boğazı Barajı Projesi’nin inşaat çalışmalarına başlanılmasını bölge halkının umutla beklediğine, Gaziantep 3’üncü Organize Sanayi Bölgesi’nde çıkan yangın nedeniyle işletme sahiplerine geçmiş olsun dileğinde bulunduğuna ilişkin açıklaması

17.- Manisa Milletvekili Bekir Başevirgen’in, Soma tazminat mağduru maden işçilerinin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanının sözünü verdiği torba kanunla düzenlemenin yapılmaması üzerine 24 Haziranda yeniden Ankara yürüşü kararı aldığına, redevans mağduru madencilerin mağduriyetlerinin giderilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

18.- Gaziantep Milletvekili Bayram Yılmazkaya’nın, ekonomideki olumsuzluklar nedeniyle ülkede şiddet ve intihar olaylarının arttığına, Hükûmeti gerekli önlemleri alarak çözüm odaklı politikalar üretmeye davet ettiğine ilişkin açıklaması

19.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, Şırnak ili Silopi ilçesinde meydana gelen terör saldırısında hayatını kaybeden işçilere Allah’tan rahmet dilediğine, 16 Haziran terör örgütü PKK tarafından kaçırılarak şehit edilen Öğretmen Necmettin Yılmaz’ı vefatının 3’üncü yıl dönümünde rahmetle yâd ettiğine, Birleşmiş Milletler 75’inci Genel Kurul Başkanlığına seçilen TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı Volkan Bozkır’ı tebrik ettiğine, Turkcell’in ana hissedarlarından Telia Company’nin dolaylı hisselerini Türkiye Varlık Fonu’na 530 milyon dolara satmak için ileri aşamada müzakere yürüttüğüne, Artvin ilinin işsizlik, geçim sıkıntısı, üretim yetersizliği ve ulaşım problemlerine çözüm bulunması konusunda Hükûmete çağrıda bulunduğuna ilişkin açıklaması

20.- Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül’ün, Şırnak ili Silopi ilçesinde meydana gelen terör saldırısında şehit olan 4 işçiye Allah’tan rahmet dilediğine, 16 Haziran terör örgütü PKK tarafından kaçırılarak şehit edilen Öğretmen Necmettin Yılmaz’ı vefatının 3’üncü yıl dönümünde rahmetle yâd ettiğine ve Birleşmiş Milletler 75’inci Genel Kurul Başkanlığına seçilen TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı Volkan Bozkır’a başarı temenni ettiğine ilişkin açıklaması

21.- Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Şırnak ili Silopi ilçesinde meydana gelen patlamada yaşamını yitiren 4 işçiye Allah’tan rahmet dilediğine ve saldırıyı kınadığına, pandemi sürecinde öğrencilerin mağduriyetine ve aksayan eğitim sürecine, Millî Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’un YKS, LGS sınavlarına dair açıklamalarına, Bingöl ili Karlıova ilçesinde olası deprem riskinin yüksek olması nedeniyle ihtiyaçların önceden hazırlanmasının önemli olduğuna ve Adaklı ilçesi Altınevler köyü halkının depremden kaynaklanan mağduriyetlerinin devam ettiğine, pandemi sürecinde iş yükü artan kargo emekçilerinin koşullarının iyileştirilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

22.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un, Şırnak ili Silopi ilçesinde şehit düşen 4 işçiye Allah’tan rahmet dilediğine, Birleşmiş Milletler 75’inci Genel Kurul Başkanlığına seçilen TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı Volkan Bozkır’a başarı temenni ettiğine, milletin temsilcisi olan milletvekillerinin şiddetle karşılaşması durumunda ilk önce Türkiye Büyük Millet Meclisinin karşı durması, demokrasiye ve siyasete sahip çıkılması, devlette görev yapanların milletin birliği ve bekasıyla ilgili sözlerinde dikkatli olması gerektiğine, gazetecinin yazdığından, vekilin milletinden, çalışanların da emeğinden sorumlu olduğuna ilişkin açıklaması

23.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, Şırnak ili Silopi ilçesinde terör örgütü PKK’nın saldırısı sonucu hayatını kaybeden 4 işçiye Allah’tan rahmet dilediğine, değişik gerekçelerle sözde demokrasi yürüyüşü yapanlara çağrıda bulunmak istediğine, Birleşmiş Milletler 75’inci Genel Kurul Başkanlığına seçilen TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı Volkan Bozkır’ı tebrik ettiklerine, Yassıada yargılamalarının hukuki dayanağının ortadan kaldırılmasını öngören kanun teklifinin Anayasa Komisyonunda oy birliğiyle kabul edilmesi vesilesiyle eski Başbakan Adnan Menderes, Dışişleri eski Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve Maliye eski Bakanı Hasan Polatkan’ı rahmetle andığına, Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

24.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

25.- Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

26.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, ülkede demokratik rejim içerisinde herkesin kendini ifade etme, yürüyüş yapma hakkının var olduğuna ve olması gerektiğine ilişkin açıklaması

27.- Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ve devleti, iktidarı, Anayasal kurumları muhatap aldıklarına ilişkin açıklaması

28.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

29.- Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

30.- Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın yerinden sarf ettiği bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

31.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

32.- Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Balıkesir Milletvekili Mustafa Canbey’in HDP grup önerisi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

33.- Kırşehir Milletvekili Metin İlhan’ın, besi çiftliklerine destek verilerek besi yetiştiricilerinin mağduriyetinin giderilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

34.- Edirne Milletvekili Okan Gaytancıoğlu’nun, Edirne ili Lalapaşa ilçesi Vaysal, Hacıdanişment, Demirköy ve Hanlıyenice köyleri, Havsa ilçesi Arpaç köyü, Süloğlu ilçesi Küküler ve Keramettin köylerindeki vatandaşlara şiddetli dolu yağışı nedeniyle geçmiş olsun dileğinde bulunduğuna ve üreticilerin madddi kayıplarının giderilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

35.- Adana Milletvekili Müzeyyen Şevkin’in, Adana ili Yumurtalık ilçesinde termik santralin faaliyete geçmesiyle birlikte kanser vakalarında artış görüldüğüne ve ilçenin 2’nci santrali olarak faaliyet gösterecek olan Hunutlu Termik Santrali inşaatının durdurulması gerektiğine ilişkin açıklaması

36.- Hatay Milletvekili İsmet Tokdemir’in, Hatay ili nakliyeci esnafının ve taşıma sektörünün yaşadığı sıkıntıların giderilmesini Ulaştırma ve Altyapı Bakanından talep ettiğine ilişkin açıklaması

37.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, İzmir Milletvekili Mehmet Ali Çelebi’nin görüşülmekte olan 217 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 13’üncü maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

38.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, Mersin Milletvekili Ali Mahir Başarır’ın görüşülmekte olan 217 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 14’üncü maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

39.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

40.- Aksaray Milletvekili Ayhan Erel’in, kahveci esnafının coronavirüs salgını nedeniyle yaşadığı mağduriyetin giderilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

41.- Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, ölüm orucunda olan Avukat Ebru Timtik ile Avukat Aytaç Ünsal’ın adil yargılanma taleplerinin karşılanması gerektiğine ilişkin açıklaması

42.- Hatay Milletvekili Suzan Şahin’in, Hatay ili Payas ve Arsuz ilçelerinin devlet hastanesine olan ihtiyaçlarının karşılanması gerektiğine ilişkin açıklaması

 

V.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- İYİ PARTİ Grubunun, Trabzon Milletvekili Hüseyin Örs ve 19 milletvekili tarafından, Trabzon ili Güney Çevre Yolu Projesi’nin mevcut durumunun incelenmesi amacıyla 6/2/2019 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan (10/943) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 18 Haziran 2020 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

2.- HDP Grubunun, Grup Başkan Vekilleri Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş ve İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç tarafından, kapatılan Twitter hesaplarının iktidarla olan ilişkisinin araştırılması amacıyla 18/6/2020 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 18 Haziran 2020 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

3.- CHP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi Gündemi’nin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan, ülkemizde orman yangınlarını etkileyen faktörleri ve orman yangınlarına karşı alınabilecek önlemleri belirlemek amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan (10/1736) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 18 Haziran 2020 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

 

VI.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Teklifleri

1.- Erzurum Milletvekili İbrahim Aydemir ve Manisa Milletvekili Uğur Aydemir ile 63 milletvekilinin Bazı Kanunlarda ve 399 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/2945) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 217)

 

VII.- OYLAMALAR

1.- (S. Sayısı: 217) Erzurum Milletvekili İbrahim Aydemir ve Manisa Milletvekili Uğur Aydemir ile 63 milletvekilinin Bazı Kanunlarda ve 399 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin oylaması

 

VIII.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Ordu Milletvekili Mustafa Adıgüzel'in, yurt dışına hibe edilen koruyucu sağlık ürünlerinin tedarikinin sağlandığı firmalara ilişkin sorusu ve Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan’ın cevabı (7/29607)

2.- Ankara Milletvekili Levent Gök'ün, 2018-2020 yılları arasında üretilen, ihraç ve ithal edilen bakır tel ve kablo ürünlerine ilişkin sorusu ve Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan’ın cevabı (7/29768)

3.- Şanlıurfa Milletvekili Nusrettin Maçin'in, hayvan yemi ve süt tozu ithalatına ilişkin sorusu ve Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan’ın cevabı (7/29769)

4.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun, koronavirüs salgını nedeniyle 3 ay işten çıkarmanın yasaklanmasına ve bazı vatandaşların ödemelerinin 3 ay ertelenmesi önerisine ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Mehmet Muharrem Kasapoğlu’nun cevabı (7/29971)

 

18 Haziran 2020 Perşembe

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.05

BAŞKAN: Başkan Vekili Celal ADAN

KÂTİP ÜYELER: Şeyhmus DİNÇEL (Mardin), Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 102’nci Birleşimini açıyorum.(x)

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce 3 sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, Türkiye’de yaşayan Süryanilerin sorunları hakkında söz isteyen Mardin Milletvekili Tuma Çelik’e aittir.

Buyurun Sayın Çelik. (HDP sıralarından alkışlar)

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Mardin Milletvekili Tuma Çelik’in, Türkiye’de yaşayan Süryanilerin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

TUMA ÇELİK (Mardin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu ülkeyi yönetenler yıllardır ülkenin geçmişinde yaşananları hatırlamayı istemiyorlar; daha doğrusu, inkâr ediyorlar. Ancak inkâr, geçmişin hakikatlerini değiştirmez ki; bu ülke bunları yeteri kadar tecrübe etti. Şunu unutmayalım: Yaşananları inkâr etmek yeni katliamların, yeni baskıların, yeni darbelerin yaşanmasına neden oluyor ve bu, ülkeyi bir adım bile ileriye götürmüyor. Bizim yaşadıklarımız bunu açık bir şekilde ortaya koyuyor. Bakın, yirmi dört saat dağ başında bir manastırda bulunan bir rahip sabahın köründe apar topar tutuklanıyor ve hapse konuluyor ki bu rahip, her an çağrıldığı yere gelen birisi.

Süryanilerin yaşadığı coğrafyada her yıl yangın çıktığı bilinmesine rağmen hiçbir tedbir alınmıyor. Çıkan yangınlara ise duyarlılık gösterilmiyor ve yangınlar kendi kendine sönene kadar devam ediyor.

Süryanilere ait binlerce yıllık mülkler gasbediliyor ve Süryanilerle hiçbir şekilde temasta bulunmayan Diyanet İşleri Başkanlığının kullanımına veriliyor. Büyük bir tepki ortaya çıkınca da iade ediliyor ama bir kısmı iç ediliyor ve bu aralıklı bir şekilde, her yıl, her zaman devam ediyor.

Lozan ve uluslararası antlaşmalara rağmen kimliğimizle yaşamamıza, dilimizi öğrenmemize, kültürümüzü geliştirmemize, kısacası yaşamamıza karışılıyor, izin verilmiyor, haklarımızı kullanmamıza izin verilmiyor. Karşı çıkınca da bizler “hain” diye saldırıya maruz kalıyoruz. Oysa bizler bu ülkeyi en az sizin kadar seviyor ve ona sahip çıkıyoruz. Aslında 1915’te yaşananlar, Süryanilerin “Seyfo” diye adlandırdıkları dönemde başladı bütün bunlar ve hâlâ devam ediyor. 1915 yılında bu topraklarda 700 bine yakın Süryaninin 500 bini yok oldu, yok edildi. Ülkenin değişik bölgelerinde yaşayan 300 bin insan katledildi, 200 bine yakın insanın da kimliği değiştirildi ya da göç etmek zorunda bırakıldı. 1924 yılında Hakkâri’de yaşayan 80 bin Doğu Süryani ya da Nasturi bu ülkeden sürgün edildi. Sürgün yollarında başlarına neler geldiğini ise hepimiz çok iyi biliyoruz.

1928 yılında Diyarbakır’da ve Mardin’de bulunan son iki Süryani okulu kapatıldı, yine aynı dönemde Mardin Deyrulzafaran’da altı yüz yıldan beri ikamet eden Süryani Kilisesinin Patriği bu ülkeden çıkarıldı. Bu politikalar, 1942 yılındaki varlık vergisi, 6-7 Eylül olayları ve daha sonra Kıbrıs olaylarında, Kıbrıs sorununda tekrarlandı. Bütün bu süreçlerde Süryaniler bir hedef hâline getirilerek bu ülkede yaşamaları engellendi, bu ülkeden göç etmelerine neden olundu.

Süryani çocukları, 1980 cuntasının bir ürünü olan zorunlu din derslerine girmeye zorlandı. Sırf bu yüzden, binlerce Süryani bu ülkeyi terk etmek zorunda kaldı. 90’lı yıllarda 50’den fazla Süryani, faili meçhul cinayetlerle kurban edildi, katledildi. Karanlık güçlerin hedefi hâline gelen Süryaniler de bu topraklardan yine göç etmek zorunda kaldı.

Bütün bunlara rağmen Süryaniler, devletin tek bir çağrısını dikkate alarak diasporada oluşturdukları yeni yaşamlarını bırakıp bu ülkeye geri döndüler ama yine rahat bırakılmadılar. Sorunlarına çare bulunması için yıllar boyunca hiç kimse en ufak bir çaba sarf etmedi çünkü bugüne kadar iktidara gelenler, geçmişle hesaplaşmak istemiyor ve sorumluluklarını yerine getirmiyorlar. Bu yüzden sitemimiz, şikâyetimiz bütün iktidarlaradır; talebimiz de herkestendir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

TUMA ÇELİK (Devamla) – Müsaade ederseniz bitiriyorum Başkan.

BAŞKAN – Toparlayın lütfen.

TUMA ÇELİK (Devamla) – Bizler, yaşanan bütün bu sorunları çözmenin ilk adımının geçmişle yüzleşmek olduğunu; geçmişte yaşanan olumsuzlukların bir daha tekrarlanmaması için de bunların ortaya konulmasını; sorumlularının tespit edilmesi, mahkûm edilmesi ve cezalandırılması gerektiğini düşünüyoruz.

Değerli arkadaşlar, yaşanan olumsuzlukların yok sayıldığı bir ortamda insanlar için güvenli bir gelecek kurabilmenin imkânı yoktur. Bu yüzden hepimiz için, güvenli bir gelecek için, geçmişin mahkûm edilmesi gerekiyor. Bu, aynı zamanda ülkemizde toplumsal barışın ve ortak bir gelecek umudunun sağlanması için de önemli ve gerekli bir durumdur. Bu anlamda talebimiz, ortak bir ülkede eşit yurttaşlık temelinde, herkesin kendi kimliğini hiçbir kısıtlamaya maruz kalmadan yaşayabilmesidir diyor, 1915’te hayatını kaybedenleri saygıyla anıyor, hepinize teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Gündem dışı ikinci söz, Zonguldak’ın düşman işgalinden kurtuluşunun 99’uncu yıl dönümü ve Uzun Mehmet’i Anma Günü münasebetiyle söz isteyen Zonguldak Milletvekili Hamdi Uçar’a aittir.

Buyurun Sayın Uçar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

2.- Zonguldak Milletvekili Hamdi Uçar’ın, 21 Haziran Zonguldak’ın düşman işgalinden kurtuluşunun 99’uncu yıl dönümüne ve Uzun Mehmet’i Anma Günü’ne ilişkin gündem dışı konuşması

HAMDİ UÇAR (Zonguldak) – Sayın Başkanım, değerli milletvekillerim; konuşmama başlarken Birleşmiş Milletler 75’inci Genel Kurul Başkanlığına seçilen ve içimizden biri, değerli büyüğümüz Sayın Volkan Bozkır’ı tebrik ediyor, yeni görevinde başarılar diliyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Zonguldak ilimizin düşman işgalinden kurtuluş yıl dönümü dolayısıyla söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Millî Mücadele’de bağımsızlık ve özgürlük meşalesinin yakılmasıyla birlikte Zonguldak 21 Haziran 1921 tarihinde Fransız işgalinden kurtarılmıştır. Ülkemizin sanayileşmesinde, ekonomik ve toplumsal gelişiminde lokomotif şehirlerden biri olan Zonguldak “kara elmas diyarı” olarak anılmaktadır.

1 Nisan 1924 tarihinde sancaklar kaldırılınca Zonguldak bağımsız mutasarrıflığı vilayet yapılmış, böylece “cumhuriyet sonrası kurulan ilk il” olma unvanını kazanmıştır.

Bugünün diğer bir özelliği ise Uzun Mehmet’i Anma Günü’dür. Bilindiği üzere, bahriye erlerinden Uzun Mehmet’in, 8 Kasım 1829 yılında, Ereğli’nin Köseağzı köyünde, dere kenarında taş kömürü bulmasıyla başlayan kara elmas macerası hem ülkemizin hem de bölgemizin kaderini etkilemiştir. Ülkenin kalkınmasında ve sanayileşmesinde Zonguldak havzası yıllarca önemli bir rol üstlenmiştir.

Zonguldak’ta 10 Haziran 1919 yılında başlayan Fransız işgali 21 Haziran 1921’de sona erer. İşgalin sebebi ise günümüzde petrol kadar önemli olan taş kömürüdür.

Zonguldak, Birinci Dünya Savaşı’nda Sarıkamış’a gidecek mühimmatlara ev sahipliği yapmış limanıyla, 1919 yılında, Kurtuluş Savaşı döneminde Fransızlara karşı göstermiş olduğu cesur mücadeleyle tarihe geçmiştir.

Toplam 3.310 kilometrekare yüz ölçümü olan Zonguldak yaklaşık 600 bin nüfusa sahiptir. Nüfusun yüzde 38’i köy ve beldelerde, yüzde 62’si merkezde bulunmaktadır. Taş kömürü madenciliği ve civarında oluşturulan demir çelik endüstrisi, termik santral gibi ağır sanayi tesisleriyle ülkemizin can damarı durumundadır.

Zonguldak yakın dönemde de orta ve büyük ölçekli imalat ve iş yerleri ile buralarda çalışanların ekonomik faaliyet kollarına katılımıyla önemli bir sanayi kenti kimliği taşımaktadır. Şehrimiz için büyük önemi olan Türkiye Taşkömürü İşletmesini daha verimli hâle getirmek ve ayakta tutmak için belli dönemlerde işçi alımı ve diğer yatırımlarla desteklemekteyiz. Ayrıca, Hükûmetimizin redevanslı sahalarımızı da güçlü kılmak vaadiyle verdiği destek de ekonomimize yansımaktadır. Bölgemizin ve ülkemizin en büyük tesisi olan Ereğli Demir Çelik Fabrikaları da yeni yatırımlarla üretim ve istihdama katkıda bulunmaktadır.

Değerli milletvekilleri, kara elmas diyarı Zonguldak’a Sayın Cumhurbaşkanımızın öncülüğünde, son on sekiz yılda, eğitimden sağlığa, ulaşımdan altyapıya birçok alanda devrim niteliğinde yatırımlar yaptık, yapmaya da devam ediyoruz. Şehrimizin tüm ilçelerinde çeşitli kamu yatırımları yapıldı. Adliye, kaymakamlık, emniyet müdürlüğü hizmet binaları ile okul ve hastane yatırımlarımız da hızlı bir şekilde devam etmektedir.

İşte, Zonguldak için hayati öneme sahip Filyos Projemiz Zonguldak için bir rüyaydı. Sultan Abdülhamit döneminde planlanan yatırım şükürler olsun ki AK PARTİ’yle hayata geçiriliyor. Şehrimiz ve bölgemiz için büyük önem taşıyan 2,2 milyar harcanan Filyos Projesi yıl sonunda teslim edilecek ve böylece Karadeniz’in en büyük ve en etkili, Türkiye’nin ise 3’üncü büyük limanı olacaktır. Filyos Limanı Projesi bölgede ekonomik kalkınmayı tetikleyecek, bölgenin ulusal ve uluslararası düzeyde tanınmasını ve yatırım çekmesini sağlayacak en önemli projedir. Projeyle, yaklaşık 20 ila 30 bin civarında kişinin doğrudan ya da dolaylı olarak istihdamı sağlanacak, bölge de göç alan bir cazibe merkezi hâline gelecektir.

Değerli milletvekillerim, şehrimizin ulaşımı için önemli bir diğer proje Mithatpaşa Tünellerimizdir. Kent trafiğini rahatlatacak Mithatpaşa Tünellerinin kavşak düzenleme ihalesi yapılmış olup kısa sürede bitirilip hizmete geçecektir.

Son yerel seçimlerde CHP’den aldığımız Zonguldak Belediyesi, hemşehrilerimizin yıllardır beklediği hizmetleri yeni dönemde hayata geçirmeye başlamıştır. Millete sevdamız ve hizmet aşkımızla, şehrimize yakışan sahil düzenlemesi, lavvar alanı, dere ıslahı gibi daha pek çok proje ve hizmet en kısa sürede hayata geçirilmeye başlanmıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen toparlayın.

HAMDİ UÇAR (Devamla) – İçinde bulunduğumuz salgın sürecinde devletimiz, milletimiz el ele büyük bir sınav verdi ve dünyanın parmakla gösterdiği ülke olduk. Madenciliğin şehri Zonguldak, bu süreçte risk taşıyan iller içerisindeydi. Hükûmetimizin aldığı etkin ve kapsamlı tedbirlerle şehrimizde bu süreci başarılı bir şekilde yönettik. Pandemi sürecinde sık sık “30 büyükşehir ve Zonguldak” olarak gündeme gelen ilimizde, hastalıkla mücadelede emeği geçen sağlık çalışanlarına, güvenlik güçlerine, yerel yöneticilerimize şükranlarımı sunuyorum.

Zonguldak, emek şehridir, mücadele şehridir. Ülkemizin güçlü yarınlarında söz sahibi olmaya devam edeceğiz. On sekiz yıla başarıları nasıl sığdırdı isek Allah’ın izniyle bundan sonra da yolumuz açık. Başarılarımıza şükrederek büyük Türkiye hayalimize inandığımız yolda durmadan devam edeceğiz.

Zonguldaklı hemşehrilerim daima şerefiyle bu vatana hizmet etmiş, yer üstünde ve yer altında kanıyla canıyla çalışmıştır; bu hizmetleri yaparken canlarını kaybetmiş aziz şehitlerimizle birlikte maden şehitlerimizi rahmetle ve minnetle anıyorum; ruhları şad olsun diyor, yüce milletimizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Bülbül, buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR

1.- Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül’ün, Mardin Milletvekili Tuma Çelik’in yaptığı gündem dışı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Bir önceki konuşmayı yapan HDP’li hatip, Türkiye’de 1915 yılında Süryanilere soykırım yapıldığını, 500 bin Süryani’nin yok edildiğini iddia etmiştir. Bu iddialar, bizim ilk defa duyduğumuz iddialar değildir. Bunlar, tarihimize, geçmişimize yönelik iftira niteliğinde iddialardır. 500 bin rakamı gibi rakamlarla, Ermeni soykırımı iddialarında bulunanların kullandığı, ifade ettiği rakamlarla, sonrasında dile getirilen Pontus soykırımı gibi sözde birtakım iftiralarla Türk devletini, Türk milletini kimse köşeye sıkıştıramaz. Bu konuda Türkiye’nin verdiği açık çek her zaman ortadadır. Türkiye Cumhuriyeti devletinin arşivleri herkese açıktır, bunu tarihçilerimizle bilimsel manada her ortamda tartışmaya da hazırız. Bu noktada bugüne kadar en ufak bir teşebbüste bulunmayanların bundan sonra da bu konuda söyleyecek sözü olmadığı kanaatindeyiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, toparlayın.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Bu meseleler, burada kaynak olarak gösterilen belgelerin vesair atıfta bulunulan belgelerin tamamı, aynı Ermeni soykırımı yalanında olduğu gibi, birtakım Batılı özellikle İngiliz kaynaklarına dayanan ve İngilizlerin o yıllarda bu coğrafya üzerindeki emellerini gerçekleştirmek üzere kullandığı, istismar ettiği meselelerdir. Bu konuda tarihimize, geçmişimize yönelik olarak atılan bu iftirayı kabul etmediğimizi, şiddetle reddettiğimizi ve bu meselenin siyasetin değil tarihin, tarihçilerin, tarih biliminin meselesi olduğunu ve bu konuda Türkiye’nin her zaman, her ortamda, her zeminde tartışmaya hazır olduğunu burada tekrar ifade etmek istiyorum.

Teşekkür ediyorum. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Beştaş…

2.- Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül’ün yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Doğrusu hatibimizi eminim herkes dinlemiştir dikkatle. “Seyfo” diye bilinen, 1915’in 15 Haziranında gerçekleşen ve büyük bir katliam olma niteliğini taşıyan, herkesçe de bilinen, 500 bin Süryani’den 300 bininin yaşamını yitirdiği bir vakadan söz ediyoruz, yani öyle basit bir mesele değil.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Yeni duyan Süryaniler oldu.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Ve şu anda, dünyanın dört bir yanında Süryaniler ülkelerini terk etmiş durumdalar. Biz “Tarihçiler araştırsın.” sözünü şöyle değerlendiriyoruz…

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Tartışalım.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Tarihte olan hiçbir şey siyasetten bağımsız değildir ve tarihi maalesef muktedirler yazıyor. Bu yüzden bizim çağrımız her zaman şudur: Geçmişle yüzleşme ve hakikatlerin ortaya çıkarılması başka ülke parlamentolarına, uluslararası platformlara hiç meydan vermeyecek bir yerden, burada çözebileceğimiz meselelerdir. Biz, bir şeyi ret ve inkâr etmekle o meselenin yok olmadığını yüz yıldır deneyimliyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, toparlayın.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Süryani Milletvekilimiz Sayın Tuma Çelik, kendisinin de bir ayağı yurt dışındaydı aslında. Yapılanları ayrıntılı anlatabileceğim bir söz hakkı almadım -bunu geçiyorum- ama şunu söylemek isterim: Ben de dün burada andım, 1915’in 15 Haziranında kaybettiğimiz canları bir kez daha saygıyla anıyorum ve burada hodri meydan diyorum. Bir araştırma önergesi verelim; 1915’in 15 Haziranında Türkiye’de ne yaşandı, kaç yüz bin Süryani yaşamını yitirdi, nereye gittiler; bunu araştıralım, kendileri de “evet” desinler, Meclis açığa çıkarsın.

BAŞKAN – Sayın Sümer…

3.- Adana Milletvekili Orhan Sümer’in, pandemi sürecinde e-ticaret sisteminin yaygınlık kazanmasıyla zor durumda kalan esnafın mağduriyetinin giderilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

ORHAN SÜMER (Adana) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Alışveriş merkezleri ve zincir mağazaları karşısında ezilen esnafımız, şimdi de e-ticaret tehlikesiyle karşı karşıya. Son yıllarda daha fazla hayatımızın içine giren e-ticaret, pandemi sürecinde giderek yaygınlık kazandı. Ekmek ve süt gibi temel gıda maddelerini bile cep telefonu uygulamaları ya da internet üzerinden sipariş verdik. Lokantalar yine aynı uygulamalar üzerinden paket servisi yaptılar. Bu alışkanlık belki de bundan sonra daha devam edecek yani yeni dönemde hazırlıksız yakalanan esnafımızın mağdur olmaması, dijital dünyaya adapte olabilmesi için bir dönüşüm ve destek paketi hazırlanması gerekiyor. Bu pakette öncelikle esnafa eğitim ve danışmanlık hizmeti yer almalı, ardından bilgisayar ve tablet alımlarında vergi indirimi gibi kolaylıklar sağlanmalı, esnafın kullanacağı yazılımlar geliştirilmeli, GSM operatörleriyle anlaşmalar sağlanarak esnafa internet desteği sağlanmalı.

Ekonomimizin çarklarını döndüren esnafı, yeni durum karşısında hazırlıksız ve çaresiz bırakmamalıdır.

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR (Devam)

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları (Devam)

3.- Trabzon Milletvekili Bahar Ayvazoğlu’nun, ülkenin kültürel miraslarına ilişkin gündem dışı konuşması

BAŞKAN – Gündem dışı üçüncü söz, kültürel miraslarımız hakkında söz isteyen Trabzon Milletvekili Bahar Ayvazoğlu’na aittir.

Buyurun Sayın Ayvazoğlu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAHAR AYVAZOĞLU (Trabzon) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; konuşmamın hemen başında ülkemizin güvenliğini tehdit eden terör örgütüne karşı sınırlarımız dışında, terörü asli bataklığında kurutma maksatlı başlatılan harekâtı selamlıyor, Yüce Rabb’imden muzaffer Başkomutan Recep Tayyip Erdoğan’a ve kahraman Mehmetçik’imize kutlu bir zafer nasip etmesini diliyorum.(AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buna bağlı olarak uzun bir zamandır akılcı bir güvenlik kavramıyla, aynen Osmanlı’nın imparatorluğu aşağıda Trablusgarp’tan, Kızıldeniz’den; yukarıda Balkanlardan itibaren savunması gibi cumhuriyet Türkiyesi de barışını, huzurunu Afrin’den, Erbil’den itibaren korumaya, terörü içeride kabul etmek yerine adresinde bitirmeye karar vermiştir. Türkiye’ye tehdit teşkil edebilecek her türlü oluşuma karşı dünyanın neresinde olursa olsun önleyici vuruş hakkını kullanacağını da dosta düşmana göstermiştir.

On sekiz yıllık iktidarımız döneminde her alanda olduğu gibi kıymetlere kıymet verme noktasında da ülkemizin bilinen yakın tarihi gibi, öğrenilen kadim tarihimiz de hareket noktamızı oluşturmuştur. İşte tam da bu nedenle çizgisinden hiç sapmayan iktidarımız ve hükûmetlerimiz döneminde atalarımızın kanıyla, canıyla bizlere emanet ettiği miraslar göz bebeğimiz olmuştur; kıymet bilen ve kıymeti bilinmeye layık Fatih Sultan Mehmet Han gibi. “İstanbul’u fethedeceğim ve Ayasofya’dan ezan sesleri yükselirken o mabette şükür namazı kılacağım ve İstanbul’un fethi ancak Trabzon’un fethiyle tamamlanmıştır.” diyen Fatih’in dünyanın 3 Ayasofyasından birine ev sahipliği yapan ve üstelik ibadete açılmış bir Ayasofya şehrinin vekili olarak bu vicdani huzuru İstanbul Ayasofyasına da nakşetme iradesinin tartışma konusu olamayacak kadar bize ait bir mesele olduğunu ifade etmeliyim.(AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Bakınız, sınırlarımızın ötesinde savunma hatları kurduktan, Zeytin Dalı, Fırat Kalkanı ve Barış Pınarı Operasyonlarından sonra Türkiye içeride son kırk yılın en huzurlu, en güvenlikli dönemini yaşamaya başladı, içerideki terörü sıfırladı. Ülkemizin belirli bölgelerinde daha dün gibi hatırladığımız türlü çeşit haydutluklar, barbar ve faşist girişimler, yol kesen, adam kaçıran ciğersizler, canlı ama ruhsuz bombalar tarih oldu. Daha da önemlisi sınır boylarımızda oluşturulmaya çalışılan terör koridorları yok edildi, tıpkı ecdadımızın güvenlik anlayışı gibi. Tam da bu yüzden eğer Fatih yaşasaydı, Ayasofya’da bir kez daha şükür namazı kılmak isterdi çünkü toplumsal mirasımızın oluşumuna katkı sağlayan unsurlardan bazıları da nesilden nesile geçen uygulamalar, sözlü tarih, performans sanatları, bilgi birikimi ve yeteneklerdir aynı zamanda; somut değildirler ama nesilden nesile aktarıldıklarında millet olmayı da, ulus olmayı da beraberinde getirirler. Aynı coğrafyada yaşayan bizlerin aynı vatan, aynı hedef için her çeşit cephede omuz omuza savaştığımız ve göğsümüzü siper ettiğimiz varlık mücadelesinin mirasıdır bizi ayakta tutan çünkü. İnsanlığımızı da inşa eden bu kültürü korumak ve mücadelemizi bu yolda vermektir amacımız ama maalesef, Gazi Meclisimiz içinde bazen öyle söylemlere tanıklık ediyoruz ki pes dedirtiyor. Birileri için “Hangi millet, hangi bayrak, hangi vatan, hangi devlet?” dedirtiyor. Dünyanın neresinde bir ayağı dağda, bir ayağı bağda bir oluşuma müsaade edecek bir demokrasi vardır Allah aşkına? (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Ya demokrasi ve hukuka bağlı kalarak demokratik yol ve yöntemleri deneyeceksiniz ya da tükeneceksiniz; bu kadar net ve bu kadar basit. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Ve siz, ecdadımızın hayalini unutup veya ecdat mirasına yüz çevirip yüzyıllarca Ayasofya’dan yükselen ezan sesini kısan veya kesen değil, o mirasa sahip çıkan nesillerin zaferini de hazmedeceksiniz.

Saygıdeğer milletvekilleri, devletin ve milletin ekseriyetinin sahip çıktığı mirasımız, tıpkı bir gün önce 2 çeşmeye musluk takmayı nimetten sayıp bir gün sonra o çeşmeleri yapan ecdadın türbesine saygısızlık yapmayı marifet bilen, millî değerlerimizle kavgalı bir zihnin yabancı ülke televizyonlarına çıkıp ülkesini şikâyet edecek kadar pervasız ve tutarsız hezeyanlarına kurban edilemeyecek kadar değerlidir. 1934 yılında tartışmalı bir kararla müzeye dönüştürülen Ayasofya’nın seksen altı yıl sonra tartışmasız bir “biz” kültürüyle yeniden aslına rücu etmesiyle şükrümüzü eda edebilmek temennisini sizlerle paylaşıyorum.

Sayın Başkanım, bugün şahsımdan çok aslında partimizi hedef alan maksatlı ve kasıtlı bir haberle ilgili Meclisin kürsüsünden Meclisin sahibi aziz milletimize kısa bir açıklama da yapmak istiyorum müsaade ederseniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

BAHAR AYVAZOĞLU (Devamla) – Siyaset insan için, insanlık için ve gelecek için yapılan kutsal bir görevdir. Kadının siyasette varlık göstermesi ise daha da kutsal bir değeri baş tacı yapar. Kendisine “gazeteci” unvanını layık görüp bir kadının ahlaki değerlerine saygı duymayı layık görmeyen, iftira ve itibar zedelemeyi kendisine hak görenlerin sözleri mesleki, ahlaki ilkelerini de yerle bir etmekle eş değerdir. Toplumsal duyarlılığın en yoğun olduğu kadın hakları konusunun “partilerüstü” bir kavram olduğunu düşündüğüne inandığım yüce Meclisimizin bu vahametteki iftiralara, karşısındaki kadının kimlik sorgulamasını yapmadan, vicdan muhasebesiyle karşılık vereceğinden şüphem yoktur.

Masabaşı dedikodu kültüründen beslenerek haber yaptığını zannetmenin mesleki cüceliğinden dev aynası inşa etmeye çalışmak bir yaradılmışı nereye taşır bilemem ama tüm görev ve sorumluluklarım bir yana bir “anne” olarak, sizlerin karşısında bu kürsüden şu sözü vermek istiyorum: İtibar zedelemesinin en uç noktasında atılan ve hiçbir dayanağı olmayan bu iftiraların dünyevi hesabını, yargı karşısında takip edeceğimin ve gerekli hukuki girişimleri yaptığımın bilinmesini isterim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAHAR AYVAZOĞLU (Devamla) – Çok affedersiniz, biraz daha müsaade isteyebilir miyim?

BAŞKAN – Süre vermiyorum, tamamlayın.

BAHAR AYVAZOĞLU (Devamla) – Ve daha da önemlisi elbette ki en adil yer olan ahir hesap gününde yüzlerinin kızararak Yüce Allah’a verecekleri hesaplarında söz hakkımı kullanacağım zamanı da sabırsızlıkla beklediğimi beyan etmek isterim.

Saygılarımla.(AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Grup Başkan Vekillerimiz de kürsüden konuşurken son selamlama için bir dakika veriyoruz, dolayısıyla milletvekillerimizin bir dakikadan sonra talepte bulunmamalarını rica ediyorum; milletvekillerimiz adına ben üzülüyorum.

Sayın milletvekilleri, şimdi, sisteme giren ilk 15 milletvekiline yerlerinden birer dakika süreyle söz vereceğim. Bu sözlerin ardından Sayın Grup Başkan Vekillerinin söz taleplerini karşılayacağım.

Sayın Akın…

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

4.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Akın’ın, Balıkesir Barosunu kuran ve eğitim fakültesine ismi verilen, cumhuriyetin ilk Millî Eğitim Bakanlarından Mustafa Necati Uğural’ın evine Nuri Pakdil’in isminin verilmesi yanlışından dönülmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

AHMET AKIN (Balıkesir) – Teşekkürler.

İktidar bir kez daha cumhuriyeti ve onun kazanımlarını hedef alan bir uygulamaya imza attı. Mustafa Necati Kültür Evi’ne, Millî Mücadele Dönemi’nde Kuvayımilliye’nin başkenti Balıkesir’de gazete çıkaran, baroyu kuran, Balıkesir’de eğitim fakültesine ismi verilen Mustafa Necati Uğural’ın adının yerine, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, Türk milletinin kurtarıcısı Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e hakaret eden Nuri Pakdil’in adı verildi. Mustafa Necati’nin anısına saygı gereği evine sahip çıkılması gerekirken bu düşmanca tavır niyedir? Atatürk’ün yol arkadaşlarının isimlerine de tahammül edemeyen anlayışı kabul etmemiz mümkün değildir; derhâl bu yanlıştan dönülmelidir. Yüce Türk milleti, Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran ve kazanımlarını emanet edenlerin hatırasına yapılan her türlü yıkıcı girişime asla izin vermeyecektir. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Şeker...

5.- Kocaeli Milletvekili İlyas Şeker’in, Şırnak ilinde meydana gelen terör saldırısında hayatını kaybeden işçilere Allah’tan rahmet dilediğine, sınırların güvenliğini tehdit eden PKK terör örgütüne karşı başlatılan Pençe-Kaplan Operasyonu’nun devam ettiğine ilişkin açıklaması

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; PKK’lı teröristlerin Şırnak’ta yol yapımında çalışanlara yaptığı saldırıda şehit olan işçilerimize Allah’tan rahmet, ailelerine sabır diliyorum.

Ülkemizin kalkınmasını, güçlenmesini, büyümesini, 2023, 2053, 2071 hedeflerine ulaşmasını engellemek isteyen dış güçler, Atatürk’e de suikast düzenleyen ASALA terör örgütünü, PKK terör örgütünü, sağ-sol çatışmalarını, FETÖ terör örgütünü, uluslararası DEAŞ terör örgütünü ülkemizi zayıflatmak için piyon olarak kullandılar ve kullanıyorlar.

Aziz vatanımızı bölmek isteyen terör örgütlerine karşı Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde yapılan kararlı mücadele sonucu ülkemizde barınamayan PKK terör örgütünün sınır dışındaki tehditlerine karşı başlatılan Pençe-Kaplan Operasyonu devam ediyor. Şehitlerimizin emaneti olan bu cennet vatanımıza göz dikenin inini başına yıkan Mehmetçik’imize Allah güç kuvvet versin diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Demir...

6.- İstanbul Milletvekili Mustafa Demir’in, sınırların güvenliğini tehdit eden Irak’ın kuzeyindeki terör örgütlerine karşı düzenlenen Pençe-Kartal ve Pençe-Kaplan Operasyonlarında başarı elde edildiğine, ülkenin terör sorunu bitene kadar bu kararlı tutumun devam edeceğine ilişkin açıklaması

MUSTAFA DEMİR (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Milletimiz terör örgütlerinin zalimliğinden ve zulmünden çektiği kadar hiçbir şeyden çekmedi. İstikrarı ve gelişmeyi, demokrasi ve özgürlüğü içine sindiremeyenler, “güçlü Türkiye” vizyonuna engel olmak için hiç durmadan faaliyetlerine devam ediyorlar.

Kahraman ordumuz Irak’ın kuzeyindeki terör örgütlerine karşı operasyonda büyük başarılar elde etti. Cumhurbaşkanımızın liderliğinde atılan kararlı adımlarla yurt içinde ve yurt dışında iyice köşeye sıkışan terör örgütlerine karşı başlatılan Pençe-Kartal ve Pençe-Kaplan Operasyonlarıyla Irak’ın kuzeyinde, başta Hakurk olmak üzere PKK tarafından üs olarak kullanılan terör merkezlerine hava harekâtından sonra kahraman askerlerimiz de alana intikal etmiştir. Bu harekâtla sınır güvenliğimizin sağlanması amaçlanmış, terör yapılanmasının harekât alanı iyice zayıflatılmıştır. Ülkemizdeki terör sorunu bitene kadar bu kararlı tutumumuz devam edecektir.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Taşkın…

7.- Mersin Milletvekili Ali Cumhur Taşkın’ın, 17 Haziran Türkiye Maarif Vakfının kuruluşunun 4’üncü yıl dönümüne ilişkin açıklaması

ALİ CUMHUR TAŞKIN (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda 2016’da çıkarılan 6721 sayılı Kanun’la kurulan Türkiye Maarif Vakfı 4’üncü yılını kutlamaktadır. Ülkemizin yurt dışında bayrak taşıyıcısı olan ve bugün küresel bir eğitim markası hâline gelen Türkiye Maarif Vakfı modern fen bilimleri, sosyal bilimler, robotik kodlama ve bilişim teknolojileri, yerel millî kültür, Türkçe ve en az bir yabancı dil eğitimi sunmaktadır. Kurulduğu günden bugüne 104 ülkeyle resmî temas kuran ve 52 ülkede temsilcilik ofisi açan Maarif Vakfı bugün 43 ülkedeki 332 eğitim kurumunda 40 bine yakın öğrenciye eğitim hizmeti vermektedir. Maarif Vakfı yaptığı çalışmalarla önemli bir kamu diplomasisi faaliyeti de gerçekleştirmektedir. Dünyamıza geniş bir vizyonla medeniyet perspektifi sunmadaki değerli katkıları için Maarif Vakfındaki tüm eğitim görevlilerine teşekkür ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Adıgüzel…

8.- Ordu Milletvekili Mustafa Adıgüzel’in, Türk çayına zarar veren ve pazar payını daraltan her türlü girişime karşı çıkacaklarına ilişkin açıklaması

MUSTAFA ADIGÜZEL (Ordu) – Cumhuriyetin ilk yıllarından beri bu ülkede çay üretimine özel bir önem verilmiş ve ısrarlı çalışmalarla hem ülkenin çay ihtiyacını karşılayacak hem de birçok insanımıza geçim kapısı olacak çay üretimi mümkün olmuştur. Tarımın her alanında olduğu gibi Hükûmet çayda da üretimin ve üreticinin yanında değildir. Çay alımında kota uygulaması üreticiyi özel sektöre mecbur ediyor ve üretici elindeki ürününü ucuza vermek zorunda bırakılıyor. Öte yandan kaçak çay ve ithal çay piyasayı bozuyor ve yerli çayın önünü kesiyor. Yerli çayı ülkemizde 30-40 TL’ye satamazken, yurt dışına ihraç edemezken Sri Lanka’dan gelen çayın 90-150 TL’ye iç piyasaya satılması neyin nesidir? Türkiye’de Türk çayına zarar veren ve pazar payını daraltacak her türlü girişime karşı çıkacağız. Çay ithal ederken ve kaçak çay üzerinden kimlerin rant elde ettiğini de deşifre etmeye, üreticimizin yanında olmaya devam edeceğiz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Baltacı…

9.- Kastamonu Milletvekili Hasan Baltacı’nın, Kastamonu ili İnebolu ilçesi berber ve kuaförlerinin yeni normalde hizmet vermeye başlamalarıyla yaşadıkları mağduriyete ilişkin açıklaması

HASAN BALTACI (Kastamonu) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Kastamonu İnebolu ilçemizdeki berber ve kuaförlerimiz, yeniden hizmet vermeye başladıkları günün hemen ertesinde ilçe Kaymakamı ile Belediye Başkanının talimatıyla denetimden geçirilmiş ve ödemelerinin mümkün olmadığı para cezalarına çarptırılmıştır. Kamuoyunda oluşan tepki sonucu berber ve kuaförleri tek tek ziyaret eden ilçe Kaymakamı ile ilçe Belediye Başkanı kesilen cezaların Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı tarafından ödeneceğine dair söz vermiştir. İlginçtir, bir hafta sonra bu cezaların gıda çeki verilerek telafi edileceği taahhüt edilmiştir. Ankara'da Erdoğan, İnebolu’da da onun temsilcileri ne yaptığını bilmemektedir. Erdoğan Türkiye'yi, temsilcileri ise İnebolu’yu yönetememektedir. Berber ve kuaförlerimizin gıda çekine değil, kiralarının karşılanmasına, iki aydır ekmek kapıları kapalı kaldığı için BAĞ-KUR primlerinin devlet tarafından ödenmesine ihtiyacı vardır.

BAŞKAN – Sayın Hancıoğlu…

10.- Samsun Milletvekili Neslihan Hancıoğlu’nun, salgınla mücadele kapsamında uygulanan kısıtlamaların toplumun birçok kesiminde mağduriyet yarattığına ilişkin açıklaması

NESLİHAN HANCIOĞLU (Samsun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Salgınla mücadele kapsamında uygulanan kısıtlamalar toplumun birçok kesiminde mağduriyet yarattı. Bunlar arasında yaklaşık 3.500 öğretmenevi çalışanı da vardır. Bu insanlara geride kalan üç aylık dönemde “Siz kısa çalışma ödeneğinden faydalanamazsınız.” denilmiştir yani öğretmenevi personeli üç aydır parasız pulsuz bırakılmıştır. Mevzuata göre öğretmenevleri özel işletme statüsünde, çalışanların kadrosu yok, özel sektör işçisi gibiler ama kısa çalışma ödeneğinden faydalanmak isteyince kamu çalışanı muamelesi yapılıyor bu insanlara. Öğretmenevleri kendi giderini kendi karşılayan kurumlardır; doğrudur, maaşlarını da devlet değil, işletmeler veriyor. O hâlde bu çalışanlar da kısa çalışma ödeneği kapsamına alınmalı ve tabii ki üç aylık kayıpları bir an önce giderilmelidir.

BAŞKAN – Sayın Kırkpınar…

11.- İzmir Milletvekili Yaşar Kırkpınar’ın, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın önderliğinde Hükûmet olarak son on sekiz yılda tarımda pek çok yeni ve etkin destekleme politikaları geliştirildiğine ilişkin açıklaması

YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Cumhurbaşkanımızın önderliğinde, Hükûmet olarak tüm alanlarda olduğu gibi, tarım alanında da üstün başarılara imza attık. Sadece 2020 yılında verilen tarımsal desteklerdeki tarihî rekorun, 2002 yılından bu yana izlenen yapıcı politikalarımızın bir eseri olduğunu ifade etmek istiyorum. Hükûmetimizin çiftçilerimize verdiği destekte 2002 yılına göre 8 kat artış sağlandı. Tarımsal desteklerde 2020 yılında geçen yıla göre yüzde 36,7 artışla -yaklaşık 22 milyar lira- tarihî bir rekora imza atıldı.

Son on sekiz yılda pek çok yeni ve etkin destekleme politikaları geliştiren Tarım ve Orman Bakanlığımız, ilk kez bu dönemde üreticilerimizi dane zeytin desteği gibi birçok yeni desteklemelerle tanıştırdı. 2019 yılında 12 yeni destek ve 32 destek birim fiyatında artış sağlayarak çiftçilerimizin yanında olduğumuzu, üretici dostu olduğumuzu gösterdi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Durmuşoğlu…

12.- Osmaniye Milletvekili Mücahit Durmuşoğlu’nun, hudutların güvenliğini tehdit eden PKK ve diğer terörist unsurlarını etkisiz hâle getirmek için başlatılan Pençe-Kaplan Operasyonu’na kararlılıkla devam edildiğine, Birleşmiş Milletler 75’inci Genel Kurul Başkanlığına seçilen TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı Volkan Bozkır’ı tebrik ettiğine ilişkin açıklaması

MÜCAHİT DURMUŞOĞLU (Osmaniye) – Teşekkürler Sayın Başkanım.

Türk Silahlı Kuvvetlerimiz tarafından halkımızın ve hudutlarımızın güvenliğini tehdit eden PKK ve diğer terörist unsurları etkisiz hâle getirmek için başlatılan Pençe-Kaplan Operasyonu’muz tüm kararlılığıyla devam etmektedir.

Hava Kuvvetleri ateş destek vasıtaları, tamamen yerli üretim ATAK helikopterleri, İHA ve SİHA’larla desteklenen komandolarımız, milletimizin sinesinden yükselen istiklal sancağını dalgalandırarak destan yazmaktadır. Gücünü uluslararası hukuktan ve haklılıktan alan bu güçlü mücadele dünyanın en meşru mücadelesidir. Son zamanlarda karakol ve üs bölgelerimize artan taciz ve saldırı teşebbüsünde bulunan PKK ve diğer terörist unsurlarını yerinde bitirene kadar son bulmayacaktır. Bu vatan için, bayrak, ezan için şehadete eren tek bir evladımızın kanı yerde kalmayacaktır. Allah kahraman şanlı ordumuzu ve Mehmetçiklerimizi muzaffer eylesin.

Birleşmiş Milletler 75’inci Genel Kurul Başkanlığına üye ülkelerin ezici çoğunluğuyla seçilen ilk Türk vatandaşı İstanbul Milletvekilimiz ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Dışişleri Komisyon Başkanımız Sayın Volkan Bozkır’ı da tebrik ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Çelik…

13.- Hatay Milletvekili Sabahat Özgürsoy Çelik’in, İstanbul’un fethinden sonra Ayasofya’nın camiye çevrilerek çevresindeki yapıların vakıf hâline getirildiğine ilişkin açıklaması

SABAHAT ÖZGÜRSOY ÇELİK (Hatay) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Türk İslam geleneğinde fethedilen yerlerin en büyük ibadethanesini camiye çevirmek vardır ki buna “kılıç hakkı” denir. Bu gelenek Ayasofya’ya özgü değil, fethedilen tüm topraklarda uygulanan kadim bir gelenektir.

Ecdadımız Fatih Sultan Mehmet Han Hazretleri, İstanbul’u fethettikten sonra, fethin sembolü olarak Ayasofya’yı camiye çevirmiş ve çevresindeki yapıları vakıf hâline getirerek gelecek nesillere emanet etmiştir. Vakfiyenin bozulması hâlinde de “Allah’ın, meleklerin, Müslümanların laneti üzerlerine olsun.” diye bedduada bulunmuştur. Ayasofya camisinin açılması tamamen ülkemizin iç meselesi olup konunun uluslararası hukuku bağlayan bir tarafı olmadığı gibi, hukuki geçerliliği dahi tartışmalı olan bir karar üzerinden polemik yaratanları, ortak değerlerimizi, fethi ve fethin sahibini hatırlamaya davet ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Özer…

14.- Antalya Milletvekili Aydın Özer’in, ödeme güçlüğü çeken ve sözleşmesi tehlikeye giren vatandaşların mağduriyetinin giderebilmesi için 2/B arazilerinin ödeme sürelerinin uzatılmasını amaçlayan bir kanun teklifi hazırladıklarına ilişkin açıklaması

AYDIN ÖZER (Antalya) – Teşekkürler Sayın Başkan.

2/B arazisi satın almış olup, ödeme güçlüğü çektiği için sözleşmesi tehlikeye girmiş olan vatandaşlarımız mağduriyetlerini iletiyorlar. Daha önce 2019 yılı sonuna kadar uzatılan ödeme sürelerinin yeniden gözden geçirilmesini istiyorlar. Hazineye ait arazilerin satılmasına ilişkin mevzuata göre, ödemelerini zamanında yapamayanların sözleşmeleri feshediliyor. Bu nedenle, ilgili kanunda bir değişikliğe gidilerek 2/B arazilerinin ödeme sürelerinin uzatılmasını amaçlayan bir kanun teklifi verdik. Buna göre, 2/B alanlarında bulunan taşınmazlar ile hazineye ait tarım arazilerinin ilgili kanunla satışına ilişkin olarak kendilerine yapılan tebligatta, belirtilen bedeli süresi içerisinde ödeyemeyenlerin ödeme süresinin, taksitli satışlarda sözleşmesindeki taksitlerden 2’sinden fazlasını vadesinde ödeyemeyenlerin ödeme süresinin 31 Aralık 2020 tarihine kadar uzatılması teklifimizi milletvekillerinin bilgisine sunuyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Kılıç…

15.- Kahramanmaraş Milletvekili İmran Kılıç’ın, Şırnak ilinde meydana gelen terör saldırısında şehit düşen işçilere Allah’tan rahmet dilediğine, devlet adamlarına siyaset sanatı hakkında bilgi veren Nizamülmülk’ün Siyasetname’sinin kaynak olarak önemini koruduğuna ilişkin açıklaması

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Terör saldırısında şehit düşen işçilerimize Allah’tan rahmet, milletimize başsağlığı diliyorum.

Devlet adamlarına siyaset sanatı hakkında bilgi vermek, devlet yönetiminde dikkat edilmesi gereken hususlara dair tavsiyelerde bulunmak amacıyla yazılan siyasetnamelerden en ünlüsü Nizâmülmülk’ün Siyasetnamesi’dir. Sultan Alparslan ve Melikşah’ın Veziri olan Nizâmülmülk eserinde yalnız öğüt ve tavsiyelerde bulunmakla kalmıyor, aynı zamanda uygulanabilir teklifler de getiriyor. Ayrıca, dönemin devlet ve bürokrasi yapısını, yöneten-yönetilen ilişkisini ve muhalif söylemleri de yansıtır. Birçok dile çevrilen eser hâlâ önemli bir kaynak olarak elimizdedir. Nizâmülmülk şöyle der: “İşleri adalet terazisi ve siyaset kılıcıyla çekip çevirmeli.”

BAŞKAN – Sayın Filiz…

16.- Gaziantep Milletvekili İmam Hüseyin Filiz’in, Gaziantep ili Araban ilçesi Çat Boğazı Barajı Projesi’nin inşaat çalışmalarına başlanılmasını bölge halkının umutla beklediğine, Gaziantep 3’üncü Organize Sanayi Bölgesi’nde çıkan yangın nedeniyle işletme sahiplerine geçmiş olsun dileğinde bulunduğuna ilişkin açıklaması

İMAM HÜSEYİN FİLİZ (Gaziantep) –Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Seçim bölgem Gaziantep’in Araban ilçesinde yılan hikâyesine dönen Çat Barajı inşaatına ilk kazmanın vurulmasını Araban ve bölge halkı umutla beklemektedir. Bu barajla 130 bin dönüm arazi sulanacak ve yılda 2-3 defa ürün alınacak ve çiftçilerimize nefes olacaktır.

Ayrıca, Gaziantep 3’üncü Organize Sanayi Bölgesi’nde bulunan bir elyaf fabrikasında bu sabah saatlerinde henüz sebebi bilinmeyen bir nedenle yangın çıkmıştır. Olay yerine intikal eden çok sayıda itfaiye ve sağlık ekibi yangına müdahale etmekte fakat yangını söndürmekte güçlük çekmektedir. Umuyorum ki ekiplerimiz yangını kısa sürede kontrol altına alıp söndürebilirler, Allah yardımcıları olsun. Ayrıca işletme sahiplerine geçmiş olsun diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Başevirgen…

17.- Manisa Milletvekili Bekir Başevirgen’in, Soma tazminat mağduru maden işçilerinin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanının sözünü verdiği torba kanunla düzenlemenin yapılmaması üzerine 24 Haziranda yeniden Ankara yürüşü kararı aldığına, redevans mağduru madencilerin mağduriyetlerinin giderilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

BEKİR BAŞEVİRGEN (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Haklı tazminat talepleri için direnişlerini sürdüren ve ekim ayında Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ve AK PARTİ Grup Başkan Vekilleriyle görüşen Soma madencileri, bir torba yasayla tazminatların tamamının tek seferde ödeneceği sözünü almışlardı. Fakat söz verilen tarihten bu yana maden işçilerimiz için hiçbir adım atılmadı. Burada görüşülen hiçbir torba yasaya Soma madencileri lehine bir düzenleme eklenmedi.

Işıklar, Atabacası, Geventepe ve Uyar Madencilikten tazminat mağduru işçilerimiz, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanının “2020’nin ilk çeyreğinin sonuna kadar çıkaracağız.” diye söz verdiği torba kanunun çıkarılmaması üzerine, 24 Haziranda yeniden Ankara yürüyüşü kararı aldı. Söz verilen yasal düzenleme aradan geçen bunca aya rağmen neden yapılmamaktadır? Yasa bir an önce bu Parlamentodan geçirilmeli, redevans mağduru madencilerimizin bu mağduriyetleri bitirilmelidir.

BAŞKAN – Sayın Yılmazkaya…

18.- Gaziantep Milletvekili Bayram Yılmazkaya’nın, ekonomideki olumsuzluklar nedeniyle ülkede şiddet ve intihar olaylarının arttığına, Hükûmeti gerekli önlemleri alarak çözüm odaklı politikalar üretmeye davet ettiğine ilişkin açıklaması

BAYRAM YILMAZKAYA (Gaziantep) – Sayın Başkan, umutları tükenen vatandaş maalesef çareyi intiharlarda arıyor. Ekonomik sıkıntıların ve salgın döneminin yarattığı karamsar tablodan dolayı umutları tükenen, intihar eden insanların arttığı, gençlerimizin karamsarlığa sürüklendiği, şiddetin giderek arttığı, vatandaşın geleceğe kaygıyla baktığı bir dönemden geçiyoruz. Son on ayda 1 milyonun üzerinde vatandaşımızın icralık olduğu bu süreçte vatandaş çaresizlik yüzünden intihar ediyor. Maalesef, işsizlik ve borç batağı içinde olan vatandaş, psikiyatri ilaçlarıyla ayakta durmaya çalışıyor. Sadece son bir haftada Gaziantep’te işsizlik ve borç yüzünden tükenmişlik yaşayan birkaç vatandaşımız intihar girişiminde bulundu. Belediye binasının önünde işsizlik yüzünden kendini yakmak isteyen vatandaş mı dersiniz, Şahinbey ilçesinde 5 çocuk babası 59 yaşındaki vatandaşın yaşadığı maddi sıkıntı sonrası iş yerinde kendini asarak intihar etmesi mi dersiniz, daha kaç vatandaşımız…

Ekonomideki olumsuzluklar nedeniyle ülkemizde ve Gaziantep’te artan şiddet ve intihar olayları için Hükûmeti uyarıyor, gerekli önlemleri almak için çözüm odaklı politikalar üretmeye davet ediyorum.

Yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Şimdi, söz talep eden Grup Başkan Vekillerine söz vereceğim.

Buyurun Sayın Türkkan.

19.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, Şırnak ili Silopi ilçesinde meydana gelen terör saldırısında hayatını kaybeden işçilere Allah’tan rahmet dilediğine, 16 Haziran terör örgütü PKK tarafından kaçırılarak şehit edilen Öğretmen Necmettin Yılmaz’ı vefatının 3’üncü yıl dönümünde rahmetle yâd ettiğine, Birleşmiş Milletler 75’inci Genel Kurul Başkanlığına seçilen TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı Volkan Bozkır’ı tebrik ettiğine, Turkcell’in ana hissedarlarından Telia Company’nin dolaylı hisselerini Türkiye Varlık Fonu’na 530 milyon dolara satmak için ileri aşamada müzakere yürüttüğüne, Artvin ilinin işsizlik, geçim sıkıntısı, üretim yetersizliği ve ulaşım problemlerine çözüm bulunması konusunda Hükûmete çağrıda bulunduğuna ilişkin açıklaması

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dün Şırnak’ın Silopi ilçesinde işçileri taşıyan araca hain terör örgütü PKK tarafından bombalı saldırı yapıldı. Bu alçak saldırıda ne yazık ki 4 masum işçi hayatını kaybetti. Şehit olan bu 4 kardeşimize Allah’tan rahmet diliyorum; ailelerine, yakınlarına ve milletimize başsağlığı diliyorum; hain terör örgütü PKK’yı da burada bir kez daha nefret ve şiddetle lanetliyorum.

Görevli olduğu Şanlıurfa’nın Siverek ilçesinden memleketi Gümüşhane’ye giderken PKK tarafından kaçırılarak şehit edilen Necmettin Yılmaz Öğretmenimizi de vefatının 3’üncü yıl dönümünde rahmetle yâd ediyorum. Bu vesileyle bütün şehitlerimize de Cenab-ı Allah’tan rahmet diliyorum.

Birleşmiş Milletler 75’inci Genel Kurulu Başkanlığına seçilen Meclis Dışişleri Komisyon Başkanı Büyükelçi Sayın Volkan Bozkır’ı tebrik ediyorum. Bu önemli görevinde Türkiye Cumhuriyeti devletini layıkıyla temsil edeceğine inancımız tamdır. Sayın Bozkır’a yeni görevinde başarılar diliyoruz.

Turkcell’in ana hissedarlarından İsveçli telekom operatörü Telia Company Turkcell’deki dolaylı paylarını Türkiye Varlık Fonuna 530 milyon dolara satmak için ileri aşamada müzakere yürüttüğünü açıkladı. Açıklamada “Müzakereler ileri seviyede ve devam ediyor, ancak henüz anlaşmaya varılmış değil.” denilmiş. Piyasa değeri yaklaşık 35 milyar lira olan Turkcell için İsveçli şirketin açıkladığı tutar, değerinin yarısının altında bir değerlendirmeye işaret ediyor. Türkiye’nin en değerli şirketlerinin, Türkiye Varlık Fonu altında toplanması Düyun-ı Umumiye’nin günümüze uyarlanmış hâline benziyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Türkkan.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – O yüzden Fon bu Katarlıların -o meşhur Katarlıların- iştahını çok kabartıyor. Çünkü bu Fona sahip olan Türkiye’nin ekonomik dinamiklerine de sahip olur. Türkiye Varlık Fonunu “Türkiye’nin varı yoğu fonu”na çevirdiniz desek yanlış olmaz.

Son olarak, Artvin’den bahsetmek istiyorum Sayın Başkan. 25 bin nüfuslu Artvin’in sorunlarının başında Türkiye’nin de 1’inci problemi olan işsizlik geliyor. Artvin’de nüfus her yıl azalıyor, umudunu kaybeden gençler iş bulma vaadiyle hep başka şehirlere gidiyorlar. Artvin’de üretim yetersiz, geçim sıkıntısı çok ciddi bir sorun.

Artvin’de ciddi anlamda bir ulaşım problemi de var. Artvin sınırları içerisindeki yolların diğer illerin yollarıyla kıyaslandığında, tek şerit olması büyük sıkıntı arz ediyor. Arazi yapısı nedeniyle meydana gelen trafik kazaları da ne yazık ki ölümle sonuçlanıyor. Artvin’in bu temel problemleriyle ilgili olarak Hükûmete buradan çağrıda bulunmak istiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, toparlayın.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Bir diğer çağrımız da Artvin’den çıkıp şu anda Türkiye’nin en büyük müteahhitleri arasında -hatta bizim “beşli çete” diye adlandırdığımız o çetenin içerisinde- yer alan şirket sahiplerinedir: Memleketinize sahip çıkın, oraya gidin istihdam yaratan fabrikalar açın, o gençlere iş bulun, o gençlere umut olun. Bu memleketin üzerinden aldıklarınızın en azından bir kısmını gidin, doğduğunuz, büyüdüğünüz o topraklara yatırın diyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Muhammed Levent Bülbül, buyurun.

20.- Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül’ün, Şırnak ili Silopi ilçesinde meydana gelen terör saldırısında şehit olan 4 işçiye Allah’tan rahmet dilediğine, 16 Haziran terör örgütü PKK tarafından kaçırılarak şehit edilen Öğretmen Necmettin Yılmaz’ı vefatının 3’üncü yıl dönümünde rahmetle yâd ettiğine ve Birleşmiş Milletler 75’inci Genel Kurul Başkanlığına seçilen TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı Volkan Bozkır’a başarı temenni ettiğine ilişkin açıklaması

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dün Şırnak’ın Silopi ilçesi Kurtik Tepe mevkisinde yol yapım çalışması sırasında iş makinelerine yakıt taşıyan aracın geçişi esnasında PKK’lı teröristlerce el yapımı bombanın patlatılması sonucu 4 işçimiz şehit olmuştur. Şehitlerimize Allah’tan rahmet, ailelerine ve büyük Türk milletine başsağlığı diliyorum.

Görev yaptığı Şanlıurfa’nın Siverek ilçesinden memleketi Gümüşhane’ye giderken PKK’lı teröristlerce kaçırılarak şehit edilmiş olan Necmettin Öğretmenimizi şehadetinin 3’üncü yılında rahmetle, minnetle anıyor; bu vesileyle şehadete ermiş olan bütün öğretmenlerimizi aynı şekilde şükranla buradan yâd etmek istiyoruz.

Sayın Başkan, Birleşmiş Milletler 75’inci Genel Kurul Başkanlığına Türkiye’nin adayı olan eski AB Bakanı ve Başmüzakereci, Türkiye Büyük Millet Meclisi Dışişleri Komisyonu Başkanı, Büyükelçi Volkan Bozkır seçilmiştir. Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda yapılan seçimde 178 üye ülkenin oyuyla, çok güçlü bir destekle seçilmiş olan Sayın Bozkır’a hayırlı olsun diyor, önemli görevinde kendisine üstün başarılar temenni ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Beştaş…

21.- Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Şırnak ili Silopi ilçesinde meydana gelen patlamada yaşamını yitiren 4 işçiye Allah’tan rahmet dilediğine ve saldırıyı kınadığına, pandemi sürecinde öğrencilerin mağduriyetine ve aksayan eğitim sürecine, Millî Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’un YKS, LGS sınavlarına dair açıklamalarına, Bingöl ili Karlıova ilçesinde olası deprem riskinin yüksek olması nedeniyle ihtiyaçların önceden hazırlanmasının önemli olduğuna ve Adaklı ilçesi Altınevler köyü halkının depremden kaynaklanan mağduriyetlerinin devam ettiğine, pandemi sürecinde iş yükü artan kargo emekçilerinin koşullarının iyileştirilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Ben de Şırnak Silopi’de meydana gelen patlamayla ilgili başlamak istiyorum. Dün öğrendik, Şırnak Silopi’de işçileri taşıyan bir aracın geçişi sırasında yaşanan bir patlama neticesinde 4 işçi maalesef yaşamını yitirmiştir. Saldırıyı kınıyorum, kabul edilemez bulduğumuzu ve 4 işçinin orada, olay yerinde yaşamını yitirmesinden büyük bir üzüntü duyduğumuzu belirterek ailelerine, sevenlerine başsağlığı, yaşamını yitirenlere Allah’tan rahmet diliyorum.

Sayın Başkan, pandemi gündemimiz hiç bitmedi ama bu pandemi sürecinde en çok zarar gören çocuklar ve öğrenciler, aksayan eğitim süreci. Millî Eğitim Bakanı Ziya Selçuk bugün bir açıklama yaptı, aslında yapmasaydı daha iyiydi çünkü gerçekten hiçbir soruya yanıt vermeden… Birazdan söyleyeceğim, mesela şöyle bir cümle kuruyor: “Uzaktan eğitimle yüz yüze eğitimin tamamını yaptık.’ diyemeyiz. Fakat yapmak istediğimizin fevkinde işler yaptık.” Ama gerçeğin böyle olmadığını velilerin hepsi biliyor.

Yine, eğitim sisteminin, bildiğimizin de ötesinde, hiçbir altyapısı olmayan, çocukları heba etmeyi göze alan durumu pandemi süreciyle de bir kez daha ortaya çıktı. Dünyanın çeşitli ülkeleri bundan sonra internet üzerinden eğitim sürecinin devam ettirileceği kararını alırken Sayın Bakan velilerin kaygısını aşan bir kaygıya sahip olduğunu dile getirirken 31 Ağustos tarihi itibarıyla devlet okullarında başlayacak olan telafi eğitimlerine katılımın zorunlu olmadığını ilan etti. O hâlde soruyoruz: Telafi eğitimleri neden yapılıyor? Sadece yasak savmak ve “Biz üzerimize düşeni yaptık.” demek için mi?

Yine, bu telafi derslerinin dışında, çocukların mağduriyetini giderecek bir altyapı kurulmasının bu kadar zor olduğunu düşünmüyoruz. Sayın Bakana soruyoruz: Bunu yapmak bu kadar mı zor?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Beştaş.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Yine, en son da YKS ve LGS sınavlarına dair çok tartışılacak bir açıklama yapmış, “Sınava giriş zorunlu değil.” demiş yani bunu kamuoyunun takdirine sunuyorum. Milyonlarca öğrenci geleceklerine dair bir karar almak, bir geçiş yapmak… Öğrencilik hayatının en önemli dönüm noktalarından birine “Zorunlu değil.” diyor. LGS ve YKS sınavının bu dönemde yapılması öğrencilerin yaşam hakkını tehlikeye atmaktır. Öğrencilerin Covid-19 taşıyıp taşımadığını hiç kimse ezbere bilemez. Yine eğitmenlerin, gözetmenlerin Covid-19 taşıyıp taşımadığını kimse bilemez. Bu yönüyle, hem öğrenciler hem veliler hem de eğitmenler, gözetmenler bir bütün olarak bu şüpheyi giderecek şekilde test sürecinden geçirilmek zorundadır. Kapalı ortamlarda böyle bir sınavın yapılması çok çok büyük bir risktir. Bu nedenle, Millî Eğitim Bakanı LGS’ye yönelik şunu söylüyor: “Biz sınava girecek çocuğa yeni maske vereceğiz, yine, arada dışarı çıkan çocuğun maskesini değiştireceğiz.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayalım.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Ya insaf yani, maske çözüm mü? Yeni maske verecekmiş; yok bir de kullanılmış versin, yok bir de öğrencilere kullanılmış maske verelim! Yani toplumun aklıyla bu kadar alay edilen bir dili kesinlikle reddediyoruz. Eğer sınav yapmakta hâlâ kararlılarsa bütün öğrencilere, eğitmenlere, gözetmenlere Covid-19 testi yapılsın, gerekli altyapı hazırlansın.

Diğer bir mevzu deprem Sayın Başkan. Biliyorsunuz, Doğu Anadolu fay hattının hareket hâlinde olduğu bilim insanlarınca sürekli söyleniyor ve şu anda Karlıova’da olası deprem riski çok yüksek. İl vekilimiz ve heyetimiz de orada. Biraz önce konuştum, Karlıova’da kesinlikle bir deprem merkezine, ihtiyaçların önceden hazırlanması, bir çalışma yapılması yönünde bir ihtiyaç olduğu söylendi. Yine, Bingöl’deki depremde evi hasar gören Adaklı ilçesi Altınevler köyü halkı bugüne kadar kimsenin kendilerine uğramadığını ve çadırsız beklediklerini söylüyorlar. Bunu da kamuoyunun dikkatine sunmak istiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Toparlıyorum Başkan.

BAŞKAN – Buyurun.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Son olarak, kargo emekçileri meselesi… Biliyorsunuz, pandemi sürecinde en çok çalışanların başında kargo emekçileri var. Hiçbir önlem alınmadı, geceleri saat 20.00’ye kadar çalışan kargo emekçilerinin fazla mesai ücretleri de ödenmiyor ve kargo hizmetlerine talebin artmasıyla birlikte her gün çalıştılar; eldiven, maske gibi gerekli ekipmanlar dahi sağlanmadı ve bir de ücret gasbıyla karşı karşıyalar. “Yeri geliyor ‘Şirket daha fazla kazansın.’ diye tek başımıza mobilya bile taşıyoruz.” diyorlar kargo emekçileri, onların ağzından. Neredeyse bin kargo geldiği için normaldir, çok çok üzerinde bir çaba göstermek durumundadırlar. Koşullarının düzeltilmesi, gerekli çalışmaların yapılması çok acil bir ihtiyaç olarak önümüzde duruyor. Kargo emekçileriyle hepimiz temas ediyoruz. Onların yaşamlarının riske atılmasını kabul edemeyiz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Özkoç, buyurun.

22.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un, Şırnak ili Silopi ilçesinde şehit düşen 4 işçiye Allah’tan rahmet dilediğine, Birleşmiş Milletler 75’inci Genel Kurul Başkanlığına seçilen TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı Volkan Bozkır’a başarı temenni ettiğine, milletin temsilcisi olan milletvekillerinin şiddetle karşılaşması durumunda ilk önce Türkiye Büyük Millet Meclisinin karşı durması, demokrasiye ve siyasete sahip çıkılması, devlette görev yapanların milletin birliği ve bekasıyla ilgili sözlerinde dikkatli olması gerektiğine, gazetecinin yazdığından, vekilin milletinden, çalışanların da emeğinden sorumlu olduğuna ilişkin açıklaması

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, Şırnak’ta şehit düşen 4 kardeşimize Allah’tan rahmet diliyor, yakınlarına tekrar başsağlığı diliyorum.

Birleşmiş Milletlerde yeni görevine atanan Volkan Bozkır’a bundan sonraki görevinde başarılar diliyorum.

Değerli arkadaşlar, Türkiye Büyük Millet Meclisinde insanlarımızın oylarıyla gelen ve milletvekili seçilen hiçbir kardeşimize, Türkiye’de yaşayan, sözünü söylemek isteyen hiçbir insana şiddet uygulanması taraftarı değiliz. Özellikle milletvekilleri, milletin temsilcileridir. Milletin temsilcisi olan milletvekillerinin şiddetle karşılaşması… Üstelik de bu emniyet güçleri tarafından yapılıyorsa bunun karşısında önce Türkiye Büyük Millet Meclisinin durması gerekir.

Değerli arkadaşlar, bu Meclisin çatısı, ülkenin siyasi zeminidir, demokrasinin beşiğidir. Hepimizin demokrasiye, siyasete sahip çıkması gerekir. Ancak o zaman uzlaşıyla, ancak o zaman güç birliğiyle, birlikte ülkemize, milletimize, bayrağımıza sahip çıkarız. Onun için, kürsüye çıkan milletvekili arkadaşlarımızın Türkiye'nin gündeminden uzak söylemleri milletimizi üzüyor. Onlar, gerçekten, oturdukları yerde, yaşadıkları ortamlarda, televizyon kanalını açıp da “Milletvekilleri bizim geleceğimizle ilgili nasıl bir karar alacaklar?” diye bekliyorlar. Onların, kendi geçimleriyle ilgili, çocuklarının hayatlarıyla ilgili, yarın sabah yiyecekleri ekmekle ilgili kaygıları var. Onların bu kaygıları varken Türkiye Büyük Millet Meclisinde özellikle iktidara mensup kişilerin hamasetle, hâlâ bazı duygularımızı istismar ederek gündemin dışında yaptıkları konuşmalar doğru değildir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özkoç.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – İktidar onların elindedir. Buradan çıkartmak istedikleri yasaları rahatlıkla çıkartabiliyorlar. O yüzden hangi yasayı çıkartmak istiyorlarsa çıkartsınlar. Bunu sebep-sonuç ilişkisi kurmadan yapsınlar ama önce milletimizle ilgili yasalara da dikkat etsinler, onların dertlerine de çare olmaya çalışsınlar.

Devlette görev yapan insanlarımız milletimizin birliği ve bekasıyla ilgili kendilerini ifade ederken sözlerine dikkat etmelidir. Gazeteci görevini yapacak, milletvekili görevini yapacak, işçi alın terinin karşılığını alacak; gazeteci yazdığından sorumludur, vekil milletinden sorumludur, çalışan insanlarımız emeğinden sorumludur. Hedef gösteren bir Bakan olmaz. Eğer bir gazetecinin yazısını siz beğenmiyorsanız, yanlış gördüyseniz onu tekzip etme hakkına sahipsiniz, daha fazlası, “Türkiye Cumhuriyeti hukuk devletidir.” diyorsanız, o zaman gidersiniz dava açarsınız fakat gidip de siyasi parti liderlerini, insanlarımızı, işçiyi, vatandaşımızı, gazeteciyi tehdit eden sözler kullanamazsınız, onları hedef hâline getiremezsiniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özkoç.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Teşekkür ederim.

Bu sizin göreviniz değildir; sizin göreviniz, Türkiye Cumhuriyeti’nde kendi görevinizi layıkıyla yapmak ve milletimize sahip çıkmaktır. Ne demek bir gazeteciyle ilgili “Bu namussuzdur, bugünden sonra da bu namus düşmanını kim muhatap alırsa gözümde aynı namussuzluğun ortağıdır.” demek? Sen hem Emniyetten hem Jandarmadan sorumlu olacaksın, kendine “Bakanım.” diyeceksin ama gazeteci kendi fikrini yazdı diye onu “namussuz” olarak nitelendireceksin. Hiçbir insana bu şekilde yakıştırma yapmak kimsenin haddi değildir. O yüzden, vazifeni yapamıyorsun, milleti sokağa döküyorsun, salgınla yüz yüze bırakıyorsun; insanları tehdit ediyorsun, Müyesser Yıldız’ı tehdit ediyorsun, cezaevinde tutulmasını sağlamaya çalışıyorsun.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayın, buyurun.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Teşekkür ederim.

Gazeteciyi tehdit ediyorsun ama görevini de layıkıyla yapmaktan âcizsin. İstifa ediyormuş gibi yapma, istifa ediyormuş gibi, sonradan vazgeçiyormuş gibi milletin duygularıyla, Türkiye Cumhuriyeti’nin itibarıyla daha fazla oynama, istifa et. Senin yerine gelecek, Türkiye Cumhuriyeti’nin yetiştirdiği çok evlatlar vardır, onlar layıkıyla görevlerini yaparlar. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Turan…

23.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, Şırnak ili Silopi ilçesinde terör örgütü PKK’nın saldırısı sonucu hayatını kaybeden 4 işçiye Allah’tan rahmet dilediğine, değişik gerekçelerle sözde demokrasi yürüyüşü yapanlara çağrıda bulunmak istediğine, Birleşmiş Milletler 75’inci Genel Kurul Başkanlığına seçilen TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı Volkan Bozkır’ı tebrik ettiklerine, Yassıada yargılamalarının hukuki dayanağının ortadan kaldırılmasını öngören kanun teklifinin Anayasa Komisyonunda oy birliğiyle kabul edilmesi vesilesiyle eski Başbakan Adnan Menderes, Dışişleri eski Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve Maliye eski Bakanı Hasan Polatkan’ı rahmetle andığına, Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

İyice köşeye sıkışan terör örgütü PKK dün gece alçak saldırılarına maalesef bir yenisini daha ekledi. Şırnak Silopi’de hain teröristlerce yola yerleştirilen bombanın patlaması sonucunda gariban 4 işçimiz hayatını kaybetti. Evine ekmek götürmekten başka derdi olmayan insanları öldürecek kadar hadsiz olan bu örgüt, 8 Haziranda da Van Çatak’ta yine bir işçimizi şehit etmişti. Değişik gerekçelerle sözde demokrasi yürüyüşü yapanlara buradan çağrıda bulunuyorum: Bu yürüyüşün istikametini artık Silopi’ye çevirmeleri lazım, bu yürüyüşü artık PKK’ya karşı yapmaları lazım. Daha ne bekleyecekler? Bu örgüt, terör örgütü olmanın çok ötesinde her türlü katliamı yapmasına rağmen daha ses çıkarmayacaklar mı? Genç-ihtiyar, yaşlı-genç, kadın-erkek, çocuk-bebek demeden, hiçbir ahlaki değer taşımadan insanları katleden bu örgüte karşı daha mesafe koymayacaklar mı Sayın Başkan? Ben tekrar şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dün gece Birleşmiş Milletler 75’inci Genel Kurul Başkanlığına Meclisimizin Dışişleri Komisyonu Başkanı İstanbul Milletvekilimiz Büyükelçi Sayın Volkan Bozkır 192 ülkeden 178 ülkenin oyunu alarak seçildi. En üst karar organının yönetimine ilk defa bir Türk’ün, ülkemizin bir yöneticisinin seçilmesi uluslararası diplomasi açısından çok kıymetli. Sayın Bozkır’ı yürekten tebrik ediyoruz. Uluslararası topluma değerli katkılar sunacağına inanıyor, bu vesileyle tekrar başarılar diliyoruz Sayın Başkan.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Turan.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; darbelerden çok çeken ülkemiz, bugün sadece darbeleri tarihin çöp sepetine atmakla yetinmiyor, darbe kalıntılarını ve izlerini de yok etmek için yoğun mesai harcıyor.

Dün akşam, Yassıada’daki sözde yargılamaların hukuki dayanağını geçmişe dönük olarak ortadan kaldırmak için verilen kanun teklifi, tüm partilerimizin katılımıyla, oy birliğiyle Anayasa Komisyonunda kabul edildi biliyorsunuz. Demokrasi ve hukuk adına önemli bir adım bu adım, darbeye karşı çok anlamlı bir tepki bu tepki. Tüm partilerimize teşekkürü bir borç biliyorum. Bu vesileyle merhum Adnan Menderes’i, Çanakkale Milletvekili Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu’yu, Eskişehir Milletvekili Maliye Bakanı Hasan Polatkan’ı rahmetle anıyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Turan.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Meclis takvimimiz elverirse de, haftaya salı günü, tüm partilerimizin ortak motivasyonuyla kanun teklifini görüşmeye başlayacağımızı ifade etmek istiyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; az önce kıymetli Grup Başkan Vekili, İçişleri Bakanımızla ilgili, her zamanki sert yaklaşımla tepkilerini ifade ettiler. Bakan bizim Bakanımız, biz memnunuz, çalışıyoruz. Fakat bir hususu ifade etmek isterim: Efendim, gazeteci haber yapmış da, Sayın Bakan da buna tepki göstermiş de, nasıl gösterir? Ne demiş Sayın Bakan? “Bir anneye iftira atan kişi namussuzdur.” demiş. Ben de söylüyorum, bir anneye iftira atan namussuzdur. Sayın Başkan. Bir anne, eş, kadın… Siyasi partilerin çok üzerinde olması lazım olan bu konuyu, Bakan düzeyinde, Twitter düzeyinde, polemik yapıp da Mecliste bir araya getirmek çok yanlış diye düşünüyorum Sayın Başkan.

AHMET KAYA (Trabzon) – Bülent Bey, o haberde iftira yok; iftira yok o haberde.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Kaldı ki daha geçen hafta Demirtaş’ın eşine hepimizin kınadığı, hepimizin rahatsız olduğu -kim olduğunu da bilmediğimiz- bir metinle, “tweet”le hakaret edildiğinde herkes ayağa kalktı; doğrusunu yaptı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Turan.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Demirtaş’ın veya benzer bir şekilde muhalefetten birinin eşine, ne bileyim, evladına hakaret edildiğinde ayağa kalkıyoruz da ya, bizim vekilimize bir hadsiz, namussuz söylem olduğunda neden bu konuda anlayış göstermiyorsunuz? O yüzden, diyorum ki: Ailenin, eşin bu tartışmaların dışında olması lazım Sayın Başkan.

Teşekkür ediyorum.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Başkan…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Engin Bey, kalkma ya!

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Özkoç, buyurun.

24.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Başkan, Türkiye Büyük Millet Meclisindeki, AKP dâhil olmak üzere bütün siyasi partilerde görev yapan kadın ve erkek milletvekillerimiz milletimize hizmet etmek için vardır. Hiçbir ayrım yok, hepimiz burada birlikte, kardeşçe milletimize hizmet edeceğiz. Birbirimizi eleştireceğiz, birbirimizle ilgili söyleyecek sözümüz varsa söyleyeceğiz ama kadın milletvekilimizle ilgili, namusla ilgili bir olayı olmadığı hâlde, sadece ona saldırmak için onu bu noktaya çekiyor olmak milletvekilimize zarar vermekten başka bir şey değildir. Bunu siyasi bir argüman olarak kullanmak, namusuna halel getirecek hiçbir şey olmadığı hâlde, olması da mümkün olmadığı hâlde, bunu siyasete alet etmek doğru değildir. Onun için, biz hem milletvekilimizin arkasında dururuz hem de yanlışın karşısında dururuz.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Beştaş, buyurun.

25.- Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Doğrusu, ben kadın milletvekilimiz hakkındaki haberi bulmaya çalışıyorum, buldum da.

Önce şuradan başlayayım: Sayın Turan bugün nedense başlangıçta böyle bir gerilim yaratmak istiyor galiba.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Yok, gayet keyifliydik, Engin Bey istedi.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Biz gayet rahatız, relaksız. Yani bizim yürüyüşümüze “sözde”…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Maskelerinizi niye çıkarıyorsunuz 3 Grup Başkan Vekili de? Bu corona virüsü Grup Başkan Vekillerine torpil yapmıyor, haberiniz olsun.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Hayır, mikrofona konuşurken çıkardık ya.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Ben sadece konuşurken açıyorum.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Hepsi aynı.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Bir iktidar partisinin Grup Başkan Vekilinin bizim demokrasi yürüyüşümüze “sözde” demesini kınıyorum, reddediyorum. Siz, demokrasi yürüyüşü yapamayalım diye dağı taşı, yolları, her tarafı tuttunuz, vekillere bile saldırttınız -tamam mı- engellemeye çalışıyorsunuz. Buna rağmen demokrasi yürüyüşü öyle güzel bir coşkuyla gidiyor ki… Dün Kadıköy’de on binler, Diyarbakır’da on binler bir araya geldi ve biz dağıttık onları pandemi sebebiyle; tahammül edemediğiniz budur.

Aynı sakızı çiğniyorsunuz, aynı cümleleri kuruyorsunuz, o yüzden doğrusu cevap vermeyeceğim ama “sözde demokrasi yürüyüşü” lafınızı geri almanızı önemle söylüyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Beştaş, buyurun.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Demokrasiyi bitirdiniz ama biz demokrasiyi tesis edeceğiz.

Kadın meselesine dair de lütfen bu eril siyaset, bu eril siyaset dili kadınlar üzerinden konuşmayı bıraksın bir kere, lütfen bırakın. Yani hangi partiden olursa olsun, kesinlikle parti ayrımı yapmıyorum. Sayın Başak Demirtaş olabilir, Sayın Bahar Ayvazoğlu olabilir, başka biri olabilir. Böyle, yok kadının eşi şu, yok namusumuz, yok iffetimiz… Biz kimsenin namusu falan değiliz ya, biz kendimizi koruruz. Erkekler bizi böyle sahiplenmesin. Gerçekten bunu reddediyoruz yani kadına yönelik en ufak bir tartışmada “namus” “şeref” “onur” kavramını reddediyoruz. Tıpkı Başak Demirtaş’a yapılan aşağılıkça sözler gibi, kime karşı yapılırsa yapılsın kınıyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, toparlayın.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Bunun karışındayız; biz HDP olarak, biz Halkların Demokratik Partisi olarak “ama”sız, “fakat”sız, kadına yönelik cinsiyetçiliği reddediyoruz, kadın ayrımcılığını reddediyoruz, kadınların “namus” olarak görülme anlayışını reddediyoruz ve kadınlar olarak bu ülkede bu erkek egemenliğini de bitireceğimize inanıyoruz.

Ama ne yazık ki iktidar gazeteciliği bitirdi, basın etik ilkeleri yok, basında herkes istediğine istediğini söylüyor, yargı işlemiyor. Öyle bir hâle getirdiniz ki bu da sizin eseriniz. Ama bu arada, kadın vekilimize yapılan hakaretin karşında, varsa -okuyamadım gerçekten, hakikaten okuyamadım, okuyacağım- karşısında duracağımıza da hiç kimsenin şüphesi olmasın. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Gündeme geçelim isterseniz.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Turan…

26.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, ülkede demokratik rejim içerisinde herkesin kendini ifade etme, yürüyüş yapma hakkının var olduğuna ve olması gerektiğine ilişkin açıklaması

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, bu ülkede, demokratik rejim içerisinde herkesin kendini ifade etme, yürüyüş yapma hakkı şüphesiz, tabii ki var, olmalı. Kaldı ki AK PARTİ ve onun camiası hep iktidar olmadı. Biz de yürüdük, toplantılar yaptık, muhalefet kültürüyle beraber yetiştik. Bunların olması lazım fakat şunu deme hakkımız var diye düşünüyorum Sayın Başkanım: Siz, şimdiye kadar ülkenin birçok meselesinde, temel sorunda aklınıza demokrasiyi getirmeden, yürüyüşü getirmeden bir siyaset ortaya koyacaksınız fakat Eren Bülbül’ün katilinin cenazesine katılan bir sözde vekilin mahkeme kararıyla vekilliği düştükten sonra aklınıza demokrasi yürüyüşü gelecek. Bizim buna “sözde” demekten daha doğal bir yaklaşımımız olabilir mi?

KEMAL PEKÖZ (Adana) – “Sözde”yle alakası yok, yok öyle bir şey.

ALİ KENANOĞLU (İstanbul) – Yürüyüş önceden belliydi zaten, önceden.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Ben bir daha söylüyorum: Sizin 11 aylık Bedirhan Karakaya bebeğin annesiyle beraber öldürülmesinde yürüyüş aklınıza gelmeyecek…

ALİ KENANOĞLU (İstanbul) – Para nerede, para?

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – …sizin 9 aylık Muhammed Omar’ın öldürülmesinde aklınıza demokrasi gelmeyecek…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, toparlayalım.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – …3 yaşındaki Ceylin Naz Aydın öldürüldüğünde aklınıza yürüyüş gelmeyecek, 16 yaşındaki Eren Bülbül öldürüldüğünde aklınıza gelmeyecek, 16 yaşındaki Yasin Börü katledildiğinde aklınıza gelmeyecek, 22 yaşındaki Aybüke Öğretmen şehit edildiğinde aklınıza gelmeyecek, 23 yaşındaki Necmettin Öğretmen öldürüldüğünde aklınıza yürüyüş gelmeyecek…

ALİ KENANOĞLU (İstanbul) – Hep yürüyoruz biz, hep.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – …ama -bir daha söylüyorum- Eren Bülbül’ün cenazesine katılmayan, katilinin cenazesine katılan o adamın yürüyüşüne “demokrasi” diyeceksiniz. Bu “sözde”dir ama ne zaman ki siz teröristlerin değil de şehitlerin cenazesine katılmaya başlarsınız, ne zaman ki bu ülkenin temel meselelerine size -Kandil’den gelen talimatla değil- oy veren insanların iradesinin, o millî iradenin beraber yansımasını sağlarsınız, o zaman yürüyüşünüze saygı gösteririz. Şehitlerle beraber aynı ruhu paylaşmadıkça, bu milletin bölünmesinde, terör örgütleriyle olan ilişkisinde mesafe koymadıkça biz sizin yürüyüşünüze “sözde” demeye devam edeceğiz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Beştaş, buyurun.

27.- Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ve devleti, iktidarı, Anayasal kurumları muhatap aldıklarına ilişkin açıklaması

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan, bugün bütün gün böyle devam edelim. Biz varız, hiçbir sıkıntı yok. Ben de demokrasi yürüyüşümüze “sözde” diyen Sayın Grup Başkan Vekiline “sözde Grup Başkan Vekili” diyebilirim herhâlde.

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Ya, seviyeyi bu kadar düşürmeyin ya! Bu ne seviyedir? Allah Allah!

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Yüz binlerce insanın, milyonlarca insanın yürüdüğü bir demokrasi yürüyüşüne böyle bir saygısızlığı kabul etmemiz mümkün değil, önce onu söyleyeyim.

Diğeri, Sayın Başkan, şunu söyleyeyim: İktidar partisi 90’lı yıllardaki binlerce faili meçhul cinayetin faillerini akladı kendi döneminde. Biz bu faili meçhul cinayetlerin isimlerini sayarsak buradan Hakkâri’ye kadar yol uzar. Ben 1988-1994 yılları arasında İnsan Hakları Derneği Diyarbakır Şubesi yöneticisiydim ve her gün en az 4 tane faili meçhul cinayet başvurusu aldım. Bu konuda isimleri yarıştırmayalım çünkü biz, bu ölen bütün isimlerin ölmemesi gerektiğini savunan ve bu ölümlerin karşısında olan bir siyaset yürütüyoruz. (HDP sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayın Sayın Beştaş.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Biz yaşamın yanındayız, siz ölümün yanındasınız.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Allah Allah! Tam tersi ya! Gerçekten, yine karıştırdın herhâlde.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Yeter, yeter! Şimdi, şöyle bir şey: Biz bu ülkede nefes almayan milyonlar adına yürüyoruz; işçiler adına da yürüyoruz, gençler adına da yürüyoruz, kadınlar adına da yürüyoruz ama sizin bugünkü konuşmanız, “Otoriter bir iktidarız biz. Biz tek adam rejimini tahkim ettik. Bizim istediklerimizi söyleyin.” diyorsunuz. Biz sizin istediklerinizi söylemiyoruz çünkü sizin gibi düşünmüyoruz. Sizin gibi düşünseydik şu anda sizin sıralarda otururduk.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Düşünmeyin zaten.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Biz muhalefet partisi olarak sizin politikalarınızın tam karşısında yer alıyoruz, tam karşısında ve siz zayıfladıkça, HDP’ye saldırıyorsunuz çünkü gerilimden besleniyorsunuz, çünkü gerilim olunca siz iktidarınızı tahkim ediyorsunuz. Aha, bugün sınır ötesine gitmenizin de anlamı bu. Oylarınız oynuyor, “Hadi bir sınır ötesi operasyon yapalım, belki halkı biraz daha tahkim ederiz.” Ayıptır ya!

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Yapmayın, ne olur yapmayın ya!

RECEP ÖZEL (Isparta) – Onun için oraya gitmiyoruz biz.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Azıcık askerlere saygınız olsun, yiğitlere saygınız olsun ya!

AYŞE KEŞİR (Düzce) – Türk Silahlı Kuvvetleri için bu söylediğiniz çok ayıp!

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Halk açlık sınırının altında yaşarken siz milyonlarca dolar güvenlik harcamalarına harcıyorsunuz.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Yiğitlik bu kadar ucuz mu ya? Askerimiz orada savaşıyor ya! Ayıp denen bir şey var!

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Bizim muhatabımız bir örgüt değil.

TUMA ÇELİK (Mardin) – Dinlemeye bile tahammül edemiyorsunuz.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Biz devleti, iktidarı, anayasal kurumları muhatap alıyoruz. Siz bize “Şunun yanındasınız, bunun yanındasınız.” derken, biz HTŞ’yi sizin gözünüzün önüne getiriyoruz. Yani içinden bir terör örgütü doğuran, zamanla sınırlayan, bu kadar şaşaalı bir geçmişi olan bir partinin bu özgüvenine hayran olmamak da mümkün değil gerçekten.

BAŞKAN – Peki, teşekkür ederiz Sayın Beştaş.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, bir dakika daha izin istiyorum.

BAŞKAN – İsterseniz gündeme geçelim Sayın Turan.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Yok, yok geçmeyelim.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, şahsıma “sözde Grup Başkan Vekili” diyerek sataştı, ona cevap vermek zorundayım.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Bilerek sataştım.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Aman ne komik!

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Çok komik, çok komik, çok komik Belma Hanım!

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Burası Meclis, burada çalışmak istiyoruz, burası Meclis.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Grup Başkan Vekiliniz izin vermiyor. Allah Allah!

BAŞKAN – Buyurun Sayın Turan.

Siz sataşmayın.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Yok, sataşacağım Başkanım.

BAŞKAN – Peki.

28.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, HDP’nin Grup Başkan Vekili -şaşkınlıkla izledim- “sözde Grup Başkan Vekili” diye bize ithamda bulundu.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Bu kadar gerçek bir şeyi reddediyorsunuz diye.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Öncelikle şunu söyleyeyim: Tüm dünyanın arasına terörle mesafe koymadığını bildiği bir partinin Grup Başkan Vekilinin bana “sözde” demesinden şeref duyarım Sayın Başkanım. (AK PARTİ ve MHP sıralarından alkışlar)

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Bravo!

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – İkincisi: “Sözde kimmiş, kim değilmiş” diye bir evrak göstermek isterim. HDP’nin Genel Başkanı “Müzakere için muhatap Öcalan’dır.” diyor. Siz kimsiniz o zaman?

HÜDA KAYA (İstanbul) – Allah Allah! Adaya kim gönderdi ya?

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Bir başka belge göstereyim size. “Asıl muhatap Öcalan’dır.” diyor. O zaman siz kimsiniz burada?

ALİ KENANOĞLU (İstanbul) – Siz bizimle mi müzakere yaptınız?

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Cemil Bayık diyor ki: “PKK olmasaydı HDP yüzde 5 bile oy alamazdı.” Kim sözde, kim değil, milletimizin takdirine bırakıyorum Sayın Başkanım. (AK PARTİ ve MHP sıralarından alkışlar)

Daha da cevap vermeyeceğim Başkanım.

HÜDA KAYA (İstanbul) – Korkuları belli, bütün korkuları HDP, başka bir şey yok.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan, ben…

BAŞKAN – Bana göre, Sayın Beştaş, aşağı yukarı… Ben buradan dinlerken…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Bitireceğim, bitireceğim.

BAŞKAN – Tabii, tabii… Hayır, ben söz vereceğim de… Ne söyleyeceğinizi tahmin ediyorum, o bakımdan.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Yok, yok, hiç tahmin edemezsiniz.

BAŞKAN – Buyurun, buyurun, peki.

29.- Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan, dediğim gibi, Sayın Turan bugün tartışmaya gelmiş, karar vermiş, biz de buradayız yani hani kaçmıyoruz tartışmadan, onu söyleyeyim.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Gidiyorum zaten.

ALİ KENANOĞLU (İstanbul) – Gitme Bülent Turan, gitme!

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Yalnız, 2013 ve 2015 yılları arasında Türkiye'nin doğusundan batısına, Akdeniz’inden Karadeniz’ine 82 milyon yurttaşın nefes aldığını hatırlatmak isterim. Çözüm süreci döneminde toplumun yüzde 70’i -anketler hâlâ arşivimde var- “Bu sorun çözülsün.” diye destek beyan ettiler.

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Niye bozdunuz o zaman, niye bozdunuz!

BAŞKAN – Oya Hanım, bir dakika…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Akil İnsanlar Heyeti, Türkiye'nin her tarafında on binlerce yurttaşla bir araya gelerek “Bu sorunu nasıl çözeriz?” diye sordular ve bu sorunun yanıtını aldılar. Biz bugün de o sözlerimizin arkasındayız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Evet, İmralı’da yapılan görüşmeler neticesinde muhatap kendileriydi ve biz bunu doğru bulduk yani yanlış falan da bulmuyoruz, öyle başka bir yöne de çekmesinler.

Sayın Erdoğan o dönemde her şeyi söyledi. “Ben zehir içeceğim.” dedi ve biz o noktadayız, o noktada.

OYA ERONAT (Diyarbakır) – İçtik biz, içtik!

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Baldıran zehri içmekten bugün imha politikasına gelinen noktada tutarsız olan biz değiliz, tutarsız olan onlardır.

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Hadi oradan!

BAŞKAN – Peki.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Gündeme geçelim Sayın Başkan.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Ama bu dili… Biz yine muhatap, Kürt sorununun çözümünde muhatap İmralı’dır diyoruz zaten; bunu reddetmiyoruz. Biz bunu tek başımıza çözemiyoruz.

BAŞKAN – Sayın Beştaş, teşekkür ederim.

Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

İYİ PARTİ Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

V.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- İYİ PARTİ Grubunun, Trabzon Milletvekili Hüseyin Örs ve 19 milletvekili tarafından, Trabzon ili Güney Çevre Yolu Projesi’nin mevcut durumunun incelenmesi amacıyla 6/2/2019 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan (10/943) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 18 Haziran 2020 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

18/6/2020

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 18/6/2020 Perşembe günü (bugün) toplanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                      Lütfü Türkkan

                                                                                           Kocaeli

                                                                                 Grup Başkan Vekili

Öneri:

Trabzon Milletvekili Hüseyin Örs ve 19 milletvekili tarafından Trabzon ili Güney Çevre Yolu Projesi’nin mevcut durumunun incelenmesi amacıyla 6/2/2019 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerin 18/6/2020 Perşembe günkü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere, öneri sahibi İYİ PARTİ Grubu adına Trabzon Milletvekili Sayın Hüseyin Örs.

Buyurun Sayın Örs. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA HÜSEYİN ÖRS (Trabzon) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; İYİ PARTİ grup önerisi üzerinde söz aldım. Hepinizi en derin saygılarımla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bizim bölgemizde özellikle transit taşımacılıkta bölge şehirleri güneyden geçişlerle biraz rahatladı. Bizim de Trabzon’da her seçim dönemi billboardları süsleyen, her seçim kampanyasındaki seçim beyannamelerinin en renkli fotoğrafını oluşturan, dillere destan bir projemiz var, bunun ismi de Güney Çevre Yolu Projesi. 2009 yılında Trabzon’da, AK PARTİ’nin, yerel seçimlerde “mega proje” olarak gösterdiği bir projeydi bu. Ondan sonra tekrarlanan her seçimde -2011, 2015, 2018, aralardaki mahallî seçimler, Anayasa oylamaları, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde- her zaman dile getirilen bir Güney Çevre Yolu Projemiz var ama maalesef, bu Güney Çevre Yolu Projemiz sadece billboardlarda, reklam ilanlarında ve seçim kampanyasının kitapçıklarında kaldı ve bununla ilgili de hiçbir şey yapılmadı.

Şimdi, bu Güney Çevre Yolu Projesi sadece bir ulaşım projesi değil; Güney Çevre Yolu Projesi, sıkışan, ekonomisi daralan Trabzon’a yeni bir Trabzon katma projesi, şehirleşme projesi, kentleşme projesi; modern, çağdaş, insanların daha rahat yaşayabileceği bir şehirleşme projesi. Eğer biz buna sadece ulaşım projesi olarak bakarsak yanılmış oluruz. Trabzon’u 1 milyonluk nüfusu taşıyabilecek bir merkez hâline getirme projesi bu proje. Bu proje önceki yıllarda, ta Anavatan Partisi döneminde dile getirilmişti. Daha sonrasında, 57’nci Hükûmet döneminde, o zamanki Bakanımız Sayın Koray Aydın Bey bu projenin proje ihalesini yaptırmıştı, hatta temsilî bir ödeneği de koydurmuştu ama ondan sonra gelen AK PARTİ döneminde her ne hikmetse bu proje unutuldu ve bu proje tozlu raflarda kaldı. Biz diyoruz ki her seçim dönemi söz verdiğiniz, her seçim dönemi vadettiğiniz bu projeyi hayata geçirelim. Kime söylüyoruz bunu? AK PARTİ’li arkadaşlarımıza söylüyoruz.

Şimdi, o kadar çok vaatte bulundular ki bu projeyle ilgili, mesela 7 Haziran 2015’te demişler ki: “Trabzon’da ikinci yarı başlıyor.” İlk yarısı 2011’di. Hemen baktığınızda, Güney Çevre Yolu Projesi vaatleri var ve onun üzerinde de Trabzon-Erzincan demiryolu vaatleri var. Yetmedi, 2015 dedik, hızımızı alamadık, yine geldik 24 Haziran seçimlerine. Orada da yine AK PARTİ’nin Trabzon’daki en büyük vaatlerinden bir tanesi güney çevre yolu. Şimdi biz de diyoruz ki… Bakıyoruz, bize Trabzon’da da çok söylüyorlar, buradaki milletvekili arkadaşlarım da diyor “Ya, Hüseyin Hoca, siz iyisiniz.” diye. E, biz iyiyiz. “Sizin Trabzonlu 4 Bakanınız var.” diyorlar. Evet, doğru, Kabinede bizim Trabzonlu 4 Bakanımız var. Şimdi, biz de 2009’dan beri her seçim dönemi tekrar tekrar önümüze getirdiğiniz bu Güney Çevre Yolu Projesi Trabzonlu 4 Bakanımız varken tamamlanmayacak da ne zaman tamamlanacak diye AK PARTİ’li arkadaşlarımıza soruyoruz. Gelin, Trabzon için elzem olan, olmazsa olmaz olan bu Güney Çevre Yolu Projesi’ni tozlu raflardan indirelim ve işlerliğe kavuşturalım.

Bizden önce Samsun Çevre Yolu bitti, Ordu Çevre Yolu bitti, Giresun’un ihalesi yapıldı, yapım aşamasına geldi, Rize devam ediyor, Gümüşhane bitti ama her ne hikmetse, Trabzonlu 4 Bakanın olduğu bir şehrin Güney Çevre Yolu Projesi hâlâ daha hayata geçirilemedi.

Sevgili arkadaşlar, çok kıymetli milletvekili arkadaşlarım; bunu sadece güney çevre yolu olarak söylemeyeyim, aynı zamanda Trabzon’un bir de bir demir yolu projesi var. Trabzon’un demir yoluna da ihtiyacı var. Eğer biz güney çevre yoluna bir an önce başlarsak onu da demir yoluyla beraber tamamlarsak, ilişkilendirirsek önümüzdeki dönemlerde Trabzon’a yeni bir Trabzon katılır diyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayın Sayın Örs.

Buyurun.

HÜSEYİN ÖRS (Devamla) – Benden sonra, yine bu konuyla ilgili, muhtemelen Trabzon vekili arkadaşlarım konuşacaklardır. Özellikle AK PARTİ Grubu adına konuşacak olan arkadaşımdan da bu Güney Çevre Yolu Projesi’yle ilgili… Muhalefetiz biz ama biz de ne düşüyorsa yapalım hep beraber bu güney çevre yolumuzu Trabzon’a kazandıralım diyorum.

Hepinizi en derin saygılarımla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Dilşat Canbaz Kaya.

Buyurun Sayın Kaya. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA DİLŞAT CANBAZ KAYA (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biraz önce milletvekili arkadaşımızın söylediği, ben İstanbul milletvekiliyim Trabzon değil ama bu öneri üzerine konuşmuş olacağız.

Doğaya karşı işlenen suçlar yaşamımızı her geçen gün daha olumsuz etkilemektedir. AKP iktidarı boyunca, ekolojik denge ve yarar gözetmeksizin kâr kaygısıyla doğaya karşı büyük suçlar işlenmiştir. Tüm insanlığın ortak değerleri olan doğal, tarihî ve kültürel birçok bölge, yarısı oranında kapasiteyle dahi çalışmayan HES’lere kurban edilmiş durumdadır.

İnsanlığın ortak mirası on iki bin yıllık Hasankeyf, bu HES talanının en son can alıcı kurbanı olmuştur. Kaz Dağları’nda on binlerce ağaç, içindeki hayvan yaşamıyla birlikte altın uğruna yok edilmiştir. Bugün, Munzur Vadisi Millî Parkı ve Dağları altın madenciliğinin hedefinde, nehirleri HES tehdidi altındadır. Mega projeler uğruna Marmara’nın Kuzey Ormanları yok edilmektedir. Doğaya rağmen sınırsız bir gelişim, sürdürülebilir değildir. Artık, her ne yapılacaksa doğa yok sayılarak yapılamaz, ekoloji düşünülmeden hiçbir proje hayata geçirilemez.

Planlandığı günden beri büyük tartışmalara neden olan Karadeniz Sahil Yolu’nda, özellikle Doğu Karadeniz kıyısına yönelik birçok ekolojik suç işlenmektedir. Doğu Karadeniz Bölgesi, genelde her türlü arazi çalışması ve özelde de kara yolu yapımı bakımından oldukça zor bir bölgedir. Kıyı şeridinin önü deniz, arkası ise kıyıdan başlayarak yükselen sahile paralel dağlarla kuşatılmıştır. Bu dağların denize bakan yamaçlarında yağış yüksekliği fazladır ve bu yamaçlar sık aralıklarla kıyıya dik derelerle derin vadiler şeklinde yarılmıştır; vadi ve tepelerden oluşan çok düzensiz bir yüzey şekli oluşmuştur. Bu gerçekten hareketle, mevcut kara yolunun güzergâhı belirlenirken yolun tamamının kıyıdan geçmesi planlanmış, daha kötüsü, bölünmüş yol olarak yapılmakta olan Doğu Karadeniz Sahil Yolu’nun tamamen deniz doldurularak inşa edilmesi yoluna gidilmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Karadeniz Sahil Yolu gibi deniz doldurularak yapılan yollarda hem halkın kıyılardan yararlanması büyük oranda engellenmekte hem de sürekli taşkınlar, heyelanlarla çoğu zaman tahribatlara uğramaktadır. Bölge ulaşımının iyileştirilmesi bir gerekliliktir ancak bunu yaparken alanda çalışan bilim insanlarının, demokratik kitle örgütlerinin, çevre örgütlerinin ve bölge insanının görüş, uyarı ve beklentileri dikkate alınmalı ve her şeyden önce doğa merkezli bir planlama yapılmalıdır diyorum.

Teşekkür ederim. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Trabzon Milletvekili Sayın Ahmet Kaya.

Buyurun Sayın Kaya. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA AHMET KAYA (Trabzon) – Genel Kurulumuzu saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, Trabzon’umuzun çok önemli ve öncelikli ihtiyaçlarından bir tanesi güney çevre yoludur. İYİ PARTİ’nin bu konuda verdiği önerge üzerine grubumuz adına söz almış bulunuyorum.

Gerçekten, bugün, Trabzon’da kime sorsanız “Trabzon’un en önemli öncelikleri, sıkıntıları nedir” diye, size “İşsizlik, yoksulluk, geçim derdi ve trafik.” derler. Trabzon için trafik sıkıntısı büyük bir sıkıntı ve bu sıkıntının çözümüne yönelik kentte yapılan bütün toplantılarda, bu konunun uzmanlarıyla yapılan bütün görüşmelerde ortaya şöyle bir sonuç çıktı: Trabzon ve Karadeniz Bölgesi’nin trafik sıkıntısını çözebilecek temel proje güney çevre yolları projeleridir.

Bakın, Samsun bu sıkıntıyı çözdü, Samsun ilimizde Güney Çevre Yolu yapıldı ve Samsun kent içi geçişi kısmen rahatladı. Ordu’da yapılıyor, 2 etap hâlinde yapılıyor, 1’inci etap tamamlanmak üzere. Giresun Güney Çevre Yolu projelendirildi, Rize’ninki bitmek üzere ama Trabzon güney çevre yolu sadece konuşuluyor. Ne zamandan beri konuşuluyor? Bizim geçmişte, Anavatan Partisi döneminde Trabzon milletvekilimiz vardı, Ali Kemal ağabey, tanırsınız, buradan kendisine selam yolluyorum. Ali Kemal ağabey bu projeyi gündeme getirmişti, o günden bugüne aradan yirmi üç yıl geçti, 1997’den beri konuşuluyor ama bir adım yol atılmadı, bir adım yol alınmadı. Özellikle, on sekiz yıllık AKP iktidarı döneminde, güney çevre yolu -az önce Hüseyin Hocamın da ifade ettiği gibi- her seçime malzeme yapıldı, her seçimde “Güney çevre yolunu yapacağız, güney çevre yolunu yapacağız, güney çevre yolunu yapacağız.” Maalesef, bu sadece sözde kaldı, proje tozlu raflarda duruyor. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Akyazı’daki tünel…

KAMİL OKYAY SINDIR (İzmir) – Bağırmayalım!

AHMET KAYA (Devamla) - Arkadaşlar, sevgili AK PARTİ Trabzon milletvekili arkadaşlarım, buradan size samimi bir çağrı yapıyorum, elimi uzatıyorum, Hüseyin Hocam da aynı samimiyette. Bakın, Trabzon’un bugün 4 bakanı var, 6 milletvekili var. Gelin, bu dönemde bu 4 bakan varken, bu kadar kudretiniz varken Trabzon’un bu sıkıntısını hep birlikte çözelim. Trabzon bunu bekliyor, Karadeniz bunu bekliyor. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar) Sizlere samimi bir çağrı yapıyorum buradan. Konuşmaktan öte geçmiyorsunuz, artık iş yapın, iş yapın, yetti!

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Olur mu ya! 2 tane tünel yapıldı.

AHMET KAYA (Devamla) - Bu sözlere artık karnımız tok. Güney çevre yolunu yapın, bizler de sizlere teşekkür edelim arkadaşlar.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Hep bakanın olduğu yere mi iş yapılıyor?

AHMET KAYA (Devamla) – Bakın, bir yol yapıldı, Karadeniz Sahil Yolu yapıldı, teşekkür ediyoruz. Ben, yapı olarak hiçbir zaman hizmeti eleştirmiş bir insan değilim. Teşekkür ediyorum ancak arkadaşlar, şu boyutunu da konuşmadan geçemeyeceğim. Bakın, bir Karadeniz Sahil Yolu yaptınız, güzelim Karadeniz sahillerini, güzelim Karadeniz kıyılarını yok ettiniz, mahvettiniz. Bugün, o projenin altına imza atan insanlar bile hata yaptıklarını söylüyorlar. Karadeniz geçmişte bolluk, bereket fışkıran bir denizdi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayın Ahmet Bey.

Buyurun.

FUAT KÖKTAŞ (Samsun) – Ahmet, imza attılar da gittiler…

AHMET KAYA (Devamla) – Her çeşit balık çıkıyordu, bugün Karadeniz’den balık çıkmaz oldu. Karadeniz kıyılarını dolguyla yok ettiniz. Oysa çözüm güney çevre yoluydu arkadaşlar. Bakın, Trabzon kenti bugün doğu-batı aksına sıkıştı kaldı, kenti güneye doğru büyütmemiz lazım, bunun yolu da güney çevre yoludur. Güney çevre yolu Trabzon için olmazsa olmazdır, güney çevre yolu Trabzon’un vizyon projesidir. Ben, hep birlikte bu projeye sahip çıkalım diyorum. Bu dönem güney çevre yolunu Trabzon’a kazandırılalım diyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.(CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, hatip konuşurken laf atılmamasını rica ediyorum. Bundan sonra laf atana buradan söz vereceğim; gelsin buradan konuşsun.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Eski Sayın Bakanı davet edelim.

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Trabzon Milletvekili Adnan Günnar.

Buyurun, Sayın Günnar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - Sayın Başkan, her laf atanı çıkarırsanız herkes birden laf atar.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Sayın Başkanım, laf atmak bir gelenektir.

AK PARTİ GRUBU ADINA ADNAN GÜNNAR (Trabzon) – Saygıdeğer milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

(Uğultular)

BAŞKAN – Sayın Milletvekili, bir dakika…

Arkadaşlar, hatip konuşamıyor.

Buyurun.

ADNAN GÜNNAR (Devamla) – Trabzon güney çevre yolu, 30 kilometre uzunluğunda projelendirilmiş olup 2008 yılında projesi onaylanmıştır; elbette, Anavatan Partisi döneminde ve sonraki dönemlerde de gene gündeme gelmiştir. Fakat Trabzon, coğrafyası itibarıyla, diğer Karadeniz illeri gibi sahile yakın yerleşim alanlarıyla birlikte, yoğun kentleşmeyle yol meselesiyle ilgili sürekli ihtiyacı olan bölgelerimizden bir tanesidir. Bununla ilgili olarak da AK PARTİ Hükûmeti, Karadeniz Sahil Yolu’nun önemli bir kısmını Hükûmete geldikten sonra hızlı bir şekilde tamamlamaktan başka, Trabzon, Rize, Giresun, Ordu ve Samsun illerinin de trafik sıkıntılarını çözebilmek adına hem Sahil Yolu’yla hem şehir içi yollarıyla hem de güneyden geçen büyük yollarla hizmetlerine devam etmektedir. Gerekçede ifade edildiği gibi, Samsun’un Güney Çevre Yolu, Ordu’da yapılmış olan güney çevre yolları, Giresun’da planlananlar ve Rize’de bitmekte olan, güneyden geçen yollarla ilgili, hakikaten, Ulaştırma Bakanlığı büyük hizmetlere imza atmaktadır.

Aynısını da biz şimdi, 28 kilometre uzunluğunda olan, İstanbul’daki Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nün beşte 2 maliyetine mal olan Kanuni Bulvarı’yla gerçekleştiriyoruz. Ki Kanuni Bulvarı’nı gerçekleştirirken herkesin “Siz bu yolu yapamazsınız.” demesine rağmen, çok pahalı kamulaştırma bedelleri olmasına rağmen Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan bu yola imzayı atmış, kararlı bir şekilde “Bu yolu yapın.” demiştir ve yapılmaktadır. Şimdi İYİ PARTİ’den Hüseyin Bey, Cumhuriyet Halk Partisinden Ahmet Bey de bu yoldan geçerken “Allah için çok güzel oldu.” deyip takdirle karşılamaktadırlar. Güney çevre yoluyla ilgili beklentilerini ben de takdirle karşılamakta ve buradan ifade etmekteyim ki: Evet, Kanuni Bulvarı bittikten sonra güney çevre yolunun hemen hızlı bir şekilde projesinin aktif hâle getirilmesi için uğraşıyoruz, aynı kanaatteyiz ve Ulaştırma Bakanlarımızla hem Cahit Bey’le hem Cahit Bey’den önceki Bakanımızla ama özellikle, Cahit Bey zamanında ve şimdi Adil Bey zamanında konuyu biz harmanladık, yoğurduk. Şimdi, ilk işimiz, buradan müjdeyi veriyorum: Ulaştırma Bakanlığımızla Kanuni Bulvarı’nı bitirdikten sonra güney çevre yoluna başlıyoruz. Kanuni Bulvarı bitiyor mu Hüseyin Bey? Bitiyor. Evet Ahmet Bey, bitiyor.

Allah’a şükürler olsun, sadece bu değil, Trabzon’la ilgili, sahil yerleşiminden kaynaklanan problemi halledebilmek adına Pazarkapı’dan Çömlekçi’ye bir tünel açıyoruz; yine, Değirmendere’de Maçka yolu üzerinde çok ciddi, mükemmel bir projeyle beraber Değirmendere Kavşağı’nı başlatıyoruz. Bütün bunlar başladı aslında, bunu hemen Imperial Hastanesinin yanındaki çalışmalardan göreceksiniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ADNAN GÜNNAR (Devamla) – Sayın Başkanım, bitirmek için bir dakika müsaade…

BAŞKAN – Buyurun, toparlayın.

ADNAN GÜNNAR (Devamla) - Yine, yetmedi; Erzurum yolu üzerinde dünyanın en büyük 2’nci tünelinden bahsetmiyorum, Zigana Tüneli’nden, ondan bahsetmiyorum.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Bahset, bahset ya!

ADNAN GÜNNAR (Devamla) – Maçka’da yapılmış olan tünellerle birlikte Trabzon dudak ısırtırcasına önemli hizmetlere kavuşuyor.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Akyazı’daki tüneli de söyle.

ADNAN GÜNNAR (Devamla) – Sadece Trabzon’daki tüneller, yollar, yatırımlar, sağlık yatırımları, ulaştırma yatırımları ve diğer ekonomik yatırımlar değil, bütün Türkiye dünyanın göz bebeği olmuş durumda.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Beşirli’deki tüneli de söyle.

ADNAN GÜNNAR (Devamla) – İstanbul’da boğazın altına 1 değil 2 tünel açan AK PARTİ iktidarı, Trabzon’da da inşallah, güney çevre yolunu 28 kilometrelik Kanuni Bulvarı’nın çok yakında bitirilmesiyle birlikte başlatacaktır. Biz de güney çevre yolunun bir an önce açılması için uğraş verirken sizin de bizi motive etmenizden dolayı sizlere teşekkür ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN – Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Halkların Demokratik Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19'uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım, oylarınıza sunacağım.

Okutuyorum:

2.- HDP Grubunun, Grup Başkan Vekilleri Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş ve İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç tarafından, kapatılan Twitter hesaplarının iktidarla olan ilişkisinin araştırılması amacıyla 18/6/2020 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 18 Haziran 2020 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

18/6/2020

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 18/6/2020 Perşembe günü (bugün) toplanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                 Meral Danış Beştaş

                                                                                             Siirt

                                                                                 Grup Başkan Vekili

Öneri:

18 Haziran 2020 tarihinde Siirt Milletvekili Grup Başkan Vekili Meral Danış Beştaş ve İstanbul Milletvekili Grup Başkan Vekili Hakkı Saruhan Oluç tarafından -7822 grup numaralı- kapatılan Twitter hesaplarının iktidarla olan ilişkisinin araştırılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 18/6/2020 Perşembe günkü birleşimde yapılması önerilmiştir.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Osman Aşkın Bak, sen gitme; laf atacak adam lazım!

BAŞKAN – Önergenin gerekçesini açıklamak üzere, öneri sahibi Halkların Demokratik Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Oya Ersoy.

Buyurun Sayın Ersoy. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA OYA ERSOY (İstanbul) – Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Biliyorsunuz, geçtiğimiz hafta, Türkiye’de son derece etkin bir şekilde kullanılan dünyanın büyük sosyal medya platformlarından Twitter bir açıklama yaptı ve dedi ki: “Türkiye’deki kullanıcıları hedef alan, koordineli bir şekilde sahte faaliyetlerde bulunan kullanıcıların oluşturduğu bir ağ tespit edilmiştir.” ve bunun üzerine 7.340 hesabı kapattığını duyurdu. Gerekçe olarak da manipülasyonu engelleme politikalarının ihlalini gösterdi. Hesaplardan yapılan paylaşımlarda AKP yanlısı siyasi söylemlerin yapıldığını, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a çok güçlü destek verildiğini belirtti.

Şimdi, Twitter’ın birlikte çalıştığı Stanford İnternet Gözlemevinin raporuna göre bu hesaplardan, bu ağdan 37 milyon paylaşım yapılmış. Bu Stanford araştırmacıları “ak troller” adlı bu grubun sıklıkla gazetecileri, politikacıları ve muhalifleri hedef aldığını; sadece hedef almakla kalmadığını, aynı zamanda bazılarının hesaplarını çaldığını; bununla da kalmadığını, bu trol ağının aynı zamanda kripto para birimiyle ilişkili ticari etkinlikler için de kullanıldığını açıkladı. Şimdi, Twitter’ın ilgili hesapları ifşa etmiş olması durumu iddia olmaktan çıkarmakta ve söz konusu organizasyonun varlığı somut verilerle açıklanıyor.

Global sosyal medya ajanslarının yayınladığı 2020 Türkiye İnternet Kullanımı Raporu’na göre Türkiye nüfusunun yüzde 74’ü internet kullanıyor ve yine yüzde 64’üne tekabül eden 54 milyon kişi de sosyal medya kullanıcısı. Şimdi, internet ve sosyal medyanın bu kadar yaygın kullanıldığı, yoğun kullanıldığı bir ülkede, sosyal medya aracılığıyla siyasi manipülasyon yapılması demokrasi açısından ciddi bir olaydır, sosyal medyanın kullanılması veya manipüle edilmesi ifade özgürlüğünün de çok açık bir şekilde ihlalidir. Bu ifşa edilen ve kapatılan hesaplar muhalif olan çok sayıda internet kullanıcısını, siyasi partiyi, meslek odasını, gazetecileri ve siyasetçileri hedef gösterdi ve tehdit etti, nefret söyleminde bulundu ve bunlar üzerine, özellikle seçim dönemlerinde ciddi seçmen eylemlerinin yönlendirildiği ve manipüle edildiği açıklandı ve bu hesaplar üzerine polis harekete geçti, adliye harekete geçti ve birçok insan hakkında soruşturma yapıldı, gözaltılar yaşandı.

Yine aynı araştırmada, AKP’nin özellikle 2013 yılında, Gezi eylemleri sırasında, sosyal medya üzerinden kamuoyu düşüncesini şekillendirmek ve muhaliflere karşı çıkmak için 6 bin kişiyi işe aldığı açıklandı. Yani siz bu ülkenin kamu kaynaklarını, halkın parasını sosyal medyada insanlara hakaret etmeleri ve tehdit etmeleri için bu trollere mi harcadınız? “Twitter”ın somut verilere dayandırarak yaptığı açıklaması göstermektedir ki Türkiye’de sosyal medya aracılığıyla siyasi manipülasyon yapılmaktadır.

Şimdi, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun bu açıklamalar üzerine bir açıklama yaptı ve dedi ki: “Bu uygulamalar bir siyasi hareketi hedef almaktadır.” Fahrettin Altun “Twitter”ın kapattığı hesapların AKP’nin gençlik faaliyetiyle bağlantılı olduğunu söyledi. Şimdi, “Bir siyasi hareketi hedef alıyor.” açıklamasını Fahrettin Altun’un yapması ayrı bir tartışma konusu ama bu bir itiraftır ve biz demiyoruz, kendisi diyor, bizzat gençlik faaliyetini trol olarak nitelendiriyor Altun’un bu açıklaması.

Troller, âdeta AKP’nin sosyal medyadaki istihbarat gücü olarak çalıştırıldı ve AKP döneminde, biliyorsunuz, basın artık özgür değil, tamamen talimatlı medya, HDP’lilerin olmadığı programda HDP’liler tartışılıyor, kadınların olmadığı programlarda kadınlar tartışılıyor ve artık, hiç kimse televizyonu doğru düzgün seyretmiyor, halkın çoğunluğu sosyal medyadan doğru bilgi alma ve haber alma hakkını kullanıyor ve bunun üzerine, anlaşılan o ki sosyal medya ele geçirilmeye çalışılıyor ama bu sosyal medya bildiğiniz gibi değil, öyle talimatlı, ele geçirilecek bir mecra değil. Tabii, bu sırada AKP sosyal medya hesaplarında “Etik kurallara uyuyorum.” diyerek yeşil top uygulaması başlattı, biliyorsunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

OYA ERSOY (Devamla) – Ve dün, Mahir Ünal yeşil top uygulamasının başarıya ulaştığını ve artık bitirileceğini açıkladı. Şimdi, sosyal medyadan özellikle Sayın Başak Demirtaş ve Canan Kaftancıoğlu’na hakaret edip kadın düşmanı ve cinsiyetçi saldırıda bulunanlara “Bunlarla ilgili suç, kişiseldir.” diyenlerin, bu yeşil toplu paylaşılan hesaplarla ilgili, herhâlde, suçun kişiselleştirilmeyeceğine dair bir açıklama yapması gerekiyor ve “Kişiseldir.” diyerek sorumluluktan kaçamayacağını da bilmesi gerekiyor. O nedenle, bu hesapların yaptığı tüm manipülasyonların araştırılması, iktidarla ilişkisinin tespit edilmesi, bunlara kamu kaynaklarından para verilip verilmediğinin açıklanması, ayrıntılı olarak araştırılması gerekmektedir ve bu da halk adına Meclisin sorumluluğudur.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – İYİ PARTİ Grubu adına Ankara Milletvekili Ayhan Altıntaş…

Buyurun Sayın Altıntaş. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA AYHAN ALTINTAŞ (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; HDP’nin grup önerisi üzerine söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, Yüce Allah’tan ordumuzu muzaffer kılmasını niyaz ederim. Allah, ayaklarına taş değdirmesin.

BAŞKAN – Amin.

AYHAN ALTINTAŞ (Devamla) – Dışişleri Komisyonu Başkanımız, Büyükelçi Volkan Bozkır’ı Birleşmiş Milletler Genel Kurulu Başkanlığına seçilmesinden dolayı tebrik ederiz. Uluslararası başarılar partilerüstüdür, ülke olarak gururumuzdur.

Öneride bahsedildiği gibi Twitter’ın kapattığı bu 7.340 hesap, trol hesap olarak da bilinen, manipülasyon yaptığı iddia edilen hesaplardı. Twitter’ın açıklamasında, bu hesapların Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Erdoğan’la iltisaklı olduğu da belirtildi. Gezi olaylarına kadar sosyal medyayı es geçen iktidarın, bu tarihten sonra, Sayın Bülent Arınç’ın tabiriyle “trol ve troliçe ordusu” kurduğu söylendi. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Sayın Fahrettin Altun bu durumu reddetti. İktidar lehine övme, muhalifleri karalama ve iftira kampanyaları açan bu hesapların gerçek niteliğini ortaya çıkarmak amacıyla verilen bu öneriyi destekliyoruz.

Sosyal medyaya bakıldığında, bu trollerin birinci görevleri Sayın Cumhurbaşkanını övmek, ikinci görevleri de muhaliflere sövmek. Sövmek diyorum çünkü baktığınız zaman, bu kişilerin pek çoğu iki kelimeyi yan yana getirip mantıklı cümle kurabilecek kadar yetenekli değiller, o açıklarını söverek kapatıyorlar.

Değerli milletvekilleri, dün Genel Başkanımızın grup toplantısındaki konuşmasına, TRT maalesef yer vermedi; basında, medyada kurduğunuz baskıdan dolayı da konuşmalarına yeterince yer verilmiyor. Bu vesileyle Genel Başkanımız Meral Akşener’in dünkü konuşmalarından konumuzla ilgili bazı cümleleri okumak istiyorum, bu sayede TRT de mecburen yayınlayacaktır.

Dün, grup toplantımızda Genel Başkanımız ne demişti: “İktidardakilerin yönetim anlayışına bakın, güzelim memleketi düşürdükleri duruma bakın. Türkiye, parayla sanal şakşakçı tutacak bir liderliği hak etmiyor. Türkiye, demokrasi fukarası Rusya ve Çin’le birlikte anılmayı hak etmiyor. Türkiye, bir kabile devleti muamelesi görmeyi hak etmiyor. Sen gitmişsin, parayı bastırıp insan istihdam edip sahte isimlerle sahte hesaplar açtırmışsın. Troller sanal ama 3600 ek gösterge bekleyenler, EYT’liler gerçek. Açtığınız ekonomi paketleri sanal ama mutfaktaki yangın gerçek. TÜİK’in rakamları sanal ama atanamayan öğretmenler gerçek. Uçan Türkiye sanal ama işsiz milyonlarca gencimiz, geçinemeyen vatandaşımız gerçek.

Aziz milletim ‘Biz iş bulamıyorken siz bu ahlaksız trollere ne hakla para yedirirsiniz?’ diye hesap sorun. Telefon açın, e-posta yazın ‘Siz benim aklımla, ferasetimle alay mı ediyorsunuz?’ diye sorun.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, toparlayın.

AYHAN ALTINTAŞ (Devamla) – Tamamlıyorum.

“Sorun ki belki utanır, temiz siyasete mecbur kalırlar. Sorun ki belki utanır, siyasetin millet için yapıldığını hatırlarlar.” Dün Genel Başkanımız bunları ve daha çok fazlasını söylemişti ama vaktim bu kadar.

Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sera Kadıgil.

Buyurun Sayın Kadıgil. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın üyeler; Genel Kurulumuzu saygıyla selamlıyorum.

Söz almışken ben de dün Şırnak’taki terör saldırısında yitirdiğimiz 4 emekçi kardeşimizi ve üç yıl önce bugünlerde hayatını kaybeden hemşehrim Necmettin Öğretmenimi saygıyla anarak sözlerime başlamak istiyorum.

Şimdi, “Gerektiğinde yalan söylemekten kaçınmayın. Halka anlattıklarınızın gerçek olması şart değil, önemli olan kitleleri inandıracak ve uykuya geçirecek yalanlar söyleyebilmektir. Halkı her zaman ateşleyin, soğumasına, düşünmesine asla izin vermeyin. Gerekirse sadece tek bir rakibinize odaklanın ve kötü giden her şeyi onun üzerine yıkın. Hâkimlere, savcılara dikkat edin, olumsuz kararlar alanlar hakkında derhâl işlem yapın. Gazeteciler önemlidir, onları ve patronlarını satın almak, devşirmek ve çıkarlarımız doğrultusunda kullanmak için her şey yapılmalıdır.” Bunlar iktidar partisinin sözleri değil bundan seksen yıl önce sarf edilmiş, Goebbels tarafından ortaya konulmuş ilkeler ama eminim, gittiği cehennemde gururla, yukarıdan bir yerlerden sizi izliyor çünkü inanın, o dönemde bile bu kadar bu ilkelere sıkı sıkıya bağlı kalınmamıştır.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Bunlar CHP’yi tarif ediyor.

SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (Devamla) – Gerçeğin peşindeki gazetecileri hapislerde çürütüyorsunuz şu anda. Bunu yaparken kimsenin almadığı, okumadığı yüzlerce gazete, kimsenin bakmadığı televizyon oluşturdunuz. Baktınız olmadı, bu sefer insanların okuduğu, insanların izlediği yerleri ele geçirip bunlar vasıtasıyla bu yalanları yaymaya çalıştınız. Ya, baktınız yine olmadı, herkes sosyal medyaya kaçtı. Bu sefer ne yaptınız? Sosyal medyada maaşları nereden ödendiği hâlâ belirsiz bir grup trol ordusu kurdunuz ve bununla önünüze gelen herkese iftira attırmayı, hakaret ettirmeyi âdeta marifet sandınız ve devam ediyorsunuz.

AHMET ÖZDEMİR (Kahramanmaraş) – Şu anda senin yaptığın gibi değil mi?

SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (Devamla) – Şimdi, kim bu troller? Bu troller kim? Bu trollerin kim olduğunu bir anlatayım ben size. 3 grup trol var biliyor musunuz? Birincisi; HDP’nin grup önerisi verdiği konu, maaşlı trolleriniz, ordularınız, maaşlarını ödüyorsunuz bunların. İkinci grup kim? Kendisini gazeteci sanan ama ilk grupla aynı yerden mamalanan -havuz medyası diyorlar burada, ben sevmiyorum- “lağım medyasının fareleri” ikinci grup. Üçüncü grup var; yaptığı rezillikler yüzünden sizin bile dayanamayıp görevden aldığınız, tek ekmeği orada internette ona buna sarmak olan siyasi mevtalar. 3 grup trolden bahsediyoruz.

Peki, bir tek bunlarla mı uğraşıyoruz arkadaşlar? Yok, bir tek bunlarla uğraşmıyoruz. Acıklı bir şey göstereceğim: Yeşil beneklilerden sorumlu devlet bakanı Sayın Mahir Ünal yani bakın, burada, aşağıdan -kendi de trollenmiş galiba- yapma bir şeyi almış, bir CHP üyesi olan Mücahit Avcı’yı resmen hedef gösteriyor. Ya, bu arkadaşımızın almadığı hakaret, almadığı tehdit kalmadı ve İsmail Emre Telci -avukatı sağ olsun- gitti, şimdi bir başvuru yaptı Mahir Ünal hakkında, iftira ve hakaretten şikâyetçi oldu. Ben gerçekten ne bir milletvekiline ne bu mevkilerdeki bir arkadaşımıza bu şekilde bir yalan belgeyi internete koymayı yakıştıramıyorum ve hâlâ, girdiğimde baktım… Dedim herhâlde hatasını anlamıştır ve kaldırmıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, toparlayın Sayın Sütlü.

SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (Devamla) – Teşekkür ediyorum.

Ne yazık ki üzülerek söyleyeceğim, bu “tweet” hâlâ yerinde duruyor.

Bir tek biz mi nasibimizi alıyoruz? Bir tek biz nasibimizi almıyoruz ama en çok biz nasibimizi alıyoruz. Biz derken kim bu? Biz, kadınlar. En çok yine kadınlar nasibini alıyor. Az önce Sayın Ersoy’un da belirttiği gibi, en çok Sera Kadıgil alıyor, en çok Nurhayat Altaca Kayışoğlu alıyor, Canan Kaftancıoğlu alıyor, Başak Demirtaş alıyor, Nevşin Mengü alıyor, Berna Laçin alıyor. Neden alıyorlar peki? Neden bu kadınlar sizi bu kadar delirtiyor? Çünkü çok sevdiğim bir laf var benim, İtalyan bir yazarın: “Hiçbir gerici hareket kadınların desteği olmadan iktidarını sürdüremiyor ama aksine, hiçbir diktatörlük de kadın mücadelesi olmadan devrilmiyor.” İstiyorsunuz ki evde oturalım ve sadece çocuk bakalım. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar) İstiyorsunuz ki memlekete dair hiçbir derdimiz olmasın. O yüzden, özellikle kadınları hedefe oturtuyor sizin bu maaşlı askerleriniz. Bir kez daha buradan yazıklar olsun diyorum ve bunların maaşlarını kim ödüyor? Bunun araştırılması için de bu önergeye destek verdiğimizi Genel Kurulun bilgisine sunuyorum.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan. (CHP sıralarından alkışlar)

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Turan.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, az sonra konuşmacımız zaten tüm cevabı verecek ancak afaki konuşmalarla tüm AK PARTİ’yi itham eden, ilzam eden bir tarzı reddediyoruz. AK PARTİ hiçbir trole para vermemiştir; hiçbir trolle benzer, iddia edilen bir iş yapmamıştır. (CHP ve HDP sıralarından gürültüler)

OYA ERSOY (İstanbul) – Araştırılsın diyoruz.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Araştıralım.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Kaldı ki mahkeme konusunda ifade etmiş olduğu mesele yargının konusudur. Mahir Bey’in ortaya koyduğu belge mi doğru, Sera Hanım mı? Yalan doğru bunu yargı ortaya koyacaktır. Biz halktan, adaletten gayri hiçbir şeyin doğru olmadığını düşünüyoruz.

SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (İstanbul) - Kendi söylediğine kendin inanıyor musun? Maaşlı trolleriniz hepimizin peşinde.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Beştaş, buyurun.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Bir sus, bir sus, bir dinle… Car car car… Bir dur ya! (CHP ve HDP sıralarından gürültüler)

OYA ERSOY (İstanbul) – Ne demek o “car car”, ne demek o? “Car car” ne demek? “Car car” ne demek?

SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (İstanbul) – Öyle diyemezsiniz Sayın Turan!

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Şu demek: Bir adam konuşurken bağırana “car car” denir.

OYA ERSOY (İstanbul) – Öyle diyemezsiniz, özür dile! Kadın olduğu için diyorsun.

SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (İstanbul) – Bir kadın milletvekiline “car car” diyemezsin!

RECEP ÖZEL (Isparta) – Kadın da erkek de yapabilir, erkeğin “car car”ı yok mu? Kadının da var, erkeğin de var.

OYA ERSOY (İstanbul) – Kadın olduğu için diyorsun.

BAŞKAN – Evet, sayın milletvekilleri bu bağırmaların bir yararı yok. Grup Başkan Vekilleri söz istiyor.

Sayın Beştaş, söz talebiniz var, buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

30.- Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın yerinden sarf ettiği bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan, “car car” lafını -takdir edersiniz ki Meclisin dili değil- kabul edemeyiz. Yani bizim partiye mensup bir arkadaşımız olması gerekmiyor. Dün bizim bir arkadaşımıza “sokak ağzı” demişti hem de bir akademisyene, bir profesöre, Amerika’da eğitim görmüş bir arkadaşımıza. Ama bu bir sokak dili ve bir kadına yapılması kesinlikle kesinlikle tasvip edilecek bir mesele değil; bence, geri almalı bunu öneriyorum.

BAŞKAN – Peki.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Yok, bir şey daha söyleyeceğim.

Sayın Turan çok önemli bir şey söyledi, dedi ki: “AK PARTİ hiçbir trole maaş vermiyor.” Tamam, vermiyorsa lütfen bu önergeye olumlu oy versinler. Çünkü biz, 7.500’e yakın bu trol ordusunun içinde ağırlıklı zaten “yeşil küre” dedikleri bu insanların hayatları nasıl tehdit ettiğini, nasıl cinsiyetçi küfürler ettiklerini, nasıl aşağılamalar yaptıklarını kendi “tweet”lerimizden biliyoruz ve Twitter bile dayanamadı, Twitter Genel Merkezi bile dayanamadı…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Merkezî düzeyde -tam sayıyı bilmiyorum- 7.500 -diyeyim- hesabı, milyonlarca atılan “tweet”i yasakladı, Twitter’dan çıkardı. Mahir Ünal sahiplendi, iktidar sahiplendi, Cumhurbaşkanlığı bu hesapları sahiplendi. Biz de diyoruz ki gelin, burada araştıralım. Trollerle ilgiliniz nedir? Para verdiniz mi? Ne kadar para verdiniz? Eğer bu önergeyi reddederseniz siz korkuyorsunuz demektir. Ben bunu Türkiye'ye de söylüyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Beştaş.

Sayın Turan, buyurun.

31.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, öncelikle CHP’yle olan tatlı bir polemiğimize HDP’nin bu kadar sahip çıkıyor olmasını garipsiyorum; bu, bir.

OYA ERSOY (İstanbul) – Kadın, kadın… Parti değildir burada.

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Bu kadar cinsiyetçi olmayın.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) - İkincisi: Şu anda olduğu gibi, burada bir…(CHP ve HDP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – O zaman hep konuşun, biz dışarı çıkalım, olur mu?

SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (İstanbul) – Erkeklerin konuştuğu yeter, biraz da kadınlar konuşsun Sayın Turan.

BAŞKAN – Bir dakika… Değerli milletvekilleri…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, şu an klasik bir yaklaşım görüyoruz. Her şeyi söyleyecekler, hakaret edecekler, iftira atacaklar ama biz daha kelimenin başındayken bile bağırmaya başlayacaklar. Bir daha söylüyorum: “Car car” demek “Hiç durmadan yüksek sesle gürültü yapmak.” demek.

OYA ERSOY (İstanbul) – Kime göre?

HÜDA KAYA (İstanbul) – Ne kadar ayıp bir şey ya!

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Kürsüde konuşurken her türlü hakaret yapmalarına, iftira atmalarına rağmen daha ağzımızı açtığımızda bizi anlamak yerine, “Ne diyor bu adam?” demek yerine bir insan bağırıyorsa bir daha söylüyorum: “Car car yapma kardeşim, dinle bir önce.” derim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) O yüzden meseleyi böyle kadın-erkek tartışması gibi görmek büyük yanlış.

SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (İstanbul) – Şu ana kadar hangi erkeğe söyledin bunu?

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Dinle bir, sonra sakin olunca cevap verirsin.

V.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- HDP Grubunun, Grup Başkan Vekilleri Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş ve İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç tarafından, kapatılan Twitter hesaplarının iktidarla olan ilişkisinin araştırılması amacıyla 18/6/2020 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 18 Haziran 2020 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN - Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Balıkesir Milletvekili Mustafa Canbey.

Buyurun Sayın Canbey. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA MUSTAFA CANBEY (Balıkesir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sizleri ve ekranları başında bizleri takip eden aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Twitter, geçtiğimiz günlerde yaptığı bir açıklamayla Türkiye'de 7 binden fazla hesabı kapattığını duyurdu. Arkadaşlar, deminden beri burada konuşuldu, raporla ilgili bir şey duydunuz mu? Rapor dışında her şeyi konuştular fakat düzmece raporla ilgili burada hiçbir şey söylenmedi. Şimdi, ben, size bazı şeyleri anlatacağım.

OYA ERSOY (İstanbul) – Ben söyledim dinlemedin herhâlde.

MUSTAFA CANBEY (Devamla) – Raporu kimin hazırlandığını da göstereceğim, kimin o raporu hazırlandığını siz de çok iyi biliyorsunuz zaten, anlatacağım şimdi size. Yapılan açıklamada kapatılan hesapların AK PARTİ’ye, Cumhurbaşkanımıza destek amacıyla açılan sahte hesaplar olduğu iddiası yer aldı; tamamen yalan, tamamen yalan. Partimizin kapatılan bu hesaplarla uzaktan yakından, maddi, parasal hiçbir bağlantısı yok. Gençlik Kolları Genel Merkez hesabımızın…

OYA ERSOY (İstanbul) – Altun söyledi, Altun söyledi.

MUSTAFA CANBEY (Devamla) – Rapordan bahsediyorum, sizin gibi öyle konuşmuyorum.

OYA ERSOY (İstanbul) – Altun açıkladı, Altun açıkladı.

MUSTAFA CANBEY (Devamla) – Rapordan bahsediyoruz, devam edelim; dinleyin.

Gençlik Kolları Genel Merkez hesabımızın takipçi sayısında hiçbir azalma yok. Hani 7 bin hesap silinmişti? Buyurun, burada…

AHMET TUNCAY ÖZKAN (İzmir) – Açtılar, açtılar… Merak etmeyin, açtılar, hepsi var.

MUSTAFA CANBEY (Devamla) – Nasıl açtılar? Burada 407 binden 409 bine çıkmış; artmış hesap, artmış.

Şimdi, bakın devam edelim, bunlardan kaç tanesi AK PARTİ’yle ilgili? Bunlardan sadece 724 tanesi AK PARTİ’yle ilgili, bin küsur tanesi de Cumhurbaşkanımızı “retweet” etmiş; diğerlerinin yaklaşık 500 bini EYT’yle ilgili, çek ceza indirimiyle ilgili; AK PARTİ’yle ilgisi yok arkadaşlar.

Rapor, sizin hazırlattığınız rapor, HDP sempatizanlarına hazırlattığınız rapordur. (AK PARTİ sıralarından alkışlar; CHP ve HDP sıralarından gürültüler)

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Bravo!

MUSTAFA CANBEY (Devamla) – İnanmıyor musunuz? Buyurun, burada. Kim hazırlamış? Ayça Alemdaroğlu; bak, burada kimin amblemi var arkadaşlar? HDP’nin amblemi var, hazırlayan bu. Ondan sonra diyorsunuz ki “AK PARTİ şöyle, AK PARTİ böyle…”

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Biz öyle demiyoruz, biz söylenmiyoruz.

MUSTAFA CANBEY (Devamla) – Alp Akis. Kim bu Alp Akis? Raporu hazırlayanlardan, diğeri. Bu arkadaş kim? Bakın Kavala, HDP, yine Grup Yorum’a dair paylaşımları olan arkadaş. Raporu hazırlayanlar bunlar, bir kere bunu öncelikle bilmeniz gerekiyor.

AHMET TUNCAY ÖZKAN (İzmir) – Ne olmuş Ayça Alemdaroğlu hazırladıysa?

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Biliyorlar onlar biliyorlar, yalan söylüyorlar; bile bile yapıyorlar.

MUSTAFA CANBEY (Devamla) – Biz, rapora sizin kadar hâkim değiliz, siz raporu içeriden biliyorsunuz; biz dışarıdan bakıyoruz. O kadar biliyorsunuz ki kaç tane hesabın kapatıldığını bile söyleyemiyor Grup Başkan Vekiliniz “7 bin küsur.” diyor. 7.340 tane hesap kapatıldığını söylüyor Twitter.

AHMET TUNCAY ÖZKAN (İzmir) – Bak, sen ezbere biliyorsun.

KEMAL PEKÖZ (Adana) – Ne kadar eksik diye sen bakmışsındır.

MUSTAFA CANBEY (Devamla) – Ben biliyorum; ben çalıştım, dersime çalıştım! Öyle gelip sallamıyorum burada. Akşam AK PARTİ’ye salla, sabah AK PARTİ’ye salla… Çalışacaksınız rapora, ondan sonra geleceksiniz buraya. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AHMET TUNCAY ÖZKAN (İzmir) – Kullanıcıları sizden, kullanıcıları sizden.

SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (İstanbul) – Mahir Ünal ne olacak, Mahir Ünal?

BAŞKAN – Buyurun, toparlayın Sayın Milletvekili.

MUSTAFA CANBEY (Devamla) – Cumhurbaşkanımızı övdü diye hesap kapattırıyorsunuz; Suriye operasyonunu, Zeytin Dalı Operasyonunu övdü diye hesap kapattırıyorsunuz. Yani, bu milletin çıkarları korunuyor diye, bu milletin çıkarlarıyla ilgili operasyon yapılıyor diye hesap kapattırmak için Türkiye’yi yurt dışına şikâyet ediyorsunuz.

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Aynen yaptıkları o, hayatları o.

ALİ KENANOĞLU (İstanbul) – Çarpıtma, çarpıtma!

MUSTAFA CANBEY (Devamla) - Siz yapıyorsunuz bunu.

AHMET TUNCAY ÖZKAN (İzmir) – En çok şikâyeti sen yaptın ya.

MUSTAFA CANBEY (Devamla) - Arkadaşlar, bu hesapların bizimle uzaktan yakından alakası yok. Bakın, bunların büyük bir çoğunluğuna, “sahte hesap” diyorlar ama bunların büyük bir çoğunluğu gerçek hesap; akademisyenler var, bir sürü insan var bunların içinde; gidin, bakın. Neymiş efendim, AK PARTİ’liymiş. Yok öyle bir şey. Biz, sizlerin nasıl mesaj atarak üye topladığınızı, “Bizimle olur musunuz?” “Bizimle birlikte çalışır mısınız?” “Bizim Twitter’ımıza güç verir misiniz?” dediğinizi biliyoruz; onun da görselleri var, açıklayın. (HDP sıralarından gürültüler) Öyle AK PARTİ’ye sallamakla yok, AK PARTİ’ye sallamakla yok öyle, yok, yok.

ALİ KENANOĞLU (İstanbul) – Çarpıtma! Ya yakaladın mı, aferin sana (!)

MUSTAFA CANBEY (Devamla) - Bakın, Twitter üzerinden siyaseti dizayn etmek gibi hedefleriniz var ama bu millet size bunu hiç bir zaman yaptırmayacak, bunu bilin.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Twitter’ın değil, milletin sözcüsü olun biraz.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Sayın Beştaş, buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

32.- Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Balıkesir Milletvekili Mustafa Canbey’in HDP grup önerisi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Öncelikle biz partileri savunmuyoruz, siyasi fikirleri savunuyoruz. Demin, Adalet ve Kalkınma Partisinin bir kadın milletvekili arkadaşımıza yönelik tutuma da karşı durdum, başka bir partide de olsa ayrımsız bu duruşu devam ettireceğiz.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Ya, konu kadın-erkek konusu değil burada.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Hani, bize –siyasi- “İşte size vurunca CHP’den ses çıkıyor.” falan, böyle bir garip mana var ama şu da komik gerçekten: Biz Perinçek’e laf söylüyoruz, ses sizden çıkıyor; onu da ben anlamadım yani, hani sizinki daha manidar bir ilişki.

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Ama çok doğru bir tarz değil bu sizin söyledikleriniz; hepimizin annesi var, eşi var.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Şimdi, Sayın Başkan, hatip öyle bir konuşma yaptı ki gerçekten toplumun öğrenmesi için tane tane söyleyeceğim, rakamı bilmiyor değilim, 7.340.

MUSTAFA CANBEY (Balıkesir) – Ama önce sen söyledin “Rakamı bilmiyorum.” diye.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Ben konuşmanın gelişi “7.500” dedim, hani tam rakamı ıskalamayayım diye; 7.340, önergemizde var, görüyorsunuz.

MUSTAFA CANBEY (Balıkesir) – Evet, öğrendin az önce.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Şimdi, biz, HDP’nin çok büyük olduğunu tabii ki biliyoruz, Türkiye’nin her tarafına hitap ettiğini tabii ki biliyoruz ama bir dünya...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika Sayın Beştaş, buyurun.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - HDP’nin Twitter’ı yönettiğini de öğrendik, artık bir dünya partisiyiz.

MUSTAFA CANBEY (Balıkesir) – Twitter’ı değil, raporu hazırlatan sizin firmanız, raporu!

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Hayır, sözcülüğünü yapıyorsunuz, Twitter’ın sözcülüğünü yapıyorsunuz burada.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - Biz Twitter’a rapor hazırlatmışız(!)

MUSTAFA CANBEY (Balıkesir) – Ya, bu ne, bu? Bu kim, bu?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - Şimdi, şöyle: Ak troller The Guardian’da -uluslararası bir gazete, çok saygın bir gazete- neymiş biliyor musunuz?

MUSTAFA CANBEY (Balıkesir) – Bu ne, bu? Al sana! Burada, burada.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - Bu ak trollerin favori konusu -2016’daki rapor- “Kürtlere karşıtlık.”

Yine, AKP’nin pelikan çetesi -hatırlatıyorum- Twitter ve medya üzerinden kendi Başbakanını kovdu; bunu hatırlıyoruz. Kendi aranızda da bir uyum yok troller konusunda. Şimdi “7.500 trole maaş vermiyoruz.” dedi ama bizdeki rapora -hani biz hazırlamışız ya raporu- okuduklarımıza göre ayda 800 lira ila 4 bin lira arası maaş veriliyor; bunu hesapladık.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSTAFA CANBEY (Balıkesir) – Bak biliyorsunuz yani bir şeyler.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Hesapladım, şimdi hesapladım.

MUSTAFA CANBEY (Balıkesir) – Haberiniz var yani bir şeyler biliyorsunuz.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Biz veriyoruz ya maaşı(!) Siz veriyorsunuz, siz!

BAŞKAN – Bir dakika, hatip konuşsun.

Sayın Beştaş…

MUSTAFA CANBEY (Balıkesir) – Sen devam et, devam et; konuş. Biliyorsunuz raporun içeriğini; biz o kadar bilmiyoruz vallaha, biz o kadar bilmiyoruz.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – 7.500 trole, ortalama bir hesapla, ayda 18 milyon 750 bin TL AKP kasasından mı veriliyor, örtülü ödenekten mi veriliyor? Bu soruların cevabını istiyoruz.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – HDP’nin değil de sanki Twitter’ın sözcüsü gibi davranıyorsunuz.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Amerika da PKK’ya maaş veriyor ya!

BAŞKAN – Çok teşekkür ederiz.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Son cümlem Başkanım, özür diliyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Beştaş.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Yani Twitter’ın, dünya genelinde bu kadar saygın bir sosyal medya kuruluşunun raporuna karşı da “Bunu siz yaptınız.” dediniz ya, teşekkür ediyorum. HDP çok güçlü, çok düzgün parti; bunu biliyoruz.

MUSTAFA CANBEY (Balıkesir) – Ne raporu ya! Stanford Üniversitesi hazırlıyor onu, Twitter hazırlamıyor.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Twitter hazırlıyor, kim hazırlayacak?

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Beştaş.

V.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- HDP Grubunun, Grup Başkan Vekilleri Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş ve İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç tarafından, kapatılan Twitter hesaplarının iktidarla olan ilişkisinin araştırılması amacıyla 18/6/2020 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 18 Haziran 2020 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun, İç Tüzük’ün 10’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

3.- CHP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi Gündemi’nin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan, ülkemizde orman yangınlarını etkileyen faktörleri ve orman yangınlarına karşı alınabilecek önlemleri belirlemek amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan (10/1736) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 18 Haziran 2020 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

18/6/2020

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 18/6/2020 Perşembe günü (bugün) toplanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                        Engin Özkoç

                                                                                           Sakarya

                                                                                 Grup Başkan Vekili

Öneri:

Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan, ülkemizde orman yangınlarını etkileyen faktörleri ve orman yangınlarına karşı alınabilecek önlemleri belirlemek amacıyla verilmiş olan (10/1736) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin görüşmesinin Genel Kurulun 18/6/2020 Perşembe günlü (bugün) birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önergenin gerekçesini açıklamak üzere, öneri sahibi Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Muğla Milletvekili Suat Özcan.

Buyurun Sayın Özcan. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA SUAT ÖZCAN (Muğla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ormanlar iklim dengesini sağlayan; binlerce bitki, hayvan ve mikroorganizma çeşitliliğini barındıran; hava kirliliğinin yaklaşık yüzde 50’sini temizleyen doğanın olmazsa olmazıdır.

Sayın milletvekilleri, unutmayalım ki “Bir kuşağın diktiği ağacın gölgesinde gelecek kuşaklar serinler.” özdeyişindeki gibi ormanlar ekolojik yararının yanı sıra, geçmişi de geleceğe bağlayan doğanın önemli bir parçasıdır. Her yıl çıkan orman yangınlarında ormanlarımızın önemli bir yüzdesini kaybetmekteyiz. Mayıs-ekim arası yangın sezonu olarak görülmektedir ve Türkiye, riskli ülkeler arasında bulunmaktadır. Resmî verilere göre, Türkiye'de her yıl ortalama 8-10 bin hektar orman yanıyor. 2019 yılında Adana Pozantı’dan Bursa Yenişehir’e, Erzincan Üzümlü’ye; İzmir, Antalya, Muğla Seydikemer’den Milas’a; Türkiye'nin dört bir köşesinde büyüklü küçüklü yangınlarla boğuştuk ve yerleşim alanlarında evler tehdit altında kaldı, boşaltıldı.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; geçen yıl fiziki tedbirler alınarak 2.688 orman yangınına müdahale edildi ve bu olaylarda 11.332 hektar orman alanı zarar gördü. “Ciğerimiz yanıyor, nefes alamıyoruz.” gazete manşetlerini çok okuduk; hatta yanmış orman alanlarında otel, turizm tesisi ve benzeri yapıların olduğu iddia edildi. On sekiz yıllık AK PARTİ yönetiminde bu soru işaretleri ve iddialar daha çok arttı.

Uzmanlar Türkiye'deki yangınların mevsimsel, iklim değişikliği, bitki örtüsü, yıldırım düşmesi gibi doğal kaynaklı olabileceğini söylese de -ormanlık alanlardaki taş, mermer ve maden ocakları, baz istasyonlarının da bulunduğu alanlarda olmak üzere- yüzde 90’ının insan kaynaklı gerçekleştiği bilinmektedir. Ormanların yanması, iklim değişikliği ve kuraklık başta olmak üzere, ekolojik ve maddi zarara sebep olmaktadır. Akdeniz ve Ege sahillerinden İstanbul'a kadar uzanan ve ülke ormanlarımızın yarısına karşılık gelen yangına birinci derecede hassasiyet taşıyan orman alanının bulunduğu 12 milyon hektar büyüklüğündeki kıyı bandı, yangın açısından büyük bir risk taşımaktadır. Araştırmalar, gelecekte çok sıcak iklim koşulları altında yangın sezonlarının uzayacağını ve orman yangınlarının sayısında ciddi artışlar olacağını göstermektedir.

Anayasa'nın 169’uncu maddesine göre yanan orman alanları hiçbir koşulda imara açılamaz ve bu alanların yeniden ormanlaştırılması gereklidir. Devlet ormanlarının mülkiyeti devrolunamaz. Devlet ormanları kanuna göre, devletçe yönetilir ve işletilir. Bu ormanlar zaman aşımıyla mülk edinilemez ve kamu yararı dışında irtifak hakkına konu olamaz. Ormanları yakmak, ormanı yok etmek veya daraltmak amacıyla işlenen suçlar genel ve özel af kapsamına alınamaz.

Covid-19 salgını sebebiyle insanların evden çıkamadığı ve ara ara yağmurların devam ettiği bir süreçte -yani içinde bulunduğumuz mayıs, haziran aylarında- seçim bölgem Muğla’da -yüzde 65’i ormanlarla kaplıdır- Milas, Bodrum ve Seydikemer’de pek çok orman yangını meydana gelmiştir. İstatistikler de bu yangınların devam edeceğini göstermektedir. Bir an önce yangınların çıkış nedenlerinin ortaya konup ihmallerin, yetersizliklerin giderilmesi için araştırma önergemizin kabul edilmesini bekliyorum.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Ocak 2019’da “Ormanları betona çevirme gayretinde olanlar var.” diyerek kapitalizmin iştahının ülkemizde ormanlara nasıl zarar verdiğini ifade etmişti. Bu önergeyi oylarken de bu söylemi dikkate alacağınızı umuyorum.

Değerli milletvekilleri, gelişmiş ülkelerde kaynakların yüzde 80'i yangını önlemek için ayrılır. Bütün masraflar yangının oluşmasını engellemeye yönelik olarak yapılmaktadır. Fakat ülkemizde henüz bu böyle değildir. Türkiye, artık yılın her zamanı orman yangını çıkma riski taşımaktadır. Orman yangınlarını sadece yaz aylarında çıkan yangınlar olarak düşünmememiz gerek, yangın söndürme organizasyonumuzu bütün bir yıla yaymamız gerekiyor. Orman işçilerinin ekiplerinin güçlendirilmesi ve tüm yıl istihdam edilmesi zaruridir. Orman Genel Müdürlüğünün artık kiralama yapmak yerine kendi uçak ve helikopter filosunu kurması, bu ekiplerin artık yer ekipleriyle koordineli bir şekilde çalışması gerekiyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, toparlayın.

SUAT ÖZCAN (Devamla) – 2019 yılı, orman yangınları açısından dünyanın gördüğü en kötü yıldı. 2020 yılı ve sonrası böyle olmasın istiyoruz.

Bugüne kadar özveriyle görev yapan orman işçilerimize teşekkür eder, başta 1994 yılında Çanakkale’de orman yangınında vefat eden Orman Müdürü Talat Göktepe ve tüm orman şehitlerimizi saygıyla anarken Cumhuriyet Halk Partisi olarak Türkiye’de orman yangınlarının çıkış sebeplerinin ortaya çıkarılması, yangınların önlenmesi ve yayılması sürecinde kasıt ve ihmali olanların tespit edilmesi, orman yangınlarının zararlarının tüm boyutlarıyla araştırılması ve zarar gören bölgelerin mağduriyetlerinin giderilmesi amacıyla, Anayasa’nın 98 ve İç Tüzük’ün 104’üncü ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılmasını istiyoruz; desteklerinizi bekliyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – İYİ PARTİ Grubu adına Muğla Milletvekili Metin Ergun.

Buyurun Sayın Ergun. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA METİN ERGUN (Muğla) – Efendim, CHP Grubunun orman yangınlarıyla ilgili vermiş olduğu araştırma önergesi üzerine söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Konuşmama başlamadan evvel Silopi’de PKK tarafından şehit edilen işçilerimizi rahmetle anıyor, kederli ailelerine başsağlığı diliyorum.

Sayın milletvekilleri, bildiğiniz gibi Ege Bölgesi, ülkemizin orman varlığı ve tabiat güzellikleri bakımından en zengin yörelerinden biridir. Fakat paha biçilmez doğal güzelliklere sahip olan bu bölgemiz, her yıl çok sayıda orman yangınıyla gündeme gelmektedir. Son günlerde, yine bu bölgemizde orman yangınlarıyla ilgili, maalesef, üzücü haberler alıyoruz. İlim adamlarına göre Türkiye’deki orman yangınlarının en az yüzde 80’i insan kaynaklıdır. Bu yangınların önemli bir kısmının ise orman arazilerinin orman vasfını kaybedip ranta açılması için kasten çıkarılan yangınlar olduğu herkesin bildiği bir sırdır. Yani ormanların büyük bir kısmı, rant yaratmak için yapılan ve telafisi mümkün olmayan çevre katliamları neticesinde yok olmaktadır.

Söz konusu orman katliamlarından en büyük payı ise maalesef seçim bölgem olan Muğla almaktadır. Türkiye’nin cenneti niteliğindeki Muğla ilimizde, bu sene olduğu gibi, istisnasız her sene orman yangını çıkmaktadır. Ama şunun bilinmesini isterim ki son yıllarda Muğla’da karşılaştığımız yangınların büyük kısmı doğal yangınlar değildir, bilakis kasten çıkarılan yangınlardır. Son yıllarda Muğla’da çıkan yangınların çok büyük bir bölümü “akıllı yangınlar”dır, bununla ne demek istiyorum? Bir ormanın ne kadar yanması gerekiyor ise o kadar yakan yangınlardır.

Şimdi size bu konuda bizzat şahit olduğum ibret verici bir olaydan bahsetmek istiyorum. 2007 senesinde Pina Yarımadası’nda çıkan yangını bizzat gördüm ve yetkilileri bilgilendirdim. O dönem, Başbakanlıktan Orman Bölge Müdürlüğüne kadar bütün yetkililer “Burası ağaçlandırılacak çünkü burada koruma altında olan Halep çamları var.” demişler idi. O yangında ne kadar alan yanması gerekiyor ise o kadar yanmış idi; yanması gereken miktar 4 otelin sığacağı alan kadardı ve o kadar yanmış idi. Zira, otellerin sığacağı alan kadar yer yandıktan sonra yangın söndürülmüş idi ve sonraki yıllarda söz konusu oteller bu şekilde ortaya çıkmış idi. Bu, o bölgenin asli, yanmadan önceki hâli ve şu andaki hâli.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

METİN ERGUN (Devamla) – Bu kadar alan yandı ve bu kadar alana oteller sığdı.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Kimin o oteller Başkan, onu da anlat.

METİN ERGUN (Devamla) – Söylerim.

Özellikle, bu sene yaşanan bir sıkıntı daha var. Basında yer alan iddialara göre, Tarım ve Orman Bakanlığı ile Türk Hava Kurumu arasında yaşanmış olan bir ihtilaftan, yangın söndürme uçakları ve helikopterlerle ilgili bir ihtilaftan söz edilmektedir. İnşallah, basında yer alan şeyler doğru değildir çünkü ormanlarımızı korumak hepimiz için millî bir vazifedir diye düşünüyorum.

Önergeye destek olduğumuzu, kabul ettiğimizi belirtiyor; hepinize saygılarımı sunuyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Antalya Milletvekili Kemal Bülbül.

Buyurun Sayın Bülbül. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA KEMAL BÜLBÜL (Antalya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Muğla Vekilimizin vermiş olduğu önerge gayet önemli bir konu fakat konuyla ilgili olarak gerek orman yangınları gerek orman kesimi gerek ormanın korunması gerek orman köylüleri gerek orman ürünlerinden elde edilen mahsullerin değerlendirilmesi ve bunun bir maddi gelir, bir girdi olarak toplumla paylaşımı konusunda bir bütün olarak tepeden tırnağa bir sorunlar manzumesi yaşamaktayız.

Deminden beri bir “sözde” tartışması oluyor. “Sözde” diyenler, maalesef, ne yazık ki, ne utanç vericidir ki Kaz Dağı’nı “sözde” yapmışlardır, Cerattepe artık “sözde”dir; nice ormanlar, nice ağaçlar, nice yeşillik alanlar yok edilmiş ve sözde kalmıştır. Bu, kimin “sözde” olduğunun çok bariz göstergesidir diye belirtmek istiyorum.

Dün basında 2 tane yangın söndürme uçağının alındığı söylenmiş idi. Bugün bu yangın söndürme uçaklarıyla ilgili olarak çok ciddi spekülatif tartışmalar var basında. “Bunlar yangın söndürme ihtiyacından çok, kimi şirketleri zengin etmek maksadıyla alınmıştır.” diye basında kimi tartışmalar var, bunun üzerine de gidilmesi gerekiyor.

Bakın, burada, özellikle orman köylülerinin kooperatifleşme çalışmalarına dair tüm engellerin ya da tüm marazaların ortadan kaldırılması gerekiyor. Bu orman köylülerinin tek geçim kaynağı orası olduğu gibi, aslında bu insanların kendileri de doğaya aitler, ormana aitler; bir yaşam biçimi olarak ormanla, doğayla, ağaçla, çiçekle, böcekle birlikte yaşıyorlar.

Ben bir Antalya Vekiliyim, Antalya’da “tahtacı” diye bir kavram vardır ve bizim “tahtacı”larımız; “hatırına, katırına, yatırına” diye bir üçleme belirtirler. Bu üçlemeyi ağacın, çiçeğin, böceğin, varlığın, kainatın huzuruna giderek söylerler. Bu “tahtacı”ların ağaçla hemhâl olması ibadet gibidir, ağacı incitmeden ihtiyacları kadarını karşılarlar; biraz önce Sayın Muğla Vekilinin söylediği gibi ölçüp biçerek bir yeri yakıp da sonra orayı -bilmem ne için- paravan hâline, arpalık hâline getirmezler.

Bu önergenin desteklenmesi gerektiğini ve Türkiye’de ormancılığa, orman köylülerine, ormana ciddi anlamda sahip çıkılması gerektiğini belirtiyor, saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Antalya Milletvekili Sayın İbrahim Aydın.

Buyurun Sayın Aydın. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA İBRAHİM AYDIN (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun vermiş olduğu grup önerisi üzerine söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi ve aziz milletimi saygıyla selamlıyorum.

2003 yılında orman varlığımız 20,7 milyon hektarken şimdi 22,7 milyon hektara çıktı ve dünyada orman varlığını artıran nadir ülkelerden bir tanesiyiz. Tabii ki bu ülkemizin zengin orman varlığının 12 milyon hektarı, yangına birinci derece hassas bölge. Hatay’dan başlayıp tüm Akdeniz sahili ve Çanakkale’ye kadar olan yerler -12 milyon hektar- kızılçam ormanlarının ağırlıklı olduğu yerler, yangına birinci derece hassas bölgelerdir. Biraz önce Muğla Vekillerimiz de konuştu; ben de Antalya Milletvekiliyim, Antalya’da yirmi iki yıl görev yaptım ve dört yıl Muğla’da Orman Bölge Müdürlüğü yaptım, yine dört yıl İzmir’de Orman Bölge Müdürlüğü yaptım; meslek hayatımın otuz yılının hemen hemen tamamına yakını orman yangınlarıyla mücadeleyle geçti.

Tabii ki Orman Genel Müdürlüğü, orman yangınlarıyla mücadelede kendisini çok iyi yetiştirmiş ve geliştirmiş bir kurumumuzdur -diğer kurumlarımız gibi- ve stratejisini de üç ana başlık üzerine oturtmak- eğitimle bilinçlendirme, erken uyarı ve hızlı mücadele, yanan alanların hızla ağaçlandırılması- suretiyle yürütmektedir.

2003 yılından önce, benim ilk şeflik yaptığım yıllarda, biz yangına ancak kırk dakikada falan müdahale edebiliyorduk ama son yıllarda bu süre on iki dakikaya düştü ve Orman Genel Müdürlüğümüzün 2023 yılı hedefleriyle on dakikada yangına ulaşacağız inşallah. Tabii bunu yapmak için ülkemizde 776 adet yangın gözetleme kulesi var, yedi gün yirmi dört saat gözetleniyor; yine, yeni yapılan 36 adet insansız kule, 254 adet kamerayla izlenmektedir ve 3 milyon 500 bin hektar saha da bu sene 361 kulenin vazifesini tek başına yapabilen insansız hava araçlarıyla gözetlenecek. Yine, aynı şekilde 2003 yılında 645 olan arazöz sayımız 1.072’ye, 137 adet olan dozer sayısı 185’e, 2003 yılında olmayan su ikmal aracı 2020 yılında 281 adetten 586 adete ulaşmıştır.

Evet, yanan alanlarımızı yıl içerisinde ağaçlandırıyoruz. Bunu ben her seferde, her ortamda bu kürsüden konuşuyorum. Tabii ki yanlış bir algılama var ve anlama var; sanki bir yer yanıyor, oralar otel yerleri oluyor, hiç böyle bir şey yoktur.

AHMET TUNCAY ÖZKAN (İzmir) – Olanlar nasıl oluyor? Bodrum nasıl oldu? Nasıl oluyor, onlar gerçek değil mi?

İBRAHİM AYDIN (Devamla) – Geçen yıl Dalaman’daki yerler de ağaçlandırıldı. Yine, aynı şekilde, İzmir’deki yanan yerler de -biraz önce arkadaşlarıma sordum- bu sene yıl içerisinde ağaçlandırılacak.

KEMAL PEKÖZ (Adana) – Gösterdi, otel yapılmış yerine işte.

İBRAHİM AYDIN (Devamla) – O yerlerle ilgili de…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, toparlayın.

İBRAHİM AYDIN (Devamla) –Turizm alanı olarak ilan edilmiş bir yerdir orası -1987 yılında turizm alanı ilan edilmiş- ve 1992 yılında tahsis edilmiş bir alandır. Yani Muğla Milletvekilimiz Metin Bey de benim nasıl bir çalışma yaptığımı çok iyi bilir. Orada öyle akıllı bir yangın yoktur, 223 hektar alandır o yanan yer ve ağaçlandırılmıştır. Orada, ucundaki daha önce tahsis edilen yerdir.

AHMET TUNCAY ÖZKAN (İzmir) – Onu yapınca olmuyor mu yani?

İBRAHİM AYDIN (Devamla) – Şu anda hava araçlarıyla ilgili kendini o kadar çok geliştirdi ki Orman teşkilatı, eskiden kırk dakikada ulaşılan yere helikopterler şimdi anında gidiyor ve orman içinde yapılan havuzlarla anında söndürebiliyoruz. Hatta dün Bakanımız İzmir’de bir tatbikat yaptı. Biliyorsunuz, orman yangınlarıyla mücadele bir savaştır.

AHMET TUNCAY ÖZKAN (İzmir) – Tatbikat olmadı, gerçekte oldu ya.

İBRAHİM AYDIN (Devamla) – Eğitim olmadan ve tatbikatlar yapılmadan bu savaş kazanılamaz, onun tatbikatı yapıldı. Orman teşkilatı çok hazırdır bu konuya ve kendini çok iyi geliştirmiştir. Yani bu konuyla ilgili bir araştırma açılmasına gerek yoktur. Zaten CHP Muğla Milletvekilimiz de güzel bir şekilde anlattı, gerçekten çok güzel çalışmalar var, bu konuda müsterih olun.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İBRAHİM AYDIN (Devamla) – Ben bu duygu ve düşüncelerle, şu ana kadar orman yangınlarında şehit olmuş 117 şehidimizi rahmetle anıyorum ve kulecisinden işçisine, dozercisinden helikopter pilotuna kadar hepsine teşekkür ediyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Metin Bey, buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

33.- Kırşehir Milletvekili Metin İlhan’ın, besi çiftliklerine destek verilerek besi yetiştiricilerinin mağduriyetinin giderilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

METİN İLHAN (Kırşehir) – Teşekkür ederim Başkanım.

Et üretimi konusu, ülkemizde çok büyük potansiyel olmasına rağmen maalesef hâlâ büyük bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Geçtiğimiz günler içinde, yurt dışından ithal edilen damızlık, besilik sığırlara ilişkin ithalat izni açıklandı. Ancak çoğu besi çiftliklerimiz, karantina ve işletme uygunluk belgesi için zorunluluk arz eden, çiftlikteki kapasiteyle doğru orantılı olan bağımsız, kapalı karantina bölümlerine sahip değildir. Şartnamede karantina bölümünün kapalı olmasına dair bir ibare olmamasına rağmen il ve ilçe tarım müdürlükleri bu konuda üreticilerimizi mağdur etmektedirler. Hâlbuki besi çiftliklerinde, kapalı olmasa dahi karantina için izole alanlar mevcuttur. Zaten ekonomik krizle mücadele eden üreticimiz, şimdi de milyonluk besi çiftliklerinin boş kalması tehlikesiyle karşı karşıyadır. Hükûmetin bir an önce bu sorunun çözümü için besi çiftliklerine gereken desteği vermesi şarttır. Aksi durumda…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Okan Gaytancıoğlu…

34.- Edirne Milletvekili Okan Gaytancıoğlu’nun, Edirne ili Lalapaşa ilçesi Vaysal, Hacıdanişment, Demirköy ve Hanlıyenice köyleri, Havsa ilçesi Arpaç köyü, Süloğlu ilçesi Küküler ve Keramettin köylerindeki vatandaşlara şiddetli dolu yağışı nedeniyle geçmiş olsun dileğinde bulunduğuna ve üreticilerin madddi kayıplarının giderilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

OKAN GAYTANCIOĞLU (Edirne) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Geçtiğimiz hafta Lalapaşa’nın Vaysal, Hacıdanişment, Demirköy ve Hanlıyenice köylerine, bu hafta da Havsa ilçemizin Arpaç köyüne, Süloğlu ilçemizin Küküler ve Keramettin köylerine şiddetli dolu yağışı olmuştur. Şiddetli dolu, ekili arazilerimize ciddi maddi hasar vermiştir. Tarlaların büyük bir bölümünün doluya karşı sigortalı olmadığını biliyorum. Tüm çiftçilerimize ve yurttaşlarımıza geçmiş olsun diliyorum. Çiftçilerimiz ciddi anlamda borçlu oldukları için sigortaya ayıracak para bulamadıklarından tarlaların büyük bir bölümü sigortalı değildir. Ancak, bu bir millî servettir, üreticimizin maddi kayıplarının giderilmesi için yüce Meclisi göreve çağırıyorum.

BAŞKAN – Sayın Şevkin…

35.- Adana Milletvekili Müzeyyen Şevkin’in, Adana ili Yumurtalık ilçesinde termik santralin faaliyete geçmesiyle birlikte kanser vakalarında artış görüldüğüne ve ilçenin 2’nci santrali olarak faaliyet gösterecek olan Hunutlu Termik Santrali inşaatının durdurulması gerektiğine ilişkin açıklaması

MÜZEYYEN ŞEVKİN (Adana) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Adanalılar tabiri caizse zehir soluyor. Yılın neredeyse iki yüz otuz yedi gününde kirli havaya maruz kalan, kanser vakaları artan Adana’nın Yumurtalık ilçesine 1 yetmezmiş gibi 2’nci termik santral yapılıyor. Suyumuzun, toprağımızın, havamızın rant uğruna katledilmesine karşı çıkıyoruz. Yumurtalık Hunutlu’ya kurulmak istenen termik santral derhâl iptal edilmelidir. Yumurtalık ilçemizde zaten bir termik santral mevcuttur. Bakınız, bu bölgede 2009-2014 yılları arasında kanser vakalarında 11 kat artış görülmüştür, buna rağmen Yumurtalık’ta 2’nci bir kömürlü termik santral olacak. Hunutlu Termik Santrali Projesi, Sugözü sahilinde bulunan İSKEN Santrali’nin sadece 1,8 kilometre doğusundadır. İnşaatı tamamlanırsa 2 santralin yarattığı kümülatif etki; havayı, suyu, toprağı, biyoçeşitliliği, iklimi zehirleyecek. Adana kent merkezinde bulunan Meteoroloji istasyonunun PM10 kirleticisi…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, gelen talep üzerine görevliler Meclisi havalandırsınlar.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.34

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 16.57

BAŞKAN: Başkan Vekili Celal ADAN

KÂTİP ÜYELER: Şeyhmus DİNÇEL (Mardin), Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 102’nci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Alınan karar gereğince gündemin “Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, Erzurum Milletvekili İbrahim Aydemir ve Manisa Milletvekili Uğur Aydemir ile 63 Milletvekilinin Bazı Kanunlarda ve 399 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

VI.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Teklifleri

1.- Erzurum Milletvekili İbrahim Aydemir ve Manisa Milletvekili Uğur Aydemir ile 63 milletvekilinin Bazı Kanunlarda ve 399 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/2945) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 217) (´)

BAŞKAN - Komisyon? Yerinde.

Dünkü birleşimde, İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülen 217 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin ikinci bölümünde yer alan 12’nci maddenin önerge işlemlerinde kalmıştık.

12’nci madde üzerinde 3 önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 217 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 12’nci maddesinin kanun teklifi metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

         Hüda Kaya                           Kemal Peköz                    Ali Kenanoğlu

           İstanbul                                 Adana                                 İstanbul

         Tuma Çelik                            Oya Ersoy

            Mardin                                İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Adana Milletvekili Kemal Peköz.

Buyurun Sayın Peköz. (HDP sıralarından alkışlar)

KEMAL PEKÖZ (Adana) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz kanun teklifinin 12’nci maddesi üzerine grubum adına söz almış bulunmaktayım.

12’nci madde, elektronik haberleşme hizmetleri ve finansla ilgili çeşitli hizmetlerdeki abonelik sözleşmelerinin elektronik olarak uzaktan da yapılabilmesi veya feshedilebilmesiyle ilgili maddelerden birisi. Teklifte, Bankacılık Kanunu’nda yer alan bankaların faaliyet konularına ilişkin bankalar ve müşteriler arasındaki sözleşmelerin şekli düzenleniyor. Bankacılık Kanunu, Banka Kartları ve Kredi Kartları Kanunu, Elektronik Haberleşme Kanunu, Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketleri Kanunu, Sermaye Piyasası Kanunu’nda ve Ödeme ve Menkul Kıymet Mutabakat Sistemleri, Ödeme Hizmetleri ve Elektronik Para Kuruluşları Hakkında Kanun’da değişiklik yapılarak sözleşmelerin elektronik ortamda akdi ve feshi mümkün kılınıyor.

Ülkemizde finansal ve elektronik okuryazarlığın ne seviyede olduğunun etkili bir analizi yapılmadan böylesi bir kanun değişikliğine gitmenin uzun vadede çeşitli mağduriyetler yaratacağını düşünüyoruz ve bu maddenin kanun teklifinden çıkarılmasını istiyoruz. Bilhassa finansal konulardaki anlaşma ve fesihlerde önem arz eden yüz yüzelik ilkesinin ikinci plana atılmasını öngören bu değişiklikler kötüye kullanımlar dolayısıyla dolandırıcılık vakalarının artmasına sebep olacaktır diye endişe ediyoruz.

Bu madde hakkındaki görüşlerimi aktardıktan sonra biraz da 15 Hazirandan beri darbelere karşı yaptığımız demokrasi yürüyüşümüzden söz etmek istiyorum. “Niçin demokrasi yürüyüşü yapıyorsunuz?” diye sık sık soruluyor, arkadaşlarımız defalarca anlattı ama bir kez daha anlatmak gerekiyor anladığım kadarıyla.

Birincisi, emekçilerin kapitalist sömürüye karşı mücadelesine destek olmak için yürüyoruz, kadınların daha fazla öldürülmemesi için yürüyoruz, geleceği birkaç saatlik sınavlara sıkıştırılan gençler için yürüyoruz, ana dilinde eşit eğitim alamayan çocuklar için yürüyoruz, savaşın sebep olduğu kayıplar yüzünden gözünün yaşı dinmeyen analar için yürüyoruz, ekolojik katliamlara karşı direnenler için yürüyoruz, dereleri ve yaylaları gözü dönmüş müteahhitlerce tarumar edilen yoksul köylüler için yürüyoruz, zorla yerlerinden, yurtlarında edilen mülteciler için yürüyoruz, iş cinayetlerinde hayatını kaybeden işçiler için yürüyoruz, düşünceleri yüzünden cezaevinde olanlar için yürüyoruz, gazetecilik yaptıkları için cezaevine atılanlar için yürüyoruz, adil yargılanma talebiyle ölüm orucunda olanlar için yürüyoruz, inanç, din ve mezhep özgürlüğünün güvenceye kavuşturulması amacıyla mücadele edenler için yürüyoruz, demokratik bir anayasa için yürüyoruz, demokratik bir Türkiye için yürüyoruz… Tüm bu saydığım nedenlerle, programımız demokratik, ekolojik, cinsiyet eşitlikçi ve kadın özgürlükçü bir programdır, bu nedenle yürüyoruz. Yeni bir yaşam mümkün, çalışarak çabalayarak kuşaklar boyunca hepsi kendi eserimiz ve ortak mülkümüz olan büyük imkânlar biriktirdik. Bu zenginliğin bir avuç haraminin elinde yoksulluğumuzun kaynağı olmasına son verebiliriz hep birlikte. Eşit ve özgür bireylerin ve hür toplulukların ortaklığı üzerinde yükselen yeni bir toplumsal doku yaratabiliriz. Çağrımız tüm Türkiye halkalarına ve tüm ezilenleredir. Batıdan doğuya, güneyden kuzeye savaşa karşı barışı savunanlara, yoksulluğa karşı hakça paylaşımı savunanlaradır çağrımız. Çağrımız, hep birlikte demokrasi için, hep birlikte adalet için, hep birlikte barış için, hep birlikte özgürlük için, hep birlikte iş ve aş içindir.

Değerli arkadaşlar, bu kürsüye gelen arkadaşlar anma yaparken genellikle tek taraflı davranıyorlar; biz, öyle yapmıyoruz. Biz, Necmettin Öğretmenin katlinden dolayı duyduğumuz acı kadar, aynı zamanda Yüksekova’da 6 çocuğunun yanında, onların gözlerinin önünde katledilen bir diğer Necmettin için de aynı acıyı duyuyoruz. Sizlerin de acıları ayrıştırmak değil, acıları ortaklaştırmak için bir çaba sarf etmenizi bekliyoruz; Türkiye’yi ancak böyle huzura kavuşturabiliriz, geleceğimizi ancak bunun üzerinde kurabiliriz. Sizin öldürüleniniz, benim öldürülenim, şunun yapılanı, bunun yapılanı dememiz hâlinde ise maalesef ayrım daha da derinleşir, birlikte yaşama irademiz daha fazla sakatlanmış olur.

Saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 217 sıra sayılı Bazı Kanunlarda ve 399 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 12’nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

MADDE 12- 21/11/2012 tarihli ve 6361 sayılı Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketleri Kanununun 22 nci maddesinin birinci fıkrasında bulunan birinci cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Finansal kiralama sözleşmesi, yazılı veya uzaktan iletişim araçlarının kullanılması suretiyle mesafeli olarak ya da mesafeli olsun olmasın Kurulun yazılı şeklin yerine geçebileceğini belirlediği ve bir bilişim veya elektronik haberleşme cihazı üzerinden gerçekleştirilecek ve müşteri kimliğinin doğrulanmasına imkân verecek yöntemler yoluyla kurulacak şekilde düzenlenir ve buna ilişkin usul ve esaslar Kurul tarafından belirlenir."

    Neslihan Hancıoğlu                    Faruk Sarıaslan             Mehmet Bekaroğlu

            Samsun                                Nevşehir                               İstanbul

     Müzeyyen Şevkin                        Kani Beko                      Özgür Karabat

            Adana                                   İzmir                                 İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen İzmir Milletvekili Kani Beko.

Buyurun Sayın Beko.

KANİ BEKO (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle Şırnak’ın, Silopi ilçesinde yaşanan patlama sonucu şehit olan 4 işçimize Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı diliyorum.

Geçen hafta, Cumhurbaşkanı Kabineyi topladı. Toplantıda tamamlayıcı emeklilik sistemi, yani TES çıktı. Peki, TES nedir? 60 yaşına kadar işçiler yaşarsa kıdem tazminatlarının yüzde 25’ini alabilecekler. 16 milyon 500 bin kişi açlık sınırı altında yaşarken, 65 milyon kişi yoksulluk içinde yaşarken, emeklilik yaşı 65’ken ben sizlere buradan soruyorum: Bu işçi arkadaşlar bu ülkede emekli olabilirler mi? Dolayısıyla, sevgili arkadaşlarım, değerli kardeşlerim; Türkiye işçi sınıfının ne kadar zor koşullarda ayakta kalmaya çalıştığını bir kere daha anlamaya çalışalım. Emeklilik yaşının bir an önce 65’ten aşağıya çekilmesinin, bana göre çok acil bir şekilde yerine getirilmesi gerekir diye düşünüyorum.

Görüyoruz ki Hükûmet, işçilerin, emekçilerin mevcut kazanılmış kıdem tazminatı hakkını budamak için yeniden harekete geçmiştir. Cumhurbaşkanının sarayda kapalı kapılar ardında bazı sendika başkanlarıyla, üstelik de DİSK gibi önemli bir konfederasyonun başkanını çağırmadan toplantı yapması ve işçinin, emekçinin hakkını gasbetmeye çalışması kabul edilemez. Hükûmetin, sosyal tarafların taleplerini dikkate alması ve taraflara her zaman aynı mesafede davranması gerekir diye düşünüyorum.

Sevgili mücadele arkadaşlarım ve milletvekilleri, kıdem tazminatı, 1936 yılından itibaren uygulanmaktadır. Kıdem tazminatı, seksen dört yıldan bu yana işçi arkadaşlarımızın -anasının ak sütü gibi helal- almış oldukları bir haktır. Kıdem tazminatı, işçinin 13’üncü maaşıdır. Kıdem tazminatı olmayan işçinin iş güvencesi olmaz. Kıdem tazminatı, işverenlerin bir yükü değil, işçilerin bir hakkıdır. Bugün kıdem tazminatı alan, 3600 gün prim yatıran ve on beş yıl çalışan bir işçi arkadaşımız kıdem tazminatını alabilir. Onunla birlikte, kadınlar, bir yıl içerisinde evlenirlerse kıdem tazminatlarını alabilirler. Erkek arkadaşlarımız, askere giderken kıdem tazminatlarını alabilirler. Bugün, yasaya göre bir yıl çalışan işçi kardeşlerimiz kıdem tazminatlarını alabilirler. Bu konu sadece TÜRK-İŞ’in, HAK-İŞ’in, DİSK’in sorunu değildir; Türkiye’de çalışan 15 milyon işçinin sorunudur. Yani 50 milyon aileyi ilgilendiren bir konu olduğundan dolayı bu, işçilerin meselesi değil, memleket meselesidir. AKP Hükûmetinin asıl hedefi, kıdem tazminatını bireysel emeklilik fonuna devretmektir. Bireysel emeklilik fonunda toplanan paralar, buradan iddia ediyorum, Kanal İstanbul Projesi’ne gidecektir. 19 müteahhitle yıllardır yapılan ön anlaşmalar vardır, kasada para kalmadı diye ihale yapamıyorlar. Tek umutları işçilerin kıdem tazminatıdır ama kesinlikle işçiler, kıdem tazminatlarını gasbetmek isteyenlere karşı gerekli cevabı vereceklerdir.

Sevgili mücadele arkadaşlarım, sevgili milletvekilleri; İşsizlik Fonu 2020 Nisan sonu itibarıyla 133 milyar olması gerekirken Hükûmet tarafından gasbedilmiştir. 2019 yılında Fon’dan ödenen yaklaşık 29 milyar TL’nin sadece 10 milyar TL’si işçilere ödenmiştir, kalan 19 milyar TL işverenlere ödenmiştir; sanki işverenler açlık sınırı altında yaşıyorlarmış gibi. Üstelik sanki burası bir ticarethaneymiş gibi maalesef İşsizlik Fon’undan damat bey 3 milyar lira almıştır. Bunun yanı sıra 2018 Ekim ayında Halkbank, Vakıfbank ve EXİMBANK’ın İşsizlik Fonu’na 10,8 milyar liralık tahvil sattığı ortaya çıkmıştır. Yüzde 90’ı işverenlere, yüzde 10’u ise sadece işçi kardeşlerimize verilmiştir. Bugüne kadar fonların tamamı şaibelidir.

Hatırlarsanız bir dönem de ANAP tek başına iktidardayken “Bu memlekette çok fakir fukara var.” dediler ve Fakir Fukara Fonu’nu kurdular, akıbetinin ne olduğunu bugün hiç kimse bilmiyor. Daha sonra işçi kardeşlerimize dediler ki “Biz bu ülkede Konut Edindirme Fonu kuracağız, her işçiye birer ev alacağız.” ama milyonlarca işçiye sorun, bugüne kadar Konut Edindirme Fonu’ndan ev alan bir işçiyi siz göremezsiniz. Daha sonra Tasarruf Teşvik Fonu’nu kurdular.

Biz 1995 yılında Kocaeli’de büyük bir miting yapmıştık, o dönemlerde 6 milyara yakın İşsizlik Fon’unda para vardı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, toparlayın Sayın Beko…

KANİ BEKO (Devamla) – Bu 6 milyarlık işsizlik paramızı geri verin dediğimizde 54’üncü Hükûmet kesinlikle kasada para olmadığını söyledi.

Bireysel emeklilik fonunun dünyada ilk uygulandığı ülke neresi biliyor musunuz? Şili, 1973 yılında sosyalist Allende iktidardayken faşist Pinochet, Allende hükûmetini darbeyle devirdi ve daha sonra ilk defa bireysel emeklilik fonunu Şili’de uyguladılar. Uyguladılar ama aradan kırk yıl geçti, kırk yıl sonra 500 bine yakın emekli bir araya geldi. Ellerinde 3 tane pankart vardı. Pankartlarda diyorlardı ki: “Biz açlık sınırı altında yaşıyoruz.” “Biz asgari ücretin altında maaş alıyoruz.” “Biz açız.”

Arkadaşlar, Avrupa’da işsizlik fonları var ancak Avrupa’daki işsizlik fonlarının yönetiminde işçiler var, işverenler var, sembolik olarak siyasi iktidarlar var. Maalesef bizim ülkemizdeyse sadece siyasi iktidarlar olduğundan dolayı fonları istedikleri gibi harcıyorlar, amacı dışında kullanıyorlar. Fonlar Türkiye’de tam bir “arpalık” gibi olmuştur. Dolayısıyla…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KANİ BEKO (Devamla) – Buradan sesim duyulur.

Kıdem tazminatlarının işçilere verilmesini istiyorlarsa -1475 sayılı Yasa bugün yürürlükte- sadece oraya bir madde koyarak yani çalışan işçi bir gün de çalışıp kıdem tazminatı alabilir diyebiliyorsak… Onunla beraber, konkordato ilan edilen fabrikalarda işçiler 6’ncı, 7’nci sırada; devlet 1’inci sırada sigortasını alıyor, 2’nci sırada vergilerini alıyor. Yani işçiler 1’inci sıraya yerleşirlerse işçi kardeşlerimiz de kıdem tazminatlarını alabilirler diyorum.

Beni dinlediğiniz için hepinize teşekkür ediyorum.

Son olarak, işçilerin göndermiş olduğu pankartı size göstermek istiyorum: “Gücümüz birliğimizden gelir.” Benim önerim ve tavsiyem: Sakın kıdem tazminatlarına el uzatmayın.

BAŞKAN – Peki, teşekkür ediyoruz.

KANİ BEKO (Devamla) – Bugüne kadar birçok Çalışma Bakanı el uzattı, sonunda siz de biliyorsunuz, Çalışma Bakanları kalmadı ama işçiler hâlâ ayakta. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Şimdi önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Sayın Tokdemir…

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

36.- Hatay Milletvekili İsmet Tokdemir’in, Hatay ili nakliyeci esnafının ve taşıma sektörünün yaşadığı sıkıntıların giderilmesini Ulaştırma ve Altyapı Bakanından talep ettiğine ilişkin açıklaması

İSMET TOKDEMİR (Hatay) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Hatay uluslararası nakliye sektörü ülkemizin ilklerindendir. 2011 yılında başlayan Suriye’deki iç savaş nedeniyle Orta Doğu’ya açılan en önemli kapı olan Cilvegözü Sınır Kapımızın kapanması nedeniyle uluslararası nakliye sektörümüz ve ihracatımız uzun yıllardır sıkıntı yaşamaktadır. Alternatif olarak Hatay Ro-Ro taşımacılığı İskenderun Limanı’mızdan devreye sokulmuştu fakat şu an itibarıyla Ro-Ro taşımacılığı hizmet verememektedir. Konunun önemine binaen çözüm olarak Suriye-Ürdün arası güvenlikli bir yol veya Ro-Ro taşımacılığının devlet destekli olmasını, nakliyeci esnafımızın ve taşıma sektörünün sıkıntılarının giderilmesi adına, nakliyecilerimiz adına Ulaştırma ve Altyapı Bakanımızdan Ulaştırma Komisyonu üyesi olarak talep ediyorum.

Teşekkür ederim.

VI.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Erzurum Milletvekili İbrahim Aydemir ve Manisa Milletvekili Uğur Aydemir ile 63 milletvekilinin Bazı Kanunlarda ve 399 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/2945) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 217) (Devam)

BAŞKAN – Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Bazı Kanunlarda ve 399 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 12’nci maddesinde yer alan “verecek” ibaresinin “sağlayacak” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

   Arslan Kabukcuoğlu                      Ayhan Erel                   Fahrettin Yokuş

          Eskişehir                               Aksaray                                 Konya

       Ayhan Altıntaş                     Zeki Hakan Sıdalı

            Ankara                                 Mersin

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Konya Milletvekili Fahrettin Yokuş.

Buyurun. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

FAHRETTİN YOKUŞ (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Torba yasa içerisinde düzenlenen, özellikle görevden alınan bürokratlarla ilgili güzel bir düzenleme var. Deniyor ki: “Görevden alınan bürokratların yani araştırmacı ya da müşavir yapılanların çalışırken, emekli olduktan sonra da ücretleri bir hayli düşüyor -vallahi doğru- bunları düzeltelim.” Evet, düzeltelim. Sayıları ne kadar? 1.100 adet. Kardeşim, güzel de on sekiz yıl boyunca iktidarınızda binlerce üst düzey yöneticiyi görevden aldınız. Özelleştirmelerden dolayı kapattığınız yüzlerce firma ve iştirakin, KİT’lerin görevden aldığınız elemanları araştırmacı olarak kamu kurumlarına atandı. Yıllarca bu insanlar araştırmacı kadrolarında kaldılar, maaşları donduruldu ve sonunda emekli olup gittiler. Madem güzel bir düzenleme yapacaksınız niye yarım yamalak yapıyorsunuz? Deyin ki bu düzenlemede… Hâlen KİT’lerde çalışan müşavirler var, danışmanlar var, niye onları dâhil etmediniz? Yani niye eksik yapıyorsunuz? Bu yasayı yaparken iktidarınız boyunca emekli olup gitmiş o bürokratları, maaşları dondurulmuş ve şu anda çok az maaş almaya devam eden insanları da korusanız yani adaleti tam getirseniz kıyamet mi kopar? Ama ne yazık ki her işiniz böyle.

Şimdi gelelim 10 Nisan 2020 tarihli Cumhurbaşkanımızın kararnamesine. Orada da 1.750 bürokrat, kamu iktisadi kurumlarında yönetim kurulu üyesi, denetim kurulu üyesi. “E, ne yapalım, bunlar 2 maaş alıyor? Ne yapalım? İkinci aldıkları maaşlardan vergi almayalım, yazık bu bürokratlara ya, daha fazla gelir elde etsinler.” Yani, gerçekten şaşkınlıkla izliyorum. Ya, bürokratlarını bu denli koruyan, hani eski vekillerinizi -anlattık- koruyorsunuz da eski partililerinizi koruyorsunuz da onlara mutlaka yeni bir iş buluyorsunuz, icat ediyorsunuz da yahu bu bürokratlara da niye bunu yapıyorsunuz? Hiç aklınıza geliyor mu? Ya, bunları yaparken “Asgari ücret vergi dışı bırakılsın.” dendiğinde, milyonlarca asgari ücretli beklerken hiç aklınıza gelmiyor mu milyonlar? Ya da memurların her yıl mayıs, haziran ayından itibaren emekli dilimi yüzde 15’ten 20’ye çıkıyor ve temmuz maaşları, yüzde 4 artırılan temmuz maaşı yüzde 2’ye iniyor. Niye? Vergi dilimine gidiyor. Yahu hiç olmazsa enflasyon kadar zam yaptığınızı söylediğiniz -kendi uydurduğunuz enflasyon- çalışanlardan “O enflasyon zammından daha aşağı düşen -vergiler nedeniyle- memurların maaşını düzeltelim, ya asgari ücretten vergi almayalım, asgari ücret kadar tutardan memurlardan da vergi almayalım, tüm çalışanlardan vergi almayalım, gelir vergisi almayalım.” diye hiç düşünüyor musunuz? Hayır. İşiniz, gücünüz yandaşlarınız dediğimiz zaman da alınganlık yapıyorsunuz. Hak, hukuk, adalet üzerine bir işlem yapın dediğimizde yine alınıyorsunuz; alınmayın.

Bakın, efendim, şimdi, memurlar zam alacaklar temmuz ayında. Eğer enflasyon rakamı, ocak-haziran dönemi için, yüzde 4’ün üstünde gerçekleşirse enflasyon farkı alacaklar. Alacaklar ama vergi dilimleri yüzde 15’ten yüzde 20’ye çıkacak. En düşük memur maaşı 3.974 lira. En düşük memur, 6’ncı aydan itibaren yüzde 20 vergi dilimine girecek. Yine asgari ücretli, 2.324 lirasını alan asgari ücretli de 8’inci, 9’uncu ve 10’uncu aylardan itibaren vergi dilimine girecek. Yani niye bunları düzeltmek için bir gayretiniz, bir çabanız olmuyor; vallahi size şaşıyorum. Şaşmıyorum, iyi ki bunları yapıyorsunuz, milletimiz her şeyi görüyor.

İşçilerin kıdem tazminatıyla ilgili bir şey de söyleyeyim ve bitireyim. TÜRK-İŞ Başkanı diyor ki: “Ölürüm de kıdemimizi vermem.” Evet, Başkan, ölmene gerek yok; bu millet o kıdemi verdirmez, biz verdirmeyiz, bu Meclis verdirmez diyor, saygılar sunuyorum. (İYİ PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Şimdi önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

12’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

13’üncü madde üzerinde 3 önerge vardır. Önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 217 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 13’üncü maddesinin kanun teklifi metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

         Hüda Kaya                             OyaErsoy                         Kemal Peköz

           İstanbul                                İstanbul                                 Adana

       Ali Kenanoğlu                          Tuma Çelik

           İstanbul                                 Mardin

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen İstanbul Milletvekili Oya Ersoy.

Buyurun Sayın Ersoy. (HDP sıralarından alkışlar)

OYA ERSOY (İstanbul) – Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Şimdi, Sağlık Bakanı her gün sosyal medya hesabı üzerinden açıklama yapıyor, sayılar açıklıyor ve bu açıklamalarıyla da halkı sorumluluğa davet ediyor. Öncelikle bu açıklananlar sayı değil, insan, insan. Bu rakamlar, asıl iktidara bir mesaj veriyor, halka değil. Şunu söylemek istiyorum açıkçası: Twitter nasihatleriyle bu süreci yönetemezsiniz.

Bakın, biraz önce bir haber aldık İstanbul Çağlayan Adliyesinden ve bu sabah avukat arkadaşlarım, meslektaşlarım, duruşma sırası beklerken 2 tane mahkeme karantinaya alındı. Bakın, 15’inden beri İstanbul Adliyesinin durumu bu. İnsanlar, halk ve avukat arkadaşlarımız bu durumda, bu hâlde, salgınla baş başa bırakılmış durumdalar.

Şimdi, şunu anlıyorum: Ekonomik krizle beraber Türkiye pandemi sürecine girdi ve iktidar, AKP iktidarı, bu memleketin kefen parasını da bitirerek bu pandemi sürecine girdi. Pandemi süresince çıkarılan bütün yasalar ve bütün önlemler tamamen sermayenin çıkarı doğrultusunda alındı. Her türlü kredi, teşvik sermaye için yapıldı ve pandemi süresince ekonomik kriz, yüksek işsizlik, yüksek enflasyon ve döviz kurunun fırlaması krizi derinleştirerek devam ettirdi.

Yaşanan kriz karşısında siz “kontrollü hayat” diye bir şey icat ettiniz, “kontrollü sosyal hayat” ve bir normalleşme, “yeni normalleşme” adını verdiğiniz bir normalleşme süreci başlattınız. Önce turizm beldelerinin olduğu illerin şehir dışı yasaklarını kaldırdınız ve şu tabloya neden oldunuz. Ardından turizm sektörü kazansın diye sınavları öne aldınız ve bu hafta sonu, 20 Haziranda LGS sınavına 1 milyonun üzerinde öğrenci girecek, 27-28 Haziranda da YKS sınavına 2 milyon 433 bin 219 öğrenci katılacak. Bunun karşısında Millî Eğitim Bakanı diyor ki: “Sınava girmek zorunlu değil.” “Sınava girmek zorunlu değil.” ne demek?

Şimdi, bu fotoğraf geçtiğimiz haftaki Millî Savunma Üniversitesi sınavından. Sınava girenler karantinaya alındı; 1 kadın öğrenci sınav salonunda fenalık geçirdi, Covid-19 olduğu ortaya çıktı ve bütün öğrenciler karantinaya alındı. Bu hafta sonu yapılacak sınavlarda bütün öğrenciler ve ailelerinin yaşamını tehdit altına alıyorsunuz. Bu sınavlar derhâl iptal edilmek zorunda.

AVM’leri açtınız ki sermaye kazansın, toplu ulaşımda yüzde 50 sınırını kaldırdınız, adliyeleri açtınız ve halkı, açıkça, salgın karşısında korumasız bırakıyorsunuz. Sorumluluk paylaştığınız bir dönem olarak ilan ettiniz bu ikinci dönemi ve aslında bu, kendinizi sorumsuzlaştırdığınız ve salgına karşı koruma sorumluluğunu tamamen halkın üzerine yıktığınız bir dönemdir. Salgın süresince açlıkla, işsizlikle, eve gelen faturalarla baş başa bırakılan yurttaşlara evde aç kalma ile salgına yakalanma arasında bir tercihte bulunmayı dayatıyorsunuz bu süreçte.

Bakın “normalleşme dönemi” adını verdiğiniz bu dönemin simgesel fotoğrafını AKP Genel Başkanı Erdoğan verdi. Fotoğraf budur... Bakın, bu fotoğrafta ne var biliyor musunuz? Bu, Sancaktepe Sahra Hastanesinin inşaatını ziyarette çekilmiş bir fotoğraf. Sahra hastanesi inşaatının bu fotoğrafında kent talanı var, bu fotoğrafta işçilerin durumu var ve 50 metre ileriden kendisine sosyal-fiziki mesafe koyan bir Cumhurbaşkanı var. Bu Cumhurbaşkanımız bu fotoğraftaki konuşmasında şunu ifade ediyor, diyor ki: “Sağlıkta özelleştirmeye devam edeceğiz.”

Şimdi, saray iktidarının yeni normalinde halkın yaşamı pahasına neoliberal politikaların dizginsiz sürdürülmesi var. Bugüne kadar görülmemiş bir işsizlik, yoksulluk, açlık koşullarında halkın ölümle burun buruna yaşaması var ve hayatın her alanında iyice derinleştirilen eşitsizliğin, yukarıdan aşağıya kurumsallaştırılması var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafında kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, toparlayın.

OYA ERSOY (Devamla) – Tüm bunların yönetilebilmesi için de faşizm var. Pandemiyi fırsata çevirdiniz, yarattığınız krizi halka ödetmeye çalışıyorsunuz.

Şimdi, burada yapılması gereken açıktır. O kazandırdığınız, iktidarınız boyunca kazandırdığınız sermaye halkla biraz paylaşsın o kadar kârını. O yüzden buna ilişkin bir vergi getirin ve halka geçim ücreti getirin. Halkın en temel yaşamsal hakları salgın boyunca ve ihtiyacı oranında parasız karşılansın. Dolaylı vergileri bir kaldırın, her zaman sermayeye teşvik, vergi indirimi yapacak değilsiniz ya. O yüzden fırsata çevirmeyin bu salgını ve işçilerin alın teriyle birikmiş kıdem tazminatına el koymaktan vazgeçin.

Bir yurttaş tepkisini gösterdi diye gözaltına aldırıyorsunuz, “açım” dedi diye ve HDP yürüyor diye bütün illeri, o Gezi Parkı’nı açtığınız, kapattığınız günler gibi bu sefer illeri yasaklamaya, illeri aç kapa yapmaya başladınız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

OYA ERSOY (Devamla) – Bu memleketi böyle yönetemezsiniz. Unutmayın ki bu halkın her birinin başına bekçi dikseniz de halkın gerçek sorunlarını çözmeden iktidarda kalamazsınız. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 217 sıra sayılı Bazı Kanunlarda ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 13’üncü maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

MADDE 13- 6361 sayılı Kanunun 38 inci maddesinde bulunan ikinci fıkra aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“(2) Faktoring sözleşmesi, yazılı veya uzaktan iletişim araçlarının kullanılması suretiyle mesafeli olarak ya da mesafeli olsun olmasın Kurulun yazılı şeklin yerine geçebileceğini belirlediği ve bir bilişim veya elektronik haberleşme cihazı üzerinden gerçekleştirilecek ve müşteri kimliğinin doğrulanmasına imkân verecek yöntemler yoluyla kurulacak şekilde düzenlenir. Bu fıkranın uygulanmasına ilişkin usul ve esasları belirlemeye Kurul yetkilidir.“

    Mehmet Ali Çelebi                    Faruk Sarıaslan            Neslihan Hancıoğlu

             İzmir                                 Nevşehir                                Samsun

     Müzeyyen Şevkin                        Kani Beko Mehmet Bekaroğlu               

            Adana                                   İzmir                                 İstanbul

       Özgür Karabat

           İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen İzmir Milletvekili Mehmet Ali Çelebi.

Buyurun Sayın Çelebi. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET ALİ ÇELEBİ (İzmir) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Artık milletimizin ekmek gibi, su gibi CHP zihniyetine ihtiyacı var çünkü bu zihniyet, emperyalizme karşı mücadeleyi ilk kez kazanmış bir zihniyettir. Sevr’i imzalayan değil, onu yırtıp atarak Lozan’ı yapandır. Egemenliği saraylardan alıp halka verendir, halktan alıp saraya veren değil. Medeni Kanun, kadın-erkek eşitliği demektir. Türkiye’yi ayağa kaldıran kalkınma planlarıdır. Bir Müslüman toplumun demokratik bir atılım yapabileceğinin ispatıdır. “Emek” kavramını ilk kez konuşan, sendika diyendir. Millet mektepleri, köy enstitülerini kuran, köylü çocuğunu alıp pilot yapan, keman çaldıran, karma eğitim diyen modern bir anlayıştır. 12 Eylüllerde Zincirbozan’a sürülen, sürgün sürgün direnen, işkence gören, sevdikleri katledilen, ekmeğiyle oynanan ama asla vazgeçmeyen bir teamüldür.

CHP zihniyeti, şeker, kâğıt, tekstil, cam, çimento, silah fabrikalarıdır. Zirai kredi kooperatiflerini, FİSKOBİRLİK’i, Toprak Mahsulleri Ofisini kurandır. Maden Tetkik Arama Enstitüsü, Etibank, Sümerbank’tır. Deutsche Bankın elindeki bakır madeni işletmesini kamulaştıran, Haydarpaşa Limanı’nı millîleştiren, Karabük Demir Çelik Fabrikasını, halk için ucuz ve dayanıklı ayakkabı üretmek amacıyla Beykoz Fabrikasını açandır. Kayseri’de uçak fabrikası inşa edip, ilk uçak seferlerini başlatıp kendi imalatımız olan 6 uçağı sefere koyandır. 1938’e kadar 64 kilometresi tünel, 3.100 kilometre demir yolu yapandır. Düyun-ı Umumiye binasını teslim alıp Merkez Bankasını kurandır. Doğu Anadolu’da muhtaç köylülere toprak dağıtandır.

CHP zihniyeti, millî Kurtuluş Savaşı veren, kapitülasyonları kaldıran, savaşın küllerinden cumhuriyet kuran Mustafa Kemal Atatürk’tür. “Yurtta barış, dünyada barış” ilkesiyle ülkemizi İkinci Dünya Savaşı’na sokmayan, koltuğuna yapışmayan, Türkiye’yi çok partili siyasi hayata geçiren, seçim kaybedince elinde çantası ve paltosuyla Çankaya’dan ağır ağır inmesini bilen Millî Mücadele kahramanı İsmet Paşa’dır. CHP zihniyeti, milliyetçiliği Kıbrıs’ın dağlarına, Ege’nin deniz yataklarına, Anadolu’nun haşhaş tarlalarına yazan Bülent Ecevit’tir. 1 Mart tezkeresine “Olur mu öyle şey! Türkiye terör bataklığına sürüklenemez.” diyerek itiraz eden Deniz Baykal’dır. “Yeter artık! Zulümler son bulsun; hak, hukuk, adalet istiyoruz.” diye milyonlara tercüman olan Kemal Kılıçdaroğlu’dur. CHP zihniyeti, Müdafaa-i Hukuk cemiyetlerinden doğmuştur, her CHP’li “Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir.” der.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Öncedendi o, önceden.

MEHMET ALİ ÇELEBİ (Devamla) - CHP zihniyetinde başka devletin himaye ve etkisine girme, mandası olma yoktur, kula kul olma yoktur; CHP zihniyeti için egemenlik millete aittir, tek adama asla devredilemez. (CHP sıralarından alkışlar) Bu anlayış, uçurumlar arasından, ölüm yollarından, topların, tüfeklerin namlusundan geçerek zihnimize ve yüreğimize intikal etmiştir. CHP zihniyeti mütevazılıktır; Atatürk, sarayları tercih etmedi, kendi kurduğu çiftliklerden gelen yoğurdun, sütün, tereyağının parasını kendi ödüyordu, harcırah almıyordu ve tüm mal varlığını milletine bağışladı. İsmet İnönü’nün çocukları pençe çakılmış ayakkabı giyiyorlardı. Ecevit, ömrü boyunca 3 oda 1 salon mütevazı evde oturdu. Bu dönemdeyse devleti yönetenler bin küsur odalı saraylara sığmıyorlar. Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu, talimat vererek kazandığınız tazminatları kendi evini satarak ödemiştir. CHP zihniyeti Millî Kurtuluş Mücadelesi’ni cumhuriyetle taçlandırmış, cumhuriyeti de bugün demokrasiyle taçlandıracaktır.

Evet, geliyoruz, milletimizin gözü aydın. CHP zihniyeti iktidara geliyor. 12 Martların, 12 Eylüllerin yıkamadığı, gladyonun kurşunlarının durduramadığı, hapislerin, işkence tezgâhlarının yıldıramadığı CHP zihniyeti geliyor. Tefecilerle mücadele etmek için Halk Bankasını, İş Bankasını kuranlar geliyor, ordusuna kumpas kurdurmayacaklar geliyor. Millî stratejik tesis Tank Palet Fabrikasını pazarlayanlar gidiyor. “Keşke Yunan galip gelseydi.” diyene hürmet edenler gidiyor, Türkân Saylanlar, Mustafa Necatiler geliyor. (CHP sıralarından alkışlar.) Haraç mezat satarak yok edenler değil, üretip inşa edenler geliyor. Sürekli aldatılanlar gidiyor, devletin kurucu aklı geliyor. Türkiye’nin büyük değişiminin öncüleri geliyor, evet, geliyoruz. “Şafak çığlıklarıyla sabaha eren o müthiş gece gibi geliyoruz. Kara kışlara inat dallara yürüyen bahar gibi çiçek çiçek geliyoruz. Köpürecekse köpürsün ihanetin suları, karaya hücum eden dalgalar gibi geliyoruz.”

Yüce Meclisi saygıyla selamlarım.(CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Turan…

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

37.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, İzmir Milletvekili Mehmet Ali Çelebi’nin görüşülmekte olan 217 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 13’üncü maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, Mehmet Ali Bey’i keyifle dinledik, sataşma olmadan nasıl cevap vereyim bilmiyorum ama şunu söyleyeyim: Konu 13’üncü madde biliyorsunuz, faktoring sözleşmesi, bununla ilgili de çok güzel bir önerge vermişler. Yani usulen verilen bir önerge değil, çalışılmış bir önerge. İnsan hatır için, Meclise olan saygıdan dolayı bir kelime olsun önergeyle ilgili bir ifadede bulunur. Eline verilen bir CHP bildirgesini okudu. Eyvallah, baş tacı, saygı duyuyorum, inanıyordur ama ben de şuna inanıyorum: Mehmet Ali Bey’in okuduğu, anlattığı CHP’yle şu anki CHP arasında sadece isim benzerliği kalmıştır Sayın Başkan.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

VI.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Erzurum Milletvekili İbrahim Aydemir ve Manisa Milletvekili Uğur Aydemir ile 63 milletvekilinin Bazı Kanunlarda ve 399 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/2945) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 217) (Devam)

BAŞKAN – Şimdi, önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Bazı Kanunlarda ve 399 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 13’üncü maddesinde yer alan “verecek” ibaresinin “sağlayacak” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederim.

   Arslan Kabukcuoğlu                   Fahrettin Yokuş                 Ayhan Altıntaş

          Eskişehir                                Konya                                  Ankara

         Ayhan Erel                            Ümit Beyaz                      Feridun Bahşi

           Aksaray                                İstanbul                                Antalya

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen İstanbul Milletvekili Ümit Beyaz.

Buyurun, Sayın Beyaz. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

ÜMİT BEYAZ (İstanbul) – Sayın Başkan, kıymetli milletvekilleri; kanun teklifinin 13’üncü maddesi üzerine İYİ PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyor, hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Sözlerime başlamadan önce, terör örgütüne yönelik başlattığımız Pençe Harekâtı’nda görev yapan Mehmetçik’imizin muzaffer olmasını canıgönülden diliyorum.

Değerli milletvekilleri, dijitalleşen dünyada yüz yüze olmadan, uzaktan işlemlerin yoğunluğunun arttığını kabul ederek özenli bir şekilde düzenleme yapılması gerekmektedir. Ülkemizde dolandırıcılık olaylarının yaşanma sıklığı düşünüldüğünde, bu uygulamanın, art niyetli davranışlara ve olumsuz sonuçlara sebebiyet vermemesi için söz konusu düzenlemelerin etrafından dolanmaya yer vermeyecek şekilde titizlikle hayata geçirilmesi önemlidir.

Değerli milletvekilleri, Türkiye ekonomisi çok zorda. Önümüze gelen ekonomik veriler Türk ekonomisindeki bütün dengelerin sarsıldığını gösteriyor. Siz suni tartışmalarla ekonomideki kötüleşmenin üstünü örtmeye çalışırken işsizlik çığ gibi büyüyor, iş yerleri kapanıyor, iflaslar artıyor, esnaf kepenk kapatıyor, ekonomik tablo giderek ağırlaşıyor. Başta esnaf ve KOBİ’ler destek beklerken siz işçinin kıdem tazminatına göz dikiyorsunuz. Türk ekonomisinin kötü durumunun sorumlusu işçiler değil, sizin kötü ekonomi yönetiminiz. Bütün sorumsuz iktidarların kriz anlarında yaptığı gibi sizler de işçinin kıdem tazminatına göz diktiniz. “Tamamlayıcı emeklilik” diye bir fon uydurdunuz ve işverenlerin tazminat yükünü hafifletmek adına işçinin parasını azaltmak istiyorsunuz. Kimsesizlerin kimi olarak çıktığınız yola güçlünün sesi olarak devam ediyorsunuz. EYT’lilerin ahını aldığınız yetmezmiş gibi şimdi de işçinin tek güvencesi olan kıdem tazminatını kırparak işçinin alacağı toplu paranın peşine düştünüz. Kıdem tazminatı işçinin alın teridir, siz bu hakkı gasbetmek istiyorsunuz. Yapmayın, etmeyin; kötü yönetiminizin bedelini işçi kardeşlerimize ödetmeyin.

Değerli milletvekilleri, insanlar İşsizlik Fonu’ndaki paraların akıbetini soruyor, insanlar 15 Temmuz şehitleri için toplanan paraların nereye harcandığını merak ediyor. Siz, bu paraların hesabını vermek yerine yalana başvuruyor, abidik gubidik işlerle rakamlarla oynuyor, iş gücü verilerini ve iş gücüne katılma oranlarını çarpıtıyorsunuz. Aktif İşgücü Programları sayesinde işsiz insanlarımızı istihdam içinde göstermeye çalışıyorsunuz. Vatandaşlarımız sizden verileri düzeltmenizi değil, ekonomiyi düzeltmenizi bekliyor.

Değerli milletvekilleri, on sekiz yıllık kötü yönetiminizin ardından, ekonomik bunalımdan çıkışın adresi olarak İslam iktisadını öneriyorsunuz. “İnsani, ahlaki ve çevreci karakteri, faiz ve sömürüyü reddeden yapısıyla İslam iktisadı krizden çıkışın anahtarıdır.” diyorsunuz.

Değerli arkadaşlar, İslam haklının hakkını ödemeyi emreder, İslam emek koyanın emeğinin verilmesini ister. Siz, bırakın hakkını ödemeyi, işçinin kıdem tazminatını bile ödemek istemiyorsunuz. 15 Temmuz darbesi sonrası şehit ve gaziler için topladığınız paraları şehit yakınlarına ve gazilere ödemiyorsunuz.

Biz, İşsizlik Fonu’nda toplanan paraların nereye harcandığını merak ediyoruz. Biz, 2004-2019 arası toplanan 65 milyar TL tutarındaki deprem vergisinin nereye gittiğini öğrenmek istiyoruz. Biz, 15 Temmuz şehit ve gazi yakınları için toplanan 338 milyon TL’nin akıbetini öğrenmek istiyoruz. Siz, daha “Biz bize yeteriz.” kampanyasında toplanan 2 milyar TL’nin hesabını veremiyorsunuz. Faiz ve sömürüyü ortadan kaldıracağınızı öne sürüp ihtiyacını kredi kullanarak karşılayan, boğazına kadar faize batmış bir toplum yaratıyorsunuz. Allah size hidayet versin diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Beyaz.

Şimdi önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

13’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

14’üncü madde üzerinde 3 önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 217 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 14’üncü maddesinin kanun teklifi metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

         Hüda Kaya                            KemalPeköz                         Tuma Çelik

           İstanbul                                 Adana                                  Mardin

       Ali Kenanoğlu                          Oya Ersoy                       Kemal Bülbül

           İstanbul                                İstanbul                                Antalya

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) - Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Antalya Milletvekili Kemal Bülbül.

Buyurun Sayın Bülbül. (HDP sıralarından alkışlar)

KEMAL BÜLBÜL (Antalya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Tabii, yapılan kanunlar toplumsal, ekonomik, yaşamsal bir ihtiyaçtan çok iktidarın görünür görünmez kendi yapısını organize etmek maksadıyla düzenlendiği için, kanun metninde anlaşılır bir şeyin olması da çok dert edilmiyor. Elektronik haberleşme… Yani Türkiye’de elektronik haberleşme, bilgisayar kullanımı, elektronik okuryazarlık denilen seviyenin, ihtiyacın ya da bu bölümü anlamış kesimin nüfusa oranı dikkate alındığında, aslında bu, toplumun tümü için değil belirli bir kesim için yapılan bir yasa çalışması olmuş oluyor. Hâl böyle olunca da aslında, şu pandemi süreci bir şeyi çok net bir şekilde ortaya çıkardı ki iktidarın iki tane görevi varmış: Biri, elinde bulunan ekonomik olanakları yandaşlara pay etmek, basını kontrol altında tutmak, öbürü de muhalefeti bastırmak, susturmak; muhalefetin üzerine her türlü olanakla, şiddetle, baskıyla, karalama kampanyasıyla yürümek. Bunun dışında iktidarın dert edindiği hiçbir şey yokmuş.

Bunun en bariz örneği dün yaşandı. Bakınız, Tayip Temel Vekilimiz, Dersim Dağ Vekilimiz bariz bir şekilde kameraların önünde polis tarafından darbedildi. Sebep? Bismil ilçeye girmek istiyor vekillerimiz, Bismil ilçeye sokulmuyor ve bunu polis yapıyor ve bunu AKP sözcüsünün talimatıyla yapıyor ve bunun hukukta, bunun demokraside, bunun insan haklarında, bunun özgürlüklerde hiçbir yeri, hiçbir karşılığı yok ve suç işlenmiş oluyor. Bu suçları tek tek tespit ediyoruz ve anlatıyoruz bu kürsüden “Niye bu yürüyüşü yapıyoruz?” diye. Ben de söyleyeyim, niye yapıyoruz: Trakya’dan yürüyoruz; Trakya’da Spartaküslerin, Şeyh Bedreddinlerin özgürlük, eşitlik, adalet, hakkaniyet, Şeyh Bedreddin’in “Yârin yanağından gayri her şeyde ortak.” özlemini Hakkâri’deki Ahmed-i Hani’yle buluşturmak için yürüyoruz. Ahmed-i Hani’nin Türkiye halklarına, Orta Doğu halklarına eşitlik, özgürlük, Kürt halkının da kendisi olma özlemi için yürüyoruz. Başka? “Ne padişah ne saltanat tevekkeltü tealallah!” diyen Şeyh Bedreddin’in halifeleri Torlak Kemal ve Börklüce Mustafa için yürüyoruz. Başka? Orta Anadolu’nun Türkmen halkının değerli sesi Şah Kalender Çelebi için yürüyoruz. Türkiye halklarının eşit, özgür, adil bir ortamda yaşayabilmesi, emeğin özgür olması için yürüyoruz. Bu yürüyüşe “sözde” demek akla ziyan bir şeydir, bu yürüyüşe “sözde” demek akıl noksanlığıyla alakalı bir şeydir. O nedenle, herkes demokrasinin, adaletin, eşitliğin ve yasaların gerektirdiği düzeyde, sosyalitede, bakış açısında, siyasi bir felsefeyle, siyasi bir düzeyle yaklaşırsa Türkiye’nin sorunları çözülebilir. İkide birde şiddet kullanarak, ikide birde baskı yöntemiyle, ikide birde inkâr yöntemiyle, sokakları kapatarak, pandemiyi bir fırsat bilerek, darbeyi bir fırsat bilerek ve bunu toplum üzerinde bir baskı aracına çevirerek toplumu susturmaya çalışarak yapılan siyasetin sonuna halk ne demişti? “Zulüm ile abat olanın sonu berbat olur.” diye söylemişti ve Türkiye’de bunun çok da örnekleri yaşandı.

O nedenle, bakın, dün Alanya’dan örnek verdim, hiç ses çıkmadı. Alanya’da çeteleşmiş bir polis yapısının topluma, 42 aileye, bunun çocuklarına, bunların çocuklarına uyguladığı zulmü ve tespit edilmiş, tutuklanmış hâlini söyledim, ses çıkmadı. Bu Alanya’da, bakınız, bu Alanya’da… Bu Alanya tarihi çok önemli. Alanyalı Gaybi’yi bilir misiniz, Gaybi kimdir, bilir misiniz? Kaygusuz Abdal. O Kaygusuz Abdal ki şöyle demişti:

“Şu insan dedikleri

El, ayak ile baş değil.

İnsan manaya derler,

Suret ile kaş değil.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun toparlayın.

KEMAL BÜLBÜL (Devamla) – Teşekkür ediyorum.

İnsandaki manayı öğrenmek yerine, insanı suret ve kaştan ibaret gören ve ne yazık ki ne günah ki ne ayıp ki, yüz yıllık cumhuriyet tarihinde Kaygusuz Abdal gibi Türkiye tarihine, insanlık tarihine nakşetmiş, bu kadar nefes söylemiş, bu kadar yaşam ve felsefe üretmiş bir kişinin anıtı, Gaybi’nin anıtı Alanya’da yok, düşünebiliyor musunuz? Kaygusuz Abdal, Abdal Musa Dergâh’ında yetişmiş ve dünya edebiyatına, Türkiye edebiyatına bu kadar değerler sunmuş bir mürşitle ilgili Alanya’da bir anıt yok. Alâiye Beyi’nin oğludur Gaybi, bunu da bir yere belirtmiş olalım. Bu demokrasi, eşitlik, özgürlük, adalet yürüyüşünün, barış, insan hakları, özgürlükler için yapıldığını ve Türkiye’nin, mutlaka, barış, insan hakları, özgürlüklere kavuşacağını, halkların eşit, inançların eşit, emeğin özgür olacağını belirtiyor, sevgi ve saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 217 sıra sayılı Bazı Kanunlarda ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 14’üncü maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

MADDE 14- 6361 sayılı Kanunun 39 uncu maddesinde bulunan üçüncü fıkra aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“(3) Finansman sözleşmesi, yazılı veya uzaktan iletişim araçlarının kullanılması suretiyle mesafeli olarak ya da mesafeli olsun olmasın Kurulun yazılı şeklin yerine geçebileceğini belirlediği ve bir bilişim veya elektronik haberleşme cihazı üzerinden gerçekleştirilecek ve müşteri kimliğinin doğrulanmasına imkân verecek yöntemler yoluyla kurulacak şekilde düzenlenir. Bu fıkranın uygulanmasına ilişkin usul ve esasları belirlemeye Kurul yetkilidir.”

     Müzeyyen Şevkin                     Faruk Sarıaslan              Ali Mahir Başarır

            Adana                                 Nevşehir                                Mersin

     Mehmet Bekaroğlu                     Özgür Karabat                         Kani Beko

           İstanbul                                İstanbul                                  İzmir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Mersin Milletvekili Ali Mahir Başarır.

Buyurun Sayın Başarır. (CHP sıralarından alkışlar)

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) – Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Dün, Anayasa Komisyonunda darbeleri konuştuk, demokrasinin ne kadar önemli olduğunu konuştuk, darbelerin halk iradesine yapmış olduğu tahribatı konuştuk ve oy birliğiyle de hep beraber darbeleri lanetledik. Ama Komisyon sırasında aklıma sürekli bir şey geldi, “halk iradesi” dedikçe bir şey geldi, Yalova geldi.

Değerli milletvekilleri, Yalova Belediye Başkanı 28.796 kişinin oyuyla seçilen bir belediye başkanı ve bir imzayla görevden alındı. Şimdi, neden görevden alındı? En trajikomik olay da bu. 2012’de, AKP döneminde bir muhasebe memuru atanıyor ve bu memur, yine AKP döneminde zimmet yapmaya başlıyor. Sonra bizim Belediye Başkanımız ikinci dönem seçiliyor, sürekli Sayıştay, İçişleri müfettişleri geliyor. En son, hiçbirinin tespit edemediği zimmet olayını Belediye Başkanımız tespit ediyor, akşam Emniyete, sabah savcılığa bildiriyor ve zimmeti yapan memur tutuklanıyor. Aslında, ödüllendirilmesi gerekiyor. Ne oluyor? Bir imzayla görevden alınıyor. Peki, yerine gelen Belediye Başkanı ne yapıyor? Ankara Büyükşehir Başkanımızın kapının önüne koyduğu, Halk Ekmekte yolsuzluk yapan bir kişiyi belediye başkan yardımcısı yapıyor. Onunla yetinmiyor -4 maaş almaya alışkınlar ya- şirket yönetimine getiriyor, özel kalem müdürü yapıyor ve bu kişinin bir görevi daha var -spordan bürokrasiye çok kişi geldiği için- Karate Federasyonunun Yönetim Kurulu üyesi. Şimdi, bakın, yolsuzluğu ortaya çıkaran Belediye Başkanı görevden alınırken yolsuzluk yapmış bürokratlar Yalova’ya getiriliyor.

Yalova Belediye Başkanlığına geçen hafta bir yazı yazıldı -İl Emniyet Müdürlüğü- diyor ki: “Hesaplarınızdan -isim de veriyor- Halk TV’ye ne kadar para yatırdınız?” Ben söyleyeyim buradan: Bayram ilanları için 3 bin liralık bir makbuz kesilmiş, o para da ödenmemiş. Ama bakın, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı, hani o şaibeli bir Belediye Başkanı var ya, Melih Gökçek…

AHMET TUNCAY ÖZKAN (İzmir) – Damacana, damacana.

ALİ MAHİR BAŞARIR (Devamla) – …sizin için milat kabul edilen 17-25 Aralık tarihinden sonra, Samanyolu TV olmak üzere FET֒nün kanallarına 8 milyon lira para yatırmış. Bunu soracak olan bir emniyet müdürü, bir savcı yok. İstanbul’a geliyorum, işte, bu Samanyolu, Beyaz TV, havuz medyasına toplam yatırılan para 80 milyon lira. Bu ülkedeki savcılar, emniyet müdürleri 3 bin liranın hesabını sorarken, bakın, FET֒nün kanallarına yatırılan parayı sormuyor.

Ben, merak ediyorum, neden Melih Gökçek yargılanmıyor, Vefa Salman yargılanıyor? Neden buna hesap sormuyorsunuz?

İBRAHİM HALİL ORAL (Ankara) – Soramıyorsunuz.

ALİ MAHİR BAŞARIR (Devamla) – Bakın, “Darbe” diyorsunuz. Darbe yapan bu örgütün televizyon kanalına, size göre milat olan o tarihten sonra 8 milyon lira para yatırılmış ve Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı da bunu savcılığa bildirmiş ama hâlâ bu Melih Gökçek Twitter’da sörf yapıyor. Ben şaşırıyorum, neden siz trol arıyorsunuz. Neden arıyorsunuz? Çok şaşırıyorum, bu ülkenin İçişleri Bakanı, bir gazeteci Saygı Öztürk için ne diyor? “Namussuz bir yazı.” diyor. Saygı Öztürk’ün yazdığı yazı namussuz oluyor da senin o belediyelere görevden almak için yazdığın yazı namuslu mu oluyor?

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Çok ayıp bir şey bu ya! Çok ayıp bir şey ya!

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Gerçekleri söylüyor.

ALİ MAHİR BAŞARIR (Devamla) – Ayıp olan ortada. Ayıp olan nedir biliyor musunuz?

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Ne kadar ayıp bir şey bu ya! Bu dil nasıl bir dil Sayın Başkanım? Temiz bir dile çağırır mısınız beyefendiyi?

ALİ MAHİR BAŞARIR (Devamla) – Ayıp olan, bir Grup Başkan Vekilinin kürsüye laf atması.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayın.

ALİ MAHİR BAŞARIR (Devamla) – Ayıp olan, bir İçişleri Bakanının bir gazeteciye “namussuz” demesi. Ayıp olan, halkın seçtiği belediye başkanlarının görevden alınması. (CHP sıralarından alkışlar) Ayıp olan, tırnağına kadar, saçının teline kadar yolsuzluğa bulaşmış Melih Gökçek’in yargılanmaması. Bunları sorgulamak ayıp mı? Ankara’da, Halk Ekmekte yolsuzluk yapmış, görevine son verilmiş bir bürokratı Yalova’ya yolluyorsunuz, sonra da demokrasi… Ayıp olan bu, Sayın Grup Başkan Vekili, ayıp olan bu!

“Demokrasi” diyorsunuz, “hukuk” diyorsunuz; hiçbir suçu yok bu Belediye Başkanının. Yolsuzluğu sizin atamış olduğunuz o memur yapmış, ortaya da Vefa Salman çıkarmış. Ödül olarak görevden alıyorsunuz. Gerçekten çok yazık ama yakıştırıyorum. Ne diyeyim! (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Turan buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

38.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, Mersin Milletvekili Ali Mahir Başarır’ın görüşülmekte olan 217 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 14’üncü maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, böyle bir üsluba cevap vermeyi inanın zül addediyorum.

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) – Verme o zaman. Verme! Verme!

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – O ne demek ya! Grup Başkan Vekiline ne bağırıyorsun ya! Ayıp ya! Grup Başkan Vekili konuşuyor.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Cevap verme.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – İşte, CHP’nin doksan yıldan beri neden iktidar olamadığının canlı örneği; şu kürsü ve şu üslup. Eğer gerçekten temiz bir dille eleştirse baş tacı ama neresini düzelteyim ki? Bu üslup, bu Meclisin üslubu değil. Sayın Grup Başkan Vekilini davet ediyorum arkadaşı uyarmaya, böyle bir üslup olmaz Sayın Başkan.

Ayrıca, Sayın Bakanın “tweet”i bir anneye atılan iftiraya ilişkin ifadedir. Gazetecilikle ilgili değildir iftirayla ilgili bir iştir ama siz, belediyeyle ilgili idari bir işleme veya yargısal bir işleme bu ifadeyi kullanırsanız çok çok ayıp edersiniz. Aslında, hak ettiği cevap ayıp etmenin çok ötesinde bir ifade ama buranın mehabeti için bunu söylemek istemiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Turan.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Bir diğer ifadeyle Sayın Başkan, Melih Gökçek, eksiğiyle fazlasıyla yıllarca Ankara’ya hizmet etmiş bir siyaset adamı. İddialar mahkeme nezdinde değerlendirilir fakat ifadelerin hepsi Melih Bey tarafından dava açılacak bir konudur. Elde belge olmadan, bilgi olmadan hüküm ifadesi kullanmak yargıya taşınacak konudur, göreceksiniz, Melih Bey o konuda adım atacaktır.

Yalova’daki mesele, bazen de yanlışı savunmayın ya! Herkesin bildiği, Yalova’daki CHP’lilerle de konuştuğumuz zaman, arkadaşlarla konuştuğumuz zaman gördüğümüz bir rahatsızlık var. Muharrem İnce gibi başarılı bir siyasetçinin…

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) – Hah!

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Doktora filan gönder Sayın Başkan, garip sesler çıkarıyor arkadaş.

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) – Gerçekten de öyle. O yüzden söylüyorum.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Söylüyorum, Muharrem İnce senden bin kat başarılı. Adam kırk yıl Grup Başkan Vekilliği yaptı, Cumhurbaşkanlığı adaylığı yaptı. Yanlış bir şey mi söyledim?

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) – Doğru söylediğin için söylüyorum.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Fakat Muharrem İnce’nin bile…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun toparlayın Sayın Turan.

KAMİL OKYAY SINDIR (İzmir) – Yani bunu Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde de deseydiniz Sayın Turan.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Hayır, Tayyip Erdoğan’ın kılı olamaz, tüyü olamaz, kıkırdağı olamaz, onu söylüyorum. Senden başarılı, Tayyip Bey’den değil. (CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Laf atmayalım arkadaşlar, niye laf atıyorsunuz?

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, çok ayıp ya! Bakın, arkadaş yok bir haftadan beri Mecliste, kürsüye geldi konuştu, her türlü ağır lafı söyledi, bir dakika 60’a göre cevap hakkım var, hâlâ devam ediyor. Ayıp, yapmayın bunu. Bu Meclisin mehabetine, doksan yıllık partiye yakışmıyor. Bir daha söylüyorum, eksiğimiz vardır, eleştirin kardeşim ama bu dilin sizin diliniz olmaması lazım, bu dilin Meclisin dili olmaması lazım. O yüzden, Yalova’daki meseleye de sahip çıkmayın. Zaten yargı gereğini yapıyor, bırakın beraber takip edelim. Yalova’daki CHP’lilerin bile meseleye sahip çıkmamasından ders alın. Sen Yalovalı değil Mersinlisin. Bir bak bakalım, öyle midir değil midir diye. Bence, daha çok çalışmalarını, daha üsluplu bir tarzda konuşmalarını tavsiye ediyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özkoç.

39.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Başkan, Yalova Belediye Başkanımızın gerçekten hukuk karşısında da vicdanlar karşısında da tertemiz bir kişi olduğu ve milletimizin iradesiyle seçilmiş bir belediye başkanı olduğunu herkes kabul etmektedir. Değerli hatibimiz bunu anlatırken başka örnekler vererek Yalova Belediye Başkanına isnat edilen suçlardan çok daha fazlasını yapmış belediye başkanlarının adlarını verip “Yalova Belediye Başkanı yargılanıyorsa onlar da yargılansın.” demiştir.

Sayın Melih Gökçek’i eğer gerçekten o kadar çok seviyor ve ona bağlıydıysanız, millet iradesiyle seçilmiş bir Belediye Başkanını neden görevden aldınız? Bunu sorarlar size hâlâ cevabınızı vermiyorsunuz. Aslında Başbakanınızı da sorarız, ona da verecek bir cevabınız yoktur diye düşünüyoruz.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Kendi kanaati, saygı duyuyorum Sayın Başkan.

VI.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Erzurum Milletvekili İbrahim Aydemir ve Manisa Milletvekili Uğur Aydemir ile 63 milletvekilinin Bazı Kanunlarda ve 399 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/2945) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 217) (Devam)

BAŞKAN – Şimdi önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Bazı Kanunlarda ve 399 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 14’üncü maddesinde yer alan “verecek” ibaresinin “sağlayacak” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

      Fahrettin Yokuş                        Şenol Sunat                         Ayhan Erel

            Konya                                  Ankara                                Aksaray

       Ayhan Altıntaş                         Bedri Yaşar             Arslan Kabukcuoğlu

            Ankara                                 Samsun                              Eskişehir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ CEMAL ÖZTÜRK (Giresun) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen, Ankara Milletvekili Şenol Sunat.

Buyurun Sayın Sunat. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

ŞENOL SUNAT (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 217 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 14’üncü maddesi üzerine İYİ PARTİ Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Yüce Meclisi saygıyla selamlarım.

Değerli milletvekilleri, on sekiz yıldır tek başına iktidarda olan Adalet ve Kalkınma Partisinin ülkemizi getirdiği noktada artık ne adaletten ne de kalkınmadan söz etmek mümkün değildir.

Sayın milletvekilleri, adaletin olmadığı yerde kalkınma olmaz, adaletin olmadığı yerde rahmet ve bereket de olmaz, adaletin olmadığı yerde refah olmaz, huzur olmaz ve güven olmaz, adaletin olmadığı yerde gelişme olmaz, adaletin olmadığı yerde gelecek olmaz. Soruyorum sizlere: Milyonlarca gencimiz işsizken -hangi liyakate göre- AKP eski milletvekillerinin, RTÜK Başkanının ballı maaşlarla banka yönetim kurullarına atanmalarında adalet var mıdır? Görevleri sadece iktidarın başını ve icraatlarını övmek adına muhalefete her türlü iftirayı atan, hakaret eden, yalan söyleyen, her dönemin bilinen omurgasız, cambaz yazarları köşkler ve saraylarda yaşarken sadece doğruları yazdıkları, yolsuzlukları araştırdıkları ve teröristlerin, casusların, hainlerin ve yolsuzların ipini pazara çıkardıkları için gazetecilerin tutuklanması ne kadar adildir? 15 Temmuzda devleti sokaktan toplayan gaziler için toplanan paraların üstüne yatılması, haklarını isteyen gazilerimizin sokak ortasında dövdürtülmesi hangi devletin adaletinde vardır? Yandaş müteahhitlerin milyonlarca dolarlık borçları silinirken namusuyla para kazanan esnafın yardım kolisine muhtaç edilmesi ne kadar adildir? Vesayeti bahane ederek FETÖ terör örgütüyle kol kola girip Ergenekon, Balyoz gibi kumpaslarla Türk Silahlı Kuvvetlerinin Atatürkçü subaylarını hapislerde yatıran, ihraç eden ve darmadağın eden; ettikten sonra bu terör örgütünün Türk Silahlı Kuvvetlerinin tüm birimlerine yerleşmesini sağlayan sonra da “Birbirine kırdırdık.” diyen zihniyetin yönettiği bir ülkede adaletten söz etmek mümkün müdür?

Ne acıdır, iktidar hesaplarınızı, tek adam sistemini kurma planlarınızı vatanını, milletini seven insanları Amerikan uşağı, FETÖ alçaklarına kırdırmak üzerine mi yaptınız?

Değerli milletvekilleri, adaletin olmadığı yerde kalkınma olmaz demiştim. Bugün ülkemizin içinde olduğu duruma baktığımızda kalkınmadan eser yok. 83 milyonluk Türkiye’de küçük bir ayrıcalıklı yandaş sınıfın dışında hâlinden memnun olan bir kesim kaldı mı? Nerede insanı merkeze alan kalkınma? Yatırım olmadan kalkınma olur mu? Her 3 gençten 1’inin işsiz olduğu bir ülkede kalkınmadan söz edilebilir mi? Gençlerimiz işsiz, emeklimiz mutsuz, çocuklarımız umutsuzdur; esnaf kan ağlamakta, siftah yapamadan dükkân kapatmaktadır. Engelliler, EYT’liler, atanamayan öğretmenler, devlet memurları, hepsi kan ağlıyor. On sekiz yıldır uygulanan yanlış tarım politikaları nedeniyle Türkiye gibi bir ülkede tarım neredeyse bitmiş, çiftçimiz borç batağına saplanmıştır.

Evet, AK PARTİ’lilere sorduğunuzda ülke uçmaktadır. Kalkınmayı yol yapmak, köprü yapmak, kamu kurumlarını satmak zannediyorlar. Cumhuriyetin yüz yıllık kazanımlarını on sekiz yılda sattılar “Yol yaptık.” diye övünüyorlar, onu da yapmasaydınız bari. Siz ne yaptınız değerli milletvekilleri? Türk milleti bir yandan salgınla, bir yandan da ekonomik krizle mücadele etmeye çalışıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ŞENOL SUNAT (Devamla) – Sayın Başkan, tamamlayayım.

BAŞKAN – Buyurun, toparlayın.

ŞENOL SUNAT (Devamla) – Milletimiz devletinden yardım bekliyor. Türkiye’nin gerçek gündemi mutfaktaki yangındır, işsizliktir, ödenemeyen borçlardır, geçim sıkıntısıdır, açlıktır, yokluktur. Suni gündemler oluşturmak, her gün televizyonda pembe tablolar çizen onlarca propagandist seçilmiş yazarlar ve sözde aydınlarla, paralı trollerle kamuoyu yaratmaya çalışmak, TÜİK raporlarıyla oynayarak iyimser tablolar çizmek Türk milletinin aklıyla alay etmektir. Sarayın duvarları yüksek, görmüyorsunuz; sarayın duvarları kalın, duymuyorsunuz; çıkın artık saraylarınızdan.

Vatandaş “Evimi geçindiremiyorum.” diyor, iktidar darbeden bahsediyor; vatandaş “İşsizim.” diyor, iktidar düşük kredili evden bahsediyor; vatandaş “Bana destek verin.” diyor, iktidar uçak biletlerinde vergi indiriminden bahsediyor; vatandaşı duyun artık.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

14’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

15’inci madde üzerinde 3 önerge vardır. Önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 217 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 15’inci maddesinin kanun teklifi metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

         Hüda Kaya                          Ali Kenanoğlu                     Kemal Peköz

           İstanbul                                İstanbul                                 Adana

          Oya Ersoy                            Tuma Çelik

           İstanbul                                 Mardin

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ CEMAL ÖZTÜRK (Giresun) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu.

Buyurun Sayın Kenanoğlu. (HDP sıralarından alkışlar)

ALİ KENANOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Kanun teklifinin 15’inci maddesi üzerine parti grubumuz adına söz aldım. Tabii, bu madde kamu iktisadi teşebbüsleri ve bağlı ortaklıklardaki iç kontrol sisteminin oluşturulması ve istihdam edilen iç denetçilerin mali ve sosyal hakları ile harcırahlarının bakanlık iç denetçilerine denk olmasına yönelik bir düzenleme.

Günümüzde “Kamu iç denetçilerinin görevi ne?” diye sorarsak maalesef artık böyle “Üst yöneticilerinin önerilerini yerine getirmekten ibaret.” diye bir cevap verebiliriz. Aslında kamuda yapılan bu iç denetimler tamamen sahte denetimler. İç Denetim Koordinasyon Kurulundan tutun da iç denetçilik teşkilatı sanal bir görev icra ediyor. Kamu kaynaklarının israfını önlemek bir tarafa, asıl kendileri israfa neden oluyorlar ve bu israfları da ortaya çıkarmayarak israfa da bir şekilde hizmet etmiş oluyorlar; itiraz etseler, ortaya çıkarsalar da görevlerinden alınıyorlar yani geldikleri pozisyon budur. Dolayısıyla bu teklif, kanunda olduğu gibi, KİT’lerde de iç denetçilerinin mali ve sosyal haklarının bakanlıkla aynı düzeye getirilerek yeni bir israf kapısı açmaktan öteye giden bir şey değildir. Keşke hakkıyla, adaletiyle, hukukuyla iç denetim görevlerini yerine getirseler de biz de gönül rahatlığı içerisinde onların bütün sosyal haklarının, her türlü haklarının daha da fazla artırılmasını desteklesek.

Tabii, bu haksızlıklar ve hukuksuzluklar, işte, bizim tam da itiraz ettiğimiz ve hep sorulan “Siz niye yürüyorsunuz?”un cevabını içeren şeylerdir. Biz Türkiye'nin normalleşmesi için yürüyoruz. Yani Türkiye'nin normalleşmesi, sadece AVM’lerin açılmasıyla, insanların alışveriş yapmasıyla olacak bir şey değildir; normalleşmek sadece sağlık sistemi üzerinden ya da bu alışveriş merkezlerini kullanmak, gidip oralarda alışveriş yapmak üzerinden değerlendirilebilecek bir durum değildir. Türkiye'nin bir bütün olarak normalleşmesi için siyaseten de normalleşmesi gerekiyor; haklarını, hukuklarını kullanma anlamında da normalleşmesi gerekiyor.

Şimdi, bakın, Tüketici Başvuru Merkezi Onursal Başkanı Aydın Ağaoğlu şöyle diyor: “Bu elektrik faturalarındaki haksızlıklara yeterli tepki verilemediği için bu haksızlıklar ve hukuksuzluklar devam ediyor.” Şimdi, halk buna yeterli tepkiyi niye veremiyor? Çünkü iktidar torpili deşifre edenlere “namussuz” diyor çünkü iktidar bir güreşçiyi bankacı yapanları eleştirenlere “vatan haini” diyor çünkü iktidar haksızlığı, hukuksuzluğu, adaletsizliği bir bütün olarak toplumda dile getirenlerin hepsine de “terörist” diyor. Şimdi, bu koşullar altında yaşanılan bütün bu haksızlıklar ve hukuksuzluklar karşısında insanlar sesini çıkaramaz, sokaklarda itirazlarını yükseltemez vaziyete getiriliyor. İşte, biz HDP olarak diyoruz ki: Türkiye'nin normalleşmesi lazım. Bu kadar haksızlığın, hukuksuzluğun yaşandığı bir yerde bu itirazların yükseltilmesi gerekir ki… İnsanlar pandemi sürecinde evde kaldıkları bu süre içerisinde -elektrik, su, doğal gaz ve internet faturaları- bu tür faturalardaki bütün haksızlık ve hukuksuzluklara karşı da itiraz edebilmeliler.

Şimdi öyle bir noktaya geldik ki bu faturalar insan hayatının, bir ailenin geçiminin en önemli giderlerinden biri hâline geldi. Bakıyorsunuz, şöyle bir durumla karşı karşıya kaldık bu süre içerisinde, pandemi süreci içerisinde: Şimdi, kıyas fatura yapıldı, kıyas fatura. Yani dediler ki: “İşte sağlık koşulları gereğince personel gitmesin, bunları okumasın, öncekine göre kıyas yapalım.” Ya bu kıyas öyle bir şey olmuş ki sayaç okuma bedelini de kıyas olarak fatura etmeye başladılar. Ya sayacı okumamışsın, neyini kıyas olarak tekrar yazıyorsun buraya? Fatura bedeline onu da koydu. Bu yetmiyormuş gibi ayrıca açma-kapama bedelini de kıyas olarak kesmeye başladı. Yani kimi yerlerde ödeme tarihinin son gününde gelip fatura kesti ya da faturayı kestiği gün son ödeme tarihini koydu, ondan sonra da açıp-kapama yapmadığı hâlde -yani bir elektrik kesintisi, su kesintisi, doğal gaz kesintisi gibi- özellikle elektrik firmaları birçok yerde kesmiş gibi kıyas fatura yaparak açma-kapama bedelini faturaya yansıttı.

Şimdi, tabii vatandaş bunlara tepki göstermekten çekiniyor. Niye? E, Türkiye artık hiçbir konuda normal değil, demokratik haklar konusunda da normal değil.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ KENANOĞLU (Devamla) – Başkanım, bitiriyorum.

BAŞKAN – Toparlayın.

ALİ KENANOĞLU (Devamla) – İşte, biz tam da bu anlamda, Türkiye’de bütün halkların, bütün insanların, bütün emekçilerin haklarını arayabileceği anlamda Türkiye'nin normalleşmesini de istiyoruz.

Burada şunu biz önerdik ve tekrar ediyoruz: Elektrik, su, doğal gaz ve internet –artık internet de zorunlu giderler arasına girdi- faturalarının, mutlaka asgari limitlerdeki fatura tutarının muaf edilmesi gerekir. Yani bir ailenin ihtiyacının asgari düzeydeki fatura tutarlarının muaf edilmesi gerekir. Bu, sosyal devlet olmanın gereğidir. Yani sosyal devlet olmak, insanları kolay kredi kullanabilir hâle getirmek değildir, “Biz insanları kolay borçlandırıyoruz.” demek değildir. İşte, sosyal devlet olmak, insanların asgari, mecburi giderlerini bu anlamıyla faturalardan muaf ederek yaşamlarını kolaylaştırmaktır.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.(HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 217 sıra sayılı Bazı Kanunlarda ve 399 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname’de Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 15’inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

MADDE 15 – 6/12/2012 tarihli ve 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanununun 42 nci maddesinin başlığı “Mali sorumluluk sınırlarına ve çalışanlarına ilişkin esaslar ve müşterilerle akdedilecek sözleşmeler” şeklinde değiştirilmiş ve maddeye birinci fıkradan sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkra ilave edilmiştir.

“(2) Bu Kanunda yer alan faaliyet konularına ilişkin yatırım kuruluşları ve portföy yönetim şirketleri ile müşterileri arasındaki ilişkiler, yazılı şekilde veya uzaktan iletişim araçlarının kullanılması suretiyle mesafeli olarak ya da mesafeli olsun olmasın Kurulun yazılı şeklin yerine geçebileceğini belirlediği ve bir bilişim veya elektronik haberleşme cihazı üzerinden gerçekleştirilecek ve müşteri kimliğinin doğrulanmasına imkân verecek yöntemler yoluyla kurulacak sözleşmelerle düzenlenir ve buna ilişkin usul ve esaslar Kurul tarafından belirlenir.”

     Mehmet Bekaroğlu                    Faruk Sarıaslan            Neslihan Hancıoğlu

           İstanbul                               Nevşehir                                Samsun

     Müzeyyen Şevkin                        Kani Beko             Ahmet Tuncay Özkan

            Adana                                   İzmir                                   İzmir

       Özgür Karabat

           İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ CEMAL ÖZTÜRK (Giresun) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen İzmir Milletvekili Ahmet Tuncay Özkan.

Buyurun Sayın Özkan.(CHP sıralarından alkışlar)

AHMET TUNCAY ÖZKAN (İzmir) – Sayın Başkanım, değerli arkadaşlar; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bütçe görüşmeleri sırasında söz almış ve şunu söylemiştim: Bu bütçe çürük bir bütçedir, bu bütçe çürük bir bütçe olduğu için, çürüyen her şey gibi o da düşecektir, bugün düştüğünü gördük. Bu bütçe bizim hiçbir yaramıza ilaç olmadığı gibi daha çok borç, daha çok yoksulluk, daha çok yoksunluk getirmiştir bize. Çünkü, bütçe halk için yapılan bir şey değildir. Bütçeyi sadece çıkar odaklarının çarkı dönebilsin diye yapıyoruz. Faiz lobisinden daha çok borç, sermaye piyasasına daha çok taze borç, borç, borç, borç… Sonunda çürüyen bütçe düşmüştür. Peki, bunu nasıl durduracaksınız? Nasıl bastıracaksınız? Elinizde bir tek araç var: Korku. Daha çok korkutmak, konuşan herkesi korkutmak. Gazeteci yazı yazacak, yanlış yazdı, mahkemeye mi? Hayır, İçişleri Bakanı müdahale edecek: “Namussuz, sana gösteririm!”

Sonuç, artık milletin korkacak herhangi bir şeyi kalmadı. Sonuç şu, biz söylüyoruz, diyoruz ki daha çok özgürlük, daha çok demokrasi, talebimiz budur. Daha çok özgürleştirelim, daha çok demokratik bir toplum yapısına doğru dönüşelim, cumhuriyetimizi demokrasiyle taçlandıralım. O zaman çürüyen bütçenin yerine de para buluruz, üretiriz, birlikte başarırız. Ama siz her birimizi “yeşil toplu trollerle”, küfürle, hakaretle, İçişleri Bakanıyla, başka kimselerle korkutmaya çalışırsanız toplumun dinamizmini kaybetmesine yol açarsınız ve bir daha ayağa kalkamayız.

Ben, bazen -bu Meclisin eski hâlini bilen bir adamım- şu çatıyı söksek de yukarıdaki güneşle, aydınlıkla karşılaşsak diyorum. Toplumun bu kadar uzağında, bu kadar politize olmuş bir yapıyı yani politika üretmek için politize olmuş değil, paralize etmek için politize olmuş, bir araya gelip bir şey üretememek üzerine politize olmuş bir yapıyı biz taşıyamayız arkadaşlar.

Erol Hoca geçen gün burada bir konuşma yapıyor, bir şey söyledi, daha birinci dakika, aman Allah’ım… “Yani niye bu kadar azsınız, arkadaşlar?” dedi. “Sen nasıl bu kadar az dersin!” Ya, Erol Hoca işte, 90’lı yıllardan itibaren birlikte çalıştığımız, bu ülkeye katkı sunmaya çalışan bir insan. Onu dinlemeyeceksiniz, Tuncay’ı dinlemeyeceksiniz, Ali Mahir konuşurken “Sen… CHP’nin şu adamı var ya, o daha iyi.” diyeceksiniz. Peki, biz, buradaki herhangi birisi, sizi bir başkasıyla kıyaslıyor mu? Siyaset bu mu demek? O zaman ben, sizi pek çok kişiyle kıyaslarım hatta “İçinizde kıyaslanacak kimse de yok.” diyebilirim ama bu, hakikat olmaz arkadaşlar.

Gelin, daha özgürleştirelim; gelin, daha demokratik bir yapı kuralım. Bakın, Şırnak’ta 4 işçimizin şehit edilmesi olay… Terör hâlâ can alıyor, ona karşı bir çözüm üretelim.

Bakın, bir büyük başarımız var: Arkadaşımız gitti, Birleşmiş Milletlerde çok önemli bir koltuğa oturdu, bir sene boyunca o görevi yapacak. Burada gönül rahatlığıyla birbirimizi desteklemeyi de başaralım ama herkesi çivi gibi görürseniz siz de kendinizi keser yerine koyarsınız, bunun sonunda gidilecek bir yer yoktur.

“Bütçeyi birlikte yapalım.” dedik, hayır, saraya kaçırdınız; sonuç? Borçlanacağız, para bulacağız, gelecek, 3 zenginin cebi daha şişecek; yoksuldan IBAN numarasıyla para toplayacağız ve daha çok korkutacağız. Peki, İçişleri Bakanı, Saygı Öztürk’e bu korkuyu saldı; bir anlamı, bir karşılığı var mı? Hayır, yok. Neyi sağladı? Artık İçişleri Bakanlığı makamının hiçbir değeri yoktur. Ne değeri olabilir ki? (CHP sıralarından alkışlar) Yoktur, yok hükmündedir, çürümüştür. Çürüyen her şey düşecek, o da düşecek. Peki, bu bize zaman kaybından başka ne kazandıracak? Hiçbir şey.

Erol Hocayı dinleyin, çok iyi bir iktisatçıdır; bilen insanları dinleyin, o insanlar kötü bir şey söylemiyorlar, biz size kötü bir şey söylemiyoruz.

ALİ KENANOĞLU (İstanbul) – HDP’li diye dinlemiyorlar.

AHMET TUNCAY ÖZKAN (Devamla) – Hanımefendiyi dinleyin, yüreği yanmış bir ana olarak dinleyin; onun söyleyeceği şeyler bizim yürek yangınlarımıza çare olabilir. Birbirimizden korkmadan, ürkmeden; birbirimizle konuşarak ve korkuya karşı direnerek “daha çok özgürlük, daha çok demokrasi” diyerek bu yolları geçebiliriz.

Ben altı yıl boyunca yattım cezaevinde, burada cezaevinde yatan insanlar var; biz korkmayız arkadaşlar, biz korkmayız, korkuyu bilmeyiz. (CHP sıralarından alkışlar) O nedenle, gelin, şu korkutma huyundan vazgeçin. O nedenle, gelin, bu tehditten vazgeçin. Gelin, daha çok özgürlük isteyelim, daha çok demokrasi isteyelim ve gelin, birlikte çalışalım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

AHMET TUNCAY ÖZKAN (Devamla) – Sayın Başkanım, bir dakika içinde toparlayacağım efendim.

Bakın, 15 Temmuz alçaklığı -hep birlikte, el ele- bizim için bir fırsat yaratabilirdi ama sadece 15’ten 20’ye kadar geçen beş günlük süre içerisinde “Ben bunu Allah’ın bir lütfu olarak görür, 20 Temmuzdan sonra gerçekleştireceğim bir siyasi darbeyle, bir sivil darbeyle ülkenin yönetimini daha despotik bir şekilde kendime çevirebilirim.” diye düşünürseniz, böyle bir darbe gerçekleştirirseniz birlikte demokrasiyi ve cumhuriyeti güçlendiremeyiz, özgürlükleri büyütemeyiz. Yapmamız gereken tek bir şey var, ister asker ister sivil, bizi korkutmak isteyen herkese karşı daha çok özgürlük, daha çok demokrasi diye sokaklarda bağırmak zorundayız, burada bağırmak zorundayız. Bizim yapacağımız şey şudur: Biz özgürlük için, demokrasi için ve bu ülkenin çocuklarına -borcumuz olan- daha müreffeh ve yaşanabilir büyük bir ülke bırakabilmek için varımızı yoğumuzu ortaya koyacağız, bunu birlikte başaracağız. Biz söz veriyoruz, sizin de buna inandığınıza canıyürekten inanıyorum.

Hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Şimdi önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Buyurun Sayın Erel.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

40.- Aksaray Milletvekili Ayhan Erel’in, kahveci esnafının coronavirüs salgını nedeniyle yaşadığı mağduriyetin giderilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

AYHAN EREL (Aksaray) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Coronavirüs nedeniyle yaklaşık üç aydır kapalı bulunan ve 1 Haziran tarihi itibarıyla açılan fakat oyun oynama yasağının olması sebebiyle kahvehanelere müşteri gelmemektedir. Tüm önlemlere uyarak iş yerlerini açan kahvecilerin artık dayanacak gücü kalmamıştır. Kahveci esnafımız iş yerlerini ya hiç açmadı ya da açıp kapatmak zorunda kaldı. Kira ödemeleri konusunda çaresiz kaldılar. Geçim sıkıntısı, aile içi sıkıntılara da sebebiyet vermektedir. Kahveci esnafımız çok zor durumdadır, acil can suyu desteği sağlanmalıdır. Kahveci esnafı faizli, ötelemeli kredi istemiyor, hibe istemiyor; devletimiz tarafından acilen sıfır faizli, bir yıl ödemesiz, otuz altı ay vadeli en az 30 bin TL kredi istiyor. Aksi takdirde, iş yerlerini bir bir kapatıp işsizler ordusuna katılacaklar. Kahveci esnafımızın feryatlarına ilgililerin kulak vermesini talep etmekteyiz.

Teşekkür ederim.

VI.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Erzurum Milletvekili İbrahim Aydemir ve Manisa Milletvekili Uğur Aydemir ile 63 milletvekilinin Bazı Kanunlarda ve 399 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/2945) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 217) (Devam)

BAŞKAN – Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Bazı Kanunlarda ve 399 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 15’inci maddesinde yer alan “verecek” ibaresinin “sağlayacak” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

      Fahrettin Yokuş                       Feridun Bahşi                        Ayhan Erel

            Konya                                 Antalya                                Aksaray

       Ayhan Altıntaş                    Arslan Kabukçuoğlu                   Bedri Yaşar

            Ankara                                Eskişehir                                Samsun

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ CEMAL ÖZTÜRK (Giresun) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Antalya Milletvekili Feridun Bahşi, buyurun. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

FERİDUN BAHŞİ (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 217 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 15’inci maddesi üzerinde söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Ülkemizde son yıllarda yaşanan adalet bunalımının hangi boyutlara vardığını bizzat yaşadığım hukuksuzluklar üzerine anlatacağım. Bu sayede konunun daha iyi anlaşılabileceğini düşünüyorum.

2013 yılında girdiği hâkimlik sınavında 94 puan alan ve mülakatta elenen bir kız çocuğunun amcasıyım. Geçtiğimiz yıllarda yazılı sınav ile mülakatı geçtikten sonra, benim kızım olduğu anlaşılınca Bakan talimatıyla, kazananlar listesinden adı çıkarılan bir kız çocuğunun da babasıyım. En son, dün çıkarılan kararnameyle haksız yere tayin edilen bir hâkimin de eşiyim.

Şimdi, olayı özetleyerek sizlerle kısaca paylaşmaya çalışacağım. Geçtiğimiz hafta çarşamba günü, HSK tarafından eşimin atamasının yapılabileceğine dair bir duyum aldım. Akşam kendisiyle konuştuğumuzda, otuz sekiz yıllık başarılı bir hâkimin gerekçesiz bir atamaya tabi tutulmasının mümkün olmadığı kanaatine vardık. Biz, karı koca hâlâ hak, hukuk ve adalet konusunda umudumuzu kaybetmemişiz ancak perşembe günü beni arayıp da eski bakanlardan birisinin 2017 yılından beri süregelen bir davasını fark ettiğini ve bakanın avukatının kendisi hakkında reddihâkim talebinde bulunduğunu iletince şaşırdık. Hâkimler, üç yılda bir HSK müfettişlerince denetime, performans denetimine tabi tutulurlar. Bu incelemenin sonucu da HSK tarafından salı günü yani önceki gün eşime tebliğ edildi. Eşim, hâkimler arasındaki tabirle, “mümtazen” yani “pekiyi”yle terfi etmişti. Dünse aynı HSK, bir gün önce mümtazen terfi ettirdiği hâkimi habersiz olarak başka yere atadı. Görüyoruz ki mesele adalet değil, mesele tayin de değil, mesele şahsi menfaat meselesi; mesele, iki ayrı partideki milletvekillerini siyasi hasım olarak gösteren zihniyet meselesi. Burada yapılan, hukuk ya da adalet değil, adaletçilik oynamaktır.

Bir noktanın altını özellikle çizmek isterim: Mesele, hâkimin benim eşim olması değil; mesele, kutsallığına inandığım mesleğimin onurudur; mesele, otuz sekiz yıllık bir hâkimin siyasi saiklerle haksızlığa uğratılmasıdır; mesele, haksızlığın da ötesinde siyasi saiklerle yargıya müdahaledir.

Sonuçta asıl mesele, en tehlikeli işin yapılması, milletimizin adalet duygusu ve beklentilerine darbe vurulmasıdır. Bir toplumu çürütebilecek en büyük yanlış da budur. Adalet heykelindeki göz bağı, hâkimin, yargıladığı kişinin kim olduğuyla ilgilenmeyeceğinin sembolüdür. Önemli olan, yargılananın kim olduğu değil, nüfuzu değil, önemli olan adaletin gereğidir. Hâkim, baktığı davada, davalının eski bir bakan olmasına, bir siyasi nüfuzunun olmasına bakmaz. Salı günü meslekte mümtazen terfi ettiğini öğrenen bir hâkimin çarşamba günü eski bir bakana ait davadan el çektirilebilmesi için tayin edilmesi, adaleti nüfuz karşısında kilim etmektir. Hazreti Peygamber bir hadisinde buyuruyor ki: “Bir saat adaletle hükmetmek, bin sene ibadet etmekten daha evladır.” Bu hayrın peşindeki insanları cezalandırmak Müslümanların işi olamaz. Çünkü hepimiz biliriz ki suçlunun beraat ettiği yerde hâkim mahkûm olur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, toparlayın.

FERİDUN BAHŞİ (Devamla) – Devleti “şahsım ülkesi” diye tarif eden bir zihniyetin adaleti ve yargıyı da şahsının yargısı hâline getirmesi vakayiadiye hâline gelmiştir. Ancak bu, bir milleti ayakta tutan duygulardan olan adalet duygusunu sahipsiz bırakacağımız anlamına gelmemelidir. Yargı siyasallaşır, ülkeyi yönetenler hukuk sistemine çiftlik muamelesi yaparsa o ülkede tuz kokmuş olur. Hâkimin adaletsizliğe uğradığı yerde hukuksuzluk hâkim olur. Temiz bir hayat için mesele, yastığa başınızı koyduğunuzda huzur içinde uyuyabilmektir. Temiz bir adalet içinse hâkimin yirmi dört saat huzur içinde bulunması gerekir. Hâkimin, adaletin kurallarını, yasaları ve vicdanının emrettiğini uygularken uğradığı haksızlık, onun sicilinde bir şeref madalyasıdır ancak bunu yapanların sicilinde kara bir leke olacaktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FERİDUN BAHŞİ (Devamla) – Çok az kaldı Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Kimseye vermedim.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Verin Başkanım.

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) – Önemli bir konu bu Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Buyurun.

FERİDUN BAHŞİ (Devamla) – Buradan, Adalet Bakanına ve Hâkimler ve Savcılar Kuruluna seslenmek istiyorum: Vicdanınız varsa, içinizde zerre kadar adalet duygusu varsa, milletimizin devletine ve adalete inancı devam etsin istiyorsanız yargının üzerine en küçük bir gölgenin dahi düşmesine engel olmalısınız. İşini hakkıyla, adaletle yapmış bir hâkim olarak isyan ediyorum arkadaşlar, isyan ediyorum: Devleti yönetenlerin adaletsizliğine, devleti yönetenlerin keyfiyetine, devleti yönetenlerin siyasi bir nüfuz karşısında adalete diz çöktürme gayretine isyan ediyorum ama umutsuz değilim çünkü inanıyorum ki ilahî adalette zaman aşımı yoktur, o bir gün mutlaka tecelli edecektir.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

AYHAN EREL (Aksaray) – Alayına isyan reis.

BAŞKAN – Şimdi önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

15’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Sayın Beştaş, buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

41.- Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, ölüm orucunda olan Avukat Ebru Timtik ile Avukat Aytaç Ünsal’ın adil yargılanma taleplerinin karşılanması gerektiğine ilişkin açıklaması

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Ya, doğrusu görünmez ama bir mektup aldım ölüm orucundaki Aytaç Ünsal’dan, onu hatırlatmak istiyorum. Mektup bir karikatür niteliğinde. Ebru Timtik avukat, Aytaç Ünsal avukat; Ebru yüz altmış sekiz gündür, Aytaç Ünsal yüz otuz yedi gündür ölüm orucunda ve talep adalet, adil yargılama. Avukatların adil yargılama için ölüm orucuna girdiği realitesi Türkiye açısından altından kalkılamayacak bir durumdur. Meslektaşım aynı zamanda, ikisi de avukat ve şu anda hapishanede ölüm orucunda, yaşamları da kritik bir dönemeçte. Ben bu konuda duyarlılığın çok yüksek olduğunu biliyorum toplumda, avukatlar arasında, barolar arasında. İki gün önce hemen hemen bütün barolar açıklama yaptılar. İktidar partisinin ve Adalet Bakanlığının bu konuda duyarlılık göstermesini ve cübbeleriyle adaleti savunan avukatların bugün açlıklarıyla adil yargılamayı savunmaları karşısında bu taleplerin kabul edilmesi gerektiğini önemle ifade etmek istiyorum.

Teşekkür ediyorum.

VI.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Erzurum Milletvekili İbrahim Aydemir ve Manisa Milletvekili Uğur Aydemir ile 63 milletvekilinin Bazı Kanunlarda ve 399 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/2945) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 217) (Devam)

BAŞKAN – 16’ncı madde üzerinde 3 önerge vardır. Önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 217 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 16’ncı maddesinin kanun teklifi metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

        Kemal Peköz                           Hüda Kaya                          Tuma Çelik

            Adana                                 İstanbul                                 Mardin

       Ali Kenanoğlu                          Oya Ersoy

           İstanbul                                İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ CEMAL ÖZTÜRK (Giresun) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen İstanbul Milletvekili Hüda Kaya.

Buyurun Sayın Kaya. (HDP sıralarından alkışlar)

HÜDA KAYA (İstanbul) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, bu konuşma gündemim, çokça gelen şikayetler, halkımızdan gelen talepler doğrultusunda özel rehabilitasyon merkezleriyle ilgili bir durumu sizlere aktarmaktır. Biliyorsunuz, rehabilitasyon merkezleri özel okullar gibi özel eğitim merkezleri. Millî Eğitim Bakanlığı devlet okullarını ve özel okulları açmama kararı alıp eğitimi eylüle kadar kapattı, ara verdi fakat buna rağmen özel rehabilitasyon merkezleri için 15 Haziranda açılma kararı veriliyor ve zaten daha günler öncesinden de bu kurumlar açılmış idi. Kurumlardaki çalışanlar ve öğretmenler, engelli öğrencilerle yakın temas etmek zorunda kalıyorlar ve maalesef bu öğrencilere maske taktırabilme sıkıntısı da yaşadıklarından dolayı daha büyük bir risk içerisindeler hep beraber.

Yine diğer bir nokta, öğrenciler ve veliler toplu taşımayı kullanarak kurumlara geliyorlar ya da servis araçlarını kullansalar da hiçbir şekilde sosyal mesafe imkânı olmadan bu eğitime geliyorlar ve kurumlarda dezenfektandan başka da hiçbir korunma imkânı yok. Bu kurumlarda çalışan tüm öğretmenler ve çalışanlarla beraber binlerce engelli öğrenci büyük risk altında ve bunu bizlere iletiyorlar, ısrarla talep ediyorlar, “Tüm eğitim kurumları kapalı olduğu hâlde bizler maske bile takamayan, takma sıkıntısı yaşayan ve yakın temas içinde olmak zorunda kaldığımız engelli öğrencilerimizle her gün bu risk altında hepimiz etkilenerek yaşıyoruz.” diyorlar ve acilen eylüle kadar bu kurumların da tatile götürülmesini talep ediyorlar arkadaşlar. Burada kendileri adına bunu da ifade etmiş olayım ve bir an önce kendilerine de müjdeli haberleri verebileceğimizi umuyorum.

Değerli arkadaşlar, biliyorsunuz, HDP olarak sözde değil özde demokrasi talebimizle, umudumuzla arkadaşlarımız Edirne’den ve Hakkâri’den Ankara’ya doğru yürüyüşlerine devam ediyorlar. Tabii ki demokrasi; sadece emekçilerimiz için, sadece hapistekiler için, sadece kadın cinayetleri, katliamları için, sadece işsizlerimiz için, sadece asgari ücretle köle gibi çalışanlar için, sadece maden ocaklarında tekmelenen emekçilerimiz için değil, sadece HDP’liler için değil, sadece Kürtler için de değil; 83 milyonun, tüm insanımızın, kim olursa olsun, hep birlikte huzur içinde, güven içinde, barış içinde yaşama talebiyle, arzusuyla, hedefiyle arkadaşlarımız bu yürüyüşü, bu etkinlikleri başlattılar ve bu etkinlikler, bu süreç hâlâ devam ediyor; inşallah hayırlısıyla da Ankara’da tamamlanacak.

Ne olursa olsun, ne denirse densin, arkadaşlarımız da biz de, ama Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında, ama alanlarımızda, ama sokaklarımızda, halkımızın her sokağında, her kapısında, her yerde, her köşede halkımızın geleceği için, gençlerimizin geleceği için, çocuklarımızın geleceği için cinayetsiz, tacizsiz, tecavüzsüz, şiddetsiz, adaletsiz, hukuksuz günlerin biterek gerçekten huzur ve barışın geleceğine dair olan umudu büyütmeye devam edeceğiz ve halkımız bunu görüyor. Burada verdiğimiz mücadeleyi de görüyor halkımız; meydanlarda, sokaklarda huzur içerisinde halkımız için ortaya koyduğumuz emeklerimizin de farkındalar ve Türkiye de dünya da HDP’nin ortaya koyduğu bu demokratik çırpınışı, tüm linç ve tehditlere rağmen ortaya koyduğu bu çabayı takdir ediyorlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, toparlayın.

HÜDA KAYA (Devamla) – Çok teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Değerli arkadaşlar, son günlerde hem yürüyüş yapan arkadaşlarımıza hem Ankara’da bu Parlamentoda bizlere, kürsüde yaptığımız konuşmalarımız sebebiyle, troller ordusu, sosyal medya ve kamuoyunda çok ağır bir linç, tehdit ve hakaretlerle üzerimize saldırmaya devam ediyor. Önceki oturumlarda trollere verilen maaşlar tartışıldı. İnsanlar, çalışanlar, oynamak için çocuklarına evlerinde bir saat vakit ayıramayan yoksullarımız, emekçilerimiz evlerine ekmek götüremiyorken yalılarda, sahillerde, artık hangi saray odalarında oturuyorlarsa, bu troller, nasıl, nereden geçimlerini sağlıyorlarsa; nasıl, mücadele eden, insanlara hizmet etmek için, huzur için mücadele eden tüm muhaliflere bu saldırıyı kendilerine hak görüyorlar?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HÜDA KAYA (Devamla) – Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 217 sıra sayılı Bazı Kanunlarda ve 399 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 16’ncı maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

MADDE 16- 20/6/2013 tarihli ve 6493 sayılı Ödeme ve Menkul Kıymet Mutabakat Sistemleri, Ödeme Hizmetleri ve Elektronik Para Kuruluşları Hakkında Kanun’un 12’nci maddesinin üçüncü fıkrasının birinci cümlesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki cümle ilave edilmiştir.

"Çerçeve sözleşme yazılı şekilde veya uzaktan iletişim araçlarının kullanılması suretiyle mesafeli olarak ya da mesafeli olsun olmasın Bankanın yazılı şeklin yerine geçebileceğini belirlediği ve bir bilişim veya elektronik haberleşme cihazı üzerinden gerçekleştirilecek ve müşteri kimliğinin doğrulanmasına imkan verecek yöntemler yoluyla kurulacak şekilde düzenlenir.”

          Kani Beko                        Müzeyyen Şevkin                Faruk Sarıaslan

             İzmir                                   Adana                                Nevşehir

     Mehmet Bekaroğlu                     Özgür Karabat                     Türabi Kayan

           İstanbul                                İstanbul                             Kırklareli

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ CEMAL ÖZTÜRK (Giresun) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Kırklareli Milletvekili Türabi Kayan.

Buyurunuz Sayın Kayan. (CHP sıralarından alkışlar)

TÜRABİ KAYAN (Kırklareli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, doğal afetler ülkemizin yakasını bırakmıyor; depremler, sel baskınları, fırtınalar, dolu vurmaları, doğu bölgelerimizde yaşanan depremler… En son olarak Bingöl’de yaşanan deprem mal ve can kaybına sebep vermiştir; hayatını kaybeden yurttaşımıza Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı diliyorum.

Bunca depreme rağmen, bunca yıllık iktidar zayıf binalarla ilgili hiçbir çalışma yapmamıştır. Deprem vergileri yandaş müteahhitlere, işsizlik sigortası yandaş müteahhitlere, şehit ve gazi fonları yandaş müteahhitlere, kıdem tazminatındaki birikim yandaş müteahhitlere, çiftçiye verilmesi gereken fakat verilmeyen 175 milyar yandaş müteahhitlere, o da yetmedi dere yatakları da yandaş müteahhitlere, şehrin atık suyunu bir türlü taşıyamayan kanalizasyon inşaatları yandaş müteahhitlere… Depremzedenin gelecek güvencesi yok, işçinin gelecek güvencesi yok, yetimlerin ve gazilerin gelecek güvencesi yok, kıdem tazminatına güvenenlerin de gelecek güvencesi yok. Sanayicinin, tüccarın, esnafın gelecek güvencesi yok, çiftçi ve hayvan üreticisinin gelecek güvencesi yok.

Hey, yandaş müteahhit, kendini güvencede sanma! Efendin bir kükrediği zaman neyin var neyin yoksa hepsi bir anda dökülür üzerinden. Bir bakarsın, efendinin cebine girmiş tüm servetin. Bu ülkede mal ve can güvenliği var sanma, sarayınkinden başka, onunki bile şüpheli. Emperyalist, bu bölgeyi ve diktatörlerini tarumar ediyor; elinden tuttuğu her diktatörü önce bir yerlere getiriyor daha sonra da ecel dahi nasip etmiyor, yurttaşlarını birbirine düşürüyor. Türkiye bu durumlara düşecek ülke değil. Türk toplumu bunu hak etmiyor. Emperyalisti iyi tanır bu toplum. Bu toplum düştüğü bu durumdan ülkesini seçimle kurtaracaktır, sizi de kurtaracak, reisinizi de, çağdaş demokrasiyi de kurtaracaktır eninde sonunda. İşte o zaman, depremzede geleceğine güvenle bakacak, işçinin gelecek güvencesi olacak; yetim ve gaziler de kıdem tazminatı da güvencede olacak, işçinin iş güvencesi de; sanayici, esnaf, tacir endişe duymayacak geleceğinden; çiftçi ve hayvan üreticisi yarın ne olacak diye korkmadan dökecek alın terini tarlasına, kışlağına, ahırına, mahsulüne sel geldi, dolu vurdu, fırtına yatırdı diye endişelenmeyecek çünkü hepsinin, fonlarındaki kasalarında güvencesi hazır olacak, yandaşın, müteahhidin cebinde değil. Deprem bölgesindeki vatandaşım “Acaba bu akşam deprem olur mu?” diye korkarak girmeyecek evine çünkü evi depreme dayanıklı hâle getirilecek.

Çevreyi mahvetti gözünü para hırsı bürümüş siyasetçi ve iş adamları. Bu nedenle tabii afetler dinmek, durmak bilmiyor. Sularımızı kirlettiler, toprağımızı kirlettiler, havamızı kirlettiler, iklimi ve atmosferimizi de kirlettiler. Her yerde durmak, dinmek bilmeyen tabii afetler, şimdi çiftçimizin belini iyice büktü. Konya’da Mavi Tünel’i hâlâ gerçekleştiremediniz. Yer altı sularının çekilmesiyle obruklar oluşması tehlikenin boyutunun bir işaretidir. Yasal hakları olduğu hâlde verilmeyen gelir desteği 175 milyarı çiftçimize derhâl verilmelidir. Zarar gören çiftçilerimizin zararı karşılanmalıdır. ÇKS yatırmayan çiftçilerimizin sorunları mutlaka çözülmelidir. Hükûmet çözüm yeridir, çiftçimizin ÇKS problemini çözmelidir. Ürün destekleri artırılmalı, artırılan destek verilirken ürün sigortalanmalıdır. Tohumculuk ciddi bir şekilde ele alınmalıdır. Hangi bölgede ne tür tohum ekileceği tespit edilmelidir. Tohum ilaçlanmasını devlet bizzat kendisi yapmalıdır. Türkiye’nin her yıl 10 milyon ton buğday kaybı olmaktadır tohumculuktaki sakatlıklarımızdan dolayı. Diğer ürünlerde de durum farklı değildir. Bunu biz biliyoruz, sizler biliyorsunuz ve Türk halkı da biliyor. Bunu maalesef siz başaramayacaksınız. İş yine Cumhuriyet Halk Partisine kalacak. O yüzden biz diyoruz ki: Herkes için CHP, Türkiye için CHP.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Şimdi önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Bazı Kanunlarda ve 399 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 16’ncı maddesinde yer alan “verecek” ibaresinin “sağlayacak” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

   Arslan Kabukcuoğlu                   Fahrettin Yokuş                      Ayhan Erel

          Eskişehir                                Konya                                 Aksaray

       Ayhan Altıntaş                     Zeki Hakan Sıdalı

            Ankara                                 Mersin

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ CEMAL ÖZTÜRK (Giresun) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Eskişehir Milletvekili Arslan Kabukcuoğlu.

Buyurun Sayın Kabukcuoğlu. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

ARSLAN KABUKCUOĞLU (Eskişehir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, görüşülmekte olan kanun maddesi üzerinde söz almış bulunmaktayım.

Devlet kapısı her zaman vatandaşlarımız için güven kapısı olmuştur. Devlet kapısında ücretler düşük de olsa vatandaşın gözünde daha muteberdir ve oradan alınan para daha bereketli kabul edilir. Ülkemizde yaklaşık 3,2 milyon kişi devlet kurumlarında istihdam ediliyor. AK PARTİ döneminde personel alımına istisnasız AK PARTİ’liler müdahil olmuşlardır. Bu iktidardan önce ne olursa olsun bazı gençler için birtakım kurumlara, birtakım işlere girme şansı vardı, artık kimsenin böyle bir beklentisi yok. Şimdi her şeyi AK PARTİ kontrolüne alıp biat etmeyenlere -ellerinden ne gelirse gelsin- nefes dahi aldırmamak istemektedirler. Örneğin bir inşaatta taşeron firma A olsun -ihtisas alanınız inşaat olduğu için burada örnek veriyorum- A firmasının kimden kum alacağı, kimden çimento alacağı, kimden beton alacağı bellidir. Ayrıca, orada çalışacak olan insanlar da o ilin AK PARTİ il başkanı tarafından gönderilir ya da AK PARTİ rozeti taşıyan birisi referans olursa işe girebilir, yoksa kimsenin şansı yoktur. Bunlar yapılırken işin ehli olmanın yani liyakatin önemi var mı? Asla böyle bir şey yoktur; keşke olsa. Tek bir kriterleri vardır, o da sadakat. Kriter sadakat olunca bazı terslikler kaçınılmaz oluyor, çalışan sadakat odaklı çalışıyor, kendisini oraya getiren güce biat ediyor ve kendisine sadakati hedef seçiyor ve buna öncelik veriyor. İşin kalitesi, genel hizmet alanların memnuniyeti, bunların hiçbirinin önemi yoktur. Ondan sonra da gelsin devlet işlerinde başarısızlık, gelsin yanlış fizibilite raporları, gelsin zarar eden devlet kurumları ve gelsin heba olan ülkenin geleceği. Zaman zaman devlet adamları bu basamakları kişilerin inisiyatifine bırakmadan objektif bir şekilde çözmeye uğraşmışlardır, adil işe almayı sağlamak istemişlerdir, buna özgü sınav sistemleri geliştirilmiştir ancak sizce makbul bulunmadı.

Türkiye Cumhuriyeti tarihi devriiktidarınızda daha önce hiç görülmediği kadar yolsuzluklara şahit oldu. 2011-2015 yılları arasında akıllara durgunluk veren yolsuzluklara şahit olduk. ÖSYM’yle ilgili 14 Ocak 2020 tarihinde Sayın Millî Eğitim Bakanına verdiğim yazılı soru önergesine gelen cevapta 31 milyon 857 bin 911 gencimizin, kişinin bu sınavlara girdiği ve burada haksızlıklara maruz kaldığı anlaşılmıştır. Tekrar ediyorum sayın milletvekilleri, bu yolsuzluklardan 31 milyon 857 bin 911 kişi etkilenmiştir. Yaratılan tahribat çağın ötesindedir, dünya bu denli yolsuzluğa alet olmamıştır. Bu denli sınav yolsuzluğuna maruz kalmış başka bir ülke de olamaz. Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığına getirdiğiniz şahıs yolsuzluk suçundan yargılanıyor. ÖSYM yolsuzluk yapıldığını kabul ediyor. ‘'Bu sınavları iptal etmeyi düşünüyor musunuz, aldığınız sınav ücretlerini iade edecek misiniz?” diye sorduğum vakit, 15 Ocak 2020 tarihinde verilen cevapta, sınav sonucu atanan personelin atama işlemlerinin devam ettiğini, sınavın geçerliliğini koruduğunu, sınav sorusunu veya cevabını usulsüz elde edenlerin sınavlarının iptal edileceğini bildirdiler. Ücret iadesine gelince, bunun için olağanüstü hâl mevzuatını mesnet göstererek ücretin de ödenmeyeceğini bildirdiler. Biliyorsunuz, benzer sınav yolsuzluğu 1973 yılında üniversiteye giriş sınavında da yaşandı ve o sınav iptal edildi. Tabii ki doğrusu da aslında budur. Şimdi, böyle bir cevap gelince insanın aklına şu geliyor: Bunlar kime soru verdiklerini ve kime cevap verdiklerini biliyorlar, onların işine son verecekler gibi düşünülüyor.

“Şu personeli buraya vermem, bu personeli şuraya verdim.” anlayışının ülkemize katkısı olduğundan emin olamayız. Uygun olan, liyakattir. Genel Başkanımız Sayın Meral Akşener’in dediği gibi, on sekiz yıllık AK PARTİ iktidarları tüm açıklığıyla bize gösterdi ki liyakat meselesi ülkemizin kanayan yarası olduğu gibi, aynı zamanda sorunlarımızdan kurtulmamız için en önemli anahtarlardan biridir. İşte, o yüzden devleti, iktidara yakın ve sadık oldukları için makamlara taşınan insanlar değil, liyakat sahibi insanlar yönetirse sorunlar yerine çözümlerle ilgileniriz ve çözümleri konuşuyor oluruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, toparlayın.

ARSLAN KABUKCUOĞLU (Devamla) – Sayın milletvekilleri, belki de bir yakınınız, yandaşınız işe girdiği vakit memnun olacaksınız ama orası hiç belli olmaz. Belki de işe girecek liyakat sahibi bir vatandaşımız hem sizin yakınınızın, yandaşınızın geleceğini kurtarır hem de ülkenin geleceğini kurtarır.

Saygılar sunarım. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Şimdi önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

16’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Sayın Şahin…

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

42.- Hatay Milletvekili Suzan Şahin’in, Hatay ili Payas ve Arsuz ilçelerinin devlet hastanesine olan ihtiyaçlarının karşılanması gerektiğine ilişkin açıklaması

SUZAN ŞAHİN (Hatay) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Hatay’ın Payas ilçesinde acil olaylara müdahale yapabilecek bir devlet hastanesi uzun zamandan beri yöre halkının ihtiyacıdır. 40 binin üzerindeki nüfusuyla 4 sanayi bölgesinin ortasında olan ve MMK Konteyner Limanı, İskenderun Demir Çelik, Nursan gibi 3 limanı barındıran Payas’ta bir hastane bulunmamaktadır. Hastalar Dörtyol ve İskenderun Hastanelerine nakledilmekte, bu dahi hayati risk taşıyan durumlar ortaya çıkarmaktadır.

Hatay, Türkiye’nin en fazla vergi veren 7’nci ili olmasına rağmen yatırımlarda 56’ncı sırada yer almaktadır. Payas, bu vergide ciddi payı olan sanayi şehridir. Her seçim öncesi mevcut iktidar tarafından hastane sözleri verilmesine rağmen Payas’a yıllardır hastane kararı dahi alınmamıştır. Hiç olmazsa sağlık yatırımlarında Hatay’a üvey evlat muamelesi yapılmasın. Payas ile iki yıldan beri, her gün “yarın” denilerek ihalesi yapılmayan Arsuz’a birer entegre devlet hastanesi yapılarak ölümler engellensin, çığlıklarımız duyulsun.

Teşekkür ederim.

VI.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Erzurum Milletvekili İbrahim Aydemir ve Manisa Milletvekili Uğur Aydemir ile 63 milletvekilinin Bazı Kanunlarda ve 399 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/2945) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 217) (Devam)

BAŞKAN – 17’nci madde üzerinde 2 önerge vardır. Önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

İlk önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 217 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 17’nci maddesinin kanun teklifi metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

         Hüda Kaya                           Garo Paylan                       Kemal Peköz

           İstanbul                              Diyarbakır                               Adana

       Ali Kenanoğlu                          Tuma Çelik

           İstanbul                                 Mardin

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ CEMAL ÖZTÜRK (Giresun) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen, Diyarbakır Milletvekili Garo Paylan.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; sizleri saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, sigara kartelleri gerçekten çok başarılı. Ben yıllardır milletvekiliyim ve yıllardır Plan ve Bütçe Komisyonu üyesiyim. Her torba yasada bu sigara kartelleri bir maddeyi o torbaya sokmayı başarıyorlar.

Philip Morris, Japan Tobacco, British American Tobacco pazarın yüzde 85’ine hâkimler arkadaşlar, sigara pazarının yüzde 85’ine hâkimler, şimdi geriye kalan yüzde 15’e gözlerini dikmiş durumdalar çünkü geriye kalan yüzde 15’i Türkiye’nin tütün üreticileri temsil ediyor. Tütün Adıyaman’da, Bitlis’te, Malatya’da üretiliyor; bunlar makarona dolduruluyor veya sarma sigara olarak kullanılıyor ve vatandaşlarımız ucuz sigaraya öyle ulaşıyorlar. Çünkü piyasada sigaralar biliyorsunuz -içenler bilir- 15 lira ile 20 lira arasında. Arkadaşlar, bir sigara tiryakisi bir günde 1 paket içse sigaraya bir ayda 500 lira, 600 lira para vermesi lazım. Bu 500 lirayı da 600 lirayı da Türkiye'nin ancak çok küçük bir azınlığı ödeyebiliyor, arkadaşlar, büyük çoğunluğu bu parayı ödeyemiyor. Gidip sarma tütün içmeye çalışıyorlar, makarona doldurulmuş tütün içmeye çalışıyorlar. Bunlar 5 liraya, 6 liraya satılıyor, köşedeki tezgâhta satılıyor, böyle içiyorlar.

RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Kaçak satıldığı için.

GARO PAYLAN (Devamla) – Şimdi, arkadaşlar, biliyorsunuz, babalarımız Maltepe, Samsun, Bafra sigaraları içiyorlardı, öyle değil mi, yerli tütün içiyorlardı ama AKP’yle birlikte TEKEL lağvedildi, pazar yabancı kartellerin eline bırakıldı. Bakın, her gün 20 milyon paket sigara satılıyor, 4 milyon, 5 milyon paket de gariban 4 liraya, 5 liraya sigarayı alıyor. Şimdi diyorsunuz ki: “Yok, onları da yabancı kartellerin emrine vereceğiz.” Vatandaş 15 liraya sigara içmeye çalışacak, içemeyecek ama yabancı kartellere her gün 80 milyon lira ödüyoruz “Yetmez.” diyorlar. “100 milyon lira, 120 milyon lira ödeyeceğiz.” diyor bu madde.

Değerli arkadaşlar, hani yerlilik, millîlik? Japan Tobacco’yla mı yerli oluyorsunuz, Philip Morris’le mi yerli oluyorsunuz, British American Tobacco’ya bütün pazarı teslim ettiğiniz zaman mı yerli ve millî oluyorsunuz? Maalesef bu madde onu temsil ediyor ve yabancı kartellere bütün pazarı teslim ediyorsunuz arkadaşlar.

Recep Tayyip Erdoğan üç hafta, dört hafta önce “Sigaraya vergiyi bindireceğiz.” dedi. İlave 9 milyar lira para toplayacakmış. Kimden alacak bu parayı? Garibanlardan alacak arkadaşlar. Gariban her gün 15 lira, 20 lira para ödeyecek. Neşet Ertaş “Garibanın bir sigarası var, ona da dokunmayın.” diyordu, bunu Recep Tayyip Erdoğan’ın da yüzüne söyledi ama buna rağmen, yeniden o garibanın sigarasına da dokunuyorsunuz arkadaşlar, yabancı kartellere teslim ediyorsunuz.

Değerli arkadaşlar, bakın, iki buçuk yıl önce bir madde çıkardık. O zaman Süreyya Sadi Bilgiç Başkandı, Cemal Bey de -orada, Komisyonda oturuyor- Komisyonumuzun üyesiydi.

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Gene benden mi bahsediyorsunuz?

GARO PAYLAN (Devamla) – Evet, sizden bahsediyorum. İki buçuk yıl önce bir madde çıkardık Süreyya Bey. Ne olacaktı? Kooperatifler kurulacaktı, yerli üretici ihya edilecekti. İki buçuk yılda bir yönetmelik çıkarılamadı Sürreya Bey. Niye? Japan Tobacco, Philip Morris bastırıyor. Philip Morris diyor ki: “O yönetmeliği çıkarırsan, üretici kooperatif kurar, bana rakip olur.” İki buçuk yıldır yabancı kartel lobisi bu yönetmeliği çıkarttırmıyor arkadaşlar. Hangi yolsuzluklarla çıkarttırmıyor merak ediyorum, hangi siyasi ilişkilerle çıkarttırmıyor merak ediyorum. Adıyaman’ın, Bitlis’in, Malatya’nın tütün üreticisinin bir sahibi var mı, bunu merak ediyorum. Bunu az sonra göreceğiz kalkan ellerde. Pazarın yüzde 85’ine sahipler, şimdi yüzde 100’üne sahip olmak istiyorlar. Ve öyle bir müeyyide getirmiş ki o yabancı karteller, 1 paket sigara satılırsa vatandaş üç yıldan altı yıla kadar da hapis yatacak.

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Bugün doğru mu bu söylediğin?

GARO PAYLAN (Devamla) – Ne kartellermiş be! Ne yabancı kartellermiş!

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Bu söylediğin düpedüz yalan! Doğru değil bu söylediğin. Esas konuya dön.

GARO PAYLAN (Devamla) – İki buçuk yılda bir yönetmeliği çıkartmayan, kartellere mağlup olmuş bir iktidar var arkadaşlar.

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Yapma gözünü seveyim.

GARO PAYLAN (Devamla) – İki buçuk yılda bir yönetmeliği çıkarmadınız, kooperatifleri pazara çıkarmadınız, kooperatifleri güçlendirmedik.

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Ne ayıp bir şey ya…

GARO PAYLAN (Devamla) – Bu anlamda arkadaşlar, gelin, şimdi, az sonra kalkacak ellerle kimlerin yerli, kimlerin millî olduğunu göstereceğiz. Kimler Philip Morris’in, kimler Japan Tobacco’nun, kimler Britihs American Tobacco’nun temsilcileri, onları göreceğiz. Bu anlamda, hep beraber bu maddeye karşı çıkalım. Sigara pazarını yapancı kartellere emanet etmeyelim diyorum, yerli tütün üreticisini ayakta tutalım diyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 217 sıra sayılı Bazı Kanunlarda ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 17’nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

MADDE 17- 28/11/2017 tarihli ve 7061 sayılı Bazı Vergi Kanunları ile Diğer Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 123’üncü maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş, fıkraya (e) bendinden sonra gelmek üzere aşağıdaki bent eklenmiş ve diğer bentler buna göre teselsül ettirilmiştir.

"e) 62 nci maddesiyle 4733 sayılı Kanunun 6 ncı maddesinin dokuzuncu fıkrasından sonra gelmek üzere eklenen onuncu fıkrası ve 93 üncü maddesiyle 5607 sayılı Kanunun 3 üncü maddesinin yeniden düzenlenen yirminci fıkrası, ticari amaçla makaron veya yaprak sigara kâğıdını, içine kıyılmış tütün, parçalanmış tütün ya da tütün harici herhangi bir madde doldurulmuş olarak satanlar, satışa arz edenler, bulunduran ve nakledenler bakımından 1/7/2022 tarihinde,

"f) 63 üncü maddesiyle 4733 sayılı Kanunun 8 inci maddesinin beşinci fıkrasının (h) bendinin yürürlükten kaldırılmasına ilişkin değişiklik ve 93 üncü maddesiyle 5607 sayılı Kanunun 3 üncü maddesinin yeniden düzenlenen yirminci fıkrası, Tarım ve Orman Bakanlığından yetki belgesi almadan veya bildirimde bulunmadan tütün ticareti yapanlar bakımından 1/7/2022 tarihinde,

      Faruk Sarıaslan                    Neslihan Hancıoğlu       Abdurrahman Tutdere

           Nevşehir                                Samsun                              Adıyaman

     Müzeyyen Şevkin                        Kani Beko                 Mehmet Bekaroğlu

            Adana                                   İzmir                                 İstanbul

       Özgür Karabat

           İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ CEMAL ÖZTÜRK (Giresun) - Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen, Adıyaman Milletvekili Abdurrahman Tutdere. (CHP sıralarından alkışlar)

ABDURRAHMAN TUTDERE (Adıyaman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Evet, bu madde, Türkiye’de yüz binlerce tütün üreticisini yakinen ilgilendiren bir madde, onun için çok önemli. Ben Adıyaman Milletvekiliyim, tütünün başkenti olan bir ilin milletvekiliyim. Tütün parasıyla okuduk, avukat olduk, şimdi de Parlamentoda, milletin Meclisinde milletvekiliyiz. Benim gibi Anadolu’da yüz binlerce insan var; tütünle, tütünden elde edilen kazançla okuyan, milletine, ülkesine hizmet eden yüz binlerce, milyonlarca insan var.

Değerli arkadaşlar, Türkiye’de tütün bir gerçekliktir. Türkiye’de tütün, dış dünyada ülkemiz için önemli bir stratejik üründür ancak biz bu ürünü, bu Parlamentoda, özellikle AK PARTİ döneminde çıkan kanunlarla tek tek yok ediyoruz.

Değerli arkadaşlar, 2017 yılında bu Parlamentoda bir kanun çıktı. 2017 yılında Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’na eklenen bir maddeyle, yetki belgesi almadan tütün satan, satışa arz eden, bulunduran ve nakledenlere üç yıldan altı yıla kadar hapis cezası getirildi. Buna paralel olarak da tek başına içim özelliğine sahip tütün üreticilerinin kuracağı kooperatifler tarafından tütünün alınıp satılması, pazarlanması için de bir değişiklik yapıldı. Buraya kadar tamam. Kooperatiflere ilişkin kanun çıkarıldı ancak bu saate kadar, bu kanuna paralel olarak çıkarılması gereken yönetmelikler ve diğer kanunlar maalesef çıkarılamadı; ilgili mevzuat çıkarılamadığı için de bugüne kadar üretici kooperatifini kuramadı; üreticiler kooperatif kuramadıkları için de şu anda ciddi bir sıkıntıyla karşı karşıya kalacaklar. Zaten kooperatifler ve bu süreç tamamlanamadığı için bu yasanın yürürlüğü 2018’de ertelendi, 2019’da ertelendi ve en son temmuz ayında yürürlüğe girecek.

Şimdi görüşmelerini yapmış olduğumuz teklifte ne var? Burada hukuka karşı hile var arkadaşlar. Ben yıllardır cezada çalıştım, avukatlık yaptım. Kanun maddesini ikiye bölerek tütün kısmını erteleyelim, tütünün ticari amaçla… Şu gördüğünüz Adıyaman tütününü, bu sarmalık tütünü… Bu gördüğünüz millî ve yerli bir tütün, şu gördüğünüz de boş makaron. “Bu tütünü, bu makaronun içine koyan, satan, satışa arz eden ve bulundurana da üç yıl hapis cezası verilecek şekilde bu madde yürürlüğe girsin.” diye teklif veriyorsunuz.

Özellikle iktidar vekillerine sesleniyorum: Değerli arkadaşlar, bu büyük bir travmaya yol açacak. Hepinizin hafızalarında baklava çalan çocuklara verilen hapis cezaları vardı ya, işte aynı şekilde, 1 paket sigara satan bir kişiye üç yıl hapis cezası hangi vicdana sığar, hangi hukukla açıklanabilir, hangi ölçülülük ilkesiyle açıklanabilir? Zaten cezanın kendisi fahiş, bu cezanın yürürlüğe girmesi yüz binlerce insanın cezaevine girmesinin yolunu açacak. Burada bir de kanunu çıkarmayan sizlersiniz; Bakanlık çalışmamış, Tütün Üst Kurulu çalışmamış, yönetmeliği çıkarmamış; kabahat kurumlarda, cezayı siz çiftçiye çıkarıyorsunuz. Bu nasıl bir vicdan değerli arkadaşlar? Bu büyük bir travma yaratır. Onun için, şu anda Cumhuriyet Halk Partisinin vermiş olduğu önergeye hep birlikte sahip çıkalım. 2022’ye kadar, kanun maddesini bir bütün olarak ertelemek lazım.

Değerli arkadaşlar, tütün, sarılmadan, makarona doldurulmadan tüketilecek bir madde değil. Adamın önüne yemeği koyacaksınız, elini arkadan kelepçeleyeceksiniz, “Yemek ye.” diyeceksiniz; yok böyle bir şey. Bu madde bu hâliyle kanunlaşırsa Türkiye’de yüz binlerce tütüncü mağdur olacak; bu açık ve net. Parlamentoda çok değerli hukukçular var, avukatlar var; bu kanunun, bu şekilde, uygulamada büyük sıkıntılar çıkaracağı kesin.

“Efendim, ticari amaçla olursa olur.” Arkadaşlar, ticari amacın kriteri ne? 5 paket mi, 3 paket mi, 50 paket mi, ne?

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Yargıtay kararı var.

ABDURRAHMAN TUTDERE (Devamla) – Yok öyle bir şey üstadım.

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Yargıtay kararı var.

ABDURRAHMAN TUTDERE (Devamla) – Yok, Yargıtayda böyle bir karar yok.

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Var, ben gösterdim sana.

ABDURRAHMAN TUTDERE (Devamla) – 1 paketi satan…

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Ben gösterdim.

ABDURRAHMAN TUTDERE (Devamla) – Sayın Başkanım, ben şu anda size şu elimde gördüğünüz tütünü ve makaronu satsam, karşılığında 5 lira verseniz, ben üç yıl hapis cezası yiyeceğim.

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Yok öyle bir şey.

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Var, var… Bulunduranla ilgili var ya.

ABDURRAHMAN TUTDERE (Devamla) – Öyle işte, ticari amaç…

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Ya, yapma! Ben Yargıtay kararını gösterdim sana.

ABDURRAHMAN TUTDERE (Devamla) – Arkadaşlar, bakınız, var böyle bir şey.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ABDURRAHMAN TUTDERE (Devamla) – Burada bir kriter yok. Eğer satarsa… Sattı, 5 liraya sattı…

BAŞKAN – Sayın Milletvekili, bir dakika…

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – 150 paket, 150 paket…

GARO PAYLAN (Diyarbakır) - Yakalanması ayrı bir şey, satması diyorum.

HÜDA KAYA (İstanbul) - Sayın Aydemir, yanlış biliyorsunuz.

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Ticaretini yapmayacak kardeşim, bu kadar.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, bir dakika…

ABDURRAHMAN TUTDERE (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bir tezgâhta, bir büfede veya Anadolu’nun herhangi bir kentinde, bir köyünde eğer bir kişi 1 paket sigara satarsa… Bakın, satmak nedir? Ticarettir arkadaşlar.

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Ticaretini yapmayacak kardeşim.

ABDURRAHMAN TUTDERE (Devamla) – Ya, satıyor, adamın geliri bu arkadaşlar.

HÜDA KAYA (İstanbul) – 1 paket ticaret midir ya? 1 paketin ticareti mi olur ya?

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Adam içici, içici.

ABDURRAHMAN TUTDERE (Devamla) – Biz bu tütünü satarak, bundan elden edilen parayla okuduk. Çiftçi tütünü satmayacak da… İşte emekle üretilen Adıyaman tütünü, yerli ve millî. Çelikhan Ovası burası. Bakınız, bu Çelikhan Ovası yüzde 90 AK PARTİ’ye oy veren bir yer. Tek geçim kaynağı tütün, tütün. (CHP sıralarından alkışlar)

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Onların hakkını hukukunu koruyoruz bu maddeyle. Ne diyorsun sen?

ABDURRAHMAN TUTDERE (Devamla) – Değerli arkadaşlar, yapmayın, yazıktır, günahtır! Yapmayın, yazıktır, günahtır! Kanunu çıkarmadınız, kooperatiflerin önündeki engelleri kaldırmadınız, yapmadınız; şimdi 2 Temmuza kadar çıkaramayacaksınız arkadaşlar.

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Biz onların hakkını hukukunu koruyoruz bu maddeyle.

ABDURRAHMAN TUTDERE (Devamla) – Kooperatif kurulacak, binasını ne zaman yapacak, makinesini ne zaman alacak? Nasıl olacak bu iş, yirmi günde nasıl olacak? “Bu yasa hemen yürürlüğe girsin.” diye teklif veriyorsunuz değerli arkadaşlar.

RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Vergi kaçıran makaroncuların yanında durmayın.

ABDURRAHMAN TUTDERE (Devamla) – Makaronla bir alakası yok Sayın Bakanım, hiç alakası yok.

RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Vergi kaçıran makaroncuların yanında durmayın.

ABDURRAHMAN TUTDERE (Devamla) – Vergi kaçakçılığıyla da alakası yok. Yasal düzenlemeyi yapmayan iktidarınız. Kanunu çıkardınız, diğer kanunları çıkarmadınız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Bu dönem yapılacak, bu dönem bunların hepsi yapılacak.

EMİNE GÜLİZAR EMECAN (İstanbul) – Erteleyelim. Önergemizde yazıyor, erteleyelim.

FİKRET ŞAHİN (Balıkesir) – O zaman, erteleyin çıkıncaya kadar.

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Erteleyin yürürlüğünü.

ABDURRAHMAN TUTDERE (Devamla) – Değerli arkadaşlar, erteleyin bunu, koşullar şu anda uygun değil. Alın teriyle geçinen, çoluğunun çocuğunun nafakasını tütünle kazanan şu insanlarımızı cezaevlerine göndermeyin. Daha geçen gün, cezaevlerini boşaltmak için burada kanun çıkardık hep beraber.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Milletvekili.

Ben süre de tanıdım size, toparlayın.

Buyurun.

ABDURRAHMAN TUTDERE (Devamla) – Değerli arkadaşlar, hepinizden, bütün gruplardan, özellikle, tüm tütüncüler adına rica ediyorum: Lütfen elinizi vicdanınıza koyun, “1 paket sigara satan bir adama üç yıl hapis cezası yürürlüğe girsin.” demek, buna oy vermek gerçekten millete düşmanlıktır; başka bir şey olmaz, bunun hiçbir gerekçesi olamaz. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Milletvekili, buyurun yerinize; beş dakika geçti, ayıp yahu!

ABDURRAHMAN TUTDERE (Devamla) – Başkanım, derdimiz çok, yüz binlerce insanın sorunu var.

BAŞKAN – Anladım ama…

ABDURRAHMAN TUTDERE (Devamla) – Ben hepinizi bu konuda duyarlı olmaya, teklifimize destek olmaya davet ediyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

HÜDA KAYA (İstanbul) – Tütüncüler görsün!

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, bana göre, laf atmanın ne milletvekiline faydası var ne partisine faydası var ne de Meclisin mehabetine yakışan bir tarafı var. Dolayısıyla, hatipler konuşurken laf atılmamasını rica ediyorum.

17’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

18’inci madde üzerinde 3 önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

İlk önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Bazı Kanunlarda ve 399 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 18’inci maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

   Arslan Kabukcuoğlu                   Fahrettin Yokuş                 Ayhan Altıntaş

          Eskişehir                                Konya                                  Ankara

         Ümit Beyaz                            Ayhan Erel                         Aylin Cesur

           İstanbul                                Aksaray                                 Isparta

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ CEMAL ÖZTÜRK (Giresun) - Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen, Isparta Milletvekili Sayın Aylin Cesur.

Buyurun Sayın Cesur. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

AYLİN CESUR (Isparta) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

18’inci maddedeki düzenlemenin amacı, bakanlık müşaviri gibi üst kademe kadrolarda en az iki yıl görev yapmış olanların görevden alındıktan sonra özlük haklarında yaşanan düşüşü engellemekmiş. Aslında tekrar eski kadrolara dönecek olsalar bile özlük hakları bakımından üst kademede bulundukları dönemdeki şekliyle devam etmeleri sağlanıyor, iki yıl çalışmak kâfi yani.

Değerli arkadaşlarım, siz geleli beri dediniz ki: “Biz bir geldik, artık gitmeyiz, ne yapar eder çakılır kalırız burada.” Bunu çeşitli şekillerde, çeşitli yollarla söylediniz. Biz de dedik ki: “Olmaz hemşehrim, vatandaşın derdini dinlemiyorsan ve çözüm üretmiyorsan ve adalet dağıtmıyorsan o olmaz, gün gelir gidersin.” Siz ne yaptınız? Araç olarak kalacak şekilde demokrasiyi sözde zırh olarak aldınız elinize ve demokrasinin tüm kurumlarını bir bir işlemez hâle getirdiniz; gitmemek için yaptınız bunu. Şimdi bu maddedeki değişiklikle görüyorum ki bizimle aynı noktaya gelmişsiniz ve bavulları hazırlamaya başlamışsınız ve anlıyoruz ki “gitmeden önce yapılacaklar listesi” hazırlanmış ve 2 Haziranda Meclis açıldığından beri bir bir önümüze konuluyor.

Bakınız, ben milletvekili olmadan önce, Allah nasip etti, ben de o yüksek bürokrat kadrolarında bulundum, 7200’dü ek göstergem. Aklımdan da fikrimden de ne benim ne arkadaşlarımın geçmedi bir ömür bunu taşıyayım, çakılıp kalayım diye. Çünkü o makamlar gelip geçicidir; makamdaki kişiyle beraber gelirsiniz, görev tamamlanınca birlikte gidersiniz. Aslında demokrasilerde de bunun gidenler ve gelenler şeklinde işlemesi lazım.

Şimdi, biz görev yaptığımız o kürsülerin şeref kısmıyla karnımızı doyurduk da sizin karınlar bir türlü doymadı. Ben bu kürsüden daha önce sormuştum “Bir tokluk sınırınız var mı?” diye. E, yokmuş, onu da görmüş olduk.

Neden bavul aşamasına geldiniz, ben hemen onu söyleyeyim. Bakınız, ben dün Isparta sokaklarındaydım, vatandaşı dinledim. Bizim Isparta’da bir Kaymakkapı Meydanı var; güzeldir, güllerle süslüdür. Çok şikâyet vardı orayla ilgili. Belediye bir iş yapıyor, gittim sordum “Nedir?” diye. O gül kokulu meydanın ortasına getirmiş, bir yapı koymuşsunuz. Şimdi ne meydanın meydanlığı kalmış -o güzel, büyük, geniş meydanın- etrafındaki esnafın önü kapanmış; esnaf işini yapamıyor, herkes çok şikâyetçi. Aslında ne gördüm ben orada biliyor musunuz? Tam olarak adı kazulet, dev bir kazulet.

Şimdi, AK PARTİ’li Belediye Başkanımız sözler verdi gelirken, onlar ne oldu, bilen yok ama biz biliyoruz. Başkan, büyük, dev eserler peşinde. İki tane iş yaptı. Bir tanesi –kazulet- devam ediyor. İkincisi de Gökkubbe’miz var. Isparta’da Gökkubbe’nin tepesinde, daha önceki şeklinde üç hilal, üstünde de bir yıldız vardı. Şimdi, dün Isparta sokaklarında dolaşırken -vatandaşın derdi geçim sıkıntısı ama- bir de sıklıkla bununla karşılaştım. Dediler ki: “Bizim hilallerin ortasına da Başkan yıldızlar koydu.” Bu üç hilalin ortasına yıldızlar koymuş Belediye Başkanı ve vatandaşlar “Sayın Milletvekilim, bunu gidin Mecliste dile getirin lütfen.” dediler.

Şimdi, ay yıldız bizim her şeyimiz, “Ortasına yıldız koyduk.” diyerek sakın buradan kurtarmaya çalışmayın. Biz canımızı veririz o ay yıldız için ama Isparta’nın, oranın büyük sembolü olan o üç hilalin ortasına konan yıldızları, ortağınızın milletvekili olmadığı için Isparta’da, oradaki, sokaktaki vatandaş söylediği için, ben onlar adına dile getirmek istiyorum.

Şimdi, vatandaşın asıl derdi geçim sıkıntısı. “Bir yılda açarız.” dedikleri ve 3 defa da törenini yaptıkları ITKM hâlâ duruyor. Üniversiteye yapılacak banliyö treni, yaya koridoru, bisiklet istasyonu, Deri Organize 2’nci Arıtma Tesisi, Otogar Bölgesi Projesi, Kent Ormanı, Kent Meydanı Projesi, yaşlı bakımevi, 29 tarihî evin restorasyonu, Gülpark Projesi, iki yılda 2.500 kişiye ev… Bir buçuk yıl geçti, tık yok.

Siz Gökkubbe’yle uğraşıp, vatandaşın nefes aldığı en güzel meydana bir kazulet koyup bir de bununla uğraşıyorsunuz ama vatandaş geldi dün Isparta’da -bir ağabeyimiz, İbrahim ağabey- bana dedi ki: “1.500 lira emekli maaşım var Sayın Vekilim, ev kira, çocuklar iş bulamıyor, üniversite mezunu onlar; pazara çıkıyoruz, boş fileyle dönüyoruz ve iki senedir aynı pantolonu ve bu yırtık tişörtü giyiyorum.” Ve utanarak sıkılarak bunu söylerken ekledi, dedi ki: “Gitmeleri lazım, gidecekler de bir an önce gitmeleri lazım, artık gücümüz kalmadı.”

Bir başkası, Mehmet ağabey geldi, icralık olmuş, o da kanser hastası, aynı zamanda kalp ameliyatı olmuş, 5 nüfusu geçindiriyor ve bankalar ödediği hâlde 10 bin lira borcun 9 binini ödemedi göstermişler, çok ciddi sıkıntıları var, “Açız.” diyor, “Açız.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, toparlayın.

AYLİN CESUR (Devamla) – Şimdi siz gidince sonraki maaşları azalır diye korktuğunuz üst maaşlı bürokratlarınız, kamu görevlileriniz var ya, ben de vatandaşın psikolojisinden korkuyorum.

Yapılan, Kaymakkapı Meydanı’na bir kazulet ve vatandaşın tepesine inen Gökkubbe. Belediyelerle gelinip belediyelerle gidildiği bilinen bir söz. Ben, buradan, bu üç belediyeden sonra artık diğer belediyelerin de Anadolu’da aynı durumda olduğunu ve yapmanız gereken işleri yapmadığınız için sonun belli olduğunu söylüyorum.

Tevfik Fikret’in dizeleriyle huzurunuzdan ayrılıyorum:

“Bu harmanın gelir sonu, kapıştırın giderayak,

Yarın bakarsınız söner bugün çıtırdayan ocak!

Bugünkü mideler kavi, bugünkü çorbalar sıcak,

Atıştırın, tıkıştırın, kapış kapış, çanak çanak!”

Saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 217 sıra sayılı Bazı Kanunlarda ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 18’inci maddesiyle değiştirilen 27/6/1989 tarihli ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin ek 35’inci maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

          Kani Beko                        Müzeyyen Şevkin                Faruk Sarıaslan

             İzmir                                   Adana                                Nevşehir

       Özgür Karabat                     Mehmet Bekaroğlu                   Fikret Şahin

           İstanbul                                İstanbul                              Balıkesir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ CEMAL ÖZTÜRK (Giresun) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen, Balıkesir Milletvekili Fikret Şahin.

Buyurun Sayın Şahin. (CHP sıralarından alkışlar)

FİKRET ŞAHİN (Balıkesir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Kanun teklifinin son maddelerine yaklaştık. Tabii, burada yaptığımız çalışma halkımızın ihtiyaçlarını ne ölçüde karşılıyor, bunu da sizlere sormak istiyorum. Görüyoruz ki Meclisin uzun bir çalışma arasından sonra buraya getirilen çalışmalar halkımızın beklentilerinin bir hayli uzağında. Bu da bize bir kez daha gösterdi ki coronavirüs salgını sonrasında hepimizin övgüyle bahsettiği sağlık çalışanlarının birtakım beklentilerini karşılamak varken karşımıza ilk olarak bekçi yasası, daha sonra Anayasa’ya aykırı şekilde, hukuka aykırı şekilde milletvekillerinin milletvekilliğinin düşürülmesi geldi ve şimdi, biraz önce de bir örneğini yaşadığımız üzere, tütün satımı sonrasında üç yıl hapis gibi halkın beklentilerinin uzağında bir yasama çalışmasını görüyoruz. Tabii, bu da artık AK PARTİ iktidarının halktan koptuğunun, milleti artık yönetemediğinin bir göstergesi. Burada bu yasama çalışmalarını yapacağımıza keşke hayatları pahasına hizmet veren sağlık çalışanlarının isteklerini karşılamış olsaydık. Bakınız, sağlık çalışanları neler bekliyor?

Öncelikle, tabii, hayatını kaybeden sağlık çalışanlarımıza Allah’tan rahmet diliyorum. Hâlen tedavileri devam eden vatandaşlarımıza ve sağlık çalışanlarımıza acil şifalar diliyorum. Pek çok sağlık çalışanı bu süreçte hayatını kaybetti ve -dün de bahsetti arkadaşlarımız- bazı meslektaşlarımız, “Çocuklarıma bakarsınız değil mi?” diyerek, gözleri açık bu dünyadan göçüp gittiler. Bakın, geride onların dul eşleri kaldı; yetim, öksüz çocukları kaldı. Keşke bu sağlık çalışanlarının çocukları için, eşleri için burada bir şeyler yapabilseydik, keşke onlara yönelik bir yasama çalışması yapabilseydik. Bakın, onlar neler istiyorlar: Hayatını kaybeden sağlık çalışanlarının yakınları, çocukları, eşleri kaybettikleri yakınlarının hiç olmazsa “sağlık şehidi” olarak kabul edilmesini istiyorlar. Çok zor bir şey değil, keşke burada o yasama çalışmasını yapsaydık. Yine, herkes evdeyken meslekleri gereği çalışmak durumunda kalan sağlık çalışanları hastalandılar. Keşke hastalanan sağlık çalışanları için coronavirüsü bir meslek hastalığı olarak kabul edecek yasal düzenlemeleri burada yapabilseydik. Yine, tüm partilerin seçim öncesi söz vermiş olduğu -başta hemşireler, polisler, din görevlileri olmak üzere- 3600 ek göstergeyi burada kabul etmiş olsaydık, ona yönelik yasama çalışması yapmış olsaydık ve yine, keşke sözleşmeli çalışan, 4/B statüsünde çalışan sağlık çalışanlarımıza kadro verecek çalışmayı burada yapsaydık. Hatta, atanmayı bekleyen 620 bine yakın sağlık çalışanının da atamalarını burada yapabilecek çalışmaları keşke göstermiş olsaydık. Yine, Sayın Sağlık Bakanının, salgının başlangıcında sağlık çalışanlarına vermiş olduğu bir söz var. Tüm sağlık çalışanlarına yüzde 100, tavandan ek ödeme yapılacağı sözü vermişti Sayın Bakan. Maalesef bu da gerçekleşmedi ve sağlık çalışanları arasında ayrımcılık yapıldı ve çalışma barışı bozuldu. Keşke verilen bu sözün gereği de yerine getirilmiş olsaydı.

Özetle, vatandaşlarımızın beklentileri yönünde bir çalışma yapmamız gerekirken vatandaştan bir hayli uzakta çalışmaları burada yapmak durumunda kaldık mevcut iktidarın sayesinde. Halktan kopmuş, milletle bağı kalmamış, 5 maskeyi dahi dağıtmayı başaramamış bir iktidarla maalesef karşı karşıyayız.

Salgın sürecinde de bürokratından valisine, belediye başkanından Genel Başkanına kadar halktan kopukluğun pek çok örneğini hep birlikte yaşadık. Hatırlatmak istiyorum: Bakınız, İstanbul’da “Açım, evde nasıl kalayım?” diyen bir vatandaşımıza Sosyal Hizmetler Müdür Yardımcısı “Geber!” diyebilecek noktaya gelmiştir. Yine, Zonguldak’ta hayatları pahasına hizmet vermek isteyen sağlık çalışanlarına “Kendilerini koruyamadılar ve onların yüzünden vaka sayısı arttı.” diyebilen bir Valiyle karşı karşıya kaldık. Yine, benim kendi ilim Balıkesir’de “İşsiz güçsüz EYT’lilere maske mi vereceğim?” diyebilen bir Belediye Başkanıyla karşılaştık. Yani şunu söylemek istiyorum: Ta ki bürokratından belediye başkanına, valisine kadar tamamen halktan kopmuş, yönetmekten artık uzakta bir iktidarla karşı karşıyayız. Hatta bakın, iktidarınız, başlangıçta salgını nasıl yönetti?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FİKRET ŞAHİN (Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Buyurun, toparlayın.

FİKRET ŞAHİN (Devamla) – Salgın başlarken ilk aldığınız önlem şu: Ev kredisi limitlerini yükseltmekle başladınız, uçak biletlerinin KDV’lerini indirmekle başladınız, daha sonra da sokağa çıkma yasağı ilan ettiniz. Salgını bitirirken de güya -yani sizin tabirinizle söyleyeceğim, bitmedi gerçi ama- efendim, Türkiye Büyük Millet Meclisini açmadan AVM’yi açtınız. Şöyle söylemek istiyorum: Siz özünde bir AVM iktidarısınız, artık halktan kopmuş durumdasınız, artık ülkeyi yönetemiyorsunuz. İşte, bu gördüğümüz çalışmalar da sizin yönetimden ve halktan ne kadar koptuğunuzun bir örneği, bunu gösteriyor. İnşallah halkımız ilk seçimde bundan kurtulacak.

Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Şimdi önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önerge geri alınmıştır.

Komisyonun redaksiyon talebi vardır.

Buyurun.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ CEMAL ÖZTÜRK (Giresun) – Sayın Başkanım, 217 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 18’inci maddesine ilişkin redaksiyon mahiyetinde bir düzeltme talebimiz vardır.

Madde metninin Komisyon tarafından kabul edilen hâli ile sıra sayısına basılan hâli arasında bazı noktalama işaretlerinin farklı olduğu tespit edilmiştir. Bu kapsamda bazı cümle sonlarında yer alan virgül işaretlerinin Komisyonca kabul edilen metin esas alınmak suretiyle nokta olarak değiştirilmesini talep ediyoruz.

Arz ederim.

BAŞKAN – Redaksiyon talebiniz kayıtlara geçmiştir.

Görüşülen teklifin kabul edilmesi hâlinde redaksiyon işlemi Başkanlığımızca gerçekleştirilecektir.

18’inci maddeyi Komisyonun redaksiyon talebiyle birlikte oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

19’uncu madde üzerinde 4 önerge vardır. Önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Bazı Kanunlarda ve 399 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 19’uncu maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

   Arslan Kabukcuoğlu                   Fahrettin Yokuş                      Ayhan Erel

          Eskişehir                                Konya                                 Aksaray

       Ayhan Altıntaş                         Behiç Çelik                         Ümit Beyaz

            Ankara                                 Mersin                                İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ CEMAL ÖZTÜRK (Giresun) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen, Mersin Milletvekili Behiç Çelik.

Buyurun Sayın Çelik. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BEHİÇ ÇELİK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 217 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 19’uncu maddesi üzerinde vermiş olduğumuz değişiklik önergesi için söz aldım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

19’uncu madde bakanlık müşavirliği kadrolarını işgal edenlerin bu kadrodan ayrıldıktan sonra ikinci yılın sonunda müktesep haklarının kesilmemesini amirdir. Bu düzenlemeyle bakanlık müşavirliği kadrosu uhdesinde olanların hukuki ve mali hakları korunmuş olmaktadır.

Değerli milletvekilleri, 14 Haziran 2020 tarihinde Bingöl’de meydana gelen deprem büyük bir yıkıma yol açmasa da 1 şehit, 1 yaralı ve maddi hasara sebebiyet vermiştir. Şiddeti 5,7 olsa da artçı depremler bölgede devam etmektedir. Doğal olarak insanlar tedirgin olmaktadır. Yörede Kızılayın, AFAD’ın mevcudiyeti olumlu karşılanmıştır. Karayolları ve Devlet Su İşlerinin de personeli ve iş makinalarıyla aktif olmaları memnuniyet vericidir ancak asıl rezalet, nasıl olur da Jandarma karakolunun nöbetçi kulübeleri depremde çökebilir? Bunu anlamak mümkün değildir.

Değerli milletvekilleri, Karlıova ilçesine giderken kara yolu sathı oldukça bozuk, yer yer kasislerle kaplıdır. Karlıova ilçe merkezinin de bakıma ihtiyaç gösterdiği görülmüştür. Vatandaşlarımızın yörede refaha kavuşması için teknik tarım projelerinin de hiç geliştirilmediği görülmüştür. Her yer mera, her yer otlak ve her yer yayla; yüz binlerce büyükbaş ve küçükbaş hayvancılığın potansiyel gelişme alanı olabilir. Görünen o ki Bingöl’den yüksek oranlarda oy almış iktidarın, yöresel gelişme bağlamında hiçbir adım atmadığını tespit etmiş bulunuyoruz. 15 Haziranda Cumhurbaşkanı Yardımcısı, İçişleri Bakanı ve Çevre ve Şehircilik Bakanı ziyaretlerde bulunup derhâl bölgeyi terk etmişlerdir. 16 Haziranda görüştüğümüz insanlarımız rahatsızlıklarını ifade ederken, “Adım geçmesin.” diyerek korkularını ortaya çıkarmışlardır. Demek ki bir korku rejimi Bingöl’ün ücra dağlarına, vadilerine kadar sinmiştir. Bu korkuyu karakol ziyaretinde bir komutanın konuşmasında da hissettim.

Değerli milletvekilleri, bölgede depremde az veya çok hasar gören her köyü ziyaret ettik. İYİ PARTİ’nin Genel Başkan Yardımcısı Sayın Berna Sukas ve Sayın Yavuz Temizer’le birlikte bu acı gerçekleri hep birlikte tespit ettik. Vatandaşlarımız bu şekilde, böylesine çaresiz bırakılmamalıydı. Şehit Cengiz Pullu’nun taziyesine hâlâ gidilmediğini de gördük. Namazı müteakip, oradaki yetkililer derhâl bölgeyi terk etmişlerdir. Kümbet köyü, Kaynarpınar, Üçevler, Dinarbey, Elmalı köyleri sırasıyla heyetimiz tarafından ziyaret edilmiştir. Bölge bir bütün olarak ele alınmalı. Mera ıslahı, tarım projeleri, altyapı yatırımları ile arıcılık işleri bu bölgede hayata geçirilebilir. Sırbistan’dan karkas et ithal edilinceye kadar sadece bu bölgede geliştirilecek besicilik sayesinde binlerce ton et üretimi kısa sürede sağlanabilir. Böylece yöre halkı da refaha kavuşmuş olur. Maalesef, AK PARTİ, tarım politikası bakımından tam bir müstemleke siyasetini, ithalat yolunu tercih etmiştir, dolayısıyla vatandaşlarımız tedricen açlığa ve yoksulluğa doğru savrulmuştur.

Değerli arkadaşlar, Kaynarpınar köyü ziyaretimizde bu köyde bulunan Kaynarpınar Jandarma Karakolunu da ziyaret ederek başsağlığı dileklerimizi ilettik. Nöbetçi kulübelerinin yıkılmış hâlini görme fırsatımız oldu. Burada anlaşıldı ki çöken 2 kule proje müellifinin hatası, kontrol edenlerin ihmali veya müteahhitlerin yolsuzluğu, hırsızlığı nedeniyle bu şehidimizi vermiş olabiliriz. Bu, vahim bir durumdur, derhâl soruşturma açılmalı ve suçlular ortaya çıkarılarak cezalandırılmalıdır.

Bölgede genel bir kalkınma projesi hem Bingöl’e hem de Türkiye'ye büyük bir katkı sunacaktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun toparlayın.

BEHİÇ ÇELİK (Devamla) - AK PARTİ, insanları yoksulluktan kurtarma icraatları yerine yoksullaştırıp yoksulluğu yönetme politikası uygulamaktadır. Böylece yoksulluğu yöneterek bol oy al, bol korku sal, muhalifleri ve doğruyu konuşanları terörist ilan et ve sonunda saray hayatı yaşa ama bu, tabii ki sürdürülemez bir durumdur, saraylar yıkılır ve millet özgürleşir diyorum.

Önergemizin kabulünü diler, hepinize saygılar sunarım, teşekkür ederim. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 217 sıra sayılı Bazı Kanunlarda ve 399 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 19’uncu maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

MADDE 19- 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin geçici 33 üncü maddesinin son fıkrasında bulunan “ikinci yılın sonuna kadar” ifadesi madde metninden çıkarılmıştır.

     Mehmet Bekaroğlu                     Özgür Karabat                  Faruk Sarıaslan

           İstanbul                                İstanbul                               Nevşehir

     Müzeyyen Şevkin                        Kani Beko                 Burhanettin Bulut

            Adana                                   İzmir                                   Adana

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ CEMAL ÖZTÜRK (Giresun) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen, Adana Milletvekili Burhanettin Bulut.

Buyurun Sayın Bulut. (CHP sıralarından alkışlar)

BURHANETTİN BULUT (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bir salgın dönemini yaşıyoruz, ne zaman biteceği belli olmayan bir küresel pandemi. Tüm dünya bu pandemiyle uğraşıyor elbette, Türkiye’de de böyle bir salgın döneminde vatandaşlarımızın devletten beklentileri oluyor. Çünkü vatandaşlar, yurttaşlar olağan dönemde vergisini öder, yaptığı alışverişin tümünde bir vergi öder; kriz döneminde de devletin kendisine sahip çıkmasını ister çünkü devlet soyut bir kavramdır, krizde somutlaşır; o zaman bir beklenti hâline gelir.

Şimdi, böylesi bir dönemde tabloya bir bakalım; vatandaş gerçekten bu yaptığı yatırımların, vergilerinin karşılığını alıyor mu veya gelecekle ilgili endişesi devam ediyor mu? Türkiye’de pandemi döneminde yapılan yardımlara bakıldığında, mevcutta dörtte 1 diye tarif edilen, temel ihtiyaçlarını karşılayamayan vatandaşlara bile bir yardım yapılmadı; sadece 5,5 milyon insana üç ayda yapılan bin liralık ödeme dışında bir yardım yapılmadı. Ancak veriler bu kriz ne kadar devam ederse sıkıntının o kadar artacağını gösteriyor. Örneğin, işsizlik hissedilen oranıyla 10 milyonu bulmuş durumda. Örneğin, sanayideki daralma geçen yılın bu ayıyla mukayese edildiğinde yüzde 30 daralmış durumda, mobilyada yüzde 45’lerde, giyimde yüzde 60’ları bulmuş durumda. O anlamda, krizin daha da derinleşerek devam edeceği açık. Burada ne yapmak lazım? Öne çıkan sektörlere devletin destek vermesi lazım; birincisi sağlık, ikincisi tarım ve üçüncüsü de üretim ve onun içerisinde bulunan emek, emekçi yani. Eğer biz, bunlara yardım yapmayıp bunları istihdamda tutamaz isek o zaman, 1929 yılındaki büyük buhrandan daha büyük bir tehlikeyle, bir ekonomik krizle karşı karşıya kalacağız. Ancak baktığımızda, iktidarın yöntemi şu: İktidar, sürekli vatandaşını borçlandırarak bu krizi aşmaya çalışıyor. Son yapılan açıklamalarda dahi her açıklanan rakam krediye mahsus. Türkiye’de devletin on sekiz yıllık geçmişine baktığınızda, devletin borçlanma oranı on sekiz yılda 5,5 katına çıkmış ama vatandaş on sekiz yılda tam 100 kat daha çok borçlanmış. 2002 yılında vatandaşın bankaya olan borcu 6,6 milyar iken şu anda 650 milyarı bulmuş durumda, 100 katına çıkmış durumda. Vatandaşına şunu söylüyor iktidar: “Üretme, tüket.” Sürekli bir tüketim ekonomisi üzerine kurmuş; bu tüketim ekonomisi toplumu üretimden, emekten kaçar hâle getirmiş, sıcak parayla ekonomi döner hâle gelmiş.

Yine aynı iktidar, kamunun tüm fabrikalarını ya kapatmış ya da kıymetli arsalar için şirketlere satmış. Yine aynı iktidar, Merkez Bankasının yedek akçesine bile göz dikmiş, onu genel bütçenin içerisine almış. Yine aynı iktidar, Varlık Fonunu kurmuş, daha güçlü bir yönetim sağlayayım diye tüm kârlı kamu kuruluşlarını bu Varlık Fonuna almış durumda, dün itibarıyla Turkcell hisselerini de aldı. Yine aynı iktidar, emekçinin parasına göz dikti, İşsizlik Fonu’nu genel bütçenin içerisine aldı. Yine aynı iktidar, 15 Temmuz şehitleri için toplanan paraya bile göz dikti. Aklınıza gelen tüm yatırımları maalesef, ya sermayeye aktardı, sermayedarlara ya da genel bütçenin içerisinde yok etti.

Şimdi de bir kıdem tazminatı tartışması var; adını daha böyle cafcaflı bir başlıkla yapıyor, “tamamlayıcı emeklilik sistemi” diye. Bu modelle aslında yapılmak istenen tek şey, diğer fonlarda olduğu gibi, işçinin kıdem tazminatını genel bütçenin içerisine almak. Yani bugüne kadar aldıklarının hiçbiri yeterli gelmemiş, şimdi de işçinin hakkına göz dikmiş durumda. Emeklinin alın teri, emeklinin son kalesi kıdem tazminatına bu Hükûmet, bu iktidar tenezzül eder mi? Bence eder ama ne işçiler onu affeder ne de Allah affeder.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

BURHANETTİN BULUT (Devamla) – Hemen bitiriyorum Başkanım.

Çünkü bu gidişatta şayet biz tekrar üretime dönemezsek, şayet işçileri, esnafı tekrar canlandıramazsak gelecekte Türkiye yine sıcak ekonomiyle, kırılgan ekonomiyle devam edecektir.

Burada bir başka önemli husus da şudur: Esnaflarımız için de ciddi bir sıkıntı var; üç ay boyunca kapattığımız esnaf şu anda kirasını karşılayamamakta, vergisini verememektedir. En azından işçinin kıdem tazminatına ve esnafın bu ödeme zorluğuna karşı gereken desteğin verilmesi gerektiğini ifade ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 217 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 19’uncu maddesinde geçen “maddesinin” ibaresinin “maddesi” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

         Hüda Kaya                           Hişyar Özsoy                      Kemal Peköz

           İstanbul                              Diyarbakır                               Adana

       Ali Kenanoğlu                          Tuma Çelik

           İstanbul                                 Mardin

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ CEMAL ÖZTÜRK (Giresun) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen, Diyarbakır Milletvekili Hişyar Özsoy.

Buyurun Sayın Özsoy. (HDP sıralarından alkışlar)

HİŞYAR ÖZSOY (Diyarbakır) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Bugün, birkaç arkadaşımız Meclisin tartışmalarında üsluba dair birkaç şey söyledi, ben o üslup konusunda yapılan tartışmalara katılıyorum. Sayın Bülent Turan orada, o biraz meşgul ama kendisi de üslup konusunda genel olarak katıldığım şeyler söyledi fakat Bülent Turan’a sadece şunu söylemek istiyorum: Tabii, söylemle olmuyor, örnek olarak da bunu yapmak lazım çünkü benim şahsi gözlemim, üslup konusunda Meclisi çoğu zaman en fazla geren arkadaşlarımızdan birisi kendisi.

Üslup önemli. Bugün Süleyman Soylu’nun da üslubunu gördük, gerçekten üzerinde öyle çok konuşulabilecek bir şey değil. Hele hele bir basın mensubuna ağza alınmayacak… Bazen, bu kelimeleri çok kullanmayalım arkadaşlar çünkü kullandığımız oranda etkisini de artırıyoruz, onun için kullanmaktan imtina ediyorum; çok hoş olmamış. Tabii, bir toplumda normları belirleyenler hükûmet edenlerdir, önde gelenlerdir, en çok görünenlerdir. Şimdi, toplumu, devleti yönetenler bu tür üsluplara girerlerse toplum “Herhâlde genel olarak da norm budur.” deyip pekâlâ birçok üslupsuzluğun içerisine giriyor. O açıdan, örnek olmak en iyi öğretme şeklidir diyorum.

Kıymetli arkadaşlar, ekonomi ile demokrasi arasında birkaç ifadede bulunmak istiyorum. Şöyle bir yanılgı var Türkiye'de: Demokrasi, insan hakları, hukuk, özgürlük gibi konular sanki ekonomiyle alakası yokmuş gibi, hatta sadece muhalefette olanların, özellikle HDP’nin ihtiyacı olan şeyler gibi algılanıyor çünkü görebildiğimiz kadarıyla öyle demokrasiden, hukuktan, insan haklarından bahseden çok fazla kimse yok. Ama bakın, bu şöyle bir yanılgıya işaret ediyor, lütfen, dikkatinizi çekiyorum: Türkiye'ye eğer şu an para gelmiyorsa, Türkiye dünyadaki neredeyse bütün kapıları swap anlaşması için çalıp sadece Katar’dan cevap alabiliyorsa, inanın bana, uluslararası piyasaların ve kurumların Türkiye'nin iç siyasetine istikrarsızlıkları yüzünden duydukları güven eksikliğidir. Yani bir ülkede demokratik kurumlar işlemiyorsa, bir ülkede minimum düzeyde hukuk devleti yoksa o en vahşi kapitalist sermaye bile bir ülkeye gelmiyor, hatta siz “Dünyanın en iyi faizini size vereceğim.” deseniz de size 3 kuruş para vermiyor. Dolayısıyla bir ülkede ekonomiyi canlandırmak istiyorsanız minimum düzeyde de olsa hukuku ve demokratik kurumları işletmek zorundasınız.

Hatırlayın, Türkiye izleme sürecine girdiği zaman 2017 yılında… İzleme süreci şu demek Avrupa Konseyinde: İzleme sürecine girerseniz, Konsey “Hukuk ile insan hakları konusunda temel olarak demokratik bir işleyişiniz söz konusu değildir.” diyor. Siz diyebilirsiniz ki… Zaten demişti o zaman Hükûmet “Efendim, önemli değil.” Ne diyordunuz? “Hans’ın, John’un ne dediği önemli değil.” diyordunuz. Ama uluslararası finans kuruluşları için çok önemli, uluslararası sermaye için gayet önemli çünkü izleme sürecine girmiş bir ülkenin kendi sermayeleri için önemli oranda risk teşkil ettiğini düşünüyorlar dolayısıyla daha risksiz alanlara doğru gidiyorlar.

Şimdi, ekonomik olarak daralmış bir ülkede ne yaptı Türkiye? Bütün güçleri başkanlık sisteminde merkezleştirdi… Hoş, bu başkanlık sistemi de değil, ucube bir sistem oluşturuldu ama halka verilen söz şuydu: “Biz size istikrar getireceğiz.”

Arkadaşlar, bakın, on sekiz yıllık iktidardan sonra ülke yönetilemez bir durama gelmiş ya, ben size birkaç tane istatistik vereyim, bence AK PARTİ’nin yöneticileri bu konuda biraz düşünsün, kendilerine biraz sosyolojik öneriler yapalım: Bakın, 2002 yılında AK PARTİ iktidara geldiği zaman AK PARTİ’ye olan medya desteği sadece yüzde 7, o dönem Ecevit’e olan destek yüzde 80 civarındaydı medyada. AK PARTİ’nin medya desteği neredeyse sıfırdı ama yüzde sıfırdan yüzde 35’e çıkabildi ilk seçimde; yüzde 21’lerde olan DSP, bir anda yüzde 1’e geldi.

Bakın, şimdi, korkunç maaşlarla her tarafta, o televizyonlarda, size yakın olan televizyonlarda danışman diye konuşturuyorsunuz ya, gerçekten cehalet akıyor, o kadar para vermeyin onlara. Medya sizi kurtarmaz. Şu an bütün medya neredeyse sizin elinizde ama anketlerde eriyorsunuz; ortada başka bir mesele var.

İkinci bir konu: İktidar eğer medya üzerinden toplumu ikna edip toplumun rızasını alamıyorsa ne yapıyor? Sopayı alıyor eline. Geçen gün siz söylemiştiniz: “Polis, jandarma yetmedi, bir de bekçi getirdiler koydular.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HİŞYAR ÖZSOY (Devamla) – Hemen toparlıyorum Başkanım.

BAŞKAN – Buyurun, toparlayın.

HİŞYAR ÖZSOY (Devamla) – Şu an, devletin zor aygıtları üzerinden bu defa toplumu bastırmaya çalışıyorsun. Niye? Çünkü rızasını alamamışsın, ikna edememişsin, toplum karşı çıkıyor “O zaman döverim.” diyorsunuz. Son on yıl içerisinde, Türkiye’deki polis, jandarma sayısı -iç güvenlik- yüzde 26 oranında artmış, Avrupa Birliğinde yüzde 3,5 oranında azalmış durumda. Tabii, yetmedi, siz buna bekçileri de eklediniz.

Şimdi, kıymetli arkadaşlar, ortada şöyle bir durum var; az önce Oya Vekilimiz söyledi: Her vatandaşın başına bir bekçi, bir polis dikseniz dahi siz yönetemeyeceksiniz. Bunu niye söylüyorum? Siz 2002 yılında iktidara geldiğiniz zaman poliste, askerde, yargıda tek bir insanınız yoktu ama toplumda inanılmaz bir değişim arzusu vardı ve sizi bir anda, yüzde 35’le iktidara getirdi. Toplumda şu an çok büyük bir değişim arzusu var. Benim size önerim şu: Medyada pompaladığınız ideoloji ve toplum üzerinde kurduğunuz baskı sizi kurtarmaz, başka yöntemler düşünün.

Teşekkür ediyorum.(HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Şimdi önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 217 sıra sayılı Bazı Kanunlarda ve 399 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 19’uncu maddesinde “yer alan” şeklindeki ifadenin “bulunan” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

          Esin Kara                            Sefer Aycan                   Saffet Sancaklı

            Konya                            Kahramanmaraş                           Kocaeli

         Cemal Çetin                       İsmail Faruk Aksu

           İstanbul                                İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ CEMAL ÖZTÜRK (Giresun) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen, Kahramanmaraş Milletvekili Sayın Sefer Aycan.

Buyurun Sayın Aycan.(MHP sıralarından alkışlar)

SEFER AYCAN (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşülmekte olan 19’uncu madde üzerinde verdiğimiz önerge nedeniyle söz almış bulunuyorum. Sizleri saygıyla selamlıyorum.

19’uncu maddede, bakanlık müşavirlerinin -şahsa özel kadroda bulunan bakanlık müşavirlerinin- özlük haklarıyla ilgili bir düzenleme vardır. Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak biz de bakanlık müşavirlerinin özlük haklarının devamı konusunda kanun teklifleri vermiştik. Bu maddeyle, bakanlık müşavirlerinin özellikle ekonomik haklarıyla ilgili statüsünün devam etmesi sağlanmaktadır. Bu nedenle, bu maddeyi destekliyoruz ve olumlu oy vereceğimizi de belirtmek istiyoruz. Çünkü bakanlık müşavirleri, yıllardır bu ülkeye hizmet etmiş kişiler, yirmi yıl, otuz yıl hatta kırk yıl hizmet edip kamuda üst görevlerde bulunmuş bu kişiler. Bu kişilerin mağdur edilmemesi gerekir, devlete hizmet etmiş bu kişilerin bir şekilde ahde vefa gösterilerek en azından mali haklarının devam etmesi konusunda fikrimiz var, görüşümüz var ve bu konuda kanun teklifi vermiştik, bu nedenle bu maddeyi olumlu buluyoruz. Tabii, yasa teklifinin tümünü de olumlu buluyoruz.

Sayın milletvekilleri, devlet millete hizmet etmek için vardır, millet için vardır ve tabii ki devlet, memuruyla vardır. Devletin gücü memurunun, kamu personelinin gücüyle ölçülür. Bu nedenle, devlet memurluğu bizim açımızdan itibardır, önemlidir ve devlet memurluğuna değer veriyoruz.

Anayasa’mızın 128’inci maddesinde diyor ki: Devletin daimî işleri devlet memurları aracılığıyla verilir, devlet memuru aracılığıyla sürdürülür. Bu, tabii ki Anayasa’mızın hükmüdür, bununla paralel olarak 657 sayılı Kanun’umuz var. Biliyorsunuz, 657 sayılı Kanun 1965 yılında çıkmıştır, devlet memurunun özlük haklarını düzenler, statüsünü düzenler, çalışma hayatını düzenler. Fakat tabii ki devir değişiyor, yönetim sistemleri değişiyor, bununla paralel olarak da 1965 yılında çıkan 657 sayılı Kanun’da birtakım değişiklikler yapılması ihtiyacı da ortaya çıkmıştır. Milliyetçi Hareket Partisi olarak 657 sayılı Kanun’da değişiklikler öneriyoruz, tüzüğümüzde de bu şekilde ifade edilir ve seçim beyannamemizde de 657 sayılı Kanun’daki değişiklikleri destekliyoruz ve değişiklik yapılmasını da öneriyoruz, hatta tümüyle yenilenmesinde de fayda var. Yönetim sistemleri değişmiştir, personel yönetimi anlayışından insan kaynakları yönetim anlayışına geçilmiştir. Kamuda, kamu yönetiminde, personel yönetiminde ciddi bir değişiklik yapılması gerekliliğine inanıyoruz.

Tabii, burada, özellikle özlük hakları, statü, maaş ve göstergelerle ilgili düzenleme yapılmasıyla ilgili Milliyetçi Hareket Partisinin birçok teklifi vardır. Bir diğer konuda da özellikle atama ve yükselmelerin objektif kriterlere dayalı olması ve bunun açık bir şekilde ve merkezî sınavlarla olması konusunda da Milliyetçi Hareket Partisinin teklifi vardır.

Tabii, kamu personelinin birçok sorunu var, sağlık personelinin de sorunları var, tüm kamu personelinin sorunları var; bunlarla ilgili geniş bir çalışma yapılması lazım.

Biraz evvel de söylediğim gibi, 657 sayılı Kanun’da esas statü devlet memurluğudur. Sözleşmeli personel hükmü vardır fakat sözleşmelilik geçici durumlar için ifade edilmiştir, daimî işler için sözleşmelilik yoktur. Bu nedenle, esas çalışma şekli devlet memurluğudur ve sözleşmeli şekilde atanan veya başka şekilde atanan tüm kamu personelinin kadroya geçirilmesi konusunda da Milliyetçi Hareket Partisinin önerisi vardır. Esas sistem devlet memurluğu olduğuna göre, kamudaki tüm sözleşmelilerin veya farklı statüdeki kişilerin devlet memurluğu kadrosuna geçirilmesini istiyoruz. Ek göstergelerinin yeniden düzenlenmesi ve buradaki karmaşaların da giderilmesi özellikle önemsediğimiz konulardır. Atamaların liyakati esas alan kriterler doğrultusunda ve şeffaf bir şekilde yapılmasını da istiyoruz.

Tabii, devlet memurlarının derecelerinde, göstergelerinde de düzenleme yapılmasına ihtiyaç vardır çünkü özellikle farklı unvanlarla çalışan ama aynı işi yapan insanlar arasında farklılıklar vardır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayın.

SEFER AYCAN (Devamla) – Bitiriyorum.

Devlet memurluğunda aynı işi yapan kişilere aynı ücretin verilmesi ve ücret eşitliğinin de bu şekilde sağlanması konusunu da önemsiyoruz.

Devlet memurluğu veya devlet memurluğundan emekli olan kişilerle ilgili yapılacak her türlü iyileştirmeyi, düzenlemeyi destekliyoruz. Tüm memurlara sağlıklı, hayırlı ömürler diliyoruz.

Teşekkür ederim, saygılar sunarım. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Şimdi, önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

19’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

20’nci madde üzerinde 1 önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 217 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin çerçeve 20’nci maddesiyle 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’ye eklenen geçici 36’ncı maddenin üçüncü fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “müşavir kadrolarına veya” ibaresinin “müşavir veya danışman kadro veya pozisyonlarına ya da” şeklinde değiştirilmesini ve dördüncü fıkrasının madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

        Bülent Turan                        Vedat Demiröz            Fehmi Alpay Özalan

          Çanakkale                              İstanbul                                  İzmir

         Ahmet Kılıç                        Zülfü Demirbağ                       Recep Özel

             Bursa                                   Elâzığ                                  Isparta

       Abdullah Güler

           İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ CEMAL ÖZTÜRK (Giresun) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin mülga ek 18’inci maddesinin uygulanmasında görevden alınanların veya görevleri sona erenlerin kurumun özelliğine göre “danışman” pozisyonlarına atanmış olmaları ihtimali de bulunduğundan maddede teknik düzenleme yapılmakta ve üçüncü fıkrayla mükerrer düzenleme içeren dördüncü fıkra uygulamada tereddüde mahal verilmemesi için metinden çıkarılmaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

20’nci maddeyi, kabul edilen önerge doğrultusunda oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

21’inci madde üzerinde 1 önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 217 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 21’inci maddesinde geçen “aşağıdaki” ibaresinin “aşağıda bulunan” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

         Hüda Kaya                   Mahmut Celadet Gaydalı               Kemal Peköz

           İstanbul                                 Bitlis                                   Adana

         Tuma Çelik                          Ali Kenanoğlu

            Mardin                                İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ CEMAL ÖZTÜRK (Giresun) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Bitlis Milletvekili Mahmut Celadet Gaydalı.

Buyurun Sayın Gaydalı. (HDP sıralarından alkışlar)

MAHMUT CELADET GAYDALI (Bitlis) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sizleri ve kamuoyunu saygıyla selamlıyorum.

Bildiğiniz üzere, Halkların Demokratik Partisi bu çarpık düzene karşı, herkesin ve her kesimin sorunlarını dile getirmek üzere bir demokrasi yürüyüşüne başladı. Bu yürüyüş, sadece adalet yürüyüşü değil; bu yürüyüş, adaletsizliklere karşı ayakta durmanın, her türlü engelleme, baskı ve şiddete karşı göğsünü siper etmenin yürüyüşüdür. Bu yürüyüş, rehin alınan eş başkanlarımız ve milletvekillerimizin yanında iktidarın görmediği, görmezden geldiği kesimlerin yürüyüşüdür. Bu yürüyüş, tüm hakları gasbedilmiş, sefalete mahkûm edilmiş herkesin yürüyüşüdür. Aynı zamanda bu yürüyüş, her seçim dönemi umut verilmiş, sonra da unutulmuş üreticimizin yani çiftçilerimizin yürüyüşüdür.

On sekiz yıllık iktidarınızda çiftçiyi tarımdan koparan, üretimden uzaklaştıran yanlış politikalarınız bugün oluşan manzaranın temel sebebidir. Ekonomiye katma değer sağlayan en önemli sektörlerden biri olan tarım, sizin iktidarınız döneminde, hiç almadığı kadar ağır darbe aldı. Bu ülkede çiftçilere aktarılması gereken tüm kaynaklar, maalesef, betonlara ve müteahhitlere aktarıldı. Betonlaşmaya dayalı rant ve talan politikanız, iktidara geldiğinizde 18 milyon hektar olan tarım alanını 15 milyon hektara düşürdü; 3 milyon hektar alan bu iktidar zamanında yok edildi. Bir daha geri dönüşümü olmayan bir yok ediliş bu.

2002 yılında, 65 milyon olan Türkiye nüfusunda, sisteme kayıtlı 2 milyon 588 bin kişi varken bugün, 83 milyon nüfusta 2 milyon 264 bin kişi kayıtlı durumda. Ülke nüfusu yüzde 27 arttı, sisteme kayıtlı çiftçi sayısı yüzde 12 düşmüştür. Bu durum, iktidarınızın çiftçi politikalarında ne denli yetersiz ve hatalı olduğunu göstermeye yeterlidir. İnsanlar, yeterli teşvik ve destekleme almadığı için tarımdan uzaklaşıyor çünkü para kazanamıyor. Gençlerimiz, kendi illerinde tarımla uğraşmaktansa büyük şehre göç edip asgari ücretle çalışmayı yeğler duruma geldi. Bu ülkenin bütün doğal kaynakları sermayenin emrine sunuldu. Ekonomik paketler patronları biraz daha rahatlatırken çiftçilerimize ödemeniz gereken gayrisafi millî hasılanın yüzde 1’ini ödemekten dahi kaçındınız. Çiftçiler, bankalara borcunu ödemek için gece gündüz çalıştı, kazandığını bankaya verdi, tekrar üretim için yeniden kredi çekmek zorunda kaldı; bu kısır döngüde çiftçinin borçları hızla arttı.

Bugün çiftçilerin, bankalara 120 milyar, Tarım Kredi Kooperatiflerine 10 milyar olmak üzere 130 milyar lira borcu var. Bu borç, iktidarın yıllardır verdiği mazot, tohum, gübre, sulama, elektrik gibi sözlerini yerine getirememesinden kaynaklı olarak daha da artmakta, bunun yanında işçi alacaklarıyla çiftçinin sırtındaki kambur gittikçe büyümektedir. Sadece geçtiğimiz ay Mardin’de tarımsal sulama abonelerinin ödenmemiş elektrik borcunun 1,3 milyar lirayı geçtiği ve borçlarını ödemezlerse elektriklerinin kesileceği belirtildi. Bu ülkede tarım, iktidar eliyle bitiriliyor. Tarım alanları müteahhitlere, tarımla uğraşan çiftçilerse tefecilerin ellerine teslim edildi.

Değerli milletvekilleri, ciddi bir iş gücü kaybından bahsediyoruz. TÜİK iş gücü anketleri 2018 Mart dönemi sonuçlarına göre tarımda 4 milyon 983 bin kişi olduğunu açıkladı, bir önceki yıl bu sayı 5 milyon 36 bindi. Bugün, tarımda çalışanların yüzde 80’i kayıt dışı çalışıyor ve bunların yüzde 40’ı mevsimlik tarım işçileri. Tarımı ve çiftçiyi desteklemeyen, üretimden değil tüketim ekonomisinden yana tavır sergileyen iktidarın, mevsimlik tarım işçilerini de desteklemesi tabii ki beklenemez. Güvencesiz, sağlıksız ve kayıt dışı çalışan bu iş gücünden bahsediyorum. Bugün, mevsimlik tarım işçilerinin yüzde 80’i çadırlarda kalıyor; uygun barınma alanları olmadan, yeterli dinlenme imkânları bulunmadan günde on-on beş saat çalışarak sağlıklı bir beslenme imkânı bulamadan emek sarf eden bu insanların kendi haklarını savunabilecekleri hiçbir mekanizma da bulunmamakta.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayın, buyurun.

MAHMUT CELALET GAYDALI (Devamla) – Teşekkür ederim.

Düşünün, bu hastalık koşullarında ekonomik bir kazanç elde edebilmek için her tür zorluğa çoluğuyla çocuğuyla katlanan insanlara, saatlerce toprak kazan, çuval taşıyan ellere Hatay Ziraat Odaları İl Koordinasyon Kurulunun belirlediği yevmiye 52 lira. İşte HDP, bu emek sömürüsüne protesto için de yürüyor.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Şimdi önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

21’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

22’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 22’nci madde kabul edilmiştir.

23’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 23’üncü madde kabul edilmiştir.

24’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 24’üncü madde kabul edilmiştir.

25’inci madde üzerinde 1 önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 217 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin çerçeve 25’inci maddesiyle 703 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’ye eklenen geçici 17’nci maddenin ikinci fıkrasında yer alan “geçici 28 inci madde” ibaresinin “375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin geçici 28 inci maddesi” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

        Bülent Turan                        Vedat Demiröz            Fehmi Alpay Özalan

          Çanakkale                              İstanbul                                  İzmir

         Recep Özel                           Ahmet Kılıç                   Zülfü Demirbağ

            Isparta                                  Bursa                                   Elâzığ

       Abdullah Güler

           İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ CEMAL ÖZTÜRK (Giresun) - Takdire bırakıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Maddede 703 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameyle 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye eklenen geçici 28’inci maddeye atıf yapılması amaçlandığından uygulamada tereddüde mahal verilmemesi için teknik düzenleme yapılmaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

25’inci maddeyi kabul edilen önerge doğrultusunda oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

26’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 26’ncı madde kabul edilmiştir.

27’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 27’nci madde kabul edilmiştir.

İkinci bölümde yer alan maddelerin oylamaları tamamlanmıştır.

Şimdi teklifin tümünü oylamadan önce, İç Tüzük’ün 86’ncı maddesi gereğince oyunun rengini belli etmek üzere lehte İstanbul Milletvekili Zafer Sırakaya konuşacak.

Buyurun Sayın Sırakaya. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ZAFER SIRAKAYA (İstanbul) - Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; Bazı Kanunlarda ve 399 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi üzerinde konuşma yapmak için lehte söz almış bulunuyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Konuşmamın hemen başında, dünyayı etkisi altına alan ve son bir asırda karşılaştığımız en büyük sağlık sorunu olarak şimdiye kadar yaklaşık yarım milyon can alan pandemi sürecinde ülkemizden talepte bulunan 150 ülkeden 127’sine tıbbi malzeme gönderen bir ülkenin milletvekili olmaktan onur ve gurur duyduğumu Gazi Meclis kürsüsünde bir kez daha ifade etmek istiyorum. Bu haklı gurur hepimizin. Büyük medeniyet, sadece yüz ölçümü, nüfusu, parası ve teknolojisiyle değil, insanlığın “Yaramı saracak kimse yok mu?” dediği zor zamanlarda “Ben varım.” diyerek el uzatandır. Bugün, elhamdülillah, bu medeniyeti bizlerin temsil ettiğini, 4 kıtaya merhamet elini uzatan ülkenin adının da “Türkiye” olduğunu ifade etmek istiyorum. Yüce dinimiz, medeniyetimiz ve davamız bütün ırkları tek ırk, tek renk, tek kalp, tek insan olarak bizlere öğreten ve sevdirendir. Biyolojik bir vahdetin peşinde asla koşmadık; ister siyah derili olsun ister sarı derili insanlığa kardeş nazarıyla baktığımızı attığımız adımlarla dünyaya ilan ettiğimiz bu zor zamanlarda kendi vatandaşlarımızla da yakinen ilgilenmeye devam ediyoruz. “Dünyanın neresinde yaşarsa yaşasın vatandaşlarımız asla yalnız kalmayacak” anlayışımızın gereğini AK PARTİ Hükûmeti olarak yerine getiriyoruz. Dünyada sağlık sistemlerinin çöktüğü, kamu düzeninin yara aldığı bir dönemde dünyanın neresinde yaşarsa yaşasın vatandaşlarımızın yardımında olduğumuzu, gökyüzünde âdeta bir hava köprüsü kurarak 130 ülkeden 85 bini aşkın vatandaşımızı ülkemize taşıdığımızı; mazlum ülkelere, Avrupa Birliği ülkelerine, Amerika Birleşik Devletleri’ne bile uçaklar dolusu sağlık yardım malzemesi gönderdiğimizi bir kez ifade etmek istiyorum. Mücadelemizin, davamızın ve siyaset anlayışımızın merkezinde hep milletimiz oldu. Bizler kökleri Orta Asya’da, gövdesi Anadolu’da, dalları Balkanlarda, Orta Doğu ve Batı Avrupa’da yaşayan ulu bir çınar ağacıyız. Vatandaşlarımızın, soydaş ve akraba topluluklarımızın yurt dışındaki varlığının devam etmesi çok kıymetlidir çünkü onlar bizim medeniyetimizin ve kültürümüzün dışarıdaki bekçileridir, temsilcileridir, tanıtıcılarıdır ve koruyucularıdır. “Kâmil o dur ki koya her yerde bir eser, eseri olmayanın yerinde yeller eser.” düsturundan hareketle bugün yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın yıllardır heyecanla beklediği bir düzenlemeyi hep beraber hayata geçireceğiz inşallah.

Sayın milletvekilleri, Avrupa Birliği Komisyonu Covid-19 salgını nedeniyle bu yıl Avrupa Birliği ekonomisinin yüzde 7,4; Avrupa’nın en önemli ekonomisi Almanya’nın da yüzde 6,5 civarında daralacağını öngörüyor. Bu olumsuz şartların elbette, başta Avrupa olmak üzere, yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın ekonomik durumlarını da etkileyeceği yadsınamaz bir gerçek. Başta Avrupa olmak üzere dünyanın ekonomik verileri ve yurt dışında hayatlarını devam ettiren vatandaşlarımızın ekonomik durumları dikkate alındığında, yurt dışındaki vatandaşlarımızın hayatlarını kolaylaştıracak adımları atmak boynumuzun borcudur. Pandemi sürecinde dünyanın ekonomik olarak içinde bulunduğu durum göz önüne alındığında Türkiye’den bağlanan emekli aylıkları kesilmeden yaşadıkları ülkelerde yarı zamanlı çalışma hakkı talep eden vatandaşlarımız için bir yasal düzenleme yapmanın tam da zamanı olduğunu ifade etmek istiyorum. Yurt dışında yaşayan ve ülkesine gönülden bağlı vatandaşlarımızın bu taleplerine Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan kayıtsız kalmamış, yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızla Bosna Hersek’te gerçekleştirdiği buluşmada bu sorunun bir şekilde çözüme kavuşturulacağının müjdesini vermişti. Sayın Cumhurbaşkanımızın müjdesini verdiği ve Türkiye’den yurt dışı borçlanmasıyla emekli olan vatandaşlarımızın yaşadıkları ülkelerde yarı zamanlı çalışabilmelerinin önünü açan düzenlemeyi, verdiğimiz kanun teklifiyle inşallah hayata geçiriyoruz.

Yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın gönlünü rahatlatıp yaşam standartlarını yükseltecek yasa teklifimize destek veren bütün arkadaşlarıma yurt dışında yaşayan kardeşlerim adına teşekkür ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teklifin tümü açık oylamaya tabidir. Açık oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Oylama için iki dakika süre vereceğim, bu süre içerisinde sisteme giremeyen üyelerin teknik personelden yardım istemelerini, bu yardıma rağmen de sisteme giremeyen üyelerin oylama pusulalarını oylama için öngörülen süre içinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN - Erzurum Milletvekili İbrahim Aydemir ve Manisa Milletvekili Uğur Aydemir ile 63 Milletvekilinin Bazı Kanunlarda ve 399 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi açık oylama sonucu:

“Kullanılan oy sayısı                          :           269

Kabul                                                  :           248

Ret                                                      :             21   (x)

                Kâtip Üye                                                 Kâtip Üye

          Mustafa Açıkgöz                                       Şeyhmus Dinçel

                 Nevşehir                                                    Mardin”

Bu sonuca göre, teklif kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

Alınan karar gereğince kanun teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için, 23 Haziran 2020 Salı günü saat 15.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

Kapanma Saati: 20.12



(x) 7/4/2020 tarihli 78’inci Birleşimden itibaren coronavirüs salgını sebebiyle Genel Kurul Salonu’ndaki Başkanlık Divanı üyeleri, milletvekilleri ve görevli personel maske takarak çalışmalara katılmaktadır.

(´) 217 S. Sayılı Basmayazı 16/6/2020 tarihli 100’üncü Birleşim Tutanağı’na eklidir.

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.