TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                                TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                                                 85’inci Birleşim

                                                                                              14 Nisan 2020 Salı

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                                               İÇİNDEKİLER

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Aksaray Milletvekili Ramazan Kaşlı’nın, coronavirüs salgını sebebiyle esnafların yaşadığı sorunlara ve çözüm önerilerine ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Tokat Milletvekili Kadim Durmaz’ın, olası bir gıda krizine karşı alınacak önlemlere ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Şanlıurfa Milletvekili Halil Özşavlı’nın, 11 Nisan Şanlıurfa’nın düşman işgalinden kurtuluşunun 100’üncü yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

 

IV.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Nimetullah Erdoğmuş’un, 11 Nisan Şanlıurfa’nın düşman işgalinden kurtuluşunun 100’üncü yıl dönümünü kutladığına ilişkin konuşması

 

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Kocaeli Milletvekili İlyas Şeker’in, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın başkanlığında Covid-19 pandemisi sürecinin başarıyla yürütüldüğüne, dünyanın süper güçlerine malzeme desteğinde bulunulduğuna ilişkin açıklaması

2.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Akın’ın, salgın nedeniyle görevlerini zor şartlar altında sürdürmek zorunda kalan yerel basının mağduriyetlerinin giderilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

 

3.- İstanbul Milletvekili Mustafa Demir’in, Covid-19 pandemisi sürecinde birçok ülkede kaos yaşandığına, yardım talep eden 39 ülkeye cerrahi maske, tulum ve N95 maskesi gönderildiğine ve Türkiye’nin örnek gösterildiği bir dönemde muhalefetten hakkaniyetli olmalarını beklediklerine ilişkin açıklaması

4.- Düzce Milletvekili Ümit Yılmaz’ın, yerel medyanın coronavirüs salgını nedeniyle yaşadığı mağduriyetlerin giderilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

5.- İstanbul Milletvekili Sibel Özdemir’in, corona virüsün neden olduğu vaka sayısının hızla arttığı İstanbul ilinde vatandaşların uyarılara dikkatle riayet etmesi, iktidarın kalıcı ekonomik tedbirleri hızla alması ve gerekli düzenlemelerin Meclisin gündemine getirilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

6.- Adana Milletvekili Orhan Sümer’in, 18 Martta ataması yapılan öğretmenlerin mağduriyetlerinin giderilebilmesi için görevlerine başlatılması gerektiğine ilişkin açıklaması

7.- Uşak Milletvekili İsmail Güneş’in, hekimlerin amacının insanlara sağlıklı yaşam hakkını sağlamak olduğuna, coronavirüs salgınının yaşandığı dönemde asılsız haberlerle Hükûmetin karalanmaması gerektiğine ilişkin açıklaması

8.- Mersin Milletvekili Hacı Özkan’ın, 14-20 Nisan Şehitler Haftası’na ilişkin açıklaması

9.- Mersin Milletvekili Ali Cumhur Taşkın’ın, 14-20 Nisan Şehitler Haftası’na ilişkin açıklaması

10.- Samsun Milletvekili Orhan Kırcalı’nın, Covid-19 pandemisi nedeniyle şehir hastanelerinin gerekliliğinin anlaşıldığına ilişkin açıklaması

11.- Trabzon Milletvekili Ahmet Kaya’nın, vefat eden Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Haydar Baş’a Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

12.- Bursa Milletvekili Atilla Ödünç’ün, 14-20 Nisan Şehitler Haftası’na ilişkin açıklaması

13.- Erzurum Milletvekili İbrahim Aydemir’in, Ceza İnfaz Kanunu’nun halkın talebi ve ülkenin ihtiyaçlarına mebni olduğuna ilişkin açıklaması

14.- Kocaeli Milletvekili Radiye Sezer Katırcıoğlu’nun, Millî Teknoloji Hamlesi’nde yerli, millî ve özgün atılımları önemsediklerine, geleceğin teknolojide olduğu bilinciyle hareket eden AK PARTİ Hükûmeti ve lideri Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Türkiye’nin başında olmasının en büyük şans olduğuna ilişkin açıklaması

15.- Mersin Milletvekili Olcay Kılavuz’un, temeli tarım olan Türk ekonomisinde ihracat yasağının çiftçilerin mağduriyet yaşamasına sebep olduğuna ilişkin açıklaması

16.- Eskişehir Milletvekili Arslan Kabukcuoğlu’nun, telafisi olmayan bir dönemden geçildiğine, çalışanların sağlıklı yaşam hakkının korunması ve sağlanması adına denetimlerin artırılması gerektiğine ilişkin açıklaması

17.- Adıyaman Milletvekili Abdurrahman Tutdere’nin, yurt dışında bulunan öğrenciler başta olmak üzere Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının ülkeye gelmelerinin sağlanmasını Dışişleri Bakanından talep ettiğine ilişkin açıklaması

18.- Sivas Milletvekili Ahmet Özyürek’in, yerel radyo televizyon yayıncılık sektörünün mücbir sebep durumundan faydalanan sektörler arasına alınarak, vergi ve SGK yapılandırmalarının ertelenmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

19.- Muğla Milletvekili Süleyman Girgin’in, Muğla ili Menteşe Devlet Hastanesinin karantina hastanesi olarak, kamu hastaneleri ile kamplarının taburcu olan hastaların izolasyonu için faaliyete geçirilmesinin ve ilçeler arası seyahat kısıtlaması getirilmesinin düşünülüp düşünülmediğini, Bodrum Devlet Hastanesinin hizmete girmesi için hangi çalışmaların yapıldığını, Muğla ili Covid-19 vaka sayısı, ölüm sayısı ve ilçelere göre dağılımını, Muğla İl Pandemi Kuruluna sağlık meslek örgütlerinin alınması yönünde bir çalışmanın olup olmadığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

20.- Malatya Milletvekili Mehmet Celal Fendoğlu’nun, yerel medyanın yaşadığı mağduriyetin giderilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

21.- Trabzon Milletvekili Bahar Ayvazoğlu’nun, gelişmiş birçok devletin ücret tahsil ederek verdiği sağlık hizmetlerinin ücretsiz verilecek olmasını milletin takdir ettiğine, milletin vekâletini elinde bulunduran milletvekillerinin de takdir ederek Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a teşekkür etmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

22.- Van Milletvekili Muazzez Orhan Işık’ın, “Çarklar dönmeye devam edecek.” diyenlerin evde kalma koşullarını yaratmadığına ve hizmet sektöründe çalışan kadınların mağduriyetlerinin giderilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

23.- Muş Milletvekili Şevin Coşkun’un, cezaevlerinde kapasitelerinin çok üstünde tutuklu ve hükümlünün bulunması, hijyen koşullarının olmaması nedeniyle mahpusların yaşadığı mağduriyetlerin giderilmesi gerektiğine, adaletsiz infaz düzenlemesiyle kadınlara ve çocuklara karşı şiddet uygulayanların cezaevinden çıkmasının önü açılırken kadınlara başvurabilecekleri koruma mekanizmalarının sağlanmadığına ilişkin açıklaması

24.- İzmir Milletvekili Dursun Müsavat Dervişoğlu’nun, coronavirüs nedeniyle hayatını kaybeden Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Haydar Baş’a Allah’tan rahmet dilediğine, Hükûmetin doğaya verdiği zararı devam ettirdiğine ve Salda Gölü’nün betonlaştırılmaması çağrısında bulunduklarına, maske bulmakta zorluk çekildiğine, belediyelerle çalışmak yerine vatandaşı mağdur eden politikaların uygulandığına ilişkin açıklaması

25.- Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül’ün, coronavirüs nedeniyle hayatını kaybeden Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Haydar Baş’a Allah’tan rahmet dilediğine, 14-20 Nisan Şehitler Haftası vesilesiyle başta Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere şehitlere rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

26.- İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesindeki irade gasbının sürdüğüne, kayyumun Diyarbakır ili yaşam alanlarına yerleştirilen el dezenfektanlarının sahte çıkmasında hiç mi sorumluluğunun olmadığını öğrenmek istediğine, coronavirüs gerekçe gösterilerek ziyarete kapatılan Salda Gölü’nün talan edilmesinin önüne geçilmesi gerektiğine, Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un çıkmasıyla tahliye edileceklerden yol ücreti talep edildiğine ve mültecilerin mağduriyetlerine ilişkin açıklaması

27.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un, coronavirüs nedeniyle hayatını kaybeden Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Haydar Baş’a Allah’tan rahmet dilediğine, pandemi yaşandığı günlerde insanlar hayat mücadelesi verirken Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun’un vakıf arazisine kaçak yapı yaptırmasını kınadıklarına, Galataport şantiyesinde inşaat işçisi olarak çalışan Hasan Oğuz’un corona virüsü nedeniyle yaşamını yitirdiğine, zorunlu olmayan inşaat şantiyelerinin durdurulması, sürdürülmesi gereken inşaatlarda da gerekli tedbirlerin alınması gerektiğine ilişkin açıklaması

28.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, coronavirüs nedeniyle hayatını kaybeden Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Haydar Baş’a Allah’tan rahmet dilediğine, coronavirüs salgınıyla mücadelenin kararlılıkla sürdürüldüğüne, sağlık kurumlarının teşhis, tedavi ve yoğun bakım üniteleri olarak salgınla başa çıkabilecek kapasitede olduğuna, Türkiye’nin Dünya Sağlık Örgütü başta olmak üzere uluslararası kuruluşlar tarafından coronavirüs salgınıyla mücadelede örnek gösterildiğine, toplumun bütün kesimlerini desteklemek için tüm imkânların seferber edildiğine, salgın hastalık sebebiyle hayatını kaybeden vatandaşlara Allah’tan rahmet, sağlık personeli başta olmak üzere tüm kamu görevlilerine teşekkür ettiğine ilişkin açıklaması

29.- İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un, Malatya Milletvekili Öznur Çalık’ın HDP grup önerisi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

30.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

31.- İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un, Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

32.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin tekraren açıklaması

33.- İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un, Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin tekraren açıklaması

34.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine, ülkede yapılması gerekenlerin hassasiyetle yapıldığına ilişkin tekraren açıklaması

35.- İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un, corona testi yapıldıkça vaka sayısının arttığının görüldüğüne ilişkin açıklaması

36.- Diyarbakır Milletvekili Oya Eronat’ın, Ağrı Milletvekili Dirayet Dilan Taşdemir’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

37.- Ankara Milletvekili Tekin Bingöl’ün, Kilis Milletvekili Mustafa Hilmi Dülger’in CHP grup önerisi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

38.- Burdur Milletvekili Bayram Özçelik’in, Salda Gölü’nün doğal hâliyle gelecek nesillere aktarılacağına ilişkin açıklaması

39.- Osmaniye Milletvekili Mücahit Durmuşoğlu’nun, 14 Nisan Şehitler Haftası’na ilişkin açıklaması

40.- İstanbul Milletvekili Züleyha Gülüm’ün, sağlık çalışanlarının sağlık haklarının korunmasının yanı sıra hastane işçilerinin de sorunlarının giderilmesi, KHK’liler ve atama bekleyen sağlık emekçilerinin görevlerine başlaması gerektiğine, kadınların coronada birlikte güçlü ve birbirinin güvencesi olduğuna ilişkin açıklaması

41.- Şırnak Milletvekili Nuran İmir’in, Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun’un etkili uygulanması, İstanbul Sözleşmesi’nin öngördüğü önleyici ve koruyucu mekanizmalara erişilebilmesi gerektiğine, kadınların coronada birlikte güçlü ve birbirinin güvencesi olduğuna ilişkin açıklaması

42.- Muş Milletvekili Gülüstan Kılıç Koçyiğit’in, kadınların ev içindeki görünmeyen emeğinin katlanarak arttığına, her fırsatta kadınlar ile erkeklerin eşit olmadığını söyleyenlerin eşitsizliğin derinleşmesinden sorumlu olduğuna, kadınların coronada birlikte güçlü ve birbirinin güvencesi olduğuna ilişkin açıklaması

43.- Ağrı Milletvekili Dirayet Dilan Taşdemir’in, kadınların mağduriyetine, kadınların coronada birlikte güçlü ve birbirinin güvencesi olduğuna ilişkin açıklaması

44.- Batman Milletvekili Ayşe Acar Başaran’ın, erkek şiddeti geçen yılın aynı ayına oranla yüzde 38 artmışken Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının neler yaptığını öğrenmek istediklerine ilişkin açıklaması

45.- Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Başkanı Emrullah İşler’in, Ankara Milletvekili Yıldırım Kaya’nın görüşülmekte olan 212 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin tümü üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

46.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, Ankara Milletvekili Yıldırım Kaya’nın görüşülmekte olan 212 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin tümü üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

47.- Ankara Milletvekili Yıldırım Kaya’nın, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

48.- Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, ceza infaz yasa teklifinin televizyon yayını olmadan Genel Kurulda görüşüldüğüne, serbest bırakılanlara değil içeride tutulanlara itiraz ettiklerine, İş Kanunu’na ve mevzuata aykırı işten çıkarmaların önlenmesi, PTT çalışanlarının mağduriyetinin giderilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

49.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, Ordu Milletvekili Mustafa Adıgüzel’in görüşülmekte olan 212 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin tümü üzerinde şahsı adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

50.- Ankara Milletvekili Yıldırım Kaya’nın, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadalerine ilişkin açıklaması

51.- Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadalerine ilişkin açıklaması

52.- Mersin Milletvekili Baki Şimşek’in, coronovirüs salgını nedeniyle tatil edilen üniversitelerin yazın eğitime devam edip etmeyeceğinin açıklanması, değişik sebeplerle üniversiteleriyle ilişiği kesilen öğrencilerin okullarına dönebilmesinin sağlanması gerektiğine ilişkin açıklaması

53.- Kahramanmaraş Milletvekili Sefer Aycan’ın, vakıfların kurdukları üniversiteler aracılığıyla kâr amacı gütmemesi gerektiğine ilişkin açıklaması

54.- Samsun Milletvekili Bedri Yaşar’ın, Gazeteciler Cemiyeti Dernek Başkanlarının corona virüsü salgınının yarattığı sorunlara yönelik taleplerine ilişkin açıklaması

55.- Mersin Milletvekili Hacı Özkan’ın, Adana Milletvekili Ayhan Barut’un doğrudan gündeme alınma önergesi üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

56.- İstanbul Milletvekili Arzu Erdem’in, ALES sınavları ve yurt dışı diploma denklik işlemlerinin netleştirilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

57.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, Ankara Milletvekili Şenol Sunat’ın görüşülmekte olan 212 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin birinci bölümü üzerinde İYİ PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

58.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, Ankara Milletvekili Şenol Sunat’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

59.- Kahramanmaraş Milletvekili Sefer Aycan’ın, üniversitelerin eğitim, araştırma ve uygulama merkezi olduğuna ve gücünün yaptığı yayınlarla ölçüldüğüne ilişkin açıklaması

60.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, Van Milletvekili Murat Sarısaç’ın görüşülmekte olan 212 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 8’inci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

61.- Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

62.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

63.- Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin tekraren açıklaması

64.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelere ilişkin tekraren açıklaması

65.- Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, 82 milyon yurttaşın bir arada, eşit ve özgür şartlarda birlikte yaşamasını savunan bir partinin temsilcisi olduklarına ilişkin açıklaması

66.- Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun yerinden sarf ettiği bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

67.- İzmir Milletvekili Dursun Müsavat Dervişoğlu’nun, sağlık çalışanlarına yönelik şiddetin cezalarının artırılması yolundaki düzenleme iş birliğiyle Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemine getirilerek ülkenin temel meselelerine sahip çıkıldığının ispatlandığına ilişkin açıklaması

68.- Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül’ün, sağlıkta şiddetin önlenmesi amacıyla 5 siyasi parti grubunun uzlaşması neticesinde Yükseköğretim Kanunu Teklifi’ne getirilen düzenlemenin hayırlı olmasını temenni ettiklerine ilişkin açıklaması

69.- Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, corona virüsü ve sağlıkta şiddet uygulanması nedeniyle yaşamını yitiren sağlık emekçilerini saygıyla andığına, sağlıkta şiddetin önlenmesi amacıyla getirilen düzenlemede bütün partilerin imzasının olmasıyla tarihî bir an yaşandığına ve sağlığın ticari hizmet olmaktan çıkarılması gerektiğine ilişkin açıklaması

70.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un, konunun Türkiye Cumhuriyeti ve Türkiye Cumhuriyeti yurttaşları olması hâlinde nasıl bir araya gelindiğinin tüm dünyaya gösterildiğine, birlik ve beraberlik içerisinde ülkenin toplumsal barışını sağlayacak mesajların verilebileceğine inandığına ilişkin açıklaması

71.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, bir nefes sıhhatin ruhumuzda ve bedenimizde devamı yönünde emek sarf eden sağlık ordusuyla ilgili önemli bir düzenlemeye 5 siyasi parti tarafından imza atıldığına, corona virüsü nedeniyle vefat eden başta doktorlar ve sağlık çalışanları olmak üzere vatandaşlara Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

72.- Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Başkanı Emrullah İşler’in, Yükseköğretim Kanunu Teklifi görüşülürken sağlıkta şiddetin önlenmesi amacıyla 5 siyasi partinin katkısıyla hazırlanan düzenlemenin de kabul edildiğine, şiddete maruz kalarak vefat eden doktorlara Allah’tan rahmet, Covid-19 salgınında mücadele veren sağlık çalışanlarına başarılar dilediğine ilişkin açıklaması

 

VI.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- İYİ PARTİ Grubunun, Grup Başkan Vekili İzmir Milletvekili Dursun Müsavat Dervişoğlu tarafından, coronavirüs salgınıyla mücadelede 20-65 yaş kapsamında dağıtılacağı açıklanan cerrahi maske dağıtımındaki sorunların çözümü amacıyla 14/4/2020 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 14 Nisan 2020 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

2.- HDP Grubunun, Diyarbakır Milletvekili Semra Güzel ve arkadaşları tarafından, corona virüsü testlerinin illere göre dağılımının ne olduğu, bu dağılımın hangi kıstaslara göre yapıldığı, sağlık politikaları kapsamında bölgeler arası bir ayrımcılığın olup olmadığının araştırılması amacıyla 11/4/2020 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 14 Nisan 2020 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

3.- CHP Grubunun, Ankara Milletvekili Tekin Bingöl ve arkadaşları tarafından, devlet kaynaklarının haksız kullanımının önüne geçilmesi, iktidara yakınlığıyla bilinen dernek ve vakıflara aktarılan paraların akıbetinin tespiti amacıyla 14/4/2020 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 14 Nisan 2020 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

4.- AK PARTİ Grubunun, Genel Kurulun çalışma saatlerinin yeniden düzenlenmesine; 212 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 48 saat geçmeden Gündem’in “Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının 1’inci sırasına alınmasına ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesine; 212 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin İçtüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesine ilişkin önerisi

 

B) Danışma Kurulu Önerileri

1.- Danışma Kurulunun, Genel Kurulun 15 Nisan 2020 Çarşamba günkü birleşiminin saat 16.00’da başlamasına ilişkin önerisi

 

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Ağrı Milletvekili Dirayet Dilan Taşdemir’in, Malatya Milletvekili Öznur Çalık’ın HDP grup önerisi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

2.- Ankara Milletvekili Şenol Sunat’ın, Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun yaptığı açıklaması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

VIII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Önergeler

1.- Adana Milletvekili Ayhan Barut’un, (2/2015) esas numaralı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/75)

 

IX.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Ardahan Milletvekili Orhan Atalay ile 73 Milletvekilinin Yükseköğretim Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2778) ve Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 212)

 

X.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Eskişehir Milletvekili Arslan Kabukcuoğlu’nun, maden ihracatında koronavirüsün etkilerinin azaltılmasına ilişkin sorusu ve Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan’ın cevabı (7/26733)

2.- Mersin Milletvekili Alpay Antmen’in, 2010-2020 yılları arasında açılan, icra takibi başlatılan ve kapanan iş yeri verilerine ilişkin sorusu ve Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan’ın cevabı (7/26884)

3.- Mersin Milletvekili Alpay Antmen’in, 2003-2020 yılları arasında ithal edilen peyzaj bitkileri ile zirai ürünlere ve bunların maliyetlerine ilişkin sorusu ve Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan’ın cevabı (7/26976)

4.- Şanlıurfa Milletvekili Aziz Aydınlık’ın, Covıd-19 salgını nedeniyle alınacak ekonomik tedbirlere ve bankalara olan borçların ertelenmesi önerisine ilişkin sorusu ve Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan’ın cevabı (7/26979)

5.- Kırklareli Milletvekili Türabi Kayan’ın, nitrat gübresine yapılan zamma ilişkin sorusu ve Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan’ın cevabı (7/27104)

6.- İzmir Milletvekili Tacettin Bayır’ın, daha önce koronavirüs şüphesi nedeniyle kapatılan bir limana İtalya’dan gelen malların indirilmesi için karantinadaki personelin tekrar çağrıldığı iddiasına ilişkin sorusu ve Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan’ın cevabı (7/27106)

14 Nisan 2020 Salı

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Nimetullah ERDOĞMUŞ

KÂTİP ÜYELER: İshak GAZEL (Kütahya), Rümeysa KADAK (İstanbul)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 85’inci Birleşimini açıyorum.(x)

Toplantı yeter sayısı vardır.

Gündeme geçmeden önce 3 sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, coronavirüs sebebiyle esnaflarımızın yaşadığı sorunlar ve çözüm önerileri hakkında söz isteyen Aksaray Milletvekili Ramazan Kaşlı’ya aittir.

Buyurunuz Sayın Kaşlı. (MHP sıralarından alkışlar)

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Aksaray Milletvekili Ramazan Kaşlı’nın, coronavirüs salgını sebebiyle esnafların yaşadığı sorunlara ve çözüm önerilerine ilişkin gündem dışı konuşması

RAMAZAN KAŞLI (Aksaray) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizin içinde bulunduğu bu zorlu zamanda hepimizin ortak amacı vatandaşlarımızın sağlığını korumak ve bu süreci en az zararla atlatmaktır. Bunun için vatandaşlarımıza “Evde kal.” çağrısı yapılarak virüsün yayılmasını engellemek amaçlanmaktadır. Ancak bu durum, beraberinde, kepenklerini açamayan, açsa da siftah yapamadan dükkânını kapatan esnafımıza çok ciddi ekonomik sorunlar doğurmuştur. Bu süreçte yapılan birçok devlet desteği esnafımızın sorunlarını bir nebze de olsun hafifletmiştir. Ekonomimizin temel yapı taşı olan esnafımıza yapılan bu destekler için Hükûmetimize teşekkür ediyorum.

Bunun yanında, özellikle küçük esnafımızı kaybetmemek için, sağlık alanında olduğu gibi bütün esnaf kesimlerinin temsilcilerinden oluşan bir ekonomik kurul oluşturulmalıdır. Bakkaldan manava, pastaneden berbere, giyimden taşımacılık sektörüne kadar sayısız alanda faaliyet gösteren yaklaşık 2 milyon esnafımız, ya işletmelerini kapatmak zorunda kaldı ya da satışlarında azalma meydana geldi. Bu durum da hem esnafın ailesinin hem de yanında çalışanların günlük ihtiyaçlarını karşılayabilecek gelirden mahrum kalmalarına sebep oldu. Bu nedenle, tüm esnafımıza nefes aldıracak önemli bir ekonomik destek paketi hazırlanmalıdır. Esnafımız bu süreçte krediye her zamankinden daha fazla ihtiyaç duymaktadır. Kredi almak için bankaya başvuru yapan esnafımız karşısına sicil engeli çıktığından ihtiyaç duyduğu krediyi alamamaktadır. Özellikle KGF kredisinden yararlanmak isteyenler de farklı sorunlarla karşılaşmaktadır. Bu konuda, esnafımızın geleceği için, acilen bir sicil düzenlemesi yapılmalıdır. Zorlayıcı şartlar ortadan kaldırılarak faizsiz ve en az bir yıl geri ödemesiz kredi imkânı verilmelidir.

Ülkemizde etkisini mart ayının başında göstermeye başlayan salgın sebebiyle mart ayı ödemelerini kredi kullanarak yapan esnafımızın nisan ve mayıs ödemeleri en az üç ay süreyle faizsiz olarak ertelenmelidir. Virüsle mücadele kapsamında şehir içi ve şehirler arası yolculuğun kısıtlanması sonucunda yolcu taşıma sayısı bir anda düşen halk otobüsü, şehirler arası otobüs, dolmuş, servis aracı gibi taşıma sektöründeki esnafımızın da mağduriyeti göz ardı edilmemelidir. Şoför esnafımızın kullandığı akaryakıttan vergi alımı en azından bu süreçte durdurularak gerekli destek verilmelidir. Ayrıca, taşıma sektöründeki birçok esnafımız araçlarını kredi çekerek veya çek senet düzenleyerek almışlardır. Şu an iş yapamaz durumda olan bu toplu taşıma esnaflarımızın borçlarının ödenmesinde kolaylıklar sağlanmalıdır.

İŞKUR istatistiklerine göre, salgının etkili olduğu mart ayında İŞKUR’a kayıtlı işsiz sayısı bir önceki aya göre 223.323 kişi birden artarak 3 milyon 675 bine yükselmiştir. Özel sektörde çalışıp süresiz ve ücretsiz olarak çıkartılan işçiler bu artışın ana sebeplerinden biridir. Hazine ve Maliye Bakanımız bu konumdaki işçilere 1.170 TL’lik aylık ücret verileceğini açıkladı ancak bu kardeşlerimizin mevcut kredi borçlarının ve taksitlerinin de üç ay süreyle faizsiz olarak ertelenmesi en önemli taleplerindendir.

Tarım sektörü de bu salgın sebebiyle olumsuz etkilenmiştir. Tarım ve Orman Bakanımıza, çiftçiye yapılan destek ödemeleri için ve tohum desteği düzenlemesi kapsamında memleketim olan Aksaray’ın da bu 21 ilin içerisinde yer almasından dolayı teşekkür ediyor, ayrıca yem fiyatlarında indirim yapılmasını talep ediyorum.

Devlet kurumlarımız ile vatandaşlarımız arasında köprü görevi sağlayan, vatandaşlarımıza ulaşamadıkları ilaç ve temel gıda gereksinimlerini sağlamaya çalışan muhtarlarımıza da buradan teşekkür ediyor ve en az birer maaş tutarında ekonomik bir destek sağlanmasını talep ediyorum.

İçinden geçtiğimiz bu zor günleri, liderimiz Sayın Devlet Bahçeli Bey’in de ifade ettiği gibi, millî dayanışma duygularını teşvik ederek, yardımlaşma hissiyatını harekete geçirerek aşacağımıza yürekten inanıyorum. Ayrıca, bu süreçte üstün bir gayret ve fedakârlıkla gece gündüz görev başında olan sağlık çalışanlarımıza, güvenlik mensuplarımıza bir kez daha teşekkür ediyor ve Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Gündem dışı ikinci söz, olası bir gıda krizine karşı alınacak önlemler hakkında söz isteyen Tokat Milletvekili Kadim Durmaz’a aittir.

Buyurun Sayın Durmaz. (CHP sıralarından alkışlar)

2.- Tokat Milletvekili Kadim Durmaz’ın, olası bir gıda krizine karşı alınacak önlemlere ilişkin gündem dışı konuşması

KADİM DURMAZ (Tokat) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri, televizyonları başında bizi izleyen aziz milletimiz; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü, her hafta, dünyadaki gelişmeleri takip edip bu krizler sonrası, yaşadığımız dünyada büyük bir kıtlıkla karşı karşıya kalacağımız konusunda uyarılar yapmaktadır. 2017 yılında yapılan araştırmalara göre, dünya genelinde yaklaşık olarak 124 milyon insanın açlıkla yaşadığını hepimiz biliyoruz. Önceliğimiz, bu uyarıları dikkate alıp üretimi güçlendirmek olmalıdır.

Coronavirüs salgınıyla mücadele ettiğimiz bugünlerde, tohumlar ve fideler de toprakla buluşmaya hazırdır. Tarım sektörü, stratejik de önem arz eden bir gündedir. Özellikle, bir aylık ekim sezonunu, toprakla fideyi, tohumu buluşturma sezonunu gözden kaçırdığımızda, bilesiniz, bir yıllık mahsulü ve üretimi de beraberinde kaybediyoruz. Üretmezsek beslenemeyiz; üretmezsek tüketemeyiz; üretemezsek kıtlık ve açlık içinde yaşar, kısacası nesillerin yaşamını tehlikeye atarız.

Son yirmi yılda, ülkemizde 3,5 milyon hektar işlenebilir tarım arazisinin tarım politikasızlığı sonucu terk edildiğini hepinize hatırlatmak isterim. İşte, bu durum, AK PARTİ’nin “Üretim, köylü ve tarımla işim olmaz.” deyişinin aleni bir göstergesidir.

Düşünün, Ekonomik İstikrar Kalkanı Paketi açıklanıyor iktidar tarafından; içinde köylü yok, tarım yok, üretim yok. Covid salgını sonrası için, acilen, ziraat odalarının, üretici birliklerinin, ziraat ve gıda mühendislerinin ve veteriner hekimlerin de içinde olduğu acil bir konseyin derhâl oluşturulup çalışmalara başlaması lazımdır. Yani tarımsal üretim seferberliği ilan etmekte geç kalıyoruz.

Dünyanın en gelişmiş ülkelerine baktığımızda, sanayinin yanında tarımda da 1’inci ülkeler olduğunu görmekteyiz; ikisi olmadan asla olmaz. AK PARTİ hükûmetleri on sekiz yılda tarımı ithalata dayalı bir sisteme bağladı; tarımsal üretimi, köylüyü ithalata ne acı ki kurban etmiştir. Sonuçta, tarım ürünlerini ihraç eden bir Türkiye'den, tarım ürünlerini ithal eden bir Türkiye'ye gelindi. Bu durum AK PARTİ iktidarının övüneceği, ne acı ki, bir eseridir. Türkiye'de tarımsal üretim sorunu var, tarım politikası ne acı ki yok.

Salgınla mücadele için, üretim için de dayanışmaya ihtiyacımız olduğu bugünlerde özellikle şunu iyi bilmeliyiz: Bu bir aylık sezonu kaçırırsak bir yıllık mahsulü, beraberinde üreticiyi ve çiftçiyi de kaybederiz. Üretmezsek beslenemeyiz, tüketemeyiz; üretmezsek kıtlık ve açlık içinde yaşarız. Atatürk'ün “Milletin efendisidir.” dediği köylü, ne acı ki, AK PARTİ iktidarında perişan edilip, o doğduğu toprakları terk edip göçe zorlanmıştır.

Üzülerek ifade ediyorum ki ülkemizde de gıda krizi kaçınılmazdır; çiftçi üretmezse bu da bizim kapımızdadır. Öncelikle çiftçinin, köylünün ve üreticinin güvenli bir şekilde üretmesi için acil teşvikler getirilmelidir. Çiftçi, üretici olarak devletine güven duymalıdır. Acilen, çiftçinin Ziraat Bankasına, Tarım Kredi Kooperatiflerine ve diğer bankalara olan borçları, faizsiz, 2021 yılı sonuna kadar ertelenmelidir. 25 bin TL’ye kadar olan çiftçi borçları sübvanse edilip silinmelidir. Üretimi artırmak için çiftçiye ÖTV ve KDV’siz mazot desteği verilmelidir. Tarımsal sulamada 2020 yılı için elektrik bedeli alınmayıp var olan borçları 2021 yılı sonuna kadar faizsiz ertelenmelidir. 2019 ve 2020 yılı destekleme ödemeleri tüm illerimizde derhâl yerine getirilmelidir. Bitkisel ve hayvansal ürünler acilen, havza bazlı destek planıyla desteklenmelidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın.

KADİM DURMAZ (Devamla) – Toparlıyorum Sayın Başkanım.

İyi tarım uygulamaları, kooperatifler ve organik tarım destekleri sürdürülmeli, acilen tarımsal ekonomik destek paketi açıklanmalıdır. Son bir ayda 3 defa zam gören yem acilen destek profiline alınmalıdır. Nisan-Mayıs dönemine ait ekim ve dikim acilen gündeme alınmalı, üreticiye güven verilmeli, taban fiyat ve alım güvencesi bir an önce açıklanmalıdır. Köylünün toprağı işlediği traktörü asla haczedilmemelidir. Çiftçinin BAĞ-KUR, SGK borçları 2021 yılı sonuna kadar faizsiz ertelenmelidir. Toprak Mahsulleri Ofisi, buğday başta olmak üzere, 2020 yılı taban fiyat alım garantisi verip acilen de bedellerini açıklamalıdır. Atatürk’ün söylediği gibi “Toprak o kadar cömert ki dökülen her damla alın terinin karşılığını verir.” “Türk köylüsü, efendi yerine getirilmedikçe memleket ve millet yükselemez.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

KADİM DURMAZ (Devamla) – Yine, millî ekonominin temeli ziraattır. Bunun içindir ki ziraatta kalkınma en büyük önceliğimizdir. Eğer milletimizin çoğunluğu çiftçi olmasaydı, biz bugün dünya milletleri olarak yeryüzünde olmayacaktık diyorum ve diyorum ki: Elden alınan öğün olmaz, o da vaktinde bulunmaz.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Gündem dışı üçüncü söz, Şanlıurfa’nın düşman işgalinden kurtuluş yıl dönümü münasebetiyle söz isteyen Şanlıurfa Milletvekili Halil Özşavlı’ya aittir.

Buyurun Sayın Özşavlı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

3.- Şanlıurfa Milletvekili Halil Özşavlı’nın, 11 Nisan Şanlıurfa’nın düşman işgalinden kurtuluşunun 100’üncü yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

HALİL ÖZŞAVLI (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sözlerime başlamadan önce, ülkemizde coronavirüs salgını nedeniyle hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet, tedavisi hâlen devam eden hastalara da acil şifalar diliyorum.

Bununla birlikte, dünyayı kasıp kavuran bu pandemiye karşı ilk günden beri gecesini gündüzüne katarak mücadele eden Cumhurbaşkanımıza, Sağlık Bakanımıza ve tüm sağlık emekçilerine şükranlarımı sunuyorum.

Bu salgın karşısında dünyanın süper güçlerinin, en zengin ve en gelişmiş Avrupa ülkelerinin bir bir yenik düştüğünü, vatandaşlarının, her gün binlerce vatandaşının öldüğünü, göz göre göre öldüğünü ve hiçbir şey yapamadığını gördüğümüz bugünlerde ülkemiz, Hükûmetimizin aldığı etkin tedbirler sayesinde, vatandaşlarımızı bu pandemiden en az zararla, en az zayiatla kurtarmanın mücadelesini vermektedir.

Bir kez daha ve hep birlikte, muhtaç bir Türkiye yerine muktedir bir Türkiye’ye, askerî ve siyasi alanda ise mağlup bir Türkiye yerine muzaffer bir Türkiye’ye tanıklık ediyor ve bunun haklı gururunu yaşıyoruz. Bu gururu bize yaşatan AK PARTİ’ye ve onun liderine tekrar teşekkür ediyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; geçtiğimiz cumartesi günü yani 11 Nisan günü Urfa’nın düşman işgalinden kurtuluşunun 100’üncü yıl dönümüydü. Bu münasebetle gündem dışı söz almış bulunuyorum.

Urfa, sahip olduğu mümbit araziler, sağlık kokan iklimi ve manevi kimliğiyle Güneydoğu’nun nadide bir incisi, cennet vatanımızın müstesna bir köşesidir. Hazreti Adem’in çiftçilik yaptığı, Hazreti İbrahim, Hazreti Eyüp, Hazreti Şuayb, Hazreti Elyesa gibi peygamberlerin yaşadığı Urfa, peygamberler diyarıdır. Hatta Hristiyanlar, Hazreti İsa’nın mendilinin Şanlıurfa’da bulunmuş olmasından ötürü Urfa’ya “Diyarımesih” derler. Urfa’nın mazisi tarih öncesi devirlere kadar gider. Öyle ki, meşhur Arap tarihçisi Ebül Ferec’e göre Urfa, Nuh Tufanı’ndan sonra tekrar inşa edilen 7 yerin en önemlisi ve ilkidir. Bununla birlikte, Göbeklitepe, Urfa’nın mazisinin en az 12 bin yıl kadar eskiye gittiğini bize ispatlamıştır. Tarih boyunca Abbasiler, Hamdaniler, Nümeyriler, Haçlılar Urfa’da medeniyet kurmuşlardır. Urfa’nın İslam’la müşerref olması Hazreti Ömer döneminde, 637 tarihindedir. Urfa’daki ilk Türk hâkimiyetiyse Selçuklular zamanında, 11’inci yüzyılda olacaktır. Akabinde, nihayet 1517’de, Yavuz Sultan Selim döneminde Urfa, Osmanlıların hâkimiyetine girecek ve inşallah bir daha da asla Türk hâkimiyetinden çıkmayacaktır.

1918’de Birinci Dünya Savaşı sona erince, Urfa önce İngilizlerin sonra da Fransızların işgaline uğradı. Fransızlar işgal günlerinde bir yandan Urfa halkına her türlü zulmü reva görürken bir yandan da işgali kalıcı kılmak için bölgedeki aşiret reisleriyle, liderlerle görüşmeler sürdüreceklerdir fakat Urfa halkını asla satın alamayacaklardır. Tam da bugünlerde Mustafa Kemal Atatürk, Urfa Müftüsü’ne, zaman kaybetmeden çektiği bir telgrafla “Millî örgütlenişi genişletin, her türlü haksızlığı protesto ve icabında fiilen reddedin.” diyerek bağımsızlık mücadelesinin fitilini ateşleyecektir. “12’ler” diye bildiğimiz, Urfa’daki 12 muteber kişinin önderliğinde Ocak 1920’de başlayan mücadele, direniş Nisan ayında başarıya ulaşacak ve Urfa, 11 Nisan günü düşman işgalinden kurutulacaktır.

1984 yılında Urfa’ya, o dönem Urfa Milletvekili Osman Doğan ve arkadaşlarının teklifiyle Millet Meclisi tarafından “şanlı” ismi verilecek ve Urfa, Şanlıurfa olacaktır. Aynı şekilde 2016’da bu Gazi Meclis, Urfa’yı İstiklal Madalyası’yla taltif edecektir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HALİL ÖZŞAVLI (Devamla) – Bir dakika daha rica ediyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurun efendim.

HALİL ÖZŞAVLI (Devamla) – Kadim bir maziye sahip olan Urfa, hem bir tarih ve turizm hem de bir gastronomi şehridir.

Hepinizi ve tüm halkımızı Hazreti İbrahim’in doğduğu mağarayı, Balıklıgöl’ü, Mevlidi Halil Camisi’ni, Hazreti Eyüp Peygamber’in sabır makamını, Harran evlerini, Göbeklitepe’yi, Şuayıpşehri’ni, Halfeti’deki saklı cenneti, Siverek’teki Takoran Vadisi’ni görmeye davet ediyorum. Hele hele Viranşehir’de bulunan Bizans döneminden kalma dikmeler, Şemun Manastırı, Çemdin Kalesi, Hazreti Eyüp ve Elyesa Türbeleri ile bugün dünyanın en büyük devlet üretme çiftliği olan –TİGEM, Ceylânpınar ilçemizde bulunur- TİGEM arazilerini ve bu arazilerde yetiştirdiğimiz ceylanları mutlaka görmeniz gerektiğini düşünüyorum.

Sözlerimi bitirirken 2019 yılını “Göbeklitepe Yılı” olarak ilan eden ve geçtiğimiz hafta bir video mesajla Urfalı hemşehrilerimizin 11 Nisanını tebrik eden Cumhurbaşkanımıza teşekkür ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

IV.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Nimetullah Erdoğmuş’un, 11 Nisan Şanlıurfa’nın düşman işgalinden kurtuluşunun 100’üncü yıl dönümünü kutladığına ilişkin konuşması

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar, ben de Urfa Milletvekili olarak bir de Meclis Başkan Vekili sıfatıyla Divan adına, Şanlıurfa’nın 11 Nisanda düşmandan kurtuluşunun 100’üncü yılını aynı hassasiyet ve duygularla kutluyor ve o uğurda yaşamını kaybedenlere Yüce Allah’tan rahmet diliyorum.

Değerli arkadaşlar, şimdi, sisteme giren ilk 20 milletvekiline yerlerinden birer dakika süreyle söz vereceğim.

Sayın Şeker…

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Kocaeli Milletvekili İlyas Şeker’in, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın başkanlığında Covid-19 pandemisi sürecinin başarıyla yürütüldüğüne, dünyanın süper güçlerine malzeme desteğinde bulunulduğuna ilişkin açıklaması

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, dünyayı saran coronavirüs en büyük ekonomiye sahip ülkeleri bile 30 kuruşluk maskeye muhtaç ederken Cumhurbaşkanımızın başkanlığında ülkemiz, bu küresel sınavı başarıyla yürütürken dünyanın süper güçleri de dâhil olmak üzere onlarca ülkeye karşılıksız malzeme desteği veriyor.

Sağlık altyapımızın güçlü, sağlık çalışanlarımızın özverili olması verilen hizmetin kalitesini artırırken ölüm hızının yavaşlamasına ve iyileşme oranının hızla artmasına sebep oluyor. Hükûmetimiz ihtiyaç sahiplerine karşılıksız ve uygun şartlarda destek verirken, belediyelerimiz şov ve reklam yapmadan, kendi bütçeleriyle ihtiyaç sahiplerine destek oluyor.

Milletimize ve dünyaya verilen bu hizmetler nedeniyle Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a, güçlü sağlık sistemimizi oluşturan başta AK PARTİ hükûmetlerinin ilk Sağlık Bakanı Profesör Doktor Recep Akdağ’a ve görev yapmış olan bütün Sağlık Bakanlarımıza teşekkür ediyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – “Büyüksün Türkiye” diyorum, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Akın…

2.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Akın’ın, salgın nedeniyle görevlerini zor şartlar altında sürdürmek zorunda kalan yerel basının mağduriyetlerinin giderilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

AHMET AKIN (Balıkesir) – Sayın Başkan, halkın sağlığını korumak için her kesim çaba gösteriyor. Sağlık çalışanlarımız, polislerimiz, muhtarlarımız, belediye çalışanlarımız gibi önemli bir kesim de sahada çalışan gazetecilerimizdir. Salgın nedeniyle özellikle yerel basınımız zor şartlar altında görevini sürdürmek zorunda kalıyor. Halkın bu süreçte doğru olarak bilgilendirilmesi, alınan önlemlerin halka ulaştırılmasında en ön saftalar.

Yerel basınımızın çok acil desteğe ihtiyacı var. Hayatlarını tehlikeye atarak görev yapan gazeteciler ve medya çalışanları ücretlerini sağlıklı olarak alamıyorlar. Yerel gazetelerimizin, gazetecilerimizin ekonomik koşullarına yönelik önlemlerin acilen alınması gerekiyor. Bunun için, Basın İlan Kurumu ve devletin ilgili, yetkili birimlerini acil olarak göreve çağırıyorum. Unutmayalım ki yerel basınımız salgınla mücadelede halk ile yöneticiler arasında bir köprüdür.

BAŞKAN – Sayın Demir…

3.- İstanbul Milletvekili Mustafa Demir’in, Covid-19 pandemisi sürecinde birçok ülkede kaos yaşandığına, yardım talep eden 39 ülkeye cerrahi maske, tulum ve N95 maskesi gönderildiğine ve Türkiye’nin örnek gösterildiği bir dönemde muhalefetten hakkaniyetli olmalarını beklediklerine ilişkin açıklaması

MUSTAFA DEMİR (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Coronavirüs dünyayı etkisi altına almış, bu mücadelede birçok ülke teknolojisi, zenginliği ve gücüne rağmen kaosa girmiştir. Bu süreçte 93 ülke bizden yardım istemiş, “Minnet sahibinin ihtiyacını görmek, dost kapısının anahtarıdır.” düşüncesiyle bu ülkelerden 39’una cerrahi maske, tulum ve N95 maskesi gönderilmiştir.

Dünya Sağlık Örgütü Direktörü “Türkiye’nin sergilediği dayanışma tüm dünyaya örnek olmalıdır.” derken, NATO Genel Sekreteri, ülkemizin İtalya ve İspanya’ya yardım göndermesinin ittifak dayanışmasının açık bir göstergesi olduğunu belirtirken, İngiltere’den, Kosova’dan, İspanya’dan ve birçok ülkeden teşekkür mesajları gelirken, İsrailli gazeteci Stein’ın Twitter hesabından “Bunu yazdığıma inanamıyorum ama Erdoğan’ı örnek almalıyız.” dediği bir dönemde biz muhalefetten sadece ve sadece yabancılar kadar hakkaniyetli olmalarını bekliyoruz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Yılmaz…

4.- Düzce Milletvekili Ümit Yılmaz’ın, yerel medyanın coronavirüs salgını nedeniyle yaşadığı mağduriyetlerin giderilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

ÜMİT YILMAZ (Düzce) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Zaten zor günler geçiren ve ayakta kalmaya çalışan sektörlerin başında gelen yerel medya coronavirüs salgınıyla beraber iyice nefes alamaz hâle gelmiştir. Yerel gazetecilerle yaptığımız görüşmelerde, kendilerinin de Covid-19 salgınından etkilendiklerini ve faaliyetlerine devam edebilmek adına devletten sorunlarına çözüm olması için adım atmasını beklediklerini ifade ettiler. Özellikle yerel medya şirketlerinin KOBİ kapsamında değerlendirilerek Kredi Garanti Fonu imkânlarından faydalandırılması, SGK ve vergi borçlarının ötelenmesi, belediye ve il genel meclisi ve encümen kararlarının yerel gazetelerde yayınlanmasının zorunlu olması, valilik duyurularının resmî ilan kapsamında değerlendirilip yerel medyadan duyurulması, dijital dönüşüme ve teknolojik altyapıya yapılacak yatırımların düşük faizle kredilendirilmesi ve destek verilmesi gibi taleplerinin karşılanmasını yerel gazetecilerimiz acilen beklemektedirler diyorum.

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Özdemir…

5.- İstanbul Milletvekili Sibel Özdemir’in, corona virüsün neden olduğu vaka sayısının hızla arttığı İstanbul ilinde vatandaşların uyarılara dikkatle riayet etmesi, iktidarın kalıcı ekonomik tedbirleri hızla alması ve gerekli düzenlemelerin Meclisin gündemine getirilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

SİBEL ÖZDEMİR (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Yaşadığımız salgın hastalıkla ilgili vaka sayısının giderek arttığı ve artış hızının yüksek olduğu İstanbul’da vatandaşlarımızın yapılan uyarılara kendi koşullarında dikkatle uymaları çağrısında tekrar tekrar bulunmak istiyorum. Sürecin hızla kontrol altına alınmasının koşulu evde kalmak zorunluluğuysa, iktidarın da sorumluluğu, vatandaşlarımızın ekonomik anlamda destekleri konusunda, çalışma yaşamı ve çalışmak zorunda olan işçi ve işveren açısından var olan sorunları ve kaygıları, belirsizlikleri -ki uzun sürecek- olan bu sürece daha hazırlıklı ve kalıcı tedbirleri hızla almaktır. Ancak, bir aydan fazla süre geçmesine rağmen, haftalardır zor koşullarda çalışan Genel Kurulun gündemi bu değildi. Gündem, af, rüşvetçiler, çeteler, dolandırıcılar, şiddet suçluları oldu maalesef.

BAŞKAN – Sayın Sümer…

6.- Adana Milletvekili Orhan Sümer’in, 18 Martta ataması yapılan öğretmenlerin mağduriyetlerinin giderilebilmesi için görevlerine başlatılması gerektiğine ilişkin açıklaması

ORHAN SÜMER (Adana) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Eğitim, AK PARTİ iktidarında yapboz tahtasına dönüştürüldü. Yıllardır yaşanan plansızlık nedeniyle atanamayan yüz binlerce öğretmen artık toplumsal bir sorun hâline geldi. Sayın Cumhurbaşkanı 18 Martta Koronavirüsle Mücadele Eşgüdüm Toplantısı'nın ardından 20 bin öğretmene atama müjdesi vermişti. Bu haberi yıllardır bekleyen öğretmenler, çalışıyorlarsa istifa ettiler, hazırlıklarını yaptılar ve beklemeye başladılar. On beş gün içinde kararname çıkma gerekliliği olmasına karşın yaklaşık bir aydır haber yok, ne zaman çıkacağını da kimse bilmiyor. Bir planlama yapılmadan, maliyeden bir ödenek alınmadan mı yapıldı bu atamalar? Öyleyse bu karar neden bir müjde olarak verildi? Atandıkları için çalıştıkları işlerinden ayrılan öğretmenlerin şu an ne maaşları ne sigortaları var. İçlerinde ailelerini geçindirenler, borcu olanlar, kiralarını ödeyemeyenler var. Müjde olarak açıklanan bu karar kâbuslara neden oldu. Atanamayan öğretmenler sorunumuz vardı, şimdi de atanan öğretmen sorunu çıktı. Her türlü haklarını kazanmış ve atanmış öğretmenler bir an önce görevlerine başlasın diyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Güneş…

7.- Uşak Milletvekili İsmail Güneş’in, hekimlerin amacının insanlara sağlıklı yaşam hakkını sağlamak olduğuna, coronavirüs salgınının yaşandığı dönemde asılsız haberlerle Hükûmetin karalanmaması gerektiğine ilişkin açıklaması

İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 11/4/2020 tarihinde Cumhuriyet gazetesi internet sayfasında Ali Can Uludağ tarafından Dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim ve Araştırma Hastanesi ortopedi servisiyle ilgili “Hastanede skandal corona ihmali. Hasta asistan, doktor şefi tarafından çalıştırıldı, en az 7 kişiye hastalık bulaştırdı.” diye bir haber yayınlanır. Hekimler, Hipokrat yemini içerek göreve başlarlar ve tüm hekimlerimizin amacı insanların hasta olmasını önlemek, hasta olanları iyileştirmek ve en kutsal hak olan sağlıklı yaşama hakkını sağlamak olduğu hâlde bir klinik şefinin bunun aksine hareket etmesi mümkün olabilir mi? Hasta asistanını çalıştırınca hem hastalar hem de orada çalışanları risk altına atacağını bilmeyecek kadar bilgi, birikim ve insanlıktan uzak olabilir mi? Hayır. Ama bu haberi hazırlayanlarda maalesef bu özelliklerin olmadığını görüyoruz. Gaye ne? Corona salgınıyla mücadele ettiğimiz şu günlerde Hükûmetimizin başarılı politikalarını karalamak, bir hastaneyi karalamak, özveriyle çalışan sağlık çalışanlarımızı karalamak. Bir hekim olarak bu insafsız ve doğru olmayan haberi yapanları kınıyor, sağlık çalışanlarımızın yanında olduğumuzu…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Özkan…

8.- Mersin Milletvekili Hacı Özkan’ın, 14-20 Nisan Şehitler Haftası’na ilişkin açıklaması

HACI ÖZKAN (Mersin) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Vatanımızı kanları, canları pahasına koruyan; onurumuzu, bağımsızlığımızı tehdit eden, birlik ve bütünlüğümüze kasteden her türlü kalkışmaya karşı çıkıp bu uğurda canını feda eden tüm şehitlerimize minnet borcumuz ömür boyu ödenemez. Şehitlerimize sahip çıkmak, onları anmak ve unutturmamak en kutsi görevlerimizin arasındadır. 14-20 Nisan Şehitler Haftası vesilesiyle başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere hain darbe girişimlerine ve her türlü terör belasına karşı bedenlerini siper ederek millî ve manevi değerleri uğruna toprağın bağrına düşen bütün şehitlerimizi rahmetle ve minnetle, gazilerimizi şükranla yâd ediyor, ailelerine ve yakınlarına sağlık ve huzurlu ömürler diliyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Taşkın…

9.- Mersin Milletvekili Ali Cumhur Taşkın’ın, 14-20 Nisan Şehitler Haftası’na ilişkin açıklaması

ALİ CUMHUR TAŞKIN (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

İnancımıza göre, şehitlik ve şehadet makamı, peygamberlikten sonra makamların en yücesidir. Şehit “Şahit olan, hazır bulunan” demektir. Cenab-ı Hak, Kur’an-ı Kerim’inde “Allah yolunda öldürülenlere ölüler demeyin, zira onlar diridirler fakat siz farkında değilsiniz.” buyurmaktadır. Yeri ve zamanı geldiğinde canından daha mukaddes bildiği vatanı için; millî, dinî ve manevi değerleri için dünyada ve dünyadaki her şeyden vazgeçip canını ortaya koyan kimsedir şehit. Hazreti Ömer’in tarifiyle şehit, kendisini Allah’a adayan kimsedir. Bu topraklarda şehitler tepesi hiç boş kalmamıştır, kahramanlar yurdu yaşatmak için hep can vermişlerdir.

İçinde bulunduğumuz Şehitler Haftası münasebetiyle yurdu yaşatmak için can veren tüm kahraman şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum, ruhları şad olsun, makamları cennet, dereceleri ali olsun. Gazilerimize minnet ve şükranlarımı sunuyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Kırcalı…

10.- Samsun Milletvekili Orhan Kırcalı’nın, Covid-19 pandemisi nedeniyle şehir hastanelerinin gerekliliğinin anlaşıldığına ilişkin açıklaması

ORHAN KIRCALI (Samsun) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Birçok ilimizde hizmet veren şehir hastanelerinin önemi ve gerekliliği son dönemde yaşanan Covid-19 hadisesi sonrası daha iyi anlaşılmıştır. Dünyanın birçok ülkesini etkisi altına alan yeni tip coronavirüs salgını sonrası Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa’da sağlık sistemi âdeta çökmüştür. Ülkemizde ise coronavirüsle mücadelede sahip olduğu en son teknoloji, fiziki altyapı, nitelikli yatak kapasitesiyle sağlıkta hizmet kalitesini en üst seviyeye çıkaran yüz akı projelerimizden şehir hastaneleri büyük bir katkı sağlamaktadır. Gerekli tüm birimlerin ve yüksek sayıda yoğun bakım yataklarının bulunduğu hastanelerde tanı konulan ya da şüpheli görülen tüm vakaların tedavisi ve kontrolleri yapılmaktadır. Alanında çok sayıda hastanenin bir arada olduğu, hizmet kalitesinin yanı sıra nitelikli insan kaynağıyla da öne çıkan mükemmeliyet merkezlerinin adresi olan şehir hastanelerimizi ülkemize kazandıran…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ORHAN KIRCALI (Samsun) – …Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Kaya…

11.- Trabzon Milletvekili Ahmet Kaya’nın, vefat eden Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Haydar Baş’a Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

AHMET KAYA (Trabzon) – Değerli büyüğümüz, mümtaz insan, Trabzon’umuzun evladı, Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Profesör Doktor Haydar Baş’ı kaybetmenin derin üzüntüsünü yaşıyoruz.

Haydar Baş, ısrarla ”millî ekonomi” diyen, yerli üretime, ekonomik bağımsızlığa ve emeğe değer verilmesi gerektiğini söyleyen millî bir insandı. “6’ncı Filoyu kıble yapanlar Müslüman, onları kovmaya giden Deniz Gezmişler, solcular kâfir, öyle mi? Ben bunu reddediyorum ve halkımızdan Atatürk’ten bir gram taviz vermemelerini istirham ediyorum çünkü Atatürk vatandır, Atatürk ruhunu kaybedersek vatanı kaybederiz. Birliğimiz, dirliğimiz, bütünlüğümüz ancak ve ancak Atatürk’le sağlanabilir, başka bir alternatifi yoktur.” sözlerini her zaman hatırlayacağız. “Benim yaptığım, Allah’a en güzel kul olan Atatürk’ü anlatmaktır.” dediği ve imzalayarak bana da hediye ettiği “Hoş Geldin Atatürk” kitabını herkesin okumasını tavsiye ediyorum. Kabri nurlarla dolsun, mekânı cennet olsun, hepimizin başı sağ olsun.

BAŞKAN – Sayın Ödünç…

12.- Bursa Milletvekili Atilla Ödünç’ün, 14-20 Nisan Şehitler Haftası’na ilişkin açıklaması

ATİLLA ÖDÜNÇ (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bizde vatan sevgisi en asil, en yüce sevgilerden biridir. Gerektiğinde vatan için savaşmak vatan sevgisinin bir tezahürüdür. Bizler vatan uğrunda kanlarıyla destanlar yazan şehitler ve gazilerle dolu bir milletin çocuklarıyız. Ecdadımızın bu vatan topraklarını bizlere nasıl emanet ettiğinin bilinci ve şuuru içerisindeyiz. Var olma mücadelemizin yegâne sahibi, vatanseverliğiyle gurur duyduğumuz gazi ve şehitlerimiz “Canı, cananı, bütün varımı alsın da Hüda / Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda.” diyerek değerlerimize sahip çıkan ve mukaddes vatan toprakları için canlarını seve seve vererek milletimizin kaderini değiştiren aziz şehitlerimize minnettarız. Şehit ve gazilerimize olan borcumuzu gelecek nesillere tam bağımsız, daha güçlü bir Türkiye bırakmak için var gücümüzle çalışmakla öderiz.

Bu duygu ve düşüncelerle Kurtuluş Savaşı’nda, Çanakkale’de, 15 Temmuzda şehit olan aziz milletimizin evlatlarını, kahraman gazilerimizi minnet ve saygıyla anıyor, aziz milletimizin Şehitler Haftası’nı kutluyorum.

BAŞKAN – Sayın Aydemir…

13.- Erzurum Milletvekili İbrahim Aydemir’in, Ceza İnfaz Kanunu’nun halkın talebi ve ülkenin ihtiyaçlarına mebni olduğuna ilişkin açıklaması

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Efendim, bir düşünür “Vicdan, herkesin komşusunu dövmek için aldığı, kendine karşı kullanmadığı bastonlara benzer." diyor. Doğru söylüyor. Yedi gün süren infaz yasa çalışmaları esnasında bunu teyit eden onlarca görüntüye şahit olduk. Hep altını çiziyoruz ki buradaki her düzenleme halkın talebi ve ülkemiz ihtiyacına mebnidir. İnfaz yasası buna son örnek. Hâl bu olunca bizim için vicdan Cenab-ı Hakk’ın latif seslenişi olarak tarif buluyor. Suç örgütü kuranlar veya yönetenlerin cezasının dörtten sekiz yıla çıkarılması bu tanıma bir misal. Bir başkası, ocaklar batıran tefecilerin iki yıldan altı yıla kadar hapis ve beş yüz gün adli parayla cezalandırılmaları. Teröristlere, hainlere dönük affetmeyen yaklaşım ise en alası. Şükür, Cumhur İttifakı olarak irademize hâkim, vicdanımıza esir tarzda hareket ettik, hayır, uğur getirsin inşallah.

BAŞKAN – Sayın Katırcıoğlu…

14.- Kocaeli Milletvekili Radiye Sezer Katırcıoğlu’nun, Millî Teknoloji Hamlesi’nde yerli, millî ve özgün atılımları önemsediklerine, geleceğin teknolojide olduğu bilinciyle hareket eden AK PARTİ Hükûmeti ve lideri Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Türkiye’nin başında olmasının en büyük şans olduğuna ilişkin açıklaması

RADİYE SEZER KATIRCIOĞLU (Kocaeli) – Sayın Başkan, Millî Teknoloji Hamlesi yediden yetmişe bir toplumsal sahiplenme ve seferberlik ruhuyla ancak hayata geçirilebilir. Toplumun tüm fertlerinin ortak bir ideal ve heyecanla bu ülkenin gücüne ve geleceğine olan inancı Millî Teknoloji Hamlesi’nin zeminini oluşturmaktadır. Millî Teknoloji Hamlesi’nde hem yerli hem millî hem de özgün atılımları önemsemekteyiz. Bu kavramları ulusal menfaatlerimizi koruyarak kalkınmanın anahtarı olarak görmekteyiz. Bu ideali gerçekleştirmek için gerekli altyapı son on beş yılda büyük ölçüde kurulmuştur. Türkiye, 250 üniversite, 1.200 AR-GE, 350 tasarım merkezi, 84 teknoloji geliştirme merkezi, 153 bin AR-GE personeli, 112 bin araştırmacısıyla güçlü bir altyapıya sahiptir. Bu dönemde yapılan toplam 177 milyar TL AR-GE yatırımının yüzde 48’i özel sektör, yüzde 42’si üniversite, yüzde 10’u kamu kurumlarına aittir. Geleceğin teknolojide olduğu bilinciyle Türkiye’nin ve Türk milletinin en büyük şansı, bu dönemde AK PARTİ Hükûmeti ve lideri Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın başımızda olmasıdır. Allah başımızdan eksik etmesin.

BAŞKAN – Sayın Kılavuz…

15.- Mersin Milletvekili Olcay Kılavuz’un, temeli tarım olan Türk ekonomisinde ihracat yasağının çiftçilerin mağduriyet yaşamasına sebep olduğuna ilişkin açıklaması

OLCAY KILAVUZ (Mersin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Mersin’imiz Türkiye’nin en büyük tarım bölgelerinden biridir. Muz, domates, limon, narenciye başta olmak üzere birçok tarımsal üründe öncü bir şehrimizdir. İhracat yasağı, çiftçimizi birçok sorunla karşı karşıya bırakmış, mağduriyet yaşamasına sebep olmuştur. Çiftçilerimize yönelik çalışmalar yapılması, üreticilerimize rahat bir nefes aldıracaktır. Bu anlamda mazot ve gübre desteğinin verilmesi öncelikli ihtiyaçtır. Seracılık da Mersin’imizde önde gelen üretim yöntemlerinden biridir. Seracılık yapan üreticilerimize fide desteğinin verilmesini beklemekteyiz. Tarım, Türk ekonomisinin temelidir. Çiftçilerimizin sorunlarının çözüme kavuşturulması oldukça hayati bir önemdedir. Üreticilerimiz Hükûmetten gelecek olan müjdeli haberi beklemektedir.

Mersinli üreticilerimizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Kabukcuoğlu…

16.- Eskişehir Milletvekili Arslan Kabukcuoğlu’nun, telafisi olmayan bir dönemden geçildiğine, çalışanların sağlıklı yaşam hakkının korunması ve sağlanması adına denetimlerin artırılması gerektiğine ilişkin açıklaması

ARSLAN KABUKCUOĞLU (Eskişehir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Hastalarla bire bir ilgilenen sağlık çalışanlarımızla birlikte virüsün mağdur ettiği birçok emekçi vardır. Ne yazık ki bu mağduriyetleri Hükûmet ortadan kaldırmamakta, sadece genelgeler yayınlayıp kendi geri çekilmektedir. Örneğin halkımıza gıda tedarikini sağlayan market çalışanları, koca günlerini tek kullanımlık maskeyle geçirmekte, bağışıklığı kuvvetlendirmek için yeterli besin alamamakta, fazla mesai yapmakta, sosyal mesafeyi koruyamamaktadırlar. Asgari ücretle çalışan bu vatandaşlarımız salgınla beraber artan iş yükleri altında ezilmektedirler. Çalıştıkları iş yerlerinde, önlemler alınmasını istediklerinde ise “Eğer istemiyorsanız istifa edin.” cümlesiyle karşılaşmaktadırlar.

Telafisi olmayan bir dönemden geçtiğimizi hatırlatarak Hükûmetin çalışanların sağlıklı yaşam hakkını korumak ve sağlamak adına denetimlerini katbekat artırarak bir an önce harekete geçmesi elzemdir diyor, saygılarımı sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Tutdere…

17.- Adıyaman Milletvekili Abdurrahman Tutdere’nin, yurt dışında bulunan öğrenciler başta olmak üzere Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının ülkeye gelmelerinin sağlanmasını Dışişleri Bakanından talep ettiğine ilişkin açıklaması

ABDURRAHMAN TUTDERE (Adıyaman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Aralarında Adıyamanlı hemşehrilerimin de bulunduğu yaklaşık 250 öğrenci ile çok sayıda işçi Ukrayna’da mahsur kalmış durumdadır. Ukrayna’da mahsur kalan öğrenciler orada, aileler de Türkiye’de endişeyle mağdur durumda beklemektedirler. Aynı şekilde Kuveyt, Suudi Arabistan gibi başka ülkelerde de çalışan işçiler Türkiye’ye gelmek için beklemekte ve mağdur durumdadırlar.

Buradan Dışişleri Bakanlığına ve ilgili kurumlara çağrıda bulunuyoruz: Yurt dışında bulunan öğrencilerimiz başta olmak üzere tüm Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının Türkiye’ye getirilmeleri için gerekli tedbirlerin bir an evvel alınmasını talep ediyor, Genel Kurul saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Özyürek…

18.- Sivas Milletvekili Ahmet Özyürek’in, yerel radyo televizyon yayıncılık sektörünün mücbir sebep durumundan faydalanan sektörler arasına alınarak, vergi ve SGK yapılandırmalarının ertelenmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

AHMET ÖZYÜREK (Sivas) – Sayın Başkan, hayati riskleri göze alarak görevini sürdürme azmi ve kararlılığını gösteren fedakâr yerel yayıncılar, ana faaliyet kolu olarak mücbir sebep durumundan faydalanan sektörler arasında yer almamaktadır. Oysa yerel yayıncılar da tıpkı kamu yayıncıları gibi yayıncılık yapmakta ve vatandaşlarımızın iletişim, haberleşme ihtiyacını karşılayan özel yayın kuruluşları olarak mesleki görevlerini yerine getirmektedirler. Bu durumda, radyo televizyon yayıncılık sektörünün mücbir sebep olarak kabul edilen sektörler arasına alınarak vergi ve SGK yapılandırmaları ertelenmelidir.

Teşekkürler Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Girgin…

19.- Muğla Milletvekili Süleyman Girgin’in, Muğla ili Menteşe Devlet Hastanesinin karantina hastanesi olarak, kamu hastaneleri ile kamplarının taburcu olan hastaların izolasyonu için faaliyete geçirilmesinin ve ilçeler arası seyahat kısıtlaması getirilmesinin düşünülüp düşünülmediğini, Bodrum Devlet Hastanesinin hizmete girmesi için hangi çalışmaların yapıldığını, Muğla ili Covid-19 vaka sayısı, ölüm sayısı ve ilçelere göre dağılımını, Muğla İl Pandemi Kuruluna sağlık meslek örgütlerinin alınması yönünde bir çalışmanın olup olmadığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) - Teşekkürler Başkan.

Sağlık Bakanlığına: Seçim bölgem Muğla’da olası ani bir talep yükselmesine karşı, kapatılmış olan Menteşe ilçe merkezimizdeki devlet hastanemizi karantina hastanesi olarak acilen faaliyete geçirmeyi düşünüyor musunuz?

Bodrum ilçemizde bir türlü inşaatı tamamlanamayan yeni Bodrum Devlet Hastanesinin acilen hizmete girmesi için hangi çalışmalar yapılmaktadır?

İlimizde Covid-19 vaka sayısı, bu hastalıktan ölüm sayısı ve bu vakaların ilçelere göre dağılımı nedir? Salgının önüne geçebilmekte en başat araç olan izolasyonu sağlamak için ilçeler arası seyahat kısıtlaması getirmeyi düşünüyor musunuz?

İlimizdeki pandemi kuruluna sağlık meslek örgütlerinden temsilcilerin -tabip odası, eczacı odası, veteriner odası alınması- için bir çalışmanız var mıdır? Taburcu olan hastaların izolasyonu için evleri yerine kamu hastane ve kamplarını hizmete sokmak için çalışmanız var mıdır?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Fendoğlu…

20.- Malatya Milletvekili Mehmet Celal Fendoğlu’nun, yerel medyanın yaşadığı mağduriyetin giderilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

MEHMET CELAL FENDOĞLU (Malatya) – Teşekkürler Başkanım.

Anadolu’da bulunan şehrimizin ve dolayısıyla hepimizin sesi olan yerel medya zor durumdadır. Bu süreçte alınacak ekonomik tedbirler arasında beklentileri vardır, şöyle ki: Yerel medya şirketlerinin KOBİ kapsamında Kredi Garanti Fonu’ndan veya KOSGEB tarafından kredilendirilmesi, resmî kurumlara olan -SGK ve maliye- ödemelerinin ertelenmesi, reklam ve ilan faturalarına yansıyan KDV oranı ile Basın İlan Kurumu payının yüzde 5’e düşürülmesi, TÜRKSAT uydu bedeli ödemelerinin bir süre ertelenmesi ve TL üzerinden indirim olarak ödeme imkânı sağlanması, kamu spotu yayınlarını ücretlendirmek suretiyle TÜRKSAT ve RTÜK’le mahsuplaşması, kamu kurumlarının resmî ilan statüsünde olmayan reklamlarına ayrılan bütçenin asgari yüzde 30’unun yerel medyaya ayrılması. Gazete basımında kullanılan kâğıt, kalıp ve mürekkep gibi ithal malzeme maliyetleri kur artışlarından etkilenmemeli ve gümrük vergileri tamamen sıfırlanmalıdır.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Şimdi, 3 kadın vekil arkadaşımıza da söz vereceğim.

Bahar Ayvazoğlu…

21.- Trabzon Milletvekili Bahar Ayvazoğlu’nun, gelişmiş birçok devletin ücret tahsil ederek verdiği sağlık hizmetlerinin ücretsiz verilecek olmasını milletin takdir ettiğine, milletin vekâletini elinde bulunduran milletvekillerinin de takdir ederek Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a teşekkür etmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

BAHAR AYVAZOĞLU (Trabzon) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Resmî Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanı kararına göre, Dünya Sağlık Örgütü tarafından pandemi olarak ilan edilen Covid-19’la mücadele kapsamında herhangi bir sosyal güvencesi olup olmadığına bakılmaksızın tüm vatandaşlarımızın tedavileri ücretsiz yapılacaktır. Buna göre, Sağlık Bakanlığı tarafından temin edilecek, hastalıktan korunmaya yönelik kullanımı tavsiye edilen her türlü koruyucu ekipman, hastalığın teşhisinde kullanılan testler, kitler ve bunların kullanılmasına ilişkin sair ekipman ve hastalığın tedavisinde kullanılmak üzere merkezî olarak temin edilen ilaçlardan ücret alınmayacaktır. Gelişmiş birçok devletin ücret tahsil ederek verdiği bu hizmetin ülkemizde milletimize ücretsiz verilecek olması şüphesiz milletimiz tarafından takdir edilmekte olup bu karara imza atan Sayın Cumhurbaşkanımıza milletin vekâletini elinde bulunduran bizlerce de teşekkür edilmesi gerektiğine inanıyorum.

Teşekkür ediyorum Sayın Cumhurbaşkanım.

Saygılarımla.

BAŞKAN – Sayın Orhan Işık…

22.- Van Milletvekili Muazzez Orhan Işık’ın, “Çarklar dönmeye devam edecek.” diyenlerin evde kalma koşullarını yaratmadığına ve hizmet sektöründe çalışan kadınların mağduriyetlerinin giderilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

MUAZZEZ ORHAN IŞIK (Van) – Teşekkürler Başkan.

Evde kalamıyoruz çünkü “Çarklar dönmeye devam edecek.” diyenler evde kalmamızın koşullarını yaratmak yerine hayatımıza kastediyor. Birçoğumuz hâlâ dışarıda çalışmaya devam etmek zorundayız. En güvencesiz işlerde çalıştığımız için evden çalışma, ücretli izin olanaklarına sahip değiliz. Bu güvencesizlik mülteci ve göçmen kadınlar için katlanarak artıyor. Tekstil sektörü gibi zorunlu olmayan sektörlerde hâlâ çalıştırılıyoruz. Çoğunluğunu kadınların oluşturduğu hizmet sektörünün bir kısmı çalışmaya devam ettiği gibi, pek çoğunda çalışanlar ya işten çıkarıldı ya da ücretsiz izne çıkarıldı. Bir yandan yoksullaşırken bir yandan üzerimize bindirilen ödeme yüküyle başa çıkamıyoruz. İşten çıkarılanlar için koşulsuz işsizlik maaşı verilsin, üretim durdurulsun, zorunlu olmayan sektörlerde çalışanlara ücretli izin verilsin. Biz kadınlar coronada birlikte güçlüyüz, birbirimizin güvencesiyiz.

BAŞKAN – Sayın Coşkun…

23.- Muş Milletvekili Şevin Coşkun’un, cezaevlerinde kapasitelerinin çok üstünde tutuklu ve hükümlünün bulunması, hijyen koşullarının olmaması nedeniyle mahpusların yaşadığı mağduriyetlerin giderilmesi gerektiğine, adaletsiz infaz düzenlemesiyle kadınlara ve çocuklara karşı şiddet uygulayanların cezaevinden çıkmasının önü açılırken kadınlara başvurabilecekleri koruma mekanizmalarının sağlanmadığına ilişkin açıklaması

ŞEVİN COŞKUN (Muş) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Baroların ilgili komisyonları, cezaevlerinin kapasitesinin çok üstünde tutuklu ve hükümlünün bulunduğunu, hijyen koşullarının olmadığını açıkladı. Görüşlerin yasaklanmasıyla, endişeli yakınları, cezaevlerindekilerin durumlarından ancak haftada bir telefon konuşmalarıyla haberdar olabiliyor. Mahpusların sağlık hakkı için önlemler alınmalı; test uygulanmalı; dezenfektan, temizlik malzemeleri, maske, eldiven, kolonya verilmeli; su kotası kaldırılmalı; 24 saat sıcak su verilmeli; yeterli sağlık hizmeti ve sağlıklı beslenme sağlanmalı, yemekler bunu gözeterek iyileştirilmeli.

Karmakarışık ve son derece adaletsiz bir infaz düzenlemesiyle, açık cezaevinde olan, kadınları veya çocukları yaralamış, öldürmüş, zarar vermiş olan erkeklerin cezaevinden çıkmasının önü açılırken kadınlara şiddete karşı başvurabilecekleri etkili bir koruma mekanizması sağlanmıyor. Koşullu salıverileceklerin veya izne çıkarılacakların nasıl denetleneceği, kadınların ve çocukların evlerine, bedenlerine ve hayatlarına yeniden musallat olmalarının nasıl engelleneceği açıklanmadan serbest bırakmak kadınların coronadan değilse erkek şiddetinden ölmesine davetiye çıkarmaktır. Kadınlar birlikte güçlüyüz, birbirimizin güvencesiyiz.

BAŞKAN – Şimdi Sayın Grup Başkan Vekillerinin söz taleplerini karşılayacağım.

İYİ PARTİ Grubu adına Sayın Dervişoğlu.

Buyurunuz Sayın Dervişoğlu.

24.- İzmir Milletvekili Dursun Müsavat Dervişoğlu’nun, coronavirüs nedeniyle hayatını kaybeden Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Haydar Baş’a Allah’tan rahmet dilediğine, Hükûmetin doğaya verdiği zararı devam ettirdiğine ve Salda Gölü’nün betonlaştırılmaması çağrısında bulunduklarına, maske bulmakta zorluk çekildiğine, belediyelerle çalışmak yerine vatandaşı mağdur eden politikaların uygulandığına ilişkin açıklaması

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Çok teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum.

Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Sayın Haydar Baş Trabzon’da tedavi gördüğü hastanede coronavirüs nedeniyle hayatını kaybetmiştir. Kendisi Türk siyasetindeki duruşuyla gönüllerde yer etmiş bir politikacı ve bilim insanıydı. Merhuma Allah’tan rahmet, ailesine ve sevenlerine başsağlığı diliyorum; mekânı cennet, ruhu şad olsun.

Coronavirüs salgını ülkemizde ve dünyada tek gündem maddesi olmasından kaynaklanan yoğunluk rantçılara fırsat yarattı. Geçtiğimiz günlerde salgın gerekçe gösterilerek ziyarete kapatılan Salda Gölü’ne dün iş makineleri girdi. Hükûmet, doğaya verdiği zararı hız kesmeden devam ettiriyor. Ülkemizin en önemli doğal güzelliklerinden birisi olan Salda Gölü’nün rant uğruna betonlaşmasını asla kabul etmiyoruz. Bunda sorumluluğu olanları da tarih asla affetmeyecektir. Betonlaşmanın durdurulmasını ve bir an evvel iş makinelerinin doğa harikası Salda Gölü’nden çıkmasını bekliyor, Hükûmete İYİ PARTİ olarak bu konuda çağrıda bulunuyoruz.

Maske bulamama sıkıntısı da gün geçtikçe büyüyerek ciddi bir sorun hâline dönüşmektedir. Sokağa çıkmak zorunda kalan vatandaşlarımız, virüsten korunmak için takacak maske bulmakta zorluk çekmektedirler. Hükûmet, maskelerin önce parayla verileceğini açıklamış, daha sonra PTT vasıtasıyla ücretsiz olarak dağıtılacağını duyurmuş, şimdi ise eczanelerden ücretsiz alınabilir açıklaması yapmıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun efendim.

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Fakat eczanelere maske almak için giden vatandaşlar, Sağlık Bakanlığından gelecek SMS’le başvurulacağını öğrenerek elleri boş geri dönmektedirler. Geldiğimiz bu noktada Hükûmet, vatandaşa maskeyi ulaştırmak noktasında tıkanmıştır. Oysa çözüm oldukça basit: Verin belediyelere bu maskeleri, belediyeler vasıtasıyla dağıttırın.

Hükûmet bu zor zamanlarda işleri nasıl el birliğiyle kolaylaştırırız diye düşünmek yerine belediyeleri baypas ederek görmezden geliyor, bu durumda vatandaşa ulaşmakta sıkıntılar yaratıyor. Vatandaş hizmet bekliyor, maske bekliyor ama Sayın Erdoğan Cumhurbaşkanı sıfatıyla belediyelerle çalışmak yerine vatandaşı mağdur eden politikaları uygulamayı ve yine vatandaşın sağlığını riske atacak kararlar almayı tercih ediyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edelim efendim.

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Bunu kabul edebilmemiz mümkün değildir. Sayın Cumhurbaşkanını parti ayrımı yapmaksızın devlet insanlığının gereğini yapmaya davet ediyor, Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum efendim.

BAŞKAN – Şimdi Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Sayın Muhammed Levent Bülbül.

Buyurunuz Sayın Bülbül.

25.- Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül’ün, coronavirüs nedeniyle hayatını kaybeden Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Haydar Baş’a Allah’tan rahmet dilediğine, 14-20 Nisan Şehitler Haftası vesilesiyle başta Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere şehitlere rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Sayın Haydar Baş’ın Covid-19 salgın hastalığına yakalanarak hayatını kaybettiğini üzüntüyle öğrenmiş bulunmaktayız. Merhuma Allah’tan rahmet dilerken ailesine, yakınlarına ve sevenlerine sabır diliyoruz.

Sayın Başkan, 14-20 Nisan Şehitler Haftası olarak idrak edilmektedir. Şehitler Haftası vesilesiyle başta Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ve silah arkadaşlarını, aynı zamanda din, vatan, millet ve namus yolunda canlarından geçmiş olan aziz şehitlerimizi rahmet, minnet ve ihtiramla yâd ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Şimdi, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Sayın Hakkı Saruhan Oluç.

Buyurunuz Sayın Oluç.

26.- İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesindeki irade gasbının sürdüğüne, kayyumun Diyarbakır ili yaşam alanlarına yerleştirilen el dezenfektanlarının sahte çıkmasında hiç mi sorumluluğunun olmadığını öğrenmek istediğine, coronavirüs gerekçe gösterilerek ziyarete kapatılan Salda Gölü’nün talan edilmesinin önüne geçilmesi gerektiğine, Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un çıkmasıyla tahliye edileceklerden yol ücreti talep edildiğine ve mültecilerin mağduriyetlerine ilişkin açıklaması

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın vekiller, 19 Ağustos 2019 tarihinde Diyarbakır Büyükşehir Belediyesine bir kayyum atanmıştı, biliyorsunuz. Hâlâ o kayyum Diyarbakır Büyükşehir Belediyesindeki irade gasbını sürdürüyor. Bu kayyum 2 Nisanda toplu yaşam alanlarına, kamu ve özel kuruluşlarına el dezenfektanı üniteleri ve ürünleri yerleştirmiş fakat bir süre sonra ortaya çıktı ki bu dezenfektanlar sahteymiş. Kayyumun yerleştirdiği dezenfektanlar sahte çıktı. Olayın ortaya çıkması üzerine sahte dezenfektan satın alınmasıyla ilgili Sağlık İşleri Daire Başkanı görevden alındı. Peki, bu yeterli mi? Yani on gün boyunca tüm Diyarbakır genelinde ünitelerde duran bu dezenfektan binlerce yurttaş tarafından kullanılmış. El yüz temizliği bu salgınla mücadele noktasında oldukça önemli bir yerde dururken –ki bunu biliyoruz, Mecliste bile dezenfektanlar masalarımızın üzerinde duruyor- sahte dezenfektanların yerleştirilmesi, halk sağlığının böyle tehdit edilmesi, böyle bir özensizlik bir büyükşehir belediyesine ve onun başındaki kayyuma denk gelmiş oldu.

Şimdi, kayyumun kendisinin hiçbir sorumluluğu yok mu burada? Onu tabii ki sormak istiyoruz. Yani şov yapmak amaçlı kaldırımları su ve deterjanla yıkamak yetmiyor salgına karşı mücadelede. Zaten kayyumun kendisi bir irade gasbını gerçekleştiriyor. Bu kayyum, bu salgın günlerinde meslek örgütleriyle, Diyarbakır’daki sivil toplum kuruluşlarıyla bir iş birliği de yapmıyor, onlardan kopuk da çalışıyor. Halktan bir özür bile dilemiyor bu yapılan sahtecilik üzerine, halkın sağlığını açıkça hiçe sayıyor. Daha önce de biz hep konuştuk, konuşmaya da devam edeceğiz. Bu atanmış olan kayyumların yaptıkları yolsuzluklar, usulsüzlükler, usulsüz harcamalar; bunların hepsi Sayıştay raporlarına da girmişti, biz de burada çeşitli belgelerle bunu göstermiştik.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edelim efendim.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Şimdi de böyle bir durumla karşı karşıya kalınmış vaziyette. Belediye meclisini bile toplamaya tenezzül etmeyen bir tek kişi yönetimi Diyarbakır Büyükşehirde halk sağlığıyla açıkça oynuyor; bunu burada dile getirmek istiyorum.

İkinci değinmek istediğim konu, Salda Gölü’yle ilgili. Salda Gölü corona gerekçe gösterilerek ziyarete kapatılmıştı. Şimdi, orada iş makineleri çalışmaya başlamış ve sözde çivi çakılmayacak, korunacak denilen bir bölgede iş makineleri çalışmaya başlamış vaziyette. Bir kez daha bunu iktidara söyleyelim: Oranın orijinalitesini ve doğal yapısını bozacak olan bu tür müdahaleler kesinlikle yanlıştır ve Salda Gölü’nün talan edilmesinin mutlaka önüne geçilmelidir.

Şimdi, biz burada bir hafta boyunca bu infaz yasasını konuştuk ve şimdi uygulaması başlayacak. Bu infaz yasası karşısındaki mücadelemizi sürdürdük; önerilerimizi, eleştirilerimizi çok açık bir biçimde bir hafta boyunca kürsüden de oturduğumuz yerden de dile getirdik.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayalım efendim.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Toparlıyorum efendim.

Şimdi tahliyeler başlatılacak. Şöyle bir bilgi geldi bize, doğru mu diye dile getirmek istiyorum: Mesela Siirt’ten Batman’a gidecekler için 100 lira, Diyarbakır için 200 lira, Şırnak için 200 lira, Mardin için 200 lira bu devam ediyor, bu tür rakamlar. Yani bir ücretlendirme yapılmış ve “Tutulacak minibüs, otobüs ve sayıya göre de bu ücretlendirme değişebilir.” demişler. Yani tahliye edileceklerin bu yol ücretlerini ödemeleri gerekiyor. Bu da büyük bir adaletsizlik, bunu da dile getirmiş olalım.

Son bir noktaya değinmek istiyorum: Birkaç gündür karşı karşıya kalınan bir durum, mülteciler özellikle İzmir’de ve Çanakkale’de yollara bırakılıyorlar. Yani İzmir Menemen’de bu yaşandı, Çanakkale Küçükkuyu Limanı’nda da yaşandı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun efendim.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Toparlıyorum efendim.

Osmaniye’den getirilen ve Harmandalı Geri Gönderme Merkezinde iki gün bekletilen yaklaşık 200 kadar mülteci İzmir’in Menemen ilçesine bırakıldı. Pazarkule’deki mülteciler Malatya Beydağı ve Osmaniye Mülteci Kampları ile Kırklareli ve Kocaeli gibi 9 ile gönderilmişlerdi. Son derece vahim bir tablo bu. Otobüslerle yol kenarına bırakılan mülteciler kilometrelerce yol yürüyorlar, İzmir Otogarı’na geliyorlar, salgın nedeniyle içeri alınmadıkları için kaldırımlarda bekliyorlar. İnsanlık dışı bir davranışla karşı karşıya kalıyor bu mülteciler. Sokağa çıkma yasağı koyulan günde iktidarın bu insanları sokağa bırakması kabul edilebilir bir şey değil. Yiyecek ekmekleri yok, yatacak yerleri yok. Önce Pazarkule’ye götürülüyor bu mülteciler biliyorsunuz, sonra kamplara, şimdi de kentlerin ortasına bırakılıyor. Hangi anlayışla yapılır bu kadar büyük bir kötülük, bunu da iktidara sormak ve söylemek istiyoruz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Engin Özkoç.

Buyursunlar Sayın Özkoç.

27.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un, coronavirüs nedeniyle hayatını kaybeden Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Haydar Baş’a Allah’tan rahmet dilediğine, pandemi yaşandığı günlerde insanlar hayat mücadelesi verirken Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun’un vakıf arazisine kaçak yapı yaptırmasını kınadıklarına, Galataport şantiyesinde inşaat işçisi olarak çalışan Hasan Oğuz’un corona virüsü nedeniyle yaşamını yitirdiğine, zorunlu olmayan inşaat şantiyelerinin durdurulması, sürdürülmesi gereken inşaatlarda da gerekli tedbirlerin alınması gerektiğine ilişkin açıklaması

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Haydar Baş Covid-19’la yaşamını yitirdi. Kendisine Allah’tan rahmet, ailesine ve sevenlerine başsağlığı diliyorum.

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun, Boğaziçi Kuzguncuk’ta Vakıflar Genel Müdürlüğüne ait bir arazi kiralamış ve beyefendi, Türkiye'nin coronavirüsle mücadele verdiği -az önce de ifade ettiğim gibi- değerli bir siyasetçimizi de kaybettiğimiz bugünlerde, vatandaşın can derdinde olduğu bu saatlerde kiraladığı vakıf arazisine yol, şömine, çardak ve peyzaj düzenlemeleri yaptırıyor hem de kaçak olarak. Sarayda hayat da böyle; büyüklerinden ne görüyorlarsa küçükleri de aynısını yapıyor, onlara özeniyorlar. AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, coronavirüs günlerinde Ahlat’taki sarayında, Okluk’taki yazlık sarayında inşaatlarını devam ettiriyorsa sarayın küçük evlatları da büyüklerinden gördüklerini yapıyor. İnsanımız can derdinde, hayat mücadelesi veriyor; beyler, halkın malıyla üzerine oturdukları sarayların, konutların, bahçelerin derdindeler; doğru değil, kınıyoruz. Pandemi günlerindeyiz, salgın var. Bu inşaatlarda kimler çalışıyor, çalışmak zorunda bırakılıyor?

Galataport inşaat şantiyesinde üst üste tedbirsiz çalıştırılan işçilerimizden Hasan Oğuz dün coronavirüsten yaşamını yitirdi. Kendisine Allah’tan rahmet, ailesine başsağlığı diliyorum.

Sakarya’da Kuzey Marmara yolunun şantiyesi, sokağa çıkma yasağının olduğu cumartesi ve pazar günlerinde bile çalıştırıldı. İsterseniz işçilerle ilgili detaylar da verebiliriz, resimler gösterebiliriz, videolar gösterebiliriz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun efendim.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Ahlat sarayının inşaatı sürüyor, Salda Gölü’nde panzerler geziyor. Bunlar zorunlu inşaatlar mı? Hastane derseniz anlarım; tedbirleri alır, vardiyaları belirler, sosyal mesafeyi oluşturur, inşaatı gerçekleştirirsiniz. Galataport’ta ne var? Yol inşaatı nedir? Hele Ahlat sarayı nedir? Ahlat’taki tahtına bir ay geç otursa ne olur? Zorunlu olan -AKP Genel Başkanının da söylediği gibi- ekonomik şartları çevirmek. İşsizlik Fon’unda, hazinede, kenarda para yok çünkü her şeyin içi boşaltıldı. Dönen çarklar, işçilerimizin yaşamına mal oluyor. Zorunlu olmayan inşaat şantiyeleri derhâl durdurulmalı. Sürdürülmesi gereken inşaatlarda da tedbirlerin hayata geçirilmesi, denetimlerin gerçekleştirilmesi gerekiyor.

Saygılarımla.

BAŞKAN – Sayın Özkoç’a bir de maske hatırlatması yapalım efendim.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Derhâl efendim.

BAŞKAN – Şimdi, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Sayın Muhammet Emin Akbaşoğlu.

Buyurunuz, Sayın Akbaşoğlu.

28.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, coronavirüs nedeniyle hayatını kaybeden Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Haydar Baş’a Allah’tan rahmet dilediğine, coronavirüs salgınıyla mücadelenin kararlılıkla sürdürüldüğüne, sağlık kurumlarının teşhis, tedavi ve yoğun bakım üniteleri olarak salgınla başa çıkabilecek kapasitede olduğuna, Türkiye’nin Dünya Sağlık Örgütü başta olmak üzere uluslararası kuruluşlar tarafından coronavirüs salgınıyla mücadelede örnek gösterildiğine, toplumun bütün kesimlerini desteklemek için tüm imkânların seferber edildiğine, salgın hastalık sebebiyle hayatını kaybeden vatandaşlara Allah’tan rahmet, sağlık personeli başta olmak üzere tüm kamu görevlilerine teşekkür ettiğine ilişkin açıklaması

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, ben de sözlerimin başında, Covid-19 sebebiyle hayatını kaybeden Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Haydar Baş Bey’in ailesine ve yakınlarına başsağlığı diliyorum. Haydar Baş’a Allah’tan rahmet ve mağfiret diliyorum; mekânı cennet olsun.

Türkiye, coronavirüs salgınıyla mücadelesini kararlılıkla sürdürüyor, dünyayı âdeta pençesine alan bu salgının sağlık, gıda ve güvenlik başta olmak üzere pek çok farklı alanlardaki etkilerini yakından takip ediyor. Ülkemizin, bu süreçte, uluslararası alanda da takdir edilen, olumlu yönde bir ayrışma içerisinde olduğunu hep birlikte görüyoruz. Hastaların tespitinden tedavisine kadar her konuda, elhamdülillah, Avrupa’ya göre çok iyi bir durumdayız. Hastane, yoğun bakım yatağı, doktor ve yardımcı personel, malzeme, araç gereç, ilaç gibi hususlarda, hamdolsun, herhangi bir eksikliğimiz söz konusu değil.

Vatandaşlarımızın bireysel sağlık ve temizlik malzemesi tedarikinde de sıkıntı yaşamıyoruz. Ücretsiz maske dağıtımını çeşitli kanallardan sürdürmeye devam ettiğimiz kamuoyunun malumudur. Sağlık kurumlarımız hem teşhis hem tedavi hem de yoğun bakım üniteleri olarak salgınla başa çıkabilecek kapasitededir. 81 ilimize yayılmış olan 1.518 hastanemizde 100 bini tek kişilik olmak üzere 240 bin yatağa sahibiz, yoğun bakım yatağı sayımız da 40 bini buluyor; bunlara yenilerini ilave ediyoruz. Örneğin, Avrupa’da her 100 bin nüfusa düşen yoğun bakım yatağı sayısı 12’nin altındayken ülkemizde bu rakam 50’ye yakındır. Avrupa’nın en fazla yoğun bakım yatağına sahip ülkesi Almanya’da bile bu rakam 30’u bulmuyor.

Salgının kontrol altına alınması konusunda da önemli ilerlemeler kaydediyoruz. Günlük ve toplam test sayısında dünya sıralamasında en başlardaki grupta yer alıyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun efendim.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Testte günlük olarak yaklaşık 35 bine ulaşırken toplamda ise 410 binin üzerine çıktık. Teste göre vaka oranımız hamdolsun aşağı yönlüdür. Dünyada hasta sayısına göre ölüm oranının düşüklüğü bakımından da ilk sıralardayız. Şu ana kadar taburcu olan hasta sayımız 5 bine yaklaştı.

Türkiye, aldığı tedbirlerle, salgını en hızlı şekilde kontrol altına alan ülkelerin başında geliyor. Nitekim, Dünya Sağlık Örgütü başta olmak üzere, uluslararası kuruluşlar ülkemizi coronavirüs salgınıyla mücadelede örnek gösteriyorlar. Sadece kendi vatandaşlarımızın ihtiyacını karşılamakla kalmıyor, bizden destek isteyen her ülkenin çağrısına imkânlarımız ölçüsünde cevap vermeye çalışıyoruz.

Değerli milletvekilleri, salgının başında açıklanan çok yönlü ve boyutlu ekonomik istikrar paketine ilave olarak, bugüne kadar toplamda 4,5 milyona yakın vatandaşımıza doğrudan nakit desteği sağladık ve sağlamaya devam ediyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyursunlar.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – İstihdamın sürmesi için, üç ay boyunca işten çıkarmaların önüne geçiyoruz. Kısa çalışma ödeneğinden yararlanamayan veya ücretsiz izne çıkarılmış olan çalışanlarımıza da aylık 1.170 lira maaş desteği vereceğiz. İşçimizi, esnafımızı, çiftçimizi, hayvan yetiştiricilerimizi, gıda sektöründe faaliyet yürüten firmalarımızı ve toplumun bütün kesimlerini desteklemek için tüm imkânlarımızı seferber ettik, ediyoruz.

Hazine arazilerinden ekilebilir alanları tarıma kazandırmak için ilgili kuruluşlarımız hazırlıklara başladı. Salgın sebebiyle dünyada yaşanabilecek tarım ve gıda ürünleri sıkıntısından Türkiye’nin etkilenmemesi için de tüm tedbirleri alıyoruz. İnşallah, ekilmedik bir karış tarım arazisi bırakmayacağız.

Bu vesileyle, salgın hastalık veya diğer kronik rahatsızlıkları sebebiyle hayatını kaybeden tüm vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet ve mağfiret, yakınlarına başsağlığı diliyorum. Hastanelerde tedavi gören, evlerinde karantina altında olan vatandaşlarımıza Rabb’imden acil şifalar temenni ediyorum. Sağlık personelimiz başta olmak üzere, güvenlik, gıda tedariki, ulaşım, iletişim, enerji gibi günlük hayatımızı kolaylaştıran alanlarda fedakârca çalışan tüm kamu görevlilerimize ve gönüllülerimize yürekten teşekkürlerimi sunuyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

İYİ PARTİ Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

VI.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- İYİ PARTİ Grubunun, Grup Başkan Vekili İzmir Milletvekili Dursun Müsavat Dervişoğlu tarafından, coronavirüs salgınıyla mücadelede 20-65 yaş kapsamında dağıtılacağı açıklanan cerrahi maske dağıtımındaki sorunların çözümü amacıyla 14/4/2020 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 14 Nisan 2020 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

14/4/2020

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 14/4/2020 Salı günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzüün 19'uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                                                Dursun Müsavat Dervişoğlu

                                                                                                                                                   İzmir

                                                                                                                                       Grup Başkan Vekili

Öneri:

Grup Başkan Vekili ve İzmir Milletvekili Dursun Müsavat Dervişoğlu tarafından coronavirüsle mücadele kapsamında 20-65 yaş kapsamında dağıtılacağı açıklanan cerrahi maske dağıtımındaki sorunların çözümü amacıyla 14/4/2020 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 14/4/2020 Salı günkü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklama üzere, İYİ PARTİ Grubu adına Denizli Milletvekili Sayın Yasin Öztürk.

Buyurunuz Sayın Öztürk. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA YASİN ÖZTÜRK (Denizli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemiz corona belasıyla Sayın Sağlık Bakanımız tarafından yapılan açıklamayla resmî olarak 11 Mart 2020’de tanıştı. Hükûmeti sesimiz yettiğince uyarmaya çalıştık. Neden? Çünkü bu salgın sadece vücudumuza sirayet etmiyordu ve devamında ekonomimizi, vatandaşımızın ekmeğini, aşını, psikolojisini de etkileyecekti. Sürekli uyardık; karantina konusunda uyardık, maske konusunda uyardık, elektrik, su, doğal gaz konusunda uyardık; iş yapamaz duruma gelen esnafımız, işten çıkarılmak zorunda kalan çalışanımız, işsizimiz konusunda uyardık. Bu hâle geleceğini görebilmek için müneccim olmaya gerek yoktu; Çin’in, İtalya’nın, İran’ın durumu ortadaydı.

31 Ocakta parti grubumuz adına, virüs dolayısıyla acilen tedbir alınmasıyla ilgili araştırma önergesi vermiştik, her zaman olduğu gibi kulaklarınızı tıkadınız. Sağlık Bakanımız -kendi ağzından- belki ağzından kaçırdı ya da bu mücadelede geç kalınmasının tek sorumluluğunu kendi üzerinden atmak adına bir tarih verme gerekliliğini hissetti: “31 Aralıktan bu yana sürdürdüğümüz mücadeleden ödün vermemekte kararlıyız.” Bu açıklama çok önemli bir itiraf. Coronavirüsle mücadelenin miladı 31 Aralık 2019’a dayanıyorsa o zaman şunları sormak lazım: Sayın Bakan 11 Mart tarihinde yaptığı açıklamada “İnsanların ülkeden ülkeye hareket hâlinde olduğu bir dünyada bazı sonuçları, maalesef, önlemek mümkün değildir.” ifadesini kullanmıştı. 31 Aralıkta bu hastalığın ülkeden ülkeye yayıldığını bildiğiniz hâlde neden o tarihten itibaren sınırları kapatmadınız, neden karantina önlemlerine o tarihten itibaren başlamadınız? Hiçbir vatandaşımızı “Hastalık getirdiniz.” şeklinde suçlayamayız ama umreden ve yurt dışından gelen vatandaşlarımızın kontrolsüz şekilde geri dönüşü virüsün özellikle Anadolu’ya yayılması için kırılma noktası olmuştur.

Yine, 25 Şubatta bu kürsüden seslenmiştim “Ülkemizde maske üretimi kısıtlı, sadece 5 firma standartlara uygun üretim yapıyor. Avrupa ülkeleri elimizdeki maskeleri istiyor, Çin bize sattığı maskeleri bizden geri alıyor, kendi vatandaşımız için zamanı geldiğinde nereden maske bulacağız?” diye. Size adres de gösterdik; hatta, memleketim Denizli’nin tekstil merkezi olduğunu hatırlatarak maske üretimi konusunda Denizli’deki fabrikaların hazır olduğunun altını çizdim. Şimdi diyorsunuz ki: “Mücadelenin başlangıcı 31 Aralık.” Nisan ayının ortasına geldik, maske sorununu hâlâ, bir türlü çözemediniz. Maskeyi üretmek bir yana, eğer iddia ettiğiniz gibi yeterince maskemiz var ise maskeyi vatandaşa dağıtmayı bile beceremediniz. İsterseniz süreci tekrar hatırlatalım: Önce sınırlı sayıdaki maske karaborsaya düştü, üç kuruşluk maske ederinin 100 katına çıktı, zengini aldı, fakiri ortada kaldı. Sonra ihraç yasağı getirdiniz; doğru ama kararı geç alınmış bir uygulamaydı. Sonra dediniz ki: “Maske zorunlu.” Ama nedense kimsenin elinde maske yok. Toplu bulunan alanlarda, toplu taşıma yapılan araçlarda, market ve pazarlarda maske takma zorunluluğunu ilan ettiniz.

Yeri gelmişken söyleyeyim, üretimin devam etmesini ve durmamasını istiyorsunuz, sırf bu yüzden sadece hafta sonu -cumartesi, pazar- sokağa çıkma yasağı ilan ettiniz ancak yüzlerce çalışanı olan fabrikaları, firmaları unuttunuz. Hani toplu bulunan alanlarda maske takma zorunluluğu vardı ya, bu firmalar bile şu anda maskeyi nereden alacağını, nereden bulacağını bilemiyor. Maske ticaretini tamamen yasakladınız. Üretim yapan firmalar maskeyi… En azından medikal kuruluşlara esnek davranıp bu firmaların taleplerini karşılayabilirdiniz.

Belediye başkanları ön aldı, dediler ki: “Biz vatandaşımızı koruruz, toplu taşıma araçlarında seyahat eden vatandaşlarımıza biz dağıtırız.” Ertesi gün Hükûmet açıklama yaptı: “Maske satışı yasak, biz dağıtacağız. PTT, 20 yaş altı ve 65 yaş üstü hariç olmak üzere, hanedeki kişi sayısına göre maske dağıtacak.” İlk dakikada sistem kilitlendi. “Hadi, e-devlet üzerinden yapalım.” E-devlet de kilitlendi. Plansız ve öngörüsüz dağıtım süreci sonucunda PTT, ağır dağıtım yükünü kaldıramaz hâle geldi. Mecburen yeni bir karar alarak “Eczaneler dağıtacak.” dediniz. Eczaneye gidiyorsunuz, şifre geldi mi? Gelmedi. Neden gelmedi? İnternet üzerinde o kadar yoğunluk var ki ne siteye girebiliyorsunuz ne şifre alabiliyorsunuz, dolayısıyla maske de alamıyorsunuz. Hadi şifre aldınız, sorun bitiyor mu? Hayır. Çünkü eczanelerin elinde maske yok. Sadece Ankara ve İstanbul’da -belirli semtlerde o da- 54-65 yaş arası vatandaşlarımıza maske dağıtılıyor, kalan 79 vilayetimizde bu uygulama hayata geçirilemedi.

Örneğin, Akbaşoğlu Çankırı’da herhangi bir eczaneye sorsa maske dağıtılıp dağılmadığını öğrenebilir. Denizli’de hiçbir eczanede şu anda ücretsiz maske dağıtımı yok. Eczacı arkadaşlarımı aradım, onlar da dağıtımı yapacağı söylenen ecza depolarına bile gelmediğini söylediler. Benim ülkemdeki, mahallemdeki 30 yaşındaki Ayşe, 40 yaşındaki Hasan, 50 yaşındaki Nihat abi, 60 yaşındaki Rıfat amca bu maskeyi nereden alacak? Bırakın vatandaşa maske dağıtmayı, maskelerin eczanelere dağıtımını bile beceremediniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edelim efendim.

ÖZNUR ÇALIK (Malatya) - Doğru değil, depolar eczanelere gönderiyor.

YASİN ÖZTÜRK (Devamla) – Hiçbir eczanede şu anda hâlâ yok. Salgınla mücadelenin etkin bir şekilde yönetilmesi ve halk sağlığının korunması adına kullanılması şiddetle tavsiye edilen maskeyi şu an vatandaş ne parasıyla ne de parasız alabiliyor. Vatandaş parasıyla bile maske bulamaz durumda kalınca dört saat kullanması gereken bir maskeyi bir hafta boyunca kullanmaya başlayacak. Salgının ne kadar süreceği, nerede duracağı muamma. “Haftada 5 adet maske dağıtılacak.” dediniz, sizler burada iki saatte bir maske değiştirirken ülkenin yüzde 1’ine bile maskeyi ulaştıramadınız.

Bu maskeler aynı zamanda tıbbi atık sayılır. Uzun süreli kullanımda, bırakın koruyucu özelliğini, bulaştırıcı hâle bile gelebilir. Bu konuda bile vatandaşı doğru dürüst bilgilendiremediniz. Kimse kimseyi kandırmasın, mücadeleye hazırlıksız yakalandınız, ne hastalığın yayılmasını engelleyebildiniz ne de koruma önlemleri konusunda başarı sağlayabildiniz. Sağlık çalışanlarını hâlâ gösterdikleri üstün başarıdan dolayı alkışlıyoruz ama itiraf ediniz ki süreci doğru yönetemiyorsunuz.

Maske dağıtmak konusunda Hükûmet sınıfta kalmıştır diyor, saygılar sunuyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Şanlıurfa Milletvekili Sayın Ömer Öcalan.

Buyurunuz Sayın Öcalan. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA ÖMER ÖCALAN (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; insanlık bugün gözle görülmeyen bir virüse karşı mücadele ediyor. İnsanlık tarihi için bu vaka yeni bir vaka değildir. Bizler doğayla düşmanlık hukuku içinde olan bu insanlık anlayışımızdan vazgeçip doğayı, ekolojiyi merkezimize alan bir anlayışla hareket etmezsek böyle krizlerle ve virüslerle yüzleşmeye devam edeceğiz. Bu insanlık döngüsü içinde hiç şüphesiz biz de varız, Türkiye de var. Hepimiz kabul ediyoruz, her yönüyle çok derin bir krizin içerisindeyiz.

Peki, sadece maske üzerinden baktığımızda AKP koalisyonu bu süreci ne kadar iyi yönetiyor veya yönetebiliyor mu? Bence bu konuda çok derin analizler de yapmaya gerek yoktur. Bir an olsun herkes siyasi kimliğini bir kenara bırakıp, bu maskeyi önüne koyup ayrıntılı bir şekilde düşünsün. Bunun cevabını önümüze koyduğumuz bu küçük maskeye bakarak rahatlıkla görebiliriz. Maskeye bakınca görüyoruz ki AKP’nin maskesi çoktan düşmüştür. Gerçi AKP’nin maskesi 17-25 Aralıktan sonra Ergenekon’a teslim oluşuyla düşmüştü ancak bu hâliyle, bu krizde, her yönüyle takkesi de düşmüş oldu. Yurttaşlarına maske bile dağıtmayı başaramamış bir yönetim faciasını göreceksiniz. Bakın, daha ilk günden bugüne kadar bu küçük maskenin dağıtılmasını henüz net olarak planlayamamış bir AKP’nin yönetimsizlik fotoğrafını göreceksiniz. Maske deyip geçmeyelim; daha ilk kriz paketi açıklanınca, AKP, maske üzerinden sermayeyi önceleyen duruşunu ortaya koydu. Açıkladığı pakette ne vardı? Sermaye sahiplerine 100 milyar TL. Halka ne vardı? Kolonya ve maske.

Değerli arkadaşlar, hepimiz dedik ki: “En azından bunu becerirler.” O da olmadı; hiçbir şeyi beceremeyen AKP, bu maske dağıtımını bile organize edemedi. Önce “Maske büfeleri kurup orada satacağız.” dediler. Baktı bu ayrı bir rezillik, sonra “PTT’yle sipariş verin, oradan gelsin maskeler.” O da olmayınca, şimdi, eczaneler üzerinden bu krizi çözmeye çalışıyorlar.

Bakınız, bir haftadır, cezaevlerindeki hayatları nasıl kurtaralım diye burada uğraştık ancak AKP dediğini yaptı ve kendi istediği yasayı istediği gibi buradan çıkardı. Şimdi, hiç olmazsa cezaevlerine öncelikli olarak maske ve hijyenik malzeme dağıtımı yapılsın dedik, ona dahi kulak tıkamışsınız. Cezaevlerinde maskeler, kantinde fahiş fiyatlara satılıyor. Bu kadar zalimlik olur mu? Cezaevine maskenin dağıtılmaması bir yana, bu fahiş fiyatlarla satış olabilir mi?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım efendim.

ÖMER ÖCALAN (Devamla) – Vicdan demiyorum, hiç olmazsa burada ücretsiz kullandığınız maskenizi önünüze alın ve düşünün. “Firavun ve sinek” hikâyesini AKP’liler çok iyi biliyorlar. Küçük sinek nasıl ki kibrinden kendisini ilahlaştıranı tepetakla, alaşağı ettiyse, bu küçük maske de sizi hak ettiğiniz şekilde tepetakla aşağı götürecektir.

Değerli Başkan, bir de konudan bağımsız... Bugün 14 Nisan, Enfal’in 34’üncü yıl dönümüdür. 1986 ve 1989 yılları arasında Irak’ta 180 bin civarında Kürt, Saddam diktatörü tarafından katledilmiştir. Yaşamını yitirenleri yâd ediyoruz, Saddam Hüseyin diktatörünü de buradan lanetliyoruz.

Herkese başarılar diliyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Turan Aydoğan.

Buyursunlar Sayın Aydoğan. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA TURAN AYDOĞAN (İstanbul) – Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

İktidarınız başımızda tıraşı öğreniyor ama insan hayatı pahasına öğreniyor; ortadaki tablo bunu gösteriyor.

Şimdi biz burada ne dersek diyelim, siz diyeceksiniz ki: “Her şey yolunda.” Dört dörtlük zengin bir İskandinav ülkesi tarifi yapar gibi tarifler yapacaksınız bize ve hatta korkuyorum “Cennetin tapusunu da veriyoruz.” falan gibi bizi uyutacak şeyler söyleyeceksiniz. Zaten “Virüsten ölenler şehit mi, değil mi?” diye de bir tartışma başlattınız, cennetin tapusunu da verebilirsiniz.

Efendim, kötü bir süreç yönetiyorsunuz. Önce karaborsacıları zengin ettiniz, ondan sonra maske takma zorunluluğu getirdiniz. Hukukçu olarak dedim ki: Bu zorunluluğu getiriyorsanız, sosyal devlet olarak göreviniz, bunu bedava olarak millete ulaştırmaktır. O arada işte, karaborsacıları zengin ettiniz, 10 katı fiyatla maskeler satıldı. Sonra, bizim söylediğimiz aklınıza geldi, Cumhurbaşkanı “Bedava dağıtacağız.” dedi. Elinize yüzünüze bulaştırdınız onu da. Ticaret Bakanı, işte “Her yerde parayla var.” dedi, Cumhurbaşkanı “Bedava dağıtacağız.” dedi. O arada bizim, enfeksiyon konusunda bir numaralı uzmanlardan, Parti Meclisi üyemiz Sayın Gaye Usluer çıktı dedi ki: “Ya kardeşim, bunları eczanelerden dağıtmanız lazım.” Linç ettiniz. Zaten bir linç kültürü yerleştirdiniz Türkiye’ye, ağzını açanı sizin trolleriniz ta Ukrayna üzerinden, Rusya üzerinden linç ediyor. Sonra yine, geç çalışan jetonunuz, geç düşen jeton süreciniz çalıştı, dediniz ki: “Eczanelerden dağıtalım.” Onu da doğru düzgün yapamıyorsunuz. “Vatandaşın telefonuna mesaj gelecek…” Ee, telefonu olmayan vatandaş var, adına hat olmayan vatandaş var, okuma yazması olmayan vatandaş var, 65 yaş grubu var, 20 yaş grubu var, sokağa çıkamayan vatandaş var. Onu da elinize yüzünüze bulaştırdınız, şu anda onu da uygulayamıyorsunuz. Böbürleneceğiniz hiçbir şey yok. Ne olursunuz, sizin dışınızdaki akılların önerilerini dinleyin.

Şimdi, geldiğimiz nokta itibarıyla, bu sorunları yaşamanızın temel nedenlerinden bir tanesi de sizin dışınızdaki erkleri yok saymanız. Yerel yönetimler size kucak açtı, bu hizmetleri vermek istedi, kendisi dağıtmak istedi; her şeyi engellediniz. Her şeyi biliyorsunuz ama milleti öldürüyorsunuz o arada, bu acemiliğiniz, bu siyasi hırsınız yüzünden herkesi öldürüyorsunuz.

Şimdi, eczanelere gönderiyorsunuz bunları. Nasıl gönderiyorsunuz? Kolilerin içerisinde. Kolinin içerisine dolduruyorsunuz, eczacı gidiyor, eliyle tek tek alıyor ve vatandaşa dağıtıyor. Arada virüs kol geziyor işte, kol geziyor. Şu anda ölen eczacılar var, şu anda hastalanan eczacılar var. 13 Nisan 2020 tarihi itibarıyla 4 eczacı hastanede tedavi görüyor, 12 eczacı evinde karantinada, 3 eczane çalışanı hastanede tedavi görüyor, 25 eczane çalışanı hastanede karantinada, 5 eczacı da yaşamını yitirmiş vaziyette, sizin bu apır sapır işleriniz yüzünden. Hâlbuki çok kolay, üçerli beşerli hâlde bunları hijyenik olarak poşetlere koydurabilirdiniz çıkışı itibarıyla, vatandaşın eczacının elinin değdiği kısmı izole etme şansı olurdu. Eczacının eli vatandaşın nefes alacağı noktaya değiyor bunu dağıtacak olduğu zaman. Vatandaş sizin burada öteleyeceğiniz virüsü doğrudan kapar hâle geliyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım efendim.

TURAN AYDOĞAN (Devamla) – Ortada şöyle bir şey var: Siyasi hırsınızla beraber bu milleti mahvediyorsunuz. Bırakın kardeşim ya, sizin dışınızdaki mekanizmalar da çalışsınlar; bu kadar ihtiraslı olmayın, bu kadar vatandaşın canı pahasına ihtiraslı olmayın, biraz kendinize gelin. Karaborsacıyı zengin ettiniz dedik, arkasından beceriksizliklerin tümünü yaptınız. Biraz akli insanları dinleyin, ne olur.

Bakın, buradan söylüyorum: Dağıtacak olduğunuzu iyi dağıtamıyorsunuz, bari sağlıklı dağıtın. Poşetlere girmesi lazım bunların kardeşim. “32 milyon maske dağıttık.” diyorsunuz. Türkiye’nin 82 milyon nüfusu var, hadi 5 milyonunu, 10 milyonunu düşelim, 60-70 milyon maskenin bir defa dağıtılması lazım. Biz bile burada iki üç saat kullandıktan sonra atıyoruz. 60-70 milyonu, günlerce kullanacak olsalar dağıtmak zorundasınız. “32 milyon maske dağıttık.” diye burada böbürleniyorsunuz, milletin sağlığıyla oynuyorsunuz, geleceğiyle oynuyorsunuz. Allah’la hesaplaşacaksınız bundan sonra. Biz ne dersek diyelim sizin bizi dinlemeyeceğinizi biliyorum ama Allah katında hesabınızı inşallah verirsiniz.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Hatay Milletvekili Sayın Hacı Bayram Türkoğlu.

Buyursunlar Sayın Türkoğlu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA HACI BAYRAM TÜRKOĞLU (Hatay) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İYİ PARTİ’nin vermiş olduğu grup önerisi üzerinde grubum adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlarım.

Öncelikle, bugün hayatını kaybeden Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Sayın Haydar Baş’a Allah’tan rahmet diliyorum, tüm ailesine ve yakınlarına başsağlığı diliyorum; mekânı cennet olsun. Bu vesileyle, hayatını kaybeden bütün vatandaşlarımıza da Cenab-ı Hak’tan rahmet diliyorum.

Şimdi, bugün cerrahi maskelerin yeterince dağıtılmadığı, dağıtımında aksaklık olduğu üzerine bir grup önerisi var. Ben bazı bilgileri sizlerle paylaşmak istiyorum. Şu anda, genel dağıtım, 20 ile 65 yaş arası, ağırlıklı USHAŞ üzerinden yapılıyor. Yine, tebliğ edildiği gibi, Türk Eczacıları Birliği vasıtasıyla 26 bin eczanemiz üzerinden de halkımıza depolar vasıtasıyla, depolar aracılığıyla gönderilen maskeler ücretsiz olarak dağıtılacak. Tabii, eczaneye gittiğinde bir vatandaşımız, öncelikle, daha önceden e-devlet üzerinden müracaat etmiş olacak, kendisine bir SMS geliyor; eczanede de kimliğini ibraz ederek temin etme imkânı var. İstanbul, İzmir ve Ankara’da, Türk Eczacıları Birliği üzerinden, eczanelerimiz üzerinden dağıtım başladı. Bugün yarın -ben yetkililerle de görüştüm- bütün dağıtım kanalları açık olmak üzere, eczanelerimiz vasıtasıyla, 26 bin eczanemiz üzerinden yine halkımıza bu ücretsiz maskeler dağıtılacak.

Tabii, “maske” deyince bunu küçümsememek lazım. Ben buradan milletimize de seslenmek istiyorum: Şimdi, her birimiz kendimizi potansiyel pozitif bir coronavirüslü olarak düşünüp ona göre çevremizin coronavirüsten etkilenmemesi için bir defa hem kendimizi koruyacağız hem de karşıyı -toplum olarak, bir hassasiyet içerisinde- korumamız gerektiği hususunu ifade etmek istiyorum. Hiç maske takmayanlarda etkilenme oranı yüzde 70 ama biri maskeli biri maskesizse bundan yüzde 5 oranında maskesiz olanın etkilenme -karşılıklı olarak aramızda 1 metrelik mesafe olsa da- şansı var ve her iki tarafta da maske varsa bu oran yüzde 1-1,5’a kadar düşüyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun efendim.

HACI BAYRAM TÜRKOĞLU (Devam) – Teşekkür ederim.

Toplumumuzun bu hassasiyetle hareket etmesinde yarar var. İnsanlarımızın azami derecede, buna titizlikle riayet ettiğine şahit oluyoruz ve bundan dolayı da toplumumuza müteşekkiriz.

Tabii, inşallah, millet olarak millî dayanışma günü içerisindeyiz. Hani bir söz vardır ya, göç gide gide düzelir diye. Şimdi, bir küresel salgınla karşı karşıyayız. İster istemez bizim ülkemiz de bundan ciddi manada etkilendi ve biz, önceden işte bilim kurullarımız vasıtasıyla, Sağlık Bakanımızın bire bir ve bütün heyetinin canhıraş, gece gündüz demeden çalışmasıyla, tabii, Cumhurbaşkanımızın yerinde talimatlarıyla ve topyekûn bir millî seferberlik hâlinde ortaya konulan gayretle inşallah bu coronavirüs davasını hep birlikte başaracağız, defedeceğiz, en az zayiatla inşallah Türk milleti olarak da bu illetten kurtulacağız; duamız bu.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

HACI BAYRAM TÜRKOĞLU (Devamla) – Tabii, en çok birlik beraberliğe ihtiyacımızın olduğu bir dönemi yaşıyoruz. Bu dönemde, birbirimize de yardımcı olarak, toplumsal olarak sosyal mesafelerimize dikkat ederek, Bilim Kurulumuzun, yetkili kuruluşlarımızın ortaya koyduğu kurallara dikkat ederek, inşallah, millet olarak bu illeti de hep birlikte atlatacağız diyor, hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Grup önerisini kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Halkların Demokratik Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

2.- HDP Grubunun, Diyarbakır Milletvekili Semra Güzel ve arkadaşları tarafından, corona virüsü testlerinin illere göre dağılımının ne olduğu, bu dağılımın hangi kıstaslara göre yapıldığı, sağlık politikaları kapsamında bölgeler arası bir ayrımcılığın olup olmadığının araştırılması amacıyla 11/4/2020 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 14 Nisan 2020 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

14/4/2020

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 14/4/2020 Salı günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                                                        Meral Danış Beştaş

                                                                                                                                                    Siirt

                                                                                                                                       Grup Başkan Vekili

Öneri:

11 Nisan 2020 tarihinde Diyarbakır Milletvekili Semra Güzel ve arkadaşları tarafından (6329 sıra numaralı) corona virüsü testlerinin illere göre dağılımının ne olduğu, bu dağılımın hangi kıstaslarla yapıldığı, sağlık politikaları kapsamında bölgeler arası bir ayrımcılığın olup olmadığının araştırılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 14/4/2020 Salı günkü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Ağrı Milletvekili Sayın Dirayet Dilan Taşdemir.

Buyurunuz Sayın Taşdemir. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA DİRAYET DİLAN TAŞDEMİR (Ağrı) – Teşekkür ederim Başkan.

Ben de öncelikle bir soykırım olan Enfal katliamında yaşamını yitirenleri saygıyla anıyorum.

Değerli arkadaşlar, coronavirüs salgını başladığında, başta Dünya Sağlık Örgütü olmak üzere, Türk Tabipleri Birliği, Sağlık Emekçileri Sendikası, uzmanlar aslında çokça şunu ifade ettiler: “Bu salgınla mücadele etmenin temel yöntemlerinden bir tanesi de yaygın test yapmaktır.” Ama, maalesef, bu konuda da ciddi bir dirençle karşılaştığımızı söylemek mümkün. İşin vahameti açığa çıkınca, talepler gelmeye başlayınca bu sefer testler yapılmaya başlandı ama gelin görün ki otuz iki günlük süreçte toplam 410.566 tane test yapılmış. Bunlar kişi sayısına göre yapılan testler değil çünkü biz biliyoruz, bazen 1 kişiye 1’den fazla da test yapılabiliyor. Hâlâ test uygulama mantığı aslında hastaları esas alarak yapılıyor yani olağan şüphelilere test yapılmıyor dolayısıyla şüphelilerin kim olduğu ve karantinaya alınması gerekip gerekmediği konusunda da bir muğlaklık hâlâ söz konusu. Ama benzer biçimde bütün dünya bu salgınla mücadele ediyor. Örneğin, Almanya’da günde 200 bine yakın test yapıldığını biz biliyoruz.

Yine, değerli arkadaşlar, coronavirüsle mücadelede birçok kesim, bizler defalarca aslında şeffaf bir süreç yürütmenin ne kadar önemli olduğunun vurgusunu yaptık ama bu konuda da hâlâ bir sır perdesi var. 83 milyon insan Sağlık Bakanının gece yarısı atacağı “tweet”e bakıyor ne olup bittiğini öğrenmek için.

Yine, bir Bilim Kurulu oluşturuldu, evet, biliyoruz; bu Bilim Kurulunun kararları kamuoyuyla paylaşılmıyor. Kararlar önce saraya gidiyor, saray kararlara bakıyor, eğer uygun görürse “Evet, uygulayalım.” diyor, eğer uygun görmüyorsa zaten uygulanmıyor. Neyin önerildiğini de biz bilmiyoruz. Cuma günü yaşanan krizin kendisi de aslında bunun bir göstergesiydi. Açıkçası siz bu krizi yönetemiyorsunuz, bu krizi derinleştiriyorsunuz.

Yine, değerli arkadaşlar, testler bölgelere ve illere hangi kriterlere göre gönderiliyor, neye göre dağıtılıyor, bunu da biz bilmiyoruz. Biz vekiller bile kendi yerellerimizde kaç vaka var, kaç kişiye test yapıldı, ölüm oranı ne, bu konuda bilgi sahibi değiliz. Sadece sağlık müdürlüklerinin günübirlik verdiği, belli kriterlere göre güncellediği bir bilgi kamuoyuyla paylaşılıyor.

Evet, coronavirüsle mücadelede kriz yaşıyorsunuz, yönetemiyorsunuz, Türkiye genelinde böyle bir sıkıntı var ama bu kriz Kürt illerinde çok çok daha derin ve vahim boyutlarda. Bu konuda bile ciddi bir ayrımcılık söz konusu.

Bakın, arkadaşlar, Diyarbakır’ın nüfusu 1 milyon 800 bine yakın. Burada açıklanan testleri söylüyorum; Diyarbakır’da 500 test yapılmış, Batman’da 500, Bitlis’te 500, Bingöl’de 200, Urfa’da 450, Van’da çevre iller de dâhil 1.100 test uygulanmış. Bunlar Sağlık Müdürlüğünün açıklamaları. Açıkçası, ne kadar gerçeği yansıttığı da ayrıca tartışma konusu. Yani salgının ilk haftalarında sözünü ettiğim illerde test bile yapılmadı, daha sonra testler gönderilmeye başlandı. Örneğin, Batman’da, Siirt’te yapılan testler Diyarbakır’a gönderiliyor ama gerçekten, buralarda da yolda, hangi koşullarda bu testler gidiyor, nasıl uygulanıyor, sonuçları ve geri dönüşü nasıl sağlanıyor, burası da ciddi bir muğlaklık. Hatta son zamanlara kadar yapılan testlerin sonuçlarını doktorlar bile göremiyordu, yeni yeni, kamuoyunun baskısıyla, gelen tartışmalar neticesinde bunu da görmeye başladılar. 3 büyük şehirde sokağa çıkma yasağı ilan ediliyor: Diyarbakır’da, Van’da, Mardin’de. Yine, bazı bölgelerde de giriş çıkışlar yasaklanıyor ama burada yaşayan insanlara test yapılmıyor. Bunun gerekçesi nedir? Neden böyle bir uygulama öngörülüyor, o da ayrı bir tartışma konusu.

Değerli arkadaşlar, yine, sağlık emekçileri gerçekten bu süreçte çok ciddi emek verdiler, ağır şartlarda mücadele yürüttüler, bir kez daha burada partimiz adına kendilerine de teşekkür etmek istiyorum. Ama gelin görün ki sağlık emekçileri bu kadar zor koşullarda çalışıyor, üstüne üstlük bir de siz onlar açısından süreci zorlaştırıyorsunuz. Şeffaf olması gereken iktidar iken, Hükûmet iken sağlık örgütü, sağlık emekçileri bu görevi üstlenmeye çalışıyor. İşte, Şanlıurfa Tabip Odası Başkanı, yine Mardin Tabip Odası Başkanı kamuoyuna bu sürece ilişkin yaptıkları paylaşımlardan, bilgi paylaşımından kaynaklı soruşturmaya maruz kaldılar. Yani sağlık emekçileri hakkında, öyle sadece alkışlamak, bu süreci böyle popülist bir siyasetle yürütmek çözüm değil, bu yaklaşımdan da vazgeçin. Sağlık emekçilerinin özellikle bu süreçte çok çok ciddi sıkıntıları var; barınma sorunları var, ulaşım problemleri var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın efendim.

DİRAYET DİLAN TAŞDEMİR (Devamla) – Bitiriyorum Başkan.

Yine, hâlâ bu bölgede sağlık çalışanları bu hızlı kitlere ulaşmış değil. Dolayısıyla alkış kolaycılığından vazgeçerek bir an önce sağlık emekçileriyle ilgili de adım atılması gerektiğini düşünüyoruz.

Yine, değerli arkadaşlar, Sağlık Bakanlığının açıkladığı test sayısının, testlerin uygulandığı illerin ve ölüm oranlarının, halk sağlığı açısından şüphe uyandırdığını düşünüyoruz. Bu konuda Meclisin bir araştırma komisyonu kurmasını istiyoruz, bunun için de bu araştırma önergemizin desteklenmesini talep ediyorum.

Teşekkürler. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Balıkesir Milletvekili Sayın Fikret Şahin.

Buyurunuz Sayın Şahin. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA FİKRET ŞAHİN (Balıkesir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Konuşmama başlamadan önce, bugün coronavirüs enfeksiyonu nedeniyle hayatını kaybeden Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Sayın Haydar Baş’a ve dün 27 yaşında yine coronavirüs enfeksiyonu nedeniyle hayatını kaybeden Ataşehir Belediye Meclis Üyemiz Sayın Uğurcan Demir’e Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı ve sabır diliyorum.

Efendim, malum, hafta sonu iki günlük, kırk sekiz saatlik pek bir anlamı olmayan bir sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Bu esnada vatandaşlarımız tabii ki bu plansız ilan edilen sokağa çıkma yasağı sebebiyle acil ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla marketlere akın akın gittiler. Çocukları için bez almaya, süt almaya, acil hastalarının ihtiyaçlarını karşılamak için dışarı çıkmak zorunda kaldılar.

Maalesef, yandaş gazetelerde, köşe başlarını tutmuş, yazar olduklarını zanneden kişiler, işte, vatandaşımızın bu hâline şöyle karşılık verdiler, sokağa çıkan vatandaşlarımıza köşelerinden “geri zekâlılar” “ayılar” “lümpen kişiler” diyerek vatandaşımıza hakaret etmeyi bir marifet bildiler.

Ben sizlere buradan, iktidar partisi yetkililerine sormak istiyorum: Bu tuzu kuru olan, “yazar” dediğimiz bu kişiler, bu kibir abideleri, vatandaşımıza hakaret etme gücünü kimden alıyor ve bunlar kimlerden besleniyor, bunu size sormak istiyorum.

Yine, bu yazarların bahsettiği şekildeki bir olayı da maalesef, kendi seçim bölgem Balıkesir’de yaşadık. Yine, sokağa çıkma yasağı sebebiyle Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkanı kendisine yöneltilen bir soruya şöyle cevap vermiştir: “Dışarıya çıkmayın dedik; ne gençler dinledi ne de işsiz güçsüz EYT’liler.” EYT’li vatandaşlarımızı yani bu ülke için devletin öngördüğü sürede hizmet etmiş, alın teri dökmüş ve görev süreleri boyunca da kanun değişmesi sebebiyle emeklilik hakları elinden alınmış, gasbedilmiş 5,5 milyonluk bu EYT’li vatandaşlarımıza “işsiz güçsüz” diyerek vatandaşlarımızı aşağılamıştır ne yazık ki. Tabii ki Balıkesir gibi güzide bir ilimiz, Kuvayımilliye’nin başkenti dediğimiz ilimizin bu şekilde gündeme gelmesinden ben de şahsen büyük bir üzüntü duyuyorum. Yine, büyük olasılıkla -zannediyorum- Başkanın dil sürçmesi sebebiyle söylediği bir sözü de burada dile getirmek istiyorum. Sayın Başkan: “Maske sıkıntımız yok. Bankaya girerken, iş yerine girerken veriyoruz, sokağa çıkacak kişilere niçin verelim?”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım efendim.

FİKRET ŞAHİN (Devamla) – Tekrar söylüyorum: Muhtemelen dil sürçmesi, öyle zannediyorum ama hatta “Vatandaş mezara girerken de maske veriyoruz.” diye bir tabir kullanmıştır. Tabii, zannediyorum “mezarlık” diyecekti ama tabii ki bu söyleyiş bilinçaltında yatan bir düşünceyi yansıtıyor. Ne demektir bu? Vatandaşı daha ölmeden mezara gömme fikridir bu yani mevcut AKP zihniyetinin fikridir. Vatandaş “Açım.” derken “Geber.” diyen zihniyetle işte “Maskemiz yok.” denildiği zaman “Efendim, mezara girerken maske veriyoruz.” demek aynı şekildedir. Halkımız bu yönetimi hak etmiyor. Evet, söylüyoruz: Siz krizi yönetemiyorsunuz, onun ötesinde artık ülkeyi yönetemez hâldesiniz. Vatandaş size en kısa sürede, inşallah, gereken cevabı verecektir.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Malatya Milletvekili Sayın Öznur Çalık.

Buyurunuz Sayın Çalık.

AK PARTİ GRUBU ADINA ÖZNUR ÇALIK (Malatya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; HDP Grubunun vermiş olduğu sağlık politikalarında bölgeler arası ayrımcılık olup olmadığına dair araştırma önergesi hakkında söz almış bulunuyorum. Öncelikle coronavirüs sebebiyle hayatını kaybeden vatandaşlarımıza bir kez daha Allah’tan rahmet diliyorum ve hastalarımıza acil şifalar diliyorum.

Öncelikle, 2002 Türkiyesi ve onun öncesindeki Türkiye ile bugünkü Türkiye’de sağlıkta katetmiş olduğumuz yol, bütün dünya devletlerinin takdir ettiği bir süreçtir. On sekiz yıllık sağlık politikalarında en önemli yapmış olduğumuz işlem, özellikle 83 milyon insanımıza eşit sağlık hizmetini sunmak oldu. Özellikle sosyal güvenlik sisteminde yapmış olduğumuz reformla biz, 2002 yılında sağlıktan yararlanan vatandaşlarımızın oranını yüzde 67’den bugün yüzde 100’e çıkarmış vaziyetteyiz. Yani genel sağlık sigortasıyla birlikte, vatandaşlarımızdan isteyen istediği hastanede tedavisini oluyor, eşit sağlık hizmetine kesinlikle kavuşuyor.

Ve biz bu eşit sağlık hizmetlerini yaparken bugün coronavirüs salgını dolayısıyla çok önemli bir başarıya daha imza atıyoruz. Coronavirüsün başladığı ilk günden itibaren, ki öncesinde almış olduğumuz tedbirler başta olmak üzere, dünyada parmakla gösterilen ülkeler arasındayız. Özellikle coronavirüs tespiti amacıyla yapılan test sayımızın bugün 410 bine ulaştığını biliyoruz ve test sayımız artarken bugünkü gelmiş olduğumuz noktada günlük test vaka oranımız düşüyor, vaka ölüm oranımız düşüyor, vaka yoğun bakım oranımız ciddi manada düşüyor ve tedavi olan hastalarımızın sayısı da 1.843’e yükselmiş vaziyette. Bunlar, 81 il için vermiş olduğumuz rakamlar. Fakat HDP’nin vermiş olduğu önergeye baktığımız zaman, öncelikle, konuşan milletvekili başta olmak üzere verdiği rakamlar doğru değil. Her zaman olduğu gibi yalan söyleyerek Meclisi, maalesef, kandırıyor, milletimizi kandırıyor. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar; HDP sıralarından gürültüler)

DİRAYET DİLAN TAŞDEMİR (Ağrı) – Siz yalan söylüyorsunuz!

ÖZNUR ÇALIK (Devamla) – Şimdi, öncelikle test niçin yapılıyor? (HDP sıralarından gürültüler)

Lütfen dinleyin…

Bakın, biz insanı yaşatmak için çalışıyoruz, siz onlara korku salıyorsunuz. (HDP sıralarından gürültüler)

NURAN İMİR (Şırnak) – Siz, göz göre göre haksızlık yapıyorsunuz.

ÖZNUR ÇALIK (Devamla) – Elinize megafon alıp “Hükûmet Kürtleri öldürüyor, o salgını bunun için yaptı.” diye kapı kapı dolaşıyorsunuz. Biz insanları yaşatmak için dolaşıyoruz, biz insanları yaşatmak için mücadele ediyoruz.(AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar; HDP sıralarından gürültüler)

Bakın, bizim felsefemiz “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.” Önce insan yaşayacak. (HDP sıralarından gürültüler)

DİRAYET DİLAN TAŞDEMİR (Ağrı) – Sen soruya cevap ver, soruya!

NURAN İMİR (Şırnak) – Sizin felsefeniz ölümdür, ölümdür, ölümdür!

ÖZNUR ÇALIK (Devamla) – Bölgesel fark gözetmeksizin insanı yaşatacağız. Önce insanı yaşatmayı öğreneceksiniz!

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayınız.

ÖZNUR ÇALIK (Devamla) – Vermiş olduğunuz rakamlarda, öncelikle şunu belirtmek isterim. (HDP sıralarından gürültüler)

NURAN İMİR (Şırnak) – Türkiye Cumhuriyeti’nin yüz karasısınız, yüz karası iktidarısınız!

ÖZNUR ÇALIK (Devamla) – Test sayılarımızda… Testlerin yapılması…(HDP sıralarından gürültüler) Vaka varsa, vakaya bulaşan insanlar varsa testleri yapmaya devam ediyoruz. Vermiş olduğunuz, illerdeki rakamlar: Diyarbakır için -yanlış hatırlamıyorsam- “500” dediniz. Diyarbakır’da tam 1.334 test yapılmış vaziyette.

TULAY HATIMOĞULLARI ORUÇ (Adana) – Maşallah, ne kadar çokmuş!

ÖZNUR ÇALIK (Devamla) – Bakın, çok olması önemli değil. Arkadaşlar, ben sağlıkçıyım, otuz yıllık sağlıkçıyım ve eczacıyım. Covid sürecinde de başta Cumhurbaşkanım olmak üzere, Sağlık Bakanım, İçişleri Bakanım inanılmaz bir mücadele verdi. Maskelerin temini konusunda, testlerin yapılması konusunda, tedavi konusunda inanılmaz bir mücadele veriyoruz. Daha dün gece Sayın Cumhurbaşkanımızın yayımlamış olduğu kararnamede; sosyal güvenlik kapsamında olsun ya da olmasın, ülkede yaşayan bütün vatandaşlarımıza testi, ilacı, tedaviyi ücretsiz olarak vereceğiz, tüm Türkiye’ye vereceğiz. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Türkiye dünyaya nasıl bir sosyal devlet olunur, onu öğretecek. (CHP ve HDP sıralarından gürültüler)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AYŞE ACAR BAŞARAN (Batman)- Yalan! Yalan! Yalan!

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) - Yapmadınız, insanlar öldü, öldü! İnsanlar öldü!

BAŞKAN – Tamamlayınız.

ÖZNUR ÇALIK (Devamla) – Sayın Başkanım son sözlerim.

Kıymetli milletvekilleri, son sözüm şudur: Bakın, bu Covid-19 süreci hiçbir ülkenin beklemediği bir süreç. Ama Dünya Sağlık Örgütünün bütün dünyaya söylediği bir söz vardır: “Bu süreci en iyi yürüten ülke Türkiye’dir, en şeffaf verileri veren ülke Türkiye’dir, en iyi tedavi sistemini oluşturan ülke Türkiye’dir”. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AYŞE ACAR BAŞARAN (Batman) – Yalan! Yalan!

ÖZNUR ÇALIK (Devamla) - Şehir hastanelerini kuran ülke Türkiye’dir. Adana’daki sahra hastaneleri gibi değil, aslanlar gibi doktorlarımızın hizmet verdiği hastaneleri kuran ülke Türkiye’dir.(AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Bütün Meclisi saygıyla selamlıyorum. Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Oluç.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

29.- İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un, Malatya Milletvekili Öznur Çalık’ın HDP grup önerisi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın vekiller yani şimdi, tartışmayı yaparken üsluba dikkat etmek gerekiyor. Bu kürsüde konuşan vekilin “Yalan söylüyorsunuz.” ifadesini tabii ki iade ediyoruz, olacak bir şey değil. Şimdi, ortada… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – 500 değil, 1.300 tane.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Efendim, anlatacağım bir dakika dinleyin. Neden söylediğimi de anlatacağım. Uygun değil çünkü bir yalan söyleme hadisesi varsa yani sizinle yarışamayız bu konuda, birinci sırada gelirsiniz. (HDP sıralarından alkışlar) Ülkedeki, toplumdaki herkese sürekli yalan söylüyorsunuz. Bir değil üç değil beş değil yüzlerce anlatılır ama şimdi konu başka.

Efendim, birincisi: Bu alınan veriler, şeffaflık tam olmadığı için eksik olabilir. Geçen gün ben de bazı veriler söyledim. Nereden alıyoruz? İl Sağlık Müdürlüğünden öğrenebiliyoruz. İl Sağlık Müdürlüğü verileri yeterince vermeyince eksik veri oluyor. Bizim vekilimiz demiş “500.” sizin vekiliniz dedi “1.300.” Nereden bahsediyoruz? 1,5 milyon insanın yaşadığı Diyarbakır’dan bahsediyoruz. Yani 1,5 milyon insanın yaşadığı Diyarbakır’da “1.300 test yapıldı.” diye siz bunu anlatıyorsunuz.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Ama 500 değil…

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Hakaret ya!

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Bizimki “500.” “Daha önceki veriymiş.” Arada… Efendim geçen gün de tartıştık, aynı şey. 1.300 anlamlı bir rakam mı? 1,5 milyon insanın yaşadığı bir şehirde “1.300 test yaptırdık.” diye övüne övüne ne konuşuyorsunuz. Oradakiler insan değil mi?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Demek ki şüpheli yok, şüpheli.

BAŞKAN – Tamamlayalım efendim.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – İkincisi: Şimdi, sizin söylediklerinize ve yaptıklarınıza Diyarbakır halkı başta olmak üzere güvenmiyor, neyinize güvenecek? Diyarbakır Büyükşehir Belediyesine daha bu salgının başladığı günlerde yapılanları unutuyor musunuz? Daha o gün, salgının başladığı günlerde 8 belediyemize kayyum atadınız. “Evde kal.” dediğinize inanmadığı için insanlar, biz mahalle mahalle dolaşıp insanlara “Aman, evde kalın.” diye anlattık. Çünkü sizin söylediklerinize inanmıyorlar, niye “Evde kalın.” dediğinizi bilmiyorlar; mutlaka bir musibet vardır diye düşünüyorlar. Neden? İktidara güvenmiyorlar. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

RECEP ÖZEL (Isparta) – Hadi oradan ya! Bu kadar da ayrımcı bir dil olmaz ya! Bu kadar ayrımcı dil olmaz, biliyor musun!

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Evet.

Bakın Sayın Özel, salgının başladığı günlerde 8 belediyeye kayyumu siz atadınız ya, siz atadınız!

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – O başka! O başka konu!

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Neyinize güvensin insanlar, güvenmiyorlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım efendim.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Şimdi, sonuncusu. Yani hakikaten, krizi en iyi yöneten sizmişsiniz. Ya bu kadar beceriksiz bir yönetim olmaz. Daha burada geçen gün tartıştık, sokağa çıkma yasağını nasıl ilan ettiniz? Mesele istifalara kadar vardı. Bu kadar beceriksiz bir kriz yönetimi başka hiçbir yerde yok. Ayrıca, şunu da hep söylüyoruz: Yanlış önlemleri siz önerdiniz, geç önlem sizden geldi, yetersiz önlem sizden geldi. Bunları hep eleştiriyoruz. Neyle övünüyorsunuz? “Efendim, Dünya Sağlık Örgütü demiş ki ‘En iyi Türkiye yönetiyor.’” Siz onu bizim külahımıza anlatın, nasıl yönettiğinizi biz görüyoruz burada. Dolayısıyla bu tartışmaları böyle yapmanın anlamı yok, bir kez daha söylemiş olayım.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Akbaşoğlu, buyurun.

30.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biraz evvel HDP grup önerisine cevap veren değerli milletvekilimiz, HDP milletvekili tarafından öne sürülen rakamlarla ilgili, bunun gerçeği yansıtmadığını, doğrusunun da ne olduğunu açıkça ortaya koymuştur. Bu, net bir durumdur, herkesin öğrenebileceği, Diyarbakır İl Sağlık Müdürlüğünden öğrenilebilecek açık bir bilgidir. Bunu böyle bir tartışma konusu yapmak hakikaten bir acziyet. Sonuç itibarıyla, açıkça Diyarbakır’da 1.334, Bingöl’de 340, Şanlıurfa’da 1.033 gibi, test sayıları nettir, rakamı ifade etmektedir. Dolayısıyla bu konuda vaka yoksa…

NURAN İMİR (Şırnak) – Vaka yok değil. Bir sürü ilçede beldeler karantinaya alındı.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Değerli arkadaşlar, bakınız, eğer bir şikâyet yoksa, bir vaka yoksa, herhangi bir talep yoksa zaten bu konuda herhangi bir şey yapılmaz ama her türlü şikâyet mutlaka yetkililerce değerlendirilmek suretiyle bu konuyla ilgili ne gerekiyorsa, güneydoğuda da doğuda da batıda da Karadeniz’de de, Akdeniz’de de 81 vilayette de 83 milyon insanımızın tamamına yönelik olarak herkes sosyal güvence altında, gereği yapılmaktadır ve Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Cumhurbaşkanlığı kararnamesine göre, sonuçta bütün bir milletimiz -sosyal güvencesi olsun veya olmasın- herkesin kitle ilgili, ilaçla ilgili, Covid-19’la ilgili tedavileri ücretsizdir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayınız efendim.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Sonuç itibarıyla Amerika Birleşik Devletleri’nde sosyal güvencesi olanlar 9 bin dolara, sosyal güvencesi olmayanlar 34 bin dolara Covid-19 tedavisi görürken, Türkiye’nin işte farkı bu. Türkiye’de bütün bir millete ücretsiz bir tedavi söz konusu. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Bu farkı, elhamdülillah, ortaya koymak her babayiğidin harcı değildir, bu da AK PARTİ’nin bir büyük başarısıdır.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Oluç…

31.- İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un, Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bakın, bu Diyarbakır’daki test meselesi… Diğer illere de geleceğim. Birincisi: Şunu yapalım isterseniz, teker teker, sizin söylediğiniz illeri -Diyarbakır, Bingöl, Urfa- sayalım, listeyi çıkaralım.

ÖZNUR ÇALIK (Malatya) – Sizin araştırma önergenizde o iller var.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Bir dakika izin verin, anlatacağım, oranlama yapalım… Efendim, oranlama yapalım yani Diyarbakır, Bingöl, Urfa, Şırnak vesaire yerlerde -oranlama- nüfusa göre kaç test yapılmış?

ÖZNUR ÇALIK (Malatya) – Sayın Başkan, vaka yoksa teste ihtiyaç yok.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – İkincisi: Batıda kaç test yapılmış? Şimdi bir bunu oranlayalım, bakalım.

Diyarbakır Tabip Odası geçen gün açıkladı: “Diyarbakır’daki test sayısı yeterli değil.” dedi. Neden? Çünkü “Pozitif çıkanların sayısı 200” dedi. Yani “1.334 test yapılmış.” diyorsunuz, peki, 200’ü pozitif çıkmış. Biz de size ne diyoruz zaten? “Test yapılma sayısı yetersizdir.” diyoruz. Bunu anlatıyoruz. Dolayısıyla “Daha fazla test yapılmalıdır.” diyoruz. 1 milyon 756 bin kişi yaşıyor resmî rakamlara göre Diyarbakır’da. Orada, 1 milyon 756 bin insanın yaşadığı bir şehirde 1.334 test nedir Allah aşkına? Yani oranlayalım illere, burada bir eşitsizlik var, burada bir özensizlik var. Bunu anlatıyoruz, bunu duymak istemiyorsunuz. Gelin, bütün illeri teker teker, İl Sağlık Müdürlüklerinden alınmış rakamlarla nüfusa oranlayalım, bakalım.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Ya, vakayla oranlanır o, nüfusla oranlanır mı ya?

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Bu eşitsizliğin ne kadar büyük olduğunu göreceksiniz. Olur mu öyle şey? Ankara’da pozitif çıkanlar var da Diyarbakır’dakilerin bağışıklığı çok yüksek, onun için pozitif çıkmıyor mu diyeceksiniz yani? Böyle bir şey olabilir mi? Özensizlik çok açık ortada.

ÖZNUR ÇALIK (Malatya) – Bilgi sahibi olmadan fikir üretiyorsunuz

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Algoritmaya göre yapılıyor, algoritmaya.

AYŞE ACAR BAŞARAN (Batman) – Osman Bey, İçişleri Bakanı geri döndü; seni bakan yapmayacaklar, bağırma. Seni bir daha bakan yapmayacaklar, kesin bilgi.

BAŞKAN – Sayın Akbaşoğlu.

32.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin tekraren açıklaması

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi tekrar hürmetle selamlıyorum.

Sayın mevkidaşımızın ortaya koyduğu oranlamalara bakalım: Bakın, Antalya’da oran nüfusa oranla yüzde 1,53; Kütahya’da 1,38; Kırşehir’de 1,32; Afyonkarahisar’da 1,31; Gümüşhane’de 1,26. Dolayısıyla nerede vaka varsa orada Türkiye’nin yardım eli var ve destek eli var. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ÖZNUR ÇALIK (Malatya) - Diyarbakır’ı da söyle.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Diyarbakır’ın 0,76; Hatay’ın 0,76; Siirt’in 0,32.

DİRAYET DİLAN TAŞDEMİR (Ağrı) – Nasıl 0,32 ya?

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Dolayısıyla değerli arkadaşlar, bu konu da vakaya göre oranı, nüfusa oranladığımızda, bütün oranlar burada. Dolayısıyla burada herhangi bir ayrımcılık asla söz konusu olamaz. Bunu ortaya koyanların maalesef, gönüllerinde, fikirlerinde ve söylemlerinde ayrımcılık olabilir. Türkiye Cumhuriyeti devleti 81 vilayetiyle 83 milyonuyla birdir, beraberdir, kardeştir, devlet-millet kaynaşmasıyla beraber de inşallah, her şeye rağmen, herkese rağmen coronavirüsün üstesinden de gelmeyi başaracaktır. [AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar; CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar (!)]

BAŞKAN – Sayın Oluç…

33.- İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un, Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin tekraren açıklaması

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Siz, verdiğiniz rakamlarla gerçekten, tam bu söylediğimize işaret ettiniz, çok güzel oldu. Antalya’da oran olarak “Yüzde 1,5” mu dediniz, doğru mu duydum? “1,5” dediniz, değil mi? Antalya’da 1,5; çok güzel. Daha fazla da olmalıdır test sayısı, biz Antalya’da…

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Test sayısına göre.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Bir dakika efendim, anlatacağım.

Şimdi, bakın, Diyarbakır’da test sayısını nüfusa oranladığınız zaman nedir? On binde 7, on binde 7 ya! “Orada eşitlik var." diyorsunuz. Yüzde 1,5 Antalya’da, Diyarbakır’da on binde 7. Ne eşitliği var? Biz de bunu anlatıyoruz, tam bunu söylüyordum işte, siz çok güzel örnek verdiniz. Matematik gösteriyor işte gerçeği. Burada tartıştığımız mesele… Yani sanki Türkiye'nin her yeri çok eşitmiş gibi konuşuyorsunuz. Böyle bir durum mu var? İşsizlik: En fazla işsiz nerededir? Yoksulluk: En fazla yoksulluk nerededir? Bölgesel eşitsizlik nerededir? Bunların hepsi ortada. Coronavirüste de test sayısında eşitsiz davranıyorsunuz, bunu anlatıyoruz. Bunu dinleyip deseniz ki: “Evet, burada bir doğruluk payı var, testlerin sayısının artması lazım.” Hizmet bu işte. “Yaptık." diyorsunuz yapmamışsınız; on binde 7, ortada.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Akbaşoğlu.

34.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine, ülkede yapılması gerekenlerin hassasiyetle yapıldığına ilişkin tekraren açıklaması

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bütün tablo illere göre elimde. Bakın, İstanbul’da 180 bine yakın test yapılmış; nüfusu 15 milyon, oranı 11,57. Niye? Çünkü vaka sayısı fazla, vaka sayısı fazla. Vaka sayısı fazlalığı nedeniyle testlerin yapılmasıyla ilgili, bu noktada şikâyetlerin olması nedeniyle şikâyetlerle ilgili bir yaklaşım söz konusu, ona göre de daha fazla test yapılması durumu söz konusu. Oranlamalar da buna göre ortaya çıkıyor. Dolayısıyla ne kadar fazla vaka varsa o kadar fazla test var. Bunun nüfusla ilgili doğrudan bir ilişkisi yok. Dolayısıyla değişkenlikler arz eden oranlamalar söz konusu. Nerede ne yapılması gerekiyorsa Türkiye’nin her tarafında o hassasiyetle yapılmaktadır ve mutlaka yapılmaya devam edilecektir. Bunu anlatmaya çalışıyorum, teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

NURAN İMİR (Şırnak) – Aynı metinde 3 tane konuşma olmaz!

BAŞKAN – Bir saniye efendim…

Sayın Oluç, bir cümleyle, lütfen.

35.- İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un, corona testi yapıldıkça vaka sayısının arttığının görüldüğüne ilişkin açıklaması

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Bir cümle efendim, bitiriyorum.

Sayın Akbaşoğlu, vaka sayısının çok olduğunu anlamanın yolu testlerin artmasıdır yani Türkiye’nin tamamında 500 testle başlandı şimdi 30 binin üzerine çıktı. Dolayısıyla vaka sayısının da arttığını görüyoruz. Test yapıldıkça vakanın olup olmadığı ortaya çıkıyor, test yapılmayınca anlamazsınız ki bunu.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) - Ya, test yapılması için algoritma lazım.

DİRAYET DİLAN TAŞDEMİR (Ağrı) – Sayın Başkan, sataşmadan söz istiyorum.

BAŞKAN – Yerinizden söz vereyim.

DİRAYET DİLAN TAŞDEMİR (Ağrı) – Kürsüden konuşayım Sayın Başkan.

BAŞKAN – Peki, Sayın Taşdemir.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Olmaz, efendim!

RECEP ÖZEL (Isparta) – Ne dedi sana ya? Ne dedi de sana çıktın?

DİRAYET DİLAN TAŞDEMİR (Ağrı) – Bağırmayın, çok bağırınca bir şeyler olmuyor yani haklı olmuyorsunuz.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Taşdemir.

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Ağrı Milletvekili Dirayet Dilan Taşdemir’in, Malatya Milletvekili Öznur Çalık’ın HDP grup önerisi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

DİRAYET DİLAN TAŞDEMİR (Ağrı) – Teşekkür ederim Başkan.

Arkadaşlar, ben İl Sağlık Müdürlüğünün verdiği rakamları paylaştım. Yani şimdi, bütün devlet kurumları sizin il, ilçe teşkilatlarınız gibi çalıştığı için günübirlik siz o verilere ulaşabiliyorsunuz, zaten ben de burada onu eleştirdim. Yani bakın, vekil olarak kendi illerimizde biz vaka sayısını, test sayısını, ne kadar olduğunu bilmiyoruz, ölüm oranlarını bilmiyoruz. Bu konuda zaten bir şeffaflık olmadığını sizinle paylaştım. Şimdi siz, hesap vermesi gereken yerdesiniz, hesap vermeniz gerekirken, bağırarak, çağırarak, sanki mitingdeymişsiniz gibi hamaset yaparak bu işin üstünü örtüyorsunuz. Bakın, tekrardan soruyorum ben size: Bu testleri illere gönderirken hangi kriteri uyguladınız? Bu basit bir soru ve bunun cevabını da verebilirsiniz.

Neden testler bu kadar geç gitti bu sözünü ettiğim illere, Kürt illerine? Bunun cevabını verebilirsiniz. Yine hâlâ, hızlı testler uygulanmıyor, neden uygulanmıyor? (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Şimdi bunun cevabını vermek yerine böyle saldırarak, bağırarak, çağırarak, hakaret ederek bu işin içinden çıkamazsınız. Son bir şey söyleyeyim: Algı, yalan, manipülasyon sizin işinizdir.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Hadi oradan ya!

DİRAYET DİLAN TAŞDEMİR (Devamla) - Vallahi biz sizinle baş edemeyiz bu konuda. Bu konuda birinci sizsiniz, sizin üzerinize daha, böyle bir iktidar da gelmemiş, onu da ifade edeyim. (HDP sıralarından alkışlar)

RECEP ÖZEL (Isparta) – “Yalancı.” dedi.

DİRAYET DİLAN TAŞDEMİR (Ağrı) – “Yalancı.” demedim, “işiniz” dedim.

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar…

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Eronat, Grup Başkan Vekiliniz söz istiyor.

NURAN İMİR (Şırnak) – Sana ne oluyor ya? Grup Başkan Vekiliniz orada.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Yerinden söz istedi.

BAŞKAN – Sayın Akbaşoğlu…

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Biraz evvel Sayın HDP milletvekilinin ortaya koyduğu konuşmada milletvekilimizin açıklamalarıyla ilgili “Yalan söylüyor.” sıfatı nedeniyle bir sataşma vardır. O sataşmaya cevap verecek yerinden, açıklamayla ilgili…

NURAN İMİR (Şırnak) – Öyle bir şey demedi.

DİRAYET DİLAN TAŞDEMİR (Ağrı) – “Sizin işiniz.” dedim, “Yalan söylüyorsunuz.” demedim.

BAŞKAN – Bir saniye, bir saniye…

Sayın Eronat, ilave edecek bir şeyiniz var mı?

NURAN İMİR (Şırnak) – Niye ona söz veriyorsunuz?

BAŞKAN – Bir saniye, bir saniye efendim…

Buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

36.- Diyarbakır Milletvekili Oya Eronat’ın, Ağrı Milletvekili Dirayet Dilan Taşdemir’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum öncelikle söz verdiğiniz için.

Şimdi, şunu bir düzeltelim: Kürt illeri… Ben bir Kürt olarak İstanbul’da en fazla Kürt’ün yaşadığını söylemek istiyorum, benim Diyarbakır’ımı bu Türkiye’den kimse ayıramaz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Muş) – Nereden senin oluyor ya? Tapusunu mu aldın kendine?

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Şimdi gelelim diğer konuya: Bugün Diyarbakır’da Eğitim ve Araştırma Hastanesinde ve Dicle Üniversitesinde günde toplam 500 test yapabilme kapasitemiz vardır. Şimdi, bugüne kadar 1.334 test yapılmıştır. Şimdi, bu testler nasıl yapılıyor? Öksürük, solunum yetersizliği, solunum sıkıntısı, yüksek ateş şikâyeti olan herkese test yapılıyor, bir de sürüntü yoluyla. Şimdi, insanlar sağlıklıysa, gidip sağlık kurumlarına başvurmuyorsa, bu, Diyarbakır’ın kabahati midir? Diyarbakır’da ölü sayısının az olması, coronavirüslü hasta sayısının az olması Diyarbakır için güzel bir olay değil midir?

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Muş) – Saklıyorsunuz, saklıyorsunuz!

NURAN İMİR (Şırnak) – Çarpıtmayın!

OYA ERONAT (Diyarbakır) - Neden Diyarbakır’a haksızlık yapıyorsunuz? (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Eronat.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Anlaşılmıştır konu…

RECEP ÖZEL (Isparta) – Kürsüden “Yalancı.” dedi efendim.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkan, şöyle…

BAŞKAN – Oylamaya geçeceğiz Sayın Akbaşoğlu.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Şu açıklamayı yapıyorum: Sayın Başkan, değerli milletvekilleri…

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – O zaman, önce grubu bir sükûnete davet edelim efendim.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Bütün arkadaşlarımızın şuraya dikkatlerini teksif etmesini istirham ediyorum, bakın -tutanaklara da geçsin- olayın özü ve aslı şudur: Herhangi bir kimsenin herhangi bir rahatsızlığı nedeniyle, bir talebi nedeniyle 81 vilayette, en ufak bir yerde test yapılmamış bir vaka var mıdır?

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Muş) – Var.

NURAN İMİR (Şırnak) – Var.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Muş) – Ankara’da vaka çıktı diye sağlıkçılara test yapmıyorsunuz artık fazla çıkmasın diye.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Asla ve kata yoktur; bu, ancak ve ancak meseleyi hakikatinden, gerçekliğinden saptırmaya yönelik olarak bir yaklaşım olabilir. Bunun dışındaki hiçbir iddianın geçerliliği, doğruluğu söz konusu olamaz.

Teşekkür ediyorum.

VI.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- HDP Grubunun, Diyarbakır Milletvekili Semra Güzel ve arkadaşları tarafından, corona virüsü testlerinin illere göre dağılımının ne olduğu, bu dağılımın hangi kıstaslara göre yapıldığı, sağlık politikaları kapsamında bölgeler arası bir ayrımcılığın olup olmadığının araştırılması amacıyla 11/4/2020 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 14 Nisan 2020 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Şimdi, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

3.- CHP Grubunun, Ankara Milletvekili Tekin Bingöl ve arkadaşları tarafından, devlet kaynaklarının haksız kullanımının önüne geçilmesi, iktidara yakınlığıyla bilinen dernek ve vakıflara aktarılan paraların akıbetinin tespiti amacıyla 14/4/2020 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 14 Nisan 2020 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

14/4/2020

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu, 14/4/2020 Salı günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                                                             Engin Özkoç

                                                                                                                                                 Sakarya

                                                                                                                                       Grup Başkan Vekili

Öneri:

Ankara Milletvekili Tekin Bingöl ve arkadaşları tarafından, devlet kaynaklarının haksız kullanımının önüne geçilmesi, iktidara yakınlığıyla bilinen dernek ve vakıflara aktarılan paraların akıbetinin tespiti amacıyla 14/4/2020 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin (1735 sıra no.lu) diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 14/4/2020 Salı günkü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Ankara Milletvekili Sayın Tekin Bingöl.

Buyurunuz Sayın Bingöl.

CHP GRUBU ADINA TEKİN BİNGÖL (Ankara) – 23 Haziran 2019’da yapılan -tekrarlanan- İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimini 2’nci kez Sayın Ekrem İmamoğlu kazanmıştı. Makama oturduktan sonra yaptığı ilk işlerden bir tanesi, insan odaklı ve sosyal demokrat belediyecilik anlayışı gereği önüne gelen hesapların ve dosyaların incelenmesiydi. Ortaya bir tablo çıktı, olağanüstü yüklü bir para, dernek ve vakıflara aktarılmış; adı sanı bilinmeyen ya da son yıllarda kurulan vakıflarla birlikte 17 vakfa çok büyük cesamette bir para aktarımı söz konusu. Şimdi, bu vakıflardan iki tanesi son günlerde bir başka tartışma konusunun içinde yer alıyor. Bunlardan bir tanesi az önce bahsettiğim, İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve diğer belediyelerle kamudan ciddi anlamda nakit para akışı ve arsa tahsisinin yapıldığı TÜRGEV, diğeri ise adını duyduğumuzda çocukların iniltilerinin kulaklarımızda çınladığı Ensar Vakfı. Şimdi, katkılarla hizmet etmeye odaklanmış bu iki vakıf, akıllara zarar bir şekilde yurt dışında vakıf açıyorlar. 2 vakıf, “TÜRKEN” adıyla 2014 yılında Amerika’da bir vakıf kuruyor. 2014 yılı ile 2018 yılı arasında bu vakfa 56,5 milyon dolarlık bir nakit akışı söz konusu yani dört yıllık bir vakfa, 384 milyon liranın üstünde bir para.

SALİH CORA (Trabzon) – Sayın Bingöl, sanatçılara ne kadar…

TEKİN BİNGÖL (Devamla) – Bu, büyük bir para. Bu paranın nasıl aktarıldığını, kimler tarafından aktarıldığını araştırmak lazım. Değerli arkadaşlar, bizim Amerika’daki temsilcimizin yaptığı çalışma sonucunda ortaya çıktı: Sadece 2018 yılında 22,5 milyon dolarlık bir para girişi var bu TÜRKEN’e; bu da 153 milyon Türk lirası yapar; bunun belgesi burada. 22,5 milyon dolar para transferi var Türkiye’den Amerika’daki TÜRKEN Vakfına.

Peki, bu vakıf ne yapar, ne işler yapar? Bir, her yıl gala yemeği verir, bu gala yemeğinin ücreti 100 bin doların üstündedir ve ne ilginçtir ki bu yemekler, bilet karşılığıdır, bilet satılarak yapılan yemeklerdir ama gelin görün ki 30-40 bin dolar zarar eder. İkincisi, New York’ta süper lüks bir gökdelen inşa eder; bunun arsasının fiyatı 15 milyon dolar, sadece arsa. Başka ne yapar? Michigan’da efsanevi boksör Muhammed Ali’nin çiftliğini satın alır 2,5 milyon dolara. Ya, diyeceksiniz ki: “Türk kökenli bir vakfın Amerika’da çiftlik almaya ne ihtiyacı var?” Akla şu geliyor: Pensilvanya’da bir çiftlik vardı, birileri oraya aylar öncesinden aracı koyarak, randevu alarak gidiyordu; şimdi, acaba onun yerine bir başka çiftlik Michigan’da mı ihdas ediliyor? İlginç... Yaptığı çalışmalar bunlar.

Bu para, müthiş bir para ancak başka bir şey ortaya çıktı. Bir bakıldı ki Kızılaya BAŞKENTGAZ bir miktar para hibe etmiş, güzel. Ama bu para Ensar Vakfı üzerinden bir yerlere aktarılmış. Nereye? İşte Amerika’daki TÜRKEN Vakfına ve Ensar Vakfı en son şunu itiraf etmek zorunda kaldı: “Evet, ben 4 kez ikişer milyon dolar, 8 milyon dolar bu vakfa gönderdim.” İyi, güzel ama bu 8 milyon dolar, Amerika vergi dairesinin kayıtlarında yok. Bu nasıl bir para aktarışı? İlginç… O zaman değerli arkadaşlar, bu 22,5 milyon dolar ya bir vakfın ya da bir şahsın tek elden aktardığı para; önemli, bunu araştırmak lazım.

Başka? Kızılaya bakıyoruz, 30 bin-40 bin lira Genel Müdürlerinin, danışmanlarının ücret aldığı bir hayır kurumu, Hilali Ahmer. Son üç yılda 6,7 milyarlık bir hayır yapılmış Kızılaya; ne kadar güzel, ne kadar güzel. Ama gelin görün ki 32 kat artış var. Demek ki Kızılay üzerinden bu vakıf ve derneklere bir şeyler aktarılıyor.

Şimdi biz ne yapacağız?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun efendim.

TEKİN BİNGÖL (Devamla) – Biz, Parlamento olarak sadece kanun yapmıyoruz. İşte bunları araştırmamız lazım, işte bunları açığa çıkarmamız lazım. Hani diyoruz ya “tüyü bitmemiş yetimin hakkı”, hani diyoruz ya, “işçinin, memurun, köylünün, esnafın, namuslu sanayicinin yatırdığı vergiler” var ya, işte bu vergilerin hesabını sormak da bizim boynumuzun borcu Parlamento olarak. Bu hesabı soracağız. Bu paralar nereye gidiyor, bu vergiler nereye harcanıyor? İşte değerli arkadaşlar, buralara harcanıyor. Bunları tespit etmek üzere araştırmak zorundayız.

Üzerimizde büyük bir vebal var, hepimizin; HDP milletvekillerinin, MHP milletvekillerinin, İYİ PARTİ milletvekillerinin, AK PARTİ milletvekillerinin. Hepimiz bu vebalin altında kalmamak için, bütün bu tüyü bitmemiş yetimin hakkını teslim etmek adına araştırmak zorundayız. O nedenle verdiğimiz bu araştırma önergesi son derece önemli.

Bu vebale, bu usulsüzlüğe biz ortak olmayacağız; bundan önce de olmadık, bunda da ortak olmayacağız çünkü bu vakıflara verilen paraların kaynaklarının tespit edilmesi lazım.

Bakın, az önce 22,5 milyon dolardan bahsettim, sadece 2018 yılında TÜRKEN’e aktarılan para.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

TEKİN BİNGÖL (Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Bitirelim efendim.

TEKİN BİNGÖL (Devamla) – Bunun sadece 70 bin doları bağış, geri kalan o büyük cesametteki para ne? Kamu kaynakları. Kamu kaynakları, Türkiye’den aktarılan paralar. Bunun aksini ispat etmek mümkün değil, aksini savunmak da mümkün değil. Eğer bunun aksi savunulacaksa işte araştırma komisyonu kurulur, Parlamentodaki milletvekilleri bir araya gelir, bunun hesabını sorarlar. Ne faydası var? Eğer bunlar yanlışsa, bunlar kafalardaki soru işaretiyse ortadan kalkar, bu kurumların hepsi aklanır. Bu arkadaşlara da iyilik yapmış oluruz. Ancak, eğer bunlar gerçekse, eğer bu anlattıklarımız ve daha perde arkasında bilmediklerimiz duruyorsa o zaman hesap sormak bu Parlamentonun boynunun borcudur. (CHP sıralarından alkışlar)

Biz bu borcu ödemek adına buradayız ve herkesi bu araştırma önergesine destek vermeye davet ediyor, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Adana Milletvekili Sayın Tulay Hatımoğulları Oruç.

Buyurunuz Sayın Hatımoğulları Oruç. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA TULAY HATIMOĞULLARI ORUÇ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Meclis yedi gün boyunca Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’u konuştu. Yüz binlerce insan cezaevlerinde bu coronavirüs günlerinden çıkacak sonuçları bekliyordu ancak bu Meclis Cumhur İttifakı’yla şuna imza attı: Zulme devam, insan hayatına saygı göstermemeye devam. Ben buradan, düşüncelerinden dolayı cezaevinde bulunan bütün insanlara, Eş Genel Başkanlarımıza, milletvekillerimize, belediye eş başkanlarımıza ve bütün siyasi tutuklulara selam ve sevgilerimi iletmek istiyorum.

Değerli arkadaşlar, Türkiye tarihinde halkın malını en çok satan iktidar AKP iktidarıdır, en fazla özelleştirmeyi yapan AKP iktidarıdır. Hepsine tabii ki sürem yetemeyecek diye -saatlerce, belki günlerce devam eder bu listeyi sıralamak- birkaç kurumu sıralamak istiyorum: TEKEL, SEKA, bankaların bir kısmı, limanlar, gübre sanayi işletmeleri, şeker fabrikaları, elektrik dağıtım şirketleri ve santraller. Şu anda Türkiye’ye ait olan, kamuya ait olan ne kadar mal mülk varsa bu iktidar zamanında satıldı, o nedenle şu an elektrik faturaları pahalı. Bu kürsüden çıkıp tarım politikalarıyla ilgili propaganda yapan AKP milletvekilleri oluyor ya, işte bu nedenle de çiftçi zayıfladı, bu nedenle tarımcılık zayıfladı, bunu bütün Türkiye kamuoyu bilmelidir.

“Varlık Fonu” dediler, bir cepten çıkarıp diğerine, denetlenme ihtimali yüksek olan, hesap verme zorunluluğu olan cepten çıkartıldı, Varlık Fonu cebine kondu. Nedir bunlar? Ziraat Bankası, BOTAŞ, PTT, TÜRKSAT, TÜRK TELEKOM gibi, ETİ MADEN, ÇAYKUR, hepsi Varlık Fonuna devredildi. Burada neydi amaç? İstihdamı artırmak, işsizliği azaltmak ve kamu borcunu azaltmaktı. Oysaki bu Varlık Fonu’ndan sonra baktığımızda işsizlik arttı, istihdam katlanarak azaldı, kamu borcuysa katlanarak arttı. Bakın, bunlarda, hâlâ hâlâ bu pandemi günlerinde bile bütün Türkiye kamuoyunun gerek ekonomik gerekçelerle gerek ekolojik gerekçelerle itiraz ettiği Kanal İstanbul Projesi kapsamında bu iktidar eldiven, maske takarak coronavirüs günlerinden bihabermiş gibi ihale açıyor. Evet, yandaş fonları aldı başını gitti. TÜRGEV, çocuk taciziyle ün yapmış olan Ensar Vakfı ve birçok yolsuzluğa adım atmış, birçok yolsuzluğu gerçekleştirmiş vakıflar. Bunlar niçin bu vakıfları kuruyorlar? Çünkü bu vakıflarla gayriresmî siyasetlerini yürütmek istiyorlar; bu vakıfları, aynı biçimde, aile şirketlerini büyütmek, yandaş şirketlerini büyütmek, gemiciklerini artırmak için gerçekleştiriyorlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyursunlar.

TULAY HATIMOĞULLARI ORUÇ (Devamla) – Bakın, burada halkın iradesiyle seçilmiş belediyeye kayyum atayacaksın, dayanışma kampanyası yapan belediyelerin hesaplarını bloke edeceksin, belediyelerin aşevlerini kapatacaksın ama -TÜRGEV ve Ensar Vakfına- bu ülkenin, 82 milyon vatandaşın hakkı olan parayı pulu, aşı işi ne varsa hepsini kendi yandaşlarınıza ve vakıflarınıza devredeceksiniz. Buradan bir kez daha şu çağrıyı yapmak istiyoruz: Bu coronavirüs günlerinde ihale; yandaşlara, müteahhitlere ödemeler, bu vakıflara gereksiz ödemeler derhâl durdurulmalı ve bu ülkenin olanakları coronavirüsle mücadeleye seferber edilmelidir.

Teşekkür ederim. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Kilis Milletvekili Mustafa Hilmi Dülger.

Buyurunuz Sayın Dülger. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA MUSTAFA HİLMİ DÜLGER (Kilis) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; CHP Grubunun vermiş olduğu önerge üzerine AK PARTİ Grubum adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi ve bütün milletvekillerimizi saygıyla selamlıyorum.

Sözlerime başlamadan önce, içinden geçmekte olduğumuz tarihî bir anda, Covid-19 salgınının bütün dünyayı sardığı bir anda bu virüs nedeniyle hayatını kaybeden bütün vatandaşlarımıza, sağlık çalışanlarımıza Allah’tan rahmet diliyorum. Gecesini gündüzüne katan tüm sağlık elemanlarına, Emniyet teşkilatına, tüm belediye çalışanlarına huzurlarınızda şahsım, milletim ve memleketim adına teşekkürlerimi sunuyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 21’inci yüzyıl, sivil toplum kuruluşlarının biraz daha öne çıktığı bir yüzyıl olmaktadır. Dolayısıyla, kâr amacı gütmeyen ve devletle bağı olmayan STK’lerin de öne çıktığı bir yüzyıl olmaktadır. Dolayısıyla, bu STK’lerin de görevleri günden güne artmaktadır. İlki, 1945 yılında Birleşmiş Milletler sözleşmesinde dile getirilen STK’ler, aslında, Türk İslam kültüründe çok daha önceden var olan müesseselerdir. Bugün araştırmalarımı yaparken gördüm ki 1321 yılında -bugüne, günümüze de çok denk düşen bir şey- Sivas’ta salgın hastalıklarla mücadele eden bir vakıf kurulmuş. Temelinde, kökeninde böyle bir kültür olan bu milletin evlatlarının elbette ki ecdadından aldığı düstura göre hareket edeceği de esastır.

Elbette, hukuk devletinde hukuka aykırı davrananlar, yine hukuk devleti ilkelerinin bir gereği olarak yaptırımlarla da karşılaşacaklardır ancak bu konuda bir şeye dikkatinizi çekmek istiyorum. Sayın hatibin konuşmasında söylediği, “Bütün milletvekillerinin desteğini bekliyorum.” dediği bu öneriye 139 Cumhuriyet Halk Partisi milletvekilinden 132’sinin katılmadığını da hepimiz görüyoruz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Dolayısıyla, kendilerinin bile destek vermediği bu öneriye bizim de destek vermemizi kimse beklemesin.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

TEKİN BİNGÖL (Ankara) – Başkanım...

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bingöl.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

37.- Ankara Milletvekili Tekin Bingöl’ün, Kilis Milletvekili Mustafa Hilmi Dülger’in CHP grup önerisi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

TEKİN BİNGÖL (Ankara) – Hatibin bahsettiği 139 milletvekilinin tamamının iradesiyle bu araştırma önergesi verilmiştir. Burada, eğer bu milletvekilleri yoksa, 300 küsur AKP milletvekilinin yarısı da yok. Hatırlarsınız geçen hafta, yoklama istendiğinde 200 kişiyi dahi toparlayamayacak bir sayıya sahipti AKP. Şimdi dönüp bizim bu grup önerimize yeterli sayıda desteğin olmadığını söylemek abesle iştigaldir. Biz, buradaki arkadaşlarımızla birlikte etüt ederek, değerlendirerek bu grup önerisini verdik. 139 milletvekili arkadaşımız, bu iradenin sahibidir. (CHP sıralarında alkışlar)

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Sayın Akbaşoğlu, buyurun.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Değerli milletvekilleri, ben de kayda girmesi açısından söylüyorum: Yedi gün aralıksız infaz paketini Genel Kurulda görüştük. Her gün en az 3-4 yoklama istendi ve yedi gün kesintisiz çalıştığımıza göre demek ki grubumuz tam kadro buradaymış.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz.

VI.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

3.- CHP Grubunun, Ankara Milletvekili Tekin Bingöl ve arkadaşları tarafından, devlet kaynaklarının haksız kullanımının önüne geçilmesi, iktidara yakınlığıyla bilinen dernek ve vakıflara aktarılan paraların akıbetinin tespiti amacıyla 14/4/2020 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 14 Nisan 2020 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Şimdi, İYİ PARTİ Grubu adına Samsun Milletvekili Bedri Yaşar.

Buyurunuz Sayın Yaşar.

İYİ PARTİ GRUBU ADINA BEDRİ YAŞAR (Samsun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetimizi saygıyla selamlıyorum.

Türkiye’nin son dönemlerinin en üzücü meselelerinden biri de vakıf kavramının gönüllerdeki ve zihinlerdeki o yüce makamını yitirmeye başlamasıdır. İnsanoğlunun, onurlu bir manevi kararla, maddi varlığını toplum yararına bağışlaması geleneği oldukça eskidir. Bu bağışlama geleneği, en özel anlamını ise Müslüman Türk milletinin ellerinde bulmuştur.

Vakıf medreselerinde eğitimin, yemenin, içmenin, yatmanın bedelsiz olduğu; vakıf kervansaraylarında insan ayırt etmeden hizmet verildiği; Selçuklu vakıfları, Osmanlı vakıfları tarafından sosyal olarak fakirlere, yaşlılara, engelli ve hastalara, hapiste olanlara yardım edildiği dönemlerden bugünlere geldik.

Bugün vakıf deyince akla, vergiden kaçınmak suretiyle kâr elde etme, yatırım yaparken belli zahmetlerden muaf kılınma, kaz gelecek yerden tavuk esirgememe gibi konular gelmektedir. Değerli milletvekilleri, bu durum, kültür kalelerimizin tahrip edilmesi, manevi savunma hatlarımızın birer birer yıkılması bakımından canımızı acıtan hadiselerdir.

Torba kanunların içine tek tek konulan kanunlarla, kadim vakıf anlayışının ve işi yürüten kurum olan Vakıflar Genel Müdürlüğünün fonksiyonlarını da bir bir kaybettiğini müşahede etmiş oluyoruz. Sizin dost ve ahbaplarınız tarafından kurulan, yönetilen vakıfların koşar adım öne çıkmasından anlıyoruz ki bu kanun değişiklikleri bir kayırmacılık hesabı sonucuymuş.

Değerli milletvekilleri, bunların isimlerini saymaya gerek yok. “Bendensin, değilsin.” kararları, bu vakıflarla kurulan temaslar üzerinden veriliyor, kendilerine hizmet edecek adam devşiriyor ve de yetiştiriyor. Yardım ettikleri, topluma yararlı kritik hamleler yaptıklarına dair bir haber yok.

Değerli arkadaşlar, özellikle bugün Kızılay Başkanı “Kan stoklarımız azaldı.” diyor. Siz sanıyor musunuz ki bu, olağan bir durumdur. Emin olun Kızılaya kan bağışındaki azalma, bu güzide kuruluşun vergi kaçırma veyahut da vergiden kaçınma yol ve yöntemlerinde paravan mantığıyla kullanılmış olmasıyla doğrudan bağlantılıdır.

Sonuç itibarıyla şunu söyleyebiliriz: Bu tür duyguların zedelenmemesi lazım. Bugün yardımları da belediye üzerinden yapalım, Sayın Cumhurbaşkanımızın açtığı hesaplar üzerinden yapalım ama nereden yaparsak yapalım, vakıf geleneği olan, yüzlerce vakfı olan, binlerce vakfı olan bu yüce Türk milletinin hayır ve hasenat duygularını zedelememeli, törpülememeli diye düşünüyorum. Dolayısıyla kim, nereden, hangi maksatla yardım yapıyorsa bunun önünde hiçbir engel olmamalıdır diye düşünüyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun efendim.

BEDRİ YAŞAR (Devamla) – Toparlıyorum Sayın Başkan.

Geçen gün Sayın Akbaşoğlu’na bir sataşmada bulunmuştum ama yine salonda yok, belki şimdi duyar gelir. İşte bugün içinde bulunduğumuz durum itibarıyla Çankırı’da, biliyorsunuz, ekonomik şartlar biraz zorluyor. Berberimize baskın yapıldı, tamirhanede tıraş ederken makasına el konuldu, 3 bin küsur lira da ceza kesildi. Ben, buradan sataşmada bulunuyorum. Sayın Akbaşoğlu, bakın, şartlar ağır, esnafın durumu zor. Sayın berberimizin makasını al, iade et, cezayı da kendin öde diyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Grup önerisini kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

4.- AK PARTİ Grubunun, Genel Kurulun çalışma saatlerinin yeniden düzenlenmesine; 212 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 48 saat geçmeden Gündem’in “Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının 1’inci sırasına alınmasına ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesine; 212 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin İçtüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesine ilişkin önerisi

14/4/2020

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu; 14/4/2020 Salı günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzüün 19'uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

                                                                                                                                Muhammet Emin Akbaşoğlu

                                                                                                                                                 Çankırı

                                                                                                                             AK PARTİ Grubu Başkan Vekili

Öneri:

Bastırılarak dağıtılan 212 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin kırk sekiz saat geçmeden gündemin “Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının 1'inci sırasına alınması ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesi,

Genel Kurulun;

14 Nisan 2020 Salı günkü (bugün) birleşiminde 212 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;

14 Nisan 2020 Salı günkü birleşiminde 212 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerinin tamamlanmaması hâlinde 15 Nisan 2020 Çarşamba günkü birleşiminde 212 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışmalarını sürdürmesi;

212 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görülmesi ve bölümlerinin ekteki cetveldeki şekliyle olması önerilmiştir.

212 Sıra Sayılı Ardahan Milletvekili Orhan Atalay ile 73 Milletvekilinin Yükseköğretim Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunu Teklifi (2/2778)

Bölümler

Bölüm Maddeleri

Bölümdeki Madde Sayısı

1. Bölüm

1 ila 15’inci Maddeler

15

2. Bölüm

16 ila 30’uncu Maddeler

15

Toplam Madde Sayısı

30

BAŞKAN – Grup önerisini kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Şimdi, İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre verilmiş bir doğrudan gündeme alınma önergesi vardır; okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

VIII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Önergeler

1.- Adana Milletvekili Ayhan Barut’un, (2/2015) esas numaralı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/75)

5/11/2019

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İç Tüzük 37’ye göre (2/2015) esas numaralı Kanun Teklifi’min değerlendirilmek üzere gündeme alınması hususunu bilgilerine arz ederim.

Saygılarımla.

                                                                                                                                             Ayhan Barut

                                                                                                                                                  Adana

BAŞKAN – Önerge üzerinde Adana Milletvekili Sayın Ayhan Barut konuşacaktır.

Buyurun Sayın Barut. (CHP sıralarından alkışlar)

AYHAN BARUT (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, ekranları başında bizleri izleyen sevgili yurttaşlarımız; hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, tüm insanlığı tehdit altına alan virüs salgını nedeniyle hayatlarını kaybeden yurttaşlarımıza Allah’tan rahmet, yakınlarına sabır ve başsağlığı, hasta olanlara da acil şifalar diliyorum.

Bugün burada, hiçbir sosyal güvencesi bulunmayan ev kadınlarımızın emeklilik hakkı kazanabilmesi için vermiş olduğumuz 5510 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi’mizi görüşüyoruz. Biraz önce de bahsettiğim gibi, son dönemlerde tüm insanlık virüs belasıyla karşı karşıyadır. Tüm uzmanların, yönetenlerin de dediği gibi virüsten kurtulmanın birçok yolu var, bir yolu da “Evde kal.” çağrısıdır. Ancak “Evde kal.” demek yeterli değildir, bu çağrıyı “Evde tut.”a dönüştürmek gerekiyor. Aile bireylerini evde tutmak kadınlarımızın özverileri, emekleri ve birleştirici özelliği sayesinde gerçekleşecektir. Zaten başta ev sorunlarıyla uğraşan kadınlarımızın bu dönemde iş yükü ve sorumluluğu her zamankinden çok daha fazla artmıştır. Ev işleri kadınlarımızın zorunlu göreviymiş gibi algılanmadan, emektar ve cefakâr kadınlarımızın hakkını teslim etmeliyiz. Bugün Gazi Meclis çatısı altında bunu sağlarsak emin olun ki ülkemizin yarınları için çok önemli bir adımı da atmış olacağız.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizde TÜİK verilerine göre 2019 yılının Mart ayı itibarıyla 11 milyonun üzerinde ev kadını bulunmaktadır. Ancak yaşamı var eden kadınlarımız için 5510 sayılı Kanun da dâhil olmak üzere onları sigortalılık statüsüne sokan hiçbir yasa ve düzenleme bulunmamaktadır. İsteğe bağlı bir sigorta biçimi var, bu da yapısı itibarıyla ihtiyaca cevap verememektedir.

Buna karşın, yurt dışında bulunan ve ülkemizde emeklilik statüsünden yararlanmak isteyen kadınlar için özel bir kanunla hak tanınıyor. Yurt dışında yaşayan yurttaşlarımıza tanınan bu hak, ne hikmetse ülkemizdeki kadınlara, ev kadınlarına verilmemektedir. Bu durum, Anayasa’mızın en temel eşitlik ilkesine aykırıdır. Anayasa’mızın 60’ıncı maddesi çok açıktır: “Herkes, sosyal güvenlik hakkına sahiptir. Devlet, bu güvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri alır ve teşkilatı kurar.” diyor. Dolayısıyla devlet, insanlar arasındaki farkı artıracak -üstelik de adil ve eşit olmayan- tasarruflarda bulunamaz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kadın olmak ayrıcalıktır, kadın olmak üretmektir, kadın olmak tüm eşitsizliğe ve olumsuzluğa direnmektir. Bu gerçeğin asla göz ardı edilmemesi lazım. Hayatımızın anlamı, evimizin direği, toplumsal yaşamımızın mihenk taşı kadınlarımız için ne yapsak azdır. Kurucu Lider’imiz Mustafa Kemal Atatürk’ün de dediği gibi: “Ey kahraman Türk kadını! Sen yerlerde sürüklenmeye değil, omuzlar üzerinde göklere yükselmeye layıksın.” Onca yokluk ve yoksulluğa inat bu ülkenin kurtuluşunda Nene Hatun’dan Kara Fatma’ya, Gördesli Makbule’den Adanalı Tayyar Rahmiye’ye hepsine çok şey borçluyuz. Tüm çaresizliklere karşın, bu ülkenin kalkınmasında, ailelerimizin ayakta kalmasında kadınlarımızın emeği yadsınamaz.

Unutmayalım ki toplumsal düzenimiz açısından en ağır görev ve sorumlulukları yerine getiren kadının güçlendirilmesi şarttır. Onların dezavantajlı durumlardan çıkarılması, emek, eşitlik gibi en temel insani normlar gözetilerek haklarının teslim edilmesi gerekmektedir. Bu nedenle, ev kadını olan yurttaşlarımızın emekli aylığı alabilmesi için sunduğumuz yasa teklifine destek verilmesini istiyoruz.

Değerli milletvekilleri, bugün tarımla ilgili burada bir şey konuşmamayı düşünüyordum ancak ben bir tarımcıyım.

Değerli arkadaşlar, ziraat mühendisi bir tarımcı olarak, son iki üç günde, geçen hafta tarım ve hayvancılıkla ilgili… Corona virüsün yaygın olduğu, neredeyse hayatın durma noktasına geldiği şu dönemde, hafta sonu 10 bin baş Brezilya’dan besi hayvanı ithal edilerek İskenderun Limanı’na indirildi. Hiçbir karantinası alınmadan, bu yerli üreticiler düşünülmeden ve pazar günü, bir sokağa çıkma yasağı günü İskenderun Limanı’na getirilerek bu ithalat gerçekleşti.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun efendim.

AYHAN BARUT (Devamla) – Bu vahim olayı nasıl değerlendirecekler, bunu merak ediyorum.

Yine, tam da bugün yerli üreticilere başka bir darbe daha vuruldu, bunun sesi de Mersin Limanı’ndan geldi. Ülkemizde soğan hasadının başladığı şu günlerde, yakında da patates hasadının başlayacağı şu günlerde -bu haberim Mersin Limanı’ndan- tonlarca soğanın bugün Mersin Limanı’na indirildiği ve üstelik de ihracata muhtaç olan soğan ve patatese rağmen Mısır’dan tonlarca soğanın getirildiği, yarın da patatesin getirileceği tespit edilmiştir. Günahtır, yazıktır üreticilerimizin alın terine, emeğine. Hani yerliydik, millîydik, yesinler sizin millîliğinizi de yerliliğinizi de! (CHP sıralarından alkışlar) Yazıktır, günahtır, düşünelim bu üreticilerimizin emeklerini.

Hepinize saygılar sevgiler sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Birleşime on beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 17.34

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 17.56

BAŞKAN: Başkan Vekili Nimetullah ERDOĞMUŞ

KÂTİP ÜYELER: İshak GAZEL (Kütahya), Rümeysa KADAK (İstanbul)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 85’inci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Sayın Özçelik, söz talebiniz vardı.

Buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

38.- Burdur Milletvekili Bayram Özçelik’in, Salda Gölü’nün doğal hâliyle gelecek nesillere aktarılacağına ilişkin açıklaması

BAYRAM ÖZÇELİK (Burdur) – Sayın Başkanım, Burdur Yeşilova Salda Gölü bizim kalbimiz, en değerli varlıklarımızdan bir tanesi. Salda Gölü’yle ilgili olarak, sosyal medyada bizlerin de asla kabul etmeyeceği görüntülerle ilgili gerekli soruşturmayı Bakanlığımız başlattı. Paylaşılan olumsuz görüntüler, Salda Gölü’nü koruma eksenli projemizi kesinlikle yansıtmamaktadır. Bizim projemiz, bembeyaz kumsallarıyla, turkuaz rengiyle Salda’yı gelecek nesillere en güzel şekilde koruyarak aktarma projesidir. İlk etapta, Salda’da plansız, çarpık yapılaşmaya, gölün bilinçsizce kullanımına son verdik. Gölün hemen kıyısına otomobil girişini, kamp ve karavan görüntülerini ortadan kaldırdık, çöp yığınlarını ortadan kaldırdık. Bilim adamlarımızla birlikte çalışarak, projemizde, gölden 800 metre mesafede sökülür takılır, doğayla uyumlu ahşap malzeme kullanılıyor.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Salda’ya inşaat yapmayın, Salda doğal hâliyle güzel.

BAYRAM ÖZÇELİK (Burdur) - Bu yapıların dışında herhangi bir yapılaşmaya müsaade etmiyoruz.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Salda, doğal hâliyle güzel.

BAYRAM ÖZÇELİK (Burdur) - 1 gram çimento, 1 gram asfalt dökülmeyecek, tek çivi dahi çakılmayacak hatta buraya 7/24 esasına göre çalışan kamera sistemi kurarak vatandaşlarımızın takibine sunacağız.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Salda, kendi hâlinde güzel.

BAYRAM ÖZÇELİK (Burdur) - Teşekkür ediyorum.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Milyonlarca yılda oluştu orası.

BAŞKAN – Sayın Durmuşoğlu…

39.- Osmaniye Milletvekili Mücahit Durmuşoğlu’nun, 14 Nisan Şehitler Haftası’na ilişkin açıklaması

MÜCAHİT DURMUŞOĞLU (Osmaniye) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Vatanımız ve milletimizin bağımsızlığı, huzuru, güvenliği için dinimizde peygamberlikten sonra gelen en yüce makam olan şehitlik mertebesine ulaşmak adına canını seve seve veren tüm şehitlerimize sonsuz minnettarız.

Bugün aynı ülkede, aynı coğrafyada kardeşçe yaşayabiliyorsak bastığımız toprağın bağrında yatan kefensiz şehitlerimiz ve gazilerimizin gösterdiği şanlı mücadeleler sayesindedir. Vatan ve bayrak için bir an dahi tereddüt etmeden canlarını ortaya koyan aziz şehitlerimize olan borcumuzu ancak gelecek nesillere büyük ve güçlü bir Türkiye bırakarak ödeyebiliriz. Şehitlerimizin bize bıraktığı mukaddes emaneti her geçen gün aynı şuur ve inançla daha da yükseklere taşımak için tüm gücümüzle çalışacağız.

Bu düşüncelerle, 14 Nisan Şehitler Haftası’nı kutluyor, başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere aziz şehitlerimizi ve ebediyete irtihal etmiş gazilerimizi rahmetle, minnetle yâd ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Arkaz… Yok.

Sayın Gülüm…

40.- İstanbul Milletvekili Züleyha Gülüm’ün, sağlık çalışanlarının sağlık haklarının korunmasının yanı sıra hastane işçilerinin de sorunlarının giderilmesi, KHK’liler ve atama bekleyen sağlık emekçilerinin görevlerine başlaması gerektiğine, kadınların coronada birlikte güçlü ve birbirinin güvencesi olduğuna ilişkin açıklaması

ZÜLEYHA GÜLÜM (İstanbul) – Sağlık çalışanlarının sağlık hakkı korunsun. Sağlık sektörünün parçası olan temizlik işçileri, hasta bakıcıları, sekreterler, laboratuvar teknikerleri, yemekhane personeli sağlık iş kolunda görünmedikleri için özel önlemlerden faydalanamıyor, evlerine gittiklerinde yemek, bulaşık, çamaşır ve diğer ev işleri, çocuk ve yaşlı bakımı da üstlerinde kalıyor.

Koruyucu ekipmanlar bir an önce arkadaşlar için sağlansın, yaygın test uygulansın, sağlık çalışanlarının çocuklarının bakımı için devlet sorumluluk alsın, barınma sorunları bir an önce çözülsün, KHK’liler ve atama bekleyen sağlık emekçileri görevlerine başlasın.

Biz kadınlar coronada birlikte güçlüyüz, birbirimizin güvencesiyiz.

BAŞKAN – Sayın İmir…

41.- Şırnak Milletvekili Nuran İmir’in, Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun’un etkili uygulanması, İstanbul Sözleşmesi’nin öngördüğü önleyici ve koruyucu mekanizmalara erişilebilmesi gerektiğine, kadınların coronada birlikte güçlü ve birbirinin güvencesi olduğuna ilişkin açıklaması

NURAN İMİR (Şırnak) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Kadınlara şiddet uygulayanların cezaevinden erken çıkmasını sağlayacak infaz düzenlemesi Meclisten geçmişken kimse salıverilen şiddet faillerinin nasıl denetleneceğini, hele salgın sürecinde kadınların güvenliğinin nasıl sağlanacağını konuşmuyor. 6284 no.lu Yasa askıya alınacağına erkek şiddetinin arttığı bu dönemde daha etkili uygulanmalı, uzaklaştırma kararlarının alınması zorlaşmak yerine kolaylaşmalı ve denetlenmelidir. Kadınlar İstanbul Sözleşmesi’nin öngördüğü şekilde önleyici ve koruyucu mekanizmalara erişebilmelidir. Biz kadınlar coronada birlikte güçlüyüz, birbirimizin güvencesiyiz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Koçyiğit…

42.- Muş Milletvekili Gülüstan Kılıç Koçyiğit’in, kadınların ev içindeki görünmeyen emeğinin katlanarak arttığına, her fırsatta kadınlar ile erkeklerin eşit olmadığını söyleyenlerin eşitsizliğin derinleşmesinden sorumlu olduğuna, kadınların coronada birlikte güçlü ve birbirinin güvencesi olduğuna ilişkin açıklaması

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Muş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ev işi herkesin işi, evlerde sadece biz kadınlar yaşamıyoruz ancak karantina günlerinde evin temizliğinden yemeğe, okula gitmeyen çocuklarla ilgilenmekten yaşlıların bakımına tüm işler bizim omuzlarımızda. Kadınların ev içindeki görünmeyen emeği katlanarak artıyor. İşe gitmedikleri için evde kalan erkekler ise kendilerini o evlerde misafir hissetmeye meyilli. Bir engeli olmayan herkes zorunlu olan tüm temizlik, bakım gibi işleri eşit biçimde üstlenmelidir. Her fırsatta kadınlar ile erkeklerin eşit olmadığını söyleyen yöneticiler bu eşitsizliğin derinleşmesinden sorumludur. Bunun değişmesi, eşitliği önceleyen bir bakış açısının her türlü iletişim aracıyla toplumun tüm kesimlerine yaygınlaştırılmasıyla mümkündür. Biz kadınlar birlikte güçlü ve corona günlerinde birbirimizin güvencesiyiz.

BAŞKAN – Sayın Taşdemir…

43.- Ağrı Milletvekili Dirayet Dilan Taşdemir’in, kadınların mağduriyetine, kadınların coronada birlikte güçlü ve birbirinin güvencesi olduğuna ilişkin açıklaması

DİRAYET DİLAN TAŞDEMİR (Ağrı) – Teşekkür ederim Başkan.

Evde kalan, çalışmak zorunda olduğu için evde kalamayan, işinden olan, kalacak evi olmayan, evde kalsa da güvende olamayan, evini bırakıp buraya iltica etmiş olan, yasal statüsü olmayan, ev içinde çıldıran, evinin kirasını ödeyemeyen, evinden atılan, evdeki herkese bakması beklenen, yalnızlaşan ya da kalabalıkta nefes alacak yer bulamayan biz kadınlar corona günlerinde birlikte güçlüyüz, birbirimizin güvencesiyiz.

Salgının önlenmesi için kapanmamız beklenen evlerde şiddete uğramamayı, ücretli izinle ve güvenceli şekilde evde kalabilmeyi, evin tüm iş yükünü çekmemeyi, bu süreçte alınan önlem ve yükseltilen taleplerde dikkate alınmayı ve en çok da daha fazlasını hak ediyoruz. Yaşamak için evde kalmak, evde kaldığımız için yoksulluktan ve erkek şiddetinden ölmemek için sesleniyoruz. Biz kadınlar coronada birlikte güçlüyüz, birbirimizin güvencesiyiz.

BAŞKAN – Sayın Acar Başaran…

44.- Batman Milletvekili Ayşe Acar Başaran’ın, erkek şiddeti geçen yılın aynı ayına oranla yüzde 38 artmışken Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının neler yaptığını öğrenmek istediklerine ilişkin açıklaması

AYŞE ACAR BAŞARAN (Batman) – Erkek şiddeti artarken yetkililer ne yapıyor? Dünyanın farklı yerlerinde çeşitli örnekler, uygulamalar görüyoruz. Merak ediyoruz, erkek şiddeti geçen yılın aynı ayına oranla yüzde 38 artmışken Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ne yapıyor? Alo 183 hattının, acil şiddet hattına dönüştürülmesi veya kadına yönelik şiddetle ilgili acil hat oluşturulması gerekiyor. 155’in ihbarları alması ve vaktinde müdahale etmesi şart. Çünkü kadınların ikinci bir arama şansı olmayabiliyor. Sığınaklarda hem kadınların hem de çalışan sağlıkçıların nasıl güvence altına alındığı konusunda şeffaf bir süreç işletilmeli, test yapılmalı. Kalabalıkların bir arada kalmadığı, düşük kapasiteli daha fazla sığınmaevi sağlanmalı. Bunun yerine, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesine atanan kayyumun, sığınak başvurularını durdurması veya belediye hesaplarının bloke edilmesi örneklerinde olduğu gibi yerel yönetimlerin girişimlerinin ve mevcut mekanizmalarının dahi engelleniyor olması kabul edilemez. Belediyelerin de dâhil olduğu acil koordinasyon…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Alınan karar gereğince denetim konularını görüşmüyor ve gündemin “Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sıraya alınan, Ardahan Milletvekili Orhan Atalay ve 73 Milletvekilinin Yükseköğretim Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

IX.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Ardahan Milletvekili Orhan Atalay ile 73 Milletvekilinin Yükseköğretim Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2778) ve Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 212) (x)

BAŞKAN - Komisyon? Yerinde.

Komisyon Raporu 212 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince bu teklif İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında temel kanun olarak görüşülecektir. Bu nedenle, teklif, tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanıp maddelerine geçilmesi kabul edildikten sonra bölümler hâlinde görüşülecek ve bölümlerde yer alan maddeler ayrı ayrı oylanacaktır.

Teklifin tümü üzerinde söz isteyen İYİ PARTİ Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Ümit Özdağ.

Buyurunuz Sayın Özdağ. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA ÜMİT ÖZDAĞ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; üniversitelerde geniş bir şekilde tartışılmadan, öğretim üyelerinin görüşleri alınmadan, gene küçük bir grup tarafından hazırlanmış bir yasa teklifiyle karşı karşıyayız. Corona salgını AK PARTİ’nin, bilimin önemini anlamasını sağlar diye düşünmüştük, yanılmışız. Türkiye böylesine tehlikeli bir salgınla karşı karşıya iken memleketin en çok ihtiyaç duyduğu bilim adamlarını, üniversiteleri, akademik özgürlüğü ve bilimsel çalışmaları nasıl zapturapt altına alırız, hâlâ onun peşindesiniz. Üniversiteler, siyasi iktidarın tahkim edileceği yerler değil, ülkenin geleceğinin inşa edileceği yerlerdir; öğrenci yetiştirir, mezun olanların, okumakta olanların içinde bulunduğu topluma yönelik fayda üretmelerini, bilim ve teknoloji üretimini sağlar.

Değerli milletvekilleri, bugün, istisnalar hariç üniversitelerimizin tamamı içinde bulundukları coğrafyaya, ülke ve bilime yönelik çalışmaları ve kendilerine teslim edilen öğrencileri yetiştirme bakımından sınıfta kalmış durumdalar. Bunun en somut örneği üniversitelerin bilimsel akademik standartlarda dünya sıralamalarındaki yeridir. Türkiye'nin en iyi üniversiteleri dünya sıralamasındaki ilk 500 arasına girmekte dahi zorlanmaktadır.

Uzun yıllar üniversitede öğretim üyesi olarak görev yapmış bir milletvekili olarak size mevcut durumun birkaç fotoğrafını sunmak istiyorum. Rektörlerle başlayayım, özerk yapılar olan üniversiteler, rektörlerini bütünüyle seçemiyorlardıysa da eskiden en azından temayül yoklaması yapılabiliyordu. Seçilen ilk 6 aday YÖK’e gidiyor, YÖK bunun içinden bir sıralama yapıyor, Cumhurbaşkanı YÖK’ün yolladığı 3 kişi arasından birisini atıyordu. Haksız atamalara tepki gösterebiliyorduk. Örneğin, ben Gazi Üniversitesindeyken Ahmet Necdet Sezer haksız bir rektör ataması yapınca üniversiteden istifa etmiş ve Sezer Cumhurbaşkanı olduğu sürece üniversitede öğretim üyesi olarak çalışmayacağımı söylemiştim. Bu sözümü de tuttum ve Sezer görevden ayrılana kadar üniversiteye dönmedim. Ama buna bile tahammül edemediniz.

Şimdi, akademik gelenekten tamamen uzak bir şekilde, farklı üniversitelerden öğretim üyeleri, hiç bağlantıları olmadığı üniversitelere rektör olabilmek için başvuru dosyalarıyla YÖK’e başvuruyorlar, Cumhurbaşkanı dilediğini seçiyor. Peki, Cumhurbaşkanı gerçekten bilimsel yeterliliğe göre mi seçiyor? Bakalım: 196 rektörün 68’inin tek bir uluslararası yayını yok, 71’inin de bilimsel yayınlarına tek bir atıf yapılmamış.

Değerli milletvekilleri, saray, yandaş rektör atamada o kadar kararlı ki istenen bir kişiyi rektör atayabilmek amacıyla, Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle rektör atama şartları değiştiriliyor, bir ay önce profesör olan kişi atanıyor, sonra, tekrar yeni bir Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle eski hâle dönülüyor. Bu kadar partizan bir üniversitede özgürlük olur mu? Olmaz ve yok.

Referandum sırasında, bir AK PARTİ’li milletvekili bir üniversiteye davet edilmiş, konferans vermiş. Bir üniversite öğrencisi de rektöre “Şu milletvekili geldi ve burada konferans verdi. Biz, Ümit Özdağ’ı davet etmek istiyoruz. Lütfen davet eder misiniz?” diye “tweet” atmış. Rektör de öğrenciye cevap veriyor: “Ümit Özdağ vatansever olduğu zaman onu da davet ederiz.” Bu mu bilim anlayışı? Bu mu tarafsız üniversite? Özetle, üniversitelerde ne yazık ki -filmin adında olduğu gibi- “Kuzuların Sessizliği” hâkim.

Değerli milletvekilleri, üniversite senatoları bir istişare kurulu, bir meclis olmaktan çıkmış, bütünüyle rektörün tabiiyetine girmiş. Rektörlerin geniş yetkileriyle, üniversiteleri hukuksuz yönetebilmelerinin önü açılmış. Yine, bu geniş yetkilerle, rektörlerin en küçük birimden en büyüğüne liyakat esasına dayanmayan atamalar yapmalarının önü açılmış. Bir profesör rektör olunca, nedense kendisini bütün diğer akademisyenlerden daha bilgili, daha üstün görme eğilimi içerisine giriyor. Bu, eskiden de böyleydi, şimdi daha da güçlendi.

Değerli milletvekilleri, saray artık akademik unvanlara da karışıyor. Yardımcı doçentlik kaldırıldı, doçentlik sınavlarının içi tamamen boşaltıldı. Yalnızca dosya değerlendirmesiyle gerçekleşen doçentlik başvurusu… Kişi unvanı aldıktan sonra kadroya atanmak için başvuru yapıldığında kadronun çıktığı üniversiteye bağlı olarak yine eski sistemdeki gibi Üniversitelerarası Kurul tarafından atanan 5 kişilik jüri önünde sözlü sınavla alınıyor. Yani YÖK 5 kişilik jürinin dosyası üzerinden yaptığı değerlendirme sonucunda doçentliğin tüm hak ve yetkilerini verdiği kişinin bu hak ve yetkilerini bir sözlü sınavla sorgulatır hâle getiriyor.

Değerli milletvekilleri, akademisyenlerin ne yazık ki ekonomik durumları da iyi değil. Davutoğlu Hükûmeti döneminde akademisyen maaşlarında iyileştirme yapılması amacıyla bir akademik teşvik düzenlemesi getirildi ama nitelik değil, niceliği esas aldığı için bu ciddi bir iyileştirme sağlamadı.

Değerli milletvekilleri, yetişmiş eleman ve altyapı oluşturmadan üniversite sayısının artırılması sonucu lise seviyesindeki üniversiteler açılmaktadır. Üniversitelerin ve bölümlerin ülke ihtiyaçları göz önüne alınmadan açılması sonucu gençlerin okumuş işsizler olarak karşımıza çıkmasıyla karşı karşıya kalıyoruz. “Uluslararasılaşmak” kisvesi altında niteliksiz yabancı öğrencilerin üniversitelere kabul edilmesi, bu öğrencilerin öğrenci kimlik vizeleriyle üniversitelerin bulunduğu şehirler veya başka şehirlerde kaçak işçilik yapmalarının önünü açıyor. Bu çerçevede yine anılması gereken bir başka husus daha var: Türk anne ve babaların dişlerinden tırnaklarından artırarak kurslara yollayıp sınavlara hazırlayarak büyük bir gerilim altında sınavlara sokup üniversiteyi kazandırdığı Türk öğrenciler bir tarafta; belirli üniversiteler Suriyeli sığınmacılar için tahsis edilmiş, bu üniversitelerde sınavsız lisans, yüksek lisans ve doktora eğitimi alabiliyorlar. Doğrusu, bu, kabul edilebilir bir durum değil; bu, tam bir adaletsizlik.

Değerli milletvekilleri, mevcut durumun değişik açılardan görünümü ne yazık ki budur.

Şimdi, AK PARTİ gündeme, üniversitelerde tartışılmasına izin vermeden yeni bir teklif getirdi. 28 maddeden oluşan teklif, üniversitelerin kalan şekilsel, akademik, bilimsel amaç ve ilkeleriyle bile ters düşüyor. Üniversitelerde özgürlükten, fikir hürriyetinden korkmamalıyız. Üniversiteler ilkokul, ortaokul veya lise değildir. Türkiye’nin yükselişi, güçlü ve zengin bir ülke olması üniversitelerimizin ne kadar başarılı olduğuyla yakından ilgilidir. Dünyanın en iyi üniversiteleri ile dünyanın en gelişmiş devletleri arasında olan bağ, bu durumu açıkça ortaya koyuyor. Üniversitelerde fikir özgürlüğünü boğmak, Türkiye’yi fakirliğe ve geriliğe mahkûm edecektir.

Değerli milletvekilleri, bugün burada konuşmamız gereken dünyadaki corona sorunu, üniversitelerimizin artması gereken araştırma projelerinin finansmanı olmalıydı. Bugün üniversitelerimizde tarım ve hayvancılık ile millî kaynaklar araştırma enstitüsünün, küresel ısınma ve Türkiye araştırmaları enstitüsünün, yapay zekâ araştırmaları enstitüsünün konuşulması gerekirdi. Oysa biz, bugün burada akademisyenlerin nasıl ceza alacaklarını konuşmak durumundayız fakat bu da şaşırtıcı değil; yani AK PARTİ’den demokratik, özgürlükçü bir üniversite yasa teklifi beklemek doğru değil.

Dün akşam, AK PARTİ Genel Başkanı Sayın Erdoğan bir konuşma yaptı, dedi ki: “Hepsi de yalan veya yanlış bilgilerle sürekli kin kusmak, virüsten daha tehlikeli bir hastalığın işaretidir. Her gün karanlık ve kirli zihniyetlerinin ürünü yayınlarla milletimizin kafasını bulandırmaya çalışan bu tür hezeyanlara başka ülkelerde bir gün bile izin vermezler. Türkiye’de demokrasinin istismarı, ideolojik bağnazlığın gözleri kör etmesi ve bed seslerin önünün sınırsızca açık olması sorunu vardır. Her darbenin, her vesayetin arkasında siz vardınız. Yıllardır yaptığınız işin adı gazetecilik değil, şeamet tellallığıdır. Ama artık bu devir sona erdi. Ülkemiz sadece coronavirüsten değil, aynı zamanda bu medya ve siyaset virüslerinden de inşallah kurtulacaktır.”

Şimdi, bu, demokratik bir yaklaşım mı? Bu, Türkiye’nin millî birliğe en fazla ihtiyacı olduğu dönemlerden birisinden geçerken Cumhurbaşkanının temsil etmesi gereken kucaklayıcı tavır mı? E, tavır böyle olunca getirdiğiniz yasa teklifi de bu kadar antidemokratik oluyor.

Corona sonrasında otoriter rejimlerin daha baskıcı bir nitelik kazanacağı öngörüleri yapılıyor, herhâlde AK PARTİ Genel Başkanı da muhalefeti ve yandaş olmayan basını yok edilmesi gereken virüs olarak bunun için görüyor. Nasıl yok edeceksiniz? Şekilsel olarak bile demokrasiyle yönetildiği iddia edilen bir ülkede böyle bir ifade kullanılabilir mi?

Erdoğan dünyada başlayacağı düşünülen otoriterleşme eğilimini “Herkes otoriterleşirken nasıl olsa kimse beni eleştirmez.” diyerek, Türkiye’de yürürlüğe sokma amacında anlaşılan. Otoriterleşme, baskı ne dünya için ne de Türkiye için doğru yol değildir. Üstelik, coronayla mücadelede otoriter Çin’in başarısı, demokratik Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere, Fransa ve İtalya’nın başarısızlığının ön plana çıkarılması dahi... Unutmayın, otoriter İran başarısız olurken demokratik Japonya, Almanya, Güney Kore çok başarılı oldular. Otoriterliğin yükselmesi düşüncesine bu kadar bel bağlanmamalıdır. Ama neyi doğru yapıyorsunuz ki? Atatürk Havalimanı’nda mevcut terminal binasının kullanılması gerekirken havalimanının pistlerini yıkıp bina yapıyorsunuz. Dünyanın otoriterleştiğini görüyorsunuz da dünyanın karışacağını görmüyor musunuz? İstanbul gibi büyük kentler birçok güvenlikte uzmanlaşmış kuruluşlar tarafından büyük risk merkezleri olarak görülüyor. Küresel ısınma, göç ve suç patlaması yaşanacak? Burada kaydediyorum, göreceksiniz İstanbul’da yıktığınız Atatürk Havalimanı’nın yıktığınız pistlerine ihtiyaç duyacağız.

Değerli milletvekilleri, Anayasa Mahkemesinin kendilerine özgü ve değerde bir meslek sınıfı olduklarını kaydettiği öğretim üyeleri hakkında konuşuyoruz. Türkiye Büyük Millet Meclisi üniversiteyi ele alırken Anayasa Mahkemesinin bu tanımının gerisine düşmemeli. Mahkeme, akademik özgürlüğün öneminin altını çizerek “Akademisyen, içinde çalıştığı kurum ve sistem hakkında kendini özgürce ifade etme serbestisiyle herhangi bir sınırlandırma olmadan bilgi ve gerçeği yayma özgürlüğüne sahip olmalıdır.” diyor. Türkiye Büyük Millet Meclisi de akademisyenin fikir özgürlüğünün önüne sınırlar getirmemeli. Ortaya çıkan fikirler bizi rahatsız etse de o fikirlerin karşısına da başka fikirler çıkacağı gerçeğini hep aklımızda tutmalıyız.

Değerli milletvekilleri, her sosyal kurumda olduğu gibi üniversitede de disiplin elbette olmalıdır. Teklifin 7’nci maddesinde disiplinle ilgili düzenlemeler yapılmış. Öğretim elemanlarının disiplin cezalarıyla ilgili yapılan düzenleme antidemokratik, akademik teşkilatı baskılayıcı, bilimsel özerkliğe ve özgürlüğe ters unsurlar taşıyor. Üniversitelerdeki personele ilişkin disiplin ceza hükümleri ise 657 sayılı Kanun’a ek olarak 2547 sayılı Kanun’un 53’üncü maddesinde ayrıca düzenlenmiştir. Yükseköğretim alanında, bu konuda yapılan yönetmelik düzenlemesi ise yürürlükten kaldırılmıştır. Anayasa Mahkemesi, öğretim elemanı ve memurların tabi olduğu disiplin hükümlerini düzenleyen 2547 sayılı Kanun’un 53’üncü maddesinin bazı hükümlerini dokuz ay sonra yürürlüğe girmek üzere iptal etmiştir. Görüşülmekte olan teklifle 2547 sayılı Kanun’un 53’üncü maddesindeki mevcut düzenlemeler değiştirilmiştir. Ancak, teklifteki “genel ahlak ve edep dışı tutum ve davranışlar” “göreve sarhoş gelmek” şeklindeki ifadeler özel olarak üniversiteler ve akademik personelle zaten bağdaşmayan kavramlardır.

Değerli milletvekilleri, cezaların keyfî uygulamalara izin vermeyecek kadar açık olması gerekir. Oysa teklif, keyfî uygulamaların önünü açıyor. Öğretim elemanları için uyarma cezası kapsamında “maiyetindeki elemanların yetiştirilmesinde özen göstermemek” ifadesi bulunuyor. Böyle bir ifadeyi, mesela, bahçıvan yönetmeliğinde bulabilirsiniz ama üniversitede maiyet, eleman ve yetiştirme olmaz. Kınama cezası kapsamında “görevi sırasında amirine sözle saygısızlık etmek” deniliyor. Arkadaşlar, Türkiye Büyük Millet Meclisi böyle şeylerle uğraşmamalı. Üniversitede fikrî bir tartışmada yetersiz kalan bir hoca yarın asistanı da buna dayanarak disipline verirse ve ceza aldırırsa ne olacak?

Kınama cezası kapsamında “gerçeğe aykırı rapor düzenlemek” ifadesi kullanılmış. Soru şu: Gerçek ne? Gerçeği rektör belirleyecek, diğerleri de buna itaat mı edecek? Diyelim ki bir grup öğretim üyesi, Suriyeli sığınmacıların olumsuz etkileriyle ilgili bir rapor yazdı. Bu sizin için gerçek değil, emir komuta zinciri içindeki rektör için de değil gerçek, öyle olsa bile. Gerçeğe aykırı diye kınama cezası mı verdireceksiniz?

Tabii, bilgi hırsızlığı en ağır şekilde cezalandırılmalı. Teklifin bu maddesinde meslekten çıkarma cezası öngörülmüş bilimsel kurallara uygun bir şekilde atıf yapılamaması durumunda. Hiçbir itirazımız yok ancak bu madde nasıl doğru uygulanacak? Çünkü atıf kurallarıyla ilgili uluslararası ve ulusal ölçüt tanımları farklı. Bu tanımlar belirlenmeden bu maddeyi uygulayamazsınız. Mesela bir öğretim üyesi 5 sayfa bir başka kaynaktan alıyor, tırnak içinde değil, 5’inci sayfanın sonuna küçük bir dipnot düşüyor, bu fikir hırsızlığı olmuyor; bir başka akademisyen belki iki cümle alıyor fakat dipnotlandırmayı unutuyor, bu fikir hırsızlığı oluyor. Buna biz karar veremeyiz. Buna üniversite düzenleme yapmalı.

Teklifte “Özürsüz ve kesintisiz 3-9 gün göreve gelmemek” veya “Özürsüz veya izinsiz olarak bir yılda toplam 20 gün göreve gelmemek” ifadeleri kullanılmış. Şimdi, burada klasik bürokrat mantığıyla yaklaşılmış. Oysa üniversite klasik bir devlet dairesi değil. Akademisyenin iş yeri beynidir. Beynini tatile yollamadığı sürece görev başındadır, öyle kabul etmemiz gerekir. Üniversitelerimize de lise muamelesi yapmayalım. Öğretim üyelerinin akademik başarıları odalarında bulunmalarına değil, üniversitelerde altı ayda verilen akademik değerlendirme raporlarına dayanır. Onun için, teklifte bu önerdiğiniz maddeyi buradan kaldıralım.

Bir başka düzenlemede “Görevi gereği öğrendiği ve gizli kalması gereken belgeleri açıklamak” suçu için kınama cezası öngörülmüş. Bu, ancak değişik devlet kurumlarında temasta olan rektör, rektör yardımcıları ve dekanlar için olabilir, burada sınırlar çok net tanımlanmalıdır. Keza, yine diyorsunuz ki “Ne yazık ki üniversiteleri araştırma enstitülerine sağlanacak fonlar üzerinden konuşacakken cezalar üzerinden konuşuyoruz.” Destek alınarak yürütülen araştırmalar sonucu yapılan yayınlarda destek veren kişi, kurum veya kuruluşlar ile bunların katkılarını belirtmemek uyarma cezasını gerektirir. Doğru, yani, bu hakikaten etik bir davranış değil ama bu üniversiteyi de ilgilendirmez, bu yargıyı ilgilendirir. Destek veren kişi, kurum veya kuruluşlar bağımsız yargı organlarına şikâyet ederler, gereken ceza ortaya çıkar.

Değerli milletvekilleri, kanun teklifinde olumlu bir madde de var. 16’ncı maddede düzenlenen, 50/d’li olarak bilinen araştırma görevlisi kadrolarının atanmalarının, tezli yüksek lisans eğitimleri tamamlandıktan sonra altı ay süreyle kadroda kalmalarına, ilişiklerinin kesilmemesine yönelik değişiklik olumlu bir değişiklik. Fakat akademik takvimde altı ay çok kısa, bunun on iki aya çıkarılmasını öneriyoruz. Bir çok bölüm ve alanda altı aylık süre içerisinde doktora eğitimi açılmıyor ve çocuklar üniversite dışına düşüyorlar. Bunu bütün Meclisinde desteğiyle on iki aya çıkarmamız çok kolay.

Değerli milletvekilleri, AK PARTİ üniversiteleri siyasallaştırdı. Rektör atamalarından, memur alımlarına kadar tüm akademik süreçlerde liyakat ortadan kalktı. Eğer bu süreyi bir özetlemek istersek: -Türkiye’de AK PARTİ-üniversite ilişkisini- Türkiye’de akademik liyakat siyasi sadakate kurban edilmiştir, bu bunun kanıtıdır. Bu kronikleşmiş hastalığın söz konusu kanun teklifi metnine de sirayet ettiğini görüyoruz ve İYİ PARTİ olarak bu yaklaşımı tasvip etmiyor, şerh düşüyoruz.

Yüce Meclisimizi saygıyla selamlıyorum (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Erzurum Milletvekili Sayın Kamil Aydın.

Buyurunuz Sayın Aydın. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA KAMİL AYDIN (Erzurum) – Sayın milletvekilleri, 212 sıra sayılı Yükseköğretim Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi üzerine konuşmak üzere Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Siz değerli milletvekillerini ve bugün ilgili kurumları temsilen burada bulunan bürokratları saygıyla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, rahmetli Barış Manço’nun besteleyerek Türk müziğine kazandırdığı ve sözlerinin cihan padişahı Kanuni Sultan Süleyman’a ait olan “Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi.” özdeyişinde de ifade edildiği üzere sağlık ve sıhhatin anlam ve değerinin ana gündemimiz olduğu sıkıntılı bir süreçten geçmekteyiz. Covid-19 salgınının dünyanın birçok yerinde olduğu gibi ülkemizde de büyük kayıplara neden olduğuna tanıklık etmekteyiz. Bu öldürücü salgına karşı verilen savaşta, başta sağlık çalışanları olmak üzere milletimize hizmet üretmeye çalışan herkese şükranlarımızı sunuyoruz. Bu vesileyle kıymetli bilim insanı Profesör Doktor Cemil Taşcıoğlu Hocamızın şahsında bu mücadele esnasında kaybettiğimiz tüm vatandaşlarımıza rahmet, tedavi altında olanlara acil şifalar diliyoruz. Aynı istek ve özveriyle çalışan siz değerli yasama temsilcilerine de şükranlarımı sunuyorum.

Sayın milletvekilleri, doğumdan ölüme hayatımızın her döneminde bizlere yaratılanların en şereflisi olduğumuzu anımsatan her türlü sosyal, kültürel, ilmî, ahlaki ve mesleki kazanım ve faaliyetlerimizin olmazsa olmaz temel unsuru eğitimdir. Kendimizi tanıyıp bilmemizi sağlayan ve bizleri ilmi, irfanı ve vicdanı hür birer birey olarak beşikten mezara hazırlamayı hedefleyen eğitimin, paydaşları düşünüldüğünde özelde öğretmen–öğrenci-veli üçgeninde varlık bulduğunu, fakat, aslında tüm toplumu kapsadığını inkâr edemeyiz. Velhasıl, söz konusu eğitim öğretim olduğunda hassasiyetlerimizi en yüksek seviyede tutmamız gerekmektedir.

Sayın milletvekilleri, hâlâ genç bir nüfus yapısına sahip olmamız nedeniyle okul öncesi, ilk ve ortaöğretimde yaklaşık 67 bin kurumda, 18 milyonluk bir öğrenci kitlemizin ve 1 milyonun üzerindeki öğretmenin yanı sıra, yükseköğretim kurumlarındaysa 200 üzeri yükseköğretim kurumu ve 7,5 milyon üzeri bir öğrenci kitlesi ve yaklaşık 175 bin öğretim elemanı olan bir alanla muhatabız. Bilginin ve bilimin evrensel yani tüm insanlığa ait olduğu gerçeğinden hareketle, bir yandan dünya gerçeğine ve şartlarına uygun, öte yandan, bizleri biz yapan değerlerin güçlendirilerek kuşaktan kuşağa aktarılması misyonuyla hareket etmemiz gerektiği ilkesi ışığında eğitim öğretim sürekli bir değişim ve dönüşüm içerisindedir.

Bu değişim ve dönüşüm uygulamalarının devamının yanı sıra, bu uygulamalardan çıkacak herhangi bir eksiklik ve aksaklık söz konusu olması durumundaysa yeni düzenlemelerle sürecin sürdürülmesi kaçınılmaz bir sorumluluktur.

Saygıdeğer milletvekilleri, işte bu amaçla, Yükseköğretim Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi gündeme getirilmiştir. Gündeme gelen ve genelde eğitim, özeldeyse yükseköğretimde kamu yararı ve eğitim öğretim kalitesinin sayısal büyümeyle paralel gelişimine katkıda bulunması amaçlanan düzenlemelere baktığımızda birkaç başlıkta kümelendiğine tanıklık etmekteyiz. Bunlardan birincisi, yılda iki defaya mahsus bir sınırlamaya tabi tutulan doçentlik müracaatlarının sayısının artırılması yanı sıra doçentlik müracaat, jüri oluşumu ve kararları gibi konularla iletişimin hızlandırılması amacıyla e-devlet üzerinden bilgilendirmenin yapılandırılması gelmektedir.

Diğer bir kanun maddesiyle, muğlaklık ifade eden öğretim görevlisi müracaat şartları somutlaştırılmakta ve araştırma görevlilerine başvuruları hâlinde yaş sınırı getirilmektedir. Çünkü gerçekten baktığımızda, aklıselim, idealist bir akademisyen olarak düşüncem de odur ki, araştırma görevlileri bilim ordusunun idealist teğmenleridir.

Bir başka kanun maddesinde, açık öğretimdeki pasif öğrencilik durumundan kaynaklı yanlış anlaşılmayı önleme adına, iki yıl ya da dört dönem üst üste kayıt yenilemeyen ve katkı payı ödeyemeyenlerin kayıtlarının silinmesi öngörülmektedir. Burada da amaçlanan şey, kâğıt üzerinde öğrenci fakat uygulamada yok, bu da tabii büyük bir israfa, büyük bir algı yanılmasına da yol açmaktadır.

Yine, bir başka maddede ise üniversitelerin ulusal veya uluslararası projelere belirli oranda katkı da sağlaması öngörülmektedir. Çünkü, gerçekten, üniversitelerin birinci dereceden misyonuna baktığımızda, araştırmanın, projelerin çalışılması çok elzem, kaçınılmaz bir sorumluluktur.

Yine, diğer bir maddede ise vakıf üniversitelerinde çalışanlara yönelik ücret düzenlemesi ve özlük haklarının iyileştirilmesinin yanı sıra burslu öğrenci kontenjan artışı ve teminat kesintisi gibi yenilikler ilave edilmektedir. Şimdi, bu bağlamda, tabii, bütün yasama organının temsilcilerine iletildiği gibi bizlere de ulaştırılan bilgiler ışığında hep şunu gördük: Hani, bir zamanlar kuruluş aşamasında belki vakıf üniversiteleri lehine, devlet üniversiteleri aleyhine ama bugünlerde gerçekten içinden geçtiğimiz birtakım sıkıntıları da dikkate aldığımızda, her ne kadar sayıları artsa da tam tersine, vakıf üniversitelerinde çalışanların aleyhine ama devlet üniversitelerinde çalışanların lehine bir durum söz konusu. Bu bağlamda, eşitsizliğe, aynı işi yapan, aynı dersi veren hocanın iki muadil üniversitede –biri vakıf, biri devlet- farklı uygulamaya tabi tutulması ya da ücretlendirmeye tabi tutulması çok da kabul edilebilir bir şey değildi.

Tabii, bir başka şey, burslu öğrenci kontenjanlarının artırılması. Gerçekten genç bir nüfusa sahibiz, çok yetenekli evlatlarımız yetişiyor Allah’a şükür. Bunları beyin göçüne tabi tutmadan -Allah korusun- bunların gidişlerini, daha kaliteli üniversitelere kaçışlarını önleme adına özellikle burada prestijli vakıf üniversitelerine çok büyük iş düşüyor. O en yüksek puanlarla gelen öğrenci sayısının, oranının yüzde 15’lere çekilmesi hedeflenmiştir. İnşallah, ilerleyen yıllarda bu oran daha da yükseltilebilir, bir arkadaşımızın teklif ettiği gibi.

Bir başka kanun maddesinde, israfı önleme, araştırma ve deneysel çalışmaların ivedi kılınması adına bir koordinatör, yükseköğrenim kurumunda, birden fazla yükseköğrenim kurumunun iş birliğiyle ortak uygulama ve araştırma merkezi kurulması amaçlanmıştır. İnanın, akademik hayatımız boyunca yine en fazla yüz yüze geldiğimiz sorunlardan bir tanesi. Bunu somut olarak yaşayan bir arkadaşınız olarak belirtmek isterim ki, Avrupa Üniversiteler Birliğinin bir heyetinin bir gözlem, bir araştırma, inceleme amacıyla geldiği kurumlarımızda bize raporunda ifade ettiği bir cümle vardı -hiç unutamıyorum- dedi ki: “Oxford, Cambridge dâhil, Amerika’nın saygın üniversiteleri dâhil hiçbir üniversitede üç aşağı beş yukarı benzer deneysel çalışmaları yapan 1’den fazla, 2’den, 3’ten fazla laboratuvar ya da bir teknik donanımlı mekân görmedik.” Hep şuydu: Yine, yurt dışı eğitimim esnasında tanıklık ettiğim bir şey, inanın, bu tür kurumlar, bu tür ortak araştırma merkezleri yirmi dört saat çalışır, randevu usulü. Yani, somutlaştırmak istemiyorum, bir alınganlık olabilir belki bazı branşlar adına ama bir laboratuvar yirmi dört saat çalışmalı. İşte, bu, onu giderme adına, gerçekten her üniversiteye aynı bağlamda bir laboratuvar, bir araştırma merkezi değil ama koordinatör, güçlü bir üniversite başkanlığında birkaç üniversitenin ortaklaşa kullanabileceği böyle bir –inşallah- araştırma merkezi, laboratuvarlar kurulması öngörülmektedir.

Saygıdeğer milletvekilleri, yine, diğer bir husus, bu, ikinci öğretim malumunuz çok dilimize pelesenk ve bugüne kadar da belki kuruluş aşamasında hakikaten yararlıydı, gerekliydi, çok faydalarını gördük ama belirli bir süreden sonra bu ifrat tefrit noktasına gelince sıkıntılara neden olduğuna da tanıklık ettik. Şimdi, burada tabii, özellikle YÖK’ten gelen çok saygın hazıruna da bir şeyler ifade etmek istiyorum bu bağlamda. Şimdi, lisansüstü öğretim ücretlerinin ilgili üniversite ya da yüksek teknoloji enstitüsü yönetim kurulunca tespit edilmesi söz konusudur, böyle bir teklifimiz var. Şimdi, evet, kulağa hoş geliyor, güzel ama bugüne kadar “academia”da yaşadıklarımızı dikkate aldığımızda, birtakım sıkıntılara da neden olduğuna tanıklık ettik. Ne olduğunu bir iki somut örnekle ifade edeyim: Bugünlerde hâlâ üniversiteleri konuştuğumuzda ve size iletilen mesajlar ışığında çok önemli iki hummalı, iki kronikleşen sıkıntıdan bahsediyoruz. Evet, bu yetkiyi üniversitelere verelim, çok güzel, kâğıt üzerinde kulağa hoş geliyor ama insan faktörünü de devre dışı bırakmamak lazım. Şimdi, lisans üstünde ücretlendirmede bir üst limit koyacağız, çok güzel, yasa kısıtlayıcı, sınırlayıcı ama uygulayıcılara açık kapı bırakmama adına ya da istismara çok açık iyi niyet kullanma adına da çok fazla hareket alanı bırakmamak lazım. Bununla neyi kastediyorum? Kontenjanlar konusunda, bakınız, o ilgili disiplinin bilim dalının ya da bölümün öğretim üyesi kapasitesi dikkate alınarak bence kontenjana da bir sınırlama getirmekte yarar vardır ya da bunun kontrolünün çok iyi sağlanması lazımdır. Niye söylüyorum? Çünkü sütten ağzım yandı, gerçekten. Somut olarak iki örnek veriyorum, kangrenleşen sorunları ifade etme adına -sizlere de bu bir şekilde iletildiği üzere- biz bizatihi yaşadığımız için söylüyorum: Üniversitelere sertifika programları açma yetkisi verildi bir zamanlar ve inanın, her konuda, her meslek dalıyla ilgili sertifika programları yapıldı, ücretlendirmeleri yüksek. Neydi amaç? Güya, hani o konuda yetkin bir ara eleman yetiştirme ya da uzman yetiştirme amaçlanmıştı ama maalesef uygulama öyle bir sayısal niceliğe ulaştı ki nitelikten ödün vermek zorunda kaldık. Daha somutunu söyleyeyim: Bazı köklü üniversitelerin pedagojik formasyon verme programları konusunda gerçekten iki düşünüp bir karar vermesine rağmen, bu yetkinin bir zamanlar üniversitelere bırakılması sonucunda, inanın, öğretim elemanı verecek, pedagojik formasyonu verecek PDR çıkışlı öğretim elemanı sıkıntılarına rağmen, bir şekilde bu programları yüksek fiyatlarla aştılar ve bugün, önümüzde, öğretmenlik hayaliyle yaşayan 700 bin gencimiz ortada. Bunun, işte bu yanlış algılama ve uygulamalardan kaynaklandığına tanıklık ettik. O yavrularımızın hiçbirinin günahı yok çünkü o hayalleri açılan bölümler, verilen yetkiler sonucu onlara yaşattık ve bugün de bunu hafifletmek, bu yükümüzü küçültmek bizim boynumuzun borcu. Şimdi, benzer bir sıkıntı yaşamama adına söylüyorum, diyorum ki: Evet, taleptir, eğitim hakkı gerçekten çok önemli bir haktır ama istismar edilmemek kaydıyla.

Nedir o? İşte, ikinci yüksek lisans öğretiminde kontenjanların da bir şekilde disipline edilmesi lazım. Bunların eğer önü açık tutulursa yarın öbür gün -700 binlik rakamlarda- lisansüstü mezunların -doğru, haklı olarak- birtakım mesleki talepleriyle bir araya gelebiliriz. Tabii, bu örnekleri çoğaltabiliriz. Hatırlayın Allah aşkına, şimdi, belki yeni bir yapılanmaya gidiliyor, ben bu bağlamda tebrik ediyorum. Gerçekten güzel şeyler yapılıyor, özellikle yükseköğrenim adına. Hatta geçmişte yapılan birtakım hataların da tamiri noktasında birtakım önlemler alınıyor. Ben, gerçekten, huzurlarınızda yetkililere de teşekkürü bir borç bilirim. Ama yine bir örnek olması, hani yoğurdu üfleme adına söylüyoruz: Birtakım meslekleri, branşları çoğaltarak, üniversiteleri çoğaltarak; birbirine benzer üniversiteler, bölümler açarak, fakülteler açarak bazı meslek gruplarının, evet, niceliğini artırdık ama nitelikten ödün verdik. İşte, bugün, birçok işsiz ve o meslek gruplarını da kalitesiz bir hâle getirdik. İşte, bu bütün verdiğim üç örneği de hem pedagojik formasyon bağlamında; hem itibarsızlaştırılmaya yüz tutan birtakım meslek gruplarının çoğaltılarak her üniversiteye, her fakülteye her bölüm açılması noktasında, bir ifrat tefrit noktasına gelinmesinin kamuoyunda ve Hükûmetimiz noktasında, devletimiz noktasında ortaya koyduğu birtakım ekonomik sıkıntılar var.

Biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak, gerçekten “Önce ülkem ve milletim.” diyen bir hareketin mensupları olarak ve aynı zamanda idealist bir akademisyen olarak bunları söyleme zorunluluğu hissediyorum. Çünkü kamu harcamaları noktasında, hele hele şu hummalı bir sağlık sorunu yaşadığımız bu dönemde, Allah korusun, yeni, basit hatalarımızla açılacak yaraların tedavisinde değil, daha önce kronikleşen birtakım eksikliklerin, hataların giderilmesi noktasında kullanalım diye ifade ediyoruz.

Saygıdeğer milletvekilleri, son olarak, Komisyon aşamasında da çok gündeme geldi, konuşuldu; evet, kulağa hoş geliyor tabii, akademik özgürlük, akademik bağımsızlık, sınırsız haklar; gerçekten öyle ama uygulamada bazen bunun da bir şekilde deforme edildiğine, kötüye kullanıldığına tanıklık ettik. Şimdi, değişen bir maddeyle üniversitelerimizin akademik ve idari kadrolarının disiplin yönetmeliklerinin birazcık rafine edilmesine yönelik bir düzenleme var. Biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak özellikle şu anda üniversitelerimizin içinde bulunduğu huzur ortamının da bozulmaması adına, gerçekten, geçmişte olduğu gibi, üniversitelerin, akademik kadronun, akademik kadronun odalarının birtakım illegal yapıların hücre evleri olmaması, terörün herhangi bir şekilde övülmesi, propagandası, lehine cephe alınması, eylemlere katkıda bulunulması… Bunlar yasalarla tanımlanmış şeyler, çok da muğlak kavramlar değil. “Terör” tanımı Anayasa’da da vardır, ilgili maddelerde de vardır, üniversitelerin disiplin kurullarında da bunlar çok açık, net, sarih bir şekilde ifade edilmiştir. Dolayısıyla, çekip uzatmanın hiçbir anlamı yok. “Propaganda” kelimesi her yerde propagandadır; övmek içerir, lehinde konuşmak içerir, olumlamak içerir. İllegal bir şeyin, özellikle ülke için tehdit oluşturan bir terör yapısının lehinde konuşmanın bir propaganda olduğunu artık sağır sultan da anlar, bilir. Bu kavramlar üzerinde biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak özellikle hassasiyetimizi ifade ediyoruz. Temin edilen bu huzurun bozulmaması noktasında burada da aynı hassasiyetin sürdürülmesini ısrarla savunuyoruz.

Bir somut örnekle bitiriyorum: Malumunuz, Cizre’de, Kulp’ta, Diyarbakır’da çukur olayları yaşadık; o kazılan çukurlarda, evden eve geçen tünellerde bizim orada yaşayan vatandaşımız hapsedildi, esir alındı ve artık orada sanki devlet içinde devlet olan bir yapının sokağa yansıması gibi resmen bir yerel ayaklanma teşvik edildi ve bunun ağır maliyetlerine karşılık bizim devletimiz de resmî olarak bir mücadele kararı aldı. Şimdi, bu mücadeleye kara çalıp, iftiraya matuf bir şekilde, efendim…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım efendim.

KAMİL AYDIN (Devamla) – …bir soykırım gibi, bir kıyım gibi, bir işkence gibi, zulüm gibi gerçekten mesnetsiz birtakım kavramlarla ifade etmenin akademisyenlikle hiçbir alakası yok. Bir akademisyen olarak söylüyorum: Eğer bu ülkenin hür ve bağımsız düşünen birer akademisyeniysek… Bir hafta boyunca ceza muhakemeleriyle ilgili bir kanun görüştük, 210 civarında önerge verdik. İstatistiksel olarak söylüyorum: Osman Kavala isminin geçtiği kadar, 8/4/2020’de -yani daha bir ay geçmedi- Diyarbakır Kulp ilçemizde katledilen 5 kardeşimiz için verilen bir tane önerge hatırlıyor musunuz? Ya da o “barış akademisyenleri” denilen -güya bizden daha özgürlükçü, daha insan hakları savunucusu- kişiler tarafından bir cümle kurulduğuna tanıklık ettiniz mi?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım.

KAMİL AYDIN (Devamla) – Etmedik. Dolayısıyla, gerçekten, genelde ülke içerisindeki huzurumuz, özelde de üniversitelerdeki huzurumuz bizim kırmızı çizgimizdir diyorum.

Ben, bu vesileyle, gelen teklife Milliyetçi Hareket Partisi olarak destek vereceğimizi ifade ediyorum.

Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Başkanım.

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU BAŞKANI EMRULLAH İŞLER (Ankara) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum. Sayın Aydın’a da yapmış olduğu konuşmadan dolayı teşekkür ediyorum.

Önemli bir hususa değindi, o konuda Genel Kurula bir bilgi sunmak istiyorum: Biliyorsunuz, vakıf yükseköğretim kurumlarında daha önce tezli-tezsiz yüksek lisans ve doktoralarda âdeta sınırsız bir durum söz konusuydu. Şimdi, bu durum artık sınırlandırıldı ve mevcut öğretim üyesi sayısına göre bu oranlar belirleniyor. Dolayısıyla, önceden sınırsız olan danışmanlık oranları da bir hoca için doktorada 15’le sınırlandırıldı, yüksek lisansta ise 30’la sınırlandırıldı, tezsizde tabii. Dolayısıyla, böyle bir sınırlama getirildiğini de Genel Kurulun bilgilerine sunmak istiyorum.

Daha ziyade bu sizin değindiğiniz hususlar, biliyorsunuz, devlet üniversitelerinde olmayan hususlar. Özellikle vakıflarda belli bir ücret karşılığı olduğu için burada bir sınırlama yoktu ama YÖK son uygulamalarla buna bir sınırlama getirdi. Bunu da Genel Kurulun takdirlerine sunuyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Başkan.

Şimdi Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Batman Milletvekili Sayın Mehmet Ruştu Tiryaki. (HDP sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Tiryaki.

HDP GRUBU ADINA MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 212 sıra sayılı Yükseköğretim Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin tümü üzerine partimizin, parti grubumuzun görüşlerini sizinle paylaşmaya çalışacağım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Ayrıca, sözlerimin başında, coronavirüs nedeniyle bugüne kadar kaybettiklerimize Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı, yoğun bakımda ve hastanede yatanlara da hayırlı şifalar diliyorum. İnşallah, en kısa sürede iyileşir, sevdiklerinin yanına kavuşurlar diyorum.

Evet, yükseköğretimin çok önemli sorunları var ve bu sorunların çözülmesi gerekiyor ancak bugün görüşmelerine başladığımız ve 2 maddesi yürütme ve yürürlüğe dair olan 30 maddelik kanun teklifinin yükseköğretimin sorunlarını çözmeyeceği çok açık. Sanırım, teklif sahibi olan milletvekilleri de bu iddiada değil, “Yükseköğretimin sorunlarını bu kanun çözecek.” demiyorlar.

Peki, biz, bu yasa teklifini, bu coronavirüs salgını günlerinde, sokağa çıkma yasaklarının, seyahat kısıtlılıklarının bu kadar arttığı dönemde neden görüşüyoruz? Bir Anayasa Mahkemesi kararı nedeniyle. Anayasa Mahkemesi 10 Nisan 2019 tarihinde bir karar verdi; 2017/33 esas, 2019/20 sayılı Karar. Bu kararda, 703 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 26 ve 30’uncu maddeleriyle değiştirilen 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun 53/(b) maddesinin (1), (2), (3), (4) ve (6)’ncı bentlerinde yer alan “657 sayılı Kanun’daki fiillere ilave olarak” ibaresini, bir de 2547 sayılı Kanun’a eklenen 53/Ç maddesinin birinci fıkrasının (e) bendini Anayasa’ya aykırı buldu. Ancak, bu kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra Anayasa Mahkemesi kararının yürürlüğe gireceğini söyledi. Bu süre önümüzdeki günlerde dolacağından şimdi biz bu kanun teklifini görüşüyoruz. Buraya kadar herhangi bir sorun yok. Teklif sahipleri Anayasa Mahkemesinin bu kararı uyarınca hazırladıkları teklife birkaç madde daha eklediler, bunda da bir sorun yok ama asıl sorun şu: Getirilen teklif hem Anayasa Mahkemesi kararıyla uyumlu değil hem de “üniversitelerin özerkliği” ilkesine aykırı. Nedenini ben birazdan anlatmaya çalışacağım. Önce bir genel değerlendirme yapmak istiyorum.

Daha önce burada defalarca söyledim, dünyanın iyi üniversiteleri arasında Türkiye’den adı geçen bir üniversite yok. İlk 300 üniversite arasında ya da ilk 500 üniversite arasında bir iki tane üniversite geçiyordu, birkaç iyi üniversitemiz vardı, OHAL kanun hükmünde kararnameleriyle onların da öğretim üyelerini ihraç ederek, rektör ataması yöntemini değiştirerek ve tek adama bağlayarak, maalesef akademisyenlerin istedikleri konuyu araştırmalarını bir biçimde engelleyerek akademi camiasını iyice çoraklaştırdınız.

Şimdi, biz “İlk 500 üniversite arasında, ilk 300 üniversite arasında Türkiye’den herhangi bir üniversite yok.” diyoruz, YÖK Başkanı bize şöyle bir yanıt veriyor, diyor ki: “Aslında biz istersek yapabiliriz.” “Nasıl?” “İşte, Suudi Arabistan’ın yaptığı gibi, Malezya’nın yaptığı gibi, bazı Asya üniversitelerinin yaptığı gibi. İşte, Avrupa’dan, Amerika’dan öğretim üyelerini transfer ederiz, o öğretim üyelerinin bugüne kadar yaptığı bütün akademik çalışmalar bir anda üniversitenin akademik puanlamasını artırır, Türkiye’den birçok üniversiteyi ilk 500, ilk 300 üniversite arasına sokabiliriz ama böyle yapmıyoruz.” diyor. Ne yapıyoruz diyor? “Kalıcı olarak bu sorunu çözmeye çalışıyoruz.” İyi de sizin bu söylediğiniz yanıt, Türkiye’deki herhangi bir üniversitenin, birkaç üniversitenin dünyanın iyi üniversiteleri arasında olmadığı gerçeğini değiştiriyor mu? Değiştirmiyor. Bize YÖK Başkanı bu işin hilesini anlatıyor, hangi hileyi yaparsak ilk 300-500 üniversite arasında üniversitelerimiz yer alabilir. Dolayısıyla, bu savunmanın kendisi doğru değil. Evet, nitelikli ve uzun vadeli iyi üniversiteler arasında yer alacak üniversitelerimizin olması iyidir. Bu konuda atılacak her adımı da biz parti olarak destekleriz.

Şimdi, çok önemli birkaç tane sorum var akademide: Bir tanesi şu; bakın, özellikle sosyal bilimlerde akademisyenler istedikleri konuyu araştıramıyorlar. Bazı konu başlıkları hocalar tarafından mutlaka sansürleniyor, “Bu konuyu araştırma, başımızı belaya sokma.” deniliyor. Şimdi, böyle bir diyaloğun olması bile bu ülkenin geleceği açısından çok çok karanlık bir şeyi ifade ediyor. Eğer akademide herhangi bir akademisyen, herhangi bir araştırma görevlisi, yardımcı doçent, doçent veya bir başkası istediği konuda tez hazırlayamıyorsa, araştırma yapamıyorsa gerçekten o ülkenin üniversitelerinin çorak olmaya mahkûm olduğunu söyleyebiliriz.

Bir başka şey, bakın, rektörler artık seçimle belirlenmiyor. Eskiden Türkiye’de üniversite rektörü seçimi böyle çok demokratik falan değildi, üniversiteler seçim yapıyordu, belli sayıda aday içerisinden seçilenlerin belli sayısını YÖK’e gönderiyordu, YÖK bunların içerisinden üçünü seçip Cumhurbaşkanına gönderiyordu, Cumhurbaşkanı da bunlardan birini atıyordu ve çoğunlukla tartışılıyordu bu karar yani demokratik bir sistem yoktu. Şimdi, diyelim bu eleştiriyi yapıyorsunuz, diyorsunuz ki: “Burada demokratik bir sistem yok.” Normalde, demokrasi iddiasında olan bir hükûmetin ne yapması gerekir? Antidemokratik olanları tasfiye etmesi, dışarı çıkarması ve demokratik bir düzenleme yapması gerekir. Peki, biz de ne yaptık? “Bununla mı uğraşacak?” dedik, değiştirdik, bundan sonra artık üniversite rektörlerini Cumhurbaşkanı herhangi bir seçim olmadan doğrudan atıyor. Sorun burada bitmiyor, bakın, istediği kişiyi rektör olarak atıyor. Belli koşulları taşıyanlar arasından akademisyenler, profesörler atanıyor ya, bunu da değiştirdik, kanundan bu maddeyi de çıkardık, daha doğrusu siz çıkardınız -hani biz bu günahın ortağı falan değiliz- bu yetkiyi Cumhurbaşkanına verdiniz. Şu anda bir Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle yine, yasada olan hüküm duruyor. Üç yıl profesörlük yapan kişilerden herhangi birini Cumhurbaşkanı rektör olarak atayabilir. Atayabilir mi? Buna bile dayanamıyor Sayın Cumhurbaşkanı. “İstediğim kişiyi rektör yaparım.” demek için bir akşam kararname yayınlıyor, ertesi gün bu üç yıllık koşul yok; iki yıllık, bir yıllık profesör de rektör olarak atanabiliyor. Daha dramatiğini söyleyeyim: Üç ayını doldurmamış profesörler bu ülkede rektör olarak atandı. Cumhurbaşkanı bir kararname yayınlıyor, üç yılı kaldırıyor, istediği kişiyi rektör yapıyor; ertesi gün bir daha kararname yayınlıyor, tekrar üç yıl koşulu geliyor. Sonra, bir süre daha geçiyor, yeni bir üniversite kuruluyor, yine birisini rektör olarak atamak istiyor, yine üç yıl koşulu engel; yine bir kararname hazırlıyor, bunu yürürlükten kaldırıyor, üç aylık bir profesörü rektör yapıyor. Ertesi gün ihtiyaç hasıl oldu, tekrar bir kararname yayınlıyor, tekrar üç yıllık profesörler rektör olabiliyor. Bu kabul edilemez. Yani Türkiye’de Cumhurbaşkanının atayabileceği 1 tane profesör yok mu ki üç aylık profesörler arasından rektör atıyorsunuz?

Şimdi “Türkiye’yi kararnamelerle yönetiyorsunuz.” diyoruz ya, o kararnamelerden bir tanesi de 703 sayılı Kanun Hükmünde Kararname. İşte o kararnameyle Cumhurbaşkanına istediği kişiyi rektör olarak atayabilme şansı verdiniz. O 703 sayılı Kararname bugün bu kanunu tartışmamızın da nedeni çünkü 703 sayılı Kararname’yle bazı kanunları, kanun hükmünde kararnameleri değiştirdiniz ve Anayasa Mahkemesi iptal etti, şimdi bu yüzden görüşüyoruz.

Şimdi bu konuda bir şey söyleyeyim, bununla ilgili önemli bir eleştiri olduğunu düşünüyorum; şimdi, biz diyoruz ki sanki devleti yönetmiyorsunuz da aile şirketini yönetiyorsunuz, böyle eleştiriler falan yapıyoruz. Çok açık söyleyeyim, aslında şirket de böyle yönetilmez; hiçbir şirket yöneticisi bu biçimde şirketin başına CEO atamaz, emin olun, şirketin çıkarlarını gözetir. Hani, devlet yönetmiyorsunuz, aile şirketi yönetiyorsunuz diyoruz ya, aslında aile şirketi yönetirken bile insanın asgari uyması gereken kurallara neredeyse uymuyorsunuz.

Bakın, Türkiye’de üniversite okumak artık bir lüks, hak değil. 7 üniversite öğrencisinden yalnız 1’i yurtta barınabiliyor, 7 üniversite öğrencisinden yalnızca 1’i. Gençlik Bakanı ve Kredi Yurtlar Kurumu bu tür eleştiriler yapıldığında şöyle bir yanıt veriyorlar, diyorlar ki: “Ya, biz başvuran neredeyse herkesi yurtlara yerleştiriyoruz.” Sorun burada zaten. 7 öğrenciden 1’inin yurda yerleştirilebileceği bir ülkede, öğrencilerin büyük bir bölümü üniversiteye kayıt yaptırır yaptırmaz ev aramaya başlıyorlar çünkü şanslarının yüzde 15’lerde olduğunu biliyorlar.

Başka bir şey daha söylüyor Gençlik Bakanı veya Kredi Yurtlar Kurumu, diyor ki: “Bizden önceki öğrenci yurtlarını düşünün, şimdiki yurtları düşünün. Şimdikiler 5 yıldızlı otel ayarında, birkaç kişi kalıyor, odalar lüks, her odanın ayrı tuvaleti falan var.”

Şimdi, on sekiz yıldan, on dokuz yıldan bahsediyoruz. Adalet ve Kalkınma Partisi iktidara geldiğinde benim oğlum 1,5 yaşındaydı, şu anda üniversite öğrencisi yani o kadar uzun bir süreden bahsediyoruz. Karşılaştırdığınız şey yirmi yıl öncesi, yirmi beş yıl öncesi. Yirmi yıl, yirmi beş yıl öncesi ile bugünü karşılaştıramaz mıyız? Elbette karşılaştırabiliriz. Peki, bu, gerçeklere ulaşmamızı sağlar mı yirmi yıl, yirmi beş yıl öncekiyle karşılaştırmak? Bize hiçbir şey göstermez çünkü yirmi-yirmi beş yılda dünyadaki her ülkede az ya da çok bazı gelişmeler olmuştur. Asıl sorun, sizinle aynı seviyede olan ülkelerin nereye geldiğidir yani bilimde, sanatta, teknolojide, iletişimde, her alanda nereye geldiğiyle ilgilidir; bununla karşılaştırırsınız nereden nereye geldiğinizi ölçmek için. Bunu yapmayıp da yirmi yıl, yirmi beş yıl önceki kendi ülkenizde yapılanlarla karşılaştırırsanız hepiniz, hepimiz büyük bir yanılsama içerisinde oluruz.

Bakın, ben size sadece bir tane örnek vereyim iletişimle ilgili; öyle Avrupa’yla, Amerika’yla, Japonya’yla falan değil, hiç böyle bir karşılaştırmaya gerek yok, basit bir örnek: Kim isterse araştırabilir, sadece fiber optik ağla ilgili, Afrika’daki ortalama bir ülke olan Gana ile Türkiye’yi karşılaştırın. Bakın, Gana ile Türkiye’yi karşılaştırın; internete erişim konusunda dünyada “zayıf” dediğiniz herhangi bir ülke nereden nereye gelmiş, Türkiye nereden nereye gelmiş? Gerçek karşılaştırmayı ancak böyle yapabiliriz. Dolayısıyla, her eleştiriye karşı “On sekiz yıl önce böyleydi, yirmi yıl önce böyleydi; biz şuradan şuraya geldik.” dediğiniz zaman, aslında, bir yere gelmiş oluyorsunuz ama başkalarının attığı adımların yanına bile yaklaşamamış oluyorsunuz. Bunu niye söylüyorum? Teknoloji, bilim, iletişim, sanayi bu tür alanlarda gelişmek istiyorsanız, bunun kilit noktalarından bir tanesi üniversitedir. Eğer üniversitelerinizde özgür eğitim yapılıyorsa, eğer üniversitelerinizde akademisyenler özgürce araştırma yapıyorlarsa işte bu söylediğim alanlarda gelişebilirsiniz. Bu iş sadece parayla olmaz, daha doğrusu tek parayla olmaz. Eğer parayla olsaydı, bakın, Suudi Arabistan gibi veya başkaca doğal zenginlikler açısından gelirleri çok yüksek olan ülkelerin, çok çok gelişkin olması gerekirdi, başka bir şeye gerek var. Unutmayalım, gerçekten özgür üniversitelere ihtiyacımız var. Ancak üniversite özgür olursa bilimde gelişebiliriz, sanayide gelişebiliriz, teknolojide gelişebiliriz, iletişim çağında iletişimde gelişebiliriz.

Şimdi, başta da dediğim gibi, bu ülkeyi kanun hükmünde kararnamelerle yönetiyorsunuz, diyorduk ya, şimdi, 703 sayılı Kanun Hükmünde Kararname... Bu 703 sayılı Kanun Hükmünde Kararname, Temmuz 2018 tarihli, başlığı da “Anayasada Yapılan Değişikliklere Uyum Sağlanması Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname”. Bu 703 sayılı Kanun Hükmünde Kararname, Türkiye’deki devlet yapısının tamamını değiştiren bir kanun hükmünde kararnamedir. Türkiye’deki her şeyi kanun hükmünde kararnamelerle yönetiyorsunuz, ya OHAL KHK’leriyle ya da başka KHK’lerle. İçinde OHAL KHK’leriyle değiştirilmemiş herhangi bir kanun yok Türkiye’de, içinde KHK’lerin hükümlerinin olmadığı herhangi bir kanun da yok.

2011 yılında Türkiye’deki devlet yönetimini köklü bir şekilde değiştirdiniz, Haziran ayında, bir ay içerisinde bütün bakanlıkların teşkilat kanunlarını yürürlükten kaldırdınız, bunu bir kanun hükmünde kararnameyle yaptınız. Ben size bir tane örnek vereyim: Eskiden “3797 sayılı Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun” vardı. Türkiye’deki bütün bakanlıkların kanunu vardı. Teşkilat yapısı nedir, bunun içerisinde kimler yer alır, görevleri nedir; ayrıntılı düzenlenirdi, bunları değiştirmek istediniz. Kim uğraşır kanunla, kim uğraşır asıl görevi kanun yapmak olan Türkiye Büyük Millet Meclisiyle? Çıkar kanun hükmündeki kararnameyi, Türkiye’deki bütün devlet düzenini baştan sona değiştir. Haziran 2011 yılında bütün Bakanlıkları, Türkiye'nin bütün devlet yönetimini kanun hükmünde kararnamelerle yönetmeye başladınız, bu kanunların yerine yeni kanun hükmünde kararname getirdiniz, 2011’den 2018’e kadar. 2011’den 2018’e kadar geldiniz kanun hükmünde kararnamelerle, bunları yürürlükten kaldırmadınız. Bu kanun hükmünde kararnamelerin yerine yeni kanun hükmünde kararname getirdiniz.

Eskiden Bakanlıkların teşkilat kanunlarını, daha sonraki kanun hükmündeki kararnameleri okuyunca neyle ilgili olduğunu anlardı herkes. Bakın, sadece bir tanesini, Millî Eğitim Bakanlığınınkini söyleyeyim. Millî Eğitim Bakanlığının teşkilat kanunu yok, kanun hükmünde kararname vardı. Şimdi, ismi ne biliyor musunuz? Özel Barınma Hizmeti Veren Kurumlar ve Bazı Düzenlemeler Hakkında Kanun Hükmünde Kararname. Bakın, Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilat Kanunu’nun geldiği nokta budur. Türkiye’deki herhangi bir vatandaşa gidin söyleyin, deyin ki: Özel Barınma Hizmeti Veren Kurumlar ve Bazı Düzenlemeler Hakkında Kanun Hükmünde Kararname neyi düzenliyor olabilir? Tek bir kişi, hukuk bilgisi olmayan, bununla ilgili özel bilgisi olmayan tek biri bile, bu Millî Eğitim Bakanlığının teşkilat kanunudur, kanun hükmünde kararnamesidir demeyecektir. Neden böyle? Artık sistem değişti. Teşkilat, meşkilat yok, Bakanlığın görevi de yok. Ne var? Cumhurbaşkanlığı sistemi var. Cumhurbaşkanı, istediği biçimde teşkilat dizayn ediyor, istediği biçimde o teşkilatı değiştirebiliyor.

Biraz da teklifin içeriğinden bahsetmek isterim, sürem azalıyor. Teklif sahiplerinin getirdiği ve görüştüğümüz bu teklifte neler var? 2’nci maddesiyle 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun 24’üncü maddesinde değişiklik yapıyorsunuz. Buna göre doçentlik sınavı yılda 2 kez yapılmayacak, daha fazla yapılacak. Bu, olumlu bir değişme, bunu destekleyeceğimizi, desteklediğimizi Komisyonda söylemiştim.

3’üncü maddede de öğretim görevlisi kadrosuna atanacaklarda lisans mezunu olma şartını yüksek lisansa çıkarıyorsunuz. Bu da olumlu bir değişme, yeter ki mevcut öğretim görevlilerinde bir hak kaybı yaşanmasın, tek sorun bu.

4’üncü maddeyle araştırma görevlisi kadrolarına atanma yaşını “35 yaşını doldurmuş olma” koşuluna bağlıyorsunuz. Ben bunun doğru olmadığını ayrıntılı biçimde komisyonda söylemiştim. Herkes, her yaşta akademiyle ilgilenebilir, üniversitede araştırma yapmak isteyebilir. Dolayısıyla, bu yaş sınırı doğru değil dedim ama illa bir yaş yapacaksanız bunu 40 yaşına çekin ki 65 yaşında bir kişi emekli olabilir diyoruz. 40 yaşından 65 yaşına kadar 25 yıllık süreyi doldurabilir. Makul ölçü illa bir yaş olacaksa 40 yaş olmasının doğru olduğunu düşünüyorum.

Teklifin 5’inci maddesiyle uzman, çevirici, eğitim planlamacıları da üniversitelerde ders verebilecek. Bunu tartışılır bulduğumu komisyonda da söylemiştim. Teklif sahipleri diyor ki: “Bizim gerekçemiz 7100 sayılı Yasa’da yapılan değişiklik, bu kadrolar artık öğretim görevlisi kadrosu oldu.” Ama bence en doğrusu şu: Üniversitelerde ders verecek birilerinin az olduğunu düşünüyorsanız, yükseköğretimde niteliği artırmanın en iyi yolu yeni akademisyen atamaktır. Bu öğretim görevlileriyle üniversitenin niteliğini değiştiremezsiniz.

7’nci madde çok kritik bir madde, tam bu görüştüğümüz maddelerden. Başta da söyledim, Anayasa Mahkemesi bir karar verdi ve dedi ki: “YÖK Başkanı da, rektörler de dekanlıkla birlikte bütün öğretim üyelerinin disiplin amiri olabilecek bundan sonra.” Anayasa Mahkemesi, bunu, üniversitenin özerkliğine aykırı buldu, Anayasa Mahkemesi: “130 ve 131’inci maddelere, bilimsel özerkliğine aykırıdır.” dedi. Şimdi, bu getirdiğiniz teklifle bunu değiştiriyorsunuz. Artık YÖK Başkanı doğrudan disiplin soruşturması başlatamayacak ve disiplin amiri olamayacak. Ama başka bir şey daha söylemişti Anayasa Mahkemesi, dedi ki: “Devlet ve vakıf yükseköğretim kurumlarında öğretim elemanı, memur ve diğer personeline uygulanabilecek disiplin cezalarını gerektiren fiillere, bir de 657 sayılı Yasa’da yer alan fiilleri de ekliyorsunuz, bu hem üniversitelerin bilimsel özerkliğine hem de kendi kanunlarına aykırıdır.” Anayasa Mahkemesinin kararının içerisinde de örnekler var, çok doğru örnekler seçilmiş. Mesela bir tanesi; 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’na göre siyasi faaliyette bulunmak, bir ila üç yıl arasında kademe ilerlemesinin durdurulması cezasını gerektiriyor, siyasi partiye üye olmak da devlet memurluğundan çıkarmayı gerektiriyor. Oysa buradaki akademisyenlerin hepsi bilir, 2547 sayılı Yasa’nın 59’uncu maddesinde bir değişiklik yapıldı ve akademisyenler siyasi partilere üye olabiliyorlar. “2547 sayılı Yasa dururken 657 sayılı Yasa’yla birlikte işletilmesi sorun olabilir.” dedi. Siz şimdi bunu değiştiriyorsunuz, 657’ye atıf yapan maddeyi kaldırıyorsunuz ama 657’de yer alan ve akademisyen kimliğiyle bağdaşmayacak bir sürü fiili hâlâ disiplin cezası gerektiren davranışlar olarak söylüyorsunuz. Benden önceki hatip de söyledi, komisyonlarda da tartıştık bunu, gerçekten tartışılır bir şey.

Ama çok önemli bir tanesi var, o da şu: Bakın, 2547 sayılı Yasa’nın şu an mevcut olan 53’üncü maddesinde diyor ki “Terör niteliğinde eylemlerde bulunmak veya bu eylemleri desteklemek kamu görevinden çıkarmayı gerektirir.” Şu anda yasada var. Siz bunu değiştiriyorsunuz, diyorsunuz ki: “Terör örgütlerinin propagandasını yapmak, bu örgütlerle eylem birliği içinde olmak veya bunlara yardım etmek, kamu kaynaklarını bu örgütleri desteklemeye yönelik kullanmak ya da kullandırmak da kamu görevinden çıkarma cezasını gerektiriyor.” Şimdi, mevcut yasa çok iyidir demiyorum çünkü terör tanımıyla ilgili sorunlar var. Bazı ülkeler Hamasa terörist diyor, El Fetihe terörist diyor, Moro Ulusal Kurtuluş Örgütüne terörist diyor ama dünyadaki herkes bu örgütleri terörist olarak görmüyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Devam edin efendim.

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Devamla) – Terör denildiğinde evrensel ve ortak bir tanım yok, bu çok büyük bir sorun. Ayrıca, burada, bu çatı altında 28 Şubatta “irticacı” denilerek “gerici” denilerek düşünceleri nedeniyle üniversiteden uzaklaştırılmış insanlar var, bugün burada milletvekili olarak görev yapıyorlar. Geçmişte nasıl bu sizi mağdur ettiyse bugün bu düzenleme de başka insanları sadece düşünceleri nedeniyle mağdur edebilir. Şimdi “Geçmişte biz haksızlığa uğradık, bu haksızlığa karşıyız.” mı diyorsunuz yoksa “Bizim amacımız iktidar olmaktı.” mı diyorsunuz? Yani “Biz haksızlığa karşı değiliz, biz iktidara gelelim, istediğimize haksızlık yapalım.” diyorsanız bunda bir sorun yok. Ama hâlâ bir adalet duygunuz varsa, bunu savunuyorsanız gerçekten bu madde çok tartışılır bir madde. Benzetmek istemiyorum ama sanki içinize böyle, ırkçılık, terör kaçmış gibi, bununla yatıp bununla kalkıyorsunuz, hangi düzenleme olursa olsun -nasıl bağlıyorsunuz bilmiyorum ama- mutlaka buna ilişkin bir kural koymadan edemiyorsunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Devamla) – Son, bitiriyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Tamamlayalım efendim.

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Devamla) – Bir de -birkaç maddesi var aslında söylemek istediğim de arkadaşlarımız yeri geldiğinde söyleyecek- şimdi, bu disiplin kurullarına bir ek öneri istiyoruz, sendika temsilcileri de üniversitelerdeki ve YÖK’teki disiplin kurullarında yer almalı. Bunun unutulduğunu düşünüyorum, buna ilişkin teklifimiz var veya siz verebilirsiniz sendika temsilcileri de katılabilmelidir. 13’üncü maddenin doğrudan Bilim ve Sanat Vakfına bağlı İstanbul Şehir Üniversitesi olduğunu düşünüyorum. Buna bir yasallık kazandırıyorsunuz bence.

Komisyonda Pasaport Kanunu’na bir ek yaptınız, öğretim üyeleri, vakıf üniversitelerinde on beş yıl görev yaparsa yeşil pasaport alabilecek. Kanımca -öğretim üyeleri değil de- bunun öğretim görevlilerini de kapsayacak biçimde değiştirilmesi yararlı olur.

Öğretmenlerin idari izinli sayıldığı bugünlerde ek ders ücreti almalarının nedeni bu ama siz diyorsunuz ki: “Bu iş bittikten sonra ben size tekrar görev vereceğim eğer gelmezseniz bu verdiğim paraları geri alırım.” Bu büyük bir adaletsizlik öğretmenler hak ettikleri için, idari izinli oldukları için ek ders ücretini alıyorlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Devamla) – Dolayısıyla yarın öbür gün bir görev verdiğinizde de ek ders ücreti vermeniz gerekir diyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Ankara Milletvekili Sayın Yıldırım Kaya…

Buyurunuz Sayın Kaya. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA YILDIRIM KAYA (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, bizleri televizyonları başında izleyen sevgili vatandaşlarımız; hepinizi Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına saygı ve sevgilerimle selamlıyorum.

Olağanüstü günlerden geçiyoruz. Birçoğunuz evlerinizde sanki yarı açık cezaevindeymiş gibi yaşam sürdürüyorsunuz. Tüm dünyayı tehdit eden coronavirüs salgınında hayatını kaybeden bini aşan yurttaşımız oldu, dünyada binlerce insan hayatını kaybetti, yüz binlerce insan da tedavi görmekte.

Öncelikle, Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Profesör Doktor Haydar Baş’a ve hayatını kaybeden tüm insanlığa başsağlığı diliyorum. Ayrıca Ataşehir Belediye Meclis üyemiz, 27 yaşındaki pırıl pırıl genç arkadaşımız Uğurcan Demir bu virüsten hayatını kaybetti. Kendisine Allah’tan rahmet, yakınlarına ve tüm camiamıza başsağlığı diliyorum.

Değerli milletvekilleri, “YÖK’ü kaldıracağız ve demokrasiyi Türkiye’ye hâkim kılacağız.” diye iktidara gelen Adalet ve Kalkınma Partisi. YÖK’ü kaldırma iddiasıyla parti programına aldığı, seçim bildirgelerine aldığı bir anlayıştan, on sekiz yıl sonra geldiğimiz nokta, bırakın YÖK’ü kaldırmayı, YÖK’ün mevcut hâlinden de geriye dönük gerçekten telafisi mümkün olmayan düzenlemeler yapılmakta.

Bakın, 8 Nisanda Komisyona bu yasa teklifi geldi, 10 Nisanda Komisyon görüştü. Komisyon üyeleri kendi içerisinde dahi ayrıntılı bir değerlendirme yapma fırsatı bulamadılar. Bırakın Komisyon üyelerini, üniversiteleri ilgilendiren bir konuda üniversitelerle, sendikalarla, ilgili kuruluşlarla görüş alışverişinde bulunulması bile mümkün olmayan bir süreci yaşıyoruz, Komisyonda bunu dile getirdik. Komisyonda kanun teklifini getiren arkadaşlarımız ve YÖK temsilcileri, özellikle Anayasa’nın iptal ettiği maddeden kaynaklı bunun bu süreçte geçmesi gerektiğini söylediler, bunu da anlayışla karşıladık ama şöyle bir yolu, yöntemi hep birlikte değerlendirmemiz gerekiyor: Gerçekten akılcı, bilime dayalı, demokrasinin gereği olan -A partisi ya da B partisi, hiç fark etmez- doğru getirilen önerilerin Komisyon tarafından kabul edilmesi ya da kabul edilmiyorsa Genel Kurul tarafından bunların kabul edilmesi gerekir. Eğer bir fikrî birlik yaratacaksak, bilimde bize aydındık yolu gösterecek üniversitelerin durumunu konuşacaksak burada “dediğim dedik” anlayışından vazgeçmemiz lazım. Birlikte tartışmamız, süreci birlikte ilerletmemiz gerekiyor.

12 Eylülle hesaplaşmak, 12 Eylül yasalarıyla, 12 Eylülün hukuksal dayatmalarıyla hesaplaşmaktır. Bugüne kadar, on sekiz yıldır, 12 Eylülle hesaplaşmayı önüne koymuş olan Adalet ve Kalkınma Partisi, ne yazık ki 12 Eylülle hesaplaşmayı bir türlü aklına getirmiyor. 12 Eylülün ürünü olan 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nu bile üniversitelere şamil kılmaya kalkmak, gerçekten 12 Eylülle hesaplaşmayı akıldan bile geçirmemektir.

Şöyle düşünün, bu coronavirüs hayatımıza tebelleş oldu. Biz bununla ilgili bir mücadeleyi bilimle yürütmek zorunda değil miyiz? Bilimi nerede açığa çıkaracağız? Üniversitelerde. Peki, üniversitelerimiz bilim yuvası olmaktan uzaklaşmışsa biz bunu nasıl hayata geçireceğiz? Bizim, üniversitelere, bilim insanlarına, araştırma yapacak insanlara ihtiyacımız var. Bunlar, özgür düşündükleri müddetçe, ekonomik koşulları uygun hâle getirildiği sürece ancak mümkündür. Eğer bunu yapamıyorsanız, siz, bilimsel bir çalışmayı yapamadığınız sürece, coronavirüsle ya da benzeri vakalarla akılla, bilimle ve özgür düşünceyle birlikte mücadele etme şansınızı kaybedersiniz.

Üniversitelere bakıyoruz, üniversitelerde -biraz önce de söyledim- 12 Eylül yasası ve onun hukuku her şeyin üzerinde işliyor. Demokles’in kılıcı gibi tepemizde sallanan bir anlayış var. 12 Eylülde bile, 12 Eylülden sonra bile, YÖK’te, üniversitelerde, üniversite öğretim üyeleri arasından rektörü seçme hakkı vardı; 3 kişi seçer, 3 kişi içerisinden de Cumhurbaşkanı birini atardı. Şimdi, siz bunu da ortadan kaldırdınız, yok ettiniz. Yaptığınıza bir bakın, ya Adalet ve Kalkınma Partisi il başkanlığı yapmış olacaksınız, ya ilçe başkanlığı yapmış olacaksınız, ya milletvekilliği yapmış olacaksınız ya da milletvekili aday adayı olacaksınız daha sonra da üniversiteye rektör olarak atanacaksınız. Biz bu dönemde bu uygulamalara çok sık rastlıyoruz. Eğer bu uygulamaları devre dışı bırakmazsak demokrasiden, bilimden ve demokrasi anlayışından bahsetmemiz mümkün değildir.

Getirilen yasa teklifi ne 1982 darbesiyle getirilen antidemokratik hükümleri ne Anayasa’ya aykırı hükümleri kaldırıyor ne de bilimsel özerklik ilkelerine aykırı hükümleri değiştiriyor. Değiştirdiği ve olumlu değişiklikler yok mu bu yasada? Var, olumlu değişiklikler var. Vakıf üniversiteleri kuruldu. Vakıf üniversitelerinin malını vakfetmekten gelen anlayış gereği öğrencilere, yüzde 15’ine burs, tam bursluluk hakkı tanıdı. Teklifi getiren arkadaşların önerisi yüzde 15 idi, Komisyonda biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak bunun yüzde 25 olarak geçmesini istedik ama Komisyonda Milliyetçi Hareket Partisi ve Adalet ve Kalkınma Partisi üyeleri tarafından reddedildi ama buna rağmen yüzde 15’lik bursluluk olayı çok doğru ve yapılması gereken bir işti.

Vakıf üniversiteleri özellikle riskli bir süreç yaşadığından, özel okulların risk yaşadığı süreçte, Doğa Kolejinde yaşanan ve öğretmenin, öğrencinin, öğrenci velisinin başına gelenin vakıf üniversitelerinde de öğrencinin, öğretim üyesinin ve üniversiteyi işletenlerin başına gelmemesi için bir güvence olması gerekiyordu; kanun teklifini getiren arkadaşlarımız gelirinin yüzde 2’sini kamu bankasına yatırma zorunluluğunu, teminat olarak yatırma zorunluluğunu getirdi. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu konuda da bu oranın yüzde 5 olmasını istedik ama bu teklifimiz de reddedildi.

Biz özellikle, 12 Eylül hukukuyla ve demokrasiye aykırı olan kanun hükmünde kararnameyle, bir tek kişinin imzasıyla 6 bin öğretim üyesinin ihraç edildiği bir sürecin doğru olmadığını, bu sürecin mutlaka YÖK tarafından gündeme getirilmesini defaatle söyledik. Ama ne yazık ki öyle bir süreç yaşadık ki coronavirüsle ilgili çalışma yapan bir akademisyen ihraç edildi. Bu akademisyen “Göreve döndürülmesem bile akademik kariyerimle bu konuda yapmış olduğum çalışmayla katkı sunmak istiyorum, destek olmak istiyorum.” dediğinde bile “Hadi oradan!” dendi. Biz, eğer bilimin ışığında bu coronavirüsle mücadelenin önünü açacak bir yaklaşımı bize sağlayanlar varsa bunlara kapımızı açmalıyız.

Kanun hükmünde kararnameyle ihraç edilenlerin önemli bir kısmı da bu ülkede barış istediği için ihraç edilen barış akademisyenleridir. Tek suçları “Savaş olmasın, insanlar ölmesin, barış olsun.” demek. İhraç olan bazı arkadaşlarımız şu anda Parlamentoda milletvekili. Arkada oturuyor bir arkadaşımız, ihraç edildi, milletvekili; İbrahim Kaboğlu burada yok, milletvekili. Bunlar dünyaca tanınmış, dünyadaki üniversitelerde ders veren ve bu ders verdikleri öğrencileriyle dünyada kıvanç duyan hocalar. Bu insanları kapıya koyduğumuzda Türkiye ne kazandı, insanlık ne kazandı ve ne kaybettik? Kaybettiğimiz çok şey var ama kazandığımız bir hiç. Dolayısıyla bu tartıştığımız süreçte barış akademisyenlerinin Anayasa Mahkemesinin kararına rağmen göreve döndürülmemesi gerçekten içler acısı. Göreve döndürülen akademisyen yok mu? Var. OHAL Komisyonu tarafından göreve iadesi istenenler var ama bir şartla: “Ankara, İstanbul, İzmir’deki üniversitelere dönemezsin. Onun dışındaki üniversitelerden 3 tercih yapacaksın. O tercihlerinden birine seni gönderirim.” Peki, kazandı mı? Kazandı. Suçsuzluğu ispat edildi mi? Edildi. Göreve dönecek mi? Dönecek. Konya’daki bir üniversitede, Necmettin Erbakan Üniversitesinde ders vermesiyle Gazi Üniversitesinde ders vermesi arasında ne fark var?

12 Eylül öncesi benim başıma bir iş geldi. Gözaltına alındım, sorgudayım. Emniyetteki sorgucu, bir yandan işkence yapıyor bir yandan da soruyor -birbirleriyle de tartışıyorlar gözlerim bağlı- diyor ki: “Sor bakalım nerede öğretmenmiş.” Sivas’ın Divriği ilçesinin Bahtiyar köyünde öğretmenim. “Kaç öğrencin var?” 11. “Komiserim çok iyi, 11 öğrencili değil de 100 öğrencili yerde olsaydı -Allah vermesin- 100 öğrenciyi zehirleyecekti, dolayısıyla 11 öğrencili yerde olması iyidir.” diyor. Bir öğrenci ile bin öğrenci arasında hiçbir fark yoktur. Dolayısıyla siz akademisyeni göreve iade ediyorsanız yapacağınız iş, daha önce görevden aldığınız üniversiteye dönmesidir. Onun da bir onuru, onun da bir yaşam şekli var.

Değerli arkadaşlar, biraz önce Halkların Demokratik Partisinden Sayın Milletvekilimiz Mehmet Bey’de söyledi. 35 yaş sınırı Anayasa’nın eşitlik ilkesine aykırı. Anayasa eğer bu aykırılıklarla ilgili bize yeniden bir yasa yapma zorunluluğu getirmişse aykırı olduğunu bile bile bir iş yapmayalım. Birçok akademisyen 35 yaş iyidir diyor ama önemli bir kesim de bu 35 yaş sınırının “eşitlik” ilkesine aykırı olacağını söylüyor. Bu konuda Komisyonda tekliflerimizi yaptık, reddedildi. Umarım Genel Kurul bu konuda ortak bir yol bulur.

Ayrıca, disiplin cezaları konusu var. Benden önce konuşma yapan üç konuşmacı arkadaşım da bu konuya farklı boyutlarla değindiler. Demokrasi, özgürlük bilim yolunu açar. Eğer siz demokrasiyi askıya alırsanız, özgürlükleri askıya alırsanız bilim insanının üretiminin önüne geçmiş olursunuz. Üretimin önüne geçtiğinizde bu ülkeye katacağınız hiçbir şey yoktur. Getirilen 7, 8 ve 9’uncu maddelerde 25 çeşit suç tarif edilmiş. 657 sayılı Devlet Memurları Yasası buraya getirilmiş, daha sonra bu yetmemiş, buna ilaveler yapılmış. Bir öğretim üyesini disipline verdiniz, şu ya da bu gerekçeyle, o öğretim üyesinin cezalandırılma sürecinde o öğretim üyesinin üyesi olduğu sendika temsilcisi yok. Şimdi, sendikalar sadece devlete karşı üyelerinin haklarını savunan yapılar değildir, aynı zamanda üyelerini de otokontrol yönetimiyle toplumda ve de kendi alanında verimli olmasını örgütleyen bir yapıdır. Sendika temsilcileri fiilen disiplin kurullarında bugüne kadar yer alıyordu çünkü toplu sözleşmede bu hüküm var. Toplu sözleşmeyi kiminle yaptınız? MEMUR-SEN’le yaptınız. MEMUR-SEN’le yaptığınız toplu sözleşmede, o toplu sözleşme gereği disiplin kurulunda sendika temsilcisi fiilen bulunduruluyordu. Şimdi, yasayla bunu niye çıkartıyorsunuz? Fiilen yapılan işi yasal statüye kavuşturmak zorundayız. Yasal statüye kavuşturduğumuzda ne üniversite ne devlet ne de devleti yönetenler zarar görmez. Sendika temsilcilerinin olduğu her yerde hem çalışanlar hem üniversite hem de devlet fayda görür.

Değerli milletvekilleri, biz Komisyonda özellikle dün geçen af kanununa göre öğrencilerin de… Yaklaşık beş yıldır mağdur olan öğrenciler var. Bu öğrenciler kimisi parasını yatıramamış, kimisi sınavını kaçırmış, kimi gitmiş dağda çobanlık yapmış iki yıl devam edememiş ama bugün, tekrar üniversiteye devam etmek istiyor, bunun için de bir af beklentisi var. Bu af beklentisi içerisinde olan öğrenciler sadece Cumhuriyet Halk Partisi Grubuna değil, tüm siyasi parti gruplarına ve tek tek milletvekillerine bu taleplerini aylardır dile getiriyorlar. Biz de bu konuda, bir ek madde teklifi yaptık ama ne yazık ki bu teklifimiz de Komisyon tarafından reddedildi. Hırlıyı hırsızı, soyluyu soysuzu, Tosuncuk’u affediyorsunuz, “Okumak istiyorum, üniversite diploması almak istiyorum, işsiz olacağımı bile bile bunu yapmak istiyorum.” diyen öğrenciyi niye affetmiyoruz? Eğer gerçekten, dün çıkardığımız af yasasını adil, eşit, her şeyi kucaklayan bir yasa olarak görüyorsanız ki gördüğünüz için “evet” dediniz, biz görmediğimiz için “hayır” dedik, bugün gelin, gerçekten affa ihtiyacı olanlara bu yardım elini, bu destek elini uzatalım diyorum.

Değerli milletvekilleri, öğretmenlere esnek çalışma maddesi getiriliyor. Şimdi, öğretmenler bu dönemde çalışmadı zannediyoruz. Bir öğretmen, bir gazeteci gibidir, gazeteci 24 saat çalıştı kabul edilir. Gazeteciler evinde otururken de bir haberin kokusunu aldığında yatağından kalkar, gider ve haberi yapar. Şunu bilmenizi istiyorum -ben bir öğretmenim- öğretmen de gerçekten yatağında uyuyamaz eğer öğrencisi başarısızsa. Öğrencisinin başarılı olması için öğretmen her türlü çabayı sarf eder.

Şimdi, diyeceksiniz ki Millî Eğitim Bakanlığımız ne güzel iş yapıyor, uzaktan eğitim. Bu koşullarda yapılan uzaktan eğitim nedir biliyor musunuz? Günde 2 ders veriliyor, her ders yirmişer dakika, 2 dersin edeceği kırk dakika, beş günde iki yüz dakika. Peki, normal öğretimde neydi? Bir günde iki yüz dakika ders görüyordu. Sizin öğrencinin aldığı yirmi dakikalık uzaktan eğitimle bir yol alacağını düşündüğünüzü zannetmiyorum. Peki, ne oluyor biliyor musunuz? O yirmi dakikadan sonra öğretmen öğrenciyi arıyor, öğrencisiyle o derslerle ilgili konuşuyor, ödevlerini veriyor, bir gün sonra tekrar kontrol ediyor. Yani, öğretmen evde yatmıyor, öğretmen evde çocuğunun, öğrencisinin derdiyle ilgileniyor. Dolayısıyla siz, öğretmenin bu çalışmasını yok sayamazsınız.

Halk eğitimde kadrolu çalışanlar var, usta öğreticiler. Diyor ki: “Sen kurs başlatmadın, dolayısıyla sana ders ücreti vermiyorum.” Kaç kişi biliyor musunuz? 2.800 kişi. Ya, el vicdan! 2.800 kişinin ders ücretini neden kesersiniz? Sözleşmeli öğretmenler, ücretli öğretmenler… Özellikle ücretli öğretmenlerin ücretleri önce ödenmedi, daha sonra Millî Eğitim Bakanı da bu konuda gerekli çabayı gösterdi, ücretler ödendi ama halk eğitimde çalışanların sorunu hâlâ devam ediyor.

Değerli milletvekilleri, biz öğretmenin kıymetini, öğretim üyesinin kıymetini bileceğiz çünkü bu ülkeye aydınlık yarınları getirecek olan bu kesimlerdir. Bu kesimlere sahip çıkmayı asla ihmal etmeyeceğiz.

Son olarak şunu söylemek istiyorum: 2 vakıf üniversitesi daha kuruluyor. 1’i Ankara'da kuruluyor, 35 bin metrekarelik bir alan, Bilkent içerisinde, hazine arazisi bu vakıf üniversitesine veriliyor. Bu vakıf üniversitesinin yarın ne yapacağını bilmiyoruz. 2 üniversite kuruluyor; 1’i sekiz yıldır eğitim devam ettiriyor, 1’inin eğitimle uzaktan yakından alakası yok. Biz bugüne kadar kurulan üniversitelerden mezun olanlara iş bulamazken yeni yeni vakıf üniversitelerinin kuruluyor olmasını çok anlamadık. Bu konuda, sizleri de bu konuyu sorgulamaya davet ediyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edelim efendim.

YILDIRIM KAYA (Devamla) – Son olarak şunları söylemek isterim: Bizde maske var ama inanın, halkın büyük bir kesiminde maske yok, ulaşamıyorlar.

Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan her hafta sarayda muhtarlarla toplantı yapıyordu. Daha sonra da dedi ki: “Bu dağıtımlar, yardımlar ve her türlü ilişki muhtarlar eliyle yapılacak.” Muhtarların kapısı insanlarla dolu, kuyruklar var. Muhtarlar perişan, muhtarlar ne yapacağını bilmiyor. Sarayda toplantı yaptığınız muhtarları lütfen hatırlayın ve muhtarlara sahip çıkın. Eğer bu muhtarlara sahip çıkmazsanız, gerçekten, yaptığınız toplantıların hiçbirinin anlamı olmadığı bir kez daha görülüyor.

Biz, çocuklarımızın ve gençlerimizin tiyatroya gitmesini çok önemseriz. Bu coronavirüs nedeniyle çocuklarımız tiyatroya gidemiyor ama geçen hafta, hafta sonu bir tiyatro izledik.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın efendim.

YILDIRIM KAYA (Devamla) – Bitiriyorum.

Bize tiyatro izleten, bize tiyatro izleme fırsatı veren Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a, İçişleri Bakanı Sayın Süleyman Soylu’ya teşekkür ediyorum! Hafta sonu bize bir tiyatro oyunu izlettiler, çocukları tiyatroya götürmekten biz de kurtulmuş olduk.

Hepinize saygılar sunuyor, hepinize başarılar diliyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAHAR AYVAZOĞLU (Trabzon) – Bir öğretmene yakışmıyor. Bir öğretmene bu açıklama yakışmıyor. Sizin de Bakanınız o Bakan, sizin de Bakanınız.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Evet, bizim içişlerimize bakıyor zaten, parti içişlerine bakıyor! Parti içişlerine baktığı için diyor herhâlde.

YILDIRIM KAYA (Ankara) – Ben sadece “Tiyatro izletti.” dedim, teşekkür ettim. Teşekkür ettim ya.

BAHAR AYVAZOĞLU (Trabzon) – Ben tiyatro izlemedim, gerçeğin ta kendisini izledim, lütfen. Sahip çıkın.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Turan, bir saniye efendim, müsaade eder misiniz.

Buyurun Sayın Başkan.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

45.- Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Başkanı Emrullah İşler’in, Ankara Milletvekili Yıldırım Kaya’nın görüşülmekte olan 212 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin tümü üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU BAŞKANI EMRULLAH İŞLER (Ankara) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Kaya bir hususa değindi; burada bir yanlış bilgilendirme olmaması açısından bir açıklama yapmak istiyorum. Konuşmasında, yanlış anlamadıysam, dedi ki: “Anayasa Mahkemesinin kararı olmasına rağmen bunlar görevlerine iade edilmiyor.” Anayasa Mahkemesinin böyle bir kararı yok Sayın Kaya. Anayasa Mahkemesinin bu imzacı akademisyenlerin yükseköğretim kurumlarına iadelerine yönelik bir kararı bulunmamaktadır. AYM’nin söz konusu kararı, her biri hakkında birer yıl üçer ay hapis cezası verilen ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilen 9 imzacı akademisyenle ilgilidir. AYM, ceza mahkûmiyetini hak ihlali olarak değerlendirmiştir. Bu karar dışında, imzacı akademisyenlerin yükseköğretim kurumlarına iadesine ilişkin bir mahkeme kararı bulunmamaktadır. Belli ki bu 9 akademisyenle ilgili, bir şekilde, mahkeme açılmış, mahkeme bunlara mahkûmiyet kararı vermiş, bu karar Anayasa Mahkemesine gidince de Anayasa Mahkemesi bunu hak ihlali olarak değerlendirmiştir. Dolayısıyla, sizin burada, kürsüde gündeme getirdiğiniz konunun bununla bir alakası yok, onu Sayın Genel Kurulun bilgilerine sunuyorum.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Başkan.

YILDIRIM KAYA (Ankara) – Kayıtlara geçsin diye...

BAŞKAN – Buyurun.

YILDIRIM KAYA (Ankara) – Anayasa Mahkemesinin vermiş olduğu kararın, göreve iade kararı olmadığı doğrudur. Ancak, OHAL Komisyonu Anayasa Mahkemesinin bu konudaki kararına dayanarak kararını bir an önce açıklamalıdır. Bu konuda, OHAL Komisyonu hiç bir işlem yapmamaktadır. Dört yıl oldu, dört yıldır ya versin kararını “İade etmiyorum.” desin ya da desin ki “Anayasa Mahkemesi de bu konuda görüş bildirdi -onlara bildirmedi ama- bu konuda görevinize iade ediyoruz.” Yani bir karar versin; olumlu ya da olumsuz.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Arafta kalmasınlar.

BAŞKAN – Sayın Turan...

46.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, Ankara Milletvekili Yıldırım Kaya’nın görüşülmekte olan 212 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin tümü üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, yine usul ekonomisi gereği çok söz almadan süreci devam ettirmeye çalışıyoruz. Ancak, az önceki konuşmacıyı dikkatle takip ettim. Bir defa, söz talebi, YÖK’le ilgili olan kanun teklifi üzerine; keşke kanuna bağlı kalsaydı, kendi mesleği olduğu için daha çok istifade etseydik. Ama, böyle, bazı arkadaşların ısrarla son bölümde, polemik yapmak için değişik başlıklara değinmesini yine ibretle izledik.

Bakınız “tiyatro” diye ifade ettiği İçişleri Bakanımızın istifasının ve sonrasında Cumhurbaşkanımızın bu istifayı kabul etmemesi sürecine konuşmacının kendi Genel Başkanı televizyonda “Saygıyla karşılıyorum.” dedi. Bir parti düşünün, Genel Başkanı bir süreci saygıyla karşıladığını ifade ediyor ama bir başka milletvekili bu süreçle ilgili “tiyatro” diyor. Ben bunu kamuoyunun takdirine bırakıyorum; bu bir Sayın Başkan.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edelim efendim.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) - İkincisi: Biz bu konuyla ilgili çok şey söyleyebiliriz. Çalışkan, kıymetli bir Bakanımız var. Bir süreçle ilgili istifasını gündeme getirdi. Cumhurbaşkanımız sahip çıkarak “Hayır, beraber çalışmaya devam edelim.” dedi vesair. Fakat, hiç bizim aklımıza “Tiyatro mu değil mi?” sorusu gelmemeli Sayın Başkan. Biz tiyatroyu keyifle izleriz, başka bir şey ama siyasal tiyatro bizim kültürümüzde, bizim partimizde olmayan bir iş. Eğer sizin Genel Başkanınız kaseti bir tiyatroya değişmişse bu konuya tiyatro olarak bakabilirsiniz. Eğer sizin Genel Başkanınız “Cumhurbaşkanı adayınız saraya gizli gitti, gitmedi.” tiyatrosunu kendi parti içerisindeki kavgalara, hiziplere konu ediyorsa siz buna tiyatro diyebilirsiniz. Ama AK PARTİ kültüründe böyle bir konuya tiyatro diye yaklaşmak olmamıştır, olmayacak Sayın Başkan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

YILDIRIM KAYA (Ankara) – Grup adına, açar mısınız?

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sataşmadım Sayın Başkan, lütfen.

BAŞKAN – Grubu temsilen buyurun Sayın Kaya.

47.- Ankara Milletvekili Yıldırım Kaya’nın, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

YILDIRIM KAYA (Ankara) – Şimdi, Sayın Grup Başkan Vekili, sanırım, benim söylediklerimi farklı bir boyuta çekiyor. Binlerce, yüz binlerce insan o gece sokağa çıktı ve o yüz binlerce insanın bizim hayatımıza hangi hastalıkları bulaştırdığını sanırım İçişleri Bakanı da biliyor, sayın vekiller de biliyor. Eğer böyle bir kararın sorumluluğunu üstlenip “Ben yanlış yaptım ve yüz binlerce insanın yaşamına mal olacak bir sorumsuzluk yaptım.” diyerek istifa dilekçesini veriyorsa bunun kabul edilmesi lazım.

HABİBE ÖÇAL (Kahramanmaraş) – Onun kararını Cumhurbaşkanı verir.

YILDIRIM KAYA (Ankara) – İstifa dilekçesini verirken de şöyle söylüyor: “Sayın Cumhurbaşkanımızın verdiği kararla birlikte ben bu uygulamayı yaptım.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

YILDIRIM KAYA (Ankara) – Daha sonra da bunun kişisel bir uygulama olduğunu ve bunun sorumluluğu gereği de istifasını bildiriyor. Adalet ve Kalkınma Partisi içerisinde İçişleri Bakanlığı yapacak binlerce insan var. Eğer bir kişi “Hata yaptım.” diyorsa bunun kabul edilmesi lazım. Eğer kabul edilmiyorsa toplumu iki gün bununla oyalayamazsınız. Hem o gün sokağa çıkan insanlar oldu, bir de istifası kabul edilmediğinde sokak gösterileri oldu. Hani yan yana duramıyorduk? Hani maskesiz sokağa çıkamıyorduk? Ne oldu da o kornalarla, araçlarla kimin şovu yapıldı? Şov yaparak siyaset yapılmaz. Bizim Genel Başkanlarımızın değişimi Türkiye’de her partiye örnek olsun.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Allah korusun.

YILDIRIM KAYA (Ankara) – Bizim Genel Başkanlarımız demokrasi gereği değişir ama bugün getirip birlikte yol yürüdükleriniz, ortaklık yaptıklarınızın suçlamalarıyla…

NAZIM MAVİŞ (Sinop) – Kasetle… Kasetle…

YILDIRIM KAYA (Ankara) – Bunu yapmayın. Kaset tartışmasını yaparsanız bugün birlikte Cumhur İttifakı’nda olduğunuz partilere…

NAZIM MAVİŞ (Sinop) – “Bizim Genel Başkanlarımızın değişimi örnek olsun.” dedin ya, ona diyorum.

BAŞKAN – Sayın Kaya, teşekkür ediyoruz.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, zabıtlara geçsin diye söylüyorum.

Tabii ki yürütmenin her türlü kararı, eylemi eleştirilebilir; saygı duyarız ancak “tiyatro” diye itham etmek başka bir ifadedir. Bunu reddediyoruz Sayın Başkan.

BAHAR AYVAZOĞLU (Trabzon) – Hanginiz için insanlar sokağa döküldü?

YILDIRIM KAYA (Ankara) – Bizim için insanlar sokağa çok döküldü.

IX.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Ardahan Milletvekili Orhan Atalay ile 73 Milletvekilinin Yükseköğretim Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2778) ve Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 212) (Devam)

BAŞKAN – Şimdi şahıslar adına İstanbul Milletvekili Sayın Mustafa Yeneroğlu.

Buyurun Sayın Yeneroğlu.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – “Hanginiz için” ne demek?

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Benim için sokağa döküldüler, senin için de dökülsünler.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan, açıkça böyle bir hakareti kabul edemeyiz. Çok özür dilerim…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Arkadaşlar, size söylemedi.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Siz bize “hanginiz için” diyemezsiniz! Biraz saygılı olmayı öğrenin önce!

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Biz kendimizi adam yerine koyuyoruz, siz de kendinizi adam yerine koyun!

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Bizim için milyonlar sokağa dökülür, milyonlar.

BAŞKAN – Kürsüde hatip var, lütfen… Sayın milletvekilleri…

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Salgın döneminde sokağa dökülmek doğru değil.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Yeneroğlu.

MUSTAFA YENEROĞLU (İstanbul) – Çok Saygıdeğer Başkanım, çok değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla muhabbetle selamlıyorum.

Sözlerime başlamadan önce, DEVA Partisi adına, coronavirüs sebebiyle hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı ve sabırlar diliyor, tedavisi devam etmekte olan vatandaşlarımızın da bir an önce sağlığına kavuşmasını temenni ediyorum.

Çok değerli arkadaşlar, AK PARTİ Grubu üyeleri tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına sunulan Yükseköğretim Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’ni görüşüyoruz.

28 maddelik kanun teklifiyle, Covid-19 salgınının yükseköğretime olumsuz etkilerini azaltmaya ve öğrencilerin ihtiyaçlarını gidermeye yönelik 2 maddenin yanında, üniversitelerle ve akademisyenlerle ilgili çeşitli konularda, 26 maddede değişiklikler öngörülmüştür. Kanun teklifini incelediğimde, özellikle 2 amaç dikkatimi çekmektedir. Bunlardan birincisi, tüm öğretim görevlilerini otoriteye memur hâline getirmek ve tabi olmayanları anayasal kurallara aykırı bir biçimde cezalandırabilmek. İkincisi de, özerk olan vakıf üniversitelerinin alanlarını daha da sınırlandırarak gerekli görüldüğü an faaliyet izinlerini kaldırıp el koyabilmektir.

Bu kapsamda, teklifin en sorunlu düzenlemelerinden biri, öğretim elemanlarının disiplin sorumluluğuna ilişkin olarak Yükseköğretim Kanunu’nun 53’üncü maddesinde yapılmak istenen değişiklikleri içeren 7’nci maddedir. Madde gereğince, mevcut uyarma, kınama veya kamu görevinden çıkarma gibi disiplin cezası belirlenen fiil ve hâllere Devlet Memurları Kanunu’ndan yeni ilaveler getirilmiştir. Bu ilavelere örnek teşkil eden birçok düzenleme var ancak ben sadece en çarpıcı olan birkaçını sizlere sunmak istiyorum.

Eklenmesi teklif edilen fiillerden birisi, kınama cezası verilmesi öngörülen “Görevi sırasında amirine sözle saygısızlık etmek.” şeklindeki ifadedir. Takdir edersiniz ki bu ifade, ölçüsü ve sınırı belli olmayan nitelikte, belirsiz bir düzenlemedir. Rektörün ya da dekanın eleştirilmesi dahi bu kavramın içine rahatlıkla sokulabilecektir.

Yine, çok sakıncalı olan ikinci ifade ise “Özürsüz veya izinsiz olarak bir yılda toplam 20 gün göreve gelmemek.” durumu için üniversite öğretim mesleğinden çıkarma cezasının öngörülmesidir. Bu durumda, özellikle Anayasa Mahkemesinin kararını -bir yıl önce verilen kararı da- dikkate alacak olursak, kararda, devlet memurları ile öğretim elemanlarının nitelik olarak farklı statüde oldukları ve bundan dolayı da aynı prosedüre tabi tutulamayacakları ifade edilmiştir. Buna rağmen, akademik özgürlük ve güvenceden uzak, üniversiteleri âdeta sıradan bir devlet dairesine dönüştürecek anlayışla, keyfî sonuçlar doğuracak bir düzenleme önümüze getirilmiştir.

Ancak bu maddede, içerisinde az önce saydığım düzenlemelerden devamlı şahit olduğumuz örnekler sebebiyle, daha sakıncalı, telafisi mümkün olmayan neticeler doğuracak bir ifade mevcuttur. “Terör örgütlerinin propagandasını yapmak, bu örgütlerle eylem birliği içerisinde olmak veya yardım etmek, kamu imkân ve kaynaklarını bu örgütleri desteklemeye yönelik kullanmak ya da kullandırmak.” ifadesi gibi bir ifadenin kamu görevinden çıkarma cezasına eklenen düzenlemesidir. Anayasa Mahkemesinin belirttiğim kararına göre, bu madde terör tanımının kapsamını daha da genişletmekte, geniş ve ucu açık ifadelerle hukuki belirlilik ilkesine aykırı bir düzenleme içermektedir. Bu düzenlemeyle idareye verilecek olan yetki birçok akademisyenin ifade özgürlüğünün engellenmesine ve ülkemizde sayısız düşünce suçlularının kervanına yenilerinin katılmasına neden olacaktır. Bu gidişat üniversiteleri gitgide yüksek liseye dönüştürecek, çok daha fazla bilim adamı ülkemizi terk etmek zorunda kalacaktır. Çünkü içi boşaltılmış bu maddelerle, şiddetle ve terörle uzaktan yakından alakası olmayan hatta kararlılıkla karşısında duran birçok aydın haksız yere yargılanmıştır.

Değerli milletvekilleri, unutulmamalıdır ki hukuk devletinin temel değerlerinden olan akademik özgürlük gereğince öğretim görevlilerinin özgür bir ortamda bilimsel faaliyetler yapmaları ve düşüncelerini toplumla rahatlıkla paylaşarak düşünce ve fikir özgürlüğünü yaşatmaları demokratik bir toplum için elzemdir.

Saygıdeğer arkadaşlar, nefreti ve şiddeti övmediği ve savunmadığı müddetçe kişilerin terör örgütünün propagandası suçundan cezalandırılması -bir de kesinleşmiş mahkeme kararı olmaksızın- hiçbir şekilde kabul edilemez bir durumdur. Bu gerekçeyle de bu maddenin Genel Kurul görüşmeleri sırasında demokratik hukuk devleti esaslarına göre düzeltileceğini, aksi takdirde zaten Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edileceğini düşünüyoruz.

Kıymetli arkadaşlar, teklifin diğer tartışmalı maddesi ise özellikle İstanbul Şehir Üniversitesini ve diğer vakıf üniversitelerini doğrudan etkileyecek olan 13’üncü maddedir. Düzenlemeye göre, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun ek 11’inci maddesinde yapılacak değişiklikle, geçici olarak faaliyet izni durdurulan vakıf üniversiteleri YÖK’ün kararıyla kapatılabilecektir. Her şeyden önce, kapatılması gereken bir kurum varsa o da YÖK’ün kendisidir.

Söz konusu düzenlemeye gelince, nokta atışı yapılarak vakıf üniversitesinin nasıl kapatılacağı, kurucu vakfa ne olacağı, sahip oldukları mülklere nasıl sahip çıkılacağı ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. Bildiğimiz üzere, kanunlar nesnel olur, kişiye ya da bir kuruma özel kanun yapılmaz. Ancak maalesef, siyasi irade, Şehir Üniversitesinin faaliyet iznini iptal edeceğini çok önceden açıkça beyan etmiş, siyasi hesaplaşmasına hukuku araçsallaştırarak amacını kanun olarak Meclise sunmuştur. Açılan bu yol, Şehir Üniversitesi şahsında tüm vakıf üniversitelerini tehlikeye atmaktadır, keyfî bir uygulamaya yasal meşruiyet zemini hazırlamaktadır. Anayasa’ya aykırı bu düzenlemeye sadece Şehir Üniversitesi ailesinin değil tüm vakıf üniversitelerinin özerkliğini ve özgürlüğünü savunan tüm demokratların tepki göstermesi gerekmektedir. Çünkü bugün, siyasi saiklerle ülkemizin en iyi üniversitelerinden birisi olan Şehir Üniversitesini kapatmaya çalışanlar, yarın gözünün üzerinde kaş var diye başka vakıf üniversitelerinin de üzerine gidebilecek, bu örnekte olduğu gibi hakkaniyeti ve adaleti ayaklar altına alabileceklerdir.

Sayın milletvekilleri, dün, geçmişte iktidar sıralarında oturan, yol arkadaşımız olan, yıllarca bakanlığımızı yapan, burada birçoğumuzun hocası olan Sayın Ömer Dinçer Bey’in kahrını dinledim, siz de lütfen televizyonlarda dinleyin. Dinlerken derin acısını bizzat hissettim ve gerçekten çok üzüldüm. Hangi ideallerle yola çıkmıştık, bugün ne hâllere düşüldü. Herkesin huzur bulacağı, özgürlükçü ve çoğulcu demokratik Türkiye mücadelesi sözüyle, birlikte yola çıkmıştık. Bugün, tek tipçi, her gün daha fazla temel hakların altını oyan, özgür düşünceyi cezalandıran, cezaevlerini aydınlarıyla, gazetecileriyle dolduran, özgür sivil toplumdan çekinen, Meclisi üniform toplum düzenlemeleriyle bombardımana tutan, yargısının adaletsizlik dağıttığı, otoriter bir Türkiye hâlini aldık, maalesef. Sadece son günlerdeki yasalara bakalım; infaz yasası, Yükseköğretim Kanunu -önümüzde olan- ve -herhâlde, ümit ediyorum ki doğrudur- geri çekildiği ifade edilen sosyal medyayı bitirme planı. Bu durumlarda Ömer Hocalar kahrolmasın da ne yapsın? Elbette buna karşı mücadele edeceğiz ve elbette özgürlükçü, çoğulcu, katılımcı, demokratik Türkiye’yi tesis edeceğiz ve Türkiye’yi tekrar, itibarı yüksek, toplumu müreffeh bir noktaya taşıyacağız.

Saygıdeğer milletvekilleri, tekrar altını çizerek belirtmek istiyorum, bu kanun teklifine destek verilmemesi lazım. Çünkü, ülkemizin menfaati adına, üniversitelerin bilimsel özerkliğine ve öğretim görevlilerinin akademik özgürlüklerine sahip çıkmak dururken teklifte sözü geçen değişiklikleri kabul etmek hukuka, üniversitelere, milletimize ve Türkiye’nin geleceğine karşı yapılacak en büyük haksızlık olacaktır.

Genel Kurulu ve tüm milletvekillerimizi tekrar saygıyla selamlıyorum. (HDP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Şahıslar adına diğer konuşmacı sayın milletvekilimiz Ordu Milletvekili Sayın Mustafa Adıgüzel.

Buyursunlar Sayın Adıgüzel. (CHP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA ADIGÜZEL (Ordu) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; biz bugün neyi konuşacağız? 80 milyonluk bir ülkede 26 milyon öğrenci var, 8 milyonu üniversite öğrencisi. Her 3 kişiden 1’inin öğrenci olduğu, her 10 kişiden 1’inin de üniversiteli olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Getirilen bu teklifle biz gerçekten temel sorunlara odaklanan, çözümler üreten bir teklif mi konuşacağız? Maalesef hayır. Peki, ne yapıyoruz? 2547 sayılı YÖK Yasası’nı topyekûn ele alarak, güncel koşullar ve Anayasa Mahkemesi kararları doğrultusunda yeniden çağdaş, özerk üniversite oluşturmak yerine burada buz dağının su üstündeki kısmında birkaç teknik detayı konuşuyoruz. Şöyle düşünün: Önümüzde bir kazazede var, kol bacak kırık, kafa göz dağınık, iç kanama geçiriyor. Siz bu kişinin bir iki cilt sıyrığına pansuman yapıp bu kişiyi tedavi edemezsiniz.

676 sayılı KHK’yle rektörlük seçimleri kaldırıldı. 703 sayılı KHK'yle de rektörler Cumhurbaşkanı tarafından direkt atanıyor, seçimsiz olarak; üstelik, ehliyet, liyakat hiçbir tanımlama yok. Yani kendi rektörünü bile seçmekten âciz bir üniversiteden ne bekliyorsunuz? Dünyanın ilk 10 üniversitesinin hangisinde rektör atamayla geliyor? Bir de, atadın da, nasıl atadın? Ortalık ilim irfandan nasibini almamış sözüm ona öğretim üyelerinden geçmiyor; Hazreti Nuh’un cep telefonu olduğunu iddia eden mi, deve sidiğini topluma şifa olarak takdim eden mi istersin. Okumamış, cahil kesimin ferasetine inanan bir adama YÖK’te görevlendirme vermediniz mi?

Benim bölgemde komşu üç il var: Giresun, Ordu ve Samsun. Üçünün rektörü de ilahiyat kökenli; ikisinin ki de AKP'den eski milletvekili adayı olmuş kişiler. Eş dost kayırmayı, partizanlığı eğitim ve sağlıkta yapmayın. Millî Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel, Gazi Yaşargil yerine oğlu Can Yücel’i torpil yapıp yurt dışına burslu gönderseydi bu memleket hem Gazi Yaşargil’den hem de Can Yücel’den olacaktı. Bu şekilde, geldiğimiz noktada, dünyanın ilk 500’ünde tek bir tane Türk üniversitesi yok.

Değerli arkadaşlar, 15 Temmuz darbe girişiminden sonra, darbeye karışanlardan ayrı olarak, darbeyle hiçbir ilgileri olmayan birçok solcu aydın, sırf iktidara muhalif diye cezalandırıldı, KHK sürecine dâhil edildi. 15 Temmuz fırsata çevrilerek 6 bin öğretim üyesi, sadece kendileri değil, aileleri ve öğrencileriyle beraber cezalandırıldı. Bu kişilere yargı yolunu da kapattınız; sonra, 7975 sayılı Kanun’un 10’uncu maddesiyle göreve iade edilen o akademisyenlerin de kendi kurumlarına dönmeleri engellendi. Suçsuzluğu ispat olunmuş, göreve iadesi kabul edilmiş; neden kendi üniversitelerine göndermiyorsunuz? Çünkü oradan boşalacak yere kendi adamlarınızı yerleştireceksiniz. Bunu yapmak için de faklı alanlardan ilgisiz alanlara devşirme atamalar yapıldı; coğrafyacı, ormancılığa; ormancı, bilgisayar mühendisliğine; veteriner, tıp fakültesine atandı. Bazı şahsa ait özel açılmış ilanlarda o kişiye özel şartlar sıralanırken bir tek ayakkabı numarası yok âdeta. Eğitim hakkı bireysel bir haktır. Herkesin nitelikli, parasız ve eşit bir şekilde eğitim alması anayasal güvence altındadır. Hâlbuki AKP, devlet okullarında bilimsel ilkelere uygun bir eğitimi ideolojik müdahalelerle yerle bir etmiştir.

Barış akademisyenleri için, Anayasa Mahkemesi kararı sonrası, ağır ceza mahkemelerinden beraat kararı verilenler var. OHAL İnceleme Komisyonu dosyaları bloke etmekte; bu şekliyle, OHAL İnceleme Komisyonu bir hak arama mercisinden çıkmış, yargının önünü tıkayan bir kuruma dönmüştür. Cemaatler, vakıf ve dernekler Millî Eğitimde cirit atmaktadır. Bu işgal öyle bir noktaya gelmiştir ki kendi içlerinde de bölge ve kurum bazında güç savaşlarına dönmüştür; hatta bugünlerde EBA TV’de ilk günkü rezaleti görünce; idam sahnesi, kafa uçurmalar, sırttan bıçaklama gibi seremonileri görünce gösteriyor ki süreç Millî Eğitim Bakanını bile sabote etmeye kadar gitmiştir. Bu eğitim sistemi de YÖK Kanunu da öyle bir felaket ki siz AKP iktidarı olarak her felaketi fırsata çevirmek konusunda bayağı ustasınız; 15 Temmuz darbe girişimi…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Ayıp şeyler bunlar ya. Ayıp şeyler bunlar, çok ayıp.

MUSTAFA ADIGÜZEL (Devamla) - …Elâzığ depremi, şimdi de Covid-19 salgını. Hepsini, felaket olmasının yanında, yardım toplama, İBAN numarası verme konusunda bir fırsat olarak gördünüz. Aslında bu eğitim sistemini, bir felaket hâlini görünce, bundan daha büyük felaket olur mu? Bir İBAN numarası da bu eğitim sistemi için verin, daha yüksek ciroyu elde edersiniz.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Çok ayıp bunlar.

MUSTAFA ADIGÜZEL (Devamla) – Sayın Grup Başkan Vekili, bu arada, yeri gelmişken, bu milletten on yedi senede 2 trilyon dolar vergi almışsınız, 70 milyar özelleştirme yapmış, 500 milyar dolar borç almışsınız; 30 TL su 80 TL, 40 TL elektrik 120 TL, 3 TL sigara 15 TL, 1 TL mazot 5 TL olmuş; çatır çatır deprem vergisi, KDV’nin bile KDV’sini almışsınız. Şimdi, deprem olur para yok, doğal afet olur para yok, virüs salgını olur para yok. Ya, arkadaş, siz bu kadar parayı ne yaptınız?

NAZIM MAVİŞ (Sinop) – Hocam, az Türkiye'yi gez ya, Mustafa Hocam, az gez Türkiye'yi.

MUSTAFA ADIGÜZEL (Devamla) – Geziyoruz merak etmeyin.

Bu arada, dün gece kabul edilen infaz yasasıyla ilgili de birkaç şey söylemek istiyorum.

NAZIM MAVİŞ (Sinop) – Ordu yolunu…

MUSTAFA ADIGÜZEL (Devamla) – Ben konuştuktan sonra cevap verirsiniz.

Bu yasadan her kesimi faydalandırdınız, fikir suçlularını, medya mensuplarını ayrı tuttunuz; hatta Barışlara özel, gece yarılarında, sabaha karşı bu yüce Mecliste hususi mesai yaptırdınız. MİT Kanunu’nu kapsam dışı bırakarak kişiye özel düzenleme yaptınız. Neden? Çünkü sizin hoşunuza giden şekilde konuşmuyorlar, yazmıyorlar. Size göre, FET֒yle mücadele etmiş olmaları, yurtsever ve Atatürkçü olmaları önemli değil. Bakın, Barışlar içeride, kimler dışarıda? Devlete “seri katil” diyenler, şehit babasına “dangalak” diyenler, “Sahi ne yaptı bu Fetullah Gülen size?” diyenler… Eğer müritlerini terörist olarak yetiştiriyorsa, 20 yaşındaki müritleri otuz yılda 50 yaşına geldi, hâlâ tık yok. “Ne zaman harekete geçecek bu terör örgütü?” diyen FETÖ sevicileri için hangi soruşturmaları açtınız? 10 Nisan gecesi sokağa çıkma yasağı ile panikle dışarı çıkan halka “geri zekâlı, ayı” diye hakaret eden saray beslemelerine bir şey dediğinizi duymadım. Bu hakaret edilip aşağılanan halk bu iktidarı göreve getirirken iyiydi değil mi? Aslında böyle dönemler bu saray soytarılarının iki yüzlülüğünü de ortaya çıkarıyor. Yani değerli arkadaşlar, demek ki neymiş? FET֒yle mücadele etmesi, yurtsever olması önemli değil, yandaş olması önemliymiş. İsteniyor ki, haber kanalları a’dan z’ye sadece yalan konuşsun, gazeteler sabahtan akşama yalan ve talan düzeninde hizmet etsin. Evet, öyle olmayınca, biat değil itiraz edince Barışlar, yurtseverler, aydınlar içeride; bedel ödeniyor. Bir söz vardır çok severim değerli arkadaşlar: “Aşk iğnesiyle dikilen hiçbir şey kıyamete kadar sökülmezmiş.” Biz yurdumuzu, halkımızı bu aşkla seviyoruz, bedeli neyse de öderiz ama bir söz daha var: “Ayarını bozduğun kantar gün olur seni de tartar.”

Maddeler üzerine girmeyeceğim, arkadaşlarımız konuşacak; sadece bir maddeden bahsetmek istiyorum. 7’nci maddede öğretim üyeliğinden çıkarmayla ilgili, intihal tanımlanmış, bundan daha ağır etik kusurlar var; uydurma ve çarpıtma da eklenmelidir. Üçüncü satırda buna benzer bir şey yazılmış ama bu, atama için kullanılması şartını da içeriyor. Birinci satırdaki intihal gibi atamada da kullanılmasa bile uydurma ve çarpıtma verilerle yayın yapanlar da akademisyenlikten çıkarılmalıdır.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan, 60’a göre bir söz talebim var.

BAŞKAN – Sayın Danış Beştaş, buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

48.- Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, ceza infaz yasa teklifinin televizyon yayını olmadan Genel Kurulda görüşüldüğüne, serbest bırakılanlara değil içeride tutulanlara itiraz ettiklerine, İş Kanunu’na ve mevzuata aykırı işten çıkarmaların önlenmesi, PTT çalışanlarının mağduriyetinin giderilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Ben, öncelikle, cezaevlerinde tutulan herkese bir söz söylemek istiyorum: Üç gün, AKP iktidarının fırsatçılığıyla, televizyonlar olmadan bize infaz paketi görüştürüldü. Aslında, yasal olmayan bir oranla, 360 yakalanmadan özel af paketi geçirildi. Bunu bütün tutuklu ve hükümlülerin bilmesini istiyorum.

Biz, serbest bırakılanlara değil, içeride tutulanlara itiraz ediyoruz. Bu konuda çok yanlış, kara bir propaganda var. Aksine, bizim tek maddelik bir düzenlemeyle, corona salgını sebebiyle bütün cezaevlerini kadın ve çocuklara yönelik saldırı suçu işleyenler hariç boşaltabileceğimizi, ev izni olabileceğini, infaza ara verilebileceğini ve hiç kimsenin cezaevlerinde ölüme terk edilmemesi gerektiği yönündeki talebimiz maalesef kabul edilmedi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun efendim.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Corona fırsatı kendilerine 11 kanunda değişiklik yapma şansı verdi, bir tek madde coronayla ilgiliydi. Bunu içerideki 300 bine yakın tutuklu ve hükümlüye duyurmak istiyorum.

Sayın Başkan, fırsatçılık var gücüyle devam ediyor. Özellikle, Cumhurbaşkanı “İşten çıkarmak yasak.” dedikten sonra birçok firmanın bu işten atmalara hız verdiğini görüyoruz. Şu an elimde bir mesaj var; çok önemsedim o yüzden paylaşmak istiyorum: “Vekilim, biz 10 işçi arkadaş Ankara Elmadağ’da Çelikler Holding Ankara-Sivas hızlı tren hattı şantiyesinde çalıştık. 22 Mart 2020 tarihinde de Covid-19 salgını nedeniyle hijyenik olmayan şantiye ortamında 3 vaka tespit edildi. Bu nedenle bizi çalıştıran taşeron tarafından bize ‘Ücretli izne gönderiyoruz.’ denildi, biz memleketimiz olan Ağrı’ya geldik…”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – “…İş Kanunu’nun 29’uncu maddesini gerekçe gösterdi, çıkış verdi. Biz SGK’yi aradık ‘Hiçbir hak talep edemezsiniz.’ dediler. Bizim hak ettiğimiz üç aylık izin, artı, çalıştığımız aylığın yarısı ve tazminat hakkımız verilmiyor. Cumhurbaşkanı ‘İşten çıkarma yasak.’ dedi, biz güvendik ama bu konuda özellikle Çelikler Holding ve taşeron firma SEO Mühendislik firmalarından hakkımızı istiyoruz.” diyor. Bu çok önemli, işçilerin ortak talepleri yani bu şekilde İş Kanunu’na ve mevzuata aykırı işten çıkarmaların önlenmesi için acilen adım atmamız gerekiyor.

Sayın Başkan, son mesajım PTT çalışanlarına ilişkin. Onlarca mesaj alıyoruz ve tüm PTT çalışanları şunu söylüyorlar: “Çok korkuyoruz, önlemler yeterli değil; posta dağıtırken insanlara corona dağıtıyoruz ya da insanlardan bize corona bulaşıyor. Ek ödeme verilmiyor, ikramiye verilmiyor; sağlıktaki gibi biz de dönüşümlü bir çalışma yapmak istiyoruz.” Hatta Esenyurt’ta posta dağıtımında 20’ye yakın vaka çıkmış fakat rapor alanlara ciddi bir baskı var. Hatta rapor veren doktorlara da “Bu raporları vermeye devam etmeyin.” yönünde bir tehdit olduğunu biliyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - Biz PTT çalışanlarının haklarının korunmasını, dönüşümlü çalışabilmeleri için gerekli düzenlemenin yapılmasını ve özellikle PTT gibi bir kurumun çalışırken virüsün bulaşmaması, yayılmaması için bütün tedbirlerin alınması gerektiğini ve çalışanların korunması gerektiğini, onların yanında olduğumuzu ifade etmek istiyorum.

Teşekkür ediyorum Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Turan…

49.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, Ordu Milletvekili Mustafa Adıgüzel’in görüşülmekte olan 212 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin tümü üzerinde şahsı adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

İnanın, konuşmanın neresini düzeltelim, ben de şaşırdım. O kadar bizi üzen, rahatsız eden bir konuşmayla karşı karşıya kaldık.

Bakınız, bu IBAN numarası meselesini arkadaşlar ısrarla dile getiriyorlar. Türkiye’de devlet-millet kaynaşmasının en güzel örneklerinden bir tanesini bu son yardım kampanyasında yaşadık Sayın Başkan. Bizim devletimizin ekonomik olarak sorunlu olduğundan falan değil, ortada bir mesele var, tüm millet bu meseleye omuz versin istiyoruz. Zaten toplanan rakamlara baktığımızda büyük bir katma değer üretiliyor, herkes buraya destek oluyor fakat ortadaki rakam 1-2 milyar. Bizim en ufak kalemimizde çok daha büyük rakamlar sağlık yatırımları için harcanıyor zaten.

Sayın Başkan, şu an OECD ülkeleri arasında coronayla ilgili tedavileri parasız yapan devlet neredeyse yok. Türkiye, daha bugün karar aldı “Hiçbir ödeme yapılmayacak, tüm hastalarımızın bu konudaki maliyetini devlet üstlenecek.” dedi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Şunu demeye çalışıyorum: Dünyanın âdeta gıptayla izlediği sağlık yatırımlarını, dünyada yoğun bakım ünitesi açısından 1’inci olduğumuz gerçeğini bildiğimiz hâlde; bu kadar kendi ülkesinin yatırımlarından âdeta utanan bir tavrın, millete ne kadar uzak olduğunun en güzel fotoğraf olduğu kanaatindeyim. Keşke böyle ifade edilmeseydi Sayın Başkan.

Ayrıca sağlıktan öte, dün geçen infaz yasasında “gece yarısı operasyonları” “gece yarısı önergeleri” gibi kastı aştığını düşündüğüm birtakım ifadelerde bulunuldu.

Sayın Başkan, hiçbirimizin gece çalışmak niyeti yok, iddiası yok ama siz milyonların beklediği bir kanunu sekiz on günde geçirmemeyi bir siyasi manevra diye düşünürseniz, biz de ister istemez çalışmalarımızı gece yaparız.

Bakınız, şu anki kanun, makul bir kanun, tartışması az olan bir kanun ama buna rağmen bugün gündeme saat yedide geçebildik; bu da muhtemelen sabaha kalacak.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – O yüzden, Sayın Başkan, sabaha karşı önerge verilmesi, iddia edildiği gibi bir operasyondan değil, usuli bir zorunluluktan kaynaklanıyor. Eğer şu an bu kanun teklifinin görüşmeleri de engellenirse biz de ister istemez önergelerimizi geç vereceğiz.

Bir diğer anlayamadığım, garipsediğim, yakıştıramadığım ifade de güya “katil devlet” “seri katil devlet” diyenler dışarıdaymış da falancalar içerideymiş. Çok zor değil, baktım Google’a kimmiş bu diye. Bu devlete “seri katil” diyen, mahkemede bunu kabul eden kendi partilerinin İstanbul İl Başkanı. Az önceki konuşmacının bize ithamla “Bir tiyatro var.” demesinden yola çıkarak söylüyorum, eğer bu bir tiyatroysa, parti içi bir hesaplaşmaysa daha açık yapmaları lazım. Biz, terör, cinsel suçlar ve benzeri birtakım suçlar hariç tüm suçlara eşit yaklaştık kanunda ama “kırmızı çizgi” diye MHP’yle beraber ifade ettiğimiz alanda da bu kanunun uygulanmamasını doğru bulduk; bu eleştirilebilir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Bu kanun da eleştirilebilir ama bu eleştirmeyi yaparken hak etmediğimiz ithamlarla karşılaşmayı doğru bulmuyorum Sayın Başkan.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

YILDIRIM KAYA (Ankara) – Başkanım…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Başkanım, hiç sataşmadım yine.

BAŞKAN – Sayın Kaya, buyurun.

50.- Ankara Milletvekili Yıldırım Kaya’nın, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadalerine ilişkin açıklaması

YILDIRIM KAYA (Ankara) – Şimdi, Sayın Grup Başkan Vekilinin şu söylediği doğru: “Türk milleti, Türkiye halkı yardımlaşmayı, dayanışmayı bilir ve bunun gereğini yapar.” Ama bağış yapan hiçbir kişi, bağışı milletin sırtından yapmaz. Yani, vergiden düşürerek yapılan bağışı, Ziraat Bankasının, Halk Bankasının, esnafın, çiftçinin derdine derman olan bankaların verdiği bağışı vergiden düşürmesini bir bağış olarak anlatmasını anlayabilmiş değilim.

İkinci olarak, bağış elbette yapılır, yoksullara yardım edilir. Bunu görmek istiyorsak yapılması gereken şu: Bağış kampanyasında IBAN numarası vatandaşa gönderilmeden önce, vatandaştan IBAN numarası alıp bağış yapan belediyelerin elini kolunu bağlayanlar dayanışmadan, imeceden bahsedemezler çünkü belediyeler bu yardımın en dik âlâsını yaptı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Bunu çok konuştuk Başkanım.

YILDIRIM KAYA (Ankara) – Çok konuştuk, sizin konuştuğunuzu da çok konuştuk.

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

YILDIRIM KAYA (Ankara) – Şu gördüğünüz maskelerin ücretsiz dağıtımını belediyelerin başlatmasından sonra Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı “Parayla satacağız.” dedi ama Cumhuriyet Halk Partili belediyeler ücretsiz dağıtmaya başladığında “Muhtarla mı dağıtalım, eczacıyla mı dağıtalım, yoksa başka bir yolla mı dağıtalım?” arayışı içerisine girdiler.

Biz parti içi hesaplaşmaları demokrasinin gereği olarak kurultaylarımızda yaparız. Parti içi hesaplaşmalar kendi bakanına Twitter trolleriyle saldıranların işidir. Parti içi hesaplaşma arıyorsan, on sekiz yılını tamamlayan Adalet ve Kalkınma Partisi içerisinden üç tane parti çıktı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Kaya.

YILDIRIM KAYA (Ankara) – Cumhuriyet Halk Partisi yüz yıllık bir partidir.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Adana’da mı yaptınız o maskeyi, Adana’da mı dağıttınız, nerede dağıttınız?

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, grup adına mı, şahsı adına mı?

BAŞKAN – Grup adına, grubu temsilen efendim.

YILDIRIM KAYA (Ankara) – Grup adına konuşuyorum, grup adına temsilen.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Ama tamam da hiç böyle bir sataşmamız olmadı ki bizim. Konu bambaşka.

YILDIRIM KAYA (Ankara) – Bakın, konu bambaşka, tabii, bambaşka bir noktaya getirirsen, parti içi hesaplaşma anlatırsan… On sekiz yıl sonra üç parti doğurdunuz.

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Yüzlerce parti çıktı sizden.

YILDIRIM KAYA (Ankara) – Yüz yıllık parti Cumhuriyet Halk Partisine, bu ülkeyi kuran ve demokrasiyi bu ülkeye armağan eden partiye dil uzatmak için biraz düşünmesi lazım.

Teşekkürler. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Kaya.

Sayın Danış Beştaş, buyursunlar.

51.- Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadalerine ilişkin açıklaması

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Sayın Turan benim kullandığım cümleleri de kapsayan bir açıklama yaptığı için cevap verme ihtiyacı duyuyorum. Dedi ki: “Engellerseniz kanunun çıkmasını…” Ben de söyledim engellediğimizi yani hafta sonu yapıldığını. Buna cevap vermek istiyorum. Biz hiçbir kanunu engelleme çabası içinde değiliz, tam tersine, kanunların herkesi kapsaması, eşit, adil, objektif ve soyut olması gerektiğini söylüyoruz ama karşımızdaki parti gece yarısı önergesiyle, evet, birkaç gazeteciyi, dışarı çıkmasın diye kapsama dâhil etti.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Bunlara cevap verdik, bir daha girmeyeceğim Başkanım.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Yine, gece yarısı önergesiyle disiplin affı getirdiler, katili, hırsızı, tecavüzcüyü disiplin affına uğrattılar ama gazeteciyi ama siyasetçiyi ama öğretmeni ama doktoru ama avukatı bu disiplin affından faydalandırmadılar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım.

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Yedi gündür sabaha kadar önerge verdiniz. Bırak gece yarısını!

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – İktidarın gece yarısı önergelerini gayet iyi biliyoruz, artık alıştık. Şu anda da kamuoyunda bir infial var -kadınlar arasında özellikle- binlerce telefon aldım, “Erken yaşta evlilikleri meşrulaştıran bir yasa teklifi var, aman dikkat!” diye dünden beridir telefonlarımız kilitlendi.

Şimdiden söylüyoruz: Böyle bir şeyi getirmeyi düşünüyorsanız aman ha bizim durduğumuz yer belli.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Ya, kime soracağız teklifi, size mi soracağız? Allah aşkına ya!

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Arasında 15 yaş fark olan bir erkek ile bir kadının evliliğini meşrulaştıracaksanız biz Halkların Demokratik Partisi olarak bunun tam cephesinde yer alacağız. İnfaz paketi döneminde -bitiriyorum Sayın Başkan- biz engellemedik ama şunu yaptık: Yedi gün bu paketin eşit olmadığını, bu paketin özel af paketi olduğunu, bu paketin yüz binlerce tutuklu ve hükümlüyü...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – …ölüme terk ettiğine, bu konuda hukukun üstünlüğü, hukuk devleti, demokrasi ve özellikle corona tehdidine dikkat çektik ama yaptıkları bütün düzenlemeler bu söylediklerimizin aleyhine oldu. Kendi yandaşlarını, taraftarlarını, söz verdiklerini dışarı bırakacaklar; çıksınlar çünkü birilerinin yaşamı kurtulsun ama içeridekilerin yaşam hakkını da korumaya devam edeceğiz. Öyle bir hâle geldi ki İdris Baluken gibi bir isme arka sıralardan “Ölsün.” diyen bir iktidar partisi var.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – “Yok” diye bunu bin defa söyledik Sayın Başkan.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Bir annenin evladının kargoyla gönderilmesine “Usulüne uygundur.” diyen vicdansız bir Grup Başkan Vekili var ve bütün bunlara rağmen…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Nerede söyledim ben Sayın Başkan?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Siz değildiniz.

…İç Tüzük’e göre haklarımızı kullandık ama…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Nerede söyledim ben?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Siz değildiniz, evet, Sayın Cahit Özkan’dı, adını bile söylüyorum. Ben, burada resimleri gösterdim, kargoyla bir cenaze gönderilebilir mi, bunun gereğini yapacak mısınız, dedim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ ŞAHİN (Gaziantep) – Savcılık yalanladı onu, savcılık yalanladı.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Danış Beştaş

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Bitiriyorum, son cümle.

Soruşturma açacak mısınız, dedim, “Usulüne uygundur.” dedi. İşte usulüne uygun olan artık cenazelerin kargoyla gönderilmesi, öyle mi?

ALİ ŞAHİN (Gaziantep) - Savcılık onu yalanladı, siz hâlâ konuşuyorsunuz

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – İşte bu vicdansızlığı, bu adaletsizliği reddediyoruz.

BAŞKAN – Birleşime yirmi dakika ara veriyorum.

Kapanma saati: 20.14

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 20.38

BAŞKAN: Başkan Vekili Nimetullah ERDOĞMUŞ

KÂTİP ÜYELER: İshak GAZEL (Kütahya), Rümeysa KADAK (İstanbul)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 85’inci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

IX.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Ardahan Milletvekili Orhan Atalay ile 73 Milletvekilinin Yükseköğretim Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2778) ve Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 212) (Devam)

BAŞKAN - 212 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon yerinde.

Soru-cevap talebi olmadığından, yerinden kısa söz isteyen sayın milletvekillerimiz var, hemen sayın vekillerimize söz vereceğiz.

Sayın Şimşek…

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

52.- Mersin Milletvekili Baki Şimşek’in, coronovirüs salgını nedeniyle tatil edilen üniversitelerin yazın eğitime devam edip etmeyeceğinin açıklanması, değişik sebeplerle üniversiteleriyle ilişiği kesilen öğrencilerin okullarına dönebilmesinin sağlanması gerektiğine ilişkin açıklaması

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, coronovirüs sebebiyle ilkokullar, ortaokullar, liseler ve üniversitelerin tamamı tatil edilmiştir. Üniversitelerle ilgili belirsizlik devam etmektedir. Bazı üniversiteler uzaktan eğitime devam etmekte, bazı üniversitelerde de uzaktan eğitim çok düzenli olarak yapılamamaktadır. Bu konuyla ilgili olarak ivedi bir karar alınması ve üniversitede okuyan öğrencilerin kafasındaki soru işaretlerinin giderilmesi gerekmektedir. Yazın eğitim devam edecek mi? Yoksa bu çocuklar bu yıl sınıfı geçti mi kabul edilecekler? Nasıl bir çözüm bulunacak? Bunun ivedi olarak açıklanması gerekmektedir.

Bir diğer sorun da, üniversitelerden değişik sebeplerle -harç yatıramama, kayıt dondurma, kayıt sildirme, sınıfta kalma gibi sebeplerle- ilişiği kesilen milyonun üzerinde öğrenci vardır. Bu öğrenciler yeniden okullarına dönmek istiyorlar. Bu öğrencilerin okullara dönmesiyle ilgili de şu anda YÖK Kanunu’yla bir düzenleme yapılmalı ve bu öğrencilerin üniversiteye dönmesi sağlanmalıdır.

BAŞKAN – Sayın Aycan…

53.- Kahramanmaraş Milletvekili Sefer Aycan’ın, vakıfların kurdukları üniversiteler aracılığıyla kâr amacı gütmemesi gerektiğine ilişkin açıklaması

SEFER AYCAN (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, Anayasa’mız, vakıf üniversiteleri konusunda, kâr amacı gütmeyen vakıfların üniversite açabileceğini söyler fakat vakıfların şu anki durumu, biraz para kazanma amacı güden işletmeler hâline dönüştüklerini gösteriyor. Özellikle altyapısı hazır olmayan, prefabrik binalarda öğretim veren vakıfların nitelikleri konusunda sorgulama yapmak gerekir. Bu nitelikleri başlangıçta taşıyıp sonradan bozulan üniversiteler sorgulanmalı, bu üniversitelerin sadece diploma dağıtan okullar olması önlenmelidir. Açılan okullar ve kontenjanlar, gençlerin işsizliğine sebep olmaktadır. Modern üniversite, öğrencisini istihdam etmekle ölçülür. Bir üniversite, ne kadar öğrencisini işe yerleştiriyorsa o kadar başarılıdır.

BAŞKAN – Sayın Yaşar…

54.- Samsun Milletvekili Bedri Yaşar’ın, Gazeteciler Cemiyeti Dernek Başkanlarının corona virüsü salgınının yarattığı sorunlara yönelik taleplerine ilişkin açıklaması

BEDRİ YAŞAR (Samsun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Gazeteciler Cemiyeti Derneği Başkanlarımız corona virüsü dolayısıyla aşağıdaki talepleri iletmemizi istediler:

1) Anadolu’da bulunan yerel medya şirketleri -en az 5 işçi çalıştıranlar- KOBİ kapsamında Kredi Garanti Fonundan veya KOSGEB’den kredilendirilsin istiyorlar.

2) Resmî kurumlara olan ödemeler -SGK ve Maliye borçları- en az bir yıl süreyle ertelensin istiyorlar.

3) Reklam ve ilan faturalarına yansıyan KDV oranı ile ilanlardan alınan Basın İlan Kurumu payı yüzde 5’e düşürülsün istiyorlar.

4) Yerel radyo ve televizyon kuruluşlarından, telif bedelleri başta olmak üzere, RTÜK payı ile frekans bedellerinin de bir süre alınmamasını istiyorlar.

5) TÜRKSAT uydu bedeli ödemelerinin bir süre ertelenmesini ve döviz değil, TL üzerinden ödeme imkânı sağlanmasını istiyorlar.

6) Kamu spotları yayınları ücretlendirilmek suretiyle TÜRKSAT ve RTÜK’le mahsuplaşmanın sağlanmasını istiyorlar.

7) Yine, aynı şekilde “Basın İlan Kurumu hiç olmazsa bizim üç aylık maaşlarımızı ödesin.” diyorlar.

8) Yerel medyanın dijital dönüşümünde kullanılmak üzere, teknolojik altyapı için düşük faizli kredi sağlanmasını istiyorlar.

9) “Gazete basımında kullanılan kâğıt, kalıp ve mürekkep gibi ithal malzeme maliyetlerinin kur artışlarından etkilenmemesi sağlansın ve gümrük vergileri tamamen sıfırlansın.” diyorlar.

BAŞKAN – Sayın Özkan…

55.- Mersin Milletvekili Hacı Özkan’ın, Adana Milletvekili Ayhan Barut’un doğrudan gündeme alınma önergesi üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

HACI ÖZKAN (Mersin) – Teşekkürler Sayın Başkan.

CHP Adana Milletvekili, kürsüden, Türkiye'nin patates ve soğan ithal ettiğini, çiftçimizin soğan ve patates ihracatına izin verilmezken bu ithalatın yapıldığını iddia etmiştir. Bu iddia tamamen gerçek dışıdır. Mersin Limanı’mıza Mısır’dan, Ürdün’den veya başka ülkelerden gelen, patates ve soğan ithalatı değil; Suriye ve Irak ülkelerine buradan kara yoluyla taşınmak üzere yapılan transit işlemleri için gelmiştir. Ülkemize soğan ve patates ithalatı yapılmamaktadır. Hatip bile bile bu gerçeği gizlemiş, yüce Meclisimizi ve kamuoyunu yanlış bilgilendirmiştir diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Adıgüzel... Yok.

IX.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Ardahan Milletvekili Orhan Atalay ile 73 Milletvekilinin Yükseköğretim Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2778) ve Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 212) (Devam)

BAŞKAN - Teklifin tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Şimdi birinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

Birinci bölüm 1 ila 15’inci maddeleri kapsamaktadır.

Birinci bölüm üzerinde söz isteyen, İYİ PARTİ Grubu adına Ankara Milletvekili Sayın Şenol Sunat.

Buyurunuz Sayın Sunat. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA ŞENOL SUNAT (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 212 sıra sayılı Yükseköğretim Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi üzerinde İYİ PARTİ Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygıyla selamlarım.

Konuya girmeden önce, Covid-19 yüzünden hayatını kaybeden Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Sayın Haydar Baş’a ve bugüne kadar hayatını kaybeden tüm vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, ailelerine başsağlığı diliyorum. Hastanede tedavi gören tüm hastalarımıza acil şifalar diliyorum. Gecesini gündüzüne katan tüm sağlık çalışanlarımıza, bilim adamlarımıza sonsuz şükranlarımı sunuyorum. Ayrıca, güvenlik güçlerimize, çalışmak zorunda olup milletimize hizmet veren herkese ayrı ayrı teşekkürlerimi iletiyorum.

Sayın milletvekilleri, tabii, yine konuya geçmeden, dün Sayın Cumhurbaşkanının yaptığı açıklamanın ne kadar trajikomik olduğunu da sizlerle paylaşmak istiyorum. Muhalif medya kuruluşlarının ve köşe yazarlarının ülkeye karşı âdeta savaş açtığını söyleyerek “Ülkemizin bu kritik dönemdeki mücadelesine katkı sağlamak yerine, hepsi de yalan ve yanlış bilgilerle sürekli kin kusmak, virüsten daha tehlikeli bir hastalığın işaretidir.” dedi. Özetle “Ülkemiz, medya ve siyaset virüslerinden kurtulacak.” diyor.

On sekiz yıllık iktidarınız sonucu medyanın neredeyse yüzde 95’ini kontrol eder hâle gelmiştiniz. Basın mensupları size soru sormaktan bile imtina ediyorlar Sayın Cumhurbaşkanı. Bu nasıl bir zihniyet? Türkiye nereye gidiyor? Herkes senin dediğini, senin istediğini mi söylemeli? Otokrasiden totaliterliğe yelken mi açtın? İnşallah, bu aziz Türk milleti sizden ve marazi zihniyetten en yakın sürede ebediyen kurtulsun.

Dün, infaz yasasına getirdiğiniz önergeyle, Murat Ağırel ve 2 Barış’ın çıkma ihtimalini bile ortadan kaldırdınız. Kişiye göre kanun ihdas ediyorsunuz. Her konuda olduğu gibi yaptığınız adaletsizlikler, eziyetler, ihlaller inşallah iktidarınızın sonu olacaktır.

Sayın Soylu istifa etti, Cumhurbaşkanı kabul etmedi. Tamam, anladık, tartışılan bir konunun üstü şovlarla kapatıldı; güzel bir şovdu. Başdanışman İbrahim Kalın “Birlik ve beraberliğimize kimse balta vuramayacaktır.” diye “tweet” attı. Ya, balta vuran baltacılar kim sayın milletvekilleri? Hangi hain odaklar birliğinize engel oluyor?

Değerli milletvekilleri, bizler Allah’ın izniyle bu zor günleri atlatacağız, Türk milleti olarak bu beladan kurtulacağız. Hastalık, çaresizlik kötü bir durum, Allah korusun milletimizi fakat vatandaşların hastalanmasından daha kötü olan durum devleti yönetenlerin zihniyetinin hastalanmasıdır. Maalesef, bugün Türkiye’de bir ayrılanlar, bir de kayırılanlar var. Yolsuzluk yapan müteahhitler, garibanın parasıyla yatlarda keyif yapan tosuncuklar kayırılır; bunlara itiraz eden muhalif görüşlüler ayrılır. Yarım milyona yakın insanı iki saat içinde sokağa döken, virüsün milyonlarca insana yayılmasına sebep olan siyasiler kayırılır; bu yanlışı haber yapan gazeteciler ayrılır.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Milyonlarca insana mı bulaşmış?

ŞENOL SUNAT (Devamla) – Değerli milletvekilleri, bir devleti, hastalık değil, adaletsizlik yok eder; bir milleti, virüs değil, ayrımcılık parçalar. İktidara tavsiyemdir, içinizdeki ayrımcı zihniyeti lütfen karantinaya alın; sadece yüzünüze değil, kibrinize maske takın; fikirlerinizi dezenfekte edin:

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Kendi kendini dezenfekte et!

PAKİZE MUTLU AYDEMİR (Balıkesir) – Sen de ruhunu dezenfekte et!

ŞENOL SUNAT (Devamla) – Adil olun, hakkaniyetli olun, birleştirici olun ki ömrünüz virüsten uzun olmasın. (İYİ PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Kendi kendini dezenfekte et!

ŞENOL SUNAT (Devamla) – Algıyı yönettiniz bugüne kadar da krizi yönetemiyorsunuz; artık algıyı da yönetemiyorsunuz.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Dünyada en iyi biz yönetiyoruz.

PAKİZE MUTLU AYDEMİR (Balıkesir) – Bütün dünya görüyor nasıl yönettiğimizi.

ŞENOL SUNAT (Devamla) – Evet, bu kanun teklifinde, değerli milletvekilleri, YÖK’ün uygulamalarında ortaya çıkan eksiklikler ve değişiklikler ele alınmış. Birçok maddesi için görüşümüzün olumlu olduğunu Komisyonda da ifade etmiştim. Üniversitelerimizin, ideolojik ve siyasi baskılardan kurtulmadıkça, kendi yöneticilerini seçemedikçe, liyakati esas alan bir anlayışla yönetilmedikçe bilimsel, çağdaş ve üretken bir yapıya kavuşamayacağını bir kere daha not etmenizi rica ediyorum.

Öğretim elemanlarının bağlı olduğu disiplin mevzuatı düzenleniyor bu teklifte. 657 sayılı Kanun’la devlet memurlarına uygulanan disiplin hükümleri akademiye uyarlanmaya çalışılmış. Sizlerden ricamdır, 657’ye göre akademik disiplin oluşturulamaz. Mobbingin en çok olduğu kurumlar hâline gelmiştir üniversiteler; özellikle de Cumhurbaşkanının rektörleri atamasıyla yandaş, candaş, akraba taallukat… Bakın, hukuk katlediliyor bu ülkede, hukuk fakültelerinden ses çıkmıyor. Ne hâle geldiğimizi anlayın diye ifade ediyorum. Maddenin “Uyarma” başlığının (d) bendinde bakın, akademik kariyer yapmış insanlar için “usulsüz müracaat veya şikâyette bulunmak” ifadesi var. Çıkarın bunu metinden. “Usulsüz” ne demek? Muğlak bir ifade.

PAKİZE MUTLU AYDEMİR (Balıkesir) – Başüstüne! Emredersin!

ŞENOL SUNAT (Devamla) – Dinlemeyi öğren Sayın Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Sen de konuşmayı öğren!

ŞENOL SUNAT (Devamla) – Uyarın Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Sunat, buyursunlar.

ŞENOL SUNAT (Devamla) – Yine “Kınama” başlığı altındaki “amirine sözle saygısızlık etmek” ibaresi oldukça subjektif bir tanımdır. Ayrıca bu düzenleme, saygısızlığın sadece amirlere yapılacağı, amirlerin ise saygısızlık yapmayacağı mantığıyla düşünülmüştür herhâlde. Bu düşünce Anayasa’mızın eşitlik ilkesine de aykırıdır, biat etmiş insanlar istediğiniz içindir.

Madde içerisinde yer alan “genel ahlak kurallarına uymamak, edep dışı tutum ve davranışlarda bulunmak” gibi çerçevesi belli olmayan muğlak ifadeler akademik alan için utanç vericidir. Genel ahlak kurallarına uymamak A idarecisine göre farklı, B idarecisine göre çok farklı şekilde algılanabilir. Bu düzenleme, ifade özgürlüğüne, bilim ve sanat özgürlüğüne aykırı şekilde getirilecek sınırlamaların önünün açılmasını da ortaya koymaktadır.

Bu konuyla ilgili diğer görüşleri Sayın Ümit Özdağ partimiz adına ifade ettiği için ben diğer maddeler üzerinde görüşlerimi ifade etmeye devam edeceğim.

Evet, bu teklifle vakıf üniversiteleriyle ilgili bazı olumlu düzenlemeler getirilmiş. Türkiye’de, son on yıldır, vakıflar ve bunlara bağlı vakıf üniversiteleri mantar gibi çoğalmıştır. Bu vakıflara, iktidar partisine yakınlığına göre, hiçbir kanun ve kural tanımadan, hazine arazileri tahsis edilmektedir. Bu talan süreci yaşanmaktadır ülkemizde ve bu durum vicdanları karartmaktadır. YÖK tarafından üniversite veya eğitim kurumu kurmak için başvuran vakıfların değerlendirme kriterlerinin yeniden gözden geçirilmesi ve liyakate göre karar verilmesi gerekmektedir. Vakıf, Allah rızası için bir malı kamu yararına bir iş için vakfedip korumaktır. Vakıf üniversitelerinde kamu yararı “eğitim hizmeti” olarak açıklanıyor. Öyle mi? Üniversiteyi kuranlar ya büyük holdingler ya siyasi organizasyonlar -ki özellikle- ya da birtakım cemaatler. Bunların hepsini yaşadık.

Koçibey Risalesi var sayın milletvekilleri. 17’nci yüzyılda yaşamış yazar ve düşünür.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım efendim.

ŞENOL SUNAT (Devamla) – Tamamlıyorum.

Koçibey IV. Murat’a sunduğu risalesinde “Bir adam, din ve devlete layık hizmet görmediği hâlde ve bir memleket değil belki bir köy bile fethetmediği hâlde, sadece ve sadece padişah yakını olduğu için, nice yüzyıl önce fethedilmiş ülkeden, devlet hazinesine ait nice köyleri ve mezraları bir yolunu bularak kendisine ve çocuklarına mülk olarak verdirmiştir. Ondan sonra bu mülklerden diledikleri yeri vakfedip bazılarını ‘vakıf’ namıyla çocuklarına gelir kapısı etmişlerdir. O tür vakıf ne şekilde doğru olur? O parayı besmele çekerek yemek dinî bakımdan nasıl hoş görülür?” diyor. Bugün fark var mı sayın milletvekilleri? Vakıf kuran kişi kendi öz malından o vakfı kurmak durumundadır. Devletin arsasını alacaksın, devletin bankasından kredi çekeceksin; bunun adı vakıf olmaz.

Diğer maddelerde devam edeceğim konuşmama.

Saygılar sunuyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Erdem…

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

56.- İstanbul Milletvekili Arzu Erdem’in, ALES sınavları ve yurt dışı diploma denklik işlemlerinin netleştirilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

ARZU ERDEM (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Binlerce yüksek lisans ve doktora yapacak öğrencimizin ülkemize, bilime ve eğitime katkılarının devamlılığı, virüsle mücadele dolayısıyla ertelenen ve 18 Ağustosa alınmış olan ALES sınavlarının yine yurt dışı diploma denklik işlemlerinin netleştirilmesi ve öğrencilerimiz açısından belirsizlik oluşturan bu durumun çözüme kavuşturulması gerekmektedir. Bu konuda yapılması gerekenleri düzenlememiz gerekir.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Akbaşoğlu…

57.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, Ankara Milletvekili Şenol Sunat’ın görüşülmekte olan 212 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin birinci bölümü üzerinde İYİ PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Biraz evvel İYİ PARTİ Grubu adına konuşan konuşmacının sözlerini talihsiz bir konuşma olarak nitelendiriyorum. Hakikaten fikirlerini ve vicdanını dezenfekte etmesi gereken kişinin de kendisi olduğu kanaatindeyim.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Sayın Dervişoğlu, buyurun.

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – 69’a göre Sayın Milletvekilimize cevap hakkı doğmuştur, kürsüden Genel Kurula hitabını rica ediyorum.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Şimdi, Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Bir saniye efendim…

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkanım, bakın, bir sataşmada falan da bulunmadım. Bize yönelttiğini, lisanımünasiple ve nezaketle, hiçbir ilave katmadan, aynen iade ettim; bu kadar.

BAŞKAN – Anlaşılmıştır.

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Sayın Başkanım, milletvekilimizin sözü şayet mevkidaşıma cevap hakkı veriyorsa onun cevabına istinaden de milletvekilime söz hakkı doğar. İstirham ediyorum…

BAŞKAN – Buyurun.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Böyle bir uygulama yok.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Bir dakika efendim, bir dakika… Böyle bir şey yok. Bakın, ben de o zaman kürsüden konuşma yapacağım.

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Sataşma olursa yaparsınız.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Tamam, tamam.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Sayın Başkan, böyle bir uygulama yapamazsınız.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Vekilim. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

2.- Ankara Milletvekili Şenol Sunat’ın, Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun yaptığı açıklaması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

ŞENOL SUNAT (Ankara) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum, sağ olun.

Yani, her konuşmadan, her hatibin konuşmasından sonra Sayın Grup Başkan Vekilleri mutlaka bir şey söylemek ihtiyacını duyuyorlar.

PAKİZE MUTLU AYDEMİR (Balıkesir) – Maskenizi doğru takar mısınız.

ŞENOL SUNAT (Devamla) – Ben size ne dedim? İktidara tavsiye ediyorum dedim.

PAKİZE MUTLU AYDEMİR (Balıkesir) – Maskenizi doğru takın.

ŞENOL SUNAT (Devamla) - Yani, günümüzde içinde bulunduğumuz bu corona virüsü salgınıyla ilgili bir teşbih yaptım. Teşbihte hata olmaz sayın milletvekilleri. Yani, içinizdeki o ayrımcı zihniyeti karantinaya alın dedim.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ)- Kendi kendini al karantinaya!

ŞENOL SUNAT (Devamla) - Sadece yüzünüze o maskeyi takmayın, kibirlerinize de o maskeyi takın dedim, ne var bunda?

PAKİZE MUTLU AYDEMİR (Balıkesir) – Sen tak kendine!

ŞENOL SUNAT (Devamla) – Fikirlerinizi de dezenfekte edin dedim. Çünkü kendinizden başka hiçbir fikri kabul etmemeyi, en doğru fikirleri bile yargılamayı kendinize hak görüyorsunuz. İktidar olmak, bunu yapmanızı gerektirmez.

Biz milletimizin temsilcileri olarak buradayız ve tabii ki görüşlerimizi açık açık sizlerle paylaşacağız.

BAŞKAN – Sayın Sunat, teşekkür ederiz.

ŞENOL SUNAT (Devamla) - Ben teşekkür ediyorum Sayın Başkan. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkan, Sayın Başkan…

ŞENOL SUNAT (Devamla) – Aa, benim daha vaktim dolmamış Sayın Başkan, devam edebilirim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Sunat.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Biz de sizin fikirlerinizin dezenfekte edilmesi gerektiğini söylüyoruz.

ŞENOL SUNAT (Devamla) – Siz iktidarsınız, iktidar mutlaka eleştirilere kulak vermek zorundadır.

BAŞKAN – Peki, teşekkür ediyoruz.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Sizin fikirlerinizin de dezenfekte edilmesi gerektiğini söylüyorum, o kadar. Sizin fikirleriniz de dezenfekte edilsin.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

58.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, Ankara Milletvekili Şenol Sunat’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bakınız, biraz evvel benim söylediğim sözleri tekrarladı sayın konuşmacı.

ŞENOL SUNAT (Ankara) – Yani, arkasındayım demek istiyorsunuz.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Bize yönelttiğiniz kendi kelimelerinizi, kendi cümlelerinizi bizzat, ilave etmeden, başına sonuna hiçbir ekleme yapmadan kendinize yönelttiğimizde bunun bir sataşma olduğunu ortaya koyarak kürsüye geldiniz. Demek ki siz sataşmışsınız, kendi kendinize sataşmışsınız. Biz aradan çekiliyoruz. Kendi gölgenizle kavga edin lütfen, kendi gölgenizle. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ŞENOL SUNAT (Ankara) – Harika bir anlayışınız var!

IX.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Ardahan Milletvekili Orhan Atalay ile 73 Milletvekilinin Yükseköğretim Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2778) ve Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 212) (Devam)

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Ankara Milletvekili Sayın Mevlüt Karakaya.

Buyursunlar Sayın Karakaya. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA MEVLÜT KARAKAYA (Ankara) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Tabii, tam televizyon yayın saatinin kapanması yaklaşmışken sataşma adına burayı böyle karşılıklı meşgul ettik. Yani şu ana kadar özellikle teklifle ilgili kayda değer herhangi bir şey de duymadık işin doğrusu ama biz burada yine teklife yönelik, şu anda merak edilen konulara yönelik bazı görüş, düşünce ve değerlendirmelerimizi yapacağız.

Değerli milletvekilleri, görüşülmekte olan kanun teklifinin birinci bölümüyle ilgili Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz aldım. Yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum.

Öncelikle, 16 Mart 2020 tarihinde eğitim öğretim faaliyetlerine ara verilmesiyle birlikte üniversitelerinden, kampüslerinden, yerleşkelerinden, sınıflarından, dersliklerinden, amfilerinden, kantinlerinden, üniversite ortamından, arkadaşlarından uzak kalan 8 milyona yakın evladımızı, öğrencilerimizi, öğrencilerinden uzak kalan, üniversite ortamından, ikliminden uzak kalan öğretim elemanlarımızı da saygıyla selamlıyor ve güzel günlerde, çok kısa sürede bu ortamlarda yeniden buluşmalarını Cenab-ı Allah’tan niyaz ediyorum.

Değerli arkadaşlar, tabii, beklenmedik bir insanlık felaketiyle karşı karşıya kaldık. Üniversitelerimiz eğitimlerine ara vermek zorunda kaldılar. Yaz dönemi, daha doğrusu bahar dönemi başlamıştı ancak iptal edildi. Yaz aylarında telafi yapılabileceği konusunda üniversitelere yetki verildi, hatta bu teklif içerisinde de benzer durumlarda telafiye yönelik bir düzenleme de söz konusu.

Uzaktan eğitim konusu hepimizin merak ettiği bir konu. Ben de merak ettim, işi ciddiye aldım, karşınıza hiç olmazsa bu konuyla ilgili biraz bilgi sahibi olarak geleyim istedim. Bazı üniversite rektörlerini aradım, YÖK yetkililerini, üst düzey yöneticilerini aradım, öğrencilerle, öğrenci temsilcileriyle görüştüm. Eğitim faaliyetlerinin, uzaktan eğitim dediğimiz faaliyetlerin nasıl devam ettiğini öğreneyim istedim. Onları da özetle sizinle paylaşmak istiyorum.

Aslında, bu bir uzaktan eğitim değil kavramsal olarak. Uzaktan eğitim çok farklı yani senkronik ortamlarda karşılıklı, interaktif canlı sınıflarda ders yapmayı anlatan, farklı dereceleriyle ifade edilen bir eğitim şekli ama bizim burada konuştuğumuz, üniversitelerin acil durumdan kaynaklanan uzaktan eğitimi için belki de doğru kavram “acil durum uzaktan eğitimi” çünkü bunların çoğu senkronik değil, bunların büyük bir çoğunluğu elektronik ortamı, dijital ortamları kullanıyor ama uzaktan eğitim kavramı değil.

Bu noktadan baktığımızda, aslında YÖK’ün bu konu gündeme geldiğinde, eğitim faaliyetlerine ara verildiğinde bir komisyon kurduğunu görüyoruz ve birçok üniversite öğretim elemanı bu komisyona dâhil edilmiş, konunun uzmanları. Bunların yönlendirmeleriyle hareket edilmiş.

Yine, bu kesintiden önce, Covid-19’dan önce YÖK-Anadolu Üniversitesi bir proje yürütmüşler. Bu projede uzaktan eğitim, “Dijital Çağda Okuryazarlık” adı altında, özellikle Güneydoğu ve Doğu Anadolu Bölgelerindeki üniversitelerden 50 bin civarında öğrencinin sertifikasyonu tamamlanmış, öğretim üyeleri de sekiz hafta bu konuda eğitime tabi tutulmuş. Yani öyle bir denk gelmiş ki bu dönemde de hakikaten bunun çok ciddi katkıları, faydaları olmuş.

Değerli arkadaşlar, şu an itibarıyla, öğretim elemanlarımızın fedakârca çalışmaları, kendi evlerinden kendi imkânlarını kullanarak bu eğitime yani dijital ortamda, sanal ortamda eğitime çok ciddi bir şekilde katkı verdiklerini, hem öğrencilerin hem öğretim üyelerinin bu konuda ciddi bir adaptasyon gösterdiklerini bu kısa sorgulamamızda anladık. Dolayısıyla acaba yüzde kaç düzeyinde böyle bir çalışmanın etkisi oldu diye sorduk. Bununla ilgili de Yükseköğretim Kurulu bu hafta bir anket çalışması başlatmış, zannediyorum önümüzdeki hafta bunun sonuçlarını da alacaklar. Dolayısıyla en azından beklenmedik bir durumda “acil durum uzaktan eğitimi” şeklinde ifade edebileceğimiz bu çalışmanın öğrencilerimiz, yükseköğrenimimiz açısından gerçekten takdire şayan olduğunu da ifade etmek gerekir diye düşünüyorum.

Değerli arkadaşlar, tabii, bu teklifte burada tartışılan, Komisyonda tartışılan önemli hususlar da var; söylenecek çok şey var ama bir ikisiyle ilgili de görüş ve düşüncelerimizi ifade etmek istiyoruz, bunları Komisyonda arkadaşlarımız ifade ettiler. “Araştırma görevlisi için 35 yaş üst sınırı daha da artsın.” şeklinde talepler, vesaireler oldu ama 35 yaş doçentlik yaşıdır hatta profesörlük yaşıdır. Yani 35 yaşından sonra ya da 35 yaşında araştırma görevlisi, otuz sene üniversitelerde çalışmış bir akademisyen olarak söylüyorum, zaten doğru bir yaklaşım değil.

Değerli arkadaşlar, belki bu vesileyle bir iki hususu da dikkate getirmekte fayda var, YÖK temsilcimiz de galiba burada. Özellikle akademisyenlerin bu teşvikleriyle ilgili, akademik teşvikle ilgili konunun bir daha elden geçirilmesi gerektiğini ifade etmek istiyorum çünkü bu konudan muzdaripler, çok ciddi bir hazırlık yapılması gerekiyor. Yani neredeyse 300-500 liralık bir teşvik ödülü için bir profesörlük dosyası hazırlamak gerekiyor, klasörlerle dolu bir dosya hazırlamak gerekiyor; bu, çok ciddi şekilde bir yük getiriyor. Yani işe fayda-maliyet açısından bakacak olursak teşvik olma niteliğini kaybetmiş, ya kaldırılsın ya da daha cazip bir hâle getirilsin deniliyor.

Değerli milletvekilleri, özellikle burada en fazla gündeme getirilen konulardan biri de disiplin konusu. Tabii ki disiplin konusu yasada her detayıyla düzenlenecek değil; bu, mutlaka bir yönetmelikle daha somut hâle getirilecek ve bu somutluk içerisinde de belli kurullarda muhakkik tayinleriyle, disiplin komisyonlarıyla bunlar hayata geçirilecek. Ama burada bir hususu dikkatlerinize getirerek konuşmamı sonlandırmak istiyorum.

Özellikle meslekten çıkarma konusu, “Terör örgütlerinin propagandasını yapmak, bu örgütlerle eylem birliği içerisinde olmak…” diye devam eden madde, en çok eleştiri konularından biri oldu. Yani ben şunu hemen söyleyeyim ki: Örneğin, özürsüz veya izinsiz olarak yılda yirmi gün işe gelmeyen ihraç edilecek, diğer ihraç maddelerine baktığımızda birçok eylemi ya da suçu söyleyebiliriz; peki, bunlarla öğretim üyeliği sıfatından, daha doğrusu kurumdan ihraç edilecekler, terör örgütünün propagandasını, terör örgütünün yardakçılığını yapanlar üniversitede kalmaya devam mı edecek? Yani dolayısıyla ben, şunu çok açık bir şekilde ifade ediyorum: Böyle öğretim üyeliği yerin dibine batsın. Terör yardakçılığı yapacaksınız, terör propagandası yapacaksınız, devletin aleyhinde çalışacaksınız; bunun adını da “bilimsel özgürlük” koyacaksınız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN -Devam edelim efendim.

MEVLÜT KARAKAYA (Devamla) – Ben, burada, özellikle disiplin uygulamalarının bir prosedüre tabi olduğunu ve burada, disiplin uygulaması sonucunda ihraç edilen kişilerin, bu ihraçların yargı denetimine tabi olduğu gerçeğini de hatırlatarak böyle bir düzenlemenin gerçekten yerinde olduğunu ifade etmek istiyorum. Burada asıl tehlike, asıl sorun üniversitelerde terörist faaliyetlerin yapılmasıdır, asıl sorun üniversitelerdeki disiplin kurullarının teröristlerin eline geçmesi, onlar tarafından işgal edilmesidir.

Bu vesileyle tekrar hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Van Milletvekili Sayın Muazzez Orhan Işık…

Buyurunuz Sayın Orhan Işık. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA MUAZZEZ ORHAN IŞIK (Van) – Genel Kurulu ve tüm halkımızı saygıyla selamlıyorum.

YÖK Kanunu’nun bazı maddeleri üzerinde burada görüşüyoruz ancak YÖK Kanunu, faşist 12 Eylül darbesinin bu ülkenin akademisine vurduğu bir kelepçedir. 12 Eylül uzantısı olan bu yapının imkânlarını AKP iktidarı, Allah’ın lütfu olarak gördüğü darbe girişiminden sonra OHAL hukuksuzluğuyla genişletmiştir. Akademisyeni Hükûmetin memuruna, üniversiteyi herhangi bir kamu kurumuna, bilimsel özerkliği ise yandaşlığa dönüştürmeyi hedefleyen bu yasa, 12 Eylül faşist darbecilerinin düzenlediğinden de daha geri bir durumdadır. Eğitim sistemi, çağa uygun olmayan müfredatla, eksik kadrolarla, hijyen başta olmak üzere birçok eksikle ortada duruyor.

Eğitim sistemi bir sorunlar yumağı hâlindedir. Şu soruya yanıt verebilir misiniz: 40 öğrenciden fazla olan kaç sınıf vardır? 40 kişilik sınıflardaki eğitim ne kadar verimli bir eğitimdir? Ve bu sınıflarda hiçbir güvence sağlamadığınız, sözleşmeli ve ücretli hâle getirdiğiniz, yoksulluk sınırı altında maaş verdiğiniz öğretmenler nasıl ders verecek?

Türkiye'deki yaklaşık 10 milyon engelli ve aileleri adına soruyorum: Kaç okul erişilebilir durumda ve kaçında işaret dili bilen öğretmen veya idareci var? Bir görme engelli, bağımsız hareket ederek okullarınıza erişebiliyor mu? Yine, engellilerin eğitimiyle ilgili şu corona günlerinde kaç rehabilitasyon öğretmeni işsiz kaldı? Güvencesiz, yoksul ve işsiz bıraktığınız bu insanlar hangi ruh hâliyle hizmet vermeye devam edecek?

Şimdi corona nedeniyle okullar kapalı. Öyle değerlendirmeler yapıyorsunuz ki insan şaşıyor; sanki bu ülkede yaşamıyor gibi konuşuyorsunuz, sanki her evde limitsiz ve ücretsiz internet varmış gibi sanal ortamda eğitimin ne kadar mükemmel olduğundan, yürütüldüğünden bahsediyorsunuz. Ne on dakikalık ders içeriğiniz ne altyapınız ne de kadronuz bir elektronik eğitime uygun değil maalesef. Milyonlarca öğrenci ve veli EBA’nızdan bile habersiz. Akıllı telefonu olmayan öğrenci ve hane sayısından haberdar bile değilsiniz. Bölgede ve köylerinden zorla göç ettirdiğiniz yoksulların ne internet altyapısı ne de EBA’nıza erişebilecek bir durumu var. İlkokul çocukları görmek istemediğiniz bir dille konuşuyor, ana dili Kürtçe olan yüz binlerce çocuk, okullarda eğitim sisteminiz tarafından dışlanıyorken şimdi bu sanal ortamda mı erişebileceksiniz? Hangi dil ve hangi söylemle? Kürtçe bilse dahi konuşması yasaklanan, konuşmuşsa sürgün edilen, ihraç edilen öğretmenlerle mi? Sizler dil ve eğitim arasındaki bağı görmedikçe ana dilinde her türlü eğitimi engelledikçe eğitimde olumlu bir adım atamazsınız, zaten amacınız da bu değil.

Özellikle bölgede, Türkiye’nin birçok yerinde, birçok okulda öğrencilerin velileri yoksul, işsiz ve güvencesiz. Van’da bir okulda, öğrencilerin yüzde 80’inin velilerinin cezaevinde olduğu geçen ay kamuoyuna yansıdı. Sizin idare ettiğiniz bu adaletsiz rejim, öğrenciyi, veliyi ve öğretmeni bir bütün olarak mağdur ediyor. Şimdi, bu okullardaki öğrenci ve öğretmenleri anlayabilecek misiniz? Hayır çünkü önceliğiniz ve amacınız ne insan yaşamı ne de eğitim. Amacınız çok net: Piyasanın ihtiyacına uygun, düşünme ve sorgulama yeteneği engellenmiş kitleler inşa etmek. Bir yandan üniversite öğrencilerine yüksek faizle kredi veriyorsunuz, öte yandan ilkokul öğrencilerine din eğitimi adı altında ne olduğu belli olmayan, denetimsiz, içeriksiz, çağ dışı bir müfredat dayatıyorsunuz. Tüm okulları imam-hatipleştirerek imam-hatiplerin de içini boşalttınız. Toplumsal cinsiyet rollerini pekiştiren eril anlayışınızı okul öncesine kadar indirdiniz. Yaptığınız her müdahaleyle kamusal, bilimsel, laik, ana dilinde, ücretsiz olması gereken eğitim sistemini baltaladınız. Yapılan şey dinî eğitim değil, bu iktidarın çokça nemalandığı din istismarıdır. Dinden de eğitimden de AKP elini çekerse toplum da rahat bir nefes alacak.

Şimdi, bu pandemi günlerinde, hiçbir fırsatı kaçırmadan, kamuoyuna sormadan ilgili sivil toplumun ve sendikaların görüşlerini dikkate almadan bu değişikliği getirdiniz. Üniversitelerden söz ediyorsunuz ama maalesef, onların da içini boşalttınız. Şöyle bakın, dünya üniversiteler listesinde kaç tane üniversitemiz ilk bin içerisinde yer alıyor? Uluslararası alanda tek yayını olmayan yandaşlarınıza özel bölümler, üniversiteler açtınız; onları bölüm başkanı, dekan, rektör yaptınız ama akademik hırsızlıkta çığır açtınız, tıpkı belediyelerimizde tecelli eden halk iradesini gasbetmek için atadığınız kayyumlar gibi. Her üniversitenin başına bir atanmış yandaş yerleştirdiniz. Demokrasi karşıtlığınız, hiçbir yerde halkın ve bilimin iradesine tahammül edemiyor.

AKP’nin bu ülkeye yaptığı en büyük kötülüklerin başında, bilim dışılaştırılmış, özerkliği gasbedilmiş üniversiteler gelmektedir. Akademisyen ihraçları, çok ciddi bir sorun olan beyin göçünü hızlandırmıştır. Bakın, sadece KHK ihraçları kapsamında 185 üniversitenin 117’sinde 5.247 akademisyen işten çıkartıldı. YÖK istatistik verilerine göre Türkiye’de ilk defa öğretim elemanı sayısı azalmıştır. 81 ilde üniversite açmakla iftihar eden iktidar, ortada bir yargı kararı olmadan iftirayla, fişlemeyle akademisyenleri ve 33 binden fazla öğretmeni KHK’yle ihraç etti. İhraç edilmeyen birçok akademisyen ise bir tür baskı ve otosansür altında ücretli memurlara dönüştürüldü. Bu koşullarda her şey konuşulabilir ama bilimsel üretim ve akademi tartışılamaz.

Coronavirüs günlerinde tüm dünyanın gördüğü bilimin öncülüğü, özerkliği ve önemi, maalesef, AKP ve MHP koalisyonu tarafından ısrarla görülmemektedir. Bu yasa değişikliği de bu görünmeme durumunu pekiştirmektedir. Akademisyenler AKP’nin memuru değildir. Akademik faaliyet sırf binalar içerisinde ve bir hiyerarşiye mahkûm bırakılarak yürütülemez. Dünyanın dogma, ırkçılık ve ulusalcılık gölgesinde kalan öğretimin anlamsızlığını kavradığı bugünlerde, sizin fırsatçılık yapıp akademik özgürlüğün son kırıntılarına da tırpan atma girişiminizin faturasını toplum ödüyor maalesef.

Türkiye’de üniversite terk sayıları artık 500 bin civarındadır. Araştıran, sorgulayan, eleştiren özgür düşünceye yaptığınız baskılar ve ekonomik sıkıntılar nedeniyle öğrencilerin büyük bir çoğunluğu okullarını bırakmak zorunda kalmaktadır.

Bakın, kanun teklifi verdim, Komisyonda bekliyor hâlâ. Hani sizler faiz karşıtıydınız? Öğrencilerden faiz almayın, işsizlikten haciz uygulamayın diyor bu teklifimiz. Üniversite okurken borçlandırdığınız, geleceğine ipotek koyduğunuz KYK borçlusu öğrenci sayısı 500 binin üzerinde, haciz koyduğunuz öğrenci sayısı yarım milyonu geçti.

Eğitim sisteminin de müfredatın da içini boşalttınız. Türkiye’de milyonlarca çocuk ve gencin eğitim hakkından eşit koşullarda yararlanmasını engelleyen, eğitimi kendi siyasal, ideolojik hedefleriniz doğrultusunda altüst ederek ülkeyi ve eğitim sistemini getirdiğiniz nokta içler acısıdır.

Üniversite mezunu olan gençlere çağın gerektirdiği bilişim, dil ve iletişim yetkinliklerini kazandıran bir üniversite yok ortada. Ne var dersiniz? Yandaşların ticarethaneleri var. Yurtların yemekhaneleri, paralı olan öğrenciyi müşteri gibi gören tüccarlar tarafından yönetiliyor. Bu ülkede paralı eğitimi okul öncesine kadar indirdiniz. Ebeveynler tüm yaşamlarından kısarak evlatlarını okullara gönderiyor ama üniversitelerden evlerine diplomalı işsizler dönüyor. AKP işsizlik ve yoksulluk üreten bir makine gibi çalışıyor aslında. Bakın, siz iktidara gelmeden önceki işsizlik oranları yüzde 8’di, en son 13,7 olarak açıklandı yıllık veri. Son on beş yıl içerisinde üniversiteli işsiz sayısı 4 kat arttı. Politikalarınız sonucunda artık milyonlarca genç üniversiteli işsiz var. Bu yasa değişikliği de üniversitelerde eğitim kalitesini artırmayacaktır, bilimsel özerkliğin koşullarını iyileştirmeyecektir, üniversitelerde taciz, mobbing ve hatta tecavüz girişimlerini azaltmayacaktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edelim efendim.

MUAZZEZ ORHAN IŞIK (Devamla) – Yüzüncü Yıl Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Din Eğitimi Ana Bilim Dalı Başkanı olarak atadığınız kişinin taciz girişimleri şu anda yargıda. Ankara Üniversitesinde yaşanan tecavüz vakasını zaten biliyorsunuz. Maalesef, bunlar, hep ifade ettiğiniz gibi “münferit vakalar” değil, bir eril sistemin olağan sonuçlarıdır. Dünkü infaz yasasıyla serbest bıraktığınız tacizciler arasında yarının teşvik ettiğiniz tecavüzcüleri de olacaktır.

Bu yasa değişikliği dâhil tüm politikalarınız halk sağlığına zararlıdır. Üniversitelerde bıraktığınız enkaz sizden sonra bile yıllarca temizlenemeyecek. Bu topluma en büyük kötülüğü yaptınız, bilimi ve akademiyi susturdunuz.

Yine muhalefeti dikkate almayacaksınız, biliyoruz ama günü geldiğinde toplum da sizi dikkate almayacak ve o günler çok yakın. Bu devran böyle gider sanıyorsanız yanılıyorsunuz çünkü böyle gitmeyecek.

Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Sayın Mahir Polat.

Buyurunuz Sayın Polat. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA MAHİR POLAT (İzmir) – Sayın Başkan, Sayın Divan, yüce Meclisimizin çok kıymetli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlarken coronavirüs sebebiyle kaybettiğimiz insanlarımıza Allah’tan rahmet, hastanede tedavisi devam eden yurttaşlarımıza acil şifalar dilerken sağlık emekçilerimize de bu olağanüstü günlerde, olağanüstü çalışma koşullarında verdikleri emekler için teşekkür ediyorum.

Yükseköğretim Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi üzerine söz almış bulunmaktayım.

Son dönem artan üniversite sayıları doğrultusunda, Yükseköğretim Denetleme Kurulunun etkinliğinin, iş yükünün önemli ölçüde arttığı ve etkinliğinin zayıflamış olduğu gerekçelendirilmiş. Buradan hareket edersek evet, üniversitelerin, özellikle vakıf üniversitelerinin artışıyla birlikte Denetleme Kurulunun iş yükü artmış ancak plansız ve programsız açılan üniversitelerle birlikte bir şey daha çokça artmış: Üniversiteli, üniversite mezunu genç işsizler. Evet, etkinliği zayıflamış ama etkinliği zayıflayan başka bir şey daha var. Üretim ekonomisinden uzak tutulan gençlerimizin, KPSS sınavlarıyla devlet kapısının önünde bekletilmesi onların da etkinliğini ciddi bir şekilde azaltmış.

Türkiye, genç nüfus bakımından bölgesinde önemli bir fırsatı barındırmakta, önemli bir potansiyeli barındırmaktadır. Yapılan ekonomik değerlendirmelerde, genç nüfus ekonomilerin sıçrama yapabilmesi için önemli bir avantaj sağlamaktayken, maalesef, ülkemizde bu avantajı heba etmekteyiz. Gençlerimizi yeterli ve uygun donanımlarla yetiştirmediğimiz ve ekonomiye katmamamız sebebiyle genç işsizlikte ciddi bir artış var ve ekonomide de bu sıçrama fırsatını kullanamadığımız gözlemlenmekte.

Güncel üniversite listesine baktığımız zaman, 130 devlet üniversitesi, 73 vakıf üniversitesi var. Gerekçelendirilen maddelerde, artan üniversite dolayısıyla iş yükünün arttığı söyleniyor fakat yeni üniversite talepleri var, yeni vakıf üniversiteleri kurulmaya çalışılıyor. Burada uyarımız şudur: Yeni kurulacak vakıf üniversiteleri, eskiden kapattığınız ya da başka üniversitelere devrettiğiniz üniversiteler gibi tarikatların ve cemaatlerin örgütlendiği yuvalar hâline dönmesin istiyoruz.

Üniversiteler, gerçekleri arayan, düşünce ve bilim üreten ve bu ürettiği düşünce ve bilimi yayan, en üst düzeyde araştırmanın ve eğitimin yapıldığı kurumlardır. Bilimsel araştırmalara ayrılan kaynaklara baktığımız zaman, yıllar geçtikçe bu kaynakların yavaş yavaş erozyona uğradığı ve azaldığı görülmekte. Mesela, ben, dünyanın başına musallat olan bu coronavirüsle ilgili aşı çalışmalarının, ilaç çalışmalarının kendi ülkesinde başarıyla sonuçlanmış bir ülkenin evladı olmayı çok isterken nerede o günler diyorum. Biz tıpta ne yapıyoruz peki? Biz, tıpa, son günlerde sülük tedavisini, deve sidiğini koyduk. Bir de en son, Sayın Cumhurbaşkanı, coronavirüsten korunmak için keçi boynuzu pekmezi önerdi.

Sevgili arkadaşlar, değişen, geldiğiniz günden beri değişen eğitim sistemi, ta üniversitelere kadar sirayet etmiş. Üniversitelerde siyasallaşan kadrolar liyakat sahibi kişilerle değil; eş dost, akraba başta olmak üzere yandaşlık ve partizanlık gözetilerek kişiye özel kadrolar açılarak doldurulmuş. Döneminizde sıkça buna tanıklık ediyoruz. Bunlardan sadece 2 tane örnek vereceğim, aynı üniversiteyle ilgili örnek vereceğim, Artvin Çoruh Üniversitesiyle ilgili. Kadro açıyorsunuz Mülkiyet Koruma ve Güvenlik Bölümüne, öğretim görevlisi kadrosu. Aranan özelliklere bakıyoruz; hukuk ya da işletme mezunu olması –tamam, buraya kadar güzel- fakat başka bir özellik daha arıyorsunuz aynı kişide, aynı zamanda vücut geliştirme ve “fitness” kıdemli antrenörlük belgesine sahip olması şartı. Sizce Türkiye’de böyle kaç insan vardır ve adrese teslim kadro değil midir bu? Yine aynı üniversitede Zihinsel Engelliler Ana Bilim Dalında kadro açıyorsunuz, öğretim görevlisi kadrosu. Bakıyoruz, bir öğretmen ya da bu dalda eğitim yapmış birisini arayacaksınız sanıyoruz; kimya doktorası yapmış birini arıyorsunuz, burada da yine aynı üniversitede ikinci kere adrese teslim kadro.

Sevgili arkadaşlar, maalesef, iktidara geldiğiniz günden bugüne, üniversitelerimizde seçimle rektör atamama geleneğini yarattınız. Mesela, üniversitede rektör atanacağı zaman öğretim görevlileri aralarında seçim yaparlar, 1’inciyi ya da 2’nciyi atarsınız. Sizde bu hiç görülmedi. Liyakate dayalı değil, siyasete dayalı atamalar yapmaktasınız. Toplumsal ve siyasal sorunlara kayıtsız kalmayan, bu konularda araştırma yürüten bilim insanlarımızı maalesef fişlediniz, ambargolara maruz bıraktınız, yaptırımlarla karşı karşıya kaldılar. Barış akademisyenleri mesela, sırf iktidar gibi düşünmedikleri için ve düşünmediklerini de açıkladıkları için üniversitelerden, bilimden ve öğrencilerinden koparıldılar. Haklarında soruşturmalar açıldı, ihraç edildiler. Soruşturmalardan beraat eden ya da takipsizlik alanlar görevlerine iade edilmediler. Yine, kanun hükmünde kararnamelerle birtakım hocaları üniversitelerden, bilimden, öğrencilerinden kopardınız. Bu üniversite hocalarımızın içinde beraat edenler, takipsizlik kararı alanları görevlerine iade etmediniz. Bunlardan bir örnek vermek isterim: Genetik uzmanı Doçent Mustafa Ulaşlı, bugünlerde sıkça ismini duyduk. Amerika’da ve Hollanda’da yedi yıl boyunca coronavirüs üzerine araştırma yapan, doçentlik yapan bir arkadaşımız. Bu arkadaş, yedi yıl sonra ülkesinde bu çalışmaları devam ettirmek ister ve ülkesine döner. Gaziantep Üniversitesi Tıbbi Biyoloji Ana Bilim Dalı Genetik Bölümüne gelir. Ne yaparız biz bunu? 1 Eylül 2016’da kanun hükmünde kararnameyle ihraç ederiz. Genetik doçenti Mustafa Ulaşlı, kısa bir süre sonra takipsizlik kararı alır; beklediği görevine iade edilmesidir fakat görevine iade etmemeyi, onu cezalandırmayı bir hak olarak görürsünüz. Bu süreçte cezalandırdığınız sadece Sayın Ulaşlı değil aynı zamanda onun bilimsel birikimine ihtiyaç duyan Türk toplumudur, Türk halkıdır.

İktidara gelişinizin ilk yıllarından itibaren hesapsız, plansız, altyapısı oluşturulmadan “Her ile bir üniversite.” diyerek popülistlik yapıp üniversiteler kurdunuz. On sekiz yılda üniversite sayısını 3’e katladınız, fakat bilimsel yayın sayımız bununla paralel gitmedi. Öğrenci başına düşen akademisyen sayılarında düşüş yaşanmış, eğitim öğretim ortamı ve eğitimin kalitesi gerilemiştir.

Dünya Ekonomik Forumu’nun rekabet raporunun Yükseköğrenim Eğitim Sistem Kalitesi Endeksi’nde 2017-2018 yılları arasında Türkiye 137 ülke arasında 101’inci sırada yer almıştır. Yine aynı raporun matematik ve fen bilimleri eğitim sıralamasındaysa Etiyopya ve Gambiya’nın bile gerisinde kalarak 104’üncü sırada yer almışız. Yine başka bir raporda, 2019 yılında 350 üniversite arasında hiçbir üniversitemiz yok, ilk 500’de 1 tane devlet üniversitemiz var. Oysa 2015 yılında aynı raporda Orta Doğu Teknik Üniversitesi 85’inci sırada, Boğaziçi Üniversitesi 139’uncu sırada, İstanbul Teknik, Sabancı, Bilkent ve Koç Üniversitesi de ilk 350’de vardı sevgili arkadaşlar.

2013 Mayıs ayı itibarıyla 2.776 tutuklu ve hükümlü öğrenci varmış. 2016 yılı sonu itibarıyla bu 25 kat artmış, 69.301’e yükselmiş. Ancak ne var ki elimizde 2019 verileri yok çünkü Bakanlığa “Kaç tane öğrencimiz tutukludur?” diye sorduğumuzda yanıt yok.

Sevgili arkadaşlar, üniversitelerimizin saygınlığını ve gücünü artıracak önlemleri hızlıca almak zorundayız. Bu çağda, Türkiye Cumhuriyeti’ni ileri taşımak istiyorsak eğer bilime, teknolojiye dayanan, özgür düşünen bireyleri desteklemek zorundayız. Unutmayalım ki özgür düşünen, bizden aykırı düşünen insanlar, dünyaya çığır açacak değişiklikleri, yenilikleri kazandırmış insanlardır.

Yine, öğrencilerimizi, aykırı düşünüyorlar diye cezaevlerine tıkmaktan vazgeçelim. Üniversitelerimizin kalitesini artıralım. İktidarın hedefi, kendilerine daha iyi hizmet edecek, amaçlarını gerçekleştirmelerine yardımcı olacak bir üniversite modeli oluşturmaktır. Bu zihniyet değişmedikçe üniversiteler bilim ve eğitim yuvası değil iktidarların arka bahçesi olur diyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Ardahan Milletvekili Sayın Orhan Atalay.

Buyurunuz Sayın Atalay. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA ORHAN ATALAY (Ardahan) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; öncelikle Covid-19 salgınında hayatlarını kaybeden vatandaşlarımıza Cenab-ı Allah’tan rahmet diliyorum, hastalara da acil şifalar diliyorum.

Değerli arkadaşlar, bugün yükseköğretim kurumlarımızın ihtiyaç duydukları bazı düzenlemeleri içeren bir kanun teklifi üzerine söz almış bulunuyorum. Sizi saygıyla selamlıyorum.

Elbette ki insanın sahip olduğu en ulvi değer akıl olunca, akıl yürütmenin amacı olan bilgiye ve özellikle doğru bilgiye ulaşma çabası da insan için son derece insani kimliğini ve hâliyle üstünlüğünü oluşturan en değerli eylemi olarak tanımlanır. Tarihsel süreçlere baktığımızda ise insanın doğru bilgiye ulaşma çabası gerçekten hiç kolay olmamıştır. Sonuçları yaşayanların hayatlarını kolaylaştırmıştır ama o bilginin özneleri için o çaba, kim bilir, nice trajedilerle yoğrulmuş, nice acılarla yoğrulmuş, nice zorluklardan sonra aşılmıştır çünkü doğrunun, hakikatin izini sürmek birçok asli fedakârlığı gerektirmiştir. Hele hele insanın, doğru bilgiyi özgürce dile getirmesi, onu savunması, onu yayması gibi bir yolu seçmesi, çoğu zaman kendisini diri diri yakılmaya, darağaçlarında sallanmaya, hücrelerde çürümeye veya en hafifiyle itibar suikastlarına konu kılmıştır. Bu türden trajedilerin hikâyesi açılınca hafızamıza ilk gelen örnekler, genellikle Batı dünyasında ve engizisyon mahkemeleri şeklinde ifade edilir. Ne yazık ki bu tarz trajedilere konu olmuş nice din, bilim, düşünce, sanat ve edebiyat adamlarını biliriz ki onların yaşadıkları dilhun hikâyelerinden çok çok azını duymuşuz. Hakkında ya hiç veya çok az şey bildiğimiz kısmında ise kim bilir ne vahşetler ne vahşilikler yaşanmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; bu girişi şunun için yapma gereği duydum: İnsanlığın kendisinden faydalandığı, bilim ve düşüncenin öncü atölyeleri olan üniversitelerin tarihine baktığımızda farklı zamanlarda, farklı coğrafyalarda ve farklı kültürel iklimlerde ortaya çıkan bilimsel büyük atılımların yapıldığını görüyoruz. Detaylarda farklı tasnifler ve yorumlar yapılmış olsa bile medeniyet tarihçilerimiz bu büyük bilimsel atılımların yapıldığı dönemleri genellikle 3 dönem olarak tanımlarlar. 1’incisi Antik Yunan dönemidir ki milattan önce 3’üncü ve 4’üncü yüzyılları kapsar. Bu dönemde Platon’un Atina’nın dışında kendisine ait “Academia” denen arazide bir grup insanla felsefe, düşünce, edebiyat, sanat ve ilahiyat üzerine konuşmalarla başlamış, üç asır sürmüş, bizim bildiğimiz Sokrates, Aristo, Eflatun gibi isimler bu dönemde yetişmişlerdir.

2’nci büyük bilimsel atılımların yapıldığı 2’nci evre, milattan sonra 8’inci yüzyıl ile 13’üncü yüzyıllar arası Bağdat ve Endülüs gibi ışık kentlerin merkezinde beş asır devam etmiş olan dönemlerdir. Kindî, Farabi, İbni Sina, Gazali, İbni Rüşd gibi dâhilerin zuhur ettikleri çağlar bu döneme tekabül eder.

3’üncü atılım dönemiyse son üç asırdır Batı tarafından gerçekleştirilmiştir. Hepimizin bildiği gibi, Batı’da 12’nci yüzyılın sonlarından itibaren Paris Üniversitesiyle başlayıp Oxford’la devam eden üniversite süreci ne yazık ki kilisenin aşırı baskısından bir türlü kurtulamamış, özellikle Aristoteles’in ve onun Müslüman şarihlerinin tercümelerine bolca rastladığımız Paris Üniversitesinin sanat fakültesindeki kürsüler, bağımsız bilim ve düşünce anlayışının en canlı temsilcileri olan İbni Rüşd’çülerin eline geçince İspanya ve İtalya’dan başlayıp kuzeye doğru sayıları hızla artan engizisyon mahkemelerinin ortaya çıkışına tanık oluyoruz ve o mahkemelerde hakikatlere nice kalemler kırılmış. Sonra karanlık çağlar dönemi başladı. Batı bilim, düşünce ve inançlara özgürlük için tam altı asırlık hem de trajedilerle dolu çok sancılı, kanlı bir dönemi beklemek zorunda kaldı. Peki, bilimin, düşüncenin, sanatın, edebiyatın, hatta ilahiyatın yani üniversitenin büyük atılımlar yaptığı bu dönemleri diğerlerinden farklı kılan neydi? Böyle bir soru sorduğumuzda karşımıza çıkan cevap “imkân”dan başka bir şey değildir. Bu imkân, medeniyetleri de meydana getiren temel iksirdir. O iksir olmayınca medeniyet ortaya çıkmıyor. Mesela Yunan medeniyeti denilince akla gelen dönem milattan önce 3’üncü ve 4’üncü yüzyıllardır. Platon’u, Sokrat’ı, Aristo’yu, Eflatun’u çıkardığımızda Yunan’ın elinde ne kalıyordur? Aynı şeyi elbette ki İslam medeniyeti için de söyleyebiliriz; İbni Rüşd'ü, Farabi’yi, Kindî’yi, Gazali’yi çıkardığımızda medeniyet olarak hangi isimlerle övünebiliriz? Aynı şeyi Batı medeniyeti ve diğer medeniyetler için de konuşmak elbette ki mümkün. Demek ki imkân olmadan gelişme olmuyor, imkân olmadan medeniyet ortaya çıkmıyor. Anlıyoruz ki medeniyete ve insanlığa katkı yapmanın yolu, insan kapasitesinin azami seviyede kullanılmasına bağlıdır. Bunun için de ona imkân verilmelidir. İmkân öncelikle özgürlüktür, imkân öncelikle özerkliktir, imkân öncelikle maddi katkıda bulunmak ve üniversitelerimizin maddi ihtiyaçlarını karşılamaktır. “Kuşkusuz ki insan için en büyük imkân onun özgürlüğüdür.” dedik. Çünkü özgürlük, insani kimliğimizi oluşturan en temel, yapısal unsurumuzdur. O unsur olmadan insanın tanımı bile yapılamaz. Özgürlük yoksa ilerlemek, gelişmek, verimlilik gibi kelime ve kavramlardan da bahsedemeyiz. Bu nedenle, tarih boyunca büyük inkişafların ekseriyeti itibarıyla özgür toplumlarda ortaya çıkmış olması elbette ki bir tesadüf değildir. Bu imkân ise başka imkânları doğuracaktır. Bugün insanlığın hayatını kolaylaştıran her imkân, işte o büyük imkânın sonuçlarıdır. Öyleyse gelin, biz de üniversitelerimizin her türlü imkân alanlarını genişletelim. Bu teklifimizin, esasında böyle bir amacı vardır: Üniversitelerimize imkân verelim, mevcut imkânlarını genişletelim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Dönemi itibarıyla kendimize baktığımızda 1863 yılında kurulmuş olan “Darülfünun” adında Osmanlı bakiyesi bir üniversitemiz vardı; 1933 üniversite reformuyla bu üniversitemiz kapatıldı, yerine İstanbul Üniversitesi kuruldu. 1982’ye geldiğimizde 19 üniversitemiz vardı, 2006’ya geldiğimizde üniversite sayımız olabildiğince, arzu ettiğimiz seviyeye çıkmadığı için ancak 51’le kalmıştır. Bugün ise 207 üniversitemiz var. Buraya çıkan hatiplerin bazıları “Bu kadar üniversite kurdunuz da ne oldu?” şeklinde itirazlarda bulunuyorlar. Arkadaşlar, üniversite sayımız fazla değildir. Hindistan’ın üniversite sayısı 8 binle başlar, Amerika’nın 5 binle başlar; Arjantin’de, Endonezya’da binlerdedir bu sayı. Yanı başımızda, bizim kadar nüfusa sahip İran’da 350’yi aşkın üniversite vardır.

ARSLAN KABUKCUOĞLU (Eskişehir) – Kalite… Kalite…

ORHAN ATALAY (Devamla) – Kalite, nicelik, ardından da nitelik gelir Değerli Vekilim.

Hiçbir yerde siz, akşam kurduğunuz üniversitede sabah kalite bekleyemezsiniz. O yüzden sabredeceğiz, imkânlarımızı genişleteceğiz, üniversitelerimizin sayısını elbette ki bir plan program dâhilinde artıracağız ama aynı oranda onun niteliğini ve kalitesini de derinleştirmek için, geliştirmek için elimizden gelen çabayı hep birlikte sarf edeceğiz. Gönlüm arzu eder ki bu yüce Meclisimiz bu toplumun ihtiyaç duyduğu sivil bir anayasayı yapsaydı ama aynı gönlüm yine arzu ediyor ki aynı Meclis, aynı iradeyle yeniden YÖK’e layık yeni bir YÖK yasası yapsaydı. Bu teklifimiz Anayasa Mahkemesinin vermiş olduğu karar nedeniyle belki aceleye getirilmiş olabilir ama üniversitelerimiz için yapılması gereken daha çok şey vardır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edelim lütfen.

ORHAN ATALAY (Devamla) – Hazırunu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Şahısları adına ilk söz İstanbul Milletvekili Nazır Cihangir İslam’a aittir.

Buyursunlar Sayın İslam. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar)

NAZIR CİHANGİR İSLAM (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Çok değerli arkadaşlarım, az önce medyada bir haber okudum. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun vakıftan kiraladığı arazi üzerine bir kaçak yapı yapıyor, İstanbul Büyükşehir Belediyesi bunu yıkıyor ama esas mesele şurada, bunu fotoğrafla haber yapan medya organları hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı terör konusunda soruşturma açıyor. İşte, dünkü yasanın ilk meyveleri bunlardır değerli arkadaşlarım.

Şimdi, az önce değerli milletvekili arkadaşım “academia”dan bahsetti; evet, Platon’un “academia”sı belki yeryüzünde ilk üniversite kabul edilebilir. Ne oldu “academia”ya? Roma Diktatörü Sulla milattan sonra 86’da “academia”yı yıktı. Ama esas mesele, Roma İmparatoru Jüstinyanus’un 529 yılında “academia”yı kapatmasıydı ki gerekçesi çok enteresandır, dedi ki: “Artık biz İncil’le hakikate ulaştık, daha da bizim bilgi üretmeye vesaireye ihtiyacımız yok.” Böyle bir anlayış. Şimdi, hakikatle ilişki, sürekli bir ilişkidir. Ne yazık ki -bunu keşke bir gün detaylarıyla burada konuşsak ve tartışabilsek- bizde de içtihat kapısının kapanması gerçekten bizim kültürel gelişimimize çok ciddi darbe vurmuştur.

Değerli arkadaşlarım, bakınız, bir medeniyetin ölçüsü şudur… Ki “Endülüs” dediğimiz hadise bu yüzden çok önemlidir, Endülüs kendi içerisinde Müslüman olmayan Maimonides’i yetiştirebilmiştir yani bu özgürlük ortamını sağlayabilmiştir; işte, eğitimde ve insan gelişimindeki esas hadise şudur…

Şimdi, belki biraz konu dışında ama bir cümleyle bu notu da bırakacağım, belki ileride tartışırız: Laiklik tartışması bizim on yıllarımızı aldı ama Batı’nın tarihine baktığımızda gerek siyasi iktidarı gerek bilgi tekelini elinde bulunduranın, elinde tutanın kurumsal kilise olduğunu görüyoruz ama bizim tarihimize baktığımızda, bilgi tekelini elinde tutanın, bizde herhangi bir kurumsal dinî yapı olmadığı için, özellikle despotik yapıdaki siyasi iktidarlar olduğunu müşahede ediyoruz. İşte, bu yüzden Batı’nın demokrasi ve laiklikle elde ettiği kazanımları, biz belki de siyasi iktidarı yani despot siyasi iktidarları başımızdan uzaklaştırıp burada, gerçek anlamda bir demokrasiyi tesis etmekle elde edebiliriz.

Bir değerli milletvekili arkadaşım barış akademisyenlerinden bahsetti. Arkadaşlar, öncelikle şunu söyleyeyim: Faşizm sadece ifadeyi engellemek değildir. Faşizm beni veya herhangi bir insanı cevap vermeye de zorlamaktır. Yani, ben atıldım. Neden atıldım? İkinci bildiri yüzünden atıldım. 611 imzalı, ifade özgürlüğünü savunan ikinci bildiri yüzünden atıldım. Dedim ki: Bu, ifade özgürlüğü içindedir. Anayasa Mahkemesi de beni onayladı ama iki yıl yedi ay geçmesine rağmen OHAL Komisyonundan hâlâ bu konuda herhangi bir cevap elde edemedik, alamadık. Şunu söylemek istiyorum: Bu yasa, özellikle 7’nci madde bu tip uygulamaları gerçekten kolaylaştıracaktır.

Çok kısaca, 7’nci maddeye ve bu teklifin genel havasına bir göz atalım. Ceza konusu olan normların somut bir şekilde tanımlanması gerekir yani bunu soyut tanımlarla ucu açık olarak bırakamazsınız, açık seçik tanım olacak; hâkimin yorumuna isnat ettiğiniz suç, hâkimin veya o işin muhakemesini yapanın yorumuna bırakılmayacak; onu yaptığınız zaman, o hâkime aynı zamanda yasamanın kanun yapma yetkisini de devretmiş oluyorsunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edelim.

NAZIR CİHANGİR İSLAM (Devamla) – Ayrıca şu konu özellikle önemli: Bu tanımlar net olarak yapılmadığı için -biz bunu, bu OHAL döneminde atılma soruşturmalarında da yaşadık- ceza hukukunda kıyas kullanıldı. E, hukukçu arkadaşlarım bunun ne derece büyük bir felaket olduğunu benden çok daha iyi bilirler.

Görevi sırasında amirine sözde saygısızlık etmek… Arkadaşlar, değerli arkadaşlar, bugün Türkiye’deki problem -ben sosyal medyaya baksam, size şu anda on tane klip indiririm- genellikle rektörlerin astlarına yaptığı hakaretler ve saygısızlıklardır. Bunu ne yapacağız? Değerli milletvekili arkadaşım bu konudan bahsetti, mobbingi önleyecek hiçbir önlem yok bu yasanın içinde. Mobbing, güçlü tarafından aşağıya yapılan kötü bir davranış, kötü örnek. O yüzden amire saygısızlığın, daha doğrusu çalışanların birbirine saygısızlığının ne anlama geldiği buraya çok net olarak yazılmalıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

NAZIR CİHANGİR İSLAM (Devamla) – Vaktim var mı Sayın Başkanım?

BAŞKAN – Var efendim, buyurun.

NAZIR CİHANGİR İSLAM (Devamla) – Hemen toparlamak istiyorum, kusura bakmayın, belki biraz uzattım.

Değerli arkadaşlar, ahlak ve edep dışı davranışlar… Bakınız, burası hassas bir konudur. Daha önce bu ülke, sadece kılık kıyafet yüzünden çok büyük sıkıntılar yaşadı ve bir ülke olarak gereksiz yere çok ciddi vakitler kaybettik; bunun tersinden yaşanmasını istemiyoruz. İnsanları bırakınız, özgürce kendi inandıkları gibi veya inanmadıkları gibi yaşasınlar ve hayatlarına, eğitimlerine bu şekilde devam etsinler.

Gerçeğe aykırı rapor konusu önemli bir konudur. Ben Covid hakkında, geçen konuşmamda söylediklerimi üniversitede söyleseydim beni yine atardınız. Bu kürsünün dokunulmazlığı nedeniyle ancak bunları ifade ettim. Neticede buranın yapacağı en hayırlı iş, YÖK Yasası’nı ortadan kaldırmak olacaktır.

Hepinize saygılarımı sunuyorum, sağ olun. (CHP, HDP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Şahıslar adına söz sırası Konya Milletvekili Sayın Orhan Erdem’de.

Buyursunlar Sayın Erdem.

ORHAN ERDEM (Konya) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; öncelikle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün coronavirüsten hayatını kaybeden hemşehrilerimize Allah’tan rahmet -küresel bir sorun yaşıyoruz- yakınlarına başsağlığı, hastalarımıza şifa diliyorum. Bir an önce bu sıkıntılı günlerden kurtulmak üzere dualar ediyoruz.

Yükseköğretim Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’yle ilgili şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Birçok konuşmayı dinledik. Komisyonda da bazen “Bu yasanın böyle sıkıntılı bir dönemde gelmesine gerek var mıydı?” ifadelerini kullanan arkadaşlarımız oldu. Evet, gelmesine gerek vardı çünkü 2 madde bu yasanın önceliğini Meclise getirmeyi gerekli kılıyordu. Birincisi, Anayasa Mahkemesinin iptal ettiği bazı disiplin hükümleriyle ilgili 7’nci madde. Dördüncü ayda alınmış kararla dokuz ay içerisinde bu maddenin yeniden düzenlenmesi istenmişti, gecikmiş hâlde bekliyordu. Bir de bence en önemlilerinden biri de 24’üncü maddede Millî Eğitim Bakanlığına yaz döneminde, tatil döneminde, inşallah bu sıkıntılardan kurtulduğumuz dönemde eğitimi planlama, yazın da telafi eğitimi verme imkânını getiren madde.

Hepsinden önemlisi, böyle sıkıntılı günler içinde sağlığa dönük yasalar çıkardık. Dün sabahlara kadar çalıştık, cezaevlerindeki mahkûmlara dönük yasalar çıkardık, torba kanunlarla ekonomiye dönük, birçok alanı düzenledik. Millî eğitim konularını, yükseköğretim ve eğitim konularını bu süreçte öncelikli bir şekilde ele almamızın da tüm Meclis için anlamlı bir görev olduğunu düşünüyorum. Bu bakımdan da millî eğitime 2002’den bu yana bütün gücüyle hizmet eden hükûmetlerimize teşekkür ediyorum. Çünkü Türkiye’de 18 milyon ortaöğretimde ve ilköğretimde, 8 milyon yükseköğretimde; 26 milyon genç nüfustan bahsediyoruz ve geleceğimizden bahsediyoruz. Her yıl en büyük bütçeyi vererek hem derslik sayılarıyla hem açılan üniversiteleriyle, sayabileceğimiz birçok hizmetle bu alanda belli bir noktaya geldik. Onun içindir ki bugün dünyada birçok ülke sokağa çıkma yasakları veya kısmi yasaklarla eğitime zaten ara vermişken, hiçbir şey yapamadan beklerken biz altyapımızla hem yükseköğretimde hem ortaöğretimde en azından bir destek eğitimini yapabilme şansını bulmaktayız. Bu, dediğim gibi bir destek eğitimi, daha sonra telafi eğitimiyle de güçlenecek.

Bu arada, YÖK’e de teşekkür etmek lazım; üniversitelerimizin önünü açacak rahatlatıcı kararlarla bütün üniversiteler de kendi eğitim sistemini hazırlama, yönetme imkânı buldu. Ben kendi ilim Konya’nınkileri biliyorum. Rektörlerimizle konuştuğumuzda, hepsinin çok planlı bir şekilde on-line veya on-line yapamadıkları noktada bulut sistemiyle eğitimlerine ara vermeden devam ettiklerini görüyoruz. İnşallah, bu sıkıntılı süreci atlattıktan sonra da sınavları, vizeleri de onun arkasına planlamış şekilde görünüyor.

Kısacası, bu Yükseköğretim Kanunu’na değişiklik getiren yeni teklifle ilgili Komisyonda da tüm partiler -çoğunluğuyla uygun görerek- güzel bir çalışma yaptık. İnşallah bugün de hep beraber bu kanunu çıkarırız diye düşünüyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edelim.

ORHAN ERDEM (Devamla) – Sözlerime son verirken -Orhan Atalay Vekilimizin de dediği gibi- inşallah, daha müstakil bir YÖK kanunu üzerinde çalışırız ve vakıf üniversiteleri ve onların sorunlarını çözebilecek bir Anayasa değişikliğini -kim vakıf üniversitesi olarak kalmak istiyor, kim özel üniversite olmak istiyor- bunu da tüm gruplar olarak planlar ve iyi bir noktaya getiririz diyorum.

Çalışmalar için tüm emeği geçenleri tebrik ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Birinci bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi, birinci bölümde yer alan maddeleri, varsa o madde üzerindeki önerge işlemlerini yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.

Sayın Aycan, yerinizden bir dakika; buyurunuz.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

59.- Kahramanmaraş Milletvekili Sefer Aycan’ın, üniversitelerin eğitim, araştırma ve uygulama merkezi olduğuna ve gücünün yaptığı yayınlarla ölçüldüğüne ilişkin açıklaması

SEFER AYCAN (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, üniversite, eğitim, araştırma ve uygulama merkezidir; sadece ders verilen bir yer değildir, liselerden farkı budur. Üniversitenin gücü, yaptığı yayınla ve yayınlarına aldığı atıfla ölçülür. Bu konuda Türkiye’deki üniversitelerin çok daha başarılı olduğunu söylemek mümkün değildir. İlk 500’e giren üniversitemiz maalesef yoktur. Onun için herhangi bir şekilde okul açmanın bir yararı yok. Burada akademik kariyer yapabilen, kapasiteli öğretim üyeleri yetiştirmek ve bunların bilimsel çalışmalarına zemin hazırlayan üniversiteler kurmak lazım. İlçelere meslek yüksekokulu açmanın hiçbir yararı yoktur. Kimseyi kandırmaya gerek yok; buradaki okullardan yetişen gençlerin meslek sahibi olması mümkün değildir. Sadece göstermelik birkaç dersle meslek sahibi yetiştirmek mümkün değil. Uygulaması olmayan okullara boş yere çocukları doldurmamak gerekir.

IX.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Ardahan Milletvekili Orhan Atalay ile 73 Milletvekilinin Yükseköğretim Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2778) ve Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 212) (Devam)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, 1’inci madde üzerinde 3 önerge vardır. İlk okutacağım 2 önerge aynı mahiyettedir, bu önergeleri birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 212 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 1’inci maddesinin tekliften çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                                  Muazzez Orhan Işık                                           Ömer Öcalan                                              Züleyha Gülüm

                                               Van                                                           Şanlıurfa                                                        İstanbul

                                         Tuma Çelik                                        Tulay Hatımoğulları Oruç                                        Hüda Kaya

                                             Mardin                                                          Adana                                                          İstanbul

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

                                       Yıldırım Kaya                                               Sibel Özdemir                                                Ahmet Akın

                                             Ankara                                                         İstanbul                                                        Balıkesir

                                      Turan Aydoğan                                               Fikret Şahin                                                 Tekin Bingöl

                                            İstanbul                                                        Balıkesir                                                         Ankara

                                        Serkan Topal                                                 Mahir Polat                                                Alpay Antmen

                                              Hatay                                                             İzmir                                                           Mersin

                                     Süleyman Bülbül                                      Abdurrahman Tutdere                                      Burhanettin Bulut

                                             Aydın                                                        Adıyaman                                                        Adana

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU BAŞKANI EMRULLAH İŞLER (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde söz isteyen İstanbul Milletvekili Sayın Hüda Kaya.

Buyursunlar Sayın Kaya. (HDP sıralarından alkışlar)

HÜDA KAYA (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; ilginç bir psikoloji içerisindeyim tabii ki. On sekiz yıllık bir AKP iktidarında, yıllarca Beyazıt Meydanı’nda “YÖK kapatılsın.” diye eylemler yapmış bir insan olarak, AKP’nin 18’inci yılında, YÖK’ün o günkü bulunduğu darbe ürünü gerçekliklerinden, kurumsallık hâlinden çok daha katı, çok daha anlayışsız, müsamahasız, darbe kurumlarından da öte yaptırımcı bir sistemin aracı hâline getirildiği günlere geldik. Keşke bugünleri hiç görmemiş olsaydık. “YÖK kapatılsın.” diye mücadele ederken, Beyazıt Meydanı’nda eylem yaparken geldik, şimdi “Üniversiteler kapatılmasın.” diye AKP’ye karşı konuşma yapmak zorunda kalıyoruz.

Nasıl bir ülke, nasıl bir Türkiye, nasıl bir ideal; nereden nereye? Evet, dönüş yapmamamız gereken, ısrar etmemiz gereken, istikamette olmamız gereken nokta vicdan, ahlak, adalet, insanlık olmalıydı. Yoksa, gücü ve iktidarı ele geçirdikten sonra “Artık, sadece bizden olanların konuşma hakkı vardır. Artık, sadece bizden olanların yaşama, çalışma, meslek edinme hakkı vardır.” diye böyle bir iddia, böyle bir ilke, böyle bir vicdan, böyle bir inanç olamaz zaten. Dolayısıyla, bir kez daha, bir kez daha getirdiğiniz her problemli yasa tekliflerinde, önerilerde bunu hatırlatmak zorunda kalıyoruz maalesef ki. Bir kez daha aynayı tutun kendinize, bir tutun, bir yoklayın; dün ne iddia ediyordunuz, bugün nereye geldiniz. Bugün üniversiteleri kapatacak hâle geldiniz. Dün bizim başörtülü kızlarımız üniversitelerden atılıyordu, bugün üniversiteleri kapatacak hâle geldiniz. Eleştirdiniz “Darbelerle hesaplaşacağız.” dediniz, şimdi darbe kurumlarını kutsar hâle geldiniz, başınızın tacı yaptınız, darbe kurumlarından medet umar hâle geldiniz. Böyle mi yaşayacaktı AKP iktidarı? Darbe kurumlarına sırtını dayayarak, kirli ittifaklara girerek, eleştirdiğiniz yapılara sırtınızı dayayarak mı AKP’nin ömrünü, iktidarını uzatmaya çalışıyorsunuz?

Bir taraftan “terörizm” sözü artık dillerde, ağızlarda -affedersiniz-sakıza döndü ya! Bu nasıl bir şey, bu nasıl bir ifade? Bunu ifade ederken bile biraz insani olmak gerekiyor, biraz vicdani, biraz ahlaki olmak gerekiyor. Devleti eleştiren teröristmiş, yok efendim, devletin kuyusunu kazanlar teröristmiş. Kusura bakmayın; yanlış yapıyorsanız, iktidarsanız, partiyseniz, bir politika iddianız varsa eleştirileceksiniz, ayet inmiyor size. Attığınız adımları takip edeceğiz, hesap soracağız, eleştireceğiz, sorgulayacağız. Kimse eleştirilemez değildir, kimse kutsanmış değildir, ne kurumlarınız kutsaldır ne sözleriniz kutsaldır ne liderleriniz kutsaldır. Bugün de sorgulanacaksınız, yarın da bu yaptıklarınızın hesabını yine vermek zorunda kalacaksınız. Bugün kurduğunuz bu yargısız, hukuksuz, bozuk sistemle yarın siz bile yargılanmayı istemeyeceksiniz. İstemediğiniz, başınıza gelmesini istemediğiniz bir şeyi bugün dayatmayın. Sizin de çocuklarınız var, üniversitelere gidiyor, çok mu memnunsunuz Türkiye'nin eğitim sisteminden? Düşünen, soran, sorgulayan, “İnsanca yaşansın.” diyen nitelikli nice bilim insanlarını KHK’lerle attınız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım efendim.

HÜDA KAYA (Devamla) – Teşekkür ederim Başkanım.

Üniversiteye nitelik katan bilim insanları, öğrenmeyi, öğretmeyi, düşünmeyi, sorgulamayı, yaşama bakışı öğreten bilim insanları, ya yurt dışındalar ya hapisteler ya esnaf oldular ya da pazarcı oldular. AKP iktidarında bilim insanları pazarcı oldu. AKP iktidarında öğretmenler çöp topluyor, şu anda kâğıt toplayan öğretmenler var. Bu mu sizin eğitimdeki kaliteniz? Türkiye’yi uçurduğunuz seviye, modernlik, gelişme, çağlar üstü sıçrayış dediğiniz bu mu?

Toplumdaki yansıma çok farklı. Dünya, Türkiye sizin zihninizden ibaret değil, sizin, o sarayların, sırça köşklerin penceresinden baktığınız bir Türkiye yok. Gerçeklik bambaşka, Türkiye'nin sokaklarında yaşananlar çok başka.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Sayın Başkan...

BAŞKAN - Buyurun Sayın Özkan.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Kayıtlara geçmesi için ifade ediyorum.

AK PARTİ darbe durumlarını kutsayan bir anlayışla değil, darbe vesayetini ve darbe kurumlarını tek tek tasfiye eden bir anlayışla reformlar ortaya koyuyor. Demokratik yargı da bu reform sürecimizin parçasıdır.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

HÜDA KAYA (İstanbul) – Kayıtlara geçsin diye söylüyorum, YÖK de bunlardan birisidir.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde söz isteyen Adana Milletvekili Sayın Burhanettin Bulut.

Buyurunuz Sayın Bulut.

BURHANETTİN BULUT (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün yükseköğrenime dair kanun teklifinin içerisine -umuyoruz ve öyle bir hava olduğunu da biliyorum- sağlıkta şiddet maddesini ekleyeceğiz. Bu önemli bir şey çünkü bu olağanüstü günlerde, hepimizin gece saat dokuzda alkışladığımız sağlıkçılara yönelik, onlara bir moral katacak bir yasa teklifi getireceğiz ve bir başka önemli tarafı da tüm milletvekilleri, tüm partiler de bunun altına imza atacak. Bu çok kıymetli çünkü uzun zamandır tartışılıyor, kaç dönemdir sağlıkta şiddet konusu kamuoyunun gündeminde ama maalesef, buradan herkesi kucaklayan bir sağlıkta şiddet yasası çıkmadı. En son 2018 Kasım ayında bir sağlıkta şiddet maddesi, torbanın içerisinde bir madde vardı ama sadece bir kesimin teklifi olduğu için, maalesef, istenilen seviyede olmadı. Bu neden önemli? Sadece olağanüstü dönemde sağlıkçıların önemi olduğu için değil, bu biraz toplumsal yapı için önemli, bu demokrasi için önemli, bu devlet yapısı adına önemli çünkü devleti devlet yapan demokrasiyi, toplumu birbirine kaynaştıran birtakım maddeler var. Bunlara temel maddeler deriz. Bunlar devleti ayakta tutan temellerdir. Nedir o? İşte, bugün tartıştığımız eğitim, hukuk, güvenlik ve sağlık. Bunları toplum nazarında bir güven unsuru hâline getirdiğinizde toplum yapısı daha sıkılaşır, birbirine daha fazla güven duyar. O yüzden de bu meslek alanlarının çalışanlarının itibarını yüksek tutmamız gerekiyor. Bunu da sadece onları önemsediğimiz için değil, tüm toplumu, tüm devlet yapısını önemsediğimiz noktasından gerçekleştirmemiz gerekiyor çünkü bu, bir anlamda anayasal olarak da vatandaş hakkıdır. Eğer siz bir devlet kurmuşsanız ve vatandaşlarınızı da koruma altına almışsanız onların sağlığına, onların hukukuna, onların eğitimine ve onların güvenliğine de sahip çıkmanız lazım.

Peki, sağlıktaki tartışmanın, şiddetin artmasının sebebi ne? Maalesef, 2003 yılında sağlıkta dönüşümle başlayan, daha sonraki dönemlerde iktidarın farkında ya da farkında olmadan hekimlere -sürekli bir tartışma içerisine alıp- itibar kaybettirmesi ve üzerine, performans çalışmasıyla, hekimi o performansın içerisine koyup hastayı da müşterileştirdiği andan itibaren sağlıkta şiddet sayısı artmaya başladı. Buna tam gün yasası dâhil edildi ve toplumun, biraz önce bahsettiğimiz, imtiyazlarının içerisinde sağlık, ulaşılabilir hâlden daha uzaklaşmaya başladı, kaliteli hâlden daha geriye düşmeye başladı ve güven unsurunun azaldığı noktada da insanlar şiddete başvurmaya başladı. Bunun değiştirilmesi elbette çok kolay değil, elbette imkânları ölçeğinde devletin hazinesinin durumuna bağlı ama biz, o demin bahsettiğim toplumsal yapı için bunların itibarlarını koruyabiliriz. İşte, bugün umduğumuz, düşündüğümüz, tüm partilerin imza atacağı sağlıkta şiddet yasasının en önemli tarafı bu.

Tabii, Kasım 2018’de çıkan sağlıkta şiddet yasasının etkili olmamasının temel gerekçelerinden birisi de sağlık alanında bulunan herkesin o kapsam içerisine alınmaması. Bugün en çok tartışılan meslek alanlarından biri eczacılar. Hemen hemen tüm konuşmacılar, dünden itibaren farklı konularda olsa bile bir maskeye değindi. Maalesef, maske konusu ilk dönemlerde eczacı ile vatandaşı karşı karşıya getirdi, bu son alınan kararda da karşı karşıya geldi. Hatırlayın, Cumhurbaşkanı “Maskeler bundan sonra ücretsiz satılacak.” dedi, ertesi gün insanlar maskeye ulaşamadı. Markette, toplu ulaşımlarda maske takılması gerektiği ifade edildi ancak ulaşılamadı. Burada da hep eczacı tartışıldı; sonunda eczacının bulunduğu konum, yapı itibarıyla da bu virüsle ilgili tartışmaların en göbeğine geldi. Bugün sayısal olarak da baktığımızda, eczacılar, kendi imkânları içinde 100 bine yakın eczacı ve çalışanıyla birlikte, coronavirüs tehdidinde hastaneden sonra 2’nci yer hâlinde ve şu anda rakamlara baktığımızda da iki gün önce yaptığım konuşmada 3 eczacımızın vefat ettiğini söylemiştim; bugün o sayı 5 eczacıya çıktı, 20 eczacının virüse bulaştığını söylemiştim; o sayı 30’a çıktı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım efendim.

BURHANETTİN BULUT (Devamla) – Çalışanların sayısı keza aynı şekilde artmaktadır. Bizim, gerek partimiz olarak gerek toplumun beklentisi olarak talebimiz, tüm partilerin imzasıyla, herkesin istediği sağlıkta şiddet yasasının çıkarılması ve sağlık çalışanlarının -hiçbirisine burada ayrım yapılmadan- hepsini kapsaması. Hekimi, eczacısı, hemşiresi tüm sağlık çalışanlarının bu koruma şemsiyesinin içerisine alınması önem arz ediyor.

Hepinize çok teşekkür ediyorum.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Yükseköğretim Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 1’inci maddesinde yer alan “kaldırılmıştır” ibaresinin “çıkarılmıştır” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                            Dursun Müsavat Dervişoğlu                                   Orhan Çakırlar                                         Arslan Kabukcuoğlu

                                              İzmir                                                            Edirne                                                         Eskişehir

                                      Ayhan Altıntaş                                                Enez Kaplan                                               Fahrettin Yokuş

                                             Ankara                                                        Tekirdağ                                                         Konya

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU BAŞKANI EMRULLAH İŞLER (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde konuşmak isteyen Ankara Milletvekili Sayın Ayhan Altıntaş.

Buyurunuz Sayın Altıntaş. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

AYHAN ALTINTAŞ (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle Çin kaynaklı corona virüsü nedeniyle hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, hastalara acil şifa diliyorum.

YÖK Kanunu’nda değişiklik öneren yasa teklifinin 1’inci maddesi hakkında konuşma yapmak üzere söz aldım. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Bu maddede itiraz edebilecek bir durum yok ama üniversite hakkında genel olarak konuşmak istiyorum.

Şu soruyla başlayalım: Üniversite yönetiminde en zor soru nedir? Bence hocaların değerlendirilmesidir, bunu da ancak diğer hocalar yapar. Sadece dosyaya bakarak veya sadece niteliksel bir değerlendirmeyle anlaşılmaz. Doçentlikte sadece dosyaya bakma dönemi gelmesi yanlış olmuştur. Doçentlik sözlü sınavında kendi yayınından bihaber pek çok aday gördüm. Dolayısıyla bu konuya YÖK’ün el atması gerekmektedir.

Ayrıca başka konulardan bahsetmek istiyorum. Neden iyi üniversitelerimiz çok az? Neden uluslararası başarılarımız kısıtlı? Neden her şeyi kontrol altında tutarak yani zapturaptla ilerlemeye çalışıyoruz? Duvarı elinizle iterseniz duvarı hareket ettiremezsiniz ama yorulursunuz. Termodinamikte buna “Entropi arttı.” denir; siz enerji harcarsınız ama iş yapamazsınız. Duvarı daha kalın ve sağlam yaparsanız daha çok yorulursunuz ama iş yapamazsınız. Girdilere bakmak da böyle bir şey. Asıl değerlendirilmesi gereken girdiler değil çıktılardır.

Üniversiteler hakkında doğru bilinen yanlışlar:

1) Hoca ve öğrenci sayıları büyükse üniversite iyidir. Yanlış çünkü bu sayılar girdilerdir, çıktılar değil. Bakınız Harvard Üniversitesi. Ama iyi üniversitelerde lisansüstü öğrencisi nispeten çoktur, çok sayıda kaliteli doktora mezunu verilmesi mühimdir.

2) Üniversiteyi bir açalım, sonra nasılsa gelişir. Yanlış da olabilir; gömleğin birinci düğmesini yanlış iliklemek gibi.

3) Üniversitenin adı ünlü bir kişi olursa üniversite de iyi olur. Yanlış. Birçok korkak arkadaşımız var, isimleri kahramanlık çağrıştırır.

4) Rektör sözümüzü dinlerse üniversite iyi olur. Çok yanlış. Bakınız Fatih Sultan Mehmet ve Akşemseddin.

5) Devletten araziyi arkadaşlara verelim de güzel bir üniversite kursunlar. Yanlış. Üniversite işini bilmeyenlerin kuracağı üniversiteden hayır gelmez.

6) Parayla iyi üniversite olur. Yanlış da olabilir; bilimsel iklim yoksa parayla da olmaz. Bakınız Arabistan üniversiteleri.

7) Az parayla da iyi üniversite olur. Yanlış. Bizim 2020 yılı 129 üniversite bütçemiz bir Harvard etmiyor. Ancak maaşlar, elektrik, su ve temizlik karşılanıyor.

8) Üniversiteyi herkes yönetebilir. Çok yanlış. Bakınız Anadolu Üniversitesi.

9) Özgürlük ve itiraz kültürü üniversiteleri bozar. Çok yanlış. Bakınız Orta Doğu Teknik Üniversitesi. Çin’de de var, Beijing Üniversitesi; Amerika’da Kaliforniya Üniversitesi, Berkeley.

10) Üniversiteleri ne kadar çok denetlersek o kadar başarılı olurlar. Denetim şart ama boğmadan.

11) Üniversitelerde hocalar tüm gün ders verir. Yanlış; yaklaşık iki yüz yıldır araştırma öne çıktı.

12) Tüm gün ders vermek ayıp mıdır? Hayır. Aksine sanayinin ihtiyacına yönelik eğitim çok önemlidir.

Son 2 maddeyi biraz inceleyelim.

Üniversiteler başlangıçta var olan bilgiyi dağıtmakla görevliydiler. Hangi konular? Din, hukuk, felsefe, tıp, matematik, astronomi gibi. 1800’lerde Wilhelm von Humboldt yeni bir yaklaşım getirdi: “Üniversiteler var olan bilgiyi dağıtsınlar, insanları eğitsinler; tamam ama yeni bilgi de üretsinler; inceleme, araştırma yapsınlar.” dedi. Yani ilave değer yaratsınlar. Bunu ilk uygulayan Almanlar değildi, Amerikalılardı. Amerika’da yeni kurulan üniversitelerdi, başta Johns Hopkins olmak üzere. Humboldt’un adı sonra Berlin Üniversitesine verildi. Hem eğitim hem de araştırma yapan üniversitelere ikinci nesil üniversite diyebiliriz. Bugün dünyada listelere giren en iyi üniversiteler böyledir. Sadece eğitim veren yüksekokullar yok mudur? Vardır. Amerika’da kolejler, bizde yüksekokullar ve meslek yüksekokulları; onlara da çok ihtiyaç var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AYHAN ALTINTAŞ (Devamla) – Tamamlıyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurun efendim.

AYHAN ALTINTAŞ (Devamla) – Dikkat ederseniz, araştırma yoksa “üniversite” kelimesi pek kullanılmıyor. Dünya artık üçüncü nesil üniversiteleri konuşuyor; üniversite-sanayi iş birliği, girişimcilik, yenilikçilik öne çıkıyor hatta dördüncü nesil üniversiteleri de konuşuyor; kendileri değer yaratmasın ama değer yaratmak için ekosistem oluştursunlar.

Üniversite tercihinde birinci konu nedir? Cevabı basit; mezuniyetten sonra iş imkânı. Mezun olduktan sonra altı ay içinde mezunlarının yüzde 90’ından fazlasına iş bulamayan üniversite pek tercih edilmiyor. Bizde böyle istatistik yok ama öğrenciler ve veliler iş bulma imkânına çok önem veriyorlar. Bu sebeple yakında pek çok vakıf üniversite öğrenci bulamayacak. YÖK, bu nedenle her yıl yüzde 2 teminat akçesi istiyor. Bu para yeter mi? Her yıl yüzde 2 katkı alarak faaliyetine son verilen üniversiteyi bir yıl ayakta tutmak için elli yıl gerekecek.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Toparlayalım efendim.

AYHAN ALTINTAŞ (Devamla) - Aslında öğrenciler mezun olana kadar dört yıl ayakta tutmak gerekecek ama biz yine de bir yıl diyelim, elli yıldan önce üniversite sıkıntıya girerse bir yıl bile ayakta tutmak neredeyse imkânsız. O zaman neden yılda yüzde 2’den fazla bir miktar, mesela yüzde 5 değil? Çünkü vakıf üniversiteleri öğrenci bulamıyor, bir çoğu maddi sıkıntı içinde ve bu sene iyice sıkıntı yaşayacaklar, daha fazlasını veremeyecek durumdalar.

Öğrenci bulamayıp faaliyetleri sona ererse bedeli kim ödeyecek? Tabii ki devlete yıkacaklar. O yüzden hiç umursamadan vakıf üniversitesi açıyorlar. Cumhurbaşkanı bile şikâyet etti ama şikâyetle kalmasa da etrafındakilere söylese, yeni üniversite açtırmasa.

Şimdilik burada bırakıyorum ve Genel Kurula saygılarımı sunuyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

1’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, 2’nci madde üzerinde 2 önerge vardır, aynı mahiyetteki bu önergeleri birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 212 sıra sayılı Yükseköğretim Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 2’nci maddesindeki "beşinci” ibaresinin "yedinci” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                       Yıldırım Kaya                                         Abdurrahman Tutdere                                        Sibel Özdemir

                                             Ankara                                                       Adıyaman                                                       İstanbul

                                     Süleyman Bülbül                                              Fikret Şahin                                               Turan Aydoğan

                                             Aydın                                                         Balıkesir                                                        İstanbul

                                       Alpay Antmen                                               Tekin Bingöl                                                 Ahmet Akın

                                             Mersin                                                          Ankara                                                        Balıkesir

                                        Serkan Topal                                                 Mahir Polat                                                Ali Fazıl Kasap

                                              Hatay                                                             İzmir                                                           Kütahya

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

                            Dursun Müsavat Dervişoğlu                                   Orhan Çakırlar                                           Zeki Hakan Sıdalı

                                              İzmir                                                            Edirne                                                          Mersin

                                      Fahrettin Yokuş                                        Arslan Kabukcuoğlu                                           Enez Kaplan

                                             Konya                                                         Eskişehir                                                       Tekirdağ

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ NAZIM MAVİŞ (Sinop) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde söz isteyen Kütahya Milletvekili Sayın Ali Fazıl Kasap.

Buyursunlar Sayın Kasap. (CHP sıralarından alkışlar)

ALİ FAZIL KASAP (Kütahya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilli arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Coronavirüs münasebetiyle vefat edenlere rahmet, şu anda hasta olan, taşıyıcı olan tüm vatandaşlarımıza, tüm dünya insanlarına acil şifalar diliyorum.

Burada YÖK’le ilgili, öğretim üyelerinin kendi bilgilerinin ekranda görülmesi çağın getirdiği olağan bir şey, o konuya çok fazla girmeyeceğim.

Bunun yerine, keşke, burada esnafın, berberin, kuaförün, lokantacının, maden işçisinin, fabrika işçisinin yardım paketini konuşuyor olan bir kanun teklifiyle gelseydik; keşke patrona teşvik, yüzde 1 KDV’yi ön plana çıkaran bir yapılanmayla gelmeseydik.

Bakın, değerli arkadaşlar, değerli milletvekilleri; 31 Ocakta İtalya OHAL ilan etti, 31 Ocak tarihinde. Biz? 27 Şubatta Şirin Payzın İtalya’dan Türkiye’ye giriş yaptı. Sağlık Bakanının beyanatı şu şekilde: “Sizi iyi görünce zahmet vermedik.” Kapılarımız sonuna kadar açıktı; geç kaldık. Sonraki süreçte yine geç kaldık, bir sürü şeyler oldu.

Biliyorsunuz, Sayın Cumhurbaşkanı aynen şu şekilde söylemişti: “Maske satışı yasaktır.” Sayın Cumhurbaşkanının şöyle bir beyanatı var… Onun talimatıyla 20 ila 65 yaş arasına maske ücretsiz dağıtılacaktı. Tabii, siz, bunları yapıyorum diye uğraşırken belediyelerin yardım yapmasını engellediniz. Bir aşevine bağış yapılmasını engellediniz, Odunpazarı Belediyesi, Eskişehir. Yardımların önüne geçtiniz. Tabii, dağıtamadınız maskeyi. Nasıl dağıtamadınız? Bakın, 250 bin nüfuslu bir ilde 14 PTT kargo elemanı kara kara düşünüyorlar. 5 milyon “tık” almış e-devletten. Giriyorsunuz e-devlete -e-devleti olan 49 milyon kişi var, çoğu giremiyor- bakın, onu da göstereyim size, 9 gün önce kendim e-devlete girdim. Henüz maske bana ulaşmadı, herhâlde corona salgını bittikten sonra ulaşacak. Bakın, burada da üç katlı maske, 5 tanecik, şu görmüş olduğunuz basit maske, çok basit.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Sizin milletvekili olduğunuzu bildikleri için buradan maske temin edebilirsiniz diye…

ALİ FAZIL KASAP (Devamla) – Şahsım adına ve ailem adına istedim. Milletvekillerine burada veriliyor ama verilemiyor.

14 kişiyle nasıl dağıtacaktınız, PTT kargoyla? Mümkün değil. Ya, o kadar zor değil.

Bakın, arkadaşlar, bir eczaneden T.C. kimlik numarasıyla aynı SGK gibi -SGK’de nasıl fatura ediliyorsa ilaç- istediğiniz kadar maske alabilirsiniz. Bu devirde, bu maskenin düşmesi lazım artık, bu maskeye gerek yok. 2 tanecik maske. Bu maskeyi beceremediniz, bu maskeyle gündemi dolduruyorsunuz. “Ücretsiz dağıtılıyor.” dediniz, şu anda valilikler ücretli dağıtıyor. Antalya’da 0,85 kuruşa…

ALİ ŞAHİN (Gaziantep) – Devletler birbirlerinin maskesini çalıyor.

ALİ FAZIL KASAP (Devamla) – Hayır. İşçilere, gariban işçilere verilecek olan maskeyi 0.95 kuruştan satıyorsunuz.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Başka devletler birbirinin maskesini çalıyorlar, eşkıyalık yapıyorlar.

ALİ FAZIL KASAP (Devamla) – Kütahya Valiliği, satıyor.

ALİ ŞAHİN (Gaziantep) – Korsan operasyonla maske çalıyor.

ALİ FAZIL KASAP (Devamla) – Hayır, hayır!

Tiye almışsınız eski Milletvekilimiz Gaye Hanım’ı, önermişti “Eczanelerden verilsin.” dedi. Önce tiye aldınız, sonra kabul ettiniz.

ALİ ŞAHİN (Gaziantep) – İngiltere’ye maske veriyoruz.

ALİ FAZIL KASAP (Devamla) – Ücretsiz maske dağıtımını dahi beceremediniz. Dokuz gün geçti maske gelmedi, maske. 50 işçi…

ALİ ŞAHİN (Gaziantep) – Basitleştirmeyin.

ALİ FAZIL KASAP (Devamla) – Bakın, siz…

ORHAN KIRCALI (Samsun) – İngiltere niye üretemiyor maskeyi o zaman, o kadar basitti?

ALİ FAZIL KASAP (Devamla) – Bakın arkadaşlar, sağlıkta şiddet yasasını 2018’de getirdik…

ORHAN KIRCALI (Samsun) – Niye bizden istiyorlar?

ALİ FAZIL KASAP (Devamla) – Burada riya kokuyor, zamanı gelince konuşursunuz.

Sayın milletvekilleri…

ALİ ŞAHİN (Gaziantep) – Tüm dünyanın saygı duyduğu şu günlerde siz kötülemeyin bu ülkeyi.

ALİ FAZIL KASAP (Devamla) – Kötülemiyorum, yol gösteriyorum, diyorum ki: Maskeyi gelin, eczanede verin verin.

ALİ ŞAHİN (Gaziantep) – Veriyorlar zaten.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Veriyorlar.

ALİ FAZIL KASAP (Devamla) – Vermiyorlar.

Şu anda Türkiye'nin hiçbir yerinde maskesiz markete gidemiyorsunuz, pazara gidemiyorsunuz maskesiz, parayla alamıyorsunuz maskeyi.

BAŞKAN – Sayın Kasap…

ALİ ŞAHİN (Gaziantep) – Niye? Çünkü bedava alınıyor.

ALİ FAZIL KASAP (Devamla) – Hayır. Alamıyorsunuz, alamıyorsunuz, alamıyorsunuz.

BAŞKAN – Sayın Kasap, Genel Kurula hitap edelim lütfen.

ALİ FAZIL KASAP (Devamla) – Sizin gücünüz ancak buna yetiyor sevgili arkadaşlarım. Ancak bu mahalle mutsuz, Türkiye mutsuz.

ORHAN KIRCALI (Samsun) – Yanlış bilgi veriyorsun.

ŞAHİN TİN (Denizli) – Yanlış bilgilendirme yapıyorsunuz.

ALİ ŞAHİN (Gaziantep) – Yanlış bilgilendiriyorsun. Mutsuz olan sizsiniz.

ALİ FAZIL KASAP (Devamla) – Gazze ağlıyor, Gazze ölüyor, siz yoksunuz.

Teşekkür ediyorum.

ŞAHİN TİN (Denizli) – Doğru değil bunlar.

ALİ FAZIL KASAP (Devamla) – Kendi vatandaşına maske veremeyen…

ORHAN KIRCALI (Samsun) – Milletin kürsüsünden yanlış bilgi verme.

ALİ FAZIL KASAP (Devamla) – Yanlış bilgi vermiyorum, gerçek bilgiyi aktarıyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ALİ FAZIL KASAP (Devamla) – Siz sadece ve sadece bir yeri sevindiriyorsunuz.

ŞAHİN TİN (Denizli) – Maske sıkıntısı yok Türkiye'de.

ALİ FAZIL KASAP (Devamla) – Birileri ağlıyor, birileri ölüyor. Gazze’ye yardım gitti mi? Bana onu söyleyin siz. Türkiye’ye bir maske veremiyorsunuz, gelin verin. Gelin, şu yardımı işçilere yapalım, gelin esnafa yapalım. Esnaf kredi alamıyor bugün. Siz sadece sözde, sadece sözde… Pandemiyi artırmakta üstünüze yok. Evde tutamıyorsunuz insanları. Bugün madenciler coronavirüslü, pozitif; bugün sağlıkçılar… Benim 2 meslektaşım öldü, doktor öldü.

ALİ ŞAHİN (Gaziantep) – Bedava, bedava…

ALİ FAZIL KASAP (Devamla) – Maske bedava değil.

ALİ ŞAHİN (Gaziantep) – Yeryüzünde sadece bu ülkede bedava.

ALİ FAZIL KASAP (Devamla) – Maske bedava değil, veremediniz! 0.90 kuruş, 0.90 kuruş…

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz.

ALİ ŞAHİN (Gaziantep) – Maske bu ülkede bedava.

BAŞKAN – Sayın Kasap, teşekkür ediyoruz.

ALİ FAZIL KASAP (Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım. (CHP sıralarından alkışlar)

ALİ ŞAHİN (Gaziantep) – Maske de bedava, tedavi de bedava.

ALİ FAZIL KASAP (Devamla) – Bedava değil.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Bütün sağlık hizmetleri bedava.

ŞAHİN TİN (Denizli) – Yalan yanlış bilgiler.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önerge üzerinde söz isteyen Mersin Milletvekili Zeki Hakan Sıdalı.

Buyursunlar Sayın Sıdalı. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

ZEKİ HAKAN SIDALI (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkeler ürettiği, yarattığı değerler kadar zengindir. Üniversiteler, bu değerleri oluştururken hem akademisyenlerine hem de mezunlarına ayrı ayrı dünya görüşü ve kültürel birikim yaratırlar; aynı zamanda, mesleki bilgi ve beceri de kazandırırlar.

Teknoloji çağındayız. Üniversitelerin sorumlulukları hiç olmadığı kadar arttı. Türkiye’deki yükseköğretimi de toplumun geleceğini inşa edici bir vizyon ve misyonla yarının dünyasına hazırlamak gerekiyor. Bu hazırlığın dayanak noktasıysa akademik özgürlük, kurumsal özerklik ve bilimsel bilgi üretme isteği olmalıdır. Bunları yapabildiğimiz ölçüde uluslararası itibarımız artar, bilim dünyasında saygın bir konum elde edebiliriz. Bunu hepimiz biliyoruz da ne yapıyoruz? Öncelikle, yükseköğretimden ne beklediğimizi sorgulamamız gerekiyor. Sadece “Öğrenci üniversiteye gitsin, işsiz sayılmasın.” mı istediğiniz? Bir kente üniversite açarak öğrenciler gittiği muhite bilim değil, para getirsin mi istiyorsunuz? “Bacasız fabrika” teriminden turizmi değil, yükseköğretimi mi anlıyorsunuz? Öğrenci müşteri mi?

Hedef, yükseköğretimle ülkemizin gerek duyduğu nitelikli ve entelektüel insan gücünü yetiştirmek, AR-GE’yi güçlendirmek, bilgi üreterek bunları toplumun hizmetine sunmak olmalı. Bu yüzden, göstermelik değil, kalkınmanın sürdürebilirliğini sağlamak için kaliteli fırsat eşitliği yaratan ve verimliliği artıran bir yükseköğretim inşa etmek zorundayız.

İktidarın on sekiz yıllık yükseköğretim karnesine baktığımızdaysa yapacağımız ilk tespit, Türkiye bir akademik devalüasyonla karşı karşıyadır. Paramız gibi, eğitimimizin de değeri düşüyor. Türk akademisine niceliksel bir büyüme yaşattığınız doğru. İktidarınızda 130 yeni üniversite açıldı, profesör ve doçent sayısı 3 kat arttı, üniversite öğrencisi sayısı katlanarak yükseldi ama bunun beraberinde niteliksel bir çöküş olduğu da çok açık çünkü siz sürekli bu sayıları artırırken bunu hem ehliyetten hem de liyakatten ödün vererek yapıyorsunuz. Sizin bu verdiğiniz ödünlerin bedelini maalesef ki gençlerimiz ödüyor. Türkiye kayıp neslini oluşturma yolunda hızla ilerliyor.

Sayın milletvekilleri, yükseköğretimi geliştirmek yüksek ve geniş binalar yapmak değildir. Üniversiteler kum, demir, çimentodan çok, akıl, bilim ve vizyonla inşa edilir. O binaların içerisini kalifiye öğretim üyeleri ve araştırmacılarla doldurabilmek; öğrencilere dünya görüşü ve mesleki beceri kazandırarak hayata ve iş dünyasına hazırlamak; öğrencilere eleştirel düşünce, iletişim, iş birliği, yaratıcılık kazandırmak; mezuniyet ile istihdam arasındaki ilişkileri doğru kurgulayabilmek ve değişen dünya taleplerine uyum sağlayacak esnekliğe sahip olabilmek; Türk akademisinin atması gereken adımlar bunlardır. İş algı ve gösterişse nicelik olarak varsınız; buluş, atıf, keşif, patent olunca nitelik olarak maalesef yoksunuz; eğitim kalitesini artırmaya gelince de yoksunuz. Birçok gencimizi okumak için yurt dışına mecbur bırakıyorsunuz, kendi çocuklarınız dâhil. Aslında göreviniz, kendi çocuklarınızı da gönül rahatlığıyla okutabileceğiniz kalitelerde üniversiteler oluşturmak olmalıydı; aynen bizlerin okuyabildiği gibi, çocuklarımız da bu imkâna sahip olabilmeliydi.

Sayın milletvekilleri, üniversite öğrencisi sayımız 7 milyon. Kusura bakmayın ama bu, övünülecek bir şey değil. Her sene yarım milyon öğrenci üniversitelerden mezun oluyorken ve işsizler kervanına katılıyorken, bizim bu kadar üniversite mezununa iş yaratacak bir ekonomimiz yokken bu övünülecek bir şey değil. İş dünyasının talep ettiği alanlarda nitelikli insan kaynağını ve ara elemanı iyi bir şekilde yetiştirmeye ihtiyacımız var. Aslında teknoloji çağında bu planlama çok kolayken yapmıyorsunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın.

ZEKİ HAKAN SIDALI (Devamla) – Toparlıyorum.

Eğitimin standartlarını yükselttiğiniz ölçüde ekonominin iyileşeceğini bilerek hareket eden vizyon ve planlamaya ihtiyacımız var ama siz şimdiye kadar her ikisini de başaramadınız ve bu politikalarla da başaramayacaksınız.

Güçlü, kültürel, bilimsel ve entelektüel arka plana sahip Türk akademisinin geçmişte değer üretememe gibi bir sorunu olmadı, daha fazlasını üretmeye ihtiyacı vardı ama sizin döneminizde bunun dışında bir de yönetilememe sorunu oluştu. Dolayısıyla, bilgiyi anlamlandırabilecek ve pozitif doğrultuda kullanabilecek bir yönetim yapısına ihtiyacımız var. Bilimde aynı yanlışları yaparak doğru sonuç elde edemezsiniz. Doğru sonuç, kanunlarla yapılan değişikliklerle değil, zihniyet değişikliğiyle olur. “Gelin hep beraber akademik zihniyet değişikliğini planlayalım.” diyeceğim “Hayır, her şeyi biz biliriz.” diyeceksiniz.

Yüce Meclisimizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Şimdi 2’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

3’üncü madde üzerinde 3 adet önerge vardır. Okutup işleme alacağım:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 212 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 3’üncü maddesinin tekliften çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                                  Muazzez Orhan Işık                                         Züleyha Gülüm                                                Tuma Çelik

                                               Van                                                            İstanbul                                                         Mardin

                                        Ömer Öcalan                                      Tulay Hatımoğulları Oruç

                                           Şanlıurfa                                                         Adana

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ NAZIM MAVİŞ (Sinop) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde konuşmak üzere Mardin Milletvekili Sayın Tuma Çelik.

Buyursunlar Sayın Çelik. (HDP sıralarından alkışlar)

TUMA ÇELİK (Mardin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; YÖK, Türkiye’de 12 Eylül darbesinin bir ürünüdür, 15 Temmuz FETÖ kalkışması sonrasında daha da baskıcı bir hâl alan bir kurumudur. Ben bu konuda daha fazla bir şey söylemek istemiyorum çünkü birçok arkadaş değişik şeyler söyledi ama şunu da söylememiz gerekiyor: Bu ülkenin yüz akı olan barış akademisyenlerine karşı gösterilen tutum, akademiyi yıllarca geriye götürdü. Bunun sonucunda da birçok akademisyenimiz dünyanın dört bir yanına dağılmak zorunda kaldı. Bu tavrınız asla unutulmayacak. Unutmayın, akademiyi biat edenlerle doldurmak, “Ben yaptım oldu.” anlayışını sürdürmek ne akademiye ne de memleketin dertlerine derman olmaz diyor ve başka bir konuya geçmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, eğitim ve öğretim hakkı yurttaşların en temel haklarından birisidir. Anayasa ve uluslararası sözleşmelerle de güvence altına alınmıştır. Buna rağmen Süryaniler doksan yıl boyunca hak ihlaliyle karşı karşıya kaldılar. Bildiğiniz gibi, Türkiye Cumhuriyeti 1923 yılında uluslararası bir sözleşmeye, Lozan Antlaşması’na imza atmıştır. Bu antlaşmanın 37’nci ile 44’üncü maddeleri arasında Türkiye’de yaşayan farklılıkların hakları düzenlenmiştir. Bunlardan 41’inci madde aynen şöyle der: “Genel kamusal eğitim konusunda Türk Hükûmeti Müslüman olmayan vatandaşların önemli bir oranda oturdukları il ve ilçelerde bu vatandaşların çocuklarına ilkokullarda ana dilde eğitim konusunda uygun kolaylıklar göstermelidir.”

Evet, Lozan’ın bu açık hükmüne rağmen Süryanilere kendi ana dilinde eğitim yapma imkânı sunulmadı. Daha da kötüsü Süryanilerin sahip olduğu okullar, Mardin ve Diyarbakır’daki son okulları 1928 yılında devlet tarafından kapatıldı. Daha sonraki süreçte yaşananları hepimiz biliyoruz. Türkiye’deki on binlerce Süryani yaşadığı, gördüğü baskılar neticesinde göç etmek zorunda kaldı ama Türkiye’deki hak mücadelesine her ortamda da devam ettiler. Bunun sonucunda da 2013 yılında Ankara 13. İdare Mahkemesi, Lozan’ın varlığını fark etti ve Süryanilerin okul açmasına onay verdi ancak bu sefer de Süryanilerin içinde bulunduğu koşullar nedeniyle bu haklarını kullanma imkânları ortadan kalktı.

Biliyorsunuz, eğitim pahalı bir iştir ve ne Süryaniler ne de diğer azınlıklar kendi ana dillerinde eğitim yapabilmesi için devlet hiçbir katkıda bulunmuyor. Dolayısıyla da hem insan haklarını hem uluslararası antlaşmaları hem de kendi hukukunu çiğnemiş oluyor. Ayrımsız, bugüne kadar işbaşına gelen bütün iktidarlar Batman’da, Mardin’de, Şırnak’ta, Cizre’nin, İdil’in, Midyat’ın, Nusaybin’in, Dargeçit’in, Gercüş’ün, Savur’un, Yeşilli’nin herhangi bir Süryani köyünde tek kelime bilmeyen çocuklara Türkçe öğretmek için her türlü masrafı göze aldı Türkiye Cumhuriyeti ama Süryanilerin kendi ana dillerinde eğitim yapmaları için ne izin verdi ne de herhangi bir şey yaptı. Oysa, yukarıda okuduğum madde açık. Süryanilerin çoğunlukta olduğu yerlerde devlet, Süryanice eğitim veren okulların açılmasını ve yaşamasını sağlamakla yükümlüdür.

Şimdi, bakın, ben Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı bir Süryani’yim. Devletin benden talep ettiği bütün yükümlülükleri yerine getiriyorum, vergimi ödüyorum ama devlet bana karşı yükümlülüklerini yerine getirmiyor. Mesela bizim yani azınlıkların ödediği vergilerden imam-hatip okullarına bütçe ayrılıyor. Diyanet İşleri Başkanlığı bu vergilerimizle kendi bütçesini oluşturuyor. Ama benim okulum, kilisem, din adamım hiçbir şekilde benim ödediğim vergilerden yararlanmıyor. Bize göre bu bir haksızlıktır ve buna bir an önce son verilmesi gerekiyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

TUMA ÇELİK (Devamla) - Başkan, iki saniye daha istiyorum sizden.

BAŞKAN – Buyurun.

TUMA ÇELİK (Devamla) – Tekrar ediyorum: Bize göre bu bir haksızlıktır ve buna bir an önce son verilmesi gerekiyor. Bunun için de Süryanilerin ve diğer azınlıkların çoğunlukta bulunduğu köy, mahalle ve ilçelerde devletin imkânlarıyla kendi ana dillerinde eğitim yapabilme imkânlarına kavuşturulması gerekiyor.

Değerli arkadaşlar, bizler hiç kimseden bize farklı davranmasını, ayrıcalıklar sağlamasını istemiyor ve beklemiyoruz. Bizler eşit yurttaşlık hukuku çerçevesinde, uluslararası sözleşmelerde ve Anayasa’da yer alan temel insan haklarımızı talep ediyoruz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 212 sıra sayılı Yükseköğretim Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 3’üncü maddesine “şartı” ibaresinden önce gelmek üzere “ve ALES” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                                       Yıldırım Kaya                                               Sibel Özdemir                                        Emine Gülizar Emecan

                                             Ankara                                                         İstanbul                                                         İstanbul

                                     Süleyman Bülbül                                        Kamil Okyay Sındır                                         Utku Çakırözer

                                             Aydın                                                            İzmir                                                          Eskişehir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ NAZIM MAVİŞ (Sinop) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Şimdi önergenin üzerinde konuşmak isteyen Eskişehir Milletvekili Sayın Utku Çakırözer.

Buyursunlar Sayın Çakırözer. (CHP sıralarından alkışlar)

UTKU ÇAKIRÖZER (Eskişehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce Meclisimizi saygıyla selamlıyorum.

Türkiye’nin corona salgınından geçtiği bu süreçte üniversitelerle ilgili bir paketin içinde öğrencilerin kredi borçlarına, ödeyemedikleri harçlarına derman bulmayı beklerdik. Paketin içinde vakıf üniversiteleri var, oralarda okuyan on binlerce öğrenci var, kampanya başlattılar, “Canımızla taksit ödeyemeyiz.” diyorlar. Çünkü çoğu çalışıp okuyordu, salgın döneminde işlerinden oldular. Beklerdik ki bu pakette onlara faizsiz ödeme kolaylıkları, taksitlerini salgın sonuna erteleme imkânı getirilsin, hiçbiri yok.

Geçinemediği için intihar eden öğrencilere dikkat çekmek amacıyla basın toplantısı düzenledikleri için kredileri kesilen üniversiteliler ile onlarla dayanışma açıklaması yaptıkları için kredileri kesilen onlarca gencimize destek beklerdik bu pakette, o da yok.

Jet hızıyla Meclis gündemine gelen bu paket, özgür düşünce ve bilim ortamı olması gereken üniversitelere yeni baskılar, yeni tasfiyelerden başka bir şey getirmiyor. Ölçülerini kimin neye göre belirleyeceği belli bile olmayan, propaganda gerekçesiyle, büyük kaynaklarla, büyük emeklerle yetiştirdiğimiz değerli akademisyenlerimizin geleceği bir kalemde yok edilecek. Bunu kabul etmek mümkün değildir. Türkiye’nin ilerlemesi akıl ve bilimle olur, onun yolu da hür düşüncedir, demokratik tartışma ortamıdır.

Değerli arkadaşlarım, işte, bir bildiriye imza attılar diye üniversitelerden yüzlerce hocamız ihraç edildi, haksız hukuksuz yargılandılar, hatta tutuklananlar oldu. Ama, işte, Anayasa Mahkemesi tüm bunların hukuksuz olduğunu tespit etti. Şimdi yapılması gereken belli, bu akademisyenlerin üniversitelerine dönüşünün yolu açılmalı. Ayrıca, KHK’lerle ihraç edilen ama mahkemelerin suçsuz bulduğu akademisyenlerimiz var. Onlara da bir mağduriyet daha yaşatılarak kendi üniversitelerine değil uzak üniversitelere gönderildiklerini görüyoruz. Bu mağduriyetlerden de derhâl vazgeçilmelidir. YÖK, milletin Meclisine yeni ihraçların önünü açacak madde getirmek yerine, önce, yapılmış olan bu haksızlıkları, adaletsizlikleri gidermelidir.

Değerli arkadaşlarım, paketin görünen amacı vakıf üniversitelerine çekidüzen vermek. Evet, hepimizin özel üniversite diye bildiği vakıf üniversiteleri arasında göğsümüzü kabartan birkaç tanesi var ama birçoğu da kontrolsüzce ve kâr hırsıyla öğrencilerinin üzerine gitmekte, parayla diploma dağıtmakta. Tabii ki bunlara çekidüzen vermeye ihtiyaç var ama bu kanun gerçekten bu amaçla mı geliyor, şüphelerimiz var. Bugün salgının ortasında bunu alelacele getirmenizin sebebi nedir? Yanıtını, aranızdan çıkan iktidarınızın en etkili bakanlıklarını yapan Sayın Ömer Dinçer veriyor. Biliyorsunuz İstanbul Şehir Üniversitesi Marmara Üniversitesine devredildi. Ömer Dinçer diyor ki: “İki yıl sonra iade etmeleri gerekiyordu şimdi bu kanunla kapatacaklar.” Düzenlemedeki her fıkra Şehir Üniversitesiyle ilgili adım adım ne yapılacağını tarif ediyor. Biliyorsunuz Şehir Üniversitesine ve kurucu vakfı Bilim ve Sanat Vakfına “Borçları var, yolsuzluk var.” diye el kondu. Ama bakın, üniversitenin Yönetim Kurulu Başkanı Dinçer diyor ki: “Mesele borç meselesi değil. Yolsuzluk varsa soruşturma niye yok?” Evet, ben de tekrar edeyim: Yolsuzluk varsa, usulsüzlük varsa YÖK nerede? Savcılar nerede? Niye soruşturma açılmıyor?

Şehir Üniversitesi meselesi çok açık bir biçimde siyasi bir mesele. İşte yine Dinçer açıklıyor: “İki yıl önce Sayın Erdoğan kayyum atanacağını açıklamıştı.” Değerli arkadaşlarım, soruyorum: Siyasi mücadele uğruna bir akademi kapatılır mı? Bir bilim yuvası kapatılır mı? Şu salonda sorsam kaçınızın kendisi ya da çocuğu Şehir Üniversitesinde okuyordur ya da okumuştur? Deniyor ki: “Borcunu ödememiş.” Bu Mecliste kaç tane kanun çıktı, kaç torba çıktı; kimlere ne vergi afları ne ertelemeler çıktı. Kamu bankalarıyla kaç tane batık şirket kurtarılırken anlı şanlı müteahhitlerin milyarlarca liralık vergi borcunu affederek halka ödettiniz. TELEKOM şirketlerinin tek kalemde 5 milyar liralık borçları silindi. Lübnanlı Hariri ailesinin, Oger Telecom’a borcunu ödemeden milyarlarca dolar kâr payını alarak çekip gitmesine bir şey demediniz. Şimdi, ama mesele Şehir Üniversitesi olunca “Ödeyeceğiz.” demelerine rağmen kapılar yüzlerine kapanıyor, iki yıl önce planlanan kayyum gönderiliyor. Bir eğitim kurumu ölüme terk ediliyor. Bu yanlıştır.

Değerli arkadaşlarım, bu kanunla 1982’den bu yana milyonlarca vatandaşın üniversite eğitimi almasını sağlayan açık öğretim sistemimizin de temelini yok etmekteyiz. Şu anda Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanımız olan Profesör Doktor Yılmaz Büyükerşen’in Anadolu Üniversitemize ve Türkiye’ye kazandırdığı açık öğretim modeli, bizim aynı köy enstitüleri gibi aynı halkevleri gibi vatandaşlarımıza eğitimde fırsat eşitliği tanımamızı sağlayan bir modeldir. Şimdi, onun paralarına el koyuyorsunuz. Ayrıca 2 milyon pasif öğrenciyi açık öğretimden çıkararak sistemin özünü yok ediyorsunuz. Bunlar yanlış adımlardır değerli arkadaşlarım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

UTKU ÇAKIRÖZER (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, 2009 yılından bu yana açık öğretim fakültesinin tam 1 milyar 750 milyon lirası Anadolu Üniversitesi bütçesinden alınarak önce Maliyeye daha sonra da YÖK’e verildi. Her yıl 40 milyon lira almaktaydılar. Şu anda yapılan, yaptıkları uygulamanın kanuna dökülmüş şekli ama bu doğru değildir. Dünyanın hiçbir yerinde hükûmetler üniversitelerin paralarına bu şekilde el koymazlar.

Şimdi, birkaç şey söyleyeceğim, deniyor ki: “Bu paralar doktora yetiştirmek üzere kullanılacak.” Anadolu Üniversitesinin zaten doktora programları var, burada eğitim gören, doktora gören öğrencileri var, ayrıca biz, YÖK’ün yurt dışı -bir bölümünü tabii ki tenzih ediyorum ama- doktora programlarında kimlerin eğitildiğini çok yakından biliyoruz. O yüzden, burada “Doktoralı öğrenci alınacak.” gerekçesiyle Anadolu Üniversitesinin açık öğretim parasına el konması kabul edilemez.

İkinci olarak, uzaktan eğitimde aslında açık öğretim bir fırsattı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım.

UTKU ÇAKIRÖZER (Devamla) – Tam da şu salgın döneminde uzaktan eğitime ne kadar ihtiyacımız olduğu ortaya çıkı. Keşke bu paralar, 1 milyar 750 milyon lira Maliyeye alınarak gereksiz yerlere harcanmak yerine, bunun yerine keşke şu anda ihtiyaç duyulan uzaktan eğitimin altyapısı oluşturulsaydı.

Değerli arkadaşlarım, burada yapılması gereken bellidir: 1980’lerdeki kuruluş dönemindeki, 1990’lardaki modele geri dönülmesi gerekir. Eğer “Bu para fazla.” deniyorsa -ki Komisyon görüşmelerinde böyle dendi- o zaman bu parayı öğrencilerden almayalım. Açık öğretim öğrencileri zannetmeyin ki zengin öğrenciler. Birçoğu çalışarak bir taraftan okumaya çalışıyor, birçoğu kolundaki bileziği satıyor, ahırdaki ineği satıyor açık öğretimde okumak için. Madem fazla geliyor bu para, o zaman almayalım ya da madem alıyoruz, bu çocukların, açık öğretimde okuyan gençlerimizin, yaşlılarımızın -beşikten mezara kadar eğitim diyoruz- ihtiyaçları için harcanmasını sağlayalım. Mutlak suretle biz açık öğretimin temelini dinamitlemekten vazgeçelim diyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 212 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 3’üncü maddesiyle düzenlenen 2547 sayılı Kanun’un 31’inci maddesinin birinci fıkrasına eklenen cümlede yer alan “sahip olmak şartı” ibaresinin “sahip olmak koşulu” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                     Hasan Kalyoncu                                      Ali Muhittin Taşdoğan                                   İbrahim Ethem Sedef

                                              İzmir                                                         Gaziantep                                                        Yozgat

                                        Lütfi Kaşıkçı                                        Mehmet Celal Fendoğlu

                                              Hatay                                                          Malatya

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ NAZIM MAVİŞ (Sinop) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz almak isteyen Gaziantep Milletvekili Sayın Ali Muhittin Taşdoğan.

Buyursunlar Sayın Taşdoğan. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ALİ MUHİTTİN TAŞDOĞAN (Gaziantep) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; corona virüsünün hızla yayılması, milyonlarca kişinin sağlığını tehdit etmesi ve ülkelerin sağlık hizmetleri sisteminin ayakta kalıp kalamayacağının tartışılmaya başlandığı bir dönemdeyiz. Hastalığın mevcut tedavisinin veya aşısının olmaması, solunum cihazlarının yetersizliği, küresel salgına karşı koymakta en büyük engellerden birileri olarak karşımıza çıkmakta. Koruyucu hekimliğin önemi bir kez daha ortaya çıktı. “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.” felsefemiz bir kez daha perçinlendi. Tüm iş alanlarında uluslararası firmalarda çalışan yüz binlerce insanımız bulunmaktadır. Türkiye ofislerinde çalışan Türk ve yabancı menşeli işveren, yönetici, üst ve orta kademede “beyaz yakalılar” olarak adlandırılan kişiler işleri gereği çok sık yurt dışı seyahati yapmaktadırlar. Özel sektörde faaliyet gösteren, yurt dışıyla bağlantısı olan yabancı ve yerli menşeli tüm firmaların insan kaynakları ve bilgi işlem departmanlarının koordinasyonu ile yurt dışı ve yurt içi seyahat takip sistemi oluşturulmalıdır. Seyahat edenlerin sağlık, lokasyon ve seyahat verilerinin sistem üzerinden kayıt ve takibi yapılmalıdır. Yurt içi ve yurt dışı seyahat takip sistemi Sağlık Bakanlığı tarafından da kurulmalı ve firmaların kurmuş oldukları sistemler üzerinden veri aktarımı sağlanmalıdır. Sağlık Bakanlığına düzenli bilgilendirme yapılmalı ve veri girişi sağlanmalıdır. Böylelikle risk faktörü yüksek yerlere seyahat eden şahısların hangi ülkelere gittiği, ülkemize geri dönünce hangi illere seyahat ettiği düzenli olarak izlenir. Özellikle bugün yaşadığımız Covid-19 salgını gibi durumların -Allah göstermesin- tekrarında diğer ülkelerden ülkemize taşınabilecek bulaşıcı hastalık risklerini bundan sonra kontrol etmek ve en aza indirmek üzere izlenmeli ve gerekli önlemler alınmalıdır. Aynı seyahat takip sistemi, kamu kurum ve kuruluşları tarafından yurt dışına seyahat eden kamu çalışanları, büyükelçilik ve konsolosluk çalışanları için de kurulmalı ve verileri Bakanlık tarafından kayıt altına alınmalıdır.

Sayın milletvekilleri, bugün Sağlık Bakanlığı tarafından hangi hastaneye ya da sağlık kuruluşuna giderseniz gidin “e-Nabız” denilen Sağlık Bakanlığının bilgi sistemine tüm kayıtlarınız aktarılmaktadır. Sağlık Bakanlığında toplanan veriler dâhilinde Bakanlık seyahat takip sistemi, uygulamadaki e-Nabız sistemiyle entegre hâle getirilerek kişilerin ve toplumun sağlığını olumsuz etkileyen ve olumsuz etkileme olasılığına sahip seyahat verileri kolaylıkla izlenebilir olabilir.

Ülkemiz, ilaç takip sistemi ve ürün takip sisteminin dünyadaki ilk uygulayıcısıdır. Ve 2010 yılından bu yana İTS’nin, 2017 yılından bu yana da Ürün Takip Sistemi’nin uygulanmasındaki büyük başarı birçok ülkeye de rol model olmuştur. Yani biz ülke olarak başarıyla ilaç ve medikal ürünleri takip edebilecek altyapıya sahibiz. Çok kolay bir arayüz yazılımıyla seyahat takip sistemini de kurup bulaşıcı hastalıkların olduğu bölgelere giden veya gelen insanlarımızın sağlık durumunu ve kimlerle temasta bulunduğunu takip edebiliriz. Ayrıca seyahat eden kişiyi ve temas ettiği kişilerin sağlık durumlarını da hâlihazırda mevcut olan e-Nabız sistemi üzerinden takip ederek koruyucu tedbirleri erken alma, erken tedavi yaklaşımı gibi pandemik ve endemik durumlarda avantajlı duruma geçeriz.

Bugünlerde de söylediklerimizin ne kadar anlamlı olduğunu düşünmenizi dilerim. Bu doğrultuda yurt dışı ve yurt içi seyahat takip sistemi uygulaması da kolaylıkla adapte edilebilecek ve koruyucu sağlık hizmeti uygulamalarına katkı sağlayabilecektir. Bu salgın hastalık sürecinde Milliyetçi Hareket Partisi olarak seçim beyannamelerimizde önemle bahsettiğimiz koruyucu hekimlik temelinde Bakanlık yetkililerimize samimiyetle ilettiğimiz birtakım görüş ve önerilerimizi dikkate aldıklarını gözlemledik. Koruyucu ve önleyici tedbirler açısından kıymetli bulduğumuz bu önerimizi de dikkate almalarını tavsiye ederiz.

Kıymetli milletvekilleri, Genel Başkanımız Sayın Devlet Bahçeli’nin dediği gibi elbette aklın, bilimin ve duanın gücüyle virüs salgınına direniyor, engel olmaya, önünü kesmeye çabalıyoruz. Kaldı ki mücadeleyi mutlaka kazanacağımıza inanıyoruz. Bu süreçte tavsiyelere uymak, telaşa kapılmamak, birbirimize güvenip inanmak yegâne çare ve çözümdür.

Gaziantep’in adaşı olan Gazi Meclisi saygıyla selamlarım. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Şimdi önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

4’üncü madde üzerinde 2 önerge vardır, ilk önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 212 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 4’üncü maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

"MADDE 4- 2547 sayılı Kanunun 33 üncü maddesinin (a) fıkrasının birinci paragrafına birinci cümlesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki cümle eklenmiştir.

''Araştırma görevlisi kadrosuna başvurabilmek için sınavın yapıldığı yılın ocak ayının birinci günü itibarıyla kırk yaşını doldurmamış olmak gerekir."

                                  Muazzez Orhan Işık                                         Züleyha Gülüm                                     Tulay Hatımoğulları Oruç

                                               Van                                                            İstanbul                                                          Adana

                                         Tuma Çelik                                                  Ömer Öcalan                                        Dirayet Dilan Taşdemir

                                             Mardin                                                        Şanlıurfa                                                          Ağrı

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ NAZIM MAVİŞ (Sinop) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Ağrı Milletvekili Sayın Dirayet Dilan Taşdemir.

Buyurunuz Sayın Taşdemir. (HDP sıralarından alkışlar)

DİRAYET DİLAN TAŞDEMİR (Ağrı) – Teşekkür ederim Başkan.

Değerli arkadaşlar, 2547 sayılı Kanun’un 33’üncü maddesinde yapılmak istenilen değişiklik üzerine söz aldım. Bu maddeyle, öğretim görevlisi olacaklar için 35 yaş koşulu getirilmek isteniyor. Açıkçası, biz, akademisyenlik için bir yaş sınırlaması gerektiğini düşünmüyoruz, bu öneriye de katılmıyoruz. Dolayısıyla, sınıflandıran ve sınırlayan anlayışlara da bu anlamda karşıyız. “Bir yaş sınırı koymayın.” dedik ama maalesef önerimiz kabul edilmedi. Yani muhalefetin önerilerini, düşüncelerini kabul etmemek yani ortaklaşmamak, açıkçası, biraz AKP’nin fıtratında var, her konuda benzer bir tavır sergileniyor. Dün, biliyorsunuz, bir infaz yasası geçti, bütün muhalefet partileri bu yasayla ilgili görüşlerini, kaygılarını ifade etti; ölümlerden söz ettik ama -maalesef bugün olduğu gibi dünkü tutumunuzda da benzerdi- bir şekilde yasayı onayladınız, hatta güle oynaya onayladınız, geçirdiniz ve maalesef bu risk cezaevleri için hâlâ devam ediyor.

Değerli arkadaşlar, her dönemde, her şeyde bir fırsatçılık nasıl çıkarıyorsunuz, insan gerçekten hayretler içerisinde kalıyor. Bunu söylerken kızıyorsunuz ama şimdi, düşünün, corona günlerindeyiz, dünyada ciddi bir kriz var, herkes coronayla uğraşıyor, toplumun büyük bir çoğunluğu şu an evlere kapatılmış durumda ama herkesi ilgilendiren bu kadar önemli bir konuda, bir de özellikle torba yasa hâlinde düzenlemeler yapmaya çalışıyorsunuz. Neredeyse, bu corona günlerinde, Meclis kendi tarihinde çalışmadığı kadar çalışmak zorunda kaldı. Şimdi, bunun adı “fırsatçılık” değil de nedir? Gerçekten tam da bunun adı “fırsatçılık” ve siz de bunu güzelce kullanıyorsunuz.

Değerli arkadaşlar, üniversitelerle ilgili, YÖK’le ilgili bir adım atılacaksa eğer 12 Eylülün ürünü olan bu YÖK kanununu gelin hep birlikte kaldıralım, bunun mücadelesini verelim; bunun altyapısını, koşullarını oluşturmaya çalışalım ama maalesef böyle bir niyetinizin olmadığını biz çok iyi biliyoruz. Çünkü siz de hukuksuzluğun adı olan bu kuruma ihtiyaç duyuyorsunuz, buna muhtaçsınız ve bunu sürdürmek istiyorsunuz; sadece sürdürmekle de kalmayıp aslında daha geriye götürmeye çalışıyorsunuz. Bakın, sizin de YÖK’le ilgili bir tarihiniz var, diğer benzer birçok konuda olduğu gibi. Hani, böyle demokratik olduğunuzu iddia ettiğiniz, demokratiklik maskesini taktığınız dönemlerde YÖK’le ilgili neler söylediğinizi, YÖK üzerinden nasıl bir propaganda inşa ettiğinizi biz de çok iyi biliyoruz. Ama maalesef bu tutumunuz bugün biraz değil, aslında çokça farklılaşmış durumda.

Yani siz bu YÖK üzerinden neredeyse iktidar oldunuz. YÖK o zaman da antidemokratikti, şimdi de antidemokratik. O zaman da sadece ana dilde eğitim istediği için öğrenciler okuldan atıldı, disiplin cezaları uygulandı, eğitim yaşamlarına son verildi, şimdi de aynı talepte bulunan öğrenciler, demokratik haklarını kullanmak isteyen öğrenciler sadece disiplin cezalarıyla karşılaşmıyor; sizin döneminizde bir de üstüne üstlük bu hakları talep ettikleri için öğrenciler, insanlar tutuklanıyor ve şu anda cezaevinde yüzlerce öğrenci bulunuyor.

Değerli arkadaşlar, şimdi dedim ya YÖK’ün bir tarihi var. Kimi ülkeler muktedir olursa, gücü eline geçirirse yani bir anlamda devleti ele geçirirse YÖK’ü kendi hizmetine alıyor, buna özgü siyaset geliştiriyor. Bakın cemaatle ortaklığınızın sürdüğü dönemlerde üniversiteleri, YÖK’ü resmen cemaate teslim ettiniz, onların bahçesi hâline geldi. Ama biz o dönem de söylüyorduk üniversitelerde, YÖK’te böyle bir durum var; gruplaşma var, kadrolaşma var, adamcılık var, diye “Ya, sorular çalınıyor.” dedik. O zaman “Sorular çalınıyor.” diyenleri ne yaptınız? Hedef hâline getirdiniz, yargıladınız. Sonra çıkıp “Vallahi doğruymuş ya, bunlar soru çalmış, bunlar ne kadar kötü insanlar.” demeye başladınız. Ama bu söylemin de bir önemi kalmadı çünkü olan, insanların, gençlerin geleceğine oldu.

Yine, benzer bir fırsatçılığı 15 Temmuzda yapmaya başladınız. OHAL bahanesiyle ne yaptınız? Resmen YÖK’e, üniversitelere darbe yaptınız, binlerce akademisyeni KHK gerekçesiyle görevden aldınız, yerine de yandaşlarınızı doldurdunuz. Şimdi, bunu ilk defa siz yapmıyorsunuz. Hani, dünya tarihinde de benzer örnekleri çok çünkü bilgi ve özgür düşünce dizayn edilmek isteniyor. Sorgulamayan, her şeye biat eden tekçi, cinsiyetçi bir nesil arayışı var aslında.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

DİRAYET DİLAN TAŞDEMİR (Devamla) – Bitiriyorum Başkan.

BAŞKAN – Tamamlayalım.

DİRAYET DİLAN TAŞDEMİR (Devamla) – Hani, üniversitelere zulüm yapan, bu hukuksuzlukları yapan YÖK’ü bu kadar sıkı sıkıya savunmanın altında yatan neden de budur. Ama şunu hatırlatmak isteriz: Sizler için bilgi güç olabilir, siz bilgiyi böyle kullanmak isteyebilirsiniz ama bizler için, gerçek akademi için bilgi, sadece güç değildir; bilgi, düşünebilme, var olabilme ve gerçekten değiştirebilme gücüdür. Yani bir anlamda bilgi, özgürleşme arayışıdır. Bu açıdan da hiç kimse akademiye, özgür düşünceye ket vuramadı, bunun karşısında yenildi. Tarihte de bunun örnekleri çoktur. Eminim, siz de bütün bu yasalarla, bu torba yasalarla, bu gece yarısı müdahaleleriyle bunları başaramayacaksınız.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Yükseköğretim Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 4’üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan “eklenmiştir” ibaresinin “ilave edilmiştir” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                            Dursun Müsavat Dervişoğlu                                   Orhan Çakırlar                                                Enez Kaplan

                                              İzmir                                                            Edirne                                                         Tekirdağ

                                      Fahrettin Yokuş                                        Arslan Kabukcuoğlu                                          Yasin Öztürk

                                             Konya                                                         Eskişehir                                                        Denizli

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ NAZIM MAVİŞ (Sinop) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde konuşmak isteyen Denizli Milletvekili Sayın Yasin Öztürk.

Buyursunlar Sayın Öztürk. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

YASİN ÖZTÜRK (Denizli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülke gündemi ile Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemini bir türlü birbirine tutturamayan AK PARTİ’si, vatandaşla dalga geçercesine akademisyenlerin disiplin cezalarını, yeni açılacak vakıf üniversitelerini, açık öğretim fakültesi öğrencilerinin kayıt parası yatırmazlarsa öğrenimlerine devam edemeyeceğini, öğretmenlerin tatil süresini Genel Kurulun gündemine getirdi. “Yazık!” diyorum “El insaf!” diyorum “Pes!” diyorum. Ülke can ve mal derdine düşmüşken akademisyenlerin disiplin cezalarını düzenlemek için toplanmak, hem bilim adamlarımız hem vatandaşlarımız için ayıptır, yazıktır. Eğer üniversitelerimizle ilgili konu bu kadar acilse o zaman işe “Kendi üniversitelerimizin kalitesini nasıl artırabiliriz, akademisyenlerin sorunlarını nasıl çözebiliriz?” kısmından başlamalıydınız. 129’u devlet, 78’i vakıf olmak üzere toplam 207 üniversitemizde yaklaşık 8 milyona yakın yükseköğrenim öğrencisi öğrenim görmektedir. Eğitim, her toplumun en millî meselesidir. Geleceğimizin temeli ancak ve ancak çağdaş, akılcı ve bilimi esas alan bir eğitim sistemiyle atılabilir. Bu nedenle, dünyanın neresinde olursa olsun aklı başında her hükûmet önceliği eğitime verir. Eğitimde kalite ve öncelik üniversite binası yapmak ya da üniversite sayısını artırmak değildir. Üniversite sayısı ya da üniversitede eğitim alan öğrenci sayısının fazla olmasının gelişmişlik düzeyiyle bağlantılı olduğu göreceli bir kavramdır. Eğer ülkeniz yükseköğrenimde yaptığı atılımlarla, bilim adına başarılarıyla, mezun diplomalarının uluslararası alanda geçerliliğiyle anılıyorsa işte o zaman üniversite sayınızın ve mezun sayınızın fazla olması da bir başarı sayılabilir ancak dünya sıralamasında ilk 100’e bile giremeyen üniversitelere sahipseniz şapkanızı önünüze koymanın vakti gelmiştir.

Kanun teklifinin 4’üncü maddesiyle araştırma görevliliği başvurusu için 35 yaşı doldurmamak şartı öngörülmektedir. 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’na göre araştırma görevlileri, yükseköğretim kurumlarında yapılan araştırma, inceleme ve deneylerde yardımcı olan ve yetkili organlarca verilen ilgili diğer görevleri yapan öğretim elemanlarıdır. Görüştüğümüz kanun teklifi araştırma görevlileri için yeni bir hüküm mü getiriyor? Hayır. Yönetmelikte uygulanan bu yaş sınırı, Danıştayın “Kanunda yer alması gereken bir konu yönetmelikle düzenlenemez.” iptal kararı üzerine yasalar hiyerarşisine uygun hâle getiriliyor. Peki, madem bu konu gündeme geldi, araştırma görevlilerinin özlük haklarının iyileştirilmesi hiç akla gelmiyor mu? Ne yazık ki bu sorunun cevabı da “Hayır.” Yetkili organlarca verilen ilgili diğer görevleri yapan öğretim elemanları olan araştırma görevlileri ne yazık ki akademik camiada en çok mobbinge maruz kalan personeldir. Görev tanımları nedeniyle yetkili organlarca verilen diğer görevleri yapmak zorunda olan bu personel, akademik kariyerlerinin devamı açısından, üzerlerindeki her türlü baskıya karşı sessiz ve savunmasız kalmaktadır.

Üniversitelerimizde, araştırma görevlileri üzerinde bir anket yapılmıştır. Araştırma görevlilerinin verdikleri cevaplar çok ilginçtir. Örneklerimi oluşturan araştırma görevlilerinin yüzde 20,2’si kendisini araştırma görevlisi statüsünde burslu bir öğrenci olarak, yüzde 20,9’u devlet memuru olarak, yüzde 22,7’si bilim insanı olarak, yüzde 16’sı danışman hocanın yardımcı elemanı olarak, yüzde 20,2’si ise farklı şekillerde tanımlamaktır. İşte, çalışma koşullarını açıkça ifade edebilme cesaretini gösteren araştırma görevlilerinin cevapları da şu şekildedir: “Arada bir yerde tanımlıyorum.” “paralı asker” “esir” “mevsimlik işçi” “devamlı baskıya maruz kalan bir memur” “ana bilim dalının işçisi” “üniversite hademesinden hâllice” “ayak işlerine bakan biri” “bağımlı bir araştırmacı”

Araştırma görevlilerinin verdikleri cevaplardan anlaşılacağı üzere, sorunları ortadadır. Bu yetmezmiş gibi, yeni bir düzenleme, akademik merdivenin en alt basamağındaki bu personeli de, diğer akademisyenlerde olduğu gibi -tırnak içinde- disiplin sopasıyla terbiye etmeye çalışmaktır. Zati inisiyatifle disiplinsiz görülen öğretim üyesinin itiraz adresi olarak ise üniversitenin disiplin kurulu gösterilmektedir. Hükûmetin yeni kanun hükmünde kararnameleri gereği, rektörünü kendi seçemeyen, dekanını atayamayan, dekanını atayamadığı gibi -liyakat ve ehliyet dikkate alınmadan- iktidar tarafından atanan dekanı da bölümle hiç ilgisi olmayan yöneticiler olan, senatosunu oluşturamayan, kadro açamayan, adrese teslim akademik kadrolar oluşturan sözde özerk üniversitelerimizin, siyasallaşmış yönetimlerden oluşan yapısı altında itiraz başvurularının ne kadar tarafsızca değerlendirileceğini takdirlerinize sunuyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

YASİN ÖZTÜRK (Devamla) – Ve son söz olarak diyorum ki en büyük yatırım insana yapılan yatırımdır, insana yapacağınız yatırım ise eğitimden geçer. Ne yeni üniversite açılmasına karşıyız ne de üniversitede okuyan öğrenci sayımızın artmasına. Ancak akademik yapıları yetersiz, sadece iş arayan genç sayısını birkaç yıl daha ötelemek, işsizler ordusunun içinde göstermemek dışında bir işlevi olmayan, hatır-gönül-ihya üçlemesine hizmet etmeye yarayan üniversitelere de üniversiteleri arka bahçesi hâline getirmeye niyetli düşünce sahiplerine de karşıyız. Üniversitelerimiz bilim yuvası olmalıdır, sizin otoriterlik denemelerinizin laboratuvarı değil.

Saygılar. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

5’inci madde üzerinde 2 önerge vardır, önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 212 sıra sayılı Yükseköğretim Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 5’inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

“MADDE 5- 2547 sayılı Kanunun 36 ncı maddesinin üçüncü fıkrasının dördüncü cümlesine "yeterlik kazanmış olan” ibaresinden sonra gelmek üzere "22/2/2018 tarihli ve 7100 sayılı Yükseköğretim Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun 34 üncü maddesinin ikinci fıkrası kapsamındakiler de dahil olmak üzere uygulamalı birimlerde görev yapan öğretim görevlileri ile” ibaresi ve beşinci cümlesi "Bu şekilde ders görevi verilen uygulamalı birimlerde görev yapan öğretim görevlileri ile araştırma görevlilerine haftada sekiz saati aşan ders görevleri için haftada on iki saate kadar 2914 sayılı Kanunun 11 inci maddesinde yer alan esaslar çerçevesinde öğretim görevlileri için belirlenmiş olan ek ders ücreti, gösterge rakamı üzerinden ek ders ücreti ile sınav ücreti ödenir.” şeklinde değiştirilmiştir.”

                                       Sibel Özdemir                                                 Mahir Polat                                              Süleyman Bülbül

                                            İstanbul                                                           İzmir                                                            Aydın

                                       Yıldırım Kaya                                              Alpay Antmen                                               Tekin Bingöl

                                             Ankara                                                          Mersin                                                          Ankara

                                        Serkan Topal                                              Turan Aydoğan                                       Abdurrahman Tutdere

                                              Hatay                                                          İstanbul                                                       Adıyaman

                                         Fikret Şahin                                                  Ahmet Akın

                                           Balıkesir                                                       Balıkesir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU BAŞKANI EMRULLAH İŞLER (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Aydın Milletvekili Sayın Süleyman Bülbül.

Buyurunuz Sayın Bülbül. (CHP sıralarından alkışlar)

SÜLEYMAN BÜLBÜL (Aydın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Yükseköğretim Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’yle ilgili söz almış bulunmaktayım.

Demokrasi ve özgürlüklerin yaşandığı ülkelerde bilimsel özerklik olur; bilim, düşünce gelişir; Anayasa’da yer alan hak ve özgürlükler yaşanır ve insanlar korkmaz, korku imparatorluğu içerisinde söyledikleri sözlerden dolayı, yazdıkları yazılardan dolayı, yaptıkları işlerden dolayı, üniversitedeki öğretim üyeleri bilimsel çalışmalarından dolayı iktidardan korkmazlar; özgürce yazarlar, hem yazılarıyla birlikte, bilimsel eserleriyle birlikte o memleketin geleceğini açarlar, bu açık ve nettir.

Ülkemize gelince, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararlarına bakıldığı zaman, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin ifade ve düşünce özgürlüğünü en fazla ihlal eden ülke durumundayız. 3 hak ve özgürlüğü en fazla ihlal eden ülkeyiz ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde en kötü sicile sahip ülkeyiz. Bu ne anlama geliyor? İnsanlar korkuyor, insanlar muhalif görüşlerini ortaya koyduğu zaman yolunun cezaevi olduğunu görüyor. Ne yapıyor? Susuyor, sivil toplum örgütleri susuyor, toplumdaki dernekler susuyor, demokratik kitle örgütleri susuyor, üniversiteler susuyor. Üniversiteler sustuğu zaman da ne oluyor? Bilimsel yayınlarda muhalif görüşler olmuyor ve öğretim üyeleri korkuyor, akademisyenler korkuyor.

Bakınız arkadaşlar, memleketimizde barış akademisyenleri davası açık ve net. İnsanlar yaptıkları, imzaladıkları bir bildiri yüzünden mahkemelerde tutuklandılar, mahkeme mahkeme gezdirildiler. Ne oldu? Anayasa Mahkemesi, barış akademisyenleriyle ilgili bildiride bir hak ihlalini ortaya koydu ve mahkemeler beraat kararları verdiler. Bu korku imparatorluğu nedeniyle, bu özgürlük olmayan bir toplum yapısı nedeniyle ne oluyor? İnsanlar artık seslerini çıkaramıyor. Bu nereye yansıyor? Üniversitelere yansıyor.

Bakınız arkadaşlar, Mayıs ve Aralık 2019’da kaydı silinen öğrenci sayısı 481.237. Sekiz ayda 481 bin öğrenci neden kaydını sildirdi? Bu sorulup sorgulanmalı, bunun cevabını verecek olan da YÖK, iktidar.

Bakınız arkadaşlar, dünya üniversiteleri sıralama merkezinin 2018-2019 öğretim yılı anketinde, dünyanın en iyi 1.000 üniversitesi arasında 13 tane üniversitemiz varken, 2019-2020’de 10 üniversiteye düşmüşüz. Bakınız arkadaşlar, Avrupa İstatistik Kurumu verilerine göre 35 ülke arasında Türkiye’nin üniversite mezunlarında işsizlik oranının ilköğretim mezunlarından yüksek olduğu tek ülke durumundayız. Yani üniversite öğrencileri, üniversite mezunları iş bulamıyor bu açık ve net. Şimdi, intiharlara bakın, üniversiteden mezun olan çocukların intiharlarına bakın, son yıllarda çoğalmaya başladı.

Arkadaşlar, YÖK’ün internet sitesine bakın, 36 rektörün uluslararası hakemli dergilerde bir tane makalesi yok. Bu nerede yazıyor? YÖK’ün internet sayfasında yazıyor. Baktığımız zaman, 68 rektörün uluslararası yayını ve atıf sayısı sıfır arkadaşlar, 68 rektörün uluslararası yayını yok, atfedilen bir yazısı yok. Bu ne anlama geliyor, ne yapıyorlar? Üniversitelerde rektör atamalarında, üniversitelerde dekan atamalarında liyakat yok, mesleki çalışma yok; partizanlık var, partizanlıkla beraber yürüyor. Bilimdeki gerilemenin sorumlusu liyakatsizliği üniversitelere getiren saray rejimi arkadaşlar, saray rejimi. “Vesayeti kaldıracağız.” diye çıktılar, “Yargıdaki vesayeti kaldıracağız.” dediler, gittiler 12 Eylül 2010 referandumunda FET֒ye teslim ettiler, ne oldu? Sarayın vesayeti geldi, yargıda geldi. Nerede geldi? Her yerde geldi, üniversitelerde de geldi. Şu anda, AKP üniversiteler üzerinde saray vesayeti kurmuş durumda. Getirilen rektörlere bakın arkadaşlar, rektörlere bakın; bu rektörlerden Dokuz Eylül Üniversitesi Rektörü AKP’nin eski milletvekili.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin.

SÜLEYMAN BÜLBÜL (Devamla) – Bakınız, yandaş kanalda vaizlik yapan Nihat Hatipoğlu, Yaşar Hacısalihoğlu, bunlar kimler? Bunların bir tek makalesi yok arkadaşlar, bu arkadaşların bir tek makalesi yok. Makale yazmayan, yurt dışı yazılarında bir tek atfı olmayan rektörlere bakınız. Bakınız, bunlarla birlikte daha birçok rektör var. Bir de bazı rektörler var, sucuk… Bazı rektörler var, o rektörlerin atadığı genel sekreterler şeyhin elini öpüyor, ondan sonra çıkıyor, zikir ayinleri yapıyor ve sucuktan dolayı da ceza alıyor. Bunun nedeni ne? Liyakat yok. Bunun nedeni ne? Özgürlükler yok. Bunun çözümü basit arkadaşlar. Saray vesayeti üniversiteler üzerinden kalkmadıktan sonra, tek adam rejimi yerine parlamenter demokratik sistem gelmedikten sonra, denge-denetleme sistemi gelmedikten sonra, demokrasi ve özgürlükler gelmedikten sonra Türkiye’de bilimsel özerklik olmaz.

Hepinize teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Yükseköğretim Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 5’inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “eklenmiştir” ibaresinin “ilave edilmiştir” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                            Dursun Müsavat Dervişoğlu                                   Orhan Çakırlar                                                Enez Kaplan

                                              İzmir                                                            Edirne                                                         Tekirdağ

                                      Fahrettin Yokuş                                          İbrahim Halil Oral                                      Arslan Kabukcuoğlu

                                             Konya                                                          Ankara                                                        Eskişehir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU BAŞKANI EMRULLAH İŞLER (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Şimdi, önerge hakkında konuşmak isteyen Ankara Milletvekili Sayın İbrahim Halil Oral.

Buyursunlar Sayın Oral. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

İBRAHİM HALİL ORAL (Ankara) – Sayın Başkan, kıymetli milletvekilleri; Yükseköğretim Kanunu’nda değişiklik teklifinin 5’inci maddesi üzerine İYİ PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Yükseköğretim Kanunu’nda değişiklik teklif eden bu metin, genel olarak, olumlu birçok düzenleme getirmektedir ancak bizim, köklü bir akademi reformuna, etkili bir akademik ahlaka ve marka olmayı hedeflemiş üniversitelere ihtiyacımız var. Her köşebaşına, her Anadolu şehrine olur olmaz bölümler içeren üniversite açmanın bize bir katkısı yoktur. Bu durum, olsa olsa ev sahiplerine kiracı, esnafa da müşteri getirir. Bizim rektörlerimizin, rektör yardımcılarımızın bir kısmı coronavirüsle alakalı bilgi alışverişi için kurulan WhatsApp grubuna alındıklarında, fikir beyan etmek yerine, “Sayın Cumhurbaşkanımız nasıl karar veriyorsa arkasındayız.” diye yazma derdine düşüyorlar. Bizim akademisyenlerimizin bir kısmı, şüpheli tezlerle doktor, doçent olup televizyonlarda o unvanlarla iktidar yandaşı olmayı tercih ediyorlar. Akademiyi, özgür bilgi üreten fabrikalar hâline getirmek yerine, yandaş unvan sahipleri üreten ticarethanelere çevirme yolundasınız. Bilime verdiğiniz değer ortada. Coronavirüs Bilim Kurulu haftalardır size sokağa çıkma yasağı öneriyor ama kulaklarınızı tıkıyorsunuz. Üniversiteler yozlaşırsa geleceğimizi karanlık bulutlar kaplar. Değerli milletvekilleri, bu açıdan bakmak ve ortak akılla bilimin öncülüğünde bir akademi forumu yapmak zorundasınız.

5’inci maddede, farklı kadrolardan gelen personelin, eğitim görevlisi sıfatıyla ders verebilmesinin önü açılmaktadır. Bu, verilmiş bir hakkın tamamlanması olacaktır ancak şu da bir gerçektir: Akademide ders verecek kişinin lisansüstü eğitimde yeterli olması gerekir, yoksa mutlaka bu sağlanmalıdır. Bu eksikliğin acilen giderilmesi gerekir.

Kıymetli milletvekilleri, devlet, dayanışma duygusunu diri tutmakla yükümlüdür. Coronavirüs sebebiyle mağdur olan insanlar için, Millet İttifakı belediyelerimiz pek çok yardım kampanyası başlatmış ve ciddi meblağlarda paralar toplamıştı. Geçtiğimiz gün, istifa etmek için ya da milletimizden özür dilemek için kameralar karşısına geçmeyen Sayın İçişleri Bakanı, o zaman kameralar karşısına geçip bu kampanyaların yasal olmadığını, yardım toplayan belediyelerin başka devlet, yeni hükûmet kurmaya çalıştıkları gibi garip ifadeler kullanmıştı.

Ankara Milletvekili olarak Ankara’dan örnek vermek istiyorum. Yardım etmek isteyen eli kimse engelleyemez. Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Mansur Yavaş “Hastalık, iyilik kadar bulaşıcı değildir.” dedi ve açtığı çığırla binlerce vatandaşı veresiye defterlerini kapatmaya çağırdı ve başarılı oldu. Dili, dini, ırkı, siyasi görüşü ne olursa olsun pek çok muhtaç aileye yardım götürdü. Peki, iktidar ne yaptı? İstanbul’da Halk Ekmek büfelerine polis gönderdi. Sonra tepki alınca, Valilik tarafından bu durumu düzeltti. Yine aynı şekilde, Muğla’da Belediyenin Halk Ekmek dağıtımına müdahale edildi.

Değerli arkadaşlar, elinizi vicdanınıza koyun, ücretsiz ekmek dağıtan ele nasıl müdahale edersiniz? Özel fırıncı ekmek dağıtırken belediyeye nasıl engelleme yaparsınız? Bu belediyeler Rus belediyesi, Çin belediyesi değil ki, Türkiye Cumhuriyeti devletinin onurlu belediyeleridir. Devlet kurumlarını bile siyasi parti ayrımına tabi tuttunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İBRAHİM HALİL ORAL (Devamla) – Sayın Başkanım, bitiriyorum.

BAŞKAN – Tamamlayalım.

İBRAHİM HALİL ORAL (Devamla) – Tarihe not düşmek için söylüyorum: Bu belediyeler sizi on sekiz yıldır iktidarda tutan, millet iradesiyle seçilmiş belediyelerdir ve iktidardan da bu belediyeler götürecektir, bunu asla aklınızdan çıkarmayın.

HAMDİ UÇAR (Zonguldak) - Çok beklersin!

İBRAHİM HALİL ORAL (Devamla) – Millet İttifakı belediyelerinin yardım çalışmalarına yapılan bütün engellemeleri şiddetle kınıyor ve reddediyorum.

Bu düşüncelerle Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 23.28

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 23.46

BAŞKAN: Başkan Vekili Nimetullah ERDOĞMUŞ

KÂTİP ÜYELER: İshak GAZEL (Kütahya), Rümeysa KADAK (İstanbul)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 85’inci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

212 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon? Yerinde.

6’ncı madde üzerinde 4 adet önerge vardır.

İlk önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 212 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 6’ncı maddesinin tekliften çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                                  Muazzez Orhan Işık                                         Züleyha Gülüm                                               Ömer Öcalan

                                               Van                                                            İstanbul                                                        Şanlıurfa

                              Tulay Hatımoğulları Oruç                                        Tuma Çelik                                                 Şevin Coşkun

                                             Adana                                                          Mardin                                                            Muş

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Muş Milletvekili Sayın Şevin Coşkun.

Buyurunuz Sayın Coşkun. (HDP sıralarından alkışlar)

ŞEVİN COŞKUN (Muş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; teklifin 6’ncı maddesi üzerine söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu selamlıyorum.

Maddede, açık öğretim uygulamasındaki toplam öğrenci sayısının gerçeğe aykırı şekilde yüksek göründüğü ve bu durumun öğrenci planlamalarının sağlıklı sonuçlar verememesine neden olduğu ifade edilmiştir. Maddeye göre 3,5 milyon öğrenci dönem başı işlem yapmakta ancak 2 milyonu aşkın öğrenci pasif durumdadır yani eğitim öğretim sürecine katılamamaktadır. Bununla birlikte öğrencilerin üst üste 4 dönem katkı payı veya öğrenim ücreti ödememesiyle açık öğretim programından ilişiğinin kesileceği öngörülmektedir.

Değerli milletvekilleri, bu madde açıkça iktidarın eğitim politikalarındaki yetersizliğinin bir ispatıdır. Siyasi iktidarın eğitim sistemini övmek için “Milyonlarca gencimiz üniversite okuyor.” söylemlerinin gerçek dışı olduğu bu maddenin gerekçesiyle ispatlanmıştır. Asıl sorun öğrencilerin açık öğretim programındaki pasif durumları değil, eğitim sisteminin geldiği durumdur.

Değerli milletvekilleri, eğitimle ilgili, özellikle de üniversitelerle ilgili devasa sorunlar vardır. Her geçen gün bilimsel akıldan uzaklaşılıyor, ülkenin sorunlarına ya da ihtiyaçlarına yönelik düzenlemeler yapılmıyor. Sorunların çözümüne katkı sunacak olan akademisyenler ise ihraç ediliyor. Kürt sorunu, azınlık hakları, demokratikleşme ihtiyacı gibi sorunların çözümünü üniversitelerde konuşmak ve araştırmak yasaklanıyor. Akademisyenler, bilimsel araştırmalar yerine piyasalaşan kurumların ihtiyaçlarına cevap vermeye, coronavirüs günlerinde gerçeği söylediği için özür dilemeye mecbur bırakılıyor.

Öğrenciler, eğitim hayatları boyunca barınma ve burs hakkına ulaşamama gibi temel sorunlar yaşıyor. Bugün konuşulması ve yapılması gereken öncelikle, öğrencilere ücretsiz barınma imkânı yaratmak, daha fazla kapasiteli yurtlar inşa etmektir. Hükûmet öğrencilerin eğitimle ilgili tüm ekonomik masraflarını karşılamakla yükümlüdür ancak coronavirüs günlerinde dâhi “Geçinemiyoruz.” diye etkinlik yapan Ankara Üniversitesi öğrencilerinin bursu kesilmekte, yurt ücretini ödeyemeyenler barınma hakkından mahrum bırakılmaktadır. Hükûmet, sermayeye milyarlarca TL yardım yapıp, vergi borçlarını silerken öğrencilerin kredi borçlarını silmeyi aklına bile getirmemektedir.

Değerli milletvekilleri, Meclis bu sorunlara çare olamamakta, aksine bu tür tekliflerle sorunları daha da derinleştirip akademisyenlerin hürriyetini daha da kısıtlamaktadır. Bu teklifle disiplin cezaları için eleman yetiştirmemek, gerçeğe aykırı rapor düzenlemek, amirine saygısızlık etmek gibi içeriği boş, hiçbir ölçütü olmayan maddeler Meclisten geçirilmek isteniyor. İktidar her alanda ölçüt benim diyor. Ne insan hakları ne bilimsel bilgi ne de akademik özgürlük ölçüt olarak alınmıyor. Belediyelerin ihalelerinde, inşaat sektöründe, özelleştirme süreçlerinde iktidar nasıl yandaşlarına yönelik yasa tasarıları hazırlıyorsa şimdi de üniversite kampüslerine çöreklenen bir grup yandaş için tasarı hazırlanıyor. Bir akademisyen sadece bilimsel temelde bir yandaşla tartışma yaşasa bana saygısızlık edildi deyip soruşturma başlatılacak. Hükûmet politikalarını eleştiren bir araştırma yapılsa yine soruşturma açılacak. Akıl alır olmadığı gibi bilimsel alanda kabul edilebilir olmadığı da aşikârdır.

Değerli milletvekilleri, Yükseköğretim Kurulu darbe kurumu olması nedeniyle kesinlikle lağvedilmesi gerekiyor. YÖK’ün zihniyetini pekiştiren bir tasarıyla karşı karşıyayız. Bugün ihtiyacımız olan akademik alanın nasıl daha özgür olacağı, bir ülkenin sorunlarına nasıl katkı sağlayacağıdır ancak bu tasarı YÖK’ün kuruluşundaki darbeci zihniyetin devamıdır.

Değerli milletvekilleri, bugün YÖK’ü kalıcı kılanlarla YÖK’ü kuranların aynı zihniyeti paylaştığına dair bir örnek vermek istiyorum. Gençay Gürsoy, tıp doktoru, bu ülkenin en önemli ve vicdanlı akademisyenlerinden biridir. 1984 yılında Kenan Evren’e verilen demokratikleşme talebini içeren Aydınlar Dilekçesi’nde imzası bulunuyordu. Darbeci Kenan Evren dilekçede imzası bulunan 1.246 aydın için “hain” dedi, YÖK harekete geçti, Gürsoy ve aydınlar görevden uzaklaştırıldı. Aydınlar Dilekçesi’nden otuz iki yıl sonra, 2016’da Bu Suça Ortak Olmayacağız Bildirisi’ne binlerce aydın imza attı. Barış ve demokrasi çağrısı vardı, Gençay Gürsoy’un bu bildiride imzası vardı. Bu kez Cumhurbaşkanı Erdoğan barış akademisyenleri için “karanlık” dedi. Bu kez de kanun hükmünde kararnameler devreye konuldu ve binlerce akademisyen ihraç edildi ve Gürsoy hakkında iki yıl üç ay hapis cezası verildi, aydınlar bu kez sivil ölüme mahkûm edildi. İşte Gürsoy, otuz iki yıl sonra Evren’in uygulamalarına bir kez daha onun devamı niteliğindeki mevcut iktidar tarafından maruz bırakıldı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ŞEVİN COŞKUN (Devamla) – Tamamlıyorum.

BAŞKAN – Tamamlayalım efendim.

ŞEVİN COŞKUN (Devamla) – Değerli milletvekilleri, hem darbe karşıtı olduğunu söyleyen hem de darbe kurumları ve darbe fikriyatıyla bu denli iç içe olan başka bir Hükûmet görülmedi. YÖK’ün hâlen kullanışlı bir araç olduğunu düşünmek, üniversite kampüslerini, derslikleri, hocaların odalarını YÖK üzerinden kontrol etmek darbe uygulamasıdır. Darbe uygulamalarını sadece YÖK üzerinden görmüyoruz; 7 Haziran seçimlerinin inkâr edilmesi, 4 Kasım 2016’da milyonlarca oy alan seçilmişlerin tutuklanması, OHAL ve uygulamaları, 16 Ağustos 2019’da tekrar başlayan kayyum uygulamaları. Karşımızda darbe mekaniğinin çamuruna batmış ve hatta darbe mekaniğinin kendisi olmuş bir iktidar vardır.

Genel Kurulu selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 212 sıra sayılı Yükseköğretim Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 6’ncı maddesi ile 2547 sayılı Kanun’un 44’üncü maddesinin (c) fıkrasının üçüncü paragrafına eklenen “Açık öğretim sisteminde üst üste dört dönem bu koşulları yerine getirmeyen öğrencinin ilgili programdan ilişiği kesilir” cümlesinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                                       Yıldırım Kaya                                               Sibel Özdemir                                            Süleyman Bülbül

                                             Ankara                                                         İstanbul                                                          Aydın

                                         Ahmet Akın                                          Abdurrahman Tutdere                                         Serkan Topal

                                           Balıkesir                                                      Adıyaman                                                        Hatay

                                        Tekin Bingöl                                               Turan Aydoğan                                               Mahir Polat

                                             Ankara                                                         İstanbul                                                           İzmir

                                       Alpay Antmen                                                Fikret Şahin

                                             Mersin                                                         Balıkesir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU ÜYESİ HASAN ÇİLEZ – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında söz isteyen, Hatay Milletvekili Sayın Serkan Topal.

Buyursunlar Sayın Topal. (CHP sıralarından alkışlar)

SERKAN TOPAL (Hatay) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, hepinize saygılarımı sunuyorum.

Aslında, 3-4 madde üzerinde daha konuşma yapacaktık ama diğer maddelerde önergeler çekildiği için şu anda bütün konuşmamı, eğitimle ilgili bütün sorunları tek maddede toparlamaya çalışacağım. Takdir edersiniz ki tek maddede toparlama şansımız maalesef yok.

Tabii, şu anda 6’ncı madde de açık öğretim öğrencilerinin öğrenim sürelerinde bir kısıtlama getiriliyor. Yani, dört dönem kayıt yaptırmayan öğrenci arkadaşlarımızın kayıtları düşüyor. Aslında bu Anayasa’nın 40’ıncı maddesine aykırı. Neden aykırı? Evet, bir koşul konulsun diyoruz ama parasız olsun, parasız eğitim olsun, ondan sonra kaydını yaptırmayanlar gitsin; olabilir. Bu maddeyi o yüzden doğru bulmuyorum. Yani önce, parasız eğitim getirilsin, parasız olarak herkes… Zaten bu Açık Öğretime başvuru yapan öğrenci arkadaşlarımız genelde kırsal kesimde mağdur olanlar, çalışmak zorunda kalanlar olduğu için bazen gerçekten kayıt parası bulamadıkları için kayıt yaptıramıyorlar. Önce, parasız bir kayıt yenileme sistemi getirilsin, ondan sonra dört dönem üst üste kaydını yaptırmayanlar için bu olabilir.

Değerli arkadaşlar, az önce de Sayın Atalay’ı dikkatlice dinledim. Milattan önceki bilim adamlarından, üniversitelerden bahsetti; Platon’dan Aristo’ya, Aristo’dan İbni Rüşd’e, Farabi’ye… Üniversitelerin zenginliğinden bahsetti, ben de katılıyorum ve kendisinin akademik bilgisine gerçekten de sonsuz saygım var, insani olarak da kendisini seviyorum ancak Aristo’dan bahsederken şunu burada dün de ifade etmiştim, bir kez daha ifade etmek istiyorum: Adalet, önce devletten gelmeli. Dediğimiz gibi, şimdi, bilim adamlarından söz ederken engizisyon mahkemelerinden de bahsetmişti. “Dünya dönüyor.” dediği için Galilei'nin engizisyon mahkemeleri tarafından nasıl aforoz edildiğini hepimiz çok iyi biliyoruz, burada da aynı şey olmuyor mu arkadaşlar? Yani o dönemki engizisyon mahkemeleriyle bu dönem “barış akademisyenleri”nin atılmaları arasındaki farkı nasıl izah edebiliriz? Bakın, Anayasa Mahkemesinin kararı var; temmuzda bir karar veriyor, ağır ceza mahkemeleri karar veriyor ve bütün bunlara rağmen OHAL Komisyonu hâlâ karar vermiyor, oyalıyor.

Şimdi, Sayın Atalay engizisyon mahkemelerinden bahsetti. Peki, fark nerede? Hiçbir farkı yok arkadaşlar. Yani üniversitelerde gerçekten bilim maalesef kan kaybetti; bunu burada ifade etmek istiyorum değerli arkadaşlar.

Şimdi, tabii, o kadar çok sorun var ki eğitim sisteminde. Mesela, bakın, genelde OECD ülkelerinde okul öncesi bir öğrenciye ortalama 8.377 dolar ayrılırken ülkemizde, maalesef, 1.798 dolar; yine, ilkokul öğrencisine 8.470 dolar ayrılırken bizde 1.395 dolar değerli arkadaşlar.

Özellikle coronavirüs nedeniyle bazı öğretmen arkadaşlarımız mağdur kaldı, bunu ifade etmek istiyorum, mesela ücretli öğretmen arkadaşlarımız, usta öğreticiler. Değerli arkadaşlar, bunların mutlaka sorunu çözülmeli -Komisyon Başkanımız yok- yani gerçekten hem usta öğreticilerin hem ücretli öğretmen arkadaşların sorunları mutlaka çözülmeli.

Ayrıca, şimdi EBA sistemi geldi arkadaşlar. EBA sistemi çöktü arkadaşlar. Bakın, maddi hatalar çok, konular çok basit. Ayrıca özel okullardaki sistem, videolar gerçekten çok daha iyi ve bu yüzden şu anda mevcut devlet okullarındaki öğrenciler bu sistemle mağdur ediliyor. Bu sistemin bir an önce mutlaka kurulması gerekiyor, fırsat eşitliğini sağlamamız gerekiyor. Keza, üniversiteye hazırlanan öğrencilerimiz de aynı şekilde değerli arkadaşlar.

Yine, öğretmenlik meslek kanununu bir an önce getirmemiz gerekiyor ki bunu ortadan kaldıralım; sözleşmeli, kadrolu, ücretli ayrımı olmaması gerekiyor. Atama bekleyen öğretmen arkadaşlarımız… Tabii, daha çok konuşulabilir ama süremiz daraldı.

Son olarak şunu söylemek istiyorum değerli arkadaşlar: Sokağa çıkma yasağı ilan edildiği zaman binlerce vatandaşımız mağdur oldu. Özellikle başka illere gönderilen ürünler maalesef çöpe atılmak zorunda kaldı. Onların mağduriyetleri giderilmeli değerli arkadaşlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SERKAN TOPAL (Devamla) – Toparlayabilir miyim?

BAŞKAN – Tamamlayalım.

SERKAN TOPAL (Devamla) – Teşekkür ediyorum.

Dediğim gibi, sokağa çıkma yasağı ilan edildiği dakikada mağdur olan vatandaşlarımızın mağduriyetleri mutlaka giderilmeli.

Son olarak, bir kez daha buradan ifade etmek istiyorum değerli arkadaşlar: Yurt dışında olan birçok vatandaşımız var, özellikle Hatay’da yaklaşık 20-25 bin kişi gerçekten mağdur bu konuda. MHP Milletvekilimiz değerli Lütfi Kaşıkçı, yine, Sayın Hacı Bayram Türkoğlu ellerinden geleni yapıyorlar, teşekkür ediyorum ama gerçekten, özellikle Arabistan’da, Libya’da, Katar’da, Kuveyt’te, Umman’da, Sudan’da, Irak’ta ve Kıbrıs’ta en az 20 bin Hataylı var ve orada gerçekten, parasız olan, Libya’da çatışmaların ortasında kalan, Arabistan’da sokakta olan, aç olan vatandaşlarımız var. Evet, bugün 2-3 uçak getirildi, Kuveyt’ten de getirildi ama arkadaşlar, yine yetmiyor. Sizlerden ricam, bir kez daha, bu ülkelerde olan vatandaşlarımızı, ivedi bir şekilde, ya getirelim ya da oradaki sorunlarını çözelim.

Hepinize teşekkür ediyorum, saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul Edenler… Kabul Etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Yükseköğretim Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 6’ncı maddesinin birinci fıkrasında yer alan “eklenmiştir” ibaresinin “ilave edilmiştir” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                            Dursun Müsavat Dervişoğlu                                   Orhan Çakırlar                                             Fahrettin Yokuş

                                              İzmir                                                            Edirne                                                           Konya

                                         Enez Kaplan                                                 Yasin Öztürk                                          Arslan Kabukcuoğlu

                                           Tekirdağ                                                         Denizli                                                        Eskişehir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Konya Milletvekili Sayın Fahrettin Yokuş.

Buyurunuz Sayın Yokuş. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

FAHRETTİN YOKUŞ (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Malum, YÖK Yasası üzerinde görüşmeler yapıyoruz. Üniversitelerimizde örgütlü Tüm Üniversite Çalışanları Sendikasının, 2.500 civarında öğretim üyesi, akademisyen, idari memur, işçiler dâhil olmak üzere yani tüm üniversite çalışanlarını kapsayan bir araştırmasında bazı sonuçlar var. Bu sonuçları sizlerle paylaşmak istiyorum.

Üniversite çalışanlarının en çok mağduriyet yaşadıkları konuların başında tayin ve nakil problemleri olduğu ortaya çıkmıştır. Ankete katılan üniversite çalışanlarının yüzde 64,90’ı yani üçte 2’si bu mağduriyetten söz etmektedir.

2’nci sırada ise torpil ve adam kayırmacılığı geliyor. Üniversite çalışanlarının yüzde 60,40’ı torpil ve adam kayırmacılığının çok yoğun olduğunu ifade ediyorlar.

3’üncü sırada ise idari atamalarda yapılan haksızlıklar; yüzde 59.

4’üncü sırada mali ve sosyal haklar konularındaki eksiklikler ve haksızlıklar.

5’inci sıradaysa yüzlerce davaya konu olan 2547 sayılı YÖK Kanunu’nun 13’üncü maddesi. Biliyorsunuz, bu madde rektörlere çeşitli yetkiler veriyor yani çalışanların kaderi rektörlerin iki dudağı arasında; keyfiyet burada oldukça yoğun. En muzdarip olunan konuların başında da bu husus geliyor.

6’ncı sırada gelen, yine, personelin diğer bir sıkıntısı ise taciz ve mobbing; üniversite çalışanlarının üçte 1’i bu konuda şikâyetçi.

Değerli milletvekilleri, şimdi, bunlara, bu sayılara, bu rakamlara dikkatle itibar edersek üniversitelerimizin hâlini zaten çok iyi anlamış oluruz. Hepimiz biliyoruz, burada birçok konuşmacı anlattı; üniversitelerimiz maalesef liyakatsiz, yeteneksiz, niteliksiz rektörlere teslim edilmiş durumda. Pek çoğu da üniversitelerimizi aile şirketine çevirdi, hepiniz bunu biliyorsunuz.

Üniversitelerimizin bu kanunla şekli değişecek mi? Bu da tartışma konusu. Ama sizlere, burada, bazı uygulamalardan örnek vermek isterim. Örnek olarak, Ömer Halisdemir Üniversitesi Mühendislik Fakültesinin verdiği doçent ilanına başvuru için “Şalgamda laktik asit bakterileri, aroma maddeleri, antosiyaninler ve depolama alanında çalışmalar yapmak.” diye bir şart koyuyorlar.

Süleyman Demirel Üniversitesi ise Eskiçağ Ana Bilim Dalına yönelik verdiği öğretim üyesi ilanına “Pers Askeri Teşkilatı ve Kurumlarıyla ilgili çalışmalar yapmak…”

Şırnak Üniversitesi İlahiyat Fakültesi ise yine “Arap dili ve belagatı alanında doktora yapmış olup İbn Ebi Zemenin ve tefsiri konusunda çalışmış olmak...”

Yani, adrese teslim, şahıslara teslim atama kompozisyonları.

Şimdi, bunların yanında, bir başka örnek, Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesi sürekli işçi alımı ilanında istenen belgeler arasında dikkat çeken bir madde var. Madde şöyle diyor: “Bahçıvan ilanına başvuran adayların Antep fıstığı budama alanında Millî Eğitim Bakanlığından onaylı sertifikalarla yeterliliğini gösteren belge.” Allah aşkına, Nevşehir Üniversitesiyle Antep fıstığının ne alakası var? Ancak, rektör herhâlde Urfalı ki oraya Urfa’dan birini atayacak, görevlendirecek.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edelim efendim.

FAHRETTİN YOKUŞ (Devamla) – Şimdi, inanın bunları saysam zaten zaman yetmez ama ilim yuvaları dediğimiz yerleri bu hâle getirenlerin biraz düşünmesi lazım, hepimizin düşünmesi lazım. Onun için, inşallah, inşallah, bu konuşmalardan YÖK ve üniversite yöneticilerimiz bir şeyler alır da şöyle, gerçekten ilim yuvası hâline gelmiş üniversitelerimizle, liyakat sahibi rektörlerimizle gurur duyan bir Türkiye oluruz diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 212 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 6’ncı maddesiyle düzenlenen 2547 sayılı Kanun’un 44’üncü maddesinin (c) fıkrasının 3’üncü paragrafına eklenen cümlede yer alan “koşuluyla” ibaresinin “şartıyla” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                     Hasan Kalyoncu                                      Ali Muhittin Taşdoğan                                Mehmet Celal Fendoğlu

                                              İzmir                                                         Gaziantep                                                       Malatya

                                        Lütfi Kaşıkçı                                          İbrahim Ethem Sedef

                                              Hatay                                                           Yozgat

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen, İzmir Milletvekili Sayın Hasan Kalyoncu.

Buyurunuz Sayın Kalyoncu. (MHP sıralarından alkışlar)

HASAN KALYONCU (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Gazi Meclisimizi ve aziz Türk milletini saygıyla selamlarım.

Coronavirüs salgınına karşı Sağlık Bakanlığı tüm önlemleri almış, devletimiz tüm kurumlarıyla mücadeleye etkin bir şekilde devam etmektedir; dünyadaki en iyi mücadele örneklerinden birini bu konuda sergilemektedir. Dünyada meydana gelen bu salgınlar ekonomiden siyasete kadar tüm alanları etkilemekte ve bir millî güvenlik sorunu da oluşturmaktadır. Bu tip durumlarda Millî Savunma Bakanlığının da etkin bir şekilde hazırlıklı olması gerekmektedir. Millî Savunma Bakanlığında daire başkanlığı düzeyinde olan KBRN Daire Başkanlığı müstakil bir başkanlık hâline dönüştürülmeli; kimyasal, biyolojik, radyoaktif ve nükleer şeklinde alt başlıklarda ihtiyaç duyulan tüm yetkin personelin istihdam edilmesi, bilim kurullarını oluşturması, gelişmiş laboratuvarlar ve eylem planı hazırlaması gerekmektedir; aynı zamanda, dünyadaki gelişmeleri de yakından takip etmelidir.

Covid 19’un Çin’de bir hayvan pazarından kaynaklandığı bilinmektedir veya ifade edilmektedir. Eğer durum böyleyse, böyle bir küçük pazarda egzotik ve vahşi hayvanların birbirine yakın kafeslerde, sığ sularda bir arada tutulması, pazar yerinde kesilmesi, kanlarının ve iç organlarının kanalizasyona karışması, satın alanların iyi pişirmeden bunları tüketmesi insanlığın doğal hayatla olan ilişkilerini yeniden gözden geçirmesini gerektirmektedir.

Geçtiğimiz yüzyıl ile bugün arasındaki en önemli fark, tüketmek ve beslenmek için doğal ortamdaki sayılarını dengesiz hâle getirdiğimiz hayvanlarla çok daha iç içe ve yoğun nüfuslu şekilde yaşıyor olmamızdır. Doğal alanlarda yapılan faaliyetler ve hızlı şehirleşme, bu bölgelerde çağlar boyunca birbirlerinden uzak şekilde yaşamayı başarmış insan topluluklarını ve yine aynı bölgede yaşayan hayvanları bir araya getirmekte ve çok yakın olmaya zorlamaktadır. Hayvanların yaşadığı alanlar bozulduğunda veya topraklar, sular zehirlendiğinde yaşamayı başaran hayvanlar genellikle bünyeleri en dirençli olanlardır. Bu hayvanlar da insanlar için en ölümcül virüsleri bünyelerinde barındırabilmektedir. Bu dirençli hayvanlardaki patojenlerin doğada hiçbir tedaviyle karşılaşmadan evrildiği ve hayvanlardan insanlara atlayan hastalıkların daima olmaya devam edeceği artık bilinmektedir.

2008 yılında yapılan bir çalışmada, 1960-2004 yılları arasında toplam 335 hastalığın ortaya çıktığı ve bunların yüzde 60’ının insanların hayvanlarla olan etkileşiminden kaynaklandığı tespit edilmiştir. Uluslararası Hayvancılık Araştırma Enstitüsünün 2012’de yayımladığı bir rapora göre, 2 milyondan fazla insan, her yıl, evcilleştirilmiş ve yaban hayvanlarından bulaşan hastalıklardan ölmektedir. 1999 yılından bu tarafa Güney Asya’da, hayvanlardan bulaşan 12 küçük ölçekte salgın meydana gelmiştir. Uzmanlar bu tip salgınların buz dağının görünen küçük bir parçası olduğunu ifade etmektedir. Aynı zamanda, coronavirüs kuzey ve güney yarım kürelerini mevsimsel olarak vurmaktadır. Bu durum ise gıda tedarik zincirinde yakın dönemde kopmalara sebebiyet verecektir. Devletimizin tarım, gıda ve su zincirine özel bir önem vermesi gerekmektedir.

Corona salgınlarından edindiğimiz tecrübeleri geliştirerek daha sonra oluşabilecek salgınlara karşı hazırlıklı olmak zorundayız. Oluşturulan bilim kurullarında virolog ve biyologların da bulunması gerekmektedir. Temel bilimlerin ve özelikle biyoloji biliminin problemleri de acilen masaya yatırılmalıdır. Mikroskobik canlıların sebep olduğu problemler, biyolojik zenginliklerimizin maruz kaldığı biyokaçakçılık tehditlerinin insanlığın yüksek donanımlı yetişmiş kadrolara sahip olmasıyla çözülebileceği açıktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım.

HASAN KALYONCU (Devamla) – Bu konuda YÖK’e ve üniversitelere büyük görev düşmektedir. Öncelikli alanlarına bu konular acilen dâhil edilmelidir.

Bu vesileyle “Evde kal Türkiye’m.” diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Şimdi, sayın milletvekilleri, 7’nci madde üzerinde 2 önerge vardır, aynı mahiyetteki bu önergeleri birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 212 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 7’nci maddesinin tekliften çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                                  Muazzez Orhan Işık                                         Züleyha Gülüm                                     Tulay Hatımoğulları Oruç

                                               Van                                                            İstanbul                                                          Adana

                                         Tuma Çelik                                                  Ömer Öcalan

                                             Mardin                                                        Şanlıurfa

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

                                       Yıldırım Kaya                                               Sibel Özdemir                                              Turan Aydoğan

                                             Ankara                                                         İstanbul                                                         İstanbul

                                     Süleyman Bülbül                                          Uğur Bayraktutan                                           Alpay Antmen

                                             Aydın                                                           Artvin                                                          Mersin

                                         Mahir Polat                                                  Fikret Şahin                                                  Ahmet Akın

                                              İzmir                                                          Balıkesir                                                       Balıkesir

                                        Serkan Topal                                         Abdurrahman Tutdere                                         Tekin Bingöl

                                              Hatay                                                         Adıyaman                                                       Ankara

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde söz isteyen İstanbul Milletvekili Sayın Züleyha Gülüm.

Buyurunuz Sayın Gülüm. (HDP sıralarından alkışlar)

ZÜLEYHA GÜLÜM (İstanbul) – Yaşadığımız salgın dönemi, aslında, bize bilimin, iktidardan bağımsız özerk üniversitelerin ne kadar önemli olduğunu, Türkiye’de olmayan şeyin aslında belki bu salgından sonra yeniden kurulması gerektiğini bir kez daha hatırlattı ama maalesef iktidar bundan da hiçbir ders çıkarmamış ki baskıcı, otoriter, düşünce özgürlüğünü yok eden bir düzenleme daha önümüze getirdi. Bundan önce de yapmıştı zaten; binlerce akademisyeni ihraç etti, rektörlük seçimlerini kaldırdı, üniversitelerin kısmen bile var olan özerk yapısını tümüyle yok etti. Biz, YÖK’ün kaldırılması gerektiğini savunurken, 12 Eylül faşist darbesinin sonucu olan YÖK’ün kaldırılmasını savunurken, aksine, “özgürlükler” diye gelen AKP iktidarı daha baskıcı, daha otoriter, özerkliği sıfıra indiren uygulamalarla devam etti. Bugünkü uygulama da bunun bir parçası aslında.

Şimdi, kanun teklifinde ne diyor? Yükseköğretimde niteliğin ve verimliliğin artırılması. Gerçekten bu böyle mi? “Nitelik ve verimlilik, baskıcı politikalarla, özgür düşüncenin önünü keserek, insanları kolayca üniversiteden atmanın yollarını açarak mı gerçekleşiyor acaba?” diye sormak lazım.

Şimdi, bu düzenleme ne getiriyor? Akademisyenlerin kendi aralarında -yani, zaten ortada pek bir şey bırakmadınız da- kısmen bile olsa demokratik ilişkilenme biçimini ortadan kaldırıyor, bir emir komuta zincirine dönüştürüyor, bir hiyerarşi dayatıyor ve dolayısıyla da özgür düşünce ortamının var olan kırıntılarını dahi ortadan kaldırıyor.

Şimdi, “Bu yasa niçin getirildi?” dendi. Anayasa Mahkemesinin daha önce bu konudaki yasaya ilişkin verdiği iptal kararı gerekçe gösterilerek getirildi. Ama Anayasa Mahkemesi size, benim kararımı dolanın, oradan, aslında, istediğiniz gibi yine fırsatçılık yapın ve buradan baskıcı düzenlemeler getirin dememiş. Demiş ki: “Özerk üniversiteye, demokratik bir üniversiteye uygun düzenlemeler yapın; böyle düzenlemeler yapılamaz.” Ama siz yine bunu da fırsata çevirdiniz aynı corona günlerini fırsata çevirdiğiniz gibi. Buradan da öğretim üyelerine, akademi görevlilerine yönelik, aslında, bir dizi disiplin cezasıyla nasıl sessizleştiririm, nasıl işime gelmeyen kişileri akademiden atarım, bunun hesabını yapmışsınız. Mesela -her zamanki gibi, aslında bir önceki yasal düzenlemede çok tartıştığımız gibi- şöyle bir düzenleme: “Terör niteliğindeki eylemlerde bulunmak ve bu eylemleri desteklemek.” şeklinde düzenlenen maddeye şimdi diyorsunuz ki “Terör örgütlerinin propagandasını yapmak, bu örgütlerle eylem birliği içerisinde olmak veya yardım etmek, kamu imkân ve kaynaklarını bu örgütleri desteklemeye yönelik kullanmak ve kullandırmak.” Ceza ve atma gerekçesi olarak sıralıyorsunuz. Yani aslında ne diyorsunuz? Ben aldım elime “terör propagandası” diye bir şey, her yere kullanırım, her yerde bunu yerleştiririm, Ceza Yasası’na da yerleştiririm, eğitime de yerleştiririm, her yere yerleştirip bununla, işime gelmeyenleri, bana itaat etmeyenleri, benim gibi düşünmeyen herkesi, üniversitede de olsa atarım görevden; bütün o yaşamını, deneyimini, birikimini, bu ülke için sağlayabileceği faydayı falan da düşünmem kapı dışarı ederim. Söylediğiniz aslında bu maddeden, özetle bu.

Biz şunu çok iyi biliyoruz ki bu “terör örgütü propagandası” dediğiniz şeyi istediğiniz yere çekiyorsunuz, size muhalif olana anında uyguluyorsunuz -sizden yana olana ise asla bu maddeler uygulanmıyor- hiçbir delil aramanıza da gerek yok, sosyal medyada attığı bir “tweet” bile bunun için yeterli oluyor.

Şimdi kanun teklifinde başka ne diyorsunuz? “Maiyetindeki elemanların yetiştirilmesinde özen göstermemek.” Üniversitede eleman mı vardır, bu nasıl bir yaklaşımdır? Kimse eleman değildir. Üniversitede her bir birey kendi başına bilim üretmeye çalışan kişilerdir. Yani şunu diyorsunuz: Eğer siz ilişkilendiğiniz kişilere benim bakış açımın dışında bir meseleden bahsedersen, buna dair bir yaklaşım gösterirsen bu yasaktır, sana buna ilişkin de disiplin cezası uygularım.

Yine, gerçeğe aykırı rapor düzenlemek suç hâline gelmiş. Buradan da şunu diyorsunuz herhâlde: Akademisyenler tarafından bilimsel veri ve belgelere dayalı hazırlanan teknik raporlar, mesela hazırlanan bir ÇED raporu iktidarın hoşuna gitmediğinde “gerçeğe aykırı” diyeceksiniz ve buradan da disiplin soruşturmasıyla cezaları yağdıracaksınız.

Kınama cezası kapsamında “Görevi sırasında amirlerine sözle saygısızlık etmek...” Nedir bu saygısızlık? Kime göre saygısızlık? Bunun sınırlarını kim koyuyor? Ya da tersinden, acaba daha aşağıda görevi olanlar açısından uygulanan mobbing, baskı politikaları –ki en çok bu var- bunları ne yapacağız? Bunlara dair hiçbir cevap yine yok.

Yine, diğer bir düzenleme: Genel ahlak kurallarına uymama, edep dışı tutum ve davranış, belirlenen kılık ve kıyafetlere uymamak. Kimin ahlakından bahsediyoruz? Kimin edebinden bahsediyoruz? Standardı kim koyuyor? Kılık kıyafetimize niye karışıyorsunuz?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edelim.

ZÜLEYHA GÜLÜM (Devamla) – Yine geldiniz, kadınların bedenine, kadınların kıyafetine müdahale etme hakkını kendinizde gördünüz. Yine, diyorsunuz ki: “Biz, sizin giyiminize kuşamınıza, davranışınıza müdahale ederiz.” Kimin hakkına ne hakla bunu yapıyorsunuz?

Yine, diğer bir madde “Görev yeri sınırları içerisinde herhangi bir yerin toplantı, tören ve benzeri amaçlarla izinsiz kullanılmasına yardımcı olmak, kullanmak…” diye sıralıyorsunuz. Şimdi, bu ne biliyor musunuz? Pratikte bu şu: Öğrencilerin okul içerisinde yaptığı panel, gösteri, forum ve benzeri şeylerde, üniversite görevlileri öğrencilere doğal olarak destek verdiğinde, içinde yer aldığında diyorsunuz ki “Ha, bakın, bunu yapamazsınız, cezalandırırım.” Yasakçı zihniyetiniz bitmiyor, bir türlü sona ermiyor. Yine, buradan da yasaklayacak maddeleri getirmişsiniz. Tam tersine, biz diyoruz ki: Üniversiteler özerk olmalı, iktidara bağımlı kurumlar olmamalı, hele bu “YÖK” denilen, 12 Eylül faşist rejiminin getirdiği düzenleme kesinlikle kalkmalı.

YÖK diye bir şey kabul edilemez, üniversitelerde olması mümkün değildir. Ceza infaz kurumu gibi yönetmekten vazgeçin. (HDP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma saati: 00.21

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 00.31

BAŞKAN: Başkan Vekili Nimetullah ERDOĞMUŞ

KÂTİP ÜYELER: İshak GAZEL (Kütahya), Rümeysa KADAK (İstanbul)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 85’inci Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

Danışma Kurulunun bir önerisi vardır, okutup oylarınıza sunacağım.

VI.- ÖNERİLER (Devam)

B) Danışma Kurulu Önerileri

1.- Danışma Kurulunun, Genel Kurulun 15 Nisan 2020 Çarşamba günkü birleşiminin saat 16.00’da başlamasına ilişkin önerisi

14/4/2020

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 14/4/2020 Salı günü (bugün) yaptığı toplantıda, Genel Kurulun 15 Nisan 2020 Çarşamba günkü birleşiminin saat 16.00’da başlaması önerilmiştir.

                                                                                                                                           Mustafa Şentop

                                                                                                                         Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı

                                        Muhammet Emin Akbaşoğlu                                                       Engin Özkoç

                                                      AK PARTİ                                                                           CHP

                                               Grubu Başkan Vekili                                                      Grubu Başkan Vekili

                                                Meral Danış Beştaş                                                   Muhammed Levent Bülbül

                                                           HDP                                                                                MHP

                                              Grubu Başkan Vekili                                                      Grubu Başkan Vekili

                                        Dursun Müsavat Dervişoğlu

                                                      İYİ PARTİ

                                              Grubu Başkan Vekili

BAŞKAN – Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri Kabul edilmiştir.

212 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

IX.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Ardahan Milletvekili Orhan Atalay ile 73 Milletvekilinin Yükseköğretim Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2778) ve Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 212) (Devam)

BAŞKAN - Komisyon yerinde.

Sayın milletvekilleri, az önce 7’nci madde üzerinde sehven 2 adet aynı mahiyette önerge vardır demiştim.

Madde üzerinde 2’si aynı mahiyette olmak üzere 3 adet önerge vardı. Aynı mahiyetteki önergeleri az önce okutmuştum.

Şimdi aynı mahiyetteki 2’nci önergenin konuşmacısı Artvin Milletvekili Sayın Uğur Bayraktutan.

Buyurun Sayın Bayraktutan. (CHP sıralarından alkışlar)

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 212 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 7’nci maddesi üzerine Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz aldım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sözlerimin başında, bugün, coronavirüs nedeniyle rahmetli olan Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Haydar Baş’ı ve bugüne kadar kaybetmiş olduğumuz bütün canlarımızı rahmetle anıyorum, yaralılara acil şifalar diliyorum.

Değerli arkadaşlarım, bu kanun teklifiyle alakalı söyleyeceklerimiz şunlar: 2547 sayılı Kanun’un yani YÖK Kanunu’nun 53’üncü maddesinin Anayasa Mahkemesi tarafından kısmi iptali üzerine birtakım düzenlemeler getirildi. Bu düzenlemeler içerisinde özellikle yükseköğrenim kurumlarında iş sözleşmesiyle bağlı olanlarla alakalı olarak İş Kanunu’nda, aynı şekilde yükseköğretim kurumlarında memur görevi yapanlara da Devlet Memurları Kanunu’nda bazı değişiklikler yapıldı. Şimdi, burada bazı sorunlar var, onlar da nelerdir? Burada getirilen hükümlerle beraber, değerli arkadaşlarım, ne yazık ki çelişik, yoruma açık birtakım düzenlemeler ve yaptırımlar var. Bunlar nelerdir? Bazı cezalar koyuyorlar -biraz önce Sayın Genel Başkan Yardımcımız Yıldırım Kaya da bahsetti- 25 suç çeşidiyle alakalı tanımlamalar var değerli arkadaşlarım. Bunların içerisinde “Görev sırasında amirine saygısızlık etmek.” diye bir suç tanımı yapılıyor. Yine, bunların haricinde, genel ahlak ve adaba aykırı davranışlar, yasaklanmış her türlü yayını basmaya çalışmak, dağıtmak, teşhir etmek, bununla alakalı şeyler var. Bir de görev yeriyle ilgili herhangi bir yerde toplantı, gösteri yürüyüşleriyle alakalı, izin alınmadan toplantı yapanlarla alakalı düzenlemeler getiriyor.

Değerli arkadaşlarım, görüldüğü üzere bunlar her türlü subjektifliğe açık, objektiflik ölçütlerinin ötesinde birtakım düzenlemeler. Yani buna ilişkin, bu yetkiyi kullanan kişi, bir üst makam, bu örnek verdiğimiz dört çarpıcı gerekçeye dayanarak istediği gibi işlem tayin edebilir. Bu nedenle, yarın öbür gün bunlar uygulamada büyük sorunlar ortaya çıkartabilir. Bu hususun düzeltilmesini en azından Genel Kurulun dikkatine çekiyorum. Çünkü her ne kadar teoride bu şekilde iyi niyetle bazı şeyler koyulmuş olsa da uygulamadaki bu problemlerin neler olabileceğini görüyoruz değerli arkadaşlarım.

Bunun haricinde, öncelikle ufak bir ayrıntıyı birbirinden ayırt etmemiz gerekiyor. Değerli arkadaşlarım, mahkeme kararları ile disiplin kurulu kararları arasındaki ince çizgiyi birbirinden ayırt etmek gerekir. Biliyorsunuz, buradaki disiplin suçları uyarma, kınama, aylıktan kesme, kademe ilerlemesinin durdurulması, memuriyetten men gibi açık bir şekilde ortaya konulmuş ama buna ilişkin hükümler koyuluyorken bazı müphem, bazı çelişik hükümler var, ucu açık hükümler var. Biraz sonra verilecek önergeyle düzeltileceğine yürekten inanıyoruz. Özellikle terör propagandasıyla alakalı, böyle soyut, somut kavramları olmayan, delilleri ortaya koyduğunuz zaman hiçbir delil olmadan da insanlar hakkında yaftalayarak istediğiniz soruşturmaları yapabilirsiniz. Zaten, yükseköğrenim kurumlarındaki disiplin soruşturmalarıyla alakalı kaygılarımız da bundan ibaret. Getirilen düzenlemelerle disiplin soruşturmalarının kavramları, kapsamı genişletiliyor yani bir anlamda yükseköğretim kurumları, üniversiteler kriminal bir suç örgütü olarak gözüküyor. Bu nedenle bunların düzeltilmesiyle alakalı olarak biraz önce de ifade ettiğim gibi somut tanımlar, suç unsuru nedir? Biz, bir anlamda disiplin soruşturmalarını ortadan kaldıralım, butlanla malul edelim, keenlemyekûn ilan edelim diye bir iddia içerisinde değiliz değerli arkadaşlarım ama buna ilişkin, bunu uygulayıcılar eliyle her ne kadar yasama organı iyi niyetle düzenlemeler yapsa da bunu uygulayanlar subjektif düzenlemelerle yarın öbür gün bu sorunları önümüze getireceklerdir.

Bakın, Anayasa Mahkemesinin vermiş olduğu daha önceki iptal kararları var. Anayasa Mahkemesinin vermiş olduğu kararlar yasama organını, yürütme organını, yargı organını, bütün idari organları -kamu ve özel- her tarafı bağlıyor. Buna ilişkin Anayasa Mahkemesi daha önce karar vermiş, vermiş olduğu iptal kararında üniversitede disiplin hükümleriyle alakalı hükümlerin yönetmelikle düzenlenmesiyle alakalı kararı iptal etmiş. Bu ne demektir? Diyor ki: Buradaki hükümler ciddi hükümlerdir. Bir insanla “öğretim elemanı” “öğretim üyesi” diye tabir ettiğimiz kişilerle alakalı düzenlemeleri ciddiye almış, buna ilişkin yasal düzenlemeler yapın ve… Bunun hukuksal dayanaklarını oluşturmuş. O nedenle, biz özellikle 7’nci maddede bizim için önemli olan, biraz sonra da iktidar grubu tarafından da getirileceğine inandığımız, özellikle terörle alakalı, propagandayla alakalı bu saatli bomba teşkil edecek, soyut, somut delillerle desteklenmeyen, hiçbir gerekçesi olmayan bu ibarelerin de yasa metninden çıkartılmasını özellikle talep ediyoruz çünkü buradaki düzenlemeler… En başta da ifade etmiş olduğumuz gibi Anayasa Mahkemesinin 10/4/2019 tarihinden bu tarafa doğru yapılan düzenlemelerdeki temel dayanaklarının bir an önce ortaya konmasını yüce heyetinizden talep ediyoruz.

Bu duygu ve düşüncelerle hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

3’üncü önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 212 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin çerçeve 7’nci maddesi ile 2547 sayılı Kanun’un 53’üncü maddesinin (b) fıkrasının (6) numaralı bendinin değiştirilen (a) alt bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

“a) Terör niteliğindeki eylemlerde bulunmak veya bu eylemleri desteklemek, kamu imkân ve kaynaklarını bu örgütler için kullanmak ya da kullandırmak.”

                            Muhammet Emin Akbaşoğlu                                     Recep Özel                                                 Selim Gültekin

                                             Çankırı                                                          Isparta                                                           Niğde

                                     Mustafa Kendirli                                              Recep Şeker

                                            Kırşehir                                                        Karaman

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU BAŞKANI EMRULLAH İŞLER (Ankara) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Önergeyle öğretim elemanları hakkında kamu görevinden çıkarma cezasını gerektiren fiillerde yapılan değişiklik yeniden düzenlenmektedir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

8’inci maddeye geçiyoruz.

Sayın milletvekilleri, 8’inci madde üzerinde 2 önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 212 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 8’inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                  Muazzez Orhan Işık                                         Züleyha Gülüm                                     Tulay Hatımoğulları Oruç

                                               Van                                                            İstanbul                                                          Adana

                                         Tuma Çelik                                                  Ömer Öcalan                                                Murat Sarısaç

                                             Mardin                                                        Şanlıurfa                                                           Van

Madde 8- 2547 sayılı Kanunun 53/E maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Üniversite disiplin kurulu üniversite yönetim kuruludur. Üniversiteye bağlı birimlerin yönetim kurulları disiplin kurulu olarak görev yapar. Rektörlüğe bağlı birimlerdeki disiplin kurulu; akademik personel ve daire başkanı kadrosunun dengi ve üstü kadrolarda bulunanlar için rektör yardımcısı başkanlığında üniversite yönetim kurulunca her takvim yılı başında belirlenen profesör unvanlı dört öğretim üyesi ile memurlar için ise Genel Sekreterin başkanlığında, Hukuk Müşaviri ile Personel Dairesi Başkanından oluşur. Gerek akademik personel ve daire başkanı kadrosunun dengi ve üstü kadrolarda bulunanlar ve gerekse memurlar için bu kurulların çalışmalarına ilgili çalışanın üyesi olduğu sendika temsilcisi de eşit yetkiyle dahil edilir."

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU BAŞKANI EMRULLAH İŞLER (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Van Milletvekili Sayın Murat Sarısaç.

Buyurunuz Sayın Sarısaç. (HDP sıralarından alkışlar)

MURAT SARISAÇ (Van) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Grubumuzun 8’inci madde hakkındaki görüşlerini aktarmak üzere söz aldım. Genel Kurulu ve halkımızı saygıyla selamlıyorum.

Bugün 14 Nisan yani Enfal’i anma günü. Çünkü Irak Kürdistanı’nda dört yıl içinde 180 bini aşkın Kürt katledildi, camiler, evler, okullar darmadağın edildi. Sadece Halepçe’de 5 bini aşkın insan zehirli gazlarla öldürüldü. Bugün bile ırkçı Baas rejiminin canice katlettiği insanlara ait toplu mezarlar ortaya çıkıyor. İşte bu Enfal’dir, bir Kürt soykırım programıdır. Ama en nihayetinde dünya barbar Saddam’a da kalmadı. Saddam sonrası Irak’ta bu insanlık suçları “soykırım” olarak tanındı. Hatta Britanya, Norveç, İsveç parlamentoları da buna yakın adımlar attı. Peki, Enfal’de katledilenlerin özbeöz kardeşleri olan yani 20 milyonu aşkın Kürt’ün yaşadığı ülkenin meclisi neden bunu bir soykırım olarak kabul etmiyor? Lafta bin yıllık kardeşiz ama Enfal’i Kürt soykırımı olarak tanımaktan korkuyorsunuz. Aksine, Rojava’ya saldırının adını “Zeytin Dalı” yapıyorsunuz, bir de Fetih suresi okutuyorsunuz. Burada tekrardan, Enfal soykırımında yitirdiğimiz insanlarımızı saygıyla anıyorum.

Elbette Meclisin çalışması, sorunlara çare araması takdir edilir ama kimlik, inanç, renk, ideoloji ayırmadan kanun çıkarmak lazım. Dün Meclisten geçen infaz yasasında olduğu gibi olmamalı. Çünkü geçen teklifte gözlerimizin içine bakarak “İdris Baluken ölsün.” diyen kötülük siyasi mahpusları ölüme terk eden yasaya “Evet.” dedi. Elbette tarih bunu unutmayacaktır, toplum vicdanı da bunu mahkûm edecektir.

Şimdi, hâl böyleyken yükseköğretim hakkındaki teklifi görüşüyoruz. Ama söz konusu tasarıda üniversitenin özerkliği ve akademik özgürlüğü hakkında bir şey göremiyoruz. Çünkü YÖK’ün varlık koşulu, akademisyenleri ve öğrencileri baskı altında tutmaktır. Görüşlerinden dolayı yurttan atılan, bursu kesilen öğrencileri biliyoruz. Anayasa Mahkemesinin beraat kararlarına rağmen görevlerine iade edilmeyen barış akademisyenlerini biliyoruz. Dolayısıyla YÖK, üniversite özerkliğine karşı âdeta bir engisizyon mahkemesidir, akademik özgürlüğe karşı âdeta Demokles’in kılıcıdır.

Şu an teklifin 8’inci maddesiyle disiplin kurullarında kimlerin yer alacağı düzenleniyor. Ama burada da bir şeffaflık yok çünkü söz konusu kurullarda bir sendika temsilcisinin yer alması engelleniyor. Dolayısıyla sendika temsilcilerini disiplin kuruluna almayan üniversiteler, sendikaların toplu sözleşmeyle elde ettikleri bir hakkı kullanmalarını da engellemektedir. Oysa Anayasa, toplu sözleşme hükümlerini yasaların üzerinde kabul etmektedir. Dolayısıyla toplu sözleşme hükümlerinin doğrudan uygulanması gerekir. Bu nedenle disiplin kurullarındaki ilgili çalışmalarda sendika temsilcilerinin de yer alması elzemdir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; üniversiteler normal şartlarda bir ülkenin geleceğinin inşa merkezleridir, bilimin ve sanatın kaleleridir ama AKP, akademiyi âdeta sermayenin arka bahçesi hâline çevirdi. Öğrencilerin diplomaları artık bir kâğıt parçasından ibaret çünkü üniversiteli işsizlik oranları rekor seviyede, iş bulsalar dahi güvencesiz çalışabiliyorlar, ucuz iş gücü olarak görülebiliyorlar. Kısacası, AKP iktidarı, üniversite gençliğinden destek bulamadığı için değer de vermiyor çünkü öğrencilere de müşteri gözüyle bakıyor. AKP’den üniversitelilerin lehine bir çalışma yapılacağı beklenemez.

Bakın, toplum baskısıyla, umreden dönen yurttaşlar alelacele yurtlara yerleştirildi ama beraberinde mağdur olan öğrenciler görülmedi. Uzaktan eğitime geçildi ama öğrencilerin evlerinde internet imkânı var mı, bilgisayar var mı bilinmiyor. Öğrenciler cep telefonlarından dersleri takip etmeye çalışıyorlar. “İtibardan tasarruf olmaz.” diyerek kendilerine saraylar yapanlar, söz konusu gençler olunca tasarrufçu kesiliyorlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

MURAT SARISAÇ (Devamla) – Tamam Sayın Başkan.

Yani, sonuç olarak üniversitenin özerkliği ve akademisyenlerin özgürlüğü ülkenin geleceğidir. Üniversiteler geriledikçe ülkeyi hurafelerin aklı esir alacaktır çünkü bilimsel özgürlüğün esas alınmadığı yerde sadece cehalet revaçta olur. Dolayısıyla hatırlatırım ki İspanya’nın gururu General Astray değil, Garcia Lorca’dır. Fransa’nın gururu savaş meraklısı General De Gaulle değil, Jean Paul Sartre olmuştur.

Genel Kurulu selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özkan.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

60.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, Van Milletvekili Murat Sarısaç’ın görüşülmekte olan 212 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 8’inci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

CAHİT ÖZKAN (Denizli) - Kayıtlara geçmesi için altını çizerek ifade etmek istiyorum. Hatip, metinden okuyarak yapmış olduğu konuşmasında “Rojava’ya saldırının adı ‘Zeytin Dalı’ oluyor, bir de Fetih sureleri okunuyor.” ifadelerini kullandı. Zeytin Dalı, Fetih surelerinin okunması ülkemizin birlik ve beraberliğini muhafaza altına almak için yapılmıştır, terörle mücadele için yapılmıştır; Kürtlerin, Arapların, Türklerin barışı için oradadır. Bunun altını milletimiz adına tekrar çizmek istiyorum.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Beştaş…

61.- Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Doğrusu, hatibimizin sözlerine yanıt verdiği için söz almak zorunda kaldım gecenin bu saatinde. Yani bu Rojava’ya, diğer deyişle Kuzeydoğu Suriye’ye gidişin “Zeytin Dalı” ismini alışı burada günlerce, saatlerce, yüzlerce konuşmada ifade edildi. Yani bunun bütün ayrıntılarını gecenin bu saatinde tekrar açmayacağım ama neticede ortada bir gerçek var: Fetih sureleri okundu mu? Okundu. Bunun adı “Zeytin Dalı” oldu mu? Oldu. Orada Kürtlerin yoğunluklu yaşadığı bölge -Araplarla, Ermenilerle, Süryanilerle- boşaltıldı mı Afrin gibi? Boşaltıldı ve ısrarla ve inatla yandaş medyada “Şu köyü de ele geçirdik.” “Bu kasabayı da ele geçirdik.” “Şurayı da ele geçirdik.” açıklamaları yapıldı mı? Yapıldı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Ve biz buna karşı, Halkların Demokratik Partisi olarak her zaman bunun doğru olmadığını, Afrin’e gidişin kesinlikle bir “operasyon” olarak ifade edilemeyeceğini, Kuzeydoğu Suriye’ye yönelik saldırıların Türkiye’nin birliği ve bütünlüğüyle hiçbir ilgisinin olmadığını, bunun bir işgal ve işgal girişimi olduğunu söyledik. Bu görüşümüzü her zaman da söylemeye devam edeceğiz. Ve bugün o sorun hâlâ devam ediyor. Bunun yerine, iktidar partisinden, Enfal katliamını ve soykırımını kınamalarını, yıl dönümünde yaşamını yitiren yüz binlerce insanı anmalarını beklerdim doğrusu. Her gün “Kürt kardeşim” denilen bir ülkede -bizim de Parlamentomuz burası, sadece bir kimliğin değil- bunu beklerken bu yanıtla karşılaşmak da çok üzücü olmuştur.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özkan.

62.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Sayın Başkan, biz kürsüden hatibin yapmış olduğu konuşmaya cevabı vermişken, Grup Başkan Vekilleri bunu sözde tevil ederken apayrı, farklı, haksız ve yanlış ithamlarda ve tespitlerde bulunmuştur. Bakınız, Zeytin Dalı Operasyonu, Kuzey Suriye’de petrol şirketlerinin, silah baronlarının ve faiz lobilerinin… Kim bunlar? Emperyalistler.

DİRAYET DİLAN TAŞDEMİR (Ağrı) – Zeytin dallarını ne yaptınız? Ne yaptınız zeytin dallarını?

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Onların Orta Doğu’da yakmak istedikleri fitne ateşini alevlendirmek için o bölgede konuşlandırılmış olan, vekâleten yürütülmekte olan o terör savaşı ve terör oluşumlarına karşı milletimizin beka mücadelesidir. Biz, bu oyunları yüz yıl öncesinden biliyoruz. O bölgede, Zeytin Dalı Operasyonu’nun yürütüldüğü, Fırat Kalkanı, Barış Pınarı Operasyonlarının yürütüldüğü…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın efendim.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – …o coğrafyaya bakarsanız oralarda Kürtlerin, Arapların ve Türkmenlerin barışına ihanet eden terör örgütlerinin oralardan sürüldüğünü görürsünüz. (HDP sıralarından “İşgalcisiniz!” sesleri)

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Bu devlete “işgalci” diyen teröristtir, devlete “işgalci” diyen teröristtir.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Lütfen…

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Ezidiler, Süryaniler, Keldaniler, Nasturiler, Museviler, Araplar, Müslümanlar o coğrafyada yüzyıllar boyunca nasıl barış içerisinde yaşamışsa, bu milletin ecdadının ortaya koyduğu o barış ikliminde nasıl beraber olmuşsa, bu şanlı ecdadının ahfadı olan bu aziz millet yeniden orada barışı ve huzuru egemen kılacak. Orada terör örgütü yapılanmasına asla müsaade etmeyeceğiz. (AK PARTİ ve MHP sıralarından alkışlar) Evet, oraya giden Mehmetçik’imizin arkasından Fetih sureleri okundu, orada hayatını kaybedenler de şühedaya ulaştı.

NURAN İMİR (Şırnak) – Nereden gördün?

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ ve MHP sıralarından alkışlar)

TUMA ÇELİK (Mardin) – Haksızsınız.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Beştaş.

63.- Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin tekraren açıklaması

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan, gördüğümüz üzere bugün Sayın Grup Başkan Vekili pek konuşma yapmadı. Bunu fırsat kolladı ve yine her zaman olduğu üzere bir miting konuşmasıyla karşı karşıyayız. Burası bir miting alanı değil.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Şimdi o silah baronları var ya, faiz lobileri, petrol şirketleri; göreceksiniz...

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Burada yüz binlerce, milyonlarca yurttaş ya da kendi partilileri yok, böyle bir propagandaya gerek yok. Burası Meclis ve biz bir yasama faaliyeti yapıyoruz. Dediğim gibi, bunları çok tartıştık. Böyle büyük bir şevkle bunu söyleyince zaten ben de söylemek zorundayım, biz, bu görüşlerin tümünün dayanağını da…

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Kürtlere ihanet eden terör örgütleriyle mücadele ediyoruz orada.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Ben sizi dinledim, ben sizi dinledim, lütfen saygılı olun.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Başka yere geçip de mevzi genişletmeye kalkma.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Bakın, ben sizi dikkatle dinledim, dikkatle dinledim.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Başka yere gidip mevzi genişletme

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Dikkatle dinledim.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Orada bizim yaptığımız mücadele Kürtlere ihanet eden terör örgütüyledir.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan, lütfen…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Beştaş.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Bu söyledikleri sözlerin hiçbirine dünya itibar etmiyor, o “müttefiklerim” dedikleri hiçbir ülke de itibar etmiyor. Amerika’sından Rusya’sına, Rusya’sından Avrupa’sına, Avrupa’sından Asya’sına, Uzak Doğu’suna kadar Türkiye’nin bu işgal teşebbüsünü ve işgalini bütün ülkeler kınamıştır.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Terör örgütlerine operasyon yaptı.

SALİH CORA (Trabzon) – Terör örgütlerine operasyon yaptı ya!

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Birleşmiş Milletler nezdinde de Avrupa Konseyinde de oradaki insan hakları ihlalleri, orada yapılan işkenceler, orada yapılan gasplar bütün dünyanın gündemindedir. Şu anda corona salgını olduğu için bu pek tartışılmıyor ama bunu biz gayet iyi biliyoruz. Ortada bir Kürt düşmanlığı var, bir Kürt eğer Kuzey Kutbu’na da gitse, Papua Yeni Gine’de de olsa, uzayda da olsa onların fıtratında Kürt’e düşmanlık var; bunu biliyoruz, biliyoruz! (HDP sıralarından alkışlar; AK PARTİ sıralarından “Hadi oradan!” sesleri)

AYHAN EREL (Aksaray) – Bu konuşmaların tartışılan yasayla ne alakası var?

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Sayın Başkan, böyle…

BAŞKAN – Sayın Özkan… Sayın Özkan, anlaşılmıştır, anlaşılmıştır.

64.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelere ilişkin tekraren açıklaması

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Anlaşılma falan yok. Eğer bu ülkede, bu ülkede… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Müsaade edin arkadaşlar.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Ne oluyor?

BAŞKAN – Önce, bir gruptaki arkadaşlar…

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Bu ülkede Kürtlerin, Arapların, Türklerin, Türkmenlerin barışına, huzuruna ihanet eden terör örgütünün temizliği için oraya Mehmetçiğimiz gitmişse…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Halk var orada, halk halk!

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Parti propagandası yapmıyoruz. Avrupa da bütün dünya da BM’nin düzenlemeleri de uluslararası hukuk da oradaki haklı mücadelemizi tescil etmiştir. (HDP sıralarından gürültüler) Ama Avrupa’da bu iradeye, bu yaklaşıma destek olan kimler? Silah şirketleri, silah, petrol şirketleri, faiz lobileri! (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Yüz yıl önce bu oyun oynandı. Artık bu oyunu tekerrür ettirmeyeceğiz, orada ihanetin başını Allah’ın izniyle ezeceğiz, bunun kaçışı yok. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, HDP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Grup…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkanım, cevap verme gereği duymuyorum.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Biz hazırız, biz hazırız. Böyle bir şey yok!

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan… Sayın Başkan…

SALİH CORA (Trabzon) – Bölücülük yapıyorsunuz.

BAŞKAN – Müsaade eder misiniz.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Anlaştık diye bizi şey yapacaksınız ha! Böyle bir şey yok.

BAŞKAN – Müsaade eder misiniz…

HÜDA KAYA (İstanbul) – Oradan artistlik yapmayın!

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Yok anlaşmışız da yok… Çıkmasın yasa ya!

BAŞKAN – Müsaade eder misiniz.

65.- Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, 82 milyon yurttaşın bir arada, eşit ve özgür şartlarda birlikte yaşamasını savunan bir partinin temsilcisi olduklarına ilişkin açıklaması

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Burada asıl bölücülük bu ülkenin dörtte 1 nüfusu Kürt’ken böyle bir konuşma yapmaktır. Bölen onlardır, birleştiren biziz.

ŞAHİN TİN (Denizli) – Hadi oradan, hadi be, hadi!

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Biz bu ülkede 82 milyon yurttaşın bir arada, eşit, özgür şartlarda birlikte yaşamını savunan bir partinin temsilcileriyiz. Ben onun söylediklerine cevap verme gereği duymuyorum.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Terörle arana çizgini çek, terör örgütünü lanetle, birliğe katkı sun.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – S-400’lerin peşinden koşan, silah şirketleriyle anlaşmalar yapan bir iktidar partisinin grup başkan vekili gelip bize silah tüccarlarından söz etmesin.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Silah baronları, petrol şirketleri o coğrafyada petrolü…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Bizim silahla, S-400’le, ABD ve Rusya’yla bu tip ilişkilerimiz olmadı. Onlar da bu işin ortağıdır! (HDP sıralarından alkışlar)

IX.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Ardahan Milletvekili Orhan Atalay ile 73 Milletvekilinin Yükseköğretim Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2778) ve Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 212) (Devam)

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar, önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Yükseköğretim Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 8’inci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “kurulunca” ibaresinin “kurulu tarafından” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                            Dursun Müsavat Dervişoğlu                                   Orhan Çakırlar                                                Enez Kaplan

                                              İzmir                                                            Edirne                                                         Tekirdağ

                                      Fahrettin Yokuş                                               Bedri Yaşar                                           Arslan Kabukcuoğlu

                                             Konya                                                          Samsun                                                        Eskişehir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU BAŞKANI EMRULLAH İŞLER (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Samsun Milletvekili Sayın Bedri Yaşar.

Buyurunuz Sayın Yaşar. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BEDRİ YAŞAR (Samsun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, bu tartışma ortamında neler ifade ederiz bilmiyorum ama Gazi Meclisin gazi ordusu ihtiyaç duyarsa, gerek duyarsa dünyanın her yerine gider ve gereğini yapar. (İYİ PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

Değerli milletvekilleri, bu vesileyle Bağımsız Türkiye Partisinin Genel Başkanı Profesör Doktor Haydar Baş’a Allah’tan rahmet, kederli ailesine de başsağlığı diliyorum.

Değerli milletvekilleri, 8’inci maddeyi genel içerik bakımından değerlendirdiğimizde gerçekten yükseköğretim kurumlarımızın bazı aksaklıkları ve eksikliklerini gideren ve ortadan kaldıran bir kanun teklifi olarak görüyoruz. Yükseköğretim kurumu sayısı bugün 129’u devlet, 78’i vakıf üniversitesi olmak üzere 207’ye yükselmiştir; Ankara Bilim Üniversitesi ve Kocaeli Sağlık ve Teknoloji Üniversiteleri de dâhil olunca sayı 209. Tabii, bütün bunları sayarken biz şahsen üniversitelerin sayılarının çok olmasından, her ilde bir üniversite olmasından mutluluk duyarız, bunda en ufak bir şeyimiz yok ama bunun yanı sıra, mezun olan öğrenci sayısından daha çok, bugün yaklaşık 4 milyon işsizimizin 1 milyonunun da üniversite mezunu olduğunu unutmayalım.

Maalesef, bugün dünyada ilk 500’ün içerisinde bazı kayıtlara göre bizim 4 üniversitemiz var, bazı kayıtlara göre hiç yok; ilk binin içerisinde 22 tane üniversitemiz var. Biz üniversitelerin değerini uluslararası arenadaki değerleriyle ölçeriz.

Yine, aynı şekilde, üniversite öğretim görevlilerinin yazdıkları makalelerin uluslararası arenada yer aldığı sayıyla ölçeriz; kaç tane buluş yapmış, kaç tane patent almış. Üniversitelerimizin değerini bunlarla ölçmemiz lazım.

Yine, üniversitelerimizin daha çok araştırmalarıyla, bilime katkılarıyla ön plana çıkmasını arzu ederiz. Yine bununla beraber, bugün şöyle bir geneline baktığımız zaman, biz istiyoruz ki üniversitelerimiz ile sanayi iç içe olsun, sanayinin ihtiyaçlarını karşılasın ve ülkenin bir yere gitmesinde katkılar sağlasın. Mesela, özellikle yazılım konusunda ne kadar ihracatımız var, dünyaya yazılım konusunda ne kadar katkı sağlayabiliyoruz? Bugün, Hindistan, bulunduğu konum itibarıyla yazılım pazarında dünyanın en büyük üreticilerinden biri ama maalesef, Sayın Cumhurbaşkanımız da dâhil, hep üniversitelerden şikâyet ediyoruz. Hepimiz şikâyet ediyoruz; bilim üretmediğinden, teknoloji üretmediğinden şikâyet ediyoruz. Dolayısıyla, adama yapılan yatırım en değerli yatırımdır. Bizim de üniversitelere bu manada çok ciddi destek olmamız lazım, bilim adamı yetiştirmemiz lazım. Coronavirüs dolayısıyla da bugün hep beraber bilim adamlarını izliyoruz; hepimiz bilime teslim olduk, Bilim Kuruluna teslim olduk, Bilim Kurulundan çıkan sonuçlara göre de hareket etmeye çalışıyoruz. Ümit ediyoruz ki tedaviler de ülkemizde bulunsun, aşılar da ülkemizde bulunsun, bilimi ihraç edelim. Aynı şekilde, beyin göçü var bu ülkede, beyin göçünün önüne geçelim. Mümkünse bilim adamlarımızın, öğretim görevlilerimizin en yüksek seviyeden maaş almalarını canıgönülden isteriz.

Bakın, arkadaşlar, hep getirip cumhuriyete dayandırıyoruz ya, cumhuriyetin ilk yıllarında öğretmenlerin aldığı maaş Türkiye Cumhuriyeti’ndeki en yüksek maaşlardan biridir. Dolayısıyla, o zamanlardan hatırlarsınız, öğretmenlerin, aldıkları maaş itibarıyla en ufak bir geçim sıkıntıları yoktu ama geçen zaman dilimi içerisinde, bugünlere geldiğimiz zaman, bilim adamlarının ve öğretmenlerin aldığı maaşlara baktığımız zaman, skalanın çok aşağı düştüğünü hep beraber görürüz. Ben buradan öneriyorum: Bu milletin, bu memleketin geleceğini emanet ettiğimiz çocuklarımızın yetişmesine vesile olacak öğretmenlerimize ve bilim adamlarına mümkünse en yüksek maaşı ödeyelim; onların, bilim üretmek adına, eğitim çalışmaları adına en ufak bir sıkıntıları olmasın.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım efendim.

BEDRİ YAŞAR (Devamla) – Tamamlıyorum Başkanım.

Bu manada, bizim, üniversitelerle ilgili, araştırmalara yönelik, AR-GE’ye yönelik bilime, ilime her türlü yatırımı, her türlü katkıyı -siz iktidardasınız, bugün yetki makamı sizde; neyi getirirseniz getirin- vermeye hazır olduğumuzu grubumuz adına buradan bir kez daha ifade ediyorum.

Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Şimdi, 9’uncu madde üzerinde 2 önerge vardır.

1’inci önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 212 sıra sayılı Yükseköğretim Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 9’uncu maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                                       Yıldırım Kaya                                                 Murat Emir                                                Turan Aydoğan

                                             Ankara                                                          Ankara                                                         İstanbul

                                        Tekin Bingöl                                             Süleyman Bülbül                                              Ahmet Akın

                                             Ankara                                                          Aydın                                                         Balıkesir

                                       Alpay Antmen                                        Abdurrahman Tutdere                                          Mahir Polat

                                             Mersin                                                        Adıyaman                                                         İzmir

                                        Serkan Topal                                                                                                                      Fikret Şahin

                                              Hatay                                                                                                                               Balıkesir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU BAŞKANI EMRULLAH İŞLER (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Şimdi, önerge hakkında konuşmak isteyen, Ankara Milletvekili Sayın Murat Emir.

Buyurunuz Sayın Emir. (CHP sıralarından alkışlar)

MURAT EMİR (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Konuşma hakkımı, birazdan görüşeceğimiz sağlıkta şiddetin önlenmesini hedefleyen yasa maddesi üzerinde kullanmak isterim.

Bir defa, elimde gördüğünüz teklif metni, 5 partinin de imzaladığı bir metin olması dolayısıyla başlı başına değerlidir. Dolayısıyla, sağlıkçıların uzun yıllardır talep ettiği, halkımızın uzun yıllardır ihtiyaç duyduğu çok önemli bir soruna 5 partinin de destek vermiş olması başlı başına değerlidir; her bir partiye teşekkür ederim. Ancak, değerli arkadaşlar, bu teklif bizi tatmin etmemiştir, bu teklif bizi mutlu etmemiştir; eleştiriye açıktır, bu teklifin geliştirilmeye ihtiyacı vardır.

Öncelikle, değerli arkadaşlar, sağlıkta şiddet olan özellikle kasten yaralama, tehdit, hakaret ve görevi yaptırmamak üzere direnme suçlarında cezaların yarı oranında artırılması isabetlidir. Buradan doktora, hemşireye, sağlıkçıya tehdit savuracak, saldıracak kişilere, Meclisimiz ve halkımız bir mesaj vermektedir: “Herkes, sağlık emekçilerine saygı göstermek ve görevini yapması konusunda yardımcı olmak zorundadır.”

Değerli arkadaşlar, oysa, hükmün açıklanmasının geri bırakılması yasağının da olmasını beklerdik. Özellikle, birçok suç bakımından, tehdit, hakaret bakımından iki yılın altında olan suçlar cezasız kalacak ve birçok saldırgan bundan yararlanacak; bu üzüntü vericidir, Meclisin bunu düzeltmesini talep ediyorum. Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının sağlıkçılar bakımından uygulanmaması bir zorunluluktur.

Diğer bir nokta, arkadaşlar, hizmetten çekilme hakkı. Bakın, 2013’te Meclisimiz bir araştırma komisyonu kurdu, o komisyon raporunda da bu var, bütün dünya örneklerinde var. Hekime, hemşireye, sağlıkçıya saldırılıyor ama o hekim, o hemşire tekrar o saldırgana veya yakınına bakmak zorunda kalıyor. Hizmetten çekilme hakkı, son derece temel bir haktır ve bu yasanın içine mutlaka dercedilmelidir.

Diğer bir önemli husus, arkadaşlar, son derece geç kalmış bir yasadır. Bu yasa gelene kadar yüzlerce şehit verdik. Her yıl, maalesef, on binlerce sağlıkçıya saldırı oldu. Daha 2018 yılında, Kasım 2018’de, sizin getirdiğiniz bir torba yasada, dilimizde tüy bitti “Gelin şu sağlıkçılara saldırıları engelleyelim. Bütün Meclis olarak sağlıkçılarımıza sahip çıkalım; doktorumuza, hemşiremize, eczacımıza sahip çıkalım.” dedik -tutanaklar buradadır, yine, gecenin bir vaktiydi- kulaklarınızı tıkadınız ve o zaman, dağ fare doğurdu ve bütün çabamıza rağmen, ancak ve ancak, ifadelerinin yani saldırıya uğrayan sağlıkçının ifadesinin kendi kuruluşunda alınabileceğine dair, bize göre son derece değersiz bir düzenleme geçti.

Dolayısıyla, değerli arkadaşlar, son derece geç kalınmıştır. İstatistiklere baktım bu konuşmayı yapmadan önce, sağlıkçılara sadece 2019 yılında 10.731 sözlü ve fiziksel saldırı olmuş; bu çok büyük bir rakam. Arada yaşamını kaybeden sağlıkçılar oldu, geciktik.

“Bugün bu noktaya nasıl geldik?” diye bakarsak, öncelikle, sağlıkçılara karşı bu saldırılar son derece artmıştı, toplumun bütün kesimleri bunu reddediyordu, artık öyle bir rüzgâr oluşmuştu ki sağlıkçıları mutlaka yasal olarak da korumak gerekiyordu ve en nihayetinde bu yasa geldi. Zannederim ki Covid-19 salgını sırasında sağlıkçılarımızın canlarını, yaşamlarını ortaya koyarak, hem de sadece kendi yaşamlarını değil, ailelerinin yaşamlarını da ortaya koyarak verdikleri mücadele de bu yasanın böylesine gelmesinde, nihayet gelmesinde etkili oldu.

Dolayısıyla, bu yasa bizim içimize sinmemiştir, eksiktir ama bir ölçüde topluma şu mesajı vermek açısından da anlamlıdır: Meclis sağlıkçılara sahip çıkmıştır, sağlıkçılar düne nazaran bugün sahipsiz değildir ve sağlıkçılara saldırmanın, hakaret etmenin elbette bir bedeli vardır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MURAT EMİR (Devamla) – Sayın Başkan, bitireceğim eğer kısacık bir söz verirseniz.

BAŞKAN – Buyurun.

MURAT EMİR (Devamla) – Tabii, sağlıkta şiddetin bir yasayla, cezaların artırılmasıyla düzelmeyeceğini biliyoruz. Sağlıkta şiddet son derece geniş ve çok boyutlu bir sorun. Eğitim tarafı var, sağlık ortamının düzenlenmesi tarafı var, sağlık hizmeti verilen ortamlarda gerginlik olması, oranın şiddet üretmesi gerçeği var ve de -bunu söylemeden edemeyeceğim- siyasi iktidarınızın özellikle sağlıkçılara ve doktorlara yukarıdan bakışının da çok önemli bir etkisi olduğunu belirtmem lazım.

Yine de her şeye rağmen, Meclisimize bu yasa için teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Şimdi diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Yükseköğretim Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 9’uncu maddesinin (2)’nci fıkrasında yer alan “yapılabilir” ibaresinin “yapılır” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                            Dursun Müsavat Dervişoğlu                                   Orhan Çakırlar                                                Enez Kaplan

                                              İzmir                                                            Edirne                                                         Tekirdağ

                                      Fahrettin Yokuş                                        Arslan Kabukcuoğlu                                           Hüseyin Örs

                                             Konya                                                         Eskişehir                                                        Trabzon

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU BAŞKANI EMRULLAH İŞLER (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında söz sahibi, Trabzon Milletvekili Sayın Hüseyin Örs.

Buyursunlar Sayın Örs.

HÜSEYİN ÖRS (Trabzon) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan kanun teklifinin 9’uncu maddesi üzerinde İYİ PARTİ Grubu adına söz aldım. Hepinize öncelikle hayırlı geceler diliyorum, Genel Kurula saygılarımı sunuyorum.

Değerli milletvekilleri, konuşmama başlamadan önce, Covid-19 sebebiyle tedavi edilmekte olduğu hastanede hayatını kaybeden Trabzonlu hemşehrimiz, Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Profesör Doktor Haydar Baş’a Cenab-ı Hak’tan rahmet diliyorum; ailesine, sevenlerine sabır diliyorum.

Bu akşam Sayın Sağlık Bakanımızı, Fahrettin Koca Bey’i izledim. Bu akşamki açıklamalarından öğrendiğimiz, sürecin başından beri 1.403 vatandaşımız maalesef hayatını kaybetmiştir. Bu vatandaşlarımıza Cenab-ı Hak’tan rahmet diliyorum. Tedavilerine devam eden yurttaşlarımıza şifa diliyorum ve bir kez daha vatandaşlarımıza kurallara uyalım, evde kalmaya devam edelim diyorum.

Değerli milletvekilleri, görüşmekte olduğumuz kanun teklifinin ilgili maddesiyle 2547 sayılı Kanun’un 53/F maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde değişiklik yapılmaktadır. Söz konusu değişiklikle, uyarma ve kınama cezalarının itirazlarının yapılacağı birimin, disiplin kurulunun oluşturulma ve yönetilme şekli değiştirilmektedir. Uyarma ve kınama cezalarına ilişkin toplanan ve soruşturmayı yöneten kurulda bulunanlar ile soruşturmaya esas olan konunun tarafı olan kişiler arasında akrabalık ya da benzeri bir bağın bulunmaması gibi bir düzenlemenin de bu değişiklikte göz önünde bulundurulması iyi olur diye düşünüyoruz. Ancak bu şekilde, ortaya çıkacak olan bazı olumsuzluklar da, en azından şaibeler de giderilir diyorum.

Değerli milletvekilleri, AK PARTİ iktidarları döneminde 7 kez Millî Eğitim Bakanı, 20 kez millî eğitim müfredatı değişmiştir -bu hepimizin bildiği bir gerçek- üniversitelerimiz siyasallaştırılmış, akademik özgürlükler yok edilmiştir. Siyasal iktidar yükseköğretimin her alanına müdahale etmiş, rektör atamalarından memur alımlarına kadar tüm akademik süreçlerde liyakat göz ardı edilmiştir. Üniversitelerimizin en önemli sorunu, idari ve mali özerkliğe sahip olmayışlarıdır. Üniversitelerimiz ideolojik ve siyasi baskılardan kurtulmadıkça, liyakati esas alan bir anlayışla yönetilmedikçe çağdaş, bilimsel ve üretken bir yapıya kavuşamaz diyorum.

Değerli milletvekilleri, bugün burada Yükseköğretim Kanunu’ndaki değişiklikleri görüşüyoruz. Bu noktadaki bir talebi de yüce Meclisin gündemine arz etmek istiyorum. Değerli arkadaşlar, üniversite eğitimini yarıda bırakmak zorunda kalanların sayısı bugün yüz binlerle ifade edilmekte memleketimizde, bu gerçekten çok ciddi bir rakamdır. Bu öğrencilere baktığımızda, ülkemizin yaşadığı ekonomik sıkıntıları da göz önüne aldığımızda, genelde ekonomik imkânsızlıklar, sağlık problemleri, kriz ortamından psikolojik olarak etkilenen veya ailevi sebepler nedeniyle ayrılmak zorunda kalan öğrencilerin çoğunlukta olduğunu görmekteyiz. Ülkemizde yaşanan ekonomik ve sosyal sebeplerle üniversitelerden ayrılmak zorunda kalan öğrencilerimiz yarım kalan eğitimlerini tamamlamak istiyorlar, bu konuda çok sayıda talep var. Yükseköğretim kurumlarında hazırlık dâhil bütün sınıflarda intibak, ön lisans, lisans, yüksek lisans, doktora öğrenimi gören öğrencilerden kendi isteğiyle ilişikleri kesilenler dâhil, terör suçundan hüküm giyenler ile terör örgütlerine veya Millî Güvenlik Kurulunca devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı nedeniyle ilişiği kesilenler hariç, her ne sebeple olursa olsun ilişiği kesilenler ile bir program kazandıkları hâlde kayıt yaptırmayanların 2020-2021 eğitim öğretim yılında öğrenimlerine başlamalarının önü açılmalıdır diyorum.

Değerli arkadaşlar, İYİ PARTİ olarak, teklifin 26’ncı maddesinden sonra ihdas edilmek üzere, yukarıda bahsedilen koşulları sağlayan, muhtelif şart ve sebeplerden ötürü eğitimini yarıda bırakmış olan, intibak, ön lisans, lisans tamamlama, lisans, yüksek lisans, doktora öğrenimi gören öğrencilerimiz için verdiğimiz, öğrenci affı niteliğinde -yeni madde ihdası- bir talebimiz oldu ancak Komisyonda bu talebimiz iktidara mensup arkadaşlarımız tarafından reddedilmiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

HÜSEYİN ÖRS (Devamla) – Çok özür dilerim Sayın Başkanım.

Değerli arkadaşlar, son olarak, gelin, bu öğrencilerimizin sesine kulak verin, yüz binlerce öğrencimizin yarım kalan üniversite veya diğer yüksekokul veya yüksek lisans, doktora eğitimlerini tamamlama isteklerine kulaklarınızı tıkamayın diyorum ve Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Şimdi, 10’uncu madde üzerinde 3 önerge vardır.

1’inci önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 212 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 10’uncu maddesinin tekliften çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                                  Muazzez Orhan Işık                                         Züleyha Gülüm                                     Tulay Hatımoğulları Oruç

                                               Van                                                            İstanbul                                                          Adana

                                         Tuma Çelik                                                  Ömer Öcalan                                                  Nuran İmir

                                             Mardin                                                        Şanlıurfa                                                         Şırnak

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU BAŞKANI EMRULLAH İŞLER (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen, Şırnak Milletvekili Sayın Nuran İmir.

Buyurunuz Sayın İmir. (HDP sıralarından alkışlar)

NURAN İMİR (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım ve saygıdeğer halkımız; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Önce, Enfal soykırımında yaşamını yitiren yüz binlerce insanımızı rahmetle anıyorum ve lanetliyorum o soykırımı. Özellikle otuz dört yıl önce yüz binlerce insanın canına mal olan böylesi bir soykırımla ilgili bu kürsüde, bu Mecliste herhangi bir sözün çıkmaması da ayrıca ciddi anlamda bir eleştiri konusudur. Bin yıllık kardeşlik edebiyatının ne kadar samimi ve dürüst olduğuna da bir kez daha tanıklık etmiş oluyoruz.

Bu kanun teklifinin 10’uncu maddesinde, üniversitelerin ulusal ve uluslararası kuruluşlar tarafından desteklenen projelerine toplam proje bedelinin yüzde 30’u kadar kaynak aktarılabileceği öngörülmektedir. Ancak hangi projelere destek verileceğine, bunun hangi kurul tarafından belirlenip denetleneceğine dair ifadelere yer verilmemiştir. Bu konudaki belirsizliğin ortadan kaldırılması gerekmektedir ve kaynak aktarımı yapılabilecek proje seçiminin objektif ölçülere göre yapılıp yapılmayacağı da belirsizdir. Her kanunda olduğu gibi bu kanunda da, özellikle özerk olan üniversitelerin görüşleri alınmadan, YÖK ve Hükûmet ortaklığıyla alınmış tepeden kararlarla, işinize nasıl geliyorsa o şekilde yapıyorsunuz; buna da alıştık zaten.

Coronavirüs günlerinde, bir aciliyet gerektirmeyen bu yasa değişikliği yerine, coronavirüs günlerinde Türkiye’de eğitim nasıl verilmektedir, bu konuya dair neler yapabileceğimizi burada tartışmamız gerekiyordu. Belli ki sizler yine durumdan fırsat yaratma peşindesiniz. Toplum can derdinde, kasap iktidar et derdinde, fırsatçılık derdinde, yine hesap derdinde.

Mensubu olduğum Şırnak ili ve ilçelerinde insanların yüzde 50’si yoksul ailelerdir. Her evde en az 3 ve 5 arası öğrenci mevcuttur ve televizyon üzerinden verilen uzaktan eğitim sistemiyle bu öğrenciler ne kadar verim alabilirler, buna dair nasıl bir çalışma yapılabilir, nasıl bir denetim uygulanabilir, öğrencilerin ne kadarı bu uzaktan eğitimden faydalanabilmektedir, bunları tartışmamız gerekiyor.

SALİH CORA (Trabzon) – Şırnak’a en son ne zaman gittin sen?

NURAN İMİR (Devamla) – Ben her gün Şırnak’tayım, sen önce o Ankara kulislerinde ne yaptığının hesabını ver.

Kürt illerinde, ana dilinde eğitim görmeyen öğrenciler, okullarda gördükleri eğitimi zaten zar zor anlamaktadırlar. Bu da yetmezmiş gibi, evde yürütülen uzaktan eğitim ne kadar verimli olabilir? Gelin, gidin sorun Şırnak merkeze, Cizre’ye, İdil’e, Silopi’ye, Uludere’ye, Beytüşşebap’a, oranın çocukları ne istiyor, öğrencileri ne istiyor, velileri ne istiyor, önce bunları öğrenin, ona göre buraya gelin ve yasa uygulayın.

Uzaktan eğitim sistemi, ana dilde eğitimin önemini tekrar ortaya koymaktadır. Eğer bugün Kürt illerinde Kürtçe ana dilde eğitim sistemi mevcut olsaydı uzaktan eğitim sistemi de çok daha verimli olabilirdi. Fakat her zaman olduğu gibi, eğitimde fırsat eşitsizliği uzaktan eğitimde de ortaya çıkmaktadır. Evinde televizyonu olmayan ile elinde tabletiyle eğitim gören öğrenciler, yarın öbür gün aynı sınava tabi tutulacaklardır. Bu ne kadar adildir, bunu da sizin takdirinize sunuyoruz.

Eğitimle ilgili bir düzenleme yapılacaksa milyonlarca öğrencinin kredi borçlarını silebilirsiniz mesela, eğitim hakkı gasbedilmiş binlerce öğrenciyi affedebilirsiniz, on binlerce mezun öğrenciye bu şartlar altında bir ekonomik destek paketi çıkarabilirsiniz. İlla da eğitime dair bir şey yapacaksanız bunlardan başlayabilirsiniz. Örneğin, coronavirüs sebebiyle diğer ülkelerde, son sınıfta okuyan, staj döneminde olan tıp öğrencilerinden faydalanmak için atamaları gerçekleştirilen bir sürü öğrenci var. Sizler de bunu yapın, coronavirüsle ilgili yapmanız gerekenlerden bir tanesi bu mesela. Ama siz bu zorlu süreçte bile iktidarınızı sürdürebilmek için işinize ne geliyorsa onu yapıyorsunuz.

Değerli milletvekilleri, infaz düzenleme yasasında yedi gün boyunca burada çıkan muhalefet vekillerinin ezici çoğunluğu aynı sözü haykırdı, infaz düzenlemesinde eşitlik sağlansın istedi. Bu söylenilenler hiçbirimizin sadece kişisel düşüncesi değildi; bu haykırış Türkiye’nin en az yüzde 50’sinin talebi ve isteğiydi, onlarca sivil toplum kuruluşunun yaptığı kampanyalardı, sosyal medyada milyonlarca insanın talebi ve isteğiydi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

NURAN İMİR (Devamla) – Sayın Başkan, tamamlıyorum.

BAŞKAN – Tamamlayalım Sayın İmir.

NURAN İMİR (Devamla) – Teşekkür ediyorum.

Bu ülkede eşitlik ve demokrasi isteyen ve haykıran halkın isteğiydi, adalet isteyen milyonlarca insanın istekleriydi fakat hiçbirini görmediniz, duymadınız. 70 maddelik yasa geçene kadar hepimiz bir ağızdan “İnsanları ölüme terk ediyorsunuz, yapmayın.” dedik. “Yapmayın.” dedik, sizler ne yaptınız? 70 maddelik yasayı tek bir virgül dahi değiştirmeden geçirdiniz; organize büyük bir kötülüğün yine imza attınız altına ama tarih dünü yazdı, unutmayacak, halklar da unutmayacak, sizler de bugünü unutmayın.

Saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Şimdi diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Yükseköğretim Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 10’uncu maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “yönetici payı” ibaresinden sonra gelmek üzere “koçluk, rehberlik” ibaresinin ilave edilmesini arz ve teklif ederiz.

                            Dursun Müsavat Dervişoğlu                                   Orhan Çakırlar                                                Bedri Yaşar

                                              İzmir                                                            Edirne                                                          Samsun

                                  Arslan Kabukcuoğlu                                        Fahrettin Yokuş

                                           Eskişehir                                                         Konya

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU BAŞKANI EMRULLAH İŞLER (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen, Eskişehir Milletvekili Sayın Arslan Kabukcuoğlu.

Buyurunuz Sayın Arslan Kabukcuoğlu. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

ARSLAN KABUKCUOĞLU (Eskişehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Sözlerime başlamadan önce, coronavirüs enfeksiyonuyla mücadele eden, başta Sağlık Bakanı ve sağlık ordusu olmak üzere, güvenlik güçleri ve tüm yardımcılarına teşekkür ediyorum.

Bir tane Atatürk ehli tarikatçı vardı, Sayın Haydar Baş -onu da rahmetle anıyorum- coronavirüs de geldi, onu buldu.

Eğitim, bireye tavır, beceri kazandırma işidir. İki yılda bilginin ikiye katlandığı dünyamızda bilgi edinme, bunları günlük hayatına uygulama, edindiği bilgiyi sentez ve analiz yapabilme, belli bir periyot değil ömür boyu devam etmesi gereken bir faaliyettir. Bu faaliyet, yalnız kişinin değil, ülkeyi yönetenlerin ve emperyal güçlerin de odağındadır; hiç bitmeden, kesintiye uğramadan devam eden bir faaliyettir. Şayet siz bu faaliyete ara verirseniz rakipleriniz sizi geçiyor.

Daron Acemoğlu “Rejimlerin esas amaçları kendilerine uygun insan yetiştirmektir.” demektedir. Türkiye için bunun tarifi, biatçı, sorgulamadan, analitik düşünceden uzak, körü körüne, olayları kader kabul edip ona katlanacak bireylerin yetiştirilmesidir. YÖK, üniversiteleri kapı kulu hâline getiren yapı olmuştur. Genel Başkanımız Sayın Meral Akşener “YÖK’ü kapatıp yetkilerini üniversitelere vereceğiz ki üniversiteler de bilim yapabilir olsun.” demektedir. YÖK, son derece fuzuli ve gereksiz bir kurumdur.

Üniversitelere yüklenen ve Türkiye'de genelgeçer anlayışı ifade eden mesleki uzman yetiştirme misyonunun dışında, üniversiteler, öncelikle bilginin üretildiği, bireylere, bilgi üretebilecekleri olanakların değişik kanallar aracılığıyla sağlandığı bilim yuvalarıdır. Ancak bunun olabilmesi, bilgi üretiminde rehberlik, mentorlük rolü oynayan akademisyenlerin öncelikle serbest düşünme imkânlarının sağlanmasına ve akademisyenlerin belli bir bilgi birikimine sahip olmasına bağlıdır. Dahası, akademisyenler aracılığıyla yapılan araştırmaların ülke içi ve dışı kamu kuruluşlarıyla entegre olarak bilgi sirkülasyonunun sağlanması, bulundukları kurumların belli standarttaki normlara getirilmesi gerekir.

On sekiz yıllık AK PARTİ iktidarının üniversitelerle ilgili övündüğü tek konu, 81 üniversiteye bina yapıp nicelik olarak üniversite sayısını çoğaltmak olmuştur. İşimiz maalesef “mış gibi” davranmaktır. Ülkemizde, eğitimde on sekiz yıl önce sahip olduğumuz kazanımları kaybediyoruz. Gün geçtikçe eğitimimiz kötüye gitmektedir. İşte PISA sınavları sonuçları: 2002’de PISA sınavlarında bizim çocuklarımız 33’üncü sıradayken, 2018’de 40’ıncı sıraya düşmüşlerdir.

Arkadaşlar, üniversitelerin başarısında değişik derecelendirme kriterleri vardır. Ben size burada “Times Higher Education” sınıflandırmasından bahsedeceğim. 2002’de ilk 500’de bizim 4 üniversitemiz varken 2019’da bu sayı 2’ye düşmüştür. Üniversitelerimizin geldiği aşama bu. Üniversiteler “rahat” “hazır ol” “amirini say” “şunu giy bunu giy” bunlarla uğraş yeri değildir. Zaten, toplumda bunları düzenleyen ceza yasaları vardır. Üniversitelere bunların girmesi ve oradakileri bunlarla hizaya getirmeye uğraşmak çok beyhude ve gereksiz bir iştir.

Üniversitelerin kıymeti “7,5 milyon öğrenci okutuyoruz.” da değildir; üniversitelerin kıymeti ürettikleri bilimdir, bilgidir. 1996 yılında üniversitelerimiz uluslararası yayın sıralamasında 27’nci sıradayken yayın başına atıfları 12,3’tü. 2016’da ülkemiz dünyada 17’nci sıraya yükseldi ama buradaki atıf sayısı yayın başına 0,64’e düştü; 1 bile değil, yarımın biraz üzerinde. Üniversitelerin neler ürettiği bu sonuçlarda gizlidir.

Sayın vekiller, algı yönetimini bırakalım, üniversitelerimizin karnesine bakalım. Üniversitelerimizin karnesi budur. Kendimizi kandırmayalım. Dünyada büyük bir yarış vardır; 83 milyonluk ülke kalkınmasını, gelişmesini birkaç bin iyi eğitim görmüş, yurt dışında eğitim görmüş insanlarla sağlayamaz. Bize düşen “mış gibi” yapmak değil, gerçek sorunlara eğilmek olmalıdır. Eğitim öğrenim alanında ter dökmeliyiz, geleceğimiz bu gayretlere bağlı olacaktır. Liyakat, adalet tam olmalıdır.

Ülkemizde bugün şu yoktur ki 2 genç, 2 çocuk sınava girsinler; biri kazansın, birisi kazanmasın. Kazanan göğsünü gere gere “Bildim, kazandım.” diyemiyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım Sayın Kabukcuoğlu.

ARSLAN KABUKCUOĞLU (Devamla) – Kazanamayan da “Benim bilgim bu kadarmış, kazanamadım ama çalışırım, uğraşırım, didinirim, kazanırım.” diyemiyor. Böyle bir liyakatsizlik, böyle bir adaletsizlik ve bu arada, heder olan giden çocuklarımız ve heder olup giden ülkenin istikbali var. Çocukları, gençleri dünyadaki akranlarını bilimde geride bırakan, yalnız kendisini değil, açtığı bilim yoluyla dünyayı aydınlatan bir ülkeyi inşa etmemiz dileğiyle saygılarımı sunuyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 212 sıra sayılı Yükseköğretim Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 10’uncu maddesinde yer alan “yüzde otuzunu” ibaresini “yüzde yirmi beşini” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                       Yıldırım Kaya                                               Sibel Özdemir                                              Turan Aydoğan

                                             Ankara                                                         İstanbul                                                         İstanbul

                                     Süleyman Bülbül                                          Mustafa Adıgüzel                                           Alpay Antmen

                                             Aydın                                                            Ordu                                                           Mersin

                                         Mahir Polat                                                  Fikret Şahin                                                  Ahmet Akın

                                              İzmir                                                          Balıkesir                                                       Balıkesir

                                        Serkan Topal                                         Abdurrahman Tutdere                                         Tekin Bingöl

                                              Hatay                                                         Adıyaman                                                       Ankara

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU BAŞKANI EMRULLAH İŞLER (Ankara) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen, Ordu Milletvekili Sayın Mustafa Adıgüzel.

Buyurunuz Sayın Adıgüzel. (CHP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA ADIGÜZEL (Ordu) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 10’uncu maddeyle getirilen düzenleme, akademik çalışmalarda kuruluşlar tarafından desteklenen projelere kaynak aktarımını öngörüyor; ayrıca, proje değerlendirmesi yapacak uzmanlara da ücret imkânı tanıyor, bunu destekliyoruz.

Yine, 10’uncu maddeyle rektör, rektör yardımcısı, genel sekreter gibi yöneticilere döner sermaye dışında huzur hakkı, yönetici payı, danışmanlık gibi kalemlerle ilave ücret ödenmesi engelleniyor, bunu da destekliyoruz.

Ancak tıp fakültelerinde düzeltilmesi gereken bir haksızlığı da burada dile getirmek istiyorum. Tıp fakültelerinde öğretim üyelerinin bir kısmının muayenehane hakkı var, yeni açmak isteyenler ise mevzuatla engelleniyor. Aynı işi yapan hocalar arasında eşitlik bozulmaktadır. Birçok değerli hocamız, özel hastanenin cazip tekliflerini aradaki ücret uçurumu nedeniyle kabul etmek zorunda kalıyor ve tıp fakülteleri öğretim üyesi erozyonuna uğruyor. Bazı vatandaşlar özel bilgi, hoca düzeyinde muayene ve müdahale gerektiren hastalıkları için üniversitelerde hocalara muayene olamadığından, özel hastanelerde yüksek ücretlerle muayene ve tedavi olmak durumunda kalıyorlar. Bu nedenlerle, tıp fakültesi öğretim üyelerine muayenehane hakkının aynı diğer mevkidaşları gibi mesai dışında, uygun koşullarda sağlanması için Sağlık Bakanlığı ile YÖK topu birbirine atmaktan vazgeçmeli ve bu işi bir an önce çözmelidirler.

Biraz da Covid-19 salgınıyla ilgili birkaç önemli noktaya değinmek istiyorum. Hükûmet sorunun önünü alan, öngören proaktif bir mücadele yöntemi izlemiyor, bir şeffaflık sorunu yaşanıyor; bu kesin. Salgınla ilgili bilgiye karşı alınan önlemler, salgına karşı alınan önlemlerden daha fazladır, âdeta salgından daha çok bilgiye karantina uygulanıyor. Hatta, doktorlar, hemşireler bu süreçte kendi hastasının tahlil sonucunu dahi öğrenemiyor.

Arkadaşlar, sorunumuz ortak, birbirimizi kandırmayalım, durumu net bir şekilde ortaya koyalım, sonra birlikte çözelim. Şimdi buradan sonrasını bir vekil olarak değil de bir hekim olarak ifade etmek istiyorum. Arkadaşlar, her Covid-19 hastasının testi pozitif olmayabilir, hatta testi negatif hastaların sayısı, pozitiflerden daha fazla. Tekrar ediyorum, Covid-19’da testi negatif olan hastaların sayısı, pozitif olanlardan daha fazla. Bu yüzden, ICD-10 teşhis kodlamasında Dünya Sağlık Örgütü testin negatif veya pozitif olduğuna bakılmaksızın, her ikisinin de Covid-19 olarak kodlanmasını istiyor. Dünya bunu böyle kabul ediyor, bizim Sağlık Bakanımız da böyle kabul ediyor çünkü gönderdiği kılavuzda böyle. Eğer hastalığın tüm belirtileri varsa, film, tomografi de uygunsa testi negatif bile olsa Covid-19 kabul ediliyor, öyle tedavi ediliyor, eğer vefat etmişse de bu şekilde defnediliyor. Fakat ilginç nokta şu, buraya dikkat: Sağlık Bakanı, sadece pozitif hastaların sayısını açıklıyor, negatif vakaları sayıya dâhil etmiyor. Nedenini bilmiyorum, bu da umre meselesi gibi, spor müsabaka kararı gibi, sokağa çıkma yasağı gibi kendi iradesi olmayabilir.

Sadece İstanbul’da günlük vefat sayıları, Bakanın tüm Türkiye için açıkladığı rakamlardan fazla. Birçok ilden kayda geçmeyen vefatlar aileleri tarafından bildiriliyor. Ben bu konuları Sayın Bakanla her mecrada tartışmaya hazırım. O elindeki verilerle gelsin, biz de kendi tespitlerimizi ortaya koyalım.

Sokağa çıkma yasağı için 60 yaş üstü, 20 yaş altı derken şimdi de hafta sonu uygulaması geldi. Bundan sonra “prime-time” “part-time” bakalım ne gelecek? Böyle taksit taksit, parsel parsel karantina olmaz; salgında tüm zinciri kontrol etmemiz lazım.

Şu tabloya bir bakın değerler arkadaşlarım: Burada sütunu yüksek olanlar 20 ila 60 yaş arası bölge. 20 yaş altında ve 60 yaş üzerinde vakaların az olduğunu görüyorsunuz. Biz bu 20 ila 60 yaş arasına bir çözüm getiremezsek bu işle mücadele etmemiz zor. Bunu özellikle söylemem gerekiyor.

Hatalardan biri de evde izolasyon uygulamasıdır. Covid-19 hastaları evine gönderiliyor. Böyle bir tedavi yöntemi yok. Eve gönderilen hasta, evden 5 hasta daha alıp hastaneye geliyor, bazen de evden hastanın cenazesi çıkıyor. Bunu yapmak yerine, örneğin, İstanbul’da 40 bin yataklı otellerimiz var. Bugün olmayacaklar, ne zaman olacaklar? Bunların 5 bin yatağını ayırsak; bu hastaları evlerine değil, oraya göndersek; başlarına da birer doktor, hemşire koysak daha doğru olmaz mı?

Maske konusunda milleti de kendinizi de kandırmayın. Eczanelerden uygulama başlatıldığı söylendi, şimdi de mesaj engeli çıktı. Yormayın milleti, bırakın eczaneler TC numarası üzerinden ücretsiz versin.

Sağlık çalışanlarını ek ödemede ayırmayın. Doktorların büyük bir bölümü, aile hekimleri kapsam dışında. Bu zor koşullarda insanların motivasyonunu bozmayın.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım.

MUSTAFA ADIGÜZEL (Devamla) – Sağlık çalışanlarının koruyucu maskeleri eksik, kendi maskelerini kendileri üretiyorlar; isteyene, Sayın Bakana da resimlerini gösterebilirim.

Bugün Tıbbi Mümessiller Günü, kendilerini tebrik ediyorum. Bu arada, hastane ve doktor ziyaretleri yapamayacağı hâlde bazı ilaç firmaları, tıbbi mümessilleri eczanelere ziyaret yapmaları için ya da telefonla sipariş almaları için zorlamaktalar. Bu süreçte bunlar uygun değildir.

Yaş sınırı nedeniyle evinde kalmak zorunda kalan, maaşını alamayan emekliler var. Kimsesi olmadığı için bir aydır evde. Açlık içinde olanları tespit ettik. Bazı evlerde insanlık dramı yaşanıyor. Genel yönetim, yerel yönetim, bilgi ve adres paylaşımı, görev bölümüyle -hepsi bizim insanımız- onlara sahip çıkalım.

Kuveyt’te, Limaka bağlı havaalanı inşaatı şantiyesinde resmen işçi kıyımı yaşanıyor; buradaki işçilere “Kıdem tazminatı, ihbar tazminatı paralarından vazgeçtiğinize dair evrak imzalayın, sizi Türkiye’ye gönderelim.” deniyor. Bu hangi vicdana sığar?

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Şimdi, 11’inci madde üzerinde 3 önerge vardır.

İlk önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 212 sıra sayılı Yükseköğretim Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 11’inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

“Madde 11- 2547 sayılı Kanunun ek 8 inci maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir. ‘Vakıf yükseköğretim kurumlarında çalışan öğretim elemanlarına, unvanlarına göre Devlet yükseköğretim kurumlarında ödenen maaş ve ders ücreti tutarından az ücret verilemez. Bu fıkra kapsamında Devlet yükseköğretim kurumlarında ödenen emsal ücretin hesaplanmasında ilgili mevzuat uyarınca aylıklara ilişkin hükümlerin uygulandığı kadroya bağlı ödemeler dikkate alınır.’”

                                         Mahir Polat                                                  Tekin Bingöl                                                Sibel Özdemir

                                              İzmir                                                           Ankara                                                         İstanbul

                                         Ahmet Akın                                                Yıldırım Kaya                                              Alpay Antmen

                                           Balıkesir                                                         Ankara                                                          Mersin

                                     Süleyman Bülbül                                           Turan Aydoğan                                              Serkan Topal

                                             Aydın                                                          İstanbul                                                          Hatay                                Fikret Şahin                        Abdurrahman Tutdere

                                           Balıkesir                                                      Adıyaman

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU BAŞKANI EMRULLAH İŞLER (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Şimdi, önerge hakkında konuşmak isteyen, İstanbul Milletvekili Sayın Sibel Özdemir.

Buyurunuz Sayın Özdemir. (CHP sıralarından alkışlar)

SİBEL ÖZDEMİR (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Evet, ben de yükseköğretimde önemli değişiklikler yapan bu kanun teklifinin 11’inci maddesi üzerinde söz aldım. Sizleri saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, benim üzerinde söz aldığım madde şu: “Vakıf yükseköğretim kurumlarında çalışan öğretim elemanlarına, unvanlarına göre Devlet yükseköğretim kurumlarında ödenen ücret tutarından az ücret verilemez.” Önemli ve çok gecikmiş bir madde olarak görüyoruz bu düzeltmeyi.

Bildiğiniz üzere, ülkemizde vakıf yükseköğretim kurumları 1984 yılından itibaren kurulmaya başlandılar, özellikle 90’lı yıllarda artış sağlandı; en çok açıldığı süreç ise 2000’li yıllar ve bu kanun teklifiyle de yine 2 tane daha vakıf üniversitesi kurulacak. 80 vakıf üniversitesi kurumunun 60 tanesi yani yaklaşık yüzde 70’i 2002 yılından sonra kurulmuş. Baktığımız zaman, bu üniversitelerimizin özellikle bazılarının kuruluş amacı, yapısı, işlevi, niteliği, kadroları, AR-GE altyapısı, finansal şeffaflığı gibi bazı alanlarda gerçekten çok ciddi sorunları tartışılmaktadır. Özellikle, evet, bu 78 vakıf üniversitesinde neredeyse 27 bin akademisyen görev yapmakta ve 606 bin de öğrencisi bulunmaktadır. Plansız ve hızla sayılarının artmasıyla daha kolay ulaşılabilir hâle geldiler vakıf üniversiteleri ancak kimi vakıf üniversitelerinin saygınlığı düşerken bilimsel üretkenlikleri ise nedense değerlendirilemedi. Vakıf olma nitelikleri nedeniyle de vergi muafiyetleri sağlanırken harcama kalemlerinin şeffaflığına ilişkin neredeyse hiçbir çalışma yapılmadı, kaynakları nasıl ve nerede harcadıklarının şeffaflığı sorunluydu.

YÖK’ün geçen yıl çok önemli bir raporu oldu bu üniversitelerle ilgili. Evet, rapora göre, gerçekten, bu saydığımız çok ciddi sorunlar ortaya çıkmış oldu. Özellikle raporda dikkat çekilen, tanıtım ve reklama çok yüksek bütçeler ayırdıkları; kütüphanesi olmayan, bilimsel araştırmaya harcama yapmayan, düşük miktar ve oranlarda burslu öğrenci kabul eden birçok üniversitenin olduğu da ortaya çıkmıştır. Değerli milletvekilleri, bugün, bu kanun teklifinde gerçekten vakıf üniversitelerinin bu sorunlarına dönük gecikmiş de olsa, az da olmuş olsa bazı düzenlemeler var. Bu üniversitelerde gerçekten, söylediğim gibi, 2002 yılında yüzde 75 oranında artış sağlandı ve daha kurulurlarken çok ciddi yasal düzenlemeler gerekiyordu, uluslararası kriterler gerekiyordu. Ancak özellikle eğitim kaliteleri, altyapıları, bilimsel altyapıları, mali ve idari yapılarıyla ilgili çok ciddi sorunlar vardı. Bugün, kısmen bu sorunların çözülmesini ve bu kanundaki değişikliklerin gerçekten uygulamaya da yansımasını temenni ediyoruz.

Önceden, vakıf üniversitelerine ağırlıklı olarak devletten giden kadrolar vardı ama artık, kendi kadroları var bu üniversitelerin. Burada akademisyenliğe başlayan genç akademisyenlerimiz var. Bu bilim insanlarının özlük hakları, çalışma koşulları, bunlar bugüne kadar hiç tartışılmadı; kontenjanlar hızla artırıldı, sınırsız büyümelerinin önü açıldı. Düşük maaşlarla çalıştırılan akademisyenler üzerindeki aşırı ders yükleri, çalışma koşulları, bunlar hiç düşünülmedi. Bugün Sayın Komisyon Başkanı da söyledi, yeni bir düzenleme yapılıyor, doğru bir düzenleme. İşte, buradaki, danışman öğretim üyelerinin öğrenci sayılarına da bir sınır getiriliyor, bu da olumlu bir düzeltme. Geç kalmasına rağmen biz destek oluyoruz bu kanuna. Ancak eksiklikler ve karşı çıktığımız durumlar da vardı; özellikle, bugün de detaylı tartıştığımız disiplin kurallarıyla ilgili. Evet, bu kanun, üniversitede çalışan akademisyenlere mali ve özlük haklarıyla önemli katkılar sağladı ama maalesef, disiplin konusunda sorunlar var. Bu sorunların kısmen de olsa düzeltilmesi ve uygulamada da gerçekten sorun yaratmamasını temenni ediyoruz.

Son olarak şunu söylemek istiyorum: Bu kanunun 22’nci maddesinde bir düzenleme yapıldı, muhtemelen konuşmayacağız o maddelerde ama ben değinmek istiyorum. Şöyle ki vakıf üniversitelerindeki öğretim üyelerine, bilim insanlarına hususi damgalı pasaport alma hakkı sağlandı. Benim de bu konuda kanun teklifim vardı; Değerli Milletvekilimiz, Hocamız Ayhan Altıntaş’ın da çalışması, kanun teklifi vardı, beraber çalıştık ne yapabileceğimiz konusunda ve bu teklife önergeyle bir madde olarak eklendi. Bu büyük bir kazanım. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar) Hocalarımızın uluslararası bilimsel çalışmalara katılması açısından gerçekten önemli bir kazanım oldu.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım efendim.

SİBEL ÖZDEMİR (Devamla) – İzninizle Sayın Başkan, tamamlayacağım.

Değerli milletvekilleri, biliyorum, geç saat oldu, sabrınıza sığınıyorum.

Mali ve özlük hakları, evet, iyileştirildi ama dediğim gibi akademik ve idari özgürlüklerinde gerçekten çok ciddi sorunlar var. Dar kapsamlı, belirsiz, subjektif maddeler var disiplin maddelerinde. Bunlar, bir akademik disiplin için gerçekten uygun değil. 657’deki aynı maddenin akademisyenlikte yer almasını doğru bulmuyoruz çünkü akademisyenlik gerçekten çok özel bir alan olmakla birlikte kamu görevlilerinden çok farklı bir meslektir. Bu anlamda disiplin konusunda daha dikkatli kavramlara ihtiyaç var. Sonuç olarak en büyük temennimiz, dediğim gibi, bu baskıcı ortamın uygulamada sorunlar ve mağduriyetler yaratmamasıdır.

Maddeyi desteklediğimizi bir kez daha söylüyorum. Gerçekten, YÖK’e özellikle nitelik, kalite noktasında, sorunları çözme noktasında, bu konularda biz destek oluyoruz. Bu noktada daha çok çalışmalar yapılmasını da buradan tekrar dile getiriyorum.

Sizleri, Genel Kurulu da tekrar saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 212 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 11’inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

“Madde 11- 2547 sayılı Kanunun ek 8’inci maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

Vakıf yükseköğretim kurumlarında çalışan öğretim elemanlarına, unvanlarına göre Devlet yükseköğretim kurumlarında ödenmekte olan ücret tutarından az ücret verilemez. Bu fıkra kapsamında Devlet yükseköğretim kurumlarında ödenen emsal ücretin hesaplanmasında ilgili mevzuat uyarınca aylıklara ilişkin hükümlerin uygulandığı kadroya bağlı ödemeler dikkate alınır.”

                                  Muazzez Orhan Işık                                         Züleyha Gülüm                                     Tulay Hatımoğulları Oruç

                                               Van                                                            İstanbul                                                          Adana

                                        Ömer Öcalan                                                  Tuma Çelik

                                           Şanlıurfa                                                        Mardin

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ORHAN ERDEM (Konya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Şimdi önerge hakkında konuşmak isteyen Şanlıurfa Milletvekili Sayın Ömer Öcalan.

Buyurunuz Sayın Öcalan. (HDP sıralarından alkışlar)

ÖMER ÖCALAN (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu ve halkımızı saygıyla selamlıyorum.

Biliyoruz AKP, YÖK’ü kaldırmak için iktidara geldi, on sekiz yıl geçti, bırakın YÖK’ü kaldırmayı, YÖK ile üniversite öğrenciliği kavramı, üniversite hocalığı, yazılan tez, yazılan kitap, makalelerle birlikte eğitime dair bütüncül bir değersizleştirmeyi hepimize yaşattı. Eğitimin, üniversitenin değersizleştirilmesini hafife almayın sakın. Eğitim değersizleşince toplumsal değerler bütünüyle değersiz hâle gelir. Çok uzağa gitmeye de gerek yok. Şu corona günlerinde bir sokağa çıkma yasağı ilan edildi 65 yaşındaki vatandaşlarımıza ve orada, yeni nesil gençlerimiz, maalesef, yaşlı avına çıktılar ve orada çeşitli videolar çektiler. Maalesef, bu, AKP’nin yetiştirdiği genç nesilleri gözler önüne sermektedir. Sadece bu hâl, AKP’yle yetiştirilen gençliğin durumunu da izah etmeye yeterli değil. Asıl korkunç tablo, bu jenerasyonun, on-on beş yıl sonra bu ülkenin yönetiminde ve akademisinde görev almasıyla ön plana çıkacaktır.

Değerli milletvekilleri, AKP, her alanda yaşanan sorunları yapısal bir şekilde çözmek yerine popülist siyasete malzeme olarak kullanmayı âdeta temel bir yaklaşım olarak benimsemiştir. Çözüm sürecinde, Kürtçe eğitimle ilgili -seçmeli Kürtçe derslerin açılması bağlamında- Dicle, Bingöl, Mardin Artuklu ve Muş Alparslan Üniversitesinde Kürdoloji Bölümleri açılmıştır. Buralardan 1.700’ü aşkın öğrenci mezun oldu. Ne yazık ki sonrasında bu bölümü bitiren öğrencilerin ne devlet kurumuna ne de farklı bir alana atamaları yapılmadı. Şu an mevcut olan bölümler, lisans ve lisansüstü, her yıl 100 mezun verirken atamaları neredeyse hiç yapılmamaktadır. Bu bölümlerdeki akademisyenlerin akademik bilgilerinin yer aldığı YÖKSİS’te, diller arasında Kürtçe olmadığından kaynaklı, akademisyenler yazdıkları Kürtçe makaleleri YÖKSİS’e Türkçe olarak girmek zorundalar. Yani şimdi, Kürtçenin Kurmanci ve Zazaki lehçesinde yılda kaç tane tez yazılıyor, makale yazılıyor, maalesef bilmiyoruz. Bir başka örnek ise TÜBİTAK’tan Kurmanci ve Zazaki dillerindeki projelere de destek yok çünkü dil seçeneklerinde Kurmanci ve Zazaki de yoktur.

Bilindiği gibi, Ocak 2020’de bir atama yapıldı arkadaşlar. Bu atamada, Kürtçe dilinden 2 kişinin ataması gerçekleşti, 1’i Zazakice, 1’i Kurmanci bölümünden. Türkçe ve Türk Dili Edebiyatı için de toplam 1.677 atama yaşanmıştır. Buyurun size, bu Türkiye’deki Kürt ve Türk kardeşliğinin bir başka hikâyesi.

Değerli arkadaşlar, Türkiye’de 2002’de 93 tane olan üniversite sayımız 2019’da 202’ye çıkmıştır. Sadece on yedi yılda 109 adet üniversite kurulmuştur. Baktığı her şeyi ve her yeri inşaat olarak gören AKP, yeni kurulan bu üniversitelerle, güzel ve süslü binalar inşa etti. Ancak ne var ki bu binaların içini akademik ve bilimsel değerlerden de mahrum bıraktı.

Değerli milletvekilleri, YÖK ve AKP’yle yok olmuş üniversitelerin hâline bir de kütüphane ve kitap bağlamında bakalım. YÖK’ün kendi raporuna göre, Türkiye’de 104 üniversitede öğrenci başına basılı kitap sayısı 5’in altındadır; 4 üniversitedeyse öğrenci başına 1 kitap dahi düşmemektedir. Yani bu üniversitelerde kitaptan çok öğrenci sayısı vardır. Bir örnek verelim: Türkiye’nin 4’üncü büyük şehrinde bulunan 1975 yılında kurulmuş Bursa Uludağ Üniversitesinin bütün kütüphanelerinde bulunan basılı kitap sayısı 225.030, öğrenci sayısı ise yaklaşık 79 bin yani öğrenci başına düşen kitap sayısı 2,8.

Değerli arkadaşlar, öğretim üyeleri ve üretilen akademik çalışmalar bağlamında duruma bakıldığında tablonun korkunçluğu daha net ortaya çıkmaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım efendim.

ÖMER ÖCALAN (Devamla) – On yedi yılda Türkiye’de profesör sayısı 2,9 kat, doçent sayısı 2,9 kat, yardımcı doçent sayısı 3,5 kat, öğretim görevlisi sayısı 3,4 kat, araştırma görevlisi sayısı 1,9 kat artmıştır. Buna karşın, bilimsel ve kabul edilebilir akademik yazım değeriyse gittikçe azalmaktadır. Bildiğiniz gibi, akademide yabancı dil ölçüsü de önemli bir parametredir. 1973 doçentlik sınavında bir dilden, profesörlük sınavındaysa başka bir dilden girilirken artık, 22 Şubat 2018 tarihinde doçentlik için yabancı dil barajı 55 puana düşürülmüştür.

Bir de barış akademisyenleri durumu vardır arkadaşlar. Barış akademisyenleri, bu ülkede barış olsun, savaş olmasın, çatışma olmasın diye bir bildiriye imza attılar; maalesef, analarından emdikleri sütleri burunlarından getirdiler ama onlar bu tarihe barış yanlıları olarak geçti.

Herkese başarılar. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Yükseköğretim Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 11’inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “eklenmiştir” ibaresinin “ilave edilmiştir” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                            Dursun Müsavat Dervişoğlu                                  Fahrettin Yokuş                                        Arslan Kabukcuoğlu

                                              İzmir                                                            Konya                                                         Eskişehir

                                         Ayhan Erel                                                   Bedri Yaşar                                                Orhan Çakırlar

                                            Aksaray                                                        Samsun                                                          Edirne

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ORHAN ERDEM (Konya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen, Aksaray Milletvekili Sayın Ayhan Erel.

Buyurunuz Sayın Erel. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

AYHAN EREL (Aksaray) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, yüce Türk milleti; sözlerimin hemen başında, inandığı davasında hiç taviz vermeyen, dik duran, eğilmeyen ve bugün Hakk’ın rahmetine kavuşan Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Haydar Baş’ı rahmetle anıyorum; ailesine, Bağımsız Türkiye Partisine ve sevenlerine başsağlığı diliyorum.

Yükseköğretim Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 11’inci maddesi üzerinde partim İYİ PARTİ adına söz almış bulunmaktayım, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Görüşmekte olduğumuz madde, vakıf yükseköğretim kurumlarında görev yapan öğretim elemanlarının, devlet yükseköğretim kurumlarındaki emsallerinden daha az ücret almamaları için gerekli düzenlemeleri içermektedir. Ben de bir eğitimci olarak “eşit işe eşit ücret” ilkesiyle öğretim elemanlarının ücret farklılıklarının önüne geçecek bu maddeyi, geç kalınmış bir düzenleme olsa da desteklediğimizi ifade etmek istiyorum.

Yine ayrıca, vakıf üniversitelerinde görev yapan öğretim görevlilerinin ders saatleri sayısının da devlet üniversitelerinde ders veren hocaların ders saatleriyle eşit seviyeye getirilmesi daha uygun olacaktır.

Değerli milletvekilleri, ilk başta kuruluş amacı, başarılı ama yoksul öğrencilerin kaliteli eğitim almasını sağlamak olan vakıf üniversitelerinin büyük bir bölümünün kuruluş amaçlarından uzaklaştığını görmekteyiz. Çok sayıda özel üniversite, tam bursluluk oranlarını YÖK’ün belirlediği yasal sınır olan yüzde 10 civarında gerçekleştiriyor. Bunun dışına çıkan, tam bursluluk veren vakıf üniversitesi bir elin parmak sayısı kadar azdır.

Yine, bu vakıf üniversitelerinin kütüphanelerinin yetersiz kaldığını, öğrencilerin kütüphanelerden yeteri kadar faydalanmadığını görmekteyiz. Öğrenci başına düşen kitap sayısının 10’un üzerinde olduğu yalnızca 11 tane vakıf üniversitesi var, 30 üniversitede bu sayı 5’in altında, bazılarında bu rakam sadece 1 ila 3 aralığında.

2018 yılında, Türkiye genelinde 62 vakıf üniversitesinden 13’ü AR-GE’ye kendi bütçesinden hiç kaynak ayırmamıştır. Bütçesinin yüzde 10’undan fazlasını AR-GE’ye ayırmak durumunda olan vakıf üniversiteleri bu kurala riayet etmemiş, sadece 3 vakıf üniversitesi AR-GE’ye ödenek ayırmıştır.

Kıymetli milletvekilleri, günümüzde yaşadığımız problemden dolayı üniversitelerimiz kapalı, öğrencilerimizin tamamı memleketlerine gittiler ancak özel yurtlarda kalanlar ile öğrenci olarak kiraladıkları evler hâlâ kendilerine ait olanlar buralara ödeme yapmak durumundadırlar; hem yurtlara hem de evlere kira ödemektedirler. Bu, genç öğrencilerimizi sıkıntıya sokmaktadır. Bununla ilgili gençlerimiz acilen bir düzenleme beklemektedirler.

Yine, devletimiz her ile üniversite açmakla övünüyor oysa biz, marifetin her ile üniversite açmak olmadığı, her üniversiteden mezun ettiği gence iş bulmanın asıl marifet olduğu düşüncesindeyiz. Şimdi, günümüzde her şeyi planlayabilecek bilgiye, birikime, teknik imkânlara sahip olan devletimiz, gençlerin geleceğini niye planlamaz bunu anlamış değiliz. Yani günümüzde Türkiye’nin on yılda, otuz yılda, elli yılda ne kadar öğretmene, ne kadar mühendise, ne kadar siyasal bilgiler fakültesi mezununa ihtiyacı olduğu planlanamaz mı? Ve biz her ile üniversite açarak gençlerimizin dört sene, beş sene bu üniversitelerde oyalanmasına, gençliklerinin heba edilmesine sebep olmaktayız. Üniversiteyi bitirdikten sonra da iş isteyen bu gençlerimizin, maalesef, iş taleplerine cevap veremiyoruz. Keşke bir planlama yapılarak hangi alanda ne kadar lisans mezunu gence ihtiyacımız var, bunlar belirlense ve üniversite öğrencileri bu planlamaya göre alınsa, yetiştirilse. Bu öğrencilerimizin de hayalleri heba olmasın diyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Şimdi 12’nci madde üzerinde 2 önerge vardır, ilk önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 212 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 12’nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

MADDE 12 – 2547 sayılı Kanunun ek 9 uncu maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

“Vakıf yükseköğretim kurumları, ön lisans, lisans, tezli yüksek lisans ve doktora düzeyindeki her bir diploma programında öğrenim gören öğrencilerden; ilgili programın en yüksek merkezi yerleştirme puanına sahip en az yüzde yirmi beşi kadar öğrenciyi, söz konusu programın öğrenim süresi boyunca ücretsiz okutmakla yükümlüdür. Bu öğrencilerden eğitim ve öğretim süreçlerine ilişkin herhangi bir ücret talep edilmez. Tezli yüksek lisans, doktora ve özel yetenek sınavı ile öğrenci alan programlarda en yüksek yerleştirme puanı sıralaması dikkate alınır, puan eşitliği durumunda kadın adaylara öncelik verilir. Bu fıkranın uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Yükseköğretim Kurulu Tarafından belirlenir.”

                                  Muazzez Orhan Işık                                         Züleyha Gülüm                                               Ömer Öcalan

                                               Van                                                            İstanbul                                                        Şanlıurfa

                              Tulay Hatımoğulları Oruç                                        Tuma Çelik                                          Gülüstan Kılıç Koçyiğit

                                             Adana                                                          Mardin                                                            Muş

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ORHAN ERDEM (Konya) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Muş Milletvekili Sayın Gülüstan Kılıç Koçyiğit.

Buyurunuz Sayın Kılıç Koçyiğit. (HDP sıralarından alkışlar)

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Muş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Ben de Enfal katliamının 34’üncü yılında bu katliamda yaşamını yitiren herkesi saygıyla andığımı ifade etmek istiyorum ve bu katliamı yapanları da lanetlediğimi, bu katliamı yapanların insanlık tarihine lanetli olarak geçtiklerinin altını çizmek istiyorum.

Şimdi, tabii, bir yasa görüşüyoruz, yükseköğretime dair bir yasa görüşüyoruz ve ülkemizdeki ilk üniversite aslında 1846 yılındaki Darülfünun. İnişli çıkışlı bir hayatı var Darülfünunun ama en nihayetinde 1933 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisinin bir kararıyla kapatılıyor ve bu kapatma gerekçesi de aslında “Üniversitede reform yapacağız." diye ifade ediliyor. Fakat biz biliyoruz ki Darülfünunun kapatılma gerekçesi, oradaki muhalif aydınları ve bilim insanlarını susturmaya dönük bir şey ve aslında bir parti devleti politikasına uyumlu bir şekilde kadrolarını tasfiye etmek istedikleri açık ve net. Şimdi, aradan bunca yıl geçti, seksen yedi yıl geçmiş ve biz seksen yedi yıl sonra yine yükseköğretime dair baskıcı bir yasayı, baskıcı bir düzenlemeyi sabahın bu saatinde konuşuyoruz değerli arkadaşlar.

Şimdi, yükseköğretim nedir? Aslında, bilimsel düşüncenin ifade edildiği, bilimin, aklın, mantığın, ilkelerin, özgürlükçü düşüncenin hâkim olduğu yerdir fakat baktığınız zaman, Türkiye'de bu düşünceden ve bu yaklaşımdan eser olmadığını görüyoruz.

Şimdi, AKP hükûmete gelmeden önce ne diyordu? “Biz YÖK'ü kaldıracağız, üniversiteler özerk olacak.” Niye? Çünkü 28 Şubat yaşanmıştı ve başörtülü öğrenciler üniversiteye gidemiyorlardı, bir akılla üniversite bir kesimi dışlıyordu, o zamanki YÖK dışlıyordu. Bunun üzerine de dünya kadar olay yaşanmıştı fakat AKP iktidara geldi, bir dönem bu süreci FET֒cülerle, Gülen hareketiyle beraber yürüttüler fakat daha sonrasında, devlete yerleştikten sonra tek adam rejimini, kendi parti ideolojisini devletin bütün kurumlarına ama en özelde de tabii ki yükseköğretime yedirmeye çalıştı. Bırakın YÖK’ü kaldırmayı, YÖK’ü daha baskıcı bir hâle getirdiniz ve bugün artık üniversitelerde özerklikten de bilimden de özgür düşünceden de bahsetmek ne yazık ki mümkün değil.

Şimdi, siz 2017 yılında bir düzenleme yaptınız ve dediniz ki: “Yükseköğretim üyelerinin de disiplin kuralları 657’ye tabi olsun.” ve bu, Anayasa Mahkemesinden döndü, yürürlük tarihi dokuz ay sonra. Şimdi sıkıştınız, yeniden getiriyorsunuz bu yasayı. Peki, gerçekten akademiyle konuştunuz mu, gerçekten bu işin paydaşlarıyla konuştunuz mu? Hayır, konuşmadınız. Yine bir corona operasyonuyla getirmişsiniz ve çıkarmaya çalışıyorsunuz.

Şimdi, en nihayetinde getirmek istediğiniz düzenlemenin baskıcı bir düzenleme olduğunu ifade etmemiz gerekiyor. Birkaç şeyi ifade ederek başlayabiliriz. Birincisi; sizin döneminizde artık temel kadro biçimi, istihdam biçimi olarak 33/a kadrosunu kaldırdınız ve artık 50/d üzerinden atamaları yapıyorsunuz. Bu ne demek? Aslında bu, oradaki hiçbir akademisyenin iş güvencesinin olmaması demek, oradaki yöneticinin, oradaki üstünün iki dudağı arasındaki bir akademik hayata maruz kalması demek. Bunu açık ve net bir şekilde söyleyelim.

İkincisi; bu taslakla ne yapıyorsunuz? 19’uncu maddesinde açık öğretim kurumlarının döner sermaye gelirlerinin fazlasını, yüzde 80’ini YÖK’e aktarıyorsunuz. Bu da üniversitenin özerkliğine aykırı bir düzenleme ama bunu da getiriyorsunuz. Fakat en önemli olanı, disiplin cezalarına ilişkin olanı değerli arkadaşlar. Disiplin cezalarıyla aslında üniversiteleri tam bir zapturapt politikasıyla yönetmek istiyorsunuz. AKP ideolojisini hâkim kılmak istiyorsunuz; liyakatsiz, bilimden uzak, bilimsel düşünceden, eleştirel akıldan uzak bir sistemi üniversitelerde hâkim kılmak istiyorsunuz.

Şimdi, bu disiplin cezalarından bir ikisi… Niçin disiplin cezası alır bir öğretim görevlisi? Örneğin, “Görevi sırasında amirine sözle saygısızlık yapmak…” Nedir saygısızlık? Bunun ölçüsünü kim belirleyecek? Peki, amirin altındakine saygısızlık ne olacak? Bununla ilgili bir şey yok.

“Maiyetindeki elemanlarının yetiştirilmesine özen göstermemek” “Gerçeğe aykırı rapor düzenlemek” “Özürsüz ve kesintisiz 3-9 gün göreve gelmemek.” Şimdi, öğretim görevlileri memnun mudur? “Her sabah sekizde kalkacak, üniversiteye gidecek, akşam işe gidecek.” Böyle bir akıl olabilir mi? Ne zaman araştırma yapacak, ne zaman kütüphaneye gidecek, ne zaman gerçekten gözlem yapacak, sahada olacak? Bunlara dair hiçbir şey yok “Sabah gelsin, akşam gitsin.” Deyim yerindeyse aslında, bir iş yapmasın, iş yapmış gibi görünsün istiyorsunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım Sayın Koçyiğit.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Devamla) – Aslında, gerçekten nitelikli bir üniversiteden, bilimsel düşünceden koptuğunuz bu koyduğunuz disiplin hükümleriyle açık ve net. Fakat bu disiplin hükümlerinden en çarpıcı olanı bu, “Gerçeğe aykırı rapor düzenlemek.” Aslında bu düzenleme kime yönelik? Sayın Onur Hamzaoğlu’na yönelik, Sayın Bülent Şık’a yönelik. Neden? Çünkü Onur Hamzaoğlu Kocaeli Üniversitesinde Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı Başkanıydı, Kocaeli Kandıra ve Dilovası’nda saha araştırmaları yaptı ve bu araştırmaların sonucunda yeni doğan bebeklerin kakasında ve anne sütünde ağır metaller tespit etti, bu raporu açıkladı. Ona ödül vermesi gerekenler ne yaptılar? Onun hakkında dava açtılar ve Sayın Onur Hamzaoğlu bu nedenle yargılandı değerli arkadaşlar.

Sayın Başkan, bir dakika daha rica ediyorum bitirmek için.

BAŞKAN – Buyurun.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Devamla) – İkincisi, Bülent Şık değerli arkadaşlar. Bülent Şık ne yaptı? Bülent Şık da Antalya’da Sağlık Bakanlığının yaptığı bir araştırmada görev aldı ve bu araştırma aslında şunu içeriyordu: Kocaeli, Antalya, Tekirdağ, Edirne ve Kırklareli’de çevresel faktörlerin insan sağlığı üzerine etkilerinin araştırılmasıydı. Sağlık Bakanlığı bu raporu yayınlamadı; insanların, halkın sağlığını tehdit eden bütün çevresel etkenleri görmezden geldi; gidip Sayın Bülent Şık’ı bu raporu açıkladığı için de dava etti değerli arkadaşlar. Yani sadece bir üniversitenin bilimsel olması yetmiyor, ürettiği bilginin toplum yararına olması, halkın yararına olması gerekiyor. Yoksa, biliyoruz, atom bombasını yapanlar da bilim insanlarıydı, nükleer silahları yapanlar da bilim insanlarıydı ama onlar insanlık tarihine en büyük kötülüğü yaptılar. Onun için, toplum yararına olan bilimsel bilginin karşısına disiplin cezalarıyla, baskıcı yöntemlerle çıkmayın. Üniversiteye özgürlük, akla, bilime özgürlük diyorum.

Saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 212 sıra sayılı Yükseköğretim Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 12’nci maddesinde yer alan “on beşi” ibaresinin “yirmisi” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                       Yıldırım Kaya                                               Sibel Özdemir                                              Turan Aydoğan

                                             Ankara                                                         İstanbul                                                         İstanbul

                                        Tekin Bingöl                                             Süleyman Bülbül                                              Ahmet Akın

                                             Ankara                                                          Aydın                                                         Balıkesir

                                       Alpay Antmen                                        Abdurrahman Tutdere                                          Mahir Polat

                                             Mersin                                                        Adıyaman                                                         İzmir

                                        Serkan Topal                                                 Fikret Şahin

                                              Hatay                                                          Balıkesir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ORHAN ERDEM (Konya) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak üzere İstanbul Milletvekili Sayın Sibel Özdemir.

Buyurunuz Sayın Özdemir. (CHP sıralarından alkışlar)

SİBEL ÖZDEMİR (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Evet tekrar, 12’nci madde üzerine söz aldım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Bir önceki madde vakıf üniversitelerindeki akademisyenlere yönelik bir düzenlemeydi, bu maddede ise değerli milletvekilleri, vakıf üniversitelerindeki öğrencilere ilişkin düzenleme yapılıyor. Vakıf yükseköğretim kurumlarının her bir diploma programında -ön lisans, lisans, yüksek lisans ve doktora programlarında- öğrenim gören öğrencilerden ilgili programın en yüksek yerleştirme puanına sahip en az yüzde 15’i kadar öğrencinin öğrenim süresi boyunca tam burslu okutulması öngörülmektedir.

Değerli milletvekilleri, 78 vakıf yükseköğretim kurumunda yaklaşık 606 bin öğrenci bulunmakta ve kontenjanlar her sene ciddi oranda artırılmaktadır. Bu kontenjan artışının önüne geçmek ve niteliği belli bir seviyede tutmak için neyse ki YÖK tarafından bir başarı sırası uygulaması getirildi. Planlı ve daha zamanında yapılmalıydı bu. Neden ısrarla vakıf üniversitelerine plansızca, onların altyapılarına bakılmadan kontenjan verildi? Bakıldığı zaman, 2018 ÖSYM Kılavuzu verilerine göre öğrencilerin yaklaşık yüzde 12’sine tam burs verilmekte vakıf üniversitelerinde ve belli oranlarda bursluluk olsa da büyük bir çoğunluk bu üniversitelerde doğal olarak ücretli okumakta. Bu konuyu görüşmüşken şuna da değinmek istiyorum açıkçası: Her eğitim öğretim yılı öncesinde öğrenim ücretleri, sizlerin de bildiği gibi büyük bir kaos yaratmaktadır. Vakıf üniversitelerinde kontrol edilemeyen öğrenim ücretleri talep edilmektedir. Bu olay gerçekten çığırından çıkmış durumdadır. Burada ciddi bir düzenlemeye ihtiyaç vardır. Eğitim ücretleri gibi çok temel bir alanda siyaset dışı bir çalışma yapılması, ortak bir hazırlık ve düzenleme yapılması da gerekmektedir.

Değerli milletvekilleri, YÖK’ün Vakıf Yükseköğretim Kurumları 2019 Raporu’nda gerçekten ciddi veriler var. Burada öğrenci başına cari gider ortalamasına bakıldığında 2017-2018 eğitim öğretim yılında öğrenci başı cari gider ortancası yaklaşık 13 binken, 26 tane vakıf yükseköğretim kurumunda öğrenci başı cari hizmet gideri 10 binin altında kalmış. Alınan ücretlere göre bu miktar çok düşük kalmaktadır. Çoğu üniversitede öğrencilerden elde edilen gelirler öğrenciye maalesef dönmemektedir. Peki, bu gelirler nereye harcanmaktadır? Bu yıl yapılan raporda da belirttiğim gibi, yaklaşık 220 milyar lira reklam ve tanıtıma harcanmış; kütüphaneye yapılan harcama 60 milyar ama en vahimi öz kaynaklı AR-GE bütçeleri 41 milyar civarında yani reklam bütçesi, kütüphane harcamasının 4 katı, AR-GE bütçesinin de 5 katı. Gerçekten çok vahim bir durum. Oysa bu kaynakların reklam ve tanıtıma değil, öğrenciler için -özellikle barınma, beslenme, sosyal imkânlar, kültürel faaliyetler- ve en önemlisi bilimsel araştırma, nitelikli eğitim gibi alanlarda kullanılması konusunda da önlemler alınmalıdır. Evet, bu tür çarpıklıklarla birlikte, ülkemizde her yıl maalesef üniversite mezunu sayısı hızla artmaktadır yani üniversitede okuyan öğrenci sayısı hızla artmaktadır ama aynı zamanda üniversite mezunu işsiz sayısı da artış göstermektedir. TÜİK verilerine göre genç nüfusumuzun en az 3 milyon 200 bini işsiz ama değerli milletvekilleri, bunun yaklaşık 2 milyonu üniversite mezunu işsizlerden oluşuyor. 2019 yılında her yıl kayıtlı 4 işsizden 1’i üniversite mezunudur. Değerli milletvekilleri, Avrupa İstatistik Kurumu EUROSTAT’ın verilerine göre Avrupa ülkelerinde eğitim seviyesi arttıkça işsizlik oranı düşerken ülkemizde bu tablonun tam tersi. Üniversite mezunları arasındaki işsizlik oranının, ilköğretim mezunlarından yüksek olduğu tek ülke Türkiye; bunu da belirtmek istedim sizlere. Bu durum, açıkçası siyasi iktidarın eğitim, istihdam, üretim politikalarının sorunlu olduğunu ve yetişmiş gençlere dahi istihdam yaratamadığını göstermektedir. Bu sorunun aşılması için nitelikli eğitimi, üretime dayalı ekonomiyi, kalkınma ve istihdam politikalarını hedefleyen planlı, stratejik, bütüncül bir yaklaşım ortaya koyulmalıdır. Bunun yolu da nitelikli, çağın gereklerine uygun, bilgi ve beceriyle donatılmış, dünyayı yakından takip eden gençler yetiştirmekten geçmektedir. “Her ile bir üniversite” “Her isteyene bir vakıf üniversitesi” gibi bir anlayıştan hızla uzaklaşmak gerekmektedir. YÖK’ün son dönemlerde ihtisaslaşma, kalite, nitelik çalışmalarının, bu anlamda bu sürece destek olmasını diliyoruz.

Evet, dediğim gibi, burada, vakıf üniversitelerinde daha yüksek oranda burslu öğrenci okutulması düzenlemesi, gerçekten olumlu bir düzenleme. Burada, aslında öğrenci gelirlerinden elde edilen kaynakların da eğitimin niteliğinin artırılmasına… Ki bugünlerde, gerçekten bilimin ve bilimsel araştırmanın bu kadar hayati olduğu bir dönemde, bu üniversitelerin kaynaklarının büyük oranda bilimsel araştırmaya ayrılması noktasında da düzenlemelere ihtiyaç vardır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım efendim.

SİBEL ÖZDEMİR (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Evet, son olarak da şunu belirtmek istiyorum: Bu kanun teklifine, sağlıkta şiddetle ilgili gerçekten çok geç kalmış olan bazı kanun maddeleri de eklenecek. Bu vesileyle, gerçekten sağlıkçılarımız için siyah kurdele yerine artık beyaz kurdele takacak olmamız büyük, önemli bir adım ve bugünlerde gerçekten büyük bir fedakârlıkla çalışan sağlık emekçilerimize de ben şükranlarımı ve minnetlerimi de sunarak bugünkü konuşmamı tamamlamak istiyorum.

Sizleri de saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Şimdi 13’üncü madde üzerinde 1 önerge vardır, önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 212 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 13’üncü maddesinin tekliften çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                                  Muazzez Orhan Işık                                         Züleyha Gülüm                                     Tulay Hatımoğulları Oruç

                                               Van                                                            İstanbul                                                          Adana

                                        Ömer Öcalan                                                  Tuma Çelik

                                           Şanlıurfa                                                        Mardin

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ORHAN ERDEM (Konya) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Adana Milletvekili Sayın Tulay Hatımoğulları Oruç.

Buyurunuz Sayın Hatımoğulları Oruç. (HDP sıralarından alkışlar)

TULAY HATIMOĞULLARI ORUÇ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 13’üncü madde adrese teslim bir madde. Bilim ve Sanat Vakfına ait olan İstanbul Şehir Üniversitesine Halk Bankası aracılığıyla yapılan müdahaleye bir yasal kılıf bulmak ve bunu bir gelenek hâline getirmek… Ve deniyor ki bu maddede: Vakıf yükseköğretim kurumunun faaliyet izninin kaldırılması hâlinde, öğrencilere verilen bursların garantör üniversitelere ödenmeye devam etmesi yani burada öğrenciye değil, yine sermayeye ödeme yapılması… Burada korunmak istenen yine öğrenci değil, burada yine sermaye korunmaktadır.

Bakın, coronavirüsle mücadele ederken açıklanan ekonomik önlem paketinde yine sermayeyi kurtarmak hedeflendi. Öğrencilerin uzunca bir zamandan beri başlattığı bir kampanya vardı, KYK borçlarının silinmesi. Hele şimdi bu coronavirüs günlerinde elzem olan konulardan biri buyken bu hiçbir şekilde iktidar tarafından gündeme alınmadı.

Evet, buraya gelmesi gereken esasen YÖK’ün kaldırılması yasası. Çünkü YÖK, 12 Eylül darbesinin ürünüdür ve bugün AKP’de aktif mücadele edenler bundan çok çektiği için mücadele etti ve bu anlamda ilerici, demokrat, aydın kesimlerin de desteğini aldı. Oysaki güç ele geçirildikten sonra aynı şey devam etti.

Bakın, YÖK, üniversitelerin bilim, özgür bir akademi ve özerk bir bilim üretmelerinin önünde bir engel; askerî cunta mantığının, militarist zihniyetin bilimi, akademiyi belirlemesini ve kuşatmasını sağlamaktadır.

YÖK, akademisyeni, öğrenciyi kuşatıyor ve otoriterlik kurmaktadır üstünde. Oysaki şimdi, şu anda görüştüğümüz bu 212 sıra sayılı Yükseköğretim Kanunu’nda değişiklik yapan Teklif buna dair bir değişiklik yapmak yerine bunu biraz daha katmerleyerek ileri taşımaktadır.

“Demokratik açılım” diye iktidara geldiniz. İktidarda değilken tabii ki YÖK eleştiri konusuydu sizin için. Şimdi ise baktığımızda onu aşmak için elinizden geleni yapıyorsunuz yani daha da otoriterleşme…

İtaatkâr bir nesil yetiştirmek için, ana sınıfından itibaren defaatle eğitimi değiştiren işler yaptınız. Defalarca, defalarca müfredat değişti, defalarca eğitim sistemi değişti, sınav sistemi değişti ama bir türlü kafanızdakini de oturtamadığınız için bu değişime ve aslında bilimle, akılla oynamaya devam ediyorsunuz. Âdeta bilimle uğraşıyorsunuz; biyoloji, kimya, matematik neredeyse düşmanınız hâline gelmiş, evrim teorisiyle uğraşıyorsunuz, hacamatçıların önünü açan işler yapıyorsunuz.

Bakın, bu ülkenin onurlu, bu ülkenin demokrat akademisyenleri, araştırmacıları bir kampanyaya dâhil oldular ve savaşın devam ettiği, şiddetin devam ettiği bir dönemde dediler ki: “Biz, bu suça ortak olmayacağız.” Bir cümle okumak isterim imzaladıkları metinden: “Kürt vatandaşlara ve oradaki tüm halklar için, Sur’da, Cizre’de, Silopi’de, Nusaybin’de ağır silah kullanılarak şiddet uygulanmasına karşıyız.” dediler, “Barış istiyoruz.” dediler. Fakat ne yapıldı? Bunlar KHK’yle ihraç edildi. Ağzını açıp konuşan KHK’lerle ihraç edildi ve böylece akademi, bilim emekçileri açlıkla, yoksullukla, işsizlikle, itibarsızlaştırmakla biat etmeye zorlandılar fakat biat etmediler, direnmeye de devam ettiler. Evet, 21’inci yüzyılda bilime bu tür müdahaleler gerçekleşirken benim aklıma filmini de izlediğim Hypatia geliyor. 4’üncü yüzyılda İskenderiye’de matematik çalışmaları yapan, felsefe çalışmaları yapan Hypatia, bütün baskılara rağmen fikirlerini en açık bir biçimde ifade etmekten hiç çekinmedi. Büyük İskender’in generali Soter, İskenderiye’ye gelip kendini Firuvun ilan ediyor ve dini, siyasal amaçları için kullanarak neredeyse “Tanrının yeryüzündeki halifesiyim.” diyerek müdahale etmeye başlıyor İskenderiye’deki ilerici akımlara ve İskenderiye okuluna.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım.

TULAY HATIMOĞULLARI ORUÇ (Devamla) - Şunu söylüyorlar: “Kadın sessizliği ve uysallığı öğrenmelidir. Kadının ne ders vermesine ne erkeğin üzerinde ne de hiç kimse üzerinde bir yetki sahibi olmasına asla izin veremeyiz. Kadın sessiz olacak, kadın sessiz kalacak.” Hypatia’yı bu açıklamalardan sonra bir güruh işkenceyle katleder.

20’nci yüzyılda Hitler benzerini yapar “Çocuk, kilise, mutfak.” der kadına, orayı adres gösterir ve akademi kürsülerini kadınlara yasaklar. Şimdi ise 21’inci yüzyılda AKP bundan farklı bir adım atmamaktadır. Fakat şunu bilmeliyiz ki gerçekten, tarih firavunları, Hitleri yargılamıştır. Aynı şekilde tarih, bilime, özgür düşünceye, ifade özgürlüğüne ket vuranları ve onu esir almaya çalışanları yargılayacaktır. Bu ülkede ve dünyada Hypatialar bitmez. (HDP sıralarından alkışlar)

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkan, hatibin ortaya koymuş olduğu temelsiz iddiaların tümüne itirazımız vardır. Kayda geçirmek istiyorum, reddettiğimizi bildirmek istiyorum.

Teşekkür ediyorum.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

66.- Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun yerinden sarf ettiği bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan, ben de şunu söylemek isterim: Temelsiz iddialarla değil; tarihten gelen isimlerle, referanslarla dolu dolu bir konuşma yapıldı. Bu nedenle, biz de reddi reddediyoruz.

IX.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Ardahan Milletvekili Orhan Atalay ile 73 Milletvekilinin Yükseköğretim Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2778) ve Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 212) (Devam)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

14’üncü madde üzerinde önerge yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

15’inci madde üzerinde önerge yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Birinci bölümde yer alan maddelerin oylamaları tamamlanmıştır.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 02.23

ALTINCI OTURUM

Açılma Saati: 02.35

BAŞKAN: Başkan Vekili Nimetullah ERDOĞMUŞ

KÂTİP ÜYELER: İshak GAZEL (Kütahya), Rümeysa KADAK (İstanbul)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 85’inci Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

212 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon yerinde.

Şimdi, ikinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

İkinci bölüm 16 ila 30’uncu maddeleri kapsamaktadır.

İkinci bölüm üzerinde söz isteyen, İYİ PARTİ Grubu adına Bursa Milletvekili Sayın İsmail Tatlıoğlu.

Buyurun Sayın Tatlıoğlu. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA İSMAİL TATLIOĞLU (Bursa) – Sayın Başkan, Meclisimizin saygıdeğer mensupları; gecenin bu saatinde, ikinci bölümle ilgili görüşlerimizi kısaca paylaşmak üzere huzurlarınızdayız.

Gerçekten, üniversitelerle ilgili 30 maddelik bir kanun teklifi ve biz bu teklifin büyük bir kısmına da hem Komisyonda hem de Genel Kurulda olumlu baktığımızı belirttik. Sadece 7’nci maddede ciddi bir itirazımız var, 16’ncı ve 22’nci maddeler üzerine de verdiğimiz değişiklik önergeleri var. Bir de üniversite öğrencileriyle ilgili, gerek ön lisans gerek lisans gerek lisans üstü, geriye dönük bir af ihdası talebimiz oldu ve bunlar da özellikle AK PARTİ tarafından uygun bulunmadı.

Şimdi, ben bu teklifi yapan Sayın Orhan Atalay’ı dinlediğimde, gerçekten konuşmasının yedi buçuk dakikasına bütün duygularımla katılıyorum ve de hakikaten böyle bir konuşmayı onaylıyoruz. Sayın Atalay, medeniyetlerin zuhurundan bahsetti, Antik Yunan, 11’inci yüzyılda Bağdat, Endülüs. Tabii, burada, Semerkant ve Maveraünnehir’i unuttu, sanki İslam dünyasında Semerkant ve Maveraünnehir bir medeniyet bölgesi değilmiş gibi. Son üç yüzyılda Batı medeniyetinden bahsetti ve güzel bir şey söyledi, çok güzel, ana damardan bir şey söyledi, dedi ki: “Medeniyetlerin ana merkezi bilimdir ve bunlara imkân sağlamak lazım. Nedir bu imkânlar? Özgürlüktür, özerkliktir.” Çok doğru. Ama çok değerli arkadaşlar, bu teklifte bunun tersi var. Bu teklif 7’nci maddede 657’deki disiplin mevzuatını üniversiteye şamil kılıyor. Yani biz üniversitelerimizi tapu dairesi hâline getirme konusunda bir kanun maddesi ihdas ettik, 7’nci madde bu. “Saygı gösterecek amirlerine.” diyor, saygı göstermezse disiplin suçu. Ben otuz beş, otuz altı yıllık üniversite öğretim üyeliği yapmış bir arkadaşınızım, üniversitelerde amir-memur olmaz. Üniversitelerde öğretim üyeleri, fakülte kurulları, yönetim kurulları, koordinatör idareciler olur ve üniversitenin saygıyla ilgili bir sorunu olmadı bu zamana kadar, bundan sonra da olmaz zaten. Ama biz, atadığımız kadrolara, dekana, rektöre, “altlarında çalıştırdıkları” olarak tarif ettiğimiz değerli öğretim üyelerini baskılamak için bu tür disiplin cezaları getiriyoruz. Bu, üniversiteyi özerk yapmaz; bu, üniversiteyi özgür yapmaz; bu, üniversitede, Sayın Atalay’ın belirttiği gibi, bilim felsefesinin yeşereceği alanlar yapmaz; tam tersi yapar, üniversiteyi fakirleştirir, üniversiteyi değersizleştirir ve gerçekten de bugün baktığımızda temel sorun üniversitelerimizde şu: Üniversiteler, beşerî sermaye planlamasını bile yapamayan ve de beşerî sermayemizi israf eden bir mekanizmaya dönüşmüş durumdadır. Bu nedenle de üniversiteye baktığımızda, kamuyu da devleti bile besleyecek bir üretim yok.

Çok basit bir örnek vererek konuşmamı tamamlamak istiyorum. Daha geçenlerde Libya konusunda bir tezkere görüşmesi oldu ve biz bu tezkere görüşmeleri çerçevesinde üniversitelerimizi aradık, dedik ki: “Üniversitelerin Libya konusunda ne gibi çalışmaları var da biz bundan da yararlanarak bir doğru karar vermemizi sağlayalım.” İnanın, üniversiteleri çok fakir bulduk. Üniversiteler, siyasete göre, iktidarlara göre şekillenen yerler olmamalı. Bu daha önce de böyleydi, soğuk savaş döneminde de böyleydi, 28 Şubat sürecinde de böyleydi ama bugün daha da derinleşmiş bir durumda gidiyor ve bir de son olarak, gerçekten üniversitelerimize millî gelirden kaynak aktarma bakımından çok ciddi bir düşüş içerisindeyiz. Üniversitelerimizi bu anlamda desteklememiz gerekir.

Hepinize saygılar sunarım, iyi geceler dilerim. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – İkinci bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi, ikinci bölümde yer alan maddeleri, varsa o madde üzerindeki önerge işlemlerini yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.

16’ncı madde üzerinde 1 adet önerge vardır.

Önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 212 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 16’ncı maddesinin tekliften çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                                  Muazzez Orhan Işık                                           Ömer Öcalan                                                Abdullah Koç

                                               Van                                                           Şanlıurfa                                                          Ağrı

                                         Tuma Çelik                                                Züleyha Gülüm                                     Tulay Hatımoğulları Oruç

                                             Mardin                                                         İstanbul                                                          Adana

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU BAŞKANI EMRULLAH İŞLER (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Konuşmalarını yapmak üzere Ağrı Milletvekili Sayın Abdullah Koç.

Buyursunlar Sayın Koç.

ABDULLAH KOÇ (Ağrı) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime başlamadan önce, tam otuz dört yıl önce Saddam rejimi tarafından Kürtlere yönelik gerçekleştirilen soykırımda 180 binin üzerinde insan katledildi; Enfal soykırımını şiddetle kınıyoruz, unutmayacağız ve unutturmayacağız.

Değerli milletvekilleri, biz günün bu saatinde üniversiteleri yani bilim kurumlarını tartışıyoruz. Elbette olumlu düzenlemeler var fakat gelin görün ki Türkiye’de mevcut olan bilim kurumlarının ne denli sıkıntılı olduklarını, ne denli sorunlu olduklarını ne yazık ki hep beraber görüyoruz.

Bakın, ben Marx’ın bir sözüyle sözlerime devam etmek istiyorum. “En sonunda, insanın ayrılmaz parçası olan her şeyin alışveriş ve pazarlık konusu olduğu zaman gelip çattı. Bu, o zamana kadar el değiştiren fakat ticaret konusu olmayan, erdem, duygu, kanaat, bilgi ve bilinç gibi şeylerin de ticaret konusu olduğu bir zamandır. Tek kelimeyle, her şey ticaret konusu oldu. Bu, genel kokuşma ve evrensel ölçekli alışveriş dönemidir. Eğer ekonomik terimlerle ifade etmek gerekirse bu, maddi olsun, manevi olsun, her şeyin gerçek değerinin saptanması için pazara getirildiği bir zamandır." diyor Karl Marx.

Bakın, insan ve topluma, onun sorunlarına yabancılaşmış bir kuruma bilim kurumu denilebilir mi? Olguları, süreçleri sorgulamayan, siyasal iktidarlara karşı âciz bir bilim dalından, bir bilim kurumundan bahsedilebilir mi? Devlet ve sermaye karşısında bağımsız olmayan bir kurum bilim üretebilir mi? Uygarlık, tarihi yapabilen insanlığın ortak mirasıdır fakat resmî ideoloji, bilimsel, entelektüel faaliyetin içini boşaltan bir durumdur. Bu resmî ideolojinin kıskacına giren üniversiteler ve ne yazık ki YÖK’ün kendisidir.

İfade özgürlüğünün var olması bilimi üretmenin temel koşuludur. Bilimin üretilmesinde ifade özgürlüğü de böylesine temel bir koşul hâlindedir. İfade özgürlüğü bilim için temel bir koşul olmasına rağmen, Türkiye’de üniversitelerde ifade özgürlüğü diye bir sorun da yoktur çünkü resmî ideolojinin gereklerine göre ayar verilmiş olan kurumlardır. İfade özgürlüğünü sınırlayan üniversite özerkliğinin de bir anlamı yoktur.

Yükseköğretim Kurulu politik bir kurumdur; devletin, Hükûmetin, mevcut olan siyasal iktidarın direktiflerini üniversitelere tebliğ eden kurum durumundadır. YÖK, üniversiteleri tek tipleştiriyor, bilimden uzaklaştırıyor, akademik özgürlüklerini yok ediyor, bilim insanları ve öğrenciler üzerinde baskı kuruyor, çeşitli yasakçı anlayışlar nedeniyle bilimsel araştırmaları dahi engelliyor. YÖK artık kaldırılmalı ve onun yerine, üniversitelerin açılması, işleyişi ve yürütülmesi konuları için akredite bir kalite kurumu kurulmalıdır. Bu kurum, üniversitelerin ne yapması gerektiğine karışmayan, denetleyici bir kurum da olmalıdır. Bu yeni sistemde üniversitelere kalite, verim performansına göre bütçe verilmeli ve bu bütçe, üniversiteler arasında pozitif bir rekabet ortamı şeklinde paylaşılmalıdır. Üniversitelerin belirli alanlarda uzmanlaşmaları da acilen sağlanmalı ve bu konuda, YÖK’ün üniversiteler üzerinde olan tahakkümü kesinlikle ortadan kaldırılmalı, özgür bilimin üretildiği bir alan yaratılmalıdır.

Teşekkür ediyorum.

Saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Şimdi, madde 17’de önerge yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 18’de önerge yok.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 19’da önerge yok.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 20’de önerge yok.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 21’de önerge yok.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, yeni madde ihdasına dair bir önerge vardır. Önergeyi okutup Komisyona soracağım, Komisyon önergeye salt çoğunlukla katılırsa önerge üzerinde yeni bir madde olarak görüşme açacağım, Komisyonun salt çoğunlukla katılmaması hâlinde ise önergeyi işlemden kaldıracağım.

Şimdi önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 212 sıra sayılı Yükseköğretim Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 21’inci maddesinden sonra aşağıdaki maddenin eklenmesini, sonraki maddelerin buna göre sıralanmasını arz ve teklif ederiz.

                                                                                                                                            Yıldırım Kaya

                                                                                                                                                 Ankara

MADDE 22- 2547 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.

“GEÇİCİ MADDE 81- Yükseköğretim kurumlarında hazırlık dâhil bütün sınıflarda intibak, önlisans, lisans tamamlama, lisans, lisansüstü öğrenimi gören öğrencilerden bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihe kadar, kendi isteğiyle ilişikleri kesilenler dâhil, her ne sebeple olursa olsun ilişiği kesilenler ile bir programı kazandıkları halde kayıt yaptırmayanlar bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren sekiz ay içinde ilişiklerinin kesildiği yükseköğretim kurumuna başvuruda bulunmaları şartıyla bu Kanunun 44 üncü maddesinde belirtilen esaslara göre 2020-2021 eğitim-öğretim yılında öğrenimlerine başlayabilirler.

Müracaat edenlerden askerlik zamanı gelmiş olanların askerlikleri tecil edilmiş sayılır. Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihte askerlik görevini yapmakta olanlar terhislerini takip eden 2 ay içinde ilgili yükseköğretim kurumuna başvurmaları halinde bu maddede belirtilen haklardan yararlandırılır.

Bu maddede yer alan hükümlerden yararlanarak ayrıldığı yükseköğretim kurumuna kayıt yaptırıp işi veya ikametinin başka bir ilde bulunduğunu belgeleyenler, üniversiteye giriş yılı itibarıyla geçmek istediği diploma programının taban puanını sağlamaları ve ikamet ettikleri ildeki yükseköğretim kurumlarının senatolarının da uygun görmesi halinde, senatolar tarafından belirlenen usul ve esaslar çerçevesinde ikamet ettikleri ildeki üniversitelerdeki eşdeğer diploma programlarına yatay geçiş yapabilirler.

Bu maddeden yararlanıp bir yükseköğretim kurumunda öğrenci statüsü kazananlar başvurmaları halinde Anadolu Üniversitesi, Atatürk Üniversitesi ve İstanbul Üniversitesi bünyesindeki açık öğretim önlisans veya lisans düzeyindeki eşdeğer bölümlere yatay geçiş yapabilirler. Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esasları belirlemeye Yükseköğretim Kurulu yetkilidir.”

BAŞKAN – Sayın Komisyon, önergeye salt çoğunlukla katılıyor musunuz?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU BAŞKANI EMRULLAH İŞLER - Salt çoğunluğumuz yok, katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Komisyon önergeye salt çoğunlukla katılmamış olduğundan önergeyi işlemden kaldırıyorum.

Şimdi, 22’nci madde üzerinde önerge yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

23’üncü madde, önerge yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 24, önerge yok.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 25, önerge yok.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 26, önerge yok.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 27, önerge yok.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, yeni madde ihdasına dair bir önerge vardır.

İç Tüzük’ün 87’nci maddesi hükmüne göre “Görüşülmekte olan teklifin konusu olmayan sair kanunlarda ek ve değişiklik getiren yeni bir kanun teklifi niteliğindeki değişiklik önergeleri işleme konulamaz.”

Şimdi okutacağımız yeni madde ihdasına dair önergeyi, yukarıdaki hüküm nedeniyle usule uygun olmamakla beraber 5 siyasi parti grubunun mutabakatı ve konunun önemini de göz önüne alarak emsal teşkil etmemek üzere işleme alıyorum.

Önergeyi okutup Komisyona soracağım, Komisyon önergeye salt çoğunlukla katılırsa önerge üzerinde yeni bir madde olarak görüşme açacağım, Komisyonun salt çoğunlukla katılmaması hâlinde ise önergeyi işlemden kaldıracağım.

Şimdi önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 212 sıra sayılı Kanun Teklifi’ne aşağıdaki maddenin eklenmesini ve diğer maddelerin buna göre teselsül ettirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                        Bülent Turan                                      Muhammed Levent Bülbül                                 Meral Danış Beştaş

                                          Çanakkale                                                       Sakarya                                                            Siirt

                            Dursun Müsavat Dervişoğlu                                                                                                          Engin Özkoç

                                              İzmir                                                                                                                                Sakarya

“MADDE 28 - 7/5/1987 tarihli ve 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanununun ek 12 nci maddesine birinci fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkra ve maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

“Kamu veya özel sağlık kurum ve kuruluşlarında görev yapan sağlık personeli ile yardımcı sağlık personeline karşı görevleri sebebiyle işlenen 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan kasten yaralama (Madde 86), tehdit (Madde 106), hakaret (Madde 125) ve görevi yaptırmamak için direnme (Madde 265) suçlarında;

a) İlgili maddelere göre tayin edilecek cezalar yarı oranında artırılır.

b) Türk Ceza Kanununun 51’inci maddesinde düzenlenen hapis cezasının ertelenmesi hükümleri uygulanmaz.”

"Şiddetin vuku bulduğu sağlık kurum ve kuruluşunda, faile veya yakınına mağdurun verdiği hizmeti verebilecek başka sağlık personeli ve yardımcı sağlık personeli bulunması hâlinde hizmet ilgili diğer personel tarafından verilir.”

BAŞKAN – Sayın Komisyon, önergeye salt çoğunlukla katılıyor musunuz?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU BAŞKANI EMRULLAH İŞLER (Ankara) – Salt çoğunluğumuz vardır Başkanım, salt çoğunlukla katılıyoruz.

BAŞKAN – Komisyon önergeye salt çoğunlukla katılmış olduğundan önerge üzerinde yeni bir madde olarak görüşme açıyorum.

Söz isteyen, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Muş Milletvekili Sayın Gülüstan Kılıç Koçyiğit.

Buyurunuz Sayın Kılıç Koçyiğit. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Muş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şu anda gerçekten çok önemli bir madde görüşüyoruz. Özellikle bu corona günlerinde kamuoyunun da beklentisinin, gözünün Mecliste olduğu ve toplumda “sağlıkta şiddet” diye bilinen meselenin çözümüne dair bir uzlaşı gerçekleştirildi. Tabii, bu uzlaşının olması önemli ve anlamlıdır; önemli bir konuda adım atıyoruz fakat tam anlamıyla bizim teklifimizin, en azından önerilerimizin gerçekleşmediğini de ifade etmemiz gerekiyor. Bu anlamda, özellikle teklif metninde, Türk Tabipleri Birliğinin önerdiği şeyler vardı, onlar hayata geçemediler fakat buna rağmen teklifi olumlu olarak gördüğümüzü ifade edelim.

Şimdi, öncelikle, ben öneriye gelmeden önce bir iki temel değerlendirme yapmak istiyorum.

Şimdi, değerli arkadaşlar, hatırlarsınız, çok kısa bir süre önce yine Sağlık Komisyonunda sağlıkta şiddeti konuştuk fakat bizim orada sağlıkta şiddete, temel olarak oraya odaklanmamız gerekirken, aslında mezun olan hekimlerin güvenlik soruşturmalarına takılması meselesi daha ön plana çıktı çünkü sağlıkta şiddet görüntüsünün altında aslında güvenlikçi bir yaklaşım Komisyona getirilmişti. Neyse ki Meclisten o hâliyle tam anlamıyla çıkmadı.

Bununla beraber, sağlıkta şiddet olgusunun en nihayetinde toplumsal, sosyal, ekonomik nedenleri olduğunu görmemiz gerekiyor. Bugün eğer bir toplumda yoksulluk almış başını gidiyorsa, eğer bir toplumda vergi adaleti yoksa, eğer bir toplumda ücret adaleti yoksa; eğer bir toplumda her gün yetkililer, iktidar şiddet dilini benimsiyorsa, şiddeti teşvik ediyorsa, bu, aslında sağlıktaki şiddeti de artıran etkenlerden biridir.

Bununla beraber, en temelde şunu söylememiz gerekiyor: AKP’nin 2003 yılında hayata geçirdiği sağlıktaki dönüşümün kendisi, aslında, bugünkü şiddet olgusunun temelini oluşturuyor. AKP ne yaptı? İşte “Kuyrukları bitiriyoruz, artık SGK kuyrukları olmayacak. Artık herkes istediği hastaneye gidecek, istediği eczaneden ilaç alacak.” dedi ama bununla beraber, aslında, bu ülkedeki kamusal sağlık sistemini tasfiye etti. Ne yaptı? Sağlık ocaklarını ortadan kaldırdı, bölgesel düzenlemeleri ortadan kaldırdı, aile hekimliği uygulaması getirdi, SSGSS’yi getirdi ve en nihayetinde hastaneler işletmeye, hastalar müşteriye döndü. Bunun karşılığı olarak da şöyle bir ilke benimsendi: “Müşteri velinimetimizdir. Onun için her zaman müşterinin haklılığını dikkate almamız ve her zaman için müşteriyi memnun etmemiz gerekir.” Bu olgunun kendisi, bu bilincin kendisi her gün yöneticiler tarafından topluma pompalandı.

Tabii, bununla da kalmadı, aynı zamanda, her gün aslında hekimleri, sağlık çalışanlarını itibarsızlaştıran cümleler bu iktidarın yöneticileri tarafından, sorumluları tarafından dile getirildi. Örneğin, birkaç şey söyleyeyim: “Sağlıkta reform yaptık.” dediniz, bu propagandayı öne çıkardınız ama şunu söylediniz: “Çalışmayan doktoru çalıştıracağız. Bıçak parasını kaldıracağız. Doktorun elini, hastanın cebinden çıkaracağız. Ben doktora iğne yaptırmam, doktorlar adamı felç ederler alimallah. ‘Doktor efendi’ dönemi bitti.” şeklindeki dil ve söylemleriniz, aslında sağlıkta şiddeti tırmandırdı, meşrulaştırdı ve toplumun bu şiddeti kanıksamasına yol açtı. Bu anlamda, bugünkü bu şiddet olgusunun arkasında AKP’nin sağlık politikalarının olduğunu birinci elden söylememiz gerekiyor.

Tabii, sayılar gerçekten çok yüksek. Bir iki sayı vermek gerekirse, örneğin, 2019 tarihindeki Dilekçe Komisyonuna, Sağlık Bakanlığının gönderdiği veriye baktığınız zaman 15.841 vaka yaşanmış, bunlardan da 11.204 olay yargıya taşınmış değerli arkadaşlar, bunlar öyle sıradan rakamlar değil, çok yüksek.

Yine, Sağlık Bakanlığının hayata geçirdiği ALO şiddet hattı var, biliyorsunuz 113. Buradaki kodlamada 2012 yılının Mayıs ayından 2019 Ağustos ayına kadar 91.355 şiddet vakası bildirilmiş değerli arkadaşlar ve bunlar da aslında çok yüksek rakamlar. 2017 yılında sağlıkta şiddet yüzde 168 oranında artmış, bakın yüzde 168. Bunlar da çok yüksek oranlar.

Şimdi, tabii, AKP en temel yapıyı bozdu. Neydi?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Devamla) – Bitireceğim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Tamamlayalım.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Devamla) - O da Türkiye’nin gerçekten bölgesel bazda teşkilatlanmış sağlık teşkilatını dağıttı ve onun yerine -demin de söylediğim gibi- daha çok piyasa koşullarına terk edilmiş, piyasanın insafına bırakılmış bir sağlık sistemini yerleştirdi. Halk, bu sağlık sistemi içerisinde sağlık hizmeti alamadığı her anda aslında bunun acısını gidip sağlık çalışanından, sağlık emekçisinden çıkarıyor. Yani bugün, bir hastaneye gittiğiniz zaman bir gün muayene oluyorsunuz, ikinci hafta gidip ultrason çektiriyorsunuz, üçüncü hafta tomografi; siz, bir ay sonra ancak teşhis konulup tedavi ediliyorsunuz ve bütün bu süreçte halkımız, biriken o negatif enerjisini de tabii ki gidip sağlık emekçisine yönlendiriyor.

Son olarak, şunu ifade edeyim: Yani bütün bunlar sizin politikalarınızın sonucu ama neyse ki bugün düzeltmek için bir adım atıyorsunuz, bu anlamda da ortaklaşma arayışınızı ve ortaklaşma çabanızı gerçekten takdir ettiğimizi, bu anlamda daha ileriki kanun tekliflerinde de bu ortaklaşmayı öne çıkarmanızı en azından dilediğimi ifade edeyim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Devamla) – Bitireceğim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Tamamlayalım.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Devamla) – Şimdi, TTB’nin bu teklife girmesini istediği bölüme gelince, direkt okuyacağım öneriyi değerli arkadaşlar: “Şiddetin vuku bulduğu sağlık kuruluşunda şiddet mağduru sağlık personeli sağlık hizmeti verebilecek durumda olsa dahi acil durumlar dışında faile ya da yakınına sağlık hizmeti vermekten çekilme hakkına sahiptir. Acil durumlar dışında, fail veya yakını aynı kurumda bir başka sağlık personeline veya bir başka sağlık kuruluşuna sağlık hizmeti alabilmesi için yönlendirilebilir.” Bu, aslında deontolojide de uluslararası literatürde de tanınan bir çekilme, kaçınma hakkı. Çok yerinde bir değerlendirme, tabii bunun istisnası sadece acil durumlardır; bu anlamda, bunun böyle yasalaşmasını istediğimizi tekrardan ifade etmek istiyorum.

Bu yasanın sağlıkta şiddeti azaltıp sağlık çalışanlarını, sağlık emekçilerini daha huzurlu, mutlu bir çalışma ortamına kavuşturmasını temenni ediyor, saygılar sunuyorum. (HDP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Ali Şeker.

Buyurunuz Sayın Şeker. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ALİ ŞEKER (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle 5 partinin ortaklaşa uzlaşısıyla hazırlanan bu yasanın önemini anlatmak istiyorum. Uzun zamandır birçok konuda uzlaşma talebimiz oldu ancak bu konuda uzlaşabildik. İstediğimiz sonucu yeteri kadar elde etmesek de önemli bir adımdır ve bu konuda emeği geçen tüm milletvekili arkadaşlarıma teşekkür ediyorum. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar)

Bu hazırladığımız yasada en önemli konu, sağlık çalışanına, sağlık kuruluşunda çalışan kişilere, eczacılara karşı görevini yaparken suç işlendiği takdirde cezalara yüzde 51 artırım getiriliyor, bu çok önemli.

Bu sürece kadar kaybettiğimiz Doktor Göksel Kalaycı, Doktor Ali Menekşe, Doktor Ersin Arslan, Doktor Melike Erdem, Doktor Aynur Dağdemir, Doktor Kamil Furtun, Doktor Hüseyin Ağır, Doktor Fikret Hacıosman ve Doktor Kaan Erol’u saygı ve rahmetle anmak istiyorum.

Bu arada, Covid salgınında canını kaybeden değerli sağlık çalışanlarını bir kez daha saygıyla anmak istiyorum. O sağlık çalışanları gecesini gündüzüne kattı, yüzlerinde böylesi bir iz kaldı; o gece gündüz çalışmaların sonucunda maskeler ve gözlükler yüzlerinde böyle derin bir iz bıraktı.

Sağlık çalışanları gecesini gündüzüne katıp insanlara iyilik yapmak için, sağlığına kavuşturmak için uğraşırken maalesef onlar şiddete maruz kalıyor. Ve bu şiddete maruz kalma öyle bir şey ki benim bu yasa teklifini verdiğimden beş yüz elli sekiz gün sonra ancak bu yasa çıkabiliyor, bu arada da 30 bine yakın Beyaz Kod uygulaması oldu, sağlıkçıya şiddetten dolayı Beyaz Kod’a başvuran 30 bine yakın sağlık çalışanı oldu. Ben umut ediyorum ki bundan sonra bu artan cezalar karşısında insanlar artık kendilerine şifa dağıtmak için uğraşan sağlık çalışanlarına el kaldırmazlar, eğer kaldıracak olurlarsa da ciddi bir karşılığı olacağını da bundan sonra bilmeliler. Gerek sağlık çalışanlarına gerek eczacılara, şifa dağıtan o meleklere daha dikkatli davranırlar diye umut ediyorum.

Biliyorsunuz, sağlıkta dönüşüm politikalarıyla birlikte, sağlıkta hizmete erişemeyenler sağlıkta karşısında kimi gördüyse -hekim, hemşire, eczacı- ona maalesef şiddet uyguladılar ve bunun sonucunda da yüzlerce yaralanan ve binlerce de şiddete maruz kalan sağlık çalışanımız oldu. Beyaz Kod adına tezat kara bir tablo yarattı ve bu süreçte de 2013 yılında ortalama 29 kişi Beyaz Kod’a başvururken 2019 yılında günde ortalama 51 sağlık çalışanı Beyaz Kod’a başvurmak zorunda kaldı.

Değerli milletvekilleri, pandemiyle mücadele eden sağlık çalışanlarına bu hediyeyi takdim ettiğiniz için hepinize bir kere daha teşekkür ediyorum. Buna ihtiyaçları vardı çünkü bu çok çetin bir mücadele ve uzun sürecek bir mücadele ve bu mücadelede bizden alkıştan öte bir şeyler istediklerini Sayın Sağlık Bakanı da burada ifade etmişti. Bu görevi yerine getirmek bu Parlamentoya nasip oldu. İnşallah, eksik bulduğumuz yerleri de ilerideki süreçte yerine getirip onu da karşılamış oluruz.

Biz demiştik ki: “Alkış korumaz, yasa korur.” Bu yasanın bundan sonra koruması için artık, görev yargı mensuplarına düşüyor, bunu layıkıyla uygulayarak halkın sağlıklı kalma hakkının korunmasına da hizmet etmiş olacaklar. (CHP sıralarından alkışlar)

Sadece sağlıkçıya saldırmıyorlar onlar, o sağlıkçının şifa dağıttığı insanların da şifa bulmasına engel oluyorlar ve hekimlere karşı işlenen bu şiddet, hekimlerin daha çok geri, defansif dediğimiz, hekimin kendisini korumaya yönelik bir tutum almasına sebebiyet veriyor. Bu da aslında halkın istediği sağlık hizmetini almasını engelliyor. Hekim önce kendini korumaya kalkınca, risk almayan hekim, halkına yeteri kadar sağlık hizmeti de veremiyor. Bunun için bu imkânı da sağlamış oluyoruz bu süreç içerisinde.

Burada, TTB, Türk Hemşireler Derneği, Türk Eczacıları Birliği ve sendikaların ve diğer katkı veren tüm kuruluşların da emekleri için kendilerine teşekkür ediyorum, saygılarımı sunuyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın Sayın Şeker.

ALİ ŞEKER (Devamla) - Bu süreç içerisinde ülkenin dört bir yanında yoğun bakımlarda, acil servislerde Covid hastalığıyla mücadele eden tüm sağlık çalışanlarını bir kez daha alkışlamanızı diliyorum. (Alkışlar) Bu tür şiddete maruz kalan sağlık çalışanlarını bu ülkede artık görmeyelim.

Hepinize teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Çanakkale Milletvekili Sayın Bülent Turan.

Buyursunlar Sayın Turan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Kamuoyunun çoktan beri beklediği, 1 milyon 100 binden fazla sağlık çalışanımızın, canlarını canlarımız için feda eden sağlık çalışanlarımızın uzun zamandan beri beklediği kanun teklifini bugün tüm partilerimizin Grup Başkan Vekillerinin imzasıyla Meclisimize sunma imkânı bulduk.

Biliyoruz ki ceza, tek başına suç işlemeyi engelleyen bir adım değil. İdam cezalarının olduğu birçok ülkede ne kadar fazla suça konu olduğu hepimizin malumu. Ama ceza siyasetimize özel zamanlarda, özel düzenlemeleri teşvik eden bir anlayış ortaya koyduk.

Tabii ki her meslek kıymetlidir. Şiddetin tümü kime karşı olursa olsun kötüdür. Kural, tüm düzenlemelerin herkese eşit olmasıdır. Biz buna hukuk teorisinde “denkleştirici adalet” diyoruz. Ancak, bir de “dağıtıcı adalet” var ki bu da fail ile mağdurun özel durumunu değerlendiren, daha adil bir devlet olmayı sağlayan, imkân veren, farklı bir teori. Dolayısıyla, eşitlikten öte, adaletli bir devletin yapacağı; özel durumlarda, özel beklentilerin, özel sorunların özel maddelerle revize edilmesidir. Daha önce sporda şiddet gibi, kadına karşı şiddet gibi birçok konuda da benzer anlayışta adımlar atıldı. Yoksa biliyoruz ki “Suçluyu kazıyın altından insan çıkar.” iddiası da bir gerçeklik. O yüzden, biz bu teklifi hazırlarken sadece sağlıkçılarımız değil, sadece Adalet Bakanlığımızın mensupları değil, tüm ilgililerle bir araya gelerek; kriminoloji, penoloji, viktimoloji şeklindeki bütün teorileri bir araya koyarak, bilimden yararlanarak bu teklifi hazırlamaya çalıştık. Çok taraf vardı ama her tarafın da kabul edeceği bu metni hayata geçirmeyi bir gurur bildik.

Tabii ki önümüzde bir gerçeklik var, tüm dünyanın savaştığı küresel bir sorun var. Bu sorunun en önünde de bizim sağlıkçılarımız var. Hatta, yeri geldiğinde canlarını bu millet için, insanımız için feda eden sağlıkçılarımız var. Bu vesileyle ben hepsine Allah’tan rahmet diliyorum. Ümit ediyorum, hasta olanlarımız da acil şifa bulur.

Daha eski yıllarda, 2011’de, 2018’de değişik adımlar atılmış benzer konularla ilgili. Sağlıkçılarımız için adli yardım imkânı, özel sağlık kuruluşlarında kamu imkânı verilmesi, iş yerinde ifade alınmasına imkân verilmesi gibi önemli imkânlar verilmiş. Ancak, buna rağmen şiddetin hâlâ zaman zaman gündemimizde olması, dünyadaki bu önemli sorunun ülkemizde de yoğun yaşanıyor olması bizi tekrar bu konuyu masaya yatırmaya itmiş oldu. Bu teklifimize göre artık, bu maddeye matuf olan işlemlerde kamu-özel ayrımı, hatta daha ötesi, eczane, diş hekiminin kendi özel muayenehanesi, doktorun kendi özel çalışma yeri ayrımı yapmaksızın tüm sağlıkçılarımız bu maddenin muhatabı olacaklar. Sadece doktor değil, sadece hemşire değil, diş hekimi, ebe, fizyoterapist, psikolog, diyetisyen 6197 sayılı Kanun’daki eczacılarımız, hemşire yardımcılarımız, sağlık teknikerlerimizin hepsi bu kanunun muhatabı olacaklar.

Bu kanuna baktığımızda 4 önemli suçta yani, kasten yaralama, tehdit, hakaret ve görevi yaptırmamak için direnme suçlarında yüzde 50 oranında bir artırıma gidiyoruz. Zaten, sağlık çalışanlarımızın kamu personeli gibi değerlendirilmesinden kaynaklı bir yüzde 50 artma vardı, şimdi, ilave bir yüzde 50 artırımla beraber cezaların daha farklı uygulanması, daha ağır uygulanması gündemde. Yine, bunun yanında sağlık çalışanlarımız için bu suçlar, bu cezalar söz konusu olduğunda cezasızlık algısı olmasın diye de hapis cezasının ertelenmemesi hükmü, yani infazın ertelenmemesi hükmü karara bağlanıyor.

Bir diğer maddemiz de, sağlık çalışanımız ile fail arasında, yani mağdur ile fail arasında bir illiyet varsa sağlık çalışanımıza çekilme hakkı veriyor. Yani, o fail ile o sağlık çalışanı arasında daha önce bir münakaşa, bir niza olmuşsa o sağlık çalışanımıza, aynı görevi yapan başka birisi varsa çekilme hakkı veriyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım efendim.

BÜLENT TURAN (Devamla) – Çekilme hakkı tanınıyor. Dolayısıyla tüm partilerimizin, 5 partinin hepsinin farklı görüşleri oldu, hepsinin bu kanuna ilişkin “Daha ileri olsun.” “Daha eksik olsun.” “Daha farklı olsun.” iddiaları oldu. Kendi arkadaşlarımızın benzer ve farklı önerileri oldu. Sağlık Bakanımız başta olmak üzere tüm Bakanlık personelimizin belki de daha fazla, daha öte beklentileri oldu. Ama bir daha söylüyorum: Ceza sistematiğini kurarken eşitlik esasını, adalet anlayışını, tüm bakanlıkların kanaatini almak, ortak bir metinde uzlaştırmak kolay bir iş değildi.

Ümit ediyorum bu teklifin yasalaşmasından sonra artık gündemimizde sağlık çalışanlarına karşı şiddet bir daha olmasın, artık bir daha bu konuları konuşmayalım. Ama bir şey daha söylemek isterim: Eğer bir daha ihtiyaç olursa, yine 5 partimiz bir araya geliriz, eksik kalan bir mesele varsa da onu beraber çözeriz.

Bu kanunun bu şartlar altında önemli bir açığı gidereceğini, önemli bir beklentiyi karşılayacağını düşünüyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BÜLENT TURAN (Devamla) – Sayın Başkan, bir dakika…

BAŞKAN – Selamlayalım efendim.

BÜLENT TURAN (Devamla) – Sayın Başkan, şu an saat gece üç. Tüm partilerimizin vekilleri burada. Büyük bir özveriyle bu sorunun çözümü için mesai harcıyoruz.

Ben teklife beraber başladığımız başta MHP olmak üzere bugün tüm Grup Başkan Vekilleriyle beraber imza koyan siyasi partilerimize ayrı ayrı teşekkür ediyorum.

Tekrar, bu mücadelede canını yitiren doktorlarımıza, hemşirelerimize, sağlık çalışanlarımıza Allah’tan rahmet diliyorum. Tekrar, sağlık çalışanlarımızın hasta olanlarına acil şifalar diliyorum.

Bu vesileyle tüm sağlık çalışanlarımızı ve Gazi Meclisimizi tekrar saygıyla selamlıyor, hayırlı akşamlar diliyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN – Şimdi 2 Sayın Grup Başkan Vekiline söz vereceğim.

İYİ PARTİ Grup Başkan Vekili Sayın Dervişoğlu.

Buyurunuz Sayın Dervişoğlu.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

67.- İzmir Milletvekili Dursun Müsavat Dervişoğlu’nun, sağlık çalışanlarına yönelik şiddetin cezalarının artırılması yolundaki düzenleme iş birliğiyle Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemine getirilerek ülkenin temel meselelerine sahip çıkıldığının ispatlandığına ilişkin açıklaması

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU İzmir) – Çok teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Türkiye Büyük Millet Meclisinin değerli milletvekillerini, öncelikle, bugün geride bıraktığımız mesai günündeki performansları ve karşılıklı iyi niyetleri münasebetiyle tebrik ediyorum.

Zor bir günü geride bıraktık diyorum ama oldukça kapsamlı bir kanun teklifini de yasalaştırma arifesindeyiz. Bu kapsam içerisinde sağlık çalışanlarına yönelik şiddetin cezalarının misliyle artırılması yolundaki kanun teklifini de el birliğiyle, iş birliğiyle Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemine getirdik. Demek ki doğru şeyler yapılınca, el birliğiyle, iş birliğiyle, gönül birliğiyle kararlar alabilmek de mümkün olabiliyor. Bu yönüyle de Türkiye Büyük Millet Meclisini tebrik ediyorum. Bu zamana kadar sağlık çalışanlarını alkışladık. Bütün siyasi partiler önceden konuyla ilgili önergeler vermişlerdi. Türkiye’nin temel meselelerine Türkiye Büyük Millet Meclisinin sahip çıktığını da ispatladık. Bu yönüyle, Türkiye Büyük Millet Meclisi de sağlık çalışanlarına verdiği destekle alkışı hak ediyor.

Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum. Bu kanunun hayırlara vesile olmasını, suistimal edilmemesini, istismar edilmemesini temenni ediyorum ve tekraren söylüyorum: Allah, bize her zaman doğru şeylerde ortak karar almak noktasında bulundursun, iyi niyetimizi muhafaza etmemize yardımcı olsun.

Saygılar sunarım efendim. (İYİ PARTİ, AK PARTİ, CHP ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi Grubu Başkan Vekili Sayın Bülbül, buyursunlar.

68.- Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül’ün, sağlıkta şiddetin önlenmesi amacıyla 5 siyasi parti grubunun uzlaşması neticesinde Yükseköğretim Kanunu Teklifi’ne getirilen düzenlemenin hayırlı olmasını temenni ettiklerine ilişkin açıklaması

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, sağlıkta şiddetin önlenmesi amacıyla, parti gruplarının uzlaşması neticesinde YÖK Kanunu’na ilave ettiğimiz düzenlemenin hayırlı olmasını temenni ediyoruz.

Sağlık çalışanlarının bugüne kadar maruz kaldığı şiddet nedeniyle hayatını kaybeden sağlıkçılarımızı başta rahmetle andığımızı ifade etmek istiyorum. Özellikle, yaşamakta olduğumuz salgın hastalık sürecinde, canını hiçe sayarak, fedakârca hizmet eden sağlık çalışanlarımızın muhatap oldukları şiddet olayları dileriz ki son bulur. Belirtmek gerekir ki toplumsal manada bilinçlenmenin temin edilemediği bir durumda şiddetin son bulması mümkün olamayacaktır. Bu açıdan, toplumda şiddeti doğuran ve özellikle sağlıkta şiddeti doğuran nedenler üzerinde ayrıca durmak gerektiğini de ifade etmek istiyorum.

Her şeye rağmen, getirilen düzenlemeyle, umarız, mevzuatımızın caydırıcılık açısından herhangi bir eksiği kalmamış olacaktır. Kamu-özel ayrımı olmadan, bütün sağlık kurum ve kuruluşlarında çalışan sağlık personelinin, eczacıların, diş hekimlerinin bu düzenlemenin kapsamı dâhilinde olduğunu ifade etmek istiyorum.

Ben, bu vesileyle özellikle Covid-19 salgın hastalığı sürecinde canını hiçe sayarak mücadele eden başta Sağlık Bakanımıza, Sağlık Bakanlığı personelimize ve bütün Türkiye çapında bu konuda mücadele veren sağlık ordumuza tekrar şükranlarımı dile getirmek istiyorum. Bu tür düzenlemeler tabii ki onlar açısından bu özel dönemde değil, her zaman dikkate alınması gereken yapılması gereken düzenlemelerdir. Ancak bu dönemin de hassasiyeti çerçevesinde onların ihtiyaç duydukları ne varsa Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında onların ihtiyaç duydukları hususlarda elimizden gelen bütün çabayı sarf edeceğimizi buradan bir defa daha dile getirmek istiyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Halkların Demokratik Partisi Grubu Başkan Vekili Sayın Danış Beştaş.

Buyurunuz Sayın Beştaş.

69.- Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, corona virüsü ve sağlıkta şiddet uygulanması nedeniyle yaşamını yitiren sağlık emekçilerini saygıyla andığına, sağlıkta şiddetin önlenmesi amacıyla getirilen düzenlemede bütün partilerin imzasının olmasıyla tarihî bir an yaşandığına ve sağlığın ticari hizmet olmaktan çıkarılması gerektiğine ilişkin açıklaması

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Ben de başta Covid-19 salgını sebebiyle ve daha önce sağlıkta şiddetin yaygınlığı vesilesiyle yaşamını yitiren bütün sağlık emekçilerini saygıyla öncelikle anmak istiyorum ve bütün ailelerine, yakınlarına bu vesileyle başsağlığı dilemek istiyorum.

Evet, bugün aslında Türkiye Büyük Millet Meclisinde çok uzun süreden sonra ilk defa 5 partinin bir kanunu ortak imzayla verip ortak bir kabulü söz konusu. Aslında bir yönüyle tarihî bir an. Bu tarihî anların Türkiye yurttaşlarının geleceği için devam etmesi gerektiği temennimi de ifade etmek istiyorum. Çünkü hepimizin temel gayesi; Türkiye’de demokratik, herkesin faydalanabileceği yasaların çıkarılması.

Evet, sağlık emekçilerinin yeri tabii ki çok özel. Bu Covid-19 salgınında hepimiz bunu çok yakınımızda hissettik, içimizde hissettik. Biz her zaman söyledik: “Alkış yetmez.” Şüphesiz alkışlamalıyız ama alkıştan ziyade onları korumak, onlar hizmet yaparken bunu kolaylaştırmak gibi bir görevimiz var. Tabii, bu vesileyle, bu yasanın çok önemli olduğunu ama bundan sonra da bunun tek başına yeterli olmadığını, sağlıkta kökten reforma ihtiyaç olduğunu ve bunun için yasal düzenlemeler konusunda bizim hazır olduğumuzu da ifade etmek istiyorum. Sağlığı ticari bir hizmet olmaktan çıkarmamız lazım hep birlikte.

Son olarak da şunu söylemek isterim: Sağlıkta şiddet yasasının çıkarılması için Halkların Demokratik Partisi olarak kanun tekliflerimiz oldu, sayısız araştırma önergelerimiz oldu ama ne diyelim, nasip bugüneymiş. Keşke Covid-19 salgınından önce bunu çıkarabilseydik ama bugün çıkarmamız da önemli.

Bu vesileyle, gece gündüz demeden halkın sağlığı için kendi hayatını ortaya koyan, büyük hizmetler veren bütün sağlıkçılarımıza teşekkür ediyorum. Bütün grupların da emeklerine sağlık diyorum, teşekkür ediyorum. (HDP, AK PARTİ ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkan Vekili Sayın Engin Özkoç, buyurun.

70.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un, konunun Türkiye Cumhuriyeti ve Türkiye Cumhuriyeti yurttaşları olması hâlinde nasıl bir araya gelindiğinin tüm dünyaya gösterildiğine, birlik ve beraberlik içerisinde ülkenin toplumsal barışını sağlayacak mesajların verilebileceğine inandığına ilişkin açıklaması

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; bugün burada Türkiye Cumhuriyeti’nin Türkiye Büyük Millet Meclisinin Genel Kurulundaki bu manzara, aslında bizim özlediğimiz değil, dünyanın bizi gözlemlemesi açısından örnek bir manzaradır. Biz, söz konusu Türkiye Cumhuriyeti ve Türkiye Cumhuriyeti yurttaşları olduğu zaman, konu gerçekten bizim insanımız olduğu zaman nasıl bir araya geliriz, sadece Türkiye’ye değil tüm dünyaya örnek olarak göstereceğimiz manzara budur ve bu her zaman, her şekilde devam edecektir. Bunu tüm dünyanın görmesini isteriz.

İkinci konu, sağlıkla ilgili çalışanlar insan hayatını kurtarmak için uğraşırken kendi hayatları tehdit altındaydı. Bununla ilgili bu Genel Kurul ortak bir karar aldı ve onların bundan sonraki görevlerini sağlıklı bir şekilde yapabilmeleri için bu yasayı çıkardı. Burada bulunan bütün milletvekilleri coronavirüste 2 kişi bir araya gelemezken, kendi ailenizde dahi, kendi evinizde dahi birbirinizden uzak durun derken burada bulunan bütün milletvekilleri günlerden beri Türkiye Cumhuriyeti’nin ihtiyaç duyduğu yasaları çıkartabilmek için birlikte bu Mecliste mücadele ediyorlar. Bunu da Türk milletinin görmesi açısından çok önemli sayıyorum.

Grup Başkan Vekillerinin adları sayıldı bu yasada, gönül isterdi ki bütün milletvekillerimizin adlarını sayalım, duyuralım ama ayrım yapmaksızın sağlıkla ilgili burada her siyasi partiden arkadaşımız, sağlıkçı arkadaşımız büyük mücadele verdiler. İsmail Tamer, Arife Polat Düzgün, Arslan Kabukcuoğlu, Recep Şeker, Burhanettin Bulut, Ali Şeker, Murat Emir, Servet Ünsal, Gülüstan Kılıç Koçyiğit, Selim Gültekin, Mustafa Açıkgöz arkadaşlarımızı da kayıtlara geçirerek bütün milletvekili arkadaşlarımıza ve bu kararı alan ve katkısı bulunan herkese teşekkür ediyor, bundan sonra da birlik ve beraberlik içerisinde bu ülkenin daha büyük birlik ve toplumsal barışı sağlayacak mesajları vereceğine inancımla yüce Meclisi selamlıyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkan Vekili Sayın Akbaşoğlu.

Buyursunlar Sayın Akbaşoğlu.

71.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, bir nefes sıhhatin ruhumuzda ve bedenimizde devamı yönünde emek sarf eden sağlık ordusuyla ilgili önemli bir düzenlemeye 5 siyasi parti tarafından imza atıldığına, corona virüsü nedeniyle vefat eden başta doktorlar ve sağlık çalışanları olmak üzere vatandaşlara Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, tabii, sağlık konusu olunca Kanuni Sultan Süleyman’ın dizeleri aklımıza geliyor: “Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi/Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi.”

Evet, bir nefes sıhhatin ruhumuzda, bedenimizde devamı yönünde büyük emekler sarf eden sağlık ordusuyla ilgili bugün önemli bir düzenlemeye hep beraber imza attık. Ben hayırlı ve uğurlu olmasını diliyorum. İnşallah, biraz sonra Yükseköğretim Kanunu’yla ilgili değişikliklerle beraber “Sağlıkta Şiddet Yasası” diye nitelendirilen, hakikaten sağlıkçı kardeşlerimizin, sağlık ordumuzun beklemiş olduğu bir kanunu hep beraber hayata geçirmiş olacağız. Bu vesileyle, tabii bu kardeşlerimizin ne kadar fedakârca çalıştıklarını, coronavirüs, Covid-19 salgını münasebetiyle hep birlikte müşahede etmiş oluyoruz. Ben bu vesileyle coronavirüsten vefat eden, başta doktorlarımız, sağlık çalışanlarımız olmak üzere, bütün vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet ve mağfiret; hasta olan bütün sağlık ordumuza ve vatandaşlarımıza acil şifalar diliyorum. Bu vesileyle bütün bu kanuna hem sağlık çalışanlarıyla ilgili sağlıkta şiddeti önlemeye ilişkin bu maddeyle ilgili desteklerini veren bütün partilere, Grup Başkan Vekillerimize ve Yükseköğretim Kanunu’yla ilgili kanun teklifinde bir günlük yoğun bir çalışma neticesinde 31 maddeyi bir günde bitirmek suretiyle güzel bir performans sergileyen yüce Meclise, bütün partilerimize teşekkürlerimi sunuyor, saygılarla sözü size devrediyorum Sayın Başkanım. (AK PARTİ, CHP, MHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

IX.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Ardahan Milletvekili Orhan Atalay ile 73 Milletvekilinin Yükseköğretim Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2778) ve Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 212) (Devam)

BAŞKAN – Yeni maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul Etmeyenler… Yeni madde kabul edilmiş ve teklife yeni bir madde eklenmiştir.

Buyursunlar Sayın İşler.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

72.- Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Başkanı Emrullah İşler’in, Yükseköğretim Kanunu Teklifi görüşülürken sağlıkta şiddetin önlenmesi amacıyla 5 siyasi partinin katkısıyla hazırlanan düzenlemenin de kabul edildiğine, şiddete maruz kalarak vefat eden doktorlara Allah’tan rahmet, Covid-19 salgınında mücadele veren sağlık çalışanlarına başarılar dilediğine ilişkin açıklaması

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU BAŞKANI EMRULLAH İŞLER (Ankara) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Bugün burada Yükseköğretim Yasası’nı görüşürken çok güzel bir hizmete hep birlikte imza atmak bizlere nasip oldu. Millî Eğitim Komisyonu adına bütün partilerden Komisyon üyelerimizle birlikte burada bu madde ihdasına katkı verdik. Ben bu sağlıkta çalışanlara şiddete karşı geçirmiş olduğumuz bu maddenin hayırlı olmasını Cenab-ı Hakk’tan niyaz ediyorum. Bu vesileyle şiddete maruz kalarak vefat eden bütün doktorlarımıza –az önce burada isimleri anıldı- Allah’tan rahmet diliyorum. Son zamanlarda bütün dünyanın mücadele verdiği Covid konusunda ülkemizde sağlık ordumuz gerçekten cansiparane bir şekilde çalışıyor. Bütün doktorlarımızı buradan tebrik ediyorum, Allah’tan kendilerine yardımcı olmasını diliyorum. Hemşirelerimize, sağlık çalışanlarımıza bu mücadelede başarılar diliyorum. Bu mücadelede kaybettiğimiz doktorlarımıza Allah’tan rahmet diliyorum. Testleri pozitif çıkanlara, tedavi gören sağlık çalışanlarımıza acil şifalar diliyorum. Tekrar bu düzenlemenin hayırlı uğurlu olmasını diliyor, sizlere de vermiş olduğunuz katkılardan dolayı şükranlarımı sunuyorum. (AK PARTİ, CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

IX.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Ardahan Milletvekili Orhan Atalay ile 73 Milletvekilinin Yükseköğretim Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2778) ve Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 212) (Devam)

BAŞKAN – Herhangi bir karışıklığa mahal vermemek için bundan sonra maddeler üzerindeki önerge işlemlerine mevcut sıra sayısı metnindeki madde numaraları üzerinden devam edilecek, kanun yazımı esnasında madde numaraları teselsül ettirilecektir.

28’inci madde üzerinde önerge yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

29’uncu madde üzerinde önerge yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

30’uncu madde üzerinde önerge yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

İkinci bölümde yer alan maddelerin oylamaları tamamlanmıştır.

Sayın milletvekilleri, teklifin tümünün oylanması açık oylamaya tabidir. İç Tüzük’ün 145’inci maddesinin ikinci fıkrasında “Başkanın gerekli görmesi halinde açık oylama oturumun sonuna veya haftanın belli bir gününe bırakılabilir.” denilmektedir. Bu hüküm çerçevesinde teklifin tümünün açık oylaması 15 Nisan 2020 Çarşamba gününe bırakılmıştır. Belirtilen gündeki birleşimde gündemin “Oylaması Yapılacak İşler” kısmında teklifin tümünün açık oylaması yapılacaktır.

Gündemimizde başka konu bulunmadığından, alınan karar gereğince, kanun teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 15 Nisan 2020 Çarşamba günü saat 16.00’da toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

Kapanma Saati: 03.33



(x) 7/4/2020 tarihli 78’inci Birleşimden itibaren coronavirüs salgını sebebiyle Genel Kurul Salonu’ndaki Başkanlık Divanı üyeleri, milletvekilleri ve görevli personel maske takarak çalışmalara katılmaktadır.

(x) 212 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.