TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                           TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                          84’üncü Birleşim

                                                                   13 Nisan 2020 Pazartesi

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                          İÇİNDEKİLER

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- YOKLAMA

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- İstanbul Milletvekili Emine Gülizar Emecan’ın, İstanbul ilinde yapımı devam eden sahra hastanelerine ilişkin gündem dışı konuşması

 

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Mersin Milletvekili Hacı Özkan’ın, kısa çalışma ödeneğinden yararlanamayan veya ücretsiz izne çıkarılan vatandaşlara üç ay süresince aylık 1.170 lira maaş desteği sağlanacağına, finansman programlarıyla işçilerin, işverenin ve esnafın yanında olunduğuna ilişkin açıklaması

2.- Kocaeli Milletvekili İlyas Şeker’in, Hükûmetin coronavirüs salgınıyla mücadeleye devam ettiğine, “Salgın küresel, mücadele yerel.” diyerek vatandaşlara ve sağlık çalışanlarına destek olan başta Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı olmak üzere Gebze, Darıca, Çayırova, Dilovası, Körfez, Derince, Karamürsel, Gölcük, Başiskele, Kartepe ve Kandıra İlçe Belediye Başkanlarına teşekkür ettiğine ilişkin açıklaması

3.- Osmaniye Milletvekili Mücahit Durmuşoğlu’nun, coronavirüs salgınıyla yeni bir döneme girildiğine ve geleceğe yön verecek projelere önem verildiğine ilişkin açıklaması

4.- İzmir Milletvekili Serpil Kemalbay Pekgözegü’nün, PTT çalışanlarının iş güvenliği önlemleri alınarak ve ücretli izin verilerek “Evde kal.” kuralına uymalarının sağlanabilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

5.- Mersin Milletvekili Baki Şimşek’in, küçük esnafa, gündelik yevmiyeyle çalışanlara ve yeşil kartlılara biner liralık sosyal yardım yapılmasını talep ettiğine, Mersin ili başta olmak üzere turfanda sebze meyve ihracatını yönetebilecek bir programın uygulanmasını talep ettiğine ilişkin açıklaması

6.- İstanbul Milletvekili Mustafa Demir’in, Atatürk Havalimanı ve Sancaktepe’de yapılan kalıcı yoğun bakım ünitelerinden oluşan hastanelerin gelecekte oluşacak yoğun bakım ihtiyaçlarını karşılayacağına ve kamu kaynaklarının verimli kullanılmasını sağlayacağına ilişkin açıklaması

7.- İstanbul Milletvekili Sibel Özdemir’in, 27’nci Yasama Döneminde tali komisyonlara havale edilen kanun tekliflerinden sadece ikisi için esas komisyona görüş bildirildiğine, sağlık alanında şiddetin önlenmesine ilişkin yasa teklifinin ihtisas komisyonunda görüşülmeden yasalaşacak olmasının Meclisin yasama niteliği açısından sorun olduğuna ilişkin açıklaması

8.- Mersin Milletvekili Olcay Kılavuz’un, 13 Nisan Alper Tunga Uytun’u şehit edilişinin 41’inci yıl dönümünde rahmetle andığına, uzaktan eğitime geçilmesi nedeniyle ailelerinin yanına dönen öğrencilerin mağduriyetinin giderilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

9.- Mersin Milletvekili Ali Cumhur Taşkın’ın, 31 Mart Vakası’nın 111’inci yıl dönümüne ilişkin açıklaması

10.- Düzce Milletvekili Ümit Yılmaz’ın, küçük esnafın coronavirüs salgını nedeniyle oluşan mağduriyetinin giderilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

11.- Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun, Adalet Bakanının cezaevlerinde coronavirüs pandemisi kaynaklı 17 vaka ve 3 ölüm olduğunu açıkladığına, cezaevlerinin boşaltılarak yaşam hakkına saygı duyulması gerektiğine ilişkin açıklaması

12.- Afyonkarahisar Milletvekili Burcu Köksal’ın, küçük esnafın coranavirüs salgını nedeniyle oluşan mağduriyetinin giderilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

13.- Erzurum Milletvekili İbrahim Aydemir’in, en onulmaz küresel kriz ortamında dahi işine yoğunlaşmanın, başarıya yönelmenin AK PARTİ’nin yönetim tarzı olduğuna ilişkin açıklaması

14.- Van Milletvekili Muazzez Orhan Işık’ın, Covid-19 salgını nedeniyle cezaevlerinin risk altında olduğuna, Meclisin cezaevleri ölüm evi olmadan gerekeni yapması gerektiğine ilişkin açıklaması

15.- Kütahya Milletvekili Ali Fazıl Kasap’ın, fabrika ve madenlerde sosyal mesafe kuralına uyulamadığına, ücretsiz olması gereken maskelerin valilikler tarafından Sanayi Odası mensuplarına bedeli karşılığı verildiğine, kırk beş günde hastane yapılabilen bir ülkede neden on iki yıldır Kütahya iline eğitim ve araştırma hastanesi ile şehir hastanesi yapılamadığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

16.- İzmir Milletvekili Dursun Müsavat Dervişoğlu’nun, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun coronavirüs salgını nedeniyle ilan edilen sokağa çıkma yasağının zamanlamasıyla ilgili hata yaptığını ve kaosun oluşacağını öngöremediğini kabul ederek istifa ettiğine, hatayı ve başarısızlığı kabullenmenin olgunluk gerektirdiğine ve aynı olgunluğu Hazine ve Maliye Bakanı ile Tarım ve Orman Bakanından da beklediklerine, virüs salgınıyla mücadelede veteriner hekimlerin görev almak istediklerine ilişkin açıklaması

17.- Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, istifa eden İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun istifasının Cumhurbaşkanı tarafından kabul edilmemesiyle bir yönetim kriziyle karşı karşıya kalındığına, coronavirüs salgını nedeniyle vaka sayısının hızla yükseldiğine ve ölenlere rahmet dilediklerine, sokağa çıkma yasaklarının sadece hafta sonlarında olmasının gerçek bir önlem niteliğinde sayılmayacağına, Bilim Kurulunun coronavirüs salgını süresince hangi tavsiye kararlarını aldığını Parlamentonun ve halkın bilmeye hakkı olduğuna, 11 Marttan itibaren karantina uygulanmamasının bedelinin ağır ödendiğine ve krizi yönetemeyen bir iktidar mantığıyla karşı karşıya bulunulduğuna, üç aylık yasağa takılmamak için işten çıkarmalara hız verildiğine ve İnşaat İşçileri Sendikasının İstanbul ilindeki şantiyelerin durumuna yönelik rapora ilişkin açıklaması

 

 

 

18.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un, coranavirüs salgını sebebiyle insanların en az iki hafta evde tutulması gerektiğini ifade ettiklerine, iki günlük sokağa çıkma yasağının Türkiye’nin yönetilemediğini gözler önüne serdiğine, Bilim Kurulu üyesinin “Bugünkü karar sonrası sokağa taşan insanların etkilerini maalesef birkaç hafta sonra acı şekilde yaşayacağız. Gelen görüntüler çok vahim. Gerçekten çok üzgünüm."  açıklamasında bulunduğuna, maskelerin dağıtımının düzgün şekilde yapılamamasının bile krizin yönetilemediğini gösterdiğine ilişkin açıklaması

19.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, coronavirüs salgınına yönelik tedbirler kapsamında uygulanan sokağa çıkma yasağının sona erdiğine, Bilim Kurulunun tavsiyeleri doğrultusunda gerekli tedbirlerin alınmasına devam edileceğine ve millete kararlara uyma konusunda gösterdiği hassassiyetten ötürü teşekkür ettiğine, yoğun bakım ünitelerinden oluşan hastanelerin İstanbul ilinde kalıcı olarak hizmet vermek üzere kırk beş günde tamamlanacağına, sokağa çıkma yasağıyla yaşanan karışıklıklar üzerine istifa eden Süleyman Soylu’nun İçişleri Bakanlığı görevini bugüne kadar başarıyla yerine getirmiş olması nedeniyle Cumhurbaşkanı tarafından istifasının kabul edilmediğine, Covid-19’la mücadele kapsamında Ekonomik İstikrar Kalkanı Paketi’nin uygulamaya konulduğuna, üç ay süreyle işten çıkarmaların yasaklanacağına, kısa çalışma ödeneğinden yararlanamayan veya ücretsiz izne çıkarılan vatandaşlara üç ay süresince 1.170 lira maaş desteği sağlanacağına ve devletin her alanda milletin yanında olduğuna ilişkin açıklaması

20.- Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, virüs tespit edilen 79 cezaevi personelinin hangi cezaevlerinde olduğunu, personele bulaşan virüsün mahpuslara bulaşmamasının garantisinin olup olmadığını ve 3 kişinin hangi cezaevlerinde öldüğünü öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

21.- Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun yerinden sarf ettiği bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

22.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

23.- Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

24.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un, Tekirdağ Milletvekili Mustafa Yel’in CHP grup önerisi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

25.- İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un, Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun yerinden sarf ettiği bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

26.- Gaziantep Milletvekili Mahmut Toğrul’un, vatandaşa bir taraftan “Evde kal.” denilirken bir taraftan da elektrik ve doğal gaz borcunun tahsil edilmeye çalışılmasının coronavirüs salgınıyla mücadele kapsamına ne kadar girdiğini ve çalışmayanlardan bu paranın nasıl tahsil edileceğini öğrenmek istediğine, Gaziantep İl Pandemi Kurulunda Eczacı Odası ve Tabip Odasının yer almadığına ilişkin açıklaması

27.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, Gaziantep Milletvekili Mahmut Toğrul’un yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

28.- Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Meclisin erkek Meclisi olmadığına ve eril dili, erkek egemen yaklaşımı kabul etmediklerine, sinkaflı sözleri telaffuz eden vekilin Parlamentodan özür dilemesi gerektiğine ilişkin açıklaması

29.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un, corona virüsü nedeniyle vefat eden İstanbul ili Ataşehir Belediye Meclis Üyesi Uğurcan Demir’e Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

30.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, corona virüsü nedeniyle vefat eden İstanbul ili Ataşehir Belediye Meclis Üyesi Uğurcan Demir’e ve vefat eden vatandaşlara Allah’tan rahmet dilediğine, Kahramanmaraş Milletvekili Ali Öztunç’un görüşülmekte olan 207 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 60’ıncı maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

31.- Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Isparta Milletvekili  Recep Özel’in yerinden sarf ettiği bazı ifadelerine, cezaevlerinde ücret karşılığı verilmesi nedeniyle tutuklu ve hükümlülerin maske kullanamadığına ilişkin açıklaması

32.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, İstanbul Milletvekili Turan Aydoğan’ın görüşülmekte olan 207 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 69’uncu maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

VI.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- İYİ PARTİ Grubunun, Aksaray Milletvekili Ayhan Erel ve 21 milletvekili tarafından, tarım sektöründeki sorunların araştırılarak alınması gerekli önlemlerin belirlenmesi amacıyla 7/11/2019 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan (10/2075) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 13 Nisan 2020 Pazartesi günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

2.- HDP Grubunun, Mersin Milletvekili Rıdvan Turan ve arkadaşları tarafından, corona virüsün pandemi ilan edilmesiyle gıda ürünlerinde kıtlık yaşanmaması, mevsimlik tarım işçilerinin hijyenik ve güvenli koşullar altında çalışmalarının sağlanması amacıyla 11/4/2020 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 13 Nisan 2020 Pazartesi günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

3.- CHP Grubunun, Grup Başkan Vekili Sakarya Milletvekili Engin Özkoç ile Ankara Milletvekili Murat Emir tarafından, Covid-19 salgınının bundan sonraki süreçte ülkemizdeki etkilerinin neler olabileceğinin, vaka sayılarını azaltmaya yönelik alınabilecek tüm tedbirlerin belirlenmesi amacıyla 13/4/2020 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 13 Nisan 2020 Pazartesi günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

 

VII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Denizli Milletvekili Cahit Özkan, Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül ve Afyonkarahisar Milletvekili Ali Özkaya ile 57 Milletvekilinin Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2762) ve Adalet Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 207)

 

VIII.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Süreyya Sadi Bilgiç’in, coronavirüs salgınının yaşandığı süreçte karşılıklı hoşgörü içerisinde her türlü kaba ve yaralayıcı sözlerden sarfınazar edilerek Genel Kurul çalışmalarının sürdürülmesi gerektiğine ilişkin konuşması

2.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Süreyya Sadi Bilgiç’in, Başkanlık Divanı olarak Genel Kurul görüşmeleri esnasında gerçekleşmeyen eylemler için herhangi bir yaptırımın söz konusu olmadığına, cinsiyete bağlı olmaksızın her türlü yaralayıcı söze karşı olduğuna ilişkin konuşması

 

 

 

IX.- OYLAMALAR

1.- (S. Sayısı: 207) Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Denizli Milletvekili Cahit Özkan, Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül ve Afyonkarahisar Milletvekili Ali Özkaya ile 57 Milletvekilinin Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin oylaması

 

X.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- İzmir Milletvekili Bedri Serter'in, Bakanlığın 9 Mart 2020 tarihinde açıkladığı Çeşme Projesi kapsamında kamulaştırılan arazilere ve projenin su ihtiyacına ilişkin sorusu ve Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’nin cevabı (7/26725)

2.- Kocaeli Milletvekili Tahsin Tarhan'ın, Dilderesi'nin ıslah çalışmalarına ilişkin sorusu ve Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’nin cevabı (7/26866)

3.- Aydın Milletvekili Aydın Adnan Sezgin'in, pamuk üreticilerine yönelik destek ödemeleri yapılmamasına ilişkin sorusu ve Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’nin cevabı (7/26867)

4.- Uşak Milletvekili Özkan Yalım'ın, Çiftçi Kayıt Sistemine kaydolması zorunlu olan haşhaş üreticilerinin sistemdeki aksaklıktan dolayı yaşadıkları mağduriyete ilişkin sorusu ve Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’nin cevabı (7/26870)

 

 

13 Nisan 2020 Pazartesi

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.02

BAŞKAN: Başkan Vekili Süreyya Sadi BİLGİÇ

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Enez KAPLAN (Tekirdağ)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 84’üncü Birleşimini açıyorum. (x)

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce, İstanbul’da yapımı devam eden sahra hastaneleri hakkında söz isteyen İstanbul Milletvekili Emine Gülizar Emecan’a gündem dışı söz vereceğim.

Buyurun Sayın Emecan. (CHP sıralarından alkışlar)

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- İstanbul Milletvekili Emine Gülizar Emecan’ın, İstanbul ilinde yapımı devam eden sahra hastanelerine ilişkin gündem dışı konuşması

EMİNE GÜLİZAR EMECAN (İstanbul) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli vekiller; öncelikle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Evet, aralık ayından bu yana dünya küresel bir salgınla ve bir pandemiyle mücadele etmekte; tabii, Türkiye de bundan nasibini almakta. Daha Türkiye’de ilk vaka görülmeden, biz de Cumhuriyet Halk Partisi olarak çalışmalarımızı erkenden başlattık. Böyle bir salgın Türkiye’ye geldiği zaman, başta sağlık olmak üzere, ekonomisi ve sosyal sorunları açısından getireceği sıkıntıların boyutları nedir ve bu sorunlarla en iyi nasıl baş edilebilir diye yoğun bir çalışma başlattık ve çalışmalarımızı tamamladık. Hızlı bir şekilde, pandemiden en çok etkilenecek kesimleri, alınması gereken önlemleri belirledik ve öneri paketimizi hem iktidar partisiyle hem diğer partilerle hem de kamuoyuyla paylaştık.

Bütün önerilerimizi tabii ki burada sıralamam mümkün değil değerli arkadaşlar ancak bu önerilerimizden bir tanesi de İstanbul’un iki yakasında sahra hastaneleri kurulmasıydı. Belediye Başkanımız Ekrem İmamoğlu 27 Mart tarihinde ve sonrasında da bu ihtiyacı defalarca tekrarladı ve bu çağrıyı sürekli yaptı; hemen dönüştürülebilecek, altyapısı hazır yerler önerdi. Ancak, iki hafta geçtikten sonra yani 6 Nisan tarihinde Cumhurbaşkanı bir açıklama yaptı. Ne dedi? “İstanbul’da, 1 tanesi Atatürk Havalimanı’nda, 1 tanesi de Sancaktepe’de olmak üzere, kırk beş gün içerisinde, 2 tane sahra hastanesi kurulacak ve bu hastaneler daha sonra da kullanılmaya devam edilecek.” dedi.

Şimdi, sahra hastanesi nedir? Onun bir tanımına bakalım isterseniz. Sahra hastaneleri, sel, deprem, salgın hastalık gibi durumlarda felaket mağdurlarına güvenli sağlık hizmetleri sunmak için, önceden belirlenmiş güvenli bölgelerde, hastalığın tedavisini sürdürmek amacıyla afetlerden sonra kurulan geçici hastanelerdir. Tanım, bakın “geçici” yani sonra kaldırılabilir. Salgın bu kadar hızlı yayılırken, on-on beş gün içerisinde sahra hastaneleri kurulabilecekken kırk beş günde kalıcı hastane kurmak sahra hastanesi mantığına da aykırıdır değerli arkadaşlar. Sonra, bir baktık ki, Atatürk Havalimanı’nda yapılacak olan hastane inşaat çalışmaları başka bir yerde başlamış; havalimanın hemen yanında, konutların hemen dibinde, Bakırköy ilçesi Florya Mahallesi’nde başlamış. Bakırköy benim ilçem, evim de çok yakın bu inşaatın yapıldığı yere. Tabii ki, komşularımız, orada yaşayan vatandaşlar, muhtarlarımız yoğun bir şekilde telefon yağmuruna tuttular bizi. O süreçte, Bakırköy Belediye Başkanımız da kendisine haber dahi verilmediğini söyledi; İBB Başkanımız Ekrem İmamoğlu, aynı şekilde. Bu arazinin yerinin yanlış olduğu, toplu ulaşıma uzak olduğu, özellikle, Sancaktepe’de yapılan hastanenin de ulaşımla ilgili çok büyük bir sorunu olduğunu burada vurgulamak istiyorum; daha metro inşaatı başlamamış, gerçekten, halkın çok kolay ulaşabileceği bir nokta değil, sorunlar var.

Yine, bu yerin yerleşim yerlerine çok yakın olduğu konusunda biz tüm uyarılarımızı yaptık. Sonra, bir baktık ki hafriyat çalışmaları başlamış, bir baktık ki yer değiştirmiş, havalimanı arazisi içine alınmış tekrar. İlk alanda hafriyat yapılmışken şimdi ikinci alanda inşaat çalışmaları devam ediyor. Şu anda orada hummalı bir çalışma var. Hafriyat kamyonları vızır vızır işliyor, sahil yolunu toz duman götürüyor, arabaların görüş alanı berbat -inşallah oralarda bu nedenle kazalar olmaz- yani tam bir rezalet.

Hadi, yeri değiştirdiniz, iyi, güzel, yeri değiştirdiniz de havalimanın içerisinde çok daha hazır alanlar olduğunu, hangarlar olduğunu; yine o bölgede Yenikapı Etkinlik Alanı olduğunu; yine, Florya’da fuar alanı olduğunu -altyapıları uygun, hızlı bir şekilde değiştirilebilecek- defalarca söyledik. Yok, ama olmuyor yani biz “Seç, beğen, al.” diyoruz ama siz “İlle de inşaat yapacağız, ille de inşaat.” diyorsunuz. Nasıl yapılıyor, kim yapıyor? Sağlık Bakanı Sayın Koca, söz konusu hastanelerin devlet imkânlarıyla yaptırılacağını açıklamıştı. Proje, ihalesiz bir şekilde, yine yandaş bir müteahhide verildi. Hangi firma? Rönesans İnşaat. Rönesans İnşaat kim? Beştepe kaçak saray müteahhidi. Son yılların en hızlı zenginleşen, KÖİ projelerinin vazgeçilmez firması. “Hangi bedelle veriyorsunuz?” diye soruyoruz ve “Bu dönemde bile bu yandaş korumacılığını nasıl yapıyorsunuz?” diye de merak ediyoruz.

İnsanlar ölüyor değerli arkadaşlar, doktorlarımız, sağlık çalışanlarımız ölümüne mücadele veriyor. Bakın, sağlık nedeniyle milyonlarca insan işsiz kaldı, yüz binlerce esnaf kepenk kapattı; tablo kötü.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

EMİNE GÜLİZAR EMECAN (Devamla) – Tamamlıyorum Sayın Başkanım.

Mevcut işsizlerin yarısı kadar yeni işsiz bekliyoruz. Hazırladığınız pakette, istihdama yönelik desteklerde hep kayıtlı çalışanlar var, kayıtsız çalışanlar yok; hâlbuki, şu anda, tarım dışı 4 milyona yakın kayıtsız çalışan perişan durumda. Bunun dışında, bugün kazandığını bugün tüketen gündelikçiler, kira geliriyle kendi geçimini sağlayanlar…

Biz birçok öneride bulunduk. Size diyoruz ki: İsraftan vazgeçin, devletin kaynaklarını har vurup savurmayın, bu insanlara iki üç ay destek verin, kira desteği verin, ücret desteği verin. “Nerede güçlü devlet?” diye soruyorum. Hiçbir koordinasyon, hiçbir planlama yok. Kalıcı hastane yapılması şart mıydı? Akıl mantık gerçekten almıyor bunu. Yani siz pandemiyle mücadele etmiyor, pandemi sürecini yine Cumhurbaşkanının dediği gibi fırsata çeviriyor, “İlle de inşaat.” diyorsunuz. Yazıklar olsun böyle mücadeleye diyorum ve bu süreçte hayatını kaybeden tüm vatandaşlarımıza da Allah’tan rahmet diliyorum.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi sisteme giren ilk 15 milletvekiline yerlerinden birer dakika süreyle söz vereceğim.

Sayın Özkan…

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Mersin Milletvekili Hacı Özkan’ın, kısa çalışma ödeneğinden yararlanamayan veya ücretsiz izne çıkarılan vatandaşlara üç ay süresince aylık 1.170 lira maaş desteği sağlanacağına, finansman programlarıyla işçilerin, işverenin ve esnafın yanında olunduğuna ilişkin açıklaması

HACI ÖZKAN (Mersin) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Hazine ve Maliye Bakanımız Sayın Berat Albayrak tarafından açıklandığı gibi, üç ay boyunca işten çıkarmaların önüne geçmeyi yasayla güvence altına alıyoruz. Kısa çalışma ödeneğinden yararlanamayan veya bu süreçte ücretsiz izine çıkarılan vatandaşlarımıza aylık 1.700 lira maaş desteği sağlayacağız. Kısa çalışma ödeneğinin yanı sıra 25 bin liralık destek finansmanıyla, bireysel destek paketiyle işe devam finansmanı programlarımızla işçimizin, işverenimizin, esnafımızın yanındayız. Aziz milletimiz için devletimizin tüm imkânlarını seferber ediyoruz çünkü bizim büyük ve güçlü Türkiye idealimiz var. Hep birlikte, her zamankinden daha çok kenetlenerek, daha çok çalışarak bu süreçten daha güçlü çıkacağımıza inanıyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Şeker.

2.- Kocaeli Milletvekili İlyas Şeker’in, Hükûmetin coronavirüs salgınıyla mücadeleye devam ettiğine, “Salgın küresel, mücadele yerel.” diyerek vatandaşlara ve sağlık çalışanlarına destek olan başta Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı olmak üzere Gebze, Darıca, Çayırova, Dilovası, Körfez, Derince, Karamürsel, Gölcük, Başiskele, Kartepe ve Kandıra İlçe Belediye Başkanlarına teşekkür ettiğine ilişkin açıklaması

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, Hükûmetimiz coronavirüsle mücadeleye tüm gücüyle devam ediyor. Devletimiz vatandaşımıza, çalışana, işverene karşılıksız ve uygun şartlarda destek veriyor. “Salgın küresel, mücadele yerel.“ diyerek, şov ve reklam yapmadan, kendi bütçesiyle hizmet etmeye çalışan seçim bölgem Kocaeli’de, başta Büyükşehir Belediyemiz olmak üzere, Gebze, Darıca, Çayırova, Dilovası, Körfez, Derince, Karamürsel, Gölcük, Başiskele, Kartepe ve Kandıra İlçe Belediye Başkanlarımıza ve ekiplerine, yaptıkları bu özverili çalışmalarından dolayı teşekkür ediyorum.

“Evde kal.” çağrısına uyup “Hayat eve sığar.” diyerek evde kalıp sağlık çalışanlarımıza yardımcı olan vatandaşlarımıza ve “Biz Bize Yeteriz Türkiyem” diyerek Millî Dayanışma Kampanyası’na destek olan herkese teşekkür ediyorum.

Büyüksün Türkiye’m diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Durmuşoğlu.

3.- Osmaniye Milletvekili Mücahit Durmuşoğlu’nun, coronavirüs salgınıyla yeni bir döneme girildiğine ve geleceğe yön verecek projelere önem verildiğine ilişkin açıklaması

MÜCAHİT DURMUŞOĞLU (Osmaniye) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Coronavirüs salgınıyla birlikte küresel ekonomik, siyasi ve sosyal düzende köklü değişiklikler yaşanması muhtemel yeni bir döneme giriyoruz. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın da dediği gibi artık hiçbir şeyin eskisi gibi gitmeyeceği, gidemeyeceği açıkça ortadadır. Bu çerçevede, geleceğe yön verecek projelerimize de önem vererek salgın sonrası daha güçlü bir Türkiye için çalışıyoruz.

Cari açığa darbe vuracak ve enerjide dışa bağımlığı sonlandıracak olan Doğu Akdeniz’de petrol arama çalışmalarımız 3 sondaj, 2 sismik araştırma gemimizle devam ediyor; diğer yandan da yetmiş yıllık stratejik nükleer hayalimiz gerçeğe dönüşüyor, Akkuyu NGS inşaatı, çekirdeği üstünde yükseliyor.

İnşallah bu son süreçten daha büyük bir Türkiye olarak çıkıp hedeflerimiz doğrultusunda ilerlemeye devam edeceğiz diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Kemalbay.

4.- İzmir Milletvekili Serpil Kemalbay Pekgözegü’nün, PTT çalışanlarının iş güvenliği önlemleri alınarak ve ücretli izin verilerek “Evde kal.” kuralına uymalarının sağlanabilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

PTT işçileri coronavirüse karşı korunmuyor ve önlem alınmasını istiyorlar. PTT çalışanlarının sendikası olan HABER-SEN, coronavirüs salgınına karşı 11 maddelik taleplerini sıraladı. Özellikle, PTT merkezlerinde ve şubelerde yığılmalara dikkat çekti. Zorunlu hizmetler dışında PTT kargo işlemlerinin durdurulması isteniyor, acil olmayan gönderilerin kabul edilmemesi gerekiyor. PTT işçileri de “evde kal.” kuralına iş güvenliği sağlanarak ve ücretli izin verilerek uymalıdır. Gönderiler “iş yerine teslim” olarak kabul edilmelidir. Dağıtım esnasında virüs yaygınlaştırılıyor, bunun önüne geçilmelidir. PTT işçileri coronavirüse karşı korunmalıdır, diyoruz. Çalışanların iş güvenliği önlemleri, zorunlu çalışanların iş güvenliği önlemleri de alınmalıdır.

BAŞKAN – Sayın Şimşek…

5.- Mersin Milletvekili Baki Şimşek’in, küçük esnafa, gündelik yevmiyeyle çalışanlara ve yeşil kartlılara biner liralık sosyal yardım yapılmasını talep ettiğine, Mersin ili başta olmak üzere turfanda sebze meyve ihracatını yönetebilecek bir programın uygulanmasını talep ettiğine ilişkin açıklaması

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, yaklaşık 650 bin küçük esnafımız -kasap, manav, bakkal, berber, kaportacı gibi- coronavirüs sebebiyle iş yerlerini kapatmak durumunda kalmışlardır. Hükûmetimiz Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı aracılığıyla özellikle sosyal yardım alan ailelere biner liralık yardım yaptı. Bu yardım için teşekkür ediyoruz. Ben bu 650 bin küçük esnafımızın tamamına, özellikle gündelik yevmiyeyle çalışanlara, yeşil kartlıların tamamına da burada bir ayrım yapılmaksızın -şu anda, 4 milyon civarında, yardım alan ailelere biner lira veriliyor ama yeşil kartlıların sayısı daha fazla- bu yardımların yapılmasını talep ediyorum.

Bir de özellikle seçim bölgem olan Mersin, Antalya, Adana gibi yerlerde şu anda turfanda sebze meyve ihracatı başlamıştır. Bununla ilgili, Tarım ve Orman Bakanlığının süreci aktif olarak yönetebilecek bir program uygulamasını… Örneğin limonla ilgili; bir ihracat durduruluyor, bir ön izne bağlanıyor, bir tekrar serbest bırakılıyor…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Bu sürecin hızlandırılmasını talep ediyor, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Demir…

6.- İstanbul Milletvekili Mustafa Demir’in, Atatürk Havalimanı ve Sancaktepe’de yapılan kalıcı yoğun bakım ünitelerinden oluşan hastanelerin gelecekte oluşacak yoğun bakım ihtiyaçlarını karşılayacağına ve kamu kaynaklarının verimli kullanılmasını sağlayacağına ilişkin açıklaması

MUSTAFA DEMİR (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkanım.

Muhalefet sözcüleri ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı, İstanbul CNR, TÜYAP fuar merkezleri, dolgu alanları ve kapalı spor salonlarına geçici yoğun bakım hastanesi düzenlenmesi konusunu talep ettiler. Buna karşın Atatürk Havalimanı ve Sancaktepe’de kalıcı 2 bin yataklı yoğun bakım ünitesi yapılmaktadır. Pandemide hizmete girecek olması açısından bu konjonktürel projedir ancak pandemi dışında İstanbullularımızın zaman zaman ihtiyaç duyduğu yoğun bakımın karşılanması açısından vizyoner bir projedir. Kalıcı olmasıyla gelecekte oluşacak yoğun bakım ihtiyacını karşılamak, kamu kaynaklarının verimli kullanılması açısından da değerli bir projedir. Muhalefetin sığ yaklaşımına karşın AK PARTİ konjonktürel, vizyoner, değerli bir proje yapmaktadır. Emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Özdemir…

7.- İstanbul Milletvekili Sibel Özdemir’in, 27’nci Yasama Döneminde tali komisyonlara havale edilen kanun tekliflerinden sadece ikisi için esas komisyona görüş bildirildiğine, sağlık alanında şiddetin önlenmesine ilişkin yasa teklifinin ihtisas komisyonunda görüşülmeden yasalaşacak olmasının Meclisin yasama niteliği açısından sorun olduğuna ilişkin açıklaması

SİBEL ÖZDEMİR (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Dün Grup Başkan Vekilimiz tarafından da Genel Kurulda gündeme getirilen, Meclis Başkanlığına sunduğum soru önergeme verilen cevapta, 27’nci Dönemde 11 Mart 2020 tarihe kadar tali komisyonlara havale edilen 1.984 kanun teklifinin sadece 2 tanesi için Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu tarafından ilgili esas komisyona görüş bildirilmiştir.

Salgın hastalıkla mücadele ettiğimiz şu günlerde sağlıkta şiddetle ilgili geç kalmış bir teklif, tali komisyon olarak havale edilen Sağlık Komisyonu üyeleri tarafından görüşülmeden sadece esas komisyon olarak Adalet Komisyonunda görüşülecektir. Sağlık alanıyla ilgili bu önemli yasa teklifinin sağlıkçılar tarafından, sağlıkla ilgili ihtisas komisyonunda görüşülmeden yasalaşacak olması Meclisin yasama niteliği açısından büyük bir sorundur.

Yeni dönemde gelenek hâline getirilen torba yasa geleneğiyle ihtisaslaşmanın yok sayıldığı, nitelikli yasa yapma sürecinden hızla uzaklaştırıldığımız bir…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Kılavuz…

8.- Mersin Milletvekili Olcay Kılavuz’un, 13 Nisan Alper Tunga Uytun’u şehit edilişinin 41’inci yıl dönümünde rahmetle andığına, uzaktan eğitime geçilmesi nedeniyle ailelerinin yanına dönen öğrencilerin mağduriyetinin giderilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

OLCAY KILAVUZ (Mersin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

13 Nisan 1979’da, cuma namazı çıkışı, vatan, millet, din, devlet düşmanları tarafından kalleşçe şehit edilen şehidimiz Alper Tunga Uytun ağabeyi ve bütün şehitlerimizi rahmetle, minnetle anarak manevi huzurlarında saygıyla eğiliyorum.

Öğrencievlerinde kalıp üniversitelerinin uzaktan eğitime geçmesi sebebiyle ailelerinin yanına dönen öğrencilerimiz kira ödemeye devam etmektedirler. İstikbalimizin teminatı olan öğrencilerimizin mağdur olmasını engelleyelim, onlara sahip çıkalım. Hükûmetimizin öğrencievleriyle ilgili bir çalışma yapmasını temenni ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Taşkın…

9.- Mersin Milletvekili Ali Cumhur Taşkın’ın, 31 Mart Vakası’nın 111’inci yıl dönümüne ilişkin açıklaması

ALİ CUMHUR TAŞKIN (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Miladi takvime göre 13 Nisan 1909’da gerçekleşen ve tarihe Sultan Abdülhamit’in tahttan indirilmesi olarak geçen 31 Mart Vakası’nın bugün 111’inci yıl dönümü. Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinde meydana gelen çalkantılı siyasi olayların şüphesiz en önemlilerinden biri, bazı tarihçilere göre bir isyan, bazı tarihçilere göre de tertip olan 31 Mart Vakası’dır. Sultan Abdülhamit, bu olaylar sonrasında, 27 Nisan 1909’da tahttan indirildi. Abdülhamit’in tahttan indirilip sürgüne gönderilmesinin ardından yönetimi ellerine geçirenlerin attığı yanlış adımlarla 4 milyon kilometrekare büyüklüğündeki bir imparatorluk çöktü. Sultan Abdülhamit, tahtına mal olmasına rağmen, “Kardeş kanı dökülmesin.” diye bu olaylara müdahale etmemiştir. Otuz üç yıl Osmanlı Devleti’ni ayakta tutarak âdeta yeniden ihya eden cennetmekân Sultan Abdülhamit Han’ı bu vesileyle rahmetle yâd ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN - Sayın Yılmaz.

10.- Düzce Milletvekili Ümit Yılmaz’ın, küçük esnafın coronavirüs salgını nedeniyle oluşan mağduriyetinin giderilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

ÜMİT YILMAZ (Düzce) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Coronavirüs salgını döneminde birçok küçük esnafımız dükkânını kapattı veya kapatma durumuna geldi. Bu esnaflarımızın evlerine ekmek götürebilmesi için bir an önce yardım yapılmalıdır. Ayrıca, bu esnaflarımızın kredi kartı, kredi taksitleri gibi ödemeleri faizsiz olarak ertelenmelidir. Esnafımızın Kredi Kooperatiflerinin haricinde aldıkları krediler faizsiz olarak ertelenmelidir. Bankalar, esnaflarımıza üç ay erteleme sağlayabileceklerini ancak faizlerini işleteceklerini söylemektedirler. Bu üç aylık faizi hesapladıklarında, yeniden kredi çekseler daha hesaplıya geleceği görülmektedir. Bir an önce küçük esnafımızın sessiz çığlığı duyulmalıdır diyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN - Sayın Gergerlioğlu.

11.- Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun, Adalet Bakanının cezaevlerinde coronavirüs pandemisi kaynaklı 17 vaka ve 3 ölüm olduğunu açıkladığına, cezaevlerinin boşaltılarak yaşam hakkına saygı duyulması gerektiğine ilişkin açıklaması

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Kocaeli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

En az yirmi gündür Türkiye cezaevlerinde coronavirüs vakaları ve ölümlerinin olduğunu söylüyoruz ama Adalet Bakanlığı doğru bir açıklama yapmıyor. En sonunda, bugün, Bakan az evvel bir açıklama yaptı; 17 vaka, 3 ölü olduğunu söyledi. Bu, skandal bir durumdur çünkü günlerdir bu rakamları açıklamamakta ısrar eden bir bakan var karşımızda ve şu anda bu vakaların açık cezaevinde olduğunu söylüyor ama 79 cezaevi personelinde de müspet olduğu ortaya çıkmış, belli ki kapalı cezaevlerinde de vakalar var. Bir an evvel, acilen cezaevleri boşaltılmalı, yaşam hakkına saygı duyulmalıdır. Bundan sonra olacak bütün ölümlerin sorumlusu Adalet Bakanlığı ve iktidardır. Şu ana kadar biz bu ölümleri hep söyledik, partimiz olarak tüm isimleri açıkladık ve inanılmaz bir şekilde açıkladığımız bu isimlerde…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Köksal.

12.- Afyonkarahisar Milletvekili Burcu Köksal’ın, küçük esnafın coranavirüs salgını nedeniyle oluşan mağduriyetinin giderilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) - Sayın Başkan, günlerdir vatandaşın mağduriyetini buradan anlatmaya çalışıyoruz. Bakın, binlerce esnaftan birinin Afyonkarahisarlı otuz yıllık berber Ahmet Kaplan’ın bir haber sitesine söyledikleri: “Televizyonlarda, sosyal medyada diyorlar ki: ‘Biz günlük evinin ihtiyacını kazanan yani elinden emekli bu küçük esnafımıza yardım ediyoruz. Bana ve odamıza bağlı hiçbir arkadaşımıza böyle bir yardım ulaşmadı şu ana kadar. Oda Başkanımıza telefon açtım ve sordum, bana verdiği cevap aynen şu: ‘Gerekli yerlere başvurduk, haklısın. Esnafımızın hepsi de zor durumdadır. Bir an önce yetkililerin bu meseleye müdahale etmesi lazım.’ Hani bin lira vereceklerdi? Hani paket yardımı yapacaklardı? Sosyal Yardımlaşma Müdürü Yaman Bey’i aradım, dedi ki: ‘Bize gelen talimata göre arkadaşlar değerlendirme yapıyor, kaydını oraya yaptır.’ ‘Peki.’ deyip kaydımı yaptırdım, bekledim, daha sonra tekrar aradım; değerlendirme neticesinde ihtiyacımın olmadığı kanısına varılmış olacak ki bana tekrar dönüş olmadı. Yani devlet yetkilileri ayırdıkları bütçeyi ve topladıkları onca yardımı kime ve kimlere verecek, merak ediyorum.”

BAŞKAN – Sayın Aydemir…

13.- Erzurum Milletvekili İbrahim Aydemir’in, en onulmaz küresel kriz ortamında dahi işine yoğunlaşmanın, başarıya yönelmenin AK PARTİ’nin yönetim tarzı olduğuna ilişkin açıklaması

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Başkanım “mangalda kül bırakmamak” işgüzarlar için kullanılan bir deyim, laf üreterek hayat sürenlere söylenir. Eline en sıradan, en basit işi verseniz yüzüne gözüne bulaştırır; buna rağmen, yaklaşımları, eleştirmek, kırıp dökmek üzerine oturmuştur. Amiyane tarifleri “boş beleş”tir. Ruhlarını fotoğraflamak mümkün olsa tek yumurta ikizi kadar birbirlerine benzediklerini görürüz. Oysa iş ehlî olanlar “Çok bilenler konuşmaz, çok konuşanlar bilmez.” tespitine teslimdirler. Bunun hayata yansıyan somut hâli, on sekiz yıllık AK PARTİ yönetim tarzıdır; her şart altında vazifesini yapan anlayış, en onulmaz küresel kriz ortamında dahi işine yoğunlaşmak, başarıya yönelmek gibi. Son somut örnek, istatistiki bir bilgi: Sanayi üretimi yıllık yüzde 7,5 arttı. Bunun içindir ki o muhteşem aforizma kabul gördü, “Onlar konuşur, AK PARTİ yapar.” Cenab-ı Hak kolaylaştırsın. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Orhan Işık.

14.- Van Milletvekili Muazzez Orhan Işık’ın, Covid-19 salgını nedeniyle cezaevlerinin risk altında olduğuna, Meclisin cezaevleri ölüm evi olmadan gerekeni yapması gerektiğine ilişkin açıklaması

MUAZZEZ ORHAN IŞIK (Van) – Teşekkürler Başkan.

Van yüksek güvenlikli cezaevinden gelen bir faksı paylaşmak istiyorum: Corona salgınının tüm dünyada hızla yayıldığını, dünya genelinde tedbirlerin yeterli olmadığını gözlemlediklerini belirterek “Ben bir buçuk yıldır Van yüksek güvenlikli cezaevinde tutukluyum. Hepatit B kronik hastasıyım. Her yerde ‘Evde kal.’ ‘Kişisel hijyen…’ çağrıları yapılıyor. Bilim Kurulu ve Sağlık Bakanlığının özellikle kronik hastalıklarla ilgili sık sık uyarı açıklamaları var. Covid-19 salgınından dolayı burada düzenli tedavi mümkün olmamaktadır, risk altındayım. Bu konuda sizlerin gerekli duyarlılığı göstermenizi temenni ediyorum.” Evet, bizler de günlerdir cezaevindeki riski dile getiriyoruz. Bir kez daha söylüyoruz: “1 değil, 1.333 hasta tutsak var ve bunlar risk altındalar, bu yüzden infazda eşitlik.” diyoruz. Cezaevleri ölümevi olmadan Meclis gerekeni yapmalıdır. Düşmanlıktan vazgeçin artık, Covid ayırmıyor. Bu ayrımcı tutumuyla cezaevlerinde yaşanacak tüm ölümlerden iktidar sorumlu olacaktır.

BAŞKAN – Sayın Kasap…

15.- Kütahya Milletvekili Ali Fazıl Kasap’ın, fabrika ve madenlerde sosyal mesafe kuralına uyulamadığına, ücretsiz olması gereken maskelerin valilikler tarafından Sanayi Odası mensuplarına bedeli karşılığı verildiğine, kırk beş günde hastane yapılabilen bir ülkede neden on iki yıldır Kütahya iline eğitim ve araştırma hastanesi ile şehir hastanesi yapılamadığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

ALİ FAZIL KASAP (Kütahya) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sosyal mesafeyi deldiniz, izolasyon facia; fabrika ve madenlerde işçiler dip dibe çalışıyor, yemekhanelerde beraberler, maskeleri yok; sağlık personeline dahi verilmeyen koruyucu ekipmanlar -maske, gözlük, önlük- İsrail’e, İngiltere’ye gönderildi. Maske bir becerisizlik, bir faciaydı; valilikler, şu anda, Sanayi Odası mensuplarına ücretli maske satıyorlar; hani ücretsizdi? ICD kodunda kasıtlı girişler var, sağlıkta şiddeti arttıracaksınız. Ayrıca, kırk beş günde hastane yapılabilen bir ülkede, on iki yıldır Kütahya’ya eğitim araştırma hastanesi, şehir hastanesi neden yapılamadı? Demek ki bir beceriksizlik var ortada. Sadece konuşuyorsunuz, yapılan hiçbir şey yok.

Teşekkürler.

BAŞKAN – Şimdi, Sayın Grup Başkan Vekillerinin söz taleplerini karşılayacağım. Yine, Sayın Grup Başkan Vekillerinden de ricam, lütfen kısa tutmaları.

Sayın Dervişoğlu…

16.- İzmir Milletvekili Dursun Müsavat Dervişoğlu’nun, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun coronavirüs salgını nedeniyle ilan edilen sokağa çıkma yasağının zamanlamasıyla ilgili hata yaptığını ve kaosun oluşacağını öngöremediğini kabul ederek istifa ettiğine, hatayı ve başarısızlığı kabullenmenin olgunluk gerektirdiğine ve aynı olgunluğu Hazine ve Maliye Bakanı ile Tarım ve Orman Bakanından da beklediklerine, virüs salgınıyla mücadelede veteriner hekimlerin görev almak istediklerine ilişkin açıklaması

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum.

Cuma akşamı ilan edilen sokağa çıkma yasağının plansız yapıldığını, oluşacak panik havasının öngörülemediğini ve bunun tam bir iş bilmezlik olduğunu İYİ PARTİ olarak farklı mecralardan birçok kez ifade etmiştik. Bunun üzerine dün İçişleri Bakanı Sayın Süleyman Soylu, bir gazeteye verdiği röportajda, kendisi hata yaptığını ve bu kaosun oluşacağını öngöremediğini kabul ederek sorumluluğu üstüne almıştır ve nihayetinde akşam saatlerinde istifa etmiştir. Genel Başkanımızın dile getirmiş olduğu üzere, hatayı ve başarısızlığı kabullenmek, sorumluluğu üstlenmek bir olgunluk gerektirir. Aynı olgunluğu, başarısızlıklarıyla birer marka hâline gelmiş Sayın Hazine ve Maliye Bakanından, Tarım Bakanından da bekliyoruz. Plansızlık ve öngörüsüzlük yüzünden 30 büyükşehirde ve Zonguldak’ta yüzbinlerce insan sokaklara dökülüp maskesiz bir şekilde, fiziki mesafeye uymaksızın, iç içe, uzun kuyruklar oluşturarak virüsün kolayca yayılmasına neden teşkil edebilecek bir hataya düşürülmüştür. Bir aydır kendini evinde izole eden vatandaşlarımızın aldığı tüm tedbirler ve sağlık çalışanlarımızın fedakârca verdiği tüm emekler bir gecede heba edilmiştir. Sayın Soylu yapılan bu vahim plansızlığı kabul edip görevden ayrılırken Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan cuma gecesi yaşananları normal karşılamış olacak ki İçişleri Bakanını görevine iade etmiştir. Komplo teorilerine itibar eden bir bakış açısına sahip olmadığımı yüce Meclis çatısı altında görev yapan bütün milletvekillerimiz bilir ama spekülasyonlara baktığımızda, parti içi çatışmalardan kaynaklı birtakım paylaşımların yapıldığı ve birtakım komploların kurulduğu gözlemlenmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – İktidar partisi kendi içindeki kavga, çatışma ve rekabeti bir tarafa bırakarak milletin dertlerine eğilmeyi öğrenmelidir. Yapılan hatanın, uygulanan yanlışın -sanki hiçbir şey olmamış gibi- üstüne yatılmıştır. Cuma gecesi sokağa çıkarak yüz binlerce vatandaşımıza yayılan ve yayılması muhtemel olan bu virüsün müsebbipleri işte tam da bu sorumsuzluk anlayışının temsilcileridir.

Virüs salgınıyla mücadelede veteriner hekimler de görev beklediklerini her fırsatta dile getirmektedirler. Covid-19 virüsüyle mücadelede veterinerlerin ve virologların göreve çağrılması gerekmektedir. Veterinerler ve virologlar gönüllü olarak aşı ve ilaç çalışmalarında etkin rol almak istiyorlar; üstelik, aşı üretilebilecek kapasitede laboratuvarları olduğunu da ifade ediyorlar. Ayrıca, veteriner hekimler yıllardır coronavirüs ailesine mensup virüslerle mücadele etmektedirler.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi lütfen.

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – “Covid-19” dediğimiz bu coronavirüs, hayvan kökenli bir hastalıktır yani hayvanlardan insanlara geçen bir virüs olduğu için veteriner hekimlerin de tecrübeli oldukları uzmanlık alanıdır. Sürecin içerisine daha fazla dâhil edilirlerse farklı sonuçlar alınabilmesi muhtemeldir.

Almanya’da, teşhis noktasında ve aşı, ilaç çalışmalarında, veteriner hekimlerin bilgileri dikkate alınarak faydalanılmaktadır. Burada, Sağlık Bakanlığımıza, durumu değerlendirmesi için çağrıda bulunuyor, Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum efendim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Beştaş…

17.- Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, istifa eden İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun istifasının Cumhurbaşkanı tarafından kabul edilmemesiyle bir yönetim kriziyle karşı karşıya kalındığına, coronavirüs salgını nedeniyle vaka sayısının hızla yükseldiğine ve ölenlere rahmet dilediklerine, sokağa çıkma yasaklarının sadece hafta sonlarında olmasının gerçek bir önlem niteliğinde sayılmayacağına, Bilim Kurulunun coronavirüs salgını süresince hangi tavsiye kararlarını aldığını Parlamentonun ve halkın bilmeye hakkı olduğuna, 11 Marttan itibaren karantina uygulanmamasının bedelinin ağır ödendiğine ve krizi yönetemeyen bir iktidar mantığıyla karşı karşıya bulunulduğuna, üç aylık yasağa takılmamak için işten çıkarmalara hız verildiğine ve İnşaat İşçileri Sendikasının İstanbul ilindeki şantiyelerin durumuna yönelik rapora ilişkin açıklaması

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Evet, dün gece bir yönetim kriziyle karşı karşıya kaldık. İçişleri Bakanı önce istifa etti, sonra Cumhurbaşkanlığı makamından yapılan açıklamayla istifanın kabul edilmediği açıklandı. Günlerdir, burada, bir yönetememe hâlinin olduğunu defaaten ifade ettik. 10 Nisan Cuma günü ilan edilen yöntemsiz, üslupsuz ve halkın sağlığını tehlikeye atan sokağa çıkma yasağının yarattığı panik hâlin ve bulaşının ne aşamada olduğunu, dün akşam da aslında bir kez daha görmüş olduk. Doğrusu, İçişleri Bakanı, istifası beklenmeden görevden alınmalıydı zaten. Dün sabah Eş Başkanımız Sayın Mithat Sancar, bu yönlü istifa çağrısını da yapmıştı. Ancak garip bir çelişki var ortada: Soylu, cuma gecesi ilan edilen sokağa çıkma yasağı kararının Cumhurbaşkanının talimatlarıyla alındığını önce ifade etti fakat istifa mektubunda kendisini sorumlu tutmaya çalıştı. Karşılıklı birbirlerini aklama çabası olduğunu, temize çekme çabası olduğunu çok net bir şekilde görüyoruz. Bu istifa bile bir siyasi ranta çevrilmeye çalışılıyor ama bütün halk bunu görüyor, yaşanılan siyasal iflas daha fazla gizlenemeyecektir.

Sayın Başkan, tabii ki en önemli gündemimizin başında corona salgını var. Can kaybı sayısı her geçen gün artıyor. Dün 97 kişi, maalesef, hayatını kaybetti. Biz, ölenlerin ailelerine baş sağlığı diliyoruz, kendilerine rahmet diliyoruz ve bu vaka sayısının çok hızlı bir şekilde yükseldiğini önemle, tekrar tekrar hatırlatıyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Bütün veriler, bu vakaların daha da hızlanacağı yönündedir.

Şimdi, bu vesileyle üretim meselesine de değinmek isteriz. Üretim durmasın diye bu, sokağa çıkma yasaklarının sadece hafta sonlarında olması kesinlikle gerçek bir önlem niteliğinde değildir. Sırf sermayedarların fabrikaları batmasın diye emekçilerin çalıştırılması da kabul edilemezdir.

Özellikle Bilim Kurulunun 11 Marttan bu yana hangi tavsiye kararları aldığını ve Hükûmete ilettiğini kamuoyunun, Parlamentonun, halkın bilmeye hakkı vardır; millî güvenlik kararları gibi neden gizleniyor? Bu konuda şeffaflık olmalıdır. Bilim Kurulu çıkıp açıklamalıdır, “Şu şu şu kararları aldık.” diye siyasi otoriteye ilettiklerini de ve hangilerinin uygulanmadığını da herkesin bilmeye hakkı vardır. Eğer Bilim Kurulu kararları uygulanmayacaksa o zaman bu Kurul neden kuruldu?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi lütfen.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Salgının yayılması önlenemiyor, vaka sayıları artıyor. Bunun tek sorumlusu Bilim Kurulunun kararlarını zamanında uygulamayan siyasal iktidardır.

Cumhurbaşkanı “Peyderpey önlem alıyoruz.” diyor. Bütün dünya peyderpey mi önlem aldı? Virüs, peyderpey yayılmıyor, hızla yayılıyor ama iktidarın ekonomik çıkarları toplum sağlığının üzerinde tutularak, önlemler peyderpey alınarak halk sağlığı ciddi bir tehlikeye atılıyor. 11 Marttan itibaren karantina uygulanmamasının bedelini bugün hepimiz, birlikte çok ağır ödüyoruz. Hastalık her yere yayılmış durumda; hâlen palyatif, perakende önlemlerle bu süreç yönetilemez. Krizi yönetemeyen, yönetiyormuş gibi yapan, durumu idare etmeye çalışan bir iktidar mantığıyla karşı karşıyayız.

Evet, son olarak şunu söylemek isterim: Emekçilerin, işçilerin yaşadığı şartlar, yaşadığı sorunlar çok vahim bir boyutta.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi lütfen.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Tamamlayacağım Başkan.

İşten çıkarmaların üç ay yasaklanmasıyla ilgili düzenleme Meclise gelmeden, daha yasallaşmadan, bunu fırsat bilen işverenlerin işten çıkarmalara hız verdiğine dair haberler hızla kamuoyuna yansıyor. Yasa çıkana kadarki geçen süreci fırsata çevirmek isteyen işverenler var. İşverenler de tıpkı iktidar gibi fırsatçılık yapıyor ve bunun önlenmesi gerekiyor. Mega şantiyelerde çok büyük hak gaspları var. Emaar şantiyesi, Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesi şantiyesi, Zeytinburnu Güzelyalı şantiyesi, Taksim AKM şantiyesi, Çamlıca Televizyon Kulesi şantiyesi, Piyalepaşa şantiyesi, Koray Kasaba şantiyesi, Galataport şantiyesi, Torunlar Hilton Otel şantiyesi, üçüncü havalimanı şantiyesi, Atlas Üniversitesi şantiyesi örnek olarak verebileceklerimden.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi lütfen.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Evet, İnşaat İşçileri Sendikası, coronavirüs salgını sürecinde İstanbul’da bulunan şantiyelerin durumuna ilişkin bir rapor yayınladı. Bu raporda 10 bin işçinin işinden olduğunu, şantiyelerde toplu yaşam koşullarının salgın riskini artırdığını vurguladı ve hak gasplarını şu şekilde sıraladı: Haklı fesih hakkını kullanmak isteyen işçilere “Tüm haklarımı aldım.” yazılı kağıtları imzalamaya zorlamak, işten kaçınma hakkını kullanan işçileri ücrete dahil tüm haklarını gasbederek işten çıkarmak, işçilere “Coronavirüs kaparsam sorumluluk bana aittir.” ibareli kağıt imzalatmaya zorlamak, işten çıkartılan işçilerin tüm haklarını -ihbar, kıdem, yıllık izin, AGİ ve ücrete dâhil olmak üzere- gasp etmek, işten çıkmak isteyen işçilere “Ücretini veremem.” diye tehdit ederek çalışmaya zorlamak, yeni işe girişlerde ücretlerin aşağıya çekilerek düşürülmesi, ücretini ödemediği işçilere şiddet uygulama, gurbetçi işçileri işten atarak memleketlerine dönüşlerini sağlayamayarak sokakta kalmalarına sebep olma…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen tamamlayın.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – …işten çıkartılan gurbetçi işçilere herhangi bir test ve karantina şartlarını sağlamadan memleketlerine gönderme gelmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şu anda işçiler, emekçiler çalışmaya devam ederek ya da çalışma garantileri olmadan işten atılma tehdidiyle gerçek bir yaşam tehlikesi altında yaşıyorlar. Bu önlemlerin alınmaması hâlinde maalesef vaka sayımız ve vefat sayımız artacaktır. Bu yönüyle önlem alma noktasında hepimizin üzerine düşen büyük sorumluluklar var. Bunu paylaşmak istiyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Özkoç…

18.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un, coranavirüs salgını sebebiyle insanların en az iki hafta evde tutulması gerektiğini ifade ettiklerine, iki günlük sokağa çıkma yasağının Türkiye’nin yönetilemediğini gözler önüne serdiğine, Bilim Kurulu üyesinin “Bugünkü karar sonrası sokağa taşan insanların etkilerini maalesef birkaç hafta sonra acı şekilde yaşayacağız. Gelen görüntüler çok vahim. Gerçekten çok üzgünüm."  açıklamasında bulunduğuna, maskelerin dağıtımının düzgün şekilde yapılamamasının bile krizin yönetilemediğini gösterdiğine ilişkin açıklaması

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Türkiye, çok zor bir hafta sonu geçirdi. Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz insanlarımızın evde tutulması, üstelik de bunun en az iki hafta, üç hafta kadar sürmesi gerektiğiyle ilgili çeşitli defalar da beyanlarda bulunduk. Ancak iki günlük evde kalma süreci yani sokağa çıkma yasağı öyle bir hâl aldı ki Türkiye’nin ne kadar yönetilemediğini bir kez daha gözler önüne serdi. İçişleri Bakanlığı “9 Nisanda sokağa çıkma yasağı genelgesi yazıldı." dedi, İçişleri Bakanlığı tekrar düzeltme yaptı, “Tarihini sehven yanlış yazdık.” diyerek 10 Nisanda, 9 Nisanda söylediğini çürüttü. Soylu, 10 Nisanda ulusal kanallarda “Cumhurbaşkanı emri verdi, biz kararı uyguladık." dedi. 11 Nisanda da Muharrem Sarıkaya’ya konuştu, şöyle dedi: “Tecrübe önümüzde. Erken saatte açıklasaydık bazı ülkelerde gördüğümüz, izlediğimiz gibi marketlere akın olsaydı daha mı iyi olacaktı?” Bu, hangi marketlerde, hangi ülkelerde oldu? Sayın Soylu’nun bunu açıklaması gerekiyor. “Böyle bir ortam çok daha mı iyi olurdu yoksa daha mı kötü olurdu?” diye sormuş. Bence bundan daha kötüsü olmazdı. Daha sonra demiş ki Muharrem Sarıkaya’ya: “Bunu tespit edebiliyoruz, 250 bin kadar insan hareketi görüldü, o da kısa sürdü.” Biz 2 insanın yan yana gelmemesi için mücadele verirken, 65 yaş üstü ve 20 yaş altı insanlarımızın sokağa çıkmasını engellemeye çalışırken ve onları evde tutmaya çalışırken 250 bin kişinin yan yana gelmesini makul bir şeymiş gibi söylemesini büyük bir şaşkınlıkla karşıladım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi lütfen.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Daha sonra Bilim Kurulu üyesi şöyle bir açıklama yaptı: “Bugünkü karar sonrası sokağa taşan insanların etkilerini maalesef birkaç hafta sonra acı şekilde yaşayacağız. Gelen görüntüler çok vahim. Gerçekten çok üzgünüm." dedi.

Dünyanın neresinde olursa olsun, bu emri veren de bu emri uygulayan da bunun siyasi sorumluluğunu almalı ve gereğini yapmalıdır. Oynanan siyasi tiyatronun ne olduğunun üzerinde fazla durmayacağız ama Türkiye’de krizin yönetilemediği aşikârdır. Türkiye’de bir maskenin dahi düzgün bir şekilde dağıtılamadığının örnekleri gözümüzün önünde. İlk önce Bakan açıklama yapıyor “Devlet maske satacak.” diyor, daha sonra bu maskeleri belediyelerimizin -özellikle Cumhuriyet Halk Partili belediyeler- hem üretip hem de dağıttığını görünce bu sefer, Bakan tekrar açıklama yapıyor “Bedava dağıtacağız.” diyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi lütfen.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – “PTT dağıtacak.” dediler “Bekçi dağıtacak.” dediler “Eczane dağıtacak.” dediler ancak hâlâ sağlıklı dağıtım gerçekleşmiyor ama biz bu arada şov yapmaya devam ediyoruz. İngiltere’ye maske gönderiyoruz, tulum gönderiyoruz üstelik de sağlık çalışanlarımız “Hâlâ bizim ihtiyacımız var.” derken.

Tüm bunlar düşünüldüğünde görüyoruz ki bu kriz yönetilmiyor, ülke yine savruluyor. Bu ülkede bunun sorumlusu olan kişilerse birbirleriyle ilgili siyasi şov yapma peşinde. Ya insanlarımızın canlarıyla ve ülkemizin geleceğiyle ilgili gerekli tedbirleri alacağız ya da bu siyasi komediyi oynayanlar, bir an önce, bu ülkede bu görevlerini bırakacaklar. Gerçekten sorumlu olanlar, gerçekten ülkeyi düşünenler görevinin başına geçecek.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Akbaşoğlu…

19.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, coronavirüs salgınına yönelik tedbirler kapsamında uygulanan sokağa çıkma yasağının sona erdiğine, Bilim Kurulunun tavsiyeleri doğrultusunda gerekli tedbirlerin alınmasına devam edileceğine ve millete kararlara uyma konusunda gösterdiği hassassiyetten ötürü teşekkür ettiğine, yoğun bakım ünitelerinden oluşan hastanelerin İstanbul ilinde kalıcı olarak hizmet vermek üzere kırk beş günde tamamlanacağına, sokağa çıkma yasağıyla yaşanan karışıklıklar üzerine istifa eden Süleyman Soylu’nun İçişleri Bakanlığı görevini bugüne kadar başarıyla yerine getirmiş olması nedeniyle Cumhurbaşkanı tarafından istifasının kabul edilmediğine, Covid-19’la mücadele kapsamında Ekonomik İstikrar Kalkanı Paketi’nin uygulamaya konulduğuna, üç ay süreyle işten çıkarmaların yasaklanacağına, kısa çalışma ödeneğinden yararlanamayan veya ücretsiz izne çıkarılan vatandaşlara üç ay süresince 1.170 lira maaş desteği sağlanacağına ve devletin her alanda milletin yanında olduğuna ilişkin açıklaması

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, coronavirüs tedbirleri kapsamında hafta sonu uygulanan sokağa çıkma yasağı dün gece 24.00 itibarıyla sona erdi. Hükûmetimiz, Bilim Kurulunun da tavsiyeleri doğrultusunda bu zamana kadar gerekli tüm tedbirleri ortak akılla aldı, bundan sonra da almaya devam edecektir. Bu süre zarfında alınan kararlara hassasiyetle uyan aziz milletimize gönülden teşekkür ediyorum.

Tüm dünyayla birlikte bizleri etkileyen bu coronavirüsle ilgili hep birlikte mücadele ederek inşallah birlikte başaracağımızı tekrar bu vesileyle söylemek isterim.

Bu kapsamda, her biri yoğun bakım odasına dönüştürülebilecek 2 bin yataklı hastane, İstanbul’da kalıcı bir şekilde hizmet vermek üzere kırk beş günlük süre içerisinde tamamlanmak suretiyle aziz milletimizin hizmetine girecektir.

Bu vesileyle, tekrar, başta Sağlık Bakanımız olmak üzere, bütün Sağlık Bakanlığı çalışanlarımıza, Bilim Kurulu üyelerimize, bütün sağlık ordumuza, sağlık mensuplarımıza, güvenlik mensuplarımıza, bütün kamu kurum ve kuruluşlarımızda hakikaten canla başla çalışan bütün kamu görevlilerimize, gönüllü insanlarımıza ve aziz milletimize tekrar tebrik ve teşekkürlerimi buradan ifade etmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, malumunuz, İçişleri Bakanımız Sayın Süleyman Soylu, dün, bir gazetede yayınlanan açıklamalarına istinaden, bu sokağa çıkma yasağında çok kısa süreli de olsa yaşanan karışıklıklar için özür dileyerek bunun ardından istifa etme yönünde bir karar aldığını açıklamak suretiyle bu kararını kamuoyuyla paylaşmış, akabinde, Sayın Cumhurbaşkanımız bu konuyla ilgili, görevini bugüne kadar başarıyla yerine getirmiş Sayın Süleyman Soylu’nun istifasını kabul etmemek suretiyle devamı yönünde bir karar vermiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

Buyurun.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Değerli milletvekilleri, Türkiye İstatistik Kurumu tarafından yapılan açıklamalara baktığımızda, şubat ayı sanayi üretimi yıllık yüzde 7,5 artmak suretiyle, bu konuda yeni AR-GE çalışmalarıyla, hakikaten, Türkiye'ye muazzam derecede bir katma değer sunulduğu da görülmektedir. Türkiye, bir taraftan solunum cihazı üretirken, birçok önemli çalışmalara imza atarken, hakikaten, bu konuda herhangi bir tedarik zincirinin de aksamaması noktasında büyük bir çalışma içerisindedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi lütfen.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Aynı şekilde, Maliye Bakanımızın Ekonomik İstikrar Kalkanı Paketi kapsamında açıklamış olduğu ve bugüne kadar 4,5 milyon ailemize 1’er milyon lira verilmesiyle ilgili çalışmaların yanında, yeni gelecek birtakım paketlerle ilgili de üç ay boyunca işten çıkarmaların önüne geçmeyi yasayla güvence altına alacağımızı, işleri durağan ya da azalan işletmelerimizde çalışan vatandaşlarımız için kısa çalışma ödeneğimiz devrede olmak suretiyle bu insanlarımıza hakikaten kısa çalışma ödeneğinden yararlanamayan ve bu sürede ücretsiz izne çıkan insanlarımızla, işçilerimizle ilgili aylık 1.170 lira maaş desteği vereceğimizi de ifade etmek isterim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, devam edin.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Her alanda bütün bakanlıklarımız, Tarım Bakanımız da çiftçilerimizle ilgili paketler açıklamak suretiyle, ekilmeyecek bir karış yer kalmayacağını ifade etmek suretiyle, hakikaten bütün birimlerimizle devletimiz milletimizin yanındadır, milletimizin emrindedir. Türkiye güçlü yönetim modeliyle tüm dünyaya da örnek olmak suretiyle hakikaten inşallah devlet millet kaynaşmasıyla hep birlikte bu süreçleri aşacağız diyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Beştaş, ikinci tura mı geçeceğiz?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan, yok, yeni bir bilgi var da o yüzden…

BAŞKAN – Peki, buyurun.

20.- Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, virüs tespit edilen 79 cezaevi personelinin hangi cezaevlerinde olduğunu, personele bulaşan virüsün mahpuslara bulaşmamasının garantisinin olup olmadığını ve 3 kişinin hangi cezaevlerinde öldüğünü öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Yani normalde biliyorum usulü ama kusura bakmayın, teşekkür ediyorum.

Şimdi, Sayın Adalet Bakanı yeni bir açıklama yapmış, şimdi elime ulaştı ve açıklamada 3 mahpusun coronavirüsten öldüğünü ifade etmiş ve açık cezaevinde bulunan 17 mahpusta da virüs tespit edildiğini yine açıklamış ve bunların tümünün açık cezaevlerinde olduğunu söylemiş, 79 cezaevi personelinde de yine virüs tespit edildiğini söylemiş. Şimdi biz…

BAŞKAN – Saat on ikide yaptı bu açıklamayı, evet.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – On üç.

BAŞKAN – On üç mü?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Evet.

Ben şunu söylemek istiyorum: Bir haftadır, hatta daha öncesinden ısrarla söylediğimiz bütün pozitif testler doğru değildir denildi. Hatta bizim Kocaeli Milletvekilimiz Sayın Gergerlioğlu hakkında bunu açıkladığı için soruşturma bile başlatıldı. Mehmet Yeter’in kapalı cezaevinde vefat ettiği kesin savcılık kayıtlarıyla. Yine, İsmet Nice vefat etti yani bu 3’ün içinde değil bizim anladığımız kadarıyla. Sormak istediğimiz soru şu: Bu beyanların burada iktidar grubu tarafından yalanlandığını hepimiz yaşadık. Adalet Bakanının açıklamasından sonra bu, çok, çok, çok vahim bir durumdur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – 79 cezaevi personeli hangi cezaevlerindedir? Bu personele virüs bulaşmışsa mahpuslara bulaşmamasının garantisi nedir? Bu 3 kişi hangi cezaevlerinde ölmüştür? Şu anda bize gelen başvurulardan Maraş Türkoğlu Cezaevinin doktorunda virüs tespit edildiği bilgisi var. Yine Paşakapısı Cezaevinde sağlık çalışanlarına virüs bulaştığı bilgisi var. Biz bu sorularımızın ivedilikle yanıtlanmasını ve bu riskin katiyen göze alınmaması gerektiğini önemle, önemle ifade etmek istiyoruz.

BAŞKAN – Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurulu sunuşları vardır.

İYİ PARTİ Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım:

VI.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- İYİ PARTİ Grubunun, Aksaray Milletvekili Ayhan Erel ve 21 milletvekili tarafından, tarım sektöründeki sorunların araştırılarak alınması gerekli önlemlerin belirlenmesi amacıyla 7/11/2019 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan (10/2075) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 13 Nisan 2020 Pazartesi günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

13/4/2020

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 13/4/2020 Pazartesi günü (bugün) toplanamadığından, Grubumuzun aşağıdaki önerisinin, İç Tüzük’ün 19'uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                      Dursun Müsavat Dervişoğlu

                                                                                            İzmir

                                                                                Grup Başkan Vekili

Öneri:

Aksaray Milletvekili Ayhan Erel ve 21 milletvekili tarafından, ülkemizde tarım sektörünün büyümesi ve gelişmesi için etkili ve sürekli çözüm önerilerinin sunulması, ülkemizin tarımda söz sahibi olması, rekabet edebilir düzeye erişebilmesi, tarımda üretim planlamasının faaliyete geçmesi amacıyla 7/11/2019 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırma önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerin 13/4/2020 Pazartesi günkü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere İYİ PARTİ Grubu adına Sayın Ayhan Erel, buyurun. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA AYHAN EREL (Aksaray) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, yüce Türk milleti; ülkemizde tarım sektörünün büyümesi ve gelişmesi, etkili ve sürekli çözüm önerilerinin sunulması, ülkemizin tarımda söz sahibi olması, rekabet edilebilir düzeye erişebilmesi için tarımda üretim planlamasının faaliyete geçmesi amacıyla partim İYİ PARTİ olarak vermiş olduğumuz önergemiz hakkında söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Türkiye dünyanın en bereketli topraklarına sahip, tarımda kendi kendine yeten nadir ülkelerden biri olmasına rağmen tarım sektörü, yürütülen yanlış politikalar sonucunda bitme noktasına gelmiştir. Virüsle mücadelede geçirdiğimiz bu zor günlerde çiftçilerimiz her şeye rağmen, tüm zorluklara rağmen göstermiş oldukları üstün fedakârlıkla üretmeye devam ediyor, devam etmek istiyor. Ancak üretimde girdi maliyetleri her geçen gün artıyor; gübre, tohum, mazot, elektrik, su, ilaç maliyetlerindeki artışın önüne geçilemiyor. Küçük ölçekli tarım işletmeleri ayakta kalmaya zorlanıyor, bunun yanında bir de arz talep konusu asla dikkate alınmıyor yani tarım sektörünün en önemli sorunu olan üretim planlaması yapılmıyor. Türkiye’de ulusal tarım master planımız yok, makro planımız yok, bölgesel planımız yok, yerel planımız yok, mikro planımız yok; zaten bu planları yapacak Devlet Planlama Teşkilatı da yok.

Peki, “üretim planlaması” ne demek? Sınırlı kaynakların belirli bir amaç doğrultusunda, hangi yönde ve nasıl kullanılacağını sonuçlarıyla birlikte göstermek demek. Planlama, verimliliği artırdığı gibi, kısıtlı olan etmenlerin ekonomik kullanımına imkân sağlar. Planlama yardımıyla tarımsal üretimde çiftçi hangi ürünleri, nasıl ve ne miktarda üreteceğine karar verebilir. Tarım Bakanlığı tarafından üretim planlaması yapılmadığı için çiftçimiz kendi isteğine göre ürün ekerek, o yıl hangi ürünün fiyatı yüksekse o ürünü ekerek kendince bir üretim yapmaya çalışıyor. Bu da bazı ürünlerin üretim fazlasına sebep olurken bazı ürünlerde de yetersizliğe neden oluyor.

Türkiye’de bilgiye erişmek, bilgileri derleyip toparlamak oldukça kolay. Türkiye’nin nüfusu belli, tarım alanları belli, tarımda sulanabilir olan alanları belli, bu tarım alanlarında iklim ve toprak şartlarına göre yetişecek bitkileri belli. Buna rağmen niçin bir planlama yapılmıyor, anlamış değilim. Herhâlde neoliberalizm ekonomisi Türkiye’nin tarımını öldürmek adına bu planlamaya müsaade etmiyor. Örneğin 2000’li yılların başlarında, Türkiye, bakliyat üretiminde kendi kendine yeten, dünyanın önemli ihracatçısı konumuna sahipken üretim planlaması yapılmamasından dolayı dışa bağımlı hâle geldi. İç Anadolu Bölgesinde çiftçiler, nohut ithal ediliyor, fiyatlar cazip diyerek fazla nohut ekmeye başlıyor. Bu arada nohut ekerken buğdaydan vazgeçiyor, üretim fazlasından dolayı nohut fiyatları düşüyor, çiftçimiz zarar ediyor. Çiftçi her zaman istediğini maalesef kazanamıyor.

Değerli milletvekilleri, ülkemizde tarımsal üretim planlaması yapılırsa bitkisel ve hayvansal üretimde arz noksanı ya da fazlasının önüne geçilecek, tarımsal üretimde üretim potansiyeli olduğu hâlde piyasa bilgisizliği ve üreticilerin yanlış ve tutarsız tercihleriyle yeterli miktarda üretilemeyen ürünlerin kıtlığıyla karşılaşılarak ithalata başvurulmayacak. Böylelikle her bölgenin kendi bilgi birikimi ve içsel özelliklerine göre en iyi olduğu ürün ülkenin talep miktarına göre üretilmeye başlanacak. Dışarıdan ithal edilen ürünlerin içeride üretilmesi planlanacak. Tarımsal ürün talebinde bulunan diğer bölgelerin tüketici tercihlerine göre üretim yapılması sağlanacak.

Türkiye’de tarımsal üretim planlamasının olmamasından dolayı ortaya çıkan olumsuzluğa pamuktan örnek verecek olursak, pamuk, tekstil sanayimize sağladığı katma değerin yanında, yağ sanayisine ve kâğıt sanayisine de hammadde sağlayan bir ürün. Ülkemizde yaklaşık 5,2 milyon dekar alanda 2-2,5 milyon ton kütlü pamuk üretiminin yapıldığı ancak üretimin tüketimi karşılama oranının yıllara göre yüzde 50-60’larda kaldığı, aradaki farkın ithalatla kapandığı bildiriliyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi Sayın Eren.

AYHAN EREN (Devamla) – Eldeki verilere göre 2008 ile 2018 tarihleri arasında yaklaşık 15 milyar dolar dövizimizi pamuk ithalatı için harcamışız. Böylelikle bu paranın ülkemiz çiftçisi yerine, yabancı ülkelerin çiftçilerine kaynak olarak aktarıldığı ortaya çıkmaktadır. Türkiye’nin toprakları, Türkiye’nin iklimi gerçekten her türlü tarımsal üretime müsaittir. Ancak, planlı programlı bir üretim yapılmadığı için bugün Türkiye, sembolik de olsa samandan bademe, buğdaydan pirince kadar tüm tarım ürünlerini dışarıdan almak zorunda kalmıştır. Bunun tek sebebi, Türkiye’de tarımda üretim planlaması yapılmamasıdır. Tarım Bakanlığı bir an önce Türkiye’de tarımda üretim planlaması yaparak bu sorunların üstesinden gelmelidir diyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Sayın Murat Çepni.

HDP GRUBU ADINA MURAT ÇEPNİ (İzmir) – Teşekkürler Başkan.

Genel Kurul, değerli halkımız; öncelikle inşaat işçisi, DEV-YAPI-İŞ Sendikası Temsilcisi Hasan Oğuz kardeşimizi kalp krizi sonucu kaldırıldığı hastanede Covid-19 nedeniyle kaybettik. Ailesi ve işçi sınıfına başsağlığı diliyor, anısı önünde saygıyla eğiliyorum.

Covid-19, yok olan ormanlar, zehirlenen gıdalarımız, yok edilen yaban hayatının sonucunda açığa çıkan bir virüs ve bugün virüsle mücadele ederken de tarımın ve gıdanın ne kadar kritik ve stratejik bir öneme sahip olduğunu bir kez daha görmüş oluyoruz. Türkiye’de tarımın yok edildiği politikalarla uzunca zamandır mücadele ediyoruz ve Türkiye’de tarım alanları maalesef inşaat şirketlerinin, inşaatın ve enerji şirketlerinin işgali altında. Buna en somut bilinen örneklerden Ege’yi, Aydın’ı verebiliriz. Yine, buna en somut örnekler olarak Karadeniz’i, örneğin Samsun-Çarşamba’yı verebiliriz. AKP, maalesef, orada tarım alanlarını, tarımı geliştirmek, küçük çiftçi üretimini geliştirmek yerine, çok daha kısa sürede çok daha hızlı para kazanmanın yolunu seçerek bu tarım alanlarını inşaat şirketlerine peşkeş çekiyor. On sekiz yılda 35 milyon dönüm arazi ekilemiyor hâlde ve Türkiye ithalatçı pozisyonuna düşmüş durumda.

Yine, tarım politikasında en belirleyici sıkıntılardan bir tanesi de tohum politikası. Burada da hibrit tohum politikası, yerli tohumu, yerel tohumu ortadan kaldırmış ve küçük üreticiyi endüstriyel tarıma, tarım şirketlerine mahkûm etmiş durumda.

Evet, tüm dünyada tarım üretiminin yüzde 85’i küçük çiftçi üreticisinden elde ediliyor yani küçük çiftçiyi, küçük üreticiyi koruyamadığınızda, korumadığınızda tarımı doğal olarak emperyalist tarım şirketlerine bağlamış olursunuz, tarım politikasını, tohum politikasıyla bir biçimde emperyalist şirketlere bağlamış olursunuz. Burada tabii ki planlama çok kritik bir öneme sahip. Hangi zamanda ne kadar ürünün nasıl ekileceğinin belirlenmesi, kuşkusuz bir tarım planlamasına bağlı. Burada, köylünün bu planlamayı rahatça yapabilmesi için kuşkusuz gelirinin yeterli olması lazım. Çiftçi, bugün ürettiğini satamaz hâlde, sattığından geçinemez hâlde ve çoğunlukla da üretimden vazgeçer durumda, dolayısıyla küçük çiftçi tarımı bugün yok olma riskiyle karşı karşıya.

Evet, açlık, AKP’nin betonlarıyla giderilemeyecek bir mesele. Dolayısıyla bir ülkenin aynı zamanda bağımsızlığının da temel kriterlerinden bir tanesi, tarımın, yerli tarımın, küçük çiftçi tarımının geliştirilmiş olmasından geçer. Dolayısıyla, ekolojik yıkımın da getirdiği bir sonuç; ormanların, tarım alanlarının yok edilmesi aynı zamanda ekolojik yıkım, ekolojik kriz ve …

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

MURAT ÇEPNİ (Devamla) - …tarımın içinde bulunduğu bu problemlerin topluca çözümü, AKP’nin inşaattan, ranttan yana değil, tarımdan ve ekolojiden yana bir politika üretmesinden geçiyor.

Teşekkür ederim. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Tufan Köse.(CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA TUFAN KÖSE (Çorum) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, Millet İttifakı çatısı altında ülkemizin aydınlık geleceği için birlikte siyaset yapmaktan onur duyduğumuz, mücadele etmekten onur duyduğumuz İYİ PARTİ, bugün, tarımda da planlama olmaksızın köylünün, çiftçinin kalkınamayacağını da izah eden bir grup önerisi vermiş. Ben kendilerine bu anlamda teşekkür ediyorum.

Plan mı pilav mı? “Bize plan lazım değil, pilav lazım.” diyen bir siyasetçinin bu sözlerinin üzerinden altmış küsur sene geçmiş, biz hâlâ pilavı bulamıyoruz. O günlerde dünyada, tarımda kendi kendine yeten ender ülkelerden biriyken bugün, buğdaydan arpaya, soyadan, mısırdan mercimeğe kadar her şeyi ithal eden bir ülke hâline gelmişiz. Eserinizle gurur duyuyorsanız vallahi bir şey diyemiyorum sizlere.

Değerli arkadaşlarım, 2006’da Cumhuriyet Halk Partisinin de kurumsal olarak destek verdiği bir Tarım Kanunu çıktı ittifakla. Bu Tarım Kanunu’na göre –Sayın Genel Başkan da zaman zaman bunu söyler- çiftçiye, gayrisafi millî hasılanın yani ülkede üretilen bütün değerlerin, ne üretiliyorsa, 1 milyarsa 1 milyar, 1 katrilyonsa 1 katrilyonun yüzde 1’i tarım sektörünü desteklemek üzere çiftçiye verilecekti. Verildi mi? Bakın, aşağı yukarı on dört yıl geçmiş, on dört yıl içerisinde her yıl yarıdan az oranda, bu oranın yarısından daha az verildiği için bugün çiftçinin devletten 170 milyar lira alacağı var.

Tabii “Çok para veriyoruz.” diyor iktidar “Veriyoruz, mutlu edemiyoruz.” diyor. Çiftçiye bakıyorsunuz, hakikaten mutlu değil. Bunu şöyle de örnekleyebiliriz arkadaşlar: Bakın, Gazi Mustafa Kemal “Çiftçi milletin efendisidir, köylü milletin efendisidir.” diyen bir anlayışı temsil ediyordu. Sizin hangi anlayışı temsil ettiğinizi söylemeye bile gerek duymuyorum. Asgari ücretle kent merkezinde çalışması, genç kızlarımızın o erkekle, damat adayıyla evlenmesi için yeterli. Genç kızlarımız köye gelin gitmiyorlar 3 katı, 4 katı, 5 katı da geliri olsa yani köyde 50-100 hayvanının olmasındansa kent merkezinde asgari ücretle çalışması damat adayı olarak şansını artırıyor; bunu hepiniz biliyorsunuz. Demek ki tarım ülkemizde yeterince itibar ve değer görmüyor.

Şimdi, 2002’de geldiğinizde çiftçinin bankalara olan borcu 1 milyar liraydı, bugün neredeyse tarlası ipoteksiz bir çiftçi kalmadı, borç 130 milyara çıkmış, 130 kat artmış.

Şimdi, cumhuriyet tarihinde ilk defa -ben de küçük bir çiftlikte süt üreticisiyim, bu arada onu da söyleyeyim- 1 litre sütle 1 kilogram yem alabiliyorsunuz, 1 litre sütle… Yani bu değişebilir, oran 1,5 olabilir; 1,75 olabilir ama 1’e 1 olan oran 2’ye çıkmış yani 1 litre süt satıyorsunuz, yarım kilo yem alabiliyorsunuz. Bu çok kötü bir oran, kötü bir durum. Hemen şöyle söyleyeyim: Mesela, benim de 100 başlık bir süt çiftliğim vardı -kapatıyoruz şu anda, çok azalttık hayvan sayısını; 3 ortağız, ortaklarımızdan birisi veteriner- para kazanmıyor, zarar ediyor ama her ay 8 bin lira katma değer vergisi ödüyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

TUFAN KÖSE (Devamla) - Sebebi ne? İşte, bazı girdilerin -örnek olsun- yemin katma değer vergisi sıfır, sütün katma değer vergisi yüzde 8. Yani buna da bir çözüm getirilmeli. Her ay zarar eden çiftlik 7-8 bin liralık elektrik tüketiyor. Şimdi, yemin bütün ham maddesi dışarıdan geldiği için, dolara ve dövize bağlı olduğu için bu kaçınılmaz bir durum.

Hemen planlamaya geleyim. Tarım sayımımız yok, planlama yapamıyoruz. Tarımsal, kırsal veriler hem TÜİK bazında hem kamu kurumları bazında yeterli değil, yani birbiriyle uyumlu değil, mütenasip değil. Arazi kullanım planlaması yok, tarımsal üretim planlaması yok. Bakın, bunu hafife almayın, büyük ovalarda bile böyle bir planlama yok. O nedenle, ne yaparsanız yapın, bu kısır döngüyü düzeltmek mümkün değil; en kısa sürede planlamaya geçmek ve tarımın ve kırsal kesimin planlamasının acilen yapılması gerekiyor.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Sayın Fatma Aksal. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA FATMA AKSAL (Edirne) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İYİ PARTİ grup önerisi hakkında söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sürdürülebilir üretimi, yeterli ve güvenilir gıdaya erişimi, kırsal kalkınmayı ve rekabet edilebilirliği sağlamak amacıyla tarımı stratejik bir sektör olarak ele alan AK PARTİ, iktidara geldiği günden beri, tarımda millî ve küresel çözümler üretmeye devam etmektedir. On yedi yıllık iktidarımızda, güçlü tarım ve orman altyapısını oluşturabilmek için elimizden gelen çabayı sarf ettik. Bu kapsamda, tarım hasılamızı yüzde 645 artırarak 48 milyar dolara çıkardık, 408 milyar lirayla tarımsal destek verdik, 565 baraj inşa ettik; 6,6 milyon hektar araziyi sulamaya açtık; 4,5 milyar fidanı toprakla buluşturduk, tohumluk üretimimizi 8 kat artırdık, tohumluk ihracatımızı 10 kat artırdık. Ayrıca, 18 milyar dolarlık tarımsal ihracatımız ve 5,3 milyar dolarlık dış ticaret fazlamızla, tarımda net ihracatçı konumuna geldik. 3’üncü Tarım Orman Şûrası’nda aldığımız kararları hayata geçirerek tarımsal altyapımızı daha da güçlendirdik.

2023 yılına kadar, 2 milyon hektar tarım alanını daha suyla buluşturmayı ve on yıl içerisinde toplulaştırmaya elverişli toplam 14 milyon hektar tarım arazisini toplulaştırmaya açmayı planlıyoruz. İnşallah 2023 yılına kadar, nüfusumuz kadar küçükbaş hayvan varlığına sahip olacağız.

Geçtiğimiz bu zorlu süreçte, Tarım ve Orman il müdürlerimiz, çiftçilerimizin işlerini kolaylaştırmak, bu süreçte üretimi aksattırmamak adına her türlü desteği vermektedirler. Bu yıl içerisinde 10,4 milyar liralık destekleme ödemesini çiftçilerimizin hesabına yatırdık.

Verimli toprakları, sulanabilir ovalarıyla seçim bölgem Edirne, ülkemiz tarımsal üretimine ciddi katkı sağlamaktadır. 2019 yılında toplam üretimin; çeltikin yüzde 43’ü, yağlık ayçiçeğinin yüzde 12,8’i, kanolanın da yüzde 11,2’si Edirne’mizde üretilmiştir.

Kıymetli çiftçilerimiz, üreticilerimiz; siz ekmeye, dikmeye, üretmeye devam edin, ürününüz tarlada, serada kalmayacak diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Halkların Demokratik Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

2.- HDP Grubunun, Mersin Milletvekili Rıdvan Turan ve arkadaşları tarafından, corona virüsün pandemi ilan edilmesiyle gıda ürünlerinde kıtlık yaşanmaması, mevsimlik tarım işçilerinin hijyenik ve güvenli koşullar altında çalışmalarının sağlanması amacıyla 11/4/2020 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 13 Nisan 2020 Pazartesi günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

13/4/2020

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 13/4/2020 Pazartesi günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                 Meral Danış Beştaş

                                                                                             Siirt

                                                                                 Grup Başkan Vekili

Öneri:

11 Nisan 2020 tarihinde Mersin Milletvekili Rıdvan Turan ve arkadaşları tarafından 6335 sıra numaralı coronavirüsün pandemi ilan edilmesiyle gıda ürünlerinde kıtlık yaşanmaması, mevsimlik tarım işçilerinin hijyenik ve güvenli koşullar altında çalışmalarının sağlanması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 13/4/2020 Pazartesi günkü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Sayın Ömer Öcalan.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA ÖMER ÖCALAN (Şanlıurfa) – Değerli arkadaşlar, merhabalar. Genel Kurulu selamlıyorum.

Aslında ülkemiz tarımsal üretim açısından kendine yetebilirlik noktasındadır. Maalesef son yıllarda, tarım alanındaki ithalat politikalarından kaynaklı, artık çiftçi üretmiyor. Ülkenin de bu noktada tarıma dönük aktif bir politikasının olmadığını da biz biliyoruz ama özellikle bu son dönemde Çin’de çıkan Covid-19 salgın hastalığı maalesef tarım alanında da etkisini gösterecektir.

Artık biz bahar aylarındayız. Bu noktada, mevsimlik tarım işçileri de bu üretimde en büyük rolü oynayan, en büyük emeği veren kesimdir. Bizim mevsimlik tarım işçilerine dönük belli başlı politikalarımızın olması gerekiyor. Eğer bu noktada mevsimlik tarım işçilerinin sağlığı, güvenliği her açıdan sağlanmazsa ilerleyen dönemlerde büyük bir kıtlıkla da karşı karşıya kalırız.

Değerli arkadaşlar, biz, mevsimlik tarım işçilerinin durumunu biliyoruz. Mevsimlik tarım işçileri, genelde kendi şehirlerinden çıkıp tarımın etkili olduğu yerlere giderler, orada en kötü koşullarda, en zor şartlarda çalışırlar. Orada şu an bahsettiğimiz fiziksel mesafeyi nasıl ayarlayacaklar, ulaşımlarını nasıl sağlayacaklar? Bu noktada eğer bu Meclis görev ve sorumluluk almazsa, yarın herhangi bir büyük hastalık, bu Covid-19 mevsimlik tarım işçilerini etkilerse büyük bir kıtlıkla da karşı karşıya geliriz. Biz, mevsimlik işçilerin çadırda yaşadığını çok iyi biliyoruz. Burada, çadırda aynı aileden 10-15 kişi yaşıyor, fiziksel mesafeyi nasıl ayarlayacaklar? Bakınız, burada AFAD’ın ve Kızılayın devreye girmesi gerekiyor. Bu insanların konaklamasının nasıl yapılacağını, bulunduğu şehirden tarım üretimine nasıl katkılar sunacağını, ulaşımını sağlaması gerekiyor. Zaten son dönemlerde, tıka basa dolu dolmuşlarla, otobüslerle tarım alanına gidiyorlar. Bu, tıka basa gidilen bir noktada fiziksel mesafeyi nasıl ayarlayıp yüzlerce kilometre uzaktaki tarım alanına gidecekler?

Bakınız, bu tarım işçilerinin birçok sorunu vardır. Hepsi sigortasız çalışmaktadırlar arkadaşlar. Çalışma süreleri on iki saat ile on dört saat arasındadır. Orada, çalışma süresi çiftçinin ya da patronun vicdanına kalmıştır. Zaten, biz biliyoruz, bu arazi alanında ne mutfak ne tuvalet ne banyo gibi temel ihtiyaç alanlarını karşılayacak fiziksel şartlar da yoktur. Elektrik, içme suyu, kullanım suyu zaten yoktur. Birçok alanda sıkıntılar yaşanıyor.

Toplumun en büyük emekçileri olan mevsimlik tarım işçileri maalesef zor şartlarda yaşıyorlar. Bakınız, Siirt’ten Trabzon’a fındık işçiliği için giden Hızna Kansu ne diyor? Diyor ki: “Erkekler bizden 2 kat daha fazla ücret alıyor. Aynı işi yapmamıza rağmen kadınlara 75 TL, erkeklere 120 TL, kimi yerlerde ise erkeklere 150 TL yevmiye veriliyor. Aynı işi yapıyoruz ama aynı ücreti alamıyoruz, bu haksızlık değil midir?” Biz biliyoruz, kadınlar ve çocuklar mevsimlik tarım işçileri içinde en zorlanan kesimlerdir. Çocuklar eğitimden, sağlıktan mahrum bir şekilde tam bu aylarda; mart, nisan ve mayıs aylarında kendi şehirlerini bırakıp gitmektedirler. Hükûmetin bu noktada bir politika geliştirmesi gerekiyor ama biz bakıyoruz, toptan bir tarımsal sorun var, üretime dönük sorun var çünkü iktidar kendi çevresini, kendi baronlarını zenginleştirmek için sınırsız ithalat yetkisini kimi kesimlere vermiş. Sahada üretim yok, sahada çalışana, tarım işçilerine ve çiftçilere destek yok. Kimi rakamlar söyleniyor burada, milyon TL’lerden, milyar TL’lerden, katkılardan, desteklerden bahsediliyor ama sahaya gidin, bakın, DEDAŞ gibi bir enerji şirketinin çiftçilerin ümüğüne nasıl yapıştığını, sizin buradan verdiğiniz desteklemelerin üzerine nasıl ipotek koyduğunu biz çok iyi biliyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

ÖMER ÖCALAN (Devamla) – Bir de şu duruma da değinmekte yarar var: Değerli arkadaşlar, çok iyi biliyoruz, mevsimlik tarım işçilerinin yüzde 80’i kürdistan bölgesinden Türkiye tarafına tarım işçisi olarak gitmektedirler, orada 90’Iı yıllarda köyleri yakılıp yıkılan, göç etmek zorunda kalan insanlar en zor şartlarda yaşamaktadırlar. Bizim bu insanların durumunu iyileştirmemiz gerekiyor, bir tarım politikası geliştirmemiz gerekiyor. Bakınız, Covid-19 salgın hastalığında en büyük risk grubunda olan insanlar bunlardır. Eğer biz mevsimlik tarım işçilerinin şartlarını düzeltmezsek orada, bir salgın durumunda bu ülkenin temel tüketim maddelerini de üretemezler, büyük bir gıda sorunu yaşanır, büyük bir kıtlık yaşanır. Bu noktada, önergemize desteklerinizi istiyoruz.

Hepinize başarılar diliyoruz. (HDP sıralarından alkışlar)

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Akbaşoğlu.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkanım, biraz evvel konuşan hatip bir nitelendirmede bulundu, bir bölge nitelendirmesi. Türkiye Cumhuriyeti devleti üniter bir yapıya sahip, 81 vilayetiyle, bu bahsettiği şekilde bir bölgenin içinde barındırılmadığı bir devlettir.

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) – Binali Yıldırım’a, Cumhurbaşkanına söz yok.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Dolayısıyla bu ibarenin doğru olmadığını beyan etmek için, tutanaklara geçirmek için ifade ettim.

Teşekkür ederim.

NURAN İMİR (Şırnak) – Tarihe de mi başkaldırıyorsunuz?

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) – Cumhurbaşkanı söyleyince serbest, Ömer Öcalan söyleyince yasak, öyle mi?

BAŞKAN – Sayın Beştaş…

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

21.- Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun yerinden sarf ettiği bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Adını söylemediği bölge Kürdistan bölgesi. Bu kavramı, bu bölgeyi, bu coğrafyayı, Kürdistan federal bölgesini, Irak’ta bulunan Kürdistan federal hükûmetini defalarca konuştuk. İstediğiniz kadar aksini söyleyin.

Binali Yıldırım, Recep Tayyip Erdoğan söyleyince Kürdistan diye bir bölge var, ülke var, Kürt halkı var, her şey var bu konuda; biz söyleyince yok. Tabii ki biz onları referans da almıyoruz.

İstediğiniz kadar söyleyin aksini, Kürdistan diye zaten bir federal hükûmet var, Kürdistan bölgesi var; buralarda Kürt halkı yaşar. Kürt halkının da bir dili var, Kürtçe “…”(x) Yani 4 ayrı lehçesi de var. Şu anda Türkiye’de de kürdistan coğrafyası, bölgesi, Kürt illeri diye nitelendirdiğimiz bir bölge var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ARSLAN KABUKCUOĞLU (Eskişehir) – Türkiye’de öyle bir bölge yok.

BAŞKAN – Buyurun.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Yani bu “Diliniz yoktur.” demek “Güneş yoktur.” demek gibi. Ne bileyim yani, böyle çok absürt geliyor açıkçası. Bu tartışmaları geride bırakalım. Yani ne biz geri adım atarız ne de bu yok olur yani Kürdistan bir anda uçuşmaz, Kürtler de uçuşmaz, yok olmaz yani. Bundan vazgeçin.

CANAN KALSIN (İstanbul) – Vatanın birliği ve bütünlüğü üzerine yemin ettiğinizi unutmayın.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Sayın Akbaşoğlu, buyurun.

22.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Söylediğimiz çok açık ve nettir. Buradan başka noktalara götürmeye, Kürt vatandaşlarımızla, Kürt kökenli vatandaşlarımızla ilgili birtakım siyasi mesajlar vermeye gerek yok.

NURAN İMİR (Şırnak) – Biz Kürt kökenli değiliz, Kürt’üz, Kürt!

MUHAMMED EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Türkiye Cumhuriyeti devletinde üniter bir yapı vardır, 81 vilayet vardır. Kürt kökenli vatandaşımız, Arap kökenli vatandaşımız, farklı kökenli vatandaşlarımız, 81 vilayetimizde 83 milyon insanımız kardeşiz, aynıyız, eşitiz, hiçbir problem söz konusu değildir.

MUAZZEZ ORHAN IŞIK (Van) – Biz Kürt’üz, kökenli değiliz.

NURAN İMİR (Şırnak) – Kes sesini, kes sesini!

MUHAMMED EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Böyle bir coğrafi bölge nitelendirmesi söz konusu değildir, bu nitelendirmenin Anayasa’ya aykırılık teşkil ettiğini teknik olarak ifade etmek için söz aldım.

Teşekkür ederim.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Beştaş.

Ben de niye sakin gidiyoruz diye merak ediyordum.

Buyurun.

23.- Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Evet Sayın Başkan. Doğrusu, itiraz gelmeseydi gayet farklı bir seyirde gidiyorduk.

Bir kere, ben bir Kürt kadını olarak, kökenli değilim; bunu daha önce de söyledim. Siz nasıl Türk’seniz ben de Kürt’üm. Böyle, köken yapıştırmayalım birbirimize. Biz kimseye Türk kökenli, Laz kökenli, Çerkez kökenli demiyoruz. Biz nasıl doğduysak… Yani ailemizi kendimiz seçmiyoruz, siz de seçmiyorsunuz. Bize “kökenli” demekten vazgeçin; bu birincisi.

İkincisi: Kardeşliği değil, eşitliği savunalım. Anayasal olarak, Türkiye’de yaşayan 82 milyon yurttaşın aynı haklarda, aynı özgürlüklerde bir arada -altını çizerek söylüyorum, bir arada- yaşamını savunan bir partiyiz. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Arkadaşlar, müsaade eder misiniz… Grup Başkan Vekili konuşuyor, lütfen… Katılmak zorunda değilsiniz fikirlerine.

Buyurun.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Biz, ne Türk’ün ne Kürt’ün ne Laz’ın ne Arap’ın ne Çerkez’in ne başka bir etnik kimliğin, dilin, kültürün diğerine üstünlüğünü kabul etmiyoruz; hepsinin eşit şartlarda, bir arada, aynı ülkede, üniter yapı içinde yaşamını savunuyoruz biz.

BAŞKAN – Anlaşılmıştır Sayın Beştaş, teşekkür ediyorum.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Bizim bu ülkeyi bölmek gibi bir iddiamız yok. Biz “bölge” derken, orası bir ülkedir, ayrı bir yönetimi var, ayrı sınırları var demedik. Siz HDP’nin programına bakarsanız zaten, buradaki grubumuzdan da görüldüğü üzere, Türkiye’de herkesin bir arada yaşayabileceği bir sistem öneriyoruz, demokratik bir sistem.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Bu konuyla ilgili açıklamaları yaptık.

Teşekkür ederim.

VI.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- HDP Grubunun, Mersin Milletvekili Rıdvan Turan ve arkadaşları tarafından, corona virüsün pandemi ilan edilmesiyle gıda ürünlerinde kıtlık yaşanmaması, mevsimlik tarım işçilerinin hijyenik ve güvenli koşullar altında çalışmalarının sağlanması amacıyla 11/4/2020 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 13 Nisan 2020 Pazartesi günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – İYİ PARTİ Grubu adına Sayın Fahrettin Yokuş konuşacak. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA FAHRETTİN YOKUŞ (Konya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Malum, küresel bir salgınla bütün dünya yüz yüze. Coronavirüs maalesef dünyayı bir manada sarmakla kalmadı, insan hayatının ne kadar önemli olduğunu bir kere daha bizlere gösterdi. Bunun yanında, tarımın, gıdanın ne kadar stratejik bir önemi haiz olduğunu gördük ve bu bağlamda, gerçekten, ülkemizi yönetenler, Sayın Cumhurbaşkanımız başta olmak üzere, bu hususta güzel açıklamalar yaptılar. Sayın Cumhurbaşkanı “Ekilmedik bir karış toprağımız kalmayacak.” dediler, Tarım ve Orman Bakanımız ise “Hazine arazilerini tarıma açacağız.” dediler. Gerçekten bunları takdirle karşılıyoruz ve diyoruz ki: İnşallah ülkemizde bunlar hayata geçer. Çünkü hepimiz biliyoruz, şu ana kadar iktidar partisinin Türkiye’deki tarım politikalarının ne kadar eksikliklerle dolu olduğunu hep beraber yaşadık. Özellikle 2006 yılından itibaren çiftçimiz, hayvancılıkla uğraşanlarımız, kanuni hakları olan gayrisafi yurt içi hasılanın yüzde 1’ini maalesef alamadılar. Bütün bunlara baktığımız zaman çiftçilerimizin artık şu sorunlarının sonlandırılması gerektiğini düşünüyoruz: Altı ay süreyle, çiftçilik ve hayvancılıkla uğraşanların borçları ertelensin. Daha önemlisi, icralar tekrar, yeniden yapılandırılsın. Yerli ve millî tarım üretimine geçilsin, yeni üretim çiftlikleri oluşturulsun. Ayrıca üretim planlamaları yeniden yapılsın. Bütün bunların yanında çiftçimize alım güvencesi verilsin. Eğer bu sağlanabilirse gerçekten yeni dönemde, yeni süreçte Batı standartlarına ulaşmış oluruz çünkü birçok gelişmiş ülke artık tarımda alım güvencesine geçmiştir. Bunun yanında, özellikle, Sayın Tarım Bakanının sadece 21 ili kapsayan tohum desteğinin ise tüm illere yansıtılması gerektiğini düşünüyor, bu tip yanlış uygulamalardan vazgeçilmesini diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Abdurrahman Tutdere. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ABDURRAHMAN TUTDERE (Adıyaman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; HDP’nin grup önerisi üzerinde söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, başta Genel Başkanımız Sayın Kemal Kılıçdaroğlu olmak üzere, bütün Cumhuriyet Halk Partisi milletvekilleri, hem bu kürsüde hem de bütün platformlarda hep şunu dedik: Üretim dedik, tarım dedik. Tarım ve üretim olmazsa ülkemizin sonu karanlık olur, insanlarımız açlıkla karşı karşıya kalır dedik. Ancak bütün bu söylemlerimize rağmen iktidarınız bugüne kadar bu söylemlerimize kulak asmadı. Sizler tutturdunuz, “ithalat” dediniz. Ancak coronavirüs salgını başladıktan sonra Sayın Cumhurbaşkanı, geçen günkü halka sesleniş konuşmasında aynen şunu dedi: “Çiftçilerimiz ekilmemiş tek karış toprak bırakmayacaktır.” Tarım Bakanı “Hazine arazilerini tarıma açacağız.” dedi. Evet, coronanın etkisiyle de olsa Hükûmetinizin bu aşamaya gelmiş olması sevindirici. Ancak şunu da ifade etmeden geçemeyeceğim: Tarım Bakanı “Hazine arazilerini tarıma açalım.” derken, şu anda, iktidarınız döneminde 35 milyon dekar tarım arazisinin çiftçiler tarafından terk edildiğini de görmek gerekir. Siz önce, bu terk edilen tarım arazilerinin tekrar çiftçiler tarafından ekilebilmesi için gerekli koşulları mutlaka sağlamalısınız. Tarım girdilerini mutlaka düşürmelisiniz. Çiftçiye gerekli her türlü desteği mutlaka sağlamalısınız. Her şeyden önce, ithalata dayalı tarım anlayışından vazgeçmelisiniz.

Değerli arkadaşlar, 2019 yılında ülkemiz buğday ve ayçiçeği ithalatında dünya 1’incisi olmuştur. Gerçekten, sadece bu kalem bile hepimiz için çok büyük bir ayıp.

Değerli arkadaşlar, yine iktidarınız döneminde 500 bin çiftçi şu anda topraktan elini çekmiş, üretimden elini çekmiş durumda. Tabii, şu an grup önerisi tarım işçileriyle ilgili. Tarım işçilerinin sorunları ülkemizin kanayan yarası. Bu aralar ülke olarak coronavirüs salgınıyla mücadele ediyoruz. 2015 yılında Meclis tarafından kurulan bir araştırma komisyonunun hazırlamış olduğu rapora göre, 2015 verilerine göre Türkiye’de yaklaşık 3 milyon tarım işçisi var. O sayı öyle tahmin ediyorum ki şu aralar 4 milyon civarındadır. Coronavirüs mücadelesinde en etkili yöntemin sosyal izolasyon olduğu gerçeği göz önünde bulundurulduğunda, bu 4 milyon hareketli nüfusun Türkiye’yi, gerçekten, virüs salgınının yayılması noktasında ne kadar ciddi bir tehlikeyle karşı karşıya getireceği gerçeğinin hepimizin aklında olması gerekiyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

ABDURRAHMAN TUTDERE (Devamla) – Değerli milletvekilleri, tarım işçileri, aslında, tarım ürünlerinin ekim ve hasat dönemlerine göre, ülke içerisinde bölgeden bölgeye bir göçü de beraberinde getiriyor. Tarım işçileri, Akdeniz’den İç Anadolu’ya, İç Anadolu’dan da Karadeniz’e geçerek bölgeye has ürünlerin ekilmesinde, hasadın toplanmasında büyük bir emek veriyorlar ve bu süreçte çok sağlıksız koşullarda yaşıyorlar; çadırlarda yaşıyorlar, herhangi bir altyapısı olmayan, temiz suyu olmayan koşullarda yaşıyorlar. Dolayısıyla bu 4 milyon kişilik nüfusun coronavirüs ortamında sağlıklarının korunması için ciddi bir tedbire ihtiyaç vardır. Biz Meclis olarak, 90 bin tutuklu, toplamda 300 bin hükümlü için bir haftadır çalışıyoruz. Ancak 4 milyon tarım işçisinin sorunlarıyla ilgili mutlaka çalışma yapmak zorundayız. Aksi takdirde, göç hâlinde olan, hareket hâlinde olan bu insanların bu salgına karşı korunması zor olacaktır.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Sayın Yunus Kılıç konuşacak.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA YUNUS KILIÇ (Kars) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; tabii, pandemi, kapsamından da anlaşılacağı üzere, bütün dünyada bütün ülkeleri ve insanları etkileyebilecek sıkıntılı bir süreç. Elbette tarım kesiminin de bundan etkilenmemesi söz konusu değil.

Arkadaşlar, tabii, mevsimlik işçiler ülkemizin kadim bir örfü, âdeti, geleneği veya bir mecburiyeti. Altında çeşitli sosyal ve ekonomik sıkıntılar var elbette ama bu, dünyada, sadece Türkiye'de olan, hatta sadece yurt içerisinde olan değil, ülkeler arasında yapılan bir mecburi seyahat, mecburi bir çalışma alanı diyelim.

AK PARTİ döneminde, hatırlarsanız -bu Covid’le alakalı olmadan- 2017’de bir genelge yayınladı Başbakanlık; mevsimlik işçilerin nasıl gideceği, ne şekilde barınacağı, sağlıklarıyla nasıl ilgilenileceği, çocukların eğitimlerinden psikolojilerine kadar nasıl eğitim verileceği, AFAD’ın ne yapacağı, kolluk kuvvetlerinin ne yapacağı, Millî Eğitim Bakanlığının eğitimi nasıl yapacağıyla alakalı oldukça kapsamlı, geniş bir genelge yayınladı. Şimdi, zaten son iki-iki buçuk yıldır bu genelgeye uygun bir şekilde valiliklerde oluşturulmuş olan komisyonlar aracılığıyla, yavaş yavaş belli başlı bir düzene sokulmak üzereydi. Yeterli midir? Elbette değildir ama her geçen gün daha iyileştiğini, izleyerek ve görerek takip etmekteyiz.

Bu yıla özel, Covid’e özel ilave tedbirler… Onunla ilgili de yine, İçişleri Bakanlığı, 3 Mart tarihli bir genelge yayınladı. Bu Covid sürecinde, mevsimlik tarım işçilerinin bu seyahatlerinin, 2007’deki genelgeye ilâve olarak, nasıl yapılacağıyla alakalı ilave tedbirler içeriyor. Burada yapılan en önemli şey şu: Eskiden mevsimlik tarım işçileri kendi imkânlarıyla, araçlarıyla ve kendi kararlarıyla ilden ile giderlerdi; kendileri araştırırlardı, çalışacakları yerleri belirlerlerdi ve kalır, çalışır, dönerlerdi. Şimdi böyle olmayacak; daha disiplinli, daha kontrollü olarak ve hastalığı kendilerine ve çevreye bulaştırmamaları açısından şöyle olacak: Öncelikle, genelge gereğince, çıkış illerindeki valilikler bu talepleri tespit edecek, gitmek istedikleri illere, varış illerine bildirecek; o varış illerinde bu talepler onaylandıktan sonra, hangi araçla, ne kadar kişiyi, nereden alıp nereye götürecekleri tamamen açıklanmış bir şekilde takip edilecek; yola çıkmadan önce Sağlık Bakanlığının ekipleri gelecek, her türlü önlemi alacak, dezenfeksiyonu yapacak ve anlatacak.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi Sayın Kılıç.

YUNUS KILIÇ (Devamla) – Teşekkürler Sayın Başkanım.

Çevreye de çok bulaştırmadan, belli güzergâhlardan gidilecek, gittikleri yerlerde valiliklerin komisyonları ve özellikle tarım il müdürlerinin aktif olacağı komisyonlar tarafından karşılanacak, barınma alanlarına ulaştırılacak, orada sağlık takipleri yapılacak, mesafe, izolasyon kontrolleri yapıldıktan sonra, çalışma sürelerini tamamladıktan sonra tekrar aynı disiplin içerisinde çıkış illerine geri getirilecekler. İçişleri Bakanlığı, takibi bizzat Bakanlık tarafından yapılan bu konuda ciddi bir genelge yayınladı ve ülke içerisindeki bu göçleri takip eden büyük bir organizasyon var aynı zamanda, Mevsimlik Gezici Tarım İşçileri İzleme Kurulu var. Her yıl, ihtiyaçlara göre de bu Kurul bu ihtiyaçları yeniden belirliyor ve bu genelgeye uygun hareketler sağlanıyor.

Gıda tedarikiyle alakalı da bir iki cümle söylemek isterim. Elbette, gıda tedarikiyle alakalı milletvekillerimizin telaşı normal. Bütün dünyada böyle bir sıkıntı yaşanırken Türkiye’nin bundan etkilenmemesi düşünülebilir mi? Hayır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

YUNUS KILIÇ (Devamla) – Sayın Başkanım, çok önemli, hemen bitiriyorum.

BAŞKAN – Çok önemli?

YUNUS KILIÇ (Devamla) – Evet.

BAŞKAN – Buyurun o zaman.

YUNUS KILIÇ (Devamla) – Ama şöyle güzel bir müjde vereyim: Dünyada bu yıl bütün bu kötü giden havaya ve senaryoya rağmen iyi bir şey var; dünyada yağışlar iyi, kıtlık görünmüyor, kuraklık görünmüyor ve dünyada bir gıda bolluğu var. Dolayısıyla Türkiye’nin ihracatında, ithal edeceği ürünlerde, tedarik zincirinde bir problemin yaşanmayacağı açık. Bütün bunlara rağmen, Türkiye’de de bu yıl yağmurların yüzde 5 daha az olmasına rağmen, beklenen rekoltelerin iyi olduğu gözüküyor. Aynı zamanda, Avrupa’da, şu anda yaşanan sıkıntıdan dolayı Türk ürünlerine olan talep artmış ve bazı ürünlerde ihracatımızın yüzde 45 seviyelerinde arttığını bilmenizi isterim.

Bütün bunlara ilave olarak, insanımız bundan kaygı duymasın diye Sayın Cumhurbaşkanımızın şöyle bir talimatı var Tarım Bakanlığına: “Bütün maliyetlerinin hazine tarafından katlanılması göze alınarak eski yıllarda olanın üzerine ilave bir stoklama geleneği sürdürebilirsiniz.” Bu noktada da hiçbir kaygıya kapılmamalarını istirham ediyor.

Yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

III.- YOKLAMA

(HDP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan, yoklama talep ediyoruz.

BAŞKAN - Halkların Demokratik Partisi grup önerisini oylarınıza sunacağım ama öncesinde bir yoklama talebi var, önce onu yerine getireceğim.

Sayın Beştaş, Sayın Toğrul, Sayın Orhan Işık, Sayın Koçyiğit, Sayın Kemalbay, Sayın Koç, Sayın Çepni, Sayın Tiryaki, Sayın Gergerlioğlu, Sayın Hatımoğulları Oruç, Sayın Taşdemir, Sayın Coşkun, Sayın Gülüm, Sayın Çelik, Sayın Sarısaç, Sayın Öcalan, Sayın Eksik, Sayın İmir, Sayın Kaçmaz, Sayın Baş.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

Dört dakika süre veriyorum.

Pusula veren milletvekillerimiz lütfen, Genel Kurul salonundan ayrılmasınlar.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

VI.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- HDP Grubunun, Mersin Milletvekili Rıdvan Turan ve arkadaşları tarafından, corona virüsün pandemi ilan edilmesiyle gıda ürünlerinde kıtlık yaşanmaması, mevsimlik tarım işçilerinin hijyenik ve güvenli koşullar altında çalışmalarının sağlanması amacıyla 11/4/2020 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 13 Nisan 2020 Pazartesi günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

3.- CHP Grubunun, Grup Başkan Vekili Sakarya Milletvekili Engin Özkoç ile Ankara Milletvekili Murat Emir tarafından, Covid-19 salgınının bundan sonraki süreçte ülkemizdeki etkilerinin neler olabileceğinin, vaka sayılarını azaltmaya yönelik alınabilecek tüm tedbirlerin belirlenmesi amacıyla 13/4/2020 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 13 Nisan 2020 Pazartesi günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 13.4.2020 Pazartesi günü (bugün) toplanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                        Engin Özkoç

                                                                                           Sakarya

                                                                                 Grup Başkan Vekili

Öneri:

Grup Başkan Vekili ve Sakarya Milletvekili Engin Özkoç ile Ankara Milletvekili Murat Emir tarafından, Covid-19 salgınının bundan sonraki süreçte ülkemizdeki etkilerinin neler olabileceği, vaka sayılarını azaltmaya yönelik alınabilecek tüm tedbirlerin belirlenmesi amacıyla 13/4/2020 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis Araştırması Önergesi’nin (1733 sıra no.lu) diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 13/4/2020 Pazartesi günlü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Murat Emir. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA MURAT EMİR (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Dünya ve Türkiye, maalesef, çok ciddi bir salgınla baş etmek zorunda. Viral bir salgından bahsediyoruz. Dolayısıyla bu salgına karşı mücadelemizin ne oranda başarılı olduğunu ve mücadelenin neresinde olduğumuzu en iyi ölçebileceğimiz ölçü, vakaların artış hızıdır. Maalesef, dünyadaki en kötü örnekler olan İtalya ve İspanya’nın vaka artış hızında önüne geçmiş bulunuyoruz ve Amerika’yla neredeyse bir yarış hâlindeyiz bu anlamda. Demek ki arkadaşlar, virüsün yayılım hızını, hastalığın görülme hızını bir yerinden kırmak ve bu süreci tersine çevirmek gibi bir zorunluluğumuz, görevimiz var. Oysa sizler bu konunun aciliyetinin yeteri kadar farkına varamamış olsanız gerek ki el birliğiyle, hep beraber yapılması gereken bir mücadeleyi maalesef, sadece kendi anlayışınız, tek adam rejimi, onun Hükûmeti ve sizin belediyeleriniz üzerinden yürüterek bu mücadelede dahi ayrımcılıktan, ayrıştırmaktan ve Türkiye’deki bütün güçleri birleştirmekten uzak bir anlayış içerisindesiniz. Oysa değerli arkadaşlar, el ele vermek, dayanışmak ve bütün mücadeleyi örgütlemek zorundayız.

Bakınız, sokağa çıkma yasağı kararı paldır küldür, damdan düşer gibi alınmıştır; gece on gibi bir saatte alındı, paldır küldür alındı, âdeta vatandaşı ters köşe etmek ister gibi yaklaşım vardı. Oysa İtalya’ya bakıyorsunuz, bir gün önceden haber verilmiş. Dünyanın hiçbir yerinde gece onda alınmış bir sokağa çıkma yasağı kararı yok. Hukuki usul sorunlarını geçelim ama vatandaşlarımızın o iki gün içerisinde ne yiyeceğini, ne içeceğini, sağlık sorunlarını nasıl gidereceğini, temel ihtiyaçlarına nasıl ulaşacağını planlamadan ve çok daha önemlisi, vatandaşlara o noktada bir güven vermeden gecenin bir vakti “İki gün sizi evinizde tutacağız.” demek vatandaşları sokağa dökmekten başka bir şey değildi. Sonuç olarak siz de biliyorsunuz ki ve kabul ettiniz ki maalesef “Kırk sekiz günde bulaşı azaltalım.” derken kırk sekiz dakikada pik yaptırdınız ve maalesef bunun sonuçlarını on dört gün sonra acı bir şekilde göreceğiz.

Değerli arkadaşlar, burada bir basiretsizlik, bir acemilik, bir beceriksizlik var ama aslında, tek adam rejiminin doğasından kaynaklanan bir durum bu. Tek adam her şeyi biliyor, her konuya hâkim, ne olursa olsun onun temiz tutulması lazım, en doğruya o karar veriyor, devlet çürümüş durumda, devlet aklı, bilimsel kurulların aklı, yapılması gereken bilimsel ölçütlerin hepsi göz ardı edilmiş ve süreç son derece basiretsiz bir biçimde sürdürülüyor. Değerli arkadaşlar, bunu şöyle de açıklamak mümkün: Bakınız, Bilim Kurulu var. Bilim Kurulu sokağa çıkma yasağı konusunda ne dedi, bilmiyoruz. İki günlük sokağa çıkma yasağı, aslına bakarsanız, hiçbir bilimsel dayanağa sahip değil, dünyanın hiçbir yerinde iki gün sokağa çıkma yasağı ilan edilmedi. Bu nasıl bir buluştur, kimin aklına gelmiştir, anlamak mümkün değil. Siz Covid’le mücadelede, biz gündeme getirdiğimizde, diyorsunuz ki “Herkesten önce Bilim Kurulu kurduk, Bilim Kuruluyla yol yürüyoruz.” Oysa biz biliyoruz ki çoğu defa Bilim Kurulunun önerileri, sarayın siyaset ve hamaset süzgecinden geçiriliyor ve sonuç olarak ortada yanlış, eksik ve geç politikalar kalıyor. Ben buradan çağırıyorum, açıkça meydan okuyorum: Eğer kendinize güveniyorsanız, eğer aklın ve bilimin ışığında Covid’le mücadele ettiğinize inanıyorsanız, Bilim Kurulu tutanaklarını açıklayın çünkü bilim dışı, akıl dışı ve yönetiliş biçimiyle de saçma sapan olan bu iki günlük sokağa çıkma yasağının kimin ürünü olduğunu ortaya koyun. Siz bunları ortaya koymak yerine, ucuz bir tiyatroyla, o tek adamı temiz tutmak için, o karar alınırken “Cumhurbaşkanının onayıyla alındı.” diyorsunuz, sonra bakıyoruz, olaylar sarpa sardığında, sorunlar çıktığında, Cumhurbaşkanlığını bu olayın dışında tutmak için İçişleri Bakanını feda ediyorsunuz. Sonuçta ne oluyor? Bu, aslında, kendi yanlışlarınızı örtmek için günlük siyasi polemikler çıkarıp bunun üzerinden bile siyasi rant devşirmek.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayın sözlerinizi.

MURAT EMİR (Devamla) - Tamamlıyorum. Oysa yapılması gereken, en azından, böyle ölümcül bir salgına karşı mücadele ederken ortaklaşmak, el ele vermek, bu konuları günlük siyasi polemiklerin dışında tutmak ve halkın yarısını, CHP'li belediyeleri, katkı verebilecek diğerlerini düşman görmekten, ayrıştırmaktan, onların sokağa çıkma yasağı sırasında ekmek dağıtmasını bile engelleyecek kadar kıskançlık yapmaktan el ele vermeye geçmek, aklın ve bilimin yolundan yürümektir.

Saygılar sunuyorum. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - İYİ PARTİ Grubu adına Sayın Arslan Kabukcuoğlu. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA ARSLAN KABUKCUOĞLU (Eskişehir) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Kıymetli milletvekilleri, Cumhuriyet Halk Partisinin vermiş olduğu araştırma önergesi üzerine söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlarım.

Coronavirüs, kısa bir zamanda, üç ayda, beş ayda ya da belli müddet zarfında, ister sürü bağışıklığıyla olsun ister çaresinin bulunmasıyla olsun bir şekilde silinecek ve ortadan kalkacaktır ama onun geride bıraktığı tahribat, onun geride bıraktığı yıkım daha fazla olacaktır.

Ben şöyle bir projeksiyon yapmak istiyorum: Sağlıkta akut dönemde toplumu bilinçlendirmemiz lazım, tecritleri desteklememiz lazım. Fırtına bittikten sonra ise aile sağlığı merkezlerini sağlığın merkezi hâline getirmek lazım, sağlık sistemimizi bunun üzerine geliştirmemiz lazım. Öyle ki aile sağlığı merkezleri tüm mahallelere, caddelere, sokaklara, evlere nüfuz etmeli ve oralarda ne olduğunu, gelişmelerin ne olduğunu bilmeli ve bunu takip etmeli, kontrol etmelidir. Şu, bir maske meselesinde bile yaşadığımız komediyi, eğer ki sağlık sistemimiz çok sağlam ve iyi işleyen bir sağlık sistemi olsaydı yaşamazdık, bunlarla karşı karşıya gelmezdik. Kapitalist yerine, sosyal ve toplumsal bir sağlık sisteminin yerleştirilmesi lazım. Ekonomide ise ailelerin yoksulluklarını ve çaresizliklerini hissetmemeleri lazım, bu dönemi kısmen huzur içerisinde geçirmelidirler.

İşsizlik, günümüzde, cumhuriyet tarihinde hiç olmadığı kadarken, yüzde 13,7 iken bu pandemiden sonra hayal edilemeyecek kadar yüksek rakamlara erişmesi muhtemeldir, dünyanın da beklentisi böyledir. Ekonomi, pandemiden önce zaten zor durumdaydı, bazı şirketler durdu, bazıları batmak üzereydi; pandemiden sonra bunlar çok daha kötü olacaktır.

Şöyle bir geriye dönüp bakınız, on sekiz yılda ne kadar millî şirketimiz satılmak zorunda kaldı. Almanya bile pandemi sonrası için 200 milyar avro hazırlamış durumdadır. Hükûmet bunlar için tedbir almalı, yıllarca alın teri, göz nuruyla biriktirdiğimiz, ortaya koyduğumuz şirketler haraç mezat satılmamalıdır. Aileler yoksulluğun pençesinde perişan olacaklar; aile içi şiddet, mutsuzluk ve gayriahlaki sorunların artması muhtemeldir.

Eğitimde zaten cehalet pik yapmış durumdadır. Bundan sonra, pandemiden sonra, çok kuvvetle muhtemeldir ki eğitim daha da kötüleşecek ve ona gerekli önemi vermekte zorlanacağız. Şu anda ve bugünden itibaren, Hükûmet bunları dikkate alarak tedbirleri almak zorundadır.

Pandeminin kontrolünde Hükûmetin gösterdiği beceriksizlik ortadadır. Genel Başkanımız Sayın Meral Akşener kaç defa ikaz etti, “Siyasi hesapları halkın sağlığının önüne koymayın.” diye. Maalesef, Hükûmetin yaklaşımı tamamen siyasettir ve halkın sağlığı geri planda kalmıştır. Türkiye Büyük Millet Meclisi ülkenin geleceğine sahip çıkmalıdır. Ülkeyi bekleyen bu kadar büyük ve çetrefilli sorunların çözümü için Meclis araştırması komisyonunun kurulması gereklidir.

Teşekkür eder, saygılarımı sunarım. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Sayın Ömer Faruk Gergerlioğlu. (HDP sıralarından alkışlar)

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu skandal, Bakanın ve iktidarın ne ilk ne son skandalı, sabıkası ve vukuatıdır. Bakın, cuma akşamı 22.00’de sokağa çıkma yasağı ilan ediliyor, en az 250 bin kişi sokaklara dökülüyor, virüs bayram ediyor; sonrasında salgın müthiş bir şekilde artacak bu çok açık ve net, belli. Cuma akşamı “Cumhurbaşkanının emriyle ben bunu yaptım.” diyor, cumartesi günü “Ben Bakan olarak yaptım.” diyor, pazar günü istifa ediyor ondan sonra istifası kabul edilmiyor. Tam bir karmaşa, bu karmaşayı her zaman yaşattılar, bütün işleri karmaşa.

Bakın, öncesinde de hesap kitap edilmeden umreye gönderilenlerin geri gelmesiyle, gece yarısı öğrenci yurtları boşaltıldı, büyük bir karmaşa yaşatıldı.

Ondan öncesinde, bakın, belki Mecliste çoğu vekilin bilmediği bir başka büyük skandalı size açıklayayım: Göç ve Uyum Alt Komisyonu üyesiyim ve 4 Martta Pazarkule Sınır Kapısı’ndaydık vekil arkadaşlarımızla. Yüz binlerce kişinin nasıl sınıra sürüldüğünü, bir koz ve şantaj olarak sürüldüğünü hepimiz çok iyi biliyoruz. Biz gittik, orada on binlerce insanın sersefil bir şekilde yaşadığını gördük, perişan bir hâldeydiler. Bunu eleştirdik, bir şantaj ve koz olduğunu söyledik ama şu anda şunu çok iyi anlıyoruz ki: 11 Martta ilk vakalar açıklandı. Demek ki 4 Martta o bölgede salgın için çok uygun bir ortam vardı, yüz binlerce kişi İstanbul’dan Edirne’ye, Ege’ye bir hareketlilik hâlindeydi. Bu, gerçekten inanılmaz bir insanlık ihanetidir, başka bir şey değildir arkadaşlar.

Bakın, şu anda da ne olacak? Cumadan sonra, 10 Nisandan sonra, on dört gün sonra vaka patlaması yaşanacak. Bu böyledir. Bir doktor olarak bunu çok net bir şekilde söyleyeyim çünkü 250 bin kişinin çok yakın temasla birlikte olduğu bir andan sonra yaşanacak çok net bir şekilde bellidir.

Bakın, baştan beri krize çok kötü bir giriş yapıldı ve test sayıları yeterli değildi, hazırlıksız yakalanıldı. Üç dört ay önce Çin’de başlayan salgının geleceğini tahmin etmediler. Şu anda, İtalya ve İspanya gibi kötü ülkeleri bile yüzde 15’lik vaka artış hızımızla geçmiş durumdayız, ABD’yle yarışıyoruz. Trump gibi bir liderle kötü yönetimde yarışıyor Sayın Erdoğan.

Şu anda niye bu hâldeyiz? Çünkü baştan alınması gereken tedbirler ekonomik kaygılardan dolayı alınmadı. Ne oldu? İşte, paralar savaşa gitti, saraya gitti ve alınması gereken tedbirler alınmadı arkadaşlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Devamla) – Bunun faturasını şu anda maalesef, bu millet ödeyecek. Bu çok ağır bir vebaldir arkadaşlar. Büyük bir acemilik ve amatörlük yaşanmıştır. İçişleri Bakanlığı ve iktidar tel tel dökülmektedir. Vaka artış hızı ve ölüm hızı maalesef, hızla artmaktadır. Dün de söyledim, bu salgının en azından üç ay boyunca devam edeceğini bilim insanları söylüyor ama bakıyorsunuz -kaç gündür konuşuyoruz- cezaevleri hâlen boşaltılmıyor. “Kitlesel ölümler olabilir.” diyoruz ama yine burnunuzun dikine gidiyorsunuz, bilimi dinlemiyorsunuz, muhalefeti dinlemiyorsunuz. Bir Bilim Kurulu var, o Bilim Kurulu, kendisi dinlenmediği için “İstifa edeceğim.” diyor, son anda durduruluyor, bunları hep biliyoruz. Biz soruyoruz: “Bu bir Bilim Kurulu mu yoksa tek adam kurulu mu?” Bunun cevabını versinler. Bilim Kurulu mu var memlekette, tek adam kurulu mu var? Bu skandalların cevabını millete vermek zorundasınız.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Sayın Mustafa Yel. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA MUSTAFA YEL (Tekirdağ) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekillerimiz, ekranları başında bizleri izleyen aziz milletim; hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

Yazın yaklaşmakta olduğu güzel bir bahar gününde umut dolu günler yaşamaktayız. Milletimiz müsterih olsun. Her konuda olduğu gibi coronavirüs konusunda da Covid-19 konusunda da gerçekten, milletini düşünen, milletini seven ve onun her zamanında yanında olan bir Hükûmeti var, Cumhurbaşkanı var.

Bu anlamda, gerçekten, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında, Sağlık Bakanımıza ve sağlık çalışanlarımıza buradan şükranlarımı sunuyorum. Bütün hasta vatandaşlarımıza acil şifalar diliyorum, Covid-19 dolayısıyla hayatını kaybeden vatandaşlarımıza da Allah’tan rahmet diliyorum.

Değerli milletvekillerimiz, 2019 Aralık ayında Çin’in Wuhan kentinde ilk vakanın görülmesinden itibaren Türkiye Cumhuriyeti hemen tedbirlerini almaya başlamış ve 1 Ocakta da Bilim Kurulunun kurulmasına ve toplanmasına karar verilmişti. Bakın, ilk vakalar Avrupa’da görüldükten sonra Avrupa’nın refleksi çok geç olmuştur. Mesela, Fransa’da ilk vaka 24 Ocakta, yine Almanya’da 28 Ocakta, İngiltere’de, İspanya’da ve İtalya’da 31 Ocakta görülmüş; ilk vaka görüldükten otuz dört ile elli dokuz gün sonra gerekli tedbirleri almaya başlamışlardır ama Türkiye’mizde, ilk vaka 11 Martta görüldükten hemen sonra, bir gün sonra okulların tatil edilmesi kararı verilmiş; insanların toplu olarak bulunduğu yerlerin kapanması, toplu taşıma araçlarındaki tedbirler gibi alınması gereken tedbirler bir ile iki gün arasında hemen alınıvermiştir ve bu anlamda da Türkiye’nin bu mücadelesi örnek teşkil etmiş ve Dünya Sağlık Örgütü tarafından da övgüye değer bulunmuştur. Bu anlamda ben tekrardan, başta Cumhurbaşkanımız olmak üzere, şükranlarımı sunuyorum.

Tabii, bu anlamda bakıldığı zaman, bundan sonrasıyla, yapılması gerekenlerle ilgili olarak da her türlü tedbir alınmaktadır ve hastanelerimiz, sağlık çalışanlarımız buna uygun şekilde gerekli çalışmaları yapmaktadırlar. Fakat bize bu konuda destek vermesi gereken yerel yönetimlere baktığımız zaman, bize iş öğretmeye çalışanlara baktığımız zaman durumun çok farklı olduğunu görüyoruz. Günlerden beri bize iş öğretmeye çalışanlara, bu konuda hatırlatmalarda bulunanlara biz de şunu hatırlatmak istiyoruz: Türkiye’nin 3’üncü büyük hastanesi ve İstanbul’un en büyük hastanesi olan İstanbul Başakşehir Hastanesini bitirmek üzereyiz. İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından yolları yapılması gerekiyordu ama Sayın Ekrem İmamoğlu “Ödeneğimiz yok.” gerekçesiyle bunu yapmadı. Yine, hatırlarsanız Ağustos 2019’da İstanbul’da bir sel felaketi meydana gelmişti, Eminönü’ndeki pek çok esnafımız bu konuda sıkıntıya düşmüştü. Ekrem İmamoğlu, ailesiyle beraber tatildeydi, tatilini böldü, geldi “Geçmiş olsun.” dedi, saat dört buçukta uçağa bindi, “Hadi eyvallah.” dedi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın Sayın Yel.

MUSTAFA YEL (Devamla) – Elâzığ’daki depreme bakıyoruz. Elâzığ’daki depremzedelere “Geçmiş olsun.” demek için gitti ama bir baktık, soluğu Palandöken tatil köyünde aldı.

İşte değerli vatandaşlarım, aziz vatandaşlarım, bize iş öğretmeye çalışanların durumu bu. Bizler, her daim milletimizin yanında olan ve aldığımız kararlarla, uygulamalarımızla da on sekiz yıldır milletimize hizmetkâr olmak konusunda her türlü tedbiri alan bir Hükûmetiz ama bize iş öğretmeye çalışanların durumunu da siz değerli, aziz milletimizin takdirlerine sunuyorum.

Saygılarımı sunarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Efendim Sayın Özkoç.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Hatibin sözlerine karşılık, 60’a göre bir söz talep ediyorum efendim.

BAŞKAN – Buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

24.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un, Tekirdağ Milletvekili Mustafa Yel’in CHP grup önerisi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Başkan, size iş öğretmeye kalkan yok, zaten yaptığınız bir iş olmayınca iş öğretmek de mümkün değil.

BAŞKAN – Bana mı söylüyorsunuz?

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Soylu şöyle diyor Ahmet Hakan’a verdiği röportajda: “Bana yapılan bütün eleştirileri ve hakaretleri kabul ettim ve yanlış olduğunu görüyorum.” diyor. Biz söylemiyoruz ki sizin Bakanınız yaptığı işin yanlış olduğunu ve bu yüzden gelen hakaretleri de kabul ettiğini söylüyor. O zaman, sizin kalkıp da burada, belediyeler konusunda yardımları engelleyen bir iktidar olarak, maske konusunda gerçekten bugüne kadar çuvallamış bir iktidar olarak hâl⠓Biz bu işi biliyoruz.” demenizin toplum karşısında da bir karşılığı yok.

VI.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

3.- CHP Grubunun, Grup Başkan Vekili Sakarya Milletvekili Engin Özkoç ile Ankara Milletvekili Murat Emir tarafından, Covid-19 salgınının bundan sonraki süreçte ülkemizdeki etkilerinin neler olabileceğinin, vaka sayılarını azaltmaya yönelik alınabilecek tüm tedbirlerin belirlenmesi amacıyla 13/4/2020 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 13 Nisan 2020 Pazartesi günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Birleşime on beş dakika ara veriyorum.

Kapanış Saati: 15.58

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 16.17

BAŞKAN: Başkan Vekili Süreyya Sadi BİLGİÇ

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Enez KAPLAN (Tekirdağ)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 84’üncü Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Alınan karar gereğince gündemin “Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Denizli Milletvekili Cahit Özkan, Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül ve Afyonkarahisar Milletvekili Ali Özkaya ile 57 Milletvekilinin Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Adalet Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

VII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Denizli Milletvekili Cahit Özkan, Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül ve Afyonkarahisar Milletvekili Ali Özkaya ile 57 Milletvekilinin Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2762) ve Adalet Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 207) (´)

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Geçen birleşimde, İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülen 207 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin ikinci bölümünde yer alan maddelerin oylamaları tamamlanmıştı.

Şimdi üçüncü bölümün görüşmelerine başlıyoruz. Üçüncü bölüm 56 ila 70’inci maddeleri kapsamaktadır.

Evet, üçüncü bölüm üzerinde ilk söz gruplar adına, İYİ PARTİ Grubu adına Sayın Dursun Müsavat Dervişoğlu’nun.

Buyurun. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkan Vekili Sayın Muhammed Levent Bülbül ve Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkan Vekili, Denizli Milletvekili Cahit Özkan’la birlikte 63 milletvekilinin imzasıyla Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi 31/3/2020 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına sunulmuştur. Meclis Başkanlığı, kanun teklifini, 3-4 Nisanda Adalet Komisyonunda görüşülmek üzere Komisyona göndermiş ve teklif çok sınırlı değişikliklerle kabul edilerek Komisyondan geçmiştir. Bugün itibarıyla da Genel Kuruldaki görüşmeleri tamamlanarak kanunlaşması beklenmektedir.

Yüce Meclisin muhtemelen kabul edeceği düzenlemelerin milletimize ve devletimize hayırlı olmasını şimdiden temenni ediyorum.

Gerek Adalet Komisyonunda ve gerekse Genel Kurul müzakereleri sırasında bu düzenlemeye ilişkin görüş ve kanaatlerimizi dile getirdik, teklifin sakıncalı yönlerini de dikkatlere sunduk. Ancak, bunların neredeyse hiçbirinin nazarıitibara alınmadığını üzülerek belirtmeliyim. Şimdi, kanunun geneli üzerinde bir değerlendirme yapmayı uygun buluyorum, düşüncelerimizi, İYİ PARTİ’nin görüşlerini yüce Meclise arz edeceğim.

Sayın milletvekilleri, öncelikle şunu gördük ki kanunun genel gerekçesinde, bu değişikliklerin yapılmasında hangi ceza siyasetinin güdüldüğüne ve buna neden ihtiyaç duyulduğuna ilişkin bir açıklamaya yer verilmemiştir. Genel gerekçenin büyük bir kısmı infaz hâkimliği müessesesine duyulan ihtiyaç ve bunun sağlayacağı faydalara ayrılmıştır, bunun dışındaki değişikliklerin yapılmasını gerektiren koşulların neler olduğunun üzerindeyse durulmamıştır. Öte yandan, düzenlemelerde kullanılan ifadeler dil ve anlam bakımından çok sayıda problem içermektedir. Mevcut mevzuat maddelerine yapılan müdahalelerde tercih edilen ifadelerin uyumsuzluk barındırdığını, yine, düzenlemelerin oldukça karışık olduğunu, getirilen her kurala çok sayıda istisna getirildiğini, hatta bazı istisnaların da istisnalarına yer verildiğini belirtmemiz gerekir. Hâlbuki, infaz kanunu kişilerin özgürlüğüyle çok yakından ilgilidir ve bu nedenle herhangi bir hatalı uygulamaya sebebiyet vermemek için son derece açık ve anlaşılabilir bir dille yazılmalıdır. Kabul edilmesi beklenen kanunla oluşturulan karmaşanın uygulamada önemli sorunlara yer açacağını şimdiden söylemek kehanet olmasa gerek. Hemen belirtmeliyim ki uygulamada doğacak sorunları gidermek için yakın zamanda yine yasal düzenleme yapma ihtiyacı doğacaktır.

İnfaz kanununa yönelik değişiklik talepleri uzun zamandır Türkiye'nin gündemini meşgul etmekteydi. Bu konuda toplumda ve özellikle tutuklu ve hükümlüler ve onların yakınları arasında büyük bir beklenti oluşmuş idi. İnfaz kurumlarındaki doluluk oranıyla ilgili büyük bir sıkıntı var ve bu durum artık kurumların yönetimini de işlemez hâle getirmiş durumda.

Sayın vekiller, elimizdeki verilere göre Türkiye’de toplam 355 ceza infaz kurumu bulunmakta ve bu kurumlarda toplam 300 bin civarında tutuklu ve hükümlü barınmaktadır. Cezaevi nüfusunun yüzde 70’ini hükümlüler, geri kalan kısmını da tutuklular oluşturmaktadır. Nüfusu bizimle aynı olan Almanya’da ise cezaevindeki tutuklu ve hükümlü sayısı 62 bin civarındadır. Ülkemizdeki tutuklu ve hükümlü sayısının genel nüfusa oranı Avrupa ülkelerinin neredeyse 5 katıdır. O hâlde, ceza siyasetiyle güdülen en önemli amaçlardan birisi olan suçlunun rehabilitasyonu ve yeniden topluma kazandırılmasını sağlayabilmek için ülkemizdeki bu oranın makul bir seviyeye çekilmesi gerekmektedir. Bunun için yapılması gereken en önemli husus, adı af olmamakla birlikte özü itibarıyla birer özel af niteliğindeki kanunlar marifetiyle cezaevlerindeki nüfusu azaltmak yerine, bu sorunu ortaya çıkaran yasal veya uygulama problemlerini etraflıca araştırarak kalıcı çözümler bulmaktır. Zira, örtülü aflarla sorun çözülmüyor, sadece bir süreliğine ertelenmiş oluyor. Hakeza bu aflarla sosyal barışın zedelendiği, vatandaşlarımızın adalet mekanizmasına karşı güvenlerinin sarsıldığı da aşikâr. Dolayısıyla, şimdi kabul edilmesi beklenen düzenlemelerin ne yazık ki infaz sorunlarını kalıcı şekilde çözmek yerine son derece sınırlı bir rahatlama sağlayan geçici çözümlere odaklanmış durumda olduğunu söyleyebiliriz. Bu tür geçici çözümlerin önümüzdeki birkaç yıl içerisinde bizi yeniden cezaevi sorunlarını tartışmaya götüreceğini bugünden tahmin etmek zor görünmemektedir. Kabul edilen kanunun en önemli amacı cezaevlerindeki doluluk oranını azaltmaktı ancak bu düzenlemeler arzu edilen amacı sağlamaktan uzaktır ve beklentileri karşılamamaktadır.

Sayın vekiller, kanun maddelerinde, suç ve ceza teorisi açısından birbirine yakın olan suçlardan dolayı farklı uygulamalara yer verilmiştir. Bu durum, hiç kuşkusuz Anayasa’daki eşitlik ve hukuk devleti ilkeleri bakımından sorun teşkil edecektir. Anayasa Mahkemesine yapılacak muhtemel bir başvuruda kanunun yüksek mahkeme tarafından iptal edilebileceği ihtimali söz konusudur. Bu durumda, getirilen düzenlemelerin genişlemesi nedeniyle hiç öngörülemeyen durumlarla karşılaşılabilmesi de mümkün olabilecektir. Bunu önlemek için, kanun koyucunun, cezaların infazına ilişkin yapacağı düzenlemelerde hükümlülerin işledikleri suçlardan hareketle değil, suçların örgütlülük, tehlikelilik, mükerrerlik gibi durumlarını göz önünde bulundurması gerekmekteydi. Amaç, bu kişilerin tekrar suç işleyerek yeniden cezaevi girdabına dâhil olmasını önleyici tedbirleri almak olmalıydı ancak maalesef, AK PARTİ iktidarı, her zaman yaptığı gibi bu kadar önemli bir konuda da yüce Meclisin ortak aklını kullanmak yerine dayatmacı bir üslubu benimsemiş, adalet ve hakkaniyetten uzak bir kanun değişikliğini hayata geçirmeye çalışmıştır.

Biz özetle şunları beyan ediyoruz: Getirilen düzenleme kendi içinde çelişkiler barındıran, dili itibarıyla da ayrımcılık ifade eden, adil olmayan bir düzenlemedir ve bu düzenleme kamuoyu vicdanını yaralayacak niteliktedir.

Değişikliklerle cezaların caydırıcılığı azaltılmış, suç ve suçlulukla mücadele zayıflatılmıştır. Tutuklularla ilgili hiçbir iyileştirme getirmediği için bu hâliyle eksiktir. Cezaevlerinin şartları asgari insan onuruna yakışır standartlarda olmadığı için bu konuda herhangi bir iyileştirme de öngörülmemektedir. Bu yargılamaların mümkün olduğunca tutuksuz olarak devam ettirilmesine yönelik geçici de olsa bir düzenleme yapılmamıştır. Bu yönüyle Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı büyük bir fırsatı kaçırmıştır.

Virüs nedeniyle evlerimizden çıkamadığımız bugünlerde çok sıkıntılı zamanlar geçiriyoruz. Bu vesileyle Cenab-ı Hakk’ın bize bahşettiği sağlık ve özgür yaşama nimetinin kadrini de anlamış bulunuyoruz. Bunlar ve daha nice sayısız lütuflarından ötürü Cenab-ı Hakk’a hamdolsun. Kendi gecesinin karanlığından çıkamayan her canlıya da Rabb’im en kısa zamanda kurtuluş, hürriyet ve esenlik versin, tez zamanda barış ve huzur iklimini ülkemize ve insanlığa lütfetsin.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum efendim. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Sayın Hakkı Saruhan Oluç.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın vekiller; bugün yedinci gün, infaz yasasını tartışmaya devam ediyoruz ve bugün bir sonuca varacağız. Bugüne kadar tartıştıklarımızı birkaç maddede toparlamak istiyorum, bir kez daha hatırlatmak ve son sözümüzü söylemek için.

Şimdi, aslında, coronavirüs salgını nedeniyle cezaevlerinin durumunu tartışıp üç beş maddede hızla, bir günde çözebileceğimiz bir konunun bu kadar uzamasının nedeni, iktidarın getirdiği 70 maddelik tekliftir. İktidar, bir yıldan fazladır üzerinde tartıştıkları bir teklifi siyasi bir fırsatçılıkla şimdi önümüze getirmiştir ve bu 70 maddenin 69 maddesinin coronavirüs salgınıyla ilgisi yoktur. Hâlbuki bu salgın günlerinde olması gereken, her yerde önlem alırken cezaevlerinde de hangi önlemleri alacağımızı tartışmaktı. Ama iktidarın bu tutumu cezaevlerindeki salgın tehlikesine karşı önlem almak amaçlı değil, kendi siyasi ajandalarını gerçekleştirmek içindir, bunu açıkça tespit edelim.

Biz ise bütün bu tartışmalar boyunca hep şunu tartıştık: Acil alınması gereken önlemler var cezaevleri için, bu nedenle infazda eşitlik ve adalet sağlanmalıdır dedik. Muhalefetin tamamı da bunu söyledi, infazda eşitlik ve adaleti savundu ama iktidar kanadı, bizim ve muhalefet partilerinin önerilerini asla dikkate almadı, kapsayıcı davranmadı, tam tersine ayrıştırıcı ve bölücü bir tutumu ilke edindi kendisine.

Şimdi, doğru, adil, hem toplumun hem hükümlünün ve tutuklunun yararını gözeten bir infaz sistemi mümkündür. Bugünün sorunu olan salgın tehdidinden cezaevinde yatanları korumanın da yolları vardır, bu çok açık. Biz bunları savunduk ancak bu teklif bunları sağlamıyor, bunu çok açık bir biçimde bir kez daha söyleyelim.

Yani iktidar öyle bir hava yarattı ki sanki kendisi, cezaevlerinde tehdit altında olan herkesin salınması için uğraş veriyor fakat muhalefet partileri, bu getirdikleri teklifi eleştiren, tartışan muhalefet partileri cezaevindekilerin orada kalmasını istiyor; doğru değil. 300 bin kişi var cezaevlerinde tutuklu ve hükümlü, bu teklif 90 bin kişiyi kapsıyor yani aslında 200 bin kişi bu teklifin dışında. İktidar, 300 bin kişiden 200 bin kişiyi cezaevlerinde tutmayı istiyor, tartıştığımız budur. İnfazda eşitlik ve adalet derken biz, cezaevlerinde olan bütün tutuklu ve hükümlüleri düşünerek tartışıyoruz bunu ama iktidar tam tersini yapıyor.

Teklifle ilgili birkaç nokta söylemek istiyorum, daha evvel de söyledik, bir kez daha söylemekte fayda var. Şimdi, teklifin diline vesairesine çok girmek istemiyorum, son derece karmaşık yerleri var, çok konuşmacı da bunu ifade etti ve hâlbuki infaz yasası, son derece açık ve anlaşılabilir olmalıdır. Karmaşa, infaz yasasında kabul edilebilir bir şey değildir ama bu da aslında bir taktiktir yani iktidar, ne kadar karmaşık, içinden çıkılmaz, istisnalarla dolu bir teklif getirirse içinden kendisine yürüyebileceği bir yolu, kendi yandaşları için bir yolu o kadar rahat oluşturabileceğini düşündüğü için böyle yapmıştır.

Şimdi, cezaevlerinde yaklaşık 300 bin tutuklu ve hükümlü var dedim; bunun yüzde 70’ini hükümlüler oluşturuyor, yaklaşık yüzde 30’unu tutuklular oluşturuyor. Bu teklifte tutuklular için hiçbir şey yok, hiçbir şey yok. bunu da çok açık bir şekilde söyleyelim. Özellikle salgın günlerinde tutuklular için hiçbir teklifin olmaması çok büyük bir hatadır, bunu da belirtmiş olalım.

Şimdi, iktidar infaz sorunlarını kalıcı bir şekilde çözmek yerine –hani, madem 70 maddelik bir teklif getirdiniz- geçici çözümlere odaklanmış vaziyette. Geçici çözümlerin önümüzdeki birkaç yıl içerisinde bizi yeniden infaz sorunlarını tartışmaya getireceği çok açık ve net; bunu şimdiden söylemiş olalım, bunu da hep birlikte göreceğiz.

Şimdi, teklif cezaevlerindeki doluluk oranını azaltmamaktadır. Aşağı yukarı 300 binde 90 bin kişiyi kapsıyor dedim. İnfaz kanununun geçici madde 6’da yapılan ve özel af mahiyeti taşıyan düzenlemeden çok sayıda tutuklu ve hükümlü yararlanamayacak. “Özel af mahiyeti taşıyor.” diye özellikle altını çizdik. Ama sadece o değil, aynı zamanda bu teklif Anayasa’nın 2’nci ve 10’uncu maddelerine aykırı. Bu teklif, aynı zamanda, Türkiye’nin imzalamış olduğu uluslararası demokratik sözleşmelere aykırı; bunları da çok açık bir şekilde kayda geçirmek gerekiyor.

Şimdi, bakın, bu teklifle beraber bu özel af kapsamında değerlendirilecek olan suçlar ne olacak? Ben size sayayım bir kısmını: Tehdit, şantaj, cebir, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, eğitim öğretim hakkını engelleme, kamu hizmetlerinden yararlanma hakkını engelleme, siyasi hakların kullanılmasını engelleme, inanç, düşünce, kanaat hürriyetini engelleme, konut dokunulmazlığını ihlal etme, hırsızlık, kapkaç, yağma, gasp, mala zarar verme, ibadethanelere, mezarlıklara zarar verme, hakkı olmayan yere tecavüz, güveni kötüye kullanma, bedelsiz senedi kullanma, dolandırıcılık, hileli, taksirli iflas, suç eşyasını satın alma, karşılıksız yararlanma, çocuk pornografisi ve çocuk cinsel sömürüsü suçları, yaralama sonucu iyileşmesi imkânsız hastalığa sebep olma, bitkisel hayata sokma, gebe kadının çocuğunu düşürtme, ölüme neden olma, doktor, hemşire ve diğer sağlık çalışanları; polis, öğretmen gibi tüm kamu görevlilerine yönelik yaralamalar, kamu görevlilerinin nüfuzunu kötüye kullanarak işledikleri yaralamalar… Bunları saymaya ve sıralamaya devam edebiliriz, zamanım sınırlı ama bu saydıklarım bile iktidarın bu infaz yasası değişikliğiyle aslında kimleri cezaevinden çıkarmak istediğini çok açık ve net gösteriyor.

Kaç gündür bunu tartışıyoruz, peki, bu affa dâhil olmayanlar kimler? Düşüncesini ifade etmiş olmaktan cezaevinde bulunanlar, konuşma veya basın açıklaması yapmış olanlar, sosyal medya paylaşımları yapmış olanlar, habercilik yapmış olanlar, bunları yaparken de herhangi bir açık ve yakın tehdit oluşturmamış olanlar yani gazeteciler, siyasetçiler, belediye başkanları, öğrenciler, yazarlar, kısacası siyasi suçlu olanlar bu teklifin dışında tutuluyor.

Şimdi, bunların ortak özellikleri nedir? Ortak özellikleri, iktidara muhalif olmalarıdır, iktidarı eleştirmiş olmalarıdır, iktidarın yanında yer almamış olmalarıdır. Şimdi, bunun bir özel af ve yandaşa af olduğunu söylememizin esas nedeni budur.

Burada kaç gündür tartışılıyor, bir konuyu açıklığa kavuşturalım, bu da nedir? Siyasal suç meselesi. Burada, iktidar kanadından çok kişi siyasal suç olmadığını ifade etti yani bu tartışmayı bu şekilde yapmak tuhaf oluyor ama işin garip yanı da şu: Hukukçular yani iktidar kanadının hukukçuları “Siyasal suç yoktur.” diye konuşuyor. Ya, şimdi size önce iki isim vereceğim, hukukçu olduğunu söyleyerek ortalıkta dolaşanlar için: Biri Profesör Köksal Bayraktar’dır, diğeri Profesör Çetin Özek. Hukukçu olanlar bilirler, her ikisi de çok değerli hukuk profesörleridir ve her iki hocamızın da çok sayıda kitabı vardır. Bunların, kitaplarının ve yazılarının önemli bir kısmı “siyasal suç” kavramıyla ilgilidir ve onların tezleri ve kitaplarının altında ya da girişinde ya da onaylayanların içinde hocaların hocası Sulhi Dönmezer’in imzası vardır, onun onayından geçmiştir. Yani sizin, hukuku matematik sayan anlayışınız değildir bu. Hukuk matematik değildir, hukuk adalettir.

Şimdi, bu yazarlar, bu hocalarımız anlatırlar ki Roma hukukundan bu yana -bak “Roma hukuku” diyorum- Antik Çağ’da bile “siyasal suç” kavramı vardı. Sizin hukukçularınız bunu bilmiyor “Yok.” diye iddia ediyorlar. Roma hukukundan bu yana “siyasal suç” kavramı var. “Nerede bir iktidar varsa orada siyasal suç vardır.” der bu hocalar. Sizin bunlardan haberiniz yok. Aslında haberiniz var, duymak istemiyorsunuz. Siyaset varsa bir yerde, siyasal suç vardır. Bütün bu kitapların özetini size bir cümlede anlattım, okumayacağınızı bildiğim için bunu söyleyeyim de kayıtlara geçsin. Bir yerde iktidar varsa, bir yerde siyaset varsa orada siyasal suç vardır; siz istediğiniz kadar “Yok.” deyin. Roma’dan bu yana, Roma hukukundan bu yana bu böyle tartışılıyor.

Şimdi, bu tartışma Türkiye'de de yeni değil. Yani öyle bir cehaletle karşı karşıyayız ki… Bakın, 141-142 tartışılırken -birçoğunuz hatırlamaz, saçı beyaz olanlar bilir- “siyasal suç” kavramıyla tartışılıyordu; 163, siyasal suç kavramıyla tartışılıyordu ama siz, şimdi, bir iktidar ve güç zehirlenmesi yaşadığınız için ve hukukun üstünlüğü yerine üstünlerin hukukunu geçirdiğiniz için bunu duymak istemiyorsunuz. Siz, kendiniz de iktidarınız döneminde Avrupa Birliğine uyum paketlerine dair düzenlemeler yaparken yazdığınız gerekçelerde siyasal suçlardan bahsettiniz, şimdi yokmuş gibi davranıyorsunuz çünkü işinize geliyor. Hem hukuka hem kendi anlayışınıza ihanet ediyorsunuz; işte, iktidar zehirlenmesi budur.

Sizin “terör suçları” dedikleriniz, şiddet uygulamamış, şiddeti övmemiş ve teşvik etmemiş görüş açıklamalarıdır, konuşmalardır ve bunların tamamı siyasi suçlardır. Siz, işte, size muhalif olanları, bu “siyasi suç” kavramı içinde değerlendirilebilecek olanları infaz yasası teklifinizin dışında tutuyorsunuz. Bu meselede “Muhaliflerinizi dışarıda tutarak bir yandaş affı çıkarıyorsunuz.” derken bunu anlatmaya çalışıyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HAKKI SARUHAN OLUÇ (Devamla) – Toparlıyorum efendim.

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (Devamla) – Bakın değerli vekiller, böylesi zamanlar, düşmanlık hukukunun değil insanlık hukukunun işletilmesi gereken dönemlerdir ancak kendinizden olmayanlara karşı hasmane tutumunuzu, bu ölüm kalım sürecinde bu yasayla gerçekten zirveye taşıdınız. Tarih bunu affetmeyecek, toplumsal vicdan da bunu affetmeyecek, bunu bilin. Anayasa “Herkes, kanun önünde eşittir.” der. İnfaz yasasıyla Anayasa’nın tabutuna bir çivi daha çakıyorsunuz, insanları dışarıda da cezaevlerinde de mezarda da ayrıştırıyorsunuz. Hukukun ve Anayasa’nın ruhuna Fatiha okutuyorsunuz. On gün sonra bu Parlamentonun 100’üncü kuruluş yıl dönümü. Meclis 1920’de kurulduğunda ayrıştırıcı, dışlayıcı, kutuplaştırıcı bir sistemle değil, birleştirici, çoğulculuğu kabul eden, herkesi kapsayan bir mantıkla açıldı. 1921 Anayasası’yla bu çoğulculuk kabul edildi. Yüzyıl sonra geldiğiniz noktada, ayrıştırıcı, kutuplaştırıcı, ötekileştirici yasalarınızı geçirdiğiniz bu Meclisin kuruluş ruhunu da ortadan kaldırdınız. Halkın Meclisi olması gereken bu çatıyı iktidarınızın, ittifaklarınızın çatısı hâline getirdiniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HAKKI SARUHAN OLUÇ (Devamla) - Efendim, son cümlem, izin verir misiniz?

BAŞKAN – Tamamlayın son cümlenizi.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (Devamla) – Teşekkür ederim.

“Bizden ve bizden olmayan.” diyerek insanları ayrıştırıyorsunuz. “Biz ve ötekiler.” Diyorsunuz, kendinizin dışındakilere yaşam alanı tanımak istemiyorsunuz. Sanıyorsunuz ki bu ülke sadece size ait, bu topraklarda sadece sizin yaşadığınızı sanıyorsunuz, tek millet sizsiniz sanıyorsunuz, Türkiye sizden ibarettir sanıyorsunuz. Farklı sesleri, talepleri, beklentileri duymuyor, görmüyor ve hissetmiyorsunuz. Corona virüsü bile ayrım yapmıyor ama siz ayrımcısınız, bu iktidar ayrımcıdır. Elbette bu düzen böyle sürmeyecek, bu devran böyle gitmeyecek. Gün gelecek, sizin devriniz kapanacak ama yaptığınız zalimlikler unutulmayacak, ektiğinizi mutlaka biçeceksiniz. Kendinizden olmayan herkesi terörist ilan ettiniz, muhalif düşünceyi terör suçu olarak gördünüz, herkesi sindirmeye çalıştınız, size hatırlatırım. Ortağı olduğunuz cemaat de iktidarda ve devlette etkin iken herkesi terörist olarak ilan etmişti, şimdi kendileri terör suçuyla yargılanıyorlar. Siz de aynı yoldan, aynı güzergâhtan gidiyorsunuz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Akbaşoğlu…

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kayıtlara geçmesi açısından söz aldım.

Biraz evvel konuşan hatibin temelsiz iddiaları reddettiğimizi ifade etmek isterim. Yedi gündür üzerinde konuştuğumuz bu konularla ilgili bu iddialar tekrarlanmıştı, buna yönelik cevaplar da verilmişti. Bunlar tutanaklarda vardır.

Teşekkürlerimi sunuyorum.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Sayın Başkan…

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Bir şey söylemedim ki, tutanaklara geçirdim, bu kadar.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Oluç.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ben de bir cümleyle tutanaklara geçirmek istiyorum.

Sayın Grup Başkan Vekilinin söylediği her şey temelsizdir ve mesnetsizdir.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Süleyman Bülbül.

CHP GRUBU ADINA SÜLEYMAN BÜLBÜL (Aydın) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Ülkemiz, son yıllarda büyük savrulmalar içerisinde. Bakıyorum; eğitim alanında savruluyoruz, kültür alanında savruluyoruz, ekonomi alanında savruluyoruz. Bu savrulmanın en tehlikelisi ise adalet alanında savrulma. On sekiz yıllık AKP iktidarında bu savrulma o kadar belirginleşti ki Adalet Komisyonunda akademisyen olarak söz alan bir dekan şunu söyledi: “2005’ten itibaren 2020’ye kadar 3 infaz sistemi geldi, sistem bozuldu. İnfazda adalet, infazda eşitlik konusunda, sade, yalın ve algı olarak eşitlik algısı vatandaşta yaratılamadı.” Bunlar söylendi; bunu söyleyen ben değilim, bunu söyleyen bir hukuk fakültesi dekanı.

Evet, üçlü sistem var. Bakıyorsunuz, 2005’ten önce yüzde 40, -1/2, her ay altı gün düşülüyor yüzde 40- 2005’ten sonra 2/3, 4/3, bugünse 2/3, 4/3, 1/2. Bazı suçlarda, şu infaz kanunu değişikliğiyle beraber -istisnalar dışında olmak üzere- 1/2’ye geçtik. Bu kadar infaz eşitliğine, bu kadar infaz adaletine aykırı bir sistem, eşitliğe aykırı, adalete aykırı bir sistem sadece bizim ülkemizde görülür. On sekiz yıldır bir adalet sisteminde infaz sistemini dahi düzeltemeyen bir iktidar neyi düzeltecek arkadaşlar, neyi düzeltecek?

2002’de iktidara geldikleri zaman cezaevlerinin ve cezaevinde bulunan hükümlü ve tutukluların sayısına bakın, bugüne bakın. Bunun sorumlusu kim? Sorumlusu olarak “2016’daki bu FETÖ kalkışması nedeniyle cezaevleri doldu.” diyorlar. Hayır, doğru değil. Orada, Komisyonda akademisyenlerin de açıklamaları açık ve net; sizler sistemi bozdunuz arkadaşlar. 2005’ten sonra sistemi bozarak cezaları ve infazı kat kat ağırlaştırdınız. Ve en önemlisi, muhaliflere karşı, sizin söylediklerinizin karşısında muhalif olanlara karşı -gazetecilere, insan hakları savunucularına ve hak arayanlara karşı- cezaevi yolunu gösterdiniz. Evet, cezaevi yolunu gösterdiniz.

Bu nedenle, şu anda getirdiğiniz “infaz indirimi yasası” denilen, gerçekte Anayasa’nın 87’nci maddesi ve TCK’nin 65’inci maddesine göre “özel af” olan yasa yandaşlarınıza af getiriyor. Ne yapacak? Muhalif olanlar içeride, yazan içeride; soyan dışarıda. Böyle infazda adalet olabilir mi, böyle infazda eşitlik olabilir mi? Hırsız çıkacak, gaspçı çıkacak, fuhuşu teşvik eden çıkacak ama yazan içeride olacak. Kişiye özel, Anayasa’nın eşitlik ilkesine aykırı, yaşam hakkına aykırı birçok değişiklik getirdiniz.

Komisyonda “Toplumun taleplerine -hukuk taleplerine, adalet taleplerine, eşitlik taleplerine- cevap vermezseniz toplumsal barışı kuramazsınız. Toplumsal barışı kuramazsanız toplumda ayrışmaya neden olursunuz.” diye sizi uyardık. 300 bin kişi var cezaevinde, 90 bin kişiyi çıkaracaksınız. Ne yapacaksınız? İnfazda adaleti, eşitliği mi sağlayacaksınız? Kişiye özel yasal düzenlemeler mi yapacaksınız?

Hatırlar mısınız, şunu söyledik size 32’nci maddede: Basın İlan Kurumunda resmî ilan almayan ve bazı basın kuruluşlarına Basın İlan Kurumuyla sansür getirip de cezaevindeki hükümlülere, tutuklulara gazeteleri sokmayacaksınız, hükümlülerin haber alma hakkını engelleyeceksiniz; bunu çıkarın dedik, çıkarmadınız. Daha sonra, geldiniz, burada bir düzenleme yaptınız, “Geçici sürede ilan, reklam almayanlar girebilir.” dediniz. Daha sonra değiştireceksiniz, değil mi? Onu da kaldıracaksınız, tamamen sokmayacaksınız. Sonra ne yaptınız? Bas bas bağırdık, “46’ncı madde.” dedik. “46’ncı madde, cezaevlerine muhalifleri doldurma maddesidir.” dedik.

Denetimli serbestliğe, 30 Mart 2020’den önce 1/2 artı üç yıl denetimli serbestlik getiriyorsunuz. Daha sonraki suçlara, iki yıla kadar olan suçlardan dolayı ceza alanlara cezasızlık algısını kaldıralım, cezaevine girsinler, çıksınlar deyip beşte 4 getirdiniz. “Hayır.” dedik. Daha sonra onu getirdiniz, daha sonra değerlendirmek üzere çektiniz. Demek ki muhalefetin, demek ki bizlerin, toplumun taleplerini, komisyonlarda ve Mecliste ortaya koyduğumuz talepleri değerlendirmeye aldığınız zaman toplumsal mutabakata ulaşabilirlik imkânı var. Bu imkânı hep engelliyorsunuz.

48’inci madde, en önemli maddelerden biriydi. Ne yaptınız? Dün, bir gece yarısı operasyonu yaptınız. Bu gece yarısı operasyonuyla ne yaptınız? 107’nci maddedeki 1/2 olan infaza koşullu salıvermeyi, kişiye özel bir düzenlemeyle, basın özgürlüğü, gerçekleri halka duyurmak için cezaevinde yatan Barış Terkoğlu ve Barış Pehlivan’ın cezaevinde daha fazla kalmalarını sağlamak için bir madde eklediniz. “Koşullu salıverilme” başlıklı 107’nci maddenin değişikliğine istisna olarak, yine 2/3’ün devamını getirdiniz. Koyduğunuz madde şu: Değişiklik metni burada, “1/1/1983 tarihli 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu kapsamına giren suçlardan mahkûm olanlar” ibaresini eklediniz, istisnayı koydunuz. Barış Terkoğlu, Barış Pehlivan neden yargılanacak? Bu maddeden yargılanacak, daha sonra ceza almaları hâlinde infazı ne olacak? 1/2 olmayacak, 2/3 olacak. Yani kişiye özel, kanuna aykırı, Anayasa’daki eşitlik ilkesine aykırı düzenleme yaptınız, böyle düzenleme olabilir mi? Böyle bir düzenleme nerede var? Böyle bir düzenleme hukuk devletinde olmaz, böyle bir düzenleme demokrasiyle yönetilen ülkelerde olmaz, böyle bir düzenleme sadece AKP iktidarının adil yargılanma hakkını ihlal ettiği, eşitlikçi infaz sistemini kaldırdığı düzenlemelerde olur. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar, bu çok önemli bir sorun. Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletiyse, demokrasiyle yönetiliyorsa hukuk devletinin kuralları içerisinde yapılacak şey, kişiye özel düzenlemelerle olmaz. Onun için yapılan bu gece yarısı operasyonunun değişikliğini hemen sağlamanızı Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak talep ediyoruz.

Değerli arkadaşlar, yargı kararları adaleti ortaya koymuyor, yargıda adalet için ne gerekiyor? Adil yargılanma hakkı gerekiyor. İnfazda adalet için ne gerekiyor? Ayrımcılık gerekmiyor, eşitlik gerekiyor. Bunu sağlamak için ne gerekiyor? Yapılacak infaz düzenlemesinde toplumun taleplerini karşılamak gerekiyor. Bu çerçevede yapılan değişikliklerde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu her zaman var, Mecliste her zaman bu düzenlemelerin içinde olacaktır. Düşüncelerinden dolayı, muhalif kaldıklarından dolayı cezaevlerinde var olan tutuklularla ilgili bir tek düzenleme yok bu infaz düzenlemesinde. Bu tutuklularla ilgili niçin düzenleme getirmediniz? Olay çok basitti, önerilerimizi de sunduk, ağır cezalık mevattan suçüstü hâlleri dışında cezaevinde yatan tutukluları tahliye edelim, tutuklamaya istisnadır; Covid-19 var, yaşam hakları var; salıverin, evlerinde geçirsinler, çok basit. Bunu dahi yerine getirmediniz arkadaşlar.

Bunun dışında Cumhurbaşkanıyla ilgili Anayasa’nın 104’üncü maddesinin on altıncı fıkrasına göre -597 hasta, 1.539 ağır hasta, mahkûm var- ne yapmalı Cumhurbaşkanı -dün de söyledim, Madımak katiline af getireceğine- bunlara da af getirmeli. Yaşam hakları yok mu Anayasa’nın 19’uncu maddesine göre? Bu insanların 17’nci maddesine göre yaşam hakkı yok mu? Bu insanlar, Covid-19 nedeniyle şu anda cezaevinde ölüm tehlikesi içerisinde değiller mi?

Bakınız, Adalet Bakanı açıkladı, bugün 5 yarı açık cezaevinde Covid-19 tehlikesi varmış. 3 mahkûm vefat etmiş. İnfaz memurları şu anda tehlike altındaymış. Biz söyledik bunları, söyledik; geçen haftalarda da söyledik. Bu mahkûmların, bu tutukluların yaşam hakkını devlet korumak zorunda değil mi? Devlet korumak zorunda.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

SÜLEYMAN BÜLBÜL (Devamla) – Değerli arkadaşlar, cezaevlerinden çığlıklar var, adalet çığlıkları var. Cezaevinden gelen bir mesajı okumak istiyorum: “Aklımda adalet yerine kayırma olsaydı çıkacaktım. Elimde kalem yerine bıçak olsaydı çıkacaktım. Masamda kâğıt yerine para olsaydı çıkacaktım. Benim içim huzurlu. Onların ise adaletten, kalemden, kâğıttan nasıl korktuklarının tescilidir bu yaptıkları. Karakterleri yazgıları olacak.” Bunu Barış Pehlivan göndermiş.

Basın özgürlüğü için, demokrasi için, özgürlük için mücadele edenlere selam olsun. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Sayın Belgin Uygur. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA BELGİN UYGUR (Balıkesir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin üçüncü bölümü üzerine AK PARTİ Grubumuz adına söz almış bulunmaktayım. Sözlerime başlamadan önce coronavirüs salgınında hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, tedavi görenlere de şifa diliyorum.

Coronavirüs, tüm dünyayı olduğu gibi ülkemizi de etkilemiştir. Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde, başta Sağlık Bakanlığımız olmak üzere, tüm kurum ve kuruluşlarımız, hızlı, etkili, önleyici ve korumacı tedbirlerle son derece başarılı ve kararlı çalışmalar yürütmektedir. Salgının, ülkemizi ve vatandaşımızı etkileyen tüm yönleri kapsamlı şekilde değerlendirilip ivedi çözümlere ulaştırılmaktadır. Bu bağlamda, Covid-19’un ülkemizde de görülmesi nedeniyle yasa teklifimizle açık ceza infaz kurumlarında bulunan hükümlüler ile denetimli serbestlik tedbiri uygulanan hükümlüler, 31/5/2020 tarihine kadar izinli sayılacak ve bu süre uzatılabilecekti.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; grubumuz tarafından uzun süredir üzerinde çalışılan kanun teklifi, ceza hukukçusu akademisyenler, uygulayıcı hâkim ve savcılar ve Yargıtay üyelerinin görüşleri dikkate alınarak, görüşleri alınarak hükümlülerin iyileştirilmesi ve topluma yeniden kazandırılmasına yönelik bir anlayışla hazırlanmıştı. İnfaz hukukunun temel ilkeleri de dikkate alınarak infazda adaletin sağlanması hedeflenmiştir.

Özellikle belirtmek isterim ki bu teklifin hazırlıkları esnasında milletimizin hassasiyetleri en üst düzeyde dikkate alınmış, kamu vicdanını yaralayan cinsel istismar suçları, toplum sağlığını tehdit eden uyuşturucu ticareti suçları, kasten öldürme suçları ve neticesi itibarıyla ağırlaşmış yaralama suçları ve terör suçlarında bir infaz indirimi söz konusu olmamıştır. Yine, görüşülmekte olan kanun teklifimiz bir genel af ya da özel af niteliği taşımayıp bazı suçların infaz sisteminde yapılan düzenlemeleri içermektedir. Bu nedenle oluşturulmaya çalışılan cezasızlık algısı haksız bir yaklaşımdır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; mevcut uygulamada infazla ilgili işlem ve faaliyetlerde kararların alanında uzman hâkimler tarafından verilmesi gerekliliği hasıl olmuş, bu amaçla teklifte infazda ihtisaslaşmaya yönelik düzenlemeler yapılmıştır. İnfaz işlemlerinin tek bir yargı mercisinde toplanması ve ihtisaslaşması, infaz hizmetlerinin daha işler hâle gelmesini ve mahkemelerin iş yükünün azalmasını sağlayacaktır.

Yine, infaz kanunu teklifimizde bazı suçlarda etkin mücadele ve caydırıcılığın sağlanması amacıyla cezalar artırılmıştır. Canavarca hislerle işlenen kasten yaralama suçlarında verilebilecek azami ceza artırılmakta ve ceza adaletinin sağlanması amaçlanmaktadır. Örgüt kurmak, yönetmek ve örgüte üye olmak suçlarıyla mücadelede hapis cezalarının alt ve üst sınırları artırılmaktadır. Aynı şekilde tefecilik suçlarında da cezalar artırılmaktadır.

Kanun teklifimizde kadınlar, çocuklar ve yaşlılarla ilgili de onların yararını gözeten önemli değişiklikler söz konusudur. Hamile olan ve doğum yaptığı tarihin üzerinden altı ay geçmemiş olan kadınlar hakkındaki hapis cezalarının infazı geri bırakılmaktadır. Anne ve çocuğun yararı gözetilerek ceza infaz kurumuyla daha geç karşılaşmalarının sağlanması amacıyla altı aylık geri bırakma sınırı bir yıl altı aya çıkarılmaktadır. Hükümlünün eş veya çocuklarının bakıma muhtaç olmaları hâlinde hapis cezasının infazına ara verilebilmesine imkân tanınmaktadır. Çocuk hükümlülere en geç iki ayda bir sağlanan aile görüşmesi artırılarak en geç ayda bir yapılabilmesi sağlanmaktadır. Çocuk hükümlünün iyileştirilmesi ve topluma yeniden kazandırılması amacıyla verilebilecek ödül imkânının kapsamı da genişletilmektedir. Yapılması öngörülen değişiklikle iyi hâlin belirlenmesine esas olmak üzere infazın tüm aşamalarında hükümlülerin tutum ve davranışları Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ile Sağlık Bakanlığından bir uzmanın da bulunduğu kurul tarafından değerlendirilecek ve buna göre hükümlünün belirli hak ve imkânlardan faydalandırılabilmesi de sağlanacaktır. Özel infaz usullerinin kapsamı genişletilmekte ve geceleyin infaz ile hafta sonu infaz için geçerli altı aylık sınır, kasten işlenen suçlarda bir yıl altı ay, taksirle öldürme suçu hariç olmak üzere taksirle işlenen suçlarda ise üç yıl olarak belirlenmektedir. Ayrıca, konutta infaz usulünün kapsamı genişletilerek çocuk hükümlüler de bu kapsama alınmaktadır.

Ağır hastalığı olan veya engellilik nedeniyle ceza infaz kurumunda hayatını idame ettiremeyecek hükümlülerin cezasının konutunda çektirilmesine infaz hâkimi karar verebilecektir. Yine, ağır bir hastalık, engellilik veya kocama nedeniyle hayatını yalnız idame ettiremeyen 65 yaşını bitirmiş olanların, cezalarının denetimli serbestlik tedbiri uygulanmak suretiyle infaz edilebilmesi imkânı getirilmektedir. Çocuk hükümlülerin 15 yaşına kadar cezaevinde kaldığı bir gün üç gün, 15 ila 18 yaş arasında kaldığı bir gün ise iki gün sayılacaktır.

Yapılan değişiklikle, soruşturma evresindeki adli kontrole ilişkin bazı tedbirleri takip etme görevi Denetimli Serbestlik Müdürlüğünün görev alanından çıkarılmaktadır. Böylece, uzmanlık gerektiren diğer adli kontrol tedbirlerine zaman ve emek ayrılması, şüphelilerin daha iyi takibinin yapılması ve adli kontrol tedbirlerinden en yüksek faydanın sağlanması amaçlanmaktadır.

Denetimli serbestlik altında bulunan ve muhtaç olduğu belirlenen kişilerin, kamuya yararlı bir işte ücretsiz çalıştırılma yükümlülüğü sırasında yaptıkları mutat yol giderleri ile iaşe giderlerinin karşılanması imkânı sağlanmaktadır. Böylece, sosyal devlet ilkesiyle uyumlu olarak, maddi imkânsızlık nedeniyle hükümlülüğün ihlal edilmesinin önüne geçilmesi amaçlanmaktadır.

Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’nun mevcut düzenlemesinde eşyanın değerinin fahiş olması, cezanın artırım nedeni olarak kabul edilmesine rağmen değerin hafif veya pek hafif olması indirim nedeni olarak öngörülmemiştir. Eşyanın değerinin hafif veya pek hafif olması durumunda, cezalardan indirim yapılabilmesi mümkün olmaktadır. Ayrıca, düzenlemeyle Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’nda düzenlenen suçlar bakımından, kovuşturma evresinde de etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanabilmesine imkân tanınmaktadır.

Adli ve idari yargı personeli ile ceza infaz kurumu personelinin atanmasında, Adalet Meslek Yüksekokulu mezunlarının yanı sıra, meslek yüksekokullarının adalet veya ceza infaz ve güvenlik hizmetleri programı, lise veya meslek liselerinin adalet alanı ve ilgili mevzuatça denkliği kabul edilen, program veya alanlardan mezun olanlara da öncelik tanınması öngörülmektedir.

Son olarak, yapılan düzenlemeyle ceza infaz kurumları ile Tutukevleri İşyurtlarında elde edilecek yıllık kârın yüzde 25’ini aşmamak üzere yapılan kâr payı ödemelerinden istifade edecek kişiler, çalışma barışının sağlanması amacıyla yeniden belirlenmekte, gayret ve başarı gösteren işyurdu çalışanları, tutuklu ve hükümlüler ile ceza infaz kurumu personeline teşvik ödemesi yapılabilmesine de imkân tanınmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan kanun teklifimizin ülkemize ve milletimize hayırlı olmasını diliyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Sayın Sermet Atay.

Buyurun (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA SERMET ATAY (Gaziantep) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 207 sıra sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu ve şahsım adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, corona virüsü sebebiyle hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, tedavi görenlere acil şifalar diliyorum.

Görüşmekte olduğumuz kanun teklifi 70 maddeden oluşmakta olup, 11 kanun üzerinde değişiklik içermektedir. Esasen Ceza İnfaz Kanunu’nda yapılacak değişikliklerle, toplumda kanayan bir yara olan ve içinde bulunduğumuz günlerde corona virüsü sebebiyle cezaevinde yatan mahkûmların bir kısmının infaz kanununda yapılacak değişikliklerle tahliyesinin sağlanması ve cezaevlerindeki yoğunluğun azaltılması hedeflenmiştir.

Bu konudaki ilk teklif Milliyetçi Hareket Partisi Lideri Sayın Genel Başkanımız Devlet Bahçeli tarafından gündeme getirilmiştir.

Ceza infazındaki amaç, suçun karşılığının ödenmesi, suçlunun toplumdan, toplumun da suçludan korunması, suçlunun bu süreçte eğitilerek topluma yeniden kazandırılmasıdır. Mahpusların yalnızca cezaevlerindeki durumları değil, tahliye sonrası yaşamları da onların topluma üretken bir birey olarak kazandırılması anlamında infazın konuları arasında kabul edilmesi gerekmektedir.

Bilindiği üzere, ülkemizde yasaların kabul ve değişiklik tarihleri üzerinden geçen süre, toplumsal ve teknolojik gelişmeler nedeniyle ihtiyaçları karşılayamamaları ve hukuk reformunun yapılması gerekliliği uzun süre tartışılmıştır. İhtiyaçlar ve teknolojik gelişmeler nedeniyle mevzuatımızda birçok değişiklik yapılmıştır. En çok eleştirilen husus ise ceza ve infaz hukuku mevzuatımız olmuştur. Ayrıca, cezaevlerinin yapısı en çok eleştirilen hususların başında gelmiştir. Çok sayıda mahpusun bir arada kalma zorunluğu, fiziki mekânların olumsuzluğu, personel yetersizliği, eğitim eksikliği, cezaevlerindeki tutuklu ve hükümlüler için suçluluk okulu işlevi yaptığı, devlet güvencesinde olması gereken mahpusun başta yaşam hakkı olmak üzere tüm insan haklarının bir kısım mahpusların insafına kaldığı birçok cezaevinin devlet denetiminde olmadığı görüşleri ileri sürülmüştür. İleri sürülen eleştirilerin birçoğu afaki olmakla birlikte, haklı eleştirilerin de olması yadsınamaz bir gerçektir. Bunun sonucu olarak infaz hukuku alanında birçok iyileştirme yapılmıştır.

Ceza hukuku ile infaz hukuku arasında kopmaz bir bağ vardır. Ceza sistemi ne kadar demokratik ise infaz sistemi de o kadar demokratik olacağından, yasa koyucu ceza hukuku alanında reform seviyesinde birçok değişiklik yapmış, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nu kabul etmiş ve buna uyumlu olması açısından 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu yasalaşmıştır. İnfaz hukukunu, yasal olarak kesinleşmiş ceza ve güvenlik tedbirleri ile soruşturma ve kovuşturma aşamasında mahkemece verilen koruma tedbirlerinin yerine getirilmesinin esas ve usulleri, hükümlü ve tutukluların hakları, yükümlülükleri, ödülleri, disipline aykırı eylemlerine uygulanacak yaptırımları, ceza infaz kurumlarının yönetimi, denetimi ile hükümlü ve tutuklu hakkında gerçekleştirilen eylem ve işlemlere karşı başvurulacak yasa yolunu düzenleyen bir hukuk disiplini şeklinde tanımlamak mümkündür. Mülga 647 sayılı Cezaların İnfazı Hakkında Kanun’un yürürlüğe girdiği 16/7/1965 tarihine kadar müstakil bir ceza infaz kanunumuz olmayıp, Türk Ceza Kanunu ve ceza usulü içerisine serpiştirilmiş, infaza müteallik birkaç kanun maddesiyle cezaların infazı gerçekleştirilmekteydi. Hükümlü ve tutuklu hakları ve ödevleri alanında kanunlaşmaya gidilmemiş, Adalet Bakanlığının çıkardığı yönetmelik ve genelgelerle uygulamaya yön verilmekteydi. 01/6/2005 tarihinde yürürlüğe giren 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’la, denetimli serbestlik tedbirleriyle maddi ceza hukuku yönü de bulunan sınırlı birkaç müessese dışında infaz hukukuna ilişkin tüm konularda düzenleme yapılmıştır. 4675 sayılı İnfaz Hakimliği Kanunu ve 5402 sayılı Denetimli Serbestlik ve Yardım Merkezleri ile Koruma Kurulları Kanunu’yla, infaz hukukuna ilişkin bir kısım müesseseler düzenlenmiş, kanunun uygulamasını göstermek amacıyla çıkarılan Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzük ve çeşitli konularda çıkarılan yönetmeliklerle infaz hukuku mevzuatı tamamlanmaya çalışılmıştır. 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’undaki “Temel amaç” başlığı altındaki 3’üncü maddesinde, “Ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazı ile ulaşılmak istenilen temel amaç, öncelikle genel ve özel önlemeyi sağlamak, bu maksatla hükümlünün yeniden suç işlemesini engelleyici etkenleri güçlendirmek, toplumu suça karşı korumak, hükümlünün; yeniden sosyalleşmesini teşvik etmek, üretken ve kanunlara, nizamlara ve toplumsal kurallara saygılı, sorumluluk taşıyan bir yaşam biçimine uyumunu kolaylaştırmaktır.” denilerek, ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazının gözetilerek, amacın hükümlünün yeniden suç işlemesini engelleyici tedbirlerle toplumu suça karşı korumak, hükümlünün sosyalleşmesi sağlanarak, üretken, mevzuata ve toplumsal kurallara saygılı, sorumluluk taşıyan ve yaşama uyumlu olmasını sağlamak olduğunu belirtilmiştir. İşlediği suçla toplumla uyumda sorunlu olduğu anlaşılan hükümlünün yeniden topluma kazandırılması hedeflenmeden toplumdan tecrit edilmekle yetinilmesinin, hem hükümlü hem de içinde yaşadığı toplum açısından daha olumsuz sonuçlara yol açtığı görülmüştür. Cezanın infazındaki amacın sağlanması için, hükümlü, ceza infaz kurumunda bulunduğu dönemde sosyalleşmesini sağlayacak eğitim programlarına tabi tutulduğu gibi, ceza infaz kurumundan salıverildikten sonra bir süre denetim ve kontrol altında tutularak topluma uyumlu bir yaşama kavuşturulması sağlanmaya çalışılmaktadır. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu ve özel ceza yasalarında düzenlenen suçun işlenmesi karşılığında verilen, yaptırım olarak tanımlanan ceza, infaz hukukunun temel konusudur.

Cezaevlerinde mahpusluğun etkili olarak icra edilebilmesi ve hükmedilen hürriyeti bağlayıcı cezanın infazı için, bazı insanların kişisel özgürlüğünün kısıtlandığı, çalıştırıldıkları ve eğitildikleri devlet binaları anlaşılır. Bu nedenle, özgürlükten yoksun bırakan ceza yaptırımları sadece icra edilmez; bilakis, infaz da edilir. Bunun için, ceza infaz kavramının sadece hürriyeti bağlayıcı cezalara uygulanması üzerine geniş ölçüde birlik mevcuttur. Emniyet tedbirlerinin yerine getirilmesi de infaz kavramının içine girdiği kuşkusuzdur.

Önümüzdeki infaz kanunu teklifinde yapılan değişikliklerle, öncelikle, koşullu salıverilme ve denetimli serbestlik hükümleri yeniden düzenlenmiş olup bu düzenlemelerle, 1/4/2020 tarihine kadar işlenen suçlar bakımından, istisna tutulan bazı suçlar hariç bir yıl olarak uygulanan denetimli serbestlik süresi üç yıla çıkartılmıştır. Denetimli serbestlikten yararlanamayacak suçlar açıkça kanun metninde sayılmıştır. Kasten adam öldürme, altsoya veya üstsoya karşı işlenen kasten yaralama, neticesi sebebiyle ağırlaştırılmış yargılama ve özellikle Türk Ceza Kanunu’nun 87’nci maddesinin (d) bendinde belirtilen yüzde sabit eser bırakacak şekilde yaralamalar yani toplumdaki deyimiyle yüze kezzap atma gibi yüzde meydana gelecek yaralamalar, işkence, eziyet, cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlar, özel hayatın gizliliğine karşı işlenen suçlar, uyuşturucu ve uyarıcı madde imal ve ticareti suçu ve devlet güvenliğine, anayasal düzene, millî savunmaya, devlet sırlarına karşı işlenen suçlar ile 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlar bu denetimli serbestlik indirimden faydalanamayacaktır; bu konu açık ve nettir.

Yine, kanun teklifiyle yapılan değişikliklerle, koşullu salıverilmede ceza infaz oranları belirlenmiş olup, süreli hapis cezaları için 2/3 olan oran 1/2 olarak değiştirilmektedir. Kanuna eklenen istisnalar açıkça belirtilmiş olup, kasten öldürme, işkence, cinsel saldırı, reşit olmayanla cinsel ilişki, cinsel taciz suçlarından ceza alanlar, cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlardan ceza alan çocuklar, devlet sırlarına karşı işlenen suçlar, casusluk suçları, suç işleme amacıyla örgüt kurma suçundan mahkûm olan çocuklar, terörle mücadele kapsamına giren çocuklar, suç işlemek amacıyla örgüt kurmak, yönetmek ve örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlar ile mükerrerler açısından bu infaz 2/3 olarak uygulanacaktır.

Yine, koşullu salıvermede açıkça belirtilen istisnalar ile Türk Ceza Kanunu'nun 102'nci maddesini içeren cinsel saldırıdan, 103'üncü maddesindeki çocukların cinsel istismarından, 104'üncü maddesi (2)'nci ve (3)'üncü fıkrasında tanımlanan reşit olmayanla cinsel ilişkiden, 188'inci maddesinde tanımlanan uyuşturucu ve uyarıcı madde imal ve ticaretinden mahkûm olanlar ile terör suçundan mahkûm olanların cezaları 3/4 olarak uygulanacaktır.

Önümüzdeki kanun teklifinin 58'inci maddesiyle yapılan değişiklikle, Denetimli Serbestlik Hizmetleri Kanunu'nun 14'üncü maddesindeki hükümlünün ehliyet ve ruhsat belgelerinin geri alınması, belli bir meslek ve zanaatı yapmaktan yasaklanma cezasının yerine getirilmesi hususundaki yetki kanunen ortadan kaldırılmış bulunmaktadır.

Yine, önümüzdeki kanun teklifinin 59'uncu maddesiyle yapılan değişiklikle, 5402 sayılı Kanun'un 15'inci maddesinde, mahkûmun tahliyesi sonrasında görevler sayılırken yetkili hâkimin infaz hâkimi olduğu açıkça belirtilmiş olup diğer hâkimlerin bu konuda yetkili olmadığı açıklığa kavuşturulmuştur.

Teklifin 60'ıncı maddesiyle yapılan değişiklikle, hükümlünün tahliyesi sonrasında izlenebilmesinin, gözetiminin ve denetiminin elektronik cihazlarla yapı la cağı belirtilmiş olup, bu, toplumda "elektronik kelepçe" olarak bilinen yöntemle yapılmaktadır. Bu cihazın her zaman bulunmaması infaz denetiminin yapılmasına zafiyet yaratmakta olup, bu maddeyle, hükümlünün rızası alınmak koşuluyla kendisine ait elektronik cihazlarla da bu denetimin yapılabileceği kanunlaştırılmış olmaktadır.

Kanun teklifinin 61'inci maddesiyle yapılan değişiklikle, Denetimli Serbestlik Kanunu'nun 26'ncı maddesine bir fıkra eklenmiş, Özellikle muhtaç durumda olduğu tespit edilen hükümlülerin kamuya yararlı bir işte ücretsiz çalışma yükümlülüğünü yerine getirirken mutat vasıtayla yaptıkları yol ve giderin denetimli serbestlik bütçesinden sağlanacağı, iaşe giderinin ise çalıştırdıkları kurum bütçesinden karşılanacağı kanunla hüküm altına alınmış olacaktır.

Yine, teklifin 62’nci maddesiyle yapılan değişikle, 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’nun 3’üncü maddesine hüküm eklenerek kaçakçılık suçlarına ilişkin ceza belirlenirken, suça konu eşyanın değerinin fahiş olması hâlinde verilecek cezanın 1 katına kadar artırılacağı belirtilmişken; suça konu kaçak eşyanın değerinin hafif veya pek hafif olması durumunda cezada indirim yapılacağı hüküm altına alınmıştır. Yapılan bu değişiklikle, suça konu eşyanın değerinin düşük olması durumunda cezanın 1/3’e kadar indirileceği açıkça belirtilmiş olup, kanundaki bu eksiklik çeşitli mağduriyetlere sebebiyet verdiğinden bu durum, kanun maddesi olarak eklenip mağduriyetlerin önüne geçilecektir.

Teklifin 63’üncü maddesiyle yapılan bir değişikle, Kaçakçılık Kanunu 5‘inci maddesinin ikinci fıkrasında bir eksiklik olan, kaçakçılık suçlarını işleyen sanığa etkin pişmanlık göstererek gümrüklenmiş değerinin 2 katının devlet hazinesine ödenmesi durumunda, soruşturma evresi sona erinceye kadar verilecek cezada 1/2 yani yarı oranlı indirim yapılacağı öngörülmüştür.

Teklifin bu maddesi yapılırken uygulamada birtakım eşitsizlikler de göz önüne alınmış, özellikle bu maddede, güneydoğuda ve doğuda birçok insanın mağduriyeti göz önüne alındığında, bir ihtar yapılmamış olması ve küçük miktarlarda kaçak eşya, sigara gibi veya alkol gibi ürünlerin yakalanması durumunda birçok insanın mağduriyetine sebebiyet vermekteydi. Bu anlamda bunun madde olarak eklenmesi olumludur.

Dava açıldıktan sonra ve kovuşturma evresi geçildikten sonra bu paranın ödenmesi durumunda 1/3 oranında indirim yapılacağı açıkça belirtilmiş olup, daha önce kanunda bir eksiklik olan, şüphelinin etkin pişmanlıktan yararlanmak üzere cumhuriyet başsavcılığına başvurusu gerekmekte olup, lehine olan kanun maddesinden yararlanmak üzere cumhuriyet savcısına bir uyarı görevi verilmemiştir. Diğer bir deyişle, cumhuriyet savcısının, ihtar yoluyla, etkin pişmanlığı gereği ödeme yapıp yapmayacağını sorma hususu bulunmamaktadır.

Yapılan bu değişiklikle, soruşturma evresinde cumhuriyet savcısı tarafından etkin pişmanlığa uyup uymayacağı sanığa ihtar etme zorunluluğu getirilmiş olup, bu ihtar yapılmamışsa, bunun, kovuşturma sırasında hâkim tarafından yapılabileceği hüküm altına alınmıştır.

Burada bir hususu belirtmeden geçemeyeceğim: Burada hâkim tarafından yapılan ihtarda indirim 1/3’ken soruşturma aşamasında yapılan ihtarda 1/2 indirimden bahsedilmektedir. Bu indirim oranlarının eşitlik ilkesi gereği eşit bir şekilde uygulanması gerektiği kanaatindeyiz. Uygulamada birçok mağduriyete sebep olan özellikle küçük meblağlarda kaçak eşya bulunduran sanıklara ihtar yapılmaması, yargılama esnasında hâkim tarafından bu eksikliğin giderilmesi bir mağduriyet yaratmaktayken, yapılan düzenlemeyle mağduriyet ortadan kaldırılmış olup ancak bu hak ve mükerrerler yani bu işi meslek hâline getiren şahıslara ve örgütlü olarak bu suçu işleyenlere tanınmamıştır.

Kanun Teklifi 64’üncü maddeyle yapılan bu değişiklikle haklarında hüküm verilmiş olup dosyası infaz aşamasında olan ve bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren doksan gün içerisinde suç konusu eşyanın gümrüklenmiş değerinin 2 katı kadar parayı devlet hazinesine ödedikleri takdirde, kanunun 5’inci maddesi 2’nci fıkrası (b) bendinde yapılan düzenlemeyle faydalanabileceği, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihte kanun kapsamına giren suçlardan dolayı dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığında bulunan, kanunla yapılan düzenleme nedeniyle kanunun lehinde değerlendirme yapılması gereken dosyalar açısından mağduriyete sebebiyet verilmemek üzere ilk derece mahkemelerine gönderileceği hüküm altına alınmıştır.

Burada yine bir hususun gözden kaçtığı düşüncesindeyim. Kanun koyucu doksan gün içerisinde bu paranın ödenmesini isterken, bu paranın ödenmesine ilişkin ihtar yapılması hususunda kanuni bir madde dercedilmemiştir; bunun da eklenmesi yani bu ihtarın yapılmasının bir şart olarak bu maddeye eklenmesi durumunun daha olumlu olabileceği düşüncesindeyiz.

Adalet teşkilatı gün geçtikçe büyümekte olup, bu mesleği yapanların profesyonelleşmesi anlamında hukuk mevzuatı içeren okullardan mezun olunması şart hâline gelmiştir. Özellikle gelişen adalet sistemimizde infaz koruma memurluğu, icra müdürlüğü, zabıt kâtipliği, yazı işleri müdürlüğü, denetim memurluğu gibi eğitim gerektirip…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

SERMET ATAY (Devamla) - Tamamlıyorum Sayın Başkan.

…bundan böyle alınacak personele adalet ve ceza infaz güvenlik hizmetleri programı, lise ve meslek liselerinin adalet alanı ve ilgili mevzuat uyarınca bunlara denkliği kabul edilen programı olan okulların mezunlarına öncelik tanınarak mesleğe kabul edileceği ve yapılacak sınavda Adalet Bakanlığı bünyesinde oluşturulacak sınav kurulunca yerine getirileceği hüküm altına alınmıştır.

Ceza İnfaz Kanunu’nda ve diğer kanunlarda yapılan bu değişikliklerin vatanımıza, devletimize, milletimize hayırlı olmasını diliyor, bu kanun teklifinin hazırlanmasında emeği geçenlere teşekkür ediyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Şahsı adına Sayın Erkan Baş.

Buyurun. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar)

ERKAN BAŞ (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Genel Kurulu ve sesimizin ulaştığı ülkemizin tüm emekçilerini selamlıyoruz. Maalesef, canlı yayınlarda izlenemiyor bu tartışma.

Yedi gündür kanun teklifini görüşüyoruz. Açık söyleyeceğim, ben bir buçuk yılı geçti herhâlde, buradayım, bugüne kadar çok kötü yasalar gördüm, pek çok tartışma yaptık ama bu kadar uzun tartışılan başka bir kanun teklifi olmadı; galiba en kötüsü bu. Neden en kötüsü? Çünkü mesele insan hayatı yani can üzerine konuşuyoruz ve bu iktidar ilk geldiğinde cezaevlerinde 50 bin insan varken bugün 300 bini aşmış durumda.

Şunu hiç söylemedik, biraz onun üzerinde konuşalım istiyorum: Suç varsa bu suç sadece o insanlara yüklenemez. Hani, siyasi rakiplerinize yüklediğiniz, benim suç olarak görmediğim pek çok şey var ama halkımızın “kader mahkûmu” diye tarif ettiği insanlarla başlayacağım. Şimdi, 50 binden 300 bine çıkıyorsa şunu söylemek lazım: Açlık, yoksulluk, çaresizlik yaratan bir düzen insanları suça itiyor ya da insanlar suç işlemese de siz onları suçlu addediyorsunuz; bu artış başka türlü açıklanamaz. Dolayısıyla öncelikle bu düzen değişmediği sürece cezaevine daha çok insan gireceğini ve maalesef, cezaevine giren insanların da topluma pek kazandırılamadığı gerçeğini bir kabul etmemiz gerekiyor. Bu düzen değişmediği sürece girecek, çıkacak ve maalesef, yine suç işlemeye devam edecek; koşulları değiştirmemiz gerekiyor.

Ben maddeler üzerinde teker teker bir şey söylemeyeceğim, adalet üzerinde tartışalım. “Adalet” denilince galiba sizin aklınıza sadece partinizin adı geliyor.

Değerli arkadaşlar, adalet, sarayı ve yandaşları kalkındırma değildir. Adalet, herkes içindir. Adalet, halkın ekmeğidir. Adalet, patronların gözlerinde değil emekçi halkın içinde aranmalıdır. Adaletin kendisiyle çelişmemesi lazım. Neyse uzatmayayım, ben ne kadar adaleti anlatsam, siz sadece Genel Başkanınızı dinleyeceksiniz. Genel Başkanınızın bir sözünü hatırlatayım size, diyor ki Tayyip Erdoğan 2019’un Mayısında: “Adaletin olmadığı bir devlet, temelsiz bir bina gibi yıkılıp gitmeye mahkûmdur. Kanunlar yazılır geçer ama hukuk, halk ve hak arasında bütünlüktür. Hâkim ve savcı işini kötü yaptığı zaman toplumda, vicdanda telafisi olmayan bir yara açılır.” Bu yasa teklifi, vicdanlarda telafisi olmayan bir yara açıyor. Bakın, günlerdir suç ve suçlu tartışıyoruz.

Geçen gün, burada herkesin ortaklaştığı bir suç üzerine konuşmak istiyorum. Hatırlayacaksınız, bir Sosyal Hizmetler İl Müdür Yardımcısı çıktı, kendisinden yardım isteyen bir vatandaşa “Geber.” dedi. Bu insanlık dışı davranışı muhalefet gündeme getirdi. Bakın, ben tutanaktan okuyacağım, iktidar partisinin sözcüsü de dedi ki “Biz bunun sonuna kadar takipçisiyiz, hukuken ne yapılacaksa sonuna kadar yapacağız ve mümkünse memuriyetten atılmasıyla alakalı bütün gayreti sarf edeceğiz, kabul etmemiz mümkün değil.” Güzel, çok güzel.

Şimdi, değerli arkadaşlar, adil olalım, bu halk düşmanı bakışın arkasında ne var, onu görelim. Bakın, ben onu da tutanaktan okumak istiyorum. Sayın Meral Danış Beştaş diyor ki “Bütün kamuoyunun gözü önünde soruyorum: İdris Baluken cezaevinde ölsün mü? Figen Yüksekdağ ölsün mü? Selahattin Demirtaş ölsün mü?” Tutanaklara şöyle geçmiş: “AK PARTİ sıralarından ‘Ölsün.’ sesi.”

Değerli arkadaşlar, milletvekilinin bir siyasi rakibi için “Ölsün.” dediği yerde o alttaki memur da çıkar, “Geber.” der işte. Cumhurbaşkanının “Ananı da al git.” dediği yerde, o çıkar “Geber.” Der. Bu bütünlüğü görmemiz gerekiyor ve biz bu kanun teklifine işte, bu bütünlük üzerine karşıyız. Bu yedi gündür burada saatlerce tartışıyoruz ya, bazen öyle olur; tarihin bütün bir yüzyılı bir cümleye sıkışır, bence bütün bu tartışmanın özeti şudur: Muhalefet soruyor: “Ölsün mü?” İktidar cevap veriyor: “Ölsün.” Burada karar vereceğimiz şey bu, arkadaşlar.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – İroni, ironi!

ERKAN BAŞ (Devamla) - Şimdi, bakın, devam edelim. Ben söyledim, dedim ki “Kanun yapmak, sorumluluktur. Hele iktidar olmak, daha büyük bir sorumluluktur.”

Ne oldu geçen cuma akşamı arkadaşlar? Bir sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Ben işin magazininde değilim yani “Soylu koltuğu korumuş mu?” “Almış mı?” “Gitmiş mi?” “İstifası kabul edildi.” falan, geçelim bunları, konuşuruz sonra. Şimdi, can derdindeyiz, can. O istifanın bir anlamı var, diyor ki “Hata yaptım.” Peki, bu hatanın bedeli ne? Yüz binlerce insan belki o akşam enfekte oldu, virüs kaptı; bir aydır uğraştığımız her şey battı. Şimdi, istifa etmiş, istifası reddedilmiş. Ne yapacağız, unutacak mıyız bunu? Ne olacak arkadaşlar? O akşam virüs kapan ve on beş gün sonra hastalık haberlerini, ölüm haberlerini alacağımız insanların hesabını kim verecek ya? Bir istifayla bunun üstünü kapatabilecek misiniz? Ne yapacaksınız, biliyor musunuz? Bakın, söyleyeyim, ne yapacaksınız, şunu yapacaksınız değerli arkadaşlar, diyeceksiniz ki: “Biz bir suç işledik. O akşam bir sürü insanın bu virüsü kapmasına neden olduk. Daha fazla insanın bu virüsü kapmasına engel olmamız lazım.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

ERKAN BAŞ (Devamla) – Ne yapacağız? Hemen, zorunlu, hayati ve gıdayla ilgili sektörler dışındaki bütün sektörlerde tüm çalışanlara “Kardeşim ücretli izin veriyorum sana, evinde kal, çıkma. Evinde kal, ben iktidar olarak senin elektriğini, suyunu, doğal gazını, internetini, yemeni içmeni güvence altına alıyorum. Bu hatayı yaptığım için daha önce beşli çeteye, müteahhitlere verdiğim parayı şimdi sana veriyorum.” diyeceksin, insanları evinde oturtacaksın, bunun yayılmasını engelleyeceksin.

Bakın, değerli arkadaşlar, hem infazda hem coronada… Ben gerçekten bilmiyorum, bu infaz yasasını coronayı bahane edip mi çıkarıyorsunuz yoksa corona için mi çıkarıyorsunuz, anlamadım ama ikisinde de şunu görüyorum: İkisinde de canı savunuyoruz, canı. İkisinde de yaşam hakkı üzerine mücadele ediyoruz.

Dolayısıyla, değerli arkadaşlar, şu anlayıştan vazgeçmenizi rica ediyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERKAN BAŞ (Devamla) – Değerli Başkan, çok önemli bir ekle bitiriyorum.

BAŞKAN – Tamamlayın.

ERKAN BAŞ (Devamla) – Bakın, diyorum ki bu, istifanın kabul edilip edilmemesi meselesi değil. Milyonlarca insanın hayatının tehlikeye atılması suçu işlenmiştir. Dolayısıyla bu suçun üzerini örtbas etmeyeceğiz. İnsanların yaşam hakkını güvence altına alacağız.

Son bir örnek vereceğim size: Cumartesi, pazar nasıl olsa az işçi çalışıyor diye, görüntüde bir sokağa çıkma yasağı ilan ettiniz. Ben, burada, hep “AKP bir patron partisidir.” diyorum, kızıyorsunuz bana. AKP Gaziantep İl Başkanı bir patron, cumartesi, pazar sokağa çıkma yasağı varken özel izin çıkarıp işçileri fabrikasında çalıştırıyor. Ya arkadaşlar, şu anlayışı terk edeceksiniz: “Ölen ölür, kalan işçi ucuz iş gücüdür.” AKP’nin coronadaki mantığı budur. Bu mantığı terk edeceksiniz; önce işçiyi, emekçiyi, yoksulu, ezileni kurtaracaksınız. Toplum ancak böyle kurtulur. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Akbaşoğlu…

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Kayıtlara geçmesi açısından şunu ifade etmek isterim ki biz hiç kimsenin ölmesini istemeyiz. Bizim temel felsefemiz “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.” anlayışıdır. Hukuk; genel, eşit, objektif kurallar çerçevesinde bütün kişiler için uygulanır. Ceza kanunları bakımından kim ne suçu işlemişse onun cezasını alır. Burada da konuştuğumuz husus, bu cezaların infazıyla ilgili bir paketi konuşuyoruz. Dolayısıyla bu konuda, biz, ekonomik yönden de bütün toplum kesimlerinin daha müreffeh yaşaması noktasında da her türlü tedbiri bu manada aldığımızı, bunları da kamuoyuyla paylaştığımızı beyan etmek isterim.

Teşekkür ederim.

ERKAN BAŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, çok somut şeyler söyledim, tutanaklara geçsin. Ben Gaziantep meselesinde somut bir şey söyledim, cuma günü için somut bir şey söyledim, bu iktidarın bir ayına ilişkin somut şeyler söyledim, soyut yanıtlarla geçiştirilemez.

BAŞKAN – Sayın Oluç…

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

25.- İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un, Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun yerinden sarf ettiği bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın vekiller, biraz evvel hatip konuşurken bu İdris Baluken meselesiyle ilgili olarak, hani “İdris Baluken ölsün mü? Ölsün.” dedi. AKP sıralarından -kimden geldiğini duymadım- “O bir ironiydi.” dedi birisi, “İroni.” Galiba Grup Başkan Vekili Sayın Akbaşoğlu söyledi. Sayın Akbaşoğlu hatırlamıyor olabilir, burada değildi belki o sırada ama biz bu konuyu gündeme getirdiğimizde, diğer Grup Başkan Vekili Sayın Özlem Zengin dedi ki: “Biz bunu kim yaptıysa bulacağız, dinleyeceğiz o kayıtları ve gerekeni yapacağız.” dedi. Şimdi, çıkartın tutanaklara bakın, bunları açıkladı ve biz de bunun üzerine kendisine dedik ki: “Tamam, bu iyi bir yaklaşım.” Hatta CHP Grup Başkan Vekili Özgür Özel de: “Doğru bir yaklaşım.” dedi ve bu konuyu öyle değerlendirdik. Aradan kaç gün geçti, hiçbir hareket yok, hareket olmadığı gibi şimdi Grup Başkan Vekili diyor ki: “İroni.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun…

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Yani bunun nasıl bir ironi olabileceğini düşünebiliyoruz? Yani, “Ölsün mü?” sorusuna somut bir insan, burada çalışmış İdris Baluken -bizim geçmişe dönem Grup Başkan Vekilimiz- şu anda Sincan’da cezaevinde. “Ölsün mü?” sorusuna “Ölsün.” cevabı verilince bu bir ironi olabiliyorsa yani o zaman, bu, ironi olarak değerlendirilebiliyorsa bizim böyle söyleyebileceğimiz o kadar ironik şeyler var ki şaşarsınız bunları konuşmaya başlarsak. “İroni” denemez buna. Gerçekten, çok ayıpladık bunun ironi olarak değerlendirilmesini.

Verdiğiniz sözü yerine getirecek misiniz, çok merak ediyoruz. Hani, ben getirmeyeceğinizi biliyorum ama yine de söyleyeyim.

BAŞKAN – Sayın Akbaşoğlu…

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkanım, biraz evvel grubumuz adına düşüncelerimizi ifade etmiştik sarahaten.

Teşekkür ediyorum.

VII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Denizli Milletvekili Cahit Özkan, Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül ve Afyonkarahisar Milletvekili Ali Özkaya ile 57 Milletvekilinin Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2762) ve Adalet Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 207) (Devam)

BAŞKAN – Üçüncü bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi, üçüncü bölümün maddelerine geçiyorum.

Maddeler üzerinde yer alan önerge işlemlerini yapacağım ve sonra da ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.

56’ncı madde üzerinde ikisi aynı mahiyette olmak üzere 3 adet önerge vardır. İlk okutacağım 2 önerge aynı mahiyette olup birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 207 sıra sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 56’ncı maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Serpil Kemalbay Pekgözegü                Hüda Kaya                        Murat Çepni

             İzmir                                  İstanbul                                  İzmir

         Tuma Çelik                   Gülüstan Kılıç Koçyiğit Tulay Hatımoğulları Oruç

            Mardin                                   Muş                                    Adana

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

         Tufan Köse                        Süleyman Bülbül                    Zeynel Emre

            Çorum                                  Aydın                                 İstanbul

       Turan Aydoğan                       Alpay Antmen                     Serkan Topal

           İstanbul                                 Mersin                                  Hatay

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Komisyonun katılmadığı önergeler üzerinde ilk söz Sayın Tulay Hatımoğulları Oruç’un. (HDP sıralarından alkışlar)

TULAY HATIMOĞULLARI ORUÇ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; corona günlerinde yaşamını kaybedenlerin günlüğünü tutmak gerçekten çok zor ve çok büyük bir acı. Coronavirüste yaşamını yitirenlere Allah’tan rahmet, ailelerine sabır, hastalara acil şifalar diliyorum ve ümit ediyoruz ki bu pandemi sürecini en az kayıpla ve acıyla hep birlikte atlatabiliriz.

Değerli milletvekilleri, değerli yurttaşlarımız; bu ağır süreci akıl, bilim ve devletin görevlerini tam olarak yerine getirmesiyle atlatabiliriz. Elbette öncelikle tam izolasyon ve fiziksel mesafe fakat insan sosyal bir varlık, o nedenle fiziksel mesafe diyoruz, daha çok aslında sosyal yakınlığı devam ettirecek yeni alternatif yöntemler bulmak durumundayız ve dayanışma diyoruz, dayanışma bu zamanda yaşatır.

Başlayan bir kampanya var, Kardeş Aile Kampanyası. Her birimizin ayrımsız, apartmanımızda, sokağımızda, mahallemizde bir aile bularak ya da aileler bularak onlarla dayanışması oldukça önemli. Küçük dayanışmalar belki küçücük ihtiyaçları giderebilir ama çok büyük bir moral kaynağıdır da.

Gelelim AKP sıralarından “Siz konuşuyorsunuz da ne yapacağız?” sorusuna cevap vermeye. Evet, devletin yapabileceği çok şey var ve yapmalıdır, hele pandemi dönemlerinde. Bunları kabaca şöyle sıralayabiliriz: Bu dönemde bütün sağlık hizmetleri ücretsiz olmalıdır, daha fazla test yapılmalı ve her türlü sonuç en şeffaf bir biçimde halklarla paylaşılmalıdır. Bu hastalıkta kurtarıcı araçlardan biri olan solunum cihazı üretimi artırılmalı, hızlandırılmalıdır. Coronavirüs salgınında en büyük risk grubu olan sağlık emekçileri için yeterli koruyucu ekipman planlanmalı, üretilmeli ve sağlanmalıdır. Zorunlu üretim dışında üretim durmalı, zorunlu üretimde de mutlaka iyi bir planlama ve koruma sağlanmalıdır. İşten çıkarmalar yasaklanmalı, KOBİ’lere sağlanacak bütün destekler bu şartlara bağlanmalıdır. İşçiler ücretli izne çıkarılmalı, sigortaları karşılanmalıdır. Esnafın zararı giderilmelidir, vergi ödemeleri durdurulmalıdır. Çiftçinin borçları durdurulmalı ve çiftçi desteği hızla sağlanmalıdır. Öğrencilerin KYK borçları silinmelidir. Emekli aylığı geçimlik düzeye getirilmeli, günlük ev eksenli çalışan alt gelir grubundaki kadınlara doğrudan destek sağlanmalıdır. Fakat iktidar görevden kaçıyor ve gerçekten, maske -bu kürsüden çok örnek verildi- bu iktidarın coronavirüsle mücadelesinde başarısızlığının simgesi hâline gelmiş durumda.

Vatandaşın karnı gerçekten laflara tok. Mühim olan, evinde ve iş yerinde vatandaşın ne yaşadığıdır. Ama iktidara baktığımızda, lafla peynir gemisi yürütmeye çalışıyor. Bununla yetinmeyip toplumu ayrıştırıyor, kutuplaştırıyor, birbirinin karşısına getirerek toplumu böyle yönetmek istiyor ve kalkıp diyor ki “Biz bize yeteriz.” ve “Bir ve beraber olacağız.” Ben burada çok merak ediyorum, Cumhur İttifakı bunu söylerken, yedi gündür infazla ilgili yasa tartışılıyor ama siz “Biz bize yeteriz.” dediğiniz için aslında sadece kendinizi kastediyorsunuz. Hakikaten siz kimsiniz? Siz tek başınıza Türkiye’yseniz, size oy vermemiş olan milyonlarca vatandaşı, onların iradesiyle bu kürsüde oturan muhalefetin milletvekillerini, seçilmiş belediye başkanlarını leylekler mi getirdi, bunu sizlere sormak isterim. Kiminle beraber olacaksınız? Bugün cezaevlerinde bir salgınla karşı karşıyayken Türkiye ve bütün dünya, cezaevlerinde aldığınız önlemlerle ilgili bile muhalefet partileriyle uzlaşmaya yanaşmıyorsunuz. Sizden olmayana “Ölsün.” diyorsunuz, aç olan için de “Gebersin.” diyorsunuz. Sizin birlikten, beraberlikten anladığınız tam da budur.

Biliyorsunuz, Guantanamo esir kampları çok ünlüdür ve oradaki esirlerin, diş macunlarıyla plastik tasların üzerine yazdıkları ya da taşla kazıyarak yazdıkları şiirlerden bir dizeyi paylaşmak istiyorum: “Alın kanımı, kefenimi ve bedenimde kalanları/Mezarda resimlerini çekin bedenimin, dünyaya gönderin sonra/Yargıçlara, vicdanlı insanlara, prensip sahiplerine, tarafsızlara/Ve bırakın suçluluğu binsin omuzlarına bu zalimlerin.” İşte bugün, tarihin farklı zamanlarından günümüze kadar yansıyan zalimlikler böyle tanımlanır ve böyle ifade edilir. Bugün, Guantanamo’da yaşananların Türkiye’de corona günlerinde Türkiye’deki cezaevleriyle sesinin nasıl buluştuğunu bir kez daha görüyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

TULAY HATIMOĞULLARI ORUÇ (Devamla) – Ve tarih önünde, insanlık karşısında, mutlaka ve mutlaka, tıpkı esir kamplarında nasıl insanlar oradan seslerini bütün dünyaya duyurup tarihe not düştülerse, sizler şu an içerideki tutsaklara ve hükümlülere, Guantanamo’da, esir kampında yaşananları aynı biçimde, Türkiye’de yaşattığınız ve yaşatmaya mahkûm ettiğiniz için tarih karşısında hesap vereceksiniz. Bu bir cinayettir, bu infaz yasasındaki adaletsizlik, eşitsizlik, tam anlamıyla bir cinayettir ve bu cinayet iktidarın Cumhur İttifakı’nın boynundadır, omuzlarındadır. (HDP sıralarından alkışlar)

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Sayın Başkan…

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Evet, buyurun Sayın Bülbül.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Sayın Başkan, tutanaklara geçsin.

Konuşmacının, konuşmasında tarafımıza yönelik ortaya koymuş olduğu ithamları, değerlendirmeleri şiddetle ve kesinlikle reddediyoruz.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkan, suçlamaları reddettiğimizi ifade etmek isterim. Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ikinci söz talebi Sayın Serkan Topal’ın.

Buyurun Sayın Topal. (CHP sıralarından alkışlar

SERKAN TOPAL (Hatay) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, hepinize saygılarımı sunuyorum.

Tabii, uzun süredir toplumda bir beklenti vardı, beklenti şuydu arkadaşlar bu teklifle ilgili, bizim de beklentimiz şuydu: Adalet sistemini düzeltmek, yargı reformu yapmak, haksız tutuklamaları ortadan kaldırmak, hukuksuz yargı kararlarını ortadan kaldırmaktı. Ama tabii, amaç gerçekten coronavirüs nedeniyle cezaevlerini boşaltmak ise maalesef biz bunu göremiyoruz. Neden göremiyoruz? Çünkü gerçekten bu düzenleme toplumda infial yaratan birçok suçluya yarıyorken “tweet” atarak düşüncesini dile getiren insanlar maalesef yine içeride kalacak.

Şimdi, az önce Sayın Akbaşoğlu “İnsan bizim için önemli.” dedi, “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın." dedi. Ben buradan Sayın Akbaşoğlu’na şunu soruyorum: Peki, tutuklu insanlar, gazeteciler, düşünce suçlarından dolayı orada kalanlar coronavirüse yakalanmayacaklar mı, onlar insan değil mi?

Şimdi, teklifin gerekçesinin giriş bölümü “Çağdaş ceza infaz sisteminin temel amacı; hükümlülerin sosyalleşmesini teşvik etmek, yeniden suç işlemelerini engelleyici etkenleri güçlendirmek, üretken, kanunlara ve toplumsal kurallara saygılı ve sorumluluk taşıyan bir yaşam biçimine uyumlarını kolaylaştırmak...” diye devam ediyor. Peki, şu soruyu sormak istiyorum özellikle bunu hazırlayan arkadaşlara: Şimdi, mahkûmların okuyacağı gazeteleri... Basın İlan Kurumunun ilan kriterlerine göre mi sosyalleşme olacak? Yani bir hükümlü Sabah gazetesini okursa ya da A Haber’i izlerse sosyalleşmeyi tamamlamış mı olacak? Böyle bir şey olabilir mi arkadaşlar!

Bakın, yine, başka bir konu: Şimdi, özel yetkili mahkemeler kaldırıldı, sulh ceza hâkimlikleri kuruldu. Cezaların infazıyla ilgili infaz hâkimlikleri oluşturuldu, infaz hâkimliklerinin denetiminde komisyonlar oluşturuldu. Peki, bu komisyonlarda baro başkanları neden yok? Ayrıca, Cumhurbaşkanına hakaretten orada bulunan mahkûmlar, bu komisyonlar tarafından objektif değerlendirilecek mi? Bu da başka bir soru.

Değerli arkadaşlar, şimdi, hangi düzenlemeyi yaparsanız yapın, eğer, gerçekten, yönetimde adalet olmazsa, demokrasi olmazsa hukuk düzeni işlemez. Ben bu kürsüde daha önce “Ben Kralım." diyen Prusya Kralı Friedrich’in hikâyesini, Potsdamlı değirmencinin hikâyesini anlaşmıştım. Yine, Hazreti Ali’nin “Devletin dinî adalettir.” sözünü, Ömer’in adaletini burada defalarca dile getirdik. Yine, Aristo şöyle diyor: “Adalet, önce devletten gelmelidir çünkü hukuk devletin toplumsal düzenidir.” Yani Arkadaşlar, devleti yönetenler adil olmalıdır, devleti yönetenler vatandaşıyla çatışmamalıdır, devleti yönetenler ana muhalefet liderleriyle çatışmamalıdır; memurlara, gazetecilere bir şeyler dememelidir ve eleştiriye açık olmalıdır.

Basında yer aldı, Sayın Cumhurbaşkanı 30 bin vatandaşla davalı. Değerli arkadaşlar, yine, soruşturma açılan vatandaş sayısı 70 binin üzerinde. Şimdi, eğer devleti yönetenler adaleti tesis etmeyecekse, devleti yönetenler merhametli olmayacaksa, devleti yönetenler kapsayıcı olmayacaksa adalet de olmaz, eşitlik de olmaz, hukuk da işlemez. Dolayısıyla, buradan şunu ifade etmek istiyorum, şimdi bir kez daha söylüyorum –“İnsan, insan.” dendi- düşünce suçluları, tutuklular, “tweet” atanlar coronavirüse yakalanmıyor mu? Eğer coronavirüse yakalanmıyorsa o zaman biz de hepimiz oraya girelim, onların yanında olalım, biz de yakalanmayalım. Öyle bir şey var mı arkadaşlar?

Bakın, yine, size Amerika’dan bir örnek vereceğim. Bilim adamı, Profesör Doktor Mehmet Çilingiroğlu, Amerika’da canlı yayında Trump’a maskeyle ilgili ağır eleştirilerde bulundu…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin Sayın Topal.

SERKAN TOPAL (Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

…ama hâlâ orada ve görevinin başında. Açık bir şekilde eleştiriyor ve hiçbir şey olmuyor. Yani burada olsaydı acaba neler olurdu, onu takdirinize bırakıyorum.

Değerli arkadaşlar, konuşacak çok şey ama son olarak şunu ifade etmek istiyorum. Özellikle bana yurt dışından çok telefon geliyor. Suudi Arabistan’da, Libya’da -orada savaş var arkadaşlar- Kıbrıs’da, Umman’da, Katar’da, Dubai’de, Kuveyt’te ve Afrika’nın diğer ülkelerinde, yurt dışındaki birçok ülkede, özellikle Arabistan’da gerçekten… Dün de sosyal medyaya düştü, bir vatandaşımız dışarıda açlıktan ölüyor yani bu yüzden, yetkililere bir kez daha buradan sesleniyorum: Yurt dışındaki vatandaşlarımızı lütfen bir an önce getirelim, vatandaşlarımız çok mağdur. Bu konuda çözüm bekliyoruz.

Hepinize teşekkür ediyorum, saygılarımı sunuyorum.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 56’ncı maddesinin birinci fıkrasında yer alan “değiştirilmiş” ibaresinin “yeniden düzenlenmiştir” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Dursun Müsavat Dervişoğlu                Ayhan Erel                     Ayhan Altıntaş

             İzmir                                  Aksaray                                Ankara

        Yasin Öztürk                       Fahrettin Yokuş             İbrahim Halil Oral

            Denizli                                  Konya                                  Ankara

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın İbrahim Halil Oral’ın.

Buyurun. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

İBRAHİM HALİL ORAL (Ankara) – Sayın Başkan, kıymetli milletvekilleri; Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun Teklifi’nin 56’ncı maddesi üzerinde İYİ PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, öncelikle, coronavirüs sebebiyle yitirdiğimiz vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, tedavisi devam eden vatandaşlarımıza acil şifalar diliyorum.

Kıymetli milletvekilleri, dün Genel Başkanımız Meral Akşener Hanımefendi de basın açıklamasında ifade etti, İYİ PARTİ olarak, altmış gün önce, salgın daha ülkemize gelmeden pek çok uyarıda bulunduk. Genel Başkanımızın ifadeleriyle “Dedik de dedik.” Kimini duymak istemediler, kimini yapmak istemediler, kimini de yaptılar ama maalesef geç, eksik ve acemice yaptılar. Eksik ve acemice yapıldığını cuma akşamı gördük, sokaklardaki panik ve kaosu hepimiz maalesef üzülerek izledik. Sokağa çıkma yasağının nasıl uygulanacağı Anayasa’da belirtilmektedir. Bugüne kadar yapılan pek çok tedbir doğru olsa da hukuka tam olarak uygun yürütülmemiştir. Bugüne kadar yapılan pek çok uygulama, sokağa çıkma yasağı dâhil pek çok hukukçunun görüşüne göre OHAL ilanı sonrası gerçekleşmesi gereken uygulamalardır, buna dahi dikkat edilmemiştir. Yaşadıklarımız resmen kırk sekiz gündür, Sayın Sağlık Bakanının, Bilim Kurulunun ve milletimizin, kazmayla, kürekle kazıyarak temizlediği karın üstüne âdeta çığ düşmesi gibi olmuştur. Emekler boşa gitmiştir maalesef, heba olmuştur. Bu noktada hiçbir iktidar mensubu arkadaşımız da itiraz edemez. Çünkü dün yaşanan istifa süreci bu suçun açık ve seçik kabulüdür.

Sayın Süleyman Soylu, yapılan hatayı kabul edip, olgun bir devlet adamı edasıyla istifa etti diye düşünmüştük, kendisini tebrik etmiştik ancak gördük ki ortada siyasi bir tiyatro ya da “Küstüm, oynamıyorum.” tavırları varmış. Sayın Bakan, İçişleri Bakanlığı gibi kritik bir makamdan, sosyal medyaya koyduğu bir ekran görüntüsü mesajıyla istifa ediyor, sonra istifa kabul edilmedi diye gerisin geriye dönüyor.

Değerli milletvekilleri, İçişleri Bakanlığı makamı oyuncak değildir. Hele “Küstüm, oynamıyorum, beni geri çağırın.” denecek makam hiç değildir. İstifa edilecekse istifa resmen sunulur, işleme koyulur ve sonra halkın karşısına ekranlara çıkılır ve gereken söylenir. Sayın Soylu, muhalefetteyken iktidar mensuplarına ettiği hakaretleri nasıl kameralar önünde ettiyse, bu istifayı da kameralar önünde etmeliydi.

Şimdi ise sosyal medyadan değil, kameralar karşısına geçerek milletimizden özür dilemelidir. İstifa edildiyse, bu kamuoyuna mal olduysa, bunun kabul edilip edilmemesi gibi bir durum olamaz. Şunu da atlamamak gerekir. Sayın Cumhurbaşkanının bilgisi olmadan en küçücük bir ihale bile yapılamayan Türkiye’de, sokağa çıkma yasağının uygulamasından Sayın Cumhurbaşkanının habersiz olması mümkün değildir. Bu sebeple, yürütmenin başı olan Sayın Erdoğan kameralar karşısına geçip milletimizden özür dilemelidir. Kendisi FETÖ meselesinde “Kandırıldık.” deyip Allah’tan af, milletimizden özür dilemişti. Yani özür dilemeye alışıktır, en azından bunu yapmalıdır.

Saygıdeğer milletvekilleri, bugün Adalet Bakanlığımızın açıklamalarından açık cezaevlerinde 3 mahkûmun coronavirüsten hayatını kaybettiğini öğrendik. Merhumlara Cenab-ı Allah’tan rahmet diliyorum. 17 mahkûmda da virüs olduğunu öğrendik, kendilerine acil şifalar diliyorum. Buradan anlıyoruz ki infaz kurumlarımıza da bu virüs girmiştir. Aldığımız bilgilere göre kapalı cezaevlerinde de şüpheli durumlar bulunmaktadır. Cezaevlerinde bile yeterince önlem alamayan bir yönetimin sokaklarda, caddelerde nasıl önlem alacağını düşünmek bile istemiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi lütfen.

İBRAHİM HALİL ORAL (Devamla) – Çok teşekkür ederim, sağ olun.

Günde 100 vatandaşımız hayatını kaybediyor. Siz hâl⠓İnfaz yasasını muhalefet çıkartmıyor.” diye feveran ediyorsunuz. Gerçekten çuvallamış durumdasınız.

CEMAL ENGİNYURT (Ordu) – Yalan mı konuşuyoruz? Hâlâ çıkarmıyorsun, hâlâ konuşuyorsun işte!

İBRAHİM HALİL ORAL (Devamla) – Siz buraya gelirsiniz, konuşursunuz, cevabınızı da alırsınız.

CEMAL ENGİNYURT (Ordu) – Ben cevabını veriyorum işte.

İBRAHİM HALİL ORAL (Devamla) – Cevabınızı buradan alırsınız.

CEMAL ENGİNYURT (Ordu) – Boş boş konuşuyorsun!

İBRAHİM HALİL ORAL (Devamla) – Siz gelirsiniz buraya, vicdanınızla danışırsınız, olmayan vicdanınızla cevabınızı alırsınız.

CEMAL ENGİNYURT (Ordu) – Sende vicdan yok!

İBRAHİM HALİL ORAL (Devamla) – Elini indir aşağıya!

CEMAL ENGİNYURT (Ordu) – Sen indir elini lan!

İBRAHİM HALİL ORAL (Devamla) – İndir elini aşağıya!

CEMAL ENGİNYURT (Ordu) – Sen niye elinle konuşuyorsun!

İBRAHİM HALİL ORAL (Devamla) – Terbiyesizlik etme!

CEMAL ENGİNYURT (Ordu) – Terbiyesiz sensin!

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar…

İBRAHİM HALİL ORAL (Devamla) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Tamam.

Değerli arkadaşlar, lütfen…

Siz tamamlayın Sayın Oral. Genel Kurula hitap edin.

CEMAL ENGİNYURT (Ordu) – Kendisi eliyle konuşuyor, bir de “Elini indir!” diyor.

İBRAHİM HALİL ORAL (Devamla) – Kendini bilmiyorsan konuşmayacaksın!

CEMAL ENGİNYURT (Ordu) – Konuşma!

İBRAHİM HALİL ORAL (Devamla) – Burada insanlar istediği gibi konuşurlar.

CEMAL ENGİNYURT (Ordu) – İşine bak! Hakaret etme hakkına sahip değilsin!

İBRAHİM HALİL ORAL (Devamla) – Ukalalık yapma!

CEMAL ENGİNYURT (Ordu) – Artistlik yapma!

İBRAHİM HALİL ORAL (Devamla) – Artist sensin!

BAŞKAN – Sayın Oral, Genel Kurula hitap edin lütfen. Tamamlayın konuşmanızı.

İBRAHİM HALİL ORAL (Devamla) – O zaman, haddini bilmeyen insanı dışarı çıkartın.

CEMAL ENGİNYURT (Ordu) – Yok ya! Hadi çıkar, gel!

İBRAHİM HALİL ORAL (Devamla) – Ben seni çıkartırım…

CEMAL ENGİNYURT (Ordu) – Hadi gel, çıkart!

İBRAHİM HALİL ORAL (Devamla) – …ama Meclisin mehabetine saygı duyuyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

CEMAL ENGİNYURT (Ordu) – Sen de mi saygı var!

BAŞKAN – Tamam.

Sözlerinizi tamamlayın. Teşekkür ediyorum.

İBRAHİM HALİL ORAL (Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkanım.

Size tavsiyem derin bir nefes alıp, elinizi yüreğinize koyup muhalefetle, sivil toplumla, vatandaşla istişare ederek, ortak bir akılla hareket etmenizdir. Yoksa ceremesini hepimiz çekeceğiz, yoksa Yüce Allah’ın huzurunda ve vicdanınızda hepiniz hesap vereceksiniz diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

56’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Buyurun Sayın Akbaşoğlu.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sadece tutanaklara geçmesi açısından bir şey söyleyeyim. Bu istifa olayıyla ilgili bir tiyatro söz konusu değildir. Atamaya yetkili makam, merci usulde paralellik ilkesi çerçevesinde onay makamıdır aynı zamanda. İstifa tekemmül etmediği için herhangi bir hukuki problem yoktur.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Toğrul…

Buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

26.- Gaziantep Milletvekili Mahmut Toğrul’un, vatandaşa bir taraftan “Evde kal.” denilirken bir taraftan da elektrik ve doğal gaz borcunun tahsil edilmeye çalışılmasının coronavirüs salgınıyla mücadele kapsamına ne kadar girdiğini ve çalışmayanlardan bu paranın nasıl tahsil edileceğini öğrenmek istediğine, Gaziantep İl Pandemi Kurulunda Eczacı Odası ve Tabip Odasının yer almadığına ilişkin açıklaması

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, Cumhurbaşkanı coronavirüs salgınıyla mücadele kapsamında vatandaşların elektrik ve doğal gaz borcundan dolayı elektrik ve doğal gazlarının kesilmeyeceğini söylemişti. Şu anda elimde bir esnafımıza ve bir meskene ait 2 ayrı fatura var; onlarca fatura tarafıma iletildi. Maalesef bu faturaları beş gün içerisinde ödemedikleri takdirde elektriklerinin kesileceğini söylüyorlar. Ben, vatandaşa “Evde otur.” derken bir taraftan da vatandaştan bu paranın bir an önce tahsil edilmeye çalışılması coronavirüs salgınıyla mücadele kapsamına ne kadar giriyor, bunu sormak istiyorum.

İkincisi, Sayın Başkan, il pandemi kurulları kuruldu. Gaziantep’te kurulan İl Pandemi Kuruluna Eczacı Odası ve Tabip Odası da ilk önce davet ediliyor, daha sonra sağlıkla ilgili 2 kurumun -Eczacı Odası ve Tabip Odasının- bu Pandemi Kurulunda yer alması kabul edilmiyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun tamamlayın.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Tabip Odası Başkanımızla bugün görüştüm “Hiçbir şekilde dâhil edilmiyoruz, İl Hıfzıssıhha Kurulu kararlarından dahi haberimiz olmuyor” diyor. Bu 2 konu gerçekten neye göre belirleniyor? Vatandaş elektrik borçlarından dolayı karanlıkta mı otursun? Çalışmayanlardan bu para nasıl tahsil edilecek? Bunu dikkatlerinize sunuyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Kayıtlara geçmiştir, teşekkür ediyorum.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 17.55

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 18.13

BAŞKAN: Başkan Vekili Süreyya Sadi BİLGİÇ

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Enez KAPLAN (Tekirdağ)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 84’üncü Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

207 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon yerinde.

VIII.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Süreyya Sadi Bilgiç’in, coronavirüs salgınının yaşandığı süreçte karşılıklı hoşgörü içerisinde her türlü kaba ve yaralayıcı sözlerden sarfınazar edilerek Genel Kurul çalışmalarının sürdürülmesi gerektiğine ilişkin konuşması

BAŞKAN - Değerli milletvekilleri, sizlerden ricam… Hakikaten son derece zor, yorucu ve bir salgın ortamında çalışmalarımızı sürdürmeye çalışıyoruz. Ben bir kere, katkı veren bütün milletvekili arkadaşlarımıza teşekkür ediyorum. Her ne kadar kendimizi maskeyle falan bu kadar korumaya çalışsak da, tabii ki, böyle kapalı bir ortamda on saat, on üç saat, on beş saat bir arada olmanın hakikaten riskleri de var. Bunun, zaman zaman, tabii ki sinirlerimizi gerdiğini de biliyorum ama bizler mutlaka topluma da örnek olması gereken kişiler olarak sinirlerimize hâkim olmayı da bilmeliyiz ve Genel Kurul çalışmaları sürecinde de her türlü kaba, yaralayıcı sözlerden de sarfınazar ederek karşılıklı sevgi, saygı ve hoşgörü içerisinde bu çalışmaları sürdürmemiz lazım. Ben bütün milletvekili arkadaşlarımdan -yani hepsine teşekkür ediyorum tabii ki ama- bundan sonraki çalışma sürecimizde de buna uygun bir biçimde çalışmaların sürdürülmesini rica ediyorum.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Akbaşoğlu.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

27.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, Gaziantep Milletvekili Mahmut Toğrul’un yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Sayın Başkanım, teşekkür ederim.

Ara vermeden önce HDP milletvekili birtakım faturalardan bahsetmişti, bizlere verirlerse faturaları… Bu konuyla ilgili EPDK’nın bir açıklaması var malum, onunla uyumlu bir şekilde işlem yapılmasıyla ilgili takibini yaparız.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Toğrul’la beraber bunu yapın Sayın Akbaşoğlu.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Hemen aktarıyorum.

VII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Denizli Milletvekili Cahit Özkan, Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül ve Afyonkarahisar Milletvekili Ali Özkaya ile 57 Milletvekilinin Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2762) ve Adalet Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 207) (Devam)

BAŞKAN – 57’nci madde üzerinde 2’si aynı mahiyette olmak üzere 3 adet önerge vardır.

İlk okutacağım 2 önerge aynı mahiyette olup birlikte işleme alacağım.

Aynı mahiyetteki önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 207 sıra sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 57’nci maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Serpil Kemalbay Pekgözegü                Hüda Kaya                        Murat Çepni

             İzmir                                  İstanbul                                  İzmir

         Tuma Çelik                   Gülüstan Kılıç Koçyiğit

            Mardin                                   Muş

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

         Ahmet Kaya                          Zeynel Emre                     Alpay Antmen

           Trabzon                                İstanbul                                 Mersin

      Süleyman Bülbül                        Tufan Köse                    Turan Aydoğan

             Aydın                                  Çorum                                 İstanbul

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Komisyonun katılmadığı önergeler üzerine ilk söz talebi Sayın Murat Çepni’nin. (HDP sıralarından alkışlar)

MURAT ÇEPNİ (İzmir) – Teşekkürler Başkan.

Genel Kurul, değerli halkımız; Bakanlığın yaptığı açıklamaya göre 17 mahpus pozitif, 3 insan hayatını kaybetmiş, 79 cezaevi personeli, 44 hâkim, savcı, 32 adliye çalışanı, 34 Adli Tıp çalışanı ise yine hasta durumda. Cezaevlerindeki pandeminin varacağı noktanın alarmıdır bu tablo. Evet, biz, bu koşullarda infaz yasasını tartışıyoruz ve bu yasa cezaevlerini virüs salgınına karşı korumayacak. Bu yasa, virüse karşı mücadele kapsamında en riskli alan olan cezaevlerini ve mahpusları korumak için değil, iktidarın halka karşı mücadelesinin doğrudan bir ürünüdür. İktidar, 82 milyonun büyük bir çoğunluğunu öldürme, küçük bir azınlığını ise kurtarma derdindedir. İktidarın politikası eşitsizlik üzerine kuruludur, refleksleri de halka saldırı üzerine dizayn edilmiştir. Şirketlerin sağlığı halk sağlığından daha değerlidir saray için. “İşçilere ölüm, muhaliflere ölüm” sarayın en kararlı olduğu politikadır. AKP önce dua, sabır ve kolonyayla yola çıktı, şimdi ise halkı kitlesel olarak riske atan OHAL uygulamalarıyla meşgul. Bugün, yüz binlerce işçi tekrar çalışmaya başladı. İş yerlerinden, şantiyelerden gelen ölüm haberleri, şirketlerin CEO’su sarayı geri adım attıramıyor. Tersine, bu infaz yasasıyla, siyasal tükenmişliğinin sonucu yaşayacağı sıkıntıları bertaraf etmek için muhaliflerine yönelik savaşı tırmandırıyor. Bu özel af düzenlemesi tam olarak, iktidarın gelecek korkusunun sonucudur. Hırsızlar, devleti soyanlar, mafya babaları, kadın düşmanları yani çürümüş düzenin köşe taşları dışarı çıkıyor; bu coğrafyanın aydınlık yüzleri “Talana, soyguna, hırsızlığa, zulme hayır.” diyenler ise içeride ölüme terk ediliyor. Sarayın koltuk korkusu, kendi Anayasa’sının eşitlik maddesini bile yok saymasına neden olabiliyor.

Şunu bir kez daha söyleyelim: Biz, bu pandemi sürecinde tüm cezaevlerinin eşit infaz yasasının kapsamında olmasını önerdik. Bu noktada, eşitlik temel talebimizdir fakat pandemi için değil… Muhalifleri ölüme terk eden eşitsiz bir düzenlemeyi kesinlikle reddediyoruz. İktidar, siyasi tutsakları içeride tutmayı bir siyasi zafer olarak sunuyor; buradan hareketle, hamaset edebiyatıyla muhalefeti de dizayn etmeye çalışıyor ama bunu başarması artık mümkün değildir. Herkesin niyetini açıkça ortaya koyduğu bu görüşmelerde, iktidarın niyetinin sarayın bekası olduğu açıkça ortaya çıkmıştır.

Siyasi mahpuslar kimseden bir lütuf talep etmiyorlar, anayasal ve insani olan eşitlik ilkesine riayet edilmesini istiyorlar. Siyasi tutsaklar, hukukun tümüyle iktidarın siyasi hegemonyasında olduğu koşullarda, komplolarla, sahte delillerle oluşturulan dosyaların sonucunda hapsedilmişlerdir. Siyasi tutsaklar, faşist bir diktatörlük tarafından özgürlüklerinin gasbedilmesine itiraz ederken aynı zamanda tüm ezilen insanlığın da özgürlüğü mücadelesini kararlıca yürütmeye devam edeceklerdir; bundan kimsenin bir kuşkusu olmasın.

Yani bu yasayla zafer kazandığınızı bir an bile aklınızdan geçirmeyin. Cezaevleri, sizin ve sizin akıl hocalarınızın işkencelerinin tarihine tanıklık etmiş olabilir ama esas olarak da devrimcilerin, sosyalistlerin, yurtseverlerin ve muhaliflerin direnişine de tanıklık etmiş alanlardır. Bu da size dert olmaya devam etsin.

Eşitliği yok sayan, siyasi muhalifleri ölüme terk eden iktidar unutmasın, bu işlemek üzere olduğunuz cinayet sonunuz olacaktır. Bir iktidar, “Ekmek” diye gelip açlığı fıtrat hâline getirmeye başladığında bir parti olmaktan çıkmış, yok olmaya koşan bir suç örgütüne dönüşmüş durumdadır. Biz buradayız; İçeride ve dışarıda yaşamı, insanı, özgürlüğü savunmaya devam edeceğiz.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkanım, tutanaklara geçmesi açısından iddiaları reddettiğimizi ve Türkiye’de siyasi tutsak bulunmadığını ifade etmek isterim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ikinci söz talebi Sayın Ahmet Kaya’nın.

Buyurun lütfen. (CHP sıralarından alkışlar)

AHMET KAYA (Trabzon) – Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun Teklifi’nin 57’nci maddesi üzerine söz almış bulunuyorum, Genel Kurulumuzu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, corona virüsünün tüm dünyayı tehdit ettiği bu zor ve sıkıntılı günlerde yüce Meclisimizin çatısı altında görevimizin başındayız. Bugün, ülkemizde yüz binlerce insan işine gidemiyor; dükkânını kapatmak zorunda kalan, işini kaybeden, hiçbir geliri olmayan milyonlarca insanımız bir an önce devletimizin kendilerine yardım elini uzatmasını bekliyorlar.

Diğer yandan, cezaevlerindeki binlerce insanımız ve aileleri de büyük bir umutla bizlerden gelecek iyi haberleri bekliyorlar. Bu umutlu bekleyişleri ayrımcılık yaparak, haksızlık yaparak hayal kırıklığına dönüştürmeye hakkımız yok. Bizler, milletvekili sıfatımızla, belli zümrelerin değil, Türk milletinin temsilcileriyiz ve milletvekilleri olarak temsil ettiğimiz milletimizin huzurunda, bu kürsüden ilk yemini yaptığımızda milletimizin kayıtsız ve şartsız egemenliğini koruyacağımıza, hukuku üstün tutacağımıza, ayrım yapmadan herkesin insan hak ve hürriyetlerinden yararlanması ülküsünden ve Anayasa’ya sadakatten ayrılmayacağımıza şerefimiz ve namusumuz üzerine yemin ettik. Peki, bugün çıkarmaya çalıştığımız bu Kanun Teklifi ettiğimiz bu yeminle örtüşüyor mu veya ne kadar örtüşüyor? Her birimiz elimizi vicdanımıza koyarak bunu düşünmek zorundayız. Çıkarmaya çalıştığımız bu kanun teklifinde hukuku üstün tutuyor muyuz? Ayrım yapmadan herkesin insan hak ve hürriyetlerinden yararlanmasını sağlayabiliyor muyuz? Anayasa’ya sadakatten ayrılıyor muyuz?

Ben hukukçu değilim ama bilgisine değer verdiğim, liyakatine güvendiğim ne kadar hukukçu varsa onları dinlemeye, söylediklerini anlamaya çalıştım; her biri, bu teklifin adil olmadığını, eşit olmadığını ve vicdanlı olmadığını söylüyor, kanun yapma tekniğine ve Anayasa’ya aykırı olduğunu ifade ediyor. Teklif bu şekliyle geçerse yıllarca düzgün esnaflık yapmış ama elinde olmayan sebeplerle hayatında ilk kez çeki yazılmış esnaflarımız hapiste kalmaya devam ederken çete üyeleri ve kadınları darbeden caniler dışarı çıkabilecek. Ki, şu anda, coronavirüs tehdidi nedeniyle işi bozulan binlerce esnafımız var, büyük çoğunluğu istese de bu zor günlerde çeklerini ödeyemeyecek duruma gelebilirler. Peki, ne olacak bu esnaflarımızın hâli, çeki yazıldı diye hapse mi girecekler?

Değerli milletvekilleri, Cumhuriyet Halk Partisi olarak bizler bu infaz yasasına destek olmak, kader mahkûmlarının salıverilmesine katkı vermek istiyoruz; tahliyeler için adaleti, aklı, mantığı ve vicdanı savunuyoruz fakat ekonomik kriz nedeniyle zora düşen esnaf hapse atılırken gaspçının, hırsızın, dolandırıcının affedilmesini büyük bir adaletsizlik olarak görüyoruz. Aklı ve bilimi rehber edinmiş insanların, düşünen insanların, sorgulayan insanların, muhalif insanların, gazetecilerin ve yazarların bu yasadan yararlandırılmaması kindarlığın tezahürüdür, büyük bir adaletsizliktir diyoruz.

Masumların, askerî öğrencilerin, engellilerin, gebelerin, hastaların, çocuklu annelerin demir parmaklıklar arkasında unutulmasını kabul edemiyoruz. Eline silah almamış, şiddete bulaşmamış kişileri kapsamayan ama milletin kanına giren eli kanlı mafya ve çetelerin sokağa bırakılmasını içimize sindiremiyoruz.

Hani, hukuku üstün tutacaktık; ayrım yapmadan, herkesin, insan hak ve hürriyetlerinden yararlanması ülküsünden ve Anayasa’ya sadakatten ayrılmayacaktık? Bunun için milletimizin huzurunda, bu kürsüde yemin etmiştik. Herkese, ettiği yemini ve yeminine sadık kalması gerektiğini hatırlatıyorum.

Kuruluşundan bugüne dek hak, hukuk ve adalet mücadelesi veren Cumhuriyet Halk Partisinin temsilcileri olarak Sayın Genel Başkanımızın öncülüğünde, bu ülkenin haksızlığa uğramış, adalet arayan, vicdanlı insanlarıyla birlikte 420 kilometre yol yürüdük. Yirmi beş gün boyunca yollarda, adaletsizliğe uğrayan milyonlarca insanımızın sesi olduk. Bugün de bu kanun düzenlemesiyle adaletsizliğe uğrayan tutuklu ve mahkûmların sesi olarak bu düzenlemeye itiraz ediyoruz. Anayasa’mıza ve eşitlik ilkesine aykırı olduğu açık olan bu teklifin bu hâliyle çıkarılması durumunda toplum vicdanında derin yaralar açacağını söylüyor ve sizleri tekrar uyarıyoruz: İş işten geçmeden bu yanlışı düzeltin.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın.

AHMET KAYA (Devamla) – Değerli milletvekilleri, çok zor günlerden geçiyoruz. Bu zor günleri yardımlaşmayla, dayanışmayla ve ekmeğimizi bölüşerek elbette aşacağız. Her şeyden çok birliğe, beraberliğe ve akıl ortaklığına ihtiyacımız var ama siz bu yasal düzenlemeyi yaparken bunu yok saydınız, muhalefetin ve saygın hukukçuların hiçbir önerisini dikkate almadınız, Meclis çoğunluğunuza güvenerek eksik ve adil olmayan bu düzenlemeyi önümüze koydunuz. Bunu kabul etmiyoruz.

Düşünen, sorgulayan insanlarımızı hapislerde çürüten bu bozuk düzen, güçlünün haklı olduğu, haklının suçlu olduğu bu saray düzeni elbette değişecektir diyorum, Genel Kurulumuzu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 57’nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “değiştirilmiştir” ibaresinin “yeniden düzenlenmiştir” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Dursun Müsavat Dervişoğlu             Ayhan Altıntaş                       Ayhan Erel

             İzmir                                  Ankara                                Aksaray

    İbrahim Halil Oral                    Fahrettin Yokuş       Muhammet Naci Cinisli

            Ankara                                  Konya                                Erzurum

        Yasin Öztürk

            Denizli

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerine söz talebi Sayın Muhammet Naci Cinisli’nin. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

MUHAMMET NACİ CİNİSLİ (Erzurum) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; aziz milletimizi ve Genel Kurulumuzu saygıyla selamlarım.

İnfaz kanununda yapılmasını görüştüğümüz değişiklikler, toplumun yapısını, yaşantısını doğrudan etkileyeceği için üzerinde daha itinalı, uzlaşmacı, kapsayıcı görüşmelerin partilerüstü öngörüyle yapılması gerekmekte, sağlıklı demokrasilerde ve adaletli yönetimlerde de olması gereken budur. Ayrıca, infaz kanunu gibi toplumun tümünü ilgilendiren türde yasal düzenlemelerin, ilgili ihtisas komisyonlarında geniş bir katılımla, uzlaşarak tartışılması demokratik kültürümüzün gereği. Oysa hâlihazırda, kanun teklifleri, sağlıksız yeni bir uygulamayla komisyonlarda göstermelik görüşülüyor, hâliyle Genel Kurulumuzdaki görüşmeler uzun tartışmalarla ve dayatmalara karşı mücadeleyle geçiyor. Hâlbuki, bu mücadelelerin komisyonlarda olması gerekirdi. Bu emrivaki, keyfiyet dolu anlayış, kuruluşunun 100'üncü yılını kutlayacak Gazi Meclisimizin felsefesine yakışmıyor ve uymuyor. Bu mukaddes Gazi Meclis çatısı altında yapılan yasama ve denetim faaliyetlerinin ana meselesi, ülkemiz insanının potansiyeline inanan, saygı gösteren, vatanperver, demokrat ruh sahibi bir yönetim anlayışı ihdas etmek olmalı. Yasama faaliyetlerimizin kalitesini artırıp Meclisimizin saygınlığını korumak tüm milletvekillerinin sorumluluğundadır. İçinde bulunduğumuz yeni yönetim sistemi, ortak aklın egemen olmasına maalesef engel oluşturuyor. Bu tarifsiz sistemin Meclisimizi işlevsiz hâle getirmesini önlemek, milletimizin devletiyle olan mesafesini açmamak için, yüz elli yıllık bir tecrübeye sahip olduğumuz iyileştirilmiş parlamenter sisteme acilen dönmeliyiz.

Değerli milletvekilleri, ülkemizin temel sorunlarından biri, belki de ilki, keyfîliğin kamu düzeninde ciddi bir şekilde yer edinmesi ve mazur görülmesidir. İktidar tarafından beslenerek güçlenen, hukuk tanımayan bu anlayışı, adaletin tesisinde, eğitimin niteliğinde, ülke kalkınmasında, sosyal ve siyasi hayatın içerisinde görüyoruz. Bu anlayışa, iki senelik milletvekilliği tecrübemle yasama alanında da yakinen şahit oluyorum, maalesef. Ülkemiz demokratik yönetim sisteminden uzaklaşarak Orta Asya modeline doğru itiliyor. Böyle bir anlayışla görüştüğümüz kanunun konusu olan hükümlüler topluma kazandırılamaz, toplumsal refah iyileştirilemez, ülkemizin kalkınması gerçekleştirilemez. Takdir edersiniz ki kalkınma sadece ekonomiyle sınırlı olmayan siyasi, sosyal, kültürel refahın da gelişimidir. Kalkınmacı, milliyetçi, demokrat İYİ PARTİ olarak bizlerin anlayışı kaliteli kalkınmadır. Her vatandaşımız için ulaşılabilir sağlık ve eğitim hizmetleri, hukukun üstünlüğü, basın ve ifade özgürlüğü olursa hem toplumsal refahı hem de hükümlülerin topluma kazandırılmalarını sağlayabiliriz. Aslına bakarsanız bunların gerçekleşmesi için tek önemli şart var: Demokrasi. Demokrasi, kurallar içinde tahammüldür, ortak fedakârlıklardan özgürlük alanlarının açıldığı bir kurallar rejimidir; kuralsızlık, dilediğini yapmak demek değildir. Biz ise Mecliste kuralları ve teamülleri baypas edecek kanunlar çıkartıyoruz.

Sayın milletvekilleri, vatandaşlarımızın gözünde siyaset kurumu değerini tamamen kaybetmeden, gelin yönetim tarzı, teamüller boyutu gibi ülkemizde maalesef detay kalan bu gibi hadiseleri hep beraber önemseyelim lütfen. Son zamanlarda üzülerek görüyoruz ki devlet etme hususunda örselenmeler yaşanıyor. Devleti bir şekilde yönetenler var ama devlet adamı vasfını haiz kaç yöneticimiz mevcut? Devlet adamlığı eksikliği, ciddi siyasetçi noksanlığı her geçen gün kendini hissettiriyor. Lütfen, unutmayalım ki çok ciddi devlet ve siyasi teamüllerin yaşatıldığı bir siyasi geleneğin mensuplarıyız. Geleneklerimizi yaşatmazsak kuralları, kanunları da yaşatamayız. Son zamanlarda yaşadığımız bazı gayriciddi kandırmacalara ve her krizi fırsata çevirme çabalarına üzülerek şahit olunca aklıma ister istemez eski devlet adamları geliyor. Gaddar 27 Mayıs mahkemelerinde zalim Hâkim Salim Başol’un, İskenderun Limanı’ndan kalkan teknelerde bulunan silahların nereye gittiğine dair ısrarlı sorularına, idamla yargılanan merhum Başbakan Adnan Menderes’in her seferinde verdiği “Reis Bey, devlet sırrıdır, açıklayamam.” cevabı ders gibidir. Seneler sonra kamuoyuna mal oluyor ki cephaneler Kıbrıs mücahitlerine ve Cezayir’e yollanmıştır. Yine, merhum Menderes oğullarına özel iş yapmayı yasaklamıştı. “Devletin kurumlarının imtihanlarına girin, çalışacaksanız devlette çalışın. Hariciyeyi tavsiye ederim. Ben siyasetteyken siz özel iş yapamazsınız.” demişti.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın.

MUHAMMET NACİ CİNİSLİ (Devamla) – Teşekkür ederim.

Büyük siyasetçi Osman Bölükbaşı’nın, oğlu, devlet adamı merhum Deniz Bölükbaşı Bey’e benzer tavsiyelerini biliyoruz. On yıllık kesintisiz bakanlık yapmış merhum Tevfik İleri Bey’in devlet etmeyle ilgili hikâyelerini buradan anlatmaya kalksam masal gibi dinleriz. Bunlara benzer daha nice eski devlet adamı örnekleri verebilirim.

Değerli milletvekilleri, sözlerimin sonunda, çalışma günleri dışında Genel Kurul ve komisyon çalışmalarının Meclis televizyonundan canlı yayınlanmadığını dikkatinize sunmak isterim. Bu yayına internetten ulaşılabiliyor ama televizyonda izlenme imkânına neden sahip olunmasın? Toplumumuzun tamamını ilgilendiren, ayrıca nüfusumuzun büyük bir çoğunluğu “Evde kal, güvende kal.” çağrıları nedeniyle evlerindeyken, seçtikleri ve menfaatleri için çalıştıklarını düşündükleri milletvekillerini bugün bile izleyip takip edemeyeceklerse ne zaman takip edebilecekler. Bu bakımdan Genel Kurulun, komisyonların ve özellikle Plan ve Bütçe Komisyonunun bütçe görüşmelerinin Meclis televizyonundan canlı olarak milletimize iletilmesi çağrımı siz değerli milletvekilleriyle paylaşır, Genel Kurulu saygıyla selamlarım. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

57’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

58’inci madde üzerinde 2’si aynı mahiyette olmak üzere 3 adet önerge vardır. İlk okutacağım 2 önerge aynı mahiyette olup birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 207 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 58’inci maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Serpil Kemalbay Pekgözegü                Hüda Kaya                        Murat Çepni

             İzmir                                  İstanbul                                  İzmir

         Tuma Çelik                   Gülüstan Kılıç Koçyiğit            Züleyha Gülüm

            Mardin                                   Muş                                  İstanbul

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

  Emine Gülizar Emecan                    Tufan Köse                  Süleyman Bülbül

           İstanbul                                 Çorum                                  Aydın

        Zeynel Emre                         Alpay Antmen                   Turan Aydoğan

           İstanbul                                 Mersin                                İstanbul

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Aynı mahiyetteki önergeler üzerindeki ilk söz Sayın Züleyha Gülüm’ün.

Buyurun Sayın Gülüm. (HDP sıralarından alkışlar)

ZÜLEYHA GÜLÜM (İstanbul) – Corona günlerinde kadına yönelik şiddet de maalesef daha fazla görünmez hâle geldi. Gülistan Doku, yüz gündür kayıp, bugün yüzüncü günü. Dersim’de, çok yoğun kameralarla izlendiği bir ilde ve yine her kişinin adım adım takip edildiği bir ilde kayboldu ve yüz gündür hâlen hiçbir haber alınabilmiş değil. Bulunmak istenmiyor anlaşılan çünkü şüpheli ve ailesi yurtdışına kaçtı, onlara yönelik hiçbir ciddi anlamda soruşturma yürütülmedi, arama çalışmaları da durmuş durumda. Bir kez daha buradan soralım: “Gülistan Doku nerede?” Bir an önce bulun.

Şimdi, Gurbet Çetinkaya’dan bahsetmek istiyorum size. Hâlen Bakırköy Kadın Cezaevinde tutuklu. Tutuklu olmasının gerekçesi, kızının eski nişanlısını öldürmek zorunda kalması. Çünkü eski nişanlısı sürekli hem kızını hem kendini tehdit ediyordu. Son olayın olduğu gün de kızını getirmesi için anneyi tehdit etti, hem tecavüzle hem de öldürmekle tehdit etti. Bu nedenle, öldürmek zorunda kaldı. Kendisi hipertansiyon hastası, Bakırköy Cezaevinde tutuklu.

Şimdi, corona günlerinde maalesef bu düzenlemede tutuklulara dair hiçbir şey yok. Bu kadın arkadaşımız, Gurbet arkadaşımız bu hastalığı nedeniyle coronadan doğru eğer ölümle karşı karşıya kalırsa bunun sorumlusu acaba siz olmayacak mısınız? Bunu, bir kez daha buradan soralım. Yine, dev yapı-iş temsilcisi arkadaşımız Hasan Oğuz coronaya yakalandı; Galataport şantiyesinde çalışıyordu, hiçbir güvenlik önlemi alınmadı, 3 pozitif vaka çıkmasına rağmen alınmadı, iş yeri çalışmaya devam etti ve 7 Nisan’da Hasan kalp krizi geçirdi ama coronaya bağlı olarak geçirdi, Covid-19’la maalesef yaşamını kaybetti. Şimdi, burada suçlu olan corona mı yoksa sizin iktidarınızın işçilere karşı hiçbir tedbir almadan ücretli izin haklarını sağlamadan onları çalışmaya zorlamanız mı bir düşünün bakalım. Şimdi, “Bu düzenleme özel af yasası değildir.” diyorsunuz, “Bu şekilde bir infaz düzenlemesi getiriyoruz.” diyorsunuz. Çünkü aslında ayrımcılığınızın Anayasa’da eşitlik ilkesinin ihlalinizin üstünü örtmeye çalışıyorsunuz çünkü şunu iyi biliyorsunuz ki burada eğer gerçekten bir af yasası olarak söylediğinizde nitelikli çoğunluk aramanız gerekiyor, muhalefetin onayını almanız gerekiyor, muhalefetin taleplerini de burada değerlendirmek zorunda kalacaksınız. O nedenle aslında özel af yasası olan bir yasaya “Özel af değil, biz kanunlarda bir düzenleme yapıyoruz.” diyorsunuz.

Şimdi, tüm dünyada bir af tartışması olduğunda öncelikle siyasiler için olur çünkü “siyasi suç” denilen şey döneme, iktidara, kimin yönetimde olduğuna göre değişir. Faşist bir iktidar varsa her şeyi suç hâline getirir, her açıklamayı, her eylemi suç hâline getirir; demokratik, biraz daha burjuva demokrasisinin olduğu iktidarlarda ise bu “suç” tanımı daralır, daha az suça ilişkin, daha az eyleme ilişkin “siyasi suç” tanımı getirilmeye başlanır. Dolayısıyla hukuk literatüründe de dünya literatüründe de bir af tartışması varsa öncelikle siyasi aflardan başlanması gerekir ama sizin savaş hukukunuz, düşmanla savaş hukukunuz maalesef bu temel ilkenin bile önüne geçti. Bu nedenle bu siyasi suçlulara, siyasi mahpuslara ilişkin hiçbir düzenlemeyi bu yasal düzenleme içerisine almadınız. Almadığınız yetmedi, bir de aleyhe düzenlemeler getirdiniz. Fırsatçılıkta vallahi sizinle yarışabilecek kimse yok. Haydi, ne güzel, corona günlerindeyiz, bu arada insanların cezaevlerindeki durumlarını ağırlaştıracak düzenlemeler getirdiniz. Bir kişiyi cezaevinden alıp on beş gün boyunca işkence yapmanın önünü açtınız. “Yakalama kararı” adı altında insanların evlerinin keyfî olarak basılmasının, kapıların kırılmasının, insanların tekmelerle üstüne basılmasının yolunu açtınız, bunu da “hukuk” adı altında yaptınız, gerçekten vahim bir durumdasınız.

Şimdi, bu yasayla kimleri affediyorsunuz? İhaleye fesat karıştıranları, halkın parasını yiyenleri, zimmet suçu, irtikap suçları işleyenleri, Soma katillerini, Çorlu tren kazasının katillerini; çocuk pornografisindeki suçların, çocukların cinsel sömürüsüne yol açan suçların hepsini affediyorsunuz maşallah. Bir tek affetmediğiniz suçlar siyasi suçlar ki asıl tartışılması gereken siyasi mahpusların durumuydu. Şimdi, cezaevlerine ilişkin açıklama yapıyorsunuz, Adalet Bakanlığı diyor ki: “Sadece açık cezaevlerinde var.” Niye bunu diyor? Burada bile fırsatçısınız. Kendi getirdiğiniz kanunu meşrulaştırmak için sadece açık cezaevinde olduğunu söylüyorsunuz, kapalı cezaevlerindekini saklıyorsunuz çünkü kapalıdaki bir kısım mahpusu bırakmaya niyetiniz yok, buna gerekçe olmasın diye.

Şimdi, bütün bunları yaparken maalesef sermayeye destek çıkıyorsunuz, sadece cezaevleri meselesi değil aynı zamanda dışarıda da bu fırsatçılığınız hiç bitmiyor, hemen sermayeyi destekleyen kararlar alıyorsunuz. İşçilere, emekçilere dair bir karar var mı? Yok. Bir de üstüne bu da yetmiyor, diyorsunuz ki halka: “Valla paramız yok, siz bize para verin, biz bu süreçten ancak böyle çıkabiliriz.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

ZÜLEYHA GÜLÜM (Devamla) – Bu da yetmiyor halkın kendi arasındaki dayanışmayı, belediyelerin bu konuda yaptığı dayanışma mekanizmalarını engellemeye çalışıp şunu göstermeye çalışıyorsunuz: “Valla bakın, iktidar dışında size yardım eden yok, diğer partilerin hiçbir faaliyeti yok, bize mahkûmsunuz.” Oy kaygısıyla hareket ediyorsunuz. Corona döneminde bile sizin bütün derdiniz, iktidarınız, bütün derdiniz, “Acaba yeniden seçilebilir miyiz?” kaygınız. Ama şunu iyi bilin ki bu yaptıklarınızın hesabını bir gün vereceksiniz. İnsanlığa karşı suç işliyorsunuz, insanları toplu hâlde ölüme yolluyorsunuz. Bu suçların elbet bir gün hesabı sorulacak, bu halk belki bugün, corona günlerinde evdeler ama emin olun, yarın bunun hesabını sizden tek tek soracaklar. (HDP sıralarından alkışlar)

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkanım, iddiaları reddettiğimizi bildirmek isterim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Evet, aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ikinci söz talebi Sayın Emine Gülizar Emecan’ın.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

EMİNE GÜLİZAR EMECAN (İstanbul) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. Öncelikle salgın döneminde hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, hastalarımıza acil şifalar diliyor, başta sağlık çalışanlarımız olmak üzere şu süreçte tüm emek veren vatandaşlarımıza teşekkür etmek istiyorum.

Dünya Covid-19 salgını nedeniyle çok olağanüstü bir dönemden geçmekte ve bu olağanüstü dönem sonrası dünya düzeni de sorgulanmaktayken biz, günlerdir burada çok önemli bir kanun teklifini görüşüyoruz ve bir arpa boyu yol alamıyoruz. Evet, yıllardır uyguladığınız haksız hukuksuz politikalarınız adil olmayan yargılamalarınız nedeniyle cezaevlerimiz aşırı şekilde dolu. Ve evet, bu salgın döneminde biz o insanların da sağlıklarını düşünmek zorundayız. Ama tabloya şöyle bir bakalım. Tutuklu ve hükümlü sayımız 2002’de 59.429 kişi iken, 2020 yılının ilk üç ayı ile birlikte hükümlü ve tutuklu sayısının bugün 300 bin kişinin üzerinde olduğu tahmin edilmektedir. Şimdi size sormak istiyorum: Siz neredeyse yirmi yıllık iktidarınız döneminde hiç sorguladınız mı neden hükümlü ve tutuklu sayısı bu kadar artıyor ve bu konuda neler yapılabilir diye, bir çalışma yaptınız mı? İktidarınızın insanları neden suça ittiğini, adaletinizi, yargınızı, hukukunuzu sorguladınız mı? Hayır. Bunu düşünün çünkü sizin bu getirdiğiniz infaz yasası sorunun çözümü değil. Bugün hapishaneleri boşaltacaksınız ama yarın Cumhurbaşkanına hakaretten, düşünce ve yazılarından dolayı insanları yine terörle iltisaklı diye tutuklamaya devam edeceksiniz.

Hukuk sistemi adil değil. Sistem sorgulanmalı ve yeniden düzenlenmelidir. Ama sizin tek amacınız, kimse size muhalefet etmesin, kimse sizi eleştirmesin. Gün burada çıkardığımız ısmarlama yasalarla toplumsal ayrışmayı ve eşitsizliği daha da derinleştirme günü değil, toplumun yararına uzlaşma günüdür. Ama bunu yaparken de her hükümlü ve tutukluya eşit ve insani açıdan yaklaşmalıyız. En azından böyle bir günde atacağımız adımlarda, toplumun tamamını kucaklayacak bir hassasiyet içerisinde olmalıyız.

Bakın, bugün Adalet Bakanı üç hükümlünün coronavirüs kaynaklı öldüğünü açıkladı. Bu sayı her geçen gün daha da artabilir ve kaygı verici noktalara gelebilir. Bunun hepimiz farkındayız. Bu nedenle hukuk ilkelerini yok saymadan, toplumsal vicdana onarılmayacak yaralar açmadan, çözümler getirmek Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin görevidir değerli vekiller. Öncelikle şunun altını çizmek istiyorum: Cumhuriyet Halk Partisi infaz yasasına yani kader mahkûmlarının salıverilmesine karşı değildir; aksine, tahliyeler için biz adaleti, toplumsal barışı, aklı, mantığı, vicdanı savunuyoruz, infazda eşitlik olmalı diyoruz. Soruyorum size: Ekonomik kriz nedeniyle zora düşen esnaf hapse atılırken, gaspçının, hırsızın, dolandırıcının ve insan tacirlerinin affedilmesi adaletli mi? Genel ahlaka karşı işlenen suçlar, örneğin, çocuğa müstehcen görüntü gönderenler, bir çocuğu fuhuş yapmaya teşvik edenler serbest bırakılırken çocukların ananeleriyle birlikte demir parmaklıklar arkasında unutulması adaletli mi? Parmaklıklar ardında hasta ve yaşlıların yararlanamadığı ama cinsel dokunulmazlığa karşı suç işleyenlerin, çocuk istismarcılarının yararlanacağı bu düzenleme adaletli mi? İhaleye fesat karıştıranlar, hırsızlar, rüşvetçiler elini kolunu sallayarak dışarı çıkacak, adaletli mi? Şimdi, eli kanlı mafya babaları, çete reisleri affedilecek, serbest kalacak, bir gece yarısı getirdiğiniz infaz yasası nedeniyle yazılarından ve düşüncelerinden dolayı Barış Terkoğlu, Barış Pehlivan, Murat Ağırel ve daha birçok gazeteci yazar, akademisyen hapiste kalacak. Biz bu adaletsizliklere karşıyız. CHP halk için hakkın, adalet için hukukun yanındadır. (CHP sıralarından alkışlar) Ve giderayak yaptığınız her türlü hukuksuzluğun bir gün gelip size de uygulanabileceğini düşünerek kanun yapmak zorundasınız. Hatırlatmak isterim, hiçbir iktidar sonsuza kadar iktidarda kalmamıştır. Hepimiz çocuklarımıza daha adil, daha özgür bir ülke miras bırakmak sorumluluğunu içimizde hissetmek zorundayız. Onlara barış içinde yaşayabilecekleri bir toplum adına yasalar yapmalıyız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

EMİNE GÜLİZAR EMECAN (Devamla) – Başkanım bitiriyorum.

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi lütfen.

EMİNE GÜLİZAR EMECAN (Devamla) – Teşekkür ederim.

Biz bu teklifi kabul etmiyoruz değerli arkadaşlar. Bu teklifi acilen çekip daha adil bir infaz indirimi düzenlemesini Komisyonda ortak bir akılla çıkarmak zorundayız. Türkiye Cumhuriyeti, siz ne kadar deforme etmeye çalışsanız da bir hukuk devletidir, bunu unutmayalım. Suçu değil, suçluyu ve o suçlunun toplumda yeniden oluşturabileceği tehlikeleri de dikkate almak zorundayız. Çıkardığımız infaz indirimi toplumda yeni sorunlara yol açmayacak, Anayasa'ya aykırı olmayacak şekilde yeniden düzenlenmelidir. Bugün, “Biz iktidardayız, nasıl olsa bize bir şey olmaz.” yaklaşımınızı yarın, size yine hatırlatmak zorunda kalmayalım diyorum, hepinizi vicdanlı davranmaya davet ediyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 58’inci maddesinin 1’inci fıkrasında yer alan “değiştirilmiştir” ibaresinin “yeniden düzenlenmiştir” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Dursun Müsavat Dervişoğlu                Ayhan Erel                   Fahrettin Yokuş

             İzmir                                  Aksaray                                 Konya

        Yasin Öztürk                        Ayhan Altıntaş

            Denizli                                 Ankara

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – Katılmıyoruz Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Yasin Öztürk’ün

Buyurun.

YASİN ÖZTÜRK (Denizli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; devletin devlet olma gereği sahip olduğu bazı haklar kadar sorumlulukları da vardır. Vatandaş, devletine hukuk kuralları gereği cezalandırma yetkisini vermiştir. Çünkü vatandaş, mağduriyet yaşadığı bir durum karşısında bir cezasızlık olması durumunda kendi adaletini kendi aramak zorunda kalırsa bu, mağdurun, mazlumun her an, her zaman ezilmesine yol açabilir. Devletin devlet olma gereği sahip olduğu cezalandırma yetkisinden vazgeçmesi hâlinde “şahsa karşı ve devlete karşı işlenen suçlar” şeklinde bir ayrım yapabilmesi mümkün değildir. Zira, tüm kanuna aykırılıklar şahsa karşı işlenmiş suç gibi olsa da vatandaşların çeşitli nedenlerle devlete devrettiği gerekli toplumsal nizamı kurma ve sürdürme işlemine karşı da gerçekleştirmiş sayılır. İşte bu yüzden, şahsa karşı izlenen suçlarda mağdur şikayetçi olmasa bile kamu davası açılır ve Cumhuriyet savcısının mevcudiyetinin sebebi de budur. Hırsızlık sadece şahsa karşı işlenmiş bir suç mudur? Devleti soyan hırsızları hangi kapsamda değerlendireceğiz? 83 milyonun hakkı çalınıyor, devletin kaynakları iç ediliyorsa bu devlete karşı bir suçtur. Devlete karşı işlenen suçu affetmeyecekseniz, hırsızı, rüşvetçiyi hangi yetkiyle affedeceksiniz? “Millet bize yetki.” verdi derken millet size bunun için mi yetki verdi? Ceza hukukunun varlık nedeni toplumsal yaşamda özgürlük ve güvenlik dengesini kurmaktır. Bu nedenle, ceza hukukçuları karar verirken iki ilkeyi güvence almak durumundadır. Birincisi, adil yargılama. İkincisi de, mağdur edilen ve zarar gören kişilerin adalet duygusunun tatmin olabilmesi.

Bu ülkede yakın tarihe kadar en güvenilir kurumların başında yargı gelirdi. Yargıya güven düşmüştür. Bunu sadece devlet içinde bir paralel yapılanmayla açıklamak ve sadece bu bahanenin arkasına saklanmak suç savsaklamaktır, topu taca atmaktır. Paralel bir yapının yargıyı, Emniyeti, askeriyeyi ele geçirmesi başlı başına bir felakettir, buna göz yummak da büyük bir felakettir ama “Bunları temizleyeceğiz.” algısıyla yargının tamamen iktidar kontrolü altında karar alması da kabul edilebilir bir durum değildir.

AK PARTİ’si ülkeyi keyfiyete göre yürütmektedir. Kamu ihalelerinde de keyfîlik var, memur alımında da keyfîlik var, ekonomik kararlarda da keyfîlik var, iç politikada da, dış politikada da keyfîlik var ve ne yazık ki yargıda da, hâkim, savcı atamalarında da keyfîlik var. Keyfiyet, liyakatsizlikle kardeş olunca yargıya güven düşmüş, adil yargılansın ya da yargılanmasın her vatandaşta “Hakkımı yediler.” söylemi baş göstermeye başlamıştır. Kurumsal güvenin bittiği bir noktada yapılması gereken dikeni daha çok derine itmek değil, dikeni battığı yerden çıkarmaktır. Keyfiyete dayanarak bir kısım suçlu affedilirken keyfinizi kaçıran kişileri içeride tutmakla ne toplumsal adaleti ne yargıya güveni ne hukukun üstünlüğünü sağlayabilirsiniz. Adalet bir lüks değildir; ekmek gibi, aş gibi herkese lazım olan bir ihtiyaçtır; emin olun ki adalet bir gün size de lazım olacaktır.

Değerli milletvekilleri, aslında bakıldığında, suç da ekonomik bir kavramdır. Yapılan araştırmalar ne yazık ki suç ile yoksulluk arasında pozitif bir ilişkinin olduğunu göstermektedir. Yoksulluk ve suç işleme üzerine çok sayıda kriminolog, sosyolog ve ekonomist araştırmalar yapmış, yoksulluklar hırpalanmış bir bireyin ekonomik düzeyi iyi olanlara göre suç işleme ihtimalinin daha yüksek olduğunu ortaya koymuştur. Evet, doğrudur, ne yazık ki ülkemizde de özellikle aile içi şiddet ve boşanma olaylarının temelinde yatan en önemli etken işsizliktir, parasızlıktır, geçim sıkıntısıdır.

AK PARTİ’sinin, kanun tekliflerini Meclise getirme şekli ortadadır. Kendi işlerine yarayacak ya da kendilerine yakın grupların baskısıyla çıkarılacak kanunları vatandaşın cambaza baktığı bir dönemde gündeme alması alışkanlık hâline gelmiştir. Ağzına kadar dolu cezaevlerinde kontrolün, denetimin kaybolduğu bir noktada corona, aranan cambazın bahanesi olmuştur. Corona, baskı gücü olanlar tarafından dayatılan düzenlemenin bahanesi olsa da ekonomi-suç ilişkisi virüsün bedene sirayet etmeyen etkilerini çok yakında göstermeye başlayacaktır. Yaklaşan bu ekonomik tehlikeye karşı acil durum eylem planınız nedir? Afla birlikte çıkan insanlar rehabilite olmuş mudur? Topluma hemen adapte olabilecekler midir? Zaten işsizlik rakamlarının had safhada olduğu bir ortamda ne gibi önlemler aldınız? Sadece yasa çıkarmakla göreviniz bitecek mi? Dışarıda olan vatandaşlarımızın ekonomik durumu ortadayken infaz yasasıyla çıkan vatandaşlarımızın ekonomik durumları ne olacaktır? Onların ekmeğini, aşını düşündünüz mü? Denetimli serbestlik müdürlükleri yeni ilave infaz yüküne ne kadar hazır? Araştırmalara göre her 5 kişiden 1’i iki yıl içinde yeniden suç işleyerek cezaevine girmektedir. Rahşan affından 26 bin kişi faydalanmıştı ancak üç yıl içinde cezaevlerinde bulunanların sayısı 15 bin artmıştı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın lütfen.

YASİN ÖZTÜRK (Devamla) - Son dakikada açıkladığınız sokağa çıkma yasağı gibi “corona affı” da sorunları öngöremediğiniz için elinizde patlayacaktır, en geç üç dört yıl içerisinde cezaevleri yine dolacaktır.

Son olarak diyorum ki: Bahçenize ısırgan ekerek, ısırgan otu serperek güller açmasını umamazsınız, daha çok beklersiniz.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

58’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Beştaş.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

28.- Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Meclisin erkek Meclisi olmadığına ve eril dili, erkek egemen yaklaşımı kabul etmediklerine, sinkaflı sözleri telaffuz eden vekilin Parlamentodan özür dilemesi gerektiğine ilişkin açıklaması

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Doğrusu, bu Mecliste üç dönemdir birçok tartışmaya, kavgaya maalesef tanıklık ettik, kadınlara yönelik, cinsiyete yönelik birçok söz duyduk; buna tepkimizi de hiç geciktirmeden her zaman verdik, dedik ki: “Bu Meclis bir erkek Meclisi değildir, bu Mecliste kadınlar da var, erkekler de var” ve bu eril dili, bu erkek egemen yaklaşımı asla kabul etmediğimizi her fırsatta ifade ettik. Çünkü Türkiye, erkeklerden ibaret değil, Türkiye’nin yarısı kadın, tıpkı dünyanın yarısının kadın olduğu gibi.

Bunları tekrar etmeyeceğim ama biraz önce, yaklaşık yarım saat önce İYİ PARTİ Grubundan Sayın İbrahim Halil Oral’ın konuşmasından sonra, normal Meclis şeyinde bir tartışma yaşandı ve sonra ara verildi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın, buyurun.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Ara verildiği sırada biz de dışarıya doğru çıkıyorduk…

BAŞKAN – Ben Genel Kurul salonundan ayrılmıştım.

Buyurun sizi dinliyorum.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Tabii ki söylemeyeceğim duyduklarımı -hepimiz duyduk, burada diğer kadın arkadaşlar da duymuştur- ağza alınmayacak, hiçbir yerde kullanılamayacak küfürlere tanıklık ettik, kulağımızla duyduk, gözümüzle gördük. Ve bunu kabul etmemiz, bunu sineye çekmemiz mümkün değildir.

İlgili milletvekilinin gelip bu Parlamentodan, herkesten özür dilemesi gerekiyor, bu Meclis bunu hak etmiyor. Yani, biz sözümüzle, düşüncemizle burada her türlü meseleyi konuşuruz ama sinkaflı lafların, küfürlerin bu kadar aleni bir şekilde söylenmesi ve buna sessiz kalmamız mümkün değildir.

Meclis Başkan Vekili olarak sizden, bu özrü sağlamanızı bekliyoruz, en azından kendi adımıza bekliyoruz.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Gerekli cezayı talep ediyoruz.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Başka talep eden varsa onları da…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Yani, benim sözlerim bu kadar, daha fazla açmak istemiyorum. (HDP ve CHP sıralarından alkışlar)

VIII.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI (Devam)

2.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Süreyya Sadi Bilgiç’in, Başkanlık Divanı olarak Genel Kurul görüşmeleri esnasında gerçekleşmeyen eylemler için herhangi bir yaptırımın söz konusu olmadığına, cinsiyete bağlı olmaksızın her türlü yaralayıcı söze karşı olduğuna ilişkin konuşması

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Evet, değerli milletvekilleri, Sayın Beştaş’a teşekkür ediyorum.

Tabii ki ne Başkanlık Divanı olarak ne de kişisel olarak… Ben tabii ki duymadım.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Biz insanız, insan.

BAŞKAN - Yani ara verdiğimiz için, birleşime ara verdiğimiz için, bahsetmiş olduğunuz o sözleri, o sinkaflı sözleri duymadım. Bir de takdir edersiniz ki birleşim esnasında olmadığı için de bizim Başkanlık Divanı olarak herhangi bir yaptırımımızın söz konusu olması mümkün değil ama bu konumuz gündeme geldiğinde, Grup Başkan Vekilleri olarak bir değerlendirme yaptığımızda, doğrusu, benim, Meclis Başkan Vekili olarak tüm milletvekillerimize, birbirimize karşı karşılıklı bir şekilde saygılı olmaya, sevgili olmaya, hoşgörülü olmaya davet etmem noktasında bir karar oluştu ve ben o karar içerisinde de bunu yerine getirdim. Tabii ki ben de asla ve asla… Sadece hanımefendilere karşı değil, burada hepimiz milletvekiliyiz, kadını erkeği yok yani böyle bir ayrım içerisinde değilim, ben, kadın ya da erkek, herhangi bir cinsiyete bağlı olmaksızın her türlü hakaret, kaba, yaralayıcı söz, sinkaf, küfür yani bunların tamamına karşı oldum ve hakikaten de Parlamentomuza, Meclisimize, yakışmadığını da buradan ifade etmek istiyorum ve birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanış Saati: 18.59

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 19.04

BAŞKAN: Başkan Vekili Süreyya Sadi BİLGİÇ

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Enez KAPLAN (Tekirdağ)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 84’üncü Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

207 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

VII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Denizli Milletvekili Cahit Özkan, Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül ve Afyonkarahisar Milletvekili Ali Özkaya ile 57 Milletvekilinin Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2762) ve Adalet Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 207) (Devam)

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Birleşime yirmi dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 19.05

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 19.34

BAŞKAN: Başkan Vekili Süreyya Sadi BİLGİÇ

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Enez KAPLAN (Tekirdağ)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 84’üncü Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

207 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon? Yerinde.

59’uncu maddede kalmıştık.

59’uncu madde üzerinde 2’si aynı mahiyette olmak üzere 3 adet önerge vardır. İlk okutacağım 2 önerge aynı mahiyette olup birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 207 sıra sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 59’uncu maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

         Hüda Kaya                    Gülüstan Kılıç Koçyiğit                Murat Çepni

           İstanbul                                  Muş                                    İzmir

         Tuma Çelik                 Serpil Kemalbay Pekgözegü              Habip Eksik

            Mardin                                  İzmir                                    Iğdır

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

         Tufan Köse                        Süleyman Bülbül                    Zeynel Emre

            Çorum                                  Aydın                                 İstanbul

       Turan Aydoğan                       Alpay Antmen     Mustafa Sezgin Tanrıkulu

           İstanbul                                 Mersin                                İstanbul

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – Katılmıyoruz, Başkanım.

BAŞKAN – Evet, önergeler üzerinde ilk söz talebi Sayın Habip Eksik’in.

Buyurun.(HDP sıralarından alkışlar)

HABİP EKSİK (Iğdır) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Şimdi, muhalifleri kapsamayan, büyük oranda insanların yaşamını tehlikeye sokacak ve yaklaşık 200 bin insanın yaşamının tehlikeye girmesiyle sonuçlanacak bu özel af yasası üzerine söz almış bulunmaktayım.

Değerli milletvekilleri, bu özel af yasası teklifinin ruhu, düşman hukukunu içermektedir. Bakın, AKP’nin özellikle muhaliflere karşı yürüttüğü politikalarının bugün, bu kanun teklifine, bu özel af yasasına nasıl yansıdığını birebir görebiliriz.

Değerli milletvekilleri, AKP Kürt düşmanlığını yürütüyordu, hâlâ da yürütmeye devam ediyor. Muhaliflere karşı bir düşman hukukuyla yaklaştığını biliyorduk. Adalete ve demokrasiye karşı yürüttüğü düşman hukuku da bugün, bu teklifte de vücut bulmuş hâldedir. Bakın, bu teklifin ruhunun düşman hukuku olduğunu Alman ceza hukukçusu Profesör Günther Jakobs nasıl diyor, hep beraber görelim. Diyor ki: “Vatandaşlara ve düşmanlara aynı ceza uygulanmıyor ve bu düşman hukuku uygulanırken kendisi açısından tehlikeli görülen herkese iktidarlar düşman hukukunu bir şekilde uygular, terörist yaklaşımına dayanarak uygular.”

Türkiye’de 1991’de çıkarılan TMK’yle, Terörle Mücadele Kanunu’yla mahkemelerde, duruşmalarda, maalesef, bu hukuk işletildi. Hukuksuz tutuklamalarla birçok muhalif bu düşman hukukuna maruz bırakıldı. Bugün, bu özel af yasa teklifiyle de gördüğümüz kadarıyla, cezaevinde uygulanacak o imha politikalarının temeli atılıyor ve bir nevi resmîleştiriliyor. İşte bu düşman hukuku kime uygulanıyor? Bu düşman hukuku, muhalif siyasetçilere uygulanıyor. Bu düşman hukuku, doğru bilgiye erişmemizi sağlayacak gazetecilere uygulanıyor. Bu düşman hukuku, haklarını, eşitliği talep eden Kürt siyasetçilerine uygulanıyor. Bu düşman hukuku, AKP’nin daha önce ortaklık kurduğu ve beraber iş yürüttüğü FET֒nün kandırdığı, hatta AKP’li birçok siyasetçinin o maklubeleri yedikleri için, bugün kandırıldıkları için, sadece sendikalarına üye oldukları için veya şöyle söyleyeyim, bilmeden, haberi olmadan, komutanının emriyle dışarıya çıkan Harbiyeli çocuklara uygulanıyor. Açıkçası, şöyle söyleyelim: AKP, bugün, kendisinden olmayan yüzde 49’a düşman hukuku uygulamaktadır.

Değerli milletvekilleri, bakın, ben size bir hikâye anlatayım. Zamanın birinde bir köyde bir hoca imamlık yaparmış, Naim Hoca. Bir gün gelip cemaate diyor ki: “Ey Cemaat! Bey diyor ki: ‘Gençler günahtadır, yanlıştadır, onları sert dille bir eleştir.’” Cemaat de diyor ki: “Evelallah, bey ne derse doğrudur, arkasındayız.” Naim Hoca başlar hutbeyi vermeye cuma günü, değerlendirir. “Gençler şöyle günah işliyor, gençler böyle yanlış yapıyor, gençler şöyle yanlıştadır.” diye eleştirir, yerden yere vurur, her noktada eleştirir. Bunun üzerine gençler der ki: “Ya, Naim Hoca, sadece biz mi bu konuda günahkârız, yanlıştayız? Büyüklerin bu konuda hiç mi suçu yok?” Bunun üzerine Naim Hoca da der ki: “Hiç merak etmeyin, sayfayı çevireyim, bey onlara da bir sayfa hazırlamış.” Bunun üzerine tabii, cemaatteki o büyükler mızmızlanmaya başlar: “Ya, bize de mi?” derler. Naim hoca dönüp cemaate: “Ben size gelip sorduğumda siz kendiniz dediniz: ‘Bey ne derse doğru demiştir.’ diye. Bey, aynı zamanda sizin için de bir sayfa hazırladı ve o sayfada da vallahi bunlar var.” der ve başlar onlara da saydırmaya.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HABİP EKSİK (Devamla) – Ek süre verecek misiniz Sayın Başkan?

BAŞKAN – Tabii, devam edin.

HABİP EKSİK (Devamla) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Şimdi, değerli milletvekilleri, şunu özellikle vurgulayayım: Bu kanun teklifi, düşman hukukuyla hazırlanmış bir kanun teklifidir. Bu kanun teklifi, bir kesimi kapsayan ama muhalif oldukları için cezaevinde bulunan büyük bir kesime karşı düşmanlık güden bir tekliftir. Emin olun, siz, bugün, bu tekliften vazgeçmezseniz ve bu teklifi bu şekilde kabul ederseniz, yarın, o bey size de bir sayfa hazırlamıştır, o sayfanın da günü geldiği zaman, emin olun, biz de birer cümle altına ekleriz.

Ve şunu da vurgulamadan bitirmek istemiyorum: Değerli milletvekilleri, muhalif tutuklular toplumun vicdanında aklanmıştır ama AKP, toplumun vicdanında mahkûm edilmiştir.

Teşekkür ederim. (HDP sıralarından alkışlar)

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkan, iddiaların tümünü reddettiğimizi belirtmek isterim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ikinci söz talebi Sayın Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun.

Buyurun Sayın Tanrıkulu. (CHP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yedi gündür burada, eşitlik gibi anayasal ilkeye ve infaz biliminin kurallarına uygun bir yargı reformu yapabilme umuduyla çalışma içerisinde olduk, çaba içerisinde olduk ama öyle görünüyor ki bu bilimin kurallarına uygun, Anayasa’ya uygun bir infaz reformu paketi bu Meclisten çıkmayacak. Siyasal öncelikleriniz var, siyasal tercihleriniz var; o siyasal tercihlerinizi siyasal ortağınızla beraber öne çıkarmış durumdasınız ve o siyasal tercihlerinize uygun suç tipleri bakımından infaz indirimi yapıyorsunuz. Oysa olması gereken, eşit ve adil bir biçimde infaz indirimini sağlayacak, bazı suçlar bakımından infazın ertelenmesini sağlayacak ve tutuklular bakımından da adli kontrol yöntemlerini öne çıkaracak bir paketin buraya gelmesi ve geçmesiydi ama maalesef olmadı. Nedir siyasal tercihleriniz sizin? Mesela, göçmen kaçakçılığı, insan ticareti, kaçakçılık, nüfus ticareti, ihaleye fesat karıştırma, rüşvet, zimmet, irtikap, bankacılık zimmeti, piyasa dolandırıcılığı, fuhuş, sahtecilik, yağma, hırsızlık, taksirle adam öldürme gibi suçlara infaz indirimi var ama düşüncelerinden dolayı cezaevlerinde olan insanlara yok, siyasi muhaliflere yok, sizin çizdiğiniz siyasetin dışına çıkanlara yok; yine, bankaya para yatıranlara yok, bu nedenle mahkûm olanlara yok, çocuğunu okula gönderenlere yok bu infaz indirimi, sendikaya üye olanlara yok, kanun hükmünde kararnameyle atılanlara, ihraç edilenlere bunlar yok. Siyasal tercihlerinize uygun suç tiplerine uygun bir yasayı buraya getirdiniz. Biz buna razı değiliz. Oysa sizin bu yükünüzü almaya ve toplumda bir bütünlükle bir yasa çıkarmaya hazırdık, yedi gün boyunca da burada düşüncelerimizi ortaya koymaya çalıştık ama maalesef, Adalet ve Kalkınma Partisinin bu konudaki duvarıyla karşı karşıya kaldık.

Bu paketi genişleteceğinize, dün gece, cezaevinde bulunan 6 gazeteciyle ilgili olarak Barış Terkoğlu, Barış Pehlivan, Murat Ağırel, Ferhat Çelik, Aydın Keser ve Hülya Kılınç’la ilgili olarak başka bir operasyon yaptınız. Kapsam içinde olan MİT Yasası’na muhalefeti de kapsam dışına aldınız. Bununla ilgili olarak milletvekili arkadaşım Ali Şeker’in sabah lokantada 2 AK PARTİ milletvekilinin hoparlörü açık telefonundan duyduğu sözler benim için çok büyük bir şok oldu. 2 milletvekilinin hoparlörü açık konuşmasında “Evet biz bu maddeyi ve teklifi bu gazeteciler hapiste kalsın.” diye getirdik… Bu sözlerin konuşulabildiği bu Meclis ortamındayız maalesef, maalesef.

Değerli arkadaşlar, insanları ölüm koridorunda, ölüm bekleyişi içerisinde tutuyorsunuz şu anda. Bugün Adalet Bakanı nihayet açıkladı, açık cezaevlerinde 3 mahkûmun ölümünü, 17 mahkûmun ise corona virüsü teşhisiyle yatırıldığını. Yine aynı bilgilere göre, 79 ceza infaz koruma memuru da bu virüsten kapmış ve sonuçta, cezaevlerinde görev yaparken kapmışlar. Her an cezaevlerine bulaşması ve bu salgının bir kırıma dönüşmesi mümkün ama maalesef bu ölümler sizin umurunuzda yok, maalesef yok. Çünkü bu Parlamentoda, burada görev yapmış tutuklu milletvekilleriyle ilgili olarak, Adalet ve Kalkınma Partisi sıralarından “Ölsün!” sesleri geldi, “Ölsün!” sesleri geldi ve zabıtlara geçti. O “Ölsün!” seslerini duyduğumda benim aklıma 12 Eylül faşist askerî darbesini yapmış olan Kenan Evren’in şu sözleri geldi: “Asmayalım da besleyelim mi?” Cezaevinde bulunanlara söylenen “Ölsün!” sözleri ile faşist darbeci Kenan Evren’in bu sözleri arasında zihniyet bakımından hiçbir fark yok. Biz muhalefet milletvekilleri olarak vicdanen üzerimize düşenleri yaptık, burada uyarı görevlerimizi yaptık ve sizleri hukuka uygun, eşit ve adaletli bir infaz yasası çıkması için göreve çağırdık ama maalesef siyasal öncelikleriniz bazı suç tipleri olduğu için bu adımları atmadınız.

Ben bir daha konuşmayacağım. Sonuçta öyle görünüyor ki bu yasa sabaha karşı veya gece yarısı çıkacak ve getirdiğiniz biçimiyle çıkacak.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Ama şunu da söylemek zorundayım: Cezaevlerinde, özellikle düşünce suçluları, siyasi muhalifler, kadınlar, çocuklar, yaşlılar, bebekli anneler ve diğer muhalifler bakımından meydana gelecek ölümlerin vicdani yükümlülüğü Adalet ve Kalkınma Partisi ve MHP milletvekillerinin omuzlarında olacaktır.

Hepinize saygılar sunuyorum ve sağlık diliyorum. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 59’uncu maddesinin birinci fıkrasında yer alan “değiştirilmiştir” ibaresinin “yeniden düzenlenmiştir” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

         Ayhan Erel                         Ayhan Altıntaş                     Yasin Öztürk

           Aksaray                                Ankara                                 Denizli

Dursun Müsavat Dervişoğlu                                                  Fahrettin Yokuş

             İzmir                                                                             Konya

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Fahrettin Yokuş’un.

Buyurun. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

FAHRETTİN YOKUŞ (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime başlarken hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Konya Optisyen-Gözlükçüler Odası Başkanlığı yaşanan sorunlarla ilgili bana bir mektup göndermiş. Malum, coronavirüs belası üzerine birçok sıkıntı yaşayan bir ülkeyiz. Ekonomik, sosyal sıkıntılarımız var. Bu sıkıntıların her kesimi öyle ya da böyle etkilediği ortada. Özellikle bu sektörde çalışan kardeşlerimiz diyorlar ki: “Biz çok mağduruz. Devletimiz bize sahip çıksın.” Bize gönderilen mektubu sizlere aynen aktarıyorum: “Tüm dünyaya yayılan ve insan sağlığını tehdit eden Covid-19 virüs salgını sebebiyle odamız bölgesinde, Konya, Karaman illerinde faaliyet gösteren optisyenlik müesseselerinde verilen sağlık hizmetleri durma noktasına gelmiştir. Tüm bu olumsuz koşullara rağmen meslek mensuplarımız halkımıza, ailelerine, yakınlarına, çalışanlarına ve iş ortağı olarak gördüğümüz tıbbi cihaz satış depolarına olan maddi, manevi sorumluluk ve ödevlerini yerine getirmek ve kamu sağlığı hizmetini aralıksız devam ettirmek adına sağlık hizmeti sunumuna devam etmektedir. İçinde bulunduğumuz bu zor günlerde vatandaşlarımız virüs salgınından dolayı hastanelere gitmekten çekindiği için göz hekimlerimiz hasta muayene edememekten dolayı gözlük reçetesi üretilemediğinden işler durma noktasına gelmiş olup meslek mensuplarımız siftah edemeden iş yeri kapatır hâle gelmişlerdir. Bu ahval meslek mensuplarımızı ekonomik açıdan çok zor bir duruma düşürmüş, meslek mensuplarımız ay sonu ödemelerini nasıl yapacaklarını kara kara düşünmeye başlamışlardır. Coronavirüs salgını kişilerin iradesi dışında meydana gelen bir bilinmezlik hâli olmasından dolayı Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından hafta içinde yapılan açıklamada coronavirüse karşı alınan yeni ekonomik tedbirler açıklanmıştır. Devletimizce optik sektörünü ve meslek mensuplarımızı rahatlatacak ilave ekonomik tedbirlerin alınması gerekmektedir. Meslek mensuplarımızın devletimizden bekledikleri ve talepleri şunlardır:

Sosyal Güvenlik Kurumu nezdinde, meslek mensuplarımızın henüz vadesi gelmemiş, fatura edilmiş alacakları bulunmaktadır. Meslek mensuplarımızın alacaklarının vadesi beklenmeksizin bu süreçte SGK tarafından ödenmesi.

Bu aydan itibaren optisyenlik müessesince SGK’ye kesilecek faturaların ödeme süresinin, 2020 yılına mahsup olmak üzere, fatura teslimini müteakiben otuz gün içinde ödenmesi.

SGK tarafından göz muayenelerine getirilen kısıtlamaların kaldırılması.

SGK tarafından, göz içi lens, sarf malzeme alımları da, 5193 sayılı Kanun da emredildiği gibi, reçeteyle, optisyenlik müesseseleri üzerinden yapılmalıdır.

Fertlerin ve toplumun göz sağlığını korumak ve coronavirüs salgınını yavaşlatmak amacıyla, vatandaşlarımızın gözlerini virüsten koruması amacıyla, SGK tarafından, virüs salgını geçene kadar koruyucu gözlüklerin geri ödeme kapsamına dâhil edilmesi.

Virüs salgınını azaltmak ve vatandaşlarımızı bu süreçte gözlük kullanmaya teşvik etmek amacıyla, SGK tarafından, çerçeve hak ediş süresinin yetişkinlerde iki yıla, çocuklarda bir yıla indirilmesi.

‘0.50 diyoptri değişiklik olması hâlinde gözlük camı yenilenir.’ hükmünün değiştirilmesi.

Gözlük cam bedelleri ve işçilik ücretlerinin ayrı ayrı ücretlendirilmesi.

Meslek mensuplarımızın, optisyenlik müesseselerinde çalışan mesul müdür ve diğer personelleri için SGK prim ve asgari ücret desteklerinden istifade etmeleri.

Kamu bankalarından, meslek mensuplarımıza KOSGEB destekli, sıfır faizli, KGF kredi desteği sağlanması.

Meslek mensuplarımıza, kredi kullandırma prosedürlerinin esnetilerek uygulanması taleplerimizin yerine getirilmesini arz ederiz.” diyorlar.

Bende onlar adına bu mektubu sizlere okudum, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

59’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

60’ıncı madde üzerinde 3’ü aynı mahiyette olmak üzere 4 adet önerge vardır.

İlk okutacağım 3 önerge aynı mahiyettedir, birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 207 Sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 60’ıncı maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Serpil Kemalbay Pekgözegü                Hüda Kaya         Gülüstan Kılıç Koçyiğit

             İzmir                                  İstanbul                                  Muş

         Murat Çepni                           Tuma Çelik           Mehmet Ruştu Tiryaki

             İzmir                                  Mardin                                 Batman

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

         Tufan Köse                         Turan Aydoğan                Süleyman Bülbül

            Çorum                                 İstanbul                                 Aydın

       Alpay Antmen                         Zeynel Emre                         Ali Öztunç

            Mersin                                 İstanbul                      Kahramanmaraş

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

     Zeki Hakan Sıdalı                       Ayhan Erel                   Fahrettin Yokuş

            Mersin                                 Aksaray                                 Konya

       Ayhan Altıntaş               Dursun Müsavat Dervişoğlu            Yasin Öztürk

            Ankara                                  İzmir                                  Denizli

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önergeler üzerinde ilk söz talebi Sayın Mehmet Ruştu Tiryaki’nin.

Buyurun Sayın Tiryaki. (HDP sıralarından alkışlar)

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

207 sıra sayılı Teklifi görüşüyoruz. Peki, biz bir bütün olarak bu kanunu nasıl görüşüyoruz? Adalet ve Kalkınma Partisinin bütün torbaları gibi, bütün torba kanunları gibi temel kanun olarak görüşüyoruz. Temel kanun olarak görüştüğümüzde ne oluyor? Siyasi partiler, kanunun geneli ve bölümleri dışında, maddeler üzerine görüşlerini açıklayamıyorlar. Adalet ve Kalkınma Partisi siyasi partilerin kanunların maddeleri üzerine görüşlerini açıklamalarını bu biçimde, fiilen engellediği için, siyasi partiler ne yapıyorlar? Usulen, evet usulen birer önerge veriyor ve böylece, milletvekillerinin kanunla ilgili görüşlerini öğrenebiliyoruz. Yani sizin torba kanun, temel kanun hilenizle baş edebilmemizin yolu bu. Düşünce ifade edilebilmek için kendine bu biçimde bir kapı açıyor. Peki, siz buna karşı ne diyorsunuz? “Cambaza bak, cambaza!” diyenler gibi, temel kanun hilenizi unutturmak için, bu önergeleri sosyal medyada gösteriyorsunuz ve diyorsunuz ki: “Muhalefetin bu kanuna ilişkin önergeleri bu.” Allah akıl fikir versin. Ne diyeyim size bilmiyorum yani.

Şimdi görüşmekte olduğumuz 60’ıncı madde ne getiriyor? 5402 sayılı Denetimli Serbestlik Hizmetleri Kanunu’nun “Elektronik cihazların kullanılması suretiyle takip” başlıklı 15/A maddesi var. Buna göre, tutuklular, şüpheliler, sanıklar, hükümlüler elektronik cihazlarla takip edilebiliyor. Şimdi, siz yeni bir hüküm ekliyorsunuz; buna göre, eğer şüpheliler, sanıklar, hükümlüler kendilerine ait cihazlara kendi istekleriyle bir uygulama indirirlerse bu biçimde de takip edilebilecek. Komisyonda sorduk, dedik ki: “Böyle bir teknoloji var mı elinizde, uyguladınız mı?” “Bizde yok, biz uygulamadık ama dünyada örnekleri var.” dediler. Biz uyarımızı yaptık; dolayısıyla, umarız bir sorun çıkmaz.

Özel olarak bu maddeye, 60’ıncı maddeye bir itirazımız yok. Bizim esas itirazımız getirdiğiniz infaz rejimine çünkü bu, büyük bir adaletsizlik yaratıyor. Tartıştığımız şey, suç işlediği iddia edilen kişinin aldığı cezanın az mı, çok mu olduğu değil. Aslında biz burada suçluları da tartışmıyoruz. Tartıştığımız şey, infaz rejimiyle getirdiğiniz adaletsizlik ve eşitsizlik. Bugün görüştüğümüz teklif, çok açık söyleyeyim, doğrudan suç işlemeye teşvik anlamına geliyor. Nasıl mı? Ben size bir iki örnekle anlatacağım. Şimdi, bakın, Kürt sorununun demokratik ve barışçıl bir yöntemle çözülmesini isteyen Kürtler vardır. Hem kişisel hem de kolektif hakları tanınmalıdır. Ülkeyi yönetenler Kürtleri de coğrafyalarını da tarihlerini de yok sayıyor. Yüzlerce, binlerce, on binlerce kişi sadece bu ve benzeri düşünceleri savunduğu için, yalnızca konuştuğu ve fikirlerini açıkladığı için örgüt üyesi suçlamasıyla cezaevinde. Bu düşünceleri nedeniyle yargılananların alacağı ceza en az beş yıl, beş yıl ile on yıl arasında hapis cezası; TMK kapsamında olduğu için yüzde 50 artırılacak, yedi buçuk yıl. Mahkeme iyi hâlden 1/6 oranında indirim yapacak, altı yıl üç ay hapis cezası. Cezaevinde en az kalacağı süre, dört yıl sekiz ay. Koşullu salıvermeden de yararlandırmayacaksınız, denetimli serbestlik de olmayacak, bir kişi sadece konuştuğu için dört yıl sekiz ay hapiste kalacak.

Şimdi, başka örnekler verelim, hırsızlık suçunun nitelikli hâlini düşünelim: TCK madde 142. Biri, kendisini bedenen koruyamayacak yaşlı Ahmet amcanın emekli maaşını çalıyor, alt sınırdan beş yıl hapis cezası alacak; 1/3 oranında artırılacak ve cezası altı yıl sekiz ay olacak. İyi hâl indirimiyle cezasını 1/6 oranında indireceksiniz, alacağı ceza en az beş yıl sekiz ay olacak. Şimdi, getirdiğiniz infaz rejimiyle koşullu salıvermeyi bir yıldan üç yıla çıkaracaksınız. Cezaevinde kalması gereken süre iki ay on gün, tek bir gün cezaevinde kalmadan dışarı çıkacak ve size şunu söyleyebilir: “Ben sizden iki ay alacaklıyım.” Üstelik yaşlı Ahmet amcanın hiçbir mağduriyetini gidermeden.

Yağma suçundan bir örnek vereyim, nitelikli hâlini gasbın, yağmanın nitelikli hâli, TCK 149/(1): Şimdi, yağma suçunun bir suç örgütüne, bir çeteye, bir mafya örgütüne çıkar sağlamak için silahla işlendiğini varsayalım. Yine, yaşlı Ahmet amcanın emekli maaşının bu şekilde gasbedildiğini varsayalım. Cezası ne kadar? On yıldan on beş yıla kadar hapis. Mahkeme alt sınırdan on yıl hapis cezası verdi, iyi hâlden 1/6 oranında indirim yapıldı; verilecek hapis cezası en az sekiz yıl dört ay olacak, en az sekiz yıl dört ay.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Devamla) – Bitiriyorum Başkanım.

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Devamla) - Şimdi, siz, yeni getirdiğiniz infaz sistemiyle bunun cezasını 1/2’ye düşürüyorsunuz. Ne olacak? Dört yıl iki ay hapis cezası. Koşullu salıvermeden yararlanması için, bir yıldan üç yıla çıkardığınız için, bir yıl iki ay hapis cezasında kalıp çıkacak. Denetimli serbestlikten de yararlandırırsanız, bu gaspçı, suç örgütü için hırsızlık yapan, gasbeden bu kişi iki ay sonra kapının önünde kendini bulacak. Siz suçla böyle mi mücadele ediyorsunuz? Cezaevindeki 58 bin kişi sizin Hükûmetiniz döneminde 280 bine çıktı. Anlaşılan o ki siz, bunu, cezaevlerini gerçekten bacasız bir fabrika olarak görüyorsunuz. Sizin bir suç siyasetiniz yok, sizin suçla ilginiz yok. Bu düzenleme başka biçimde açıklanamaz. Siz çek ve senet mafyasını da uyuşturucu baronlarını da akla gelebilecek ve yeryüzünde herkesin suçlu olarak gördüğü kişileri sokağa bırakmaya hazır ve heveslisiniz; yeter ki muhalifler içeride kalsın. Çok şey kaybetmiştiniz, vicdanınıza karşı da bir sorumluluk hissetmediğinizi düşünüyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Devamla) – On saniye verirseniz sevinirim Başkan.

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Devamla) – Sözlerimi tamamlarken 20’nci yüzyılda İran’ın yetiştirdiği en önemli şairlerden olan Füruğ Ferruhzad’ın bir şiirinin dizesiyle sözlerime son vermek isterim. “Ben yüreğini yitirmiş bu zamanlardan korkuyorum.” diyor.

Evet, biz, yüreğini yitirmiş bu zamanlardan korkuyoruz diyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Akbaşoğlu….

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Sayın Başkanım, iddiaları reddettiğimizi kayda geçiriyorum.

Teşekkür ediyorum.

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) – Bir dakika Başkanım, iddia middia yok, hesap var. “İddia.” ne ya?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – İddia değil, iddia değil.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - İddialar var, iddialar var.

BAŞKAN – Madde üzerinde ikinci söz talebi…

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) – Sayın Başkanım, böyle bir şey yok ya, reddediyorum. Çıkarsınız dersiniz ki: Cezası altı yıl değil, üç ay; yanlış hesap ediyorlar. “İddia.” ne ya!

BAŞKAN – Kayıtlara geçirirler Sayın Tiryaki.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Size ne canım, yani bizim beyanımız bizi bağlar arkadaşlar.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Bakın, şimdi de Sayın Beştaş kayda bir şey geçirecek.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Cevap verebilir.

BAŞKAN - Buyurun.

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) – İddia ne Başkanım? Kanun maddesiyle ceza süresinin hesabını söylüyoruz, “İddia.” diyor ya; bu kadar da değil yani.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan, anlaşılıyor ki… Zaten bu bir sır değil, kayıtlara geçsin.

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) – Hesap ya, iddia ne?

BAŞKAN – Sayın Tiryaki, bakın, Sayın Beştaş’ı duyamıyorum.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - İktidar partisi grubu bugün bir an önce evine gidebilmek için ve bu kanunu da hiçbir değişiklik yapmadan geçirmek adına hiçbir şeye cevap vermiyorlar. Hatibimizin söyledikleri…

BAŞKAN – Vallaha sizi bilmiyorum ama ben bir an önce bitirip gitmek istiyorum, bu yalan değil; kayıtlara geçsin.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Bizim öyle bir tutumumuz yok.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Bitireyim Başkan.

BAŞKAN – Buyurun.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Cevaplarında yalnız biraz ezberi bozsalar iyi olacak çünkü bizim hatibimizin söyledikleri birer iddia değil, Ceza Kanunu’nda yazan ceza miktarları ve oranlarını açıklayarak yeni infaz teklifine uyarladı. Eğer bu matematiğe bir itirazları varsa buyursunlar söylesinler.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Sayın Başkanım, ne söyleyeceğime ben karar veririm. Yani bu konuyla ilgili, bizim ne söyleyeceğimizle ilgili de eleştiri yapmalarını anlayamıyorum, bir.

BAŞKAN – Bu da kayıtlara geçti efendim.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - İkinci olarak, mesela Sayın Konuşmacı dedi ki: “Uyuşturucu baronlarını çıkartıyorsunuz.” Uyuşturucu imal ve ticareti yapanlar asla ve kata bu paketten yararlanamıyorlar. Bu iddia tümüyle mesnetsizdir, dayanaksızdır, iddiadır, hilafıhakikattir.

AYŞE ACAR BAŞARAN (Batman) – Çarpıtmayın ya, hesap, hesap!

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Kısaca bunu ifade ettim, bu kadar.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Anlaşılmıştır.

Önergeler üzerinde ikinci söz talebi Sayın Ali Öztunç’un.

Buyurun Sayın Öztunç. (CHP sıralarından alkışlar)

ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sizleri ve bütün milletvekillerimizi saygıyla selamlıyorum.

Temel İdris’e akşam oturmasına gitmiş, çay, kahve, sohbet, muhabbet, belli bir saatten sonra Temel “Artık ben eve gideyim.” demiş. Şöyle bakmışlar dışarıya acayip bir yağmur, sel, fırtına var. İdris “Temel çok yağmur var, çıkma, ıslanırsın, bizde kal bu akşam.” demiş. “İyi, peki, kalayım.” demiş Temel. Beş on dakika sonra bakmışlar Temel yok, mutfağa bakmışlar yok, oturma odasına bakmışlar yok, salona bakmışlar yok derken kapı açılmış, Temel içeri girmiş sırılsıklam. İdris demiş ki: “Ya, Temel nereden geliyorsun?” “Sizde kalacağım ya, eve pijamalarımı almaya gittim.” demiş Temel. Yani, bu corona olayı var ya, iki gün önce İçişleri Bakanlığının aldığı sokağa çıkma yasağı kararı var ya, aynı bu fıkra gibi. Yani insanlar corona olmasınlar, Covid-19 virüsü insanlara bulaşmasın diye sokağa çıkma yasağı kararı alınıyor ama karar iki saat önce alındığı için binlerce, yüz binlerce insan sokaklarda geziyor. Bu, yanlış olmuştur değerli arkadaşlar. Coronayla mücadelede Sağlık Bakanı, evet, iyi niyetle çalışıyor, Sağlık Bakanlığı yetkilileri iyi niyetle çalışıyor, sağlıkçılar iyi niyetle çalışıyor, Bilim Kurulu iyi niyetle çalışıyor ama Sayın Süleyman Soylu’nun bir hareketi bir çuval inciri maalesef berbat etti; bunu söylemek zorundayız.

Bizler de burada, değerli milletvekilleri, iyi niyetle yol göstermek için önerilerde bulunuyoruz çünkü bu virüs herkese bulaşıyor. Ha şuna da katılmıyorum: “Ya, virüs zengin fakir ayırt etmiyor.” Ayırt ediyor, fakir adam, garibim, evinde oturuyor, perişan durumda, evinde ekmeği yok, ekmek bulma derdine düşmüş; zenginin öyle bir derdi yok. O yüzden virüs de fakir ile zengini ayırt ediyor.

Bakın, Sayın Cumhurbaşkanı açıklamış bugün, hafta sonu yine sokağa çıkma yasağı varmış galiba.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Tıpta böyle bir şey yok.

ALİ ÖZTUNÇ (Devamla) - Birinin anlatması lazım yani virüs hafta sonu bulaşıyor, hafta içi bulaşmıyor. Böyle bir kafa var mı, böyle bir mantık var mı arkadaşlar? Hafta içi de bulaşıyor bu, insanlar işine gidiyor, işçisi var bu işin, memuru var, hafta içi bulaşma ihtimali daha yüksek. Hafta sonu bulaşır, aman evden çıkmayın, hafta içi çıkabilirsiniz. Gerçekten yanlış bir mantık olmuş. Biz bunları söyleyince değerli AK PARTİ’li Grup Başkan Vekilleri olsun, milletvekilleri olsun itiraz ediyorlar, kızıyorlar. Dün Sevgili Ramazan Can geldi, cevap verdi, dedi ki: “Yahu, siz böyle söylüyorsunuz ama bakın, bize Macaristan Başbakanı teşekkür ediyor, Bulgaristan Başbakanı teşekkür ediyor.”

RECEP ÖZEL (Isparta) – Doğru. Yalan mı söyledi?

ALİ ÖZTUNÇ (Devamla) – Doğru doğru, evet, teşekkür ettiler; ben “Yalan söyledi.” demedim ki Recep Bey, doğru. Millet size teşekkür etsin ama millet, millet; boş verin başbakanları, Macaristan’ı bilmem nereyi. (CHP sıralarından alkışlar)

RECEP ÖZEL (Isparta) – Millet de ediyor. Millet de ediyor.

ALİ ÖZTUNÇ (Devamla) – Değerli arkadaşlar, Sayın Ramazan Can dün diyor ki: “İsrailli gazeteci teşekkür etti, İsrailli gazeteci bizi övdü.” Ne zamandan beri İsraillilerin övgüsü sizi bu kadar mutlu ediyor yahu? Ne zamandan beri İsrail’in övgüsü sizi bu kadar mutlu ediyor? Allah rahmet eylesin, rahmetli Erbakan Hoca olsa var ya “Sizi gidi sizi.” derdi.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Size ne derdi? Size ne derdi?

ALİ ÖZTUNÇ (Devamla) – Neler derdi size neler, Recep Bey, neler söylerdi.

Bakın, millet aç, perişan, sıkıntılı, ekmek kaygısı fazla. “Bankalar kredi veriyor.” diyorsunuz; Allah için, vallahi vermiyor yahu. Gidin, başvurun ya da sorun arkadaşlar, bankalar kredi vermiyor; verdiği zaman da öteliyor. Elektrik parası alınmazsa kesilmeyecek, doğru; elektrik faturası ödenmezse kesilmeyecek, başımla beraber ama ne yapıyorlar biliyor musunuz? Maraş’ta bunu yapmışlar, 13’üne fatura göndermişler, son ödeme tarihi 13’ü; bu ayın 13’ünde faturayı ödemezse abone, öbür aya açma kapama parası eklenecek arkadaşlar. Yazıktır, günahtır yani faturayı ödeyemeyince abone, önümüzdeki ayki faturaya açma kapama parası gelecek; bu yanlış olmuştur.

Bir başka konuya daha gelmek istiyorum. Sayın Başkan, bu corona olayından sonra -yurt dışında çok sayıda işçimiz var- sağ olsun, AK PARTİ’nin Grup Başkan Vekili Sayın Özlem Zengin’le birtakım diyaloglar sonrasında Kuveyt’teki işçilerin bir kısmını getirebildik. Dışişleri Bakanlığı yaptı bunu, ben teşekkür ediyorum bir kez daha ama bakın, Kuveyt’te şu anda Kuveyt Havalimanı’nın inşaatında, Limak Holdingin inşaatında çalışan 600 işçi var ve bunlara demişler ki: “Siz şu evrakları imzalayın, sizi gönderelim.” Can derdindeler, imzalamışlar. “Bütün dinî izinlerden, yıllık izinlerden, bayram izinlerinden, hepsinden fedakârlık ediyoruz.” diye imza attırmışlar bunlara ve ona rağmen hâlâ getirmiyorlar. Bu konuda bir çalışma yapmanızı talep ediyoruz, Kuveyt’te çalışan işçilere… Cezayir’deki işçiler vize sorunu yaşamaya devam ediyorlar, memleketlerine gelmek istiyorlar, gelemiyorlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın.

ALİ ÖZTUNÇ (Devamla) – Tamamlayacağım Sayın Başkanım.

Aynı zamanda. Güney Kıbrıs Rum kesiminde, 3 hemşerim şu anda denizde, gemide çalışıyorlar, gemide bekliyorlar. Güney Kıbrıs Rum Kesimi bunları kabul etmiyor, gemiden inemiyorlar. Bir şekilde -artık Kuzey Kıbrıs’tan mı olur- Türkiye’den mi olur- bu yurttaşlarımızın da Türkiye’ye getirilmesi gerekiyor.

Ben, tekrar sevgilerimi saygılarımı sunuyorum.

Sağ olun Sayın Başkan.(CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Özkoç, buyurun.

Gerçi size sataşmadı ama…

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

29.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un, corona virüsü nedeniyle vefat eden İstanbul ili Ataşehir Belediye Meclis Üyesi Uğurcan Demir’e Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum efendim, sağ olun.

Aldığımız bir habere göre Ataşehir Belediye Meclis üyemiz Uğurcan Demir, 27 yaşında maalesef coronavirüse yenik düşmüştür.

BAŞKAN – Allah rahmet eylesin.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Kendisine Allah’tan rahmet, yakınlarına da başsağlığı diliyorum. Bu vesileyle bir kere daha Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak ifade etmek istiyoruz ki bu olay ciddidir, bunun yaşlısı genci yoktur. Hafta sonu alınan tedbirlerle bunun önüne geçmek mümkün değildir. O yüzden, iktidarın bir an önce bu konuda ciddi tedbirler alarak en az iki hafta ve üç hafta aralığıyla sokağa çıkma yasağı, insanlığı da evde tutma kararını alması gerekmektedir. Peyderpey alınan kararların topluma da insan sağlığına da hiçbir yararı yoktur. Bunu bir kere daha ifade ediyor, rahmetliye bir kez daha rahmet diliyor, saygılar sunuyorum.

VII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Denizli Milletvekili Cahit Özkan, Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül ve Afyonkarahisar Milletvekili Ali Özkaya ile 57 Milletvekilinin Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2762) ve Adalet Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 207) (Devam)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde son söz Sayın Zeki Hakan Sıdalı’nın.

Buyurun Sayın Sıdalı. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

ZEKİ HAKAN SIDALI (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz madde kısaca, teknolojideki gelişmeler doğrultusunda hükümlünün rızasını da alarak kendisine ait elektronik cihazlar üzerinden takip edilebilmesini sağlıyor. Gerekli şartları taşıyan hükümlünün infazını evinde gerçekleştirmesi gayet insani ve devlet tarafından da tabii kolay bir yol ancak bilinmektedir ki bu uygulama olumsuz hava koşulları, sağlık, ulaşım ve benzeri mücbir sebeplerle sekteye uğrayabilmekte. Dolayısıyla günümüz teknolojileriyle bu işi gerçekleştirmek hem mümkün hem de daha pratik. Konunun özüyle ilgili doğabilecek tek sakınca, aynı şekilde hızlı gelişen teknoloji çünkü söz konusu uygulamanın özünde yazılım teknolojileri var.

Bilmekteyiz ki tüm dünya ülkelerinde de hatta askerî meselelerde de artık saldırılar siber olarak yapılmakta. İşte, bu uygulamanın da çekincesi ve riski tam olarak bu siber saldırılarla ilişkili. Kişinin şahsi telefonuna yüklenmesi planlanan yazılım uygulamaları -eğer kişi art niyetliyse- karşı yazılımlarla “hack”lenebilme riski taşıyor. Yani güvenlik amaçlı bu tür uygulama altyapılarında kullanılacak teçhizat ve donanımın da farklı güvenlik özelliklerinin olması gerekiyor.

Başka bir ifadeyle, her vatandaşın günlük hayatında kullandığı sivil amaçlı tüm akıllı cihazlar, bu tür güvenlik uygulaması içeren bir faaliyette saldırılara açık olacak. Çünkü bu cihazlara piyasada kolay ulaşıldığından, yazılımının kırılması ve istenilen art niyetli hamlelerin yapılabilmesi de oldukça kolay olacak. Bu yüzden, artık, ülkemizde de yazılım ve teknoloji sektöründeki teknokentlerin de desteğiyle Türk firmaları talebe uygun siber donanımlı cihazlar üretebilirler. Bu sayede hem ilgili teknoloji sektörü doğru ve mantıklı bir hedef için devlet tarafından desteklenir hem de sadece bu amaç için geliştirilmiş yüksek siber güvenlikli, tamamen Türk malı bir akıllı cihaz da ortaya çıkmış olur.

Bu geliştirilen cihazların mülkiyet hakkı ilgili bakanlık ve kurumda kalmak koşuluyla hükümlüye teslim edilir. Cihazın tüm sevk ve idaresiyle birlikte, periyodik bakım işlemleri, yazılım güncellemeleri ve tamiratı devletin ilgili kurumları tarafından yapılır. Böylece, piyasada bulunmayan ve bilinmeyen, yüksek siber güvenliğe sahip söz konusu cihaz sayesinde hem hükümlünün sorumlulukları hem de riski azaltılır hem de devlet hedeflediği kontrolü en yüksek seviyede sağlamış olur, dolayısıyla art niyetin ve kötüye kullanımın önüne geçeriz.

Sayın milletvekilleri, dünyayla birlikte ülkemizin de içinde bulunduğu corona salgınının sorunlarıyla tam manada henüz yüzleşemedik. Hep beraber görüyoruz ki tüm işletmeler kapalı. Üretim zaten azalmıştı, hatta durma noktasına geldi.

İktidarın inşaat ve ithalat ağırlıklı ekonomi mantığı artık büyük bir hayal. Corona illetinin tamamen ortadan kalkmasından sonra yüzleşeceğimiz esas ekonomi modelleri henüz gündemimize bile gelmedi ancak bu vesileyle bahsettiğim Türk malı üretim akıllı cihazın desteklenmesi gibi uygulamalar ülke ekonomimizin tamamında bu mantığı hayata geçirmemize vesile olabilir. Demek istiyorum ki iktidarın on sekiz yıldan beri uyguladığı hazine garantili inşaat ve hasta geçiş garantili ekonomik proje ve modelleri artık son bulmalıdır.

Geçmişte ve bu corona karantina günlerinde gördük ki geçiş garantili köprülerimiz de yolcu garantili havaalanlarımız da iş yapmıyor, milletin faydasına bir iş modeli değil. Bu yüzden de son kez belirtmek istiyorum: Artık israf etmeyin ve ülkeye dayattığınız, üç beş ekonomik zümreyi hedefleyen mantıktan vazgeçin. Kısaca, artık istihdamı ve katma değeri yüksek, üretim temelli ve tüm milletin iş ve aşına entegre olacak ekonomik kalkınma modellerine geçin.

Sayın milletvekilleri, üç gün önce yine bu kürsüden infaz koruma personelimizin karşı karşıya kalabileceği corona virüs risklerine dikkat çekmiş ve uyarılarda bulunmuştum. Bugün ise Adalet Bakanı yaptığı açıklamada maalesef 79 personelin testinin pozitif çıktığını ifade etti.

Öncelikle, enfekte olan arkadaşlarımıza geçmiş olsun dileklerimi iletiyor ve bir an önce sağlıklarına kavuşmalarını temenni ediyorum. İnsan sağlığı her şeyden önemlidir. Bu sebeple, ilgilileri daha ciddi önlemler almaya, çalışma saatlerini, karantina ve sağlık tedbirlerini artırmaya davet ediyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

ZEKİ HAKAN SIDALI (Devamla) – Çünkü göz göre göre corona virüse kurban verecek bir canımız daha yok ama maalesef gerekli tedbirleri, gerekli önlemleri ısrarla almıyoruz.

Yüce meclisi saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Muhammet Emin AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurun, Sayın Akbaşoğlu.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

30.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, corona virüsü nedeniyle vefat eden İstanbul ili Ataşehir Belediye Meclis Üyesi Uğurcan Demir’e ve vefat eden vatandaşlara Allah’tan rahmet dilediğine, Kahramanmaraş Milletvekili Ali Öztunç’un görüşülmekte olan 207 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 60’ıncı maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; öncelikli olarak Ataşahir Belediye Meclis Üyesi Uğurcan Demir’in coronavirüs nedeniyle vefatı münasebetiyle hem kendisine hem de bugüne kadar coronavirüsten vefat eden bütün vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet diliyorum, yakınlarına sabrıcemil niyaz ediyorum.

Biraz evvel kürsüde konuşan CHP milletvekilinin ortaya koyduğu Kuveyt’le ilgili, bazı dile getirdiği hususlarla ilgili Dışişleri Bakanlığıyla temas ettik ve bugüne kadar 70 ülkeden 25 binin üzerinde vatandaşımızı Türkiye’ye getirdiğimiz, ilgili, usulüne uygun bir şekilde karantinaya alındığı bilgisini paylaştılar ve aynı zamanda Kuveyt’ten bugüne kadar -bugün gelen uçaklar da dahil olmak üzere- 1.300’ün üzerinde insanımızın, -işçilerimizin- Türkiye’ye geldiği bilgisi verildi. Bunu bilgilerinize sunuyorum.

Teşekkür ediyorum.

VII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Denizli Milletvekili Cahit Özkan, Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül ve Afyonkarahisar Milletvekili Ali Özkaya ile 57 Milletvekilinin Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2762) ve Adalet Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 207) (Devam)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 207 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin çerçeve 60’ıncı maddesiyle, 5402 sayılı Kanun’un 15/(A) maddesinin birinci fıkrasına eklenen cümleye “koşuluyla” ibaresinden sonra gelmek üzere “şüpheli, sanık ve” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

        Özlem Zengin                         Nazım Maviş                        Recep Özel

             Tokat                                   Sinop                                  Isparta

   Fehmi Alpay Özalan                       Nilgün Ök                          Ali Özkaya

             İzmir                                  Denizli                       Afyonkarahisar

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – Takdire bırakıyoruz efendim.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Önergeyle, uygulamada tereddüt yaşanmaması amacıyla şüpheli ve sanık ibareleri de madde metnine eklenmektedir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda 60’ıncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

61’inci madde üzerinde 3 adet önerge vardır. Önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 207 sıra sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 61’inci maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ederiz.

         Tufan Köse                         Turan Aydoğan                Süleyman Bülbül

            Çorum                                 İstanbul                                 Aydın

       Alpay Antmen                         Zeynel Emre            İsmail Atakan Ünver

            Mersin                                 İstanbul                               Karaman

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Evet, önerge üzerinde söz Sayın İsmail Atakan Ünver’in,

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

İSMAİL ATAKAN ÜNVER (Karaman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Bu teklifin daha önce görüştüğümüz ve kabul edilen maddeleriyle Ceza Kanunu’nda düzenlenen kasten yaralama suçunun ve suç işlemek için kurulan örgüt, mafya, çete suçlarının cezası artırılmıştır. Teklifle infaz kanununda da birtakım değişikler yapılmakta, genel infaz süresi 1/2 oranına indirilmektedir. İnfaz kanununda yapılan bu değişikliklerin koşullarını karşılayanlar, cezasını artırdığınız suçlardan mahkûm olmuş olsalar da yararlanacaklardır.

Şimdi, burada ikircikli bir tavrınızı görüyoruz, bu sizin her zaman yaptığınız şey. Kamuoyuna “Suç işlemek için örgüt kurmak, yönetmek, üye olmak, örgüt adına suç işleme fiillerinin cezasını artırıyoruz.” diye mesaj veriyorsunuz; diğer yandan da suç örgütleri liderlerini de cezaevinden çıkaracak düzenleme yapıyorsunuz. Bunun yanında, kasten yaralama suçu faillerinin de -fiil netice sebebiyle ağırlaşmış, yani mağdur ölmüş olsa bile- salıverilmesine yol açacak düzenleme yapıyorsunuz. Bir başka taraftan da bu suçların tutuklu failleri tutuklu kalmaya devam ediyorlar. Bu ikircikli tutum doğru değil. “Bu suçların cezasını artırıyoruz ama bu suçları bugüne kadar işleyenleri de salıveriyoruz.” demek nasıl bir ceza hukuku ve siyaseti anlayışıdır, biz anlayamadık.

Süregelen tartışmalarda teklif sahiplerinden bazıları “Siyasi suç diye bir suç yoktur, terör suçu vardır. Ayrıca Avrupa’daki terörle mücadeleyle Türkiye’yi bir tutmamak gerekir.” dediler. Bu değerlendirme karşısında hayrete düşmemek mümkün değil. Şunun için: AKP geçmişte, o günkü koşullarda mahkûm edilmiş bir siyasinin liderlik ettiği bir parti. Siz unutmuş olabilirsiniz ama biz hatırlatalım. Güç ele geçince insan geçmişini unutmamalı, geçmişte yaşadıklarını bugün başkalarına, özellikle de muhaliflerine yaşatmamalı. Bu konuda sizden daha tutarlı bir duruş beklemek tüm toplumun hakkı.

Değerli arkadaşlar, defalarca söylendi ama tekrar söylemekte fayda var: “Terör” tanımı siyasi konjonktüre bağlı ve buna göre değişir yani zamanında, dün “terörist” denilenlere bugün “terörist” denilemediği durumlar olabilir veya tersi de olabilir. Mesela bu konuya sizden örnek verelim. Dün beraber iş tutup “makbul insanlar” “makbul cemaat” “Hoca Efendi” dediğiniz ama bugün terörist, terör örgütü, terör örgütü elebaşı olduğu ortaya çıkan ve sizin de dört yıldır bu sıfatları kullandığınız, kullanmak zorunda kaldığınız durumlar ortaya çıkabilir. O yüzden bu nitelemeleri evrensel kabulleri yani terörün uluslararası tanımlarını esas alarak yapmakta fayda var yoksa mahcup olursunuz. Gerçi mahcup da olmuyorsunuz ama belki bu durum değişir, bir gün mahcup olursunuz. Her “tweet” atana, gazetecilere, siyasilere, şiddete bulaşmamış, silaha el sürmemiş olanlara hemen “terörist” yaftasını yapıştırırsanız olmaz.

Bakın, eskiden, fazla değil, on-on iki yıl önce Genel Başkanınız mesela “Bazı kitaplar vardır ki bombadan daha tehlikelidir.” demedi mi? Ergenekon için “Ben bu davanın savcısıyım.” demedi mi? Bazılarınız “Türkiye bağırsaklarını temizliyor.” demedi mi? Bazılarınız da “Türkiye vesayetten kurtuluyor.” demedi mi? Ergenekon davasının cezaları açıklanınca yandaş basın 26’ncı Genelkurmay Başkanının resmini de vererek “Cuntaya ceza yağdı.” diye manşet atmadı mı? “Hoca Efendi” dediğinizin teröristbaşı olduğu ortaya çıktı, “kahraman hâkimler, savcılar” dediklerinizin terör örgütü üyesi oldukları ortaya çıktı, “bombadan daha tehlikeli” dediğiniz kitabın ise aslında sizin yıllarca görmek istemediğiniz gerçekleri anlattığı ortaya çıktı. “Darbeci terörist” dediğiniz, Ergenekon, Balyoz ve benzer kumpas davalarının sanıkları beraat etti.

Arkadaşlar, niteleme yaparken dikkatli olmak lazım. “Terör Avrupa’da başka, Türkiye’de başka.” demeyin. Şiddete bulaşmamış, silah kullanmamış, terörü ve terör eylemlerini övmemiş, sadece sizin hoşunuza gitmese de düşüncesini açıklamaktan öteye geçmemiş gazeteci, yazarçizer, bilim insanı, avukat, siyasi ve sade vatandaşa “terörist” deyip geçmişte düştüğünüz yanlışa tekrar düşmeyin. Yaptığınız değişikliklere yansıyan hukuk anlayışınızı görünce iyice gözünüzün karardığını düşünüyor;…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın.

İSMAİL ATAKAN ÜNVER (Devamla) – …bir “tweet” atanın terörist, basın açıklaması yapan her grubun terör örgütü ilan edildiği, kitaba “bomba”, kaleme “silah” diyen bir anlayış varken tek adam rejiminin geçmişten daha beter hukuki bir baskıyla tahkim edileceğini öngörüyor; ülkemiz adına, toplumsal barış adına, demokrasimiz adına, milletimiz adına ve hukuk devleti adına bir hukukçu olarak kaygı duyuyorum. İnşallah, bugünün muktedirleri yarınlarda hukuka ihtiyaç duymaz. İstemeyiz ama öyle bir gün gelirse inanın yaptığınız bu kanunlarla siz bile yargılanmak istemezsiniz.

Genel kurulu saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 207 sıra sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 61’inci maddesinde geçen “karşılanabilir” ibaresinin “karşılanır” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Gülüstan Kılıç Koçyiğit                   Murat Çepni                         Hüda Kaya

              Muş                                    İzmir                                 İstanbul

         Tuma Çelik                 Serpil Kemalbay Pekgözegü            Abdullah Koç

            Mardin                                  İzmir                                    Ağrı

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Sayın Abdullah Koç’un söz talebi var.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

ABDULLAH KOÇ (Ağrı) – Sayın Başkanım, değerli halklarımız; sizleri saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, komisyon toplantıları dâhil olmak üzere yaklaşık olarak dokuz güne yakın bir süredir biz bu kanun teklifinin tüm yönleriyle değerlendirmesini yaptık, muhalefet olarak olumlu katkıda bulunmak istedik. Bu kanun teklifinin hukuka, adalete, insan haklarına ve vicdana uygun olmadığını çeşitli örneklerle ve detaylarıyla dile getirdik ancak ne yazık ki sizin tutumunuz sonucunda bu yasanın herhangi bir yerinde değişiklik yapılmadığı gibi bir virgülüne dahi dokunulmadı.

Değerli arkadaşlar, peki, bu yasa teklifi çerçeve olarak baktığınız zaman neyi getiriyor, tam olarak neyi karşımıza getiriyor, onları madde madde hâlinde, tek tek sizlerle paylaşmak istiyorum.

Bakın, bu yasa, resmî ideoloji eleştirisini yapanların en masum taleplerini dahi şiddetle bastıran bir anlayışın ürünüdür. Bir halkın kültürünü, dilini yok sayan bir anlayışın getirmiş olduğu bir yasa teklifidir. Bu yasa, günün getirmiş olduğu, dünyayı etkileyen, ölümlerle sonuçlanan salgın karşısında önlemleri önceleyen bir yasa teklifi değildir. İnsan yaşamını önceleyen, düşünceye saygı duyan kapsayıcı bir düzenleme asla değildir. İdeolojik ve politik zeminde tepki koyan muhaliflere karşı getirilen bir yasa teklifidir. Eşitlikçi değildir, ceza adaletinden yoksun bir tekliftir bu başlı başına. Toplumsal barışa katkı sağlayan bir yasa teklifi asla değildir. Anayasa metnine birkaç yerden kesinlikle aykırıdır. Devlete karşı işlenen suçlar politik olma özelliğiyle kapsam dışında tutulmuştur. Bu yasa teklifi başta Kürt sorunu olmak üzere toplumu saran ve ortak yaşamı olumsuz etkileyen sorunların çözümü bir yana, derinleştirilmesine neden olabilecek bir yasa yaklaşımıdır. İnfaz Hâkimliği Yasası’nda bir değişiklik insanların can pazarı yaşadığı bir dönemde asla uygun değildir, zaman açısından da uygun bir yasa teklifi değildir. Cezaevlerindeki mahpusları cezaevlerinden almak suretiyle ajanlığa ve yalancı tanıklığa sürükleme yönünde getirilen bu düzenleme de yine insan haklarına ve Anayasa’ya aykırı bir düzenlemedir. Toplumda infial yaratacak olan bazı suç tiplerine getirilen özel af nedeniyle de yine Anayasa’ya aykırı bir düzenlemedir. İç içe girmiş, ciddi adaletsizliğe neden olacak olan bu yasa teklifi, Anayasa’nın 10’uncu maddesinde düzenlenen eşitlikçi yönüne de aykırı olan bir yasa teklifidir.

Cezaevlerinde can pazarı varken, insanlar diken üzerindeyken, büyük bir beklenti yaratılmışken, bu yasa teklifi, ayrımcılıkla, ayrıştırıcılık yönüyle ve yaşam hakkının ihlaliyle karşımıza çıkmış olmasıyla da yine adalete sığmayacak olan bir yasa teklifidir. Mahkemelerin yapısı, uygulama alanı, iyi hâlin değerlendirilmesinde meslek odalarının, demokratik kitle örgütlerinin fikirleri ve görüşleri alınmadan böyle bir düzenlemeye gidilmiş olması da asla kabul edilebilecek bir durum değildir ve bu nedenle de kabul edilecek bir yasa teklifi değildir.

İnfaz kurumu, idare ve gözlem kurullarının yetkileriyle ilgili tek taraflı ve amacına uygun olmayan düzenlemeler getirmesi nedeniyle de yine uygun düşmeyen bir yasa teklifidir. Yasa teklifinde “Cezaevinde hayatını yalnız idame ettiremeyen ve toplumun güvenliği bakımından ağır ve somut tehlike oluşturmayacağı değerlendirilen” şeklindeki düzenleme tam bir ciddiyetsizlik örneğidir. Çocuk mahpuslara yönelik ağırlaştırılmış disiplin hükümlerinin getirilmesi de insan haklarına ve çocuk haklarına aykırı bir düzenlemedir. Bu yasal düzenlemeyle, suçlar arasında meşruiyette bir yaklaşım sorunu yaratılmıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin lütfen.

ABDULLAH KOÇ (Devamla) – Kast hukuku, öfke, düşmanlık ve ne yazık ki demokratiklik ilkesinden uzaklaşması sebebiyle Anayasa’nın 2’nci maddesine de açık bir şekilde aykırı olan bir yasa teklifidir. Bu teklifi idarenin korumacı ve statükocu yapısını tahkim etme projesi olarak değerlendiriyor ve bundan sonra gelişebilecek bütün sorunlardan ve bütün ölümlerden tarih önünde sorumlu olduğunu da belirterek hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum. Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 61’inci maddesinin (1)’inci fıkrasında yer alan “eklenmiştir” ibaresini “ilave edilmiştir” ibaresiyle değiştirmesini arz ve teklif ederiz.

Dursun Müsavat Dervişoğlu             Ayhan Altıntaş                      Bedri Yaşar

             İzmir                                  Ankara                                 Samsun

      Fahrettin Yokuş                                                                 Ayhan Erel

            Konya                                                                           Aksaray

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Bedri Yaşar’ın.

Buyurun. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BEDRİ YAŞAR (Samsun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun Teklifi’nin 61’inci maddesi üzerinde söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değişiklik teklif edilen maddeyle denetimli serbestlik altında bulunan ve denetimli serbestlik müdürlüğü tarafından muhtaç durumda olduğu tespit edilen kişilerin, kamuya yararlı bir işte ücretsiz çalıştırılma yükümlülüklerini yerine getirirken, mutat vasıtayla yaptıkları yol giderleri ile iaşe giderlerinin karşılanması düzenlenmiştir. Bizim, tabii ki bu maddeye diyebileceğimiz bir şey yok. Ama bununla beraber, bu akşam Sayın Cumhurbaşkanımızın basın toplantısını izledim. Tabii, Samsun Milletvekili olarak zaman zaman burada da gündeme getiriyoruz, diyoruz ki: “Sayın Cumhurbaşkanım, sayın yetkililerimiz; hiç olmazsa, şu tarımla ilgili, çiftçiyle ilgili bir şeyler yapmamız lazım.” Ama bugünkü basın toplantısında da gördüğüm kadarıyla çiftçiyle ilgili herhangi bir şey çıkmadı.

Tabii, önümüzdeki hafta sonu, cumartesi, pazar yine sokağa çıkma yasağı var. Özellikle tarımın yoğun olduğu büyükşehirlerde, Büyükşehir Yasası marifetiyle artık köyler de büyükşehre dâhil olduğu için, oralarda da sokağa çıkma yasağı var.

Şimdi, Samsun’un Terme ilçesinin Gölyazı köyünde vatandaşın -tarlasına gidecekse- tarlasına gitmesi gerekiyor. Hiç olmazsa bu manadaki büyükşehirlerdeki köylere -muhtar marifetiyle olabilir veya ilçe kaymakamı marifetiyle olabilir- izin verilemez mi? Yani bugünlerde iki gün tarlaya gidilmemesi herhâlde çok ciddi bir problem. Yani şehirdeki gibi “Hafta sonu havalar günlük güneşlik, şöyle sokağa, caddeye çıkalım, gezelim.” diye köyde yaşayan insanların bir derdi, bir sıkıntısı yok. Hiç olmazsa bu manada belki bir izin verilebilir diye düşünüyorum.

Aynı şekilde, muhtarlarımız arıyor, özellikle büyükşehir mahalle muhtarları. “Biz 65 yaşın üzerindeyiz ama sokağa çıkma yasağı var. Aynen sizlere ne tür talepler geliyorsa bize de aynı talepler geliyor. Biz de aynı şekilde sokağa çıkmakta ciddi sorunlar yaşıyoruz.” diyor muhtarlarımız. Bize gelen talepler muhakkak sizlere de geliyordur. Muhtar, yaşadığı bölgenin en büyük mülki amiri; oradaki bütün sorunların muhatabı muhtar. Yardım dağıtmada bile zorlanıyor. Köyde, beldede, ilçede, mahallelerde yardım dağıtmada bile özellikle bu 65 yaş üzerindeki muhtarlarımızın ciddi problemleri var.

Ee, şimdi, tabii, hep tarımdan bahsediyoruz. İşte, bugünlerde gurur da duyuyoruz. Maske üretimidir, solunum cihazı üretimidir; bunların artık Türkiye'de belli bir aşamaya gelmiş olmasından, yardım isteyen ülkelere bu katkıların sağlanmasından tabii ki bizler de mutlu oluyoruz. Ama bunun üçüncü ayağı gıda. İşte, o gün, cuma günü iki saatte nelerin olduğunu, insanların akın ettiği marketlerde de ne aradığını gördük, gıda. Demek ki bununla ilgili de muhakkak bizim adım atmamız lazım, çiftçiye tam da bugünlerde destek olmamız lazım.

Tabii, “tarımsal araziler” derken özellikle… İşte, Samsun’da, Çarşamba Ovası’nda bir santral yapılıyor. Burası daha önce -işte, tarımsal arazidir, değildir- mahkemeye gitti, işte, buraya “ÇED Gerekli Değildir.” dendi, bu ÇED orta yerden kalktı, “Gereklidir.” dendi, tarımsal arazi statüsünden çıktı. Mahkeme bütün bunları durdurdu ama ne oldu biliyor musunuz? Santral de bitmek üzere.

Şimdi, arkadaşlar, bizde işler önden gidiyor, kanun arkadan gidiyor. Bu saatten sonra, Çarşamba Ovası’nda yapılan santralin ben şahsen o şartlarda yıkılacağını tahmin etmiyorum ama kanunen de şu an hiçbir ruhsatı yok, hiçbir izni yok, planı yok, orada bir plan çalışması da yapılmamış. E şimdi, yazık, buraya yapılan yatırımlar da bizim millî servetlerimiz. Bunlara baştan izin veren arkadaşlarımızın tekrar şapkasını önüne koyup düşünmesi lazım. Bugün, o izinler iptal edilince… Oraya yapılan yatırım da netice itibarıyla millî servettir.

Hâlâ aynı şeyi söylüyoruz; tarıma destek olmak için, çiftçiye destek olmak için hâlâ zamanımız var. Çok büyük talepleri yok. İşte “Elektrik faturalarımızda fiyatları aşağıya çekin, ödemeyelim; daha sonra ödeyelim, hasılat dönemlerinde ödeyelim yani biz yılda bir ürün alıyoruz, ürün dönemlerinde ödeyelim.” diyorlar. Talepleri bu, bundan daha doğal nasıl bir talep olabilir? “Girdilerimizi aşağıya çekin.” diyorlar. Yani bugün, bizim Samsun bölgesinde gübre fiyatlarındaki artış yüzde 20.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

BEDRİ YAŞAR (Devamla) – Dolayısıyla, hiç olmazsa bu girdilerde belli destekler sağlayın. Dünyada petrol fiyatları düştü yani petrolün varili 26-27 dolara düştü ama biz hâl⠓tarımı destekleme” adı altında bu girdilerde bile adım atmakta zorlanıyoruz.

Dolayısıyla buradan ben tekrar uyarıyorum: Ziraat Bankası çiftçinin bankasıdır, Halk Bankası esnafın bankasıdır. Bunları duyuyoruz ama gerçekten bu destekler, bu dönemde çok gerekli, çok zaruri. Bu adımların atılmasını bekliyoruz. Arkadaşlar da zaman zaman ifade ediyorlar, şu an görevleri itibariyla da en fazla çalışan bankalar bunlar. Yirmi dört saat usulüne göre çalışıyorlar. Dün okudum, banka müdürünün biri de coronavirüsten öldü; ona da Allah’tan rahmet diliyorum. Çünkü bütün yük bunların sırtında. Devletin ne tür katkısı varsa bu bankalar üzerinden götürmeye çalışıyor.

Bugün, aynen Sayın Cumhurbaşkanı da benim dün burada yaptığım konuşma gibi özel bankalardan şikâyet etti. Sayın Cumhurbaşkanım, siz şikâyet ederseniz millet ne yapsın?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BEDRİ YAŞAR (Devamla) - Toparlıyorum Başkanım.

BAŞKAN – Toparlayın.

BEDRİ YAŞAR (Devamla) – Şimdi, benim gibi şikâyet ediyor.

BAŞKAN - Yalnız, bu ikinci açışım, çok kısa yani selamlama cümlesi...

BEDRİ YAŞAR (Devamla) – Tamam Sayın Başkanım.

Dolayısıyla Sayın Cumhurbaşkanımıza da buradan sesleniyorum, diyorum ki: Siz Bankacılık Denetleme Kurulu vasıtasıyla özel bankalara -bizim gibi şikâyet etmeyin- lütfen nüfuz edin, onlar da gereğini yapsınlar.

Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

61’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

62’nci madde üzerinde 3 adet önerge vardır. Önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 207 sıra sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 62’nci maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Serpil Kemalbay Pekgözegü                Hüda Kaya                        Murat Çepni

             İzmir                                  İstanbul                                  İzmir

         Tuma Çelik                        Hüseyin Kaçmaz      Gülüstan Kılıç Koçyiğit

            Mardin                                  Şırnak                                    Muş

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Hüseyin Kaçmaz’ın.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

HÜSEYİN KAÇMAZ (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kamunun suç ve suçluya nasıl muamele edileceğine dair zihniyet ve hissiyatı herhangi bir ülkenin uygarlık düzeyine dair en şaşmaz ölçülerden biridir. Bu infaz yasası, toplumsal muhalefete ve siyasi taleplerine yönelik bir meydan okumadır aslında. Bu infaz yasası, içinde bulunduğumuz, “faşizm” diye değerlendirebileceğimiz bu koşullarda AKP Genel Başkanının ya da AKP iktidarının parmak salladığı, kendisi gibi düşünmeyen herkesi terörist gördüğü, öteki gördüğü ve düşmanlaştırdığı kurumun aslında yasallaştırılmasıdır.

Bu teklife baktığımızda, öyle incelikli düşünülmüş ki bazı şeyler, açık cezaevinde kalan tavuklar bile hesaba katılmış “Bu tavuklar ne olacak?” diye. Bu tavuklar düşünülürken Kürt siyasetçiler, muhalif tutsak gazeteciler, bebekli anneler, ağır hasta tutsaklar ve çocuklar düşünülmemiş ama AKP iktidarı açık cezaevinde kalacak olan tavukları düşünmüş.

Değerli arkadaşlar, teklifte “kırmızı çizgi” olarak tespit edilmiş bazı suçlar olduğu söylendi. Ceza hukukunda suçlar, ifade ettikleri haksızlık içerikleri itibarıyla derecelendirmeye tabi tutulur; kırmızı çizgi yoktur. “Çizginin ötesinde veya berisinde olanlar” diye bir ayrım yok ve böyle bir ayrım yapılamaz; ancak bu, hukuk devletinde, uygar toplumlarda olması gereken husustur. Ancak AKP iktidarının ve ortağının getirdiği bu yasa teklifine baktığımızda çocuk pornografisi ve çocuk cinsel sömürü suçları af kapsamında; çocuklara müstehcen yani pornografik yayın verme, satma ve çocukları pornografik filmlerde oynatma gibi fiiller af kapsamında; çocukları fuhşa sürükleme, fuhşa teşvik, tedarik ve aracılık af kapsamında.

Değerli arkadaşlar, bu yapılan değişiklik hiçbir suretle coronavirüsle mücadele kapsamında cezaevlerinin boşaltılmasıyla ilgili değil. Bazı sözler verilmiş. Daha önce Cumhurbaşkanının kendisi de söyledi, “Devlete karşı işlenen suçlarda devletin, iktidarın af yetkisi vardır ancak kişiye karşı işlenmiş suçlarda bizim böyle bir hakkımız yok.” dedi. Ancak affedilen suçlara baktığımızda, aksine, AKP iktidarı -ki kendisine karşı yapıldığını düşündüğü suçlar bunlar yani muhalefet yapılmasını devlete karşı suç addediyor- hukuksuzluklarını, yolsuzluklarını haber yapmayı devlete karşı suç olarak nitelendiriyor ve öyle bir terör tanımı geliştirdi ki kendisine karşı olan herkes bu terör kavramına girebiliyor.

Değerli arkadaşlar, bu yasa, kabul etmeseniz de, Anayasa’ya göre, Ceza Kanunu’na göre, Anayasa Mahkemesinin eski kararlarına göre özel bir aftır. Defalarca söyledik, burada, bu yasayla gayrimeşru âlemin evlatları serbest bırakılıyor ancak bu ülkede, düşünen, yazan, çizen, sevgi üretmeye çalışan siyasetçiler, gazeteciler maalesef ki cezaevinde, daha doğrusu, bu dönem ismiyle “ölüm evinde” idama mahkûm ediliyor.

İlk defa yapılmıyor bunlar, ilk defa düşmanca hukuk devreye konulmuyor. Sizler yıllarca “Biz mağdur edildik; biz statükoya, vesayete karşı itiraz hareketiyiz.” dediniz ama şu an vesayetin de statükonun da kralını yapıyorsunuz; temsilcisi olmuşsunuz, ta kendisi olmuşsunuz. Böyle bir dönemde bile düşmanca bir hukukla muhaliflerinize karşı yasalar çıkarabiliyorsanız artık hukuktan, vicdandan bahsedemeyiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın.

HÜSEYİN KAÇMAZ (Devamla) – Değerli milletvekilleri, toplumsal uzlaşı, toplumsal barış; bu ülkenin ihtiyacının olduğu tek şey bu.

Yıllarca Kürt meselesinde -ki hâlen devam ediyor- kaba güç, kör şiddet ve silahlı çatışmalarla birçok acı yaşadık. Bu ülkenin bütün kaynaklarını tanka, topa, tüfeğe yatırdık ve şu an bu yaptığınız yasayla siz, bu ülkenin geleceğine düşmanlık tohumları ekiyorsunuz.

RECEP ÖZEL (Isparta) – PKK’ya terör örgütü diyor musun sen? PKK’ya terör örgütü de.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – O yüz yıllık soruyu sormayı bırakın. Ayıp, ayıp!

HÜSEYİN KAÇMAZ (Devamla) – Sayın Recep Özel, isminizi Google’a girdiğimde -geçmişinizi iyi silememişler- takke çıkıyor orada, takke. (HDP sıralarından alkışlar)

RECEP ÖZEL (Isparta) – Çıkabilir. Doğru bir şey söyledim. Sen PKK’ya terör örgütü diyor musun?

HÜSEYİN KAÇMAZ (Devamla) – Size rağmen biz nefrete teslim olmayacağız, kine teslim olmayacağız.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Sen PKK’ya terör örgütü diyor musun?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Ya dinlesene!

HÜSEYİN KAÇMAZ (Devamla) – Size rağmen, biz hayata uyananlar, size rağmen bu ülkeye özgürlüğü getireceğiz, barışı getireceğiz.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Hadi oradan! Hadi oradan! Hadi oradan!

HÜSEYİN KAÇMAZ (Şırnak) – Hadi oradan! Hadi oradan! Seviyesiz!

BAŞKAN – Sayın Beştaş, buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

31.- Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Isparta Milletvekili  Recep Özel’in yerinden sarf ettiği bazı ifadelerine, cezaevlerinde ücret karşılığı verilmesi nedeniyle tutuklu ve hükümlülerin maske kullanamadığına ilişkin açıklaması

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan, yani bunu çözemeyeceğimizi biliyorum ama söylemeden edemeyeceğim. Sayın Özel orada, en uçta oturup böyle bu sataşmaları yapmaktan rahatsız olmuyor ama biz burada çok rahatsız oluyoruz.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Ne konuştuğunu biliyor musun? Sen onun ne konuştuğunu biliyor musun?

HÜSEYİN KAÇMAZ (Şırnak) – Sana mı soracağım?

RECEP ÖZEL (Isparta) – Ne konuştuğunu bilmiyorsan, evet, bana soracaksın!

HÜSEYİN KAÇMAZ (Şırnak) – İsmini girince takken çıkıyor, takken! Dünün teröristleriyle birlikteydiniz!

RECEP ÖZEL (Isparta) – Sana onu giydiririm ben! Sana onu giydiririm ben!

BAŞKAN – Arkadaşlar, biraz sessiz.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Eğer sözünüz varsa, eğer bir itiraz varsa, Grup Başkan Vekiliniz burada, sözü alır, yanıtını verir, biz de kendisine uygun görürsek bir cevap veririz. Oradan bu yöntemi kabul etmiyoruz.

Sayın Başkan, ben şunun için söz aldım aslında: Bu hapishanelere ilişkin -maalesef, başvuru almaya devam ediyoruz- çokça olan bir talebi bir kez daha ifade etmek istiyorum. Sayın Akbaşoğlu burada. Bugün Şakran Cezaevinde -Şakran’ı sadece örnek veriyorum, birçoğundan geldi, Van’dan, Kırıklar’dan, birçok cezaevinden; notlarımı aldım- maske satılıyormuş.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Satılık yani hani, kantinden zor buluyorlarmış ve bu maskeler satıldığı için tutuklu ve hükümlüler maske kullanamıyormuş. Bu bilgiyi vermek istiyorum çünkü çok hayati bir mesele. Israrla Bakanlık, ilgili birimler “Maskeler satılmıyor.” dediler.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Nereyle ilgili bu?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Şakran Cezaevi. Yani Şakran bir örnek, bütün cezaevleri için eğer varsa böyle bir uygulama, en azından bilgilendirilmek isteriz.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Buyurun Sayın Akbaşoğlu.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, biraz evvel kürsüden konuşan HDP hatibinin iddialarını reddettiğimizi ifade etmek isterim. Bunların hepsini zaten konuştuk, cevapları verildi, tekrarlamamak noktasında ben söz almıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Sayın Grup Başkan Vekilinin söylediği konuyla ilgili de araştırmayı yapıp bilgilendireceğim.

Teşekkür ederim.

VII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Denizli Milletvekili Cahit Özkan, Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül ve Afyonkarahisar Milletvekili Ali Özkaya ile 57 Milletvekilinin Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2762) ve Adalet Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 207) (Devam)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 62’nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

“MADDE 62- 21/3/2007 tarihli ve 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanununun 3 üncü maddesinin yirmi ikinci fıkrasına aşağıdaki cümle eklenmiştir.

"Eşyanın değerinin az olması halinde verilecek cezalar yarısına kadar, pek az olması halinde ise üçte birine kadar indirilir. Yargıtay ilgili dairesi her yıl güncellenmek koşuluyla 31 Aralık tarihinde eşyanın değerinin azlığına ilişkin tarifeyi belirlemekle yükümlüdür.””

         Hüseyin Örs                           Ayhan Erel                   Fahrettin Yokuş

           Trabzon                                Aksaray                                 Konya

       Ayhan Altıntaş               Dursun Müsavat Dervişoğlu            Yasin Öztürk

            Ankara                                  İzmir                                  Denizli

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Önerge üzerinde söz talebi Sayın Hüseyin Örs’ün.

Buyurun. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

HÜSEYİN ÖRS (Trabzon) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun Teklifi'nin 62’nci maddesi üzerinde İYİ PARTİ adına söz aldım. Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, üzerinde konuştuğumuz kanun teklifi maddesine baktığımızda, teknik anlamda problemli hazırlanmış bir teklifle karşı karşıya olduğumuzu bir kez daha görüyoruz. Kanun teklifleri hazırlanırken seçilen her cümlenin, kelimenin dikkatli bir şekilde hazırlanması ve yazılması gerekir. Ancak bu şekilde mevcut kanunlar ile yargı pratiği arasındaki uyumu da sağlayabiliriz diye düşünüyoruz.

Konuştuğumuz teklifle birlikte ceza hukukumuza iki yeni kavram geliyor arkadaşlar. “Nedir bu kavramlar?” diye soracak olursanız, birincisi “eşyanın değerinin hafif olması” ikincisi de “eşyanın değerinin pek hafif olması.”

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Vardı zaten, daha önce de vardı.

HÜSEYİN ÖRS (Devamla) – Bu iki kavram, hem Türk dili açısından hem de hukuk terminolojisi açısından baktığımızda anlaşılır açıklıktan uzaktır. Zira “eşyanın değerinin hafifliği” diye bir kavram bulunmamaktadır, Türk Ceza Kanunu’nun 145 ve 150’nci maddelerinde “değerin azlığı” ifadesi kullanılmıştır.

Arkadaşlar, ceza kanunlarında terminolojinin yeknesak olarak kullanılmasıyla ileride yaşanabilecek tartışmaların önüne geçilebilir düşüncesindeyiz. Bildiğiniz üzere, baklava çalan çocuklar üzerinden geliştirilen “suça konu eşyanın değer azlığı” hususu suçla korunmak istenen hak ile ceza arasında bir ilişki kurulmasını sağlamaktadır. Değer azlığının ne ifade ettiğine dair tartışmalar ancak on beş sene içerisinde belirli bir değerlendirme kriterine oturmuştur. Şimdi ise “değer hafifliği” teriminin yanında aynı zamanda bir de “pek hafif değer” tanımı gelmiştir. Değerin azlığını ve pek azlığını hâkime tanıyacağımız indirim sınırları içerisinde ne kadar indirim uygulanabileceği açısından hâkimin belirlemesinin daha yerinde olacağı düşüncesindeyiz. Kanun tekliflerinin yeni sorunlar ortaya çıkarması değil, mevcut sorunları ortadan kaldırması beklenir. Bu nedenle teklif metninin bu hâliyle yasalaşması korkarım ki ileride uygulamalarda da problemler çıkaracaktır.

Değerli milletvekilleri, söz aldım, bu vesileyle, kendi seçim bölgem Trabzon’dan esnaf arkadaşlarımızdan gelen bazı talepler var ki bu taleplerin Türkiye’nin dört bir tarafındaki esnaf kardeşlerimizi de ilgilendirdiğini düşünüyorum. Bu coronavirüs belası sürecinde esnafımızın perişanlığını hepimiz burada dile getiriyoruz. Bunların çözümüne yönelik de bir ekonomik paket açıklandı ama maalesef, bu ekonomik paketin, toplumun bütün kesimlerinin isteklerini ve dertlerini çözmekten uzak olduğunu söylemiştik. Şimdi, Trabzon’daki bir esnaf kardeşimiz bana mail atmış, “Ben gözlükçüyüm, SGK’den vatandaşa gözlük yaptım, faturasını gittim tahsil etmeye ama ‘Senin prim borcun var, vergi borcun var, SGK’ye borcundan dolayı parana el koyduk, vermiyoruz.’ dediler.” diyor. Olabilir, çünkü vatandaşlarımızın zaten bu sürece gelmeden önce de birçok borcu vardı; devlete, kamuya borcu vardı, vergi borcu vardı, SGK’ye borcu vardı, prim borcu vardı. Bu yüzden de bu alacakları e-haciz yöntemiyle hesapları bloke edilerek verilmiyordu. Yine, bir vatandaşımız Trabzon’dan yazmış bana, diyor ki: “POS’tan kesilen girdilerimize, paralarımıza da e-haciz yöntemiyle el konulmuş. Dolayısıyla oradan da para gelmiyor.”

Şimdi, arkadaşlar, olağanüstü bir süreçten geçiyoruz. Esnafımız zaten zor durumda; kirasını vermiyor, yanında çalıştırdığı tezgâhtarının parasını vermiyor. Bu nedenle, en azından, bu pandemi sürecinde, geçtiğimiz, içinde bulunduğumuz bu sıkıntılı dönemde zaten iş yapamayan, hatta çoğu zaman siftahsız kapatıp evine giden esnafımızı bu gibi kesintilerle mağdur etmeyelim. Yani diyeceğim şudur ki: Esnafımızın bu pandemi süresince vergiydi, SGK borcuydu, prim borcuydu gibi sebeplerle hesaplarına e-hacizle bloke konularak el konulmasının, gelirlerinin azaltılmasının önüne geçelim. Pandemi sürecinden sonra yine bu uygulama devam edebilir. Bunu da bu arkadaşlarımın talebi olarak yüce Meclisimin kürsüsünden dile getirmek istiyorum. İnşallah, bu arkadaşlarımız, bir düzenlemeyle beraber, en azından bu pandemi sürecinde evlerinin geçimini sağlayabilirler, belki kiralarını ödeyebilirler diye düşünüyorum.

Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Ceza ve Güvenlik İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 62’nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

MADDE 62- 21/3/2007 tarihli ve 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanununun 3 üncü maddesinin yirminci fıkrasında yer alan “bildirimde bulunmadan” ibaresinden sonra gelmek üzere “Türkiye sınırları içerisinde üretilen tütün hariç olmak üzere,” ibaresi eklenmiştir.

       Turan Aydoğan                      Süleyman Bülbül                  Alpay Antmen

           İstanbul                                 Aydın                                  Mersin

       Aysu Bankoğlu                   İsmail Atakan Ünver      Abdurrahman Tutdere

            Bartın                                 Karaman                             Adıyaman

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Abdurrahman Tutdere’nin.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

ABDURRAHMAN TUTDERE (Adıyaman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Tabii, infaz yasasını görüşürken bir anda kendimizi Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’nda bulduk. Gerçekten, klasik bir torba kanun yapma tekniğinin bir örneğini de burada görüyoruz. İşin açıkçası biz, Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’ndaki düzenlemelerin coronavirüs mücadelesiyle ilgisini, irtibatını kuramadık; inşallah teklif sahipleri bununla ilişkin irtibatı, neden böyle bir şey yapma gereği duyduklarını da ifade ederler.

Değerli arkadaşlar, 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’nun özellikle 3’üncü maddesinin (20)’nci fıkrası Türkiye’de yüz binlerce tütün üreticisini çok yakinen ilgilendiriyor ve bu yasanın yürürlük tarihi 1 Temmuz 2020, yani iki ay sonra bu yasa yürürlüğe girecek. Bu yasa neyi getiriyor? Tütün Üst Kurulundan yetki belgesi almadan tütün satan, bulunduran, nakledenlere üç yıldan altı yıla kadar hapis cezası getiriyor. Düşünün, bu hapis cezaları 1 Temmuzda yürürlüğe girecek. Bugüne kadar bu konuyu defalarca ifade etmiş olmamıza rağmen gerekli yasal çalışmalar yapılamadı, süre tükendi, artık işin sonuna geldik.

Şimdi, Sayın Cumhurbaşkanı halka seslenişte çiftçilere diyor ki: “Bir karış boş arazi bırakmayacaksınız.” Tamam, çiftçilerimiz arazilerini ekiyor, ektiği ürüne sizin getirmiş olduğunuz yasa üç yıl hapis getiriyor, bunu nasıl açıklayacaksınız? Çiftçi görevini şimdi yapacak, gidecek nisan ayında, mayıs ayında ekimi yapacak ancak temmuzda bu yasa yürürlüğe girdiğinde bu mahsulü nasıl kaldıracak?

Değerli arkadaşlar, özellikle iktidar partisinin milletvekillerine açıkça çağrıda bulunuyorum: Çok ciddi bir sorunla karşı karşıya kalacağız temmuz ayında. Onun için gelin, bu teklifimize destek olun. Yedi gündür burada infaz yasası için bütün önerilerimizi, eleştirilerimizi söyledik, hiçbirini dikkate almadınız ama hiç olmazsa yüz binlerce tütün üreticisini yakinen ilgilendiren, onların gerçekten ekmeğiyle alakalı olan şu yasaya, şu teklifimize bir destek olun, çiftçilerimizi bu hapis tehdidinden hep beraber kurtaralım; aksi takdirde, corona nedeniyle sizin şu anda infaz yasası teklifiyle boşaltacağınız cezaevlerine 1 Temmuzdan sonra tütüncüler girecek, kamuoyunda böyle bir algı var “Acaba, cezaevleri tütün üreticileri için mi boşaltılıyor?” İşin açıkçası, benim de aklıma gelmiyor değil. Eğer, siz, bu değişikliği gerçekleştirmezseniz tütün üreticileri bu tehditle karşı karşıya kalacaktır. Buradan uyarıyoruz, Cumhuriyet Halk Partisi milletvekilleri olarak bizler, Adalet Komisyonundaki arkadaşlarımız bu öneriyi sundular, bu tehlikeyi, bu tehdidi sizlere anlattılar, dinlemediniz. Genel Kurulda da ben partim adına tekrar sizlere çağrıda bulunuyorum, sizleri uyarıyorum. 1 Temmuzda bu yasa yürürlüğe girecek, yüz binlerce tütün üreticisi mağdur olacak, çoğu insan cezaevine girecek.

Şimdi, burada getirmişsiniz, diyorsunuz ki: “Eşyanın değerinin hafif olması hâlinde verilecek cezalar yarısına kadar, pek hafif olması hâlinde ise üçte birine kadar indirilir.” Bu kurtarmıyor ki değerli arkadaşlar. Bu mevcut yasa yürürlüğe girdiğinde 10 gram tütün satan bir üretici on iki ay ceza alacak, 50 kilo, 100 kilo satan üretici on sekiz ay ceza alacak, tekerrür hâlinde bu cezalar 2’ye katlanacak. Bunu nasıl açıklayacaksınız? Bunun hukukla, mantıkla hiçbir alakası yok. Onun için, iş işten geçmeden, mağduriyet daha yaşanmadan, gelin, hiç olmazsa bu teklifi hep beraber çiftçimiz için, köylümüz için hayata geçirelim. Zaten, coronavirüs dünyada yeni bir anlayışı hayata geçirdi, bütün ülkeler sınırlarını kapattı, kapatacak, ticaret değişti, üretim şekilleri de değişti. Artık, sizin, şimdiye kadar çekindiğiniz büyük sigara devleri, Philip Morrisler de size kızmayacak. O zaman, gelin, kendi üreticinizden, kendi yerli ve millî tütününüzden yana tavır koyun, bu yasayı hep beraber değiştirelim, çiftçilerimiz de köylülerimiz de rahat bir nefes alsınlar.

2017’de bir dizi düzenleme yaptınız ancak yarım bıraktınız, aradan üç yıl geçti yasal çalışmaları tamamlayamadınız, gerekli yönetmelikleri çıkaramadınız, kooperatiflerin ürünü pazarlaması, satması konusundaki engelleri bir türlü kaldıramadınız. Hâl böyle olunca bu son iki ay içerisinde de kooperatiflerin kurulması, tesislerin olması şu andaki şartlar itibarıyla mümkün görünmüyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

ABDURRAHMAN TUTDERE (Devamla) – Dolayısıyla 1 Temmuzdaki bu tehlike, bu tehdit canlılığını muhafaza ediyor. Tekrar tekrar Türkiye Büyük Millet Meclisindeki bütün gruplara, halk adına burada vekillik yapan bütün milletvekillerine çağrıda bulunuyorum: Türkiye’yi 1 Temmuzda çok ciddi bir tehdit bekliyor, yüz binlerce insana cezaevi yolu açılacak. Gelin, bu yanlıştan hep beraber dönelim ve bu teklifi bugün burada kabul edelim, çiftçilerimizi de üreticilerimizi de rahatlatalım diyor, sizlere teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

62’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

63’üncü madde üzerinde 2'si aynı mahiyette olmak üzere 3 adet önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

İlk okutacağım 2 önerge aynı mahiyette olup birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 207 sıra sayılı “Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 63’üncü maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Serpil Kemalbay Pekgözegü                Tuma Çelik                          Hüda Kaya

             İzmir                                  Mardin                                İstanbul

Gülüstan Kılıç Koçyiğit                   Murat Çepni      Tulay Hatımoğulları Oruç

              Muş                                    İzmir                                   Adana

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

         Tufan Köse                         Turan Aydoğan               Süleyman Bülbül

            Çorum                                 İstanbul                                 Aydın

        Zeynel Emre                          Murat Bakan                     Alpay Antmen

           İstanbul                                  İzmir                                  Mersin

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergelere katılıyor musunuz?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ilk söz, Sayın Gülüstan Kılıç Koçyiğit’in.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Muş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu selamlıyorum.

Corona bilançosu ülkemizde gittikçe ağırlaşıyor ve gerçekten, can kayıpları artık binli rakamları buldu. Bugün açıklanan rakamlarla 1.296 yurttaşımızın yaşamını yitirdiğini öğrendik. Ben hepsine Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı diliyorum. Fakat her kaybın, en nihayetinde, alınmayan önlemlerden olduğunun da altını çizmemiz gerekiyor. Devleti yönetme işi ciddi bir iştir ve bu ciddiyet bugün yaşama kastettiği için, her alınmayan önlem de aslında insanların yaşamına mal olduğu için çok daha fazla önem arz etmektedir. Bu anlamda, geçen hafta cuma günü sokağa çıkma yasağı ilanının şekli gerçekten trajiktir yani. Bu ülke, deneme yanılmayla ülke yönetmeyi, devlet yönetmeyi öğrenmeyecek herhâlde. Bu anlamda, bunu en hafif tabiriyle bir ciddiyetsizlik olarak ele aldığımızı ifade etmek istiyorum.

Değerli arkadaşlar, yedi gündür 207 sıra sayılı Yasa Teklifi’ni görüşüyoruz ve biz burada söylüyoruz ama ne yazık ki AKP sıralarına hiçbir şekilde söz işlemiyor; söz, hükmünü yitirmiş durumda AKP açısından. Ne kadar haksız, ne kadar hukuksuz, ne kadar vicdansız bir yasal düzenleme olduğunu anlatıyoruz ama bütün bunları görmeyen, gerçekten vicdanı kararmış, öç alma saikiyle bir yasal düzenleme yapacak kadar da muhaliflerinden nefret eden, aslında düşman hukukunu cezaların içeriğine, cezaya yedirmeye çalışan bir akılla karşı karşıyayız.

Şimdi, bu düzenlemede ne yapıyorsunuz? Bebekli, çocuklu kadınları, 65 yaşın üzerindeki yaşlıları cezaevinde tutuyorsunuz ama örneğin, tehdit, şantaj, gasp, kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma, kamu hizmetlerinden yararlanma hakkını engelleme, hırsızlık, kapkaç, yağma, mala zarar verme, dolandırıcılık ve en önemlisi, çocuk pornografisi ve çocuk cinsel sömürü suçlarını, TCK madde 226’daki çocuklara müstehcen yani pornografik yayın verme, satma, çocukları pornografik filmlerde oynatmak gibi fiilleri, çocukları fuhşa sürükleme, fuhşa teşvik, tedarik ve aracılık suçlarını affediyorsunuz değerli arkadaşlar. Başka? Zimmeti affediyorsunuz, “Sorun değil.” diyorsunuz birisi zimmetine para geçirdiyse. Rüşvet mi? “O zaten sıradan bir mesele, takmayın.” diyorsunuz. Nüfus ticaretini, iftirayı suç olarak da hiç değerlendirmiyorsunuz. Başka ne yapıyorsunuz? Göçmen kaçakçılığı, zaten şu anda İçişleri Bakanlığı neredeyse yol güzergâhlarını veriyor, göçmenler nasıl sınır ihlali yaparlar diye. İnsan ticareti, intihara yönlendirme, organ ve doku ticareti, kaçakçılık gibi suçları da kapsam içine alıyorsunuz. Daha çok var, sayabilirim ama sanırım, bunların her birini saymaya ihtiyaç yok.

Meselenin özü, sizin kimi affettiğiniz ama kimi affetmek istemediğiniz, daha doğrusu kimi adaletsiz bir şekilde cezaevinde ölümle baş başa bıraktığınız. Kimi mi değerli arkadaşlar? Örneğin, varlıklarıyla sizin bütün haksız, hukuksuz uygulamalarınızı deşifre eden siyasetçileri, sizin yanlış, yalan haberlerinizi açığa çıkaran, politikalarınızı açığa çıkaran gazetecileri ve en nihayetinde tabii ki düşüncelerini bir “tweet”le aslında duyurmak isteyen sıradan yurttaşı da cezaevine koymak ve onları cezaevinde öldürmek istiyorsunuz. Siz, muhalefetin canına kastedecek kadar gözü kararmış bir iktidar olabilirsiniz ama şunu da unutmayınız: Bu özel affınız, toplum vicdanında asla kabul edilmeyecektir ve sizler, bu çok ağır suçlar için getirdiğiniz özel afla her zaman için tarihte bununla anılacaksınız. Bunu söylemek gerekiyor değerli arkadaşlar.

İkinci bir şey: Bu yasal düzenleme kapsam itibarıyla aslında şuna benziyor, neye benziyor? Türkiye’yi, Ömer El Beşir’in Sudanına götürmek isteyen anlayışa benziyor. Evet, siz, Türkiye’yi Ömer El Beşir’in Sudanına benzetmek istiyorsunuz değerli arkadaşlar. Yani hukukun üstünlüğünden, üstünlerin hukukuna, “şahsımın hukuku”na geçen bir Türkiye yaratmak istiyorsunuz ve bizlerin de bu “şahsın hukuku”na bir şekilde katılmamızı, buna boyun bükmemizi, buna bir şekilde sessiz kalmamızı istiyorsunuz. Bunu kabul etmediğimizi ifade ediyoruz değerli arkadaşlar. Bu yasanın çok çarpıcı bir özelliği daha var değerli arkadaşlar o da şu…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkan. İktidarın ömrünün pamuk ipliğine bağlı olduğunu gösteriyor aslında. Siz yönetme krizini aşamadığınız için, siz toplumsal rıza üretemediğiniz için, siz bu ülkenin işçisine, çiftçisine, yoksuluna, kadınına bir gelecek vadedemediğiniz için şimdi zora başvuruyorsunuz değerli arkadaşlar. Evet, çıplak zora başvuruyorsunuz ve bu zorunuzu yasaların içine yedirecek şekilde de gizlemeye çalışıyorsunuz. “Bizden değilseniz cezaevinde ölüm koridorlarında beklersiniz ama bizim safımıza geçerseniz, o zaman da iktidarın nimetlerinden faydalanırsınız." diyorsunuz. Biz bu tutumu reddediyoruz ve buna karşı da mücadele edeceğiz.

Çok tipik bir şey daha söyleyeceğim. Bugün, Gülistan Doku’nun kayboluşunun tam 100’üncü günü. Yüz gündür bu ülkenin İçişleri Bakanlığı Gülistan Doku’yu bulmadı. “Gülistan Doku nerede, failleri niye gizliyorsunuz, kimi koruyorsunuz, neden koruyorsunuz?” diyerek sormak istiyorum.

Teşekkür ederim. (HDP sıralarından alkışlar)

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkanım...

BAŞKAN – Buyurun Sayın Akbaşoğlu.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Biraz evvel konuşan hatip, hakikaten, birçok olumsuz kelimeyi bir araya getirerek bizim üzerimize bocalamaya, bizim üzerimize atmaya çalıştı ama bunların hepsini reddettiğimizi, asla ve kata nefret saikiyle düşmanca hareket etmediğimizi teklifi hazırlayan arkadaşlarımız bu infaz yasasının çerçevesini ortaya koymak suretiyle Genel Kurulun bilginize sunmuşlardır. Ben kayıtları geçmesi açısından ifade ettim.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Peki, teşekkür ediyorum.

Aynı mahiyetteki diğer önerge üzerinde Sayın Murat Bakan konuşacaktır. (CHP sıralarından alkışlar)

MURAT BAKAN (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Ataşehir Meclis üyemiz Uğurcan Demir kardeşimizi coronavirüs sebebiyle kaybettik, 27 yaşında ve genç bir arkadaşımızdı. Ona Allah’tan rahmet, sevenlerine ve Cumhuriyet Halk Partisi gençlik kollarına da baş sağlığı diliyorum.

Değerli arkadaşlar, zor günlerden geçiyoruz, hem ülkemiz hem dünya zor günlerden geçiyor. Belki Hollywood senaryolarında, felaket filmi senaryolarında görebileceğimiz bir şey gerçek oldu: Bir virüs dünyaya yayıldı ve 2 milyon insan şu an bu virüsten dolayı enfekte, 100 binin üzerinde insan hayatını kaybetti. Elbette, en önemlisi sağlık ama önümüzdeki süreçte sağlık kadar önemli, sosyal ve ekonomik sonuçları olacak tartışmasız.İnançların, etnik kimliklerin, siyasi düşüncelerin, sosyal durumun herhangi bir öneminin olmadığı, herkesin virüse yakalanma riskinin olduğu bir gerçek ancak bu salgından en çok etkilenecek olan da ne yazık ki yoksullar ve etkilenmeye devam edecekler.

Değerli arkadaşlar, insanlığın önünde bir sınav var. Ya bu coronavirüs daha adil, daha yaşanabilir, daha demokratik, daha özgür bir dünyaya vesile olacak, bunu hep birlikte yapacağız ya da tam tersi ırkçılığın, bağnazlığın arttığı, otoriter rejimlerin güçlendiği, zulmü, baskıyı, sömürüyü artırdığı bir dünyaya vesile olacak. Bu, bizim elimizde, hiçbir şey kendiliğinden olmuyor, bunu biz tercih edeceğiz.

Arkadaşlar, ya insanlık, yaşayacak başka bir gezegenimizin olmadığının, tüm “cosmos”da belki de bu mavi gezegen dışında üzerinde yaşam olan başka bir gezegen olmadığının farkına varacak; toprağı, havayı, suyu koruyacak ya da aynı hızla dünyayı, atmosferi, toprağı, suyu kirletmeye devam edeceğiz. Her şey bizim elimizde.

Değerli arkadaşlar, bakın, burada olağanüstü koşullar da kaç gündür çalışıyoruz. Ben bu Mecliste beş yıldır milletvekiliyim. Darbe yaşadık, darbe gecesi burası, Meclisimiz bombalandı. Anayasa değişikliği görüşmelerini yaptık, burada çok çetin görüşmeler geçti. İç Tüzük’ü değiştirdik. Birçok yerel seçim, genel seçim, Cumhurbaşkanlığı seçimi yaşadık ama böyle bir şey hiç yaşamadık. Değerli arkadaşlar, dünya en son yüz yıl önce bunun benzerini yaşadı. Olağanüstü koşullarda, burada ağzımıza maskemizi takmışız, sokağa çıkma yasağının olduğu günde de çalışıyoruz, olmadığı günde de çalışıyoruz. Bugün sabah, burada Genel Kurul dört buçukta bitti; biz tekrar geldik, ikide çalışmaya başladık.

Dolayısıyla biz bu çalışmayı sadece 300 bin tutuklu ve hükümlünün olduğu cezaevlerindeki sayıyı azaltmak için yapıyorsak yanlış yapıyoruz ama eğer bu çalışmayı adaleti tesis etmek için yapıyorsak doğru yapıyoruz değerli arkadaşlar. Burada hepimizin tarihsel sorumluluğu var; ülkenin geleceğini birlikte şekillendiriyoruz, bir bakıma tarih yazıyoruz. Bu Mecliste daha önce yapılan infaz düzenlemeleri, bu Mecliste daha önce çıkan af yasaları tekrar tekrar burada konuşuluyor. Rahşan affından bahsediyoruz, başka şeylerden bahsediyoruz, yarın bizim burada yaptığımız düzenlemelerden de bizden sonraki Parlamento üyeleri bahsedecek, bunların hepsi tutanaklara geçecek; tarihi biz birlikte yazıyoruz. Dolayısıyla yaptığımız düzenlemeyle ya gerçekten iyi bir şey yaparız, tarih adına doğru adımlar atarız ya da tarih karşısında tarihsel sorumluluğumuzu yerine getirmemiş oluruz.

Arkadaşlar, bu yasa, adil bir yasa değil. Barış Pehlivan’ı, Barış Terkoğulu’nu, Osman Kavala’yı, düşüncesinden ötürü cezaevinde olan insanları tahliye etmeyen bir infaz yasası adil olamaz, adaletli olamaz. Gerçek suçluları cezaevinden çıkaran ancak siyasal suçluları cezaevinde tutan bir düzenleme adil olamaz, adaletli olamaz. Yargının bu kadar siyasallaştığı bir dönemde, bir cemaatin yerini başka cemaatlerin doldurduğu, sulh ceza hâkimlerinin kendilerine muhalif herkesi istisnasız tutukladığı; bilhassa söz, yazı, yürüyüş, örgütlenme özgürlüğü gibi ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilecek suçların infaz indiriminden yararlanmadığı bir düzenleme adil olamaz, adaletli olamaz.

Değerli arkadaşlar, Türk milleti adına hüküm kuran mahkeme Osman Kavala’yı beraat ettirdi. Beraat kararının arkasından, Cumhurbaşkanı çıktı “Onu da bir manevrayla beraat ettirmeye kalktılar.” dedi ve bunun üzerine yeniden tutuklandı. Değerli arkadaşlar, hâkimin vicdani kanaatinin değil, Cumhurbaşkanın vicdani kanaatinin geçerli olduğu bir yargılama sistemi var şu an Türkiye'de. Adalete güven duygusu yüzde 20’ye düşmüş, AK PARTİ’ye oy veren seçmenin yarısı adalete güvenmiyor. Bu durumda, öncelikle, yargıyı bu kadar siyasallaştıran sizlerin, sonrasındaysa hepimizin ortak sorumluluğu, adalete güveni yeniden tesis etmek.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi lütfen.

MURAT BAKAN (Devamla) – İçinde bulunduğumuz koşullar hepimize bir fırsat veriyor arkadaşlar. Düzenleme her ne kadar infazda indirim olarak Meclise gelmiş olsa da cezaevinde yatanların büyük bölümünün çıkacak olması bu yasanın örtülü bir af olduğunu gösteriyor. Dolayısıyla bir mutabakat gereklilik değil, zorunluluktur. On sekiz saatlik komisyon çalışmasında her ne kadar muhalefetin taleplerinin bir virgülü bile değişmemiş olsa da yasa öyle de geçmiş olsa burada adil düzenlemeyi birlikte geçirebiliriz.

Emile Zola, Dreyfus davasıyla ilgili diyor ki: “Bir kişiye yapılmış haksızlık, bütün insanlığa karşı yapılmış haksızlık sayılır.” Bu sözü hatırlatıyorum çünkü on binlerce insana burada haksızlık ediyoruz değerli arkadaşlar. Gelin, bu düzenlemeyi Meclis çoğunluğunuza dayalı olarak değil, bu ülkede yaşayan tüm yurttaşların adalet duygusunu tatmin edecek şekilde yeniden düzenleyelim, bu zor günlerde hepimizin ortak geleceği için adaleti sağlayalım.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 63’üncü maddesinde düzenlenen 5607 sayılı Kanunun 5’inci maddesinin (2)’nci fıkrasının birinci paragrafının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

“MADDE 63-"(2) 3 üncü maddede tanımlanan suçlardan birini işlemiş olan kişi, etkin pişmanlık göstererek suç konusu eşyanın gümrüklenmiş değerinin iki katı kadar parayı Devlet Hazinesine;”

Dursun Müsavat Dervişoğlu             Ayhan Altıntaş                     Yasin Öztürk

             İzmir                                  Ankara                                 Denizli

      Fahrettin Yokuş                         Ayhan Erel                         Bedri Yaşar

            Konya                                 Aksaray                                Samsun

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANVEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Bedri Yaşar, buyurun. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BEDRİ YAŞAR (Samsun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün, tabii, coronavirüs dolayısıyla bizim de kayıplarımız var: Bakırköy kurucu üyemiz Süleyman Tefek Bey, Bandırma İlçe Yönetim Kurulu üyemiz eğitimci Mehmet Başaran, Gaziantep İl Başkan Yardımcımız Mesut Mustafaoğlu. Bugün, yine, ülke genelinde 98 kaybımızla beraber 1.296’ya ulaştı coronavirüsten dolayı kayıplarımızın sayısı. Ben bütün kayıplarımıza Allah’tan rahmet diliyorum, hastane köşelerinde şifa bekleyenlere de Allah’tan acil şifalar diliyorum.

Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 63’üncü maddesi üzerinde vermiş olduğumuz değişiklik önergesi üzerinde söz almış bulunuyorum. Değişiklik teklif edilen maddeyle, Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’nda düzenlenen suçlar bakımından kovuşturma evresinde etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanmasına imkân sağlanmaktadır. Ancak atıfta bulunulan aynı kanunun 3’üncü maddesinin (7)’nci fıkrası, ithali kanun gereği yasak olan eşyayı ithal eden kişinin cezalandırılmasına ilişkindir; bu hususu kapsam dışında bırakmak uygun görülmemektedir.

Değerli arkadaşlar, geçtiğimiz günlerde de Ankara Motorlu Araç Satıcıları Federasyonu bize bir yazı yazmıştı. Bunların sayısı ülke genelinde 20 binden daha fazla. Geçmişte farklı metotlarla ülkemize araçlar girmişti, aslında devletin de bu konuda bilgisi vardı. Bu araçlarla ilgili, üzerlerine mülkiyeti muhafaza konuldu. Daha sonra bir yasa çıktı; bu yasadan da istifade ederek insanlar KDV’lerini, vergilerini yatırdılar ve bu araçların ruhsatları üzerindeki tutuklamayı kaldırdılar ve bunlar bu araçların tamamını da sattılar ama gel gör ki bu işin maddi tarafı çözülmüşken diğer tarafta kaçakçılıkla ilgili, cezalandırmayla ilgili davaları ve mahkemeleri devam etmekte. Bugün tam da bu yasaları çıkarıyoruz. Dolayısıyla devlete karşı işlenmiş bir suç var, bunun karşılığında bir maddi karşılık var, bu maddi karşılığı da devlet almış, suç ortadan kalkmıştır. Bunun da bu maddeyle görüştüğümüz yasaya ilave edilerek hiç olmazsa bu mağduriyetlerin de giderilmesinde fayda var. Biz, şu an yaptığımız yasayla daha çok, kişilerin kişilere karşı işlemiş olduğu suçlardan doğan mahkûmiyetleri ortadan kaldırmaya çalışıyoruz. Hâlbuki bunun sonucunun ne olacağı konusunda bizim fikrimiz yok. Bunun mağdurlarıyla ilgili bir düşünceniz var mı, bilmiyorum. Öbür taraftan, hiç olmazsa bunun karşısı da devlet, arkadaşlarımız da müeyyideleri yerine getirdiler; bunun da bu maddeye eklenmesinde fayda görüyoruz. Yani bugünlerde esnafımızın yanında olmamız lazım, üreticimizin yanında olmamız lazım. Bundan önceki toplantıda çiftçilerle ilgili söylemiştim, bugün esnafla ilgili de durum hiç farklı değil.

Bugün, Sayın Cumhurbaşkanımız basın toplantısında 25 bin liraya kadar bir katkı sağlandığını, kredi müracaatlarına cevap verildiğini söylüyor ama gerçekten, müracaatlar sizin tahmininizden daha fazla. O gün tekrarlamıştım, bugün tekrarın üzerinden geçiyorum: Ticaret Bakanlığının kendi denetiminde bulunan birliklerde, odalarda, borsalarda toplanan çok ciddi rakamlar var yani ben tahmin ediyorum ki 100 milyonlarca TL’lik birikimleri var mesela Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğinin, ticaret odalarının, hayvan borsalarının. Dolayısıyla hiç olmazsa bunları kendi üyelerine dağıtsınlar, onlar faizsiz olarak bunlardan istifade etsinler diyorum. Şu ara bir türlü vergisel yapılandırma da yapmadık. Zaten coronavirüsten önce de çok ciddi sıkıntılar vardı ekonomiyle ilgili; borçlarının yapılanmasına yönelik, sicillerinin silinmesine yönelik esnafımızın talepleri vardı. Bugün, coronavirüsle beraber bunlar da yuvarlanınca, birikince gerçekten altından kalkılamaz hâle geldi. Artık, gerçek manada, bunları masaya yatırıp sorunlarına çözüm bulmamız lazım. Bu sorunlar biriktiği takdirde, bizim ne ihracat rakamlarımızla -zaten bu gidişle tutması mümkün değil- ne de üretimle ilgili hedeflerimizi tutturmamız mümkün değil diyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

63’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

64’üncü madde üzerinde 2’si aynı mahiyette olmak üzere 3 adet önerge vardır.

Okutacağım ilk 2 önerge aynı mahiyettedir, birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 207 sıra sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 64’üncü maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Serpil Kemalbay Pekgözegü                Hüda Kaya         Gülüstan Kılıç Koçyiğit

             İzmir                                  İstanbul                                  Muş

         Murat Çepni                                                                   Tuma Çelik

             İzmir                                                                             Mardin

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

  Abdurrahman Tutdere                   Alpay Antmen                Süleyman Bülbül

          Adıyaman                                Mersin                                  Aydın

         Tufan Köse                           Zeynel Emre                    Turan Aydoğan

            Çorum                                 İstanbul                               İstanbul

         Murat Emir

            Ankara

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ilk söz, Sayın Serpil Kemalbay’ın. (HDP sıralarından alkışlar)

Buyurun.

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – Genel Kurulu selamlıyorum.

Coronavirüs günlerinde inşaat işçileri bir işçi önderini kaybetti. Hasan Oğuz, Galataport şantiyesinde çalışıyordu. Tıpkı “Yalınayak İsmet” İsmet Demir gibi, emekçilerin onurlu mücadelesinde yerini alan Hasan Oğuz’un bayrağı yerde kalmayacak. DEV-YAPI-İŞ’e ve ailesine, sevenlerine, yoldaşlarına baş sağlığı diliyorum. Mücadelesini yaşatacağız.

Değerli arkadaşlar, bu Meclisin en 1’inci gündemi coronavirüsle mücadele olmalı ve şu anda görüştüğümüz infaz paketini de bu çerçevede ele almamız gerekir ve ayrıca, bu Meclisin coronavirüsle mücadeleyi günübirlik takip etmesi gerekir. Şu anda can kaybı 1.296. Bu Mecliste de “Allah rahmet eylesin.” sözleri yükselmeye başladı. Önümüzdeki günlerde çok daha fazla göreceğiz fakat ne yazık ki pandemi doğru yönetilemiyor Türkiye’de ve önce tedbir, sonra tevekkül gerekir. Ne yazık ki hiçbir şekilde tedbir alınmıyor. Cuma akşamı halk sağlığı virüse teslim edildi ve yüz binlerce aile enfekte oldu. Bir an önce, işçiler, yarından itibaren, on beş gün ücretli izne çıkarılmalıdır.

Görüyoruz ki coronavirüsle mücadelede yaşadığımız son Süleyman Soylu’nun istifası meselesinde PR çalışması yapıldı, içerideki krize biraz işaret etti bu konu fakat şu anlatılamadı: Neden bu sokağa çıkma yasağının ön hazırlıkları yapılmamıştı? Topluma mantıklı hiç bir açıklama getirilemedi. Yine, bu öngörüsüzlüğün tesadüf olup olmadığı ortada, herkesin gözleri önünde. Yerel yönetimlerin bu işe neden katılmadığı konusuysa coronavirüsle mücadeleyi iktidarın siyasete alet ettiğinin bir göstergesi olarak burada bir kere daha ortaya çıktı.

AKP iktidarı, Hükûmet corona salgınına karşı halkı korumuyor; patronların peşinde, onları korumaya çalışıyor. Görünüşte herkese “Evde kal.” çağrıları yapılıyor ama işçilere şöyle deniyor: “İşçisin sen, işçi kal; evde kalma.” Bu konuda işçilerin taleplerini dillendirmek istiyorum ama şöyle bir araştırmaya da dikkat çekmek istiyorum. 1,4 milyon mülteci işçi salgın nedeniyle işe gidemiyor. Sigortasız çalıştıkları için işsizlik ödeneği hakları yok ve kaydı olmayan 1 milyon mülteci ve göçmen hastaneye gidemiyor. 5 milyon mülteci açlıkla karşı karşıya. Bunlara hemen önlem alınması gerekiyor.

Yine, tüm çalışanların yaşam hakkı garanti altına alınmalı, acil olmayan tüm iş kollarında faaliyetler durdurulmalı, sigortalı-sigortasız tüm işçiler için ücretli izin verilmeli, bugüne kadar zorla çalıştırılan emekçilere yaygın test yapılmalı, zorunlu faaliyette olan iş kollarında iş güvenliği önlemi alınmalı, tüm fatura ve borçlar ertelenmeli, göçmenin, evsizin, işsizin temel ihtiyaçları karşılanmalı, hanelerin temel tüketim faturaları, borçları ve ev kiraları iptal edilmeli, göçmen kampları ve yaşam bölgelerinde test yapılmalı, temel ihtiyaçlar karşılanmalı, kadına yönelik artan şiddete karşı İstanbul Sözleşmesi ve 6284 sayılı Yasa uygulanmalı, özel sağlık kuruluşları bir an önce kamu kontrolüne geçirilmeli, yurttaşların sağlık hizmetlerine erişimi bütünüyle parasız olmalı, servetten vergi alınarak kaynak oluşturulması sağlanmalı, İşsizlik Fonu da işsizlere tahsis edilmeli diyoruz.

Değerli arkadaşlar, bu kadar kısa sürede hızlı bir şekilde aktarmak gerekti ama bu önlemlerin hepsini eğer almazsak toplumdaki yaygınlaşan pandemiyi, virüs salgınını önleyemeyiz. Buna acil cevap vermemiz gerekiyor. Hapishanelerde ise burada defaatle anlattık, arkadaşlarımız hukuki boyutunu da çok yaygın, çok derin bir şekilde anlattı fakat ne yazık ki sizler bariyerlerinizi örmüşsünüz, halk sağlığına karşı ve hapishanedeki yurttaşların sağlığına karşı en ufak bir sorumluluk duymuyorsunuz.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (Devamla) - Bu bir özel af ve özel af yasa teklifini, siyasilere ölüm yasası olarak düşünüyorsunuz. Eşit infaz yasası yapmamayı, burada bir marifet görüyorsunuz. Yedi gündür biz bunu tartıştık. Buradan umuyorum ki bu yanlış yoldan dönersiniz. Bir kere daha size sesleniyoruz: Lütfen, bu yanlıştan dönelim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın.

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (Devamla) – Sizin bu sorumsuzluğunuz cezaevlerinde binlerce ölüme sebebiyet verebilir. Bir an önce bu yanlış yoldan dönün diyoruz ve yine şu anda çok acil yapılması gereken şey, Mustafa Koçak ve İbrahim Gökçek’in serbest bırakılmasıdır. Çünkü ölüm orucundalar, iki yüz seksen altı gündür açlık grevindeler, Mustafa Koçak’ın kız kardeşi de bugün açlık grevine başladı, Mustafa Koçak’ın mesajını sizinle paylaşmak istiyorum, diyor ki “Evet, acılarım, ağrılarım çok fazla, artık dayanılmaz ama bizden sonra kimse bir daha adaletle ilgili bir acı çekmesin diye, ben bütün acıları çekmeye razıyım. Hiçbir acı yarına kalmasın diye, ben hepsini bugün çekerim. Hepinizi çok seviyorum.” Haklı talepleri kabul edilsin, hem Grup Yorum üyesi olan İbrahim Gökçek’in hem de Mustafa Koçak’ın adil yargılanma talebi var, mutlaka kabul edilmeli.

Yine, cezaevlerinde ölümler başladı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kemalbay.

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (Devamla) – Çok kısa birkaç cümleyle…

BAŞKAN - Sadece son cümlenizi alayım.

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (Devamla) – Adalet Bakanı açıkladı, 3 hükümlü şimdiden yaşamını yitirdi ve 79 cezaevi personelinin de coronavirüs pozitif çıktığı yine Adalet Bakanı tarafından açıklandı. Bu size neyi ifade ediyor, daha kaç ölüm bekliyorsunuz diyorum.

Teşekkürler. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerindeki ikinci söz talebi, Sayın Murat Emir’in.

Buyurun Sayın Emir. (CHP sıralarından alkışlar)

MURAT EMİR (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Günlerdir zor, uzun ve de sağlıksız bir kanun yapım süreci yaşıyoruz ve maalesef, sonuna geldiğimiz şu günlerde, şu anlarda bile, bu kanun metninde önemle, ısrarla üzerinde durduğumuz hiçbir konuda halkımızın beklediği olumlu bir değişime tanık olmadık. Oysa değerli arkadaşlar, ülkemizin ihtiyaç duyduğu, halkımızın beklediği af düzenlemesi böyle mi olmalıydı? Elbette hayır. Ülkemizde bir af ihtiyacı olduğu apaçık ortada. Maalesef mahkemelerimiz adalet dağıtmıyor ve yargımızın içerisinde bulduğundu sorunlar o kadar ağır ki sizler de Adalet Bakanı da Sayın Cumhurbaşkanı da hiç kimse de Türkiye'de yargının ağır sorunları olduğunu görmezlikten gelemez.

Dolayısıyla değerli arkadaşlar, yargının sorunlarından başlayın, cezaevlerinin tıka basa dolu olduğunu göz önüne getirin, corona salgınını gözünüzün önünde tutun, elbette ki Türkiye'nin bir af ihtiyacı var ama öyle bir af ki toplumsal mutabakatla, herkesin iyi-kötü katılacağı, toplumsal uzlaşının en üst seviyede olacağı, mağdurların, mağdur yakınlarının dahi az ölçüde rahatsız olacağı geniş kabullü bir af yasası olmalıydı. Oysa, seçili suç tiplerine son derece geniş olanak tanınırken ve neredeyse altı yıla kadar hapis cezası yatmaksızın denetimli serbestlik yoluyla dışarı çıkması sağlanırken, özellikle düşünce suçları, siyasal suçlar bakımından hiçbir yenilik getirilmiyor. Bu kabul edilemez ve bu af düzenlemesinin vicdanları rahatlatmak bir yana vicdanları kanattığı, vicdanların kabul edemediği o kadar açık ki ve sizlerin içerisinde de bu tip düşünenlerin olduğu o kadar ortada ki çoğunuz sessiz kalıyorsunuz ve Sayın Cumhurbaşkanı da bu konuda sessiz. Çünkü bu af düzenlemesi, ülkemizin toplumsal barışına, demokrasisine, geleceğine katkı verecek, adaletine, hukukuna katkı verecek bir af düzenlemesi değil.

Değerli arkadaşlar, birkaç önemli hususu tekrar dikkatinize sunmak isterim: Bakınız, corona virüsü artık hapishanelerde görülmeye başlandı, ölümler yaşanmaya başlandı. Oysa tutuklulara dahi herhangi bir kolaylık sağlamıyoruz. Gaspçılara, hırsızlara, organize suç örgütü kuranlara, uyuşturucu satanlara infaz rejiminde kolaylık getirirken, serbest bırakırken henüz haklarında bir hüküm verilmemiş kişilere bu olanağı tanımıyoruz, bu kabul edilemez. Hem de biliyoruz ki maalesef Türkiye’de tutukluluk artık bir ceza çektirme biçimidir, cezanın kendisi olmuştur. Bunu mutlaka yapmak gerekir.

Diğer ikinci nokta değerli arkadaşlar, bakınız, özellikle FETÖ döneminde onların atadığı kişiler ve sizin atadığınız yöneticiler sayesinde birçok memur sicil affı ihtiyacı duyuyor; disiplin cezası almış haksız yere ve sicil affı mutlaka yapılması lazım. Özellikle sağlıkçılar açısından, meslektaşlarım açısından bir sicil affı talep ediyoruz. Yani, bunca suça sağlanan bu kolaylığın, bu serbestliğin başta sağlıkçılar olmak üzere memurlardan esirgenmemesi lazım. Bir örnek daha vereyim değerli arkadaşlar: Sizin için terörist tanımı son derece geniş, size muhalefet eden, sizin iktidarınızı eleştiren ve siyasi geleceğiniz açısından tehlike olduğunu hissettiğiniz kim varsa o kişiyi veya o düşünceyi yasaklıyorsunuz, tutukluyorsunuz, gerektiğinde de hapislerde çürütüyorsunuz. Ama terörist tanımı sizin elinizde bir lastik olmuş, her beğenmediğinize terörist diyorsunuz. Mesela, toplantı ve gösteri yürüyüşleri hakkını kullanan -ki anayasal bir haktır- kişiler bakımından son derece geniş bir suç tanımı var ve cezaevlerinde binlerce bu suçtan tutuklu ve hükümlü var. Bu nedenle ceza almış, idari para cezası almış kişiler var, bu idari para cezalarının dahi affedilmemesi düşünülemez, bunu da gündeminize almanızı öneriyorum. Hiç olmazsa bu kişiler açısından bu idari para cezalarının kaldırılması gerekir ve Türkiye’nin eğer böyle bir toplumsal uzlaşıya dayalı, geniş tabanlı, katılımlı, kabul edeceği bir af düzenlemesi yapılacaksa özellikle gazeteciler, yazarlar, düşüncesini ifade edenler açısından da mutlaka -ve özellikle tutuklular açısından- bir af düzenlemesi yapılması şarttır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın.

MURAT EMİR (Devamla) – Genel Kurulu saygıyla selamlarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 64’üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan “eklenmiştir” ibaresinin “ilave edilmiştir” ibaresiyle değiştirilmesini arz ederiz.

Dursun Müsavat Dervişoğlu               Yasin Öztürk                  Fahrettin Yokuş

             İzmir                                  Denizli                                  Konya

         Ayhan Erel                         Ayhan Altıntaş                                            Aksaray                                Ankara

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Ayhan Altıntaş’ın.

Buyurun. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

AYHAN ALTINTAŞ (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 207 sıra sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun Teklifi’nin 64’üncü maddesi hakkında İYİ PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Bu madde geçici maddeler içeriyor. Neler hakkında? Dosyası inceleme ve infaz aşamasında bulunanların yasadan yararlandırılması hakkında. Dolayısıyla, bu maddeye bir itirazımız yoktur. Bilindiği üzere, ülkemiz de bütün dünya gibi coronavirüs salgını tehdidi altında. Bu tehdide karşı başta devletimiz ve belediyelerimiz olmak üzere alınan önemli tedbirler var. Her ne kadar muhalefet belediyelerini yok saysanız da bu belediyeler çok değerli hizmetler yaptılar tüm engellemelerinize rağmen.

Marifet, iltifata tabidir. Takdir edildikçe insanlarda daha iyisini yapma arzusu ortaya çıkar. Takdir etmezseniz, görmezden gelirseniz zamanla çalışkanlık da körelir. Marifet, iltifata tabidir dedik de hatalar da eleştiriye tabidir. Eleştirmezseniz bunu düzeltmeye çaba harcanmaz. Sonra da daha büyük sorunlarda “Neden?” diye sormaya yüzünüz olmaz.

Keşke Hükûmetimiz her şeyi güzel kontrol edebilseydi. Önce maske konusunda sıkıntılar yaşandı; aceleye getirdiniz, beceremediniz. Planınızda noksanlar vardı. Oturup üstüne düşünmek, tartışmak yerine belli ki oldubittiye getirmeye uğraştınız.

CHP’li Profesör Doktor Gaye Usluer bir “tweet” atmıştı “Maskeler eczanelerde dağıtılsın.” demişti. “Tweet”le ilgili yorum yazanlara baktığımız zaman, özellikle AK PARTİ vekilleri, AK PARTİ’ye yakınlığıyla bilinen hocalar, yazarlar, hukukçular, milletvekili adayları Gaye Hanım’a hakarete varan ifadelerle karşı çıkmış ve bunun olmasını bir “akıl tutulması” olarak görmüşlerdi. Baktım da Hükûmet eczanelerden dağıtılması kararı alınca bu isimler aynı şeyleri Hükûmet için yazamamışlar. En azından bir “tweet”le bu “hata” dediğimiz durumu eleştirebilselerdi.

Buradan hareketle görüyoruz ki istişare maalesef yalnızca kendi içinizde oluyor. Hâlbuki fikirler çatışmalı ki ortak akılla doğru sonuca ulaşılabilsin. Eskilerin dediği gibi “Barikayıhakikat müsademeyiefkârdan doğar.”

Örneğin, cuma günü yaşadığımız olay, sağlıkçılarımızın fedakârca çabalarını sekteye uğrattı. Bunun nedeni nedir? Kriz yönetimindeki beceriksizlik. Tabii ki bu işi yalnızca bir kişiye bırakırsanız başarılı bir kriz yönetimi bekleyemezsiniz. Sizi eleştirecek insanları da bu süreçte yanınızda bulundurmanız şarttır ki hatalarınızı göresiniz.

Geçen hafta hepimiz gördük ki Hükûmet, süreci kendi içinde dahi koordineli bir şekilde yürütememekte, vatandaşın can sağlını korumak için gerekli tedbirleri alırken doğru kararları verememektedir. Belediyelerin dahi son anda haberi olmuştur. Yahu bu belediyeler kamu kurumu, böyle zamanlarda onlardan yararlanmayacaksanız ne gerek var? “Bizden değildir.” diyerek ayrım yapıyorsunuz. Hoş mu sizce? Cuma gecesi, sokağa çıkma yasağına iki saat kala kamuoyuna duyurulan ve panik yaratan açıklamalar amatörceydi. Beklerdik ki, Sayın Bakan, “ha yarım saat önce ha sonra” mantığıyla hareket etmeseydi de ilk elden açıklamayı endişeye mahal vermeyecek şekilde yapsaydı, halk da panikle sokaklara dökülmeseydi. Devlet, insanların böyle endişelenmesine, korkmasına müsaade etmemeli. Maalesef, Sayın Bakanın 10 Nisandaki uygulaması, bu konuda yetersiz olduğunu gösterdi. “Çok fazla kişi sokağa çıkmadı.” dedi fakat ailelerin topyekûn çıkmasını beklemek abesle iştigal. 250 bin kadar insan, aileleriyle değerlendirdiğinizde çok büyük rakam. Kaldı ki önümüzdeki hafta işlerine dönecekler. Dün, Sayın Bakan hatayı üstlenerek, göstermelik istifasını sundu. Bu Hükûmette bakanların istifa yetkisinin olmadığını bilmiyor galiba, sadece azledilirler. Yine de umuyoruz ki salgın, cuma günkü kargaşada iyice büyümemiştir; halkımızın kendi karantinalarını uygulaması ve fedakâr sağlık çalışanlarımızın emekleri boşa gitmemiştir. Fakat, ne hazindir ki böyle bir zamanda istişarenin, iş birliğinin, liyakatin önemini buradan konuşuyoruz. Esas üzücü olan da sanırım bu. Umarım, bundan sonraki kriz yönetimi hususlarında bu durumdan ders alınır.

Biraz önce, AK PARTİ Grup Başkan Vekilimiz Sayın Akbaşoğlu’ndan, Kuveyt’te mağdur olan işçilerimizin getirildiği hakkında bilgi aldık, çok memnun olduk. Ürdün’de de mağdur durumda olan işçilerimiz var, onlar bana ulaştılar, onların da bir an önce ülkemize dönmeleri için bakanlıklarımızı göreve davet ediyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

64’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Birleşime saat ona kadar ara veriyorum.

Kapanma Saati:21.44

ALTINCI OTURUM

Açılma Saati: 22.02

BAŞKAN: Başkan Vekili Süreyya Sadi BİLGİÇ

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Enez KAPLAN (Tekirdağ)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 84’üncü Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

207 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon yerinde.

65’inci madde üzerinde önerge işlemlerinde kalınmıştı.

Evet, 65’inci madde üzerinde 2’si aynı mahiyette olmak üzere 3 önerge vardır. Okutacağım ilk 2 önerge aynı mahiyette olup birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 207 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 65’inci maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

    Serpil Kemalbay Pekgözegü            Hüda Kaya                        Murat Çepni

             İzmir                                  İstanbul                                  İzmir

         Tuma Çelik                                                   Gülüstan Kılıç Koçyiğit

            Mardin                                                                              Muş

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

    Abdurrahman Tutdere                   Tufan Köse                  Süleyman Bülbül

          Adıyaman                                Çorum                                  Aydın

        Zeynel Emre                         Alpay Antmen                   Turan Aydoğan

           İstanbul                                 Mersin                                İstanbul

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ilk söz Sayın Hüda Kaya’nın.

Buyurun Sayın Kaya. (HDP sıralarından alkışlar)

HÜDA KAYA (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın vekillerimiz, değerli arkadaşlar; cahiliye bilgisizlik değildir, hakikati bilinçle reddetmektir, cehaleti bilinçle tercih etmektir. Ebu Cehil’i hepimiz biliyoruz. “Ebu Cehil” “cahillerin babası” demekti ama bilgisizlikten dolayı “cahillerin babası” denmedi ona. Bilakis kendisi en az 6-7 dil bilen uluslararası bir diplomat ve entelektüel bir şahsiyetti ama hakikati bilinçle reddettiği ve gerçeksizliği bilinçle tercih ettiği, inkâr ettiği için cahillerin babası olarak tarihe geçmiş oldu. Yani insanı insan yapan bilincidir arkadaşlar, düşünmesidir, vicdanıdır. Bilinç olmazsa niyetler olmaz, ameller amel olmaz. Bir ibadete, bir amele başlarken bile olmazsa olmaz şartlardan biri niyettir yani bilinçtir arkadaşlar yani insanı insan yapan bilincidir yani farkındalığıdır yani düşünebilmesidir, sorgulayabilmesidir. Yani bu ne demektir? İnsan sürüleşmemelidir. İnsanın sürü psikolojisine girmemesi gerekmektedir; insanın -bilinciyle- kendi şahsına münhasır, onurlu, izzetli, şerefli bir varlık olarak sürüleştirenlere karşı kendi farkındalığının bilincinde olması demektir. Eğer insan sürü olmayı kabul ederse onu sürenler olur, onu götüren çobanlar olur. Fakat biz ilahi mesajlara, evrensel yasalara, insan olmanın temel değerlerine baktığımız zaman, insanı insan yapan bilincin, fıtratın, özelliğin, özgürlüğünün, vicdanının, bilincinin, ifade özgürlüğünün, düşünme özgürlüğünün, eleştirme özgürlüğünün, var olma özgürlüğünün ne demek olduğunun farkında olmak olduğunu görüyoruz arkadaşlar.

İşte, bu infaz yasası devlete karşı işlenen suçlar derken iktidarı eleştiren herkesin otomatikman terörize edilmesi demek, sürüleşmeyenlere karşı bir cadı avı yapmak demektir arkadaşlar. Tarihte olduğu gibi, yeryüzünde insanlık var olduğundan bu yana bugün de sürüleşmeye karşı bilincini kaybetmek istemeyen, düşünen onurlu insanlar hep olmuştur, bugün de olmaya devam edecektir. İşte, sizlere tarihsel bir fırsat değerli arkadaşlar. Ya sürüleşeceğiz ya bilincimizle, vicdanımızla, inancımızla insanlığı tercih edeceğiz. Sürüleşmek istemeyen, eleştiriden, muhalefet etmekten, sorgulamaktan, aklını kullanmaktan, söz etmekten, yazmaktan vazgeçmeyenlere terörist muamelesi yapmayacağız. Dinlemeyi öğreneceğiz. Onların da insan olduğunu, can taşıdığını anlayacağız arkadaşlar. Ancak bu şekilde vicdanımızın, insanlığımızın gereğini yerine getirebilmiş olacağız. İşte, onun için Hazreti İbrahim’e “Tek kişilik bir ümmetti.” demişlerdi. Evet, o, neden tek kişilik ümmetti? Çünkü sürüye kapılmadı, egemenlere baş eğmedi, zulme karşı susmadı, tek başınaydı ama tek başına bir ordu gibiydi, tek başına bir parti gibiydi, tek başına bir vakıf gibiydi, bir topluluk gibi bilinciyle, direnciyle, direnişiyle tarihte adı yazıldı ama İbrahim’i sürüleştirmeyenler de tarihe adını yazdırdılar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HÜDA KAYA (Devamla) - Hemen selam vereyim Başkanım.

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

HÜDA KAYA (Devamla) – Teşekkür ederim.

Bugün ya İbrahim gibi, egemenlerin sürüleştirme politikalarına karşı onurluca direnmenin yolunu tercih edeceğiz ya da İbrahim gibi düşünen ve direnenlere karşı zalimce politikaları tercih etmek zorunda kalacağız.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ikinci söz talebi Sayın Süleyman Bülbül’ün.

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Hazreti İbrahim’in gayesi Allah’ı aramak.

HÜDA KAYA (İstanbul) – İbrahim’i tanıyamamışsın.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Bülbül. (CHP sıralarından alkışlar)

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Allah’ı arıyor, Allah’ı. O ulvi değerler üzerinden hareket ediyor.

HÜDA KAYA (İstanbul) – İbrahim’i öğrenmeniz lazım.

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Allah’ı arıyor.

HÜDA KAYA (İstanbul) – İbrahim’i hiç tanımamışsınız, kesinlikle tanımamışsınız.

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Çok iyi tanıyorum elhamdülillah, onun milletinden olduğumu biliyorum ben.

SÜLEYMAN BÜLBÜL (Aydın) – Arkadaşlar, bittiyse ben de başlayayım.

Sayın Başkan, yarım dakika alacağım var, hakkımı isterim Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Ataşehir Belediye Meclis üyemiz Uğurcan Demir, Covid-19’dan vefat etti, genç bir arkadaşımızdı, 27 yaşındaydı; Allah rahmet eylesin, mekânı cennet olsun. Bu salgından vefat eden vatandaşlarımıza da rahmet diliyorum.

Tabii, infaz kanun değişikliğini konuşuyoruz. Artık bir haftadan beri konuştuğumuz konularda, bu tehlikenin cezaevlerine de sirayet ettiğini, bugün Sayın Adalet Bakanından öğrendik. Cezaevlerinde de pozitif vakalar var, ölümler var. Artık bu salgın bütün kesimlere sirayet etmeye başladı, bu çok önemli arkadaşlar. Anayasa’nın yaşam hakkını düzenleyen maddesine göre, devlet, vatandaşlarının nerede olursa olsun yaşam hakkını korumak ve koruyucu önlemleri almak zorunda, bu, ister cezaevinde olsun ister dışarıda olsun ister evde olsun. Devletin en büyük sorumluluğu bu. Devlet eğer bu yaşam hakkını koruyamazsa yarın bunun sorumluluğunu karşılamak durumunda.

Bu salgın öyle bir şey ki bu salgınla birlikte cezaevlerinde bulunan vatandaşlarımız, hükümlüler ve tutukluların eli kolu bağlı. Dışarıdaki vatandaş her türlü tedbiri alabilir ama cezaevinde bulunan hükümlü ve tutuklu devletten bekler, devletten bekler, devletten beklemeye de hakkı vardır. Bunun için biz bu infaz yasa teklifi geldiği zaman birinci planda bakmak istediğimiz nokta şuydu: Ne olur? İnfaz demek ne demek? Topluma kazandırmak demek. Cezaevine düşen hükümlüyü -cezasını çekerken- topluma kazandıracak birçok çalışmayı ortaya koymamız lazım.

Baktım, infaz kanun teklifinde kadınlar yok, kadınlarla ilgili bir şey göremedim. Kadınların cezaevinde topluma kazandırılmasıyla ilgili hiçbir madde içeriğini göremedim. Yani eğitim kültür mekânları açısından olsun kadınla ilgili birimler olsun anneleriyle birlikte kalan çocuklar için kreş ve anaokullarıyla olsun, özel hizmet veren danışma merkezleri olsun kadınlarla ilgili bir şey yok. Yani bu infaz paketinde 1’inci maddeden, 10’uncu maddeye kadar infaz kanunu hükümleri vardı, 10’dan 13’e kadar TCK’deki 3 tane artırım maddesi vardı. Daha sonrada infaz, koşullu salıverilme ve denetimli serbestlikle ilgili hükümler vardı. Ama cezaevinde tutuklu olan, hükümlü olan, çocuklarıyla beraber olan kadınlarla ilgili hiçbir hüküm yoktu.

Islah, infaz kanununun temeli ıslahtır, topluma kazandırmaktır. Bu kanunda felsefe yok, bu kanunda insan yok arkadaşlar. Bu kanunda, AKP’nin söz verdiği yandaşlarını dışarı çıkarmak var; bu kanunda bu var. İnfazda eşitlik yok, ayrımcılık var. Nerede Anayasa’nın 10’uncu maddesindeki eşitlik, nerede Anayasa’nın 17’nci maddesindeki yaşama hakkı; nerede 36, nerede 25-26, nerede basın özgürlüğü? Yok. Bu bir gerçek arkadaşlar.

Değerli arkadaşlar, biz şunu söyledik: Devlete yönelik suçlarda af yetkisi devlete aittir. Kişilere ilişkin suçlarda ise af yetkisi kime aittir? Kişilere aittir. Bunu kim söyledi? Sayın Tayyip Erdoğan söyledi. Neden konuşmuyor bu konuda, neden konuşmuyor? Çorlu’yu konuşmuyor. Affediyorsunuz taksirle adam öldürmeyi. Neden konuşmuyorsunuz? Soma’yı konuşmuyorsunuz?

Değerli arkadaşlar, size kısaca nelerin affedildiğini bir dakika içinde söyleyeceğim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

SÜLEYMAN BÜLBÜL (Devamla) – Bakın arkadaşlar, affa giren suçlar: Tefecilik, zimmet, irtikâp, rüşvet, tehdit, şantaj, hırsızlık, kapkaç, yağma, dolandırıcılık, taksirle adam öldürme, insan ticareti, para ve belgede sahtecilik, ihaleye fesat karıştırma, çocuk pornografi ve çocuk cinsel sömürü suçları, çocukları müstehcen yani pornografik yayın verme, çocukluk pornografik suçlarla oynatmakla ilgili fiiller, çocukları fuhuşa sürükleme, fuhuşa teşvik, tedarik ve aracılık suçları yani zora düşen esnaf hapse atılırken gaspçının, hırsızın, dolandırıcının affedilmesi var.

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Yok, yok.

SÜLEYMAN BÜLBÜL (Devamla) – Yani eline silah almamış, şiddete bulaşmamış kişileri kapsamıyor ama milletin kanına giren mafya ve çeteleri kapsıyor. İşte, bu, bu; bu yasa teklifi bu.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum arkadaşlar. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 65’inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “eklenmiştir” ibaresinin “ilave edilmiştir” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

         Ümit Özdağ                            Ayhan Erel                   Fahrettin Yokuş

           İstanbul                                Aksaray                                 Konya

       Ayhan Altıntaş               Derviş Müsavat Dervişoğlu             Yasin Öztürk

            Ankara                                  İzmir                                  Denizli

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Ümit Özdağ’ın.

Buyurun Sayın Özdağ. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

ÜMİT ÖZDAĞ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; petrolü kontrol ederseniz ülkeleri, gıdayı kontrol ederseniz insanları yönetirsiniz. Napolyon, orduların midelerinin üzerinde yürüdüğünü söylemiştir. Gıda, en temel stratejik maddelerin başında gelir. Bundan dolayı İsviçre onlarca yıldır, dünyada alay konusu olmasına rağmen stratejik gıda stoklarını muhafaza etmekten vazgeçmemiştir. Türkiye'de ise artan nüfusumuza ve nüfusumuza eklenen 7 milyon yabancıya rağmen tarımın, gayrisafi millî hasıla içerisinde dolar bazında çok ciddi bir düşüş içinde olduğunu görüyoruz. Düşüşün oranı yüzde 30’dur, değeri son on senede 20 milyar dolardır. Özetle, 2011-2020 arasında tarım sektörünün gayrisafi millî hasıla içindeki ağırlığı üçte 1 oranında azalmıştır. Tarım sektörünün ana girdileri olan tohum, gübre, mazot, yem, canlı hayvan alanlarında büyük ölçüde ne yazık ki dışa bağımlıyız.

Corona krizi gıda sektöründe küresel tedarik zincirini büyük ölçüde kırdı. Önümüzdeki üç yıl devletler yeni bir olası salgına karşı psikolojik baskı altında, bir yandan stratejik gıda stoku gerçekleştirirken diğer yandan da dış satımı durduracaklar. Türkiye, önümüzdeki yıllarını tarım ve hayvancılık alanında bağımsız ve kendi kendine yeterli olmak için değerlendirmelidir.

Değerli milletvekilleri, devletin elindeki arazilerin çiftçilerimizin ekim için kullanımına açılması doğru bir adımdır. Çiftçiye tohumun yüzde 70’inin bedava verilmesi çok doğrudur, bunlar için tebrik ediyorum. Ancak, bunlar yeterli değildir. Çiftçiye mazot indirimi yapılması gerekiyor üretimi arttırmak için. Keza gübrede dışa bağımlılığın hızla azaltılması gerekiyor. Tohumda dışa bağımlılıktan hızla kurtulmalıyız. Organik tarımı daha güçlü bir şekilde teşvik etmeliyiz ve her şeyden önemlisi köylerimizi yeniden tesis etmeliyiz. Bunun için Büyükşehir Belediyesi Yasası’nın önümüzdeki günlerde muhakkak gözden geçirilmesi gerekiyor çünkü köylerde yaşayan insan olmazsa tarımı ve hayvancılığı teşvik etmeniz mümkün değil ve Büyükşehir Yasası birçok köyü mahalle hâline getirip, köylünün sırtına inanılmaz bir ekonomik yük yükleyerek, onları üretimden ve köyden koparmıştır. Bir an önce bu adımların, ülkenin aç kalmaması için atılması kaçınılmaz.

Değerli milletvekilleri, öte yandan Sağlık Bakanı 19 Mart 2020’de bir açıklama yaptı ve dedi ki: “Devlet ve özel hastaneler, 13.211’i ileri düzeyde olmak üzere toplam 25.466 erişkin yoğun bakım kapasitesine sahiptir.” Sayın Cumhurbaşkanı da bugün bir başka açıklama yaptı ve “1.518 hastanede, 100 bini tek kişilik olmak üzere 240 bin yatağa sahibiz. Yoğun bakım yatak sayımız 40 bin olmuştur.” dedi. Bunun anlamı, yirmi dört gün içerisinde 15 bin yoğun bakım yatağının artmış olması demek. Eğer bu gerçekten başarıldıysa, herhâlde dünya tarihinde bir ilk; yok, başarılmadıysa, Cumhurbaşkanı ile Sağlık Bakanının rakamları arasında neden böyle bir fark var, herhâlde bu önümüzdeki günlerde kamuoyuna izah edilir.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum ve Sayın Başkana yine “Toparlayın.” deme fırsatı vermiyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum ben de size Sayın Özdağ.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

65’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

66’ncı madde üzerinde 3 adet önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 207 sıra sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 66’ncı maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

         Tufan Köse                        Süleyman Bülbül                    Zeynel Emre

            Çorum                                  Aydın                                 İstanbul

       Turan Aydoğan                  Abdurrahman Tutdere               Alpay Antmen

           İstanbul                               Adıyaman                                Mersin

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Tufan Köse’nin.

Buyurun Sayın Köse. (CHP sıralarından alkışlar)

TUFAN KÖSE (Çorum) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Saygıdeğer milletvekilleri, söylenebilecek her şey aşağı yukarı söylendi, birçok eksiklik belirtildi. Cumhuriyet Halk Partisi olarak da bu kadar eksikliği olan bir teklife olumlu oy vermeyeceğimizi de söyledik.

Şimdi, ben başka bir cepheden bakmak istiyorum. “Bu kanunda empati yok.” demiştim geçenlerde. Tabii, empati yapma yeteneği, kendimizi başkalarının yerine koyma yeteneği hem kişilerin hem toplumların olgunluk seviyelerini gösteren çok önemli bir kavram. Geçtiğimiz günlerde Gezi davası sonuçlandı ve Gezi davasının tek tutuklu sanığı Osman Kavala’ya hükmen, hükümle beraber hem beraat kararı hem de tahliye kararı verildi. Osman Kavala sekiz yüz kırk gündür, yaklaşık -ne oluyor- iki buçuk yıldır falan cezaevinde. Biraz sonra sevdikleriyle kavuşacak, onlarla kucaklaşacak; hem o sevdiklerini kucaklayacak hem sevdikleri Osman Kavala’yı kucaklayacak ama o anda -işlemleri biraz uzatılıyor falan- birileri diyor ki: “Dur, sen gidemezsin bir yere.” Kim diyor? O çok bahsettiğimiz yazılı sınav notları 70’lerden 60’lara, 50’lere çekilen ve kırk beş saniyelik mülakatlarla işe alınan AKP’nin Gençlik Kolu Başkanı, Kadın Kolları üyesi, efendim, ilçe yöneticisi falan avukatları var ya, onlardan biri işte; sulh cezaya hâkim olmuş, sulh ceza mahkemesine. Böyle sıralı itirazı olmayan... Özgürlüğe adım atmasına tam ramak kalmışken –fırsat verilmeden- yetiştirilen bir kararla diyorlar ki: “Sen cezaevine tekrar gideceksin.”

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Mehmet Moğultay dönemlerini hatırlıyorlardır belki. Mehmet Moğultay dönemleri çok geride kaldı.

TUFAN KÖSE (Devamla) - Ya, şimdi, ben kendimi koyuyorum yerine; sekiz yüz kırk gündür cezaevindesiniz, sekiz yüz kırk gün sonra tam çıkacaksınız, böyle hiç gereksiz, olmayan bir soruşturma… “Anayasal düzene muhalefet etmek”le filan tekrardan cezaevine konuluyor.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – “Onama mı istiyorsunuz, bozma mı istiyorsunuz?” diyorlardı, geride kaldı.

TUFAN KÖSE (Devamla) - Yani bu, sekiz yüz kırk günlük mahpus hayatından çok daha ağır bir durum değil midir arkadaşlar? Yani bu, insana yapılabilecek bir şey midir? Bu, zulüm değil midir? Bunu affetmiyoruz biz. Bunlara bu yasada bir şey yok. Korkunç bir iş yapılmış. Tabii, şimdi “sulh ceza hâkimleri” dedik; birçok konuşmamda söyledim, birçok arkadaş da söyledi. Sulh ceza hâkimleri böyle de diğerleri nasıl, ona bakıyor musunuz siz? Bir Anayasa Mahkemesi Başkanımız var, Zühtü Arslan.

Şimdi, şöyle bir olay hatırlatacağım, belki bilmeyenler vardır aramızda: 16 Temmuz 2016 ya da 17 Temmuz 2016 günü -tam bilmiyorum tarihi; 16 veya 17, ikisinden biri; 16 olmayabilir o telaşla da 17 muhtemelen- Anayasa Mahkemesi üyelerinin oturduğu lojman olmalı, oraya polisler baskın yapıyor. Ankara cumhuriyet savcısının emriyle gidiyorlar Alparslan Altan’ın evine, Anayasa Mahkemesi üyesi. Nasıl atandığını bir kısım arkadaşlar bilir burada. Denizcilik Müsteşar Yardımcısıyken bir sürü alavere dalavereyle hak etmediği yere Anayasa Mahkemesi üyesi olarak atanıyor, yedek üye olarak önce. Şimdi, bu arkadaşın evine gidiyor polisler ve bu arkadaşı “suçüstü hâliyle” gözaltına alıyorlar. Hâlbuki yüksek yargı mensuplarının hatta yargı mensuplarının suçüstü hâli haricinde gözaltına alınmaları mümkün değil; bir suçüstü hâli de yok. Kim var orada? Zühtü Arslan var, Anayasa Mahkemesi Başkanı. Başka kim var? Bir de Nuri Necipoğlu, Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanı. Bakın, Türkiye’nin en üstündeki 2 yargı mahkemesi mensubu başkanı var, seslerini çıkartamıyorlar. Yani bir yüksek yargı mensubu polisler tarafından gözaltına alınıyor, seslerini çıkartamıyorlar. O gün Türkiye’de yargı bitiyor, zaten yargı çok azalmıştı bu dönemde -on sekiz yıldır- zaten yargının herhangi bir hükmü kalmamıştı ama o gün, bu iş biraz daha ayyuka çıkıyor.

Daha sonra ne oluyor arkadaşlar? Çok sürmüyor, birkaç ay sonra -ekim ayı gibi zannedersem- Anayasa Mahkemesi normal içtihatlarını değiştiriyor ve “Olağanüstü hâl kararnamelerini biz inceleyemeyeceğiz.” diyorlar. Daha sonra neler oluyor, neler.

Hatırlıyor musunuz, bir 30 Ağustos resepsiyonunda bu Anayasa Mahkemesinin Başkanı Sayın Cumhurbaşkanının önünde neredeyse yerlere kadar eğiliyor, belki muhtemelen -açıları filan hesaplandı ama ben şimdi söylemeyeyim- dizlerini bile büküyor. Böyle bir yargı var, Anayasa Mahkemesi Başkanı… Tabii sulh ceza hâkimi öyle, Anayasa Mahkemesi Başkanı böyle.

Danıştay Başkanı nasıl? Yani bunlar böyle de Danıştay Başkanı çok mu iyi? Bir kızı var Danıştay Başkanının, Başkanın adı Zerrin Güngör, kızının ismi Gonca Hatinoğlu. Hâkim olarak atanıyor Elâzığ’a, bir gün sonra Yargıtaya tetkik hâkimi olarak Ankara’ya geri dönüyor. Çok sürmeden de hemen Cumhurbaşkanlığı Hukuk Hizmetleri Başkanlığında Daire Başkanı yapılıyor. Peki, bu Zerrin Hanım ne yapıyor? Zerrin Hanım da bir adli yıl açılışında -Cumhurbaşkanı birine atarlanıyordu ya hani Baro Başkanına o zaman; atarlanıyor, bağırıyor, çağırıyor- neredeyse, olmayan cübbesinin düğmelerini iliklemeye çalışıyor, eğilmekten çok daha kötü.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

TUFAN KÖSE (Devamla) – Şimdi, arkadaşlar, hâkimlik çok önemli bakın. Hâkim, Arapça bir sözcük; hikmet sahibi, bilge, her şeyi sonsuz bir bilgelikle kusursuz eden. Aynı zamanda Yüce Rabb’imizin de 99 isminden biri. Çok önemli, bakın, herkesten yüksek bir yerde oturuyor. Mitolojide de böyle yarı tanrı filan gibi tanımlanıyor aslında bunlar. O yüzden de düğmesiz cübbeler giyiyorlar. E, şimdi bu bahsettiğim sulh ceza hâkimi, bahsettiğim Anayasa Mahkemesi Başkanı, bahsettiğim Danıştay Başkanı bu tanımlara uyuyor mu? Böyle hâkimlerin verdiği kararlarla bugün cezaevinde yatan yüzlerce, binlerce insan var. Biz bunlara niye ayrım yapıyoruz bu coronavirüs günlerinde?

Değerli arkadaşlarım, çok söylendi, bu adaletsiz ve zalim düzeni değiştirmeden cezaevlerindeki bu sayıyı azaltmamız mümkün değil.

Bakın, ben son söz olarak şunu söyleyeceğim. Hrant Dink’in eşi Rakel Dink bir şey söylüyor kocası öldürüldükten sonra, eşi öldürüldükten sonra: “Bir bebekten bir katil yaratan karanlığı sorgulamadan hiçbir şey yapılamaz.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

TUFAN KÖSE (Devamla) - Bu yasa, bir bebekten bir katil yaratan karanlığı hiçbir şekilde sorgulamıyor. O yüzden biz bu yasaya “hayır” diyeceğiz. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum…

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 207 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 66’ncı maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Madde 66:

“12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Kanunun 5’inci ve 17’nci maddeleri yürürlükten kaldırılmıştır.”

     Serpil Kemalbay Pekgözegü          Tuma Çelik                          Hüda Kaya

             İzmir                                  Mardin                                İstanbul         Murat Çepni                   Gülüstan Kılıç Koçyiğit       Ayşe Acar Başaran

             İzmir                                      Muş                                 Batman

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Ayşe Acar Başaran’ın.

Buyurun Sayın Başaran (HDP sıralarından alkışlar)

AYŞE ACAR BAŞARAN (Batman) – Değerli arkadaşlar, herkese merhaba.

Günlerdir 207 sıra sayılı Kanun Teklifi üzerinde konuşuyoruz; on sekiz saat komisyonda konuştuk. Günlerdir de bu Mecliste, bu koşullar altında, bu corona günlerinde bir yargı paketini konuşuyoruz. Şimdi ben kısaca buraya nereden geldik, onu söyleyeyim çünkü çok şey ifade ettik. Günlerdir anlatıyoruz, hani bir düzenleme olur, bir düzeltme olur ufacık bir yerinde. Ya bu iktidar “Yanlış yaptık, böyle olmaz bu iş.” diye bir düzeltir dedik, yok. Ama nereden buraya geldik, ben kısaca anlatayım. Hatırlarsanız, bir süre önce Adalet Bakanı, Cumhurbaşkanı çıktı dedi ki: “Türkiye’de yargıya güven azaldı, problem var, onun için biz reform yapacağız.” Yargıda reform, böyle anlattılar bir salon toplantısında. Sonra ilk paket geldi. Yargıda reform dedikleri, yargıyı daha berbat bir hâle getiren bir paketti. Biz hep dedik belki sonrasında olur, sonrası işte bu kanun teklifi, 207 sayılı Kanun Teklifi. Corona günlerinde, aslında ülkenin bambaşka şeyleri konuşacağı bir dönemde, 11 kanunda değişiklik üzerinde günlerdir konuşuyoruz günlerdir; pardon, tabii, biz konuşuyoruz muhalefet olarak, siz okumuyorsunuz, konuşmuyorsunuz, sadece el kaldırıp indiriyorsunuz.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Biz bir yıl okuduk, bir yıl çalıştık, şimdi sıra sizde.

AYŞE ACAR BAŞARAN (Devamla) - Buraya da gelip oturmuyorsunuz, oy verme zamanı koştur koştur bir geliyorsunuz, işte, gelip burada oy vermek için yetişmeye çalışıyorsunuz.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Biz bir yıldır çalışıyoruz.

AYŞE ACAR BAŞARAN (Devamla) - Çünkü zaten sizin derdiniz değil. “Binlerce insan cezaevinde ne yaşıyor? Binlerce insan şu anda cezaevlerinde sağlıksız koşullarda ölümle yüz yüze mi?” diye bir derdiniz olmadığı için, buraya gelip dinleme zahmetinde bile bulunmuyorsunuz.

SALİH CORA (Trabzon) – Bize niye sataşıyorsunuz? Bize sataşmayın.

AYŞE ACAR BAŞARAN (Devamla) - Ama arkadaşlar, bugün Adalet Bakanı açıklama yaptı, 75 infaz memurunda corona hastalığı çıkmış, 75. Bu, kabul ettiği sayı. 3 mahpus açık cezaevinde yaşamını yitirmiş; bu da kabul edilen sayı ama bu sayının daha fazla olduğunu biliyoruz. Ama bu, sizin derdiniz olmadığı için, burada zahmet edip oy kullanmaya geldiğinizde bile bin türlü laf söylüyorsunuz muhalefete “Bizi niye buraya getiriyorsunuz?” diye. Ya, bu bile derdiniz değil.

SALİH CORA (Trabzon) – Niye sataşıyorsunuz bize ya?

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Genel Kurula kadar alt komisyonda, komisyonda gerekli çalışmayı yaptık, az biraz da siz oyalanın.

AYŞE ACAR BAŞARAN (Devamla) - Arkadaşlar, 11 kanunda düzenleme var bunda, 11. Ben hatırlatayım, tarihe not düşelim, bunu yapıyoruz artık. Tabii, bu tarih sizin için nasıl bir tarih olacak, dönüp baktığınızda ne hissedeceksiniz, ben bilemem. “Çocuklarınız” dediğimizde “çocuklarınız” demeyin diyorsunuz ama vallahi 80 darbesi döneminde Anayasa’ya “Evet.” diyenin kendisi de çocukları da sahip çıkamadı aldığı karara.

Şimdi, bu kanun şöyle lanse edildi…

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Sizin darbe seviciliğiniz var. İllaki demokratik düzeni darbecilerle beraber kıyaslıyorsunuz.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Söz alın, cevap verin.

OYA ERSOY (İstanbul) – Dinle, dinle!

AYŞE ACAR BAŞARAN (Devamla) – Grup Başkan Vekili bu şekilde sataşmaz. Eğer size bir sataşmam olduğunu düşünüyorsanız kürsüden söz alırsınız. Bu da yeni bir usul olarak karşımıza çıkıyor.

Şimdi, 11 kanun; bunlardan iyiye giden bir tane düzenleme yok, tek bir reform sayılabilecek bir adım yok, demokratikleşmeyle ilgili tek bir adım yok. Ne yapıyorsunuz? Kendinize bağlı infaz hâkimlerini iyice kalıcılaştırıyorsunuz. Koşullu salıvermeyle ilgili düzenleme yapıyorsunuz, denetimli serbestlikle ilgili düzenleme yapıyorsunuz ama taraflı ve kendinize göre, işte terörist, size göre terörist, bize göre siyasi tutsak dediğimiz insanları bir şekilde cezaevinde ölüme terk edip diğerlerini kayırarak yapıyorsunuz bunu. Cezaevindeki koşulları iyice ağırlaştırıyorsunuz, bu kanun teklifinin tümünde, gazete kısıtlaması getiriyorsunuz, basın yayın her türlü içeriye girişi engelleme, şu ana kadar fiilî engellemeyi kalıcılaştırıyorsunuz. Yakalama kararını öyle bir hâle getiriyorsunuz ki yakalanacak kişinin, belki etrafında bütün tanıdıklarının, bütün herkesin evine gidip arama yapma yetkisini tanıyorsunuz kendinize, bunu niye yaptığınız çok belli.

Yine idare ve gözlem kurulları kuruyorsunuz, idare ve gözlem kurullarını kendinize bağlı bir biçimde kuruyorsunuz, hepsi sizin memurlarınızdan oluşan kişiler ve buna göre karar alacaklar.

Disiplin cezalarını daha da genişletiyorsunuz, kurumun dışındaki savunma hakkını bile kapsayacak söylem ve eylemleri disiplin kararı hâline getiriyorsunuz, yine hastanede yapılan herhangi bir eylem ve söyleme disiplin cezası verilmesi konusu yapıyorsunuz. Şimdi, corona günlerinde, işte, tam bunu tartışıyorsunuz, tıpkı corona günlerinde aldığınız bütün kötü kararlar gibi bu kötü karar da sizin sicilinize işlenecek. Ama keşke, sizin sicilinize işlemekle kalsaydı, binlerce insan, aileleriyle beraber milyonlarca insan tedirginlikle, kaygıyla şu Meclisi dinliyor kaç gündür?

Başkan, rica etsem, bir dakikayla toparlıyorum, son konuşmalar zaten.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayın sözlerinizi.

AYŞE ACAR BAŞARAN (Devamla) - Milyonlarca insanın gözü burada, bu Mecliste, “Bir düzenleme çıkar mı, bu Meclis üstüne düşen sorumluluğu yerine getirir mi” diye beklenti içerisindeyken, siz, dün de günlerdir ifade ettiğimiz gibi, belli suçları kendinize göre toplumsal olarak bir tehlike görmeyip dışarıya salıyorsunuz ama size göre tehlikeli olanları, size göre, bakın, sizin iktidarınıza göre tehlikeli olanları, söz söyleyenleri, sizin yaptığınız suçları gazetelerde yazanları, size muhalif olanları, kadınları, akademisyenleri içeride ölüme terk ediyorsunuz, işte, bu siciliniz, maalesef, sadece sizin için değil, bu toplum için de büyük bir tehlike, toplumsal barış açısından büyük bir tehlike. Bakın, bu insanlardan, aileleriyle beraber milyonlarca insandan söz ediyorum ve siz, bu toplumun belki onlarca belki yüzlerce yıllık barışının altına, temellerine bir dinamit koyuyorsunuz bu teklifle ve buraya gelip oy verirken bile bin türlü hakaret ediyorsunuz bizlere. Artık ben vicdan demiyorum, artık ben izan demiyorum, artık ben tarihiniz demiyorum; sizin kararınız ama son kez sizi bu insanların sesini duymaya çağırıyoruz.

Teşekkür ederim. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 66’ncı maddesinin birinci fıkrasında yer alan “eklenmiştir” ibaresinin “ilave edilmiştir” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

     Dursun Müsavat Dervişoğlu           Ayhan Erel              Arslan Kabukcuoğlu

               İzmir                                Aksaray                              Eskişehir

        Yasin Öztürk                        Ayhan Altıntaş              İbrahim Halil Oral

            Mersin                                 Ankara                                 Ankara

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Ayhan Erel’in.

Buyurun Sayın Erel. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

AYHAN EREL (Aksaray) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, yüce Türk milleti; ta Komisyondan bu tarafa düzenlemekte olduğumuz kanun metninin bazı eksiklikleriyle milletin, vatandaşın vicdanında yer bulmadığını söylemiştik. Özellikle “kader mahkûmu” diye nitelendirdiğimiz insanların bu düzenlemeden faydalanmaması, vicdan sahibi insanların kabul edemeyeceği bir durum.

Muhakkak sizlere de çokça mesajlar geliyordur, müsaade ederseniz, ben bunlardan 2 tanesini sizlerle paylaşmak istiyorum: “Bizim alt komşularımız, bir dairede, kalabalık, 16-17 kişi yaşıyorlardı. Çok gürültü yapıyorlardı, arada rica ediyorduk ama küfür ediyorlardı. Pazar sabahı saat 05.00’te yine gürültü başladı. Onların alt komşusu aradı, ‘Polisi aradım, bakmadı. Siz arar mısınız?’ dedi. Polisler geldi; kalabalık, evde polisle münakaşaya girdi. Polis, büyük ağabeyi karakola götürürken evde kalan tüm erkekler bizim kapımıza dayandılar demirlerle. Polisi geri aradık, geldi, bunları zorla aşağıya indirdi. Babama dediler ki: ‘Gel zararını karşılasınlar.’ tehlikeli insanlar babam da ‘Olmaz.’ dedi. Balkondan bakıyorduk, babam çıkar çıkmaz 8 kişi babama saldırdı. Kardeşim 21 yaşındaydı. Biz aşağıya ininceye kadar babam kusmaya başlamıştı. Sokakta polislerin yanında annemi, beni, kardeşimi darp ettiler. Takviye geldi, ambulansa bile götüremediler bizi. Annem sokakta sürüklenirken eteği başına geçmişti. Hastaneye götürdüler, hastaneden çıkmadan onlar serbest kalmıştı, bizim haberimiz yoktu. Ertesi gün hastane çıkışında doktor benden bir film daha istedi. Ben de annem ile babamı bekletmemek için eve yolladım, kardeşim de evdeydi ve eve gittiğimizde onlardan biri beni merdivende yakaladı, bana saldırdı, pantolonumu parçaladı. Kardeşime bağırdım, o da o an bizim dairede merdivenin başından aşağıya doğru ateş etti. Bu ateş sonucunda biri, on yedi gün sonra öldü; biri de silah sesine çıkıyor; içeriden ‘Çıkma.’ diyorlar. Çıkan, seken kurşunla olay yerinde hayatını kaybetti. Seken kurşunla ölen kişi için olası kastla on yedi yıl altı ay, diğeri için on iki yıl sekiz ay toplamda otuz yıl yatarımız oldu. Kardeşim 2 üniversite mezunu, başarılı, terbiyeli bir çocuktu.” Mektubun biri bu.

Biri de: “26 yaşında uyuşturucu bağımlısı bir sapık tarafından kaçırıldım. Saatlerce bir konteyner içinde tutuldum, dayak yedim, hakarete ve cinsel saldırılara uğradım. Şahıs bir süre tutuklu kaldı ve sonra tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı. Serbest kaldıktan sonra erkek kardeşim bu şahsı yaraladı, şahıs basit tip müdahaleyle üç gün sonra hastaneden çıkmasına rağmen, benim kardeşim öldürmeye teşebbüsten on iki yıl ceza aldı, yetmedi, hayatımı mahveden şahıs on dört yıl almıştı. Beni kurtaran 6 polisin şahitliğinde, Adli Tıp Kurumunun raporuna ve 155 Polis İmdat hattında bulunan yardım çağrısı kaydıma rağmen, dosya Yargıtay tarafından bozuldu. Benim kardeşim on iki yıl alırken, bana bunları yaşatan şahıs altı yıl dokuz ay ceza aldı, dosyası Yargıtayda, daha cezaevine girmedi ama kardeşim, TCK 81’den hâlâ cezaevinde. Saygın bir aileyiz. Bu olayla birlikte hayatımız ve itibarımız yerle bir oldu.

Şimdi, cinsel istismara maruz kalan ben mi suçluyum? Fail tutuksuz yargılandığı için psikolojisi bozulan ailem ve o psikolojiyle onu yaralayan kardeşim mi suçlu? Yoksa faili serbest bırakıp sonrasında bu yaşananların sebebi olan, yüce adaletine sığındığımız mahkeme heyeti mi suçlu? Yoksa tecavüzcünün dosyasını bozup onu yedi yılla ödüllendirirken benim kardeşimi on iki yıla mahkûm eden Yargıtay mı?

Bugün benim sesim siz olun, hiçbir şey olmasa bile kendi vicdanlarında boğulsunlar. Tek isteğim, adımı vermeyin.”

Değerli milletvekilleri, gördüğünüz gibi, buna benzer, Türkiye’de binlerce “kader mahkûmu” diye nitelendirdiğimiz, namusunu, anasını, bacısını, malını korumak amacıyla, hedef gözetmeksizin meydana gelen hadiseler neticesinde eli kana bulaşan, eli silaha uzanan insanlar var. Buradan bu insanların faydalanmaması, maalesef, kamu vicdanını zedelemiştir.

Bilgilerinize sunarım.

Saygılar sunarım. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

66’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

67’nci madde üzerinde 2’si aynı mahiyette olmak üzere 4 önerge vardır. Okutacağım ilk 2 önerge aynı mahiyette olup birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 207 sıra sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 67’nci maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

    Serpil Kemalbay Pekgözegü            Hüda Kaya                        Murat Çepni

             İzmir                                  İstanbul                                  İzmir

         Tuma Çelik                   Gülüstan Kılıç Koçyiğit Ömer Faruk Gergerlioğlu

            Mardin                                   Muş                                   Kocaeli

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

         Tufan Köse                        Süleyman Bülbül                    Zeynel Emre

            Çorum                                  Aydın                                 İstanbul

       Turan Aydoğan                       Alpay Antmen          Abdurrahman Tutdere

           İstanbul                                 Mersin                              Adıyaman

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ilk söz Sayın Alpay Antmen’de.

Buyurun Sayın Alpay Antmen. (CHP sıralarından alkışlar)

ALPAY ANTMEN (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, teklifin 67’nci maddesinde hükme bağlanmak istenen, işyurtlarında çalışan mahkûmlar yanında tutuklulara da ücret ve fazla mesai ödenmesi ve kâr payı verilmesi doğrudur; doğrudur ama şu an ceza ve tevkifevlerinde görevli bütün personelin özlük haklarının hâlâ düzeltilmemiş olması ise çok daha vahimdir.

Değerli milletvekilleri, gelelim esas konuya. Adalet Komisyonunda on sekiz saat aralıksız görüşülen ve bugün itibarıyla yüce Meclisimizde yedi gündür aralıksız görüştüğümüz af teklifinin son maddelerine geldik. İlk günden beri, size bir şey anlatmaya çalışıyor ve bu af teklifinize katkı vermeye uğraşıyoruz. İlk günden beri, bu teklifin adil olmadığını, eşit olmadığını ve vicdan içermediğini defalarca söyledik. İlk günden beri “Gelin, bu teklifi hep beraber vicdanlı ve adaletli bir yasaya dönüştürelim.” dedik ama siz ne yaptınız? Önergelerimizin tamamına “Hayır.” dediniz, yetmedi; bir Sayın Grup Başkan Vekiliniz sosyal medyada verilen önergelerle dalga geçti. Neyiyle dalga geçiyorsunuz Allah aşkına? Yetmedi mi? Bırakın şu algı operasyonlarınızı.

Peki, o zaman açık konuşalım. Hiç önerge vermeseydik de çete üyeleri, kadınları darbedenler ve dolandırıcılar dışarı çıkarken, gazetecilerin, yazarların, muhaliflerin, düşünce suçlularının içeride kalmasına ortak mı olsaydık? İlerde bu teklif yüzünden çıkan birisi bir kadını öldürdüğünde, bu teklif yüzünden çıkan birisi birini dolandırdığında, bu teklif yüzünden çıkan birisi bir diğerini gasbettiğinde, bu teklif yüzünden çıkan birisi bir dükkânı ya da evi soyduğunda… Biz, bu günaha ortak olmuyoruz, biz, bu günaha ortak olmayacağız. Biz, bu adil olmayan, eşit olmayan, vicdan taşımayan, hukukun evrensel normlarıyla bağdaşmayan teklifinize payanda olmayı reddediyoruz. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Siz, çete üyelerini, kadınları darbedenleri, hırsızları ve dolandırıcıları dışarı çıkarın; gazeteciler, yazarlar, muhalifler, düşünce suçluları içeride kalsın, çek suçlularını hapse atın. Bu, size yakışır, biz, buna ortak değiliz.

Değerli milletvekilleri, günlerdir bu teklifi eşit, adil, hukuki ve vicdanlı bir hâle getirelim diyoruz. Biz, olumlu ve adil bir çaba beklerken siz ne yaptınız? Hiçbir şey.

Bakınız, görüştüğümüz af meselesi, bu salgın günlerinde 3-5 maddeyle bir günde yapılabilecek bir iş iken günlerdir, “Benim dediğim dedik.” mantığıyla hiçbir düzeltmeye yanaşmayıp bu af işini siz geciktirdiniz. Bir hafta önce cezaevlerinden çıkacak mahkûmları fazladan bir hafta orada tuttunuz, gecikmeden sadece ve sadece siz sorumlusunuz.

Değerli milletvekilleri, eşit, adil, hukuki ve vicdanlı olmayan bu af teklifinizi biraz sonra kabul edeceksiniz ama bakın, mesela tarihe not düşelim: Dosya, ilk derece mahkemesinde hüküm verildikten sonra bölge adliye mahkemesine veya Yargıtaya geldiğinde, sanık tutuklu ise kişinin salıverilmesine veya tutuklama yerine adli kontrol tedbiri uygulanmasına yönelik taleplerle ilgili olarak ya da resen bölge adliye mahkemesi veya Yargıtay yanında ilk derece mahkemesine UYAP üzerinden karar verme yetkisi verilmesi bu kanun teklifinin en hatalı hükümlerindendir, bunun zararlarını ilerleyen zaman içinde göreceksiniz. Mesela, infaz kanununda mükerrirlere ilişkin hükümde yapılan değişiklikle, tekerrür bazı suçlar bakımından etkisini artık kaybedecektir. Bakın, mesela teklifinizde yer alan istisnalar arasında sayılan suçların gelişigüzel belirlenmesi, suçların niteliğinin gözetilmemesi adaletsiz uygulamalara neden olacaktır. Mesela, birçok madde, örneğin geçici 6’ncı madde haksızlık ve hukuksuzluklar yaratacaktır.

Değerli milletvekilleri, bu düzenlemelerde, aynı hukuki değeri koruyan ve haksızlık muhtevası itibarıyla birbirine yakın olan suçlardan dolayı farklı işlemlere tabi tutulması, Anayasa’daki eşitlik ve hukuk devleti ilkeleri bakımından Anayasa’ya açıkça aykırıdır. Yapılması gereken iş, hükümlülerin işledikleri suçlardan hareketle değil, suçların örgütlülük, tehlikelilik, mükerrerlik gibi durumlarının göz önünde bulundurulması iken, bu düzenlemeniz eksik, hatalı, yanlış, vicdansız olmuştur, adalete uygun değildir, adil değildir, eşit değildir. Uyarması bizden, gerisinin takdiri, suçu, günahı, vebali size aittir diyor, saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde Sayın Ömer Faruk Gergerlioğlu.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yasa teklifi gördüğümüz kadarıyla onaylanacak ama cezaevlerindeki sorunlar bitmeyecek. Hükümlü ve Tutuklu Haklarını İnceleme Alt Komisyonu olarak cezaevlerinde ziyaretlere gittik, birçok cezaevinde gözlemler yaptık ve gerçekten çok vahim insan hakları ihlalleri gördük. Biz, bu ihlalleri raporlarımızda ayrıntılı bir şekilde anlattık.

Son zamanlardaki cezaevleri raporları, belki de Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en ağır ihlallerle dolu olan raporlarıdır arkadaşlar ve bu raporların oluşumu, iktidar partisi vekillerinin de engelleyemeyeceği bir şekilde gerçekleştirilmiştir çünkü koğuşlarda, oradaki göz yaşartan ihlalleri, her farklı partiden vekillerle beraber çok net bir şekilde gördük ve raporladık. Neler gördük?

Bakın, size en son gittiğimiz Keskin Cezaevinden bir örnek vereyim ve o cezaevindeki bazı siyasi koğuşların hâlinin hiç değişmeyeceğini de bildiğim için girdiğimiz bir kadın koğuşundan size örnek vereyim. Cezaevinden çıkmasına izin vermediğiniz insanların durumu nasıl, bir de benden dinleyin çünkü biz gözümüzle o koğuşlardaki felaketi, sefaleti ve gerçekten son derece üzücü görüntüleri gördük. Keskin Cezaevinde girdiğimiz kadın koğuşu 8-10 kişilik bir koğuştu. Kadınlar bizi ayakta karşıladılar. Biz vekiller olarak onların hâlini hatırını sorduk ve “Neler yaşıyorsunuz anlatın." dedik. Kadınlar bizi koğuşun üst kattaki yatak odasına çıkardı. 8-10 kişilik koğuşta 21 kadın, 1 çocuk kalıyordu. Üst kata çıktık, üst katın iki duvarında da bir su sızıntısı vardı, rutubet vardı ve akıyordu, hatta yataklarının üstüne su damlıyormuş, yatakları çekmişler. Keskin’de geceleri çok soğuk olmasına rağmen, içerisi çok kalabalık olduğu için camları mutlaka açıyorlarmış. Camın dibindeki hasta oluyormuş, camı kapattığı zaman odadakiler havadan boğuluyormuş; bunu anlattılar.

Yine, cezaevi gözlem kurullarının yetkilerini artırdınız bu yasa teklifindeki maddelerle. Belki siz, o koğuşları görmeyen vekiller olarak bunun ne anlama geldiğini çok bilemediniz ama biz o kadınlardan, erkeklerden dinlediğimizle, cezaevi gözlem kurulunun yetkilerinin artırılmasının ne demek olduğunu çok iyi biliyoruz.

Bakın, kadınlar şunu söylüyordu bize, ağlayarak anlatıyorlardı: “Jandarmalar baskın yaptıklarında, içeri girdiklerinde, arama yaptıklarında âdeta bir düşman koğuşu ararmış gibi muamele yapıyordu ve biz, koğuşumuza aramadan sonra geri döndüğümüzde yerde iç çamaşırlarımızı buluyorduk, askılıklarımızın kırık olduğunu buluyorduk, kitaplarımızın yerlere atıldığını görüyorduk. Biz ne yaptık ki bunu bize reva gördüler? ” diyorlardı. Bu dediklerime itiraz etmeyin çünkü bunlar raporlarımızda da var. Diyarbakır raporunda, Elâzığ raporunda, Silivri raporunda tüm bu ihlaller var, hiç itiraz etmeyin, hepsi var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bu cezaevindeki çocukların durumu daha vahim. 800’den fazla bebek ve çocuk var, 0-1 yaş arası 200 bebek var. Biz, onları, o havalandırmalarda gördük. Annesi diyordu ki: “Çocuğumun hiç oyuncağı yok. 1 tane bisikleti var, başka bir oyuncak yok, içeri alınması çok sorun.”

Yine, Diyarbakır Cezaevine gittiğimizde 4 yaşındaki küçük Dilda’yı görmüştük. İsmini bile unutamıyorum, demek ki bende bir iz bırakmış değil mi? O çocuğun fizyolojik ve psikolojik açıdan neler yaşadığını orada biz hepimiz gördük. Bu çocuklar hem beslenmesi yetersizdi hem de psikolojik açıdan çok önemli sorunlar yaşıyorlardı. Daha önemlisi, bu çocukları da geçin, anne baba mahpus olduğu için binlerce çocuk şu anda dede, nine, teyze, dayı yanında perişan durumda ve bu yasayı en çok da onlar bekliyor arkadaşlar, en çok da onlar bekliyorlar ve şu anda bu yasada ayrımcı bir sonucun çıkması…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Ben ilave süreyi verdim Sayın Paylan.

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Tamam Sayın Başkan.

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Devamla) – Sözümü bitireyim.

BAŞKAN – Tamamlayın sözünüzü.

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Devamla) – Bakın, burası gerçekten çok önemli. Hepiniz anne veya babasınızdır. Ben o dramlara şahitlik ettim. Cezaevlerinde 800’ünü aşkın bebek, çocuk var, herkes bunu biliyor ama ben daha çoğunu biliyorum. Nedir biliyor musunuz? Anne ve babası birlikte mahpus olduğu için 3-4 çocuklu ailelerin perişan olduğunu, çocukların akrabaları yanında sersefil olduğunu, silme, hepsinin psikolojiklerinin bozuk olduğunu çok yakından biliyorum. Bu, gerçekten sadece o aileleri değil, bizim neslimizi mahveden bir durumdur arkadaşlar, bu konuya böyle bakalım. Yarın öbür gün bu çocuklar psikolojik sorunlar yaşadığında belki milyarlar dökeceğiz bu sorunları halletmek için. Şu anda çok basitti bu çocukların anne babalarına özgürlük yolu açmak veyahut da evde hapis ve benzeri yollarla, adli tedbirlerle bir yol açabilmek çok çok önemliydi ama maalesef, bu fırsat kaçırıldı. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Gergerlioğlu.

Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 67’nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “eklenmiş” ibaresinin “ilave edilmiş” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

    Dursun Müsavat Dervişoğlu            Ayhan Erel              Arslan Kabukcuoğlu

             İzmir                                  Aksaray                              Eskişehir

        Yasin Öztürk                        Ayhan Altıntaş

            Denizli                                 Ankara

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Arslan Kabukcuoğlu’nun.

Buyurun Sayın Kabukcuoğlu. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

ARSLAN KABUKCUOĞLU (Eskişehir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 207 sıra sayılı Kanun Teklifi üzerinde İYİ PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlarım.

Günlerdir konuşuyoruz, on sekiz saatte alelacele yasa teklifini Komisyondan geçirdiniz. Adalete güveni daha fazla zedeleyecek, toplum vicdanını yaralayacak uygulamalardan vazgeçmeliyiz, daha aklıselimle toplumun tüm kesimlerinin üzerinde uzlaştığı düzenlemeler yapmalıyız. AK PARTİ milletvekilleri hep bir ağızdan muhalefeti topyekûn kanun teklifinin çıkmasına engel olmakla itham etmektedirler. Madem bizi dinlemiyorsunuz o zaman sizin dinleyeceğinizi umduğum iki tane örnek vermek istiyorum: Birinci örnek, Yeniçağ gazetesinde 24 Eylül 2019 tarihinde yayımlanan bir habere göre, ülkemizdeki yüksek yargı organlarından Anayasa Mahkemesinin Başkan Vekili Engin Yıldırım, Anayasa Mahkemesine Bireysel Başvuru Sisteminin Desteklenmesi Ortak Projesi’nin kapanış konferansında: “Yapılan kamuoyu araştırmalarında, maalesef, ortaya çıkan bir sonuç var. Türk yargı sistemine güven son derece düşük. Belki şu veya bu yargı organı olarak bakıldığında az bir şekilde farklılıklar meydana geliyor olabilir ama genel olarak Türkiye’de yaşayan insanlar Türk yargı sistemine pek fazla güvenmiyor. Bu, çok ciddi bir sorun. Yargıyla muhatap olanların yargıya güveni muhatap olmayanlara göre çok daha düşük.” demiştir.

İkinci örnek, yine diğer bir yüksek yargı organımız Yargıtayın eski Başkanı İsmail Rüştü Cirit, İhlas Haber Ajansına 7 Mart 2020 tarihinde verdiği demeçte, Antalya’da Fikri ve Sınai Mülkiyet Suçları Çalıştayı’nda şu uyarılarda bulunma ihtiyacını duymaktadır: “İnsan hakları alanında sıfır ihlal olması gerçekleştirilecek bir amaç değil, sürekli ve yoğun çabayla ulaşılmak istenen bir ideal olarak nitelendirilebilir. Adalet sistemi, ülke ekonomisi dâhil olmak üzere, toplumdaki herkesi ve her sektörü doğrudan ilgilendirmektedir. Bu nedenle, yargı sistemine ilişkin sorunlar toplumun her kesiminin meşru bir alanı içindedir. Tüm adalet aktörlerinin ve karar vericilerin bu gerçeğin farkında olması gerekir. Toplumun yargıya güven duymadığı bir hukuk sisteminde yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı sağlanamaz. Yargı etiği ilkeleri ile insan haklarının korunması ve hukuki güvenliğin sağlanması arasında çok sıkı bir bağ vardır. İyi hukukçular yetiştiremezsek ve onları geliştiremezsek hangi sistemi getirirsek getirelim başarılı sonuçlar elde edemeyeceğimizin farkında olmalıyız.” diyor Sayın Cirit.

Değerli arkadaşlar, on yedi yıllık iktidarınızda yargıya güven her geçen yıl azaldı. Öğretim görevlisi olmadan açılan hukuk fakülteleri, hukukçu olmadan atanan dekanlar hukuk eğitimini iyice sıradanlaştırdılar. Son darbeyi de mülakat sistemiyle liyakati öteleyen, sadakate yer veren, partiden referans getirmeyen kişileri hâkim, savcı yapmayarak vurdunuz.

Genel Başkanımız Sayın Meral Akşener “Türkiye adalet arıyor. Hukuk, adalet vatandaş içindir. Adaleti tesis edemezseniz milletin vicdanında mahkûm olursunuz.” demektedir. Şimdi bir teklif getirmişsiniz, yaptığınız tüm bu yanlış uygulamalarla tıka basa doldurduğunuz hapishaneleri boşaltmaya çalışıyorsunuz. AK PARTİ milletvekillerinden beklerdik ki getirdiğiniz bu düzenlemelerle yargıya olan güveni artıracak, toplumda adalet duygusunu pekiştirecek teklifler sunulsun ve savunulsun. Maalesef bu konuda tek bir söz duymadık.

Şehrim Eskişehir’de Hacı Süleyman Çakır Huzurevinde 70 kadar mukim insan vardır. Bunlarda corona virüsü tespit edilmiş olup hepsi hastaneye kaldırılmıştır. Acil şifalar diliyorum.

Yüce Meclisi saygıyla selamlarım. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 207 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin çerçeve 67’nci maddesiyle değiştirilen 4301 sayılı Kanun’un 8’inci maddesinin dördüncü fıkrasının ve aynı maddeye eklenen beşinci fıkranın aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

“İşyurtlarının yıllık bilançolarında tahakkuk edecek her türlü faaliyet dışı gelirleri ve faizler hariç olmak üzere kârlarının % 30'unu aşmamak üzere;

a)       İşyurtlarında görevli personel, işçi ve hükümlüler ile tutuklulara, yıllık net ücretinin % 50'sini geçmemek üzere memur maaş katsayısının (10.000) gösterge rakamı ile çarpımı sonucu bulunacak miktara kadar ve çalıştıkları süre ile yaptıkları işin özellik ve güçlüğüne göre,

b)       Yukarıda belirtilen bent uyarınca dağıtılan kâr payından kalan miktar işyurtları kurumunda toplanarak, bu miktardan işyurdu faaliyetlerinde çalışmayıp sözleşmeli olarak çalışanlar da dahil olmak üzere fiilen ceza infaz kurumlarında çalışan personele, yıllık net ücretinin % 10'unu geçmemek üzere memur maaş katsayısının, (4.000) gösterge rakamı ile çarpımı sonucu bulunacak miktara kadar ve çalıştıkları süreye göre,

İşyurtları Yüksek Kurulu Kararı ile kâr payı ödenebilir. Bu fıkranın (a) bendi kapsamında yapılan kâr payı ödemesi (b) bendine göre yapılacak kâr payı ödemesinden az olamaz. Ödemeler, çalışmayı takip eden bütçe yılında ve bir defada yapılır.”

"Dördüncü fıkrada ödenebileceği belirtilen kâr payından kalan miktar içinden ayrıca üstün gayret ve başarı gösteren işyurdu çalışanları ile tutuklu ve hükümlülere, sözleşmeli olarak çalışanlar da dahil olmak üzere ceza infaz kurumunda çalışan personele İşyurtları Yüksek Kurulu Kararı ile kâr payı ödeme tavanının yüzde otuzuna kadar teşvik ödemesi yapılabilir.”

Muhammet Emin Akbaşoğlu              Zeynep Gül Yılmaz       Arife Polat Düzgün

            Çankırı                                 Mersin                                 Ankara

        Meliha Akyol                     Fehmi Alpay Özalan      Selahattin Minsolmaz

            Yalova                                  İzmir                               Kırklareli

         Hasan Çilez

            Amasya

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkanım.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Gerekçeyi okutun.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Önergeyle, işyurtlarının yıllık bilançolarında tahakkuk edecek kârlarının dağıtımının usul ve esasları belirlenmektedir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kabul edilmiş önerge doğrultusunda 67’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

68’inci madde üzerinde 3 adet önerge vardır, aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 207 sıra sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 68’inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

“MADDE-68) 2/7/2012 tarihli ve 6352 Sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanunun Geçici 3 üncü maddesinde yer alan “terör suçları” ibaresi madde metninden çıkarılmıştır.”

        Murat Çepni                   Gülüstan Kılıç Koçyiğit                  Hüda Kaya

             İzmir                                    Muş                                  İstanbul

 Serpil Kemalbay Pekgözegü             Tuma Çelik                          Oya Ersoy

             İzmir                                  Mardin                                İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Evet, Komisyonun katılmadığı önerge üzerinde söz talebi Sayın Oya Ersoy’un. (HDP sıralarından alkışlar)

OYA ERSOY (İstanbul) – Genel Kurulu selamlıyorum.

Yedi gündür Meclisi aralıksız çalıştırarak canhıraş çıkarmaya çalıştığınız teklifin sonuna geldik. Önce corona salgını nedeniyle diyerek bu teklifi savunmaya kalktınız, daha sonra ilk günden itibaren iddianızın gerçek olmadığı ortaya çıktı ve coronayla ilgisi olmadığını itiraf ettiniz. Evet, sizin derdiniz cezaevindeki mahpusların sağlığı ve can güvenliği değil. Sizin derdiniz, salgın karşısında halkın sağlığını korumak olmadığı gibi, suç eylemlerinden halkı korumak da değil. Sizin tek derdiniz var, iktidarınızı korumak, corona koşullarını fırsata çevirip yandaşlarınızı cezaevinden çıkarmak. Sırf onları çıkarabilmek için öyle bir teklif hazırladınız ki kadın katillerini, çocuk istismarcılarını, iş cinayetlerinin faillerini, uyuşturucu tacirlerini koruyup kollarken, düşünce ve eleştirilerini dile getiren yurttaşlarımızı, haber yapıp gerçekleri yazan gazetecileri, aydınları, sanatçıları, bilim insanlarını, iktidara muhalif siyasetçileri, halkın oyuyla seçilmiş milletvekillerini, belediye başkanlarını, meclis üyelerini kapsam dışı bırakıyor, cezaevlerinde ölüme terk ediyorsunuz. Biz buradan defalarca söyledik, hukukçular söyledi, barolar söyledi, kadın örgütleri söyledi ama dinlemiyorsunuz çünkü emir, büyük yerden.

Bu teklif adrese teslim bir özel aftır. Açık açık söyleyin burada, elinizdeki listede kimler var, canhıraş cezaevinden çıkarmak istedikleriniz kimler? Buyurun, Cumhurbaşkanının bir af yetkisi var, daha önce de kullandı, Sivas’ta 33 insanımızı diri diri yakan, Sivas katliamının sorumlularından Ahmet Turan Kılıç’ı affettiği gibi elinizde ne varsa onu da affetsin. Kendi iktidarınızı kurtarmak için Meclisi neden bu konuda malzeme yapıyorsunuz, alet ediyorsunuz? Biz bir aydır “Coronaya karşı halkı koruyacak acil önlemler almak için Meclisi çalıştıralım.” dedik ve siz, sırf bu yasayı çıkarabilmek için, milletvekillerinin sağlığını da tehlikeye atarak yedi gündür sabahlara kadar burada bizi çalıştırıyorsunuz.

AHMET ÖZDEMİR (Kahramanmaraş) – Direndiğiniz için o.

OYA ERSOY (Devamla) – Evet, direniyoruz, direnmeye devam edeceğiz. Bu ülkede diktatörlüğün kurulmasına direnmeye devam edeceğiz, faşizme karşı direnmeye devam edeceğiz çünkü bu bizim geleneğimiz.

AHMET ÖZDEMİR (Kahramanmaraş) – Biliyoruz, niye şikâyet ediyorsun?

OYA ERSOY (Devamla) – Önce haftada bir gün, salı günü Meclisi çalıştırdınız, yaptığınız şey patronlara 100 milyar ayırmak oldu. “Temizlik işçileri çalışırken, sağlıkçılar çalışırken Meclis halk için önlemleri almadan kapatılamaz.” dedik, yıllardır biriken uluslararası sözleşmeleri getirdiniz ve Mecliste çalışıyor gibi yaptınız. Biz “İşten atılmalar yasaklansın, işçilere ücretli izin, halka geçim ücreti.” dedik, siz halka “Evde kal, aç kal; evde kal, işsiz kal.” dediniz, üstüne de yardım istediniz. Halk can derdindeyken siz bağış kavgası çıkardınız. Bu ülkede coronayla uğraşmak yerine, coronaya karşı mücadele edenlerle uğraştınız. “Hemen, acil, yaygın test yapın.” dedik, yapmadınız ama Sağlık Bakanlığındaki dostları sayesinde hastaneye yatıp testi yaptıranlar, Covid-19 testleriyle oyun oynayanlar sosyal medyada paylaştı; bunları gördük.

AHMET ÖZDEMİR (Kahramanmaraş) – Sen hangi ülkeden bahsediyorsun?

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, rica ediyorum, 7’nci günün sonundayız, sadece bir saat çalışmamız kaldı, lütfen.

OYA ERSOY (Devamla) – Halk can derdindeyken siz koruma altındaki doğal alanları yapılaşmaya açtınız, Kanal İstanbul’un ilk ihalesini siz yaptınız, Salda Gölü’nde inşaat başlattınız, 8 HDP’li belediye başkanımızı görevden alıp kayyum atadınız, gerçekleri söyleyenleri gözaltı tehdidiyle, polis ve yargı sopasıyla susturmaya çalıştınız, 10 Nisan gece yarısı açıkladığınız sokağa çıkma yasağıyla coronavirüsü kontrolden çıkaran bir karara daha imza attınız, halkı sokaklara döktünüz. Yaşanan paniğin sorumlusu sizsiniz, sizin halkı düşünmeyen, halka doğru bilgi vermeyen, halkta güvensizlik yaratan tutumunuzdur. Plansız ve programsız hareket ediyorsunuz, alınması gereken önlemleri, yapılması gerekenleri zamanında yapmıyorsunuz. Kamuoyu baskısıyla zoraki adımlar atıyorsunuz ama bu adımlar zamanında olmadığı için etkisiz oluyor.

Şimdi, yaptığınız şey bir başarı hikâyesi yazmak ve bunun için de algı yönetiyorsunuz ve bu tutumunuz halkın sağlığını tehdit ediyor, halk can derdinde…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

OYA ERSOY (Devamla) – …siz kendi iktidarınızın çıkarı için 11 kanunda değişiklik yapan infaz teklifiyle Meclisi oyalıyorsunuz. Uyarıyoruz, bu tutumunuzdan vazgeçin. Bakın, bugün, DEV-YAPI-İŞ Avrupa Yakası Temsilcisi Hasan Oğuz’u bulaşıcı hastalık sebebiyle kaybettik. Hasan, Galataport şantiyesinde çalışıyordu, orada işçiydi. 20 Martta hiçbir önlem alınmadığı için işi bırakmışlardı. 3 Nisanda şantiyede 3 pozitif vaka çıktı, 7 Nisanda Hasan kalp krizi geçirdi, tüm belirtiler Covid-19’u gösterdi ve Hasan’ın ölüm sebebi bulaşıcı hastalık olarak kayıtlara geçti. Zorunlu olmayan işlerin devamına karar veren iradeniz bu ölümlerin sorumlusudur. Israrla diyoruz, bu salgın cezaevlerinde sıçrarsa baş edilemez, sağlık sistemi bunu kaldırmaz. Ne yapacaksınız? Cezaevlerini mezarlık hâline mi çevireceksiniz? (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 207 sıra sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin çerçeve 68'inci maddesine (1) numaralı fıkra olarak aşağıdaki fıkranın eklenmesini arz ve teklif ederiz.

"Bu Kanunun uygulamasıyla ilgili olarak 5275 sayılı Kanunun,

a)       105/A maddesinin (4) numaralı fıkrası,

b)       106. maddesinin (9) numaralı fıkrasında yer alan “ve bunun infazında koşullu salıverilme hükümleri uygulanmaz” hükmü,

c)       110'uncu maddesinin (9) numaralı fıkrasının (c) bendi hükümleri

üzerinde yazılı bulunan düzenleme tarihine göre kanuni ibraz süresi içinde ibrazında, çekle ilgili olarak “karşılıksızdır” işlemi yapılmasına sebebiyet veren kişilerin 30/03/2020 tarihine kadar bu şekilde işlemiş oldukları suçlarla ilgili olarak uygulanmaz.”

    Mehmet Akif Hamzaçebi             Turan Aydoğan                         Ali Şeker

           İstanbul                                İstanbul                               İstanbul

      Süleyman Girgin                                                               Engin Özkoç

             Muğla                                                                           Sakarya

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Mehmet Akif Hamzaçebi’nin.

Buyurun Sayın Hamzaçebi. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Sözlerime başlarken, coronavirüsle girmiş olduğu hayat mücadelesini kaybederek vefat eden Ataşehir Belediye Meclis Üyemiz Sevgili Uğurcan Demir’e Allah’tan rahmet diliyorum; ailesine, yakınlarına ve Ataşehir Belediyesine sabır ve başsağlığı diliyorum.

Değerli milletvekilleri, yasalar adil olmalıdır, yasalar hukuka uygun olmalıdır, yasalar meşru olmalıdır. Bir yasanın arkasında Parlamento çoğunluğunun olması, onu yasa yapmaya yetebilir ama onu meşru kılmaya yetmez. Yasaların meşru olabilmesi için, aynı zamanda doğru olması yani adil olması gerekir. Meşruiyet -siyasal bir kavram- bir siyasal sistemin, bir liderin, bir siyasal kararın, bir yasanın arkasında Parlamento çoğunluğunun olmasından ibaret bir kavram değildir. Elbette bu şarttır ancak bunun yanında bu yasanın adalete uygun olması gerekir, o takdirde ancak o yasa, o karar, o lider, o sistem meşru sayılabilir. Meşruiyet, bir kararın, yasanın toplum tarafından tanınma değeridir, ona atfedilen değerdir.

Şimdi, sokağa çıkın, sorun, seçim bölgelerinize gidin, gidiyorsunuz; bu yasayla ilgili olarak size memnuniyetini ifade eden kişi sayısı, memnuniyetini ifade etmeyenlerden, şikâyetçi olanlardan çok çok azdır değerli arkadaşlar. Eğer, bir yasa toplumu bölüyorsa, bir kucaklaşmayı sağlayamıyorsa orada problem var demektir. Tam bin yıl önce Büyük Selçuklu Veziri Nizamülmülk “Siyasetname” isimli kitabında çok meşhur bir sözüdür, şöyle der: “Küfr ile belki amma zulm ile payidar kalmaz memleket.” Haksızlık yapıyorsanız, zulüm yapıyorsunuz demektir. Bu, bütün insanlık tarihi boyunca böyledir, tarihimizden buna birçok örnek verebiliriz.

Konumuza geliyorum, konumuz, düzenlenen karşılıksız çeklerin, karşılıksız çıkmış olması nedeniyle o çek hakkında “Karşılıksızdır.” işlemi yapıldıktan sonra işleyen süreçte hapse mahkûm olan vatandaşlarımız. Bu kürsüden bunu daha önce birkaç kez sizlerin bilgisine sundum. Arkadaşlar, bir af yasası diyorum ama iktidar partisi “Hayır, af değil, bu şartlı salıverilme” veya “Cezaların ertelenmesi yasası.” diyor, her neyse, düzenlenen bu yasada birçok suç bu kapsamda değerlendiriliyor; zimmet, rüşvet, nüfuz ticareti, görevi kötüye kullanma, ihaleye fesat karıştırma, yağma, dolandırıcılık, daha da çoğaltabiliriz bunları. Bu suçluların hepsi bu yasanın getirdiği kolaylıklardan faydalanacak ve büyük bir kısmı bu yasanın yürürlüğe girmesinden itibaren cezaevlerinden tahliye edilecek. Peki, karşılıksız çek, düzenlenen çekin karşılıksız çıkmış olması nedeniyle hapse mahkûm olan vatandaşları neden bu yasadan yararlandırmıyoruz? İktidar partisinin bazı yetkilileri -aslında bazı değil, iktidar partisinin söz sahipleri, iktidar partisi grubu diyemem asla- diyor ki: “Efendim, çeke olan güveni korumamız lazım.” Arkadaşlar, çeke olan güven, devlete olan güven hepsi önemlidir ama siz devlete olan güveni yok ediyorsunuz, sadece çek nedeniyle değil başka birçok suçu da bu kapsama dâhil etmeyerek. Devlete olan güven çok daha önemli değil midir? Ekonomide istikrar yoksa, ekonomiye güven yoksa, devlete güven yoksa, ekonomi politikalarında çeke güven mi kalır?

Size gerçek hayattan birkaç örnek vereceğim. Bakın, bir vatandaşımız bana şöyle bir yazı yazıyor: “Yapmış olduğum tesislerin açılışını 2 kez Sayın Cumhurbaşkanı gerçekleştirdi. Son beş yılda bitirmiş olduğum işlerin tutarı 528 milyon liradır, devam eden işlerin tutarı -8 iş- 206 milyon TL’dir. 8 bin TL aylık sigorta primi ve vergi ödemesi yapıyordum, 850 kişi istihdam ediyordum, 2018 seçimlerine doğru hak edişlerimi alamadım, sıkıştım. Bana ‘Devam et, hak edişlerde sorun olmayacak, sana ödeme yapacağız.’ dediler, işime devam ettim, makinelerimi sattım. Bugün beş yıl hapis cezam var, kaçıyorum.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Bir başka vatandaşımız ise şöyle yazıyor: “Kırk dört yıllık fabrikamı ve mağazalarımı kaybettim, her şeyimi kaybettim, ailem dağıldı. 2018 krizinde çeklerimi ödeyemedim.”

Sevgili arkadaşlar, dolandırıcılar yararlanıyor. Hatta kim yararlanıyor biliyor musunuz? Bütün kamuoyunun bildiği bir kader kurbanı daha yararlanıyor bu yasadan, onu kader kurbanı -parantez içinde ünlem işareti koyuyorum- olarak isimlendiriyorum, Tosuncuk. Tosuncuk, tam 120 bin vatandaşımızdan para toplayıp bugün Güney Amerika’da keyif sürüyor. Topladığı paraların tutarı 600 milyon dolar. Bu yasa çıktığında Tosuncuk’u affedeceksiniz, bu, yazık, batmış iş adamlarını affetmeyeceksiniz.

Sayın Başkan, Sayın AK PARTİ Grup Başkan Vekili, görüşmeye ara verelim, şu konuyu bir değerlendirelim efendim.

Teşekkür ediyorum. Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 68’inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “yürüklükten kaldırılmıştır” ibaresinin “çıkarılmıştır” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

    Dursun Müsavat Dervişoğlu            Ayhan Erel                       Yasin Öztürk

             İzmir                                  Aksaray                                Denizli

Arslan Kabukcuoğlu                       Ayhan Altıntaş                                

          Eskişehir                                Ankara

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Ayhan Erel’in.

Buyurun Sayın Erel. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

AYHAN EREL (Aksaray) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, Yüce Türk milleti; Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 68’inci maddesi üzerine partim İYİ PARTİ adına söz almış bulunmaktayım. Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Teklif edilen maddeyle doğrudan açık ceza infaz kurumunda infaz edilecek cezalar kalıcı bir düzenlemeyle belirlenmektedir. Bu nedenle, aynı hususu geçici olarak düzenleyen 6352 sayılı Kanun’un geçici 3’üncü maddesinin (2)’nci fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Tarım Bakanlığının 21 ilde yazlık ekimi yapılacak ürünler için yüzde 75 tohum desteği vereceği açıklandı. 21 il içerisinde seçim bölgem Aksaray da var ve bundan dolayı Sayın Tarım Bakanına teşekkürlerimi sunmuştum. Ancak, çiftçi hemşehrilerim beni arayarak “Dağ, fare doğurdu.” dedi. Neden öyle söylüyorsunuz dediğimde Aksaray’a sadece 1.200 kilogram mısır, 10 ton fasulye tohumu gelmiş.

Aksaray’da yaklaşık 204 bin dekar tarlada mısır ekimi yapılıyor, verilen mısır sadece 3 bin dekara yetiyor. Dolayısıyla 201 bin dekarımızda tohum için herhangi bir gelişme yok. Yine Aksaray’da 13 bin dekarda fasulye tarımı yapılıyor; 10 ton fasulye tohumu ancak 1.000 dekara yetiyor, geri kalan 12 bin dekarda tohum yok.

Yani kamuoyunda şöyle bir algı var: Sanki Tarım Bakanlığı talep eden her çiftçiye hibe tohum veriyormuş gibi algılanıyor. Oysa böyle bir şey yok. Sayın Tarım Bakanı hangi ile, hangi tohumu gönderecek ve bundan sonra göndermeye devam edecek mi, onu açıklasın ve oradaki vatandaşlarımızı bu konuda aydınlatsın ki onlar da ekimlerini ona göre yapsınlar. Aksaray’da gencecik Tarım Müdürü, bu alanda büyük bir uğraş veriyor ama imkânları kısıtlı.

Ülkemizde atılan adımlar var ancak sorunları çözmek mümkün değil. Yine, üretici büyük fedakârlıklarla kendi içerisinde dayanışma ve imeceyle tohumu, fideyi toprakla buluşturuyor. Aksaray Ziraat Odası, elinden geldiğince orada ekim yapacak insanlarımıza fide veriyor -Ziraat Odası Başkanımız Emin Koçak’a da buradan teşekkür ediyorum- ama onların da imkânı sınırlı, devletin imkânlarının devreye girmesi gerekiyor.

Yine, çiftçinin elini güçlendirmek, rekoltesini artırmak, ekimi yapılacak olan yazlık ekimde de ürünü artırmak, teşvik etmek amacıyla mazotun, gübrenin, ilaç, enerji ve işçilik gibi girdilerin fiyatlarının düşürülmesi gerekiyor. Yem fiyatları artıyor, çiftçilerimiz için üretim artık çok maliyetli, devletimizin üretim maliyetini azaltmak için tüm girdilerde fiyat indirimine gitmesi gerekiyor, çiftçilerimizden vergi almaması gerekiyor.

Yine, bugün, çiftçimiz üretemezse nasıl geçineceğini, borçlarını nasıl ödeyeceğini düşünüyor. Çiftçilerimizin yaşadığı bu endişeyi ortadan kaldırmak için, dediğim gibi, girdi maliyetlerinin düşürülmesi ve çiftçilerimize devlet tarafından ürün alım garantisi getirilmelidir. Mesela, buna örnek olarak, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı, cumartesi, pazar sokağa çıkma yasağı konulunca pazarcıların elinde kalan sebze meyveyi satın alarak, hem onların mağduriyetini önlemiş oldu hem de yoksul vatandaşlara bunu dağıtarak sosyal belediyeciliğin en güzel örneğini verdi. Devletimiz de Mansur Bey’i takip edebilir, tıpkı maske dağıtımında olduğu gibi. Sayın Cumhurbaşkanımızın talimatları doğrultusunda, maske bedava dağıtılacak deniliyor ama Çorum’da Ticaret ve Sanayi Odası üyelerine gelen bir mesaj var: “Sayın üyemiz, işletmelerinizde çalışanların maske ihtiyaçlarının karşılanması için Sağlık Bakanlığı Uluslararası Sağlık Hizmetleri AŞ’nin ‘web’ sayfasında yer alan linke tıklayarak ücreti mukabilinde maske temin edilecektir. Bilgilerinize.” Demek ki maske bedava değilmiş, isteyen parasıyla da satın alabiliyormuş.

Yine, günümüzde süt alımları azaldı, peki arz fazlası ürünler ne olacak? Henüz bir çalışma yapılmış değil. Örnek olarak daha önce Et ve Süt Kurumu arz fazlası sütleri almış, işlemiş ve süt tozuna çevirmişti. Arz fazlası ürünler için bu tip çalışmaların ve üretim planlamasının acilen yapılması gerekiyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın Sayın Erel.

AYHAN EREL (Devamla) – Bunların nasıl değerlendirileceği bir plana bağlanmalıdır. Eğer çiftçilerimiz üretmezse, köylümüz üretmezse Allah muhafaza kıtlık kapıdadır diyorum, hepinize saygılar sunuyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

68’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

69’uncu madde üzerinde 3 adet önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 207 sıra sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 69’uncu maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

“MADDE 69 – Bu Kanun 01/07/2020 tarihinde yürürlüğe girer.”

        Zeynel Emre                         Alpay Antmen          Abdurrahman Tutdere

           İstanbul                                 Mersin                              Adıyaman               

       Turan Aydoğan                         Tufan Köse                  Süleyman Bülbül

           İstanbul                                 Çorum                                  Aydın

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Evet, önerge üzerinde söz talebi Sayın Turan Aydoğan’ın. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurun.

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) – Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

“Ölüm toplasa da çiçekleri çiçekte tohum biter mi?” Uğurcan Demir, yol arkadaşımız, İstanbul’dan, genç kardeşimiz, mimar, meclis üyemiz; kaybettik. Canımız yanıyor, rahmet diliyorum, yattığı yerde incinmesin diyorum.

Biz, bu salondaki boş sandalyelere bile derdimizi anlattık, hatta avizelere bile anlattık bu yedi gün içerisinde. Size anlatamadığımızı düşünüyordum ama vazgeçtim bugünkü, dünkü, dün akşamki tablodan sonra. Gördüm ki aslında size de anlattık ama siz nötrsünüz, ön yargılısınız. Aslında burada nefret tohumları ekiliyor diye düşünmeye başladım. Nereden itibaren? En son, MİT Kanunu’na ilişkin ayrık tutma önergenizden itibaren ve üzerindeki istişarelerinizden itibaren bunu düşünmeye başladım ve çok üzülüyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisinin içerisinde birlikte yeşertebileceğimiz bütün alanları yok ediyorsunuz, çok üzülüyorum. Burada biçimsel olarak da içerik olarak da meşruluğu çok tartışılacak bir çalışmayı yapıyorsunuz. Biz aslında elimizi uzatıyoruz, yüreğimizi uzatıyoruz, bilgimizi uzatıyoruz, donanımımızı uzatıyoruz, toplumdan aldığımız enerjiyi uzatıyoruz; elinizin tersiyle itiyorsunuz ve bu noktaya kadar geldik.

Unutmayın ki biz hassas bir partiyiz, Genel Başkanı adalet için 450 kilometre yürümüş bir partiyiz biz. Biz o yürüyüşten sonra adalet için özel olarak çalıştaylar yapmış bir partiyiz. Biz burada 2020 bütçesi görüşülürken sizin bütün adaletsizliklerinizi 200 küsur sayfalık kitap hâline getirip size kara kitap diye hediye etmiş bir partiyiz. Bizi buralardan algılayacaksınız.

Burada sadece eşitlik ve adalet üzerine kurgulanması gereken bir infaz yasasından bahsettik, hiçbir şey yapmadınız. Bu Meclis yedi gündür çalışıyor ve siz hiçbir şey yapmadınız. Yapmadığınız gibi, bir ayıbı daha üzerine eklediniz önergeyle beraber. Kişiye özel yasa yaptınız. 6 tane gazeteciden korkuyorsunuz, fikirlerini yazan 6 tane gazeteciden korkuyorsunuz. Türkiye’de MİT Kanunu’na muhalefetten kaç kişi içeride yatar bundan sonra, bilmiyorum ama 6 gazeteci için özel hüküm koyuyorsunuz.

Bakın, ben size söyleyeyim: Bu insanlar sizin bu koyacağınız yasalardan falan çekiniyor olsaydılar çoktan size yağdanlık olmuştular etrafınızdakiler gibi. Var ya, şimdi bir örnek vereceğim, bir yağdanlık gazeteci var, Fuat Uğur. Ekrem İmamoğlu bundan on-on beş gün önce “Ya, İstanbul’da sokağa çıkma yasağı getirilmesi gerekir, tedbir almamız gerekir.” dediğinde Ekrem İmamoğlu’na “FET֒cülerle ve işte, PKK’yla, DHKP-C’yle iç içe, kendine öz yönetim ilan edecek kardeşim, bu OHAL istiyor.” falan filan… “Nedeni, sokaklar boşalacak ve böyle bir şey olacak” diyecek bir paranoyak anlayış, bir yağdanlık. Ne yaptı daha sonra biliyor musunuz? Sokağa çıkma yasağı ilan edildiğinde döndü dedi ki: “Size mi haber verecektik, tabii ki sokağa çıkma ilan edecektik.”

Şimdi, bu hastalıklı anlayışa göre, Ekrem İmamoğlu sokağa çıkma yasağı istedi diye terörist, öyle ya, bu, bu anlama geliyor. Aynı hastalıklı anlayış, geçen akşam sizin iki saat kala ilan ettiğiniz sokağa çıkma yasağından sonra sokağa çıkanları eleştirirken diğer yağdanlıklar gibi “tabloya bakın, 15 Temmuz gecesi gibi” diye yazdı o marketlere giden insanlarla ilgili. Bu hastalıklı yağdanlıkların fikrine göre, herkes terörist. İşte, biz de dedik ki bu kanunları yaparken biraz daha dikkatli olalım. Düşünen insanları fikrini ortaya koymaya çalışan insanları anayasal haklarından yararlandıracak şekilde kanunlar yapalım. Nedir? Anayasa’nın 25, 26, 27’nci maddesinden 28’inci maddesine kadar “Düşünce, düşünceyi açıklama, bilim ve sanat özgürlüğü” diye özgürlükler tanımladık.

Şimdi, sizin iktidarınızın döneminde 75 yaşında bir komedyen bir gece sizi eleştirdi diye sabah beşte gözaltına aldınız, terörist muamelesi yaptınız; yaptınız, Metin Akpınar’a yaptınız, Müjdat Gezen’e yaptınız. İşte, anlayış bu olunca bu anlayışa karşı doğru normları koymak zorunda kalıyoruz biz. Aldınız, götürdünüz, sonra “terörist değil.” diye geri bıraktınız. Bu hâkimler, bu savcılar da sizin yarattığınız hâkim ve savcılar işte. Bu silsile içerisinde insanların teminatı olmak zorundayız.

Bakın, sizin döneminizde, artık, televizyonlarda hiciv yapılmıyor. 2007’den, 2008’den sonra, en son, buradaki insanların hatırladığı hiciv sanatçısı “Olacak O Kadar” programını yapan Levent Kırca’ydı Allah rahmet eylesin. Şimdi, hiçbir televizyonda siyasi hiciv yapılmıyor, utanmak lazım bundan, arlanmak lazım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi lütfen.

TURAN AYDOĞAN (Devamla) – Tamamlayacağım efendim.

Az önce söylediğim bilim ve sanat hürriyetinin öldürüldüğü anlamına geliyor bu. Bakın, etrafınızda görebilirseniz, hani yöresel şivelerle dalga geçmenin dışında, sıradan, 15’inci yüzyıl hicvinin dışında bir şey görebilirseniz, gelin, beraber izleyelim. Eleştiren kim olursa içeri tıkıyorsunuz. Gelin, bunları engelleyelim dedik, bunun için emek verdik burada, çare üretmeye çalıştık ama nötrsünüz, vicdanlarınıza seslendim ben. Vicdanlarınızla ilgili laf söyleyemem, biz burada mevkidaşız. Biz burada belki -siz vazgeçeceksiniz bu tutumunuzdan- ileride istişare hâlinde başka işler yapacağız ama burada beceremedik, vebali sizin üzerinizedir. Bu çıkaracağınız yasa meşru değildir. Göreceksiniz, belki de bu Mecliste tekrar önümüze başka bir yasa getireceksiniz, “Bu iş tutmadı.” diyeceksiniz, çok uzun sürmeyecek. Belki bizimle ortaklaşacaksınız ama o zaman sakın ola demeyin ki: “Biz CHP zihniyeti tarafından iğfal edildik.” Bu yaptığınız işi bile “CHP zihniyeti” diye açıklamaya sakın kalkmayın.

Hepinize iyi akşamlar diliyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Buyurun Sayın Akbaşoğlu.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

32.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, İstanbul Milletvekili Turan Aydoğan’ın görüşülmekte olan 207 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 69’uncu maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Şöyle: Sayın konuşmacı grubumuza hitaben dedi ki: “Nötrsünüz, ön yargılısınız.” Bunun, iki kavramlaştırmanın birbiriyle çelişki arz ettiğini takdirinize sunmak isterim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Efendim, hatta başka bir şey de söyledi ama o kısmını anlamadım.

VII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Denizli Milletvekili Cahit Özkan, Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül ve Afyonkarahisar Milletvekili Ali Özkaya ile 57 Milletvekilinin Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2762) ve Adalet Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 207) (Devam)

BAŞKAN – Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 69’uncu maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

“Madde 69 – Bu Kanun yayımı tarihini takiben yürürlüğe girer.”

    Dursun Müsavat Dervişoğlu      Arslan Kabukcuoğlu                    Ayhan Erel

             İzmir                                 Eskişehir                               Aksaray

        Yasin Öztürk                        Ayhan Altıntaş                       Ümit Beyaz

            Denizli                                 Ankara                                İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Ümit Beyaz’ın.

Buyurun. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

ÜMİT BEYAZ (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ilgili madde üzerine İYİ PARTİ adına söz almış bulunuyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, her yaptığında hikmet, uyguladığı her politikaya başarı atfeden AK PARTİ, salgın karşısındaki duruşunu, uyguladığı sağlık tedbirlerini alkışlamamızı istiyor, sahte bir başarı hikâyesi yazıp toplumun da buna inanmasını bekliyor; oysa durum hiç de anlattıkları gibi değil. Salgın ülkemize gelmeden önce beş haftalık bir avantaja sahiptik. Ülkemizde vaka görülmesi hâlinde de ellerinde bir eylem planı olduğunu belirttiler. Türkiye’nin tedbir almada ilk harekete geçen ülke olduğunu ısrarla belirttiler. Günlerce iktidar öyle bir hava oluşturdu ki alınan tedbirlerle coronavirüs salgını bizim ülkemize uğramayacak zannettik. İlk vakanın üzerinden bir ay geçmiş olmasına rağmen salgınla mücadelede nasıl bir strateji belirlendi hâlâ kimse anlamış değil ama sürekli uykusuz kalan başarılı bir Sağlık Bakanından bahsediliyor.

10 Ocakta Bilim Kurulu oluşturdunuz. Şubat ayında 21 bin 500 vatandaşımızı umreye gönderdiniz, bu umrecilere son kafile haricinde herhangi bir karantina uygulamadınız, son kafilenin nasıl karantinaya alındığını da ekranlardan gördünüz. Vakaların en çok olduğu ABD’nin New York uçuşlarını bile yakın zamana kadar kapatmadınız. Önce, “Eğitim devam edecek.” dediniz, sonra okulları kapattınız. Spor müsabakalarını ertelemekte geciktiniz. İlk vakayı 11 Martta açıkladınız oysa Aytaç Yalman hastanede yatıyordu, ölümünü bile gizlediniz. “Evde kal” ve “sosyal izolasyon” çağrıları yaptınız ama evde kalmak için evde kalmanın koşullarını oluşturmadınız. Sokağa çıkma yasağı ilan edilmesini isteyen herkesi hedef hâline getirdiniz. Salgın yayılırken bilgileri şeffaf biçimde paylaşmadınız ve salgının gerçek boyutlarını milletten gizlemek istediniz. İlgili kurumlar ve toplumsal yapıları dışladınız. Toplumsal dayanışma sağlayacak belediyelerin yardım kampanyasına bile tahammül edemediniz. Şubat ayında, “Bütün hazırlıkları yaptık, bütün tedbirleri aldık, elimizde herkese yetecek kit var.” demenize rağmen elinizde ne test kiti ne de sağlık çalışanlarımızı koruyacak koruyucu malzemeler bile yoktu. Sağlıkçılarımızı koruyacak malzemeleri ancak mart ayının 20’sinden sonra temin edebildiniz. Hastaları ve hastaların temaslarını bulmak için gerekli test kitini devreye sokmanızsa mart ayının sonunu buldu. Bu testleri yapacak laboratuvarlarımız var. Laboratuvarlarımızın belirlenmesinde zincirleme hatalar yaptınız. Önce birkaç laboratuvar belirlediniz, daha sonra onların sayısını artırmak zorunda kaldınız. Bu salgına bakacak hastaneleri tespit ederek, tıp fakültesi hastanelerini önce devre dışı bıraktınız, sonra diğerlerinde olduğu gibi bundan vazgeçip tıp fakülteleri hastanelerini de sürece dâhil ettiniz. Salgını kontrol altına almanın en geçerli yolu sokağa çıkma yasağı kararını bir türlü alamadınız, aldığınız iki günlük yasak kararını da elinize yüzünüze bulaştırdınız. Ölümlü vakalarda hasta giriş kodlarını değiştirerek bu ölümleri salgın listesine dâhil etmediniz. Bütün bu yaşananlar bize ortada bir başarı hikâyesini değil, bu krizi yönetemediğinizi göstermektedir çünkü kriz yönetiminizi Bilim Kurulunun önerileriyle değil, ekonomik ve politik kaygılarla yönetiyorsunuz. Salgını durdurmak, kontrol altına almak için kesin ve katı tedbirler almak yerine, adımlarınızı zamana yaydınız. Herkes için zorlayıcı kesin karantina önlemlerini almak yerine, sorumluluğu gönüllülük üzerinden halka yüklediniz.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum. Kabul edenler… Etmeyenler. Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 207 sıra sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 69’uncu maddesinde bulunan “kanun” ibaresinin “yasa” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Serpil Kemalbay Pekgözegü                Tuma Çelik                          Hüda Kaya

             İzmir                                  Mardin                                İstanbul

      Gülüstan Kılıç Koçyiğit              Murat Çepni         Dirayet Dilan Taşdemir

              Muş                                    İzmir                                    Ağrı

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Dirayet Dilan Taşdemir’in.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

DİRAYET DİLAN TAŞDEMİR (Ağrı) – Teşekkür ederim Başkan.

Değerli arkadaşlar, bu özel af yasasının son maddesine geldik. Günlerdir, tüm muhalefetimize rağmen dediğim dedik tavrınızdan vazgeçmediniz yani bu tavrınızla bu ülke daha fazla demokratikleşmedi, inanın daha fazla totaliter bir rejimin inşasının önünü açtınız. Sizlere de hayırlı olsun. Yani pragmatik olarak cezaevlerinde muhaliflerinizi bırakmak istemiyorsunuz, biliyoruz, bunun için de bir direniş içindesiniz. Ama hem bu yasanın içeriği, mantığı, bu corona günlerinde yaptığınız bu şey tam anlamıyla bir akıl tutulması. Bence bu akıl tutulması meselesi üzerine biraz düşünün. Allah’tan da size akıl diliyorum.

Değerli arkadaşlar, bu ayrımcı yasanın yarattığı hak ihlallerini biz daha uzun uzadıya buralarda konuşacağız. Siz de göreceksiniz ki, bu ayrımcı yasanın insanlara nasıl trajediler yaşatacağını, cezaevlerinde hangi hak ihlallerine neden olacağını biz daha uzun bir dönem hep birlikte konuşacağız.

Biz, bu kürsüde, bu yasanın hak ihlallerine neden olacağını bütün, farklı birçok boyutuyla gündeme getirdik. Ama ben, biraz, bu yasanın aslında kadınlar açısından nelere mal olabileceğini paylaşmak istiyorum. Evet, biz biliyoruz, bu yasanın ağır faturasını bir kez daha kadınlar ödeyecek çünkü bu yasadan erkekler cesaret alacak. Özcesi şöyle bir mantığa da bürünebilirler: “Yaparım, döverim, gider yatarım; ne de olsa birkaç ay sonra çıkarım.” Yani zaten o erkekler öyle kolay kolay da tutuklanmadı. Kadınlara şiddet uygulayan erkeklerin tutulması için, tutuklanabilmesi için, yargılanabilmesi için kadın örgütleri, kadınlar yıllarca mücadele verdi, zar zor bu yasaları değiştirdi ama siz dönüp dolaştınız, tekrar aynı mantığa büründürdünüz.

Bu tutumla aslında kadınları erkeklerin insafına bırakıyorsunuz, onları şiddetle baş başa bırakıyorsunuz. Yani nüfusun yarısı olan kadınların sağlığı, güvenliği, toplumsal yaşama katılmış mı katılmamış mı; bunlar çok da sizin için önemli değil, çok da ilgilendiğinizi de düşünmüyoruz. Aksi bir tutum olsaydı, en azından, bu yasayla ilgili tartışma yürütüldüğünde kadın örgütlerinin yürüttüğü kampanyalara biraz kulak asardınız, kadınları dinlerdiniz, gerçekten kadınlar ne yaşıyor, ne düşünüyor; biraz buna kulak kabartırdınız.

Değerli arkadaşlar, elbette ki kadına yönelik şiddet belli bir zamanla, mekânla sınırlı değil, biz bunu çok iyi biliyoruz. Hatta bu Meclis kürsüsünde, bu Meclisin içerisinde de kadına yönelik şiddet uygulanıyor, kadın bedeni üzerinden cinsiyetçi hakaretlerde, cinsiyetçi söylemlerde bulunuluyor. Ya, Mecliste bazen bir bütün olarak kadınlar yokmuş gibi davranılabiliyor. Dolayısıyla, burada önemli olan şey, bu kadına yönelik şiddetle mücadelede sizin ne yaptığınızdır, hangi mantıkla hareket ettiğinizdir, hangi mekanizmaları önerdiğinizdir ama sizin pratiğinize dönüp baktığımızda pek de kadından yana bir tavır almadığınızı, böyle bir mekanizma derdiniz olmadığını da biz çok iyi biliyoruz. Çünkü, hayatta durduğunuz yer buna pek müsaade etmiyor, bunun da farkındayız, kadınlar da farkında. Onun için de kadınlar çokça şunu söylüyor: “Ya, destek olmuyorsunuz, bari köstek olmayın.” Çünkü genelde tutumunuz, kadın mücadelesine özellikle kadın özgürlük çizgisi önünde bir köstek olma hâli. Mesela neler yaptınız, belki beş dakikaya sığdıramam, o kadar çok şey yapıldı ki. Dünyada yerel yönetim bağlamında en demokratik işleyiş olan eş başkanlık sistemine savaş ilan ettiniz, bir anda eş başkanlık sistemimizi suç ilan ettiniz. Kadınların karar mekanizmalarına katılmasını istemiyorsunuz, neden? Çünkü belki kadınlar karar mekanizmasına katılmış olsaydı, inanın, bu sıralarda siz değil, kadınlar oturmuş olacaktı, belki yarınızdan fazlası kadın olacaktı. Elbette ki bu da sizin işinize çok gelmiyor. Hani, kadınlar otursa ne güzel olurdu, çok da yerinde bir karar olurdu.

Yine, kayyumlar belediyelerimizi gasbettiğinde, yıllardır kadınların verdiği mücadeleyle oluşturduğu mekanizmaları, özgürlükçü mekanizmaları yerle bir ettiniz. Danışma merkezlerimizi kapattınız. Yine, yerelde kadınları bir şekilde şiddetle baş başa bıraktınız.

Değerli arkadaşlar, yine bu kadın mekanizmalarını ören, kadın özgürlük çizgisinde ısrar eden kadın öncüleri hedef hâline getirdiniz. Bugün, cezaevinde binlerce kadın var. Eşit temsiliyet meselesinde sadece yaptığınız tek bir şey var, o da tutuklarken… Hatta bazen kadınları erkeklerden daha fazla tutukluyorsunuz. Bizim partimiz…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi lütfen.

SELİM GÜLTEKİN (Niğde) – Kadın-erkek diye bakmıyor mahkemeler, suç mu diye bakıyor, suç.

DİRAYET DİLAN TAŞDEMİR (Devamla) – Suç diye bir şey yok, suç sizin icadınızdır, önce onu size hatırlatayım. Bu bağlamda suç sizin icadınız. (AK PARTİ sıralarından gülüşmeler)

Dolayısıyla, şu tutukladığınız kadınlar aslında dünyayı güzelleştiren kadınlardır, sizin çizdiğiniz sınırların içerisine sığmayan kadınlardır.

Size bir kez daha bir öneride bulunmak istiyorum: Kadınların özgürlük mücadelesinden çok korkmayın, inanın ki kadınların mücadelesi sizleri de özgürleştirecektir çünkü siz bir özgürlük yanılsaması yaşıyorsunuz, bunun farkında değilsiniz.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

69’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

70’inci madde üzerinde 3 adet önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 207 sıra sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 70’inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

“MADDE 70- Bu Kanunu Cumhurbaşkanı yürütür.”

        Zeynel Emre                         Alpay Antmen          Abdurrahman Tutdere

           İstanbul                                 Mersin                              Adıyaman

       Turan Aydoğan                         Tufan Köse                  Süleyman Bülbül

           İstanbul                                 Çorum                                  Aydın

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Zeynel Emre’nin.

Buyurun Sayın Emre. (CHP sıralarından alkışlar)

ZEYNEL EMRE (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, 70 maddelik bir görüşme trafiğinin en sonuna geldik. 70 maddede 3 siyasi partiden yetmişer önerge verildi, toplam 210 önergeyi de reddettiniz. Burada, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, söylediğimiz hiçbir şey olmadığı gibi, diğer muhalefet partilerinin söylediği hiçbir şey de yerine gelmedi. Bu konuda geneli üstünde açıklama yaparken de söyledik: Böylesine bir düzenleme muhakkak uzlaşmayla çıkmalıydı. Anayasa hükmü, 87’nci madde açık; 360 oy aramanız lazımdı, bunu yapmadınız. Biz şunu görüyoruz: Birkaç seneden beri AKP bir girdaba girmiş durumda, yanlış yaptıkça da o girdabın içinde dönüp dolanıyor ve karanlığa doğru gidiyor. Biz bu girdabın içine girmeyeceğiz, Türkiye’yi de bu girdabın içine sokmayacağız, bu girdaptan çıkaracağız. Biz bu işte yokuz çünkü açıkça Anayasa’ya aykırıdır bu teklif. Biz bu işte yokuz; hakkaniyetli, adaletli bir düzenleme değildir bu; eşitliğe aykırıdır, vicdanları kanatan bir düzenlemedir. Biz bu işte yokuz; bundan sonra işlenecek hırsızlıkların, rüşvetin, gasbın, çeteciliğin, adam vurmanın müştereken faili durumundasınız. (CHP sıralarından alkışlar) Biz bu işte yokuz; “Türkiye’de 44 bin tutuklu için düzenleme yapın.” dedik, bununla ilgili bir düzenleme yapmadınız; bunu özellikle söyledik. Hiçbir alanda dediğimizi yapmadınız. Ve biliyorsunuz, adalet heykelinde heykelin gözü kapalıdır, bir elinde kılıç vardır, o kılıç keskindir; bir elinde terazi vardır, dengeyi gösterir. Siz o heykelin gözünü açtınız. O kılıç keskin değil, kör durumda; adaletin terazisi de dağılmış durumda.

Değerli arkadaşlar, siz, bakın, gazetecilerle ilgili, aydınlarla ilgili, yazarlarla ilgili, “tweet” atanlarla ilgili ne söylesek diyorsunuz ki: “Efendim, o ‘örgüt’ cümlesinde geçiyor.” Ya, siz madem bu kadar hassasınız örgüte, cumhuriyet tarihi boyunca sizin kadar PKK’ya göz yuman mı oldu? Sizin kadar şehirlere bombalar gömülürken izleyen, valilere “Dokunmayın.” talimatı veren başka bir iktidar oldu mu?

Bakın “FETÖ, FET֔ diyorsunuz, “17-25 Aralık milat.” diyorsunuz. Hukukta böyle bir milat yoktur ama velev ki -bir an için böyle düşünün- bunu milat kabul edelim, şu anda, 17-25’ten sonra on dört tane Millî Güvenlik Kurulu kararı var, hepsi FET֒yü terör örgütü olarak görüyor, Türkiye için önlenmesi gereken bir örgüt olarak görüyor. Buna rağmen, bakın, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı ne tespit ediyor: Darbeden bir ay önce -FETÖ istediği için- bu Mecliste AKP Grubu 38 milletvekiliyle imza veriyor, FET֒nün isteği doğrultusunda yasa çıkarıyor ve darbe sonrası, cumhuriyet savcısı uyardıktan sonra albayların emekliliğe sevk edildiği yasayı geri alıyorsunuz. Şimdi ben size soruyorum: Örgüt üyesi olmamakla birlikte örgüte yardım etmek nedir arkadaşlar, bir anlatsanıza bize. (CHP sıralarından alkışlar) Bu kavram, sizin, amacınıza ulaşmak için kullandığınız bir perde, emin olun, o perdeyi açacağız, halk bütün gerçeğiyle sizin yaptıklarınızı görecek.

Sizi teklifinizle baş başa bırakıyoruz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz bu işte yokuz. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Buyurun Sayın Akbaşoğlu.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Kayıtlara geçmesi açısından ifade etmek istiyorum ki: AK PARTİ iktidarları döneminde, PKK’yla da DHKP-C’yle de DAEŞ’le de PYD’yle de, adı ne olursa olsun bütün terör örgütleriyle en büyük mücadeleler ve en büyük başarılar ortaya konulmuştur. Bu, şeksiz ve şüphesiz bir gerçektir, bunun bilinmesini isterim.

Ayrıca, ceza ve suçların tanımlamasına ilişkin değil, ceza infazının yerine getirilmesine ilişkin bir paketi görüştük. Dolayısıyla, bu konuyla ilgili suçlar ve cezalarıyla ilgili bir tanzim değil, suçun cezasının çekilmesiyle ilgili bir düzenleme getirilmiştir.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 70’inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

“Madde 70: Bu Kanun Hükümleri Cumhurbaşkanınca yürütülür.”

         Ayhan Erel                 Dursun Müsavat Dervişoğlu Arslan Kabukcuoğlu                                                      Aksaray                                  İzmir          Eskişehir                                    Ayhan Altıntaş                                                  Yasin Öztürk

            Ankara                                                                            Denizli

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Dursun Müsavat Dervişoğlu’nun.

Buyurun Sayın Dervişoğlu. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum. Her zaman olduğu gibi hızlı bir biçimde kanun çıkarıyoruz. Komisyonda yaklaşık on sekiz saatlik bir maratondan sonra da Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemine getirdiğimiz bu kanun teklifinin son maddesi üzerinde söz almış bulunuyorum.

Mükerrer beyanlardan azami ölçüde uzak durmaya gayret sarf edeceğim çünkü bu 70 maddeyle ilgili olarak siyasi partilerin vermiş olduğu önergeler esnasında yapılan konuşmalarda neredeyse söylenmeyecek, söylenmemiş laf kalmadı. Şimdi, o kadar lafı söyledik, o kadar önergeyi verdik, herhangi bir değişikliğin gerçekleşmesini de temin edemedik. O sebeple, ifadelerimiz “Söylesem tesiri yok, sussam gönül razı değil.” boyutunda kalmıştır. Konuşulacak ne varsa konuşulmuştur. Muhalefetin uyarı ve önerilerine de itibar edilmemiştir.

Değerli milletvekilleri, gerçekleri kabul etmek mecburiyetindesiniz. On sekiz yıllık devriiktidarınızda adalet sistemiyle çok oynadığınız için toplum nezdinde güven kaybına uğramak durumuyla karşı karşıya kaldınız. Adalet duygusunun zedelendiği toplumlarda zedelenmeyen müessese kalmaz.

(Osmaniye Milletvekili Devlet Bahçeli’nin Genel Kurul Salonu’nu teşrifi sırasında MHP sıralarından ayakta alkışlar, AK PARTİ sıralarından alkışlar)

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (Devamla) – Hoş geldiniz efendim.

İşte, biz bugün Türkiye Büyük Millet Meclisinde bunun sonuçlarıyla uğraşıyoruz. Cezaevlerimizde tutuklu ya da hükümlü olan sadece 300 bin kişi değil derdimiz. Nüfusu bize benzeyen diğer ülkelerle bir durum mukayesesi yaptığımızda, yaklaşık aynı nüfusa sahip olduğumuz Almanya’da 82 bin tutuklu ve hükümlü olduğu gerçeğini görüyoruz. Bizim bugün 300 bin tutuklumuzun yanında, 850 bin civarında ceza dosyası da mahkemelerde bekliyor.

Bir torba kanun çıkıyor, adı “infaz kanunu” ama bu kanunun 70 maddesinde 12 ayrı kanunda düzenleme yapılıyor; İnfaz Hâkimliği Kanunu, Ceza Kanunu, Ceza Muhakemesi Kanunu, Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Kanunu, Çocuk Koruma Kanunu, MİT Kanunu, Denetimli Serbestlik Hizmetleri Kanunu, Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu... Üst üste, alt alta sıralamışız ve netice itibarıyla melekler ile şeytanları aynı torbaya doldurmuşuz.

Şimdi, bu kanunun 70 maddesi içerisinde muhalif olduğumuz maddeler var, muvafık olduğumuz maddeler var ama bunları ayrı ayrı tasnif edip oynayabilme imkânına sahip değiliz. Buna benzer olayları geçmiş dönemde yapılan yargılanmalar aşamasında da sıklıkla gördük. Ergenekon, Balyoz vesaire gibi kamuoyu gündeminde derin yaralar açan birtakım yargılamaların esas itibarıyla adalet düzeninde oynamaya bağlı olarak ortaya çıkan kumpasların sonuçları olduğu gerçeğini de gördük.

Şimdi, ben bu kanuna evet diyeceğim, kanuna evet dediğimde kabul etmediğim birçok şey var. Kafamıza göre terörle, terörist tanımı yapıyoruz mesela. Benim geldiğim kök ve gelenek bellidir. Bu memleketin evlatlarının canına kıyan ve yaklaşık yarım asırdan beri Türkiye Cumhuriyeti devletinin birlik ve beraberliğini ortadan kaldırmaya çalışan PKK terör örgütüyle ilgili bir kişinin bile cezaevinden çıkmasını istemiyorum, sonsuza kadar zindanlarda çürüsünler arzusu taşıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Aynı şekilde, devletin silahını millete yönelten, “Fetullah Gülen terör örgütü” denilen emperyalizmin uşaklarının da birinin bile cezaevinden çıkmasını istemiyorum, zindanlarda çürümelerini istiyorum. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Bana laf atmayın, çok az vaktim var, bana laf atmayın. Bakın, beni maziye döndürmeyin. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

ALİ ŞAHİN (Gaziantep) - Mazin orada, senin mazin orada.

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (Devamla) – Yahu, size bir ithamda bulunmuyorum, bir gerçeğin altını çiziyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sözlerinizi tamamlayın lütfen.

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (Devamla) – Teşekkür ederim Başkan.

ALİ ŞAHİN (Gaziantep) - Keşke maziye dönsen.

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (Devamla) – Yahu, yapmayın arkadaşlar. Buranın bir mehabeti var, anlıyorum ama nezaketi de var, Allah rızası için bunu ihmal etmeyelim, rica ediyorum. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN - Arkadaşlar, lütfen sessiz, son maddeye geldik, yedi günün sonundayız, rica ediyorum.

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (Devamla) – Şimdi, bu kanun teklifi birazdan yasalaşacak. Ben, bu kanun teklifinin hem ihtiyaçları karşılamadığını hem de beklentilere cevap vermediği gözlemliyorum, ortak akılla yapılmadığına inanıyorum, muhalefetin görüş ve düşüncelerine itibar edilerek hazırlanmadığını görüyorum. Yakın zamanda, bu çıkardığımız kanunla ilgili olarak, Türkiye Büyük Millet Meclisinde bu olumsuzlukları düzeltmek adına yeniden toplanacağımız kanaati hâkim bir kanaattir bende. İhtiyaç ve beklentiyi karşılamayan, kendi içinde garabetler barındıran bu yasa teklifine “evet” oyu kullanmayacağımızı Türk milletinin huzurunda beyan ediyor, Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum. (İYİ PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 207 sıra sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 70’inci maddesinde bulunan “kanun” ibaresinin “yasa” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Serpil Kemalbay Pekgözegü                Hüda Kaya                        Murat Çepni

             İzmir                                  İstanbul                                  İzmir

         Tuma Çelik                   Gülüstan Kılıç Koçyiğit       Meral Danış Beştaş

            Mardin                                   Muş                                     Siirt

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Meral Danış Beştaş.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Evet, yedi gündür buradayız. Halkların Demokratik Partisi adına, grubumuz adına ilk sözü de ben almıştım, son söz de bana denk düştü ama bu kadar konuşma karşısında, bu kadar yüz yüze bakarken hiçbir düzeltme yapılmamasına -içimden geldiği gibi söylüyorum- inanamıyorum, gerçekten inanamıyorum. Yedi gündür biz size her maddeye ilişkin, her düzenlemeye ilişkin burada dakikalarca, saatlerce, sabahlara kadar bir şeyler anlatmaya çalıştık, çok şey söyledik. Ama siz ne yaptınız? Olumlu, adaletten, haktan hukuktan, özgürlükten, insanlıktan yana tek bir kalem oynatmadınız ama aleyhe çokça önerge verdiniz. Mesela, kişiye özgü kanun yapma ününüze yeni bir ün kattınız; gazeteciler için özel, gazeteciye özgü bir fıkra eklediniz. Yine, disiplin affı meselesinde öyle bir düzenleme yaptınız ki hukukçu olarak okurken yarım saat çözmeye çalışıyorum, matematik formülü gibi, geometri çözüyorum, hangi kanun nereye atıf yaptı. Ve bunu sadece söyleyerek geçireceğim: Evet, TMK, devlet aleyhine işlenen suçlar, dokunulmazlığa karşı işlenen suçlar ve devlet sırlarına ilişkin olanlar disiplin affı dışında tutuldu ama uyuşturucu var disiplin affında, çocuğa karşı işlenen suçlar var disiplin affında, insan öldürmeye ilişkin suçlar var disiplin affında, kadına karşı şiddet uygulayanlar var disiplin affında, kadın cinayetleri var. Bütün kadın örgütlerine ve kadınlara sesleniyorum: Bu Mecliste bu yasayı getirenler, kadına düşmanlığın çıtasını çok çok yükseklere koydular. Evet, işte son maharetiniz de bu oldu.

Değerli milletvekilleri, sadece söylemekle kalmadık; tarihe notlar düşüldü, hem de yazılı olarak düşüldü. Hani bir atasözünde var ya “Söz uçar yazı kalır.” işte bunlar, tarih karşısında hiçbir zaman savunamayacağınız şeylerdir. Tarih iyiyi de kötüyü de yazacaktır. Bu vicdansız paketle daha kendi partisinin tamamını ikna edememiş iktidar, toplumu ikna edeceğini sanarak geçici olarak kendini kandırmaya çalışıyor ama bunun faturasının sizin için çok ağır olacağından hiç şüpheniz olmasın. Bakın, kuruluşundan beri iktidar partisi içinde yer alan ve bugün de sarayda danışma kurulunda bulunan parti büyüğünüz Bülent Arınç, bu paketi -senaryosu Necip Fazıl Kısakürek’ten alınan “Reis” filmindeki- vicdansızlık ve ahlak yoksunluğuyla bir gören sosyal medya paylaşımında bulundu. Merhum hukuk profesörü, Profesör Doktor Faruk Erem’in “Bir Ceza Avukatının Anıları” kitabına göndermelerde bulundu. Söz konusu kitaba göre bu paketin insan değil, suçlu aradığını yazdı. Suçu değil, insanı yok etmeye çalıştığınızı söyledi. Yine, bu kitabın en veciz sözlerinden biri “Bana öyle geliyor ki adalet yanıldığını anlayınca geri veremeyeceğini baştan almamalıdır.” Bunu biz değil, sizin büyüğünüz söyledi. Cumhuriyet tarihinin en fazla ve en yüksek sayıda suç ve suçlusunu zoraki yöntemlerle üreten iktidarsınız. Sonradan telafi edilemeyecek mağduriyetleri yaratmaya maalesef, devam ediyorsunuz. Yapın efendiler, yapın!

Sevgili kadınlar, çok değil, birkaç yıl içinde kim özgür, kim sanık sandalyesinde olacak göreceğiz hep birlikte.

Ant olsun ki yaptıklarınızın hesabı sadece öbür dünyaya kalmayacak, vicdansızlık ve siyasi ahlak yoksunluğuyla bu günah işleyenlerin burnundan fitil fitil geldiğini hepimiz birlikte göreceğiz. O gün geldiğinde “Aslında, ben, isteyerek ve inanarak desteklememiştim.” demenizin hiçbir anlamı kalmayacak. Bizden önce, yakınlarınızın nasıl yakalarınıza yapıştığını hep birlikte göreceğiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Tüm evrenin tarihini kendinizle başlatıyorsunuz. İnsanlık tarihinden süzülen değerlere düşmanlık yapıyorsunuz. Halkta güven duygusunu yok ettiniz. Güven duygusu şu anda 82 milyonda kalmadı, size oy verende de vermeyende de kalmadı. Beş yıldır burada sizinle mesai yapıyoruz, ben “Güvensizlik nedir?” diye sorulduğunda maalesef, iktidar partisini işaret edebilirim çünkü bir söylediğiniz diğerini tutmuyor. Ve vicdanı öldürdünüz, adaleti öldürdünüz, hukuku öldürdünüz, ahlaki değerlerimizi öldürdünüz, hiçbir şeyi sağlam bırakmadınız, yerle bir ettiniz.

Biliyorsunuz aslında, yürütemiyorsunuz, bilmediğinizi kabul etmiyorsunuz. Bu yasa teklifinin 360 oyla geçeceğini bile size kabul ettiremedik, 360 milletvekili gerekiyor. Bu bir özel aftır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Bitiriyorum Başkan.

BAŞKAN – Son sözlerinizi alayım.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Bu affı yeterli sayınız olmadan biraz sonra kabul edecek ve diyeceksiniz ki: “Bu, Anayasa’ya uygun.” Hayır, değil. Sizin için her şey kendi faydanız, her şey kendi çıkarınız. Dün bir hatibimiz söylemişti Hannah Arendt’in çok bilinen bir sözü var: Kötülüğün sıradanlığı. Bunu herkes bilir aslında, çoğunlukla bilir ama “kötülüğün sıradanlığı” kavramı bile bunu karşılamıyor, tarihten süzülen bu kavram bile karşılamıyor.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Beştaş.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – “Örgütlü kötülük.” demişti, hayır, sizin dilinizle, teşkilatlandırılmış bir kötülükle Türkiye yurttaşları karşı karşıya. Tabii ki, bu teklife “Hayır.” diyoruz ve bunun hesabını… Biz, her zaman, burada direnişimizi çocuklarımıza, torunlarımıza, halka anlatabiliriz ama siz anlatamayacaksınız. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

70’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

3’üncü bölümde yer alan maddelerin oylamaları tamamlanmıştır.

Sayın milletvekilleri, teklifin tümünün oylanmasının açık oylama şeklinde yapılmasına dair 2 istem vardır.

Şimdi, istem sahibi Sayın milletvekillerinin adlarını tespit edeceğim.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 207 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin tümü üzerindeki oylamanın İç Tüzük’ün 143’üncü maddesine göre açık oylama şeklinde yapılmasını arz ve talep ederiz.

Meral Danış Beştaş? Burada.

Hakkı Saruhan Oluç? Burada.

Tuma Çelik? Burada.

Mehmet Ruştu Tiryaki? Burada.

Dirayet Dilan Taşdemir? Burada.

Garo Paylan? Burada.

Gülüstan Kılıç Koçyiğit? Burada.

Muazzez Orhan Işık? Burada.

Habip Eksik? Burada.

Hüda Kaya? Burada.

Mensur Işık? Burada.

Tulay Hatımoğulları Oruç? Burada.

Murat Çepni? Burada.

Ömer Öcalan? Burada.

Murat Sarısaç? Burada.

Hüseyin Kaçmaz? Burada.

Şevin Coşkun? Burada.

Mahmut Toğrul? Burada.

Nuran İmir? Burada.

Abdullah Koç? Burada.

BAŞKAN – Diğer talep sahiplerini okutuyorum:

Engin Özkoç? Burada.

Süleyman Bülbül? Burada.

Zeynel Emre? Burada.

Yasin Öztürk? Burada.

Ahmet Kaya? Burada.

Turan Aydoğan? Burada.

Sibel Özdemir? Burada.

Deniz Yavuzyılmaz? Burada.

Burhanettin Bulut? Burada.

İsmail Atakan Ünver? Burada.

Murat Bakan? Burada.

Mustafa Sezgin Tanrıkulu? Burada.

Alpay Antmen? Burada.

Kadim Durmaz? Burada.

Murat Emir? Burada.

Emine Gülizar Emecan? Burada.

Süleyman Girgin? Burada.

Nazır Cihangir İslam? Burada.

Ayhan Erel? Burada.

Mustafa Adıgüzel? Burada.

BAŞKAN – Açık oylamanın şekli hakkında Genel Kurulun kararını alacağım.

Açık oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Alınan karar gereğince açık oylama elektronik cihazla yapılacaktır.

Oylama için iki dakika süre vereceğim. Bu süre içinde sisteme giremeyen üyelerin teknik personelden yardım istemelerini, bu yardıma rağmen de sisteme giremeyen üyelerin, oy pusulalarını oylama için öngörülen iki dakikalık süre içinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Denizli Milletvekili Cahit Özkan, Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül ve Afyonkarahisar Milletvekili Ali Özkaya ile 57 Milletvekilinin Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi açık oylama sonucu:

“Oy sayısı                 :330

Kabul                       :279

Ret                          :51 (x)

             Kâtip Üye                           Kâtip Üye

          Bayram Özçelik                      Enez Kaplan

               Burdur                              Tekirdağ”

Teklif kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

Gündemimizdeki konular tamamlanmıştır.

Alınan karar gereğince kanun teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 14 Nisan 2020 Salı günü saat 15.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

Kapanma Saati: 00.17



(x) 7/4/2020 tarihli 78’inci Birleşimden itibaren coronavirüs salgını sebebiyle Genel Kurul Salonu’ndaki Başkanlık Divanı üyeleri, milletvekilleri ve görevli personel maske takarak çalışmalara katılmaktadır.

(x) Bu bölümde hatip tarafından Türkçe olmayan bir kelime ifade edildi.

(´) 207 S. Sayılı Basmayazı 7/4/2020 tarihli 78’inci Birleşim Tutanağı’na eklidir.

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.