TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

 

83’üncü Birleşim

12 Nisan 2020 Pazar

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

 

İÇİNDEKİLER

 

 

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- YOKLAMALAR

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Konya Milletvekili Abdulkadir Karaduman, ceza infaz yasası düzenlemesi ve hak ihlallerine ilişkin gündem dışı konuşması

 

IV.- AÇIKLAMALAR

1.- Adana Milletvekili Ayhan Barut’un, toplumu ve geleceğini yakından ilgilendiren ceza infaz yasa teklifiyle ilgili görüşlerin, itirazların, dile getirilen önerilerin neden Meclis TV’de yayınlanmadığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

2.- Uşak Milletvekili İsmail Güneş’in, coronavirüs salgını yaşandığı süreçte Hükûmeti karalamak ve sağlık personeli üzerinde olumsuz düşünce oluşturmak amacı güdenlere fırsat verilmeyeceğine ilişkin açıklaması

 

 

3.- Adana Milletvekili Orhan Sümer’in, coronavirüs salgını nedeniyle iş yükü artan ceza infaz kurumu çalışanları ile zabıta memurlarının özlük haklarının iyileştirilerek sorunlarının çözülmesi gerektiğine, Adana ili Mısır Çarşısı’nın kapatılması nedeniyle esnafın mağduriyetine ilişkin açıklaması

4.- Mersin Milletvekili Ali Cumhur Taşkın’ın, 10 Nisan Türk polis teşkilatının kuruluşunun 175’inci yıl dönümüne ve Polis Haftası’nı kutladığına, coronavirüs salgınıyla ülke içinde en etkili şekilde mücadele edilirken dünyanın dört bir yanından gelen yardım taleplerine de kayıtsız kalınmadığına ilişkin açıklaması

5.- İstanbul Milletvekili Sibel Özdemir’in, salgın koşullarında öngörüsüz, günübirlik önlemlerin önüne geçilerek kritik sektörlerde çalışanlar ve işveren açısından gerekli düzenlemelerin Meclisin gündeminde olması gerektiğine ilişkin açıklaması

6.- Amasya Milletvekili Mustafa Levent Karahocagil’in, Covid-19 pandemisinin yaşandığı süreçte dünyanın en güçlü ülkeleri satın aldıkları maskeleri bile birbirinden gasbedecek noktaya gelirken Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla 32 ülkeye karşılıksız yardım yapıldığına ilişkin açıklaması

7.- İzmir Milletvekili Murat Çepni’nin, ölüm orucunun bir tercih değil talepleri duyurmak için son çare olduğuna, iktidarın taleplere yanıt vererek ölümleri durdurabileceğine ilişkin açıklaması

8.- Mersin Milletvekili Hacı Özkan’ın, küresel tehditlerde herkes güvende olmadıkça kimsenin güvende olmayacağına, Türkiye’nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla salgınla mücadele konusunda ihtiyacı olan birçok ülkeye koruyucu ekipman desteğiyle öncülük ettiğine ilişkin açıklaması

9.- Kahramanmaraş Milletvekili Ali Öztunç’un, AK PARTİ’nin sözcüleri ve milletvekillerinin İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun sokağa çıkma yasağının zamanlamasının yanlış olduğu açıklamasını yaptıktan sonra ne düşündüğünü öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

10.- Kocaeli Milletvekili İlyas Şeker’in, Hükûmetin coronavirüsle mücadeleye hız kesmeden devam ettiğine, “Salgın küresel, mücadele yerel.” diyerek vatandaşlara ve sağlık çalışanlarına destek olan Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanına teşekkür ettiğine ilişkin açıklaması

11.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Akın’ın, Covid-19 sebebiyle elektrik ve doğal gaz faturalarıyla ilgili vatandaşların mağduriyetini giderecek bir düzenleme yapılmadığına, devletin ancak insan yaşarsa yaşayacağına ilişkin açıklaması

12.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, ülkede 2005 yılından sonra cinsel suçlarda artış yaşandığına ve Türk Ceza Kanunu’ndaki tanımlamaların net olmaması nedeniyle genel affın zaruri olduğuna ilişkin açıklaması

13.- Erzurum Milletvekili İbrahim Aydemir’in, her zorluğun ardından bir kolaylığın açığa çıkacağına, yerli ve millî el dezenfektanı BOREL’in seri üretimine başlandığına ilişkin açıklaması

14.- Uşak Milletvekili Özkan Yalım’ın, küçük esnafın mağduriyetinin giderilebilmesi için en az bir asgari ücret karşılığı destek verilmesini Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanından talep ettiğine ilişkin açıklaması

 

 

 

15.- Afyonkarahisar Milletvekili Burcu Köksal’ın, corona salgını nedeniyle canla başla mücadele eden ve düşük sayıda atama yapılarak mağdur edilen sağlık emekçilerine kontenjan ayrılarak mağduriyetlerinin giderilmesi, salgın döneminde kredi borcunu erteletmek zorunda kalan vatandaşlara faiz işletilmesinden vazgeçilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

16.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun sokağa çıkma yasağının zamanlamasının yanlış olduğunu kabul ettiğine, Hükûmetten sokağa çıkma yasağının uzatılıp uzatılmayacağı konusunda tatmin edici açıklama beklendiğine, kadın cinayetlerinin hız kesmeden devam ettiğine, eş, altsoy, üstsoy grubuna bakılmaksızın ceza infaz kanun teklifine “kadın” kavramının yerleştirilmesinin önemli olduğuna, ziraat mühendislerinin sokağa çıkma yasağında zirai ilaç satan iş yerlerinin de açık kalması gerektiğini ifade ettiğine ilişkin açıklaması

17.- İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un, coronavirüs salgını nedeniyle Hükûmet ve siyasi partiler toplantılarını gerçekleştirebilmek için telekonferans sistemini kullanırken vakıf ve derneklerin bu sistemi kullanmalarının engellenmesinin anlaşılır bir durum olmadığına, Covid-19’la mücadele kapsamında Plan ve Bütçe Komisyonuna getirilen torba yasa teklifinin sosyal medya ve dijital medya yayınlarına yönelik sansür maddesi içerdiğine, TÜİK’in ve İŞKUR’un verilerine göre işsizlik sorununun arttığına, İşsizlik Sigortası Fonu’nun kullanılması gerektiğine ilişkin açıklaması

18.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Markar Eseyan, Garo Paylan, Tuma Çelik ve Selin Sayek Böke’nin şahsında Hristiyan aleminin ve ülkede yaşayan Hristiyan yurttaşların Paskalya Bayramı’nı kutladıklarına, 18 Martta ataması yapılan öğretmenlerin yaşadıkları mağduriyetin giderilmesi için göreve başlatılmaları gerektiğine, esnafın coronavirüs salgını nedeniyle Halkbank tarafından verilecek kredilerde yaşadığı sıkıntılara, iller arası seyahatlere yasak getirilmesinin ziraat mühendisleri için yol açtığı sorunlara, sağlıkta şiddetin önlenmesi kanun teklifiyle ilgili Sağlık Komisyonunun da katkısının alınması gerektiğine, sokağa çıkma yasağının zamanlamasının yanlış olduğunu kabul eden İçişleri Bakanı Süleyman Soylu hakkında gensoru verilemediğine ilişkin açıklaması

19.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, 10 Nisan Türk polis teşkilatının kuruluşunun 175’inci yıl dönümü ve Polis Haftası’nın kutlandığı günlerde polislere yapılan saldırıları kınadığına, Hristiyan vatandaşların Paskalya Bayramı’nı kutladığına, 12 Nisan1920’de ilk haberini yayınlayan Anadolu Ajansı çalışanlarına ve basın mensuplarına kolaylıklar dilediğine, bir taraftan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde coronavirüsle mücadelede toplum kesimleriyle ilgili her türlü tedbirin alındığına, talep eden 32 ülkeye karşılıksız yardım yapıldığına, diğer taraftan da terörle mücadelenin sürdürüldüğüne ilişkin açıklaması

20.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

21.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

 

 

22.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, coronavirüs salgınıyla mücadelenin bireysel, sosyal, siyasal, ekonomik ve uluslararası boyutları olduğuna ve etkin mücadele için her boyutun göz önünde bulundurulması gerektiğine, yürütülen faaliyetlerin eleştirilebileceğine ancak bunun kara propagandaya dönüşmesinin kabul edilebilir olmadığına, Türk bilim insanlarının ve devletin kurumlarının ülkeyi ve insanlığı müreffeh günlere kavuşturmak için çalıştığına, birçok ülkeye tıbbi yardım desteğinde bulunulduğuna, Batılı ülkelerin Türkiye’nin aktör olarak bulunduğu her krizde Türkiye karşıtı söylem geliştirme hatasından vazgeçmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

23.- İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un, Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

24.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

25.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, Dünya Sağlık Örgütünün Türkiye’yi coronavirüs salgınına yönelik aldığı önlemlerden dolayı takdir ettiğine ve dünyaya örnek gösterdiğine ilişkin açıklaması

26.- İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un, tüm ülkeyi korku ve paniğe sürükleyen virüs salgını ve yaşanan krizin yönetilememesi nedeniyle genel görüşme talep ettiklerine ilişkin açıklaması

27.- İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un, Isparta Milletvekili Recep Özel’in HDP grup önerisi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

28.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

29.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, Ankara Milletvekili Tekin Bingöl’ün CHP grup önerisi üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

30.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

31.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

32.- İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un, ceza infaz kanun teklifindeki eksikleri eleştirerek muhalefet hakkını kullandıklarına, iktidarın yardım ve dayanışmayı merkeziyetçi şekilde sürdürmesinin toplumsal geleneklere aykırı olduğuna ilişkin açıklaması

33.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can’ın yerinden sarf ettiği bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

34.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, ceza infaz kanun teklifinin toplumun vicdanını rahatsız eden maddelerinin görüşülerek düzeltilmesi yönünde tavsiyeleri olduğuna ilişkin açıklaması

35.- İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un, Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can’ın CHP grup önerisi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

36.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can’ın CHP grup önerisi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

37.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

38.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, sağlıkta şiddetin önlenmesi kanun teklifiyle ilgili Sağlık Komisyonunun katkısının alındıktan sonra teklifin Adalet Komisyonuna gelmesini önerdiklerine ilişkin açıklaması

39.- Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, sağlıkta şiddetin önlenmesi yasa teklifini önemsediklerine ve sağlık emekçilerinin taleplerinin karşılanabilmesi için Sağlık Komisyonunun ivedilikle toplanması gerektiğine ilişkin açıklaması

40.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun görüşülmekte olan 207 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 33’üncü maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

41.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

42.- Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

43.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

44.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

45.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

46.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, sağlıkta şiddetin önlenmesi yasa teklifine esas komisyonun yanı sıra tali komisyon olan Sağlık Komisyonunun da katkı vermesi gerektiğine ilişkin açıklaması

47.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

48.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

49.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin tekraren açıklaması

50.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin tekraren açıklaması

51.- İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

52.- Adalet Komisyonu Başkan Vekili Yılmaz Tunç’un, koşullu salıvermede ve denetimli serbestlikte kuralın ihlal edilmesi hâlinde hükümlünün tekrar cezaevine gireceğine ilişkin açıklaması

53.- Adalet Komisyonu Başkan Vekili Yılmaz Tunç’un, Balıkesir Milletvekili Ahmet Akın’ın görüşülmekte olan 207 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 44’üncü maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

54.- Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, yaralama sonucu iyileşmesi imkânsız hastalığa sebep olma, bitkisel hayata sokma, konuşma veya çocuk yapma yeteneklerini kaybettirme, gebe kadının çocuğunu düşürtme, ölümüne neden olma, tüm kamu görevlilerine yönelik yaralamalar, kamu görevlilerinin nüfuzunu kötüye kullanarak işledikleri yaralamalar ile yaralama suçları ve bunun sonucunda öldürmenin silahla da işlenmesi hâlinde af kapsamında olup olmadığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

55.- Adalet Komisyonu Başkan Vekili Yılmaz Tunç’un, görüşülen 207 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin af yasası olmadığına ilişkin açıklaması

56.- Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Adalet Komisyonu Başkan Vekili Yılmaz Tunç’un yaptığı açıklamayı kabul etmelerinin mümkün olmadığına ilişkin açıklaması

57.- İstanbul Milletvekili Zeynel Emre’nin, 207 sıra sayılı Kanun Teklifi’yle getirilen düzenlemelerdeki çarpıklıkları ortaya koyan eleştirilerin doğru eleştiriler olduğuna ilişkin açıklaması

58.- Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Afyonkarahisar Milletvekili Ali Özkaya’nın görüşülmekte olan 207 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 48’inci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

59.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Afyonkarahisar Milletvekili Ali Özkaya’nın görüşülmekte olan 207 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 48’inci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

60.- Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in, Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın yaptığı açıklamalarındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

61.- Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

62.- Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in, Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin tekraren açıklaması

63.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, görüşülmekte olan 207 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 54’üncü maddesinin teklif metninden çıkarılmasıyla çek mağdurlarıyla ilgili önergelerinin de görüşülemeyeceğine ilişkin açıklaması

 

V.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- İYİ PARTİ Grubunun, 13/3/2020 tarihinde Eskişehir Milletvekili Arslan Kabukcuoğlu ve 19 milletvekili tarafından, ilaç sanayisinde yaşanan sorunların tespit edilerek katma değeri yüksek ilaç üretiminin sağlanması için yapılması gerekenlerin belirlenmesi amacıyla verilmiş olan (10/2730) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 12 Nisan 2020 Pazar günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

 

2.- HDP Grubunun, 12/4/2020 tarihinde Grup Başkan Vekili Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş ve Grup Başkan Vekili İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç tarafından, tüm ülkeyi korku ve paniğe sürükleyen virüs salgını ve yaşanan krizin yönetilememesi nedeniyle verilmiş olan genel görüşme önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 12 Nisan 2020 Pazar günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

3.- CHP Grubunun, 11/4/2020 tarihinde Grup Başkan Vekili Manisa Milletvekili Özgür Özel tarafından, 31 ilde sokağa çıkma yasağının ilan edilmesi ve sonrasında yaşanan olaylar ile bundan sonra alınabilecek önlemlerin tespit edilmesi amacıyla verilmiş olan genel görüşme önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 12 Nisan 2020 Pazar günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

 

VI.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Denizli Milletvekili Cahit Özkan, Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül ve Afyonkarahisar Milletvekili Ali Özkaya ile 57 Milletvekilinin Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2762) ve Adalet Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 207)

 

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

VIII.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Süreyya Sadi Bilgiç’in, Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminde teklif hazırlama erkini elinde bulunduran milletvekillerinin teklifi hazırlarken ilgili kurumlardan görüş istediğine, Meclisin daha efektif çalıştırılabilmesi için tali komisyonların da çalıştırılması gerektiğine ilişkin konuşması

12 Nisan 2020 Pazar

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 13.03

BAŞKAN: Başkan Vekili Süreyya Sadi BİLGİÇ

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Enez KAPLAN (Tekirdağ)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 83’üncü Birleşimini açıyorum. (x)

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce 1 sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı söz, infaz yasası düzenlemesi ve hak ihlalleri hakkında söz isteyen Konya Milletvekili Abdulkadir Karaduman’a aittir.

Buyurun Sayın Karaduman. (CHP sıralarından alkışlar)

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Konya Milletvekili Abdulkadir Karaduman, ceza infaz yasası düzenlemesi ve hak ihlallerine ilişkin gündem dışı konuşması

ABDULKADİR KARADUMAN (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

İçerisinde bulunduğumuz bu hafta, aynı zamanda “Sağlık Haftası” olarak anılmaktadır. Bu vesileyle coronavirüs salgınıyla mücadele ettiğimiz böylesi zorlu bir dönemde, hayatını ortaya koymak pahasına büyük bir özveri ve fedakârlık örneği sergileyen bütün sağlık çalışanlarımıza şükranlarımı arz ediyorum. Sağlık çalışanlarımızın maruz kaldıkları başta şiddet, yoğun çalışma temposu ve olumsuz çalışma koşullarının ivedilikle çözüme kavuşturulmasına yönelik yasal düzenlemelerin gecikmeksizin yapılması büyük önem arz etmektedir. Özellikle bu süreçte yoğun tempoyla çalışan sağlıkçılarımızın yükünü hafifletmek için atamaların bir an önce gerçekleştirilmesi ve bu kapsamda da suçsuzluğu ispat edilmiş KHK’yle ihraç edilen sağlıkçılarımızın bir an önce görevlerine iade edilmesi gerekmektedir.

Değerli milletvekilleri, bugünlerde aslında son derece önemli bir eşikteyiz. Biz Saadet Partisi olarak adaletin olmazsa olmaz olduğunu, siyasi hedef ve pazarlıklardan azade, hangi şartlar altında olursa olsun, yöneticilerin adaleti tesis için çaba gütmesi gerektiğini defaatle vurguluyoruz. O adalettir ki iğne ucu kadar dahi olsa kul hakkına girmekten imtina etmektir.

Özellikle, olağanüstü günleri yaşadığımız bu süreçte, halkın temsilcisi olarak üzerimize düşen bu mesuliyet, her zamankinden daha fazladır. Bugünkü öncelikli mesuliyetimiz, her insanın en temel hakkı olan yaşama hakkını müdafaa etmektir. Coronavirüs salgınıyla birlikte, cezaevlerindeki hastalık riski düşünülerek şu anda üzerinde görüştüğümüz infaz düzenlemesi sürecinin ivedilikle sonuçlandırılması gerekmektedir. Bu konuda üstlendiğimiz görev büyük bir öneme sahiptir. Ancak hazırlanan infaz düzenlemesinin, hukuki temeli olmayan birtakım sebeplerden dolayı içeride tutulan binlerce mahkumu kapsamadığını ve kapsamayacağını görmekteyiz. Adil yargılanma hakkı ve hukuk önünde eşitlik gibi en temel ilkeler elbette ki hepimiz içindir. Hukuk, siyasi mensubiyetine ve kimliğine bakmaksızın herkese eşit muamelede bulunan bir kurumdur. Adaleti üstün tutmak, başta inancımızın ve insanlığa karşı sorumluluğumuzun ve vazifemizin bir gereğidir.

Değerli milletvekilleri, tam da burada, olağan süreçte BDDK’nin denetim ve gözetimi altındaki bir bankaya para yatırmayı terör suçu saymak, Millî Eğitim Bakanlığınca faaliyetine izin verilen bir dershane ya da okulda eğitim görmeyi ya da bu kurumlarda çalışmış olmayı terör suçu saymak elbette ki büyük bir yanlıştır. Aynı şekilde “tatbikat” adı altında otobüslere bindirilen ve hain darbe kalkışmasına dair en ufak bir malumatı dahi söz konusu olmayan askerî öğrencilerimizin müebbet hapis cezasına çarptırılması elbette ki büyük bir haksızlıktır.

Bakınız, Sayın Cumhurbaşkanı bir konuşmasında “tabanı ibadet, ortası ticaret, tavanı ihanet olan bir çete” olarak belirtmiş, konuşmanın devamında ise bunları ayırt edememe zaafı içerisinde olunduğunu bizzat kendisi ifade etmiştir ancak ne hazindir ki getirilen bu düzenleme, söz konusu zafiyet hâlinin devam ettiğini göstermektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

ABDULKADİR KARADUMAN (Devamla) – Elbette ki burada sizler de takdir edersiniz ki bu yargı düzenlemesi, silahlı terör örgütü üyesi olduğuna dair hakkında somut delil bulunmayan, şiddete bulaşmadığı hâlde tutuklanan ve hüküm giyen kişileri de mutlaka kapsamalıdır. Elbette ki burada ve bunun dışındaki bütün tavır ve tutumlarımızda, bütün davranışlarımızda halkımıza ve nihayetinde de Allah'a hesap vereceğimiz hakikatini asla unutmamalıyız. Bu noktada yapmamız gereken, kamuoyunu dinlemek ve adaleti üstün tutma yönünde duruş sergilemek olmalıdır.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi, sisteme giren ilk 15 milletvekiline yerinden birer dakika söz vereceğim.

Sayın Barut…

IV.- AÇIKLAMALAR

1.- Adana Milletvekili Ayhan Barut’un, toplumu ve geleceğini yakından ilgilendiren ceza infaz yasa teklifiyle ilgili görüşlerin, itirazların, dile getirilen önerilerin neden Meclis TV’de yayınlanmadığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

AYHAN BARUT (Adana) – Sayın Başkan, bakın, burası halkın seçtiği milletvekillerinin görev yaptığı, ülkemizin kurucu iradesinin yansıdığı, ulusal egemenliğin temsil edildiği yüce Meclistir. Halkın da Meclisin çalışmalarını görme, seçtiği milletvekillerinin ne yaptığını izleme ve denetleme şansı olmalıdır. Tek adam rejiminin dayatmasıyla “Her şeyi ben bilirim.” ve “Ben yaptım, oldu.” anlayışını şiddetle reddediyor ve kınıyoruz.

Yüce Mecliste toplumu ve geleceğimizi yakından ilgilendiren infaz yasası teklifi gibi çok önemli bir yasa görüşmesi yapılıyor ancak Meclis TV bunu canlı olarak yayınlamıyor. Halkımız da ne olup bittiğini göremiyor, izleyemiyor. Allah aşkına söyler misiniz, gözlerden neyi kaçırmaya çalışıyorsunuz? Burada art niyet yoksa açık açık söyleyin, amacınız nedir? Hepimizi bu kadar yakından ilgilendiren bu yasa teklifiyle ilgili görüşlerimizi, itirazlarımızı, dile getirdiğimiz önerileri neden Meclis TV yayınlamıyor? Halkımız gibi, hukukçularımız gibi, bu teklifi dört gözle bekleyenler gibi net bir izahat istiyoruz.

Teşekkürler.

BAŞKAN – Sayın Güneş…

2.- Uşak Milletvekili İsmail Güneş’in, coronavirüs salgını yaşandığı süreçte Hükûmeti karalamak ve sağlık personeli üzerinde olumsuz düşünce oluşturmak amacı güdenlere fırsat verilmeyeceğine ilişkin açıklaması

İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) – Teşekkür ederim Başkanım.

Sayın Başkanım, değerli milletvekillerim; dün, yani 11/4/2020 tarihinde, Cumhuriyet gazetesi internet sayfasında, Alican Uludağ tarafından hazırlanan “Hasta asistan, doktor şefi tarafından çalıştırıldı, en az 7 kişiye bulaştırdı.” şeklindeki haber tamamen gerçeklere aykırıdır. Bu konuda hastalığa yakalanan asistan doktorun kendisi Facebook sayfasında açıklamada bulunmuştur. Hastalık belirtileri başlar başlamaz hemen Covid polikliniğine gitmiş, gerekli tahliller yapılmış, izolasyon yapılmış ve hastaneye yatırılmıştır; bulaşma olduysa bile hastalık belirtileri olmadan önce bulaşma olmuştur.

Burada, çok önemli bir mücadele verdiğimiz ve sağlık çalışanlarımızın özveriyle çalıştığı bu süreçte, Hükûmeti karalamak ve sağlık personeli üzerinde olumsuz düşünce oluşturmak amacı güdenlere bu fırsat verilmeyecektir, emellerine ulaşamayacaklar. Allah’ın izniyle tüm sağlık çalışanlarımız ve tüm vatandaşlarımızla bu süreci atlatacağız.

Genel Kurulu saygıyla selamlarım.

BAŞKAN – Sayın Sümer…

3.- Adana Milletvekili Orhan Sümer’in, coronavirüs salgını nedeniyle iş yükü artan ceza infaz kurumu çalışanları ile zabıta memurlarının özlük haklarının iyileştirilerek sorunlarının çözülmesi gerektiğine, Adana ili Mısır Çarşısı’nın kapatılması nedeniyle esnafın mağduriyetine ilişkin açıklaması

ORHAN SÜMER (Adana) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

İçinden geçtiğimiz dönemde bazı meslek gruplarının omuzlarındaki yük artmıştır. Bu gruplardan biri Ceza İnfaz Kurumu çalışanları, diğeri de “yardımcı zabıta” adı altında zabıta memurlarıdır. Benzer görevleri yerine getirenlere göre maaşlarının daha düşük olmasının yanı sıra diğer özlük hakları bakımından daha geride olan bu kurum çalışanları, özellikle bu dönemde ilgilenilmesini ve sorunlarının çözülmesini bekliyorum.

İkinci konu da Adana’yla ilgili. Yaklaşık 700 esnafın bulunduğu Mısır Çarşısı kapatıldı. Adana ekonomisinin can damarlarından biri olan Mısır Çarşısı’nın kapatılmasıyla birlikte orada 2.100 kişi işsiz kaldı. Biz burayı kapattık ancak -sosyal devlet- “Ben yasakladım, siz başınızın çaresine bakın.” diyemeyiz. Çalınmadık kapı bırakmayan çarşı esnafı ve çalışanları şu ana kadar bir gerekçe bulamamışlardır. Çalışanlarının mağduriyeti giderilmeli, esnafa da kira yardımı yapılmalı diyor, teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Taşkın...

4.- Mersin Milletvekili Ali Cumhur Taşkın’ın, 10 Nisan Türk polis teşkilatının kuruluşunun 175’inci yıl dönümüne ve Polis Haftası’nı kutladığına, coronavirüs salgınıyla ülke içinde en etkili şekilde mücadele edilirken dünyanın dört bir yanından gelen yardım taleplerine de kayıtsız kalınmadığına ilişkin açıklaması

ALİ CUMHUR TAŞKIN (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın vatandaşlara ücretsiz maske verileceğini duyurmasının ardından, ücretsiz maske dağıtımının en hızlı ve güvenli şekilde eczaneler üzerinden yapılması kararı alındı. Pilot bölge olarak İstanbul ve Ankara’da uygulama hayata geçirildi. Ücretsiz maskeler için Sağlık Bakanlığı tarafından 20-65 yaş arasındaki tüm vatandaşların cep telefonlarına başvuru şartı aranmaksızın kısa mesajla bir kod gönderilecek. Vatandaşlarımız bu kodu herhangi bir eczaneye bildirdiğinde ücretsiz maskesini alabilecek. Her on gün için kişi başına 5 adet maske ücretsiz olarak verilecek. İzdiham olmaması için ilk mesaj 57-65 yaş aralığına gönderildi.

Birçok Avrupa ülkesinde ve Amerika’da sağlık çalışanları bile maske bulmakta zorlanırken Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde devletimizin vatandaşına ücretsiz maske dağıtması her türlü takdiri hak etmektedir diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Özdemir...

5.- İstanbul Milletvekili Sibel Özdemir’in, salgın koşullarında öngörüsüz, günübirlik önlemlerin önüne geçilerek kritik sektörlerde çalışanlar ve işveren açısından gerekli düzenlemelerin Meclisin gündeminde olması gerektiğine ilişkin açıklaması

SİBEL ÖZDEMİR (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Özellikle İstanbul gibi vaka sayılarının ciddi noktalara ulaştığı illerimiz başta olmak üzere, tüm vatandaşlarımızın bu tehlikeli salgının en kısa zamanda kontrol altına alınması için kendi koşullarında mümkün olan en yüksek özeni göstermeleri, uyarılara dikkatle uymaları çağrısında tekrar bulunuyorum.

Bu kritik süreçte, şüphesiz büyük bir mücadele ve fedakârlık gösteren sağlık çalışanlarımızın çalışma koşulları, gerekli tıbbi malzeme gibi temel ihtiyaçlarının öncelikli ve eksiksiz karşılanması konusu öncelikli olmalıdır. Ayrıca uzun süren ve sürecek olan salgın koşullarında artık öngörüsüz, geçici, günübirlik önlemlerin ötesine geçilerek, kritik sektörlerde gıda, tarım, ulaşım, kargo gibi temel zorunlu hizmet sektörlerinde gerek çalışan gerekse işveren açısından acil ve gerekli düzenlemeler Meclisimizin gündeminde olmalıdır artık.

Teşekkürler.

BAŞKAN – Sayın Karahocagil...

6.- Amasya Milletvekili Mustafa Levent Karahocagil’in, Covid-19 pandemisinin yaşandığı süreçte dünyanın en güçlü ülkeleri satın aldıkları maskeleri bile birbirinden gasbedecek noktaya gelirken Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla 32 ülkeye karşılıksız yardım yapıldığına ilişkin açıklaması

MUSTAFA LEVENT KARAHOCAGİL (Amasya) – Teşekkür ediyorum.

Bugünkü pandemi döneminde dünyanın en güçlü ülkeleri, aynı zamanda stratejik ortakları birbirlerinin satın aldığı maskeleri bile gasbedecek noktaya gelirken AK PARTİ Hükûmeti ve lideri Recep Tayyip Erdoğan’la, başta İspanya, İtalya ve Balkanlar olmak üzere 32 ülkeye yardım ediyor.

IMF’den 84 ülke destek isterken dünyadan 93 ülke imdat diyerek Türkiye’nin kapısını çalıyor. İsrailli gazeteci hükûmetine: “Bunu yazmaya mecburum, biz de Erdoğan gibi davranmalıyız.” çağrısı yapıyor.

Türk bilim adamları virüsü izole ediyor, aşı için tarih veriyor. Cesetlerin sokaklara taştığı, 80 yaş üzeri hastaların yoğun bakıma alınmadığı bugünlerde Türkiye’nin sağlıktaki muazzam başarısı alkışlanıyor; kırk günde 2 bin odalı 2 hastane daha, 80 milyona bedava maske, 65 yaş üzeri evlere bedava servis, milyonlarca eve bedava gıda malzemesi…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Çepni…

7.- İzmir Milletvekili Murat Çepni’nin, ölüm orucunun bir tercih değil talepleri duyurmak için son çare olduğuna, iktidarın taleplere yanıt vererek ölümleri durdurabileceğine ilişkin açıklaması

MURAT ÇEPNİ (İzmir) – Grup Yorum üyesi İbrahim Gökçek ölüm orucunun 300’üncü gününde. Üç yüz gündür bu topraklarda, bu coğrafyada bir ses yükseliyor. Grup Yorum üyelerinin talepleri, kültür sanat çalışmalarını ve konserlerini özgürce yapabilmek. Bunlar için bu topraklarda ölüme yatmak zorunda kalan bu insanların taleplerine kulaklarımızı kapatmamamız gerekir. Yine, Helin Bölek’i aynı taleplerle ölüm orucunda kaybetmiştik.

Yine, bir itirafçının verdiği ve sonrasında geri aldığı bir ifadeyle Mustafa Koçak ceza almıştı. Mustafa Koçak da iki yüz seksen beş gündür adil yargılanma talebiyle ölüm orucunda. Ölüm orucu, bir tercih değildir; sesini, taleplerini duyurmak için son çaredir. Ölüm orucu, bu anlamda ölüm orucundaki direnişçilerin son çaresidir. Bu talepler karşılanabilir, ölümler durdurulabilir, iktidar bu taleplere mutlaka yanıt vermelidir.

BAŞKAN – Sayın Özkan…

8.- Mersin Milletvekili Hacı Özkan’ın, küresel tehditlerde herkes güvende olmadıkça kimsenin güvende olmayacağına, Türkiye’nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla salgınla mücadele konusunda ihtiyacı olan birçok ülkeye koruyucu ekipman desteğiyle öncülük ettiğine ilişkin açıklaması

HACI ÖZKAN (Mersin) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Küresel tehditler gösteriyor ki hepimiz güvende olmadıkça hiçbirimiz güvende olamayacağız. Hiçbir ülke bu savaşı tek başına verebilecek durumda değildir. Dünyanın neresinde olursa olsun ayırt etmeden en savunmasızı korumak önceliğimiz olmalıdır. Yaşlılarımız, hastalarımız, ihtiyaç sahipleri ve yabancılarla ilgilendiğimizde derinliklerdeki insaniyetimizi hatırlamalı ve yüceltmeliyiz. Eğer virüsü bilim ve teknolojiliyle olduğu kadar hikmet, merhamet ve insanlığımızla da yenmeyi istiyorsak bu derin insaniyet her sokağa, her mahalleye, her şehre ve her ülkeye yayılmalıdır.

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla, salgınla mücadele konusunda, ihtiyacı olan birçok ülkeye koruyucu ekipman desteğiyle öncülük eden büyük Türkiye'nin bir evladı olarak ülkemizle gurur duyuyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Öztunç…

9.- Kahramanmaraş Milletvekili Ali Öztunç’un, AK PARTİ’nin sözcüleri ve milletvekillerinin İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun sokağa çıkma yasağının zamanlamasının yanlış olduğu açıklamasını yaptıktan sonra ne düşündüğünü öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sağlık Bakanlığı, sağlık çalışanları günlerdir büyük bir çaba sarf ediyorlar, severiz sevmeyiz, bir emek veriyorlar, “Evde kal Türkiye.” diye vatandaşları evinde tutuyorlar idi. Önceki akşam alınan sokağa çıkma yasağının zamanlamasının yanlışlığından kaynaklı vatandaşlar evde kalacağına sokağa çıktılar. Bu da büyük bir sıkıntıya sebep oldu.

Aynı konu dün Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda tartışıldı. AK PARTİ’nin sözcüleri ve milletvekilleri her tartışmada olduğu gibi bunda da “Hayır, İçişleri Bakanlığı doğru yaptı; eleştirmeyin.” dediler ama İçişleri Bakanı bizzat kendisi bugün hatasını kabul ediyor ve diyor ki: “Evet, eleştirileri kabul ediyorum.” Dün burada canhıraş Süleyman Soylu’yu, İçişleri Bakanını savunan AK PARTİ’nin sözcüleri ve milletvekilleri acaba Süleyman Soylu’nun bu açıklamasından sonra ne düşünüyorlar? İlla her yapılan doğru diye bakacak mısınız? Yanlış varsa yanlıştır. Yanlışı sizin de söylemeniz gerekiyor bizimle birlikte.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Şeker…

10.- Kocaeli Milletvekili İlyas Şeker’in, Hükûmetin coronavirüsle mücadeleye hız kesmeden devam ettiğine, “Salgın küresel, mücadele yerel.” diyerek vatandaşlara ve sağlık çalışanlarına destek olan Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanına teşekkür ettiğine ilişkin açıklaması

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, Hükûmetimiz coronavirüsle mücadeleye hız kesmeden devam ediyor. Tüm bakanlarımız kendi alanlarıyla ilgili vatandaşımıza, çalışanlarımıza ve iş verenlerimize karşılıksız veya uygun şartlarda destek oluyor.

“Salgın küresel, mücadele yerel.” diyen belediyelerimiz, şov ve reklam yapmadan kendi bütçeleriyle vatandaşımıza destek olmaya devam ediyor. Seçim bölgem Kocaeli’de büyükşehir belediyemiz işini kaybeden ihtiyaç sahibi ailelere gıda yardımı yaparken su faturasını ödeyemeyenlere destek oluyor, evde kalan vatandaşımıza e-kütüphane ve e-tiyatro gösterilerini izleme imkânı sunuyor, Kocaeli’de okuyan öğrencilerimize ücretsiz internet hizmeti sunuyor, aç kalan sokak hayvanlarına mama dağıtımı yapıyor, şehir içi toplu taşımada sosyal mesafeyi sağlamak için otobüs seferlerini artırıyor. Şov ve reklam yapmadan daha birçok hizmete imza atan Büyükşehir Belediye Başkanımıza ve ekibine teşekkür ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Akın…

11.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Akın’ın, Covid-19 sebebiyle elektrik ve doğal gaz faturalarıyla ilgili vatandaşların mağduriyetini giderecek bir düzenleme yapılmadığına, devletin ancak insan yaşarsa yaşayacağına ilişkin açıklaması

AHMET AKIN (Balıkesir) – Sayın Başkan teşekkürler.

Sayın Başkan, Türkiye’de Covid-19 vakasının ilk geldiği günden bu yana tam bir ay geçti. İktidar tarafından alınan ekonomik önlemler çerçevesinde de elektrik ve doğal gaz faturalarıyla ilgili vatandaşımızın mağduriyetini giderecek bir düzenleme yapılmadı. Küçük esnaf, berber, kahveci, müzisyen; şimdi bunlarda iş yok, güç yok. Allah aşkına, para olmadan, iş olmadan, güç olmadan faturalar nasıl ödenecek, hangi parayla ödenecek?, Evlerde çalışanlar, yevmiyeyle çalışanlar, günlük çalışanlar, evine ekmek götürenler şu anda para bulamadığı için faturasını nasıl ödeyecek? Milletimiz adına sesleniyoruz: En az, en az üç ay süreyle elektrik ve doğal gaz ücretsiz olsun.

Devlet ancak insan yaşarsa yaşar, insan yaşasın ki devlet yaşasın.

BAŞKAN – Sayın Tanal…

12.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, ülkede 2005 yılından sonra cinsel suçlarda artış yaşandığına ve Türk Ceza Kanunu’ndaki tanımlamaların net olmaması nedeniyle genel affın zaruri olduğuna ilişkin açıklaması

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Şimdi, bu cümleden sonra AK PARTİ Grup Başkan Vekili hemen diyecek “Bana sataştı.” 2005 tarihinden sonra Türkiye’de cinsel suçlarda bir patlama yaşandı. Nedir? AK PARTİ döneminde yani 2005 tarihinden sonra yüzde 400 artış oldu. Sebebi nedir acaba? Yani bu toplumda, genlerde bir değişiklik mi oldu? Yok. Asıl bunun sebebi, 2005 yılında getirilen Türk Ceza Kanunu’ndaki tanımlamalar meselesi. Tanımlamalar net, somut olmadığı için, genel bir ifade olduğu için bu şekliyle, birisi bir başkasının elinden tutmuşsa veya birine sosyal medyada çiçek göndermişse bunların hepsi gayet rahat “cinsel suç” tanımına girdiğinden cezaevleri doldu. Bu şekilde terör suçları da böyle, diğer suçlar da böyle. Bu anlamda baktığımız zaman tanımlamaların net olmaması nedeniyle genel af artık zaruri bir ihtiyaç olmuştur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Aydemir…

13.- Erzurum Milletvekili İbrahim Aydemir’in, her zorluğun ardından bir kolaylığın açığa çıkacağına, yerli ve millî el dezenfektanı BOREL’in seri üretimine başlandığına ilişkin açıklaması

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Başkanım, malum, inancımızın özel tenbihatları var, zorluklara karşı nasıl bir duruşumuzun olmasını dahi öğretiyor. Her zorluğun ardından bir kolaylığın açığa çıkacağına vurgu bunlardan biri. Bu hâli iktisatçılar “Krizi fırsata çevirmek.” diye terennüm ediyorlar.

Enerji Bakanımız Fatih Dönmez’in son açıklaması bu şaşmaz gerçeği zihnimize çağırdı: “Yerli ve millî bor katkılı el dezenfektanımız BOREL seri üretimde.” diyor ve devam ediyor: “BOREL haftaya raflardaki yerine alacak. Covid-19’la mücadelemizde bütün kurumlarımızla milletimizin hizmetindeyiz, yanındayız.” Bizde de farklı vesilelerle kayda geçmiştir ki Erzurum’da bilim adamları insanın fiziki yapısı için borun gerekliliğini ortaya koyan çalışmalar yaptılar ve eklemiştik: “Bor içeren nano malzemelerin kanser tedavisinde etkin olması bunlardan biri.” diye. İşte bu yüzdendir ki dezenfektan BOREL üretimi bizim için çok daha anlamlı oldu; Bakanlığımıza müteşekkiriz.

BAŞKAN – Sayın Yalım...

14.- Uşak Milletvekili Özkan Yalım’ın, küçük esnafın mağduriyetinin giderilebilmesi için en az bir asgari ücret karşılığı destek verilmesini Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanından talep ettiğine ilişkin açıklaması

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Sayın Zehra Zümrüt Selçuk, Sayın Bakan; lütfen milletimizin sesini duyun. Üç haftadır kapatılan; -berberler, kuaförler, kafeler- tüm küçük esnafımızın başka bir geliri yok ve günlük kazançlarıyla yaşıyorlardı. Sayın Bakan, tüm bu küçük esnafımız mağdur, artık ciddi derecede desteğe ihtiyaçları var. Lütfen, küçük esnafımıza en az 1 asgari ücret karşılığında destek verilmesini acilen talep ediyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Köksal…

15.- Afyonkarahisar Milletvekili Burcu Köksal’ın, corona salgını nedeniyle canla başla mücadele eden ve düşük sayıda atama yapılarak mağdur edilen sağlık emekçilerine kontenjan ayrılarak mağduriyetlerinin giderilmesi, salgın döneminde kredi borcunu erteletmek zorunda kalan vatandaşlara faiz işletilmesinden vazgeçilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, corona salgını döneminde sağlık emekçileri, sağlıklarını hiçe sayarak canla başla mücadele etmekteler. Bir de görevde olan bu emekçilerin yanı sıra görev bekleyen, atama isteyen ancak mezun sayısına bakınca oldukça düşük sayıda atama yapılarak mağdur edilen sağlık emekçileri var ki ortaöğretim mezunu hemşireler, fizyoterapistler, ameliyathane teknikerleri, paramedikler, acil tıp teknisyenleri, diyaliz teknikerleri, diyetisyenler, ağız ve diş sağlığı teknikerleri ve odyometri teknikerleri bunların başında gelmektedir. Bu mesleklerde olup atama bekleyen sağlık emekçilerine daha çok kontenjan ayrılmalı ve atamaları yapılarak mağduriyetleri giderilmelidir.

Ayrıca, salgın döneminde kredi borçlarını erteleten vatandaşlara faiz işletilmektedir. Salgın dönemi ekonomik sıkıntı çektiği için kredi borcunu erteletmek zorunda kalan vatandaşa faiz işletiminden de acilen vazgeçilmelidir.

BAŞKAN – Şimdi, Sayın Grup Başkan Vekillerinin söz taleplerini karşılayacağım ama Grup Başkan Vekillerimizden de ricam, kısa tutmalarıdır.

Sayın Türkkan, buyurun.

16.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun sokağa çıkma yasağının zamanlamasının yanlış olduğunu kabul ettiğine, Hükûmetten sokağa çıkma yasağının uzatılıp uzatılmayacağı konusunda tatmin edici açıklama beklendiğine, kadın cinayetlerinin hız kesmeden devam ettiğine, eş, altsoy, üstsoy grubuna bakılmaksızın ceza infaz kanun teklifine “kadın” kavramının yerleştirilmesinin önemli olduğuna, ziraat mühendislerinin sokağa çıkma yasağında zirai ilaç satan iş yerlerinin de açık kalması gerektiğini ifade ettiğine ilişkin açıklaması

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; cuma akşamı ilan edilen sokağa çıkma yasağının plansız yapıldığını, oluşacak panik havasının öngörülemediğini ve bunun tam bir iş bilmezlik olduğunu dün burada ifade etmiştim. Bugün gazetelerde okuyoruz, İçişleri Bakanı Sayın Süleyman Soylu verdiği röportajda “Bir buçuk iki saatlik bir süreçte bazı kısıtlı bölgelerde bir yığılma oldu, doğrudur.” demiş. “Ben bunu öngöremedim. Zamanlaması açısından alınan karar, Bakanlığımıza ait bir karardır. Eleştirileri de aldım, kabul ettim.” ifadesini kullanmış. Hata yaptığını ve bu kaosun oluşacağını öngöremediğini kabul ederek sorumluluğu üstüne almış Sayın Bakan.

Evet, ne yazık ki 30 büyükşehirde ve Zonguldak’ta milyonlarca insan sokaklara döküldü; maskesiz bir şekilde, sosyal mesafeye uymaksızın, iç içe, uzun kuyruklar oluşturarak virüsün kolayca yayılmasını sağladı. Bir aydır kendini evde izole eden vatandaşlarımızın aldığı tüm tedbirler ile sağlık çalışanlarımızın fedakârca verdiği tüm emekler bir gece de heba edildi. Başta Sağlık Bakanı olmak üzere, Bilim Kurulu üyesi değerli hekimlerimizin cuma gecesi yaşananlardan ne kadar rahatsız olduğunu da tahmin edebiliyorum.

Tüm bunları göz önüne aldığımızda, milyonlarca vatandaşımızı risk grubuna sokan, belki de on binlerce insanımızın ölümüne sebep olabilecek bir yanlış yapıldığı ortada ne yazık ki. Cuma akşamı ilan edilen sokağa çıkma yasağı bu gece saat 24.00’te sona eriyor. Ancak, bu yasak uzatılacak mı uzatılmayacak mı, vatandaşlarımız bunu da merak ediyorlar. Bu konuda Hükûmetten tatmin edici ve elbette ki vakitli yapılacak bir açıklama bekleniyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Bu konuda alınacak kararın Bilim Kurulu üyelerinin görüşleri de ciddi anlamda dikkate alınarak verilmesi ve vatandaşlarımızın sağlığını, ihtiyaçlarını düşünerek, panik havası yaratmayacak şekilde ilan edilmesi gerektiğini buradan ifade etmek istiyorum. Bu şekilde, her vatandaşımızın yarın ne olacağı konusunda zamanında bilgilendirilmesinin önemli olduğunu da vurgulamak istiyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kadın cinayetleri hız kesmeden devam ediyor. Dün Kocaeli Darıca’da ne yazık ki bir kadın daha cinayete kurban gitti, 3 çocuk annesi bir kadın eşi tarafından kendi evinde vahşice öldürüldü. Ölen kardeşimize Allah’tan rahmet diliyorum, yakılarına başsağlığı diliyorum. Bu cinayet tam da iktidarın getirdiği ve her gün bizim bu konuda eleştirilerde bulunduğumuz infaz kanunu teklifi görüşmeleri sırasında meydana geldi. Belki denk geldi belki de “Nasıl olsa yatar çıkarım.” mantığıyla bu cani, bu cinayeti gerçekleştirdi. Hangisi olursa olsun bu kabul edilemez.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Buradan şunu söylemek istiyorum: İktidar, bu konuda bizim yaptığımız konuşmalara, uyarılara lütfen biraz daha kulak versin, önemsesin. İşte daha dün, hayatının baharında, 36 yaşında bir kadın eşi tarafından vahşice öldürüldü arkadaşlar. Benim kürsüde de bahsettiğim eş, alt soy, üst soy grubuna bakılmaksızın bu İnfaz Kanunu’na kadın kavramının yerleştirilmesi önemli. Bu, boşandığı eşi de olabilirdi, imam nikâhlı eşi de olabilirdi ama sizin hazırladığınız kanunda, öyle bir şey vuku bulduğunda alt soy, üst soy kavramı olmadığı için direkt infaz indiriminden faydalanacak; böyle bir kanun hazırlandı. Bu uyarılara hiç de kulak vermediniz, sebebini bilmiyorum. İlk defa, muhalefetten gelen bir eleştirinin en ufak zerresine dahi tahammülünüzün olmadığı bir kanun geçiriyoruz, o yüzden bu kadar uzuyor yani mantıklı olarak kanunları oturup tartışma imkânı bile bulamadık maalesef.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Lütfen bu canilere cesaret vermeyin, bir caninin eline bıçağı alıp bir hayata son vermesine engel olun; bunun için gün bugündür.

Bugün Hatay’dan arayan Ziraat Mühendisi Burak Eker bir konuda hatırlatmada bulundu bana, şunu söyledi: “Sizin ‘canlı’ dediğiniz şeyler sadece insanlar ve hayvanlar mı? Hayır. Niye, insanlar için eczaneler açık, hayvanlar için veterinerler açık ama bitkiler de hastalanır. Bitki hastalığı öyle bir şeydir ki, ziraat mühendisi gittiğinde, o gün o ilaç verilmezse o mahsul tamamen ölür; hemen o gün verilmesi lazım. O yüzden, ziraat mühendislerinin o ilacı bulabileceği, zirai ilaç satanların da böyle bir yasak kararı karşısında eczaneler gibi, veterinerler gibi açık kalması gerekiyor.” Bu konunun da hassasiyetine, önemine binaen size hatırlatmak istedim. Bundan sonra sokağa çıkma yasakları olursa, mutlaka ve mutlaka bunun da göz önünde bulundurulması gerektiğini bizzat sizlerle paylaşmak istedim.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Oluç…

17.- İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un, coronavirüs salgını nedeniyle Hükûmet ve siyasi partiler toplantılarını gerçekleştirebilmek için telekonferans sistemini kullanırken vakıf ve derneklerin bu sistemi kullanmalarının engellenmesinin anlaşılır bir durum olmadığına, Covid-19’la mücadele kapsamında Plan ve Bütçe Komisyonuna getirilen torba yasa teklifinin sosyal medya ve dijital medya yayınlarına yönelik sansür maddesi içerdiğine, TÜİK’in ve İŞKUR’un verilerine göre işsizlik sorununun arttığına, İşsizlik Sigortası Fonu’nun kullanılması gerektiğine ilişkin açıklaması

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın vekiller, bugün Paskalya Bayramı. Bu nedenle, tüm Hristiyan yurttaşlarımızın Paskalya Bayramı’nı en içten dileklerimizle kutluyoruz. Paskalya’nın, tüm insanlığa, bu coronavirüs salgını günlerinde sağlık ve barış getirmesini, halklar arasındaki dayanışmayı geliştirip pekiştirmesini diliyoruz. Tüm halkların ve inanç gruplarının, her yurttaşımızın eşit koşullarda bir arada yaşadığı, farklı halkların ve inanç gruplarının kendi kültürlerini, ana dillerini, kimliklerini özgürce kullandıkları ve geliştirdikleri bir ülke ve toplum olma kararlılığımızı tekrar yineliyoruz.

Şimdi, bu işten çıkarılma meselesi çok ciddi bir sorun olmaya ilk günden beri devam ediyor, coronavirüs salgınının başladığı dönemde ve bu, çok ciddi bir sorun yaratıyor gerçekten. Bakın, işten çıkarılmanın üç ay yasaklanmasına ilişkin laflar konuşulmaya başladığı andan itibaren, çeşitli sektörlerdeki fabrikalarda, firmalarda, iş yerlerinde işten çıkarma sayısında ciddi bir artış olduğu görülüyor yani üç aylık yasağa takılmamak için alınmış önlemler olarak bunlar karşımıza çıkıyor. Gerçekten, böyle zor günlerde, coronavirüs salgının çok ciddi olarak yayılmaya devam ettiği günlerde ve sadece Türkiye değil bütün toplumların, hatta dünyada her ülkedeki insanların bu salgından etkilenmemek için her türlü önlemi almaya çabaladıkları, iktidarların da bu yönde çaba sarf ettikleri günlerde işten çıkarma meselesinin bu şekilde kullanılıyor olması affedilebilecek bir şey değil, insanlık dışı bir durum.

Bir kez daha vurgulayalım: Sendikalarda, sivil toplum örgütlerinde, siyasi partilerde bunu defalarca dile getirdik. İşten çıkarılmalar acilen yasaklanmalıdır ve İşsizlik Sigortası Fonu’ndan yapılacak ödeneklerde, ön koşul aranmadan bütün çalışanların ve işsiz olanların işsizlik ödeneğiyle kısa çalışma ödeneğinden yararlandırılması sağlanmalıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin lütfen.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – İşten çıkarılmaların yasaklanması doğru bir önlemdir, bunu söylüyoruz ama bu yapıldığı zaman, ayda 1.177 lira gibi bir ödenekle işçileri, emekçileri, açlığa mahkûm etmek de kabul edilebilir bir durum değildir. Bu tür fikirlerden bir an evvel vazgeçilmelidir. Bu, kısa çalışma ödeneklerini ve işsizlik ödeneğini boşa çıkarma hamlesidir, bu adımlardan da vazgeçilmelidir diye bir kez daha vurguluyoruz. İşten çıkarılması yasaklanan ve işveren tarafından çalıştırılmayıp ücretsiz izne çıkarılan işçilere en az asgari ücret düzeyi olmak üzere, mevcut ücretlerine paralel kısa çalışma ödeneğine uygun ödeme yapılmalıdır, İşsizlik Sigortası Fonu bunun için değerlendirilmelidir.

Bir kez daha vurgulayalım ki ücretsiz izin uygulamasına gerek yoktur, yanlıştır, abesle iştigaldir. Bu konudaki adımların bir an evvel atılması gerekiyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Toparlıyorum efendim.

Şimdi, İstanbul Kâğıthane’de kapı kapı dolaşarak sosyal yardım dağıtan PTT çalışanlarına eşlik eden bir mahalle bekçisinde corona testi pozitif çıkmış ve bekçiyle birlikte yardım dağıtan PTT çalışanları da karantinaya alınmış. Evet, doğru bir adım ama bir sorun var. Bu PTT çalışanlarının vermiş olduğu bilgiye göre, bu süreçte sosyal yardım paraları, maaş ödemeleri ve İŞKUR ödemelerinin dağıtımı yapılırken, dağıtıma kaymakamlıklar tarafından görevlendirilen bekçi ve polislerin eşlik ettiğini söylüyorlar ve sürekli bir risk altında olduklarını vurguluyorlar çünkü direkt doğrudan doğruya halkla ilişki kuruyorlar, irtibat kuruyorlar ve bundan dolayı da tedirginler, alınan önlemlerin de yetersiz olduğunu belirtiyorlar. Önümüzdeki hafta içinde yine milyonlarca kişiye dağıtım yapılacağını göz önünde bulundurursak, özellikle PTT emekçileri açısından, bu çalışmaya devam ettikleri süre boyunca yaşadıkları sorunlara çözüm bulunması ve önlemlerin artırılması gerekiyor, bu konuda iktidarı bir kez daha uyarmış olalım.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Özel, buyurun.

18.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Markar Eseyan, Garo Paylan, Tuma Çelik ve Selin Sayek Böke’nin şahsında Hristiyan aleminin ve ülkede yaşayan Hristiyan yurttaşların Paskalya Bayramı’nı kutladıklarına, 18 Martta ataması yapılan öğretmenlerin yaşadıkları mağduriyetin giderilmesi için göreve başlatılmaları gerektiğine, esnafın coronavirüs salgını nedeniyle Halkbank tarafından verilecek kredilerde yaşadığı sıkıntılara, iller arası seyahatlere yasak getirilmesinin ziraat mühendisleri için yol açtığı sorunlara, sağlıkta şiddetin önlenmesi kanun teklifiyle ilgili Sağlık Komisyonunun da katkısının alınması gerektiğine, sokağa çıkma yasağının zamanlamasının yanlış olduğunu kabul eden İçişleri Bakanı Süleyman Soylu hakkında gensoru verilemediğine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, Parlamentomuzun değerli mensupları Markar Eseyan, Garo Paylan, Tuma Çelik ve Selin Sayek Böke’nin şahsında bütün Hristiyan âleminin ve ülkemizde yaşayan Hristiyan yurttaşlarımızın Paskalya Bayramı’nı Cumhuriyet Halk Partisi olarak kutluyoruz.

31 ilde sokağa çıkma yasağının olduğu bir günde, Paskalya Bayramı’nda, bir pazar günü Meclisin bu şekilde çalışması, bu 4 arkadaşımızın şahsında, Hristiyan âlemine karşı, inançlara ve özel günlere karşı Meclisin bir özensizlik gösterdiği izlenimini yaratmaktadır, bunu da not etmek istiyoruz.

Sayın Başkan, Millî Eğitim Bakanlığı tarafından 18 Martta ataması gerçekleştirilen 20 bin sözleşmeli öğretmen var. Dört gözle atanmayı bekliyorlardı, uzun süredir işsizlerdi, kimisi mesleğiyle hiç bağdaşmayan geçici ve güvencesiz işlerde, kimisi mesleğiyle bağdaşan geçici süreli işlerde çalışıyorlardı. Atanan 20 bin şanslı öğretmen çok sevindi ve hızla yapmaları gerektiği gibi mevcut işlerinden ayrıldılar, istenen evrakları hazırladılar ama hâlen atanmadılar; atanmadıkları için de bu dönemde hepsi birden işsiz, ücretsiz ve maaşsız durumdalar. Atanacak, atamalarına karar verilen bu öğretmenlerin bir an önce işlemlerinin tamamlanmasını ve kendilerinin hak ettikleri -çoktandır hak edip de atanmadıkları için alamadıkları- maaşlarına ve sosyal güvencelerine bir an önce kavuşmasını ümit ediyoruz, çağrımız bu yönde.

Çok sayıda başvuru alıyoruz, bunu bence iktidar partisi milletvekilleri çok daha fazla da alıyor olabilirler.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin lütfen.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Coronavirüs salgınıyla mücadele kapsamında, esnafımıza Halkbankası aracılığıyla kredi verileceği duyurulmuştu.

En büyük sıkıntı, başvuruların otomatik bir cevapla “Limit aşıldı.”, “Limit aşımı.” gibi cevaplarla reddedildiği, başvuruların akıbetinin dahi sorgulanması için şubelere, bankaya ulaşılamadığı, ayrıca, ilk başlarda başvuru alınırken de esnaf kefaletten kredi almamış olmak, geçmiş sicili temiz olmak, bir tane çok sağlam kefil getirmek gibi şartlar olduğu için -zaten bunlar olsa banka kendiliğinden 100 bin liraya kadar kredi veriyor ama- burada ciddi aksama vardı.

Bunlar müjdelenirken Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Başkanı Rıfat Hisarcıklıoğlu gülücükler dağıtıyordu, “Keyfi yerinde”. diye sorulmuş, tasdik etmişti, şimdi onun da keyfi kaçmış. Anlaşılıyor ki ticaret odası üyelerinin de kamu bankalarından vadedilen kredileri çekmekte ciddi sıkıntıları var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın lütfen.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bu konuda özellikle kamu bankalarındaki bu aksaklığın küçük esnaf boyutuyla çok aciliyeti vardır; bu konuya eğilinmesi gerekiyor.

Yine, ziraat mühendislerinden çok sayıda başvuru alıyoruz. Tarımsal üretimde yer alan çiftçi ve ziraat mühendisleri, hem bu iki günlük sokağa çıkma yasağında ki gelecekte tam karantinada da böyle olursa diye endişe ediyorlar hem de eğer yasaklı gruplardalarsa araziye ve iş yerlerine gidiş gelişte zorlukları var.

Ayrıca, üretim danışmanlığı ve girdi temininde çalışan ziraat mühendislerinin iller arası seyahatlerinde bu yasaklama zorluklar getiriyor. Canlıların korunması noktasında, insanlar ve hayvanlar dışında bitkileri düşünmezsek bedelini yine dönüp dolaşıp hep birlikte ödeyeceğiz. Kıtlık ve açlığın kaçınılmaz olabileceği bir sürecin yaklaştığına işaret eden ziraat mühendisleri, bu sorunun çözülmesi gerektiğini ifade ediyorlar.

Sayın Başkan, uzun süredir, bir buçuk yıldır Sağlıkta Şiddet Kanunu Teklifimiz ilgili komisyonda beklerken bir yandan da…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın lütfen.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – …yarın Adalet Komisyonunda Sağlıkta Şiddet Kanunu Teklifi görüşülecek, bu kanun da burada görüşülecek. Bu kanun Adalet Komisyonsuz gitmez, bir kez bunu söyleyelim. İkincisi, sağlıkta şiddette öncelikle Sağlık Komisyonu tali komisyon olarak atanmıştı, oraya yollanmıştı evrak. Sağlık Komisyonunun katkısının alınması lazım.

Bakın, Türkiye’de ilk corona vaka tespitinden yirmi gün önce Sağlık Komisyonunu toplantıya çağırdık. Sayın Komisyon Başkanının cevabı şu oldu: “İnşallah, Sayın Cumhurbaşkanımızın dediği gibi yeterince dut pekmezi tüketilirse corona Türkiye’ye uğramayacak.” Yirmi gün sonra ilk vaka, şimdi 1.100 tane kaybımız var. Bu konuda, bu kadar ciddi bir konuda o gün toplantı talebini reddetmişti, şimdi de Komisyonu çağırmıyor. Sağlıkta şiddeti, her partiden sağlıkçılar ve partilerinin o konuda yetkin görüp görevlendirdiği milletvekilleri konuşmayacak da kim konuşacak? Akıl alır gibi değil. Bu konuda, lütfen, birileri artık inisiyatif alsın, birileri bu görülmeyeni görsün.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi lütfen tamamlayın.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, son konumuz da iki günlük sokağa çıkma yasağı, dün bahsettiğimiz gibi doğru bir karar ama iki günün bir sonuç vermesi mümkün değil. Yine de güzel havada teması kesmek için doğru bir karar ama çok acemice, çok kötü, çok hazırlıksız, çok “Ben bildim, oldu.” şeklinde uygulandığı için perişan olduk, dünyaya da rezil olduk. Dün de dediğim gibi, kırk sekiz saatten korktuğumuz bulaşı kırk sekiz dakikada yaptık. Maskesiz yığınlar koşturdu, o koşanlara da hiç kusur bulmuyoruz; evde iki günlük stoku yoksa o insanları anlamak gerekiyor, boşu boşuna kimse hayatını tehlikeye atıp da kendini sokağa, markete atmaz. Ya evde süt alacağı bir çocuğu ya yaşlısı, bir şeyi vardır; ondan dolayı gider. Tabii, Süleyman Soylu’nun bu konudaki kötü yönetimi, özellikle Adalet ve Kalkınma Partisinin -kuş olarak pelikan türünü sevenlerin önderlik ettiği- kendi içlerinde de ciddi bir eleştiri bombardımanına tabi tutuldu. Bir yandan da herkes biliyor ki Bilim Kurulu bunu ne zamandır söylüyor ama “şahsı bilir kurulu”na kabul ettiremiyorlar. Yani meselenin kendisinde bir ortak akıl yerine tek adam yönetiminin odakta olduğu belli.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Özel, açacağım da toparlayın lütfen, sekiz dakika oldu.

Buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Tamam, son bu Sayın Başkan.

Bugün gazeteleri açtığımızda gördük ki Süleyman Soylu, kendisini sarayın tepesine siyasi paratoner olarak atamış; bütün tepkileri toplayacak, oradan topraklayacak, saray eleştiriden kurtulacak, Süleyman’ın da canını nasılsa saray kurtaracak çünkü Süleyman Soylu’ya gensoru veremiyoruz. Bu iş, böyle bir durum olunca gensoru olmaz mı? Çıkıp kendi anlatsın, sonra da güvenoyunu tazelesin ama “Şahsı bilir.” “Şahsı bilir.” sisteminde o şahsını koruyor “Bütün sorumluluk bende.” “Ben saçmaladım.” “Hakaretleri dahi kabul ediyorum.” “Çok haklılar.” Aman, tek adam rejimine kimse bir şey demesin. Meselenin kendisi tek adam rejimidir. Bunu tarih önünde not ediyoruz. Süleyman Soylu’ya da hak ettiği gensoruyu milletimizin vicdanında veriyoruz. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Akbaşoğlu, buyurun.

19.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, 10 Nisan Türk polis teşkilatının kuruluşunun 175’inci yıl dönümü ve Polis Haftası’nın kutlandığı günlerde polislere yapılan saldırıları kınadığına, Hristiyan vatandaşların Paskalya Bayramı’nı kutladığına, 12 Nisan1920’de ilk haberini yayınlayan Anadolu Ajansı çalışanlarına ve basın mensuplarına kolaylıklar dilediğine, bir taraftan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde coronavirüsle mücadelede toplum kesimleriyle ilgili her türlü tedbirin alındığına, talep eden 32 ülkeye karşılıksız yardım yapıldığına, diğer taraftan da terörle mücadelenin sürdürüldüğüne ilişkin açıklaması

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, hepinizi hürmetle selamlıyorum.

Dün, tabii, polis teşkilatımızın kuruluşunun 175’inci yıl dönümünde, Polis Haftası kutlanırken, polislerimize, maalesef birtakım saldırılara şahit olduk. Bu nedenle, bu saldırıyı yapanları kınıyorum, yaralı polislerimize geçmiş olsun diyorum.

Paskalya Bayramı vesilesiyle Hristiyan vatandaşlarımıza esenlikler diliyorum.

Bugün 12 Nisan olması münasebetiyle, istiklal mücadelemizde hakikaten çok önemli fonksiyonlar icra eden ve doğru bilgiye ulaşmamızda da bugün önemli bir fonksiyon icra eden Anadolu Ajansının, 12 Nisan 1920’de ilk haberini yayınlayıp en zor şartlarda dahi görevini aksatmaması ve dünyanın en saygın basın kuruluşlarından biri hâline gelmesi münasebetiyle, Anadolu Ajansımızın bütün çalışanlarına ve tüm basın mensuplarımıza da bu vesileyle tekrar kolaylıklar diliyorum.

Değerli arkadaşlar, altı gündür aralıksız olarak yüz binlerce ailenin beklemiş olduğu bir kanun teklifini hep beraber görüşüyoruz. Terör suçları, kasten adam öldürme, kadın cinayeti, kadına şiddet, cinsel suçlar, uyuşturucu imal ve ticareti suçları kapsam dışında bırakılmak suretiyle, cezaevlerinde cezalarını çekenlerin kalış süreleriyle ilgili düzenlemeye ilişkin infaz kanunu değişikliğini hep beraber görüşüyoruz. Bu manada, inşallah, bu teklifi, birlikte, Genel Kurulun iradesiyle hep beraber neticelendirmiş olacağız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Bir taraftan bu çalışmaları yaparken, diğer taraftan, tabii, bütün bir milletçe, coronavirüsle mücadele hususunda devlet-millet kaynaşmasının en güzel örneklerini ortaya koymak suretiyle, Türkiye, gerçekten her alanda büyük atılımları, büyük tedbirleri ortaya koyuyor. Gerek ekonomi paketleriyle gerek sosyal yardımlaşma ve dayanışma kuruluşlarının merkezinde vefa çalışma grupları oluşturulmak suretiyle, bütün kamu kurum ve kuruluşlarımızın, yerel yönetimlerin, imamların, muhtarların, belediye başkanlarının, kaymakamların, dolayısıyla bütün kamu kurum ve kuruluşlarının temsilcilerinin içinde bulunduğu gönüllüler ordusuyla da desteklenen bu güzel yapı, gerçekten ihtiyaç sahibi bütün vatandaşlarımıza bir can simidi olarak yetişmekte ve bir tarafta, Avrupa’da 65 yaş üstü insanlar gözden çıkarılırken, bizler aldığımız tedbirlerle, maaşların evde verilmesi sistemini ve her türlü yardımı kendilerine evlerinde takdim etme imkânını bulan bir organizasyonun gerçekleştirildiği süreci hep beraber yaşıyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Dolayısıyla, değerli arkadaşlar, bu manada, bir taraftan, biz, bu sosyal tedbirleri alırken, ekonomik tedbirleri alırken, bütün toplum kesimleriyle ilgili her türlü tedbiri ortaya koyarken, bir taraftan, Türkiye, yerli solunum cihazlarında seri üretime başlarken, kırk beş günlük süre içerisinde yoğun bakıma dönüştürülebilecek 2 bin yataklı hastaneyi inşa edip milletimizin hizmetine sunacakken, diğer taraftan terörle mücadele kesintisiz bir şekilde devam ediyor.

Aynı şekilde, Türkiye’nin yetmiş yıllık rüyası, hayali olan nükleer santral Akkuyu’da, şu anda, elhamdülillah, yükseliyor. Dolayısıyla, Türkiye, gerçekten büyük ve güçlü Türkiye atılımlarını perçinleyecek bir performans sergiliyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BURHANETTİN BULUT (Adana) – Elhamdülillah, elhamdülillah!

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayınız.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Bitiriyorum.

Adım adım her türlü tedbir alınmak suretiyle, coronavirüsle mücadelede sağlık boyutuyla, ekonomi boyutuyla, tarım boyutuyla bütün bu organizasyonel yapılar, en güzel şekilde, hakikaten büyük fedakârlıklarla ortaya konuyor. Bu sürece Sayın Cumhurbaşkanımız liderlik ediyor, sayın bakanlarımız hummalı bir şekilde çalışıyor. Biraz evvel bahsettiğim bütün kamu görevlilerimiz, başta fedakâr sağlık çalışanlarımız olmak üzere, tüm güvenlik güçlerimiz, gönüllüler ordumuz, bütün sağlık ordumuza destek veren milletimiz, devletiyle beraber, bütünlük içerisinde hakikaten harikalar ortaya koyuyor. İçeride bu tür güzel atılımları ortaya koyarken, milletimizin gururunu kabartacak, devletimizin ebet müddet devlet olduğunu tekrar müseccel bir şekilde bütün dünyaya haykıracak en güzel örnekleri de Avrupa’nın maske savaşları içerisinde bulunduğu bir ortamda…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AHMET AKIN (Balıkesir) – Esnaf perişan durumda Başkan!

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – Kendine gel ya! Biraz ciddiyet!

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen sözlerinizi.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – …Avrupa’nın maske savaşlarıyla birbirlerine korsanlık yaptığı bir süreçte, insanlık nedir, medeniyet nedir, bunu, ecdadımızın “Kökü mazide olan atiyim” diye ifade ettiği o büyük müktesebat…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Burası miting meydanı değil ama Başkanım ya! Miting meydanına döndü.

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – Sizi ciddiyete davet ediyorum. Burası şaka yapma yeri değil.

BAŞKAN – Arkadaşlar, lütfen biraz sessiz… Rica ediyorum.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Okul müsamere salonuna döndü burası ya, okul müsamere salonuna döndü! Vallahi billahi ya! Bu siyasi bir konuşma değil ki ya!

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – …çerçevesinde, yardım elimizi bütün Avrupa’ya, Balkanlara, otuzdan fazla ülkeye uzatmanın gururunu, haklı gururunu yaşıyoruz.

BAŞKAN – Sayın Akbaşoğlu…

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Biz, inşallah, hep birlikte milletimizle gurur duyalım, devletimizle gurur duyalım. Türkiye’nin güçlü ve büyük Türkiye olarak bütün unsurlarıyla ayakta olduğunu…

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – Sen inanıyor musun kendine?

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – …ve en güzel hizmetleri milletimize de bütün insanlığa da yaptığını ve yapacağını aklımızdan çıkarmayalım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Ya Başkan, burası okulda şiir okuma şansı verilmeyen adamın söz alma yerine döndü! Ya, siyasi bir şey yok ki burada!

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Hakikaten, bu devlet, en güzel işlere imza atmak noktasında bütün dünyanın takdirini kazanmaktadır. (HDP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Arkadaşlar, anlamıyorum ki yapmayın.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Bu duygu ve düşüncelerle bütün Meclisi selamlıyorum.

Sağolun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) –Hamaset, şiir! Gözünü seveyim ya!

BAŞKAN – Arkadaşlar, biraz yavaş lütfen ya.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, burası okulda şiir okumasına müsaade edilmeyen çocukların tatmin noktası değil. Siyasi bir konuşma varsa dinleyelim ama böyle hamasete de günah ya. (Gürültüler)

BAŞKAN – Arkadaşlar, lütfen rica ediyorum.

Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

İYİ PARTİ Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım:

V.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- İYİ PARTİ Grubunun, 13/3/2020 tarihinde Eskişehir Milletvekili Arslan Kabukcuoğlu ve 19 milletvekili tarafından, ilaç sanayisinde yaşanan sorunların tespit edilerek katma değeri yüksek ilaç üretiminin sağlanması için yapılması gerekenlerin belirlenmesi amacıyla verilmiş olan (10/2730) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 12 Nisan 2020 Pazar günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

12/4/2020

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 12/4/2020 Pazar günü (bugün) toplanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin, İç Tüzük’ün 19'uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                      Lütfü Türkkan

                                                                                           Kocaeli

                                                                                 Grup Başkan Vekili

(Gürültüler)

BAŞKAN – Arkadaşlar, lütfen, rica ediyorum. Bugün on altı saat çalışma yapacağız burada, eğer böyle başlarsak nasıl bitireceğiz ya!

Öneri:

Eskişehir Milletvekili Arslan Kabukcuoğlu ve 19 milletvekili tarafından, ilaç sanayisinde yaşanan sorunların tespit edilerek katma değeri yüksek ilaç üretiminin sağlanması için yapılması gerekenlerin belirlenmesi” amacıyla 13/3/2020 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerin 12/4/2020 Pazar günkü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere İYİ PARTİ Grubu adına Sayın Arslan Kabukcuoğlu.

Buyurun. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) – Ya, isterseniz bir hafta çalışalım ama insana yaraşır şekilde çalışalım. Dayatacaksınız on altı saat, yirmi dört saat, iyi valla!

BAŞKAN – Sayın Aydoğan, bilgilendirme yaptım.

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) – Sayın Başkanım, burada ağır koşullarda çalışıyoruz. Virüsle yüz yüzeyiz. Geç kalmış bir teklifi çıkarmak için milletvekillerinin sağlığını tehlikeye atmayı burada ironik olarak bile kullanmanızı doğru bulmuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

İronik olarak değildi, ben gerçekçi bir şey söyledim.

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) – On altı saat çalışacak insan yok. Orta Çağ’da yaşamıyoruz.

NURAN İMİR (Şırnak) – İnsan haklarına aykırı.

BAŞKAN – Meclisin gerektiğinde, ben yirmi dört saat de, otuz altı saat de çalıştığını gördüm.

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) – Sayın Başkanım, burada 600 milletvekili olur, çalışırız ama 20 milletvekiliyle on altı saat Orta Çağ koşullarında çalıştıramazsınız. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Kabukcuoğlu buyurun. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA ARSLAN KABUKCUOĞLU (Eskişehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İYİ PARTİ olarak yüksek katma değerli ilaç üretimi, küresel bir ilaç üreticisi konumuna gelebilmemiz ve yapılması gerekenlerin tespiti için vermiş olduğumuz araştırma önergesi üzerine söz almış bulunmaktayım. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Dünya genelinde yaşam süresinin artması, kaliteli yaşamın artması, kişi başına düşen gelirin artması, ilaç sanayisini dinamik bir yapıya kavuşturmuştur. Savaş, epidemik hastalıklar ve muhtemel ambargolar nedeniyle, ilaç sektörü stratejik bir sektördür. Dünya ilaç pazar büyüklüğü 1,35 trilyon dolardır, Türkiye’nin ise 8 milyar dolar kadar bir payı vardır ve dünya sıralamasında 17’nci sıraya gelmektedir. Ülkemiz 656 milyar dolarlık ihracat pazarından aldığı 1 milyar dolarlık payla, ne yazık ki 30’uncu sırada yer almaktadır. Bununla birlikte, ithalatımız, 2019 yılının verileri itibarıyla 5 milyar doların üzerindedir. Yani, yurt dışına sattığımız ilaç tutarının 5 katından daha fazlasını ithalata ödemekteyiz.

İlaç sektöründe AR-GE giderleri, net satışların yüzde 14,4’ünü oluşturmaktadır. Dünyada bu sektör kadar AR-GE’ye ihtiyaç duyan ve AR-GE’ye yatırım gerektiren başka bir sektör yoktur.

Sağlık Bakanı Sayın Fahrettin Koca’nın da ilgili demeçlerinde tescil ettiği gibi, Türkiye’nin ilaçta yüzde 54, aşıda yüzde 100 dışarıya bağımlılığı vardır. AK PARTİ, iktidara geldiği günden bugüne sözünü ettiği millî ve yerli ilaç politikalarıyla, dışa bağımlılığımız konusunda ne yazık ki kayda değer bir ilerleme kaydedememiştir.

2002 yılında ilaç ithalatımız 1,5 milyar dolar iken, aradan geçen on sekiz yılda yaklaşık 4 katı kadar artmıştır. Ülkemizin 31 milyar dolarlık dış ticaret açığının, 5 milyar dolarını ithal ilaçlar oluşturmaktadır. Hükûmet, yüksek katma değeri olan ilaç üretimi için bazı adımlar atmıştır. Örneğin, 2008 yılında 1 olan AR-GE merkezimiz, 2019 yılında 29’a yükselmiştir, maalesef, bu ilaçta ilaçta dışa bağımlılığımızı azaltmaya, pazardaki payımızı artırmaya yetmemektedir.

2014-2018 yıllarını kapsayan Onuncu Kalkınma Planı’nda, yurt içi ilaç ihtiyacının değer olarak yüzde 60’ının yerli üretimle karşılanması hedeflendiği hâlde buna ulaşamadık. Gereken AR-GE için eczacımız ve hekimimiz mevcuttur, entelektüel sermayemiz mevcuttur, ne yazık ki bunların önemli bir kısmını beyin göçüyle birlikte kaybetmekteyiz. Finansal destek için, savunma sanayisinde olduğu gibi, devletin ilaç sanayisinde de AR-GE yatırımlarına öncelik tanıması ve buna destek olması, öncelik vermesi gerekmektedir.

Arkadaşlar, ilaç üretiminin büyük ve önemli bir dalı biyoteknolojik yöntemlerdir. Biyoteknoloji yalnız ilaçla ilgili değildir, bunun kaydığı ve ilerlediği başka alanlar da vardır. Biyoteknolojik ürünleri geliştirmek ve bunları piyasaya sunmak, atom bombası yapmaktan daha önemlidir. Biyoteknolojik çalışmalar, tohum ıslahı, kültür ıslahı gibi hayallerimizle sınırları çizilen geniş bir spektruma sahiptir. Amaç, bir organizmayı değiştirmek, yeni bir organizma oluşturmak ya da ihtiyacımız olan ilaç ya da başka maddeleri biyolojik yöntemlerle elde etmektir. Bu alanda yer alan makine mühendisi, elektrik mühendisi, kimyager, eczacı, hekim, genetik mühendisi, ilgili meslek dallarından bazılarıdır. Biyoteknolojide her zaman talep vardır, her şey arza bağlıdır. Siz ne yaparsanız yapın, müşterisi vardır, satılması mümkündür. Böylesine istikbal vadeden ve bakir bir alandır.

Tüm bu veriler göstermektedir ki ülkemiz, ilaç üretimi için acilen yapılması gerekenleri belirleyip daha fazla zaman kaybetmeden harekete geçmelidir. Dünyanın ve Avrupa’nın gerisinde kalan klinik araştırmalarımızı yeterli düzeye taşımamız gerekmektedir. Yüksek katma değerli ilaç üretimi için, 2019 yılında, Güney Kore’de 10.200, Brezilya’da 7.100, Polonya ve Tayvan’da 6.200 klinik araştırma yapılmışken, ülkemizde sadece 3.900 klinik araştırma yapılmıştır.

Katma değeri yüksek olan ilaç sanayisinin eksikliklerini ve yaşadığı problemleri aşması için yapılması gerekenleri belirleyip entelektüel sermayeyi esas alan bu sektörde yer almak, ülkemiz ve insanlık için son derece elzemdir. Yüce Meclisin bu konuda oluşturacağı araştırma komisyonu önemli bir eksikliği tamamlayacaktır.

Saygılarımı sunarım.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, müsaade eder misiniz bir söz almak istiyorum.

BAŞKAN – Tabii, buyurun Sayın Türkkan.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

20.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, biraz evvel Sayın Akbaşoğlu’nun konuşmalarından duyduğum rahatsızlığı belirttim. Bu siyasi anlamda yaptığı konuşmalardan asla rahatsız olmam. Yani Grup Başkan Vekilleri tabii ki gündeme dair sözlerini ifade ederler, bunu da sabırla dinleriz, uzatsanız da dinleriz, bunda hiçbir beis yok ama burası, bizlerin kendi kişisel egolarımızı tatmin edeceğimiz... Yani, ilkokulda şiir okuma müsaadesi verilmeyen bir adamın, burada kendisini ifade etmesi için yer aldığı mikrofon değil bu.

BAŞKAN – Ya, yapmayın Sayın Türkkan.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Müsaade eder misiniz?

BAŞKAN – Ama siz de mikrofona yani, lütfen... Ya mevkidaşınız, birbirinize karşı hakikaten...

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Fakat burada bir şeyi vurgulamak istiyorum: Sayın Akbaşoğlu, Akkuyu Santrali’yle ilgili bir ifadede bulundu. Bu Akkuyu Santrali, Adalet ve Kalkınma Partisinin Rusya manevrasından başka hiçbir şey değil.

AHMET AKIN (Balıkesir) – Aynen öyle.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Bu Rusya hangi Rusya biliyor musunuz? Virüsle mücadelesini Türkleri yenmesine benzeten Putin’in Rusyası’ndan bahsediyoruz. Ya, daha dün, Putin, Rusya’nın mücadelesini nasıl yorumladı biliyor musunuz? “Nasıl Türkleri yendiysek bu virüsü de öyle yeneceğiz.” dedi.

AHMET AKIN (Balıkesir) – Aynen öyle.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Şimdi Akkuyu Santrali’ni överken Putin’in bu sözlerine atıfta bulunuyorsunuz. Çok üzüldüm, bu üzüntümü belirtmek için söz aldım.

Teşekkür ediyorum. (İYİ PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Akbaşoğlu, buyurun.

21.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Şimdi...

AHMET AKIN (Balıkesir) – Ne olacak şimdi?

BAŞKAN – Sayın Akın... Yani, Grup Başkan Vekillerine böyle yaparsak bu işin sonu gelmez.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hani bir halk tabiri var: “ Sak üstünde damdağan, vur beline kazmayı.”

YASİN ÖZTÜRK (Denizli) – Aynen, senin dediğin öyle işte.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – “Sak üstünde”, onu tam tersine söylüyorlar halk arasında, hiç alakası olmayan bir şey olduğu için, bu kadar abesle iştigal konuşması olarak değerlendiriyorum.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

YASİN ÖZTÜRK (Denizli) – İştigalle abes...

V.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- İYİ PARTİ Grubunun, 13/3/2020 tarihinde Eskişehir Milletvekili Arslan Kabukcuoğlu ve 19 milletvekili tarafından, ilaç sanayisinde yaşanan sorunların tespit edilerek katma değeri yüksek ilaç üretiminin sağlanması için yapılması gerekenlerin belirlenmesi amacıyla verilmiş olan (10/2730) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 12 Nisan 2020 Pazar günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Evet, İYİ PARTİ Grup önerisi üzerinde, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Sayın Gülüstan Kılıç Koçyiğit. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Muş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Şimdi, tabii, eczacılıkla ilgili ve ilaçla ilgili konuşurken tarihin ilk eczacılarını, kadın şifacıları anmadan geçemeyeceğim. İnsanlık tarihinde ilk ilacı yapanlar, bitkileri toplayıp onları hastaların derdine derman olması için insanlığın hizmetine sunanlar kadınlardı ama ne yazık ki bu kadınlar Orta Çağ’da “cadı” diye katledildiler ve yaşamlarına son verildi.

Şimdi, bugüne baktığımızda, tabii, ilk çağlarda insanlar ilaçları sorunlarını, hastalıklarını yok etmek üzere kullanıyorlardı. Ama bugün baktığımızda ilaç sektörü, gerçekten kapitalizmin çarkları içerisinde gün geçtikçe büyüyen, gün geçtikçe hacmi artan bir sektör durumunda. Bugün ilaç sektörünün temel motivasyonu aslında insanlığın yararı değil, bugünkü ilaç sektörünün temel motivasyonu kâr amaçlıdır ve bu amaç da her gün daha fazla kârdır ve daha fazla kâr için de piyasaya yeni ilaçlar sürülmek durumundadır.

Şimdi, ilaç satışlarını tedavi alanlarına göre değerlendirdiğimizde ilk sırayı onkolojinin aldığını görüyoruz, 2’nci sırada diyabet var, 3’üncü sırada romotizmal hastalıklar ve bunlar bu şekilde artıp devam ediyor. Peki, “Bugün niçin bu kadar çok ilaç kullanılıyor, niçin bu kadar çok ilaç tüketiliyor?” sorusunu sorduğumuzda, aslında kapitalizmin insanlığın sağlığını bozan bir sistem olduğunu, her gün hastalık ürettiğini ve hastalıktan sonra da hastalığın üzerinden de bir ilaçla beraber kârını artırdığını görüyoruz.

Bugün ülkemizdeki durum ne? Ülkemizdeki durum da aynısı değerli arkadaşlar. AKP’nin 2003 yılında başlattığı Sağlıkta Dönüşüm Programı’yla beraber koruyucu sağlık hizmetleri ikinci plana itildi ve tedavi edici hizmetler, sağlık hizmetlerinin ana omurgası olarak da yerleştirildi.

Bugün bunun sonucu nedir? Bugün bunun sonucu sosyalist olan Küba’daki bebek ölüm hızının ülkemizin çok çok altında olmasıdır. Tabii, Küba’daki bebek ölüm hızı sadece ülkemizin oranlarının altında değil, dünyadaki gelişmiş 10 kapitalist ülkenin de neredeyse aynısı durumunda. Küba’da nedir bebek ölüm hızı? 2017 yılında binde 4 değerli arkadaşlar. Peki, Türkiye’deki bebek ölüm hızı ne? Onu söyleyelim; 2017 yılında 9,4; 2018 yılındaysa bu oran 9,3. Yani Türkiye sosyalist Küba’nın çok çok üzerinde bebek ölüm hızına sahip. Neden? Çünkü koruyucu sağlık hizmetleri öncelenmiyor, insanların hastalanmamasına dönük bir politika üretilemiyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Devamla) – Bugün, ülkemizdeki beslenme koşulları, ülkemizdeki barınma koşulları, kişi başına millî gelirin kendisi bugün ülkemizdeki insanların sağlığını korumak için yeterli değil arkadaşlar.

Bunun dışında, bugün, corona günlerinde şunu bir kez daha görmüş olduk: İlaç ciddi bir sorundur, çok önemlidir, sağlık çok önemlidir ve bu, piyasanın tekeline bırakılamaz, piyasanın insafına bırakılamaz. Bugün, gerçek anlamda bütün ülkenin kendi kendisine yetecek bir ilaç kapasitesini geliştirmesi gerekir. Bu, toplumcu bir anlayışla olabilir, halkçı bir anlayışla olabilir. Bunu piyasanın insafına bırakırsanız, onlar hastalığın pik yapmasını beklerler ve en fazla kârlı olduğu alanda da ilaç üretip o ilacı da piyasaya sürerler, bunu söylememiz gerekiyor. Onun için, bugün AKP iktidarının sağlığa yaklaşımı da, ilaca yaklaşımı da, insana yaklaşımı da kâr amaçlıdır, tüketim amaçlıdır ve sağlığı kâr edeceği bir alan olarak gördüğü için ilaca da aynı şekilde yaklaşmaktadır. Bunun doğru olmadığını, halk sağlığını tehlikeye attığını ifade etmemiz gerekiyor.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Burhanettin Bulut. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA BURHANETTİN BULUT (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye’de, özellikle corona pandemisinin üzerine sağlık, ilaç daha çok tartışılır hâle geldi. O yüzden zaten “İlaç stratejik bir üründür.” diye söylüyoruz ve sıkça konuşulan, özellikle Hükûmetin -defaatle- başka alanlarda da olmak üzere yerli ve millî tartışmalarının içerisinde de ilaç var. Ancak maalesef, aynı yerli otomotivde olduğu gibi ilacı da sadece söylemle, siyasetin algı yönetimine ilişkin bir tanımın içerisine almış durumdalar. Nedeni de şu: İlacın Türkiye’de üretimine baktığınızda, 83 tane yerde ilaç üretiliyor yani Türkiye’de ilaç üretiminde herhangi bir sıkıntı yok. Nerede sorun var? Özellikle, katma değeri yüksek ilaçlarda, yeni ürünlerde sıkıntı var. Çünkü Türkiye’de ithal ilaç oranına baktığınızda, TL bazında yüzde 48 tutmasına rağmen, yaklaşık 20 milyar TL tutmasına rağmen kutu bazında yüzde 12’yi geçmemekte. Peki, o zaman, madem öyle, yerli ilaca destek vermek için ne yapmak lazım? Birincisi, araştırma geliştirmelere destek vermek lazım. Bakıyorsunuz Türkiye’ye, binde 1 durumunda. Ancak özellikle, etken madde aldığımız Hindistan’da yüzde 11’lerde, Çin’de yüzde 14’lerde ilaçtaki AR-GE payı.

Peki, yerli ilaç sanayimiz bu konuda ne düşünüyor? Onlara dokunduğumuzda müthiş sıkıntıdalar, özellikle ruhsatlandırma açısından önemli sıkıntıları ifade ediyorlar. Örneğin, 100 milyonluk bir yatırımla biyoeşdeğeri yüksek biyoilaçlar ürettiklerinde ruhsat almada sıkıntılar yaşadıkları için bu ürünü piyasaya süremediklerini ifade ediyorlar. Peki, biz, madem öyle, yerli ilaç üreteceksek bunu kiminle yapacağız? İşte bu, 83 tane, üretim yapan firmalarla. Kimler bunlar? Örneğin, Abdi İbrahim, yüz yıllık tarihi var; örneğin, Nobel ilaç; örneğin, Eczacıbaşı, Deva; bunların hepsinin geçmişi en az elli yıllık. Tabii, bir ürünün yeniden üretilebilmesi ve piyasaya sürülmesi için, bir ekonomik getiri elde edilebilmesi için o yatırımda bir de deneyim olmalı, tecrübe olmalı. Bunlar varken biz bunları kiminle yapıyoruz? Biz yine aynı mantıkla, yandaşlarla ve para getirisi olacak alanlardaki yatırımlarla bunları götürmeye çalışıyoruz. Hâlbuki yapılacak şey, bu firmalara destek vermek. Örneğin, günümüzde -bunun ne kadar kıymetli olduğunun belirtisi olarak da söyleyeyim- yine, Abdi İbrahim İlaç Sanayi Türkiye’de corona tedavisinde kullanılan ilacı üretmiş ve Sağlık Bakanlığına ücretsiz olarak vermiştir ve yeni partiyle, nisan ayının sonlarında 2’nci üretimle yaklaşık 90 bin insanın tedavisine yönelik ilacı Sağlık Bakanlığına ücretsiz olarak verecektir. Tüm bunlar ilacın ne kadar stratejik olduğunun göstergesi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

BURHANETTİN BULUT (Devamla) – Hemen bitiriyorum.

Peki, bu konuda, cumhuriyet tarihinde ne yapılmış size onlardan örnek vereyim, yani sizin motivasyonunuz neye ilişkinse oraya kıymet verirsiniz, değer verirsiniz, biraz önce söylediğim gibi. Amaç, yerli ilaç üretmek değil de yandaşı palazlandırmaksa ya da daha çok kârsa o zaman, siz, bu alanda olmayanlara destek verirsiniz. Cumhuriyet tarihinde Hıfzıssıhha Enstitüsü 1928 yılında kuruldu. 1936 yılında da 17 tane aşıyı Türkiye’ye sundu. Ne zaman yaptı bunu? 1928 yılında Genelkurmayın binası yokken, Başbakanlığın binası yokken Hıfzıssıhha Enstitüsüne inşaat yapıldı. Bu, o ülkede aşı üretimi için motivasyonun göstergesidir. Bugün, Türkiye’deki motivasyon sarayın 5 müteahhidinin dışında değildir.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Sayın Selim Gültekin. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA SELİM GÜLTEKİN (Niğde) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İYİ PARTİ’nin ülkemizin daha yüksek katma değerli ilaç üretebilmesi, önündeki engellerin tespit edilmesi, küresel bir ilaç üreticisi ve ihracatçısı konumuna gelebilmemiz için yapılması gerekenlerin araştırılması amacıyla vermiş olduğu grup önerisi üzerine söz almış bulunuyorum. Coronavirüsle mücadelede evde kalarak ekranları başında bizleri izleyen aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, tüm dünyayı etkisi altına alan Covid-19 salgını sürecinde hayatını kaybeden kahraman sağlık çalışanlarımıza, vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, hastalarımıza da acil şifalar diliyorum. Covid-19 nedeniyle hayatını kaybeden genç meslektaşımız eczacı İsmail Durmuş’a Allah’tan rahmet, ailesine, yakınlarına ve tüm eczacılık camiamıza başsağlığı diliyorum.

Bu salgın sürecinde eczacılık yeminine bağlı kalarak hayatını insanlık hizmetine adayan, fedakârca, gayretle çalışan sağlık ordumuzun önemli bir parçası olan kıymetli eczacılarımıza gönülden teşekkür ediyorum. İyi ki varsınız eczacılarımız ve sağlık çalışanlarımız.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AK PARTİ olarak sağlığa önem veriyoruz. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde AK PARTİ’miz iktidara geldiği 2002’den bu güne “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.” düsturuyla uygulamaya geçirdiği Sağlıkta Dönüşüm Programı’yla sağlık alanında dünyanın örnek aldığı devrim niteliğindeki reformlara imza atmıştır. Bu reformların kıymetini bugün daha iyi anlıyoruz. Öyle ki corona virüs salgınının ilk günlerinden itibaren Covid-19 teşhis ve tedavisinde hastanelerimizin herhangi bir tanesinde sorun yaşanmadı ve yaşanmamaktadır. Dünyanın en gelişmiş ülkelerinin dahi ne kadar ciddi sorun yaşadıklarını görüyoruz. Buradan Sağlık Bakanımız Sayın Fahrettin Koca ve ekibine tekraren teşekkür ediyorum.

Cumhurbaşkanlığı On Birinci Kalkınma Planı 2023 hedefleri doğrultusunda Türkiye, millîleşmeyi amaç edinerek ilaçta, aşıda, tıbbi cihazda, biyoteknoloji ve medikal teknoloji alanında kendi kendine yetecek bir ülke hâline gelme yolunda emin adımlarla ilerlemektedir. Türkiye’nin küresel bir ilaç, AR-GE ve üretim merkezi olması, ilaç ve tıbbi cihaz alanında rekabetçi bir konuma ulaşması elbette ki önem arz etmektedir. Bu nedenle yüksek katma değerli ürünleri üretebilen, küresel pazarlara ürün ve hizmet sunabilen, yurt içi ilaç ve tıbbi cihaz ihtiyacının daha büyük bir kısmını karşılayabilen bir üretim yapısına geçilmesi hedeflerimiz arasındadır. Yapılan çalışmalar sonucunda bugün, ülkemizde tükettiğimiz her 100 kutu ilacın 83’ünü kendi ilaç sanayimizde üretiyor duruma geldik. En önemli stratejik hedeflerimizden biri olan yerli ilaç çalışmalarında ülkemiz önemli bir başarıya imza atmıştır. 2019 yılındaki ilaç ihracatımız 1,2 milyar dolar olmuştur. Öyle ki sektörün önemli üretici ülkelerinin de içerisinde bulunduğu 100’den fazla ülkeye ihracat yapmaktayız. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın önderliğinde yerli üretim kapasitesinin artırılması AR-GE ve girişim ekosisteminin geliştirilmesi, uzun vadede yeni molekül geliştirebilen, daha yüksek katma değerli ilaç ve tıbbi cihaz üretebilen bir yapıya kavuşarak küresel değer zincirlerinde etkinliğin artırılması amaçlanmaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın lütfen.

SELİM GÜLTEKİN (Devamla) – Bu amaçla, Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumumuz, Onuncu Kalkınma Planı çerçevesinde yurt içi ilaç ihtiyacının değer olarak yüzde 60’ının yerli üretimle karşılanması hedefiyle imal başvuru yapılan ilaçların hızlı ruhsatlandırılması ve tamamına yakını ithal olan aşı ve kan ürünlerinin yerli üretime kazandırılması hususlarında çalışmalarına devam etmektedir.

Son olarak, Türkiye, millî teknoloji hamlesiyle sağlıktan savunmaya birçok alanda emin adımlarla ilerlemektedir. Türkiye, son on sekiz yıldaki başarı hikâyesini katbekat artırarak yeni dünyada her konuda kendi kendine yetebilen bir lider ülke olacaktır diyor, Gazi Meclisimizi ve Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

II.- YOKLAMA

(HDP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Yoklama talep ediyoruz.

BAŞKAN – Evet, İYİ PARTİ grup önerisini oylarınızı sunacağım ancak bir yoklama talebi var, önce onu yapacağım.

Sayın Beştaş, Sayın Oluç, Sayın Işık, Sayın Taşdemir, Sayın Çepni, Sayın Turan, Sayın Koç, Sayın Kemalbay, Sayın Orhan Işık, Sayın Gülüm, Sayın Öcalan, Sayın Ersoy, Sayın Toğrul, Sayın Koçyiğit, Sayın Çelik, Sayın Kaçmaz, Sayın Coşkun, Sayın Oruç, Sayın İmir, Sayın Tiryaki, Sayın Eksik.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkan, aynı anda olacak efendim. Aynı anda değil efendim.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Aynı anda 20 kişi olması lazım Başkanım.

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar, biz ayağa kaç kişinin kalktığının kontrolünü yapıyoruz, herhangi bir yanlış yoktur.

Üç dakika süre veriyorum ve yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, toplantı yeter sayısı yoktur.

Birleşime yirmi dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 14.18

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.41

BAŞKAN: Başkan Vekili Süreyya Sadi BİLGİÇ

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 83’üncü Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

II.- YOKLAMA

BAŞKAN – İYİ PARTİ grup önerisinin oylamasından önce istem üzerine yapılan yoklamada toplantı yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi yoklama işlemini tekrarlayacağım.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

V.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- İYİ PARTİ Grubunun, 13/3/2020 tarihinde Eskişehir Milletvekili Arslan Kabukcuoğlu ve 19 milletvekili tarafından, ilaç sanayisinde yaşanan sorunların tespit edilerek katma değeri yüksek ilaç üretiminin sağlanması için yapılması gerekenlerin belirlenmesi amacıyla verilmiş olan (10/2730) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 12 Nisan 2020 Pazar günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – İYİ PARTİ grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Halkların Demokratik Partisi Grubunun İç Tüzük'ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

2.- HDP Grubunun, 12/4/2020 tarihinde Grup Başkan Vekili Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş ve Grup Başkan Vekili İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç tarafından, tüm ülkeyi korku ve paniğe sürükleyen virüs salgını ve yaşanan krizin yönetilememesi nedeniyle verilmiş olan genel görüşme önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 12 Nisan 2020 Pazar günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

12/4/2020

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 12/4/2020 Pazar günü (bugün) toplanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük'ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                Hakkı Saruhan Oluç

                                                                                          İstanbul

                                                                                 Grup Başkan Vekili

Öneri:

12 Nisan 2020 tarihinde Siirt Milletvekili Grup Başkan Vekili Meral Danış Beştaş ve İstanbul Milletvekili Grup Başkan Vekili Hakkı Saruhan Oluç tarafından verilen 6342 grup numaralı, tüm ülkeyi korku ve paniğe sürükleyen virüs salgını ve yaşanan krizin yönetilememesi nedeniyle Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan genel görüşme önergesinin, diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 12/4/2020 Pazar günkü birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Sayın Mahmut Toğrul… (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, öncelikle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, Dünya Sağlık Örgütünün “küresel pandemi” olarak ilan ettiği Covid-19 salgını tüm dünyayla birlikte ülkemizi de maalesef sarmış durumda. Şu anda ülkemizde 81 ilin tamamında vakaya rastlanmış durumda. Aslında ilk ortaya çıktığında Hükûmet bazı önlemlerin alınmasında oldukça gecikti. Bunların başında, örneğin, sınırları kapatmakta geciktiğini herkes kabul edebilir; ikincisi, biliyorsunuz, yurttaşlarımız umreye gitmişti, dönüşlerinde maalesef bir kısmı karantinaya alınmakta gecikti ve nihayetinde şu anda 11 Nisan 2020 tarihi itibarıyla 1.100 yurttaşımız yaşamını yitirmiş, vaka sayısı 52 bini aşmıştır. Türkiye, dünya vaka sayısında 9’uncu, can kaybı sıralamasında 11’inci sıradadır. Dün itibarıyla Türkiye günlük vaka sayısında da İtalya ve İspanya’yı geride bırakarak Amerika ve İngiltere’nin arkasından 3’üncü sıraya yerleşmiştir.

Değerli arkadaşlar, tabii ki Hükûmet öncelikle bir Bilim Kurulu kurdu ama bu Bilim Kurulu şeffaf olmaktan öte, katılımcılıkta da sorunlu bir Bilim Kuruluydu. Örneğin, sağlık çalışanlarının temsilcileri, sağlık emekçilerinin temsilcileri SES ve Türk Tabipleri Birliği bu Bilim Kurulunda yer almamışlardır.

Yine, Bilim Kurulunun aslında tavsiyelerinin de Hükûmet tarafından ne kadar dikkate alındığı konusunda ciddi şüpheler ve kaygılar var; Bilim Kurulunun önerileri nedir, Hükûmet bunların ne kadarını gündemine alıyor veya ne kadarını faaliyete geçiriyor? Bu konuda toplumun ciddi kaygıları ve kuşkuları vardır. Bağımsız ve tarafsız kurumlar da içinde olmayınca bu sorun çok daha ciddi bir noktaya geliyor. Ama bunların hepsinin ötesinde sağlık çalışanlarının da büyük bir risk altında olduğunu herkes kabul ediyor. Biliyorsunuz, Bakanlık -2 Nisan tarihi itibarıyla- 600’ün üzerinde sağlık çalışanının maalesef coronavirüsten enfekte olduğunu açıkladı. Maalesef ülkemiz, sağlık çalışanlarına yeterli tıbbi sağlık destek hizmetlerini de sağlamakta son derece gecikmiştir.

Ama en önemlisi de değerli arkadaşlar, biliyorsunuz Hükûmet, İçişleri Bakanı daha önce daha sıkı tedbirlerin alınmasını önerenleri şiddetle reddederken, hatta FET֒yle ilişkilendirirken ani bir kararla birden 10 Nisan saat 10.00 itibarıyla yani sokağa çıkma yasağına iki saat kala maalesef bir sokağa çıkma yasağı ilan edilmiş ve halk galeyana gelerek sokaklara dökülmüş, neredeyse insanların sürü enfekte olma riski artmıştır. Ama gerçekten Bakanlığın açıklamasıyla şu ortaya çıkmıştır: Halkımız iktidarın açıklamalarına inanmıyor, güvenmiyor; bunun ne kadar süreceğine, nasıl işleyeceğine güvenmiyor. Ve yurt dışı basınında Türkiye’deki bu durum kaos olarak nitelendirilmiştir. Ama AKP’nin yandaş kalemşorları halka hakaret etmeye devam ettiler.

Değerli arkadaşlar, tabii, sosyal devletler vatandaşları için çeşitli kararlar açıklayıp halka seslendiler. Bakın, sosyal devletler ne dediler halklarına? “Biz devlet olarak ihtiyacınızı karşılamaya hazırız.” dediler. “Önemli olan sizin sağlığınızdır, gerisini düşünmeyin.” dediler. Peki, bizim yetkililerimiz ne yaptı? Bizimkiler de önemli işler yaptı arkadaşlar. Örneğin, binilmeyen uçaktaki KDV oranını düşürdüler. Kim biniyor şu anda uçağa, yurttaşımız biniyor mu acaba, bilmiyoruz.

İkincisi: Krizi fırsata çevirdiler, konut kredisini düşürdüler müteahhitleri kurtarmak için değerli arkadaşlar. Krizi fırsata çevirip belediyelere kayyum atadılar. Yine, krizi fırsata çevirip belediyelerin yetkilerini valiliğe aktardılar. Belediyelerin halka hizmet noktasındaki etkinliklerini, faaliyetlerini yasakladılar. Kanal İstanbul’un ihalesine çıktılar, rant kanalını ihale ettiler değerli arkadaşlar. Bir taraftan halka “Evde kalın.” çağrısı yaparken bir taraftan onlara yoksula, işçiye, emekçiye “Evde kalın.” demek yerine “Siz çalışmak zorundasınız.” dediler. Bakın, şu anda Antep Organize Sanayi Bölgesi’nde fabrikalar hâlâ aktif bir şekilde çalışıyor sokağa çıkma yasağına rağmen.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) – Tamamlayacağım Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlar, maalesef bu ülke halkına bir maske dağıtmakta bile beceriksizlik göstermiştir, bunu bile becerememiştir. 4 farklı sistem açıklamış, en son eczacılara havale etmeye çalışmış ama hâlâ halk bir maskeye dahi ulaşamıyor. Türkiye’de, maalesef, ortaya çıktı ki AKP süreci yönetemiyor. AKP süreci yönetemediği gibi, idare etmeye çalışıyor. Şu anda Türkiye’de süreci idare eden kim biliyor musunuz değerli arkadaşlar? Covid-19. Hükûmet, AKP Genel Başkanı diyor ki: “Biz peyderpey önlem alıyoruz.”

Değerli arkadaşlar, virüs peyderpey yayılmıyor. Her yere yayılmış ve her an, her şekilde, herkes bu tehditten nasibini alırken AKP peyderpey önlem alıyormuş değerli arkadaşlar. AKP bir kez daha göstermiştir ki rant ve ihale konusunda uzmandır. Dolayısıyla, o konuyu becerirler, o konuda hiç kuşkumuz yok ama tabii sağlıkta başarılı olmalarını zaten beklemiyorduk. Sağlıkta da başarısız oldukları bir kez daha net olarak ortaya çıkmıştır değerli arkadaşlar.

İnsanlarımız yoksulluğun pençesinde çalışmak zorundadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – İlave sürenizi verdim Sayın Toğrul.

ALİ ŞAHİN (Gaziantep) – Bu söylediğinize eminim siz de inanmıyorsunuz Mahmut Bey.

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) – Başkanım…

BAŞKAN – İlave sürenizi verdim.

RECEP ÖZEL (Isparta) – İlave süre doldu, 3’üncü dakikayı verdiniz.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Tamamlasın Başkan.

BAŞKAN – Ama sözlerinizi tamamlamanız için açayım, son cümleniz için.

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) – Tamam Sayın Başkanım, peki.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – İdare Amirini idare edebiliriz, o kadar da olur ya.

BAŞKAN - İdare Amirleri daha dikkatliler bu konuda Sayın Özel.

ALİ ŞAHİN (Gaziantep) – Ama bu sağlık işiyle ilgili cümlenizi düzeltin Mahmut Bey.

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) – Sayın Başkan, bakın, arkadaşlarınız sürekli buradan laf yetiştiriyorlar, bir taraftan da insanın insicamı ister istemez burada bozuluyor.

ALİ ŞAHİN (Gaziantep) – Katkıda bulunuyoruz.

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) – Bakın, bu ülkenin yurttaşlarına gidin sorun, siz Antep Vekilisiniz, gidin 5. Organize Sanayi Bölgesi’nde çuval fabrikası çalışıyor mu?

ALİ ŞAHİN (Gaziantep) – Elhamdülillah.

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) – Çikolata fabrikası çalışıyor mu?

ALİ ŞAHİN (Gaziantep) – Üretiyor.

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) – Poşet fabrikası çalışıyor mu?

ALİ ŞAHİN (Gaziantep) – Gaziantep dünyanın 173 ülkesine ihracat yapan, 7 milyar dolar ihracatı olan bir şehir.

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) – Üretiyor diyemezsiniz, işçiyi ölüme terk ediyorsunuz orada, işçi orada ölüme terk ediliyor.

ALİ ŞAHİN (Gaziantep) – Gaziantep Türkiye’nin gururu bir şehir.

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) – Yoksullar orada ölüme terk ediliyor. Böyle bir şey olabilir mi?

ALİ ŞAHİN (Gaziantep) – Gaziantep Türkiye’nin onuru bir şehir. Covid’le mücadelede model bir şehir.

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) –Şimdi üretiyormuş! Sokağa çıkma yasağı var ama işçi üretiyor! Böyle şey mi olur!

Teşekkür ederim Başkanım. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Toğrul, teşekkür ediyorum.

DİRAYET DİLAN TAŞDEMİR (Ağrı) – Üretim varmış! İşçiler ölüyor işçiler!

ALİ ŞAHİN (Gaziantep) – 7 milyar dolar, size rağmen hem de.

BAŞKAN – Sayın Şahin, lütfen…

Sayın Erkan Akçay, buyurun lütfen.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

22.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, coronavirüs salgınıyla mücadelenin bireysel, sosyal, siyasal, ekonomik ve uluslararası boyutları olduğuna ve etkin mücadele için her boyutun göz önünde bulundurulması gerektiğine, yürütülen faaliyetlerin eleştirilebileceğine ancak bunun kara propagandaya dönüşmesinin kabul edilebilir olmadığına, Türk bilim insanlarının ve devletin kurumlarının ülkeyi ve insanlığı müreffeh günlere kavuşturmak için çalıştığına, birçok ülkeye tıbbi yardım desteğinde bulunulduğuna, Batılı ülkelerin Türkiye’nin aktör olarak bulunduğu her krizde Türkiye karşıtı söylem geliştirme hatasından vazgeçmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, coronavirüs salgınıyla mücadele, bireysel, sosyal, siyasal, ekonomik ve uluslararası boyutları olan çok yönlü bir süreçtir. Etkin bir mücadele için her boyutun göz önünde bulundurulması, her adımın titizlikle atılması gerekmektedir. Planlamanın icrası, koordinasyonu, iletişimi büyük önem arz etmektedir. 10 Nisan 2020 saat yirmi dört itibarıyla başlatılıp 12 Nisan saat yirmi dört itibarıyla bitirilecek olan sokağa çıkma yasağı Bilim Kurulu üyelerinin uzun süren sosyopsikolojik analiz ve tetkikleri sonucunda alınmıştır. İtalya, İspanya ve ABD gibi ülkeler sokağa çıkma yasağını günler öncesinden haber vermiştir lakin bu durum stokların tüketilmesi ve insan yoğunluğunun günlerce sürmesi gibi vahim bir tablo oluşturmuştur.

Değerli milletvekilleri, yürütülen faaliyetleri eleştirmek elbette mümkündür ancak bunun bir kara propagandaya dönüşmesi kabul edilebilir değildir. Gelinen noktada ülkemizin diğer ülkelere nispeten salgınla mücadelede sağlık altyapısı ve hizmetlerinde ileri bir seviyede olduğu bir hakikattir. Yoğun bakım ünitelerinin sayısı ve kalitesiyle ülkemiz, Avrupa ülkelerinden daha donanımlı vaziyettedir.

Yerli ilaç ve tıbbi malzemede yerli üretim ve sanayiyi, tıpkı savunma sanayimiz gibi, çok ileri merhalelere getirmek önemli hedefimizdir.

Avrupa yaşlı hastalarına ölüm protokolleri imzalatırken, İsveç’te 80 yaş üstü insanlar yoğun bakıma alınmazken ve hastalarda ayrımcılık yapılırken devletimiz her yaştan vatandaşına gereken ihtimamı göstermektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Türkiye her bir insanını materyalist ve Darwinist bir bakış açısıyla değil “eşrefi mahlukat” dediğimiz şerefli bir varlık olarak görmektedir.

Türk bilim insanlarımız ve devletimizin birçok kurumu, ülkemizi ve insanlığı müreffeh günlere kavuşturmak için çalışmaktadır. Nisan 2020’de Profesör Ercüment Ovalı ve diğer bilim insanları aşı, plazma ve kök hücre tedavisi için kırk beş günlük çalışma karantinasına girmişlerdir. Vatandaşlarımıza devlet eliyle maske dağıtılması amacıyla Sağlık Bakanlığı 235 üretici firmayla sözleşme imzalamıştır. Hâlihazırda günde 10 milyon maske üretilip dağıtılması ve bu sayının 20 milyona çıkarılması hedeflenmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Önerge üzerinde konuşabilirlerdi aslında üç dakika; hiç gerek yoktu buna. Sayın Başkan, daha pratik olurdu.

ERKAN AKÇAY (Manisa) –Anladım. Hem önerge üzerinde hem de Grup Başkan Vekili kontenjanıyla ikisini bir arada birleştirdim.

9 Nisan 2020 tarihinde Savunma Sanayii Başkanlığı tarafından yerli tanı kitleri üretildiği duyuruldu.

Dünya âdeta bir panik içinde, şaşırmış vaziyettedir. İtalya Tunus’un, Çek Cumhuriyeti İtalya’nın tıbbi malzeme taşıyan gemisine el koymuştur. Türkiye, bu krizi kararlılıkla yürüterek İtalya, İspanya ve 5 Balkan ülkesinden sonra geçtiğimiz gün itibarıyla İngiltere’ye de tıbbi yardım desteğinde bulunmuştur.

Elbette bu salgın bitecek, insanlık bu beladan kurtulacaktır, lakin dünya, Türkiye’nin vefasını, merhametini, dayanışmasını ve ferasetini asla unutamayacaktır. Batılı ülkeler, Türkiye’nin aktör olarak bulunduğu her krizde Türkiye karşıtı söylem geliştirme hatasından vazgeçmelidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, tamamlıyorum.

Kim vardır bugün meydanda? Ne kalmış Avrupa rüyasından geriye?

Millî dayanışmamız milletimize yakışır bir tablo çizmekte ve tüm dünya milletlerine örnek olmaktadır. Bu zorlu süreçte gecesini gündüzüne katarak emek harcayan sağlık çalışanlarımıza, kolluk kuvvetlerimize ve diğer kurumlarımıza alacağımız tedbirlerle yardımcı olmak vazifemizdir.

Devlet millet el ele bu demir dağları eritip Nevruz’umuzu kutlayacağımız günler yakındır. “Evde kal Türkiye’m.” diyoruz. Dayan milletim, geceyi gördük güneşi de göreceğiz, umudumuzu besleyeceğiz, yarınlara ereceğiz. Yine başaklar buğday verecek, yine bahar, yaz gelecek, çocuklar koşup eğlenecek, hep beraber gülüp eğleneceğiz. Aş olacağız, iş olacağız, yüzlerde gülüş olacağız. Yine, yeniden başlayacağız, mutluluğa varacağız.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Oluç…

23.- İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un, Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın vekiller, bir polemik olması için yapmıyorum bu konuşmayı ama bizim önerimiz üzerine olduğu için ve konuşmanın içinde “kara propaganda” lafı geçtiği için…

BAŞKAN – Sizin konuşma üzerinde değil.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Bizim önergemiz…

BAŞKAN – Hayır, Grup Başkan Vekili Sayın Akçay konuşmasını yapmamıştı. Onu bekledik, onunla ilgili olarak verdik esas. Bilginiz olsun.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Anladım. Ben zaten bir “kara propaganda” lafını çok uygun bulmadığımızı söyleyeyim. Şunun için: Şimdi, bakın, bu mesele -daha evvel de söyledik- Türkiye’nin, sadece Türkiye’nin değil, dünyanın çok uzun yıllar sonra ilk defa karşı karşıya kaldığı bir sorun. Dolayısıyla, buna yönelik hazırlıkların yetersiz olduğu bir durumla karşı karşıya bütün dünya, sadece Türkiye değil. Yani sanki şöyle davranması iktidarın çok tuhaf oluyor: “Biz sık sık böyle salgınlarla karşılaşıyoruz, her türlü önlemimiz hazır, dolayısıyla buna karşı yaptığımız her şey doğru.” tutumu yanlış. Yani bunun böyle olmadığını madde madde biraz evvel hatibimiz de saydı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – İlk alınan önlemlerden bugüne kadar alınan önlemlere baktığımızda, kategorik olarak şunu görüyoruz: Birincisi; bazı önlemler yanlışmış yani o çok açık ortaya çıktı. Özellikle, Cumhurbaşkanının açıkladığı önlemlerin bazılarının bir coronavirüs salgınının önlenmesiyle hiç alakası olmadığı, hatta tam tersi sonuçlar üreteceği ortaya çıktı. Şimdi, bazı önlemlerin geç alındığı ortaya çıktı, mesela sokağa çıkma yasağı, bunu bugün de tartışmaya devam edeceğiz. Bu “Evde kal.” çağrısı doğruyken, “Evde kal.” çağrısının daha köklü olarak takip edilmesi gerekirken, bir tam karantina meselesinin olması gerekirken -çok geç alınmış ve palyatif bir şey yani- bu hafta sonu hava çok güzel, kimse sokağa çıkmasın hâline dönüştü. Gayriciddi, ilan ediliş şeklinde de yürütülüş şeklinde de bir ciddiyet yok aslında.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayın sözlerinizi.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Toparlıyorum efendim.

Ve bakın, Bilim Kurulunda yer alan kimi uzmanlar, profesörler de gazetelere yaptıkları açıklamalarda, bunun ilan edilme şeklinin aslında bu virüse karşı mücadelede bizi ne kadar geriye götürmüş olabileceğine dair sözlerini söylüyorlar. Bilim Kurulu üyeleri dehşet içindeler, bazıları istifaya kalkışmış “Böyle bir şey yapılabilir mi?” diye. Yani dolayısıyla, geç alınmış önlemler, yanlış önlemler ve yetersiz önlemler. Şimdi, yetersiz önlemlere dair de hep konuşuyoruz, konuşmaya devam edeceğiz. Ya, bizim derdimiz, üretim dursun, memlekette hiçbir şey üretilmesin değil; zorunlu sektörler elbette, mutlaka üretime devam edecekler -ilaç gibi, gıda gibi- bu tartışmasız fakat zorunlu olmayan, şu anda üretime devam eden sektörler var ve oralar -ister atölyeler olsun ister orta ölçekli işletmeler olsun isterse büyük fabrikalar olsun- zorunlu olmadığı hâlde üretime devam ettiği için hem işçilerin sağlığını tehlikeye atıyor, dolayısıyla onlar bütün toplumun sağlığını tehlikeye atıyor; üç kuruş fazla kazanacağım, fırsatçılık yapacağım diye insanları çalıştırıyor.

Şimdi, biz bunu kendimiz için söylemiyoruz ki, bütün toplum için söylüyoruz “Yetersiz önlem alınıyor bu konuda.” diye, önerilerimizi yapıyoruz. Dolayısıyla, iktidarın bu konuda söylenenleri ciddiye alması, tartışması ve bir ortak akıl üretmek için çaba göstermesi, gerçekten, bu salgına karşı mücadelede elzem olan bir şeydir; bunu bir kez daha vurguluyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Son cümlem efendim, bitiriyorum.

BAŞKAN – Buyurun.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Yani bir kara propaganda değil bu. Bu, hepimizi, her birimizi ilgilendiren bir salgın olduğu için yani sadece iktidara oy verenlerin, sadece iktidarı beğenenlerin değil, bütün toplumun sorunu olduğu için hep birlikte buna karşı bir ortak mücadeleyi sürdürmek, ortak aklı geliştirmek herkes için iyi olur diye düşündüğümüzden… Yani iktidara oy vermemiş olanların salgına yakalanması herkes için bir tehlikedir. Dolayısıyla, bu açıdan, bir siyasi hesap üzerinden bu konuya yaklaşmak son derece yanlış olur, siyasi fırsatçılık olur ve sonunda hepimize zarar veren bir duruma gelinir; bunu vurgulamak istedim.

Teşekkür ederim.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Akçay.

24.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Doğrusu, böylesi bir polemiği yersiz bulduğumu ifade etmek isterim. Benim konuşmam, Grup Başkan Vekillerinin yaptığı konuşma bağlamında, önceden hazırladığım bir konuşma. Zatıalileri neden alınganlık gösterdi, doğrusu çok da anlayabilmiş değilim.

Şimdi, konuşmamın başında da zaten belirttim; alınan kararların bütün boyutlarıyla göz önünde bulundurulmasını, titizlikle adımların atılmasını; planlamanın icrasının, koordinasyonunun, iletişimin büyük önem arz ettiğini; yapılan faaliyetlerin elbette eleştirilebileceğini ama bunun da bir kara propagandaya dönüştürülmemesi gerektiğini ifade ettim. Ne var bunda? Yani bunda alınganlık gösterebilecek bir şey yok, kaldı ki kastım, buradaki siyasi parti grupları olarak değil, bütün Türkiye olarak. Bu sosyal medyaya veya birtakım şeylere baktığımızda bu kara propaganda faaliyetlerini görmemek de mümkün değil. Ben de bazı olumlu şeyleri göz önüne getirmeyi tercih ettim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Elbette her kararın bir değerlendirmesi, kritiği, analizi, eleştirisi yapılabilir, bunda bir beis de yok. Yani yapılan bunca eleştirilere bugüne kadar ben Grup Başkan Vekili olarak herhangi mukabil bir cevap verme gereği de duymadım fakat dediğim gibi benim bu ifademden bir alınganlık gösterilmesini de doğru bulmadığımı ifade edeyim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Akbaşoğlu.

25.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, Dünya Sağlık Örgütünün Türkiye’yi coronavirüs salgınına yönelik aldığı önlemlerden dolayı takdir ettiğine ve dünyaya örnek gösterdiğine ilişkin açıklaması

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Gerek HDP sözcüsünün kürsüde gerekse Sayın Grup Başkan Vekilinin biraz evvel konuşmasında, tabii, hep iktidara, AK PARTİ Grubuna yönelik birtakım değerlendirmeler yapıldı. Şunu ifade etmek istiyorum: Yani milletin ve devletin ortak bir başarısı var. Dünya Sağlık Örgütü bunu Türkiye’nin bu konuda sağlıkla ilgili aldığı önlemleri takdir ediyor ve bütün dünyaya örnek gösteriyor. (HDP sıralarından gürültüler)

Bu konuyu lütfen milletimizin, devletimizin ortak bir başarısı olarak görün, bu başarıyı da hazmedelim; işin özü bu, bu kadar. Değerli arkadaşlar, her türlü tedbirler, her manada alınıyor ve her türlü eleştiriler de değerlendirilerek ortak akılla milletimizin sağlığı noktasında, ekonomik tedbirler noktasında değerlendiriliyor; bu konuda devletimizle, milletimizle gurur duyalım.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

V.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- HDP Grubunun, 12/4/2020 tarihinde Grup Başkan Vekili Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş ve Grup Başkan Vekili İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç tarafından, tüm ülkeyi korku ve paniğe sürükleyen virüs salgını ve yaşanan krizin yönetilememesi nedeniyle verilmiş olan genel görüşme önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 12 Nisan 2020 Pazar günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN - İYİ PARTİ Grubu adına Sayın Lütfü Türkkan. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün yine corona virüsüyle ilgili bir araştırma önergesiyle karşı karşıyayız. Bundan yaklaşık kırk gün önce 30 Ocak’ta böyle bir araştırma önergesi vermiştik biz İYİ PARTİ Grubu olarak. “Bütün dünyada coronavirüsle ilgili, Çin’den yayılan bu virüsle alakalı hassasiyetler var, bu Türkiye’ye de gelebilir. Bununla ilgili bir komisyon kurup devletimizi bu konuda uyaralım.” dedik, her zaman olduğu gibi reddedildi Adalet ve Kalkınma Partisi ile Milliyetçi Hareket Partisi tarafından. 11 Martta da “Okullar tatil edilsin.” demiştik, arkasından da “Tam karantina olursa iyi olur.” dedik, o da çok kabul görmedi ama geldiğimiz noktada ciddi anlamda bir sıkıntı söz konusu.

Consulta araştırma şirketinin bir araştırması var, ona baktım bugün, bugün yayınlanmış bu da. Dünyada toplam vaka sayısı 1,6 milyon olmuş. Dünya Sağlık Örgütü -Avrupa kısmı- Türkiye’deki vaka artış hızından da endişe duyduğunu belirtmiş. Türkiye, bu hafta yeni vaka sayısında yedinci sırayı koruyor. Dünya ortalamasında 1 milyonda 12,3 olan ölüm oranı Türkiye’de 1 milyonda 11 yani ondan biraz daha düşük. Ancak, bir tehlike var, o da şu: 20’nci vakadan sonra aynı süre içinde bazı ülkeleri karşılaştırdığımızda, Türkiye’nin aynı süre içinde diğer ülkelere göre vaka sayısının daha yüksek olduğunu görüyoruz. Yani örneğin, pandeminin en ağır yaşandığı İtalya’da 20’nci vakadan sonraki yirmi beşinci günde toplam vaka sayısı 31.506 ama Türkiye’de bu 42.282 yani vefat sayısının 1.100 noktasında olması bizi fazla umutlandırmasın. Umuyorum, diliyorum, niyaz ediyorum bu çok yükselmez ama böyle bir gerçek de karşımızda var.

Açıklanan vaka sayıları, yapılan Covid-19 testlerine dayandığı için bugün kesin olarak hangi ülkenin bu salgından en çok etkilendiği konusunda çok sağlam veriler vermeyebilir ama gittiğimiz noktada birtakım logaritmik artışı gördüğümüzde bu ciddi anlamda bir tehlikeyi işaret ediyor. Bunun sadece sağlıkla alakalı kısmının dışında bir de ekonomik meseleleri var. Bakın, Amerika Merkez Bankasının eski Başkanı, FED’in eski Başkanı Ben Bernanke “Sağlık sorunu hallolmadan alınan hiçbir ekonomik tedbir işe yaramayacaktır.” diyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi lütfen.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkan.

Yani parayla en çok ilişkili olan, dünyada bu konuda ciddi tanınan Bernanke bile birinci aşamada sağlık meselesi hallolmadan ekonominin asla ve kata hallolmayacağını söylüyor. Zira,, dikkat edin, virüs temizlenmediği sürece insanların ekonomiye olan güveni geri gelebilir mi? Gelmeyecektir, bizde de gelmeyecek. İş yerleri açılmayacak. Kim cesaret edip bu virüs temizlenmeden iş yerini gidip doğru dürüst açabilecek? İnsanlar normal hayatlarına dönüp eski tüketim alışkanlıklarına kolay devam edecekler mi? Edemeyecekler. Yani istediğimiz kadar ekonomik tedbirleri dört dörtlük alsak bile bu psikolojik ve sosyolojik etkilerinden dolayı ekonomi ilave olarak mutlaka ve mutlaka etkilenecektir.

O yüzden, bu konunun ciddi anlamda araştırılması gerektiğini, üzerinden geçiştirilmemesi gerektiğini, sadece ve sadece Beştepe’ye bırakılıp orada birtakım kurmayların vereceği kararlara bırakmamamız gerektiğini, Meclisin bu konuda inisiyatif alması gerektiğini hatırlatıyorum.

Teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Oluç.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

26.- İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un, tüm ülkeyi korku ve paniğe sürükleyen virüs salgını ve yaşanan krizin yönetilememesi nedeniyle genel görüşme talep ettiklerine ilişkin açıklaması

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın vekiller, belki bizden de kaynaklı olarak bir eksik anlama olabilir diye söz aldım. Sayın Grup Başkan Vekili de konuşurken “Araştırma önergesi.” dedi, bu araştırma önergesi değil bizim genel görüşme talebimizdir, ona işaret etmek istedim. Hani, neden buna ihtiyaç var? Bakın, tam bir ay geçti Türkiye’de bu salgının ilk ortaya çıkışından bugüne kadar ve bir ay boyunca Meclis bu konuda yeterince bir tartışma, değerlendirme yapmadı. Mesela, Mecliste oturan bizler, Bilim Kurulu üyelerinin önerilerinin neler olduğunu bilmiyoruz. Bu, sadece Sağlık Bakanı, Bilim Kurulu üyeleri ve yürütme tarafından biliniyor. Ama yasama olarak, Bilim Kurulu üyeleri neler öneriyorlar, hangileri yerine getiriliyor, hangileri getirilmiyor, önerilerinin anlamı nedir, bu konuda bir bilgimiz yok, Sağlık Bakanı da gelip bu konuda bizi bilgilendirmedi; dolayısıyla böyle bir şeye de ihtiyaç var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi lütfen.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Tamamlıyorum efendim.

Yani şunu düşünün: Biz geçen akşam burada oturup çalışırken tesadüfen birimize bir kişinin “Şu anda sokağa çıkma yasağı ilan edildi.” diye mesaj atmasıyla sokağa çıkma yasağı ilan edildiğini öğrendik, hemen birbirimize söyledik ve Meclis Başkan Vekiline de dedik: “Böyle bir durum var, bir ara verelim, değerlendirelim.” Yani yasamada oturup çalışma yapan vekillerin bile sokağa çıkma yasağını öğrenme şekli bu oldu. Bunların hepsinin çok tuhaf olduğunu düşünüyoruz. Dolayısıyla, genel görüşme açılması talebimiz bütün bu gerekliliklerden ötürüdür, onu söylemek istedim.

Teşekkür ederim.

V.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- HDP Grubunun, 12/4/2020 tarihinde Grup Başkan Vekili Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş ve Grup Başkan Vekili İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç tarafından, tüm ülkeyi korku ve paniğe sürükleyen virüs salgını ve yaşanan krizin yönetilememesi nedeniyle verilmiş olan genel görüşme önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 12 Nisan 2020 Pazar günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Ali Şeker. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurun.

CHP GRUBU ADINA ALİ ŞEKER (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, hatırlarsanız şubat ayında bir çığ felaketi olmuştu. Çığ altında kalan 2 cenazeyi çıkarmak için maalesef 30’un üzerinde vatandaşımızı ikinci çığda kaybettik, 41 vatandaşımızı kaybettik. Burada bu felaket neden yaşandı biliyor musunuz? İşin ehli, işin uzmanı değil, alelacele oradakileri çıkaracağız diye demir paletli iş makineleri, dozerler oraya girdiği için orada ikinci çığ oldu.

Biz de cuma günü coronavirüs felaketinde ikinci çığı yaşadık. Yani “Bir an önce sokağa çıkma yasağı ilan edeceğiz.” diye kurallarının belli olmadığı, birlikte açıklanmadığı bu sokağa çıkma yasağının sonrasında insanlar güven duymadıkları için apar topar koştular marketlere, bakkallara; pazarlar oluştu ve orada maalesef can pazarı oluştu. Bilim adamları, Bilim Kurulu üyeleri ne diyor? “O gün sokağa çıkanlar kendini karantinaya alsın.” diyor. Karantinaya mı aldılar? Hayır, aldıkları malzemeleri evlerine götürdüler, sokaktan bulaştırdıkları o coronavirüsleri evlerine taşıdılar. Şimdi, böylesine bilimden uzak yapılan işler maalesef hep büyük bedeller olarak bizim karşımıza çıkıyor. Bir on gün sonra korkarım bunun bedeli ağır olacak. Onun için diyoruz ki: “Bilim Kurulu var, Bilim Kurulunun kararlarını tartışmadan uygulamaya koyun.” Almanya bunu böyle yapıyor ve yüzde 1,4 ölüm oranı, dünyada en düşük ölüm oranı. Yani bu uygulamaları, bilimsel uygulamaları yapmaktan niye böyle uzak duruyoruz? 9’unda genelge hazırlanıyor ve 30 büyükşehir belediyesinin ve Zonguldak Belediyesinin Başkanlarına dahi bilgi verilmiyor, Fırıncılar Odasına bilgi veriliyor.

Geldiğimiz noktada durum ne? Geldiğimiz noktada 110 binin üzerinde can kaybı var dünyada ve 1 milyon 800 bin hasta var. Bunlar kim? Bunlar PCR testi pozitif olanlar. İki grup var bu hastalıkta: PCR testi pozitif olmadığı hâlde -klinik bulgular dediğimiz- akciğerine virüs enfeksiyonu yerleşmiş ve bu da netleşmiş olan hastalar var, yüzde 60’ı bu vakalar sadece hastanede yatanların; yüzde 40’ı da bu şekilde, bulaşıcı hastalık denilip vefat eden ve coronavirüs gibi defin işlemleri yapılan insanlar. Yani biz şu anda aslında 50 bin değil, 90 binin üzerinde vakaya sahibi; bunlar hastaneye başvuranlar, bunun 5 katı, farkında olmadan sokakta dolaşan, bu hastalığı geçirenler var, bunlar genç. O gün cuma günü o sokağa çıkanlar bir bir hastalık taşıyorlar, maalesef herkese de bulaştırıyorlar bu hastalığı. Biz, şu anda, dünyada dokuzuncu sıraya yükseldik ve vaka artış oranlarında da dünyada Amerika’dan sonra en çok artış oranına sahip olan ülke durumundayız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

ALİ ŞEKER (Devamla) – Yani bize dayatılan ne biliyor musunuz? Sınıf bağışıklığı. Yoksul, evinde ekmeği olmayan, günübirlik yaşayan insanlar sosyal yardım yapılmadığı için, aşevleri kapatıldığı için kendine güveniyor, devletine güvenemiyor; onun için sokağa çıkıyor ve bu da yoksul halkın maalesef bu hastalığın pençesine düşmesine yol açıyor. Size gelmiyor mu bu tür ölümler nedeniyle her gün birçok telefon? “Cenazemizi ne yapacağız? Hastamız var, yoğun bakımda yer bulmada sıkıntı yaşıyoruz.” diye aramıyorlar mı sizi? “Yatak konusunda sıkıntı var.” diye aramıyorlar mı sizi? Yani bu işi ciddiye almak gerekiyor ve bu işi bir an önce bilimsel yöntemlerle çözmek gerekiyor. Siyaset yapmak değil, bilime kulak vermek gerekiyor. “Siyaset yapılacak zaman değil." diyorsunuz ama siyaset yapmaya devam ediyorsunuz. Belediye başkanlarından bile sokağa çıkma yasağını kıskanıyorsunuz, onu bile söylemekten âcizsiniz. Artık diyoruz ki: Siyaset yapmayın, insanlar hayatlarını kaybediyor, insanlar hastalanıyor. Lütfen gereğini yapın. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Sayın Recep Özel. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA RECEP ÖZEL (Isparta) – Kıymetli Başkanım, çok değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

HDP’nin vermiş olduğu genel görüşme önergesi üzerinde söz almış bulunuyorum. Son konuşmacı, CHP’nin konuşmacısı “Burada siyaset yapmayın." diyor. Evet, öncelikle bu konu, bu coronavirüs konusu siyaset yapmamamız gereken bir alan. Herkesin ne bildiği varsa, bilgi dağarcığında ne varsa, tecrübesi ne varsa önümüze koyması gereken bir süreci yaşıyoruz. Çoğu demokrasilerde hep muhalefet aslında daha özgürlükçüdür ama bizde maalesef iktidar çok daha özgürlükçü. Muhalefetin “Birden sokağa çıkma yasağı neden ilan edilmedi?” gibi böyle karantinaya dönük önlemleri alma noktasında çok talebi oldu.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Ya, bunun özgürlükle ne alakası var ya! İnsanlar ölmesin diyoruz ya, özgürlükle ne alakası var?

RECEP ÖZEL (Devamla) – Cuma günü akşamı bununla ilgili, Sayın İçişleri Bakanlığımız 31 ili kapsayan bir karar aldı. Evet, bu eleştirilebilir, zamanlaması eleştirilebilir. Zaten Sayın Bakanımız da eleştirilerin hepsini kabul etti, hakaretleri bile kabul etti. Ama ne yaparsanız yapın, böyle bir olayı hangi saatte açıklarsanız açıklayın yaşanabilirdi, bu doğal bir şey olabilirdi.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Böyle olmazdı, böyle olmaz. Daha doğrusu yapılabilir.

RECEP ÖZEL (Devamla) – Bütün bunları, yapılan bütün iyi işleri sadece buna endeksleyerek her şeyi kötü noktaya getirmenin de pek iyi niyetle bağdaşmadığı söylenebilir.

Gelin, elinizde ne bilgi varsa, ne belge varsa burada konuşun, burada gündeme getirin, tartışalım ama bunu bir siyasi polemik, “Buradan AK PARTİ nasıl zarar görür? AK PARTİ’yi buradan nasıl yıpratabiliriz?” noktasına gelirseniz vatandaşımız da buna “Dur!” noktasına gelir.

ÖZKAN YALIM (Uşak) – AK PARTİ değil, millet corona virüsü aldı o gece, millet!

ALİ ŞEKER (İstanbul) – AK PARTİ’nin seçmeni de o gün hastalandı.

RECEP ÖZEL (Devamla) – Bakın, bu düzen, bu sorun dünyanın içinde bulunduğu tüm ülkeleri etkiliyor, sadece Türkiye’yi etkilemiyor. En hızlı, acil kararlar almak da Hükûmetin görevi ve Hükûmetimizin böyle kararlar aldığına da tüm dünya şahit. Sizler belki takdir etmiyor olabilirsiniz ama tüm dünya ülkeleri Türkiye’den yardım isterken, biz onlara yardım götürürken sizin burada gözünüzü kapatmanıza pek anlam veremiyoruz. Bu dönemde halkımızın her şeyden önce morale ihtiyacı var, gelin, bu morali hep birlikte verelim. Bunu siyasi polemiklere lütfen alet etmeyelim diyorum.

Bakın, Bilim Kurulunun almış olduğu kararları en şeffaf şekilde Sağlık Bakanımız gündeme getiriyor, taşıyor. Kural tanımayanların, sağlık sorunlarını bile siyasi amaçları için kullanmayı deneyenlerin, FETÖ veya PKK güdümlü fitne yuvalarını ve sosyal medyayı kirli ve kötü niyetli girişimlerine alet edenlerin değirmenine su taşımayalım, ekmeklerine yağ sürmeyelim. Buna en çok dikkat etmesi gereken, üzerinde titizlikle durması gereken biz siyasiler ve özellikle de Parlamento ve değerli üyeleridir. Biz millî birliğimizi, ulusal birliğimizi koruduğumuz sürece ne bir virüs ne virütik hain örgütler ne de virütik insanlar bize zarar verebilir. Bugünkü gündemimiz belli olduğu için cezaevlerinde insanlar valizini almış bekliyor bu yasa bir an önce çıksın diye. Gündemimiz belli olduğu için katılamadığımızı belirtiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın Sayın Özel.

RECEP ÖZEL (Devamla) – Hepinize saygılar sunuyorum efendim.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – İnfazda adaleti sağlayamadınız.

BAŞKAN – Sayın Toğrul, siz İdare Amiri olarak laf atanları engelleyeceksiniz, siz laf atıyorsunuz.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Evet, daha doğru yani.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Oluç.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

27.- İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un, Isparta Milletvekili Recep Özel’in HDP grup önerisi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın vekiller, Adalet ve Kalkınma Partisinin hatibi iyi niyet sorgulaması yaptı konuşmasında, bizim önergemiz üzerine konuşulduğu için. Yani bu kadar söz edip anlatmaya çalışıyoruz, hâlâ nasıl iyi niyet sorgulaması yapıyorsunuz, bunu anlayabilmiş değiliz çünkü çok somut şeyler konuşuyoruz. Mesela, siz şimdi dediniz ki: “Bilim Kurulunun kararları açık, ortada.” Bilim Kurulunun kararlarını biz bilmiyoruz, siz biliyorsanız bize anlatın. Sadece Sağlık Bakanı her akşam çıkıyor ve “Şu andaki durum budur.” diye açıklıyor ama onun dışında, Bilim Kurulunun kararları yürütmeye gidiyor. Bilmiyorum geldi mi yasamadaki gruplara, partilere; Bilim Kurulunun kararları iletildi de biz mi bilmiyoruz acaba, biz mi atladık?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Açalım lütfen Sayın Oluç’un mikrofonunu arkadaşlar.

Hatta, Grup Başkan Vekillerinin mikrofonunu sürekli açık tutalım arkadaşlar.

Buyurun Sayın Oluç.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Sayın Başkan, yani şimdi tam ben konuşurken bunu söylemeniz hiç uygun olmadı ama…

BAŞKAN – Sayın Oluç, Sayın Akbaşoğlu da girdi sisteme de onun için söyledim.

Buyurun.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Dolayısıyla, bizim zaten söylediğimiz… Örneğin biraz evvel söylediğim, Bilim Kurulunun kararlarını biz öğrenelim, bilelim yani bu konuda Sağlık Bakanı gelip bizi bilgilendirsin ya da bir şekilde bize dosya iletilsin. Biz bunu istiyoruz yani sürecin şeffaf ve demokratik katılıma açık bir şekilde yürütülmesini talep ediyoruz. Söylediğimiz budur. Buradan niye iyi niyet sorgulaması yapıyorsunuz? Yani burada tekrar…

RECEP ÖZEL (Isparta) – “İyi niyetsiz.” mi dedim ya?

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Dediniz, “İyi niyetini sorguluyoruz.” dediniz.

RECEP ÖZEL (Isparta) – “Kötü niyetlisiniz.” demedim ya, “İyi niyetlisiniz.” dedim.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Şimdi, dolayısıyla, söylediğimiz şu sayın vekiller, bunu söylemeye de devam edeceğiz: Bu sadece sizin sorununuz değil, sizin iktidarınızın sorunu değil...

RECEP ÖZEL (Isparta) – Bence de öyle.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - …siz bütün toplum değilsiniz, Türkiye’nin tamamı siz değilsiniz. Bunu söylemeye devam edeceğiz. Dolayısıyla, bu konudaki taleplerimizi dile getireceğiz. Genel görüşme talebi de böyle bir şeydir. Bir ay geçti, bu konuda polemikler dışında bir genel görüşme yapamadık. Bunun için, eğer “Önemlidir.” diyorsanız genel görüşme talebimizi kabul edin, bir genel görüşme yapalım.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Akbaşoğlu…

28.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Tek cümleyle…

Değerli milletvekilimiz süreci anlatmıştır, Sağlık Bakanımızın Meclisi bilgilendirdiğini ve Bilim Kurulu kararlarının da şeffaf bir şekilde Sağlık Bakanlığı tarafından kamuoyuna duyurulduğunu, bu noktada da herhangi bir problem olmadığını ifade etmiştir. Bunda alınacak bir durum da yoktur.

Teşekkür ederim.

V.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- HDP Grubunun, 12/4/2020 tarihinde Grup Başkan Vekili Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş ve Grup Başkan Vekili İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç tarafından, tüm ülkeyi korku ve paniğe sürükleyen virüs salgını ve yaşanan krizin yönetilememesi nedeniyle verilmiş olan genel görüşme önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 12 Nisan 2020 Pazar günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

3.- CHP Grubunun, 11/4/2020 tarihinde Grup Başkan Vekili Manisa Milletvekili Özgür Özel tarafından, 31 ilde sokağa çıkma yasağının ilan edilmesi ve sonrasında yaşanan olaylar ile bundan sonra alınabilecek önlemlerin tespit edilmesi amacıyla verilmiş olan genel görüşme önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 12 Nisan 2020 Pazar günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

12/4/2020

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu, 12/4/2020 Pazar günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

                                                                                         Özgür Özel

                                                                                           Manisa

                                                                                 Grup Başkan Vekili

Öneri:

Manisa Milletvekili Grup Başkan Vekili Özgür Özel tarafından, 31 ilde sokağa çıkma yasağının ilan edilmesi ve sonrasında yaşanan olaylar ile bundan sonra alınabilecek önlemlerin tespit edilmesi amacıyla 11/4/2020 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan genel görüşme önergesinin (14 sıra no.lu), diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 12/4/2020 Pazar günkü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Tekin Bingöl. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA TEKİN BİNGÖL (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

10 Nisan 2020 Cuma gecesi bütün dünya bizi kıskandı. Öyle önemli bir icraata imza attık ki âdeta parmaklarını ısırdılar ve “Biz nasıl bunu kaçırdık, nasıl Türkiye’nin bu öngörüsünü yakalayamadık?” diye pişmanlık duydular, nedamet getirdiler.

Değerli milletvekilleri, bundan önceki süreçte, bu pandemi sürecinde elbette umreden dönüşlerde, sınır geçişlerinde, test ve benzeri konularda birtakım aksaklıklar, eksiklikler yaşandı. Bu herkesçe malum, hiç kimse bunu inkâr edemez. Biz, hiçbir zaman bunu sorun etmedik, uyardık, önerdik ama cuma günü yaşananlar âdeta tuz biber ekti bu sürece. Birkaç aydır büyük, yoğun bir çalışma sergileyen Bilim Kurulu yok sayıldı, sağlık çalışanlarının o olağanüstü performansı bir anda silindi. Peki ne yapıldı? Şimdi, bu kararlar alınırken Bilim Kuruluna kulak kabartmak gerek. Bir kişinin yönlendirmesi ve yönetmesiyle bu kararlar alınırsa işte sonuçlar böyle tecelli ediyor.

Şimdi, bir genelge yayınlandı, bu genelgenin içeriğine dikkatinizi çekmek istiyorum. Genelgede ne diyor? “Salgının toplum sağlığı ve kamu düzeni açısından oluşturduğu risk yönetme ve sosyal izolasyonun temini…” Arkadaşlar, bu sağlandı mı? Bir sosyal izolasyon o gece var mıydı? Yok. Başka ne var? Sosyal mesafeyi koruma. Akıllara zarar. Bu uygulamayla ve bu genelgenin içeriğine baktığınızda o gece sosyal mesafe korunmuş ve daha da ilginci, yayılım hızı kontrol altına alınmak amacıyla sokağa çıkma hayata geçirilmiş. Bunların tamamının o gece altüst edildiği bir uygulamaya tanık oldu Türkiye ve dünya.

Değerli arkadaşlar, bu ülkede gece yarısı sokağa çıkma yasağı darbeler döneminde yaşandı. Böyle bir dönem yok. Gündüzün suyu mu çıkmış? Bizim çok güzel bir özdeyişimiz vardır: “Gecenin şerrindense gündüzün hayrı.” Yirmi dört saat önce, kırk saat önce bir büyük planlamayla halkın dikkati çekilerek gündüzün ışığında gerekli önlemler alınarak bu sokağa çıkma yasağı uygulanmalıydı. Peki, biz ne yaptık?

Bakın, değerli arkadaşlar, bizim Genel Başkanımız 23 Martta 13 maddelik bir uyarı ve öneride bulundu; yetmedi, 26 Martta bütün partilere Covid-19’la ilgili rapor gönderdi, iyi niyetle düşüncelerini açıkladı; yetmedi, 29 Martta, bakın, dikkatinizi çekiyorum, 29 Martta “Artık ‘Evde kal’ dönemi bitmiştir, ‘Evde tut’a geçilmelidir...” Ne demek “Evde tut”? Sokağa çıkışlar ciddi bir şekilde engellenmelidir; 29 Martta.

Başka şeyler de yaptı Sayın Genel Başkanımız. Mesela, 2 Nisanda, hiçbir ayrım yapmadan -sizin yaptığınız ayrıma rağmen- bütün işçi sendikalarıyla toplantı yaptı. Ardından, yine ayrım yapmadan bütün memur sendikalarıyla toplantı yaptı ve diğer bütün kurumlarla bir araya geldi, değerlendirme yaptı ama siz bunların hiçbir tanesini dikkate almadınız. Hiç önemli değil. O gece ne yapıldı? O gece bir çuval inciri berbat ettiniz.

Şimdi, bütün bunlar uyarıldığında, ikaz edildiğinde… Ya, bir daha yaşanmasın kardeşim. Bir şey yapılıyor, hafta sonu, cumartesi-pazar sokağa çıkma yasağı uygulanıyor. Peki, bizim bilmediğimiz bir araştırma mı yaptınız? Sizin, bu virüsün hafta içinde bulaşmayacağıyla ilgili elinizde yeterli kanıt var mı da bu sokağa çıkma yasağını sadece hafta sonuna uyguluyorsunuz? Muhtemeldir ki önümüzdeki hafta sonu da bunu hayata geçireceksiniz ama önleyemeyeceksiniz. Niye? Çünkü sizin bu çözüm önerileriniz asla hayata geçmiyor. Bunun bir tek anlamı var: Tek adam zihniyeti ve bu zihniyetin ürünü, bunlar yaşanıyor Türkiye’de

Bakın neler yapıldı? O kadar ilginç şeylerle karşılaştık ki 31 Mart seçimlerinden önce müthiş kara propaganda yapılıyordu. Neydi? Ola ki belediye seçimlerinde CHP olumlu sonuç alırsa sosyal yardımlar kesilecek.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın Sayın Bingöl.

TEKİN BİNGÖL (Devamla) - Şimdi, görüldü ki Cumhuriyet Halk Partili belediyeler, beldesinden büyükşehrine varıncaya kadar, sosyal yardımları vicdani, insani ve ahlaki bir düzene oturttular. Bu süreçte de herkesten daha önce bir bağış sürecini başlattılar ama kıskançlık ve CHP’li belediyeleri yok sayma anlayışı bunu engelledi. Yetmedi aşevi, ya aşevi… Yirmi-yirmi beş yıldır yoksula, fakire, fukaraya, o dilinizden düşürmediğiniz garip gurebaya sıcak aş veren belediyelerin önünü kesmeye çalıştınız. Yetmedi, ya, bu ülkede büyükşehir belediyeleri bunun öncüsü, siz sokağa çıkma yasağı ilan edeceksiniz, belediyelere haber vermeden, kendi başınıza bu sokağa çıkma yasağını organize etmeye çalışacaksınız, sınıfta kaldınız. Yine, CHP’li belediyeler bütün bunlara rağmen “Olsun, olsun.” dedi, o gün, sabaha kadar bütün belediye başkanlarımız halk ekmek fırınlarında nöbet tuttu ve suyunu da, aşını da, ekmeğini de yoksula, garibana, emekçiye yetiştirdi. (CHP sıralarından alkışlar)

Bir şeye dikkatinizi çekeceğim, şunu iyice anlayın: Siz iyilikte CHP’yle yarışamazsınız. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

TEKİN BİNGÖL (Devamla) – Bu, CHP’nin işidir. Siz iyiliği engellersiniz, siz kötülükte yarışmaya layıksınız diyor, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Akbaşoğlu, buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

29.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, Ankara Milletvekili Tekin Bingöl’ün CHP grup önerisi üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Biraz evvel CHP’li hatibin ifade ettiği bir hususa açıklık getirmekte fayda var. 2860 sayılı, 1983 tarihli Yardım Toplama Kanunu var. Kimlerin nasıl yardım toplayacağı burada açıkça ifade edilmiş.

OYA ERSOY (İstanbul) – Kimler var?

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Her belediye, her kurum ve kuruluş, her dernek, her kişi bu Kanun’a tabii; bir. (CHP ve HDP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Arkadaşlar, lütfen…

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – İkinci olarak, değerli arkadaşlar, hiçbir belediyenin kendi sakinlerine, belde halkına yardım yapması kimse tarafından engellenmiyor; her türlü yardımı yapabilirler ancak çarpıtma ve kanunlara aykırı durumu da herkesin bilmesi gerekir. İzin almak suretiyle kişi ve kuruluşlar, kurumlar yardım toplayabilir. İstanbul Büyükşehir Belediyesinin yapmış olduğu da kanunsuz bir işlemdir ancak kendi bütçesinden her türlü yardımı yapma imkânı da mevcuttur; kimsenin elinin tutulduğu yok. Aynı zamanda iktidarımız da Maliye Bakanlığı da bütün belediyelerin kesintilerini üç ay boyunca ortadan kaldırmış, mali yönden de büyük bir yardımda bulunmuştur.

SÜLEYMAN BÜLBÜL (Aydın) – Lütfettiniz, lütfettiniz!

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Bunun da herkes tarafından bilinmesini isterim.

Teşekkür ederim.

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Muğla Belediyesinin ekmek yardımını yasakladınız!

BAŞKAN – Sayın Özel, buyurun.

30.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, birincisi, çok özel şartlardayız. Bu özel şartlarda, örneğin yürütmenin kullandığı bazı yetkilerin ne kanunda ne ikincil mevzuatta yeri olmadığı hâlde -biz bunları, kendi aramızda, gelecek süreçlerde size rapor edeceğiz ama- “Şu, Anayasa’ya aykırı; şu madde aykırı.” diyoruz ama durum da corona günü. Şimdi bu tedbirin alınması lazım diye bakıyorsunuz ama iş, Cumhuriyet Halk Partili belediyelerin bu acil durumda son derece şeffaf, denetime açık bir şekilde attığı adıma gelince coronayla mücadeleyi düşünmüyorlar “Efendim, şu izin, bu izin...” İzin başvurumuzu yaptık usulüne uygun olarak, bu işte bir samimiyet olsa ona izin verirsiniz. Birçok valilik, belediyelerimizin izin başvurularını reddetti. Yürütmeyi durdurma talepli idari yargı başvurularımız yapıldı, onu bekliyoruz. Birçoğuna da talimat verdi Süleyman Bey: “Mümkün olduğu kadar geç cevap verin ki mahkemeye gidemesinler.” Düşünebiliyor musunuz ne yapmaya çalışıyor? Vicdan sahibi bir hâkim belediyenin önünü açar diye endişe edip yazılara cevap verdirtmiyor, verenler de ret verdi. İdari yargıdayız, atsanıza bir adım; izin versenize usulüne göre yapılan başvurulara; yapmıyorsunuz.

İki: Yine samimiyeti sorgulanır bu söylemin, daha doğrusu samimiyetsizliği ortadadır demek durumundayım. Eskişehir Büyükşehrin, Eskişehir Odunpazarı’nın, Antalya Muratpaşa’nın yirmi beş ve otuz iki yıldır faaliyette olan aşevleri var. Yirmi beş yıldır hesap numarası sabit, vatandaş ezbere biliyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın lütfen.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Yirmi beş yıldır o aşevine giden, sefer tasına sıcak yemeğini, sıcak somun ekmeğini alıp dönebiliyor ya da orada yiyebiliyor. Corona günlerinde ise Eskişehir Büyükşehir ev ev onu dağıtıyor. Bu hesaba bloke koydunuz kardeşim, bu hesaptaki paraya bloke koydunuz. Bu hazımsızlık değil de -vekilimizin dediği gibi- bu kibir değil de ne? Memlekette aç çok, yoksul çok ama yardım, tek adam… Bütün anlayış bu. Bunu, asla ve asla vatandaşın vicdanına izah edemezsiniz. Bakın, o büyük çöküşün, o direndiğiniz ve algı yönetimiyle toparlamaya çalıştığınız büyük çöküşün sebebi bu: Vatandaş böyle günlerde samimiyeti ve sahiciliği sorgular.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Başkanım, olmaz ki böyle ya!

BAŞKAN – Sayın Can, ben mi yapıyorum da bana söylüyorsunuz?

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Başkanım, bu nedir, nasıl olacak ben anlamadım ki.

BAŞKAN – Ya, böyle bir şey mi var Sayın Can, grup başkan vekilleri… Sayın Akbaşoğlu’nun tekrar söz talebi var, şimdi de ona söz vereceğim.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Grup başkan vekili olunca…

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Peşrevleri hiç bitmiyor Başkanım, sürekli peşrev…

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi lütfen.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, vatandaş güzel günlerde politik bakar, siyasi bakar, “Benim partim.” der, “Rabia” der, “altı ok” der, “güneş” der, onu der bunu der ama bu kadar kritik günde hepimizin gözüne bakar, sahicilik arar, samimiyet arar. “Düşmanım mı benim ya bu Ekrem İmamoğlu? Alt tarafı geçenlerde bir seçimde bizi yendi...”

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Yenmedi, yenmedi, hiç yenmedi; o hikâye!

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – “…Biz de bunları 4 kere yenmiştik. Bu sefer de Ekrem İmamoğlu bu hizmeti yapsın, Mansur Yavaş yapsın…”

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Beceremez Ekrem İmamoğlu, Ekrem İmamoğlu kim!

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – “…Neden mâni oluyor bizimkiler?” der.

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Ya, bir yolu yapamamış, 2 otobüsü çalıştıramamış adamlar ya!

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – İşte büyük gerilemenizin sebebi budur.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Akbaşoğlu, buyurun.

31.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ben kürsüden grubumuzu töhmet altında bırakan ve gerçek dışı birtakım beyanlarda bulunulan durumlarla ilgili ve sorulan sorularla ilgili bir açıklama yaptım, gayet teknik bir açıklama yaptım. Ancak, siyasi anlamda bir rant elde etme noktasında bir yaklaşımla cevap verilmeye çalışılıyor. Millet gerçekleri görüyor.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – E görüyorsa sorun yok.

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) – Görüyorsa sorun yok.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Milletimiz, devletimizin bütün kurum ve kuruluşlarıyla nasıl canhıraş bir şekilde kendisine yardım ettiğini, 2 milyon 100 bin aileye 1.000 lira dağıtıldığını, 2 milyon 300 bin aileye hakeza dağıtılacağını, bütün Vefa çalışma gruplarıyla, bütün kurum ve kuruluşlarıyla hakikaten nasıl büyük bir özveriyle çalıştığını görüyor. Ben bunu ifade etmedim, sadece teknik anlamda 2860 sayılı Kanun’un herkesi bağladığını Sayın Konuşmacının sorusu üzerine ifade ettim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

OYA ERSOY (İstanbul) – Vefa çalışma gruplarında kim var?

BAŞKAN – Buyurun.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Toparlıyorum.

Dolayısıyla, devlet millet kaynaşmasıyla bütün dünyanın örnek aldığı Türkiye ortadadır. Herkes milletiyle ve devletiyle gurur duymalıdır diyorum, teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) – Başkanım, sorunu çözdük. Biz de gönderdiklerimize Tayyip Bey gönderdi diyeceğiz. (CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Oluç...

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Sayın Başkanım...

BAŞKAN – Arkadaşlar Grup Başkan Vekiliniz bir şey söylüyor, onu bile dinleyemiyorum ya.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Sayın Başkanım, Grup Başkan Vekilleri topu kendi aralarında dolaştırıyorlar, İç Tüzük’te böyle bir şey yok, kim olursa olsun ya. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – O zaman Akbaşoğlu’na söyleyeceksin onu.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Size de söz verelim, Sayın Can’a da söz verelim.

BAŞKAN – Evet, Sayın Oluç buyurun.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Başkanım, CHP grup önerisi vermiş, grup önerisini sözcüsü gelmiş savunmuş, gerekçe de ondan sonra oylanır ya.

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Millet bizden kanun bekliyor Başkanım, vallahi telefonlara çıkamıyoruz ya.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Kendi Grup Başkan Vekilinize söyleyeceksiniz.

BAŞKAN – Evet Sayın Can, az önce benim bir ricam oldu. Bu birbirini doğuruyor, bu iş böyle. Yani neticede şuna karar vermek lazım: Bu kanunu geçirmek istiyor musunuz, istemiyor musunuz? E, muhalefet zaten direniyor, geçirmek istemiyor.

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) – Yok, böyle bir şey, Sayın Başkan, böyle bir şey yok! Biz de muhalefetiz, öyle yağma yok!

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Sayın Başkan, yanlış algı yapmayalım.

BAŞKAN – Sayın Oluç, buyurun lütfen.

32.- İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un, ceza infaz kanun teklifindeki eksikleri eleştirerek muhalefet hakkını kullandıklarına, iktidarın yardım ve dayanışmayı merkeziyetçi şekilde sürdürmesinin toplumsal geleneklere aykırı olduğuna ilişkin açıklaması

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın vekiller, önce iki konuya kısaca değinmek istiyorum: Birincisi, Sayın Başkan siz dediniz ki: “Muhalefet yasayı geçirmek istemiyor.” buna katılmıyoruz.

BAŞKAN – Direniyor diyeyim beni size.

Buyurun.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Muhalefet, yasadaki eksikleri eleştiriyor, değiştirilmesi için önerilerini yapıyor, tartışıyor; çok doğal bir muhalefet hakkımızı kullanıyoruz, bundan daha doğalı olamaz.

İkincisi, Sayın Can’ın bu tutumunu anlamıyoruz yani Meclis Başkan Vekili siz değilsiniz, siz yönetecekseniz buyurun oturun oraya. Ama Allah’tan siz değilsiniz yani, yoksa siz olsanız hiç konuşamayacağız, Allah’tan değilsiniz. (HDP sıralarından alkışlar)

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – İç Tüzük, İç Tüzük, söylüyor.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Şöyle bir sorun var: Bakın, Vefa gruplarından söz ediyoruz değil mi? Vefa grubunda kim karar verici? Kime, nasıl yardım yapılacağına kim karar veriyor bilmiyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – İktidar, sadece kendi yanında olanlara, onları destekleyenlere mi dayanışma, yardım yapıyor...

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Alakası yok.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - ...yoksa daha geniş toplumsal kesimlere mi, bunu bilmiyoruz.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Herkese, herkese...

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – “Herkese” diye siz söylüyorsunuz, herkes bunu böyle söylemiyor işte, sorun buradan kaynaklanıyor.

Bir diğeri, yardım ve dayanışma, bizim toplumumuzun çok geleneksel bir özelliğidir yani yüzlerce yıldır geleneklerimizde olan bir şeydir. Dolayısıyla iktidarın sadece tek başına, merkeziyetçi bir şekilde yardım ve dayanışma işini sürdürmesi toplumsal geleneklerimize de aykırıdır. Yani belediyeler, sivil toplum kuruluşları, yurttaşlar, vakıflar, bunların hepsi yardım ve dayanışma işini yüzlerce yıldır sürdürmüş olan kişiler, kurumlardır. Dolayısıyla yardımı tekleştirmeyi, bu kriz salgınına karşı, bu virüs salgınına karşı mücadelede her şeyi merkeziyetçi, tek kişiye bağlayan anlayışı eleştiriyoruz, işte tam da budur eleştirdiğimiz mesele.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Son sözlerinizi alayım lütfen, tekrar açmayacağım.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Son söz efendim.

Sizin dile getirdiğiniz ve bunun değişmesi gerektiğini anlatıyoruz, tartışma budur.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Evet, Sayın Özel…

Buyurun.

33.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can’ın yerinden sarf ettiği bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ben çok uzatmadan şunu söyleyeyim.

BAŞKAN – Zaten bir dakikadan fazla artık, bundan sonra Grup Başkan Vekillerinin mikrofonlarını açmayacağım.

Buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bu doğru değil Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Durun bakalım, durun bakalım.

Şimdi, birincisi şu Sayın Başkanım: Ramazan Bey kıdemli bir grup yöneticisi, Grup Başkan Vekillerine karşı kullandığı -kendi Grup Başkan Vekili de olsa- bu dil, doğru bir dil değil, hangimize kullanıyorsa da doğru değil. Bu durum…

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Yani sizin Meclisi kilitlemeniz çok doğru, sürekli konuşmanız çok doğru; arkadaşımızın bir şey hakkında konuşması yanlış.

BAŞKAN – Sayın Özkaya, bir müsaade edin ne olur, rica ediyorum.

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Böyle bir şey yok. Biz, bu kanuna imza attık. İnsanlar bizden kanun bekliyor. Sürekli topun dönüp durmasını istemiyor, Ramazan Bey haklı.

BAŞKAN – Arkadaşlar…

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Sürekli Sayın Özgür Özel geldi mi bütün Meclis kilitleniyor.

BAŞKAN – Sayın Özel…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, şimdi, şunu bilelim ki bizim konuşmacımızdan sonra Sayın Akbaşoğlu’nun o tempodaki, o düzeydeki o cevabı olmasa bir sonraki konuşmacıya geçilecek.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Alakası yok.

BAŞKAN – Buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ama bir saniye, şunu ifade edeyim. Bu Mecliste eskiden bu düzen bu kadar değildi ama siz bir gün geldiniz, dediniz ki: “İkide başlayan Meclis beşte, altıda gündeme geçemiyor.” Grup önerileri onar dakikaydı, üçe indirdiniz. Geçmiş tutanak konuşmasını kaldırdınız, onu da engellediniz bunu da. Ben, o gün size ne dedim? Elitaş da şahit. Bakın dedim, Allah isterse deveyi iğne deliğinden geçirir. Nasıl olacak o? Ya deveyi küçültür ya deliği büyütür. Bu İçtüzüğü yapmayın, yeni bir durum ortaya çıkar ve aynı noktaya gelir dedim. Bugün geldiğimiz nokta o.

BAŞKAN – Malumu ilan ediyoruz yani.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Partilerin söz söyleme hakkı kısıtlandıkça İçtüzük başka bir yerden esner arkadaşlar. Bu işin bütün dünyadaki uygulaması budur.

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Bir dakika bitti.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Lütfen, iyi ilişki içinde olmanız gereken Grup Başkan Vekillerine karşı küçültücü cümleler kullanmayınız. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Erel, kusura bakmayın, sizi de bekletiyorum ama şimdi vereceğim söz.

Sayın Türkkan, buyurun.

34.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, ceza infaz kanun teklifinin toplumun vicdanını rahatsız eden maddelerinin görüşülerek düzeltilmesi yönünde tavsiyeleri olduğuna ilişkin açıklaması

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, biraz evvel ifade ettiğiniz sözün üzerine ben söz almak istedim, direnme sözüne karşılık. Bizim direncimiz var, doğru ama şu mealde: Toplumun vicdanını rahatsız eden, sıkıntılı maddelerin görüşülerek düzeltilmesi yolunda tavsiyelerimiz oldu, hâlâ da devam ediyor, bunlar -hiçbir zaman- daha dikkate alınmadı. Bunun ismi “direnmek” değil, bunun ismi “doğruyu hedef göstermek”ti; bunun bu şekilde düzeltilmesini istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

V.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

3.- CHP Grubunun, 11/4/2020 tarihinde Grup Başkan Vekili Manisa Milletvekili Özgür Özel tarafından, 31 ilde sokağa çıkma yasağının ilan edilmesi ve sonrasında yaşanan olaylar ile bundan sonra alınabilecek önlemlerin tespit edilmesi amacıyla verilmiş olan genel görüşme önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 12 Nisan 2020 Pazar günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – İYİ PARTİ Grubu adına Sayın Ayhan Erel…

İYİ PARTİ GRUBU ADINA AYHAN EREL (Aksaray) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

10 Nisan 2020 Cuma günü saat 21.35’te tüm televizyonlar, radyolar yayınlarını keserek ortak bir yayına bağlandılar. “30 büyükşehir ile Zonguldak üzerine yağan yağmurla birlikte corona virüsü yağmıştır, dolayısıyla bu saatte bu virüsten korunmak için bu 30 il ile Zonguldak’ta sokağa çıkma yasağı ilan ediyoruz.” Buna hiç kimse bir şey demezdi çünkü ansızın ortaya çıkan, bilinmeyen bir sebeple, bir problemle karşı karşıya kalmışız. Ama Hükûmet yetkililerinin, Sayın Bakanın ifadesiyle, corona virüsüyle 31 Aralıktan beri mücadele ediyoruz. Yani cumartesi-pazar günü sokağa çıkma yasağı ilan edilecekse bunu üç gün önceden, dört gün önceden neden ilan etmeyiz? Kaldı ki elimizde Sayın İçişleri Bakanlığının “çok acele” notuyla genelgesi var. Genelgenin tarihine baktığımızda, 09/04/2020 yani Perşembe günü. Sokağa çıkma yasağının genelgesi perşembe günü hazırlanmış, niye cuma günü saat 22.00’ye kadar beklediniz? Benim aklıma şu geliyor: Yoksa Sayın Bakan, yetkililer Sayın Cumhurbaşkanına ulaşamayıp bu konuda onun “okey”ini, tensiplerini alamadılar mı? Ya, böyle garip bir sokağa çıkma yasağı ilan edilmez. Yani 22.00’de zaten marketler, dükkânlar, manavlar, pazarlar kapanmış, siz 22.00’de “Sokağa çıkmayın.” diyorsunuz. Bebesi olan anne çocuğuna sütünü nasıl bulabilecek? Hasta olan, evinde ekmeği olmayan vatandaş o saatte ekmeğini nereden alacak? Perşembe günü yayınladığınız genelgeyi perşembe sabahı vatandaşa niye duyurmuyorsunuz? Fırıncılara haber verdiğiniz genelgeyi, belediye başkanlarına niye haber vermiyorsunuz? Böyle bir ciddiyetsiz, programsız… Yönetimlerin tamamını dikkate alarak hazırlanmayan sokağa çıkma yasağı maalesef, üzülerek ifade ediyorum koskoca Türkiye Cumhuriyeti devletini dünyaya rezil etmiştir ve yandaş basındaki bazı yazarlar da çocuğuna süt, ihtiyar babasına ekmek götürme kavga ve çabasında olan insanlara hiç yakışmayan sıfatlarla hitap etme gibi bir yanlışın ve cehaletin içine düşmüşlerdir. Ne yapsın adam? Gece onda sokağa çıkma yasağı ilan edilmiş, evinde ekmeği yok, sütü yok, yumurtası yok. Ne yapacak sokağa çıkmayıp da? Siz sokağa çıkma yasağı koyup sözüm ona bu yaygınlaşmayı, bulaşmayı önlemek isterken…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi Sayın Erel.

AYHAN EREL (Devamla) – … yayılmayı önlemek isterken iki saatte dünya kadar insan, sosyal mesafeyi bir tarafa iterek hatta birbirlerini bıçakla yaralama gibi bir yanlışın içine düşerek ekmek alma, ihtiyaçlarını giderme çabası içerisine girmiştir. Bunun faturası orada ekmek alma kavgasında, sevdasında olan vatandaşta değil, bunun vebali günahı maalesef bu genelgeyi uygunsuz, vakitsiz, plansız, ciddiyetsiz bir şekilde uygulamaya koyan -sorumluluğu üzerine İçişleri Bakanı alıyor- İçişleri Bakanındadır diyorum.

Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Sayın Serpil Kemalbay… (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – Genel Kurulu selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, dünya sorunuyla karşı karşıyayız. O yüzden de dünyanın bir araya gelmesi gereken bir durum var. Fakat biz, burada, Mecliste bu corona salgını sorunuyla mücadelede ne yazık ki hiçbir şekilde bir arada olamıyoruz, karşı karşıya kutuplaştırıcı siyaset burada da devam ediyor.

AKP’nin yirmi yıllık iktidar kibri, rant ve kâr hırsıyla iktidarını korumayı her şeyin üstünde gören anlayışı, bugün halk sağlığını büyük bir tehlikeye atıyor ve yüz binlerce insanın yaşamıyla oynuyor. Bakın, burada biz bu konuyu gündeme getirdiğimizde susturmaya çalışıyorsunuz. Anketler yapıyorsunuz her seçim döneminde -her gün yapıyorsunuz, seçim dönemlerinde de değil- eminim ki şimdi bu konuyla ilgili simülasyonlar yaptırmışsınızdır, siz gerçeği biliyorsunuz ama halktan saklıyorsunuz diye düşünüyorum.

Benim bilim insanlarının ortaya koyduğu çalışmalardan çıkarttığım şey şudur: Eğer siz bugünkü tedbirsizliklerinizle giderseniz, dört ay içerisinde bu salgın öylesine yaygınlaşacak ki yaklaşık 50 milyon insana virüs bulaşacak ve en az bunların yüzde 1’i yoğun bakıma girecek ve 500 bine yakın insan yoğun bakımda boğularak yaşamlarını yitirme riskiyle karşı karşıya kalacak. Bunu durdurmak için ne yapmalıyız? Bunu durdurmak için işte bu sürü bağışıklık sistemine bir dur dememiz gerekiyor ve salgının yayılmasının önüne geçmek için tam bir izolasyon, tam bir tecrit uygulamamız gerekiyor, testlerle yakalamamız ve üstüne gitmemiz gerekiyor, gerekirse yaygın karantinalara geçmemiz gerekiyor. O bakımdan iki gün sokağa çıkma yasağı son derece anlamsızdır. Yani iki gün sokağa çıkma yasağı kararı verdiniz, onu da iki saat önce açıkladınız, bu salgının 250 bin aileye yayılmasına sebep oldunuz ve bu salgının yaygınlaşmasına hizmet ettiniz. Oysa bizim bu dört ay içerisinde 500 bin yoğun bakımda insan simülasyonunu engellemek için yoğun bakım hasta sayısını azaltmamız gerekiyor. Yoğun bakımın önünde insanların birikmesinin önüne geçmemiz gerekiyor ve solunum cihazlarının kapasitesine göre bu düzenlemeyi yapmamız gerekiyor. Şu anda, bizim solunum cihazı kapasitemiz 25 bin ve biz 500 binlerden bahsediyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (Devamla) - Burada sorumsuzluk o kadar had safhada ki işte bu adaletsiz infaz paketinde de görüyoruz, cezaevlerinde salgının yayılması üzerine corona virüsüyle mücadele için eşit ve adil bir infaz paketi yapılması gerekirken onu da konuşamıyoruz. Mafya babalarını cezaevinden çıkarmak için hızlandırılmış ve coronavirüs salgınını bahane etmiş bir paketle karşı karşıyayız.

Bakın, bu kadar önemli bir konuda bütün partilerin ve bu Meclisin sorumluluk üstlenmesi gerekiyor, Meclisin görev yapması gerekiyor ve salgına karşı birlikte, birleşik bir mücadele vermemiz gerekiyor. Sağlık Komisyonuna dilekçe veriyoruz, bu kadar önemli bir konuda Sağlık Komisyonu toplansın ve bu Komisyon çalışsın diyoruz fakat ne yazık ki Sağlık Komisyonu da herhangi bir çağrıya cevap vermiyor.

Bir an önce toplumun temel ihtiyaçları karşılanmalı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi lütfen.

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (Devamla) – Teşekkürler.

Çözümü, artan test ve sokağa çıkmanın sınırlandırılmasıyla sağlayabiliriz ama evlerdeki insanların yaşamsal ihtiyacını karşılamamız gerekiyor. Hiç kimse evinde aç kalacağını düşünmemeli; hiç kimse ben ne yiyeceğim, nasıl geçineceğim, yarın -iş konusunda- işsiz mi kalacağım dememeli. Bunun için gerekli güvenceyi sağlamalıyız. Temel ihtiyaçları karşılamalıyız. Belediyelerin elini kolunu bağlamaktan vazgeçin artık ve servetten vergi alarak, toplumda paylaşımı adilleştirerek ekonomik sorunların üzerine gidebiliriz. Ekonomiyi merkezinize alıyorsunuz ve işçileri, emekçileri ölüme mahkûm ediyorsunuz, buna hakkınız yok. İşçileri corona virüsüne rağmen işe gönderemezsiniz; bu, ölüme göndermek anlamına geliyor. İşçi ailelerini ve işçileri ölüme göndermekten vazgeçin diyoruz, sizi ciddiyete davet ediyoruz, sizi vicdana ve adalete davet ediyoruz. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Sayın Ramazan Can. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

Arkadaşlar, bu kadar alkışa gerek yok. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

Arkadaşlar, bu kadar alkıştan sonra Ramazan Can’ın yapacağı konuşma bize yirmi dakikaya mal olur.

Buyurun.

AK PARTİ GRUBU ADINA RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle bütün siyasi partilerin Grup Başkan Vekillerine saygım sonsuzdur, onu defaatle…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Bunu bir özür kabul edelim mi?

RAMAZAN CAN (Devamla) – Bu, Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemi, bu da İç Tüzük. Meclis Başkan Vekili İç Tüzük’ün gündemine ve İç Tüzük’e göre burayı yönetiyor. Bir hakkın sırf ızrarını kanun himaye etmez. Bugün ne görüşüyoruz biz? Grup önerisi. Neye göre görüşüyoruz? Danışma Kurulu, 19’uncu madde, diyor ki: “Grup önerisi verebilir siyasi parti, Danışma Kurulunda kabul görmezse Genel Kurula 19’a göre getirir.” Geldi, güzel. Ve diyor ki İç Tüzük: “Grup önerisi veren tarafa beş dakika söz verilir.” Verdi mi? Konuştu mu? Gerekçesini açıkladı mı? Açıkladı. Diğer parti gruplarına da üçer dakika söz verilir. Sen kendi grup temsilcinin gerekçesini kabul etmiyor musun da bir de sisteme giriyorsun, söz hakkı istiyorsun? (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

Diğer taraftan, arkadaşlar, bizim Meclis İçtüzüğü’nün uygulamalarını tarihe not bırakmamız lazım. On yıl sonra bir araştırmacı geldiğinde hangi kanunla ilgili ne konuşulmuş, bakacak. İnfaz yasası, girecek bakacak araştırmacı. Bursa’nın İnegöl’ünün ne problemi, atıyorum, Adıyaman’ın bilmem neyi... Arkadaşlar, bunlar doğru değil. Meclis, gündemine hâkimdir. Grup Başkan Vekillerini de Meclisin gündemine bağlı olmaya davet ediyorum. Grup Başkan Vekilleri gündeme bağlı olacak ki milletvekilleri de bağlı olacak. Bu konuyu burada bırakıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

OYA ERSOY (İstanbul) – Halkın gündemine bağlı olun yeter.

FEHMİ ALPAY ÖZALAN (İzmir) – Ders veriyor, ders.

RAMAZAN CAN (Devamla) – Diğer taraftan, arkadaşlar, Türkiye'de 10 Martta vaka görülmüş. 10 Mart öncesinde Bilim Kurulu oluşturulmuş. Cumhurbaşkanımızın riyasetinde, Sağlık Bakanı, Bilim Kurulu -tarafsız kimselerden oluşmuş- ve biz öncesinde önlem almışız, bizim önlem almamızı da bütün dünya takdir ediyor ama belli bir kesim var “ Ya AK PARTİ Hükûmeti bir yerde bir hata yapsın da mal bulmuş mağribi gibi çullanayım.”

OYA ERSOY (İstanbul) – Yok, bayağı yapıyorsunuz.

RAMAZAN CAN (Devamla) – Bakın arkadaşlar, dün ne tartışıldı? “Efendim, maske verilmiyor, maske zamanında ulaşmıyor.” Arkadaşlar, sözde o büyük devletler var ya, birbirlerinin maskesine el koyuyor.

ORHAN KIRCALI (Samsun) – Aynen, bravo! (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

RAMAZAN CAN (Devamla) – Böylesi bir Türkiye var.

Şunu söyleyeceğim: Biz bir iddiada bulunuyoruz, siz de karşı bir iddiada bulunuyorsunuz. Hakem kim? Bakınız dünya ne diyor? Dünya Sağlık Örgütü: “Covid-19’la ilgili Türkiye’yi, Recep Tayyip Erdoğan’ı, sürecin yönetimini ve komşu ülkelere sağladığı tıbbi destekler için dünyaya örnek gösteriyoruz.”

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Ben Dünya Sağlık Örgütünü takip ediyorum, hiç böyle bir açıklama görmedim.

RAMAZAN CAN (Devamla) – İsrail ehliyetli basın muhabiri: “Bunu yazacağım aklıma gelmezdi ama Erdoğan’ı ve Türkiye’yi örnek alınız.”

İtalya Kızıl Haç: “Teşekkürler Türkiye, gerçek dost kötü günde belli oldu.” (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

Macaristan: “Ne garip, AB üyesiyiz bize Türkiye yardım ediyor.”

Bulgaristan: “Bize sadece Türkiye yardım etti, teşekkürler Türkiye.”

İspanya: “Bize en büyük desteği Türkiye verdi, minnettarız:” (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

MUHAMMET NACİ CİNİSLİ (Erzurum) – NATO bünyesinde Türkiye Cumhuriyeti devleti gönderdi.

RAMAZAN CAN (Devamla) – Avusturya: “İhraç yasağına rağmen bize ayrıcalık yaptı Türkiye.”

İngiltere: “Türkiye ne cömert bir ülke.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Can sözlerinizi tamamlayın.

RAMAZAN CAN (Devamla) – Peki, aziz milletimiz ne diyor: “Süreç güzel yönetiliyor. Her türlü yardımı aldık, alıyoruz; evlerimizdeyiz Elhamdülillah.

Sözde büyük ülkeleri izliyoruz, cenazeler ortada; maske savaşları, çaresizlik ve kaos… Ülkeme bakıyorum, Allah’a hamdolsun…”

MUSTAFA AÇIKGÖZ (Nevşehir) - Elhamdülillah.

RAMAZAN CAN (Devamla) – “İyi ki varsın Türkiye, iyi ki varsın Recep Tayyip Erdoğan.” diyor. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

Peki, belli bir kesim ne diyor? Poşetlerin üzerinde Erdoğan’ın adı var “Tayyip istifa.” El insaf, el insaf!

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Akbaşoğlu, grubunuz adına konuşma yapan Sayın Konuşmacı, Sayın Ramazan Can benim tutumumla ilgili olarak İç Tüzük’e davet eden bir konuşma yaptı ve Grup Başkan Vekillerinin öncesinde Meclis Başkan Vekilini söyledi. Tutumumla ilgili bir sorununuz varsa usul tartışması açarsınız. (CHP sıralarından alkışlar) Açıyor musunuz Sayın Akbaşoğlu usul tartışmasını? Talebinizi hemen karşılarım.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Hayır. Problem yok.

BAŞKAN – Sayın Oluç, buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

35.- İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un, Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can’ın CHP grup önerisi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın hatibin konuşmasını dikkatle dinledim. Yani son kısmına dair kısaca bir şey söyleyeceğim. Tam, işte, söylediğimiz bu yani o yüzden bu konuşma çok iyi bir örnek oluşturdu. Bu konuyu, coronavirüs salgınını tartışırken “Burada bir siyasi mesele hâline getirmeden tartışalım, ortak akıl oluşturalım.” diye konuşuyoruz fakat Sayın Can, yaptığı konuşmayı -son kısmını özellikle dikkate alarak söylüyorum- bir siyasi parti propagandasına, Adalet ve Kalkınma Partisinin Genel Başkanın propagandasına dönüştürdü, en sonunda da o cümlelerle bitirdi. İşte, tam da anlattığımız bu. Yani siyasi fırsatçılık. Bu konuda, bütün toplumu ilgilendiren bir tartışma, bir tutum alma, ortak akıl üretmek gerekir diyoruz ama tam bir siyasi fırsatçılık örneği verildi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi lütfen.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Tamamlıyorum efendim.

Birincisi bu, işaret etmek istediğim.

İkincisi, çok ayıpladığım bir cümle kullandı. Yani çeşitli kavramlarla ifade edilebilir bu ayıplama ama ben onları şimdi kullanmayacağım. “Mal bulmuş Mağribî” gerçekten, hiç yakışacak bir cümle değil. Bu nasıl bir şey? Yani bu kadar ayrımcılık, ötekileştiricilik, böyle bir nefret söylemi içeren bir şeyi siz kalkıp Meclis kürsüsünden niye kullanıyorsunuz? “Mal bulmuş Mağribî” ne demek, anlamını biliyor musunuz?

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Bilmiyor.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Hangi halkı, hangi geleneği aşağıladığınızın farkında mısınız? Yok. Ama orada onu kullanıyorsunuz işte.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sor, bilmiyor, o bilmiyor onu.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Yakışmadı Meclis kürsüne böyle bir laf.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Bilmiyordur onu, bilmiyor onu Ramazan.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Herhangi bir kesim kastedilmedi ki.

BAŞKAN – Sayın Özel…

36.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can’ın CHP grup önerisi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, biz Sayın Ramazan Can’ı Grup Başkan Vekillerine yaptığı katkıyla tanırız. İlk kürsüye çıktığında sanki bir telafi mahiyetinde bir şey yapacak sandık ama daha ileriye götürdü. Tabii, popülizm de böyle bir şey, bunun bir karşılığı da olur. Ama dönüp de öyle bir noktaya geldi ki; ben Ramazan Can’ın o ayaktaki hırçınlığını önce anlamamıştım, meğerse konuşmacı kendisiymiş. Bizim konuşmacımızdan sonra Sayın Akbaşoğlu’nun söz almasını kendisinin anlatımına bir güven duyulmaması gibi algılamış ve onun üzerinden de bunu yaptı.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Ne alakası var?

RECEP ÖZEL (Isparta) – Alakası yok.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bizim bütün söz taleplerimiz Akbaşoğlu’nun, o söz alması ve uzun konuşmasından sonra olmuştu. Ama şu kadarını söyleyeyim; bütün gruplar, bütün gruplardaki konuşmacılar, kendimi bir yana bırakıyorum...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Parlamentoda bundan önce görev yapan ve bundan sonra görev yapacak grup başkan vekillerinin yarattığı olanak, yarattığı iklim ve onların katkılarıyla bu Parlamento dönüyor. Grup başkan vekillerine karşı Sayın Ramazan Can üzerinden, belki kendi gruplarındaki bir hesaplaşma üzerinden yapılan itibar suikastini kesinlikle reddediyoruz.

RECEP ÖZEL (Isparta)- Hiç hesaplaşma yok.

MUSTAFA AÇIKGÖZ (Nevşehir) – Ramazan candır.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Akbaşoğlu, buyurun.

37.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Değerli milletvekilleri, Sayın Özel’in ismimi vererek ve biraz evvel Sayın Ramazan Can’ın sözlerini de çarpıtarak bizlere nakletmesi neticesinde söz aldım.

Sonuç itibarıyla, bu açıklamayı yapmadan bu tartışma biter mi? Yani, mesela bizimle ilgili her türlü değerlendirme yapılsın, biz cevap vermeyelim mi? Tabii ki cevap vereceğiz. Bize herhangi bir sataşma olduğunda cevap veriyoruz ve tam tersine, kronolojik olarak da Sayın Özel’in konuşmasından sonra ben konuşma yapmıştım.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Hayır, hayır.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sonuç itibarıyla, Ramazan Can Bey daha yeni konuştu.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Tekin Bingöl’den sonra söz aldınız.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Daha yeni konuştu.

Sonuç itibarıyla, değerli arkadaşlar, bakın…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ona bırakmadın cevabı.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Bakın, siz bizim konuşmacımız üzerine söz aldınız.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Almadım.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Siz söz aldınız.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Tekin Bingöl’den sonra sen aldın. O lafların, o sözlerin üzerine ben de cevap verdim.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sizin konuşmalarınız üzerine de ben gerekli cevabı verdim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

Ya, sen ben, sen ben değil de, zaten hepiniz alıyorsunuz yani.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Ramazan Can’ın konuşmalarında herhangi bir nefret söylemi, bir aşağılama söz konusu değildir.

Sonuç itibarıyla, siz, muhalefet olarak nasıl altı gündür eleştirilerinizi, her türlü, gerçek, gerçek dışı ayırımı yapmadan ağzınıza geleni her şeyi söylüyorsunuz, dinliyoruz, sükûnetle dinliyoruz; biz de cevaplarını sükûnetle veriyoruz. Değerli arkadaşımız da bütün dünyanın Türkiye’nin duruşuyla ilgili hakikaten takdire şayan tebriklerini, teşekkürlerini bütün ülkelerin ve Dünya Sağlık Örgütü’nün bu konudaki Türkiye'yi övücü sözlerini haklı olarak buradan beyan etmiştir. Bunların hepsi gerçektir, bundan övünmemiz lazım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Devletimizle, milletimizle, yönetimimizle övünelim arkadaşlar. Kendinizi milletten ayırmayın lütfen.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Akbaşoğlu.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, birleşime 16.30’a kadar ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.06

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 16.29

BAŞKAN: Başkan Vekili Süreyya Sadi BİLGİÇ

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Enez KAPLAN (Tekirdağ)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 83’üncü Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

V.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

3.- CHP Grubunun, 11/4/2020 tarihinde Grup Başkan Vekili Manisa Milletvekili Özgür Özel tarafından, 31 ilde sokağa çıkma yasağının ilan edilmesi ve sonrasında yaşanan olaylar ile bundan sonra alınabilecek önlemlerin tespit edilmesi amacıyla verilmiş olan genel görüşme önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 12 Nisan 2020 Pazar günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Alınan karar gereğince gündemin “Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Denizli Milletvekili Cahit Özkan, Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül ve Afyonkarahisar Milletvekili Ali Özkaya ile 57 Milletvekilinin Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Adalet Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

VI.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Denizli Milletvekili Cahit Özkan, Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül ve Afyonkarahisar Milletvekili Ali Özkaya ile 57 Milletvekilinin Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2762) ve Adalet Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 207) (x)

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Dünkü birleşimde İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülen 207 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin ikinci bölümünde yer alan 31’inci madde üzerinde önerge işleminde kalınmıştı.

Madde üzerinde 2’si aynı mahiyette olmak üzere 3 adet önerge vardır. İlk okutacağım 2 önerge aynı mahiyette olup birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 207 sıra sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 31’inci maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ederiz.

            Mensur Işık                           Rıdvan Turan                  Murat Çepni

                 Muş                                     Mersin                             İzmir

          Züleyha Gülüm                 Tulay Hatımoğulları Oruç           Tuma Çelik

               İstanbul                                   Adana                             Mardin

 

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

         Süleyman Bülbül                 Saliha Sera Kadıgil Sütlü          Zeynel Emre

                Aydın                                   İstanbul                          İstanbul

           Alpay Antmen                         Turan Aydoğan

                Mersin                                  İstanbul

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerindeki ilk söz Sayın Tulay Hatımoğulları Oruç’un.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

TULAY HATIMOĞULLARI ORUÇ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dünya pandemiyle boğuşurken ne yazık ki savaşlar dünyada devam ediyor. Türkiye; Irak, Suriye ve Libya savaşının bir parçası olarak hâlâ savaşa devam ediyor.

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri coronavirüs dolayısıyla bütün dünyada devam eden savaşlarla ilgili küresel ölçekte coranavirüsle mücadele çağrısı yaptı ve bir ateşkes çağrısında bulundu. Buna Suudi cephesinden ve Yemen’den bir değerlendirme geldi. Onun dışında diğer çatışmalar devam ediyor ve sanki ülkede, dünyada pandemi yokmuş gibi Libya’da, özellikle 25 Marttan itibaren Trablus merkezinde çatışmalar gerçekten yoğun bir biçimde ve “Barış Fırtınası” adı altında -aslında ismini oldukça tanıdığımız- bir operasyon gerçekleşiyor. Bu operasyonun başında da Türk askerî komutanları ve Millî İstihbarat Teşkilatından kadrolar var. Libya savaşına, Türkiye’nin, hesabını vermediği çok ciddi bir para akıttığı biliniyor. Mesela, Cumhurbaşkanlığının dost ve müttefik ülkelere 20 milyon TL’lik hibe verdiğini biliyoruz ama bu hibenin nereye ve nasıl kullanılacağının hesabı verilmemiş. Coronavirüs günlerinde böyle bir hibe savaşa ve şiddete asla ayrılmamalıdır. Türkiye kanalıyla yine, 5 bine yakın savaşçı Libya’ya gitmiş durumda ve her birisine 2 bin dolar maaş veriliyor. Aynı biçimde, İdlib’de, Irak topraklarında bu askerî sevkiyat bir an bile durmadı. Bununla da yetinilmiyor, kuzey ve doğu Suriye’de 100 binlerce sivilin içme suyuna müdahale ediliyor. Serekaniye’de yani Resulayn’da Elok içme suyu şebekesi Haseke kantonunun 100 binlerce nüfusunun su ihtiyacını karşılarken sadece Mart ayında 5 kez buranın suyu kesildi Türkiye tarafından. Burada elbette, yapılması gerekenlere bakmak zorundayız. Coronavirüs salgını karşısında dünyanın en savunmasız alanlarından biri cezaevleriyken diğeri savaş bölgesidir. Çünkü sağlık sistemi çöküyor, savaşlarda ilk vurulan yerler hastaneler oluyor.

Aynı şekilde mülteciler… Mülteciler gerçekten bu coronavirüs günlerinde herkesten daha fazla mağdur, hijyen maddelerine, suya, sağlıklı besine hiçbir biçimde ulaşamıyor. Bu nedenle de savaş durmalı çünkü yeni mülteci akınının önü kesilmeli, “Herkes evinde olmalı.” diyorsak mültecilerden kalabilenlerin evlerinde, evlerinde kalamayanların da kamp yerlerinde kalması sağlanmalıdır. Savaş bu nedenle de durmalıdır. Şunu da söylememiz gerekiyor ki Türkiye’den gönderilen askerler ellerindeki silahlarla virüsü öldüremezler, o sebeple savaş, Türkiye askeri için de durmalıdır. Çok kalabalık yerlerde ve riskli yerlerde yaşamlarını devam ettiriyorlar. O nedenle bizim çağrımız şudur: Asker Türkiye’ye gelmeli, evine dönmeli, genç ve sağlıklı bir nüfus olarak zorunlu üretim alanlarına katılmalı ve emekleri burada değerlendirilmelidir.

Bakın, yine, şu vurguyu yapmalıyız: 6 milyar avro ödenen S-400 ve F-35’leri velev ki kullanabiliyor olsaydık yine coronanın hava saldırılarına karşı bizleri koruyamayacak. Dolayısıyla bütçeyi nereye ve nasıl harcadığımızı bir kez daha görmek için önemli bir örnektir. Bizler diyoruz ki: Savaşa değil, coronavirüsle mücadeleye bütçe ayrılmalıdır.

Bakın, Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi tek adam rejimiyle yönetilen Türkiye düzeninde şunu bir türlü idrak etmiyorlar gerçekten: İnsanlar açlıktan, susuzluktan kırılmış, coronavirüs döneminde açlık, susuzluk, yoksulluk had safhaya gelecek. Ve kalkıyor Bakan, sokağa çıkma yasağı ilan ediyor. Emri kimden almış? Cumhurbaşkanından. Bilim Kurulunun haberi yok, Sağlık Bakanı bunu bilmiyor. Yani devlet içinde devlet dediğiniz şeyi tam da bu örnekte görüyoruz, hükûmet içinde hükûmeti de bu örnekte görüyoruz.

Bugün gerçekten şöyle düşünülüyor: Ölen ölür, kalan sağlar bizimdir; biz bir denedik ve bir açıklama yapıyor: “Sorun değil, kısıtlı bölgelere biraz yığılma olmuş, öngöremedim.” diyor. Yüzlerce, binlerce insanın canına mal olacak bir şeyin özrü böyle olamaz; derhâl istifa etmelidir. (HDP sıralarından alkışlar)

SALİH CORA (Trabzon) – Hadi oradan!

TULAY HATIMOĞULLARI ORUÇ (Devamla) – Aynı vicdan PTT kargoyla annesine bir ceset gönderiyor ve burada şu çok iyi bilinmeli ki: Kemikler eşya değil.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın.

TULAY HATIMOĞULLARI ORUÇ (Devamla) – Burada Grup Başkan Vekilinin, AKP Grup Başkan Vekilinin verdiği cevap: “Orada bir ceset yoktu, birkaç kemik…” Bu sözler bütün dünyaya ibret olsun. O “birkaç kemik” dediğiniz insan bedenidir, insan cesedidir ve buna saygı göstermediğiniz, bireye saygı göstermediğiniz… Soylu’nun sokağa çıkma yasağını ilan etme biçimi ile burada yapılan açıklama birbirinin aynısıdır, zerre kadar farkı yoktur.

Bizim burada, evet, bu yasanın cezaevlerindeki bütün tutuklu ve hükümlülerin lehine çıkması için, coronavirüsten korunması için mücadele ettiğimiz bir hakikattir. Bunu da şu sebeple yapıyoruz: Biz “Ölen ölsün, kalan sağlar bizimdir.” anlayışıyla değil, aklımızla, vicdanımızla davrandığımız, eşitlikçi, adaletçi davrandığımız için bu tavrımızı sonuna kadar sürdürecek ve AKP’nin bizlere dayattığı bu virüsün emin olun ki halklar olarak hep beraber aşısını bulacağız. (HDP sıralarından alkışlar)

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Akbaşoğlu.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Konuşmacının iddialarını reddediyoruz, daha önce cevabı verilmişti.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Evet, aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ikinci söz talebi Sayın Süleyman Bülbül’ün.(CHP sıralarından alkışlar)

SÜLEYMAN BÜLBÜL (Aydın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıya selamlıyorum.

Millet gerçeği biliyor. Evet, millet gerçekle yaşıyor. Millet, şu son olaylarda gerçekleri yaşayarak öğrendi. Bunun nedeni ne? Bunun nedeni şu: Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi denilen tek adam rejimiyle birlikte tekçilik sistemi geldi. Artık kararlar tek kişi tarafından veriliyor. Kararlarda toplumsal mutabakat yok, denge denetleme sistemi yok, yasama yok, yargı yok, yürütme yok; tek elde toplanmış durumda.

Bakınız, CHP’li belediyeler, muhalif belediyeler yardım yapmaya kalkıyor, hemen durduruluyor. Aşevlerinde yirmi beş yıldan beri -Odunpazarı’nda, Muratpaşa’da- yemek dağıtılıyor; durduruluyor. Neler yapılıyor? Ekmek dağıtılıyor, Muğla Büyükşehir Belediyesinde ekmek dağıtılıyor, durduruluyor. Millet gerçekleri biliyor, millet yaşayarak biliyor.

Değerli arkadaşlar, tek adam rejimi, tekçilik rejimi infazda da tekçiliği getiriyor. Türkiye Gazeteciler Sendikasının, Basın Konseyinin dünkü çığlığına bakınız. Türkiye’de dün -darbe dönemlerinde olmayan- vatandaşın eline gazete gelmedi, ulaşmadı. Basın Konseyi bağırıyor, Gazeteciler Sendikası bağırıyor. Siz, panik yaratacak sokağa çıkma yasağını koyarken niçin bunları öngörmediniz, niçin öngörmediniz? Halkın haber alma hürriyetine engel olunuyor.

Daha ne oluyor? İnfazda tekçilik yaşanıyor. Bakın arkadaşlar, infazda tekçilik yaşanıyor. Türkiye’de 300 bin kişi var cezaevlerinde. 300 bin kişinin olduğu cezaevlerinde infaz kanunu hazırlanıyor, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi eski Dekanı Adem Sözüer: “Akademisyenlere sorulmadı, bize sorulmadı. Toplantı yaptılar, çağırdılar, sadece infaz kanunu’yla ilgili infaz hâkimliğini anlattılar, diğer konulara geçemedik.” diyor. Siz, infaz hukukunda infaz eşitliğini, infaz adaletini, akademisyenlere, hukuk fakültelerine, tüm sivil topluma, barolara sormayacaksınız da kime soracaksınız? Toplumsal mutabakatı nasıl sağlayacaksınız? (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar, bakınız, Türkiye’de hukuk devleti açısından olmayacak işler yürüyor. 28 Martta İnfaz Yönetmeliği çıkarıldı Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle. İlk önce kanun çıkar, daha sonra yönetmelik çıkar, bizde tersi oluyor, 28 Martta İnfaz Yönetmeliği çıkıyor ve şu anda biz infaz kanunu görüşmeleri yapıyoruz. Hukuk devletinde olmayacak şeyler bunlar arkadaşlar. Bakınız neler oluyor? İnfaz Yönetmeliği’nde avukatın savunma hakkı, fiziken müvekkiliyle görüştüğü zaman tuttuğu notları inceleyebilme hakkı veriliyor yönetmelikte. 20 baro da dün dava açtı, bu yönetmeliğin iptali için dava açtı.

Daha neler oluyor; infazda eşitlik yok, infazda adalet yok. Ne var? 31’inci maddede kamu kurum ve kuruluşlarının kütüphanelerindeki kitapların cezaevine getirilmesi var. Nasıl getiriyorlar? 32’nci maddeye bağlıyorlar: Basın İlan Kurumundan resmî ilan, resmî reklam alan yayınlar girebilir. Bunlar hangi yayınlar? Sen Basın İlan Kurumunun tümünü basın sansür kurumu hâline getirmişsin, AKP’li yandaşları yönetim kurulu üyesi yapmışsın, ondan sonra Evrensel’i, BirGün’ü, Cumhuriyet’i, Sözcü’yü, basın reklamı, ilanı vermemek yoluyla ne yapıyorsun? Terbiye ediyorsun, ekonomik anlamda basını terbiye etmeye kalkıyorsun. Evrensel ve BirGün’e reklam ve ilan yasağı veriyorsun ve reklam ve ilan yasağı olduğu için cezaevlerindeki hükümlüye gidemiyor. Dışarıda ne var haber alma özgürlüğüne engel olan? Yayınların dağıtımı sokağa çıkma yasağıyla engelleniyor. İçeride ne var? Cezaevine muhalif gazetelerin girmesi engeli. İşte infaz yasası bu, arkadaşlar. İnfaz yasasıyla halkın haber alma özgürlüğü engellendiği gibi, hükümlünün haber alma özgürlüğü de engelleniyor.

Bakınız, arkadaşlar, bu gazeteler ne yapmış? Örneğin, 27 Ağustos 2019 tarihinde köylülerin jeotermal enerji santrallerine karşı protestosuna ilişkin haber yapmışlar; basın ahlak esaslarına aykırı olarak değerlendirilmiş. 17 Eylülde ne yapmışlar? “Pazar alanı yetersiz.” diye tepkisini dile getiren esnafa ilişkin haber üzerine resmî ilan hakları alınmış. Ne olmuş? Evrensel’e ceza verilmiş, BirGün’e ceza verilmiş ve reklam ve ilan hakları ellerinden alınmış arkadaşlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

YELDA EROL GÖKCAN (Muğla) – Adam gibi gazetecilik yapanlara kimsenin bir şey yaptığı yok bu ülkede, yeter artık!

OYA ERSOY (İstanbul) – Neye yok ya!

SÜLEYMAN BÜLBÜL (Devamla) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

SÜLEYMAN BÜLBÜL (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bakın, bir memlekette demokrasi yoksa, bir memlekette basın özgürlüğü yoksa, bir memlekette adil yargılanma hakkı yoksa, bir memlekette hukuk devleti yoksa, bir memlekette anayasal hakları vatandaşlar kullanamıyorsa o memlekette demokrasi yoktur; bu açık ve nettir.

Çıkmış 2 yandaş gazeteci, vatandaşın panik olarak bakkallara gitmesini neyle değerlendirmiş? Açıkça “Vatandaş lümpen.” demiş, “Vatandaş ayı.” demiş, vatandaşa şu demiş, bu demiş. Yalaka gazeteciler, bunu halka söyleyeceğinize vatandaşın panik hâlinde erzak almaya gitmesine neden olan yöneticileri eleştirerek cesaretinizi gösterin; vatandaşa bir şey söyleyemezsiniz. (CHP sıralarından alkışlar) Milletin vekili olarak vatandaşın haklarını korumak bizim burada görevimizdir.

Hepinize teşekkür ediyorum, sağ olun. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 31’inci maddesinde yer alan “eklenmiştir” ibaresinin “ilave edilmiştir” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

            Bedri Yaşar                     Muhammet Naci Cinisli          Yasin Öztürk

               Samsun                                  Erzurum                           Denizli

             Ayhan Erel                         Zeki Hakan Sıdalı

               Aksaray                                  Mersin

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – Değerli Başkanım, katılamıyoruz ancak bir hususu da belirtmek istiyorum, Adalet Komisyonunu ilgilendirdiği için. Biraz önce Cumhuriyet Halk Partisi değerli hatibinin bir ifadesi geçti.

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) – Böyle bir usul yok.

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ABDULLAH GÜLER (İstanbul) –“Adalet Komisyonunda on sekiz buçuk saat süren toplantımızda akademisyenler görüş vermedi bu teklife.” diye bir ifade geçti. Bu toplantımızda Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Muharrem Özen, Yargıtay Ceza Dairesi Başkanımız ve Türkiye Barolar Birliği üyesi arkadaşımız on sekiz buçuk saat boyunca Adalet Komisyonuyla birlikte çalışmışlardır. Bu bilgiyi arz ediyorum.

BAŞKAN – Evet, önerge üzerinde söz talebi Sayın Muhammet Naci Cinisli’nin.

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) – İnfaz eşitsizliğine karşı çıktılar, onu da söyleyin Abdullah Bey.

ZEYNEL EMRE (İstanbul) – Sayın Başkan, hem görüşmelerin uzamasından şikâyet ediliyor hem de hiç olmayan bir usul icat ediliyor.

BAŞKAN – Bu usul vardır, Komisyon önergeye katılıp katılmadığını belirtirken bu konuda neden katılmadığına ilişkin bir kısa açıklamayı yapabilir.

ZEYNEL EMRE (İstanbul) – Doğru bilgi vermedi çünkü hatibin söylediği, Komisyona gelen bir akademisyenle ilgili değil, böylesine önemli bir şeyin üniversitelere sorulmamasıdır.

BAŞKAN - Sayın Cinisli, buyurun. (İYİ PARTİ sıralarında alkışlar)

MUHAMMET NACİ CİNİSLİ (Erzurum) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; aziz milletimizi ve Genel Kurulu saygıyla selamlarım.

Coronavirüs sebebiyle yaşanan ekonomik daralmaya karşı etkisiz, bütünlüğü olmayan ve pek çok önemli alan dışarıda bırakılarak önlemler alınmaya çalışıldığına şahit oluyoruz. Örneğin tarım sektörü; 19 Martta açıklanan ekonomik tedbir paketinde ve sonrasında alınmış diğer tedbirlerde tarıma hiç yer verilmemişti. Çiftçiler, tarımsal faaliyette bulunan çalışanlar ekonomik tedbirlerden mahrum bırakılmıştı. Maalesef tarıma yönelik ciddi bir güvencenin hâlâ sunulmaması konunun vahametinin yeterince kavranılmamış olduğunu gösteriyor.

Bu kürsüden daha önce Tarım Bakanlığı hakkında konuşurken “Üretim yapmadığımızı, gıda güvencemizi yalnızca ithalatla sağlayamayacağımızı, dolarımızın olmaması hâlinde aç kalacağımızı, Allah milletimizi açlıkla imtihan etmesin, bu vebalin altından ne siz ne de bizler kalkabiliriz.” dediğimi çok iyi hatırlıyorum.

Bugün büyük tarım üreticisi ülkeler kendi gıda güvenlikleri için tarımsal ürün ihracatını durduruyorlar. Olağanüstü durumlar, olağanüstü tedbirlerin alınmasını gerektirir ancak Hükûmet tarım sektöründe yaşanan kriz özelinde herhangi bir politika geliştirmiyor. Şu anda yalnızca rutin uygulamalar, küçük ölçekte devam ediyor. Bu uygulamalar da sanki özel bir teşvikmiş gibi kamuoyuna sunuluyor. Örneğin, geçtiğimiz günlerde Tarım ve Orman Bakanlığının ekilebilir arazileri üretime katmak için harekete geçtiği haberlerini okuduk. Hazineye ait kullanılmayan arazilerden 9 milyon metrekarelik alanda ekim yapılabileceği, yazlık ekim yapılabilecek 21 ilimizde de hububat, baklagil ve yağlı tohumlu bitki tohumlarının yüzde 75’inin hibe edileceği duyuruldu.

Tarımsal faaliyette bulunan üreticilere verilen her türlü desteği olumlu karşılarız ancak coronavirüs salgınıyla beraber tarım sektöründe de ciddi bir üretim krizinin yaşandığı tartışılıyorken 1980’lerden beri rutin olan bir uygulamanın özel bir teşvik olarak sunulmasını hayretle karşıladık. Üstelik, devletin hibe ettiği tohumların oranı tarımda toplam satın alınan tohumların yüzde 1’i bile değil. 1 milyon 200 bin tondan fazla tohum üretimi olan ülkemizde 6.700 tonun yüzde 75’lik oranının çiftçimize hibe edileceğini duyurmak ayıptır. Bu işlerden anlayan ciddi bir çiftçi nüfusu olduğu unutulmasın, onlarla alay edilmesin. Tarım Bakanlığını ciddiyete davet ediyorum. Özellikle yazlık tohumlar için yüksek miktarlarda hibe yapılarak önümüzdeki yaz aylarında gıdanın bir sorun hâline gelmesinin önüne geçilmeli. Ayrıca 9 milyon metrekare 9 bin dekar eder. Bu alan ülke ölçeğinde fazla değil. Bugün bir tohumcu kuruluş bile bu alanın çok daha fazlasını ekebiliyor. Ekilebilir araziler bağlamında binde 2’lik bir orana denk gelen bu uygulamayla Tarım Bakanlığı gerçekçilikten uzak, çiftçimizin, ülkemizin menfaatlerinden habersiz bir durumda olduğunu itiraf ediyor âdeta. İnşallah yazlık ekimler amacına ulaşır. Ancak buradan uyarmak istiyorum: Tüm ekilebilir arazilerin üretime katılması için yalnızca tohum desteğinin yeterli gelmeyeceği aşikâr. Tohumla birlikte, mazot, gübre, ilaç, yem, sulama suyu, elektrik gibi tüm girdilerde maliyetleri düşürecek önlemler de alınmalı. Yüzde 50’sini ithal ettiğimiz çeltik üretimi toprak hazırlığı, tavaların hazırlanması, sulama suyu temini gibi kapsamlı süreçler ister. Çeltikte yalnızca tohumluk desteği, beklenen üretim artışını sağlayamaz. İthalatın durması hâlinde ülkemizde pirinç kıtlığı yaşanabilir. Hayvan yeminin olmazsa olmazı, ham madde olan soyada da yüzde 90 ithalata bağımlı olduğumuzu dikkatlerinize sunmak isterim.

Değerli milletvekilleri, aslına bakarsanız tarım için çiftçiye yönelik olarak bütçe dışı bir katkı olmadığı gibi, bütçede yer verilen ödenekler bile çiftçimize ulaştırılmıyor. Hükûmet, bütçesi oluşturulmuş ve tahsisi yapılmış 2019 senesi tarımsal desteklemelerinin yarısından fazlasını ödemedi. İtiraz etmiyoruz ama bu desteklemelerin şimdilerde ödenmeye çalışılması sanki bir kriz yardımı yapılıyormuş algısı oluşturularak kamuoyunu manipüle etmede kullanılıyor. Diğer yandan, 2020 destekleri bir an önce çeşitlendirilmeli ve vakit kaybetmeksizin ödenmeli.

Tarımsal faaliyette üretimin devam etmesi, gıda güvencemizin arzını mümkün kılar. Bu nedenle, tarım sektöründe çalışan işçilerin sağlık koşullarının iyileştirilmesi gıda güvenliğimize de direkt etki edecektir. Toplu şekilde çalışan, konaklayan ve yaşayan mevsimlik tarım işçilerinin bu dönem içerisinde çalıştığı, yaşadığı ve ulaşımının sağlandığı her alanda enfekte olmamaları için gerekli önlemler vakit kaybetmeden alınmalı ve gerekli yardımlar yapılmalı. Tarım işçisinin ve çiftçinin tarlaya gitmekten çekinmemesi için sağlıklarını koruyabilecekleri koşullar bir an önce tesis edilmeli.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

MUHAMMET NACİ CİNİSLİ (Devamla) – Teşekkür ederim.

Mevcut krizde ek finansman desteği, çiftçinin üretimine devam edebilmesini sağlayacak tedbirlerden yalnızca bir tanesi. Bu çerçevede, Tarım Kredi Kooperatiflerinin ve Ziraat Bankasının tüm çiftçiler için kredi limitlerini en az yüzde 25 oranında artırması olumlu olacaktır.

Zenginlerin lüks yatlarına verdiğimiz vergisiz mazot kullanma hakkını hiç olmazsa corona krizi sürecinde çiftçimize de vermeniz tarım sektörüne büyük katkı olur. Ayrıca, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu’nun uyguladığı tarım kredilerinin on iki ayda kapatılıp tekrar açılması kuralı bu yıl için yirmi dört aya yükseltilmelidir.

Bu tedbirlerin hazineye yük olmayacak, kolaylaştırıcı, pratik önlemler olduğunu belirtir, Genel Kurulu saygıyla selamlarım. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

31’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

32’nci madde üzerinde 2’si aynı mahiyette olmak üzere 4 adet önerge vardır.

Okutacağım ilk 2 önerge aynı mahiyette olup birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 207 sıra sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 32’nci maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

            Mensur Işık                             Tuma Çelik                 Rıdvan Turan

                 Muş                                     Mardin                            Mersin

              Hüseyin Kaçmaz                  Züleyha Gülüm Murat Çepni                                                            Şırnak                            İstanbul                     İzmir                                             Tulay Hatımoğulları Oruç

                     Adana

 

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

          Turan Aydoğan                  Saliha Sera Kadıgil Sütlü Zeynel Emre                                                          İstanbul                          İstanbul               İstanbul                                       Alpay Antmen         Süleyman Bülbül                                                                                      Mersin                                    Aydın                                

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ilk söz talebi Sayın Hüseyin Kaçmaz’ın.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

HÜSEYİN KAÇMAZ (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; aslında konuşmamın içeriğinin tümü maddeyle ilgiliydi, yalnız demin gördüğüm bir “tweet”i sizinle paylaşmak istiyorum: Süleyman Türkaslan, KHK’li bir hâkim, bir Grup Başkan Vekili’ne ithafen yazmış, onun “tweet”ini ekleyerek: “Partinizin emri altındaki yargı tarafından terörle suçlanan insanlar arasında ben de varım, delillerden biri yurt dışında eğitim programına katılmış olmak. İşin garip tarafı ne biliyor musunuz? O programda bir ay siz de benimle beraberdiniz.” Yani sadece bu “tweet”te bile AKP iktidarı döneminde kişiye göre hukuk, kişiye göre yargı olduğu net şekilde ortaya çıkmaktadır. Bankaya para yatıran insan AKP’li olunca sorun yok ama AKP’li olmayınca yedi yıl altı ay cezayla karşılaşabiliyor.

İlgili kanun maddesine gelince, 32’nci maddede sadece yandaş medyanın cezaevlerine girmesi olanağı tanınıyor. Zaten neredeyse tüm cezaevlerine muhalif basının, muhalif medyanın yayınlarının ulaşamadığını hepimiz biliyoruz. Zaten bir keyfiyet ve bir hukuksuzluk söz konusuydu, bu kanunla bunun kanuni bir kılıfı uyduruluyor.

Ne getiriliyor? Yayınların cezaevine alınabilmesi için -süreli ve süresiz yayınların- Basın İlan Kurumuna ilan ve reklam verme hakkının olması gerekiyor. Ama biliyoruz ki, Basın İlan Kurumunun Genel Kurulunu incelediğimizde üçte 1’ini Cumhurbaşkanı atıyor, diğerleri de yine yandaş medyanın patronları ve yine tarafsızlar grubuna baktığımızda AKP’li milletvekilinin eski danışmanının olduğunu görüyoruz. Bu şekliyle, muhalif medyaya tarafsız ve bağımsız bir şekilde yaklaşılmayacağını, ki pratikte de bu durumun böyle olduğunu hepimiz biliyoruz. Aslında bunun altında yatan -bu kanun maddesinin altında yatan- cezaevlerine muhalif yayınların ulaşmasını engellemeye çalışmanın altında yatan, bedenlerini mahpus ettiğiniz, hukuksuz bir şekilde tutukladığınız mahpusların zihnini de ele geçirme gayesi olduğunun, bedenleri dışında zihnin de teslim alınmak istendiğinin göstergesidir.

Değerli arkadaşlar, biz hukukçular mahpusları siyasi ve adi diye ayırırız. Siyasilerin kim olduğunu herkes biliyor: Gazeteciler, siyasetçiler, düşünürler, aydınlar, öğrenciler. Ve bir de adi suçlar var: Hırsızlar, kalpazanlar, rüşvetçiler, çeteciler vesaire. Osmanlı Dönemi’nden beri mahpusların, cezaevlerinin müdavimi olan bir kesim vardır: Siyasi mahpuslar, her zaman siyasi mahpuslar olagelmiştir. Ama şu bilinirdi: Türkiye Cumhuriyeti tarihinde de darbe dönemlerinde sürekli siyasi mahpuslar olur, ülke normalleşince, darbe süreci atlatılınca bu siyasi mahpuslar bırakılır ve bununla birlikte Anayasa’nın amir hükmü gereğince eşitlik ilkesi kapsamında adi suçlular da bırakılırdı. Ancak sizler bu dönemde bunun tam aksini yapıyorsunuz. Dünyanın her yerinde her zaman suç olan fiillerin faillerini bırakıyorsunuz ama düşünenleri, yazanları, size muhalefet edenleri içeride bu salgın döneminde ölüm evine dönüşebilecek olan cezaevlerinde gizli bir şekilde idama mahkûm ediyorsunuz.

Evet, belki de Türkiye hiçbir zaman bir hukuk devleti olamamıştır istenildiği şekliyle, sürekli göstermelik bazı düzenlemelerle en fazla “kanun devleti” diyebileceğimiz bir izlenim verecek ölçekte olmuştur. Elhamdülillah, sizlerin de hiçbir zaman hukuk devleti olma gibi bir derdi olmamıştır diye düşünüyoruz. Sosyal mücadeleler tarihi, sivil toplumu lümpen çetelerle kuşatıp boyun eğdirmeye çalışmamış bir tek diktatörlüğün olmadığını yazar. İpleri rejime bağlanarak kontrollü bir biçimde salıverilmiş ve gayrimeşru âlem evladının yükselen toplumsal mücadele evrakımetrukesi içindedir. Burada yapılan düzenleme tam da budur. Gayrimeşru âlemin evlatları bırakılmak istenmekte. Hâlbuki böyle özel bir dönemde yapılacak olan düzenleme salgınla mücadeleye yönelik olmalıydı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HÜSEYİN KAÇMAZ (Devamla) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Sayın Kaçmaz, tamamlayın sözlerinizi.

HÜSEYİN KAÇMAZ (Devamla) – Çıkartmak istediğiniz yasayla birlikte; Soma faciasının failleri yararlanacak ama gazeteciler yararlanamayacak; Adana Aladağ’da yanarak ölenlere sebep olanlar, yurt yöneticileri çıkacak, ancak beraat kararlarına ve AİHM’in hak ihlali var kararına rağmen Osman Kavala, Selahattin Demirtaş, hileyle başka dosyalardan tutuklama kararı verildiği için tutsak olarak cezaevinde yatmaya devam edecekler; Abdullah Cömert’i katledenler çıkacak, ÇHD’li, ÖHD’li avukatlar, İdris Baluken, Selçuk Mızraklı, Grup Yorum üyeleri cezaevinden çıkamayacak. Hesaplamadığınız bir şey var arkadaşlar; kibrin olduğu, sağduyunun olmadığı yerde her zaman kıyım vardır, felaket vardır. Bu sebeple, kıyım ve felaketin önüne geçmek için infazda adalet diyoruz.

Genel kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Buyurun.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Hatibin konuşmalarına daha önce cevap verilmişti, iddiaları reddediyoruz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ikinci söz talebi Sayın Turan Aydoğan’a aittir.

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) – Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Arkadaşlar, bazen ar duygusu çatlar, hayâ duygusu çatlar, kullanılan ifadeler bunun belgesi olur. Çok makbul 2 gazeteciniz var; Engin Ardıç, Mehmet Barlas. Yazdıklarını siz de görmüşsünüzdür, bu millete “ayılar, alt tabaka, lümpenler” diyor, sokağa çıkanlara diyor, bu milletin parçalarına diyor. “Millet, millet…” diye ayağa kalkanlar, siz de burada susup izliyorsunuz. Mehmet Barlas “Zeka özürlüler…” Ayı kim, zeka özürlü kim; siz takdir edin. Vakti zamanında, bir şekilde vatandaşa laf eden bir gazeteci vardı, “Bidon kafalı…” demişti. Bizimle hiç alakası olmamasına rağmen partimize oradan sataşmaya kalkmıştınız, yıllarca bu işlerden geçindiniz. Bunları niye örnek verdim, biliyor musunuz? Bunları örnek verme nedenim bu görüştüğümüz maddeyle çok alakalı, onun için örnek veriyorum bu hayasızları, bu utanmazları. Sahip çıkmayın, sakın sahip çıkmayın. Bunları alın, bunların arpası çok gelmiş, yağı fazla veriyorlar millete yönelmesinler, alın ya sarayın bahçesine koyun ya partinizin önüne koyun, sizi istedikleri kadar yağlasınlar. Bu yağcıların nefretinden milleti kurtaralım. Bunların yazdığı gazeteler işte bugün getirdiğiniz yasa teklifiyle beraber Basın İlan Kurumundan fonlanacaklar. Basın İlan Kurumu, aslında bu satmayan, kimsenin okumadığı, kurumlara kurumlara zorla dayattığınız, Türk Hava Yollarında uçaklara zorla dayattığınız, milletin haber alma özgürlüğünü engelleyip, diğer gazeteleri koymayıp bunların yazdığı gazeteleri koyduğunuz gazeteleri görüştüğümüz bu 32’nci maddeyle fonlanacak ve size muhalif olan Evrensel’di, BirGün’dü, Yeni Yaşam’dı; bu gazeteler cezaevine girmeyecek. İlginç bir şey ama çıkardığınız yasayla beraber bu muhalif gazetelerin köşe yazarları da cezaevinden çıkmayacak yani özgür basını hapsedeceksiniz, içeriye koyacaksınız; onların yazdığı gazeteleri de asla o cezaevlerine sokmayacaksınız. İşte buradaki anlayış budur.

Bu yağdanlıklar sizinse sahip çıkın, değilse, bunlar her dönemin adamıdır, döneminiz bitmek üzere, yeniden gelenlere yağcılık yapacaklardır; bilin. Rahmetli Özal’dan beri var bu yağdanlıklar. Bunların yazdığı gazeteleri fonladığınızı, milletin anasına küfreden bir iş adamı vardı, o, telefonda söylemişti; hepiniz duydunuz. Bu gazeteleri fonlayacak 32’nci maddeyi getiriyorsunuz. Ve aynı zamanda, Anayasa’nın 26’ncı maddesindeki haberleşme özgürlüğünü engelleyerek gerçek habercilik yapanları size muhalif diye cezaevinden içeri sokmamayı düşünüyorsunuz.

Şimdi, gelelim bu yasayla kimleri affettiğiniz, kimleri affetmediğiniz meselesine. Soma’da 301 madencinin ölümüne neden olanları affediyorsunuz, Çorlu’da tren kazasında ölenlerin faillerini affediyorsunuz, Aladağ’daki öğrencilerin katillerini affediyorsunuz, Gezi davasında ölenlerin yargılanan faillerini affediyorsunuz, mafyayı affediyorsunuz, çeteyi affediyorsunuz, Burhan Kuzu’yu -dün söyledim- affediyorsunuz. Size bir tavsiyem var, aslında Büyükelçi olarak atadığınız Egemen Bağış da normalde “Bakara makara” diye bu milletin dinî duygularıyla dalga geçmişti, isterseniz, zaman aşımına uğramadıysa 216/(1)’den ona da usulen açın bir dava, sonra onu da affedersiniz. Böyle yollarla beraber gidersiniz.

Kimleri affetmiyorsunuz? Gerçeği yazan gazetecileri affetmiyorsunuz, barış yanlılarını affetmiyorsunuz, Osman Kavala gibi insan hakları savunucularını affetmiyorsunuz, savunmaya özgürlük isteyen avukatları affetmiyorsunuz, seçilmişleri ve siyasileri affetmiyorsunuz, kendi sosyal medya hesabından düşüncelerini paylaşmış olanları affetmiyorsunuz, sizi eleştirenleri affetmiyorsunuz, demokratik eylemlere katılmış öğrencileri affetmiyorsunuz, dün burada söyledim, masum Harp Okulu öğrencilerini de affetmiyorsunuz.

Biz, işte tam bu noktada fikrimizi söyledik, milletimize dedik ki: Biz, burada, kader mahkûmlarının çıkışıyla alakalı yanlarında olacağız, onların özgürlüğüne kavuşmalarını istiyoruz. Bu yasayla özgürlüğüne kavuşacak olanlarla ilgili bir hesabımız yok. Biz, bu millete şiddete yönelmemiş, silahlı kalkışmaya yönelmemiş, düşüncelerinden dolayı yargılanan, bu duruşundan dolayı yargılanan insanların da bu yasa kapsamına alınmasının savunuculuğunu yapıyoruz burada; dışarıya yanlış servisler yapmayın. Sizin hesabınız yandaşlarınız; bizim hesabımız akla, vicdana, adalete uygun bir infaz yasası çıkarma meselesidir. Bunun örneğini de dün verdik.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Aydoğan, tamamlayın sözlerinizi.

TURAN AYDOĞAN (Devamla) – Tamam efendim.

Eğer sizin vicdanınıza kalsa kendi Genel Başkanınız -burada benim partimin oylarıyla beraber siyasi özgürlük kazandı- bugün gelse onu da affetmezsiniz. Size tavsiyem şudur: Bizim Genel Başkanımızın bize direktifidir -biz brif verir, direktif alırız- adil, vicdanlı ve toplumun hassasiyetlerine uygun bir yasa yapılması yönündedir talimatı.

Sanıyorum sizin, Genel Başkanınızla bir talimat eksikliği ilişkiniz söz konusu. Sayın Genel Başkanınızla, Sayın Cumhurbaşkanıyla tekrar temasa girin, deyin ki: “Mahcup oluyoruz, sizi affeden iradeye mahcup oluyoruz, size siyasetin önünü açan özgürlükçü ifadelere mahcup oluyoruz.”

Gelin burada doğru işler yapalım, yanlışlıkla içeride tuttuğumuz insanların da burada önünü açalım. Belki o yanındaki yağdanlık danışmanlar ona yanlış bilgi veriyordur. Bir demokratik merkezî parti refleksi gösterin, yeniden bunları değerlendirelim çünkü akıl birliğine ihtiyaç var. Millet bizden doğru bir yasa bekliyor.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Akbaşoğlu.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkanım, biraz evvel kürsüden konuşan hatibin baştan sona temelsiz ve mesnetsiz bütün iddialarını reddettiğimizi ifade etmek istiyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Kayıtlara geçmiştir.

Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 32’nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederim.

“MADDE 32- 5275 sayılı Kanunun 32 nci maddesinin üçüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

(3) Hukuka aykırı olarak yayımlanmış hiçbir yayın hükümlüye verilmez.”

            Bedri Yaşar                             Ayhan Erel     Muhammet Naci Cinisli

               Samsun                                  Aksaray                          Erzurum

           Yasin Öztürk                        Zeki Hakan Sıdalı

               Denizli                                   Mersin

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Bedri Yaşar’ın.

Buyurun. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BEDRİ YAŞAR (Samsun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 32’nci maddesi üzerinde söz almış bulunuyorum.

Kanun maddesiyle düzenlenmeye çalışılan husus bizce yeniden ele alınmalıdır. “Kurum disiplinini, düzenini ve güvenliğini bozmak, hükümlülerin iyileştirilmesi amacıyla ulaşmayı zorlaştırmak” ifadelerinden ne anlaşılması gerektiği izaha muhtaçtır. Bir yayın, kitap, fasikül kamu denetiminden geçip, basılıp cezaevine gelebiliyorsa ikinci bir denetim hangi kıstasla yapılacaktır? Böylesine ucu açık, kurum yönetiminin sınırsız inisiyatifine bırakılan bu yeni uygulama amaçladığı disiplin ve düzeni bizzat kendisi bozacaktır.

Maddenin 4’üncü fıkrasında yapılan eklemeyle yasak yayınların uluslararası bir standarda dayandırıldığını görmekteyiz fakat bir önceki fıkrada “kurum güvenliğini tehlikeye sokmak” ibaresini yetersiz bulup “kurum disiplinini, düzenini ve güvenliğini bozmak hükümlerinin iyileştirilmesi amacına ulaşmayı zorlaştırmak” ibarelerinin ekleniyor olması belirsizliği artırmaktadır. Kurum disiplinini bozmanın, hükümlünün ıslahını zorlaştırmanın bir kitap veya süreli yayın eliyle nasıl olabileceğinin standardı tam olarak nedir? Cezaevi dışında kaosa hizmet etmeyen yayın cezaevinin içine girince şeytanlaşacak mıdır? Kamu otoritesinin yayınlanmasında sakınca görmediği, hukuki herhangi bir engele muhatap olmamış bir yayının cezaevinde yönetici inisiyatifine dayalı uygulamalarla yasaklanmasını doğru bulmuyoruz. Bu uygulamalar uluslararası camiada zaten kırık olan notlarımızın iyileşmesine engel olacaktır.

Bugün, ülkelerin birbirinin iktisadi ve içtimai vitrininde görmek istediği asli unsurlar başta hukukun üstünlüğü ve beraberindeki demokratik değerlere verilen kıymettir. Bu unsurlar devletler ve milletlerin birbirine güvenmesinin evrensel dayanaklarıdır. Bu kanunda geçen ibareler gibi inisiyatife dayalı standardizasyondan, evrensellikten ve anayasal hakları muhafaza etmekten uzak yasaklamalar ülkemize olan güveni zedelemektedir. Yasa dışı terör oluşumlarının direktiflerini içeren yayınlar zaten ilgili kurum ve kuruluşlarca denetlenmekte ve yayınına müsaade edilmemektedir.

Değerli arkadaşlar, ne kadar yasakçı politika izlersek bunun karşılığı olarak bu yasak yayınlara ilginin arttığını hepimiz biliyoruz. Dolayısıyla, imkânı ve fırsatı olan her yerde, özellikle genel müdürlerin, Türk Hava Yolları da dâhil… Mesela biz Yeniçağ’ı hiçbir kamu kurum ve kuruluşunda göremiyoruz. Değerli arkadaşlar, Hükûmet bunun yayınına izin vermişse, ilgili kurumlar izin vermişse bunları yasaklamanın, bunları bu kurumlara sokmamanın hiç kimseye bir faydası yok. Üzerine, önüne set koyduğunuz her şey bu işi daha cazip hâle getirir.

Yine, bu kapsamda, bu tür yayınlardan bahsederken -şu an TRT bir yayın yapıyor- özellikle bu uzaktan eğitimle ilgili ciddi sorunlar var, bu on beş dakikalık süre yeterli olmuyor. Kaldı ki sizin sağladığınız 3 gigabytlık internet de yeterli değil. Özellikle kırsal kesimlerde bunun izlenebilirliği yok; yani televizyon yok bilgisayar yok, sadece babaların elindeki telefonla bunları takip etmeye çalışıyorlar ki bu da bugünkü şartlarda çok ciddi problemler oluşturmakta. Kaldı ki özürlülerle ilgili, sadece işin o kısmı değil, özürlülerin eğitimiyle ilgili de ciddi problemler var. Bunların üzerinde durulması lazım.

Niye bu konuya giriyoruz? Bakın, bugün konuştuğumuz yasa tasarısı dahil tümü coronavirüsün bir sonucudur. Neticede bugün bu 90 bin kişinin içerisinde kaç tane kader mahkûmu var, hırsızlıktan, yolsuzluktan dışarı çıkacak kaç kişi var bilmiyorum ama bugün esnafın sayısına bakarsanız, çiftçinin sayısına bakarsanız, sanatkârın sayısına bakarsınız nelerle muhatap olduğumuzu daha iyi anlarsınız. Biz altı gündür bu yasayla uğraşıyoruz. İnşallah bundan sonraki gündemlerde de diğer grupların problemleriyle hemhâl oluruz, onlarla istişare etmeye çalışırız, onlara birer çözüm üretmeye çalışırız. Burada Sayın Grup Başkan Vekili dedi ki “İşte, maddelerin üzerinde konuşulmuyor.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

BEDRİ YAŞAR ( Devamla) – Tamamlıyorum.

Bakın, on sene sonra bu tutanaklar açıldığı zaman iktidar milletvekillerinin de bu kürsüde bu maddelerle ilgili neler konuştuğunu onlar da açacaklar okuyacaklar, sizin burada ne söylediğinizi tutanaklar açıldığı zaman onlar da merak edecekler. Yani iktidar partisi milletvekillerinin 70 madde üzerinde diyecekleri tek kelime yok mu arkadaşlar? Ayrıca Grup Başkan Vekilleri zaman zaman söz alıyorlar, bakın aldıkları sözlere, tutanakları alın inceleyin, infaz yasasıyla ilgili ne kadar zaman ayırmışlar, polemiklerle ilgili ne kadar zaman ayırmışlar? Onu da sizin takdirinize bırakıyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 207 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin çerçeve 32’nci maddesiyle 5275 sayılı Kanun’un 62’nci maddesine eklenen dördüncü fıkraya, birinci cümlesinden sonra gelmek üzere, aşağıdaki cümlenin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

“Ancak ilan ve reklamın geçici süreyle kesilmesi hali, bu hükmün dışındadır.”

  Muhammet Emin Akbaşoğlu                   Ali Özkaya                  Cemil Yaman

               Çankırı                             Afyonkarahisar                      Kocaeli

        Ali Cumhur Taşkın                        Hasan Çilez

                Mersin                                   Amasya

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Maddeyle, 5275 sayılı Kanun’un 62’nci maddesine fıkra eklenerek Basın İlan Kurumu aracılığıyla resmî ilan ve reklam yayınlama hakkı bulunmayan gazetelerin ceza infaz kurumuna kabul edilmeyeceği düzenlenmektedir.

Önergeyle, 2/1/1961 tarihli ve 195 sayılı Basın İlan Kurumu Teşkiline Dair Kanun kapsamında resmî ilan ve reklam yayınlama hakkı bulunup da anılan Kanun’un 49’uncu maddesi hükmü uyarınca yetkili makam tarafından müeyyide uygulanması ve bu çerçevede, geçici süreyle ilan ve reklamın kesilmesi durumunda, ilgili gazetenin geçici süre içinde de ceza infaz kurumuna kabul edileceği hükmü getirilmektedir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda 32’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

33’üncü madde üzerinde üç önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 207 sıra sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 33’üncü maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ederiz.

            Mensur Işık                          Mahmut Toğrul                  Tuma Çelik

                 Muş                                   Gaziantep                          Mardin

           Rıdvan Turan                  Tulay Hatımoğullları Oruç      Züleyha Gülüm

                Mersin                                   Adana                            İstanbul

                                                        Murat Çepni

                                                            İzmir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Mahmut Toğrul’un.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Teşekkür ederim Sayın Başkan, Genel Kurulu ve sizleri saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, hukuk dediğimiz şey “hak” kavramı üzerine kuruludur. Hak da vicdan arayışının karşılığıdır. Madem böyle bir infaz yasası düzenlemesi getirildi, bu düzenlemenin hiç değilse demokratik olması beklenirdi, hukuk ilkelerini içermesi ve adaletli sonuç doğurması istenirdi. Bu nitelikleri taşıması gerekiyordu fakat bunların hiçbiri yok.

Şimdi, biraz önce siz muhalefetin bu teklife muhalefet ettiğini söylediniz. Sayın Başkan, bizim burada muhalefet ettiğimiz şey, bir defa, bu teklifteki adaletsizlik, hukuksuzluktur; yoksa eğer siz infazda eşitliği ve adaleti sağlarsanız biz bu torbayı birkaç saat içerisinde yasalaştırabiliriz.

Şimdi, bakın, değerli arkadaşlar, AKP-MHP ittifakı, son dönemde muhaliflerini siyaseten bertaraf etmenin yolu olarak, Türkiye’de kolluğu ve aslında uluslararası hukuka aykırı olan Terörle Mücadele Kanunu’nu bir sopa olarak kullanıyor, yargıyı bir sopa olarak kullanıyor. Kolluk ve yargıyı kullanarak muhaliflerini siyaseten bertaraf etmeye çalışıyor. Sözle muhalefet edemediği, siyasetle yenemediği muhaliflerini bunları kullanarak bertaraf etmeye çalışıyor.

Bakın, biz, belediyelerimizin gasp edildiğini, milletvekilli arkadaşlarımızın tutuklandığını, belediye Eş Başkanlarımızın tutuklandığını, İdris Baluken gibi burada Grup Başkan Vekilliği yapmış olan bir arkadaşımızın durumunu uzun uzun anlattık. Aslında anlamak isterseniz çok da delile ihtiyacınız yok.

Değerli arkadaşlar, bakın ben, AKP’nin muhalefeti nasıl bertaraf etmek istediğini bir örnek üzerinde, Gaziantep’te yaşanan bir örnek üzerinde anlatmak istiyorum. Bakın, şu anda cezaevinde 300 bin mahkûm var. Bu her 6 mahkûmdan bir 1’i tutuklu. Kasım ayında biz kongre hazırlığı yapıyoruz, AKP-MHP ittifakı bize kongre yaptırmamak için Antep’te bir operasyon yaptılar. Operasyonda 57 arkadaşımız gözaltına alındı. Kimlerdi? Bakın, Ömer Faruk Koç, partimizin parti meclisi üyesi, emekli öğretmen. Müslüm Kılıç, emekli öğretmen, il Eş Başkanımız. Abdullah İnce, Demokratik Bölgeler Partisi il Eş Başkanı, emekli öğretmen. Fadile Dikici, 55 yaşlarında, DBP (Demokratik Bölgeler Partisi) il Eş Başkanı. Fatma Lebe -dün Ömer Vekil burada gündeme getirdi- 62 yaşında. Bu insanların hepsi belli bir yaşta ve hepsinin hastalıkları var. Zeynep Kaygusuz, değerli arkadaşlar, oğlu vefat etmişti, taziyesi kuruluydu, taziyenin ikinci gününde gözaltına alındı ve yaşlı bir anne, göz rahatsızlığı ve daha birçok rahatsızlığı var, şimdi tutuklu.

Değerli arkadaşlar, Güler Erat, partimizde geçmiş dönem Eş Başkanlığımızı yapmıştı, hayatı boyunca gözaltısı yoktu, partimizde ne zaman siyaset yapmaya başladı, son iki yılda 3 kez gözaltına alındı ve her seferinde ilk mahkemede bırakıldı. Mehmet Özkan, Şahinbey, ilçe Eş Başkanımız.

Peki, bu arkadaşlarımıza suçlama neydi değerli arkadaşlar? “Neden mart ayında çok toplantı yaptınız?” Biliyorsunuz, yerel seçim vardı mart ayında. “Neden komisyonlar kurdunuz?” Parti Meclisi üyemize söylüyorlar. “Neden Celal Doğan’ın seçim bürosuna gittiniz, kimin talimatıyla gittiniz, ne konuştunuz?” Antep vekilleri gitsinler, dosyaya bir baksınlar, dosyada ne iddialar var, polis iddiaları.

Değerli arkadaşlar, operasyon Kasımın 14’ünde yapıldı yani altı ay önce. Sekiz gün gözaltında kaldılar, 20 ve 22 Kasım aralığında 57 kişiden 35’i tutuklandı bu iddialarla değerli arkadaşlar, bu iddialarla. Şimdi, bu arkadaşlarımız cezaevinde ölüme terk edilmek isteniyor.

İşte, Sayın Başkan, bizim karşı olduğumuz bu hukuksuzluktur. Siyaset yaptığı için, yazdığı için, çizdiği için siz insanları gözaltında ölüme terk etmek istiyorsunuz; biz bunu kabul etmiyoruz.

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Sakin, sakin ol!

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) – Bu, eğer gerçekten insani, vicdani bir duygu hissediyorsanız sinirlenmenizi gerektirir Sayın Vekil; o açıdan sinirleniyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın.

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) – Bu insanları sizin ölüme terk etmenize asla rıza göstermeyeceğiz. O açıdan, bizim burada itiraz ettiğimiz de işte bu adaletsizliktir, bu sistemsizliktir.

Değerli arkadaşlar, o açıdan, sizler de oy verirken neye oy verdiğinizi görün ve onun neticesine göre davranın. İşte yapılmak istenen bu.

Bakın kimler bırakılıyor? AKP’nin daha önce söz verdiği ve kendi yandaşı gördüğü kesimler.

Şimdi, düşünün değerli arkadaşlar, bakın biri kalpazanlık yapacak, o kişi serbest bırakılacak. Diyelim ki bir gazeteci, bu kalpazanlığın nedeninin AKP’nin politikaları olduğunu değerlendirerek haber yaptı, o kişi içeride kalacak. İşte, sizin yapmak istediğiniz bu. Bu kabul edilemez, biz buna direneceğiz.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Özel, buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

38.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, sağlıkta şiddetin önlenmesi kanun teklifiyle ilgili Sağlık Komisyonunun katkısının alındıktan sonra teklifin Adalet Komisyonuna gelmesini önerdiklerine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, sabahki konuşmamda pazartesi gününe Adalet Komisyonunun konulmasını ve bu kanunla aynı günde görüşme yapılacak olmasını, toplantı yapılacak olmasını eleştirmiştim çünkü Adalet Komisyonu üyelerinin tamamına bu kanun görüşülürken burada ihtiyaç var demiştim. O toplantı çarşambaya alınmış, bu doğru bir karar ama ikinci bir kısmı vardı söylediğimizin, Sağlık Komisyonu tali komisyon ve çarşamba günü bütün sağlıkçıların Adalet Komisyonuna gidip orada bir mutabakat aramaları, Adalet Komisyonunun çarşamba günkü çalışmasını da güçleştirecek. Sağlık Komisyonunun kendisi mutlaka -hazır kendisi de tali komisyon olarak atanmışken- pazartesi günü toplanmalıdır. Sabah da hatırlattım, Sağlık Komisyonu Başkanı hafife alıyor. Biz daha önce bu çağrıyı yaptığımızda, coronanın ilk vakasından on beş yirmi gün önce…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – …Cumhurbaşkanımız “Dut pekmezini ihmal etmezsek coronavirüs Türkiye’ye uğramayacak.” demişti. Şimdi aynı hatayı yapmayalım. Bütün arkadaşlarımız burada, bir çağrı olsun, pazartesi olur, salı olur. Sağlık Komisyonu sağlıkta şiddet yasası teklifinde ortaklaşsın, çarşamba günü Adalet Komisyonunun teknik katkısı, yani Ceza Kanunu açısından yapacağı değerlendirme, işin sağlıkla ilgili kısmı olgunlaşarak gelsin. Bu, yapıcı bir öneridir. Sabahki önerimiz kabul görmüş, devamının da kabul görmesini ümit ediyoruz.

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

VI.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Denizli Milletvekili Cahit Özkan, Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül ve Afyonkarahisar Milletvekili Ali Özkaya ile 57 Milletvekilinin Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2762) ve Adalet Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 207) (Devam)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Buyurun Sayın Beştaş.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

39.- Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, sağlıkta şiddetin önlenmesi yasa teklifini önemsediklerine ve sağlık emekçilerinin taleplerinin karşılanabilmesi için Sağlık Komisyonunun ivedilikle toplanması gerektiğine ilişkin açıklaması

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Ben de kısaca şunu söyleyeyim: Daha önce de ifade etmiştik, sağlıkta şiddet yasasını çok önemsiyoruz. Sağlık Komisyonu üyelerimiz daha önce de başvuru yapmıştı corona salgınıyla ilgili toplantı yapılması ve tedbirlerle ilgili karar alınması için. Bugün tekrar başvurularını yaptılar, doğrudur. Sağlıkta şiddet yasa teklifi Türk Ceza Kanunu’nda düzenleme gerektiriyor ama bu düzenlemelerin özellikle sağlık emekçilerinin taleplerinin karşılanması için ve bu virüsü engelleme noktasındaki çalışmalarla birlikte ve sağlıkçıların önemine binaen mutlaka Sağlık Komisyonunun ivedilikle toplanması gerekiyor. Adalet Komisyonu çarşamba gününe ertelendi, bu olumlu bir gelişme; onlar buradalar, iki işi birden yürütemezler ama Sağlık Komisyonu üyeleri burada rahatlıkla bu toplantıyı icra edebilirler. Bizim de talebimiz, acilen Sağlık Komisyonunun toplanmasıdır.

Teşekkür ediyorum.

VI.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Denizli Milletvekili Cahit Özkan, Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül ve Afyonkarahisar Milletvekili Ali Özkaya ile 57 Milletvekilinin Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2762) ve Adalet Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 207) (Devam)

BAŞKAN – Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 33’üncü maddesinde geçen “Salgın Hastalık” ibaresinin “Pandemi” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

           Alpay Antmen                           Zeynel Emre            Süleyman Bülbül

                Mersin                                  İstanbul                            Aydın

          Turan Aydoğan                 Mustafa Sezgin Tanrıkulu Saliha Sera Kadıgil Sütlü

               İstanbul                                 İstanbul                          İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; evet, altı gündür buradayız, bir af yasasını tartışıyoruz ama bununla ilgili kim ne söylemişti ve bu af tartışması nasıl gündeme geldi; bunu da bir hatırlayalım diye sizlere bir hafıza çalışması yapacağım. Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan 24 Mart 2018 tarihinde Güngören ilçe kongresinde şunları söylemiş: “Devlet husumet yeri olamaz, kendi insanına husumet duyamaz; her devletin geçmişinde vatandaşını affetmek vardır.” Daha sonra, 12 Mayıs 2018 tarihinde yani seçimlerden önce Sayın Devlet Bahçeli, organize suç çetesi yöneticisi olmaktan yargılanan ve hükümlü olan 2 hükümlüyle ilgili olarak şunları söylemiş: “Bu kardeşlerimizi taş duvarların ardında çürümeye terk etmek ne kadar adil ve adaletlidir?” Bunları söylemiş. Sonra, tam bir gün sonra, 13 Mayıs 2018 tarihinde Sayın Erdoğan İngiltere ziyareti öncesinde Atatürk Havalimanı’nda yaptığı açıklamada Sayın Devlet Bahçeli’nin bu konudaki sözlerine atfen aynen şunu söylemiş: “Bahçeli’nin bu talebi veya teklifi kendisine ait bir taleptir, tekliftir ama bizim şu anda Hükûmetimizle böyle bir düşüncemiz kesinlikle yok.” Daha sonra, 23 Mayıs 2018 tarihinde Sayın Devlet Bahçeli, organize suç örgütü kurmaktan yargılanan hükümlüyü Kırıkkale Yüksek İhtisas Hastanesinde ziyaret etmiş sonra 9 Haziran 2018 tarihinde Sayın Erdoğan Zeytinburnu gece mitinginde aynen şunları söylemiş: “Yani insana eğer yargı haklarında bir hüküm vermiş de içeriye girmişse onları affetme yetkisi bizde değil, bu bir. İki: Şu anda Parlamentonun böyle bir işlevi yok, bu da ortada. Biz kalkıp da bu işi oya tahvil etmek için bir af çıkarmayız.” Sonra yine Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan 5 Eylül 2018 tarihinde Kırgızistan dönüşünde aynen şunları söylemiş: “İlke şu: Devlete karşı işlenenlerde devlet bu yetkiyi kullanabilir ama şahıslara karşı işlenen olduğunda orada, devletin böyle bir af yetkisi kesinlikle yoktur.”

Sonra, 7 Eylül’de MHP’nin MYK toplantısı yapılmış, afla ilgili konuşmalar ve tartışmalar gündeme gelmiş. Sonra Kırıkkale Yüksek İhtisas Hastanesi Başhekimi ve Sağlık Müdürü hakkında soruşturma açılmış, sahte rapor verdikleri için açılmış, Sayın Devlet Bahçeli’nin ziyaret ettiği şahsiyetle ilgili olarak. Sonra, 22 Eylül 2018 tarihinde Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkan Yardımcısı afla ilgili tekliflerini Parlamentoya sunmuş. Yine 23 Eylül 2018 tarihinde, sadece bir gün sonra Sayın Erdoğan “Ancak bunu affedebilecek merci, o şahısların, mazlum, mağdur insanların ta kendisidir.” demiş ve yine devleti işaret etmiş. Sonra, 24 Eylül 2018 tarihinde Milliyetçi Hareket Partisi teklifini sunmuş ve bu şekilde devam etmiş. Sonra, 4 Aralık 2019 tarihinde de Milliyetçi Hareket Partisi teklifini beklemeye almış. Bunlar kronolojik şeyler. Dolayısıyla bu teklif başlangıç, Milliyetçi Hareket Partisinin sonuçta organize suç örgütü üyesi olmaktan yargılanan bir şahsiyeti cezaevinde ziyaretiyle başlamış. Bugüne kadar geldik bu işte ve Sayın Erdoğan’ın söylediği tek söz var: “Devlete karşı işlenmiş suçlarda yetki bize aittir ama onun dışında bize ait değil.” demiş. Şimdi, Türkiye’de terör suçluları ile siyasal suçlular arasında bir ayrım var mı? Yok. Ben geçen konuşmamda da ifade etmiştim. Dolayısıyla şimdi düşüncesini ifade eden, yazı yazan ve herhangi bir biçimde muhalif olan insanlar cezaevlerinde yani Sayın Erdoğan’ın tarif ettiği biçimde, devlete karşı suç işlemişler; bu nedenle ya tutuklular ya da hükümlüler. Şimdi, Sayın Erdoğan’ın sözleri ortada. Peki, bu yasa teklifi bunun için bir şey içeriyor mu? Hayır. Peki, Sayın Erdoğan’ın bundan haberi var mı? Tabii ki var. O zaman bu sözleri nereye yazacağız, dediklerini, şimdiye kadar söylediklerini nereye yazacağız? Zeytinburnu’nda, Güngören’de, Kırgızistan’dan gelirken, İngiltere’ye giderken dediklerini nereye yazacağız? O zaman bu af niçin gündeme geldi?

Değerli arkadaşlar, bakın, pandemi var, salgın var; cezaevlerinde binlerce insan var, yüzlerce hasta var, yüzlerce kadın ve çocuk var. Bu yasa kadınlar için bile ayrım getiriyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Dolayısıyla bizim yapmamız gereken, infazda adaleti ve eşitliği sağlamak. Gazetecileri, siyasetçileri, avukatları, muhalifleri, sivil aktivistleri, çocuğunu okula gönderenleri, bankaya para yatıranları ve sendika üyesi olanları terörist olarak kabul etmek değil; onları da bu yasanın kapsamına alabilecek, eşit ve adaleti sağlayan bir yasa çıkarmak olmalıdır. Elimizi vicdanımıza koyalım ve Sayın Genel Başkanınızın bu sözlerine, benim çıkarabildiğim bu sözlerine sizler itibar edin.

Hepinize saygılar sunuyorum ve sağlıkla kalın diyorum. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar)

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Akçay.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

40.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun görüşülmekte olan 207 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 33’üncü maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Şimdi, sayın konuşmacının konuşmasını kısmen dinledik, tutanakları ayrıca inceleyeceğiz.

Şimdi, bu sözleri şöyle kabul etmiyoruz: Bu bahsettiği birtakım kronolojik konuları, kamuoyu önünde son derece açık ve şeffaf bir şekilde ifade etmiştir ve ayrıca Milliyetçi Hareket Partisinin açıklamaları -başta Sayın Genel Başkanımızın açıklamaları olmak üzere- son derece açık ve nettir. Dolayısıyla yoruma müteallik bir durum yoktur. Farklı yorum çıkarma gayreti içerisinde olduğunu düşünüyorum.

Bu Kırıkkale safahatına ilişkin hususlarda da eğer Sayın Ramazan Can kısa bir açıklama yaparsa ayrıca memnun oluruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Tanrıkulu’nun verdiği kanun teklifleri burada, elimizde ve geçen dönem verdiklerini tekrar yeniledi. Bütün sıkıntısı terör suçlarının bu infaz veya muhtemel af kapsamı içerisine alınması; bunun çalışmalarını yapıyor. Efendim, gazeteciymiş de, siyasi suçluymuş da… Ceza Kanunu’muzda veya Terörle Mücadele Kanunu’nda “siyasi suçlu” diye bir suçlu mu var? Dolayısıyla bütün sıkıntı buradan kaynaklanıyor.

Terör örgütüne yardım yataklık, onun propagandasına yönelik faaliyetler olarak… Terör örgütü deyince sadece eline silah alıp eylemde bulunan örgüt mensubu anlaşılmıyor; bütün terör örgütlerinin propaganda faaliyetleri var ve bu örgütlerin kendilerine göre sivil toplum kuruluşları, medya mecraları, kalemşörleri var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Biz, Ahmet Altan gibi ve benzeri FET֒cü veya birtakım PKK yandaşı olan kişilerin, miting meydanlarında isimlerinin anons edilerek alkışlatıldığını da biliyoruz. Yani bu kişileri biz terör suçlusu olarak kabul ediyoruz.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Muş) – Masumiyet karinesine ne oldu ya, masumiyet karinesine?

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Bizim bunu kabul edip etmememizin bir manası da yok, hukuk ve mahkemeler böyle kabul ediyor.

Teşekkür ederim. (MHP sıralarından alkışlar)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Özel…

41.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, şimdi, Sezgin Tanrıkulu’nun şahsına yapılan hakaret ayrı ama tabii…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Ne hakareti ya! Hakaret yok ki Sayın Özel.

BAŞKAN – Hakaret yok canım.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Canım, Sayın Başkan, çok rica edeceğim.

BAŞKAN – Ne dedi de hakaret etti, anlamadım ben.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – “Kendisinin bütün gayesi teröristleri dışarı çıkarmaktır.” lafında bir şey görmüyorsanız, o ayrı.

BAŞKAN – Yok tabii onda bir şey…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Daha ne olacak?

BAŞKAN – Herkes birbirine çok daha ağırını söylüyor.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Olur mu canım!

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Hangi kelimeyle hakaret etti? Kendisine sorun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ya, ne demek ya! Ne demek!

BAŞKAN – Çok daha ağırı söyleniyor. Bunda bir şey yok ki, bu bir fikir yani.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, tamam, sataşma diyelim. O konudaki hakkının saklı kalması kaydıyla...

ÜMİT YILMAZ (Düzce) – Verdiği kanun teklifleri ortada işte.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Kanun teklifleri burada.

ÜMİT YILMAZ (Düzce) – Kimleri çıkartmak istediği ortada.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Şunu söylemem lazım: Dünyada “siyasi suç” diye tanım vardır. Sözle işlenen, düşünerek işlenen, yazılarak işlendiği iddia edilen şeyleri “siyasi suç” kapsamına koyarlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bu, eline silah alıp -daha önce de defalarca söyledim, Sayın Başkan da bilir bu konudaki düşüncemi- devletin polisine, askerine kurşun sıkanın…

METİN NURULLAH SAZAK (Eskişehir) – O tetikçi, o.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – …ya da kendisine emanet edilen devletin silahlarıyla millete hatta milletin Meclisine saldıranın veya bu organizasyonu kuranların, örgütleyenlerin, finanse edenlerin bir terör örgütü olarak görülmesi gayet tabiidir. Ancak hiçbir şekilde eline silah almamış, kimseye aldırmamış, bu organizasyonun bir parçası olmamış kişileri, en basitinden gazetecileri “terör örgütü üyesi olmamakla birlikte -Niye? Astlık-üstlük ilişkisi yok, hiyerarşi yok, irtibat yok, bilmem ne yok- bir terör örgütünün lehine olabilecek şeyler” deyip yazdığı yazıyı kapsama sokanlar var. Türkiye'de terör tanımında sorun var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın lütfen.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Terör tanımı, bir, lafzen, kapsam olarak çok geniş; iki, Cumhurbaşkanının elde ettiği güçle ve yargı üzerindeki etkinliğiyle zaten kapsam yönünden sorunlu olan terör tanımıyla Cumhurbaşkanının “terörist” olarak gördüğü hatta kendi vicdanında mahkûm ettiği herkesi mahkûm eden ve o kapsama sokan bir yargı sistemi var. Cumhuriyet savcısının iddianamesi FET֒cülerden “copy-paste”. Belgelendirmeyi de FET֒cüler planlamış ama yapamadan kendisi içeri girmiş, o iddianame giderken öyle bir çöküyor ki… Diyorlar ki: “Dışarıdan pizza söylendi, kanıtı var.” Kanıtı koyamadan, FET֒cü gitmiş; kanıtı üretemeden iddianame çöktü. 3 hâkim “Bu iddiaların hiçbirinin ispatı yok, herkes beraat etti.” dedi. Ertesi gün Sayın Recep Tayyip Erdoğan “Birisini dün beraat ettirmeye kalktılar.” dedi. Bu ne demek Sayın Başkan? Türk milleti adına orada karar veriyor hâkim, heyet ama beraat eden adam için Cumhurbaşkanı diyor ki: “Beraat ettirmeye kalktı.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın, son kez açıyorum.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Çünkü ne var? Açıkçası artık Türkiye’ye jüri sistemi geldi. Cumhurbaşkanı kendisini millet jürisinin sözcüsü sanıyor. Kendi gönlünde mahkûm ettiği birisini, kendi zihninde mahkûm ettiği birisini, sizin “bağımsız yargı” diye söylediğiniz yargının kararı bile beraat ettirmeye yetmiyor.

BAŞKAN – Sayın Özel, tamamlayın artık.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Adam kararı açıklıyor, oy birliğiyle, herkes alkışlıyor, çantalar toplanıyor, karar yazılıyor; şahsım onu beraat ettirmeyince beraat edemiyorsun. Arkadaşlar, işte bu yüzden, terör tanımı da uygulaması da sorunludur; onu tartışıyoruz.

Teşekkür ederim.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Terör tanımını konuşmuyoruz ama Sayın Başkan.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Başkanım…

BAŞKAN – Sayın Akçay, başka söz isteyenler de var; vereceğim sırayla, lütfen.

Sayın Beştaş, buyurun.

42.- Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Öyle görülüyor ki, bu kanunun görüşmeleri süresince bolca terör kavramını tartışacağız. Terör nedir? Kimler bu kapsamdadır? Bunun uluslararası ölçüleri nelerdir? Biz bunu tartışmaktan bir adım geri durmayacağız. Neden? Çünkü demin Sayın Grup Başkan Vekili ifade etti, “Terör örgütü üyeleri, sadece eline silah alan değil, bunun propagandasını yapandır.” dedi. “Silah alması gerekmiyor, sivil toplum örgütü üyesi de olabilir, gazeteci de olabilir.” gibi bir tespit yaptı. Buna katılmamız mümkün değil. Defaatle söylediğimiz bir şey var. Bu kanun kapsamında -tırnak içinde- terör diye ifade edilen suçların önemli bir bölümü siyasi suçlardır. Siyasi suçları istediği kadar iktidar partisi ve destekleyen parti “terör” diye nitelesin, bu, gerçeği asla değiştirmeyecek.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - Size iki örnek vereceğim. Sebahat Tuncel, 2 dönem milletvekilliği yaptı, partimizin Eş Genel Başkanlığını yaptı, HDK’nin eş sözcülüğünü yaptı ve gözaltına alındığında DBP’nin Eş Başkanıydı. 4 Kasım 2016 darbesinde bizim Eş Genel Başkanlarımız gözaltına alındığında, biz bütün milletvekilleri adliyedeyken Sebahat Tuncel adliyenin önüne geldi -ben tanıktım- ve adliyenin içine girmek istedi, adliyenin içine almadılar ve maalesef, şiddetle -görüntüleri izleyenler bilir- gözaltına alındı. Yani aslında Eş Başkanlarının, milletvekillerinin gözaltı sürecinde, adliyenin önünde, adliyede olmak istedi ve nerede biliyor musunuz? Hâlâ Kandıra Cezaevinde dört yıla yakın bir süredir tutuklu. Dava dosyasında ne mi var? Dava dosyasında adliyenin önüne gitmek var, daha önce katıldığı basın açıklamaları var. Şimdi, bunun neresinden tutacağız?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Toparlıyorum.

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın lütfen.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Bunun terör suçu olduğunu kim iddia ediyorsa gelsin tartışalım, her türlü yöntemle tartışmaya hazırız. “Nevroz” bayramına katıldığı için insanlar terör örgütü üyeliğinden yargılanıyor, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü kutlamalarına katıldığı için terör örgütü üyeliğinden yargılanıyorlar. Belediye başkanı, belediye başkanı aday tanıtımına katıldığı için şu anda tutuklu. Bunun başka bir izahı var mı?

Milletvekili Bedia Özgökçe -buradaki milletvekillerinin hepsi bilir, tanır kendisini- 3’üncü dönem milletvekiliydi ve Van Büyükşehir Belediye Eş Başkanı seçildi. Kendisi hakkındaki dava şu: “Efendim, sen büro açılışlarına katılmışsın, kendi seçim kampanyanın büro açılışlarına katılmışsın, mitingde konuşmuşsun, şu açıklamayı yapmışsın.” Kimse bize bu fiillerin terör olduğunu anlatmasın, anlatamaz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - Anlatıyorlarsa biz buradayız, her türlü hukuki argümanla tartışmaya hazırız. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Terör tanımı yapmıyoruz ki Sayın Başkan.

BAŞKAN - Sayın Akçay…

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Size söz vereceğim Sayın Sezgin, yerinizden söz vereceğim.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Terör tanımını bir daha yapalım o zaman.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Yapalım, yapalım tabii, yapalım.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Böyle terör tanımı mı olur ya?

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – İnfazı konuşuyoruz. Aynı şeyi kırk defa…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Akçay.

43.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Şimdi, tartışılacak bir husus yok, kanun açıkça tanımlamış bunu. Bunu eleştirebilirsiniz, değerlendirebilirsiniz ancak ortada bir kanun var ve bu hükümler de buna göre verilmiş. Terörle Mücadele Kanunu’nun 7’nci maddesinin ikinci fıkrasında -üçüncü bendi de olabilir- “Haber verme sınırlarını aşmayan veya eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz.” şeklinde ifadesi de var.

Kanunun açıkça tanımladığında… Ahmet Altan eline hiç silah almamış, Taraf gazetesiyle de bütün operasyonları âdeta yönetmiş. Fetullah Gülen de eline silah almamış.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin lütfen.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Dolayısıyla yapılan birtakım sınav yolsuzlukları, birtakım hâkimlerin bu kumpasların içerisinde yer alması ve Türkiye’nin yaşadığı bir dizi vahim hadiseler var. Yani bunlar ellerine silah almamışlar ki… Bunları tartışabilirsiniz ama yani, biz bu tartışmanın içerisinde de olmayız.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Tanrıkulu, size kürsüden, sataşmadan söz vereceğim.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Hangi ifadeden dolayı Sayın Başkan, biz de bilelim.

BAŞKAN – Efendim, Sayın Tanrıkulu’na, terör örgütlerini ya da tanımı noktasında… Artık, buradan söyletmeyin bana.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Bilelim ki biz de ona göre notumuzu alalım Sayın Başkan.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – “Teröristleri çıkarmaktan başka gayesi yok.” dedi, öyle bir şey yani.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Tanrıkulu. (CHP sıralarından alkışlar)

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Yani, benim burada bir polemiği başlatmak ve sürdürmek gibi bir niyetim yok, onu açıkça ifade edeyim ama şu var: Bu af tartışması ne zaman gündeme geldi ve kimler için geldi? Ve isim de vermedim özellikle burada. İsimleri de burada var zaten, isteyen araştırır bulur. Ama Sayın Grup Başkan Vekilinin şahsımı ilzam edici konuşmasını ben reddediyorum, doğru değil. Artı, burada cevap hakkı kullanamayacak insanları, henüz daha mahkûmiyetleri kesinleşmemiş insanları -burada hukuku savunacak bizler olması gerekirken- mahkûm etmesini de kabul etmiyorum bir yurttaş olarak çünkü mahkûmiyetleri kesinleşmemiş insanları burada -mahkûmmuş gibi- mahkûm ediyor. Doğru değil isim vermek, yoksa ben de burada isim söyleyebilirdim değerli arkadaşlar; bakın, bunları yapmayalım. Burada bizi izleyen milyonlarca insan var ve gerçekten de eline silah almamış, terörle alakası olmayan, terör eylemi yapmamış, darbeyle alakası olmayan binlerce tutuklu ve hükümlü var; özellikle tutuklular var, hükümlüler var; dolayısıyla sonuçta bizden burada bir vicdan bekliyorlar, bir adalet bekliyorlar.

Bakın, elimde SODEV’in yaptığı araştırma var, siz de incelemişsiniz. “Adalet” deyince yurttaşlarımızın tek aklına gelen adaletsizlik. Bari burada yapmayalım, hele Grup Başkan Vekili olarak sizler yapmayın. Burada kendileri cevaplama imkânı olmayan ve mahkûm olmamış insanları bir kez daha buradan mahkûm etmek kimin vicdanına sığar değerli arkadaşlar?

Bakın, ben hukukçuyum, avukatım; verdiğim kanun tekliflerinin ne olduğunu çok iyi bilirim, dolayısıyla hepsinin de arkasındayım, grubum da arkasındadır hepsinin, onaydan geçmiştir hepsi ama burada, bakın, ben polemik yapmıyorum, nereden kaynaklandığını söylüyorum. Ben şimdi o isimleri söyleyebilirim burada; doğru değil, bunları yapmayalım; bunlar hiç kimseye, bu Parlamentonun vakarına da yakışmaz, doğru değildir. Bize düşen, vicdanlı, adaletli, eşit, gerçekten de herkesi kapsayacak bir yasa çıkarmaktır burada ve pandemiye ve ölüme kimseyi mahkûm etmemektir.

Teşekkür ediyorum.

Sağ olun Başkanım. (CHP sıralarından alkışlar)

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Akçay…

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

44.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Tabii, Sayın Tanrıkulu’nun konuşması aynı zamanda çelişki de içeriyor yani belli isimlere atıfta bulunup, onları işaret edip sonra, biz başka bir ismi kullanınca bunun doğru olmadığını ifade etmesi… Zaten bizim dışımızda pek çok konuşmacı… Biraz evvel adını verdiğim gazeteci sıfatlı şahsın adını en çok onlar verdiler yani onu bir fikir suçlusu veya bir siyasi suçlu olarak değerlendirdiler. Neticede hepimizin yaptığı değerlendirme de siyasi mahiyettedir, hiçbirimiz de mahkeme değiliz.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Özel, sizin ne vardı?

(HDP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Efendim, acele ettiniz, daha Sayın Özel’in söz talebi var.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Önemli değil, söylemiş olduk.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Bilginiz olsun.

BAŞKAN – Anladım yani, yoklama isteyeceksiniz, o belli oldu da...

Buyurun Sayın Özel.

45.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Çok kısa söylemem gerekirse şunu söylemek istiyorum, burada sorunlu gördüğüm kısım şudur sadece: Sezgin Tanrıkulu bir kronoloji söylerken, sadece ve sadece bu kronolojiyi ifade ettiği için bir cevap hakkı doğduğunu düşünmüyordum ben, hiç de bir sataşma yapmamıştı. Sayın Grup Başkan Vekili de bize sataşmadı. Burada bitirelim efendim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Evet, teşekkür ediyorum.

VI.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Denizli Milletvekili Cahit Özkan, Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül ve Afyonkarahisar Milletvekili Ali Özkaya ile 57 Milletvekilinin Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2762) ve Adalet Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 207) (Devam)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunacağım ama öncelikle…

II.- YOKLAMA

(HDP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Yoklama istiyoruz.

BAŞKAN – Sayın Toğrul, gördüm.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Gördünüz, gördünüz, biliyoruz.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Efendim, daha önceki tecrübemizde de şu söylemleriniz var da onun için böyle yapıyoruz.

BAŞKAN - Evet, yoklama talebi vardır.

Sayın Beştaş, Sayın Toğrul, Sayın Işık, Sayın Taşdemir, Sayın Budak, Sayın Çepni, Sayın Kemalbay, Sayın Orhan Işık, Sayın Koçyiğit, Sayın Koç, Sayın Ersoy, Sayın Hatımoğulları Oruç, Sayın Gergerlioğlu, Sayın Kaçmaz…

(HDP ve AK PARTİ sıraları arasında karşılıklı laf atmalar)

ARZU AYDIN (Bolu) – Böyle çekeceksiniz, böyle!

RECEP ÖZEL (Isparta) – Arkadaşlar zaten gelecekler, bunun neyini çekiyorsunuz?

BAŞKAN- Arkadaşlar, müsaade edin. Bakın, zaten maskelerden tanıyamıyoruz, müsaade edin.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Aynı kişiler Başkanım zaten.

BAŞKAN - …Sayın Öcalan, Sayın Tiryaki, Sayın Kaya, Sayın Çelik, Sayın Coşkun, Sayın Başaran, Sayın İmir.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklamaya başlandı)

ARZU AYDIN (Bolu) – Burayı çekin, burayı!

DİRAYET DİLAN TAŞDEMİR (Ağrı) – Sadece el kaldırmak için gelmeyin buraya!

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Ya sizi mi dinleyeceğiz arkadaşlar, mecbur muyuz dinlemeye?

BAŞKAN – Arkadaşlar, elleriniz çalışacak.

(Elektronik cihazla yoklamaya devam edildi)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 17.53

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 18.05

BAŞKAN: Başkan Vekili Süreyya Sadi BİLGİÇ

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Enez KAPLAN (Tekirdağ)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 83’üncü Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

II.- YOKLAMA

BAŞKAN – Teklifin 33’üncü maddesi üzerinde İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve arkadaşlarının verdiği önergenin oylanmasından önce istem üzerine yapılan yoklamada toplantı yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi yoklama işlemini tekrarlayacağım.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

VI.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Denizli Milletvekili Cahit Özkan, Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül ve Afyonkarahisar Milletvekili Ali Özkaya ile 57 Milletvekilinin Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2762) ve Adalet Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 207) (Devam)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 33’üncü maddesinde yer alan “eklenmiştir” ibaresinin “ilave edilmiştir” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

            Bedri Yaşar                         Zeki Hakan Sıdalı Ayhan Erel                                                           Samsun                            Mersin               Aksaray                                       Muhammet Naci Cinisli           Yasin Öztürk                      Arslan Kabukcuoğlu                                       Erzurum                                  Denizli                          Eskişehir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANVEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Sayın Arslan Kabukcuoğlu.

Buyurun. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

ARSLAN KABUKCUOĞLU (Eskişehir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce Meclisi saygıyla selamlarım.

Hukuk, haksızlıkları onaran, topluma güven veren kuvvet olmaktan çıkmış, öksüz ve savruk bir hâldedir. Bugün, Türkiye’de hukuk hangi değerleri koruyor, bilmiyoruz; değer buhranı yaşanıyor, yönümüzü bulamıyoruz.

Tüm dünyayı kırıp geçiren bir salgınla karşı karşıyayız. Çin’den başlayan salgın dalga dalga yayılarak ülkemize ulaşmıştır. Tüm bilim insanları, bu süreci hasarsız bir şekilde atlatabilmenin yollarını araştırmaktadırlar.

Nüfus itibarıyla örnek ülkelerle karşılaştırıldığında Türkiye’deki ceza infaz kurumları gerek kapasitesi gerekse doluluğu itibarıyla kötü durumdadır. Bu konuda en kötü durumda olan Amerika Birleşik Devletleri’dir. Amerika Birleşik Devletleri’inde nüfus itibarıyla her 100 bin kişiden 655’i, Rusya’da 359’u ceza ve infaz kurumlarındayken biz de 344 kişi ceza ve infaz kurumlarında bulunmaktadırlar. Hâl böyle olunca koğuşlardaki doluluk oranları, hijyen koşullarının sağlanamıyor oluşu, yetersiz beslenme gibi gerekçelerle cezaevleri bu salgında risk haritasının en tepesinde yer almaktadır.

İnfaz sisteminin oluşturulmasında suçtan ziyade suçluyu, suçlunun oluşturduğu tehlikeyi göz önünde bulundurmak gerekir. Oysa söz konusu kanun teklifinde sadece suç göz önünde bulundurularak koşullu salıverme düzenlemesi yapılmıştır. Evet, belki pratikte 80 ila 100 bin kişi dışarı çıkacaktır ancak maalesef, bunların büyük bir çoğunluğu kısa sürede suç işleyip tekrar cezaevine dönme ihtimali taşıyorlar. Çünkü Türkiye’de, cezaevinden çıkan bir kişinin yeniden suç işleyip hapse girme ihtimali yüzde 40’ın üzerindedir. İlla ki düzenleme yapılacaksa hem insan haklarına hem de anayasal eşitliğe uygun bir düzenleme yapılmalıdır. Ancak bu hâliyle kanun teklifi, suçlar arasında ayrımcılık yapan bir düzenlemeye sahiptir. Bu, hem vicdanları sızlatır hem de adaletin sağlanmasına engel olur, toplumda da huzursuzluğa yol açar.

Görüşülmekte olan kanun teklifiyle, çocuğun cinsel istismarı, kadına yönelik şiddet, mafya, çete, uyuşturucu, rüşvet, hırsızlık faillerine ceza indirimi getirilmektedir. Ancak gazeteciler, avukatlar, muhalif milletvekilleri, belediye yöneticileri, siyasi parti üye ve yöneticileri, aydınlar, düşünce suçluları kapsam dışında tutulmaktadır. Ama gerçekte, bu insanlar ifade özgürlüğü, siyasi eleştiri özgürlüğü, siyasi hak bağlamında politika yapan insanlardır. Bu yönüyle teklifin demokrasi, insan hakları, adalet ve vicdanla bir ilgisi yoktur. Düşünce suçları ve siyasi suçlar nedeniyle cezaevinde olanların bu indirimden faydalanamaması Anayasa’ya aykırıdır.

Değerli milletvekilleri, Anayasa’nın 10’uncu maddesi “Kanun önünde eşitlik” maddesidir. Kişilerin maddi ve manevi varlığı korunmalı ve geliştirilmelidir. Herkes huzurlu yaşama hakkına sahiptir. Toplum huzur, refah ve adalet içinde yaşatılmalıdır. Gerek milletvekilleri ve gerekse Sayın Cumhurbaşkanı, bu konular başta olmak üzere, Türk milletine refah ve mutluluk getirici işlem ve eylemlerde bulunmaya ant içmişlerdir.

Kanun teklifinde esas maksat, toplumda barış havasını kurmak ve geliştirmek, eski husumetleri unutturmak ve suçlu kimseleri tekrar topluma kazandırmak olmalıdır. Bu amaçlar ne kadar değerli ve gerekliyse mağdurların dikkate alınması da o kadar değerli ve gereklidir. Eğer mağdurları hiç düşünmez veya çok az dikkate alırsanız bazı kimseleri suç işleme alışkanlığına itmiş, hatta bunları özendirmiş olursunuz. Bu hâliyle böyle bir düzenlemenin bizi sağlıklı bir sonuca götürebilmesi mümkün değildir. Bu sebeple, düzenlemenin yeniden gözden geçirilmesi ve suçlular arasında ayrım yapmaksızın salgına karşı önlem alınması gerekmektedir. Bu kanun o kadar özensiz hazırlanmıştır ki örneğin üzerinde konuşmakta olduğum 33’üncü maddede “Salgın hastalık hâlinde de ceza infaz kurumlarında bulunan hükümlülerin kuruma ait telefon ve faks cihazlarından derhâl yararlandırılmasına imkân sağlanmaktadır.” denilmektedir.

(Mikrofon otomatik tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

ARSLAN KABUKCUOĞLU (Devamlaı) – Eğer ki özenli bir hukuk diliyle yazılsaydı, bu sadece “salgın hastalık” gibi değil ama bunu kapsayan ve hukuken daha uygun, edebi olarak daha yerinde bir tabir kullanılması mümkündü ama ne çare ki bu çalakalem hazırlanmış bir kanun taslağıdır.

Hepinize teşekkür ederim.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

33’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

34’üncü madde üzerinde 3 adet önerge vardır. Önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 207 sıra sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 34’üncü maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

            Mensur Işık                           Rıdvan Turan                  Murat Çepni

                 Muş                                     Mersin                             İzmir

             Nuran İmir                           Züleyha Gülüm                  Tuma Çelik

                Şırnak                                  İstanbul                            Mardin

       Tulay Hatımoğulları Oruç

                   Adana

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Nuran İmir’in. (HDP sıralarından alkışlar)

NURAN İMİR (Şırnak) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu selamlıyorum.

Günlerdir, burada iktidar sıralarının ısrarla görmek istemediği bir konuyu dile getirmeye, durumun aciliyetini anlatmaya ve ivedilikle önlemler almaya çalıştığımız bir mesele var; o da bu salgın sürecinde en az salgın kadar hızlı bir şekilde yayılan kadına yönelik şiddet ve kadın cinayetleridir. Israrla görmek istemiyorsunuz ama en az virüs kadar hızlı yayılan ve can alan bir meseleyle karşı karşıyayız. Salgın hastalıklardan önce bu ülkede neredeyse her gün onlarca kadın, erkek şiddetinin hedefi oluyordu. Bizler, zaten konunun öneminin farkında olarak her defasında bu meseleyi dillendirmeye, acil çözümler üretmeye çalışıyorduk. Fakat tam da şimdi olduğu gibi iktidar, o zaman da bu konuyu hep görmezden geldi ve şimdi bu suskunluk politikalarının acısını daha da çok yaşıyoruz.

“Acil önlemler” adı altında aldığınız önlemlerin hiçbirinde kadınların adı yok, kadınlara yönelik en ufak bir çalışma yok. Bakın, Türkiye’de salgının başladığı tarih olan 11 Marttan 31 Marta kadar yani sadece yirmi gün içerisinde tam 29 kadın, erkek tarafından katledildi. İstanbul Emniyet Müdürlüğü, 2019 yılı Mart ayında kendilerine gelen aile içi şiddet vaka sayısının 1.804, 2020 Mart ayında gelen aile içi şiddet vakasının ise 2.493 olduğunu açıklamıştır ve bu vakalar sadece İstanbul’da yaşanmıştır, geri kalan 80 kenti varın, siz düşünün.

Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu ise sizlerin ısrarla görmek istemediğiniz, ülke genelinin vahim tablosunu şöyle açıklıyor: Fiziksel şiddet yüzde 80, psikolojik şiddet yüzde 93, şiddete uğrayan ve sığınmaevi talebinde bulunan kadınların oranı ise yüzde 78, daha önce hiç almadığımız komşu ihbar bildirimleri ise yüzde 100 artmıştır. Hukuki destek verilemeyen kadına şiddet vakalarının ise yüzde 96 arttığı ifade edilmektedir. Bu artış “Evde kal.” tedbirinin kadını koruyacak mekanizmalarının olmadığının sonucudur ne yazık ki. Bu tablo karşısında sizler ne yapıyorsunuz? Diyarbakır’da belediyelere bağlı 3 kadın sığınağının artık başvuru alamayacağını duyuruyorsunuz. Adana’da zaten 3 tane olan kadın sığınaklarından birini tamamen kapatma kararı alıyorsunuz. Doğru düzgün uygulanmayan 6284 sayılı Kanun kapsamında verilen tedbir kararlarının, yükümlülerin coronavirüs kapsamında sağlığını tehdit etmeyecek şekilde değerlendirilmesi gerektiğine karar vererek erkeklerin şiddet uyguladıkları takdirde herhangi bir yaptırımla karşılaşmayacaklarını, kadınlara koruma sağlanmayacağını içeren hükme imza atıyorsunuz. İnfaz yasası adı altında tacizcileri, tecavüzcüleri, şiddet faillerini özgür bırakmaya ve suç mahallerine geri göndermeye çalışıyorsunuz. Siz, görmek istemediğiniz için bu ülkede yıllardır kadınlar katlediliyor. Kadınları, alın yazısıymış gibi gördüğünüz erkek şiddetine bu salgın günlerinde de terk edemezsiniz. Bu Meclisin en az salgın kadar gündeminde olması gereken şey şu an kadınların yüz yüze kaldıkları şiddettir. Acilen bu şiddet durumuna dair önlemler alınmalı, kadınlar için güvenlikli mekânlar açılmalıdır ve 6284 no.lu yasa etkin bir şekilde uygulanmalıdır. İktidarınız, kadına karşı o kadar körelmiş ki kayyum atadığınız belediyelerin çoğunda, hemen hemen hepsinde kadın müdürlerin yerine erkek müdürler atanmıştır. Kadınları tutuklattınız, sürgün ettirdiniz, katlettiniz, cenazelerimize saldırdınız, kentlerimizi yaktınız, yıktınız; uyguladığınız bütün savaş politikalarıyla başarılı olamadınız. Şimdi, tutsak ettiğiniz bedenlerin iradelerini gasbetmek için kendi yasalarınızı değiştirerek insanları ölüme terk ediyorsunuz. Şunu asla unutmayın: Ne ayrımcı yasanız ne yıkılası duvarlarınız bizi asla teslim alamayacaktır.

Genel Kurulu selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 34’üncü maddesinde geçen “iki ayda bir kez” ibaresinin “ayda bir kez” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

           Alpay Antmen                           Zeynel Emre            Süleyman Bülbül

                Mersin                                  İstanbul                            Aydın

          Turan Aydoğan                  Saliha Sera Kadıgil Sütlü        Sibel Özdemir

               İstanbul                                 İstanbul                          İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) - Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Komisyonun katılmadığı önerge üzerinde söz talebi Sayın Sibel Özdemir’in.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

SİBEL ÖZDEMİR (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

207 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 34’üncü maddesi üzerine söz aldım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum ve herkese sağlık diliyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; benim üzerinde söz aldığım 34’üncü maddeyle kapalı ceza infaz kurumlarında bulunan hükümlülerin dışarıdan hediye kabul etme hakkının kapsamı genişletilmekte. Buna göre hükümlüler, mevcut haklarına ilave olarak iki ayda bir kez dışarıdan gönderilen ve kurum güvenliği için tehlikeli olmayan bir hediyeyi kabul edebileceklerdir. Bu maddeyi açıkça olumlu görüyoruz ancak biz önergemizde hediye kabul edilmesi “iki ay” yerine “ayda bir kez” olarak önerdik, takdirlerinize sunuyoruz bu teklifimizi.

Ancak günlerdir tartışılan teklifin geneline baktığımızda, adalet, eşitlik ilkeleri açısından anayasal olarak sorunlar taşıdığı, ağırlıklı olarak burada tartışılmaktadır ki dün akşamki görüşmelerde, sürekli bu kavramlar üzerinden muhalefetin eleştiri yaptığı gibi bir görüş gündeme geldi. Hukuksal açıdan çok ciddi bir düzenleme yapıyorken eşitlik, adalet, adil yargılanma hakkı gibi hukukun bu temel evrensel ilkelerine atıf yapacağız elbette, değerli milletvekilleri. Ve bu ilkeler tüm vatandaşlarımız için Anayasa’mızda güvence altına alınmıştır, buna aykırı hiçbir düzenleme zaten kabul edilemez, edilmemelidir.

Teklifin gerekçelerinden biri, 2000’li yılların başından itibaren cezaevlerindeki yığılmalardır, artan hükümlü sayısını azaltmaktır. Ancak öncelikli olarak bunun yolu, artan suç oranlarının nedenlerini ve suç oranlarını azaltmak, adil yargılanma hakkını tesis edip tartışmasız bir yargı sistemi oluşturmaktır. Teklif bu hâliyle, adalet sistemimizde temel sorun alanları olan adalete güven, adil yargılanma, bağımsız ve tarafsız yargı gibi temel sorun alanlarının devam ettiği bir dönemde görüşülüyor. Özellikle, her zaman olduğu gibi, sorunun kaynağı değil sonuçlar ve geçici çözümler getirilmektedir. Ancak bu yönteminizin, bu son derece ciddi yasada telafi edilemez ağır sonuçları olabilir.

Değerli milletvekilleri, baktığımız zaman teklifin kapsamına, ileride oluşacak gerçekten bu kapsam içine alınan ciddi suçların caydırıcılığı, hükmedilen ceza ve af dengesinin çok dikkatli değerlendirilmesi, mağdurların tepkisi ve vicdanlar açısından son derece önemli bir yasal düzenlemeyi görüşüyoruz. Ve teklife baktığımız zaman -diğer bir gerekçesi ise- teklif, cezaevinde yoğunluğu azaltmak ve cezaevlerinde sağlıklı koşulları sağlama gerekçesiyle şu salgın günlerinde aceleyle getirildi.

Bu döneme özgü sağlık koşulları açısından tutuklu ve hükümlüler için kısmi, geçici düzenlemeler yapılabilirdi elbet. Ancak teklifteki infaz süreleri gibi çok hassas düzenlemeler, toplumsal uzlaşıyla ve detaylı tartışılarak getirilmeliydi. Düzenlemeden etkilenecek tüm tarafların vicdanlarında en ufak bir tereddüt yaratmadan bu düzenleme yapılmış olmalıydı. Ancak değerli milletvekilleri, günlerdir, bakıyoruz Genel Kurul sürecindeki görüşmelere, burada şahitlik ediyoruz; hâlâ devam eden tartışmalar, görüşler, belirsizlikler yasayı daha uygulamaya geçmeden tartışmalı hâle getirdi bile.

Özellikle, kritik suçları kapsayacak infaz sürelerinde değişiklikler başta olmak üzere bilimsel, akademik, hukuksal uygulayıcılar yani tüm çevrelerce sonuçları detaylı çalışılmalı ve değerlendirilmeliydi. Bu kesimler, hukukçular -ki kimi çok önemli ceza hukukçuları- akademisyenler, infaz süreleriyle ilgili düzenlemeleri Meclise sunulduktan sonra ancak görebildiler. Bu akademisyenler, bilim insanları -bu bilimsel görüşleri- infaz sürelerinde ciddi sorunlar görüyorlar ve uygulamada ciddi bir karmaşa yaratacağını söylüyorlar; zaten sorunlu olan adalet sistemimizde iş yükünü daha da artıracağını ileri sürüyorlar. Bu hukuksal anlamda ortaya çıkan sorunlar, aslında Komisyon sürecinde görüşülmeliydi ki on sekiz saat süren uzun bir Komisyon süreci oldu, birçok arkadaşımız bu zor koşullarda o Komisyona katıldılar. Orada bu belirsizlikler, tereddütler, muhalefet tarafından dile getirilen kaygılar, özellikle burada tartıştığımız şiddet suçları, gerçekten vicdanları yaralayan önemli toplumsal suçlar bu Genel Kurula gelmeden detaylıca görüşülebilirdi. Ancak bunlar olmadı ve burada gerçekten uzun bir tartışma ve her gün başka bir belirsizlikle yasayı görüşüyoruz.

Sonuç olarak ben şunu belirtmek istiyorum: En çok tartışılan konu da elbette ifade, düşünce özgürlükleri, basın özgürlüğü gibi eleştirel düşünceler, yazı, şiddet içermeyen eylemler, görüşler. Adil yargılanma hakkı sağlanmadan tutuklama uygulamaları, hukuksal dayanak ve kapsamını da aşarak bugün, maalesef, hızla devam etmektedir. Ancak bir taraftan da bakıyoruz, ciddi anlamda cezasını çekmesi gereken, cezası kesinleşmiş dolandırıcılık, gasp, hırsızlık, çete, şiddet…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

SİBEL ÖZDEMİR (Devamla) – …gerçekten, az evvel de söyledim, toplum vicdanı açısından ciddi yaralamalar, ölümler; bunlar için, cezası kesinleşmiş suçlar için hukuksal açıdan tartışmalı, gerçekten çok tartışmalı istisnalarla kapsam genişletiliyor ve birçok tartışmalı suç ve suçlunun cezası, maalesef, bu infaz yasasının kapsamına alınıyor. Ama diğer taraftan, az evvel de söyledim, mahkemece hâlâ sonuçlandırılmamış, iddianamesiz, mahkemesiz uzun tutukluluklar, hukuksal olarak suçu kesinleşmemiş olanların cezaevinde kalması, bu ikilem yani bu yasa sonucuyla ortaya çıkan ikilem, sorunlu olan adalet sistemimizi ve adalete olan güveni daha da zedeleyecektir.

Değerli milletvekilleri, sonuç olarak yargı bağımsızlığı, tarafsızlığı, güçler ayrılığı ilkesi, yargıya güven gerçek anlamda tesis edilmeden, siyasal ve toplumsal uzlaşı sağlanmadan getirilen bu tartışmalı, belirsizlikler ve kaygılar içeren infaz yasasının ağır sonuçlar doğuracağını ben şimdiden sizlerin dikkatine sunmak istiyorum.

Genel Kurulu da saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 34’üncü maddesinde yer alan “değiştirilmiştir” ibaresinin “yeniden düzenlenmiştir” ibaresiyle değiştirilmesini teklif ederiz.

            Bedri Yaşar                     Muhammet Naci Cinisli             Ayhan Erel

               Samsun                                  Erzurum                          Aksaray

           Yasin Öztürk                        Zeki Hakan Sıdalı

               Denizli                                   Mersin

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Ayhan Erel’in.

Buyurun Sayın Erel. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

AYHAN EREL (Aksaray) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, yüce Türk milleti; Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 34’üncü maddesi üzerine partim İYİ PARTİ adına söz almış bulunmaktayım, yüce heyetinizi saygıyla selamlarım.

İlgili kanun maddesi dışarıdan gönderilecek hediyelere düzenleme yapmaktadır. Peygamber Efendimiz’in hediyeleşmeyi tavsiye ettiği, hediyeleşmenin sünnet olduğu inancımıza göre, hediyeleşmenin önünü kesmenin bence uygun olmayacağı kanaatindeyim. Dışarıdan gelecek hediyeler, eğer kurum güvenliğini tehdit etmiyorsa gelebildiği kadar gelsin düşüncesindeyim.

Ülke olarak corona virüsüyle mücadele ederken ekonomik anlamda büyük bir tehlike içerisinde olduğumuzu, açıklanan paketin yetersiz olduğunu hem şahsım hem de milletvekili arkadaşlarımız defalarca buradan dile getirdik. Virüsle mücadelede ekonomik anlamda sıkıntıyı en başta esnaf arkadaşlarımız yaşamaktadır. Hafta sonu seçim bölgem Aksaray’daydım. Esnaf arkadaşlar, görüştüğümüzde, halkın haklı olarak sokağa çıkmadığını, bu yüzden kendilerinin çok zor günler geçirdiğini, siftah dahi yapamadıklarını söylediler. Siftah yapamadıklarından dolayı almış oldukları malların karşılığında düzenlemiş oldukları senetleri ve çekleri ödeyemez durumdadırlar. Kendilerinin alacaklı olduğu çekler de ödenmediği için çark dönemez hâle gelmiştir. Tüm esnaf ve tüccarlar, bu çek ve senetlerin -çeklerin yazılmadan, senetlerin protesto edilmeden- en azından altı ay süreyle karşılıklı olarak ertelenmesini, çeklerin yazılmamasını ve senetlerin protesto edilmesinin önüne geçilmesini talep etmektedirler.

Değerli milletvekilleri, virüsle mücadele kapsamında iş yapamaz duruma gelen ve alınan önlemler kapsamında iş yerlerini kapatan esnafımızın kira, elektrik, su, doğal gaz, sigorta, vergi, kredi borcunu ödeyemeyecek, çalışanlarının masraflarını ödeyemeyecek durumda oldukları hepimizce bilinen bir gerçektir. Esnafımızın birçoğunun iş yeri kapalı, açılamaz durumda, açık olanlar ise iş yapamaz durumdalar. Bunu görmezden gelemezsiniz. Kamu bankaları esnafa yönelik önlemler açıkladı, kredi çekmek isteyen esnafa “Sicilin temiz olsun, kredi borcun olmasın, BAĞ-KUR ve SSK’ye borcun olmasın, vergi borcun da olmasın; beş yıl içinde esnaf kefaletten ve KOSGEB’ten kredi kullanmamış olacaksın, alacağın borcun karşılığında da ipotek veya rehin vereceksin.” denilmektedir. Zaten bu şartları taşıyan vatandaşın krediye ihtiyacı yok ki siz kredi vermemek için elinizden ne geldiyse buraya yazmışsınız. Aksaraylı esnaf diyor ki: “Bu kredi çekme işi, Aksaray’ımıza gelecek tren yolu gibi, havaalanı gibi, içilebilir su gibi, kanalizasyon arıtma tesisi gibi yani bizim için hayal.”

Değerli milletvekilleri, zaten esnaf kredi çekip borçlanmak istemiyor bu aşamada, dükkânları kapalı, iş yapamıyorlar; bir de bunun üzerine devlete borçlanırlarsa bu borcu nasıl ödeyecekler, onu düşünüyorlar. Esnaf ne istiyor, biliyor musunuz? Esnaf, kendileri için çok acil olarak uygulanabilir, gerçekçi, ayakları yere basan bir paket istiyor. Açık ve net olarak, altı ay kira desteği, elektrik, su, doğal gaz faturalarından muaflık veya ödeme kolaylığı, sigorta primleri ödemelerinin uzatılmasını, şartsız bir şekilde talepte bulunan her esnafımıza sıfır faizli, iki yılı geri ödemesiz kredi imkânı sağlanmasını, biriken borçlar için de yeniden bir yapılandırma istiyorlar. Dükkânını genelgeyle ya da iş yokluğundan kapatmak zorunda olan esnafımız, ayakta kalabilmek için, üç ay süreyle ya da salgın bitene kadar geri ödemesiz olarak kendilerine asgari ücret kadar nakit ödeme yapılmasını talep etmektedirler.

Değerli milletvekilleri, AK PARTİ’li vicdan sahibi Büyükşehir Belediye Meclis üyeleri; eli kolu bağlanan Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın uygulamalarını Hükûmet örnek alırsa problemlerin birçoğunu çözmüş olacak. Mesela ne yapıyor çok kıymetli Başkan? Günlük ev işlerine giden temizlikçi kadınlar şu şartlarda çok zorda olduğu için onların iaşelerini, günlük yevmiyelerini nakit olarak ödeme yoluna gidiyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın lütfen.

AYHAN EREL (Devamla) – Yine, şehir içinde dolmuşçuların, halk otobüsçülerinin bu hastalıktan dolayı uğramış oldukları zararı karşılamak için önlemler alıyor, öğrencilerden su parası almıyor, yine belirli bir suyu Ankara halkına ücretsiz vermek için elinden geleni yapıyor.

Yine baktığımızda, devletin sırtındaki en büyük istihdam yükünü alan esnafa sağlanacak her türlü destek ve teşvik, ülkemizin ekonomisinde olumlu izler bırakacaktır ve Türkiye’nin ekonomisinin ana damarı olan, orta direği olan esnaf ve tüccarımızın sorunlarının bir an önce çözülmesinin, afaki söylemleri gerçekleştirilmesi mümkün olmayan, kâğıt üzerinde kalan paketleri bir tarafa bırakarak gerçek paketler açıklamanın zamanı geldi geçti diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Karar yeter sayısı istiyoruz.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunacağım, öncesinde de karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 18.36

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 18.48

BAŞKAN: Başkan Vekili Süreyya Sadi BİLGİÇ

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Enez KAPLAN (Tekirdağ)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 83’üncü Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

Teklifin 34’üncü maddesi üzerinde Aksaray Milletvekili Ayhan Erel ve arkadaşlarının verdiği önergenin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi önergeyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısını arayacağım.

Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmemiştir, karar yeter sayısı vardır.

207 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon yerinde.

34’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

35’inci madde üzerinde 2’si aynı mahiyette olmak üzere 3 adet önerge vardır. İlk okutacağım 2 önerge aynı mahiyette olup birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 207 sıra sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 35’inci maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

            Mensur Işık                   Rıdvan Turan         Tulay Hatımoğulları Oruç

                 Muş                             Mersin                                     Adana

            Murat Çepni                  Züleyha Gülüm     Serpil Kemalbay Pekgözegü

                İzmir                           İstanbul                                     İzmir

             Tuma Çelik

               Mardin

 

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

             Murat Emir                     Alpay Antmen                        Zeynel Emre

               Ankara                            Mersin                                  İstanbul

         Süleyman Bülbül                Turan Aydoğan      Saliha Sera Kadıgil Sütlü

                Aydın                            İstanbul                                 İstanbul

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde ilk söz talebi Sayın Rıdvan Turan’ın.

Buyurun Sayın Turan… Yok.

Aynı mahiyetteki diğer önerge üzerindeki konuşmacıya söz veriyorum.

Sayın Murat Emir, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

MURAT EMİR (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Görüşmekte olduğumuz af yasasının nasıl bir adaletsizlik getirdiğini, hırsızları, gaspçıları, organize örgüt kuranları affederken düşünce suçlularını, “tweet” atanları, gazetecileri nasıl içeride tuttuğunu bir örnekle şimdi size anlatmak isterim.

Değerli arkadaşlar, bir soruyla başlayalım: Hakan Fidan hakkında haber yapmak suç mudur?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Habere bağlı.

MURAT EMİR (Devamla) – Bu sorunun cevabı basit, elbette suç değildir. Peki niye? Bakın, MİT Kanunu’nun 27’nci maddesi der ki: “MİT görevlilerinin kimliklerini ifşa etmek suçtur.” Oysa Hakan Fidan hakkında haber yapmak suç değil. Niye? Çünkü Hakan Fidan’ın kimliği alenileşmiştir, herkesin bilgisi olan bir kimliktir. Peki, Barış Pehlivan, Barış Terkoğlu, Hatice Kılınç, Murat Ağırel niye tutuklu olarak cezaevindeler diye sorarsak bunun altında asla bir hukuki gerekçe bulamayız. Çünkü buradaki asıl hedefin onları susturmak, tutuklamak, onlar üzerinden Türkiye’deki yazarlara, gazetecilere gözdağı vermek ve özellikle de onların yazmış olduğu kitabı cezalandırmak gayesi olduğunu biliyoruz.

Bakın, bu kitabın adı “Metastaz”. Bu kitapla ilgili olarak savcının soruşturma yaparken sorduğu soru “İkinci kitap geliyor mu, ne zaman geliyor?”’dur. Yani ikinci kitap da gelsin istemiyorlar çünkü bu kitapta siyasi iktidarı korkutacak, siyasi iktidarın devlet kadrolarını tarikatlara nasıl peşkeş çektiğini, nasıl pazarlıklar yapıldığını, nasıl aslında FET֒nün devam edebildiğini anlatan son derece somut örneklerle dolu, doyurucu bilgiler var.

Yine, dönelim değerli arkadaşlar, bakın şehit olup da Manisa’da defnedilen MİT mensubunun adı, soyadı haftalar öncesinden birçok yerde, hatta Mecliste de söylenmiş, alenileşmiş bir bilgiydi. Dolayısıyla aslında yapılması gereken -eğer çok ihtiyaç var ise- daha önceden başkaları için de soruşturmanın açılmasıydı ama en yapılmaması gereken, Barış Pehlivan, Barış Terkoğlu, Hatice Hülya Kılınç ve diğerlerinin tutuklanmasıydı.

Bakınız, bu kitap ve devamında gelecek bu Metastaz aslında FET֒cüleri korkuttuğu için, bugün devlet kadrolarında hâlâ var olan FET֒cüleri tehdit ettiği için, FETÖ borsalarının kurulduğunu, onların nasıl işlevsel olduğunu, nasıl pazarlıklar yapıldığını; yargının nasıl hâlâ bu tip baskılara, bu tip pazarlıklara, bu tip menfaat teminlerine açık olduğunu gizlemek için bu arkadaşlarımız cezaevinde tutuluyorlar. Burada son derece ilginç örnekler var. Mesela, bir hâkim rüşvet alırken yakalanıyor ama bu hâkimin vermiş olduğu beraat kararları sonrasında davaları düşmüş, aslında FET֒cü olan birçok kişinin şu anda serbest olduğunu görüyoruz. Dolayısıyla sizin aslında FET֒yle birlikte yürüdüğünüz, aynı yağmur altında birlikte ıslandığınız yıllarda, on dokuz ay Oda TV davası kapsamında tutuklu kalmış ve tutuklanmak marifetiyle sizden aslında on dokuz ay alacaklı olan Barış Pehlivan ve Barış Terkoğlu’nu bu sefer de yine FETÖ benzeri yöntemlerle bir sabah içeri alıyorsunuz, hem onları özgürlüklerinden ediyorsunuz hem de bunlar üzerinden, bu kişiler üzerinden Türkiye’de düşünce özgürlüğüne, basın özgürlüğüne ağır bir darbe vurmuş oluyorsunuz. Bunlar üzerinden yapacağınız… Bu kişileri tutuklarken, haklarında verilmiş bir hüküm dahi yokken ve biraz önce anlatmaya çalıştığım gibi söz konusu atılı suç aslında hiç olmayan bir suç iken, hiçbir hukuki dayanağı yok iken bu kişileri ve buna benzer binlerce, on binlerce kişiyi Covid salgını sırasında dahi cezaevlerinde tutmaktan en ufak bir sıkıntı duymuyorsunuz. Bu, kabul edilemez arkadaşlar. Hükümlülere dahi infaz kolaylığı, koşullu salıvermede kolaylık yaparak, açık cezaevine alarak bir olanak sağlıyorsunuz, Covid salgınını da buna gerekçe sayıyorsunuz ki bize göre de bir yere kadar doğrudur bu ama son derece eksiktir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MURAT EMİR (Devamla) – Bir an evvel, özellikle tutuklular bakımından, biraz önce örneklemeye çalıştığım başta Metastaz yazarları olmak üzere diğer düşünce suçlularının, siyasi suçluların, eline silah almamış, terör eylemi işlememiş kişilerin mutlaka bu kapsama alınması lazım.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ikinci söz Sayın Rıdvan Turan’ın.

Buyurun Sayın Turan. (HDP sıralarından alkışlar)

RIDVAN TURAN (Mersin) – Sayın Başkan, değerli vekiller; Erdoğan geçen haftalarda corona virüsü sebebiyle hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağına ilişkin bir söz beyan etti. Zaten aslında on sekiz yıldır hiçbir şey eskisi gibi değil, eskisinden daha kötü oldu.

Türkiye, OECD ülkeleri arasında gelir dağılımının en bozuk olduğu ülke oldu sayenizde. Kamu mallarının yüzde 90’ından fazlası özel sermayeye sizin tarafınızdan aktarıldı. Kuvvetler ayrılığını “Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi” adıyla ortadan kaldırdınız, diktatörlük yollarını OHAL’le döşediniz. Türkiye, Hukukun Üstünlüğü Endeksi’nde 122 ülke arasında 107’nci oldu. İşsizliği artırdınız, reel asgari ücretleri düşürdünüz. İşçilerin örgütlenme hakları ve grev hakları konusunda olağanüstü kısıtlamalar getirdiniz. Diyanetin bütçesini rekor seviyede artırdınız, devleti dinselleştirdiniz. Yargıyı saraya bağladınız. Seçim güvenliği ve adaletini yok ettiniz; seçilmiş parlamenterleri, belediye başkanlarını cezaevlerine koydunuz. Demirtaş’ı, Kavala’yı hileyle içeride tuttunuz. HDP seçilmişlerini, düşünce ve ifade özgürlüğü kapsamındaki fikirleri sebebiyle hâlâ içeride tutuyorsunuz. Yeni Yaşam Gazetesi Yazı İşleri Müdürü Aydın Keser’i ve Genel Yayın Yönetmeni Ferhat Çelik’i saçma sapan gerekçelerle hâlâ tutuklu bulunduruyorsunuz; ben de bu gazetenin imtiyaz sahibi olarak bunu protesto ediyorum.

Şimdi “Aşırı kalabalıklar var, corona sebebiyle cezaevleri boşalsın.” diyorsunuz. Elbette boşalsın. Mesele cezaevlerinin boşalması olsaydı, önce adli kontrol tedbirleri kapsamında olabilecek insanların ve hasta, yaşlı, çocuklu tutsakların suç tipine bakılmadan öncelikle tahliye edilmeleri gerekirdi.

Hâlâ ne yazık ki FET֒cü yargının kararlarından medet umuyorsunuz. Siyasi davalar sizin açınızdan kin davaları hâline gelmiş ve pratiği de siyasi rehine siyaseti hâline dönüşmüş. İki gündür siyasi görüşlerini dile getiren, “tweet” atan, sizi eleştiren, haber yapan, bankaya para yatıran binlerce insanı terörist ilan edip “Teröre af yok.” diyorsunuz. Bakın, terörist ilan ettiğiniz insanlar kimler? Bakın arkadaşlar, buraya bakın, cep telefonlarınıza bakmayın. 2,5 yaşında oğluyla işkence gören, 1996 yılından beri cezaevinde olan Fatma Tokmak; şu anda rahim ağzı kanseri. Bakın teröriste, Yusuf Aydın; 55 yaşında, ağır hasta, sizin kanununuz sayesinde cezaevinde ölecek. Bakın bakın teröriste, yirmi altı yıldır hapishanede ha, yirmi altı yıldır, KOAH hastası. Bak, daha ne gösteriyorum? Hafıza kaybı yaşayan ve epilepsi hastası Kemal Özelmalı; yıllardır cezaevinde, sizin kanununuz sayesinde ölecek. Koroner kalp hastası, 4 kez anjiyo yapılan Cengiz Eker; ağır hasta ve derhâl tahliye edilmesi gerekiyor... (AK PARTİ sıralarından “Sağlığına bakılıyor demekki.” sesi)

Bakın bu, AKP-MHP faşizminin açık ifadesidir sizin söylediğiniz şey.

Geçirdiği kalp krizi sonrasında, defalarca yoğun bakıma kaldırılan ama yine -3 defa yoğun bakıma kaldırıldığı hâlde- cezaevine gönderilen ağır hasta Sabri Kaya; bakın, bir daha görmezsiniz, ancak öte tarafa gittiğinde belki haber olur. Mehmet Koç; 47 yaşında, kanser ve tansiyon hastası, çıkardığınız yasa, işte bunun tahliyesini engelleyecek. Al size terörist! Ne büyük terörist, bakın bakın, hepiniz bakın, Salim Altunışık; kanser hastası, yıllardır tedavi görüyor, 2 çocuğunu ve eşini de kanserden yitirmiş durumda, 66 yaşında. Aha size bir terörist daha göstereyim bakın, 71 yaşında Selma Altan; KOAH hastası, yüksek tansiyon hastası ve şu anda cezaevinde, yürüyemiyor. Daha istiyor musunuz arkadaşlar? Alın size bir terörist daha, çok acayip, çok korkunç terörist, bak silahlı terörist ha; Mehmet Emin Özkan, çeyrek yüzyılı aşan bir süreden beri cezaevinde, 85 yaşında ve kaçma cezası olduğundan dolayı tahliye edilmiyor. Aha size bir terörist daha, 70 yaşında; Adli Tıp Kurumunun “Kardeşim, bu insan cezaevinde bulunamaz, bunu tahliye edin.” dediği hâlde sizin yargınız tarafından tahliye edilmeyen insanlardan birisi. Bundan 400 tane var orada, hepsini getirmedim vaktinizi almayayım diye.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

RIDVAN TURAN (Devamla) – Ama arkadaşlar, bakın, ben size bir şey söyleyeyim, bunun gibi çok sayıda insan var. Mehmet Salih Filiz, taş attığı gerekçesiyle 18 yaşından bugüne kadar cezaevinde, şu anda 24 yaşında; bağırsak kanseri, tüberküloz hastası ve bunlar corona sebebiyle şu anda tedavi göremiyorlar; hastaneye gitseler on dört gün cezaevinde tecritte kalacakları için herhangi bir tedavi ihtiyaçları karşılanmıyor. Halil Güneş, Hayati Kaytan, Avni Uçar, Bahri Dağ, Havva Ak, İnayet Mete ve dedim ya, orada buna benzer 400 kişi daha var.

Geçin terörü merörü ya! Bu terör öyle bir lastiktir ki nereye çekersen oraya gider; herkes, her biçimde terörün müsebbibi hâline dönüşebilir. Şimdi, eğri oturup doğru konuşalım, eğer vicdanınız şu insanları cezaevinde ölmeye sürüklemeyi makul görüyorsa Allah yolunuzu açık etsin, biz size ne diyelim ya! (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 35’inci maddesinde yer alan “eklenmiştir” ibaresinin “ilave edilmiştir” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

            Bedri Yaşar                         Zeki Hakan Sıdalı Muhammet Naci Cinisli

               Samsun                                   Mersin                           Erzurum

             Ayhan Erel                            Yasin Öztürk

               Aksaray                                  Denizli

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Evet, önerge üzerinde söz talebi Sayın Yasin Öztürk’ün.

Buyurun Sayın Öztürk. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

YASİN ÖZTÜRK (Denizli) – Daha önceden de bunu söylemiştim ama söylemek ihtiyacını hissediyorum. Hiçbir tanesine zaten katılmadınız ki önergelerimizin. “Katılmıyoruz.” değil katılamıyorsunuz.

YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) – Katılmıyoruz.

YASİN ÖZTÜRK (Devamla) – Katılamıyorsunuz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan kanun teklifi, 100 binin üzerindeki hükümlüyü bir nevi cezalandırmaktan uzak hâle getiriyor. Sesi çıkan örgütlü bir grubun isteği dikkate alınırken mağdur ve mağdur ailelerinin sesine ne yazık ki kulak tıkanıyor. Bakın, bugün coronavirüs bahanesiyle hızlandırılan af olmasa dahi açık cezaevlerinde kalan hükümlüler için bir uygulama var. Açık ceza infaz kurumlarında bulunanlar ile kapalı ceza infaz kurumunda olup da açık ceza infaz kurumlarına ayrılmaya hak kazananlara, aileleriyle bağlarını sürdürmelerini, güçlendirmelerini ve dış dünyaya uyumlarını sağlamak amacıyla kurum en üst amirinin önerisiyle, cumhuriyet başsavcılığının onayıyla üç ayda bir, yol hariç, üç güne kadar izin verilebiliyor. Evet, cezasının önemli bir kısmını cezaevinde kalarak tamamlamış bir hükümlü için olması gereken insani bir hak. Geçmişte bu hakkı yerinde kullananlar olduğu gibi, bu hakkı kaçış için kullanan hükümlülere de rastlanıldı. Hatta izni sırasında açık cezaevlerinde yatarken kaçan mahkûm haberleri basına da yansıdı.

Bakın, sadece geçtiğimiz aralık ayında açık cezaevinden firar eden mahkûm sayısı 30’un üzerinde. Bunların bir kısmı suç işlemeden yakalanırken bazılarının karıştığı suçlar şöyle: Afyon’da uyuşturucu ticaretinden dolayı ceza alan bir mahkûm, kaçtıktan sonra evine, eşinin evine molotofkokteyli atarak dışarı çıkmasını sağladı ve yangından kaçan eşini pompalı tüfekle öldürdü. Hatay’da bir mahkûm, boşanma aşamasındaki eşini öldürdü. Denizli’de firar eden bir mahkûm, kız arkadaşını av tüfeğiyle öldürdü. Burdur Açık Cezaevinden kaçan bir mahkûm, 7 aylık hamile eşini dokuz yerinden bıçaklayarak ağır yaraladı. Adana’da uyuşturucu ticareti yüzünden ceza alan bir mahkûm, yan bakma meselesi yüzünden tartıştığı bir vatandaşı öldürdü. Daha bir çok örnek var ancak bu örneklerin ortak özelliği, suçluyu cezaevinde yatırmanın bir rehabilite işlevi görmediği ve işlenen suçların niteliğine bakıldığında da kadınlarımızı koruyamadığımız.

Değerli milletvekilleri, geçtiğimiz yıl Kadına Yönelik Şiddet İzleme Komitesi Toplantısı yapıldı. Bu toplantıya 3 bakanınız iştirak etti; İçişleri Bakanı Sayın Süleyman Soylu, Adalet Bakanı Sayın Abdulhamit Gül ve Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk. Adalet ve İçişleri Bakanlarının bu toplantıda söyledikleri sözleri kendileri unutmuş olabilir belki, hatırlatmak adına buradan tekrarlamak durumundayım. Sayın Soylu kadın cinayetleriyle ilgili, yıllar itibarıyla sayıları açıklarken “Bu yıl maalesef geçen yılın biraz üzerindeyiz, 2019 yılı kadın cinayeti sayısı 299. Türkiye’de 2016-2019 Ağustos ayları arasında öldürülen kadın sayısı 1.167. Bu 1.167 kadından sadece 76’sı haklarında bir koruma kararı verilmiş kadınlardır, toplam içindeki oranı yüzde 6,5. Buradaki faillerin yüzde 86’sının daha önceden sabıkası söz konusu değildir. Faillerin yüzde 63,5’u eş veya partner, yüzde 32’si ise akrabadır.” demişti. Yani öldürülen kadınlarımızın yüzde 95’ini kendi etrafındaki yakınları öldürmüş. Bakın, bu bir itiraftır, kadınlarımızı koruyamıyoruz. Sayın Adalet Abdulhamit Gül de “Kadına şiddete karşı fayda sağlayacaksa biz Anayasa’yı bile değiştirmeye hazırız.” demişti. Bakın, bunların hepsi açık kaynaklarda mevcut.

Gelelim kanun teklifinize. Ne diyor denetimli serbestlikten yararlanacakları düzenleyen geçici 6’ncı maddede? “Üstsoya, altsoya, eşe veya kardeşe karşı işlenen kasten yaralama ve neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçları hariç olmak üzere…” Adalet Bakanı “Kadına şiddete fayda sağlayacaksa Anayasa’yı bile değiştirmeye hazırız.” diyordu ama infaz teklifinde bile kadınları koruyamamışsınız. Kadın cinayetlerinin ya da kadına karşı yaralamaların faillerinin kurbanlarının genellikle eski eş, nişanlı ya da kız arkadaşları oldukları istatistiki bilgilerde mevcut. Yani kurban ne alt soy ne üst soy ne de akraba. Bir kadının evlilik akdi bittikten sonra eşiyle akrabalık bağı hukuken ortadan kalkıyor. Kanun teklifinde sınırlamayı üst soy, alt soy, eş ve kardeş olarak sıraladığınızda kadın cinayetleri bu kapsamdan doğrudan çıkıyor ve “Kadına karşı suç işleyenler bu haktan yararlanamayacak.” iddianızın hiçbir geçerliliği kalmıyor. Hâlâ teklif görüşülüyorken bir adım atın ve alt soyu, üst soyu bırakın, doğrudan kadına karşı suç ibaresini yoruma ihtiyaç duymadan bir önergeyle kanun teklifine ekleyelim ve birlikte çıkaralım. Bu, hem geçmişte hayatını kaybetmiş kadınlara borcumuz hem de gelecekte bu tehlikeye maruz kalacak kadınlarımıza karşı yanınızdayız; teminatımız olsun.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özel.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

46.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, sağlıkta şiddetin önlenmesi yasa teklifine esas komisyonun yanı sıra tali komisyon olan Sağlık Komisyonunun da katkı vermesi gerektiğine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, bugün, birkaç kez sağlıkta şiddet yasasının ana komisyona sevk edildiğini, tali komisyonun, Sağlık Komisyonunun toplanması gerektiğini söylemiştim. Bu konuyu merak ediyorduk. Milletvekilimiz Sibel Özdemir’in soru önergesine gelen cevap elimde, 11 Mart günü sizin imzanızla cevaplanmış Sayın Bilgiç. İnanılmaz bir rakam var. Bu dönem, 27’nci dönem 2.691 kanun teklifi komisyona havale edilmiş, 1 komisyonun yanında 1 tali komisyona da 1.984’ü yollanmış. Oran çok normal çünkü 1 kanun konusunda diğer 1 uzmanlık komisyonunun katkısının istenmesinde, 2.691 kanundan -1.984- yaklaşık 2 bininde bu katkı istenmiş Meclis Başkanlığınca.

Hepiniz aklınızdan geçirin. Bu yaklaşık 2 bin taneden kaçı için tali komisyonlar oturmuş, kendilerini ilgilendiren yönleriyle maddeler üzerinde esas komisyona görüş yazmış, çalışmış, bildirmiş. Herkes aklından bir rakam geçirsin; rakam 2. İki binde 2 yani tali komisyonun toplanması oranı binde 1 şu anda.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, devam edin.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Dokuz yüz doksan beşte 1 akıl alır gibi değil. Bakın, bu oranlar yüzde 25-30’lardaydı eskiden, 24’üncü Dönemde. Güya biz güçlü Meclis olacaktık, kanunu biz yapacaktık ya şimdi bu kanunlar nasıl hazırlanıyor, nasıl imzalanıyor, nasıl veriliyor? Kanun teklifi verme, eline verileni alıp vermeden ibaret hâle dönüştürüldü ya, onun sonucu bu.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Öyle değil, öyle değil.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Onun sonucu bu.

Bakın, yeni rejim tali komisyonu sadece Tarım Komisyonu; geri kalan hiçbir komisyon toplanmamış, Tarım da 2 kere yani bunu bir düşünün, bir değerlendirin. Hepimiz milletvekiliyiz, hepimizin kendi konumumuzu ve bu Meclisin itibarını değerlendirmemiz lazım.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan. (CHP sıralarından alkışlar)

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Müsaade edin, şu işlemi bir bitireyim.

VI.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Denizli Milletvekili Cahit Özkan, Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül ve Afyonkarahisar Milletvekili Ali Özkaya ile 57 Milletvekilinin Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2762) ve Adalet Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 207) (Devam)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

35’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Buyurun Sayın Turan.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

47.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; bugün 3-4 kez aynı konu gündeme gelince cevap verme ihtiyacı hissettim.

Bakınız, bizim vermiş olduğumuz sağlıkla ilgili kanun teklifi, Meclis Başkanımızın takdiriyle Adalet Komisyonu ve Sağlık Komisyonuna gönderilmiş durumda fakat -tırnak içerisinde- Amerika’yı yeniden keşfetmiyoruz. Sorun ortada, daha önceki çalışmalar ortada; Meclis tüm partilerin katılımıyla büyük bir çalışma yapmış, rapor hazırlamış yüzlerce sayfa, onlar ortada; 2014 değişikliği ortada, 2018 değişikliği ortada. Dolayısıyla yeni bir tartışma yapmıyoruz aslında, zaten talep edilen, tespit edilen konuların yasa faaliyetine dönüşmesi söz konusu. Verdiğimiz teklif de Ceza Kanunu ve İnfaz Kanunu’nu değiştirdiği için çok doğal olarak bunun Adalet Komisyonunda görüşülmesi kararına varılmış. Tali komisyon olarak Başkan takdir eder -görüşülür, görüşülmez, karşı falan değiliz- fakat coronadan kaynaklı hassas bir süreç var. Onu da geçtim, geçen salı gününden bugüne kadar bir hafta geçti; infazda hâlâ 30’uncu maddelerdeyiz, günde 5 madde ancak görüşebiliyoruz. Dolayısıyla tüm bu yoğunluğu, tüm bu Genel Kurul süreçlerini, Komisyonu beraber değerlendirdiğimizde, bunu, hangi saiklerle toplantı yapılmadığını da aslında biraz daha sakin bir akılla değerlendirebiliriz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Bir de Sayın Başkan, Özgür Bey’in çok sık ifade ettiği “Efendim, teklifler geliyor tasarı gibi, burada ezbere veriyorsunuz. ” tarzı… Özür dileyerek söylüyorum: Çok sığ bir ifadeyi ben yakıştıramıyorum bir Grup Başkan Vekiline. Bakınız ben, 24’üncü Dönemden beri vekilim, tasarıların olduğu dönemlerde de vekillik yaptım. Hiç bu dönem kadar, grupların, vekillerin tekliflere ruhunun yansıdığı, süreçlere katkısının olduğu bir dönem olmadı Sayın Başkan. Belki, Özgür Bey, partisinin durduğu yer olarak bunun dışında kalıyor olabilir. Ama bir daha söylüyorum: Bakan, benim bakanım; Hükûmet, benim Hükûmetim; beraber paslaşıyoruz, konuşuyoruz, değerlendiriyoruz ama her kanunun ilk harfinden son harfine kadar ilgili vekillerimizin tümü o yasama faaliyetlerinin içerisinde oluyor arkadaşlar.

En son verdiğimiz yasa teklifinde -sağlıkla ilgili olan- Adalet Bakanlığının tüm bürokratları, Sağlık Bakanlığının tüm bürokratları, hukukçu vekillerimiz, tıpçı vekillerimiz bir araya geldik, çalıştık. Bunu böyle “Saraydan size evrak geliyor, imzalıyorsunuz.” tarzı bir söylemi hiç şık bulmuyorum.

Sayın Başkan, şu görüştüğümüz infaz yasasını bir yıldan beri tartışıyoruz arkadaşlar. Yok efendim, gelmiş yukarıdan da biz imza atmışız. Hayır “yukarısı” dediğiniz milletin başının tacı. Adam on sekiz yıldan beri zaten Cumhurbaşkanlığı yapıyor, Başkanlık yapıyor, Genel Başkanlık yapıyor. Ağzınızdan çıkan lafa dikkat edin. Bu partinin gururu, onuru; bu milletin gururu, onuru aynı şekilde. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Ne demek ya!

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın lütfen.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Tabii ki, bizim kanun tekliflerinde Genel Başkanımızın, on sekiz yıldan beri her seçimi alan Cumhurbaşkanımızın kanaati, direktifi, motivasyonu, vizyonu referans bizim için. Ama bunu böyle “Yukarıdan talimat geldi, yaptınız.” tarzını doğru bulmuyoruz. Tabii ki şu an coronadan dolayı Sağlık Bakanı ekrana çıkacaktır; tabii ki cezaevlerindeki sorunlardan dolayı Adalet Bakanı da çıkacaktır. Biz, iktidarın partisiyiz de aynı şekilde. Ama buna istirham ediyorum -biz vekiller arkadaşız da aynı şekilde; partiler, makamlar gelir de geçer- “Senin talimatın bu, sana bu evrak geldi.” diye böyle itham etmeyi, bunları doğru bulmuyorum.

Biz, tüm yasama faaliyetlerine arkadaşlarımızla -ilgilileriyle- beraber katılıp çalışan insanlarız. Bakınız, kızıyorlar ya “Yoklama yapılıyor; ilkinde yok, ikincisinde varsınız.” Arkadaşlarımızın büyük çoğunluğu şu an yasa üzerinde çalışıyor, evet yasa üzerinde çalışıyor.

AYŞE ACAR BAŞARAN (Batman) - Nerede çalışıyorlar?

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Bahçede mi, nerede?

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – AK PARTİ Grup odasında çalışıyor Mahir Bey, öyle değil.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Oda kaç kişilik de onlar orada olsun.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – 200 kişilik.

O yüzden bu ithamı doğru bulmuyorum. Çok zor ama bir gün iktidar olurlarsa aynı ithamlara maruz kalırlar, hoş olmaz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Özel, buyurun.

48.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, çok uzatmayacağım. Rakamlar yalan söylemez. Bunu en iyi geçmiş dönemde Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanlığı yapmış siz bilirsiniz. Geçmişte yüzde 60’lardan alıp sizin döneminizde bile 40’larda, 20’lerde olan tali komisyon toplanmaları 1.984’ten 2’ye iniyorsa -soru önergesinin tarihi 27 Şubat- bunu coronaya bağlayamayız. Bir değişiklik var. Anayasa değişti ve bir iddia var: Biz diyoruz ki artık işler, dediğiniz gibi, Anayasa değişikliğinde halka arz ettiğiniz, halka anlattığınız, İstanbul’un her köşesini billboardladığınız gibi değil; rakamlar da onu gösteriyor. Bir gerçeklik… Bir gerçeklik…

SELAMİ ALTINOK (Erzurum) – Yanlış.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bakın, bir diğer gerçeklik şu: Geçen hafta geldim ve bir kanun taslağı gösterdim. Ben kanun taslağını nereden aldım arkadaşlar? İstanbul’da bir partilimizin çalıştığı bir büyük şirketten. İlgili bakanlık görüş sorarken kanun taslağının tamamını yollamışlar oraya, o bana yolladı. Taslak ortada ve kamuoyunda, bakanlıklar, sanki tasarı verecekmiş gibi görüş soruyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, şimdi, biz İstanbul’daki şirketlerden kanun tasarısı taslağı toplamaya başladıysak yandı gülüm keten helva.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Hangi şirket o?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ben diyorum ki birbirimizi kandırmayalım, ben dağıttım burada kanunu, eğri oturup doğru konuşalım. Her doğan için değil, Erdoğan için Anayasa yapılınca bir tarafı uzun, bir tarafı kısa. Kendi üstüne yapılmış elbiseyi insan çıkardı mı ilk kendisi çiğner. Erdoğan, kendine yapılmış Anayasa’yı ilk o çiğniyor ayaklarının altında, çünkü diyor ki: “Benim için yaptılar.” Oysa Erdoğan’a değil her doğana yapsaydık Anayasa da bu hâlde olmazdı, Meclis de bu hâlde olmazdı, yargı bağımsızlığı da bu hâlde olmazdı.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Turan…

49.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin tekraren açıklaması

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, Özgür Bey’in ifade ettiği “Bakanlık görüş soruyormuş, evrak oradan gelmiş.” tarzı, yeni görmeye başladıkları sistemi biz iki yıldan beri yaşıyoruz. Biz, tüm ilgililere bunları soruyoruz; tüm vakıflara, derneklere, odalara, sendikalara soruyoruz. Aslında bu “tek adam” olmadığının fotoğrafı, hani yazıp gönderiyorduk, hani “tek adam”dı da her şeyi yapıyordu.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Meclise yolluyor şimdi.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) - Biz diyoruz ki üç ay sonra, altı ay sonra, bir sene sonra ne yapacağımızı ilgililerle tartışıyoruz. Hatta bunun bir kısmını -CHP dâhil- tüm partilerle tartışıyoruz. Biz üç ay önce, iki ay önce size infaz yasasını getirmedik mi?

SÜLEYMAN BÜLBÜL (Aydın) – Nerede o? Getirmediniz. Neresinde milletvekilleri?

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Hepsinde var.

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar…

Tamamlayın Sayın Turan.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Bülbül, bilmiyor olabilirsiniz; az daha yakın durun bize, öğrenirsiniz.

Başından sonuna kadar, her tarafında vekil var arkadaş; hepsinde var.

Sayın Başkan, “corona” tarzı, “Suriye” tarzı önemli sorunlarda -Allah’tan ki başkanlık sistemine geçmişiz- bu millet koalisyonsuz, bakan kaprisi olmadan nasıl süreç yönetilirmiş, nasıl hızlı karar verilirmiş, nasıl milletin sorunları hızlı çözülebilirmiş, bunları görmüş oldu. Aslında bu dönemde aklıselim, sağduyulu herkes başkanlık sisteminden kaynaklı hızlı karar alma, sorunları çabuk çözme iradesinin çok daha rahat yaşandığını görüyordur.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Sayın Özel, bir müsaade ederseniz…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Hayır, ben bu tartışmayı bir dakikayla bitireceğim.

BAŞKAN – Ben de zaten tartışmayın diye araya Sayın Oluç’u sokacaktım.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bir dakika…

BAŞKAN – Bir dakika, peki.

50.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin tekraren açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Turan, bakın, işin buraya kadar ki kısmı tartışma, son konuşmanız ise itiraf niteliğinde oldu. Esas sorun da şu zaten: Bana biraz önce diyor ki: “Durduğu yer itibarıyla bu işlerin dışında olabilir.” Süleyman Bülbül’e de “Biraz bize yakınlaşırsan sen de bu işin içinde olursun.” diyor.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Başından beri vekil içinde Sayın Başkan.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Şimdi, benim anlatmaya çalıştığım mevzu da şu: Bu Anayasa’ya ve İç Tüzük’e göre meşru mekânlar var. Nerede onlar? Komisyon odaları. Kim olacak orada? Millet kimi görevlendirdiyse o olacak.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Hayır, teklif verince olur o.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ama meşru mekânlar yerine kanunların hazırlandığı yer burada grup odaları, orada saray odaları… Milliyetçi Hareket Partisi biraz daha yakında diye bazı şeylerden daha çok haberi… Millet diyor ki: “Bana kanun yapacaksan resmî komisyonlarda… Komisyonu iki binde 1 toplayacaksın, ondan sonra saraydaki mutfakta, gruptaki odada, MHP’yle özel toplantıda…

RECEP ÖZEL (Isparta) – Kıskandın mı? Kıskandın herhâlde.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - İşte bu gayrimeşru siyaset, işte bu kendi Anayasa’nızı hiçe saymak demek.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, zapta geçsin.

Teklif hazırlığı grupta yapılır, teklif komisyonda yapılır Sayın Başkanım.

VIII.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Süreyya Sadi Bilgiç’in, Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminde teklif hazırlama erkini elinde bulunduran milletvekillerinin teklifi hazırlarken ilgili kurumlardan görüş istediğine, Meclisin daha efektif çalıştırılabilmesi için tali komisyonların da çalıştırılması gerektiğine ilişkin konuşması

BAŞKAN – Arkadaşlar “Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanı” diyerek bana da söyledi. Aslında hakikaten yıllardır da bu süreçleri en iyi bilenlerden birisiyim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ben rakamlara hâkimiyet olarak atıfta bulundum.

BAŞKAN – Yani tabii ki ama şunu söylemek istiyorum: Tabii ki yeni sistem içerisinde teklif hazırlama erki milletvekillerinde ama tabii, milletvekillerimizin de yürütmeden tamamen bağımsız, onların da düşüncelerini almadan bunları yapabilmesi zaten mümkün değil.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Akla ziyan bir şey ya.

BAŞKAN - Ama Sayın Özel’in de haklı olduğu noktalardan bir tanesi de Başkanlık olarak biz esas komisyon ve tali komisyonlara gönderdiğimizde, demek ki bu tali komisyonların da çalışmalarının, katkı vermelerinin doğru olacağını düşünerek vermişiz. Meclisi daha efektif çalıştırmak istiyorsak tali komisyonları da çalıştırmamız lazım. (CHP sıralarından alkışlar)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bravo Başkanım, çok doğru.

BAŞKAN - Milletvekilleri de tabii ki teklifleri hazırlarken ilgili kurumlardan da görüş istiyor ama kurumlar da bu görüşlerini oluştururken geriye dönüp birtakım sivil toplum gruplarıyla, şirketlerle, gruplarla görüşüyorlarsa da o yürütmenin kendi sorunudur.

Sayın Oluç, buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

51.- İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın vekiller, Sayın Turan’ın biraz evvel herhâlde dili sürçtü, “Başkanlık sistemine geçtik.” dedi. Bugüne kadar “Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi” diye adlandırılıyordu, demek şimdi yeni bir aşama başkanlık sistemi olmuş oldu, herhâlde dil sürçmesi diye düşünüyorum ama buna tabii, psikolojide başka bir şey de diyorlar, onu da biliyoruz.

Şimdi, efendim, Sayın Turan dedi ki: “Biz tüm ilgililere soruyoruz.” Bu tüm ilgililer sadece sizin ilgilileriniz belli ki, tüm ilgililer değil.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Ya, size mi soracağız?

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Sormuyorsunuz. Bakın, sanki öyle bir katılımcı bir demokrat anlayışa sahipmişsiniz gibi konuşmayın Allah aşkına! Yani mesela, şu konuştuğumuz infaz yasasıyla ilgili, barolara sordunuz mu? Sormadınız. Hukukla ilgili sivil toplum kuruluşlarına sordunuz mu? Sormadınız. “Akademisyenlere sorduk.” diyorsunuz. Adalet Komisyonuna 2 akademisyen getirdiniz, o 2 kişinin de söylediklerini dinlemediniz üstelik yani onların önerilerini de dinlemediniz. Şimdi, böyle olunca yani tüm ilgililere sormuyorsunuz, sadece kendi ilgililerinize soruyorsunuz, kendinize yakın olduğunu düşündüğünüz ilgililere soruyorsunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Tamamlıyorum efendim.

Dolayısıyla bu konuyu böyle tartıştığımız zaman mesele biraz daha açığa çıkacak çünkü tüm ilgililere sorsanız gerçekten, mesela birçok akademisyen yazılı rapor yayınladı, siz de görmüşsünüzdür -geçmişte sizin birlikte çalıştığınız hukuk akademisyenleridir bunlar, profesörlerdir, hukuk fakültelerinde yönetici pozisyonunda olan insanlardır- bu infaz yasasını yerden yere vurdular. İstiyorsanız ben size bütün raporları getirip vereyim şimdi, teker teker bize gönderiyorlar.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Son cümlem efendim, izin verirseniz.

Dolayısıyla sorsanız esas olarak ilgililere, STK’lere, barolara ve akademisyenlere zaten bu yanlışları yapmayın diye size söyleyecekler, sadece biz söylememiş olacağız, mesele bu.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Zaten görüştüğümüz infaz yasası ama kanun yapma süreçlerini de ayrıca görüşeceksek bunun için de yani siyasi parti gruplarının bir araya gelerek şu İç Tüzük üzerinde biraz çalışmaları lazım.

VI.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Denizli Milletvekili Cahit Özkan, Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül ve Afyonkarahisar Milletvekili Ali Özkaya ile 57 Milletvekilinin Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2762) ve Adalet Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 207) (Devam)

BAŞKAN – Evet, 36’ncı madde üzerinde 4 önerge vardır. Önergeleri okutup aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 36’ncı maddesiyle değiştirilen 5275 sayılı Kanun’un 89’uncu maddesinin (2)’nci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini teklif ederiz.

“(2) Birinci fıkra uyarınca yapılacak değerlendirmede, infazın tüm aşamalarında hükümlülerin katıldığı iyileştirme ve eğitim-öğretim programları ile spor ve sosyal faaliyetler, kültür ve sanat programları, aldığı sertifikalar, kitap okuma alışkanlığı, diğer hükümlü ve tutuklular ile ceza infaz kurumu görevlileri ve dışarıyla olan ilişkileri, işlediği suçtan dolayı duyduğu pişmanlığı, ceza infaz kurumu kuralları ile kurum bünyesindeki çalışma kurallarına uyumu ve aldığı disiplin cezaları dikkate alınır.”

            Hüseyin Örs                           Yasin Öztürk          Zeki Hakan Sıdalı

               Trabzon                                  Denizli                            Mersin

     Muhammet Naci Cinisli                      Ayhan Erel

               Erzurum                                 Aksaray

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Hüseyin Örs’ün.

Buyurun.

HÜSEYİN ÖRS (Trabzon) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan kanun teklifinin 36’ncı maddesi üzerinde İYİ PARTİ adına söz aldım. Hepinizi en derin saygılarımla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, kanun teklifinin ilgili maddesinde 5275 sayılı Kanun’un 89’uncu maddesi başlığıyla birlikte yeniden düzenlenmektedir.

“Hükümlüler, ceza infaz kurumlarına girmekle birlikte kurumlarda bulundukları tüm aşamalarda, ceza infaz kurumlarının düzen ve güvenliği amacıyla konulmuş kurallara uyup uymadığı, haklarını iyi niyetle kullanıp kullanmadığı, yükümlülüklerini eksiksiz yerine getirip getirmediği, uygulanan iyileştirme programlarına göre toplumla bütünleşmeye hazır olup olmadığı, tekrar suç işleme ve mağdura veya başkalarına zarar verme riskinin düşük olup olmadığı hususlarında idare ve gözlem kurulu tarafından en geç altı ayda bir değerlendirmeye tabi tutulacaklardır.” denilmektedir. Söz konusu değerlendirme en geç altı ayda bir yapılabileceği gibi, daha kısa sürelerde de yapılabilmesi öngörülmektedir.

Değerli arkadaşlar, 2’nci fıkrada yer alan “Gerektiğinde hükümlünün ceza infaz kurumuna girmeden önceki yaşamına ilişkin bilgi ve belgeler de istenebilir.” cümlesiyle hükümlünün önceki yaşantısına ilişkin belgelerin talep edilmesi hukuka aykırıdır ve özel hayatın gizliliğini ihlal eder. Ayrıca, hükümlülerin ceza infaz kurumlarında bulunduğu tüm aşamalarda idare ve gözlem kurulu tarafından iyi hâlin belirlenmesi hukukilik ilkesine aykırı olup bu karar ancak mahkemelerce verilebilir.

Yine, fıkrada, belirtilen iyi hâlli olma durumu tanımlanmamıştır. Düzenleme bu yönüyle de Anayasa'nın kanunilik ilkesine aykırıdır. Bu bağlamda, 2’nci fıkranın son cümlesinin kanun metninden çıkarılmasını önermekteyiz.

Teklife baktığımızda, birinci fıkrada şöyle bir ifade var: “Haklarını iyi niyetle kullanıp kullanmadığı…” Değerli milletvekilleri, zaten ceza infaz kurumunda bulunan bir kişinin birçok hakkı sınırlandırıldığı gibi, elinde kalan haklarının kullanımı da ağır usullere bağlanmak istenmiştir. Bir mahkûmun haklarını iyi niyetle kullanıp kullanmadığı takdirinin idari bir merciye bırakılması da mümkün değildir. Eğer mahkûm haklarının kullanımında, iyi niyet bizzat idare tarafından aranırsa -ki bu hakların birçoğu mahkûmu idarenin keyfî tutumuna karşı korumaktadır- aleyhine kullanılan hakkın iyi niyetli olup olmadığını yine idareye denetletmek gibi abesle iştigal bir durum ortaya çıkmaktadır.

Diğer önemli bir husus da infazın denetimiyle görevlendirilen idarenin bir anda infaz öncesi dönemi de değerlendirmesine imkân sağlayan, ikinci fıkranın son cümle düzenlemesidir. İdarenin, kişinin infaz öncesindeki yaşamına yönelik değerlendirme yapması mümkün değildir. Zira bu değerlendirme, cezanın tayini sırasında bizzat ceza mahkemesi hâkimi tarafından yapılmaktadır. İyi hâllilik ceza düzenine sağlanan uyum ve iyileşmeyle, bir nevi ıslah olmayla alakalıdır. Kişinin infazına başlanmadan önceki hâl ve hareketlerini değerlendirme yetkisi ancak hâkime ait olmalıdır.

Ayrıca, kanunda, hangi bilgi ve belgelerin isteneceği de belirtilmemiştir. Bu durum hem Anayasa’mızın 20’nci maddesine hem de Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’na aykırılık teşkil etmektedir, ayrıca sanığın kendi aleyhine delil sunmaktan kaçınması hakkındaki evrensel hukuk kuralı da çiğnenmektedir.

Değerli milletvekilleri, gözlem kurullarının şeffaflığını sağlayacak düzenlemeler yine bu metinde yer almamaktadır. Kurulda zorunlu olarak yer alacak bütün üyeler devlet memuru konumundadır. Dolayısıyla, idarenin bağımsız, şeffaf denetim yapması ihtimali bulunmamaktadır. Özellikle, cezaevindeki koşulları, mahkûm psikolojisini yakından tanıyan ve bilen barolardan temsilci bulunmaması büyük bir eksikliktir. Bu kurul üyelerinin eskiden işlevsel bir çalışmasının olmadığı kabul edildiğinde, kurulları işlevsel hâle getirmek istiyorsak ancak şeffaflığı gerçekleştirerek bunu sağlayabiliriz. Bu nedenle, idare hiyerarşisinde yer almayan en azından gözlemci üyelerin kurullara dâhil edilmesinin çok doğru ve isabetli olacağı kanaatindeyim.

Hepinizi en derin saygılarımla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 207 sıra sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 36’ncı maddesi ile değiştirilen 5275 sayılı Kanun’un 89’uncu maddesinin 3’üncü fıkrasında yer alan "Ayrıca, idare ve gözlem kuruluna Cumhuriyet başsavcısı tarafından belirlenen bir izleme kurulu üyesi ile Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığı il veya ilçe müdürlükleri tarafından belirlenen birer uzman kişi” ibaresinden sonra gelmek üzere “,barolardan birer temsilci ile insan haklarına dair çalışma yürüten sivil toplum kuruluşu temsilcileri” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

            Mensur Işık                             Tuma Çelik  Tulay Hatımoğulları Oruç

                 Muş                                     Mardin                             Adana

           Rıdvan Turan                         Züleyha Gülüm                 Murat Çepni

                Mersin                                  İstanbul                             İzmir

        Ayşe Acar Başaran

               Batman

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Ayşe Acar Başaran’ın.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

AYŞE ACAR BAŞARAN (Batman) – Ben de herkesi selamlıyorum.

Şimdi, bu teklifle 5275 sayılı Kanun’un 89’uncu maddesi değiştiriliyor. Tabii ki burada iyi hâl ve iyi hâlin nasıl değerlendirileceği şeklinde madde düzenlenmiş ve genişletilmiş. Tabii, bu maddeyi tek başına değerlendirmemek gerekiyor. Biz, bir kaç gündür aslında bu kanun teklifinin tümünün yarattığı etkiden söz ediyoruz. Aslında bu madde de kanunun teklifinin belli maddeleriyle beraber düşünüldüğünde, cezaevinde bazı insanlar açısından, cezaevindeki tutsaklar ve mahpuslar açısından nasıl yaşanılamaz bir hâle geleceği, yine, iyi hâlin, nasıl, tıpkı terör tanımında olduğu gibi, işte, ucu bucağı olmayan, bambaşka yerlere çekilebilecek bir tanımlama olarak değerlendirilebileceğini görüyoruz.

Şimdi, niye bunu diğer maddelerle değerlendirelim diye söylüyorum arkadaşlar? Şimdi, bu maddenin kendisinde zaten iyi hâl çok geniş bir yorumla, aslında bir çerçevesi olmayacak bir biçimde tanımlanmış. Şimdi, bu iyi hâl, bu düzenleme gelmeden önceki birkaç örneği söyleyeyim ve bunun iyi hâle nasıl engel olduğu, siyasi tutsaklara -özellikle düşünceleri nedeniyle cezaevinde tutulan, sizin “terör” diye tanımladığınız ama aslında muhalifleriniz olan ve cezaevinde rehin tuttuğunuz insanlara- nasıl uygulandığının birkaç örneğini söyleyeyim arkadaşlar.

Şimdi, Kırşehir’de tutuklu -bizim de il yöneticimizmiş- yargılandığı dosyada iddianamesinin bir kısmını Kürtçeye çevirdiği için, tuttuğu not örgütsel doküman kabul edilmiş, disiplin cezası almış, yetmemiş -bakın sizin “terör” tanımı dediğiniz şey- örgüt propagandasından dava açılmış, iki yılın üzerinde ceza verilmiş. İşte, “terör” dediğiniz mesele bu. Yani, kendisi iddianamesinin bir kısmını Kürtçeye çeviriyor, bu propaganda kabul ediliyor, disiplin cezası alıyor; yetmiyor, propagandadan iki yıldan fazla ceza alıyor. Yine, Bursa H Tipinde bir siyasi tutsak kitap alıyor kütüphaneden -bunların hepsi disiplin cezası, sonra da iyi hâli etkileyen nedenler- kitaptan özetler çıkartıyor, bu tuttuğu notlar yine örgütsel doküman kabul ediliyor, disiplin cezası alıyor. Kırşehir’de gençler vardı, hukuksuz bir biçimde uzun bir süre cezaevinde tutuldular, hâlâ tutuklu olarak yargılanıyorlar. Bunlara ısrarlı bir biçimde ayakta sayım dayatıldı. Ayakta sayım dayatmasını kabul etmedikleri için darbedildiler, darbedildikleri yetmezmiş gibi bir de üstüne disiplin soruşturması başlatıldı. Bakın, Bursa H Tipinde, yine, az önceki kişi hastaneye gidiyor, kelepçeli muayene dayatılıyor, kelepçeli muayeneyi kabul etmiyor; darbediliyor, doktor darp raporu veriyor ama onunla beraber giden kolluk rapor tutuyor. Kolluğun tuttuğu rapor üzerine, henüz kanunda olmamasına rağmen -yani cezaevinin dışındaki fiiller şu anda disiplin cezası konusu değil, bu kanun teklifiyle getiriyorsunuz- kolluğun tuttuğu raporla bu kişi hakkında soruşturma başlatılıyor, üç ay iletişim cezası veriliyor.

Şimdi, arkadaşlar bu kadar disiplin cezalarının keyfî bir biçimde… Özellikle cezaevinde tutsak tutulan yani siyasi düşünceleri nedeniyle, gazetecilik yaptıkları için, akademisyenler görevlerini bu ülkede özgür bir biçimde yapmak istedikleri için, öğrenci faaliyetlerinde özgür, özerk üniversiteyi savunup mücadele yürüttükleri için cezaevinde olanlar bu şekilde disiplin soruşturmalarıyla yüz yüze kalıyor. Bu disiplin soruşturmaları da -işte tam kurduğunuz- sizin memurlarınızdan oluşan idari gözlem kurulları tarafından iyi hâlli olmadığına karar veriliyor ve bu insanların birçoğunun bırakın yattıkları süre, infazları yakılarak aldıkları cezanın tümü yatırılıyor. İşte, siz, bununla aslında fiilî olarak uyguladığınız fiilleri bu kanun teklifiyle yine uygulamaya koydunuz.

Şimdi, bu idari gözlem kurullarının yetkileri o kadar geniş ki cezaevindeki hâl, hareketleri yetmiyor -yani cezaevindeki disiplin soruşturmalarını zaten genişlettiniz- bu cezaevindeki süreç içerisinde yaptıkları fiiller de yetmiyor, bunların iyi hâlli olup olmadıklarını tespit edebilmek için, bir de gerektiğinde hükümlünün ceza infaz kurumuna girmeden önce yaşamına ilişkin bilgi ve belge istenebilir. Hangi bilgi ve belgelerden söz ediliyor? Yani kişi cezaevine girdikten sonra, önceki yaşamlarıyla ilgili hangi bilgi ve belgeyi istiyorsunuz ki hangi kıyası yapacaksınız?

Az önce de arkadaşlar söyledi bu kürsüden. Bu, özel hayatın gizliliğini ihlal anlamına gelen bir düzenlemedir ama siz zaten Anayasa’yı da yerle bir ederek, ayaklarınızın altına alarak kanunlar yapıyorsunuz.

Bir de “Bu, kanunlarda var.” diyorsunuz. Kanun devleti olunabilir. Evet, ama Türkiye Cumhuriyeti…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AYŞE ACAR BAŞARAN (Devamla) – Başkan, bir dakikayla toparlayayım.

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

AYŞE ACAR BAŞARAN (Devamla) - Kanunları düzenleyebilirsiniz çoğunluğunuz var. İsterseniz “Ayşe yasak” diye bir kanun da getirebilirsiniz ama bu hukuki olmaz. Bu kanun teklifi de hukuki değil, Anayasa’ya uygun değil. Bu kanun teklifi, temel insan haklarını yüzde yüz ihlal eden bir kanun teklifi. Bu kanun teklifi, içeride özgürlüğünden kısıtlama cezası verdiğiniz insanların temel bütün haklarını ellerinden alma teklifidir. Bu kanun teklifi, rehin hukukunu Türk hukuk sistemine koyma kanunudur çünkü dediğim gibi, özgürlüğünden kısıtlayabilirsiniz hukuk devletlerinde ama kişinin özel hayatının gizliliğine dokunamazsınız. Kişinin düşünme özgürlüğünü kısıtlayamazsınız. Kişinin sağlık hakkını kısıtlayamazsınız. Kişinin yaşam hakkını elinden alamazsınız ama bu teklifin bütününe baktığınızda haberleşme hakkı, bilgi edinme hakkı, yaşam hakkı, sağlık hakkı yani Anayasa’daki en temel bütün haklar ihlal ediliyor ve siz de buna “Bu kanun ve uyacaksınız.” diye karşımıza çıkıyorsunuz.

Teşekkür ederim.(HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunmadan önce bir yoklama talebi var.

II.- YOKLAMA

(HDP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

BAŞKAN – Sayın Beştaş, Sayın Oluç, Sayın Başaran, Sayın Orhan Işık, Sayın Işık, Sayın Taşdemir, Sayın Çepni, Sayın Turan, Sayın Kemalbay Pekgözegü, Sayın Ersoy, Sayın Koç, Sayın Gülüm, Sayın Koçyiğit, Sayın Hatımoğulları Oruç, Sayın Gergerlioğlu, Sayın Paylan, Sayın Çelik, Sayın Kaya, Sayın İmir, Sayın Toğrul, Sayın Kaçmaz, Sayın Eksik.

Değerli arkadaşlar, yoklama için dört dakika süre veriyorum.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklamaya başlandı)

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan güveninizi kaybediyorsunuz.

BAŞKAN – Duyamıyorum Sayın Tanal.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Güveninizi kaybediyorsunuz. Zaten göz kararıyla olmadığı belli. Niye böyle yapıyorsunuz?

RECEP ÖZEL (Isparta) – Girsene o zaman. Niye girmiyorsun? Girsene, oradasın, Meclistesin.

BAŞKAN – Arkadaşlar, pusulaları okuyacağım, pusula veren arkadaşlarımız lütfen Genel Kurul salonundan ayrılmasınlar.

(Elektronik cihazla yoklamaya devam edildi)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

Değerli arkadaşlar, elektronik olarak geçtiği için pusulaları okumama gerek kalmadı.

VI.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Denizli Milletvekili Cahit Özkan, Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül ve Afyonkarahisar Milletvekili Ali Özkaya ile 57 Milletvekilinin Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2762) ve Adalet Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 207) (Devam)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 36’ncı maddesiyle değiştirilen Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 89’uncu maddesinin (3) numaralı fıkrasına “bir izleme kurulu üyesi ile” ibaresinden sonra “baro temsilcisi,” ibaresinin getirilmesini arz ve teklif ederiz.

           Alpay Antmen                         Turan Aydoğan                Zeynel Emre

                Mersin                                  İstanbul                          İstanbul

         Süleyman Bülbül                 Saliha Sera Kadıgil Sütlü

                Aydın                                   İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Alpay Antmen’in.

Buyurun Sayın Antmen. (CHP sıralarından alkışlar)

ALPAY ANTMEN (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, Adalet Komisyonunda aralıksız on sekiz saat, yüce Meclisin huzurunda, milletimizin önünde aralıksız altı gündür sürekli anlatmaya çalışıyoruz. Bu getirdiğiniz af teklifi adil değildir, içinde vicdan yoktur, eşitler arasında bile eşit değildir. Affa karşı değiliz ama siz istiyorsunuz diye bu şekilde hukuka, vicdana ve adalete aykırı affınıza da sessiz kalmayacağız. Siz öyle dediğiniz için, içinde düşünce suçlularının, gazetecilerin ve topluma kazandırılmasında mahzur olmayan hükümlülerin yer almadığı bu evrensel hukuk normlarına aykırı teklifiniz vicdanlı ve adil olmuyor, hukuki hiç olmuyor.

Değerli milletvekilleri, teklifin 36’ncı maddesini görüşüyoruz. Önceki 35 madde için verdiğimiz olumlu, adil, vicdanlı 35 önerge sizlerin oylarıyla reddedildi. Soruyorum: Neden bu yasa teklifine olumlu katkı vermemizi engelliyorsunuz? Neden bu teklife vicdanı, adaleti, eşitliği ve hukukun evrensel normlarını eklememizi engelliyorsunuz? Sizleri tenzih ederek, kibir mi diye açıklayalım bunu. Her birinizin şahsını tenzih ediyorum. Kibir; abartılı gurur, baskın bir kendine güven ve kendisinden başkaları için içten bir küçümseme duygusu ve en önemlisi gerçeklikten kopuştur. Unutmayınız, sınırsızca gücü elinde bulundurma ve kullanma arzu ve isteği sonunda güç zehirlenmesine dönüşür, Allah korusun, bu da ülkemize büyük zarar verir.

Değerli milletvekilleri, bu af teklifinizi, ne barolarla ne akademisyenlerle ne sivil toplum kuruluşlarıyla ne de kamuoyuyla yeterince paylaşmadınız, tartışmadınız, itirazları da nazara almıyorsunuz.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Aldık, aldık.

ALPAY ANTMEN (Devamla) - Üstüne basa basa, tekrar tekrar söylüyoruz: Af meselesi, bu salgın günleri için üç beş maddeyle bir günde yapılabilecek bir iş iken, günlerdir “Benim dediğim dedik.” mantığıyla hiçbir düzeltmeye yanaşmayıp bu af işini siz geciktirdiniz, geciktiriyorsunuz.

İçinde düşünce suçları, gazeteciler ve topluma kazandırılmasında mahzuru olmayan hükümlüler için düzenleme olmayan bu teklif af falan değildir. Hâlâ geç değil, hadi gelin, bu teklife vicdanı, adaleti ve hakkaniyeti koyalım; bu teklifte evrensel hukuk normlarını hâkim kılalım, bu teklifte eşitliği sağlayalım.

Değerli milletvekilleri, görüşülen maddeyle ilgili işin teknik kısmına gelelim. Bakın, teklifin 36’ncı maddesinde infazın tüm aşamalarında hükümlülerin iyi hâllerinin belirlenmesi ve denetimli serbestlik uygulanarak cezanın infazı ile koşullu salıvermeye ilişkin değerlendirmelerin idare ve gözlem kurulları tarafından yapılacağı hükme bağlanıyor. Ayrıntılı bir madde, pek çok eksiği var, hatipler bahsediyor. Mesela, teklifimizle, (3)’üncü fıkradaki idare ve gözlem kurulu oluşumuna baro temsilcisinin de eklenmesini amaçlıyoruz. Bu sayede kurulda baroyu temsil eden bir avukat da bulunacak ve yapılacak gözlem ve değerlendirmelerde yargının bir başka sacayağı olan savunma sürece katılacaktır. Biliyorsunuz ya da bilmeniz gerekiyor barolar, Avukatlık Kanunu’nun 76’ncı maddesi gereğince, hukukun üstünlüğü ile insan haklarını savunmak ve korumakla görevli kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşlarıdır. Baro temsilcisinin hükme bağlanmak istenen idare ve gözlem kurulu içinde yer alması, alınacak kararların daha hukuki ve objektif olmasını sağlayacaktır. Alın size teklifimizin 36’ncı maddesine olumlu bir katkı. Ama, hiç sanmam; siz, sadece “Ben yaptım, oldu.” “Ben yaparsam olur.” “Ben ne dersem o olur.” mantığıyla bu olumlu katkıyı bile nazara almayacaksınız. Lütfen, beni utandırın bu maddede.

Bakın, değerli milletvekilleri, bu ülkede, hukuku önce alçak ve hain FETÖ terör örgütü ayaklar altına aldı, lütfen, şimdi siz de bunu yapmayın. İktidar olarak size düşen, bu ülkede adaleti, adil yargılanma hakkını, yargı ve yargıç bağımsızlığını sağlamaktır, düşünceyi suç olarak nitelendirmekten çıkarmaktır. Bakın, adil olun, vatandaşa eşit davranın, yandaşa değil halka ve bu bağlamda hakka hizmet edin. Hiçbir şey için geç değil, önümüzde konuşacağımız daha 34 madde var. Bu teklif hakka, hakkaniyete uygun hâle getirilebilir, adil düzenlemeler yapılabilir. Hiç kimse terör örgütü üyelerinin, teröre bulaşmış kişilerin bu tekliften yararlanmasını istemiyor, bunu da söyleyen yok ama lütfen, siyasi suçlar, düşünce suçları, “tweet” atanlar, gazeteciler ve toplumla kavuşmasında mahzur olmayan mahkûmlar da ve çek mağdurları da gelin bu tekliften yararlansın diyorum, her birinizi ayrı ayrı saygılarımla selamlıyorum.

Teşekkür ederim Sayın Başkan. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Son önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 207 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin çerçeve 36’ncı maddesiyle değiştirilen 5275 sayılı Kanun’un 89’uncu maddesinin (2)’nci fıkrasının son cümlesinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

           Bülent Turan                            Oya Eronat                    Recep Özel

             Çanakkale                              Diyarbakır                          Isparta

             Ali Özkaya                        Jülide İskenderoğlu

          Afyonkarahisar                           Çanakkale

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Önergeyle, hükümlüler hakkında istenilebilecek bilgi ve belgelere ilişkin hükmün madde metninden çıkarılması amaçlanmaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kabul edilen Önerge doğrultusunda 36’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

37’nci madde üzerinde 2’si aynı mahiyette olmak üzere 3 adet önerge vardır.

İlk okutacağım 2 önerge aynı mahiyette olup birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 207 sıra sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 37’nci maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

            Mensur Işık                           Rıdvan Turan Tulay Hatımoğulları Oruç

                 Muş                                     Mersin                             Adana

             Tuma Çelik                           Züleyha Gülüm                 Murat Çepni

               Mardin                                  İstanbul                            İzmir

           Abdullah Koç                                  

                 Ağrı

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

            Tufan Köse                          Süleyman Bülbül               Zeynel Emre

                Çorum                                    Aydın                            İstanbul

           Alpay Antmen                         Turan Aydoğan

                Mersin                                  İstanbul

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, maddeyi görüştükten sonra yirmi dakika yemek için ara vereceğim yani 20.15 gibi ara vermiş olacağım.

Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Komisyonun katılmadığı önergeler üzerinde ilk söz Sayın Abdullah Koç’a ait.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

ABDULLAH KOÇ (Ağrı) – Sayın Başkan, değerli halklarımız; sizleri saygıyla selamlıyorum.

Bu madde, seri yargılama, sulh ceza hâkimlikleriyle ilgili düzenlemeyi getirmektedir. Sulh ceza hâkimlikleri, bu iktidar döneminde kurulan ve militan mahkemelerdir. Bu mahkemeler, yargısız infaz yapan mahkemelerdir, bunu evvela belirtmek istedim.

Bakın, tam elli yıl önce Ape Musa (Musa Anter) gözaltına alınır ve şiddete maruz kalır. Sebebini sorunca, aynen “Neden Kürtçe ıslık çalıyorsun?” diye bir cevap alır.

Değerli arkadaşlar, bakalım elli yıl sonra neler değişmiş? Basın açıklaması yapıyorsunuz, sonuç olarak tutuklama ve gözaltıyla karşılaşıyorsunuz. İktidarı eleştiriyorsunuz, gözaltı ve tutuklamayla karşı karşıya kalıyorsunuz. Kamyon şoförüsünüz, “Evde kal” kampanyasını eleştiriyorsunuz; İçişleri Bakanı “Arkasına bakalım.” diyor, gözaltına alıyor ve adli kontrolle serbest bırakılıyorsunuz. Kürt sorununu dile getiriyorsunuz; bölücülük suçlamasıyla karşı karşıya kalıyorsunuz ve örgüt üyeliği sebebiyle tutuklanmayla karşı karşıya kalıyorsunuz. Cumhurbaşkanının parti başkanı sıfatıyla yaptığı her türlü söyleme karşı bir “tweet” atıyorsunuz; Cumhurbaşkanına hakaretten dolayı gözaltına alınıp tutuklanıyorsunuz. Gazetecisiniz, haber yapıyorsunuz, propaganda ve tutuklamayla karşı karşıya kalıyorsunuz. Öğrencisiniz, YÖK’e karşı bir eylem yapıyorsunuz, propaganda ve tutuklamayla karşı karşıya kalıyorsunuz. İnsan hakları savunucususunuz, bu konuda çalışma yapıyorsunuz, üyelikten ve propagandadan dolayı hakkınızda işlem yapılıyor, bundan dolayı tutuklanıyorsunuz ve gözaltına alınıyorsunuz. Basın açıklamasında açıklamayı yapan arkadaşınızın ağzını kapatmadığınız için bundan dolayı sorguya tabi tutuluyorsunuz; örgüte üyelikten dolayı, örgüte üye olmamakla beraber örgüt adına suç işlemekten dolayı hakkınızda işlem yapılıyor, bundan dolayı işleme tabi tutuluyorsunuz. Avukatsınız, müvekkilinizi savunuyorsunuz; yardım ve yataklıktan ve üyelikten dolayı sizin hakkınızda işlem yapılıyor ve bundan dolayı tutuklanıyorsunuz. Sendikacısınız, sendikal çalışma yapıyorsunuz, bundan dolayı propaganda ve üyelikten dolayı hakkınızda işlemler yapılıyor. Bilim insanısınız ve bir makale yayınlıyorsunuz; hakkınızda soruşturmalar açılıyor, bundan dolayı tutuklamalarla karşı karşıya kalıyorsunuz, yine sizin hakkınızda işlemler yapılıyor.

Bakın, değerli arkadaşlar, işte Türkiye’nin elli yıldan sonra gelmiş olduğu tablo budur. Buradaki tablo şu, değerli arkadaşlar: Kürt olmak, aynı zamanda muhalif olmak terörist olmakla eşdeğerdir sizin nazarınızda fakat şunu belirteyim… Bunlara örnek mi istiyorsunuz? Size hemen örnekleri vereyim: Bakın, Fikret Başkaya, Osman Kavala, Selahattin Demirtaş, Barış Terkoğlu, Selma Altan, Avukat Selçuk Kozağaçlı, Ahmet Altan, Avukat İbrahim Vargün, Ferhat Çelik, Aydın Keser ve daha sayamayacaklarımız, yüzlerce, binlerce insan bu muameleyle karşı karşıya kalıyor.

Bakın, değerli arkadaşlar, burada öğrenciler, avukatlar, bilim insanları, gazeteciler, yazarlar, siyasetçiler, doktorlar, hepsi bu muameleye maruz kalıyor. Bu saydıklarımın hiçbiri bu infaz düzenlemesinden yararlanmıyor, değerli arkadaşlar. Bu saydıklarımın hepsi TMK yani Terörle Mücadele Kanunu çerçevesinde sorguya tabi tutuluyor, sorgulamalara maruz kalıyor ve bundan dolayı, bu mevcut olan yasa metninden faydalanmayacak ve faydalanmaması için elinizden gelen bütün çabayı sarf ediyorsunuz.

Bir ülke düşünün, bir ülke hayal edin değerli arkadaşlar, cezaevleri aydınlar, düşünürler, bilim insanları, siyasetçi, sendikacı, öğrenciler, doktorlarla dolu olsun. İşte, maalesef, elli yıldır süre gelen bu politikalarla ve on sekiz yıllık iktidarınız döneminde Türkiye bunlarla karşı karşıya kaldı. Bu, AKP Hükûmetinin on sekiz yıllık sürecinin, ne yazık ki icraatlarının sonucudur.

Peki, burada sizlerle paylaşmak istediğim başka bir durum nedir değerli arkadaşlar? Bakın, tutuklularla ilgili hiçbir hüküm bu kanun teklifinde mevcut değil.

Değerli arkadaşlar, tutukluluk demek, suçsuzluk ve masumiyet karinesiyle mevcut olan, tanımlanan insanlar demektir. Bunlar hakkında da henüz mahkemeler tarafından verilmiş bir karar yok ama 50 bin kişi şu anda tutukludur; corona virüsünün tehlikesiyle ilgili, tehlikesinden kaynaklı, bununla ilgili herhangi bir düzenleme yok, bu da sizin karnenizdir.

Teşekkür ediyorum, sağ olun efendim. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ikinci söz Sayın Süleyman Bülbül’ün.

Sayın Bülbül, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

SÜLEYMAN BÜLBÜL (Aydın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Teklifin 37’nci maddesi hakkında söz almış bulunmaktayım. Teklifin 37’nci maddesi, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’daki “Kapalı ceza infaz kurumu dışına çıkma hâlleri” başlıklı 92’nci maddede değişikliğe gidilerek, tartışmalı kararlarıyla sıklıkla Türkiye kamuoyunun gündemine gelen sulh ceza hâkimliğine bir yetki daha tanınıyor.

Öncelikle, sulh ceza hâkimliklerinin işlevi şu an nedir onu ortaya koymak lazım. Kenan Evren’in Devlet Güvenlik Mahkemeleri yerini, 12 Eylül 2010 referandumundan sonra iktidar ve FETÖ iş birliğinde özel yetkili mahkemelere bırakmıştı. FETÖ iş birliği bitince, kumpas davalarının suç aygıtı olarak kullanılan bu mahkemelerin işlevi sulh ceza hâkimliklerine bırakıldı. Darbe geleneğinin devamı olan sulh ceza hâkimlikleri, özellikle tutuklama kararlarının çoğunu veren makam olması sebebiyle operasyonel bir işlev görmektedir. Düzenleme, terör ve örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili olarak, alınan bilgilerin doğruluğunun araştırılması bakımından zorunlu görülen hâllerde, hükümlü ve tutukluların rızaları alınmak koşuluyla, ilgili makamın ve cumhuriyet başsavcılığının talebi üzerine, sulh ceza hâkimi kararıyla, geçici sürelerle ceza infaz kurumundan alınabileceğini öngörmektedir.

Sulh ceza hâkimlikleri, kuruldukları günden bu yana, hukuk normlarından uzak gerekçelerle verdikleri tutuklama kararlarıyla pek çok kez eleştirilerin hedefi olmuştur. Tutuklamanın tarafsız ve bağımsız organlarca denetlenmesine ilişkin hiçbir hukuk normunu karşılamamaktadır. Yargısal değil, idari nitelikte kararlar veren sulh ceza hâkimlerini atama ve görevden alma yetkisine sahip olan Hâkimler ve Savcılar Kurulunun yapısı tartışmalıyken, tek yargıç olarak görev yapan sulh ceza hâkimlerinin siyasi etki ve baskılara karşı duramadığı bir gerçektir. Bu yapıdaki yargıçlık makamının görev ve yetkilerini artırmak, hukuksal açıdan telafisi mümkün olmayan sonuçların doğmasına neden olmaktadır.

Getirilen düzenleme, bir kumpas davası organize edilmek istendiğinde sulh ceza hâkimiyle gizli tanık ya da itirafçı seçilen birinin bu gerekçeyle alınması düzenlemesidir. AKP iktidarının gizli tanık faaliyetlerini Balyoz’da TSK’ye operasyon çekerken ya da Ergenekon, KCK, OdaTV davalarında toplumsal kesimlere karşı nasıl kullandığı da hafızalarda taze durmaktadır. En meşhur gizli tanıklardan biri de Şemdin Sakık idi ya da bu gizli tanık uygulamasıyla, geçmiş dönemlerde milletvekilliği de yapmış Cumhuriyet Savcısı İlhan Cihaner’e nasıl operasyon yapıldığını, makamından cebir şiddet kullanılarak götürüldüğünü birlikte izledik.

Biz, her dönem bu yanlışlarınızı gür sesle yüzünüze söyledik, söylemeye devam ediyoruz ama görmekteyiz ki siz vazgeçmiyorsunuz. Beraber operasyon yaptığınız FETÖ üyeleri sonra adil bir yargılanmaya muhtaç oldular. Bugünlerdeki uygulama da aynen geçmişi hatırlatıyor. Burhan Kuzu’nun talimatıyla uyuşturucu baronu Zindaşti’nin bırakılması, iktidardan gelen tüm erişim engellemesi taleplerinin istisnasız kabul edilmesi ve hatta erişim engeli haberine dahi erişim engeli getirmeleri sulh ceza mahkemelerinin hukuksuz uygulamalarıdır ve gazetecilerin tutuklanması kararları, bugünün talimatlı sulh ceza hâkimlerinin uygulamadaki hukuksuzluk örnekleridir.

Değerli vekiller, aslında bu maddede düzenleme yapmaktansa Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 92’nci maddesi tümüyle kanundan kaldırılmalıdır ya da değilse, sulh ceza hâkimi yerine yetkinin infaz hâkimine verilmesi daha uygun olur. Bu pakette infaz hâkimliği yetkileri artıyorken 37’nci madde değişikliğiyle, hükümlüyle ilgili verilecek iznin de sulh ceza hâkimi yerine infaz hâkimliğince verilmesi şeklen daha uygun olacaktır. Aksi hâlde, sulh ceza hâkiminin zaten var olan sınırsız yetkileri iyice artmış olacaktır çünkü adil ve bağımsız yargı herkes için lazım. Hukuktan uzak bu düzenlemeleriniz gün gelir size karşı kullanılır, siyasi referansla aldığınız hâkim ve savcılardan da toplumun hak, hukuk, adalet beklentisi ki, ne yazık ki kalmadı ama size tekrar söylüyoruz, lütfen yanlıştan dönün. Çözüm demokrasi, özgürlük, hukuk devleti, adil yargılanma hakkı; çözüm, Anayasa’da bulunan özgürlüklerin kullanılması.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 37’nci maddesinde yer alan “değiştirilmiş” ibaresinin “yeniden düzenlenmiştir” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

            Bedri Yaşar                             Ümit Özdağ           Zeki Hakan Sıdalı

               Samsun                                  İstanbul                            Mersin

           Yasin Öztürk                    Muhammet Naci Cinisli

               Denizli                                  Erzurum

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Komisyonun katılmadığı önerge üzerinde Sayın Bedri Yaşar…

Buyurun.

BEDRİ YAŞAR (Samsun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 37’nci maddesi üzerine vermiş olduğumuz değişiklik önergesi hakkında söz almış bulunuyorum.

Teklifin bu maddesi, kapalı infaz kurumu dışına çıkma hâllerini düzenlemektedir. Değişiklik teklif edilen maddeyle uyum düzenlemesi yapılmaktadır. 5271 sayılı Kanun’un 250’nci maddesinin daha önce mülga edilmesi nedeniyle bu maddenin (1)’inci fıkrasında yer alan suçlara yapılan atıf kaldırılarak söz konusu (2)’nci fıkranın uygulama alanı yeniden belirlenmektedir.

Değerli milletvekilleri, tabii, bugün bizim çıkarmaya çalıştığımız kanun da netice itibarıyla, coronavirüs dolayısıyla hapishanelerdeki sıkışıklığı bir miktar boşaltmaya yönelik kanundan ibarettir. Aynı çerçevede, coronavirüs dolayısıyla ben bir başka konuya dikkatinizi çekmek istiyorum. Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de olağanüstü bir dönem yaşanmaktadır. Bu zorlu dönemde alınan tedbirler, bu virüsten kurtulabilmek için çok büyük önem taşımaktadır. Alınan ve alınacak olan tüm tedbirleri sonuna kadar destekliyoruz. Bu konuda birlik ve beraberlikten yanayız, mücadelenin bu şekilde yapılmasının daha uygun olacağını düşünüyoruz. Salgını gerekçe göstererek infaz yasası hazırlayan Hükûmetin şoför esnafımızın sorunlarını da görmezden gelmesini istemiyoruz.

Değerli arkadaşlar, bizi aradıkları gibi muhakkak sizleri de telefonlarıyla arayan, kontak kapatmak zorunda kalan kamyoncular, yolcu taşıma sayısı yarı yarıya düşürülen taksiciler, halk otobüsleri, şehirler arası otobüsçüler, dolmuşçular, okul servisleri gibi taşımacı esnafımızın da Hükûmetten beklentileri vardır. Ekonominin çarklarının dönmesi ve esnaflarımızın ayakta kalması açısından bu destek çok büyük önem taşımaktadır. Toplu taşıma alanındaki tüm esnafımız büyük bir mağduriyet yaşamaktadır. Sizlerin de bildiği gibi, ham petrol fiyatları bugün 23, 24 dolar civarında. Fiyatların buraya kadar düşmüş olmasına rağmen mazot ve benzin fiyatlarında istediğimiz rakamlara rakamlara maalesef ulaşılamamıştır. Bunun da gerekçesi gayet basit çünkü motorinin ve benzinin üzerindeki vergi oranları çok yüksek olduğu için yaptığınız indirimler ana fiyata yansımamaktadır. Dolayısıyla, bu rakamlarla şehirler arası taşımacılık dâhil, kamyonculuk dâhil, taksiciler dâhil bu esnafımızın bu rakamlarla mücadele etmesi mümkün değil.

Açıkladığınız beyannamelerle bugün de diyorsunuz ki: “Efendim, işte, otobüslerde camların kenarına birer kişi otursun, orta yere de onların yüzde 50’si kadar otursun.” İyi, güzel bunların hepsini yapsın da, yaktığı mazotun karşılığını alamayan esnafla ilgili biz ne yapacağız? Bakın, bunların sayısı bugün dışarıya çıkarmamaya çalıştığımız 90 bin kişinin en az 5 katı, en az 10 katı. E, ne olacak bu? Bu görevi de yapmaları lazım.

Aynı şekilde, nakliye yapan arkadaşlarımız var, uluslararası nakliye yapan arkadaşlarımız var. Bakın, bu fiyatlarla bu hizmetin ifa edilmesi mümkün değil. E, o zaman ne yapacağız? Bunların sorunlarıyla ilgili de bir çözüm üretmek bu Parlamentonun görevi. E, bunlara ne diyoruz: “Gidin Ziraat Bankasından, Halk Bankasından, Vakıflar Bankasından işte kendinize göre krediler alın.”

Peki, ben buradan yine sesleniyorum: Ya, 3 bankanın dışında Türkiye’de toplam 50’ye yakın banka var. Bunların 47 tanesi nerede? Hükûmetimiz neden diğer bankalara “Bu sıkıntılı günlerde gelin bunlara destek olun.” demiyor? Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu nerede?

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Uyuyorlar.

BEDRİ YAŞAR (Devamla) – Ben buradan soruyorum, bu bankalar nerede? Bugün esnafın, çiftçinin, şoförün yanında olmayıp da ne zaman olacak? Bununla ilgili bir tedbir almayı düşünüyor musunuz? Bunlara bir yaptırım yapmayı düşünüyor musunuz? Ben buradan size soruyorum.

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Duymuyor onlar.

BEDRİ YAŞAR (Devamla) – Biz sesimizi duyuruna kadar söyleyeceğiz Sayın Yalım. (İYİ PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

Biz sesimizi duyurana kadar söyleyeceğiz ama inanın, sokaktan gelen sesler bunlar. Bizi aradıkları gibi muhakkak sizleri de arıyorlar. Bu, toplum hizmeti, bu kamu hizmeti; yapılma mecburiyeti var, herkesin bu görevi yapması lazım. Ama bize de düşen… Çok da fazla bir şey istemiyorlar, diyorlar ki: “Hiç olmazsa şu vergilerimizi biraz erteleyin, biraz bize nefes aldırın.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın Sayın Yaşar.

BEDRİ YAŞAR (Devamla) – Hani buradan Sayın Grup Başkan Vekili mektupları diyordu ya, “Onun teşekkürü var, bunun teşekkürü var, öbürünün…” Tabii, biz bununla gurur duyuyoruz, teşekkür etsinler ama onların esnafa yaptığı yardımlardan dolayı bizim de onlardan alacağımız dersler var. Dolayısıyla bu konuya tekrar dikkat çekmek istiyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz.

BEDRİ YAŞAR (Devamla) – Bu hizmetin ifa edilmesi lazım. Bu konuda behemehâl, çok fazla vakit kaybetmeden gerekli desteği hiç olmazsa bu Parlamentodan beraber sağlayalım diyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

37’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Birleşime saat 20.30’a kadar ara veriyorum.

Kapanma Saati: 20.08

ALTINCI OTURUM

Açılma Saati: 20.35

BAŞKAN: Başkan Vekili Süreyya Sadi BİLGİÇ

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Enez KAPLAN (Tekirdağ)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 83’üncü Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

207 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon yerinde.

38’inci madde üzerinde 3 önerge vardır. Önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 207 sıra Sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 38’inci Maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ederiz.

             Tuma Çelik                           Züleyha Gülüm                 Murat Çepni

               Mardin                                  İstanbul                             İzmir

           Rıdvan Turan                            Mensur Işık Tulay Hatımoğulları Oruç

                Mersin                                     Muş                               Adana

 

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Tuma Çelik’in.

Buyurun Sayın Çelik. (HDP sıralarından alkışlar)

TUMA ÇELİK (Mardin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; “…”(x)

Evet, bugün hemen hemen bütün Grup Başkan Vekillerimizin başta konuşurken kutladıkları Paskalya Bayramı’nı kendi ana dilim Süryanicede kutladım. Keşke bu Meclis kapsayıcı özelliğini ön planda tutsaydı ve bugün bizim için bayram olan Paskalya Bayramı’nda bu Meclisi bugün tatil etseydiniz ama olmadı. Çünkü yıllardan beri -bazen söylüyoruz arkadaşlar rahatsız oluyorlar, tepki gösteriyorlar- yandaş bir yaklaşımla ayrıcalıklı bir toplum yaratıldı Türkiye’de. İhaleler bu yandaş kesime verildi; zenginlik bu yandaş kesim arasında paylaşıldı. Memleketin her yurttaşı “bizden olan ve olmayan” diye ayrıldı maalesef. Bu çıkarmaya çalıştığımız afla da aslında aynı politika izlenmeye devam edilmektedir. Bugün burada yapılan düzenleme de aslında bir yandaş affıdır.

Değerli milletvekilleri, yurttaşlarımızın canına mal olan bir salgın ortamında bile AKP-MHP ittifakı olarak sizler bu salgını fırsata çevirmenin peşindesiniz. İçinde bulunduğumuz olağanüstü koşullarda dahi insanlar canlarının derdine düşmüşken siz kendinize, yandaşlarınıza fırsat yaratma peşindesiniz. Günlerdir biz burada, uzmanlar televizyonlarda, gazetelerde, bulabildikleri her ortamda anlatmaya çalışıyoruz, çalışıyorlar ceza başka bir sistem, infaz başka bir sistemdir diye. İnfaz sistemi kişilerin yeniden topluma, toplum yaşamına katılmasını amaçlar. Dolayısıyla her suça aslında farklı bir ceza verilebilir ama kişiler infaz sırasında farklı bir uygulamaya tabi tutulamazlar. Tutuldukları anda da eşitlik ilkesi çiğnenmiş olur. İşte yapmak istediğiniz bu değişikliğin tamamı eşitlik ilkesine aykırıdır ve dolayısıyla aslında ayrımcılık yapılıyor.

Bakınız, yıllardır devam eden iktidarlarınız döneminde yarattığınız hukuk rejimiyle kendinizden olmayanlara karşı bir düşman hukuku oluşturdunuz. Gazeteciler, insan hakları savunucuları, siyasetçiler, seçilmiş milletvekilleri, belediye başkanları, öğrenciler ve düşüncelerini açıklayanlar; mesela azınlıklar, mesela Kürtler, mesela Osman Kavala, mesela Ahmet Altan, mesela Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ, Selma Irmak ve daha binlerce insan sizin bu düşman hukukunuza hep maruz kaldılar. Saraydan mahkemelere emir verdiniz maalesef. Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararlarını uygulamadınız. Şimdi de salgını bahane ederek infaz sisteminde yapmak istediğiniz bu değişikliklerle düşman hukukunu sürdürüyorsunuz. Uzun süreli mahkûmiyet, zaten kişi onurunu zedeleyen bir uygulamadır. Bu yetmiyormuş gibi, infaz rejimine getirdiğiniz keyfî düzenlemelerle uzun süreli mahkûmiyetlerde tecrit koşullarını daha da ağırlaştırıyorsunuz.

38’inci maddeyle hükümlülük süresinin beşte 1’i yerine onda 1’ini iyi hâlle geçirenlere bazı iyileştirmeler yapılıyor, bu doğru bir şey ancak bu iyileştirmeler herkese uygulanmıyor. Mesela, ağırlaştırılmış bir ceza alan birisine bu uygulama yapılmıyor. Eşitlik ilkesine aykırı hareket ediliyor bu şekilde. İşte “Ayrımcılık yapıyoruz.” derken bunu anlatmaya çalışıyoruz.

Değerli vekiller, bu şekilde hareket ederek mahpuslar aracılığıyla aslında toplumda yeniden kırılma yaratıyorsunuz, vicdanları yaralıyorsunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

TUMA ÇELİK (Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi Sayın Çelik.

TUMA ÇELİK (Devamla) – Unutmayın, bu ülke geçmişte yapılan hatalar, yaratılan kırılmalar, inşa edilen düşmanlıklar yüzünden çok acılar çekti ve hâlâ da çekmeye devam ediyor. Biz bu yüzden diyoruz ki: Gelin, yol yakınken yeni bir hataya, kırılmaya, ayrıştırmaya izin vermeyelim.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Sayın Başkan, tutanaklara geçsin: Konuşmacının ifadelerindeki partimize yönelik iddialarını reddediyoruz.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, karar yeter sayısı talep ediyoruz.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunup karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 20.43

YEDİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 20.58

BAŞKAN: Başkan Vekili Süreyya Sadi BİLGİÇ

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Enez KAPLAN (Tekirdağ)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 83’üncü Birleşiminin Yedinci Oturumunu açıyorum.

Teklifin 38’inci maddesi üzerine Mardin Milletvekili Tuma Çelik ve arkadaşlarının verdiği önergenin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi önergeyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmemiştir, karar yeter sayısı vardır.

207 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon yerinde.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 207 sıra sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 38’inci maddesiyle 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 94’üncü maddesinin 2’nci fıkrasının (b) bendinde “asgari bir ay arayla toplam iki defaya” şeklinde ibare değişikliğinin “en az bir ay arayla toplam iki defaya” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

            Tufan Köse                          Süleyman Bülbül               Zeynel Emre

                Çorum                                    Aydın                            İstanbul

          Turan Aydoğan                         Alpay Antmen     Abdurrahman Tutdere

               İstanbul                                  Mersin                         Adıyaman

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ABDULLAH GÜLER (İstanbul) - Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Abdurrahman Tutdere’nin.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

ABDURRAHMAN TUTDERE (Adıyaman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, ceza infazı hakkındaki kanunun görüşmelerini gerçekleştiriyoruz. Ceza infazıyla ilgili kanun görüşmeleri ve tartışmaları bütün dönemlerde daima kamuoyunun büyük ilgisini çekmiş ve şu an görüşmekte olduğumuz kanunu da bütün kamuoyu yakinen takip etmektedir.

Ceza infazında indirimi öngören yasa teklifleri ülkemizde de geçmiş tarihlerde yapılmış, dünyanın değişik ülkelerinde de örnekleri mevcut. Tabii, ceza infazında indirim öngören yasa teklifleri neden yapılıyor? Birinci sebep; genellikle ceza yargılamasındaki hukuksuzlukları ve adaletsizlikleri ortadan kaldırmak için, bir de kamu yararı için yapılmaktadır. Şu an görüşmelerini gerçekleştirdiğimiz yasa teklifinin de buna ek olarak şu anda ülkemizde ve dünyada mücadele hâlinde olduğumuz coronavirüs tedbirleri için geldiğini görmekteyiz. Tabii, bu yasa teklifiyle infaz yasasında değişiklik, infazda indirim yapılması gerekli mi? Gereklidir, Türkiye’nin şu andaki koşulları aslında bunu zorunlu hâle getiriyor ancak şu andaki teklifin hazırlanma şekli ve içeriği kanaatimizce hukuka ve şu anda yürürlükte olan yasalara uygun değil. Teklif teknik olarak da hatalarla dolu, çelişkilerle dolu. İsmi üzerinde, ceza infazına ilişkin yani cezalara ilişkin bir kanun ancak teklifi hazırlayanlar suçlardan başlamışlar. Suçları, belli suçları kapsam dışı bırakmışlar, belli suçlarda infazda indirimi öngörmüşler. Dolayısıyla, aslında bu yasanın başlangıç noktası hatalı. Bunun dışında, kanunun gerekçesinde de var, ceza infazında özellikle amaç -bizim yargı sistemimizde de var- hükümlüleri, suçluları topluma kazandırmak, sosyal hayata yeniden kazandırmak. Peki, şu andaki mevcut teklif bu hâliyle gerçekleşirse ülkemizde şu anda cezaevlerinde bulunan 300 bin ve bu teklifle tahliye olacak olan 90 bin kişiyi biz tam anlamıyla topluma kazandırabilecek miyiz? Bu konuda şüpheler var, bu konuda gerçekten tereddütler var.

Değerli milletvekilleri, ayrıca, bu kanun teklifi hazırlanırken şöyle bir öngörüyle hareket etmiş düzenleyenler: Sanki Türkiye’de, şu anda cezaevinde bulunan bütün hükümlüler ve tutuklular adil yargılanmış gibi, hiçbir sorun yokmuş gibi bir algı var ama ülkemizde adil yargılanma hakkının ne kadar çok ihlal edildiğini pratikte hepimiz görüyoruz. Bundan önce, özellikle, FET֒den yargılanan 4 bin hâkim ve savcının vermiş olduğu kararlara baktığımızda, bu kararlardan yargılanan ve bu kararların kesinleşmesi nedeniyle şu anda cezaevinde bulunan binlerce tutuklu ve hükümlü var. Bu şekilde, tutuklu ve hükümlü bulunan kimselere yeniden yargılanma yolu açılmadı. Yeniden yargılama yolu açılan kumpas davaları başta olmak üzere tüm davalara baktığımızda, yargılananların, müebbetle yargılananların hepsi beraat etti. Ama bireyler için, kamuoyuna mal olmamış davalar için bu süreç başlatılmadı, aslında bu infaz düzenlemesiyle buradaki adaletsizlikler de giderilebilirdi. Düşünün sayın milletvekilleri, sizin hakkınızda soruşturmayı yapan polis FET֒cü, iddianameyi hazırlayan savcı FET֒cü, sizin hakkınızda karar veren hâkim FET֒cü, o dosyayı Yargıtay ve temyiz incelemesinde inceleyen yüksek yargıç FET֒cü ve siz böyle bir mekanizmada yargılanmışsınız, şu anda cezaevindesiniz. Bu şekildeki bir yargılamayla mahkûm olan insanların bu infaz sisteminden mutlaka faydalanması gerekiyordu, toplumsal barış adına bunun mutlaka sağlanması gerekiyordu.

Bunun dışında, bu hâkimlerin yerine alınan hâkimler de… Gerçekten, biz uygulamadan geliyoruz, ben yıllarca ceza avukatlığı yaptım; bir yıl, iki yıl deneyime sahip olan hâkimler geldi, ağır ceza reisi oldular, bunlar yargılama yaptılar, kaş göz çıkararak bir sürü insanı mahkûm ettiler, ağır cezalara çarptırdılar. Bu infaz yasası teklifiyle aslında biz ceza yargılama sistemimizdeki bu adaletsizliği, bu hukuksuzluğu giderebilirdik, Anayasa’ya, Anayasa’nın eşitlik ilkesine uygun bir düzenleme yapabilirdik. Ancak maalesef, hem Komisyonda hem de şu anda Genel Kurul çalışmalarında yapmış olduğumuz bütün uyarılara rağmen, bütün mücadeleye rağmen özellikle teklif sahiplerinin bu fırsatı, bunu görmediklerini üzülerek belirtmek istiyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

ABDURRAHMAN TUTDERE (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bu infaz yasası teklifi eşitlik ilkesine aykırı, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne aykırı. Hatta, bir adım daha öteye gidiyorum, değerli arkadaşlar, değerli AK PARTİ’li milletvekili arkadaşlarım; bu teklif sizin parti programınıza da aykırı. Bakınız, parti programınızda diyor ki: “Yasalar, sadece Parlamento çoğunluğu değil, toplumun ortak iradesinin ifadesi olacaktır.” Kim diyor? AK PARTİ Programı diyor. Peki, siz bu teklifi hazırlarken buna uydunuz mu? Uymadınız. Sizin bu yasanızda adalet yok, eşitlik yok, toplum vicdanı yok. Değerli arkadaşlar, sizin bu yasanızda sadece ve sadece hukuk devletine aykırılık var, bu yasanızda ayrımcılık var arkadaşlar, ayrımcılık. Ayrımcılığı Anayasa’mız, uluslararası tüm sözleşmeler reddetmiştir.

Sayın Zengin, siz cuma günkü konuşmanızda dediniz ki: “Hukuk matematiktir, hukuk mantıktır.” Sizin bu yasanızda ne mantık var ne de hukuk var.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

RECEP ÖZEL (Isparta) – Hepsi var.

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Hem hukuk hem mantık var, her ikisi birden var, hem de fazla fazla.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 38’inci maddesinde yer alan "değiştirilmiştir” ibaresinin "yeniden düzenlenmiştir” ibaresiyle değiştirilmesini teklif ederiz.

            Bedri Yaşar                             Ümit Özdağ           Zeki Hakan Sıdalı

               Samsun                                  İstanbul                            Mersin

           Yasin Öztürk                    Muhammet Naci Cinisli

               Denizli                                  Erzurum

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Zeki Hakan Sıdalı’nın.

Buyurun Sayın Sıdalı. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

ZEKİ HAKAN SIDALI (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; corona salgını dünya ekonomilerinde daha önce emsali görülmemiş çapta sert bir düşüşe sebep oluyor, bunun dip noktasının neresi olacağını kestirebilmek henüz mümkün değil. Covid-19 önümüzdeki yıllar boyunca hem zihinlerde hem de piyasada canlılığını koruyacak; psikolojik, iktisadi ve siyasi bir şok dalgası oluşturacak, bu şok dalgasının artçı etkilerine her konuda hazırlıklı olmak zorundayız. Pandeminin doğrudan etkilerinin yanında ikincil ve üçüncül etkileriyle de başa çıkabilmek adına, hukukun üstünlüğünü esas alan gerçek kuvvetler ayrılığının uygulandığı, güçlü demokratik kurumlara sahip, üretim ekonomisine yönelmiş, uluslararası kredibilitesi olan, uzun vadeli, akılcı ve dengeli planlar yapmış, dijital çağın gereklerini sağlamış, kendi kendine yeten ama dünyayla ilişkide iyileştirilmiş ve güçlendirilmiş parlamenter sistemle yönetilen bir ülke olmamız gerekiyor. Çünkü herkesin kendi yaralarını sarmaya yoğunlaşacağı, eksikliklerini gidermeye çalışacağı bu dönemde, dünyanın sebep olduğu küresel krizi dünyanın nimetlerinden faydalanmadan atlatmak zorunda kalacağız. Bu sebeple, etkili ve akılcı bir kriz yönetimi oluşturmak zorundayız.

Sayın milletvekilleri, corona salgınının yıkıcı ekonomik etkileriyle mücadele etmek adına Hükûmet birtakım önlemler alıyor ancak bu önlemler ne beklentileri karşılıyor ne de ihtiyaçları. Sağlık alanında olduğu gibi ekonomide de alınan tüm önlemler parça parça ama salgın dalga dalga geliyor. Bu sebeple, vatandaşlarımızın hepsini kapsayacak, yeni mağduriyetler yaratmayacak bütüncül ekonomi programlarına ihtiyacımız var. İlk paketin açıklanmasının üzerinden neredeyse bir ay geçti ama hâlâ tarım sektörü ve çiftçilerimiz için herhangi ciddi bir adım attığınızı göremedik. Şimdiye kadar hazırladığınız paketlerin hiçbirinde tarım yok, çiftçi yok, üretim yok. “Ne ekersen onu biçersin.” sözünü boşa çıkaran bir iktidar tarafından yönetiliyoruz. Çiftçi tarlaya tohumunu, emeğini, alın terini ekiyor; yalnızca dert biçiyor, borç biçiyor. Onlar oy ekiyorlar, siz onlara borç biçiyorsunuz. Salgın görülmeden önce dahi çiftçilerimizin borçları 117 milyar liraya ulaşmıştı, şimdi ise bu borçları katlanarak artmaya devam edecek. Nasıl devam etmesin? Üretici ihracat yapmaya çalışıyor, izin yok; iç piyasaya satmaya çalışıyor, talep yok; talep varsa sevkiyat zinciri çökmüş. Şimdi, bir de bu zincire girmeye çalışan virüs korsanları çıktı. Mahsuller ya tarlada ya da depoda çürüyor. Tarım Bakanlığı ise şu anda sadece izlemekle yetiniyor. Corona salgını yüzünden, en sevdiğiniz, sizin için en kârlı iş olan ithalatı da yapamıyorsunuz. Adamlar kapattılar kapıyı. Dünya piyasaları, size, çarenin ithalatta değil üretimde olduğunu acı bir şekilde gösteriyor. Yıllardır ithalat sopasıyla üretici tehdit edildi, tarladan el çektirildi. Şimdi, dünyadaki tedarik zinciri kırıldı, kırılacak. Dünyada kimse elindeki tarım ürününü satmak istemiyor. Gıda güvenliğinin, gıdaya kesintisiz ulaşma imkânlarının ne kadar önemli olduğunu, tüm sınır kapılarının karşılıklı olarak kapandığı şu günlerde daha net görüyoruz. Ülkece, kriz sonrası dünyada ortaya çıkabilecek bir gıda kısıntısına karşı hazırlıklı olmamız gerekiyordu. “Paramız var ki ithal ediyoruz.” diyordunuz ama paranız olsa da ithal edemeyeceğiniz bir düzenin içine düştük. Neymiş? Gıda stratejik sektörmüş. Bu salgın hepimize ders olsun. Sizden ricam, bu sefer dersinize iyi çalışın.

Bu süreçten en az zararla, hatta kârla çıkabilmek için tek bir yolumuz var: Türkiye için tarımın stratejik öneme sahip olduğunu kabul etmek, Anadolu’ya kulak vermek ve sonrasında çiftçiyi yeniden toprakla barıştırarak üretmesini sağlamak. Bunları yapabilmemiz için öncelikle tarıma olan bakış açımızı kökten değiştirmemiz gerekiyor, sonrasındaysa sektörün tüm kesimlerini kapsayan tarım istişare kurulu oluşturarak uzun vadeli bir tarımsal kalkınma politikası inşa etmelisiniz. Eğer bunlar yapılabilirse üretimi planlayarak arttıracak, dışa bağımlılığı azaltacak, katma değerli ve güvenli ürünler üretecek, çiftçiye para kazandıracak, hem kendimize yetecek hem de ihracat rekorları kıracak bir tarım sektörünü hep birlikte yaratabiliriz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

ZEKİ HAKAN SIDALI (Devamla) – Çiftçilerimiz hazır, tarlalarımız müsait. Bunu başarmak için önümüzdeki tek engel sizin bugüne kadarki yanlış politikalarınız. Bu yanlıştan ne kadar hızlı dönerseniz söylediğimiz olumlu sonuçlar o kadar hızlı gelişir.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

38’inci maddeyi oylarınızı sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

39’uncu madde üzerinde 3 adet önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 207 sıra sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 39’uncu maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

            Mensur Işık                             Tuma Çelik  Tulay Hatımoğulları Oruç

                 Muş                                     Mardin                             Adana

           Rıdvan Turan                         Züleyha Gülüm                 Murat Çepni

                Mersin                                  İstanbul                             İzmir

    Gülüstan Kılıç Koçyiğit

                 Muş

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Gülüstan Kılıç Koçyiğit’in.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Muş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

207 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 39’uncu maddesi üzerine söz aldım. Bu madde kapalı cezaevlerinde olup da açık cezaevine geçenler ve açık ceza infaz kurumunda olanların izinli dışarıya çıkmasını düzenleyen bir madde. Üç ayda bir üç günlük süreler öngörülüyor ve teklif metninde de bu üç günlük sürenin yedi güne artırılması yönünde bir şey var. Bu olumlu bir uygulama fakat bu uygulamada siyasi mahpusların kapsam dışı tutulması Anayasa’nın eşitlik ilkesine aykırı. Bu anlamda, burada da ayrımcı bir yaklaşım olduğunu ifade etmemiz gerekiyor. Anayasa’daki eşitlik ilkesi, biliyorsunuz, kanun önünde herkesin dil, din, ırk, mezhep ayırmadan eşit olmasını düzenliyor ama bu eşitlik aynı zamanda ceza adaletinin sağlanması ve ceza hukuku çerçevesinde bir eşitliği de içeriyor, bunu ifade etmek gerekiyor.

İkincisi: Bu tasarının toplamı aslında hükümlülük açısından, hükümlüler açısından düzenlenmiş fakat tutuklular açısından bir düzenleme içermiyor. Oysaki şu anda -biliyoruz- yaklaşık 50-60 bin tutuklu var cezaevlerinde ve bunlar suçları sabit oluncaya kadar aslında masumlar yani suçsuzlar, Anayasa’nın masumiyet ilkesi gereği suçsuzlar. Peki, soruyoruz buradan: Neden bu corona günlerinde, bu kadar büyük bir pandemi varken siz buradaki tutukluların çok hızlı bir şekilde dışarıya çıkacakları bir mekanizma kurmuyorsunuz? Örneğin, birincisi, hâkimlikler yani mahkemeler dosyalar üzerinden resen inceleme yapabilir ve bu tutukluluk tedbirini adli kontrol tedbiriyle sağlayabilirlerdi, bunu yapmıyorlar. O zaman, siz bu teklif metninde -olağanüstü hâllerde ve salgın durumlarında- bir madde ekleyebilirdiniz CMK 100’e ve böyle bir düzenleme yapabilirdiniz. Tutukluluk tedbiri yerine adli kontrol tedbirleri uygulanabilir diyebilirdiniz fakat bunu da yapmamışsınız. Bu anlamıyla aslında Anayasa’nın temel hükümlerine aykırı olduğunu ifade etmemiz gerekiyor.

Nitekim, bu yasa teklifi -arkadaşlarımız çokça ifade ettiler- bir örtülü af yani özel af. Bunun özel af olması nedeniyle de aslında buradaki oylamada da, görüşme sırasında da beşte 3’lük çoğunluk oyu gerektiğini ifade etmemiz gerekiyor.

Yasa yapım sürecinin her aşaması aslında yasamanın kalitesi açısından çok önemlidir. Örneğin, bu yasa tasarısını bir yıllık bir hazırlık süreciyle getirdiğinizi söylüyorsunuz fakat bir yıldır bu yasanın paydaşlarıyla gerçek anlamda bir istişare etmediğiniz açığa çıkıyor. Son bir ay kala ya da Genel Kurula gelmeden önce parti gruplarını ziyaret ettiniz. Meclis dışındaki parti gruplarını ziyaret etmediniz, baroların görüşünü sormadınız; aslında bu alandaki diğer paydaşlara fikirlerini sormadınız. Bu yönüyle de sorunlu bir yöntem izlediğinizi ifade etmemiz gerekiyor. Demokrasinin temel gereği olan katılımcılık, çoğulculuk ilkesinin yasa yapım sürecinde göz ardı edildiğini ifade etmemiz gerekiyor.

İkinci bir şey; sürekli yapboz tahtasına dönen bir yasa yapım süreci var. Bir yasa yapıyorsunuz, on gün geçmiyor, o yasanın yerine yeni bir madde ekleyerek, fıkralar ekleyerek değişiklik yapıyorsunuz. Neden? İşte, tam da bu yasa yapma sürecini kamuoyundan ve paydaşlarından kaçırdığınız için. Bu anlamıyla da sorunlu olduğunu ifade etmemiz gerekiyor.

İkinci bir mesele de, şimdi, olağanüstü bir dönemdeyiz, corona günlerindeyiz. Herkesin yaşam hakkı tehdit altında, cezaevindekiler bu tehdidi daha fazla yaşıyorlar çünkü kapalı ortamdalar; beslenme, barınma koşulları çok sorunlu, havalandırma koşulları kötü. Buna rağmen siz bir temel kanunu buraya getirdiniz, 70 maddelik bir kanun teklifi olarak getirdiniz. Kalıcı düzenlemeler içeriyor, uzun süreli düzenlemeler içeriyor ve siz de diyorsunuz ki: “Biz zaten bunu corona için getirmedik.” O zaman el insaf diyoruz yani burada kaç gündür -6’ncı günümüz- bu kadar milletvekili bu olağanüstü süreçte bir temel kanunu görüşüyoruz; bunun da kimseye faydası olmadığını söylememiz gerekiyor.

Daha önceki konuşmamda da ifade etmiştim, mesele –tırnak içinde- suçlulukla, suçla mücadeleyse o zaman sizin yapısal reformlar yapmanız gerekiyor. Birincisi; hukuku gerçekten evrensel hukuk normlarına taşımanız gerekiyor, demokratik katılım yöntemlerini artırmanız gerekiyor ama en önemlisi, sosyal, siyasal ve ekonomik anlamda reformlar yaparak aslında suçun önüne geçmeniz gerekiyor. Yoksa buradakilerin her birinin palyatif birer önlem olacağını, yarın öbür gün cezaevlerinin 2-3 katı dolulukla yeniden karşımıza geleceğini ifade etmemiz gerekiyor.

Değerli arkadaşlar, diğer bir mesele ise belki de en önemlisi, gözden kaçan meselelerden biri...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Devamla) – Sayın Başkanım, toparlayacağım.

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Devamla) – Teşekkür ederim.

Şimdi, kadına karşı şiddet meselesinde sadece eş tarafından bir şiddet uygulandığında bir artırıma gidiyorsunuz. Oysaki biz biliyoruz, kadınlar sadece eşleri tarafından şiddete uğramıyorlar, katledilmiyorlar; çoğu zaman erkek kardeşleri, babaları ya da erkek arkadaşları tarafından şiddete uğruyorlar, katlediliyorlar. Bu anlamda, bu düzenlemenin bu mahiyette değiştirilmesi gerekirken bunun da olmadığını görüyoruz.

İkinci bir şey; bakın değerli arkadaşlar, bir dönem cumhuriyetin ilk yıllarında istiklal mahkemeleri vardı; 70’li yıllarda, 80’li yıllarda DGM’ler vardı; daha sonrasında FETÖ döneminde özel yetkili mahkemeler vardı; sonra bunlar kalktı, şimdi sulh ceza hâkimlikleri var ve bunun yanına şimdi bir de infaz hâkimlikleri ekleniyor, infaz mahkemeleri ekleniyor. Bunların her birinin aslında siyasallaşmış yargının göstergeleri olduğunu ifade etmemiz gerekiyor ve bu olağanüstü yargılama mantığından vazgeçmek, hukukun üstünlüğünü ve evrensel değerleri kalıcı kılmak gerektiğine inanıyorum.

Genel Kurulu selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 207 sıra sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 39'uncu maddesiyle 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 95'inci maddesinin birinci fıkrasının sonuna eklenen cümledeki "kullandırılabilir” ibaresinin "kullanılır” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

            Zeynel Emre                         Süleyman Bülbül             Alpay Antmen

               İstanbul                                   Aydın                             Mersin

          Turan Aydoğan                      Burhanettin Bulut                Tufan Köse

               İstanbul                                   Adana                             Çorum

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Burhanettin Bulut’un.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

BURHANETTİN BULUT (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; toplumun bizden beklentileri var. Biz de o yüzden, bu ilerleyen saatlerde, uzun zaman alan mesailerle, bu havasız iklimde buradayız. Ancak bu beklentide olan kesimlerin yani çiftçinin, işçinin, esnafın, sağlık çalışanının bu beklentilerinin, üst düzeydeki beklentilerinin karşılığında umudu var mı? Maalesef yok. Peki, bu iktidara karşı güveni var mı? Maalesef yok. Neden? Çünkü her yaptığınız işte mutlaka bir gizli plan, mutlaka bir ayrımcılık, mutlaka bir adaletsizlik, mutlaka bir siyasi fayda ve her yaptığınız işte mutlaka kendi dışınızdakini düşman kılma gibi bir anlayışınız var. Bu, infaz yasasında da aynı şekilde görünüyor. Bakın, birkaç tane örnek vereyim: Örneğin siyasi tutuklulara ilişkin bir şey yok, örneğin gazetecilere ilişkin herhangi bir düzenleme yok; toplumsal beklentinin bu kadar yukarıda olduğu bir dönemde bunlara ilişkin herhangi bir şey yapılmayıp aksine toplumun diğer kesimlerine ilişkin düzenlemeler yapılıyor olması, toplumsal vicdanda bu umutsuzluğu, bu güvensizliği doğuruyor. Örneğin, bir sivil -15 Temmuzda generalleri hatırlıyorsunuz- emir veriyordu, yönlendiriyordu, o dışarıda ancak o gün öğrenci olan, sadece emirle o günkü kalkışmaya çıkan, darbeye çıkan, hain darbeye karşı çıkan öğrenciler içeride; o gün bankaya para yatıranlar içeride ancak o bankayı kuranlar, o bankanın finansını gerçekleştirenler dışarıda. FETÖ borsası ve buna benzer şeylerle ilgili zaten bir şey söylemiyorum. Benim daha çok söylemeye çalışacağım konu, bugünkü yaşadığımız pandemide de aynı ayrımcılığı yapıyor olmanız. Bu pandemide yaşanan virüs bulaşması elbette hepimizi etkiliyor yani burada bir virüs bulaşığı olduğu anda AKP'li, MHP'li, CHP'li diye bir ayrım yapmaz, herkese gider ve bu konuda da uzman sivil toplum örgütleri var, işte, Türk Tabipleri Birliği, Türk Eczacıları Birliği gibi; biz burada onlardan faydalanacağımıza aksine onları dışlıyoruz. Ne zaman onlara sesleniyoruz? Mecbur kaldığımızda. Örneğin, Türk Eczacıları Birliğiyle ilk zamanda böyle bir paydaşlık yapmış olsaydınız size maskelerin aile sağlık merkezlerinden, eczanelerden, belediyelerin yoğun çalıştığı taşıma yerlerinden ücretsiz dağıtılması gerektiğini söyleyecekti; örneğin, Türk Tabipleri Birliğiyle bir iş birliği yapmış olsaydınız bu konuda eğitim almış, örneğin, yoğun bakım ünitesinde çalışan teknisyenlerin kadrolarının açılması gerektiğini sizlere ifade edeceklerdi. Tüm bunlar, asıl itibarıyla bu yaşadığımız pandemiye karşı mücadelenin içerisinde tüm kesimleri içine almak. Bunlarla ilgili çeşitli örnekler var. Yine, eczacı olmam vesilesiyle örnekleyeyim: Örneğin, şu anda muayene ücretlerini eczaneler tahsil ediyor; işte, yarından sonra maskeleri yine eczaneler verecek. Bu konularda hepsinde gönüllü çalışıyor bu eczacılar ancak bu eczacıların durumuna baktığımızda, bulaşma konusunda maalesef yalnız kalmış durumdalar, kendi imkânlarıyla ancak korunmaya çalışıyorlar ve bu esnada da 3 eczacımız maalesef vefat etti. İlk virüs bulaşması yaşayan Ali Erdoğan ve son olarak da 36 yaşında gencecik bir kardeşimiz İsmail Durmuş -7 aylık bebeğini ardında bıraktı- bu virüs belasından Hakk’ın rahmetine kavuştu.

Türkiye'de 26 bin eczane ile 100 bin çalışanıyla sağlık çalışanlarının içerisinde önemli bir yerde eczacılar. O anlamda, buradaki tehlikelere karşı, mutlaka, bizim, burada görev alan, bu mücadelede ön cephede mücadele eden sağlıkçıların işlerini kolaylaştırmamız lazım.

Eczacıların birkaç talebi var, bunlar çok basit, çok kolay da halledilebilecek istekler, talepler: Kıyafet konusunda, korunma konusunda Sağlık Bakanlığının tüm eczanelere gerekli desteği vermesi gerekiyor. Maskeleri biz dağıtacağız ancak kendimize maske bulamaz durumdayız şu anda, mutlaka N95 maskelerin eczanelere gelmesi gerekiyor. Eczacılara mutlaka test yapılması gerekiyor, sadece kendileri açısından değil, bir bulaş yeri olması açısından da bu çok önemli.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

BURHANETTİN BULUT (Devamla) – Ve diğer önemli nokta da işin ekonomisi; eczacılar bu pandemide mücadele ederken, maalesef şu anda 20 eczacımız -bize gelen bilgiler ışığında söylüyorum- bu virüse yakalanmış durumda ve eczaneleri kapalı o anlamda da o eczacılarımıza ekonomik destek vermek lazım.

Sonuç itibarıyla, canları pahasına mücadele eden tüm sağlık çalışanlarının, tüm sağlık emekçilerinin kadrolarının açılması ve onlara karşı yapılacak tüm desteklerin en azından ön cephede olan arkadaşlarımız için verilmesi gerekiyor.

Ben, virüs salgınında yitirdiğimiz gerek yurttaşlarımıza gerek sağlık çalışanlarımıza Allah’tan rahmet diliyorum, enfekte olan vatandaşlarımıza da şifa diliyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oyalarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 39’uncu maddesinde yer alan “eklenmiştir” ibaresinin “ilave edilmiştir” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

            Bedri Yaşar                     Muhammet Naci Cinisli          Yasin Öztürk

               Samsun                                  Erzurum                           Denizli

            Ümit Özdağ                         Zeki Hakan Sıdalı

               İstanbul                                  Mersin

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

Önerge üzerinde söz talebi Sayın Ümit Özdağ’ın.

Buyurun Sayın Özdağ. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

ÜMİT ÖZDAĞ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; zor ve ilginç günlerden geçiyoruz. Bütün Türkiye’yi sağlığını korumak için evlerine hapsediyoruz, böyle de yapmalıyız; yurt dışından gelenleri enterne edip yurtlarda karantinaya alıyoruz, böyle de yapmalıyız. Öte yandan, cezaevlerinde bir anlamda karantinada olan 300 bin kişinin üçte 1’ini serbest bırakıyoruz. İktidarın ve toplumun yaşanan salgın krizinden dersler çıkarması gerekiyor. İktidarın alması gereken derslerin en önemlisi, siyasetin bilime ve uzmanlığa değer vermesinin hayati önem taşıdığıdır. Bu yasa yapılırken hazırlık aşamasında keşke ceza hukukçuları ve anayasa hukukçularının bilgilerine daha fazla değer verilseydi, bu yasa daha sağlıklı bir zemine otursaydı.

Öte yandan, corona salgını bütün dünyada bir kısım siyasetçiyi cidden şaşırttı, Türkiye’de de AK PARTİ iktidarını şaşırttı. Biz İYİ PARTİ olarak, Dünya Sağlık Örgütünün uyarısı üzerine Türkiye’de hazırlanan, geçen sene hazırlanan salgın hastalıklara karşı protokolü Aralık 2019’da hemen devreye sokmadığınız için sizi haklı olarak eleştiriyoruz. Ancak, siz Türkiye’de geç kalırken, hastalığı büyük ölçüde kontrol altına alan ve bugünlerde övgüler de alan Pekin de ilk tepkiyi göstermekte geç kalmıştı. Sadece Çinliler mi geç kaldılar? Hayır; İngilizler, Fransızlar, İspanyollar, İtalyanlar ve Amerikalılar da çok geç kaldılar, onlar da sizin gibi şaşırdılar. Oysa, Ekim 2005’te dönemin Amerikan Başkanı George Bush yaptığı bir basın toplantısında, küresel bir salgının geleceğini, binlerce Amerikalının eğer tedbir alınmazsa öleceğini, 7 milyar dolarlık bir projenin bu salgınla mücadele için tahsis edilmesi gerektiğini söylemişti. Washington gereken önlemleri almadı, bugün yerlerde sürükleniyor.

Öte yandan, Berlin, 2013’te, bu salgının Güneydoğu Asya’da bir hayvan pazarından kaynaklanacağını Federal Parlamentoya sunduğu raporda ortaya koymuş, gereken önlemleri aldı ve bugün çok iyi durumda. Keza Japonya, Güney Kore, Tayvan; Çin’den sonra salgının ilk ulaştığı ülkeler olduğu hâlde, salgını önceden aldıkları önlemleri çalıştırarak engellediler. AK PARTİ iktidarı, Bilim Kurulunu toplamak ve bilime değer vermekte ne yazık ki çok geç kalmıştır. Bundan sonra iktidarın, bilim ve uzmanlığın ne kadar önemli olduğunu anladığını ummak istiyoruz.

Değerli milletvekilleri, bu salgından çıkarılması gereken ikinci ders Pollyanna’cılıkla devlet yönetilemeyeceğidir. Evet, iyimser olalım ancak hesabımızı, en kötü durum senaryosunu hazırlayarak yapalım. En kötü durum senaryosunun gerçekleşme ihtimali yüzde 1 olabilir ancak bu, devlet yönetirken çok yüksek bir ihtimaldir ve corona salgınından çıkarmamız gereken üçüncü ders ise -hiç şüphesiz- devlet yönetiminin demokratik ortak akıl gerektirdiğidir. Bütün kararları bir tek kişinin iki dudağı arasına bırakır iseniz en doğru kararın alınması ve uygulanması yanlış olabiliyor. Sokağa çıkma yasağı doğru bir karar ama karar alınırken hukuken sakat bir zemine oturtuluyor ve milletin sokağa dökülerek salgının yayılmasının sağlanması gerçekleşiyor. Oysa amaç tam tersi, salgını engellemek ama muhtemelen Türkiye’de, cuma akşamı kadar bu virüsün yayıldığı bir dönem –o iki saat içerisinde yayıldığı kadar- hiç yaşanmamıştı. Demek ki uygulamalar sırasında ortak akıl çok önemli.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

39’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma saati: 21.32

SEKİZİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 21.37

BAŞKAN: Başkan Vekili Süreyya Sadi BİLGİÇ

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Enez KAPLAN (Tekirdağ)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 83’üncü Birleşiminin Sekizinci Oturumunu açıyorum.

207 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon yerinde.

40’ıncı madde üzerinde 3 önerge vardır. Önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 207 sıra sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 40’ıncı maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

            Mensur Işık                             Tuma Çelik Tulay Hatımoğulları Oruç                                                             Muş                              Mardin                Adana                                        Rıdvan Turan           Züleyha Gülüm                          Murat Çepni                                             Mersin                                  İstanbul                             İzmir                                                        Garo Paylan                                                                                                                         Diyarbakır                                                                                                                        

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Garo Paylan’ın.

Sayın Paylan… (HDP sıralarından alkışlar)

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, altıncı gün oldu ve yetmiş beş saattir aynı yasa maddesiyle ilgili çalışıyoruz ve coronavirüs günlerinde çalışıyoruz. Değerli arkadaşlar, inanın, bakın, bu zor günlerde eğer ki Mecliste bir uzlaşma olabilseydi bu yasa iki saat içinde çıkardı ve uzlaşma da aslında hukukun temel ilkelerini içeren bir uzlaşma, Anayasa’mızın emredici bir konusu olan uzlaşma. Anayasa’mız eşitliği emrediyor, ne yapacaksanız eşitlik içinde yapacaksınız diyor. Bütün muhalefet partileri de bunu istiyor. Eğer eşitliği sağlayabilseydik yani infaz indiriminde eşitliği sağlayabilseydik, ben eminim ki Sayın Başkan, bu yasa buradan iki saat içinde geçerdi ve altı gün boyunca da bizler birbirimize corona bulaştırmak riskiyle karşı karşıya kalmazdık, vatandaşlarımızın temel meselelerini görüşürdük; iş, aş, ekmek meselelerini görüşürdük ama maalesef bunu yapamadık. Çünkü bir düşman hukuku uygulanıyor arkadaşlar. Birbirimize karşı herhangi bir şekilde saygı öne koyulmuyor.

Bakın, ben Türkiyeli bir Hristiyan’ım, Ermeni kimliğim var. Bugün de benim bayramım. Hristiyanların en büyük bayramı bugün biliyor musunuz? Paskalya Bayramı ve Meclisimiz çalışıyor arkadaşlar. İşte, o birbirimize saygıyı bir yerlerde kaybettik ki Meclisimizde Hristiyan vekiller de varken AK PARTİ bir grup önerisi verebiliyor ve “Pazar günü de çalışacağız.” diyebiliyor, kendi grubunda da bir Hristiyan arkadaşı varken “Pazar günü çalışacağız.” diyebiliyor. Oysa arkadaşlar bakın, bu saygıyı bir yerlerde kaybetmişiz. Osmanlı Meclis-i Mebusanında Hristiyan vekiller de vardı. Toplumun yüzde 40’ını Hristiyanlar oluşturuyordu, Meclisin de yüzde 40’ına yakını Hristiyanlardan oluşuyordu. Osmanlı Meclis-i Mebusan Ramazan, Kurban Bayramlarında da çalışmazdı; Noel’de, Paskalya’da da çalışmazdı arkadaşlar. Çünkü saygı vardı bir şekilde, o saygı için mücadele veriliyordu. Ötekini anlamak, ötekine saygı duymak açısından mücadele veriliyordu ve bu konuda dünyaya örnek olabilecek bir parlamentoydu ama bir yerlerde o ötekini anlamak, ötekine saygı duymak duygusunu kaybettik. Vicdansız, tekçi bir anlayış geldi “Ben çoğunluğum arkadaş ve çoğunluk ne derse o olacak.” dedi, diğerlerini yok saydı ama yok saydıklarınız arkadaşlar itiraz ediyorlar. Diyorlar ki: “Ben de bu toprakların asli unsuruyum, ben de bu toprakların kadim halklarıyım, ben de bu toprakların kadim inancıyım. Birbirimize saygı göstermeliyiz.” diyor, siz bunu ısrarla duymamayı tercih ediyorsunuz. “Türk’üm çoğunluğum.” diyorsunuz, “Müslümanım çoğunluğum.” diyorsunuz ve bu anlayışı dayatmaya kalkıyorsunuz, bu da toplumsal barışımızı dinamitliyor arkadaşlar. İşte, buralarda bir yerlerde kaybediyoruz. Bu yüzden de bu corona günlerinde bile infazda eşitliği dahi sağlayamıyoruz arkadaşlar.

Değerli arkadaşlar, bakın bir örnek daha vereyim: Ben Diyarbakır Milletvekiliyim biliyorsunuz. Ya, inanın dün vicdanım sızladı. Yani bir anneye çocuklarının kemiklerini Türkiye Cumhuriyeti devleti PTT kargosuyla gönderdi. İşte böyle bir vicdansızlıkla karşı karşıyayız. İnanın düşman hukukuna bile sığmaz. Düşman hukukunda bile bir anneye bir devlet, çocuğunun kemiğini kargoyla göndermeyi düşünemez. Ya, o devletin yöneticilerinin bir damla vicdanı olsa “Bu bir annedir, ona çocuğunun kemiklerini kargoyla, PTT kargoyla göndermemeliyim.” der. İşte buralarda bir yerlerde kaybettik biz vicdanımızı. Bunu tekrar toparlamak da hepimizin boynunun borcu. Aksi takdirde şu olur arkadaşlar: Siz bugün düşman hukuku uygularsınız belli kesimlere, onlar öfkelenirler, onlar öfkelerini gösterirler, sonra siz onlara “terörist” dersiniz, hapse tıkmaya kalkarsınız, toplumsal barışımız zedelenir. İşte bu fay hatlarındaki enerjiyi azaltmamız gerekiyor, vicdani hamleler yapabilmemiz gerekiyor. Değerli arkadaşlar, ama maalesef bundan çok uzak bir noktadayız. İnfaz hukukunda istediğimiz, eşitlik ve hukuk da ahlak da vicdan da bunu gerektiriyor arkadaşlar, bu kadarını istiyoruz ama ne yazık ki bunları da duymayacaksınız.

Ben bari burada Hristiyanların bir bayramını kutlayıp sizlere teşekkür edeyim ve bir daha başka ülkelerde hani sizin kimliğinizden olanlara sağlanmayan hakları eleştirdiğiniz zaman bu Parlamentonun Hristiyanların bayram gününde çalıştığını da unutmayın arkadaşlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

GARO PAYLAN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, Hristiyan âleminin bir bayramını kutlayarak bari buradan ayrılayım. Bütün Hristiyan âleminin bayramını kutluyorum. “…”(x) (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 40’ıncı maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

"MADDE 40- 5275 sayılı Kanunun 97 nci maddesinin birinci fıkrasına aşağıdaki cümle eklenmiş, ikinci fıkrasının ikinci cümlesi yürürlükten kaldırılmış ve maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

“Salgın hastalık, doğal afet, savaş, seferberlik yahut birinci derece yakınlarının vefatı nedeniyle izinden dönemeyen veya geç dönen hükümlülere ceza verilmez. Bahse konu hukuka uygunluk nedenleri, zorunluluk halinin ortadan kalkmasını müteakip vakit kaybetmeksizin izinden dönen hükümlüler için geçerlidir.”

"(3) İzinden dönmeyen veya iki günden fazla bir süre geçtikten sonra dönen hükümlüler ile firar eden hükümlülere bir daha özel izin verilmez.”

           Lütfü Türkkan                           Ümit Beyaz                  Yasin Öztürk

               Kocaeli                                  İstanbul                           Denizli

     Muhammet Naci Cinisli                      Ayhan Erel            Zeki Hakan Sıdalı

               Erzurum                                 Aksaray                            Mersin

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Ümit Beyaz’ın.

Buyurun Sayın Beyaz. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

ÜMİT BEYAZ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 40’ıncı maddesi üzerine İYİ PARTİ adına söz almış bulunuyor, hepinize saygılar sunuyorum.

Değerli milletvekilleri, üzerinde konuşmakta olduğumuz maddede açık ceza infaz kurumlarında bulunanlar ile kapalı ceza infaz kurumunda bulunup da açık ceza infaz kurumlarına geçmeye hak kazanan hükümlülere verilen özel izin süresi artırılmakta veya hastalık ve doğal afet gibi zorunlu hâllerde bu izinlerin birleştirilerek kullandırılmasına imkân sağlanmaktadır. Değişiklik teklif edilen maddeyle salgın hastalık, doğal afet, savaş veya seferberlik durumunda izinden dönemeyen veya geç dönen hükümlülere ceza verilmeyeceğine ilişkin hukuka uygunluk nedeni kabul edilmektedir. Eklenen ilk fıkraya “Bahse konu hukuka uygunluk nedenleri mücbir sebeplerden birinin ortadan kalkmasına müteakip vakit kaybetmeksizin izinden dönen hükümlüler için geçerlidir.” minvalinde bir ifade eklenmesi yerinde olabilir.

Değerli milletvekilleri, ülkemiz bugüne kadar benzeri görülmeyen bir salgının pençesinde mücadele veriyor. Küresel politik ve ekonomik sistemin değişimine yol açacak büyüklükte kırılma yaşatan bu salgın bizlere de sosyal devlet olabilmenin ne kadar gerekli olduğunu gösterdi. Tarih boyunca kurduğu bütün devletlerde sosyal devlet vasfını yaşatan Türk milleti için devlet, milletin ihtiyacını gideren, milletiyle bütünleşen devlettir. Türk tarihinin en eski miraslarından Orhun Yazıtları’nda “Tanrı buyurduğu için kaan oturdum. Aç, fakir milleti hep topladım. Fakir milleti zengin kıldım. Az milleti çok kıldım.” sözleri bütün Türk devletlerinin ortak vasfı olmuştur.

Değerli milletvekilleri, Türk devletinin varlık sebebi Türk milletine hizmettir. Bugün devletimizden de beklediğimiz, zayıf ekonomik kalkan paketleriyle sermayeyi koruması değil, Türk milletinin tamamını kucaklayacak bir şefkat eli uzatmasıdır. Salgın süresi uzadıkça salgından ekonomik olarak etkilenen insanlarımızın sayısı her geçen gün artıyor, zaten zor koşullarda hayatını sürdürmeye çalışan vatandaşlarımız salgının yarattığı ücretsiz izin, işe gidememe gibi koşullar içinde zor günler geçiriyor. Salgının önüne geçebilmek adına “evde kal” çağrısı yapılıyor fakat kimse insanımıza evde yaşamasını nasıl sürdürebileceğini söylemiyor. Daha şimdiden işini kaybetmiş yüz binlerce insana “Evde kal, evde hayat var.” demek Türk devlet geleneğiyle bağdaşmıyor.

Bir de belki evde hayat var ama un yok, şeker yok, yiyecek bir şey yok, faturalar birikiyor. Evde hayat var ama faturaları ödeyecek para yok. İnsanımız, virüse yakalanmamak için evine kaçıyor ama evinde vergilerden kaçamıyor, böylece olağanüstü bir dönemde bile elektriğe dört ayrı vergi, doğal gazda ÖTV ve KDV, temizlik ürünlerinde de en yüksekten KDV ödemeye devam ediyor.

Değerli milletvekilleri, milletin devletine ihtiyaç duyduğu yerde devlet yardım kampanyası başlatmaz. Milletimiz çok zor durumda. İşini kaybeden insan umudunu kaybeder, yaşama sevincini kaybeder. Ne olursunuz işini kaybeden, dükkânını kapatan, ücretsiz izne çıkarılan vatandaşlarımızın yanında olalım, en azından önümüzdeki üç ay boyunca temel harcamalarını sağlamak üzere gelir desteği verelim. Türkiye, coronavirüsün yarattığı sağlık sorunlarının yanı sıra oluşan sosyal sorunları ancak sosyal devlet olma vasfı ve toplumsal dayanışmayla aşabilir.

Son olarak, her türlü riske ve yetersiz çalışma şartlarına rağmen Türk milletinin sağlığı için fedakârca savaş veren doktor, hemşire, teknisyen, yardımcı sağlık personeli ve sağlık işçilerine şükranlarımı sunuyorum. Genel Başkanımız Sayın Meral Akşener’in bu mücadelede hastalık kapan, hayatını kaybeden sağlık personelimizin gazi ve şehit sayılması önerisini Meclisin huzurunda tekrarlamak istiyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 207 sıra sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 40’ıncı maddesiyle 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 97’nci maddesinin birinci fıkrasının sonuna eklenen cümledeki “seferberlik durumunda bu sebeplerden dolayı” ibaresinin, “seferberlikten kaynaklı” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

            Tufan Köse                          Süleyman Bülbül               Zeynel Emre

                Çorum                                    Aydın                            İstanbul

           Alpay Antmen                     İsmail Atakan Ünver         Turan Aydoğan

                Mersin                                  Karaman                          İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın İsmail Atakan Ünver’e aittir.

Buyurun Sayın Ünver. (CHP sıralarından alkışlar)

İSMAİL ATAKAN ÜNVER (Karaman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Konuşmama başlarken ironik bir durumdan bahsetmek istiyorum: Teklifin 53’üncü maddesiyle, infaz kanuna eklenen geçici 9’uncu maddesine imza sahiplerinin önerisiyle Komisyonda bir (6)’ncı fıkra eklendi. Bu fıkranın eklenmesinin gerekçesinde, imza sahibi milletvekili arkadaşlarımızdan birisi, “Açık cezaevlerinde iş gören insanlar var, tarım cezaevi var, hayvancılık var, tavuklar var, Afyon Sandıklı’da sera cezaevi var; o domatesler yetişecek, bunları birisinin yapması lazım.” diyerek açıkladı. Arkadaşlar çok düşüncelisiniz ama şunu da kamuoyumuzun dikkatine sunmak isterim: Cezaevlerindeki tavuklar, hatta Afyon Sandıklı’daki sera cezaevindeki domatesler size, AKP ve MHP Gruplarına bu teklife fıkra ekletmeyi başardı. Biz, yani 24 Haziranda yüzde 46’ya yakın oy alan ve halkımızın yarıya yakınını temsil eden muhalefetteki siyasi partilerden hiçbirisi, teklifinize bir virgül dâhi ekletmeyi başaramadık. Şimdi, bu başarıdan dolayı cezaevlerindeki tavukları mı tebrik edelim, domatesleri mi, yoksa sizi mi? (CHP sıralarından alkışlar) Böyle bir demokrasi anlayışı, uzlaşma anlayışı olur mu arkadaşlar? Cezaevlerindeki tavukları ve domatesleri düşünüyorsunuz ama “tweet” attığı için, yazı yazdığı için, söz söylediği için cezaevlerinde tutuklu bulunanları düşünmüyorsunuz. Bu, uzlaşmadan uzak tutumunuzu ve ibretlik durumu milletimizin takdirine bırakıyorum.

Dün, imza sahibi arkadaşlarımızdan birisi Covid-19 salgını nedeniyle açık cezaevlerinde bulunan ya da açığa çıkmaya hak kazananların izinli sayılmasıyla ilgili düzenleme hakkında açıklama yaptı; kanunun ilgili maddesinde “kırmızı çizgiler” olarak belirttiğiniz cinsel suçlar, terör suçları ve kasten öldürme suçlarından hükümlü olanların da bu düzenlemeden yararlanacağını söyledi. Biz de zaten bunun aynen böyle olduğunu söylüyoruz. Sonra da zaten açığa ayrılan bu kişilerin üç ayda bir yedi gün izin hakkı kullandıklarını, buradaki düzenlemenin de buna paralel olduğunu ifade ettik.

Süregelen görüşmelerde de “’kırmızı çizgimiz’ dediğiniz bu suçları neden istisna etmediniz?” denildiğinde de teklif sahipleri, “Kanundan kaynaklanan bir hak, ayrık tutamazdık.” mealinde gerekçe ileri sürdüler.

Ancak cevap bulamayan ve aydınlanamayan bir konu var: Burada kanunu gözetiyorsunuz, peki, bizim kanunlarımızda tutuklamanın istisna, tutuksuz yargılamanın esas olduğu düzenlenmiyor mu? Orada niye kanunu esas almıyorsunuz? Tutukluları, yani bir mahkeme tarafından kesin hükümle cezalandırılmamış ve haklarında hâlen masumiyet karinesi geçerli olanları niye bu kanunun kapsamı dışında bırakıyorsunuz? Bu soruya, bugüne kadar tatmin edici bir cevap verilmedi. Siz bulamıyorsunuz galiba, ben bulayım: Çünkü, siz tutukluluğu yasanın öngördüğü gibi bir tedbir olarak görmüyorsunuz; muhalifleri sindirmek, susturmak için bir eza yöntemi olarak görüyorsunuz ve o yüzden bu kapsama almıyorsunuz. Eğer öyle olmasa bir salgın hastalık nedeniyle cezaevlerinin boşaltılması söz konusu olduğunda evleviyetle çıkarılması gerekenler tutuklulardır. Tavukları, domatesleri düşünen, haklarında masumiyet karinesi geçerli olan tutukluları düşünmeyen hukuk anlayışı… İşte, sizin hukuk anlayışınız bu.

Teklifin imzacıları görüşmelerde “Biz oluşturduğumuz kurumsal yapıyla infaz rejiminde yeni bir sistem kuruyoruz.” diyorlar. Olayın farkında değiller galiba, getirdikleri bu infaz düzenlemesiyle infazda bir karmaşaya yol açarak var olan sistemi ve ceza adaletini bozuyorlar. 2005’teki ceza hukuku düzenlemelerini yapan, bilimsel heyet içinde yer alan Profesör İzzet Özgenç ve Profesör Adem Sözüer hocaların düzenlemeyle ilgili eleştirilerini okurlarsa bu konuda aydınlanabilirler. Ayrıca İzzet Hoca, yaratılan bu bozukluğun o kadar ileri derecede olduğunu düşünüyor ki bunun Genel Kurulda önergeyle düzeltilme imkânının olmadığı gerekçesiyle Cumhurbaşkanına teklifin geri çekilmesini arz ettiğini ifade ediyor. Ayrıca şu günler sistem kurmanın zamanı mı? Milletimiz can derdine düşmüş. Bir haftadır bu sağlıksız koşullarda, zaman zaman da gerginliklerin olduğu bir ortamda zorumuz, daha doğrusu zorunuz ne? En geniş mutabakatla, en fazla kişinin yararlanabileceği 3-5 maddelik bir öneri getirirsiniz, gerekçesi de Covid-19 olur, birkaç saat içinde kabul ederiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

İSMAİL ATAKAN ÜNVER (Devamla) – “Sistem kuruyoruz.” diyorsunuz da Türkiye’nin sorunu salt infaz rejiminden veya bu teklifte düzenlenen maddelerden ibaret değil ki. Bugün cezaevlerinde 300 bin kişi var. Avrupa ülkelerinde her 100 bin kişide ortalama 100 kişi ceza infaz kurumlarında bulunmaktayken Türkiye’de bu oran 100 bin kişide 350’dir, ülkemizde bu rakamın makul seviyeye çekilmesi gerekir. Ülke olarak bizim sorunumuz ceza siyasetiyle ilgili. İktidar olanların “Güç bende.” anlayışıyla, olmayacak suçlamalarla olmayacak kişileri bir süreliğine de olsa cezaevinde tutmak gibi bir huyu var. Eğer düzelteceksek burayı düzeltmemiz, iktidar olanların hukuku sopa olarak kullanma anlayışından vazgeçmesi gerekir. Aksi takdirde öncekilerde de olduğu gibi 3 yıl geçmeden yeni bir infaz veya af düzenlemesi ihtiyacı ortaya çıkar.

Teşekkür ediyorum, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Karar yeter sayısı aranmasını istiyoruz.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 21.57

DOKUZUNCU OTURUM

Açılma Saati: 22.08

BAŞKAN: Başkan Vekili Süreyya Sadi BİLGİÇ

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Enez KAPLAN (Tekirdağ)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 83’üncü Birleşiminin Dokuzuncu Oturumunu açıyorum.

Teklifin 40’ıncı maddesi üzerinde Karaman Milletvekili İsmail Atakan Ünver ve arkadaşlarının verdiği önergenin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi önergeyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Karar yeter sayısı vardır.

207 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon yerinde.

40’ıncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

41’inci madde üzerinde 3 adet önerge vardır. Önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 207 sıra Sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 41’inci maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ederiz.

             Tuma Çelik                           Züleyha Gülüm                 Murat Çepni

               Mardin                                  İstanbul                             İzmir

           Rıdvan Turan                            Mensur Işık Tulay Hatımoğulları Oruç

                Mersin                                     Muş                               Adana

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Mensur Işık’ın.

Buyurun Sayın Işık. (HDP sıralarından alkışlar)

MENSUR IŞIK (Muş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, dün de söylemiştim, bu paket bir infaz paketi değil aslında; bu, açık ve net bir şekilde özel aftır. Bundan dolayı nitelikli çoğunlukla kabul edilmesi gereken bir paket aslında.

Niye özel af arkadaşlar, onu hemen kısaca açıklayayım ben size. Bildiğiniz gibi Ceza Kanunu’muzun 65’inci maddesi genel af ve özel affı işlemektedir. Genel afta, kişinin davası varsa, mahkemesi varsa olduğu gibi düşüyor; özel afta ise kişinin davası düşmüyor, daha doğrusu bütün sonuçlarıyla dava ortadan kalkmıyor ama kişi ya cezaevindeki mahkûmiyetini dışarıda geçiyor ya da kısmen dışarıda geçiriyor. Bundan dolayı bu infaz paketinin açık ve net bir şekilde bir özel af olduğunu tekrardan belirtmek gerekmektedir. Peki, bu özel af kime geliyor? Bu özel af, iktidarın bir yıl önce kendi yandaşlarına, sizleri cezaevinden çıkaracağız diye söz verdiği bir kısım mafya örgütü temsilcilerine, çetecilere, aynı şekilde özellikle İhale Yasası’ndan dolayı mahkûm olan kişilere ve hırsızlıktan, dolandırıcılıktan dolayı mahkûm olan kişilere verilen söz, bundan dolayı önümüze getirilmiş olan bir paket arkadaşlar.

Dün de bahsettim ben burada, Muş’taki dosyalardan da tek tek bahsetmiştim. Bildiğiniz gibi, şu paket AKP’nin kendi muhaliflerini içeride tutma paketi aynı zamanda. Aynı şekilde, dün de dedim ya, bir basın açıklamasından dolayı ya da görüşünü açıkladığı için ya da herhangi bir konuşma yaptığı için cezaevine soktuğunuz, antiterör yasasıyla cezaevine koyduğunuz insanları bu pakette bu kez ölüme terk ediyorsunuz ama bunu insanlığın vicdanı da kabul etmeyecek, bizler de kabul etmeyeceğiz hiçbir şekilde.

Dünyaya baktığımızda, dünya bu coronavirüs felaketine karşı… Örneğin İran dahi kendi ülkesindeki siyasi mahkûmları dahi bırakmışken siz AKP’liler, dünün mazlumları, bugünün zalimleri onları içeride tutmaya devam ediyorsunuz.

Bakın arkadaşlar, sizin Genel Başkanınız Sayın Erdoğan bir buçuk iki yıl önce, bu paket görüşüldüğü zaman, konuşulduğu zaman, kamuoyuyla tartışıldığı zaman şunu söylemişti: “Devlet kendisine karşı olan suçları ancak affedebilir, yoksa kişiye karşı ya da topluma karşı olan suçları affedemez.” Kişiye karşı ve topluma karşı olan suçları ancak ve ancak o kişi yani suçun mağduru veya o toplum ancak affedebilir. Dolayısıyla, şu anda AKP’nin yapmış olduğu durum hem İslam hukukunda -hep İslam hukukunu referans alıyorsunuz ya sizler- hem de mecellede -mecelleyi de zaman zaman referans alıyorsunuz- aslında öncelikle affedilmesi gereken suçlar varsa, onların da devlete karşı olan suçlar olması gerekir. Çünkü İslam hukukunda da kul hakkı daha önce gelir, devlete karşı olan suçlar Allah’a yapılmış suçlar olarak görüldüğü için onları affeder. Dolayısıyla, şu an sizin yaptığınız, hiçbir dinde, hiçbir inançta, hiçbir mezhepte, hiçbir evrensel hukukta olan bir durum değildir değerli dostlar.

Şimdi, bir örnek daha vereceğim size: Sizin Genel Başkanınız Sayın Erdoğan, Siirt’te bir şiir okumuştu, o şiirden, bugün bizleri yargıladığınız, bizleri cezalandırdığınız, bizleri, muhaliflerinizi, özellikle HDP’yi ve sizin için makbul olmayan Kürtleri cezaevine attığınız o antiterör yasasından dolayı 1998 yılında Diyarbakır DGM’de yargılanmış ve ceza almıştı. O gün itibarıyla ceza alan Sayın Erdoğan, bugün sizin bu paketinizden dolayı dışarı çıkamayacaktı. Ancak mafyacıları, çetecileri, cinsel suçtan dolayı mahkûm olan kişileri siz bıraktırıyorsunuz. HDP’lileri, Kürtleri bir şiir okuduğu için, bir konuşma yaptığı için, bir basın toplantısı yaptığı için içeride tutmaya devam ediyorsunuz. Gazetecileri, aynı şekilde, akademisyenleri, aydınları bu paketle içeride tutmaya devam ediyorsunuz. Bunu hiçbir vicdan sahibi insan kabul etmez arkadaşlar. Tekrardan söylüyoruz: Bunu hiçbir vicdan sahibi insan kabul etmez ve etmeyecektir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın lütfen.

MENSUR IŞIK (Devamla) - Son olarak size şunu söyleyeyim: Bundan sonra -ve bundan önceki, Bafra Cezaevinde olan o olayı da dâhil ederek söylüyorum- cezaevinde, zindanlarda coronavirüsten dolayı olabilecek her türlü ölümün sebebi AKP ve küçük ortağı MHP olacaktır. Bunun hesabını da bizler, mutlaka sizden hukuk çerçevesinde soracağız.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 207 sıra sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 41’inci maddesiyle değiştirilen 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 98’inci maddesinin (2)’nci fıkrasındaki “uyarınca” ibaresinin, “kapsamında” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

            Tufan Köse                          Süleyman Bülbül               Zeynel Emre

                Çorum                                    Aydın                            İstanbul

          Turan Aydoğan                         Alpay Antmen               Mahmut Tanal

               İstanbul                                  Mersin                           İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Tanal’ın.

Sayın Tanal buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Değerli Başkanım, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla, hürmetle selamlıyorum.

Ulaştırma Bakanı görevden alınmıştı, herhâlde on beş günlük bir süre oldu. Anayasa’mızın 106’ncı maddesi uyarınca Cumhurbaşkanı tarafından atanan bakanlara, Anayasa’nın 81’inci maddesi uyarınca yemin etme şartı getiriliyor. Oradan da Türkiye Büyük Millet Meclisinin İçtüzüğü’ne baktığımız zaman “milletvekilleri” hükmüne atıf yapılıyor. Yani bizim milletvekili olarak mazbatamızı aldığımızda, ilk toplantıda yemin etmemiz lazım; eğer mazeret yoksa milletvekili sıfatını, statüsünü kazanmamış oluyoruz.

Ne hikmet ki Meclis açık, Ulaştırma Bakanı atandı ama bugüne kadar gelip burada yemin etmedi. [AK PARTİ sıralarından “Bravo Mahmut Bey” sesleri, alkışlar(!)]

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Bravo Mahmut Bey(!)

MAHMUT TANAL (Devamla) – Niye etmedi? Ben onu da kavramış değilim tabii ki.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Bravo Mahmut Bey(!)

ORHAN KIRCALI (Samsun) – Bravo sana(!)

MAHMUT TANAL (Devamla) – Şimdi, gelelim ikinci konuya…

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Mahmut Bey, senin konuşmayı ondan önce yazmışlar.

ORHAN KIRCALI (Samsun) – Seni alkışlıyoruz, seni.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Nerede yaşıyorsunuz siz ya?

MAHMUT TANAL (Devamla) – İkinci konuya geldiğimiz zaman… Şimdi…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Etti, etti.

MAHMUT TANAL (Devamla) – Etti mi?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Etti.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Etti, etti.

MAHMUT TANAL (Devamla) – Peki, etmiş, güzel olmuş, peki.

ORHAN KIRCALI (Samsun) – Ne oldu? Ne oldu? Ya, devam et, devam et!

BAŞKAN – Arkadaşlar, lütfen… Sayın milletvekilleri, rica ediyorum... Lütfen…

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Mahmut Bey, bu arabuluculuk sınavından da kötü oldu.

MAHMUT TANAL (Devamla) – Peki, etmişse biz özür diliyoruz, geri alıyoruz.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – İki dakikanı da geri iste.

ŞAHİN TİN (Denizli) – Bir ay geride kaldın sen.

MAHMUT TANAL (Devamla) – Fark etmez, Başkanın gönlü bol… Başkan da orada konuşuyor zaten.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ya, sen önüne bak.

ORHAN KIRCALI (Samsun) – Dünyadan haberin yok senin, dünyadan.

BAŞKAN – Efendim, siz yoktunuz o gün Sayın Tanal.

MAHMUT TANAL (Devamla) – Peki, özür diliyoruz, olabilir. [AK PARTİ sıralarından alkışlar(!)]

BAŞKAN – Rica ederim.

MAHMUT TANAL (Devamla) – Şimdi, değerli arkadaşlar, mevcut olan yasa…

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Bence devam etme artık.

MAHMUT TANAL (Devamla) – AK PARTİ iktidara geldiği zaman burada cezaevlerinde kaç kişi vardı?

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Rahşan affıyla on yıl affedilmişti.

MAHMUT TANAL (Devamla) – Cezaevlerinde o dönem 47 bin kişi vardı.

BAŞKAN – Arkadaşlar, rica ediyorum. Lütfen ya, lütfen…

MAHMUT TANAL (Devamla) – Şimdi, 47 bin kişi vardı, bugün geldiğimiz nokta 300 bin küsur. Şimdi, bu ne demek? Bu, suç üreten… AK PARTİ Grubu mu üretiyor yoksa mevcut olan yasalardan mı kaynaklanıyor, yoksa bu toplum daha önce çok uysaldı, uyumluydu da şimdi niye böyle uyumlu olmuyor, uysal olmuyor?

Şimdi, konuya baktığımız zaman, 2005 tarihinden sonra Türkiye’de terörle ilgili, cinayetle ilgili; efendim, cinsel saldırı suçları, hepsinde bir patlama var. Neden bu patlama var? Sebep ne acaba? Sebep şu değil mi arkadaşlar: Bakıyorsunuz, terörün tanımı yok. Diğer suçların tanımı yine aynı şekilde. Bunların hepsinin tanımı somut bir şekilde, net bir vaziyette belirlenmiş değil. Belirlenmediği için, soyut vaziyette nereden başladığı nerede bittiği de anlaşılmadığından dolayı Türkiye’de 15 Temmuz FETÖ darbesinin dışında yani onu tenzil etseniz, dışarı çıkarsanız dahi bir suç patlamasının olduğu aşikar. Bunun esas kaynağı Ceza Kanunu’ndaki bizim tanımlamalarımızın olmamasından kaynaklanıyor, bir belirlilik ilkesi yok.

İkincisi, bu anlamda baktığımız zaman, ülkemizde emniyetin yani tüm kamu görevlilerinin hepsinin 1/3’ü terör örgütleriyle irtibatlı, iltisaklı bir şekilde belirlenmiş durumda.

Peki, biz ne yaptık? Türkiye Cumhuriyeti tarihinde bir ilki yaşadık, hâkim ve savcılar için sınav barajını kaldırdık. Sınav barajını biz kaldırdığımızda en düşük puanı alanı hâkim ve savcı yaptık. Peki, gerçekten, Türkiye’deki yargıya güven ve itibar ne kadar şu anda? Yüzde 20’lerde, yüzde 30’larda dolaşıyor değerli arkadaşlar. Peki, kamu vicdanında bu kararlar bu kadar yerini bulmuyorsa, bu anlamda mutlaka bunun bir tartışması olması gerekiyor. Şimdi, biz diyoruz ki: “Ya, arkadaş, bu getirilen infaz kanunu, Türk Ceza Kanunu…”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın. Zaten Sayın Özkaya ile Sayın Recep Özel çok vaktinizi aldı, iki dakika vereyim ben size.

MAHMUT TANAL (Devamla) – Teşekkür ederim, sağ olun.

Şimdi, biz diyoruz ki bu özel aftır, siz diyorsunuz ki “Yok arkadaş, bu, infaz yasasıdır.”

Komisyon Başkanı, bu elimdeki benim Türk Ceza Kanunu. Şurada da 65’inci maddenin üst başlığı “Af” yazar. 65’inci maddenin (2)’nci fıkrası da “Özel af“ diyor. Özel affın da tanımını şöyle yapıyor, bakın: “Özel af ile hapis cezasının infaz kurumunda çektirilmesine son verilebilir veya infaz kurumunda çektirilecek süresi kısaltılabilir ya da adlî para cezasına çevrilebilir.” diyor. Siz, burada infaz süresini kısaltmıyor musunuz, cezaevinde geçecek süreyi? Kısaltıyorsunuz. Peki, arkadaş, ben şimdi bu Türk Ceza Kanunu 65’inci maddenin (2)’nci fıkrasına mı inanacağım, siz diyorsunuz ya “Efendim, bu özel af değil.” ben size mi inanacağım?

Şimdi değerli arkadaşlar, kavramlarla bu şekilde oynamayalım. Burada kamuoyuna doğru bilgi verin. Ceza Kanunu burada hepimizin elinin altında var, olmayanlar internete girsin…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayınız sözlerinizi.

MAHMUT TANAL (Devamla) - Teşekkür ederim Başkanım.

Türk Ceza Kanunu’nun 65’inci maddesinin (2)’nci fıkrasına baktığımız zaman bu bal gibi özel aftır, değerli arkadaşlar. Bakın, Magna Carta 1215 yılında imzalanmıştı, 39’uncu maddesi aynen şu şekilde: “Özgür hiç kimse kendi benzerleri tarafından ülke kanunlarına göre yasal bir şekilde muhakeme edilip hüküm giymeden tutuklanmayacak, hapsedilmeyecek, mal ve mülkünden yoksun bırakılmayacak, kanun dışı ilan edilmeyecek, sürgün edilmeyecek veya hangi şekilde olursa olsun zarara uğratılmayacaktır.” diyor Magna Carta 39’uncu maddesi.

Değerli arkadaşlar, Türkiye’de 81 il var; 81 ilde hâkimler değişik değişik karar veriyor. Her ilin, her bölge adliyenin kendisine özgü bir kararı var, maalesef hukukta yeksanlık yok, bir birliktelik yok, bir uyumluluk yok. Yani buna baktığımız zaman gerçekten genel af bu toplum açısından bir zaruri ihtiyaçtır. Toplumsal barış açısından bir ihtiyaçtır.

Ben teşekkür ediyorum. Saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Evet, önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Komisyonun bir açıklama talebi var.

Buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

52.- Adalet Komisyonu Başkan Vekili Yılmaz Tunç’un, koşullu salıvermede ve denetimli serbestlikte kuralın ihlal edilmesi hâlinde hükümlünün tekrar cezaevine gireceğine ilişkin açıklaması

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Şimdi Sayın Tanal tabii daha önce de bu soruyu gündeme getirmişti, açıklamıştık ama bir kez daha tekrar etmekte fayda var herhalde.

BAŞKAN – Kayıtlardan baksınlar.

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Türk Ceza Kanunu 65/2 özel affı tarif ediyor, diyor ki “Özel af hapis cezasının bir kısmının cezaevinde çekilmesinden vazgeçilmesidir. Vazgeçilen kısım için ceza bütün sonuçlarıyla ortadan kalkar.” Bizim kanun teklifimizde düzenlediğimiz koşullu salıverme ve denetimli serbestlik süreleriyle ilgili olarak, hükümlü dışarıda denetimli serbestlik ve koşullu salıvermeyle ilgili kuralları ihlal ettiğinde cezasını çekmek üzere tekrar cezaevine girer. Afta, genel afta tüm sonuçlarıyla ortadan kalkar bütün ceza. Özel afta ise cezaevinde çekilmesi gereken süreden bir kısmı indirilmişse o kısmın bütün sonuçları ortadan kalkar; ceza tekrar dirilmez, tekrar geriye gelmez ama koşullu salıvermede ve denetimli serbestlikte kural ihlal edildiğinde hükümlü tekrar cezaevine girer; bunu artık tekrar tekrar anlatmayalım.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Teşekkür ederim.

VI.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Denizli Milletvekili Cahit Özkan, Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül ve Afyonkarahisar Milletvekili Ali Özkaya ile 57 Milletvekilinin Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2762) ve Adalet Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 207) (Devam)

BAŞKAN – Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 41’inci maddesinde yer alan “değiştirilmiştir” ibaresinin “yeniden düzenlenmiştir” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

            Bedri Yaşar                     Muhammet Naci Cinisli            Ümit Özdağ

               Samsun                                  Erzurum                          İstanbul

           Yasin Öztürk                        Zeki Hakan Sıdalı

               Denizli                                   Mersin

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Bedri Yaşar’ın.

Buyurun. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BEDRİ YAŞAR (Samsun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 41’inci maddesi üzerinde verdiğimiz değişiklik önergesi hakkında söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, temel hak ve özgürlükleri ve bağımsız yargı anlayışını zedeleme ihtimali olan, alelacele hazırlanmış tekliflerin kamuoyunda ve bilim çevrelerinde tartışılmadan gündeme gelmesi bir miktar mahzurlu diye düşünüyoruz. Bu iş düşünülürken toplum psikolojisinin karşılığı da teferruatıyla hesap edilmeliydi yani neticede ortada bir suç var, bir de bunun mağdurları var. Bunlar dışarı çıktığı zaman ne yapar, ne eder, hangi rehabilitasyondan geçer; bunlarla ilgili bir hesap kitap yok. 90 bin kişi çıkacak, ama ne olacak? Benim bir önerim var, diyorum ki: Bakın, şu coronavirüs günlerinde nasıl bizler 18 yaş altını ve 65 yaş üstünü zorunlu iskâna tabi tutmuşsak, hiç olmazsa bu kanundan istifade edecek ve dışarı çıkacak 90 bin kişi de aynen 18 yaş altı vatandaşlarımız gibi, 65 yaş üstü vatandaşlarımız gibi şu coronavirüs belasından kurtulana kadar evlerinde istirahat etsinler. Madem “Hapishaneler boşalsın, bir miktar yer açılsın, toplu yaşamasınlar; bu vesileyle -belli mağduriyetler de var, kader mahkûmları var- bunları dışarı atalım.” diyorsunuz, ben de size bu öneriyi getiriyorum; bence, bu çok makul bir öneri. Şimdiye kadar getirdiğimiz önerilere sıcak bakmadınız ama belki buna sıcak bakarsınız diye düşünüyorum.

Diğer taraftan, tabii bu corona virüsü salgını dolayısıyla dünyanın her tarafından gelemeyen vatandaşlarımız var, onlar da açık cezaevinde. Tabii ben inşaat sektöründen geliyorum, dünyanın önemli bir kısmında çalışan arkadaşlarımızın yaklaşık yüzde 70’i, yüzde 80’i de inşaat sektöründen geliyor. Tabii inşaat sektörü deyince hep 5 tane firma algılıyorsunuz ama bugün doğumdan mezara kadar her alanda muhakkak inşaat sektörüne ihtiyaç var. Yatırımcı varsa, üretici varsa, fabrika yapılacaksa hastane yapılacaksa; yol, köprü, baraj, aklınıza ne geliyorsa, bu imalatlar yapılacaksa bunların emekçileri, çalışanları da doğal olarak inşaatçılar ve bunların çoğu günübirlik çalışıyor. Türkiye belli bir seviyeye henüz gelmediği için, firmalar kendi bünyelerinde ciddi oranda inşaat işçisi istihdam etmiyor, bunlar daha çok günübirlik çalışıyor. Dolayısıyla, bunların çok ciddi problemleri var, kaldı ki daha ülkeye gelmede bile ciddi sıkıntılar yaşıyorlar.

Tabii, bugün yine, 97 vatandaşımızı kaybettik. Ölüm sayımız 1.198, vaka sayımız 56.956. Ben ölenlere Allah’tan rahmet diliyorum, hastane odalarında şifa bekleyenlere de Allah’tan şifa diliyorum. Arkadaşlar, her gün 5 bin kişi artıyor, bunun anlamı şu: Gelecek günlerde farklı sıkıntılar yaşayabiliriz, bununla ilgili tedbirleri net almamız lazım. Bugün iş dünyası olarak da baktığımız zaman, araç en fazla yakıtı ilk hareketinde yakar arkadaşlar, bizim sektör de böyledir, iş dünyası da böyledir. Yavaşlayıp durduğu anda sizin ona yeni bir ivme verip çarkları yağlayıp tekrar devreye almanız çok daha... Eğer bugün biz gerekli teşvikleri vermezsek bu sektörlerin tamamını ayağa kaldırmak için çok daha fazla enerji harcayacağımızı ben buradan size söyleyeyim.

Aslında bugün en fazla duymak istediğimiz bakan, Maliye Bakanımız, hazine ve maliyeden sorumlu Bakanımız. Bütün dünyadaki ekonomik göstergeler küçülme yönünde net rakamlar orta yere koyuyor. Bugün Fransa bile, işte 60’lı yıllardan beri ilk defa yüzde 5 küçüleceğinden bahsediyor. Bizim Bakanımızın bir hedefi vardı, yüzde 5. Dünya Bankası “Siz ancak yüzde yarım büyüyebilirsiniz.” diyor. Bugünlerde, tam da moral desteğe ihtiyaç duyduğumuz bugünlerde, hani o “çok önemli” diye başlayan cümlelerini ben esnaf için, çiftçi için, sanatkâr için yapacağı işlemlerle ilgili hakikaten duymak istiyorum.

Aynı şekilde buradan Sanayi ve Ticaret Bakanına da sesleniyorum, diyorum ki: Tamam, anlıyoruz ki devletin imkânları sınırlı, kredi vermede belli zorlukları var ama o birliklerin topladığı aidatlar var, hiç olmazsa bu topladığı aidatları faizsiz olarak kendi üyelerine dağıtabilir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

BEDRİ YAŞAR (Devamla) – Toparlıyorum Başkanım.

Ben buradan sesleniyorum: Sayın Bakan, gün bugün, yetkinizi kullanın, elinizdeki imkânlarınızı kullanın; oda başkanlarını, birlik başkanlarını toplayın, bütçelerinde hangi rakamlar varsa hiç olmazsa bunları üyelerine faizsiz bir şekilde kullandırtsınlar diyorum.

İnşallah gelecek günler daha iyi olur, ümitsiz olmaya gerek yok. Biz el ele verdiğimiz sürece de bunların altından kalkacağımıza inanıyoruz.

Son bir şey, sağlık çalışanlarıyla ilgili yasa teklifi geliyor. Bizim daha önce teklifimiz vardı ama birleştirirseniz olur, mutlu oluruz; birleştirmezseniz de pazartesi, salı geliyor, biz, her zaman, bu kanun teklifini destekleyeceğimizi zaten daha önceden beyan etmiştik. Ama bunun yanı sıra da doktorlarımızla paralel çalışan hasta bakıcılarımız var, hastaların altını temizleyen çalışanlarımız var, sivil personel var. Onların hak ve hukuku konusunda hâlâ bir iyileşme olmadı. İnşallah onlarla ilgili de iyileşmeyi hep beraber yaparız diyorum.

Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Yaşar.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

41’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

42’nci madde üzerinde 3 adet önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 207 sıra sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 42’nci maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ederiz.

             Tuma Çelik                           Züleyha Gülüm                 Murat Çepni

               Mardin                                  İstanbul                             İzmir

           Rıdvan Turan                            Mensur Işık Tulay Hatımoğulları Oruç

                Mersin                                     Muş                               Adana

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Züleyha Gülüm.

Buyurun.

ZÜLEYHA GÜLÜM (İstanbul) – Şimdi, bu yasa teklifini görüşüyoruz ama aslında, yasa teklifiyle bir bütün olarak adil yargılanma hakkını, bağımsız yargı olmayışını, hukuksuz bir işleyişe sahip bir yargının oluştuğunu da beraber tartışıyoruz mecburen, birbiriyle bağlantılı. Bu kapsamda da maalesef verilen ağır cezalar var. Bunlardan bir tanesi de Mustafa Koçak. Gerçekten adil bir yargılanma yapılmadığı için, delil bile kabul edilemeyecek birtakım gizli tanık ifadeleriyle yıllara varan cezalara mahkûm oldu ve şu an açlık grevinde Mustafa Koçak, 30 kilonun altına düşmüş durumda, ciddi sağlık sorunlarıyla karşı karşıya. Yine, Grup Yorum üyesi Helin, türkülerini özgürce söylemek için mücadele etti ve hayatını kaybetti. İbrahim Gökçek ise aynı taleple ölüm orucunda ve onun da yaşamı şu an çok kritik bir duruma gelmiş noktada. Talepleri çok insanidir, kabul edilmelidir. Ölümler olmadan, bir an önce bu taleplerinin gerçekleşmesi gerektiğini buradan bir kez daha duyurmuş olalım.

Şimdi, infaz yasası… Öyle bir infaz yasası düzenlemesi var ki infazın dışında her şey var. Aslında, siyasi mahkûmları devre dışı bırakan, onlara yine düşman hukukunu uygulayan bir yaklaşımla hazırlanmış ama bunun ötesinde de infaz hâkimliği müessesesini neredeyse tek yetkili hâkimlik hâline getiriyor, bütün yetkileri burada topluyor ve buna karşı da maalesef bir denetim mekanizması yok. Tek denetim mekanizması ağır cezaya itiraz. Biz Türkiye’deki yargı sisteminde itiraz müessesesinin aslında nasıl boş bir şey olduğunu, otomatik redde tabi olduğunu avukatlar olarak çok yakından biliyoruz. Dolayısıyla, aslında, yine tek yetkili insafına bırakılan, denetime açık olmayan bir hâkimlik belirlenmiş. Bu anlamıyla, bu düzenlemenin kabul edilebilir bir yanı da yok, infaz hâkimliğine ilişkin bütün düzenlemelerde olduğu gibi.

Bu corona günlerinde aslında iktidarın çok fazla ders alması gereken sonuçlar vardı ama alabiliyor mu? Almıyor, görünen o. Oysaki corona, aslında kapitalizmin sorunlarının, doğaya karşı düşmanca yaklaşımın kendisinin, ekolojik yıkımın kendisinin nasıl bir sonuca yol açtığını çok açık olarak göstermişti. Buradan belki ders alınabilseydi barışın toplumsallaşmasının sağlanmasının, eşitsiz ilişkilerin kısmen de olsa en azından eşit hâle getirilebilmesinin ve yeniden bir barışın tesis edilebilmesinin belki zemini yaratılabilirdi. İktidar, bugüne kadar uyguladığı bu kutuplaştırıcı politikalardan vazgeçip, düşmanlaştırıcı politikalardan vazgeçip, savaş politikalarından vazgeçip belki yeni bir yönetim biçimine, yeni bir söyleme geçebilirdi. Ama maalesef, gördüğümüz kadarıyla corona da böyle bir etki yaratmamış; tam tersine, corona günlerinden daha bir fırsatçı yaklaşımla çıkılarak kendi iktidarını, sadece kendi bekasını düşünen bir noktaya taşınmış durumda.

Bu süreçte neler oldu? Bu süreçte aslında sınıfsal ayrım çok belirgin bir hâle geldi. Corona da olsa aslolan zenginlerin sağlığıydı, yoksulların sağlığı değildi. Yoksullar yine açlıkla, sefaletle karşı karşıya kaldı. Yoksullara dair hiçbir tedbir alınmadı. Alınan tedbirler yüze göze bulaştırıldı, hiçbir sonuç alınamadı; hatta, çok uzun zamandır uygulanan tedbirlerin bile sonuçsuz kalmasına yol açtı. Maske hikâyesi mesela, böyle hikâyelerden bir tanesiydi. Pazar günü “Yeterli maskemiz var, arzu edene satacağız.” dendi. Pazartesi günü “Satmayacağız, PTT eliyle dağıtacağız.” dendi. Salı günü “PTT’yle değil, e-devletle yapacağız.” dendi. Çarşamba “Kimseye parayla satmayacağız.” dendi. Perşembe de “Eczaneler dağıtacak.” dendi. Bir karar verseniz nasıl dağıtılacağına.

Yine “Sokağa çıkma yasağı uygulayacağız.” dediniz. Öyle bir sokağa çıkma yasağı uyguladınız ki bulaşmanın en yüksek olduğu iki saati yaşadık. Sayenizde corona hızlıca her tarafta yaygınlaştı.

Şimdi, iktidar, salgını şöyle bir noktaya getirmiş durumda, İngiltere’nin daha önce açıkladığı ama sonra geriye çektiği “Ölen ölür, kalan sağları da biz çalıştırmaya devam ederiz.” yaklaşımına dair bir uygulaması var. İşçiler çok kötü koşullarda çalıştırılmaya devam ediliyor, insanlar çöplerden ekmek, yiyecek toplamak zorunda kalmış durumda, açlık çok ciddi bir sorun ama iktidarın buna karşı yaklaşımı ne? “Açım.” diyen bir kadına diyor ki: “Geber.” Burada “İdris Baluken ölsün mü?” sorusuna da “Evet, ölsün.” diye cevap veren bir yaklaşım var. Aslında bu 2 soruya verilen cevabın kendisi iktidarın toplam yaklaşımının bu süreçte nasıl olduğunun çok açık bir göstergesi.

Corona sürecinde -izlenen- maalesef bununla da yeterli kalmadı, daha fazlasını yapmaya çalıştılar. Fırsatçılık her zamanki gibi yine devreye girdi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

ZÜLEYHA GÜLÜM (Devamla) – Muhalefeti susturmaya çalışan bir yaklaşım kendini göstermeye devam etti. Ne yaptılar? Yardımda bulunmaya çalışan, destek mekanizmalarını çalıştıran, dayanışma ilişkilerini geliştirmeye çalışan toplumsal muhalefete yönelik engelleme faaliyetleri çok sıkça karşımıza çıktı. Bu da yetmedi; iktidarı eleştiren gözaltına alındı, tutuklamalar gerçekleştirildi ve bu tehditlerle bir şekilde muhalefet etmenin de önü kesildi. Aslında bu yasa tasarısının kendisi de sadece cezaevlerindekilere ölümü dayatmıyor, aynı zamanda dışarıda da toplumsal muhalefete diyor ki: “Sesinizi çıkarırsanız adlilerden boşalttığım yerlere sizleri alırım, sizleri de oralarda ölüme mahkûm ederim.” Korku duvarlarını büyütmeye çalışıyorsunuz, farkındayız ama şundan emin olun ki siz kendinize güveniyor olsaydınız korku duvarlarını büyütmek yerine tam tersine şeffaf olurdunuz, tartışılmaktan korkmazdınız, eleştirilmekten korkmazdınız, yasakçı bir zihniyetle davranmazdınız ama korkularınız çok büyük, o nedenle de toplumsal muhalefeti susturmaya çalışıyorsunuz. Bunun da bir çözüm olmayacağını siz de çok iyi biliyorsunuz. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 207 sıra sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 42’nci maddesiyle 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 99’uncu maddesinin birinci fıkrasının sonuna eklenen cümledeki “aşamasına gelen” ibaresinin, “aşamasındaki” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

            Tufan Köse                          Süleyman Bülbül               Zeynel Emre

                Çorum                                    Aydın                            İstanbul

          Turan Aydoğan                         Alpay Antmen                 Özkan Yalım

               İstanbul                                  Mersin                              Uşak

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Özkan Yalım’ın.

Sayın Yalım, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Sayın Başkan, Değerli Divan; iyi akşamlar. Hepinize tekrar selam ve saygılarımı sunuyorum.

Şimdi, gecenin bu saatinde maddeyle alakalı… Kanun teklifiyle alakalı uzun zamandır, yaklaşık altı gündür çalışmaya devam ediyoruz. İlk önce bu kanun teklifi ve de maddeyle alakalı bir iki kelimeyle bunu kapatacağım.

Değerli milletvekilleri, değerli vatandaşlarımız; bir kere, dünkü konuşmamda da belirttim, yeterli değil, insanları tatmin etmiyor, adil değil, adaletli değil çünkü bakın, rüşveti alan çıkıyor ancak rüşveti aldığını yazan gazeteci içeride. Yani bu yetersiz, bunu defalarca, yüzlerce, binlerce kez de tekrar etsek -umarım- vatandaşımız anladı ama sizler maalesef anlamıyorsunuz, takdiri yüce millete bıraktım.

Değerli arkadaşlar, özellikle de ben Sayın Divan Başkanımıza ve de AK PARTİ Grup Başkan Vekilimiz Sayın Özlem Zengin aracılığıyla Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanına sormak istiyorum: Biliyorsunuz, virüs çıktıktan sonra çok sayıda vatandaşımız mağdur oldu Özlem Hanım ve de Hükûmet her şeyi ben bilirim algısıyla biner TL’lik yardım dağıtmaya başladı. Bu yardımlar, bekçilerle ve de görevli olan kişilerle, kişilerin adreslerine kadar imza karşılığı dağıtıldı. Ancak Uşak’tan, Uşak’ın ilçelerinden; Uşak merkezden, Sivaslı’dan, Ulubey’den, Eşme’den, Karahallı’dan, Banaz’dan, tüm ilçelerimizden bana telefonlar geldi, dediler ki: “Vekilim, biz de yardım talep ediyoruz, biz de yardım istiyoruz.” Ben de doğal olarak, eğer ilçedeyse ilçe kaymakamlığımıza ve de sosyal hizmetler müdürlüğümüze, gerekli yerlere yönlendirme yaptım. Ama hiç kimseyle muhatap olamadılar, kimseyi bulamadılar, hatta kapıdan bile alınmadılar. Ben buradan tüm vatandaşlarımızın merak ettiği bir konuyu sizlere sormak istiyorum: Sayın Grup Başkan Vekili, bu ilk etapta açıklanan kişi başı biner TL’lik yardımı hangi kriterlere göre, şu, şu, şu şekilde bu kişilere dağıtıyoruz; biner TL’yi bekçiyle birlikte, görevli postacıyla birlikte gönderiyoruz ve de teslim ediyoruz? Vatandaşımız bunu bilmek istiyor. Bakın, açık ve net soruyorum. Eğer bir kişinin geliri şu kadarsa veya değilse… Hangi kriterlere göre, bunu bilmek istiyor. Burada sizden, sosyal medyada, Bakanlığın sayfasında, televizyonlarda veya gazetelerde “Şu kriterleri bu şekilde olan ailelere biner TL veriliyor.” diye kesinlikle bir açıklama bekliyoruz. Çünkü insanlar gerçekten bilmiyorlar. Bilmedikleri için de ben dâhil birçok vekil arkadaşımıza, belki AK PARTİ’li vekil arkadaşlarımıza da soruyorlar. Onun için net bir açıklama istiyoruz. Bu birinciydi.

Şimdi, ikinci paket geliyor aynı şekilde ve de üçüncünün de geleceğini biliyoruz. Yani, sonuçta, dağıtılacak olan her yardımı hangi kriterlere göre, hangi kişilerin, hangi ailelerin alma hakları olduğunu net bir şekilde vatandaşımız sizden, Bakanlıktan öğrenmek istiyor. Bunun en azından Bakanlığın sayfasında yayınlanmasını ben talep ediyorum.

Diğer bir taraftan, küçük esnafımıza, biliyorsunuz, Halk Bankası tarafından 25 bin TL kredi verileceği söylendi. Birçok esnafımız bana döndü ve ben de doğal olarak Halk Bankasına yönlendirdim. Ancak inanın, değil 25 bin TL’lik kredi çekmeyi, deveye hendek atlatmaktan bile daha zor kredi müracaatını yapmak. Yani müracaat eden, edebilen belki -örnek veriyorum- o ilde bu sıfatta, bu sınıfta bin esnaf varsa belki 10’u geçebildi bu müracaatı, alabildi veya alamadı. Burada da vatandaşımızın ve esnafımızın ciddi derecede zorluklarla karşı karşıya olduğunun altını çiziyorum. Gerçekten zor günlerden geçen, özellikle de sizlerin verdiği bir kararla -kapatılması gerekiyordu, doğru- iş yerleri kapatılan bu esnafımızın en azından bu krediye ulaşmasını veya bu krediye ulaşamasa bile ödeyecek oldukları SGK primlerinin ödenmesini ve kendilerinin de en azından bir asgari ücretle desteklenip bu zor sürecin atlatılması gerektiğinin ve bu desteğin verilmesi gerektiğinin altını çiziyorum.

Sayın Bakandan ve sizden Özlem Hanım, özellikle bu kriterin, bu verilen desteklerin kriterinin açıklanmasını talep ediyorum.

Hepinize teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 42’nci maddesinde yer alan “eklenmiştir” ibaresinin “ilave edilmiştir” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

             Ayhan Erel                      Muhammet Naci Cinisli          Yasin Öztürk

               Aksaray                                 Erzurum                           Denizli

            Bedri Yaşar                             Ümit Özdağ           Zeki Hakan Sıdalı

               Samsun                                  İstanbul                            Mersin

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Ayhan Erel’in.

Buyurun. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

AYHAN EREL (Aksaray) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri, yüce Türk milleti; Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 42’nci maddesi üzerine partim İYİ PARTİ adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Maddeyle “Birden fazla hükümdeki cezaların koşullu salıverilmesindeki sürenin belirlenmesi için içtima kararları infaz hâkimliği tarafından düzenlenecektir.” denilmektedir.

Sayın milletvekilleri, Sayın Genel Başkanımız Meral Akşener’in bugün açıkladığı gibi dünyayla birlikte ülkemizde de giderek artan bir salgın tablosuyla karşı karşıyayız. Bu süreci en az hasarla atlatabilmenin tek yolu kurallara uymaktır. Bunun, elbette kolay olmadığını biliyoruz. Hem ekonomik kriz hem de salgın şartlarında evini geçindirmeye çalışan esnaflarımız var, asgari ücretle evine ekmek götürmeye çalışan emekçilerimiz var, yevmiyeli işçilerimiz var ve daha nice çalışanlarımız var ama tarihimizde defalarca kez yaptığımız gibi bu zorluğun da üstesinden hep birlikte geleceğiz. Yaşadığımız bu zor günler, her türlü siyasi hesabın üstünde, ortak bir mücadeleyle atlatabileceğimiz günler; devlet ve millet olarak, dayanışma ve birlik ruhuyla aşabileceğimiz günler. Milletimiz bu konuda kendini ispatlamış bir millettir. Vakit devletin de kendisini ispatlamasının vaktidir çünkü devlet tam bu zamanlar için lazımdır. Devlet, böyle zamanlarda milletin yanında durur, geçmişte böyle olmuştur, bugün de böyle olmalıdır. Ama maalesef devleti yönetenlerin gösterdikleri performansa bakınca, bilimin ışığında değil siyasi çıkarlar ekseninde atılan adımları görünce, milletin sağlığı için değil Sayın Erdoğan’ın uluslararası imajı için yapılan yardımları izleyince, defalarca uyarmamıza rağmen hâlâ ciddiyetsizliğin sürdüğüne şahit olunca kadim devlet geleneğimiz adına utanmaktayız.

Dünya salgını konuşurken biz İYİ PARTİ olarak dedik ki: Ülkemiz ve milletimiz için iktidarın atacağı her olumlu adıma destek olacağız. Bunun gereğini de yerine getirdik. Sürecin başından itibaren Sayın Erdoğan’a ve Hükûmetine atılması gereken doğru adımları açıkça söyledik, yapılan yanlışlara işaret ettik, iktidara doğru yolu gösterdik.

Bundan altmış gün önce, daha salgın ülkemize gelmemişken “Sahra hastaneleriyle ilgili çalışmalara başlayın.” dedik. “Karantina için bölgeleri belirleyin, tesisleri hazırlayın.” dedik. “Aşıyla ilgili çalışmalara şimdiden başlayın.” dedik. “İlerleyen süreçte vatandaşın sırtına ekonomik yük binecek, bu yükü hafifletmek devletin görevidir ve Türkiye Cumhuriyeti devleti bunu yapacak güçtedir.” dedik. “Açıklanan ekonomik paket yetmez, genişletin.” dedik. Madde madde neler yapılması gerektiğini anlattık. “Devlet, böyle zamanda milletten para istemez, aksine destek olur.” dedik. “Vatandaşımız zor durumda, nakit yardımı yapın.” dedik. Nasıl olacağını kaynaklarıyla gösterdik. “Millet İttifakı belediyeleri bu mücadelede sizin rakibiniz değil, aksine çözüm ortağınızdır, değerlendirin.” dedik. “Yardım ve dayanışma işlerini belediyelerle iş birliği içinde yürütün.” dedik. “Liderleri toplayın, ortak aklı masaya yatıralım, katkı vermeye hazırız.” dedik. “Derhâl zorunlu karantina ilan edin, kendi OHAL’ini ilan etmekle olmaz.” dedik. Dedik de dedik. Kimini duymak istemediler, kimini yapmak istemediler, kimini de yaptılar ama maalesef geç, eksik ve acemice yaptılar. Maalesef gördük ki iktidarın bir pandemi senaryosu bile yokmuş. Gördük ki iktidar, akıldan, devlet ciddiyetinden çoktan kopmuş; ülkeyi de krizi de yönetemez olmuş; siyasi hesaplar vatandaşın sağlığının önüne geçmiş. Uyarılarımızı dikkate alıp zamanında uygulayarak süreci daha az kayıplarla atlatabilmek hâlâ mümkün.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

AYHAN EREL (Devamla) - Devlet aklıyla Bilim Kurulunun önerileri çerçevesinde hazırlanacak ve devlet ciddiyetiyle uygulanacak bir programla ülke genelinde on beş günlük zorunlu karantina ilan edin. Buna paralel olarak, ekonomik destek paketini salgından birincil derecede etkilenen, zora düşen vatandaşlarımıza direkt nakit yardımı olarak gerçekleştiriniz. Karantina süresi içinde, bir tarama kampanyası başlatınız. Covid-19 vakalarını daha geniş ölçekte belirleyip haritalandırınız. Tanı konulan hastaların yakınlarını takibe alınız. Muhalefetin sesine lütfen kulak veriniz.

Saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

42’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

43’üncü madde üzerinde 3 adet önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 207 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 43’üncü maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ederiz.

            Mensur Işık                           Rıdvan Turan              Züleyha Gülüm

                 Muş                                     Mersin                           İstanbul

            Murat Çepni                             Tuma Çelik Tulay Hatımoğulları Oruç

                İzmir                                    Mardin                             Adana

  Serpil Kemalbay Pekgözegü

                İzmir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi, Sayın Serpil Kemalbay’ın.

Sayın Kemalbay, buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – Genel Kurulu selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, coronavirüsle mücadele bir PR konusu değildir, bir halkla ilişkiler kampanyası olamaz. Her gün coronavirüsün ne kadar büyük bir tehlike oluşturduğunu ve ne kadar can aldığını anlatıyoruz. Buna karşı, alınması gereken önlemlerin alınmadığını, şeffaf ve açık bir politika izlenmediğini, rakamları stilize ederek karşımıza çıktığınızı söylüyoruz ve size görevlerinizi hatırlatıyoruz. Ancak, ne yazık ki karşımızda bizi dinleyen AKP milletvekillerini bile göremiyoruz. Oysaki Meclisin görevi, bütün toplumun vicdanına göre yasa çıkarmaktır. Burada bir infaz paketi konuşuyoruz. Bu infaz paketini konuşma amacımız, coronavirüse karşılık cezaevlerinde alınması gereken önlemleri konuşmak olmalıydı ancak buraya bir türlü gelemiyoruz.

Değerli arkadaşlar, hapishanelerde ciddi risk oluşturan aşırı doluluk var; hijyen ve tedaviye erişim sorunu salgın tehlikesine karşı önlem alınması gerektiğini gösteriyor. Bu nedenle eşit infaz yasası son derece büyük bir öneme sahip fakat burada bu konuya en ufak bir yaklaşım gösterilmiyor. Şunun farkındayız: Terörle Mücadele Kanunu değişmediği sürece elbette ki bir demokrasiden bahsedemeyiz yani burada bir demokrasi konuşmadığımızın, bir demokratikleşme, iyileşme konuşmadığımızın hepimiz farkındayız. Zaten AKP saray iktidarından bir demokrasi beklentisi içerisinde olmak, ölünün gözünden yaş beklemeye eş değerdir. Dolayısıyla, burada bizim sizlere hatırlattığımız şey şu: Bir corona salgını, pandemi tehlikesi var, yaşanıyor, ölümler yaşanıyor; cezaevlerinde mahpuslar bu tehlikenin karşısında korumasızlar, ölecekler. Burada tarihe not düşelim; cezaevlerinden dört ay içerisinde, en fazla altı ay içerisinde toplamda en az 1.400 tabutun çıkacağını buraya not düşelim. Böyle bir büyük tehlike var ve 500’ü aşkın kronik hastalığı olan mahpus var, 1.500 hasta mahpus var ve biz bu rakamı abartılı olarak söylemiyoruz arkadaşlar.

Bakın, ayrıca şöyle bir şey var: Şimdi, şu anda Özlem Hanım burada değil; akademik bir tez yazdığını söylemişti, o akademik tez ışığında bana cevap vermesini isterdim doğrusu, masumiyet karinesine ne oldu? Cezaevlerinde 50.000 tutuklu var, bu insanlar herhangi bir ceza almış da değiller. Neden hemen, acil olarak bu insanlar, cezaevindeki tutuklu mahpuslar serbest bırakılmıyor?

Bakın, size daha önce de gösterdim Selma ablanın fotoğrafını, beş ay önce cezaevine alındı ve hâlâ hâkim yüzü görmemiş birisi; KOAH hastası, kalp hastası, tansiyon hastası ve ne yazık ki ölüm riskiyle karşı karşıya. Bunun hesabını verebilecek misiniz diye size sormak istiyorum.

Yine, Mehmet Salih Filiz, Ödemiş T Tipi Hapishanesinde kalıyor ve bağırsak kanseri, aynı zamanda verem. Taş attığı için 18 yaşında cezaevine girdi, 23 yaşında şu anda ve kanaması var, corona sebebiyle tedavi de edilemiyor, kanser hastası olduğu için de ölüme terk edilmiş durumda şu anda. Peki, Mehmet Salih Filiz’in hesabını verebilecek misiniz?

85 yaşında ağır hasta, coronavirüs nedeniyle tahliye talebi kaçma şüphesi bulunduğu sebebiyle reddediliyor. Yahu 85 yaşında Mehmet Emin Özkan, coronadan yaşamını yitirecek; bunun hesabını verebilecek misiniz?

70 yaşında hasta tutuklu Siti anne, yine, Nurcan Kızılkaya 11 aylık bebeğiyle, Arin’le birlikte cezaevinde. Bunun hesabını verebilecek misiniz?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi Sayın Kemalbay.

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (Devamla) – Teşekkürler.

Yine, yüzde 98 fiziksel engelli Serdar Yıldırım şu anda cezaevinde. Engin Aktaş, iki eli de yok, defaatle size burada söylüyoruz, cezaevinde ve coronavirüsün hedeflerinden biri. 25 Martta kalp krizi ve beyin kanaması geçirdi Sabri Kaya. Yine, Nedim Türfent, tutuklu bulunduğu cezaevinden, coronavirüse karşı tedbir alınmadığını söylüyor. 80 yaşında tansiyon hastası Sıddık Güler. Bu insanların yaşamını yitireceğini bile bile parmağınızı bile kıpırdatmamanız bir cinayete hazırlandığınız anlamına gelmiyor mu arkadaşlar? Bizim sizden burada yapmanızı istediğimiz şey, sadece birkaç ay sonrasını ciddiyetle hesaplamanız ve düşünmeniz. Yani bugün belki size verilen, saraydan verilen talimat gereği ellerinizi kaldıracaksınız ve bu adaletsiz infaz paketi burada geçecek ama sorumlu sizler olacaksınız. (HDP sıralarından alkışlar)

RECEP ÖZEL (Isparta) – Hiç kimse saraydan talimat almıyor, öyle bir şey de yok.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 207 sıra sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 43’üncü maddesinde yer alan “infaz hâkimliğinden” ibaresinin, “infaz hâkiminden” şeklinde değiştirilmesini teklif ederiz.

            Zeynel Emre                           Alpay Antmen           Süleyman Bülbül

               İstanbul                                  Mersin                             Aydın

            Tufan Köse                           Turan Aydoğan    Abdurrahman Tutdere

                Çorum                                  İstanbul                        Adıyaman

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, on dakika sonra bir on beş dakika salonu havalandırmak için ara vereceğim. Bir on dakika salonda kalırsak hemen oylamalarımızı arka arkaya yaparız.

Önerge üzerinde Sayın Abdurrahman Tutdere.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

ABDURRAHMAN TUTDERE (Adıyaman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, şu anda görüşmelerini yapmış olduğumuz özellikle İnfaz Yasası’ndaki değişiklik, bizim kanaatimize göre, özel bir af niteliğindedir. Kanun teklifinin tümü üzerindeki görüşmeler sırasında grubumuz adına konuşan arkadaşımız da Adalet Komisyonu görüşmeleri sırasında biz de bunu defaatle dile getirdik. Ancak, bu şekilde, teklif sahipleri maalesef buna ikna olamıyorlar. Bunun özel bir af niteliğinde olduğu, örtülü bir af niteliğinde olduğunu sadece biz söylemiyoruz. Özellikle ceza hukuku konusunda hukuk fakültelerimiz bunun örtülü bir af olduğunu, Türk Ceza Kanunu’nun 65’inci maddesi anlamında bir af olduğunu ifade etmektedirler. Bakınız, şu anda elimde İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ceza ve Ceza Muhakemesi Anabilim Dalı Başkanı Profesör Doktor Sayın Adem Sözüer’in bu konuya ilişkin, bu kanuna ilişkin hazırlamış olduğu hukuki mütalaası var. Bu mütalaada da aynı şekilde bunun örtülü bir af olduğunu, TCK 65 anlamında bir özel af olduğunu ifade etmektedir.

Sayın Komisyon Başkanı biraz önce bir şey ifade etti, dedi ki: “Bu, kesinlikle bir özel af değildir. Sebebi de dışarı çıkan hükümlü eğer kurala uymazsa tekrar cezaevine girecek.” Peki, ben de size soruyorum: Sizin getirmiş olduğunuz bu teklifte hükümlünün cezaevinde çekmesi gereken hapis cezasının süresini kısaltıyor musunuz? Kısaltıyorsunuz. Peki, hükümlü dışarı çıktı, kurala uydu ve tekrar içeri gitmedi. Bu adamın hapishanede çekmesi gereken cezayı siz bu yasayla kısaltmış olmuyor musunuz? Oluyorsunuz. Eğer durum buysa, tablo buysa, bu, gerçekten kanundaki tarifiyle özel bir aftır.

Burada tartışılması gereken konu, eğer bir özel af geliyorsa bu aftan neden bazı hükümlüler istifade edecek, neden bazıları istifade etmeyecek? Devletin cezalandırma yetkisiyle yakinen ilgili olan suç ve ceza ilişkisi, devletin egemenlik ilişkisi nazara alındığında, devlet aslında böyle bir af düzenlemesi getirdiğinde bütün yurttaşların özellikle Anayasa’nın 10’uncu maddesi gereğince bundan eşit olarak faydalanması gerekir. Ancak teklife baktığımızda, bazı suçlar yönünden bunun istisna tutulduğunu görmekteyiz. Aslında, zaten bu yasanın en büyük handikabı, kanun ismi ceza infaz kanunu, suçtan hareketle birtakım tanımlamalar yapılmış, birtakım istisnalar getirilmiş. Hâlbuki, eğer, burada suçlardan, suçların ceza miktarından veya suçluların ıslah olma durumları nazara alınarak bir tasnife, bir değerlendirmeye gidilmiş olsaydı daha doğru bir sonuç ortaya çıkacaktı ancak yanlış bir yöntemle yanlış bir sonuç ortaya çıkmış.

Bu teklifte teklif sahipleri, özellikle Terörle Mücadele Kanunu kapsamında yargılanan bütün herkesi aslında bir nevi terörist kabul ediyor. Ama gerçek bu mu? Böyle değil. Özellikle AK PARTİ döneminde, iktidarın yargı üzerindeki baskısı sonucu yasaya aykırı birtakım kararların çıktığını hepimiz biliyoruz.

Şimdi, 2015 öncesini düşünün. 2015 öncesinde bu iktidar döneminde suç olmayan bir sürü eylem 1 Kasım seçimlerinden sonra suç oldu, terörle mücadele kapsamında bir sürü insan bu suçlardan mahkûm oldu. Basit bir müzik, bir klip paylaşanlar propagandadan mahkûm oldu. Basit bir düşüncesini dile getirenler, iktidarı eleştirenler, farklı bir fikir ileri sürenlerin hepsi terörist oldu, yargılandı ve mahkûm oldu.

Burada aslında yapılması gereken bir şey var: Değerli milletvekilleri, her ne kadar teklif sahipleri de bu yasayı cezaevlerindeki bu kalabalığı seyreltmek adına getiriyorsa da bu yasanın sorunu kökten çözmeyeceği açıktır. Bu Terörle Mücadele Kanunu bu şekliyle yürürlükte olduğu sürece cezaevleri belki bir iki yıl sonra tekrar dolacak çünkü bu yamalı bohçaya iktidar veya siyasetin etkisindeki yargı istediği kişiyi koyuyor, istediği kişiyi burada mahkûm ediyor ve istediği kişiyi de cezaevine yollayabiliyor.

Onun için burada yapılması gereken bir şey var: Türkiye’de evrensel hukuk kaideleri doğrultusunda “terör” tanımının artık mutlaka net bir şekilde ortaya konulması lazım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın.

ABDURRAHMAN TUTDERE (Devamla) – Eğer gerçekten bir fikir eyleme dönüşmemişse, eğer bir fikir çatışmayı, şiddeti övmüyorsa, onu teşvik etmiyorsa bunun düşünce suçu olarak kabul edilmesi ve bu şekilde bir muamele görmesi gerekiyor. Ancak bizim yürürlükteki mevzuatımız ve özellikle siyasallaşan yargı son dönemlerde bundan uzaklaşarak kendisi gibi düşünmeyen, kendisi gibi hayat anlayışı olmayan bütün gazetecileri, bütün farklı kesimleri, sendikacıları, sivil toplum örgütlerini, siyasetçileri bu torbanın içine koyup direkt cezaevine atabiliyor.

Değerli milletvekilleri, dolayısıyla bu infaz yasası sorunu çözmeyecektir. Bu sorun… Şu andaki bu yasa sadece geçici bir süreliğine cezaevlerini boşaltacak ancak nihayetinde cezaevleri bu yargılama sistemiyle -bu özellikle Terörle Mücadele Kanunu yürürlükte olduğu sürece- yeniden dolacaktır.

Teşekkür ediyorum.(CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 43’üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan "değiştirilmiştir” ibaresinin "yeniden düzenlenmiştir” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

            Bedri Yaşar                             Ayhan Erel Muhammet Naci Cinisli                                                           Samsun                           Aksaray               Erzurum                                      Zeki Hakan Sıdalı            Yasin Öztürk                                                                                         Mersin                                   Denizli

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Yasin Öztürk’ün.

Buyurun.(İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

YASİN ÖZTÜRK (Denizli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Adalet Bakanlığı, Türkiye Büyük Millet Meclisine gönderdiği 2020 bütçe raporunda Türkiye’de 355 cezaevinin olduğunu bildirmişti. Bakanlığın bu bildiriminden sonra, ayrıca 2020 yılında 28 adet daha cezaevi açacağı açıklanmıştı.

Türkiye’de cezaevlerinde 300 bine yakın hükümlü ve sayısını bilemediğimiz tutuklu bulunuyor. Bu hükümlülerin yüzde 22’si uyuşturucu ticareti suçlarından, yüzde 14,7’si hırsızlık suçundan, yüzde 13,6’sı terör suçlarından, yüzde 11’i yaralama suçlarından, yüzde 10,7’si kasten öldürme suçlarından, yüzde 9’u yağma suçlarından, yüzde 2,4’ü sahtecilik suçlarından, yüzde 1,3’ü dolandırıcılık suçlarından, yüzde 1,1’i ekonomik çıkar amaçlı suç örgütü suçlarından, yüzde 14,2’sinin ise diğer suçlardan cezaevinde olduğu söyleniyor.

Şimdi, ben altı gündür burada birkaç defa konuşma yaptım. Biraz önce Sayın Ali Özkaya buradaydı ama şu anda herhâlde yok, bir daha da belki yakalayamayabilirim. Ben gıyabında sorayım, inşallah geldiğinde kendisi cevap verir. Sayın Ali Özkaya, bu cuma günü “Rüşvetçiler affediliyor.” eleştirisine basında bir açıklama yapmış ve açıklaması, “247 kişi zimmetten, 36 kişi ise irtikâptan içeride. Yasadan faydalananların binde 1’i bile değil.” diyor. Böyle bir açıklama yapmış kendisi. Teklif sahipleri binde 1 oranındaki detayı bile bilebildiğine göre bizlere şunu açıklayabilmelidirler: Çünkü komisyonda sormuştuk, ne yazık ki gargaraya getirmiştiniz.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Gargaraya getirme olmadı.

YASİN ÖZTÜRK (Devamla) – “Bu infaz indiriminden hükümlülerden kaç kişi yararlanıyor?” sorusuna total rakam vermek yerine “Hangi suçlardan ne kadar kişi infaz indiriminden yararlanacaktır, toplum içine karışacaktır?” Bunu sormuştuk. İsterseniz biraz daha açayım: Yani, açık da olan terör suçlusu var mıdır, kaç kişidir? Açıkta olan cinsel saldırı suçluları kaç kişidir? Dolandırıcılıktan kaç kişi bu yasadan faydalanacaktır? Vesaire vesaire. Bunu kamuoyuna açıklamak zorundasınız. Açıklamalarınızdan anladığımız kadarıyla detaylarına kadar hepsini biliyorsunuz ama kamuoyundan gizliyorsunuz.

83 milyonluk ülkemizde her 277 kişiden 1’i cezaevinde. Avrupa’daysa her 1000 kişiden 1’i cezaevinde. Ülkemizde cezaevlerindeki hükümlü sayısı 300 bin iken bizim gibi nüfusu 83 milyon olan Almanya’daysa bu sayı 62 bin. Avrupa’da cezaevinde en çok tutuklu ve hükümlünün bulunduğu ülke ne yazık ki biziz. Dünya ortalamasının 3 katı fazla hükümlü ve tutuklu sayısına sahibiz. Görüşülmekte olan teklif yasalaştığında 90 bin hükümlü ve tutuklu yararlansa dahi 200 binin üzerinde hükümlü ve tutuklu cezaevlerinde kalacaktır. İnfaz düzenlemesi sonrasında dahi cezaevlerindeki mahkûm oranı Avrupa’dan 2 kat fazla, dünya ortalamasının da 2 katına yakın olacaktır.

Dolayısıyla, yeni yasa da sadece geçici ve eğreti bir pansuman olmaktan öteye geçmeyecektir. Sınırlı rahatlama ve geçici çözümler sağlamak için infaz rejimi düzenlemeleriyle cezaevlerini kısmen boşaltmak hukuka ve adalete güveni sarsmaktadır. Sıkışıldığı an da adalete karşı oluşan güvensizliğin sorumluluğunu yargı mensuplarına yüklemek doğru ve ölçülü değildir. Hukuk, kişi hak ve özgürlüklerini güvence altına alarak toplumda huzur ve barışı temin etmeyi amaçlar. Devletin bir ceza siyaseti olmalıdır. Suçluyu sosyalleştirici, yeniden topluma kazandırıcı yasal düzenlemelerle uygulama sorunlarını çözme, ceza siyaseti belirleme yasa koyucunun görev ve sorumluluğundadır.

Belirlenmiş tutarlı bir ceza siyaseti olmadığı için bugüne kadar yandaş ve popülist dürtülerle yapılan sistemsiz Ceza Kanunu değişiklikleri dünya ortalamasının çok çok üstünde mahkûm sorununu doğurmuştur. Bugün vatandaşın devletten beklediği asıl şey, zaman zaman çıkarılan aflarla ya da yapılan yasal düzenlemelerle cezaevlerinin boşaltılması değil, soruna köklü ve gerçekçi çözümlerin üretilmesidir. Görüşülmekte olan bu yeni düzenlemeyle de mevcut sorunlar yine çözülemeyecek ve kısa zaman sonra yine vatandaşımız çözülemeyen sorunlarıyla baş başa kalıp yaşam mücadelesine devam edecektir.

Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

43’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Birleşime on beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 23.14

ONUNCU OTURUM

Açılma Saati: 23.29

BAŞKAN: Başkan Vekili Süreyya Sadi BİLGİÇ

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Enez KAPLAN (Tekirdağ)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 83’üncü Birleşiminin Onuncu Oturumunu açıyorum.

207 sıra sayılı Kanun Teklifinin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon yerinde.

44’üncü madde üzerinde 3 önerge vardır. Önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 207 sıra sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin 44’üncü maddesiyle 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 101’inci maddesinin ikinci fıkrasındaki değişikliğin (c) bendinden sonra gelen “bu hususta” ibaresinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

            Tufan Köse                           Turan Aydoğan           Süleyman Bülbül

                Çorum                                  İstanbul                            Aydın

            Zeynel Emre                           Alpay Antmen                  Ahmet Akın

               İstanbul                                  Mersin                          Balıkesir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Ahmet Akın’ın.

Buyurun Sayın Akın. (CHP sıralarından alkışlar)

AHMET AKIN (Balıkesir) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, altı gündür, tam altı gündür gece gündüz demeden af görüşüyoruz. Şimdi, burada, bizleri izleyen, bizleri dinleyen, gözü kulağı bizde olan ve beklentisi olan milletimizin, bizden beklentisi olanların sorunlarına çare olmak için mücadele ediyoruz.

Öncelikle, ben, Cumhuriyet Halk Partisi olarak pozisyonumuzu şu şekilde anlatmak istiyorum: Biz devletine, askerine, polisine kurşun sıkana af istemeyiz; biz kendisine emanet edilen tankla milleti ezene, milletin uçağıyla Meclisini bombalayana af istemeyiz ama biz gazetecinin, siyasetçinin, sosyal medyada “tweet” atanın, o “tweet” düğmesinin altında “Beğen”e basanın, sosyal medyada “Beğen”e basanın cezaevinde durmasını da asla kabul edemeyiz. Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz kader mahkûmlarının salıverilmesine karşı değiliz değerli arkadaşlar. Aksine, onların tahliyeleri için adaleti, aklı, mantığı ve vicdanı savunmaktayız.

Değerli arkadaşlar, unutmayın, ekonomik kriz nedeniyle zora düşen esnaf hapse atılırken gaspçının, hırsızın affedilmesi adaletsizliktir. Ayrıca, şebeke suyuna bilerek zehir katan birisi affedilirken gazeteci ve yazarların salıverilmemesi adaletsizliktir. Bir çocuğu fuhuş yapmaya teşvik edenler serbest bırakılırken çocuklu annelerin demir parmaklıklar arkasında unutulması adaletsizliktir değerli arkadaşlar. Hasta ve yaşlıların yararlanamadığı ama cinsel dokunulmazlığa karşı suç işleyenlerin, çocuk istismarcılarının yararlandığı bu düzenleme adaletsizdir arkadaşlar. Eline silah almamış, şiddete bulaşmamış kişileri kapsamaması ama milletin kanına giren, eli kanlı mafya ve çetelerin sokağa bırakılması adaletsizliktir arkadaşlar. İhaleye fesat karıştıranların, hırsızların, dolandırıcıların, rüşvetçilerin elini kolunu sallayarak dışarıya çıkması adaletsizliktir arkadaşlar. Bizler, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, halk için hakkın, adalet için hukukun yanındayız.

Değerli arkadaşlar, şimdi, burada söylediklerimizi Cumhuriyet Halk Partimizin ana görüşleri olarak anlattık. Sizlerin de burada milletvekilleri olarak, hakkı, hukuku, adaleti temsil eden seçilmiş kişiler olarak elinizi vicdanınıza koymanız lazım. Düşünebiliyor musunuz, sosyal medyada sadece bir “Beğen”e bastı diye bir insan şu anda hapiste kalacak ama bir taraftan çeteler, efendim, işte, hırsızlar, dolandırıcılar dışarı çıkacak. Eğer bu sizin vicdanınıza sığıyorsa eyvallah ama unutmayın ki bugünler geçiyor, bugünler geçtiği zaman hem halkımız hem de Yaradan size diyecek ki: “Ne yaptınız siz? Gittiniz orada adaletsizliklere el kaldırdınız.” Onun için işte biz size bunu anlattık, onun için her zaman hakkı, hukuku, adaleti savunan Cumhuriyet Halk Partisi olarak bizler yine burada da savunmaya devam ediyoruz. Onun için de, gerçek anlamda hukukun, adaletin sağlanması için burada altı gündür, gece gündüz demeden mücadele ediyoruz. Bu mücadele Cumhuriyet Halk Partililerin mücadelesi değildir, bu mücadele 83 milyon Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının mücadelesidir. Onun için diyoruz ki: “Sizler madem milletin oylarıyla buraya geldiniz, hodri meydan, buradaki yapılanlar herkes karşısında değerlendirilecek.” Burada ekonomik kriz nedeniyle insanların düştüğü durum da ortada. Adaletsizliğin had safhaya geldiği bir noktada sizlerin burada yapmanız gereken elinizi vicdanınıza koyup ona göre hareket etmektir.

Ben de bu vesileyle yüce Meclisi selamlıyor, sizlere kolay gelsin diyorum. Elinizi vicdanınıza koyun. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Buyurun Sayın Tunç.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

53.- Adalet Komisyonu Başkan Vekili Yılmaz Tunç’un, Balıkesir Milletvekili Ahmet Akın’ın görüşülmekte olan 207 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 44’üncü maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Akın, tabii, bazı suçlardan bahsederek bunların affedildiğinden, bu nedenle adaletsiz bir durumun söz konusu olduğundan bahsetti. Teklife baktığınız zaman, bu suçların affı diye bir şey söz konusu değil. Özellikle çok hassas olduğumuz konu, çocukların fuhşa teşvik edilmesi. Bunun affedildiği yönünde burada bir beyanda bulunulması hepimizi üzer. Çocukların fuhşa teşvik edilmesiyle ilgili cezaları iki yıldan sekiz yıla, on yıla, çocuklar bakımından daha da -2 kat- artıran bu iktidar. Bu nedenle, bunların affı diye bir şey söz konusu değil; yanlış anlamalara sebebiyet vermeyelim.

BAŞKAN – Evet, diğer önergeyi okutuyorum…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Söz istiyoruz Sayın Başkan.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Söz istiyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Söz istiyorsunuz.

Sayın Beştaş, buyurun.

54.- Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, yaralama sonucu iyileşmesi imkânsız hastalığa sebep olma, bitkisel hayata sokma, konuşma veya çocuk yapma yeteneklerini kaybettirme, gebe kadının çocuğunu düşürtme, ölümüne neden olma, tüm kamu görevlilerine yönelik yaralamalar, kamu görevlilerinin nüfuzunu kötüye kullanarak işledikleri yaralamalar ile yaralama suçları ve bunun sonucunda öldürmenin silahla da işlenmesi hâlinde af kapsamında olup olmadığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Komisyon adına söz alan Yılmaz Bey’e ilişkin soruyorum ben de; açıklıyorum ama soru olarak da alabilirsiniz: Geçici 6/(1)’inci maddede yaralama sonucu iyileşmesi imkânsız hastalığa sebep olma, bitkisel hayata sokma, duyulardan veya organlardan birinin işlevini yitirmesi, konuşma veya çocuk yapma yeteneklerini kaybettirme, gebe kadının çocuğunu düşürtme, ölümüne neden olma; doktor, hemşire ve diğer sağlık çalışanları, polis, öğretmen gibi tüm kamu görevlilerine yönelik yaralamalar; kamu görevlilerinin nüfuzunu kötüye kullanarak işledikleri yaralamalar; yaralama suçları ve bunun sonucunda öldürme, silahla da işlense af kapsamında mı?

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Yok öyle bir şey.

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Değerli Başkanım, tabii, burada hâlâ anlaşamadığımız bir husus şu: Burada suçlar sayılarak bunların affedildiği yönündeki beyanların hiçbir geçerliliği yok, bu teklif bir af yasası değil.

BAŞKAN – Komisyon Başkan Vekilimiz, soru-cevap işleminde değiliz, rica ediyorum. Siz sürekli o düğmeye basıp konuşma yaparsanız bu olmaz.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan, ben, kapsamındadır diyorum.

BAŞKAN – Kusura bakmayın, bir müsaade edin Sayın Beştaş, yani ben de başka türlü nasıl yöneteceğim burayı? Herkes bulduğu düğmeye basarak konuşursa olur mu bu iş?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – İzin isteyecek.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Tamam, tamam, sözümü düzeltiyorum o zaman.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Hayır, hayır, Başkandan izin isteyecek; o yanlış yaptı, onu söylüyor.

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun, tamamlayın.

55.- Adalet Komisyonu Başkan Vekili Yılmaz Tunç’un, görüşülen 207 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin af yasası olmadığına ilişkin açıklaması

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Burada, bu kanun teklifinde hiçbir suç affa uğramıyor; bunu bir kere bilelim. Bu af yasası değil, genel af yasası değil, özel af yasası değil; koşullu salıverme ve denetimli serbestlik süreleriyle alakalı bir kanun teklifi. Bunu çarpıtmanın anlamı yok. Bazı suçlar sayılarak hâl⠓Affediliyor.” deniyorsa bu, kamuoyunu yanıltmadır.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan, bir cümle...

BAŞKAN – Buyurun Sayın Beştaş.

56.- Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Adalet Komisyonu Başkan Vekili Yılmaz Tunç’un yaptığı açıklamayı kabul etmelerinin mümkün olmadığına ilişkin açıklaması

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan, bu açıklamayı kabul etmemiz mümkün değil. Benim saydığım suçların tümü, geçici madde 6/(1)’de hepsi özel af kapsamında. Bir suçun işlendikten sonra yarısı indiriliyorsa ve diğer yarısı üç yıl denetimli serbestliğe giriyorsa ve o kişi tek bir gün cezaevinde kalmıyorsa bu açıkça bir aftır. İstedikleri kadar aksini söylesinler, TCK açık, bundan daha önceki suçlarda Anayasa Mahkemesinin vermiş olduğu kararlar açık. Buna “Özel af değildir, 360 milletvekilinin oyu gerekmiyor.” tezinden hareketle, ısrarla, bir haftadır “Özel af değil.” diyorlar. Ben de bir hukukçu olarak söylüyorum, Grup Başkan Vekili olarak değil; bu bir özel aftır ve demin saydığım suçların tümü de bu özel af kapsamındadır. (HDP sıralarından alkışlar)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, konu teknik. Uygun görmeniz durumunda benim kullanacağım sözü Komisyondaki CHP sözcüsü Zeynel Emre’ye veriyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Emre.

57.- İstanbul Milletvekili Zeynel Emre’nin, 207 sıra sayılı Kanun Teklifi’yle getirilen düzenlemelerdeki çarpıklıkları ortaya koyan eleştirilerin doğru eleştiriler olduğuna ilişkin açıklaması

ZEYNEL EMRE (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Önce şunu ifade edeyim: Değerli Milletvekilimiz Ahmet Akın’ın konuşması grubumuzun da sahip çıktığı bir konuşmadır. Şöyle: Bir defa, yapılan düzenlemeyle ilgili şeffaf bir şekilde bu düzenlemenin altında imzası bulunanların buna sahip çıkıp savunması da lazım. Ciddi bir toplu indirim aynı zamanda toplu özel af anlamındadır. Bunu doktrin de böyle anlatır, TCK 65’inci maddenin (2)’nci fıkrası da böyledir ve Sayın Ahmet Akın’ın söylediği gibi, burada, çok net, fuhşa sürüklenmek, fuhuş suçları indirim kapsamında mıdır, değil midir? Siz “indirim” diyorsunuz, ben o anlamda sorayım. Örgütlü bir şekilde fuhşa sürükleme suçunu işleyen biri, bir çete lideri burada indirim alacak mı, almayacak mı? Alacak değerli arkadaşlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

ZEYNEL EMRE (İstanbul) – Şimdi, getirdiğiniz düzenlemedeki çarpıklıkları ortaya koyan hatiplere yönelik de “Doğru söylemiyor, yalandır, çarpıtıyordur.” falan demenin gereği yok.

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Yalandır demedim.

ZEYNEL EMRE (İstanbul) – Çünkü yaptıkları açıklamalar, bütünüyle sizin teklifinizle uyumlu, hepsi de doğru eleştirilerdir. Bunu böyle kabul edin.

Teşekkür ediyorum.

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Efendim?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Ben yalandır diye bir şey söylemedim.

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Başkanım, düğmeye basınca oluyor mu öyle?

BAŞKAN – Olmuyor, olmuyor.

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Oluyor işte, oluyor.

BAŞKAN – Olmuyor; bak, düğmeye basılmadı, şu an açık değil mikrofon gördüğünüz gibi.

MUHAMMET NACİ CİNİSLİ (Erzurum) – Aranızda mı konuşuyorsunuz Başkanım?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Önce talep.

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Önce talep.

BAŞKAN – Müsaade edin, tabii ki öncelikle benden “Konuşabilir miyim?” diye Komisyon Başkan Vekili söz istiyor. Ben de söz verip vermemeye karar vereceğim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Tabii, önce talep. Ne öyle!

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Ama “İstiyorum." demedi.

BAŞKAN – Kifayetimüzakere ediyorum.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Başkanım, biz düğmeye basınca olmuyor.

VI.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Denizli Milletvekili Cahit Özkan, Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül ve Afyonkarahisar Milletvekili Ali Özkaya ile 57 Milletvekilinin Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2762) ve Adalet Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 207) (Devam)

BAŞKAN – Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 44’üncü maddesinde yer alan “eklenmiş” ibaresinin “ilave edilmiş” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

            Bedri Yaşar                             Ayhan Erel     Muhammet Naci Cinisli

               Samsun                                  Aksaray                          Erzurum

           Yasin Öztürk                        Zeki Hakan Sıdalı

               Denizli                                   Mersin

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Başkanım, bizim aklımızda bir soru işareti açıklığa kavuşmadı.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – “Eklenmiş” ibaresi daha doğrudur. Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Duyamadım ilk söylediğinizi.

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – “Eklenmiş” ibaresi daha doğrudur. Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Peki.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkanım, biz düğmeye basıyoruz basıyoruz…

BAŞKAN – Sayın Tanal, oradan ne söylediğinizi, hiçbir şeyi duyamıyorum ben.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Yakına geleyim. Buradan düğmeye basıyoruz olmuyor.

BAŞKAN – Ya, sizinki basınca çalışmıyor, öyle.

Önerge üzerinde söz talebi Sayın Zeki Hakan Sıdalı’nın.

Buyurun Sayın Sıdalı. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

ZEKİ HAKAN SIDALI (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; toplum adalete inanırsa, kanunlara ve dolayısıyla devletine güven duyar. Peki, şu anda Türk milleti adalete güveniyor mu? Bunun cevabını en iyi Adalet Bakanı bilir. Bakın, o da ne diyor: “Yargıya güven ancak ortak akılla gelişir.” Hadi Bakan haksız olsun, araştırmalara bakıyoruz, toplumun yüzde 68’i yargıya hiç güvenmiyor, yüzde 20’si kısmen güveniyor. Muhalefet, hukukun güven vermediğini, kayırmacılığını, Hükûmete bağımlı olduğunu, iradesiyle karar veremediğini söylüyor ama burada konuşulanlara bakınca her şey mükemmel, güllük gülistanlık. İşte bu görmezden gelme, adaleti ve temeli olduğu mülkün kendisini hiç olmadığı kadar geriye götürdü.

Bakın, biz nasıl bir ülkeydik? Cumhurbaşkanlarımız vardı; kendileriyle ilgili tiyatrolara gider, kendilerine yönelik esprilere kahkahalarla güler, eleştirinin önünü açarlardı. O zaman kutuplaşma, gerginlik hafiflerdi. Cumhurbaşkanlarımız vardı; kendileriyle ilgili karikatürleri çerçeveletir, odalarına asarlardı. Peki, şimdi nasılız? Vatandaşları hakkında en çok dava açan Cumhurbaşkanı dönemini yaşıyoruz. Cumhurbaşkanlığı makamı bizim için değerlidir. Saygı sınırlarını aşmak, hepimiz için bu makama saygısızlıktır. Ama bu makam da hoşgörünün merkezi olmalı, halkın tepkilerine bu hoşgörüyle yaklaşmalıdır. Bugün içindeki hakareti bile anlayamadığımız beyanlardan dolayı birçok insan mahkemelerde sürünüyor, kimisi şimdi içini boşaltmak için kanun çıkardığımız hapishanelerde yatıyor. Nereden nereye gelmişiz, değil mi? Bu, bir başarı değil; başarısızlıktır, hoşgörüsüzlüktür.

Bir de medyayı nereden nereye alıp götürdüğünüze bakalım. Bu ülkede gazeteciler, hükûmeti en ciddi şekilde eleştirir, sudan sebeplerle hapse girmezlerdi. Bu ülkede hükûmetler aleyhine kitaplar yazılır, yazarlar hapse girmezlerdi. Yazılanlar arasında yalan yanlış varsa hukuk işler, mahkeme eğrisine doğrusuna karar verirdi. Verilen karar, toplum vicdanında da kabul görürdü. Yazarlar, aylarca iddianamelerini hapishanede beklemez, eleştirilerini köşelerinden yapmaya devam ederlerdi. Bakın, Türkiye’yi nereden nereye getirmişsiniz.

Sayın milletvekilleri, Avrupa Konseyi gözlemcisi olarak son seçimlerde Belarus’taydım. Medya diye bir şey yok, hiçbir şey yazanlar var. Tek tük muhalif gazeteci de hapislerde çürüyor. Yargı iktidarın elinde, istedikleri atamaları yapıyorlar, istedikleri kararları aldırıyorlar. Muhalefetin ise, bırakın eşit şartları, propaganda yapmasına bile müsaade yok. Bir önceki seçimlerde 110 kişilik meclislerine 2 muhalif girebilmişti, son seçimlerde muhalefetin sıfır milletvekili var. Orada güya kanunlar var, orada güya seçim var. Halk, meclisinde temsil edilemiyor. Seçim olsun, muhalefet olmasın; bu, demokrasi midir? Bu, sizin de idealiniz midir? Bağımsız yargı, hâkimler, savcılar ve hatta avukatlar olmadan kanunlar mükemmel olsa ne fark eder? Ötekileştiren, kutuplaştıran bir yargı olduktan sonra kanun doğru bile olsa halkına güven verir mi? Vermez.

Sayın milletvekilleri, sizler seçkinlerden kurulu bir siyasetten şikâyet ederek milletin teveccühünü kazandınız ama son kertede kendi seçkin gruplarınızı oluşturdunuz. İtiraz ettiğiniz, elitler değilmiş, yönetenlerin kendi elitleriniz olmamasıymış. Biz ise tüm “seçkin” iddiasında olanlara karşıyız. Milletin Meclisi, milletini temsil edecek, onların çıkarlarını koruyacak. Eskiden halkın doğru temsil edilmediğinden şikâyetçiydiniz, şimdi ise milletin Meclisinde sizin gibi düşünmeyenlerin fikirlerini ciddiye almıyorsunuz yani aslında onların temsil ettiği büyük çoğunluğu dikkate almıyorsunuz. Bu durumda, kişisel menfaatler halkın menfaatinin önüne geçer. Özellikle seçkinlerinizin arasına giremeyen büyük kalabalık -esnaf, çiftçi, KOBİ, işçi, memur- hak ettiğini alamaz. Ekonomik denge ve gelir dağılımı bozulur. İktidar yanlıları dengesiz bir şekilde zenginleşir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ZEKİ HAKAN SIDALI (Devamla) – Toparlıyorum.

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

ZEKİ HAKAN SIDALI (Devamla) – Halkın çoğunluğu da bugün olduğu gibi fakirleşir. Bu yüzden halkın siyasi kararlara sivil toplum kuruluşları vasıtasıyla katılması, denge ve kontrol mekanizmaları önemlidir; bu yüzden kuvvetler ayrılığı önemlidir. O sebeple tek çare iyileştirilmiş ve güçlendirilmiş parlamenter sistemdir diyorum.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 207 sıra sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 44’üncü maddesinde geçen “veya” ibaresinin “ya da” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

            Mensur Işık                             Tuma Çelik  Tülay Hatimoğulları Oruç

                 Muş                                     Mardin                             Adana

           Rıdvan Turan                         Züleyha Gülüm                 Murat Çepni

                Mersin                                  İstanbul                             İzmir

                                                       Şevin Coşkun

                                                             Muş

BAŞKAN – Evet, önergeye katılıyor mu Komisyon?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Şevin Çoşkun’un.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

ŞEVİN COŞKUN (Muş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 44’üncü madde üzerinde söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu selamlıyorum.

Görüşülmekte olan kanun teklifi, içinde bulunduğumuz sürece cevap olamamakta; ayrımcı, umut kırıcı, sorunları derinleştiren ve cezalandırıcı niteliğiyle toplumun vicdanında da kabul görmemektedir. Teklif gündeme geldiğinden beri siyasi iktidarın ikiyüzlülüğüne tanıklık etmekteyiz. Siyasi iktidar kendi çevresine bu kanun teklifini af olarak lanse etmekte ve bu yolla iktidarını korumak istemektedir. Ancak toplumun talepleri devreye girdiğinde yani iktidar dışında düşünenler mevzubahis olduğunda bu kanun teklifinin bir infaz düzenlemesi olduğu konusunda ısrar etmektedir.

Değerli milletvekilleri, bu kanun teklifi çok açık bir özel af düzenlemesidir ancak siyaset yapanlar, düşüncesini ifade edenler bu kapsama alınmamaktadır. Oysaki bu salgın sürecinde en riskli alan olan cezaevlerinde bu düzenleme herkesi kapsamalıdır. Bu Hükûmet siyasi suçlar dışındaki suçları yani kişilerin zarar gördüğü suçları affediyor. Bunda sakınca duymuyor, aslında böyle bir yetkisi de yoktur.

Değerli milletvekilleri, fikir işçileri olan gazeteciler de bu kanun teklifinden yararlanamayacak. Türkiye’de 100’ün üzerinde gazeteci şu an cezaevinde tutuklu bulunuyor. Salgın döneminde dahi mart ayında 15 gazeteci gözaltına alındı, 8’i tutuklandı. Bugün cezaevlerinde bulunan gazeteciler şiddetle ilişkisi olmayan haberlerinden dolayı “üyelik, propaganda, halkı kin ve düşmanlığa tahrik” gibi suçlamalarla içeride tutuluyor. Haklarında dava açılan gazeteciler ya tutuklanıyor ya denetimli serbestlikle bırakılıyor. Bu düzenlemeyle “Herkes aldığı cezanın yüzde 40’ını çekecek.” denilerek dışarıda olan gazetecilere de cezaevi yolu gösterilmek isteniyor.

Birkaç örnek vereceğim: Gazeteci Aziz Oruç, Nedim Türfent, Mehmet Güleş, Abdulkadir Turay, Ferhat Çelik, Aydın Keser gibi gazeteciler yaptıkları haberler nedeniyle şu an tutuklu bulunuyorlar. Yaptıkları her haber, her faaliyet “terör” kavramına sokularak tutuklanan gazeteciler derhâl serbest bırakılmalı, bu adaletsizlik son bulmalıdır.

Değerli milletvekilleri, cezaevlerinde çok büyük bir sorun daha var, Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına aykırı bir durumla karşı karşıyayız. Cezaevlerinde hasta, yaşı ilerlemiş ve ağırlaştırılmış müebbet cezasını çeken yüzlerce siyasi hükümlü bulunuyor. Bir insanın her şart ve koşulda ömür boyu cezaevinde kalmasından bahsediyoruz. “İdam yok.” demeyin, bunun adı bal gibi de “idam”dır. AİHM “Ölünceye kadar infaz diye bir şey yoktur.” diyor. Bu kanun teklifi AİHM’in kararı göz önüne alınarak tekrar düzenlenmelidir. Bir hükümlünün yaşı ve sağlığı dikkate alınarak tahliye olacağı zamanı mutlaka bilmesi gerekmektedir.

Bu düzenlemede, yine, siyasi tutuklu ve hükümlüler hedef alınmakta, 23’üncü maddede olduğu gibi keyfî disiplin cezalarının önü açılmaktadır. Tasarıda mahkûmların ceza infaz kurumu dışındaki davranışları disiplin soruşturmalarına tabi tutuluyor. Örneğin, kelepçeli muayeneyi kabul etmemek, mahkemede savunma yapan bir tutuklunun slogan atması ya da ring araçlarında kendisine yönelik kötü muameleye karşı koymak. Bunlar disiplin suçu kapsamına alınamaz, aksine, sağlık hakkı ya da savunma hakkının ihlali gibi sorunlar acilen son bulmalıdır.

Değerli milletvekilleri, tasarı bu hâliyle geçerse cezaevlerinde infaz yakmalar da artacaktır yani ikili cezalandırma yöntemi yaygınlaşacaktır. Bir siyasi tutuklu onlarca yıl cezaevinde kalacak, şartlı tahliye ihtimali olduğunda da “Biz infazını yaktık.” diyecekler. Bu infaz düzenlemesinde uluslararası sözleşmelere aykırı, insan yaşamını hedef alan sorunlar çözülmüyor. Aynı zamanda “Siyasileri ne kadar uzun tutabilirim?” arayışı bulunmaktadır.

Arkadaşlar, faşizm, umut kırmaktır; tüm çabası bu yöndedir, ancak ve ancak umut kırarak ayakta kalabilir. Bu kanun teklifiyle, cezaevlerindekilerin ve ailelerinin umutları kırılmak istenmekte, yaşamaya dair umutlar tüketilmek istenmektedir. Siyasi tutukluları cezaevlerinde ölümle karşı karşıya bırakmak, aynı zamanda Türkiye halklarının barış ve özgürlüğe olan umudunu kırmaya yönelik bir çabadır. Ancak ölüm siyasetinin sahipleri şunu iyi bilmeliler: Yaşam mutlaka kazanacaktır; yaşam siyaseti, demokrasi, barış ve özgürlük mücadelesiyle birlikte yükselecektir. Bu umudu hiçbir güç kıramayacaktır. Bu mücadelenin sonunda kırılacak olan bir şey varsa o da faşizm olacaktır.

Sevgili Nazım Hikmet’in dediği gibi, büyük insanlığın umudu var; umut edeceğiz, direneceğiz ve kazanacağız.

İnsanlık kazanacaktır.

Teşekkür ediyorum.

Genel Kurulu selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

II.- YOKLAMA

(HDP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan, yoklama talep ediyoruz.

BAŞKAN – Önergenin oylamasından önce bir yoklama talebi vardır, onu gerçekleştireceğim.

Sayın Beştaş, Sayın Oluç, Sayın Paylan, Sayın Işık, Sayın Orhan Işık, Sayın Ersoy, Sayın Koçyiğit, Sayın Hatımoğulları Oruç, Sayın Başaran, Sayın Kemalbay, Sayın Turan, Sayın Koç, Sayın Toğrul, Sayın Kaya, Sayın Sarısaç, Sayın Gergerlioğlu, Sayın Tiryaki, Sayın Gülüm, Sayın Çepni, Sayın Çelik.

Değerli milletvekilleri, yoklama için dört dakika süre veriyorum.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, bir partinin siyasi simgesi ama, olmaz o ya!

BAŞKAN – Efendim?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Partinizle bağınızı koparmanız lazım, olmuyor, tarafsızlığınıza uygun düşmüyor.

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) – Beş dakika olsun Başkan, sağlam olsun.

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar, şu anda zaten içeride yeterli sayı var yani görürsünüz biraz sonra.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

VI.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Denizli Milletvekili Cahit Özkan, Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül ve Afyonkarahisar Milletvekili Ali Özkaya ile 57 Milletvekilinin Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2762) ve Adalet Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 207) (Devam)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

44’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

45’inci madde üzerinde 3 adet önerge vardır. Önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 207 sıra sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 45’inci maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

            Murat Çepni                          Züleyha Gülüm               Rıdvan Turan

                İzmir                                   İstanbul                            Mersin

            Mensur Işık                             Tuma Çelik  Tulay Hatımoğulları Oruç

                 Muş                                     Mardin                             Adana

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Murat Çepni’nin.

Sayın Çepni, buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

MURAT ÇEPNİ (İzmir) – Teşekkürler Başkan.

Genel Kurul ve değerli halkımız, evet, ilk gününden itibaren coronavirüs sürecine ilişkin eleştirilerimizi yapıyoruz ve iktidara, bu süreci doğru yönetemediklerini örnekleriyle ortaya koymaya çalışıyoruz fakat iktidar, buna rağmen, burada ve birçok alanda, birçok sözcüsüyle birlikte, bu süreci şampiyon biçimde yönettiklerini, yürüttüklerini söylüyor yani coronavirüs sürecinde tahribat, risk arttıkça, AKP bu süreçte, bırakın öz eleştiri vermeyi, tutumunda ısrar etmekte kararlı. Aynı şey infaz yasasında da geçerli.

Şimdi, iktidarın bu politikası cuma akşamı ortaya çıkan fecaatle birlikte aslında tuzla buz olmuş oldu ve halkı korumak adına ortaya koyulan bir genelge sonucunda binlerce insan -belki çok daha fazla insan- ölümle karşı karşıya gelmiş oldu. Bunun sonuçlarını gelecekte göreceğiz. Bilim Kurulu sokağa çıkanlar için on dört gün karantina kararı verdi. İçişleri Bakanı da bu süreci öngöremediğini söyledi. Dolayısıyla, evet, virüs bütün maskeleri indirmiş oldu. Evet, elbette, binlerce insanın hayatını riske atan bu tutumun mutlaka ve mutlaka bir sonucu olacaktır ve bunun mutlaka ve mutlaka bir hesabı da olacaktır.

Şimdi, AKP, iktidara “refah” “adalet” “vesayetle ve statükoyla mücadele” diyerek geldi ve bu aldığı oylarla halkta yarattığı beklentilere yanıt olmaya çalıştığını ifade etti sürekli fakat gelin görün ki iktidar bugün, hem coronavirüs sürecinde hem de infaz paketi sürecinde halka sadece ve sadece ölüm sunmaya başladı. Yani, adalet, eşitlik ve özgürlük diyerek gelen AKP, bugün ise ölüm vadeder hâle geldi. Evet, iktidar işçilere ölüm vadediyor. Bugün hâlâ işçiler çalışmaya devam ediyor ve fabrikalardan, atölyelerden vaka haberleri, ölüm haberleri gelmesine rağmen, fabrikalar sadece ve sadece sarayın “Ekonominin çarkları dönecek.” talimatından kaynaklı çalışmaya ve işçileri öldürmeye devam ediyor. Aynı şey cezaevleri için de geçerli yani dışarıda da içeride de ancak ölümü vadeden bir AKP iktidarıyla karşı karşıyayız. Burada ne diyor AKP? Akkuyu Nükleer Santral inşaatının devam ettiğini Grup Başkan Vekili büyük bir alkışla burada sundu. Nükleer santral ölüm demektir. Biz bunu söylemeye devam edeceğiz ve iktidar da bu politikayı, burada bir marifet gibi söylemeye devam ediyor.

Yine, iktidar ne yapıyor? İnsan cesetlerini kolilerle, kargolarla ailelerine gönderiyor. İktidar bugün -yine, tekrar tekrar söylüyorum- ölümden başka icraatı olmayan bir organizasyona dönüşmüş durumda.

Evet, vatan millet hamasetleri de terör hamasetleri de bugün artık, açığa çıkan gerçekleri örtmeye yetmiyor, yetmeyecek. Virüs, dediğimiz gibi maskeleri indirmiştir, deniz bitmiştir.

Cezaevleri, sarayın odalarına dönüşmüş mahkeme salonlarında, önlerine ilik açan hâkimlerin, savcıların verdiği kararlarla hukuksuzca alınan cezalardan dolayı insanlarla dolu. Evet, verilen kararların tek kriteri saraya itaattir, sarayın onayıdır. Evet, işte, sarayın rantı, sarayın hırsızlık, yolsuzluk, savaş politikalarına ve bunların sürgit devamından ibaret olan bir beka politikasına tümüyle bağlanmış bir hukuk sistemiyle karşı karşıyayız. İşte bu koşullarda biz infazı tartışıyoruz ve biz, bu infaz paketinin doğrudan, başından beri söylediğimiz gibi bir kısmi af olduğunu iddia ediyoruz. Bunu çok açık ve net söyleyelim: Eğer siz cezaevlerinden bir kısım mahpusu dışarı çıkarıyorsanız, bir kısım mahpusun da bırakın dışarıya çıkmasını koşullarını ağırlaştırıyorsanız bu, düpedüz doğrudan bir kısmi aftır, muhaliflerinizi ölüme göndermektir.

Evet, bu düzenleme özel savaş odalarında hazırlanmış bir düzenlemedir, bir savaş düzenlemesidir, bu bir toplu infazdır. Evet, AKP’nin hedefi, cezaevi sayısını da artırarak tüm muhaliflerini cezaevine atmak ve mümkünse imha etmektir. Evet, bu politika, sonu olmayan bir politikadır. Bu politikanın kimseye bir katkısı yoktur fakat yol yakınken dönülmelidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi lütfen.

MURAT ÇEPNİ (Devamla) – Toparlıyorum, bitiriyorum.

Cezaevleri, tıpkı bugün fabrikalarda gördüğümüz gibi çok daha büyük risklerle karşı karşıyadır. Evet, bizler, dün olduğu gibi bugün de yasa görüşmeleri sırasında bunun bir ölüm politikası olduğunu söylemeye devam edeceğiz ve buna izin vermemeye devam edeceğiz, sizin de bu politikadan vazgeçmenizi bir kez daha tekrar tekrar söylüyoruz.

Teşekkür ederim. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 207 sıra sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 45’inci maddesiyle 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 105'inci maddesinin 1’inci fıkrasının sonuna eklenen cümledeki "müdürlüğünce” ibaresinin "müdürlüğü tarafından” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

            Tufan Köse                          Süleyman Bülbül               Zeynel Emre

                Çorum                                    Aydın                            İstanbul

          Turan Aydoğan                         Alpay Antmen                                           İstanbul                                  Mersin

BAŞKAN – Kavas arkadaşım, o kürsüyü silerken sildiğiniz elinizde eldiven olması lazım. Elinizde olmayan eldivenle siliyorsunuz, eldivenlerinize de dezenfektan sıkıyorsunuz.

Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ABDULLAH GÜLER (İstanbul) - Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Süleyman Bülbül’ün. (CHP sıralarından alkışlar)

SÜLEYMAN BÜLBÜL (Aydın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Bu düzenleme, infaz indirimi adı altında, Anayasa’nın 87’nci maddesinde açık olarak belirtildiği gibi, Türk Ceza Kanunu’nun 65’inci maddesinin (2)’nci fıkrasında açıklandığı gibi net, özel bir af. Bu konuda hiç tartışmaya gerek yok. Neden tartışmaya gerek yok? TCK’nin 65’inci maddesinde: “Özel af ile hapis cezasının infaz kurumunda çektirilmesine son verilebilir veya infaz kurumunda çektirilecek süresi kısaltılabilir...” Net, bu konuda tartışmaya gerek var mı?

Biraz önceki Cumhuriyet Halk Partisi sözcüsü arkadaşımın belirttiği gibi, söylediğimiz bazı suçlara infaz indirimi; daha sonra denetimli serbestlikle tahliye edeceksiniz, çıkaracaksınız. Tek tek suçları saydığımız hâlde buna niye “Hayır” diyorsunuz? Şu anda Türkiye’de 355 cezaevi var. Toplam mevcut olmuş 301 bin. MHP’nin -geçen gün de konuştum- 19 Mayıs 2018’den önce işlenen suçlara getirmeyi düşündüğü af teklifinde kaç kişi vardı, 253 bin kişi vardı. 50 bin kişi daha iki senede cezaevlerine girmiş. MHP’nin teklifinde net vardı? Bu iki senelik süreçte, vatandaş af gelecek diye suç işlemeye teşvik edildi. Geçen gün de söyledim bunu. Bu vatandaşların, bu suçlardan mağdur olan kişilerin iki yıllık sürede ne günahı vardı? Bunun tek suçlusu AKP iktidarıdır dedim ve yine de söylüyorum. 30 Mart 2020’den önce işlenmiş olan suçların bazılarına 1/2 indirim arkasından da üç yıl denetim. Bu açık ve net. Hangi suçlar? Geçenlerde de söyledim. İstisna olarak gösterdiğiniz, örnek veriyorum; TCK 81, 82, 83 istisna. Zaten, devlet aleyhine işlenen suçları, devlet güvenliğine ilişkin suçları, terörle ilgili suçları bir kenara koyuyoruz, istisna ama TCK 84 intihara yönlendirme, TCK 85 taksirle öldürme, TCK 86 yaralama sebebiyle ölüme neden olma; düzenlenen bu suçlar istisna içinde değil. Bunlar neler? Bunlar açık ve net; Çorlu, Soma, Ermenek, yüksek hızlı tren… Sordunuz mu Soma’da ölen işçinin anasına babasına, Ermenek’teki maden kazasında ölen çocuğun annesine babasına? Çorlu’daki tren kazasında ölen çocuğun babası Ahmet amcaya ya da kardeşi Zeynep hanıma “Affettiniz mi?” diye sordunuz mu?

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Af yok ya Süleyman Bey.

SÜLEYMAN BÜLBÜL (Devamla) – Arkadaşlar, bırakın, net olarak konuşmak lazım. Türkiye’de 355 cezaevi var, yeni cezaevleri yapılıyor. Yeni cezaevleri kimin için yapılıyor? Şu anda yeni cezaevleri yapılıyor, kimin için yapılıyor? Terörle Mücadele Yasası’ndan kaynaklanan, iktidara karşı muhalif olarak tavır koyan gazeteciler için, terör tanımını geniş düzenleyerek TMK’nin 7’nci maddesinin ikinci fıkrasına, TCK’nin 220’nci maddesinin (6)’ncı ve (7)’nci fıkralarına ve 134’e göre düşünce suçluları için, muhalifler için çıkaracaksınız, infazda eşitlik yapmayacaksınız, adaleti sağlamayacaksınız, iki üç sene sonra 500 bin kapasiteli cezaevleri inşa ediyorsunuz. Yolsuzluk yapan vatandaşı çıkaracaksınız cezaevinden, yolsuzluğu ortaya çıkaran gazeteciyi içeri atacaksınız. Murat Ağırel; Murat Ağırel’in cezaevine girmesinin nedeni, vatandaşın haber alma hakkını kullandırmak amacıyla yaptığı haberler; daha önceki kitaplarının hesabını sordunuz, bunlar ortada. Bu nedenle, samimi olalım arkadaşlar. Bu indirim teklifi, açık ve net, muhaliflere yönelik bir teklif. İnfazda eşitlik yok, adalet yok. Ne var? Muhalifleri doldurmak için cezaevlerini boşaltıyorsunuz, bu var. Zimmet suçunu işlemiş vatandaşı çıkaracaksınız ama muhalif olan bir vatandaşı bir yazı yazdığı için, yazısından dolayı TMK’ye göre, 220’nci maddenin (6)’ncı ve (7)’nci fıkralarına göre, 134’e göre içeri atacaksınız. Barışlar öyle, yalan mı?

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Yalan! Yalan! Yalan!

SÜLEYMAN BÜLBÜL (Devamla) – Kavala’yı iki sene cezaevinde tuttunuz, iddianame hazırlamadınız.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Kim hazırlıyor iddianameyi?

SÜLEYMAN BÜLBÜL (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bakın…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

RECEP ÖZEL (Isparta) – İddianameyi kim hazırlıyor ya? Biz mi hazırlıyoruz iddianameyi ya?

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın.

SÜLEYMAN BÜLBÜL (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bakın. Silivri Cezaevine gittim, Barışları gördüm, Pehlivan ve Terkoğlu’nu gördüm ve Murat Ağırel’i gördüm. Neden iddianameyi hazırlamıyorsunuz? Neden iddianameyi hazırlayıp da mahkemeye erişim hakkını kullandırmıyorsunuz?

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Biz yargı mıyız?

RECEP ÖZEL (Isparta) – İddianameyi biz mi hazırlıyoruz Süleyman Bey?

SÜLEYMAN BÜLBÜL (Devamla) – Ama gidiyorsunuz Hukuk Politikaları Kurulu üyesi Burhan Kuzu için anında iddianame hazırlıyorsunuz. Her vatandaşın adil yargılanma hakkına ihtiyacı vardır. Her vatandaşın mahkemeye erişim hakkına ihtiyacı vardır. Bu nedenle, ayrımcılık yapmayacaksınız, infazda yapmayacaksınız, adalette yapmayacaksınız. Adalet çığlıklarına bu gibi yasalarla karşılık vermeyeceksiniz.

Hepinize teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 45’inci maddesinde yer alan "eklenmiş” ibaresinin "ilave edilmiş” ibaresi olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

            Bedri Yaşar                     Muhammet Naci Cinisli    Zeki Hakan Sıdalı

               Samsun                                  Erzurum                            Mersin

           Yasin Öztürk                           Hüseyin Örs                    Ayhan Erel

               Denizli                                  Trabzon                           Aksaray

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Hüseyin Örs’ün.

Sayın Örs. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

HÜSEYİN ÖRS (Trabzon) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan kanun teklifinin bu maddesinde İYİ PARTİ grubu adına söz aldım. Hepinizi en derin saygılarımla selamlıyorum.

Tüm dünyayı etkisine alan bir corona virüsü belası ülkemizde de devam etmekte. Bu süreçte bu belayla savaşan başta doktorlarımız, hemşirelerimiz, sağlıkçılarımız olmak üzere tüm kamu kurumu görevlilerine, polislerimize, askerimize, jandarmamıza, gönüllü çalışan vatandaşlarımıza huzurlarınızda teşekkür etmek istiyorum. Bugün de biraz evvel Sayın Bakan bu konuyla ilgili, corona virüsüyle ilgili kayıpları açıkladı. Hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Cenab-ı Hak’tan rahmet diliyorum. Tedavi süreci devam vatandaşlarımızın da bir an önce sağlıklarına kavuşmasını diliyorum. İnanıyorum ki bu süreçte iktidarı ile muhalefetiyle hep birlikte olursak ve birbirimizin fikirlerine saygı gösterirsek, ortak akılla hareket edersek ülkemizi oldukça uğraştıran bu beladan da bir an önce kurtuluruz. İnşallah, o günler de yakındır, gelecektir diyoruz ama bazı şeyleri de -çok dikkat ediyorum cümlelerime çünkü zor günlerden geçiyoruz- söylemeden geçemeyeceğim.

Bu bela daha Çin’deyken, daha Türkiye’ye gelmemişken biz İYİ PARTİ Grubu olarak 30 Ocakta burada pandemi, salgınla ilgili olarak bir araştırma önergesi vermiştik, yapılması gerekenleri konuşalım, edelim demiştik. Daha sonrasında, 11 Şubatta Sayın Genel Başkanımız Türkiye Büyük Millet Meclisindeki grup toplantımızda bu tehlikeye dikkat çekerek bazı önerilerde bulunmuştu. Daha işin başındayken işte “Sahra hastanelerine ihtiyacımız olur, hastanelerimiz yetmez; gelin bunları planlayın, bunları nereye kuralım, bunlara bakın.” Efendim, karantina olacaktır, karantina bölgelerini tespit ettiniz mi? Gelin bunlara yönelik hazırlıklar yapın.” demişti. “Aşıyla ilgili çalışmalara başlansın, test kitleriyle ilgili çalışmalar yapılsın.” demişti. Ama maalesef, geldiğimiz süreçte “Ben her şeyi bilirim, ben yaptım, oldu.” mantığıyla beraber bugünlere geldik. Arkasından dedik ki biz: “Ya, bu virüs belası vatandaşımızın ekonomisini de vuruyor, esnafımız mağdur oluyor.” Bununla ilgili bir ekonomik paket hazırlandı, sunuldu, kamuoyuyla paylaşıldı ama aldığımız tepkiler de vatandaşımız, bu ekonomik paketin yetersizliğini bize bildirdi, bu ekonomik paketin vatandaşın her kesimini kapsamadığını söyledi. Esnafımızın sıkıntılarını buralarda dile getirdik, çiftçimizin sıkıntılarını buralarda dile getirdik.

Arkadaşlar, bugünler zor günlerdir, vatandaş devletini direkt yanında görmek ister. Bugünler, devletin şefkat elini vatandaşın omzuna koyacağı günlerdir. O yüzden, bizim uyarılarımızı, bizim tespitlerimizi böyle, toptancı bir mantıkla reddedip bizleri ötekileştirmeden, fikirlerimize lütfen saygı göstererek, fikirlerimizi değerlendirerek bundan sonraki süreci de yönetelim diyoruz. Lütfen, bizi ciddiye alın. Özellikle, bu yardım konusunda belediyelerle zıtlaşmaktan vazgeçin, belediyeleri bir paydaş olarak görün. Hep beraber, vatandaşımızın, zor durumdaki vatandaşımızın derdine derman olalım. Burada ayrımcılık yok. (İYİ PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, vatandaşlarımızdan bir tepki geldi. Ben, iki akşam evvel, saat on ile on iki arasında yaşadığımız… Hepimizin üzüldüğünü biliyorum ben. Ne olursa olsun, o zor, telaşlı saatlerle ilgili bir cümle söyleyeceğim. Çok sıkıntı oldu o gün, üzüldük ama asıl beni üzen şu oldu. Vatandaşımızı suçlayıcı beyanlar var; gazetelerinize bakıyorum, yandaş medyada yazan çizenler var, hatta kamu görevlisi var, yani kamuda görevliler bile “tweet”lerle… Ya arkadaş, etmeyin, gitmeyin, şimdi trollük yapma zamanı değil. Yani ne yapacaktı vatandaş? Yarın evinde çocuğunun sütü yok, suyu yok, ekmeği yok; ne yapacaktı bu vatandaş. Ben işin planlamasının yanlışlığını, uygulamadaki hataları söylemiyorum arkadaş, onları konuşmuyorum. Ama bunun üzerine bir de böyle, vatandaşa hakaretlere -burada söylemeye dilim varmıyor- bunlara gerek yok ya, bunlar nedir ya! Bunlara lütfen bir sözünüz olsun. Lütfen, arkadaşlar, bunlara bir sözünüz olsun. Çünkü bu gerçekten çok ayıp bir şey. Kamu görevlisi adam ya, “tweet” atıyor, vatandaşa olmadık hakaret ediyor. Etmeyin yani…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

HÜSEYİN ÖRS (Devamla) - Lütfen, bu vatandaşlarımıza hakaretvari demeçlerde bulunan, “tweet”ler atanlara da bir iki şey söyleyelim.

Tekrar sözümün başına geliyorum. İnşallah, hep birlikte, el ele vererek bu corona belasından kurtulacağız diyorum ve Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum. (İYİ PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınızı sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

45’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

46’ncı madde üzerinde 2’si aynı mahiyette 4 adet önerge vardır. İlk okutacağım 2 önerge aynı mahiyette olup birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 207 sıra sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 46’ncı maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

            Mensur Işık                             Tuma Çelik  Tulay Hatımoğulları Oruç

                 Muş                                     Mardin                             Adana

           Rıdvan Turan                         Züleyha Gülüm                 Murat Çepni

                Mersin                                  İstanbul                             İzmir

  Serpil Kemalbay Pekgözegü                  Habip Eksik

                İzmir                                     Iğdır

 

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

            Tufan Köse                          Süleyman Bülbül             Alpay Antmen

                Çorum                                    Aydın                             Mersin

            Zeynel Emre                             Özgür Özel

               İstanbul                                  Manisa

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ABDULLAH GÜLER (İstanbul) –Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ilk söz, Sayın Habip Eksik’in.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

HABİP EKSİK (Iğdır) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. Gecenin bu vaktinde yine bu özel af yasası üzerine söz almış bulunmaktayım.

Şimdi, Genel Kurul olarak yaklaşık altı gündür özel bir af yasası üzerine itirazlarımızı yapıyoruz, önerilerimizi söylüyoruz ama maalesef, iktidar her şeye kulağını tıkamış durumda; insan yaşamının bu kadar tehlikede olduğu bir dönemde, pandemiye dönüşmüş bir coronavirüs salgını döneminde, maalesef, insanların yaşamını cezaevinde tehlikeye atıyor ve hiçe sayıyor. Şimdi, bu kanun teklifinin, bu özel af yasasının daha çok kimi kapsamadığını ben birkaç örnekle sizinle paylaşmak istiyorum.

Bakın, 6 milyon oy almış ve Türkiye’de Cumhurbaşkanı adayı olmuş Sayın Selahattin Demirtaş bu pandemi döneminde cezaevinde kalacak. Niçin? Çünkü “Seni başkan yaptırmayacağız.” dediği için. Yine, Van’ın iradesini yüzde 60 oyla kazanmış, Belediye Başkanlığı yapmış ve herkesin takdirini kazanmış Bekir Kaya cezaevinde kalacak. Niye? Çünkü açık ara oyla orada AKP’yi yendiği için. Yine, siyasette gerçekten müthiş bir örnek olmuş ve doktorluğuyla da çalıştığı bölgelerde büyük bir sevgiye mazhar olmuş İdris Baluken hukuksuz bir şekilde orada kalmaya devam edecek. Yine, Diyarbakır zindanında binbir işkenceye maruz kalmış -gerçekten insanın hayal bile edemeyeceği işkencelere maruz kalan- bu kadın, çıkıp tekrar barış, kardeşlik, eşitlik diyecek ve Amed’in, Diyarbakır’ın iradesini büyük bir oy oranıyla temsil edecek, AKP’yi yenecek Gülten Kışanak ve orada kalmaya devam edecek, sizin yüzünüzden. Yine, gerçekten, Diyarbakır’da hekimliğiyle nam salmış ve burada sizlerle beraber milletvekili olarak da çalışmış, yüzde 65 oyla Diyarbakır’ın iradesini elinde tutan, kazanan Selçuk Mızraklı, sadece kayyumun yaptığı 2,5 milyon liralık o özel odayı, makam odasını teşhir etti diye hapishanede tutulacak. Bunların hepsini, siz, maalesef, bu pandemi döneminde cezaevinde tutacaksınız.

Bakın arkadaşlar, 1921 Anayasa’sından bu yana, 24 Anayasa’sıyla birlikte, bu ülkede bir kesim hep yok sayıldı, kabul görmedi, asimilasyon ve imha politikalarına maruz kaldı. Ne oldu biliyor musunuz? Bu coğrafyada yüz binlerce insan canından oldu, yüz binlerce insan yerinden, yurdundan oldu. Sadece 1990’dan bu yana 4.700 tane köy boşaltıldı, insanlar yerlerinden edildi. Yine, 17 bin faili meçhul gerçekleşti, hâlâ kimlerin öldürdüğü, nasıl öldürüldükleri belli değil. Size yine şöyle söyleyeyim: Sadece savaş politikalarına ayrılan 400 milyar doların hiç edildiği söyleniyor.

Bakın, bu süreç içerisinde onlarca fırsat ele geçirildi. Türkiye’nin insanlarının birlikte yaşam arzusunun güçlendirileceği; kardeşliğin, barışın, adaletin tesis edileceği onlarca imkân ele geçti, fırsat yakalandı ama hiçbirini iktidarlar, maalesef değerlendirmedi. En yakın tarihte, 15 Temmuz darbe girişiminden sonra, Yenikapı’da, siz belli güçlere boyun eğerek bu ülkede birliği, beraberliği, kardeşliği oluşturacak, ortak yaşamı perçinleyecek bir fırsatı teptiniz. Bugün, yine, maalesef, aynı noktadasınız. Bakın, coronavirüs dünyada belki de birçok şeyi değiştirecek, belki çağı değiştirecek. Ben size şöyle söyleyeyim: Bu olaydan sonra, bu pandemiden sonra ülkelerin yönetim şekilleri belki değişecek. Dünyadaki güçlü olan ülkelerin belki birçoğu gidecek veya başkaları güçlenecek.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Eksik, sözlerinizi tamamlayın.

HABİP EKSİK (Devamla) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Yani kapitalist modernitenin ekonomiye bakış açısı değişecek, eğitime bakış açısı değişecek. Birlikte yaşamın oluşturulabileceği belki modeller ortaya çıkacak. Açıkçası şunu söylüyorum: Biz şu an, belki bu coğrafyada birlikte yaşama arzumuzu daha da perçinleyeceğimiz, barışı, kardeşliği, eşitliği, adaleti, demokrasiyi var edeceğimiz bir fırsatla karşı karşıyayız ama sizler, tüm uyarılarımıza rağmen kulağınızı tıkamış durumdasınız. Birkaç kişinin belki de direktifiyle bugün, bu coğrafyanın çocuklarına düşmanlık tohumlarını ekiyorsunuz. Geleceğini çaldığınız bir doktor olarak şunu söylüyorum; 35 yaşındayım ve sizleri burada uyarıyorum: Gelin, bu fırsatı değerlendirelim, bu coğrafyanın çocuklarına düşmanlık tohumlarını ekmeyelim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HABİP EKSİK (Devamla) – Selahattin Demirtaş’ın, Gültan Kışanak’ın, Bekir Kaya’nın çocuklarına bu düşmanlık tohumlarını ekmeyelim; barışı, kardeşliği, eşitliği burada var edelim arkadaşlar. Vazgeçin bu politikalarınızdan, vazgeçin. (HDP sıralarından alkışlar)

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Eksik, teşekkür ediyorum.

Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ikinci söz talebi Sayın Zeynel Emre’nin.

Sayın Emre buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

ZEYNEL EMRE (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Konuştuğumuz yasayla ilgili, geneli hakkında değerlendirmede bulunurken bir hususun özellikle altını çizmiştim; burada ortaklaşabilmenin. Biliyorsunuz, devlet kavramı dünya tarihinde ortaya çıktığından beri 2 tane temel, önemli argüman vardır: Birincisi nedir? Kamu düzenini sağlayan askerî, silahlı bir kuvvetin bulunması. İkincisi, temel olarak nedir dediğimizde, burada da kamu düzeni bozulduğunda, insanlar arası ilişkilerde karar verecek bir yargı organı bulunması, adli ve hukuki. Bu öyle bir dengedir ki aynı zamanda, bir toplumsal sözleşmeye dayanır. Seçtikleri temsilciler vasıtasıyla çıkartılan yasalara göre o ülkedeki vatandaşlar yargılanır, ceza alır.

Şimdi, değerli arkadaşlar, toplumsal sözleşmenin ihlal edildiği genel ya da özel af gibi düzenlemelerde, muhakkak ortaklaşmak lazım. Bizim gerek Türk Ceza Kanunu’muzda gerek Anayasa’mızda nitelikli çoğunluğun aranmasının sebebi, felsefesi de buna dayanır. Şimdi, siz bunu tanımıyorsunuz. Diyorsunuz ki: “Biz, 2 parti bir araya geldik, bir teklif getirdik, sizinle de görüştük.” Diğer 3 parti temsilcileriyle de görüşme gerçekleşti, hepimize geldiniz, gittiniz; anlattık. Ama toplamda, bizlerin söylediği, ileri sürdüğü hiçbir tezi kabul etmediniz. “Benim dediğim olur, benim çizdiğim çerçeve olur.” dediğiniz zaman, bu anlaşma olmuyor, bu dayatma oluyor. Anlaşma istiyorsanız, herkesin kendi düşüncesinden belli oranda fedakârlık yapması lazım. Biz, bunu görmedik. Bu sorumlulukla, burada çıkan sonuçla her ne olursa olsun, siz yüzleşeceksiniz, bu sonucu halka anlatmakta zorluk çekeceksiniz, bundan sonra Türkiye'deki adaletsizliğin daha fazla derinleşmesine sebebiyet vereceksiniz.

Değerli milletvekilleri, toplumu tek bir lider ve tek bir düşünce etrafında örgütlemeye çalışan devletler olmuştur, tarihte de vardır, bugün de vardır. Bu devletlerin ortak bir özelliği vardır; kendisi gibi düşünmeyen herkesi hain ilan eder, terörist ilan eder. Türkiye gibi terörden çok çekmiş bir ülke olarak çok dikkat etmemiz gereken bir durum var, o da şu değerli arkadaşlar: Etnik ve dinî temelli bölücü faaliyet yürüten, terörizm yapan bütün terör örgütlerinin hitap ettiği alan siyah ile beyaz gibi değildir, bir de gri bir alan vardır. Bir devletin mahareti o gri alanda bulunan, bulunabilecek insanları daha fazla tehlikeli hâle getirmeden sistemin içinde kazandırabilmektir. Bunun yolu da siyaset kanallarını, konuşma kanallarını, basın özgürlüğünü açık tutmaktan geçer. Bizim itirazımız şuna değerli arkadaşlar: Şu an içeride bulunan siyasetçilerin önemli bir kısmı yazdıkları için, söyledikleri için… Takibata uğrayan, hakkında işlem yapılan vatandaşlarımız açısından da bu insanlar “Yaşasın Reis!” “Yaşasın Cumhur İttifakı!” deseydi bugün çok makbul insanlardı, bugün bunların hiçbiri olmazdı ve hepsi de bırakın vatan haini olmayı -tırnak içinde- ülkenin bekasını savunan makbul vatandaş olurdu. Bizim itirazımız bu adaletsizliğe, bu ayrımcılığa. Bu teklif böyle devam ettiği sürece -46’ncı maddeye geldik- biz Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak hakkaniyetten, eşitlikten, infaz adaletinden uzak böyle bir düzenlemenin içinde bulunmayacağımızı buradan bir kez daha ilan ediyorum.

Değerli milletvekilleri, bakın, madde özeline gelince, çarpıklığı Komisyonda ifade ettim, burada bir kez daha söyleyeceğim: Burada -ciddi bir indirim- özel bir af kapsamında çıkacak gaspçısı, çetecisi, rüşvetçisi, irtikâpçısı olacak…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın, Sayın Emre.

ZEYNEL EMRE (Devamla) – Tamamlıyorum Sayın Başkanım.

…ve aynı zamanda, bununla çelişkili, Türkiye’de yürüyen 860 bin ceza dosyasını göz önünde bulundurarak, basit suçlardan da bir yılın altında işlenen suçlardan da insanları cezaevine göndereceğiz. Bu suçlar nedir? Bir göz atalım: Basit müessir fiil, taksirle yaralama, yardım yükünü yerine getirmeme, haksız arama, dilekçe hakkının engellenmesi, kişinin huzur ve sükûnunu bozma, hakaret, işaret ve engel koymama, gürültüye neden olma. Gerçekten Allah akıl fikir versin, ne diyeyim ben? (CHP sıralarından alkışlar)

Yani, her şey bitti de bu mu kaldı? Diğerlerini çıkardınız, bunlardan ötürü “Ya, bir de bir cezaevini görsünler.” mantığıyla insanları cezaevine mi göndereceksiniz? Bu çarpık ve yanlış düzenlemeyle baş başa kalın, biz bu işin içinde olmayacağız değerli arkadaşlar.

Sağ olun Başkanım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 46’ncı maddesi ile 5275 sayılı Kanun’un 105/A maddesinin yedinci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

“(7) Hükümlü hakkında denetimli serbestlik tedbiri uygulanmaya başlandıktan sonra işlediği iddia olunan ve cezasının alt sınırı bir yıl veya daha fazla hapis cezasını gerektiren kasıtlı bir suçtan dolayı ceza almış olması halinde, denetimli serbestlik müdürlüğünün talebi üzerine infaz hâkimi tarafından, hükümlünün açık ceza infaz kurumuna gönderilmesine karar verilir.”

        Muhammet Naci Cinisli                 Yasin Öztürk                   Ümit Özdağ

                  Erzurum                              Denizli                           İstanbul

                Ayhan Erel                      Zeki Hakan Sıdalı

                  Aksaray                               Mersin

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Muhammet Naci Cinisli’nin.

Buyurun. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

MUHAMMET NACİ CİNİSLİ (Erzurum) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulumuzu saygıyla selamlarım.

Üzerinde söz aldığım maddede yapılan değişiklik teklifiyle cezaların infazında uygulanmakta olan denetimli serbestlik süresi yeniden belirlenmekte. Mevcut düzenlemeye göre açık ceza infaz kurumlarına ayrılan veya ayrılmaya hak kazanan her hükümlü, aldıkları ceza miktarına bakılmaksızın, bir yıllık maktu denetimli serbestlik süresinden eşit miktarda yararlanıyor. Bu durum, ceza miktarlarının fazla olduğu hükümlüler bakımından adaletsiz bir sonucun ortaya çıkmasına neden oluyor. Öngörülen düzenlemede her hükümlünün eşit süreyle denetimli serbestlikten yararlanması uygulamasından vazgeçilerek koşullu salıverilme miktarına göre oransal olarak denetimli serbestlikten faydalanılması ve ceza infaz kurumunda kalacağı sürenin de yine oransal olarak aynı olmasının sağlanması amaçlanıyor. Bu kapsamda, açık ceza infaz kurumunda bulunan ve koşullu salıverilme için ceza infaz kurumlarında geçirilmesi gereken sürenin beşte 4’ünü ceza infaz kurumunda geçiren hükümlü, cezasının koşullu salıverilme tarihine kadar olan kısmını toplum içinde denetimli serbestlik tedbiri uygulanmak suretiyle infaz edecek.

Kamu davası açılmış olması hususu, hükümlünün denetimli serbestlikten yararlanma imkânını ortadan kaldırmamalı. Zira kötü niyetli ve gerçeğe aykırı bir şikâyet, hak kayıplarına neden olabilir. Bu tedbir ancak hükümlünün ilk derece mahkemesi tarafından verilen bir kararla ceza almış olması hâlinde uygulanmalı.

Maddede yapılan diğer bir değişiklikle 0-6 yaş grubunda çocuğu bulunan kadın hükümlüler ile maruz kaldığı ağır bir hastalık, engellilik veya kocama nedeniyle hayatlarını yalnız idame ettiremeyen hükümlüler bakımından denetimli serbestlik oranı beşte 3 ve azami süre dört yıl olarak düzenleniyor.

Değişikliği öngörülen maddenin (7)’nci fıkrasında sorunlu bulduğum bir hususu siz değerli milletvekillerinin dikkatine getirmek isterim. Hükümlü hakkında kötü niyette bir şikâyet yapılır ise yargılama sonucu beklenmeden infaz kurumuna geri gönderiliyor. Peki, işlediği iddia olunan ve cezasının alt sınırı bir yıl veya daha fazla hapis cezasını gerektiren bir suçtan dolayı hükümlü hakkında beraat kararı verilirse ne olacak? Zaten hükümlü, denetimli dönemde suç işlerse ve ceza alırsa denetim süresi kalkıyor ve infaza tabi tutuluyor. Durumun daha da hükümlü aleyhine çevrilmesinin bir anlamı yok. Böylesi bir düzenlemeyle bu fıkra masumiyet karinesinin görmezden gelinmesine sebep olur. Savcıların baktıkları her dosyada kamu davası açmaları hâlinde birçok hükümlü koşullu salıverilme, denetimli serbestlik haklarından muaf tutulacak. Böylesi bir uygulama ne hukuki ne de adaletlidir.

Değerli milletvekilleri, geçtiğimiz günlerde Tarım ve Orman Bakanlığının ekilebilir arazileri üretime katmak için harekete geçtiği haberlerini okuduk. Hazineye ait kullanılmayan arazilerden 9 milyon metrekarelik alanda ekim yapılabileceği, yazlık ekim yapılabilecek 21 ilimizde de hububat, baklagiller ve yağlı tohumlu bitki tohumlarının yüzde 75’inin hibe edileceği duyuruldu. Tarımsal faaliyette bulunan üreticilere verilen her türlü desteği olumlu karşılıyoruz. Ancak, coronavirüs salgınıyla beraber tarım sektöründe de ciddi bir üretim krizi yaşanacağı tartışılıyorken senelerden beri rutin olan bir uygulamanın özel bir teşvik olarak sunulmasını hayretle karşılıyoruz. Yaklaşık 1 milyon tonluk tohum üretiminden 6.700 tonun yüzde 75’lik oranla çiftçimize hibe edileceğini duyurmak kabul edilebilir değil. Ayrıca 9 bin hektar, ülke ölçeğinde fazla değil. Bugün bir tohumcu kuruluş bile bu alanın çok daha fazlasını eker. Bu işleri bilen bir çiftçi nüfusunun olduğunun farkına vararak Tarım ve Orman Bakanlığının daha ciddi davranmasını isterdim.

Stratejik sektör tarım ve gıda güvenliği için alarm zilleri çalıyor. Çiftçimize can suyu olarak 2019 desteklemelerinin acilen ödenmesini, mazotun vergisiz olmasını, satın alma garantisiyle ekim yaptırılmasını öneriyoruz. Ayrıca, vakit kaybetmeden, henüz hiç ödenmeyen 2020 desteklerinin barem dağılımının yapılıp ödemelerin tamamlanmasını bekliyoruz. Tarım Kredi Kooperatifleri ve Ziraat Bankası kredi limitleri yüzde 25 artırılabilir. Bankalardaki tarım kredi süreleri de on iki aydan yirmi dört aya çıkarılabilir. Bunlar, hazineye yük getirmeyecek tekliflerimizdir.

Değerli milletvekilleri, bu akşam öğrendik ki İçişleri Bakanı Sayın Süleyman Soylu istifa etmişler. Neticesi ne olursa olsun bu erdemli davranışından dolayı Sayın Bakanı tebrik ederim. Yalnız şunu ifade edeyim ki AK PARTİ Hükûmetinde istifa için sokağa çıkma yasağı ilk sebep değil, bugüne kadar bir hayli istifa sebebi birikti. Sayın Albayrak ve Sayın Pakdemirli’nin de bu konuda sorumluluk almalarını beklerim.

Genel Kurulunuzu saygıyla selamlarım. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 207 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin çerçeve 46’ncı maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

"MADDE 46- 5275 sayılı Kanunun 105/A maddesinin birinci ve ikinci fıkraları aşağıdaki şekilde, altıncı fıkrasında yer alan "üç” ibaresi "beş” ve "kapalı ceza infaz kurumuna gönderilmesine,” ibaresi "açık ceza infaz kurumuna gönderilmesine, denetimli serbestlik müdürlüğünün bulunduğu yer” şeklinde değiştirilmiş, yedinci fıkrası aşağıdaki şekilde yeniden düzenlenmiş ve sekizinci fıkrasında yer alan "kapalı” ibaresi madde metninden çıkarılmıştır.

(1) Hükümlülerin dış dünyaya uyumlarını sağlamak, aileleriyle bağlarını sürdürmelerini ve güçlendirmelerini temin etmek amacıyla, açık ceza infaz kurumunda veya çocuk eğitimevinde bulunan ve koşullu salıverilmesine bir yıl veya daha az süre kalan iyi hâlli hükümlülerin talebi hâlinde, cezalarının koşullu salıverilme tarihine kadar olan kısmının denetimli serbestlik tedbiri uygulanmak suretiyle infazına, ceza infaz kurumu idaresince hazırlanan değerlendirme raporu dikkate alınarak, hükmün infazına ilişkin işlemleri yapan Cumhuriyet başsavcılığının bulunduğu yer infaz hâkimi tarafından karar verilebilir.

(2) Açık ceza infaz kurumuna ayrılma şartları oluşmasına karşın, iradesi dışındaki bir nedenle açık ceza infaz kurumuna ayrılamayan veya bu nedenle kapalı ceza infaz kurumuna geri gönderilen iyi hâlli hükümlüler, diğer şartları da taşımaları hâlinde, birinci fıkrada düzenlenen infaz usulünden yararlanabilirler.

(7) Hükümlü hakkında denetimli serbestlik tedbiri uygulanmaya başlandıktan sonra işlediği iddia olunan ve cezasının alt sınırı bir yıl veya daha fazla hapis cezasını gerektiren kasıtlı bir suçtan dolayı kamu davası açılmış olması hâlinde, denetimli serbestlik müdürlüğünün talebi üzerine infaz hâkimi tarafından, hükümlünün açık ceza infaz kurumuna gönderilmesine karar verilebilir. Kovuşturma sonucunda beraat, ceza verilmesine yer olmadığı, davanın reddi veya düşme kararı verilmesi hâlinde, hükümlünün cezasının infazına denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak devam olunmasına infaz hâkimi tarafından karar verilir. "

           Bülent Turan                            Recep Özel                     Oya Eronat

             Çanakkale                                 Isparta                        Diyarbakır

             Ali Özkaya                        Jülide İskenderoğlu

          Afyonkarahisar                           Çanakkale

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – Takdire bırakıyoruz efendim.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, tamam gerekçe okunsun, oylamadan önce bir cümle bir şey söyleyeceğim.

BAŞKAN – Tamam.

Gerekçe:

5275 sayılı Kanun’un (105/A) maddesinin mevcut metninde yer alan açık ceza infaz kurumunda bulunup da koşullu salıverilmesine bir yıl veya daha az süre kalanların cezalarının denetimli serbestlik tedbiri altında infazına imkân veren düzenlemenin muhafaza edilmesi amacıyla bu önerge verilmektedir.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özel.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, şimdi en kritik maddelere geldik, 46 ve 53 arasında. Bir iktidar önergesi var. Tabii, okunuyor ama televizyonları başında, internette bu yasayı bekleyenler de bekliyorlar, gazeteciler takip ediyor. Uygun görürseniz önerge sahibi -konuşmazlar tabii, okuturlar ama- birkaç cümleyle neyi murat ettiklerini söylerlerse hem ona göre…

RECEP ÖZEL (Isparta) – Bir sonraki önergede söyleyecek, konuşacak zaten, o zaman konuşacak. 48’de konuşacak, söyleyecek.

BAŞKAN – Arkadaşlar, müsaade ederseniz zaten az sonra teklif sahibi Ali Özkaya’nın konuşma hakkı var, orada değinir arkadaşlar.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Tamam Başkanım. Bunun hakkında da bilgi verilecekse hiç olmazsa…

BAŞKAN – Evet, ben önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

47’nci madde üzerinde 3 adet önerge vardır. Önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 207 Sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 47’nci maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

            Mensur Işık                             Tuma Çelik Tulay Hatımoğulları Oruç                                                             Muş                              Mardin                Adana                                        Rıdvan Turan          Züleyha Gülüm                          Murat Çepni                                             Mersin                                  İstanbul                             İzmir                                              Serpil Kemalbay Pekgözegü Hüda Kaya                                                            İzmir                            İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Hüda Kaya’nın.

Buyurun Sayın Kaya.(HDP sıralarından alkışlar)

HÜDA KAYA (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın vekiller; 47’nci madde hakkında söz almış bulunuyorum. Fakat içinde bulunduğumuz corona salgınıyla ilgili ülkemizde yaşanan ve iktidarın yönettiği politikalar noktasında halkımızdan hem İstanbul’da -metropollerde- hem de doğudan çok vahim bilgiler gelmeye devam ediyor arkadaşlar. Özellikle, geçtiğimiz günlerde sokağa çıkma yasağının son anda ilan edilmesi, binlerce insanın sokağa çıkması ve onun akabinde önümüzdeki günlerde ortaya çıkacak olan bir salgın patlaması ve buna karşılık yapılacak olan önlem şu anda muallakta, gündem başka şeylerle meşgul edilmeye, sorumluların hesap vermesi hedefi saptırılmaya devam ediliyor. Asıl önümüzdeki günlerde o gecenin bedeli, sonucu ortaya çıkacak ve bu sorumluların da ne yapacaklarını hep birlikte göreceğiz.

Diğer taraftan, her gün Sağlık Bakanı ekranlara çıkıyor Türkiye’deki salgının gidişatıyla ilgili bilgiler veriyor. Fakat hastanelerden, mahallelerden o kadar vahim bilgiler geliyor ki öyle güllük gülistanlık, her şey kontrol altında gibi değil arkadaşlar. O gece yaşanan, bir krizin yönetilememesi meselesidir. O gece nasıl yüze göze bulaştırıldıysa, tedavi, takip noktasında, hastanelerdeki mekanizmaya, sisteme, insan ilişkilerine, hastaların takibatına kadar vahim durumlar söz konusudur. Daha dün akşam bile, Taksim İlk Yardım Hastanesi, test için gelenleri özel hastanelere yönlendiriyor ve buna dair bilgileri devlet hastanelerinden de alıyoruz. İnsanlar sürekli özel hastanelere yönlendirilmeye çalışılıyor.

Bir de özellikle Kürt halkının yoğunlukta olduğu hem büyük şehirlerdeki mahalleler hem de doğudaki şehirlerle ilgili çok daha farklı, biyolojik silaha dönüştürecek ya da psikolojik savaş mekanizması gibi işletecek şekilde politikaların ve pratiklerin yaşatıldığını görüyoruz.

Yine, dün -videosunu sizler de izlemişsinizdir- Kanarya’da bir gencin bir parkta otururken neredeyse en az 30-40 polisin üstüne çullanması ve kullandıkları, uyguladıkları şiddetle ortaya çıkan, bir mahalleyi ayağa kaldıracak kadar büyük bir gerilim ve oradaki bir mahallenin hastalıkla karşı karşıya kaldığı, polisin şiddetine maruz kaldıkları görüntü ibretliktir arkadaşlar. Bir tarafta insanları siz müzikle, kibarlıkla evlerine davet edeceksiniz, “Yaşlılara saygı gösterin.” diyeceksiniz, “Çocuklara saygı gösterin, hastalıktan koruyun.” diyeceksiniz ama bazı mahallelerde ise bu gerilimi, bu riski bizzat devlet güvenlik güçleri kendi elleriyle geliştirecekler, büyütecekler.

Bakın, İstanbul’da neden Esenler’de, Bağcılar’da daha fazla pik yapmış durumda acaba? Bakın, yine, isim isim bende olan nice aileler var. Hastaneden evine giden yaşlı bir insan -Batmanlı, İstanbul’da- evine gittiğinin 2’nci günü vefat ediyor fakat ailesinden hiçbir tanesi kontrol altında değil, hiçbir şekilde takibatları yok, hasta takibi yok ve bunun gibi onlarca örnek var, İstanbul’un her bir köşesinden bunun gibi pek çok örnek var.

Bakın, arkadaşlar, bir salgın bu şekilde kontrol altına alınamaz. Biz kontrol altına alınsın diye bunun mücadelesini verelim, buna destek olalım derken özellikle o sokağa çıkma yasağının ilan edildiği gece acaba diyorum: İktidar bir politika mı yürüttü.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HÜDA KAYA (Devamla) – Hemen sözümü bağlayabilir miyim?

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi Sayın Kaya.

HÜDA KAYA (Devamla) – Teşekkür ediyorum.

Bu sokağa çıkma yasağını son iki saatte ilan ederek halkı galeyana getirip salgının bir an önce sürü bağışıklığının farklı bir versiyonu olan salgının pik yapması mı amaçlandı? İnsanın aklına her şey geliyor.

Ve sadece bunlar değil elbette fakat halkımızın karşı karşıya kaldığı, iktidarın bu basiretsiz, bu yönetememek, bu acziyetli politikaları sebebiyle karşı karşıya kaldığı risk, salgın ve sonuçların önümüzdeki günlerde daha da korkunç boyutlarda olmayacağını diliyorum, umuyorum. İnşallah daha sağlıklı, daha dikkatli, daha profesyonelce, insanca, vicdanla, ayrım yapılmadan, sınıf ayrımı yapılmadan bu salgın ve ülkemizin gidişatı kontrol altına alınabilir.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 207 sıra sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 47’nci maddesiyle 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 106’ncı maddesinin (9)’uncu fıkrasında, “16 ncı madde hükümleri saklı kalmak üzere, adli” şeklindeki ibare değişikliğinin, “16 ncı madde hükümleri saklı kalarak, adli” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

           Alpay Antmen                           Zeynel Emre            Süleyman Bülbül

                Mersin                                  İstanbul                            Aydın

            Tufan Köse                           Turan Aydoğan

                Çorum                                  İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Alpay Antmen’in.

Buyurun Sayın Antmen. (CHP sıralarından alkışlar)

ALPAY ANTMEN (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, görüştüğümüz teklifin adil olmadığını, eşit olmadığını ve vicdan içermediğini defalarca söyledik, söylemeye devam ediyoruz. Bu teklifin haksız ve adaletsiz olduğunu haykırdık. “Değiştirelim.” dedik, önergeler verdik, “Gelin, açık şekilde tartışalım, vicdanlı bir hâle getirelim.” dedik, dinlemediniz, önergelerimizin tamamına “Hayır.” dediniz. Bakın, bu teklif, bu af bu şekilde geçerse çete üyeleri, kadınları darbedenler ve dolandırıcılar dışarı çıkacak; yazarlar, muhalifler, gazeteciler, düşünce suçluları içeride kalacak; çek nedeniyle ceza alanlar hapse girecek.

Değerli milletvekilleri, bu af teklifi görüşülmekte ama şunu açıkça görüyoruz ki Türkiye’de en büyük ihtiyacımız hukukun üstünlüğü ilkesine sarılmak, evrensel hukuk normlarını kabul etmek ve uygulamaktan ibaret. Bakınız, hiç kimse onu bulandırmadığı ve ihlal etmediği sürece hukuk teneffüs ettiğimiz hava gibi görünmez ve tutulmaz bir şekilde etrafımızı kaplar. Hukuk, ancak kaybettiğimizi anladığımız zaman değerinin farkına vardığımız sağlık gibi sezilmez bir şeydir. Hukuk toplumun genel menfaatini veya fertlerin ve toplumun ortak iyiliğini sağlamak maksadıyla konulan ve kamu gücüyle desteklenen kural, hak ve kanunların bütünüdür. Hukukun üstünlüğü ise devletin tüm organları üzerinde hukukun mutlak bir egemenliğe sahip olmasıdır. Hukukun üstünlüğü ilkesi, hukuk devletinin ve demokrasinin vazgeçilmez en önemli koşuludur. Hukukun olmadığı yerde adaletten, adaletin olmadığı yerde ise devletten söz edemeyiz. Adil olmalıyız, eşitlikçi olmalıyız, vicdanlı olmalıyız. Bu anlamda mevcut af teklifiniz evrensel hukuk normlarına uygun mu sizce? Adil mi? Hukukun üstünlüğü esas alınmış mı? Hayır, sayın milletvekilleri. Düşünce suçları, gazeteciler ve topluma kazandırılmasında mahzuru olmayan hükümlülerin yer almadığı ve evrensel hukuk normlarını içermeyen bu af teklifi vicdanlı ve adil olamaz, hukuka da uygun değildir.

Değerli milletvekilleri, teklifin 47’nci maddesini görüşmekteyiz. Teklifle, Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 106’ncı maddesine bir ekleme yapılarak, aynı kanunun 16’ncı maddesi bu hükme istisna getiriyor. Yani, “Adli para cezasından çevrilen hapsin infazı ertelenemez ve bunun infazında koşullu salıverilme hükümleri uygulanamaz.” hükmüne, aynı yasanın 16’ncı maddesinde yer alan hapis cezasının infazı, hastalık nedeniyle ertelenmesi hükümleri istisna olarak getiriliyor. Çok güzel, evet, doğru ama burada esasen 5275 sayılı Yasa’daki 16’ncı maddenin kapsamının genişletilmesi ve uygulamada yer alan olumsuzlukların giderilmesi gerekmektedir. Cezaevlerinde ağır hasta ve kendi kendine yaşamını idame ettiremeyecek mahkûm ve tutuklu olmaması gerekiyor. İşte uygulamayı da buna uygun hâle getirmemiz gerekir. Özellikle, yeni anne olan ya da küçük çocuğu olan mahkûm veya tutuklular için daha iyi hükümler getirmek gerekmiyor mu? İşte, gelin hep birlikte, evrensel hukuk normlarına uygun olan bu hükümleri yasalaştıralım.

Değerli milletvekilleri, bu teklif eksiktir, hatalıdır; eşit, adil, hukuki ve vicdanlı değildir. Af, eğer toplumsal barışı sağlamıyorsa, hukuksuzluğu önlemiyorsa, adalete ve hakkaniyete uygun değilse ve vatandaşların tamamının gönlü razı değilse buna af veya infaz düzenlemesi diyemezsiniz. Şimdi size soruyorum, görüştüğümüz bu af teklifi toplumsal barışı sağlayacak mı? Mevcut hukuksuzlukları önleyecek mi? En önemlisi, eşitliğe, adalete ve hakkaniyete uygun mu? Sayın milletvekilleri, bu soruların tamamının cevabı kocaman bir “Hayır.” Peki ne yapmamız lazım? Bakın, geç kalmadık, 47 maddedir konuşuyoruz, 47 kere hatiplerimiz aynı şeyi söyledi: Gelin, bu teklifi hep beraber vicdanlı ve adaletli bir yasaya dönüştürebiliriz. Bunu yapabiliriz, bunu yapmak zorundayız, yüce Meclisin buna gücü var, gücü de yeter.

Her birinizi ayrı ayrı, en derin sevgilerimle, saygılarımla selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 47’nci maddesinin (1)’inci fıkrasında yer alan “değiştirilmiştir” ibaresinin “yeniden düzenlenmiştir” ibaresiyle değiştirilmesini arz ederiz.

            Bedri Yaşar                             Ayhan Erel     Muhammet Naci Cinisli

               Samsun                                  Aksaray                          Erzurum

           Yasin Öztürk                        Zeki Hakan Sıdalı    Arslan Kabukcuoğlu

               Denizli                                   Mersin                          Eskişehir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Arslan Kabukcuoğlu’na aittir.

Buyurun. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

ARSLAN KABUKCUOĞLU (Eskişehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 207 sıra sayılı Kanun Teklifi üzerinde grubum adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlarım.

Sözlerime başlamadan önce, Anadolu Ajansı tarafından, Erbil’e Kızılay tarafından gönderilen tıbbi ve cerrahi malzemeler olduğu, bunların coronavirüs enfeksiyonunda kullanılmak üzere gönderildiği bildirilmiş ancak bunlarla ilgili olarak PKK’nın Erbil yönetimine, oradaki Kürt yönetimine teşekkür ettiği söylenmektedir. Konuyu Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetinin netleştirmesini bekliyoruz.

Öncelikle şuna değinmek istiyorum: Hukukun hayatımızda girmediği yer yok. Coronavirüs enfeksiyonunda da var, savunmada da var, eğitimde de var, yalnız hiçbir şekilde bu kanundan daha az yoktur, bu kanunun içinde olduğu kadar da hiçbir yerde yoktur.

Ülkemizde her ne kadar dekanlarının altıda 1’ihukukçu olmayan 132 adet hukuk fakültesi varsa da ne bunların dekanları ne öğretim üyeleri, hiç kimse şu anda görüşmekte olduğumuz 11 yasada değişiklik öngören infaz kanunuyla ilgili bir açıklamada bulunmamaktadırlar, fikir beyanında bulunmamışlardır. Eğer bunlar bu kadar önemli bir konuda fikir beyanında bulunmazlarsa Türkiye Cumhuriyeti’nin bu hukuk fakülteleri ne zaman işe yarayacaktır, ne yapacaktır? Adalet Komisyonuna dâhil olmak, alt komisyon oluşturmak ve çalışmak için bunların bir talebi oldu mu? Sonuçta ne oldu? Adalet Komisyonunda bir gecede metin geçti, bugün birçok yönüyle düzeltilmeye mecbur olunan bir metin var önümüzde.

Değerli milletvekilleri, bildiğiniz üzere, kanun teklifi 70 maddeden oluşmakta ve Türk Ceza Kanunu ile Ceza Muhakemesi Kanunu’nda yapılacak değişiklikleri de içermektedir.

On sekiz yıllık AK PARTİ Hükûmetinin desteklediği 2 tane şiddet vardır: Birisi sağlıkta şiddet, diğeri kadına şiddet. Coronavirüs vuku bulmadan evvel, ülkemizde neredeyse her gün kadına yönelik şiddet olaylarını gazetelerde, medyada görmekteydik. Coronavirüs enfeksiyonunun dominantlık kazanmasından sonra bu haberler ikinci planda kalmıştır. Yalnız, bildiğimiz resmî bir haber var: Çin’in Hubei eyaletinde, 2020 yılında rapor edilen kadına şiddet vakası bir önceki yıla göre 3 misli artmıştır. Yani yüzde 300 artmıştır, corona da burada kadını vurmuştur.

Kanun teklifiyle, canavarca hisle kasten yaralama suçunu işlemek nitelikli hâl kapsamına alınmaktadır. Değişiklik salt bu yönüyle olumludur ancak madde bu hâliyle yeterli değildir. Kasten yaralama, kasten öldürme, tehdit ve hakaret suçlarının kadına yönelik şiddet saikiyle işlenmesi hâlinde de nitelikli hâl kapsamına alınması doğru olacaktır. Bu hususta, suçların kadına yönelik şiddet saikiyle işlenmiş olması hâlinde de nitelikli hâl sayılmasına yönelik Türk Ceza Kanunu’nda değişiklik öngören 14 Aralık 2019 tarihinde sunduğum (2/2617) esas numaralı Kanun Teklifi’m, yine 28 Ocak 2020 tarihinde kadına yönelik işlenen kasten yaralama, tehdit ve hakaret suçlarında uzlaşma yoluna gidilmemesine yönelik Ceza Muhakemesi Kanunu’nda değişiklik öngören kanun teklifim bu eleştirilerimizi destekler mahiyettedir.

Kadına yönelik şiddet insan hakları ihlalidir. Birleşmiş Milletler Kadınlara Yönelik Şiddetin Önlenmesi Bildirgesi’nde ve Avrupa Konseyi İstanbul Sözleşmesi’nde kadına yönelik şiddet, kamusal veya özel yaşamda kadınlara fiziksel, cinsel veya psikolojik acı, ızdırap veren ya da verebilecek olan cinsiyete dayanan bir eylem; tehdit, zorlama, keyfî olarak özgürlükten, ekonomik gereksinimlerden yoksun bırakma olarak tanımlamaktadır.

İstanbul Sözleşmesi’nin ön sözünde, kadınlara yönelik şiddetin erkekler ve kadınlar arasındaki eşitlikçi olmayan güç ilişkilerinin dışa vurumu olduğu, kadınlara karşı ayrımcılık yapılmasına yol açtığı ve kadınların ilerlemesinin önünde engel olduğu, bu nedenle şiddeti önlemenin bir devlet politikası olması gerektiği vurgulanmaktadır. Kadınlara yönelik özel olarak yapılacak bir hukuksal düzenleme, kadın-erkek eşitliğinin sağlanmasının en temel yöntemidir. Kadınların yaşam hakkını korumak, özel olarak yapılacak bir yasal düzenlemenin ayrımcılık yaratmayacağı İstanbul Sözleşmesi’nin “Kadınlara yönelik toplumsal cinsiyete dayalı şiddetin önlenmesi ve kadınların korunması için gerekli olan özel tedbirler, işbu Sözleşme kapsamında ayrımcılık olarak kabul edilmeyecektir.” şeklindeki 4’üncü maddesiyle de açıklığa kavuşturulmuştur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

ARSLAN KABUKCUOĞLU (Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkanım.

Ayrıca, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 2/1 maddesince devleti kendi yargısına tabi kişilerin yaşamının korunması için gerekli tedbirleri almaya zorladığını hatırlatır. Bu bağlamda devletin temel görevi, kişi hayatına yönelik eylemlerin caydırıcı, somut bir ceza mevzuatı oluşturmak ve ihlalleri caydırmak, önlemek ve yaşam hakkını güvenceye almaktır.

İşbu kanun teklifiyle Türk Ceza Kanunu ve Ceza Muhakemeleri Kanunu’nda illaki değişiklik öngörülüyorsa İstanbul Sözleşmesi’nden ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarından hareketle eleştirilerimizin de dikkate alınarak teklifin yeniden düzenlenmesi gerekir.

Saygılarımla.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

47’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

48’inci madde üzerinde 4 adet önerge vardır, okutup aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 207 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 48’inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Madde 48- “5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun “Koşullu Salıverilme” başlıklı 107 inci maddesinin 4 üncü ve 16 ncı fıkraları yürürlükten kaldırılmıştır.”

          Tuma Çelik     Züleyha Gülüm Murat Çepni

          Mardin           İstanbul          İzmir

          Rıdvan Turan   Mensur Işık     Tulay Hatımoğulları Oruç

          Mersin           Muş               Adana

                              Abdullah Koç

                              Ağrı

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Sayın Abdullah Koç… (HDP sıralarından alkışlar)

ABDULLAH KOÇ (Ağrı) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şimdi, tabii, demokrasinin hâkim olduğu ülkelerde anayasanın uzlaşan hükümleri çerçevesinde, parlamentolarda buna benzer temel ceza yasalarında yapılacak olan değişikliklerde bir uzlaşma aranır. Tabii, bu uzlaşma ne şekilde aranır? İktidar olan partiler, muhalefetin görüşünü de almak suretiyle, muhalefetin kaygılarını da gidermek suretiyle kanuni düzenlemelere gitmek durumundadır. Bakın, Parlamento tarihine baktığınız zaman değerli arkadaşlar, bu parlamento, temsiliyet anlamında gerçekten çok ciddi bir temsiliyeti taşımaktadır fakat iktidarın bu yasama çalışmalarına baktığınız zaman, ne yazık ki iktidar mevcut olan bu temsiliyeti hiçbir şekilde görmemekte ve ne yazık ki es geçmektedir. Bakın, Türkiye toplumunda, cezalara ve ceza yasalarına, ceza yasalarının uygulanmasına olan inanç ne yazık ki ortadan kalkmıştır, toplumsal inanç yoktur. Siyasal çalışmaların tamamı Terörle Mücadele Yasası’nın, muhalefetin çalışmalarının neredeyse büyük bir kısmı Terörle Mücadele Kanunu çerçevesinde değerlendirilmekte ve bu şekilde bir yaklaşım gösterilmektedir. Toplumsal muhalefet, bireysel muhalefet, düşünce hürriyeti, haber verme; tamamı baskı altındadır ve baskılanmaktadır. Bakın, örgüte üye olmamakla birlikte “örgüt adına suç işleme” diye mahkemelerde ve uygulamada bir suç uydurma unsuruyla biz karşı karşıyayız ne yazık ki.

Değerli arkadaşlar, şimdi, bizim bu Ceza Yasası’nda değişiklikle ilgili birtakım değişiklikler de var ve infaz yasasındaki bu değişikliğin de bakın, özel af olduğuna dair biz bas bas bağırıyoruz, ileri sürdüğümüz iddialar var ve bu kanun teklifinde de bunlar mevcut fakat siz her seferinde bunu inkâr ediyorsunuz. Bakın, Anayasa’nın 87’nci maddesi özel affı düzenlemektedir. “Özel af” kavramı, aynı zamanda genel afla birlikte ele alınmakta ve nitelikli çoğunluk aranmaktadır. Nitelikli çoğunluk nedir? Bu Parlamentoda verilebilecek olan kararda 360 milletvekilinin buna “evet” oyu kullanması gerekiyor. Bakın “özel af” kavramı Türk Ceza Yasası’nda tanımlanmaktadır, Türk Ceza Yasası’nın 65’inci maddesinin (2)’nci fıkrasında aynen şöyle geçiyor: “Özel af ile hapis cezasının infaz kurumunda çektirilmesine son verilebilir veya infaz kurumunda çektirilecek süresi kısaltılabilir…” Bu özel af yasasının Türk Ceza Kanunu’ndaki tanımıdır değerli arkadaşlar. Bakın, siz özel af kanun teklifi getiriyorsunuz fakat bunu kanun düzenlemesi şeklinde halka yansıtıyorsunuz ve bu şekilde Anayasa’ya karşı dolambaçlı bir yol izliyorsunuz yani Anayasa’yı bu şekliyle çiğniyorsunuz değerli arkadaşlar.

Bu kanun düzenlemesinde, bir diğer husus olan eşitlik ilkesine aykırı davranıyorsunuz. Eşitlik ilkesine neden aykırı davranıyorsunuz? Bakın, bazı suç tiplerini bu kapsamın dışında tutuyorsunuz ve bazı suç tiplerini de bu kapsamın içine alıyorsunuz. Bu, Anayasa’nın 10’uncu maddesine de çok açık bir şekilde aykırılık teşkil etmektedir.

Bir diğer husus şu değerli arkadaşlar: Şimdi, bakın, siz corona virüsü nedeniyle cezaevlerini rahatlatmak istiyorsunuz, cezaevlerinde olan bu ölüm olayını ortadan kaldırmak istiyorsunuz fakat ne yazık ki bakın, daha masum olan, daha yargılaması bile yapılmayan tutuklama olgusunu bunun dışında tutuyorsunuz. Peki, bu ne demek? Bu, şu demek değerli arkadaşlar: Bakın, 50 bin kişi şu anda cezaevlerinde tutuklu, 50 bin kişi; altıda 1’i tutuklu. Bakın, bu kanun düzenlemesinin görüşüldüğü andan itibaren ayda 2.500 kişi cezaevlerine alınıyor çünkü tutuklama Türkiye’de tedbir olmaktan çıkarılmış durumda, tutuklama artık istisna olmaktan çıkarılmış durumda ve temel ceza uygulaması hâline getirilmiş durumdadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

ABDULLAH KOÇ (Devamla) - Bakın, kırılgan hâlde olan yargı maalesef siyasal iktidarın etkisinde ve siyasal iktidarın etkisiyle şu anda işlem görüyor. Bakın, tahliye kararı veren mahkemelerin üyeleri dağıtılmakta, her biri başka bir yere gönderilmektedir. Bu da siyasal iktidarın yargı üzerinde olan etkisini göstermektedir.

Değerli arkadaşlar, bir diğer husus: Umut etme hakkı vardır cezaevinde olan kişilerin. O ne demektir? Şimdi, infaz yasasında eşitlik olması gerekiyor, infaz yasasında adalet olması gerekiyor. Cezaevinde sizin mahkûm etmiş olduğunuz bir kişinin umut etme hakkı vardır, ne zaman ve hangi şekilde cezasını çekip de cezaevinden çıkacağına ilişkin bilgi edinme hakkı vardır ve bunu da çok açık ve net bir şekilde kendisine bildirmek zorundasınız. Bakın, bazı suç tiplerinde siz, ömür boyu bir cezayı öngörüyorsunuz. Bu, hem insan haklarına aykırı bir durumdur hem de insafa ve nizama uymayan bir durumdur. Bu nedenle de biz bu kanuna karşı çıkıyoruz.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan (2/2762) esas numaralı Kanun Teklifi’nin 48’inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Gereğini arz ederiz.

Saygılarımızla.

“MADDE 48- 5275 sayılı Kanunun 107 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “üçte ikisini” ibaresi “yarısını” şeklinde değiştirilmiş ve aynı fıkraya aşağıdaki cümleler eklenmiş; dördüncü fıkraya birinci cümlesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki cümle eklenmiş; altıncı fıkrasında yer alan “sürenin yarısı” ibaresi “süre” şeklinde değiştirilmiş; dokuzuncu fıkrasında yer alan “Hâkim,” ibaresi “İnfaz hâkimi,” ve “hâkime” ibaresi “infaz hâkimine” şeklinde değiştirilmiş ve fıkraya aşağıdaki cümleler eklenmiş; onuncu fıkrasında yer alan “Hâkim,” ibaresi “İnfaz hâkimi,” şeklinde değiştirilmiş; onbirinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş; onikinci fıkrasında yer alan "hâkimin” ibaresi "infaz hâkiminin” şeklinde değiştirilmiş; onüçüncü fıkrasının (a) bendinde yer alan "kalan cezasının aynen,” ibaresi "başlamak ve hak ederek tahliye tarihini geçmemek koşuluyla sonraki işlediği her bir suç için verilen hapis cezasının iki katı sürenin,” şeklinde değiştirilmiş ve fıkranın (b) bendine "koşuluyla” ibaresinden sonra gelmek üzere "ihlalin niteliğine göre” ibaresi eklenmiş; onbeşinci fıkrasında yer alan "mahkemesi,” ibaresi "mahkemesinin bulunduğu yer infaz hâkimliği,” ve "belirlenen ilk derece mahkemesi” ibaresi "belirlenen infaz hâkimliği” şeklinde değiştirilmiştir.

Ancak, Türk Ceza Kanununun;

a)       Kasten öldürme suçlarından (madde 81, 82 ve 83) süreli hapis cezasına mahkûm olanlar cezalarının üçte ikisini,

b)       İşkence suçundan (madde 94 ve 95) ve eziyet suçundan (madde 96) süreli hapis cezasına mahkûm olanlar cezalarının dörtte üçünü,

c)       Cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlardan (madde 102, 103, 104 ve 105) hapis cezasına mahkûm olanlar cezalarının dörtte üçünü,

d)       Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçundan (madde 188) hapis cezasına

mahkûm olanlar cezalarının dörtte üçünü,

e)       Devlet sırlarına karşı suçlar ve casusluk suçlarından (madde 326 ilâ 339) süreli hapis cezasına mahkûm olanlar cezalarının dörtte üçünü,

f)        Atatürk aleyhine işlenen suçlardan mahkum olanlar ile 301. Madde uyarınca mahkum olanlar cezalarının dörtte üçünü,

infaz kurumunda çektikleri takdirde, koşullu salıverilmeden yararlanabilirler. Ayrıca, suç işlemek için örgüt kurmak veya yönetmek ya da örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlar ile Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlardan mahkûm olan çocuklar hakkında koşullu salıverilme oranı üçte iki olarak uygulanır.”

"Koşullu salıverilme oranı üçte ikiden fazla olan suçlar bakımından ise tabi oldukları koşullu salıverilme oranı uygulanır.”

“İnfaz hâkimi ayrıca, iki yılı geçmemek üzere denetim süreci içinde hükümlünün denetimli serbestlik müdürlüğünce belirlenecek yükümlülüklere tabi tutulmasına karar verebilir. Bu karar gereğince denetimli serbestlik müdürlüğü, risk ve ihtiyaçlarını dikkate alarak hükümlüyü;

a-) Belirli bir bölgede denetim ve gözetim altında bulundurma,

b-) Belirlenen yer veya bölgelere gitmeme,

c-) Belirlenen programlara katılma,

yükümlülüklerinden bir veya birden fazlasına tabii tutar. Denetimli serbestlik müdürlüğü hükümlünün risk ve ihtiyaçlarını dikkate alarak yükümlülükleri değiştirebilir.”

“(11) Hükümlünün koşullu salıverilmesi hakkında ceza infaz kurumu idaresi tarafından hazırlanan gerekçeli rapor, infaz işlemlerinin yapıldığı yer infaz hakimliğine verilir. İnfaz hâkimi, bu raporu uygun bulursa hükümlünün koşullu salıverilmesine dosya üzerinden karar verir; raporu uygun bulmadığı takdirde gerekçesini kararında gösterir. Bu kararlara karşı itiraz yoluna gidilebilir.”

          Muhammet Naci Cinisli                Ümit Özdağ           Zeki Hakan Sıdalı

                    Erzurum                            İstanbul                            Mersin

                Yasin Öztürk                       Ayhan Erel                             

                    Denizli                             Aksaray                               

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Ayhan Erel’in.

Buyurun Sayın Erel. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

AYHAN EREL (Aksaray) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, yüce Türk milleti; Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 48’inci maddesi üzerine partim İYİ PARTİ adına söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

48’inci madde okunduğu gibi oldukça karmaşık, karışık, anlaşılır bir şekilde tanzim edilmemiş, anlaşılır bir dille maalesef yazılmamıştır. Bu yazılış şekliyle insanların ilk bakışta kafalarında, düşüncelerinde çeşitli yanlış anlamalara sebep olmaktadır. Bunu Komisyonda dile getirmiştik. Orada da akademisyenlerin, Yargıtay Daire Başkanlarının ve Genel Müdürümüzün açıklamalarıyla olayı anlamıştık ancak neden bu kadar karmaşık bir şekilde yazıldığını hâlâ anlamış değiliz. Oysa çok basit bir şekilde bunu kanun metnine geçirebilirdik. Mesela, baktığımızda, tüm suçlarda genel olarak cezalar kural olarak önceden 2/3’müş 1/2’ye düşüyor.

Yine, terör suçlarında değişen bir şey yok; 3/4, 3/4. Cinsel suçlarda nitelikli olarak ayırdığımızda, nitelikli suçlarda da bir değişme yok. Yine, basit cinsel suçlarda eski ile yeni düzenleme arasında bir değişiklik yok. Yine, cinsel suçlar, çocukların işlediği suçlara baktığımızda bunlarda da bir değişiklik yok. Uyuşturucu ticareti suçunda, eski ile yeni arasında bir değişiklik yok. Kasten adam öldürme suçunda çocuk ve yetişkin ayırt etmeksizin yine bir değişiklik yok. İşkence ve eziyette değişiklik yok. Suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçunda şu anda 3/4 ama yeni düzenlemeyle 2/3 oranında bir indirime gidiliyor yani bu örgüt kurmayı teşvik eder mi bilemiyorum, niye böyle bir düzenleme olmuş. Yine suç işlemek amacıyla örgüt kurmada da çocuklara verilen cezada bir indirim yok; mükerrirlerde, yetişkin ve çocuk ayrımında 3/4’ten 2/3’e düşüyor; mükerrirde de bir indirim var. Devlet sırlarına karşı işlenen suçlarda bir değişiklik yok.

Yani bu kadar basit bir şekilde tanzim edilecek olan bir kanun metni maalesef çok karışık, karmaşık bir şekilde tanzim edilmiş, anlaşılması çok mümkün görünmüyor, hâlâ niye böyle yazılmış anlamış değiliz.

Yine biz İYİ PARTİ olarak bu infaz yasası gündeme geldiğinde “Terör suçlarında, uyuşturucu suçlarında, cinsel istismar suçlarında infaz indirimi yapılmasın.” demiştik. Bunlar yapılmadı, ancak bunun yanında “Atatürk’e, Türklüğe hakaret suçlarında indirim yapılmasın.” dedik ama bunda 1/2 oranında indirim var.

Yine, bu şartlı tahliyeden 90 kişi yararlanacak deniliyor. Bunların, yararlanacak olan hükümlülerin suçlarının mahiyetini, vasfını, ne kadar kişi olduklarını biz bugüne kadar gerek Bakanlıktan gerek Komisyondan bir türlü öğrenemedik; bir devlet sırrı gibi saklandı. Ya, bunu niye saklıyorsunuz? Yani kamuoyundan sakladığımız, kamuoyunun bilmesini istemediğimiz bilgiler mi var? Yani hâlâ anlaşılır değil. Acaba cinsel istismar suçundan şu kadar kişi tahliye mi edilecek, izin mi kullanacak? 75 bin hükümlünün izin kullanacağı söyleniyor. Bunların da suçlarıyla ilgili -vasıf ve mahiyetine göre- kamuoyu bir bilgi sahibi değil, keşke bunları kamuoyuyla paylaşsaydınız. Hani “Kamu vicdanında yer buluyor.” diyorsunuz ya, o zaman çok daha rahat bulmuş olurdu. Açıkçası, hâlâ neden saklandığını ben de çok merak ediyorum, kamuoyu da merak ediyor yani…

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Saklanmayla ilgili bir şey yok.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Saklama yok.

AYHAN EREL (Devamla) – Ya, açıklayın o zaman yani devlet sırrı gibi… Devletin elinde bu veriler var, Adalet Bakanlığının elinde veriler var.

YASİN ÖZTÜRK (Denizli) – Ali Bey biliyor, Ali Bey açıklasın.

AYHAN EREL (Devamla) – Günümüzde cinsel istismardan tutuklu ne kadar…

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Biraz sonra söyleyeceğim.

AYHAN EREL (Devamla) – Peki, söyleyecekseniz biz bekliyoruz.

Gene daha önce de söylemiştik, bu adli para cezasına çarptırılan hükümlüler eğer parayı yatıramıyorlarsa bu, belirli bir miktar üzerinden hapis cezasına çevriliyor. Tüm suçlarda, suçlara verilen cezalarda indirim olduğu hâlde adli para cezasına çevrilen hapis cezalarında böyle bir indirim yok yani “Paran varsa öde kurtul, paran yoksa hadi bakalım infaz kurumuna.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi Sayın Erel.

AYHAN EREL (Devamla) – Bu kadar suçta indirim yaparken adli para cezalarının hapis cezasına çevrilmesinde niçin indirim yapmıyorsunuz; ben onu anlamış değilim yani gaspçının, hırsızın, şunun bunun, herkesin cezalarının infazında indirim yapıyorsunuz ama parası olmayan, adli para cezasına çarptırılan ama parayı bulup yatıramadığı için hapse düşen bir hükümlüden bunu esirgiyorsunuz. Ya, bu mantığı anlamış değiliz; niye böyle yapılıyor, onu da bilmiş değiliz. Sanırım, Komisyon üyeleri veya AK PARTİ’li arkadaşlarımız bu konuda bize tatmin edici bir cevap verirler.

Kader mahkûmları için söylediklerimiz vardı ama maalesef, bugüne kadar “Kanunun metninde veya terminolojisinde sıkıntı olur, kanunun bütünlüğünü bozar.” gibi mazeretlerle bunlar gündeme alınmadı ama gerçekten “kader mahkûmu” diyen nitelendirilen, iradesi dışında veya mecburen suç işlemek zorunda kalan insanlar da sizlerden iyi bir haber bekliyor.

Hepinize saygılar sunuyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

II.- YOKLAMA

(HDP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan, yoklama istiyoruz.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunmadan önce bir yoklama talebi vardır, yoklama yapacağım.

Sayın Koç, Sayın Beştaş, Sayın Işık, Sayın Taşdemir, Sayın Kemalbay, Sayın Çepni, Sayın Ersoy, Sayın Koçyiğit, Sayın Çelik, Sayın Sarısaç, Sayın Gergerlioğlu, Sayın Kaya, Sayın Hatımoğulları Oruç, Sayın Başaran, Sayın Coşkun, Sayın Kaçmaz, Sayın Eksik, Sayın Öcalan, Sayın İmir.

Değerli arkadaşlar, yoklama işlemini başlatıyorum.

Yoklama için dört dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Arkadaşlar, pusulaya gerek yok çünkü yarıda kesiyorum.

VI.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Denizli Milletvekili Cahit Özkan, Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül ve Afyonkarahisar Milletvekili Ali Özkaya ile 57 Milletvekilinin Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2762) ve Adalet Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 207) (Devam)

BAŞKAN - Toplantı yeter sayısı vardır.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 207 sıra sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 48'inci maddesiyle 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 107'nci maddesinin 2’nci fıkrasında yapılan değişikliğe aşağıdaki (ğ) bendinin eklenmesi ve fıkranın son cümlesindeki "mahkûm olan çocuklar” ibaresinden sonra gelmek üzere "ve Türk Ceza Kanununun 314'ncü maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında mahkûm olanlar” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

"(ğ) Kasten yaralama suçundan (madde 86/3) hapis cezasına mahkum olanlar”

            Tufan Köse                          Süleyman Bülbül               Zeynel Emre

                Çorum                                    Aydın                            İstanbul

          Turan Aydoğan                         Alpay Antmen                                           İstanbul                                  Mersin                                

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) - Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Turan Aydoğan’ın.

Sayın Aydoğan, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) – Efendim, gecenin bu saatinde mesaisini buraya ayıran tüm milletvekili arkadaşlarımı yürekten selamlıyorum.

Adalet, kâinatın temelidir. Adalete ilişkin çok güzel özdeyişler var. Kuvvete dayanmayan adalet aciz, adalete dayanmayan kuvvet zalimdir.

Şimdi, bu yasa teklifini baştan itibaren konuşurken ısrarla ve inatla dile getirdiğimiz bazı kavramlar var, onlardan bir tanesi de eşitlik ilkesine uygun, adalet duygusunu rencide etmeyecek ve tatmin edecek bir yasayı buradan çıkaralım meselesiydi. İşte, burada çok net anlatılmış, eğer bu teklif yasalaşır ve adalet duygusunu tatmin etmezse bunun arkasındaki kudret zalimlikle suçlanır; bu, zalimlik olur. Israrla ve inatla bazı şeyleri anlatmaya çalışıyoruz. Ben diyorum ki biz anlatamadık, yetenek… Sorun bizde. Ya anlatamıyoruz ya anlamayla alakalı bir sorun var meselesi ortaya çıkıyor. Asla anlamayla alakalı bir sorun olduğunu düşünmüyorum ama sizden istirham ediyorum, -bakın, bu teklifi sonuçlandıracağız büyük bir ihtimalle yarın- biz burada konuşurken siz de lütfen vicdanlarınızla baş başa kalın. Vicdanlarınızla baş başa kalırsanız ne demek istediğimizi gayet net anlayacaksınız çünkü bu işin özeti vicdandan geçiyor.

Şimdi, bu üzerinde konuştuğumuz maddenin de böyle bir özelliği var. Genel anlamıyla beraber, Terörle Mücadele Kanun’daki ve Ceza Kanunu göndermesiyle terör tarifi üzerinden birçok insanı cezaevine sokabiliyorsunuz. Bakın, size anımsatayım: Bu ordunun Genelkurmay Başkanı da terör örgütünün lideri olarak yargılandı sizin iktidarınızda. Şimdi bu Mecliste milletvekilliği yapan insanlar var -mesela bizim Mehmet Ali Çelebi kardeşimiz- terör örgütü üyesi olarak yargılandılar. Bir kısım arkadaşlarımız yine KHK’yle bu adaletsizliklerin kurbanı oldular. Sayın İbrahim Kaboğlu, burada milletvekili ama herkes milletvekili olamıyor. Sosyal ölü olarak, sivil ölü olarak yaşayan insanlar var hayatımızın içerisinde. İşte, burada adalet duygumuzun hayata geçmesi gerekiyor ve eşitlik ilkesine göre bakmamız gerekiyor. Şimdi, bu terör tarifi, ucu açık ve istenildiğinde istenilen herkesi içeri atacak şekilde kullanıldığından dolayı bu 48’inci madde, bu anlamda arızalı bir madde özelliği gösteriyor. Çok somut ve net diyoruz, şiddet ögesinin netleştirildiği, kalkışma hâli itibarıyla yakın tehlike yaratmaya yönelik olmayan eylemler ile olanları birbirinden ayırmak lazım. İşte, bu hatayı işlediğimiz sürece, somutlaştırmadığımız sürece yargısı sorunlu olan bir ülkede, bu sorunları daha daha yaşayacak hâlde oluyoruz. Buradan çıkmamız lazım, burada birbirimizi anlamamız lazım. Israrla ve inatla üzerinde durduğumuz -adına örtülü af dersiniz ya da demezsiniz- bu Meclisin milletin temsilcisi olduğunu kabul ederek milletin mutabakatının oluşmasının da bu Meclisin nitelikli çoğunluğundan geçtiğini anlamaktan olması geçiyor. Biz ısrarla şunu demedik: İlla gelin, bu maddeler oylanırken şu sayıyla oylayın demedik. O sayılara gerek kalmayacak şekilde siyasi partilerin mutabakatının sağlanabilecek olduğu bir çalışmadan bahsettik. Bu yasa, züccaciye dükkânına girmiş fil gibi yapılamaz, yapılmamalı. Siyasi partilerin mutabakatının oluşması gerekir. Vakit çok geç değil, bunlarla ilgili önlem alabiliriz, bunlarla ilgili beraber çalışıp yeni şeyleri buraya koyabiliriz.

Koymazsak ne olur? Koymazsak bu sorumluluğu taşımayız. Benden önceki konuşmacı arkadaşlarımız söyledi, ben daha önce size söylemiştim; yokuz bu ihlallerinizin içerisinde. Cezaevinden insanların çıkmasını çok istiyoruz, virüs tehlikesinden ötürü özgürlüklerine kavuşmaları gerekiyor ama böyle ısrarla devam ederseniz önünüzde bir seçenek kalıyor sizin, şair söylemiş bunu “Sana düşman, bana düşman/Düşünen insana düşman.” Bu sizin için söylenmedi, bu sizler için söylenmedi, bu yasa teklifini geçirecek insanlar için söylenmedi ama böyle davranırsanız bu yafta üzerinizde kalacak. Düşünen insanlara düşman olacaksınız, düşünen insanların düşmanı bir yasa hayata geçireceksiniz. Gelin, yol yakınken buradan vazgeçelim.

Israrla ve heyecanla “Bir an önce bu yasa çıksın.” diyorsunuz, ben size başka bir hatırlatmada bulunayım: Sayın Cumhurbaşkanının 104’üncü maddede yetkisi var; cezaevindeki engellilerle ilgili var, sağlık sorunu olanlarla ilgili var, yaşlı olanlarla ilgili var; niye kullanmıyor kardeşim, niye kullanmıyor? Biz alelacele sabahın dördüne kadar burada yasa yaparken Sayın Cumhurbaşkanı, risk grubunun içinde olan insanları çoktan tahliye etmiş olabilirdi. R tipi cezaevlerinde kendi hizmetlerini göremeyen engelli hastalar var, sağlık sorunu olan hastalar var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

TURAN AYDOĞAN (Devamla) – Sayın Başkanım, tamamlayayım müsaade ederseniz.

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

TURAN AYDOĞAN (Devamla) – Onların hâlâ cezaevinde yatıyor olması o maddeden kaynaklı bir ayıptır. Bu maddeye istinaden çıkarılan isimler var. Popülizm yapmayacağım, yaşı bilmem kaç olmuş, falan suçtandı, niye çıktı demeyeceğim; çıksın kardeşim. O yaşa gelmişse, o yaşa gelmiş olanı çıkarma yürekliliğini gösteriyorsa Sayın Cumhurbaşkanı, bunları çoktan çıkarmış olması gerekirdi.

Bir mahcubiyet daha yaşıyoruz. Birtakım cumhuriyet başsavcıları diyorlar ki: “Biz cuma günü bu tahliyeleri yapacak şekilde kendimizi hazırladık.” Neye göre? Sizin henüz teklif hâlindeki yasa teklifinizi göre. İşte, buradan ortaya şöyle bir şey çıkıyor: Bizi dinlemiyorsunuz, Meclise bir saygı duymuyorsunuz. Bu teklifi deklare etmişsiniz, o cumhuriyet savcıları hazırlıklarını yapmışlar, kimleri çıkaracaklarını şimdiden deklare ediyorlar. Ben şimdi bu Meclisin şahsiyetini kurtarmak anlamında diyorum ki: Bu yasa çıkabilmesi için gerekli olan uzlaşmayı yol yakınken sağlayalım, yoksa bunun vebali yakanızda olacak.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 207 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin çerçeve 48’inci maddesi ile 5275 sayılı Kanun’un 107’nci maddesinin ikinci fıkrasına eklenen birinci cümleye (a) bendinden sonra gelmek üzere aşağıdaki (b) bendinin eklenmesini ve diğer bentlerin buna göre teselsül ettirilmesini ve aynı fıkraya eklenen ikinci cümleye "çocuklar” ibaresinden sonra gelmek üzere "ile 1/1/1983 tarihli ve 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu kapsamına giren suçlardan mahkûm olanlar” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

“b) Neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçundan (madde 87, fıkra iki, bent d) süreli hapis cezasına mahkûm olanlar,”

           Bülent Turan                            Oya Eronat                    Recep Özel

             Çanakkale                              Diyarbakır                          Isparta

       Jülide İskenderoğlu                        Ali Özkaya

             Çanakkale                           Afyonkarahisar

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Ali Özkaya’nın.

Buyurun Sayın Özkaya. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Sayın Başkanım, saygıdeğer milletvekillerimiz; bu saatte önergemizle ilgili bilgilendirme ve açıklama yapmayı arzu ediyorum.

Tabii, Türk Ceza Kanunu’ndaki 87’nci madde, neticesi itibarıyla ağırlaştırılmış suçlarla ilgili. Biz, Ceza İnfaz Kanunu 107’nci maddesindeki 3/2 olan infazı ½’ye indiriyoruz genelde fakat burada istisna hükümler koyduk malum. Bu istisna hükümlerin tamamı ve önemli bir kısmı şahsa karşı işlenen suçlar.

Malum, yaşam hakkı en temel insan hakkıdır. Anayasamızın 13’üncü, 15’inci maddelerinde de diğer maddelerinde de ve bütün uluslararası sözleşmelerde de bir numaralı hak yaşam hakkıdır, diğer bütün haklar tali haklardır ve bundan sonra gelen haktır. Çekirdek haklarında en önemli hak yaşam hakkıdır. İşte, bu yaşam hakkını koruyan adam öldürme suçunun süreli hâlleri 1/2’ye inmemesi için 2/3’te kalmasını düzenledik.

Bundan sonra, yeni bir fıkra daha ekliyoruz. Bilhassa muhalefet partilerinin de sık sık dile getirdiği ve bizim -geçici maddede de istisna olarak kabul etmediğimiz- biraz sonra 52’nci maddede görüşeceğimiz yüze kezzap atma gibi, gerçekten canavarca hisle işlenen suçları da bunun içine alarak, burada da 1/2’ye inmeyip 3/2’de kalmasını arzu ediyoruz.

Yine, burada çocuklarımızın işlediği suçlar, bilhassa çocukların işlediği uyuşturucu, örgüt kapsamındaki suçlar, terör suçlarında da 3/2 oranını koruyoruz. Zira, suç örgütlerinin ve terör örgütlerinin çocukları istismar etmemesini çok önemsiyoruz ve bu kapsamda da düzenlemeyi getiriyoruz.

Yeni önergemizle, bir de Millî İstihbarat Teşkilatına karşı işlenen suçlarda mevcut kanunda da 3/2, 3/2’ydi, koruyoruz.

Burada, az önce 46’ncı maddede önergemiz kabul edildi. Sayın Özgür Özel “Acaba ne değişti, bunu izah etsin teklif sahipleri?” demişti. 46’ncı madde, malum, bizim koşullu salıverilmedeki 1/2, 2/3 ve 3/4 oranlarında maktu denetimli serbestlikten nispi denetimli serbestliğe geçişimizle ilgili temel bir maddemizdi. Bunu, müzakeremiz sonucunda, inşallah, bir başka kanun teklifi içinde görüşmeyi uygun gördük ve bir yıllık maktu denetimli serbestliğin bu aşamada devamına karar verildi o maddenin kabul edilmesiyle birlikte, 1/10 dediğimiz denetimli serbestliği bu aşamada kaldırmış olduk, o maddeyi böylece kabul ederek düzenlemiş olduk.

Diğerlerinde, arkadaşlar sık sık söylüyorlar. “Efendim rüşveti alan çıkıyor, rüşveti yazan gazeteci kalıyor.” Böyle bir şey hiç söz konusu değil arkadaşlar. Dün de söyledim, rüşvet, zimmet, irtikapla ilgili 300 bin tutuklu ve hükümlünün içindeki sayı 200. Şimdi, bir rüşveti aldığını iddia eden memura karşı gazeteci yazı yazarsa, ya iftira olur ya hakaret olur ya da suç isnadı olur.

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) – Ya da rüşvet gerçektir.

ALİ ÖZKAYA (Devamla) – Rüşvet gerçekse zaten sorun olmaz, ispat olur Anayasa’nın ispat hakkı gereğince ve Ceza Kanunu’nun 120’nci maddesi gereğince hiçbir suç olmaz orada. O sebeple, bu iddialarınız doğru değil, gerçeği yansıtmıyor. Gazetecilerle ilgili; 22 gazeteci tutuklu, 79 gazeteci hükmen tutuklu, 100 gazeteci de hükümlü; toplam 200 kişi. Şimdi, 200 kişi var, bunların suçlarının da yüzde 70’i PKK ve FETÖ ve önemli bir kısmı.

220’nci maddenin (6)’ncı fıkrasının son cümlesi açık şekilde der ki: “Bu maddeden mahkum olmak için silahlı suç örgütü olması gerekir, o suç örgütüne destek sağlamak gerekir.” Elbette ki her zaman suç örgütünün üyesi olmadan da o suç örgütüne yardım etmek mümkündür, propagandasını yapmak mümkündür.

Arkadaşlar, bu kanun terör örgütüne karşı mutlak bir koruma sağlıyor, bunu asla kabul etmiyor. Uyuşturucuya karşı böyle, cinsel suçlara karşı böyle. Sayın Ayhan Erel’e, Sayın Vekilimize de teşekkür ediyoruz, az önce bizim söylediklerimizin hepsinin doğru olduğunu bir kez daha gündeme getirdi, “Tek bir adımda mevcuttan geri adım olmadığını” söylemiş oldu.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın.

ALİ ÖZKAYA (Devamla) – Sayın Başkanım, bu önemli…

BAŞKAN – Verdim bir dakika daha süre.

Buyurun.

ALİ ÖZKAYA (Devamla) – Teşekkür ediyorum.

Bunu söylemiş olalım.

Efendim, arkadaşlar, ısrarla “Anayasa Mahkemesi iptal eder, bu koşullu salıverme değildir, özel aftır.” diyorlar. Anayasa Mahkemesi, 4758 sayılı Kanun’la ilgili 2002 yılında verdiği kararda, bakın, 4 tane ilke koydu arkadaşlar: Bir, cezanın belli bir süresini cezaevinde geçirecek. İki, iyi hâlli olacak. Üç, gözetimle salıverilecek. Dört, bu süre içinde suç işlerse geri cezaevine gelecek. Dördün dördü de bu kanunda var. Dolayısıyla, af değil, mutlak bir koşullu salıverme kanunu, bir infaz kanunu; hiçbir tereddüt yok, Anayasa Mahkemesinin kurallarına uygun, net bir tanımlama. Bunu da bütün herkese söylemiş olalım.

Dün de tekrar ettik. “Sayın Cumhurbaşkanımız, efendim, daha önce 312’yle ilgili yargılandı.” 312’nin bugünkü karşılığı 216, hem Terörle Mücadele Kanunu 3’üncü maddesindeki mutlak terör suçlarından değil hem de 4’üncü maddesindeki terör amacıyla işlenen suçlar değil.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın.

ALİ ÖZKAYA (Devamla) – Tamamlıyorum Sayın Başkanım.

Dolayısıyla bu da bir haksız isnat ve iftiradır; bu da doğru değil.

“95’inci maddedeki, efendim, bu özel izinden açıkta olanlardan işte, terör suçları, siyasi suç, şu suç -siyasi suç diye bir suç olmadığını her zaman söylüyoruz- yararlanmıyor.” Hayır, o da doğru değil. Açıkta olan her kişi, 95’inci maddedeki izinden, bugün itibarıyla -üç ayda bir üç gün yedi güne çıktı bu kanunla- herkes yararlanıyor. Burada da eşitlik ve adalet var, burada da herhangi bir sorun yok.

Son sözlerim de cezaevlerinde kendisini gönüllü mahkûmiyete adamış, gerçekten yirmi dört saat orada görev yapan ceza infaz kurumlarımızın müdürleri, 2’nci müdürleri, infaz başmemurları, infaz memurları ve sağlık çalışanları; hepsine de şükranlarımızı sunuyoruz. Bu zor süreçte onlar da yirmi dört saat coronavirüse karşı da her türlü sıkıntıya karşı da teröre karşı da canhıraş çalışıyorlar. Onlara da teşekkür ediyoruz.

İnşallah, önergemizin kabulüyle de kanunumuz hayırlara vesile olsun diyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

AYHAN EREL (Aksaray) – Ali Bey sayıları verecektiniz...

ALİ ÖZKAYA (Devamla) – Başkanım müsaade ederse onu da söyleyeyim.

AYHAN EREL (Aksaray) – Alalım sayıları Başkanım.

BAŞKAN – O da bir başka bahara.

ALİ ÖZKAYA (Devamla) – Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ ve MHP sıralarından alkışlar)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Beştaş, buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

58.- Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Afyonkarahisar Milletvekili Ali Özkaya’nın görüşülmekte olan 207 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 48’inci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Evet, terör tanımını tartışmaya devam edeceğimizi söylemiştik. Mademki çalışmaya devam ediyoruz bir katkı yapalım hatibin konuşmasına.

“Terör” genel olarak kabul gördüğü üzere… Aslında “Neye göre, kime göre terör?” sorusunu sorarak başlamak lazım. Örneğin, tüm dünya HTŞ’yi terör örgütü olarak kabul ediyor ama AKP iktidarı onları direnişçi olarak görüyor ve bunu ilan ediyor. MİT tırlarında bebek bezi olduğunu bir tek iktidar partisi söylüyor. Yine, mesela, dünyanın hiçbir ülkesi SDG’yi terör örgütü olarak görmüyor ama Türkiye öyle görüyor. AKP iktidarı, Fetullah Gülen cemaatiyle uzun süre iktidarını paylaştı ve birlikte bu ülkeyi yönetti, devletin kapılarını sonuna kadar açtı, ne istediyse cemaate verdi ama şimdi “terör örgütü”. Yani, Sayın Cumhurbaşkanı, zamanında bir terör örgütü liderine: “Gel de bitsin bu hasret.” diyebiliyordu, bunu hepimiz biliyoruz. Cemaate yardım yataklık ya da örgüt üyeliği ikiye ayrılıyor. Türk ceza hukukunda da dünya ceza yargılamasında da böyle bir niteleme yoktur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Örgütle bağını 17-25 Aralık 2013’ten sonra kesenler masum ama devam edenler terörist. Bu ülkede “FET֔ denilen yapının çıkardığı kanunlar var, yaptığı hâkim, savcı atamaları var. Şu an içeride olan vekiller ve siyasetçilerin birçoğunu içeride tutuklu olan cemaat savcıları hazırladı. Örneğin, Demirtaş’ın, Baluken’in, Kışanak’ın, Selma Irmak’ın iddianamesini şu anda “terörist” denilen savcılar hazırladı ve hâkimler de karar verdi.

Gerçekten AKP iktidarı bu ülkenin başına gelmiş en büyük trajedidir. Kimin terörist olup olmadığına elinde güç olan iktidar karar veriyor, güçlü olan “terörist” kavramını belirliyor. Her iktidarın “terörist”i başka, bunu söylemeye devam edeceğiz. Güce değil, yasalara güvenmek gerekiyor, demokratik bir Anayasa’nın olması gerekiyor.

Demin sayın hatibin ilk cümlesinin altına bu vesileyle imza atıyorum: “Yaşam hakkı en temel haktır ve yaşam hakkının olduğu yerde diğer bütün haklar ayrıntı olarak kalır.” o bölümüne katılıyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Bitiriyorum.

Biz, bir haftadır -bugün 6’ncı gün, 7’nci güne geçtik- ısrarla, istikrarlı bir şekilde diyoruz ki, içeride tutulan herkesin yaşam hakkı tehlikede; ayrımsız söylüyoruz. Öyle vicdansız bir kanun teklifiyle karşı karşıyayız ki, hasta ve yaşlıları “terör” olup olmamaya göre ayırıyorsunuz. Şu anda Türkiye’de 457 hasta hükümlü ve tutuklu var ve bu 457 hasta tutuklu ve hükümlü ölecekler ya, daha nasıl ifade edeyim -çok özür diliyorum yakınlarından- her an ölebilirler ve onlara “Cezaevinde ölün.” diyoruz. Biz de diyoruz ki: “O maddeyi değiştirin, gidip evlerinde ölsünler.” Bundan daha insancıl bir talep olabilir mi? O 84 yaşındaki, 80 yaşındaki insanlar yirmi beş yıldır hapiste ve bu suç ayrımı sebebiyle cezaevinde öldürülüyorlar. Bu sese kulak verin diyorum.

Teşekkür ediyorum.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Tanal.

59.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Afyonkarahisar Milletvekili Ali Özkaya’nın görüşülmekte olan 207 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 48’inci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkanım, Sayın Özkaya biraz önce dedi ki: “Sayın Cumhurbaşkanıyla ilgili söylenilen laflar, söylemler gerçek dışı.” 9 Kasım 1982 tarihli Resmî Gazete elimde, Anayasa’nın 76’ncı maddesine göre milletvekili seçilme yeterliliği… O dönemde Sayın Cumhurbaşkanının eylemini, ideolojik ve anarşik eylemlere katılma olarak nitelendirilmiş.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – 312’den açtı.

MAHMUT TANAL (İstanbul) - Bitiriyorum, izninle bitiyor.

Ve engel olduğu için, 27 Aralık 2002 tarihinde, Anayasa maddesinde “ideolojik ve anarşik eylemler” ibaresi yerine “terör eylemleri” şeklinde değiştirilmiştir.

BAŞKAN – Yani muradınız ne, bunları kayıtlara geçirmek için mi söylediniz?

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Bu değiştirildiği için Sayın Cumhurbaşkanı o dönem milletvekili oldu. Yani o denilenler doğru hadiseler. Yani ikisi de burada, elimde.

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Hiç doğru değil.

BAŞKAN – Tamam.

Sayın Zengin, buyurun.

60.- Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in, Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın yaptığı açıklamalarındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Sayın Başkanım, vallahi Sayın Tanal, bu akşam beni şaşırtıyor.

Önce şunu ifade etmek istiyorum, HDP Grup Başkan Vekili Sayın Danış Beştaş, arka arkaya birkaç tane terör örgütünün ismini saydı, ben tekrar saymayacağım. Yani bu görüşmelerden edindiğim şey: Şimdi, sorular soruluyor, önemsiyoruz, cevabını veriyoruz, burada tartışıyoruz; bazı arkadaşlar dışarıda oluyor, gelmiyor, dinlemiyor; kürsüye geliyor arkadaşım, aynı konuyu sanki hiç biz gündem yapmamışız gibi yine “Cesetler kutularda.” falan… Yani boşuna mı uğraşıyoruz? Hastalarla alakalı bilgi soruyorsunuz, tek tek ara, sor, cevap ver. Yani inanın faydasız görüyorum bazı şeyleri artık. Böyle bakıldığı zaman tekrar ifade edeyim, madem öyle, sevmiyorum ama kayda girsin diye söylüyorum. Bütün o bahsettiğiniz terör örgütlerini biz, terör örgütü olarak kabul ediyoruz, bunu bin defa söyledik, bin defa. Biz kabul ediyoruz ama siz, aslında Türkiye’nin en önemli terör örgütünü terör örgütü olarak kabul etmiyorsunuz, söylemiyorsunuz bunu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bunu daha bir kez olsun telaffuz etmediniz, tam tersine, arkadaşlarınız, burada, bu kürsüde onların siyasetin bir parçası olduğunu bizlere haykırdı, telakki etti, söyledi. O yüzden, lütfen, rica ediyorum. Yani el insaf diyorum artık.

Ali Özkaya arkadaşımız, milletvekilimiz biraz evvel çok güzel bir konuşma yaptı: “Sayın Cumhurbaşkanımız, o dönemde belediye başkanıyken 312’den mahkûm oldu, 312 mutlak terör suçu olarak telakki edilmemiştir.” diye ifade etti kendisinin almış olduğu cezayı, “Bugünkü anlamda 216’dandır.” diye ifade etti. Yani aynı şey değil, hukuken de aynı şey değil, ceza hukuku açısından da aynı şey değil. Velhasılıkelam bu kadar herhâlde kafidir diye düşünüyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

VI.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Denizli Milletvekili Cahit Özkan, Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül ve Afyonkarahisar Milletvekili Ali Özkaya ile 57 Milletvekilinin Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2762) ve Adalet Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 207) (Devam)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Buyurun Sayın Beştaş.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

61.- Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Şimdi, açıkçası insanın kendini önemsemesi iyi bir şey değildir, önemli olan başkaları tarafından önemsenmektir. Sayın Grup Başkan Vekili öyle bir dille ifade etti ki aramıza öyle bir hiyerarşi koydu ki anlamakta zorlanıyorum. Bize soruluyor, geliniyor, gidiliyor, biz yanıt veriyoruz, hastalarla ilgili biz yanıt veriyoruz ama sonra tekrar konuşuyoruz. Yani nasıl bir dildir bu ya! İkimiz mevkidaşız ve ani bir şey olur, tabii ki biz, insani temelde burada, iktidar partisine, hani İçişleri Bakanlığına, Adalet Bakanlığına gidip bu tip şeyleri sorarız ama biz bir partiyiz.

Ben, hasta tutuklu ve hükümlülerle ilgili, doğrudur, doğrudur, size değil ama diğer Grup Başkan Vekiline söyledim “Ya, lütfen bari şu 457 hasta tutuklu ve hükümlü için bir daha değerlendirin.” dedim. Bunu bütün Türkiye’ye söylüyorum, bunu kürsüden de söylüyorum. Ya, bu gizli bir şey değil ki. Bu nedenle, kendini bu kadar merkeze alan ve başkalarını hiyerarşik olarak altta gösteren konuşma dilini reddediyoruz. Bunu kabul etmemiz mümkün değil.

İkincisi: 312’ye ilişkin benim…

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Bu çok önemli.

Sayın Başkan, biz hiçbir zaman “Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan, Adalet ve Kalkınma Partisinin Genel Başkanı teröristtir.” ya da “Teröristti.” demedik, biz, başka bir şey söyledik.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Dediniz, arkadaşlarınız dedi; kayıtlarda var.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Asla böyle bir şey demedik.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Sayın Paylan söyledi.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Zengin, lütfen, ben konuşurken…

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Sayın Garo Paylan söyledi.

BAŞKAN – Sayın Zengin, bir müsaade edin, bitirsin lütfen.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Bakın, ben sizi dikkatle dinledim; arkadaşlarıma da “Lütfen müdahale etmeyin, birbirimizi anlayalım.” dedim. Gerçekten anlatmak istiyorum.

Biz şunu dedik: “312’nci madde suç unsuru…” Daha önce -bunu bütün hukukçular bilir, notumu da almışım- DGM’de oluyor, iki yıla kadar cezası var. Ve sonra ne oldu? Bu değişti. Yargıtay kararlarını inceledim, suçu ve suçluyu övme suçuna; 215, 216’ya dönüştü, o süreci biz de yaşadık ve bu konuda sayısız doktriner makalesi var hukukçuların, Devlet Güvenlik Mahkemesi kapsamında yargılanan suçlara dair böyle nitelemeler var. Biz, bugün de düşünce ve ifade özgürlüğü kapsamındaki sözleri terör suçu olarak görmüyoruz, o tarihte Sayın Erdoğan’ınkini de görmüyorduk çünkü biz açık tehlike ve yakın tehlike olmadığı müddetçe, bir konuşmayı “terör” kavramı içinde değerlendirmeyi reddederiz. Bu, bizim siyasi olarak ilkemizdir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan, gerçekten uzatmak istemiyorum, bitiriyorum, toparlıyorum.

BAŞKAN – Öğlene kadar çalışacağız yarın, sorun yok.

Buyurun.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Yani burada bizim kastettiğimiz şu: Bu ülkenin Cumhurbaşkanı… Ergenekon ve Balyoz davalarını bütün milletvekillerinin takdirine sunuyorum; terör örgütü üyeliğinden değil, 302’den yargılandılar sayın arkadaşlar. 302 ya; ağırlaştırılmış müebbetle yargılandılar ve sonra siyasi hava bir değişti, beraat ettiler. Şimdi, onlar o zaman teröristti, biz de “terörist” mi diyelim? Böyle bir şey olabilir mi? Biz diyoruz ki “terör” kavramı subjektiftir ve hele sözü -söz diyorum; düşünce, ifade demiyorum- sebebiyle şu anda cezaevinde olanların, katiyen ama katiyen, terör kapsamında değerlendirilmesi evrensel hukuka, siyasi ahlaka, vicdana aykırıdır.

BAŞKAN – Sayın Zengin, buyurun.

62.- Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in, Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin tekraren açıklaması

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Sayın Başkanım, hakikaten üzgünüm. Yani, şu ifadeye inanamıyorum: “Kendini önemsemek.” Bu nasıl bir şeydir yani nasıl bir şey?

TULAY HATIMOĞULLARI ORUÇ (Adana) – Sizin yaptığınız şey.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Ben çok net şunu söylüyorum: Ben, bu Türkiye Büyük Millet Meclisinde var olan bütün milletvekilleri arkadaşlarımın her birini tek tek önemsiyorum, her bir grubu.

Bakın, burada görev yaptığım süre boyunca sorulan her sorunun anında öğrenmek istiyorum cevabını, sizlerle paylaşıyorum. İşte Özgür Özel arkadaşımız “Burada böyle bir sorun var, eczacılarla ilgili, diş hekimleriyle alakalı.” Anında, elimden ne geliyorsa... “Vakıflarla ilgili bir şey var.” Hemen, derhâl… Yani, bunu önemseyerek bu soruların cevabını verdikten sonra, bu cevabı havaya mı söylüyorum? Eğer bu sorunun cevabını vermişsek, bu cevap netleşmişse, sarih bir şekilde anlaşılmışsa, belgelenmişse “Neden kürsüye çıkan hatip, bu sorunun cevabı verilmemiş gibi aynı ithamı bize yöneltiyor?” diye sormak nasıl insanın kendini önemsemesi olabilir?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Zengin, sadece soruma cevap verin.

TULAY HATIMOĞULLARI ORUÇ (Adana) – Bize kendinizi anlatmayın, bize siyaset konuşun, hukuk konuşun. Sürekli kendinizi anlatmayın siz. Ya, bu süreçte bize kendini anlatıyor. (AK PARTİ sıralarından “Otur!” sesleri)

BAŞKAN – Sayın Zengin, toparlar mısınız lütfen?

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Hayır, Sayın Başkanım, bir saniye, tamamlayacağım.

BAŞKAN – Sayın Zengin ama toparlayın.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Tamamlayacağım, Sayın Başkanım, arkadaşımız 3 defa devam etti.

Sayın Başkanım, bir şey daha ilave edeceğim: Bakınız, bu kürsüde Sayın Garo Paylan konuşmasını yaparken “O zamanın teröristi Erdoğan’dı, o zamanın teröristi Erbakan’dı.” dedi. Biz buna cevap verdik burada, açarız tutanakları. Bakın, burada söyledi, arkadaşlarım şahit. Bizler bunları cevapladık, cevaplarımızı da yayınladık.

Şimdi, o zaman bir tutarsızlık var. Ya arkadaşlarınızın söylediklerini düzeltin… Belki siyaseten farklı fikirleri savunuyor olabilirsiniz aynı partide ama biz, bunları bu kürsüde duyduk. Tabii, arkadaşlarınız, hanımlar özellikle o kadar çok şey yapıyorlar ki ses, ses, ses, herhâlde dinleme şansınız olmuyor. Lütfen, rica ediyorum… Yani ben, kendimin ne olduğunu, hacmimi, her şeyini bilen birisiyim. O sebeple rica ediyorum.

Teşekkür ederim.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan, sadece tutanaklara geçsin.

BAŞKAN – Buyurun.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sadece tutanaklara geçsin.

BAŞKAN – Arkadaşlar, müsaade edin.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Zengin’e açıkça soruyorum: Özel olarak, tırnak içinde “özel” diyorum, kendisine gidip sorup cevabını aldıktan sonra kürsüde söylediğimiz tek bir cümle söylesin.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Var.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Kürsüden.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Söylüyorum, bugün arkadaşları dediler ki: “Efendim, kibrit kutularında, ufak kutularda cenazeler gidiyormuş.” Burada bunun cevabı verildi. Bunun ne olduğu, DNA testinin sonucu olduğunu ben söyledim. Ben bu cevabı buradan verdim.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Hayır, yanlış anladınız. Ben dedim...

BAŞKAN - Evet, anlaşılmıştır.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Ben bu cevabı buradan verdim.

BAŞKAN - Arkadaşlar, müsaade edin.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Özellikle ben buradan verdim.

BAŞKAN - Anlaşılmıştır; anladığım şey de anlaşamayacağınızdır.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan...

VI.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Denizli Milletvekili Cahit Özkan, Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül ve Afyonkarahisar Milletvekili Ali Özkaya ile 57 Milletvekilinin Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2762) ve Adalet Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 207) (Devam)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Bunları oyladık efendim, yeni maddeye geçtiniz.

BAŞKAN - Pardon, önerge işlemini yapmıştım. Benim de kafamı karıştırdınız.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan...

BAŞKAN - Sayın Grup Başkan Vekilleri, bakın, on üç saattir kürsüdeyim.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Biz de buradayız, emin olun.

BAŞKAN - Yani haklısınız ama on üç saattir kürsüdeyim.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Devam edilirse devam edeceğim Sayın Başkan, biterse beraber biter.

BAŞKAN - Bakın, sizden de Divanın işini kolaylaştırmanızı rica ediyorum.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Biterse beraber biter.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan, bir cümle söyleyeceğim.

BAŞKAN - Buyurun, kayıtlara geçsin, buyurun.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Ben sorumu yanlış anlattım herhâlde ya da anlatamadım ya da anlamadı.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Hayır, “anlamadı”yı kabul etmiyorum, ben anlıyorum, gayet iyi anlıyorum.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Ben şunu söylüyorum, dedim ki: “Özel olarak gelip soruluyor, uğraşıyorum.” diyor.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – “Özel” demiyorum. Bakın, ben mahrem...

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Ben dedim ki...

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Hayır, reddediyorum Başkanım. Özel olan hiçbir şeyi, hayatım boyunca özel olan hiçbir şeyi ben başka bir yerde paylaşmam. Ben kürsüden verdiğim ve kürsüden işittiğim şeyler için konuşuyorum.

BAŞKAN – Evet, anlıyorum.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Özel, özeldir, kabul etmiyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Grup Başkan Vekillerine.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Ben bunu söylemek zorundayım.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Özel olan, özeldir.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Biz “Bir annenin evladı kibrit kutusunda geldi.” demedik. Bir annenin evladı kargoyla, PTT Kargoyla ailesine teslim...

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Yalan, bunun burada cevabını verdik.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Hayır, “Usule uygundur.” dediniz.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Bunun burada cevabını verdik.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – “Bir cenazenin kargoyla gelmesi usule uygundur.” dediniz.

BAŞKAN - Arkadaşlar, müsaade edin bir on dakika ben de hava alayım uygun görürseniz. Almayalım mı? Peki.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Bunun cevabı verildi.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

49’uncu madde üzerinde 3 adet önerge vardır, aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 207 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 49’uncu maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ederiz.

            Mensur Işık                             Tuma Çelik  Tulay Hatımoğulları Oruç

                 Muş                                     Mardin                             Adana

           Rıdvan Turan                         Züleyha Gülüm                 Murat Çepni

                Mersin                                  İstanbul                             İzmir

             Oya Ersoy

               İstanbul

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Bu da sizin cevabınız işte.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Cevap verdiğimiz şeyleri tekrar tekrar söyleyemezsiniz.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Bu da sizin cevabınız.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Hayır, bin defa cevap olmaz, “cevap” dediğin bir defa olur.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Kibrit kutusu nereden çıktı ya?

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Öyle diyorsunuz.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Ben “cenaze” diyorum. “Usule uygun.” cevap mıdır şimdi?

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Hayır, lütfen...

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Siz “Soruşturma açtık.” dediniz mi? “Bu sorumluları alacağız.” dediniz mi?

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Evet, hepsini söyledik.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Hayır, söylemediniz, ben buradayım.

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 01.56

ON BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 02.08

BAŞKAN: Başkan Vekili Süreyya Sadi BİLGİÇ

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Enez KAPLAN (Tekirdağ)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 83’üncü Birleşiminin On Birinci Oturumunu açıyorum.

207 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon yerinde.

49’uncu maddede Komisyonun katılmadığı önerge üzerinde Sayın Oya Ersoy konuşacaktır.

Buyurun Sayın Ersoy. (HDP sıralarından alkışlar)

OYA ERSOY (İstanbul) – Genel Kurulu selamlıyorum.

Şimdi bu saat oldu…

Dolsun diye biraz bekleyelim mi acaba, bilemedim ama?

RECEP ÖZEL (Isparta) – Siz konuşun biz diliyoruz. Vakit geçmesin, dinliyoruz.

OYA ERSOY (Devamla) – Evet, dinliyorsunuz. Burada günlerdir konuşuyoruz dinliyorsunuz, hukuk örgütleri konuşuyor dinliyorsunuz, hukuk profesörleri konuşuyor dinliyorsunuz, dinliyorsunuz sadece. Algılanıp algılanmadığını bilemiyoruz. Defalarca ve defalarca aynı şeyleri söylüyoruz ama bir tek siz gerçekleri biliyorsunuz, doğruyu biliyorsunuz.

Şimdi bir kez daha anlatmaya çalışacağım. Hukuk disiplininde, özelde de ceza hukuku disiplininde yaptırımın temel amacı caydırıcılığı sağlamaktır. Suçu önlemenin yolu, suç ve suçluyu yaratan koşulları ortadan kaldırmaktır öncelikle ama caydırıcılık, suç eylemleri karşısında halkı korumaktır.

Bakın, bu ülkede kadın cinayetlerinde dünya birinciliğine oynanıyor. Yalnızca 2019 yılında son on yıldaki en büyük artış görüldü ve 474 kadın öldürüldü. Bu yılın ilk üç ayında ise 38 kadın öldürüldü. Sadece corona koşullarında öldürülen kadın sayısı 29. Kadınları korumak istiyorsanız kadınları katledenleri, kadınlara şiddet uygulayanları ödüllendirmek, hoş görmek, affetmek değil caydırmak gerekir. Üstelik AKP’nin iktidara geldiği 2003 yılında kadın cinayetlerinin sayısı 83 iken, şimdi katledilen kadınlar 474’e çıkmışsa ayrıca düşünmeniz, sorgulamanız gerekir.

Çocukları korumak istiyorsanız çocuklara karşı cinsel istismarda bulunanları caydırmanız gerekir. Yalnızca son üç yılda çocuğun cinsel istismarı yüzde 1.021 artmışsa, üstelik bu istismar olayları herkesin gözü önünde, iktidar tarafından desteklenen vakıf yurtlarında, Kur’an kurslarında sıklıkla yaşanır olmuşsa, çocukların geleceğini yok eden o canileri ödüllendirmek değil caydırmak gerekir.

Yine, ülkemiz iş cinayetlerinde dünya birinciliğine oynuyor.

EMİNE SARE AYDIN (İstanbul) – Dağdakilerini diyorum, orada da var çocukları kullananlar… Orada da var.

OYA ERSOY (Devamla) – İşaret ediyorsunuz, konuşuyor değil mi? Siz yetemediniz…

RECEP ÖZEL (Isparta) – Nasıl işaret ediyorum ya?

EMİNE SARE AYDIN (İstanbul) – Hiç alakası yok. Hiç alakası yok.

BAŞKAN – Arkadaşlar , rica edeyim, lütfen…

EMİNE SARE AYDIN (İstanbul) – Dağdakileri de söylemen lazım. Dağdaki istismarcıları da konuşman lazım.

OYA ERSOY (Devamla) – Evet, iş cinayetlerinde dünya birinciliğine oynuyor, yalnızca 2019 yılında 1.736 kişi yaşamını yitirmişse, göz göre göre yüzlerce madenciyi yerin altına ölüme gönderenleri, lüks hayatları için yapılan rezidanslarda 10 işçinin yüzlerce metreden yere çakılıp ölmesine neden olanları caydırmak gerekir. Trenleri hiçbir denetim ve güvenlik önlemi almaksızın çalıştırıp, Çorlu’da aralarında 7 çocuğumuzun da bulunduğu 25 insanımızı öldürenleri, Aladağ’da tarikatların denetimsiz yurtlarında 12 çocuğumuzu yakıp, kül olmasına neden olanları caydırmak gerekir. Uyuşturucu tacirlerini caydırmak gerekir. Özellikle gençleri ve hatta çocukları hedef alan, artık alenen okul önlerinde, ilkokul önlerinde satılan uyuşturucu belasından bu toplumu kurtarmanız gerekir. Uyuşturucu baronlarına kol kanat geren Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu üyesini de caydırmanız gerekir. Devletin verdiği gücü ve yetkiyi, silahı, kullanarak suç işleyenleri, sinsice pusu kurdukları karanlık sokak aralarında Ali İsmail Korkmaz’ı katledenleri caydırmanız gerekir. İşte bu kanun teklifi tüm bu suç eylemlerinin faillerini cezaevlerinden çıkarıyor ve bu suçlar karşısında halkı korumayı amaçlamıyor. Şimdi, sizin kurduğunuz düzen eşitsizlik ve adaletsizlik üzerine kurulu ve bu kanun teklifi kadın katillerini, çocuk istismarcılarını, iş cinayetlerinin faillerini, uyuşturucu tacirlerini koruyup, kolluyor ve düşünce ve eleştirilerini dile getiren yurttaşları, haber yapıp gerçekleri yazan gazetecileri, aydınları, sanatçıları, bilim insanlarını, iktidara muhalif siyasetçileri cezaevinde ölüme terk ediyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın.

OYA ERSOY (Devamla) – Bu ne demek biliyor musunuz? İktidarınıza biat ettikten sonra ister hırsız ister dolandırıcı ister kadın katili ister tecavüzcü olsun cezaevinden bir şekilde affedilerek, izinli sayılarak, infazı indirilerek çıkabilir ama muhalif ise iktidarınıza biat etmiyorsa çıkamaz. Çünkü, sizin derdiniz halkı değil, iktidarınızı korumak. Çünkü, her kim hakikatleri söylerse büyünüz bozulur, bu ülkeyi yönetemezsiniz. (HDP sıralarından alkışlar)

OYA ERONAT (Diyarbakır) – PKK’lılar çıkmayacak, çıkmayacak, çıkmayacak. PKK’lılar içeride kalacak.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 207 sıra sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 49’uncu maddesiyle 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 108’inci maddesinin (3)’üncü fıkrasının sonuna eklenen cümledeki “belirtilir” ibaresinin “kayda geçirilir” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

            Zeynel Emre                           Alpay Antmen           Süleyman Bülbül

               İstanbul                                  Mersin                             Aydın

            Tufan Köse                           Turan Aydoğan                  Özgür Özel

                Çorum                                  İstanbul                            Manisa

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Sayın Özgür Özel konuşacak.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlarım.

Konuşmamın bir kısmını okuyarak yapacağım pek âdetim değil ama. “Eğer bir af çıkacaksa adil olmalıdır, eşit olmalıdır, objektif olmalıdır. Af, toplumsal barışa katkı sağlamalıdır; halk kesimlerini, kamu vicdanını tatmin etmelidir; mağdurları, haksızlığa ve zulme uğrayanları, kişilik haklarına, mallarına, canlarına zarar verilenleri üzmemelidir. Düşünce ve fikir suçluları mutlaka affedilmelidir. Demokrasinin standardı yükseltilmelidir ve böylesine bir af, Parlamentoda bulunan bütün siyasi partilerin uzlaşmasıyla çıkarılmalı, sorumluluk paylaşılmalıdır.” Bu konuşmayı 8 Aralık 2000 günü Bülent Arınç yapmış sizler adına ve siyasi suçlulara af talebinde bulunmuş ve özellikle de “tüm partilerin uzlaşması” demiş durmuş. Dönüp dönüp bunu söylemişler, bunu talep etmişler.

Şimdi, siz, bugün, bu sözlere, bu yaklaşıma, bu tekrara, buna tahammül etmiyorsunuz ama ben Adalet ve Kalkınma Partisine kendi muhalefet dönemini -bu dönem Fazilet yanılmıyorsam ama çok kısa süre sonra da Adalet ve Kalkınma Partisinin o bir yılı biraz aşan muhalefet dönemini de- hatırlatmak isterim ki, o gün neden şikâyet ediyorsanız bugün onun mislinde, fevkinde işleri muhalefet partilerine yaşatıyorsunuz. Siz hep diyorsunuz ya “Biz yola şöyle çıktık, böyle çıktık.” tahmin ediyorum buraya varmak için çıkmamış olmanız gerekiyor. Bunu bir değerlendirmenizi bekleriz sizden.

Biraz önce bir şey yaptınız, Ali Özkaya güzel şeyler anlatır gibi bir şey anlattı. Ali Özkaya ve arkadaşlarının gözünden bir şey kaçmış: Gazeteciler yani Oda TV’den ve Yeni Yaşam’dan içeri alınan arkadaşlar, “Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu kapsamına giren suçlardan mahkûm olanlar…” diye yazılmazsa hani ola ki Barış Pehlivanlar, Terkoğlular, Hülya Kılıçlar, Yeni Yaşamcılar -daha iddianame yok- onları teröre sokmazsa sayın savcı, kuvvetli ihtimal sokar yani boş bırakmıyor böyle şeyleri ama “Tutup da MİT Kanunu’ndan ceza verirse bunlar infaz indiriminden yararlanmasın.” diye biraz önce Ali Özkaya ve arkadaşları o gazetecilerin, 7 gazetecinin af kapsamı dışına çıkmasını da sağladılar.

Şöyle bir durumla karşı karşıyayız: O kadar, günlerdir söylendiği hâlde gazeteciler öyle değil, onlar terör suçlusu, ola ki gazetecilik yaptıkları için MİT Kanunu’na muhalefetten, MİT bilgisini, onu kapsama aldılar. Çok fenaydı yaptığı. Ben size yeminle, samimiyetle, bütün kutsallarım adına yemin ederek şunu söyleyeyim: O haber yayınlandığında baktım Oda TV’de, dedim: “Bu bayat haber ya.” On beş gündür bütün Akhisar’ın, bütün Manisa’nın bildiği bir cenaze. Sosyal medyada o fotoğrafların her biri fıldır fıldır dönüyor. Bir de özellikle “Teşkilat Başkanı” yazmış. Mesela, eskiden “Kızılay mensubu” diye defnedilirdi, “Kızılay Başkanı” gibi de çelenk yollanırdı. “Teşkilat Başkanı” diye çelenk yollamış adam. Fotoğraflar, yerel basında haberler, öncesinde başka yerlerde, her yerde haberler ama sonra bu gazetecileri içeri atıyorlar.

Mesele şu: Hepimiz biliyoruz ki, Oda TV’cileri, Yeni Yaşamcıları, onların şahsında bundan sonrası için, ibretiâlem için cezalandırıyorlar. Diyorsun ki: “Muhalif gazeteciler, yarın öbür gün Libya’dan bir sürü cenaze gelir, biz onları kendi usulümüzce defnederiz. Bundan sonra kimse ama kimse bunları haberleştirmeye cesaret etmesin.” Hele hele öyle bir şey ki Yeniçağ ve Yeni Yaşam’ın durumu nasıl? Oda TV’nin yaptığı haberi alıp sitesine koymuş, onları da almışlar. İfşanın ifşası olmayacağını bilmeyen hukukçu var mı aramızda? Ama, gerçekten bunları anlamakta güçlük çekiyoruz ve şu 48 ile 53’üncü maddeleri bir genel olarak değerlendirdiğimizde meselenin kendisi şu: Meclis, eğer böyle giderse, ortaklaşmadan giderse, kapsamadan giderse şöyle bir yanlış yapacak: Gücü eline geçirenin, salt çoğunluğu yakalayanın, yani kendi grup önerisini geçirip de gündeme alabilenin salt çoğunlukla anayasal yetki aşımı yapabileceği bir durumla karşı karşıyayız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Oysa, Anayasa’nın, kendisinin değiştirilmesini referanduma götürecek rakam 360. O güçte bir uzlaşı istiyor yani mesele kolay, o güçte bir uzlaşıyı yakalıyorsanız toplumsal mutabakatı yakaladınız demektir. Kendisini değiştirecek güçte bir mutabakat aşkın zamanlı iştir, güçlü bir iştir ve kolay kolay yanlış sonuç vermez. O mutabakatı arasanız, o zaman kimse size bu kürsüden çıkıp da “Vicdansız, adaletsiz, haksız, hukuksuz af yaptınız.” diyemez, demez ve dünyanın toplum sözleşmesi, anayasa yapma bilinci ve birikimi o yüzden zaten uzlaşı için yüksek oranda nitelikli çoğunlukları falan bulmuş. O yüzden “Ya biz güçlüyüz, biz yaparız.” derseniz bu yanlışlık size yanlış yaptırır, ileride savunamazsınız. Onun için, bence insanlık âleminin en önemli kazanımlarından birisi toplumsal mutabakat, Anayasa ruhuna uygun işler yapın.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Yaptığınızda başka bir dünyaya, başka bir Türkiye’ye hepimizi uyandırabilirsiniz. Yoksa bugün birilerini dediğinize inandırırsınız, güçlü propaganda cihazlarınız, aletleriniz, yayınlarınız, kocaman trol ordularınız, kendisiyle ilgili sosyal medya kampanyasını yabancı ülkenin bot hesaplarından yönlendirebilecek kadar, “Ne kadar çok seveni varmış.” dedirtecek bakanlarınız falan olabilir ama bir gerçek var: Gerçekle bağınızı kopardığınızda, o güç zehirlenmesi aslında karşınızdakilere zulmederken sizi siz olmaktan çıkarıyor. On sekiz yıl önce, “Biz bir gün gelelim ve ‘düşünce suçu’ tanımını reddedip bunların hepsi teröristtir.” diye yola çıktıysanız, ben kötülere bir şey demem ama içinizde o yoktuysa vardığınız nokta sizi kötülüğe getirdi, bilginiz olsun.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 49’uncu maddesinde yer alan “eklenmiştir” ibaresinin “ilave edilmiştir” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

            Bedri Yaşar                             Ayhan Erel     Muhammet Naci Cinisli

               Samsun                                  Aksaray                          Erzurum

           Yasin Öztürk                        Zeki Hakan Sıdalı                Ümit Özdağ

               Denizli                                   Mersin                           İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Ümit Özdağ’ın. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

ÜMİT ÖZDAĞ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biraz önce Genel Kurulda yaptığım konuşmada bir hususun altını çizdim, bunun ısrarla üzerinde durmaya devam edeceğim çünkü mesele, bir anayasal mesele ve Anayasa’nın ihlali meselesidir.

Doğru kararların bile yanlış uygulandığını ifade etmiştim. Neydi doğru karar? Sokağa çıkma yasağı. Neydi yanlış? Sadece halkın iki saatliğine sokakta bir araya getirilmesi değil, en az onun kadar vahim, belki daha vahim olan husus, bu kararın hukuki zemininin olmaması. Yani sokakta aslında iki gün içerisinde polisin, jandarmanın, devlet güvenlik güçlerinin vatandaşı durdurup evlerine yollamasının hukuki hiçbir zemini yoktu. Çünkü İçişleri Bakanlığının genelgesiyle Anayasa’nın 13’üncü maddesinde düzenlenen temel hakları yönlendirmeniz, yasaklamanız, askıya almanız mümkün değil; bunu yaptığınız zaman Anayasa’yı açık şekilde çiğnemiş olursunuz ve ne yazık ki -açın Resmî Gazete’ye bakın- bu düzenleme hukuksuz bir düzenlemedir.

Peki, yapılması gereken neydi? Yapılması gereken şey, Cumhurbaşkanlığı kararıyla bu düzenlemenin yapılması gerekiyordu ve Hıfzıssıhha Kanunu da aynı zamanda böyle bir düzenleme için izin veriyor. Hıfzıssıhha Kanunu’nu ise yürüten, bundan sorumlu olan İçişleri Bakanı değil, Sağlık Bakanı. Sağlık Bakanı, İçişleri Bakanlığından isteyerek yine bu düzenlemeyi yapabilirdi. Neden bunun üzerinde ısrarla duruyoruz? Çünkü muhtemelen, önümüzdeki günlerde tekrar sokağa çıkma yasağı konulacak, konulmak zorunda kalınacak. Hiç olmazsa tekrar bu kararı aldığınızda bunu hukukun temel işlemlerine uygun olarak yapın. Devlet hukuk demektir. En zor durumlarda, en acil durumlarda dahi devlet, hukuk içerisinde kalmalı ve kendi anayasasına ve kurallarına uymalıdır.

Değerli milletvekilleri, Türk milleti İstiklal Harbi’ni bile Gazi Meclisin çıkarttığı yasalarla yürüttü, hukuku çiğnemedi, hukuk içerisinde ve hukukun üstünlüğünü kabul ederek bir İstiklal Harbi verdi. İdarenin, hukukun bağlayıcılığını kabul etmesi hiçbir iktidarı küçültmez, aksine iktidarı büyütür. Ama hukuku bu şekilde “Ne yaparsak olur.” anlayışıyla şekillendirmeye kalkarsanız yarın bunun çok olumsuz sonuçlarıyla siz iktidar olarak karşı karşıya kalırsınız. Bu hususun altını ısrarla bunun için çiziyoruz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

49’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

50’nci madde üzerinde 3 adet önerge vardır, aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 207 sıra sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 50’nci maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

            Mensur Işık                           Rıdvan Turan Serpil Kemalbay Pekgözegü

                 Muş                                     Mersin                             İzmir

            Murat Çepni                   Tulay Hatımoğulları Oruç      Züleyha Gülüm

                İzmir                                    Adana                            İstanbul

             Tuma Çelik

               Mardin

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın TUlay Hatımoğulları Oruç’un.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

TULAY HATIMOĞULLARI ORUÇ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gecenin bu saatinde bizler bu ülkede yaşanan adaletsizliği, vicdansızlığı; bu iktidarın sadece cezaevindeki tutsaklara değil dışarıyı da cezaevine çeviren yönetim anlayışını; pandemi sürecini yönetememesini; ülkedeki sosyal, siyasal, ekonomik hiçbir alanda yönetememesini konuşmaya devam ediyoruz.

Coronavirüs gerçeğini sanıyorum ki sokakta yürüyen sade vatandaş, şu sıralarda oturanlardan bin kat daha iyi anlamış bu tehlikeyi. Coronavirüs tehlikesi sıradan bir tehlike değil, böylesi tehlikeler yüzyılda bir yaşanır, oysaki alınan önlemlere baktığımızda sadece şu an görüştüğümüz yasada, cezaevleriyle ilgili sergilenen sorumsuzluk bize bir kez daha gösteriyor ki coronavirüsün bu ülkeye ödeteceği, dünyaya ödeteceği bedelleri hâlâ bu iktidar anlamamış. Şimdi Görüştüğümüz Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun, doğrudur, eyvallah, görüşelim. Cezaevlerindeki doluluk oranını hesap ettiniz mi? Diyelim ki 80 bin, 90 bin insan dışarı çıktı, geri kalan 200 binin üzerindeki insan ne olacak? Bunları hesap ettiniz mi? Etmiyorsunuz.

Kamuoyuna bunu coronavirüs dolayısıyla çıkardığınızı ifade ettiniz ama biz bir kez daha ifade ediyoruz ki bu bir özel aftır. Sürü bağışıklığı yöntemini cezaevlerinde uyguluyorsunuz. Bu hafta sonu istifa edip tekrar görevine dönen İçişleri Bakanı Soylu’nun, Cumhurbaşkanı koordinasyonuyla -muhtemelen Hükûmetin haberi yok, Sağlık Bakanının haberi yok, Bilim Kurulunun haberi yok- ilan ettiği iki günlük sokağa çıkma yasağında sürü bağışıklığı gelişsin diye belki yöntemler izliyorsunuz ama bunun deneyini, bunun laboratuvarını şimdi cezaevi olarak göreceksiniz. Bu yasayla cezaevlerine diyorsunuz ki: “Sürü bağışıklığı gelişsin.” Bakın, cezaevlerine coronanın girmesi dışarıdaki bedelden katbekat daha fazla tabut çıkması anlamına gelecektir. Bakın, bu görüştüğümüz 50’nci maddede diyorsunuz ki: “Kadın, çocuk, 65, 70, 75 yaşındaki insanların ceza miktarlarına göre hapis cezalarını alternatif infaz biçimi olarak evde çekme sürelerini uzatmak…” Doğrudur, buna hiçbir itirazımız olmaz. İtirazımız tam olarak 50’nci maddede olduğu gibi ve elbette kanunun tamamında olduğu gibi yaptığınız ayrımcılığa ve eşitsizliğedir. Bakın, aynı koşullarda olan yani kadın, çocuk, 65, 70, 75 yaşındaki insanlar siyasetçiyse, gazeteciyse, kadın aktivistse, akademisyense, öğrenciyse, doğa ve insan hakları savunucusuysa, hasta mahpussa, bütün bunlar bu değerlendirme ve kapsam dışındadır. İşte bizlerin tam da eleştirdiği nokta budur.

Bakın, mesela Adana’da, gerçekten ülkeyi bütün dünyaya rezil eden bu iki günlük sokağa çıkma yasağında, bir fotoğraf sanatçısı Fadime Aygün, o iki saat zarfında dışarı çıkıyor -markete koşuşan insanlardan fotoğraf kareleri almak için- gözaltına alınıyor; yarın, öbür gün Fadime Aygün’e de terörist muamelesi yapılarak dava açılacak. İşte bu ülkedeki terör kavramı tanımının ödettiği bedel budur. Bizler hiç kimseden adalet dilenmiyoruz, kibriniz Meclis koltuğundaki sayınızla bütünleştiği için adaletin ve eşitliğin dağıtıcısı olarak kendinizi görüyorsunuz. Adalet ve eşitlik hiç kimsenin ne malıdır ne mülküdür. Bu, evrensel bir haktır ve bizler bu hakkı sonuna kadar savunmaya devam edeceğiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

TULAY HATIMOĞULLARI ORUÇ (Devamla) – Aklını ve vicdanını yitirmiş; “Önce ben, geri kalan teferruattır.” diyen bu iktidar anlayışı, corona günlerinde bile cezaevlerindeki uygulama için infaz yasasında bir mutabakat aramaktan imtina ediyor. Âdeta şu çoğunlukta olan koltuklarınızı muhalefetin üzerinde bir ezme aracı olarak kullanıyorsunuz. Az önce ifade etmiştim, sürem yetmediği için tamamlayamadım ama şunu söylemem gerekiyor: Felaketlerin bedeli ağırdır ama her daim değil. Elbette bitecektir bu coronavirüs günleri ve virüsten kurtuluşu sağlayan aşı bulunacak. Vatandaşına karşı corona gibi yaklaşan AKP virüsünün, iktidarın da aşısını bu ülkenin yoksulları, işçileri, emekçileri, kadınları, gençleri, ezilenleri ve sömürülenleri, cezaevlerinde düşüncelerinden dolayı esir bulunanları, şimdi bu yasayla ölüme terk etmek istediğiniz insanlar hep beraber bulacak. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 50’nci maddesinde düzenlenen 5275 sayılı Kanun’un 110’uncu maddesinin dokuzuncu fıkrasının (b) bendinden sonra gelmek üzere aşağıdaki bendin eklenmesini ve diğer bentlerin buna göre teselsül ettirilmesini arz ve teklif ederiz.

“c) Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçundan mahkûm olanlar,”

             Ayhan Erel                         Zeki Hakan Sıdalı              Enez Kaplan

               Aksaray                                  Mersin                           Tekirdağ

     Muhammet Naci Cinisli                    Yasin Öztürk                            

               Erzurum                                  Denizli                                

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Ayhan Erel’in.

Buyurun Sayın Erel.

AYHAN EREL (Aksaray) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, yüce Türk milleti; Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 50’nci maddesi üzerine partim İYİ PARTİ adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Az önce buraya gelen Sayın Komisyon üyemiz Ali Bey, benim, gösterdiğim çizelgeyi tasdik ederek “doğru” dediğimi ifade etti. Evet, ben doğru söylüyorum ama sizin yaptığınız çizelge için, yoksa yaptığınız kanun için “doğru” demiyorum çünkü…

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Doğru, yapıyoruz.

AYHAN EREL (Devamla) – Çizelge doğru, ona bir şey demiyorum ama bu çizelgeyi doğrulamam sizin yaptığınız kanunu doğrulamam anlamına gelmiyor.

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Biz doğru yapıyoruz, sorun yok.

AYHAN EREL (Devamla) – Çünkü bizim, bu infaz yasasında -daha önce de söylediğim gibi- kadına uygulanan şiddetten dolayı ceza artırımı talebimiz var “Atatürk’e ve Türklüğe karşı işlenen suçlardan dolayı indirim yapılmasın.” diye taleplerimiz var. Bu taleplerimiz karşılanmadığı için ona “doğru” dememiz mümkün değil.

Yine, buraya çıktınız “Sayıları vereceğim.” dediniz, merakla bekledim ama sayılar gelmedi. Başta verebilirdik, hâlâ niye verilmiyor, niye kamuoyundan saklanıyor; açıkçası hâlâ anlamış değiliz. Keşke bu infaz yasasıyla Sağlık Bakanlığının önerisi ve Adalet Bakanlığının uygulamasıyla dışarıya bırakacağınız 75 bin kişi arasında ne kadar terörist var, ne kadar uyuşturucu suçlusu var, ne kadar terörist var, ne kadar uyuşturucu suçlusu var, ne kadarı cinsel suçlardan izin alacak, tahliye olacak, ne kadarı terör suçlarından tahliye olacak; keşke bu sayılar kamuoyuyla paylaşılsaydı.

Değişiklik teklif edilen maddeyle özel infaz usullerinin kapsamı genişletilmektedir. Geceleyin infaz ile hafta sonu infaz bakımından geçerli altı aylık sınır; kasten işlenen suçlarda bir yıl altı ay, taksirli öldürme suçu hariç olmak üzere, taksirle işlenen suçlarda ise üç yıl olarak belirlenmektedir. Ayrıca konutta infaz usulünün kapsamı genişletilmektedir. Yine, çocuk hükümlüler de bu kapsamda ele alınmaktadır.

Baktığımızda Batı’da uygulanan infaz usullerinin buraya yansıtıldığını görmekteyiz. Türkiye’deki insanların çalışma şartlarını, cezaevi koşullarını, ekonomik sıkıntılarını göz önüne aldığımızda 65 yaşın çok uygun olmayacağını biz daha önce de söylemiştik. 65 yaşın 60’a, 70 yaşın 65’e, 75 yaşın ise 70’e düşürülerek kanunun bu şekilde düzenlenmesinin Türkiye gerçeklerine daha uygun olacağı kanaatindeyiz; böyle bir uygulama yapılırsa uygun olur diye düşünüyoruz.

Yine, uyuşturucu suçundan ceza alanların bu düzenlemeden faydalanması kamu vicdanında pek yer bulmamıştır. Yine, daha önce de söylemiştim, bu düzenlemede, adli para cezasını ödeyemeyen ve ödemediği için cezası hapis cezasına çevrilen hükümlüler hakkında nedense bir takıntı oluşmuş, buradaki infazların hiçbirinden faydalanamıyorlar yani hem indirimden faydalanamıyorlar hem de evde, konutta bu infazda kolaylık sağlanan hükümlerden de faydalanamıyorlar. Niye faydalanamıyorlar, açıkçası anlamış değilim. “Devletin paraya ihtiyacı var, ya parayı yatır ya da içeride yat.” anlayışından mı kaynaklanıyor, açıkçası bilemiyorum.

Yine, esas mesele infazda değişiklikten öte, Batı’daki kanunlara, infaz yasalarına baktığımızda, bir suç işleyen vatandaş aldığı cezayı ve cezaevinde ne kadar yatacağını cezaevine girdiğinde bilir, kesinlikle infaz yasalarında herhangi bir düzenleme yapılmaz. Ama burada bize göre yapılması gereken Türk Ceza Yasası’nı masaya yatırmak, suçları yeniden tanımlamak ve bu suçları tanımladıktan sonra da cezalarını yeniden belirlemek. Gerçekten ceza hukukumuzda anlaşılmayan, suç tanımı eksik olan bir yığın düzenleme var. Bu suç tanımları yapıldıktan ve cezalar belirlendikten sonra da CMK buna göre yeniden tanzim edilmelidir yoksa infaz yasasıyla hükümlülere adil davranmak ve adalet dağıtmak gördüğümüz kadarıyla zor oluyor. İnşallah bu Meclis Türk Ceza Yasası’nı bir gün masaya yatırır ve suç tanımlarını yaparak karşılığındaki cezaları günün şartlarına uygun ve adil olarak, Batı hukuklarını, evrensel hukuk kurallarını da dikkate alarak bir düzenleme yapar diye düşünüyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 207 sıra sayılı "Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi”nin 50'nci maddesiyle değiştirilen 5275 sayılı "Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun”un 110'uncu maddesi kapsamındaki üçüncü fıkrasındaki "cezasının konutunda çektirilmesine infaz hâkimi tarafından karar verilebilir.” ibaresinin "cezasını konutunda çekmesi, infaz hâkimliğince karara bağlanır.” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

            Tufan Köse                          Süleyman Bülbül               Zeynel Emre

                Çorum                                    Aydın                            İstanbul

          Turan Aydoğan                         Alpay Antmen

               İstanbul                                  Mersin

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

Önerge üzerinde söz talebi Sayın Tufan Köse’nin.

Buyurun Sayın Köse. (CHP sıralarından alkışlar)

TUFAN KÖSE (Çorum) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, son günlerde kurucusu olduğumuz Avrupa Konseyinin bir cezaevi raporu yayımlandı. Rusya’dan sonra en çok cezaevi nüfusu olan -100 bine göre- maalesef Türkiye. Rusya’da 100 bin kişide 386 kişi, ülkemizde de 100 bin kişide 350 kişi civarında. Hâlbuki dünya ortalaması 146 kişi yani neredeyse yarısından da az. Her 100 bin kişiden 350 civarında insanımızın cezaevlerinde tutuklu veya hükümlü olduğu böyle bir ortamda bütün dünyayı da etkileyen bir salgın hastalık cezaevlerinin de kapısını çaldı. Bizler tabii, milletvekilleri olarak, toplumun öncüleri olarak herkesin yaşam hakkını savunmamız gerekirken ki yaşam hakkını savunmak bir insanın temel vazifesiyken bugün bir infaz kanunu görüşüyoruz ve ayrımcılık yaparak bir kısım insanları cezaevinde bu salgına rağmen tutmaya çalışıyoruz. Tabii, bu büyük bir adaletsizlik. Değiştirilmek istenen maddede özel infaz usulleri getiriliyor. İşin doğrusu özel infaz usullerine bir diyeceğimiz olamaz, yok ama kanunun tamamına yansıyan o adaletsiz durumdan dolayı bunu da pek kabul etmek istemiyoruz.

Değerli arkadaşlar, bu kanunu günlerdir eleştiriyoruz, Komisyonda eleştirdik, Genel Kurulda arkadaşlarımız eleştiriyor. Aslında söylenmeyen hiçbir şey kalmadı. “Vicdanları tatmin etmiyor.” denildi, “İnfazda adalet sağlanmıyor.” denildi, “Kanun önünde eşitlik ilkesi ihlal ediliyor.” denildi, “Uzlaşı aranmadı.” denildi ki uzlaşı aranmaması da işin esası iktidar partisinin uzun yıllardır uyguladığı bir taktik. Bu da işin esasında bir af kanunu, 3/5 çoğunluk gerekiyor. Kim ne derse desin Türkiye’nin saygın hukukçuları -örnek olsun- Yargıtay Onursal Başkanı, hukuk profesörü Sami Selçuk bu kanunun “Özel af” olduğunu ve Anayasa Mahkemesi tarafından da kuvvetle muhtemel iptal edileceğini söylüyor. Şimdi, işin doğrusu Sami Selçuk aslında AKP’nin 2002 ile 2007 arasındaki tarzına da uygun bir düşünce yapısına da sahip bir hocamız. “184” ve “367” kararında da hakikaten o oranların da sanal oranlar olduğunu ve Meclis Başkanının öyle oranlara Cumhurbaşkanı seçiminde uymasının doğru olmadığını filan söylediği zaman gerek Recep Tayyip Erdoğan’ın gerekse Adalet ve Kalkınma Partililerin gözde hocalarından birisiydi ama bugün “Bu af tasarısı.” dediği için şu anda biraz gözden düşmüş gibi. Empati yok. Bakın, yani her şeyi siz biliyorsunuz, Adalet ve Kalkınma Partisi ve Milliyetçi Hareket Partisi her doğruyu biliyor, her işi yapıyor da buradaki insanlar hiç mi bir şey bilmiyor arkadaşlar? Yani biz bu memleketi sevmiyor muyuz, biz bu memleketin yurtsever insanları değil miyiz? Niye bir tane öneri kabul görmedi ne komisyonlarda ne başka bir yerde? İşte “terör tanımı” diyorlar, bir türlü uzlaşılamıyor.

Bakın, sanıyorum 2015’te, bu Süleyman Şah Türbesi kaçırılıp getirildiği zaman birkaç gün öncesinde herhâlde Enver Müslim veya Salih Müslim’le -PYD midir YPG midir nedir, terör örgütü şu anda- o zaman bunlarla iş birliği yapıldığı söyleniyordu. Ahmet Davutoğlu bununla ilgili herhangi bir açıklama da yapamadı. Hatta tevil yoluyla AKP’nin sözcüleri kabul de ettiler. Bakın nerelerden nerelere gelmişiz, nerelerden nerelere gelmişiz. Şimdi onda anlaşamıyoruz.

Tutuklular; arkadaşlar, tutukluluk bir kere zaten yargılamanın esası olmayan bir husus. Masumiyet karinesi var, Anayasa hükmü var “Hiç kimse bir hükümden mahkûm edilene kadar suçlu sayılamaz.” diye. Hâlbuki evleviyetle tutuklular hakkında düzenleme yapılması gerekirken tutuklular hakkında tek cümle edilmemiş yani bu kanunda adalet sağlanmıyor da. Şimdi işin doğrusu, Bizim memlekette bir kanun hükmünde kararnameyle cezaevleri yapılmasının önündeki bütün engeller kaldırıldı. Ne yatırım programında olması aranıyor ne ödeneğinin olması aranıyor, her yol açık cezaevi için. 2021’e kadar da 500 bin civarında bir cezaevi kapasitesi öngörülüyor. Ya, 2002’de AKP cezaevi popülasyonunu, nüfusunu 50 bin olarak almış, bugün 300 binleri geçmiş. 500 bin de olsa, daha da çok yapsanız, yani her yeni cezaevi başka bir cezaevini doğuruyor. Yani işin esasında burada bu cezaevlerini besleyen adaletsiz bir düzen var, bir ekonomik, sosyal düzen var. O düzeni değiştirmedikten sonra cezaevi yapmakla biz cezaevlerine yetişemeyiz, cezaevlerini boşaltmakla da yetişemeyiz. Her defasında ayrı bir infaz kanunu filan yapmak da zaten mümkün değil. İşin esasında böyle bir infaz düzenlemesinin ne gereği var o da anlaşılmaz, kimlere söz verildiği de belli değil.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

Buyurun.

TUFAN KÖSE (Devamla) - Kime söz verildi de böyle bir… Yani af kanunları filan, toplumsal çalkantılar biter, ülkeler biraz böyle huzura kavuşur, ondan sonra düzenlenir. Cumhurbaşkanının da sözleri var, devlet önce kendisine yapılan suçları affedebilir yani benim evimden bir şey çalan yahut da beni gasbeden, tecavüz eden ya da her neyse; şahıslara karşı işlenen böyle suçlarda affın da en son düşünülmesi gerekir; o da düşünülmemiş.

Arkadaşlar, bakın, geldiğimiz noktada, AKP’li yıllarda uyuşturucu kullanımı onlarca kat artmış, antidepresan kullanımı artmış, boşanma oranları artmış yani karşı karşıya olduğumuz bu tabloda iktidar eliyle yaratılmış büyük bir çöküntü içerisindeyiz. Bunun da en önemli sebebi, bu adaletsiz ve zalim düzendir. Bu yasa teklifiyle de bu adaletsiz, zalim düzeni değiştirme ihtimalimiz yok. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

50’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

51’inci madde üzerinde üç adet önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 207 sıra sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 51’inci maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

            Mensur Işık                             Tuma Çelik                 Rıdvan Turan

                 Muş                                     Mardin                            Mersin

   Tulay Hatımoğulları Oruç                  Züleyha Gülüm Serpil Kemalbay Pekgözegü

                Adana                                   İstanbul                             İzmir

    Ömer Faruk Gergerlioğlu                    Murat Çepni

               Kocaeli                                   İzmir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerine söz talebi Sayın Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biz çok konuştuk, biraz da mahpuslar ve yakınları konuşsun, ne dersiniz? Size, bana gelen bazı mektuplardan pasajlar okumaya çalışacağım.

Bir anne, Ayşegül Özer, bana gönderdiği mektubunda diyor ki: “3 bebeğimi düşük yaptım, sonunda sağlıklı doğan bebeğimle iki buçuk yıldır Tokat Cezaevindeyim. Bebeğim yürümeyi avluda öğrendi. Ona resimler çizdim, dışarıdaki hayatı öğrettim. Bana ‘Anne, toprak ne demek?’ diye sorduğunda cevap veremedim. Coronadan dolayı aileme verdim ve görüş yasağı olduğu için geri alamıyorum, bebeğime hasret doluyum.”

Yine bir başkası, bir mahpus yakını: “Haberlerde coronadan dolayı sağlıkçılar çocuklarına sarılamıyor deniliyor. Çocuklarımız ne görebiliyorlar ne sarılabiliyorlar. Yemin edebilirim ki benim oğlum dört yıldır ‘baba’ diye yastığa sarılıyor.”

Yine, bir başka mahpus yakını: “İki yıldır bu yasayı bekliyordum. Eğer ki yasa bu hâliyle çıkarsa -dört yıldır eşim mahpus ve artık dayanamıyorum- hayata nasıl tutunacağımı bilemeyeceğim artık.” Evet, durum bu arkadaşlar. Yasa bu hâliyle çıkarsa vicdanlarınıza ne anlatacaksınız bilemiyorum ama çok kötü şeyler olacak bu belli.

Bakın, Selçuk Kozağaçlı, Çağdaş Hukukçular Derneği Genel Başkanı. Sadece avukatlık yaptığı için üç yıla yakındır cezaevinde, on bir yıl ceza aldı. Dosyasına baksanız bomboş ve inanılmaz absürtlüklerle dolu. Aranızda hukukçular var, en az 100 avukat var Meclisimizde. Bakın, ne var biliyor musunuz? Müvekkiline: “Şu soruya cevap verme, susma hakkını kullan.” demiş. Bu ve benzeri sözler suç olarak nitelendirilmiş ve ceza almış. Sırf avukatlık yaptığı için cezalandırıldı.

Yine, İdris Baluken... Sincan Cezaevinde koğuşunda onu ziyaret ettik İnsan Hakları Komisyonu üyeleri olarak. İdris Bey’e sorduk: “İdris Bey, sana yapılan ihlaller var mı burada, nasıl durum?” İdris Bey ne dedi biliyor musunuz? İşte, siz bu insanı terörist diye cezaevine attınız. Bize aynen şunu dedi İdris Bey: “Ben burada bana yapılan ihlalleri size anlatmaktan hayâ ederim. Memleketin bu kadar sorunu varken ben kalkıp burada size şahsi sorunumu anlatamam, memleketin sorunlarını gelin konuşalım.” Ve bu insanlara terörist diyorsunuz.

Bakın, büyük dramlar yaşanıyor, büyük vicdansızlıklar yaşanıyor ve siz bunlara devam ediyorsunuz.

Emrah Altındiş, ABD’de yaşayan bir bilim insanı. Bundan yirmi altı gün önce -bugün değil bakın, sokağa çıkma yasakları günlerinde değil- çok önemli bir söyleşi verdi ve söyleşisinde şunu söyledi: “İktidar gereken önlemleri almıyor, bir tsunami geliyor ve Türkiye’de en az üç ay bu salgın bitmeyecek. Bu en çok da cezaevlerini etkileyecek ve kitlesel ölümler olabilir.” dedi. Bunu söyleyen çok ciddi bir bilim insanı, bu konuyu ayrıntılı bir şekilde araştıran bir bilim insanı. Siz zannediyorsunuz ki üç beş günde bitecek. Hayır, öyle değil. Cezaevlerini çok büyük bir şekilde tehdit ediyor. Emrah Bey bunu söylüyor ama maalesef dinlenmiyor.

Değerli arkadaşlar, bakın, ben size bu Paskalya Bayramı’nda önemli bir mesaj sunacağım. Düşüncesinden dolayı mağdur edilen insanlar adına bu Paskalya Bayramı’nda Hazreti İsa’nın bir sözünü size aktarmak isterim, belki kulaklarınızda bir iz olur, yarın öbür gün o pişmanlıklarınız arasında bu sözü hatırlarsınız. Hazreti İsa’nın sözünü ben kim adına söyleyeceğim? Bugünün tüm konuşamayanları adına, tüm konuşturulmak istenmeyenler adına, düşüncesini ifade edemeyenler adına söyleyeceğim Hazreti İsa’nın bu sözünü; dikkatle dinleyin arkadaşlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Devamla) – Hazreti İsa o zorbalıkla dolu günlerde şunu söylüyordu: “Karanlıkta dile getirmekten çekindiğiniz hakikat bir gün aydınlıkta işitilecek ve gizli mekânlarda öğrendiğiniz bir inancı bir gün çatılardan haykıracaksınız ve insanlar buna inanacak.” diyordu onu takip edenlere.

Değerli arkadaşlar, bakın, bunları biz kalbimizden söylüyoruz. Ben ve arkadaşlarım sizi sanırım yeteri kadar uyardık ama bu çok önemli konularda geri adım atmadınız. Bunlar son derece hayati konulardı. Biz vazifemizi yaptık, bundan sonrasında bu büyük veballerden ve corona nedeniyle ölümlerden dolayı siz sorumlusunuz ve biz buna, size söylediğimize şahitlik ediyoruz ve ben hem halkıma hem de Rabb’ime şahit ol diyorum, şahit ol Ya Rab, şahit ol Ya Rab, şahit ol Ya Rab diyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 207 sıra sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 51'inci maddesinde yer alan “asgari” ibaresinin “en az” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

            Tufan Köse                          Süleyman Bülbül               Zeynel Emre

                Çorum                                    Aydın                            İstanbul

          Turan Aydoğan                         Alpay Antmen Mustafa Sezgin Tanrıkulu

               İstanbul                                  Mersin                           İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Evet, önerge üzerinde söz talebi Sayın Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun. (CHP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; zor bir zamandan geçiyoruz, hep bunu ifade ettim burada, etmeye çalışıyorum. Önemli bir iş yapıyoruz. Dünya ve Türkiye büyük bir salgınla karşı karşıya ve bu teklifi, teklif edildiği zamanda değil yani iki yıl önce değil şimdi gündemimize aldık. Nedeni, hiçbir yerde dur durak bilmeyen bir virüsle karşı karşıya olmamız. Bu virüs en fazla kimi vuracak? Cezaevlerini vuracak. Şimdi daha etkilerini görmedik ama göreceğiz. Siyaset bu zor zamanlarda uzlaşma meselesidir, bir arada olma meselesidir ve siyasi önceliklerden vazgeçme veya yumuşatma meselesidir. Şimdi sizin yapmadığınız budur. En iyi ihtimalle şimdi -kamuoyu yoklamalarına göre- ittifak yaptığınız siyasi partiyle beraber Türkiye’de yüzde 50’siniz, en iyi ihtimalle. Diğer tarafta yüzde 50 var. Bu yüzde 50’yle bu konuda bir adım geri atarak, bir adım biz geriye atarak uzlaşma imkânı varken bunu elimizden kaçırdık. Hangi konuda elimizden kaçırdık? Tutukluların hak ve özgürlüğü konusunda ve adalet konusunda. Bunu yapma imkânı yok muydu? Vardı ama bunu yapmıyorsunuz, bizim itiraz ettiğimiz nokta bu.

Sayın Cumhurbaşkanıyla ilgili söylediğimiz hukuksal meseleyi de yanlış noktaya getiriyorsunuz. Bakın değerli arkadaşlar, 1982 Anayasası’nın 76’ncı maddesinde bugünkü terörün tanımı “anarşik eylemler ve ideolojik eylemler”di. Neden öyleydi? Çünkü 1982 Anayasası yapıldığı zaman Terörle Mücadele Kanunu yoktu. O nedenle terör olarak adlandırılan eylemler anarşik eylem olarak kabul edilmişti, o nedenle bu iki kelime Anayasa’da vardı. Sayın Erdoğan halkı kin ve düşmanlığa tahrikten ceza aldı, hükümlü hâle geldi, cezasını yattı çıktı, belediye başkanlığı düştü, siyasi partisini kurdu çünkü siyasi partisini kurmaya engel yoktu ama milletvekili seçilme yeterliliği bakımından 76’ncı maddede anarşik eylemler bakımından kısıtlama vardı ve Yüksek Seçim Kurulunun kararıyla giremedi. Bakın, partisini kurmuş, partisi iktidar olmuş, kendisi Genel Başkan olarak, hükümlü olduğu için, anarşik eylemlerden hükümlü olduğu için milletvekili olamamış. Şimdi siz o zaman yapılana yanlış diyorsunuz, evet, biz de yanlış diyoruz; peki, bugün yapılanlara niçin yanlış demiyorsunuz, neden yanlış demiyorsunuz? Yanlış olma ihtimali yok mu? Bakın, Terörle Mücadele Yasası’nı sadece benim milletvekili olduğum dönemde yani 2011’den sonra 2 kere değiştirdik. Doğruysa niye değiştirdik? Yargının takdir hakkını kısıtladık. Şimdi buna dayanıyorsunuz ve diyorsunuz ki: “Bu terör eylemidir dolayısıyla olmaz.” Bakın, o yasayı da biz yapmıştık ama yargı yanlış uyguladı, hâlen de yanlış uygulama devam ediyor. İçeriden gelen birisi olarak söylüyorum, yargının takdir hakkını sınırlamazsak insanları ölüme mahkûm ederiz. O nedenle, öncelikle, tutuklular konusunda adım atmayan bu yargıya en azından bir sınırlama maddesi koyalım. 109’uncu maddeye salgın konusunda özel hüküm koyalım, adım atsınlar.

Yargı mensupları ne yapıyor? Evlerinden adliyeye gidemiyor, UYAP üzerinden karar veriyorlar ama cezaevinde olanlara “Kaçma şüphesi var.” diyorlar. Kim nereye kaçacak değerli arkadaşlar? 80 bin, 90 bin tutuklu var Türkiye’de. Bir adım atmıyorlar, bakın, bir adım, adli kontrol yöntemleri olmasına rağmen bu konuda bir adım atmıyorlar ve buna siz, siz izin vermiyorsunuz, izin vermiyorsunuz.

Bu Parlamento biraz önce saydığım nedenlerle Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ı buraya getirdi, bu Parlamentoya getirdi. Şimdi, siz, bu Parlamento yargının içeriye attığı ve sizin izninizle içeriye attığı insanları ölüme mahkûm ediyorsunuz. Bu konuda sizleri uyarıyoruz, kavgaya gerek yok, uzlaşabiliriz. Kaç gündür söylediğimiz de bizim bu. Bu Parlamento Anayasa’yı değiştirmiş tek bir kişi için, Anayasa’yı değiştirmiş tek bir maddeyle iki kelimeyi çıkarmış ama biz, burada, bir salgın maddesini Ceza Muhakemesi Yasası’na koymuyoruz veya kadınları, çocukları, çocuklu kadınları, yaşlıları, 65 yaşın üstünde olanları, siyasetçileri, gazetecileri, bunları kapsam içerisine almıyoruz, aynı Recep Tayyip Erdoğan gibi şiir okuyanları ve yazı yazanları kapsam içerisine almıyoruz. O zamandan bu zamana ne değişti değerli arkadaşlar? Ne değişti? Türkiye’de yargı o zaman da bağımsız değildi şimdi de bağımsız değil ama o zaman bu Parlamento, Cumhuriyet Halk Partisinin içinde bulunduğu Parlamento, sonuçta sizin Genel Başkanınız için Anayasa’yı değiştirdi, bakın, Anayasa’yı değiştirdi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) - Anarşik eylemler nedeniyle milletvekili olamayan Recep Tayyip Erdoğan’ı burada milletvekili yaptı.

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Değerli arkadaşlar, siyaset bir inatlaşma işi değildir. Bu zor zamanlarda önceliklerden vazgeçme işidir, geleceği görme işidir, yurttaşların yaşamlarını koruma meselesidir. Bugün, yurttaşlarımıza düşman ceza hukuku uygulamaları yapmayalım, onları ölüm koridorlarında bekletmeyelim. İçeride sadece beş dakika telefon hakları var, beş dakika. Dışarıdakileri merak ediyorlar, ne oldu diye. Dışarıdakiler onları merak ediyor, acaba salgın oldu mu diye. Tutuklu insanları veya tehlikeli olmayan suçluları bu bekleyiş içerisinde tutamayız. O nedenle, bir kez daha sizlere sesleniyorum, elimizi vicdanımıza koyalım, önceliklerimizden vazgeçelim, birer adım geri atalım, burada bir uzlaşma sağlayalım. Bu hâlen bizim elimizde. Bunu yapmak elimizde ve sizlerin sorumluluğunda.

Hepinize iyi akşamlar diliyor ve sağlıkla kalın diyorum. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 51’inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “değiştirilmiştir” ibaresinin “yeniden düzenlenmiştir” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

            Bedri Yaşar                             Ayhan Erel     Muhammet Naci Cinisli

               Samsun                                  Aksaray                          Erzurum

           Yasin Öztürk                        Zeki Hakan Sıdalı

               Denizli                                   Mersin

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Bedri Yaşar’ın.

Buyurun. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BEDRİ YAŞAR (Samsun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 51’inci maddesi üzerinde vermiş olduğumuz değişiklik önergesi üzerine söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bahse konu kanun maddesinin özellikle üçüncü fıkrasında yapılan değişikliği olumlu bulmaktayız. Mahkûmun kanunda adı geçen aile fertlerinden birinin yaşamsal tehlike oluşturacak önemli ve ağır hastalık hâllerinin bulunduğunun sağlık kurulu raporuyla belgelendirilmesi durumunda tutukluya verilecek iznin 1 seferden 2 sefere çıkarılması insani bir karar olması bakımından olumludur. Bu düzenlemelerin psikolojik ve sosyolojik tarafları son derece önemlidir. Mahkûmun psikolojisi açısından bu değişiklik yerindedir. Peki, infaz düzenlemesi sonrasında ülke sosyolojisinde ne gibi bir dönüşüm bizi bekliyor, biraz da orayı konuşalım.

Değerli arkadaşlar, şu an içeride bulunan tutuklu ve hükümlüleri şöyle bir analiz etme fırsatımız oldu. İçeridekilerin yüzde 22’si uyuşturucu suçundan, yüzde 14’ü hırsızlık, yüzde 11’i yaralama, yüzde 9’u yağma, yüzde 2,4’ü sahtecilik, yüzde 1,3’ü dolandırıcılık, yüzde 1,1’i ekonomik çıkar amaçlı örgüt kurma suçlarından hüküm giymiş vatandaşlarımız. Bu, içerideki 300 bin kişinin yaklaşık 180 bin kişisine isabet ediyor. Peki, böyle bir yapıda, burada oturan bizlerin hiç mi bir günahı yok? Bu insanların bu hâle gelmesinde, sizlerin, bizlerin hiç mi bir katkısı yok? Bu maddeler size neyi çağrıştırıyor? Ben şahsen bu maddelerde şunu görüyorum; kolay para kazanmayı görüyorum, kolay yoldan köşeyi dönmeyi görüyorum; onu dolandırırsan, bunu dolandırırsan, totodan, lotodan, adam kayırmadan, siyasi güçlerden istifade ederek kolay yoldan köşeyi dönme, kolay yoldan para kazanma, alın teri olmadan bir yerlere gelme. İşte onun sonucunda, bugün, hapishanelerimizdeki 300 bin kişinin 180 bin kişisi bu sebeplerden dolayı içeride. Dolayısıyla, bu salondaki herkesin bunda payı var.

Bugün, özellikle, Ankara’nın Çukurambar Mahallesi’ndeki kafelere baktığınız zaman, hak etmeyen insanları, son model arabalı, yüksek hesaplar ödeyen gençleri görürsünüz. Bunların hepsi bir özenti oluşturuyor. Dolayısıyla, alın teri, emek, çıraklık… Eli kirli sanatkârlar, eli kirli çıraklar, sanayideki ustalar, çöp toplayan çalışanlarımız hep bu toplumda ikinci sınıf insan muamelesi görüyor.

Ben size gecenin bu saatinde sadece küçük bir anımı anlatmak istiyorum. İsviçre’de bir arkadaşımı ziyarete gittim, akşam evinde dedi ki: “Ben, bu gece beş saattir oğluma fayans yapmayı öğretmeye çalışıyorum; oğlum fayans ustasının fayans yapma sınavından geçemiyor, beş saattir çalışıyoruz.” Bu ülkenin millî geliri 40 bin doların üzerinde, bizim millî gelirimiz 9 bin dolar civarında. Bizde fayans ustası da kim, ikinci sınıf insan muamelesi görüyor. Eğer bizler Ahi Evran felsefesine dönüp çocuklarımıza ahlakı, edebi, çalışmayı, alın terini, çalışamadan bir şeyi başaramayacağını, çalışmanın sonunda bir yere varabileceğini öğretemediğimiz sürece bu hapishanelerden bugün çıkanların önemli bir kısmı -bundan önceki aflarda da gördük ki- tekrar geri dönüyorlar, tekrar hırsızlık yapıyorlar, tekrar gaspla uğraşıyorlar, tekrar toplumun içerisinde, çetelerin içerisinde, seyrettiği filmlerle kolay yoldan köşeyi nasıl döneriz, hep bunlarla meşgul oluyorlar. Dolayısıyla, belki bu akşam bu işlere vesile olur, kafamızı yastığa koyar, tekrar düşünürüz. Bu insanlar bu hâle geliyorsa bizde de kusur var diye düşünün. Sabır ne demek, şükür ne demek, bu terimler sadece kandillerde, cumalarda atılacak mesajlar değil. Bunları hayatımıza ne zaman nakşeder, yaşarsak gençlere de bunları anlatabiliriz diyorum. Ancak o zaman bu hapishanelere ihtiyaç kalmaz, ancak o zaman gelişmiş ülkelerde olduğu gibi biz de o standartlarda söyleriz “Bizde de işte, şu kadar zorunlu mahkûm var.” der geçeriz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

BEDRİ YAŞAR (Devamla) – Gecenin bu ilerleyen saatinde gerçekten bu kanunun çıkmasına bütün Parlamento çok ciddi katkı verdi. Belki coronavirüsün böyle faydalı bir tarafı oldu.

Ben, inşallah, bundan sonraki yasaları da aynı kalabalıkla, aynı sayılarla çıkarırız diye ümit ediyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

51’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

52’nci madde üzerinde 4 adet önerge vardır. Önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 207 sıra sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 52'nci maddesiyle değiştirilen 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un geçici 6'ncı maddesinin birinci ve ikinci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

“(1) 30/3/2020 tarihine kadar işlenen suçlar bakımından; 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun kasten öldürme suçları (madde 81, 82 ve 83), üstsoya, altsoya, eşe veya kardeşe ya da beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı işlenen kasten yaralama ve neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçları, neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçu (madde 87, fıkra iki, bent d), işkence suçu (madde 94 ve 95), eziyet suçu (madde 96), cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlar (madde 102, 103, 104 ve 105), özel hayata ve hayatın gizli alanına karşı suçlar (madde 132, 133, 134, 135, 135, 137 ve 138), uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçu (madde 188) ve İkinci Kitap Dördüncü Kısım Dördüncü, Beşinci (314'üncü maddenin üçüncü fıkrası dışındaki), Altıncı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar ile 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren (7’nci maddenin ikinci fıkrası dışındaki) suçlar hariç olmak üzere, bu maddede değişiklik yapan Kanunla değiştirilen 105/A maddesinin birinci fıkrasında yer alan "bir yıl”lık süre, "üç yıl” olarak uygulanır.

(2) 30/3/2020 tarihine kadar işlenen suçlar bakımından, Türk Ceza Kanununun kasten öldürme suçları (madde 81, 82 ve 83), cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlar (madde 102, 103, 104 ve 105), özel hayata ve hayatın gizli alanına karşı suçlar (madde 132, 133, 134, 135, 136, 137 ve 138) ve İkinci Kitap Dördüncü Kısım Dördüncü, Beşinci (314'üncü maddenin üçüncü fıkrası dışındaki), Altıncı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar ile Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren (7'nci maddenin ikinci fıkrası dışındaki) suçlar hariç olmak üzere;

a)       Sıfır-altı yaş grubu çocuğu bulunan kadın hükümlüler ile yetmiş yaşını bitirmiş hükümlüler hakkında bu maddede değişiklik yapan Kanunla değiştirilen 105/A maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan "iki yıl”lık süre, "dört yıl” olarak uygulanır.

b)       Maruz kaldığı ağır bir hastalık, engellilik veya kocama nedeniyle hayatını yalnız idame ettiremeyen altmışbeş yaşını bitirmiş hükümlülerin koşullu salıverilmeleri için ceza infaz kurumlarında geçirmeleri gereken süreler, azami süre sınırına bakılmaksızın 105/A maddesinde düzenlenen denetimli serbestlik tedbiri uygulanmak suretiyle infaz edilebilir. Ağır hastalık, engellilik veya kocama hâli, Adalet Bakanlığınca belirlenen tam teşekküllü hastanelerin sağlık kurullarınca veya Adlî Tıp Kurumunca düzenlenen bir raporla belgelendirilir.

            Tufan Köse                            Zeynel Emre                    Özgür Özel

                Çorum                                  İstanbul                            Manisa

           Alpay Antmen                        Süleyman Bülbül

                Mersin                                    Aydın

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Süleyman Bülbül’ün.

Sayın Bülbül, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

SÜLEYMAN BÜLBÜL (Aydın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Bayağı, on dört saate yaklaştık, Komisyonda on sekiz saat emek verdik ve 46’ncı madde konusundaki değişiklik bir başlangıç oldu. Daha bitmedi görüşmeler, bundan sonra da uzlaşma olursa, diğer maddelerde de değişiklikler olursa en azından bu mutabakat bir yere kadar sağlanmış olur. Bu konuda çalışma yapmak gerekir diye düşünüyorum.

Değerli arkadaşlar, 52’nci madde infaz kanununun geçici 6’ncı maddesindeki değişikliği düzenliyor. 30 Mart 2020 tarihine kadar işlenen suçlarda denetimli serbestlik süresi bir yıldan üç yıla çıkarılıyor. Tabii, istisna suçlar konusunda, terörle mücadeleden tutun adam öldürmeye kadar 1’den fazla, birçok madde yazılmış. Yalnız, şuna dikkatinizi çekmek istiyorum: Yani burada terörle ilgili suçlarda biz itirazları ortaya koyuyoruz, bu itirazlarımızın nedenleri var, nedenlerini de ortaya koyuyoruz. Bu konuda, hatırlar mısınız, üçüncü Yargı Reformu Strateji Belgesi açıklandı geçen yıl. O belge açıklandığı zaman Sayın Adalet Bakanı, terör tanımına “şiddet” öğesinin eklenmesinden bahsetmişti. Bir memlekette Adalet Bakanı, terör tanımına “şiddet” öğesinin eklenmesinden bahsediyorsa terör tanımının sorunları ve uygulama sorunları olduğunu kabul etmiş anlamına geliyor. Onun için, Terörle Mücadele Kanunu 7/2, TCK 220 6/7/8, TCK 134’üncü maddelerle ilgili konuda değişiklik yapılması… Terör tanımı konusundaki itirazlarımızı dikkate almanız gerekirdi. Biz, CHP olarak, çokça kez terör tanımının sorunlarını dile getirdik. İnfaz paketinde de çağrımız, TMK kapsamında ceza alıp şiddete bulaşmayanların da dâhil edilmesiydi ama karşılık bulamadık.

Tabii, infazda adalet ve eşitlik oluşturulsun ama biraz önce, 2 madde önce, imzacı AKP’li Sayın Vekil arkadaş sayı adaletinden bahsetti. Burada sayı adaleti önemli değil. Cezaevinde yatan 200 gazeteci varsa, cezaevinde rüşvet, zimmet ve irtikaptan yatan 200 hükümlü varsa 1 kişi olsa ne olacak? Önemli olan, orada 1 kişinin olması. İnfazda eşitlik, infazda adalet derken 1 kişinin durumu eşitliğe giriyorsa kaç kişinin yattığı önemli değil ki. Sayı adaleti olmaz arkadaşlar, cezaevinde uyuşturucu torbacısı, uyuşturucu ticareti yapan 65 bin hükümlü var diye -cezaevlerini boşaltacağız diye- 65 bin kişiyi mi çıkaracağız? Böyle mantık olabilir mi? İnfazda adalet, infazda eşitlik apayrı bir olay.

Arkadaşlar, Terörle Mücadele Kanunu’nun 7/2 uygulamasının nasıl şiddet ögesinin eklenmesinden dolayı, Bakan bir sıkıntı olduğunu söylüyorsa… Adalet Bakanı ne oldu da bu işten geri çekildi? Ne oldu? Pelikan çetesi yüzünden çekildi, İstanbul uygulamaları yüzünden çekildi. İstanbul’da bir uygulama var, burada, kanunlarda ne getirdiğiniz önemli değil ki. O, sulh ceza mahkemesi, sulh ceza hâkimleri var ve özel mahkeme gibi çalışan hâkimler var. 37. Ağır Ceza Mahkemesi özel mahkeme gibi çalışıyor. Bakın, araştırın, en önemli davalar oralardan geliyor. Geçen yıl mart ayında, 3 Martta, 39 baro başkanı HSK’ye şikâyet etti. Ne oldu? Hâlâ cevap yok. Adalet Bakanını bile sindirdiler, Adalet Bakanını bile pelikancılar sindirdi. Bir çete bunlar, çete; her yerde varlar. (CHP sıralarından alkışlar) Nerede varlar? FETÖ borsasında varlar. Nerede varlar? Terörle ilgili genişletilmiş tanıma göre, iktidara muhalif olanların “terör” adı altında cezaevine sokulmasında varlar. Ya, arkadaşlar “Tutuklular ne olacak?” dedik. Tutuklular ne olacak? Çok basit. Ağır cezalık mevattan olmayan suçsuz hâlleri dışında şiddete bulaşmamış tutukluları ne yapacaksınız? Corona virüsüne mi teslim edeceksiniz? Nerede Anayasa'nın yaşam hakkı? Çıkarın onları. Neden çıkarmıyorsunuz? Bakın, size öneri getiriyoruz. Bakın, bir önerimiz daha var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

SÜLEYMAN BÜLBÜL (Devamla) – 457 vatandaşımız ağır hasta. Bas bas bağırıyor insanlar “Ağır hasta var.” diye. Çok basit, Anayasa'nın 104’üncü maddesinin on altıncı fıkrası var, Cumhurbaşkanının affı var. Ne diyorsunuz? Ağır hasta ve hükümlüleri çıkaracaksın, affedeceksin. Madımak katilini affettin de onları mı affetmeyeceksin Sayın Cumhurbaşkanım? (CHP sıralarından alkışlar) İnfazda eşitlik, infazda adalet olmadan ayrımcılık olursa bu memlekete demokrasi de gelmez, özgürlük de gelmez, toplumsal mutabakat da olmaz.

Teşekkür ederim arkadaşlar. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 52’nci maddesinde düzenlenen geçici madde 6’nın birinci fıkrasının ve dördüncü fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

“(1) 30/3/2020 tarihine kadar işlenen suçlar bakımından; 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun kasten öldürme suçları (madde 81, 82 ve 83), üstsoya, altsoya, eşe veya kardeşe ya da beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı işlenen kasten yaralama ve neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçları, neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçu (madde 87, fıkra iki, bent d), işkence suçu (madde 94 ve 95), eziyet suçu (madde 96), cinsel dokunulmazlığa karşı  işlenen suçlar (madde 102, 103, 104 ve 105), özel hayata ve hayatın gizli alanına karşı suçlar (madde 132, 133, 134, 135, 136, 137 ve 138), uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçu (madde 188) ve İkinci Kitap Dördüncü Kısım Dördüncü, Beşinci, Altıncı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar ile 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlar ve kasten yaralama suçunda cezayı arttırıcı nedenlerden biri olan kadına karşı işlenmesi hali (madde 86, fıkra üç, bent g) hariç olmak üzere, bu maddede değişiklik yapan Kanunla değiştirilen 105/A maddesinin birinci fıkrasında yer alan "bir yıl”lık süre, "üç yıl” olarak uygulanır.”

"(4) 105/A maddesinin altıncı ve yedinci fıkrası hükümleri saklı kalmak üzere, bu madde uyarınca hükümlü hakkında denetimli serbestlik tedbiri uygulanmaya başlandıktan sonra işlediği iddia olunan ve cezasının alt sınırı bir yıl veya daha fazla hapis cezasını gerektiren kasıtlı bir suçtan dolayı ceza almış olması hâlinde, denetimli serbestlik müdürlüğünün talebi üzerine infaz hâkimi tarafından, hükümlünün açık ceza  infaz kurumuna gönderilmesine karar verilebilir. Soruşturma sonucunda kovuşturmaya  yer olmadığı kararı verilmesi hâlinde, hükümlünün cezasının infazına denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak devam olunmasına infaz hâkimi tarafından karar verilir.”

             Ayhan Erel                         Zeki Hakan Sıdalı              Yasin Öztürk

               Aksaray                                  Mersin                            Denizli

            Ümit Özdağ                     Muhammet Naci Cinisli

               İstanbul                                 Erzurum

BAŞKAN- Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANVEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Yasin Öztürk’ün.

Buyurun Sayın Öztürk. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

YASİN ÖZTÜRK (Denizli) – İktidar gücünü elinde bulunduran muktedirler kendi çıkarlarını ve gücünü öne çıkarsa da yine de yürümesi gereken ve işlemesi gereken bir hukuk düzeni olması lazım. Ülkemizde hukuk düzeni önemli ölçüde büyük aksaklık ve eksikliklerle maluldür; yargı bağımsızlığı ilkesi ayaklar altındadır, hâkim ve savcıların terfi ve tayinleri siyasal iktidarın elinde yönlendirici bir güç olarak kullanılmaktadır. Milletin adalete olan güveni ciddi bir şekilde sarsılmıştır. Adaletin, iktidarın siyasi baskısından bağımsız, hukukçular eliyle ve hukuka uygun olarak gerçekleştirileceği konusunda inanç erozyona uğramış durumdadır. Sorun, hukuk dışı uygulamaların giderek normal karşılanmaya başlanmasıdır. Sorun, hukuk dışı uygulamalara karşı kamuoyunun refleksinin zayıflamasıdır. Bu da adaletin çivisinin çıkması anlamına gelmektedir.

Adaletin çivisinin çıktığına sadece lokal bir örnek vermek istiyorum. On beş yıldır Denizli’de görev yapan bir hâkim kimse fark etmez cesaretiyle mali müşavir olan öz yeğenini bilinçli olarak Denizli Adliyesinde bilirkişilik, konkordato komiserliği, kayyumluk listelerine sokuyor. Sonrası mı? Hâkim bey tüm büyük ticari davaları istediği gibi yönlendiriyor, akla gelmeyecek rantlar dönmeye başlıyor. Denizli Adliyesinde görülen en büyük ticari davalarda verdiği raporlar, kararlar ve kayyumluklarla öz yeğen ya yönetimde ya bilirkişiliğinde ya konkordato komiserliğinde aylık 1 milyonun üzerinde gelir ve maaş almakta. Tüm bu konular HSYK şikâyet dosyalarında kayda girmiş durumda. Ben yeğeninin ismini vereyim, Mürşit Uz, dayısını siz bulursunuz. HSYK’ye yapılan şikâyetler incelenmiyor, müfettiş görevlendirilmiyor. Neden reddihâkim kabul edilmez veya başka biri görevlendirilmez? Bir hâkimin kendisinden olan bir davaya kendi öz ablasının oğlunu kayyum olarak ataması ne kadar etik? Davaya müdahil muhataplar bu adalete nasıl güvenir?

Çivisi çıkmış adaletin mekanizmasını yeniden rayına oturtmak öncelikle hukukçuların sorumluluğundadır. Öncelikle yasama organı yani Meclis genel hukuk ilkelerine uygun yasalar çıkarmak, hukuk fakülteleri nitelikli hukukçular yetiştirebilmek ve adaletin eline terazisini tekrar tutuşturmak zorundayız. Unutmayalım, iyi olmak kolaydır; zor olan, adil olmaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ilgili maddeyle 5275 sayılı Kanun’un geçici 6’ncı maddesi değiştirilmektedir. Denetimli serbestlik süresi üç yıla çıkarılmak suretiyle denetimli serbestliğin bir veya iki yıl değil, üç yıl olarak uygulanacağını belirtmek isteriz. Aynı hesaplamayı on beş yıl hapis cezası alan 1/2 infaz indirimli bir hükümlü yönünden yaptığımızda, şu an yürürlükte olanı düzenlemelere göre beş buçuk yıl süreyi cezaevinde geçirmesi gerekmekteyken, yapılacak değişikle dört buçuk yıl süreyi cezaevinde geçirecektir. Görüldüğü üzere, Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’da Madde 105/A’da yapılacak yeni kalıcı düzenleme özellikle on beş yıl ve üzeri ceza alan hükümlüler yönünden lehe görülse de hapis cezası daha az olan hükümlüler yönünden aleyhe sonuç doğurmaya elverişlidir. Her ne kadar hükümlü aleyhine bu şekilde sonuçlar doğmaması için Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’a eklenecek geçici 9’uncu maddede lehe uygulama prensibi kabul edildiği iddia edilse de geçici maddede yer alan lehe uygulama hususu sadece mevcut hükümlüler için olup bundan sonra işlenecek suçlar kapsam niteliğinde değildir. Keza, bu maddede kadına karşı şiddet istisna suçlar kapsamına alınmamıştır. Maddenin dördüncü fıkrasına göre yapılan yargılama ya da soruşturma neticesinde beraat kararı alan bir denetimli serbestlinin hakkı gasbedilmiş olacak, denetimli serbestliği yanacaktır. Bu, kötü niyetliliği desteklemektir. Bu maddenin dördüncü fıkrası kabul edilemez. Velhasıl, görüşmekte olduğumuz yasayı dört gözle bekleyen ama bir kısmının beklentilerine cevap veremediğimiz kader mahkûmu tutuklu ve hükümlülerin bazılarının isimlerini saymak istiyorum: Ödemiş Cezaevinden Halil Karabağ ve oğlu Kutluhan Karabağ’a; Dinar Cezaevinden Emrah Akay’a; Denizli Kocabaş Cezaevinden Ahmet Öztürk amcama, Akif Civli’ye, Adem Çetinkaya’ya, Servet Çetin’e; Afyonkarahisar Cezaevinden Mertkan Öztürk’e; Nazilli Cezaevinden Ahmet Çetin’e; Hatay Kırıkhan Cezaevinden Ahmet Bilen’e, Haktan Altunlu’ya ve ismini sayamadığım tüm kader mahkûmlarına selamlarımı yolluyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 207 sıra sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 52’nci maddesiyle değiştirilmesi öngörülen 5275 sayılı Kanun’un geçici 6’ncı maddesinin birinci fıkrasında yer alan "İkinci Kitap Dördüncü Kısım Dördüncü, Beşinci, Altıncı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar ile 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlar hariç olmak üzere,” ; ikinci fıkrasında yer alan “ve İkinci Kitap Dördüncü Kısım Dördüncü, Beşinci, Altıncı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar ile Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlar” ibarelerinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Mensur Işık Tuma Çelik                         Rıdvan Turan

                 Muş                                     Mardin                            Mersin

   Tulay Hatımoğulları Oruç                  Züleyha Gülüm Serpil Kemalbay Pekgözegü

                Adana                                   İstanbul                             İzmir

            Murat Çepni                     Dirayet Dilan Taşdemir

                İzmir                                      Ağrı

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Dirayet Dilan Taşdemir’in.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

DİRAYET DİLAN TAŞDEMİR (Ağrı) – Teşekkür ederim Başkan.

Değerli arkadaşlar, biz bu kürsüde görüşlerimizi ve düşüncelerimizi halkımızla paylaşmaya çalışıyoruz. Dolayısıyla, biz kimseden bir şey talep etmiyoruz, olması gerekenin mücadelesini veriyoruz. Bu Meclisin de 3’üncü büyük partisiyiz. Sadece sandık başına gidip oy kullanmak için bile halkımız ağır bedeller ödedi. Şu an bile cezaevinde tutuklu binlerce üyemiz bulunuyor. Onun için de öyle muktedir tavırlardan vazgeçilmesi gerektiğini bir kez daha hatırlatmak istedim.

Değerli arkadaşlar, bu özel af yasasıyla ilgili neredeyse bir haftadır burada konuşuyoruz, sanırım söylenmedik söz kalmadı. Hani “sözün bittiği yer” derler ya, tam da öylesi bir durum.

Bakın, biz neler söyledik? Dedik ki: Bu yasa ayrımcıdır, hukuka aykırıdır, adil değil, toplumsal barışa hizmet etmiyor. Ama bütün bu söylemler karşısında yine mevcut bilinen tavrınızdan vazgeçmediniz.

Şimdi, konuştuğum madde 52’nci madde, tam da bu madde belki de bu infaz yasasının yani bu özel af yasasının en kötü maddelerinden bir tanesi. Çünkü bu maddeyle politik tutsakları, hasta tutsakları aslında ölüme terk ediyorsunuz. Biliyorum, bu çok da umurunuzda değil, yine şunu söyleyeceksiniz: “Ölsünler.” Evet, ölüyorlar. Bugüne kadar onlarca hasta tutsak cezaevinde eli kelepçeli yatağa bağlı şekilde yaşamını yitirdi ve bu insanlara aileleriyle vedalaşma hakkını bile tanımadınız. Bu nasıl bir kin, bu nasıl bir duygu ve vidan dünyası, gerçekten anlamakta zorlanıyorum.

Yine, 800’e yakın çocuk cezaevinde, dün de söyledim. Bunlar anneleriyle birlikte kalıyor cezaevinde. Peki, bunları dâhil edin diyoruz. Ona da tavrınız aynı, net, cezaevinde yaşamaya devam etsinler. Ama kadınlara şiddet uygulayan erkeklere gelince burada bir merhametli olma hâliniz tutuyor ve bunları dışarı bırakıyorsunuz. Ama size şunu da sorduğumuzda “Peki, bu adamlar eve gittiğinde, tekrar bu kadınlara şiddet uyguladığında buna yönelik bir tedbiriniz var mı?” diye, hayır, bir tedbiriniz de yok. Peki bunun garantisini veriyor musunuz? Bunlar gittiğinde kadınları öldürmeyecek mi? Onun da garantisi yok tabii ki. Buna da yönelik tavrınız -ama önlem alabilirsiniz hükûmetsiniz- belli.

Tabii ki bunların bir önemi yok, ne de olsa sizin için her şey usulüne uygun, yasaya uygun. Ama, bir anne defnedilmişti, mezarından çıkarılmıştı. O zaman da sorduğumuzda aynı yüz ifadesi, aynı söylem “Usulüne uygun.” denmişti. Taybet ananın cenazesi yedi gün sokakta kalmıştı, o da usulüne uygundu. Yine, dün de çokça ifade ettik, belli bir rahatsızlık da yaratıldı burada. Neden bir anneye çocuğunun cenazesinin kargoyla gönderildiğini sorduğumuzda, yine verdiğiniz cevap “Bunların hepsi usulüne uygun.” Yani, evet, sizin için usulüne uygun olabilir ama insanlık vicdanı için hiç de bunlar usule uygun şeyler değil, bunu da hatırlatmak isterim.

Yani ölüme ve kötülüğe karşı bu kayıtsızlığınız gerçekten irdelenmeye muhtaç bir durum. Bu kayıtsızlık hâli sadece size özgü değil, belli bir mekân ve zamanla da sınırlı değil, bunu biliyoruz. Bu kayıtsızlık ve kötülük hâli siyaset bilimine de, toplumsal bilimlere de, sosyal bilimlere de konu olan bir konu. Bilirsiniz belki, Arendt bu kayıtsızlığın izahını tam elli yıl önce yapar. Nasıl yapar? Bir SS subayının sorgulamasına katılır; orada Yahudileri toplama kampına gönderen bu SS subayının savunmasını, vahşet aslında, korkunç bir şekilde, dehşete düşer şekilde izler. Çünkü orada, o da Yahudileri gönderirken “Her şeyin Alman Anayasası’na uygun olduğunu” söyler ve “Usulüne uygun her şeyi yaptım.” der. Bunu dinleyen Hannah Arendt, bunu “kötülüğün sıradanlığı” olarak tanımlar.

Evet, bugün tam da hepimizin yaşadığı şey aslında kötülüğün sıradanlığını da aşmış, bugün bütün bu bilinenler karşısındaki kayıtsızlığınız, ölümden söz ederken ki kayıtsızlığınız bize tam da şunu ifade ediyor: Arendt yaşasaydı ve burayı, bu Meclisi bugün dinlemiş olsaydı emin olun ki “Kötünün sıradanlığı.” demezdi, derdi ki “Bu kötülüğün örgütlü hâli.” Bunun başka bir izahı yok. (HDP sıralarından alkışlar)

Yani özgür iradeden, toplumsal vicdandan muafmış gibi davranma hakkınız yok. Bakın, bugün böyle bir ortam var. Siz sanıyorsunuz ki özgür iradenizden ve toplumsal vicdandan muafmışız gibi davranırsak bunun sorumluluğunu almamış oluruz ama şunu hatırlatmak isterim ki: Tıpkı Yahudileri soykırım odalarına gönderen gaz odalarına gönderenler gibi hiç kimse bundan muaf değildir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayın sözlerinizi.

Buyurun.

DİRAYET DİLAN TAŞDEMİR (Devamla) – Bitiriyorum Başkan.

O gün geldiğinde tıpkı onun hesabı sorulduğu gibi, bu tutumun da insanları ölümle yüz yüze bırakmanın da hesabı insanlık vicdanında sorulacaktır.(HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 207 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin çerçeve 52’nci maddesiyle değiştirilen 5275 sayılı Kanun’un geçici 6’ncı maddesinin birinci fıkrasında ve ikinci fıkrasının (a) bendinde yer alan "bu maddede değişiklik yapan Kanunla değiştirilen” ibarelerinin ve dördüncü fıkrasının madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

           Özlem Zengin                            Recep Özel                    Ali Özkaya

                Tokat                                    Isparta                  Afyonkarahisar

       Fehmi Alpay Özalan                      Nazım Maviş

                İzmir                                     Sinop

BAŞKAN – Evet, komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Önergeyle, 105/A maddesinde yapılan değişikliğe bağlı olarak söz konusu ibarelerin ve dördüncü fıkranın madde metninden çıkarılması sağlanmaktadır. Dördüncü fıkranın kaldırılmasıyla birlikte bu fıkrada yer alan hükümler bakımından Kanunun 105/A maddesinin yedinci fıkrasının dikkate alınması gerekmektedir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda 52’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

53’üncü madde üzerinde 4 adet önerge vardır.

Aykırılık sırasına göre işleme alacağım:

TBMM Başkanlığına

Görüşülmekte olan 207 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 53’üncü maddesi ile 5275 sayılı Kanun’a eklenmesi öngörülen geçici 9’uncu maddenin (4)’üncü fıkrasının teklif metninden çıkarılmasını ve (5)’inci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

"(5) Ülke çapında meydana gelen tehlikeli salgın hastalık veya hastalıklar kapsamında; en büyük risk grubunu oluşturan hasta hükümlüler, 65 yaş üstü hükümlüler, hamile hükümlüler ile çocuğu ile birlikte cezaevinde kalmakta olan hükümlülerin suç türleri ile kaldıkları ceza infaz kurumlarının tiplerine bakılmaksızın derhal salıverilmesine ve haklarında denetimli serbestlik hükümleri ile seçenek yaptırımların uygulanmasına karar verilir. Denetimli serbestlik hükümleri ile seçenek yaptırımların ne şekilde uygulanacağı çıkarılacak yönetmeliklerle belirlenir. İlgili yönetmelikler işbu kanunun Resmi Gazetede yayımlanmasını izleyen üç gün içerisinde çıkarılarak yürürlüğe konulur. Bu kapsam dışında kalan diğer hükümlülerin ise cezalarının infazı suç türleri ile kaldıkları ceza infaz kurumlarının tiplerine bakılmaksızın 3 ay süre ile ertelenir. Salgın hastalık yahut hastalıkların devam etmesi halinde ise 3'er aylık sürelerle infaz erteleme kararı verilir. İnfaz erteleme müddeti boyunca hükümlüler hakkında gerekli tedbirler alınarak adli kontrol hükümleri uygulanır.”

            Mensur Işık                             Tuma Çelik                 Rıdvan Turan

                 Muş                                     Mardin                            Mersin

        Ayşe Acar Başaran                      Züleyha Gülüm                 Murat Çepni

               Batman                                  İstanbul                             İzmir

                                               Tulay Hatımoğulları Oruç

                                                            Adana

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Ayşe Acar Başaran’ın.

Buyurun Sayın Başaran.

AYŞE ACAR BAŞARAN (Batman) – Değerli arkadaşlar, tekrar merhaba.

Aslında gecenin bu yarısı herkes de meseleden kopmuşken en önemli maddelerden birini konuşacağız. Aslında bu teklifteki 53’üncü maddenin en önemli tarafını size söyleyeyim arkadaşlar: Biz birkaç gündür coronayla ilgili konuşuyoruz, coronanın cezaevlerindeki etkisi üzerine konuşuyoruz; bu madde coronanın geçtiği tek madde. Bakın, kaç gündür konuşuyoruz. Bunu sunarken iktidar “corona tedbirleri” olarak sundu, sonra çıkıp bu kürsüden aslında corona tedbiri olmadığını, iki yıldır böyle bir infaz yasası hazırlığı yaptıklarını, bunun da bu düzenleme olduğunu, işte, aslında corona günlerini de fırsat bildiklerini -üstü kapalı- çünkü bir toplumsal duyarlılık olduğunu, bu sayede de kendi istekleri doğrultusunda bu kanunu geçireceklerini ifade ettiler ama gerçekten çok ilginç arkadaşlar, tarihe geçiyoruz. Coronanın geçtiği tek madde ama coronanın geçtiği bu tek madde de yine eşitsiz, yine bir kesim açısından uygulanamaz bir madde çünkü bu kanun maddesinde de istisnalar var.

Bu madde açık cezaevine geçişi, açık cezaevinde olanların da salgın nedeniyle izne çıkmasını düzenliyor. İyi, güzel. Az önce arkadaşımız da ifade etti, bazı suçlar açısından, özellikle kadına yönelik suçlar açısından… Ki bu kürsüye her çıkan arkadaşın özellikle “adam öldürme” demesini de ayrıca buradan bu Meclisin erkek bakış açısının ne kadar yüksek olduğunu ifade ederek tekrar hatırlatmak isterim çünkü en fazla öldürülenler kadınlar. Şimdi kadına yönelik şiddet konusunda dışarıya çıkacak erkekler konusunda herhangi bir tedbir yok.

Bunu da geçtik, bu corona günlerinde biz zaten ifade etmiştik: En ağır, en yüksek tedbirlerle cezaevlerini boşaltın. Şimdi burada yine bir istisnalar silsilesi var. Tabii öyle güzel yazmışsınız ki istisnaları, açık açık yazılmamış, diğer bütün kanun maddelerinde işte cinsel taciz, istismar tek tek yazılmışken burada yazılmamış. Çok böyle kısım kısım yapılmış ama birkaç suçu okuyayım. Hani sayısal olarak da bakmayalım arkadaşlar yani bir kişi de olabilirdi, beş kişi de olabilirdi ama sonuçta bu suçları işleyenler cezaevinde olabilirdi de. Ben bakış açınızdan ve mantığınızdan söz ediyorum. Mesele çünkü sizin için şöyle: Düşünce ve ifade özgürlüğünü kapsayan bir suçsa, size göre örgüt üyesiyse onu bir tarafta ölüme mahkûm ediyorsunuz ama mantığınıza göre bazı suçlar açısından hiçbir problem yok. Mesela, bu kapsamda olan, 53’üncü madde kapsamında olan soykırım, insanlığa karşı suçlar, göçmen kaçakçılığı, insan ticareti, kasten öldürme, intihara teşebbüs, kasten yaralama, taksirle yaralama, insan üzerinde deney, organ veya doku ticareti, geliyor geliyor -cezaevinde yoktur böyle biri ama olsa onu da çıkartıyorsunuz- şöyle bir madde var: “Atom enerjisiyle patlamaya sebebiyet verme.” Bir insan diyelim ki atom enerjisiyle patlamaya sebebiyet verse ve cezaevinde olsaydı sizin için problem yok, onu salabilirsiniz ama bakın o terör örgütü dediğiniz, terör faaliyeti dediğiniz suçlardan birini sayayım, hepimiz hakkında, HDP’li bütün milletvekilleri hakkında hazırlanan bir fezleke örneğini söyleyeyim: Bizim milletvekili dokunulmazlığımız kalktığı anda soruşturma olacak ve dava açılacak, ceza alacağız. Neydi? Biz çokça bu kürsüden ifade ettik “Eş Başkanımız ya da Grup Başkan Vekilimiz açıklama yapmış, biz bu açıklamayı dinlemişiz.” Dinlemekten hakkımızda fezleke hazırlandı ve eğer ben milletvekili olmasam o Eş Genel Başkanımın, buradaki sözcü arkadaşımızın yaptığı, açıklamayı dinlediğim için hakkımda dava açılacaktı, belki tutuklanıp cezaevinde hükümlü hâle gelecektim, ben dinlediğim için cezaevinde olacaktım ama atom enerjisiyle patlamaya sebebiyet veren kişi dışarıya salınacaktı. Ben dinlediğim için ondan daha tehlikeli olacaktım çünkü ben size göre tehlikeliyim. Şimdi, siz tehlikeyi toplumsal tehlike olarak algılamıyorsunuz. Bakın, saydığım suçlar -daha sıralama uzun- çok uzun suçlar, sizin için bir problem yok. Mesela sizin açınızdan rüşvetin bir problemi yok, bunu biliyoruz, irtikâbın yok, yok. Özel hayatın gizliliğinin problemi yok, yağmanın yok, hırsızlığın yok, problem yok çünkü sizin suç ve cezaya bakış açınız böyle arkadaşlar, böyle. “Bir kereden bir şey olmaz.” diyorsunuz, problem yok. 17-25 Aralıkta olan, ortaya saçılan meselelerde üstünü kapattınız. Siz çünkü kendinizi referans alıyorsunuz, kendinizi referans aldığınızda da sizin karşınızdaki büyük tehlike bu kürsülerde, sokaklarda, meydanlarda, gazetelerde, üniversitelerde ses yükseltenler oluyor. İşte siz tehlikeyi oradan görüyorsunuz. 8 Martları örgütleyen kadınlar oluyor sizin için tehlikeli olan.

Başkan, bir dakikayla bitiriyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

AYŞE ACAR BAŞARAN (Devamla) – 8 Martı örgütleyen kadınlar daha tehlikeli oluyor kadın öldürenlerden. Hakkını arayıp 1 Mayısta ses yükselten işçiler daha tehlikeli oluyor, işçi katliamına neden olanlardan. Siyasetçiler daha tehlikeli oluyor sizin için rüşvet verenden, hırsızdan, yağmacıdan. İşte, sizin perspektifiniz bu olduğu için bu kanun böyle. Yoksa, eğer infaz adaleti esas bakış açınız olsaydı, suç ceza adaletini eğer siz kendi meseleniz hâline getirseydiniz, corona günlerini fırsat bilip bizim karşımıza böyle gerçekten insanlık vicdanını yaralayacak bir kanunla gelmezdiniz. Biz sabahlara kadar bu zor koşullarda çalışmak zorunda kalmazdık kendi hayatımızı da tehlikeye atıp. Milyonlarca insanın da buraya gözlerini dikmesine gerek kalmazdı. Eğer sizin infazda adalet olsaydı, corona günleri geçer, infazda adalet, suç ve cezada adaleti sağlardık. Ama corona günlerinde, bakın, tedbirleri alarak ayrımsız cezaevlerini boşaltırdınız ama perspektifiniz bu değil.

Teşekkür ederim. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 207 sıra sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 53’üncü maddesi ile 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’a eklenen geçici 9’uncu maddenin (6)’ncı fıkrasının teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

      Abdurrahman Tutdere                   Süleyman Bülbül               Zeynel Emre

              Adıyaman                                  Aydın                                                İstanbul

           Alpay Antmen                         Utku Çakırözer             Turan Aydoğan

                Mersin                                 Eskişehir                          İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Utku Çakırözer’in.

Buyurun Sayın Çakırözer. (CHP sıralarından alkışlar)

UTKU ÇAKIRÖZER (Eskişehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce Meclisimizi saygıyla selamlıyorum.

Görüşmekte olduğumuz 53’üncü madde, belki de bu paketin en kritik, en önemli maddelerinden biri. Çünkü, kamuoyuna iddia ettiğiniz birçok tezinizin aslında doğru olmadığını gösteren bir madde. Öncelikle, tabii, kanunun geneli anlamında daha önce söylediğimiz, sözcülerimizin söylediği bir hususu bir kere daha vurgulayacağım. Corona salgınıyla karşı karşıya olduğumuz ve cezaevlerinin boşaltılmasını, daha sağlıklı hâle getirilmesini tartıştığımız bir dönemde, yaklaşık 100 bin çeşitli suçlardan hüküm giymiş mahpusu çıkarırken henüz hükümlü dahi olmayan, yargılamaları devam eden 50 bin ile 90 bin arasında sayıları değişen -bir bölümü tutuklu, bir bölümü de hükümözlü tutuklu- tutuklunun hiçbir şekilde bu paketten yararlanmıyor olması kabul edilemez, belki de en büyük adaletsizliklerden biridir bu paketle ilgili. Mutlak suretle kapsam içine alınmasında -daha önce söylendi, ben bir kez daha söyleyeceğim- infazda adaleti, eşitliği sağlamak istiyorsak fayda vardır.

Değerli arkadaşlarım, hem Komisyon tutanaklarında hem de Mecliste bu maddeyle ilgili tartışmalarda şunlar söylendi: Açık cezaevlerindeki 75 bin hükümlü çıkacak, serbest kalacaklar ve onların yerine -biliyorsunuz son anda eklenen ve bizim de şu anda kaldırılmasını istediğimiz- geçici 9’uncu maddenin 6’ncı fıkrasıyla, onların yerine de her tür suçtan, aklınıza gelebilecek her tür suçtan, kadını ölüme iten, kadına şiddet, kadına dayak, ölüme iten maddeler dâhil aklınıza gelebilecek her türlü maddeden içeride yatmakta olan hükümlülerin açık cezaevine çıkışlarına imkân sağlanacak. Şu anda bütün kadın örgütleri bu nedenle ayaktalar. Tabii, bunun tek istisnası var her tür suçtan derken, tek istisnası var; o da düşünce suçluları, gazeteciler, siyasetçiler, akademisyenler, hukukçular bu maddeden yararlanamayacaklar.

Komisyondaki görüşmeler sırasında ve yine Genel Kurulda iktidar sözcüleri şunu söylediler, tekrar etmek isterim, gözden kaçmış olabilir “Açık cezaevlerindeki 75 bin kişi çıktığında, o cezaevlerinde tavuklar beslenecek, işte domatesler sulanacak gerekçesiyle 10 binlerce, aralarında on yılın da üzerinde hapis cezasına çarptırılmış olan hükümlünün açık cezaevine çıkmasına imkân sağlanacaktır.” dediler ama bunların arasına -işte hep sayıyoruz- Barış Terkoğlu, Barış Pehlivan, Hülya Kılınç, OdaTV’deki arkadaşlarımız; Murat Ağırel Yeniçağ gazetesindeki arkadaşımız: Ferhat Çelik, Aydın Keser, Yeni Yaşam gazetesindeki arkadaşlarımız alınmayacak; Ahmet Altan 70 yaşını geçmiş olmasına rağmen alınmayacak, Osman Kavala iki buçuk yıldır tutuklu hâlâ, alınmayacak, Selahattin Demirtaş, İdris Baluken yine düşünceleri nedeniyle alınmayacak. İşte bu nedenle biz “Bu paket hiçbir şekilde vicdanlara sığmıyor, hiçbir şekilde hukukun terazisine sığmıyor.” demeye devam ediyoruz, edeceğiz. Üstüne üstlük az önce Sayın Grup Başkan Vekilimiz de ifade etti: Biz iyileştirme, biz düzeltme, biz düşünce suçlusuna, biz siyasi tutuklulara iyileştirme beklerken daha biraz önce, yaklaşık birkaç saat önce 48’inci maddeye verilen bir önergeyle yine MİT Kanunu kapsamındaki suçlar kapsam dışına çıkarıldı ve böylece Barış Terkoğlu, Barış Pehlivan, Hülya Kılınç, az önce saydığım değerli meslektaşlarımız eğer bu maddeyle ilgili bir yargılama olması durumunda maalesef bu infaz indiriminden… İşte, kimler faydalanıyordu bir kere daha tekrar edeyim: Yağmacılar, çeteciler, hırsızlar, rüşvet verenler, irtikap suçu işleyenler, kadını ölüme itenler, dayak atanlar, uyuşturucu satıcıları, aklınıza gelebilen her türlü suçtan hüküm giymiş olanlar çıkarken maalesef düşünce suçluları çıkamayacak. Madenlerdeki işçi katilleri, gezi direnişçilerinin ölümüne neden olan yetkililer, kadın, çocuk katilleri hepsi bir şekilde izin sistemiyle, özel düzenlemelerle vesaire indirimlerden faydalanırken; biz aydınımızı, siyasetçimizi, gazetecimizi içeride ölümle, virüsle baş başa bırakmaya devam edeceğiz. İşte bu nedenle biz “Bunu vicdanlar kabul etmiyor.” diyoruz.

Kadına şiddet artıyor, söylendi, ben de bir kez daha ifade etmek isterim. Özellikle salgın döneminde, evlere kapanılan şu dönemde geçmiş aylara göre kadın cinayetlerinde olağanüstü artış var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

UTKU ÇAKIRÖZER (Devamla) – Kadınlara yönelik şiddette artış var ama biz buna rağmen özellikle bu maddeyle ve bu maddeye eklenen, son dakikada eklenen önergeyle kadına şiddet suçlularına çıkış yolunu, kadın katillerine, kadınları yaralayanlara çıkış yolunu açmış oluyoruz. Her ne kadar aksi oluyor deseniz de maalesef bu yaşanıyor ve kadın örgütleri, kadınlar; yüzbinlerce, milyonlarca kadın şu anda feryat içinde.

Değerli arkadaşlarım, bir yandan biz bu paketle düşünce özgürlüğü cezaevinde kalıyor derken maalesef hicap duyuyorum ama Meclise gelen ya da gelmesi planlanan her torbada, her kanunda yine düşünce hapsediliyor. İşte, cuma günü Millî Eğitim Komisyonuna YÖK’le ilgili teklif geldi, akademisyenlerin sadece düşünceleri nedeniyle üniversiteden ihracı var içinde. İşte önümüzdeki günlerde ekonomik paket gelecek ama ekonomik paketle ilgisi olmayan bir şekilde WhatsApp’ın, Facebook’un, Twitter’ın kapatılması, erişime engellenmesi var. Yani yine düşünen, düşündüğünü ifade eden vatandaşlara baskı var, sansür var, yasak var. Çıkış yolu bu değildir; çıkış yolu hukuk devletidir, çıkış yolu demokrasidir.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 53’üncü maddesinde düzenlenen 5275 sayılı Kanun’un geçici 9’uncu maddesinin (5)’inci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

“(5) Covid-19 salgın hastalığının Ülkemizde görülmüş olması sebebiyle, Türk Ceza Kanununun kasten öldürme suçları (madde 81, 82 ve 83), cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlar (madde 102, 103, 104 ve 105), özel hayata ve hayatın gizli alanına karşı suçlar (madde 132, 133, 134, 135, 136, 137 ve 138) ve İkinci Kitap Dördüncü Kısım Dördüncü, Beşinci, Altıncı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar ile Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlardan hüküm giyenler ile 5237 sayılı Kanunun 86 ncı maddesinin üçüncü fıkrasına giren suçlar hariç olmak üzere, açık ceza infaz kurumlarında bulunanlar ile kapalı ceza infaz kurumunda bulunup da açık ceza infaz kurumlarına ayrılmaya hak kazanan hükümlüler, 105/A maddesi kapsamında denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak cezasının infazına karar verilen hükümlüler ve 106 ncı madde veya diğer kanunlar uyarınca denetimli serbestlik tedbirinden yararlanan hükümlüler, 31/5/2020 tarihine kadar izinli sayılır. Salgının devam etmesi halinde bu süre, Sağlık Bakanlığının önerisi üzerine Adalet Bakanlığı tarafından her defasında iki ayı geçmemek üzere iki kez uzatılabilir."

            Ümit Özdağ                             Ayhan Erel    Muhammet Naci Cinisli

               İstanbul                                 Aksaray                          Erzurum

           Yasin Öztürk                        Zeki Hakan Sıdalı

               Denizli                                   Mersin

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi, Sayın Ümit Özdağ’ın.

Buyurun Sayın Özdağ. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

ÜMİT ÖZDAĞ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; teklifin bu maddesinin (5)’inci fıkrasında Covid-19 salgınından bahsediliyor ve bu nedenle açık cezaevinde bulunan veya kapalı cezaevindeyken açık cezaevine geçmeye hak kazanan tüm hükümlülerin 31 Mayıs 2020’ye dek izinli sayılması düzenleniyor. Yani bu teklifin bu maddesi, ilgili madde kaleme alınırken salgın hastalık tehdidi dikkate alınmış. Ülkemiz salgın hastalıkla mücadele ederken tartışmakta olduğumuz bu maddeyle cinsel saldırı TCK madde 102, çocukların cinsel istismarı madde 103, reşit olmayanla cinsel ilişki madde 104, cinsel taciz madde 105 ve terör suçları dâhil suçları işleyenler 31 Mayısa kadar izin yoluyla geçici olarak salınabilecekler. Teklifin 48 ve 49’uncu maddesinde cinsel suçların hükümlüleri, ceza indiriminden muaf tutulurken işte bu tartışmakta olduğumuz 53’üncü maddeyle bu suçlar için de firarın önünü açacak bir kapı aralanıyor. Temyiz aşamasında yahut temyiz bozması sonrası hâlen yargılaması devam eden ağır cezalık pek çok suçun faili bile 53’üncü maddeden yararlansın isteniyor.

Ülkemiz salgın bir hastalıkla boğuşuyor; pek çok yurttaşımız, hekimimiz, sağlık personelimiz coronadan vefat ediyor ve Gazi Meclisimiz, tecavüzcülerin, çocuklarımıza ve kadınlarımıza kıyanların, teröristlerin, asker ve polis şehit eden yapıların mensuplarının corona izni kapsamında bir an önce cezaevinden izinle çıkarılmasını tartışıyor. Torba kanun diye tabir edilen ve içine doldurulan öteberiyle dirliğimizi, millî vicdanımızı, hukuka inancımızı rencide edebilecek yasalarla, bir ülkenin temel normları olan genel ceza yasalarıyla oynanması bir faciadır. Özellikle ceza yasaları siyasetin oyuncağı olmamalıdır. Firar ederken hudutlarda yakalananlar dâhil bu düzenlemeye göre izinli olarak salınabilecekler. Savcı şehit eden terörist örgütün mensuplarına, infaz savcılarımız henüz cezaları dolmadan bu hükme göre izin belgesi düzenleyebilecekler.

Değerli milletvekilleri, yasalar sadece iki gerekçeyle, iki büyük ihtiyaçla yapılır. Toplumun ihtiyaçları ve çağın gerekleriyle yasalar oluşur. Başkanlık rejimiyle budanan milletimizin yasama yetkisi sadece iki sebeple ve titizlikle çalışarak kullanılmalıdır. Türk milletinin ihtiyaçları ve çağın gerekleri uyarınca kanunlarımızı güncellemeliyiz. Ülkemizin sorunlarını çözmek için yasalar çıkartmalıyız ancak tecavüzcülere, zorbalara, canilere kapı aralamamalıyız.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Kapı aralamıyoruz.

ÜMİT ÖZDAĞ (Devamla) – Çok ağır bir krizle muhatap olunan bu dönemde, toplum düzenini bozanları, vicdanları kanatanları, ocaklara ateş düşürenleri bir an önce cezaevinden çıkarmak acaba doğru bir iş mi? Sokağa çıkma yasağının geç duyurulmasıyla dahi pek çok suçlu polisimize, jandarmamıza saldırdı; bunları birlikte gördük. Teröristler, sapıklar, coronavirüs nedeniyle duracak, suç işlemekten vaz mı geçecekler? Başta gazeteciler olmak üzere sosyal medya kullanıcıları dâhil muhalifleri sudan sebeplerle tutukluyorsunuz, eleştiri ve sorgulama hakkı kullananları korkutmak için tutukevlerini, cezaevlerini kullanıyorsunuz; diğer tarafta korkunç suçlar işlemiş suçluların firar etmesine imkân verecek bir düzenleme yapıyorsunuz. Kaygımız, izin kisvesinde sapıkların ve teröristlerin sokağa salınmasıdır. Böyle büyük bir tehlike yerine cezaevlerinin sağlık koşullarının, disiplininin ve güvenliğinin sağlanması gerekir.

İYİ PARTİ’nin, yasa teklifinin genelinin ve özellikle bu 53’üncü madde konusunda sunduğu muhalefet şerhinin altını tekrar çiziyoruz. İYİ PARTİ milletten aldığı yetkiyle hukuka, vicdana, milletin ihtiyaçlarına göre tarihsel yol gösterme görevini bu teklifle ilgili bir kez daha yapmıştır.