TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

 

82’nci Birleşim

11 Nisan 2020 Cumartesi

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

 

İÇİNDEKİLER

 

 

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- YOKLAMALAR

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Denizli Milletvekili Yasin Öztürk’ün, Denizli Büyükşehir Belediyesi Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğünün coronavirüs salgınının yaşandığı süreçte su paralarını tahsil etmek amacıyla muhtarlık binalarında vezne oluşturmasına ilişkin gündem dışı konuşması

2.- İstanbul Milletvekili Hüda Kaya’nın, coronavirüs salgınının yaşandığı süreçte toplumsal dayanışmanın önemine ilişkin gündem dışı konuşması

 

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Özyavuz’un, 11 Nisan Şanlıurfa’nın düşman işgalinden kurtuluşunun 100’üncü yıl dönümüne ilişkin açıklaması

2.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, İçişleri Bakanlığı genelgesiyle ilan edilen sokağa çıkma yasağının Hükûmetin kriz yönetiminde yetersiz kaldığının göstergesi olduğuna, İYİ PARTİ olarak en başından itibaren tedbirin tam karantina olmasını savunduklarına, sokağa çıkma yasağının uygulamanın başlamasına iki saat kala ilan edilmesinin milleti paniğe sürüklediğine ve böylesine önemli bir karar alınırken siyasi partilerin büyükşehir belediye başkanlarına haber verilmemesinin devlet anlayışıyla bağdaşmadığına, 11 Nisan Şanlıurfa’nın düşman işgalinden kurtuluşunun 100’üncü yıl dönümüne ilişkin açıklaması

3.- Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, yaşamını yitiren kişinin layıkıyla defnedilmesi ve yasının tutulmasının bir hak, çocuğunun cenazesinin bir anneye koli içerisinde teslim edilmesinin bir insanlık suçu olduğuna ve suçu işleyenler hakkında yasal işlem başlatılması gerektiğine, valiliklere İçişleri Bakanlığı genelgesiyle 31 ilde sokağa çıkma yasağı ilan edileceği 9 Nisan 2020 tarihinde bildirildiği hâlde neden kamuoyuna yasağa iki saat kala duyurulduğunu öğrenmek istediklerine, halkın daha iyi bir yönetimi hak ettiğine ilişkin açıklaması

4.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, 11 Nisan Şanlıurfa’nın düşman işgalinden kurtuluşunun 100’üncü, yazar, radyo programcısı Ümit Kaftancıoğlu’nun yaşamını yitirmesinin 40’ıncı ve Uluslararası Çalışma Örgütünün kuruluşunun 101’inci yıl dönümü vesilesiyle Örgütün kabul ettiği aile sigortasının CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun en önemli vaadi olduğuna ve bu sigortanın kriz dönemlerindeki önemine, sokağa çıkma yasağı ilan etmenin planlanamadığına, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanının günlerdir İstanbul’a özel karantina çağrısı yaptığına, Hukuk Politikaları Kurulu üyesi Burhan Kuzu hakkında uyuşturucu kaçakçısı Naci Şerifi Zindaşti’nin menfaatleri dâhilinde hareket etmek ve yargıya baskı uygulamaktan iki yıldan beş yıla kadar dava açıldığı hâlde nasıl hâlâ Kurulda kalabildiğini öğrenmek istediklerine ilişkin açıklaması

5.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, 11 Nisan Şanlıurfa’nın düşman işgalinden kurtuluşunun 100’üncü yıl dönümüne, pandemiyi küresel anlamda tasfiye edebilmek için Dünya Sağlık Örgütünün almış olduğu kararlara harfiyen riayet etmek ve dünyada yaygın bir yardımlaşmayı hayata geçirmek gerektiğine, Dünya Sağlık Örgütü Genel Direktörünün Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a teşekkür ettiğine, Hükûmetin Bilim Kurulunun almış olduğu kararlar çerçevesinde adımlar attığına ve sokağa çıkma yasağının da önleyici tedbirler kapsamında kırk sekiz saatliğine 31 ilde uygulandığına, vatandaşların acil ve temel ihtiyaçlarının karşılanacağı faaliyetlerin devam edeceğine, Denizli Büyükşehir Belediyesi Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğünün muhtarlar aracılığıyla su paralarını tahsil ettiğine ilişkin iddialara, bir adli vaka olarak cesedin aileye teslim edilmesinin mevcut mevzuat çerçevesinde usulüne uygun olarak yapıldığına, Hukuk Politikaları Kurulu üyesi Burhan Kuzu hakkında açılmış bir davanın olmasının yargının bağımsız olduğunun göstergesi olduğuna, masumiyet karinesinin herkes için geçerli olması gerektiğine ilişkin açıklaması

6.- Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

7.- Kocaeli Milletvekili İlyas Şeker’in, Hükûmetin coronavirüsle mücadeleye hız kesmeden devam ettiğine, vatandaşların maske ihtiyacı ile hastane masrafları ücretsiz karşılanırken yardım talebinde bulunan ülkelere karşılıksız malzeme gönderildiğine, “Salgın küresel, mücadele yerel.” diyerek vatandaşlara ve sağlık çalışanlarına destek olan Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanına teşekkür ettiğine ilişkin açıklaması

8.- İstanbul Milletvekili Sibel Özdemir’in, vatandaşların alınan tedbirleri uygulayarak salgının yayılmasının önlenmesinde en yüksek hassasiyeti göstermesi, Parlamentonun önceliğinin ekonomik destekleri ve önlemleri kapsayan yasaları çıkarmak olması gerektiğine ilişkin açıklaması

9.- Mersin Milletvekili Baki Şimşek’in, vatandaşlar ile devlet kurumları arasında köprü görevi gören muhtarlara 1 maaş tutarından az olmamak üzere ekonomik destek sağlanmasını talep ettiğine ilişkin açıklaması

10.- Düzce Milletvekili Ümit Yılmaz’ın, Bitkisel Üretimi Geliştirme Programı’nı desteklediklerine, sertifikalı tohuma verilecek olan yüzde 75 hibe desteği uygulamasının 21 ille sınırlandırılmaması gerektiğine ilişkin açıklaması

11.- Mersin Milletvekili Ali Cumhur Taşkın’ın, coronavirüs salgınıyla mücadelenin sürdürüldüğüne, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Biz Bize Yeteriz Türkiye’m” sloganıyla başlattığı millî dayanışma kampanyasının yoğun ilgi gördüğüne ilişkin açıklaması

12.- Kahramanmaraş Milletvekili Sefer Aycan’ın, coronavirüs gibi hava yoluyla bulaşan hastalıklarda izolasyonun ve filyasyonun önemli olduğuna, hastaların temasta olduğu kişilerin tespit edilmesi ve en az on dört gün gözlem altına alınması gerektiğine ilişkin açıklaması

13.- Adana Milletvekili Orhan Sümer’in, salgın nedeniyle iş yükü artan PTT çalışanlarının ücretlerinin iyileştirilmesi, hijyen koşullarının düzeltilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

14.- Mersin Milletvekili Hacı Özkan’ın, coronavirüs salgınıyla Sağlık Bakanının koordinasyonunda tüm illerde pandemi kurulları oluşturularak mücadele edildiğine, 31 ilde uygulanmakta olan sokağa çıkma yasağına ülkenin tamamında gönüllü uyularak virüsün bulaşma zincirinin kırılması gerektiğine ve vefat edenlere Cenab-ı Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

15.- Adana Milletvekili Tulay Hatımoğulları Oruç’un, sokağa çıkma yasağını iki saat öncesinden ilan ederek insanları panik içinde sokağa döken ve virüsün yayılmasını hızlandıran bir başka ülke olup olmadığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

16.- Muş Milletvekili Gülüstan Kılıç Koçyiğit’in, Ödemiş T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda kalan hasta mahpus Mehmet Salih Filiz’in mağduriyetinin giderilmesi konusunda Adalet Bakanlığını harekete geçmeye davet ettiklerine ilişkin açıklaması

17.- Erzurum Milletvekili İbrahim Aydemir’in, hadiselere müspet yönleriyle bakabilmenin hayatı kolaylaştırmanın en kestirme yolu olduğuna ilişkin açıklaması

18.- Kahramanmaraş Milletvekili Ali Öztunç’un, sokağa çıkma yasağının doğru ama bir o kadar da zamanlaması ve saatinin yanlış olduğuna ilişkin açıklaması

19.- Ankara Milletvekili Zeynep Yıldız’ın, 8 Nisanda yayımlanan Cumhurbaşkanı kararıyla Ankara-Karabük demir yolu hattında yolcu taşımacılığının başlayacağına, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a tensipleri dolayısıyla Ankaralı, Karabüklü ve Çankırılı hemşehrileri adına şükranlarını sunduğuna ilişkin açıklaması

20.- Adana Milletvekili Ayhan Barut’un, sokağa çıkma yasağını uygulamanın başlamasına iki saat kala duyurarak sağlık emekçilerinin çabasını boşa düşüren ve yurttaşları mağdur edenlerin hesabını vermesi, bu karara imza atanların toplumdan özür dileyerek istifa etmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

21.- İstanbul Milletvekili Hayati Arkaz’ın, coronavirüsle mücadelede hijyenin sağlanması adına en önemli ihtiyacın su olduğuna, İstanbul ilindeki barajların su yeterliliği anlamında uyarı verdiğine, ilan edilen iki günlük sokağa çıkma yasağına uyulması gerektiğine ilişkin açıklaması

22.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, Gaziantep Milletvekili Mehmet Erdoğan’ın İYİ PARTİ grup önerisi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

23.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, eczanelerin maske temini konusunda sıkıntı yaşadığına ilişkin açıklaması

24.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

25.- Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül’ün, Ankara Milletvekili Gamze Taşcıer’in görüşülmekte olan 207 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 19’uncu maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

26.- İstanbul Milletvekili Zeynel Emre’nin, Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül’ün yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

27.- Adalet Komisyonu Başkan Vekili Yılmaz Tunç’un, Ankara Milletvekili Gamze Taşcıer’in görüşülmekte olan 207 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 19’uncu maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

28.- Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, açık cezaevine geçişte cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçların kapsam dışı tutulmadığına ilişkin açıklaması

29.- Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül’ün, Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

30.- Adalet Komisyonu Başkan Vekili Yılmaz Tunç’un, Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

31.- Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Adalet Komisyonu Başkan Vekili Yılmaz Tunç’un yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

32.- Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in, Afyonkarahisar Milletvekili Burcu Köksal’ın görüşülmekte olan 207 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 22’nci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

33.- İstanbul Milletvekili Erkan Baş’ın, Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Süreyya Sadi Bilgiç’in 207 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 24’üncü maddesiyle ilgili önergeler üzerinde yaptığı işlemin İç Tüzük hükümlerine aykırı olduğuna ve usul tartışması açılmasını talep ettiğine ilişkin açıklaması

34.- Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in, siyasi partilerin milleti muhatap aldığına, milletin iradesine saygı duyulması gerektiğine ilişkin açıklaması

35.- Afyonkarahisar Milletvekili Burcu Köksal’ın, Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

36.- Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in, Afyonkarahisar Milletvekili Burcu Köksal’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

 

37.- Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in, İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un görüşülmekte olan 207 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 26’ncı maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

38.- İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un, Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

39.- Adalet Komisyonu Başkan Vekili Yılmaz Tunç’un, Ağrı Milletvekili Dirayet Dilan Taşdemir’in görüşülmekte olan 207 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 28’inci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

40.- Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Adalet Komisyonu Başkan Vekili Yılmaz Tunç’un yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

41.- İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un, Tokat Milletvekili Yücel Bulut’un görüşülmekte olan 207 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin ikinci bölümü üzerinde MHP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

42.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

43.- İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un, Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

44.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin tekraren açıklaması

45.- Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül’ün, Çorum Milletvekili Tufan Köse’nin görüşülmekte olan 207 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin ikinci bölümü üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

46.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, Çorum Milletvekili Tufan Köse’nin görüşülmekte olan 207 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin ikinci bölümü üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

47.- Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

48.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

49.- İzmir Milletvekili Serpil Kemalbay Pekgözegü’nün, Hükûmetin ev işçilerinin evde kalması için ücretli izin desteği vermesi, yatılı çalışan göçmen ev işçilerine de sahip çıkması gerektiğine ilişkin açıklaması

50.- İstanbul Milletvekili Züleyha Gülüm’ün, açlık grevlerini ölüm orucuna çeviren Avukat Ebru Timtik ile Avukat Aytaç Ünsal’ın adil yargılanma ve adalet taleplerinin karşılanması gerektiğine ilişkin açıklaması

 

 

 

 

VI.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- İYİ PARTİ Grubunun, 5/2/2020 tarihinde Antalya Milletvekili Feridun Bahşi ve 20 milletvekili tarafından, sanayi ve finans sektöründeki sorunların araştırılarak alınması gerekli önlemlerin belirlenmesi amacıyla verilmiş olan (10/2472) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 11 Nisan 2020 Cumartesi günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

2.- HDP Grubunun, 11/4/2020 tarihinde Şırnak Milletvekili Hasan Özgüneş ve arkadaşları tarafından, engelli bireylerin salgın günlerinde yaşadığı sorunların belirlenmesi ve çözüme kavuşturulabilmesi amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 11 Nisan 2020 Cumartesi günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

3.- CHP Grubunun, 10/4/2020 tarihinde Tokat Milletvekili Kadim Durmaz ve arkadaşları tarafından, esnafın salgın nedeniyle yaşadığı mağduriyetlerin saptanması ve gerekli önlemlerin alınması amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 11 Nisan 2020 Cumartesi günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

 

VII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Denizli Milletvekili Cahit Özkan, Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül ve Afyonkarahisar Milletvekili Ali Özkaya ile 57 Milletvekilinin Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2762) ve Adalet Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 207)

 

VIII.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Süreyya Sadi Bilgiç’in, İç Tüzük’ün 91’inci maddesinin temel kanun olarak görüşülmesine karar verilen tekliflerde önerge sınırına, İç Tüzük’ün 87’nci maddesinin ise önergenin verilme zamanına ilişkin belirlemeyi yaptığına, 207 sıra sayılı Kanun Teklifi Başkanlıkça dağıtıldıktan sonra 24’üncü madde üzerinde 2 milletvekili önerge verdiği için temel kanun olarak görüşülmesinde karar verilen teklif üzerinde iki önergenin işleme alınabileceğine ilişkin konuşması

 

IX.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER

1.- 207 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 24’üncü maddesiyle ilgili önergeler üzerinde yapılan işlemin İç Tüzük hükümlerine uygun olup olmadığı hakkında

11 Nisan 2020 Cumartesi

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 13.01

BAŞKAN: Başkan Vekili Süreyya Sadi BİLGİÇ

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Enez KAPLAN (Tekirdağ)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 82’nci Birleşimini açıyorum. (x)

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce 2 sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, Denizli Büyükşehir Belediyesi Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğünün coronavirüs tehdidinin devam ettiği bugünlerde su paralarını tahsil etmek için muhtarlık binalarında vezne oluşturması hakkında söz isteyen Denizli Milletvekili Yasin Öztürk’e aittir.

Buyurun Sayın Öztürk. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Denizli Milletvekili Yasin Öztürk’ün, Denizli Büyükşehir Belediyesi Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğünün coronavirüs salgınının yaşandığı süreçte su paralarını tahsil etmek amacıyla muhtarlık binalarında vezne oluşturmasına ilişkin gündem dışı konuşması

YASİN ÖZTÜRK (Denizli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; günlerdir konuşuyoruz, coronavirüs salgını sadece vücuda sirayet eden bir hastalık olma hâlini çoktan aştı; salgın, artık, bütün dünyayı etkisi altına alan ekonomik bir salgına dönüştü, dönüşecek. Ülkemiz de bütün dünya gibi bu hastalığın her türlü etkisinden kurtulmak için çareler arıyor. Tabii, çareler merkezî idareler kadar yerel yönetimleri de ilgilendiriyor. Bu nedenle, engellemelere rağmen yardım yapmanın türlü formülünü bulan, “İyilik bulaşıcıdır.” diyen belediye başkanlarımıza teşekkür etmek istiyorum. Evet, bir yerel yönetici niyetini iyilikten yana kullanırsa, elini taşın altına koyarsa çare çok. Belediye başkanının samimiyetine inanan pazarcı esnafı da size yardım edip, sebze meyve poşeti hazırlayıp ihtiyacı olan kişi için bir kenara toplar. Vatandaş da bakkalın, kasabın elinde olan veresiye defterini kapatır, durumu iyi olan isterse evinde hazırladığı kolileri ihtiyaç sahiplerine belediye vasıtasıyla ulaştırır, yeter ki belediyesine güveni olsun. Peki, bir belediye başkanı nasıl güven kazanır? Gelir kaynağı olan su faturaları için kapıya görevli göndermeyeceğini, zam yapmayacağını başından söylerse, borcu olan abonenin iki ay suyunu kesmeyeceğini ilan ederse, öğrenciye, salgın süresince kapalı olan iş yerine fatura göndermeyeceğini duyurur ve bunu gerçekleştirirse vatandaş belediyesine güvenir. Vatandaş da bilir ki belediye başkanı, zor durumda para diye boğazına sarılmayacaktır; iş yeri kapanmışsa destek olacaktır, aşsızsa aş bulacaktır.

Sayın milletvekilleri, günlerdir çağrı yapıyoruz; devletimiz, birkaç ay elektrik, su, doğal gaz faturasını üstlensin diye. Bu, ütopik bir talep değil. Bakın, dünyadaki en fakir ülkeler arasında sayılan Kongo bile bunu yaptı. Devlet başkanı bir açıklama yaparak halkın masraflarını azaltmak amacıyla su ve elektrik faturalarının devlet tarafından karşılanacağını açıkladı. Biz faturaların devlet tarafından ödenmesini geçtik, AK PARTİ’sinin memleketimdeki Belediye Başkanı, vatandaşa kendinin ve başkalarının sağlığını korumak için “Evde kal.” tavsiyesinde bulunulan bugünlerde, işsiz, aşsız kalan vatandaşın ekonomik durumuna yardımcı olmak bir tarafa, sağlığını da tehdit edecek bir uygulamaya başladı.

Denizli Büyükşehir Belediyesi Su ve Kanalizasyon İdaresi Gelir Şube Müdürlüğü tarafından mahalle muhtarlık binalarına DESKİ vezne kurma kararı aldı. Kararın uygulanması konusunda bilgisayar ve yazıcı kurma işlemini 25 mahallede başlattı, üstüne üstlük personel de görevlendirdi. Görevlendirilen personelin imza yetkisi de yok, şirket personeli. Ayrıca, Denizli Büyükşehir Belediyesi personeli evlerde su sayacı okuma işlemine ise devam ediyor. Denizli Büyükşehir Belediye Başkanı için su paraları neden vazgeçilmez? Belediye Başkanı, mart yerel seçimlerinden önce seçim vaadi olarak “Bu yıl suya zam yok.” demişti.” Tabii köprü geçildi, kendisine beş yıl bu sözü hatırlatacak nasılsa yok. Önce su faturalarına Temmuz 2019’da zam yaptı. Yetmedi, 2020 su tarifelerini yeniden revize etmek bahanesiyle bir zam daha yaptı. O da yetmedi, 0,15 metreküp için tarifeyi 2 defa artırıp 4,20 liraya çıkardı. Bu da yetmedi, Şark kurnazlığı yaparak ilk dilime uygulanan kademeyi düşürüp yüzde 25’lik bir zam daha yaptı. Belediyelerin insanların yaşantısını kolaylaştırmak için çaba göstermesi gerekirken maalesef, Denizli Belediyesi, hiçbir şey yapmadığı gibi para kaynakları azalmasın diye halkı bu zor günlerde daha da zora düşürecek çalışmalar yapıyor. Vatandaşa seçim öncesi verdiği sözü unutan ve üstüne üstlük bir de insaf sınırlarını zorlayan zamlar yapan Belediye Başkanının vatandaşın zor günüde yanında olmasını beklemek safça bir beklenti midir? Anlaşılan evet.

Sayın Belediye Başkanı, sizin Sağlık Bakanının “Evde kalın.” çağrısından haberiniz olmadı mı? Hadi siz muhtarlıklara vezne kurdunuz, vatandaş bu veznelere nasıl gelecek? Siz faturayı tahsil edeceksiniz diye sağlığından mı olsun? Yoksa geç ödeyerek cezaya girip bir kere daha zamlı fatura ödemek zorunda mı kalacak?

Sayın Belediye Başkanı, sizin, Denizli’de salgın nedeniyle iş yerini kapatan, işinden ayrılan, ücretsiz izne çıkan hemşehrilerinizden haberiniz yok mu?

Sayın Belediye Başkanı, “İyilik bulaşıcıdır.” derken kapanan iş yerlerine fatura göndermeyen, üç ay geçmiş faturalarla kıyaslama yapıp bunun yüzde 80’ini tahsil edecek belediyelerden haberiniz olmadı mı? Hiç mi insafınız kalmadı? Hiç mi örnek alamıyorsunuz? Sadece kendi belediye binasının önünü dezenfekte edip sanki bütün Denizli’de bütün önlemler alınmış gibi görüntü vermek yetiyor mu? Kendi personelinize dahi koruyucu maske dağıtamadınız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

YASİN ÖZTÜRK (Devamla) – Toparlıyorum Başkanım.

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

YASİN ÖZTÜRK (Devamla) – Denizli Büyükşehir Belediyesi bu kadar mı muhtaç durumda, bu kadar mı âcizsiniz? Hiç mi kasanızda para yok? Bitki örtüsünü bozarak, dağı taşı delerek gösteriş yapmak yerine biraz zor günler için para ayırsaydınız da halktan dua alsaydınız olmuyor muydu? Düşene bir tekme de siz mi vuracaksınız? Sana Denizliler boşuna “Yalan dolan!” dememiş. Olmadı Osman Zolan! Bu yaptığınız, memleketimin Belediye Başkanına hiç yakışmadı! (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Sayın Başkan, hatibin beyanlarını reddediyoruz. Grup Başkan Vekilleri olarak sıramız geldiği zaman orada açıklayacağız. “Biraz da az yiyin, vatandaşa hizmet edecek bir şey kalsın.” ifadesini kesinlikle reddediyoruz. Denizli Büyükşehir Belediyemiz 19 ilçede, 623 mahallede devlet hizmetlerini, belediye hizmetlerini götürmektedir.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Kayıtlara geçmiştir.

Gündem dışı ikinci söz, corona gündeminde toplumsal dayanışmanın önemi hakkında söz isteyen İstanbul Milletvekili Hüda Kaya’ya aittir.

Buyurun Sayın Kaya. (HDP sıralarından alkışlar)

2.- İstanbul Milletvekili Hüda Kaya’nın, coronavirüs salgınının yaşandığı süreçte toplumsal dayanışmanın önemine ilişkin gündem dışı konuşması

HÜDA KAYA (İstanbul) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; corona virüsü nedeniyle sadece ülkemizde değil tüm dünyada olağanüstü bir hâl var ama ülkemizin olağanüstü ve dramatik hâlleri ise ibretlik olmaya devam ediyor. Dün gece ibretiâlem bir manzara yaşadı ülkemiz. Günler öncesinden, daha doğrusu daha önceden sokağa çıkma yasağıyla ilgili karar alınmasına rağmen yerel yönetimleri, o halkın seçtiği belediye başkanlarını haberdar etmeyen yönetim büyük bir basiretsizliğe imza attı ve dün coronanın, virüsün ülkenin dört bir yanında nasıl kol gezdiğini bütün dünya âlem ve bizler, içimiz burkularak görmek zorunda kaldık.

Fakat şunu da belirtmeden geçmek istemiyorum: Yerel yönetimleri, milyonlarca insanın temsiliyetini ifade eden yerel yönetimleri bilgilendirmeden, haberdar etmeden sokağa çıkma yasağı kararını açıklamak bir yönetim basiretsizliği değildir, bu halka bir ihanettir. Bir yandan ise baskılar, yasaklar, baskınlar, tutuklamalar, insan hakları ihlalleri, kentlerde zulüm, doğada zulüm her yerde kol gezmeye devam ediyor. Zulüm, corona virüsünden daha beter; çalmadığı kapı bırakmıyor. Zulüm öyle bir virüs ki şu anda ülkemizde saraya biat etmeyen, iktidarı eleştiren herkese bir şekilde uğruyor, kırıyor, hayatları tarumar ediyor. Üstelik bu zulüm insanlarla da kentlerle de bitmiyor; doğa da toprak da su da ağaç da Hasankeyf de Kaz Dağları da tarih de nasibini almaya devam ediyor. Savaşlar, çatışmalar durma noktasına geldi, sönmeyen ateşler söndü, Kâbe’de tavaflar durdu ama Türkiye’de zulüm, corona bile dinlemiyor. Kayyumlar atanmaya, yandaşlara peşkeş çekilmeye devam ediliyor. On binlerce masum çoluk çocuk cezaevlerinde, çıkarmak şöyle dursun, daha onlarca masum zindanlara doldurulmaya devam ediliyor. Zenginden yana, yoksula karşı yapılması gereken ne varsa bu yapılıyor. Doğa talanı durmak bir yana tam gaz, hâlâ nerede ne varsa doğa düşmanı gibi âdeta, özgür akan su kâbusları olmuş, sabah akşam delik deşik edilmedik bir doğa parçası bırakmamak için seferberlik başlamış gibi.

Saray ve iktidarı, ülkemizde toplumsal dayanışma için değil, ülkemizin kalan zenginliğini de talan etmek için seferberlik başlatmış görünüyor. Toplumsal dayanışma diye bu halkın sorunlarına çözüm bulmak, açlık korkusu yaşayanlara geçim güvencesi vermek değil dertleri; sarayın ve iktidarın aklına toplumsal dayanışma diye bir şey gelince bilin ki vermek için değil almak için gelmiştir. Bu ülkenin yöneticileri hiç yüzleri kızarmadan televizyona çıkıp, halk ciddiyetle “Bir tedbir mi açıklanacak acaba?” diye beklerken ekmek bulamayan işsiz, yoksul halka IBAN numarası verebiliyor. Bir gazeteci de çıkıp IBAN’a ironi yaparak “Ey IBAN edenler.” dedi, Hakan Aygün diye bir gazeteci ama IBAN sahipleri kendi yüzsüzlüklerini örtmek için gazeteciyi de tutukladılar. Bunun için bu gibi komedilerle içerisi gazeteci doldurulmaya, düşünenleri doldurmaya, eleştirenlerle doldurulmaya devam ediliyor. Maske üretenler de “kaçak” diye baskın yiyor, halka bedava maske dağıtanlar da baskın yiyor. Halkın ekmeğiyle, iradesiyle seçtikleri belediyelere de el konuluyor, yoksula aş dağıtan hesaplara da el konuluyor. Böylesine iyilik düşmanı ve örgütlü bir kötülüğü tarih bugün burada yazıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın.

HÜDA KAYA (Devamla) – Hemen tamamlıyorum, teşekkür ediyorum.

Halkımız umudunu kaybetmesin, hiçbir kötülük sonsuza kadar güçlü kalmamıştır; yeter ki bizler iyiliğe sahip çıkalım; adalete, özgürlüğe, hakikate sahip çıkalım, yeter ki bizler yoksula, köylüye, emekçiye, işsize sahip çıkalım.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Şimdi Sayın Grup Başkan Vekillerinin söz taleplerini karşılayacağım.

Sayın Akçay, buyurun.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bugün grubumuz adına Urfa Milletvekilimiz Sayın İbrahim Özyavuz konuşacak efendim, izin verirseniz.

BAŞKAN - Tabii ki.

Sayın Özyavuz, buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Özyavuz’un, 11 Nisan Şanlıurfa’nın düşman işgalinden kurtuluşunun 100’üncü yıl dönümüne ilişkin açıklaması

İBRAHİM ÖZYAVUZ (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sizleri ve bizleri izleyen Şanlıurfalı hemşehrilerimi ve büyük Türk milletini saygıyla selamlıyorum.

Şanlıurfalılar, 11 Nisan 1920’de Ali Saip Bey komutasındaki Kuvayımilliye kuvvetleriyle Fransızlara karşı yiğitçe savaşarak Urfa’nın kurtuluşunu sağlamışlardır. Tarihe “Urfa Muharebesi” olarak geçen çarpışmalar Türk kuvvetlerinin kesin zaferiyle sonuçlanmıştır. Muharebede gösterilen üstün mücadele azmi önce Urfa’nın kurtuluşunu, sonra da Türkiye’nin kurtuluşunu sağlamıştır. Ekim 1919’da İngilizlerden sonra Urfa’ya giren Fransızlar, Haçlı Seferleri sırasında kurulan Urfa Haçlı Kontluğuna kadar geriye giden birtakım haklar ileri sürmüşlerdir. Hacı Mustafa Kamiloğlu başkanlığında oluşturulan Kuvayımilliye ordusu, 7 Şubat 1920’de şehirde bulunan Fransız komutanına bir ültimatom vererek yirmi dört saat içerisinde Urfa’yı terk etmelerini istemişlerdir. Fransız komutanın zaman kazanma ve oyalamaya yönelik cevabını alınca 8-9 Şubat gecesi taarruza geçilmiş ve çarpışmalar 10 Nisana kadar devam etmiştir. Bu tarihte Fransızlar, birliklerinin yarısını kaybetmiş olarak Urfa’yı terk ettiler. Yüz yıl önce 11 Nisan sabahı, Urfa’mın “şanlı” ismini hak eden kahramanca mücadelesinin zafer günüdür. Bizlere şeref nişanesi olarak Urfa’nın kurtuluşunun simgesi “şanlı” sıfatının alınmasında emeği geçen kurtuluş ve kuruluş kahramanlarını rahmet ve minnetle anıyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın lütfen.

İBRAHİM ÖZYAVUZ (Şanlıurfa) – Kurtuluşun kahramanlarından olan Cumeyli aşiret reisi dedem İsa el Hammadi (Özyavuz) 28/03/1927 tarihinde Gazi Meclisimizden ailemizin şeref nişanesi olan İstiklal Madalyası’nı almıştır. Şanlıurfa’ma düşman işgali sırasında kahramanca hizmet eden atalarım gibi bugün Gazi Meclisimizde Türk milletine hizmet etmenin onur ve gururuyla kurtuluşumuzun 100’üncü yıl dönümünü kutluyorum. Türkiye Cumhuriyeti devleti var olduğu sürece şanlı şehrimiz Urfa’mızda köklü tarihi ve şanıyla ülkemize hizmet ederek var olacaktır.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere Urfa’nın kahraman şehitlerini ve tüm kurtuluş ve kuruluş şehitlerini rahmetle ve minnetle anıyorum.

“Kolumu salladım toplar oynadı,

Kara taş içinde çete kaynadı,

Yaşasın Urfalılar teslim olmadı,

Di yeri yeri kumandanlar yeri,

Çetelerim gidiyor, dönmüyor geri.” diyor ve Gazi Meclisimizi saygı ve sevgilerimle selamlıyorum. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Türkkan, buyurun.

2.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, İçişleri Bakanlığı genelgesiyle ilan edilen sokağa çıkma yasağının Hükûmetin kriz yönetiminde yetersiz kaldığının göstergesi olduğuna, İYİ PARTİ olarak en başından itibaren tedbirin tam karantina olmasını savunduklarına, sokağa çıkma yasağının uygulamanın başlamasına iki saat kala ilan edilmesinin milleti paniğe sürüklediğine ve böylesine önemli bir karar alınırken siyasi partilerin büyükşehir belediye başkanlarına haber verilmemesinin devlet anlayışıyla bağdaşmadığına, 11 Nisan Şanlıurfa’nın düşman işgalinden kurtuluşunun 100’üncü yıl dönümüne ilişkin açıklaması

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dün gece İçişleri Bakanlığı genelgesiyle ilan edilen sokağa çıkma yasağı, Hükûmetin kriz yönetiminde nasıl yetersiz kaldığını bir kez daha göstermiştir. Hükûmet, yarattığı kriz ortamıyla süreci eline yüzüne bulaştırmış, haftalardır kendini evde izole eden vatandaşlarımızın aldığı tüm tedbirleri, sağlık çalışanlarımızın fedakârca verdiği tüm emekleri bir gecede heba etmiştir.

Özellikle şunu ifade etmek isterim ki tam karantina, İYİ PARTİ olarak bizim en başından itibaren savunduğumuz bir tedbirdir. Bu, geç de olsa doğru bir karardır. Sayın Genel Başkanımız Meral Akşener, bunu sürecin en başından beri dile getirmiş ve Hükûmeti defalarca uyarmıştır. Grup Başkan Vekili olarak ben de gerek Meclis çatısı altında gerekse fırsat bulduğum her mecrada defalarca tam karantina uygulamasında geç kalındığını ifade ettim. Fakat Hükûmet, hızlı ve etkin karar alamıyor, maalesef, yapılması gerekenleri hep gecikmeyle ancak yapabiliyor; yaparken de devlet yönetmenin gereği olan planlama ve öngörü yerine kaos oluşturabilecek yanlış uygulamalar yapıyor.

Soruyorum size: Sokağa çıkma yasağı böyle mi ilan edilir? Genelge, bu yasağın başlamasına iki saat kala yayınlandığında milleti paniğe sürükleyeceğiniz hiç mi aklınıza gelmedi? Bu durum, vatandaşların temel ihtiyaçlarını karşılayacağı yerlerin açık mı kapalı mı olduğunu bilmemesi nedeniyle panik havasını iyice artırmıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Artan panikle beraber, insanlarımız, çoğu da maskesiz bir şekilde, sosyal mesafeye uymaksızın marketler önünde, iç içe uzun kuyruklar oluşturmuş, hatta bazı yerlerde bıçakla yaralamaya varıncaya kadar kavgalar yaşanmıştır. Oluşan bu manzaranın sebebi, Hükûmetin ne yaptığını bilmeyen tavır ve kararlarıdır. Sokağa çıkma yasağı kararından muaf olan kişi, kurum, kuruluş ve işletme listesinin de aynı zamanda açıklanması olurdu; eş zamanlı açıklansa o iki saatte ortaya çıkan tablonun en azından çok azı yaşanırdı. Süreci eksik ve yanlış yönetmenizden, beceriksizlik ve öngörüsüzlüğünüzden dolayı tüm dünyaya bu virüs en hızlı şekilde nasıl yayılırın örneğini gösterdiniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Diğer bir husus ise böylesine önemli ve ciddi bir karar alınırken farklı siyasi partilerin büyükşehir belediye başkanlarına haber verilmemesi. Açıkçası bunun devlet anlayışıyla bağdaşmadığını söylemek istiyorum. “Ben yaptım, oldu.” anlayışınız bugün gelinen vahim noktanın en büyük sebebidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın lütfen.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Tüm bunlar yetkiyi bir elde toplayan Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminin eseridir. Bu sistem devam ettiği sürece bu manzaraları sık sık görmeye de devam edeceğiz. Türkiye, uzun bir süredir yönetilmiyor, idare ediliyor. Freni patlamış kamyon misali Allah’a emanet gidiyoruz, Allah sonumuzu hayretsin diyorum.

Bugün, Şanlıurfa’nın düşman işgalinden kurtuluşunun 100’üncü yıl dönümü, onları da anmadan geçmek istemiyorum. Urfa ve Urfalılar Kurtuluş Savaşı’mızda kahramanlıkları ve fedakârlıklarıyla ölümsüzleşmiş, “şanlı” unvanı almayı hak ederek aziz milletimizin gönlünde eşsiz bir yer kazanmıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın.

Açalım.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Şanlıurfa’nın kurtuluşunun 100’üncü yılını kutluyor, buradan Parlamentoda bulunan Şanlıurfa milletvekillerimiz nezdinde tüm Şanlıurfalı vatandaşlarımızı saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Beştaş…

3.- Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, yaşamını yitiren kişinin layıkıyla defnedilmesi ve yasının tutulmasının bir hak, çocuğunun cenazesinin bir anneye koli içerisinde teslim edilmesinin bir insanlık suçu olduğuna ve suçu işleyenler hakkında yasal işlem başlatılması gerektiğine, valiliklere İçişleri Bakanlığı genelgesiyle 31 ilde sokağa çıkma yasağı ilan edileceği 9 Nisan 2020 tarihinde bildirildiği hâlde neden kamuoyuna yasağa iki saat kala duyurulduğunu öğrenmek istediklerine, halkın daha iyi bir yönetimi hak ettiğine ilişkin açıklaması

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Evet, ben, sokağa çıkma yasağından önce korkunç bir tabloyu sizinle paylaşmak istiyorum: Dün bir cenaze, annesine kargoyla gönderildi. Bütün inanç, kültür ve toplumlarda yaşamını yitirmiş insanların kutsal bir değeri ve hatıra sembolü vardır. Kim olursa olsun yaşamını yitiren kişinin layıkıyla defnedilmesi, bir mezara sahip olması ve yasının tutulması bir haktır. Bu hak, kanunda yazılı olarak düzenlemeyi dahi gerektirmeyecek insanlık tarihi kadar eski bir haktır. Bu son örneğe gelecek olursak, yıllardır, sanırım bir çatışmada ölmüş çocuğunun cenazesini bekleyen bir anneye cenaze nasıl teslim ediliyor? Şöyle değerli milletvekilleri: Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığı, İstanbul Adli Tıp Kurumundan kendilerine gönderilen cenazeyi, PTT’ye vererek Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına gönderiyor. Aile, Diyarbakır Adliyesine çağrılarak bir koli içerisinde cenaze kendilerine teslim ediliyor. Bu yaptığınız hiçbir inanca, etik değere, ahlaka, yasaya sığmayan, kavranamaz bir kötülüktür. Bu, sadece vicdansızlık değil aynı zamanda suçtur, bu bir insanlık suçudur. Bu suçu işleyenler hakkında derhâl yasal işlem başlatılmalıdır. Bu iktidarın cenazelere yaptığı bu eziyetler, İsrail’in, Filistinlilerin cenazelerine yaptığı eziyetten daha beterdir. Bu fotoğraf, bu iktidarın insanlığa karşı işlediği suçun belgesidir. Bu, utanç tablosu olarak tarihe geçecektir. Evet, bir anne, kargo belgesi ve verilen bir paket; evladının cenazesi bir paket içinde kargoyla kendisine gönderiliyor. Ben söyleyecek söz bulmakta daha fazla zorlanıyorum.

Evet -başka bir mesele- dün gece sokağa çıkma yasağı ilan edildi saat on ikiden itibaren.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Ben son söyleyeceğimi baştan söyleyeyim: İçişleri Bakanlığının 9/4/2020 tarihli yazısında, valiliklere 30 ilde sokağa çıkma yasağı ilan edileceği de bildirilmişti. Elimizde bunun belgesi de mevcuttur. Şimdi, bu, valiliklere bildirildiği hâlde neden iki saat kala sokağa çıkma yasağı ilan edildi? Karar 9 Nisanda alındıysa, neden bu son iki saatte deklare edildi? Sağlık Bakanı saat 19.00’da konuşma yaptığı sırada, bu bilgilendirmede neden bu husus yoktu?

Elinde parası olmayan acil ihtiyacını nasıl karşılayacak, iki gece nasıl aç yatacak, düşünülmedi mi?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sokağa çıkamayan yaşlı insanlar tedarikini nasıl sağlayacak, düşünülmedi mi? Bebekli anneler ve daha birçok kişi… Belki bir kısmı uykudaydı.

Kamu yönetiminin temel ilkesi öngörülebilirliktir yani vatandaşın kendisine uygulanacak kuralları ve hukuki sonuçları bilme hakkı vardır. Evet, bu bir yönetememe krizidir.

Dün gece hepimiz Meclisteydik ve burada son dakika haberleriyle sokağa çıkma yasağının ilan edildiğini öğrendik ve bu, sokağa çıkma yasağı olarak değil “sokağa çıkın” olarak algılandı ve yüz binlerce, milyonlarca insan düne kadar virüs kapmadıysa da dün gece o izdihamda virüsü kaptı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Bu virüsün yayılmasında temel etken olan bu sokağa çıkma yasağının bu kadar öngörüsüz, bu kadar zamansız ve hafta sonuna denk getirilmesinin ve iki saat kala insanların sokaklara salınmasının hesabını nasıl verecekler, bunu gerçekten merak ediyoruz.

Bu ülkeyi AKP iktidarı değil, virüs yönetiyor. Virüs bir kriz yaratıyor ve -bizim her zaman söylediğimiz gibi- siz pek bir şey bilmiyorsunuz ama bildiğinizi iddia ediyorsunuz, her attığınız adımda daha da çok batıyorsunuz.

Neydi bunun anlamı? “Havalar güzelleşti, insanlar pikniğe gitmesin.” mi? Bunun “Üretim devam edecek.” meselesinin merkezde yer aldığını tahmin etmek tabii ki zor değil. Gerçekten, bir gün öncesinden alınan bu kararın son anda açıklanması sebebiyle zarar gören, aç kalan, dün gece dayak yiyen, kavgaya karışan, virüs kapan insanlar buna karşı kimi sorumlu tutacak?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen sözlerinizi.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Bitireceğim Sayın Başkan.

Biz, istifa dâhil her türlü seçeneğin bu yönetememe krizinin sorumlularının önlerinde olduğunu söylüyoruz. Bu halk bu yönetilmeyi hak etmiyor. Kesinlikle, daha iyi bir yönetimi hak ettiği konusunda hiçbirimizin kuşkusu yok. Sokağa çıkma yasağı ilan edip insanları sokağa döken, virüsle baş başa bırakan iktidar olma unvanını da kazandınız; sizi gerçekten tebrik ediyoruz, alkışlıyoruz! Bir de ilk günden beri virüsü, sizin politikalarınız yayıyor, virüse karşı önlem a-la-mı-yor-su-nuz.

BAŞKAN – Sayın Özel…

4.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, 11 Nisan Şanlıurfa’nın düşman işgalinden kurtuluşunun 100’üncü, yazar, radyo programcısı Ümit Kaftancıoğlu’nun yaşamını yitirmesinin 40’ıncı ve Uluslararası Çalışma Örgütünün kuruluşunun 101’inci yıl dönümü vesilesiyle Örgütün kabul ettiği aile sigortasının CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun en önemli vaadi olduğuna ve bu sigortanın kriz dönemlerindeki önemine, sokağa çıkma yasağı ilan etmenin planlanamadığına, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanının günlerdir İstanbul’a özel karantina çağrısı yaptığına, Hukuk Politikaları Kurulu üyesi Burhan Kuzu hakkında uyuşturucu kaçakçısı Naci Şerifi Zindaşti’nin menfaatleri dâhilinde hareket etmek ve yargıya baskı uygulamaktan iki yıldan beş yıla kadar dava açıldığı hâlde nasıl hâlâ Kurulda kalabildiğini öğrenmek istediklerine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bugün, Şanlıurfa’mızın düşman işgalinden kurtuluşunun yıl dönümü. Fransızların Urfa’dan çekilmek zorunda kaldıkları yüz yıl önceki bugün, 23 Nisan 1920’de kurulacak olan Türkiye Büyük Millet Meclisine ve kurtuluş mücadelemize de en büyük moral desteği sağlamıştı ve yine bu Parlamento, 1984 yılında aldığı kararla Urfa ilinin başına “şanlı” unvanını ekleyerek ismini “Şanlıurfa” yaptı. Şanlıurfa’nın şanlı insanlarını, güzel insanlarını, mert insanlarını, vatansever insanlarını Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak buradan bir kez daha saygıyla selamlıyoruz.

Bugün, yazar, derlemeci, radyo programcısı Ümit Kaftancıoğlu’nun, sırtına ve göğsüne isabet eden 5 kurşun nedeniyle yaşamını yitirmesinin 40’ıncı yıl dönümü. Kaftancıoğlu’nu öldüren, olaydan sonra yakalanan ve tutuklanan kişi, kendisine öldürme sebebi sorulduğunda tek kelimeyle “Solcuydu.” diye cevap vermişti. Sol değerleri taşıyan, en iyi şekilde anlatan, kalemiyle, sohbetleriyle sol değerlerin gençlere anlatılmasına ve ahlaklı sol bir politikanın itibar kazanmasına katkı sağlayan Kaftancıoğlu’nu bir kez daha buradan rahmetle, minnetle anıyoruz. Değerli ailesine de bir kez daha selamlarımızı buradan iletiyoruz.

Uluslararası Çalışma Örgütü, 11 Nisan tarihinde kurulmuştur. 1919 yılında Versay Anlaşması kapsamında kurulan, 1946 yılında Birleşmiş Milletlerin ilk uzman kuruluşu konumuna gelen Uluslararası Çalışma Örgütüne Türkiye 1932 yılında üye oldu.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi, buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Örgütün birincil hedefi kadınlara ve erkeklere özgürlük, eşitlik, güvenlik ve saygınlık koşullarında, insana yakışır üretken işler bulma fırsatlarını sağlamaktır.

Örgütün kabul ettiği 9 sigorta dalı bulunmaktadır, Türkiye bunlardan 8 tanesini uygulamaktadır. 9’uncu sigorta dalı aile sigortasıdır. Aile sigortası Sayın Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu’nun siyasi hayatının en önemli projesi, Türkiye’ye en önemli vaadidir. Partimizin göz bebeğidir bu proje ve bu projeye bugünlerde ne çok ihtiyaç olduğu bir kez daha ortaya çıkmıştır. Aile sigortası olmayan devletlerin böyle krizleri yönetmesi, örneğin sokağa çıkma yasağını özgürce ve hiç düşünmeden ilan edebilmesi, “Evde kal.” dediklerine bu söylediği sözün “Aç kal.” manasına gelmemesi ancak aile sigortasıyla mümkündür.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Gazi Meclis, corona günlerinde kendi hayatını hiçe sayarak çalışmaktadır ve millete önerdiği tedbirlere kendisi uyamamaktadır af kanunu gibi bir kanun için. En az af kanunu kadar hatta belki daha önemli ve çok sayıda kişinin yüzünü güldürecek iş aile sigortası kanun teklifinin kanunlaşmasıdır. Bunu yüce Meclise Sayın Genel Başkanımızın imzasıyla emanet etmiştik, tüm grupları Uluslararası Çalışma Örgütünün kuruluş yıl dönümünde bir kez daha aile sigortasını yasalaştırmaya davet ediyoruz.

Sayın Başkan, sokağa çıkma yasağı ilan edildi, hepimiz birbirimize baktık, hiçbirimizin haberi yoktu, hazırlıklı değildik, bir ara verdiniz, partiler hızla Meclisi kapattık ki 2.500 kişi…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Biraz önce Meclis bürokrasisi Sayın Başkanı bilgilendirirken öğrendik yüzde 30’a, 35’e kadar düşebilmişiz. Bu yüce Meclis çalışabilsin diye 2.500 kişi de buraya giriş yapıyor her gün sabah, o 2.500 kişinin evlerine gitmesi ve annesinin, babasının ekmeğini vermesi, hazırlığını yapması, yakınlarına ulaşması için biz acele ettik ama yetişemedik. Bugün de bütün personel zor durumda kaldığını ifade ediyor ama bütün Türkiye’yi büyük bir kaosa ittik.

İki gün havalar sıcak gidecek diye bir sokağa çıkma yasağı ilan edildi teması kesmek için. Doğru yapılabilseydi çok doğruydu ama o kadar beceriksizce, o kadar acemice, o kadar plansızca yapıldı ki kırk sekiz saatlik bulaşı kırk sekiz dakikada bütün Türkiye’ye yaydık. Marketlerde metrekarenin onda 1’i sınırlaması var, doğru iş. Dün marketler hıncahınç, millet birbirini itiyor kakıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Özel, tamamlayın sözlerinizi.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Fotoğraflarda, videolarda maskeli kişi sayısı bir tane, iki tane. Plansız fırlayan, fırlamış gitmiş markete, ne bulduysa alıyor. Tabii, o gidenlere kimse suç bulmasın.

Bakın, beğenmediğimiz, kötü örnek İtalya 10 Martta ilan edilen sokağa çıkma yasağını 9 Mart 2020 günü Giuseppe Conte’nin ağzından, Başbakanın ağzından otuz altı saat önce öğrendi. Doğrusu bu, böyle yapmak gerekiyor. Diyecek ki: “Kimse panik yapmasın, buralar, buralar açık, gezici araçlar ekmek dağıtacak, bir vatandaşımız ekmeksiz kalmayacak.” Dün Mansur Yavaş’ın o açıklamasından sonra Ankara’daki hızlı sakinleşmeyi gördünüz. Yahu, bir kere şunu düşünün, çok basit bir şey Sayın Başkan: 30 büyükşehrin ve Zonguldak’ımızın belediye başkanlarını…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Özel, tamamlayın sözlerinizi lütfen.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Tamamlıyorum Sayın Başkanım.

…valiler davet etse, bilgi verse, krizi öngörülse, hazırlık yapılsa, vatandaşa sakince anlatılsa, o panik yaşanmasa.

Utandık hepimiz ya, dünyaya rezil olduk. Niye? Sokağa çıkma yasağını ilan etmeyi planlayamayan bir zihniyet yüzünden. Çünkü “Her şeyi ben bilirim, ben bilirim.” Sen bilince böyle oluyor. Bunu bir kenara yazalım.

Bir de şunu görelim: O, marketlere koşma var ya, onun bir tarafında da şu var: İki günlük makarnasını, ununu stoklayamamış olan insanlar var, o güvencede olmayan insanlar var, onu da görmek lazım; bunu görün, bunu çözün. Vakaların yüzde 65-70’i İstanbul’da, İstanbul’un Büyükşehir Belediye Başkanı günlerdir genel, güçlü, İstanbul’a özel bir karantina çağrısı yapıyor ama bunu söylemiyoruz, bu şekilde olmaz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın, son kez açıyorum Sayın Özel.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ekrem İmamoğlu’nun önerileri alınmadan da o koca kent, dünyanın göz bebeği o metropol yönetilmez. Böyle hep birlikte bu sorunları yaşarız.

Son konum da şu Sayın Başkan: Hukuk Politikaları Kurulu üyesi Burhan Kuzu hakkında uyuşturucu kaçakçısı Zindaşti’nin menfaatleri dahlinde hareket etmek ve yargıya nüfuz ticareti yaparak baskı uygulamaktan dava açıldı iki yıldan beş yıla kadar. Bunun için Cumhuriyet gazetesinin fikri takibini tebrik ediyoruz. Cumhuriyetten başkası bunun üstünde durmadı, onlar bırakmadı, dile getirdik ve sonunda nihayet bu dava açıldı ama kendisi Hukuk Politikaları Kurulunda oturuyor; bu, sizin yeni rejiminizin çok önemsediği Politika Kurulu. Ne diye oturuyor orada? Bir köşede, bir sandalye, kötü örnek diye mi oturuyor? Böyle yapmayın, hukuk politikalarını uygularken şuna dikkat edin, bunlara karşı tedbirli olun diye mi gösteriyorsun?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Özel…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bitiriyorum Sayın Başkan, son cümlelerim.

BAŞKAN – Buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Burhan Kuzu orada ne diye oturuyor? Kötü örnek, ya olmaz arkadaşlar, yani mesleki kusur işleyenler mesleki disiplin cezası alanlar dahi o mesleklerin icra kurullarında, disiplin kurullarında görev yapamazlarken ülkenin hukuk politikaları nasıl olacak diye yargıya baskı yapmış, nüfuz ticareti yapmış bir adama orada nüfuz kazandırmaya devam etmek hangi aklın ürünüdür? Ayrıca, onunla benzer şekilde iki yıldan beş yıla, üç yıldan yedi yıla yargılanan bütün gazeteciler tutuklu, Burhan Bey bırakın tutukluluğu biz zaten gazetecilerin tutuksuz yargılanması istisna olsun deriz ama bu kadar itibarlı bir yargılanma olur mu? Aklınızı başınıza toplayın.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Özel.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bitiriyorum, bitiriyorum.

Eczacılıkla ilgili bir suç işleyen, eczacılığın meslek kurallarının yönetildiği yerde görev yapamaz ya, bu kadar basittir. Ahilik diye bir şey var. Ahilikte var mı?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Pabucu dama atılmış artık Burhan Kuzu’nun, nasıl oturtuyorsunuz?

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ettim.

Değerli Grup Başkan Vekillerim, lütfen bu konuşma sürelerinde biraz tasarruflu olalım.

Sayın Özkan…

5.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, 11 Nisan Şanlıurfa’nın düşman işgalinden kurtuluşunun 100’üncü yıl dönümüne, pandemiyi küresel anlamda tasfiye edebilmek için Dünya Sağlık Örgütünün almış olduğu kararlara harfiyen riayet etmek ve dünyada yaygın bir yardımlaşmayı hayata geçirmek gerektiğine, Dünya Sağlık Örgütü Genel Direktörünün Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a teşekkür ettiğine, Hükûmetin Bilim Kurulunun almış olduğu kararlar çerçevesinde adımlar attığına ve sokağa çıkma yasağının da önleyici tedbirler kapsamında kırk sekiz saatliğine 31 ilde uygulandığına, vatandaşların acil ve temel ihtiyaçlarının karşılanacağı faaliyetlerin devam edeceğine, Denizli Büyükşehir Belediyesi Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğünün muhtarlar aracılığıyla su paralarını tahsil ettiğine ilişkin iddialara, bir adli vaka olarak cesedin aileye teslim edilmesinin mevcut mevzuat çerçevesinde usulüne uygun olarak yapıldığına, Hukuk Politikaları Kurulu üyesi Burhan Kuzu hakkında açılmış bir davanın olmasının yargının bağımsız olduğunun göstergesi olduğuna, masumiyet karinesinin herkes için geçerli olması gerektiğine ilişkin açıklaması

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Bundan yüz yıl önce İstiklal Harbi’mizin en kasvetli dönemlerinde kadını, erkeği, genci, yaşlısıyla Urfalı kardeşlerimizin kazandığı zafer tüm milletimize umut ışığı olmuştur. Urfa bin yıllık topyekûn kıyamın ardından tamamen kendi direnişiyle düşmanı topraklarımızdan söküp atmıştır çünkü Urfa sadece sabır timsali Eyüp Peygamber’in değil, aynı zamanda inancı uğruna ateşe atılmayı göze alan Hazreti İbrahim’in şehridir. Kurtuluşunun 100’üncü yılında Urfalı kardeşlerimizi, Urfa’yı ve bütün aziz ecdadımızı rahmet, minnet ve şükranla yâd ediyor, şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum.

Tabii, şu anda dünyada küresel bir salgınla, pandemiyle mücadele ediyoruz. Pandemiyle mücadelede dünyanın bütün devletleri topyekûn bir karar alma ve mücadele sürecine girdi. Böylesi bir mücadelede tabii ki dikkat edilmesi gereken bu hususta pandemi ilan eden Dünya Sağlık Örgütünün almış olduğu kararlara harfiyen riayet etmek ve pandemiyi küresel anlamda tasfiye etmek için dünyada yaygın bir yardımlaşmayı da hayata geçirmek gereklidir. Bu anlamda Dünya Sağlık Örgütü Genel Direktörü Ghebreyesus Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ı yeni tip coronavirüs, Covid-19’la mücadelede komşu ve diğer ülkelere sağlanan tıbbi malzeme desteğinden dolayı teşekkür etmiştir ve aynı zamanda Dünya Sağlık Örgütünün almış olduğu kararlara evvelen ve harfiyen en erken uyan ve gerekli adımları…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Ghebreyesus, Dünya Sağlık Örgütünün almış olduğu kararları derhâl takip ederek ülkemizde uygulayan ve dünyaya örnek olması gereken ülke olarak Türkiye Cumhuriyeti devletini ve Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ı göstermiş ve tebriklerini sunmuştur. Bu anlamda, küresel salgınla mücadele -sadece Türkiye’de bitirmekle olmuyor- dünyada da biterse o zaman salgınla mücadelede başarıya ulaşılıyor. İşte bu bağlamda, Bilim Kurulunun almış olduğu kararlar, tavsiyeler çerçevesinde Hükûmetimiz erken adımlar atma gayreti içerisinde olmuştur. Dün gece başlayan sokağa çıkma yasağı işte bu çerçevede alınan kararlardandır. Covid-19 salgını nedeniyle önleyici tedbirler kapsamında olup sadece kırk sekiz saatliğine yani bu hafta sonu için 30 büyükşehirimizde ve Zonguldak’ta uygulanmaya başlanmıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi lütfen.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Bilindiği gibi, sosyal izolasyon ve corona salgınını tez zamanda başımızdan savmak için en önemli tedbirlerdendir. Yetkililerimizin de ifade ettiği gibi, bu süreçte, fırın, eczane, hastaneler, benzin istasyonları gibi vatandaşlarımızın acil ve temel ihtiyaçlarının karşılanacağı faaliyetler devam edecektir. Yine bu illerimizde Vefa Sosyal Destek gruplarına, büyükşehir ve ilçe belediyelerimizin oluşturacağı destek hatlarına, kamu kurumlarının hatlarına vatandaşlarımızca gerekli ihtiyaçlarının bildirilmeleri rica olunur. Milletimizin paniğe kapılmadan sükûnetle alınan tedbirlere uyması, kendilerinin ve vatandaşlarımızın sağlığı açısından önem arz etmektedir.

Sayın Başkan, bir iki hususu da ifade ederek sözlerimi tamamlamak istiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen Sayın Özkan.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Evet, bugün bir konuşmacı tarafından Denizli’de DESKİ’nin muhtarlar üzerinden su paralarını tahsil ettiğine ilişkin birtakım iddialar ileri sürüldü. Denizli Büyükşehir Belediyemiz, Denizli’mizin 19 ilçesi ve 623 mahallesinde belediyecilik hizmetlerini vatandaşlarımızın ihtiyacı neyse hayata geçirmek için bir gayret içerisindedir. Ve 19 ilçemizde bütün mahallelerimizde merkezde ne hizmetler varsa en uzak mahalleye kadar ulaştırma gayreti içerisinde olmuştur. Belediye Başkanımızın özellikle… PTT faaliyetlerinin yavaşlatılmasıyla ve Denizli’de sadece 2 PTT şubesinin çalışmaya devam etmesi kararıyla beraber PTT’yle toplanan su paraları taşrada kenar mahallelerimizde toplanamaz hâle gelmiş, oralardaki vatandaşlarımızın da…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Özkan, lütfen tamamlayın sözlerinizi.

YASİN ÖZTÜRK (Denizli) – Toplamayıverin, iki ay toplamasanız ne olur? Aç mı kaldı Belediye?

CAHİT ÖZKAN (Denizli) - …paralarını ödemelerini istemeleri üzerine Büyükşehir Belediye Başkanımız bir hâl çaresi arama yoluna gitmiş ancak bulamayınca da bu süreçten vazgeçilmiştir.

Diğer açıdan, özellikle cenazenin kargoyla iade edilmesi meselesi bir adli vaka olarak önümüzdedir. Olay şu şekilde cereyan etmiştir: Yakalanan bir terörist… Yer gösterme sırasında kemikler bulunmuş ve bu kemiklerin kimlere ait olduğu araştırması neticesinde, yer gösteren teröristin ifadesi üzerine ilgili kişinin annesinden DNA örneği alınarak İstanbul Adli Tıp Kurumuna incelemeye gönderilmiştir. Ve bir ceset ortada yoktur, birkaç kemik parçası vardır. Bu Adli Tıp değerlendirmesi neticesinde, Adli Tıp gerekli DNA incelemelerini yaparak sorumlu bir devlet ne yapması gerekiyorsa ve annenin… (HDP sıralarından gürültüler)

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – İnancınızda böyle mi tarif ediliyor?

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Muş) – İnsan kemiklerini ailelerine kargoyla mı gönderiyorsunuz?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, müsaade eder misiniz lütfen? Müsaade edin.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Muş) – Ayıp ya!

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan, söz istiyorum.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Sosyal güvenlik ne demek Sayın Başkan ya? İnancınızda böyle midir…

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Ya, bir susar mısın? Sayın Başkan, burada bilgi veriyoruz ya. (AK PARTİ ve HDP sıraları arasında karşılıklı laf atmalar)

BAŞKAN – Sayın Özkan, tamamlayın sözlerinizi.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Türkiye Cumhuriyeti devletine böyle bir isnat yapılıyorsa elbette cevap vereceğiz.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Muş) - Nasıl bir isnat?

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Bakınız, yıllar önce ölen bir terörist… Yer göstermesi neticesinde bulunan kemiklerle ilgili. (HDP sıralarından gürültüler)

ALİ ŞAHİN (Gaziantep) – Gelin, siz konuşun. Gelin, siz açıklama yapın yerine.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Bakınız, hastanede bir ölümden bahsetmiyoruz. Hastanede bir ölüm oldu, dışarıda bir ölüm oldu; elbette ölüm belgesi, defin belgesi hazırlanır, yapılır. Ancak Adli Tıp çerçevesinde yapılan bir değerlendirme var. İstanbul Adli Tıp Kurumu değerlendirmeyi yaptıktan sonra tespiti yapıyor ve kişinin kim olduğunu tespit ediyor.

TULAY HATIMOĞULLARI ORUÇ (Adana) – İnsanın kemikleri eşya mıdır, eşya mı? Ona cevap ver.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Arkasından Tunceli’ye gönderiliyor. Tunceli’de bulunduğu için Tunceli’ye gönderiliyor ve oradan da Diyarbakır Başsavcılığına gönderilerek aileye teslim edilmesi gerekiyor ve bu da, teslim, mevcut mevzuatımız çerçevesinde usulüne uygun olarak yapılmıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Özkan, son kez açıyorum.

Buyurun.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Tamamlamak zorundayım efendim.

Ha, eğer bir itirazınız varsa, olabilir, şunu diyebilirsiniz: “Efendim, böyle bir bulgu varsa, bu bulgu son tahlilde savcılıktan hastaneye gitsin, o hastaneden de her ne kadar çok evvel, üç beş yıl önce ölüm olsa dahi morga konulsun, oradan çıkış yapılsın.” Bu bir teklif olabilir, eyvallah. Ancak önümüzdeki mesele farklıdır.

Son olarak… (HDP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Arkadaşlar, müsaade edin lütfen. Böyle bir usul yok. Bir dakika, sizin Grup Başkan Vekiliniz de söz istedi, verecek cevabını.

Tamamlayın sözlerinizi.

TÜLAY HATIMOĞULLARI ORUÇ (Adana) – İnsanları eşya görme usulü mü var ya? Bu ülkeyi yöneten partinin sözcüsü böyle mi konuşur ya?

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Sayın Başkan, sözlerimi tamamlıyorum.

Burhan Kuzu, Hukuk Politikaları Kurulu üyesidir ve hakkında bir dava açılmış olabilir ve açılmıştır da. Bu, yargımızın demek ki ne kadar bağımsız olduğunu da gösteriyor. Şimdi, biz şunu arzu ederiz: Açılmış bir dava varsa, hukukun en temel kuralı, masumiyet ilkesi elbette, herhâlde Burhan Kuzu için de geçerlidir. Bu çerçevede…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Özkan, rica ediyorum, lütfen tamamlayın artık.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Tamamlıyorum, son cümlelerim.

BAŞKAN – Haklısınız Sayın Özkan ama on dakika oldu yani.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Burhan Kuzu’nun da herhâlde masumiyet karinesi vardır. Yarın yargılamaları neticelenir, beraat kararı veya mahkûmiyet kararı çerçevesinde hukukun ve insan haklarının gereği yapılır, adımlar da buna göre atılır.

TÜLAY HATIMOĞULLARI ORUÇ (Adana) – Bunun postaneyle gönderilmesiyle alakasını anlatır mısın? Hikâye anlatma!

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Biz arzu ederdik ki masumiyet karinesinin varlığı herkes tarafından ileri sürülebilsin.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Beştaş, buyurun.

6.- Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan, ben, şu fotoğrafı anlatırken de söyleyecek kelime ve cümle bulamadığımı ifade etmiştim. Bir anne olarak, bir insan olarak, insancıl hukuka inanan bir şahıs olarak söylemiştim ama Sayın Grup Başkan Vekilini dinleyince gerçekten bir kez daha dehşete düştüm.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Biraz önce açıklamalarımızı yaptık bununla ilgili.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Ben ne diyorum, ben ne dedim? Dedim ki: Bir annenin evladının cenazesi ya da cenazesine ait kemikleri kargoyla gönderilmiş. Siz bana ne cevap verdiniz? Dediniz ki: “Bu, usulüne uygundur; ortada bir cenaze yoktur, ortada kemikler vardır.”

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Değiştirilebilir, onu teklif edin canım. Değiştirilebilir “Şöyle yapılsın.” deyin.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Şimdi, ceset ya da kemiği neye göre ayırıyorsunuz? Ortada bir DNA testi var mı? Var. Bu cesedi kim parçaladı, tartışmak bile istemiyorum. O niye kemiğe dönüştü, onu tartışmak bile istemiyorum. 2017 yılından beri bu anne -annenin adı Halise Aksoy- çocuğunun kemiğini ya da cenazesini arıyor ve şu anda Cumartesi Annelerinden Barış Annelerine binlerce anne, evlatlarının kemiklerini ararken, gidecek bir mezarları yokken siz kargoya nasıl “Usulüne uygun.” dersiniz?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Beştaş.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Bununla ilgili bir teklif getirirsiniz, dersiniz ki: “Bu şekilde teslim edilmez, hastaneye girişi yapılır, oradan teslimi yapılır.” Atipik bir durumla karşı karşıyayız.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Bu nasıl bir vicdansızlıktır, bu nasıl insanlık dışı bir yaklaşımdır!

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Yani bu mesele açık ve apaçık ortadayken siz kalkmışsınız şimdi cevap veriyorsunuz. Bizim bütün açıklamalarımız zaten sizin iddialarınızı cevaplar niteliktedir.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan, lütfen…

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın lütfen.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Sizin iddialarınızın tamamını cevaplar nitelikte olduğunu biliyorsunuz, tekrar ısrar ediyorsunuz yani.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, bakın, böyle bir müzakere usulü yok, rica ediyorum.

Sözlerinizi tamamlayın Sayın Beştaş.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan “Böyle bir müzakere yok.” derken lütfen, tarafsız bir şekilde, Sayın Grup Başkan Vekili “Bu, usulüne uygundur.” derken de tepkiyi gösterin. Bir cenazenin kemik ya da cenaze…

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – İkinci kez söylüyorsunuz aynı şeyi.

BAŞKAN – Sizlerin konuşmalarınızın içeriğine mi müdahale edeyim buradan? Yapayım o zaman bundan sonra, keyifle yaparım.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Bir kere, siz, bu iktidar -şu anda Sayın Grup Başkan Vekili de ispatladı ki- ne vicdanı kalmıştır ne etik değeri kalmıştır ne insanlığı kalmıştır; artık, cenazeleri kargoyla gönderiyorlar, kargoyla.

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Sayın Başkan, o hususta sizinle hiçbir zaman aynı çizgide olmadık, olmayız da.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Herkesin bir mezar hakkı vardır, herkesin bir mezar hakkı vardır.

BAŞKAN – Herkes maskelerini taksın lütfen, maskesiz kimse konuşmasın.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sizin maskeniz düştü, bundan sonra “insan hakları”, “hukuk”, “din”, “vicdan” falan demeyin, demeyin.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Beştaş, teşekkür ediyorum.

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Onlarla, sizinle aynı çizgide değiliz, bunu bilin.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Terörle aranıza çizgi çizmedikten, terörle aranıza çizgi çekemedikten sonra biz buna müsaade edemeyiz.

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Siz insanlıktan çıkmışsınız. “Bu, usule uygun.” lafı sizi uluslararası…

BAŞKAN – Sayın Beştaş, teşekkür ediyorum.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan, son cümlemi söyleyeceğim.

BAŞKAN – Son cümlenizi alayım.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Böyle teselsül edemez ki, böyle bir şeyi kabul etmek mümkün değil.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Bu, uluslararası hukukta da; bu, vicdanı hukukta da; bu, insancıl hukukta da; bu, Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme’de de insanlığa karşı bir suçtur ve cezasını er geç alacaktır bu suç ve bunun hesabını Lahey’de mutlaka -içeride olmasa da- vereceksiniz, annelere yaptığınız bu işkencenin hesabını vereceksiniz.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın milletvekilleri, şimdi sisteme giren ilk 15 milletvekiline yerlerinden birer dakika söz vereceğim.

Sayın Şeker, buyurun.

7.- Kocaeli Milletvekili İlyas Şeker’in, Hükûmetin coronavirüsle mücadeleye hız kesmeden devam ettiğine, vatandaşların maske ihtiyacı ile hastane masrafları ücretsiz karşılanırken yardım talebinde bulunan ülkelere karşılıksız malzeme gönderildiğine, “Salgın küresel, mücadele yerel.” diyerek vatandaşlara ve sağlık çalışanlarına destek olan Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanına teşekkür ettiğine ilişkin açıklaması

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, Hükûmetimiz coronavirüsle hız kesmeden mücadeleye devam ediyor. Vatandaşlarımızın ihtiyacı olan maske, hastane masrafları ve yardım talebinde bulunan ülkelerin de ihtiyaçları ücretsiz karşılanıyor. Açıklanan ekonomik paketlerle çalışana, esnafa, sanatkâra ve işverene destekler veriliyor.

Seçim bölgem Kocaeli’de “Salgın küresel, mücadele yerel.” diyerek belediyelerimiz, elini taşın altına koyarak, reklam ve şov yapmadan, kendi öz kaynaklarıyla vatandaşımıza, sağlık çalışanlarımıza destek oluyor. Kocaeli Büyükşehir Belediyemiz, fedakâr sağlık personelimizin nöbetlerinde motivasyonlarını yükseltmeye yönelik çalışmalar yapıyor; evlerinin dışında konaklama ihtiyaçlarını karşılıyor; Pandemi Kurulunun kararıyla evinde karantinada olanlar yurtlara yerleştiriliyor ve tüm ihtiyaçları karşılanıyor.

Hizmetlerinden dolayı Büyükşehir Belediye Başkanıma ve ekibine teşekkür ediyor, hizmetleri paylaşmaya devam edeceğimi söylüyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Özdemir…

8.- İstanbul Milletvekili Sibel Özdemir’in, vatandaşların alınan tedbirleri uygulayarak salgının yayılmasının önlenmesinde en yüksek hassasiyeti göstermesi, Parlamentonun önceliğinin ekonomik destekleri ve önlemleri kapsayan yasaları çıkarmak olması gerektiğine ilişkin açıklaması

SİBEL ÖZDEMİR (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ülkemiz ve tüm dünyanın coronavirüs salgın hastalığıyla mücadele ettiği bu kritik günlerde şüphesiz temennimiz, tüm dünya ve ülkemiz vatandaşlarının sağlıkla, mümkün olan en az kayıpla bu süreci kontrollü bir duruma getirmektir.

En büyük çağrım da: Vatandaşlarımızın alınan önlemlere ve uyarılara en yüksek düzeyde uymaları ve salgının yayılmasının önlenmesinde en yüksek hassasiyeti göstermeleridir.

Bizlerin Parlamento olarak bu dönemde tabii ki önceliğimiz, sağlık alanı, sağlık kurumları, sağlık çalışanları başta olmak üzere ekonomik destekleri, önlemleri önceleyen yasalardır. Ancak bu kritik dönemde biz yaklaşık üç dört haftadır, adalet sistemine güvenin, yargının bağımsızlığının, hukukun üstünlüğünün tahrip edildiği bir dönemde bu temel sorunlar ortadayken; toplumsal mutabakat, vicdan, eşitlik gibi hukukun temel, evrensel ilkelerinden uzak bir infaz yasasını, af yasasını günlerdir tartışaduruyoruz.

Teşekkürler.

BAŞKAN – Sayın Şimşek…

9.- Mersin Milletvekili Baki Şimşek’in, vatandaşlar ile devlet kurumları arasında köprü görevi gören muhtarlara 1 maaş tutarından az olmamak üzere ekonomik destek sağlanmasını talep ettiğine ilişkin açıklaması

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, muhtarlarımız vatandaşlar ile devlet kurumlarımız arasında bir köprü görevi görmektedirler. Özellikle bu corona salgını başladığı günden bu tarafa, gerek kaymakamlıklar gerek Emniyet güçlerimiz ile vatandaşlarımız arasında her türlü iletişimi sağlayan köy ve mahalle muhtarlarımız vardır. Bunlar, gün geliyor, kırsal mahallelerden kaymakamlıklara vatandaşın erzak yardımları için, sağlık problemleri için, ilaç yardımları için bir günde belki birkaç defa şehre gidip gelmek zorunda kalıyorlar ve vatandaşlarımızın her türlü sorununa yardımcı olmaya çalışıyorlar.

Ben, buradan Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına çağrı yapmak istiyorum: Vatandaşlarımıza yapılmış olan sosyal yardımlar gibi muhtarlarımıza da en az birer maaş tutarından az olmamak üzere ekonomik bir destek verilmesini talep ediyorum.

Başta Mersin’deki 800 muhtarımız olmak üzere emeği geçen bütün muhtarlarımıza teşekkür ediyorum. Aç ve açıkta kalan bütün vatandaşlarımızın derdine derman olmaya çalışıyorlar ve kırsal mahallelerdeki vatandaşlarımıza da maske dağıtımının -eczanelere hepsinin ulaşma imkânı yok- muhtarlarımız aracılığıyla yapılmasını…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Yılmaz…

10.- Düzce Milletvekili Ümit Yılmaz’ın, Bitkisel Üretimi Geliştirme Programı’nı desteklediklerine, sertifikalı tohuma verilecek olan yüzde 75 hibe desteği uygulamasının 21 ille sınırlandırılmaması gerektiğine ilişkin açıklaması

ÜMİT YILMAZ (Düzce) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Tarım Bakanlığının üç gün önce açıkladığı Bitkisel Üretimi Geliştirme Programı’nı canıgönülden destekliyoruz. Özellikle sertifikalı tohuma verilecek olan yüzde 75 hibe desteği uygulamasının doğru ancak bu desteğin 21 ille sınırlandırılmasının eksik bir uygulama olduğunu belirtmek istiyorum.

Covid-19 salgınıyla beraber birçok kesime destek verilirken tarım sektörü desteklemelerden yeterince faydalanamamıştır. Böyle zor bir dönemde verilen bu tohum desteği, çiftçilerimize âdeta bir can suyu gibi gelecektir ancak bu desteğin sadece 21 ille sınırlanıp diğer 60 ilin görmezden gelinmesi hatalı bir uygulamadır, hele hele Batı Karadeniz Bölgesi’nde bulunan başta Düzce olmak üzere hiçbir ilin desteklemeye alınmamasına anlam verebilmek mümkün değildir. Tarım Bakanımızın diğer 60 vilayetin de sesini duyacağını, bu desteklemeleri bütün illerimize vererek zor günler geçiren tarım sektörüne umut olacağını tahmin ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Taşkın…

11.- Mersin Milletvekili Ali Cumhur Taşkın’ın, coronavirüs salgınıyla mücadelenin sürdürüldüğüne, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Biz Bize Yeteriz Türkiye’m” sloganıyla başlattığı millî dayanışma kampanyasının yoğun ilgi gördüğüne ilişkin açıklaması

ALİ CUMHUR TAŞKIN (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Coronavirüs, dünya genelinde etkisini göstermeye devam ediyor. Türkiye de virüsle mücadeleyi hem tıbbi hem ekonomik hem de sosyal yönleriyle sürdürüyor. Alınan tedbirler dolayısıyla mağdur olan dar gelirli vatandaşlarımıza ilave destek sağlamak amacıyla Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın “Biz Bize Yeteriz Türkiyem” sloganıyla başlattığı Millî Dayanışma Kampanyası yoğun ilgi görüyor. Her sektörden kampanyaya katılımlar çığ gibi büyüyor. Her ne kadar kimi kesimler bu kampanyayı itibarsızlaştırmaya çalışsa da görüldüğü gibi milletimiz bu fitne odaklarına kulak vermemiştir. Aziz milletimiz yardım kampanyasına gösterdiği sahiplenmeyle âdeta yeni bir destan yazmış, kardeşliğin gücünü göstermiştir.

Ülkemizin bu sıkıntılı günlerinde yardım kampanyasına katılarak dayanışma ortaya koyan tüm vatandaşlarımıza ve kurumlarımıza şükranlarımı sunuyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Aycan…

12.- Kahramanmaraş Milletvekili Sefer Aycan’ın, coronavirüs gibi hava yoluyla bulaşan hastalıklarda izolasyonun ve filyasyonun önemli olduğuna, hastaların temasta olduğu kişilerin tespit edilmesi ve en az on dört gün gözlem altına alınması gerektiğine ilişkin açıklaması

SEFER AYCAN (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, coronavirüs gibi hava yoluyla bulaşan bulaşıcı hastalıklarda en önemli konulardan birisi izolasyondur yani hasta olan kişilerin tamamen ayrılması, hiçbir kimseye hastalık bulaştırmamasıdır.

Diğer bir önemli konu filyasyondur. Filyasyon, kaynağı bulmaktır, hasta insanı bulmaktır. Onun için hastanedeki verilen hizmetler yanında sahadaki verilen hizmetler çok önemlidir. Bu yüzden birinci basamak sağlık kuruluşlarının, sağlık müdürlüklerinin özellikle hastaların temasta olduğu kişileri bulması lazım. Yapılan hesaplamalar şunu gösteriyor ki: 1 vaka 2,4 kişiye bulaştırıyor. Bu nedenle şu an 47 bin vakamız olduğunu ve bunun 2,4’le çarpıldığında çok ciddi sayıda daha vaka çıkabileceğini gösteriyor. Bunun için filyasyon çalışmalarına çok önem vermemiz lazım ve temaslılar kuluçka taşıyıcısı olabilir yani bu dönemde kendisinde bulgu olmadan hastalığı yayabilir. Bu nedenle temas hâlinde olan kişiler mutlaka gözlem altına alınmalıdır, en azından on dört gün.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Sümer…

13.- Adana Milletvekili Orhan Sümer’in, salgın nedeniyle iş yükü artan PTT çalışanlarının ücretlerinin iyileştirilmesi, hijyen koşullarının düzeltilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

ORHAN SÜMER (Adana) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Salgın nedeniyle birçok sektör faaliyeti neredeyse tamamen dururken bazı sektörlerde ise büyük bir iş artışı söz konusu. Her zaman destekçileri olduğumuz sağlıkçılarımızın yanı sıra PTT ve kargo çalışanlarının iş yüklerinde olağanüstü bir artış görülmektedir.

Evde kalan vatandaşlar neredeyse zorunlu alışverişlerini bile kargo ve posta yoluyla yapmaya yöneldi. Bazı yurttaşlara ödenen paraların PTT işçileri tarafından elden dağıtılması ve milyonlarca maskenin de yine PTT aracılığıyla dağıtılacak olması, çalışanlara büyük bir iş yükü getirmektedir. Artan bu iş yüküne PTT çalışanları artık yetişemiyor. Ayrıca her gün birçok sayıda kişiyle temas etmek zorunda kalan çalışanların virüse yakalanma olasılıkları da fazla. Koruyucu maske ve kıyafetlerin eksik olduğu yönünde bir çok şikâyet duyuyoruz. PTT iş yükünün hafifletilmesi için personel alımı gerçekleştirilmeli, ücretlerinde iyileştirilmeye gidilmeli ve hijyen koşulları düzeltilmeli.

BAŞKAN – Sayın Özkan…

14.- Mersin Milletvekili Hacı Özkan’ın, coronavirüs salgınıyla Sağlık Bakanının koordinasyonunda tüm illerde pandemi kurulları oluşturularak mücadele edildiğine, 31 ilde uygulanmakta olan sokağa çıkma yasağına ülkenin tamamında gönüllü uyularak virüsün bulaşma zincirinin kırılması gerektiğine ve vefat edenlere Cenab-ı Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

HACI ÖZKAN (Mersin) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Dünyanın tamamını etkisi altına alan coronavirüs hastalığı ülkemizde de tüm şehirlerimize yayılmış ve hastalıktan dolayı maalesef her gün yeni canlar yitiriyoruz. Vefat edenlere Cenab-ı Allah’tan rahmet, hastalarımıza acil şifalar diliyorum. Sağlık Bakanımızın koordinasyonunda tüm illerimize pandemi kurulları oluşturularak her gün alınan yeni tedbirlerle devletimizin tüm kurumları fedakârca mücadele ediyor. 30 büyükşehir ve Zonguldak’ta uygulanmakta olan sokağa çıkma yasağına -Mersinli hemşehrilerim başta olmak üzere tüm vatandaşlarımıza çağrımız- Türkiye’nin tamamında gönüllü olarak uyalım ve insan hareketliliğini azaltarak virüsün bulaşma zincirini kıralım.

Bu zor günleri aziz milletimizin sabır ve fedakârlık dirayetiyle aşacağımıza inanıyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Oruç…

15.- Adana Milletvekili Tulay Hatımoğulları Oruç’un, sokağa çıkma yasağını iki saat öncesinden ilan ederek insanları panik içinde sokağa döken ve virüsün yayılmasını hızlandıran bir başka ülke olup olmadığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

TULAY HATIMOĞULLARI ORUÇ (Adana) – Bizler günlerdir tam izolasyon diyoruz; yapmadınız, geç kaldınız. İki saat önce aklınıza geldi, sokağa çıkma yasağı ilan ettiniz. Önceden ilan edilmeliydi ki insanlar suyunu, ekmeğini alsın. 11 Nisanı corona bayramı olarak kutlayan başka ülke var mıdır? Panik içinde insanları bu kadar sokağa döken ve virüsün yayılmasını bu kadar hızlandıran başka bir ülke var mıdır? Bu, acemiliktir, iş bilmezliktir, milyonlarca insanın yaşamıyla oynamaktır, vatandaşa sopa göstermektir. Toplum öfkeli, tepkili. İstanbul TTB’nin dediği gibi “Salgın değil, algı yönetiyorsunuz.”

BAŞKAN – Sayın Koçyiğit…

16.- Muş Milletvekili Gülüstan Kılıç Koçyiğit’in, Ödemiş T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda kalan hasta mahpus Mehmet Salih Filiz’in mağduriyetinin giderilmesi konusunda Adalet Bakanlığını harekete geçmeye davet ettiklerine ilişkin açıklaması

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Muş) – Adalet Bakanlığına iletilmek üzere… Ödemiş T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda kalan hasta mahpus Mehmet Salih Filiz’in kardeşi Şehmus Filiz’in tarafımıza aktardıklarına göre: Kardeşinin bağırsak kanseri olduğunu ve ödemiş T Tipi Ceza İnfaz Kurumuna geldiğinden beri yaklaşık dört aydır düzenli tedavi görme olanaklarının kendisine tanınmadığını, Covid-19 salgını başladığından beri hiçbir sağlık hizmetine erişemediğini, düzenli kullanması gereken ilaçlarının kardeşine verilmediğini, kardeşinin her besini tüketemediğini, bu nedenle özel mama kullanması gerektiğini ama bu mamanın kendisine iletilmediğini, kardeşinin sağlık durumunun hızla kötüye gittiğini ve hayatından endişe duyduklarını aktarmışlardır. Bu konuda Adalet Bakanlığını bir an önce harekete geçmeye ve sağlık sorunlarını gidermeye davet ediyoruz.

BAŞKAN – Sayın Aydemir…

17.- Erzurum Milletvekili İbrahim Aydemir’in, hadiselere müspet yönleriyle bakabilmenin hayatı kolaylaştırmanın en kestirme yolu olduğuna ilişkin açıklaması

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Başkanım, hadiselere müspet yönleriyle bakabilmek hayatı kolaylaştırmanın en kestirme yolu. Bunun halk zihnine yerleşmiş hâli “Allah çam isteyene çam, mum isteyene mum verir.” şeklindedir. Öyleyse zor zamanlarda güzel cenaha yönelmek gerekiyor. Bu bapta bir veri paylaşalım: Mevsim etkilerinden arındırılmış Tüketici Güven Endeksi bir önceki aya göre anlamlı bir artış göstererek martta yüzde 58,2’ye yükselmiştir. Nedir bu Tüketici Güven Endeksi? Tüketicilerin ülke ekonomisiyle ilgili eğilim ve değerlendirmeleri, iktisadi gelişmeleri yakından izlemek amacıyla kullanılan öncü bir gösterge ve ekonomideki büyümeyi tahminde anlamlı değerler üreten bir kavram. Bir özel not daha: Tüketici Güven Endeksi Avrupa Birliği kriterleri üzerinden hazırlanıyor. Ve niye böyle bir aktarım? Acıları, sorunları yarıştırmak yerine, ak siyaset tarzının öne aldığı huzur katsayısını ve çözümleri yarıştırma bağlamında bu nevi göstergelerin öne çıkarılması...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Öztunç…

18.- Kahramanmaraş Milletvekili Ali Öztunç’un, sokağa çıkma yasağının doğru ama bir o kadar da zamanlaması ve saatinin yanlış olduğuna ilişkin açıklaması

ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sokağa çıkma yasağı geç kalınmış, doğru ama bir o kadar da zamanlaması ve saati yanlış bir karar olmuştur. Hangi akla hizmet saat akşam on sularında böyle bir karar alınabilir? Günlerdir Türkiye’ye “Evde kal Türkiye. Evde kal Türkiye.” deniyordu, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu bir kararıyla tüm Türkiye’yi sokağa çıkarttı, evlerden çıkarttı. Üstelik aynı Bakan yani Sayın Süleyman Soylu, geçtiğimiz hafta “Sokağa çıkma talebi FET֒cülerin talebidir.” diyordu. Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu! Belediye başkanlarına bilgi verilmiyor, AK PARTİ’li belediye başkanlarının haberi var ama Cumhuriyet Halk Partili belediye başkanlarının maalesef sokağa çıkma yasağından haberleri olmamış durumda, burada bile siyaset yapılıyor. Gözünüz iyice kör, yüreğiniz, vicdanınız iyice karanlık olmuş.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Sayın Yıldız.

19.- Ankara Milletvekili Zeynep Yıldız’ın, 8 Nisanda yayımlanan Cumhurbaşkanı kararıyla Ankara-Karabük demir yolu hattında yolcu taşımacılığının başlayacağına, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a tensipleri dolayısıyla Ankaralı, Karabüklü ve Çankırılı hemşehrileri adına şükranlarını sunduğuna ilişkin açıklaması

ZEYNEP YILDIZ (Ankara) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Kalecik ilçemizin Buğra köyünde bir amcamızın Karaelmas treninin tekrar yolcu taşımaya başlamasına ilişkin bir talebi olmuştu. Aslında bu tren benim kendi köyümden de geçer. Bölge turizmine katkı sunmak adına trenin tekrar yolcu taşımaya başlaması hem benim babamın hem o güzergâhta yaşayan pek çok kişinin ortak hayaliydi çünkü bunun hayatımıza dokunan bir yanı vardı. Ankara vekillerimizle biz bu talebimizi TCDD’ye ve Taşımacılık AŞ’ye iletmiştik. İlerleyen süreçte de bu güzergâh üzerindeki şehirlerin AK PARTİ’li vekillerince bu meselenin takipçisi olduk. Karabük Vekilimiz Cumhur Ünal Bey de bunu Plan ve Bütçe Komisyonunda gündeme getirmişti. 8 Nisanda yayımlanan Cumhurbaşkanlığı kararıyla Ankara-Karabük hattı yolcu taşımaya başlayacak. Ben Sayın Cumhurbaşkanımıza tensipleri dolayısıyla Ankaralı, Karabüklü ve Çankırılı hemşehrilerimiz adına şükranlarımı sunuyorum. Önceki Bakanımız Cahit Turhan Bey’e, Emin Akbaşoğlu’na ve tüm Ankara, Çankırı ve Karabük vekillerimize destekleri dolayısıyla teşekkür ediyorum. İnşallah küresel pandemi atlatıldığında bu sefer bölge turizmine ciddi katkı sunacak. Genç arkadaşlarım şimdiden Kızılırmak kenarında usul usul hareket ederken kitap okuma hayalleri kurmaya başlayabilirler. Hayırlı olsun.

BAŞKAN - Sayın Barut.

20.- Adana Milletvekili Ayhan Barut’un, sokağa çıkma yasağını uygulamanın başlamasına iki saat kala duyurarak sağlık emekçilerinin çabasını boşa düşüren ve yurttaşları mağdur edenlerin hesabını vermesi, bu karara imza atanların toplumdan özür dileyerek istifa etmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

AYHAN BARUT (Adana) – Sayın Başkan, son anda duyurulan sokağa çıkma yasağıyla yine her şeyi ellerine yüzlerine bulaştırdılar, kaosa çanak tuttular. Tam karantina çağrısına kayıtsız kalanlar sayesinde sosyal mesafe kuralları yok edildi, insanlar temel ihtiyaçları için alışverişe akın etti, iktidar insanlarımızı ters köşe yapmaya çalıştı. Sokağa çıkma yasağını erken bir zamanda ve yurttaşın en temel ihtiyaçlarını karşılayabilecekleri uygun bir süre vererek ilan etmeleri gerekirdi. Salgının önlenmesi için doğru olan bu adımı sanki mücadeleyi kasten engellemek istermiş gibi yanlış uygulamalarla içinden çıkılmaz hâle getirdiler. Kontrollü bir uygulama yapılsa, kamu yönetimini bilseler bu acı tablo yaşanmazdı. Sağlık emekçilerimizin çabasını boşa düşüren ve yurttaşlarımızı mağdur edenler bunun hesabını vermelidir. Bu karara imza atanlar toplumdan özür dilemeli, hak etmedikleri ve boş yere işgal ettikleri makamlardan derhâl istifa etmelidirler.

BAŞKAN - Sayın Arkaz…

21.- İstanbul Milletvekili Hayati Arkaz’ın, coronavirüsle mücadelede hijyenin sağlanması adına en önemli ihtiyacın su olduğuna, İstanbul ilindeki barajların su yeterliliği anlamında uyarı verdiğine, ilan edilen iki günlük sokağa çıkma yasağına uyulması gerektiğine ilişkin açıklaması

HAYATİ ARKAZ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Coronavirüsle mücadele ederken hijyenin sağlanması adına en önemli ihtiyacımız sudur. Bu noktada İstanbul’daki barajlar su yeterliliği anlamında uyarı vermektedir. Geçen sene bu zaman diliminde doluluk oranı yüzde 90’lar civarındayken bu sene yüzde 60-70’lere kadar gerilemiştir. İstanbul’da başta Terkos olmak üzere 14 barajımız vardır. Türkiye'nin en kalabalık şehrinde yaşanması muhtemel bir su sorununa karşı yetkililer gerekli tedbirleri almalıdır.

Ayrıca, ilan edilen iki günlük sokağa çıkma yasağına uyulması Türk milletinden beklentimizdir. Fırın, eczane gibi temel ihtiyaç maddelerinin satıldığı mekânlar ile hastaneler ve sağlık merkezleri açık olacaktır. Bir hekim olarak kararı doğru buluyor ve destekliyorum. Panik yapmadan devletin aldığı kararlara uymalıyız. Unutmayalım ki birlikte başaracağız Türkiye’m.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

İYİ PARTİ Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım:

VI.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- İYİ PARTİ Grubunun, 5/2/2020 tarihinde Antalya Milletvekili Feridun Bahşi ve 20 milletvekili tarafından, sanayi ve finans sektöründeki sorunların araştırılarak alınması gerekli önlemlerin belirlenmesi amacıyla verilmiş olan (10/2472) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 11 Nisan 2020 Cumartesi günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

11/4/2020

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 11/4/2020 Cumartesi günü (bugün) toplanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                      Lütfü Türkkan

                                                                                           Kocaeli

                                                                                 Grup Başkan Vekili

Öneri:

Antalya Milletvekili Feridun Bahşi ve 20 milletvekili tarafından, sanayi sektöründeki sorunların araştırılarak alınması gerekli önlemlerin belirlenmesi amacıyla 5/2/2020 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan (10/2472) esas numaralı Meclis araştırması önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 11/4/2020 Cumartesi günlü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere İYİ PARTİ Grubu adına Sayın Lütfü Türkkan. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, ben Kocaeli Milletvekiliyim, haberiniz olsun.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum bilgilendirme için.

İYİ PARTİ GRUBU ADINA LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sağ olun efendim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türk sanayisinde yaşanan sorunların ve finans sistemindeki tıkanıklığın nedenlerinin araştırılması ve alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir araştırma önergesi vermiştik.

Her gün tanık olduğumuz üzere devlet ciddiyeti yerle yeksan olmuş. Yani salgın sürecinde “tedbir” adı altında yapılan birçok eylem sorunun asıl kaynağı hâline geldi. “Ekonomik paket” diye açıklanan sözde destek paketinin yarattığı hayal kırıklığının ardından PTT kargoyla maske gönderecekti, kargo olmadı eczaneye verdik, eczane “Bana gelmedi.” dedi. Ya millet maskesiz, “Parayla alalım.” dedi, parayla satın almak da yasak. En sonunda dün gece saat on ikide milleti eve soktunuz, saat onda haber vererek de sokağa dökerek soktunuz. Yani, milleti enterne ederken, sokaktan izole ederken sokaklara nasıl bir millet sürülür, dökülür onun en güzel örneğini gösterdiniz. Beceriksizliğin, basiretsizliğin bir örneğiyle daha karşı karşıya kaldık.

Bugün karşı karşıya kaldığımız bu yönetim zafiyeti, corona virüsü yüzünden hayatını kaybetmiş vatandaşlarımız ve aileleri başta olmak üzere bu virüsle mücadele eden sağlık çalışanlarımıza, günlerdir evlerinden çıkmayan vatandaşlarımıza, canını devletine emanet etmiş her bir vatandaşımıza yapılmış büyük bir ayıp ve vicdansızlıktır.

Değerli milletvekilleri, Türkiye ekonomisi özellikle son beş yıldan itibaren sürekli artan döviz kuru ve sizin yanlış politikalarınız sebebiyle sorunlar yaşamaya devam ediyor. Hemen hemen her sektör bu beş yılda geriye gitti. En başından beri inşaat diye tutturmak yerine gerçek üretimi desteklemiş olsaydınız bugün en azından elimizde güçlü bir tarım ve sanayi sektörü olurdu. İktidara geldiğiniz günden bugüne kadar belediyelerden öğrendiğiniz şekliyle sadece inşaat sektörünü canlandırdınız. Zira orada ranta ulaşmak çok kolaydı. Yani, bir merkezî yönetimin ranta ulaşabilmesinin en kısa yolunu inşaat olarak seçmesinin en güzel örneğini Türkiye yaşıyor ama geldiğimiz noktada bir şey var. Türkiye’de şu anda üretimin durma noktasına geldiği bir yerde, bütün dünyada kendi üretimlerini kendi ülkesi için sakladığı bir dönemde, üretimin ne kadar önemli olduğu bir kere daha ortaya çıktı ama gelin görün ki Türkiye’de on sekiz yılda doğru dürüst bir tek sanayi kuruluşu açılmadı. Bana diyebilir misiniz, bir Arçelik yapabildik –aklıma ilk geldiği için söylüyorum- bir Ford yapabildik, bir Renault yapabildik? Veya “Anadolu Kaplanları” denilen, Anadolu’da samimi KOBİ şeklinde üretim yapan o fabrikaların yerine bir tane daha yapabildiniz mi? Hiçbir şey yapamadınız; sadece inşaat yaptınız. Zira, oradan rant elde etmek çok kolaydı.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Beyaz eşya sektöründe ilk 10 ülke arasına girdik.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – Üretmek zahmet ister, üretmek ciddi anlamda bir istihdam yaratır. Bunu yapmak yerine -inşaatı yaptırdınız, paraları ödeyemeyince inşaat şirketlerini bankalara sattınız, onu da söyleyeyim- sadece inşaat yaptırdığınız şirketlerin, onların lehine çalıştınız.

Bakın, geçtiğimiz günlerde KGF’nin genişletilmesine dair bir kanun teklifi geldi ve çok da olumluydu, artırıldı. Türkiye'nin, sanayicilerin teminat noktasında sıkıştığı bir dönem. Bu KGF can simidi gibi geldi. Ben Kocaeli’den geliyorum, Kocaeli’de sanayicilerle her gün konuşuyorum, Kocaeli Sanayi Odasından geliyorum. Sanayici ilk etapta ne yapar bu sıkışık dönemde işçisini çıkarmamak için, onların maaşlarını ödemek için? Devri tamamlamak için bankalara koşmuşlar, demişler ki: “Bize biraz daha ilave kredi verin yani şu işçilerin parasını ödeyelim.” Daha ikinci gün yani bizim bu kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasının ikinci gününden sonra bankalardan gelen cevap şu: “KGF bitti.” Ya, 25 milyar lirayı kime dağıttınız? Bu, sanayiciye niye gitmedi? Sanayicilerin hiçbirisi bu KGF’ye ulaşamadı, bilginiz olsun. Burada bizim çıkardığımız kanun sadece birilerinin gözünü boyamaktan ibaret kaldı, başka da hiçbir anlamı olmadı.

Şimdi, gerçekten üreticiyi desteklemiş olsaydınız bu rakamlar buraya gelir miydi, Türkiye şu anda ciddi anlamda ithalata bağımlı bir ülke hâline gelir miydi? Sadece sanayi üretiminden bahsetmiyorum, tarım üretiminden bahsediyorum. İnsanlar dün akşam ekmek almaya çıktılar. Ekmek neyle yapılıyor? Unla. Unu yapacak buğdayımız var mı? Vallahi yok, billahi yok. Size söylüyorum: Üç ay daha limanlar açılmasın, üç ay daha ülkeler ihracat kotalarını kaldırmasınlar Türkiye ekmeksizlikten kırılır. Ülkeyi getirdiğiniz nokta bu.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – İhtiyacı olan varsa göndeririz, sıkıntı yok.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – Sayın Başkan, bitiriyorum.

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın lütfen.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – Bu ülkeyi tekrar ayağa kaldırmanın bir tek yolu var üretmek, ciddi anlamda üretmek; üretiyor gibi gözükmek değil. O yüzden, sanayicilere, köylüye, esnafa mutlaka ve mutlaka kucağınızı, kollarınızı açın, bu insanlara sahip çıkın. Sahip çıktığınız insanlar sadece kendi adamlarınız olursa bu ülke kalkınmaz, siz kalkınırsınız on sekiz senedir olduğu gibi. Ülkenin kalkınmasını istiyorsanız ülkenin gerçek üreticilerine kollarınızı açın.

Saygılar sunuyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – 200 milyar dolara ulaştı ihracatımız.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – İthalat ne kadar arttı ona bak.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Ama 200 milyar doları aşıyor ihracat.

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Sayın Rıdvan Turan.

HDP GRUBU ADINA RIDVAN TURAN (Mersin) – Sayın Başkan, değerli vekiller; iktidar, dün akşam dünya pandemiler ve epidemiler tarihine yerli ve millî bir katkı yaptı. Bu katkı, sokağa çıkma yasağını öncelerken, onunla birlikte, aynı zamanda sürü bağışıklığını da gündeme getiren bir katkı oldu. Bunun önümüzdeki günlerde -üzülerek söylüyorum ki- neye tekabül edeceğini hep beraber göreceğiz.

Türkiye ekonomisi uzunca bir süredir zaten bir resesyon içerisindeydi. Virüsün hem ülke hem de dünya ekonomilerini etkisi altına almasıyla birlikte bu resesyon sürecinin giderek daha ağırlaşacağının sinyalleri çoktandır ortada var. “Üretimi artırmak, üretimi artırmak, üretimi artırmak.” diye bütün muhafazakâr, sağ muhafazakâr, neoliberal siyasetçilerin ortak bir kavramı var, ortak bir söylemi var. Üretimi artırmak ekonomiler için elbette önemli, elbette olmazsa olmaz, üretim olmadan ayakta kalmak mümkün olmaz, tüketim mümkün olmaz.

Ama üretim kadar, belki en az onun kadar önemli başka bir mesele, paylaşımdır. Paylaşımın hakça ve adilce yapılmadığı yerlerde üretimin artması tek başına bir zümrenin zenginleşmesini sağlar. Nitekim bugün dünyadaki 2 bin civarında dolar milyarderinin dünyanın geri kalan yüzde 60’ının servetinden daha fazla bir servete sahip olduğunu ve dünyanın yüzde 46’sının da sefalet düzeyinde yaşadığını hep beraber biliyoruz. Bu musibet hiçbir şey öğretmediyse siz kapitalistlere şunu öğretmeli: Artık kapitalizmin sonu geldi. Yani Davos’ta bile patronlar kulübü bu işin böyle gitmeyeceğine ilişkin tonla laf ettiler, yüzlerce sayfa yazı yazıldı. Bu işin böyle gitmesi yani sürekli doğadan alan, sürekli işçi sınıfının emek gücünü sömürerek ayakta kalmaya çalışan bir sistemin ne ülkemiz açısından ne dünya açısından sürdürülebilirliği kalmadı arkadaşlar. O sebeple, böylesine bir dönemde kritik bir viraj almanın zamanı yalnızca “Türkiye’de üretim artsın.” demek değil, aynı zamanda gerek Türkiye’de gerek dünyada bir bütün olarak paylaşım ilişkilerini yeniden, adilce planlayacak yeni bir paradigmaya ihtiyaç var. Doğayla ilişkilerimizi yeniden tanımlayacak, insanı doğanın efendisi değil, doğada eşit hak sahiplerinden biri olarak görecek yeni bir paradigmaya ihtiyacımız var.

Bakın, dayanışma ilişkileri toplumda çöktü. Her ne kadar televizyonlar yaşlıların ilaçlarını almaya giden gençleri gösterse de bugün gelinen noktada dayanışmanın önemi, ortak bir düşmana karşı, bir musibete karşı yan yana olmanın önemi ortada.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi lütfen.

RIDVAN TURAN (Devamla) – Ama en azından, 80’den bu yana süren süreç, insanları, her koyunun kendi bacağından asılacağını, gemisini kurtaranın kaptan olacağını öğreten ve anlatan bir kültürle yoğurdu. Dolayısıyla üretim evet ama bununla birlikte toptan bir yeniden yapılanmaya, yol yakınken -artık ne kadar yakınsa- bütün doğru bildiğimiz, bütün gerçek olduğuna hiç şüphe duymadığımız şeylerin yeniden tartışma alanına alınmasına gerek ve ihtiyaç var. İktidarın coronayla mücadele ekonomi paketlerine bu zaviyeden bakıldığında onların meseleyi kavramaktan çok uzak ve çok geride bir yerde olduklarını ne yazık ki üzülerek görüyoruz. Bu paket içerisinde sermayeye, işverenlere bol miktarda destek olmasına rağmen, salgınla esasen yüzleşen insanlara yönelik yeterli destekler yok. Coronavirüs ayrım gözetir arkadaşlar, sermayeyle başka, fukarayla başka uğraşır. Tedavi yol ve yöntemleri bile bunu gösteren şeylerden biridir.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Bülent Kuşoğlu, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, çoğumuz hatırlamaz ama bir ay kadar önce, tam bir ay kadar önce 11 Martta burada Plan ve Bütçe Komisyonunda hazırlanan bir torba kanun teklifinin tümü üzerinde bir konuşma yapmıştım. 11 Mart ülkemizde ilk corona vakasının görüldüğü tarihti ve dünyayı kasıp kavuran bu virüs nedeniyle gündemimizin bu olmaması gerektiğini -çünkü torba kanunda coronayla ilgili, ekonomiyle ilgili, sağlıkla ilgili, kültür değişimiyle ilgili hiçbir madde yoktu hemen hemen- farklı bir gündemle burada olmamız gerektiğini, halkın Meclisinin halkın sorunlarıyla ilgili olarak gündem yapması gerektiğini anlatmıştım.

O zamandan beri tam bir ay geçti, Türkiye Büyük Millet Meclisi halkın gündemini yakalayamadı, halkın sorunlarıyla ilgili değiliz maalesef. Dünya kasıp kavruluyor, Türkiye Büyük Millet Meclisinin de bu konuyla ilgili bir araştırma yapması lazım, çalışma yapması lazım, vatandaşı bununla ilgili olarak koruyan tedbirleri alması ve iktidarın bu tedbirleri alıp almadığını denetlemesi lazım, bununla ilgili yasaları çıkarması lazım. Tabii, her zaman söylüyorum, biz bunları konuşurken iktidardan birilerinin burada olması lazım, onlara anlatmamız lazım, muhatap olmamız lazım ama öyle bir sistem yok. Burada yürütme erkiyle ilgili, iktidarla ilgili kimse yok; kendi kendimize konuşuyoruz ama hiç olmazsa birçok sosyal vasıtayla ya da başka araçları kullanarak halka kendimizi, en azından, anlatma imkânı olacaktır. Bunları gündeme getirmemiz lazım. Gündemimizin öncelikle vatandaş olması lazım, ülke olması lazım, ülkenin sorunları olması lazım.

Sağlık çok önemli, insan olduğumuz için çok önemli sağlık, her şeyden önce sağlığımız gelir ama ekonomi de çok önemli. Özellikle birkaç ay sonra ekonomiyle ilgili sıkıntıları çok bariz bir şekilde yaşayacağız, henüz yaşamaya başlamadık, insanlar henüz ilk bir ay içerisinde sorunu, sıkıntıyı derinden yaşamadı, birikimleriyle idare ediyor, birbirlerine olan yardımlaşma duygularıyla idare ediyor, belli bir yere kadar gelindi ama önümüzdeki aylarda çok daha büyük sıkıntılar söz konusu olacak. Onun için, bu Meclisin, bu yüce Meclisin bu konuyla ilgili ayrı bir çalışma yapması lazım, gündeminin bu olması lazım; bunu tekrar tekrar söylüyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

BÜLENT KUŞOĞLU (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ekonomiyle ilgili olarak önümüzdeki günlerde bir torba kanunun daha geleceğini basından öğreniyoruz. Orada özellikle -biraz önce bahsettiğim- halkın sorunlarının, toplumun sorunlarının, esnafın, çiftçinin, köylünün, çalışanın sorunlarının gündeme getirilmesi gerekir ve Meclisin bu konuda görevini yapması, denetim görevini ve yasama görevini yerine getirmesi gerekir.

Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Sayın Mehmet Erdoğan konuşacaktır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA MEHMET ERDOĞAN (Gaziantep) – Sayın Başkan, değerli milletvekilli arkadaşlarım; Türk sanayisinin üzerinde yaşanan sorunlarla ilgili İYİ PARTİ’nin vermiş olduğu grup önerisi üzerinde grubum adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, tabii, bu corona virüsü hadisesi vuku bulmadan önce, ilk duyumdan itibaren biz Hükûmet olarak bütün tedbirlerimizi aldık. Bugün, Amerika Birleşik Devletleri süper güç; parasının büyük kısmını, ekonomisinin büyük kısmını silaha yatırmış, bir maskeyi bile temin edemez, üretemez duruma geldi. Dünyanın birçok ülkesi birbirlerinin sağlık malzemelerine el koydu, gasbetti. Bugün Türkiye 46 ülkeyi planladı, 46 ülkeye de sağlık malzemeleri gönderiyor.

Tabii, Türkiye’deki sanayicilerimizle ilgili, ekonomik ve finansal desteklerle alakalı getirilen önergede şunun bilinmesini isterim: Biz bu tedbiri zaten almıştık. Biliyorsunuz Kredi Garanti Fonu’nu 2 katına çıkardık, 25 milyar değil 250 milyar artırdık, 250 milyarı 500 milyara çıkardık. Silolarımız, Toprak Mahsulleri Ofisimiz buğdayla dolu. Ekonomik istikrar paketi tüm kesimlere kalkan oldu ve -Evet, biraz önce bahsedildiği gibi- 60 maddelik yeni bir paket geliyor. Bu paketler neye göre hazırlanıyor? İhtiyaca göre, beklentilere göre, önceden keşfedilen çalışmalara göre hazırlanıyor.

Tabii, sanayicimizin şu anda içinde bulunduğu şöyle bir durum söz konusu: Elinde ham maddesi var, üretimde sektörel de farklılıklar var, biliyorsunuz ham maddesi özellikle petrole dayalı olanların ham madde maliyetleri petrolün düşmesinden dolayı yüksek kaldı. Bu arkadaşlarımız ürettikleri ürünleri satmak yerine stok etmeyi tercih ediyorlar ki doğru bir karar, bununla ilgili bankalara başvuruları oluyor. Çünkü yurt dışından alacaklar da artık dönmüyor ama bu finansman gücüne Kredi Garanti Fonundan aldığımız kararla ne kadar doğru bir karar aldığımız ortaya çıktı.

Şimdi, bankalar için “Ödeme yapmıyor.” deniliyor. Arkadaşlar, bankalar ödeme yapıyor hatta kredibilitesinin yüzde 10-20’sini esnekleştirerek yapıyor ancak bazı firmaların bilançolarında, teknik analizlerinde, mali raporlarında sıkıntı varsa, bunlardan dolayı zaman zaman sıkıntılar olabiliyor ama bankalarımızın esnek bir desteğini biz burada destekliyoruz; buna da devam etmeli ve ediliyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Erdoğan, tamamlayın sözlerinizi.

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) – Tabii, bu sektörel üretim farklılıklarından dolayı bazı sektörlerin üretimlerini -demin bahsettiğimiz- stok ederken finans kaynaklarına, ekstra finansa ihtiyacı oluyor çünkü stoklamaya gidiyor. İşte bu noktada yeni pakette de bu firmalara destek noktasında çalışmalarımız sürüyor.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – İYİ PARTİ grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Halkların Demokratik Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

2.- HDP Grubunun, 11/4/2020 tarihinde Şırnak Milletvekili Hasan Özgüneş ve arkadaşları tarafından, engelli bireylerin salgın günlerinde yaşadığı sorunların belirlenmesi ve çözüme kavuşturulabilmesi amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 11 Nisan 2020 Cumartesi günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

11/4/2020

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 11/4/2020 Cumartesi günü (bugün) toplanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                Hakkı Saruhan Oluç

                                                                                          İstanbul

                                                                          HDP Grup Başkan Vekili

 

Öneri: 11 Nisan 2020 tarihinde, Şırnak Milletvekili Hasan Özgüneş ve arkadaşları tarafından verilen 6327 sıra numaralı, engelli bireylerin salgın günlerinde yaşadığı sorunların belirlenmesi ve çözüme kavuşturulabilmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis Araştırması Önergesi’nin diğer önergelerin önüne alınarak, görüşmelerinin 11/4/2020 Cumartesi günkü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Sayın Muazzez Orhan Işık, buyurun.(HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA MUAZZEZ ORHAN IŞIK (Van) – Sayın Başkan, değerli üyeler; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. Covid-19 salgını tedbirlerinde dün akşam dünyada bir ilki başardınız. Bütün ülkeyi bir anda sokağa döktünüz iki ayda yayılmayacak olan salgını iki saate sığdırdınız, sizleri tebrik ediyor ve hepimize geçmiş olsun diyorum.

AKP’nin “Kervan yolda düzülür.” mantığıyla yürüttüğü bu salgınla mücadelede tüm halkımıza bir uyarıda bulunmak istiyorum: Kesinlikle AKP’ye güvenmeyin, kendi tedbirinizi alın ve evde kalın. Dün akşam yasağın uygulanması öncesi sokağa çıkan yurttaşların bir hatası yok aslında, yanlış politikalarınızın toplumu ne hâle getirdiğinin bir göstergesiydi dün akşamki tablo. Bu iktidar insan yaşamına önem verseydi bunun planlamasını önceden yaparak bildirir ve gerekli tedbirleri alırdı. Bu işin bu iktidarla iki gün yürümeyeceği açıktır. Yineliyorum: Tedbirinizi alın ve evde kalın yoksa AKP’nin bu yanlış politikaları binlerce canımıza mal olacaktır.

Maalesef, milyonlarca insanın, başta engellilerin, yoksulların ve kadınların şu an hangi koşullarda evde kaldığına dair bir bilgimiz yok. Zaten Türkiye'de engelli olmak, eksik bırakılmış bir yurttaşlığı yaşamaktır. Engelli yurttaşların eğitime, istihdama, sağlığa ne kadar erişebildiği ortadadır. Engelli yurttaşların neredeyse tüm hakları kâğıt üzerindedir, yaşamda bu hakların bir karşılığı yoktur. Türkiye, Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Sözleşmesi’ni onaylayıp imzalayıp uygulamasını erteleyen bir ülkedir. Her şeyi fişlemeyi bilen bu sistemde şu soruların kesin ve güncel bir yanıtı maalesef yok: Türkiye'de kaç engelli yurttaş yaşamaktadır? Bu engelli yurttaşların engel oranlarına, cinsiyetlerine, gelir, eğitim ve medeni durumlarına göre dağılımı nedir? Kronik hastalıklarla birlikte engelli olan kaç yurttaş hangi illerde yaşamaktadır? Çoklu engelli olanların iş, geçim koşulları var mıdır? Evet, bu soruların bir yanıtı yok. Şu an Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının sitesine engelli ya da engelsiz kim girerse girsin site erişilebilir değil. Bakanlığın örgüt şeması yamalı bohça gibidir. Kamuoyuna bilgi aktarmak için değil, bilgi saklamak için tasarlanmış bir site. Bakanlığın sitesinde ne yeterli düzeyde işaret dili var ne de görme engelliler için seslendirilmiş site versiyonu var. İstatistikler bölümünde engelli istatistikleri yok. Aralık 2019 bülteninde açıklanan engelli istatistiklerinde hâlâ dokuz yıl önceki veriler var. O günden bugüne, nüfus her yıl yaklaşık 1 milyon artmış ama Bakanlık verileri hâlâ aynı. Engelliler bir “tweet” attığında evinden almayı biliyorsunuz, ihraç etmeye gelince ihraç ediliyor, aldığı ödenekleri kesmekle tehdit ediliyor ama hâlâ 2011 yılı verileri paylaşılıyor. On yıl önce onaylanmış Birleşmiş Milletler Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşme’nin 11’inci maddesi tam da bugünlerde engellilerin haklarını düzenliyor. Risk durumları ve insani açıdan acil durumları düzenleyen madde de “Taraf Devletler silahlı çatışma halleri, acil insani durumlar ve doğal afetler dahil olmak üzere risk durumlarında engellilerin korunması ve güvenliğinin sağlaması için insancıl hukuk ve uluslararası insan hakları hukuku dahil uluslararası hukuk çerçevesindeki yükümlülüklerini yerine getirmek için tüm tedbirleri alır.” deniliyor. Peki, Türkiye’de engelliler için yeterince tedbir alınmış mı? Tabii ki hayır. Çünkü önceliğiniz insan yaşamı değil, hiçbir zaman da olmadı. Önceliğiniz yaşam ve engelliler olsaydı engelli 2 çocuğuna bakacak kimseleri olmayan Ali ve Elif Kısa’yı 3 Aralık Dünya Engelliler Günü’nde keyfî bir şekilde tutuklamazdınız. Önceliğiniz engellilik olsaydı yaklaşık 2 bin engelliyi ihraç etmezdiniz. Coronavirüs koşullarında evlerinde kalmak zorunda olan engelli bireyler bu virüse karşı risk grubundalar. Ayrıca, birçok engellilik grubunda bağışıklık sisteminin zayıflığı da bilinen bir gerçekliktir. Risk grubu içerisinde olan bu engelli bireyler evlerinde sağlık hizmeti alabilmelidir. Talep eden engelli bireylere evlerinde corona testi yapılmalıdır. Büyük çoğunluğu yoksulluk sınırının altında olan engelli yurttaşlara, koşullarına bakılmadan, doğrudan gelir desteği yapılmalıdır. Bu süreçte ilaç, medikal sarf malzeme ve rapor temini kolaylaştırılmalıdır. Tüm engelli yurttaşlar için muayene ücreti, reçete, katkı payı ve fark ücreti derhâl kaldırılmalıdır. SSPE ve diğer kas hastalıklarında fizik tedavi engelli bireyler için olmazsa olmaz bir tedavidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

MUAZZEZ ORHAN IŞIK (Devamla) - Salgın sürecinde fizik tedavi ve rehabilitasyon hizmetlerinden mahrum kalan bu hastalar için tedavilerinin devam edebileceği yol ve yöntemler derhâl üretilmelidir. Özel sektörde çalışan engelliler maaş kaybına uğramayacak şekilde izinli sayılmalıdır. Başta coronavirüs tedbirleri olmak üzere tüm e-hizmetler hem işaret diliyle hem seslendirmeyle sunulmalıdır. Hak temelli bir yaklaşımla engellileri savunmak zorundayız. Hem AKP’nin muhtaçlığı artıran, yoksulluğu derinleştiren siyasetine karşı hem de coronavirüse karşı, unutmayalım, dayanışma ve sevgi bir toplumu koruyan en güçlü kalkandır.

Saygılarımla. (HDP sıralarından alkışlar)

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, müsaade ederseniz…

BAŞKAN – Sayın Türkkan, buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

22.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, Gaziantep Milletvekili Mehmet Erdoğan’ın İYİ PARTİ grup önerisi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkanım, biraz evvel Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına konuşan Sayın Mehmet Erdoğan’ın verdiği rakamlar üzerine bir hatırlatmada bulunmak istiyorum. Kredi Garanti Fonu 250 milyar liradan 500 milyar liraya çıkarılmadı. Yani 80 milyar dolar gibi bir bütçeniz var da bizim haberimiz yoksa bizi de haberdar edin. 25 milyar liradan 50 milyar liraya çıktı. Bu da şu anda müracaat eden sanayicilere -sizin de vardır dostlarınız- özel bir ilişkileri yoksa tamamına “KGF şu anda bitti, kullanıldı.” diyorlar. Bilgilerinize arz ediyorum.

Teşekkür ederim.

VI.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- HDP Grubunun, 11/4/2020 tarihinde Şırnak Milletvekili Hasan Özgüneş ve arkadaşları tarafından, engelli bireylerin salgın günlerinde yaşadığı sorunların belirlenmesi ve çözüme kavuşturulabilmesi amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 11 Nisan 2020 Cumartesi günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – İYİ PARTİ Grubu adına Sayın Ayhan Altıntaş. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA AYHAN ALTINTAŞ (Ankara) – Sayın Başkanım, değerli milletvekillerim; Halkların Demokratik Partisinin önerisi hakkında İYİ PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum.

Modern toplum, toplumun her bireyini kucaklayan toplumdur. Modern toplumlar, her bireye yaşamlarını olabildiğince rahat sürdürme imkânı sağlar. Ben 1981 yılında Amerika’ya ilk gittiğimde kaldırım rampalarını orada görmüştüm. Maalesef engelli ihtiyaçlarına duyarsız bir toplumda büyümüştük. Demokratik ve modern toplumlar ise hiçbir bireyi ayırmadan hepsine hak ve özgürlüklerden yararlanma imkânı sağlar.

Kendimize soralım: Biz bu anlayışı sağlayabildik mi? Belediyelerimiz, devlet yapımız engelli vatandaşlarımıza hizmet vermekte başarılı mı? Onların yaşamlarını devam ettirmeleri için yeterli altyapıyı yapmışlar mı? Onlara iş imkânları sunabilmişler mi? Dün akşam alelacele duyurulan sokağa çıkma yasağından sonra vatandaşlar izdihamla ihtiyaçlarını karşılamaya çalışırken engelliler düşünüldü mü? Onların ihtiyaçlarını yeterince karşılayabildik mi? Bu sorulara bakarsak maalesef iyi durumda değiliz. İmar ve inşaat talanı üzerine kurulan belediyecilik yüzünden bu memlekette engelliler âdeta sokağa çıkamaz durumdalar. Kaldırımlarda, bırakın engellileri, normal vatandaşların, yaşlıların, hamilelerin, bebekli annelerin bile yürümeleri çok zor. Trafik ışıklarında, görmeyen vatandaşlarımız için sesli uyarılar yapabildik mi? Her bina girişine rampa yapabildik mi? Görmeyen vatandaşlar için yapılan sarı kaldırım taşlarını bile yandaşlara para aktarmanın bir yolu olarak gören belediye başkanlarını Allah bildiği gibi yapsın!

Devletin engellilere bakışı, sadece birkaç kuruş yardımla görevin yerine getirildiğine dair bir rehavetle olmamalı. Devlet, engelli vatandaşlarının hayatını kolaylaştırmak için her türlü tedbiri almalı kurumları ve hizmet verenleri bu konuda duyarlı olmaya yönlendirecek yaptırımları yürürlüğe koymalı, engellilere hem iş vermeli hem de iş verilmesini sağlamalı; eğitim, seçme ve seçilme, çalışma, seyahat hakkı gibi anayasal haklarını gözetmelidir. Kendi bildiğim bir örneği vereyim: Üniversite Akreditasyon Derneği olarak yaptığımız değerlendirme ziyaretlerinde mutlaka baktığımız kriterlerden biri engelli öğrencilerin binaları kullanabilme imkânlarının sağlanıp sağlanmadığıdır. Vatandaşlarımızın önemli bir kısmı engelli ulaşımının mümkün olmadığı, asansörsüz binalarda yaşıyor. Devletin engelliye sahip çıkışı bu olmamalı. Şöyle bir durup, titreyip kendimize dönelim ve şu soruyu soralım: Engellilerimize yaşamı yeterince kolaylaştırdık mı?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi Sayın Altıntaş.

AYHAN ALTINTAŞ (Devamla) – Yanıt “hayır.” ise bu öneriye olumlu oy verip “Nerelerde eksiğimiz var?” “Ne tür çözümler bulabiliriz?” diye araştıralım. Unutmayalım ki her birey bir engelli adayıdır.

Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Fikret Şahin. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA FİKRET ŞAHİN (Balıkesir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Dün ilan edilmiş olan sokağa çıkma yasağıyla bir kez daha görmüş olduk ki mevcut iktidar bu salgın yönetiminin bir hayli uzağında. Dünyanın hiçbir yerinde görülmeyecek bir tarzda bir sokağa çıkma yasağı ilan edildi, hem zemini de tamamen bilimsellikten uzak bir sokağa çıkma yasağı, süresi kırk sekiz saat.

Bakınız, yurt dışından, Çin’den Türk vatandaşlarını tahliye ediyoruz, Umre’den gelen vatandaşları getiriyoruz, ne yapıyoruz? On dört gün izolasyona alıyoruz. E, sizin, şimdi, kırk sekiz saat sokağa çıkma yasağı ilan etmenizin bilimsel temeli nedir? Hiçbir anlamı yok. Aksine, bakın, dün gece pek çok vatandaşı sokağa döktünüz. “Biz bize yeteriz” kampanyasından sonra, biz bize bulaştırırız kampanyası yaptınız. Salgının yönetimini, artık, tedavi aşamasının ötesinde, sürü bağışıklığı tarzına soktunuz ve kırk sekiz saatlik bu sokağa çıkma yasağının hiçbir anlamı yok. Size bir hekim olarak bu kürsüden önerim: Madem sokağa çıkma yasağı yaptınız, hiç olmazsa on dört gün bunu devam ettirin, on dört gün devam ettirin. Bakın, bu bilimsel bir açıklamadır. Kırk sekiz saatlik, sadece hafta sonunu kapsayacak bir sokağa çıkma yasağı dünyanın hiçbir yerinde yoktur ve yine size tavsiyem: Bakın, çok olağanüstü zamanları yaşıyoruz. Kim derdi ki bu şekilde maskeli toplantı yapacağız, hafta sonları toplanacağız, hiçbirimiz inanmazdık değil mi? Yani savaştan daha olağanüstü günleri yaşıyoruz. E, neden o zaman Cumhurbaşkanı liderleri toplayıp da ortaklaştırmıyor bu mücadeleyi? Neden Ekonomik ve Sosyal Konseyi toplamıyorsunuz? Bu partilerin hekim milletvekilleri var, neden Bilim Kuruluna onlar da dâhil edilmiyor? Topyekûn mücadele edelim. Neden Meclisteki ilgili örgütler dışlanıyor?

Bakın, bir maskeyi dağıtmayı dahi beceremediniz.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Bedava verdik ya.

FİKRET ŞAHİN (Devamla) - Evet, bir maskeyi dahi beceremediniz, yok maske. (AK PARTİ sıralarından “Bedava.” sesleri, gürültüler)

FİKRET ŞAHİN (Devamla) – Efendim, nerede var?

ORHAN KIRCALI (Samsun) – Yapma ya!

FİKRET ŞAHİN (Devamla) – “PttAVM’yle dağıtacağız.” dediniz, hiçbir PttAVM gelmedi. Benim kendi çocuğum girdi, yok; bir hafta oldu, yok, kendi çocuğum girdi. Vereceğim size, adresimi vereceğim. Bir gün sonra dediniz ki: “E-devletten yapacağız.” Nerede, hani hiçbiri yok.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Maske ihtiyacı mı var? Ayıptır ya!

FİKRET ŞAHİN (Devamla) - Bir gün sonra dediniz ki: “Eczaneler dağıtacak.” Eczanelerin hiçbirinde yok. Siz burada maske dağıtırken vatandaş maskesiz. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Sayın Vekil, Almanya, Amerika orası. Karıştırdınız herhâlde, burası Türkiye Cumhuriyeti.

BAŞKAN – Arkadaşlar, bir dakika müsaade edin, konuşsun Sayın Şahin.

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Hatırlatma yapıyorum.

FİKRET ŞAHİN (Devamla) - Kaç tane maske dağıtacaksınız? Haftada 5 tane. Bakın, her dakika bir maske değiştiriyorsunuz. Gidin çöp kutularına bakın, içi maske dolu. Vatandaşa geldiği zaman “Bir gün boyunca maskeyi takın.” diyorsunuz, kendiniz her saat maske değiştiriyorsunuz.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) - Sen takmıyor musun?

FİKRET ŞAHİN (Devamla) - Maskeyi dahi beceremeyen bir iktidarsınız şu anda ve gelin yazık etmeyin bu vatandaşa.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Çok ayıp ya!

FİKRET ŞAHİN (Devamla) - Gelin, hep birlikte mücadele vermenin örneğini sergileyin. İşte, getirdiğiniz, Cumhurbaşkanlığı yönetim sistemi dediğiniz durum ortada.

ORHAN KIRCALI (Samsun) – Yanlış, yanlış.

FİKRET ŞAHİN (Devamla) – Yazık yani vatandaşa. Türkiye şu anda yönetilemiyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi Sayın Şahin.

FİKRET ŞAHİN (Devamla) – Türkiye şu anda savruluyor. Bakın, biz daha 28 Martta söylemişiz sokağa çıkma yasağını, “On dört gün boyunca…” diye söylemişiz. Bakın, iki hafta geriden geliyorsunuz. İşte, bu şekilde yönetemiyorsunuz Türkiye’yi.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Ayıp, ayıp!

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Şimdi niye karşısın?

FİKRET ŞAHİN (Devamla) - Devamlı savrulur tarzdasınız ve vatandaşa yazık ediyorsunuz, vatandaşa yazık oluyor. Evet, vatandaş diyor ki: “Ben evde açım, nasıl sokağa çıkmayayım?” İşte, sizin zihniyetinizin getirdiği o yetkili ne diyor biliyor musunuz? “Geber.” diyor vatandaşa.

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Yalan konuşuyorsun, yalan!

YILMAZ TUNÇ (Bartın) - Ya, yalan söylüyorsun ya!

FİKRET ŞAHİN (Devamla) – İşte, bu zihniyetle hareket ediyorsunuz. İşte liyakatin geldiği nokta da burada.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Ne olacak sizin hâliniz böyle ya?

FİKRET ŞAHİN (Devamla) - Yönetemiyorsunuz, gelin, ortak bir şekilde bu mücadeleyi hep birlikte verelim diyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, çok kısa bir söz alabilir miyim?

BAŞKAN – Size sataşmadı…

Buyurun Sayın Özel.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

23.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, eczanelerin maske temini konusunda sıkıntı yaşadığına ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Değerli arkadaşlar, şimdi, Fikret Bey’in bu konudaki hassasiyetini, gayretini biliyoruz. Maske konusuna itiraz ediyorsunuz. Bakın, “İsmimi ver.” dedi diye veriyorum: Haldun Oluç, Milliyetçi Hareket Partili, Manisalı bir eczacı; Milliyetçi Hareket Partisinden belediye meclis üyeliği yapmış bir eczacı, dedi ki: “Söyle.” Dün, o söylerken Bülent Turan’a söyledim: “Şaka yaptı, CHP iktidarında çözersiniz.” dedi. Sonra Sayın Başkanıma söyledim.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – CHP iktidarında millet aç kaldı, aç.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Sayın Başkanım da kendisini gayet net tanıyor, telefonu da var. Bir tane eczaneye maske ulaşmadığı için… Sorun şu: İnsanlar “Biz bunu dağıtmak istiyoruz, eldekini bedava verdik, 100-150 maske bitti.” diyor.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Senin eczanende yok mu?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Yok, ağabey, bitti. Bedava verdik hepsini. Şu anda, bakın, parayla satışı yasaklandığı gün, bütün eczacılar, ellerindeki maskeleri paralı almalarına rağmen ihtiyaç sahibi hastalarına verdiler, bitti. Şu anda eczaneler maske yok, devletin yollayacağı söyleniyor. Görevi yapmaya hazırız, maske ulaşmadığı için gelen giden, artan bir sinir katsayısıyla -aynı, Vekilimin sorduğu gibi- dönüyor diyor ki: “Maske var, sen vermiyorsun.” Parayla satarken vardı. Eczacı günde 2 kutu maske bulabiliyordu, 1 kutu buluyordu, her isteyene verdi, bitti. Zaten eczacılar kendi hastalarına parayla satmayacakları bir maskeyi bedavaya…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Özel, meramınız anlaşılmıştır.

Teşekkür ediyorum.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Lütfen, şu bir cümleme izin verin.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Daha dün 2 tır maske geldi, ya, tam 2 tır.

BAŞKAN – Peki, mikrofonu açalım.

Buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Çok net bir şey söylüyorum. Dün çok güzel bir şey oldu. Diş hekimlerinin yazısını okuduk. Bayram Bey de hak verdi, sağ olsun. Özlem Hanım talep etti. Özlem Hanım’ın talebi üzerine verdim.

BAŞKAN – Şimdi, Bayram Bey’in hakkını yemeyin, o görüştü bir gün önce Sayın Bakanla.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ama şöyle olmuş: Bizim yazıyı Özlem Hanım Bakan Bey’e yolladı. Bakan Bey Özlem Hanım’ı aramış, demiş ki: “Hemen konuştuk, gayet iyi anlaştık. İstedikleri 10 bin tane o özellikli maskeyi yarın teslim edeceğiz.” Ben, Özlem Hanım’a da teşekkür ettim, Bakana da ettim. Dişhekimleri Odası Başkanı da döndü hepimize teşekkür etti, “İyi ki bu sorunu çözdünüz.” dedi. Ama dün, ben, diş hekimlerinin maske sorunu var deyince bağırıyordunuz, bugün de diyorum ki devreye girelim. Manisa’daki MHP’li ve çok bilinen bir eczacı Haldun Oluç -benim eşim de eczacı ama ben söylesem dinlemiyorsunuz beni- ”Maske gelmedi, gelirse dağıtacağız; bu bize şiddete dönüyor” diyor.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Tamam, gelmiştir şimdi.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bunu söylüyoruz.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Başkanım…

BAŞKAN – Ama arkadaşlar, böyle birbirinize cevap vererek bir yere gidemeyiz, müsaade edin. Yani bir yandan Genel Kurulu çalıştıralım istiyoruz ama öbür taraftan da Grup Başkan Vekillerimiz müsaade etmiyorlar buna.

Sayın Özkan, buyurun.

24.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Sayın Başkanım, tabii, arzumuz Meclisin çalışması. Olağanüstü koşullarda çalışıyoruz. Zaten bir grup önerisi var. Grup önerisinde konuşan milletvekili kendine göre doğru olduğunu düşündüğü şikâyetleri, sıkıntıları ileri sürdü. Şimdi, bunları ifade ettikten sonra bunu tadat etmenin, tekrarlamanın da çok doğru olmadığı kanaatindeyiz.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Adama “yalancı” diyorsunuz da onu söz ediyoruz.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Bakınız, olağanüstü bir süreç, dünyanın süper güçleri tamamen pandemiye teslim olmuş ancak ülkemizde milletimizin desteğiyle, devlet millet dayanışmasıyla bir mücadele yürütülüyor. Böylesi bir mücadelede -“küresel” diyoruz- pandemi karşısında birkaç sıkıntı olabilir ki bunlar da çözülmüş hadiselerdir. İnşallah, bunları milletimizle dayanışma içerisinde çözeceğimize inanıyoruz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Özkan.

Değerli milletvekilleri, bakın, az önce Sayın Şahin burada konuşma yaptı. Yapmış olduğu konuşmanın içerisinde kaba, yaralayıcı herhangi bir söz, hakaret, herhangi bir şey var mıydı!

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Yok.

BAŞKAN – Yani fikrine katılmayabilirsiniz, zaten hepimiz aynı fikirleri söyleyecek olsak burada 5 tane, 10 tane siyasi partiye ihtiyaç yok. Lütfen… (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Başkanım, milletvekillerine “Maskeyi alıp alıp atıyorlar.” diyor yahu.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Milletvekillerine “Dakika başı maske değiştiriyorsunuz.” dedi.

BAŞKAN – Efendim Sayın Can?

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – “Milletvekilleri maskeyi devamlı, dakika başı değiştiriyor ama millet maske bulamıyor.” diyor. Yani milletvekili üzerinden niye örnek veriliyor, anlayamam ben bunu.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Kendisi dakika başı atıyor orada çöpe herhâlde, herkesi öyle zannediyor.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Nasıl?

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Diyor ki: “Milletvekilleri dakika başı maske değiştiriyor burada, millet maske bulamıyor.” Bu doğru değil yani.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Dört saattir aynı maskeyi takıyorum ben yahu.

FİKRET ŞAHİN (Balıkesir) – Sayın Vekilim, bir haftada 5 maske yetersiz.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Kardeşim, doğru değil bu.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Hayır, o “Vekiller çok değiştiriyor.” demiyor “5 maske yetersiz, mikrop ürer; hekimim ben.” diyor.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Milletvekillerinin üzerinden örnek vermesin.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Bizim üzerimizden örnek vermesi doğru değil.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Yok, yok.

BAŞKAN – Tamam mı arkadaşlar?

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Tamam.

BAŞKAN – Güzel.

VI.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- HDP Grubunun, 11/4/2020 tarihinde Şırnak Milletvekili Hasan Özgüneş ve arkadaşları tarafından, engelli bireylerin salgın günlerinde yaşadığı sorunların belirlenmesi ve çözüme kavuşturulabilmesi amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 11 Nisan 2020 Cumartesi günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Sayın Arife Polat Düzgün.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA ARİFE POLAT DÜZGÜN (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri ve evlerinde ekranlarından bizi izleyen değerli vatandaşlarımız; iyi bir hafta sonu geçirmenizi dileyerek sözlerime başlamak istiyorum.

Burada, biz milletvekilleri, bilgilerimizin doğru olduğuna inanarak bizi dinleyen vatandaşlarımıza şunları söylemek istiyorum: Daha önceki yapılan konuşmalarda verilen bilgiler kesinlikle yanlıştır diyebilirim çünkü elinizde telefonlarınız var, lütfen, bizim Engelli Ve Yaşlı Hizmetleri Genel Müdürlüğü sayfasına girin; buradan, istatistiklerin her ay yenilendiğini, ülkemizde kaç engelli vatandaşımız olduğunu, yaşlarını, gruplarını, her şeyini görebilirsiniz. AK PARTİ’nin Hükûmet olarak engelliler için neler yaptığını, isterseniz en yakınınızdaki özel gereksinimli bir bireye sorabilirsiniz. AK PARTİ engelliler için neler yapmıştır, lütfen, bunları artık inkâr etmeyelim. Biz elimizden gelen her şeyi yapıyoruz ve şu an, salgın döneminde bile engelliler için neler yapılacağı tek tek belirlenmiştir. Örneğin, bir engelli vatandaşımız Covid-19’unu nasıl öğrenecek? Bununla ilgili bütün bilgilendirmeler Millî Eğitim Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı bünyelerinde yapılmıştır.

Biliyorsunuz, bir toplumsal Bilim Kurulu kuruldu ve bu Kurul olayları dinamik olarak değerlendiriyor; ne zaman sokağa çıkma yasağı yapılacak, ne zaman engellilerle ilgili bir karar alınacak, hepsi tek tek yapılıyor. Şu anda, ben engellilerle ilgili bilgi notu istediğimde, bana gelen bilgi notunda, günbegün tek tek engelli vatandaşlarımız için neler yapılacağı planlanmış. Bir Covid-19 engelli bireye, görme engellisine, işitme engellisine önce nasıl anlatılır, bunlar tek tek anlatılıyor; “web” sayfalarında da ayrıca var. Aynı zamanda, engelli bir birey Covid-19 pozitif çıktı, ne yapacak ailesi, annesi babası ne yapacak, hangi merkeze gidecek, bunlar belirlenmiş durumda. “Koruyucu maske” dedik ya, bu bireyler, bunların aileleri bu maskeleri nasıl elde edecek, ekstra olarak bunlar da belirlenmiş durumda. Peki, bunlara özel eğitim veriyorduk, bu özel eğitim veren merkezler nasıl çalışacak bundan sonra, bunların değerlendirilmesi istihdamı nasıl yapılacak, bunlarla ilgili de notlar var. Ben, 20’nin üzerinde bilgi notu aldım ve burada sizin konuşmalarınızdan sonra, eksik gördüğüm şeyleri tekrar sorduğumda, özellikle Genel Müdürümüz. “Lütfen, sayfamıza girip tek tek görsünler. Biz, elimizden gelen her türlü şeyi var mı yok mu tek tek değerlendiriyoruz ve STK’lerden gelen, vatandaşlarımızdan gelen her türlü notu da hemen, anında yerine getirmeye çalışıyoruz.” diye bana bir cevap verdiler.

Şunu söylemek istiyorum: Sayılar, yerler, hepsi belli. Biz, aynı zamanda -engelli vatandaşlarımızla ilgili- Birleşmiş Milletler Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşme’yi ilk imzalayan bir ülkeyiz ve engelliler adına bir kanunu olan belki de ender ülkelerdeniz. O nedenle, engellilerimizle ilgili olarak yaptığımız hizmetler, yerel yönetimlerde, büyükşehir belediyelerinde de aynı anda takip edilmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın.

ARİFE POLAT DÜZGÜN (Devamla) - AK PARTİ hükûmetleri olarak engelli bireylerimiz için her türlü imkânımızı bire bir yerine getirmeye çalışıyoruz.

Ben, sözlerime son verirken bu salgını inşallah az bir hasarla atlatmak üzere tekrar iyi dileklerimi iletmek istiyorum.

Sağ olun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – Sizin kanunlarınız kâğıt üzerinde.

III.- YOKLAMA

(HDP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi grup önerisini oylarınıza sunacağım ama bir yoklama talebi var, önce onu yerine getireceğim.

Sayın Beştaş, Sayın Toğrul, Sayın Işık, Sayın Kemalbay, Sayın Gergerlioğlu, Sayın Ersoy, Sayın Turan, Sayın Hatımoğulları Oruç, Sayın Gülüm, Sayın Orhan Işık, Sayın Çepni, Sayın Kaçmaz, Sayın Oluç, Sayın Koçyiğit, Sayın Koç, Sayın Çelik, Sayın Öcalan, Sayın Eksik, Sayın Sarısaç, Sayın Coşkun.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Efendim, 19 oldu, 20 değil onlar.

BAŞKAN - Tam 20 oldu değerli arkadaşlar, tam 20.

RECEP ÖZEL (Isparta) – 19 saydık biz.

BAŞKAN - Sayın Özel, tam 20, biz sayarak yaptık.

Değerli milletvekilleri, yoklama için üç dakika süre veriyorum.

Pusula veren arkadaşlar lütfen Genel Kurul salonunu terk etmesinler.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı yoktur.

Birleşime on beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 14.56

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.13

BAŞKAN: Başkan Vekili Süreyya Sadi BİLGİÇ

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Enez KAPLAN (Tekirdağ)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 82’nci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Halkların Demokratik Partisi grup önerisinin oylamasından önce istem üzerine yapılan yoklamada toplantı yeter sayısı bulunamamıştı.

III.- YOKLAMA

BAŞKAN - Şimdi, yoklama işlemini tekrarlayacağım.

Yoklama için iki dakika süre veriyorum, yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, yeter sayı vardır.

VI.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- HDP Grubunun, 11/4/2020 tarihinde Şırnak Milletvekili Hasan Özgüneş ve arkadaşları tarafından, engelli bireylerin salgın günlerinde yaşadığı sorunların belirlenmesi ve çözüme kavuşturulabilmesi amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 11 Nisan 2020 Cumartesi günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır. Okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

3.- CHP Grubunun, 10/4/2020 tarihinde Tokat Milletvekili Kadim Durmaz ve arkadaşları tarafından, esnafın salgın nedeniyle yaşadığı mağduriyetlerin saptanması ve gerekli önlemlerin alınması amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 11 Nisan 2020 Cumartesi günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

11/4/2020

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 11/4/2020 Cumartesi günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                         Özgür Özel

                                                                                           Manisa

                                                                                 Grup Başkan Vekili

Öneri:

Tokat Milletvekili Kadim Durmaz ve arkadaşları tarafından, esnafımızın salgın nedeniyle yaşadığı mağduriyetlerin saptanması ve gerekli önlemlerin alınması amacıyla 10/4/2020 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin (1732 sıra no.lu) diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 11/4/2020 Cumartesi günlü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Kadim Durmaz, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA KADİM DURMAZ (Tokat) – Sayın Başkanım, çok değerli milletvekilleri, yüce Meclisten medet bekleyen esnaf, sanatkâr, nakliyatçı, kahveci, lokantacı, otelci ve birçok servis aracı sahibi, özel eğitim kurumlarında çalışanlar, kıymetli hemşehrilerim; sizleri de saygıyla selamlıyorum.

Dünyada baş gösteren Covid salgını vatandaşlarımızın sadece sağlıklarını değil, başta iş ve aşlarını da çok ciddi boyutta tehdit etmeye başlamıştır. Demek ki tehlike insan, parti ayırt etmiyor. Ülkeyi yönetenlere düşen görev tam da bu noktada çok daha önem arz etmekte. Mutlak, bu ülkede yaşayan tüm siyasi partilerin liderleri, meslek odalarının çok saygın temsilcileri, iş çevreleri hepsi bir masanın etrafında birleşip bu önemli küresel salgına karşı önlemleri beraber almak durumunda, onlar da dinlenmelidir. İşte, bu konuda da en büyük sorumluluk Sayın Cumhurbaşkanına düşmektedir. Genel Başkanımız, bu salgının ayak sesleri duyulurken tüm Türkiye’ye hepinizin bildiği gibi 13 maddelik bir çözüm önerileri sundu ve zamanı geldi geçiyor fakat yavaş yavaş doğruları gören iktidar bunların bir bölümünü uygulamaya başladı. Temelinde her geçen gün ekmeğe muhtaç insan sayısı bu küresel salgın nedeniyle katbekat artmakta. İşte, tam burada kamuda sık sık söylediğimiz liyakat devreye giriyor arkadaşlar ve ne yazık ki tedbirleri uygulamaya kalkarken de yeni faciaların kapısını açtık, tıpkı dün akşam yaşandığı gibi.

Temel, bir akrabasına misafirliğe gidiyor, bakıyorlar ki gece çok yağış var yakında akrabalar diyorlar ki “Temel, sen burada kal, evine gitme çok yağış var.” Temel, ısrara dayanamıyor akrabasında zaten kalıyor, herkes odasına çekiliyor, beş dakika sonra evin kapısı çalınıyor. Ev sahibi “Ya hayırdır nedir bu?” diye kapıyı açıyor, bakıyor ki Temel. “Temel nereden geliyorsun?” diyor, “Ya, iki dakika pijamaları almaya gittim.” diyor. Arkadaşlar, ülkeyi bu noktaya getiriyor liyakatsiz yöneticiler. Lütfen, tüm çevrelerden gelen bu ülkenin sorunlarına ortak çözüm üreten insanların sözüne kulak verelim, her geçen gün çığ gibi büyüyor. (CHP sıralarından alkışlar)

Bugün, sabah Türkiye’nin en büyük küçük esnaf ve sanatkarının temsilcisini televizyondan dinledim. Esnaf, artık somut bir şeyler bekliyor, kendinin varsayılmasını istiyor. “Eğer devlet yardım edecekse bütün kayıtlarımız devletin elinde var. Bankalarda kuyruk, esnaf, dosya… Oradaki çalışan insanları da zor şartlara itmenin anlamı yok. Eğer devlet bana yardım edecekse benim adıma, T.C. kimliğime uygun bir kart göndermeli, buna da bu para yüklenmeli. Kırtasiyecilikten uzak şekilde, yeni tehlikelerin kapısını açmadan bu yaşamı biz normalleştirmek zorundayız.” diyor. Bakın, bu noktada ne oldu? Geçen, Çorum’da bir Halk Bankası şubesi Covid-19 nedeniyle kapatıldı. Allah’tan ki Çorum esnafı perişan olmasın diye bulunan diğer Halk Bankası şubelerine kaydırılarak işlemler yapılmaya devam ediyor. Bu, Türkiye'nin 81 vilayetinde böyle değerli arkadaşlar. Öyleyse ne yapacağız? Devlet, başından beri söylediğimiz konunun bileşenlerini doğru dinleyip onlardan aldığı çözüm önerilerini hayata geçirecek. (CHP sıralarından alkışlar)

Bakın, Sayın Tarım Bakanı ne yaptı? Türkiye’de 21 ili içerisine alan yeni bir projeyle ortaya çıktı. Arkadaşlar, Tokat’ın kısmetine de kuru fasulye düştü. Ama tabii, bu fasulye tohumu Tokat ve yöresine uyumlu olacak mı? Belli değil. İkincisi, Tokat’ın 3 kıymetli ovası Hükûmet tarafından korunaklı ovaların içerisine alındı ama burada şu var: Türkiye’de en çok yer domatesinin üretildiği Kazova, Erbaa, Niksar Ovaları var. İşte, tam da bugünlerde domates, biber, salatalık, patlıcan orada toprağa dikiliyor. Eğer olacaksa teşvik köylüye fide anlamında, köylüye gübre anlamında, köylüye mazot anlamında olmalı, köylünün kullandığı elektriğe para alınmadan yola devam edilmeli.

Bakın, sütün en çok olduğu mevsim. Değerli arkadaşlar, şu anda üreticinin elinde süt kaldı, satılmıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi Sayın Durmaz.

KADİM DURMAZ (Devamla) – Çözüm ne? Çözüm yine Bakanlıkta. Süt tozu kotasını açacak.

Bugünlerde ekilmesi gereken 2 önemli bitki var: Ayçiçeği ve mısır. İşte, bu anlamda bu 2 ürüne düzenli teşvik verilip çeşitli destekler sağlanarak ancak çiftçinin kaybettiklerinin bir bölümünü tolore edebiliriz. Şimdi, elde kalan sütle birlikte -hiç takip ediyor musunuz bilmiyorum arkadaşlar- şu anda Anadolu’da birçok küçük, orta işletme kapılarını kapattı artık peynir ve süt mamulleri üretemiyor ve yeme 3 defa zam geldi dördüncünün de kapıda olduğunu, bilmiyorum, takip edip biliyor musunuz? Sorulduğunda nedir, efendim, dövizdeki hareketlenmeler e arkadaşlar, bu belli, biliniyor. Ama bu uluslararası salgınların sonunda ülkelerde mutlak kıtlık, gıda sorunu yaşanıyor. Öyleyse Hükûmet, mutlak buna ortak çözümü bulacak ama üretici birliklerini, köylüyü, çiftçiyi dinleyerek bulacak diyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – İYİ PARTİ Grubu adına Sayın Hüseyin Örs. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA HÜSEYİN ÖRS (Trabzon) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri, Cumhuriyet Halk Partisinin grup önerisi üzerinde İYİ PARTİ adına konuşmak üzere söz aldım. Hepinizi en derin saygılarımla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, corona virüsü önlemleri kapsamında dün gece saat 24.00’ten itibaren geçerli olan sokağa çıkma yasağı ne yazık ki ani ve kontrolsüz bir şekilde başlamış, vatandaşta paniğe neden olmuş ve salgının daha da yayılmasına sebep olacak şekilde cereyan etmiştir. Dün bu karar alındığında biz de yasama faaliyetleri kapsamında Mecliste işte bu salondaydık, buradaydık. Sonrasında gerek televizyon kanallarında gerek haber sayfalarında ve gerekse sosyal medyada yayınlanan görüntüleri hayretle ve üzülerek izledik. Evet, en başından beri İYİ PARTİ olarak sokağa çıkma yasağının getirilmesini ve tam karantina uygulanmasının gerekliliğini söyledik, savunduk. Alınan kararı bu çerçevede olumlu karşılamakla birlikte, bu kararın alınış şekli ve zamanlamasının daha büyük sorunlara davetiye çıkaran sonuçlarını gördük maalesef. Alınan karar amaçtan sapmış, hedefe aksi yönde tesir etmiştir. Oysaki olması gereken bu değildi, hepimiz bunu biliyoruz. Dün gece yaşananlar, 11 Nisan itibarıyla yani bugün, tam bir aydır samimiyeti, şeffaflığı ve emeklerine saygı duyup desteklediğimiz Sayın Bakanımızın, Sağlık Bakanımızın uğraşlarına, risk altında ailelerinden uzak canla başla mücadele eden sağlık personellerimizin emeklerine, gece gündüz milletin derdine koşan güvenlik güçlerimizin, vefa gruplarının, belediye çalışanlarının ve gönüllü vatandaşlarımızın çabalarına sekte vurmuştur arkadaşlar. Bir kasıt olmasa dahi büyük bir ihmal ve beceriksizlik söz konusudur. İnsanlara ihtiyaçlarını karşılamak için fırsat vermeden, plansız ve hesapsız bir şekilde uygulanan sokağa çıkma yasağı, salgını önlemede en temel kural olan sosyal mesafeyi yerle bir etmiş, insanlarda maalesef panik havasına sebep olup bir aydır sarf edilen çabayı da zayi etmiştir. Kırk sekiz saatlik sokağa çıkma yasağının ilanı sonrası, insanların ihtiyaçlarını karşılamak için akın ettikleri market, fırın, büfe, petrol istasyonu, eczane gibi yerlerde izdiham olmuş ve bu durum istenmeyen bazı olayları da beraberinde getirmiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HÜSEYİN ÖRS (Devamla) – Çok özür dilerim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

HÜSEYİN ÖRS (Devamla) – Değerli arkadaşlar, hesapsız ve plansız bir biçimde “Ben yaptım, oldu.” mantığıyla çözüme ulaşılamaz, “Her şeyin doğrusunu ben bilirim.” düşüncesiyle kriz yönetimi dün akşam gördüğümüz gibi kaosa dönüşür diyor, Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Sayın Olcay Kılavuz…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Olcay Kılavuz geliyor efendim, HDP konuşmacısından sonra konuşacak.

BAŞKAN – Peki.

Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Sayın Oya Ersoy. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA OYA ERSOY (İstanbul) – Sayın Başkan, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, dün akşamı unutmayın. Hem buradakiler hem halkımız hem de toplumsal muhalefetin ve siyasal muhalefetin bütün bileşenlerine çağrı yapıyorum: Dün akşamı unutmayın. Tabii, ilk önce iktidara lafım. Bu kürsüden, corona başladığından beri defalarca ve defalarca alınması gereken önlemleri söyledik, dedik ki: Şeffaf olun, yaygın test yapın, evde kal çağrıları yaparken zorunlu iş kollarında çalışanlar hariç, hem kamu hem özel sektördeki çalışanlara ücretli izin hakkını verin, işçileri ve ailelerini salgın karşısında korumasız bırakmayın. Günlük kazancıyla geçinen, hâlâ dolapları çalışan, elektrik faturası, internetlerinin, telefonlarının faturaları hâlâ iş yerlerine gelen, kiralarını ödemek zorunda bırakılan esnafı düşünün ve çalışmak zorunda kalanların sağlığının korunması için tedbirler alın. İşten çıkarmaları yasaklamadığınız için, ücretli izin hakkını vermediğiniz için, şeffaf davranmadığınız için halk size güvenmiyor ve bir panik yarattınız dün. Umreyle birinci işi yaptınız, 21 bin kişiyi Türkiye’nin dört bir tarafına salarak, kontrolsüz salarak salgını büyüttünüz, dün ikinci olarak bir karara imza attınız. Pandemiye karşı halkı korumasız bırakan bir tarih yazıyorsunuz, pandemiyi büyütmenin tarihini yazıyorsunuz bu topraklarda. Yapılacak iş net, belli. Önce “Her şeyi ben bilirim.” demeyeceksiniz. Sağlık meslek örgütlerinin, işçi sendikalarının, DİSK’in, toplumsal muhalefetin bütün bileşenlerinin, belediyelerin, birincisi, dayanışmayı örgütlemesine izin vereceksiniz, engellemeyeceksiniz, ikincisi de bilim insanları dâhil tüm bu kesimlerin sözüne kulak vereceksiniz, yoksa halkta panik hâlini düşünün bundan sonrası için de. Eğer bu salgın böyle devam ederse ciddi bir gıda krizi, ciddi bir tarım krizi ve ciddi bir güvenlik krizi var, işsizlik krizi var bu ülkede; bu bizi bekliyor. Buna karşı önlem almak tabii ki birinci dereceden buranın görevidir. O yüzden, yapılacakları defalarca ifade ettik. Buradan, acil olarak bu Meclisi AKP’nin ve sarayın ihtiyaçları için değil halkın ihtiyaçları için çalışmaya davet ediyorum; birincisi bu.

ASUMAN ERDOĞAN (Ankara) – Saçmalıyorsun.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Halkın ve bizim milletimizin ihtiyaçları için çalışıyoruz.

OYA ERSOY (Devamla) – İkincisi, toplumsal muhalefet bileşenlerinin hepsine sesleniyorum…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ASUMAN ERDOĞAN (Ankara) – İsyan mı ediyorsun?

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın lütfen.

OYA ERSOY (Devamla) – Bu süreçte coronaya karşı halkı koruyacak önlemler almak herkesin sorumluluğudur; bilim insanlarının sorumluluğudur, siyasi muhalefetin sorumluluğudur, emek örgütlerinin sorumluluğudur, demokratik kitle örgütlerinin ve halktan yana düşünen herkesin sorumluluğudur.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Milletimizin hizmetinde olduğumuz için millet bize destek veriyor.

OYA ERSOY (Devamla) – Bu sorumluluğu hep birlikte yerine getirmeye davet ediyorum.

Evet, hep birlikte dayanışmalarımızı örelim ve haklarımıza sahip çıkalım.

Teşekkür ederim. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Sayın Nilgün Ök. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA NİLGÜN ÖK (Denizli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; CHP Grubu önerisi üzerine AK PARTİ Grubum adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle, yüce Meclisimizi ve ekranları başında bizleri izleyen vatandaşlarımızı sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Maalesef tüm dünyayı etkisi altına alan bir virüse karşı mücadele gösteriyoruz. Bizim birinci önceliğimiz, bu süreçte hiçbir vatandaşımızın işini kaybetmemesidir, aşını kaybetmemesidir; bunun için de mücadele veriyoruz. Devlet olarak, gerek alınan sağlık önlemleri sonucunda işleri duran gerekse de ekonominin yavaşlamasından olumsuz etkilenen vatandaşlarımıza, esnafımıza, KOBİ’lerimize, sanayicilerimize destek olmak amacıyla ilk günden itibaren önemli tedbirler almış bulunmaktayız. Açıklanan Ekonomik İstikrar Kalkanı çerçevesinde, toplamda 100 milyar liralık kapsayıcı önlemleri ve tedbirleri içeren paketle, pandeminin ülkemiz ekonomisi üzerindeki etkilerini kontrol altına almak, oluşabilecek olan hasarı asgari düzeye indirmek için hemen harekete geçtik. Öncelikle, Türkiye genelinde 1,3 milyon esnafımızı mücbir sebep kapsamına aldık; esnafımızın her türlü vergi ve SGK ödemelerinin tamamını erteledik, ayrıca bildirmesi gereken beyannamelerinin sürelerini uzattık. Kısa çalışma ödeneğinden yararlanma koşullarına esneklik getirdik, esnafımızın da bu imkândan yararlanmasına imkân sağladık. Hazine destekli finansman paketini devreye soktuk, işe devam kredisi desteği paketini hayata geçirdik. Esnaf Destek Paketi kapsamında, altı ay ödemesiz, otuz altı ay vadeli, 25 bin TL limitli işletme finansmanı desteği oluşturduk; kamu bankalarının sağladığı bu krediden yararlanmak isteyen esnafımızın sadece TC kimlik numarası ve oda kayıt belgesi sunarak tek imzayla başvuru yapmasını sağladık. Esnaf ve sanatkârlarımızın, mal ve hizmet alımlarında taksitli ve vadeli işlem yapabilecekleri, nakit akışlarını düzenleyecekleri ticari kart imkânını devreye soktuk; geliri 5 bin TL’nin altında olan vatandaşlarımız için 10 bin TL’ye kadar, çok düşük maliyetli temel ihtiyaç kredisini devreye aldık. Bu süreçte 71 binden fazla esnafımıza 25 bin TL finansman, 30 binden fazla esnafımıza da 25 bin TL limitli ticari kart sağlandı ve sağlamaya da devam edeceğiz. KOSGEB kredilerinden faydalanan ve bankalara ödemeleri devam eden kredi taksitlerinde ötelemeleri getirdik ve bununla ilgili KOSGEB herhangi bir faiz almıyor. Kamu bankalarından kredi kullanan vatandaşlarımız için kredi taksitlendirmesini getirdik. Bunun haricinde, şunu da belirtmek istiyorum: İnşallah, Meclisimizin de desteğiyle, ücretsiz izine çıkarılan vatandaşlarımız için kısa sürede maaş desteği sağlayacağız. Grubumuz, Meclis Başkanlığına sunulacak kanun teklifiyle, işten çıkarılan ve işsizlik ödeneğinden faydalanamayan işçilerimize İşsizlik Fonu üzerinden her gün 39,24 Türk lirası nakdî destek ödemeyi planlayan bir paketi çalışıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Ök, tamamlayın sözlerinizi.

NİLGÜN ÖK (Devamla) – Ayrıca, iş akdinin üç ay süreyle sona erdirilmesinin önlenmesi amacıyla da geçici iş güvencesi getirmeyi planlıyoruz. Esnafımızdan ve odalarımızdan gelen taleplere bugüne kadar hiçbir zaman kulağımızı kapatmadık ve her zaman onları dinledik.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu salgının üstesinden gelecek sadece imkâna değil aynı zamanda morale ve kararlılığa da sahibiz. Karamsarlığa ve rehavete kapılmadan, her türlü ihtimali göz önünde bulundurarak tedbirlerimizi adım adım alıyor ve hayata geçiriyoruz.

Sayın Cumhurbaşkanımızın da dediği gibi, bu süreçten, inşallah hep birlikte güçlenerek çıkacağımıza inanıyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Sayın Olcay Kılavuz. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA OLCAY KILAVUZ (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tüm dünyada coronavirüs salgını etkisini sürdürmeye devam etmektedir. Ülkemizde de alınan tedbirlerle bu salgına karşı bir mücadele yürütülmektedir. Bu anlamda, üstün bir gayret, eşi görülmemiş bir fedakârlıkla milletimizin sağlığı adına gecesini gündüzüne katarak görev yapan sağlık çalışanlarımıza, kamu görevlilerimize, asker, polis, gardiyan ve zabıtalarımıza teşekkürlerimi sunuyorum.

Virüs nedeniyle hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Yüce Allah’tan rahmet, tedavisi devam edenlere acil şifalar diliyorum.

Bu virüsü, birlik, kardeşlik ve dayanışma içerisinde, liderimiz Sayın Devlet Bahçeli Bey’in de ifade ettiği gibi aklın, bilimin ve duanın gücüyle hep beraber yeneceğimize inanıyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; esnaflarımız toplumsal yaşamın vazgeçilmez unsurları, ekonomik hayatımızın temel yapı taşlarıdır. Mersin’de ve tüm Türkiye’de faaliyet gösteren esnaflarımız coronavirüs salgını sebebiyle oldukça zor bir dönem geçirmektedirler. Esnaflarımızın bu zorlu süreci en az hasarla atlatabilmesi en büyük temennimizdir. Esnaflarımız Hükûmetten gelecek olan müjdeli haberleri beklemektedir. Bu kapsamda sıfır faizli finansman desteği verilmesi, SGK prim borçlarının ertelenmesi, kredilerin özel bankaları da kapsayacak şekilde genişletilmesi, sicil affının getirilmesi akaryakıt desteğinin sağlanması; elektrik, su, doğal gaz gibi borçların yapılandırılması, yolcu ve yük taşımacılığı yapan esnaflara ÖTV indirimi gibi teşvik ve ekonomik destek paketleri yürürlüğe konulmalıdır.

Ayrıca, yıllardır esnaflarımızdan aidat toplayan Türkiye Esnaf ve Sanatkârları Konfederasyonu ile esnaf kefalet ve kredi kooperatifi birlikleri bu zor günlerde esnaflarımızın sıkıntılarını hafifletecek ne gibi çalışmalar yapmaktadır?

Coronavirüs salgını, çiftçilerimizi ve üreticilerimizi de zor durumda bırakmıştır. İhracat yasağı sebebiyle üreticilerimizin limonları ellerinde kalmış, firmalar limon alımını durdurmuş, yapılan sözleşmeler iptal edilmeye başlanmıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

OLCAY KILAVUZ (Devamla) – Domates ihracatında da benzer bir durum yaşanmaktadır. İhracatında zorluklar yaşanan, iç piyasada tüketimi azalan domates, üreticilerimizin mağdur olmasına neden olmaktadır. Bu anlamda ihracat yasağı kalkmalı, çiftçilerimizin kredileri ertelenmeli ve sıkıntıları tez elden giderilmelidir.

Tarım ürünlerinde tedarikçi ve marketçi arasında oluşan fiyat farkı ve kâr marjı ciddi bir şekilde sorun teşkil etmektedir. Fiyat farkının en aza indirilmesi, kâr marjına yönelik bir düzenleme getirilmesi ülkemiz ve milletimiz adına olumlu bir gelişme olacaktır.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Alınan karar gereğince, gündemin “Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkan Vekili Denizli Milletvekili Cahit Özkan, Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkan Vekili Sakarya Milletvekili Muhammet Levent Bülbül ve Afyonkarahisar Milletvekili Ali Özkaya ile 57 milletvekilinin Ceza Ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi Ve Adalet Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

VII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Denizli Milletvekili Cahit Özkan, Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül ve Afyonkarahisar Milletvekili Ali Özkaya ile 57 Milletvekilinin Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2762) ve Adalet Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 207) (x)

BAŞKAN - Komisyon? Yerinde.

Dünkü birleşimde İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülen 207 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin birinci bölümünde yer alan 19’uncu madde üzerinde önerge işleminde kalınmıştı. Madde üzerindeki bir önerge dünkü birleşimde kabul edilmemişti. Şimdi diğer önergeleri aykırılık sırasına göre okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda değişiklik yapılmasına dair Kanun Teklifi’nin 19’uncu maddesinde geçen “bir yıl” ibaresinin “iki yıl” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                Alpay Antmen               Turan Aydoğan                     Zeynel Emre

                     Mersin                        İstanbul                               İstanbul

              Süleyman Bülbül       Saliha Sera Kadıgil Sütlü            Gamze Taşcıer

                     Aydın                         İstanbul                                Ankara

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Gamze Taşcıer’in.

Buyurun Sayın Taşcıer. (CHP sıralarından alkışlar)

GAMZE TAŞCIER (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sözlerime başlarken dün genç yaşta hayatını kaybeden meslektaşım İsmail Durmuş başta olmak üzere Covid-19 salgını nedeniyle hayatını kaybeden tüm sağlık emekçilerine ve yurttaşlarımıza baş sağlığı diliyorum.

Değerli milletvekilleri, hepimizin farkına varması gereken bir gerçek var: Her gün kadınlar olarak öldürülüyoruz. Bu cinayetler birer sıradan vakanın ötesinde artık bir cinsin katliamı noktasına geldi. Sadece mart ayında 29 kadın daha öldürüldü. Her gün ölüyoruz. Biz kadınlar olarak aslında bir zihniyetin ölüm listesindeyiz. Bizler bunlara göre katli vacip olanlarız. Kadınlar olarak tekil bireylerle değil doğrudan doğruya bir zihniyetle mücadele ediyoruz.

Bakın, son süreçte yaşanan birkaç örnekten sizlere bahsetmek istiyorum. Ankara’da cezaevinden izinli çıkan erkek, evde tartıştığı eşi İlknur’u 4 yaşındaki kızının gözleri önünde bıçaklayarak öldürdü. Afyonkarahisar’da cezaevinden nakil için izinli çıkan erkek, 5 çocuğunun annesi Birsen’i birlikte yaşadığı adamın evini ateşe vererek dışarı çıkmasını sağlayarak sonra da tüfekle öldürdü. İzmir Çiğli’de açık cezaevinden izinli olarak çıkan erkek, boşandığı eşi ve baldızına kurşun yağdırıp öldürdü. Hatay’da firar eden erkek, 2 çocuk sahibi eşini kalbinden bıçaklayarak öldürdü. Manisa Turgutlu’da açık cezaevinden izinli çıkan erkek, tartıştığı eşini 20 yerinden bıçaklayarak öldürdü. Bunlar, sadece yakın zamanda gerçekleşen olaylar. Şimdi, sizin bu verdiğiniz teklif aslında bu ve bunun gibi birçok haberin daha çok olmasına sebep olacak. Elbette ki cezaevinden çıkan herkesi potansiyel suçlu olarak görmüyoruz, başka suçlardan cezasını çekip ıslah olanları bu konudan ayrı tutuyoruz. Ama biz, kadınları öldürmeye ant içmiş zihniyetin üyelerine bir gün, bir saat, bir dakika bile indirim yapılmasını, cezaevinden bir saniye dahi erken çıkmasını kabul etmiyoruz. (CHP sıralarından alkışlar)

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Kadın cinayetleri komple kapsam dışıdır. Bu yasal düzenlemeden asla yararlanamıyorlar.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Yararlanıyor.

GAMZE TAŞCIER (Devamla) – Tabii, sorulunca “Böyle bir şey yok.” diyorsunuz, Grup Başkan Vekili de şu an oturduğu yerden söylenmeye başlıyor.

Peki, açık cezaya geçmesine bir yıl ve daha az süre kalan hükümlüyü doğrudan açık cezaevine, oradan da izinli bırakıyorsunuz.

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Hayır, hayır, yok.

GAMZE TAŞCIER (Devamla) – 31 Mayısa kadar olan bu izni altı aya kadar uzatabiliyorsunuz. Yani sadece…

ALİ ŞAHİN (Gaziantep) - Bakın “Yok.” diyorlar, siz niye oradan konuşuyorsunuz öyle?

GAMZE TAŞCIER (Devamla) – Gelir cevap verirsiniz.

ALİ ŞAHİN (Gaziantep) - “Yok.” diyorlar. Olmayan şeyi niye kürsüden konuşuyorsunuz?

GAMZE TAŞCIER (Devamla) – Ben iddialarımı söyleyeyim, gelir cevap verirler.

ALİ ŞAHİN (Gaziantep) - Toplumu niye yanıltıyorsunuz?

GAMZE TAŞCIER (Devamla) – Ben söyleyeyim…

ALİ ŞAHİN (Gaziantep) – Bakın, herkes diyor ki “Yok.”

GAMZE TAŞCIER (Devamla) – Şöyle: Keşke altına imza attığınız şeyin ne olduğunu siz de okusaydınız, bunların doğru olduğunu, hepsini görürdünüz.

ALİ ŞAHİN (Gaziantep) – Açığa çıkmak serbest bırakmak mı?

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar, biraz sessiz lütfen…

GAMZE TAŞCIER (Devamla) – Keşke imza attığınız şeyi bir okusaydınız.

ALİ ŞAHİN (Gaziantep) – Açığa çıkması serbest bırakılması demek mi?

GAMZE TAŞCIER (Devamla) – Aynen öyle.

BAŞKAN – Arkadaşlar, biraz sessiz…

GAMZE TAŞCIER (Devamla) – Keşke altına imza attığınız şeyleri bir kere okusaydınız, bunların hepsinin var olduğunu göreceksiniz.

ALİ ŞAHİN (Gaziantep) – Kamuoyunu yanıltıyor. Yalan!

GAMZE TAŞCIER (Devamla) – Bu kadar kadın dernekleri, bu kadar örgütler bu olayın sonucunun buna varacağını iddia ediyor, siz okuma zahmetinde dahi bulunmadığınız önergenin ne olduğunu bilmiyorsunuz, oturduğunuz yerden de sadece bağırıyorsunuz.

ALİ ŞAHİN (Gaziantep) - Hanımefendi, bakın, doğru söyleyin, toplumu doğru bilgilendirin.

BAŞKAN - Sayın Şahin, lütfen…

GAMZE TAŞCIER (Ankara) - Kimse kimseyi kandırmasın, bu bir af düzenlemesidir, kadına şiddet uygulayanı da cinsel istismarcı olanı da bu uygulamadan yararlanacak. Cinsel saldırıya uğramış…

ALİ ŞAHİN (Gaziantep) - Toplumu doğru bilgilendirmek zorundayız.

GAMZE TAŞCIER (Ankara) - Gelir cevap verirsiniz. O zaman gelir, iddialarımıza burada cevap verirsiniz.

ALİ ŞAHİN (Gaziantep) - Hanımefendi, doğru konuşun.

BAŞKAN - Sayın Şahin, lütfen…

GAMZE TAŞCIER (Devamla) - Siz doğru bilgilendireceksiniz toplumu. Her seferinde, her seferinde “Yok.” diyorsunuz, sonucunda da maalesef kadını ve çocuğu yok sayan bir sonuçla karşı karşıya kalıyoruz.

Evet, değerli milletvekilleri, kadına şiddet uygulayan, çocuklara cinsel istismarda bulunanlar evet, cezaevinde gün sayıyor ama sanmayın ki yalnızlar, tecavüze uğrayan kadınlar da dışarıda korkuyla gün sayıyorlar, o erkeklerin cezaevinden çıkacağı günü korkuyla bekliyorlar. O günün hiç gelmemesini umarak yıllar süren bir korkuyla yaşıyorlar, tabii buna yaşamak denirse.

Ben Türkiye’deki dört bir yanda gerçekleşen kadın davalarını takip ediyorum. Orada kadını yaralayan, kadına şiddet uygulayan erkeklerin ortak bir söylemi var: “Bu cezaevinden çıktıktan sonra yarım kalan işimi tamamlayacağım.”

ALİ ŞAHİN (Gaziantep) - Kadına şiddetle hiç alakası yok. Önergede “1 değil, iki yıl olsun.” diyorsunuz. Önergeniz ile konuşmanızın uzaktan yakından alakası yok.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Muş) - Dinleyin, dinleyin.

GAMZE TAŞCIER (Devamla) - Getirdiğiniz önergeyle yarım kalan işini tamamlatacaksınız. Bu yasadan kadınlar adına utanç duyuyorum, kadınlar adına öfkeleniyorum ama en önemlisi kadınlar adına korkuyorum. Hani, kişiye karşı işlenen suçlarda devlet affetmezdi, Genel Başkanınız öyle diyordu.

ALİ ŞAHİN (Gaziantep) - Yalan söylüyorsunuz, yalan söylüyorsunuz!

BAŞKAN - Sayın Şahin, lütfen.

GAMZE TAŞCIER (Devamla) - Bugün “tweet” attığı için, gerçekleri kitap hâline getirdiği için…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Taşcıer, tamamlayın.

GAMZE TAŞCIER (Ankara) - Çok sataşma oldu, Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

GAMZE TAŞCIER (Devamla) - Gerçekleri kitap hâline getirdiği için Murat Ağırel hapiste olacak, kadına şiddet uygulayanı dışarı çıkaracaksınız. (CHP sıralarından alkışlar)

ALİ ŞAHİN (Gaziantep) - Toplumu yanlış bilgilendiriyorsunuz.

GAMZE TAŞCIER (Ankara) - FETÖ borsasını ortaya çıkaran Barış Pehlivan, Barış Terkoğlu dışarıya çıkamayacak, kadının yüzüne kezzap atanı, öğrencisini istismar eden hocayı serbest bırakacaksınız; yok öyle bir şey!

ALİ ŞAHİN (Gaziantep) - Önergenizi okuyun önce, altında imzanız olmayan…

Toplumu doğru bilgilendirmeli, Sayın Başkan.

GAMZE TAŞCIER (Devamla) - Bu suçlardan cezaevine girenler birkaç yıl sonra çıkacak ama kadınları müebbete mahkûm edeceksiniz. Siz kadınların daha iyi nasıl bir ülkede yaşaması gerektiğini düşünmeniz gerekirken, onları katledenlere, onları istismar edenlere bunun yolunu açıyorsunuz. İki kelimeyle bu garabeti ortadan kaldırabilirsiniz, iki kelime ekleyerek, kadınların kararan hayatlarını belki aydınlatamazsınız ama hiç değilse karanlık eklemezsiniz.

Aynı, 2016 yılında, insanlar evlerinde uyurken bir gece yarısını fırsat bilip getirmeye çalıştığınız benzer bir kanunla… Bu kanunu da virüsü bahane bilerek kadınların ve çocukların hayatlarını karartamazsınız. Kadınların hayatlarına karanlık eklemeyin. (CHP sıralarından alkışlar)

ALİ ŞAHİN (Gaziantep) – “19’uncu maddenin ‘bir yıl’ kararının ‘iki yıl’ olarak değiştirilmesi…” Başka bir şey yok, önergenizden haberiniz yok!

BAŞKAN – Sayın Taşçıer, sizi böyle kürsüye alabilir miyim.

GAMZE TAŞÇIER (Ankara) – Ne için Başkanım?

BAŞKAN – İmza…

ALİ ŞAHİN (Gaziantep) – Daha imzalamamışsın bile önergeyi!

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

ALİ ŞAHİN (Gaziantep) – Konuşması geçersiz Sayın Başkan, önergeyi imzalamamış. Daha önergeyi imzalamamış Sayın Başkan, konuşması geçersiz!

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Ali, sen de kanunu okumamışsın!

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Bülbül, buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

25.- Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül’ün, Ankara Milletvekili Gamze Taşcıer’in görüşülmekte olan 207 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 19’uncu maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Sayın Başkan, burada birçok kavram birbirine karıştırılıyor, birçok madde birbirine karıştırılıyor.

Şimdi, biz burada devamlı, her konuşmadan sonra söz almıyoruz ama burada bir hatayı da düzeltmek lazım. Şimdi, açık cezaevinden şu an Covid iznine ayrılacak olanlara, ayrılanlara öngörülen işlem tahliye değildir. Bunlar cezaevlerine geri dönmeleri öngörülen kişilerdir ve bu salgın hastalık nedeniyle izin uygulanan kişilerdir. Bu kişiler zaten açık cezaevinde kalıyor olmaları sebebiyle, hiçbir suç ayrımı gözetilmeksizin üç ayda toplamda yedi gün izin kullanan kişilerdir. Bunlarla ilgili olarak yapılmış yeni bir tasarruf değil, sadece, Covid izni sebebiyle bir araya getirilmiş iki aylık bir izin bu salgın hastalık nedeniyle alınmış olan bir tedbirdir. Dolayısıyla sanki yeni baştan bir izin müessesesi ihdas ediliyormuş gibi bir algılama oluşturmak, bir yorum yapmak doğru değildir. Yine, aynı şekilde, açık cezaevlerinin boşalmasından sonra, kapalı cezaevinde bulunup da açık cezaevine çıkma hakkına bir yıl veya daha az süre kalmış olan mahkûmların açık cezaevine çıktıktan sonra Covid iznine ayrılması ve bu kapsamda toplu izinden faydalanması söz konusu değildir. Bunlar, açık cezaevinde kalacak olan kişilerdir. Dolayısıyla bunlar da sanki çıkıyormuş gibi, bunlar da sanki toplum içine karışacakmış gibi, gizli birtakım gündemler varmış gibi bir algı yaratmaya çalışmayı kabul etmediğimizi buradan ifade etmek istiyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım...

BAŞKAN – Sayın Özel…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Konunun açıklığa kavuşması için -ben de söz istiyorum ama- teknik açıklama olduğu için Komisyon sözcümüz bir dakikayla bu konuya cevap versin. Yani grubumuz adına konuşacak.

BAŞKAN – Sayın Emre, buyurun.

26.- İstanbul Milletvekili Zeynel Emre’nin, Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül’ün yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ZEYNEL EMRE (İstanbul) – Sayın Başkan, bir defa, kamuoyunda bu meselenin karışık anlaşılmasının bir sebebi var. Bunun nedenleri…

ALİ ŞAHİN (Gaziantep) – O da sizin tezviratınız.

ZEYNEL EMRE (İstanbul) – Beyefendi, bir dinlemeyi öğren, bir sabret, dinle ya. Söyleyeceğin bir şey varsa cevap verirsin.

BAŞKAN – Sayın Emre, siz Genel Kurula hitap edin, devam edin.

ZEYNEL EMRE (İstanbul) – Birincisi: Bugüne kadar yapılan yanlışlardan ötürü karışık anlaşılıyor. Yani infaz kanununun, çıkarılan düzenlemelerin, aynı ceza maddesi içerisindeki fıkralara kadar ayrı infaz rejimleri uygulanmasının… Bunlardan ötürü kamuoyunda bir karışıklık var.

İkincisi; burada 3 kalıp şey var: Bir, ceza infaz süresinin kısaltılması. Bununla ilgili istisnalarda 102’den 105’e kadar olan maddeler sayılmış. Arkadaşlarımızın buna ilişkin bir şeyi yok zaten. Denetimli serbestlik süresinin bir yıldan üç yıla çıkarılmasıyla ilgili de o kalıp aynı şekilde duruyor yani o istisna duruyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ZEYNEL EMRE (İstanbul) – Bunun aksini zaten söylemiyoruz. Yani, arkadaşlarımızın ifade ettiği şu: Ama aynı kalıp, kapalıdan açık cezaevine erken çıkanlar için konulmamış durumda.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Bunlar Covid’ten dışarı çıkacakmış gibi anlaşılıyor.

ZEYNEL EMRE (İstanbul) – Şimdi, sonuçta arkadaşlarımızın dikkat çektiği konu burası. Burada bir ayrım yapılmamış, diğer bölümlerde ayrım yapılmış. Kanunun yapma tekniği açısından bakıldığında, bu istisna tutulduğu için cinsel suçlardan mahkûm olanlar da bundan yararlanıyor. Şimdi, bu gerçeği söylüyor diye arkadaşlarımıza sataşmada bulunmasın.

BAŞKAN – Yani “Covid dolayısıyla izinden faydalanıyor.” mu diyorsunuz?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Hayır, hayır, bir yıl erken açığa çıkıyor.

ALİ ŞAHİN (Gaziantep) – Serbest kalmıyor.

ZEYNEL EMRE (İstanbul) – Bakın, arkadaşlar; yasa yapıcılar, teklif sahipleri zaten bunu biliyorlar. Dolayısıyla burada o kısımdan yararlanıyor. Yani burada onu tutmamışsınız en sonda, bu da bir gerçek. (CHP sıralarından alkışlar)

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Doğru, doğru.

BAŞKAN – Teşekkür ettim Sayın Emre.

ALİ ŞAHİN (Gaziantep) – Serbest kalmıyor. Serbest kalıyor gibi anlattı hanımefendi. Dışarı çıkmıyor, salıverilmiyor.

BAŞKAN - Sayın Tunç, buyurun.

27.- Adalet Komisyonu Başkan Vekili Yılmaz Tunç’un, Ankara Milletvekili Gamze Taşcıer’in görüşülmekte olan 207 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 19’uncu maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Burada yanlış anlamalara da sebebiyet vermememiz lazım. Milletvekilleri olarak bu yaptığımız çalışmanın… (Gürültüler)

Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri ve sayın Grup Başkan Vekilleri; lütfen… Komisyon bir açıklama yapıyor.

Siz Genel Kurula hitap edin, Sayın Özel dinlemese de olur.

Buyurun.

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Teşekkür ediyoruz.

Şimdi, burada kamuoyunu yanıltmaya çalışmamak gerekir çünkü herkes okuduğunu anlayabilecek düzeyde burada. Komisyonda da bunlar tartışıldı. Sayın Taşcıer kadın cinayetlerinden bahsetti ve “Bu cinayetleri gerçekleştiren katiller bu yasadan sonra serbest kalacak.” gibi ifadeler kullandı. Bunlar çok tehlikeli ifadeler.

GAMZE TAŞCIER (Ankara) – “Cinayet” demedim “şiddet ve istismar” dedim.

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Kadın cinayetinin sanığı ağırlaştırılmış müebbet cezasına mahkûm olur.

DİRAYET DİLAN TAŞDEMİR (Ağrı) – Sadece öldürülmesi mi gerekir? Şiddete uğrayınca olmuyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Ağırlaştırılmış müebbet cezasının koşullu salıverilmesini kanun zaten otuz yıl olarak belirlemiş. Bu kanun teklifinde ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının koşullu salıverilmesine indiren bir madde yok ki. Bunu söylediğiniz zaman kamuoyunu yanlış bilgilendirirsiniz.

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – Teşebbüste bulunanlar, yaralayanlar…

ALİ ŞEKER (İstanbul) – “İşim yarım kaldı.” diyenler…

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – İzin konusuna gelelim.

Değerli milletvekilleri, kamuoyuna yanlış bilgi aktarmayalım, bakın, burada kanun yapıyoruz, doğru bilgileri aktaralım. Bu, bütün ülkeyi ilgilendiriyor.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Siz yanlış aktarıyorsunuz.

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – Siz yanlış aktarıyorsunuz, eksik aktarıyorsunuz.

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Covid izni şudur: 30 Mayıs 2020 tarihine kadar açık cezaevlerinde bulunan hükümlüler… Bunlar zaten üç ayda bir yedi gün izne çıkabiliyorlar. Covid nedeniyle zaruret hâli var, cezaevlerinde salgın tehlikesi var. Bu tehlikeyi de ortadan kaldırmak bizim görevimiz. Açık cezaevlerinde bulunan hükümlülere, zaten izin hakkı olan, yasal olarak suç ayrımı olmadan izin hakkı olan bu hükümlülere 30 Mayıs 2020 tarihine kadar izin verilecek. Bu izni, salgın riski devam ederse, Sağlık Bakanlığının görüşü doğrultusunda, 3 kere olmak üzere, ikişer ay arayla Adalet Bakanı uzatabilecek.

Açık cezaevinden izin için çıktılar, açık cezaevleri boşaldı. Hepiniz burada diyorsunuz ki: “Kapalıda çok risk var, salgın riski var, mahkûmlar, tutuklular şöyle…” diyorsunuz. Kapalıdakinin açığa çıkmasına bir yıl kala… Zaten cezasını çekmiş, bir yıl sonra da açığa çıkacak. Kapalıdaki riski azaltmak için açığa çıkmasına bir yıl kalanlar açık cezaevine geçecekler. Açık cezaevine geçecek olan bu hükümlüler Covid izninden yararlanamayacak. 6’ncı fıkrada bu açık açık yazıyor. İzne çıkacaklar diye artık tekrar etmenin anlamı yok. (AK PARTİ ve MHP sıralarından alkışlar)

Burada okuyalım 6’ncı fıkrayı…

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Tunç.

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Kocaeli) – Açığa geçene kadar dışarıda olacaklar.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Yahu, açığa geçene kadar nasıl dışarıda olacaklar! Bu doğru değil ya!

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Israrla yalan söylüyorlar! Bu kadar olmaz ya! Okumadınız mı bunu? Lanet olası ya!

BAŞKAN – Sayın Bülbül, buyurun.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Sayın Başkan, Komisyon Başkanımız gereken açıklamayı yaptı, benim daha fazla söz almama gerek yok.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Beştaş…

28.- Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, açık cezaevine geçişte cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçların kapsam dışı tutulmadığına ilişkin açıklaması

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan, açıklamalar aslında birbiriyle çelişki arz ediyor. Bizim totalde söylediğimiz şu: Açık cezaevine geçişte cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlar kapsam dışı tutulmamıştır. Açık cezaevine geçişte cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçların sanıkları da geçiyor, hükümlüler geçiyor.

BAŞKAN – Ama izinden faydalanamıyor.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Açık cezaevine geçtikten sonra zaten ayda bir hafta izni var. Bırakalım Covid iznini, zaten o izin, normal izin bile onları…

BAŞKAN – 6’ncı maddede o izinden faydalanamadığını söylüyorlar yani.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan, ben Covid izninden söz etmiyorum. Burada kamuoyunu yanıltan biz değiliz, kamuoyunu yanıltan bu teklifi getirenlerdir. Yani Berfin Özek’in yüzüne kezzap atana rıza göstermesi, rıza üretilmesi tam da bu vahşetin sonucudur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Kadınlar, kendilerine saldıranlarla, taciz edenlerle... Ceren Özdemir’in katilinde olduğu gibi, açık cezaevinden izinli çıktı ve genç bir kızımızı katletti. Bütün bunlara yol veriliyor. Bu konuda daha fazla kafa karıştırılmasın. Ya bunu düzenleyelim tekrar ya da bunun aksini, döne döne aynı şeyleri anlatmasınlar.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bülbül.

29.- Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül’ün, Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Efendim, bu, zaten şu an itibarıyla açık cezaevinden çıkanlarla alakalı olarak, izne ayrılanlarla alakalı olarak, kanunen izin hakkını kullananlarla ilgili bugüne kadar herhangi bir suç ayrımı yapılmamış ki. Açık cezaevine çıkma hakkına sahip olmuş, iyi hâl göstermiş olan ve cezasının sonuna gelmiş olan, infazının sonuna gelmiş olan hükümlülerle alakalı olarak açık cezaevi imkânı tanınmış olan bir şeydir bu, kanunumuzda. Şimdi, bu kanun çerçevesinde izin kullananlara diyoruz ki birer haftalık izinler değil üç ayda bir, Covid sebebiyle, Başkanımızın dediği gibi, zaruret hâli sebebiyle, çok önemli bu hâl sebebiyle bu izinleri birleştiriyoruz ve iki ay olarak kullandırıyoruz. Kapalıdan açığa geçenlerle ilgili olarak da sanki serbest kalıyormuş gibi bir ifade, bir algılama yaratılmaya çalışılıyor. Bunlar, kapalı cezaevinden yine bir cezaevine, açık cezaevine girmiş olacaklar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Açalım sistemi.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Dolayısıyla bunların herhangi bir izinden faydalanması söz konusu değil. Toplumun vicdanını kanatan yeni hadiseler, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası almış olan cinayetlerle alakalı olarak burada örnekler vermek büyük bir çarpıtmadır, yalandır. Şimdi, Ceren Özdemir’in katilinin kalkıp da açık cezaevinde bulunduğunu kim söylüyor veya bunun serbest kalacağını kim iddia edebilir veya diğer vakalarla alakalı olarak bunlar üzerinden istismar yapılıyor. Bunu kabul etmek mümkün değil.

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Kocaeli) – İşte yasa burada…

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sayın Başkanım…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan, kayıtlara geçsin diye bir şey söyleyeceğim.

(HDP ve MHP sıralarından karşılıklı laf atmalar)

BAŞKAN – Arkadaşlar, müsaade eder misiniz.

Sayın Beştaş, siz kayıtlara geçirin.

TULAY HATIMOĞULLARI ORUÇ (Adana)- Bu taraf bize saldırıyor.

BAŞKAN – Arkadaşlar, lütfen…

Sayın Oruç, bakın Grup Başkan Vekilinize söz verdim, konuşamıyor.

Sayın Beştaş, buyurun.

TULAY HATIMOĞULLARI ORUÇ (Adana)- Ayıp ya!

ARZU ERDEM (İstanbul) – Konuşmayın! Konuşmayın!

TULAY HATIMOĞULLARI ORUÇ (Adana) – Biz yerimizde oturmuşken bize laf atılıyor.

(HDP ve MHP sıralarından karşılıklı laf atmalar)

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sayın Başkanım, bu tartışmayı şöyle bitirelim.

BAŞKAN – Müsaade eder misiniz, söz vermedim Sayın Tunç.

(HDP ve MHP sıralarından karşılıklı laf atmalar)

BAŞKAN – Arkadaşlar, lütfen…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan, Tunç açıklayacaksa Komisyon sözcüsü olarak yeni bir şey söyleyebilir, sonra söz alayım.

BAŞKAN – Peki, Sayın Tunç buyurun.

30.- Adalet Komisyonu Başkan Vekili Yılmaz Tunç’un, Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sayın Başkanım, tabii, burada milletvekillerimizin önünde sıra sayısı var. Sıra sayısının 114’üncü sayfasını açsınlar -tereddüdü olanlar- 114’üncü sayfada çerçeve 53’üncü maddenin (6)’ncı fıkrasını okusunlar.

BAŞKAN – Siz okuyun da dinleyelim biz sizi lütfen.

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – (6)’ncı fıkrayı okuyorum: “Türk Ceza Kanununun İkinci Kitap Dördüncü Kısım Dördüncü, Beşinci, Altıncı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar, Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlar ve örgüt faaliyeti kapsamında işlenen suçlar hariç olmak üzere toplam hapis cezası on yıldan az olanlar bir ayını, on yıl ve daha fazla olanlar ise üç ayını kapalı ceza infaz kurumunda geçirmiş olan iyi hâlli hükümlülerden...” Tabii, bunların koşullu salıverilmelerine yedi yıl kala... Yönetmelikte de ayrıca süreler belirtilmiş... “İlgili mevzuat uyarınca açık ceza infaz kurumlarına ayrılmalarına bir yıl veya daha az süre kalanlar, talepleri hâlinde açık ceza infaz kurumlarına gönderilebilirler.”

Gönderildi açık cezaevine, ne olacak sonra? Bu hükümlüler açık ceza infaz kurumlarında barındırılır, izne çıkamıyor bunlar, orada barındırılır. İlgili mevzuat uyarınca açık ceza infaz kurumlarına ayrılmaya hak kazandıkları zaman yasal olarak... Diyelim ki hepsinin bir yıldan az kalmış olmayabilir, bazılarının bir ayı vardır. Covid izni süresi içerisinde o bir aylık yasal hakkını elde ederse o zaman hak kazanabilir, zaten izin hakkına yasal olarak kavuşuyor. Burada, kapalıdan açık cezaevine bir yıl kala geçenler kesinlikle açık cezaevinden izne çıkamazlar; (6)’ncı fıkra.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Tunç, anlaşılmıştır.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – “Covid izni” diyor, olağan izne çıkıyorlar, onu söylüyor.

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Evet, Covid iznine çıkamazlar.

VII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Denizli Milletvekili Cahit Özkan, Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül ve Afyonkarahisar Milletvekili Ali Özkaya ile 57 Milletvekilinin Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2762) ve Adalet Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 207) (Devam)

BAŞKAN – Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 19’uncu maddesinin birinci fıkrasında yer alan “eklenmiştir” ibaresinin “ilave edilmiştir” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

               Ayhan Altıntaş                 Ayhan Erel                       Yasin Öztürk

                    Ankara                        Aksaray                                Denizli

            Arslan Kabukcuoğlu             Ümit Beyaz                        Hüseyin Örs

                   Eskişehir                       İstanbul                                Trabzon

               İsmail Tatlıoğlu

                     Bursa

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Beştaş, buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

31.- Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Adalet Komisyonu Başkan Vekili Yılmaz Tunç’un yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan, bir haftadır bu konuyu ısrarla ifade ediyoruz, bir netliğe kavuşması lazım. Bize şu anda bile mesaj geliyor kadınlardan. Kadın Dernekleri Federasyonu Başkanı Canan Güllü’nün açıklaması da oldu. Bu tartışmalardan sonra binlerce kadın, kadın kurumlarını arayarak “Bunlar eve izinli gelirse biz kendimizi nasıl koruyacağız?” diyorlar. Bu işi teknik yasa olarak ifade etmekten ziyade... (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Ya, ne diyeceğimi bir bekleyin!

BAŞKAN – Arkadaşlar, bir müsaade edin lütfen. Bakın, daha önümüzde yapacağımız 69 tane madde var.

Rica ediyorum, lütfen.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Yalan söylemeyin!

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Burada tutanakları isteyeceğim. Yani gerçekten Sayın Akçay, üzgünüm “Yalan söylemeyin.” ne demek ya? Bir Grup Başkan Vekili diğer Grup Başkan Vekiline nasıl “Yalan söylemeyin.” der ya?

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Beştaş, kadın derneklerini diyorum ben. Kadın derneklerinin yanlış bilgilendirmelerini siz doğru bilgilendirme olarak... Onlar yalan söylüyor.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Muş) – Kadın dernekleri yalan söylemiyor.

BAŞKAN – Sayın Beştaş, tamamlayın sözlerinizi lütfen.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – İşin özü şudur: Cinsel suç işleyenler açık cezaevine geçebiliyor. Açık cezaevine geçenlerin izin hakkı yasadan kaynaklıdır. Bunu zaten her 2 hatip de söyledi yani bu konuda anlaşalım.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Bunu kaldırmak mı istiyorsunuz?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Bizim dediğimiz, bu kadar -11 kanunda- değişiklik yapan bir infaz yasa teklifinde, izinli olarak çıkanların kadınlara zarar vereceği neden düşünülmüyor? Neden onu çıkarmadınız?

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Eski kanundan bahsediyorsunuz. Eski kanunda var bu, var, var.

BAŞKAN – Sayın Özkan, müsaade edin.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Yeni bir şey söylüyorsun sanki.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Ya, bir müsaade edin.

Bir hafta eve gideceğini siz söylüyorsunuz.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Zaten gidiyor.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Hepsi bu değil. Var zaten.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Zaten gidiyor, yasaklayalım. Eve gidişini yasaklayalım.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Onu söyleyin işte, onu söyleyin.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Zaten onu söylüyorum, bırakmıyorsunuz ki söyleyeyim.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Bahsettiğinizle alakası yok.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Erken çıkıyor ya…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan, açık cezaevine geçişine karşıyız, eve izinli gidişine karşıyız. Kadınlar bu şekilde korunamaz.

BAŞKAN – Meramınız anlaşılmıştır.

Teşekkür ediyorum.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Bizim derdimiz bu.

VII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Denizli Milletvekili Cahit Özkan, Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül ve Afyonkarahisar Milletvekili Ali Özkaya ile 57 Milletvekilinin Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2762) ve Adalet Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 207) (Devam)

BAŞKAN – Önerge üzerinde Sayın Hüseyin Örs.

Buyurun. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

HÜSEYİN ÖRS (Trabzon) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan kanun teklifinin 19’uncu maddesi üzerinde İYİ PARTİ Grubu adına söz aldım. Hepinizi en derin saygılarımla selamlıyorum.

Bugün 11 Nisan, Şanlıurfa’mızın düşman işgalinden kurtuluşunun da 100’üncü yıl dönümü, kutlu olsun diyorum. Şehitlerimizi rahmet, minnet ve saygıyla anıyorum. Bu vesileyle bir Trabzon Milletvekili olarak Şanlıurfa’daki hemşehrilerimize, vatandaşlarımıza, kardeşlerimize selam, saygı ve sağlık dileklerimi iletiyorum.

Değerli milletvekilleri, coronavirüs salgınının yarattığı risklere karşı alınan önlemler arasında tarım sektörüne çok az yer verildiğini söyleyerek sözlerime başlamak istiyorum.

Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından açıklanan ekonomik önlem paketlerinde çiftçilere yer verilmemesi, sonradan yaptığı bir açıklamada ise -yanlış bilgilendirilmiş olacak ki- “2020 yılı desteklerinin yarısı ödendi.” gibi beyanları, Tarım ve Orman Bakanının, “Gıda stoklarımız yeterli.” dedikten çok kısa bir süre sonra “Bazı ürünlerde stok yapacağız.” gibi çelişkili beyanları, maalesef çiftçimizin, üreticimizin iktidara olan güvenini sarsmıştır arkadaşlar.

Değerli arkadaşlar, şurası bir gerçektir ki yalnızca tohum gibi bir girdide verilen destek, diğer girdilerdeki yüksek fiyat gerçeği karşısında üretimi istenen düzeyde olumlu etkilemeyecektir. Mazot, gübre, tohum, ilaç, yem, sulama suyu ve elektrik gibi tüm girdilerde vergi oranları dâhil düzenlemelerle maliyetleri düşürecek önlemleri içeren bir tarımsal, ekonomik destek paketi ivedilikle uygulamaya geçirilmelidir.

Değerli milletvekilleri, bu noktada şunu söyleyeceğim: Bir an önce 2020 için desteklenen ürünler bazında mazot destekleme miktarları TL olarak artırılmalıdır. Tarımsal girdi kapsamında kullanılan mazottaki yüksek oranda uygulanan vergiler ve KDV yüzde 1’e indirilmeli, döviz kurundaki artışlara karşın mazot fiyatı tüm ülkede çiftçilere 1,5 ile 2,5 TL aralığında verilmelidir. Tarımsal su kullanım ve elektrik borçları ertelenmeli, salgın süresince sulama hizmetleri ücretsiz verilmelidir. 2019 yılı destekleme ödemelerinin tamamı derhâl ödenmeli, buna yönelik takvimlendirme ve icmallerin öne çekilmesi için tebliğ düzenlemesi yapılmalıdır. 2020 yılı destekleme tebliği ivedilikle yayınlanmalı, destekleme ödemelerinin yarısının avans olarak ödenmesi için gerekli düzenlemeler yapılmalıdır. Bakanlık, destek, başvuru ve ödeme tarihlerini öne çekecek işlemelere öncelikle başlamalıdır. Çiftçilerin borçları, tarım kredi kooperatifleri yanında Ziraat Bankası ve özel bankalarda uzun vadeli yapılandırılmalı, kredi, ana para ve faiz ödemeleri bir yıl faizsiz ertelenmeli, çiftçilere sıfır faizli kredi verilmelidir. Çiftçilerin BAĞ-KUR ve SGK borçları 2020 yılı hasat sezonu sonuna kadar ertelenmelidir.

Değerli milletvekilleri, Kredi Garanti Fonu kredileri tarım işletmelerini de kapsamalıdır.

Arkadaşlar, ülkemizi idare edenler özellikle bu dönemde dışlayıcı değil, tarım ve gıda sektörünün tüm bileşenlerini sürece katarak bütüncül yaklaşımlarla alınacak ekonomik ve bilimsel önlemlerle krizi yönetmelidir.

Değerli milletvekilleri, tarım sektörü stratejik bir sektördür. Üreticilerin bir kez üretimden koptuktan sonra tekrar tarımsal üretime katılmaları oldukça uzun bir zaman almaktadır. Bu nedenle, tarım sektörüne yönelik ivedilikle bir tarımsal ekonomik önlemler paketi açıklanmalı, önünü görmekte zorlanan üreticilerimizin morali yükseltilmeli ve kamu yönetimine olan güveni tazelenmelidir diyor, Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

19’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Birleşime on beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati:16.12

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 16.30

BAŞKAN: Başkan Vekili Süreyya Sadi BİLGİÇ

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Enez KAPLAN (Tekirdağ)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 82’nci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

207 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon? Yerinde.

20’nci madde üzerinde 3 adet önerge vardır, aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 207 sıra sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 20’nci,. maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

“MADDE 20- 5275 sayılı Kanunun 17 nci maddesinin dördüncü fıkrasına “gelmesi veya” ibaresinden sonra gelmek üzere “hükümlünün eş veya çocuklarının sürekli hastalık veya malullükleri nedeniyle bakıma muhtaç olmaları ya da“ ibaresi eklenmiş ve fıkrada yer alan “altı ayı” ibaresi “bir yılı” şeklinde değiştirilmiş ve 6 ncı fıkrasının (a) bendinde yer alan “Terör suçları, örgüt faaliyetleri çerçevesinde işlenen suçlar” ibareleri çıkarılmıştır.”

       Serpil Kemalbay Pekgözegü        Mensur Işık                        Murat Çepni

                     İzmir                            Muş                                    İzmir

            Muazzez Orhan Işık      Dirayet Dilan Taşdemir             Züleyha Gülüm

                      Van                             Ağrı                                  İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Mensur Işık’ın.

Buyurun Sayın Işık. (HDP sıralarından alkışlar)

MENSUR IŞIK (Muş) – Sayın Başkan, sizi ve Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Ben hemen başlarken, dünün mazlumları bugünün zalimleri olmuş diye başlamak istiyorum. Gerçekten de dün mazlum olan, dün mağdur olan, mağdur edebiyatı yapan AKP bugün tam bir zalimane siyaset ve politikayla önümüze bir paket getirilmiştir. Bu paket, vicdansız bir paket arkadaşlar. Bu paket, adaletsiz bir paket; adaletsiz bir infaz rejimi getirmiştir. Bu paket, bir kısım yandaşlarınıza verdiğiniz sözü yerine getirmenin paketidir. Âdeta bir özel aftır bu. Kimler biliyor musunuz, kimler? Örneğin organize suç örgütlerinden yargılanıp mahkûm olanlar, örneğin hırsızlık yapmış olanlar, örneğin dolandırıcılık yapmış olanlar, örneğin ihaleye fesat karıştırdığı için içeride olup ceza yiyenler, örneğin bunlar. Bunlar, sizin yandaşlarınız olarak, bizim gördüğümüz, kamuoyunun tartıştığı kesimler. Sizin onları içeriden çıkarmak ve muhaliflerinizi de içeride tutmak için çıkardığınız bir pakettir. Dolayısıyla bu paketi bu hâliyle kabul etmek mümkün değildir.

Size ben birkaç tane örnek vereyim. Muş’tan birkaç örnek vereceğim. Herkesin, kamuoyunun tanıdığı Eş Genel Başkanlarımızı milletvekillerimizi ve belediye başkanlarımızı geçiyorum. Herkes biliyor, bütün arkadaşlarımız zaten bahsediyor. Ben size Muş’tan birkaç tane isim vereceğim arkadaşlar. Örneğin, Besra Erol içeride, Muş’ta. Niye içeride biliyor musunuz? Ve “terörist”, sizin deyiminizle “terörist.” Neden içeride biliyor musunuz? Sizin bir zamanlar iş birliği yaptığınız -ki hâlâ iş birliği yapıyorsunuz- İdlib’de, Afrin’de ve Serekaniye’de hâlâ iş birliğinizi sürdürdüğünüz IŞİD tarafından oğlu öldürülen Besra Erol, kendi oğlunun cenaze töreninde mezarlıkta yapmış olduğu konuşmadan dolayı cezaevine atıldı. Onu “terörist” ilan ettiniz. Örneğin, Abdurrahman Çapın. Kim Abdurrahman Çapın? Muş’ta bir siyasetçi. Kendi kızını gördüğü için, gidip gördüğü için -fotoğrafları sonradan güvenlik güçlerinin eline geçiyor bir şekilde- “Sen neden kızını görmüşsün, neden buraya gitmişsin?” diye örgüt üyesi yaptınız. Siz bunu terörist yaptınız örneğin ve şu an cezaevinde, onu cezaevinde tutuyorsunuz. Örneğin, Sadrettin Çapın. Kim Sadrettin Çapın? Partimizin il yöneticisiydi Muş’ta arkadaşlar. Sadece ve sadece dinî vecibelerini yerine getirdiği için… Bir taziyeye gittiğini iddia ettiniz. Sizin yargınız, elinizdeki sopa var ya, Demokles’in kılıcı gibi kullandığınız sopa. O yargı eliyle, bu arkadaşımızın bir taziyeye gidip Fatiha okuduğunu iddia ettiğiniz için bugün kendisini terörist ilan etmişsiniz ve cezaevine atmışsınız, bu paketle içeride tutuyorsunuz. Örneğin, Elif Çetinbaş. Kim Elif Çetinbaş? Elif Çetinbaş’ı, Kobani’de, Kobani gösterilerinde sizin siyasetinizi, politikanızı, sizin IŞİD’le olan iş birliğinizi protesto ettiği için, demokratik hakkını kullanmak için yapmış olduğu bir protestodan dolayı içeriye attınız ve kendisini terörist ilan ettiniz. İşte siz “antiterör yasası” dediğimiz 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nu elinizde Demokles’in bir kılıcı gibi kullandınız ve kendinize muhalif olan herkesi cezaevine atıyorsunuz. Bugün, bu paketle, onları içeride tutmaya çalışıyorsunuz, tutacaksınız. Ama örneğin, yağma suçundan dolayı içeride olan kişileri bırakıyorsunuz. Yağma suçu tehlikeli değil mi arkadaşlar? Yağma suçu ne? Yağma suçu, silahla bir kişinin malını elinden almaktır. Bundan daha tehlikeli bir suç olabilir mi? Siz bunları dışarıya çıkaracaksınız ama dediğimiz gibi, bizim binlerce siyasetçimizi, binlerce HDP’limizi, HDP’ye oy veren binlerce insanı cezaevinde tutacaksınız, tutmaya devam edeceksiniz çünkü siz HDP’ye ve Kürtlere karşı düşman ceza hukukunu yürütüyorsunuz, yürütmeye devam ediyorsunuz.

Şimdi, arkadaşlar, dedim ya, dünün mazlumları bugünün zalimleri olmuşsunuz. Şimdi ben size Saddam Hüseyin’den bir hikâye anlatmak istiyorum. Saddam Hüseyin, hepinizin tanıdığı, bildiği bir katildi; en az 10 bin Kürt’ü Halepçe’de katleden bir katil.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Kürtlere biz kucak açtık.

MENSUR IŞIK (Devamla) – Çok açmayayım o meseleyi ben.

Saddam Hüseyin yargılandığında, bakın, arkadaşlar, tarihin cilvesi bu ya, Saddam Hüseyin’i yargılayan hâkim de bir Kürt ve Saddam Hüseyin mahkemedeyken Kürt hâkim “Ey Saddam, ne istiyorsun? Var mı bizden bir isteğin mahkeme olarak?” diyor. “Evet, ben adil yargılanmak istiyorum.” diyor. Mahkeme hâkimi ne diyor kendisine biliyor musunuz arkadaşlar? “Ey Saddam, bu yasaları siz çıkardınız, sen çıkardın; bu yasalarla siz yargılanacaksınız.” diyor. İşte tam da mesele bu.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayın sözlerinizi.

MENSUR IŞIK (Devamla) – Sayın Başkan, toparlayacağım.

Tam da mesele bu arkadaşlar. Hukuk hepimize, herkese elbette bir gün lazım olacaktır. Şu altına imza attığınız kanun paketi ileride eminim ki hepinizin utanacağı bir yasa paketi olacaktır.

Son olarak size şunu söyleyeyim: Cezaevinde olan her ölümün sorumlusu elbette ki bu siyasi iktidar olacaktır. Yine çok anlamsız gelecek belki ama -sizin bu yaklaşımınızı görünce çok anlamsız geleceğini düşünüyorum- bir şey daha söyleyeceğim: Meclisin kuruluşunun 100’üncü yılının içerisindeyiz. Tam da bu vakitlerde, Meclisin 100’üncü yılı vesilesiyle, özellikle siyasi suçluların bırakılması gerektiği bir noktadayız ama sizi bu noktadan çok uzak görüyorum, maalesef diyorum. Tekrardan söyleyeyim: Coronavirüsten dolayı cezaevinde olan her ölümün sorumlusu sizler olacaksınız.

Teşekkür ediyorum arkadaşlar. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Buyurun Sayın Özkan.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Sayın Başkan, kayıtlara geçmesi için ifade ediyorum. Hatibin grubumuza dönük “Dünün mazlumları bugünün zalimleri olmuştur.” ifadesini tümden reddediyoruz. Mazlumların gür sesi, sessiz dünyanın hür sesi olarak milletimizin yolunda, anaların duasında bu ülkenin duasını almaya, bu memlekete hizmet etmeye devam edeceğiz; bu bir.

İkinci olarak yine, hatip, kürsüden, sözde bir gazetecinin, AK PARTİ’nin IŞİD’le irtibatını deşifre ettiğiyle ilgili haber yaptığından mütevellit terörist ilan edildiğini ifade etmiştir. Bakınız, her şeyden önce, bugün Ortadoğu’da vekâleten savaş yürütenler; PKK’sı, PYD’si, YPG’si, DEAŞ’ı DHKP-C’si, FET֒sü, maalesef, bu ülkenin birliğine, beraberliğine ve kardeşliğine ihanet etmişlerdir, saldırmışlardır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi lütfen.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – DEAŞ’ın, IŞİD’in, PKK’nın, FET֒nün, PYD’nin, YPG’nin tek bir korkusu vardır; AK PARTİ ve Cumhur İttifakı korkusudur. Onun için, bu tür iddiaların tamamını reddediyoruz.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Bir diğer ifade de efendim, asla kabul edilemeyecek, geçiştirilemeyecek bir ifade. “HDP ve Kürtleri muhatap alarak düşman ceza hukuku oluşturuluyor.” ifadesini de kabul etmiyoruz. Bugün, Kürtlerin Türkiye’de en büyük sorunu ve belki de yegâne sorunu PKK ve terör sorunudur. Biz terörle mücadelemizi Kürt’üyle Türk’üyle, Laz’ıyla Çerkez’iyle 82 milyonun kardeşliği için sürdürüyoruz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 20’nci maddesinde geçen “yer alan” ibaresinin “bulunan” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                Alpay Antmen               Turan Aydoğan                     Zeynel Emre

                     Mersin                        İstanbul                               İstanbul

              Süleyman Bülbül       Saliha Sera Kadıgil Sütlü    İsmail Atakan Ünver

                     Aydın                         İstanbul                               Karaman

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın İsmail Atakan Ünver’in.

Buyurun Sayın Ünver. (CHP sıralarından alkışlar)

İSMAİL ATAKAN ÜNVER (Karaman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Konuşmama başlarken şunu belirtmek isterim: Bu söylediklerimizi siz yaparsınız diye söylemiyoruz, sizde bu kibir olduğu müddetçe yapmayacaksınız ama tarihe not düşmek adına söylüyoruz. “AKP ile MHP bunu böyle yaparken, hukuku katlederken siz ne yaptınız?” diye sorulduğunda “Anlattık, ‘Böyle yapmayın, şöyle yapın.’ dedik, dinlemediler.” demek için anlatıyoruz, sizin anlamayacağınızı bile bile.

Kanunla ilgili olarak şunu söylemeliyim ki eğri gemiyle doğru sefer olmaz. Teklifi geniş bir katılımla hazırlayıp kamuoyu desteğini sağlamak yerine, önce kapalı kapılar ardında pişirip sonra diğer partileri usulen ziyaret ettiniz ve hiçbir öneriyi de dikkate almadınız. Bu teklife hem içerik olarak hem de teknik olarak katkı verebilecek hem Meclis içinde hem de Meclis dışında yetkin hukukçularımız var. Eğer teklifin hazırlayıcıları İnfaz Kanunu’nun aksayan yönlerini düzeltmek ya da toplumsal barışa katkı verecek bir infaz düzenlemesi yapmak niyetinde olsalardı elbette bu birikimden faydalanırlardı ama niyet muhalifleri yargı eliyle dövmek olunca böyle bir teklif hazırladınız.

Dünkü konuşmamda tutukluların kapsam dışında bırakılmasını eleştirmiş, hatta bunun Anayasa’ya aykırılık oluşturduğunun tespitini yapmıştım. Bu aşamada teklifin geneliyle ilgili bir diğer temel olumsuzluğu da ifade etmek istiyorum.

Bir ülkenin ceza siyasetinin 3 sacayağı vardır; Ceza Kanunu, Ceza Usul Kanunu ve İnfaz Kanunu. Bu 3 temel yasanın uyumu ülkenin ceza siyasetinin caydırıcılığı ve rehabilite ediciliğiyle kamusal düzenin de güvencesidir. Bu yasalar 2005’te değiştirilmişti. Cezalarda ciddi artış sağlamak, ceza usulünü temel hakları ve hürriyetleri zedelemeyecek şekilde düzenlemek ve ceza alanların da cezalarını hakkıyla çekmelerini sağlamak üzere kurgulanmış bu yasalar, ilk dönemler suçu önlemede de oldukça etkili olmuştu. Bu yasaların uyumları, peyderpey yapılan değişikliklerle zamanla bozulmuştur. Bu değişikliklerden sonra özellikle adi suçlarda cezasızlığın ön plana çıktığı dönemler yaşadık, yaşıyoruz.

Getirilen bu düzenlemeyle de 30 Marttan önce işlenen bazı suçlar ve suçlular açısından altı yıl ve altı yıl altında ceza alanların yatarını kaldırıyorsunuz. Yapılan bu sistemsiz değişiklikler ceza siyasetimizi de etkisiz bir hüviyete büründürmektedir. Mesela, çarptırılan cezaların infaz kurumunda geçirilmesi gereken süresi için üçte 2 ve dörtte 3 oranları söz konusuyken şimdi bir de ½ oranı getiriliyor ve genel infaz süresi olarak öngörülüyor. Böyle bir değişiklik ancak belirli bir sistematik içerisinde yapılırsa anlamlıdır. Böyle yapılmadığı zaman ceza adaleti ve cezaların oransallığı bozulur. Örneğin, kasten öldürme suçunda temel ceza müebbet hapis cezasıdır. Süreli hapis cezasının verilebilmesi için kanundan kaynaklanan bir sebebin -teşebbüs, haksız tahrik gibi- olması gerekir. Bu hâlde TCK, failin cezasının indirilmesini öngörmektedir. Siz bu teklifte ceza infaz kurumunda geçirilmesi gereken genel süre olarak cezanın yarısını öngörüp kasten öldürmeyi de bunun istisnası olarak belirlediğiniz için, TCK’nin fail lehine düzenlemiş olduğu indirim anlamsızlaşacaktır. Yaptığınız düzenleme, TCK’nin sağladığı indirimi geri almak ve diğer suçlarla kıyaslandığında da orantısızlık anlamına gelmektedir.

Yine, örneğin, bu düzenleme, gasp, hırsızlık, rüşvet, zimmet gibi oldukça ağır cezaları gerektiren suçların faillerinin mahkûm oldukları cezanın yarısını infaz kurumunda çekmesini öngörürken bir kimsenin kişisel verilerini kaydetme ya da başkasıyla yapılan telefon görüşmesini rızası dışında ifşa etme suçlarının failleri, yine bu suçlar istisna olarak öngörüldüğünden, cezasının üçte 2’sini infaz kurumunda çekecektir. Bu durumda, haksızlık içeriği itibarıyla daha ağır suçların faillerine bu düzenlemeyle avantaj sağlanmaktadır. Ortaya çıkan bu olumsuzluk ve adaletsizliğin sebebi, teklifte, suçlunun kişiliğinden değil suçtan hareket edilerek ve suçun haksızlık içeriği de dikkate alınmadan istisnaların belirlenmesidir. Ceza adaletinin sağlanabilmesi için bu tür olumsuzluklar üzerinde yeniden düşünülmesi ve bunun düzeltilmesi gereği açıktır. Velhasıl, bu teklif oluşturulurken ilk düğme yanlış iliklendi, şimdi diğerleri de yanlış iliklene iliklene gidiyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İSMAİL ATAKAN ÜNVER (Devamla) – Başkanım, tamamlıyorum.

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

İSMAİL ATAKAN ÜNVER (Devamla) – Arkadaşlar, size kim diyor “Mafya liderlerini, hırsızlık yapanları, sahtecileri, dolandırıcıları, fuhuş suçlularını affedin.” diye? Tersinden sorayım: Size “Siyasileri, gazetecileri, bilim insanlarını, avukatları, ‘tweet’ atan sade vatandaşı, hülasa, düşünce suçlularını affetmeyin.” diye kim söylüyor? “Tüm tutukluları içeride tutun.” diye kim söylüyor? Gazi Meclis kimsenin noteri değildir.

Bu şekilde hazırlanan teklifin arızalarını siz değiştirirsiniz diye değil milletimiz bilsin diye anlatacağız, ne yaptığınızı, ne yapmadığınızı aziz milletimiz öğrenecek.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 20’nci maddesinde yer alan “eklenmiş” ibaresinin “ilave edilmiş” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

               Ayhan Altıntaş                 Ayhan Erel                       Yasin Öztürk

                    Ankara                        Aksaray                                Denizli

                 Ümit Beyaz                   Hüseyin Örs             Arslan Kabukcuoğlu

                    İstanbul                       Trabzon                              Eskişehir

                                                   Ümit Özdağ

                                                     İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Ümit Özdağ’ın.

Buyurun Sayın Özdağ. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

ÜMİT ÖZDAĞ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; küresel bir kriz yaşıyoruz, bu krizin çıkması AK PARTİ’nin suçu değil ama kriz yönetmek AK PARTİ’nin görevi. Fakat, kriz o kadar büyük ki bunu tek başına yapamaz, bütün toplumun desteğine ihtiyacı var.

Kriz yönetimi, kuralları olan bir yönetim şekli. Devletler, krizleri, protokollerle ve akılla yönetirler. Üstelik bu kriz tek bir dalgadan oluşan bir kriz de değil. Bugün, çok fazla ve doğrusunu yaparak krizin sağlık boyutunun üzerine odaklanmış bulunuyoruz ancak krizin sağlık boyutunu takip edecek olan boyutları, sağlık boyutundan daha tehdit edici. Bu gelen dalgaları göğüslemek için toplumsal birliğe ihtiyaç olduğu kesin. Bu birliğin sağlanmasında iktidara büyük görev düşüyor ancak iktidar, birliği sağlamamak için elinden geleni yapıyor, gerilim ve yabancılaştırma politikasıyla yönetmeye devam ediyor. İleride bugünler akademik ve bürokratik incelemelere konu olacak ve “Kriz yönetimi nasıl yapıldı?” diye incelendiğinde “Nasıl yanlış yapılır?”a bir örnek olarak ortaya konulacaktır.

Değerli milletvekilleri, önümüzdeki dönemde AK PARTİ’nin istediğinden daha fazla gerilim zaten olacak. Küresel fay hatları kırılır, yerkürenin jeopolitiği yeniden otururken iç ve dış o kadar çok gerilim ve tehditle karşılaşacağız ki. Toplumları birleştiren birçok şey vardır, bunlardan birisi de korkudur ancak iktidarın izlediği politikalar korkunun bile bizi birleştirmesini engelliyor. Önümüzdeki günlerde muhtemel sosyal patlamaları önleyecek toplumsal dayanışma büyük önem taşıyor. Hepimiz “Yardım edelim.” diyoruz, hepimiz “Elimizdeki imkânları aç ve açıkta olanlar için kullanalım.” diyoruz, “Olmaz, sadece biz yardım ederiz, siz edemezsiniz.” diyorsunuz. Neden? Bırakın, herkes yardım etsin. “Biz bize yeteriz.” diyorsunuz; tamam güzel, siz size yetin, siz size yetin ama bu ülkede sizin dışınızda insanlar da var.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Aynı gemideyiz.

ÜMİT ÖZDAĞ (Devamla) - Bu ülkede, iktidar, milleti, “iktidarı destekleyenler ve muhalefeti destekleyenler” gibi iki ayrı millete bölmeye devam ediyor. Bundan sadece düşmanlar çıkar sağlar ve buna sadece düşmanlar sevinir. Size oy vermeyenlerin oy verdiği siyasi partiler, sizin düşmanınız değil, sadece siyasi rakibiniz. Hem, içeride ve dışarıda bu kadar çok düşman varken içerideki muhalefeti düşmanlaştırıp düşman sayınızı artırmayın, çok farkında olmasanız da muhalefete ihtiyacınız var.

Değerli milletvekilleri, -çok çarpıcı ve kabul edilebilir değil- bir örnek: Eskişehir Belediyesinin yirmi yedi seneden beri çalışan aşevinin banka hesaplarına el koymak nasıl bir anlayış? Bu anlayışla, birliği sağlamak mümkün mü? Ankara Belediyesinin, İstanbul Belediyesinin aç insanlara yardım etmek için girişimde bulunmasını neden engellersiniz? Böyle, gelecek dalgaları göğüslemek mümkün olur mu? Bugün yapılması gereken millî birliği Türkiye Büyük Millet Meclisinden başlayarak güçlendirecek adımlar atılmasıyken, gündeme hem kamuoyunu gerecek hem toplumu ayrıştıracak yeni yasa teklifleri getiriyorsunuz, baskıcı yasa teklifleri. Böyle kriz yönetilmez, böyle ancak kriz derinleştirilir. Aldığınız doğru kararları bile doğru uygulamıyorsunuz. Dün akşam yaşadıklarımız ortada. Evet, sokağa çıkma yasağı ilan edilsin, bunu muhalefet olarak günlerden beri söylüyoruz ama böyle mi yapılır bu? Böyle mi yönetilir? Üstelik bunu yaparken bir hukuk devletinin davranması gerektiği gibi de davranmıyorsunuz. Hans Kelsen’in ortaya koyduğu ve “Kelsen Normları” diye anılan evrensel hukuk ilkeleri vardır. Anayasa, uluslararası sözleşmeler, yasalar, Cumhurbaşkanlığı kararnameleri, yönetmelik ve genelgeler sıralamasıyla uygulanır. Sokağa çıkma yasağını normlar hiyerarşisine aykırı şekilde ilan ettiniz. İçişleri Bakanı açıklama yapıyor: “Cumhurbaşkanının talimatıyla ilan ettik.” diyor. Ya, Anayasa’nın 13’üncü ve 14’üncü maddesini hatırlamıyor musunuz? Bunlar Cumhurbaşkanının kararıyla düzenlenebilecek alanlar değil. Cumhurbaşkanının kararına gerek de yok. Bu konuda 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu ve Umumi Hıfzıssıhha Kanunu gerekli bütün düzenlemeleri yapmış. Bunları göz önüne almıyorsunuz ve hukuk devleti ilkesini doğru bir iş yaparken bile çiğniyorsunuz. Doğrusu, kriz böyle yönetilmez, kriz böyle ancak derinleştirilebilir.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

20’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

21’inci madde üzerinde 3 adet önerge vardır, 2’si ayni mahiyettedir. Okutacağım ilk 2 önerge aynı mahiyette olduğundan birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 21’inci maddesinin kanun teklifinden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                Alpay Antmen               Turan Aydoğan                     Zeynel Emre

                     Mersin                        İstanbul                               İstanbul

         Saliha Sera Kadıgil Sütlü       Süleyman Bülbül                    Özkan Yalım

                    İstanbul                         Aydın                                   Uşak

 

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

                 Mensur Işık                 Rıdvan Turan                   Züleyha Gülüm

                      Muş                           Mersin                                İstanbul

                 Murat Çepni                   Tuma Çelik       Tulay Hatımoğulları Oruç

                     İzmir                          Mardin                                  Adana

            Meral Danış Beştaş

                      Siirt

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ilk söz Sayın Özkan Yalım’ın.

Buyurun Sayın Yalım. (CHP sıralarından alkışlar)

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Sayın Başkan, değerli çalışma arkadaşlarımız; hepinizi saygıyla selamlıyorum. 207 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 21’inci maddesiyle ilgili söz almış bulunmaktayım. Buradan hepinizi tekrar selamlıyorum.

Ben sözlerime şu şekilde başlamak istiyorum ve özellikle AK PARTİ ve tüm grup başkan vekillerine ve de tüm milletvekillerimize seslenmek istiyorum: Vicdan, sadece vicdan.

Bir kere, bu düzenleme yetersiz, eşitsiz, adaletsiz. Yandaşı kapsıyor, vatandaşın tamamını kapsamıyor. Rüşvet alan çıkabiliyor; gazeteci doğruları yazdığı için, eleştirdiği için maalesef çıkamıyor. Onun için bu düzenlemenin yetersiz olduğunun altını tekrar çiziyorum. Ve de sizlerin vicdanına soruyorum: Vicdanınız rahat mı?

Diğer bir taraftan, dün akşam hepimiz buradaydık, saat 22.00 sularında Sayın Başkanımız ara verdi ve de bir anda anladık ki 30 büyükşehrimizde ve de Zonguldak ilimizde sokağa çıkma yasağı geldi. Bakın, ben, yirmi küsur sene ülke dışında yaşayan bir kişi olarak şunu söylüyorum: Eğer siz vatandaşlara sokağa çıkma yasağı getirecekseniz, bunu en azından kırk sekiz saat önce bildireceksiniz. Biraz önce bir konuşmacı arkadaşım konuşurken evlerinde iki günlük erzakının olmadığından bahsetti, AK PARTİ Grubundaki bazı milletvekilleri “Öyle şey mi olur?” dedi.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, İstanbul’da, Ankara’da günlük alışveriş eden birçok vatandaş var, onun için erzak stoku yok. Siz yasağın başlamasına iki saat önce bunu açıklarsanız, milleti birbirine sokarsınız, kuyruklara sokarsınız; değil sosyal mesafe, birbirlerine düşürürsünüz, kavga ettirirsiniz. Ve de binlerce insanın bu virüsü dün gece tekrar kaptığından dolayı sizlerin hepinize soruyorum: Vicdanınız rahat mı? Özellikle Sayın Süleyman Soylu’ya soruyoruz: Vicdanınız rahat mı? Çünkü, dün gece, belki -sayısını bilmiyoruz- ama binlerce insanın bu virüsü kaptığı aşikâr.

Diğer bir taraftan -yine aynı şekilde, vicdan- Antalya Büyükşehirde Muratpaşa Belediyesindeki, Eskişehir’de Odunpazarı’ndaki, orada yaşayan vatandaşların, oradaki garibanın yediği aşla, ekmekle ne işiniz var ya? Böyle bir şey mi var? Sizde vicdan yok mu? Oradaki gariban gitmiş, iki ekmek yemiş, iki tas çorba içmiş, nedir sizin derdiniz? Oraya yardım eden vatandaşların neden elini kısıtlıyorsunuz? Sizlere tekrar vicdan diyorum, vicdandan başka bir şey söylemek artık içimden gelmiyor.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Garip gurebanın dostuyuz biz.

ÖZKAN YALIM (Devamla) - Bunun yanında -gerçekten vicdanla alakalı daha konuşmamız gereken çok şey var- şu anda okul servisleri yapılamadığından dolayı evine ekmek parası götüremeyen, çocuklarına -artık, değil elektrik parası, hadi onlar bir şekilde kesilmiyor, ertelendi vesaire- ekmek alamayan, çoluğunun çocuğunun ihtiyacını göremeyen birçok şoför arkadaşımız var, birçok minibüsçümüz var, birçok şehir içi minibüsçümüz var, bunlara da vicdan. Kapat dediğiniz berber kardeşlerimiz, günlük geliri olan, makasıyla tıraşını bitirip onun o anki ücretini alan berber kardeşlerimiz, evine ekmek parası götüremeyen bu insanlar için de vicdan. Aynı şekilde kadın kuaförleri, onlar için de vicdan. Hele o garsonlara, o restoranlarda çalışıp, akşamleyin yevmiyesini alıp evine giden, varsa çoluğu çocuğu için ve de evinin kirasını ödemek için uğraşan o garsonların emeklerine vicdan. Nerede sosyal devlet?

Daha bunun yanında birçok sektör var, tek tek hepsini saymayacağım. O kadar çok ki yaklaşık 380 bin kişi. Peki, bunlar için ne yapıyorsunuz? Hangi birinin SGK’sini karşılıyorsunuz, hangi birinin en azından bir asgari ücretini karşılıyorsunuz? “İşsizlik Fonu’nda 131 milyar para var.” deniyor, para kül oldu, uçtu, bitti gitti; yok, yok. Onu da yediniz. Nereye mi yatırdınız? Yollara yatırdınız, tünellere, köprülere yatırdınız.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – 20 tır 400’e nasıl çıkıyor?

ÖZKAN YALIM (Devamla) – Ha, tünel, köprü deyince, o tünelleri köprüleri yapan o 5 tane firmadan 1 tanesinin 420 milyonluk borcunu sildiniz. Acaba o beyefendi, bu sizin meşhur bağış kampanyası var ya “Biz Bize Yeteriz.” ona ne kadar para yatırdı, sizlerin huzurunda, bütün Türk milletinin huzurunda sormak istiyorum. Cengiz İnşaat, silinen borcundan dolayı ne kadar para yatırdı, ne kadar yardım etti?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Senin 20 tır nasıl 400 tır oldu?

BAŞKAN – Sayın Yalım, tamamlayın sözlerinizi.

ÖZKAN YALIM (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sonuç itibarıyla ben sizlere tüm vatandaşlarımız adına, geliri olan olmayan, ekmek yiyen yiyemeyen, aşevlerinden 2 tas çorba içen tüm vatandaşlarımız adına, evine ekmek götüremeyen tüm vatandaşlarımız adına vicdan, vicdan, vicdan diyorum. Umarım bir şeyler anlayabilmişsinizdir.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ikinci söz talebi Sayın Meral Danış Beştaş’ın. (HDP sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Beştaş.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; evet, infaz teklifi üzerinde görüşmelerimiz sürüyor. İktidar partisinin, hafta sonu, bilerek ve isteyerek kamuoyundan kaçırmaya çalıştığını da bu vesileyle ifade etmiş olayım. Ama biz buradayız dedik, istediğiniz kadar çalışmaya hazırız, sabaha kadar da hafta sonu da; yeter ki olumlu bir adım atılabilsin, yeter ki içerideki yüz binlerce tutuklu ve hükümlü için adalete uygun, eşitliğe uygun, infazda eşit ve adaletli bir yaklaşıma uygun bir düzenleme olsun.

Evet, baştan beri bazı manipülasyonlar var, algı yönetimi var; bunun için aslında söz aldım. İktidar partisi, özellikle ve bilerek ve isteyerek tabii ki bu infaz paketinde, teklifinde sanki çıkması öngörülenlerin çıkmasını biz engelliyormuşuz gibi, kendilerince bir propaganda yapıyorlar Habertürk’ten diğer bütün televizyonlarda. Biz, infaz paketi tartışılırken de bugün de yarın da aynı şeyi söylüyoruz. Biz, özellikle corona salgınının hepimizi tehdit ettiği bugünlerde hiç kimsenin cezaevinde virüsle baş başa kalmasını savunmadık, savunmuyoruz.

Bizi izleyen tutuklu ve hükümlü yakınları varsa onlara özellikle şunu söylüyoruz: Bizim iktidar partisine verdiğimiz öneri paketimizde de corona dönemine dair özel bir düzenleme vardı; bu dönem cezaevleri boşaltılsın. Tek bir istisna koymuştuk; kadına ve çocuğa yönelik cinsel suçlar ve saldırı suçlarında gerekli tedbirlerin alınmasını önermiştik. Onun haricinde herkesin mutlak surette cezaevinin dışına çıkmasını savunduk, serbest bırakılsın. Ne demek bu? Bu şu demek: Biz ölüm cezasına karşıyız, biz idam cezasına karşıyız. Biz suç ve ceza politikasında… Zaten cezasını almış, evine göndersen üç ay, corona bittikten sonra tekrar hükmünü çekebilir. Ama orada, corona salgınının hepimizin hayatını tehdit ettiği bir dönemde, içeride mahpuslar kalsın demek, ölüme terk ediyoruz demektir. Yani, bunun başka bir açıklaması yok. Biz bu konuda bütün suçlar açısından tek bir istisna koyduk; çocuğa ve kadına yönelik saldırı ve cinsel suçlar. Bunu tekrar, tekrar, defaatle söylüyoruz.

Biraz önce, Komisyon Başkan Vekili Sayın Yılmaz Tunç bir cümle söyledi, doğrusu, acaba bir umut ışığı mı diye dikkatle dinledim. Dedi ki: “Bu corona salgını döneminde biz insanları virüsten korumak istiyoruz, ölmelerini engellemek istiyoruz.” Bunu, cinsel suçlarla ilgili bir tartışmada söyledi. Bunu istiyorsanız eğer, 90 bin insanı çıkarıp 200 insanı ölüme terk etmek asla kabul edilebilir değildir, bunu kabul edemeyiz. Sizin terör dediğiniz, sizin başka suçlarla ifade ettiğiniz herkes, her şeyi bir tarafa bırakalım, insan. Temel insan haklarından herkes eşit bir şekilde yararlanır. Burada suçları, düşünce suçlarını, siyasetçileri, akademisyenleri, gazetecileri çokça söyledik, bunu hiç açmıyorum ama temel ilke, temel ilkemiz bu salgın döneminde insanların, mahpusların can güvenliğini korumaktır. “Tehdit var”, dedik inanmadınız ve maalesef korktuğumuz oldu. Bir ay önce, Adalet Bakanlığı ilk tedbir olarak bir ay görüş yasağı koydu, sonra peyderpey başka önlemler aldı. Ne oldu? İlkin 23 Martta Arif Yıldırım ilk vaka oldu ve hastaneye yatırıldı. Nalan Özaydın, bizim Mazıdağı Belediye Eş Başkanımız Covid-19 teşhisiyle tahliye oldu ve mahkeme kararında var yani bunu ben demiyorum, mahkeme kararı söylüyor. Mehmet Yeter, Bafra Cezaevinde vefat etti, cumhuriyet savcısı "Morga götürmeyin, ailesine ulaşamadık.” dedi ve Covid-19’dan öldü. Ertesi gün, iktidar herhâlde müdahale etti, başsavcı demiş ki “Covid-19’dan ölmedi, ailesine ulaştık.” Şimdi, bu çelişkileri kamuoyunun takdirine bırakıyorum. En son, Şakran Açık Cezaevinde, İsmet Nice isimli mahpus hatta adli bir mahpus Covid-19, pnömoni teşhisiyle maalesef yaşamını yitirdi. Şu anda tane 2 cenaze var arkadaşlar, en basitinden 2 tane cenaze var ve bu, cezaevlerinde hangi oranda yayıldı, bilmiyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi lütfen.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Toparlıyorum Sayın Başkan.

Ama hepimiz insanız. Burada bile, şu anda sokağa çıkma yasağı var, dünya alarm hâlinde. Dünya Sağlık Örgütü her gün yeni bildiriler yayınlıyor, bütün ülkelerde cezaevleri boşaltılıyor, İran bile siyasi mahpusları bıraktı, İspanya bıraktı; Birleşmiş Milletler, Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi, Dünya Sağlık Örgütü, sayısız kurum “Cezaevlerini boşaltın.” çağrısı yaptı. Gün kin, öfke günü değil; gün, düşmanlık günü değil; gün, siyasi hesap yapma günü değil. O tutuklu ve hükümlülerin can güvenliği devletin sorumluluğundadır, iktidarın sorumluluğundadır. Bugün, siyasi mahpuslar değil sadece, Mehmet Yeter ve İsmet Nice’de olduğu gibi, bunun sorumlusu bu iktidar olacaktır, bunu bu şekilde uzatanlar olacaktır. Biz bu süreci uzatmak değil, herkesi kapsayacak bir infaz paketi istiyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Son cümle, son cümle…

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Amacımız infaz adaletidir, altını çizerek söylüyorum. Biz burada bulunmaktan da sizleri burada tutmaktan da bu kadar uzatılmasından da asla haz almıyoruz. En az sizin kadar zor koşullarda mücadele ediyoruz ve gerçekten, doğru bir noktaya gelmenizi umut ediyoruz. Toplumun buna ihtiyacı var; burada kavgaya, çatışmaya, tutukluları ayırmaya değil, herkese temel insan hakları gözüyle bakmaya ihtiyacı var. Bütün milletvekillerinin vicdan, adalet ve özellikle hukuk mantığına bunu bırakmak istiyorum diyorum.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 21’inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

MADDE 21- 5275 sayılı Kanunun 19 uncu maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

“(4) Hakkında yakalama emri çıkarılan hükümlünün yakalanabilmesi amacıyla gerektiğinde hükümlünün kendisine ait yahut alt ve üst soyunun ikamet ettiği konutta kişi araması yapılabilmesi bakımından Ceza Muhakemesi Kanununun 119 uncu maddesi hükümleri uygulanır. Hâkim tarafından verilecek arama kararları sulh ceza hâkimi tarafından verilir.”

               Ayhan Altıntaş                 Ayhan Erel              Arslan Kabukcuoğlu

                    Ankara                        Aksaray                              Eskişehir

                 Ümit Beyaz                   Hüseyin Örs                Zeki Hakan Sıdalı

                    İstanbul                       Trabzon                                 Mersin

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerine söz talebi Sayın Zeki Hakan Sıdalı’nın.

Buyurun. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

ZEKİ HAKAN SIDALI (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hukukun üstünlüğünün yok sayıldığı yönetimlerde yargının siyasileşmesi, doğrudan şahsi ve politik saiklerle karar verilmesine yol açar. Bu durum, aslında doğrudan doğruya hukuksuzluğun ta kendisidir. Neden mi söylüyorum bunu? Görüşmekte olduğumuz bu madde, bahsettiğimiz saiklerle hareket edilmesi durumunda benzer keyfiyetler ve mağduriyetler doğurabilecek bir madde. Kanuna yönelik bir içtihat hükmü oluşmasını bekleyene kadar haksız, hukuksuz birçok fiilin işlenebilme tehlikesini de göz önünde bulundurmalıyız. Bu maddede herhangi bir netlik yok; gerektiğinde konutta, iş yerinde ve kamuya açık olmayan kapalı alanlarda arama yapma kararı sulh ceza hâkimliği inisiyatifine bırakılıyor. Hâlihazırda, hüküm giymiş birisinin eşya aramasına tabi tutulması hukuka aykırı bir durumdur. Bu kanunla alakalı somut bir çerçeve olmadığı sürece, “Şüphe var.” diyerek hâkimden yazıyı alan kolluk kuvveti, aranan şahısla iltisaklı somut bir delil barındırmayan bir adresi bile teknik ve fiziki takibe alabilecek, herhangi birisinin evini, iş yerini didik didik arayabilecek. A şahsını aramaya gidip A hariç tüm alfabeyi alıp gidecek. Burada kaş yaparken göz çıkarmamak lazım, kişilere art niyetli kullanacakları bir inisiyatif alanı yaratmamak gerekiyor. Ne yazık ki ülkemizde bu tarz hukuksuzlukları yakın geçmişte hep beraber yaşadık, binlerce insan sahte delillerle mağdur edildi. Bu kanun, mevcut hâliyle yasalaşırsa yeni mağduriyetler doğması maalesef ki işten bile değil; sonra, al başını git kadıya. Yargıda bu kadar yüksek iş yoğunluğu varken kişi suçsuz olduğunu anlatana kadar yıllar geçer.

Bir hükümlünün çarptırıldığı cezayı çekmesi adına yakalanmasını elbette ki hepimiz isteriz, hukukun gerektirdiği elbette ki yapılmalı. Ancak adaleti tesis etmeye çalışırken hukukun temel direği olan hak ve özgürlüklerin de hiçe sayılmasına razı olamayız. Burada kapsamlı ve ciddi bir çerçeve çizilmeli ve denge kurulmalıdır, kurulmamıştır. Bu bağlamda Komisyonda bir önergemiz olmuştu; hükümlünün kendisine ait ya da alt ve üst soyunun ikamet ettiği konutta, o da yalnızca kişi araması yapılabilmesi şeklinde bir değişiklik olması gerekiyor. Bu, uygulamada doğacak sorunları ve hukuksuzluğu da giderecektir.

Sayın milletvekilleri, coronavirüsün ekonomik etkilerini hayatın her alanında hissettiğimiz bugünlerde, TOBB Başkanının “Üyelerimiz, bankalar tarafından ‘Limit bitti.’ denip başvurusu dahi alınmadan geri çevriliyor.” ifadesi oldukça önemlidir. Bu sorunun acilen çözülmesi gerekiyor. Kredi vermede şirket seçiciliği yapmak, seçilmiş olanları da yok eder. Bu zor günlerde hem yerel ekonomiyi ayakta tutmak hem de vatandaşların temel ihtiyaçlarını karşılamak devletimizin temel görevidir. Bu bağlamda, ülkenin ticari döngüsü içindeki her kesimin, can suyu kabul edebileceğimiz bir finansal tetiklenmeye ihtiyacı var. En alt seviyedeki bireysel günlük kazanç sahiplerinden en üst seviyedeki ticari döngüye kadar etkileşim gerekmektedir. Nasıl ki dönemsel olarak tasarruf önemli oluyorsa artık bugün, harcamaya yönelik adımlar ekonominin solunum cihazı olacaktır. Kısaca, destek yanlış cebe yapılmamalı ve direkt ekonomik döngüye katılmalıdır. Bireysel harcamada devletin doğrudan desteği, alışveriş kartları üzerinden vatandaşlara ulaştırılmalıdır. Küçük esnaf, bakkal ve marketlerde kullanılabilecek bu kartlardaki para sirkülasyonu ekonominin canlanmasına çarpan etkisi yaratacaktır. Tüketim taleplerinin ilk adımı buradan başlayınca tedarik zinciri, imalat, tarım ve hatta sanayi üretimine kadar ulaşacak bir canlanma tüm ülkede hissedilecektir.

Sayın milletvekilleri, Mersin’imizin en önemli ihracat kalemlerinden biri olan limonun ihracatı geçtiğimiz günlerde izne bağlandı. Çiftçilerimizle sürekli konuşuyoruz. İhracat izni almış olan üç dört şirketten bahsediyorlar. Kim bu şirketler?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

Buyurun.

ZEKİ HAKAN SIDALI (Devamla) – Tamamlıyorum. Teşekkür ederim Başkanım.

Bu şirketler, üreticinin elindeki limonu yok pahasına almaya kalkarsa buna kim dur diyecek? İthalattan rant sağlandığı yetmedi, şimdi sıra ihracattan rant sağlamaya mı geldi? Çiftçimiz tüm emeğini ortaya koyuyor, hasat zamanı kâr etmeyi beklerken borç sahibi oluyor, bunu defalarca söyledik. Kilosunu 5,5 liraya mal etti, ihracatı durdu, şimdi bu limonları 4,5 liraya alan çıkmıyor. Devlet olarak, limon alışında insaflı bir tavan fiyatı belirleyin ve alın, sonra da satın; gerekiyorsa satılamayan limonları da halka kolonya gibi dağıtın. Buradan corona zenginleri yaratmayın. Çiftçimizi tarlasına gömmeyin.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler…Kabul edilmemiştir.

21’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler…Kabul edilmiştir.

22’nci madde üzerinde 2’si aynı mahiyette olmak üzere 3 adet önerge vardır. Aynı mahiyetteki önergeleri okutup birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 207 sıra sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 22’nci maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                 Mensur Işık                   Tuma Çelik       Tulay Hatımoğulları Oruç

                      Muş                           Mardin                                  Adana

                Rıdvan Turan               Züleyha Gülüm                      Murat Çepni

                     Mersin                        İstanbul                                  İzmir

                                                    Hüda Kaya

                                                     İstanbul

 

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

                 Bedri Yaşar               Zeki Hakan Sıdalı                    Hüseyin Örs

                    Samsun                         Mersin                                Trabzon

                  Ayhan Erel                                            Muhammet Naci Cinisli

                    Aksaray                                                                 Erzurum

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ilk söz Sayın Hüda Kaya’nın.

Buyurun Sayın Kaya. (HDP sıralarından alkışlar)

HÜDA KAYA (İstanbul) – Teşekkürler.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; infaz yasasının 22’nci maddesi hakkında söz almış bulunuyorum.

Değerli arkadaşlar, 28 Şubat günlerini hatırlarsınız; hani, bizler başörtüsüyle bu toplumda her alanda özgürce okuyabilelim, çalışabilelim diye direndiğimiz ve bedel ödediğimiz günlerdi. Öyle eylemler yaşıyorduk ki ideolojisi, inancı, siyasi duruşu bizim gibi olmayan, bu ülkede her çeşit zulme karşı direnen “Zulüm bizdense ben bizden değilim.” çizgisinin temsilcileri olan onurlu, devrimci insanları, kadınıyla, erkeğiyle başka kesimlerden pek çok insan da bizlerle aynı alanlarda kol kola, el ele eylemlerimizde destek vermişlerdi. Ülkemizin her yanında olduğu gibi, özellikle Beyazıt Meydanı’ndaki bu eylemlerle birlikte direnişin tarihini yazdık. “Herkes için adalet.” “Başörtüsüne özgürlük!” diye haykırıyorduk zalimlerin yüzüne karşı. Ezilenlerin direniş tarihi tüm coğrafyalarda benzer şekilde dayanışmaya dönüştüğünde, zalimlerin daha fazla dayanamadıklarını görüyoruz. MAZLUMDER tarihimizin o unutulmaz parolasıyla “Kim olursa olsun zalime karşı, kim olursa olsun mazlumdan yana” inancına dair bir çizgimiz, bir direnişimizi vardı. Bugün de yine “Herkes için adalet ve özgürlük.” demeye devam ediyoruz, bugün de yine “Kim olursa olsun zalime karşı, kim olursa olsun mazlumdan yana” duruşumuzu, direnişimizi sürdürmeye devam ediyoruz. Biz hiç değişmedik: Dün de adalet ve özgürlüklerin mücadelesini verdik, bugün de vermeye devam ediyoruz; dün de kim olursa olsun bütün mazlumların yanında, zulmedenlerin karşısında olmaya devam ettik, bugün de aynı fakat o günleri yaşayıp da sonradan değişenler oldu. Güç ve iktidar sahibi olunca, dün yanlarında olan bazı mazlumlara karşı, hakkı savunanlara karşı, kendilerinden olmayanlara karşı son derece şiddetli ve kibirli olanlar var artık. Dün, aynı kimlikleriyle bizlerin direnişinde yer aldıklarında tebrik edenler, bugün iktidarları zamanında kendilerinden olmayan herkesi zaten “terörist” ettikleri gibi, bazı muhalif devrimcilere karşı çok daha çetin ve zalimane davranmayı hiç çekinmeden, hayâ etmeden vicdanlarında meşrulaştırabiliyorlar. İşte, o 28 Şubat günlerinde müzikleriyle, şarkılarıyla bizlerin eylemlerine destek veren çevrelerden biri de Grup Yorum idi. Hatırlamak isteyenler, internette o günün eylem videolarını, görüntüleri başörtülüsüyle, başörtüsüzüyle hep birlikte görebilirler.

Bugün bu iktidar artık ne diyor? “Kalem de bir silahtır.” diyebilecek kadar kalemden, sözden, mısralardan, şarkılardan bile ne kadar büyük bir korku içinde olduklarını görebiliyoruz. Başörtüsü özgürleşti ama bugün, vicdanlar özgürleşemedi; başörtüsü özgürleşti ama insanca, onurluca yaşamak ve bunu talep etmek özgürleşemedi. Başörtüsü özgürleşti ama düşünceyi ifade edebilmek özgürleşemedi. 28 Şubatın o karanlık günlerinde bile yapabildiğimiz eylemleri, etkinlikleri AKP iktidarında yapamaz olduk. O gün şarkılarıyla, eylemleriyle destek veren Grup Yorum, bugün, AKP iktidarında konserlerini yapamıyor, şarkılarını söyleyemiyor.

MELİHA AKYOL (Yalova) – Meclise girdin ama başörtüsüyle.

HÜDA KAYA (Devamla) - Bu iktidarın unutulmayacak utançlarından biri de AKP iktidarında özgürce şarkılarını söyleyebilmek, konserlerini verebilmek, adaletle, sadece adaletle yargılanmayı istedikleri için açlık grevindeyken gencecik bir kadın, Helin Bölek toplumun ve iktidarın gözünün önünde eriyerek yaşamdan koptu, gitti. Şimdi, İbrahim Gökçek ve Mustafa Koçak hepimizin gözleri önünde eriyor, ölümün eşiğindeler.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HÜDA KAYA (Devamla) – Hemen bitirebilirim.

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın Sayın Kaya.

Buyurun.

HÜDA KAYA (Devamla) – Teşekkür ederim.

Helin’i kurtaramadık, İbrahim ve Mustafa’yı bu zulme ve haksızlığa kurban etmeyelim arkadaşlar. Dün onların bizlere gösterdiği vefayı bugün, biz de onlara gösterelim. Ülkemizde artık, insanların özgürce şarkı söyleyebilmek için, adaletle yargılanmayı istedikleri için yaşamdan kopmalarına izin vermeyelim.

Teşekkür ederim. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ikinci söz talebi Sayın Ayhan Erel’in.

Sayın Erel, buyurun. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

AYHAN EREL (Aksaray) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, yüce Türk milleti; Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 22’nci maddesi üzerine partim İYİ PARTİ adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, hepimize gelen bir mesajı sizlerle paylaşmak istiyorum: “30 bin fizik tedavi teknikeri atama beklemektedir. 30 bin fizik tedavi teknikerine 2019 yılında sadece 133 kontenjan verilmiş, çok düşük olan bu atama sayısıyla mağdur edilmişlerdir; KPSS’den aldıkları 88 puanla açıkta kalmışlardır. Bu alanda ihtiyaç çok ancak alım yapılmamakta. Özel sektör ve kamuda bu çocuklarımızın yerine hemşire, diğer sağlık personeli ve taşeron çalışmaktadır. Görev alanı fizik tedavi üniteleri olan ve bu iş için eğitim almış olan gençlerimiz atama beklemektedirler.” Bu gençlerimize en az 2 bin kadro vererek onların umut kapılarını açmamız gerektiği konusunda hemfikir olmalıyız diye düşünüyorum.

Sayın milletvekilleri, teklif edilen maddeyle, açık ceza infaz kurumlarında bulunan hükümlüler, kurum ve kuruluşların iş alanlarında ceza infaz kurumu görevlilerinin denetiminde olmak üzere çalışacaklar, geceleyin de bu kurumda barındırılacaktır. Yani açık cezaevinde bulunan hükümlüler, kamu kuruluşlarının talebi üzerine o kamu kuruluşuna gidecekler, gündüz çalışacaklar, gece de o kamu kuruluşunun sağladığı barınaklarda kalacaklar.

Bu maddeye neden ihtiyaç var, anlamış değiliz. Yani Türkiye’de iş gücüne mi ihtiyaç var? Tüm gençlerimiz, işsizlerimiz iş buldular, aş buldular, iş sahibi oldular da kamunun ihtiyacı olan iş gücünü Türkiye’deki insanlarımız artık sayısal olarak karşılamaz hâldeler mi? Suriyelileri, Afganlıları, Türkiye’deki tüm mültecileri de işe soktuk, gene de iş gücü açığını kapatamadık, sıra hükümlülere mi geldi?

Günümüzde, Türkiye’de işsizler ordusu iş ve aş beklemektedirler. Kayıtlı 4 milyon 500 bine yakın vatandaşımız işsizdir. Genç işsiz oranı yüzde 25’lere vurmuştur. Bu rakamlar karantina günleri öncesine ait rakamlardır. Yaşadığımız ekonomik sıkıntılar ve esnafın, tüccarın kapanan iş yerlerinde çalışan insanların da işsiz konuma geldiğinde bu rakamların dayanılmaz boyutlara ulaşacağı hepimiz tarafından bilinmektedir. Günümüzde, gene bize gelen mesajlara göre sayıları 120 bini bulan ortaöğretim mezunu hemşirelerimiz var. İktisadi ve idari bilimler fakültesi mezunu gençlerimiz var. Öğretmen olarak atanmayı bekleyen bu kadar gencimiz varken kamunun iş gücü ihtiyacını karşılamak açık infaz kurumunda bulunan hükümlülere mi düştü? Eğer iş gücüne ihtiyaç varsa 2 milyona yaklaşan gencimizi devreye sokun. İlla da açık infaz kurumlarında bulunan insanları açık alana çıkarma gibi bir sevda ve hayaliniz varsa onları, infaz kurumunun bulunduğu yörede, ilde, ilçede, neyse oranın dağlarının, ovalarının, bayırlarının ağaçlandırılması hususunda çalıştırın.

Bugün, kuruyemişçiye gittiğinizde bademin kilosu 100 lirayı aşmış durumda. Kuruyemişçinize sorduğunuzda, bu bademin de Amerika’dan, Kanada’dan, Meksika’dan geldiği yönünde beyanları var. Oysa Türkiye’nin birçok yerinde badem yetişebilecek iklimsel ve topraksal özellikler mevcut. O zaman, illa da bu mahkûmlara bir meşgale, bir iş, açık alan düşünüyorsanız dağlarımıza, ovalarımıza, bayırlarımıza badem ağacı diktirin; bunları da fakir, yoksul ailelere zimmetleyin, en azından onlara iş ve aş sağlamış oluruz.

Bir de bu kurumlara aldığınız insanları neye göre seçeceğiz? Ankara’da dayısı olan hükümlünün bir orman kampında çalışıp geceleri de bedelli askerlik yaptığına ilk çıktığında 80’li yıllarda, Burdur’da şahit olmuştuk. Kışlalarda neler yaşandığı hepimizce malum. Acaba, bu hükümlüler de kamu kuruluşlarında aynı sahneleri mi bizlere yaşatacaklar? Neye göre seçeceksiniz? Baklava çalan çocuğu mu alacağız yoksa…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı.)

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın Sayın Erel.

AYHAN EREL (Devamla) – Yine, bu insanların güvenliğini nasıl sağlayacaksınız? Diyelim ki aralarında husumet olan ailelerden birisi açık cezaevinden, infaz kurumundan bir kamu kuruluşuna geldi, gece de orada barınıyor; bunun güvenliğini nasıl sağlayacaksınız? 5 bin hükümlüsü olan bir infaz kurumundan 50 kişiyi neye göre seçeceksiniz? Hükümlünün firar etmesini nasıl önleyeceksiniz? Yine, terör, uyuşturucu, cinsel suçlardan hüküm giyenlere burada bir ayrıcalık getirilmemiş, bunlar da aynı haklardan yararlanacak mı? Bu boşluğun da doldurulması gerektiği kanaatindeyiz.

Bu duygularla yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 22’nci maddesinde geçen “geceleyin” ibaresinin “gece vakti” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                Burcu Köksal              Süleyman Bülbül    Saliha Sera Kadıgil Sütlü

               Afyonkarahisar                    Aydın                                 İstanbul

                 Zeynel Emre                 Alpay Antmen                   Turan Aydoğan

                    İstanbul                        Mersin                                İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önergeler üzerinde söz talebi Sayın Burcu Köksal’ın.

Buyurun Sayın Köksal. (CHP sıralarından alkışlar)

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; millet can derdinde, siz coronayı fırsat bilip resmen istismarcıya, gaspçıya, rüşvetçiye, kadına şiddet uygulayana, yaralayana af derdindesiniz. Öyle bir düzenleme getirdiniz ki bankayı soyan çıkacak ama o bankaya kira yatıran içeride kalacak; rüşveti alan çıkacak ama o rüşveti haberleştiren içeride kalacak. Öncelikle şunu söyleyeyim: FET֒ye hizmet eden bütün FET֒cülerin ve devletin birliğine, bütünlüğüne karşı eline silah alanların Allah belasını versin! Tek suçları komutanlarının emrine uymak olan askerî öğrenciler ve askerler içeride kalacak ama devleti soyanlar dışarı çıkacak.

Şu resme iyi bakın… Bunlar Nagihan Yavuz, Şuheda Sena Öğütalan ve Nimet Ecem Gönüllü. 3 genç kız, kırk dört aydır cezaevindeler, tek suçları şu: Okullarının kampında oldukları sırada, komutanlarının “Terör saldırısı var.” deyip dışarı çıkarmaları neticesinde şu an cezaevindeler, kimseye ateş etmemişler, silah sıkmamışlar. Nimet Ecem’in bir özelliği var; o, şehit kızı, babası bu topraklar için canını ortaya koymuş, sahip çıkamadığınız şehit kızı. O, babası gibi asker olmak istedi ama cezaevinde, eline silah almadan ne yazık ki ceza aldı. Onun gibi bir sürü insan var şu anda, bu düzenlemenin dışında kalacak. O yüzden bu af düzenlemesiyle, bu infaz düzenlemesiyle ilgili söylediğimiz bir şey var: İşinize gelenleri yararlandırıyorsunuz, işinize gelmeyenleri bu düzenlemenin dışında tutuyorsunuz. Bu, işte, adalet anlayışınız da, bu saraya bağladığınız, yandaşı koruyup muhalifleri sopa olarak kullandığınız adaletiniz, ısmarlama yasalarla Meclisi çalıştırıp vatandaşın feryadına kulak tıkadığınız bu anlayışınız batsın.

İnfaz düzenlemesini konuşuyorsunuz ama infaz koruma memurları umurunuzda bile değil, onların maaş, özlük hakları gibi hiçbir sıkıntısına bir çözüm öneriniz yok, bir fazla mesai ücretini bile onlara çok görüyorsunuz.

Corona salgınından etkilendiğimiz şu günlerde, geçtiğimiz haftalarda bir ekonomik paket açıkladınız ama pakete baktığımızda, pakette işçi yok, çiftçi yok, emekli yok, esnaf yok, yoksul yok, öğrenci yok, KOBİ yok, emeklilikte yaşa takılan yok, vatandaş yok, orada da varsa yoksa yandaş var.

Meclis çalışıyor ama şu zor günlerde coronadan ekonomik olarak etkilenenler adına bir tane tedbiriniz yok. “Bari, bizim önerilerimize kulak verin.” diyoruz, o da yok. Millete “Evde kal.” diyorsunuz, dükkânını kapatan berber, lokantasına kilit vuran işletmeci, kepengini indiren kahvehaneci, çay bahçesi, kafe sahibi, zarar eden mahalle bakkalı, kontağını kapatmak zorunda kalan kamyoncu, minibüsçü, servisçi, Allah aşkına, devlet yardımı olmadan nasıl ayakta duracak? (CHP sıralarından alkışlar) Ücretsiz izne çıkarılmak zorunda kalan işçi, tarlasını ekip biçemez hâle gelen çiftçi, emeklilikte yaşa takılan, doğal gaz faturasını yatıramayan emekli, okulu tatil edildiği için ücret alamayacak olan ücretli öğretmen, işsizlikten kıvranan vatandaş ne yiyip, ne içecek? (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

RECEP ÖZEL (Isparta) – Ücretli öğretmenler alıyor.

BURCU KÖKSAL (Devamla) - Şimdi, bu faturayı Nurettin amca yolladı; kendisi emekli, kirada oturuyor, diyor ki: “Bu salgın günlerinde evimden çıkamıyorum, başka bir iş yapamıyorum. Bu faturayı ertelemesi gerekenler, bana, 205 liralık doğal gaz faturası yolladılar, on beş gün içinde de ödememi istiyorlar. Allah aşkına, çık, Meclis kürsüsünde bunun hesabını sor.” (CHP sıralarından alkışlar)

“Bin liralık yardımları vereceğiz.” dediniz; paralar coronavirüs salgınından ekonomik olarak etkilenenlere gitmedi, Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdürlüğündeki mevcut listelere dağıtıldı.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Öbürlerine de gidecek, öbürlerine de gidecek.

BURCU KÖKSAL (Devamla) – Şunu net ifade edeyim: Burada da siyaset yaptınız. İhtiyaç sahibi olmasa bile kendinizden olan partililerinize ödediniz.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Allah Allah!

BURCU KÖKSAL (Devamla) – Virüs siyaset tanımıyor ama AKP için siyaset her şeyin üstünde geliyor. Bin liralık yardımı alamadığı için, reddedildiği için, o yardıma ihtiyaç duyduğu için isyan eden insanların mesajlarıyla dolu telefonlarım ama siz telefonlarınıza bakmadığınız için, sizin için önemli bile değil.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Mesajları gönder, mesajları gönder!

BURCU KÖKSAL (Devamla) – Bizi kıskanan Almanya, corona salgınından etkilenen esnafa üç aylık 9 bin euro ödedi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BURCU KÖKSAL (Devamla) – Tamamlayacağım Sayın Başkan. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

Sözlerinizi tamamlayın Sayın Köksal.

BURCU KÖKSAL (Devamla) – Beğenmediğiniz Fransa, salgından dolayı vatandaşlarına bin euro ödeyeceğini, faturaları faizsiz erteleyeceğini, şirketlerin batmayacağını, işçilere destek olacağını belirtti.

SALİH CORA (Trabzon) – Kaba konuşuyorsun!

BAŞKAN – Sayın Cora, lütfen.

SALİH CORA (Trabzon) – Ama Başkanım, kaba konuşuyor.

BAŞKAN – Sayın Cora, maskenizi takın lütfen.

BURCU KÖKSAL (Devamla) – Belçika, salgından dolayı etkilenen esnafına 4 bin euro ödedi. Siz ne yaptınız? “Evlerinizde kalın, kendi OHAL’inizi ilan edin.” dediniz. Kusura bakmayın, faturalar geldiğinde ödeme için “OHAL’deyim.” diyemiyorsun. Ev sahibine kira için “OHAL’deyim.” diyemiyorsun. Gıda ihtiyaçların için para istendiğinde “OHAL’deyim.” diyemiyorsun.

RECEP ÖZEL (Isparta) – E, ne yapalım? Ne yapılmalı? Ev sahibi kirasını almasın mı?

BURCU KÖKSAL (Devamla) – Millete “Evde kal.” demek değil, evde tutmak önemlidir. Milleti evde tutmak için de onun geçim sıkıntısını, borcunu, faizini, kredisini çözmeniz gerekir. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Gerçi, sizden çok şey istiyoruz, bir maskeyi dağıtamayanlardan çok şey istiyoruz.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Hadi oradan! Hadi oradan be!

BURCU KÖKSAL (Devamla) – Herkese coronasız günler diliyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Hadi oradan! Ayıp ya!

BURCU KÖKSAL (Devamla) – Ne demek “Hadi oradan!” Beğenmiyorsan gelirsin, kürsüden cevabını verirsin.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Ayıp ya! Ayıp ya!

BURCU KÖKSAL (Devamla) – Beğenmiyorsan gelirsin, buradan müdafaanı yaparsın.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Ayıp, ayıp!

BURCU KÖKSAL (Devamla) - Hayatınızda ilk defa vatandaşa kulak verin, hayatınızda ilk defa vatandaşa kulak verin. (CHP sıralarından alkışlar)

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) - Yazıklar olsun!

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Size yazıklar olsun!

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Sana yazıklar olsun da şu mesajları bir gönder, mesajları.

BAŞKAN - 22’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Göndereyim. (Gürültüler)

RECEP ÖZEL (Isparta) – Gönder, mesajları gönder.

BAŞKAN – Arkadaşlar, müsaade edin…

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Zengin, buyurun.

Arkadaşlar, bakın, Sayın Grup Başkan Vekiline söz verdim. Rica ediyorum…

SALİH CORA (Trabzon) – Çok kaba bir üslup ama Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Cora, lütfen…

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Nasıl konuşacağımı sana mı soracağım, sen mi öğreteceksin nasıl konuşacağımı?

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

32.- Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in, Afyonkarahisar Milletvekili Burcu Köksal’ın görüşülmekte olan 207 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 22’nci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Sayın Başkanım, doğruyu söylemek gerekirse ilk defa cevap vermek yerine tebessüm etme ihtiyacı duyuyorum çünkü… Bu nasıl bir üslup yani? Bu nasıl bir üslup? Hangi birisini düzelteceğiz, hangi birisini?

Bir defa, konuşma herhâlde geçen hafta yazılmış -hazırlık yapalım diye- bilgiler eskilerde kalmış. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bilgiler çok hızlı güncelleniyor fakat bunlar takip edilmiyor anladığım kadarıyla. Her zaman olduğu gibi mahalleye bir selam verme telaşı.

Sayın Başkanım, şu Avrupa’ya olan beğenimiz, Allah’ım ne kadar toleranslıyız, Avrupa, Fransa, İngiltere… Harika! Ay, nasıl, nasıl! Keşke oraların vekili olsanız yani buralar az gelir size, burası az gelir. (AKP sıralarından alkışlar) Size oraların, Fransa’nın falan vekili olmak yaraşır. Siz burada harcanıyorsunuz!

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Zengin.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Orada vekil olun. Bizi de beğenmiyorsunuz daha.

BAŞKAN - Tamamlayın sözlerinizi.

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan…

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, sataşma var. “Keşke Avrupa’nın vekili olsaydınız.” diyor. Ben bunu kabul edemem. Kendisi gitsin, Avrupa’nın vekili olsun. Sataşma var.

VII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Denizli Milletvekili Cahit Özkan, Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül ve Afyonkarahisar Milletvekili Ali Özkaya ile 57 Milletvekilinin Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2762) ve Adalet Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 207) (Devam)

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, 23’üncü madde üzerinde 2’si aynı mahiyette olmak üzere 3 önerge vardır…

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, lütfen… Sataşma var şahsıma

BAŞKAN – İlk okutacağım 2 önerge aynı mahiyettedir. Önergeleri okutup birlikte işleme alacağım.

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, şahsıma sataşma var. “Avrupa’nın vekili olun” diyor. olması gerekenleri söylüyoruz burada.

BAŞKAN – Okuyun.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 23’üncü maddesinin kanun teklifinden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                 Alpay Antmen             Turan Aydoğan                     Zeynel Emre

                      Mersin                      İstanbul                               İstanbul

          Saliha Sera Kadıgil Sütlü          Süleyman Bülbül              Özgür Ceylan

                     İstanbul                            Aydın                         Çanakkale

 

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

                 Mensur Işık                   Tuma Çelik                        Murat Çepni

                      Muş                           Mardin                                İstanbul

                Rıdvan Turan         Tulay Hatımoğulları Oruç             Abdullah Koç

                     Mersin                         Adana                                    Ağrı

               Züleyha Gülüm

                    İstanbul

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan… Sayın Başkan…

ZEYNEL EMRE (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Arkadaşlar, bir müsaade edin lütfen.

ZEYNEL EMRE (İstanbul) – Sayın Başkan, arkadaşımız öncesinden buraya geldi, öyle okumaya devam ettiniz.

BAŞKAN – İşlemi başlattıktan sonra Sayın Emre, müsaade edin. (CHP sıralarından gürültüler)

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Hayır, işlemi başlatmadan önce söyledim Sayın Başkan.

BAŞKAN - Müsaade edin arkadaşlar.

ZEYNEL EMRE (İstanbul) – Çok açık bir sataşma var.

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Şahsıma çok açık bir sataşma var.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Sayın Başkanım… Kürsüden bir milyon lafı bize atacaksınız, yok telefona bakma, yok bilmem ne… Sataş, sataş, sataş… Biz efendice cevap verince mi sorun oluyor, ben de bunu anlamıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Hayır, hayır, siz cevap vereceksiniz, o da cevap verecek.

BAŞKAN – Müsaade edin Sayın Türkkan.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Burayı beğenmiyorsunuz. “Avrupa şöyle, Amerika böyle…”

BAŞKAN - Sayın Köksal, tutanakları isteyeceğim, eğer bir sataşma varsa size sataşmadan söz vereceğim.

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan “Avrupa vekili ol.” diyor.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Hayret bir şey ya! Orada konuşurken bir üslup olur kardeşim. Bu ne biçim bir saldırıdır! Hakaret, hakaret… Mecbur muyuz biz dinlemeye? Yeter artık!

BAŞKAN - Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ilk söz Sayın Özgür Ceylan’ın.

Sayın Ceylan, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

ÖZGÜR CEYLAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 23’üncü maddesinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, ülke olarak çok zor günlerden geçiyoruz. Bu salgın bize bilimin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha hatırlattı. Bilim, üstüne düşeni yapıyor, insanlığa tüm dünyada öncülük ediyor ve bu zor günlerden çıkışın rehberliğini yapıyor. İktidar olarak umarım bundan bir ders çıkarırsınız; özellikle, bizim ısrarla vurguladığımız, üniversitelerimizde özgür düşüncenin, bilimsel çalışmanın önündeki engelleri kaldırırsınız; kaçak sucuk üreticilerini, okumuş insanlardan korkanları, şeyh, şıh görünümlü iktidar yalakası sözde bilim adamlarını üniversitelerimize rektör atamaktan vazgeçersiniz; artık, umarım, üniversiteleri bir arpalık, yandaş dinlenme tesisi olarak görmezsiniz. Bilim öyle bir ışık yayar ki tüm karanlıkları aydınlatır, hurafeleri, din simsarlarının âcizliğini halkın gözünün önüne koyar, ummadığımız insanlar bilim adamlarından medet umar. Bilim, düşünce özgürlüğüyle beslenir ve yaşar. Farklı düşüncelerin çarpışması bilimin gelişimini, değişimini sağlar. Bu anlamda her görüş ve her fikir dinlenir, değerlendirilir. Fikir özgürlüğü, bilim ve insanlığın gelişimidir.

Bugün burada, yine bir torba yasa teklifini görüşmek için bir aradayız. Görüştüğümüz bu örtülü af, yine yangından mal kaçırır gibi, yeterince tartışılmadan, farklı düşüncelere ve uzlaşmaya kapalı bir anlayışla geçirilmeye çalışılıyor. Yasalar, toplumları ileriye götürmek için yapılır, geriye götürmek için yapılmaz ama, maalesef, bu teklifle Türkiye ileriye gitmiyor. Adalet duygusundan yoksun bir yasa teklifiyle karşı karşıyayız.

Özellikle kadına karşı şiddet suçu işlemiş mahkûmların izne çıkabilmeleri toplum vicdanında olumlu karşılık bulmamaktadır. Gasp suçu işlemişlere tanınan indirim ve tefecilere yapılan ceza artırımıyla “Tefecilik yapmayın ama gasp yapabilirsiniz.” gibi bir anlam çıkmasına yol açmaktadır. Rüşvet suçunun af kapsamına alınmasıyla, kamuda rüşvetin engellenmesi ve yolsuzlukla mücadele nasıl yapılacak? Doğrusu, izaha muhtaçtır. Hele, daha önceden tek başına olduğunda yatar cezası olmayan Cumhurbaşkanına hakaret suçunun bu düzenlemeyle hapis yatar hâle gelmesi, başlı başına, farklı fikirlere tahammülü olmayan, baskıcı bir iktidar anlayışını açıkça ortaya koyuyor.

Teklif hazırlanırken kezzap atan ile “tweet” atan arasında bir ayrım yapılmamış, siyasal iktidarın toplum yararına olmayan her türlü iş ve eylemini eleştiren yurttaşlarımız için en güvenli liman olarak ceza ve tutukevleri öngörülmüştür. Bu mantıkla hareket ederseniz, tabii, ceza ve tutukevlerinde yer kalmaz.

Bakın, AKP’nin iş başına geldiği 2002’de cezaevlerinde 57 bin yurttaşımız bulunuyordu. On sekiz yıllık iktidarınız sonunda, bugün cezaevlerimiz tıka basa dolu, hükümlü ve tutuklular vardiya usulüyle yatıyorlar, tam 300 bin insan cezaevlerinde. Bu karşı karşıya olduğunuz manzara, uyguladığınız politikaların neticesidir. Öyle görünüyor ki on sekiz yıllık politikalarınız insanımıza başka seçenek bırakmıyor. Gerçi, seçim vaadi beş yılda 193 cezaevi yapmak olan bir anlayıştan daha farklı bir perspektif beklenebilir mi o da ayrı bir konu.

Değerli milletvekilleri, Cumhuriyet Halk Partisi prensipte infaz indirimine karşı değildir ancak bu yaklaşım, şiddet içeren suçlar dışındaki, düşünce özgürlüğü kapsamındaki siyasal suçları da kapsamalıdır. Gasp, darp, çıkar amaçlı suç şebekesi kuranları, dolandırıcılık yapanları bırakalım; düşüncesini açıklamak üzere “tweet” atanı, halkın haber alma özgürlüğüne hizmet eden gazeteciyi yaptığı haberden ötürü içeri tıkalım, CHP de buna destek olsun. Bu, kabul edilebilir mi?

Sözlerime son verirken, yaşadığımız şu günleri âdeta özetleyen bir tır şoförünün, milyonlarca emekçinin duygularına tercüman olan sözlerini tekrarlamak istiyorum: “Ama beni virüs öldürmez, senin düzenin öldürür.”

Saygılarımla. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerindeki ikinci söz talebi Sayın Abdullah Koç’un.

Buyurun Sayın Koç. (HDP sıralarından alkışlar)

ABDULLAH KOÇ (Ağrı) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şimdi, 65 milyon insan için çıkarılan sokağa çıkma yasağı ne yazık ki dün çok korkunç bir tabloyla karşı karşıya bıraktı toplumu. Ne yapıldı? Bakın, 65 milyon insanı ilgilendiren sokağa çıkma yasağında, o 65 milyon insanın seçmiş olduğu belediye başkanlarına ve yerel yöneticilerine haber verilmeden bu sokağa çıkma olayı ilan edildi. Bakın, bu aynı zamanda hangi tehlikeyi beraberinde getirdi? Bu, sürü bağışıklığını da beraberinde getirdi. Şimdiye kadar risk altında olan cezaevleri, emekçiler varken şimdi toplumun tamamı risk altında.

Değerli arkadaşlar, bakın, sağlıklı demokrasilerde parlamentolar uzlaşıyla karar verilebilecek alanlardır ve demokrasinin alanlarıdır. Ne yazık ki bu AKP Hükûmeti bu konuda kesinlikle herhangi bir adım atmadığı gibi, iktidarın kendi eylemleriyle Parlamentonun bütün işlevini yok sayarak her alanda olduğu gibi bu ceza infaz yasasında da yine bu Parlamentoyu yok sayarak, uzlaşı aramayarak yepyeni bir tabloyla karşı karşıya bıraktı bizleri. Bakın, değerli arkadaşlar, bu özel aftır, özel af olduğuna dair husus Anayasa’nın 87’nci maddesinde ve Türk Ceza Kanunu’nun 65’inci maddesinde çok nettir ve tarifi de çok açık bir şekilde yapılmıştır. Buna rağmen ne yaptı bu Hükûmet? “Özel af değildir, tamamen bir kanun düzenlemesidir.” demek suretiyle, kanuna karşı gelmek suretiyle, Anayasa’yı yok saymak suretiyle bu kanunu yine huzurlarınıza getirmiş bulunmaktadır.

Değerli arkadaşlar, bakın, bu düzenleme aynı zamanda cezaevleriyle ilgili, mahkûm olan kişilere ilişkin disiplin cezalarını da düzenlemektedir. Bakın, bu iktidar döneminde cezaevlerindeki kişilerin sayısı 5 misli artmış bulunmaktadır. Cezaevlerinde olan uygulamalarda çıplak arama, kelepçeli muayene, keyfî muamele, keyfî disiplin cezaları, tecrit, izolasyon ve sağlık hakkına erişememe, Adlî Tıp Kurumunun adaletsiz yaklaşımı sonucunda insanların sağlık hakkından yararlanmaması gibi birçok adaletsizlik ve hukuksuzluk olayıyla karşı karşıya olduğumuzu çok net bir şekilde belirtmek istiyorum. Bakın, cezaevlerinin alanları genişletiliyor bu 23’üncü maddeyle, ne yapılıyor? Mahkûm nereye gidiyorsa uygulama alanı, disiplin alanları da onunla beraber gittiği yere kadar gidiyor. Eğer mahkûm hastaneye gidiyorsa ceza uygulanacak, adliyeye gidiyorsa aynı şekilde yapmış olduğu savunmadan dolayı mahkemenin huzuruna çıktığı zaman, orada farklı bir cümle kullandığı zaman yine bu disiplin cezasıyla karşı karşıya gelecek.

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Hiç ilgisi yok, ilgisi yok.

ABDULLAH KOÇ (Devamla) – Kesinlikle bu madde bu şekilde.

Peki, bu ne demek arkadaşlar? Bu, artık mahkûmu nereye götürüyorsanız yani ceza almış olan kişiyi nereye götürüyorsanız bu disiplin cezası da kendisini takip eder durumdadır. Bakın, şöyle bir örnek vereyim size: Varsayalım ki Millet Meclisinde bir komisyon kuruldu ve siz bir mahkûmu buraya getirdiniz, ifadesini alıyorsunuz, ifadesi esnasında aksi bir davranışta bulunması hâlinde yine bu alan Millet Meclisini de kapsayacak tarzda genişletilmiş durumda. Bu neyi getiriyor? Bu, şu uygulamayı beraberinde getiriyor: Bakın, adil yargılama hakkının ihlalini beraberinde getirecek. Niye getirecek? Çünkü bu kişinin aynı zamanda başka bir mahkemede bir yargılaması varsa, bu yargılamasından dolayı mahkemenin huzuruna çıktıysa, orada mahkemeye karşı koyduysa, kendini savunma hakkını kullandıysa yine disiplin cezasıyla karşı karşıya kalacağı aşikâr olan bir durumdur. Bu nedenle, bu uygulamanın yerinde kullanılmadığını ve yasama hakkına, adil yargılama hakkına aykırı olduğunu biz burada belirtmek istiyoruz. Değerli arkadaşlar, peki buna ihtiyaç var mıydı? Kesinlikle ihtiyaç yoktu çünkü binlerce insan cezaevinde ve cezaevlerinin şu anda, mecbur, zorunlu olarak coronavirüs nedeniyle rahatlatılması gerekiyordu. Buna ilişkin madde metinlerinin önümüze getirilmesi gerekirken, maalesef, ayrımcılık yapıldı ve getirilmedi. Bu nedenle de bizim bu maddeye kesinlikle karşı olduğumuzu belirtiyoruz.

Saygılar sunuyorum, teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 23’üncü maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

“MADDE 23- 5275 sayılı Kanunun 37 nci maddesinin birinci fıkrasına aşağıdaki cümle eklenmiştir.

Hükümlünün sağlık, eğitim ve çalışma gibi nedenlerle geçici olarak kurum dışında bulunduğu yerler de bu fıkranın uygulanması bakımından kurum olarak kabul edilir.”

               Ayhan Altıntaş                 Ayhan Erel                       Yasin Öztürk

                    Ankara                        Aksaray                                Denizli

            Arslan Kabukcuoğlu             Ümit Beyaz                        Hüseyin Örs

                   Eskişehir                       İstanbul                                Trabzon

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Ayhan Altıntaş’ın.

Buyurun. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

AYHAN ALTINTAŞ (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 207 sıra sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun Teklifi’nin 23’üncü maddesi hakkında söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Sokağa çıkma yasağı uygulanan bugünlerde evine ekmek götürmekte zorlanan pek çok vatandaşımız var. Bunlardan bir grup da bana ulaştı. Bunlar: Millî Eğitim Bakanlığıyla sözleşmeli çalışan 120 bin taşımalı eğitim servis esnafları. Okulların kapanması nedeniyle Bakanlıktan ödenek alamıyorlar ancak bandrol, trafik sigortası, muayene ücreti, oda aidatı gibi masraflarını yıllık olarak ödemek zorundalar. Millî Eğitim Bakanlığımızı bu esnafımızın sorunlarıyla ilgilenmeye ve bu konudaki yetkilileri göreve davet ediyorum.

Kanun teklifinin 23’üncü maddesi, hükümlünün duruşma, sağlık, eğitim ve çalışma gibi nedenlerle geçici olarak ceza infaz kurumu dışında bulunduğu yerlerde, disipline aykırı eylemleri yahut disipline aykırı sözleri nedeniyle yaptırımlar uygulanmasına olanak sağlanmakta. Muhalefet şerhimizde Komisyon üyesi arkadaşlarımızın belirttiği gibi, yargılama ve duruşma esnasında disiplini tesis edecek olan merci hâkimdir. Dolayısıyla bu konunun infaz dışında olması gerekir. İnfazda disiplin müessesini bırakmak istismara yol açar, bu nedenle bu maddeye katılmıyoruz. Maddenin muhalefet şerhimizdeki gibi değiştirilmesi gerektiğini düşünüyoruz.

Değerli milletvekilleri, burada bizim afla uğraşıyor olmamız aslında içler acısıdır. Daha önceki konuşmamda belirttiğim gibi af, doğru işlemeyen, adil olmayan hukuk düzenlerinin bir sonucudur. Bu afla biz, affa uğrayacaklar arasında varsa mağdurların bir kısmının hakkını teslim edeceğiz. Eğer hukukta bir aksama görüyorsak yapmamız gereken, gündelik çözümler üretmek değildir. Öncelikle hukuk sistemini düzeltmek gerekir, insanların neden suça bulaştığını araştırmak gerekir. Ekonomik olarak, sosyal olarak gerekli düzeltmeleri yapmak ve halkı suça bulaşmaktan da kendilerine karşı suç işlenmesinden de korumak gerekir.

Biliyoruz ki cezaevleri kapasitelerinin üzerinde dolu. Birçok mâhkumun nöbetleşe uyuduğunu da duyuyoruz. Açık kaynaklardan edindiğimiz verilere göre Türkiye’de 353 cezaevi var, bunların toplam kapasitesi 218 bin. Tutuklu ve hükümlü sayısı kaç? 2019 Kasım ayında 286 bin. 100’den fazla inşaat hâlinde hapishane var. Yeni hapishaneler inşa ederek suçu bitiremezsiniz, halkı da koruyamazsınız. Yozgat Vekiliniz gibi, cezaevi yapıp “bacasız fabrika yaptık” diye övünemezsiniz. Bu doluluk oranı mahkûmlar açısından da korkutucu, buralarda tedbir almak gerekir elbette. Hükümlülerin de beden ve ruh sağlığını koruyacak olan devlettir. Özellikle corona salgını sürecinde bu korumaya çok özel önem vermeliyiz.

Değerli arkadaşlar, af, adaletsizlik duygusu yaratmamalıdır. Düşünün, bir hükümlü işlediği suç için cezasını çekmeye devam ederken, bir başka hükümlünün cezasının kalkmasını adalet olarak değerlendirebilir mi? Bunu kendisine karşı yapılmış bir zorbalık, bir zulüm olarak görecektir. Siz birini kazanmak isterken, bir diğerini kaybedeceksiniz. Devlet adildir, devlet taraf tutmaz; vatandaşa öncelikle bunun hissettirilmesi gerekir.

Değerli arkadaşlar, cumhuriyet ilanından Rahşan affına kadar kapsamları birbirinden farklı 48 af çıkmış, Rahşan affıyla birlikte bunların 7 tanesi genel af. AK PARTİ iktidarında da genel aflar kadar kapsayıcı olmasa da çıkan aflar var. Mesela, Ağustos 2016’da çıkan ve yaklaşık 38 bin kişinin tahliye olacağı öngörülen bir yargı düzenlemesi mevcut. Aynı şekilde, önce Nisan 2012’de çıkan fakat cezaevlerini yeterince boşaltmadığı için Ocak 2013’te üzerinde tekrar düzenleme yapılan Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’daki değişiklik; bundan sonra da Ağustos 2015’te yönetmelik yine değişmiş ve gazetelere örtülü af olarak yansıyan bu durumla cezaevlerinin boşaltılması amaçlanmıştır.

Sözlerimi toparlayacak olursam affın çıkarılması belki kendi tanımımızla “kader mahkûmları” için iyi olabilir fakat bunu af yerine hukuki düzenlemelerle sağlamak daha makuldur. Örneğin, uzun tutukluluk sürelerini kısaltarak ve tutuklu sayısını azaltarak işe başlayabilirsiniz. Önemli olan, afların adil olmasıdır.

Son olarak unutulan bir konuyu hatırlatmak istiyorum: Bizim 2,5 milyar dolar ödeyerek satın aldığımız S-400’ler ne oldu?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın Sayın Altıntaş

AYHAN ALTINTAŞ (Devamla) - Sayın Millî Savunma Bakanımızın kulakları çınlasın, hani nisanda kurulacaktı? “Ne S-400 alalım ne Patriot alalım, kendi mühendislerimizle kendimiz yapalım.” dediğim için beni “Savunmasız Türkiye istiyor.” diye niteleyen gazeteci arkadaş nerede, neden konuyu takip etmiyor?

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

23’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

24’üncü madde üzerinde 2’si aynı mahiyette olmak üzere 3 adet önerge vardır. İlk okutacağım 2 önerge aynı mahiyette olduğundan birlikte işleme alacağım.

ERKAN BAŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, 4 önerge olması lazım. 4 önerge var.

BAŞKAN – 3 önerge var.

ERKAN BAŞ (İstanbul) – Söz istiyorum.

BAŞKAN – Okuyun.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 24’üncü maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                Alpay Antmen                 Zeynel Emre                 Süleyman Bülbül

                     Mersin                        İstanbul                                 Aydın

               Turan Aydoğan        Saliha Sera Kadıgil Sütlü

                    İstanbul                       İstanbul

 

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

                 Mensur Işık                   Tuma Çelik       Tulay Hatımoğulları Oruç

                      Muş                           Mardin                                  Adana

                Rıdvan Turan               Züleyha Gülüm                      Murat Çepni

                     Mersin                        İstanbul                                  İzmir

       Serpil Kemalbay Pekgözegü                 Mehmet Ruştu Tiryaki

                     İzmir                                         Batman

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

ERKAN BAŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, 4 önergemiz var. Önergemizin işleme alınmasını talep ediyoruz.

NAZIR CİHANGİR İSLAM (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Evet, dinliyorum.

ERKAN BAŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, 4 önergemiz var. Bizim önergemizin de işleme alınması gerekiyor.

BAŞKAN – Şöyle, ben bir açıklama yapayım bu konuda.

ERKAN BAŞ (İstanbul) – Tabii, lütfen.

VIII.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Süreyya Sadi Bilgiç’in, İç Tüzük’ün 91’inci maddesinin temel kanun olarak görüşülmesine karar verilen tekliflerde önerge sınırına, İç Tüzük’ün 87’nci maddesinin ise önergenin verilme zamanına ilişkin belirlemeyi yaptığına, 207 sıra sayılı Kanun Teklifi Başkanlıkça dağıtıldıktan sonra 24’üncü madde üzerinde 2 milletvekili önerge verdiği için temel kanun olarak görüşülmesinde karar verilen teklif üzerinde iki önergenin işleme alınabileceğine ilişkin konuşması

BAŞKAN – İç Tüzük’ün 91’inci maddesinin ikinci fıkrasında “Milletvekilleri ve esas komisyon değişiklik önergeleri verebilir. Milletvekilleri tarafından Anayasaya aykırılık önergeleri dahil madde üzerinde iki önerge verilebilir. Ancak, her siyasî parti grubuna mensup milletvekillerinin birer önerge verme hakkı saklıdır.” denilmektedir. Bu hüküm, temel kanun olarak görüşülmesine karar verilen tekliflerde önerge sınırına dair belirleme yapmaktadır. Önergenin verilme zamanına ilişkin belirlemeyi ise İç Tüzük’ün 87’nci maddesinin ikinci fıkrasının ilk cümlesi yapmaktadır. “Değişiklik önergeleri kanun tekliflerinin basılıp dağıtılmasından itibaren Başkanlığa verilebilir.” Dolayısıyla, bir kanun teklifi bastırılıp dağıtıldıktan sonra milletvekillerince önerge verilebilmekte ve bunlar veriliş sırasına göre temel kanun veya normal görüşme usulüne göre sıradan işleme alınabilmektedir.

207 sıra sayılı Kanun Teklifi Başkanlıkça dağıtıldıktan sonra 24’üncü madde üzerinde 2 milletvekili önerge vermiş bulunduğundan temel kanun olarak görüşülmesinde karar verilen bu teklif üzerinde şu aşamada bu 2 önergeden fazla milletvekili önergesini işleme alma imkânı bulunmamaktadır.

ERKAN BAŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, söz kullanabilir miyim?

BAŞKAN – Buyurun, dinliyorum sizi.

ERKAN BAŞ (İstanbul) – Mikrofonu açar mısınız.

BAŞKAN – Buyurun dinliyorum. Kayıtlara geçiyor, buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

33.- İstanbul Milletvekili Erkan Baş’ın, Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Süreyya Sadi Bilgiç’in 207 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 24’üncü maddesiyle ilgili önergeler üzerinde yaptığı işlemin İç Tüzük hükümlerine aykırı olduğuna ve usul tartışması açılmasını talep ettiğine ilişkin açıklaması

ERKAN BAŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, ilgili 2 maddeyi biz de arkadaşlarımızla dikkatlice inceledik, verilen önergeleri de Başkanlık Divanına önergemizi sunduğumuzda, Başkanlık Divanındaki size yardımcı olan arkadaşlarla inceledik.

BAŞKAN – Kanunlar Kararlar personelimiz, evet.

ERKAN BAŞ (İstanbul) – Kanunlar Kararlardan arkadaşlarla inceledik. Verilen önergeler, kanun teklifi ilk verildiğinde henüz temel kanun olmasına karar verilmeden önce verilmiş önergeler. Salı günü saat dokuzda 2 önerge verildiği kayıtlarda gözüküyor, bu doğrudur, fakat salı günü saat 16.45’te başlayan Genel Kurul oturumunda temel kanun olarak görüşülmesi karar altına alındığı andan itibaren o önergeler işleme sokulamaz. Dolayısıyla şu anda zaten siz de okurken dediniz ki:”3 tane önerge var.” Bu 3 önerge de siyasi parti gruplarına ait önergeler, milletvekillerine ait önergeleri okumadınız zaten. Okumadığınız için şu anda bizim verdiğimiz önerge, işleme alınması gereken bir önergedir.

BAŞKAN – Şöyle: Grupların zaten önerge hakları saklı olduğu için görüşmeler esnasında da verilebiliyor…

ERKAN BAŞ (İstanbul) – Doğrudur, ben de onu söylüyorum, Sayın Başkan

BAŞKAN – Kanunlar Kararların yapmış olduğu uygulama, İç Tüzük hükümlerine uygundur.

ERKAN BAŞ (İstanbul) – Hayır, Sayın Başkan, değildir.

NAZIR CİHANGİR İSLAM (İstanbul) – Hayır, değildir, Sayın Başkan.

BAŞKAN – Uygundur, Sayın İslam.

NAZIR CİHANGİR İSLAM (İstanbul) – Sayın Başkan, değildir.

ERKAN BAŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, o zaman bir talebimiz var. İç Tüzük 63’e göre, bu tavrınızla ilgili usul tartışması açmak istiyoruz.

BAŞKAN – Usul tartışması açmaya gerek görmüyorum.

ERKAN BAŞ (İstanbul) – Usul tartışması açmaya gerek vardır efendim.

BAŞKAN – Gerek yoktur.

ERKAN BAŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, İç Tüzük’e aykırı davranılıyor şu anda, bizim bir talebimiz var

BAŞKAN – İç Tüzük’le ilgili bir tartışma açmayı gerekli görmüyorum.

ERKAN BAŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, eğer önerge varsa onları işleme almanız gerekiyor. Sayın Başkan, o 2 önergeyi niye işleme alıyorsunuz o zaman? Hayır, yanlış bilgilendirmede bulunuyor Kanunlar Kararlar.

NAZIR CİHANGİR İSLAM (İstanbul) – Size vaktinden önce verilen dilekçeleri işleme koyuyorsunuz, temel kanun kararı alındıktan sonra o dilekçeleri kabul ediyorsunuz.

ERKAN BAŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, usul tartışması…

Sayın Başkan, bir milletvekilini de Kanunlar Kararlar kadar dinleseniz.

Sayın Başkan, bakın iki şey söylüyorum, rica ediyorum. Birincisi, siz dediniz ki “24’üncü madde üzerinde 3 önerge vardır.” Bu 3 önerge de siyasi parti gruplarına ait önergelerdir. Dolayısıyla milletvekillerinin…

BAŞKAN – Sayın Baş…

ERKAN BAŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, bitirebilir miyim.

BAŞKAN – Tabii ki buyurun.

ERKAN BAŞ (İstanbul) – Milletvekillerinin 2 önerge verebilir hakkını şu anda işleme almıyorsunuz zaten, birincisi bu.

BAŞKAN – Bu önergeler, bakın…

ERKAN BAŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, bitirebilir miyim.

BAŞKAN – …İç Tüzük’ün 87’nci maddesine uygun bir biçimde verilmiştir.

ERKAN BAŞ (İstanbul) – Doğrudur, doğrudur.

BAŞKAN – …ve Kanunlar Kararlara ulaşmıştır…

ERKAN BAŞ (İstanbul) – Doğrudur. Şu anda işleme almadınız.

BAŞKAN – …ve Başkanlık Divanı olarak da bunun dışında bir işlem yapma şansım yok.

ERKAN BAŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, bitirebilir miyim. Sayın Başkan… Sayın Başkan…

NAZIR CİHANGİR İSLAM (İstanbul) – Sayın Başkan, gerekçe anlatıyor arkadaşımız, lütfedip dinler misiniz.

BAŞKAN – Sayın İslam, dinledim zaten.

NAZIR CİHANGİR İSLAM (İstanbul) – Hayır, dinlemiyorsunuz, lafını bitirmedi daha.

ERKAN BAŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, bakın, gerekçemi söylüyorum. Diyorum ki siz zaten milletvekillerinin verdiğini iddia ettiğiniz önergeleri işleme almadınız.

BAŞKAN – İddia etmiyorum, ben milletvekillerinin verdiğini söylüyorum. “İddia etmek” farklı bir kavram.

ERKAN BAŞ (İstanbul) – Peki.

Verdikleri önergeleri işleme almadınız. Neden işleme almadınız? Çünkü temel kanun olduğu andan itibaren onlar kadükleşti. Siz de işleme almayarak doğru bir şey yaptınız. Eğer bu değilse…

BAŞKAN – Kadük olmuyor işte. Yani sizinle o bir yorum farkıdır, kadük olmuyor.

ERKAN BAŞ (İstanbul) – Peki, tamam.

Sayın Başkan, bu sizin yorumunuza ilişkin de İç Tüzük 63’üncü madde diyor ki: Sayın Başkan uyarılır ve usule ait konular diğer işlemlerden önce konuşulur.”

Ben burada bir talepte bulunuyorum, İç Tüzük’e uygun bir talepte bulunuyorum. Siz bunu yorumluyorsunuz. Yorumunuza saygı duyuyorum. Başkanlık makamının yorum hakkı vardır fakat İç Tüzük’e göre, yorum yaptığınız konuda usul tartışması açılmak durumundadır. “Açılır.” diyor İç Tüzük.

BAŞKAN – Sayın Baş, müsaade eder misiniz.

Bakın, 91’inci madde üzerinden gidiyorsunuz…

ERKAN BAŞ (İstanbul) – Evet.

BAŞKAN – …ama 91’inci maddeye geldiğinizde şunu söylüyor: “Diğer hükümler saklıdır.” “Diğer hükümler saklıdır.” diyerek yani 87’nci madde ortadan kalkmıyor ve bu işlem de bu şekliyle yerleşmiş bir teamül olarak…

ERKAN BAŞ (İstanbul) – Değil.

BAŞKAN - …İç Tüzük 87’nci madde hükmü doğrultusunda uygulanıyor.

ERKAN BAŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, bakın, yorum yapma hakkınıza ben saygı duyuyorum. Yorum yapabilirsiniz.

BAŞKAN – Ben yorum yapmıyorum.

ERKAN BAŞ (İstanbul) – Yorum yapıyorsunuz.

BAŞKAN – Benim yaptığım yorum değil.

ERKAN BAŞ (İstanbul) – Ben diyorum ki bu yorum usul açısından tartışmaya muhtaç bir yorumdur. İç Tüzük de bana bu hakkı veriyor.

BAŞKAN – Divan bununla ilgili olarak bir yorum yapmıyor.

ERKAN BAŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, ben başka bir şey mi söylüyorum? Ben İç Tüzük’e dayanarak diyorum ki siz 2 önergeyi işleme almayarak doğru yaptınız. Onları almadınız çünkü temel kanundan önce verilmişti.

BAŞKAN – Ondan dolayı değil. Ondan dolayı değil.

ERKAN BAŞ (İstanbul) – Şimdi yapılması gereken şey usul tartışması açmaktır. Bundan daha doğal ne olabilir?

RECEP ÖZEL (Isparta) – Doğru yaptığı şeyde niye usul tartışması açsın ki?

ERKAN BAŞ (İstanbul) – Benimkini kesiyor.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Hayır, hayır, usul açması kesin, onda hiçbir şüphe yok.

ERKAN BAŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, usul tartışması, lütfen... En azından usul tartışması zorunludur.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Usul tartışması konusunda, yani biz bu işi öğrenmeye gayret ettiğimizde üstatlarımızdan ve bu konuyu bilen kıdemlilerimizden, usul tartışmasının açılmasının en meşru hâlini tarif eden bir tartışma içindeyiz. Bakın, bazen açılamaz ama burada usul… Yani çok açık, maddede bir eksiklik var, orada bir talep var. Sizin bu konuda bir yorumunuz var.

BAŞKAN – Sayın Özel, yerleşik uygulamanın ne olduğunu siz benden daha iyi biliyorsunuz.

ERKAN BAŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, böyle bir uygulama olamaz ki daha önce…

BAŞKAN – Bu kadar tecrübeli bir milletvekilisiniz ve İç Tüzük’e de uygun şekilde bir işlem tesis ediyoruz ama illaki usul tartışmasıysa…

ERKAN BAŞ (İstanbul) – Lütfen… Lütfen…

BAŞKAN – …açıyorum usul tartışmasını.

Lehte, aleyhte?

ERKAN BAŞ (İstanbul) – Aleyhte söz istiyorum.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Bravo Başkan!

ERKAN BAŞ (İstanbul) – Aleyhte…

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Lehte…

RECEP ÖZEL (Isparta) – Lehte…

BAŞKAN – Tamam. Lehte Ramazan Can, lehte Recep Özel…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Aleyhte…

BAŞKAN – Aleyhte Erkan Baş… Aleyhte Cihangir İslam mı yoksa Özgür Özel mi?

NAZIR CİHANGİR İSLAM (İstanbul) – Özgür Bey konuşsun, bizim adımıza Erkan Bey konuşuyor zaten.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Evet.

BAŞKAN – Aleyhte Özgür Özel…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Önce lehte başlayacaksınız.

BAŞKAN – Evet.

Usul tartışması üzerinde lehte ilk söz talebi Sayın Ramazan Can’ın.

Buyurun Sayın Ramazan Can. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

IX.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER

1.- 207 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 24’üncü maddesiyle ilgili önergeler üzerinde yapılan işlemin İç Tüzük hükümlerine uygun olup olmadığı hakkında

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle Sayın Başkanım, tavrınızın lehinde olduğumu beyan etmek istiyorum. (Gürültüler)

BAŞKAN – Arkadaşlar, lütfen biraz sessiz… Rica ediyorum... Ben bile duyamıyorum ya, siz oradan neyi duydunuz da bağırıyorsunuz, ben bunu anlamıyorum.

Sayın Can, başlayın lütfen…

RAMAZAN CAN (Devamla) – Ayrıca Sayın Başkanım, 63’üncü madde usul tartışmasına değiniyor. (Gürültüler)

BURHAN ÇAKIR (Erzincan) – Hiç olmazsa teröristleri savunmuyor.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Teröristleri savunan sensin.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Kim? Teröristi savunan mı var burada?

BURHAN ÇAKIR (Erzincan) – Veli Ağbaba savunuyor.

RAMAZAN CAN (Devamla) - Usul tartışmasında eğer açık bir şekilde teamül, İç Tüzük ortaya hüküm koymuşsa bu konuda…

BAŞKAN – Arkadaşlar, müsaade edin, bakın, yani kendi milletvekiliniz konuşuyor, bir şey açıklamaya çalışıyor usul tartışması üzerinde.

MEHMET CİHAT SEZAL (Kahramanmaraş) – Oradan, en arkadan bağırıyorlar.

BAŞKAN – Bağırsınlar. Her bağırtıya cevap vermek gerekmiyor.

Buyurun.

RAMAZAN CAN (Devamla) – Gündemi yöneten başkan vekilinin, usul tartışması açılabilmesi, İç Tüzük’le ilgili bir hükmün ya da bir hakkın uygulanmaması noktasında -haklı olabilir, haksız olabilir- tavrına yöneliktir. İç Tüzük’te gerek teamül gerekse Meclis çalışmalarında yerleşmiş bir hakla ilgili usul tartışması açmaya kalkmak hakkın kötüye kullanılmasıyla alakalıdır ki burada Meclis Başkan Vekilinin bunu işleme koymaması da gerekirdi.

TUMA ÇELİK (Mardin) – Her istediğinizi yapın.

RAMAZAN CAN (Devamla) - Diğer taraftan, kanun, lafzıyla ve ruhuyla temas ettiği bütün meselelerde meridir. Bir hakkın sırf ızrarını kanun himaye etmez. Bir hakkın kötüye kullanılması emsal de teşkil etmez, o ayrı bir konu. Diğer taraftan, şu anki görüşmüş olduğumuz kanun, 207 sıra sayılı Kanun Teklifi, temel kanundur. Grup önerimizde ve Genel Kurul takdiriyle temel kanun vasfını haiz olmuştur. Temel kanun görüşmeleri devam ederken verilen önergeler sabittir. Grupların önergeleri vardır, gruplar önergeleriyle ve bu hakları doldurmuştur. Dolayısıyla burada önerge verilemez. Meclisin yerleşik teamüllerine göre önerge hakkı dolduğundan dolayı bu önerge de işleme konulamaz, Başkanın tavrı yerindedir. Ayrıca, 87’nci maddeyle de temel kanunla ilgili maddeyi birlikte değerlendirmemiz lazım. Gerek İç Tüzük’ün lafzı gerekse ruhu bu noktada açıktır. Meclis Başkan Vekilimizin tavrı yerindedir. Bu tavrı destekliyor, Genel Kurulun takdirine sunuyorum.

Arz ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Evet, usul tartışması üzerinde ikinci söz talebi, aleyhte, Sayın Erkan Baş’ın.

Buyurun Sayın Baş. (HDP sıralarından alkışlar)

ERKAN BAŞ (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlar, şimdi, kanun yapmak ciddi bir iştir. Bakın, bazen bir önergede bir virgülün yeri değişir, insanlar mesela on yıl sonra emekli olurlar. Bazen bir önergede bir virgülün yeri değişir şu anda tartıştığımız gibi bir kanunda binlerce insan cezaevine girer, binlerce insan cezaevinden çıkar. O yüzden dikkatle tartışmamız gerekiyor ve bir kere, temel olarak bütün milletvekillerinin mümkün olduğunca bu kanun yapım sürecine katılmasının yolunu açmak lazım, bu bir.

İkincisi, bakın, bizim İç Tüzük’ümüz, daha önce burada defalarca dile getirdik, esas olarak çoğunluğu koruyan ve siyasi parti grupları temelli bir İç Tüzük’tür. Milletvekilini, aslında her birimizi, tek tek de savunan bir İç Tüzük değildir, bunun değişmesi gerekiyor ama değişene kadar da mevcut İç Tüzük’ü olabildiğince katılımcı, olabildiğince buradaki her milletvekilinin söz hakkını savunan bir biçimde yorumlamamız gerekiyor.

Şimdi ne oldu? Bakın, rica ediyorum, hepinizden tek tek rica ediyorum. 87’nci maddeyi ve 91’inci maddeyi -konumuz bunlar- okuyun.

Şimdi, 87’nci madde diyor ki: Her madde için milletvekili 7 önerge verebilir. Her siyasi parti grubuna mensup milletvekillerinin birer önerge verme hakkı saklıdır. Ancak bu hak, ilgili siyasi parti grubunca kullanılmazsa diğer milletvekilleri kullanabilir. 87 bunu diyor. Siyasi partiler kullanmazsa diğerleri kullanır. 91 ne diyor peki? 91 diyor ki: 2 önerge verilebilir sadece -önerge sayısını azaltıyor- ancak her siyasi parti grubunun da önerge verme hakkı saklıdır. Şimdi, biz bu İç Tüzük’ü yazanlara cahil cühela mı diyeceğiz? Niye birincisinde milletvekillerine partiler kullanmazsa diyor da, ikincisinde partilerin hakkını koruyor? Milletvekiline vermiş, partilere de ayrıca hak vermiş; şimdi tartıştığımız şey bu.

Dolayısıyla “temel kanun” dediğiniz anda düşürdüğünüz için, yani 7’den 2’ye düşürdüğünüz için bunu temel kanun yaparak, İç Tüzük, gruplara karşı milletvekilini korumaktadır. Dolayısıyla bir kere İç Tüzük’ün açık bir hükmü var, 2 önerge işleme alınması gerekir. Siz ne yapmışsınız, bakın, belki birçoğunuz bilmiyorsunuz kanun ilk geldiği anda, salı günü sabah dokuzda AKP milletvekilleri, maalesef “kapatma önergesi” dediğimiz, yani başkası önerge vermesin diye kendisi önerge vererek başkalarının söz hakkını kısıtlamak için, kullanmayacağı bir değişiklik önergesini veriyor, “Bunu kapatalım.” diyor. Ama bu sefer eksik bir şey yapmışsınız, temel kanuna siz verdikten sonra dönüştüğü için daha önce verilmiş önergeler işlemden düşer çünkü 7 önerge hakkı var diğerinde, burada 2 önerge hakkı var. Orada 7 önerge verilse ne olacaktı temel kanun olarak? Temel kanun kararı alındığında sıfırlanır ve tekrar başlar. O yüzden biz, temel kanun kararı alındıktan sonra…

Arkadaşlar, bir de, bakın, beş ayrı siyasi fikre sahip milletvekili, sadece bir katkı koyabilmek için güçlerimizi birleştirmişiz, bir araya gelmişiz. Ya, bu Parlamento tarihinde ilktir, o yüzden daha önce örneği yok. “Ya, teamüller böyleydi, şöyleydi…”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERKAN BAŞ (Devamla) – Başkanım, hemen bitiriyorum.

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

ERKAN BAŞ (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bakın, biz burada söz hakkı almak için nasıl büyük bir mücadele veriyoruz, beş dakika için beş gün kavga ediyoruz, beş dakika için on beş gün, yirmi gün Tüzük’ü virgülüne…

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Biz size söz vermiyor değiliz Sayın Erkan Baş.

ERKAN BAŞ (Devamla) – Özlem Hanım, mesele sadece ben değilim, Parlamentodaki bütün arkadaşlar. Bakın, bizim önergemizin altında 3 bağımsız milletvekilinin, 2 farklı siyasi partiden milletvekilinin imzası var; bunun hiç mi kıymeti yok ya? 5 tane farklı görüşün bir araya geldiği bir önerge var, bunu işleme bile almayacağız demek kabul edilebilir bir şey değildir.

Son olarak şunu söylüyorum: Parlamento konuşulan yerdir, parlamento tartışılan yerdir. Ne yaparsanız yapın, biz, burada mutlaka konuşacağız; ne yaparsanız yapın, halkın sesi bu kürsüde de yerini bulacak diyorum.

Hepinize teşekkür ediyorum. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN- Lehte olmak üzere, ikinci söz Sayın Recep Özel’in.

Buyurun Sayın Özel. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

RECEP ÖZEL (Isparta) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle Başkanlık makamının bu usul tartışması açmadaki tavrını, daha önceki uygulamasını, haklı gördüğümü belirtmek istiyorum. Evet, görüşmekte olduğumuz yasa bir temel yasa. Yasalar Meclis Başkanlığına sunulduktan, Komisyondan geçtikten sonra, basılıp dağıtılma aşamasından itibaren milletvekillerinin değişiklik önergesi verme hakları var. Nitekim bu yasayla da ilgili değişiklik önergeleri Meclis Başkanlığına sunulmuş, gerek bizim partiden gerek diğer partilerden bütün milletvekili arkadaşlarımız bu haklarını kullanmışlardır. Ama daha sonra bu ilgili yasa Genel Kurulda temel yasa olduğu zaman bu önergelerin hepsi işlemden kalkıyor. Ama işlemden kalkması, bu 91’inci maddedeki “diğer hükümler saklıdır” hükmünü ortadan kaldırmıyor. 87’nci maddedeki İç Tüzük hükmü de verilmiş olan temel kanunlardaki bu önerge sayısını da mahdut, sınırlı hâle getiriyor.

Şimdi, bütün grupların ikişer tane önerge verme hakkını kaldıran bir hüküm değil, daha da genişleten bir hüküm değil. Bizim, bu uygulamayı temel kanundaki 87’nci maddeyle birlikte yorumlamamızdaki amaç ne? Yasalarda verilen önerge sayısını sınırlandırmak. Eğer bu sınırı, bugünkü uygulamaları yapmamış olsak, her bağımsız milletvekilinin çıkıp burada değişiklik önergesi var dersek bu yasaları geçirme imkânımız olamaz.

NAZIR CİHANGİR İSLAM (İstanbul) – 5…

ERKAN BAŞ (İstanbul) – 5…

RECEP ÖZEL (Devamla) – Elbette ki bütün kesimlerin katkısını almak, bütün kesimlerin burada değerlendirmesini almak hepimizin ortak amacıdır. Muhalefet, bütün siyasi partiler, kendilerine tanınmış hakları kullanmıştır. Diğer milletvekillerini, bu, 87’nci madde kapsamında sınırlandırdığı için, verilmek gibi, genişletmek gibi bir anlam Meclisin çalışmamasını… Mecliste daha çok yani 20 milletvekili, 100 milletvekili olan bir gruba 1 tane önerge verdireceksiniz -ve bunu bütün gruplar da kullanmış- daha sonra…

NAZIR CİHANGİR İSLAM (İstanbul) – Yanlış söylüyorsunuz.

RECEP ÖZEL (Devamla) – Hiçbir grubu olmayan siyasi partinin, 1 tek milletvekilinin 1 önerge vermesini de burada sizin takdirinize bırakıyorum.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – İç Tüzük’ü bilmeden konuşuyorsunuz, İç Tüzük’e hâkim değilsiniz.

RECEP ÖZEL (Devamla) – Size, bağımsız milletvekillerimize keşke İç Tüzük mümkün kılsa da daha fazla söz hakkı verilmiş olsa ama hepimiz İç Tüzük’le de bağlıyız.

Burada Başkanlık makamının göstermiş olduğu tavır yerindedir diyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

OYA ERSOY (İstanbul) – Hep siz konuşun!

BAŞKAN – Aleyhte ikinci söz Sayın Özgür Özel’in.

Sayın Özel, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Birincisi şu: Bu İç Tüzük, bağımsız milletvekillerini ve grubu olmayan partilerin milletvekillerini görmeyen bir İç Tüzük; sorunun esas temeli bu. Demokratsak, eşitlikçiysek, adilsek bu konunun üstüne eğilmemiz lazım.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Tamam, burası doğru, buna katılıyoruz.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Ancak bu İç Tüzük’ün temel kanun maddesi… Ki iktidar partisi tarafından hiçbir kanun artık normal bir kanun olarak görüştürülmediği için bu dönem milletvekillerimiz temel kanun görüşmesini gerçek kanun görüşmesi sanıyorlar. Allah aşkına, bir tane 5-10 maddelik bir kanunu normal görüşelim de milletvekilleri bir kanun nasıl görüşülür onu bir yaşasın. Bu kanun normal, hak ettiği gibi görüşülseydi her madde üzerinde 7 önerge hakkı vardı, ayrıca partilerin hakkı saklı. Bu ne demek? 7 farklı milletvekili önergelerle doldurmuşsa burayı, partiler söz söylemekten eksik kalmasın diye verilmiş bir güvence. Bu güvenceyi milletvekilinin önerge verme hakkını ortadan kaldıran bir şey diye okumak da neyin nesi?

Ve çok net bir durum var ortada, Adalet ve Kalkınma Partisi kendi kendine suçüstü yakalanmış. Biraz önce gittim, sordum Kanunlar ve Kararlara; kapatma önergesi vermişsiniz yani bu hak kullanılmasın diye. Ne zaman verdiler dedim; “Kanun görüşülmeye başlamadan önce.” Kaç tane verdiler dedim; “2.” E, kanun görüşülmeden önce bunun temel kanun olacağını ve bunu Meclisin kabul edeceğini nereden biliyorsunuz? Temel kanunu kapatacaksan 7 önerge verecektin, o zaman o kapatma önergesi değil. Bir an için Recep Özel’in biraz önce söylediği gibi bu kapatma önergelerinin de düştüğünü kabul edersek zaten böyle bir önerge yok, bu hakkı bağımsız milletvekilleri kullanır. “Yok, düşmedi.” diyorsanız, bakın Recep Özel “Düştü.” diyor.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Ya 87’ye göre düştü…

YUSUF BAŞER (Yozgat) – O hâlde devam etsin.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Ama “Bunlar düşmedi.” diyorsanız bile an itibarıyla çektiğiniz anlaşılıyor ki Sayın Başkan, gruplara yolladığı önerge föyünde bize, sizin önergelerinizi yollamadı, yok fotokopisi.

ERKAN BAŞ (İstanbul) – Yok.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Ve okurken de “3 tane önerge var.” dedi. Bu durum şunu gösteriyor ki siz kapatma önergeleriniz ya Recep Özel’in yorumladığı gibi düşmüş, eğer “Düşmedi.” diyorsanız, çekmişsiniz ki gelen önerge paketinde yok. Boşalan yere de Sayın Erkan Baş’ın verdiği önerge doldurulmuş, o doldurulan yerdeki söz hakkı anasının ak sütü gibi helaldir, bunu vereceksiniz arkadaşlar.(CHP ve HDP sıralarından alkışlar)

Bunu vermezseniz, kanun tanımazsınız; bunu vermezseniz, çoğunluk gücünü Anayasa’nın üstünde tutarsınız; bu sözü vermezseniz “Anayasa’yla bağlıyız” diyorsunuz ya bağlıyız ama…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) –Sayın Başkan…

BAŞKAN – Açalım da, tamamlayın siz de.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Anayasa’ya göre yemin ederim, Anayasa’ya göre milletvekili olurum, bu haktan kazanılan özlük haklarından yararlanırım, dokunulmazlıktan yararlanırım ama Anayasa’yı da onun verdiği ödevle Meclisin kendini yönetmek için yapılmış İç Tüzük’ü de saymam. Ben çoğum, kapattım. Kapatmamışsın. “Düştü” diyor veya kapattı, daha sonra çekmişsin, çekilmiş yere de adam vermiş hakkını, okumuş, anlamış, doğru bir iş yapmış.

Şimdi, Başkan, size düşen bu durumda bu hakkı kullandırmak. Zaten bütün kanunlarda şeyleri yok, 5 farklı milletvekili, dört farklı partiden bir araya gelmiş, 2’si bağımsız ve diyor ki: “Bir söz hakkı.” bunu çok görmeyin. Sonra, siz de İç Tüzük’e göre kapatma hakkı falan kullanacaksanız, usulüne göre uygular, usulüne göre çekersiniz. Bu durumda suçüstü var, bu durumda doğmuş bir hak var, verilmelidir Sayın Başkan. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – İç Tüzük 91’e baktığınızda açık olarak “İç Tüzük 87’deki diğer hükümler saklıdır.” diyor, İç Tüzük 87’nin hâlâ geçerli olduğunu ortaya koyuyor.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Sayın Başkan, 2 önergeyi işleme almanız lazım.

ERKAN BAŞ (İstanbul) – Almıyorsunuz.

BAŞKAN - Müsaade edin…

Ben gerekli açıklamayı yaptım, ilave olarak önergelerinizin düşmesi diye bir şey söz konusu değildir. İkide iki değil, diyelim ki, 7 önerge verilmiş olsaydı bile geliş sırasına göre ilk gelen 2 önerge buraya taşınır, geri kalan 5 önerge düşerdi ki uygulama da bu şekildedir. Şu anda da bu önergeler Kanunlar ve Kararlar Başkanlığına verilmiştir. Açıklamayı da daha önce yaptık, tutumumda da bir değişiklik yoktur.

VII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Denizli Milletvekili Cahit Özkan, Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül ve Afyonkarahisar Milletvekili Ali Özkaya ile 57 Milletvekilinin Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2762) ve Adalet Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 207) (Devam)

BAŞKAN - Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ilk söz talebi Sayın Turan Aydoğan’ın

ERKAN BAŞ (İstanbul) – Sayın Başkan… Sayın Başkan…

(HDP sıralarından gürültüler, sıra kapaklarına vurmalar)

ERKAN BAŞ (İstanbul) – O zaman 2 önergeyi işleme almanız lazım

BAŞKAN - Sayın Aydoğan, buyurun.

ERKAN BAŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, 2 önergeyi işleme almanız lazım, almıyorsunuz.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Önergeyi işleme alacak mısınız?

NAZIR CİHANGİR İSLAM (İstanbul) – Sayın Başkan, göz göre göre hak yiyorsunuz, hak.

ERKAN BAŞ (İstanbul) – Sayın Başkan…

NAZIR CİHANGİR İSLAM (İstanbul) – Sayın Başkan, göz göre göre hak yiyorsunuz, ya!

(HDP sıralarından gürültüler, sıra kapaklarına vurmalar)

BAŞKAN – Sayın Aydoğan, kürsüye lütfen.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) -Bir dakika Sayın Başkanım.

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) – Nasıl konuşayım!

BAŞKAN – Sayın Aydoğan, buyurun.

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) – Efendim, sorunu çözün ondan sonra söz alayım.

BAŞKAN – Sayın Aydoğan, buyurun kürsüye.

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) – Böyle bir şey olmaz ya.

BAŞKAN - Sayın Aydoğan, konuşma hakkınızı kullanmayacak mısınız?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Konuşacak…

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) – Hayır, kullanacağım ama bu koşullarda değil.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Sayın Başkan…

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) – Çözsün ondan sonra konuşurum. Bu gürültüde nasıl konuşacağım?

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özel.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, şimdi bakın, bir usul tartışması açılıyor ama usulen…

BAŞKAN – Arkadaşlar…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) -Sayın Başkanım, bakın, usul tartışmasının adı “usul tartışmasıdır.” Usulen görüşülmüş değildir.

BAŞKAN – Usulen görüşmedik, gayet açık görüştük ve gayet açık olarak da fikirler ortaya konulmuştur.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, şu sorunun cevabı yok. Bize, gruplara yollanan önerge setinde yer almayan önergelerin varlığını sürdürdüğünü nasıl iddia edebilirsiniz.

YUSUF BAŞER (Yozgat) – Onları dinledik biz zaten ya, dinledik burada.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Çekmişler demek ki yoksa niye yollamadınız? Olmayan önergeye… Bakın…

BAŞKAN – Önergeler Kanunlar ve Kararlar Başkanlığına teslim edilmiştir, önergeler buradadır.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Bakın Sayın Başkan… Bak... Özür dilerim, bakınız: Ya önergeleri çekmemişler, bir usul hatası var, bize dağıtılmıyor ya da önergeler çekilmiş, siz çekilmemiş gibi muamele yapıyorsunuz; bu, doğru değil, eşitlik değil. Bir ara talep ediyoruz, ara; görüşelim bunu.

BAŞKAN – Görüşürüz, müsaade edin…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, bir ara verin. Bakın, havalandırma saati de geldi geçti.

BAŞKAN – Müsaade edin…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bizi çağırın, görüşelim.

BAŞKAN – Tamam, çağıracağım, müsaade edin Sayın Özel.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Tamam.

BAŞKAN – Bırakın da zamanını ben takdir edeyim.

Sayın Aydoğan, buyurun lütfen.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Hayır, bir dakika…

Sayın Başkanım, bakın…

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) – Benim Grup Başkan Vekilim konuşuyor, beni niye çağırıyorsunuz?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bakın, bu konuyu…

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) – Grup Başkan Vekilim konuşuyor, beni oraya çağırıyorsunuz.

BAŞKAN – Sayın Özel’le konuşmamız bitti.

Sayın Aydoğan, bir müsaade edin de ne yapacağımı ben bileyim! Benim nasıl davranacağıma siz mi karar vereceksiniz?

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) – İyi de Sayın Özel konuşurken beni çağırıyorsunuz.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, müsaade ederseniz, bakın, şunu söylüyorum: Zaten havalandırma saati geldi geçti. Bir on dakika… Belki ben konuşmacımı çekeceğim.

BAŞKAN – Sayın Özel, müsaade eder misiniz? Saat 19.00’da ara vereceğim, müsaade edin.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, şu konuyu içeride konuşalım. Bakın, büyük bir hukuksuzluk var.

BAŞKAN – Müsaade edin, ben planlamayı yapmışım; 19.00’da ara vereceğim, müsaade et.

ERKAN BAŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, önergeyi işleme almadınız.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bakın, kanunsuzluk, sahtecilik. Ya, önergeler bize gelmedi, nasıl çekiyorlar?

NAZIR CİHANGİR İSLAM (İstanbul) – Önergeler yok ki!

RECEP ÖZEL (Isparta) – Daha önce CHP’nin önergesiyle konuşuyorlardı, şimdi ne değişti de bugün böyle…

ERKAN BAŞ (İstanbul) – Ya, önerge yok!

RECEP ÖZEL (Isparta) - …önergenizi imzalattırıyordunuz.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bakın, Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Sayın Özel, müsaade eder misiniz lütfen?

NAZIR CİHANGİR İSLAM (İstanbul) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Yani sizi çağıracağım, kürsü arkasında konuşacağız diyorum, daha ne diyeyim? Müsaade edin…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bakın, bu aşamada yapmalısınız.

BAŞKAN – Hayır, şu aşamada yapmayacağım, müsaade edin. Başladığım işlemi bitireceğim, hayır.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Özel, başladığım işlemi bitireceğim. Müsaade eder misiniz?

(HDP sıralarından gürültüler, sıra kapaklarına vurmalar)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Peki, bu konuşmadan sonra yapacak mısınız?

BAŞKAN – Sayın Özel, başladığım işlemi bitireceğim. Bakın, aynı mahiyetteki önergelerle ilgili işlemi başlattım, maddeyi bitirdikten sonra ara vereceğim, müsaade edin.

ERKAN BAŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, bizim önergemiz bu madde üzerine, önergem bu madde üzerine.

NAZIR CİHANGİR İSLAM (İstanbul) – Hayır, benim dilekçem bu maddeyle alakalı.

BAŞKAN – Sayın Aydoğan, buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Vallahi yanlış yapıyorsunuz. Bakın, yemin ederim yanlış yapıyorsunuz. Verilmiş önerge çekilmediyse dağıtılmadı; yanlış, kabul edilmez bu.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Ya, bizde herhangi bir önerge yok ki!

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ya, çektiyse çekti.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Sayın Başkan, bu arkadaşlarımız, milletvekilleri kürsüde mi yoksa yerinden mi konuşuyor? Bunlar neredeler?

ERKAN BAŞ (İstanbul) – Önerge yok ki! Önerge yok ortada.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Burası sokak meclisi değil ya, bu kadar da olmaz!

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, bu yanlışa siz ortak olmayın!

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Şimdiye kadar bitmişti bu.

YUSUF BAŞER (Yozgat) – Sen mi biliyorsun ya? Sen mi yönetiyorsun? Başkan orada.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Yarım saattir konuşuluyor.

NAZIR CİHANGİR İSLAM (İstanbul) – Özlem Hanım, söz hakkına desteğinizi bekliyoruz.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Ama siz haksız yere bana saldırıyorsunuz İslam Bey. Niye destek istiyorsunuz, merak ediyorum.

YUSUF BAŞER (Yozgat) – Başkanın beş dakika bir sözünü bitirmesi lazım.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Başkanım, bu hâle düşmeyelim, bir ara ver artık.

YUSUF BAŞER (Yozgat) – Ya ne hâle düşecek? Bir şey yok kardeşim ya!

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Turan konuşuyor, madde bitmeden kararı alalım.

BAŞKAN – Sayın Aydoğan, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) – Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

“Bunlar, aşımıza, ekmeğimize göz koyanlardır. Tanı bunları, tanı da büyü adiloş bebe.” diyor şair.(HDP sıralarından “Bravo!” sesleri, alkışlar) Siz misiniz? Siz misiniz? Kim? Ben kimseyi kastetmiyorum. Sadece verecek olduğum örneklerden aşa, ekmeğe göz koyanın kim olduğunu anlayacaksınız.

Eskişehir’de yirmi beş yıldır devam eden bir aşevi var. Yardımlarını kestiniz, aşevinin kapısına kilit vurdurdunuz, belediyenin aşevi.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Kendi imkânlarıyla yapabilir.

TURAN AYDOĞAN (Devamla) - Muratpaşa’da aynısını yaptınız, Odunpazarı’nda aynısını yaptınız, bu yoksul halkın ekmeğiyle aşıyla oynuyorsunuz. Hazmedemiyorsunuz 31 Martta kaybettiğiniz belediyeleri. Alışacaksınız, alışacaksınız yetki bölüşmeye, erk bölüşmeye alışacaksınız. Ama ne yapıyorsunuz, ne yapıyorsunuz o yoksul halkın gırtlağından geçecek bir lokmaya kan doğrarken yine o yoksul halkın cebinden aldığınız vergilerle, beşli bir grubunuz var ve bir de otoyolcu, tünelci, şehir hastanecisi, havalimancı gruplarınız var, onlara peşkeş çekiyorsunuz. Şu yoksullukta, devletin fitre ve zekât istediği ortamda hâlâ bu hazineden onlara döviz üzerinden para ödüyorsunuz.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Kaç kuruş verdi?

TURAN AYDOĞAN (Devamla) - Dünyanın milyarlarca dolar harcadığı, hazırladığı bir salgın ortamında, 15 milyar doların da bir kısmını onlara vermek üzere, bizi her yerde mahcup ediyorsunuz. Bu hâlin sorumlusu sizsiniz. Adalet fakiri de sizsiniz, adalet fakirisiniz, adalet fakirisiniz. Konfüçyüs’ün söylediği gibi “Adalet Kutup Yıldızı gibidir, her şey onun etrafında döner.” Getirdiğiniz yasa teklifi adaletsiz.

Buradan vatandaşlarımız bizi duysun, özellikle kader mahkûmları duysun, Cumhuriyet Halk Partisi onların cezaevinden çıkması için diri diri burada onlara destek veriyor. Anlaşılması gereken ana konu şudur: Sizin kendi dünyanızda çizmiş olduğunuz, size muhalefet eden, sizin dışınızda kalan bütün vatandaşlara yönelik saldırgan fikriyatınız nedeniyle hâlâ cezaevinde kalması gerekenler diye tarif ettiğiniz bir kısım insanla ilgili Cumhuriyet Halk Partisi burada mücadele veriyor. Onlar kimdir? Onlar bu topraklarda seçilmiş insanlardır, onlar bu toprakların münevverleridir, yazarıdır, çizeridir, hakkını arayanıdır, vatanını sevenidir ama sizin af anlayışınız ya da infaz anlayışınız uluslararası ve evrensel hukuk normlarından bir şekilde nasibini almadığı için, ideolojik baktığınız için elinizdeki bütün imkânları rakiplerinizi yok etmeye yönelik kullanıyorsunuz; bu vicdansızlıktır, bu adaletsizliktir. Bunun arkasında duranlar da bu adaletsizliğin ortağı olurlar.

Burada defalarca söyledik, bu ülkeyi soyanları yazan gazetecileri içeride tutuyorsunuz, gencecik harp okulu öğrencilerini içeride tutuyorsunuz dedik. Onları içeride tutarken FET֒nün bir numaralı finansörünü, FET֒nün himmet paralarını Pensilvanya’ya taşıyan bir numaralı insanını Türkiye Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansının Yönetim Kuruluna alıyorsunuz. Kendi yaptığınız yasalar bile sizi yok edecek nitelikte. İltisak diye yasalara madde koydunuz, işte bu yaptığınız iltisaktır. Bu hukuk, bir gün gelir size bu iltisakı sorar. Dikkat edin, doğru işler yapın ben burada dün size Maide suresi 8’inci ayeti okudum. Hepiniz buradasınız, kimsenin inancından şüphem yok. Size anlatamadım, bu ekrandan vatandaşlarımıza anlatıyorum onlar bizi dinlesinler; size oy verenler, bize oy verenler, bütün Türk milleti bizim çözüm ortağımızdır onlara anlatıyorum, diyorum ki: Siz karşıtlarınıza karşı adaletsizlik yapmayın, bu, inanç temelinde de yoktur, Anayasa’nın 10’uncu maddesindeki eşitlik ilkesine de aykırılıktır. Önümüze hileyişeriyyeyle beraber bir yasa getiriyorsunuz. Genişletelim, şunlar olsun, bunlar olsun diyoruz. Bütün kurumları işgal altına aldınız. Bu Meclisin iradesine saygınız yok, 2 parti Meclisi baskı altına aldınız. Açıkçası, yandaşlarınız, mafya, çete bozuntusu kimler varsa çıkacak, bu milletin ulvi evlatları cezaevinde yatacak.

YUSUF BAŞER (Yozgat) – Hadi oradan ya!

TURAN AYDOĞAN (Devamla) – Yokuz. Hırsız, soyguncu, devleti soyanları çıkarırken soyguncuları yazanları içeride tutamazsınız, müsaade etmeyiz. Milletimiz duysun, milletimiz buradan duysun; hırsızı, soyguncuyu, Burhan Kuzu gibi, mafya, bir şekilde uyuşturucu tüccarlarını kayıran…

METİN GÜNDOĞDU (Ordu) – FETÖ militanlarını savunuyorsun, ayıp, ayıp! Teröristleri savunuyorsun, ayıp, ayıp!

TURAN AYDOĞAN (Devamla) – Size göre herkes FET֒cü. FET֒cüleri siz iyi tanırsınız.

Burhan Kuzu gibi, devletin imkânlarını bir uyuşturucu baronu için kullanan…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Aydoğan, sözlerinizi tamamlayın.

TURAN AYDOĞAN (Devamla) – Gırtlağınızda bir kılçık var, onu çıkarın. Hâlâ aynı görevde tutuyorsunuz, hâlâ ve bu yasayla beraber usulen onu da buraya dâhil ettiniz. Numaradan, öyle, “Biz dava açtık.” diyorsunuz. Söyledim, kimi kandırıyorsunuz?

Adaletsizliğinizle beraber bu milletin önünde eriyorsunuz, eriyeceksiniz. Sizin gücünüz sadece etrafınızdaki üç beş kişiyi korumaya yönelik. Yokuz, sizinle değiliz, biz milletimizle beraberiz, milletimizin konsensüsüyüz.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

OLCAY KILAVUZ (Mersin) – Şov yapma!

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ikinci söz talebi Sayın Mehmet Ruştu Tiryaki’nin.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Hayır, hayır, yapmayacaktınız. Bize dediniz ki…

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri bitirip yapacağım dedim işlemi.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Hayır, sadece Turan Aydoğan demiştiniz.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler dedim, 2 tane önerge var zaten.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Hayır ama bana demin dediniz ki…

BAŞKAN – 3’üncü önergeye geçmeden ara vereceğim, müsaade edin.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Ben de bir cevap vermek istiyorum Sayın Başkan, sistem çalışmıyor.

BAŞKAN – Sizin görmedim söz istediğinizi.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Başkanım, çalışmıyor şu alet hiçbir zaman.

BAŞKAN – Sayın Zengin, müsaade edin. İşlemi başlattım, Sayın Tiryaki’yi çağırdım. Onun konuşmasından sonra size söz veririm.

Sayın Tiryaki, buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Bu gergin ortamda nasıl bir konuşma yapılır bilmiyorum ama 207 sıra sayılı Yasa Teklifi’nin 24’üncü maddesi üzerine birkaç şey söyleyeceğim, görüşlerimizi paylaşacağım.

Hepinizi öncelikle saygıyla selamlıyorum. Ayrıca herkese, bütün yurttaşlarımıza sağlıklı günler diliyorum.

Bakın, bu 24’üncü madde gerçekten çok önemli bir madde, iki gündür bu maddenin üzerinde durmamın nedeni de bu. Dün de 24’üncü maddeden bahsettim, bugün de 24’üncü madde üzerine birkaç şey söyleyeceğim. Doğuracağı sonuçlar açısından çok büyük sonuç doğuracağı için değil, bu madde kabul edildiğinde çok büyük bir etki alanı yaratacağı için değil. Bu madde, Adalet ve Kalkınma Partisi olarak demokrasilerden, özgürlüklerden ve en temel insan haklarından ne kadar uzaklaştığınızı göstermesi açısından hayati önemde bir madde. Çünkü dünden farklı olarak bugün neyi savunduğunuzu gösteriyor, tam olarak 24’üncü madde bu açıdan tipik bir örnek.

Şimdi, dün de söyledim -bu 5275 sayılı Yasa’nın- iletişim haklarının kısıtlanmasına ilişkin disiplin cezası gerektiren davranışlara ne yapıyorsunuz, bir yenisini ekliyorsunuz. Zaten mevcut düzenleme antidemokratik. Sessizce susma hakkını kullanan kişi bile bu mevcut yasaya göre disiplin cezasıyla cezalandırılıyor ama siz bunlarla mücadele etmiyorsunuz, bunları ortadan kaldırmıyorsunuz, yerine yeni bir fiil daha ekliyorsunuz, cezalandırmanın kapsamını değiştiriyorsunuz ve bundan sonra bize diyorsunuz ki “Biz demokratız, biz özgürlükçüyüz.” Çok açık söylüyorum: Siz özgürlükçü değilsiniz, artık reddettiklerinizden farklı değilsiniz. Mevcut yasaklarla mücadele etmek yerine mevcut yasaklara yenilerini ekleyen bir partisiniz. Siz demokrat değilsiniz, otoriter ve baskıcısınız çünkü baskıcı düzenlemeleri ortadan kaldırmıyorsunuz. Emin olun, bu kanunla bunların üzerine yenilerini ekliyorsunuz. Bence bu teklifi geri çekmelisiniz. Bu teklifi geri çekerseniz, bu maddeyi geri çekerseniz cezaevindeki 300 bin mahkûm hiçbir şey kazanmaz, hiç kimse için yeni bir sonuç doğurmaz ama eğer bu maddeyi geri çekerseniz Adalet ve Kalkınma Partisi olarak siz bir şey kazanabilirsiniz. Ne kazanırsınız, biliyor musunuz? Antidemokratik disiplin rejimine yeni bir kısıtlama koymamış olursunuz yani bu maddeyi geri çekerseniz siz kazançlı çıkarsınız, yasakçılığınızı bir parça durdurmuş olursunuz.

Sevgili Adalet ve Kalkınma Partili arkadaşlar, birileri “terör, terör, terör” diyerek size istediği her şeyi yaptırıyor. Eğer “Hiç kimsenin bize bir şey yaptırdığı yok, hepsini biz bilerek ve isteyerek yapıyoruz.” diyorsanız zaten sizin için hiçbir umut kalmamıştır ama ben hâlâ içinizdeki ve dışınızdaki, dışarıdaki birilerinin size bunu yaptırdığını düşünüyorum. Kalbi durmuş bir kişiyi son bir olasılık olarak yaşama döndürmek için doğrudan kalbin içerisine atropin yapılarak kalbi çalıştırılmaya çalışılır. Eğer bütün bunlara siz tek başınıza karar veriyorsanız emin olun atropin şansını bile kaybetmişsiniz demektir. Ben yine söylüyorum: Hâl⠓Cambaza bak, cambaza bak.” diyerek cüzdan çalan hırsızlar gibi birileri gece gündüz size “terör, terör, terör” diyerek istediği her şeyi yaptırıyor, hiç şaşmıyor bu söylediğim.

Dün Millî Eğitim Komisyonunda bir yasa görüşmesi yaptık. Bu yasa görüşmesinin tek nedeni, Anayasa Mahkemesinin bir iptal kararı üzerine yasal düzenleme yapmaktı, 2547 sayılı Yasa’nın 53’üncü maddesiyle ilgili. Anayasa Mahkemesinin iptal gerekçesi ne, biliyor musunuz? Anayasa Mahkemesi diyor ki: “Siz öğretim üyelerine, öğretim görevlilerine Devlet Memurları Kanunu’ndaki bütün cezaları uygulayamazsınız.” Şimdi, ne yapması gerekiyor Türkiye Büyük Millet Meclisinin? Anayasa Mahkemesinin bu kararına uyması ve 657’ye atıf yapan maddelerin hepsini ortadan kaldırması gerekiyor. Dün görüştüğümüz teklifte diyorsunuz ki: “Üniversite öğretim üyeleri, üniversite öğretim görevlileri terör örgütü propagandası yaparsa eğer öğretim üyeliğinden ihraç ederiz.” diyorsunuz. Bu propagandadan, propagandadan. Propagandanın nasıl olduğunu biliyoruz. Sonra YÖK’ün temsilcileri ne dedi, biliyor musunuz? Dediler ki: “Bu, 657’de var zaten.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi lütfen.

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkan. Bakın, Anayasa Mahkemesi diyor ki “657’yi uygulayamazsınız.” YÖK’ün Başkanı “657’de de bu madde var.” diyerek, “terör, terör, terör” diyerek yine size istediği şeyi yapıyor. Siz bu teklifle şunu yapıyorsunuz: Avustralya’dan Danimarka’ya, Japonya’dan İngiltere’ye, Şili’den Kanada’ya kadar dünyanın her tarafında, suç deyince insanların aklına gelen fiillerin cezalarını önce dörtte 3’ten, üçte 2’den 1/2’ye indiriyorsunuz. Ardından da güvenlik tedbirleri kapsamında, bir yıl şartlı tahliyeden yararlanabilecekken bunu üç yıla çıkarıyorsunuz. Tek tek saymayacağım bu suçlardan altı yıl ceza alan bir kişiyi bir gün tutmadan kapının önüne bırakıyorsunuz. Size imzalatılan, oylatılan yasa budur ve size sadece “terör, terör, terör” diyerek, “Terör örgütü üyelerini affetmiyoruz.” diyerek istedikleri her şeyi yaptırıyorlar. Ben böyle inanıyorum. Yok, “Biz yapıyoruz.” diyorsanız atropin şansını bile kaybettiniz diyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Sayın Zengin, buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

34.- Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in, siyasi partilerin milleti muhatap aldığına, milletin iradesine saygı duyulması gerektiğine ilişkin açıklaması

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Sayın Başkanım, çok değerli milletvekilleri; doğrusu bir cevap mahiyetinde değil ama konuşmalar bazen açıklama yapma ihtiyacını bizler açısından doğuruyor. O sebeple bir açıklama yapmak istiyorum.

Şimdi, insan ilişkilerinde, muhataplık ilişkisi ne kadar kıymetliyse siyasi partiler için de muhataplığın siyasetin en temel özelliği olduğu kanaatindeyim. Biz burada siyasi partiler karşılıklı olarak birbirimize cevap verirken, konuşurken Biz aslında görünürde birbirimizi muhatap almakla beraber siyasi partiler aslında milleti muhatap alıyor. Yani burada söylediğimiz her şeyi, yaptığımız her işi aslında milletimiz için söylüyoruz; onlar bizi görsün, beğensin, bunun için yapıyoruz.

Peki, bu beğeninin ölçütü nedir, nasıl anlayacağız? Yani “Ben seni beğenmiyorum, sen hırsızsın, sen filansın...” Yani beğeninin ölçüsü bizim siyasi partiler olarak karşılıklı birbirimizle ilgili kanaat midir, vatandaşın sandığa giderek verdiği oyla buraya getirdiği milletvekili aritmetiği midir, hangisidir? Elbette ki budur.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Muş) - Belediye başkanlarını niye beğenmiyorsunuz?

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) - Ben buradan bahsediyorum.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Muş) - Belediye başkanlarını niye beğenmiyorsunuz?

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) - Ve nihayetinde de o yüzden… “Efendim, sizi millet istemiyor.” Ya, millet nasıl istemiyor ? On yedi yıldır millet aklını peynir ekmekle mi yemiş, siz bunu mu söylüyorsunuz? Bu kadar zamandır millet niçin oy veriyor? Demek ki millet bugüne kadar bizim anlattığımız şeyleri onaylıyor, anlattığımız şeylere destek veriyor. (HDP sıralarından gürültüler)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – İki cümle…

BAŞKAN – Buyurun.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – O sebeple, bu kürsülerde konuşlurken hacminden çok büyük kelimeler kullanılıyor, hacminden büyük hakaretler var. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

OYA ERSOY (İstanbul) – HSK’de FETօ

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) - Eleştirinin ne olduğunu hepimiz biliyoruz, eleştirinin ne olduğunu hepimiz biliyoruz, hakaretin ne olduğunu da bence herkes bilmeli, bilmeyen de bilmeli.

O sebeple, şu anda burada bulunan Türkiye'nin en önemli partisine, iktidar partisine bu kadar ağır… (AK PARTİ ve HDP sıraları arasında karşılıklı laf atmalar)

ALİ ŞEKER (İstanbul) – En önemsizi.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - Niye en önemlisiniz ya?

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Ya, lütfen… Siz söylüyorsunuz arkadaşım, kürsüye çıkarak, bu kadar, bir kamyon hakaret ettikten sonra müsaade edin yani. Siz bunları söylerken biraz insaf, biraz edep, biraz usul, biraz siyaset ve muhatabın kim olduğunu unutmadan konuşalım diyorum, muhatabımızı hatırlayalım. Milletin iradesine saygı duyalım.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Köksal…

35.- Afyonkarahisar Milletvekili Burcu Köksal’ın, Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, Sayın Zengin, biraz önceki kürsü konuşmamdan sonra “Gidin, Avrupa vekili olun.” dedi. Avrupa vekili olmak, Kurtuluş Savaşı gazisi İsmail Çavuş’un torunu olan şahsıma değil, Büyük Orta Doğu Projesi Eş Başkanının partisinin vekiline yakışır. (CHP sıralarından alkışlar) Ben beş yıldır bu Gazi Meclisteyim ve ilk vekilliğimde de Cumhuriyet Halk Partisinde parti içi demokrasiyle, ön seçimle, bileğimin hakkıyla gelmiş bir milletvekiliyim. Sarayın lütfuyla listeye yazılanlar benim nereden vekil olacağıma karar veremezler. (CHP sıralarından alkışlar)

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Sayın Başkan…

(CHP sıralarından “Çok güzel.” sesi)

BAŞKAN – Sayın Zengin, buyurun.

36.- Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in, Afyonkarahisar Milletvekili Burcu Köksal’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Sayın Başkanım, vallahi neresi güzel bilmiyorum ama…

HASAN ÇİLEZ (Amasya) –Başkanım, kendi arkadaşlarına laf attı, size bir şey yok ki burada.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Şimdi şunu söyleyeyim: Şimdi, bu partide, AK PARTİ’de alnım ak, açık bir şekilde, AK PARTİ kurulduğundan beri, partimiz kurulduğundan beri Genel Merkez Kadın Kollarından başlayarak fasılasız çalışan, İstanbul’da on üç yıl, sadece arka arkaya üç dönem yönetim kurulu üyeliği yapan tek kişiyim, kadın-erkek tek kişiyim. İstanbul Kadın Kolları Başkanlığı yaptım. 25’inci Dönemde, yapılan bütün, kendi iç oylamalarımızda fevkalade yüksek oylar alarak ben de aynı şekilde kendi iç sistematiğimize, bileğimin hakkıyla buraya gelmiş birisiyim. Ağzınızdan çıkanı kulağınız duysun, tamam mı? Kulağınız duysun! (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Açalım mikrofonu.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Lütfen, siz kürsüde, burada, bu millete bu kadar hakaret ederken, buraları beğenmezken sizin konuşmanızın karşılığıdır o, karşılığıdır. Ben, onurumla ve Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak bu ülkenin milletvekili olmaktan onur duyuyorum, onur duyuyorum ve bileğimin hakkıyla buradayım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Zengin.

Birleşime otuz dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 18.41

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 19.24

BAŞKAN: Başkan Vekili Süreyya Sadi BİLGİÇ

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Enez KAPLAN (Tekirdağ)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 82’nci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

207 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

VII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Denizli Milletvekili Cahit Özkan, Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül ve Afyonkarahisar Milletvekili Ali Özkaya ile 57 Milletvekilinin Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2762) ve Adalet Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 207) (Devam)

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

24’üncü madde üzerindeki önergelerin oylamalarında kalmıştık.

Son önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 24’üncü maddesinde yer alan “eklenmiştir” ibaresinin “ilave edilmiştir” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

               Ayhan Altıntaş                 Ayhan Erel                        Hüseyin Örs

                    Ankara                        Aksaray                                Trabzon

                Yasin Öztürk                  Ümit Beyaz              Arslan Kabukcuoğlu

                    Denizli                        İstanbul                              Eskişehir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Ümit Beyaz’ın.

Buyurun. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

ÜMİT BEYAZ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi hakkında İYİ PARTİ adına söz almış bulunuyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Af ve ceza indirimi gibi toplumun her kesimini ilgilendiren böyle önemli konuda bile Hükûmet cephesinin, toplumun yarısından çoğunu temsil eden muhalefeti görmezden geldiğini üzülerek görüyoruz. Bu maddeyle ilgili itirazımızı dinleme gereği duymayacağınızdan bu imkânı, içinden geçtiğimiz bu zor günlerde milletimizin yaşadığı bazı sıkıntıları yüce Meclise aktarmak için kullanmak istiyorum.

Öncelikle, corona virüsünün ülkemizde yayılma hızına dikkat çekmek istiyorum. Türkiye, İspanya’nın ardından 47.029 sayısıyla vakanın en fazla görüldüğü 9’uncu ülke konumuna yükselmiştir. Ne yazık ki hâlen Hükûmetin işin ciddiyetine uygun davranmadığını görüyoruz. Bu işin başında bir Bilim Kurulu oluşturuldu; hepimiz sevindik, takdir ettik. Bilim Kurulunun bu konuda yetkin kişilerden oluştuğunu, siyasi etkilerden bağımsız olacağını düşünüyorduk; ne yazık ki tek adam rejimi bilimi de vurdu.

İki gün önce katıldığı canlı yayında Genel Başkanımız Sayın Meral Akşener çok vahim bir iddiayı milletimizle paylaşarak Bilim Kuruluna çağrı yaptı: “Bilim Kurulunda yer alan kıymetli üyeler, Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan’a tam karantina uygulamasını tavsiye edip etmediklerini açıklamalıdır.” Biz biliyoruz ki salgın bu aşamaya gelmeden Kurul bu çağrıyı yapmış fakat talep Sayın Erdoğan’dan kabul görmemiştir, belli ki Erdoğan bu kararı ekonomik saiklerle vermiştir. Buradan sizlere soruyorum: Hangi ekonomik gerekçe bir vatandaşımızın saçının telinden kıymetli olabilir?

Bakın, dün Sayın Cumhurbaşkanımız Türk Konseyi Zirvesi’ne telekonferans yöntemiyle katıldı. Zirveye katılan bir başka isim, kardeş ülke Azerbaycan Cumhurbaşkanı Aliyev’di. Sayın Aliyev, Azerbaycan’da ilk vakanın görülmesinin hemen ardından sokağa çıkma yasağını başlattı, izinli ve şartlı sokağa çıkma yasağı salgının yayılmasını neredeyse durdurdu. Bugün, ülkemizde 47.029 coronavirüs vakası varken salgının bizden önce başladığı Azerbaycan’da vaka sayısı sadece 929’dur.

Değerli milletvekilleri, halkımızı rahatsız eden bir diğer husus da vatandaşlarımızın ulaşmakta sıkıntı çektiği malzemelerin bazı ülkelere gönderilmesidir. Anadolu’da sıkça kullanılan “Eve lazım olan, camiye haramdır.” diye bir söz vardır. Elinizi vicdanınıza koyup söyleyin, bizim vatandaşlarımızın vergileriyle kişi başına düşen millî geliri 40 bin dolar olan İngiltere’ye yardım göndermek Allah’tan reva mıdır? Bizim halkımız İngiliz halkından zengin midir? Bu zor zamanda devletinin yanında olmak için dişinden tırnağından artırıp bağış yapan, SMS gönderip Biz Bize Yeteriz Kampanyası’na katkı veren garibanın rızkı, 21’inci yüzyılda bile sömürgeciliğin simgesi olan İngiltere’ye hibe mi edilecektir?

Değerli milletvekilleri, seçim bölgem İstanbul’un muhalif ilçelerinde kaymakamlıklara bağlı sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıfları önünde yaşananlara dair çok sayıda şikâyet alıyoruz. Devlet kurumları önünde oluşan kuyruklar ve yüz yüze başvuru yöntemleri şu anda uygulanan salgınla mücadele ruhu ve alınan tedbirlerle çelişmektedir. Sosyal mesafenin ihlal edildiği, herhangi bir izolasyon kuralına uyulmayan bu kuyruklar ve bu yöntem yüzünden memur arkadaşlarımız ve kuyruktaki çok sayıda vatandaşımızın hastalığa yakalandığı bilgisi gelmektedir.

Tüm devlet kurumlarının hizmetlerini internetten vermesi alınan tedbirlere de daha uygun olacaktır. Devlet kurumlarımız özel sektöre bu konuda örnek olmalıdır diyor, hepinize saygılar sunuyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

24’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, 25’inci madde üzerinde 3’ü aynı mahiyette olmak üzere 5 önerge vardır. Bu önergelerden 3’ü grupların hakları saklı olmak üzere verilen önergelerden 2’si grubu bulunmayan milletvekilleri adına verilmiş önergelerdir. Başkanlığa daha önce verilen 2 adet grubu bulunmayan milletvekili önergesinin çekildiği Başkanlık Divanına ulaşmış olduğundan şu anda 2 adet milletvekili önergesi alma imkânı doğmuştur. Dolayısıyla 5 önerge işleme alacağız.

İlk okutacağım 3 önerge aynı mahiyettedir.

Önergeleri okutup birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 25’inci maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                Alpay Antmen               Turan Aydoğan     Saliha Sera Kadıgil Sütlü

                     Mersin                        İstanbul                               İstanbul

                 Zeynel Emre               Süleyman Bülbül

                    İstanbul                         Aydın

 

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

         Barış Atay Mengüllüoğlu           Erkan Baş               Fatih Mehmet Şeker

                     Hatay                         İstanbul                               İstanbul

               Salihe Aydeniz           Nazır Cihangir İslam

                  Diyarbakır                     İstanbul

 

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

         Barış Atay Mengüllüoğlu           Erkan Baş               Fatih Mehmet Şeker

                     Hatay                         İstanbul                               İstanbul

                 Veli Ağbaba                Salihe Aydeniz

                    Malatya                      Diyarbakır

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ilk söz Sayın Alpay Antmen’in.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

ALPAY ANTMEN (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, dün ülkemizde yaşadığımız ve dünyayı hayrete düşüren, parmak ısırtan bir skandala imza attık. Evet, dün iki günlük sokağa çıkma yasağını iki saat önce açıkladık, tüm ülkemizi sokağa döktük ve Allah korusun, corona virüsüne her yere, herkese bulaşması için inanılmaz bir olanak sunduk. Tebrik ediyorum, bu iktidar becerisizliklerine yenisini ekledi ve tarihe geçti! (CHP sıralarından alkışlar)

Bu arada, elçiye zeval olmaz, 18 Martta atanan öğretmenlerimiz deminden beri arıyor, soruyor, mesaj gönderiyor, göreve başlamak istiyorlarmış. Sayın Millî Eğitim Bakanından onların adına bunu ben de rica ediyorum.

Değerli milletvekilleri, tüm dünya biliyor. Corona virüsüyle amansız bir mücadele veriliyor, verilmek zorunda. Ama sayın iktidar sahipleri, siz Mecliste ne yapıyorsunuz Allah aşkına? İki yıldır gündemde olan af konusunu alelacele ve 70 madde olarak Meclise getiriyorsunuz. Af meselesi üç beş maddeyle bir günde yapılabilecek bir işken günlerdir benim dediğim dedik mantığıyla hiçbir düzeltmeye yanaşmayıp bu af işini aslında siz geciktiriyorsunuz. Bakın, hiç algı operasyonu yapmaya gerek yok. Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz affa karşı değiliz, açık ve net ancak içinde düşünce suçluları, gazeteciler ve topluma kazandırılmasında mahzuru olmayan hükümlüler için düzenleme olmayan bir teklif af falan değildir. Bu nedir biliyor musunuz? Salgından istifade kaç oy devşiririz mantığıyla ayrımcılık ve kayırmacılık yapmaktır. Samimiyseniz hadi gelin, bu yasaya vicdan ve adaleti koyalım, bu yasaya evrensel hukuk normlarını hakim kılalım, bu yasada eşitliği sağlayalım. Ama bu teklif bu şekliyle yasalaşırsa rüşveti yazan gazeteci bu yasadan yararlanamayacak, rüşveti alan yararlanacak. Çete liderleri, kadına şiddet gösteren çıkacak ama muhalif gazeteciler cezaevinde kalacak. (CHP sıralarından alkışlar) Hırsızlar çıkacak, düşünce suçluları içeride kalmaya devam edecek, çekini ödeyemeyen cezaevine girecek, ‘tweet’ atan hapse atılacak.

Yüce milletimiz, size seslenmek istiyorum: Bu teklif eşit, adil, hukuki ve vicdanlı değildir. Bu eşitsizliği, bu vicdansızlığı, bu fırsatçılığı asla unutmayın. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, iktidar bu salgın günlerinde Meclise kanun teklifleri getiriyor, getirsin. Cumhuriyet Halk Partisi olarak buradayız, halkımız için çalışacağız. Virüsün bize bulaşması bile umurumuzda değil ama işçi için, emekçi için, esnaf için çalışmak istiyoruz. Onlar için, onların yararına kanunlar yapmak istiyoruz. Ama Allah aşkına getirilen yasalara bir bakın. Salgın için 3 tane önlem varsa araya üç beş tane fırsattan istifade hukuka aykırı, amaca matuf maddeler yerleştiriliyor. Gelen tekliflerde işçiye, emekçiye, market, posta, kargo çalışanlarına, esnafa, çiftçiye hiçbir şey yok ama ne var? Mesela, Millî Eğitim Komisyonunda dün görüşüldü, yeni vakıf üniversiteleri açılmak isteniyor. Üniversite mezunlarının yüzde 25’i işsiz iken bunun bugün ne acelesi var, sormak istiyoruz. (CHP sıralarından alkışlar) Hadi bunu geçtik, en son verilen torba yasa teklifinde Varlık Fonuyla iş yapan şirketlere neden hukuki koruma getiriyorsunuz? Bunu da bir yana koyalım, bu salgın günlerinde sosyal medyadan ne istiyorsunuz? Torba kanunla sosyal medya platformlarının ülkemizde kullanılmasını neden engellemeyi hedefliyorsunuz? (CHP sıralarından alkışlar)

Bakın, korkunun ecele faydası yok. İktidarda kalmak istiyorsanız korku imparatorluğu yaratmak yerine halka hizmet etmeniz, size oy vermeyenleri ayrıştırmamanız, demokrat, aydın ve ilerici olmanız gerekiyor. (CHP sıralarından alkışlar)

Peki, bu salgın geçtikten sonra ekonomik ve sosyal olarak vatandaşların yaralarını sarmak için ne yapacaksınız, bunu çalışmaya başladınız mı? Aslında cevap belli.

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) - Kararları verdik.

ALPAY ANTMEN (Devamla) - Bu salgına bile geç kalan, hata üstüne hata yapan iktidar, salgın sonrasında yaraların sarılmasında hiçbir başarı ve fayda sağlamayacaktır. Bu, açık ve net.

Bu arada, konuştuğumuz 25’inci maddede, Allah aşkına, cezaevinde alkol kullanmayı neden isyana teşvik gibi hücre cezasıyla cezalandırmayı düşünüyorsunuz? Elbette, cezaevinde disiplin suçu işleyen cezalandırılsın ama bu kadar da olmaz, el insaf vel merhamet diyor, yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ikinci söz talebi Sayın Barış Atay Mengüllüoğlu’nun.

Buyurun Sayın Atay Mengüllüoğlu. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar)

BARIŞ ATAY MENGÜLLÜOĞLU (Hatay) – Görevleri başında yitirdiğimiz sağlık emekçilerini saygıyla anıyor, hayatını kaybeden yurttaşlarımızın ailelerine başsağlığı diliyor, tedavisi devam edenlere geçmiş olsun diyorum. Bu konuşma hakkının kazanımı için destek veren siyasi partilere de teşekkür ediyorum.

Ara ara iktidara acaba çok mu haksızlık ediyoruz diye düşündüğüm zamanlar oluyor benim. Çünkü her ne kadar Türkiye siyasi tarihinin en baskıcı hükûmeti ve partisi olduğunu düşünsem de on sekiz yıl boyunca yaşattıkları sayesinde birçok konuda bilgi sahibi olmaya başladığımızı da düşünüyorum aynı zamanda. Örneğin, toplumun tüm kodlarıyla oynadıklarından yeni hâlimizi anlamak için sosyoloji öğrendik, bu on sekiz yılda akıl sağlımızı korumak için psikoloji öğrendik, sürekli gözaltılarla, tutuklamalarla uğraştığımız için hukuk öğrendik, şimdi de coronavirüsle sanırım kendimiz mücadele etmek zorunda kalacağımız için enfeksiyon hastalıkları öğreneceğiz.

Fakat görüyorum ki iktidar bu yaptıklarından hiçbir şey öğrenmemiş. Bir maske dağıtmayı dahi altı günde organize edemediğini de görüyoruz, önce satmaya niyetlendikleri maskeler, tepki gelince ücretsiz oldu. Sonra, önce “e-devletten” sonra “PTT’den dağıtılacak.” dendi. CHP eski Milletvekili Gaye Usluer’e “Eczaneden dağıtılsın.” dediği için troller, yandaş gazeteciler saldırdı, profesörlüğüyle dalga geçildi ama sonunda eczanelerden dağıtılmasına karar verildi.

Ya dün ilan edilen sokağa çıkma yasağına ne demeli? Bu kadar organizasyondan yoksun, bu kadar beceriksizce yapılabilir mi bu iş? Yarattığınız panikle on binlerce kişiye virüs bulaşmadıysa gerçekten şanslıyız ki böyle bir ihtimal yok. Sonuç, bütün geceyi halka cahil diyerek geçirdiniz. Dün İçişleri Bakanı dedi ki “Biz Genel Başkanımızın talimatıyla yapıyoruz.” Sonra “tek adam rejimi” deyince de kızıyorsunuz.

Bunlar iktidarın yapamadıkları. Peki, ne yapıyor? Zaten bildiğini yapmakta ve buna devam etmekte mazhar. Salgın sırasında inşaatlara devam ediliyor, kayyum atamaya devam ediliyor, ihalelere devam ediliyor, muhalif sosyal medya paylaşımları nedeniyle gözaltılara devam ediliyor. Bunu yaparken de akıllara durgunluk vermeyi ihmal etmiyor. İçişleri Bakanı ülkede her türlü tehlikeye karşı kahramanca bir mücadele veriyor, yakın zamanda çok tehlikeli bir berberi suçüstü yapmayı başardı!

Sırrı Süreyya Önder bir konuşmasında “Saç kesmeyi örgüt üyeliğine delil sayan bu absürt ve bir iki sene içerisinde şebeklik sayılacak polis fezlekelerine dikkat çekmek için tıraş oldum.” demişti. Üzgünüm Sırrı abi, iktidar saç tıraşı konusunda tam gaz devam ediyor. Bu arada siz nerede tıraş oluyorsunuz, onu da gerçekten çok merak ettim.

Devam edeyim: Taksicilere dair kararla ilgili şaka yapan Twitter kullanıcısını, “Yaşayamıyorum.” diyen tır şoförünü gözaltına aldırıyor. “Yaşayamıyorum, çalışmam gerek.” dediği için gözaltına alınan arkadaşı denetimli serbestlikle bırakılıp evde kalması gereken zamanda haftada bir karakolda imza atmaya zorunlu kılmak da gerçekten takdire şayan.

Başka neler yapıyor Bakan? İşe gitmek için servise binene, yaşamak için kâğıt toplayana ceza kesiyor. Arada canlı yayınlarda “Sınır yasa dışı bir şekilde nasıl geçilir?” onun tariflerini veriyor. Tabii, bu sırada makineli tüfeklerle çatışan çete serbest kalıyor. E, bu kadar işin gücün arasında kaçar. Çeteler de sanırım sosyal mesafe kurallarına uyarak çatıştığı için para cezası da kesilmiyor onlara.

Şimdi “infaz indirimi” adı altında bir af getirmeye çalışıyor iktidar. Niçin? Corona için. 300 bin kişi cezaevlerinde istiflenmiş, bu yasayla rahatlayacakmış içerisi. Fakat iktidar hesap kitap da bilmiyor anlaşılan. Bir yandan “Cezaevlerini boşaltacağız.” diyor; bir yandan, bir yıl ceza alana bile -daha önce yatmazken- “Beş ay yatacaksınız.” diyor.

Peki, bu yasa düzenlemesinde ne yok? Tutukluların salıverilmesi yok. AKP Genel Başkanına hakaret, yok.

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Var, var.

BARIŞ ATAY MENGÜLLÜOĞLU (Devamla) – Gazeteciye, yazara, siyasetçiye, muhalif öğrenciye indirim yok. Bebekli, hamile, loğusa, çocuklu anneler yok.

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Var.

BARIŞ ATAY MENGÜLLÜOĞLU (Devamla) – Siyasi tutuklu ise hasta ve yaşlılar yok. Terör örgütüne üye olmamakla beraber propagandasını yapmak, hiç yok.

Bu uyduruk yasa herkese eşit uygulansa sizin yüzde 90’ınız şu an “terör örgütü” dediğiniz eski yol arkadaşlarınıza yardım, yataklık ve propaganda yapmaktan içeri girerdiniz, haberiniz olsun. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar)

Pakette neler olduğuysa günlerdir konuşuluyor. Ali İsmail’in, Berkin’in, Abdullah’ın katiline af var. Soma’nın, Çorlu’nun, Ermenek’in, Aladağ’ın faillerine af var. Dün “Katiller dışarı mı çıksın?” diyordunuz, işte çıkıyorlar. “Kadın cinayetleri kapsam dışı.” diyorsunuz, “kadın cinayetleri” diye bir suç tanımı yok ortada. Berfin’in yüzünü kezzapla yakan adama geri dönmek zorunda hissetmesi size ne kadar güvendiklerinin karşılığı.

Bizimse dediğimiz net: Bu bir salgın ve cezaevlerinin tümünü ceza erteleyip boşaltmak ve çıkardığınız insanların takibini yapmak sizin göreviniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Mengüllüoğlu, tamamlayın sözlerinizi.

BARIŞ ATAY MENGÜLLÜOĞLU (Devamla) – Toparlıyorum.

BAŞKAN – Buyurun.

BARIŞ ATAY MENGÜLLÜOĞLU (Devamla) – Şu koca kampüste tek bir vekile bile maskesiz dolaşmayan iktidar milyonlarca emekçiyi, binlerce mahkûmu aynı yerde yaşamaya, durmaya, yemek yemeye zorunlu kılıyor ama vekillere kutu kutu maske, dezenfektan gönderiyor, biterse yeniden gönderiyor. Neden? Sizin ya da bizim sağlığımız milyonlarca emekçininkinden daha mı kıymetli? Dostoyevski der ki: “Hepimiz Gogol’ün Palto’sundan çıktık!” Gogol “Palto” kitabında yoksul bir memur olan Akakiyeviç'in bütün hayatı boyunca dişinden tırnağından artırarak aldığı paltoyu çalanlara, çalınırken susanlara, ona üstten bakanlara, onu görmezden gelenlere öldükten sonra musallat olmasını anlatır. Palto, halkın canı pahasına yaşamak, sevdiklerini yaşatmak için döktüğü alın terinin, emeğin simgesidir. Siz, halktan paltosunu alıyorsunuz, halk da sizden hakkını ve bunun hesabını soracak ama emin olun hak da hesap da öteki dünyaya kalmayacak. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar)

FEHMİ ALPAY ÖZALAN (İzmir) – Yürü be, yürü!

BARIŞ ATAY MENGÜLLÜOĞLU (Hatay) – Sen yürü be! Doğru dürüst konuşun. “Yürü”ymüş! Söyleyeceğin bir şey varsa kürsüye çık konuş. Artistlik yapmayın! (AK PARTİ sıralarından ‘Yalancı’ sesi)

Yalancı sensin! Bak, doğru konuşun.

FEHMİ ALPAY ÖZALAN (İzmir) – Maskeni tak, maskeni.

BARIŞ ATAY MENGÜLLÜOĞLU (Hatay) – “Yalancı” falan diyemezsin. Doğru konuşun.

FEHMİ ALPAY ÖZALAN (İzmir) – Maskeni tak.

DİRAYET DİLAN TAŞDEMİR (Ağrı) – Korkmayın, bir şey olmaz, korkmayın.

BAŞKAN – Arkadaşlar, bir müsaade edin.

BARIŞ ATAY MENGÜLLÜOĞLU (Hatay) – Üç saat konuşuyorsunuz, beş dakikalık etkisi yok.

BAŞKAN – Arkadaşlar, bir müsaade edin.

Arkadaşlar, bu arada da yani burada, Genel Kurulda saatlerce, sekiz saat, on saat, on iki saat milletvekilleri çalışıyor. Korunmak üzere de burada günde tüketilen maske adedi yaklaşık bin adettir. 600 milletvekilimiz var, biliyorsunuz.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – İşçilerin maskesi yok.

BAŞKAN – Yani milyonlarca maskenin, on milyonlarca maskenin kullanıldığı bir noktada buradaki milletvekillerinin kullandığı bin maskenin ha bire konuşulmasını da doğru bulmadığımı Başkanlık Divanından ifade etmek istiyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde üçüncü söz talebi Sayın Nazır Cihangir İslam’ın.

Sayın İslam, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

NAZIR CİHANGİR İSLAM (İstanbul) – Öncelikle, Sayın Başkana ve bütün siyasi parti gruplarına böyle bir çözüme destek verdikleri için teşekkür ediyorum.

Çok değerli arkadaşlarım, evet, olağanüstü günlerden geçiyoruz, gerçekten dünyayı kasıp kavuran bir salgını biz de yaşıyoruz ve ilk günden beri benim kişisel olarak söylediğim ve önerdiğim şuydu, bunu bütün makamlara yazdım: Cezaevlerini tahliye edin. Nasıl yapılırdı? Mesela, bir Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle en azından tutuklular ve hükümlülerden nispeten daha hafif olanlar acilen, kontrollü bir şekilde tahliye edilebilir ve içerideki nüfus düşürülebilirdi. Niye istedik bunu, niye istedik? Şu anda içeride eğer bir salgın başlarsa gerçekten binlerce ölüm yaşayabiliriz. Yani insanları cezalandırmanın amacı topluma kazandırmaktır ama böyle bir uygulama, eğer içeride bir salgın başlarsa ihtimale dayalı ölüm cezasına dönüşebilir.

Esas problemimiz elbette ki başkadır. Bakın, bizim 100 bin nüfusa düşen mahkûm sayımız 350, bunun dünya ortalaması 146 –bizde 350 iken 146- Avrupa Birliği ortalaması 100. Asıl problem budur ve bizim hem yasal düzenlemeler hem de uygulama hakkında, bu problemler hakkında ciddi çözümler üretmemiz gerekiyor.

Değerli arkadaşlarım, Sağlık Bakanının, değerli meslektaşımın çalışmalarını gerçekten takdirle karşılıyorum, her dediğinin olmadığını, her önerdiğinin olmadığını da biliyorum ama dün biz bir istisna yaşadık. Bunu niye yaşadık? Yani günlerdir Sayın Bakan Fahrettin Koca’nın, tuğlaları böyle üst üste koyarak inşa ettiği, halkla içine girdiği bir diyalog sonucu insanların gönüllü bir şekilde kendilerini eve kapattıklarını, en azından büyük bir çoğunluğun böyle yaptığını müşahede ettik fakat sizin Süleyman Soylu geldi, alttan bir tuğla çekti ve bütün o inşayı dün gece âdeta çökertti. Neden? İnanın, dün gece bunun nedenlerinin üzerinde düşünmeye çalıştım. Mesele şuydu arkadaşlar: Hepimiz fizik olarak birbirimizden uzaklaştık ama inanın bana, kalbî ve toplumsal olarak bir yakınlaşma sürecinin içine girdik. Yani ortak bir tehdidin üzerinde duygusal olarak, vicdani olarak, bilgisel olarak akılla konuşmaya başladık.

Bakınız, baskı rejimlerini en çok ürküten şey bir toplumun akıl yürütmeye başlamış olmasıdır. İşte benim kişisel kanaatim budur ki Sayın Koca’nın günbegün, hepimizin desteğiyle birlikte yapıp inşa etmeye çalıştığı ve bu toplumu bu beladan olabildiğince hafif bir şekilde atlatma gayretinin dün bir anlamda sabote edildiğini gördük. Ben, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’yu dünkü davranışından ötürü, bir insan olarak, bir hekim olarak, bir vekil olarak kınıyorum.

Değerli arkadaşlarım, sizinle paylaşıp paylaşmamayı gerçekten düşündüm ama birkaç gündür üzerinde çalıştığım bir konu: Biz 17 Martta Covidden ilk insanımızı kaybettik, 17 Martta ilk ölümü yaşadık. Düne kadar 1.006 kişiyi kaybettik. Ben açtım sadece İstanbul’daki defin sayısına baktım, 2019’la ve 2018’le arasında 1.791 artış var. Yani bizim Covidden 1.006 ölümüz var. Bütün ölülerin İstanbul’dan verildiğini düşünün, 2018’e ve 2019’a göre 1.791 artış var. Kötü niyet aramıyorum ama bir konuda hepinizi ve Sayın yüce Meclisi ikaz etme zorunluluğu hissettim. Şimdi, arkadaşlar, bu 1.006 ölünün hepsini İstanbul’a verin, gene açıklayamadığımız 700 küsur ölü var. Yani, teşbih hatasız olmaz, hani “Kedi buysa ciğer nerede?” sorusu hepimizin aklına düşüyor. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Müsaade edin. Bakın, sonra sisteme girdim, kodlama işlemlerine baktım. Kodlama işlemlerinde bir yanlış yapılıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

NAZIR CİHANGİR İSLAM (Devamla) – Şöyle bir yanlış yapılıyor, hızlı gideceğim: Bir hastanın Covid olmasının testle ve BT’yle ispatlanması isteniyor. Hayır, siz bir pandemi döneminde, bir salgın döneminde o hastalığın varlığını değil, o hastalığın yokluğunu göstermek zorundasınız. Yani size boğaz ağrısı ve ateşle gelen ama neticede kaybedilen bir hastanın bana Covid olmadığını başka bir teşhisi göstererek göstermek zorundasınız. Bu konuyu daha sonra gerekirse sizlere yazılı olarak ileteceğim.

Bir fotoğraf gerçekten beni üzdü. Dün o annenin kucağındaki kocaman çuval, kargoyla gönderilen kemiklerin fotoğrafı beni üzdü. Değerli arkadaşlarım, önce olayın tıbbi yönünü söyleyeyim: Bir insan kemiği veya insan cenazesi tıbbi işlem görmesi gereken bir materyaldir, en azından diğer yönlerini düşünemiyorsanız bunu böyle düşünmenizi rica ediyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

NAZIR CİHANGİR İSLAM (Devamla) – Bunu Sağlık Bakanlığının denetiminde yollamanız gerekiyordu. Yani o cenazenin Sağlık Bakanlığının denetiminde gönderilmesi gerekiyordu.

İkinci mesele, müsle meselesi. Bunu daha önce konuşmuştuk. Sizler cenazeye saygı duyan insanlarsınız, bütün hazırun böyle. Artık, ölen bir insanın bu ülkede mahkemelerle, Anayasa Mahkemesiyle, İnsan Hakları Mahkemesiyle, bu dünyadaki bütün hukuk sistemleriyle bağlantısı kesilmiştir, o insan hakkındaki davalar da düşmüştür, artık o, en yüce mahkemeye havale edilmiştir. Ben bu anneden, bir insan, bir hekim ve bir vekil olarak özür diliyorum.

Hepinize saygılarımı sunuyorum. Sağ olun efendim. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 207 sıra sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 25’inci maddesinde geçen “veya” ibaresinin “ya da” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                 Mensur Işık                   Tuma Çelik                        Murat Çepni

                      Muş                           Mardin                                  İzmir

               Züleyha Gülüm               Rıdvan Turan     Tulay Hatımoğulları Oruç

                    İstanbul                        Mersin                                  Adana

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Züleyha Gülüm’ün.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

ZÜLEYHA GÜLÜM (İstanbul) – Şimdi, bu infaz yasasına ilişkin değerlendirmeleri yaparken aslında infaz değil özel af demek daha doğru, doğru kelimeyle konuşmak lazım. İnsanları ölüme gönderiyorsunuz diye anlatıyoruz ama anlamak istemiyorsunuz. Belki örneklerle somutlaştırırsak, belki o insanları gözünüzün önüne getirirseniz anlayabilirsiniz diye birkaç örnek vermek istiyorum.

Türkiye’de 1.500’e yakın hasta mahpus var, bunlardan 500’ü de ağır hasta mahpus. Somut olarak bazılarını saymak istiyorum, burada hepsini sayma şansım yok. Mehmet Salih Yıldız, 23 yaşında, hem kanser hem verem hastası, durumu ağırlaşmış durumda ancak hastaneye götürülemiyor; Abdullah Turan, boyundan aşağısı felçli; Serdar Yıldırım, belden aşağısı felçli; Engin Aktaş, iki eli yok. Bakın, şimdi, bunların siz bu koşullarda cezaevinde yaşayabileceğini mi iddia edeceksiniz? Metin Turan, iki gözü de görmüyor, dolayısıyla kendi temizlik ihtiyaçlarını karşılaması mümkün değil. Yine tutuklulardan ve kadınlardan bir örnek vermek istiyorum. Hülya Halaçkay, kendisine sürekli şiddet uygulayan eşi Kadir Ören’i saldırıdan kurtulmak için öldürmek zorunda kaldı, astım hastası, hâlen tutuklu. Bu özel af yasasında maalesef eşlerini öldürmek ya da erkekleri öldürmek zorunda kalan kadınlara dair hiçbir düzenleme olmadığı gibi tutuklulara dair de bir düzenleme yok. Abdurrahman Fidan, epilepsi hastası, karaciğerinde mermi çekirdeği var, tüm yemeklere karşı alerjisi var ve siz diyorsunuz ki “Bunu da tahliye etmeyeceğim.” Siti Gören, 70 yaşında, sağlık sorunları nedeniyle ihtiyaçlarını kendisi karşılayamıyor, arkadaşları onun bakımını yapıyor. Yavuz Selim Burgu, yüzde 54 engelli, ileri derecede böbrek hastası, tam 7 kez ameliyat olmuş, çözüm üretilememiş ve şu an cezaevi koşullarında da tedavi olması mümkün değil. Abdulçelik Karas, yüzde 80 şizofren hastası. İhtiyaçlarını tek başına karşılayamıyor, kendisine zarar veren bir kişi. Aysun Şahin, MS hastası. Kalp ritim bozukluğu var. Yüzde 48 engelli, felç olma riskiyle karşı karşıya. İsa Gürbüz, KOAH hastası. Özellikle corona açısından en büyük risk grubunu oluşturan hastalardan bir tanesi. Yılmaz Teker’in psikolojik rahatsızlıkları var, epilepsi hastası, dili boğazına takılıyor, kendine zarar veriyor; geçen yıllarda dudaklarını dikmişti protesto için ve buna rağmen bu kişi de tahliye edilmiyor.

Şimdi, sizin bunların gerçekten cezaevinde kalabileceğini söyleyecek bir durumunuz var mı? Ağır kelime kullanmak da istemiyorum gerçekten ama “Bunları cezaevlerinde ölüme mi mahkûm etmek istiyorsunuz?”u somut hâliyle sormak istiyorum bir kez daha.

Şimdi, 25’inci maddeye geldiğimizde, cezaevi koşulları zaten yeterince ağır değilmiş gibi, bir de hücre cezasını artıran yeni düzenlemeler getiriyorsunuz. Bakın, yeni düzenlemeden önce eski düzenlemeye bir bakalım. Hücre cezası nedir? Hücre cezası aslında tecrittir ve tecrit de insan hakları bağlamında bir işkence suçudur. Dolayısıyla hücre cezasının tümüyle kaldırılması gerekir. Hücre cezasında ne oluyor? Bir mahpusu alıyorsunuz, kimseyle iletişimin olmadığı, güneş ışığının girmediği, kimseye dokunamadığı bir odaya koyuyorsunuz. Burada bir süre sonra bu kişide duyu kaybı oluyor: göremiyor, duymada problemler oluyor ya da psikolojik sorunlar ortaya çıkıyor. Bu nedenle Avrupa Konseyi İşkenceyi Önleme Komitesi, bu cezanın uygulama biçiminde orantılılık ilkesinin uygulanmasının gerektiğini ve çok çok istisnai durumlarda uygulanmasının gerektiğini söylüyor. İstisnai durumlar da çok açık; özellikle kendisine zarar verdiği durumlar da ama bunun da çok kısa süreli uygulanması gerektiğini söylüyor.

Şimdi, bizim hukukta nasıl? Maşallah, 1 ceza yetmiyor, 2’nci hücre cezası, o da yetmiyor 3’üncü hücre cezası ve neredeyse hayatınızın büyük bir bölümünü hücre cezasıyla geçirebileceğiniz bir düzenleme var. Bir gün ile yirmi gün arasında değişiyor, birçok kez de uygulanabilme koşulları var. İşin daha vahim tarafı, size 3 defa hücre cezası verildiğinde bu sefer şartlı salıvermeniz yakılıyor, açık cezaevine çıkma koşullarınız ortadan kaldırılıyor, yine denetimli serbestlikten de yararlanma koşullarınız ortadan kaldırılıyor.

Şimdi, bugünse çok komik bir durum var. Tabii maddeye konulan şeyin kendisi de gerçekten çok komik. Efendim, alkolle ilgiliymiş, cezaevinde alkol sokma ya da bulundurma hikâyesi var deniliyor. “Nasıl?” diye sorduğumuzda şunu söylemişlerdi: “Cezaevlerindeki bazı besinlerden, incirden alkol yapılıyor, Alkol yapılırsa bizde hücre cezası vereceğiz.” Gerçekten komiksiniz. Hukuku bu kadar keyfî uygulamanın, bu kadar saçma sapan uygulamanın bir örneği de herhâlde başka bir yerde görülmemiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

ZÜLEYHA GÜLÜM (Devamla) – Şimdi, bakın, cezaevlerinin durumuna ilişkin bir örnek vermek istiyorum. Balıkesir Kepsut Cezaevinde adli mahkûm Ulaş Yurdakul, Kürt olduğu için bu cezaevi içerisindeki -infaz koruma memurlarının da olduğu, cezaevi görevlilerinin de olduğu- bir çete tarafından öldürüldü. Şimdi, siz bize diyorsunuz ki: “Bu cezaevi idare kurulları objektif karar verecek.” Öyle mi? Bir Kürt gencinin öldürülmesine yardım ettiler, organizasyonuna katıldılar, suçu örtbas etmek istediler. Avukat arkadaşımız bununla uğraştığı için, mücadele ettiği için bu açığa çıkarılabildi, yoksa açığa çıkarılamayacaktı.

Son olay, Van T Tipi Cezaevinde bu corona günlerinde, yağmurlu havada, avluda sayım alınmak istenmiş. Mahpuslar da demiş ki: “Yağmurlu havada sayım almayın, bizi hasta edeceksiniz.” Ne yapmışlar? Haklarında eylem yaptığı gerekçesiyle tutanak tutmuşlar. Şimdi ne yapacaklar? Eylem yaptınız diye disiplin cezası verecekler. Bakın, cezaevi uygulamaları işte bu hâlde.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ZÜLEYHA GÜLÜM (Devamla) – Bitiriyorum.

BAŞKAN – Son sözlerinizi alayım, buyurun.

ZÜLEYHA GÜLÜM (Devamla) – Son olarak, dün Kadıköy’de sağlık emekçilerine destek çağrısı yapan Kadıköy Dayanışma üyeleri gözaltına alındı. Yetmedi, araçta işkence yapıldı; yetmedi, boğazları sıkıldı. Şimdi, bakın, bu süreçte sağlık emekçilerine destek vermek, muhalif olarak gördükleriniz tarafından yapılınca suç hâline mi geliyor? Bir süre sonra siz bunları da içeri atacaksınız, diyeceksiniz ki: “Bunlar da terör suçlusudur.”

Teşekkürler (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 25’inci maddesinde yer alan “eklenmiştir” ibaresinin “ilave edilmiştir” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

               Ayhan Altıntaş                Yasin Öztürk                        Ayhan Erel

                    Ankara                        Denizli                                Aksaray

                 Ümit Beyaz                   Bedri Yaşar                        Hüseyin Örs

                    İstanbul                        Samsun                                Trabzon

            Arslan Kabukcuoğlu

                   Eskişehir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Katılmıyoruz sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Bedri Yaşar’ın.

Buyurun. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BEDRİ YAŞAR (Samsun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Dün burada infaz yasasını görüşürken saat 21.30 civarında bir duyuru aldık

BURHAN ÇAKIR (Erzincan) – 60 kere söylediniz, yeter ya.

BEDRİ YAŞAR (Devamla) – 61 olsun, ziyanı yok, çok bilgiden bir zarar gelmez. Dediniz ki: “Sokağa çıkma yasağı ilan edildi.” Hükûmet, dün gece itibarıyla, Zonguldak’ı da buna dâhil ederek 31 ilimizde sokağa çıkma yasağı ilan etti. Milletimiz ve vatandaşlarımız için karantina altındaki bu iki gün çok önemli, aslında biz buna karşı değiliz, bundan önce de “Sokağa çıkma yasağı ilan edilsin.” dedik ama bugün bile, iki gün süreyle alınmasını olumlu buluyoruz. Bununla beraber, sokağa çıkma yasağını uygun bulmakla birlikte, uygulanış şeklini ve zamanını uygun bulmadığımızı belirtmek istiyoruz. Sokağa çıkma yasağının iki saat kala açıklanması, yer yer ülkemizde sosyal mesafeleri kaldırmış ve istenmeyen görüntülere neden olmuştur. Bu görüntüler ve yaşanan olayların tek bir sorumlusu vardır, o da tabii ki bugünkü Hükümettir. Şunu ifade etmek istiyoruz, İbrahim ağabey, hani bir Erzurum şiiri var ya, “Eskiden, kar yağardı Erzurum'a/Toprak damlarda sırt sırta yaşardık./Sabahnan kalkar damlarımızı kürürdük.”, hani o damların arasında kazmayla, kürekle açılan yollar vardı ya, hekimlerimiz “Bu geçtiğimiz otuz günde biz bu kadar gayretle çalıştık ama sizin bu iki saatte oluşturduğunuz kargaşa var ya, o patikaların üzerine çığ düşmüş gibi oldu. O kargaşada -elde ettiğimiz fayda/maliyet analizine baktığınız zaman- bu olayların daha yoğun olduğunu düşünüyoruz.” diyorlar.

Dolayısıyla, arkadaşlar, bu kararları vermeden önce daha bir dikkatli düşünmemiz lazım. Hatta, İçişleri Bakanımız diyor ki: “Eğer biz bunu iki üç saat önce açıklamış olsaydık daha yoğun kargaşalar olurdu.” Bu, şüyuu vukuundan beter bir ifadedir. Yani sanki sokağa çıkma yasağı ilan edildiği anda veya edilmesi düşünüldüğü anda Türk milleti bakkalları, manavları, fırınları talan edecekmiş görüntüsü çıkar ki bu hiç doğru bir yöntem değildir. Dolayısıyla, bu, daha önceden planlanıp programlanırsa bu tür izdihamların olmayacağını ben şahsen düşünüyorum. Belki bundan sonra da farklı illerde bu tür uygulamalar olabilir. Dolayısıyla, bu ilanların daha önceden planlı, programlı bir şekilde duyurusu yapılırsa faydalı olacağını düşünüyoruz. Bu, otomatikman bir güvensizlik ortamını oluşturuyor. Güven duygusunu orta yerden kaldırdığımız zaman bu tür problemlerin altından kalkmamız da mümkün görülmüyor.

Diğer taraftan, olağanüstü bu dönemde cezaevlerinde yaşanan sıkıntıları önlemek amacıyla getirilen infaz düzenlemesi yine bir torba yasaya dönüştürülmüştür. Her geçen gün yargı bağımsızlığı zedelenmektedir. Yaşanan bu durumdan artık toplumun bütün kesimleri etkilenmektedir. Bizzat Adalet Bakanı -2014 yılı Kasım ayında yaptığı açıklamada- iktidara geldiklerinde yargıya güvenin yüzde 80’lerde iken yüzde 20’lerin altına indiğini ifade etmiştir. Bu, 2014 yılına ait bir açıklama, bugün çok daha aşağılardayız. Hatırladığımız, sadece, her paketten sonra yargıya güvenin daha kötüye gittiğidir. Hukukun Üstünlüğü Endeksi’nde 2015 yılında 21 sıra birden gerileyen Türkiye, 2019 yılında 126 ülke içinde 109’uncu sırada yer alabilmiştir; sosyal adalet ilkesi sıralamasında 41 ülke arasında 40’ıncı sırada yer almıştır; yargı bağımsızlığı sıralamasında ise 140 ülke arasında 111’inci sıraya yerleşmiştir.

Değerli milletvekilleri, çok geç olmadan yapılması gereken, yargının sorunlarının siyasi saiklerle değil, evrensel ilkeler ve objektif kıstaslarla tespit edilerek çözüme kavuşturulmasıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

BEDRİ YAŞAR (Devamla) – Yargıç güvencesiyle, tarafsız ve bağımsız bir yargı sistemi oluşturulmalıdır. Türk yargısı bir an önce iktidarın tasallutundan kurtarılmalı ve Türk milletinin her ferdine güven verecek bir adalet sistemi kurulmalıdır diyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

25’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

26’ncı madde üzerinde2’si aynı mahiyette olmak üzere 3 adet önerge vardır.

İlk okutacağım 2 önerge aynı mahiyettedir, birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin 26’ncı maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

              Süleyman Bülbül               Zeynel Emre      Saliha Sera Kadıgil Sütlü

                     Aydın                         İstanbul                               İstanbul

               Turan Aydoğan               Alpay Antmen

                    İstanbul                        Mersin

 

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

                 Mensur Işık                 Rıdvan Turan                   Züleyha Gülüm

                      Muş                           Mersin                                İstanbul

                 Murat Çepni                   Oya Ersoy       Tulay Hatımoğulları Oruç

                     İzmir                         İstanbul                                 Adana

                  Tuma Çelik              Hakkı Saruhan Oluç

                    Mardin                        İstanbul

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Katılmıyoruz, Sayın Başkan.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ilk söz Sayın Süleyman Bülbül’ün.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

SÜLEYMAN BÜLBÜL (Aydın) – Değerli arkadaşlar, bugün, dün gece saat on ikiden beri çok üzüntü içerisine girdim. Dün 22.47’de ara verdik, bir gün sonraya bıraktık, bugüne bıraktık. Arabaya bindim, evime giderken Hoşdere Caddesi’nde bütün bakkalların, marketlerin önünde yüzlerce insan; arabalar konvoy hâlinde, millet ekmek derdinde, millet makarna derdinde, millet pirinç derdindeydi.

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Tekel büfesine mi gittin Süleyman Bey?

SÜLEYMAN BÜLBÜL (Devamla) – Neden böyle oldu? Şundan böyle oldu: Devleti yönetmekte acziyet gösterenler dün verdikleri kararla milleti sokağa döktüler. Bilim Kurulu üyelerinin, Sayın Sağlık Bakanının, sayın sağlık emekçilerinin üç aydan beri yapmış oldukları çalışmalar, “Evde izole.” “Evde kal.” demekle salgının yayılmasına engel olmak için yapmış oldukları çalışmalar birden gitti. Aydın’da, İstanbul’da, Manisa’da, Adıyaman’da, Nevşehir’de millet sokaklardaydı; maskeleri yoktu, mesafeleri yoktu ve en kötüsü, Bilim Kurulu üyesinin “Biz kürekle karı temizlerken çığ geldi tepemize bindi.” dediği gibi oldu. Yazık! Devlet yönetimi böyle olmaz arkadaşlar. Devlet yönetiminde sokağa çıkma yasağı ilan edeceksen iki saat önce “Şu saatte başlayacak” diyemezsin. Devlet yönetiminde daha önce karar alırsın, belediyelerle irtibata geçersin. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanına dahi haber verilmeyen bir karar alınmıştır. Nerede pandemi kurullarınız? Biz buraya çıktığımız zaman daha önceki günlerde, pandemi kurullarına, il pandemi kurullarına mutlaka ve mutlaka, Hükûmete, Tabipler Birliğinden temsilci alın, sivil toplum kurullarından temsilci alın, demokratik kitle kuruluşlarından temsilci alın dediğimiz zaman niye “Hayır.” dediniz? Şu anda İstanbul’u, Ankara’yı, İzmir’i ve birçok belediyeyi kazanmış belediye başkanlarını, yerel yönetimleri tanımıyorsunuz. Böyle devlet yönetimi mi olur?

Bakın, arkadaşlar, devlet yönetiminin nasıl olduğunu size anlatayım: Refik Saydam’ı biliyor musunuz? Atatürk döneminde Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsü kuruldu. Bunun görevi neydi? Bulaşıcı hastalıklar konusunda ne yapılıyordu? Gerekli aşı üretmek, gerekli çalışmalar yapmak. Aşı, serum üretti; çiçek aşısını üretti ve ihraç ettiler. İkinci Dünya Savaşı’nda çiçek aşısını ihraç ettiler. Sonra ne oldu? AKP Hükûmeti döneminde, 2004’te Aşı Üretim Enstitüsü ve 2011’de de bu kurum kapatıldı. Ne oldu? Bugüne geldik ve Bilim Kurulundan bir profesör bugün diyor ki: “Biz aşı üretim teknolojisine sahip değiliz.” Neden? Sağlığı müşteri gören yapı yüzünden. Bu anlayış nereye geldi? Bugüne geldi. Bakın, arkadaşlar, tek adam rejimi… Tek adam rejimiyle eğitimde, sağlıkta, kültürde nereye gelmişsek bugün de adalette aynı yere geldik.

MHP’nin vermiş olduğu af teklifiyle, infaz indirimi teklifiyle -25 Eylülde teklif verdi- bu teklifle beraber o zaman 253 bin tutuklu ve hükümlü vardı. Ne oldu? Bugüne geldik, 20 Mart 2020’ye geldik. Ne oldu? Diş macunu, tüpünden çıktı. O günden bugüne suç işleyenler, af gelecek diye suç işleyenler ne oldu? Bugüne kadar niye beklediniz? Tam iki sene niye beklediniz? 253 bin kişi vardı cezaevinde, şu anda 300 bin kişi var; 50 bin kişi cezaevine girdi. Bunun hesabını kim verecek? Tabii ki AKP verecek, bunun hesabını verecek. (CHP sıralarından alkışlar)

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Suç işleyenin hesabını biz niye verelim ya, gitsin kendisi versin.

SÜLEYMAN BÜLBÜL (Devamla) – Değerli arkadaşlar, biz hukuk fakültesinden mezun olurken infaz hukukunda infaz adaletini, infaz eşitliğini… “Ayrımcılık yapmayın.” derlerdi. Nerede var? Getirdiğiniz infaz indirimi teklifinde nerede adalet var, nerede eşitlik var? Nerede var? Bakıyorsunuz, alıyorsunuz. Cezaevlerinde gazeteciler, cezaevlerinde “tweet” atanlar, cezaevlerinde insan hakları savunucuları… Diğerleri nerede? Soma’da, Ermenek’te, Aladağ’da, tren kazalarında sanık olanların cezaları 1/2’ye indirilecek ve tahliye olacaklar…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi Sayın Bülbül.

SÜLEYMAN BÜLBÜL (Devamla) – …denetimli serbestlikten yararlanacaklar, böyle şey olabilir mi? 30 Mart 2020’den önce aynı suçu işleyen bir kişi on yıl ceza almışsa, 1/2 beş yıl, denetimli serbestlik üç yıl, iki yıl sonra çıkacak. 1 Nisanda aynı suçu işleyen kişi ne kadar yatacak? Dört yıl yatacak. Böyle bir mantık olabilir mi? Bir günden böyle bir eşitsizlik olabilir mi? Ne yaptınız? Ülkede sağlık, kültür, eğitimi de bu hâle getirdiniz, adaleti de bu hâle getirdiniz. On sekiz yıldan beri mahkemelerde adil yargılanma hakkını, mahkemelerde hukuk devletini, mahkemelerde talimatlı hâkimlik yapanlarla birlikte adaleti bu hâle getirdiniz. Bu tabii sorulacak, bunun hesabı zamanı geldiği zaman sorulacak. İnfazda adaleti, infazda eşitliği hep beraber, birlikte sağlayacağız, toplumsal mutabakatla sağlayacağız, hep birlikte sağlayacağız. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SÜLEYMAN BÜLBÜL (Devamla) – Çözüm bellidir arkadaşlar, demokrasi ve özgürlüktür.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ikinci söz talebi Sayın Hakkı Saruhan Oluç’un.

Buyurun Sayın Oluç. (HDP sıralarından alkışlar)

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın vekiller; günlerdir burada hukuk konuşuyoruz ama siz tabii ki duymuyorsunuz. Çünkü aslında hukukun evrensel ilkelerini, kurallarını ve içeriklerini bir kenara bırakmışsınız yani hukuk sizin için sadece iktidarınızı sürdürmenin bir aracı hâline gelmiş. Hukukun içindeki en önemli unsurun adalet olduğunu unutmuşsunuz, bunu silmişsiniz kafanızdan. Adil olma anlayışını ve vicdanı içermeyen bir hukuk, hukuk değildir. Onlar sizin çıkardığınız kanunlardır ama iktidarınız sona erdiğinde o kanunlar da sizinle birlikte silinir gider. Siz hukuk ve adalet terazisini kırdınız çok açık bir şekilde. Bunu kırdığınız gibi, baskı kurduğunuz yargı mensupları da, hâkimler de cübbelerine ilik açmak zorunda kaldılar sizin kararlarınızı, direktiflerinizi hukuka aykırı olarak yerine getirmek için. İlik açtırdınız hâkimlerin cübbelerine.

Türkiye’nin imzalamış olduğu uluslararası demokratik sözleşmelere ve Anayasa’ya aykırı bir teklif getirdiniz, bunu tartışıyoruz. Şimdi bunları niye söylüyorum? Dün bir sokağa çıkma yasağı kararı alındı, biliyoruz. Şimdi, bu krizi, coronavirüs salgını krizini bu iktidar yönetemiyor, yönetemiyorsunuz. Yani yanlış önlem sizde, eksik önlem sizde, geç kalmış önlem sizde; hepsini siz yapıyorsunuz ve bunları niye yapıyorsunuz?

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Dünyanın en iyisini yapıyoruz.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (Devamla) - Kibirlisiniz çünkü. Dünyada böyle berbat bir kriz yönetimi yok.

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – En iyisini yapıyoruz, dünyada bizden daha iyisi yok.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Dinleyin, dinleyin!

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Dinle, dinle!

HAKKI SARUHAN OLUÇ (Devamla) - Dünyanın 181 ülkesinde coronavirüs salgını var, birçok yerde sokağa çıkma yasağı ilan ediliyor, bu kadar pespaye bir sokağa çıkma yasağı ilanı dünyanın hiçbir ülkesinde görülmedi. Bunu da bir kenara yazın! (HDP sıralarından alkışlar)

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Yanlış.

ORHAN KIRCALI (Samsun) – Yanlış söylüyorsun.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (Devamla) - Şimdi, mesele evde kalma ya da tam karantinaya karşı olmak değil; biz evde kalmadan, tam karantinadan yanayız ama bunu nasıl yerine getirdiğinizi tartışıyoruz. Böyle bir önlem yok. Şimdi, neden bunu yapıyorsunuz? Çünkü kibirlisiniz, çünkü ortak akıl istemiyorsunuz, üretmiyorsunuz, çünkü muhalefet partilerini, toplumsal ve siyasal muhalefeti dinlemiyorsunuz, yok sayıyorsunuz, çünkü siyasi fırsatçılık her yerinize sinmiş vaziyette.

Şimdi, bakın, neyi anlatacağım size: İçişleri Bakanlığı bir genelge yayınladı dün ve sokağa çıkma yasağı ilan etti; değil mi? Bu genelge Anayasa’ya da aykırı, İl İdaresi Kanunu’na da aykırı. 4 maddede sayacağım, kayıtlara geçsin diye sayacağım. Anayasa’nın 15’inci maddesi, sokağa çıkma yasaklarının, yani temel hak ve özgürlüklerin kullanılmasının engellenmesinin nasıl olacağını yazıyor. Burada, salgın hastalık durumunda temel hak ve özgürlüklerin kısıtlanabileceği gibi bir madde yok, Anayasa 15’e göre yok yani ona dayanarak İçişleri Bakanlığı genelgesi olmaz, onu bir kenara koyalım. Nasıl olabilir? Anayasa’nın 119’uncu maddesine göre, OHAL ilanı yoluyla olabilir. Şimdi onu size anlatmama gerek yok çünkü siz OHAL iktidarısınız. 20 Temmuzda OHAL siyasi darbesini yaparak iki buçuk yıl bu memleketi OHAL’le yönettiniz. Onu bildiğiniz için -vakit kaybetmemek için- üzerinde durmayacağım ama şunu çok açık söyleyelim, olağanüstü hâl ilan etme yetkisi Cumhurbaşkanına ve onaylama yetkisi Meclise verilmiştir yani İçişleri Bakanının buna dayanarak da böyle bir sokağa çıkma yasağı ilan etme yetkisi yoktur, onu da bir kenara koyalım.

Üç: “İl İdaresi Kanunu’nun 11/C maddesine dayanarak” diyor İçişleri Bakanlığı Genelgesi’nde, bu da doğru değil çünkü 11/C maddesi İçişleri Bakanına değil valilere yetkiler veriyor, İçişleri Bakanına vermiyor. Valilere de sokağa çıkma yasağını ilan etme yetkisini vermiyor, bunu da vermiyor. Şimdi, buna da dayanamazsınız.

Dört: “Umumi Hıfzıssıhha Kanunu’nun 27’nci ve 72’nci maddelerine dayanarak” diyor Genelge. Şimdi, buraya baktığımızda o da uygun değil.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (Devamla) - Tamamlıyorum efendim.

Çünkü Umumi Hıfzıssıhha Kanunu’nun 27’nci ve 72’nci maddelerine de uygun değil, orada salgın hastalık durumunda alınması gereken tedbirler yazılmış ama o tedbirler kapsamında sokağa çıkma yasağı diye bir şey de yok, buna da aykırı.

Şimdi, bütün bunları niye anlatıyorum ben size? Kayıtlara geçsin diye. Bir teamül oluşturmaya çalışıyor İçişleri Bakanlığı. Hiçbir şeye, hiçbir hukuka ve Anayasa’ya uygun olmadan sokağa çıkma yasağı ilan edebilme teamülü oluşturmaya çalışıyor. Şimdi, böyle bir hukuk devleti, böyle bir hukukun üstünlüğü anlayışı olamaz. Bu bir polis devleti anlayışıdır, bu kabul edilebilir bir şey değildir. Anayasal suç işleniyor açıkça. Dolayısıyla bunun kayıtlara geçmesi lazım. “Bunu umursamıyoruz.” demeyin çünkü yol olur. Yol olduğu zaman, kime nasıl zarar verir o yol bilinmez; bunu da size bir kez daha hatırlatmış olalım.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Bir açıklama yapabilir miyim Sayın Başkanım?

BAŞKAN – Buyurun Sayın Zengin.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

37.- Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in, İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un görüşülmekte olan 207 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 26’ncı maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Sayın Başkanım, ben de arkadaşlarımızın… Yani bu kayda geçmesi meselesi anlamlı ama ben faydasız buluyorum. Asıl mesele birbirimizi anlayabilmemiz ama yine de kayda da geçsin, söyleyelim.

Şimdi, bu sokağa çıkma yasağını ilan eden, valilikler yani her bir valilik ayrı ayrı karar verdi; 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu’nun 11’inci maddesinin (C) fıkrasına dayanarak buna karar verdiler. Yani her bir valilik ayrı ayrı kararını verdi.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Eş zamanlı.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – İçişleri Bakanlığı uygulamaya dair kendi personeli için bir genelge yayınladı yani nasıl yapılacağına dair bir izah getirdi. Bunun kararını veren sonuçta İçişleri Bakanlığı değil, valilikler bu kararı verdi. Valilikler de şu anki sistem içerisinde aslında Cumhurbaşkanımıza bağlı. O sebeple, Anayasa’ya aykırı bir durum yok. Ben de bunu bir kez daha ifade etmek istedim.

Teşekkür ederim.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Böyle bir açıklama olabilir mi yahu, kanun burada!

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Kanun buradaydı, ben de kanuna bakarak söylüyorum.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Oluç.

38.- İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un, Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Aynı kanunu nasıl bu kadar farklı yorumluyoruz çok ilginç. Benim önümde de İl İdaresi Kanunu’nun 11/C maddesi var ve orada valilere sokağa çıkma yasağı ilan etme yetkisi yok.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Var, var.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Yok, bakın, okuyayım isterseniz size. Yani sizin önünüzde de var, siz de okuyabilirsiniz. Diyor ki: “Vali, kamu düzeni veya güvenliğinin olağan hayatı durduracak veya kesintiye uğratacak şekilde bozulduğu ya da bozulacağına ilişkin ciddi belirtilerin bulunduğu hâllerde on beş günü geçmemek üzere ildeki belirli yerlere girişi ve çıkışı kamu düzeni ya da kamu güvenliğini bozabileceği şüphesi bulunan kişiler için sınırlayabilir; belli yerlerde veya saatlerde kişilerin dolaşmalarını, toplanmalarını, araçların seyirlerini düzenleyebilir veya kısıtlayabilir.”

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Tamam, kısıtladı işte.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Burada demiyor ki: “Valiler illerinde sokağa çıkma yasağı ilan edebilirler.” Bunu yazmıyor.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Oluç. İl İdaresi Kanunu’nu görüşürken bunları tartışalım bence.

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Kısıtlılar, herkes zaten evde oturuyor.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Hukuk böyle bir şey anlamazsınız ama böyle bir şey, evet.

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Ya siz anlamazsınız, siz işinize geleni anlıyorsunuz.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Ya, size göre hukuk oluyor işte.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Ya, siz hukuku sadece kendi çıkarlarınız için düşünüyorsunuz, işinize geldiği gibi yorumluyorsunuz.

VII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Denizli Milletvekili Cahit Özkan, Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül ve Afyonkarahisar Milletvekili Ali Özkaya ile 57 Milletvekilinin Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2762) ve Adalet Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 207) (Devam)

BAŞKAN – Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 26’ncı maddesinin birinci fıkrasında yer alan “eklenmiştir” ibaresinin “ilave edilmiştir” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

               Ayhan Altıntaş                 Ayhan Erel                        Hüseyin Örs

                    Ankara                        Aksaray                                Trabzon

                Yasin Öztürk                  Ümit Beyaz              Arslan Kabukcuoğlu

                    Denizli                        İstanbul                              Eskişehir

          Muhammet Naci Cinisli

                    Erzurum

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Muhammet Naci Cinisli’nin. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

MUHAMMET NACİ CİNİSLİ (Erzurum) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulumuzu saygıyla selamlarım.

Sözlerimin başında hemen belirtmeliyim ki çok çok üzgünüm. Ülkemiz için, milletimiz için, devletimiz için, geçmişte ülkeye hizmet etmiş büyüklerimiz adına, gelecek nesiller adına çok üzgünüm. Ülkeyi bu kadar kötü yönetebilen bir anlayışın, senelerdir seçim kazanma taktikleri ve maharetleriyle, geçmiş birikimleri, gelenekleri, değerleri, inançları hoyratça harcayıp geleceğe ve bizlere gerek sosyal gerek kültürel gerek maddi gerekse manevi çöküntüye uğratılmış bir miras bırakacakları için çok üzgünüm.

Devletler tarihte zaman zaman böyle dönemler yaşamıştır; kimi devletler zor toparlanmış, kimisi daha kolay altından kalkmıştır. Biz de Allah’ın izniyle milletimizin irfanı, feraseti, AK PARTİ iktidarının hiç tahammül göstermediği, fırsat vermediği iyi yetişmiş, bilgili, tecrübeli, genç insanlarımızla birlikte, geride bırakılan bu yükü şerefle, onurla kaldırırız, görevimiz bu. Fakat neden böyle oldu, gerek var mıydı? On dokuz sene iktidar olmak kime nasip olmuş, neden kıymeti bilinmedi? Geride kalan on dokuz senenin, perişan olan ekonominin, tarımın, eğitim sisteminin, adalet sisteminin, bürokrasinin, dış politikanın hesabı nasıl verilecek? Bugünlerde Suriyelilerden bahseden var mı? Ben duymuyorum, bugünlerde S-400’lerden bahseden var mı? Onu da duymuyorum. Fakat, ne hazin ki Kanal İstanbul’dan bahsedilebiliyor. Altyapıları hazır fuar alanları, kocaman havalimanları varken, tanıdık müteahhitlere yeşil alanda hastane yaptırmak konuşulabiliyor. 15 Temmuz şehit ve gazileri için toplanan yardımların, Deniz Feneri’nin, İşsizlik Fonu’nun, ihtiyat akçesinin, deprem vergilerinin nereye harcandığına dair hesap verilmeden, vatandaşımıza hiç sıkılmadan IBAN numarası verilebiliyor. Millî tasarruf için bile itibardan hâlâ tasarruf edilmezken, saray için lüks araba ihaleleri açılabiliyor. Afrika Kalkınma Bankasına böyle bir zamanda 25 milyar lira gönderilebiliyor.

Çok değerli AK PARTİ milletvekilleri, bizim kimseyle düşmanlığımız yok. Bizim İYİ PARTİ olarak meselemiz, sizler, partiniz, siyasi kimlikler değil; dünkü konuşmamda da ifade ettiğim gibi tam da bu sergilenen anlayışla mücadelemiz ülkemizin üstüne gölgesi düşmüş bu fena anlayışınızla. Her günün bir gecesi, her gecenin güneş doğan bir sabahı var. Milletimiz endişe etmesin lütfen, bu güneş doğacak. Kalkınmacı, milliyetçi, demokrat, iyi yetişmiş, vatanperver kadrolara sahip İYİ PARTİ olarak biz göreve talibiz.

Yaşadığımız sokağa çıkma yasağı skandalına gelirsek, dediğim gibi tam bir skandal. Öyle bir skandal ki AK PARTİ’nin devlet yönetme anlayışının bir yansıması âdeta. AK PARTİ’nin, Suriye krizi, FETÖ ve PKK’yla girdiği lüzumsuz ve tehlikeli ilişkiler, S-400 meselesi, tarım, eğitim, dış politikadaki krizler ve skandallar ile bu sokağa çıkma yasağı skandalı arasında hâl, tavır, karar alma, bilgisizlik, öngörüsüzlük ve ciddiyetsizlik açısından hiçbir fark yok aslında. Tek fark sonuçlarının hissedilme süresinde. Dün verilen kararın ve politikanın sıkıntısı, milletimiz tarafından birkaç dakikada hissedildi. Diğer sorunlarda ise milletimiz alınan kararların, felaketlerin sonuçlarını daha uzun süre sonra görüyor, anlıyor, hissediyor ve hissedecek. Bu krizlerin yükünü de yine milletimiz ve gelecek nesiller omuzluyor ve omuzlayacak. Devlet kaos çıkarmaz; devlet öngörüsü, tecrübesi, bilgisi, ciddiyetiyle kaosu önler. Dün gece alınan kararın sonucu yalnızca birkaç dakika içinde yaşanan kaosla sınırlı değildir. Dün gecenin asıl büyük yansıması, kahraman sağlık çalışanlarımızın, aziz milletimizin binbir fedakârlıkla alt etmeye çalıştığı günümüzün vebası coronayı belki de önü alınmaz hâle getirmeniz oldu. Bundan sonraki hastaların, vefat edecek vatandaşlarımızın hesabını nasıl vereceksiniz?

Değerli milletvekilleri, anlaşılıyor ki AK PARTİ yorgun, yeni gelişen ülke ve dünya meseleleri için bilgisi, birikimi eksik. Bu ağır, mesuliyet isteyen, tecrübe, birikim, bilgi, ciddiyet isteyen yükü artık kaldıramıyor. Ülkemizin menfaatleri gereği doğru karar alma vakti artık hem iktidar hem de muhalefet için gelmiştir. Ülke hepimizin, ülkemizi korumalıyız. Allah’ın izniyle ebet müddet yaşayacak dediğimiz devletimizi daha fazla maceraya, riske atmamalıyız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

MUHAMMET NACİ CİNİSLİ (Devamla) – Son günlerdeki aksamalarda sayın bakanların açıklamalarından da anlıyoruz ki devlet tek sesli yeni sistemle çalışamıyor; sağlıklı, doğru kararları tek bir kişi zamanında alamıyor; milletimizin bilgi birikimini, ferasetini yönetim sistemimize aktaramıyor. Bu yaşananlar tekrar gösteriyor ki sorumluluğu paylaştıran, adil, sigortaları bulunan, Türkiye Büyük Millet Meclisinin, milletimizin iradesini hakkıyla yansıttığı, iyileştirilmiş demokratik parlamenter sisteme daha geç olmadan geçmeliyiz. Bu niyetle yapılacak her türlü girişime milletimizin iyiliği için İYİ PARTİ olarak destek vereceğimizi ifade eder, Genel Kurulu saygıyla selamlarım. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, karar yeter sayısı istiyorum.

BAŞKAN – Başladım işleme, kusura bakmayın.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Başkanım, yerimden fırladım; 60 yaşında ancak bu kadar hızlı kalkabiliyorum.

BAŞKAN – Ben ne bileyim, ben hızlı hareket ettim herhâlde.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – İstirham ediyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Ama işlem başladı.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkanım, ben ayağa kalktım, siz ondan sonra konuştunuz.

BAŞKAN – Sayın Türkkan, işlemi başlatmış oldum, yapmayın ya.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, ben ayağa kalktım, herhâlde duyamadınız siz.

BAŞKAN – Sayın Türkkan, ben sizin niye ayağa kalktığınızı nereden bileyim söylemezseniz?

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Ama ayağa kalktığını biliyorsanız mesele yok.

BAŞKAN – Bakın, efendim…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, bir grup başkan vekili size bakıp ayağa…

BAŞKAN – Şimdi maddeyi oylarken istersiniz, fark etmiyor ki, önerge işlemini başlattım.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Devam edin efendim.

BAŞKAN – Maddede isteyin yani onu söylüyorum, şimdi maddeyi oylayacağım.

Evet, önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Talebimi yeniliyorum Başkanım. Oylama öncesi, karar yeter sayısı…

BAŞKAN - Karar yeter sayısını arayacağım.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Karar yeter sayısı yoktur.

On dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati:20:31

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 20.44

BAŞKAN: Başkan Vekili Süreyya Sadi BİLGİÇ

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Enez KAPLAN (Tekirdağ)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 82’nci Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

26’ncı maddenin oylanmasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi maddeyi yeniden oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir, karar yeter sayısı vardır.

207 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon yerinde.

27’nci madde üzerinde 2’si aynı mahiyette olmak üzere 3 adet önerge vardır, ilk okutacağım 2 önerge aynı mahiyettedir, birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 27’nci maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                Alpay Antmen               Turan Aydoğan                     Zeynel Emre

                     Mersin                        İstanbul                               İstanbul

              Süleyman Bülbül       Saliha Sera Kadıgil Sütlü                   Ali Şeker

                     Aydın                         İstanbul                               İstanbul

 

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

                 Mensur Işık                   Tuma Çelik                      Rıdvan Turan

                      Muş                           Mardin                                 Mersin

                 Murat Çepni                Züleyha Gülüm    Tulay Hatımoğulları Oruç

                     İzmir                         İstanbul                                 Adana

                                           Ömer Faruk Gergerlioğlu

                                                      Kocaeli

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ilk söz Sayın Ali Şeker’in.

Buyurun Sayın Şeker. (CHP sıralarından alkışlar)

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

2019’da dünya genelinde 250 gazeteci, gazetecilik faaliyetleri nedeniyle tutuklandı. Gazetecilerin en çok tutuklandığı ülkeler Çin ve Türkiye oldu maalesef. Türkiye, aynı Çin gibi kendi içine kapanıyor. Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’nde de Türkiye bu yıl 157’nci sırada yer aldı. Türkiye dünyada en fazla profesyonel gazetecinin hapiste olduğu ülke konumuna geldi. Bugün itibarıyla 90’a yakın gazeteci medya çalışanı cezaevinde ve yaptığınız bu düzenlemelerle gazeteciler dahi erkenden hapisten çıkamıyor ama en eli kanlı katilleri maalesef çıkıyor ve açık cezaevine çıkanlar daha sonrasında maalesef izinli çıkıp yeni suçlar işleyebiliyor.

Biliyorsunuz, Ceren Özdemir’in katili açık cezaevinden çıkıp daha sonra katletmişti Ceren’i. Onun için “Biz dışarı çıkartmıyoruz, sadece açık cezaevine çıkartıyoruz.” diyerek bunları savunmamalısınız.

İnsanlar gerçekleri yazıyor diye içerideyken, “tweet” attı diye içerideyken kezzap atanlar bu yasanızla çıkabiliyor. “Süreci siyasileştirmeyin.” diyorsunuz ama asıl siyasileştirmeyi siz yapıyorsunuz. Siyasi rakiplerinizi yok etmek için, siyasi rakiplerinizi hapishaneye daha çok doldurmak için yer açıyorsunuz.

(Uğultular)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, biraz sessiz lütfen, rica ediyorum.

ALİ ŞEKER (Devamla) – Yapmış olduğunuz maalesef bu, muhaliflerinize daha çok yer açmak.

Yüzde 140 doldu hapishaneler ve kapasitesinin yüzde 40 üzerinde dolu olan hapishanelerde eğer adil bir düzenleme yapılacaksa herkese eşit indirimin uygulandığı bir düzenleme olmalıdır. Aksi takdirde, muhaliflerim içeride kalmaya devam etsin, onlara yeni muhalifler ekleyeyim diyerek bir düzenleme yapılamaz. Dün, ücretli izin istedi diye halkevleri üyeleri göz altına alındı İstanbul Kadıköy’de. İstedikleri neydi? Herkes ücretli izinle evinde otursun, on beş yirmi gün evinde kalabilsin ki insanlar çalıştıkları yerde, fabrikada, sokakta çalışırken ölmesinler diye. Ama siz ne yaptınız, onları gözaltına aldınız. İki günlük bir karantina uygulamanız var, iki günlük bir karantina uygulamasının hiçbir anlamı ve önemi yok. Bugün, Fransa, iki hafta oldu başlayalı, İtalya dört haftadır karantina uyguluyor ve uygulamayı daha da uzatacağını söylüyor. Wuhan kenti beş hafta karantina uygulamasının sonunda ancak başa çıkabildi, eğer biz de bir şey yapacaksak en az on dört günle başlayıp seyrine göre bu düzenlemeyi yapmamız lazım. Böyle, az pilav üstü döner gibi iki günlük karantina olmaz, hiçbir anlamı yoktur. Burada, şunu diyorsunuz: “Biz hafta sonu ‘mış’ gibi yapalım, karantinadaymış gibi yapalım.” Eğer gerçekten ciddiyetle bu işin üzerine eğilecekseniz, bunun süresini uzatmak gerekiyor yoksa bir anlamı olmaz. Yoksa, dün yaptığınız o uygulamada önce sokağa çıkma yasağı sonra fırınların açık olacağını bir saat sonra açıklama insanlara olmadığı kadar hastalık bulaştırdı. Yani, bir tsunami gibi üzerine geldi insanların bu virüs dalgası. Günlerdir sağlıkçılar ölüyorlar, canlarını veriyorlar ki bu hastalıkla başa çıkalım diye, bu hastalık daha çok insanı hastalandırmasın diye ama yaptığınız bir yanlış hareket, uygulamadaki bir yanlışınız o bütün emekleri heba etti, tsunami gibi geldi ve daha büyük bir salgını on gün sonra korkarım yaşayacağız. Onun için diyorum ki, bu süreçte en azından bir on dört günlük karantina uygulamasına başlamak gerekiyor. Bunu, sizlere söylerken -daha öncesinde de söylemiştim- sağlıkta şiddet yasası görüşülecek, sağlıkta şiddet yasasının görüşüleceği süreçte Sağlık Komisyonu hâlâ toplantıya çağrılmadı. Pazartesi günü saat on birde Adalet Komisyonu toplanacak ama Sağlık Komisyonunu hâlâ toplantıya çağırmadınız. Yani temel sağlık hizmetlerine bir kanun ekliyorsunuz ve Sağlık Komisyonunu toplantıya çağırmıyorsunuz. Lütfen kaliteli yasama yapın, lütfen işinizi layıkıyla yapın. Siz saray öyle istiyor diye böyle af düzenlemeleri getiriyorsunuz ve bu af düzenlemelerinde saray istemedi diye hapiste bıraktıklarınız bu hastalığın pençesinde kalacak. İdris Baluken daha önce burada grup başkanlarınızın da milletvekillerinizin de söylediği gibi sadece konuştukları nedeniyle suçlandı, yargılandı ve haksız yere hapiste yatırılıyor ve o kişi maalesef bu düzenlemeden çıkamayacak.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi lütfen.

ALİ ŞEKER (Devamla) - Yine, Selçuk Mızraklı bir Belediye Başkanı olarak burada söylediklerinin dışında bir suçu olmadığı hâlde, bunu da herkes gayet iyi bildiği hâlde o hekim, hekime en çok ihtiyacımız olduğu bir dönemde maalesef içeride. Hani “İdamı kaldırdık. İdam mı edelim?” diyorsunuz ya, siz insanları ölüme mahkûm ediyorsunuz bu yaptıklarınızla.

Aşevleriyle ilgili, Eskişehir’in yirmi beş yıllık aşevini kapatırken, Odunpazarı’nı, Muratpaşa’yı, insanlara sıcak yemek veren yerleri kapatırken Arnavutköy’de kendi yandaşlarınızın 300-500 kişinin olduğu yere “3 bin-5 bin yemek verdik.” diye sahtekârlık yaptığı o yerlerini şu anda açık tutuyorsunuz. Orayı da kapatın demiyoruz, Odunpazarı’nı da Eskişehir’i de Muratpaşa’yı da açın ki insanlar sıcak yemek görsünler. İnsanların yoksulluğunu daha fazla istismar etmeyin, tek adamın yardımına mahkûm bırakmayın insanları.

Lütfen, karantina uygulamasını on dört günden aşağı uyguluyorsanız bir anlamı yok, bunu dikkate alın.

Saygılar sunuyor, teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler için ikinci söz Sayın Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun. (HDP sıralarından alkışlar)

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle size bir soru sormak isterim: Düşünün ki bir deprem olmuş, karşınızdaki bina yıkılmış ve enkazının altından iniltiler geliyor, “Beni kurtarın!” sesleri geliyor, ne yaparsınız? Hemen kurtarmaya koşarız değil mi? Oradaki enkazın altındaki kişiler Türk mü Kürt mü, dindar mı ateist mi, sağcı mı solcu mu diye sorar mısınız? Hiçbirinizin sormayacağını biliyorum ama şimdi niye soruyorsunuz? Şimdi de bir afet zamanında değil miyiz arkadaşlar? Hepimiz maskelerimizle bir afeti yaşıyoruz, sokağa çıkma yasağı var, bir büyük afet var ve infaz yasası görüşülürken “Şunlar çıksın o çok tehlikeli cezaevlerinden, diğerleri çıkmasın.” diyoruz. Bu depremdeki örneğe uyar mı? Size soruyorum.

Bakın, bu infaz yasası tekrar bir cezalandırma getiriyor. Zaten adaletsiz bir yargı yapısıyla bir cezalandırma yapıldı. Bunu sadece ben söylemiyorum, bakın, Türkiye’nin en saygın hukukçularından Sami Selçuk Hoca söylüyor, diyor ki: “Türkiye’de yargılama, duruşma, denetim yargılaması hukuka uygun değildir ve bir genel af gerekir.” Adem Sözüer, İzzet Özgenç hocalar “Bu yasa derhâl Komisyona geri gönderilmelidir.” diyor, en saygın hukukçular bunu diyor arkadaşlar. Ama siz bunu bir infaz yasası olarak değil intikam yasası olarak uygulamaya çalışıyorsunuz. Bakın, eğer 300 bin kişiden 90 bini çıkar ve geri kalan 210 bin kişi orada kalırsa ve aylar sürecek bu salgın devam edecek olursa o insanlar kendilerini nasıl hissedecek? Kurban gibi hissedecek, kurban. Bakın, bu çok tehlikeli bir duygudur, psikolojik olarak çok tehlikelidir. Mahpuslar için, mahpus yakınları için kurban gibi hissetme duygusu son derece tehlikelidir arkadaşlar.

Bakın, büyük dramlar yaşanıyor. Dün beni İnebolu’dan bir teyze aradı, Kepsut’ta kızı varmış, cezaevinde. “Her ay on dört saat yoluculuk yapıyorum.” dedi köylü teyze. “Köyümden çıkıyorum, 5 otobüs değiştiriyorum, Kepsut’a varıyorum, cebimde zaten param yok, her gidişim 300 lira, 2 kuruşun hesabını yapıyoruz ve kızım tutuklu. Bunları da geçtim, bize bu çileleri yaşatıyor bu iktidar; bir de, en büyük korkum coronavirüsten dolayı ya kızım ölürse ne olur?” Bunu düşünen on binlerce, milyonlarca insan var arkadaşlar, basit bir hadise değil.

Bakın, cezaevinde yaşlılar var, hastalar var. Size bir fotoğraf göstereceğim, Gaziantep HDP üyemiz Fatma Lebe, kendisi diyabet hastası, kalp, tansiyon hastası, depresyon var ve kapalı alan fobisi var ama beş aydır iddianame olmaksızın maalesef cezaevinde. İşte, bunun gibi hastalar şu anda ölüme mahkûm edilmiş durumda, kurban edilmiş durumda. Yarın öbür gün bu insanlar ölürse vicdanlarınıza hiçbir şey anlatamayacaksınız. Biz size son hatırlatmaları yapıyoruz. Bakın, burada kaç gündür son hatırlatmaları yapıyoruz ama vicdanınızın sızlamadığını görüyoruz.

Size, değerli arkadaşlar, bir anekdot anlatmak istiyorum. Bakın, AK PARTİ’liler daha dikkatli dinlesin, lütfen, dinleyin. Hastanede doktordum ve bir mesai arkadaşım vardı, Salih. Salih arkadaşımla zaman zaman siyasi konularda da konuşurduk, fanatik AK PARTİ’liydi ve hep bana savunurdu, ben de, işte, onun yanlışlarını söylerdim. Salih de bütün bunları kabul eder ama en sonunda “Ama Ömer Ağabey, işte, başörtüsünü serbest bıraktı.” derdi bana. Daha sonra, birkaç ay sonra ben Salih’le tekrar bir görüştüm, aradan bir müddet geçmişti, Salih’i aradım, baktım, Salih çok üzgün, “Ne oldu Salih?” “Ya, Ömer Ağabey, bildiğin gibi değil, başımıza bir felaket geldi.” “Ne oldu?” “İnfaz koruma memuru kardeşim vardı, ne olduğunu anlamadık, KHK'yle ihraç edilmiş. Bu yetmedi, ardından, bu ani ihraç karşısında 3 çocuk annesi yengem, kalp krizi geçirip iki gün sonra vefat etti. Ailece perişan durumdayız, ne yapacağımızı bilemiyoruz Ömer ağabey.” dedi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Devamla) – Sonra, bana ne dedi biliyor musunuz? “Çok şeyi anladım Ömer ağabey.” dedi. “Sen, çok haklıymışsın be Ömer ağabey.” dedi. “Şu ana kadar ben hep savundum iktidarın icraatlarını ama çok haklıymışsın be Ömer Ağabey.” dedi. Değerli arkadaşlar, bunu yarın siz de söyleyeceksiniz. Nasıl mı olacak? Bu ayrımcı yasayı getirdiniz ya, yarın öbür gün düşüncenizden dolayı AK PARTİ’liler olarak yargılanacaksınız büyük ihtimal ve bu ayrımcı yasadan dolayı terörist muamelesi göreceksiniz. O zaman dönüp bana yine diyeceksiniz ki “Çok haklıymışsın be Ömer Bey, çok haklıymışsın be HDP.” Aynen bunları diyeceksiniz arkadaşlar. Bakın, biz size hatırlatmaları yapıyoruz ama kalpleriniz katılaşmış, anlamıyor. Size diyorum son olarak: “Alma mazlumun ahını, çıkar aheste aheste. Zulüm ile abad olanın sonu berbattır.” Bakın, son olarak bir ayetikerimeyi hatırlatayım: “Sonra, bunun arkasından yine kalpleriniz katılaştı. Şimdi de taş gibi ya da taştan da beter hale geldi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Devamla) – Çünkü taşlardan öylesi vardır ki içinden nehirler kaynıyor. Yine öylesi var ki çatlıyor da bağrından sular fışkırıyor. Öylesi de var ki Allah korkusundan yerlerde yuvarlanıyor ve sizin neler yaptığınızdan Allah gafil değildir.” Bu yaptıklarınız kesinlikle kimsenin yanına da kalmayacaktır. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Gergerlioğlu.

Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 27’nci maddesinin 1’inci fıkrasında yer alan “eklenmiştir” ibaresinin “ilave edilmiştir” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

               Ayhan Altıntaş                 Ayhan Erel                        Hüseyin Örs

                    Ankara                        Aksaray                                Trabzon

                Yasin Öztürk                  Ümit Beyaz                   İsmail Tatlıoğlu

                    Denizli                        İstanbul                                 Bursa

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi, Sayın İsmail Tatlıoğlu’nun.

Buyurun. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

İSMAİL TATLIOĞLU (Bursa) – Sayın Başkan, Türkiye Büyük Millet Meclisinin saygıdeğer üyeleri; hepinizi saygıyla selamlarım.

Öncelikle, bugün 30 büyük ilde sokağa çıkma yasağının olduğu bir saatte Parlamentonun çalışmasını ve buraya katılan arkadaşların her birini tebrik eder ve takdir ederim. Gerçekten, hepimiz siyasetin, Parlamentonun ve parlamenterin itibarını düşürmeme konusunda duyarlı davranmamız gerektiği gibi, bizzat bu konunun takipçisi olmamız ve burada bugün bu çalışmalara katılan arkadaşlarımızı incitmeme ve Parlamentoyu aşağılamama konusunda titiz davranmamız ve konuşmalarımıza bu anlamda dikkat etmemiz gerekir diye düşünüyorum ve buna bağlı olarak, bugün Meclis TV’nin neden canlı yayın yapmadığını da gerçekten gündeme getirmek istiyorum. Çünkü nüfusumuzun çok büyük çoğunluğu bugün evdeyken onların, milletvekillerinin Parlamentoda kendileriyle ilgili ve bütün geniş kesimleri kapsayacak bir kanun teklifiyle ilgili neler söylediklerini, partilerin nereden baktıklarını bilmek en büyük haklarıdır diye düşünüyorum. Bugün Meclis TV neden canlı yayın yapmamaktadır? Gerçekten manidardır. Zaten toplumun sorunlarını ve Parlamentonun gündemindekini kendi gündemine aktarmayan bir ana medya grubu var. Bakın televizyonlara, medyaya; bu infaz teklifi görüşülmüyor, konuşulmuyor ancak yandan, internet üzerinden yayın yapan gruplar veyahut da kurumlar veyahut da yayın organları veya gazeteciler ve benzeri kesimler konuşuyor. Toplumun sorunlarının siyasetin gündemiyle, siyasetin gündeminin de toplumun sorunlarıyla örtüşmediği bir dönem içerisindeyiz, uzun süredir böyleyiz ve bu nedenle de zaten toplumun sorunları ile siyasetin gündemi arasındaki fark sorunları biriktirmeye başladı çünkü konuşmayan bir toplum olduk; evimizde de öyle değil mi? Sorunları konuşmayınca biriktiriyoruz, biriktiriyoruz ve konuşmazsak bunların altında kalıyoruz. Bakın, bu infaz yasası sıradan bir yasa değil, bütün herkesi alakadar eden bir konu. Bunun çok iyi tartışılması gerekirdi. Evet, bu teklifi getirdiniz partilere, gruplara ama bunlarla ilgili geri dönüşlerin bir kelimesini bile dikkate almadınız, bir cümle bile değiştirmediniz veya değiştiremediniz. Hâlbuki bu, daha önceki dönemlerde bu şekilde olmuyordu; toplum konuşuyordu, tartışıyordu ve siyasete geri dönüyordu ve siyaset bunlardan beslenmesini bir şekilde biliyordu. Gerçekten, yüz yıl önce Babanzade’nin dediği gibi, Parlamento bir kanun yapma makinesi olmamalı. O gün, yüz yıl öncesinden, hatta yüz yılı geçkin bir dönemde Parlamentonun, o günkü Meclisin “kanun yapma makinesi” şeklinde tarif edildiğinden bugüne çok şey değişmiş olmalıydı.

Bakın, kanun yapmak… O kadar hızlı gitmeye ihtiyacımız var ki konuşmaları eleştirmeyi bile bıraktık. Şu an Genel Kurul kendi konusunda tartışmayı bile bıraktı. Kürsüden konuşan gidiyor, konuşan gidiyor ve her şey yolunu buluyor. Bulmuyor aslında, değerli arkadaşlar; inanın, bulmuyor ve bulmadığını, bugün Türkiye’nin sağlıklı bir karar alma mekanizmasını kaybettiğini hep beraber görüyoruz ve bunun maliyeti bütün Türkiye’ye çıkıyor. Nereden görüyoruz? Gerçekten, 18 Martta Sayın Cumhurbaşkanının tedbirler paketinin ne kadar eksik olduğundan görüyoruz. Nereden görüyoruz? Bir maske dağıtımının bile hangi kanallardan yapılacağının kaç kere değiştiğinden görüyoruz. Nereden görüyoruz? Sağlık Bakanının açıklamasından bir saat sonra Türkiye’de bir sokağa çıkma yasağının çok anlamsız bir saatte ilan edilişinden görüyoruz. Savrulan bir yapı görüyoruz ve bütün alanlarda görüyoruz çünkü konuşmuyoruz. Konuşmayan mutlaka kaybeder, tarih böyle yazdı.

Hepinize saygılar sunarım efendim. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

27’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

28’inci madde üzerinde 2’si aynı mahiyette olmak üzere 3 adet önerge vardır.

İlk okutacağım 2 önerge aynı mahiyette olup birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 28’inci maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                Alpay Antmen                 Zeynel Emre      Saliha Sera Kadıgil Sütlü

                     Mersin                        İstanbul                               İstanbul

              Süleyman Bülbül             Turan Aydoğan               Ali Mahir Başarır

                     Aydın                         İstanbul                                 Mersin

 

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

                 Mensur Işık                 Rıdvan Turan                       Murat Çepni

                      Muş                           Mersin                                  İzmir

               Züleyha Gülüm                 Tuma Çelik       Tulay Hatımoğulları Oruç

                    İstanbul                        Mardin                                  Adana

          Dirayet Dilan Taşdemir

                      Ağrı

BAŞKAN - Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önergeler üzerinde ilk söz talebi Ali Mahir Başarır’ın.

Buyurun Sayın Başarır. (CHP sıralarından alkışlar)

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) – Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Aslında, birinci yargı paketi, ikinci yargı paketi bir reform olarak geldi ama şu infaz yasasının bir reform olarak buraya gelmesi gerçekten üzüntü verici.

Biz, burada infazı tartışıyoruz yani verilen bir kararın, bir ilamın ne şekilde uygulanacağını tartışıyoruz ama asıl sorun infazda değil. Bakın, infazdan önceki aşamalar, soruşturma, kovuşturma, istinaf, Yargıtay bir felaket.

Şimdi, buradan soruyorum: Bu ülkenin Adalet Bakanı kim? Hepiniz Abdülhamit Gül dersiniz. Hayır, o değil. Ben, onun Adalet Bakanı olduğuna inanmıyorum; o, gölge bakan. Maalesef adaleti, Hâkimler ve Savcılar Kurulunu İstanbul’da bir hukuk bürosu yönetiyor. Hâkim atamalarını bu büro yapıyor. Maalesef ki bu büro, özellikle İstanbul Anadolu Adliyesinde, İstanbul Adliyesinde en önemli, kritik mevkilere belli hâkim ve savcıları getiriyor. Buna da yalan diyeceksiniz ama gelin, bir komisyon kuralım. Bu 4 avukatın -buradan, önemli görevlerde 20 hâkim ve savcı ismi vereceğim- telefon kayıtlarını inceleyelim, kaç kez görüşmüş; telefon sinyallerine bakalım, o büroda buluşmuş mu buluşmamış mı?

Değerli arkadaşlar, bu ülkede pırıl pırıl hukuk mezunu genç arkadaşlarımız var, sağcısı solcusu var. Bunlar mülakatları geçemiyor. Maalesef ki -şunu konuşalım- partinizin gençlik kolları, kadın kolları yönetimlerinde görev yapmış avukatları hâkim, savcı olarak atıyorsunuz. Sorun bu. Öyle avukatlar var ki “Ben hâkim olmak istemiyorum.” diyor, “Olacaksın.” diyorsunuz. Neden? Tutuklayacaklar çünkü. Böyle bir şey olmaz. Ve burada bunları söylediğimiz zaman “terör” diyorsunuz. Allah aşkına, terör lafını ağzınıza siz almayın. Hiç, Cumhuriyet Halk Partisinin liderlerinden birinin alçak bir teröristbaşına “Bitsin artık bu hasret, gel.” dediğini duydunuz mu? Biz duyduk.

“Terör” diyorsunuz. Daha dün IŞİD benim 2 askerimi diri diri yaktı. Onun Türkiye sorumlusuna tahliye kararı veriliyor bu ülkede.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Tekrar tutuklama kararı çıktı, dün konuştuk ya bunları. Ama mahkeme… Ama dün konuştuk bunları.

ALİ MAHİR BAŞARIR (Devamla) – Tekrar da geri alınıyor ama veriliyor.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – İtiraz edilmiş, olur mu yani mahkeme itiraz ediyor.

ALİ MAHİR BAŞARIR (Devamla) – Bunu da söyleyeyim ama askerin kıyafetinde, kışlasında tuğlası, harcı olan, vergi ödeyen Osman Kavala’yı tahliye etmiyor bu hâkimler. Böyle bir adalet olabilir mi? Bunları söylüyoruz “Uyuşturucu baronları çıkacak mı?” diyorsunuz. Bakın sarayın hukuk kuruluna, kim var? Burhan Kuzu. Ne diyor hâkim, biliyor musunuz? “Bir uyuşturucu baronunun tahliyesi için bana baskı yaptı.” diyor ama bu lekeyi bize atıyorsunuz, bu olacak şey mi?

“Terör” diyorsunuz. 2010, 2011, 2012, 2013’te 3 bin hâkim ataması yapıldı. Ya, bunlar şimdi terörist sıfatıyla yargılanıyor. Ne diyeceksiniz buna? Siz atadınız bunları ve bu teröristlerin vermiş olduğu kararla mahkûm olanların infazını tartışıyoruz burada. Bundan büyük bir ayıp var mı bu ülke için? Terör diyorsunuz, terör. Biz terör bilmeyiz. “Teröristler nasıl tahliye olur?” da bilmeyiz. Allah göstermesin, bir terörist nasıl tahliye olacak diye baksak Habur’daki çadır mahkemesinin kayıtlarına bakarız. Orada kayıtlar. Siz bunu çok daha iyi bilirsiniz. Gelin, burada hukuku konuşalım, hukuk konuşsun. Hukuk konuşulurken terör, uyuşturucu derseniz sınıfta kalırsınız. Anadolu’da çok güzel bir söz var, hep söylüyorum: “Kuyruğu kâğıttan olan ateşe yaklaşmaz.” Sizin bu konuda kuyruğunuz değil her tarafınız kâğıttan. Kimseye bunu söylemeyin.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Kendinize bakın.

ALİ MAHİR BAŞARIR (Devamla) – Kimseye bunu söylemeyin.

Teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Başkanım, bizim kuyruğumuz yok, arkadaşın varsa bilemeyiz.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerindeki söz talebi Sayın Dirayet Dilan Taşdemir’in. (HDP sıralarından alkışlar)

DİRAYET DİLAN TAŞDEMİR (Ağrı) – Teşekkür ederim.

Ben 28’inci madde üzerinde söz aldım. Bu madde, hücre ve odaya kapatma cezalarına ilişkin düzenlemeyi kapsıyor ve bunun içinde çocuk mahpusların durumu da var maalesef. Aslında bu yasa teklifinin en korkunç maddelerinden bir tanesi de bu. Açıkçası, çocuk ve cezaevi kavramlarını yan yana kullanıyor olmaktan ben vicdanen ciddi bir rahatsızlık duyuyorum. Sizlerin de bu vicdani rahatsızlığı duymanızı umut ederdim ama maalesef bu konuda pek de umutlu değilim.

Değerli arkadaşlar, bu kürsüde, çocukları hücreye nasıl kapatırız yerine, açıkçası, çocukları suçla buluşturan toplumsal nedenler üzerinde konuşmayı, buna dair önerilerimizi sunmayı, sizin de bu yönlü bir çalışmayı yapmanızı dilerdim ama maalesef bunları konuşmak yerine, her zaman yaptığınız gibi, sonuçlar üzerinden, cezalandırma üzerinden bir yaklaşım içerisindesiniz. Oysa adalet mekanizmalarıyla karşı karşıya gelen çocukların durumuna göre ele alan, her koşulda çocukların yararını gözeten bir yaklaşım içerisinde olmak gerekiyordu ama siz ne yapıyorsunuz? “Cezaevinde olan çocukları bir de odaya nasıl kapatırım, tekrardan yasakçı bir zihniyetle nasıl yaklaşırım?” bırakın bunun tartışmasını, bir de bunu yasalaştırmak istiyorsunuz. Odaya kapatmanın tecrit olduğunu, işkence olduğunu biz çok iyi biliyoruz, buna dair onlarca hak ihlali yaşandığını da biliyoruz.

Yine, değerli arkadaşlar, “çocuğun yüksek yararı” denilerek “Hastalık durumunda çocuğu odaya kapatmayalım, bu sefer ziyaretçi yasağı getirelim.” diyorsunuz. Açıkçası bu nasıl bir yarar, insan merak ediyor. Sadece şunu söylemek istiyorum: Lütfen, siz hiç kimsenin yararını bir daha düşünmeyin, çocukları da sadece suçlu olarak görmekten vazgeçin ve bu yasa tasarısını geri çevirin.

Değerli arkadaşlar, cezaevleri bir ülkenin aynı zamanda adaletinin, hukukunun ve demokrasisinin aynasıdır. Bu ülkenin cezaevi sicili hiç temiz değil. Biz buna benzer binlerce örnek sayabiliriz. Maalesef bu cezaevi meselesinde çocuklar da payını aldı. Bu hafta Şakran Kapalı Çocuk Cezaevinde olan 17 yaşındaki Ali Erdoğan’ın koğuşunda intihar ettiği söylendi. Gerçekten intihar mı etti, başka bir durum mu yaşandı, onu da bilemiyoruz ama farz edelim ki kendi yaşamına kendisi son verdi. Biz kendi yaşamına son verdi diye bu olayı böyle kapatacak mıyız? Ali’yi intihar sürecine götüren koşulları, cezaevinin içerisinde olduğu durumu, psikolojiyi göz önünde bulundurmayacak mıyız? Elbette ki bunun hesabını siz vermek zorundasınız.

Yine, değerli arkadaşlar, Pozantı Cezaevi denen bir gerçeklik vardı, sizler de umarım hatırlıyorsunuzdur. Biliyorsunuz, bir dönem, taş attıkları iddiasıyla Kürt çocukları patır patır tutuklanıyordu. İşte, o tutuklanan çocuklardan bazıları Pozantı Cezaevinde sistematik işkenceye uğradı, cinsel istismara uğradı. Peki, ne oldu? Tabii ki hiçbir şey olmadı. Bunu yapanlar hakkında herhangi bir dava açılmadı ama bunu açıklayan çocuklar yargılandı, bunun haberini yapan gazeteciler tutuklandı, yine, yargılandı. Benzer bir durum Şakran Çocuk Cezaevinde de yaşanmıştı, o dönem yetkililerin yazışmalarından biz bu korkunç olayları öğrenmiştik ama yine tabii ki olayın üstü örtüldü.

Değerli arkadaşlar, yani 2020 yılı itibarıyla şu an cezaevlerinde yaklaşık 3 bin çocuk var. Bu çocukların 800’ü bebek, yani 0-6 yaş arası ve bu çocukların büyük bir çoğunluğu annelerinden kaynaklı cezaevinde. Siz iktidara ilk geldiğinizde şunun siyasetini ve istismarını çok yaptınız: “Annelerin gözyaşını dindireceğiz.” dediniz, bundan yola çıktınız. En son geldiğiniz nokta; hak talep eden, barış isteyen, demokrasi talep eden bütün anneleri bu sefer bebekleriyle birlikte cezaevine aldınız. Eğer, gerçekten bu konuda samimiyseniz, anneler arasında da bölücülük yapmaktan vazgeçin ve bu yasa tasarısına bebeği olan, çocuğu olan anneleri de dâhil edin, biz de bilelim. Ki, gerçekten, hani, onun üzerine siyasetinizi çok övdüğünüz için söylüyorum, “Annelik kırmızı çizgimizdir.” diyordunuz çoğu zaman; biz de bilelim, gerçekten bu konuda samimi misiniz, değil misiniz? Ama biz burada bunu söylerken de bir samimiyetsizlik olduğunu biliyoruz, bunu dâhil etmeyeceğinizi de biliyoruz ama yine, biz bir kez daha tarih karşısındaki sorumluluğumuzu yerine getirerek size hatırlatalım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayın sözlerinizi.

DİRAYET DİLAN TAŞDEMİR (Devamla) - Bir de şunu unutmayın ki cezaeviyle tanışan çocuklar elbette ki eskisi gibi olmuyor, olması da mümkün değil. Siz bu çocuklardan neyi çalıyorsunuz, biliyor musunuz? Geleceklerini çalıyorsunuz, çocukluklarını çalıyorsunuz. Lütfen, bu konu üzerine de biraz düşünün, hassasiyet geliştirin, şu büründüğünüz bu ideolojik, politik duruşlarınızın da dışına çıkarak bir kez daha çocuklara çocuk gözüyle bakın.

Teşekkürler. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Komisyonun bir söz talebi vardır, buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

39.- Adalet Komisyonu Başkan Vekili Yılmaz Tunç’un, Ağrı Milletvekili Dirayet Dilan Taşdemir’in görüşülmekte olan 207 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 28’inci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Şimdi “Çocuklar bakımından odaya kapatma cezası getiriliyor.” dedi; zaten mevzuatta bu var, işte, firara teşebbüs vesaire durumunda çocukları hücreye değil de odaya kapatma cezası var ama bu ceza idari bir kurul tarafından verilirken yeni düzenlemede artık, infaz hâkiminin kararıyla olabilecek.

DİRAYET DİLAN TAŞDEMİR (Ağrı) – Ne fark edecek yani?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Yani burada idari kurul yerine hâkim güvencesi getiriliyor. Bu da çocuklar lehine bir düzenleme.

Teşekkür ediyorum Başkanım.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Beştaş, buyurun.

40.- Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Adalet Komisyonu Başkan Vekili Yılmaz Tunç’un yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Bir konuya açıklık getirelim: Doğru, infaz hâkimliği sistemi getiriliyor ama biz vermiş olduğumuz önerilerimizde de şunu özellikle söyledik: Bütün yetkilerin, bütün mekanizmanın bir infaz hâkimliği üzerinde kurulması çok büyük bir tehlike arz ediyor. İnfaz hâkimliğinin kararlarına karşı eğer istinafı, Yargıtay yolunu açmazsak şu anda sulh ceza hâkimliği gibi bir tabloyla karşı karşıya kalabiliriz. Sadece infaz hâkiminin denetiminin olması tek başına yetmez.

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sayın Başkanım, infaz hâkimliğinin kararlarına karşı da yargı yolu açık, infaz hâkiminin kararına karşı ağır ceza mahkemesine itiraz edilebilir. Eğer buradan da sonuç alınamıyorsa yazılı emir yoluyla da bu hak devam ediyor.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Yani sadece zabıtlara geçsin.

Yazılı emir yoluyla bu yöntemin kullanılmadığını, bunun imkânsıza yakın olduğunu bir hukukçu olarak gayet iyi biliyorsunuz. Yani bu, sadece söylemiş olmak.. Yazılı emirle bugüne kadar -Adalet Bakanlığına yarın soralım- kaç karar bozuldu, Adalet Bakanlığı kaçına şey yaptı; bir konuşalım. Böyle olmaz!

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

VII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Denizli Milletvekili Cahit Özkan, Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül ve Afyonkarahisar Milletvekili Ali Özkaya ile 57 Milletvekilinin Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2762) ve Adalet Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 207) (Devam)

BAŞKAN – Evet, diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 28’inci maddesinde yer alan “değiştirilmiştir” ibaresinin “düzenlenmiştir” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

               Ayhan Altıntaş                 Ayhan Erel                        Hüseyin Örs

                    Ankara                        Aksaray                                Trabzon

                Yasin Öztürk            Arslan Kabukcuoğlu                   Ümit Beyaz

                    Denizli                       Eskişehir                               İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Yasin Öztürk’ün.

Buyurun. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

YASİN ÖZTÜRK (Denizli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; siyaset diline son birkaç yıldır ara ara tekrarlanan bir kelime girdi: “Kandırıldık.” Zaman zaman dış güçler kandırıyor, zaman zaman kökü dışarıda bazı güçler kandırıyor ama nihayetinde kandırıcıların verdiği zararı milletçe hep beraber ödüyoruz.

Gündemimiz ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazı. Kanun teklifini getirenler her ne kadar inkâr etse de bunun adı bir “af” ve asıl olan bugün kısmi gibi görünen ama yarın Anayasa Mahkemesince genişletilerek genel affa dönüşme ihtimali yüksek olan bir düzenleme.

22 Aralık 2000’de Rahşan Ecevit’in önerisiyle çıkan 4616 sayılı Şartla Salıverme ve Erteleme Yasası da iyi niyet temennileri çerçevesinde kurulmuş ancak çıkan yasadan ilk olarak 23 bin tutuklu ve hükümlü yararlanarak tahliye olmuş, daha sonra Anayasa Mahkemesinin verdiği iptal kararıyla yasanın kapsamı genişlemiş ve cezaevinden tahliye olanların sayısı 45 bini bulmuştu. Rahşan Ecevit bu durum karşısında “kandırıldık” kelimesini kullanmasa da “Ben affı garibanlar için istedim, katiller yararlandı.” diyerek kendini savunmak zorunda kalmıştı. Af çıkacak beklentisi herhangi bir suçun infazı için cezaevine konulan herkeste hem de cezaevine girdiği ilk günden itibaren başlar. Af algılaması sadece beraat etmek değildir, cezaevinde kalınacak sürenin kısaltılması da bir aftır, infaz süresinin indirimi de bir aftır, denetimli serbestlik süresinin uzatılması da bir aftır çünkü artık cezaevinde kalmaya gerek kalmamıştır.

Kanunun adına ister “af” diyelim ister “infaz indirimi” diyelim, ne şekilde dillendirilirse dillendirilsin diş macunu gibidir, tüpten çıkınca bir daha geri dönüşü imkânsızdır. Sadece bir kere dillendirilmesi yeterlidir ve bu kanun teklifi de 2018’de ilk kez dillendirilmişti, kısmet bugüneymiş. AK PARTİ’si Genel Başkanı Sayın Erdoğan’ın af konusundaki bakışı gizli bir sır değil, kamuoyunda defalarca tekrarlandı. Devlete karşı işlenen suçları devlet affeder o ayrı bir konu ama şahıslara karşı işlenen suçları devletin af yetkisi yoktur, bu böyle bilinsin. Şimdi, birileri çıkmış, af… Laf! Mağdur, mazlum “Affettim.” diyorsa o ayrı ama biz, asla… O zaman adil, adaletle hükmeden bir iktidar olamazsınız. Şimdi, Tayyip Bey’in bu cümlesinden yola çıkarak adil ve adaletle hükmeden bir iktidar olmadığınızı kendi vereceğiniz kararlarla tasdikleyeceksiniz.

Sayın Cumhurbaşkanı bu konuda hassas ama görüşülen kanun teklifi böyle mi? Hırsızlar, dolandırıcılar, kadına yönelik şiddet suçu işleyenler aldığı cezanın yarısını yatacak, eğer bu süre dolduysa tahliye olacak ya da denetimli serbestlikten yararlanacak. Mal canın yongasıdır. Hırsızlık şahsa karşı işlenen bir suç değil midir? Kadına yönelik şiddet şahsa karşı işlenen bir suç değil midir? Evlatlarımızı okul etrafından avlayan torbacı, şahsa karşı suç işlememiş midir?

Sayın Cumhurbaşkanı 2018 yılında diyor ki: “50 bin uyuşturucu suçlusunun olduğu bir dönemde af çıkaramayız. Bizler, uyuşturucuları affeden bir iktidar olarak mı anılacağız?” “Kanun teklifi bu hâliyle çıkarsa uyuşturucu satıcılarına infaz indirimi yok.” demeniz sizi bu şekilde anılmaktan kurtaracak mı sanıyorsunuz? Allah indinde de kul indinde de bu sorumluluğunuz bitecek mi?

Sayın milletvekilleri, Adalet Bakanlığının 2020 bütçesi görüşmeleri sırasında Türkiye Büyük Millet Meclisine gönderdiği bir rapor var. Rapora göre, 355 hapishanede 282.703 mahkûm var, 1 Eylül 2019 tarihi itibarıyla 456.157 kişi de denetimli serbestlik altında. 140 denetimli serbestlik merkezinde 4.938 personel bu hükümlüleri iyileştirme, denetim ve takip çalışmalarını yürütüyor. Hükümlüler, müdürlüklerde bulunan denetim ekiplerince motorize araçlar ve elektronik izleme araçlarıyla denetleniyor. Şimdi, bu çıkan kanundan yaklaşık 100 bin kişi yararlanacak, bir kısmı denetimli serbestlik, bir kısmı infaz süresinin kısaltılması nedeniyle tahliye olacak. Yani yaklaşık 300 bin hükümlünün üçte 1’i cezaevinden çıkacak. Bir de 31 Mayısa kadar izin verilen ve karantina süresi devam ederse kasım ayına kadar da izinlerinin uzaması ihtimali olan, her ne kadar sayısını net olarak açıklamasanız da açık cezaevinde olan 75 bin civarında hükümlü var. Buna hâlen denetimli serbestlikten yararlananlar da eklenirse 650-700 bin kişinin kontrol altında tutulması gerekecek. Adalet Bakanı 2020 bütçesi konuşmasında personel eksikliğinden yakınıyordu. Hükûmet, bu salgın nedeniyle, çıkarmak istediği kanuna hazırlıksız yakalandı. Denetimli serbestlik ne şekilde uygulanacak, bunun bir açıklaması yok. Personel yeterli mi, elektronik izleme araçları yeterli mi, bugüne kadar bir bilgilendirme yapılmadı. Anlaşılan o ki bu infaz teklifinin üzerine konuşulacak daha çok şey var.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

28’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

29’uncu madde üzerinde 2’si aynı mahiyette olmak üzere 3 adet önerge vardır.

İlk okutacağım 2 önerge aynı mahiyette olup birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 29’uncu maddesinde geçen “veya” ibaresinin “ya da” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

              Süleyman Bülbül       Saliha Sera Kadıgil Sütlü               Zeynel Emre

                     Aydın                         İstanbul                               İstanbul

               Turan Aydoğan               Alpay Antmen                      Veli Ağbaba

                    İstanbul                        Mersin                                 Malatya

 

Aynı mahiyetteki diğer önergenin sahipleri:

               Züleyha Gülüm                 Tuma Çelik                        Murat Çepni

                    İstanbul                        Mardin                                  İzmir

                Rıdvan Turan                  Mensur Işık      Tulay Hatımoğulları Oruç

                     Mersin                           Muş                                    Adana

                 Ömer Öcalan

                   Şanlıurfa

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ilk söz Sayın Veli Ağbaba’nın.

Buyurun Sayın Ağbaba. (CHP sıralarından alkışlar)

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, değerli milletvekilleri; AKP iktidara geldiği zaman hâkim, savcı sayısı 7.500’dü. 3.500 civarında hâkimin emekli olduğu düşünüldüğünde, şu anda 24 bin hâkim, savcı var. 5 bin hâkim, savcı ihraç ettiniz. Yani bu rakamlara göre bütün cumhuriyet tarihinde alınan hâkim, savcıların 6-7 katını siz atadınız.

Peki, değerli arkadaşlar, bu duruma nasıl gelindi? Bakın, şu anda bütün araştırmalar yargıya güvenin yüzde 20 olduğunu gösteriyor. Cumhur İttifakı’nın oy oranı da yüzde 40. Yani Cumhur İttifakı’na oy verenlerin bile en az yarısı yargıya güvenmiyor. Bu yargıya sizler güvenmiyorsunuz, sade vatandaş nasıl güvensin, onu da sizin takdirinize bırakıyorum.

Değerli arkadaşlar, on sekiz yılda cumhuriyet tarihinde olmadığı kadar yargıya güven azaldı. Bakın, bütün cumhuriyet tarihindeki en düşük oran şu anda. Niye yargı tek, niye? Çünkü yargı tek bir kişinin ağzına bakıyor, tek bir kişi yargının kararını veriyor. Einstein diyor ki değerli arkadaşlar: “Nedenleri değiştirmeden sonuçların değişeceğini beklemek budalalıktır.” Bizim söylediklerimizi anlamıyorsunuz, dinlemiyorsunuz. Yine, çok önemli bir düşünür, bir aydın, Victor Hugo diyor ki: “Bir ülkede yargılanmaların adil olmasının yanında adil görünmesini de sağlamanız lazım.”

Değerli arkadaşlar, tüm yargıçlar, HSK, Anayasa Mahkemesi bir kişiye bağlı, tüm bunları sadece bir kişi atıyor. Allah aşkına, böyle bir yargıya güven olur mu? Bir siyasi partinin atadığı yargıya güven olur mu? İl başkanlarınız, ilçe başkanlarınız, AKP üyeleri şu anda hâkim, savcı değerli arkadaşlar.

Değerli arkadaşlar, bir de yandaş gazetelerden öğrendiğimiz, yargıda bir kavga var. Yargı resmen parsel parsel bölüşülmüş durumda; HAKYOL’cular, Menzilciler, İsmailağacılar; değerli arkadaşlar, korunan gizli FET֒cüler, tövbe etmişler, Pelikancılar, avukatlar. Peki, bunlardan bağımsız yargı çıkar mı değerli arkadaşlar? Bu ülkenin Adalet Bakanı kim, hâkimi kim, savcısı kim? Cemaat liderleri yanında iş tutanlar talimat veriyor. Hatırlayalım, geçtiğimiz hafta Oda TV’ye bir operasyon yapıldı, Barış Terkoğlu ile Barış Pehlivan’a. Nasıl oldu? Bakın, Ankara’yı parsel parsel parselleyen bir trol 28 Şubat akşamı Oda TV’yi hedef aldı, ardından 3 Mart akşamı bu trolün meşhur oğlu televizyon kanallarından hedef göstermeye devam etti, 4 Martta gece yarısı Ersoy Dede operasyon çağrısı yaptı, sabah Barış Terkoğlu gözaltına alındı, akşam üzeri Barış Terkoğlu ve Hülya Kılınç tutuklandı. Pelikancı Fatih Tezcan, Murat Ağırel’i ve Yeniçağ’ı hedef gösterdi. Pelikancı Hilal Kaplan, Yeniçağ’a yapılan saldırıya destek verdi. Pelikancı Ersoy Dede “Soner Yalçın nerede?” diye “tweet” attı. Pelikancı Selman Öğüt bu topa girdi ve Yeniçağ’ı hedef gösterdi. Ardından Murat Ağırel tutuklandı. Daha sonra, Pelikancı Ersoy Dede, Yeni Yaşam gazetesini hedef gösterdi, Yeni Yaşam gazetesinin Genel Yayın Yönetmeni ve çalışanı tutuklandı.

Değerli arkadaşlar, şimdi soralım: Savcı kim, hâkim kim? Fatih Tezcan polis memuru, Hilal Kaplan emniyet müdürü, Ersoy Dede savcı, Cem Küçük, sulh ceza hâkimi. Bu pelikancılar AKP yönetimiyle birlikte bir şeye daha imza attılar: İlk kez tarihimizde silahsız bir darbe girişimi yaptılar ve seçilmiş Başbakanı, yüzde 49’la seçilmiş Başbakanı koltuğundan indirdiler. Değerli arkadaşlar, böyle bir yargı düzeniyle karşı karşıyayız.

Şimdi, elinizi vicdanınıza koyun, siz bu yargıya güvenir misiniz, siz bu yargının aldığı kararlara saygı gösterir misiniz? Bir kez daha soralım.

Değerli arkadaşlar, bir de son olarak, sokağa çıkma yasağı var ki dünyaya rezil olduk. Hani diyorduk ya “Çok iyi yönetiyoruz.” Bunu çocuk yapmaz, 10 yaşındaki çocuk yapmaz, kar topuyla uğraşıyorduk, dün gece çığ oldu, çığ. Sokağa çıkma yasağından Bilim Kurulunun haberi yok, büyükşehir belediye başkanlarının haberi yok, İstanbul’u yöneten, Ankara’yı yöneten başkanların haberi yok ama fırıncılar odalarına yarım saat önce haber veriliyor. Binlerce insanı sokağa çıkaran bir sokağa çıkma yasağıyla karşı karşıya geldik değerli arkadaşlar. Bu genelge sokağa çıkma yasağı değil, coronayı yayma genelgesine dönüştü değerli arkadaşlar.

Peki, sevgili milletvekilleri, bu genelgeyi yazan, bu genelgeyi gönderen İçişleri Bakanı normalde ne yapıyor? Ben size söyleyeyim, hiçbir vicdanın, ahlakın kabul etmeyeceği, hiçbir vicdanlı siyasetçinin yapmayacağı bir şey yapıyor, ne yapıyor?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Ağbaba, tamamlayın sözlerinizi.

VELİ AĞBABA (Devamla) – CHP’li belediyelerin yardımları, ekmekleri dağıtmasını önlemeye çalışıyor. Geçtiğimiz gün Muratpaşa’da, dün Eskişehir’de Odunpazarı’nda fakir fukaraya aş veren, ekmek veren aşevlerinin hesaplarını kapatıyor, bloke ediyor. Böyle rezillik, kepazelik olmaz!

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Kendi kaynaklarıyla yapacaksa…

VELİ AĞBABA (Devamla) – Ne yapıyor? CHP’li belediyelerin ekmek dağıtmasını önlemeye çalışıyor. (CHP sıralarından alkışlar)

Bu krizde Cumhuriyet Halk Partili her bir belediye başkanını kutluyorum, iyi ki onlar var; kriz nasıl yönetilir, yardım nasıl dağıtılır, size gösterdiler.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) –Kendi kaynaklarıyla…

BAŞKAN – Sayın Şeker…

VELİ AĞBABA (Devamla) – Laf atmayın, laf atmayın! Bu vicdansızlıktır, bunu savunmak da vicdansızlıktır. Sen belediye başkanlığı yapmış adamsın, bu nasıl savunulur?

Değerli arkadaşlar, bu trol başka ne yapıyor? “Tweet” atanları tutukluyor. Başka ne yapıyor? Sosyal medyadan paylaşım yapanları tutukluyor. Onları yapacağına adam gibi genelge yap, dünyaya rezil etme bizi! Dün akşam bütün sokaklar insan doluydu. Bunu yapanlara yazıklar olsun! (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Ağbaba konuştu, herkes açıldı.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Evet, iyi oldu hakikaten, cevap vermiyoruz ya, o yüzden...

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Böyle bir konuşmaya tepki vermedikleri için AK PARTİ Grubunu kınıyorum efendim! Ne güzel hazırdık.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ikinci söz talebi Sayın Ömer Öcalan’ın.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

ÖMER ÖCALAN (Şanlıurfa) – Merhabalar.

İtalyan filozof Agamben, statüleri askıya alındığı için hukuk tarafından korumasız bırakılan belli grupların yaşamlarının meşru yaşam olarak kabul görmediğini söyler. Egemen anlayışına göre, ezilen ve ötekileştirilen halklar yurttaşlık yasasına tabi değildir, dolayısıyla yurttaş da değildir. Bu faşist anlayış, birilerini yasalara tabi, eşit olarak kabul görürken “öteki” olarak kabul ettiklerini de eşit ve yasaya tabi olarak kabul etmemektedir. Türkiye özelinde bakıldığında, bu durum, Kürtler’le birlikte bütün ötekileri, sınırlarını egemenin çizdiği yurttaşlık hukukunun dışında kabul edilme ve edilmeme şeklinde tanımlanmaktadır.

Değerli milletvekilleri, egemen, hangi hayatların değerli olduğunu, hangi hayatların değersiz olduğunu, kimin iyi, kimin kötü, kimin makul, kimin terörist olduğunu kendisine tabi olma ölçüsüne göre kararlaştırmaktadır. Bugün burada bir yönüyle kimin yasaya tabi kılınıp kılınmayacağını, ölen kişinin insan olarak kabul edilip edilmeyeceğini tartışıyoruz. Bu tanım hukuki olmaktan ziyade siyasi bir tanımdır. Bu tanım da siyasal konjonktüre göre değişmektedir ki bugün iktidar olan AKP’nin lideri ve birçok üyesi de yirmi yıl önce benzer tanımlamalarla yargılanıyordu. Bu nedenle, bugün yasa karşısında ayrımcılığa maruz kalan siyasi tutsaklar yurttaşlık yasasına tabi değiller ve iktidarın gözünde makul yurttaş olarak da kabul görmemektedirler.

Değerli milletvekilleri, aslında, bu yasayı fırsat bilip yapmamız gereken temel bir şeyi konuşabilirdik: Yurttaşlık yasasını nasıl herkesi kapsayacak şekilde yeniden ele alabilirdik, bunu konuşmalıyız. Kürtleri, Çerkezleri, Lazları, Romanları ve diğer bütün halkları nasıl bu yurttaşlık yasasına dâhil edebiliriz, onu tartışmalıyız. Zaten bu Meclisin temel görevi de bu değil midir?

Bu savaş, bu kaos, bu yasasızlık ne kadar sürecek diye herkesin kendine sorması gerekmiyor mu? Burada hamasetle, kin ve nefret hâliyle “İdris Baluken ölsün.” diye bağırmak dışında yapmamız gereken başka bir şey olmalı diye düşünüyorum. O da toplumsal barışa dair yeni bir sözleşmeyi konuşmak olmalıydı. Hepimiz için yarına dair yeni bir dünya kurgulamanın zamanı değil miydi? İşte o zaman cezaevlerinde, sokakta ve bu Mecliste kim makul, kim makul değil tartışması da anlamsız olacaktı.

Değerli milletvekilleri, bizden öncekiler yani atalarımız, sorunları ortak bir zeminde çözme imkânı bulamadı veya yapamadı diyelim. Peki, biz ne yapacağız? Aynı çözümsüzlüğü ve bu ağır yükü çocuklarınıza, torunlarınıza miras mı bırakacaksınız? Sanırım, hepimizin bunu düşünmeye, kendi vicdanında bunun muhasebesini yapmaya ihtiyacı var.

Değerli milletvekilleri, Türkiye’de kimin yurttaşlık yasasına tabi olup olmayacağının tartışmasının tarihsel süreci cumhuriyet tarihi kadar eskidir. Nitekim, 27 Mayıs darbesiyle çıkan aftan, sivil ve asker herkes yararlanırken sadece 49’lar davası olarak bilinen, içinde Musa Anter, Tarık Ziya Ekinci’nin olduğu Kürt siyasetçiler bundan muaf tutuldu. Malumunuz, 15 Temmuz darbesi sonrasında, cemaatçi savcı ve hâkimlerin kararına tabi olan dosyaların büyük bir bölümü bozuldu. Başta Ergenekon davasından yargılanan herkes serbest bırakıldı. KCK ve HDP dosyalarından yargılanan Kürt siyasetçileri bundan muaf tutuldu. KCK dosyaları adı altında, HDP dosyalarındaki yargılamalar olduğu gibi devam ediyor. Bugün Sayın Demirtaş ve Baluken başta olmak üzere birçok siyasetçimiz belki de dosyasında imzası bulunan hâkim ve savcılarla birlikte aynı cezaevlerinde kalıyorlar. Üzülerek görüyoruz ki yasayla tarih tekerrür ediyor. Kürtler, yine, eşit yurttaş olma hâlinden mahrum bırakılmaktadırlar.

Değerli milletvekilleri, son olarak bir şeyi ifade ederek konuşmamı bitirmek istiyorum. Birçoğumuz deprem anını yaşamış olarak biliyoruz. O felaket anında herkes uzağa doğru kaçarken felaketin ortasına doğru koşan iki grup vardır: Biri afet ekipleri, bir diğeri bu kaostan ne çalabilirim hesabı yapan hırsızlardır ve onlar, ilk fırsatta evlere dalıp ne kadar altın, para ve değerli eşya varsa çalıp yeniden kalabalığa karışır ve kalabalıkla birlikte sahte ağıtlar yakar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

ÖMER ÖCALAN (Devamla) - Üzülerek ifade edeyim, siz, bu virüs kaosunda kayyumla Kürtlerin iradesini çalan, diğer yandan ise ölüme terk edilen siyasi mahkûmların kutsal yaşamını çalıp sonra içimize karışıp sahte ağıt yakan hırsızlar gibi bir anlayış içinde hareket ediyorsunuz. Eğer bunda ısrar ederseniz halk ve tarih sizi affetmeyecek. Bakınız, kendi milletvekillerinizin içinde bile sağda solda söylüyorlar: “90’ların karanlık devletiyle artık onların kontrolüne girdik, onlarla birlikte iş tutuyoruz.” Derin devletle hareket ettiğinizi söylüyorlar.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Bizim milletvekillerimizle ilgili yorum yapma, sen kendine bak.

ÖMER ÖCALAN (Devamla) - Bu halka kimsenin acı yaşatmaya hakkı yoktur. Bu infazda adaletin olması gerekiyordu maalesef burada da ayrımcılık yaptınız.

Hepinizi selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 29’uncu maddesinde birinci fıkrasında yer alan “eklenmiştir” ibaresinin “ilave edilmiştir” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

               Ayhan Altıntaş                 Ayhan Erel                         Ümit Beyaz

                    Ankara                        Aksaray                               İstanbul

                Yasin Öztürk                 Hüseyin Örs             Arslan Kabukcuoğlu

                    Denizli                        Trabzon                              Eskişehir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Hüseyin Örs’ün.

Buyurun. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

HÜSEYİN ÖRS (Trabzon) - Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan kanun teklifinin ilgili maddesi üzerinde İYİ PARTİ Grubu adına söz aldım. Hepinizi en derin saygılarımla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Covid 19 salgınında yaşanan genel ekonomik krizin yanında tarım sektöründe de ciddi bir üretim krizi gündemdedir. Tarım ve Orman Bakanlığı “Coronavirüs salgının tarım sektörüne etkilerini azaltmak için 21 ilde üreticilerimize tohumların yüzde 75’ini hibe ediyoruz.” dedi. Basın ve medya da “Çiftçiye müjde, müjde.” diyerek bu açıklamayı haberleştirdi.

Değerli arkadaşlar, aslında “müjde, müjde” diye ilan edilen bu hibe paketi, Tarım ve Orman Bakanlığının yatırım bütçesi kalemlerinden biri olan Bitkisel Üretimi Geliştirme Projesi kapsamında her yıl illerin özelliklerine göre bütçedeki bu kalemden pay ayrılmasını, çiftçiye yapılacak tohum, fide, fidan dağıtımı gibi tüm desteklerin bu kalemden karşılanmasını içeren rutin bir iş ve işlemdir.

Şimdi, biraz sesli düşünerek birkaç soru sormak istiyorum: Mevcut işleyişin yeni bir proje gibi sunulması acaba ne kadar doğrudur? Program veya proje hızla hazırlanmış ve henüz esasları belli olmayan yeni bir öneriyse, programın ayrıntılı usul ve esasları ne zaman yayınlanacaktır? Program kapsamında 7 ürün ve 21 il hangi ölçütlere göre belirlenmiştir? Tüm ekilebilir arazilerin üretime katılması için yalnızca tohum desteği yeterli midir; yoksa, tohumla birlikte, mazot, gübre, ilaç, yem, sulama suyu, elektrik gibi tüm girdilerde maliyetleri düşürecek önlemler birlikte mi alınmalıdır? Çiftçinin bu yıl ekimini yapacağı ürünlerde tohumluğunu büyük ölçüde sağladığı ve genelde borçla aldığı için faturalamada güçlük yaşayabileceği ortamda üreticilere tohumların yüzde 75’i yerine tamamının hibe edilmesi daha doğru bir tercih değil midir? Sertifikalı tohum tedariki TMO ve TİGEM’den mi sağlanacaktır, yoksa özel tohum şirketlerini desteklemeye yönelik bir satın alma politikası mı uygulanacaktır? Ekim alanı ilanıyla aniden geliştirilemeyecek çeltik üretiminde toprak hazırlığı, tavaların hazırlanması, sulama suyu temini gibi kapsamlı uygulamalar yapılmadan yalnızca tohumluk desteğiyle beklenen üretim artışı sağlanabilir mi? İnşallah muhatapları sesimizi duyar ve bu sorularımıza cevap verir.

Değerli arkadaşlar, bu süreçte çok önemli bir sorun da üreticilerin, mevsimlik işçilerin, ziraat mühendislerinin, kısaca tarımdaki iş gücünün üretim alanına ulaşım konusudur. Bu konuda seçim çevremde yaşanan bir tedirginliği gündeme getirmek istiyorum. Doğu Karadeniz Bölgesi’nin en önemli geçim kaynağı olan çayda 2020 yılı sezonu şu anda açılmak üzeredir. Mayıs ayında başlaması beklenen çay tarımında bu yıl coronavirüs tedbirleri kapsamında yabancı işçiler çalıştırılamayacaktır. Tarım ve Orman Bakanlığı ve diğer ilgili bakanlıklarca çayın toplanabilmesiyle ilgili tedbirlere yönelik bir çalışma var mıdır? Şimdi bunu soruyorum çünkü üretici bu konuda tedirgin. Üretici diyor ki: “Bu sezon çay nasıl toplanacaktır, çay alım yerlerine nasıl satılacaktır? Bugüne kadar çay toplama işinde Gürcü işçilerden istifade ediliyordu, bu yıl Gürcü işçiler gelemeyeceğine göre çay kimler tarafından, nasıl toplanacaktır? Özel sektör fabrikaları çalışabilecek ve yaş çay alabilecekler midir? İşçi sorunu nasıl çözülecektir; hem fabrikalarda çalışacak işçi hem de çay toplama işçileri nasıl temin edilecektir? ÇAYKUR’un bu yılki çay politikası nasıl olacaktır?” Bölgemizdeki üreticiler bunları merak ediyor.

Değerli milletvekilleri, sezona çok az bir zaman kalmasına rağmen, ÇAYKUR suskunluğunu sürdürmektedir. ÇAYKUR vakit geçirmeden inisiyatif almalı, kamuoyuna bir eylem planı sunmalı, üreticimizi rahatlatmalıdır. Bölgemde görüştüğüm üreticiler, ÇAYKUR’un kampanyayı erken açıp her gün çay alması ve süreyi de uzun tutmasını istemektedir. ÇAYKUR, bu yıl pandemi nedeniyle çaylarını budama yapamayan müstahsillerimizin de ürününü, çayını almalıdır. Aksi hâlde, korkarım ki üretici çayını toplayamayacak ve büyük mağduriyetler ortaya çıkacaktır.

Dinlediğiniz için hepinize teşekkür ediyorum, saygılarımı sunuyorum. (İYİ PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

29’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

30’uncu madde üzerinde 2’si aynı mahiyette olmak üzere 3 adet önerge vardır.

İlk 2 önergeyi okutacağım, aynı mahiyette olduğu için birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 30'uncu maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                Alpay Antmen               Turan Aydoğan                     Zeynel Emre

                     Mersin                        İstanbul                               İstanbul

         Saliha Sera Kadıgil Sütlü       Süleyman Bülbül                  Hasan Baltacı

                    İstanbul                         Aydın                             Kastamonu

 

Diğer önerge imza sahipleri:

                Murat Sarısaç               Züleyha Gülüm                      Murat Çepni

                      Van                          İstanbul                                  İzmir

                Rıdvan Turan                  Mensur Işık                         Tuma Çelik

                     Mersin                           Muş                                   Mardin

        Tulay Hatımoğulları Oruç

                     Adana

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ilk söz Sayın Hasan Baltacı’nın.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

HASAN BALTACI (Kastamonu) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, sevgili Türkiye; hepinize sağlık, sıhhat diliyorum.

Öncelikle belirtmek istediğim bir husus var. Hep böyle zor zamanlarda en çok şu cümle kuruluyor: “Millî birlik ve beraberliğe en çok ihtiyacımız olduğu günlerden geçiyoruz.” Bugün de en fazla kurulan cümlelerden biri bu. Eğer birlik ve beraberlik içinde olmak istiyorsak öncelikle bu birlik ve beraberliği Parlamentoda sağlamamız gerektiğini düşünüyorum. Nasıl? Muhalefetin eleştirilerine ve önerilerine kulağınızı açarak değerli arkadaşlar? Biz bu salgın başladığı günden beri diyoruz ki: Sokağa çıkma yasağı gelsin, etkin bir karantina uygulayalım, kısa zamanda bu virüsün yayılmasını önleyelim.” Sokağa çıkma yasağının uygulanmasıyla birlikte esasında, işe gitmek zorunda olan milyonlarca işçi ve emekçinin ücretli izne çıkarılması gerektiğini söyledik. Aynı zamanda, hiçbir yerden geliri olmayan ailelerin de aile sigortası kapsamına alınarak hiç kimsenin aç kalmaması gerektiğini söyledik ama siz “Dur bakalım, ne olacak?” dediniz. “Dur bakalım, ne olacak?” deyip süreci takip ettiniz. Dün akşam da dediniz ki: “30 büyükşehirde ve Zonguldak’ta sokağa çıkma yasağı ilan ediyoruz.” Dün akşamki görüntüler, o fırınların önünde, marketlerin önünde uzun kuyruk oluşturan halkın görüntüsü aslında şunu anlatıyor: Hiç kimse verdiğiniz karara güvenmiyor değerli arkadaşlar.

Yine salgının başladığı günlerde şöyle bir şey söyledik: “Bu salgın ilerleyecek, esnaf kepenk kapatacak; esnafın kredi borçlarını öteleyelim, esnafa kira desteği verelim, stopajlarını kaldıralım, esnafı batırmayalım artık.” Siz de “Dur bakalım, ne olacak?” dediniz, sonra bir ekonomi paketi açıkladınız; ekonomi paketinde, sözde, esnafa kredi verdiniz yani veriyormuş gibi yaptınız. Salı günü Sayın Bakan Berat Albayrak rakamları açıkladı. İşte 180 bin başvuru olmuş; bu 180 bin başvurunun içerisinde 55 bin esnafa doğrudan nakit desteği verilmiş, 30 bin esnafa da ticari kart desteği verilmiş. Değerli arkadaşlar, bu ülkede tam 1 milyon 600 bin esnaf var. Siz sadece yüzde 5’ine destek olmuşsunuz, geriye kalan yüzde 95 kendi kaderiyle baş başa kalmış. Sonra biz “Bu zor süreçte elektrik faturalarını öteleyelim, doğal gaz faturalarını öteleyelim.” dedik. Siz “Dur bakalım, ne olacak?” dediniz, sonra EPDK bir karar aldı: “Sayaç okumayı erteliyorum.” dedi ama kararın içeriğine baktığınızda sayaç okumayı sadece karantina altına alınan bölgelerde ertelediğini görebilirsiniz. Yani Kastamonu’dan örnek verirsem, sadece 19 köyde sayaç okumaları ertelenmiş durumda, zaten köylere de sayaç okuma için altı ayda bir gidiyorsunuz; yine “mış” gibi yaptınız. “Herkese ücretsiz maske dağıtalım.” dedik, siz de “Dur bakalım, ne olacak?” dediniz, sonra maske dağıtan yerel yönetimleri görünce maske dağıtmaya başladınız; bunu bir siyasal kampanyaya dönüştürdünüz ama maskeleri ne PTT üzerinden ne e-devlet üzerinden dağıtamadınız değerli arkadaşlar. “Mış” gibi yaparak “oluyormuş” gibi yaparak bu süreç yönetilemez. “Dur bakalım.” diyerek ne Türkiye yönetilebilir ne de bu süreç yönetilebilir.

Bu sürecin başında dedik ki: Hapishaneler tıka basa insan dolu, 300 bine yakın insan var, hapishaneler risk altında. Bu hapishanelerde her suçtan insan var. Yani öyle bir şey ki 300 bin insanın içerisinde ayrım yapılabilirse ancak insanlık suçları üzerinden ayrım yapılabilir. Siyasi suçluları burada ayırmanın doğru olmayacağını defaatle söyledik ama siz yine “mış” gibi yaparak millî birliğe ve beraberliğe en fazla ihtiyaç duyduğumuz günlerde yine sadece küçük bir azınlığın çıkarlarını korumak üzerinden bir yasa getirdiniz.

Değerli arkadaşlar, öyle bir şey ki bir terör yasasıyla karşı karşıyayız; bomba atanın da “tweet” atanın da terörist olduğu günlerden geçiyoruz. Ben size şunu söyleyebilirim: Siyasetçi, dilin efendisi de olabilir, dilin kölesi de olabilir. Dilin efendisi olmanın tek bir yolu vardır: Söylediğiniz ile yaptığınız birbiriyle tutarlı olacak. Bakın, geçmişten bir örnek vereyim: 21 Mart 1999’da Genel Başkanınız Sayın Erdoğan, cezaevine girmeden altı gün önce, Samsun’da şöyle bir şey demiş: “Bazı zindanlar vardır ki insanlar için saray olur ancak bazı saraylar vardır ki insanlar için zindandan beter olur.” Şimdi, zindandan çıkıp sarayda oturan zindandakinin hâlinden anlamıyor. “Birlik ve beraber olmamız gereken günlerde…” diye başlayan cümlelerle bu ülkeyi tekrar bölmenin peşinde. Bu ülke “Dur bakalım, ne olacak?” zihniyetiyle yönetilemez.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın.

HASAN BALTACI (Devamla) - “Dur bakalım, ne olacak?”ın sonu belli arkadaşlar, bilenler bilmeyenlere anlatsın. Bu vesileyle de Aziz Nesin’i yâd ediyorum.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ikinci söz Sayın Murat Sarısaç. (HDP sıralarından alkışlar)

MURAT SARISAÇ (Van) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Genel Kurulu ve tüm halklarımızı saygıyla selamlıyorum.

Bu düzenleme en yalın ifadeyle evrensel hukuk normlarına ve demokratik kriterlere uzaktır. AKP, insanlık onurunu hiçe sayarak, anayasal eşitliği bir kenara atarak ve ahlaki değerleri unutarak hareket ediyor. AKP bugün insanlık onurunu tanımıyor çünkü coronavirüs salgınına karşı bazı mahpusları ölüme terk ediyor. Anayasa’nın eşitlik ilkesini görmüyor çünkü adrese teslim özel bir af çıkarıyor. Ahlaki değerleri gözetmiyor çünkü kendisine muhalif herkesi yaftalayıp cezaevinde tutmaktan imtina etmiyor.

Üzerinde konuştuğumuz teklifte âdeta nazar boncuğu gibi görünen bazı maddeler de var ama AKP’nin sicili o kadar kötü ki görece olumlu hukuki metinleri bile insanların aleyhine nasıl kullandıklarını çok iyi biliyoruz. Çünkü AKP’nin Anayasa’ya ve hukuka uymak gibi bir derdi yok. Evet, bir norm olarak hukuki metinler düzenleniyor ama “tedbir” adı altında demokrasiye müdahale etmekten çekinilmiyor. Bu, tam da Nazi Almanyasında yaşayan Alman siyaset bilimci Ernst Fraenkel’in İkili Devleti’nde tanımladığı sistemdir. Fraenkel “ikili devlet” kavramıyla diyor ki: Bu ikili devlet olağan kurallara göre sürdürülen norm devleti ve kendisini yazılı kurallarla bağlamayan tedbir devletidir. Norm devleti ve tedbir devleti bir arada çalışır, ikisi birlikte bir rejimi oluşturur. Bu, kesinlikle hukuk devleti ile aynı şey değildir çünkü tedbir devleti hukuk dışında çalışır ve asla gizli saklı kalmaya çalışan bir yapı değildir. AYM’nin OHAL KHK’lerini hiçbir şekilde denetlemeyeceğini söylemesi gibidir, hukuksuz ve aleni bir şeyin meşrulaştırılmasıdır. Bu ikili devlet yapısı kendine özgü kurumları olan yapılar da değiller, aynı kurumlar içerisinde işleyen mekanizmalardır. Örneğin Anayasa’da tecrit yoktur ama yıllardır tecrit uygulanıyor, güya AİHM bağlayıcıdır ama Selahattin Demirtaş ve Osman Kavala kararlarına rağmen, bu, çiğnenmiştir.

Aslında burada bahsettiğimiz şey Nazi Almanyası pratiğidir. Nazi Almanyasında yaşanan OHAL döneminde Başkanın geniş yetkileri vardı çünkü kararnamelerle anayasasızlaştırma işlemi yapıldı. Nazi rejiminin iki önemli yönü, temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması ve parlamenter sistemden uzaklaşmaydı. Burada esas değişim yeni bir hukuk düşüncesinin yaratılmasıydı. Bu yeni düşünce hukuk devletine, parlamenter sisteme, demokrasi ve eşitlik ilkelerine saldırıyordu. Dolayısıyla, Naziler “Hukuk ve yasa aynı şey değildir.” ilkesini kötüye kullandılar. Çünkü hukuk ve ahlak arasında bir bağ inşa ettiler yani hukuku kendi ahlak ve değerleriyle yorumladılar. Millî ahlak ve sağlıklı şuur gibi muğlak kavramlarla ve Nazi adaletine atıfla sistemi dönüştürdüler. Tek adam rejimini devlet aygıtında yer açmak için sonuna kadar kullandılar. Şu an Türkiye’de de beka ve millîlik anlayışı her türlü muhalefetin bertaraf edilmesi için kullanılıyor.

Sayın milletvekilleri, şu an cezaevleri hıncahınç dolmuş durumda; gazeteciler, siyasetçiler, kadınlar, çocuklar… Hatta Kürt illerinde aynı aileden birçok tutuklu bulunuyor. Peki, neden mi? Bazen sadece Kürt oldukları için ama hangi Kürtler? Sizin için makbul olmayan Kürtler. Sadece Kürtler de değil Türkiye’deki bütün halklara düşmansınız. Küçücük bir eleştiriden bile korkuyor ve onları aileleriyle birlikte cezalandırıyorsunuz.

Bugün, birçok tutsak ailelerinden uzak kentlere sürgün edilmiş durumda çünkü amacınız tutsakları kendisine bile yabancılaştırıp tamamen tecrit altına almak. Aileler çocuklarını yıllarca göremiyor. Allah aşkına, ailesi Van’da bir tutsağı Trabzon’a göndermek hangi vicdana sığıyor? Ya da Şırnaklı bir tutsağı Edirne’ye sürgün etmek hangi ahlaka sığıyor? Bu hem ailelere hem de mahpuslara karşı bir işkence biçimidir. Oysa AİHM mahpusların ikametgâhlarından uzak yerlere nakledilmesini hak ihlali sayarak Türkiye’yi tazminata mahkûm etmişti. Ondan çok kısa bir süre sonra bile yerine kayyum atadığınız eş başkanlarımız, partili yöneticilerimiz, bırakın başka illere, başka coğrafyalara sürgün edildiler.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

MURAT SARISAÇ (Devamla) – Hemen OHAL kurallarının aslında AİHM kararlarına karşı kullanılmasıyla beraber yani AİHM bağlayıcı olmasına rağmen, Sayın Selçuk Mızraklı, bu karar alındıktan çok kısa bir süre sonra Kayseri’ye sürgün edildi.

Yani kısacası şunu söylemek istiyorum: Mesele iyi kanun-kötü kanun değil; eğer söz konusu Kürtlerse, söz konusu muhaliflerse bütün kanunlar da AKP için aynı oluyor ve bu kanunların dışına çıkılıyor. Son olarak şunu söylemek istiyorum: Gün olur devran döner, ayarını bozduğunuz kantar sizi de tartar; işte o zaman “adalet ve özgürlük” kavramlarıyla tanışırsınız.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 30’uncu maddesinin birinci fıkrasında yer alan “değiştirilmiştir” ibaresinin “yeniden düzenlenmiştir” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

               Ayhan Altıntaş                 Ayhan Erel                       Yasin Öztürk

                    Ankara                        Aksaray                                Denizli

                 Ümit Beyaz                   Hüseyin Örs             Arslan Kabukcuoğlu

                    İstanbul                       Trabzon                              Eskişehir

                                               Zeki Hakan Sıdalı

                                                      Mersin

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Zeki Hakan Sıdalı’nın.

Buyurun. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

ZEKİ HAKAN SIDALI (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; on sekiz yıldır aynı iktidar tarafından yönetilen ülkemize baktığımızda, ne kuvvetler ayrılığı ne hukukun üstünlüğü ilkesi ne de fikir ve ifade özgürlüğü tam olarak uygulanamıyor. Tek amaçlı, detaylı düşünülmeden, plansız yayınlanan genelgeler de Genel Kurula getirilen palyatif torba kanun teklifleri de hazırladığınız yargı reformu paketleri de bu sorunları bitirmek adına çözüm üretemiyor, aksine yeni sorunlar doğuruyor. Aynı Kabinenin üyesi olan bakanlardan birisi “2 kişi yan yana gelmesin.” derken diğeri kalkıp, 200 bin kişinin sokağa dökülmesine “Abartılacak bir durum yok.” diyor. Bizi virüs değil bu iş bilmezliğiniz hasta ediyor.

Sayın milletvekilleri, hukukun üstünlüğü ilkesi, adaletin bir ülkedeki yaygınlığını ve demokrasinin sağlamlığını ifade eder. Bir devlet buna ne kadar bağlıysa o kadar güçlü, o kadar itibarlı, demokratik ve müreffehtir. Bu sebeple ülkemizin içinde bulunduğu pozisyonu Uluslararası Hukukun Üstünlüğü Endeksi’ne bakarak anlayabiliriz. Bu konuda 126 ülke arasında 109’uncu sıradayız. Sadece bu sıralama bile nerede olduğumuzu gözler önüne seriyor.

Adalet mülkün de Türk’ün de temelidir, beş bin yıllık Türk devlet geleneği adalet olgusu üzerine inşa edilmiştir. Ancak mevcut tabloya baktığımızda, yargıya güvenin ortak akılla gelişeceğini söyleyen bir Adalet Bakanımız var. Biz söylesek kabul etmezsiniz. Buradan anlaşılan durum şu: Vatandaşımız yargıya güvenmiyor ve siz de güvenmelerini istiyorsunuz ama sadece istiyorsunuz, zira bunu sağlamak için yaptığınız olumlu hiçbir şey yok.

Bir araştırma şirketi geçtiğimiz aylarda bir anket yayınlamıştı, “Yargıya güveniyor musunuz?” sorusuna halkın verdiği cevap yüzde 68 “Güvenmiyorum.” yüzde 20 “Kısmen güveniyorum.”du. Türk milleti tarihin hiçbir döneminde adaletten bu kadar umudunu kesmemişti. Bu vahim tablo sizin eseriniz. Vatandaşlarımızın yargıya olan güveni, iktidar yargı sistemini arka bahçesi hâline getirmeden önce zaten vardı. Sizin gelişim dediğiniz, en fazla, yargıya güveni eski seviyesine getirmek olur ama o da bu uyguladığınız politikalarla imkânsız.

Sayın milletvekilleri, yargıyı adil yapan bağımsızlığıdır; hukukun üstünlüğüne harfiyen uyması, üstünlerin hukukuna müsaade etmemesidir. Yargıyı ayakta tutan ise ona olan güvendir. Hukukuna, adaletine, şeffaflığına güven duyulmayan bir ülke kalkınamaz, yatırımcı çekemez, bulunduğu pozisyonu da kaybeder. Yargıya güven geliştirilmek isteniyorsa, öncelikle kuvvetler ayrılığı ciddi şekilde yapılmalı, yürütme yargı üzerinden acilen elini çekmeli, sonrasında bir zihinsel reform süreci başlatılmalıdır. İlgili reform neticesinde vatandaşlarımıza hakkı ve adaleti doğru şekilde teslim edecek bir sistem inşa edilmelidir. Zihinsel reform yapılmadıkça, kâğıt üzerinde kalacak olan sözde reformist değişikler veya böylesi kanunlar ülkemizi adil bir geleceğe taşıyamaz.

Coronavirüs salgını sonrasında dünyayı yeni gelişmelerin beklediği çok açık. Bu yeni süreçte her devletin kendi iç meselelerine odaklanacağını söyleyebiliriz. Kısaca, eş zamanlı aynı sorunu yaşayan tüm ülkeler, haklı olarak önce kendi yaralarını sarmaya gideceklerdir. Ülkemizi ileri dünya demokrasileri içerisinde yaşatmak istiyorsak önceliğimiz adalete güvenin tesisi olmalıdır.

Kuvvetler ayrılığının güçlendirilmesi, sivil toplum kuruluşlarına daha rahat çalışma ve ifade ortamı yaratılması, Parlamentonun hak ettiği gücü yeniden elde etmesi ve neticesinde -vatandaşlarımızın büyük çoğunluğunun da talebi- iyileştirilmiş ve güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçilmesi artık zaruridir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayın sözlerinizi lütfen.

ZEKİ HAKAN SIDALI (Devamla) - Bu sistem, Türkiye’ye nefes aldıracak ve küresel düzeyde yaşanacak kayıpları telafi edecek en akılcı ve kalıcı çözümün anahtarıdır. Herkesin konuştuğu yeni dönem, işte tam bu olmalıdır. Aksi takdirde, Fatih Sultan Mehmet’in de söylediği gibi “Aklı öldürürsen ahlak da ölür, akıl ve ahlak öldüğünde millet bölünür. Kadıyı satın aldığın gün, adalet ölür. Adaleti öldürdüğün gün devlet de ölür.” Hiçbirimiz buna izin veremeyiz, onun için buradayız.

Bu duygu ve düşüncelerle yüce Meclisimizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

30’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Böylece birinci bölümde yer alan maddelerin oylamaları tamamlanmıştır.

Şimdi ikinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

İkinci bölüm 31 ila 55’inci maddeleri kapsamaktadır.

İkinci bölüm üzerinde gruplar adına ilk söz, İYİ PARTİ Grubu adına Sayın Yasin Öztürk’e aittir. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA YASİN ÖZTÜRK (Denizli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime başlamadan evvel, teklifin mimarlarından olan Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkan Yardımcısı Sayın Feti Yıldız’a geçmiş olsun dileklerimi sunuyorum.

Yine, bu vesileyle, kamuoyunda “Rahşan affı” olarak bilinen düzenlemede sergilemiş olduğu dik duruşundan dolayı siyasi lince uğrayan Ali Güngör’ü rahmetle yâd ediyorum.

Malum corona salgını sebebiyle vatandaşlarımızın sokağa çıkmasının yasak olduğu ve ülkemizin yarı açık cezaevine döndüğü bugünlerde evde kalma sabrını göstererek hastalığın yayılmasını önleyen vatandaşlarımıza ve bu sürede fedakârca sağlık, güvenlik ve belediyecilik hizmetleri veren bütün çalışanlarımıza da saygılar sunuyorum. Zorunlu ev hapislerinin bittiği günlere bir an evvel kavuşmamızı temenni ederek bütün milletimize sağlıklı sıhhatli günler diliyorum.

Suç nedir? Toplumsal düzenin devamı açısından korunması gereken hukuki değerlerin bilerek ve istenerek ihlalini veya bu değerleri korumaya yönelik kurallara karşı özensizliği ifade eden insan davranışı suçtur.

Her suç tanımında bir hukuki değerin korunması esas alınır. Bu hukuki değerler, mal varlığı, vücut dokunulmazlığı veya ifade özgürlüğü gibi örneklendirilebilir. Bunların ihlali hâlinde, ihlal eden ceza yaptırımıyla cezalandırılmaktadır.

Peki, adalet nedir? Davranış ve hükümde doğru olmak, hakka göre hüküm vermek, eşit olmak, eşit kılmaktır.

Bir de “af” tanımı var: Bir suçu, bir kötü davranışı olmamış sayarak ceza vermekten vazgeçme ya da verilmiş olan cezayı kaldırma.

Buraya kadar verdiğim tanımlar kimsenin hiç duymadığı, anlamını bilmediği sözler değil ama ne yazık ki bugün hepimizin anlamına vâkıf olduğumuz sözlerin dışına çıkarak bir kanun teklifi görüşüyoruz. Bir kere, kanun teklifi adaletli değildir; eşitlik ilkesi, bazı eşitlerin eşitliğine göre sınıflandırılmıştır. Hukuk, istisnaların istisnası oluşturularak gerçek maksadın etrafından dolaşılacak bir hâle getirilmiştir. Yine, istisnaların istisnası getirilerek suçludan değil suçtan hareket edilmiş, istisnalar arasında yer alan suçları işleyen kişilerin örgüt mensubu olup olmadığına, tehlikeli ve mükerrer olup olmadığına bakılmamıştır. İktidarın söylemlerine bakarsak, infaz indirimi adı verilen, ancak toplumda yararlanacakların dahil af olarak nitelediği bu kanun teklifi, iktidar her ne kadar inkâr etse de bir aftır. Bu yasaya özel bir isim koymamız yarın için hatırlatıcı olacaktır, hatta toplum buna isim bile koyacaktır; geçmişte çıkarılan affa “Rahşan affı” denildiği gibi, bu kanuna da ilerleyen günlerde “corona affı” denilecektir.

Kanun teklifinin geçici 6’ncı maddesiyle, ayrıca denetimli serbestlik uygulanması ve cezanın infaz usulü kullanılmak suretiyle, 30 Mart 2020’ye kadar işlenen suçlardan dolayı koşullu salıverilmesine üç yıl veya dört yıl kalanların, hatta bazı hâllerde ne kadar kalırsa kalsın, infaz kurumundan çıkmasına izin verilmektedir. Geçici madde 6 kapsamında yapılan bu düzenlemelerin, içerdiği istisnalar ve istisnaların belirlenmesinde suçların niteliği veya ağırlığı gibi kriterlerin gözetilmemesi ve aranan diğer koşullar nedeniyle, özel af niteliği ağır basan bir şekle dönüştüğü görülmektedir.

Görüşmekte olduğumuz kanun teklifinin pratikteki karşılığı nedir? İlk aşamada 100 bine yakın yargılaması sonuçlanmış ve cezası kesinleşmiş hükümlünün tahliye olması ve 75 bine yakın, terör, cinsel suçlar dâhil, açık cezaevinde olan bütün hükümlülerin izne çıkmasıdır. Sonraki aşamada ise, 30 Mart 2020 tarihine kadar işlenen suçlardan dolayı altı yıla kadar hapis cezasına mahkûm olmuş kişilerin hiç cezaevine girmemesi ve keza, on yıla mahkûm olan bir kişinin de iki yılını cezaevinde geçirmişse tahliye olmasıdır. 30 Mart 2020’den sonra altı yıla kadar hapis cezasına mahkûm olan kişiler ise koşullu salıverme ve denetimli serbestlik indirimleri uygulandıktan sonra iki yıl dört ay yirmi dört günü cezaevinde geçireceklerdir.

Bir hükümlünün altı yıl cezası olan bir suç kapsamında 1 Temmuz 2016’dan önce işlenmişse bir yıl, 1 Temmuz 2016’dan sonra işlenmişse üç yıl, 30 Mart 2020’den önce işlenmişse bir gün, 30 Mart 2020’den sonra işlenmişse iki yıl dört ay yirmi dört gün cezaevinde kalması ne eşitliğe ne adalete ne hukuka sığar ne de mağdurun içinin soğumasına. Altı yıl hükmolunan bir suç için cezasızlık öngörülüyorsa, bu suçu tarih itibarıyla yatan için de çıkan için de adil bir durum değildir.

Yasa çıktığı andan itibaren 100 bin kişiye yakın hükümlü toplum içine karışacaktır. O hâlde bu yasa toplumun tamamını -hepsini neredeyse- doğrudan doğruya ilgilendirmektedir. Bu nedenle toplumun tüm kesimlerinin yasaya ilişkin endişeleri, eleştirileri, uyarıları dikkate alınmak zorundadır. Peki, teklif sahipleri ne yapmaktadır? Yasanın getiriliş biçiminden görüşülüş biçimine kadar tavırları “Biz yaptık, oldu.” şeklindedir.

Sayın milletvekilleri, Anayasa’mızın 87’nci maddesi milletvekillerinin görevlerini sıralarken “Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tam sayısının beşte üç çoğunluğunun kararı ile genel ve özel af ilânına karar vermek” hükmünü içermektedir. Türk Ceza Kanunu’nun 65’inci maddesi açıktır: “Genel af halinde, kamu davası düşer, hükmolunan cezalar bütün neticeleriyle birlikte ortadan kalkar. Özel af ile hapis cezasının infaz kurumunda çektirilmesine son verilebilir veya infaz kurumunda çektirilecek süresi kısaltılabilir ya da adlî para cezasına çevrilebilir.” Anayasadaki ve Türk Ceza Kanunu’ndaki açık hükümlere rağmen bu kanun teklifini iktidarın “af” değil “infaz” düzenlemesi olarak nitelemesi, düzenlemenin yöntemi dâhil AK PARTİ’si ve ortağının, diğer siyasi partileri ve toplumun diğer unsurlarını sürece katmadan, düzenlemeyi sadece kendilerinin istediği şekliyle önümüze getirmesinin açık bir göstergesidir. Biraz önce sadece bir örneğini verdiğim altı yıllık hükmün infazı gibi aynı hukuki değeri koruyan ve haksızlık muhtevası itibarıyla birbirine yakın suçlardan dolayı farklı işlemlere tabi tutulan hükümlülerin durumunun Anayasa’daki eşitlik ve hukuk devleti ilkeleri bakımından sorun oluşturacağı da açıktır ki Anayasa Mahkemesi bu durumu da dikkate alıp bu özel affı genel affa çevirebilir.

Peki, bu olası durumu iktidar bilmiyor mu? 100 bine yakın hükümlüyü tahliye edecek bir düzenleme yapıyorsanız, eleştiriye açık olmak zorundasınız. Her zamanki gibi “Biz bunu yaptık, olmazsa yenisini yaparız.” diyerek bu konuyu halledemezsiniz. Her şeyden önce, infaz hukukunun temel prensibine sadık kalmak zorundasınız. Bu evrensel temel prensip, toplumu suça karşı korumaktır.

Bir başka eksik konu daha: Yapılan araştırmalar toplumun büyük bir kesiminin adalete olan güveninin zayıfladığını gösteriyor. Şimdi cevaplamamız gereken soru şudur: Bu yasa vatandaşımızın adalete olan güvenini yükseltecek midir yoksa var olan güveni biraz daha aşındıracak mıdır? Bunun cevabıyla yüzleşmek zorundasınız.

Bu teklif hazırlanırken menfaati hukuka aykırı şekilde ihlal edilen mağdurlar dikkate alınmamıştır. Mal varlığına karşı işlenen suçlar, kamu idaresine karşı işlenen suçlar ve kamu güvenliğine karşı işlenen suçlar gibi özel veya kamu tüzel kişileri ile gerçek kişilerin maddi açıdan zarara uğramasına sebep olan suçlarda -mesela, sahtecilik, hırsızlık, dolandırıcılık, zimmet, rüşvet, irtikâp gibi suçlar- mağdurun veya kamunun uğradığı zararın tespitiyle, bu zararı geçmemek kaydıyla veya mağdur ile sanığın anlaşacağı rakamın mahkemeye depo edilmesi şartıyla uygulanmalıydı.

Madem kanun teklifinde örneklerden yola çıkarak teklif şekillendirilmiş, bir örnek de ben vereyim. Dolandırıcılıkta şu anda yedi yıl hapis cezası alanların yatarı beş yıl, bir yıl denetimli serbestlikle birlikte dört yıl cezaevinde kalış süresi var. Kanun teklifindeki düzenlemeye göre ise yedi yılın yarısı hesaplanacak ve üç buçuk yıl, üç yıl da denetimli serbestlik, kalıyor altı ay. Bir vatandaşımızı 1 milyon lira tokatlamış, dolandırmış bir kişiyi düşünün, altı ay sonra dışarıda. Altı aylık cezalandırma süresi cezalandırma değil, neredeyse teşvik eder mahiyette bir hâle gelecek ve dolandırıcılık neredeyse bir meslek hâline gelecektir. Ayrıca, kamunun ya da şikâyetçinin zararı giderilmeden infaz indiriminin uygulanması kişinin zarar gördüğü miktarı kendisinin tahsil etmesi durumuna gider ki bu durum yeni bir suç, suçlu ve mağdurun oluşmasına sebebiyet verebilir.

Değerli milletvekilleri, uzun süredir gündemde olan yasanın temel gerekçesi, cezaevlerinin kapasitesinin üzerinde dolu olması ve corona salgını sebebiyle ortaya çıkan sağlık riski olarak ifade edildi. Bu yüzden biz de bu yasaya “corona affı” demiştik. “Bu kişiler yeniden suç işlerse tekrar cezaevine girerler.” demek toplumu ikna etmeye yetmez. Bu yüzden koşullu salıvermeye dayanak oluşturan “iyi hâl” dediğimiz müessesenin sadece kâğıt üzerinde yazılı prosedürü yerine getirmek kabilinden yapılmasının önüne geçecek daha etkin tedbirler kanun teklifine eklenmelidir.

Elektronik kelepçe, ev hapsi, iletişim aletleri kullanılmadan tek kişiyle iletişim gibi kontrol hükümleri muhakkak geçerli olacak şekilde yönetmelikte hükme bağlanmalıdır. Aksi hâlde birkaç yıl sonra yeni bir ceza indirimi yasasıyla daha karşı karşıya kalabiliriz.

Ülkemizin ekonomik sıkıntıları da göz önüne alınarak, corona affından yararlanarak tahliye olacak hükümlülerin geçimlerini sağlamak için güçlük çekeceklerini de hatırlatmak isterim. Bu durum yeniden suç işleme riskini doğurmaktadır. Hükümlülerin yararlanacağı denetimli serbestlik uygulaması kapsamındaki tedbirler artırılmalı ve denetimli serbestlik müdürlüklerinin daha etkin bir şekilde çalışması sağlanmalı ve kurum, hükümlülerin yeniden suç işlemelerini engelleyecek çalışmaları yapacak şekilde etkinleştirilmelidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

YASİN ÖZTÜRK (Devamla) – Ve son söz olarak diyorum ki: Bu kanun hakkında, ne bu affa karşı çıkanlar için ne bu affı isteyenler için mutlak bir doğru yoktur. Örnekler üzerinden elde edilen bir veriyi genellemek yanlıştır. Nietzsche’nin dediği gibi “Bu da dâhil bütün genellemeler yanlıştır.”

Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 22.16

ALTINCI OTURUM

Açılma Saati: 22.23

BAŞKAN: Başkan Vekili Süreyya Sadi BİLGİÇ

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Enez KAPLAN (Tekirdağ)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 82’nci Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

207 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon yerinde.

Gruplar adına ikinci söz, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Sayın Yücel Bulut’un. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA YÜCEL BULUT (Tokat) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin ikinci bölümü üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum.

Tabii ki şu anda hem ülkemiz hem de dünya çok zor bir süreçten, büyük bir imtihandan geçiyor. Öncelikle Anadolu’daki bütün esnafımıza, köylümüze, garibanımıza, sahipsiz hissedenine Cenab-ı Allah’tan dayanma gücü diliyorum. İkinci olarak, bu süreçte büyük bir özveri ve fedakârlık örneği göstererek gecesini gündüzüne katan başta sağlık çalışanlarımız olmak üzere tüm kamu çalışanlarına da ayrıca teşekkür ediyorum. Bu süreç boyunca hayatını kaybeden bütün vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, tedavisi devam eden bütün hastalarımıza da Cenab-ı Allah’tan acil şifalar diliyorum.

Değerli milletvekilleri, bilindiği gibi, yaklaşık iki yıl kadar önce Sayın Genel Başkanımızın çağrısı ve zaman zaman da dile getirmiş olduğu öngörüleriyle bugün kamuoyunda “infaz paketi” olarak bilinen bu düzenleme iki yıldır kamuoyunun gündeminden düşmüyor. Sayın Genel Başkanımızın açık çağrısı sonrasında ve talimatına uygun olarak İstanbul Milletvekilimiz ve Genel Başkan Yardımcımız Sayın Feti Yıldız Bey’in vermiş olduğu teklif ve iki yıldır da bu konuda göstermiş olduğu dirayetli tutum nedeniyle tüm yönleriyle infaz paketi iki yıldır kamuoyunun önünde tartışılıyor. Ben, bu vesileyle, bugün burada en çok bulunmayı isteyen ve hak eden isimlerden biri olarak Sayın Feti Yıldız’a hem teşekkür ediyorum hem de kendisine içinde bulunduğu hâl ve şartlar nedeniyle Cenab-ı Allah’tan acil şifalar diliyorum. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Tabii, gündeme geldiği günden bugüne kadar infaz düzenlemesiyle ilgili kamuoyunda çeşitli tartışmalar devam etti. Buraya çıkan hatiplerden de takip ettiğimiz kadarıyla hâlen infaz düzenlemesinin gerekçelerinin irdelendiğini görüyoruz ve bunun nedenlerinin hâlen masaya yatırıldığını, anlaşılmaya çalışıldığını, iyi niyetli ya da art niyetli eleştirilerle bu kanunun gerekli olup olmadığının sürekli gündemde tutulduğunu ve tartışıldığını görüyoruz.

Öncelikle şunu ifade etmek istiyorum: Sayın Genel Başkanımızın defaatle dile getirdiği üzere, bu kanunun gerekçelerinden bir tanesi, cezaevlerindeki doluluk oranı, cezaevlerindeki doluluk oranının yaratmış olduğu güvenlik kaygısı ve 15 Temmuzdan sonra ortaya çıkan tablonun hepimize göstermiş olduğu gerçeklerdir. Nedir 15 Temmuzdan sonra ortaya çıkan hakikat? Gerçekten, 15 Temmuz öncesinde de Türkiye’de bir paralel yapı yahut -o zamanki adıyla paralel yapı- FETÖ tehdit ve tehlikesi olduğunu dile getiren kesimler de dâhil olmak üzere, 15 Temmuzdan sonra alınan tedbirler ve devletimizin yaptığı tasarruflar neticesinde tehlikenin hiç görünmeyen bir boyutunu hep beraber görmüş olduk. Gerçekten, FETÖ örgütlenmesinin devletin bütün mekanizmasını baştan sona kuşattığını ve özellikle yargı bürokrasisinde egemen bir sınıf hâline geldiğini 15 Temmuz sonrasında tüm yönleriyle incelemiş ve irdelemiş bulunuyoruz. İşte bu FETÖ örgütlenmesinin 15 Temmuz öncesinde yargıda yarattığı tahribat ve bu tahribatın beraberinde getirdiği iddia edilen hak kayıplarına karşı bir çözüm olması için, bir taraftan cezaevindeki doluluk oranını düşürürken diğer taraftan da kamuoyundaki inanılan bu hak kayıplarını bir nebze olsun telafi edebilme endişesiyle, iki yıldır Milliyetçi Hareket Partisi de infaz indirimiyle ilgili düzenlemenin gerekliliğine işaret ediyor.

Tabii, her düzenlemede olduğu gibi -bu düzenlemenin de bizler gibi savunucuları olduğu gibi- buna karşı çıkan ve eleştiri getirenler var. İyi niyetli tüm eleştirileri başımızın tacı olarak kabul ederken maskelerin arkasına gizlenmiş kirli duruş sahiplerinin art niyetli eleştirilerini de tamamen ve bütünüyle inkâr ve reddediyoruz. Bu kürsüye gelip AK PARTİ-MHP ittifakını, Türkiye Cumhuriyeti’ni 1940’ların Almanyasındaki Nazi rejimiyle kıyaslamak bir eleştiri değil, hadsizlik, edepsizlik ve nezaketsizliktir. (MHP ve AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Dolayısıyla şunu ifade etmek istiyorum: Bizler birkaç gündür maske takıyoruz, Allah nasip ederse, bir süre daha bu maskeleri takıp daha sonra çıkartacağız. Ama bu ülkede yüzünde tam elli yıldır kardeşlik maskesi olan, demokrasi maskesi olan, eşitlik maskesi olan bazı sözde maskeli demokratların bugün bu Parlamento çatısı altında, bizleri, akıllarınca, kirli propagandalarıyla secdeye vardırmaya çalıştıklarını da hayretle izliyoruz. Ama hepsinin bilmesi gereken bir hakikat var. Bizler şerefli bir Parlamentonun milletvekilleriyiz, müstemleke memuru değiliz. Bu Parlamento, küllerinden bir milleti yeniden doğurmuş, kurtuluş mücadelesi vermiş, genç cumhuriyeti inşa etmiş Gazi bir Meclistir. Bu coğrafya Batılıların “hasta adam” diye kastettikleri âciz, kudretsiz, imparatorluk Türkiyesi değildir; Allah’a şükürler olsun ki sosyal medya yaygarasıyla, kirli propagandalarla diz çöktürülmeyecek bir kudretin sahibi büyük Türkiye Cumhuriyeti’dir. Biz de onların evlatları olarak milletin vicdanı ve kıblesi neyi gösteriyorsa o istikamete ok gibi bakarak burada dimdik duracağız, terör örgütü mensuplarının terörizmin yardakçılarının bu paketten yararlanmasına Cumhur İttifakı olarak örmüş olduğumuz fikir duvarlarıyla geçit vermeyeceğiz.

Biz bu insanlarla hayata aynı yerden bakmıyoruz, hayatı aynı yerden okumuyoruz, aynı şeyleri düşünmüyor ve bununla da iftihar ediyoruz. Neden aynı yerden bakmıyoruz? Bakmamız mümkün değil de ondan. 1985 yılında kurulmuş, kurulduğu günden bugüne kadar 400’den fazla soruşturma geçirmiş, ölen her teröristin arkasından ağıt yakıp bunu bir sanatın icrası gibi sunmuş, utanmamış, sıkılmamış, Suriye’nin Tartus kentine gitmiş, Esad posterlerinin altında Türkiye’ye hakaret ede ede konserler vermiş sözde bir müzik topluluğunun, örgüt talimatıyla ölüm orucuna başlamış ve örgüt talimatıyla telef olmuş sözde bir solistine göz yaşı dökenlerle bizler aynı yerde durmuyoruz ve bununla da iftihar ediyoruz. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Aynı yerde durmadığımız gibi, onların döktükleri kanla ardında bıraktıkları yetimin, garibanın, kimsesizin, askerin ve polisin masumiyetini kendi iman ölçümüzün bir parçası kabul ediyor ve onların bu masumiyetini de davamız olarak telakki ediyoruz. Dolayısıyla elbette ki aynı yerde değiliz, elbette ki aynı şeyleri düşünmüyoruz.

Şimdi, sürekli bu kürsüye çıkıp vicdandan bahsedenlere, üst üste bizim vicdanımızın olup olmadığını tartanlara ben de şunu söylemek istiyorum: Bizim bir vicdanımız elbette ki var ama vicdanımızın yanında bizim taşıdığımız bir de kanımız var, yoğrulduğumuz hamurumuz var, mayamız var. İşte, damarlarımızdaki bu kan, hamurumuz ve mayamız, sizin peşine düştüğünüz teröristlere af konusuna geçit vermiyor, terörizmle pazarlığa müsaade etmiyor. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar) Biz mayamızın, meşrebimizin ve kanımızın gereğini yapıyor, Allah’a şükürler olsun ki bununla da iftihar ediyoruz.

İkinci olarak şunu söylemek istiyorum: Sürekli olarak aynı propagandayla karşı karşıyayız. Geliniyor buraya, sanki bütün dünyayı bilenler kendileri, sanki entelektüel okuma sahipleri sadece kendileri, bizler Anadolu’dan kopup gelmiş zır cahilleriz ve hiçbir şeyden haberimiz yokmuş gibi, üst perdeden bize fetva veriliyor. Ne deniliyor? Her cümle şöyle başlıyor: “Sizin terörist dedikleriniz… Sizin terörist dedikleriniz…” Biz de onlara diyoruz ki: Bizim terörist dediklerimiz, teröristin ağa babasıdır. Bizim terörist dediklerimiz, teröristin ta kendisidir. Bu ülkede PKK bir terör örgütüdür, DHKP-C bir terör örgütüdür, FETÖ bir terör örgütüdür, PYD bir terör örgütüdür ve ülkücüler, teröristin gözüne baktıkları anda terörist olduğunu çok iyi anlarlar. Dolayısıyla 3 tane harfi bir araya getirip örgüt kuran, emperyalist beslemelerin ve terör odaklarının kimler olduğunu bizler zaten Allah’a şükürler olsun ki çok ama çok iyi biliyoruz. O yüzden, terörizme merhamet göstermemeye kararlıyız. Çünkü merhamet, devletin zalimlere sunacağı bir nimet değildir. İhanete merhamet, vatana en büyük ihanettir. Buna inanıyor ve 1969’dan beri bu çizgide, ihanete merhametin vatana ihanet olduğu inancıyla dimdik ve abide gibi Türk siyasi hayatında duruyoruz. Bugüne kadar durduğumuz noktada bundan sonra da durmaya kesin olarak kararlıyız.

Bugüne kadar kullandıkları sihirli cümlelerin yanına yeni sihirli kelimeler buldular. Ne? “Eşit infaz.” Öyle mi? Kundaktaki bebeğe gidip acımasızca kurşun sıkacaksın, suçlu vatandaşla kendini kıyaslayıp eşit infaz isteyeceksin! Karakol basıp 20 yaşındaki delikanlıları şehit edeceksin, dolandırıcılıktan içeri girmiş suçlu vatandaşla eşit infaz isteyeceksin! Öyle mi, öyle mi? Gideceksin, nöbet tutan gariban polisi katledeceksin, ondan sonra, rüşvetten içeri girmiş suçlu vatandaşla eşit infaz dileneceksin! Bu merhamet gelip gelip bu Meclisin kudretli duvarlarında parçalanmaya mahkûmdur. Buradaki vicdan sahibi hiçbir Allah’ın kulu ve milletvekili bu duruşa asla ve kata, emin olunuz ki geçit vermeyecektir. (HDP sıralarından gürültüler)

OLCAY KILAVUZ (Mersin) – Dinle, dinle!

ARZU ERDEM (İstanbul) – Dinle, hatibi dinle!

YÜCEL BULUT (Devamla) – Sen niye üstüne alındın, hayırdır?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Devam edin, devam edin Yücel Bey.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sen devam et, devam et.

BAŞKAN – Sayın Bulut, sözlerinizi tamamlayın.

Buyurun.

YÜCEL BULUT (Devamla) – Bugün eşit infaz isteyenler, eşit infaz dilenenler -hani diyorlar ya- “Bu infaz paketinin, bu infaz yasasının arkasında kaldık, arkada bizi unuttunuz, arkada biz kaldık.” diyenler, önce akıttıkları kanla dönüp arkalarına bakacaklar, arkalarında kaç yetim bırakmışlar, kaç şehit bırakmışlar, kaç gariban bırakmışlar, onu görecekler ve bu muameleyi hak ettiklerini bilecekler. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar; HDP sıralarından “Hadi oradan!” sesleri ve gürültüler) Hiçbir şekilde vicdanımız sızlamıyor, inandığımızı yapıyor ve inandığımızı söylüyoruz. Teröristin yeri kodestir; hiçbir kudret, teröristi bu kodeslerden çıkarmaya yetmeyecektir. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Oluç, ne vardı?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Daha ne olsun?

BAŞKAN - Sayın Oluç, buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

41.- İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un, Tokat Milletvekili Yücel Bulut’un görüşülmekte olan 207 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin ikinci bölümü üzerinde MHP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın vekiller, tabii ki farklı görüşler var; ifade edeceğiz birbirimize, tartışacağız, zaman zaman da gergin tartışacağız, sesimiz de yükselebilir fakat bu tartışmaları belli bir üslup içinde yapmanın faydası olduğunu düşünüyoruz. Bize yönelik eleştirilerin ötesine geçmiş olan bütün hakaretamiz ifadeleri aynen hatibin kendisine misliyle iade ediyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – “HDP” demedi ama…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Akçay, buyurun.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Eşit infazı biz istiyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Ben, konuşmada sizin partinizin adının geçtiğini duymadım.

(HDP ve MHP sıraları arasında karşılıklı laf atmalar, gürültüler)

BAŞKAN - Arkadaşlar, bir dakikanızı rica edeyim, Sayın Akçay’a söz verdim.

Buyurun Sayın Akçay.

42.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan, Konuşmacımız… (Gürültüler)

İstirham ediyorum, lütfen sakin olalım arkadaşlar.

Sayın Başkan, konuşmacımızın adı Yücel, Soyadı Bulut; dedi ki: “Hava bulutlu.” Ama bir kısım zevat, sanki “Bize ördek dedi.” diye tepki gösteriyor ve bunu bir hakaret olarak kabul edip aynen iade ettiğini ifade etti. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar) Konuşmacımız, kişisel anlamda hiç kimseye hakaret yöneltmemiştir, mesajını Genel Kurula ve milletimize de vermiştir; Milliyetçi Hareket Partisi olarak da tamamen kabul ediyoruz. İadeyi de kabul etmiyoruz, onu iadeli taahhütlü olarak geri çeviriyoruz. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Oluç, buyurun.

43.- İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un, Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın vekiller, şimdi, eşit infaz konusunda ve adil infaz konusunda her birimiz -ben dâhil olmak üzere- bu kürsüde ve oturduğumuz yerde çeşitli konuşmalar yaptık, biliyorsunuz. Dolayısıyla bu kürsüde ve oturduğumuz yerlerde yaptığımız konuşmalarda kullandığımız bu ifadelere yönelik yapılmış olan konuşma zorumuza gitmiş değil, hakaretamiz bir konuşmadır. Fikirlerle mücadele edilirken fikirler konulur karşısına, hamaset ve asla bizim söylediklerimizi ve duruşumuzu kapsamayan ifadeler yönündeki tutumumuz çok açıktır. (HDP ve MHP sıraları arasında karşılıklı laf atmalar) Siz iade etseniz de etmeseniz de fark etmez. Ayrıca, biz, sizin partinize iade etmedik, konuşmacıya iade ettik, bu tutumumuzu da aynen sürdürüyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İSMAİL KAYA (Osmaniye) – Teröristin yeri kodestir!

BAŞKAN – Buyurun.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Hiçbir hakareti ama hiçbir hakareti asla kabul etmiyoruz. Görüşlerimizi sizden izin alarak kürsüde ve oturduğumuz yerde anlatmayız, istediğimiz gibi kürsüde ve oturduğumuz yerlerde fikirlerimizi, politikalarımızı, görüşlerimizi anlatırız. Bu memleketin sahibi sadece sizler değilsiniz, bizler de bu topraklarda yaşayan insanlar olarak bu memleketin ve bu toplumun bir parçasıyız ve sahipleriyiz; açık ve net. Hiç kimse bize yabancı, başka bir yerden gelmiş ve günün birinde gitmesi gereken muamelesi yapamaz, bize ayar vermeye de çalışamaz. Bu kadar nettir tutumum. (HDP sıralarından alkışlar, MHP sıralarından gürültüler)

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, lütfen, herkes yerine otursun, rica ediyorum.

Sayın Akçay, buyurun.

44.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin tekraren açıklaması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim.

Konuşmacımızın ifadeleri son derece açık ve net bir şekilde. Kimseye ayar vermek gibi bir düşüncemiz yok. Milliyetçi Hareket Partisi, imza attığı bir teklifi burada savunmaktadır. (HDP ve MHP sıraları arasında karşılıklı laf atmalar)

BAŞKAN – Arkadaşlar, bakın, Sayın Grup Başkan Vekili konuşuyor. Lütfen…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Günlerdir Genel Kurulda, sosyal medyada ifade ettiğimiz görüşler var ve bütün milletvekilleri de çıkıp görüşlerini ifade ediyor ve biz de Milliyetçi Hareket Partisi olarak sabırla, tahammülle bunları dinliyoruz. Dolayısıyla konuşmanın başında “Görüşlerimizi ifade ediyoruz, değerlendirmelerimizi ifade ediyoruz.” diyerek “Kimse ayar vermeye kalkışmasın.” ifadesini de doğru bulmadığımızı ifade ediyoruz. Biz açık seçik şekilde, ilk günden itibaren teknik ve hukuki bakımdan görüşlerimizin gerekli izahını yapıyoruz…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – …ve bu görüşlerimizle de millet vicdanıyla gereken buluşmayı yapmaktayız.

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

VII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Denizli Milletvekili Cahit Özkan, Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül ve Afyonkarahisar Milletvekili Ali Özkaya ile 57 Milletvekilinin Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2762) ve Adalet Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 207) (Devam)

BAŞKAN – Sayın Tiryaki, buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

(HDP ve MHP sıraları arasında karşılıklı laf atmalar)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, yerlerimize oturalım lütfen, rica ediyorum. Sayın milletvekilleri, sosyal mesafeye de dikkat edelim lütfen.

HDP GRUBU ADINA MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) – Sayın Başkan, dikkatimiz dağılıyor.

BAŞKAN – Sayın Tiryaki, siz başlayın, cankulağıyla dinliyorum ben sizi.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Sayın Tiryaki, biz dinliyoruz, sen anlat.

BAŞKAN – Arkadaşlar, lütfen, herkes yerine otursun, rica ediyorum.

Buyurun.

HDP GRUBU ADINA MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 207 sıra sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun Teklifi’nin ikinci bölümü üzerine grubumuzun görüşlerini sizinle paylaşmaya çalışacağım. Öncelikle, günün bu ilerleyen saatlerinde hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Adalet ve Kalkınma Partisinin iktidara geldiği 2002 yılında, cezaevlerinde 59.429 kişi vardı ve bunların önemli bir bölümü tutukluydu; 2019 yılında, bu sayı 282 binin üzerindedir ve bunların çok büyük bir bölümü hükümlüdür. Tırnak içerisinde, suçlu sayısı 6 kat artmış, bunların çok büyük bir bölümü hükümlü.

Avukatlar, uzun yıllar -sizin iktidarınızdan önce ve iktidarınızın ilk yıllarında- tutuklu sayısının yüksekliğinden şikâyet ederlerdi; şimdi artık öyle bir sorun yok, cezaevlerindeki 282 bin kişinin önemli bir bölümü hükümlü. Peki, bu sorunu nasıl çözdünüz? Dört ay içerisinde, iki üç celsede bir iftiracının, bir itirafçının beyanıyla insanları çok rahat altı yıl, dokuz yıl, on beş yıl hapis cezasıyla cezalandırabiliyorsunuz. Antidemokratik rejimlerin en önemli özelliklerinden biri de hem çok sayıda suçlu hem de çok sayıda suç üretmeleridir. Neden? Çünkü bütün muhalifler suçludur; bildiğimiz anlamda suçlu olmazlar, suçlanıp cezaevlerine atılmaları için sadece konuşmaları yeterlidir. Salt konuşmaları nedeniyle cezaevinde binlerce siyasetçi, sendikacı, öğrenci, akademisyen, aktivist ve insan hakları mücadelesi yürüten insan var. Hatta bırakın konuşmayı, susmak da bir soruşturma için yeterli. Evet, şaka değil, sustuğu için, sessiz kaldığı için insanlar hakkında soruşturma başlatılıyor. Bizler, Halkların Demokratik Partisi milletvekilleri Eş Genel Başkanımızı itiraz etmeden dinlediğimiz için; bizler, Halkların Demokratik Partisi milletvekilleri Grup Başkan Vekilimiz Fatma Kurtulan’ın yaptığı basın açıklamasını itiraz etmeden sessizce dinlediğimiz için hakkımızda soruşturma başlatıldı. Onlarca milletvekili hakkında, bugün Türkiye Büyük Millet Meclisine bu nedenle gelmiş fezlekeler var. Bakın, akademisyenler şiddete karşı çıktıkları için, devletin şiddetine karşı çıktıkları için terör örgütü üyesi olmakla suçlandılar, cezalandırıldılar, ihraç edildiler; Anayasa Mahkemesinden daha sonra bu döndü. Bu kafa yapısı hangi kafa yapısı biliyor musunuz? Muhtıracıların, darbecilerin kafa yapısı. 1968 kuşağı, bu ülkenin devrimcileri, bu ülkenin ilericileri Anayasa’nın üstünlüğünü savunuyorlardı. Hükûmetlerden Anayasa’ya uymalarını bekliyorlardı ve o devrimciler anayasal düzeni yıkmak suçlamasıyla idam edildiler. Bugün de şiddete karşı çıkanlar, devletin şiddetine karşı çıkanlar, her tür şiddete karşı çıkanlar terör örgütü üyeliğiyle suçlanıyorlar. Dolayısıyla elli yıldır bu ülkede değişen hiçbir şey yok.

Ben, maddeler üzerinde çok fazla ayrıntıya girmeden değerlendirmelerimi yapmaya çalışacağım. Bakın, teklifin 31’inci maddesine bir cümle ekliyorsunuz ve diyorsunuz ki “Ayrıca, hükümlüler kamu kurum ve kuruluşlarına bağlı kütüphanelerde bulunan ve 62 nci maddedeki şartları taşıyan yayınlardan yararlandırılabilir.” Yani Evet, hükümlü kütüphaneden yararlanacak ama ben kitabın veya yayının yasaklanıp yasaklanmadığıyla ilgilenmiyorum, başka şeylerle ilgiliyim. Öyle, mahkûm kafasına göre kitap okuyamaz, süreli veya süresiz yayını takip edemez. Eğer bir kitap kamu kurum ve kuruluşlarının kütüphanesinde varsa mahkûm bu kitabı okuyabilir, yoksa o kitabı okuyamaz.

Süreli ve süresiz yayınları da 32’nci maddede düzenliyorsunuz. Mevcut düzenleme öyle çok demokratik falan değil. Bakın, şöyle: “Kurum güvenliğini tehlikeye düşüren veya müstehcen haber, yazı, fotoğraf ve yorumları kapsayan hiçbir yayın hükümlüye verilmez.” Bunu değiştiriyorsunuz. Ne diyor teklif sahipleri? Bunu yeterince yasakçı bulmuyorlar, müstehcen yayınlar kısmını koruyorlar “Kurum güvenliğinin yanında, disiplinini veya düzenini bozan yayınlar da artık cezaevine alınmayacak.” diyorlar. Beğenmediğiniz her yayını disiplini veya düzeni bozucu bulabilirsiniz, öyle değil mi? “Yetmez ama hükümlülerin iyileştirilmesi amacına ulaşmayı zorlaştıran yayınları da almayacağız.” diyorsunuz. Yani cezaevi yönetimi, istemediği hiçbir yayını içeri sokmayabilir. Yetti mi? Yine yetmedi. Daha başka bir şey söylüyorsunuz, diyorsunuz ki “Basın İlan Kurumu aracılığıyla resmî ilan ve reklam yayınlama hakkı bulunmayan gazeteler de cezaevine sokulmayacak.” Nasıl, getirdiğiniz düzenleme iyi mi? Biz düşünce ve ifade özgürlüğü deyince ne diyordunuz? “Kalem silahtan tehlikelidir.” diyordunuz! Bu çatı altında söylediniz bunu. Keşke yeryüzünde tek bir silah kalmasaydı ve bütün dünyada kalem egemen olsaydı, keşke. (HDP sıralarından alkışlar)

Teklifin 33’üncü maddesine eklediğiniz bir hükümle bir düzenleme getiriyorsunuz, diyorsunuz ki “Salgın hastalıklarda tutuklu ve hükümlülere kurum telefonlarından ve fakslarından iletişim hakkı tanıyacağız.” Bu iyi bir şey, olumlu bir gelişme yalnız önceki haklardan bir farkı var, diyelim ki ölüm olduğunda bir telefonla görüşebilir, ani bir hastalık oldu görüşebilir fakat salgın hastalık döneminde bunu tek bir görüşmeyle kısıtlamamak gerekir. Belki 33’üncü maddenin bu şekilde düzenlenmesi yararlı olabilir.

Yine, 34’üncü maddede hükümlülere dışarıdan gönderilen hediyeyi kabul etme hakkını genişletiyorsunuz. Özel günler dışında, iki ayda bir; ayrıca çocuklar, 65 yaşını doldurmuş olanlar ve çocuklu kadınlar bu zaman dışında da hediye kabul edecek. Bu da olumlu düzenleme, bunu da destekliyoruz.

Teklifin 35’inci maddesine eklediğiniz fıkrayla öğretimden yararlanma hakkını bir yönetmeliğe tabi tutuyorsunuz. Bir yönetmelik ortaya çıkmadan buna ilişkin değerlendirme yapmak zor olur ama umarız, bu yönetmelik mahpusların eğitim öğretimden yararlanma hakkını kısıtlamaz.

Teklifin 36’ncı maddesinde “Hükümlülerin değerlendirilmesi ve iyi hâlin belirlenmesi” başlığıyla Kanun’un 89’uncu maddesini ayrıntılı bir şekilde düzenliyorsunuz. İçinde bir dizi olumlu hüküm var; bazı kurullara savcıların başkanlık etmesi, kurullara Aile Bakanlığından, Sağlık Bakanlığından uzmanların alınması gibi. Biz bunlara bağımsız temsilcilerin de alınmasının yararlı olacağını düşünüyoruz. Barodan, insan hakları örgütlerinden kişilerin de bu kurullara alınmasında yarar var.

37’nci maddede esasen teknik bir düzenleme yapıyorsunuz ancak mevcut yasa hükmü, 5275 sayılı Yasa’nın 92’nci maddesi gerçekten sorunlu. Yani hangi hâllerde bir mahpusun cezaevinden çıkacağı tek tek düzenlenmiş, bunun bir tane istisnası var mevcut rejim içerisinde; o da savcılığın talebi ve hâkim kararıyla, mahpusların yer gösterme veya verdikleri bilgilerin doğruluğunu araştırma amacıyla dışarı çıkarılabilmesi gibi. 90’lı yılların en tehlikeli uygulaması buydu; çok sayıda itirafçı cezaevlerinden çıkarılarak operasyonlara götürüldü, hatta bunların cinayet işledikleri, insan öldürdükleri söylendi. Eğer gerçekten amaç, verdikleri bilgilerin doğruluğunu araştırmaksa bir avukatın eşlik etmesiyle bu sorunun çözülebileceğini düşünüyoruz.

Teklifin 38’inci maddesiyle mazeret izninden yararlanma koşullarını yeniden düzenliyorsunuz, bunu da olumlu buluyoruz.

39’uncu maddede özel izinle ilgili bir düzenleme yapıyorsunuz, bu da genel olarak karşı çıktığımız bir düzenleme değil.

40’ıncı maddesinde izinden dönme ve geç dönmeyi düzenliyorsunuz salgın hastalık ve bu durumlarda. Burada da karşı çıktığımız bir şey yok.

Sürem kısalıyor, her biriyle ilgili söylemek istediğim o kadar çok şey var ki atlamak istemiyorum. O yüzden, en önemli şeylere geçeyim. 42’nci madde, 43’üncü madde, 44’üncü madde, 45’inci madde, 46’ncı madde; hepsiyle ilgili söylemek istediğim şeyler var ama belki de bu infaz rejiminin en önemli maddeleri geçici madde ve 48’inci maddesi. Koşullu salıvermeyi yeni baştan düzenliyorsunuz; cezaların 2/3’ünü çekenlerin bir kısmı için infaz rejimini 1/2’ye düşürüyorsunuz, bazı suçları bundan istisna tutuyorsunuz. Oysa infaz rejiminin merkezinde herkes bilir ki suç değil, suçlu esas alınır. Faile bakmadan bazı suçları kapsam dışında tutuyorsunuz. Bu düzenleme açıkça Anayasa’ya aykırı.

Bakın, ben size koşullu salıvermeyi de kapsayan bir Anayasa Mahkemesi kararı okuyacağım: “Ancak cezanın çektirilmesi, işlenen suçun türüne bağlı olmaksızın suçlunun topluma uyum sağlamasını ve topluma yeniden kazandırılmasını amaçlar.

Bu amacın gerçekleştirilebilmesi (karardan) suça bağlı kalmadan ayrı bir program uygulanmasını gerektirir. Tüm çabalar, suçlunun uyumsuzluğuna neden olan psikolojik, çevresel, sosyal ve kişisel etkenlerin belirli bir infaz programı içinde giderilerek suça yeniden yönelmesini önlemektir. Bu program suça göre değil, suçlunun infaz süresince gösterdiği davranışlara ve iyi durumuna göre düzenlenecektir.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın lütfen.

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkan.

“Bu da infazın, mahkûmların işledikleri suçlara göre bir ayrıma gidilmeden, aynı esaslara ve belirli bir programa göre yapılmasını ve sonuçlarının gözlenmesini gerektirir. Aynı miktar cezayı alan iki hükümlüden birinin sırf suçunun türü nedeniyle daha uzun süre ceza çektikten sonra şartla salıverilmesi cezaların farklı çektirilmesinin sonucunu doğurur ve bu imi mahkûm arasında eşitsizliğe neden olur.

Böylece infaz yönünden eşit ve aynı durumda bulunan mahkûmlar arasında şartlı salıverme bakımından ayrı uygulama, Anayasa’nın 10’uncu maddesinde öngörülen yasa önünde eşitlik ilkesine uygun düşmemekte ve bu ayrılığın haklı bir nedeni de bulunmamaktadır.” Anayasa Mahkemesinin 8 Ekim 1991 tarihli -esas sayısı 1991/34, karar sayısı 1991/34- kararı.

Evet, sorun şu: 2 tane hapis cezasından bahsediyoruz; altı yıl hapis cezası ve altı yıl hapis cezası. Suçlular için öngörülen hapis cezası…

Son cümlelerimi söyleyeceğim Sayın Başkan, müsaade ederseniz.

Suçlar arasında farklı hapis cezası öngörebilirsiniz; bir suç için bir yıl…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Devamla) – …bir suç için beş yıl, bir suç için yirmi yıl, bir suç için otuz altı yıl. Bunda herhangi bir sorun yok ama bu suçtan sonra, insanlara -bu suçtan ceza çektirmede- infazda eşitlik uygulamak zorundasınız. Suçlar arasında cezalar farklı olabilir fakat infaz rejimi eşit olmak zorunda.

BAŞKAN – Teşekkür ettim Sayın Tiryaki.

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Devamla) – Bakın, dünyada bir tek bizim ülkemizde “infazmatik” diye bir program var. Onlarca yıllık ceza avukatı bir suçun ne kadar sürede çektirileceğini bilmiyor. Bu, bizim için utanç kaynağıdır. Kimse burada suçları tartışmadı.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Tiryaki.

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Devamla) – Suçları sabaha kadar tartışabiliriz, tartıştığımız konu eşit infazdır.

Bu kadar diyorum, hepinize saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Tufan Köse. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA TUFAN KÖSE (Çorum) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; temel insan hak ve özgürlüklerini, bağımsız adaleti zedeleyen, alelacele hazırlanmış teklifleri -bu teklifi- kamuoyunda tartışılmasına izin vermeden, paldır kültür yasalaştırmak klasik bir AKP taktiği. Son yıllarda, birkaç yıldır nedense, bilemediğimiz sebeplerden Milliyetçi Hareket Partisi de bu klasik AKP taktiğine destek veriyor.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Birlikte verilen teklif, destek değil.

TUFAN KÖSE (Devamla) – Bu düzenleme de aynı, hiç farksız. Başta Anayasa’ya aykırı, beşte 3 çoğunluk gerekiyor. Aslında bu bir “özel af” herkes de biliyor bunu ama uzlaşma aramıyorsunuz. Yazım hatalarıyla dolu, kimlerin yararlanacağı, kaç kişinin cezaevinden çıkacağını inanın ben Adalet Bakanlığının bürokratlarının bile bilmediğini düşünüyorum yani onlar da bilmiyor bunu.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – 50 defa söylediler.

TUFAN KÖSE (Devamla) – 50 defa değil 150 defa da söyleseler sen de bilmiyorsun.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sen nereden biliyorsun?

TUFAN KÖSE (Devamla) – Tabii bunun suçunu sadece bu teklifi getirenlere yıkmak da doğru değil. On sekiz yıldır bir iktidar var ki gece yarısı ekledikleri maddelerle, “temel kanun” adı altında kimseyi konuşturmadan çıkardıkları kanunlarla, kanun hükmünde kararnamelerle, birtakım başka şeylerle Türkiye Cumhuriyeti’nin mevzuatının altını üstüne getirdiler. Peki, bugünlerde cumartesi, pazar da çalışıyoruz, amaç ne? Türkiye’de artan cezaevi nüfusunu düşürmek. Yani öyle bir adaletsiz, zalim düzen var ki sürekli suçlu üretiyor. 50 binlerde aldığınız cezaevi nüfusu, bugün 300 binlere ulaşmış. 2021’e kadar da cezaevi kapasitesini 500 bine çıkarmayı düşünüyormuş Adalet Bakanlığı, büyük bir yatırım hamlesiyle. 43 Avrupa ülkesinde cezaevi nüfusu en çok olan ülke, maalesef, ülkemiz. Genel Kurulda bu yüzden, bu nüfusu azaltmak için hafta sonu da dâhil görüşüyoruz.

Nüfus düşecek. Peki, bir süre sonra –ki Türkiye’de ayda 2 bin kişi yeniden tutuklanıyor- bu infaz düzenlemesinden sonra cezaevlerinin yeniden dolacağı iki iki daha dört. Buna bir çare var mı, buna bir çare getiriyor mu düzenleme? Hiçbir çare getirmiyor. Yani infaz kanunlarını da devamlı değiştiremeyeceğimize göre, temel sorun nasıl çözülecek? Bizim asıl cevap aramamız gereken soru bu. Suçlu üreten bu ekonomik ve sosyal adaletsiz düzeni de değiştirmek adına hiçbir adım atmıyorsunuz.

Arkadaşlar, bakın, şöyle, ben hiç şey yapmayacağım, çok somut önerilerle geleceğim. Bir kere, infazda eşitliği sağlayalım. Suçtan değil, suçludan hareket ederek infaz düzenlemeleri yapılır. Bunlar, hukukun genel ilkeleridir; bunlar, evrensel hukukun teorilerinde var. Somut öneri şu: Bir kere, 2014’te bir yasa çıkardınız, sulh ceza hâkimliklerini düzenlediniz. Bakın, zannediyorum, sulh ceza hâkimleri Ankara’da 9 tane. Sulh ceza hâkimleri, Reisin, Sayın Cumhurbaşkanının gözüne bakıyorlar, ne derse onu yapıyorlar. Muhalif olup da onların tutuklama zincirinden kurtulmak mümkün değil. Bakın, bu Wikipedia kararları, Kavala kararları, Sayın Eş Genel Başkan Pervin Buldan kararları, benzer, Selçuk Kozağaçlı kararları filan hep bu sulh ceza hâkimlerinden. Yine, hukukun temel ilkelerine aykırı olarak sıralı bir itiraz yolu yok. Sulh ceza mahkemesi hâkiminin kararına sulh ceza mahkemesinde itiraz ediliyor, ona itiraz edebiliyorsunuz; Ankara’da 9 taneymiş. Hâkimler ve Savcılar Kurulunun, haksız işlemlerinden dolayı disiplin soruşturması yaptığı bir tek sulh ceza hâkimi yok; varsa söyleyin, belki bir tane vardır.

Yine, 15 Temmuzdan sonra 5 bine yakın hâkim görevinden atıldı. Bir sulh ceza hâkimi yok görevinden atılan, varsa söyleyin. Belki bir kişi vardır. Bazen böyle örnek veriyoruz, “Bir kişi yok.” diyoruz, “Bir kişi var.” diyorsunuz.

Şimdi, arkadaşlar, bir tek disiplin cezası yok dedim, bir tek atılan hâkim yok dedim ve bu hâkimler, maalesef, Adalet ve Kalkınma Partisinin çeşitli organlarında çalışarak oraya atanmış -bana göre, beraat kararını bile yazdırmaktan âciz hâkimdir- ve bu hâkimler Cumhurbaşkanının gözüne bakıyorlar, ne dediğini gözlerinden anlıyorlar ve devam ediyorlar.

Şimdi devam edelim. Arkadaşlar, terör tanımı çok önemli. Milliyetçi Hareket Partili arkadaşlar -Komisyonda da söyledim- sanki “terörsavar” arkadaşlar. Ya, terör insanlık suçu, terörü kim savunabilir ki.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – E, savunuyorsunuz.

TUFAN KÖSE (Devamla) – Lanet olsun teröre.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Siz de savunuyorsunuz.

TUFAN KÖSE (Devamla) – Bakın, şimdi ben size bir şey söyleyeceğim. Demin burada bir arkadaş konuştu, bir parantez açıyorum burada: “İndim maden ocağına yeryüzü sıcak olsun diye dost/ Yıllar boyu kazma salladım suskunca bu zindanda, çocuklar gülsün diye dost/ Oysa bizim evde gülen yok.” diyen Helin Bölek’le aynı meşrepte değilmiş arkadaş, zaten olma. Sen, Soma Holdingin sahibi Can Gürkan’la beraber ol çünkü bu kanun teklifi Can Gürkan’ı affediyor arkadaşlar. İki yüz seksen gün sonra açlık grevinde ölmüş. Niye ölmüş? Türkülerimizi söyleyelim, yasak olmasın diye, açlık grevinde ölmüş genç bir sanatçı. Sen, eğer onun yanında olursan zaten -senin meşrebin- biz, rahatsızlık duyarız ondan, açık söylüyorum. Sen git, Habur’da seyyar mahkeme kurup Türkiye Cumhuriyeti’nin Anayasası’nı ve mevzuatını amuda kaldıran AKP iktidarıyla beraber dur zaten! (CHP sıralarından alkışlar) Beraber duruyorsun! Beraber dur sen onlarla! Sen onlarla beraber dur! (MHP sıralarından gürültüler)

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Sen kiminle berabersin?

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Sen yaş günü kutla!

TUFAN KÖSE (Devamla) – Bakın, şimdi, dünyada terör de eşik, şiddettir. Bakın, eğer terörün ne olduğunu güçlüler söyleyecekse Engin Alan’ı yatırırlar cezaevinde.

Nemrut Mustafa Divanı… Dün de söyledim: Dün, Boğazlıyan Kaymakamı Mehmet Kemal’in 101’inci ölüm yıl dönümüydü. Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarını da idamla yargılıyordu bu Nemrut Mustafa Divanı. Eğer siz yetkiyi ona verirseniz, hukukun evrensel değerlerine değil de güçlü olan iktidara verirseniz, Engin Alan’ı da yargılar, Mustafa Kemal’i de yargılar, Mehmet Kemal’i de yargılar, dünyaca ünlü organ nakli uzmanı Mehmet Haberal’ı da yargılar, beş yıl yatırır. Onlarla da iş birliği yaptınız; AKP iktidarı yaptı, siz onlarla iş birliği yapıyorsunuz şu anda.

Şimdi, bunu, terörü bir kere tanımlayacağız eğer cezaevlerindeki sayıyı artırıyor diyorsak. Yani corona virüsü paylaşımı yaptı diye, İçişleri Bakanı açıklıyor, işte, 3 bin kişiye soruşturma yapmışlar, gözaltına almışlar; tır şoförüdür, üniversite öğrencisidir 20 yaşında, otuz yıllık gazetecidir. Yahu her şey terörden suçlanıyor: “Halkı kin ve nefret duygularıyla bölmek.” Kim belirliyor bunu? İşte, sulh ceza hâkimleri belirliyor.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sen mi belirleyeceksin, elbette onlar belirleyecek.

TUFAN KÖSE (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, hukuk belirlesin, evrensel hukuk belirlesin diyoruz.

Şimdi, değerli arkadaşlar, “Gizli kalması gereken belgeleri açıklamak.” daha önce açıklanmış olmasının hiçbir önemi kalmamış artık memlekette. “Ben ilk miydim?” diyor, “Senden duydum ben.” diyor. Aynı, hani Museviler ile Hristiyanların bir fıkrası var ya, çok bilinen fıkra: “Sen Hazreti İsa’yı çarmıha germişsin.” diyor, dövüyor bir Musevi yurttaşı, “Kardeşim, iki bin yıl önce olmuş.” diyor, “Ben yeni duydum.” E “Ben yeni duydum.” Böyle bir şey var mı? Bakın, 6 gazeteci yatıyor “Ben yeni duydum.” diye şu anda, 6 gazeteci tutuklu.

Şimdi, Cumhurbaşkanımız, Anayasa’yla değişti, artık bir partinin Genel Başkanı, tarafsızlığını yitirmiş, ayan beyan belli, zaten anayasal bir hüküm tarafsız olmayacağı. Şimdi, Cumhurbaşkanına karşı işlenen suçlara, tarafsız Cumhurbaşkanı için düzenlenen bir kanun maddesiyle ceza verilmesi hak mıdır, adalet midir arkadaşlar yani kim bunu savunabilir? Bu cumhurbaşkanı yarın Cumhuriyet Halk Partisinin de genel başkanı olabilir, yahut başka bir partinin de genel başkanı olabilir. Ben bunu savunamam, sizler de savunmayın. Bakın, bundan da 20 bine yakın dosya var, bir sürü tutuklu var benim bildiğim. Buna ilişkin de bir düzenleme yok burada, bu kanunda. Yani gazetecilerle ilgili, dünyanın her tarafında basın özgürlüğü kapsamında değerlendirilebilecek açıklamalardan dolayı bir dünya, 90’a yakın gazeteci yatıyor. Hâlbuki tutuksuz yargılanmak esas değil mi bizim Anayasa’mızda? Yani tutuksuzluk, masumiyet karinesi; bunlar öldü mü, bitti mi, Türkiye’den kaldırıldı mı masumiyet karinesi filan, nasıl oldu, anlamadım ben? Çok değişti her şey yani resmen.

Şimdi, diyorlar ki işte “Dolandırıcılar çıkacak, rüşvet alanlar çıkacak.” Organize suç örgütünün liderleri çıkıyor tabii, bunları haber yapanlar çıkamayacak. Şimdi, namuslu bir tüccar, çek vermiş ve çekini ödeyememiş, o çıkamıyor ama dolandıran çıkıyor, gasıp çıkıyor, gasp yapmış çıkıyor, tutuklular…

Bakın arkadaşlar, bu, önce tutuklulara yapılması gereken bir düzenleme aslında. Bence aslında bu yasa, ağır cezayı gerektiren suçüstü hâlleri harici tutukluları hemen bırakmalı, bunun teklifini verelim bugün, bunu konuşalım. Tutuklular duruyor, FET֒cü hâkimlerin yargıladığı ve FETÖ borsasına para veremeyecek kadar gariban vatandaşlar, bunlar tutuklu, bunlar hükümlü, bunlar duruyor. Az evvel bir arkadaş söyledi, FET֒nün kasası dışarıda yani FET֒ye para sağlayan. Şimdi, bakın, para deyince hatırlıyor musunuz FET֒cü hâkimler, Kuddusi Okkır, -adamın cenazesini belediye kaldırdı- “Ergenekon terör örgütünün kasası” diye yargıladılar bu adamı, cezaevinde kanserden öldü, hatırlıyorsunuz değil mi? Yani terörün ne olduğunu evrensel hukuk değil de güçlüler söylerse Kuddusi Okkır terör örgütünün kasası olmaktan, Engin Alan terör örgütünün yöneticisi olmaktan, İlker Başbuğ hem Genelkurmay Başkanı hem de terör örgütü başı olmaktan yargılanır, Boğazlıyan Kaymakamını asarlar.

Bakın, arkadaşlar, bir sürü ihale yapıyorsunuz. Ben bazen artık diyorum ki hadi yolsuzluk da olabilir demek ki mutlak iktidarın doğasında var ama artık yapılan bir kısım ihaleler vatana ihanet boyutuna geldi. Elli yıl sonra bile geçilmeyecek dağ başlarına tünel yapıyorsunuz.

(AK PARTİ sıralarından “şehir hastaneleri” sesi)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

TUFAN KÖSE (Devamla) – Şehir hastaneleri…

Yarın birileri çıkar “Sen benim ülkemin ekonomik menfaatlerini yabancı ülkelerle paylaşıyorsun, zarar veriyorsun, sen vatan hainisin.” der, sizi de yargılarlar, bakın hukuk herkese bir gün lazım olacak.

Geçmişte bu Mecliste Fetullah Gülen adı söylendiğinde acayip kavgalar çıkıyordu, Kamer ağabey rahmetli, nur içinde yatsın yani burada çok saldırıya uğradı sadece Fetullah Gülen dediği için biliyor musunuz? Bugün de Recep Tayyip Erdoğan deyince kavgalar çıkıyor, saldırıya uğranıyor. Arkadaşlar, hep söylüyoruz, hukuk herkese bir gün lazım olacak, hukukun evrensel değerlerinden uzaklaşmayalım.

Son söz, bu kanun -tabii ki itiraz etmiyoruz çıksın, biz daha çok insan çıksın istiyoruz bu durumdan- infazda adaleti sağlamıyor, vicdanları rahatlatmıyor, cezaevlerindeki nüfus patlamasına çözüm getirmiyor.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Sayın Başkan…

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Bülbül...

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

45.- Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül’ün, Çorum Milletvekili Tufan Köse’nin görüşülmekte olan 207 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin ikinci bölümü üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Sayın Başkanım, şimdi, gecenin bu ilerleyen saatinde çok temel tartışmaları canlandıracak bir konuşma söz konusu oldu. Bizim konuşmamız Cumhuriyet Halk Partisine yönelik bir konuşma değildi, Cumhuriyet Halk Partisinin ismi verilerek yapılmış olan bir konuşma değildi, bizim bölüm konuşmamızı yapan değerli milletvekilimizin yapmış olduğu konuşma böyle bir konuşma değildi. Ancak, burada, Milliyetçi Hareket Partisine yönelik bizim çok rahatsız olacağımız ve asla kabul etmeyeceğimiz birtakım çok temel ifadeler kullanıldı. Biz, şimdi, CHP’nin kim olduğunu anlatmaya başlarsak, şu anki siyasetinin ne olduğunu konuşursak buradan bu akşam çıkamayız. Ama şunu tekrar ifade etmekte fayda var: Biz temeline insan sevgisini almış olan ve hiçbir zaman başkasını, kendisinin dışındakileri ötekileştirmeyen ve her zaman bu ülkenin topraklarında yaşayan 83 milyon Türk milletini kucaklamayı, onun refahını, mutluluğunu ve güvenliğini esas alan bir siyasi hareketiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bülbül.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Bizim hayatımız boyunca misyonumuz da vizyonumuz da budur. Biz hamaset yapmayız. Meselelere reel bir şekilde, gerçekçi bir şekilde yaklaşmaya ve tarih şuuru, tarih perspektifi içerisinde meseleleri değerlendirip geleceğe bu noktada yön vermeye, istikamet çizmeye çalışırız.

Şimdi “Milliyetçi Hareket Partisi kimlerle beraberdir?” “Ne zaman ne yapmıştır?” meseleleri çok derin meseleler. Ama o konuda ben size kısaca bir şey ifade edeyim: Milliyetçi Hareket Partisi, her zaman Türk’e düşman olanlara karşıdır, Türk milletine hasmane tutum sergileyenlere, onun geleceğini karartmaya yönelik faaliyetler içerisine girenlere hayatı boyunca çok istikrarlı ve tutarlı bir şekilde karşı olmuştur. Bu konuda kuyu kazanların her zaman karşısında olmuşuzdur. Bu noktada da Türk milletine reva görülen bu muameleye karşı direnç göstermeyi hedefleyen, kararlı bir duruş sergilemeyi hedefleyen kim varsa hiçbir ayrım yapmaksızın -bugünkü siyasi ortamı ifade etmek istemiyorum sadece- siyasi hayatımız boyunca onlarla beraber olmuşuzdur, beraber olmaktan da hiçbir zaman yüksünmemişizdir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi lütfen.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Bizim için temel olan hadise, Türkiye’nin, Türk milletinin yükselişi için çaba sarf etmek, samimi çaba sarf etmek, Türkiye ve Türk düşmanlarına karşı kararlı duruş göstermektir. Bu konuda kim varsa “Türk milliyetçisi sadece Milliyetçi Hareket Partisinde olmaz, sanki vatanseverlik sadece size mi has…” Hiç kimseye de kıskançlığımız yok. Herkes bu memleketi sevebilir, biz bundan ancak mutlu oluruz. “Bu memleketi seviyorum.” diyen ve “Bu memleketin düşmanlarına asla ve asla geçit vermeyeceğim.” diyen kim varsa başımızın üstünde yeri vardır diyor, saygılar sunuyorum. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Akbaşoğlu…

46.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, Çorum Milletvekili Tufan Köse’nin görüşülmekte olan 207 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin ikinci bölümü üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Değerli milletvekilleri, biraz evvel konuşan hatibin ifade ettiği bazı gerçek dışı iddialar söz konusu, onlarla ilgili söz aldım.

“Hâkimler Cumhurbaşkanının gözünün içine bakarak karar veriyor.” gibi abesle iştigal edilen bir söz söylendi. Hâkimler, kanuna, mevzuata, hukuka ve vicdanlarına bakarak karar verirler.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Yalan!

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – İkinci olarak, hakaret herkes için suçtur. İster milletvekili, ister sade vatandaş, kadın, erkek, genel başkan, memur, amir, kim kime hakaret ederse bu suçtur ve tarafsız, bağımsız mahkemenin önünde hesabını verir. Hâkimler mevzuata göre sonucu ortaya koyar. Dolayısıyla, sistem bu şekilde işlemektedir.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Asla!

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Türkiye Cumhuriyeti devleti dünyanın en demokratik ülkelerinden bir tanesidir. (CHP ve HDP sıralarından gürültüler)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Arkadaşlar lütfen.. Rica ediyorum… Bu saatte yakışmıyor hakikaten.

Tamamlayın sözlerinizi Sayın Akbaşoğlu.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Türkiye Cumhuriyeti devleti bir hukuk devletidir ve herkes hukuk önünde eşittir. Kim suç işlerse karşılığını görür.

DİRAYET DİLAN TAŞDEMİR (Ağrı) – Sözde, sözde. Kesinlikle görmedim.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Kesinlikle, bu mevzuatla ilgili, bugün görüştüğümüz yasa teklifiyle ilgili paldır küldür getirme durumu söz konusu değil. Bir yılı aşkındır konuşulan, Komisyonda sonuna kadar görüşülen ve görüyorsunuz, salı gününden beri -bugün cumartesi günü- devam eden ve bütün maddelerle ilgili önergeler üzerinden her türlü fikir ve kanaatlerini burada, Millet Meclisinde dile getiren bir çalışmayı milletimiz hep beraber izliyor, dinliyor ve takdirini ortaya koyacaktır kendisi. Tabii, kimileri Selim Kiraz’ın yanında, kimileri de PKK ve DHKP-C’nin yanında yer alabilirler. Biz, savcı Selim Kiraz’ın yanında yer alanlarız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın lütfen.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Biz, PKK’nın, DHKP-C’nin, PYD’nin, DAEŞ’in, ideolojisi ne olursa olsun her türlü teröristin ve terör örgütlerinin karşısındayız. Pek tabiidir ki kundaktaki bebekleri öldürenler ancak kodeste kalmaya mahkûmdurlar. (CHP ve HDP sıralarından gürültüler)

Biz bu konuda hiçbir şekilde, insanımıza zarar veren terör örgütlerinin hiçbirisinin bu konuda, bu tekliften yararlanmaması gerektiği konusunda milletimizin kanaatleri doğrultusunda bu görüşleri ortaya koyduk ve bunun takdirini de kimin nerede durduğunu da millet takdir edecektir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – Kim tutar seni, ya!

BAŞKAN – Arkadaşlar, birbirimize asgari saygı göstermemiz herhâlde yapacağımız en doğru şeydir.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Şimdi ben, müsaadenizle, değerli arkadaşlar, aynı yapılanları, diğer HDP ve CHP Grup Başkan Vekillerinin konuşmaları esnasında bizim gruptaki arkadaşların yapmalarını rica etsem mütekabiliyet olarak nasıl olur acaba? Nasıl olur?

VELİ AĞBABA (Malatya) – Bravo!

BAŞKAN – Sayın Akbaşoğlu, ben başka bir şey rica etsem.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Tamam peki. Arkadaşlar, sizden ricam, aynı tarzda, mütekabiliyet esasına göre nasıl faşist bir yaklaşım içerisinde olduğunuzu millet de görüyor. Faşist bir yaklaşım bu, faşist. Evet, faşist bir yaklaşım, sizin yaklaşımınız faşist bir yaklaşım. Evet tabii, sizler susturmuyorsunuz. Orada biz konuşurken, Grup Başkan Vekilleri konuşurken ya herkesi teker teker burada… (HDP sıralarından gürültüler)

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Sizin arkadaşlarınız her gün laf ediyor. Biz onlara “faşistsiniz ” dedik mi ya “faşistsiniz” dedik mi!

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Laf etmiyor, hiç kimse etmiyor. Hiç laf etmiyor, hiç laf etmiyor.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Ediyor, her zaman bağırıp çağırıyorlar.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Hiç laf etmiyor, herkes dinliyor.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Bir kere kalkıp “faşisttir” dedik mi! Ayıptır ya!

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Bundan sonra, nasıl konuşulursa, nasıl hareket edilirse öyle hareket edileceğinin herkesin bilmesini istiyorum.

Teşekkür ediyorum. (Gürültüler)

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Gecenin bu saatinde bu nasıl bir şey! Hayret bir şey ya!

BAŞKAN – Değerli Grup Başkan Vekilleri, müsaade edin.

Sayın Beştaş, buyurun.

47.- Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – İstediğiniz kadar bizi tehdit edebilirsiniz. Bu tehditlere karnımız tok.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Tehditle alakası yok, tehditle hiç alakası yok. Tehdit değil, tespit.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Grup Başkan Vekili, burada bir miting meydanındaymış gibi, böyle hamasetle bizi ürküteceğinizi ya da bizim geri duracağımızı sanıyorsanız büyük bir yanılgı içindesiniz. Lütfen kendinize gelin!

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Biraz evvel sizin hatipleriniz öyle yaptı, biraz evvel sizin hatipleriniz.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Faşizm nedir, faşist kime denir, bunu biraz tartışalım. Burada bizim sözlerimiz karşısında sizin grubun…

BAŞKAN – Bu saatte tartışmayalım lütfen.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Efendim, niye ben tartışınca “Tartışmayın.” diyorsunuz? On dakikadır konuşuyor…

BAŞKAN – Hayır, tartışalım da artık bu saatte tartışmayalım yani.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Siz de lütfen tarafsız olun Sayın Başkan, lütfen.

BAŞKAN – Ben olanca hâliyle tarafsızım yani.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Lütfen, tarafsızlığınızı koruyun.

BAŞKAN – Buyurun.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Burada siz bir cümle kurdunuz, dediniz ki: “Biz, milletimizin kanaatleri doğrultusunda bu infaz paketini -öyle anladım en azından- hazırladık.” Burada, milletin kanaatleri falan yok. Burada, sizin iktidarınızın bekası, kendinize karşıt ilan ettiğiniz muhalefet…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sonuçta 2 parti birlikte bu tasarıyı getirdiniz ve herkesi terörist ilan ederek “Bunları dışında tutuyoruz.” diyorsunuz. Ben size bir örnek vereceğim -şu anda haberlere düştü, ailesini yakından tanıdığım bir isim- Sabri Kaya, 3’üncü keredir yoğun bakıma gidiyor. Osmaniye Cezaevinde yatıyor ve hastalıkları çok ciddi; ayrıntıya girmeyeceğim. Biz size diyoruz ki: Siz bu infaz paketiyle insanları öldürüyorsunuz, öldürmeye karar vermişsiniz ve bunun vebali çok açıktır, cinayet suçudur bu. Sizin sorumluluğunuzda olan bu ağır hasta tutukluları ölüme terk etmek ağır bir suçtur ve siz şu anda bunu yapıyorsunuz. Geliyorsunuz bize diyorsunuz ki “Sizinkiler bize sataşıyor.” Biz insanların hayatını savunuyoruz, hayat; yaşamı savunuyoruz, bunu defalarca söyledik. Siz bize efendim “Kimin yanındasınız, şunun yanındasınız.” diyorsunuz. Ya biz insandan yanayız, sözden yanayız, özgürlükten yanayız…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi, açalım mikrofonu.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – …eşitlikten yanayız, demokrasiden yanayız, hayattan yanayız hayattan ve siz bu sözlerle hayatı öldürüyorsunuz. Şu anda sizin o “milletin kanaati” dediğiniz mesele var ya milyonlarca insan eli yüreğinde sabahlara kadar çocuğundan, babasından, eşinden, kardeşinden, kızından kötü bir haber gelecek diye geceler boyunca uyuyamıyor.

Sayın Özel, gülmenize gerek yok, ben gayet ciddi bir şey anlatıyorum.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Gülmüyorum ki. “Kundaktaki bebek” deyince siz niye rahatsız oluyorsunuz? Burada hiç gülen yok ki.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sabri Kaya’nın kızıyla defalarca görüştüm ve kızı sadece babasının sağ salim gelip evde en azından vedalaşması için büyük bir mücadele yürütüyor. Siz insan olmanın gereğini yerine getirin, sizden istediğimiz budur yoksa bir şey dilenmiyoruz. Bu “infazda adalet” dediğimiz mesele de evrensel bir kuraldır, sizin iktidarınızın bekasından da çok daha büyüktür. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Özel…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Çok yorucu…

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Gecenin bu saatinde “İnsan olmanın gereğini yapın.” lafını çok yanlış konuşuyorsunuz.

BAŞKAN – Hasan Bey, rica ediyorum.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Biz öyle görüyoruz, biz öyle görüyoruz.

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Bu çok terbiyesizce bir ifadedir, kabul etmediğimi belirtiyorum.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Terbiyesiz sensin lan, sen kimsin? Sen kime “terbiyesiz” diyorsun? Kime “terbiyesiz” diyorsun?

RECEP ÖZEL (Isparta) – “Terbiyesiz” demedi ya.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sen terbiyesizsin. Aynen iade ediyorum.

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Kabul etmediğimi belirtiyorum. ”İnsan değilsin.” diyemezsin, o ifade terbiyesiz bir ifadedir.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sen terbiyesizsin!

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Aynen öyledir, aynen öyledir! Konuşma daha fazla, otur yerine!

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Saygısızsın ve terbiyesizsin ve insan değilsin. İnsanlıktan nasibini almamışsın.

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Senden insanlık öğrenmem ben.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – İnsanlığı sizden mi öğreneceğiz?

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Bir hanımefendisin, bunu konuşuyorsun gecenin şu saatinde.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Bana ne ya, bana ne gecenin saatinden! İnsanları ölüme terk ediyorsun.

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Bana insanlık mı öğreteceksin? Tamam o zaman otur yerine!

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sen de otur!

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Oturabilirsin yerine, boş konuşma! O kelime hadsiz bir kelimedir, dediği lafa bak ya!

EMİNE SARE AYDIN (İstanbul) – “Terbiyesiz” demedi.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan, “terbiyesiz” lafına müdahale etmediniz, teşekkür ederim!

EMİNE SARE AYDIN (İstanbul) – Hayır, “terbiyesiz.” demedi, çarpıtıyorlar Başkanım.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Açıkça “terbiyesiz.” dedi.

(AK PARTİ ve HDP sıraları arasında karşılıklı laf atmalar, gürültüler)

BAŞKAN – Karşılıklı konuşmalarınızı ben buradan duyamıyorum ki.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Hayır, yani “terbiyesiz” lafını iade ediyoruz.

BAŞKAN – Ne kadar fazla uğultunun buraya geldiğini biliyor musunuz?

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Hayır, “terbiyesiz” demedi, “terbiyesizce.”, “terbiyesizce.”

EMİNE SARE AYDIN (İstanbul) – “Kullandığınız kelime çok terbiyesiz bir kelime.” dedi. Çarpıtmayın. “terbiyesiz.” demedi.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – “Terbiyesizce” demek “terbiyesiz.” demek olmuyor, öyle mi?

EMİNE SARE AYDIN (İstanbul) – Hayır, olmuyor. Size açıkça “terbiyesizsiniz” demedi ki beyefendi!

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Ya siz her şeye… Bir durun ya! Gerçekten, helal olsun yani!

EMİNE SARE AYDIN (İstanbul) – Yani çarpıtma konusunda…

BAŞKAN – Arkadaşlar, birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 23.18

YEDİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 23.25

BAŞKAN: Başkan Vekili Süreyya Sadi BİLGİÇ

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Enez KAPLAN (Tekirdağ)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 82’nci Birleşiminin Yedinci Oturumunu açıyorum.

207 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon yerinde.

Sayın Özel, buyurun.

48.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, haftanın çok yorucu bir gününde, son saatlerde söylenecek her şeyi söylememeyi mevkidaşımız Levent Bülbül de söyledi; ben de o sınırlar içinde kalacağım ama bir yandan da Sayın Akbaşoğlu bazı şeyler söyledi, kayda geçirmem gereken birkaç hususu ifade edeyim.

Selim Kiraz hayatını kaybetmesin diye o gün hep beraber dua ettik. Selim Kiraz hayatını kaybettikten sonra sosyal medyada Genel Başkanımızın, bizlerin açıklamaları ve olayı nasıl lanetlediğimiz açıkça ortadadır. Selim Kiraz’ın katillerini, Selim Kiraz’ı öldürenleri savunan kimse yok burada. Bizim buradaki meselemiz Grup Yorum ve “Helin” diye gencecik bir insan bedenini açlığa yatırmış. Bizim sağlıkçı bir arkadaşımız, yaşatmak için onu ziyaret etti. O ziyaretinde de açlık grevini bırakması için ricacı oldu ve Helin Bölek’in tek şartı vardı: “Tamam, coronada olmaz ama ben de iyileşirsem, coronadan sonra bir Grup Yorum konserinde söyleyebilirsem bırakacağım.” dedi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Buna izin verilmedi. Tek talebi buydu. Ama daha sonra, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu bir “tweet”te bizim milletvekilimizin onu tedaviden evine yollayıp öldürdüğünü, ölümü kutsadığını, ölümüne sebebiyet verdiğini söyledi. Bütün milletvekillerine tek tek sorduk, sadece Ali Şeker gitmiş. Yanında başhekim olduğu hâlde, yanında doktorlar olduğu hâlde, polisler olduğu hâlde yalvarmış “Bırak.” diye. “Yok.” demiş. Buradan bir üniversite hastanesine naklini istemiş yaşasın diye ama avukatları mahkemeye başvurmuşlar ve eve gitmiş. Ama bu konuda milletvekiliniz dedi diye biz tepki gösterdik. Sonra, Süleyman Soylu, dünyanın dört bir yanından, Ukrayna’dan acayip acayip, tuhaf tuhaf ayıplı hesapları -robot hesapmış bunlar- devreye sokup 16 bin “tweet” attırarak bize saldırdı, biz de ona karşı boyun eğmedik, cevabımızı verdik. Yani arkasında kitle varmış gibi gösteriyor, 1.200 tane gerçek hesap destek vermiş, 16 bin tane robot hesap kullandı bize karşı. Biz de kendimizi aslan gibi savunduk gerçekten, arkamızda da bir sürü insan durdu.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi lütfen.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Şimdi, biz şunu söylüyoruz: Helin Bölek’in, Savcı Kiraz’ın ölümünden DHKP-C sorumludur, lanetliyoruz, bakın çok net. Helin Bölek’in ölümünden de DHKP-C “tweet”imiz de o yöndedir ve Helin Bölek’in coronadan sonra konser verme talebini reddedenler sorumludur. Süleyman Soylu bize bu iftirayı attıktan sonra dedik ki Helin Bölek’i ikiniz müştereken öldürdünüz, iki kutupta. DHKP-C’yi kutsayan, DHKP-C’yi koruyan hiçbir şeyimiz yok, bunu tamamen reddederiz. Bu bir algı operasyonuydu. Süleyman Soylu bu dönemde gündeme gelmek için, gündemde tutunmak için hiç olmayan bir şeyi varmış gibi iftira etti, biz kendimizi açıklıkla -şahitler; polisleriniz, başhekim- savunduk, Ukrayna’dan robot hesaplara sarıldı, biz durduğumuz yerdeyiz. Bunun üzerinden bir şey olmasın.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen sözlerinizi.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Son cümlem.

BAŞKAN – Evet.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Bir de Selim Kiraz’ın ölümüne en çok üzülen biziz de neden biliyor musunuz? En çok kahrolanlar biziz. Bir savcı öldürülmüştür, bir devlet memuru öldürülmüştür, önemli bir hukuk insanı öldürülmüştür ve tam da Berkin Elvan olayının üzerine giden, Berkin Elvan’ın ölümündeki sır perdesini kaldırmak için cesaretle mücadele eden biridir Selim Kiraz. DHKP-C’yi de bu sis perdesi kalkmasın diye… Bu, DHKP-C’nin sabıkası zaten, bazı karanlık odaklar tarafından harekete geçirilebilen bir örgüt, herkes biliyor bunu. Selim Kiraz’ı DHKP-C’ye Berkin Elvan’ın ölümünün açıklığa kavuşmasını istemeyen odaklar öldürtmüştür. Biz alayını kınıyoruz.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Akbaşoğlu…

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Sayın Başkan, şunu ifade etmek istiyorum: İçişleri Bakanımızla ilgili bühtanları reddettiğimizi…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Ne bühtanı?

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Daha önce de bu konuyla ilgili açıklamalar yapılmıştır, bunu reddettiğimizi ifade ederim.

Teşekkür ederim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Ağabey, bir tane bühtan yok, yemin ederim olay aynen böyle, inanmayan açsın baksın.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Her türlü bühtanı reddediyoruz.

BAŞKAN – Sayın Pekgözegü, buyurun.

49.- İzmir Milletvekili Serpil Kemalbay Pekgözegü’nün, Hükûmetin ev işçilerinin evde kalması için ücretli izin desteği vermesi, yatılı çalışan göçmen ev işçilerine de sahip çıkması gerektiğine ilişkin açıklaması

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ev işçileri işçidir, köle değildir. 1 milyona yakın ev işçisi kız kardeşimiz bir anda işlerini kaybetmiştir. Ev işçilerinin de evde kalması için Hükûmet, ev işçileri için ücretli izin desteği vermelidir. Çoğu kayıtsız çalışan ev işçilerinin sigorta şartı aranmadan evde kalmaları sağlanmalıdır.

Yatılı çalışan göçmen ev işçilerine sahip çıkmalıyız, corona virüsüne karşı korumalıyız, özel önlemler almalıyız. Bir ünlünün evinde çalışan Özbek ev işçisi Gulnoza Mamatova, corona bulaştırıyor gerekçesiyle işvereni tarafından dövülüp ormanlık alana bırakılmıştır. Göçmen ev işçisi polise başvurduğunda ise oturma izni olup çalışma izni olmadığından Silivri Geri Gönderme Merkezi’ne gönderilmiştir. Hak aramak cezalandırılmamalıdır.

BAŞKAN – Sayın Gülüm…

50.- İstanbul Milletvekili Züleyha Gülüm’ün, açlık grevlerini ölüm orucuna çeviren Avukat Ebru Timtik ile Avukat Aytaç Ünsal’ın adil yargılanma ve adalet taleplerinin karşılanması gerektiğine ilişkin açıklaması

ZÜLEYHA GÜLÜM (İstanbul) – ÇHD üyesi 18 avukat arkadaşımız mesleki faaliyetlerini iktidarın istediği gibi yapmadığı için gözaltına alındı ve tutuklandılar. Bir yıl boyunca iddianame hazırlanmadı, arkasından, iddianame sonrası ise alelacele altı ay içerisinde görülen 3 duruşmada savunmaları dahi alınmadan cezalandırıldılar. İlk duruşmada tahliyelerine rağmen, siyasi iktidarın müdahalesiyle yeniden, hızlıca ertesi gün tutuklandılar ve toplamda yüz elli dokuz yıl ceza aldılar. İstinaf hızlıca onadı, Yargıtay Başsavcılığı da şu an onama talebinde bulundu. Bu neyin acelesiydi, yüzlerce klasör olan bir dosyayı bu kadar hızlı okuyup nasıl karar verebildiniz? İşte, tüm bu adaletsizliklere karşı Ebru Timtik ve Aytaç Ünsal meslektaşlarımız açlık grevini ölüm orucuna çevirdiler. Adil yargılanma ve adalet talepleri bir an önce karşılanmalıdır.

VII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Denizli Milletvekili Cahit Özkan, Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül ve Afyonkarahisar Milletvekili Ali Özkaya ile 57 Milletvekilinin Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2762) ve Adalet Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 207) (Devam)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Sayın Abdullah Güler. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – Saygıdeğer Başkanım, saygıdeğer milletvekilleri; 207 sıra sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin ikinci bölümü üzerine AK PARTİ Grubumuz adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle aziz milletimizi ve yüce Meclisimizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Öncelikle insanlık için son yüz yılın en büyük salgınlarından biri olan Covid-19 pandemisi, daha Türkiye’ye gelmeden öngörüyle birçok tedbiri almamıza vesile olan, dünyada hastalıkla verdiğimiz mücadele açısından en önde giden ülkelerden biri olmamızı sağlayan ve son olarak Dünya Sağlık Örgütü tarafından bu alanda örnek ülke olarak gösterilmemize sebebiyet veren, çalışan, başta Sayın Cumhurbaşkanımıza, Sağlık Bakanımıza, Bilim Kurulumuzda görev yapan saygıdeğer hocalarımıza, hastalarımıza canı pahasına hizmet veren kıymetli sağlık çalışanlarımıza, vatandaşlarımıza sağlık hizmetleri dışındaki ihtiyaçlarını karşılamak için emek veren diğer kamu çalışanlarımıza ve özel sektör çalışanlarımıza Gazi Meclisimizin kürsüsünden şükranlarımı arz ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Bu salgından dolayı hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Rabb’imden rahmet, hastalarımıza da acil şifalar diliyorum.

Bu arada, merhum Selim Kiraz benim sınıf arkadaşım. Yıllardır onunla beraber aynı sıralarda okuduk ve daha sonra da uzun yıllar Anadolu’da görev yaptı ve en son İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığında görevli iken malum eli kanlı terör örgütü DHKP-C militanları tarafından maalesef görev başında şehit edildi. Ben, Rabb’imden kendisine rahmet diliyorum, eşine, çocuklarına, geride bırakılanlara da sabır diliyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Tabii, olayın akabinde birçok olay dinledik ama özelde inşallah-soyadı gibi- Özgür Bey’e daha farklı şeyler anlatmış olurum. Çünkü acı olan şu, YouTube’da da yüklüdür: İlgili o müzik grubunu ben anmayacağım. O katilleri, eli kanlı terör örgütünü, alçak insanları maalesef överek, onları alkışlatarak resmen bir ayin havasında şarkı söylüyorlar. Buna ne kadar şarkı denirse; bunu da ben bu kürsüden ifade etmek isterim.

Yine, içinde bulunduğumuz haftanın Polis Haftası olması nedeniyle de emniyet güçlerimizin 175’inci yıl dönümünü kutlamak istiyorum.

Çok değerli milletvekilleri, ceza hukukunun 3 tane temel amacı vardır: Birincisi, kamu düzenini ve toplumumuzu korumak; ikincisi, suçun işlenmesini ve gelişmesini önlemek; üçüncüsü de suçlunun ıslahını sağlamak ve bunun için de kurumsal yapıları kurmak. Değerli milletvekilleri, çağdaş ceza infaz sistemleri insan odaklı olup hükümlünün yeniden topluma kazandırılarak yeniden suç işlemesini engelleyip kanunlara ve toplum kurallarına uyumunu sağlamayı hedeflemektedir. Görüşmekte olduğumuz bu yasa teklifi, daha adil, eşit, modern, kapsayıcı, farklı ve çok önemli yenilikler getirmektedir. Ben, saygıdeğer milletvekillerimize, bu konularda, özellikle 36’ncı madde ve 53’üncü madde hakkında bazı özel bilgiler vermek istiyorum.

Çok değerli milletvekilleri, salı gününden bugüne kadar görüşmekte olduğumuz bu kanun teklifinin özellikle ikinci bölümünde yer alan 53’üncü maddenin (5)’inci fıkrası ile (6)’ncı fıkrası çok ciddi tartışmalara sebebiyet vermiştir. Ben bunu bir kez daha hem tutanaklara geçirmek hem de bizleri izleyen saygıdeğer aziz milletimizi bu konuda aydınlatmak istiyorum.

Öncelikle, bu yasa taslağımızın çok önemli kırmızı çizgileri var. Nedir bunlar?

1)   Terör suçları

2)   Cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlar

3)   Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçları

4)   Kasten adam öldürme suçları

5)   Kadına karşı işlenen şiddet suçları

6)   Özel hayatın gizliliğini ihlal suçları

7)   Casusluk suçları

Bu suçlar asla bu taslak içerisinde yer almamaktadır ve herhangi bir şekilde de mevcut oransal manada da yararlanmamaktadır.

Değerli milletvekilleri, 53’üncü maddeyle eklenen geçici 9’uncu maddenin (5)’inci fıkrasıyla, Covid-19 salgını nedeniyle açık cezaevinde bulunanlar, açık cezaevinden ayrılmaya hak kazanan hükümlüler, hakkında denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak cezasının infazına karar verilen hükümlüler, 31 Mayıs 2020 tarihine kadar izinli sayılacaklardır. Bu hükümlüler, önce Covid-19 izninden yararlanacak, daha sonra denetimli serbestliğe ayrılacaklardır. Salgının devam etmesi hâlinde bu süre, Sağlık Bakanlığının önerisi üzerine, Adalet Bakanlığı tarafından da ikişer ayı geçmemek üzere 3 kez uzatılabilecektir. Uzatmalarla birlikte hükümlüler en fazla 31 Kasım 2020 tarihine kadar izinli sayılabileceklerdir. Burada çok önemli bir maddeyi tekrar ifade etmek istiyorum: Covid-19 izninden açık ceza infaz kurumunda bulunan veya bulunmaya hak kazanan tüm hükümlüler, bunun içinde terör, cinsel suçlar, uyuşturucu, adam öldürme vesaire gibi diğer suçlardan da son bir yıla kalanlar yararlanabilecektir. Bu hükümlüler açıkta veya açığa ayrılma hakları olduğu için zaten 95’inci maddeye göre üç ayda bir yedi gün olmak üzere özel izin haklarını kullanmaktadırlar.

Terör ve örgütlü suçlarda, yargılama aşamasında etkin pişmanlık göstermişse koşullu salıverilmesine iki yıl, infaz aşamasında göstermiş ise bir yıl kala hükümlü açık ceza infaz kurumuna ayrılabilmektedir. Bu bir yıllık süre aynı zamanda denetimli serbestliğe ayrılma süresidir. Ayrıca, bu hükümlüler pişmanlık göstermezse açığa ayrılamamaktadırlar. Dolayısıyla terör ve örgütlü suçlardan hükümlü bulunanların etkin pişmanlık göstermemeleri durumunda açığa ayrılabilmesi ve Covid-19 izninden yararlanması mümkün değildir. Covid-19 izni, hükümlünün cezasının infazına sayılacaktır. Covid-19 izninden dönmeyen hükümlüler hakkında firar hükümleri uygulanacak ve yakalama emri düzenlenip soruşturma başlatılacaktır. Yine 53’üncü maddede yer alan geçici 9’uncu maddenin (6)’ncı fıkrası, toplam hapis cezası on yıldan az olanlar bir ayını, on yıl ve daha fazla olanlar ise üç ayını kapalı infaz kurumunda geçirmiş olan iyi hâlli hükümlülerden açık ceza infaz kurumların da ayrılmalarına bir yıl veya daha az süre kalanlar, talepleri hâlinde açık ceza infaz kurumlarına gönderebileceklerdir. Cezaevi idaresi iyi hâllilik durumunu tespit edecektir.

1)         Anayasal düzen ve devlete karşı işlenen suçlar ile terör örgütlü suçlar kapsam dışında kalacaktır.

2)         Şartları taşıyan hükümlüler kademeli bir şekilde açık ceza infaz kurumlarına yönlendirileceklerdir.

3)         Böylece kapalı ceza infaz kurumlarındaki yoğunluk azaltılmak suretiyle özellikle Sağlık Bakanlığımızın emredici hüküm olarak ifade ettiği sosyal mesafeyle izolasyon sağlanmış olacaktır. Açık ceza infaz kurumlarına ayrılan bu hükümlüler, asla Covid-19 izninden yararlanmayacaklardır. Ancak, bu hükümlüler, (5)’inci fıkrada belirtilen süreler -en fazla 30 Kasım 2020 tarihine kadar- içinde yasal olarak açığa ayrılma hakkı kazanmaları hâlinde Covid-19’a göre izinli sayılabileceklerdir. Covid-19 için belirlenen sürenin bitiminden sonra bu hükümlüler açığa ayrılma hakkı kazanıp kazanmadıklarına bakılmaksızın 95’inci maddeye göre özel izin hakkından da yararlanabileceklerdir.

Çok değerli milletvekilleri, zaten maddenin gerekçesinde bu durum aynen şu şekilde de ifade edilmektedir: “Covid-19 hastalığı, Dünya Sağlık Örgütü tarafından 11 Mart 2020 tarihinde pandemi olarak ilan edilmiş ve bu hastalık ülkemizde de görülmeye başlanmıştır. Gerekçeden…Salgının yayılmasını önlemenin etkili yolunun da insanların birbirleriyle olan temasının asgariye indirilmesi olması nedeniyle, salgının yayılmasının en aza indirilmesi ve kişilerin sağlığının korunması amacıyla birçok idari tedbir alınmıştır.” Dolayısıyla 53’üncü maddede yer alan geçici 9’uncu maddenin (5)’inci ve (6)’ıncı fıkrasının bu şekilde anlaşılmasında yarar olduğunu düşünüyoruz.

Çok kıymetli milletvekilleri, sürem tamamlanıyor ancak şu hususu da belirtmek istiyorum ki bu mevcut yasanın en önemli maddesi 36’ncı madde. Artık, infaz sistemi baştan ayağa yenileniyor, baştan ayağa değişiyor, yeni kurumsal bir yapı ihdas ediliyor.

Salı gününden beri görüştüğümüz ve biraz önce değerli hatiplerin de ifade ettiği gibi, artık oransal manada bundan sonra bu hükümlülerin ceza infaz koşulları kapsamı içerisinde çektikleri o sürelerin çok önemi olmayacak. Neden? Çünkü artık bir sistem kuruluyor. Bu sistem de şudur: İdare ve gözlem heyeti. Belli suçlarda cumhuriyet başsavcılarının, belli suçlarda da cumhuriyet savcılarının başkanlığında, Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının, Sağlık Bakanlığının ve aynı zamanda da cezaevi izleme heyetinden bir üyenin bulunduğu idare ve gözlem heyetinin, bundan sonra hükümlünün cezaevi koşulları içerisinde altı ayda bir düzenlenecek o kişinin iyi hâline göre raporları ve idarenin bu kapsam içerisinde o kişinin iyi hâlde olup olmadığına dair bir nevi karnesi, en son koşullu salıverme durumları -oransal manada çektiğinde- idare ve gözlem heyetinin raporu ve infaz hâkiminin onayı olmadan bu kişiler asla cezaevinden tahliye edilmeyecektir.

Değerli milletvekillerimiz, yeni bir kurumsal yapı olarak idare ve gözlem heyeti konusu içerisinde bundan sonra infaz sistemi için bu durumun çok daha önemli bir hâle geldiğini ifade etmek istiyoruz. Çünkü -değerli bir hatibimiz bahsetti- özellikle Anayasa Mahkememizin 1991 yılında vermiş olduğu bir karar var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Güler, tamamlayın lütfen.

ABDULLAH GÜLER (Devamla) – Tamamlıyorum Başkanım.

8/10/1991 tarihli, 9134 sayılı Karar’ında “Failin almış olduğu cezanın çektirilmesi, işlenen suçun türüne bağlı olmaksızın suçlunun topluma uyum sağlamasını ve topluma yeniden kazandırılmasını amaçlar. Bunun için ayrı bir program uygulanması arzu edilir.” Aynen bu programlar sağlanıyor. Buradan yola çıkarsak mevcut bu yasa taslağının Anayasa Mahkemesinin de içtihatları doğrultusunda hazırlanmış olduğunu ve çok yeni sistemli ve kurumsal yapılar getirdiğini de ifade etmek istiyorum.

Sözlerime burada son verirken… Biraz önce değerli Milliyetçi Hareket Partisi milletvekilimizin ifade ettiği üzere, salı gününden beri burada şöyle ifadeler dinliyoruz: “Bu yasa taslağı mevcut tecavüzcüleri, mevcut rüşvetçileri, hırsızları, dolandırıcıları serbest bırakıyor. Siz bunun arkasında duruyorsunuz.” diye bir sürü ithamla karşı karşıya kaldım ama “eşit infaz” diyerek şunu söylemediler: Sizin “eşit infaz”dan kastınız nedir?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ABDULLAH GÜLER (Devamla) – Son bir dakika Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Güler.

Kayıtlara geçsin, siz devam edin lütfen.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Son bir dakika vermediniz ama Başkanım.

BAŞKAN – Vermedik mi?

Buyurun.

ABDULLAH GÜLER (Devamla) – Yakın zamandaki çok sıcak bir olay üzerinden bir soru soruyorum: Eşit infaz isteyen arkadaşlarımız, Diyarbakır’ın Kulp ilçesinde odun toplamaya, ekmek parasını kazanmaya giden ve şehit olan 5 vatandaşımız için bu alçakça eylemde bulunan, bombayı yapan, oraya götüren, bunun için gözlemcilik yapan, haber uçuran -kim varsa- bu katil sürüleri için ne düşünüyor?

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Şahsı adına ilk söz Sayın İsmail Tatlıoğlu’nun.

Buyurun Sayın Tatlıoğlu. (İYİ PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar )

İSMAİL TATLIOĞLU (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Efendim, Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile ilgili şahsi düşüncelerimi paylaşmak üzere yüce Meclisin huzurundayım.

Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki “Türkiye’nin bir numaralı sorunu nedir?” diye bir soru olsa, bunun herhâlde çok baskın cevabı açıktır: Türkiye’nin birinci derecede, hatta yapısal sorunu hukukun tesisidir. Temel olarak, Türkiye, ekonomide, eğitimde, sosyal alanda, her ne olursa olsun nerede mesafe alacaksa hukukun tesisini, hukukun üstünlüğünü tesis etmeden bir adım gidemez ve buna bağlı olarak da tabii, çok ciddi bir yargı reformuna ihtiyaç vardır. Bu nedenle, günlük, anlık ve palyatif işlerle yamayarak gidemeyiz ve gidemiyoruz, bugünkü içinde bulunduğumuz durum bu, her alanda bu. Yamayı yamıyoruz ama artık bu yama yetmiyor, yetmiyor. Şimdi, bugün, burada, cezaevlerinin doluluğu, orantısız bir salıverme konuşuluyor ve tartışılıyor. Elbette, -bakın 11 maddeyle ilgili- bu kanun teklifiyle ilgili 2 arkadaşımız, Anayasa Mahkemesinde görev yapan, akademik hayatta görev yapan birçok uzmanla konuşarak sekiz sayfalık bir şerh hazırladılar, değerlendirme raporu hazırladılar ve bunu bir şekilde kanun teklifini getiren arkadaşlara da aktardılar. Bir cümlede de mi bir değişiklik olmaz ya, bir cümle? Şunu söylemek istiyorum ki esasında çok net ifade etmek istiyorum, çok net: Kanunun tanımladığı bütün terör örgütü suçlarını ve mahkûmlarını dışarıda tutan ama toplumsal karşılığı daha yüksek bir metin oluşturmak mümkündür ve mümkün olmalıydı. Bu niçin mümkün olmasın? Bugünkü konuşmalardan dinledik, anladık ki terör örgütü suçlarını ve mahkûmlarını dışarıda tutan, çok büyük bir toplumsal karşılığı olan bir metin hazırlamak ve buradan çok hızlı bir şekilde geçirmek mümkün. Bununla ilgili gayretimiz olmadı çünkü bir zamanımız yok, çünkü bir planımız yok, düzenimiz yok, sistemimiz de buna uygun değil. Yamayarak geldiğimiz nokta bu. Tekrar ediyorum: Bizim 11 maddede gerçekten iyi çalışılmış bir değerlendirmemiz var. Sayın Komisyon üyesi arkadaşımız burada konuşulanları söylüyor. Bakın, burada konuşulanlar değil, AK PARTİ’ye yakın akademik hayattaki insanların, arkadaşların raporları da ciddi eleştirilerle dolu; Abdullah Bey, değerli dostum, aynen böyle. Çok değerli fikirlerinize her zaman müracaat ediyoruz ve yararlanıyoruz ama şununla ilgili bir şeyi yok, iddialarınızla, yarın bunun genişlemeyeceğiyle ilgili hiç kimsenin ciddi bir şeyi yok. O nedenle, bunun yarın, Türkiye’nin daha önce yaşadığı benzer durumlar şeklinde çok yaygın adi suçluların ortalığı kapladığı bir affa dönüşmemesi mümkün değil, itirazımız bu, lütfen. Yani bu tasarıdaki eksiklikleri “Siz terör örgütü mahkûmlarına af mı istiyorsunuz?” lafıyla engelleme gayreti çok zayıf bir adımdır. Bu iddia bu metne güvenmemenin sonucudur, bunu isteyenler olabilir, biz bunun tarafında değiliz, çok net söylüyorum. Bütün terör örgütü suçlularını ve mahkûmlarını dışarıda tutacak bir metin mümkündür, bugün çıkan durum budur, bu mümkün olmalıdır. Eğer mümkünse bunu yapmak lazımdır, irade böyledir, ağırlıklı olarak buradan çıkan irade budur, bunun yerine getirilmesi gerekir. Siyaset kurumunun da görevi budur diye düşünüyoruz.

Hepinize saygılar sunarım.

Bu vesileyle, Türkiye’de kaybettiğimiz 1.100 vatandaşımız için başsağlığı dilerim. İnşallah bu rakamlar durur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

İSMAİL TATLIOĞLU (Devamla) – Dünyada 1 milyon 700 bin hastalık ve 170 bin insan kaybı var. Hepsi, bütün bu kayıplar bizim kaybımızdır. İnşallah bu coronavirüsü hep beraber minimum kayıpla, minimum sayıyla atlatırız. Hepimize geçmiş olsun. Ölenlerimize de başsağlığı dilerim.

Saygılar sunarım efendim. (İYİ PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Şahsı adına ikinci söz Sayın Orhan Kırcalı’nın.

Buyurun.

ORHAN KIRCALI (Samsun) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gecenin bu saatinde hepinizi saygı sevgi ve muhabbetle selamlıyorum.

Görüşmekte olduğumuz kanun teklifinin ikinci bölümü üzerine şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi tekrar saygıyla selamlarım.

Coronavirüsle mücadelede fedakârca ve sabırla görev yapan tüm sağlık personelimize, görevlilerimize ve gönüllülerimize ben buradan, Meclisin bu kürsüsünden tekrar tekrar teşekkür etmek istiyorum ve onları gerçekten buradan alkışlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İnfaz yasasından bahsediyoruz ama bugün haber sitelerinde dolaşırken değerli arkadaşlar bir şey dikkatimi çekti. Biz maske takıyoruz, değil mi? Orada sağlıkçıların maskeyi çıkarttıktan sonraki fotoğraflarını gördüm ben. O maskenin yüzlerinde izlerini gördüm. Evet, onlara binlerce, on binlerce, milyonlarca alkış olsun arkadaşlar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Bu vesileyle de coronavirüs nedeniyle hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, ailelerine ve sevenlerine de sabırlar diliyorum. Hastalarımıza da acil şifalar temenni ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu teklif cezaevi koşullarını iyileştirecek, cezaların infazını ve bu noktadaki adalet kaygılarını ortadan kaldıracak, Ceza Kanunu’nda yapılacak kalıcı düzenlemelerle ülkemizde ileriye dönük olarak infaz sistemimize de katkı sağlayacaktır. Şurası unutulmasın, cinsel suçlar, uyuşturucu madde suçları, kasten adam öldürme suçu, kadına karşı suçlar ve terör suçları bu düzenlemenin kapsamının dışındadır. Ayrıca, yine, bu teklif bir af yasası teklifi değildir arkadaşlar; bu, infaz yasasında düzenleme yapan bir tekliftir.

Değerli milletvekilleri, bu düzenlemeyle ceza infaz kurumlarındaki hükümlülerin yayınlara ulaşma imkânı genişletilmektedir. İnfazın tüm aşamalarında hükümlülerin tutum ve davranışlarının iyi hâlin belirlenmesinde esas olmak üzere değerlendirilmesi ve buna göre belirli hak ve imkânlardan faydalanabilmesi amaçlanmaktadır. Salgın hastalık, doğal afet, savaş veya seferberlik durumlarında bu sebeplerinden dolayı izinlerinden dönemeyenler veya geç dönen hükümlülere ceza verilemeyeceği hukuka uygunluk nedeni olarak kabul edilmektedir. Açık ceza infaz kurumlarında bulunanlar ile açık ceza infaz kurumlarına ayrılmaya hak kazanan hükümlülere aileleriyle bağlarını güçlendirebilmeleri, kuvvetlendirebilmeleri, dış dünyaya uyumlarını sağlayabilmeleri amacıyla verilen özel izin süresi bu amaçla artırılmakta ve hastalık veya diğer doğal afet gibi zorunlu hâllerde bu izinlerin birleştirilerek kullanılması imkânı da sağlanmaktadır.

Hapis cezasının infazının hastalık nedeniyle ertelenmesi hâlinin adli para cezasına çevrilen hapis cezaları bakımından da uygulanmasına imkân tanınmaktadır.

Hükümlülüğü tebliğ olunan ödeme emri üzerine belirli süre içinde adli para cezası ödenmezse, cumhuriyet savcısının kararıyla, ödenmeyen kısma karşılık gelen gün miktarı hapis cezasına çevrilerek hükümlünün iki saat çalışması karşılığı bir gün olmak üzere kamuya yararlı bir işte çalıştırılmasına karar verileceği de hüküm altına alınmıştır.

Özel infaz usullerinin kapsamı da genişletilmekte ve geceleyin infaz ile hafta sonu infaz bakımından geçerli altı aylık sınır kasten işlenen suçlarda bir yıl altı ay, taksirle öldürme suçu hariç olmak üzere taksirle işlenen suçlarda ise üç yıl olarak belirlenmiştir.

Değerli arkadaşlar, ayrıca konutta infaz usulünün kapsamı genişletilmekte ve çocuk hükümlüler de bu kapsama alınmaktadır. Tutuklulara hasta ziyareti amacıyla verilen mazeret izin hakkı ikiye çıkarılmaktadır. Düzenlemeyle denetimli serbestlik müdürlüğü tarafından takip edilen çocuklar bakımından adli kontrol süresince rehberlik etmesi için bir uzman görevlendirilecek ve çocuk hakkında yapılacak ihtiyaç değerlendirmesine göre iyileştirme çalışmaları da yürütülecektir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın.

ORHAN KIRCALI (Devamla) – Teşekkür ederim Başkanım.

Böylelikle suça sürüklenen çocukların yeniden suç işlemelerinin önüne geçilecek, eğitim ve öğretim hayatlarına devam etme imkânları sağlanacak, aile ve sosyal hayatla bütünleşmeleri desteklenecek ve bu çocukların topluma faydalı bireyler olmaları da bu şekliyle sağlanacaktır.

Ben, bu vesileyle, bu teklifin hazırlanmasında emeği geçen tüm arkadaşlarımıza teşekkür ediyorum. Gecenin bu saatinde sayın yüce Meclisimizi tekrar saygıyla, muhabbetle selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, ikinci bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Birleşime bir dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 23.56

SEKİZİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 23.57

BAŞKAN: Başkan Vekili Süreyya Sadi BİLGİÇ

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Enez KAPLAN (Tekirdağ)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 82’nci Birleşiminin Sekizinci Oturumunu açıyorum.

207 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

Gündemimizde başka bir konu bulunmadığından, alınan karar gereğince kanun teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için, 12 Nisan 2020 Pazar günü saat 13.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

Kapanma Saati: 23.58



(x) (x) 7/4/2020 tarihli 78’inci Birleşimden itibaren coranavirüs salgını sebebiyle Genel Kurul Salonu’ndaki Başkanlık Divanı üyeleri, milletvekilleri ve görevli personel maske takarak çalışmalara katılmaktadır.

(x) 207 S. Sayılı Basmayazı 7/4/2020 tarihli 78’inci Birleşim Tutanağı’na eklidir.