TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

 

81’inci Birleşim

10 Nisan 2020 Cuma

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

 

İÇİNDEKİLER

 

 

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- YOKLAMALAR

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Düzce Milletvekili Ümit Yılmaz’ın, coronavirüs salgını nedeniyle eczacıların yaşadığı sıkıntılara ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Aydın Milletvekili Hüseyin Yıldız’ın, tarım sektörünün sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Şanlıurfa Milletvekili Halil Özcan’ın, 11 Nisan Şanlıurfa’nın düşman işgalinden kurtuluşunun 100’üncü yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

 

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Kocaeli Milletvekili İlyas Şeker’in, Hükûmetin coronavirüsle mücadeleye hız kesmeden devam ettiğine, vatandaşların maske ihtiyacı ve hastane masrafları ücretsiz karşılanırken yardım talebinde bulunan ülkelere de karşılıksız malzeme gönderildiğine, “Salgın küresel, mücadele yerel.” diyerek vatandaşlara ve sağlık çalışanlarına destek olan Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanına teşekkür ettiğine ilişkin açıklaması

2.- İzmir Milletvekili Murat Çepni’nin, Muğla ili Milas ilçesi İkizköy halkının üç gündür susuz kaldığına, Muğla Büyükşehir Belediyesi Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğünün doğrudan sorumluluk alması gerektiğine ilişkin açıklaması

3.- Mersin Milletvekili Baki Şimşek’in, İstanbul Silivri Belediye Başkanı Volkan Yılmaz’ın Afrin Bülbül’de teröristbaşının posterinin yerine 600 metrelik dev bir Türk Bayrağı astırdığına ilişkin açıklaması

4.- Mersin Milletvekili Ali Cumhur Taşkın’ın, 10 Nisan Türk polis teşkilatının kuruluşunun 175’inci yıl dönümüne ve Polis Haftası’nı kutladığına, coronavirüs salgınıyla ülke içinde en etkili şekilde mücadele edilirken dünyanın dört bir yanından gelen yardım taleplerine de kayıtsız kalınmadığına ilişkin açıklaması

5.- Mersin Milletvekili Hacı Özkan’ın, Mersin ilinin sağlık tesisleriyle virüse karşı hazır olduğuna ve “Evde kal Türkiye” çağrısına uyarak salgının yayılmasını önleyen hemşehrilerine teşekkür ettiğine ilişkin açıklaması

6.- Bursa Milletvekili Atilla Ödünç’ün, 10 Nisan Türk polis teşkilatının kuruluşunun 175’inci yıl dönümüne ilişkin açıklaması

7.- Uşak Milletvekili Özkan Yalım’ın, 10 Nisan Türk polis teşkilatının kuruluşunun 175’inci yıl dönümü vesilesiyle polislerin 3600 ek gösterge taleplerinin karşılanması gerektiğine, CHP’li belediyelerin coronavirüs salgınından ekonomik olarak etkilenen yurttaşlara yardım etmek üzere başlattığı bağış kampanyalarının merkezî Hükûmet tarafından engellenmesine rağmen Konya Büyükşehir Belediyesine bağış yapılabildiğine ilişkin açıklaması

8.- Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer’in, dünyayı etkisi altına alan coronavirüs salgını nedeniyle yurttaşlarla dayanışma içinde olunması gereken bir dönemden geçildiğine, yoksul insanlara yardımda bulunmak için kampanya başlatan belediyelerin hesaplarına bloke konulduğu gibi Eskişehir Büyükşehir Belediyesi ile Odunpazarı Belediyesinin aşevi bağış hesaplarına da bloke getirilmesinin vahim bir hata olduğuna ilişkin açıklaması

9.- Uşak Milletvekili İsmail Güneş’in, Hükûmetin coronavirüs salgınının yayılmasını önlemek, hasta olanların sağlığına kavuşmasını sağlamak ve ekonomiye olan etkisini en aza indirebilmek için gerekli tüm tedbirleri aldığına, Türkiye Cumhuriyeti’nin sadece kendi vatandaşlarına değil talep eden ülkelere de karşılıksız tıbbi sarf malzemesi gönderdiğine ilişkin açıklaması

10.- Balıkesir Milletvekili Yavuz Subaşı’nın, 10 Nisan Türk polis teşkilatının kuruluşunun 175’inci yıl dönümünü kutladığına ve Mareşal Fevzi Çakmak’ı vefatının 70’inci yıl dönümünde rahmetle andığına, talep eden ülkelere karşılıksız tıbbi sarf malzemesi gönderildiğine, yurt dışındaki vatandaşların ülkeye getirilmesinde gösterdikleri gayretten ötürü Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ile Dışişleri personeline teşekkür ettiğine, salgın nedeniyle ölen vatandaşlara Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

11.- Erzurum Milletvekili İbrahim Aydemir’in, üstlenilen vazifeyi iyi ve vaktinde yapmak, teknolojiye ayak uydurmak gerektiğine ve ülkenin bu noktada potansiyelinin doruklarda olduğuna, Hazine ve Maliye Bakanının “Cari açığa darbe vuracak, enerjide dışa bağımlılığı sonlandıracak keşiflerin arifesindeyiz.” ifadesine kulak verilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

 

 

12.- Yozgat Milletvekili Yusuf Başer’in, 10 Nisan Boğazlıyan Kaymakamı Mehmet Kemal Bey’in idam edilişinin 101’inci yıl dönümüne ilişkin açıklaması

13.- Çanakkale Milletvekili Özgür Ceylan’ın, Covid-19 salgını dolayısıyla birçok sektörde ciddi mağduriyetlerin yaşanmaya başlandığına, taşımalı eğitimde servisçilik yapan şoför esnafının mağduriyetine yönelik ne gibi tedbirlerin hayata geçirileceğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

14.- Kırıkkale Milletvekili Halil Öztürk’ün, yaşanılan virüsle mücadele sürecinde tavsiye ve tedbirlere uyan Türk milletine, milletin devleti olduğunun göstergesi olan sağlık çalışanlarına, Vefa Sosyal Destek Gruplarındaki polislere, jandarmaya, bekçilere, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı çalışanlarına ve postacılara millet adına müteşekkir olduğuna ilişkin açıklaması

15.- Kahramanmaraş Milletvekili Sefer Aycan’ın, coronavirüs pandemisi yaşanılan bu dönemde çevre sağlığına özen gösterilmesi, hava kirliliğine dikkat edilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

16.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, 10 Nisan Türk polis teşkilatının kuruluşunun 175’inci yıl dönümünü ve Polis Günü’nü kutladığına, Emniyet teşkilatının güncel ve acil sorunlarının çözüme kavuşturulması, 3600 ek gösterge sözünün yerine getirilmesi gerektiğine, 10 Nisan Mareşal Fevzi Çakmak’ı vefatının 70’inci, Türk ekonomisine önemli katkılar sağlayan Sakıp Sabancı’yı ölümünün 16’ncı ve Boğazlıyan Kaymakamı Mehmet Kemal Bey’i idam edilişinin 101’inci yıl dönümünde rahmetle andığına, vatandaşlara maske ulaştırılması konusunda kargaşa yaşandığına ilişkin açıklaması

17.- İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un, coronavirüs salgını nedeniyle Hükûmet ve siyasi partiler toplantılarını gerçekleştirebilmek için telekonferans sistemini kullanırken vakıf ve derneklerin bu sistemi kullanmalarının engellenmesinin anlaşılır bir durum olmadığına, Covid-19’la mücadele kapsamında Plan ve Bütçe Komisyonuna getirilen torba yasa teklifinin sosyal medya ve dijital medya yayınlarına yönelik sansür maddesi içerdiğine, TÜİK’in ve İŞKUR’un verilerine göre işsizlik sorununun arttığına, İşsizlik Sigortası Fonu’nun kullanılması gerektiğine ilişkin açıklaması

18.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, 10 Nisan Mareşal Fevzi Çakmak’ın vefatının 70’inci yıl dönümü vesilesiyle Millî Mücadele kahramanlarını, Mustafa Kemal Atatürk’ü ve silah arkadaşlarını rahmetle andıklarına, 10 Nisan Anayasa’ya laiklik ilkesinin girişinin 83’üncü yıl dönümüne, salgın nedeniyle oluşturulan Bilim Kuruluna sağlık meslek örgütlerinin dâhil edilmeyerek görüşlerinin alınmamasının eksiklik olduğuna, iş yerlerinin kapatılması nedeniyle esnafın mağduriyet yaşadığına, Eskişehir Büyükşehir Belediyesi, Odunpazarı Belediyesi ve Antalya Muratpaşa Belediyesinin aşevi bağış hesaplarına bloke getirilmesinin akıl, vicdan ve mantık dışı olduğuna ilişkin açıklaması

 

 

 

 

19.- Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in, 10 Nisan Mareşal Fevzi Çakmak’ı vefatının 70’inci, sanayici, hayırsever Sakıp Sabancı’yı ölümünün 16’ncı yıl dönümünde rahmetle yâd ettiğine ve Boğazlıyan Kaymakamı Mehmet Kemal Bey’in idam edilişinin 101’inci yıl dönümüne, Vakıflar Genel Müdürlüğüne gönderilen 9/4/2020 tarihli yazıda vakıfların yönetim faaliyetlerini kısıtlayan bir hükmün söz konusu olmadığına, Sağlık Bakanının sivil toplum örgütleriyle sıkça bir araya geldiğine ve ulaşılamayan, görüşülemeyen bir durumun söz konusu olmadığına, 10 Nisan Türk polis teşkilatının kuruluşunun 175’inci yıl dönümü vesilesiyle başta İçişleri Bakanı olmak üzere polis teşkilatını tebrik ettiğine ilişkin açıklaması

20.- İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un, Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

21.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Manisa ili Soma ilçesinde maden ocağında göçük meydana geldiğine ve hayatını kaybeden madenciye Allah’tan rahmet dilediklerine ilişkin açıklaması

22.- Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in, İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un AK PARTİ grup önerisi üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

23.- İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un, Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

24.- Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in, İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

25.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Manisa ili Soma ilçesinde maden ocağında göçük meydana geldiğine ve hayatını kaybeden madenciye Allah’tan rahmet dilediğine ve Manisa Milletvekili Özgür Özel’in AK PARTİ grup önerisi üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

26.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

27.- İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un, Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

28.- Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

29.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

30.- Adana Milletvekili Ayşe Sibel Ersoy’un, vatandaşlara eczaneler aracılığıyla ücretsiz maske dağıtımına başlandığına, küresel coronavirüs salgınına karşı ülke olarak mücadele verilen bu olağanüstü dönemde görevlerini özveriyle yerine getiren eczacı meslektaşlarına ve eczacı çalışanlarına teşekkürlerini sunduğuna ilişkin açıklaması

31.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in ve Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın yaptığı açıklamalarındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

32.- Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın yerinden sarf ettiği bazı ifadelerine, “düşman ceza hukuku” kavramının uluslararası bir kavram olduğuna ve görüşülen ceza infaz teklifinde de bütün ayrıntılarıyla mevcut olduğuna ilişkin açıklaması

33.- Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in, Diyarbakır Milletvekili Garo Paylan’ın görüşülmekte olan 207 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 15’inci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

34.- Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

35.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Diyarbakır Milletvekili Garo Paylan’ın görüşülmekte olan 207 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 15’inci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

36.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, Mersin Milletvekili Ali Mahir Başarır’ın görüşülmekte olan 207 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 17’nci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

37.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

38.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, belediyelerin Yardım Toplama Kanunu çerçevesinde ilgili mevzuata göre hareket etmek ve valiliklerden izin almak durumunda olduğuna ilişkin açıklaması

 

VI.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Süreyya Sadi Bilgiç’in, Manisa ili Soma ilçesinde maden ocağında meydana gelen göçükte hayatını kaybeden vatandaşa Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

2.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Süreyya Sadi Bilgiç’in, 30 büyük il ve Zonguldak ilinde hafta sonu itibarıyla sokağa çıkma yasağı ilan edildiğine ancak Meclis çalışmalarına devam edileceğine ve Meclis personelinin de Meclis kimlik kartlarıyla gidiş geliş yapabileceğine ilişkin açıklaması

 

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- İYİ PARTİ Grubunun, 29/1/2020 tarihinde Adana Milletvekili İsmail Koncuk ve 19 milletvekili tarafından, çiftçilerin mali sorunlarının araştırılarak bu konuda alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla verilmiş olan (10/2431) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 10 Nisan 2020 Cuma günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

2.- HDP Grubunun, 10/3/2020 tarihinde İstanbul Milletvekili Züleyha Gülüm ve arkadaşları tarafından, salgınla mücadele kapsamında ev içi şiddet riskine ilişkin acil önlemler alınması amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 10 Nisan 2020 Cuma günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

 

 

3.- CHP Grubunun, 10/4/2020 tarihinde Hatay Milletvekili Serkan Topal ve arkadaşları tarafından, Hatay ilinde coronavirüsün neden olduğu ekonomik ve sosyal sorunların önüne geçilmesi amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 10 Nisan 2020 Cuma günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

4.- AK PARTİ Grubunun, Genel Kurulun,10 Nisan 2020 Cuma günkü birleşiminde 207 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerinin tamamlanamaması hâlinde haftalık çalışma günlerinin dışında 11 Nisan 2020 Cumartesi günü saat 14.00’te toplanmasına, 11 Nisan 2020 Cumartesi günkü birleşiminde 207 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerinin tamamlanamaması hâlinde haftalık çalışma günlerinin dışında 12 Nisan 2020 Pazar günü saat 14.00’te toplanmasına, 12 Nisan 2020 Pazar günkü birleşiminde 207 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerinin tamamlanamaması hâlinde haftalık çalışma günlerinin dışında 13 Nisan 2020 Pazartesi günü saat 14.00’te toplanmasına ve bu birleşimlerinde denetim konularının görüşülmeyerek Gündem’in “Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer işler” kısmında yer alan işlerin görüşülmesine ve 207 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışmalarını sürdürmesine ilişkin önerisi

B) Danışma Kurulu Önerileri

1.- Danışma Kurulunun, Genel Kurulun 11 Nisan 2020 Cumartesi ve 12 Nisan 2020 Pazar günleri toplanması hâlinde birleşimlerin saat 13.00’te başlamasına ilişkin önerisi

 

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can’ın, İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un AK PARTİ grup önerisi üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisi ve şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

IX.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Denizli Milletvekili Cahit Özkan, Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül ve Afyonkarahisar Milletvekili Ali Özkaya ile 57 Milletvekilinin Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2762) ve Adalet Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 207)

 

X.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Manisa Milletvekili Özgür Özel'in, Türkiye Varlık Fonunun denetim raporuna ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Süreyya Sadi Bilgiç’in cevabı (7/26986)

10 Nisan 2020 Cuma

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.02

BAŞKAN: Başkan Vekili Süreyya Sadi BİLGİÇ

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Enez KAPLAN (Tekirdağ)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 81’inci Birleşimini açıyorum.(x)

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

BAŞKAN - Gündeme geçmeden önce 3 sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, coronavirüs salgınında eczacılar hakkında söz isteyen Düzce Milletvekili Ümit Yılmaz’a aittir.

Buyurun Sayın Yılmaz. (MHP sıralarından alkışlar)

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Düzce Milletvekili Ümit Yılmaz’ın, coronavirüs salgını nedeniyle eczacıların yaşadığı sıkıntılara ilişkin gündem dışı konuşması

ÜMİT YILMAZ (Düzce) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

CEMAL ÖZTÜRK (Giresun) – Ümit, fındık için de teşekkür et Hükûmete.

ÜMİT YILMAZ (Devamla) – İnşallah bu sene için teşekkür edeceğiz Cemal abi yani bu sene de inşallah TMO’yu devreye sokarsak o zaman teşekkür edeceğiz.

CEMAL ÖZTÜRK (Giresun) – Sokacağız, sokacağız.

ÜMİT YILMAZ (Devamla) – Covid-19 hakkında bizim de eczacılar olarak söylemek istediğimiz, yaşadığımız sıkıntılar var; onları dile getirelim istedik Meclis kürsüsünden.

Biliyorsunuz, Covid-19 bütün dünyayı tehdit eden çok önemli bir salgın ve bu salgın daha uzun süre dünya gündemini meşgul edecek, ülke gündemini de meşgul edecek gibi görünüyor. Şimdi, burada sağlık çalışanlarına hepimiz teşekkür ettik, hepimiz balkonlardan alkışladık ama birtakım sıkıntılar yaşayan meslek grupları oldu bunların içinde; bunların başında gelen meslek örgütü eczacılar. Eczacıların yaşadığı sıkıntılar neler? Hepimiz eczaneye gidiyoruz ve şununla karşılaştık, değil mi değerli milletvekilleri: Gittiğiniz zaman, daha önceden 1 liraya aldığınız maske 5 lira; işte, 5 liraya aldığınız kolonya 10 lira, 10 liraya aldığınız antiseptik solüsyon 50 lira olarak karşınıza çıktı ve sorumlu olarak doğrudan eczacıları görmeye başladınız. Aslında bunun sorumlusu eczacılar değil, sayın milletvekilleri. Bunun sorumlusunu eczacılar olarak göstermek yanlış bir düşünce. Bunun sorumlusu, bunu fırsata çevirmeye çalışan birtakım çevrelerdir ve bu çevrelerin içerisinde kesinlikle ve kesinlikle bizim meslektaşlarımızın, eczacılarımızın böyle bir pozisyonu yoktur. Bakın, eczacılar eczanelerinde nelerle karşılaşıyor Covid-19 döneminde, bunu sizlerle paylaşayım.

Öncelikle tabii, bugün 10 Nisan. 10 Nisanın iki anlamı var: Birincisi, polis teşkilatının 175’inci kuruluş yıl dönümü ve maalesef Boğazlıyan Kaymakamı şehit Kemal Bey’in asılarak şehit edilmesinin 101’inci yıl dönümü; önce şehit Kemal Bey’i yâd edelim ve çok değerli polislerimize de buradan, mesleklerini yaparken yaşadıkları sıkıntılarda kendilerine Allah’tan kolaylıklar dileyelim.

Şimdi, eczacılara gelince; bakın, eczacıların bu dönemde nasıl görmezden gelindiğini, aslında görmezden gelinmese nasıl faydalı olabileceklerini sizinle paylaşmak istiyorum.

Şimdi, “Uluslararası Eczacılık Federasyonu” diye bizim bir federasyonumuz var, ülkemizin de dahil olduğu. Bu federasyon, 25 Şubatta ve martta bir genelge yayınladı. Burada, Covid-19’da eczacıların dünyadaki yerini anlatan bir genelge yayınladı. Maalesef, Türkiye, Sağlık Bakanlığı olarak bundan yararlanamadı. Daha sonra mart ayında “TİTCK” dediğimiz eczacıların bağlı olduğu Sağlık Bakanlığı bölümü, yine eczacıların önemine binaen yayınladığı pandemi tedbirlerinde, 1.6’ncı tedbirde eczacıların durumunu anlattı ama o da yeterince faydalanmadı.

Bakın, şimdi, Avustralya bu virüs salgınında en başarılı olan ülkelerden bir tanesidir; 3’üncü ayın 30’unda, Martın 30’unda. İlk vaka 1’inci ayın 26’sında tespit ediliyor Avustralya’da ve 19 ölüyle atlatıyorlar bu salgın dönemini ve şu anda hâlâ başarılı bir tedbir geçiştiriyorlar. Burada ne diyor? “Eczacıları kullandık.” diyor. “Eczacıları kullandık ve bu pandemi döneminde kontrol açısından çok başarılı olduk.” diyor. Burada eczacıların yapması gerekenleri özetlemişler ve eczanelerden kontrol etmeye başlamışlar. Çünkü, hasta ilk rahatsızlandığı zaman eczaneye gelir; siz de öylesinizdir, belki danışmak için, sormak için eczaneye gidersiniz; ilk, ateşiniz olduğu zaman bir ağrı kesici-ateş düşürücüyle atlatmak istersiniz ama sizi yanlış yönlendirirse…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi lütfen.

ÜMİT YILMAZ (Devamla) – Toparlıyorum Başkanım.

Eczacı doğru bilgilendirilip sizi de doğru yönlendirse bu işi çok daha kolay atlatabilirdik. Bu fırsat hâlâ daha kaçmış değil; vatandaşlarımız, eczanelerden sağlık danışmanı olarak yardım istemeye devam etsinler.

Yalnız, şunu söylüyorum: Meslektaşlarımızı âdeta bir stokçu olarak görmekten, fırsatçı olarak görmekten özellikle Ticaret Bakanlığı vazgeçsin.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bravo!

ÜMİT YILMAZ (Devamla) – Yani biz zor şartlarda, hiç kimseden yardım almadan, tamamen kendi tedbirlerimizi alarak hizmet vermeye çalışıyoruz. Hiçbir beklentimiz de yok, sadece takdir ve teşekkür bekliyoruz bekliyoruz meslektaşlar olarak, sadece beklentimiz budur.

Hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Gündem dışı ikinci söz, tarım sektörünün sorunları hakkında söz isteyen Aydın Milletvekili Hüseyin Yıldız’a aittir.

Buyurun Sayın Hüseyin Yıldız. (CHP sıralarından alkışlar)

2.- Aydın Milletvekili Hüseyin Yıldız’ın, tarım sektörünün sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

HÜSEYİN YILDIZ (Aydın) – Sayın Başkanım, değerli milletvekillerim; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Coronavirüsten hayatını kaybeden bütün vatandaşlara Allah’tan rahmet, ailelerine başsağlığı diliyorum. Tedavisi devam eden bütün vatandaşlarımıza da acil şifalar diliyorum.

Değerli arkadaşlar, corona virüsünden dolayı restoranlar, kafeler ve bir sürü iş yeri kapandı ama maalesef, bu dönemde Aydın’da –Aydın’ın yüzde 80’i tarımla geçinen bir ilimiz- zeytin, incir, sebze ve meyve… Türkiye'de hemen hemen incirde yüzde 75’i, zeytinde yüzde 35’i, meyve ve sebzede de yüzde 30’u temsil eden Aydın ilimizde bu dönemde, nisan ve mayıs aylarında zincir tutar çiçek açtığı için ve tozlaşır. Bu nedenle, 3573 sayılı Kanun’un 20’nci maddesinde zeytin, incir, sebze ve meyvede tozlaşmayı önleyici hiçbir tesisin kurulamayacağı hükmünü getirmiştir. Bu yasada var ama her yeri kapatmanıza rağmen Aydın’da jeotermal elektrik santralleri maalesef çalışıyor.

Değerli milletvekilleri, özellikle bu dönemde en az iki ay boyunca bu jeotermal elektrik santrallerinin kapanması gerekiyor. Çevreye verdiği zararı defalarca, burada gündeme getirdik. Şu an incir, zeytin, sebze, meyve çiçek vermektedir. Şayet bu jeotermal elektrik santrallerini kapatmadığımız takdirde, önümüzdeki bu sezonda alacağınız sebze, meyve, zeytin, incirin kalitesinin, yüzde 20 veriminin düştüğünü hepimiz biliyoruz. Bu nedenle, özellikle Tarım Bakanına da, Cumhurbaşkanına da ricada bulunuyoruz: Her yeri kapattınız, en azından iki ay boyunca jeotermal elektrik santrallerini kapatmanız gerektiği inancını taşıyoruz, aksi takdirde… Önümüzdeki en önemli konu tarım konusu arkadaşlar.

Bu coronavirüs çıktığında sağlığın, gıdanın ne kadar önemli olduğunu bütün dünya anladı. Siz sağlıkta Bilim Kurulu kurdunuz, acilen de bir “tarım bilim kurulu” kurmanız lazım. Önümüzdeki dönemde -en büyük sorunumuz- tarımla ilgili sorunlar ortaya çıkacaktır, değerli arkadaşlar.

Yine, Aydın Sultanhisar ilçemiz var, AKP’li milletvekilleri de bilir bunu; Türkiye’deki çilek üretiminin yüzde 50’si Sultanhisar’da olur, yaklaşık 600 milyonluk bir gelir elde ediyorlar. Önümüzdeki hafta çilek üretimine başlayacağız yani mahsulleri toplamaya başlayacağız. Bütün gelen telefonlardan… Daha önce ürettiğimiz çileğin yarısını, yüzde 50’sini Ukrayna, Rusya ve Romanya’ya ihracat yapıyorduk. Buradan Tarım Bakanlığına sesleniyoruz, değerli arkadaşlar; acilen, Tarım il müdürleri acele bir açıklama yapması lazım, çilek üreticilerine şunu demesi lazım: “Arkadaşlar, sizin çileğinizi 6 liradan alma garantisini veriyoruz.” Aksi takdirde, yaklaşık 600 milyon TL olan cironun 100 milyon lirası değerli arkadaşlar, işçi parası. Yani bizim o bölgede dört ay boyunca tarım işçileri, kadınlarımız çalışır. O dört ay boyunca elde ettikleri parayla sekiz ay geçinirler. Bu nedenle, özellikle Tarım Bakanının şunun garantisini vermesi lazım. Evet, karayolu ulaşımı yapma şansımız yok. Bütün, Türk Hava Yolları, AnadoluJet, hepsinin yatıyor uçakları. Hava yollarıyla beraber Ukrayna, Romanya ve Rusya’ya muhakkak bu çilekleri ihraç etmemiz gerekiyor, devletin eliyle. Sayın Cumhurbaşkanımız S-400’leri alırken, kullanmadan 2,5 milyar dolar Rusya’ya para ödedi. Bizim de bu dönemde, 50 milyon dolarlık çilek ihracatında devreye girip bu konuyu halletmemiz lazım. Aksi takdirde 50 bin ailenin geçimi sıfırlanıyor, hepsi borçlu. Evet, şu an Aydın’ımızda Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Özlem Çerçioğlu ve ilçe belediye başkanlarımız yoksul ailelere ciddi derecede yardım ediyorlar. Yaklaşık 14.500 aileye sıcak yemek götürüyoruz, 15 bin aileye kuru gıda yardımı ediyoruz. Allah’a şükürler olsun, Aydın’da şu an Büyükşehir Belediyesinin sayesinde yatağa aç çocuk girmiyor, yoksullarımıza yardım ediliyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HÜSEYİN YILDIZ (Devamla) – Bir dakika daha rica edeceğim.

BAŞKAN – Sayın Yıldız, vereceğim de şimdi telefon açtılar “Sayın Yıldız maskeyi aşağıya indirdi.” diye telefon geldi.

Evet, Sayın Yıldız, devam edin lütfen, tamamlayın.

HÜSEYİN YILDIZ (Devamla) – Teşekkür ediyorum Başkanım.

Bu nedenle, özellikle Bilim Kurulu nasıl kurulduysa muhakkak tarımla ilgili Tarım Komisyonunun çalışması gerekiyor ama maalesef Tarım ve Orman Bakanlığının herhangi bir çalışması yok. İnsanlar zor durumda. 2019’daki tarım alacaklısı çiftçilerimizin muhakkak ödemelerini yapmamız gerekiyor. Yine, 2020’de millî hasılanın yüzde 1’i yani 49 milyar TL’yi acilen çiftçilerimize ödememiz lazım. Önümüzdeki yıl -zaten turizm bitti- turizmin yanında gıda sektörüne ağırlık vermemiz gerekiyor, tarıma ağırlık vermemiz gerekiyor; aksi takdirde önümüzdeki dönemde çok sıkıntı çekeceğiz. Burada Hükûmeti uyarıyoruz.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Gündem dışı üçüncü söz, Şanlıurfa’nın düşman işgalinden kurtuluş yıl dönümü münasebetiyle söz isteyen Şanlıurfa Milletvekili Halil Özcan’a aittir.

Buyurun Sayın Özcan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)                 

3.- Şanlıurfa Milletvekili Halil Özcan’ın, 11 Nisan Şanlıurfa’nın düşman işgalinden kurtuluşunun 100’üncü yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

HALİL ÖZCAN (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, kıymetli milletvekilleri; Şanlıurfa’mızın düşman işgalinden kurtuluşunun 100’üncü yılı münasebetiyle şahsım adına gündem dışı söz almış bulunmaktayım. Yüce Meclisimizi saygıyla selamlıyorum.

Sözlerime başlamadan önce, tüm dünyayı olduğu gibi ülkemizi de etkisi altına alan coronavirüs salgınından etkilenen vatandaşlarımıza geçmiş olsun dileklerimi iletiyor, vefat eden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, tedavisi devam eden vatandaşlarımıza da acil şifalar diliyorum.

Bu vesileyle, süreci başından beri bir özveri ve fedakârlıkla yürüten başta Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere, Sağlık Bakanımız Fahrettin Koca’ya, seferber olan diğer bakanlarımıza, Bilim Kurulumuza ve sağlık personelimize şükranlarımı sunuyorum.

Peygamber Efendimiz’in “Şayet bir yerde bulaşıcı hastalık olduğunu işitirseniz oraya gitmeyin, sizin bulunduğunuz bir yerde meydana gelmiş ise oradan da ayrılıp çıkmayın.” hadisişeriflerinde buyurduğu gibi, işi olmayanın sokağa çıkmadığı… “Evde kal.” çağrılarına uyarak devletimizin aldığı tedbirler kapsamında sokağa çıkmayan vatandaşlarımıza bu süreçte göstermiş oldukları hassasiyet sebebiyle teşekkür ediyorum.

Milletimiz her zorlukta bir olmayı, iri olmayı, diri olmayı ve hep birlikte Türkiye olmayı başaran bir millet olarak bu zor zamanda da kenetlenmiş ve mücadelesinde dünyaya örnek olmuştur.

Sayın Başkan, kıymetli milletvekilleri; “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.” sözünün tecelligâhı olan Türkiye Büyük Millet Meclisimizin kuruluşunun 100’üncü yılı ve peygamberler diyarı, medeniyetler merkezi şanlı şehrimiz Urfa’mızın düşman işgalinden kurtuluşunun 100’üncü yılını aynı dönemde kutlamanın da ayrıca mutluluğu içerisindeyiz.

Büyük Türk milletinin, inancı ve sarsılmaz iradesiyle “Ya var olacağız ya da yok olacağız.” diyerek canı pahasına, varını yoğunu ortaya koyarak yaptığı İstiklal Savaşı, bugünkü Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun temelini oluşturmuştur. Vatanını, bayrağını, ezanını ve devletini koruma hassasiyeti içerisinde olan peygamberler diyarının yiğit evlatları; Türk, Kürt ve Araplardan oluşan Onikiler öncülüğünde, birlik ve beraberlik içerisinde hürriyetimizi ve özgürlüğümüzü yeniden kazanmak için canı pahasına düşmana karşı set olmuştur. İman dolu göğüsleriyle mücadele eden ecdadımız, esareti reddetmiş, prangaları kırmış ve özgürlüğe yeniden adım atarak Anadolu’nun her köşesine azim, kararlılık ve mücadele aşılamıştır.

11 Nisan, biz Şanlıurfalılar için şanla ve gururla yâd edilecek özel bir gündür. Bize bu cennet vatanı bırakan tüm aziz şehitlerimizi rahmet, minnet ve şükranla yâd ediyorum; ruhları şad, mekânları cennet olsun.

Değerli milletvekilleri, şanlı milletimizin, bağımsızlığına olan hassasiyetini azim ve kararlılıkla korumaya devam edeceğinden hiç şüphem yoktur. Şükürler olsun ki aziz Urfa’mız 11 Nisan 1920’de vatanı için düşmana nasıl geçit vermediyse, aynı inanç ve kararlılıkla 15 Temmuz hain darbe girişiminde de FET֒cü hainlerin karşısında dimdik durmuş ve teröre, teröriste, düşman odaklara ve iş birlikçilere karşı da aynı hassasiyetle devletin yanında olmaya devam etmiştir.

Urfa’mıza yüz yıl önce bugünlerde göstermiş olduğu destansı mücadeleden dolayı Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından 1984 yılında “Şanlı” unvanı verilmiş daha sonra 2016 yılında da İstiklal Madalyası verilerek Urfa’mız onurlandırılmıştır. Şanlı Urfa’mıza bu iki özel gururu yaşatan Türkiye Büyük Millet Meclisine ve emeği geçenlere ayrıca teşekkür ediyorum.

Kıymetli milletvekilleri, bu yıl Cumhurbaşkanlığımız himayelerinde kutlanması planlanan Şanlı Urfa’mızın kurtuluş günü etkinlikleri maalesef coronavirüs salgını nedeniyle iptal edildi. Lakin, bu gurur günü bizim için her daim gönüllerimizde diri ve sarsılmaz bir konumdadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi Sayın Özcan.

HALİL ÖZCAN (Devamla) – Yüce Meclisimizden Urfalı hemşehrilerime seslenmek istiyorum: Herkesi evlerinde ecdadımızı bir kez daha hayırla yâd etmeye ve dualarla anmaya davet ediyorum.

“Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.” diyen asil milletimizin bir ferdi olarak Türkiye Büyük Millet Meclisimizin 100’üncü kuruluş yıl dönümünü ve Şanlı Urfa’mızın düşman işgalinden kurtuluşunun 100’üncü yıl dönümünü canıgönülden kutluyor, tüm hemşehrilerime selamlarımı iletiyorum.

Sayın milletvekilleri, görüşülmekte olan Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un ülkemize ve milletimize hayırlar getirmesini temenni ediyor, yüce Meclisimizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi, sisteme giren ilk 15 milletvekiline yerlerinden birer dakika söz vereceğim.

Sayın Şeker, buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Kocaeli Milletvekili İlyas Şeker’in, Hükûmetin coronavirüsle mücadeleye hız kesmeden devam ettiğine, vatandaşların maske ihtiyacı ve hastane masrafları ücretsiz karşılanırken yardım talebinde bulunan ülkelere de karşılıksız malzeme gönderildiğine, “Salgın küresel, mücadele yerel.” diyerek vatandaşlara ve sağlık çalışanlarına destek olan Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanına teşekkür ettiğine ilişkin açıklaması

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, Hükûmetimiz coronavirüsle mücadeleye hız kesmeden devam ediyor. Vatandaşlarımızın ihtiyacı olan maske ve hastane masraflarının tamamı ücretsiz karşılanırken yardım talebinde bulunan 30 ülkeye de karşılıksız hizmet yardımı yapılıyor. Hükûmetimiz bu çalışmaları yaparken, seçim bölgem Kocaeli’de de özellikle Büyükşehir Belediyemiz “Salgın küresel, mücadele yerel.” diyerek elini taşın altına koyup, vatandaşlarımıza, sağlık çalışanlarına ve İl Pandemi Kuruluna destek olmaya devam ediyor. Örneğin, ihtiyaç sahiplerine gıda yardımı yapılıyor, kendi ihtiyaçlarını göremeyenlere günlük sıcak yemek hizmeti veriliyor, 65 yaş üzeri ve kronik rahatsızlığı olan vatandaşlarımızın ihtiyaçları karşılanıyor, kapalı ve açık alanların dezenfektasyonları yapılırken, halkın yoğun olduğu yerlere dezenfektan stantları kuruluyor, günlük 17 binin üzerinde cerrahi maske üretimi yapılarak vatandaşa dağıtılıyor. Belediye Başkanımıza ve ekibine teşekkür ediyorum. Diğer hizmetleri de daha sonra paylaşmak dileğiyle Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Çepni…

2.- İzmir Milletvekili Murat Çepni’nin, Muğla ili Milas ilçesi İkizköy halkının üç gündür susuz kaldığına, Muğla Büyükşehir Belediyesi Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğünün doğrudan sorumluluk alması gerektiğine ilişkin açıklaması

MURAT ÇEPNİ (İzmir) – Teşekkürler Başkan.

Milas İkizköy’de sular tam üç gün kesildi. Köy üç gün tamamıyla susuz kaldı. Köyün su deposu Yeniköy Termik Santrali’nin sınırları içerisinde, deponun yönetimi ise DSİ tarafından santral yönetimine devredilmiş durumda. Şirket, santralin ihtiyaçlarından arta kalırsa köye su veriyormuş. İkizköy halkı, kömür madeni için arazilerinin kamulaştırılmasına karşı çıktığı için şirket tarafından cezalandırılıyor. Halkın arazisi de suyu da devlet tarafından şirketlere peşkeş çekilmiş durumda. Su deposunun denetimi şirketten alınıp kamuya devredilmeli, Muğla Büyükşehir Belediyesi MUSKİ Genel Müdürlüğü doğrudan sorumluluk almalıdır. İktidar, suyu, toprağı şirketlere devretmekten vazgeçmelidir.

BAŞKAN – Sayın Şimşek…

3.- Mersin Milletvekili Baki Şimşek’in, İstanbul Silivri Belediye Başkanı Volkan Yılmaz’ın Afrin Bülbül’de teröristbaşının posterinin yerine 600 metrelik dev bir Türk Bayrağı astırdığına ilişkin açıklaması

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Afrin Bülbül’de, teröristbaşı, bebek katili Öcalan’ın paçavralarının asıldığı yer Zeytin Dalı Harekâtı sırasında paramparça edilmiş ve kahraman bir komutanımız buraya 600 metrelik dev bir Türk Bayrağı yapılmasını istemiştir. Bu çağrıya cevap İstanbul Silivri Belediye başkanımız Volkan Yılmaz’dan gelmiş ve her türlü lojistik desteği sağlayarak ve ekip göndererek buraya 600 metrelik dev bir Türk Bayrağı astırmıştır.

Ben, Mehmet Emin Resulzade’nin söylediği gibi “Bir kere yükselen bayrak bir daha yere inmez.” diyorum. En kısa zamanda bu kahramanlarımızın Kandil’e de Türk Bayrağı dikmesini Cenab-ı Allah’ım, nasip et diyor, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Taşkın…

4.- Mersin Milletvekili Ali Cumhur Taşkın’ın, 10 Nisan Türk polis teşkilatının kuruluşunun 175’inci yıl dönümüne ve Polis Haftası’nı kutladığına, coronavirüs salgınıyla ülke içinde en etkili şekilde mücadele edilirken dünyanın dört bir yanından gelen yardım taleplerine de kayıtsız kalınmadığına ilişkin açıklaması

ALİ CUMHUR TAŞKIN (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Huzur ve güvenliğimizin teminatı Türk polis teşkilatımızın 175’inci kuruluş yıl dönümünü ve Polis Haftası’nı kutluyor, aziz şehitlerimize rahmet, gazilerimize sağlık, afiyet diliyorum.

Coronovirüs salgınıyla ülke içinde en etkili şekilde mücadele eden Türkiye, dünyanın dört bir yanından gelen yardım taleplerine de kayıtsız kalmıyor. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla son olarak İngiltere’ye bez maske, N95 maske ve tulumdan oluşan yardım malzemesi gönderildi. Aynı şekilde önceki gün Kuzey Makedonya, Karadağ, Sırbistan, Bosna Hersek ve Kosova’ya ve öncesinde de virüs salgınından en fazla etkilenen İtalya ve İspanya’nın da aralarında bulunduğu 32 ülkeye tıbbi ekipman ve dezenfektan teslimatı gerçekleştirilmişti. Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki Türkiye, büyük devlet olmanın gereği olarak tüm dünyada yaptığı yardımlarla kara gün dostu olmaya devam edecektir diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Özkan…

5.- Mersin Milletvekili Hacı Özkan’ın, Mersin ilinin sağlık tesisleriyle virüse karşı hazır olduğuna ve “Evde kal Türkiye” çağrısına uyarak salgının yayılmasını önleyen hemşehrilerine teşekkür ettiğine ilişkin açıklaması

HACI ÖZKAN (Mersin) – Teşekkürler Sayın Başkan.

“Evde kal Türkiye” çağrısına büyük oranda uyan Mersinli hemşehrilerim bu sayede vaka sayısının artmasının da önüne geçti. Mersin bu anlamda iller arasında alt sıralarda yer alırken büyük şehirler içinde ise en az vakaya sahip olan il konumda. Kurallara büyük oranda uyarak salgının yayılmasını önleyen hemşehrilerime teşekkür ediyor, tedbiri elden bırakmamalarını rica ediyorum.

Sağlık tesisleriyle de virüse karşı hazır olan kentimiz özellikle Mersin Şehir Eğitim ve Araştırma Hastanemiz 1.300 yatak kapasitesiyle hemşehrilerimize hizmet veriyor. Virüs kaynaklı gelen hastalara ikinci bir kişiyle buluşturulmadan doğrudan müdahale edildiği hastanemizde Covid-19 salgınına karşı büyük özveriyle mücadele eden sağlık çalışanlarımıza kalbî şükranlarımı sunuyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Ödünç…

6.- Bursa Milletvekili Atilla Ödünç’ün, 10 Nisan Türk polis teşkilatının kuruluşunun 175’inci yıl dönümüne ilişkin açıklaması

ATİLLA ÖDÜNÇ (Bursa) - Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; köklü bir geçmişe, bilgi birikimi ve tecrübeye sahip olan, vatandaşlarımızın esenliği ve güvenliğini temin etmek amacıyla ülkemizin bölünmez bütünlüğü için zaman ve mekân mefhumu gözetmeksizin cansiparane gayretlerini sürdüren polis teşkilatımız şanla ve şerefle yüz yetmiş beş yıldır büyük bir azimle çalışmaktadır. Polis teşkilatımız bugünlerde yaşamakta olduğumuz yeni tip coronavirüs salgını tedbirleri kapsamında büyük bir fedakârlıkla gece gündüz görevi başında olmasıyla aziz milletimizin gönlünde müstesna bir yer edinmiştir. Polis teşkilatımızın bu kıymetli çalışmaları takdire şayandır. 10 Nisan 1845’te kurulan Emniyet teşkilatımızın kuruluşunun 175’inci yıl dönümü dolayısıyla şehit olan polislerimizi rahmetle, gazi polislerimizi ise minnetle anıyor, emekli olan ve görevleri başında olan polislerimize ve Türkiye Büyük Millet Meclisinde bizlerle birlikte görev alan polis memuru arkadaşlarımıza aileleriyle birlikte sağlık, mutluluk ve başarılar diliyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Yalım...

7.- Uşak Milletvekili Özkan Yalım’ın, 10 Nisan Türk polis teşkilatının kuruluşunun 175’inci yıl dönümü vesilesiyle polislerin 3600 ek gösterge taleplerinin karşılanması gerektiğine, CHP’li belediyelerin coronavirüs salgınından ekonomik olarak etkilenen yurttaşlara yardım etmek üzere başlattığı bağış kampanyalarının merkezî Hükûmet tarafından engellenmesine rağmen Konya Büyükşehir Belediyesine bağış yapılabildiğine ilişkin açıklaması

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bugün Polis Günü. Bütün polislerimizin, bütün Emniyet teşkilatımızın 175’inci yılını kutluyorum. Onlara da verilen sözlerin tutulması dileğiyle 3600’ün de bir an önce uygulanmasını özellikle buradan talep ediyorum.

Sayın Başkan, biliyorsunuz, büyükşehir belediyelerimizde -özellikle İstanbul ve Ankara Belediyelerimizde- yaşayan vatandaşlarımız belediyelerimize bağış yapmak istiyorlardı. Ancak maalesef merkezî Hükûmet bu olanağı kapattı ve de engel oldu. Benim elimde şu anda bir dekont var, Konya Büyükşehir Belediyesine ait. IBAN’ın son 6 rakamını vereceğim: 008519 no.lu IBAN’a sembolik olaraktan bir bağış yapıldı ve de bu Konya Belediyesine bağış yapılabildiğinin burada, elimde belgesidir; bunu, özellikle de AK PARTİ Grup Başkan Vekillerine ve de milletvekillerine ve de tüm milletimize özellikle göstermek istiyorum, ben bunun özellikle de altını çiziyorum.

Sayın Başkan ve değerli milletvekilleri; Konya Belediyesi...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Çakırözer, buyurun.

8.- Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer’in, dünyayı etkisi altına alan coronavirüs salgını nedeniyle yurttaşlarla dayanışma içinde olunması gereken bir dönemden geçildiğine, yoksul insanlara yardımda bulunmak için kampanya başlatan belediyelerin hesaplarına bloke konulduğu gibi Eskişehir Büyükşehir Belediyesi ile Odunpazarı Belediyesinin aşevi bağış hesaplarına da bloke getirilmesinin vahim bir hata olduğuna ilişkin açıklaması

UTKU ÇAKIRÖZER (Eskişehir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Tüm dünyayı etkisi altına alan coronavirüs salgınıyla mücadelede tüm yurttaşlarımızla dayanışma içinde olmamız gereken bir dönemden geçiyoruz. Ancak bu süreçte salgın nedeniyle evlerinden çıkamayan yoksul insanlara yardımda bulunmak için kampanya başlatan belediyelerimizin hesaplarına bloke kondu. Yetmedi, şimdi de Eskişehir’de Büyükşehir Belediyemizin yirmi beş yıldır, Odunpazarı Belediyemizin de yaklaşık on üç yıldır on binlerce ihtiyaç sahibi yurttaşa sıcak yemek verdiği aşevi bağış hesaplarının tamamına dün bloke getirilmesi çok vahim bir hatadır, derhâl dönülmelidir. Dahası İçişleri Bakanlığı, Eskişehir’deki belediyelerimize bu salgının ortasında müfettiş göndermiş, yaptıkları yardımları teftiş etmeye başlamıştır. Bu salgın tüm insan hayatını yok etmekte. İnsanlar can derdindeyken hep birlikte mücadele etmemiz gereken bir dönemde, ayrı bir hesabı olan ve artık abone denilecek bağışçısı olan aşevlerinin yaptıkları yardımların engellenmesini vicdanlar kabul etmiyor. İktidar ne yaparsa yapsın, gerekirse belediyelerimizin yatırımlarını kessin ama Eskişehir’de ve Türkiye'nin tüm şehirlerinde halkçı belediyelerimiz ve belediye başkanlarımız hayırsever yurttaşlarımızın destekleriyle tüm...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Güneş...

9.- Uşak Milletvekili İsmail Güneş’in, Hükûmetin coronavirüs salgınının yayılmasını önlemek, hasta olanların sağlığına kavuşmasını sağlamak ve ekonomiye olan etkisini en aza indirebilmek için gerekli tüm tedbirleri aldığına, Türkiye Cumhuriyeti’nin sadece kendi vatandaşlarına değil talep eden ülkelere de karşılıksız tıbbi sarf malzemesi gönderdiğine ilişkin açıklaması

İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; aralık ayı sonunda Çin’in Wuhan kentinde başlayan ve tüm dünyayı saran coronavirüs pandemisi neticesinde dünyada 95 bin, ülkemizde de 908 kişi maalesef hayatını kaybetmiştir. Durumun ciddiyetini ve önemini erken dönemde anlayan Hükûmetimiz, hastalığın yayılmasını önlemek, hasta olanların sağlığına kavuşmasını sağlamak ve ayrıca ekonomiye olan etkisini en aza indirmek için tüm tedbirleri almıştır. Dünyada pek çok ülkede tıbbi sarf malzemesinde sıkıntı olurken, paranızla dahi alamazken, Türkiye Cumhuriyeti’nde tüm testler ve tedaviler bedava olduğu gibi, bugün itibarıyla tüm eczanelerimizde halkımıza bedava maske dağıtımı başlamıştır.

Türkiye Cumhuriyeti sadece kendi vatandaşlarına değil, bugün İspanya, İtalya, İngiltere gibi ekonomik anlamda bize göre daha iyi olan ülkelere bedava tıbbi sarf malzemesi göndererek insanlığa ne kadar değer verdiğini göstermiştir.

Allah’a şükür ki sağlık altyapımız ve insan kaynağı gücümüz pek çok ülkeye göre çok daha iyi durumdadır. Ülkemizin bu duruma gelmesini sağlayan başta Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere, Bakanlarımıza, Bilim Kurulu üyelerimize...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Subaşı...

10.- Balıkesir Milletvekili Yavuz Subaşı’nın, 10 Nisan Türk polis teşkilatının kuruluşunun 175’inci yıl dönümünü kutladığına ve Mareşal Fevzi Çakmak’ı vefatının 70’inci yıl dönümünde rahmetle andığına, talep eden ülkelere karşılıksız tıbbi sarf malzemesi gönderildiğine, yurt dışındaki vatandaşların ülkeye getirilmesinde gösterdikleri gayretten ötürü Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ile Dışişleri personeline teşekkür ettiğine, salgın nedeniyle ölen vatandaşlara Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

YAVUZ SUBAŞI (Balıkesir) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Bugün 10 Nisan, polis teşkilatımız 1845 yılında bugün kuruldu. Emniyet teşkilatımızın kuruluşunu, polisimizin bu anlamlı gününü tebrik ediyorum. Vefat eden, şehit olan polislerimize Yüce Rabb’imden rahmet diliyorum.

Bugün ölüm yıl dönümü olan rahmetli Mareşal Fevzi Çakmak’ı rahmet ve saygıyla anıyorum.

“Önce insan, insanı yaşat ki devlet yaşasın.” diyen bir medeniyetin mensupları olarak, coronavirüs çalışmalarında Türkiye’den yardım isteyen devletlere yapılan yardım için ülkemle gurur duyuyorum. 55 ülkeden yaklaşık 25 bin vatandaşımızı sahipsiz bırakmadık, ülkemize getirdik. Dışişleri Bakanımız Sayın Mevlüt Çavuşoğlu ve Dışişleri Bakanlık personeline teşekkür ediyorum. Devletimiz milletimizin hizmetindedir.

Coronavirüs hastalığından ölen vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, hastalarımıza acil şifalar diliyorum.

Gazi Meclisimizi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Aydemir...

11.- Erzurum Milletvekili İbrahim Aydemir’in, üstlenilen vazifeyi iyi ve vaktinde yapmak, teknolojiye ayak uydurmak gerektiğine ve ülkenin bu noktada potansiyelinin doruklarda olduğuna, Hazine ve Maliye Bakanının “Cari açığa darbe vuracak, enerjide dışa bağımlılığı sonlandıracak keşiflerin arifesindeyiz.” ifadesine kulak verilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Başkanım, “Enseyi karartmayalım.” ifadesi hoş bir aforizma; “Umutsuz olmayalım.” anlamına özellikle netameli zaman dilimlerinde kullanılır; günümüz için, Covid-19 vakitleri için çok geçerli. Hakikaten güzel şeyler de oluyor. İstatistiki bir veri aktaralım: Ülke genelinde yayımlanan materyal sayısı bir önceki yıla nispetle ciddi oranda artarak 70 binlere ulaşmış. Daha iyisi, yayınlanan kitap sayısı 62 binler düzeyinde. Bir başka latif tespit: Benden iyisi yok diyen ülkelerin, benden büyüğü yok diyen politik figürlerin aslında birer karton kule mesabesinde oldukları açığa çıktı. Olması gereken, üstlenilen vazifeyi iyi ve vaktinde yapmak, teknolojiye ayak uydurmak; bu noktada potansiyeli doruklarda bir ülkeyiz. Kaldı ki müjde yüklü zamanlara da gebeyiz. “Cari açığa darbe vuracak, enerjide dışa bağımlılığı sonlandıracak keşiflerin arifesindeyiz.” diyen Hazine ve Maliye Bakanımıza kulak kesilelim. Kelamıhitam “Olanda hayır vardır.” derler… (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Başer…

12.- Yozgat Milletvekili Yusuf Başer’in, 10 Nisan Boğazlıyan Kaymakamı Mehmet Kemal Bey’in idam edilişinin 101’inci yıl dönümüne ilişkin açıklaması

YUSUF BAŞER (Yozgat) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 10 Nisan 1919’da, daha önce yargılandığı ve beraat ettiği bir davadan dolayı düzmece bir mahkeme kararıyla idam edilen millî şehidimiz Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey’in şehadetinin yıl dönümü. Bu vesileyle Mehmet Kemal Bey’e ve bu ülke için, vatan için, bayrak için şehit olan tüm şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyor, mekânları cennet olsun diyorum.

Kaymakam Kemal Bey devletine bağlılığı ve sadakatiyle Boğazlıyan ilçemizde halkımız tarafından büyük teveccüh kazanmış, Ermeni halkını tehcirden kurtarmıştır. Kaymakam Kemal Bey’in idamı Anadolu’da millî bir hareketin doğmasına sebebiyet vermiş, uğradığı haksızlık aziz Türk milletinin canla başla yürüttüğü millî mücadeleyi etkilemiştir. Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi millî şehidimiz Mehmet Kemal Bey’in tutuşturduğu meşale millî mücadeleye ışık olmuştur. Şehidimizin son sözü ise manidardır: “Sizlere yemin ederim ki ben masumum. Son sözüm de budur, yarın da budur. Ecnebi devletlere yaranmak için beni asıyorlar. Eğer adalet buysa kahrolsun böyle bir adalet diyorum.” (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Ceylan…

13.- Çanakkale Milletvekili Özgür Ceylan’ın, Covid-19 salgını dolayısıyla birçok sektörde ciddi mağduriyetlerin yaşanmaya başlandığına, taşımalı eğitimde servisçilik yapan şoför esnafının mağduriyetine yönelik ne gibi tedbirlerin hayata geçirileceğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR CEYLAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, Covid-19 salgını dolayısıyla birçok sektörde ciddi mağduriyetler yaşanmaya başlanmıştır. Ülkemizde de Millî Eğitim Bakanlığının okullarda eğitime ara verilmesi yönündeki kararı sonrası ister kamu ister özel okul olsun çocuklarını okula gönderirken servis hizmetinden yararlananlar bakımından soru işaretleri doğmuştur. Öyle görünüyor ki bu eğitim öğretim döneminde okullar açılmayacaktır. Okul ve servis ücretleri konusunda Bakanlık inisiyatif alıp boşluk bırakmayacak şekilde bir açıklama yapmalı ve bir ilke kararı olarak açıklamalıdır. Veliler haklı olarak almadıkları taşıma hizmetinin ücretini ödememektedir. Taşımalı eğitimde diğer okullarda servisçilik yapan şoför esnafı ciddi bir mağduriyet yaşamaktadır. Birçok servisçi, servisin ablasının ve şoförün prim borcunu dâhi yatıramaz hâldedir. Servisçilere yönelik olarak ne gibi tedbirleri hayata geçirmeyi düşünüyorsunuz?

BAŞKAN – Sayın Öztürk…

14.- Kırıkkale Milletvekili Halil Öztürk’ün, yaşanılan virüsle mücadele sürecinde tavsiye ve tedbirlere uyan Türk milletine, milletin devleti olduğunun göstergesi olan sağlık çalışanlarına, Vefa Sosyal Destek Gruplarındaki polislere, jandarmaya, bekçilere, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı çalışanlarına ve postacılara millet adına müteşekkir olduğuna ilişkin açıklaması

HALİL ÖZTÜRK (Kırıkkale) – Sayın Başkan, yaşadığımız virüsle mücadele sürecinde tavsiye ve tedbirlere uyan, devletiyle uyumlu vakur tavır gösteren Türk milletine, milletin devleti olduğunu ispat eden kahraman sağlık çalışanlarımıza, Vefa Gruplarındaki polisimize, jandarmamıza, bekçilerimize, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı çalışanlarımıza, postacılarımıza milletim adına müteşekkirim.

Mensubu olduğum milletimle, vatandaşı olduğum devletimle gurur duyuyorum. Çünkü eşitliğin ve denkliğin önemsenmediği bu zalim dünya düzeninde gördük ki Amerika ve Avrupa Birliğinde, virüs, sistemleri geçmekte, kurumlar ve kurallar sınıfta kalmaktadır, insani ve vicdani değerler ile toplumsal dayanışma yerle bir olmaktadır. Bu bakımdan, insanlığı yaşatmayı merkeze alarak büyük mücadele veren Türkiye’mizle ne kadar gurur duysak azdır.

Diğer taraftan, mahzun kalan kandil ve cumaların bitmesine ve camilerin cemaatiyle buluşmasına, birbirimizle kucaklaşmamıza az kaldı. Daha güzel günlerin bizleri beklediğine inancımız tamdır. Sonsuza kadar var ol Türkiye. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Aycan…

15.- Kahramanmaraş Milletvekili Sefer Aycan’ın, coronavirüs pandemisi yaşanılan bu dönemde çevre sağlığına özen gösterilmesi, hava kirliliğine dikkat edilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

SEFER AYCAN (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, coronavirüs pandemisi yaşadığımız bu dönemde çevre sağlığına daha fazla özen göstermeliyiz. Kullanılan maske ve eldivenler kirli atık olarak kabul edilmeli, rastgele atılmamalıdır ve mutlaka toplanmalıdır. Atık toplama işi yapan kuruluşları desteklemeliyiz ve bu alanda çalışan personelin güvenliğine özel önem vermeliyiz. Yurt dışından plastik atık alma işine de artık son vermeliyiz.

Diğer konu hava kirliliğidir. Hava kirliliğine de çok dikkat etmeliyiz. Şehrim Kahramanmaraş havası en kirli şehirlerdendir. Tüm ülkemizde sanayi kuruluşları, termik santraller filtresiz çalışmamalıdır. Diğer bir hava kirliliği nedeni egzoz emisyonudur. Tüm bu gazlar ve sigara akciğeri en fazla yıpratan faktörlerdir. Yıpranan akciğere coronavirüs daha fazla yerleşmekte ve hastalık daha ağır seyretmektedir. Bu nedenle akciğerde risk oluşturan tüm bu faktörlerden uzak durmalıyız, sağlığımıza sahip çıkmalıyız, evde kalmalıyız.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Şimdi, Sayın Grup Başkan Vekillerinin söz taleplerini karşılayacağım.

Sayın Türkkan, buyurun.

16.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, 10 Nisan Türk polis teşkilatının kuruluşunun 175’inci yıl dönümünü ve Polis Günü’nü kutladığına, Emniyet teşkilatının güncel ve acil sorunlarının çözüme kavuşturulması, 3600 ek gösterge sözünün yerine getirilmesi gerektiğine, 10 Nisan Mareşal Fevzi Çakmak’ı vefatının 70’inci, Türk ekonomisine önemli katkılar sağlayan Sakıp Sabancı’yı ölümünün 16’ncı ve Boğazlıyan Kaymakamı Mehmet Kemal Bey’i idam edilişinin 101’inci yıl dönümünde rahmetle andığına, vatandaşlara maske ulaştırılması konusunda kargaşa yaşandığına ilişkin açıklaması

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; mesai mefhumu olmaksızın gece gündüz fedakârca görev yapan polis teşkilatı, 10 Nisan 1845’ten bugüne ülkemizde huzur ve düzeni sağlamak için çalışmaktadır. Polisimiz bu kutsal görevi her zaman zor şartlar altında yürütmekte, ülkemizin huzur ve güvenliğini sağlamak için gerektiğinde bu ülke toprakları için de canını vermektedir. Emniyet teşkilatımızın 175’inci yılını kutluyorum. Vatanı, milleti ve bayrağı uğruna canlarını feda eden aziz şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum, kahraman gazilerimize de şükranlarımı sunuyorum.

Emniyet teşkilatının güncel ve acil sorunlarının çözüme kavuşturulması, halkın can ve mal güvenliğinin sağlanması için hayati önem taşımaktadır. Zor koşullarda çalışan Emniyet teşkilatı mensuplarımızın gösterdiği gayretin karşılığı daha iyi şartlarda görev yapma olanağının sağlanmasıdır. Bu iyileştirmeler Emniyet teşkilatına yönelik bir lütuf değil hak edilen bir durumun yerine getirilmesi olacaktır. 3600 ek göstergeyle ilgili, başta partim olmak üzere bütün partilerin seçim döneminde polis teşkilatına verdiği sözün bir an önce yerine getirilmesi için iktidara tekrar bir çağrıda bulunmak istiyorum. Emniyet teşkilatı mensuplarının Polis Günü’nü kutlamak kuru kuruya olmaz, onların bu beklentilerine de cevap vermek gerekir. Bu vesileyle şu an vazifeleri başında olan Emniyet teşkilatı mensuplarımıza ve ailelerine de sağlık, mutluluk ve başarılar diliyorum.

Fevzi Çakmak, yakın dönemin en değerli şahsiyetlerinden birisi olarak tarihe geçmiştir. Kurtuluş Savaşı’mızın Genelkurmay Başkanı ve sonrasında Türkiye Cumhuriyeti devletinin yirmi üç yıl boyunca Genelkurmay Başkanlığını yapan ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ten sonra tek mareşal rütbesine sahip olan merhum Fevzi Çakmak’ı vefatının seneidevriyesinde rahmet ve saygıyla anıyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi Sayın Türkkan.

Buyurun.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Bugün aynı zamanda iş dünyasının en değerli, en kıymetli iş adamlarından birisi olarak tanınan, üretim ve istihdam yaratarak Türk ekonomisine önemli katkılar sağlayan Sakıp Sabancı’nın ölüm yıl dönümü. Merhum Sabancı’yı vefatının 16’ncı yıl dönümünde hayırla ve rahmetle yâd ediyorum.

Birinci Dünya Savaşı sonunda, vatanımızı işgal eden düşmanla iş birliği hâlinde kurulan mahkemelerde idama mahkûm edilerek yüz bir yıl önce bugün şehadet şerbetini içen vatan sevdalısı Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey’i de ölüm yıl dönümünde rahmetle anıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhurbaşkanı Erdoğan hafta başında yaptığı açıklamada parayla maske satışının yasaklandığını duyurmuştu. Vatandaşlara, e-devlet üzerinden başvuru yaparak ücretsiz maske başvurusunda bulunabilecekleri söylenmişti. Ancak PTT yapılan yüz binlerce başvuruya doğal olarak yetişemeyince ortaya bir kargaşa ve maske bulamama sıkıntısı çıktı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın, buyurun.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – “Evde kal.” denilen vatandaş zaruri ihtiyaçları için dışarı çıkıyor. Bu ihtiyaçlardan biri de maske ancak maske bulamıyor. Eczanelerin ücretsiz maske dağıtmak için devreye sokulması ise tam bir bilmece yarattı. Zira İstanbul’da on gün için 5 maske verileceği ve buna da Sağlık Bakanlığından gelecek SMS ile başvurulacağı açıklandı. Elimizde maske stoku var, biliyoruz fakat vatandaşa ulaştıramıyoruz. Oysa çözüm basit, verin belediyelere dağıtsın. Hükûmet bu zor zamanlarda işleri nasıl el birliğiyle kolaylaştırırız diye düşünmek yerine belediyeleri baypas etmek için görmezden geliyor. Bu durum da vatandaşa ulaşmada sıkıntı yaratıyor. Vatandaş hizmet bekliyor, maske bekliyor ama Sayın Erdoğan belediyelerle iş birliği yapmayarak vatandaşın mağdur olmasına sebebiyet veriyor. Sayın Cumhurbaşkanını bu konuda parti ayırmaksızın belediyelerle iş birliğine davet ediyoruz. Her zaman söylediğimiz gibi “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.”

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Oluç, buyurun.

17.- İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un, coronavirüs salgını nedeniyle Hükûmet ve siyasi partiler toplantılarını gerçekleştirebilmek için telekonferans sistemini kullanırken vakıf ve derneklerin bu sistemi kullanmalarının engellenmesinin anlaşılır bir durum olmadığına, Covid-19’la mücadele kapsamında Plan ve Bütçe Komisyonuna getirilen torba yasa teklifinin sosyal medya ve dijital medya yayınlarına yönelik sansür maddesi içerdiğine, TÜİK’in ve İŞKUR’un verilerine göre işsizlik sorununun arttığına, İşsizlik Sigortası Fonu’nun kullanılması gerektiğine ilişkin açıklaması

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın vekiller, geçtiğimiz günlerde 16 Mart 2020 tarihli bir İçişleri Bakanlığı genelgesiyle coronavirüs salgını nedeniyle vakıfların ve derneklerin etkinlikleri, faaliyetleri ve genel kurulları ertelenmişti. Bu tabii ki anlaşılır bir şey, buna bir itiraz yok. Fakat Kültür ve Turizm Bakanlığından vakıflara yeni bir yazı gitti ve bu giden yazıda İçişleri Bakanlığının yazısı hatırlatılıyor ve “Bu tedbirleri aldık ama siz hâlâ toplanmaya devam ediyorsunuz.” diyor Kültür Bakanlığı. Nasıl toplanıyormuş vakıflar? On-line yani telekonferans sistemiyle. Şimdi, Kültür Bakanlığı, bu vakıflara on-line toplantı, telekonferans ve benzeri etkinlikleri de yasaklıyor. Yani mesela on-line toplantı yapmanın coronavirüs salgınıyla ne alakası olabilir; bu, gerçekten anlaşılabilir bir şey değil. Hele hele on-line toplantı yapmak yani telekonferans sistemini kullanmak Hükûmet açısından da siyasi partilerin kendi toplantılarını yapması açısından da bugünlerde kullanılır bir hâle gelmişken vakıfların ve derneklerin bu telekonferans sistemini kullanmalarının engellenmesi anlaşılır bir durum değil. Herhâlde Kültür Bakanlığı bunu açıklayacaktır diye bekliyoruz.

Yasakçı bir anlayış tabii ama işte şöyle bir durum var: Plan ve Bütçeye de 62 maddelik bir yeni teklif geldi. Orada da coronavirüs salgını nedeniyle önlemler alınmasını içeren maddeler var fakat içine bakıyoruz, içinden bir sansür maddesi çıkıyor. Nereye sansür? İşte, bütün sosyal medya ve dijital medya yayınlarına ilişkin ve çalışmalarına ilişkin son derece ciddi, uluslararası şirketleri de içeren, Twitter, Facebook, YouTube gibi şirketleri de içerecek olan çok ciddi bir sansür maddesiyle karşı karşıya kalıyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Bunun coronavirüs salgını meselesiyle ne alakası var? Bunun da bir alakası yok ama fırsat bu fırsat, arada sosyal medya ve dijital medya sansürünü de gerçekleştirebiliriz diye düşünüyor iktidar belli ki. Yani bu fırsatçılığın iyi bir şey olmadığını hep söylüyoruz, söylemeye de devam edeceğiz. İnşallah günün birinde iktidar da bunu fark edecektir.

Şimdi, TÜİK’in ocak ayı işsizlik verileri açıklandı. Elbette ki bu veriler coronavirüs salgını öncesinde olduğu için bugünkü koşulları çok fazla yansıtmıyor ama ona rağmen yüzde 13,8 gibi bir oran oldu. Özellikle mart ayının sonuçlarını evet, haziran, temmuz aylarında göreceğiz. Fakat öyle görünüyor ki, şu andaki tablodan ve sektörlerde çalışanların verdiği bilgilerden çıkarılan bu: Şu anda corona virüsü salgını nedeniyle ciddi biçimde işsizlik meselesi yükseliyor. Biz en başından beri “İşten çıkarmalar yasaklanmalıdır.” diyorduk, bu yasakla ilgili şey yeni çıktı, bu arada da epey sayıda insan… Kaç olduğunu dediğim gibi önümüzdeki dönemde resmî rakamlardan da bir miktar göreceğiz ama işten çıkarma yasağı geç kaldı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi lütfen.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Bir başka şey daha var, İŞKUR’un son verilerine bakacak olursak mart ayıyla ilgili, Şubat 2020’de 3 milyon 451 bin civarında olan İŞKUR’a kayıtlı işsiz sayısı Mart 2020’de 3 milyon 675 bine çıkmış yani ciddi bir artış olmuş, kayıtlı işsiz sayısında bir aylık artış oranı yüzde 6,5 olmuş. Şubat 2020’de 163 bin olan işsizlik ödeneğine başvuran kişi sayısı. Mart 2020’de 281 bine yükselmiş. Yine, Şubat 2020’de 89 bin olan işsizlik ödeneğini hak eden kişi sayısı Mart 2020’de 153 bine yükselmiş. Bütün bu veriler şunu gösteriyor ki: Çok ciddi bir biçimde işsizlik konusu büyümekte ve özellikle corona virüsü salgını günlerinde işten atılanlar, işten çıkarılanlar, işsiz kalanlar, yeni iş zaten bulamayacak olanların ciddi sorunları…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Son cümle efendim.

BAŞKAN – Lütfen, tamamlayınız sözlerinizi.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Bu insanların sorunlarının en azından mali olarak giderilebilmesi ve biraz güvence sağlanabilmesi için İşsizlik Sigortası Fonu’nun kullanılması gerekiyor ancak iktidar bu konuda da son derece ketum davranıyor ve herhangi bir adım atmıyor. İşsizlik Sigortası Fonu büyük ihtimalle tüketilmiş olduğu için şimdi iktidar, nasıl para bulacağız da insanların ihtiyaçlarını karşılaşacağız, bilemiyor. Bunları önümüzdeki günlerde de tartışmaya devam edeceğiz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Özel…

18.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, 10 Nisan Mareşal Fevzi Çakmak’ın vefatının 70’inci yıl dönümü vesilesiyle Millî Mücadele kahramanlarını, Mustafa Kemal Atatürk’ü ve silah arkadaşlarını rahmetle andıklarına, 10 Nisan Anayasa’ya laiklik ilkesinin girişinin 83’üncü yıl dönümüne, salgın nedeniyle oluşturulan Bilim Kuruluna sağlık meslek örgütlerinin dâhil edilmeyerek görüşlerinin alınmamasının eksiklik olduğuna, iş yerlerinin kapatılması nedeniyle esnafın mağduriyet yaşadığına, Eskişehir Büyükşehir Belediyesi, Odunpazarı Belediyesi ve Antalya Muratpaşa Belediyesinin aşevi bağış hesaplarına bloke getirilmesinin akıl, vicdan ve mantık dışı olduğuna ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Birinci Meclisin Millî Savunma Bakanı, Kurtuluş Savaşı’nın en kritik döneminde Genelkurmay Başkanlığı görevini üstlenen, uzun süre bu görevde kalan, 1’inci, 2’nci ve 8’inci Dönem Milletvekilimiz Mareşal Fevzi Çakmak’ı ölüm yıl dönümünde, Millî Mücadele kahramanlarımızı, Mustafa Kemal Atatürk’ü ve bütün silah arkadaşlarını bir kez daha minnetle ve rahmetle anıyoruz.

Bugün 10 Nisan, Anayasa’ya laiklik ilkesinin girişinin yıl dönümü. Hilafetin 1924’te kaldırılmasının ardından 10 Nisan 1928’de yapılan Anayasa değişikliğiyle “Türkiye Devletinin dini, dinî İslamdır.” ifadesi Anayasa’dan çıkarıldı ve bugün Türkiye Cumhuriyeti’ni ayakta tutan en büyük ilke olan laiklik ilkesinin Anayasa’ya girdiği gün olarak tarihe geçti. Yıllar içinde ülkemizde yaşanan gelişmelere, yanı başımızdaki coğrafyaya bakarak din ve vicdan özgürlüğü ile ifade ve düşünce özgürlüğünü garanti altına alan laiklik ilkesinin önemini her gün biraz daha fazla anlıyoruz. Bugün de laiklik ilkesi başta olmak üzere cumhuriyet devrimlerine ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün gösterdiği çağdaşlaşma ülküsüne ne pahasına olursa olsun bağlı kalacağımızı, cumhuriyet devrimlerini aşındırmak isteyen tüm odaklara karşı mücadele edeceğimizi bir kez daha buradan teyit ediyoruz.

Sayın Başkan, coronavirüs önlemlerinde, bu mücadelede pek çok öneri çok kıymetli. En doğru yapılan işin Bilim Kurulunun oluşturulması olduğunu hepimiz teyit ediyoruz ama o oluşumdaki en büyük yanlışlığın da sağlık meslek örgütlerinin o Kurula dâhil edilmemiş olduğunu ifade ediyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Türk Tabipleri Birliği, Türk Eczacıları Birliği, Türk Dişhekimleri Birliği, Türk Hemşireler Derneği gibi doğrudan cephede, birinci safta kendi canları pahasına coronavirüsle mücadele edenlerin meslek örgütlerinin görüşlerinin alınmamasının bir eksiklik olduğunu söylüyorduk. Türk Dişhekimleri Birliği Başkanı Atilla Stephan Ataç imzalı bir bilgilendirme ulaştı elimize. Onu kısaca özetleyecek olursam, diyor ki: “Coronavirüs mücadelesi sırasında Halk Sağlığı Genel Müdürlüğünün ve Kamu Hastaneleri Genel Müdürlüğünün yayınladığı genelgelerle diş hekimliğinde elektif tedavilerin ertelenmesine, acil tedavilerin yapılmasına yönelik düzenlemeler var; kamuda ve özelde biz bunlara uyuyoruz. Böyle olunca çalıştığımız vakalarda en ileri derecede risk noktasıyız.”

Hatırlayacaksınız, 24’üncü Dönem Milletvekilimiz Kadir Gökmen Öğüt Covid-19’a yakalandı, tedavisi başarılı gitti ve şu anda evinde.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ama meslektaşları sahadalar ve Türk Dişhekimleri Birliği diyor ki: “Bize N95 maske lazım, FFP2 maske lazım, bunları son düzenlemelerle tamamen elde edemiyoruz ve Bilim Kuruluna başvurduk, USHAŞ’a başvurduk. USHAŞ’ın tek elden ürün toplama ve satma üzerine kurulu sisteminde diş hekimlerini tanıtmadılar, ürün dağıtımında da ciddi sıkıntılar var, önerilerimiz de dinlenmiyor ve biz, devletin aldığı kurallara uymaya kalkarsak hayatımız tehlikede. Bize maske bulun.” Atilla Stephan Ataç imzalı bilgilendirmeye her yerden erişilebilir, ben de arzu edenlere yollarım ama bu sorun, gerçekten çok önemli bir sorun.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi lütfen.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, esnafımız kapatılan iş yerlerinden dolayı bir anda borçlarını ödeyemez duruma düştüler ve yardıma muhtaç hâle geldiler. Ahilik kültürü bu topraklarda hâlâ geçerliliğini koruyan önemli bir gerçeklik; Ahî Evran tarafından kurulan, ekonomik ve ticari faaliyetlerin yürütülmesinde iyi ahlakı, doğruluğu, kardeşliği, yardımlaşmayı ön plana alan muhteşem bir kültür ve Ahilikte yapılması fena olan 7 şey ve yapılması gereken 7 güzel hareket, 7 güzel davranış da tanımlanmış. Birbirleriyle dayanışıyorlar ama burada hepimizin birden hem o dayanışmayı güçlendirecek katkıları esnaf odalarına, esnafların doğrudan kendilerine devlet olarak yapmamız lazım, onların sesini duyalım.

Bir de vatandaşlarımıza bir çağrımız var: Lütfen, bu dönemde yaşamak zorunda olan esnafa destek olsunlar, onlarla dayanışma içinde olsunlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Özel, tamamlayın lütfen.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bitecek Sayın Başkanım.

Bulundukları mahallin, mahallenin hem sosyal lideri hem dert ortağı, zaman zaman kızımızın eve girmesi için anahtarı kendisine emanet edebildiğimiz kadar güvendiğimiz kişileri bu dönemde sahiplenelim. Süpermarketlerin önünde kuyrukta bekleyip, gidip de sırayla orada alışveriş yapma eziyetindense, alışverişin mahalledeki esnaftan yapılması son derece önemlidir.

Son sözüm, Sayın Başkan, bir tepkiyle bitecek; tepkimiz şuna: Eskişehir Belediyemizin yirmi beş yıldır faaliyet gösteren aşevi var, Odunpazarı’nın ve Antalya Muratpaşa’nın aşevleri var. Bunlar coronavirüsten önce de yoksula yemek götürüyorlardı, coronavirüsten sonra da yoksullara aş veriyorlar, oraya geliyorlar, gelemeyene kendileri gidiyorlar, arabayla evlere götürüyorlar, bu kadar iyi bir hizmet.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Yirmi beş yıldır kursaklarından Eskişehir’deki ve Antalya’daki aşevlerimiz sayesinde sıcak bir çorba, üç kap sıcak yemek geçen garibanlar, bir anda şimdi bu hizmetten mahrum bırakılmaya çalışılıyor çünkü İçişleri Bakanlığı genelgesi doğrultusunda yirmi beş yıllık aşevinin yardım hesaplarına ve aşevinin bütün parasına el konmuş. Bu olacak şey değil, bu akıl değil, vicdan değil, mantık değil; Süleyman Soylu’nun büyükşehirleri kaybetme hazımsızlığı yüzünden, bu doğru bir yaklaşım değil.

Ayrıca şunu da söyleyelim: Memlekette çok aç adam var, çok aç kadın var, çok yoksul var ve tek adam var yardım edecek, bu olmaz. Tek adam rejimini, tek yardım eden adam noktasına getirip devletin parasıyla verdiği maskeye “Recep Tayyip Erdoğan. Hediyedir.” diye yazan zihniyet Eskişehir’deki yardımseverin yoksula yaptığı…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Son sözlerinizi alayım, buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, Eskişehir’de yardımseverler para yatırıyorlar, Eskişehir Belediyesi yirmi beş yıldır yoksullara sıcak yemek ulaştırıyor ve bu yaklaşımı şimdi engellemeye çalışan bir anlayış var. Bu, doğru bir şey değil. Bu kadar çok sıkıntının olduğu bir dönemde bu hırs, bu kin, bu nefret ve bu baskı doğru değil, bunun sonlandırılması lazım. Bu konuyu bütün Meclisimizin vicdanlarına, akıllarına ve dilleri döndüğünce bu sorunun çözülmesine katkı sağlamak üzere milletvekillerimize emanet ediyoruz.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – Büyükşehirde de “Yardım kolileri İBB armağanıdır.” diyor Ekrem İmamoğlu, ona ne diyorsunuz?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – “Büyükşehir Belediyesi” diyor.

BAŞKAN – Sayın Güler, arkadaşlar, müsaade eder misiniz.

Sayın Zengin, buyurun.

19.- Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in, 10 Nisan Mareşal Fevzi Çakmak’ı vefatının 70’inci, sanayici, hayırsever Sakıp Sabancı’yı ölümünün 16’ncı yıl dönümünde rahmetle yâd ettiğine ve Boğazlıyan Kaymakamı Mehmet Kemal Bey’in idam edilişinin 101’inci yıl dönümüne, Vakıflar Genel Müdürlüğüne gönderilen 9/4/2020 tarihli yazıda vakıfların yönetim faaliyetlerini kısıtlayan bir hükmün söz konusu olmadığına, Sağlık Bakanının sivil toplum örgütleriyle sıkça bir araya geldiğine ve ulaşılamayan, görüşülemeyen bir durumun söz konusu olmadığına, 10 Nisan Türk polis teşkilatının kuruluşunun 175’inci yıl dönümü vesilesiyle başta İçişleri Bakanı olmak üzere polis teşkilatını tebrik ettiğine ilişkin açıklaması

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Sayın Başkanım, değerli arkadaşlarım; hayırlı bir gün diliyorum, iyi çalışmalar diliyorum.

İzninizle benim de bir kaç tane notum var, paylaşmak istiyorum.

Elbette ben de konuşmamın başında Mareşal Fevzi Çakmak’ı rahmetle yâd ediyorum; kendisini, tüm şehitlerimizi.

Sakıp Sabancı, Türkiye’nin yetiştirdiği önemli sanayici, yardımsever, hayırsever; kendisini de rahmetle yâd ediyorum. Türkiye için çok büyük bir grup, Sabancı grubu.

Tabii ki Sayın Hakkı Bey’in -kendisine de şimdi atacağım Hakkı Bey’e WhatsApp’tan- bahsettiği konuyla alakalı dün itibarıyla Kültür Bakanlığımızın bir açıklaması var, Bakanımızın bir açıklaması var. Vakıflar Genel Müdürlüğüne giden yazının bir kısmını paylaşmak istiyorum önemine binaen. Bana da bu dün bir cemaat vakfımız tarafından son hâliyle geldi. Sanıyorum bir yanlış anlaşılma var, yazıyı size atacağım.

Bu yazıda, aslında, başlangıçta vakıflara, Vakıflar Genel Müdürlüğüne gönderilen yazıda -biliyorsunuz, genel kurulların yapılması gerekiyor zorunlu olarak, bu genel kurullar yapılırken insanlar bir araya geliyorlar- yapılması zorunlu genel kurulların tehirinden bahsediliyor, şöyle söyleniyor: “Söz konusu genelgeyle alınan tedbirlerle 17/3/2020 tarihinde e-posta aracılığıyla Vakıflar Bölge Müdürlüğüne duyurulmuştur bahse konu. Ancak vakıfların genel kurul toplantılarını toplu olarak, bir araya gelerek yaptığı görülmüştür. Bu nedenle, ilgili yazımızda belirtildiği üzere, vakıflar tarafından yapılacak seçimli genel kurul toplantıları 1/7/2020 tarihine kadar ertelenmiştir ancak -burası önemli- vakfın icra yönetim faaliyetlerini kısıtlayan bir hüküm söz konusu değildir. Bilgilerinize.” Burhan Ersoy, Kültür Bakanlığı adına vakıflara göndermiştir, bu yazıyı ben size atacağım. Yani, “Sanal olarak hiçbir toplantı yapılamaz, bu yasaktır.” diye bir şey asla söz konusu değildir.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Özlem Hanım, sözünüzü kesmeyeyim ama onun imzasıyla yayınlanan genelgede sanal olarak da yapılması yasaklanmış, o genelge var bizde.

Kusura bakmayın.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Değerli arkadaşlarım…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Sayın Başkanım, söz alabilir miyim? Sayın Başkan, devam etmek istiyorum.

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

Buyurun.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Tamamlamak değil devam etmek istiyorum Başkanım.

Bu, 9/4/2020, yani dün itibarıyla yayınlanan budur, son hâli budur. Herhangi bir yanlış anlaşılma olmasın. Bakanlığımız tekrar bir izahta bulunmuştur, ben size de atacağım inşallah.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Düzeltme yapmış yani, doğru mudur?

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Son hâli budur.

Şimdi, devam etmek istiyorum. Bir diğer önemli konu: 1919’da kendisine bir iftira atılarak asılan Boğazlıyan Kaymakamı Mehmet Kemal Bey’i yâd etmek istiyorum, vefatının 101’inci yıl dönümünde rahmetle ve minnetle yâd etmek istiyorum. 1921 yılında, yapılan hata anlaşılarak Diyarbakır Valisi Mehmet Reşit Bey, Urfa Mutasarrıfı Mehmet Nusret Bey, Boğazlıyan Kaymakamı Mehmet Kemal Bey -üç Mehmet diyebiliriz- her birisiyle ilgili olarak kendileri “millî şehit” ilan edilmiştir. Onları da rahmetle yâd ediyorum.

Bu arada, tabii, sağlıkçı milletvekili arkadaşlarımızın bana ilettiği notlar var, onların da ifadelerine dayanarak şunu söyleyeceğim…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin lütfen.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Şimdi, Sağlık Bakanımız sivil toplum örgütleriyle sıkça bir araya geliyor, zaten daha iki gün evvel buluştu. O kuruluşların üyeleri, Sağlık Bakanlığımızla bir araya gelerek her tür taleplerini -buna eczacılarımız da diş hekimlerimiz de dâhildir, kaldı ki şu anki Kurulumuzun içerisinde, Bilim Kurulunun içerisinde diş hekimi profesör bir akademisyen de vardır- kanaatlerini, görüşlerini bildirmektedirler. Öyle olduğu için de zaten maskelerin, Eczacılar Birliğiyle birlikte çalışılmasıyla eczanelerde dağıtılması söz konusu olmuştur. Ulaşılamayan, görüşülemeyen bir durum asla söz konusu değildir.

Bugün, tabii, Meclisimizde çok büyük sayıda görev yapan, aynı zamanda Türkiye'nin her yerinde görev yapan polislerimizin polis teşkilatının kuruluşunun yıl dönümü. Bu manada, ben, başta İçişleri Bakanımız olmak üzere, polis teşkilatımızda görev yapan bütün polislerimizin bu gününü tebrik ediyorum; çok önemli bir görev ifa ediyorlar özellikle bugünlerde.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Son cümlem…

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

Buyurun.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) - Onların çalışmaları, gayretleri, bizim gündüz ve gece, kendi evimizde ve işimizde huzur içerisinde olmamıza vesile oluyor.

Tekrar teşekkür ediyorum. İyi çalışmalar diliyorum.

Sağ olunuz.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Oluç…

20.- İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un, Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Şimdi, bu vakıflarla ilgili yazıdan söz edecektim ben de. Belki düzeltme yazısı çıkarmışlar sonra. İlk gönderilen yazı, hatta o yazıya binaen de bazı vakıflar kendi toplantılarını, on-line toplantılarını yani telekonferans toplantılarını durdurmuşlar. Çünkü ilk yazıda çok açık biçimde diyor ki…

BAŞKAN – Düzeldiyse sorun yok zaten yani.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Ama şunun için söylüyorum: “Son hâli” dediği için. İlk hâlinde sanal toplantıların yasaklandığı açıkça yazıyor. Yani ben uydurma bir şey söylememiş oldum. Onu tespit etmek istiyorum.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Ben de uydurma bir şey söylemiyorum.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Yok, yok… Tabii, siz öyle ima ettiniz diye değil. Fakat, hani, yanlış anlaşılmasın diye söylüyorum.

Bir de şöyle bir durum var: Hani, dün de konuşuyorduk -biraz sonra da konuşacağız- bu İstanbul’da Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının İstanbul İl Müdür Yardımcısının yaptıklarını konuşmuştuk.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Son cümlem…

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Şimdi, Kültür Bakanlığından böyle sanal ortamdaki toplantıları bile yasaklayacak bir yazının ilk olarak çıkmış olması aslında Bakanlıktaki vahim bir durumu gösteriyor yani bir yaklaşımı, bir anlayışı gösteriyor. Ben buna işaret etmek için bunu söylemiştim. Düzeltildiyse bu hâliyle elbette ki olumlu bir adımdır.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, gündeme geçiyoruz.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, bir dakika…

BAŞKAN – Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Çok önemli bir şey, şöyle…

BAŞKAN – Cümlemi bitireyim Sayın Özel, müsaade edin.

Buyurun.

21.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Manisa ili Soma ilçesinde maden ocağında göçük meydana geldiğine ve hayatını kaybeden madenciye Allah’tan rahmet dilediklerine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, bir tartışmayı sürdürmek falan değil, şu anda bir haber geldi de.

Manisa’da, bizim Soma ilçemizde bir madende göçük olduğu, 1 maden işçimizin hayatını kaybettiği, 1’inin yaralandığı, 2’sinin de göçük altında olduğu söyleniyor. Çalışmakta olan bir madenin, şu anda çalışmayan bir galerisindeki bakım onarım çalışması sırasında olmuş. Madenlerle ilgili geçtiğimiz haftalarda da burada çağrı yapmıştık. Bu coronavirüs tedbirlerinden dolayı sayının azaltılması, sadece bakım onarım çalışmalarının yapılması, orada da ciddi dikkat gösterilmesi gerekiyordu. Ümit ediyoruz 2 arkadaşa da hemen ulaşılır ve yaralı olan arkadaşımıza da şifa diliyoruz. Hayatını kaybeden madenci arkadaşımızın da ailesine başsağlığı diliyoruz.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Ben teşekkür ederim.

VI.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Süreyya Sadi Bilgiç’in, Manisa ili Soma ilçesinde maden ocağında meydana gelen göçükte hayatını kaybeden vatandaşa Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

BAŞKAN - Biz de hayatını kaybeden vatandaşımıza Rabb’imden rahmet diliyoruz, yaralımıza acil şifalar diliyoruz. İnşallah 2 kardeşimiz de en kısa süre içerisinde göçük altından çıkarılır duasını yapıyoruz hep beraber.

İYİ PARTİ Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- İYİ PARTİ Grubunun, 29/1/2020 tarihinde Adana Milletvekili İsmail Koncuk ve 19 milletvekili tarafından, çiftçilerin mali sorunlarının araştırılarak bu konuda alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla verilmiş olan (10/2431) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 10 Nisan 2020 Cuma günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

10/4/2020

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 10/4/2020 Cuma günü (bugün) toplanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19'uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                             Lütfü Türkkan

                                                                                 Kocaeli

                                                                       Grup Başkan Vekili

Öneri:

Adana Milletvekili İsmail Koncuk ve 19 milletvekili tarafından çiftçilerin mali sorunlarının araştırılarak bu konuda alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla 29/1/2020 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan (10/2431) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 10/4/2020 Cuma günkü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere, İYİ PARTİ Grubu adına Sayın Bedri Yaşar.

Buyurun. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA BEDRİ YAŞAR (Samsun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sözlerime başlamadan önce, polis teşkilatımızın 175’inci kuruluş yıl dönümünü tebrik ediyorum. İnşallah, onların da 3600 ek göstergesini bu Meclisten geçiririz, onlara da ciddi bir katkısı olur.

Yine aynı şekilde, bugün Boğazlıyan Kaymakamı Mehmet Kemal Bey’in 101’inci ölüm yıl dönümü. Bütün şehitlerimizi de bu manada rahmetle anıyorum.

Değerli milletvekilleri, çiftçilerimizin elektrik ve kredi borçları konusunda, hele bugün, coronavirüs de gündeme geldikten sonra çok ciddi oranda sorunlar yaşamaya başladık. Ziraat Odası başkanları Parlamentoda iktidar-muhalefet ayırmaksızın hepimizi tek tek ziyaret etmişlerdi. O dönemde verdiğimiz bir araştırma önergesiydi, bugün gündeme geldi.

Tarımsal kredi borçları çiftçimizin en önemli sorunlarından biri. 2019 yılı verilerine göre, nakdî olarak kullanılan kredi miktarı 101,2 milyar liradan 104,6 milyar liraya yükseldi. Bu dönemde Tarım Kredi Kooperatiflerinin çiftçiye kullandırdığı kredi miktarı da yüzde 5,6 artışla 8,1 milyar liradan 8,5 milyar liraya çıkmıştır.

Tarım Kredi Kooperatifleri kademeli olarak 4 Kasım 2019 tarihinde bir yıllık işletme kredisi faiz oranını yüzde 17’ye, Ziraat Bankası yüzde 12’ye, bazı özel bankalar ise bu faiz oranlarını yüzde 13,5’a kadar düşürmüştür. Hazine ve Maliye Bakanlığı tarımsal kredi faiz oranlarını yüzde 12’den yüzde 9’a çekti. Çiftçimizin kredi borçları doğal afet nedeniyle de yüzde 3 faizle ertelenmiştir ama maalesef, çiftçilerimizin borçları hâlâ yüzde 10 faiz üzerinden yapılandırılmaktadır.

Çiftçilerimiz diyor ki: “Tarımsal üretimde biz elektriğin kilovatsaatini 80,8 kuruşa kullanıyoruz. Hâlbuki bu, bugün konutlarda kilovatsaati 69,5 kuruşa kullanılıyor. Bizim kilovatsaat başına olan fiyatlarımızı geri çekin.” İki: “Biz dönemsel ödeme yapalım. Her ay elektrik faturalarını ödemekte zorlanıyoruz çünkü biz yılda bir ürün alıyoruz, o ürün aldığımız dönemlerde faturalarımızı ödeyelim.” diyorlar. Çok haklı, çok makul bir gerekçeyle bu talepleri var. Şimdi, dağıtım şirketleri belki bu konuda işte “Biz, devlete her ay parasını ödüyoruz.” diyorlar. Dolayısıyla, bununla ilgili devlet bir düzenleme yaparak hiç olmazsa çiftçilerin elektrik faturalarını hasat dönemlerinde ödemelerine katkı sağlayabilir.

Bir de dünya ortalamalarına göre çiftçimizin kullandığı kilovatsaat başına ödediği para çok yüksek. Bir, diyorlar ki: “Bizim üzerimizdeki, elektrik fiyatları üzerindeki yüzde 1’lik Enerji Fonu’nu kaldırın.” İki: “Yüzde 2’lik TRT payını da bizim fiyatlarımızın üzerinden kaldırın.” diyorlar. Aynı şekilde “Yüzde 18 olan KDV oranını da yüzde 8 düşürün.” diyorlar. Niye bunları söylüyorlar? Bunların hepsi çiftçinin girdilerinde çok önemli bir yere sahip. Bu fiyatlar düştüğü takdirde Türkiye’deki tarımsal girdi fiyatları düşeceği için üretim maliyetleri de düşecektir. Bugün, özellikle bu dönemde, coronavirüsle yaşadığımız bu dönemde sağlık sektörü ne kadar stratejikse, savunma sektörü ne kadar stratejikse gıda sektörü de o kadar stratejiktir ve dolayısıyla bu dönemde ciddi oranda çiftçimizin, üreticimizin desteklenmesi lazım.

Tam da ekim zamanı, nisan ayındayız, dolayısıyla… Gübre fiyatlarına şu an mesela yüzde 20 zam geldi. Bizim Samsun bölgesinden bana verdikleri rakamlar şöyle, diyorlar ki: “Azot 26 gübresinin 60 TL’ydi torbası, şu an 78 lira ile 80 lira...” Yani gübrenin fiyatına yüzde 20 zam geldi. Aslında Türkiye’nin en büyük problemi ne biliyor musunuz? Üreticinin maliyetlerini, pazara sürdüğü fiyat ile rafın arasındaki fiyat farkını biz ne kadar aşağı çekebilirsek Türkiye’de tarımsal sektörde, gıda sektöründe, çiftçilerimizin üretimlerinde çok ciddi mesafeler katedebiliriz. Sorun; bu, tarla ile pazar arasındaki fiyat farkını biz bir türlü aşağılara çekemiyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi Sayın Yaşar.

BEDRİ YAŞAR (Devamla) – Toparlıyorum Başkanım.

Bunu, Hükûmetin tezelden aşağıya çekmesi lazım.

Bununla beraber, tabii, şu an olağanüstü şartlar yaşıyoruz. Diyorlar ki: “Bizim borçlarımız hiç olmazsa faizsiz bir şekilde ertelensin.” Özellikle çiftçiler -bizim Karadeniz Bölgesi’nde bu yoğun- 2/B arazilerini satın aldılar, bunların da ödemeleri var, bu 2/B arazilerinin de muhatabı devlet. Dolayısıyla, 2/B arazileriyle ilgili ödemelerin de hiç olmazsa üç ay süreyle, dört ay süreyle, bu kriz dönemi boyunca ertelenmesi teklifleri var.

Tabii, önemli bir konu, bu konunun da araştırılması lazım. Çünkü, tarım sektörünün dünyada toplam ticaret içerisindeki payı yüzde 30’lardayken bizler maalesef yüzde 10’un altına düştük. Bu kritik bir seviyedir; bugün nasıl solunum cihazları, maskelerle ilgili ciddi sorunlar yaşıyorsak ileride gıda konusunda da aynı sorunları yaşayacağımız açık ve aleni. Dolayısıyla, hiç olmazsa bu konuda geç kalmayalım, bununla ilgili tedbirlerimizi alalım. Çiftçimizi ekim döneminde destekleyelim, borçlarını erteleyelim ki önümüzdeki dönemde gıdayla ilgili ciddi sorunlar yaşamayalım diyorum.

Ümit ediyorum ki bu araştırma önergemize olumlu oy vereceksiniz, biz de onlara bir çözüm bulmaya çalışacağız diyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Sayın Rıdvan Turan.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA RIDVAN TURAN (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

2000’li yıllar öncesinde devlet, üç ana başlıkta ifade edilebilecek desteklemeleri görece daha sistematik biçimde sunuyordu. Bunlardan bir tanesi alım desteğiydi, biri girdi desteği, biri de kredi desteği. Şimdi bir biçimiyle bunlar yine devam ediyor. Fakat, neoliberal tarım anlayışının ülkemizde 2000’li yıllardan bu yana egemen olmasıyla birlikte bunlar sürekli ve sistematik biçimde devam eden desteklemeler olmaktan çıktı ve piyasanın ya da uluslararası tarım tekellerinin o dönemde geçer akçe olan yaklaşımları ve anlayışları her neyse buna göre şekillenmeye başladı. Bu üç desteklemenin bir tanesi bugün konuşuyor olduğumuz kredi desteklemeleri.

Değerli arkadaşlar, Ziraat Bankası ve kredi kooperatifleri esasen çiftçiye kredi desteği sunmak için kuruldu. Nasıl Halk Bankası esnafı desteklemek için kurulduysa zamanında, Ziraat Bankasının temel amacı da çiftçiyi desteklemekti. Keynesçi dönemde, yani en azından 80’lerden bu tarafa doğru bakacak olursak, 2000’li yıllara kadar gerçekten bu desteklemelerde, kredi desteklemelerinde hiçbir zaman mükemmel yakalanamadı ama yine piyasa dalgalanmaları karşısında üreticinin çeşitli noktalarda sübvanse edileceği, kredi faizlerinin ortalamaya göre daha düşük olduğu bir seyir takip edildi. Fakat, 2000’li yıllardan sonra hem Türkiye’de hem dünyada çarşı pazar karıştı. Şimdi, Ziraat Bankası -esas vazifesi çiftçiye kredi vermek olan banka- Demirören Doğan grubunu alsın diye kredi arar hâle geldi ya da yerellerdeki kredi kooperatifleri uluslararası tarım tekellerinin yerel şubesi gibi çalışmaya başladılar. Oysa bu tür faaliyetlerde kâr amacı güdülmemeliydi, dünyada en azından yaklaşım genel olarak önemli bir süre boyunca bu oldu. Sebebi de şu: Yani siz piyasa dalgalanmalarından eğer üreticiyi korursanız üretimin daha fazla olmasını sağlarsınız, girdinin daha fazla artmasını önlersiniz, bununla da toplamda, ilk etapta devlet zarar ediyor gibi görünmüş olsa da, son noktada gıda egemenliği, gıda güvencesi ve gıda güvenliğini sağlamış olmaktan kaynaklı -örneğin bu kriz dönemi gibi dönemlerde- muazzam kâr edersiniz aslında. Şimdi gelinen noktada, Ziraat Bankası bu fonksiyonunu yeterince yerine getiremediğinden dolayı gariban çiftçi başka özel bankalara, mesela Denizbank gibi bankalara mecbur kaldı.

Arkadaşlar, 40 milyon dönüm arazi ipotek altında. Korkunç bir durum yani gıda egemenliği açısından korkunç bir durum. Bu bankaların elinde araziler toplanmaya başladı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın Sayın Turan.

RIDVAN TURAN (Devamla) - Şundan daha vahim bir durum olabilir mi: Adamcağızın traktörüne haciz gelmiş, yedieminde traktör duruyor, kendisi traktörü elinde olsa gidecek üretim yapacak, borcunu ödeyecek ama bu mümkün değil. Bir defa, şu yapılmalı: Her koşulda, sermaye tarafından üretim araçlarına el konulmasının önüne geçmek gerekir; traktörün ya da toprağın. Küçük çiftçilik daha fazla desteklenmeli; elektrik, su ücretsiz hâle getirilmeli; krediler -özellikle geçimlik tarım için söylüyorum- kamu borcu hâline dönüştürülmeli; bunları devlet ödemeli arkadaşlar, çiftçi ayakta kalsın istiyorsak. Devlet nasıl sermayedarların milyonlarca lira borcunu ortadan kaldırıyorsa aynı biçimde küçük çiftçi için de bu yapılmalıdır. Bu yapıldığı zaman olacak şey şudur: Giderek küçük çiftçi, kırsal kalkınmaya başlar, üretim artmaya başlar, bunun da faydasını işte bu virüs krizi gibi krizlerin yoğun bir biçimde sürdüğü bugünlerde görürüz.

Buradan iktidara söyleyeceğim şey, bu konuda ivedilikle bir tedbir almasıdır, bir acil eylem planını derhal gündeme getirmesidir.

Teşekkür ederim. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Ali Öztunç, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Değerli milletvekilleri, öncelikle, polis teşkilatının kuruluş yıl dönümünü bir kez daha kutluyorum. Bu vesileyle polis arkadaşlarımızın 3600’le ilgili taleplerini sizlere bir kez daha iletiyoruz. Bekliyorlar, çünkü seçim döneminde verilen sözler vardı, pek çok meslek grubuna verildiği gibi polislere de söz verilmişti ama maalesef 3600 hâlâ çıkarılmadı.

Evet, çiftçilerimiz zor günler yaşıyorlar toplumun diğer kesimleri gibi. Özellikle corona günlerinde çiftçilerimiz, daha önce yaşanan krizle birlikte daha da büyük bir kriz içerisine girdiler. Zaten sıkıntılılardı, sıkıntıları iyice arttı. En ciddi sorunlarından biri tarımsal kredi borçları, tarımsal kredi borçlarına ilişkin olarak Hükûmetin bir an önce iyi niyetli bir çalışma yapmasını çiftçilerimiz bekliyorlar.

Değerli milletvekilleri, elektrik faturalarında yüzde 2 TRT payı var, çiftçilerin elektrik faturalarından yüzde 2 TRT payı kesiliyor. Bu TRT payına ne gerek var, anlamıyorum ben. TRT diğer televizyonlar gibi yayın yapabilir, diğer televizyonlar gibi reklam alır, reklamla geçinebilir. Bu, daha önce özel televizyonlar yok iken TRT yayıncılık yapabilsin diye çıkartılmış bir kanun. Yazıktır günahtır, çiftçilerin elektrik faturalarından kesilen bu yüzde 2’lik TRT payının artık kaldırılması gerekiyor. 12 Eylül kararı bu, bu kararın artık olmaması gerekiyor.

Bakın, çiftçiler tarım işçisi sıkıntısı yaşıyor bugünlerde. Malum sebepten dolayı tarım işçisi bulamıyorlar. Kim bulamıyor? Rize’deki çay üreticisi bulamıyor; benim seçim bölgemde, özellikle Elbistan, Göksun, Afşin bölgesindeki pancar üreticisi maalesef tarım işçisi bulamıyor. Bir sürü sorun yaşarken Hükûmetin tarım üreticilerini, çiftçilerimizi bir an önce kalkındırması gerekiyor, bunun için de birtakım çalışmalar yapması gerekiyor. Malatya’da kayısı üreticisi perişan. Malatya’yı bir deprem vurdu, şimdi de corona vuruyor arkadaşlar. Peki, karşılığında bunlara yönelik bir destek var mı? Maalesef yok. Mersin’de narenciye üreticisinin limonu soğuk hava depolarında bekliyor, ihracatı durdurulmuş durumda, çürümeye terk edilmiş durumda. Aydın Sultanhisar’da çilekte ihracat sıkıntısı yaşanmaktadır. Bunların hepsinin düzeltilmesi gerekiyor ama Hükûmet her defasında çıkıyor “Plan yapıyoruz. Biz çiftçiye plan yapıyoruz." diyor. Ya, çiftçi artık plan istemiyor, pilav istiyor, pilav; pilav istiyor, aç insanlar, perişan durumdalar. (CHP sıralarından alkışlar)

Bakın, Tarım ve Orman Bakanlığı Bitkisel Üretimin Geliştirilmesi Programı’nı başlattı, 21 ile tohum desteği veriyor yüzde 75. Neden 21 il? Mesela, o iller arasında niye Kahramanmaraş yok? Sorduğumuz zaman tık yok, cevap vermiyorlar.

Bunun dışında, corona sıkıntısı yaşadığımız günlerde belediyelere yönelik çeşitli uygulamalar yapılıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

ALİ ÖZTUNÇ (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Ya, belediyeler vatandaşa hizmet için vardır. Toplanan yardımlar bloke edildi. Şimdi, Eskişehir Büyükşehir Belediyesinin, Odunpazarı Belediyesinin, Antalya Muratpaşa Belediyesinin aşevlerine yönelik bir blokasyon var, bloke ediliyor hesapları. Ya, ne gerek var buna arkadaşlar? Milletin işiyle oynadınız, işini elinden aldınız, şimdi bir de milletin aşıyla oynuyorsunuz ya! Ayıptır, yazıktır, günahtır! Aşevlerinden ne istiyorsunuz? (CHP sıralarından alkışlar)

Adalet ve Kalkınma Partisine çağrı yapıyoruz: Elinizi aşevlerinden çekin. Millet zaten sıkıntılı günler geçiriyor, millet zaten darboğazda, sıkıntıda, bir de siz çıkıyorsunuz, aşevlerine verilen desteği kapatmaya çalışıyorsunuz, el koymaya çalışıyorsunuz.

“Maske dağıtacağız.” diyorsunuz. Nerede bu maskeler ya? PTT güya maske dağıtacaktı, insanlar maske almak için internete girip PTT’ye sipariş bile veremiyorlar, yok böyle bir şey. Pazarda Halkevleri maske dağıtıyor, Halkevlerinin dağıttığı maskeden dolayı, dağıtan insanlar gözaltına alınıyor. Bu nasıl bir düşmanlıktır arkadaşlar? “Bugünlerin birlik beraberlik günü olması gerekiyor.” diyorsunuz ama siz birlik beraberliğe inanmıyorsunuz.

Teşekkür ederim Sayın Başkan. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Sayın Yunus Kılıç. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA YUNUS KILIÇ (Kars) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; tabii, Mecliste bu önerilerin genellikle tarım ve hayvancılık sektörü üzerine yapılıyor olması aynı zamanda sevindirici bir şey. Bundan şunu anlıyoruz: Demek ki sadece AK PARTİ değil, herkes bu meşakkatli sektörün farkında; özellikle bu zor zamanlarda bile üretim zincirini binbir fedakârlıkla sürdürmeye çalışan tarım sektörünün katlanmak zorunda olduğu sıkıntıların herkes farkında.

Evet, tarım sektörü, sermaye yeterliliğinin zayıf olduğu ve dünyada meydana gelen sıkıntılardan, elbette, öncelikle etkilenen, zarar gören sektörlerin başında geliyor. Tam da bu duyguyla, saygıdeğer milletvekilleri, Kars’ta Medfûn Harakâni Hazretleri’nin çok güzel bir sözü var, der ki: “Türkmenistan’dan Şam’a kadar kimin ayağına bir diken batsa, bizim canımız yanar, içimiz sızlar.” AK PARTİ’nin de Kars’tan Edirne’ye kadar çiftçiye bakışı, saygıdeğer milletvekilleri, aynen böyledir. Dolayısıyla biz, çiftçimizin, bu sıkıntılı sektörü bildiğimiz için -iyi bildiğimiz için- ve onları anladığımız için bunca yıldır, onlar da bizi çok iyi anladıkları için, karşılıklı olarak dertlerini dinleyen, çözüm üreten, her geçen gün yeni projelerle onların üretimini kolaylaştırmak için gayret sarf eden bir siyasi partiyiz.

Saygıdeğer arkadaşlar, tabii, elektrik fiyatları yüksek, doğru. Sadece çiftçi için değil, belki bütün sektörler için enerji Türkiye’de maliyetli bir alan ama sadece elektrik üzerinden düşünmeyin, tarım sektöründe enerjiye verdiğimiz katkıya bir de şöyle bakın: Arkadaşlar, mazot desteği, Türkiye’de ilk defa AK PARTİ’yle, çiftçinin enerji giderini azaltmak için yapılmış en önemli destektir. Elektrik desteğinin 10 katı kadar büyük bir destektir ve geçen yıl sadece, çiftçimize mazot desteği olarak ödediğimiz rakam 2,8 milyar liradır. Bazı konuşmacılar haklı olarak “Zor zamanlarda bir an önce çiftçinin desteklerini ödemeniz gerekir.” dedi. Evet, bu yıl da 22 milyar liraya yükselttiğimiz -geçen yılki bütçemiz içerisinde yüzde 37,7 artırdığımız tarım desteklerini- bütçenin 10,5 milyar lirasını daha ilk üç ayda çiftçimizin hesaplarına yatırdık; helalühoş olsun, bereketli olsun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Saygıdeğer milletvekilleri, bir de krediler… Şimdi, bazı konuşmacılar dedi ki: “Çok eski yıllarda, AK PARTİ öncesi ve sonrası, kredi şöyle ucuz verilirdi, şu kadar kredi verilirdi, çiftçi istediği krediyi alırdı.” Arkadaşlar, istatistik şu anda dünyadaki en güvenilir bilim dallarından biridir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

YUNUS KILIÇ (Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Tamamlayın Sayın Kılıç.

YUNUS KILIÇ (Devamla) – O istatistik bize şunu anlatır, der ki: 2002’de Türkiye’de çiftçinin Ziraat Bankası ve diğer kanallardan ulaşabilmiş olduğu kredinin toplam tutarı -tamamı- 500 milyon lira idi ve bunun geri dönüş oranı yüzde 39 idi arkadaşlar. Oysa şu anda çiftçimiz, kendilerinin de ifade ettiği gibi, çok çeşitli kaynaklardan 115 milyar lira kredi kullanabiliyor ve bunun geriye dönüş oranı yüzde 98,5-99’larda.

Bakın, çiftçiye bu manadaki yaklaşımlar arasındaki farkı görmek lazım. Elbette, bunun içerisinde sıkıntıya düşen çiftçilerimiz yok mudur? Vardır. Ne kadardır oranı? Yüzde 3,5-4 kadardır. Onun için de AK PARTİ, Sayın Cumhurbaşkanımızın talimatıyla, 2019 yılı sonu itibarıyla ödemede zorluk çeken çiftçilerimizi rahatlatmak adına hem Ziraat Bankası hem de Tarım Kredi Kooperatifleri aracılığıyla çok düşük faizlerle yapılandırma ve peşin ödemelerde de ciddi indirimler yaparak çiftçimizin bu sıkıntılı hâlini gidermeye çalışmaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

YUNUS KILIÇ (Devamla) – Son cümlemi edeyim Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Son cümlenizi edin, kayıtlara geçiyor Sayın Kılıç.

Buyurun.

YUNUS KILIÇ (Devamla) – Ama evet, meşakkatli sektördür, en sıkıntılı sektördür; AK PARTİ bunu en iyi bilen siyasi harekettir. AK PARTİ’nin amacı da şudur: Çiftçinin hayatını kolaylaştırmak, rahatlatmak. Ülkemizin imkânları oldukça ilk harcayacağımız, el atacağımız sektör tarım sektörüdür diyor, hepinizi saygılarımla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – İYİ PARTİ grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 15.26

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.43

BAŞKAN: Başkan Vekili Süreyya Sadi BİLGİÇ

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Enez KAPLAN (Tekirdağ)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 81’inci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Halkların Demokratik Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

2.- HDP Grubunun, 10/3/2020 tarihinde İstanbul Milletvekili Züleyha Gülüm ve arkadaşları tarafından, salgınla mücadele kapsamında ev içi şiddet riskine ilişkin acil önlemler alınması amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 10 Nisan 2020 Cuma günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

10/04/2020

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 10/4/2020 Cuma günü (bugün) toplanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                       Meral Danış Beştaş

                                                                                   Siirt

                                                                       Grup Başkan Vekili

Öneri:

10 Mart 2020 tarihinde İstanbul Milletvekili Züleyha Gülüm ve arkadaşları tarafından (6305 sıra numaralı) salgınla mücadele kapsamında ev içi şiddet riskine ilişkin acil önlemler alınması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 10/4/2020 Cuma günkü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Sayın Züleyha Gülüm.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA ZÜLEYHA GÜLÜM (İstanbul) – Corona virüsü, insan ayrımı yapmadan herkese bulaşabiliyor ama toplumsal eşitsizliğimiz, sınıfsal eşitsizliğimiz, maalesef, sonuçları ve etkileri itibarıyla ya da korunma yöntemleri itibarıyla bizi eşit kılmıyor. Çünkü yoksullar açlıkla karşı karşıyayken, kötü yaşam koşullarıyla karşı karşıyayken zenginler saraylarında, adalarında korunaklı mekânlarında kendilerini koruyabiliyorlar. Bu anlamıyla, sadece sınıfsal eşitsizlik değil, cinsiyet eşitsizliği de aslında farklılıklar yaratıyor aramızda.

Evet, hepimiz etkileniyoruz ama kadınlar olarak daha fazla etkileniyoruz. Çünkü “Evde kal.” demek, aynı zamanda kadınlara “Ev içinde şiddetle baş başa kal.” demek de oluyor. “Evde kal.” demek, aynı zamanda kadınların kocaya, babaya, ağabeye, sevgiliye yani ev içerisindeki diğer erkeklere mahkûm olması anlamına da geliyor. “Evde kal.”la birlikte eğer kadınlara yönelik şiddeti engelleyecek tedbirlerimiz yoksa, buna ilişkin önlemlerimiz yoksa aslında, kadınlara “Şiddetle baş başa kal.” demiş oluyoruz.

Peki şu an durum ne diye baktığımızda, hem dünya örneklerinde hem de Türkiye örneğinde kadına yönelik şiddetin çok ciddi oranda arttığını görüyoruz. Sadece mart ayı içerisinde 29 kadın cinayeti işlendi ve bunun ağırlıklı bir kesimi de ev içerisindeki şiddetle gerçekleşti.

Yine, Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonunun ve diğer derneklerin açıklamalarına göre kadınlara yönelik, kadınların fiziksel şiddete uğrama oranında yüzde 80 artış, psikolojik şiddete uğrama oranında yüzde 93, sığınak talebinde de yüzde 78 artış var. Şimdi, buna karşı peki, tedbirlerde bir artış var mı? Maalesef, bırakın artışı, var olanların bile uygulanmadığı bir süreçten geçiyoruz.

ALO 183 hattı, 155 gibi hatlara maalesef ulaşılamıyor. Karakollarda talepler saklanıyor ve uygulanmasının önüne geçiliyor. Yine, adliyelerin kapalı olması, nöbetçi adliye sistemine geçilmiş olması nedeniyle kadınların başvuracağı mekanizmalar azaltılmış, daraltılmış durumda. Yine, sığınmaevlerine önceki dönemlerde olmayan birtakım kurallar getirilerek darp raporu gibi, coronaya ilişkin tespit raporu gibi ya da o ilde ikamet ediyor olmak gibi birtakım sınırlamalar getirilerek kadınların sığınmaevlerinde kalabilmesinin de önü kesilmiş durumda.

Şimdi, tüm bunları yapmak yerine, tam tersine, var olan uygulamaları daha fazla genişletmek gerekiyor. Neler yapılabilir diye birkaç örnek verelim, belki dikkate alırsınız. Haklar konusunda acilen bilgilendirme çalışmaları yapılması lazım, ALO 183 hattının sadece kadına yönelik şiddete özgülenmesi ve buradan başvuruların hızla alınması lazım. Sığınaklarda gerekli sağlık önlemlerinin, karantina işlemlerinin düzgün uygulanması lazım. Yine, adliyelerde kadına yönelik şiddetle ilgili özel nöbetçi birimlerin olması ve başvuruların buradan hızla yapılabilmesi lazım. Kadınların emniyet güçlerine ulaşabileceği yeni mekanizmalar üretmek gerekir ki bu konuda Fransa ve İspanya’da örnekler var, görmek istiyorsak bunları görebiliriz. Yine, kadınların barınma hakları için sığınmaevleri dışında da -ki sığınmaevleri sayısı maalesef yeterli değil- otel ve benzeri yerlerde kalma imkânının sağlanması gerekiyor ama dediğim gibi, 6284 sayılı Yasa’nın aslında daha etkin uygulanması gerekirken tersine bir durumla Hâkimler ve Savcılar Kurulu erkekleri koruyan kararlar almaya devam ediyor.

Kadınlara yönelik şiddetin yanında kadın yoksulluğu da artıyor, görünmeyen kadın emeği de çok fazla artıyor; bütün ev işleri kadınlara yüklenmiş durumda ve bu süreçten dolayı da temizlik işleri, yemek işleri, çocuk bakımı işleri, hasta bakımı işleri, maalesef, erkek egemenliğinden kaynaklı iş bölümünden dolayı sadece kadınların işi olarak görülmeye devam ediyor. Bunun değişmesi gerekiyor; devletin bu konuda kendi üzerine düşeni yapması gerektiği gibi, erkeklerin de bu işlerde ortaklaşması gerekiyor. Bu da yetmiyor çünkü kadınlar aynı zamanda, bu süreçte yoksullaştılar, daha fazla ekonomik kayba uğradılar ve erkeğe, evdeki kocaya mahkûm kaldılar. Biz mahkûm kalmanın sonucunu biliyoruz; şiddete boyun eğmek zorunda kalırsınız, her türlü hakarete boyun eğmek zorunda kalırsınız, bunun için de acil tedbirlerin alınması gerekiyor. Öncelikle “İşten çıkarmalar yasaklandı.” deniliyor ama ücretsiz izinle yasaklanıyor; bir an önce, zorunlu sektörler dışında çalışan bütün emekçilere ücretli izin hakkının sağlanması gerekiyor.

Kadınlar açısından şöyle bir problemimiz de var: Özellikle ev eksenli çalışan kadınlar, sigortalı olmayan kadınlar, temizlik işçisi kadınlar, eğlence sektöründe, kafelerde, lokantalarda çalışan kadınlar -ki ağırlıklı olarak da buraların kadın emeğinden gittiğini biliyoruz- özellikle hizmet sektöründe çalışanların ağırlıklı kadınlar olduğunu da biliyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi Sayın Gülüm.

ZÜLEYHA GÜLÜM (Devamla) – Dolayısıyla kadınlara bu dönem içerisinde ekonomik destek gerekiyor, kadınlara aylık düzenli bir maaşın bağlanması gerekiyor, bunun bağlanmaması hâlinde kadınları şiddetle baş başa bırakacağımız açıktır.

Diğer yandan, biz yeni sığınmaevleri talep ederken, yeni mekanizmalar talep ederken, maalesef, Diyarbakır’da, kayyum atanan belediyede, kadınların dayanışma merkezleri için kurulan başvuru merkezleri ve sığınmaevlerine alınması için yapılan başvuru mekanizmaları ortadan kaldırılıyor, kadınların bu konuda başvuracağı mekanizmalar yok ediliyor.

Şimdi, bunu anlamak mümkün değil gerçekten. Biz mekanizmaları çoğaltmak yerine neden var olan mekanizmaları ortadan kaldırıyoruz, neden var olanları zorlaştırıyoruz, neden yeni önlemler almıyoruz? Kadınlara “Ev içinde kalın.” derken “Öl.” dediğimizin farkında değil miyiz? Bu nedenle, bir an önce kadınlara yönelik şiddetin ve çözüm yöntemlerinin araştırılacağı bir araştırma komisyonu kurulmasını öneriyoruz. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – İYİ PARTİ Grubu adına Sayın Lütfü Türkkan.

Buyurun.

İYİ PARTİ GRUBU ADINA LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; uzun zamandır tek bir gündemimiz var bizim, coronavirüs salgını. Diğer sorunlar görünmez oldu bu hâliyle. Toplumda dezavantajlı gruplar için hayat daha da zorlaşıyor, mesela, kadınlar, özellikle de şiddete maruz kalan kadınlar. Pek çok kadının bu salgını yenebilmek için sığındığı evler, onlar için artık güvenli değil. Birleşmiş Milletler Kadın Biriminin de “Değişen Dünyada Aileler” başlıklı 2019 Dünya Kadın İlerleme Raporu’nda, aile içi şiddetin şaşırtıcı derecede yaygınlaştığını gösteren istatistikler, kadınlar için en tehlikeli yerlerden birinin evleri olduğunu ortaya koyuyor. Geçtiğimiz yıl ülkemizde 474 kadın cinayeti işlendi, geçtiğimiz ay Türkiye’de 29 kadın cinayeti yaşandı ve bu kadınlarımızın 18’i de evlerinde öldürüldü. Ülkemizde kadınlar en çok eşleri, babaları, sevgilileri, kardeşleri gibi yakınlarındaki erkekler tarafından öldürülüyorlar. Dolayısıyla evde kalmak, pek çok kadını korumadığı gibi daha büyük bir ateşe atıyor. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformunun destek hattına mart ayında gelen başvurular, coronavirüs mücadelesinde kadınların gözetilmediği şeklinde bir işaret veriyor. Platforma göre, kadınlar virüsün bulaşma riski yüzünden darp raporu almak için hastaneye gitmekte bile tereddüt ediyorlar; en vahimi de kolluk birimleri, corona virüsü bahane ederek kadınları şiddetten koruyan 6284 sayılı Kanun kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getirmeyebiliyorlar. Bu yüzden şiddet failleriyle ilgili tedbirlerde aksaklıkla karşılaşma endişesi, kadınları haklarını kullanmaktan vazgeçiriyor. Kadınlarımız, saldırgan salınırsa şiddeti de artırır endişesi taşıyor.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu infaz kanunuyla alakalı birkaç şey söylemek istiyorum. Geçtiğimiz günlerde bir şey söylemiştim, siz sadece ve sadece cezaevlerini boşaltırken dışarıdaki muhalifleri cezaevine atma konusunda bir hesap yapıyorsunuz. Bakın, size bir şey söyleyeceğim; dün bir arkadaşımızın başına gelen: Bir bilim adamı, bir hekim Doçent Doktor Levent Akçay, 2011’de benimle beraber milletvekili adayıydı, Milliyetçi Hareket Partisi 1’inci bölge milletvekili adayıydı, 2014 yılında da Milliyetçi Hareket Partisinin Kadıköy Belediye Başkanı adayıydı. Bu arkadaşımız bir hekim. Bilim adına coronavirüsle ilgili yaptığı paylaşımlarda yapılan yanlışlıklar, birtakım meselelere doğru yaklaşılması konusunda sosyal medyada ikazlarda bulunuyor. Fazla geçmeden, üç gün sonra emniyetten davet alıyor. Emniyete gittiğinde “Ne oldu?” diyor yani bu paylaşımlarından dolayı bir sıkıntı olduğunu düşünmüyor, “Ben bir bilim adamıyım, bir hekimim.” diyor. “Hayır, siz 2011’de, 2014’te birtakım ‘tweet’ler atmışsınız.” “Ne ‘tweet’ler atmışım?” “Adalet ve Kalkınma Partisine muhalif birtakım ‘tweet’ler atmışsınız.” “Ya ben o dönem milletvekili adayıydım, doğal olarak seçim meydanlarında söylediklerimi Twitter’da paylaştım.” diyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi lütfen.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – “Ben o gün, milletvekili adayıyken, belediye başkanı adayıyken, bunları yazarken hiç aklınıza gelmedi de şimdi bir bilim adamı sıfatıyla coronovirüsle ilgili yapılan hataları yazdığımda mı bu ‘tweet’ler ortaya çıktı?” Dokuz sene sonra arkadaşımıza bunun hesabı sorulmaya çalışılıyor, ifade vermiş, mahkemeye devretmişler.

Bakın, arkadaşlar, bir daha söylüyorum: Bu istibdat dönemidir, bu dönemin ismi zulüm dönemidir. İnsanlara zulüm yaparak iktidar olamazsınız, muktedir olamazsınız. Bu insanlar size çok kötü bir ders verecek, geçmişte bu dersi alanlar çok fazla. Yüzde 21 oy alanların yüzde 1,2 aldığı dönemler oldu. Zannetmeyin ki şu gücünüz hep devam edecek. Ama bu zulümden vazgeçin, ah alıyorsunuz, beddua alıyorsunuz. Olur mu yahu? Yani sadece muhalif oldu diye, adama 2011’deki “tweet”lerinden dolayı “Gel bakalım...” Ya, adam belediye başkanı adayı, milletvekili adayı, dokuz sene geçmiş aradan ama maksat şu: “Şu anda, bizim yaptığımız yanlışları konuşmayacaksınız.” Siz aga, biz maraba; yok öyle bir şey! Gerçek aga millet, millet bunun hesabını sizden soracak.

Saygılar sunuyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Aysu Bankoğlu.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA AYSU BANKOĞLU (Bartın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepimize sağlıklı günler diliyorum.

Kadınlara yönelik şiddet, maalesef, her geçen gün artmaya devam ediyor, bu corona günlerinde de şiddet artıyor. Yalnızca mart ayında öldürülen kadın sayısı 29, şüpheli olarak öldürüldüğü düşünülen kadın sayısıysa 9 olmuştur ve bunlar sadece tespit edilebilenlerdir. Daha geçtiğimiz gün bir kadın, eşi tarafından baltayla vahşice öldürülmüştür; ona, tüm diğer kadınlarımız gibi, Allah’tan rahmet diliyorum.

Şimdi, bizim bu zorlu süreçte kadınları unutmamamız ve bunu unutturmamamız gerekiyor. “Evde kal.” çağrısı yapıyoruz ama evde kalınan sürenin artmasıyla da şiddet tehlikesinin arttığını unutmamamız gerekiyor, kadınların canlarına ve vücut bütünlüklerine yönelik açık ve yakın bir tehdit vardır çünkü.

Her zaman, kadınlar için 6284 ve İstanbul Sözleşmesi “ama”sız, “fakat”sız uygulansın diyoruz ama biz bunu söylerken Hâkimler ve Savcılar Kurulu 30 Mart tarihli kararında şunu söylüyor: “6284 kapsamındaki tedbir kararları, yükümlülerin sağlıklarını tehdit etmeyecek şekilde değerlendirilsin.” Şimdi, bu ucu açık karar, şiddet uygulayan erkekle aynı evi paylaşmak zorunda kalan kadını şiddete mahkûm etmek değil de nedir? Bu, tam olarak, salgın bahanesiyle “Ben 6284’ü uygulamıyorum.” demektir. Bu karardan ivedilikle dönülmelidir değerli arkadaşlar. Devletin erkek şiddetine karşı önleyici tedbirler almaktan başka çıkış yolu yoktur.

Bizim, kadınların ve çocukların güvenliğinin sağlanması hususunda endişelerimiz var. Salgın nedeniyle evde kalan kadınlar kendilerini nasıl koruyacaklar? Öte yandan, şu anda görüştüğümüz teklifle şiddet failleri açık cezaevine geçip ardından da izinli olarak eve gönderilecekler. Peki, o zaman ne olacak değerli arkadaşlar? Biz bu kadınların ve çocukların güvenliğini nasıl sağlayacağız, bu anlamda hangi önlemleri alacağız? Mesela, İstanbul Sözleşmesi’nin 56’ncı maddesindeki gibi, oradaki tedbirler gibi mağdur kadınları bilgilendirecek miyiz yoksa kadınlar bu hükümlüleri, bu mahkûmları bir anda karşılarında mı bulacaklar?

Değerli arkadaşlar, kadınlar için acil tedbirler almak zorundayız. Şiddet, salgın tedbirleri kılıfı altında normalleştirilemez. Telefonla da olsa kadınlara psikolojik ve hukuki destek verilmelidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Bankoğlu, tamamlayın sözlerinizi.

AYSU BANKOĞLU (Devamla) – “ALO 183 hattı açık” deniliyor belki de ama ALO 183 hattı etkin şekilde kadınlara kullandırılmalıdır ve bu hatla ilgili kadınlara bilgilendirme yapılmalıdır, kamu spotları yapılmalıdır, şiddete uğrayan kadınların başvurabileceği hastaneler belirlenmelidir. Yine, aynı şekilde, sığınmaevlerine yerleşmek isteyen kadınların süreci kolaylaştırılmalı, kolluk kuvvetlerine bu anlamda, bu dönemde uzaklaştırma kararlarının uygulanması bakımından özel talepte bulunulmalıdır, özel söylemde bulunulmalıdır. Unutmayın, kadınların yaşam hakkını korumak hepimizin görevidir ve bu görev, bu sorumluluk hepimizin omuzlarındadır.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Sayın Ayşe Keşir.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA AYŞE KEŞİR (Düzce) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; HDP grup önerisi aleyhinde söz almış bulunuyorum.

Öncelikle coronavirüs nedeniyle bugüne kadar vefat eden tüm vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet diliyorum. Bu süreci en az zararla geçirmemiz için çabalayan başta sağlık çalışanlarına, Emniyet teşkilatına, marketlerde, eczanelerde çalışan tüm çalışanlara da buradan şükranlarımı iletiyorum. Aynı zamanda, bugün, polis teşkilatının 175’inci yıl dönümü; Türk polisini buradan saygıyla selamlıyorum.

Şimdi, ben hem grup önerisini hem de Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Sekreterliği tarafından 30 Mart tarihinde çıkarılan yazıyı, genelgeyi çok dikkatli okudum. Keşke, aynı dikkatle arkadaşlarımız da okumuş olsaydı. Bakanın ilk çıktığı günün akabinde, Adalet Bakanlığı bazı tedbirler aldı. Beraberinde Hâkimler ve Savcılar Kurulu da bazı tedbirler aldı. Şimdi, bu tedbirlere baktığımızda, öncelikle, tüm idari ve adli yargı sistemi, aslında öncelikli olmayan, ivediliği olmayan işler anlamında durduruldu. Niye? Bu salgının mahkemeler ve adliye binaları vasıtasıyla yayılmaması için ama genelgeyi dikkatli okuduğunuzda göreceksiniz istisnası 6284’tür. İstisnayı tam tersi okuyarak burada, AK PARTİ karşıtlığı üzerinden, kadınlar ne olur istismar edilmesin.

Bakın, acil olmayan işler anlamında; icra işlemleri, haciz işlemleri ve idari ve adli yargılama işlemleri durduruldu ama hak kaybına sebep olma ihtimali olan acil işlemler tedbir kararlarıdır ve HSK’nin kararında bu tedbir kararlarının istisna olduğu ve bunlarla ilgili bir durdurma işlemi yapılmayacağı açıkça ifade edilmiştir; tabii ki pandemiyle ilgili dikkat edilmesi konusunda bir uyarıyla birlikte. Bunu tam tersi okumak, AK PARTİ karşıtlığı üzerinden kadınları… Daha nasıl söyleyeyim bilmiyorum ama kullanmayın bu kadınları gözünüzü seveyim.

Bir başka konu, yine yanlış rakamlar. Bakın, elimde dün akşam itibarıyla verilen rakamlar: Geçen yılın ilk üç ayına göre bu yılın ilk üç ayında kadın cinayetleri yüzde 30 oranında azalmıştır. Bir tek kadının dahi ölmesi her birimiz için ciddi sorumluluktur. Devletin her kurumu için ciddi sorumluluktur. Ben 17 yaşımdan beri dezavantajlı kesimleri ve kadınları çalışıyorum.

TULAY HATIMOĞULLARI ORUÇ (Adana) – Kadınları siz kullanıyorsunuz.

AYŞE KEŞİR (Devamla) – Şu rakamları görmezden gelerek AK PARTİ karşıtlığı üzerinden lütfen siyaset yapmayın. Aile içi tecavüzü yasalaştıran parti AK PARTİ’dir. Evlilik içi tecavüzü yasalaştıran… (AK PARTİ sıralarından “Cezalandıran.” sesleri)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ters söylüyorsun.

AYŞE KEŞİR (Devamla) – …yasayla “cezalandıran” parti AK PARTİ’dir. (HDP sıralarından gürültüler) Yüzde 30 azalmayı da görmezden gelemezsiniz, lütfen rakamları doğru okuyun. Kadınların…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ZÜLEYHA GÜLÜM (İstanbul) – O zaman çocuklara tecavüze hak getirmeye çalışmayın bu Meclise.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Gelmiyor ki, gelmiyor.

AYŞE KEŞİR (Devamla) – Gelmiyor.

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın lütfen Sayın Keşir.

Buyurun.

AYŞE KEŞİR (Devamla) – Kadınların ev işlerine mahkûm olmasından şikâyet edenler, keşke PKK’nın dağa kaçırdığı kadınları zorla silahlandırdığından da şikâyet etselerdi.

Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, HDP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Evet, Halkların Demokratik Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum….

III.- YOKLAMA

(HDP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Ya, buradayız, burada ayaktayız.

BAŞKAN – Ayakta olmanız yetmiyor efendim.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Söyledik, bize bakmadınız ki.

BAŞKAN – Yani işlemi başlattım.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Hayır Başkan, biz ayaktaydık.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Hayır, Başkan…

BAŞKAN – Sayın Oluç, işlemi başlattım, siz tecrübeli bir Grup Başkan Vekilisiniz. Efendim, bundan sonra bir grup önerisi daha var Sayın Oluç.

ZÜLEYHA GÜLÜM (İstanbul) – Hakkınızı kötüye kullanmayın.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Hayır Başkan, gerçekten biz ayaktayız.

BAŞKAN – İşlem başladı, kusura bakmayınız. (HDP sıralarından gürültüler)

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Ayağa kalktık Başkan.

BAŞKAN – Sayın Oluç… (HDP sıralarından gürültüler)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Siz daha söylemeden biz kalktık.

BAŞKAN – Arkadaşlar, Grup Başkan Vekilinizin söylediklerini duyamıyorum, lütfen…

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Sayın Başkan, siz cümleyi söylemeye başladığınızda ayağa kalktık.

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, başınızı kaldırmadınız.

BAŞKAN – Sayın Paylan, müsaade edin.

ZÜLEYHA GÜLÜM (İstanbul) – Nasıl göreceksiniz bu tarafa bakmadan?

BAŞKAN – Sürekli olarak size bakıyorum, sıkıntı yok.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Hayır.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Sayın Başkan, siz cümleye başladığınız anda biz 2 Grup Başkan Vekili ve arkadaşlarla ayağa kalktık.

DİRAYET DİLAN TAŞDEMİR (Ağrı) – Biz ayaktaydık.

BAŞKAN – Başladıktan sonra diyorsunuz değil mi?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Hayır, hayır…

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Hayır, başlarken.

BAŞKAN – Başlamadan mı?

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Efendim bakmadınız, önünüze bakıyordunuz.

BAŞKAN – Sayın Oluç, siz çok tecrübelisiniz, ayrıca daha uzun saatler buradayız. Geçmiyor, bundan sonra bir grup önerisi daha var, onda da istersiniz ama yapmayın.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Sayın Başkan, ben zaten…

BAŞKAN – İç Tüzük hükümlerini siz benden daha iyi biliyorsunuz Sayın Oluç. (HDP sıralarından gürültüler)

Arkadaşlar, sayın milletvekilleri, lütfen sakin…

DİRAYET DİLAN TAŞDEMİR (Ağrı) – Bak, geldiler, geldiler.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Ya, gelir, gelmez sana ne?

ALİ ŞAHİN (Gaziantep) – Burada zaten, nerede? Burada, neredeyiz yani? Burada, dışarıda kulisteyiz, kulis Meclis değil mi?

BAŞKAN – Sayın Oluç, buyurun.

Arkadaşlar bir dakika müsaade eder misiniz lütfen.

ALİ ŞAHİN (Gaziantep) – Dağdan mı geliyoruz, kulisten geliyoruz.

NİLGÜN ÖK (Denizli) – Burada bulunanların sağlığı için… Herkes burada.

BAŞKAN – Sayın Şahin… Sayın Ök…Rica ediyorum, lütfen…

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Sayın Başkan, Cumhuriyet Halk Partisine ne oluyor, ben onu anlamadım ki.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Size ne oluyor?

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Özgür Bey, oturun siz buyurun, biz duruyoruz. Biz de kendi düşüncemizi mi paylaşacağız burada şimdi?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Size ne oluyor?

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Bakın, Grup Başkan Vekilleri burada konuşuyorlar zaten. Siz konuşun, siz talep edin.

METİN NURULLAH SAZAK (Eskişehir) – Avukat mısın? Avukatlığını yapıyorsun.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Allah Allah! Bu görüntü nedir, ben bunu anlayamıyorum şimdi.

METİN GÜNDOĞDU (Ordu) – HDP savunuculuğuna devam.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ya ne terbiyesizce bir şey ya! Sen ne konuştuğumu biliyor musun?

BAŞKAN – Sayın Oluç, bakın, işleme başlamadan önce sizin bu talebinizi bana iletmiş olmanız gerekiyor ve son konuşmacının da Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu konuşmacısı olduğunu biliyorsunuz. Konuşmacı listeleri de elinizde var.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Sayın Başkan, bakın, konuşmacı bitirdiği anda ben ayağa kalktım ve elimi kaldırdım. Siz bakmadınız buraya.

BAŞKAN – Ben cümleye başladıktan sonra üstat.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Hayır efendim.

BAŞKAN – Bakın, o zaman kusura bakmayın. Bakın, müsaade edin. Sayın Oluç, siz tecrübeli bir Grup Başkan Vekilisiniz, İç Tüzük’ün hükümlerini de gayet iyi biliyorsunuz ve ne zaman istenmesi gerektiğini de gayet iyi biliyorsunuz. Yani, rica ediyorum, takibini de yapıyorsunuz…

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Başkan, bakın, siz Başkanlık Divanının yetkilerini kötüye kullanıyorsunuz.

BAŞKAN – Sayın Toğrul, müsaade eder misiniz. Sayın Toğrul müsaade edin.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Yetkinizi kötüye kullanıyorsunuz ama.

BAŞKAN – Sayın Toğrul, müsaade edin.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Muş) - Taraf tutuyorsunuz, taraf.

BAŞKAN – Açıklamadan önce, işlem başlamadan önce bu talebinizi yapmış olmanız gerektiğini biliyorsunuz.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Yaptık Sayın Başkan.

BAŞKAN – Bu sefere mahsus olmak üzere yoklamayı yapacağım ancak…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Ya bu seferlik olur mu?

BAŞKAN – Müsaade eder misiniz. Ama işlem başlamadan önce bu talebi yapmış olmanız gerektiğini de tekrar kayıtlara geçiriyorum.

Sayın Oluç, Sayın Beştaş, Sayın Kaya, Sayın Toğrul, Sayın Gergerlioğlu, Sayın Çepni, Sayın Paylan, Sayın Kaçmaz, Sayın Gülüm, Sayın Kılıç Koçyiğit, Sayın Hatımoğulları, Sayın Koç, Sayın Işık, Sayın Turan, Sayın Çelik, Sayın Kemalbay, Sayın Ersoy, Sayın Taşdemir, Sayın Başaran, Sayın Coşkun.

Yoklama işlemini başlatıyorum ve üç dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı yoktur.

Birleşime on beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.12

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 16.26

BAŞKAN: Başkan Vekili Süreyya Sadi BİLGİÇ

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Enez KAPLAN (Tekirdağ)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 81’inci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

III.- YOKLAMA

BAŞKAN - Halkların Demokratik Partisi grup önerisinin oylamasından önce istem üzerine yapılan yoklamada toplantı yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi yoklama işlemini tekrarlayacağım.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- HDP Grubunun, 10/3/2020 tarihinde İstanbul Milletvekili Züleyha Gülüm ve arkadaşları tarafından, salgınla mücadele kapsamında ev içi şiddet riskine ilişkin acil önlemler alınması amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 10 Nisan 2020 Cuma günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük'ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.                   

3.- CHP Grubunun, 10/4/2020 tarihinde Hatay Milletvekili Serkan Topal ve arkadaşları tarafından, Hatay ilinde coronavirüsün neden olduğu ekonomik ve sosyal sorunların önüne geçilmesi amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 10 Nisan 2020 Cuma günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

10/4/2020

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 10/4/2020 Cuma günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük'ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                          Özgür Özel

                                                                                               Manisa

                                                                               Grup Başkan Vekili

Öneri:

Hatay Milletvekili Serkan Topal ve arkadaşları tarafından Hatay'da coronavirüsün neden olduğu ekonomik ve sosyal sorunların önüne geçilmesi amacıyla 10/4/2020 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan 1730 sıra no.lu Meclis Araştırma Önergesi’nin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 10/4/2020 Cuma günkü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Serkan Topal, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA SERKAN TOPAL (Hatay) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, hepinize saygılarımı sunuyorum.

Öncelikle, polis teşkilatımızın yıl dönümünü kutluyor ve kendilerine sağlık, sıhhat, başarılar diliyorum. En kısa sürede de umarım onların özlük haklarını iyileştirme noktasında iktidar yetkilileri çalışma getirir, biz de o konuda destek veririz.

Değerli arkadaşlar, dünya tarihinde hepimizin çok iyi bildiği, Orta Çağ’da mesela kara veba vardı, 17’nci yüzyılda kolera vardı, 20’nci yüzyılın başında İspanyol nezlesi vardı yani salgınların tamamında bütün devletlerin ortak hikâyeleri var; ortak amaçları, özellikle salgınla mücadele etmek, sağlık konusunda mücadele etmek ama hepimiz çok iyi biliyoruz ki önemli olan, salgından sonra… Çünkü bu, sadece sağlığı tehdit etmiyor, aynı zamanda ekonomiyi de tehdit ettiği için ekonomik anlamda da mutlaka devletlerin bu konuda önlem alması gerekiyor. Türkiye Cumhuriyeti devleti bu konuda ne önlemler alıyor, onu şu ana kadar gerçekten göremedik. Ama en önemli şeyin mutlaka üretim olduğunu, mutlaka çiftçilerin desteklenmesi gerektiğini bu kürsüde ifade etmek istiyorum değerli arkadaşlar.

Değerli arkadaşlar, evet, konumuz Hatay. Bu kürsüde Hatay’ın sorunlarını o kadar çok dile getirdim ki değerli arkadaşlar, gerçekten bu kürsünün dili olsaydı, canlı olsaydı inanın bu kürsü kayıtsız kalmazdı Hatay’ın sorunlarını çözmek için. Hatay’ın küresel ve bölgesel sorunlardan en çok etkilenen il olduğunu defalarca dile getirdim, Reyhanlı’da defalarca bombalar patladı, sınırlar kapatıldı ve ilk 500 bin Suriyeli gelip Hatay’a yerleşti. Şu anda dahi dikkat ederseniz Barış Harekâtı Hatay’dan yapıldı ve Hatay’da on binlerce vatandaşımız işsiz kaldı, birçok esnafımız kepenk kapattı, çiftçilerimiz üretemez duruma geldi ama maalesef şu anda hâlâ sorunlar devam ediyor değerli arkadaşlar. Şimdi, çok basit bir örnek vereceğim: Türkiye’nin herhangi bir X ilinde 3 bin Suriyeli varsa Hatay’da 500 bin Suriyeli var. Devletten belediyelere giden ödenekler şu anda eşit olarak gidiyor mu? Anayasa’nın eşitlik ilkesine aykırı değerli arkadaşlar.

Değerli arkadaşlar, Hatay’la ilgili acilen yapılması gerekenleri burada sıralamak istiyorum: Özellikle çiftçimize destek olmamız gerekiyor, 2019 pamuk destekleme kredisi hâlâ verilmedi, Amik Ovası şu anda destek bekliyor. Kepenk kapatan esnafımıza destek olmamız gerekiyor, yanlarında çalışan işçilerimize destek olmamız gerekiyor, havaalanından dolayı orada gerçekten mağdur olan vatandaşlarımız, çiftçilerimiz destek bekliyor, turizm sektörüne can suyu vermemiz gerekiyor. Hatay’daki vatandaşlarımızın mağduriyetlerinin tamamının giderilmesi gerekiyor ve özellikle esnaflarımızın kredilerinin, kredi kartı borçlarının bir yıl mutlaka ötelenmesi gerekiyor. Gerçekten, değerli arkadaşlar, nakliyecilerimizin tır filoları şu anda pas tutmuş durumda, traktörler çürüyor. Bu yüzden vergilerinin, SGK primlerinin, kira ve personel giderlerinin mutlaka devlet tarafından karşılanması gerekiyor. Yine, okul servis şoförleri şu anda işsiz kaldı. Bakın, bunların üzerine 500 bin Suriyeliyi eklersek... Ayrıca, yine Hataylı vatandaşlarımızın elektriği, suyu ve doğal gazının tamamının ödenmesi gerekiyor. Bunu bir kez daha burada ifade etmek istiyorum.

Değerli arkadaşlar, son olarak şunu ifade etmek istiyorum: Yine, Hatay’da yaklaşık 40 bin kişi yurt dışında çalışıyor. Bunu defalarca bu kürsüde dile getirdim, tekrar dile getireceğim. Evet, Kuveyt’e uçak gönderildi. Daha önce de teşekkür etmiştim Sayın Zengin’e, Sayın Dışişleri Bakanına, Sayın Dışişleri Bakan Yardımcısına. Tabii, bu arada gerçekten olağanüstü performans gösteren ve bütün vatandaşlarımızla eşit bir şekilde ilgilenen Kuveyt Büyükelçimiz Sayın Ayşe Hilal Sayan Koytak’a gerçekten emeklerinden dolayı burada ayrıca teşekkür ediyorum.

Tabii, değerli arkadaşlar, burada şöyle bir durum var: Özellikle Arabistan’da çok ciddi sıkıntılar var, oralarda 6 binin üzerinde mağdur olan, mahsur olan vatandaşımız var. Katar, Libya, Umman, Kıbrıs, Irak ve diğer ülkelerimizde özellikle Hataylı olup oralarda çalışan, işçi sınıfında çalışan gerçekten binlerce vatandaşımız var. Bu vatandaşlarımızın mağduriyetlerinin bir an önce giderilmesi noktasında bu kürsüde daha önce de konuştum, bir kez daha söylüyorum değerli arkadaşlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Topal, tamamlayın sözlerinizi.

SERKAN TOPAL (Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Dışişleri Bakan Yardımcısıyla görüştüm, bununla ilgili çalışmalar yürütülüyor, karantina bölgesi oluşturulmaya çalışılıyor, teşekkür ediyorum ama gerçekten şu anda binlerce vatandaşımız... Benim telefonum susmuyor. Dolayısıyla, bir an evvel bu karantina bölgesinin halledilmesi ve uçakların gönderilmesi gerekiyor. Gerçekten vatandaşlarımız mağdur, Hatay halkı mağdur. Hatay halkı esnafının bütün sorunlarının giderilmesi gerekiyor. Evet, “Biz bize yeteriz.” kampanyası başlatıldı ama “Biz bize bağış yaparak değil, biz bize üreterek...” diyorum. “Ülkenin kaynaklarını halkımıza kullanarak yeteriz.” diyorum. Bu yüzden, son olarak, bir kez daha, yurt dışındaki vatandaşlarımızın mağduriyetlerinin giderilmesi noktasında ivedi bir şekilde kriz masasının karar almasını burada diliyorum.

Son olarak grubuma, yurt dışındaki vatandaşlarımıza, Hatay hakkında verdikleri desteklerinden dolayı başta Grup Başkan Vekilimiz Sayın Özgür Özel’e teşekkür ediyorum.

Saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – İYİ PARTİ Grubu adına Sayın Hüseyin Örs.

Buyurun. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA HÜSEYİN ÖRS (Trabzon) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İYİ PARTİ Grubu adına söz aldım. Hepinizi en derin saygılarımla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, ülke olarak corona belasıyla mücadele ederken hem ciddi bir sağlık tehdidiyle hem de ekonomik olarak büyük bir tehlikeyle karşı karşıya olduğumuzu bu kürsüden defalarca dile getirdik. İçinde bulunduğumuz bu süreçten etkilenen kesimlerin başında esnaflarımız gelmektedir değerli arkadaşlar. Bugün baktığımızda çarşılar, sokaklar boş, esnaflar perişan durumdadır. Vatandaşlarımız lokantalara, pastanelere, berberlere, kuaförlere, terzilere gidemiyor. Açık olan esnaf siftah yapmadan akşam dükkânını kapatıyor, evine gidiyor. Taksiler, minibüsler, servis araçları, otobüsler boş dolaşıyor ancak kira, elektrik, su, doğal gaz, stopaj, sigorta, vergi ödemeleri ve çalışanların aylıkları ise devam ediyor.

Değerli milletvekilleri, ekmek teknelerinin kapatılması ya da tedbirlerden dolayı iş yapamaz duruma gelmesi doğal olarak esnafı çok zor duruma düşürmüştür. Kamu bankaları, esnafa yönelik bazı tedbirler açıkladı ancak bize gelen bilgiler ışığında görüyoruz ki bu hususlarda esnafımız birçok sorunla da karşı karşıyadır. Öncelikle belirtmeliyim ki esnafımızın beklentisi kredi kolaylığı değildir. Ancak, buna rağmen, kredi başvurusu yapan esnafımızın büyük bir bölümü olumlu cevap alamadığını bizlere iletmektedir. “Bankalarca kredi kolaylığı sağlandı.” denilmesine rağmen sicili temiz olmak şartının kati suretle aranması birçok evrak vesaire diyerek şartların zorlaştırılması esnafımız için bu desteği yok hükmünde kılmıştır.

Değerli arkadaşlar, esnaflarımız diyor ki: “Kredi müracaatında bulunduğumuzda ‘Kredi borcun olmayacak, BAĞ-KUR ve SGK borcun olmayacak, devlete vergi borcun olmayacak, kredi notun iyi olacak, beş yıl içinde esnaf kefalet ya da KOSGEB destekli kredi kullanmamış olacaksın.’ deniliyor. Ayrıca, bir de taşınmaz ya da 5 yaşında bir araç ipotek edeceksin. Bu nasıl iştir? Alacaklı borcunu istiyor, devlet borcu olana kredi vermiyor; verse bile dükkânımız kapalı, nasıl ödeyeceğiz?” Biliniz ki “Kredi almak Kafdağı’nın arkasına ulaşmaktan zor.” diyor esnafımız. Arkadaşlar, esnafımızın bu sesine kulak vermeliyiz.

Değerli arkadaşlar, bir konuyu daha arz etmek istiyorum. Bir de bankaların farklı uygulamaları söz konusu, birbirlerinden farklı belgeler isteyip işi yokuşa sürüyorlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HÜSEYİN ÖRS (Devamla) – Çok özür dilerim…

BAŞKAN – Tamamlayın Sayın Örs.

HÜSEYİN ÖRS (Devamla) – Kısacası, esnafa söylenenler, büyük büyük manşetlerle ilan edilen önlemler hiçbir derde derman olamamıştır, dağ fare doğurmuştur.

Değerli milletvekilleri, ticari faaliyetlerine geçici süreyle ara verilen esnaf ve sanatkârlarımız başta olmak üzere tüm esnaf ve sanatkârlarımıza özel bir paket hazırlanmalı, hiçbir engel ve prosedür olmaksızın talepte bulunan her esnafımıza sıfır faizli en az bir yıl geri ödemesiz kredi imkânı sağlanmalıdır. Ama her şeyden önemlisi, her şeyden öncelikli, ivedi olarak en az aylık 1.500 TL olmak üzere üç ay nakit yardımı yapılarak esnafımıza bir nefes aldırılmalıdır.

Verilen önergeyi desteklediğimizi beyan ediyor, hepinizi en derin saygılarımla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Sayın Tulay Hatımoğulları Oruç.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA TULAY HATIMOĞULLARI ORUÇ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 16 Ocakta Hatay’ın Samandağ ilçesine bağlı Tekebaşı Mahallesi’nde, sabaha karşı yapılan ev baskınında uygulanan şiddete tanıklık eden bir annemiz geçirdiği kalp krizi sonucu yaşamını kaybetti ve bu anamızın oğlu Ümit Özçelik, Samandağ Abdullah Cömert Meydanı’nda bir adalet nöbeti başlattı. Bu nöbetteki amacı da buna, annesinin ölümüne sebebiyet verenlerin yargı önüne çıkarılmasıdır. Bunu daha önce de Meclise defalarca taşıdık. Bu konuda acil bir biçimde adım atılması gerektiğini belirtmeliyiz.

Evet, bütün dünyada, özellikle pandeminin de daha fazla açığa çıkardığı bir ekonomik kriz yaşandığı bir gerçektir. Sadece Türkiye’nin değil, bu, bütün dünyanın sorunudur doğrudur fakat bazen ülkeler, devletler aldığı önlemlerle, bugüne kadar uygulayageldikleri ekonomik politikalarla esasen buna ön almış olabilirlerdi. Fakat Türkiye ekonomisine baktığımızda -az önce tarımla ilgili konuşmalar oldu örneğin- deniyor ki, tarımın önemi nihayet fark edildi ki diğer bütün partiler bunun üzerinde vurgu yapıyor. Bakın, bugün Çukurova’nın, Amik Ovası’nın, yani Akdeniz Bölgesi’nin ne kadar verimli olduğunu birbirimize anlatmaya gerek yok. Fakat genel olarak, uygulanan tarım politikaları, çiftçinin bugüne kadar desteklenmemiş olması, tarım arazilerinin imara açılması ne yazık ki bu ülkeyi domatese bile -ithal edilecek düzeyde domatese bile- muhtaç etmiş durumdadır.

Evet, herkesin malumu Hatay’da, Adana’da, Mersin’de yurt dışı işçiliği, nakliyecilik; özellikle Hatay için diyorum sınır ticareti ve tarım temel gelir kaynaklarıdır. Oraya hiçbir zaman doğru düzgün bir fabrika kurulmadı. Çünkü Hatay’a sürekli -bir devlet geleneğidir- bir üvey evlat gözüyle bakılır. Bu iktidar, bu üvey evlat gözüyle bakmayı devam ettirdi, bu geleneği sürdürdü.

Yurt dışı: Bu savaş siyasetiyle beraber yurt dışı zaten kapandı. Özellikle Orta Doğu ve Kuzey Afrika’da çalışan işçiler uzun bir zaman önce tek tek evlerine geri dönmek zorunda kaldı. Bir kısmı, özellikle Libya’da -yine bu kürsüden dile getirmiştik- Volkan Altınok, Mehmet Demir bir seneyi doldurmuş durumdalar, hâlâ Hafter güçlerinin elinde “Erdoğan’ın askerleri” diye tutulmuş olan 2 işçi, 2 emekçi var; aileleri hâlâ akıbetlerini bilmiyor bu insanların.

Bugün, nasıl Nail Noğay Roman kadına “Çocuklarım aç, nasıl evde kalalım?” dediğinde “Geber.” dediyse, bu ülkedeki diğer halklara, Araplara, öteki gördükleri her kesime ne yazık ki bu zihniyet yansımaktadır ve “Geber.” denmiş olmaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi Sayın Oruç.

TULAY HATIMOĞULLARI ORUÇ (Devamla) – Bugün, Suriye’deki savaşın en mağduru olan illerden biri, bir sınır ili olarak Hatay’dır ve 500 bine yakın Suriyeli sığınmacı var. Bugün, Suriyeli sığınmacılar oldukça düşük ücretle çalıştıkları için yerli işçiler işsiz kalıyor, bu da savaşın yarattığı büyük paradokstur. Bir barış siyaseti izlenseydi bu paradoks yoksulun, işçinin, emekçinin, göçmenin boynuna geçirilmiş bir ip olmak yerine daha fazla çözümcül şeyler üretilebilirdi.

Yine, aynı şekilde, bu bölgeden -demiştik ki- Orta Doğu ve Kuzey Afrika’da çalışan çok sayıda işçi var. Coronavirüs dolayısıyla mağdur olan, şu an işinden alıkonmuş, kimisi esnaftır, dükkânını kapatmış, açlık ve yoksullukla cebelleşirken yurt dışında… Bu konuda diğer birçok milletvekili gibi bana da ulaşan çok sayıda işçi kardeşimiz oldu. Bunu Meclise bir biçimiyle taşıdık ama yeterli karantina olanakları sağlanmadığı için bütün işçilerin talepleri yerine getirilmemiştir. Buradan bu işçilerin taleplerinin yerine getirilmesini bir kez daha talep ediyoruz. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına, Sayın Hacı Bayram Türkoğlu.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA HACI BAYRAM TÜRKOĞLU (Hatay) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisinin Hatay’ın sorunlarıyla ilgili verdiği grup önerisi üzerine söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Evet, Serkan Bey kardeşim çalışkan bir kardeşimiz. Zaman zaman da tabii, Hatay’ın sorunlarıyla ilgili fikir mütalaasında bulunuyoruz. Kendisinin de ifade ettiği gibi özellikle Suudi Arabistan’da, Kuveyt’te ve diğer ülkelerde bulunan hemşehrilerimizin bu corona salgını dolayısıyla ülkeye gelişlerinde birlikte de çalışmalarımız oldu. Birçoğu geldi ama hâlâ Suudi Arabistan’la ilgili de grubumuzun çalışması var; Dışişleri Bakanlığımızla temasımız var, Dışişleri Bakanımıza, Yardımcımıza hassaten orada duyarlı davranan büyükelçilerimize ben bir kez daha huzurlarınızda teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; öncelikle, tabii, Polis Haftası münasebetiyle, polis teşkilatımızın kuruluşunun 175’inci yıl dönümü dolayısıyla ben bir kez daha tüm polislerimizin sağlık, afiyet içerisinde görev yapmalarını diliyor; görevleri başında şehit olan tüm şehitlerimizi rahmetle, minnetle anıyorum. Gazilerimize ve emeklilerimize sağlık, afiyet diliyorum.

Evet, coronavirüs deyince bu, küresel bir salgın. Bugün -dün itibarıyla- 1 milyon 579 bin kişi dünyada bu hastalığa, corona virüse yakalanmış durumda; 42 bin de şu anda bizim ülkemizde bir vaka sayısı var, vefat edenimiz de 908. Coronavirüs dolayısıyla hayatını kaybeden tüm vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet diliyorum, hastalarımıza da acil şifalar diliyorum.

Şimdi, tabii, başta Sağlık Bakanımız tarafından olmak üzere coronavirüs dolayısıyla toplanan Bilim Kurulunun sık sık bir araya gelerek aldıkları tedbirler kamuoyuyla paylaşılmakta. Türk insanı hassas; gerçekten bu zor günlerde her zaman olduğu gibi birlikte, bir arada olmayı, alınan kararlara uymayı bilerek bunu birlikte atlatmanın mücadelesi içerisindeler.

Hatay’a gelince; Hatay’da bugüne kadar coronavirüsten dolayı 67 vaka var, yoğun bakımda 10 yatanımız var ve 1 vefatımız var, Allah rahmet eylesin.

Bu arada tabii, coronavirüs deyince bunun ülkeler üzerinde sosyoekonomik etkileri var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Türkoğlu, tamamlayın sözlerinizi.

HACI BAYRAM TÜRKOĞLU (Devamla) – Bu sarmal etkiden bütün ülkeler etkilendiği gibi bizim ülkemiz de etkileniyor, dolayısıyla Hatay’ımız da etkileniyor, etkilenmedi demek biraz yanlış olur. Ama şu var ki Hatay deyince, gerçekten, bir sanayi şehri, bir tarım şehri, bir turizm şehri, bir ticaret şehri akla gelir. Turizmin her türlüsü var ve Türkiye’de -şu anda barındırdığı 2 milyona yakın nüfusuyla- ticaret hacmi olarak da 8-10 vilayet arasında. Tarım işçilerimiz, tarımda çalışanlarımız üretimine devam ediyor. Bir tesisimiz izolasyon dolasıyla kapalı, onun dışındaki tüm sanayi tesislerimiz çalışmaya devam ediyor. Fabrikalarımızın birçoğunda tabii vardiyalı sisteme göre çalışma devam ediyor; limanlarımız açık, ihracatımız devam ediyor. Dolayısıyla Cumhurbaşkanımızın 100 milyarlık açıkladığı tedbirler manzumesi, tedbirler paketi bizim ilimizde de payımıza düşen kadar uygulanıyor. Kredi Garanti Fonu aracılığıyla…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Türkoğlu,. sadece bir kez uzatabiliyorum.

HACI BAYRAM TÜRKOĞLU (Devamla) – Peki, hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Biraz önceki hatiplere mikrofonu açtınız, şimdi niye açmıyorsunuz?

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkanım, biraz önceki hatiplere selamlama için süre verdiniz.

BAŞKAN – Sayın Tanal, hoş geldiniz.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – İnsani bir şey…

BAŞKAN – Evet, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım:

4.- AK PARTİ Grubunun, Genel Kurulun,10 Nisan 2020 Cuma günkü birleşiminde 207 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerinin tamamlanamaması hâlinde haftalık çalışma günlerinin dışında 11 Nisan 2020 Cumartesi günü saat 14.00’te toplanmasına, 11 Nisan 2020 Cumartesi günkü birleşiminde 207 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerinin tamamlanamaması hâlinde haftalık çalışma günlerinin dışında 12 Nisan 2020 Pazar günü saat 14.00’te toplanmasına, 12 Nisan 2020 Pazar günkü birleşiminde 207 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerinin tamamlanamaması hâlinde haftalık çalışma günlerinin dışında 13 Nisan 2020 Pazartesi günü saat 14.00’te toplanmasına ve bu birleşimlerinde denetim konularının görüşülmeyerek Gündem’in “Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer işler” kısmında yer alan işlerin görüşülmesine ve 207 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışmalarını sürdürmesine ilişkin önerisi

10/4/2020

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 10/4/2020 Cuma günü (bugün) toplanamadığından, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince grubumuzun aşağıdaki önerisinin Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

                                                                             Özlem Zengin

                                                                                  Tokat

                                                       AK PARTİ Grubu Başkan Vekili

Öneri:

Genel Kurulun, 10 Nisan 2020 Cuma günkü (bugün) birleşiminde 207 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerinin tamamlanamaması hâlinde, haftalık çalışma günlerinin dışında 11 Nisan 2020 Cumartesi günü saat 14.00'te toplanması, bu birleşiminde denetim konularının görüşülmeyerek gündemin "Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmında yer alan işlerin görüşülmesi ve 207 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,

11 Nisan 2020 Cumartesi günkü birleşiminde 207 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerinin tamamlanamaması hâlinde haftalık çalışma günlerinin dışında 12 Nisan 2020 Pazar günü saat 14.00'te toplanması, bu birleşiminde denetim konularının görüşülmeyerek gündemin "Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında yer alan işlerin görüşülmesi ve 207 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,

12 Nisan 2020 Pazar günkü birleşiminde 207 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerinin tamamlanamaması hâlinde, haftalık çalışma günlerinin dışında 13 Nisan 2020 Pazartesi günü saat 14.00'te toplanması, bu birleşiminde denetim konularının görüşülmeyerek gündemin "Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmında yer alan işlerin görüşülmesi ve 207 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışmalarını sürdürmesi önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Sayın Ramazan Can.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

207 sıra sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’ni görüşmeye devam ediyoruz. Toplumun kahir ekseriyeti bu kanun teklifinin bir an önce yasalaşmasını bekliyor. Biz de AK PARTİ olarak, milletvekilleri olarak bu kanun teklifinin bir an önce yasalaşması için çalışıyoruz. Toplumun bu beklentisine karşı duyarsız kalamayız. Bu nedenle, cezaevlerinde ve toplumun diğer kesimlerinde bu kanun teklifinin bir an önce yasalaşmasını bekleyenlere karşı cevap vermek durumundayız. Bu nedenle, grup önerimize göre cumartesi, pazar ve pazartesi günleri Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunu saat 14.00’te toplayarak bu kanun teklifini yasalaştırmaya hep beraber çalışacağız.

Bizler, AK PARTİ ve Milliyetçi Hareket Partisi Grupları olarak bu kanun teklifine destek veriyoruz, diğer siyasi parti gruplarından da toplumun bu hassasiyetine duyarlı olmalarını bekliyoruz. Tabii ki Cumhuriyet Halk Partisi ve İYİ PARTİ, özellikle kanunda eksik gördükleri yerleri eleştirmekle, katkı vermekle beraber kanuna da sahip çıktıklarını gösteriyorlar. HDP Grubu ise kanuna karşı gerek ön çalışmasında gerekse Türkiye Büyük Millet Meclisinde destek olmuyor ve bunu da -siyasi parti grubu olarak- bir demokratik hak olarak görüyoruz. Ancak, toplumun bir kesiminin beklentilerinin karşılanması noktasında bu kanun teklifi er ya da geç çıkacak. Toplumda daha fazla gerginlik oluşturmama adına, bir an önce bu heyecana ortak olma adına Türkiye Büyük Millet Meclisindeki milletvekillerini duyarlı olmaya davet ediyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu vesileyle infaz kanunuyla ilgili de infaz rejimiyle ilgili de birkaç şey söylemek istiyorum: Biz, infaz rejimini düzenliyoruz, herhangi bir af ya da özel af çıkarmıyoruz. Türkiye Büyük Millet Meclisi infaz rejimini düzenleme yetkisini haizdir. İnfaz rejimini düzenlerken devlete şu yetki veriliyor Türkiye Büyük Millet Meclisinde: İnfazı cezaevinde değil cezaevinin dışarısında da, konutta, gece, mesai saatlerinin dışında, hafta sonu gibi alternatif infaz rejimlerini getiriyoruz ve bu infaz rejimlerini hükümlü dışarıda çekerken şayet infaz kurallarına riayet etmez ise, denetimli serbestlik süresi içerisinde herhangi bir suç işlerse tekrar cezaevine geri geliyor. Koşullu salıverme ve iyi hâl ortadan kalkıyor. Bu ne demektir? İnfaz rejimi tahliye ya da taburcu olanlar için devam etmektedir, afta ise suçun ve cezanın sonuçları tamamen ortadan kalkmaktadır. Deminki verdiğim örnekte geriye dönüş olmaz ama infaz rejiminde geriye dönüş vardır.

Diğer taraftan, Anayasa Mahkemesine gideceğini farz ettiğimizde şöyle bir itiraz olabilir: “Peki, infaz rejimine tabi olan düzenlemelerde bazı suçları, hükümleri niye ayırdınız?” Türkiye Büyük Millet Meclisi infaz rejimini düzenlerken toplumda infial uyandıran suçlarla ilgili infazda lehe olan düzenlemelerden yararlandırmayabilir. Bu, Türkiye Büyük Millet Meclisinin, yasamanın yetkisindedir. Dolayısıyla toplumda duyarlılık oluşturan hassasiyeti takdir etme yetkisi de Türkiye Büyük Millet Meclisine aittir. Türkiye Büyük Millet Meclisi salt bu yetkisini kullanmıştır. Dolayısıyla aynı şartları haiz, aynı suçlardan hükümlü olanların aynı lehe düzenlemelerden yararlandırılması doğrudur fakat farklı suçlarla ilgili Türkiye Büyük Millet Meclisi istisna koymuş ise bu istisnadan da onların yararlandırılması doğru değildir.

Bu manada infaz rejimimizin memleketimize, toplumun büyük kesimine hayırlı uğurlu olmasını diliyor, bu kanun teklifinin bir an önce yasalaştırılması noktasında tekrar bütün grupların desteklerini bekliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Değerli Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Tanal.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sosyal mesafe nedeniyle Meclisteki tüm arkadaşlar mesafeli oturuyor. Ben de mesafeli oturduğum için siz bana diyorsunuz ki “Mahmut Tanal, hoş geldiniz.” Yani sanki Meclis çalışmalarını takip etmiyormuşum gibi beni itibarsızlaştırıyorsunuz. Yani sizden, benden özür dilemenizi bekliyorum.

BAŞKAN – Olur mu öyle şey? Sizin ne kadar çalışkan bir milletvekili olduğunuzu herkes biliyor Sayın Tanal, sorun yok.

Teşekkür ediyorum.

Evet, önerge üzerinde İYİ PARTİ Grubu adına Sayın Lütfü Türkkan.

Buyurun.

İYİ PARTİ GRUBU ADINA LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle bu kanunla alakalı olarak bizim hassasiyetlerimizi içeren hiçbir talebin yerine getirilmediğinin farkındayız. Bu kanunla beraber arada getirilen kanunlarla örneğin sulh ceza hâkimlerine, yerel mahkemelere infaza gittikten sonra dava -bir örnek vereceğim size- sulh ceza mahkemesi tutuklama kararı verdi, infaza gitti dosya; aslında normalde alakası kesilmesi lazım dosyanın. Deniyor ki bu yeni kanunla beraber. Bu dosyayla alakalı eğer tahliye verirse tutuklama yetkisi veriyor yerel mahkemeye, tersine vermiyor. Ya, böyle bir adalet sistemi olur mu, böyle bir adalet sistemi var mı? Bakın, sadece ve sadece… Her meseleyi, her konuyu -Türkiye'nin başına gelen her musibette- ülkede baskı unsuru olarak kullanmak üzere yasalar çıkardınız. 15 Temmuz hain darbe girişiminden sonra da bu oldu, bu “corona virüsü” denilen beladan sonra da. Uygulamaları sadece ve sadece baskıyı artırmak üzere kuruyorsunuz. Biraz evvel bir örnekten bahsettim; adam hekim ya, corona virüsüyle ilgili alınan önlemlerin yetersiz olduğunu, şöyle şöyle önlemlerin alınması gerektiğini söylüyor. “Hayır, sen dokuz sene evvel şunu yazmışsın, gel bakalım şunun hesabını ver.” Böyle bir şey var mı? Dolayısıyla, biraz evvel Ramazan Bey'in bu konudaki ifadesinin sehvi bir ifade olduğunu belirtmek istiyorum, bizim tarafımızdan kabul edilebilir bir yönü yoktur. Daha sonra, kanun görüşüldükten sonra gerekçelerimizi daha sarih bir şekilde belirteceğim.

Teşekkür ederim. (İYİ PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Sayın Hakkı Saruhan Oluç.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın vekiller, biraz konuşmamı değiştirmek zorunda kaldım Adalet ve Kalkınma Partili hatibin konuşmasından sonra. Dedi ki: “Halkların Demokratik Partisi infaz yasasıyla ilgili destek olmuyor.” Yani, bir mesele sahiden böyle çarpıtılabilir ancak. Çünkü günlerden beri bunu sadece, Genel Kurulda değil… Bakın, söylüyorum Sayın Can: Sizin Grup Başkanınız dâhil olmak üzere, Adalet Bakanı dâhil olmak üzere Halkların Demokratik Partisi bu konudaki önerilerini yani infaz yasasında hangi maddelerde, nasıl değişiklikler yapılır, alternatifleri ne olur gibi son derece kapsamlı dosyayı -dediğim gibi- hem grup Başkanınıza hem bizi ziyarete gelen heyete, Adalet ve Kalkınma Partisi heyetine -içinde Adalet Bakanlığının bürokratları vardı- hem de diğer siyasi partilere ilettik, önerilerimizi ilettik. Destek olmamak diye bir şey yok. Bizim söylediğimiz şu: Ya, siz yandaşa af çıkarıyorsunuz, yandaşa. Biz buna itiraz ediyoruz, itirazımız bu. (HDP sıralarından alkışlar) Ve diyoruz ki: Sizin çıkardığınız bu özel af, yandaşlarınız için çıkardığınız özel af coronavirüs salgını nedeniyle, cezaevindeki hükümlülerin ve tutukluların -siz tutukluları da dışlıyorsunuz- ihtiyaçlarına cevap vermiyor. Bunu anlatıyoruz size. Biz, dolayısıyla daha çok insanın bu coronavirüs salgını karşısında cezaevlerinden çıkarılmasının yollarını anlatıyoruz size ama siz bunu anlamak istemiyorsunuz. Ve topluma da sanki Halkların Demokratik Partisi “Cezaevinde herkes kalmaya devam etsin.” diyor gibi bir hava yaratmaya çalışıyorsunuz, bu doğru değil.

Şimdi bakın, bu sizin teklifiniz -tekrar söyleyeyim- Anayasa’ya aykırı, bu özel bir af, yandaşa af. Biz diyoruz infazda eşitlik ve adalet olsun, biz diyoruz tutuklu ve hükümlüleri kapsasın. Muhalifinize af çıkarmıyorsunuz, muhalifinize ölüm vadediyorsunuz, bunu anlatıyoruz.

Şimdi bakın, bütün bunları anlattık size burada, anlamak istemiyorsunuz ya! Ya, düşündüm nasıl anlatabilirim diye, şimdi bir örnek vereceğim size: Bakın, Genel Başkanınız Recep Tayyip Erdoğan, bir zamanlar yattığı suçtan -hani şiir okudu ya- şu anda cezaevinde olsaydı bu sizin getirdiğiniz tekliften yararlanamayacaktı ya, anlıyor musunuz? Yani Recep Tayyip Erdoğan’ın siz hapiste tutulmasına yol açacaktınız bu yapacağınız değişiklikle. Bunu anlatmaya çalışıyoruz size, bunu anlamıyorsunuz, dolayısıyla durum başka bir şey. Şimdi, efendim, iki noktaya daha değineceğim çok kısaca: Bir tanesi Bilim Kurulu var ve bu Bilim Kurulunda çalışmalar yapılıyor, çok önemli önerilerde bulunuyorlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi Sayın Oluç.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (Devamla) – Uzmanların çalışmaları var ve bu uzmanların çalışmalarını merak ediyoruz. Mesela “Bilim Kurulu ne diyor cezaevleri konusunda?” diye merak ediyoruz. Bakın, Demokrasi İçin Birlik içinde geçmiş dönem milletvekillerinin, uzmanların, aydınların, çeşitli yurttaşların olduğu bir platform, Bilim Kuruluna açıkça sorular sormuş, demiş ki: “Corona virüsünün hükümlü ve tutuklulara bulaşmaması için hangi önlem ve önerileri tavsiye hâline getirip siyasi iktidara önerdiniz? Cezaevi koşullarında coronavirüsten korunmak mümkün mü, mümkünse nasıl? Hangi kararları aldınız? Tutuklu yakınları, cezaevinde çalışan personel ve güvenlik birimleri dâhil milyonlarca kişiyi ilgilendiren bu durumla ilgili Kurulunuzun önerdiği tedbirler nelerdir? Şimdi, sizleri kamuoyunu bilgilendirmeye, bilimsel olarak bu konu hakkında açıklama yapmaya davet ediyoruz.” demiş Demokrasi İçin Birlik Platformu. Biz de soruyoruz Bilim Kuruluna. Bilim Kurulu bu konuda susmasın, açıklama yapsın, çünkü inanıyoruz ki bilimsel açıklamalar belki bu siyasi iktidarın bu düşmanca tutumunu ortadan kaldırabilecek bir özellik taşıyabilir.

Teşekkür ediyorum.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Başkanım, Sayın Başkanım…

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Can.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – İsmimi anarak bahsetti, dedi ki: Yandaşlarınıza af çıkarıyorsunuz. 69’a göre söz istiyorum.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Başkanım, ilave olarak ben de söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Can.

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can’ın, İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un AK PARTİ grup önerisi üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisi ve şahsına sataşması nedeniyle konuşması

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Halkların Demokratik Partisinin bir kanun teklifine karşı çıkması doğaldır ve burada direniş yapması da doğaldır. İç Tüzük’ün vermiş olduğu hakları kullanmasına saygı gösteriyoruz, bu konuda herhangi bir diyeceğimiz yok. Fakat şunu özellikle söylemek istiyorum ki kanun herkesi kapsar, genel düzenleyici işlemdir. Hukuk fakültelerinin ilk sınıfında da bunlar gösterilir. (HDP sıralarından gürültüler)

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Eşitlik ilkesine aykırı.

RAMAZAN CAN (Devamla) – Kanun, lehe düzenlemeler anlamında nesneldir, objektiftir, herkesi bağlar. Dolayısıyla “Şu yararlanır, bu yararlanır.” diyemezsin. Aynı şartları haiz herkes yararlanır.

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – Kendini inkâr ediyorsun şu anda.

RAMAZAN CAN (Devamla) – Diğer taraftan, aynı şartları haiz olmadığı hâlde bu haklardan yararlanmak istemek, eşitlik ilkesini burada ileri sürmek de doğru değildir; burada eşitlikten bahsedilemez.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Kezzap atan ile “tweet” atan aynı mı!

RAMAZAN CAN (Devamla) – Diğer taraftan “Yandaşlarınıza af çıkarıyorsunuz.” “Yandaşlarınızı tahliye ediyorsunuz.” Velev ki böyle olduğunu kabul edelim. (HDP sıralarından “Öyle.” sesleri.)

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Öyle zaten.

RAMAZAN CAN (Devamla) – Peki, sizin yandaşlarınızı tahliye etsek, sizin tabirinizle af çıkarsak o zaman iyi mi? Problem yok o zaman! (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – Yandaş değil, insan hakları… İnsan haklarına göre davran, hukuka göre davran.

RAMAZAN CAN (Devamla) – Kendi içerisinde tenakuz oluşturan beyanlardan sarfınazar etmek gerekir. Eğer bir şey savunuluyorsa tam anlamıyla savunulur.

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – Adalet ve eşitlikten bahsediyoruz.

RAMAZAN CAN (Devamla) – Bir şey ya doğrudur ya yanlıştır. Kendi içerisinde çelişkiler ifade eden savunmayı da kabul etmemiz mümkün değildir. Bu çıkacak kanun düzenlemesi toplumda her kesimi ilgilendirmektedir. İnfaz rejimi, adaletli, objektif, nesnel olarak aynı şartları haiz olan kişiler hakkında uygulanır.

Arz ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Zengin, buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

22.- Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in, İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un AK PARTİ grup önerisi üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Sayın Başkanım, çok değerli milletvekili arkadaşlarım; Sayın Ramazan Can Bey söylediler ama ben birkaç ilave yapmak istiyorum önemine binaen.

Bu infazla alakalı kanun teklifini görüşmeye başladığımız andan itibaren Genel Kurulda çokça duyduğumuz bir ifade var -daha önce de itiraz etmiştim- “Yandaşlarınıza af çıkarıyorsunuz.” ifadesi. Şimdi, bir cümleyi duyduğumuz zaman, hukuken de baktığımızda, bu cümlenin eğer doğru olduğunu kabul ediyorsanız bu cümlenin dışında kalanların da -yani bir daire gibi düşünürsek- sizin yandaşınız olduğunu kabul ediyorsunuz. Yani şu anlama geliyor: Terörden içeride olanlar, cinsel dokunulmazlığın aleyhine işlenen suçlardan içeride olanlar, kasten adam öldürme suçunu işleyenler, uyuşturucuyu üretenler, satanlar; tüm bunlar da yani yararlanamayanlar da o zaman…

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – “Eşitlik”ten bunu mu anlıyorsun sen Özlem Hanım? “Eşitlik”ten bu mu anlaşılıyor?

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Ben cümlenizin yanlışlığını söylüyorum. Zannediyorum bunu kastetmiyorsunuz ama söylediğiniz şeyin ne anlama geldiğini anlayınız diye söylüyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Tercihte bulunan sizsiniz. Siz tercihini yaptınız, biz değil.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Açar mısınız Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Zengin, devam edin, buyurun.

MUAZZEZ ORHAN IŞIK (Van) – Tacizcilere “Bir kereden bir şey olmaz.” diyen sizlersiniz. Sizin yasanız, bizim değil.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Siz şunu anlayamıyorsunuz efendim: Tezlerinizi iddia ederken mantıklı bir kurgu içinde söyleyin.

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – Eşitliği anlamıyorsunuz.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Bakın, şunu söyleyin, şunu, deyiniz ki: Arkadaşlar…

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – Adaleti anlamıyorsunuz.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Siz yandaş dediğinizde, bunların da sizin tarafınız olduğunu söylüyorsunuz.

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Tercihte siz bulunuyorsunuz.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Ben samimiyetle şuna inanıyorum: Aslında derdinizi anlatamıyorsunuz.

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – O size bağlı, size.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Siz bunu kastetmiyor olmalısınız, katilleri savunmuyor olmalısınız. Cinsel bütünlüğe, dokunulmazlığa saldıranları kastetmiyor olmalısınız.

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – Onları siz savunuyorsunuz, siz!

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Uyuşturucu üretenleri kastetmiyor olmalısınız. Ha, siz şunu söylüyorsunuz: “Bunlar da çıksın, bizimkiler de çıksın.” Bu mudur sizin teziniz?

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – Eşitlik diyoruz, eşitlik!

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Sizin teziniz bu olmamalı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Adalet ve eşitlik!

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – Adalet diyoruz, adalet!

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Teziniz bu olmamalı. Siz kendi tezinizi başka bir mantık üzerinden anlatmalısınız.

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Adalet! Adalet! Adalet!

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Bu anlattığınızda hiç adalet yok. Bu anlattığınızda “Sizinkiler çıkmasın, bizimkiler çıksın.” oluyor. Olur mu öyle şey?

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Estağfurullah. Adalet, adalet!

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Kaldı ki ne kadar yanlış bir ifade olduğunu size söylüyorum. Ne münasebet?

Ayrıca Sayın Oluç’un konuşmasında var. “Bugün, Erdoğan içeride olsaydı çıkamazdı.” demek, bizim yandaşlarımızı çıkarmadığımızın ispatıdır. Bu ifadeniz ispatıdır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Ya, Erdoğan’ı başka bir zihniyet içeri attı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Başkanım…

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi lütfen.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Kendi teziniz kendi içinde bir değil, iki değil, üç tane çelişki içeriyor.

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Erdoğan’ı başka zalimler içeri attı, siz atmadınız.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Bu kadar çelişkiyle tez savunulmaz. Hukukun bir mantığı var, hukuk arka arkaya anlamsız kelimeleri sıralama işi değildir. Hukuk matematiktir, hukuk mantıktır. Mantık yok bu anlattıklarınızda, mantık.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Oluç…

23.- İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un, Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Hukuk, matematikten önce ve mantıktan önce adalettir, adalet! (HDP sıralarından alkışlar)

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Adaletin özünde mantık vardır, mantık vardır, mantık.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Sizde adalet yok, sizde adalet anlayışı yok; önce bunu söyleyelim, birincisi bu.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Mantık hukuktur.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – İkincisi, bakın, Sayın Grup Başkan Vekili, ben şunu anlatmaya çalıştım size, anlatamadım demek ki…

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Anlatamıyorsunuz, doğru argüman yok.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – O zaman şimdi sizin Genel Başkanınız olan Recep Tayyip Erdoğan’ı cezaevine haksız yere tıkmış olan hukuk anlayışı, bugün işte sizin sahip çıktığınız hukuk anlayışıdır; budur işte. (HDP sıralarından alkışlar)

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Hiç değil.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Çünkü o zaman, o cezayı yatarken siz bu infaz yasasını getirseydiniz dışarıya çıkarılamayacaktı.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Örnekleme doğru değil, örneklemeniz yanlış.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Dolayısıyla sizin getirdiğiniz infaz yasası eşitlikçi değildir, bunu anlatıyoruz.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Teziniz yanlış.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Biz demiyoruz ki: “Şunu çıkarın, bunu çıkarın.” Ortada bir salgın var, coronavirüs nedeniyle bütün bunları tartışıyoruz ve diyoruz ki: Böyle bir zamanda infazda eşitlik ve adaleti savunmak gerekir, dolayısıyla ayrım yapmamak gerekir. Bizim yandaşımız olmasıyla ne alakası var?

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Söylüyorsunuz, siz söylüyorsunuz.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Biz demiyoruz ki bizim yandaşlarımızı çıkarın.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Sizin tanımlamanızdır.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Biz diyoruz ki: Siz kendi yandaşlarınızı çıkarıp size muhalif olan herkesi cezaevinde tutuyorsunuz.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Külliyen reddediyoruz, külliyen reddediyoruz.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Bütün muhalifleri ölüme terk etme anlayışıdır bu.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – O sizin işiniz.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Bunu söylüyoruz.

Bakın, ben size bir şey daha hatırlatacağım. Sayın Grup Başkan Vekili, dün burada beraberce bir şeyi kınadık değil mi? Bir Roman yurttaşımıza karşı ya da bir yurttaşımıza karşı yapılmış olan insanlık dışı bir durumu kınadık.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Evet.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Çok güzel, buna hiçbir itirazımız yok. Şimdi, ben size bir şey söyleyeceğim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin, buyurun.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Dün burada bunu kınadıktan sonra tartışmalar devam ederken biraz gerilim oldu. Bu gerilimin içinde tutanaktan okuyorum, siz de alabilirsiniz tutanakları- bizim Grup Başkan Vekilimiz Meral Danış Beştaş soruyor: “Ben de bütün kamuoyunun gözünün önünde şunu söylüyorum: “İdris Baluken cezaevinde ölsün mü?” Tutanaktan devam ediyorum, parantez açılıyor, “AK PARTİ sıralarından ‘Ölsün.’ Sesi” parantez kapandı. Şimdi, buyurun Sayın Grup Başkan Vekili, bu konuda siz o İstanbul’daki kişiyi kınarken kullandığınız -yani çeşitli ifadeler var, onları okumama gerek yok, siz hatırlıyorsunuz- aynı kınama laflarını kendi grubunuzdan kim bu lafı ettiyse ona da söyleyecek misiniz? İkincisi, kim söylediyse dinlensin bütün tutanaklar, çıksın ortaya ve onu açıkça teşhir edecek misiniz?

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Açın Başkan, açın, açın…

BAŞKAN – Efendim, söz talebiniz mi var?

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Zengin.

24.- Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in, İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Sayın Başkanım, konuşmanın hararetine binaen, nezaket sınırlarını aşmak istemem, kusura bakmayın lütfen.

Şimdi, Sayın Başkanım, ben kendi adıma bunu artık söylemekten hayâ ediyorum ama bütün cümlelerimi inanarak samimiyetle söylüyorum Sayın Oluç. Dün o ifadeyi kullanan kişiyle ilgili -burada kastettiğim sosyal anlamda- “Hayat hakkı tanımayız.” dedim, o ifadeyi kullandım. Ben, Genel Kurulda, bir arkadaşımızın İdris Baluken’le ilgili bu ifadeyi söylediğini duymadım ama siz diyorsunuz ki “Burada var.”

Önce şunu çok net söyleyeyim…

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Tutanakta var.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Müsaade edin…

Ben “Yok.” demiyorum, siz diyorsanız muhakkak. Ben de buradaki bütün arkadaşlarım da hiç kimse için bu ifadeyi kullanmaz ve kullanmamalı.

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Kullandı.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Bu ifade nasıl burada olmuşsa, bunu hep beraber konuşuruz, belki önünde arkasında başka bir şey vardır, başka bir şey kastedilmiştir ama şunu rica edeceğim…

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Hayır, hayır! Doğrudan duyduk.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Bakın, ben doğru düzgün şunu söylemeye çalışıyorum… (HDP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Sayın Grup Başkan Vekili lütfen sözlerini tamamlasın.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Biz, ben, grubum böyle bir şeyi savunamayız. Biz, hiç kimse için, cezaevinde tutuklu olan, cezaevinde mahkûm olan, değil eski bir milletvekili kim olursa olsun böyle bir ifadeyi kabul edemeyiz Sayın Oluç. O yüzden, bence bunun ayrıca teyide ihtiyacı da yok, siz bunu biliyor olmalısınız ve bu manada gerekli olan neyse, ben, bize düşeni, grubumuz adına üzerimize alıyorum, takip de ederiz. Böyle bir şeyin olmasına da asla müsaade etmeyiz. Çok hassas bir zamandan geçiyoruz. Böyle bakıldığı zaman da bu manada, doğru sözlerin doğru yerde doğru şekilde söyleneceği en önemli mecra Türkiye Büyük Millet Meclisidir; burada var olan bir hata varsa da düzeltiriz.

Teşekkür ederim.

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

4.- AK PARTİ Grubunun, Genel Kurulun,10 Nisan 2020 Cuma günkü birleşiminde 207 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerinin tamamlanamaması hâlinde haftalık çalışma günlerinin dışında 11 Nisan 2020 Cumartesi günü saat 14.00’te toplanmasına, 11 Nisan 2020 Cumartesi günkü birleşiminde 207 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerinin tamamlanamaması hâlinde haftalık çalışma günlerinin dışında 12 Nisan 2020 Pazar günü saat 14.00’te toplanmasına, 12 Nisan 2020 Pazar günkü birleşiminde 207 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerinin tamamlanamaması hâlinde haftalık çalışma günlerinin dışında 13 Nisan 2020 Pazartesi günü saat 14.00’te toplanmasına ve bu birleşimlerinde denetim konularının görüşülmeyerek Gündem’in “Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer işler” kısmında yer alan işlerin görüşülmesine ve 207 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışmalarını sürdürmesine ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisi üzerinde son söz Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Özgür Özel’in.

Buyurun Sayın Özel. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Özlem Zengin’in bu yaklaşımını çok kıymetli buluyorum çünkü dün, o 2 arkadaşın peş peşe “Ölsün.” “Ölsün.” dediğini ben duydum. Sonra tutanağa baktım, tutanakta olmayınca Tutanak Dairesine itiraz ettim, dinlediler ve o sesin geldiğini duydular. Ben yan yana 2 arkadaşı gitsem bulurdum ama maskeden dolayı şu an bir şey diyemem. Ama bu çok kıymetli bir yaklaşım oldu; bunu, bu tip durumları hepimizin de sahiplenmesi lazım...

Şu anda dünyada veya geçmişten bugüne, bütün otoriter liderler bir şeyle meşgul. Macaristan’daki Viktor Orban’da onunla meşgul, Hindistan’daki Narendra Modi’de, Kuzey Kore’nin lideri de onunla meşgul: Aşırı güvenlikçi politikaları önemsiyorlar; herkesi, önce muhaliflerini terörize ediyorlar, terörist olmakla suçluyorlar, vatan hainliğiyle suçluyorlar ve bunun karşısında da daha sert tedbirler için kendi tabanlarına rıza üretiyorlar ve arka tarafı kalabalıklaştırmaya bakıyorlar. Bugün geldiğimiz noktada iktidarın, hem de geçmişte terör tanımından veya devleti kutsayan yasalardan mağdur olmuşların iktidarının, kendilerini öyle ifade eden bir iktidarın, bugün bütün muhalifleri, terör ve vatan haini statüsüne sokmaya çalıştığı bir sürecin tam da ortasındayız.

Ben, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın “Saatleri Ayarlama Enstitüsü”nü isminin verdiği ilgiyle okumuştum; orada Doğululaşma Batılılaşma dengesine yaptığı eleştiriyi de çok kıymetli bulurum. Bir saatleri ayarlama enstitüsü olsa ve burada biraz saatleri geri alsak diye baktım. Sadece sekiz yıl geri alsak saatleri Tuncay Özkan, Mustafa Balbay, Engin Alan ve MHP Meclis İdare Amirimizin babası -o dönem bizim milletvekilimiz- o dönemin milletvekili Mehmet Haberal teröristtiler ve bu kapsamda aftan yararlanamıyordular. Aynı şekilde, on bir yıl geri aldığınızda rahmetli Kuddusi Okkır ve Ali Tatar, dönemin Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ teröristtiler çünkü FETÖ sizi öyle ikna etmişti, öyle savunuyorsunuz kendinizi -en yapıcı dille böyle söyleyebilirim- ve bu affı o güne uyguladığınızda yararlanamıyordular. Biraz önce ifade edildi; yirmi bir yıl öncenin Recep Tayyip Erdoğan’ı sizin af kapsamınız dışında. Aynı suçtan defalarca yargılanmış olan Necmettin Erbakan, halkın dinî duygularını istismar ederek kin ve nefretle bölmek suçundan kapsam dışında, 12 Eylül sürecindeki Milliyetçi Hareket Partisi ve Ülkücü Kuruluşlar Davası’nın iddianamesine baktığınızda suç maddeniz kapsam dışında. Örneğin, adaletle yönetimini hep takdir ettiğimiz Celal Adan af kapsamı dışında.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Namık Kemal Zeybek, Muhsin Yazıcıoğlu, Sadi Somuncuoğlu, Agâh Oktay Güner kapsam dışında. Şimdi, öyle bir noktaya geldik ki anayasalar af maddeleri için -3/5 bizim Anayasa’mız yani yüksek nitelikli çoğunluklarla- neredeyse anayasa yapma gücünde bir uzlaşı istiyorlar. Neden? Yaptığınız iş anayasa gibi aşkın zamanlı olmalı, yani, çıkardığınız affı yıllar sonra savunabilmeniz lazım. Ben bunu yapamayacağınızı iddia ediyorum ama benim elimden, yirmi bir yıl sonrasına sizi götürüp bu adaletsizliği göstermek gelmediği için sizi af kanununuzla birlikte, adaletsiz af kanununuzla birlikte yirmi bir yıl, otuz yıl geriye götürdüm; Recep Tayyip Erdoğan’ı içeride bıraktınız, Celal Adan’ı içeride bıraktınız.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan. (CHP sıralarından alkışlar)

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Başkanım, oylamaya geçmeden önce bir meramımı söylemek istiyorum bu önergeyle ilgili. Biliyorsunuz çok önemli bir konuyu görüşüyoruz ve cumartesi pazar da çalışmayı öngörüyor AK PARTİ önergesi.

BAŞKAN – Sayın Paylan, böyle bir usul yok yalnız.

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Sayın Başkanım, pazar günü Hristiyanların en büyük bayramı Paskalya Bayramı ve bu Meclisin de Hristiyan milletvekilleri var. Eğer ki pazar günü Ramazan Bayramı olsaydı bu Meclisi çalıştırmayacaktınız, pazar günü Paskalya için de çalıştırmamanız gerekir diye düşünüyoruz. Bunu da AK PARTİ Grubunun ve bütün oy verecek arkadaşların dikkatine sunuyorum.

BAŞKAN – Evet, Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Alınan karar gereğince gündemin "Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Denizli Milletvekili Cahit Özkan, Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül ve Afyonkarahisar Milletvekili Ali Özkaya ile 57 Milletvekilinin Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Adalet Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

IX.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Denizli Milletvekili Cahit Özkan, Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül ve Afyonkarahisar Milletvekili Ali Özkaya ile 57 Milletvekilinin Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2762) ve Adalet Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 207) (x)

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Dünkü birleşimde İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülen 207 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin birinci bölümünde yer alan 11’inci maddenin önerge işleminde kalınmışı.

11’inci madde üzerinde 3 önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 207 sıra sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 11’inci maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

              Murat Çepni               Serpil Kemalbay Pekgözegü Muazzez Orhan Işık

                  İzmir                                  İzmir                               Van

       Dirayet Dilan Taşdemir                Züleyha Gülüm  Gülüstan Kılıç Koçyiğit

                   Ağrı                                İstanbul                             Muş

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Komisyonun katılmadığı önerge üzerinde söz talebi Sayın Gülüstan Kılıç Koçyiğit’in.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Muş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu selamlıyorum.

Şimdi, Pir Sultan’ın güzel bir sözü var, diyor ki: “Bozuk düzende sağlam çark olmaz.” Sanki geçmişten bugüne, bugünün Türkiyesine ve AKP düzenine sesleniyor gibi. Bugün Türkiye’de niye düzen bozuk diye baktığımız zaman ya da bugün Türkiye’deki bozuk düzenin göstergeleri ne diye baktığımız zaman çok çarpıcı bir iki şey söyleyebiliriz. En basitinden en ağırına kadar, birinci olarak Anayasa askıya alınmış, temel hak ve özgürlükler kısıtlanmış, fikir ve düşünce özgürlüğü keyfî gerekçelerle yasaklanıyor. Bir ülkede demokrasinin ne kadar gelişkin olduğunu anlamak için nereye bakarız? O ülkenin cezaevlerine bakarız. Cezaevleri, o ülkenin demokrasi kalitesini, demokrasiye duyarlılığını açık ve net bir şekilde ortaya koyar. Peki, Türkiye’deki cezaevlerine baktığımızda ne görüyoruz? Örneğin birkaç sayı söyleyelim: 2002 yılında siz iktidara geldiğinizde cezaevlerinde 59.429 kişi vardı, 2019 yılında bu sayı 282 bin kişiyi buldu. 2020 yılının ilk üç ayını da eklediğimizde şu anda cezaevlerinde yaklaşık 300 bin kişi var. Peki, bu kadar suçluyu nereden buldunuz? Bu kadar suçlu nasıl ve nereden geldi? Çok açık ve net: AKP iktidarının kendisi aslında suç üreten bir iktidardır. Yarattığı toplumsal tahribatla, yarattığı haksızlıklarla sürekli toplumda suç oranının artmasına neden oluyor değerli arkadaşlar. Çünkü adaletsizlik, adaletsiz bir yönetim var, çünkü adaletsiz bir yaklaşım var ve en önemlisi bugün gelir eşitsizliği gittikçe derinleşmiş, sosyal ve sınıfsal katmanlaşma gittikçe artmış durumda. Adaletsizlik neyi besliyor? Toplumun kendi adalet arayışını besliyor ve insanlar kendi adaletini kendisi yerine getirmek istiyor.

Peki, başka neyi görürüz cezaevlerine yakından baktığımızda? Aslında, AKP’nin fikrini beğenmediği akademisyeni, yandaş yapamadığı gazeteciyi ve sandıkta yenemediği siyasetçiyi yargıyı araçsallaştırarak cezaevine koyup bertaraf ettiğini açık ve net bir şekilde görebiliriz değerli arkadaşlar. Başka neyi görebiliriz? Yakından baktığımız zaman suçluluk, suça sürüklenme yaşının gittikçe düştüğünü görebiliriz ve çocuk suçluların ya da “suçlu çocuk” denen çocukların ıslah adı altında bir yıkımdan geçtikten sonra yeniden toplumun içerisine bırakıldığını görebiliriz değerli arkadaşlar.

Bütün bunlara baktığımız zaman neyi ifade etmemiz gerekiyor değerli arkadaşlar? Bunların her birisinin aslında yaratılan toplumsal tahribat, yaratılan ekonomik yıkım ve yandaşlara yönelik yapılan yaklaşımların sonucu olduğunu söyleyebiliriz.

Şimdi, AKP yandaşlarını bırakıyor. Her zaman, her yerde, herkes için suç olan gasp, hırsızlık, kasten yaralama gibi suçları affedip bunun yerine, bununla beraber kimi cezaevinde bırakıyor? 10 bin siyasi tutsağı cezaevinde bırakıyor. 840 bebekli ve çocuklu anneyi, 2.500 çocuk mahpusu, 457’si hasta 1.333 hasta tutsağı da cezaevinde bırakıyor. Başka kimi cezaevinde bırakıyor AKP? Osman Kavala’yı, Ahmet Altan’ı, Selahattin Demirtaş’ı, Figen Yüksekdağ’ı, Gültan Kışanak’ı cezaevinde tutuyor ve onların yerine, demin saydığım suçlardan yatan kişileri dışarı bırakıyor. Demin söylendi ya “Siz kendi yandaşlarınıza…” Evet, bizim yandaşlarımız, işte, Selahattin Demirtaş bizim yandaşımız ya da biz Selahattin Demirtaş’ın yandaşıyız, Figen Yüksekdağ’ın yandaşıyız ve bu insanları içeride ölümle baş başa bırakmanızı kabul etmiyoruz değerli arkadaşlar.

Bakın, AKP sadece cezaevine koyarak yetinmiyor, muhalifleri cezaevine koymakla yetinmiyor. Şimdi, cezaevi içinde cezaevi inşa ediyor. Düşman hukukunu, düşman ceza hukukunu, düşman infaz hukukuyla tamamlamak istiyor. Her yasanın bir ruhu, bir arka planı vardır. Bu yasanın arka planında ne var değerli arkadaşlar? Bu yasanın arka planında 12 Eylül cuntacılarının ruhu var; Kenan Evren’in ruhu, bugün, AKP’nin teklifinin bütününe sirayet etmiş durumda.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Devamla) – Teşekkür ederim.

Ve bize, bu teklifi, yeni bir şeymiş gibi dayatmaya çalışıyor. Bu teklif yasalaşırsa ne olacak? Bu teklif yasalaşırsa cezaevleri tıpkı Nazilerin toplama kampı gibi toplama kampı olacak ve cezaevindeki siyasi mahpuslar da esir muamelesi görecek değerli arkadaşlar. Yaşamın her anını disipline edecekler, tıbbileştirecekler ve mahpusların insan onuruna yakışmayan her tutum karşısındaki protesto haklarını, direnme haklarını yok edecekler. Bundan dolayı onlara ceza verecekler ve onların aslında infazlarını yakacaklar ya da erteleyecekler. Şimdi, Kürt ve muhalif düşmanlığınız, HDP korkunuz, yandaş bakışınız bu ülkeyi uçuruma götürüyor. Çoğunluk gücüne yaslanan AKP’ye şöyle diyoruz: Ayarını bozduğunuz kantar gün gelir sizi de tartar.

Genel Kurulu selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 11’inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

“MADDE 11- 5237 sayılı Kanunun 86 ncı maddesinin üçüncü fıkrasına aşağıdaki bentler ve “oranında” ibaresinden sonra gelmek üzere “(f) ve (g) bendi bakımından ise bir kat” ibaresi eklenmiştir.

“f) Canavarca hisle,

g) Kadına karşı,”

            Ayhan Altıntaş                        Ayhan Erel                   Hüseyin Örs

                 Ankara                               Aksaray                           Trabzon

         Arslan Kabukcuoğlu                    Ümit Beyaz                    Ümit Özdağ

                Eskişehir                             İstanbul                          İstanbul

BAŞKAN – Sayın Akçay, bir söz talebiniz vardı, buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

25.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Manisa ili Soma ilçesinde maden ocağında göçük meydana geldiğine ve hayatını kaybeden madenciye Allah’tan rahmet dilediğine ve Manisa Milletvekili Özgür Özel’in AK PARTİ grup önerisi üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, bir konuda açıklama yapmak için söz aldım. Bugün öğle saatlerinde Manisa’nın Soma ilçesinde özel bir maden ocağında bir göçük meydana geldi ve olayda 1 işçimiz hayatını kaybederken 2 işçinin kurtarılma işlemlerinin devam ettiğini öğrendik. Bu maden ocağında üretim faaliyetlerinin bulunmadığı, galeri bölümünde yapılan bakım, onarım faaliyetleri sırasında göçüğün meydana geldiğini biliyoruz ve 1 maden işçisi yaralı ve 1 maden işçisi de maalesef hayatını yitirmiş bulunuyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Hayatını kaybeden bir çocuk babası işçi Ersin Özdoğan’a Allah’tan rahmet diliyorum ve göçük altındaki işçilerin de bir an evvel hayatlarının kurtarılmasını temenni ediyorum.

Biraz evvel Sayın Özgür Özel şöyle bir mukayese yaptı: “12 Eylül dönemi yargılamalarında işte şu şu kişilerin suçlarını -bu kanunla mukayese ederek- bu kanuna adapte etseydik yararlanmayacaklardı.” Tabii, bu anakronik bir benzetme. Bir olayın, içinde bulunduğu zaman dilimiyle bir olgu bütünlüğü içerisinde dile getirilmemesidir. Bir uyumsuzluk vardır çünkü örnek verdiği 12 Eylül darbe yönetiminin darbe uygulamalarıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi, buyurun.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Öyle inanıyorum ve eminim ki Sayın Özgür Özel 12 Eylül darbe yönetiminin bu haksız, hukuksuz uygulamalarını ve darbe yönetiminin bu işlemlerini meşru görmemiştir.

Teşekkür ederim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Meşru görmediğim için söyledim zaten.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Bugünkü meşru, 12 Eylül dönemi gayrimeşru, o mukayeseyi yapalım. Bugünü meşru görüyor musunuz, görmüyor musunuz?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Söyleyeyim.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özel.

26.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, yüksek nitelikli çoğunluk aranması toplumsal mutabakat aranması demek. Bugün, af kanununu 3/5’ten kaçırıp MHP-AKP birlikteliğiyle sadece basit bir salt çoğunlukla Meclisten gizli, örtülü bir af şeklinde geçirmeye çalışmak toplumsal mutabakat aramamaktan oluyor. Benim söylediğim, geçmiş süreçlerde, 1980 öncesindeki yasalarda da 1980’den sonra yapılan yargılanmalarda da, MHP ana davası da diğer davalar da o dönemin terör suçuydu. Recep Tayyip Erdoğan’ın okuduğu şiir o dönemin terör suçuydu. Bugünkü dönem ile 12 Eylül arasındaki mukayeseyi şöyle yaparım: Gayrimeşru görürüm ikisini de çünkü ikisi de bir darbeden sonra; biri sıkıyönetim şartlarında, biri OHAL şartlarında…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Darbeciye darbe yapıldı, darbeciye.

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi Sayın Özel.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Öncesinde, sırasında ve sonrasındaki dünya kadar eşitsizlikle, 15 Temmuzdaki hain darbe girişimini araçsallaştırıp 20 Temmuzdaki ele geçirilen OHAL yetkisiyle değiştirilen ve propagandasının tamamen yalan üzerine kurulduğu bugünkü devlet işleyişinden anlaşılan, meri olan, yürürlükte olan ama gayrimeşru bir Anayasa üzerinden bugün OHAL şartlarında genişlettiğiniz “terör” tanımı da yargıyı bir tek adama bağladığınız için, o tek adam korkusundan, “onun istediği gibi karar vermezsem ertesi gün soruşturma” korkusuyla yargı bağımsızlığı ve hâkim teminatının ortadan kalkmasıyla bugün “terörist” dediğiniz gazeteciler de siyasetçiler de akademisyenler de avukatlar da bugünkü rejimin imal ettiği “terör” tanımı içinde dün sizin Genel Başkanlarınız gibi -bugünden örnek verdim ama Sayın Alparslan Türkeş de o kapsamda yargılanmıştı- dönemin teröristi olabiliyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi lütfen.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Yirmi yıl sonra bugünkü ayıp savunulamaz. Bugün Deniz Gezmiş’in, Hüseyin İnan’ın, Yusuf Aslan’ın asılmış olmalarını savunabilen var mı?

MEHMET ERDOĞAN (Gaziantep) - Yok. Ya, ben mi imzaladım, CHP imzaladı.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – 1960 darbesi sonrası siyasi idamları savunabilen var mı?

MEHMET ERDOĞAN (Gaziantep) - CHP imzaladı.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bugünkü hukuksuzluğu da yirmi yıl sonra siz savunamayacaksınız, daha kötüsü, torunlar, çocuklar “Babam o af kanununa ‘evet’ dedi.” “Ablam bu af kanununa ‘evet’ dedi.” diyemeyecek.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Çocukları karıştırmayın buna lütfen, hiç karıştırmayın.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – O yüzden, ben sizi yirmi bir yıl sonraya götüremeyeceğim için AK PARTİ’ye yirmi bir yıl öncesini, MHP’ye de 1980 yargılamasını söyledim. O günkü darbe sonrası oluşmuş Anayasa’yı da bugünkü bir darbeyi bahane edip kendi OHAL darbesiyle yapılmış Anayasa’yı da gayrimeşru görüyorum.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Tam tersi, tam. Tam tersi ya! Olur mu öyle şey ya!

BAŞKAN – Sayın Oluç…

27.- İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un, Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın vekiller, biraz evvel MHP Grup Başkan Vekili bir alegoriden bahsetti fakat benim anlattığım şeyde bir alegori yok, ben çok somut bir şey anlattım. Şimdi, bakın, o dönemde Recep Tayyip Erdoğan, Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı TCK 312/(2)’den yargılandı yani “Halkı sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge farklılığı gözeterek kin ve düşmanlığa tahrik etmek” madde buydu, 312/(2) ve on ay ceza aldı. Şimdi, 312’nci madde daha sonra TCK’den kaldırıldı fakat iktidarlar her zaman, Türkiye’de usul olduğu gibi, bir maddeyi kaldırdığında o maddenin içeriğini başka maddelere taşırlar; hep böyle oldu. Yani 141, 142, 163’te de oldu; örnekler çok, sayılabilir. O 312 kalktı, içeriği şimdiki 214 ve 215’e aktarıldı, TCK 214, 215.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın lütfen.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Bu çıkarmaya çalıştığınız infaz yasası ise bu 214, 215’i kapsamadığı için bu maddelerden ceza alanlar TMK, Terörle Mücadele Kanunu kapsamında değerlendirildiği için Recep Tayyip Erdoğan bu düzenlemeden yararlanamayacaktı yani çok somut bir durum. Hukuk maddeleriyle anlatıyoruz daha kolay anlaşılsın diye çünkü başka türlü anlatamıyoruz artık derdimizi.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Zengin…

28.- Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Sayın Başkanım, teşekkür ederim.

Şimdi, tabii, sataşma olarak adlandırılmamasını istiyorum çünkü ortaya bir konuşma yapılıyor, çok doğal olarak bu konuşmaya ben bir cevap veriyorum yani size sataşmıyorum. Siz ortaya bir tez koyuyorsunuz tezinize cevaben şunu söylemek istiyorum: Konuşmanızda diyorsunuz ki: “Yalan üzerine bir propaganda yapıyorsunuz, yaptınız ve neticesinde de bunu kullanarak geldiniz.” Bu söylediğiniz şey o kadar çelişik ki, propaganda açık bir şey yani biz sonuçta -ben ona propaganda bile demiyorum- kendi inandıklarımızı anlatıyoruz. Bu süreçte biz anlattık meselemizi, siz anlattınız, diğer arkadaşlarım anlattı ve bu Anayasa halkın önüne gitti, bir referandumdan geçti yani nihayetinde siz aslında -hukukta bir kopuş savunması vardır, eğer tamamını reddederseniz kendi kurgunuzu anlatırsınız- bir şeyin içindesiniz ama içinde olduğunuz şeylerin bazısına “Evet.” diyorsunuz bazısına “Hayır.” diyorsunuz; ya toptan itiraz edin…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi lütfen.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Şimdi, bu Meclisin içindeki varlığınızı bu Anayasa’ya borçlusunuz -borçluyuz hatta hep beraber- ve bu borçluluk içerisinde biz tezlerimizi anlatmışız, ne yapmak istediğimizi anlatmışız, millet bize oy vermiş, bu Anayasa’ya verilen oyu makbul saymıyorsunuz, yerel seçimdeki oyu makbul sayıyorsunuz. Kardeşim, bu oyun hepsini millet veriyor, millet. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Milletin verdiği oy arasında bir ağırlık farkı yok. (HDP sıralarından gürültüler)

Bunun neyine itiraz ediyorsunuz? Şu anlattığımda tek kelimelik itiraz yok.

Devamında “Yargıyı bir kişiye bağladınız.” diyorsunuz. Eğer böyle düşünüyorsanız arkadaşlar, burada yeriniz yok. Ne demek yargıyı bir kişiye bağlamak? Türkiye'de hepimiz yargıya itimat ediyoruz. Yargının kendi içinde hataları olması başka bir şeydir, özgür yargı olması başka bir şeydir. (HDP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Arkadaşlar, böyle bir müzakere usulü yok, lütfen.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Birinci derece mahkemeleriyle, istinaf mahkemeleriyle, Yargıtayıyla, Danıştayıyla, Anayasa Mahkemesiyle Türkiye'de kabul etseniz de etmeseniz de bağımsız, özgür bir yargı vardır. Daha evvel sizin emrinizdeki yargıçların ne kararlar verdiğini biz gördük, yaşadık, matbu kararlar var. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜL (İzmir) – Siz sarayın kulu kölesi olmuşsunuz hep beraber.

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın lütfen.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Sayın Başkanım, ben yüksek yargı kararlarındaki din algısı üzerine tez yazmış birisiyim. Size yüzlerce matbu mahkeme kararı gösteririm, mahkeme kararı. Bunların hepsi bahsettiğiniz yıllarda Türk yargısından çıkmıştır. Yani geçmişteki yargıya mükemmel diyeceksiniz, ondan sonra bugünkünü reddedeceksiniz. Bugün Türkiye yargısı sizin övdüğünüz zamanların çok ama çok fevkinde ileridedir.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Akçay…

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – Tez yazmışsınız ama şu anda da okumayı biliyorsunuz.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Evet, ben yazdım. Siz okumadan…

BAŞKAN – Arkadaşlar, müsaade edin lütfen.

Sayın Akçay, buyurun.

AYŞE ACAR BAŞARAN (Batman) – Tezinizi uyguluyorsunuz şu anda.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Hayır, hiç alakası… Benim tezim mükemmeldir, tezime laf istemiyorum.

AYŞE ACAR BAŞARAN (Batman) – Onu uyguluyorsunuz, onu uyguluyorsunuz.

BAŞKAN – Sayın Başaran… Sayın Zengin…

Bakın, Sayın Akçay’a söz verdim arkadaşlar.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Tezime laf söylettirmem. Herkes işine baksın.

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – Tez yazmışsınız ama ileride çocuklarımıza hatta torunlarımıza…

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Çocuklarımıza laf, teze de laf… Biraz nezaket ya!

BAŞKAN – Sayın Zengin, bakın, bir mevkidaşınıza söz verdim, lütfen.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Benim tezime laf söylemek sizin işiniz değil, herkes işine baksın. Ben kendi tezimden memnunum, en iyi notu almıştım ve geçmiştim, tamam mı?

AYŞE ACAR BAŞARAN (Batman) – Ya memnunsunuz, çok güzel yazmışsınız işte, nasıl yanlı yargı olduğunu tespit edip o tezi uyguluyorsunuz.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Benim tezimin ne olduğunu bile anlamadınız, anlasanız bunu söylemezsiniz. Anlamadınız bile. Ezberlerinizi söylemeyin. Ezberlerinizi tekrar etmeyin.

(AK PARTİ ve HDP sıraları arasında karşılıklı laf atmalar)

BAŞKAN – Arkadaşlar, lütfen… Sayın milletvekilleri…

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 17.42

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 17.49

BAŞKAN: Başkan Vekili Süreyya Sadi BİLGİÇ

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Enez KAPLAN (Tekirdağ)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 81’inci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

IX.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Denizli Milletvekili Cahit Özkan, Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül ve Afyonkarahisar Milletvekili Ali Özkaya ile 57 Milletvekilinin Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2762) ve Adalet Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 207) (Devam)

207 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon? Yerinde.

11’inci madde üzerinde önerge işleminde kalmıştık. Ama önceki oturumda Sayın Akçay’ın bir söz talebi vardı, önce onu karşılayacağım.

Buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

29.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sözlerime başlamadan evvel Sayın Başkan, Adana Milletvekilimiz Sayın Ayşe Sibel Ersoy’un bu eczacılarla ilgili bir söz talebi olacaktır. O söz talebini de karşılarsanız…

BAŞKAN – Grup adına mı efendim?

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Tabii, grup adına.

BAŞKAN – Peki.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, tabii, Sayın Özel’in konuşmasından anladık ki 12 Eylül dönemi gibi, meşru saymadığı gibi, bugünkü anayasal düzeni de ve şu anki hâlimizi de dolayısıyla kendi içinde bulunduğu durumu da meşru saymamaktadır. Bunu anakronik bir çelişki olarak değerlendiriyorum. O zaman, siyasetçi veya bir siyasi parti kendini işine geldiği gibi meşru sayacak veya saymayacak; bu, doğru değil.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Bana ünlü bir sözü hatırlattı bu, Sayın Başkan -ismini vermeyeceğim ama bu, anlayışın da devam ettiğini gösterir-“Şartlar oluştuğunda ihtilal meşrudur.” anlayışına kadar giden demokrasi ve hukuk dışı bir anlayış olarak değerlendiririm.

Bir de “Yusuf Aslan’ın, Deniz Gezmiş’in idamını savunan var mı, savunuyor musunuz?” diye bir soru yöneltti. Bence soru yanlış çünkü konumuz, onların idamının savunulacağı, doğruluğu, yanlışlığı değil; mevzumuzla ilgili olan taraf… O zaman ben de sorarım: Siz Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın silahlı “Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu”nu kurarak silahlı hareketini savunuyor musunuz? Ben biliyorum ki genellikle CHP sözcüleri her ölüm yıl dönümlerinde Deniz Gezmiş ve Yusuf Aslanları burada anarak âdeta kutsarlar, bu da ayrı bir çelişkidir. Burası Türkiye Büyük Millet Meclisi, halkın meşru oylarıyla, anayasal ve ilgili siyasi partiler ile diğer kanunlar çerçevesinde meşruiyetini oluşturmuş bir yapıdır ve bu yapının silahlı bir örgüt vasıtasıyla ele geçirilmesini savunan hareketin mensuplarını veya önderlerini savunamaz diye düşünüyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Ersoy, buyurun.

30.- Adana Milletvekili Ayşe Sibel Ersoy’un, vatandaşlara eczaneler aracılığıyla ücretsiz maske dağıtımına başlandığına, küresel coronavirüs salgınına karşı ülke olarak mücadele verilen bu olağanüstü dönemde görevlerini özveriyle yerine getiren eczacı meslektaşlarına ve eczacı çalışanlarına teşekkürlerini sunduğuna ilişkin açıklaması

AYŞE SİBEL ERSOY (Adana) – Öncelikli olarak 57-65 yaş aralığındaki vatandaşlarımızdan başlamak üzere tüm vatandaşlarımıza eczaneler aracılığıyla ücretsiz maske dağıtımına bugün itibarıyla başlanmıştır. Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu, eczacılar odası ve tüm depo müdürlüklerinin yoğun çabasıyla eczanelerimize yüzde 99 gibi yüksek bir oranla maskelerin dağıtımı gerçekleştirilmiş olup vatandaşlarımız on günde 5 adet olmak üzere reçeteyle bu maskelere ulaşabileceklerdir.

Küresel coronavirüs salgınına karşı, ülke olarak canla başla mücadele verdiğimiz bu olağanüstü dönemde yüksek risk altında, üstüne düşen görevi özveriyle yerine getiren eczacı meslektaşlarıma ve eczacı çalışanlarına teşekkürlerimi sunarım.

BAŞKAN – Sayın Özel…

31.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in ve Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın yaptığı açıklamalarındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, çok uzatma niyetinde değilim, Özlem Hanım’ın söylediklerine bir iki cümle söylemem gerekiyor, o da şu: Sanki burada bir Anayasa değişiklik teklifi verildi, eşit şartlarda propaganda yapıldı, millet de yüksek bir çoğunlukla Anayasa’yı değiştirdi de biz buna laf söylüyormuşuz gibi savunmalar, tabii meselenin ne olduğunu hatırlatmamaya, gözden kaçırmaya yönelik savunmalar. Oysaki şöyle oldu: Bir hain darbe girişimi oldu, FET֒yle mücadele edeceğiz diye OHAL ilan edildi, OHAL’deki kanun hükmünde kararname yetkileri en orantısız şekilde bütün muhaliflerin üzerinde uygulandı, OHAL şartlarında Anayasa değişikliğine gidildi, OHAL KHK’siyle televizyonların eşit yayın yapma zorunluluğu kaldırıldı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi lütfen.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bakın, OHAL KHK’siyle “evet” ile “hayır”ın arasında eşit yayın yapma zorunluluğu ortadan kaldırıldı ve “Güçlü kuvvetler ayrılığı yapacağız.” diye, “Yasama, yürütme, yargı tamamen birbirinden ayrı olacak.” diye, “Bakanlar asla teklif veremeyecek.” falan diye somut sözlerle de vatandaş orantısız şekilde bilgilendirildi ve kıl payıyla da “Evet.” çıktı. Şimdi, bu yüzden “Bu metin, bugün o propagandada söylenen hiçbir şey hayata geçmediği için meridir ama meşru değildir.” deriz biz, bunu da büyük bir öz güvenle söyleriz.

Bir başka öz güvenle söyleyeceğimiz söz de: Her zaman idamlara karşı olduk, “sağdan asılsın, soldan asılsın” idam cezasına ilkesel olarak karşı olduk. Ayrıca, Deniz Gezmiş de Yusuf Aslan da bizim onurumuzdur. (CHP sıralarından alkışlar) Yargılama sırasında, daha sonra yargılayanların bile kabul ettiği şekilde, bir kör kurşun atmadan, bir bekçi tarafından yakalanıp teslim edilecek kadar şiddete, halka şiddete karşı, kamu görevlisine şiddete karşı...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın lütfen.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – ...duyarlı Deniz Gezmiş’in önünde, onun mücadele arkadaşlarının ve onun “Tam bağımsız Türkiye.” diyerek, idam sehpasını tekmelemesinin önünde de bir kez daha tüm Cumhuriyet Halk Partisi olarak saygıyla eğiliyoruz. (CHP sıralarından alkışlar)

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Bu da meşruiyeti değil, gayrimeşruiyeti, illegaliteyi savunmaktır Sayın Başkan. Sözlerim de bu şekilde tutanaklara geçmiştir.

BAŞKAN – Tutanaklara geçmiştir.

IX.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Denizli Milletvekili Cahit Özkan, Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül ve Afyonkarahisar Milletvekili Ali Özkaya ile 57 Milletvekilinin Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2762) ve Adalet Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 207) (Devam)

BAŞKAN - Evet, değerli milletvekilleri, Komisyonunun katılmadığı önerge üzerindeki söz talebi Sayın Ümit Özdağ’ın.

Buyurun Sayın Özdağ. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

ÜMİT ÖZDAĞ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün konuşmalarımıza başlarken birçok konuşmacı tarafından İstiklal Harbi’mizin Genelkurmay Başkanı ve Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk Genelkurmay Başkanı 2’nci Mareşalimiz Fevzi Çakmak’ı ve Boğazlıyan Kaymakamı şehit Kemal Bey’i andık, ben de onları anarak başlayacağım ama onları anarak devam etmek istiyorum. Çünkü onların vermiş olduğu mücadelenin önemli sahalarından bir tanesi de bugün Başkomutan Tarihî Millî Parkı olarak bilinen park.

Bu parkta, Afyonkarahisar’ın Sinanpaşa ilçesinde Tarım ve Orman Bakanlığı, Akyar Göleti adlı bir gölet inşaatını yapmaya başladı. Bu gölet inşaatı sadece göletin aksı değil, rezervuar alanı, arıtma tesisi, derivasyon iletim hattı, regülatör, şantiye alanı, kırma yıkma eleme tesisi ve hazır beton üretim tesislerini kapsayacak. Ancak 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’nun 6’ncı maddesinin (d) bendine göre “Milli tarihimizdeki önlemleri sebebiyle zaman kavramı ve tescil söz konusu olmaksızın Milli Mücadele ve Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşunda büyük tarihi olaylara sahne olmuş binalar ve tesbit edilecek alanlar ile Mustafa Kemal ATATÜRK tarafından kullanılmış evler.” korunması gereken kültür ve tabiat varlıklarıdır. Bu yasa açıkça çiğneniyor ve millî tarihimizin önemli bir alanını şu anda inşaat sahasına çevirmiş durumdalar, doğrusu bunu kabullenmek mümkün değil. Bunun -hepimizin ortak tarihidir- bir an önce durdurulması ve Başkomutan Tarihî Millî Parkı’nın korunması gerektiğine, Türkiye Büyük Millet Meclisinin bu konuya hassasiyet göstermesi gerektiğine içten inanıyorum.

Değerli milletvekilleri, görüştüğümüz yasa teklifinin 11’inci maddesi: “5237 sayılı Kanunun 86 ncı maddesinin üçüncü fıkrasına aşağıdaki bent ve ‘oranında’ ibaresinden sonra gelmek üzere ‘, (f) bendi bakımından ise bir kat’ ibaresi eklenmiştir.” Teklif edilen maddeyle kasten yaralama suçunun canavarca his saikiyle işlenmesi, suçun nitelikli hâlleri arasına alınmaktadır.

Ülkemizde kadınlara karşı işlenen cinayet, yaralama ve tecavüz eylemleri sürekli yükselmektedir. Türkiye Büyük Millet Meclisinin görevi, kadınlara yönelik cinayet, yaralama ve tecavüz eylemlerini caydırıcı politikalar geliştirmek ve yasal düzenlemeler yapmaktır.

Geçtiğimiz yıl ülkemizde, maalesef, yüzlerce kadın şiddet sonucu hayatını kaybetmiş bulunuyor. Covid-19 salgını nedeniyle günümüzde sosyal izolasyon süreci ve karantina sırasında evlerde kadına yönelik şiddet olaylarında da artışlar yaşandığı görülüyor.

Ülkemizde kadına karşı şiddet olaylarında yaşanan hızlı artış ve kadına karşı şiddet vakalarının yalnız eşe karşı işlenmemesi olgusu göz önünde bulundurulduğunda bahse konu şiddet eyleminin, kasten yaralama suçunda cezayı artırıcı nedenlerden biri olarak düzenlenmesi zaruret teşkil etmektedir. Bu nedenle 5237 sayılı Kanun’un 86’ncı maddesinin (3)’üncü fıkrasına “(g) Kadına karşı” ibaresinin eklenmesini istiyoruz İYİ PARTİ olarak.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 11’inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“5237 sayılı Kanun’un 86’ncı maddesinin (3)’üncü fıkrasına aşağıdaki bent ve ‘oranında’ ibaresinden sonra gelmek üzere ‘(f) bendi bakımından ise iki kat’ ibaresi eklenmiştir.

‘(f) Canavarsa hisle,’”

             Alpay Antmen                      Turan Aydoğan                Zeynel Emre

                  Mersin                               İstanbul                          İstanbul

           Süleyman Bülbül             Saliha Sera Kadıgil Sütlü      Aysu Bankoğlu

                  Aydın                               İstanbul                            Bartın

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Komisyonun katılmadığı önerge üzerinde söz talebi Sayın Aysu Bankoğlu’nun.

Buyurun Sayın Bankoğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

AYSU BANKOĞLU (Bartın) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, tüm dünyayı derinden etkileyen Covid-19 salgını sebebiyle yaşamını yitiren tüm yurttaşlarımıza Allah’tan rahmet dilerken tedavileri sürenlere de acil şifalar diliyorum.

Bugün coronanın arkasına sığınarak getirdiğiniz bir infaz teklifini görüşüyoruz. Ne hukuka ne vicdanlara sığıyor ve yaman çelişkilerle dolu olan bir teklif ne yazık ki. İki madde yönünden zararlarından bahsedeceğim size.

Birincisi, 48’inci madde. Biliyorsunuz, bu maddeyle koşullu salıverilme oranı 2/3’ten 1/2’ye düşürülüyor, bazı suçlarsa istisna tutulmuş ama kasten yaralama suçu bu istisnalar arasında değil yani infaz indiriminden yararlanacak. O zaman, soru şu değerli arkadaşlar: Bu şekilde, kasten yaralamanın eşe karşı işlenmesi hâlinde kadına yönelik şiddeti meşrulaştırmış olmuyor musunuz? Hani sizin kırmızı çizginiz nerede kaldı? Biliyorsunuz, Ceza Kanunu’nda “kadına yönelik şiddet” şeklinde ayrı bir suç kategorisi bulunmuyor. O yüzden, diyoruz ki: Yaralama suçunun üstsoya, altsoya, eşe ya da kardeşe işlenmesi hâli de istisna kapsamına alınmalıdır, infaz indiriminden yararlandırılmamalıdır değerli arkadaşlar. Bu kanun bu şekilde yürürlüğe girerse, eşine şiddet uygulayanlar, onları tehdit edenler daha az hapiste kalarak salıverilecekler çünkü. Biz bu duruma göz mü yumacağız peki? Bu şekilde infaz indirimi yapılmasını biz kabul etmiyoruz değerli arkadaşlar.

Biz “İstanbul Sözleşmesi’ni özümseyin, 6284’ü uygulayın, kadınlar yaşasın.” derken siz kadına yönelik şiddet faillerinin infazını azaltıyorsunuz. Biz “İyi hâl ve haksız tahrik indirimleri şiddet davalarında uygulanmasın.” diyoruz, siz bu paketle hükümlüleri evlerine gönderiyorsunuz. Kusura bakmayın ama gerçekten samimi olsaydınız eşe karşı yaralama suçunu da istisna kapsamına alabilirdiniz, kadına yönelik şiddet suçunu Ceza Kanunu’nda ayrı bir suç olarak düzenleyebilirdiniz. Hadi bakalım hodri meydan, gelin bunu yapalım diyoruz. “Eşini yaralayan, tehdit eden daha rahat çıksın hapisten. Nasıl olsa ‘Kadınları koruyoruz.’ diye reklamını yaparız, bunu unuttururuz.” diyorsunuz ama kadınlar bunu unutmayacak değerli arkadaşlar, siz de bunu hatırlayın lütfen.

Şimdi, ikinci noktaysa teklifin 53’üncü maddesi. Açık cezaevindeki birçok hükümlünün salgın sebebiyle izinli sayılacağı düzenleniyor ve bu süre sekiz aya kadar da uzayabilecek. Şimdi, biz diyoruz ki: İzinli sayılma hükmü tüm suçları kapsamamalı. Özellikle de sizin sürekli “kırmızı çizgimiz” diye söylediğiniz cinsel dokunulmazlığa karşı suçlar bu kapsamdan çıksın diyoruz. Hani sizin kırmızı çizginiz diyorum. Şimdi, bu düzenlemelerle açık cezaevine geçmeye hak kazanacak binlerce şiddet ve cinsel suç faili evlerine geri dönecek arkadaşlar.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Dönemez, dönemez.

AYSU BANKOĞLU (Devamla) - Bunu yadsıyabilir misiniz? Şimdi, bakın, açık cezaevindeki izin hakkını kullanarak dışarı çıkan, ardından kadınları öldüren yüzlerce mahkûm var. Hatırlayın diyeceğim ama hiç birimiz zaten Ordu’daki Ceren Özdemir’i ve onun cani katilini unutmadık. Yani biz unutmadık, herhâlde siz unuttunuz, anladığım bu.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Onlar çıkmıyor ya, onlar çıkmıyor ya.

AYSU BANKOĞLU (Devamla) - İşte o vahşet ve o caninin yaptıkları bu serbestliğin bedelidir. Buradan “Onlar çıkmıyor.” diyorsunuz ama hukukçular gelsin buradan bana açıklasın. Madde 53; cinsel dokunulmazlığa karşı suçları işleyenler açık cezaevinden çıkıp evlerine gönderiliyor mu gönderilmiyor mu? Gelin buradan açıklayın. (CHP sıralarından alkışlar)

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Açıkladık, anlamamışsın ki. Çok basit.

AYSU BANKOĞLU (Devamla) – Değerli vekiller, bakın, bir düşünün, sizin çocuğunuza, eşinize tacizde bulunacak kişiyi affetseler siz ne düşünürsünüz, ne hissedersiniz? (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Şimdi, bir başka şey daha var: Bu Ceren’in katilleri hukukun işlemediği bir sistemde hep çok rahat olacaklar. Ne yazık ki bu düzenlemelerle de aramızda olacaklar, belki de yeni Cerenler olacak. O yüzden bunlara ortak olmayın, buna izin vermeyin diyorum.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Aysu Hanım, kanunu oku kanunu. Teklifi okumamışsın Aysu Hanım. Yazık oldu be! Keşke okuyup gelseydin, keşke.

AYSU BANKOĞLU (Devamla) –Çok iyi okudum bir hukukçu olarak. Umarım buradan açıklarsınız.

Şimdi bir başka şey söyleyeyim. Şimdi şöyle bir şey daha görüyoruz böyle durumlarda: Kadınlar failleriyle tekrar karşı karşıya kalacaklar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

AYSU BANKOĞLU (Devamla) – Bu salıvermeler sonucunda kadınlar tekrar karşı karşıya kalacaklar failleriyle ve intikam refleksini oldukça güçlendiren bir durum. Hatta şimdiden hapishanelerden tehditler gelmeye başladı bile. Bu anlamda da İstanbul Sözleşmesi’nin 56’ncı maddesindeki tedbirlerin uygulanması gerekiyor.

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Hangi hapishaneden geldiyse tehdit, suç o, hemen şikâyet edin onları. Suç, suç. Tehdit etmek suçtur. Kim yapıyorsa suç işliyor.

AYSU BANKOĞLU (Devamla) - Sakın coronayı mazeret olarak göstermeyin. Belki reklamını farklı şekilde yapıyor olabilirsiniz ama bu maddeye “evet” diyecek olanları biz kadınlar, hukukun üstünlüğüne inanan ve vicdan sahibi olan hiçbir yurttaş affetmeyecektir, asla affetmeyeceğiz.

Teşekkür ediyorum, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

11’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

12’nci madde üzerinde 3 adet önerge vardır, önergeleri okutup aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 207 sıra sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 12’nci maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

    Serpil Kemalbay Pekgözegü          Muazzez Orhan Işık          Züleyha Gülüm

                  İzmir                                   Van                             İstanbul

               Tuma Çelik                         Murat Çepni    Dirayet Dilan Taşdemir

                 Mardin                                 İzmir                               Ağrı

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – Katılamıyoruz Başkanım.

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – “Kadına karşı şiddeti artırıyoruz…” Bunun çıkarılmasını istiyorum. O da tutanaklara geçsin Başkanım. Kadına karşı şiddeti artırdığımız maddeyi çıkarttıralım yani.

BAŞKAN – Tutanaklara geçti Sayın Özkaya.

Önerge üzerinde söz talebi Sayın Tuma Çelik’in.

Buyurun Sayın Çelik. (HDP sıralarından alkışlar)

TUMA ÇELİK (Mardin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bütün dünya coronavirüs salgınıyla mücadele ederken siz yine şaşırtmıyorsunuz, hesap numaraları dağıtıyorsunuz, dayanışmaları engelliyorsunuz, mahpusları ölüme terk ediyorsunuz. Yani sosyal bir devletin yapmaması gereken ne varsa maalesef yapıyorsunuz.

Bakın, Türkiye’de cezaevleri düşüncelerini ifade edenlerle dolu; gazeteciler, siyasetçiler, öğrencilerle dolu. Bu sıralarda oturan çoğu milletvekilinin yapamadığını yapıp kendi düşüncelerini açıkça ifade eden gençlerle dolu. Sizin gibi düşünmeyen herkesi düşman gördüğünüz için bugün cezaevleri düşüncelerini açıklayanlarla dolu çünkü siz düşünceden korkuyorsunuz. Çıkarmak istediğiniz bu yasayla da sizin gibi düşünmeyen insanları böylesi küresel bir tehdit karşısında salgınla baş başa bırakıyorsunuz yani ölüme terk ediyorsunuz. Bunun da adı aslında düşman hukukudur.

Sayenizde cezaevleri kapasitesinin üstünde bir doluluğa sahip. Bu şartlar altında mahpusların beslenme imkânları sınırlı ve hijyene ulaşmaları zor hatta kendilerini koruyacak tedbirleri alamıyorlar çünkü yeterli sağlık personeli bulunmuyor. Korumasız insanları böylesi bir tehdit karşısında bırakan sizler, içinde bulunduğunuz bu kriz ortamını da fırsata çevirmeye çalışıyorsunuz, aynen 15 Temmuz sonrasında olduğu gibi. O zaman da FETÖ bahane edilerek kendinizden saymadığınız yüz binlerce insanı görevden aldınız, binlercesini de tutukladınız. Şu anda da aynı şeyi yapıyorsunuz aslında, coronavirüs salgını bahane edilerek daha seçim öncesinde belli bazı çevrelere verdiğiniz af sözünü yerine getirmeye çalışıyorsunuz. Bu şekilde de kendinize yakın hissettiklerinizin cezaevlerinden çıkmasını sağlarken, düşman hukuku uyguladıklarınızı da salgınla baş başa bırakıyorsunuz. Yani Madımak suçlusu Ahmet Turan Kılıç gibilerin dışarı çıkmasını sağlarken; Selahattin Demirtaş, Osman Kavala, Ahmet Altan, Gültan Kışanak, Selçuk Mızraklı, Sara Kaya, Ferhat Kut, Aysel Tuğluk, Selma Irmak, Nilüfer Elik, Leyla Bozkurt, Ali Sincar, Mülkiye Esmez ve daha binlerce sizin gibi düşünmeyen, size biat etmeyen siyasetçi, gazeteci, akademisyen ve aktivisti ölüme terk ediyorsunuz, “Ölürseniz ölün.” diyorsunuz.

Bu arada bugün Selahattin Demirtaş’ın, sevgili başkanımızın doğum günü, kutluyorum buradan.

Değerli arkadaşlar, bu yasa teklifi bu hâliyle geçerse büyük bir adaletsizlik yaratacak, vicdanları yaralayacaktır, ağır kırılmalara yol açacaktır. Anayasa Mahkemesinin kararları aslında çok açık: İnfazda ayrım yapamazsınız, infazda eşitlik esastır. Birleşmiş Milletlerin çağrıları da açık: İstediğinizi dışarı çıkarıp istemediğinizi ölüme terk edemezsiniz, ölümle karşı karşıya bırakamazsınız. Unutmayın, virüs ayrım yapmıyor, içeride de dışarıda da ayrım yapmayacak. Mesele, insanların sağlığı ve hayatıdır. Aslında, herkes savunduğu kesimler için bir şeyler yapar; sizler bu yasayla katilleri, hırsızları, dolandırıcıları, kaçakçıları, cezaevinden çıkarmaya çalışıyorsunuz, bizler de yanlış olan bu düzeni teşhir eden, değiştirmeye çalışan insanlar için mücadele ediyoruz, kurtarmaya çalışıyoruz o insanları ama bizim burada sizden bir farkımız var: Biz adaletli davranıyoruz, herkese eşitlik istiyoruz. Bu yüzden cezaevleri derhâl boşaltılmalıdır. Şimdi yapılması gereken şey, adli kontrol uygulamalarını etkin bir şekilde kullanıp hızla istisnasız, şartsız tahliyeler sağlanmalıdır. Aksi takdirde, mahpusların başına geleceklerden siz sorumlu olacaksınız ve bunun hesabını ne burada ne de başka bir yerde veremezsiniz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. Sağ olun. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Buyurun Sayın Özkan.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Kayıtlara geçmesi için ifade etmek istiyorum: Hatibin kürsüden “Düşman hukuku oluşturuyorsunuz.” iddialarını asla kabul etmiyoruz. Yapmaya çalıştığımız, çağdaş ceza hukuk sistemlerinde olduğu gibi evrensel hukuka uygun, demokratik hukuku inşa etmektir.

Teşekkür ediyorum.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Beştaş.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

32.- Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın yerinden sarf ettiği bazı ifadelerine, “düşman ceza hukuku” kavramının uluslararası bir kavram olduğuna ve görüşülen ceza infaz teklifinde de bütün ayrıntılarıyla mevcut olduğuna ilişkin açıklaması

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Teşekkürler Sayın Başkan.

“Düşman ceza hukuku” ya da “düşman hukuku” HDP’nin ya da Türkiye’nin icat ettiği bir mesele değil. Bu, uluslararası bir kavram, Almanya’da çıktı ve maalesef, şu anda uygulamaların tümü düşman hukukunun bütün ögelerini taşıyor. Bu, sadece hatibimizin sözü değil, biz parti olarak da bunu müteaddit defalar ifade ettik, düşman hukuku şu an görüştüğümüz infaz teklifinde de bütün ayrıntılarıyla mevcut.

Teşekkür ederim.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Asla mevcut değildir.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

IX.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Denizli Milletvekili Cahit Özkan, Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül ve Afyonkarahisar Milletvekili Ali Özkaya ile 57 Milletvekilinin Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2762) ve Adalet Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 207) (Devam)

BAŞKAN – Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 12'nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

5237 sayılı Kanunun 87’nci maddesinin dördüncü fıkrasında yer alan “onaltı yıla kadar” ibaresi “onsekiz yıla kadar” şeklinde değiştirilmiştir.

             Alpay Antmen                       Zeynel Emre            Süleyman Bülbül

                  Mersin                               İstanbul                            Aydın

            Turan Aydoğan              Saliha Sera Kadıgil Sütlü        Mahmut Tanal

                 İstanbul                              İstanbul                          İstanbul

                                                      Tekin Bingöl

                                                          Ankara

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Tekin Bingöl’ün.

Buyurun Sayın Bingöl. (CHP sıralarından alkışlar)

TEKİN BİNGÖL (Ankara) – Umarım tez elden bu pandemi sona erer, vatandaşlarımız da, biz milletvekili arkadaşlarımız da şu maskeden kurtuluruz. Hakikaten her kürsüye çıkan arkadaşın ne kadar zorlandığını gördüm. Hele gözlük kullanan arkadaşlar daha da bir zorlanıyorlar çünkü buharlaşma yapıyor.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bir infaz yasası görüşülüyor. Buradaki temel amaç indirim. Maddelerin birçoğu buna yönelik düzenleme içeriyor ve bu infaz yasası aylar öncesinden, belki bir yıl, bir buçuk yıl öncesinden konuşulmaya başlanmıştı ama bu salgın infaz yasasını öne çekti, önümüze getirdi. 355 cezaevinde 300 bine yaklaşan mahpus varken ve onların bu bulaştan çok daha yüksek bir oranda etkilenmeleri söz konusuyken elbette o mahpusların, o dar koşullarda yaşayanların, hijyenik koşullara asla sahip olmayan mahpusların özellikle o durumlarını gözden geçirmek lazım. Bu infaz yasası buna hitap etmeli, bunu öne alarak düzenlenmeli.

Bakın değerli arkadaşlar, bir virüs, elle tutulmayan, gözle görülmeyen, mikroskop altında ancak tespit edilebilen bir mikrop âdeta dünyayı teslim aldı. Dört aya yakın bir süredir ki bütün dünya buna konuşlanmış, âdeta bir Üçüncü Dünya Savaşı yaşıyoruz. Kime karşı? Bu virüse karşı. Yıllardır savaş çığırtkanlığı yapanlar; S-400’leri, F-35’leri, nükleer başlıklı silahları ve daha birçok bu tür silahlarla dünyayı cehennem eden o emperyalist anlayış ve nihayet, daha çok kazanmak anlayışındaki bu çalışmalar tamamen âciz kaldı bir virüsün karşısında, dünya âdeta teslim alındı.

Şimdi biz burada ne yapıyoruz değerli arkadaşlar? Az önce bahsettiğim 300 bine yakın mahpusun o koşullar altında bulunmasına gönlümüz el vermiyor. Ama burada bir şey yapmak lazım. Adalet… Adaleti hâkim kılmak lazım. Siz ayrım yapabilirsiniz bugüne kadar yaptığınız gibi, siz ötekileştirebilirsiniz ama bu virüs asla ayrım yapmıyor. Ne AK PARTİ’li dinliyor ne CHP’li dinliyor ne MHP’li dinliyor, önüne geleni alıp sürükleyip götürüyor. Dolayısıyla, 30-40 metrekarelik hücrelerde, koğuşlarda 40-50 kişinin bir arada olduğunu düşünün, ne yaparsanız yapın, hangi hijyen şartlarını uygulamaya kalkarsanız kalkın asla ama asla orayı izole edemezsiniz, orayı hijyenik koşullara kazandıramazsınız. Hadi diyelim ki bu infaz yasası Komisyondan indiği gibi çıktı, 60-70 bin kişi dışarı çıkacak. Peki ya geri kalanlar, ya geri kalanlar?

Bir temel anlayış var değerli arkadaşlar, bu ülkede artık adil yargılanma yok. Aynı şekilde sizin elinizle de bu infaz yasasında da adalet yok, hak yok, hukuk yok. Siz hiçbir şekilde AİHM’in, AYM’nin içtihatlarına dahi bakmıyorsunuz, önemsemiyorsunuz, toptancı bir anlayış var. Kendinizden olmayan -siyasetçi olsun olmasın- herkes muhalif; eleştiren, öneren, işinize gelmiyorsa bunlar muhalif. Ya değerli arkadaşlar, Barış Pehlivan’ın, Barış Terkoğlu’nun, Hakan Aygün’ün, Ferhat Çelik’in, Aydın Keser’in, Hülya Kılınç’ın, daha ismini sayamayacağım onlarca, yüzlerce gazetecinin mahpusta ne işi var? Sadece ve sadece kalemlerini oynatmışlar, sizi eleştirmişler, muhalefet etmişler. Bunları içeride tutmanın mantığı ne? Siyasi muhalifler, eski milletvekilleri var, koltuğu zorla gasbedilen belediye başkanları var, halkın iradesine gasp koyarak tutuklanan belediye başkanları var. Şimdi, siz bunları hangi anlayışla içeride tutuyorsunuz? İşte burada bir ayrımcılık var, işte burada bir adaletsizlik var. Yapılması gereken, eşitlikçi anlayışla bu infaz yasasına bakmak lazım.

Bu infaz yasası neyi öngörüyor? İndirim. Yani sanırsınız ki bütün maddeler, indirim. Yok böyle bir şey. Ya indirimli infaz yasası görüşülürken bazı maddelerde cezalar artırılıyor, akıllara zarar bir iş. Ya bizim konuştuğumuz, acilen önümüze aldığımız mesele infazda indirim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi Sayın Bingöl.

TEKİN BİNGÖL (Devamla) – Ama gelin görün ki bu infaz yasası sadece kendi muhaliflerine karşı özel bir duvar örerek yapılan bir düzenleme. Bunun düzeltilmesi lazım değerli arkadaşlar, vicdanen düzeltilmesi lazım. Vicdana sığmayan işleri yapmak hiçbir zaman ama hiçbir zaman hiç kimsenin yanına kâr kalmıyor.

Ben bu arada başka bir şeyi hatırlatmak istiyorum siz değerli milletvekillerine. Aman ha, aman ha dikkatli olalım, bu Parlamento çatısı altında biz çok şeyler yaşadık. Komisyonlarda anlaşıldığında, bu Parlamentoya gelip sabaha karşı operasyonlar yapılıp birtakım önergelerle üzerinde anlaşılmayan ya da uzlaşılmayan şeyler alelacele geçirildi. Onun için dikkatli olmak zorundayız. Niçin? Çocuk yaşta evlilikler, cinsel taciz, çocuk istismarı, bunlar burada sabaha karşı operasyonlarla geçirilebilir. Aman ha değerli arkadaşlarım, dikkatli olalım, gözümüzü açalım. Bunlara fırsat vermeyelim.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 12’nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “on sekiz” ibaresinin “yirmi” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

            Ayhan Altıntaş                        Ayhan Erel                   Hüseyin Örs

                 Ankara                               Aksaray                           Trabzon

         Arslan Kabukcuoğlu                    Ümit Beyaz                  Yasin Öztürk

                Eskişehir                             İstanbul                           Denizli

            İsmail Tatlıoğlu

                  Bursa

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN - Önerge üzerinde söz talebi Sayın İsmail Tatlıoğlu’nun.

Buyurun Sayın Tatlıoğlu. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

İSMAİL TATLIOĞLU (Bursa) – Sayın Başkan, Parlamentomuzun saygıdeğer mensupları; hepinizi partim ve şahsım adına saygıyla selamlarım.

Evet, bu şartlarda bir infaz yasası görüşüyoruz. Her yasa, mutlaka en geniş çapta bir konsensüs gerektirir ama bu tür yasalar, hakikaten çok tartışılması gerekir, çok daha geniş toplum kesimlerini temsil eden siyasi partilerin nezdinde bir konsensüs sağlamayı gerektirir ve üzerinde çok çalışmayı gerektirir. Ne yazık ki çok uzun süredir tartışılan, neredeyse bir seneden fazladır tartışılan “af” veya “infaz” başlıklı yasa teklifi böyle coronavirüs tehdidi altında bir yangından mal kaçırır edasıyla Parlamentomuza tevdi edilmiştir. İçeriğiyle ilgili partimiz olarak itirazlarımızı belirttik. Hiçbir tanesinin dikkate alınmaması nedeniyle de Parlamentoda Genel Kuruldaki tavrımızı da ortaya koymaya çalışıyoruz. Ancak teknik konular bir tarafa, burada da görüldü ki çok hazırlıksız yapılan ve çok hızlı gidilen bir çalışma var. “Acele yavaş ediniz.” kavramını hiç duymamışçasına bu yasa teklifi de bütün eksikliğiyle ve yanlışlığıyla beraber yarın tartışılacak; hep beraber bunu göreceğiz. Hatta öyle yanlış tasarı ve tekliflerle gelindi ki ve bunlarda da bugünkü gibi öyle iddialı olundu ki şubat ayında getirilen Maden Kanunu, mayıs ayında bu Genel Kurulda yenilenmek zorunda kaldı. Komisyonda görüşmelerde yapılan değişiklik öyle iddialı yapıldı ki bizim itirazlarımız da dikkate alınmadı ama Genel Kurulda tekrar eskiye dönüldü. Gerçekten bütün iddialarınıza rağmen tamamına yakınında gerçekten bir hazırlıksızlık ve yetersizlik var, aynı bu ekonomik tedbirler gibi.

Bakın, Sayın Erdoğan’ın 18 Martta açıkladığı tedbirler paketi için o gün de söyledik. O günkü şartlarda iç hatlarda KDV’de düşüş, konaklama vergisinde indirim, konut kredilerinde yüzde 80’den 90’a çıkan kredi… Ve tarım yok, turizm yok, eğitim yok, kimya yok ve paramparça ve olmadı, yürümedi. Bakın, dünden beri şunu çok üzülerek söylüyorum: Bugün maske dağıtmayı beceremeyen bir yönetim var ya, samimi söylüyorum. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

SELAMİ ALTINOK (Erzurum) – Hadi canım!

İSMAİL TATLIOĞLU (Devamla) – Öyle yok, oradan el hareketiyle yok. Öyle yok. Kibar, efendi ve saygıdeğer davranacaksınız, ben hep öyle davrandım. Öyle arkadaş kontenjanından oturursanız böyle oluyor. (İYİ PARTİ ve HDP sıralarından alkışlar)

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Bütün dünyaya maske dağıtıyoruz biz, sen neden bahsediyorsun? Bütün dünyaya maske veriyoruz.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – HDP alkışlıyor bakın. Alkışlayın bir daha.

BAŞKAN – Arkadaşlar, biraz sessiz lütfen.

İSMAİL TATLIOĞLU (Devamla) – Şimdi, bakın değerli arkadaşlar, Fahrettin Altun Bey’in “tweet”i yanımızda, PTT’yle beraber dağıtılacaktı bu.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Her yerde maske var, dolu dolu.

İSMAİL TATLIOĞLU (Devamla) – Maske yok demiyorum.

AYHAN EREL (Aksaray) – Aksaray’da bir tane maske yokmuş.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Beceremediniz.

BAŞKAN – Arkadaşlar, biraz sessiz lütfen.

İSMAİL TATLIOĞLU (Devamla) – Arkadaşlar, buraya kurulmuş geliyorsunuz.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Kıskanmayın.

İSMAİL TATLIOĞLU (Devamla) – Yeminli geliyorsunuz. Maske yok dedim mi? Demedim maske yok diye, takıyoruz. Bak haksızlık yapıyorsunuz.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Herkeste maske var.

İSMAİL TATLIOĞLU (Devamla) - Demedim kardeşim, demedim.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Öyle dedin ya.

İSMAİL TATLIOĞLU (Devamla) - Türkçe anlamıyorsan İngilizce konuşayım veya bildiğin başka bir dil varsa onu konuşayım, benim de bildiğim.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Doğru konuş lütfen, doğru konuş! Dağıtılıyor.

İSMAİL TATLIOĞLU (Devamla) – Konuşuyorum değerli kardeşim. Dedim mi maske yok diye? (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Tatlıoğlu lütfen, siz Genel Kurula hitap edin.

İSMAİL TATLIOĞLU (Devamla) – Arkadaşlarına da söyle, siz yakındasınız anlıyorsunuz: “Bu konuşmacı ‘Maske yok’ demedi.” deyin arkadaşlarınıza.

ORHAN KIRCALI (Samsun) – Var.

BAŞKAN – Evet, sözlerinizi tamamlayın. Buyurun devam edin.

İSMAİL TATLIOĞLU (Devamla) – Tamamlayacağım, bir iki dakika…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – “Beceremediniz, dağıtamadınız.” diyor.

İSMAİL TATLIOĞLU (Devamla) - Değerli arkadaşlar, bir ülkenin Cumhurbaşkanı bugün şöyle yapacağım deyip ertesi gün böyle olmaz. Buradaki espriyi böyle söylüyorum.

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi lütfen.

İSMAİL TATLIOĞLU (Devamla) - Denizli’den, Bursa’dan bir tekstil ekibine verseydi bir hafta içinde en iyisi Türkiye’nin en ücra köşesinde bulunurdu.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Verdi, verdi.

İSMAİL TATLIOĞLU (Devamla) - Bunu önemsemiyorum. Burada vurguladığım şey şu: Ne kadar bir dağınıklık var arkasında, ne kadar bir dağınıklık var.

YILMAZ TUNÇ (Bartın)- Bütün tekstil fabrikalarında... Hiç sıkıntı yok.

İSMAİL TATLIOĞLU (Devamla) – Biz bu çerçevede, bu ekonomik tedbirlerle ilgili şunu söylüyoruz. Bakın, yine yanlışlar yapıyoruz. Rutini olağanüstü tedbir gibi ilan ediyoruz. Sayın Erdoğan’ı bile doğru söylemeyen pozisyonda bırakıyoruz. 2020 desteklerinin yarısının verildiğini söyledi. Hâlbuki çiftçinin daha 2018 ve 2019 yılından alacağı var.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Yok, nereden çıkarıyorsunuz ya? Eski dönemleri hatırlıyorsun sen.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Evet, var, var. 2018 buzağı destekleme primleri hâlâ gelmedi.

MUHAMMET NACİ CİNİSLİ (Erzurum) – 2020’yi vermediniz daha.

İSMAİL TATLIOĞLU (Devamla) – 2020 yılının 22 milyar lira tutarındaki desteklemesiyle ilgili daha genelge bile yok ortada. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – 2018 dedin.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Evet, 2018 buzağı destekleme primleri hâlâ verilmedi ya.

BAŞKAN – Arkadaşlar, sessiz lütfen.

Sayın Tatlıoğlu, teşekkür ediyorum.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – 2019 bile ödendi ya.

İSMAİL TATLIOĞLU (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, çok değerli vekilim; bakın, ben otuz altı yıl akademik bir hayat sürdüm. Ne dediğimi bilirim ve arkasında dururum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

İSMAİL TATLIOĞLU (Devamla) – Şu an 2018’den ve 2019’dan çiftçiye borcu var Hükûmetin. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – 2018’den yok.

İSMAİL TATLIOĞLU (Devamla) – Evet, var.

BAŞKAN – Sayın Tatlıoğlu, teşekkür ediyorum, süreniz tamamlandı.

İSMAİL TATLIOĞLU (Devamla) – 2020 yılıyla ilgili desteklerden…

BAŞKAN – Sayın Tatlıoğlu, teşekkür ediyorum.

İSMAİL TATLIOĞLU (Devamla) – …1 kuruş verilmiş değil.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – 2018 dedin.

BAŞKAN – Evet, Sayın Tatlıoğlu…

İSMAİL TATLIOĞLU (Devamla) – Onlardan borcunuz var zaten, Sayın Erdoğan dedi 2020. 2020, Sayın Erdoğan dedi. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

12’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Birleşime yirmi dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 18.31

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 18.58

BAŞKAN: Başkan Vekili Süreyya Sadi BİLGİÇ

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Enez KAPLAN (Tekirdağ)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 81’inci Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

207 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz. Komisyon? Yerinde.

13’üncü madde üzerinde 3 önerge vardır. Önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 13’üncü maddesinin kanun metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

              Hüseyin Örs                         Ayhan Erel                    Ümit Beyaz

                 Trabzon                              Aksaray                          İstanbul

         Arslan Kabukcuoğlu                  Ayhan Altıntaş

                Eskişehir                              Ankara

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ EMİNE YAVUZ GÖZGEÇ (Bursa)

– Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Önerge üzerinde söz talebi Sayın Ümit Beyaz’ın. Buyurun Sayın Beyaz.

ÜMİT BEYAZ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 13’üncü maddesi hakkında İYİ PARTİ adına söz almış bulunuyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, her toplumsal yapıda uyulması gereken kurallar vardır. Toplumsal yapının onay vermediği kurallar yazılı hâle dönüşür ve yasalar ortaya çıkar. Toplumsal kurallar ve yasalar ihlal edildiğinde cezalar uygulanır. Bu hukuk kurallarına uymak istemeyen toplum düzeni adına cezalandırılır. Belirli dönemlerde, toplumsal ihtiyaçlar ışığında cezaların affedilmesi gündeme gelebilir. Bu aflar bazen ceza kanunlarının uygulanması sırasında ortaya çıkabilecek haksızlıkları ve adaletsizleri gidermek için, bazen de toplumsal kaynaşmanın yeniden tesisi için uygulanabilir. Cezaevlerinde yaşanan aşırı yığılmanın önüne geçmek isteği affın amaçları arasında olabilir. Fakat ülkemizdeki af uygulamalarına bakıldığında daha çok siyasi amaçlı afların çıkarıldığı görülmektedir. Üzerinde konuştuğumuz ceza indirimi olarak sunulan kanun değişikliğinin, hangi ihtiyaçları karşılamak adına çıkarıldığını da çok anlamış değilim. FETÖ yargısının hukuksuzluklarını gidermek için mi, toplumsal kaynaşmayı sağlamak için mi, cezaevlerindeki yoğunluğu azaltmak için mi çıkarılmaktadır?

Değerli milletvekilleri, değişiklik teklifinde kafa karıştırıcı alanlar, adalet duygusunu zedeleme ihtimali olan bölümler var. Mesela, üzerinde konuştuğumuz maddeyle 5237 sayılı Kanun’un 220’nci maddesinde düzenlenen suç işlemek amacıyla örgüt kurma ve suç işleme amacıyla kurulmuş örgüte üye olma suçlarının cezaları yükseltilmiştir. TCK’de çoklu suçlar sadece örgüt olarak tanımlanıyor, teşekkül 5237 sayılı Kanun’da yok. Bu sebeple yapılan değişiklik teşekkülün de örgüt gibi değerlendirilmesi ihtimalini doğuracağından ceza, adaletsizliğe yol açacaktır. TCK’deki çoklu suç tanımının revize edilmesi ve teşekkülün de eklenmesi gerektiğini düşünüyorum. Ayrıca suç işleyen bir kişi yargılanıyor ve ceza alıyor, sonra siz tutuklunun ceza infaz kurumundaki tavırlarını dikkate alarak serbest bırakmaya karar veriyorsunuz.

Değerli milletvekilleri, bizler vatandaşlarımızın adalete olan güvenini ve inancını yitirecek girişimler içinde olamayız, olmamalıyız. Cezaevlerinde bulunan insanlarımızın topluma yeniden kazandırılmasına ilke olarak karşı değilim fakat yapacağımız iyileştirmeler yargıya duyulan güveni sarsmamalıdır. Bakın, hâlâ en çok gazetecinin cezaevinde bulunduğu ülkeler arasında başı çekiyoruz. Öyle bir değişiklik yapmışsınız ki yüz kızartıcı suç işleyenler faydalanabiliyor, düşüncesini açıklayan, gazetecilik yapan, “tweet” attığı için ceza alan yararlanamıyor. Örneğin, vatanseverliğinden kimsenin şüphe duymayacağı, tamamen gazetecilik faaliyetinden dolayı tutuklu bulunan Murat Ağırel’i tahliye etmeyen bir af, toplumun adalet duygusunu zedeleyecektir. Keşke kin, nefret, şiddet ve terör içermeyen düşünce suçlarını, gazetecileri, Twitter mahkûmlarını da düzenlemenin kapsamına dâhil etseydiniz. İyi hâl kavramı üzerinden infaz indirimi değerlendirmelerini birtakım kişi ve kurumların keyfine bırakmasaydınız diyor, hepinize saygılar sunuyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 207 sıra sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 13’üncü maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Madde 13 - "5237 Sayılı Kanunun 220 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

Suç işlemek amacıyla örgüt kurma

MADDE - 220 (l) Kanunun suç saydığı fiilleri ve bu kanunun dördüncü kısmında yer alan dördüncü ve beşinci bölümlerinde yer alan suçları işlemek amacıyla örgüt kuranlar veya yönetenler, örgütün yapısı, sahip bulunduğu üye sayısı ile araç ve gereç bakımından amaç suçları işlemeye elverişli olması halinde üç yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Ancak örgütün varlığı için üye sayısının en az üç kişi olması gerekir.

2) Suç işlemek amacıyla kurulmuş olan örgüte üye olanlar, iki yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

3) Örgütün silahlı olması halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza dörtte birinden yarısına kadar artırılır.”

          Ayşe Acar Başaran               Muazzez Orhan Işık            Abdullah Koç

                 Batman                                 Van                                Ağrı

    Serpil Kemalbay Pekgözegü                Oya Ersoy                    Murat Çepni

                  İzmir                                İstanbul                             İzmir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ EMİNE YAVUZ GÖZGEÇ (Bursa) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Önerge üzerinde söz talebi, Oya Ersoy’un.

Buyurun Sayın Ersoy. (HDP sıralarından alkışlar)

OYA ERSOY (İstanbul) – Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Şimdi, çok uzun süredir… Özellikle tarih önemli çünkü iktidar bu yasa teklifi konusunda burada halkın toplumsal bir desteği olduğunu iddia etti; 24 Haziran seçimlerinden önce gündeme getirilen bir yasa teklifini biz, o dönem cesaret edilemediği için, halkın tartışacağı bir dönemde cesaret edilemediği için bugün corona koşullarında burada tartışıyoruz. Ama tamamen bilim insanlarının, hukuk profesörlerinin, hukuk kurumlarının, baroların, insan hakları kurumlarının, çocuk hakları merkezlerinin bütün çığlıklarına kulağımızı tıkayarak bunu tartışmaya çalışıyoruz.

Aynı zamanda da muhalefetin sesini, bizler de dâhil olmak üzere, burada halkın duymasını engelleyecek bir şekilde yani bir corona fırsatçılığı içinde iktidar tarafından yandaşlarına özel af getiren bir teklifi burada tartışıyoruz. Bu, aynı zamanda sadece özel af değil cezaevlerine yani muhalif olan herkesin üzerine ikinci defa geçirilmek istenen bir demir kafestir. Yani cezaevlerini ezaevi hâline getirecek bir yasa teklifini burada tartışıyoruz aynı zamanda.

Şimdi, söz aldığım 13’üncü madde çok önemli çünkü bu 13’üncü maddede 2010 referandumuyla beraber yargının tabutuna çakılan çivinin infaz düzenlemesini de yapar durumdayız. Bakın, 13’üncü madde özellikle Ceza Kanunu’nun 220’nci maddesinde yapılan bir düzenlemeyle ciddi bir çelişkiyi de getiren bir düzenleme. Yine ağır bir eşitsizlik ve adaletsizliği barındırıyor bu madde. Şimdi, suç örgütlerinin patronlarını ve üyelerini salıverme telaşındaki bir iktidarın suç örgütünü düzenleyen ceza normunda sözde ceza artırımı getirmesi olsa olsa bir suçluluk psikolojisinin tezahürüdür. Ne de olsa bu madde kapsamında ceza alan suç örgütlerinin patronları ve üyeleri işte, görüldüğü üzere bu teklifte getirilmek istendiği gibi istendiği zaman salıverilmektedir. Ancak biz biliyoruz ki siyasi iktidarın bir dediğini ikiletmeyen ve talimatla işleyip karar veren yargı tarafından bu 220’nci madde, meşhur, örgüt üyesi olmamakla birlikte örgüt üyesi gibi ceza alır, hükmüyle beraber tüm muhalif kesimlere; iktidarın politikalarını eleştiren, bunun için basın açıklaması yapan, herhangi bir yerde protesto gösterisi yapan, “tweet” atan, yazı yazan, haber yapan yani düşünce ve ifade özgürlüğü ile örgütlenme özgürlüğünü kullanan herkese karşı uygulanmaktadır. Çünkü iktidar, bu iktidarı boyunca yargı sistemini tamamen kendi muhaliflerini, siyasi muhaliflerini sindirme, tasfiye etme ve muhalefeti tamamen sindirme üzerine kurulu bir yargı düzeni kurmuştur. Bu da hukuksuzluk düzenidir.

Bakın, sadece bir örnek; 18 Aralık 2012’de, o dönem Başbakan olan Erdoğan’ın bakanları ve bürokratlarıyla gittiği ODTܒde, ODTܒye gelişini protesto eden öğrenciler işte, tam da bu 220’nci maddeyle yargılandı ve ceza aldılar. Şu an davaları istinafta.

Yine, burada, biz kendimizi korumak için maske takıyoruz değil mi? Maskenin en meşrulaştığı dönem. Gezi davalarında bu kullandığınız maske, örgüt üyesi olmasa bile, örgüt üyesi gibi davrandığı iddia edilen kişilerin delili olarak kullanıldı arkadaşlar. Tam da bu maske -kullandığınız maske- evlerde bulunduğu için insanlar bu maddeden yargılandı. Şimdi, biz, yargının iktidarın siyasi rakiplerini tasfiye ettiğini söylüyoruz ve talimatlı yargı hâline gelmiştir bu yargı diyoruz.

MEHMET UĞUR GÖKGÖZ (Isparta) – Allah’ım, Ya Rabb’im!

OYA ERSOY (Devamla) – “Allah’ım, Ya Rabb’im” demenizin bir manası yok. Ben size şunu söyleyeyim Erdoğan’ın: “Ben bu davanın savcısıyım. Yargı gereğini yapacaktır. Onu bırakmam.” dedikleri, cezaevine gönderiliyorsa bu talimattır. “Seni başkan yaptırmayacağız.” dediği için cezaevine konulan Selahattin Demirtaş tahliye edildiği hâlde Erdoğan: “Biz bunları bırakamayız.” dediği için hâlâ cezaevinde tutuluyorsa bu, evet, talimatlı yargıdır ve bu teklifle beraber de cezaevinde kalmaya devam edecektir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayın, lütfen. Devam edin.

Buyurun.

OYA ERSOY (Devamla) – Toparlıyorum Sayın Başkan.

Bir de pazarlıklar sonucu talimatla salıverilenler var. Ajan terörist olarak tutuklanan Deniz Yücel, cezaevinden talimatla Alman gazeteci olarak çıktı. Otuz beş yılla yargılanan Rahip Brunson, önce ev hapsine gönderildi sonra hakkında ifade veren o gizli tanıklar var ya o ifadelerini değiştirdiler yani değiştirtildiler ve serbest bırakıldı. Onun arkasında Trump var, diğerinin arkasında Merkel var. Bu halkın arkasında da halkın kendisi var, bizler varız, hep birlikteyiz.

Değerli milletvekilleri, sonuç olarak uygulamada 226 yollamasıyla 314’üncü maddeden ceza verilmektedir. Dolayısıyla 220’ye (1) ve (2)’nci fıkralara yaptırılan artırım ve 226 yollamasıyla 314’üncü maddeden verilen cezaları da artıracaktır. Bu nedenle eğer 220’nci maddede bir değişiklik yapılacaksa öncelikle benzer bir düzenleme olan TCK’nin 314’üncü maddesi yürürlükten kaldırılmalıdır.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 207 sıra sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 13’üncü maddesiyle 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 220’nci maddesinin ikinci fıkrasında “iki yıldan dört yıla” şeklindeki değişikliğinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

             Alpay Antmen                       Zeynel Emre            Süleyman Bülbül

                  Mersin                               İstanbul                            Aydın

            Turan Aydoğan                                                          Tufan Köse

                 İstanbul                                                                    Çorum

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ EMİNE YAVUZ GÖZGEÇ (Bursa) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi, Sayın Süleyman Bülbül’ün.

Buyurun Sayın Bülbül. (CHP sıralarından alkışlar)

SÜLEYMAN BÜLBÜL (Aydın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Teklifin 13’üncü maddesi hakkında söz almış bulunmaktayım. 13’üncü maddeyle 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun suç işlemek için örgüt kurmayı düzenleyen 220’nci maddesinde yer alan hapis cezalarının alt ve üst sınırları artırılmak istenmektedir. Çete, mafya diye tabir edilen organize suç örgütü üyelerine dönük bir düzenleme algısı olsa da uygulamada Türk Ceza Kanunu 220/6 yollamasıyla bu hüküm muhalifleri sindirmek için kullanılıp Türk Ceza Kanunu 314’üncü maddeden ceza verilmektedir. Dolayısıyla Türk Ceza Kanunu 220 (1) ve (2)’nci fıkralarında yapılacak 13’üncü madde değişikliğiyle 220/6’yla birlikte silahlı örgüt başlıklı 314’üncü maddeden verilen cezaları da artıracaktır. Mesela 3 kişi “tweet” atıp 3 kişi slogan atınca örgüt sayılıp cezalandırılmak istenmektedir. Ülkemizde böylelikle uygulamada var olan düşünce ve ifade hürriyetine yönelik adil yargılanma ihlallerini de artıracaktır. Bu husus da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10’uncu maddesini ihlal eden ve ülkemizi tazminata mahkûm eden bir husustur.

Burada iki ayrı düzenleme var. Biri suç işlemek amacıyla kurulan örgütün yöneticisinin iki yıldan altı yıla kadar olan hapis cezası dört yıldan sekiz yıla artırılmak isteniyor. Diğeri ise örgüte üye olanın bir yıldan üç yıla kadar olan hapis cezası, iki yıldan dört yıla kadar artırılmak isteniyor. Öncelikle cezaların alt ve üst sınırlarının belirlenmesi uzmanlık alanıdır. Adil yargılama ilkesinin gerçekleşmesi doğru yapılacak bir tespitle mümkün olacaktır. Ancak Adalet Komisyonunun düzenlemeyle ilgili sürecinde bu titizlik gösterilmediği gibi, gerekli uzman incelemelerine de başvurulmadı. Hangi gerekçelerle iki yıldan dört yıla kadar olan ceza dört yıldan sekiz yıla çıkarılıyor? Nasıl bir ihtiyacın sonucunda bu artış yapılmıştır? Ya da böyle bir ihtiyaca gerek olduğu nereden belli olmuştur, bunun bir açıklaması yok. Afaki bir ceza artırımı yapılmış ayrıca bu ceza artırımının af düzenlemesi içinde geliyor olması ne kanun yapma tekniğine ne de usulüne uygundur.

Bu teklifin diğer bir yanlışlığı da örgüt suçlarının cezası artırılırken infazın düşürülmesidir. Şu an bu suçtan mahkûm olanlar düşük olan cezadan mahkûmiyet almışken bu kanunla düşecek infazla süper affa uğrayacak. Kimlerin hangi yakınları için getirildiği belli olmayan bu çarpık düzenlemenin amacı nedir? Şimdi çıkaracağımız suç örgütü mensuplarını çıkaralım maddesi midir? Önerilen kanun maddesi bir yana örgüt suçlarındaki uygulama nasıl ilerliyor, ona da değinmek lazım. Çünkü bu siyasi iktidarın tekelinde. Örneğin, iktidara dokunan durumlarda -ki bunu yolsuzluk soruşturmalarında gördük- dosya kapanırken Anayasa’yla korunan toplumsal bir muhalefet etkinliğinde veya eyleminde önce bir örgüt yaratılıp sonra yurttaşların o örgüte mensup yapıldığını gördük. Terörle Mücadele Kanunu’nda Türk Ceza Kanunu’nun 220’nci maddesi üzerinden artırım yapıyor. Örneğin, muhalif eylemlerden, Gezi eylemlerinden yargılanan yurttaşlara buradan başlatılacak bir terör soruşturmasıyla salt bir eyleme katılmaktan terör örgütü bağlamı kurmak ve altı yıla kadar hapis cezası vermenin önü açılacak. Bu Kanun maddesinin (6)’ncı fıkrasındaki “örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen kişi” ve (7)’nci fıkrasındaki “örgüt içindeki hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte örgüte bilerek ve isteyerek yardım eden kişi” muhalefet üzerindeki kıyım araçlarından birisidir. Cumhuriyet, Sözcü, Eren Erdem ve birçok davada buradan mahkûmiyetler kurulduğunu gördük. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi birçok kararında da yasadaki bu hükmün hukuki durumunu tartıştı ve bu hükmün aşırı geniş yorumlandığını kabul etti. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde görülen İmret davasında TCK 220/(7)’nci maddesiyle ilgili olarak maddenin öngörülemez olduğu ve aşırı geniş yorumlandığı tespitiyle Türkiye’yi tazminat ödemeye mahkûm etti. Ayrıca Işıkırık/Türkiye kararında da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi yine 220/(6-7) düzenlemesinin soyut ve belirsiz olduğundan bahisle ihlal kararı verdi. Yani diyorsunuz ki: “Bir suç işlemek için örgüt kurana indirim yaparız ama bu maddenin (6) ve (7)’nci fıkralarındaki uydurma suçlardan toplumsal muhalefeti tutsak ederiz. Gazetecileri, insan hakları savunucularını, muhalifleri cezaevinde tutar, daha fazla ceza veririz.”

Değerli vekiller, uzun lafın kısası, bu hüküm, AKP’nin “Bana karşı gelme, seni fena yaparım.” teklifidir. Ülkemizde insanlar, yasalarda yazılı olan suçu işledikleri için değil, ideolojik ve siyasi amaçlarla, subjektif nedenlerle cezalandırılıyor. Hepimiz biliyoruz ki düşünceleriyle siyasi iktidarı rahatsız eden, düşüncesini açıklayan, resmî ideolojiyle muhalif düşüncede olanlar yargıda cezalandırılıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın lütfen.

SÜLEYMAN BÜLBÜL (Devamla) – Çözüm basit, demokrasi, anayasal özgürlüklerin en geniş şekilde kullanılması, yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı ve adil yargılanma hakkı yani hukuk devleti.

Hepinize saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Birleşime beş dakika ara veriyorum ve Grup Başkan Vekillerimizi lütfen kürsü arkasına rica ediyorum.

Kapanma Saati: 19.16

ALTINCI OTURUM

Açılma Saati: 19.33

BAŞKAN: Başkan Vekili Süreyya Sadi BİLGİÇ

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Enez KAPLAN (Tekirdağ)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 81’inci Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

207 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon? Yerinde.

13’üncü madde üzerinde Aydın Milletvekili Süleyman Bülbül ve arkadaşlarının verdiği önergenin oylamasında kalınmıştı.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

13’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

14’üncü madde üzerinde üç adet önerge vardır. Önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 207 sıra sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 14’üncü maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

             Murat Çepni                       Dirayet Dilan Taşdemir                 Züleyha Gülüm

                  İzmir                                         Ağrı                                       İstanbul

        Muazzez Orhan Işık               Serpil Kemalbay Pekgözegü Tulay Hatımoğulları Oruç

                   Van                                         İzmir                                        Adana

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Tulay Hatımoğulları Oruç’un.

Buyurun Sayın Oruç. (HDP sıralarından alkışlar)

TULAY HATIMOĞULLARI ORUÇ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; maden ocakları can almaya devam ediyor. Bugün Soma’da yaşanan göçükte 1 maden işçisi yaşamını yitirmiş, 2 maden işçisi hâlâ göçük altında.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – 3 arkadaşımız hayatını kaybetti.

TULAY HATIMOĞULLARI ORUÇ (Devamla) – 3 olmuş, şimdi arkadaşlar sıralardan söylüyorlar.

Yaşamını yitiren işçi kardeşlerimizin ailelerine ve bütün maden işçilerine başsağlığı diliyorum. 6552 no.lu Yasa gerektiği gibi düzenlenmeyince işçi sağlığı, iş güvenliği sermayenin insafına bırakılıyor ve böyle, aslında kaza değil, katliamlarla karşılaşıyoruz.

Yine, az önce zikredildiği için Değerli Deniz Gezmiş’i anmadan konuşmama başlayamayacağım. Deniz Gezmiş idam sehpasında son söz olarak şunu söylemişti: “Yaşasın tam bağımsız Türkiye. Yaşasın Türk ve Kürt halklarının bağımsızlık mücadelesi. Kahrolsun emperyalizm, yaşasın işçiler, köylüler.” diyen Deniz Gezmiş’i, devrimci bir lider olarak ve önder olarak Deniz Gezmiş ve arkadaşlarını saygıyla anıyorum.

Evet, coronavirüs dolayısıyla dünyada çok ağır belirsizlikler ve öngörülemez hâller var. Bu, her açıdan öyledir. Otoriter ve totaliter rejimler, tek adam rejimleri bu dönemi “altın çağ” “Allah’ın lütfu” olarak görüyorlar, tıpkı şu anda AKP rejiminin gördüğü gibi.

Coronavirüs, Türkiye'de çok sert bir artış gösteriyor hem ölümlerde hem vakalarda ve böylesi bir süreçte kamuoyu yanıltılarak denildi ki: “Virüs dolasıyla bir af yasası gelecek ya da infaz yasası gelecek.” Gelmesi gerekiyor da. HDP olarak bizim itiraz ettiğimiz, bu yasanın buraya gelmesi değil, bunun kamuoyu tarafından net olarak bilinmesini isteriz. Burada, coronavirüs koşullarında yani olağanüstü koşullarda hayat normalmiş gibi davranmaya çalışan iktidarı uyarmak istiyoruz. Yarın cezaevlerinden tabutlar çıkmaya başladığında şu sıralarda bizler şu an oturduğumuz gibi oturamaz, halkın yüzüne, toplumun yüzüne bakamaz bir hâle geleceğiz. Cezaevlerinde artış çok daha hızlı olacaktır dışarıdan. Bugün Sağlık Bakanı diyor ki: “1 kişi 16 kişiye bulaştırıyor.” Dışarıda bile koşullar böyleyken cezaevindeki koşulları varın siz düşünün.

Evet, düşman hukuku diyoruz. Bu düşman hukuku sadece cezaevlerinde değil, dışarıdaki açık cezaevinde de aynı biçimde uygulanıyor. Bakın, bugün, büyükşehir belediyeleri yardım kampanyaları başlattı ama bu belediyeleri yani İstanbul’u, Mersin’i, Adana’yı, Ankara’yı AKP kaybettiği için oradaki dayanışma kampanyasının hesaplarını bloke edebiliyor, aşevlerini kapatabiliyor. Yine, aynı biçimde, küçücük dayanışma ağlarına dahi tahammül etmeyen AKP, herkes birbirine düşman olsun, dayanışmasın ama AKP’den medet umsun pozisyonuna getirmek istiyor.

Bakın, cezaevine dönmek ve bir örnek vermek istiyorum: Sabri Kaya... Sabri Kaya 54 yaşında, Osmaniye T Tipi Cezaevinde, 2 kez açık kalp ameliyatı geçirmiş -hekim arkadaşlar çok iyi bilirler- Coumadin kullanmak zorunda. Birkaç hafta önce birden Coumadini kesiliyor; kalp krizi geçiriyor, pıhtı atıyor, beyne de pıhtı atıyor ve şu an yoğun bakımda. Hiçbir biçimde ailesine de doğru düzgün haber verilmiyor. İşte, Sabri Kaya ve Sabri Kaya’lar gibi hasta tutsaklar cezaevlerinde coronavirüse yakalandığı zaman bu Meclis vicdanıyla nasıl hesaplaşacak, bunu oturup düşünmesi gerekmektedir.

Evet, iktidarın corona reklam filmini izliyoruz; “Biz şu ülkeden daha iyi hizmet yaptık, şöyle yaptık, böyle yaptık...” Keşke doğru olsaydı da sizleri alkışlasaydık. Maske dağıtamayan bir iktidar hâlindesiniz çünkü her şeyi kendi merkezinizde toplamaya çalışan, yerel yönetimleri çalıştırmayan, HDP belediyelerini görevden alan, CHP belediyelerinin hesaplarını bloke eden bir merkezî hükûmet anlayışı içindesiniz. Oysaki merkezî hükûmetin yapması gereken şudur: Yerel yönetimlerle aktif bir biçimde bu çalışmayı yürütmek ama bunu yapabilecek bir mantık yok çünkü burada da partizanlık yapıyorsunuz. Coronavirüs günleri partizanlık yapacak günler değildir. Vicdanınızla, bilincinizle, bilim insanlarının yol göstericiliğiyle davranmak zorundasınız.

Velhasılıkelam, uzun reklamlar çok sıkıcıdır, bıktırıcıdır, pandemi günlerinde ise tehlikelidir, öldürücüdür. Toplum reklam filmi izlemek istemiyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi lütfen.

TULAY HATIMOĞULLARI ORUÇ (Devamla) – Toplum, pandemi sürecinde, “ama”sız “fakat”sız bir biçimde, açlıkla, hastalığın yayılmasıyla esaslı bir mücadele beklemektedir sizden. “Tek adam rejimi olarak corona virüsünün bana verdiği güçle sizi ölüme mahkûm ediyorum.” demiş oluyorsunuz içerideki tutsaklara ve bu bir cinayettir, bu cinayete biz asla ortak olmayacağız.

Coronavirüsle ilgili, Bilim Kurulu cezaevleri için ne önermeler sunuyor, buna dönüp bakmak zorundasınız. Aksi takdirde herkes şu soruyu soracak: “Bu devlet neden var?” Devletin görevi partizanlık yapmak değildir. Şu an devlet, AKP sayesinde partizanlık yapıyor. Pandemi günlerinde bile esaslı mücadelesini, yüz yılda bir yaşanan böylesi büyük bir felakette esaslı mücadelesini yerine getirmiyor, partizanlık yapıyor ve bunun hesabını mutlaka halklar sizden soracaktır. (HDP sıralarından alkışlar)

RECEP ÖZEL (Isparta) – Haksızlık yapıyorsunuz.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Karar yeter sayısı istiyoruz.

BAŞKAN – Peki.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Kendi önergesine insan karar yeter sayısı ister mi?

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunacağım, önergeyi oylamadan önce karar yeter sayısı arayacağım.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 19.41

YEDİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 19.52

BAŞKAN: Başkan Vekili Süreyya Sadi BİLGİÇ

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Enez KAPLAN (Tekirdağ)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 81’inci Birleşiminin Yedinci Oturumunu açıyorum.

207 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz. Komisyon? Yerinde.

207 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 14’üncü maddesi üzerinde Adana Milletvekili Tulay Hatımoğulları Oruç ve arkadaşlarının önergesinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi önergeyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım: Kabul edenler... Etmeyenler... Karar yeter sayısı vardır, önerge kabul edilmemiştir.

14’üncü madde üzerindeki diğer önergeyi okutuyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 207 sıra sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 14’üncü maddesinde geçen “beş yüz günden” ibaresinin “bin günden” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

            Alpay Antmen                                 Zeynel Emre                  Süleyman Bülbül

                 Mersin                                         İstanbul                                  Aydın

           Turan Aydoğan                        Saliha Sera Kadıgil Sütlü             Mahmut Tanal

                İstanbul                                        İstanbul                                 İstanbul

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, her beş dakikada bir önerge oylamamız var, lütfen Genel Kurulda kalalım.

Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Evet, Komisyonunun katılmadığı önerge üzerinde söz talebi Sayın Mahmut Tanal’ın.

Buyurun Sayın Tanal. (CHP sıralarından alkışlar)

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Değerli Başkanım, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla, hürmetle selamlıyorum.

Değerli Başkanım, benim sizden bir istirhamım var. Şu kürsü temizleniyor, teşekkür ederim ama bu olduğu gibi burada duruyor. Benim sizden istirhamım, bunu kullanmayın, onun yerine şu şeffaf suları şuraya koysanız, ihtiyacı olan arkadaşlarımız içer zaten.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Başkanım, bunları size özel de söyleyebilirdi Sayın Tanal.

MAHMUT TANAL (Devamla) – Bence daha doğru, daha yerinde olur diye düşünüyorum.

BAŞKAN – Sayın Tanal, zaten onlar tek kullanımlık, atımlık olduğu için daha fazla tercih ediliyor; diğeri plastik.

MAHMUT TANAL (Devamla) – Olsun ama.

BAŞKAN – Sizlerin sağlığını korumak da bizim görevimiz.

MAHMUT TANAL (Devamla) – Oraya konulsa, ihtiyacı olan oradan alsa, iyi olur ama karar sizin tabii.

BAŞKAN – O yüzden, plastikten içmeniz yerine; kâğıt, atılabilirden içmeye devam edeceğiz.

Teşekkür ediyorum.

MAHMUT TANAL (Devamla) – Peki, teşekkür ederim.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Süresi bitti Başkanım.

MAHMUT TANAL (Devamla) – Nasıl efendim?

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Süresi bitti.

MAHMUT TANAL (Devamla) – Yok, Başkanın günlü boldur, ben burada kamu hizmeti ifa ettiğim için Başkan gereken toleransı tanıyor. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli Başkanım, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla, hürmetle selamlıyorum.

14’üncü madde tefecilikle ilgili bir madde. Tefeciliğin cezası artırılıyor. Neden ihtiyaç oldu? Buna karşı mıyız, değil miyiz? Öncelikle, tefecilikle ilgili cezanın artırılması... Bu bile yetersiz, daha da artırılması lazım yani buna ben taraftarım. Ancak, durup dururken hangi ihtiyaçtan kaynaklandı tefeciliğin cezasının artırılması? Kim para alıyor? Kim faizle para veriyor, kim faizle para alıyor? Bu tefecilik hangi dönemlerde, ne zaman düzenlendi? Ekonominin bozuk olduğu, ekonomik istikrarın olmadığı, milletin sıkıntı içerisinde yaşadığı dönemlerde, buhranlarda, milletin âdeta kanını emen tefecilerin yoğun olduğu dönemlerde bunlara ihtiyaç duyulur. Evet; peki, biz bugüne kadar tefecilikle ilgili -içimizde, burada aşağı yukarı 100’ün üzerinde hukukçu arkadaşımız var- arkadaşlar, senet kırdırtan var, çek kırdırtan var, hatta şu anda bu POS cihazlarından kredi kartını çekip 100 liraysa 70 lira, 50 lira, 80 lira para alan var. Bunların hepsi birer tefeciliktir. Peki, ben şimdi burada Adalet Bakanlığı yetkililerine soruyorum: Bununla ilgili kaç tane dava açıldı? Kaç kişi mahkûm edildi? Biz, tefeciliği sadece bu şekilde değil değerli arkadaşlar… Şu anda Türkiye’nin çoğu yerinde vatandaş kalkıyor, arabasını satıyor, diyor ki: “Hasılat dönemi… Arabanın bugünkü değeri 50 bin liraysa, hasılat dönemi 70 bin lira, 80 bin lira, 100 bin TL’ye satılıyor.” Bunun adı tefecilik değil mi değerli arkadaşlar? Bunun adı da tefecilik. Ama maalesef, fındıkla ilgili mesela… Güneydoğu’da vatandaş diyor ki: “Kardeşim, buğday satan var; efendim, mercimek, nohut vesaire…” Bunların hepsi ayrıntılı birer tefecilik aslında. Peki, bunlarla ilgili bir işlem yapılabiliyor mu? İşlem yapılamıyor.

Peki, değerli arkadaşlar, şimdi bu tefecilikle ilgili Türkiye’de bu işi yapan barter şirketleri var -hukukçu arkadaşlarımız bilirler- varlık şirketleri var. Mesela varlık şirketleri… Sizin borcunuz 50 bin liraysa varlık şirketi bu borcunuzu gidiyor bankada 10 bin TL’ye veya 15 bin TL’ye, 20 bin TL’ye satın alıyor. Aldıktan sonra o mevcut olan borcunuz 50 bin lirayı tahsil etmeye çalışıyor. Peki, buna herhangi bir ceza var mı, herhangi bir yaptırım var mı? Bankacı olan arkadaşlarımız var, gerçekten bu alacak temliki açısından kaç paraya temlik etti? 50 bin lira. 20 bin liraya temlik ettiyse hadi 20 bin lirasını faiziyle birlikte tahsil etsin. Ama 20 bin liraya temlik ettiği bir paranın, bunun 50 bin lira olarak tahsil edilmesi hiçbir vicdana, hiçbir hukuka sığmaz değerli arkadaşlar.

Evet, çok kanun çıkarmakla övünüyor Meclis. Değerli arkadaşlar, çok kanun çıkarılması marifet değil. Çok kanun çıkarılması hukuku zayıflatır, hukuku güçsüzleştirir, hukuka güven kalmaz, hukuka itimat kalmaz. Zaten “Hukuk var mı, yok mu?” diye hep tartışılıyor. Aslında hukukun olmadığı ülkede hukuk da yapılmaz, işin gerçeği bu. Burada en fazla konuşulan, en fazla gündeme getirilen kavram “adalet” kavramı. “Adalet” kavramı en fazla gündeme getirilen bir kavram.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MAHMUT TANAL (Devamla) – Selamlama için bir dakika süre isteyeceğim, bitireceğim Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Tamamlayın…

MAHMUT TANAL (Devamla) – Değerli arkadaşlar, en fazla Mecliste konuşulan konu adalet, adalet, adalet…

Değerli arkadaşlar, eğer ülkemizde gerçekten adalet egemen olmuş olsaydı bu kadar adaletsizlik gündeme gelmezdi. Hangi ihtiyaçtan kaynaklanıyor da… Niye kimse burada başka bir kavram kullanmıyor da adalet kavramını kullanıyor? Adalet, hakikaten bizim soluduğumuz hava gibidir, ne kadar temiz olursa o kadar sağlıklı yaşarız.

Ben hepinize teşekkür ediyorum.

Saygı ve hürmetle sizi selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 14’üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan “fıkra eklenmiştir.” ibaresinin “fıkra ihdas edilmiştir.” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

            Ayhan Altıntaş                        Ayhan Erel                  Yasin Öztürk

                 Ankara                               Aksaray                           Denizli

              Ümit Beyaz                         Hüseyin Örs        Arslan Kabukcuoğlu

                 İstanbul                              Trabzon                         Eskişehir

              Ümit Özdağ

                 İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Ümit Özdağ’ın.

Buyurun Sayın Özdağ.(İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

ÜMİT ÖZDAĞ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bütün dünyayı eş zamanlı olarak etkileyen corona salgınına benzer bir başka gelişme insanlık tarihi boyunca hiç yaşanmamıştı. Evet, birçok küresel felaket oldu ama eş zamanlı olmadı, dünyanın değişik yerlerinde oldu ve daha sonraki yıllarda dünyanın diğer bölgelerine de ulaştı. Muhtemelen bir tek dinozorların ortadan kalkmasını sağlayan göktaşı darbesi dünyayı aynı anda etkilemiş olabilir.

Bu salgının kalıcı sonuçları olacağı konusunda ve insanlık tarihinde bir dönüm noktası olacağı konusunda hemen hemen herkes mutabık. Ancak, salgının insanlık tarihinde dönüm noktası olması sadece salgının hastalık boyutuyla ilgili değil. Daha çok hastalıktan sonra ortaya çıkacak veya mevcut ve salgınının hızlandırdığı jeopolitik, politik, ekonomik, sosyal ve kültürel dönüşümler insanlık tarihine bir dönüm noktası olarak geçecek.

Salgın sonrasında küresel ekonomik bir resesyon geliyor. Bütün dünyada büyük işsizlik, işsizlikle bağlantılı olarak sosyal çalkantı, protesto, hatta yağmalar bekleniyor. Corona salgınının birçok şeyi çökerteceği söyleniyor ama en önemli çöküşlerden bir tanesi “toplumsal çöküş” olarak nitelendiriliyor. Avrupa’da bir ülkede çıkacak ve bizim de muhtemelen televizyonlarda seyredeceğimiz, aç ve işsiz insanların bir sokak eylemi, yağması corona salgını gibi bütün dünyayı sarabilir. Böyle bir tehlikeyle Türkiye de karşı karşıya. Üç seneden beri bir ekonomik krizin içerisindeyiz, salgına krizde yakalandık. İşsizlik Türkiye tarihindeki -bütün dünyada olduğu gibi- en üst noktalardan bir tanesine doğru tırmanıyor. Kendi içimizde ciddi sıkıntılarımız var, yardım konusunda bile uzlaşamıyoruz. Bırakın yardım konusunda, burada bile sosyal mesafeyi korumamız gereken bir ortamda maskeli konuşurken birbirimizin üzerine yürüyoruz ve bu arada bu görüşmeler sonucunda çıkacak yasayla 90 bin daha işsizi, sabıkalıyı ve kızgın insanı sokağa çıkartacağız. Umarım, bu yasayı hazırlayanlar ve saraydaki güvenlik danışmanları, bu sokağa çıkacak yeni 90 bin kişinin, mevcut risklere nasıl bir risk potansiyeli ekleyeceğini hesaplamışlardır ve bunu da paylaşmışlardır Sayın Erdoğan ve diğer bakanlarla. “Endişelenmeyin, hiçbir şey olmaz.” diyorsanız inşallah haklı çıkarsınız ama bir şey olursa şimdiden bunun için de -madem bu yasa çıkma süreci içerisinde- tedbirler, ek tedbirler alınmalı. En basitinden; bu 90 bin kişi dışarıya çıktığı zaman eğer Sağlık Bakanı “Herkes kendi olağanüstü hâlini uygulasın ve evinden çıkmasın.” demeye devam ederse -ki muhtemelen bu yasa çıktığında biz hâlâ kendimizi izole ediyor olacağız- bu 90 bin kişiyi evlerinde nasıl tutacağımızı düşünelim. Hapisten çıkmış 90 bin kişi “Evde oturun.” dediğiniz zaman oturacaklar mı? veya bunlar için de sosyal yardım planlandı mı yoksa bir şekilde onlar da hayatlarını kazanırlar mı diye hayatın doğal akışı içerisine bırakıldı? Bu hususları umarım yasayı tasarlayanlar ve hazırlayanlar düşünmüşler, tedbirleri de her zaman olduğu gibi almışlardır.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özdağ.

Sayın milletvekilleri, görüyorsunuz süre beş dakika, beş dakika içerisinde de istediklerinizi, söylemeniz gerekeni söylüyorsunuz. Eğer söyleyemiyorsanız beş dakikada, altı dakikada da hiçbir şey söyleme şansınız olmuyor. Teşekkür ediyorum Sayın Özdağ tekrar.

Eğer sizler de uygun görüyorsanız bu birer dakikaları kaldırırsak en azından bugün için bir-bir buçuk saat civarında çalışma süresinden tasarruf etmiş oluruz değerli arkadaşlar. (CHP ve HDP sıralarından “Hayır.” Sesleri)

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) – Hayır Başkanım, yapmayın. Böyle bir tasarruf derdimiz yok bizim.

BAŞKAN – Evet, önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

14’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Niye bu kadar çok itiraz ettiniz arkadaşlar? Bu Başkanın takdirinde olan bir uygulamadır, ilave süre verip vermemek.

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) – Takdirinizi demokrasiden yana kullanın Sevgili Başkan.

BAŞKAN – Sayın Aydoğan, takdirimiz her zaman demokrasiden yana.

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) – Söz hakkından yana kullanın, devam edin biz de size saygımızı artıralım.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz. Saygı pazarlık konusu değildir biliyorsunuz. Saygıyı pazarlık konusu yaparsanız bu iş olmaz.

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) – Kuşkusuz. Gönlümüzde artar emin olun.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Mevcut olanı artıralım.

BAŞKAN - 15’inci madde üzerinde 3 adet önerge vardır. Önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 207 sıra sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 15’inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

"MADDE 15 - 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 109 uncu maddesinin mülga dördüncü fıkrası aşağıdaki şekilde yeniden düzenlenmiştir.

"(4) Maruz kaldığı ağır bir hastalık veya engellilik nedeniyle ceza infaz kurumu koşullarında hayatını yalnız idame ettiremediği tam teşekküllü devlet hastanelerinin, eğitim ve araştırma hastanelerinin, üniversite hastanelerinin sağlık kurullarınca düzenlenen rapor uyarınca tespit edilen şüpheli ile gebe olan veya doğurduğu tarihten itibaren altı yıl geçmemiş bulunan kadın şüphelinin tutuklanması yerine adlî kontrol altına alınmasına karar verilir. Hakkında mahkûmiyet hükmü verilmiş ve bu hükümle ilgili olarak istinaf veya temyiz kanun yoluna başvurulmuş olması hâlinde, UYAP kayıtlarını incelemek suretiyle hükmü veren ilk derece mahkemesi de adlî kontrol kararı verebilir.”

    Serpil Kemalbay Pekgözegü          Muazzez Orhan Işık          Züleyha Gülüm

                  İzmir                                   Van                             İstanbul

              Garo Paylan                         Murat Çepni    Dirayet Dilan Taşdemir

               Diyarbakır                              İzmir                               Ağrı

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Garo Paylan’a aittir.

Buyurun Sayın Paylan. (HDP sıralarından alkışlar)

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, coronavirüs bütün dünyayı sardı ve coronavirüsün bir özelliği var arkadaşlar -kötü özellikleri var ama- coronavirüs ayrımcılık yapmıyor, yani Türk, Kürt, Ermeni, İngiliz, Fransız, Hindu, Çinli ayırmıyor. Öldürdüğü insana azap çektiriyor veya onu hayattan alıyor. Arkadaşlar, bu coronavirüs musibetine karşı toplumlar da iki türlü refleks veriyorlar. Bu reflekslerden biri, daha dayanışmacı, daha barışçı, daha eşitlikçi ve daha adaletli refleksler veriyor bazı toplumlar. Birbirleriyle dayanışma hâlindeler, toplumsal barış için çaba gösteriyor bazı toplumlar. Avrupa Birliğinde mesela bunun için bazı girişimler var, dünyada çeşitli ülkelerde daha toplumsal barışçı, “Komşunla dayanış, komşunla barış.” diye refleksler söz konusu oluyor.

NİLGÜN ÖK (Denizli) – Avrupa Birliğinde…

GARO PAYLAN (Devamla) - Bakın arkadaşlar, bazı ülkelerdeyse -mesela bizim gibi ülkelerde- daha otoriter, daha dışa kapanık, daha ötekileştirici ve maalesef daha vicdansız refleksler söz konusu olabiliyor. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

İSMAİL KAYA (Osmaniye) – Tam tersine…

ŞAHİN TİN (Denizli) – Sen hangi ülkede yaşıyorsun? Afrika’da mı yaşıyorsun?

GARO PAYLAN (Devamla) - Bakın, Türkiye maalesef ikinci şıkka savruldu arkadaşlar.

Bakın arkadaşlar, infaz yasası bunun bir tezahürü. Düşünün ki böyle bir ortamda İran rejimi bile, arkadaşlar bakın, İran rejimi bile infazda bir ayrıma gitmedi, infazda eşitlik çerçevesinde hareket etti. Maalesef, Türkiye’deki AK PARTİ rejimi, saray rejimiyse vicdansız bir teklifle karşımıza geldi ve infazda ayrımcılığa gidiyor. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

ŞAHİN TİN (Denizli) – Kusura bakma, teröristlere…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sen bir dinle, dinle!

GARO PAYLAN (Devamla) - Düşünün ki toplumsal barışa bu kadar ihtiyacımız olduğu bir dönemde dahi…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Bir dinle!

GARO PAYLAN (Devamla) - …vicdansızca, adaletsizce bir teklifle karşımıza geliyor. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan, lütfen yani oradan ha bire müdahale ediyorlar.

NİLGÜN ÖK (Denizli) – Sen de müdahale ediyorsun.

MURAT ÇEPNİ (İzmir) – Terörist sensin!

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sen kime terörist diyorsun ya, kime terörist diyorsun? (AK PARTİ ve HDP sıralarından karşılıklı laf atmalar)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, sayın milletvekilleri, rica ediyorum, lütfen.

Sayın Paylan, devam edin.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt)- Özel yapıyorsunuz, farkındayız.

GARO PAYLAN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bakın, dışa kapanmacı anlayışın tezahürleri ve vicdansızlığın tezahürleriyle karşı karşıyayız.

Başka bir tezahür de bugün, Süreyya Sadi Bilgiç’in önceki dönem başkanı olduğu Plan ve Bütçe Komisyonuna sunuldu arkadaşlar. Ne öneriyor biliyor musunuz dışa kapanmacı anlayış? Twitter’ı, Facebook’u, Instagram’ı, WhatsApp’ı kapatmayı öngörüyor yani dünyayla iletişim kuracağımız, haber kaynağı olabilecek platformları kapatmayı öngörüyor arkadaşlar. Düşünün ki coronavirüs krizi var, bunu saray bir fırsata çevirmek istiyor ve bütün platformları kapatmak istiyor. İşte dışa kapanmacılığın tezahürü, vicdansızlığın tezahürü arkadaşlar.

Susulsun, Çin’deki gibi olsun, bakın, bu yasa teklifiyle… Çin bütün bu platformları yasakladı, ülkeden çıkardı ve kendi platformlarını kurdu, vatandaşını zapturapt altına alıyor. Aynı anlayışın tezahürü şimdi Plan ve Bütçe Komisyonuna sunulan yasada var. İşte arkadaşlar, Türkiye böyle bir yere savruluyor.

Şimdi, siz coronavirüsten korkuyorsunuz değil mi? Korkuyorsunuz değil mi? Her birinizin akrabası sizi arıyor değil mi? Orada 300 kişisiniz. Bakın, bir arkadaşımız coronavirüsten şu anda hasta, ona şifa diliyorum. Emin olun burada başka coronavirüslüler de var, mümkün değil, istatistik bunu gösteriyor. Şu anda içimizde coronavirüslüler var ve birbirinize bulaştırıyorsunuz. Bakın, 300 kişi burada, işte cezaevinde 300 bin insan var. Suçlu dediklerinizin her birisini kazıdığınızda altından insan çıkar. Her birimizin ötekisi olabilir ama emin olun bu öteki saydıklarınız insandır ve siz onları bu ayrımcı teklifle ölüme mahkûm ediyorsunuz, ölüme. Türkiye’de ölüm yasası yok, ölüm cezası yok ama siz onları ölüme mahkûm ediyorsunuz. Kendi ideolojik, maalesef vicdansız kalıplarınız içinde ölüme mahkûm ediyorsunuz. Bakın, arkadaşlar, cezaları hâkimler verirler ve Türkiye’deki ceza yasalarına göre cezaları verir ve siz indirim yaparken -eğer yapacaksanız- adaletle indirim yapmak zorundasınız. “Benim ötekim bu, senin ötekin bu.” diye bakamayız, adalet bunu gerektirir ve bunun bu dünyada da ahirette de hesabı görülür, bunu iyi tartın arkadaşlar.

Değerli arkadaşlar, bizler siyasetçiyiz, farklı düşünüyoruz. Bakın, “Coronavirüs ayrımcılık yapmaz.” diyorum, siz ayrımcılık yapıyorsunuz. Coronavirüs bölücülük yapmıyor, dünyayı birleştiriyor; siz bölücülük yapıyorsunuz arkadaşlar.

Bakın, dün Tayyip Erdoğan bu ülkenin teröristiydi, ondan önceki gün Necmettin Erbakan teröristiydi. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

GARO PAYLAN (Devamla) – Ondan önceki gün Deniz Gezmiş teröristiydi. Bu ülke başbakan astı arkadaşlar, Adnan Menderes’i astı. Bakın, yarın öbür gün, bugün ölüm cezasına mahkûm ettikleriniz de onurla çıkacak, onurla. Bu ülkede onurla çıkacaklar ama onlar hayatlarını kaybetse bile onurla yâd edilecekler. Ama siz bu yasaya el kaldıranlar, maalesef tarihin karanlık sayfalarında anılacaksınız ve evlatlarınız bile size sahip çıkmayacak arkadaşlar.

Hepinize saygılar sunarım. (HDP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

NİLGÜN ÖK (Denizli) - Öyle bir şey yok ama sizin vicdanınızda…

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Muş) – Şov yapmaya çalışıyorsun!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

Sayın Ök, sesiniz maskenin altından da duyuluyor, rica ediyorum çıkartmayın.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Buyurun Sayın Zengin.

(AK PARTİ ve HDP sıraları arasında karşılıklı laf atmalar)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, bakın, Grup Başkan Vekiline söz verdim. Lütfen…

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

33.- Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in, Diyarbakır Milletvekili Garo Paylan’ın görüşülmekte olan 207 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 15’inci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Sayın Başkanım, teşekkür ederim.

İki tane şeyi ifade etmek istiyorum: Sayın Paylan ifadesinde dediler ki hem Cumhurbaşkanımız için hem rahmetli Erbakan için: “Geçmişin teröristleri.” Şimdi, bu ifade, doğrusu çok sakil bir ifade. O sebeple bu ifadeyi reddediyoruz, bunun söylenmesi çok yakışıksız, böyle bir şey asla ve zinhar söylenemez. Bu suçtan mahkûm olmakla, o günkü şartlar altında bir mahkûmiyet almak ile terörist olmak arasında devasa bir uçurum var. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, HDP sıralarından gürültüler)

DİRAYET DİLAN TAŞDEMİR (Ağrı) - Erdoğan da cezaevine girdi.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Siz bence söylediğiniz şeylerin ne anlama geldiğini yeteri kadar idrak edemiyorsunuz.

Bu arada, şimdi, daha evvel de bir kez daha söylendi Genel Kurulda, şu an ikinci defa tekrar ediliyor, “Çocuklarınız sizden utanç duyacak.” Bakın, ben bu ifadeden fevkalade rahatsız oluyorum. Bizler… (HDP sıralarından gürültüler)

ZÜLEYHA GÜLÜM (İstanbul) – Ölümden rahatsız olmayacaksınız, bundan mı rahatsız oluyorsunuz?

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Önce bir defa, hukuktan bahsediyorsanız…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Müsaade eder misiniz arkadaşlar, lütfen…

Devam edin, buyurun Sayın Zengin.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Hukukta suçun şahsiliği ilkesi vardır. Kim ne işlerse işlesin anası, babası, evladı masumdur, bir. İkincisi, biz evlatlarımızla gurur duyuyoruz. Evlatlarımız da bugüne kadar yaptığımız işlerle bizimle gurur duydular, bundan sonra da gurur duymaya devam edecekler. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Böyle konuşmalar acziyettir; çoluğu çocuğu, anayı babayı karıştırmak acziyettir. O yüzden hiç kimsenin evladını, ailesini karıştırmayın konuşurken. Bunları şiddetle reddediyoruz. (HDP sıralarından gürültüler) Bir tek gerçek vardır: Tarih bu Mecliste konuşulan her şeye dair, ben bunları bilerek, inanarak ve imanımla söylüyorum, yaptığımız her işin bugün de yarın da ahirette de bir karşılığı vardır, bunun zaten bilincindeyiz.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Beştaş…

34.- Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Bugün bir kez daha iktidar grubunun ayrımcılıkta sınır tanımadığını gördük. Bir milletvekilimize, diğerine, hepimize karşı aynı tutumu gösteriyorsunuz. İçeride oturmaya tahammül edemiyorlar. İlla açık havada olacaklar, çalışmayacaklar, Genel Kurulda oturmak zorunda olduklarında da gelip burada aralıksız aralıksız sataşıyorlar. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Yani bu, milletvekilliği böyle yapılmaz. Biz burada yirmi saat oturuyorsak onlar da oturacak. Bu birincisi. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Sayın Başkan, sussunlar, konuşayım. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Bağırın bağırın, haydi koro hâlinde bağırın!

BAŞKAN – Müsaade ederseniz…

Sayın Beştaş, siz de lütfen… Ama siz de milletvekillerini öyle bir şekilde itham ettiniz ki…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Ama içeride olmadıklarında her şey gayet sakin gidiyor, içeri girdikleri anda hep bir ağızdan bağırıyorlar. (AK PARTİ sıralarından gürültüler.)

BAŞKAN – Bu da doğru bir itham değil.

Sözlerinizi tamamlayın lütfen.

Arkadaşlar, müsaade edin lütfen.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – “Geçmişin teröristleri” derken hatibimiz şunu söyledi: Cumhurbaşkanı, Adalet ve Kalkınma Partisinin Genel Başkanı 312’den, halkı kin ve düşmanlığa tahrikten ceza aldı mı? Aldı. DGM’den aldı mı? Ben duruşmasını izleyenlerden biriyim, Diyarbakır’da yargılandığı duruşmayı izledim. Mahkeme heyeti ceza verdi, kesinleşti, sonra da hepimizin bildiği bir tarih yaşandı. O zaman teröristti, ben iki gün önce de söyledim. (AK PARTİ ve HDP sıraları arasında karşılıklı laf atmalar.)

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Bunu reddediyoruz Sayın Başkan. Nasıl bir üslup bu?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – O zaman da söyledim, her iktidar kendi teröristini yaratır. Şu anda… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Bu üslubu reddediyoruz Sayın Başkan, olamaz böyle bir şey. Mahkûmiyet almak ile “terörist” ifadesi aynı şey değildir. Bunda kasıt vardır.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) –Ya bunu bile anlamaktan acizsiniz. Bir Grup Başkan Vekili bu şekilde kalkıp birini susturmaya çalışamaz. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Sayın Başkan, aynı şeyi tekrar ediyorlar.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Ben bu şekilde oturmam onu söyleyeyim.

BAŞKAN – Yani bir şekilde oturacaksınız tabii.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan, bitirebilir miyim?

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Bitirebilir miyim?

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, müsaade edin lütfen.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Vicdansızlık şöyle bir şeydir: Corona döneminde biz bir aydır cezaevlerinde Covid-19 yayılacak diyoruz “Hayır, hiçbir şey yok.” dediler. Her gün pozitif testler çıkıyor “Bir şey yok.” dediler. 2 tane cenaze çıktı “Test negatif.” diyorlar. Korktuğumuz oldu, cenazeler çıkıyor ve buna rağmen “Onlar içeride kalsın.” demek büyük bir vicdansızlıktır, büyük bir adaletsizliktir, büyük bir sorumsuzluktur. Halka hesap veremezsiniz. Bunun hesabını veremezsiniz.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Biz her daim halka hesap verdik, halka hesap vererek buraya geldik. Her seçim halka hesap verme hâlidir. Grubumuzun büyüklüğü buradadır, ne demek hesap veremedik. (AK PARTİ ve HDP sıraları arasında karşılıklı laf atmalar.)

BAŞKAN – Zaten tek anayasal müessesedir. Şimdi Cumhurbaşkanlığıyla beraber 2 anayasal müessese halka hesap veren.

Evet, Sayın Akçay, buyurun.

35.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Diyarbakır Milletvekili Garo Paylan’ın görüşülmekte olan 207 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 15’inci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Hesap veremeyeceksiniz.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Siz veremeyeceksiniz, veremiyorsunuz da zaten.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, bakın, bir Grup Başkan Vekiline söz verdim, lütfen… Sayın Beştaş lütfen, Sayın Zengin… Rica ediyorum arkadaşlar.

Sayın Akçay, buyurun lütfen.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

(AK PARTİ ve HDP sıraları arasında karşılıklı laf atmalar)

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar, bu corona ciddi anlamda bir gürültü kirliliği yapmaya başladı.

Buyurun.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Şimdi…

BAŞKAN – Lütfen arkadaşlar, bakın, Sayın Akçay’a söz verdim, lütfen…

Sayın Akçay, devam edin, buyurunuz.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Şimdi, biraz evvelki konuşmacı -özellikle bu corona günleri nedeniyle pek çok konuşmacı- bu corona kavramını merkeze alarak ve birtakım benzetmelerle konuşmalarını yapıyor. Yine, corona virüsü merkeze alarak “Coronavirüs ayrım yapmıyor.” diye doğru bir sözle başladı. Fakat kendi sözleri ayrımcılık ifade eden sözlerdi ve evlatlarımıza kadar söz söyledi. Şimdi, daha evvel de benzeri, anne, baba, aileye ilişkin kendisiyle veya… Meclise hitap ederken bu tür tanımlamalar yapıyor, bunu uygun bulmuyorum. Bu alışkanlıktan vazgeçsin bu sayın milletvekili. Öncelikle bu konuda bir hatırlatma yapmak istiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Konuşmacı anlamıştır, onun anlaması yeterli.

Şimdi, sözü fazla da uzatmak istemiyorum. Bütün sıkıntının nereden kaynaklandığı da zaten bu kanun teklifinin Türkiye Büyük Millet Meclisinde görüşmelere başlandığı günden beri sürekli tekrarlanıyor, yine aynı tekrarları mukabele de etmek istemiyorum ama bütün dertler bu ayrımcılık üzerine yapılıyor. Evet, infaz yasasında bazı suçlar ayrılıyor çünkü ayrılması gerekiyordu.

DİRAYET DİLAN TAŞDEMİR (Ağrı) – Niye gerekiyor?

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Terör suçları, şiddet, öldürmeler, cinsel istismar vesair bu suçlar özenli bir şekilde bu infaz yasasından ayrık tutulmuş yani bundan rahatsızlık duymaya da gerek yok. Böyle yandaş tanımlamaları yapmayı da fevkalade yanlış buluyorum. “Yandaşlar kayırılıyor.” derse o zaman herkesin yandaşı olduğu düşünülür ve “Sizin yandaşınız kim?” diye sorulur.

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, ben “Sayın Cumhurbaşkanı terörist.” demedim, “O günkü rejim Cumhurbaşkanına ‘terörist’ diyor.” dedim, kayıtlara da böyle geçti. Sayın Özlem Zengin bunu tamamen yanlış anlıyor.

BAŞKAN – Kayıtlara geçti.

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Bugün de Mecliste arkadaşlarımıza terörist diyor, o da yanlıştı, bu da yanlış.

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, 60’ıncı maddeye göre kısa bir açıklama yapacağım.

BAŞKAN – 60’a göre söz vermiyorum Sayın Özkaya.

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Kısa bir açıklama yapacağım, çok kısa bir açıklama.

BAŞKAN – Sayın Özkaya, 60’a göre söz taleplerini karşıladım, bitti. 60’a göre söz vermiyorum artık.

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Bu konuyla ilgili çok kısa bir şey söyleyeceğim.

BAŞKAN – Söyleyin, kayıtlara geçsin.

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Terörle Mücadele Kanunu’nun 3’üncü maddesinde “terör suçları”, 4’üncü maddesinde de “terör amacıyla işlenen suçlar” bellidir. Sayın Cumhurbaşkanımızın o dönemde mahkûm edildiği 312’nci madde, bugün 216’ıncı madde, ne 3’üncü maddede ne de 4’üncü maddede yoktur. Sayın Cumhurbaşkanımıza bunu söyleyenler sırtını teröristlere dayayanlar ve teröristlerin emriyle hareket edenlerdir. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

IX.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Denizli Milletvekili Cahit Özkan, Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül ve Afyonkarahisar Milletvekili Ali Özkaya ile 57 Milletvekilinin Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2762) ve Adalet Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 207) (Devam)

BAŞKAN – Evet, diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 15’inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

“MADDE 15 - 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 109 uncu maddesinin mülga dördüncü fıkrası aşağıdaki şekilde yeniden düzenlenmiştir.

‘(4) Gözaltı aşamasında öne sürülen ağır bir hastalık veya engellilik iddiası mevcut ise ve ceza infaz kurumu koşullarında hayatını yalnız idame ettiremediği tam teşekküllü devlet hastanelerinden alınan bir sağlık raporu ile 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 16 ncı maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca tespit edilen şüpheli ile gebe olan veya doğurduğu tarihten itibaren altı ay geçmemiş bulunan kadın şüphelinin tutuklanması yerine adlî kontrol altına alınmasına karar verilebilir. Hakkında mahkûmiyet hükmü verilmiş ve bu hükümle ilgili olarak istinaf veya temyiz kanun yoluna başvurulmuş olması hâlinde, UYAP kayıtlarını incelemek suretiyle hükmü veren ilk derece mahkemesi de adlî kontrol kararı verebilir.’”

            Ayhan Altıntaş                  Arslan Kabukçuoğlu               Ayhan Erel

                 Ankara                              Eskişehir                          Aksaray

              Ümit Beyaz                         Hüseyin Örs    Muhammed Naci Cinisli

                 İstanbul                              Trabzon                          Erzurum

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Muhammet Naci Cinisli’nin. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

MUHAMMET NACİ CİNİSLİ (Erzurum) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; aziz milletimizi ve Genel Kurulumuzu saygıyla selamlarım.

Coronavirüs salgınında hayatlarını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı, tedavilerine devam edilen hastalarımıza acil şifalar dilerim. Diğer yandan salgınla mücadele ederek hayatın devamını sağlamaya çalışan sağlık görevlilerimize, güvenlik güçlerimize, öğretmenlerimize, tarım, lojistik, gıda, temizlik sektörleri çalışanlarına şükranlarımı sunarım.

Değerli milletvekilleri, görüştüğümüz Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, beş-altı aylık bir hazırlık çalışması sonrasında Meclis Başkanlığımıza sunulmuş. Keşke bu hazırlık aşamasının Meclisimiz iradesinde, Adalet Komisyonunda gerçekleştirilmesi gerekliliğine, Türkiye Büyük Millet Meclisi kutsiyetine ve demokrasimizin önemine binaen vâkıf olunabilseydi. Böylelikle milletimizin ihtiyaç ve beklentileri gücünü ve etkinliğini milletimizin sinesinden çıkmakla alan Büyük Millet Meclisimizde uygun ve doğru şekillenir, kanun teklifi içerisinde yer alabilirdi. Sadece formaliter sebeplerle komisyonlarda yasa tekliflerinin alelacele görüşülmesi sağlıklı demokrasilerde ve adaletli yönetimlerde olmaz, olmamalı. Bu anlayış sadece yapısal sorunları bulunan, hukukun üstünlüğüne ihtiyaç duyulmayan, siyasal çoğunluğun kurallar alanının dışına çıkmasında beis görmediği sistemlerde bulunuyor. Bununla birlikte hukukun üstünlüğü, hükûmet ve devlet kurumlarının birbirleriyle özdeş tutulmamasıyla tesis edilir. Yargı hem korunmalı hem de bağımsızlığı anayasal metinlerle güvence altına alınmalıdır.

2010 ve 2017 senelerinde yapılan Anayasa değişiklikleriyle başlayan, OHAL’de çıkarılan kanun hükmünde kararnamelerle şekillendirilen ve 2018 Cumhurbaşkanlığı Seçimi sonrasında Cumhurbaşkanlığı kararnameleriyle son şeklini alan yüksek yargı organlarının işleyişi ve üyelerinin belirlenmesindeki değişimler yargı gücünü siyasi otoritenin egemenliği altına aldı.

Hepimizin çok iyi bildiği üzere, hukuk, adaletin tezahürü için oluşturulmuş kurallar topluluğudur. Siyasi ikbal için Anayasa ve hukuk göz ardı edilmemelidir. Uzun senelerden beri ülkemizin ve demokrasimizin ana problemi budur. Üzülerek ifade etmeliyim ki AK PARTİ, kendisinin de başlangıçta zararını gördüğü bu gidişatı medeni ölçülerle düzeltmek yerine, daha da acımasız hâle getirerek kendi lehine kullanma yoluna gitmiştir. İYİ PARTİ olarak bizim mücadelemiz tam da bu anlayışladır.

Değerli milletvekilleri, infaz hukukunun amacı, hükümlünün yeniden suç işlemesine engel olmak, toplumu suça karşı korumak, hükümlünün yeniden sosyalleşmesini teşvik etmek ve hükümlünün üretken, kanunlara saygılı bir yaşam biçimine uyumunu sağlamak olarak belirtilmiştir.

Bu amaca muhatap olarak, ceza infaz kurumlarında 300 bini aşkın hükümlü bulunmakta, bunlardan 90 bin kadar hükümlünün, görüştüğümüz yasa teklifiyle koşullu salıverilme ve denetimli serbestlik hükümlerinden yararlanacağı öngörülmekte.

Öte yandan, cezaevlerindeki hükümlü sayısına ilave olarak 850 bin civarında ceza dosyasının bulunması, Hükûmetin yirmi yıllık iktidarının, gerek toplumsal politikalar nezdinde gerekse ceza hukuku uygulamaları bakımından, infaz hukukuyla amaçlanan hedeflerdeki başarısızlığının en somut göstergesi.

Bu bakımdan, infaz kanunu değişiklik teklifi görüşülmeden çok önce, toplumsal yapının bozulmasını etkileyen sebepler analiz edilmeli, günlük ve kısa vadeli çözümler yerine kapsayıcı ve uzun vadeli çözümler benimsenmeliydi. Toplumun ekonomik, sosyolojik ve psikolojik olarak refaha ulaştırılmadığı, adalete inanç sağlanamadığı sürece, suçun sebepleri ortadan kaldırılamaz.

Kasten yaralama suçundan cezayı artırıcı hâllerin kapsamının genişletilmesi, cinsel saldırı suçlarının kapsam dışında bırakılması, uyuşturucu madde kullanımına, imalatına ve ticaretine ilişkin suçlar ile devlet güvenliğine karşı suçlar, terör suçları da dâhil olmak üzere örgütlü suçlar, Türk milletini, Türkiye Cumhuriyeti devletini, devletin kurum ve organlarını aşağılama ve devletimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk aleyhine işlenen suçlar, İYİ PARTİ olarak toplumsal sorunlara bakış açımızı şekillendirmekte ve kırmızı çizgilerimizi oluşturmakta.

Değerli milletvekilleri, üzerine söz aldığım maddeyle, tutuklama koşulları bulunmasına rağmen maruz kaldığı ağır bir hastalık veya engellilik nedeniyle ceza infaz kurumu koşullarında hayatını yalnız idame ettiremeyen şüpheliler ile gebe olan veya doğurduğu tarihten itibaren altı ay geçmemiş kadın şüphelilerin, tutuklanması yerine adli kontrol altına alınmasına karar verilebilmesine imkân tanınmakta. Değişiklik teklifinin (2)’nci fıkrasında yer alan “Maruz kaldığı ağır bir hastalık” ifadesi daha detaylı belirtilmelidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

MUHAMMET NACİ CİNİSLİ (Devamla) – Böylelikle keyfî uygulamaların önüne geçilebilecek, muğlaklık giderilecektir. Hâlihazırdaki durumun suistimale açık olduğu ve bu bakımdan keyfî uygulamalara neden olabileceği akla geliyor. Olası suistimallerin önüne geçmek için 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109’uncu maddesinin (4)’üncü fıkrasında yer alan “13/12/2004 tarihli” ifadesinden önce gelmek üzere “tam teşekküllü devlet hastanelerinden alınan bir sağlık raporuyla” ibaresinin teklif metnine eklenmesinin uygun olacağını, uygulamada yaşanabilecek keyfîliği ortadan kaldıracağını düşündüğümü ifade eder, Genel Kurulu saygıyla selamlarım. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 15’inci maddesinin son cümlesinde geçen “UYAP” ibaresinin kaldırılarak yerine “Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi” ibaresinin getirilmesini arz ve teklif ederiz.

            Turan Aydoğan                      Alpay Antmen                 Zeynel Emre

                 İstanbul                               Mersin                           İstanbul

           Süleyman Bülbül             Saliha Sera Kadıgil Sütlü                                         Aydın                               İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Önerge üzerinde söz talebi Sayın Turan Aydoğan’ın.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) - Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Bu görüştüğümüz maddeyle ilgili daha önce kanun teklifi vermiş bir kişiyim ben. Sağlık sorunları olanların tahliye edilmesiyle ilgili kanun teklifi verdim. Cezaevinde çocuklarıyla beraber kalan kadınların tahliye edilmesi ve geçici tedbirlerle beraber cezalarını evlerinde çekmeleri için kanun teklifi vermiş birisiyim. Hatta burada Adalet Bakanlığının tekeline bırakılmış ve Adli Tıp Kurumunun tekeline bırakılmış olan rapor meselesiyle ilgili de tam teşekküllü hastaneler tarafından verilmesi ve tam teşekküllü hastaneleri de Adalet Bakanlığının değil Sağlık Bakanlığının belirlemesi gerektiğiyle ilgili kanun teklifi vermiş bir arkadaşınızım. Çok geç kaldınız, keşke bunları değerlendirseydiniz ama geldiğiniz nokta itibarıyla da bu düzenlemenin eksikleriyle beraber tartışılması gerekir. Az önce söylediğim gibi, Adalet Bakanlığının belirlediği hastaneler yerine, üniversite hastaneleri de dâhil olmak üzere, tutuklunun hekimini seçme hakkıyla ilgili, uluslararası anlaşmalara uygun olarak belirleme yapmanız gerekirdi bu maddede; bu anlamda çok ciddi eksik bir maddedir.

Efendim, biz işin başından beri, Grup Başkan Vekilimiz Sayın Özgür Özel’in de söylediği gibi, içeride yakınları olanların, yakınlarının dışarı çıkmasını bekleyenlerin bizden asla tereddüdü olmamasını ama içeride yakınları olup da sizin çözüm üretmediğiniz, içeride bırakmak istediğiniz kesimler için de, onlarla ilgili mücadele vereceğimizi ve bu mücadeleden şüphe etmemeleri gerektiğini söyledik ve buradaki şiarımız da budur.

Şimdi, çıkardığınız bu infaz yasası, kimin yarattığı sorunları çözecek? Bazen sorunları tarif ederken siz uzaydan gelmiş gibi davranıyorsunuz da; FETÖ yaptı, o yaptı, bu yaptı, şu yaptı… Siz neredesiniz? Ortada yoksunuz. Yirmi yıldır bu ülkeyi yönetiyorsunuz, Cumhuriyet Dönemi’nin neredeyse beşte 1’i kadar zamandır bu ülkeyi yönetiyorsunuz ve şu anda içeride ne kadar insan varsa sizin döneminizde suç işlemiş, sizin döneminizde çıkmış olan yasalarla beraber suçlu durumuna düşmüş, sizin döneminizde yargılanmış, sizin döneminizde kötü yargılama metotlarının kurbanı olmuş insanlardır. Eğer bu sadece salgın dolayısıyla cezaevlerini boşaltmaksa, amenna. Hayır, bu değil. Bu, bütün partilerin sokakta konuştuğu, sizin dönemizde çirkin ve çirkef işlemiş bir yargı dönemi de dâhil olmak üzere yani onların tasfiye edilmesi, bir toplumsal barışın kazanılmasıyla alakalı hâlâ FET֒cü hâkimlerin verdiği zararları düzeltecek hiçbir şey yapmadınız. Bu toplum barışa susadı, bunun telafi edilmesiyle ilgili bir adım atılmasına yönelikti; siz bunu aldınız, yandaşlarınıza kıyak hâline çevirdiniz. On sekiz yıldır yarattığınız sorunları düzeltelim diyoruz; siz, bir af düzenlemesinin, bir bağışlama ya da infaz düzenlemesinin ideolojilerden uzak, evrensel hukuk kurallarına uygun olması gerektiğini bir kenara bırakıyorsunuz, baktığınız yerden, fişlediğiniz insanları bu yasanın içerisine sokmuyorsunuz.

Ben, bunu size Anayasa’nın 10’uncu maddesi itibarıyla “eşitlik ilkesi” diye hatırlattım; kızdınız, bağırdınız çağırdınız. Tamam, referansı Anayasa’dan alacağız ama onu bir kenara bırakalım, inanç temelli bakalım. Diyor ki Maide suresinin 8’inci ayeti: “Herhangi bir topluluğa duyduğunuz kin, sizi adaletsiz hâle getirmesin.” Bunun size örneğini vereyim mi? Bakın, Adalet ve Kalkınma Partisi ile Cumhuriyet Halk Partisinin 2 parti olarak Meclise girdiği dönemde Sayın Cumhurbaşkanının siyaset yasağı vardı; bizim siyasi rakibimizdi ama bizim o dönemdeki Genel Başkanımız, bu yasağın kalkmasıyla ilgili, bu Meclise geldi, mücadele etti, o yasak kalktı, sizin bugünkü Genel Başkanınız siyaset yapar hâle geldi. Çünkü toplum istemişti Sayın Cumhurbaşkanını o tarihte; onu engellememek gerekiyordu, vicdanlı olmak gerekiyordu ve inanç manzumesi içerisinde de siyasi rakibinizi hasmane boğmak yerine ona özgürlük tanımak gerekiyordu, onu yaptık. Siz, bugün bunun tam aksini yapıyorsunuz; kurumları Batılı, kendisi Doğulu bir anlayışla beraber hareket ediyorsunuz. Avrupa Birliğinden bahsediyorsunuz, infaz hâkimliğini örnek veriyorsunuz. Dün söyledim, güzel bir düzenleme. Aynı Avrupa Birliği başka şeyler de söylüyor size. Venedik Komisyonu size, diyor ki: “Cumhurbaşkanına hakaret suçunu kaldırın kardeşim, yok dünyanın hiçbir yerinde.” Üstelik, bizim Anayasa’mız gibi bir anayasa da yok. Bir tarafı parti Genel Başkanı, bir tarafı Cumhurbaşkanı. On binlerce insan bundan dolayı yargılanıyor ve biz hâlâ Cumhurbaşkanına hakaret suçunu bu yasada tutuyoruz. Ucu açık “terör” suçlamasıyla beraber gazetecileri, düşünenleri, fikir söyleyenleri, siyasetçileri, belediye başkanlarını, demokrasinin ürünü insanları da içeri atıyoruz; sonra burada geliyoruz, bir mağrurlukla beraber “Affetmeyiz kardeşim.” diyoruz. Siz kimi affediyorsunuz kardeşim, siz kimi affediyorsunuz?

Dün, ben size burada dedim ki: Sizin, majestelerinin hâkimleri var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

TURAN AYDOĞAN (Devamla) - Çok sinirlendiniz. Söylemiyorum, vazgeçtim, herkes biliyor ne dediğimi zaten, bağımsız yargınız yok dedim ama şimdi söyleyeceğim. Sarayın bir Hukuk Politikaları Kurulu var, o Hukuk Politikaları Kurulunda bir hocamız var, Burhan Hoca. Çok seviyoruz biz onu. Arada bir abuk sabuk sataşmalar da yapıyor partimize. Bugün duydum, hakkında dava açılmış. Neden açılmış? Tavassuttan açılmış, nüfuz kullanmaktan açılmış. Bu kürsüde söylemiştik “Hoca, yapma bu işleri” diye.

Şimdi, bu, Hukuk Politikaları Kurulu üyesi, en büyük nüfuzu kullanacak adam, hakkında dava açılmış, tutuklanmıyor, gözaltına alınmıyor, hiçbir şey yapılmıyor; gariban vatandaş, yurt dışına çıkma şansı bile olmayan insanlar -Cumhurbaşkanı 104’teki yetkilerini kullanmıyor- hâlâ içeride yatıyor -sağlık sorunu olan 1.500 kişi, 400’ü ağır sağlık sorunlu- ve bu yasadan hoca yararlanacak, diğerlerine de “terörist” diyeceksiniz, başka bir şey diyeceksiniz, yararlanmayacak. Kimi kandırıyorsunuz siz ya? Öyle majestelerinin hâkimleri, savcıları durduk yerde dava açacaklar. Hocayı bunun içerisine koyacaksınız, düşünen insanları, vatanseverleri içeride yatıracaksınız, ondan sonra gelip burada adaletten bahsedeceksiniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) - Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

15’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

16’ncı madde üzerinde 2’si aynı mahiyette olmak üzere 3 önerge vardır. İlk okutacağım 2 önerge aynı mahiyettedir. Önergeleri okutup birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 16’ncı maddesinin kanun teklifinden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

             Alpay Antmen                      Turan Aydoğan                Zeynel Emre

                  Mersin                               İstanbul                          İstanbul

      Saliha Sera Kadıgil Sütlü                 Tufan Köse             Süleyman Bülbül

                 İstanbul                               Çorum                             Aydın

 

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

              Bedri Yaşar                       Ayhan Altıntaş                  Ayhan Erel

                 Samsun                               Ankara                           Aksaray

         Arslan Kabukcuoğlu                   Yasin Öztürk                  Hüseyin Örs

                Eskişehir                              Denizli                           Trabzon

              Ümit Beyaz

                 İstanbul

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Evet, aynı mahiyetteki önerge üzerinde ilk söz talebi Tufan Köse’nin.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

TUFAN KÖSE (Çorum) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Öncelikle, bu coronavirüs günlerinde fedakârca görevlerini yapan başta hekimlerimiz olmak üzere tüm sağlık çalışanlarımıza buradan şükranlarımızı gönderiyorum. Yine, Emniyet teşkilatımızın 175’inci kuruluş yıl dönümü. Fedakârca görevlerini yapan polislerimize de buradan, Türkiye Büyük Millet Meclisinden selamlarımızı gönderiyorum. Tüm emekçileri, görevlerini yapan, 82 milyonun hizmetinde olan tüm emekçilerimizi, buradan kutluyorum.

Değerli arkadaşlarım, yine, bugün Boğazlıyan Kaymakamı Mehmet Kemal Bey’in idam edilişinin 101’inci yıl dönümü. Daha sonra Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ve silah arkadaşlarını da idama mahkûm edecek Nemrut Mustafa Divanının kararıyla Boğazlıyan Kaymakamı da idam edilmişti 10 Nisan 1919 tarihinde.

Yine -az evvel bir arkadaşımızın sözlerinden duydum- geçmiş dönemde HDP Eş Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı adayı Sayın Selahattin Demirtaş’ın da bugün doğum günü olduğunu öğrendik, kendisine de uzun ömürler diliyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlarım, şimdi, Boğazlıyan Kaymakamından söz ettim. Niye söz ettim? Sürekli konuşuluyor, işte “Sayın Recep Tayyip Erdoğan hakkında ‘terörist’ suçlaması yapıldı, bugün olsaydı affedilmeyecekti.” diye. Doğru mu? Doğrudur. İşte, Nemrut Mustafa Divanı, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü, Boğazlıyan Kaymakamını “terörist” suçlamasıyla, o dönemde vatana ihanet suçlamasıyla idama mahkûm etti mi? Doğru mu? Doğru. Eğer siz “terörist” tanımını hukukun evrensel ilkelerine göre belirlemeyip de iktidarın yani güç sahibi kimse onun kendi çıkarlarına göre belirlerseniz Türkiye Büyük Millet Meclisinde bile bu konuda bir anlaşmaya varamazsınız ve sürekli bu konuda niza çıkar ve çıkıyor, Grup Başkan Vekilleri kendi aralarında tartışıyorlar.

Şimdi, benim söz aldığım kanun maddesinde yine Adalet ve Kalkınma Partisinin bir klasiği var, “Mahkûmiyet kararı kesinleşmemişse mahkûmiyet kararını veren ilk derece mahkemesi yeniden o hükümle ilgili ya da o mahkûmla ilgili karar verebilir, emniyet tedbirleri uygulayabilir.” diye bir hüküm. Hâlbuki -hukuk fakültesinin ilk yıllarında öğretilir bu iş- eğer bir mahkeme o dosyadan elini çekmişse bir daha dönüp de o dosyayla ilgili herhangi bir işlem yapamaz; hukukun evrensel, genel ilkelerinden birisidir. Yine, genel ilkelerinden birisi bu düzenlemeyle ihlal ediliyor.

Tabii, bu iş AK PARTİ klasiği dedim, niye klasiği? Bakın, arkadaşlar -sürekli konuşuyoruz, Komisyonda da çok konuştuk- bu düzenlemeyle kaç mahkûmun tahliye edileceğini kimse bilmiyor. Ben eminim. Adalet Bakanlığının bürokratları da, bu işleri iyi bilen bürokratları da kaç kişinin tahliye olacağını bilmiyor, biz de zaten aramızda anlaşamıyoruz. Az evvel bizim Bartın Milletvekilimiz Aysu Bankoğlu çıktı, dedi ki: “Cinsel dokunulmazlığa karşı suç işleyenler de tahliye olacak.” Herkes itiraz ediyor. Doğru, tahliye olacak ama zaten tahliye olacaklardı, biraz öne çekiliyor. Yani, bu tür çekişmeler var, bu tür çelişkiler var. Tahliye olacaklar, doğru. Yani, on sekiz yıldır yürüyen iktidar döneminde, gerek kanun hükmünde kararnamelerle gerek yapılan bu torba kanun tasarılarıyla, düzenlemeleriyle ve gerekse gece yarıları getirilen bir kısım maddelerle Türk hukuk sisteminin ve mevzuatının altını üstüne getirdik biz; o yüzden anlaşamıyoruz. Bakın, çok önemli bir şey söylüyorum: Adalet Bakanlığının bürokratları bile bugün kaç kişinin tahliye olacağı konusunda hemfikir değiller.

Şimdi, diyoruz ki -başka konuşmalarda değineceğim önemli konulara ama- cezaevlerimizdeki doluluk oranı nedir, bilen var mı? Kimi diyor ki cezaevlerindeki doluluk oranı yüzde 120, kimi diyor ki 300 bin. Yani belirli bir şey yok. Niye yok, biliyor musunuz arkadaşlar? Bakın, 1999 veya 2000’li yılların başında bu F tipi cezaevleri çıktı, diğer özel tip cezaevleri çıktı. Nasıl çıktı? Koğuş sistemini kaldırdık biz -eskiden biz de çok giderdik avukatken- ne yaptık? Üçer kişilik odalar, bir ortak alan, 3 kişi yatacak koğuşlara önce birer yatak daha koyduk, oldu 6 kişi. Sonra, olmadı, yetmedi -sayı artıyor ya sürekli; 2002’de 50 bin olan mahkûm sayısı bugün 300 binlere varmış- birer tane daha yatak koyduk, oldu üçer kişilik. Ben de yatılı okul çocuğuyum, çok iyi bilirim. Sonra, üçer kişi de olmadı, o da yetmedi, ranza ilave ettik. Yani 3 kişilik bir düzende 40 kişi yatar oldu. Böyle olduğunda da zaten doluluk oranımız nedir, cezaevlerinin kapasitesi yeterli midir, bunu bilmek mümkün değil.

Arkadaşlar, bakın, işin esası şu: Böyle bir düzenlemeye ihtiyaç vardı ama corona günlerinde yine hiçbir uzlaşma aramaksızın -yandaş falan diyorlar ama inanın yani çok da yanlış söylemiyor gelen arkadaşlarımız- yandaşları bırakmaya çalışıyorsunuz. Bu memlekette yaşayan her insan infaz sisteminde eşit olmak zorunda. Bakın, Türk Ceza Kanunu’nda adaleti sağlayabilirsiniz ama infaz sisteminde adaleti sağlayamazsınız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın Sayın Köse.

TUFAN KÖSE (Devamla) – Zaten Türk Ceza Kanunu cinayet suçu işleyene otuz yıl veriyor, müebbet veriyor; başka suç işleyene iki yıl veriyor, bir yıl veriyor. Yani, orada sağlanan adaleti tekrar buralarda düzeltme şansınız yok. Gelin, iki bin yıllık tarihi olan bu memlekete ihanet etmeyelim. Tekrardan, bana göre, bir uzlaşı sağlayalım ki… Zaten bu af kanunu, beşte 3 çoğunlukla çıkması lazım. Aslında çok önemli diyen de arkadaşlarımız. Bir uzlaşıyla beraber, bu corona günlerini vesile kılarak cezaevlerimizde hakikaten bu nüfusu azaltalım. Yani hırsızlık yapan corona virüsünden etkileniyor, sağlığı tehlikeye giriyor da ya da rüşvet yiyenin sağlığı tehlikeye giriyor da bu rüşveti basın yoluyla dile getiren gazetecinin sağlığı tehlikeye girmiyor mu? Yani bunu kim söyleyebilir ki? O anlamda benim özellikle talebim, önergelerimiz kabul edilsin ve başlangıçta yapılan hatadan geri dönülsün de bu memlekete ve bu millete hizmet etmek hepimize kısmet olsun.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ikinci söz talebi Sayın Bedri Yaşar’ın.

Buyurun Sayın Yaşar.

BEDRİ YAŞAR (Samsun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün, tabii, Sağlık Bakanlığımız yine yirmi dört saatteki vakaları açıkladı; 98 ölümüz var, toplam sayı 1.006, vaka sayısı da 47.029. Ben, kayıplarımıza Allah’tan rahmet diliyorum, hastanede şifa bekleyen kardeşlerimize de Allah’tan şifalar diliyorum.

Değerli milletvekilleri, sözlerime Peygamber Efendimiz’in “Afta hata, cezada hatadan daha iyidir.” sözleriyle başlamak istiyorum. Maalesef, üzerinde iyi çalışılmadan, bilimsel görüşlere itibar edilmeden, tartışmalara fırsat verilmeden, cezaevlerinde yer açma telaşıyla çıkarılmak istenilen bir infaz yasa teklifiyle karşı karşıyayız. Ne yazık ki bu teklif infaz sorunlarını kalıcı şekilde çözebilecek bir teklif olmadığı gibi, bugün geçmesi hâlinde, şundan hiç şüpheniz olmasın ki kısa bir zaman sonra biz yine infaz sorunlarını tartışmaya devam edeceğiz çünkü bu teklif, uzun bir zaman önce gündeme taşınmış olmasına rağmen, üzerinde doğru çalışılmamış, ihtiyacı ve beklentiyi karşılayabilecek bir kanun teklifi olma özelliğiyle hazırlanmamıştır. Uzun zamandan beri cezaevleri dolu. Ek ranzalar kondu, hatta bazı mahkûmların yerlerde yattığına dair de duyumlar bile alıyoruz.

Değerli milletvekilleri, sizler hep yaptığınız cezaevi sayılarıyla övünüyorsunuz, diyorsunuz ki: “178 tane cezaevi açtık.” 2019 yılında açılan 14 yeni cezaevi var. Türkiye’deki toplam cezaevi sayısı da 375. Sizler 2002’de iktidara geldiğiniz zaman toplam mahkûm sayısı 60 bindi. 2003’te bu rakam 64 bin, 2007’de 90 bin, 2008’de 103.325, 2012’de 136 bin, 2016’da 164.461; bugün ise maalesef 300 bini aştı. Buna karşılık cezaevlerinin toplam kapasitesi 219.270 olarak açıklanmıştır.

Değerli milletvekilleri, sizler bunları hiç sorguladınız mı? Bugün Türkiye’de 300 bin civarında tutuklu varken, cezaevlerinde 300 bin kişi varken, gelişmiş ülkelerde bu rakam 60 bin, 70 bin. Dolayısıyla insanlar neden suç işliyor, neden cezaevine giriyor? Bunların sebeplerinin ve sonuçlarının araştırılıp bunların üzerinde kafa yorulması lazım gelir diye düşünüyoruz.

Bizler, size, bu yasa hazırlanırken muhalefet olarak bazı önerilerde bulunduk, dedik ki: “İnfaz hâkimlerinin uzmanlıkları olsun, yargılamayı yapan mahkemenin yerine geçmesinler.” İkincisi, hapis cezasının ertelenmesinde dolandırıcılık, hırsızlık, sahtecilik, rüşvet, zimmet, irtikâp gibi suçlarda eski hâle getirme, zararı giderme şartının konulmasını -atı alan Üsküdar’ı geçtiğiyle kalmasın, faturayı da ödesin- istedik. Üçüncüsü, kasten yaralama suçu, kadına karşı işlenmesi hâlinde ağırlaştırılsın, üstelik mağdur sadece eşle sınırlanmasın, açıkça kadın olarak tariflensin istedik. Yine, uyuşturucuda, kadına karşı şiddet, cinsel suçlar, terör, Atatürk ve Türklüğe hakaret gibi kırmızı çizgimizde olan suçlarda kurum dışında konaklamalı çalışma imtiyazına karşı olduğumuzu deklare ettik.

Muhalefet olarak bütün bunları söylerken bugün, çıkaracağımız 70 maddelik yasada sadece 17 maddeyle ilgili çekincelerimizi söyledik, önerilerimizi sunduk, dedik ki: “Hiç olmazsa bu maddelerde bir değişiklik yapalım.” Madem bunu hep beraber yapacağız, hiç olmazsa muhalefetin de önerilerini dikkate almanız lazım. Kelime değişiklikleri dâhil, bunlarla ilgili verilen önergeleri bile otomatikman reddediyorsunuz. Dolayısıyla, o zaman nasıl birlikte çalışacağız, nasıl birlikte karar vereceğiz? Siz, muhalefetin sizin her getirdiğiniz önergeye “evet” demesini bekliyorsunuz. E, biz de sizin onay ve noter makamınız değiliz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

BEDRİ YAŞAR (Devamla) - Dolayısıyla, düşüncelerimizi bu kürsüden açık ve net ifade etmeye her zaman devam edeceğiz diyorum.

Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 207 sıra sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 16’ncı maddesinde geçen “veya” ibaresinin “ya da” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

              Murat Çepni                 Dirayet Dilan Taşdemir        Züleyha Gülüm

                  İzmir                                  Ağrı                             İstanbul

         Muazzez Orhan Işık          Serpil Kemalbay Pekgözegü          Nuran İmir

                   Van                                   İzmir                              Şırnak

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Nuran İmir’in.

Buyurun Sayın İmir. (HDP sıralarından alkışlar)

NURAN İMİR (Şırnak) – Sayın Başkan, Genel Kurulu selamlıyorum.

Şimdi, bir yıldan fazladır yargı paketiniz yani af yasanızla toplumu beklettiniz, oyaladınız ve umutlandırdınız. Peki, karşımıza şimdi ne çıkıyor? Yine, klasik “terör” söylemiyle binlerce tutsağı resmen ölüme terk etme gayretini görüyoruz. “Terör” adı altında sizden olmayan -kim olursa olsun- herkese bir terör damgası yapıştırdınız.

Yıllardır getirdiğiniz torba yasalarla, KHK’lerle uygulamış olduğunuz onlarca hukuksuzluktan, yaptığınız onlarca hak ihlallerinden sonra, kimse sizden tarafsız ve bağımsız bir şekilde davranmanızı tabii ki beklemiyor. Fakat bugün, iktidarlığın, yasanın hatta devletin bile önüne geçen insan yaşamı söz konusu. Bu yüzden, bu infaz yasasında uygulayacağımız eşitlik ilkesi aynı zamanda insanlıkta eşitlik olacak, ölümde değil, yaşamda eşitlik olacak.

Ancak dünyayı saran ve her gün binlerce insanı öldüren, insan yaşamını tehdit eden bu salgın karşısında sizin şartsız, koşulsuz cezaevlerini tahliye etmeniz gerekirken siz bir kanun çıkarıyorsunuz ve cezaevlerinde ne kadar hırsız, gaspçı, istismarcı vesaire varsa affediyorsunuz. Bununla birlikte ne yapıyorsunuz? Seçeni, seçileni, gazetecileri, belediye eş başkanlarını, milletvekillerini, akademisyenleri, öğrencileri ve binlerce insanı bu kapsamın dışında tutuyorsunuz. Bırakmanızdaki amaç nedir, bütün kamuoyu zaten bunu çok iyi biliyor. Peki, sizler bunu ne kadar ahlaki ve vicdani görüyorsunuz? Hangi demokraside düşünce suç sayılmış ya da siyaset yapma suç sayılmış ya da propaganda suç sayılmış? İktidarınızın demokrasi anlayışı bu mudur?

Bakın, kapsam dışı bıraktıklarınızı sadece cezalandırmıyorsunuz, ayrıca ölüme terk ediyorsunuz ve bunu bile bile yapıyorsunuz. Yaşanacak her can kaybından da iktidarınız sorumlu olacaktır. Binlerce tutuklunun henüz iddianameleri bile ortada yok. Bu zalimlik değil midir? Suçsuz oldukları ortaya çıktığında bunun hesabını önce kendinize, sonra 82 milyon yurttaşa nasıl vereceksiniz? Bilinmelidir ki infazda yapılacak en ufak bir ayrım katliamın kendisidir. Yol yakınken bu hatadan dönülmez ise ve tahliyeler sağlanmaz ise toplumda yine umulmadık yeni yaralar açılacaktır ve cezaevindeki mahpuslar, kaldırıldığı düşünülen idam cezasının birer öznesi olacaklardır.

Bugün cezaevlerinde yüzlerce ağır hasta mahpus var. Bağışıklık sistemleri olası Covid-19 virüsünü tolere edecek durumda değildir.

Değerli milletvekilleri, mesela, Şırnak’ta hemen hemen her aileden 1 ferdin cezaevinde olduğunu biliyor musunuz? Bu, bir kenti cezalandırma değil midir? Niçin bu insanlar cezaevinde biliyor musunuz? Ya Kürt olduğu için ya HDP’ye oy verdiği için ya da sizin alternatifiniz olan bazı kurumlarda yöneticilik ettiği için bu insanlar cezaevinde. Bu bir düşman hukuku değil midir? “Ya kabul edeceksiniz ya da bunun gereğini yerine getireceksiniz.” Bu yaklaşımı da asla ve asla kabul etmeyeceğiz, reddediyoruz.

Şu an sadece Şırnak Cezaevinde 20 hasta tutsak var. İnanın, mevcut hastalıkları ve bulundukları hijyensiz ortam nedeniyle corona virüsüne karşı hiç direnç gösterecek durumda değiller. İHD raporunun bazı isimler konusunda tespitleri vardı, bunları sizin huzurunuzda paylaşmak istiyorum: Mazlum Güzel’in hepatit B’si, kronik astımı; Ömer Ürüm’ün mide rahatsızlığı, Hamza Sünmez’in yüzde 40 zihinsel engeli, Mehmet Demir’in nörolojik rahatsızlığı, Abdulmuttalip Sakman’ın mide rahatsızlığı, Mehmet Turay’ın hepatit B’si, Yusuf Şahin’in mide rahatsızlığı, Necmettin Ormanlı’nın kalp hastalığı, tansiyon ve şeker hastalığı; Agit Bilik’in mide rahatsızlığı bulunmaktadır. Yahya Altun 87 yaşında ağır bir hasta, kendi ihtiyaçlarını bile karşılayamayacak durumdadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

NURAN İMİR (Devamla) – Salih Kutluk’un nörolojik rahatsızlığı, Osman Fidan’ın -95 yaşında- mide rahatsızlığı; kadın koğuşunda, Şadiye Yanık’ın -47 yaşında- şeker ve ülser hastalığı, Halime Cin’in diş ve diş eti rahatsızlığı bulunmaktadır. Kadın koğuşunda, hastaneye kelepçeyle götürülmek istenilirken reddettikleri için cezaevi yönetimi “Siz burada ölseniz dahi sizi hastaneye götürmeyeceğiz.” demektedir. Şimdi, hastalıkları tespit edilen bu insanları bilerek ve isteyerek ölüme mi terk edeceksiniz? Yoksa cezaevleri sizin toplama kamplarınız mı olmuş?

Şunu söylemek istiyorum: Bütün Şırnak halkı dâhil olmak üzere toplumun ezici çoğunluğu eşit bir yasadan eşit bir infazı istiyor. Bu Meclis, bu Kurul bunu uygulamak zorundadır. Aksi takdirde tarih, insanlık adına, bu yasaya el kaldıranı asla ve asla affetmeyecektir. Yandaş adalete “hayır” diyoruz, eşit infaza “evet” diyoruz.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

16’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 20.58

SEKİZİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 21.14

BAŞKAN: Başkan Vekili Süreyya Sadi BİLGİÇ

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Enez KAPLAN (Tekirdağ)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 81’inci Birleşiminin Sekizinci Oturumunu açıyorum.

207 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz. Komisyon yerinde.

Değerli milletvekilleri, 17’nci madde üzerinde 3 önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

İlk önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 17’nci maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

            Ayhan Altıntaş                      Yasin Öztürk                   Ayhan Erel

                 Ankara                               Denizli                           Aksaray

              Ümit Beyaz                         Hüseyin Örs        Arslan Kabukcuoğlu

                 İstanbul                              Trabzon                         Eskişehir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerindeki söz talebi, Sayın Ayhan Erel’in.

Sayın Erel, buyurun.

AYHAN EREL (Aksaray) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, yüce Türk milleti; Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 17’nci maddesi üzerine partim İYİ PARTİ adına söz almış bulunmaktayım, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Büyük komutan, Atatürk’ün silah arkadaşı, Millî Mücadele’mizin kahramanlarından, cumhuriyet tarihinin 2 mareşalinden birisi, Atatürk’ün Anadolu’da örgütlenmeye başladığını duyunca ondan kıdemli olmasına rağmen Atatürk’ün emrine giren, ömrünün yarısını savaş meydanlarında geçiren, Kurtuluş Savaşı’mızın üç Mustafa’sından birisi olan, Büyük Taarruz’un planlarında payı bulunan, Millî Mücadele’mizin temel direklerinden, İstiklal Savaşı döneminin ilk Savunma Bakanı ve Türkiye Cumhuriyeti devletinin ilk Genelkurmay Başkanı Mareşal Fevzi Çakmak’ı vefatının 70’nci yıl dönümünde rahmetle anıyorum. Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere Millî Mücadele kahramanlarımızı da şükranla, minnetle anıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 58’inci maddesinde tekerrür hükümleri düzenlenmiştir. “Tekerrür nedir?” derseniz ve “Mükerrirlere özgü ne demek?” sorusuna cevap vermek gerekirse ceza sistemimizde, failin belirli şartlar dâhilinde ve belirlenen süreler içerisinde birden fazla suç işlemesine tekerrür; bu tür durumlara ilişkin düzenlenen özel hükümlere de mükerrirlere özgü hükümler denilmektedir. “Tekerrür” kelime olarak tekrar etmeyi ifade etmekle birlikte, ceza hukukumuzda failin birden fazla suç işlemesi anlamına gelmektedir. Kanun’un tekerrür hükümlerini düzenlemesinin amacı, failin suç işlemeyi tekrarlamasının önüne geçmek, suçun tekrarı hâlinde ise faile uygulanacak cezanın ve infazının tatbikini daha ağır şartlara bağlamaktır. Çeşitli ceza sistemlerinde tekerrürün şartları farklı şekillerde düzenlenmiştir. Türk ceza hukuku sisteminde ise -burada öne çıkan en önemli özellik- tekerrür bakımından aynı suçun işlenmesinin şart olmamasıdır. Örneğin, kasten işlenmiş olan iki farklı suçun işlenmiş olması da tekerrür kapsamında kabul edilmektedir ancak kasten işlenen suçlar ile taksirle işlenen suçlar kendi aralarında tekerrüre esas olmamaktadır.

Bir hükümlünün suçta tekerrür ettiğini kabul edebilmek için, ilk suça ilişkin cezanın kesinleşmesinden itibaren kanunda belirlenen süreler içerisinde yeniden suç işlemiş olması şartı aranmaktadır. İlk suça ilişkin yargılama henüz kesinleşmemiş yani ilk derece mahkemesi veya üst mahkemelerde yargılama devam ediyor iken işlenen ikinci suç tekerrür kapsamında değerlendirilmez. Eğer kişi suç işlerken 18 yaşından küçük ise bu suç, tekerrür düzenlemesi kapsamında değerlendirilemez ve tekerrüre esas olamaz. Yani kanunda yer alan düzenlemeye göre, her iki suç birbirinden farklı suçlar olabilir ancak kasıtlı suçlar ile taksirli suçlar, sırf askerî suçlar ile diğer suçlar arasında tekerrür hükümleri uygulanmamaktadır.

Tekerrür hâlinde suça ilişkin ceza, mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmektedir. 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un mükerrirlere özgü infaz rejimi düzenlemesinin yer aldığı 108’inci maddesine göre, tekerrür hâlinde hükümlü, cezanın üçte 2’sini değil dörtte 3’ünü infaz kurumunda iyi hâlli olarak geçirmesi hâlinde koşullu salıverilme düzenlemesinden faydalanabilir. Eğer tekerrür hükümleri ikinci defa uygulanmışsa hükümlü artık koşullu salıverilme düzenlemesinden faydalanamaz.

Ceza kanunlarımızda bazı suçlar için hapis cezası ile adli para cezası seçimlik olarak düzenlenmiştir. Düzenlemeye baktığımızda, bu istinaf yolu kapalı olan suçun neden tekerrüre esas oluşturmayacağı hususu konusunda bir açıklık yoktur dolayısıyla bu açıklama olmadığından, ilgili maddeyle çeliştiği göz ardı edilmemelidir. Bu nedenle, bu maddenin kanun metninden çıkarılmasının uygun olacağı kanaatindeyiz.

Hepinizi saygıyla selamlarım. (İYİ PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Şimdi okutacağım 2 önerge aynı mahiyettedir, önergeleri okutup birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 17'nci maddesinde geçen "tekerrüre” ibaresinin "tekrara” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

             Alpay Antmen                       Zeynel Emre Süleyman Bülbül                                                            Mersin                           İstanbul                    Aydın                           Turan Aydoğan Saliha Sera Kadıgil Sütlü      Ali Mahir Başarır                                                             İstanbul                  İstanbul                               Mersin

 

Aynı mahiyetteki önergenin diğer imza sahipleri:

         Serpil Kemalbay Pekgözegü          Murat Çepni Muazzez Orhan Işık                                                             İzmir                              İzmir                          Van                                 Dirayet Dilan Taşdemir                   Züleyha Gülüm                                                                                         Ağrı                           İstanbul

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Aynı mahiyette 2 önerge üzerinde ilk söz, Sayın Ali Mahir Başarır’ın.

Buyurun.(CHP sıralarından alkışlar)

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) – Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Evet, yaklaşık üç gündür af yasasını tartışıyoruz yani adaleti konuşuyoruz. Herhâlde uzun bir süre daha buradayız, hafta sonu da buradayız.

Değerli milletvekilleri, bu ülkenin insanlarının -ne kadar farkındayız bilmiyorum ama- ekmek kadar, su kadar, aş kadar adalete ihtiyacı var. Bu ülkede on sekiz yılda tutuklanan, daha sonra beraat eden insanların cezaevinde kaldığı süreleri hesap makinesiyle bir hesaplasak herhâlde binlerce yıl yapar. Daha bunun hesabını alamadan infazı konuşmak, gerçekten çok acı bir durum. Burada, örtülü bir af yasasını konuşuyoruz, tartışıyoruz. Bakın, anneler, babalar, çocuklar televizyonların başında dikkatle bizi izliyor ama geldiğimiz nokta üzüntü verici, benim umutlarım tükenmek üzere. Kanun çıkana kadar, yasalaşana kadar biz tüm uyarıları buradan yapacağız ama bu uyarılara rağmen istediğiniz gibi, getirildiği gibi bu yasa çıkarsa fazla değil iki ay sonra, bu kürsüden konuşacak çok sözümüz olacak.

Değerli milletvekilleri, şimdi, Türkiye’de kovuşturma, soruşturma aşamalarında düzgün bir yargılama yok. İnfazda da adalet beklemiyorum ama öyle bir dönemdeyiz ki iktidarda sosyal adaleti de göremiyorum. Dünya büyük bir felaketi yaşıyor, ülkemiz büyük bir felaketi yaşıyor; her gün yüzlerce, binlerce insan ölüyor. İnsanlar birbirleriyle bir dilim ekmeği paylaşacak durumda ama buna rağmen ötekileştirme, ayrıştırma, “ben” diyor iktidar. Hayır, biz bu durumda bile yardım yasağı getiriyorsak sözün bittiği yerdeyiz.

Benim ülkemde birçok belediye yardım kampanyası başlattı ve bu anayasal bir hak, yasada yeri var; yasaklandı. Neden yapıyor bu yardımları? Yaşlılara, düşkünlere, evine ekmek götüremeyen insanlara yardım etmek için. Ama bir yasak geldi, “Yapamazsın.” denildi, hatta Odunpazarı ve Muratpaşa Belediyelerinin mutfakları kapatıldı. Şimdi, buradan soruyorum: Milyonların seçtiği belediye başkanlarına verilmeyen bu hak kime veriliyor? Bakın, İsmailağa Derneği hesap numarasını yazmış, yardım topluyor. Yine, İsmailağa Kumanya Organizasyonu, 100 lira, hedef 10 bin kumanya.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Onların izinleri var ama.

ALİ MAHİR BAŞARIR (Devamla) – İsmailağa Camisi…

RECEP ÖZEL (Isparta) – İzinleri vardır ama.

ALİ MAHİR BAŞARIR (Devamla) – Ben de bunu soruyorum. Bakın, Recep Özel diyor ki: “İzinleri vardır.” Bunların izinleri var da neden belediyelerin izinleri yok? Ben bunu soruyorum.

RECEP ÖZEL (Isparta) – İzin alsın, izne müracaat etsin diyoruz.

ALİ MAHİR BAŞARIR (Devamla) – Şimdi, milyonların oyunu alan bir belediye başkanı hangi sıfatla bağış alamıyor, İsmailağa cemaati hangi sıfatla yardım topluyor? Ben bunu soruyorum, bunun cevabını verin.

AHMET HAMDİ ÇAMLI (İstanbul) – Kanuna göre.

ALİ MAHİR BAŞARIR (Devamla) – Haa, kanuna göre. Ne yazık ki hiç ders almıyorsunuz.

AHMET HAMDİ ÇAMLI (İstanbul) – Onu başkanlara söyle.

ALİ MAHİR BAŞARIR (Devamla) – Dokuz yıl önce FETÖ için de burada aynı şeyleri söylediğimizde yine “Kanuna göre.” diyordunuz. Sonuç ne oldu? Sonuç aynı.

AHMET HAMDİ ÇAMLI (İstanbul) – Hayır, öyle bir şey yok.

ALİ MAHİR BAŞARIR (Devamla) –.Herhâlde, Çamlı, burada, hatta Türkiye’de en son tartışacağım kişi sensin.

AHMET HAMDİ ÇAMLI (İstanbul) – Niye öyle terbiyesizlik yapıyorsun!

ALİ MAHİR BAŞARIR (Devamla) – Aynen.

AHMET HAMDİ ÇAMLI (İstanbul) – Sen niye öyle terbiyesizlik yapıyorsun? Ne demek istiyorsun sen?

ALİ MAHİR BAŞARIR (Devamla) – Şimdi buradan bizim tavsiyemiz…

AHMET HAMDİ ÇAMLI (İstanbul) – Ne demek istiyorsun sen? Terbiyesiz adam!

ALİ MAHİR BAŞARIR (Devamla) – Sayın Başkan, lütfen…

AHMET HAMDİ ÇAMLI (İstanbul) – Sen ne demek istiyorsun? Ne demek istiyorsun, ne?

BAŞKAN – Sayın Çamlı, lütfen…

Siz devam edin.

AHMET HAMDİ ÇAMLI (İstanbul) – Bu nereden kaynaklanıyor?

ALİ MAHİR BAŞARIR (Devamla) – Seviyenden kaynaklı.

BAŞKAN – Sayın Başarır, siz devam edin lütfen.

AHMET HAMDİ ÇAMLI (İstanbul) – Ne seviyesinden bahsediyorsun sen?

ALİ MAHİR BAŞARIR (Devamla) – Sen ne diyorsun?

AHMET HAMDİ ÇAMLI (İstanbul) – Sen, hangi seviyeden bahsediyorsun?

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Sayın Çamlı…

ALİ MAHİR BAŞARIR (Devamla) – Hayır ya! Böyle şey olmaz Sayın Başkan! “Terbiyesiz” diyor, hakaret ediyor.

BAŞKAN – Sayın Çamlı, lütfen yerinize oturun.

AHMET HAMDİ ÇAMLI (İstanbul) – Hangi çukurdan bana konuşuyorsun sen?

BAŞKAN – Sayın Çamlı, lütfen yerinize oturun.

AHMET HAMDİ ÇAMLI (İstanbul) – Sen kendini ne zannediyorsun da beni ne zannediyorsun, benim seviyemden bahsediyorsun?

BAŞKAN – Sayın Çamlı, lütfen…

AHMET HAMDİ ÇAMLI (İstanbul) – Bu nereden çıkıyor? Bu ukalalık, bu terbiyesizlik nereden çıkıyor?

BAŞKAN – Sayın Çamlı, lütfen.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ MAHİR BAŞARIR (Devamla) – Bana bak, haddini bil!

AHMET HAMDİ ÇAMLI (İstanbul) – Sen haddini bil!

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Sayın Çamlı…

ALİ MAHİR BAŞARIR (Devamla) – Terbiyesiz!

AHMET HAMDİ ÇAMLI (İstanbul) – Bak, bana öyle konuşamazsın!

ALİ MAHİR BAŞARIR (Devamla) – Sen de öyle konuşamazsın!

AHMET HAMDİ ÇAMLI (İstanbul) – Terbiyesizliği sen yapıyorsun!

ALİ MAHİR BAŞARIR (Devamla) – Şu hâline bak, hâline!

BAŞKAN – Sayın Çamlı, lütfen… Sayın Başarır, siz Genel Kurula hitap edin.

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Sayın Akbaşoğlu, bu ne ya? Oturtsanıza yerine!

AHMET HAMDİ ÇAMLI (İstanbul) – Sen kendi hâline bak!

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Ne bağırıyorsun kardeşim!

ALİ MAHİR BAŞARIR (Devamla) – Görmüyor musunuz dediği lafları?

BAŞKAN – Sayın Başarır, siz de Genel Kurula hitap edin.

(AK PARTİ ve CHP sıraları arasında karşılıklı laf atmalar)

BAŞKAN - Sayın Çamlı, siz de yerinize oturun.

Arkadaşlar, herkes yerine otursun. Herkes yerine otursun, lütfen, sayın milletvekilleri.

AHMET HAMDİ ÇAMLI (İstanbul) – Ne seviyesinden bahsediyorsun sen ya! Hangi seviyeden bakıyorsun da ne seviyesi görüyorsun?

BAŞKAN – Herkes yerine otursun sayın milletvekilleri.

(AK PARTİ ve CHP sıraları arasında karşılıklı laf atmalar)

BAŞKAN – Arkadaşlar, müsaade edin...

Herkes yerine otursun lütfen.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başarır, genele hitap et, genele hitap et.

AHMET HAMDİ ÇAMLI (İstanbul) – Kendini ne zannediyor? Ayıp şey ya!

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, herkes yerine otursun. Herkes yerine lütfen.

AHMET HAMDİ ÇAMLI (İstanbul) – Google öğrencisi seni! Gittin Google’dan bir şeyler öğrendin, geliyorsun burada konuşuyorsun.

BAŞKAN – Sayın Başarır…

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Sayın Akbaşoğlu, böyle bir şey yok ya!

AHMET HAMDİ ÇAMLI (İstanbul) – Daha önce de aynı terbiyesizliği yaptı.

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, lütfen, herkes yerine otursun.

AHMET HAMDİ ÇAMLI (İstanbul) – Hayır… Daha önce de aynı terbiyesizliği yaptı, daha önce de.

BAŞKAN – Sayın Çamlı, yerinize oturur musunuz? Sayın Çamlı…

Arkadaşlar, lütfen, yedi saattir çalışıyoruz burada.

AHMET HAMDİ ÇAMLI (İstanbul) – Eğer adamlığın varsa çıkarsın…

ALİ MAHİR BAŞARIR (Devamla) – Sayın Başkan, bakın, lütfen…

BAŞKAN – Sayın Çamlı…Birleşime yirmi dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 21.27

DOKUZUNCU OTURUM

Açılma Saati: 21.47

BAŞKAN: Başkan Vekili Süreyya Sadi BİLGİÇ

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Enez KAPLAN (Tekirdağ)

 

 

-----0-----

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 81’inci Birleşiminin Dokuzuncu Oturumunu açıyorum.

207 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon yerinde.

17’nci madde üzerinde aynı mahiyetteki önergeler üzerindeki ilk konuşmacı olan Sayın Ali Mahir Başarır’ın konuşmasında kalmıştık.

Sayın Başarır, buyurun kürsüye.

Süreniz iki dakika. (CHP sıralarından alkışlar)

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) – Genel Kurulu tekrar selamlıyorum.

Az önce yarım kalan konuşmamda bölüm, İsmailağa cemaatinin bağış toplamasıydı. Şunu soruyordum: Hangi sıfatla, hangi yasal zeminle bu bağışları topluyor ya da benim seçilmiş belediye başkanlarıma verilmeyen bu hak nasıl oluyor da İsmailağa cemaatine veriliyor? Buradan bir soru daha soruyorum: Belediyelerimizin hesaplarına el koyan, mutfaklarını kapatan İçişleri Bakanı, orada toplanan paralara el koydu mu? Bir soruşturma açtı mı, açmadı mı? Bunu merak ediyorum. Ama bence bu süreçte belediyelerin mutfağını kapatmayın. Eğer kapatacağınız bir yer varsa Katar’dan alınan uçağın kontağını kapatın. (CHP sıralarından alkışlar) Belediyelerin mutfağını mühürleyeceğinize Marmaris ve Ahlat’ta yapılan saray inşaatını mühürleyin. Halkın mutfağıyla, ekmeğiyle oynayacağınıza sarayın milyonlarca liralık mutfak masrafını kısın.

Belediyelerin aşevinin hesabına bloke koyacağınıza vergi borçlarını sıfırladığınız şirketlerin hesaplarına bloke koyun. Araç garantisi verdiğiniz, hasta garantisi verdiğiniz o 5 şirketin hesaplarına bloke koyun. Ben anlamıyorum, isminin başında “adalet” geçen bir partinin on sekiz yıl boyunca adaleti bu kadar ayaklar altına almasını anlayamıyorum. Ama yine buradan söylüyorum, hiç yasak koymayın, maske dağıtmaktan âciz bir iktidarın sığınacağı yer yine belediyelerdir.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Akbaşoğlu, buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

36.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, Mersin Milletvekili Ali Mahir Başarır’ın görüşülmekte olan 207 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 17’nci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Değerli milletvekilleri, biraz evvel konuşan hatip bir kıyaslama yaptı, bazı dernek isimleri verdi ve oradan hareketle bir sonuca vardı ama. Türkiye Cumhuriyeti devleti bir hukuk devletidir; kanunlar, mevzuatlar herkesi bağlar. 1983 tarihli 2860 sayılı Yardım Toplama Kanunu, yardımların nasıl toplanacağıyla ilgili, hangi kurum ve kuruluşların hangi mercilerden izin alması gerektiğini sarahaten, açıklıkla beyan etmiştir. Dolayısıyla usulüne uygun bütün başvurular usulüne uygun bir şekilde neticelendirilir. Ancak, “orman kanunu” anlayışı çerçevesinde hareket edilirse o zaman farklı bir durum söz konusu olur. Yani, “Ben hukuku tanımıyorum, usule riayet etmiyorum.” derseniz hangi kurum ve kuruluş olursa olsun onun karşılığını görür. Dolayısıyla Türkiye’de olup biten bütün hadiseler ilgili mevzuat çerçevesinde yapılmaktadır, Yardım Toplama Kanunu da herkesi bağlar. İşin özü de budur, bunu açıklamak istedim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Sayın Özel…

37.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, çok evrensel bir tanımlamaya dönüşmüş olan bir eleştiri; majestelerinin yargısına alınıp cevap veriyorlar zaman zaman. Bütün dünyada bu yargı bağımsızlığının ortadan kalktığı ve ülkeyi yönetene tabi bir yargı noktasına gelir. Ama, sonra dönüyorlar: “Orman kanunu” diyorlar, böyle ifadeler kullanıyorlar. Şimdi, birincisi şu: Bütün belediyelerimiz böyle olağanüstü bir dönemde bir fazla yoksulun kursağından bir lokma fazla ekmek geçsin, bir tane fazla zeytin masasında olsun diye, kursağından geçsin diye gayret gösterirken, “Memlekette aç adam çok, aç kadın çok, yoksul çok ama yardım eden tek adam olsun.” anlayışıyla gidecek olan maskenin, hepimizin vergileriyle alınmış kolonyanın bile “Birinin hediyesidir.” diye dağıtıldığı bir kibir ve kutuplaşmanın ortadan kalkmamasıyla ilgili bir muhtaçlık, bir mecburiyet hissiyle davranan bir anlayış var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi lütfen.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın mevkidaşım, Allah aşkına şuna bir izah getirin: Bir, Eskişehir Büyükşehir Belediyesinin yirmi beş yıldır aşevi var, hesap numarası belli, her ay oraya para yatıyor, insanlar yardım ediyorlar ve o parayla gelebilen aşevinden, alamayan evine gidiyor, o hesaba bile bloke konuldu. Birisi güneş çarığı sıkıyor, çarık ayağı sıkıyor ama aşağıdaki yoksullar perişan oluyor sizin o özensiz kararnamelerinizle. Burdur Belediyesi “Tamam, para toplamayalım, gidin, Tarım Kredi Kooperatifinden çiftçinin malını alın, koliyi verin bana ‘Sokağa çıkma yasağı var, insanlar bunu yapmasınlar.’ diye kendi belediyesini değil Tarım Krediye havale yapın, açıklamaya da ‘yardım kolisi’ yazın, ben dağıtacağım.” dedi, buna el koydunuz, engel oldunuz, Burdur’da şimdi bir sürü insan bundan mahrum. Yani siz bir yolunu bulmuyorsunuz ki, usulüne göre yapılmış belediyelerimizin bütün başvurularını teker teker reddettiniz. Ayrıca yargıya gittik, yürütmeyi durdurma talebiyle gidiyoruz, siz orman kanunundan bahsediyorsunuz. Gerçekten adaletsiz, gerçekten vicdansız bir yaklaşımdır. Emek verecekseniz kürsüdeki eleştiriye cevap yetiştirmek yerine saraydaki karar verene bu adaletsizliği ortalıktan kaldırma yönünde gayret gösterin.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Akbaşoğlu, lütfen çok kısa.

Buyurun.

38.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, belediyelerin Yardım Toplama Kanunu çerçevesinde ilgili mevzuata göre hareket etmek ve valiliklerden izin almak durumunda olduğuna ilişkin açıklaması

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Çok teşekkür ederim.

Kısaca, biraz evvel CHP’li hatip, hangi kanuna göre işte “Şu dernek toplayabiliyor, şu belediye niye toplayamıyor?” diye bir soru sordu, bu soruya açıklık getirdik: Her belediye için geçerli, ister CHP’li ister AK PARTİ’li ister İYİ PARTİ’li, hangi belediye olursa olsun kanuna tabidir, Yardım Toplama Kanunu çerçevesinde ilgili mevzuata göre hareket etmek durumundadır, valiliklerden izin almak durumundadır ancak izin başvurusu yapmadan “Ben kafama göre hareket ederim.” deme hakkı kimseye ait değildir, özü budur. Hiçbir belediye kendi bütçesinden yardım yapma noktasında engellenmemektedir. Her türlü yardımı, istediği gibi belediyeler vatandaşlara yapabilir.

BAŞKAN – Anlaşılmıştır Sayın Akbaşoğlu.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Yardım toplama ise bambaşka bir usule tabidir.

Teşekkür ederim.

IX.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Denizli Milletvekili Cahit Özkan, Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül ve Afyonkarahisar Milletvekili Ali Özkaya ile 57 Milletvekilinin Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2762) ve Adalet Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 207) (Devam)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ikinci söz talebi Sayın Serpil Kemalbay’ın.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, konuşmadan sonra bir ara verelim. Sokağa çıkma yasağı ilan edildi Ankara’nın da içinde bulunduğu illerde. Bu yeni durumu birlikte değerlendirmemiz gerekiyor çalışanlar açısından, birçok açıdan.

BAŞKAN – Buyurunuz Serpil Hanım. (HDP sıralarından alkışlar)

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) - Genel Kurulu selamlıyorum.

Bugün, sevgili Selahattin Demirtaş’ın doğum günü. Selahattin Başkana doğum günün kutlu olsun diyorum her ne kadar bugün şu anda bizi duyamıyorsa da. Ve yine, sevgili Metin Göktepe’nin de doğum günü. Yıllar önce bir polis şiddetiyle, işkencesiyle katledilmişti. Eğer yaşıyor olsaydı 52 yaşında olacaktı. Sevgili Metin Göktepe’yi de burada saygıyla anıyorum.

Yine, Soma İmbat Madencilikte bir iş cinayeti yaşandı, 3 işçi yaşamını yitirdi. Yaşamını yitiren işçilere rahmet diliyorum ve yaralılara acil şifa diliyorum. Bu iş cinayeti, Soma’da yaşanan iş cinayeti cezasızlıkla sonuçlanmasın ve failler bulunsun, hesap sorulsun diyorum.

Değerli arkadaşlar, çok önemli bir gündemle burada bulunuyoruz. Aslında infaz paketi bir yandaş kurtarma paketi olmasaydı eğer, corona virüsü salgınına karşı cezaevlerinde yapılması gereken işleri, alınması gereken önlemleri planladığımız ve yaşam hakkını hayata geçirdiğimiz bir paket olacaktı. Fakat ne yazık ki burada defaatle anlatıldığı gibi burada bir coronavirüse karşı, cezaevlerinde önlemle karşı karşıya değiliz. Meclis halkın iradesini yansıtmak için vardır ancak burada halkın iradesi yerine sarayın kararları konuşuluyor. Bizler burada bir virgülü dahi değiştiremediğimizi bir kez daha gördük. Dünyayı bu kadar ayağa kaldırmış bir sorun yaşanıyorken milyonlarca insan yaşamını kaybedecek dünyada ve Türkiye'de de bu yüz binlerce insana denk geliyor. Şu anda, 60 binle aldığınız cezaevlerinde 300 bine yakın insan var ve bu 300 bin insanın en az 1.500’ü ağır hasta ve hasta mahpuslardan oluşuyor. Bu demektir ki aslında -coronavirüsün nasıl yayıldığını da düşünürsek eğer- hapishanelerden binlerce ölüm çıkabilir. Bu çok acil ve yakın bir tehlike olarak karşımızda duruyor. Fakat burada, iktidar partisinin ne kadar sorumsuz, ne kadar vurdumduymaz olduğunu bir kez daha görüyoruz. Burada aslında bir cinayetin temelleri atılıyor adım adım, önümüzdeki günlerde yaşanacak cezaevlerindeki katliamın adımları atılıyor. Kilometre taşları AKP-MHP blokunun eliyle burada döşeniyor. Hemen, çok uzak olmadan birkaç ay sonra cezaevlerinden tabutlar ardı ardına çıktığı zaman, işte bu tabutların sorumlusu bu iktidar olacaktır değerli arkadaşlar.

Bakın, Dünya Sağlık Örgütü Covid-19’un gribe göre 10 kat daha öldürücü olduğunu söylüyor. Bu size bir şey ifade ediyor mu? Etmiyor. Sizin şu anda tek amacınız var: Covid-19 salgınını bekanızı daha güçlendirmek için bir fırsata çevirmek ve Covid-19 salgınını siyasete alet etmek istiyorsunuz fakat bizim şu anda tam da birlik ve dayanışmaya ihtiyacımız var. Fakat ne yazık ki bu kutuplaştırıcı siyasetiniz yüzünden, bu birlik ve dayanışmayı inşa edemiyoruz. Oysa, hem İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nde hem Avrupa Konseyi ve Birleşmiş Milletlerin bizim de tarafı olduğumuz kararlarında yaşam hakkının dokunulmaz bir hak olduğu ifade ediliyor. Ve mahpusların yaşam hakkını korumak bu devletin görevidir, sorumluluğudur, bu iktidarın görevidir ve eşit infaz bir lütuf olmayacaktır, tam tersine işte, corona virüsüne karşı yaşam hakkını koruyan bir politika olacaktır. Fakat ne yazık ki siz özel afla çeteleri, mafyayı, gaspçıları, kadına yönelik şiddet uygulayanları, çocuk istismarcılarını serbest bıraktığınız bu yasayla aslında halkın haklarını, yaşam hakkını gasbediyorsunuz. Size bir fotoğraf göstermek istiyorum: Selma Altan, Selma abla, şöyle de bakabilirsiniz. Selma abla 71 yaşında, ileri derecede KOAH hastası, kalp hastası, tansiyon hastası. Dört ay önce -torununun, kızının evinde, bir ameliyat için gittiği İstanbul’da- siyah maskeli polisler tarafından evi basılarak gözaltına alındı. Ciddi anlamda risk altında olan Selma ablanın suçları neymiş?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi lütfen.

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (Devamla) – Tutuklu ve hükümlülere yardım etmek, yargılanma nedenine bakmaksızın bütün mahpuslara ve ailelerine yardım etmek, avukatı olmayana avukat bulmak, uzak memleketlerden ziyarete gelemeyenlere yardımcı olmak, parası olmayanlara harçlık bulmak, kitap göndermek, kart atmak. Selma abla dört aydır hâkim karşısına bile çıkamazken şimdi altı yıl ceza almış, birine saldırmış, yaralamış, altı yıl ceza almışlar serbest kalacak ancak tutuklanan ama mahkeme yüzü görmeyen Selma abla, ileri derece KOAH hastası olarak cezaevinde ölüme terk edilecek. Bu, ne akılla ne izanla ne vicdanla ne ahlakla ne hukukla ne adaletle ne eşitlikle açıklanamaz arkadaşlar. Bu, cinayettir, siz cinayet işliyorsunuz şu anda. Alacağınız bu kararlar insanların orada ölmesine sebep olacak. Şakran Cezaevinde yatıyor, şimdiden corona salgını baş göstermiştir…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (Devamla) – …ve 1 kişi de yaşamını yitirmiştir.

Sizleri sorumluluğa davet ediyorum.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

17’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

18’inci madde üzerinde 3 adet önerge vardır. 2 önerge aynı mahiyettedir, önergeleri okutup birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 18’inci maddesinin Kanun Teklifi’nden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

            Turan Aydoğan                       Zeynel Emre Saliha Sera Kadıgil Sütlü

                 İstanbul                              İstanbul                          İstanbul

             Alpay Antmen                        Murat Emir

                  Mersin                                Ankara

 

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

            Züleyha Gülüm                  Muazzez Orhan Işık Serpil Kemalbay Pekgözegü

                 İstanbul                                 Van                               İzmir

              Murat Çepni                 Dirayet Dilan Taşdemir

                  İzmir                                  Ağrı

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ EMİNE YAVUZ GÖZGEÇ (Bursa) - Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Komisyonun katılmadığı aynı mahiyetteki 2 önerge üzerinde ilk söz Sayın Murat Emir’in.

Buyurun Sayın Emir. (CHP sıralarından alkışlar)

MURAT EMİR (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Yine alıştığınız bir yöntemle 70 maddelik ve 11 ayrı kanunda düzenleme yapan son derece karmaşık, karman çorman, hatta bir çorbayı yine bir torba yasa niteliğiyle getirdiniz. Özü itibarıyla baktığınız zaman, istisna suçlar ayrı tutulduktan sonra cezaların yüzde 40’ını yatanların serbest bırakılmasını öngören bir teklifle karşı karşıyayız.

Değerli arkadaşlar, öncelikle teklifin genel bir değerlendirmesini yapacak olursak, bir defa genel gerekçesi son derece eksik, son derece özensiz yazılmış, infaz hâkimliğinden bahsediliyor sadece. Oysa Türkiye’nin yaşadığı ekonomik, sosyal çalkantılar, toplumsal barış ihtiyacı ve Türkiye’deki özellikle bu Covid salgınıyla ilgili hiçbir şey yok. “Bu af yasasının genel gerekçesi nedir?” diye baktığınız zaman son derece özensiz bir genel gerekçeyle karşı karşıyayız. Devam ediyoruz, çapraşık, neye göre seçildiği belli olmayan, istisnaların suçun niteliğine, fiilin ağırlığına göre belirlenmediği ve sonrasında keyfî günlük ihtiyaçlara göre istisnaların belirlendiği, zaman zaman da istisnaların istisnasının belirlendiği bir kanun teklifi. İddia ediyorum, bunu yazanlar -buradaki bürokratlar dâhil, Komisyondakiler dâhil- bu yasayı asla bilmiyorlar ve öğrenemeyecekler. Oysa böylesine kritik bir yasanın çok daha açık, çok daha basit olması gerekirdi.

Bakınız, bu teklif aslında bir af yasası. Siz buna af demiyorsunuz ama bu bir af yasası. Ceza Yasamızın 65’inci maddesinin (2)’nci fıkrası açıkça bunu öngörüyor, “İnfazın bir kısmının veya tamamının azaltılmasını öngören değişiklik özel aftır.” diyor. Şimdi, siz buna özel af demiyorsunuz, diyorsunuz ki: “Biz, denetimli serbestliği genişlettik; koşullu salıverilmede sırasında üç yıl, sırasında dört yıl, hatta sırasında altı yıl cezası kalanı serbest bırakacağız, izinli saydık. Gerektiğinde bu izni de uzatacağız ama sonuç olarak biz buna af demeyeceğiz.”

Değerli arkadaşlar, siz tabii Anayasa Mahkemesinin hâlâ bir mahkeme olmadığına ve sarayın ağzının içine baktığına güveniyorsunuz ama nihayetinde bir Anayasa yargısı yapacak. Anayasa yargısı, sizin lafzınızla, kelimelerinizle bağlı değildir. Ufkunuzu genişletmek için sormuş olayım: Mesela, biz bu yasaya “infaz kanununda değişiklikler” demeseydik de “armut” deseydik Anayasa Mahkemesi bu kelimeyle bağlı mı olacaktı? Anayasa Mahkemesi açıp “Yasama organı ne yapmış, hangi yasaları düzenlemiş, sonuç olarak bu değişikliklerle hükümler ve sonuçlar nasıl değişmiş?” diye bakmayacak mıydı? Elbette bakacak ve Anayasa Mahkemesine güveniyorsunuz ama hâlâ bu olanak var. Dolayısıyla, bu bir aftır, açık seçik bir özel aftır ve bir özel affın gerektirdiği nitelikli çoğunlukla buradan geçmek zorundadır. Ama bunu yapamıyorsunuz, bunu yapamadığınız için, ortak akılla, muhalefetle birlikte el ele vererek Türkiye’nin barışına, Türkiye’nin demokrasisine, Türkiye’nin yargısına, Türkiye’nin adaletine katkı verecek ortak bir yasa yapamadığınız için de böylesine bir laf cambazlığıyla affı gözden kaçırmaya çalışıyorsunuz. Ama bunları tarih yazacak arkadaşlar.

Bakın, öyle tutarsız bir yasa ki bütün suçları neredeyse affediyorsunuz, mesela gasbın alt sınırından altı yıl almış bir kişi belki de bu yasa sayesinde cezaevine hiç girmeden, bakın hiç girmeden çıkacak, vicdanlar kanayacak ama tefecilik suçunun cezasını artırıyorsunuz yani diyorsunuz ki: “Hırsızları, gaspçıları, yaralayanları, örgüt kuranları affediyoruz ama faizcilerin cezasını artırıyoruz.” Bunu da alanlarda kullanmak için yapıyorsunuz.

Son bir söz değerli arkadaşlar: Bakınız, ne olursa olsun, aklınızdan geçenleri biliyoruz 2 sene önce bir gece operasyonu yaptığınızı hiç unutmadık, reşit olmayana karşı cinsel istismar suçunu bu torbanın içine bir yerinden eklemeyi düşünüyorsanız, onları affetmeyi düşünüyorsanız sakın aklınızdan dahi geçirmeyin, biz bunu engelleriz, Türkiye’yi başınıza yıkarız.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

VI.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI (Devam)

2.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Süreyya Sadi Bilgiç’in, 30 büyük il ve Zonguldak ilinde hafta sonu itibarıyla sokağa çıkma yasağı ilan edildiğine ancak Meclis çalışmalarına devam edileceğine ve Meclis personelinin de Meclis kimlik kartlarıyla gidiş geliş yapabileceğine ilişkin açıklaması

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, bir bilgi paylaşmak istiyorum: Biliyorsunuz, 30 büyük il ve Zonguldak’ta hafta sonu itibarıyla cumartesi, pazar günleri için sokağa çıkma yasağı ilan edildi ancak Meclisimiz çalışmalara devam edecek ve Meclis personelimiz de Meclis kimlik kartlarıyla birlikte sorun olmadan Meclise gidiş gelişlerini sağlayabilecekler.

IX.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Denizli Milletvekili Cahit Özkan, Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül ve Afyonkarahisar Milletvekili Ali Özkaya ile 57 Milletvekilinin Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2762) ve Adalet Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 207) (Devam)

BAŞKAN – Evet, aynı mahiyetteki önergeler üzerinde 2’nci söz talebi Sayın Murat Çepni’nin.

Buyurun Sayın Çepni.

MURAT ÇEPNİ (İzmir) – Teşekkürler Başkan.

Genel Kurul ve değerli halkımız; evet, bugünleri özetleyen en temel kavram fırsatçılık. Gölgesinden bile korkar hâle gelen iktidarın hezeyanlarıyla yine önümüze getirdiği bir af kanunuyla karşı karşıyayız. Evet, bu düpedüz bir fırsatçılık.

Bugün, Soma’da 3 işçi kardeşimiz hayatını kaybetti. Ülkede her ay ortalama 100 işçi iş cinayetlerinde hayatını kaybederken şimdi de coronavirüs nedeniyle hayatlarını kaybediyorlar.

Evet, AKP işçi sınıfına çalışmayı talimat verirken bir taraftan da “Evde kal.” çağrısı yapıyor. Bugün de bu af yasasıyla tüm cezaevlerinde sözüm ona virüse tedbir olarak bir yasa getiriyor fakat siyasi mahpuslara, siyasi tutsaklara ölümü reva görüyor. İşçi sınıfına ölümü reva gören siyasi tutsaklara da aynısını reva görüyor.

Peki, AKP bugün coronavirüsle nasıl mücadele ediyor? Şöyle mücadele ediyor: Evet, “Evde kal.” çağrısı yapıyor fakat fabrikalar çalışmaya devam ediyor. “Evde kal.” çağrısı yapıyor, “Sosyal mesafeyi koruyun.” çağrısı yapıyor fakat işçi sınıfı şantiyelerde yan yana çalışmaya devam ediyor. Evet, “Evde kal.” çağrısı yapıyor fakat fabrikalardan pozitif vakalar, ölümler çıkmasına rağmen açık tutmaya devam ediyor. Evet, “Evde kal.” çağrısı yapıyor fakat 18-20 yaş arasındaki insanlara çalışma talimatını İçişleri Bakanlığının genelgesiyle veriyor.

Peki, nasıl mücadele ediyor? Şöyle mücadele ediyor: Çöpten hurda toplayan hurdacının arabasına el konulmuştur. “Ödeme yapmıyoruz.” diyen Stajyer Avukat Yağız Timoçin -evine 3 polis aracı ve 1 akreple gidilmiş- internet başında eylem hazırlığındayken kıskıvrak yakalanmıştır! Evet, böyle mücadele ediyor. Kaçak tıraş yapan berbere baskın yaparak suç aletleri olan tıraş makinesine, tarağa, makasa el koymuştur fakat bir arka sokakta fabrikalar çalışmaya, atölyeler çalışmaya devam ediyor. İşte, AKP fırsatçılığı, ikiyüzlülüğü tam olarak budur.

Şimdi, 18’inci maddede de açık ceza infaz kurumuna geçişi düzenliyor. Burada da siyasi mahpuslara geçiş için İdare ve Gözlem Kurulunun iyi hâl ve pişmanlık dayatması dayatılıyor.

Şimdi, buradan soruyoruz: İyi hâl ne demektir? Pişmanlık ne demektir? Peki, iyi hâl olup olmamasına kim karar verecek? AKP’nin belirlediği tetikçiler. Zaten bu insanlar AKP’nin politikalarına itiraz ettikleri için, “hayır” dedikleri için oradalar. Sizin halk düşmanı siyasetinize “hayır” dedikleri için, bunun karşısında mücadeleyi yükselttikleri için oradalar. İyi hâl dediğimiz, zaten orada bulunan siyasiler bu toplumun en güzel insanları dolayısıyla iyi hâle ihtiyacı olan, pişmanlığa ihtiyacı olan doğrudan sizlersiniz. Peki, bu arkadaşlarımız neden pişman olacaklar? “AKP iktidarı yüzde 1’in iktidarıdır.” dedikleri için mi? “AKP iktidarı kendi bekasını korumak için halka savaş açtı.” dedikleri için mi? “AKP iktidarı bu ülkenin dağını, taşını, ormanlarını sermayeye peşkeş çekti.” dedikleri için mi? Bunu asla göremeyeceksiniz. Biz şunu söyleyelim: Bu infaz paketi, af düzenlemesidir ve bu af düzenlemesi, AKP’nin asla teslim alamayacaklarını ölüme terk etme planlamasıdır. Biz buradan şunu söylüyoruz ve bugün siz saraylar yapasınız diye ölen işçiler için, saraylarda daha çok şatafatınız sürsün diye ölen işçiler için, içeride ve dışarıda özgürlük mücadelesini yükseltenlerle şunu söylemeye devam edeceğiz:

“Saraylar saltanatlar çöker/kan susar bir gün/zulüm biter/…/ bugünlerden geriye/bir yarına gidenler kalır/bir de yarın adına direnenler…/…/bitmedi daha sürüyor o kavga/ve sürecek/yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek” (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Buyurun Sayın Akbaşoğlu.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; biraz evvel ifade edilen temelsiz ve gerçek dışı iddiaların tümünü reddettiğimizi ve iade ettiğimizi belirtmek isterim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Kayıtlara geçmiştir, teşekkür ediyorum.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 18’inci maddesinin birinci fıkrasında geçen yer alan “eklenmiştir” ibaresinin “ilave edilmiştir” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

            Ayhan Altıntaş                      Yasin Öztürk        Arslan Kabukcuoğlu

                 Ankara                               Denizli                          Eskişehir

              Ümit Beyaz                          Ayhan Erel                   Hüseyin Örs

                 İstanbul                              Aksaray                           Trabzon

             İsmail Koncuk

                  Adana

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ EMİNE YAVUZ GÖZGEÇ (Bursa) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Evet, önerge üzerinde söz talebi Sayın İsmail Koncuk’un.

Buyurun. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

İSMAİL KONCUK (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

İnfaz yasasıyla ilgili, 18’inci maddeyle ilgili İYİ PARTİ Grubu adına görüşlerimizi ifade edeceğim inşallah.

Dün Mehmet Metiner’in bir yazısı vardı, dikkatinizi çekmiştir belki de. Metiner aynen şöyle diyor: “Bizzat bilirim ki o tarihlerde AK PARTİ’mizin Millî Eğitim Bakanı olanlar ‘cemaatin sendikası’na yönlendirme yaptılar. Okullarına, medyasına, bankalarına vs… Cumhurbaşkanı, Başbakan Yardımcısı, Bakan, üst düzey bürokrat ve parti yöneticisi sıfatıyla…”

Kimse kalmamış yani o tarihte AK PARTİ içerisinde Cumhurbaşkanından -gerçi o zaman şu andaki Cumhurbaşkanımız Başbakandı- nezaketen bahsetmemiş Mehmet Metiner ama AK PARTİ’nin Başbakan dışında hepsinden bahsetmiş yani herkes FET֒ye yardımcı olmuş.

Tabii, şimdi, bu infaz yasasını değerlendirirken aklımıza gelmiyor değil. Bu yönlendirenler yani vatandaşı, gariban vatandaşı, öğretmeni, adliye çalışanını, efendim, polisi vesaireyi yönlendirenler ne durumda, yönlenen insanlar ne durumda? Öyle ya, koskoca Millî Eğitim Bakanı, Başbakan Yardımcısı, bakanlar, parti yöneticileri insanlara birtakım tavsiyelerde bulunacaklar, insanlar da bu tavsiyeleri yerine getirecekler ve onlar suçlu ama yönlendirenlerden herhangi biri suçlanmayacak.

Değerli milletvekilleri, bu, akla da vicdana da herhâlde hukuka da aykırı bir durumdur ama bu infaz yasasında böyle bir düzenleme yok. Elbette vatandaşlarımızın da aldanma hakkı var. Bu aldanmış vatandaşlarımıza bir yol bulunmak zorunda, bir çare bulunmak zorunda yani bunları “Ne olursa olsun, ölsünler, yok olsunlar, daha beter olsunlar.” mantığıyla değerlendirmemiz +mümkün değil. Eğer bu ülkede devleti yöneten insanların aldanma, yanılma hakkı varsa vatandaşlarımızın da aldanma hakkının var olduğunu hepimizin düşünmesi lazım. O zaman bu infaz yasasında bunlar niye yok diye düşünürüz.

Değerli milletvekilleri, şimdi, bir ara sağlık merkezinden bir doktor, AK PARTİ Sincan Belediye Başkanını bir “tweet” atarak övmüş, “Sağ olsun Sincan Belediye Başkanımız, bizim ihtiyacımız olan maskeleri, siperlikleri bize gönderdi, kendisine teşekkür ediyoruz.” demiş ve arkasından da Ankara İl Sağlık Müdürlüğü böyle bir “tweet” attığı için bu doktorumuza soruşturma açmış desem, inanır mısınız? İnanmazsınız. Bakın, Kocaeli’nde Dr. Sibel Gören, Saraybahçe Aile Sağlığı Merkezinde doktor, aile hekimi, diyor ki: “Bizi düşünen birilerinin olması güzel. Belediye elinden geldiğince yardımcı olmaya çalışıyor. Bugün siperliklerimiz, maskelerimiz ve bonelerimizi teslim ettiler. Bizim ASM (aile sağlık merkezi) her ne kadar belediyeye ait olmasa da belediyeye ait ASM’lerden üç ay kira almayacaklarını duyurdu.” Teşekkür ediyor belediye başkanına. Ne olmuş bu doktor, bu doktorun başına ne iş gelmiş? Kocaeli İl Sağlık Müdürlüğü hemen soruşturma açmış bu “tweet” yüzünden.

Şimdi, değerli milletvekilleri, bir doktorun aile sağlık merkezlerine yardım eden herhangi bir belediyeyi övmesi, övme de değil teşekkür etmesi ne zamandır suç kabul ediliyor ya? İzmit Belediye Başkanını övmüş, Hürriyet Kaplan değil mi? Bu kabul edilebilir mi? Bu sağlık müdürü nasıl bir akıl taşıyor, nasıl bir izan taşıyor sizlerin takdirine bırakıyorum. Bu sağlık müdüründen bunun hesabı sorulmak zorundadır. Bir AK PARTİ’li belediye aynı şeyi yaptığında övmek, teşekkür etmek suç değilse herhangi bir siyasi partiye ait olan belediye başkanının yaptığına karşılık teşekkür etmek de suç olarak kabul edilemez. Bu Sağlık İl Müdürü aklını kaybetmiş âdeta, Kocaeli Sağlık İl Müdürü bu uygulamayla aklını kaybetmiştir.

(Mikrofon otomatik cihat tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Koncuk, sözlerinizi tamamlayın lütfen.

İSMAİL KONCUK (Devamla) – Değerli milletvekilleri, bu kriz çok şeyi gösterdi bize, devlet bizim devletimiz, Türk milletinin devleti; devletimiz her dara düştüğünde yanındayız biz, her başımız dara düştüğünde de devlet bizim yanımızda olacak.

Geçen EPDK’nin bir düzenlemesi oldu, hepiniz gördünüz, eleştirdik bunları, kıyasen fatura düzenleme dönemi başladı. Evi boş olmuş, yayladaki evi kapalı, denizdeki evi kapalı veya evini kapatmış bir akrabasının yanına gitmiş, köyüne gitmiş insanlara kıyasen fatura düzenleniyor. Değerli milletvekilleri, bu, milleti, işletmelere tercih etmektir, o doğal gaz dağıtım şirketlerine âdeta milleti satmaktır. Bu anlayışı kınadığımızı ifade ediyoruz. Yani siz milletin yanında olacaksınız ama maalesef değilsiniz.

Saygılar sunuyorum.

Teşekkür ediyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

18’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

19’uncu madde üzerinde 3 adet önerge vardır, önergeleri okutup aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 207 sıra sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 19’uncu maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

“MADDE 19 - "Ceza ve güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un 16. Maddesinin 5’inci fıkrası yürürlükten kaldırılmış 3. 4. ve 6. fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

3) Yukarıdaki fıkralarda belirtilen geri bırakma kararı; tam teşekküllü devlet hastanelerinin, eğitim ve araştırma hastanelerinin, üniversite hastanelerinin sağlık kurullarınca düzenlenen rapor üzerine infazın yapıldığı yer Cumhuriyet Başsavcılığınca verilir. Hükümlünün ceza infaz kurumunda tedavi edilmesinin mümkün olduğuna ilişkin tam teşekküllü devlet hastanesi, eğitim ve araştırma hastanesi, üniversite hastanesi tarafından verilen rapora hükümlü veya üçüncü dereceye kadar bir yakının itirazı halinde; kararı veren hastane dışındaki bir başka hakem hastanenin sağlık kurulu tarafından karar verilir.

(4) Hapis cezasının infazı, gebe olan veya doğurduğu tarihten itibaren altı yıl geçmemiş bulunan kadınlar hakkında geri bırakılır.

(6) Maruz kaldığı ağır bir hastalık veya sakatlık nedeniyle ceza infaz kurumu koşullarında hayatını yalnız idame ettiremeyen hükümlünün cezasının infazı üçüncü fıkrada belirlenen usule göre iyileşinceye kadar geri bırakılır.”                    

              Murat Çepni               Serpil Kemalbay Pekgözegü Muazzez Orhan Işık

                  İzmir                                  İzmir                               Van

       Dirayet Dilan Taşdemir                Züleyha Gülüm                 Habip Eksik

                   Ağrı                                İstanbul                             Iğdır

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ EMİNE YAVUZ GÖZGEÇ (Bursa) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Habip Eksik.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

HABİP EKSİK (Iğdır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Şimdi, on dokuz saatlik Komisyon çalışmasından sonra bu teklif virgülü dahi değişmeden Genel Kurula geldi. Tüm itirazlarımıza rağmen, tüm uyarılarımıza rağmen bir virgülünü dahi değiştirmediniz ve maalesef vicdandan, adaletten, eşitlikten yoksun bu kanun teklifini, af düzenlemesini Genel Kurula getirdiniz. Evet, bu düzenleme bir af düzenlemesidir ve maalesef büyük bir kesimi de kapsamamakta, ötekileştirmekte, dışlamaktadır.

Bu 19’uncu maddede de altı ayı olan, işte, gebe olan ya da doğuran annelerin bir buçuk yıl ertelenmesi cezalarının, geriye bırakılması; sonrasında tekrar cezalarının infaz edilmesiyle ilgili bir düzenleme var. Burada da AKP’nin teklifinde gerekçede şu var, diyor ki: “Anne ve çocuğun cezaeviyle tanışması, karşılaşması geciktirildi.” Evet, burada da görüyoruz ki zaten AKP’nin orada da suçun şahsiliğiyle ilgili hiçbir şey yapmadığı, çocuğu da bir buçuk yıl sonra yani bir yıl altı ay sonra cezaevine koyacağını alenen gösterdiğini görüyoruz.

Şimdi, gelelim en önemli kısmına… Gerçekten yani bir hekim olarak ben bu kanun teklifini gördüğüm zaman, Komisyonda da görüştüğümüzde, bu teklifin hazırlayıcıları resmen Nazi Almanyasının rejiminden etkilenmişler çünkü bu teklif eğer bu Meclisten geçerse işte, cezaevleri ölümevlerine dönüşecek ve cezaevleri Nazi Almanyasının kamplarına dönüşecektir. Nazi Almanyasının rejimi, ne diye insanları o kamplara koyuyordu biliyor musunuz? Devlet düşmanları diye. Kimlerdi bu devlet düşmanları? Sosyalistler, komünistler, sosyal demokratlar, Romanlar, Yahudiler, eş cinseller yani kendileri gibi düşünmeyen, kendileri gibi dünyaya bakmayan bütün insanları, kendileri gibi olmayan bütün insanları imha etmek için kamplara topladılar ve oralarda kimine enfeksiyon bulaştırdılar, kimini de gaz odalarında boğup, yaktılar.

İşte, bugün, gerçekten, eğer bu kanun teklifi de geçerse coronavirüsün bu kadar yaygın olduğu, büyük bir salgına dönüştüğü, pandemiye dönüştüğü, Covid-19 hastalığının bu kadar öldürücü olduğu bir dönemde siz, 200 binden fazla insanı cezaevine koyarsanız, orada tutarsanız işte, Nazi Almanyasının rejiminin yaptığının tıpkısını yapmış olursunuz çünkü ölüme terk etmiş olursunuz.

Bakın, ben buraya cezaevindeki yaklaşık 1.600 hastanın bilgileriyle geldim, 1.600. 560’ı ağır hasta, içlerinde; son dönem kanser hastaları, yine kalp hastaları, tansiyon hastaları, şeker hastaları bir sürü örnek verebilirim. Sadece, size kendi seçim bölgemden olan bir kişiyi örnek vereyim: Cengiz Eker, Balıkesir Bandırma 2 No.lu T Tipi Kapalı Hapishanesindedir. Yaklaşık yirmi yıla yakındır da cezaevinde, kalp hastası, 3 tane damarı tıkalı, anjiyo olmuş, 2 damarına stent takılmış; aynı zamanda, akciğerinde 3 tane nodül tespit edilmiş ve nefes darlığı var. Size soruyorum, vicdanınıza soruyorum: Bu hastalık, bu enfeksiyon cezaevlerine bulaştığı zaman Cengiz Eker’in yaşama gibi bir ihtimali var mı? İşte, siz, burada, bu kanun teklifine öyle elinizi kaldırdığınız zaman elinizi vicdanınıza koyacaksınız, insanların cezaevinde yaşamının, yaşam hakkının devlete emanet edildiğini hesaba katmalısınız.

Bakın, arkadaşlar, yaşam hakkı dokunulmazdır, mutlaktır. Sizler eğer insanların cezaevine girdikten sonra imha edilmesini, orada yok edilmesini amaçlarsanız Nazi Almanyasının rejiminden hiçbir farkınız olmaz. Onun için de bu teklifi düşünerek, elinizi vicdanınıza koyarak oylamaya katılın. Öyle saraydan emir geldiği gibi ne olursa olsun ben kabul ederim anlayışıyla oy vermeyin.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın Sayın Eksik.

HABİP EKSİK (Devamla) – Tamam Sayın Başkan.

Bakın, Nazi Almanyasının yaptıkları tarihe utanç olarak düştü çünkü binlerce insanı kamplarda, orada yok ettiler, imha ettiler. Sizler de aynı utançlarla anılmayın. Arkadaşlarım burada “Çocuklarınıza bunun hesabını verirsiniz, günü gelir size sorarlar.” dediği zaman hopluyorsunuz, diyorsunuz ki: “Bize nasıl bunu sorarlar?” Bakın, arkadaşlar, emin olun, bu kanun teklifi ne hukukla ne de insanlıkla ne de vicdanla hiçbir bağı yoktur. Bakın, sizler eğer bu kanun teklifini bu hâliyle kabul ederseniz toplumun vicdanını da yok etmiş olursunuz. Toplumun vicdanı yok olursa işte o zaman bütün şeylerde güçlüler birbirinin kurdu olur. Bugün sizler güçlü olabilirsiniz ama yarın başkaları güçlü olacaktır. Gelin, yapmayın, ne İslam hukukuna ne medeni hukuka uyan, hiçbir hukuka uymayan bu yasağa “evet” demeyin, vazgeçin bu zulümden, vazgeçin bu kıyımdan.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ederim. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Evet, önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Birleşime on dakika ara veriyorum ve Grup Başkan Vekillerini hemen kürsü arkasına davet ediyorum.

Kapanma Saati: 22.29

ONUNCU OTURUM

Açılma Saati: 22.39

BAŞKAN: Başkan Vekili Süreyya Sadi BİLGİÇ

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Enez KAPLAN (Tekirdağ)

 

 

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 81’inci Birleşiminin Onuncu Oturumunu açıyorum.

Danışma Kurulunun bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım.

Okutuyorum:

VII.- ÖNERİLER (Devam)

B) Danışma Kurulu Önerileri

1.- Danışma Kurulunun, Genel Kurulun 11 Nisan 2020 Cumartesi ve 12 Nisan 2020 Pazar günleri toplanması hâlinde birleşimlerin saat 13.00’te başlamasına ilişkin önerisi

10/4/2020

Danışma Kurulu Önerisi

Danışma Kurulunun 10/4/2020 Cuma günü (bugün) yaptığı toplantıda Genel Kurulun 11 Nisan 2020 Cumartesi ve 12 Nisan 2020 Pazar günleri toplanması hâlinde birleşimlerin saat 13.00'te başlaması önerilmiştir.

 

                                                                            Mustafa Şentop

                                               Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı

                                                                                     

        Muhammet Emin Akbaşoğlu            Özgür Özel         Hakkı Saruhan Oluç

                   AK PARTİ                            CHP                                HDP

            Grubu Başkan Vekili          Grubu Başkan Vekili  Grubu Başkan Vekili

 

              Erkan Akçay                       Lütfü Türkkan

                   MHP                               İYİ PARTİ

Grubu Başkan Vekili                      Grubu Başkan Vekili

 

BAŞKAN – Danışma Kurulu önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Değerli milletvekilleri, cumartesi ve pazar günü çalışma saati saat 13.00’te başlayacak. Bunu tekrar bilgilerinize sunmak istiyorum: Saat 14.00 yerine saat 13.00.

Değerli milletvekilleri, 217 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

IX.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Denizli Milletvekili Cahit Özkan, Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül ve Afyonkarahisar Milletvekili Ali Özkaya ile 57 Milletvekilinin Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2762) ve Adalet Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 207) (Devam)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

Alınan karar gereğince kanun teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için, 11 Nisan 2020 Cumartesi günü saat 13.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

Kapanma Saati: 22.42



(x) 7/4/2020 tarihli 78’inci Birleşimden itibaren coronavirüs salgını sebebiyle Genel Kurul Salonu’ndaki Başkanlık Divanı üyeleri, milletvekilleri ve görevli personel maske takarak çalışmalara katılmaktadır.

(x) 207 S. Sayılı Basmayazı 7/4/2020 tarihli 78’inci Birleşim Tutanağı’na eklidir.