TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                           TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                                           65’inci Birleşim

                                                                                    5 Mart 2020 Perşembe

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                                          İÇİNDEKİLER

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- İstanbul Milletvekili Zafer Sırakaya’nın, Almanya’nın Hanau kentinde gerçekleştirilen ırkçı saldırılara ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Kocaeli Milletvekili İlyas Şeker’in, Kocaeli ilinde 1999 depremi sonrasında yapılan imar planı çalışmalarına ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Uşak Milletvekili Özkan Yalım’ın, ulaştırma sektörünün sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

 

IV.- AÇIKLAMALAR

1.- Bursa Milletvekili Erkan Aydın’ın, 64’üncü Birleşimde Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un CHP grup önerisi üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında yaşanılan hadiseleri kınadığına, siyasetin sorunları çözmek için, özgür bireyler olarak yaşanmasını sağlayan şartları oluşturmak için yapıldığına ve huzurlu bir ülke hayalinden vazgeçmeyeceklerine ilişkin açıklaması

2.- Kocaeli Milletvekili İlyas Şeker’in, 1 Mart 1958 tarihinde Kocaeli ili İzmit ilçesinde cumhuriyet tarihinin en büyük deniz kazalarından biri olan Üsküdar vapuru faciasında hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

3.- İstanbul Milletvekili Sibel Özdemir’in, iktidarın “yargıda reform” söylemlerinin ve düzenlemelerinin uygulamada karşılık bulmadığına ve hemen her gün yeni hak ihlallerine şahit olunduğuna ilişkin açıklaması

4.- Adıyaman Milletvekili Abdurrahman Tutdere’nin, corona virüsü sebebiyle başta Lütfabad Sınır Kapısı’nda 1’i hemşehrisi, yaklaşık 800 Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmak üzere sınır kapılarında mahsur kalanların mağduriyetinin giderilebilmesi için Dışişleri Bakanlığına çağrıda bulunduklarına ilişkin açıklaması

5.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, emeklilikte yaşa takılanlar ile taşeronda çalışıp kadro alamayanların yaşadığı mağduriyetin çözüme kavuşturulabilmesi için gerekli çalışmaların yapılmasını temenni ettiğine ilişkin açıklaması

6.- Edirne Milletvekili Okan Gaytancıoğlu’nun, enflasyonu düşüremeyen AKP’nin resmî enflasyon rakamlarını düşürme gayreti içinde olduğuna ilişkin açıklaması

7.- Manisa Milletvekili Bekir Başevirgen’in, Resmî Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanı kararıyla 11 ilde toplam 14 milyon 92 bin 800 metrekarelik alanın yayla olmaktan çıkarıldığına ve bunun iktidar tarafından şu ana kadar bir defada alınmış en büyük imara açma kararı olduğuna ilişkin açıklaması

8.- Mersin Milletvekili Ali Cumhur Taşkın’ın, Gürbulak Sınır Kapısı’nda şehit olan hemşehrisi gümrük muhafaza memuru Özgür Kavastan’a, İdlib şehitleri ile tüm şehitlere Allah’tan rahmet dilediğine, AK PARTİ olarak çiftçilere son on yedi yılda verilen hibe ve desteklerin artarak devam edeceğine ilişkin açıklaması

9.- Ordu Milletvekili Mustafa Adıgüzel’in, Ordu ili Gölköy Sanayi Sitesinin çözüm bekleyen pek çok eksiğine rağmen hizmete açılarak Gölköy esnafının buraya gitmeye zorlandığına, Ordu-Gölköy yolunun on sekiz yıldır bitirilemediğine, Dokuzdolambaç mevkisinde yapımı planlanan tünelin projeden çıkarılmasına yönelik kararın düzeltilmesi ve Gölköy Devlet Hastanesinin eksik olan ana branşlarının tamamlanarak bölge hastanesi olarak kullanılması gerektiğine ilişkin açıklaması

10.- Muğla Milletvekili Süleyman Girgin’in, cep telefonlarına TRT payı, ÖTV ve KDV’den sonra Kültür ve Turizm Bakanlığı için de yüzde 1 vergi getirildiğine ilişkin açıklaması

11.- Nevşehir Milletvekili Faruk Sarıaslan’ın, pancar üretiminde kotayı tutturamayan çiftçilere uygulanan para cezasıyla yerli üreticilerin mağduriyetinin artırıldığına ilişkin açıklaması

12.- İstanbul Milletvekili Ali Şeker’in, İstanbul’dan Singapur’a giden bir yolcunun coronavirüs hastası olduğunun bildirildiğine, Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonunu toplantıya davet ettikleri hâlde Komisyon Başkanı Şenel Yediyıldız’ın toplantıya gerek olmadığını belirterek Anadolu Ajansına verdiği “Coronavirüs 15 Marttan sonra kaybolur, dut pekmezi yersek hiçbir şey olmaz.” beyanatına ilişkin açıklaması

13.- Uşak Milletvekili Özkan Yalım’ın, Türk Hava Yollarının İstanbul’dan kalkarak Nijerya, İsrail ve Singapur’a giden uçaklarında coranavirüs vakasının tespit edildiğine, Ulaştırma ve Altyapı Bakanı ile Türk Hava Yolları Genel Müdüründen önlem alınıp alınmadığı konusunda açıklama beklediklerine ilişkin açıklaması

14.- Tekirdağ Milletvekili İlhami Özcan Aygun’un, engelli vatandaşların kullandığı medikal malzeme fiyatlarının dolardaki artışa bağlı olarak arttığına, mağduriyeti önleyebilmek için Sağlık Uygulama Tebliği fiyatlarının piyasa fiyatlarına uyarlanarak güncellenmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

15.- Trabzon Milletvekili Ahmet Kaya’nın, Türkmenistan Hükûmetinin corona virüsü sebebiyle İran’la olan sınır kapılarını kapatmasıyla aralarında Trabzonlu hemşehrilerinin de bulunduğu 800’e yakın tır şoförünün yaşadığı mağduriyetin giderilebilmesi için yetkililerin devreye girmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

 

 

16.- Niğde Milletvekili Selim Gültekin’in, Niğde Kalesi ve civarının 5366 sayılı Kanun kapsamına alınması taleplerinin uygun görülüp 4 Mart 2020 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmesiyle Niğde ilinin yenilenmesi ve dönüşümü için gerçekletirilecek projeler için başta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere Çevre ve Şehircilik Bakanı ile Niğde Belediye Başkanına teşekkür ettiğine ilişkin açıklaması

17.- Afyonkarahisar Milletvekili Burcu Köksal’ın, nüfusu 2 bin kişinin altında kaldığı için belediyeleri kapatılan Afyonkarahisar ili Güney köyü sakinlerinin hukuk mücadelesini kazanarak yeniden belde olma hakkı elde ettiğine ve bu kararın uygulanması gerektiğine ilişkin açıklaması

18.- Uşak Milletvekili İsmail Güneş’in, Suriye’nin İdlib kentinde şehit olan askerlere Cenab-ı Allah’tan rahmet dilediğine, birlik ve beraberlik şuuruna ülke olarak ihtiyaç duyulan şu günlerde 64’üncü Birleşimde Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un CHP grup önerisi üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Cumhurbaşkanına yönelik ifadelerinin kabul edilemez olduğuna ilişkin açıklaması

19.- Gaziantep Milletvekili İmam Hüseyin Filiz’in, Gaziantep ili Nurdağı ilçesi otogarının olmaması nedeniyle yaşanılan mağduriyetin giderilebilmesi için Çevre ve Şehircilik Bakanlığının destek olmasını talep ettiğine ilişkin açıklaması

20.- Burdur Milletvekili Mehmet Göker’in, 6 Mart Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Burdur’a gelişinin 90’ıncı yıl dönümüne ilişkin açıklaması

21.- Yozgat Milletvekili Ali Keven’in, Yozgat ili Alparslan Türkeş Huzurevi Müdürlüğünce yapılan yemek ihalesinde huzurevinin zarara uğratıldığı iddialarının arka planında neler yaşandığının ve kimlerin olduğunun araştırılmasını beklediklerine ilişkin açıklaması

22.- Gaziantep Milletvekili Bayram Yılmazkaya’nın, Türkiye Cumhuriyeti’ne günlük maliyeti 5 milyon lira olan saraydakilerin ilaç, elektrik, doğal gaz, personel, gıda dâhil hiçbir şeyin parasını kendi ceplerinden ödemediği için yokluk nedir bilmediğine ve bu ülkenin gerçeklerine uzak rakamlar yayınlayan TÜİK’in kapatılması gerektiğine ilişkin açıklaması

23.- Mersin Milletvekili Olcay Kılavuz’un, Avrupa’ya kara ve deniz yoluyla geçiş yapmaya çalışan sığınmacıların Yunan askerlerinin alçak ve barbar tutumlarıyla karşı karşıya kaldığına ve Batı’nın gerçek yüzünü bir kez daha gösterdiğine ilişkin açıklaması

24.- Aksaray Milletvekili Ayhan Erel’in, İdlib’de şehit olan Uzman Onbaşı Birhan Er’in 2013 yılında yaptığı sosyal medya paylaşımına, 5 Mart Reşit Galip’in ölümünün 86’ncı yıl dönümü vesilesiyle genç nesillerin anayasal vatandaşlık temelinde aidiyetini güçlendirerek öğrencilere değer oluşumunda katkı sunan Andımız’ın tekrar okullarda okutulmasını istediklerine ilişkin açıklaması

25.- Mersin Milletvekili Alpay Antmen’in, Oda TV Haber Müdürü Barış Terkoğlu ile muhabir Hülya Kılınç’ın yaptıkları haber nedeniyle tutuklanmasından önce habere ilişkin bilgilerin Meclis gündemine getirilerek kamuoyuna mal edildiğine, tutuklamaların siyasi olduğuna ilişkin açıklaması

26. İzmir Milletvekili Tamer Osmanağaoğlu’nun, Türk milletinin mukaddesatı ve mukadderatı için şehadete erişenleri rahmetle andığına, Bahar Kalkanı Harekâtı’nda mücadele veren Mehmetçiklerin yanında olunduğuna ilişkin açıklaması

27.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Oda TV Haber Müdürü Barış Terkoğlu ile muhabir Hülya Kılınç’ın yaptıkları haber nedeniyle tutuklanmasından önce habere ilişkin bilgilerin Meclis gündemine getirilerek kamuoyuna mal edildiğine, tutuklamaların siyasi olduğuna ilişkin açıklaması

28.- Kahramanmaraş Milletvekili İmran Kılıç’ın, 3 Mart Diyanet İşleri Başkanlığının kuruluşunun 96’ncı, 5 Mart Diyanet İşlerinin ilk Reisi Rifat Börekçi’nin vefatının 79’uncu yıl dönümüne ilişkin açıklaması

 

29.- Mersin Milletvekili Baki Şimşek’in, oturulamaz raporu olan ve depreme dayanıklılık testlerinden olumsuz sonuç çıkan Tarsus Hükûmet Konağı’nın ivedilikle ihalesinin yapılması, Tarsus-Mersin otoyolunun ücretsiz olması ve araç muayene istasyonu açılması konusunda İçişleri Bakanı ile Çevre ve Şehircilik Bakanına çağrıda bulunduğuna ilişkin açıklaması

30.- Muğla Milletvekili Suat Özcan’ın, Türkiye’nin coronavirüsle mücadele amacıyla virüsün görüldüğü ülkelerle hava ve kara yolu iletişimini durdurup tedbir aldığına ancak deniz yoluyla ticari iletişiminin devam ettiğine, yurt dışından birçok geminin boğazlardan geçerek limanlara geldiğine ilişkin açıklaması

31.- İzmir Milletvekili Dursun Müsavat Dervişoğlu’nun, Genel Kurulda başarılı bir çalışma günü temenni ettiğine, ihtiyaç hasıl olması hâlinde hem İYİ PARTİ Grubu adına hem de şahsı adına konuşacağına ilişkin açıklaması

32.- Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül’ün, mevcut mülteci ve sığınmacı yükünü zorlukla taşıyan Türkiye’nin İdlib’den göç eden Suriyelileri barındıramayacağını ve Türkiye’de olup Avrupa’ya geçmek isteyen sığınmacıları da engellemeyeceğini bütün dünyaya ilan ettiğine, Yunan güvenlik güçlerinin deniz ve kara sınırını geçmek isteyenlere yönelik hunharca muamelesinin dünyanın gözü önünde cereyan ettiğine, Türk devleti ve Türk milletinin tarihin hiçbir döneminde mazluma, yardım dileyene sırtını dönmediği gibi bugün de aynı fedakârlığı insanlığa örnek olacak şekilde gösterdiğine, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin talimatıyla özellikle 0-10 yaş grubu mülteci çocukların temel ihtiyaçlarının karşılanması için kampanya başlatıldığına ilişkin açıklaması

33.- İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un, Resmi Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanı kararına göre Millî Eğitim Bakanlığı bütçesinden Türkiye Maarif Vakfına 684 milyon lira aktarılmasının doğru bir yaklaşım olmadığına, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyinin Suriye’deki ihlalleri araştırmak üzere kurduğu komisyonun raporunun Temmuz 2019 ile 10 Ocak 2020 tarihleri arasında yer alan bütün kanlı saldırılara yer verdiğine ve iktidarı ilgilendiren bir rapor olduğuna, Freedom House tarafından açıklanan Dünyada Özgürlükler 2020 Raporu’na göre Türkiye’nin “özgür olmayan ülkeler” kategorisinde yer aldığına ilişkin açıklaması

34.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, elim bir kazada kaybedilen Hafız İsmail Çoşar ile eşi Sevim Coşar’ı rahmetle andıklarına, Cumhuriyet gazetesi yazarı ve Oda TV Haber Müdürü Barış Terkoğlu ile muhabir Hülya Kılınç’ın “Libya şehidi MİT mensubunun cenaze görüntülerine Oda TV ulaştı.” başlıklı haber nedeniyle tutuklandığına ancak bu konudaki haberin önceden İYİ PARTİ İstanbul Milletvekili Ümit Özdağ tarafından yapılan basın toplantısında ifade edilerek Meclis TV tarafından yayınlandığına, yargının siyasetin bu kadar vesayetinde bulunmasının ülkeye verilebilecek en büyük zarar olduğuna, George Mason’un “Basın özgürlüğü öteki özgürlüklerin emniyet supabıdır. Diktatör hükûmetlerden başka hiçbir kuvvet onu kısamaz.” sözünden herkesin alacağı dersler olduğuna ilişkin açıklaması

35.- Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in, hayatını kaybeden Hafız İsmail Çoşar ile eşi Sevim Coşar’a Allah’tan rahmet dilediğine, 1-7 Mart Yeşilay Haftası’nın önemine binaen Meclisin kapalı alanlarında sigara içilmemesi konusunda Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Süreyya Sadi Bilgiç’ten hassasiyet rica ettiğine, tüm dünyayı tehdit eden coronavirüsle mücadele konusunda ortak tavır içerisinde olunması gerektiğine, Sağlık Bakanının süreci çok iyi götürdüğüne ve coronavirüsle alakalı bilgilendirme toplantısı yapacağına, MİT görevlisinin vefatıyla alakalı konuyu teyit ettikten sonra paylaşacağına, basın özgürlüğünün olması gerektiğine ama aynı zamanda Türkiye’nin güvenliğiyle alakalı konulardaki hassasiyetlerin de arkasında durulması gerektiğine ilişkin açıklaması

36.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, Mecliste tartışmaların, sert sözlü münakaşaların yaşanabileceğine ama insani değerlerin de unutulmaması gerektiğine, vefatından dolayı İstanbul Milletvekili Emine Sare Aydın Yılmaz’ın ve Bursa Milletvekili Vildan Yılmaz Gürel’in babalarına, Bursa Milletvekili Atilla Ödünç’ün kayınpederine ve Bingöl Milletvekili Cevdet Yılmaz’ın kardeşine Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

37.- Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in, İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın HDP grup önerisi üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

38.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

39.- Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in, Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın görüşülmekte olan 173 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin ikinci bölümü üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

40.- Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül’ün, İstanbul Milletvekili Oya Ersoy’un görüşülmekte olan 173 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 18’inci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

41.- İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un, Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül’ün yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

42.- Ankara Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun 173 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 19’uncu maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

43.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, İstanbul Milletvekili Musa Piroğlu’nun 173 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 20’nci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki hezeyanlarına cevap verme gereği duymadığına ilişkin açıklaması

 

V.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Süreyya Sadi Bilgiç’in, milletvekillerinin hayatını kaybeden yakınlarına Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin konuşması

2.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Süreyya Sadi Bilgiç’in, Libya şehidi MİT mensubuyla ilgili İstanbul Milletvekili Ümit Özdağ’ın bir basın toplantısının olduğuna ancak bu basın toplantısının Türkiye Büyük Millet Meclisi Televizyonu tarafından haberleştirilirken şehitlerle ilgili hiçbir detaya girilmediğine ve isim verilmediğine ilişkin konuşması

3.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Süreyya Sadi Bilgiç’in, Moskova’da yapılan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin arasındaki görüşmeden sonra bir ateşkes mutabakatına varıldığının ifade edilmesinin ülke ve bölge için hayırlı olmasını dilediğine ilişkin konuşması

 

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Önergeler

1.- Başkanlığın, Şanlıurfa Milletvekili Nimetullah Erdoğmuş’un, Millî Savunma Komisyonu üyeliğinden istifasına ilişkin yazısının 5/3/2020 tarihinde Başkanlığa ulaştığına ilişkin önerge yazısı (4/66)

 

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- İYİ PARTİ Grubunun, Samsun Milletvekili Bedri Yaşar ve 20 milletvekili tarafından, esnaf ve sanatkârların sorunlarının incelenerek bu sorunların çözümü için izlenecek yolların belirlenmesi amacıyla 25/2/2020 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan (10/2597) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 5 Mart 2020 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

2.- HDP Grubunun, Van Milletvekili Tayip Temel ve arkadaşları tarafından, mültecilerin yaşadığı hak ihlallerinin ortaya çıkarılması ve mağduriyetlerinin giderilmesi amacıyla 4/3/2020 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 5 Mart 2020 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

3.- CHP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi Gündemi’nin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan, çiftçilerin kredi temininde ve borçların geri ödenmesinde yaşadıkları sorunların araştırılarak bu sorunlara çözüm önerileri getirilmesi amacıyla verilmiş olan (10/2523) esas numaralı Meclis Araştırma Önergesi’nin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 5 Mart 2020 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

 

VIII.- SEÇİMLER

A) Başkanlık Divanında Açık Bulunan Üyeliklere Seçim

1.- Başkanlık Divanında boş bulunan Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekilliğine seçim

 

IX.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Teklifleri

1.- İstanbul Milletvekili Hulusi Şentürk ile 95 Milletvekilinin Ürün Güvenliği ve Teknik Düzenlemeler Kanunu Teklifi (2/2537) ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 173)

2.- Tekirdağ Milletvekili Mustafa Şentop’un Futbol Maçlarında ve Diğer Spor Müsabakalarında Bütüncül Bir Emniyet, Güvenlik ve Hizmet Yaklaşımı Üzerine Avrupa Konseyi Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/2562) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 175)

3.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı İzmir Milletvekili Binali Yıldırım’ın Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu (IFAD) Arasında IFAD Ülke Ofisi-Doğu Avrupa ve Orta Asya Merkezi Kurulmasına İlişkin Ev Sahibi Ülke Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/1541) ile Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu ve Dışişleri Komisyonu Raporları (S. Sayısı: 53)

 

X.- OYLAMALAR

1.- (S. Sayısı: 53) Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu (IFAD) Arasında IFAD Ülke Ofisi-Doğu Avrupa ve Orta Asya Merkezi Kurulmasına İlişkin Ev Sahibi Ülke Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi’nin oylaması

 

XI.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Hatay Milletvekili Suzan Şahin'in, 2012-2019 yılları arasında pancarın üretim, ithalat ve ihracat miktarlarıyla ilgili verilere ilişkin sorusu ve Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’nin cevabı (7/24721)

2.- Gaziantep Milletvekili Bayram Yılmazkaya'nın, zararlı pestisitlerin yasaklanmasına ilişkin sorusu ve Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’nin cevabı (7/24722)

3.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan'ın, Pasinler Ovasının sulama ihtiyacını karşılayacak olan Alvar Barajı Projesi’nin ne zaman hayata geçirileceğine ilişkin sorusu ve Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’nin cevabı (7/24729)

4.- İstanbul Milletvekili Zeynel Özen'in, Kahramanmaraş'ın bazı mahallelerinde organize sanayi sitesi kurulması ve bununla ilgili verilen mahkeme kararına ilişkin sorusu ve Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’nin cevabı (7/24730)

5.- İzmir Milletvekili Atila Sertel'in, Bakanlığa alınması planlanan ziraat mühendisi, su ürünleri mühendisi ve veteriner hekim sayısına ilişkin sorusu ve Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’nin cevabı (7/25045)

6.- Afyonkarahisar Milletvekili Burcu Köksal'ın, Afyon ili Tarım İl Müdürlüğüne sunulan projelerin onaylanmadığına ilişkin sorusu ve Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’nin cevabı (7/25182)

7.- Manisa Milletvekili Bekir Başevirgen'in, Et ve Süt Kurumu depolarında bekletilen etlere ilişkin sorusu ve Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’nin cevabı (7/25184)

8.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer'in, Erzurum Et Kombinasının taşınma sürecine ilişkin sorusu ve Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’nin cevabı (7/25332)

9.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer'in, gıda israfına ilişkin sorusu ve Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’nin cevabı (7/25335)

10.- Tekirdağ Milletvekili Candan Yüceer'in, Tekirdağ ilinde Bakanlığa ait binaların depreme dayanıklılığına ve depreme karşı alınan önlemlere ilişkin sorusu ve Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’nin cevabı (7/25340)

11.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın, Bakanlık bünyesinde istisnai kadroda veya sözleşmeli olarak istihdam edilirken kadroya alınan personele ilişkin sorusu ve Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’nin cevabı (7/25342)

 

5 Mart 2020 Perşembe

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.04

BAŞKAN: Başkan Vekili Süreyya Sadi BİLGİÇ

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Barış KARADENİZ (Sinop)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 65’inci Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce 3 sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, Almanya’nın Hanau kentinde gerçekleştirilen ırkçı saldırı hakkında söz isteyen İstanbul Milletvekili Zafer Sırakaya’ya aittir.

Buyurun Sayın Sırakaya. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- İstanbul Milletvekili Zafer Sırakaya’nın, Almanya’nın Hanau kentinde gerçekleştirilen ırkçı saldırılara ilişkin  gündem dışı konuşması

ZAFER SIRAKAYA (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; geçtiğimiz günlerde insani bir görev için İdlib’de bulunan Mehmetçik’imize yönelik alçak saldırıda hayatlarını kaybeden kahramanlarımıza Allah’tan rahmet diliyor, şehitlerimizin geride kalan ailelerine, silah arkadaşlarına ve aziz milletimize başsağlığı, yaralı aslanlarımıza acil şifalar dileyerek sözlerime başlamak istiyorum.

Bugün başta Almanya olmak üzere Avrupa’da artan ırkçılık, ayrımcılık ve yabancı düşmanlığına, daha doğru bir ifadeyle İslam, Müslüman ve Türk düşmanlığına şahit oluyoruz. Friedrich Ebert Vakfının her iki senede bir düzenlemiş olduğu “Mitte-Studie” adlı araştırma Almanya’da aşırı sağcı tutumların genel olarak azaldığı ancak Müslümanlara ve sığınmacılara yönelik ırkçı ve aşağılayıcı tutumların son yıllarda giderek yükselişe geçtiğini açıkça ortaya koymaktadır.

İslam düşmanı ırkçı terör 19 Şubat tarihinde Almanya’nın Hanau kentinde bir kez daha aşağılık ve iğrenç yüzünü göstermiş, 4’ü Türk olmak üzere 9 kişinin canına kastetmiştir.

(Uğultular)

BAŞKAN – Arkadaşlar, biraz sessiz lütfen…

ZAFER SIRAKAYA (Devamla) – Terör saldırısında şehit olanlar birimizin evladı, birimizin kardeşi, birimizin annesi veya babası, bir başka ifadeyle üçüncü nesle ait olan kardeşlerimizdi.

Sayın milletvekilleri, insanlığın kurşuna dizildiği ırkçı saldırının hemen ardından, vatandaşlarımızın yanında bulunmak ve acılarını sarmak üzere devletimizin ilgili kurum ve kuruluşlarıyla birlikte Almanya’ya hareket ettik. Hain saldırıda hayatlarını kaybeden kardeşlerimizin evlerini ziyaret ederek ailelerimize, Sayın Cumhurbaşkanımızın “Devlet Başkanı” sıfatıyla bizzat taziyelerini iletmelerine vesile olduk. Almanya’da olduğumuz süre içerisinde sivil toplum kuruluşlarımızın organizasyonuyla, Almanya’da giderek artan ırkçı ve İslamofobik saldırılara dikkat çekmek ve “Artık yeter!” demek için binlerce vatandaşımızla birlikte Hanau sokaklarında kol kola yürüdük. Almanya’da ırkçı terör saldırısına kurban verdiğimiz kardeşlerimizin naaşlarıyla birlikte Türkiye’ye gelerek kardeşlerimize son görevimizi ifa ettik.

Sayın milletvekilleri, Hanau’da karşılaşmış olduğumuz acıya, başta Almanya olmak üzere Avrupa’daki kardeşlerimiz yabancı değiller. Onların temsilcisi olarak bizler de bu saldırılara ve acılara yabancı değiliz. 1984 Duisburg, 1988 Schwandorf, 1992 Mölln, 1993 Solingen, 2011 NSU cinayetleri ve 2020 yılında Hanau’da gerçekleştirilen terör saldırısı.

(Uğultular)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, rica ediyorum, lütfen, sessiz olalım. Bakın, son derece önemli bir konudan bahsediyor Sayın Sırakaya, lütfen…

Buyurun.

ZAFER SIRAKAYA (Devamla) – 1984 yılından Hanau saldırısına kadar son otuz altı yılda Almanya’da gerçekleştirilen ve vatandaşlarımızı hedef alan ırkçı terör saldırılarında 19 vatandaşımız yanarak, 12 vatandaşımız ise vurularak hayatlarını kaybetmişlerdir. Bir kez daha, hayatını kaybeden kardeşlerimize Allah’tan rahmet diliyorum.

Burada sorulması gereken soru şu: Tüm bu ırkçı saldırıların hedefinde neden hep Müslümanlar ve Türkler bulunmakta? Tüm bu saldırıların merkezine akıl hastalığını veyahut da psikolojik rahatsızlığı koymak mümkün mü? Elbette mümkün değil. Vatandaşlarımızı ve Müslümanları hedef alan bu ırkçı ve İslamofobik saldırıların temelini oluşturan bu hastalıklı düşüncelerin, maalesef, Almanya’nın tüm kurumlarına ve dokusuna sirayet ettiğini gözlemlemekteyiz. Almanya Anayasayı Koruma Teşkilatı 2018 verilerine göre Almanya’da 24.100 aşırı sağcı var ve bunun 12.700’ü şiddet eğilimli. Yine, Almanya’dan verilen verilere göre 2017 yılında 1.095, 2018 yılında 910 İslam düşmanı saldırı gerçekleştirilmiş durumda. 2019 yılında 120 cami saldırıya uğramış durumda yani günde 2 tane camimiz. Hanau saldırısı sonrası, ırkçı ve popülist AfD Partisine karşı eleştiriler zirve yaptı, kapatılması gerektiğini söyleyen ifadeler arttı. Peki, tüm bu saldırıların suçlusu olarak AfD Partisini görmek yeterli mi? Sivil toplumun, siyasetin, medyanın, kamuoyunun bütün bu saldırılarda suçu yok denilebilir mi? Özellikle, 11 Eylül terör saldırısından sonra Müslümanların sadece güvenlik sorunu kapsamında değerlendirilmesinin bugünkü iklimin oluşmasında hiç katkısı yok denilebilir mi?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

ZAFER SIRAKAYA (Devamla) – NSU terör saldırısından sonra NSU süreci aydınlatılmadı, şahitler aniden öldü ya da intihar etti, bilgiler ve belgeler yok edildi, mahkeme kararıyla belgelere yüz yirmi yıl erişim yasağı konuldu, NSU avukatlarına –polisten çıktığı kesinleşen- “2.0” rumuzlu tehdit mektupları gönderildi.

Sayın milletvekilleri, hepimizin yüreğini yakan bu ırkçı saldırıların Alman makamları ve sorumlu birimlerince gerekli tedbirler alınmadığı müddetçe önlenemeyeceği gayet basit bir gerçeklik olarak önümüzde durmakta. Alman demokrasisini de hedef alan bu hain saldırı her yönüyle aydınlatılmalı ve suçlulara gereken cezalar verilmelidir. Antisemitik saldırılara karşı verilen tepkilerin aynısı İslam ve Müslüman düşmanlarına veyahut da İslam ve Müslüman karşıtlığına karşı da muhakkak gösterilmelidir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Bizler Hükûmet olarak yurt dışında yaşayan kardeşlerimizin her zaman için yanında olmaya devam edeceğimizi, yalnız bırakmayacağımızı, bundan sonra da sahip çıkacağımızı ifade ederek Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Gündem dışı ikinci söz, Kocaeli’de 1999 depremi sonrasında yapılan imar planı çalışmaları hakkında söz isteyen Kocaeli Milletvekili İlyas Şeker’e aittir.

Buyurun Sayın Şeker. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

2.- Kocaeli Milletvekili İlyas Şeker’in, Kocaeli ilinde 1999 depremi sonrasında yapılan imar planı çalışmalarına ilişkin gündem dışı konuşması

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kocaeli’de 1999 depremi sonrasında yapılan imar planı çalışmaları hakkında söz almış bulunmaktayım. Gazi Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Gerek jeolojik gerekse jeopolitik olarak hareketli bir bölgede yaşıyoruz, yaşadığımız paha biçilmez bu coğrafyanın bedelini de ağır bir şekilde ödüyoruz. Selçuklu’dan Osmanlı’ya, Osmanlı’dan Türkiye Cumhuriyeti’ne ve bugüne kadar uzanan bu süreçte bu aziz vatan için hem cephede hem terörle mücadelede hem de doğal afetlerde şehitler verdik. Kanlarıyla bizlere bu vatanı emanet eden, şehitler tepesini boş bırakmayan tüm şehitlerimizi ve gazilerimizi rahmetle, minnetle anıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemiz dünyanın en etkin deprem kuşakları üzerinde bulunmasına rağmen ne yazık ki deprem 17 Ağustos tarihine kadar pek de önemsenmeyen bir kavramdı, Türkiye’de fazla konuşulmaz, tartışılmaz, sürekli es geçilirdi. Kiminin yaşadığı, kiminin duyunca ürperdiği, kiminin hakkında hiç bilgi sahibi olmadığı depremler, bizlere deprem konusunda yeterince bilinçli ve bilgili olmadığımızı, depremle yaşamayı öğrenmemizi, afet öncesinde alınan önlemlerin hayat kurtardığını, ölümlere depremin değil planlama hatalarının ve sağlıksız binaların neden olduğunu öğretti.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; depremlerde can ve mal kaybının en aza indirilmesi için Hükûmete, yerel yönetimlere ve vatandaşlara önemli görevler düşmektedir. Hükûmetlerimiz deprem öncesi, deprem anı ve deprem sonrasında neler yapılacağı konusunda gerekli tedbirleri aldılar, almaya devam ediyorlar. Yapılan düzenlemelerle Türkiye’de afet yönetimi tek elde toplandı. AFAD, Türkiye’de afet ve acil durumlara ilişkin ülkenin yetkin ve etkili kurumu oldu. Depremle ilgili önemli yasal düzenlemeler yapıldı. Öncelikle Yapı Denetimi Kanunu çıkarıldı, Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun çıkarıldı, Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun çıkarıldı ve Türkiye Bina Deprem Yönetmeliği çıkarıldı. TOKİ ve Bakanlık depreme dayanıklı konutlar ürettiler ve üretmeye devam ediyorlar. Kentsel dönüşüm teşvik edildi, ekonomik destekler ve muafiyetler getirildi.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yaşadığımız 17 Ağustos Kocaeli ve 12 Kasım Düzce depremlerinde 18 binin üzerinde insanımız hayatını kaybetti, milyonlarca liralık ekonomik kayıplar oldu. Bu depremler aynı zamanda ülkemizin kalkınma sürecini de önemli ölçüde etkiledi. Depremlerde can kaybını en aza indirmek için belediyeler ve özel idarelere önemli görevler düşmektedir. Bu görevlerden bazıları: Kaçak inşaata göz yumulmamalı, sıkı denetim yapılmalı, aktif fay hatlarının geçtiği yerleşim yerleri, alüvyon bölgeler ve çökme bölgeleri plan tadilatlarıyla imara kapatılmalı yani depremde can kaybını önlemek için riskli alan üzerinde bulunan binalar bir an önce taşınmalı, riskli yapılar yenilenmeli, plansız, projesiz ve denetimsiz binaların yapımına müsaade edilmemeli.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kocaeli Büyükşehir Belediyesi olası depremlerde can kaybını azaltmak için birçok projeyi uygulamaya koydu. Önce, zeminle ilgili, Kocaeli Fay Etkinliği Araştırma Projesi’ni, Zemin Sınıflaması ve Sismik Tehlike Değerlendirme Projesi’ni, Tarihî ve Risk Arz Eden Binalar İçin Yapısal Sismolojik İzleme Sistemi Projesi gibi projeleri uygulamaya koydu. Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, Kentsel Dönüşüm Araştırma Raporu’nu hazırladı; her yıl uluslararası deprem gerçeği ve kentleşme çalıştayını yapmaktadır. Bu projelerde elde edilen bilgiler doğrultusunda il genelinde imar planları revize edildi. Kartepe ilçemizdeki Rahmiye, Tepetarla, Acısu, Maşukiye bölgelerinden ve Başiskele ilçemizde Kullar, Yuvacık bölgelerinden geçen 18 kilometrelik Kuzey Anadolu Fay Hattı ve koruma bandı imara kapatıldı. Büyükşehir Belediyesi ve TOKİ marifetiyle 20 binin üzerinde konut üretildi.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; belediyelerimiz, imar planlarını fay hatlarına, alüvyon ve çökme bölgelerine göre yeniden gözden geçirmeli, revizyonlarını yapıp ivedilikle fay hatlarını ve çökme bölgelerini imara kapatmalıdır, bu bölgelerin kentsel dönüşümü için de Bakanlıkla irtibata geçip bir an önce bu bölgelerde kentsel dönüşümleri yapmalıdır. Olası depremlerde ve diğer afetlerde artık bir vatandaşımızın dahi burnunun kanamaması için, öncelikle, deprem bölgelerinde deprem öncesi yapılan bütün binaların kontrolü yapılmalı ve kentsel dönüşüme önem verilmelidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

İLYAS ŞEKER (Devamla) – Kentsel dönüşüm, kentteki hastalıklı alanların teşhis ve tedavisidir. Aynı zamanda kentsel dönüşüm, bir koruyucu hekimlik görevi görmektedir. Yüce Allah, Maide suresinin 32’nci ayetinde şöyle buyuruyor: “Kim bir can kurtarırsa bütün insanların canını kurtarmış gibi olur.” Evet, canın bu kadar önemli olduğu bir yerde depremde can kaybının en aza indirilmesi için hepimizin sorumluluğu olduğunu düşünüyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Gündem dışı üçüncü söz, ulaştırma sektörünün sorunları hakkında söz isteyen Uşak Milletvekili Özkan Yalım’a aittir.

Buyurun Sayın Yalım. (CHP sıralarından alkışlar)

3.- Uşak Milletvekili Özkan Yalım’ın, ulaştırma sektörünün sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Sayın Başkan, Değerli Divan, tüm çalışma arkadaşlarım ve bizi izleyen tüm vatandaşlarımız; en içten duygularımla saygı ve sevgilerimi sunuyorum.

Sözlerime başlamadan önce, geçen hafta perşembe gecesi meydana gelen Suriye’deki vahim olayda şehit düşen tüm askerlerimize Allah’tan rahmet ve tüm ailelerine başsağlığı diliyorum. Geçtiğimiz cumartesi günü biz de Uşak Banaz ilçemizde şehidimizi toprağa verdik, tekrar bütün şehit ailelerine sabırlar diliyorum.

Değerli arkadaşlar, bizi izleyen tüm vatandaşlarımız; İran’ın Türkiye’den 3 adet giriş kapısı var. Bunlar, Ağrı’dan Gürbulak, Van’dan Kapıköy, Hakkâri’den Esendere. Bu 3 kapıda nakliyeci arkadaşlarımızın ciddi derecede sorunları var. Ancak bunlar Türkiye sınırına dayandıklarından dolayı gerekli desteği, gerekli müdahaleleri almaktadırlar. Onların –geçimleri- şu anda kalmalarındaki sıkıntılar bir şekilde giderilebiliyor. Ancak en büyük sorun nerede?

Sayın Divan Başkanımız, değerli milletvekilleri; özellikle Sayın Dışişleri Bakanına buradan seslenmek istiyorum: İran’ın çıkışında, Türkmenistan’ın girişinde, Türkmenistan’ın en büyük kapısı Lütfabad kapısıdır. Lütfabad’da şu anda 800 adet tırımız ve 800 şoförümüz maalesef rehin alınmış durumdadır neredeyse. Neden “rehin” diyorum size anlatacağım.

Bunun yanında, yine, İran’ın, Türkmenistan girişinde 2 adet kapısı var, bir tanesi Sarakhs, bir tanesi de Pol kapısı. Lütfabad’da 800, Sarakhs’ta 150, Pol’de ise 50 adet tırımız ve şoförümüz mahsur durumdadır. Biliyorsunuz, corona virüsü sebebiyle İran kapılarını kapattı. Ancak özellikle Lütfabad’da 800 kişinin bulunduğu ortam, tır parkında, tamamen tel örgüyle kapalı, etrafları tamamen kapatılmış bir şekilde, bir açık hapishane konumundadır. Hatta kapılarına asma kilit vurulmuştur ve asma kilidi de maalesef bugün itibarıyla kaynak makineleriyle kaynaklamışlardır hiçbir kimsenin dışarıya girişini ve çıkışını sağlamamak adına. Maalesef buradaki vatandaşlarımız, şoförlerimiz, hem taşıdıkları yüklerin… Hadi bir şekilde mal yerine gelir ama kendilerinin corona virüsünden değil fakat bulundukları ortamdaki ciddi derecede hijyensizlik sebebiyle ve de yiyeceklerin tükenme sebebiyle ya açlıktan veya diğer kapacak oldukları hastalıklardan dolayı da önümüzdeki günlerde ciddi derecede hasta olacaklarını şimdiden görebiliyoruz.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, Lütfabad’ın 3 kilometre yakınında Türk konsolosluğumuz var. Şoför arkadaşlarımız defalarca kendileriyle iletişim kurmalarına rağmen maalesef düne kadar, benim yapmış olduğum basın açıklamasına kadar herhangi bir harekete geçilmedi ama bugün almış olduğumuz iyi bir haberle, konsolosluktan bir ekip gelmiş durumda ve de en azından onlarla ilgilenilmeye başlanmış ancak bu yetmez.

Yapılması gereken şu değerli vatandaşlarımız, değerli milletvekili arkadaşlarımız, özellikle de Ulaştırma Bakanımıza sesleniyorum: Geçen bu tırlarımız, şoförlerimiz, İran’ı transit geçen şoförlerimiz yani İran’da herhangi bir münasebet sağlamış durumda değiller, transit geçip Türkmenistan’a yüklerini boşaltmak amacıyla girenler. Burada yaklaşık on gündür, on beş gündür mahsur durumdalar. On gündür banyo edememiş, yağmur sebebiyle de orada bulunan karaborsacı bakkala ekmek bile gelmediğinden dün yaklaşık yüzlerce şoförümüz aç yatmış durumdadır.

Buradan Dışişleri Bakanı Sayın Mevlüt Çavuşoğlu’na tekrar sesleniyorum: İran bakanlarıyla, özellikle İran Dışişleri Bakanıyla görüşüp transit geçiş yapan şoförlerimizin -Türkmenistan zaten kabul ediyor- Türkmenistan’a geçmeleri sağlanmalı. Türkmenistan’a geçtikten sonra, gerekli işleri bitirdikten sonra, yükünü boşalttıktan sonra da İran üzerinden geri dönmeyecek arkadaşlarımız. Nereden dönecekler? Kazakistan veya Azerbaycan üzerinden, Rusya üzerinden Türkiye’ye dönecekler yani İran’ı kullanmayacaklar. Bu sebepten dolayı da özellikle Sayın Mevlüt Çavuşoğlu’na, bu konuyla alakalı, 1.050 civarında o bölgede bulunan, Lütfabad, Sarakhs ve Pol’de bulunan şoförlerimizin ve araçlarımızın, rehin durumunda tutulan bu araçlarımız ve şoförlerimizin bu durumdan kurtulması adına, bu kötü gidişin bir an önce durdurulması adına gereken  adımın bir an önce atılması üzerinde gerekli uyarımı yapıyorum. Özellikle de hem Sayın Dışişleri Bakanını hem de Ulaştırma Bakanını buradan uyarıyorum.

Değerli vatandaşlarımız –biliyorsunuz- ben diğer konuya gelmeden önce, oradan bir iki tane görüntüyü sizlerle paylaşmak istiyorum. Oradan gelen şoför arkadaşlarımızın göndermiş olduğu görüntüler. Gerçekten herhangi bir hijyen ortamı yok. Buradan durumlarının vahim olduğunu özellikle de sizlerle paylaşmak istiyorum değerli milletvekili arkadaşlarımız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZKAN YALIM (Devamla) – Sayın Başkanım, sizden bir dakika daha süre istiyorum.

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

Buyurun.

ÖZKAN YALIM (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Diğer bir konuysa: Biraz önce söylediğim gibi, geçen cumartesi Banaz ilçemizde, Büyükoturak köyümüzde şehidimizi maalesef toprağa verdik.

Değerli çalışma arkadaşlarım, Suriye’de veya Libya’da, dünyanın neresinde olursa olsun, ama şu anda Suriye’de ve Libya’da olan askerlerimizin hepsi hepimizin çocukları, hepsi bizim oğullarımız, hepsi bizim arkadaşlarımız, hepsi bizim gençlerimiz. Orada onların saçlarının kılına bile zarar gelmesi hepimizin yüreğini dağlıyor. Onun için ben diyorum ki: Gelin bu taşın altına elimizi hep birlikte koyalım, oradaki hava desteği olmadan, komando arkadaşlarımız, bordo bereliler ne kadar profesyonel olursa olsun, maalesef yeni şehitlerle karşı karşıya geleceğimizi de gözlemlemekteyiz. Onun için buradan Sayın Millî Savunma Bakanına, Sayın Cumhurbaşkanına tekrar sesleniyorum: Biliyorsunuz, Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk aynen şöyle dedi: “İstikbal göklerdedir.” Biz hava sahamızdan kontrol edebilecek olduğumuz belirli bir bölgeye askerlerimizi çekelim, F-16’larımızla onları koruyalım ve de bir daha şehit gelmesin diyorum.

Hepinize saygı ve sevgilerimi sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi sisteme giren ilk 30 milletvekiline yerlerinden birer dakika süreyle söz vereceğim.

Sayın Aydın, buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR

1.- Bursa Milletvekili Erkan Aydın’ın, 64’üncü Birleşimde Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un CHP grup önerisi üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında yaşanılan hadiseleri kınadığına, siyasetin sorunları çözmek için, özgür bireyler olarak yaşanmasını sağlayan şartları oluşturmak için yapıldığına ve huzurlu bir ülke hayalinden vazgeçmeyeceklerine ilişkin açıklaması

ERKAN AYDIN (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Dün Genel Kurulda Grup Başkan Vekilimiz Sayın Özkoç’a ve grubumuza yönelik gerçekleşen saldırıyı şiddetle kınıyorum.

Bilinmesini isterim ki, her ne olursa olsun, barış içinde, dostça, eşit, özgür bireyler olarak adil bir ülkede yaşama arzumuzdan asla vazgeçmeyeceğiz. Kaderimizi tek bir kişinin iki dudağı arasına bırakmayacak, bütün yetkilerin tek bir kişide toplandığı tek adam rejimine asla razı olmayacağız. Şehitlik gibi kutsal bir değeri kendi iktidar çıkarlarına alet edinenlere de kanmayacağız. 40 milyon insanımız yoksulluk sınırında yaşarken, her 3 gencimizden 1’i işsizken, ekonomide, tarımda, eğitimde dünyanın gerisinde kalmışken “Ekonomi büyüyor.” yalanlarına da kanmayacağız. Siyaset, bir ülkede sorunları çözmek için yapılır, çocuklara güzel günler yaşatmak için yapılır; toplumun barış içinde, dostça, eşit, özgür bireyler olarak yaşamasını sağlayan şartları oluşturmak için yapılır. O yüzden, teslim olmayacağız; mutlu, huzurlu  bir ülke hayalinden asla vazgeçmeyeceğiz. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Şeker…

2.- Kocaeli Milletvekili İlyas Şeker’in, 1 Mart 1958 tarihinde Kocaeli ili İzmit ilçesinde cumhuriyet tarihinin en büyük deniz kazalarından biri olan Üsküdar vapuru faciasında hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) - Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tam altmış iki yıl önce, 1 Mart 1958 tarihinde Kocaeli İzmit’te Üsküdar vapuru faciası yaşandı. Bu kaza, 16 Eylül 1890’da Japonya sahillerinde batan Ertuğrul fırkateyninden sonra Türkiye denizcilik tarihinin bilançosu en ağır deniz kazasıdır. Yolcularının büyük bir çoğunluğu ortaokul ve lise öğrencisi olan; bazı  kaynaklara göre 300’ün, bazı kaynaklara göre 500’ün üstünde yolcusu olduğu söylenen ve İzmit iskelesinden hareket eden Üsküdar vapurunun, Derince yakınlarında şiddetli rüzgâr sebebiyle batması sonucu sadece 40 civarında kişinin kurtulduğu, 270’in üzerinde insanın hayatını kaybettiği söylenmektedir. Cumhuriyet tarihinin en büyük deniz kazalarından biri olan bu korkunç deniz faciasında hayatlarını kaybedenlere tekraren Allah’tan rahmet diliyorum, mekânları cennet olsun. Allah hiç kimseye böyle bir acıyı yaşatmasın diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. 

BAŞKAN - Sayın Özdemir…

3.- İstanbul Milletvekili Sibel Özdemir’in, iktidarın “yargıda reform” söylemlerinin ve düzenlemelerinin uygulamada karşılık bulmadığına ve hemen her gün yeni hak ihlallerine şahit olunduğuna ilişkin açıklaması

SİBEL ÖZDEMİR (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

İktidarın “yargıda reform” söylemlerinin ve Mecliste oy birliğiyle çıkardığımız “yargıda reform” düzenlemelerinin uygulamada bir karşılık bulmadığı noktasında, hemen her gün yeni hak ihlallerine şahit oluyoruz. İşte, en son Oda TV Haber Müdürü, Cumhuriyet gazetesi yazarı Barış Terkoğlu ile bir muhabir, yaptıkları haber nedeniyle, gece yarısı baskınıyla, “adil yargılama” ilkesi işletilmeden gözaltına alındı ve maalesef şu an tutuklu yargılanacaklar. Yargı reformu sonrasında, uygulamada karşı karşıya olduğumuz bu ve benzeri olaylar Sayın Adalet Bakanının “En iyi reform, uygulamadadır.” yaklaşımının sadece bir sözden ibaret olduğunu ortaya koymaktadır. Bizim de sıklıkla uyardığımız ve uluslararası raporlara da yansıdığı gibi, uygulamada karşılığı olmayan hiçbir reform söyleminin basın özgürlüğü, yargı bağımsızlığı, hukukun üstünlüğü, adil yargılama, düşünce ve ifade özgürlükleri bağlamında bir öneminin olmadığını bir kez daha vurguluyorum.

Teşekkürler.

BAŞKAN - Sayın Tutdere…

4.- Adıyaman Milletvekili Abdurrahman Tutdere’nin, corona virüsü sebebiyle başta Lütfabad Sınır Kapısı’nda 1’i hemşehrisi, yaklaşık 800 Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmak üzere sınır kapılarında mahsur kalanların mağduriyetinin giderilebilmesi için Dışişleri Bakanlığına çağrıda bulunduklarına ilişkin açıklaması

ABDURRAHMAN TUTDERE (Adıyaman) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Türkmenistan-İran arasındaki Lütfabad Sınır Kapısı’nda 1’i hemşehrimiz olmak üzere yaklaşık 800 Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı mahsur kalmış durumdadır. Uygulanan karantina nedeniyle on günden beri zor koşullarda yaşam mücadelesi veren yurttaşlarımız ile aileleri bu olay nedeniyle son derece mağdurdurlar. Buradaki vatandaşlarımızın mağduriyetlerinin giderilmesi için buradan Dışişleri Bakanlığına açıkça çağrıda bulunuyoruz. Zor koşullarda hem Lütfabad Sınır Kapısı’nda hem de diğer kapılarında bekleyen yurttaşlarımızın bir an evvel sağlıklı bir şekilde evlerine ve ailelerine dönmesi için gerekli tedbirlerin alınmasını talep ediyoruz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Gürer…

5.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, emeklilikte yaşa takılanlar ile taşeronda çalışıp kadro alamayanların yaşadığı mağduriyetin çözüme kavuşturulabilmesi için gerekli çalışmaların yapılmasını temenni ettiğine ilişkin açıklaması

ÖMER FETHİ GÜRER  (Niğde) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Emeklilikte yaşa takılanlar ile taşeron firmada kalıp kadro alamayanlar, işini kaybedip işsiz kalanlar büyük mağduriyet yaşamaktadır. Emeklilikte yaş kademesiyle işsiz kalanlar açlığa mahkûm edilmektedir. İşsizlik sigortası, işini kaybedenler için daha uzun süre koruma, ödenek verme, istihdama kadar işsizi korumalı sisteme evrilmelidir. İşsizlik Fonu’nun amaç dışı kullanılması çalışanlar için ayrıca risktir. Emeklilikte yaşa takılanlar, prim ve gün sayısını doldurdukları hâlde yaş nedeniyle işsiz kaldıklarında yeni bir işe giremedikleri için ciddi bir mağduriyet yaşamaktadır. Emeklilikte yaşa takılanlar gibi, taşeron firmalarda işe alınmayanların da bu kadro verilmediği için yaşadıkları mağduriyet işsizlik olmaktadır. Bunların çözüme kavuşturulması için Bakanlığın gerekli çalışmaları yapmasını temenni ediyor, teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Gaytancıoğlu…

6.- Edirne Milletvekili Okan Gaytancıoğlu’nun, enflasyonu düşüremeyen AKP’nin resmî enflasyon rakamlarını düşürme gayreti içinde olduğuna ilişkin açıklaması

OKAN GAYTANCIOĞLU (Edirne) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

AKP, enflasyonu düşüremiyor ancak resmî enflasyon rakamlarını düşürmek için çırpınıyor. Ülkemizde artık üretim olmadığı, tarlalar ekilmediği, köyler boşaldığı için gıda enflasyonu alıp başını gitmiş durumda. Vatandaşlarımız market market, pazar pazar ucuz ürün bulmak, indirimde olan ürün bulmak için dolaşıyor. TÜİK, nasıl yapıyorsa, hangi marketlerden hangi ürünleri alıyorsa enflasyon henüz Hükûmetin istediği rakamlarda olmasa da olandan düşük göstermeyi başarıyor. Nedense TÜİK bu ürünleri nerelerden aldığını açıklamıyor. Herhâlde bizim bilmediğimiz sadece TÜİK’e çalışan sanal bir tanzim satış çadırı var. Vatandaşlarımızın Hükûmetten bir istediği var. “Hangi ürünleri, hangi marketlerden, nerelerden alıyorsanız açıklayın, biz de oralara gidelim.” diyorlar. Enflasyon sepetindeki ürünleri nerelerden aldığınızı açıklarsanız, vatandaşımızı market market gezmekten kurtararak büyük bir iyilik yapmış olacaksınız. Daha büyük bir iyiliği de iktidardan giderek yapacaksınız ki o gün halkımızın bayramı olacak.

BAŞKAN - Sayın Başevirgen…

7.- Manisa Milletvekili Bekir Başevirgen’in, Resmî Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanı kararıyla 11 ilde toplam 14 milyon 92 bin 800 metrekarelik alanın yayla olmaktan çıkarıldığına ve bunun iktidar tarafından şu ana kadar bir defada alınmış en büyük imara açma kararı olduğuna ilişkin açıklaması

BEKİR BAŞEVİRGEN (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ülke gündemi sıcaklığını korurken vatan topraklarının talanı sessiz sedasız devam ediyor. Resmî Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanı kararıyla 11 ilde toplamda 14 milyon 92 bin 800 metrekarelik alan yayla alanı olmaktan çıkarıldı. İktidar tarafından şu ana kadar bir defada alınmış en büyük imara açma kararı bu. Deniz kenarı, göl manzaralı, ana yola cepheli alanlar bitti, şimdi de rant için yaylaları imara açıyorsunuz. Bu yapılan “Ülke gündemi farklıyken ses çıkmaz.” anlayışıyla yapılmış büyük bir adımdır.

Tarım ve hayvancılığın sistemli şekilde dışa bağımlı hâle getirilmesi, verimli arazilerin üzerinde böyle bir tasarrufun yapılacağını işaret ediyormuş. Bu karar da övüneceğiniz yerli ve millî bir proje mi? Hepimiz biliyoruz ki 14 milyon metrekarelik alan inşaat ve turizm projeleri için kullanılıp amacı dışına çıkarılacak ve bu yaylalar Arap zenginlerine pazarlanacak. Bu ülkenin Arap şeyhlerine ve iktidar yandaşlarına verilecek tek karış toprağı yoktur.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Taşkın…

8.- Mersin Milletvekili Ali Cumhur Taşkın’ın, Gürbulak Sınır Kapısı’nda şehit olan hemşehrisi gümrük muhafaza memuru Özgür Kavastan’a, İdlib şehitleri ile tüm şehitlere Allah’tan rahmet dilediğine, AK PARTİ olarak çiftçilere son on yedi yılda verilen hibe ve desteklerin artarak devam edeceğine ilişkin açıklaması

ALİ CUMHUR TAŞKIN (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Dün Ağrı Gürbulak Sınır Kapısı’nda gerçekleşen hain saldırıda şehit olan gümrük muhafaza memuru hemşehrimiz Özgür Kavastan’ı Mut ilçemizde son yolculuğuna uğurladık. Bu vesileyle şehidimize, İdlib şehitlerimize ve tüm şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum.

Türkiye’nin tarımsal ihracatı 2002’de 3,8 milyar dolarken geçen yıl 4,7 kat artarak 18 milyar dolara çıktı. 193 ülkeye 1.827 tarımsal ürün ihraç edildi. Son on yedi yılda çiftçilerimize toplam 141 milyar lira tarımsal hibe ve destek verdik. Bunun sonucunda bitkisel üretimimiz yüzde 22 artışla 120 milyon tona, süt üretimimiz yüzde 146 artışla 20,7 milyon tona, kırmızı et üretimimiz yüzde 167 artışla 1 milyon 126 bin tona, tavuk eti üretimimiz yüzde 200 artışla 2,1 milyon tona çıkmıştır. Yumurta üretimimiz ise yüzde 66 artışla 19,3 milyar adede ulaşmıştır. AK PARTİ olarak çiftçilerimize olan hibe ve destekler artarak devam edecektir diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Adıgüzel…

9.- Ordu Milletvekili Mustafa Adıgüzel’in, Ordu ili Gölköy Sanayi Sitesinin çözüm bekleyen pek çok eksiğine rağmen hizmete açılarak Gölköy esnafının buraya gitmeye zorlandığına, Ordu-Gölköy yolunun on sekiz yıldır bitirilemediğine, Dokuzdolambaç mevkisinde yapımı planlanan tünelin projeden çıkarılmasına yönelik kararın düzeltilmesi ve Gölköy Devlet Hastanesinin  eksik olan ana branşlarının tamamlanarak  bölge hastanesi olarak kullanılması gerektiğine ilişkin açıklaması

MUSTAFA ADIGÜZEL (Ordu) – Sayın Başkan, Ordu Gölköy ilçesindeki Yeni Sanayi Sitesi gerek altyapısı, gerek ulaşım olanaklarıyla pek çok eksiğine rağmen hizmete açılmış ve Gölköy esnafı buraya gitmeye zorlanmıştır. Buranın altyapısı başlı başına bir sorundur. Sokak aydınlatmaları, telekomünikasyon altyapısı, saçak çatı izolasyonları, mazgal eksiklikleri, dükkânların su izolasyonu, elektrik ve baca sorunları gibi pek çok başlıkta ciddi eksikler çözüm beklemektedir.

Yine Ordu Gölköy yolu; on sekiz yıl önce başlandı, AKP iktidarının ömrü bu 50 kilometre yolu bitirmeye yetmeyecek gibi gözükmektedir. Bu yolun en zor kesimi olan Dokuzdolambaç mevkisinin bir tünelle geçilmesi gerekirken sırf tasarruf tedbirleri kapsamında bu tünelin iptal edildiğini öğrendik; bunun da bir an önce düzeltilmesini bekliyoruz.

Ayrıca, Gölköy ilçemizdeki devlet hastanesinin bazı branşlarda eksikleri var; özellikle fizik tedavi, radyoloji, çocuk gibi ana branşların tamamlanması ve oranın bir bölge hastanesi şeklinde kullanılması gerekmektedir.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Girgin…

10.- Muğla Milletvekili Süleyman Girgin’in, cep telefonlarına TRT payı, ÖTV ve KDV’den sonra Kültür ve Turizm Bakanlığı için de yüzde 1 vergi getirildiğine ilişkin açıklaması

SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) – Teşekkürler Başkan.

70 çeşit vergimiz vardı, şimdi oldu 71; cep telefonlarında TRT payı, ÖTV, KDV’den sonra yüzde 1 de Kültür Bakanlığı için vergi geldi. Otur vergi, kalk vergi, ekmekten vergi, sudan vergi, yaşadın vergi, öldün vergi! Delik büyük yama yetişmiyor; bence bu vergiler az, iktidarı yaratıcı olmaya davet ediyorum. 65 yaşından sonra yaşadığımız her yıl için yaşam vergisi koyabilirsiniz; nefes alma, uyuma, diş fırçalama, çocukları parka götürme vergileri getirebilirsiniz. Evde muhabbet kuşu besleyenler neden kafes vergisi vermesin ki? Fazla kanal değiştirilmesin, hep TRT izlensin diye kumanda vergisi getirebilirsiniz.

Üretmeyen, vergi yükünü yoksula yükleyen bu adaletsiz anlayışınız var oldukça, israfın ve yolsuzluğun önü alınmadıkça bu vergiler hep artacaktır, yükün altındakiler yine yoksullar olacaktır. Vatandaşın dayanacak gücü kalmadı, haberiniz olsun.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Sarıaslan…

11.- Nevşehir Milletvekili Faruk Sarıaslan’ın, pancar üretiminde kotayı tutturamayan çiftçilere uygulanan para cezasıyla yerli üreticilerin mağduriyetinin artırıldığına ilişkin açıklaması

FARUK SARIASLAN (Nevşehir) – Sayın Başkan, pancar üretiminde kotayı tutturamayanlara para cezası uygulanmaktadır. Kotayı geçmek veya kotayı tutturmak çiftçilerimizin elinde olan bir durum değildir; soğuk vurması, değişik hastalıklar, verimin düşük olması gibi doğal sebeplerden dolayı çiftçilerimiz kimi zaman kotayı tutturamamaktadır. Zaten yetiştirdiği üründen beklediği verimi alamayan çiftçilere bir de kotayı tutturmadığı için cezai yaptırım uygulamanın akılla ve mantıkla bağdaşır bir yanı bulunmamaktadır. Çiftçiler kotayı tutturamadığında, oluşturulan grupların başkanları ya da başkan yardımcılarından para cezası alınmaktadır, yine bu, ekstra maliyetlere yol açmaktadır. Bu durum Anayasa’mızın önünde eşitlik ilkesine aykırılık teşkil etmektedir. Faiz ve kredi borçlarıyla boğuşan yerli üreticilerimizin bir de böyle akılla, mantıkla bağdaşmayan uygulamalara maruz kalmalarıyla mağduriyetlerine yeni mağduriyetler eklenmektedir.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Şeker…

12.- İstanbul Milletvekili Ali Şeker’in, İstanbul’dan Singapur’a giden bir yolcunun coronavirüs hastası olduğunun bildirildiğine, Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonunu toplantıya davet ettikleri hâlde Komisyon Başkanı Şenel Yediyıldız’ın toplantıya gerek olmadığını belirterek Anadolu Ajansına verdiği “Coronavirüs 15 Marttan sonra kaybolur, dut pekmezi yersek hiçbir şey olmaz.” beyanatına ilişkin açıklaması

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Coronavirüs salgınında hasta sayısı 100 bine yaklaştı, 3.286 kayıtlı ölüm vakası var; en son İstanbul’dan Singapur’a giden bir yolcunun Coronavirüs hastası olduğu bildirildi. Biz, muhalefetten 9 imzayla Türkiye Büyük Millet Meclisi Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonunu toplantıya davet ettik. Komisyon Başkanı Şenel Yediyıldız toplantıya gerek olmadığını belirtti. Dün, Anadolu Ajansına verdiği beyanatta “Coronavirüs 15 Marttan sonra kaybolur, dut pekmezi yersek hiçbir şey olmaz.” şeklinde bir açıklaması var. Ben, Türkiye Büyük Millet Meclisi Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Başkanı Şenel Yediyıldız’ı akla, bilime ve ciddiyete davet ediyorum. Bulunduğu konum ciddi bir konumdur. “Dut pekmezi yiyerek corona virüsün hakkından geliriz.” “Paça çorbası içerek bunun üzerinden geliriz.” ciddiyetle bağdaşmıyor.

BAŞKAN – Sayın Yalım…

13.- Uşak Milletvekili Özkan Yalım’ın, Türk Hava Yollarının İstanbul’dan kalkarak Nijerya, İsrail ve Singapur’a giden uçaklarında coranavirüs vakasının tespit edildiğine, Ulaştırma ve Altyapı Bakanı ile Türk Hava Yolları Genel Müdüründen önlem alınıp alınmadığı konusunda açıklama beklediklerine ilişkin açıklaması

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

İlk olarak, Türk Hava Yollarının Nijerya’ya giden uçağında bir corona virüs vakası olduğuyla ilgili olarak Nijeryalı bakan tarafından bir açıklama geldi. İkinci vaka ise İsrail’e giden Türk Hava Yolları uçağında tespit edildi. Üçüncü vakanın ise Singapur’a giden Türk Hava Yolları uçağında çıktığı tespit edilmiştir. Bu üç vaka da maalesef İstanbul’dan kalkan uçaklarda tespit edilmiştir. Sayın Ulaştırma Bakanı ve Türk Hava Yolları Genel Müdürü, bu konuyla alakalı bir önlem alındı mı? Ve bu durumla alakalı bir açıklama beklemekteyiz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Aygun…

14.- Tekirdağ Milletvekili İlhami Özcan Aygun’un, engelli vatandaşların kullandığı medikal malzeme fiyatlarının dolardaki artışa bağlı olarak arttığına, mağduriyeti önleyebilmek için Sağlık Uygulama Tebliği fiyatlarının piyasa fiyatlarına uyarlanarak güncellenmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) – Değerli vekiller, bütün engelli yurttaşlarımızın yaşadığı önemli bir mağduriyet var. Dolardaki artışa bağlı olarak engelli vatandaşlarımızın kullandığı medikal malzeme fiyatları da tavan yaptı. Oysa, hâlâ 2007 yılında çıkan Sağlık Uygulama Tebliği’nin belirlediği fiyatta küçük oynamalar yapılarak ödeme yapılmaktadır. 2019 SUT medikal fiyatları 2007 fiyatlarında küçük rötuşlarla yenilemeler yapılarak belirlenmiştir ama piyasa farkı 4-5 kattır. Örnek verirsek kalça protez modülatörü için 2019 SUT fiyatı 3.522 lira ama aynı protez piyasada 14 bin lira. Dolayısıyla, engelli vatandaşımız kalça protezi alamaz hâle geldi veya üstünü cebinden tamamlamak zorunda. Tamamlamazsa protezsiz kalıyor.

SUT fiyatlarının piyasa fiyatlarına uyarlanarak güncellenmesi gerekiyor. Bu konuda bir an önce adım atalım, engelli vatandaşlarımızı sıkıntıya sokmayalım.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Kaya...

15.- Trabzon Milletvekili Ahmet Kaya’nın, Türkmenistan Hükûmetinin corona virüsü sebebiyle İran’la olan sınır kapılarını kapatmasıyla aralarında Trabzonlu hemşehrilerinin de bulunduğu 800’e yakın tır şoförünün yaşadığı mağduriyetin giderilebilmesi için yetkililerin devreye girmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

AHMET KAYA (Trabzon) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Türkmenistan Hükûmeti, corona virüsü sebebiyle İran’la olan sınır kapılarını kapatmıştır. Bu nedenle, Türkmenistan ve Özbekistan gibi ülkelere yük getiren ve aralarında Trabzonlu hemşehrilerimin de bulunduğu 800’e yakın tır şoförümüz İran sınırında suyu, lavabosu, banyosu, lokantası dahi olmayan bir alanda zorla bekletilmektedir. Sağlıksız ve kötü koşullarda bekletilen ve ne kadar daha bekletileceklerini bilemeyen tır şoförlerimizin “Kimseyi bırakmıyorlar, resmen esaret altındayız, artık tükendik. Burada hasta olmaktan korkuyoruz, bir an önce evimize, çocuklarımıza kavuşmak istiyoruz. Muhatap bulamıyoruz, birileri sesimizi duysun.” feryatları bizlere ulaşmıştır.

Uluslararası Nakliyeciler Derneği Karadeniz Bölgesi Yönetim Kurulu üyesi arkadaşımız tır şoförlerinin yakınlarının endişe içinde olduklarını ve devletimizin Türk şoförüne sahip çıkması gerektiğini ifade etmiştir. Tır şoförlerimizin bir an önce ve sağlıklı bir şekilde evlerine dönebilmeleri için yetkililerin vakit kaybetmeden devreye girmesini talep ediyoruz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Gültekin...

16.- Niğde Milletvekili Selim Gültekin’in, Niğde Kalesi ve civarının 5366 sayılı Kanun kapsamına alınması taleplerinin uygun görülüp 4 Mart 2020 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmesiyle Niğde ilinin yenilenmesi ve dönüşümü için gerçekletirilecek projeler için başta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere Çevre ve Şehircilik Bakanı ile Niğde Belediye Başkanına teşekkür ettiğine ilişkin açıklaması

SELİM GÜLTEKİN (Niğde) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Cumhurbaşkanımıza 6 Şubatta bizzat ilettiğim Niğde Kalesi ve civarının 5366 sayılı Yıpranan Tarihi ve Kültürel Taşınmaz Varlıkların Yenilenerek Korunması ve Yaşatılarak Kullanılması Hakkındaki Kanun kapsamına alınması talebimiz uygun görülmüş ve 4 Mart 2020 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Şehrimizin dönüşümü ve yenilenmesi için TOKİ ve Niğde Belediyemiz iş birliğinde gerçekleştirilecek olan bu proje sayesinde, tarihî dokuyu koruyarak tarihin bize miras bıraktığı önemli tarihî eserlerin restorasyonun da tamamlanmasıyla kale ve civarı kültürümüze uygun, Niğde tarihinin yaşatıldığı güzel bir yaşam ve turizm alanı olacaktır. “Hayaldi, gerçek oldu.” diyeceğimiz bu projemizin Niğde’mize kazandırılmasında başta ülkemizin bağımsızlığı, şehirlerimizin kalkınması ve yükselmesi için canla başla çalışan liderimiz Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a, Çevre ve Şehircilik Bakanımız Sayın Murat Kurum’a, ayrıca bu projede emeği olan Niğde Belediye Başkanımız Sayın Emrah Özdemir’e şahsım ve hemşehrilerim adına teşekkür ediyor, Gazi Meclisi ve Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Köksal...

17.- Afyonkarahisar Milletvekili Burcu Köksal’ın, nüfusu 2 bin kişinin altında kaldığı için belediyeleri kapatılan Afyonkarahisar ili Güney köyü sakinlerinin hukuk mücadelesini kazanarak yeniden belde olma hakkı elde ettiğine ve bu kararın uygulanması gerektiğine ilişkin açıklaması

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Seçim bölgem Afyonkarahisar ili Sinanpaşa ilçesi Güney kasabasında belediye kapatıldı ve köy statüsüne geçirildi. Güney halkı, belediyelerinin yeniden açılması için yargıya müracaat etti. Yargı Güneylileri haklı buldu ve Güney’in yeniden belediye olmasına karar verdi. 31 Mart yerel seçimleri öncesinde AKP Afyonkarahisar Milletvekilleri, Güney halkına belediyenin yeniden açılacağını ve 2019 yılı Haziran ayında belediye başkanlarını seçecekleri sözünü verdiler. Köy halkı AKP’li vekillerin sözüne inanıp AKP’ye oy vermiş olmalarına ve ortada kazanılmış bir mahkeme kararı olmasına rağmen hâlâ belediye açılmadı. Konuyla ilgili köylüler seslerini duyurmak için defalarca eylem yaptılar ancak konunun muhatabını bile bulamadılar. Afyonkarahisar Valiliği topu Bakanlığa, Bakanlık da topu Valiliğe atıyor.

Biz buradan bir kez daha sesleniyoruz: Dürüst olun, insanları kandırmayın, hak yemeyin. Güney halkı yalnız değildir; belediye yeniden açılıncaya kadar onların yanında omuz omuza mücadeleye devam edeceğiz.

BAŞKAN – Sayın Güneş...

18.- Uşak Milletvekili İsmail Güneş’in, Suriye’nin İdlib kentinde şehit olan askerlere Cenab-ı Allah’tan rahmet dilediğine, birlik ve beraberlik şuuruna ülke olarak ihtiyaç duyulan şu günlerde 64’üncü Birleşimde Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un CHP grup önerisi üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Cumhurbaşkanına yönelik ifadelerinin kabul edilemez olduğuna ilişkin açıklaması

İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Suriye’nin İdlib kentinde huzuru ve refahı sağlamaya gidip orada şehit olan tüm askerlerimize Cenab-ı Allah’tan rahmet, yakınlarına sabrıcemil ve yaralı askerlerimize Rabb’imden acil şifalar diliyorum. Rabb’im birlik ve beraberliğimizi, sabır ve metanetimizi artırsın; muzaffer ordumuzu güçlü kılsın ve bizleri her zaman zaferle müşerref eylesin. Aziz milletimizin başı sağ olsun.

Ayrıca, dün yaşanan olaya binaen, biraz önceki cümlemde de temennide bulunduğum birlik ve beraberlik şuuruna ülke olarak daha fazla ihtiyaç duyduğumuz şu günlerde CHP’li Engin Özkoç’un bu ülkenin seçilmiş Cumhurbaşkanına karşı edep dışı konuşması akıl alır gibi değildir. Özkoç’un ahlak dışı sözleri asla kabul edilemez olup bu çirkinliğin hesabını yargı önünde verecektir.

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın hukuku tüm grubumuzun hukukudur diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Filiz...

19.- Gaziantep Milletvekili İmam Hüseyin Filiz’in, Gaziantep ili Nurdağı ilçesi otogarının olmaması nedeniyle yaşanılan mağduriyetin giderilebilmesi için Çevre ve Şehircilik Bakanlığının destek olmasını talep ettiğine ilişkin açıklaması

İMAM HÜSEYİN FİLİZ (Gaziantep) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Seçim bölgem Gaziantep’in 41 bin nüfuslu ve tarihî İpek Yolu üzerinde bulunan Nurdağı ilçesinin otogar sorununu 18 Aralık 2019 tarihinde Çevre ve Şehircilik Bakanlığı bütçesi görüşülürken dile getirmiş ve günden güne büyüyen ilçemize gelen ve giden yolcuları taşıyan otobüslerin otogar olmadığı için ilçeye giriş yapmadıklarını, yolcu indirme-bindirme işlemlerinin trafiğin oldukça yoğun olduğu otoyol köprüsü üzerinde yol kenarında yapıldığını, vatandaşların çile çektiklerini ve can güvenliklerinin tehdit altında olduğunu, Nurdağı ilçemize uygun görülen bir yere otogar yapılması konusunda Bakanlığımızın müzahir olmasını talep etmiştim. Ancak bu zamana kadar bir gelişme olmadığı görülmektedir. Nurdağlıların bu mağduriyetlerinin giderilmesi için belediyenin konuyu ciddiyetle ele alması ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığımızın da destek olmasını tekraren talep ediyor, Gazi Meclisi saygılarımla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Göker…

20.- Burdur Milletvekili Mehmet Göker’in, 6 Mart Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Burdur’a gelişinin 90’ıncı yıl dönümüne ilişkin açıklaması

MEHMET GÖKER (Burdur) – Sayın Başkanım, Büyük Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün 6 Mart 1930 tarihinde Burdur’a gelişinin yarın 90’ıncı yılını kutlayacağız. Bu vesileyle, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün bize en büyük emaneti olan cumhuriyetin yılmaz savunucuları olarak eğitimin ışığıyla aydınlanan, tarihî güzelliklerini koruyan, çağdaş, demokrat, geleceğe umutla bakan bir Burdur için yorulmadan çalışacağımıza söz veriyoruz. Bu yolda doğru bildiğimizi yapmaya, doğru bildiklerimizi söylemeye de devam edeceğiz. Bu vesileyle, Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarını saygı ve minnetle anıyorum. Ruhları şad olsun.

BAŞKAN – Sayın Keven…

21.- Yozgat Milletvekili Ali Keven’in, Yozgat ili Alparslan Türkeş Huzurevi Müdürlüğünce yapılan yemek ihalesinde huzurevinin zarara uğratıldığı iddialarının arka planında neler yaşandığının ve kimlerin olduğunun araştırılmasını beklediklerine ilişkin açıklaması

ALİ KEVEN (Yozgat) – Yozgat’ta bulunan Alparslan Türkeş Huzurevi Müdürlüğünce yapılan on iki aylık yemek ihalesi, en düşük teklif olan 585 bin liralık teklifi veren firmanın aldığı ihale baskılar sonucu iptal ediliyor. Daha sonra, alelacele, pazarlık usulüyle iki aylık yemek ihalesi yapılıyor ve sadece iki ay için 143 bin lira olan teklif kazanıyor. İki ay sonunda on aylık süre için bir ihale daha açılıyor. İlk on iki aylık ihaleye 700 bin lira vererek kaybeden firma bu kez on ay olarak açılan ihaleyi 743 bin lira vererek kazanıyor. Eğer doğruysa huzurevi bu ihalede 300 bin lira zarara uğruyor. Bu iddialara yönelik yazmış olduğum yazıya Yozgat Valiliği henüz bir cevap vermedi. Yozgat kamuoyu bu iddianın arka planında neler döndüğünü, kimler olduğunun araştırılmasını bekliyor.

Saygılarımla…

BAŞKAN – Sayın Yılmazkaya…

22.- Gaziantep Milletvekili Bayram Yılmazkaya’nın, Türkiye Cumhuriyeti’ne günlük maliyeti 5 milyon lira olan saraydakilerin ilaç, elektrik, doğal gaz, personel, gıda dâhil hiçbir şeyin parasını kendi ceplerinden ödemediği için yokluk nedir bilmediğine ve bu ülkenin gerçeklerine uzak rakamlar yayınlayan TÜİK’in kapatılması gerektiğine ilişkin açıklaması

BAYRAM YILMAZKAYA (Gaziantep) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Türkiye Cumhuriyeti’ne günlük maliyeti 5 milyon lira olan saraydakiler, ilaç, elektrik, doğal gaz, personel, gıda dâhil hiçbir şeyin parasını kendi ceplerinden ödemediği için doğal olarak yokluk nedir bilmiyorlar; Türkiye’nin ne kadar pahalı bir ülke olduğunun farkında değiller. Sadece şubat ayında ilaca yapılan zam yüzde 12; elektriğe, doğal gaza, gıdaya zam üstüne zam yapılmış, halk bitmiş, artık bu zamlara dayanamıyor, iktidarın umurunda değil. Her şey bu kadar pahalı olmuşken TÜİK’in çıkıp enflasyonu pırlantaya, jant kapağına, bulaşık bezine göre değerlendirip yüzde 0,35 olarak açıklaması tam bir aymazlıktır. Madem TÜİK saraydan ve damattan aldığı emirler doğrultusunda topluma ve bu ülkenin gerçeklerine uzak rakamlar yayınlıyor o zaman TÜİK’i kapatalım, gitsin. Boşu boşuna bu milletin parasını halkı yanıltan bir kuruma harcamayalım.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Kılavuz…

23.- Mersin Milletvekili Olcay Kılavuz’un, Avrupa’ya kara ve deniz yoluyla geçiş yapmaya çalışan sığınmacıların Yunan askerlerinin alçak ve barbar tutumlarıyla karşı karşıya kaldığına ve Batı’nın gerçek yüzünü bir kez daha gösterdiğine ilişkin açıklaması

OLCAY KILAVUZ (Mersin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Bugün insanlık adına tarifi imkânsız bir acı ve utanç yaşanmaktadır. Sınırı geçmeye çalışanlar kurşunlanmakta, dövülmekte, botları batırılmakta ve mülteciler katledilmektedir. Zalimler için bir çocuğun masumiyetinin önemi yoktur, bir annenin yavrusundan koparılmasının anlamı hiç olmamıştır. Dalgalar arasında yaşama tutunmaya çalışmak, yüreklerinde bir sızı yaratmamıştır. Vicdan ve merhamet Meriç’in, Ege’nin sularında boğulmuştur. Avrupa'ya kara ve denizden geçiş yapmaya çalışan savunmasız sığınmacılar Yunan askerinin alçak ve barbar tutumlarıyla karşı karşıyadır. İltica talep edenler çırılçıplak soyulmakta ve işkencelere maruz kalmaktadır. Şimdiye kadar 3 mülteci hayatını kaybetmiş ve yüzlercesi de yaralanmıştır. Avrupa Birliği Yunan askerlerinin bu vahşetini alkışlayarak seyirci kalmaktadır. Batı gerçek yüzünü bir kez daha göstermiştir. Rabb’im masum ve mazlumların yâr ve yardımcısı olsun, zalimlere fırsat vermesin, yüce Türk milletine güç ve kuvvet versin.

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Erel, buyurun.

24.- Aksaray Milletvekili Ayhan Erel’in, İdlib’de şehit olan Uzman Onbaşı Birhan Er’in 2013 yılında yaptığı sosyal medya paylaşımına, 5 Mart Reşit Galip’in ölümünün 86’ncı yıl dönümü vesilesiyle genç nesillerin anayasal vatandaşlık temelinde aidiyetini güçlendirerek öğrencilere değer oluşumunda katkı sunan Andımız’ın tekrar okullarda okutulmasını istediklerine ilişkin açıklaması

AYHAN EREL (Aksaray) – Teşekkürler Sayın Başkanım.

Tekirdağlı şehidimiz Birhan Er paylaşımında “Biz 7 yaşında yağmurun altında soğuktan titreyerek ‘Varlığım Türk varlığına armağan olsun.' derken şaka yapmıyorduk.” demiş.

“Türk’üm, doğruyum, çalışkanım./ İlkem, küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak; yurdumu, milletimi özümden çok sevmektir./ Ülküm, yükselmek, ileri gitmektir./ Ey büyük Atatürk!/ Açtığın yolda gösterdiğin hedefe durmadan yürüyeceğime ant içerim./ Varlığım Türk varlığına armağan olsun./ Ne mutlu Türk’üm diyene./”

Çok uzun zamandır bütün devlet okullarında ve hatta özel okullarda genç nesillerin anayasal vatandaşlık temelinde aidiyetini güçlendirerek öğrencilere değer oluşumunda katkı sunan öğrenci Andımız’ın tekrar okullarımızda okutulmasını istiyoruz. Bu vesileyle Andımız’ın yazarı Reşit Galip’e ölümünün 86’ncı yılında Yüce Allah’tan rahmet diliyorum.

BAŞKAN – Sayın Antmen…

25.- Mersin Milletvekili Alpay Antmen’in, Oda TV Haber Müdürü Barış Terkoğlu ile muhabir Hülya Kılınç’ın yaptıkları haber nedeniyle tutuklanmasından önce habere ilişkin bilgilerin Meclis gündemine getirilerek kamuoyuna mal edildiğine, tutuklamaların siyasi olduğuna ilişkin açıklaması

ALPAY ANTMEN (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, ömrü FET֒yle amansız mücadeleyle geçen Oda TV haber müdürü Barış Terkoğlu ve muhabir Hülya Kılınç yaptıkları bir haber nedeniyle tutuklandılar. Ancak bu haber bir hafta önce Meclisimizde gündeme getirilerek kamuoyuna mal olmuştu. Keza, bu habere, biraz basını takip eden herkes muttali idi. Bakınız, haber yapılması nedeniyle basın mensuplarının tutuklanması Anayasa’nın 26, 28, 29 ve 31’inci maddelerine uygun değildir. Keza, bu tutuklama kararları CMK’nin 100’üncü maddesine de uyarlı değildir. Yani bu tutuklamalar hukuki değil, siyasidir.

Bakınız, eğer siz yargıyı tam bağımsız yapmazsanız toplumun adalet duygusu incinir ve toplumun artık adaletten bir beklentisi kalmaz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Sayın Osmanağaoğlu…

26. İzmir Milletvekili Tamer Osmanağaoğlu’nun, Türk milletinin mukaddesatı ve mukadderatı için şehadete erişenleri rahmetle andığına, Bahar Kalkanı Harekâtı’nda mücadele veren Mehmetçiklerin yanında olunduğuna ilişkin açıklaması

TAMER OSMANAĞAOĞLU (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Türk milletinin mukaddesatı ve mukadderatı için önlerine çıkan her türlü engeli kahramanca aşan ve bu yolda kahramanca vuruşarak şehadete erişen Mehmetçiklerimizi rahmet ve minnetle anıyorum.

Bahar Kalkanı Harekâtı’yla eşine az rastlanır, tam da şanlı ecdadımıza layık bir mücadele veren kahraman Mehmetçik’imiz elbette yalnız değildir. Şehitlerimizin kutlu emanetlerine sahip çıkmaya yeminli, millî namusunu hesapsız bir şekilde korumaya kararlı büyük Türk milleti kahramanlarımızın daima yanındadır. Bilinmelidir ki cesaretimizi sınamaya çalışanlar gaflet, duruşumuzu sorgulamaya çalışanlar ise ihanet içerisindedir. Şairin dediği gibi “Ateş olduk har bizim/ Söz bizim, ikrar bizim/ Beş bin yıllık maziye/ Yeminimiz var bizim./”

BAŞKAN – Sayın Tanal…

27.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Oda TV Haber Müdürü Barış Terkoğlu ile muhabir Hülya Kılınç’ın yaptıkları haber nedeniyle tutuklanmasından önce habere ilişkin bilgilerin Meclis gündemine getirilerek kamuoyuna mal edildiğine, tutuklamaların siyasi olduğuna ilişkin açıklaması

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Gazeteci Barış Terkoğlu ve Hülya Kılınç hakkında verilen tutuklama kararı siyasidir. Şöyle ki: Değerli Başkanım, geçen hafta Türkiye Büyük Millet Meclisinin bu kürsüsünde bir milletvekili MİT’le ilgili açıklamalarda bulundu. Yani Barış Terkoğlu’nun yazmış olduğu yazıyla ilgili belge ve bilgileri Meclis kürsüsünden milletvekili açıkladı. Meclis tutanaklarında bu belge, bilgiler var. Türkiye Büyük Millet Meclisi Televizyonunda benim şu anda konuştuğum gibi burada konuşuldu. Yani bu belge ve bilgiler açıklandı, alenileşti. Bu, suç teşkil etmez. Bu, aslında, Barış Terkoğlu ve Hülya Kılınç şahsında tüm basına, tüm muhaliflere bir gözdağıdır. Bu karar, bir siyasi karardır. Yargı bu şekilde itibar kaybetmektedir. Eğer yargı gerçekten itibar kazanmak istiyorsa bir siyasi baskı aracı olarak karar vermekten vazgeçmelerini diliyor, Barış Terkoğlu ve Hülya Kılınç’ın derhâl tahliye edilmesini bekliyorum.

Selam ve saygılarımı sunarım.

BAŞKAN – Sayın Kılıç...

28.- Kahramanmaraş Milletvekili İmran Kılıç’ın, 3 Mart Diyanet İşleri Başkanlığının kuruluşunun 96’ncı, 5 Mart Diyanet İşlerinin ilk Reisi Rifat Börekçi’nin vefatının 79’uncu yıl dönümüne ilişkin açıklaması

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

3 Mart, Diyanet İşleri Başkanlığının kuruluşu; 5 Mart, Diyanet İşlerinin ilk Reisi Rifat Börekçi’nin vefat tarihleridir.

Doğru bilgiyi, güzel ahlakı, dinimizin temel kaynakları Kur’an ile sünnetin rehberliğini kendine esas alan Başkanlık, milletçe dayanışma ve bütünleşmeyi amaç edinerek İslam dininin inanç, ibadet, ahlak esaslarıyla ilgili işleri yürütmek, din konusunda toplumu aydınlatmak, ibadet yerlerini yönetmekle görevlendirilmiştir. Milletin ruhunda ve benliğinde mevcut olan istiklal duygusunu harekete geçirip direnme gücünü ateşleyen din görevlileri, Millî Mücadele tarihimizin manevi gücü oldular. Birçok müftü arkadaşıyla birlikte Ankara Müftüsü Rifat Börekçi, Denizli Müftüsü Ahmet Hulusi, İzmir Müftüsü Rahmetullah, Amasya Müftüsü Hacı Tevfik Efendiler bu manevi gücün öncülerinden olmuşlardır.

BAŞKAN – Sayın Şimşek...

29.- Mersin Milletvekili Baki Şimşek’in, oturulamaz raporu olan ve depreme dayanıklılık testlerinden olumsuz sonuç çıkan Tarsus Hükûmet Konağı’nın ivedilikle ihalesinin yapılması, Tarsus-Mersin otoyolunun ücretsiz olması ve araç muayene istasyonu açılması konusunda İçişleri Bakanı ile Çevre ve Şehircilik Bakanına çağrıda bulunduğuna ilişkin açıklaması

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Sayın Başkan, Tarsus, Türkiye'nin en büyük müstakil ilçesidir. 350 bin nüfusuyla Türkiye'nin 54 il merkezinden daha büyük bir nüfus yoğunluğuna sahiptir. Tarsus Hükûmet Konağı’nın oturulamaz raporu vardır. Depreme dayanıklılık testlerinden olumsuz sonuç çıkmıştır. Proje hazırdır, arsa hazırdır ama bir türlü Tarsus Hükûmet Konağı’nın ihalesi yapılıp inşaatına başlanamamaktadır.

Ben, buradan, İçişleri Bakanımıza ve Çevre ve Şehircilik Bakanımıza çağrıda bulunuyorum. Nüfus Müdürlüğü, Tapu Müdürlüğü ve Kaymakamlık personelinin hizmet verdiği bu binanın yerine yeni binanın ivedilikle ihalesinin yapılması, yine araç muayene istasyonu bulunmayan kente araç muayene istasyonu açılması ve Tarsus-Mersin arası otoyolun  Adana-Ceyhan ve Dörtyol-İskenderun arasında olduğu gibi ücretsiz olmasını talep ediyor, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Özcan...

30.- Muğla Milletvekili Suat Özcan’ın, Türkiye’nin coronavirüsle mücadele amacıyla virüsün görüldüğü ülkelerle hava ve kara yolu iletişimini durdurup tedbir aldığına ancak deniz yoluyla ticari iletişiminin devam ettiğine, yurt dışından birçok geminin boğazlardan geçerek limanlara geldiğine ilişkin açıklaması

SUAT ÖZCAN (Muğla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Dünyada corona virüsü olarak bilinen Covid-19 virüsü, 5 Mart 2020 itibarıyla başta Çin, Güney Kore ve İtalya olmak üzere dünyanın birçok ülkesinde 95.748 hastada görülmüştür. 2.092’si Çin’de olmak üzere İtalya’da 107, İran’da 92, Güney Kore’de 35 ölüm gerçekleşmiştir. Ülkemiz coronavirüsle mücadele için virüsün görüldüğü ülkelerle hava yolu ve kara yolu iletişimini iki yönlü olarak durdurmuştur ve tedbirler alınmaktadır. Ancak Türkiye, denizcilik yoluyla ülkelerle ticari iletişim hâlindedir. Bugün denizcilik sektöründen gelen haberlere göre, ülkemiz ve ülkemiz adına çalışan yabancı bayraklı ama Türk armatörlerin sahip olduğu gemiler, Çin ve Güney Kore başta olmak üzere virüsün yoğun olarak görüldüğü ülkelere gitmektedir. Bunun yanı sıra yurt dışından birçok gemi boğazlarımızdan geçmekte ve limanlarımıza gelmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, 30 milletvekilimizin söz talebi karşılanmıştır. Bunun dışında 60’a göre bugün başka milletvekili arkadaşımıza söz vermeyeceğim.

Şimdi, Sayın Grup Başkan Vekillerimizin söz taleplerini karşılayacağım.

Sayın Dervişoğlu, buyurun lütfen.

31.- İzmir Milletvekili Dursun Müsavat Dervişoğlu’nun, Genel Kurulda başarılı bir çalışma günü temenni ettiğine, ihtiyaç hasıl olması hâlinde hem İYİ PARTİ Grubu adına hem de şahsı adına konuşacağına ilişkin açıklaması

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Sayın Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Genel Kurula başarılı bir çalışma günü temenni ediyorum. İhtiyaç hasıl olursa hem partimiz hem şahsım adına konuşacağım.

Teşekkür ederim, sağ olun.

BAŞKAN – Sayın Bülbül, buyurun lütfen.

32.- Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül’ün, mevcut mülteci ve sığınmacı yükünü zorlukla taşıyan Türkiye’nin İdlib’den göç eden Suriyelileri barındıramayacağını ve Türkiye’de olup Avrupa’ya geçmek isteyen sığınmacıları da engellemeyeceğini bütün dünyaya ilan ettiğine, Yunan güvenlik güçlerinin deniz ve kara sınırını geçmek isteyenlere yönelik hunharca muamelesinin dünyanın gözü önünde cereyan ettiğine, Türk devleti ve Türk milletinin tarihin hiçbir döneminde mazluma, yardım dileyene sırtını dönmediği gibi bugün de aynı fedakârlığı insanlığa örnek olacak şekilde gösterdiğine, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin talimatıyla özellikle 0-10 yaş grubu mülteci çocukların temel ihtiyaçlarının karşılanması için kampanya başlatıldığına ilişkin açıklaması

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Suriye’nin İdlib bölgesinde Esad güçleriyle Rusya’nın sivilleri hedef alan saldırıları neticesinde zaten dar bir alana sıkışmış olan 4-5 milyon Suriyeli sınırımıza doğru harekete geçmiştir. Mevcut mülteci ve sığınmacı yükünü zorlukla taşıyan ülkemiz, İdlib’den Türkiye’ye doğru harekete geçen Suriyelileri barındıramayacağını, bu yükü daha fazla taşıyamayacağını bütün dünyaya ilan etmiştir. Bunun yanında devletimiz, Türkiye’de olup Avrupa’ya geçmek isteyen sığınmacıları da engellemeyeceğini açıklamıştır. Şu ana kadar 150 bine yakın sığınmacı ülkemizden bu kapsamda ayrılmıştır. Özellikle Yunan devletinin güvenlik güçlerinin deniz ve kara sınırını geçmek isteyenlere zalimce, hunharca muamelesi dünyanın gözü önünde cereyan etmektedir.  Bütün dünyada nefretle kınanması gereken bu muameleler ne yazık ki bize her fırsatta insan hakları dersi vermeye çalışan Avrupa Birliği ve Avrupa Parlamentosunun başkanlarınca onaylanmakta ve takdir edilmektedir. Avrupa Birliğinin ve Batı’nın, bir defa daha şahit olduğumuz acımasızlığı ve ikiyüzlülüğü insanlık tarihinin aslında en büyük trajedisidir. Türk devleti ve Türk milleti tarihin hiçbir döneminde mazluma, yurdunu kaybedene, yardım dileyene sırtını dönmediği gibi bugün de aynı fedakârlığı insanlığa örnek olacak şekilde göstermektedir.

Bu kapsamda, Türkiye’den ayrılmak için Edirne üzerinden Yunanistan’a geçmek isteyen sığınmacılardan, özellikle sıfır ila 10 yaş arasında olan çocuklar için kaban, çocuk botu, kıyafet ve temel ihtiyaç malzemelerini kapsayacak şekilde birtakım yardımların yapılmasını…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) –  Sayın Genel Başkanımız Devlet Bahçeli Bey Edirne İl Teşkilatımıza ve Ülkü Ocaklarına bu yardımların bu sığınmacı kardeşlerimize ulaştırılması talimatını vermiş, konvoyun ilk araçları bu bölgeye ulaştırılmış ve sığınmacılara bu konuda yardım edilmeye çalışılmaktadır.

Dünyanın gözünü çevirdiği, sırtını döndüğü bu yerlere bizler sırtımızı dönemeyiz. Bunlar Türkiye'nin teşvikiyle, yönlendirmesiyle olan şeyler değildir. Türkiye, burada yaşanan insanlık dramına bigâne kalamaz. Bizler de bu noktada üzerimize düşen sorumluluğu yerine getirmeye çalışıyor; bu vesileyle Sayın Genel Başkanımıza da teşekkürlerimizi, şükranlarımızı arz ediyoruz.

Saygılar sunarım.

BAŞKAN – Sayın Oluç…

33.- İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un, Resmi Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanı kararına göre Millî Eğitim Bakanlığı bütçesinden Türkiye Maarif Vakfına 684 milyon lira aktarılmasının doğru bir yaklaşım olmadığına, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyinin Suriye’deki ihlalleri araştırmak üzere kurduğu komisyonun raporunun  Temmuz 2019 ile 10 Ocak 2020 tarihleri arasında yer alan bütün kanlı saldırılara yer verdiğine ve iktidarı ilgilendiren bir rapor olduğuna, Freedom House tarafından açıklanan Dünyada Özgürlükler 2020 Raporu’na göre Türkiye’nin “özgür olmayan ülkeler” kategorisinde yer aldığına ilişkin açıklaması

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın vekiller, Millî Eğitim Bakanlığı bütçesinden Maarif Vakfına 684 milyon lira kaynak aktarılacağını okuduk. 2016 yılında kurulan bu vakfa bugüne kadar aktarılan paranın yaklaşık 2 milyar liraya ulaştığı belirtiliyor. Şimdi, Millî Eğitim Bakanlığı kamusal eğitimden sorumlu bir kamu erkidir ve tüm yurttaşlara eşit kamu hizmeti vermekten sorumludur ve bir kamu erkinin sorumluluğu vakıflara devredilemez. Resmî Gazete’de de yer alan bu karar bize Maarif Vakfına sınırsız kaynakların aktarılmaya devam edileceğini gösteriyor. Eğitim ve bilim emekçileri için insanca yaşanacak ücret talep edildiğinde verilen cevap “Bütçe yeterli değil.” oluyor ya da öğretmen atamaları için talep edildiğinde verilen cevap “Bütçe yeterli değil.” oluyor ama görüyoruz ki Bakanlığın bütçesinden Maarif Vakfına oldukça yüklü bir biçimde kaynak aktarımı devam ediyor. Bu aktarılan bütçe halkın bütçesidir ve tekrar söyleyeyim: Bakanlığın kendi görevini bir vakfa devretmeye çalışması ya da bu yönde adımlar atması doğru bir tutum değildir.

İkinci olarak değinmek istediğim şöyle bir konu var: Dün burada da dile getirildi, ben de merak edip araştırdım doğrusu biraz; Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyinin Suriye’deki ihlalleri araştırmak üzere kurduğu bir komisyonun raporundan söz edildi. Gerçekten böyle bir rapor var, Temmuz 2019 ile 10 Ocak 2020 tarihleri arasını kapsayan bir rapor. Evet, bu raporda Suriye’deki Rus güçlerinin ve Suriye rejimine bağlı birliklerin işledikleri savaş suçları anlatılıyor, o da doğru fakat başka şeyler de anlatılıyor bu raporda. Mesela El Kaide uzantısı olan grupların veya Türkiye’de iktidarın desteklediği Suriyeli çetelerin savaş suçu işlediği de iddia ediliyor aynı şekilde ve özellikle Suriye Millî Ordusunun Kürt halkına yönelik ağır ihlallerinden söz ediliyor bu raporda.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım sözlerimizi.

Buyurun.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Örneğin, 12 Ekimde M4 Kara Yolu’nda korkunç bir şekilde infaz edilen Kürt kadın politikacı Hevrin Halef’e yer veriliyor ve Suriye Millî Ordusunun söz konusu eylemi gerçekleştirmiş olması hâlinde cezai sorumluluk taşıyacağı uyarısında bulunuluyor. Yani bu rapor aslında bu tarihler arasında yer alan bütün kanlı saldırılara yer veriyor yani sadece Suriye’nin ve Rusya’nın savaş suçlarına değinilmiyor. Rapor, doğrudan doğruya iktidarı ilgilendiren ve Suriye’de çeteleşmiş olan yapıların da işledikleri suçlara değiniyor -bunu hatırlatmak istedim- dolayısıyla iktidarı ilgilendiren bir rapor.

Rapor deyince, son bir rapordan daha söz etmek istiyorum. Merkezi Washington’da bulunan; demokrasinin, insan haklarının ve siyasi özgürlüklerin teşvik edilmesini amaçlayan bir kuruluş var, Freedom House; o da Dünyada Özgürlükler 2020 Raporu’nu açıkladı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, tamamlayın sözlerinizi.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Toparlıyorum efendim.

Bu raporda da biliyorsunuz, çeşitli kategoriler yer alıyor, 195 ülke ve 15 bölge değerlendiriliyor. Raporda 83 ülke “özgür” 63 ülke “kısmen özgür” 49 ülke ise “özgür olmayan” kategoride sınıflandırılıyor. Baktığımızda, geçen yıl olduğu gibi bu yıl da maalesef Türkiye “özgür olmayan ülkeler” kategorisinde yer alıyor -şaşırtıcı değil tabii, iktidarın yarattığı bir ortam- ve Türkiye son on yılda, dünya genelinde özgürlüklerin en çok gerilediği 2’nci ülke olarak tanımlanıyor; on yılda 31 puan gerileyerek 32 puan kayıplı Orta Afrika ülkesi Burundi’nin önünde bulunuyoruz.

Hani, bunu da hatırlatmak ve iktidarı bir kez daha bu konuda uyarmak istedim. Ama sanmayalım ki sadece Türkiye’ye ve diğer ülkelere yönelik ifadeler yer alıyor raporda, ABD’ye dair de sert eleştirilerde bulunuluyor ve “Trump yönetimi demokrasi ve insan hakları ilkelerine dayalı bir dış politikaya sürekli bağlılık göstermekte başarısız oldu.” belirlemesi de yapılıyor; bunu da hatırlatmış olayım dedim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Altay…

34.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, elim bir kazada kaybedilen Hafız İsmail Çoşar ile eşi Sevim Coşar’ı rahmetle andıklarına, Cumhuriyet gazetesi yazarı ve Oda TV Haber Müdürü Barış Terkoğlu ile muhabir Hülya Kılınç’ın “Libya şehidi MİT mensubunun cenaze görüntülerine Oda TV ulaştı.” başlıklı haber nedeniyle tutuklandığına ancak bu konudaki haberin önceden İYİ PARTİ İstanbul Milletvekili Ümit Özdağ tarafından yapılan basın toplantısında ifade edilerek Meclis TV tarafından yayınlandığına, yargının siyasetin bu kadar vesayetinde bulunmasının ülkeye verilebilecek en büyük zarar olduğuna, George Mason’un “Basın özgürlüğü öteki özgürlüklerin emniyet supabıdır. Diktatör hükûmetlerden başka hiçbir kuvvet onu kısamaz.” sözünden herkesin alacağı dersler olduğuna ilişkin açıklaması

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım. Sizi ve yüce Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Onu huşu içinde dinlerdik. Sesi âdeta ağzından değil kalbinden çıkardı. Sesinin tınısı, kaidesi, tonuyla ve kattığı duygu seliyle çağlar, gönlümüzde yankılanırdı. Hepimizi manevi bir zenginlikte, rengârenk bir inanç ve duygu ikliminde, duygu bahçesinde buluştururdu. Elim bir kazada kaybettiğimiz İsmail Çoşar Hocamızı ve muhterem eşlerini rahmet ve minnetle anıyoruz; sevenlerine ve milletimize başsağlığı diliyoruz Sayın Başkan.

Sayın Başkan, Cumhuriyet gazetesi yazarı ve OdaTV sorumlusu, Haber Müdürü Barış Terkoğlu ve Manisa Muhabiri Hülya Kılınç’ın “Libya şehidi MİT mensubunun cenaze görüntülerine OdaTV ulaştı” başlıklı haber nedeniyle tutuklandığını üzüntüyle öğrendik.

Sayın Başkan, bu haber daha önce başka yayın organlarında da yayınlanmıştı ve bu konuda 25 Şubatta İYİ PARTİ Sayın Milletvekili Ümit Özdağ tarafından da yapılan basın toplantısı yoluyla Meclis TV tarafından da yayınlanmıştı. Şimdi, hâl böyle olunca, Libya’daki şehidimizin cenaze haberini yayınlayan OdaTV’ye cenaze görüntülerinin ulaştığını belirten bir gazetecinin tutuklanmasını hiçbir akılla, hiçbir mantıkla, hiçbir siyasi yaklaşımla izah etmek mümkün değildir. Biz, buradan, tabii, doğal olarak şu sonucu çıkarıyoruz: Yargının, siyasetin bu kadar vesayetinde, tasallutunda, basınç ve baskı altında bulunması -siyasi iktidar kim olursa olsun- bu ülkeye verilebilecek en büyük zarardır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Bir ülkede yargıya olan güven zafiyete düştüğü andan itibaren o ülkenin huzurundan da bahsedemeyiz, o ülkede demokrasiden de bahsedemeyiz, o ülkede hak ve özgürlüklerden de bahsedemeyiz. Bununla beraber, basın özgürlüğüne tahammül edilmeyen ülkelere dünyanın diğer ülkeleri, milletler ailesinin diğer fertleri iyi gözle bakmaz.

Sayın Başkan, korkmamak lazım; özgürlüklerden, tepki hakkını kullanmaktan, protesto hakkını kullanmaktan, basın özgürlüğünü kullanmaktan korkmamak lazım. Bunlardan korkmak iktidarları sadece ve sadece güçsüzleştirir, zayıflatır, itibarsızlaştırır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Hemen bitiriyorum.

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın, buyurun.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Bununla beraber, çok beğendiğimiz, bilinen de bir sözü tekrar etmek istiyorum: “Basın özgürlüğü öteki özgürlüklerin emniyet supabıdır. Diktatör hükûmetlerden başka hiçbir kuvvet onu kısamaz.” demiş Mason. Bu sözden hepimizin alacağı dersler olduğunu düşünüyorum. Yargının, kamu vicdanında büyük bir tahribata yol açan, kamu vicdanını kanatan bu karardan, bu yanlış karardan bir an önce dönmesini ve yargının itibarsızlaşma sürecinin son bulmasını da temenni ediyorum efendim.

BAŞKAN – Sayın Zengin, buyurun.

35.- Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in, hayatını kaybeden Hafız İsmail Çoşar ile eşi Sevim Coşar’a Allah’tan rahmet dilediğine, 1-7 Mart Yeşilay Haftası’nın önemine binaen Meclisin kapalı alanlarında sigara içilmemesi konusunda Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Süreyya Sadi Bilgiç’ten hassasiyet rica ettiğine, tüm dünyayı tehdit eden coronavirüsle mücadele konusunda ortak tavır içerisinde olunması gerektiğine, Sağlık Bakanının süreci çok iyi götürdüğüne ve coronavirüsle alakalı bilgilendirme toplantısı yapacağına, MİT görevlisinin vefatıyla alakalı konuyu teyit ettikten sonra paylaşacağına, basın özgürlüğünün olması gerektiğine ama aynı zamanda Türkiye’nin güvenliğiyle alakalı konulardaki hassasiyetlerin de arkasında durulması gerektiğine ilişkin açıklaması

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Sayın Başkanım, çok değerli milletvekilleri; ben de Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Sayın Altay’ın ifadesine binaen tekrar ben de ifade etmek istiyorum, dün söylemiştim ama İsmail Coşar Hocamıza ve çok değerli eşlerine tekrar Allah’tan rahmet diliyorum. Kur’an-ı Kerim’i bu kadar güzel hıfzetmiş, kalpleri titreten bir şekilde okuyan, sevdiren İsmail Coşar Hocamıza tekrar Allah’tan rahmet diliyorum, ailesine de başsağlığı diliyorum.

Bu hafta Yeşilay Haftası aynı zamanda, 1 ve 7 Mart tarihleri arasında. Malum, 1920’de kurulmuş Yeşilay. Alkol, sigara ve uyuşturucu bağımlılığıyla alakalı, ülkemizde en köklü mücadele eden kurumlardan bir tanesi Yeşilay. Bu manada, bu haftanın önemine binaen, Sayın Başkanım sizden de bir hassasiyet rica etmek istiyorum. Özellikle, Meclisimizde arka odalarda zaman zaman bizim kullanmamıza engel olacak şekilde çok yoğun sigara içiliyor. Sigara içmeyen biz –Ne diyelim?- sade insanlar için bir hassasiyet rica ediyorum, çok önemli olduğu kanaatindeyim.

BAŞKAN – O odalara girmemek lazım, doğru söylüyorsunuz.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Tabii, sigara içmek de bir özgürlüktür, isteyen bunu yapabilir ama sonuçta, içmeyenler için de bir alternatif olması gerekiyor. Biliyorsunuz, ücretli otoban yollarda alternatif olarak ücretsiz yollar olmalıdır; burada da alternatifleri olmalıdır muhakkak ki eşit şartlar altında diye düşünüyorum. Burada söylemeyi de hassaten önemli addediyorum.

Tabii, diğer önemli bir konu, biraz evvel sayın milletvekillerimizin konuşmalarında vardı. Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Başkanımız Şenel Yediyıldız Bey’le biraz evvel görüştük. Bu manada, Sayın Sağlık Bakanımız ekibiyle beraber corona virüsüyle alakalı bir bilgilendirme toplantısı yapacaklar. Fevkalade önemli bir konu. Şu ana kadar, biliyorsunuz, Türk Hava Yollarının uçuşunun durdurulduğu ülkeler var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Sayın Başkanım, bitireceğim.

BAŞKAN – Buyurun.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) –Bunun tabii başka maliyetleri de var, kolay değil bu kararları vermek. Aynı şekilde, sınırlarla alakalı kontrollü geçişler var bu manada. Burada elbette mesleki anlamda bu taşıma işini yapan arkadaşlarımızı düşüneceğiz ama beraberinde de tüm dünyayı tehdit eden bu virüsle mücadele konusunda da ortak bir tavır içerisinde olmamız gerekiyor. Şu ana kadar, hamdolsun, Sağlık Bakanımız arkadaşlarıyla beraber süreci çok iyi götürdü. İnşallah, yazla beraber burada bir azalma olacağını söylüyor hekimlerimiz. Ülkemiz bu önemli konuyu da mümkün olan en hasarsız şekilde atlatacaktır diye düşünüyorum.

Bu MİT tırlarıyla alakalı açıklamanın Mecliste yapılmasıyla alakalı konuyu tabii tekrar bir teyit etmek lazım. Doğrusu, ben arkadaşlarıma sordum sizler söylerken Meclisteki bu açıklamalarla ilgili, böyle bir haberin yapılmadığını bana ifade ettiler.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – MİT tırları değil.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – MİT tırları değil ya.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Özür dilerim, şehidimizle alakalı, MİT görevlisinin vefatıyla alakalı, kusura bakmayınız, düzeltelim. Bununla alakalı da ben daha detaylı bilgiyi inşallah sizlerle paylaşacağım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Son bir cümle.

Yani buradaki meselenin bir siyasi mesele olmadığını muhakkak söylememiz lazım. Daha evvel MİT tırları hadisesinde -bu sefer iradi olarak söylüyorum- ortaya konan tezlerde de hep bunlar savunulmuştu. Yani bu konular siyasetüstü meselelerdir, Türkiye’nin güvenliğiyle alakalı konulardır. O sebeple, bu meselede yani basın özgürlüğüne sonuna kadar varız ama aynı zamanda, Türkiye’nin güvenliğiyle alakalı konulardaki hassasiyetin de arkasında durmak lazım.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Grup Başkan Vekillerimizin de söz taleplerini karşıladım.

Sayın Başkan Vekilimiz, Sayın Gök, buyurun lütfen.

36.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, Mecliste tartışmaların, sert sözlü münakaşaların yaşanabileceğine ama insani değerlerin de unutulmaması gerektiğine, vefatından dolayı İstanbul Milletvekili Emine Sare Aydın Yılmaz’ın ve Bursa Milletvekili Vildan Yılmaz Gürel’in babalarına, Bursa Milletvekili Atilla Ödünç’ün kayınpederine ve Bingöl Milletvekili Cevdet Yılmaz’ın kardeşine Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

LEVENT GÖK (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Başkanım, elbette Mecliste tartışmalar yaşayacağız, elbette bazen sert sözlü münakaşalar da yaşayacağız ama hiçbirimiz, birbirimizin insani değerlerini, acılarını, sevinçlerini de unutmayacağız. Bu Meclis çatısı altında görev yaptığımız bütün arkadaşlarımız, hangi partiden olursa olsun, hepsi bizim birer mesai arkadaşımız. Hepimizin acıları oluyor, hepimizin sevinçleri oluyor; bunları da unutmayacağız. Bu insani görevlerimizi yerine getirmek suretiyle dayanışmamızı da artıracağız.

Benim de Meclis Başkanlık Divanında beraber çalıştığım Kâtip Üyemiz İstanbul Milletvekilimiz Sayın Sare Aydın babasını kaybetti, Bursa Milletvekilimiz Sayın Atilla Ödünç kayınpederini kaybetti, yine, Bursa Milletvekilimiz Sayın Vildan Yılmaz Gürel babasını kaybetti ve Bingöl Milletvekilimiz Sayın Cevdet Yılmaz kardeşini kaybetti. Ülkenin bu yoğun gündemi içerisinde bu arkadaşlarımızın acılarını unutmamız olanaksız. Ben, tüm arkadaşlarımın hayatlarını kaybeden yakınlarına Allah’tan rahmet diliyorum, ailelerine de başsağlığı dileklerimi iletiyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

V.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Süreyya Sadi Bilgiç’in, milletvekillerinin hayatını kaybeden yakınlarına Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin konuşması 

BAŞKAN – Ben de bütün arkadaşlarımızın hayatını kaybeden yakınlarına Rabb’imden rahmet diliyorum, ailelere başsağlığı diliyorum.

Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Önergeler

1.- Başkanlığın, Şanlıurfa Milletvekili Nimetullah Erdoğmuş’un, Millî Savunma Komisyonu üyeliğinden istifasına ilişkin yazısının 5/3/2020 tarihinde Başkanlığa ulaştığına ilişkin önerge yazısı (4/66)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Şanlıurfa Milletvekili Sayın Nimetullah Erdoğmuş’un Millî Savunma Komisyonu üyeliğinden istifasına ilişkin yazısı 5 Mart 2020 tarihinde Başkanlığımıza ulaşmıştır.

Bilgilerinize sunulmuştur.

İYİ PARTİ Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- İYİ PARTİ Grubunun, Samsun Milletvekili Bedri Yaşar ve 20 milletvekili tarafından, esnaf ve sanatkârların sorunlarının incelenerek bu sorunların çözümü için izlenecek yolların belirlenmesi amacıyla  25/2/2020 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan (10/2597) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 5 Mart 2020 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

5/3/2020

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 5/3/2020 Perşembe günü (bugün) toplanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                      Dursun Müsavat Dervişoğlu

                                                                                            İzmir

                                                                                 Grup Başkan Vekili

Öneri:

Samsun Milletvekili Bedri Yaşar ve 20 milletvekilinin esnaf ve sanatkârların sorunlarının incelenerek bu sorunların çözümü için izlenecek yolların belirlenmesi amacıyla 25/2/2020 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerin 5/3/2020 Perşembe günkü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere İYİ PARTİ Grubu adına Sayın Bedri Yaşar, buyurun. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA BEDRİ YAŞAR (Samsun) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; esnaf ve sanatkârlarımızın sorunlarına yönelik vermiş olduğumuz araştırma önergesi üzerine söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Türkiye genelinde, son beş yıla baktığımızda, 954.251 iş yeri açılmış ancak aynı zamanda 428.168 iş yeri de kapanmıştır. Samsun’a da baktığımız zaman, son beş yılda 8.523 esnafımız maalesef kepenk kapatmıştır. Türkiye’de toplam 1 milyon 976 bin 265 esnaf ve sanatkârımız mevcuttur. Rekabet gücü giderek zayıflayan esnaf ve sanatkâr kesim, yaşanan ekonomik krizler ve zincir marketler karşısında zor günler yaşamaktadır. 2020 yılının ilk ayında ülke genelinde toplam 8.465 esnaf ve sanatkâr maalesef kepenk kapatmıştır. Diğer taraftan, Türkiye geneline paralel olarak Samsun’da da 2019 yılında 17.215 senet protesto edilmiş, bu rakamla -Türkiye geneline baktığınız zaman- Samsun bu alanda da 7’nci sırayı almıştır. Piyasalarda ve çarşı pazarda yaşanan talep daralması ve buna bağlı olarak ortaya çıkan iş hacmi kaybına mutlaka Hükûmet bir çözüm bulmak zorundadır.

Esnaf ve sanatkârlarımızın piyasayı canlandırarak ekonomik kriz ve haksız rekabet ortamından kurtulması için bizden beklediği çözüm önerileri vardır, ben onları sırasıyla sizlerle paylaşmak istiyorum:

Birinci önerileri… Esnaf ve sanatkârımız diyor ki: “Sicil affı konusunda hâlâ bir mesafe katedemedik. Maalesef, 2-3 sefer sicil affı çıkmasına rağmen bankalar bu sicil aflarını işlemedikleri için, kara kaplı defterlerinden bir türlü silmedikleri için, biz, bankalar nezdinde hâlâ bunlara muhatap oluyoruz, müracaat ettiğimizde kredi taleplerimiz makul karşılanmıyor. Son bir kez bu sicil affı çıkarılsın ve bankaların kesinlikle inisiyatifine bırakılmadan bu sicil defterinden silinsin ki biz de ticaretimize devam edelim.”

İkinci önerileri… Ekonomik sıkıntılar hepimizin malumu. Sabah kalkıp hep karşılaştığınız insanlar, bakkal, manav, berber diyor ki: “Bize hiç olmazsa sıfır faizli kredi versinler ki bir miktar önümüzü açalım, işlerimize devam edelim. Bir sürü af getirdiniz, işverenlere, herkese af getirdiniz; hiç olmazsa bize de vergi ve SSK ödemeleri konusunda, BAĞ-KUR ödemeleri konusunda bir yapılandırma yapın. Şu an özellikle devlet bankalarının her alanda, istihdam da dâhil, bir sürü destek kredileri var; esnafa yapılacak en büyük desteklerden biri de vergi, SSK ve BAĞ-KUR borçları hiç olmazsa bir kez daha yapılansın, onlar da biraz nefes alsınlar.

Yine, diğer bir önerileri… Bugün, KOSGEB marifetiyle kullandıkları krediler var, bunlar da 5 bin lira, 10 bin lirayla sınırlı. Bugünkü gerçeklere, ticaretin gerçeklerine baktığınız zaman, 5 bin lira, 10 bin lira kredilerle herhangi bir istihdamın sağlanamayacağı, herhangi bir üretimin yapılamayacağı da dikkate alınırsa ülke gerçekleri dikkate alınarak bu kredi miktarları da revize edilsin istiyorlar.

Yine, bunun yanı sıra, belki büyük işletmeler için çok büyük anlam ifade etmese bile sadece gazete, ekmek satan esnafımız var. Bunların dükkânlarında POS cihazları var. Bu POS cihazlarına ödedikleri ücretler var. Bunlar hakikaten esnafın canını acıtan rakamlar, bunlar bir de bankalara göre farklılık da gösteriyor. “Bu POS cihazlarından alınan ücretler ya sabitlensin ya da bunlar esnaftan hiç alınmasın, biz bu ücretleri ödemeyelim. Bunlar da bizim için ciddi maliyet oluşturuyor.” diyorlar.

Yine, aynı şekilde, dükkânında akşama kadar yalnızca ekmek ve gazeteden başka bir şey satmayan, geçimlerini zar zor sağlayan bakkal ve bayi esnafı sanayi işletmeleriyle aynı şekilde bilanço usulüne göre defter tutmaktadır. Bu da bunlar için çok ciddi bir külfettir. “Biz de en azından götürü usulde vergiye geçmek istiyoruz.” diyorlar.

Yine, buna paralel olarak esnaf ve sanatkârımız yani sizin her sabah evinizden çıktığınız andan itibaren karşılaştığınız bakkalı, manavı, berberi, ayakkabıcısı diyor ki: “Biz sanayiciden ve konutlardan daha yüksek ücretle elektrik kullanıyoruz. Yani bizim de elektrik fiyatlarımız hiç olmazsa onların fiyatları seviyesine insin. Biz daha yüksek elektrik parası ödüyoruz.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi lütfen.

BEDRİ YAŞAR (Devamla) – Tamamlıyorum Başkanım.

Diğer bir konuları, normal çalışanlar 7200 iş günü çalışarak emekli oluyorlar ama esnaf ve sanatkâr maalesef 9000 iş günü çalışarak ancak emekli olabiliyorlar. Bu da eşitlik ilkesine aykırı, bu hususta da bir düzenleme yapılsın istiyorlar.

Tabii, sizin de gördüğünüz gibi esnafın sorunları çığ gibi. Ekonominin sinir uçlarıdır esnaf ve sanatkârımız. Bir kişiye iş verdiği gibi, kendi yükünü de devletin sırtından alan tüccarımızla, esnafımızla ilgili, onların sorunlarıyla ilgili, muhakkak, bizim Parlamento olarak bir çözüm önerisi orta yere koymamız lazım. Bu sorunları, saydığımız sorunları bir araya gelip bir komisyon oluşturup buna göre çözüm üretmenin zamanı geldi ve geçiyor.

Ben, bu kürsüden, sizlerin her sabah gördüğünüz bakkallara, manavlara, esnafa olan borcunuz olarak hiç olmazsa bu sefer bu araştırma önergesine “evet” oyu vereceğinizi düşünüyorum.

Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Sayın Ali Kenanoğlu, buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA ALİ KENANOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Esnaf ve sanatkârların sorunları özellikle ekonomik krizlerin çoğaldığı dönemlerde had safhaya çıkmaktadır. İnsanların özellikle bankalara borçlu olduğu şu günlerde esnafın nasıl bir zorluk çektiğini de hepimiz çok yakından bilmekteyiz ve diğer taraftan da, inşaat sektörünün çökme noktasına gelmesi, inşaat sektöründe yaşanan daralmalar ayrıyeten esnafların çok daha ciddi sıkıntılar çekmesine neden oluyor.

Tabii, diğer bir mesele, alışveriş merkezlerinin, büyük AVM’lerin açılmış olması -haksız rekabet açısından- esnafın bunlarla yarışamaz hâle gelmesi de ciddi sorunlar arasında. Yani bununla ilgili bir düzenleme yapılmaya çalışıldı ancak fiiliyatta, uygulamada çok ciddi sıkıntılar çekiliyor. Biz buradan halkımıza da sesleniyoruz: Her gün karşılaştığımız, cenazemizde, düğünümüzde, bayramımızda bizlerle birlikte olan mahalle esnafının desteklenmesi gerekiyor yani alışveriş merkezlerinin bu anlamıyla tercih edilmekten öte, esnafın tercih edilmesi gerekiyor.

Diğer taraftan, bununla ilgili kimi düzenlemelerin de yapılması gerekir. Örneğin, Avrupa’nın kimi kentlerinde büyük alışveriş merkezleri saat 19.00’da kapatılır ki insanlar bundan sonra esnafla alışveriş yapabilsin, esnaflar canlı olabilsin diye. Ancak bizde yani Türkiye'de alışveriş merkezleri âdeta bir yaşam alanı hâline dönüştürüldü ve bu anlamıyla da esnaflar ciddi bir şekilde sıkıntı yaşıyorlar.

Diğer bir konu vergi konusu. Yani şuna hepimiz denk gelmişizdir ya da sohbet etmişizdir. 1 liralık suyu bile vatandaş zaman zaman kredi kartıyla almak durumunda kalıyor, bu da hepsinin vergiye tabi olması anlamına geliyor. Vergi yükünün fazla olması -bir taraftan insanların vergi kaçırabilmek için Kızılayı bile alet ettikleri bir süreçte- esnafın bütün alışverişlerinde ve yaptığı ticaretin tamamında vergiye tabi olması yaşadığı en büyük sorunların başında geliyor.

Tabii, sosyal güvenlik destek primi meselesi de ayrıyeten esnaflarımızın yaşadığı sıkıntılardan biri. BAĞ-KUR’lular 9000 iş günüyle emekli olabiliyorlar, SGK’liler 7200 gün. Ama diğer taraftan da BAĞ-KUR emeklisinin -1.784 liradan başlayan bir emekli maaşıyla kademeli olarak artabiliyor- emekli maaşı 1.784 lira ve bu da, Ocak 2020’de yani bu ocak ayında TÜRK-İŞ’in açıklamış olduğu açlık sınırı yani 2.219 liranın oldukça altında bir rakamdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

ALİ KENANOĞLU (Devamla) – BAĞ-KUR emeklilerinin aldığı emekli maaşları da açlık sınırı seviyesinde seyrediyor değerli arkadaşlar.

Tabii, ilginç olması açısından ifade edeceğim bir diğer konu şu: Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu var. Bu çerçevede, diyelim ki sizin berber dükkânınız var, berber dükkânınızda, işte, tıraş yaparken diğer taraftan da müzik dinliyorsunuz ve bu Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’na göre telif hakkı ödemek zorundasınız. Şimdi, burada bir düzenlemeye ihtiyaç var yani siz müzik yayını yaparak ticari bir kazanç elde ediyorsanız bu farklıdır; evet, doğrudur ancak siz bir terzisiniz ve ceket dikiyorsunuz, o arada da müzik dinliyorsunuz, gelip sizden de bu konuda telif hakkı talep edebiliyorlar, ki bununla ilgili çokça denetim ve ödenmiş telif hakkı söz konusudur. Ayrıyeten, çıraklık sisteminin çökmesine neden olan 4+4+4 eğitim sisteminin getirdiği çırak yetiştirme sorunu da yaşanıyor. Esnafın sorunları araştırılmalı ve sorunlarına çözüm bulunmalıdır.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Orhan Sümer.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ORHAN SÜMER (Adana) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, İYİ PARTİ’nin grup önerisi hakkında partimiz adına söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, Suriye ve Libya’da şehit düşen askerlerimize ve geçtiğimiz gün Ağrı’nın Doğubayazıt ilçesinde terör örgütünün saldırısında şehit olan Gümrük Müdürlüğü çalışanımıza Allah’tan rahmet ve yaralılara acil şifalar dilerim. Ailelerinin ve milletimizin başı sağ olsun.

Sayın milletvekilleri, esnaflık, bizim kültürümüzde sadece ticari bir kurum değil, aynı zamanda kültürel bir değerdir ve hatta toplumumuzun ayırt edici önemli özelliklerinden biridir. Esnaflık kurumu, Ahi Evran’dan bugüne getirdiğimiz ve sahip çıkmamız gereken bir mirastır. Özellikle ülkemizde olduğu gibi, tarım toplumundan sanayi toplumuna geçmeye çalışan ülkelerde önemli bir nüfusu bünyesinde barındıran esnaflık, aynı zamanda iş gücünün de en yoğun olarak kullanıldığı alanlardan biri olmuştur. Nitekim, Türkiye’de, geçtiğimiz yılın son verilerine göre, 1 milyon 914 bin 711 esnaf ve sanatkârlara ait işletme bulunuyor. Esnaf ve sanatkârlar kurumu, bu işletmelerde çalışanların ve işletme sahiplerinin aileleriyle birlikte yaklaşık 20 milyon kişinin doğrudan etkilendiği bir alan oluyor. Dolayısıyla, esnaflara bakış açımız sadece ekonomik bir bakış açısı olamaz.

Türkiye, bir süreden beri önemli bir ekonomik krizin içinde. Zaman zaman rahatlamalar görülmekle birlikte, kronik hâle gelen bir ekonomik kriz hepimizi her gün biraz daha fakirleştiriyor; işsiz sayısı artıyor, döviz ve altın yükseliyor, toplam mevduat içindeki dövizin payı artıyor, icra dosyaları kabarıyor, bankalara borçlu vatandaşlarımız ne yapacaklarını kara kara düşünüyor. Hâl böyleyken, ekonomi yönetimi, üretimi artıracak, istihdamı geliştirecek kalıcı önlemler aramak yerine, kısa vadeli önlemlerle günü kurtarma derdinde. Örneğin, bir e-haciz uygulaması başlatıldı, 4 milyonun üzerinde vatandaşa devlet borçları karşılığında haciz gönderildi; kredisini ödemeyen öğrenciden trafik cezasını ödeyemeyen şoföre, vergi borcunu ödeyemeyen esnafa kadar herkesin, büyük küçük tüm alacaklarına, bankadaki hesaplarına, ticari araçlarına ipotek konuldu. Anlıyoruz, devletin sıcak para ihtiyacı var. Vatandaşın parası olsa zaten borcunu ödeyecek. Kim gereksiz yere faiz ödemek, devlete borçlu kalmak ister ki?

Sayın milletvekilleri, bugün ekonomi ayakta durabiliyorsa, emin olun, bunu büyük oranda esnafa borçlu. Ekonomiye her gün can veren esnaflar, maalesef, en fazla ihmal edilen, hakkı yenilen kesimlerin başında geliyor. AVM’ler tüm kentleri mantar gibi sararken küçük esnaf kan ağlamaya başladı. AVM cenneti yaratıldı, Türkiye AVM çöplüğüne dönüştü. “Önlem alınsın.” dedik ama büyük bir toplumsal soruna neden oldu. Zincir marketler de en az AVM’ler kadar haksız bir rekabet yaratıyor, kuralsız açılan bu marketler öyle bir hâl aldı ki birbirine zarar vermeye başladı.

Değerli milletvekilleri, esnafın sorunu bütünlüklü bir çözüm gerektirmekte. Bunun için esnaf bakanlığı kurularak esnaf ve sanatkârların sorunlarının siyasette geniş yer bulmasına olanak tanınmalı. Ruhsatlandırma işlemleri esnaf odaları tarafından yapılmalı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

ORHAN SÜMER (Devamla) – Sosyal güvenlikte norm ve standart birliği sağlanmalı, esnaf aleyhine olan farklar ortadan kaldırılmalı, esnafın kira stopajı kaldırılmalı. Esnafın kira, araç gideri vesaire iş yeri masrafları vergiden düşürülebilmeli. Esnafa yıllık ödediği vergi ve prim miktarı kadar sıfır faizli kredi kullandırılmalı. Esnafın düşük faizli ve uzun vadeli kredilerle kira öder gibi dükkân sahibi olabilmesine olanak sağlanmalı, kredi kefalet kooperatifleri güçlendirilmeli ve kredi miktarları artırılmalıdır.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Sayın Fahri Çakır.

Buyurun.

AK PARTİ GRUBU ADINA FAHRİ ÇAKIR (Düzce) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sizleri saygıyla selamlıyorum.

Ben de Suriye’de kaybettiğimiz şehitlerimizi rahmetle anıyorum ve yakınlarını kaybeden milletvekillerimize başsağlığı diliyorum.

Değerli arkadaşlar, ifade edildiği gibi, hiç şüphesiz, esnaflar ülke ekonomimizin en önemli mihenk taşlarındandır. Esnaf ve sanatkârın bizim geleneğimizde de fevkalade önemli bir yeri vardır fakat gelişen dünya ve dünyanın gittiği istikamet itibarıyla AVM’lerle ve yüksek teknolojiyle maalesef başı derttedir. Ancak, AK PARTİ iktidarı, esnafa yaklaşımıyla, üretene, imalat yapana, yüksek teknolojiye adım atana, yeni girişimcilik adımı atmak isteyenlere yardım elini uzatan bir iktidardır.

Evet, her şey tastamam değil, mutlaka bu adımların daha fazla artırılması lazım, desteklerin artırılması lazım; esnafın birçok meselesi var, bunlara mutlaka çare üretiliyor olması lazım hiç şüphesiz. Ancak, tabii ki burada en sondan geriye doğru gidersek ciddi anlamda KOSGEB desteklerinin iyileştirildiğini görmekteyiz. Dolayısıyla, KOSGEB esnafa önemli ölçüde destek veriyor. Yeni girişimciler noktasında, bilhassa teknolojiye ayak uydurmak üzere, yeni teknolojiyle imalat yapmak üzere yeni girişimcilere ciddi anlamda destekler var.

Yaklaşık 2 milyon esnaf bu ülke ekonomisinin hiç şüphesiz ekonomik lokomotifi demektir; en ağır yükü taşıyan kitle, kesim demektir. Dolayısıyla, esnaf ve sanatkâr kategorisinde, en küçük bakkalından en büyük üretim merkezleri AVM’lere kadar bu ülke ekonomisi yol alıp gitmektedir. AK PARTİ iktidarı esnafı hiçbir zaman ne ihmal etti ne de ikinci plana koydu çünkü esnaf bizim için önemlidir. O sebepledir ki Kredi Garanti Fonu’ndan temin edilen kredilerde, esnaf kefalet kooperatifleri marifetiyle alınan kredilerde fevkalade iyileştirmeler yapıldı; hibelerin üst limitleri özellikle artırıldı ve artırılarak devam ediyor ama en büyük sorunlardan bir tanesi, hiç şüphesiz, esnafın krediye ulaşım meselesi.

Biliyorsunuz, bu ülkenin başında bir faiz sarmalı, bir faiz belası var. Kim ne derse desin, yüksek faize boğulmuş bir ekonomik düzen var. Bu düzenle alakalı kısımda yakın zamanda, biliyorsunuz, Merkez Bankasının başına müdahale edildi. Dolayısıyla, faizler tedricî olarak yukarıdan aşağı iniyor. Hiç şüphesiz, inmiş hâliyle bile yüksek faiz ve bu yüksek faizle üretim kolay olmuyor. Dolayısıyla, bu kolay olmayan üretime kolay erişilebilir ve düşük faizli krediler oluşturulmalı. Bu bankacılık sistemi ayrı bir şekilde, ayrı bir başlık altında, hiç şüphesiz, mütalaa edilebilir, tartışılabilir.

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın Sayın Çakır.

FAHRİ ÇAKIR (Devamla) – O sebeple, esnafın var olan bütün sorunlarını bilen bir iktidar iş başında ve esnafın geniş ölçüde sorunlarını gidermiş bir iktidarla inşallah yolumuza devam edeceğiz diyorum ve yüce heyetinizi bir kere daha saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – İYİ PARTİ grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Halkların Demokratik Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önergesi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

2.- HDP Grubunun, Van Milletvekili Tayip Temel ve arkadaşları tarafından, mültecilerin yaşadığı hak ihlallerinin ortaya çıkarılması ve mağduriyetlerinin giderilmesi amacıyla 4/3/2020 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 5 Mart 2020 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

5/3/2020

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 5/3/2020 Perşembe günü (bugün) toplanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                               Hakkı Saruhan OLUÇ

                                                                                          İstanbul

                                                                                  Grup Başkanvekili

Öneri:

4 Mart 2020 tarihinde, Van Milletvekili Sayın Tayip Temel ve arkadaşları tarafından verilen 5632 sıra numaralı, mültecilerin yaşadığı hak ihlallerinin ortaya çıkarılması ve mağduriyetlerinin giderilmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis Araştırması Önergesi’nin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 5/3/2020 Perşembe günkü birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Sayın Dirayet Dilan Taşdemir, buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA DİRAYET DİLAN TAŞDEMİR (Ağrı) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; mültecilerin yaşadığı hak ihlallerinin araştırılması için grubumuzun verdiği araştırma önergesi üzerinde söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, 27 Şubattan bu yana yaklaşık bir haftadır, tüm dünyanın gözü önünde bir insanlık dramı yaşanıyor, bir mültecilik dramı yaşanıyor. Aslında AKP, mültecileri, Suriye’de yürüttüğü siyasetin bir enstrümanı durumuna getirdi, ABD’de diplomatik ve siyasi destek bulmak için şantaj aracına dönüştürdü; ne zaman bir kriz yaşansa -yani dokuz yıldır aslında benzer bir siyaseti izliyor- dönüp Avrupa’ya “Bak, kapıları açarım, mültecileri üstünüze salarım.” dedi. Aslında bu söylemle, bütün dünyaya da mültecilerin korkulacak insanlar olduğu imajını verdi.

Aslında 2011’den beri mülteciler Suriye savaşının bir parçası hâline getirildi. Savaş ilk başladığında, rejime karşı, rejimi zayıflatmak için neredeyse insanların evini terk etmesi ve göç etmesi sağlandı. Dolayısıyla bu politikanın bir sonucu olarak 4 milyon insan evini, yerini yurdunu terk ederek ülkemize geldi.

Bakın, biz buradan mülteci diyoruz ama aslında hükûmet onları mülteci statüsünde de kabul etmiyor, onun hukuki koşullarını da maalesef yerine getirmiyor. Önceleri “Ensar ve Muhacir kardeşliği” hamaseti yapıldı bolca, daha sonra da boğazlarından geçen bir lokmanın hesabı yapıldı. Mülteciler ağır sömürü koşullarına maruz bırakıldılar. Özellikle mülteci kadın ve çocuklar her türlü istismara, insanlık dışı muameleye maruz bırakıldı. IŞİD’in köle pazarlarından kaçıp buralara gelen kadınlar kamplarda benzer bir muameleyle karşılaştılar. İnternet üzerinden, telefonlardan kadınlar alınıp satıldı ve pazarlandı. Bu çok aleni bir şekilde yapıldı maalesef. Yine, Suriyeli mültecilerin kaldığı kamplar hak ihlalleriyle günlerce gündeme geldi, biz de defalarca burada bunu ifade ettik ama maalesef her zaman kamuoyundan gizlendi, üstü örtülmeye çalışıldı. Suriyelilerle ilgili akıl almaz hikâyeler uyduruldu. Yine ırkçılık ve nefret söylemi mülteciler üzerinden yeniden üretildi; evleri yıkıldı, sokak ortasında linç edildiler ve taşlandılar. Bakın, bu ötekileştirici ve nefret söyleminin bir sonucu olarak 9 yaşında bir çocuk olan Vail El Suud intihar etti. Aslında bu intiharın kendisi mültecilerle ilgili sözün bittiği yer idi. Hem mültecilerin dokuz yıldır yaşadığı trajediden hem de bugün yaşanan insanlık krizinden elbette ki sizler de sorumlusunuz. Suriye’de iç savaşı derinleştirdiniz hegemonya kurmak için. Yine oradaki savaşı derinleştirmenin bir biçimi olarak da envaiçeşit cihadist örgütü eğittiniz, donattınız.

Bakın, BM Suriye Bağımsız Soruşturma Komisyonu tarafından hazırlanan ve bu hafta yayınlanan rapor da Türkiye’ye bağlı grupların Kuzey Suriye ve Afrin’de savaş suçları işlediğini, bu grupların Türkiye güdümünde olduğunu dolayısıyla bu suçlardan Türkiye'nin de sorumlu olduğunu açık bir biçimde ifade ediyor.

Yeni Osmanlıcılık hayalleri ve Kürt karşıtlığı Suriye’deki politikanızın asıl nedenidir, yoksa bu ülkenin bir beka sorunu yoktur. Ülkenin beka sorunu da Suriye’den geçmiyor, asla da böyle bir gerçeklik söz konusu değildir. Evet, sizin iktidarda kalma ve iktidarınızı sürdürmek için bir sorununuz vardır. Bunun için bir savaşa ihtiyaç duyuyorsunuz, savaşı onun için kutsuyorsunuz ve derinleştiriyorsunuz. Ama maalesef bunun bedelini halklar, kadınlar, yoksullar ve mülteciler yaşamak zorunda kaldı.

Bakın bir haftadır canlı yayınlara, göstere göstere insan kaçaklığı yapılıyor ve bu teşvik ediliyor. Bu, utanç verici bir tablo. Toto, Loto oynar gibi her gün “Kaç kişi sınırı geçti?” diye elinizi ovuşturarak hesaplar yapıyorsunuz, canlı yayınlara çıkarak bu rakamları insanlara sanki moral vermesi gereken bir şeymiş gibi sunuyorsunuz. Mültecileri de kandırıyorsunuz “Sınırlar açık.” diyorsunuz ama siz de biliyorsunuz ki aslında o sınırlar açık değil. Aslında siz “Avrupa’ya gidiliyor.” derken insanları Araf’a gönderiyorsunuz. Şu an mülteciler Araf’ta, aç susuz ve üşür durumda.

Yine, değerli arkadaşlar, tabii ki bu mülteciler konusunda, Avrupa, Yunanistan, Bulgaristan başta olmak üzere, bütün dünya ikiyüzlü bir tutum içerisinde. Alan Kurdi üzerinden vicdanını temizleyenler, bir gün binlerce Alan Kurdi’nin benzer bir durumu yaşama riskini izliyor, sesiz kalıyor bu duruma. Kimse kimseye insanlık dersi vermesin çünkü hepiniz aynı durumdasınız. Elinizi Suriye’den ve bu insanların hayatından çekin, halklar kendi yaralarını sarmayı elbette bilir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

DİRAYET DİLAN TAŞDEMİR (Devamla) – Vicdan ve ahlaktan bahsediyorsunuz, en azından dayanışmaya giden STK’lerin demokratik kitle örgütlerini engellemeyin, gerçekleri halkla paylaşan gazetecileri gözaltına almaktan vazgeçin.

Burada esas çağrımız demokratik kamuoyuna, Türkiye, Avrupa ve dünya halklarınadır. Devletlerin korkular üzerine inşa ettiği sınırlardan bir kez daha trajediler, ölümler ve dramlar yaşanıyor. Buna “Dur.” demek, hükûmetleri ölüm değil yaşam politikasına çekmek bizim mücadelemize bağlıdır. Bugün bu mücadeleyi, kardeşliği yükseltmenin yani insanlığa sahip çıkmanın zamanıdır. Umuyor ve diliyoruz ki bu Parlamento da üzerine düşen görevi yerine getirir ve bu önergeye “evet” oyu verir, mültecilerin yaşadıklarını daha açık ve net bir şekilde kamuoyuyla hep birlikte paylaşmış oluruz.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – İYİ PARTİ Grubu adına Sayın Muhammet Naci Cinisli, buyurun. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA MUHAMMET NACİ CİNİSLİ (Erzurum) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Suriye ve Libya’da şehit olan kahramanlarımıza Allah’tan rahmet, gazilerimize acil şifalar dilerim.

Ülkemiz, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu Konferansında 1951 yılında kabul edilen Mültecilerin Hukuki Durumuna Dair Sözleşme’yi 1961 yılında ihtirazi kayıtla onaylamıştır. İhtirazi kaydımız ise “Bu sözleşmenin hiçbir hükmü, mülteciye Türkiye’de Türk uyruklu kimselerin haklarından fazlasını sağladığı şeklinde yorumlanamaz.” biçiminde ifade edilmiştir.

Ayrıca, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu kapsamında ülkemiz belli taahhütlere taraf olmuştur. Bu sözleşmeler tabii ki çok taraflı imzalanarak onaylanmış ve her ülkeye sorumluluklar vermiştir. 2011 yılı Mart ayında komşumuz Suriye’de yaşanan iç savaş nedeniyle, ülkemiz milyonlarca Suriyeli sığınmacıya yıllardır ev sahipliği yapmakta. 2019 yılı başından itibaren de tekrar 1,5 milyondan fazla Suriyeli yerlerinden edilip Türkiye sınırına göç ettirildi. Maruz kaldığımız bu büyük göç mühendisliği probleminden dolayı iç savaşın en büyük krizlerinden biriyle Türkiye olarak biz yüzleşmiş bulunuyoruz. Bu girişimi Suriye’nin boşaltılması, Türkiye'nin istikrarsızlaştırılması planı olarak değerlendiriyorum. Ülkemizin batı sınırındaki komşumuz ise ülkelerine girmek isteyen sığınmacıları insanlık dışı yöntemlerle geri göndermeye çalışıyor. Bu insanların anlık bir kararla sınıra gönderiliş şekli ise ayrı bir tartışma konusu. Yaşadığımız geçici sığınmacı sorununun tek çözümü Suriye’deki savaşın bitirilmesi, istikrarın sağlanması ve Suriye’de yaşanan iç savaş nedeniyle ülkemize sığınan Suriyelilerin yurtlarına dönmeleridir.

Diğer yandan, 31 Aralık 2019 tarihinde Çin’in Wuhan kentinde başlayarak ülkeye yayılan coronavirüs memleketimizi de tehdit eder hâle geldi. Çin’den sonra en fazla ölümcül vakanın yaşandığı ülkelerden biri diğer sınır komşumuz İran. Ülkemizin İran’la olan sınır kapıları coronavirüs nedeniyle geçici olarak kapatılmış olsa bile kaçak geçişlerin yaşandığı bilinmekte. Ülkemizin doğusundan kaçak girenlerin batı kapımızdan ülkeyi terk etmeleri sağlanmaya çalışılırken sınırlarımız içerisinde boydan boya ülkeyi katettirilmeleri sonucu muhtemel taşıyabilecekleri coronavirüsün yayılmasından endişe ediyorum. Özellikle, doğu sınırlarımızdan kaçak yollarla ülkemize girmeye çalışan insan ve hayvanların girişlerinin önlenmesi sağlık açısından elzemdir. Bu bağlamda, ülkemizin bütün sınır kapılarında coronavirüs önlemlerinin dikkatlice alınması gerekliliğini hatırlatır, Genel Kurulu saygıyla selamlarım. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Engin Altay. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ENGİN ALTAY (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sizi ve yüce Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, başından beri söz konusu dış politika ise Türkiye'nin itibarı, Türkiye'nin geleceği ise iki şeye çok ihtiyaç olduğunu söyledik, söyleyegeldik. Bunlardan birincisi, içeride birlik ve dışarıya yönelik de bir tutarlılıktır. Şimdi böyle olduğu zaman, Meclisten aldığı yetkiyle, yetki çerçevesinde Hükûmetin, yürütme organının dış politikayı sevk ve idare etmesi elbette kaçınılmaz ama bunu yaparken yürütme dışındaki partilerin görüşlerinin, önerilerinin zaman zaman dinlenmesi de çok kıymetli, çok değerli olur. Zira, aksi takdirde, sonradan keşke dediğimiz, vah vah, tüh tüh dediğimiz olaylarla karşı karşıya kalıyoruz; askerlerimiz, evlatlarımız şehit oluyor ve Türkiye'nin bölgedeki ağırlığı, gücü olması gereken noktanın altına düşüyor.

Şimdi uzun uzun okumayacağım, süre kısıtlı. Değerli arkadaşlar, 2018’de İdlib’le ilgili, bu kürsüde, 7 maddede yani 7 başlıkta uyarı ve önerilerimizi gündeme getirmişiz. Şimdi bakıyorum da bunlar yapılsaydı, bunlara biraz kulak verilseydi vallahi de, billahi de İdlib’de 57 şehidimiz olmazdı. Ben “Niye şehit veriyoruz?” noktasında hep şunu söylerim: Bu ülkenin 780.500 kilometrekarelik toprağının 1 metrekaresi için 82 milyonun şehit olması kabulümdür, buna çağrı da yaparım. 1 metrekare toprağımız için 82 milyon ölmeliyiz, ölebilmeliyiz.

Ancak şimdi, bugün Sayın Cumhurbaşkanı, AK PARTİ Genel Başkanı olarak değil, Türkiye Cumhurbaşkanı olarak orada, Rusya’da ve ben onun şu anda yüksek bir profilde, itibarlı bir şekilde bu görüşmeleri yapmasından yanayım; kaldı ki Rusya’nın da an itibarıyla bir saygısızlığı yok ama bir şey var, beni üzen bir şey var: Şimdi sayın milletvekilleri, Sayın Cumhurbaşkanının “Bizi kabul ettiğiniz için teşekkür ederim.” ifadesi diplomatik teamüllere aykırı bir ifade; her şey bir yana, 2 defa tekrar ediyor. Sanki Putin devlet başkanı, Türkiye Cumhurbaşkanı bir bakan; olmaz! Bir bakanı kabul ederse bunun adı “kabul”dür. Ama Birleşmiş Milletler “devletlerin egemen eşitliği ilkesi”ne dayalı olarak kurulmuştur, ülke ne kadar büyük olursa olsun yani 1,5 milyar nüfuslu Çin Devlet Başkanı ile dünyanın en küçük ülkesinin devlet başkanı eşittir. Devlet başkanları eşittir. Ben ülkemin Cumhurbaşkanının orada, Rusya Devlet Başkanının karşısında bu görüşmeyi Rusya’nın Türkiye’ye bir lütfu olarak görmesini, algılamasını ve kamuoyuna böyle paylaşmasını içime sindiremiyorum, sindiremiyorum, sindiremiyorum. Olmaz! Yanlış! (CHP sıralarından alkışlar).

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Sanki mevkidaş değiller, sanki İdlib’de şehit olan 57 Mehmetçik’imizin kanı Rusya’nın eline bulaşmamış gibi. İdlib’de şehit olan Mehmetçik’imizin kanında Suriye merkezi yönetiminin silahlı kuvvetleri kadar Rusya silahlı kuvvetlerinin de dahli vardır. (CHP sıralarından alkışlar) 57 şehidimizin kanından Esad ne kadar sorumluysa Rusya da o kadar sorumludur ve sen gidip “Beni kabul ettiğin için teşekkür ederim.” dersen Türkiye'nin itibarını iki paralık edersin. Ben buna isyan etmeyeyim de neye isyan edeyim kardeşim! Böyle şey olmaz. (CHP sıralarından alkışlar)

Onun için, tekrar ediyorum: Arada muhalefeti dinleyin; biz, dış politika söz konusuysa, Al Bayrak söz konusuysa size yanlış bir şey söylemeyiz, size yanlış bir iş yaptırmayız.

Bu ülkeyi en az sizin kadar bizim de sevdiğimizi aklınızdan çıkarmayın diyorum, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Sayın Ali Şahin…

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Sayın Başkan, söz talebim var.

BAŞKAN – Sayın Şahin, müsaade eder misiniz.

Buyurun Sayın Zengin.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

37.- Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in, İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın HDP grup önerisi üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Sayın Başkanım, teşekkür ederim.

Sayın Altay’ın konuşmasının baş kısmına katılmamak mümkün değil, zaten hep böyle ifadeler duymak istiyoruz, birlik ve tutarlılık ifadelerini. Bütün arkadaşlarım, hepimiz gün içerisinde, Rusya’ya inişten itibaren görüşmeleri yakinen takip ediyoruz. Oraya gidiş sebebimiz, hangi sebeple gittiğimiz bellidir, bizim bu manada Rusya’ya yüklediğimiz sorumluluk da belli. Olan biten konusunda Rusya’nın muhakkak burada bir payı olduğuna inanıyoruz. Biz oraya bir kez daha sınırlarımızı ortaya koymak için gittik. Şimdi, tablo böyleyken, buraya gidildiğinde, bir nezaket cümlesini alıp bu kadar yüksek tonda bir yere taşımayı iyi niyetten uzak olarak addediyorum. Tablo bellidir yani bu toplantı Türkiye’de yapılmış olsaydı muhtemelen bu ifadeyi duyacaktık “Teşekkür ederiz bizi kabul ettiğiniz için.” Bu bir nezaket cümlesidir yani, onun daha ötesi değildir.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Hayır.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Öyledir, nezaket cümlesidir. Bugüne kadar Sayın Cumhurbaşkanımız…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Sayın Başkanım, çok kısa…

BAŞKAN – Buyurun.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Bunun bir sürü örneği var. Yani bu “one minute” meselesinden başlayın diğer pek çok konuya kadar, yere konulan bayrağımızı bulunduğu yerde hizada dururken yerden kaldırıp alan bir Başbakandan, Cumhurbaşkanından bahsediyoruz. Bu sebeple, bulunduğu her yerde, bir defa, birinci önceliği bayrağımız olan, devletimiz olan, milletimiz olan Cumhurbaşkanımızdan bahsediyoruz ve “Her Cumhurbaşkanı da böyledir, böyle olmalıdır.” diye inanıyoruz Türkiye Cumhuriyeti için.

Sayın Altay, o sebeple, bugün önemli bir gün, Sayın Cumhurbaşkanımız orada, dualarımız orada. Biz inanıyoruz ki bütün şehitlerimiz için orada var gücüyle uğraşacak ve nedir, ne değildir, bundan sonra Türkiye'nin tavrı nasıl olacak, bununla alakalı orada -her zaman yaptığı gibi- sağlam bir duruşla duracak. Bize Meclis olarak düşen de kendisinin arkasında durmaktır. Şehitlerimizin de bizden beklediği budur. Bu manada, birlik içerisinde olacağımıza inanıyorum.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Altay…

38.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Çok kısa bir açıklama gereği doğdu müsaade ederseniz Sayın Başkanım.

Teşekkür ederim.

Peşinen şunu söyleyeyim: Sözlerimi çok ustaca çarpıtmaya çalışmayın sayın mevkidaşım. Ben, Türkiye Cumhurbaşkanı yurt dışında bir görüşmedeyse onun yanında, arkasında olacağımızı orada söyledim.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Ben de zaten onu teyit ettim.

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Bakın “kabul” ayrı bir şey. Aslında, doğrusu şudur: Sayın Erdoğan’ın Moskova’ya gitmesi de bir yönüyle, bu görüşme noktasında yanlıştır, Sayın Putin’in İstanbul’a gelmesi de. Bizim orada 57 askerimiz ölmüş. Bu görüşmenin, bir kere, bence, başka bir yerde yapılması daha doğru olandır.

Sayın mevkidaşım, diplomaside “kabul” ayrı şeydir, “görüşme” ayrı şeydir. Sayın Erdoğan şunu deseydi: “Bu görüşme iyi oldu. Teşekkür ederim. Size zahmet verdik.” bunu bile anlardım ama “kabul”… Türkiye Cumhurbaşkanı, Rusya Devlet Başkanının altında değildir. (CHP sıralarından alkışlar) Aslında, Erdoğan’ı savunuyorum ama toplamda Türk milletini savunuyorum. Lütfen, sözlerimi çarpıtmayın.

Teşekkür ederim.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Sözlerinize dair bir çarpıtma yoktur.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Benim derdim bu, meramım bu.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Sayın Cumhurbaşkanımız, her hâlükârda orada ülkemizi, devletimizi temsilen vardır ve olabilecek en iyi hâliyle orada olacaktır.

Teşekkür ediyorum.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Ya, sanki ben “temsilen yok” mu diyorum?

Sayın Başkanım, ben yani anlatamıyorum derdimi.

Müsaadenizle efendim…

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Biz anladık, biz anladık.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Ben “Sayın Erdoğan orada Türkiye’yi temsil etmiyor.” demiyorum.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Ne güzel bir konuşma yaptın Başkan, niye bunu orada noktalamıyorsun!

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Onun itibarı Türkiye’nin, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı sıfatıyla bu milletin itibarını temsil ediyor.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Sayın Başkan, ne güzel bir konuşma yapmıştınız başlangıçta, niye bunu orada noktalayamıyorsunuz?

ENGİN ALTAY (İstanbul) – “Kabul” yanlıştır, dili sürçmüş olabilir, başka bir şey yok.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Grup Başkan Vekilleri, çok teşekkür ediyorum nezaketinize.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Başkanım, çok özür diliyorum.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Nezaketen söylenmiş bir ifade, nezaketen.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Ya, dili sürçmüştür desen ne olur?

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Nezaketen söylenmiştir ya.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Dili sürçmüştür dersin, olur biter. Eminim, kendisi de bunu görürse böyle yapacaktır bundan sonra.

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- HDP Grubunun, Van Milletvekili Tayip Temel ve arkadaşları tarafından, mültecilerin yaşadığı hak ihlallerinin ortaya çıkarılması ve mağduriyetlerinin giderilmesi amacıyla 4/3/2020 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 5 Mart 2020 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Sayın Ali Şahin, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA ALİ ŞAHİN (Gaziantep) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; HDP Grubunun mültecilerle alakalı vermiş olduğu grup önerisiyle alakalı partim, grubum adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyor, güzel bir gün olmasını diliyorum.

Öncelikle geçtiğimiz günlerde İdlib’de şehadete yürüyen tüm şehitlerimizi rahmet ve minnetle anıyorum. Bugün de yine gazi şehrimizde Enes Kaya isimli bir askerimiz, erimiz İdlib’de şehit düşmüş, ben kendisine şehadetinin kabulünü ve ailesine sabır diliyorum.

Bugünlerde değerli arkadaşlar, Yunanistan sınırlarında aslında tarihî bir yüzleşmeye, tarihî bir hesaplaşmaya tanıklık ediyoruz. Aslında bakarsanız, bugün Yunanistan sınırlarında vuku bulan bu mülteci krizi şeklinde adlandırdığımız kriz, bundan yüz yıl önce -tam 1917 yılında- çizilmiş olan suni Sykes-Picot sınırlarının mağdurlarının torunlarının yüz yıl aradan sonra o sınırları çizenlerin sınırlarına, o sınırları çizenlerin torunlarının sınırlarına yönelik bir hesaplaşma ve yüzleşme girişimidir.

Değerli arkadaşlar, diğer bir hesaplaşma ise aslında Afrika’nın, Asya’nın, Orta Doğu’nun çocuklarının bundan yüz yıl önce kendilerinden sömürülenlere, kendilerinden çalınanlarına yüz yıl aradan sonra düzenledikleri genetik bir yolculuk, fıtri bir hesaplaşmadır değerli arkadaşlar.

Bir diğer yüzleşme ise şu: Bugün Yunanistan sınırlarında karşılaştığımız manzara, gerçekten, hakikaten Batı’nın insan hakları ve demokrasi bağlamında maskelerinin nasıl düştüğünü gösteriyor. Aslında Orta Doğu’nun, Asya’nın ve Afrika’nın çocukları, bu şekilde Batı’nın sınırlarına doğru yürürken bir anlamda da Batı’nın demokrasi ve insan hakları maskesini düşürüyor. Bu bize tarihî bir noktayı da işaret ediyor. O nokta da şudur: Aslında, Doğu’nun vicdan ve merhametinin, Batı’nın insan hakları ve demokrasisinden çok daha değerli ve üstün olduğunu ortaya koyuyor.

Değerli arkadaşlar, eğer bugün yüz binlerce insan Batı’nın sınırlarına bu şekilde bir yürüyüş hâlinde ise bu, aslında, Sykes-Picot’la tam yüz yıl önce bu coğrafyaya çizilmiş suni ve fitne sınırlarının, sömürü sınırlarının bir sonucudur. Eğer sorgulamak istiyorsak, mülteci meselesine değinmek istiyorsak...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

ALİ ŞAHİN (Devamla) – ...bu meseleye değinmek istiyorsak öncelikle, bu mülteci akınını oluşturan tarihî gerçeklerle yüzleşmemiz ve onlarla hesaplaşmamız gerekiyor. Eğer gelip burada, tam dokuz yıldan bu yana bütün dünyanın gözleri önünde en kaliteli ve en insani hizmetleri verdiğimiz, kamplarımızda yaşayan insanlarla, kadınlarla alakalı birtakım iftira niteliğindeki ifadeleri gündeme getiriyorsak burada çok büyük haksızlık ediyoruz. Ben, şehrinde 4 kamp bulunan bir milletvekili arkadaşınızım. 2011 yılından bu yana Gaziantep Milletvekilliği… 24’üncü dönemde de milletvekilliği yaptım. Kofi Annan’dan Merkel’e dünyanın bütün liderlerini kamplarımızda ağırladık ve hepsinin de çok büyük takdirleri oldu. Eğer o kamplardaki kadınları sorgulayacaksak öncelikle Kandil’de tecavüze uğradığı için infaz edilen veya intihara sürüklenen namuslu Kürt kadınlarını da burada gündeme getirmeniz gerekiyor. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ ŞAHİN (Devamla) – Son cümlem Sayın Başkan.

Eğer, kadın hakları konusunda gerçekten samimiyseniz, mülteci kadınlar konusunda gerçekten samimiyseniz, PYD’nin Irak’a ve Türkiye’ye sürdüğü 200 bini aşkın Kürt kardeşlerimiz içerisindeki kadınların haklarını da burada gündeme getirmenizi beklerdik açıkçası. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Şahin.

Halkların Demokratik Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

3.- CHP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi Gündemi’nin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan, çiftçilerin kredi temininde ve borçların geri ödenmesinde yaşadıkları sorunların araştırılarak bu sorunlara çözüm önerileri getirilmesi amacıyla verilmiş olan (10/2523) esas numaralı Meclis Araştırma Önergesi’nin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 5 Mart 2020 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

5/3/2020

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 5/3/2020 Perşembe günü (bugün) toplanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                        Engin Altay

                                                                                          İstanbul

                                                                                 Grup Başkan Vekili

Öneri:

Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan çiftçilerin kredi temininde ve borçların geri ödenmesinde yaşadıkları sorunların araştırılarak bu sorunlara çözüm önerileri getirilmesi amacıyla verilmiş olan (10/2523) esas numaralı Meclis Araştırma Önergesi’nin görüşmesinin Genel Kurulun 5/3/2020 Perşembe günlü (bugün) birleşiminde yapılması önerilmiştir.

V.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI (Devam)

2.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Süreyya Sadi Bilgiç’in, Libya şehidi MİT mensubuyla ilgili İstanbul Milletvekili Ümit Özdağ’ın bir basın toplantısının olduğuna ancak bu basın toplantısının Türkiye Büyük Millet Meclisi Televizyonu tarafından haberleştirilirken şehitlerle ilgili hiçbir detaya girilmediğine ve isim verilmediğine ilişkin konuşması

BAŞKAN – Şimdi, önerinin gerekçesini açıklamak üzere Sayın Fethi Bey, sizi çağıracağım ama ondan önce bir açıklama yapmak istiyorum.

Değerli milletvekilleri, az önce teknik konuşmalarda geçen bir hususa açıklık getirmek istiyorum, o da Libya’daki şehidimizle ilgili, MİT’le ilgili. Doğrudur, Sayın Ümit Özdağ’ın bir basın toplantısı olmuştur ancak bu basın toplantısı Türkiye Büyük Millet Meclisi Televizyonu tarafından haberleştirilirken şehitlerimizle ilgili hiçbir detaya girilmemiş ve isim verilmemiştir. Ancak tabii ki, o kaydın bütünüyle ilgili olarak, Sayın Ümit Özdağ’ın talebi üzerine kaydın bir kopyası kendisine verilmiştir. Bu kopya üzerinden, sonrasında, Sayın Ümit Özdağ’ın bunu başka yere verdiğini ya da vermediğini bilmiyoruz ama burada önemli olan, Türkiye Büyük Millet Meclisinin haberlerinde hiçbir şekilde bir detay ve isim zikredilmemiştir.

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

3.- CHP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi Gündemi’nin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan, çiftçilerin kredi temininde ve borçların geri ödenmesinde yaşadıkları sorunların araştırılarak bu sorunlara çözüm önerileri getirilmesi amacıyla verilmiş olan (10/2523) esas numaralı Meclis Araştırma Önergesi’nin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 5 Mart 2020 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere Sayın Ömer Fethi Gürer’e söz vereceğim Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle, bir ayda Suriye’de 57 şehidimiz var; onlara Allah’tan rahmet diliyor, acılarını paylaşıyorum.

Dünyayı sarmalayan corona virüsü de kapımıza kadar dayandı. Ülkemizin de bu sorundan ileriye dönük sıkıntı yaşamamasını şimdiden temenni ediyorum.

Böylesine acil konular var, tabii mülteci sorunu da var ama bir yerde yaşam devam ediyor. Yaşamın devam etmesinde de en önemli şey tarımın, gıdanın varlığı. Onun için de bu sorunun gündeme alınıp çiftçilerimizin durumunun özellikle borç yönünden irdelenmesini, onlara destek sağlanmasını ve çiftçilerin bu yıl da yaşayacakları sorunlara önceden çözüm üretilmesini amaçlıyoruz.

Bildiğiniz gibi, 2018-2019 yıllarında bankaların, özellikle özel bankaların yüzde 40’lara varan kredi faizleri kullandırdığı bu ülkede bir gerçek. Tarım kredi kooperatiflerinin dahi yüzde 8 faiz uygulamasının yanında yüzde 20’leri aşan kaynak kullanım bedeliyle çiftçi ciddi anlamda kredi ödemede sorun yaşıyor. Ülkemizde “destekleme” adıyla çiftçiye verilen destekler ne yazık ki ne ekim döneminde ne de hasat döneminde verilmiyor. Hâlihazırda Çukurova’da 2018-2019’dan kalan, alınmayan destekleme primleri var; Niğde’de de yem bitkilerinin destekleme primleri hâlihazırda ödenmedi; böyle olunca çiftçi kredi kullanma ihtiyacı hasıl olduğu için -ve ekim yapabilmek için- gidip yüksek faizle kredi kullanıyor. Bunun sonucunda borcunu ödeyemeyince haciz geliyor. Bizim burada amacımız, ülkemizin bu bağlamda yaşadığı sorunun araştırılması, çiftçilerimize destek ve kaynak yaratılması yolunun açılması.

Değerli arkadaşlar, bildiğiniz gibi, bankalar hem kredi veriyor hem de ilave masraflar da çıkarıyor yani çiftçinin canına okumadan o krediyi vermiyor. Ayrıca ülkemizde elektriğe gelen zamlar tarımda kullanılan elektrikte daha da yüksek oldu. Bunun sonucu, özellikle sulama suyu, yani kuyulardan çıkarılan suda kullanılan elektrik de çiftçinin sırtına büyük bir yük olarak biniyor. Bazı çiftçiler hasat döneminde ne yazık ki sulama yapamadığı için verim de düşüyor. Adalet ve Kalkınma Partisinin yirmi yıllık tarım politikaları ne yazık ki ülkemiz çiftçisine hizmet etmedi. Girdi fiyatlarıyla ilgili bugüne kadar yeterli düzenlemeler sağlanamadığı için fiyatlar da artıyor, maliyetin artması üreticiyi baskılıyor. Şu anda ekimi yapılan mısır tohumuna 5,5 dekar için geçtiğimiz yıl 525 lira para ödeyen üretici şu anda 670 lira ödemeye başlamış bulunuyor.

Değerli arkadaşlar, girdi fiyatları düşmeden üretim maliyetlerini geriye çekme şansımız yok. Onun için, Bakanlığın girdilerle ilgili yeterince çalışma yapmadığı ve bu nedenle maliyetlerin arttığı da bir gerçek. Aracılık sistemi de tüketicinin ürüne pahalı erişmesine neden oluyor.

Ayrıca bir konuya dikkatlerinizi çekmek istiyorum: Bu corona virüsü nedeniyle önümüzdeki yıl sorun yaşanacağı açıkça ortada. Tarım ve Orman Bakanlığının bu konuda bir çalışması var mı diye araştırdım, şu aşamada hiçbir yerde buna yönelik bir çalışma yok. “Çalışma ne?” diyeceksiniz. Çin’den biz çerezlik ayçiçeği, pirinç, karma yem, tatlandırıcı, ceviz, sarımsak, konserve domates, glikoz şurubu gibi ürünler getiriyoruz. Yani gıdaya yönelik Çin’den gelen ürünlerin önümüzdeki yıl ülkemize gelmeme riski karşısında belli ürünlerin fiyatının artma durumu var. Ürün desenini bugünden yapılandırmak gerekiyor. Çin’den gelecek ürünlerin yerine, Bakanlık, ülkemizde, farklı bölgelerde ekim alanlarını bugünden belirleyip oradaki üreticiye destek verip bu sorunun oluşmamasını sağlamalı. Keza, Çin’de, biliyorsunuz, barbunya gibi, patates gibi, ülkemizde de yetişen ve yurt dışı satımı yapılabilecek ürünlerin de yetiştirme alanları var. Bu alanlar da doğru kullanılırsa ve bu coronavirüsün ülkemize girmemesi sağlanırsa önümüzdeki yıl bunların yurt dışına satımı da gerçekleşir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi Sayın Gürer.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Köylü aç Ömer Bey, köylü aç, çiftçi perişan.

ÖMER FETHİ GÜRER (Devamla) – Yani bu anlamda, üreticiye, doğru yönlendirme sağlanırsa sıkıntılar ortadan kalkar.

Grup Başkan Vekilimin belirttiği gibi, çiftçimizin aç olması, hacizli olması, ipotekli olması, perişan olması bu ülkenin hayrına değil. O anlamda, tarıma, hayvancılığa gerekli destek sağlanmalı. Besicilik de can çekişiyor, yem fiyatları almış başını gidiyor, saman dahi erişimi zorlaşan yem hâline dönüştü.

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Desteklemeler zamanında ödenmiyor.

ÖMER FETHİ GÜRER (Devamla) – Bütün bunların bir bütün içinde ele alınması ve üreticilerimizin desteklenmesi gerekiyor.

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Desteklemeler zamanında ödensin.

ÖMER FETHİ GÜRER (Devamla) – Buradaki amacımız: Çiftçinin yaşadığı sorunu araştıralım diyoruz. Bütün partiler gidelim; alanda, yerinde, odalarla, çiftçilerle konuşalım; çözüm için de Meclisi devreye sokalım. Bakanlıkla bu iş olmuyor; olsaydı bu sorunlar bugünlere gelmezdi diyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – İYİ PARTİ Grubu adına Sayın Zeki Hakan Sıdalı…

Buyurun. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA ZEKİ HAKAN SIDALI (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce Meclisimizi saygıyla selamlıyorum.

Çiftçilerimizin kredi borcu 117 milyar lirayla tarihin en yüksek rakamına ulaştı; bu, dört ay önce 105 milyardı. 2004 yılındaysa çiftçinin tarımsal kredi borcu yalnızca 5 milyar liraydı. Nereden nereye… Şimdi çiftçimiz borcunu borçla kapatmaya çalışıyor, o bile olmuyor çünkü takipteki kredi 5,2 milyar lirayı geçti; eğer önlem almazsanız, mevcut politikalarınızla daha da artmaya devam edecek. Borcunu yapılandırmak isteyen çiftçi yüksek faizlerle karşılaşıyor; örneğin, şimdi bir ev kredisini yüzde 1’in altında faizle alırken tarımsal kredilerde taksitlendirme yüzde 2’leri buluyor. Yüksek girdilerden beli bükülen, ürünü tarlada kalan çiftçimiz bu yüksek faizli borçları nasıl ödesin. Konut kredisindeki oranları neden çiftçiler için de düşünmüyorsunuz? Türkiye’nin en önemli tarım kentlerinden olan Mersin’deki çiftçilerimizin durumuna baktığımızda ülkeden daha vahim bir tablo var. Mersin’deki çiftçilerimizin takipteki borcu 300 milyona dayandı. Tarlasını sel basan, dolu vuran çiftçimizin zararı milyonlarla ifade ediliyor. Afetten zarar gören tarlalarda o sene ürün yetişmiyor. Zararı yüzde 70’lere dayanan çiftçilerimizin zararının yalnızca yüzde 5’i karşılanıyor. Yani 100 bin lira zarar eden çiftçiye 5 bin lira  ödenerek yarası sarılmaya çalışılıyor. Bu şartlarda çiftçi nasıl üretim yapsın, nasıl borcunu ödesin. Tarım Bakanı oluşan üretim ihtiyacı için “Çiftçinin elini taşın altına koyması gerek.” diyor. Belli ki siz görmüyorsunuz ama bırakın el koymayı, çiftçi tüm vücuduyla taşın altına girdi ve buğday gibi ezildikçe eziliyor.

Sayın milletvekilleri, nüfusumuz gün geçtikçe artıyor ancak bu verimli topraklarda üretim sürekli azalıyor. Köylerimizin nüfusu yüzde 16 geriledi. Anadolu boşalıyor, içerisinde genç kalmadı, doğum oranı sıfır olan köylerimiz var. Köylerimize artık gelin gelmiyor. Çiftçiler düşürdüğünüz bu darboğazdan çıkmak adına elindeki avucundakini bırakıp büyükşehirlere yöneliyor. İktidarınızda 600 bin çiftçi üretimi bıraktı. Sayenizde köylerimiz üretim merkezi olmaktan çıktı. Üretimin belkemiği olan küçük ve orta ölçekli çiftçi bitti. Gelin, dönün bu yanlıştan. Eğer tarımı ayağa kaldırmak istiyorsanız kanunda yer alan gayrisafi yurt içi hasılanın yüzde 1’ini verin, tarımdaki girdi maliyetlerini düşürün, destekleri çiftçi ürün desenini belirlemeden önce açıklayın.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

ZEKİ HAKAN SIDALI ( Devamla) – Destekleri ekim zamanı öncesinde yapın, üretimi artırıp ithalatı en aza indirin, hasat zamanı ithalat yapmayın, çiftçi borçlarının faizlerini silin ve en az beş yıl vadeyle yapılandırın. Eğer bunları yaparsanız beraber göreceğiz ki çiftçi nefes alacak, çiftçi nefes alırsa Türkiye nefes alacak.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Sayın Oya Ersoy…

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA OYA ERSOY (İstanbul) – Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Evet, Cumhuriyet Halk Partisi tarafından verilen, çiftçi borçlarının araştırılması ve borçların faizlerinin silinerek uzun vadede yeniden yapılandırılmasıyla ilgili önergeye dair söz almış bulunuyorum.

Şimdi, ülkemiz kendi kendine doyabilen dünyadaki az sayıda ülkelerden biriydi ve bununla da biz yıllardır övünerek yetiştik. Bugün geldiğimiz nokta ve bunun sebepleri, uygulanan yanlış yani neoliberal tarım politikalarının durumu, sonuçları araştırılması gereken bir konu; üstelik çok acil olarak önlem alınması gereken bir konu, sadece araştırılarak bırakılması gereken değil.

Aslında, Mersinli bir çiftçi -hatırlarsınız, Mustafa Kemal Öncel- 2006 yılında bugün geldiğimiz noktaya dair uyarmıştı. Kimi uyarmıştı? Dönemin Başbakanını uyarmıştı ve sormuştu “Bu çiftçinin hâli ne olacak?” ve aldığı hakaret dolu cevap “Ananı da al git!” olmuştu. Çiftçimiz her sene AKP Genel Başkanı Mersin’e gitmeden önce tedbir amaçlı gözaltına alınmaya devam ediyor ama maalesef söyledikleri sözler kulağınıza küpe olmadı.

Bugün gelinen noktada AKP iktidarı döneminde çiftçi borçları 64 kat arttı, 8 bine yakın çiftçi icralık, takipteki kredi miktarıysa 4,3 milyar liraya ulaşmış durumda. Tarımla geçinen işsiz sayısı tam 2 milyon. Yine, AKP iktidarı döneminde 700 bin çiftçi toprağını terk etti ve üretimden vazgeçti. Son yirmi yılda ülkemizde tarım alanları yüzde 12 azaldı. Hükûmetin önerdiği tarımsal krediler tarımsal gelirin yüzde 5’i bile değil ve çiftçinin yıllık ödediği borç miktarı elde ettiği gelirin çok çok üzerinde. TÜİK ve BDDK’nin verilerine göre bile 2018 yılında üretimden 40 milyar lira kazanan çiftçi, 45 milyar borç ödemek zorunda kalmış. Çiftçimiz, köylümüz üretimden vazgeçmiştir ve vazgeçmeye devam etmektedir. Tabii, bu arada biz de tahıl ülkesiyken tahıl ithal eden ülke durumuna gelmiş durumdayız. Saman, et, meyve, fasulye ithal eden bir ülke durumuna geldik.

Bakın, 2017 yılından bu yana gübre yüzde 100, mazot yüzde 40, yem yüzde 50 zamlandı. Tarımsal sulamada kullanılan elektriğe son iki yılda yüzde 126 zam geldi. Evet, çiftçimizin hâli bu. Bu hâlde çiftçiye tek seçenek bırakıyoruz: Üretimi terk edin ve gidin. Çiftçi üretemezse aç kalacağımızı biliyorsunuz değil mi?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı.)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi lütfen.

OYA ERSOY (Devamla) – Evet, çiftçi üretemediğinde aç kalacağımızı biliyorsunuz hepiniz. O, yıllardır yaptığınız betona yatırım karnınızı doyurmayacak. Çiftçiyi iktidarın yanlış politikaları sonucunda düştüğü borç batağından kurtarmak bu Meclisin boynunun borcudur ve yapılacaklar bellidir: Küçük ölçekli, geçimlik çiftçinin borçları koşulsuz olarak kamu borcu olarak devlet tarafından üstlenilmelidir, çiftçi kredileri için kooperatif bankası kurulmalıdır, ithalat odaklı tarımsal üretim politikalarından da derhâl vazgeçilmelidir.

Saygılarımla. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Sayın Selahattin Minsolmaz…

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA SELAHATTİN MİNSOLMAZ (Kırklareli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Anayasa’mızın 98’inci, İç Tüzük’ümüzün 104 ve 105’inci maddeleri gereğince Cumhuriyet Halk Partisinin Meclis araştırması açılması yönündeki teklifi üzerine AK PARTİ Grubum adına aleyhte söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Sözlerime başlamadan önce, İdlib’de şehit olan kahraman askerlerimize Allah’tan rahmet, ailelerine başsağlığı, yaralılarımıza acil şifalar diliyorum. Rabb’im Bahar Kalkanı Harekâtı’ndaki Mehmetçik’imize güç kuvvet versin, ordumuzu muzaffer eylesin.

Değerli milletvekilleri, hükûmete geldiğimiz ilk günden yani 2002 yılından bugüne kadar gerek tarımda gerek hayvancılıkta ciddi desteklerin öncüsü olan bir siyasi partiyiz. Tarımın stratejik önemi haiz olması yönündeki eylem planı kapsamında tarımın her sektöründe, her bileşeninde ve hayvancılıkta önemli destekleri vermeye devam ediyoruz; 2020 yılında da bu destekler sürdürülerek devam edecektir. Tarımsal üretimin teşvik edilmesi, çiftçi maliyetlerine destek olunması ve üretici gelirlerinin artması kapsamında 2019 yılında 17 milyar lira tarımsal destek verilmiş olup 2020 yılı destek bütçesi enflasyonun bir hayli üzerinde olacak şekilde, yüzde 30 oranında artırılarak 22 milyar lira seviyesinde planlanmıştır.

Diğer taraftan, Ziraat Bankası ve Tarım Kredi Kooperatifleri tarafından üreticilerimizin tarımsal üretime yönelik finansman ihtiyaçlarının uygun koşullarda karşılanması için düşük faizli kredi kullandırılmaktadır. Bu uygulamaya 2004 yılında başlanmış olup 2004 yılında üreticilerimiz yüzde 11,2 veya yüzde 25 arasında faizler öderken günümüzde üreticilerimizin ödediği faiz yüzde 0 ila yüzde 6,75 arasında değişmektedir.

Ayrıca, 8/3/2017 tarihinde yürürlüğe giren 6824 sayılı Kanun kapsamında çiftçi borçlarının yeniden yapılandırılmasına yönelik başvuruda bulunan üreticiler için gelir kaybı ödemesi de yapılmaktadır.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Tarım Kredide yok, o Ziraat Bankasında.

SELAHATTİN MİNSOLMAZ (Devamla) – Son olarak da Maliye Bakanlığımızın kamu pay sahipliğinin gerektirdiği işlemleri yerine getirmek üzere başta Toprak Mahsulleri Ofisi olmak üzere KİT’lere 2019 yılında sermaye ve görevlendirme bedeli olarak 1,4 milyar lira aktarılmış olup 2020 yılında 1,3 milyar lira aktarılması programlanmıştır.

Son on yedi yılda ülkemizde her alanda; turizmde, eğitimde, sağlıkta, savunma sanayisinde olduğu gibi tarım ve hayvancılık alanında da önemli kazanımlar sağlanmıştır.

Burada muhalefet vekilleri kürsüye her çıktıklarında ülkemizde birçok tarımsal ürünün eskiden üretildiğinin aksine bugün ithal edildiğini söylemek durumundadırlar fakat burada önemli bir düzeltme yapmak gerekiyor. Doğrudur, ithalat vardır ama Cumhurbaşkanımızın da grup toplantısında ifade ettiği üzere Türkiye, eskiden tarımsal ham ürünleri satan bir ülkeyken bugün hamdolsun, tarımsal sanayi ürünlerini ihraç eden bir ülke konumuna gelmiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Ama oradan alıp gönderiyorsun.

SELAHATTİN MİNSOLMAZ (Devamla) – Hayır.

Bunu şu an rakamsal olarak söylediğimiz zaman tarımsal ürün ihracatımız 2002 yılında 3,7 milyar dolarken bugün tam 5 katına çıkmış, 17,7 milyar dolar olmuştur. Bu, Türk çiftçisinin, Türk hayvancısının bir başarısıdır. Elde edilen ürünler işlenmek ve tarımsal sanayiyle katma değer sağlanmak şekliyle yurt dışına satılabilmektedir. Bu da Türkiye’nin geldiği noktayı göstermektedir. Tarımın ve hayvancılığın desteklenmediğini söylemek haksızlıktır. Çiftçilerimizin traktörlerine, modernizasyonuna, ekipmanına, ekilen arazilerin büyüklüğüne ve elde ettiği ürün rekoltelerine bakıldığı zaman samimi bir desteklemenin yapıldığı ortadır.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum, aziz ordumuza başarılar diliyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Sen istediğin köye beni götür, ben de istediğim köye seni götüreyim. Doğru mu, yanlış mı... Beraber gidelim.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisini oylarınızı sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Gündemin “Seçim” kısmına geçiyoruz.

VIII.- SEÇİMLER

A) Başkanlık Divanında Açık Bulunan Üyeliklere Seçim

1.- Başkanlık Divanında boş bulunan Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekilliğine seçim

BAŞKAN – Başkanlık Divanında boş bulunan, Halkların Demokratik Partisi Grubuna düşen Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekilliği için Şanlıurfa Milletvekili  Nimetullah Erdoğmuş aday gösterilmiştir.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Birleşime on beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.16

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 16.34

BAŞKAN: Başkan Vekili Süreyya Sadi BİLGİÇ

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Barış KARADENİZ (Sinop)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 65’inci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Alınan karar gereğince, denetim konularını görüşmüyor ve gündemin “Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, İstanbul Milletvekili Hulusi Şentürk ile 95 milletvekilinin Ürün Güvenliği ve Teknik Düzenlemeler Kanunu Teklifi ve Sanayi, Ticaret, Enerji ve Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

IX.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Teklifleri

1.- İstanbul Milletvekili Hulusi Şentürk ile 95 Milletvekilinin Ürün Güvenliği ve Teknik Düzenlemeler Kanunu Teklifi (2/2537) ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 173) (´)

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Dünkü birleşimde, İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında temel kanun olarak görüşülen 173 sıra sayılı Teklif’in birinci bölümünde yer alan maddelerinin oylamaları tamamlanmıştı.

Şimdi, ikinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

İkinci bölüm, geçici madde 1 dâhil, 15 ila 27’nci maddeleri kapsamaktadır.

İkinci bölüm üzerinde ilk söz talebi İYİ PARTİ Grubu adına Sayın Altıntaş’ın.

Buyurun Sayın Altıntaş. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA AYHAN ALTINTAŞ (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İYİ PARTİ Grubu adına Ürün Güvenliği ve Teknik Düzenlemeler Kanunu Teklifi’nin ikinci bölümü üzerine söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle belirtmeliyim ki bu yasa teklifinde 95 milletvekilimizin imzası var fakat, maalesef, salonda 9 AK PARTİ’li vekil ancak var. Dolayısıyla, AK PARTİ’li vekilleri imzalarına sahip çıkmaya çağırıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Daha önceki konuşmamda da dile getirdiğim gibi, teklif içerisinde muğlaklıklar ve ileride mağduriyet doğurabilecek bazı noktalar var ama yine de Avrupa Birliğiyle ticaret hacmimizi artırmak üzere hazırlanmış bu teklife olumlu bakıyoruz.

“Ürün güvenliği” denilince vatandaşın aklına ilk olarak hileli ve kalitesiz gıdalar geliyor. Hepimizin birinci önceliği kendimizin ve özellikle çocuklarımızın sağlığı. Maalesef, bu alanda, vatandaşlarımız sahipsiz durumda. Vatandaş hangi peyniri, hangi sütü, hangi balı yiyeceğini bilmiyor, paketli ürünler hem çok pahalı hem içerdiği maddeleri ufak puntolarla, okunamaz hâlde yazıyorlar. Ayrıca, vatandaşın Sayın Tarım Bakanımız gibi gıda testi konusunda hem bilgisi hem de donanımı yok. Sayın Bakanımız, maşallah, ofisinde testler yapabiliyor; vatandaşın evinde laboratuvar kuracak hâli yok. Geliri düşük vatandaşın zaten birinci önceliği ürünün fiyatı. Tarım Bakanlığımızın -basına yansıyan- tüm çabalarına rağmen denetim ve kontrol yetersiz. Eğer yeterli olsaydı televizyonlarda birçok sözde uzman çıkıp konuşamazdı. Yani, sağlıklı gıda konusunda karar verme sürecimiz sağdan soldan duyduklarımızla yürüyor, bu da Tarım Bakanlığının toplumda yeterli itibara henüz kavuşmadığının bir göstergesi.

Yapılan gıda hilelerini duydukça insan şaşırıp kalıyor. Bakanlık, hileli ürün üreticilerini ilan ediyor -iyi de yapıyor- ama belli ki bu uygulamaların yaptırım gücü sınırlı. Hem para cezalarını artırmak hem de ticaretten menetmek gibi ciddi tedbirler almak zorundayız. Çok yaygın olarak dünyayı tehdit eden corona virüsünün de kontrolsüz gıda ürünlerinden kaynaklandığı söyleniyor. Dolayısıyla yapacağımız her yanlışın bedeli de çok ağır oluyor. Maalesef, yanlışları tespit etsek de uygulamada üreticiyi koruma refleksiyle hareket ediyoruz; mesela, Tarım ve Orman Bakanlığının Türk Gıda Kodeksi Yönetmeliği. 19 Şubat 2020 tarihli 31044 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Türk Gıda Kodeksi Yönetmeliği’nin 9’uncu maddesinde “Pekmez olmadığı hâlde pekmez izlenimi veren meyveli şurup, aroma vericiler veya bal eklenerek bal aromalı şurup, bitkisel yağ veya diğer gıda bileşenleri kullanılarak peynir  izlenimi veren ürünler üretilemez.” hükümleri var, buraya kadar her şey iyi, okuduğunuzda anlıyorsunuz ki bunların üretilmesi yanlış, piyasada bulunmamaları gerekiyor; önemli de bir hamle, ürün güvenliği ve denetimi hususunda değerlendirilmesi gerekiyor fakat esas ilginç kısım ek maddede ortaya çıkıyor, ek maddede aynen şu ifade var: “Bu yönetmeliğin yayımı tarihinden önce faaliyet gösteren gıda işletmecilerinin 9'uncu maddenin (2)’nci fıkrası kapsamında, bu yönetmeliğin yayımı tarihinden önce ürettikleri ürünler, 31/12/2020 tarihinden sonra piyasada bulunamaz.”Değerli arkadaşlar, piyasada bulunmasının yasaklandığı tarih 2020'nin son günü, daha on ay var. On ay boyunca vatandaşa bu ürünlerin satılmasının önüne geçilmiyor, bu ürünler yasaklanmıyor. Vatandaşlarımız zararlı görülen bu ürünlere on ay maruz bırakılıyor. Neden? Muhtemeldir ki bu yönetmeliğin yayımlanmasından önce faaliyet gösteren gıda işletmecilerinin mağdur olmasını engellemek için. Ellerindeki ürünleri tüketsinler diye bekleniyor. Bu ürünler güvenli değilse neden on ay daha müsamaha gösteriliyor, anlamak zor. Firmaların kazanacakları ya da kaybedecekleri para, vatandaşlarımızın güvenliğinden yahut sağlığından daha mı değerli? Yaklaşık bir sene daha kullanımında bir beis görülmüyor. Bakanlığımıza güvenirsek “Bu sene bu ürünler güvenlidir.” dememiz gerekecek. Sonra ne değişecek peki? Eğer ürünler güvenliyse neden 2021’de bunları üreten firmalar mağdur ediliyor? Daha önce bu ürünlerin üretimi için yaptıkları masraflar, yatırımlar ne olacak?

Gazetelerden haberler okuyoruz: “Rusya’dan domatesler geri gönderildi” “Irak’tan yumurtalar geri gönderildi” “Mandalinalar geri gönderildi” diye. Geri gönderilenler ne oluyor? Belli ki iç pazarlarda satılıyor. Zaten pazardaki fiyatların ucuzlamasından anlaşılıyor. Biz de mutlu oluyoruz ucuzladı diye. Ama başka ülkelerin halkına yedirmeyi uygun görmediklerini yiyoruz. Devletin görevi halkı korumaktır. Bu ürünler zararlıysa, başka ülkelerde satılmasına izin verilmiyorsa bizim ülkemizde de satılmamalıdır.

Bu hileli gıda konusunu bir nevi gıda terörü kabul edip ona göre davranmalıyız, sıfır tolerans göstermeliyiz. Tarım Bakanımızın derhâl, televizyonlardan "hileli gıdaya sıfır tolerans" kampanyası başlatmasını bekliyoruz.

Arkadaşlar, bu durumları görünce verilen kanun teklifindeki belirsizliklerin de vatandaşlar lehine yorumlanmayacağı akla geliyor. Kaldı ki vatandaşlarımız için gerekli olan düzenlemelerin defalarca ertelenmiş olması da ürün güvenliğinin öncelikli olmadığını gösterir niteliktedir.

Bütün kanun tekliflerinizde olduğu gibi burada da halk, sürekli, belirsiz bir noktaya itiliyor. İcraatlarınıza bakınca, burada yapılacak yorumların vatandaşlar lehine olacağını düşünmek zor.

Kanun ihlallerinde verilecek cezalar belirlenirken de yorum gerekecek hâlde bırakılmış. Merak ediyorum, alt ve üst sınırlar arasında 5 kat, 10 kat fark olan bu cezaları yazarken neyi amaçladınız? Örneğin genel ürün güvenliği mevzuatının ürün güvenliğine ilişkin hükümlerine aykırı hareket eden bir kişiye 20’nci maddenin (a) bendine göre 50 bin lira idari para cezası verilirken bir diğeri 500 bin lira ödemeye mahkûm edilebilecek. Bu cezalar neye göre belirlenecek? Tamam, cezalar arasında farklar olabilir, ama ufak farklar. Bakın, burada 10 kat fark var ve teklif içerisinde bunun neye göre uygulanacağına dair de bir ibare yok. Kime alt sınırdan, kime üst sınırdan ceza verilecek? Bu amaçla çıkaracağınız yönetmelik adil olacak mı? Sadece para cezalarıyla yeterli caydırıcılık olacak mı? Ticari faaliyetten süreli men etme cezası konulabilir mi?

Avrupa Birliğine uyum maksadıyla hazırlansa da modern devlet ruhuna aykırı bir kanun teklifi süreci yaşanıyor. Güçlü devlet, insanına değer vermeli, adil olmalı. "İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.” geleneğimizi korumamız lazım.

Değerli milletvekilleri, muğlaklıklardan şikâyetçiyiz. Verdiğiniz hemen hemen tüm kanun tekliflerinde de böyle muğlaklıklarla karşılaşıyoruz ve bunu, bu kürsüden dile getiriyoruz. Ama bu kanun teklifindeki belirsizlikler, muğlaklıklar yalnızca halka veya firmalara karşı değil; Sayın Cumhurbaşkanı da belirsiz bir noktaya itilmiş. 4’üncü maddenin (2)’nci  fıkrasına bakınca şu ifadeyle karşılaşıyorsunuz: "Birinci fıkrada belirtilen hususlarda düzenlemeler yapmaya, sınırlamalar getirmeye ve istisnalar tanımaya Cumhurbaşkanı yetkilidir.” Bahsi geçen (1)’inci fıkrada, ürünlerin teknik düzenlemelere uygun olma zorunluluğu var. “Bunlara uygun olmayan ürünler, uygunsuzlukları giderilmeden piyasaya arz edilemez, piyasada bulundurulamaz veya hizmete sunulamaz.” deniyor. Şimdi, Sayın Cumhurbaşkanı burada neyi sınırlayacak, neye istisna getirecek? Kanunda istisna getirilmesi gereken bir durum varsa bunun sınırlarını kanunu hazırlayanların belirlemesi gerekmez mi? Sayın Cumhurbaşkanını da sürekli zor duruma sokuyorsunuz, sonra kendisi istisna isteyenlerle uğraşıp duracak.

Değerli milletvekilleri, bu istisna verme yetkisinin bu kadar sınırsız olması halkın güvenini kıracaktır. Halk, haklı olarak, istisna tanınanların kayırıldığını düşünecektir. Güvenliğe tehditlerden biri de budur. Avrupa Birliğine uyum sağlayacaksak öncelikle kendi halkımıza önem vermeliyiz. Yapılacak olan kanunların adil olmasını sağlamalıyız. Yorumlamalara bağlı adaletsizliklerin önüne en başında geçmeliyiz. "Şimdilik Genel Kuruldan geçirelim, zamanla kanun oturur.” gibi bir mantıktan vazgeçmeliyiz. Modern devlet olduğumuzu önce kendimiz bilmeli, bir kişiye sınırsız bir yetki vermemeliyiz. "Bu yetki zaten bize ya da bizden birine verilecek.” mantığını bırakmalıyız. Yetki seçimle devredilebiliyor, gerekirse en kötüsünü düşünmeliyiz, suistimal edilebilmesinin önüne geçmeliyiz.

Kanunun uygulamasına yönelik çıkarılacak yönetmeliklerde muhalefetin eleştirilerini de dinleyeceğinizi, gereken düzenlemeleri yapacağınızı, önlemleri alacağınızı umuyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Sayın Mehmet Ruştu Tiryaki. (HDP sıralarından alkışlar)

Buyurun.

HDP GRUBU ADINA MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 173 sıra sayılı Ürün Güvenliği ve Teknik Düzenlemeler Kanunu Teklifi’nin ikinci bölümü üzerine grubumuzun görüşlerini paylaşmaya çalışacağım, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle iki konunun altını çizmek isterim. Birincisi, kanunun adıyla ilgili. Bir kanunun adının içerisinde “Teknik Düzenlemeler Kanunu” ifadesi olabilir mi? Bence olmamalı. Çünkü her sektörle ilgili olarak “teknik düzenleme” denilince farklı konu ve konu başlıkları akla gelecektir. Nitekim yasada “teknik düzenleme”nin ne anlama geldiği 3/(n) maddesinde düzenlenmiştir. Dolayısıyla yasanın adının, duyulduğunda herkes tarafından anlaşılacak biçimde “ürün güvenliği yasası” olması yeterli olacaktır diye düşünüyorum.

Altını çizmek istediğim ikinci konu şu: Ürün güvenliğiyle ilgili olarak Avrupa Birliği mevzuatına uyumu destekliyoruz, sonuna kadar bunu doğru buluyoruz. Bunu, yalnızca gümrük birliği kapsamında Avrupa Birliğinde piyasaya sürülecek ürünler açısından değil, ülkemizde üretilen her ürün için savunuyoruz. Ancak o zaman bu ülkede üretilen domates, portakal ve diğer tarımsal ürünler Rusya kapılarından dönmez ve iç piyasaya, Anadolu çocuklarına yedirilmez. Kaldı ki ürün güvenliğiyle ilgili duyarlılık yalnız ülkemizde üretilen ürünlerle ilgili değil, Avrupa Birliği ülkeleri dışında üretilen ve ülkemize ithal edilen bütün ürünler için geçerli olmalıdır. Uzun yıllar süren mücadele sonucunda kurtulduğumuzu sandığımız şap için de şarbon için de bu kurallara uyulması zorunludur. Ayrıca, bu yasanın yıllardır raflarda bekletilmesini de anlaşılır bulmuyoruz; herhâlde halk sağlığı, ürün güvenliği, Hükûmet, iktidar tarafından, rahatlıkla ertelenebilecek bir konu olarak görülüyor.

Teklifle ilgili, altını çizmek istediğim iki konu var: Bunlardan biri, Cumhurbaşkanına sınırlama ve istisna yetkisinin tanınması; diğeri de, idari cezalarda alt ve üst sınır arasındaki limitin yüksek olmasıdır. Cumhurbaşkanına istisna ve sınırlama yetkisi yalnızca mütekabiliyet şartlarında kabul edilebilir. Bunun dışında Cumhurbaşkanına sınırsız bir yetki verilmesi Avrupa Birliği hukukuna açıkça aykırı olacaktır.

İdari cezalar açısından -uçurum yerine- “üretilen ürünün miktarı veya halka verdiği zarar göz önünde bulundurularak cezanın miktarının arttırılacağı” biçiminde bir ifadenin konulması bu konudaki boşluğu da giderecektir diye düşünüyorum.

Maddelerle ilgili olarak arkadaşlarımız ayrıntılı değerlendirme yapacaklar. Ben de çok tarihî, zor günlerden geçtiğimiz bu günler üzerine birkaç şey söylemek istiyorum, birincisi şu: Bütün samimiyetimle söylüyorum, Türkiye'nin İdlib’de de Suriye’de de olmasının haklı ve uluslararası hukuka uygun hiçbir gerekçesi yok. Bu yüzden, ne ülkemizin ne Suriye’nin daha fazla askerinin ölmemesi için derhâl geri çekilmeli, sorunun siyasi ve diplomatik yollardan çözülmesi için üzerine düşen tarihî yükümlülüğü Türkiye yerine getirmelidir. Kaldı ki Türk Silahlı Kuvvetleri bir başka ülkede ve o ülkenin ordusuyla savaşmaktadır; ölen ve yaralanan askerler bir başka ülkenin hava kuvvetleri tarafından vurulmuştur; Millî Savunma Bakanlığı yaptığı açıklamalarda da Suriye ordusuna verdiği zararları arka arkaya sıralamaktadır. Konuştuğumuz şey, bir örgüt ile bir örgütün çatışması değil, bir devlet ile bir örgütün çatışması değil, iki devlet arasındaki savaştır. Bunu  kime sorarsanız sorun, buna “adı konulmamış bir savaş” diyecektir. Bu savaş Orta Doğu’da yaşayan hiçbir halkın çıkarına değildir, bu yüzden derhâl ve gecikmeksizin son verilmelidir.

Bakın, İran ve Irak arasında 1980 ve 1988 yılları arasında sekiz yıl süren savaşı düşünün. Bu savaşta en az 1 milyon kişi öldü, en az 2 milyon kişi yaralandı; şehirler yandı, yıkıldı, yüzlerce milyar dolarlık zarar oluştu. Peki, bu savaşı kim kazandı? Ne Irak ne İran, hiç kimse bu savaşı kazanmadı; hem Irak hem İran bu savaşı ölümlerle, yaralılarla, yıkılan şehirlerle kaybetti. Bu yüzden, ne kadar yasaklarsanız yasaklayın “Savaşa hayır.” demeye devam edeceğiz ve barışı haykıracağız.

Bu savaşın, Suriye’deki savaşın, çatışmaların çok ağır sonuçları var. Bu sonuçlardan bir tanesi de göçmen sorunudur. Evet, dünyanın bir mültecilik sorunu var çünkü barışı ne kadar savunursak savunalım, dünyanın dört bir yanında savaşlar ve çatışmalar devam ediyor. Evet, Orta Doğu’da bir mültecilik sorunu var. Lübnan’ın, Ürdün’ün nüfusunun yüzde 15’i göçmenlerden oluşuyor. Türkiye nüfusunun neredeyse yüzde 5’i göçmenlerden oluşuyor. Evet, Türkiye’nin de bir mülteci sorunu var. Aslında, uluslararası hukuk açısından Türkiye’nin bir mülteci sorunu yok çünkü Türkiye, Türkiye’nin doğusundan gelen hiç kimseye mültecilik, sığınmacılık hakkı tanımıyor. Bu yüzden, onlara geçici koruma altında olduğunu söylüyor. Ne Pakistanlıya ne Suriyeliye ne Iraklıya ne Afganlıya ne de İranlıya Türkiye’ye sığındıklarında Türkiye mültecilik hakkı tanımıyor.

İşin garip yanı, 1951 tarihli Cenevre Sözleşmesi’ni tanımayan bu Hükûmet, çekinceleri geri çekmeyen bu Hükûmet, Avrupa Birliği ülkelerini Cenevre Sözleşmesi’ne uymamakla suçluyor, asıl uymayan Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetinin kendisi. Peki, bunun yerine ne yapıyor? Propaganda ve duygusal ajitasyon yapıyor. Ne diyor? “Bizler ensarız, Suriyeli kardeşlerimiz de muhacir.” Suriyelileri Mekke’den gelen Müslümanlara, Türkiye’yi de Mekkeli Müslümanlara kapısını açan Medinelilere benzetiyor ama gerçekler öyle söylemiyor. Neden mi? Çünkü hiçbir ensar, muhacirleri şantaj için kullanmadı. Çünkü hiçbir ensar, muhacirleri ucuz iş gücü olarak kullanmadı. Çünkü hiçbir ensar, muhacirlere ırkçı saldırıda bulunmadı. Çok açık söyleyelim, Suriye’deki savaşınıza destek olmaya zorlamak için ülkemizdeki sığınmacıları Avrupa’ya karşı şantaj olarak kullanıyorsunuz ve bunu resmî devlet politikası olarak yürütüyorsunuz. Suriye’de yaşamını yitiren askerlerin sayısını dokuz saatte tespit edemediniz ama sınırı geçen her göçmenin sayısını, sırtlarına çip koymuş gibi, saat saat açıklayabiliyorsunuz.

Bakın, bir haber ajansının Aydın’dan bir haber paylaştığı söyleniyor. Haberin başlığı ne biliyor musunuz? “Meteorolojiden mültecilere sevindiren haber, hafta boyunca kara ve denizde havalar güzel olacak.” Umarım böyle bir haber yoktur, umarım bu haber yalandır; değilse Allah bizi affetsin. Evet, bunu resmî devlet politikası olarak yaptınız, göçmenleri şantaj olarak kullanıyorsunuz ve alay ediyorsunuz.

Bakın, bir belediye başkanınız aynen şöyle bir “tweet” atıyor: “Sınır kapılarının açılması üzerine, Avrupa Birliği ülkelerine geçiş yapmak isteyen düzensiz göçmenlerin sınır kapılarına ulaşımı ücretsiz olarak Belediyemizce sağlanacaktır. Hareket saati: Her gün 11.00, her gün 21.00. Müracaat: 0505…” Bir Millî Eğitim Müdürü de şöyle bir yanıt “tweet”i atıyor: “Başkanım, gidenlere en fazla ihtiyaç olacak malzeme tel kesme makası gibi görünüyor. Gaz maskesi ve bot da gönderilirse işe yarar diye düşünüyorum.” İşte Belediye Başkanlarınızın, işte Millî Eğitim Müdürlerinizin göçmenlere bakışı budur. İnşallah bu haberler de yalandır; değilse, gerçekten Allah bizi affetsin.

Sınıra zorla götürülmüş 2 göçmen gazeteye röportaj veriyor. Diyorlar ki: “Bizi sevdiğiniz için değil Suriye politikanız için bize kapıyı açtınız, şimdi de bize bunu yapıyorsunuz.” Eski çok bilmiş bir milletvekiliniz bu göçmenlerin resmini yayınlayarak “tweet” atıyor ve diyor ki: “Soldaki soytarıyı almışlar, kırmızılıyı arıyorlarmış. Duyarlılığı için Süleyman Soylu Bakanıma bir vatandaş olarak teşekkür ediyorum. Bu millet ensardır; milyonları bağrına bastı, bu muhabbetin sınırı yoktur, istismara da tahammülsüzdür.” Tabii, Sayın Vekile göre, Türkiye’ye sığınmak zorunda kalan bir Suriyeli Türkiye’yi eleştiremez, düşüncesini açıklayamaz. Neden? Çünkü mülteci. Neden? Çünkü modern köle. Yazıklar olsun, yazıklar olsun bunu söyleyen milletvekiline!

Bakın, bir polis, otobüslere zorla doldurulan göçmenleri Yunanistan sınırına götürüyor, araçtan inmelerini istiyor ve diyor ki: “Türk askeri sizi botla götürecek.” Bot, bot! Çocuklarıyla denizden gitmek istemeyen göçmenlere “Niye geldiniz?” diyor, ardından “Herkes aşağı inecek, inmeyeni döverim, koş koş.” diyor, aynı anda göçmenleri dövüyor, hakaret ediyor, bağırıyor ve silahını çekiyor. Her türlü suç var; insan kaçakçılığı, hakaret, işkence, silahla tehdit ve bunun videosu var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkan.

Umarım bu video da doğru değildir; eğer doğruysa Allah bizi affetsin.

21’inci yüzyıl faşizmi, bu yabancı düşmanlığı yalnız iktidara mahsus değil; üzülerek belirtmek isterim ki muhalefet partisinin Belediye Başkanları da bu değirmene su taşıyorlar, “Ücretsiz otobüs kaldıracağız.” diyorlar.

Peki, sınırın bu yakasında yabancı düşmanlığı var da öbür tarafında misafirperverlik mi var? Emin olun, ırkçılık ve faşizm sınırın her iki yakasını da sarmış durumda. Binlerce silahlı polis ve asker umut yürüyüşünü engelliyor, ateş açıyor, gaz sıkıyor. Yunan polisi, Bulgar polisi çoluk çocuk demeden bunu yapıyor. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı ne diyor, biliyorsunuz değil mi: “Göçmenlere biber gazı sıkan ülke ahlaktan bahsedemez.” Bence Sayın Başkan “ahlak” ve “biber gazı”nı yan yana söylemesin çünkü bu ülkede ahlaklı bir kamu görevlisi kalmaz diyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Akar, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; son bir ayda İdlib’de vermiş olduğumuz 57 şehide ve diğer şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum, yaralı askerlerimize, gazilerimize acil şifalar diliyorum, milletimizin başı sağ olsun diyorum.

Hepinizin bildiği gibi, geçen hafta bu teklifi, ürün güvenliğiyle ilgili teklifi görüşüyorduk. Aslında gruplar anlaşmıştı, 10’uncu maddede görüşmeleri kesecektik ve bu haftaya bırakacaktık. Ama 7’nci maddeye geldiğimizde, birden, Meclisi kapatma kararı alındı. “Niçin böyle oldu?” diye düşünürken bir de sosyal medyaya baktığımızda İdlib’den, gerçekten içimizi acıtan, yürekleri yakan haberler gelmeye başlamıştı. Tabii, sağlıklı bilgi alamıyorduk, sosyal medyadan bilgi alıyorduk. Sosyal medyadaki bilgi kirliliğini hepimiz biliyoruz, önce yüzlerle telaffuz edildi. Daha sonra, ortada siyasi olarak açıklama yapması gerekenlerin olmadığını gördük ama bir kamu görevlisi Hatay’dan açıklama yaparak şehit sayımızı Türk halkıyla paylaşıyordu. Evet, insanlar sarayda toplanmışlar, strateji belirliyorlardı -çok meşguldürler- tamam, kabul. Ertesi gün, cuma günü, bütün arkadaşlarımızla birlikte, bütün siyasi partiler milletvekillerini olağanüstü toplantıya çağırırken, grup toplantıları yaparken biz de bekledik ki Meclisimiz de olağanüstü toplantı yapsın ama bizim siyasilerimiz, ülkeyi yönetmeye çalışanlar Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyini olağanüstü toplantıya çağırıyorlardı, yine NATO’yu olağanüstü toplantıya çağırıyorlardı ama Türkiye Büyük Millet Meclisini çağırmıyorlardı olağanüstü toplantıya. Çok meşguldüler, strateji geliştiriyorlardı ama cumartesi günü serbesttiler, bir toplantı düzenlediler, daha önce davetiyeleri yolladıkları bir toplantı düzenlediler. Zannettik ki ulusun başındaki yani Cumhurbaşkanlığı koltuğunda oturan kişi bu insanlara, çıkacak, Türk halkına seslenecek, önce başsağlığı dileklerini iletecek, birlik beraberlikten bahsedecek diye düşündük ama “Bay Kemal”le başladı, “Bay Kemal”le bitirdi. Sonra baktık ki o toplantının davetlileri İstanbul milletvekilleri ve eski milletvekilleriydi yani milletvekilliğini tamamlamış arkadaşlardı o toplantının davetlileri. “Acaba niye böyle bir toplantı yapıldı?” dedik, merak ettim araştırdım. Niçin yapılmış olabilir sizce? Söyleyeyim size: 5 Nisanda Türk Parlamenterler Birliğinin İstanbul Şubesi seçimi var ve Türk Parlamenterler Birliği İstanbul Şubesi sosyal tesis olarak Filizi Köşk’ü kullanıyor. Çok meşhur bir köşk, tarih kitaplarına da bakarsanız ne kadar meşhur olduğunu görürsünüz. Meğer o seçimlerde mevcut başkanı devirip yeni başkan seçebilmenin toplantısını yapmışlar. Yani, İdlib’den 33 canımız -o günkü sayıyla söylediğimizde- gelirken, devleti yönetenlerin o toplantıdaki asıl amacı, 5 Nisanda İstanbul’da Türk Parlamenterler Birliği Başkanını seçebilmek, milletvekillerini ona ikna edebilmek. Geldiğimiz hâli görebiliyor musunuz?

Yine bekledik, ne zamana kadar? O toplantıyı AKP Genel Başkanı olarak yaptı, grup toplantısında yine AKP Genel Başkanı olarak konuştu ve yine “Bay Kemal”le başladı, ağza alınmayacak laflarla “Bay Kemal”le bitirdi.

Empati yapın diyorum şimdi. Eğer birlik beraberlikten söz etmek istiyorsanız, önce -grup toplantınızı izledim- eliniz patlarcasına alkışladığınız Genel Başkanınızı bir uyarın derim ben size buradan.(CHP sıralarından alkışlar)

Evet, şiddetle savunan arkadaşlar, bu dili savunan arkadaşlar dün akşam bize de saldırdılar burada. Bunlar zaman zaman Mecliste yaşanıyor ama bugün bunların yaşanma zamanı değil. Ordumuz, askerlerimiz İdlib’de savaşırken… Yani politikanızı beğenelim, beğenmeyelim ama Türkiye Cumhuriyeti’nin ordusu savaşıyor, bizim çocuklarımız savaşıyor; Okçular Vakfının kefen giyen gençleri savaşmıyor orada. Türkiye Cumhuriyeti ordusu, hangi etnisiteye mensup olursa olsun, hangi inanca mensup olursa olsun Türkiye Cumhuriyeti adına orada savaşıyor; birinin kılına zarar gelmesini istemeyiz. Onun için de eğer birlikten bahsedecekseniz önce dilinizi düzelteceksiniz ki Türkiye bu savaştan muvaffak olarak çıksın diyorum.

Sevgili arkadaşlar, lafı daha fazla uzatmaya gerek yok aslında, söylenecek çok şey var ama kanun teklifini görüşüyoruz. Bu kanunu desteklediğimiz biliniyor. Zaten Avrupa uyum yasaları gereğince bu kanunun çıkması gerekiyor. Bu, Ürün Güvenliği Kanunu Teklifi sadece gıdayla ilgili değil, Türkiye'de üretilen ve ithal edilen tüm ürünleri kapsayan bir yasa teklifi. Bu nedenle de teklifin olumsuz karşıladığımız birkaç maddesini de önergelerimizle düzelttik, Komisyonda da -Sayın Elitaş burada yok- zaman zaman görüşlerimiz kabul gördü, onların da düzeltilmesini sağladık.

“Ürün güvenliği” deyince aklımıza -dedim ya- yalnız gıda gelmiyor, başka şeyler de var. Bakın, hepiniz telefon kullanıyorsunuz değil mi? Hepinizin elinde çeşitli markalarda telefonlar var. Yine, bunlara hizmet veren operatörler ve hizmet sağlayıcılar var; işte Türkiye'de Turkcell var, Avea var, Vodafone var. Bu olaylar neticesinde, geçen hafta gündemden düşen bir olay yaşadık Türkiye'de: 2 gazetecinin telefonu “hack”lendi veya kopyalandı. 2’si de ayrı operatöre sahipti; biri Turkcell’di, diğeri Vodafone’du. Şimdi, bu telefonların kopyalanabilmesi için ya bir yazılım yüklenmesi gerekiyor, “Truva atı” diye bir yazılım yüklenmesi gerekiyor, bu yazılım yüklendikten sonra telefonlarınız kopyalanabilir, bu da hackerların işi ya da operatörlerin bu işi gerçekleştirmesi gerekiyor. Operatörlerde MİT istihbarat elemanlarının olduğunu biliyoruz ama 2 ayrı operatör aynı saatte bu işi yapıyor.

ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – Bir şık daha var, telefonu götürürsün kopyalatırsın.

HAYDAR AKAR (Devamla) – Bir şıkkı daha söyleyeceğim.

Operatörler dışında BTK diye, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu var, bütün bilgilerimiz bu operatörle birlikte BTK’ye akıyor arkadaşlar. Herkesin yetki seviyesi bellidir, yetkilendirilmiş insanlar isterse sizin maillerinize bakabilir, telefonlarınızı dinleyebilir, aynen FET֒de olduğu gibi, TİB’de olduğu gibi. TİB’i dağıttınız değil mi? Şimdi BTK’yi kurdunuz. Şimdi, biri cevap vermeli, bırakın şimdi, savunmayın bu kurumları. Önce kurumların güvenilir olması lazım. Operatörlerin sesi çıkmadı bu olaydan sonra, sizin de sesiniz çıkmadı, BTK’nin de sesi çıkmadı. Çok vahim bir durum arkadaşlar. Gelecekte bu, sizin için de kullanılabilecek bir durum. Kullanılmadı mı? Kullanıldı. FET֒yle iş birliği yaparken, FET֒yle birlikte bu ülkeyi dizayn etmeye çalışırken herkesi dinlemediniz mi? Nereden dinlediniz? TİB’den dinlediniz. Niye TİB’i lağvettiniz? İşte bu gerekçeyle lağvettiniz. İşte bu da bir ürün güvenliğidir. Eğer devletin kurumlarına güvenmeyeceksek ürün güvenliğinden bahsetmek de mümkün olmayacaktır. Bu nedenle de gazeteci arkadaşlarımızın telefonlarının kopyalanması, o iş öyle geçiştirildi. Hemen peşinden, aynı konuyla ilgili, Libya’dan gelen şehitlerle ilgili açıklama yapan -Mecliste konuşulmuş olmasına rağmen- gazetesinde, internet sitesinde paylaşan arkadaşlarımız da dün tutuklandılar; bundan vazgeçin. İnsanları korkutamayacaksınız, bizleri korkutamayacaksınız; bunlardan vazgeçin. FET֒nün taktikleriyle Türkiye’yi dönüştüremezsiniz, bir gün bunun hesabı sizlerden sorulur diyorum.

Yine, bir başka mesele, ürün güvenliğiyle ilgili. 2013’ten beri takip ediyorum, 2013’ten beri bir otomobil firmasının -aynı zamanda bu firma Türkiye’de ithalat yapıyor, üretim de yapıyor- yüzlerce, binlerce aracı ayıplı çıktı. İnsanlar başvurdular, şikâyetlerini bize ilettiler. Sanayi Bakanlığına o tarihte, 2013 yılında sordum, cevap geçen hafta geldi arkadaşlar, cevap geçen hafta geldi. Eğer ürün güvenliğinden bahsediyorsak bu kurumların, bakanlıkların çalışması gerekiyor, lobilere yenilmemesi gerekiyor. Tamam, bunlar çok güçlü lobiler, dünyanın her tarafında üretim tesisleri var ama ürün güvenliğini sağlayabilmek için yenilmememiz gerekiyor.

Bakın, size bir şey söyleyeyim: O tarihte, belirtilen tarihte, 2011 ile 2013 yılları arasında 171.906 araç bu firma tarafından 3 değişik modelde piyasaya sürülmüş, satılmış. Yalnız, firma, bunların 55.475’inde yanlışının, hatasının olduğunu kabul ediyor ama millet mahkemelerde sürünüyor, millet Bakanlık kuyruklarında bekliyor. Niçin bu araç… Bakanlık müfettiş görevlendiriyor 2014 yılında, soruşturmanın cevabı şimdi geliyor. Soruşturmanın sonunda da çok ilginç şey söyleniyor: “Söz konusu inceleme raporuna ilişkin bildirimler Tüketicinin Korunması ve Piyasa Gözetimi Genel Müdürlüğünce yapılmış olup o dönemde tüketiciler açısından konunun yargıya taşındığı da dikkate alınarak ayrıca bir işlem yapılmamıştır.” Bakanlığın bana vermiş olduğu cevap. Şimdi, ben bu Bakanlığa güvenip bu ürün güvenliği yasasının uygulanacağını düşünebilir miyim, mümkün müdür bu? Değil. Bu Ürün Güvenliği Yasası Teklifi’nin içerisinde 19’uncu madde var. İşveren veya üreten üretici ayıplı mallar için ya da tespit edilmiş arızalı mallar için, bu mallar için vatandaşa, satın alan kişiye -eğer ayıplıysa- müracaat ettiğinde 3 tane alternatif sunuyor: “Geri alma, bedelini ödeme ya da yeni bir ürünle değiştirme.” Ama diyor ki: “Sadece birini sunar.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi toparlayın Sayın Akar.

HAYDAR AKAR (Devamla) – Bitiriyorum.

Ya, ben ayıplı malı kullanmak zorunda mıyım? Onun verdiği öneriyi kabul etmek zorunda mıyım? Bir önergemiz olacak 19’uncu maddede, bunu, vatandaşın lehine değiştirelim, sermayenin değil. Dünyadaki emperyal güçlerin tüketicilere uyguladığı bu baskılardan kurtulalım. Ne yapalım? Vatandaşımızın lehine değiştirelim. Bir mal, bir ürün ayıplıysa vatandaşa seçme hakkını tanıyalım, değiştirme hakkını tanıyalım, bedelini alma hakkını tanıyalım ya da tamir etme hakkını -eğer yapılabilirse- tanıyalım diyorum.

Yasanın hayırlı olmasını diliyorum. Çünkü bu yasa gerçekten gerekli bir yasa. Sadece bizim Türkiye'miz için değil, Avrupa Birliği nedeniyle çıkıyor bu yasa. Üçüncü ülkelere bu olanak tanınmıyor ama ihracatımızı artırabilmek için de bu yasanın çıkması gerekiyor diyorum.

Hepinize sevgiler, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Zengin, buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

39.- Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in, Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın görüşülmekte olan 173 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin ikinci bölümü üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Sayın Başkanım, çok değerli milletvekilleri; sayın hatibi dinledik, birkaç şeye cevap verme ihtiyacı duyuyorum.

Şimdi, Parlamenterler Birliğinin yaptığı toplantıdan bir suç, gizli örgüt toplantısı gibi bahsetmeye gerek yok, bunun gündemi bellidir. AK PARTİ uzun yıllardır Hükûmette ve geriye dönük olarak görev yapmış olan milletvekillerimizi bir toplama ihtiyacı hasıl olmuştur. Hatta bizler de davetliydik, ben de şahsen davetliydim fakat o toplantıya icabet edemedim. Burada yapılan şey, geçmişte görev yapan milletvekillerimizle, bunların bir kısmı da Parlamenterler Birliği üyesidir, onlarla birlikte ve İstanbul’da mevcut olan milletvekillerimizle yapılan bir toplantıdır.

Şimdi, Türkiye büyük bir ülke, çok büyük bir olay yaşadık o gün, doğrudur. Fakat herhâlde hayat durmuyor, insanlar yemeye, içmeye, hayatına devam ediyor. Hatta cenaze evlerinde bile böyle oluyor, bizim âdetimizdir, cenaze evine bile yemek götürürsünüz. Hayatın temel ihtiyaçları, olağan gördüğünüz şeylere devam edersiniz ve mümkün olduğunca hayata, normale geçmeye gayret gösterirsiniz. O sebeple, buradaki toplantının başka bir amaçla yapılıyormuş gibi gösterilmesini şiddetle reddediyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Şimdi, gelelim dil meselesine. Tabii, ben söze itimat ediyorum fakat hep yanıldığımızı görüyorum. Bizim bugüne dair bir sözümüz vardı. Neydi? Dün burada elim şeyler yaşandı, bunlara dair meselelerimizi…  Bugün yeni şeyler konuşacaktık, böyle anlaşmıştık fakat öyle olmadığını görüyorum. Dil konusunda bize bir ödev verme hâli var, ödev veriliyor, “Dilinizi düzeltin.” Şimdi, bir defa, ben basit bir tavsiyede bulunacağım, ödev değil, tavsiye: Dün kendi Grup Başkan Vekilinizin yapmış olduğu konuşmayı lütfen yüksek sesle kendi kendinize bir kez okuyunuz, bir kez. Ya, doğrusu, bir kez okuyan insanlar, medeni insanlar böyle bir konuşmaya tahammül edemezler, tahammül edemezler.

OSMAN NURİ GÜLAÇAR (Van) – Alçakça!

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Bu, yetmiyor; bu, yetmiyor; kürsüye çıkılarak -ki sizin kendi arkadaşlarınızın da itirazına rağmen- bence âdeta bir komplo düzenleniyor. Bilerek “Meclisi gerelim.” “Ha, bu yetmez, bu gerginliği dışarıya taşıyalım, topluma, dışarıya taşıyalım; kavga çıkaralım, çıngar çıkaralım.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun toparlayın lütfen.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – ‘’Cumhurbaşkanımız da bugün Rusya’ya giderken böyle bir gerilimli hava gösterelim.’’ Ben bütün meselenin bu olduğunu düşünüyorum. Tabii, kendi iç hesaplarınızla ilgili başka şeyler de vardır, ondan da şüphem yok fakat burası ciddi bir mecra, bu mecra içerisinde bize ödev verenlerin önce kendilerine verdiğimiz ufak tavsiyelerimizi ciddiye almasını öneririm. Dil meselesini önemsiyoruz, Aynı meselenin sizin temel bir sorununuz olduğunu düşünüyorum. O sebeple bunların hepsinin altını çizerek size iade ediyorum.

Teşekkür ederim.

OSMAN NURİ GÜLAÇAR (Van) – Beyaz adam olmaktan çıksınlar!

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Efendim?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Direkt sataşma var…

BAŞKAN – Size sataşmada bulunmadılar, siz bir değerlendirmede…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Bulundular, ben söyleyeyim. Sorun bana, “Ne söylediler?” diye sorun.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Hatibi dinleyin Sayın Başkan.

BAŞKAN – Ne söylediler? 69’a göre söz almanızı…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Meramını dinleyin.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sorar mısınız lütfen “Ne diye sataştı size?” diye?

BAŞKAN – Tutanakları isteyeceğim.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Başkanım, sorar mısınız bana?

BAŞKAN – Sayın Altay, söz talebiniz var mı?

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Ben dinleyemedim hatibi, Sayın Akar…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Bana sorar mısınız “Ne diye sataştı?” diye?

BAŞKAN – Sayın Akar, tutanakları istedim, tutanaklara bakıp…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Tutanakları isteyemezsiniz. Ben sataşmadan söz istiyorum, önce beni dinleyeceksiniz.

BAŞKAN – Nasıl isteyemem, buna siz mi karar vereceksiniz!

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Bakın, Sayın Başkan, önce beni dinleyeceksiniz, sonra tutanakları isteyeceksiniz. Önce beni dinleyeceksiniz.

BAŞKAN – Siz kayıtlara geçirin, buyurun.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Evet, 3 tane ayrı şeyi söyledi.

Bir: Gizli örgüt toplantısı yaptıklarını iddia ettiğimi ifade etti Sayın Grup Başkan Vekili.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Öyle söylemedim Sayın Başkan, baştan reddediyorum.

BAŞKAN – O şekilde söylemediler.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Evet, o şekilde…

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) -  Böyle söylemedim, reddediyorum, reddediyorum, anlayamamışlar.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – İki: Dil konusunda ödev verdiğimi söyledi…

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Ödev edası…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Tavsiyede bulundu bana karşı.

BAŞKAN – Siz de tavsiyede bulundunuz kürsüden.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Dünkü olayla ilgili komplo düzenlendiğini söyledi, “Bu bir komploydu.” dedi.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Sizin şahsınıza değildi.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Hanımefendi…

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Gelsin, kendi Grup Başkan Vekilleri cevap versin…

BAŞKAN – Sayın Zengin, müsaade eder misiniz…

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Lütfen… Lütfen…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Çok rica ediyorum, bakın, siz söylerken ben ağzımı açmadım burada…

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Ne güzel! Ne güzel!

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – …ama benim her söylediğime oturduğunuz yerden cevap veriyorsunuz.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Ben ne yapacağıma kendim karar veririm.

BAŞKAN – Sayın Akar, ben sizi dikkatle dinliyorum.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – 3 ayrı konuda benim söylediklerimi çarpıtarak farklı ifadelerde bulundu. Ben, gerçekten en ufak hakaret etmeden…

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Ben de aynı, hiç hakaret etmeden, hiç…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – …en ufak yanlış bir şey söylemeden, ki dilime çok dikkat ettim ortamı germemek için…

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Aynen, biz de aynı üslupla cevap verdik Sayın Başkan. Aynen…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) –… ama söylenmesi gereken şeyleri söylemeye çalıştım.

BAŞKAN – Evet, teşekkür ederim Sayın Akar.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Buna itiraz edecek bir durum olduğunu görmüyorum ama yanlış değerlendirdiği için de sataşmadan söz hakkı talep ediyorum.

BAŞKAN – Evet, tutanakları istedim, değerlendireceğim.

IX.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- İstanbul Milletvekili Hulusi Şentürk ile 95 Milletvekilinin Ürün Güvenliği ve Teknik Düzenlemeler Kanunu Teklifi (2/2537) ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 173) (Devam)

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Sayın Sefer Aycan.

Sayın Aycan, şahsınız adına da söz talebiniz var, birleştirdim, süreniz on beş dakikadır.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA SEFER AYCAN (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşülmekte olan 173 sıra sayılı Ürün Güvenliği ve Teknik Düzenlemeler Kanunu Teklifi’nin ikinci bölümü üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubumuz adına söz almış bulunuyorum. Sizleri saygıyla selamlıyorum.

Sözlerimin başında, öncelikle İdlib’de şehit olan askerlerimize ve tüm şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum, mekânları cennet olsun.

Türk ordusu asla işgalci değildir. Türk ordusu her zaman zayıfın yanında olmuş, mazlum halkın yanında olmuş, hatta birçok kez, Osmanlı Dönemi’nde bile davet edilerek bir yere girmiştir.

Bugün Türk ordusuna “Orada ne arıyor?” diye soranların öncelikle Esad’a sorması gerekir. Bugünkü durumun sorumlusu Esad’dır ve onun iş birlikçileri İran’dır, emperyalist Rusya’dır, Amerika’dır, İsrail’dir. Türk ordusuna sorduğunuz sorunun birini de Esad’a sormak gerekir. “Neden bunu yaptın, buna sebep oldun?” diye onlara sormak lazım, Rusya’ya sormak lazım. Onun için, Türk ordusuna burada ithamlarda bulunmak haksızlıktır. Türk ordusu orada bizim güvenliğimiz için canını verirken, kanını verirken onun üzerinden polemik yapmak, siyaset yapmak çok da ahlaklı bir davranış değildir.

İkinci konu: Şu an sığınmacıların durumuyla ilgili birkaç cümle söylemek istiyorum. Burada Türkiye’yi suçlamanın çok dürüst bir davranış olduğu kanaatinde değilim. Bugünkü sığınmacı hareketin, Irak’tan, Suriye’den, Afganistan’dan ülkemize gelen sığınmacıların veya düzensiz göçerlerin sebebi biz değiliz. Türkiye yapabileceğinin en iyisini yapmaktadır. Ülkesini paylaşmıştır, ekmeğini paylaşmıştır. Sağlık hizmetini almada sıra bile tanımamış, öncelik tanımıştır. Yememiş yedirmiştir ve ülkesine kabul ederken hiç kimsenin etnisitesine bakmamıştır, “Sen şusun, busun.” dememiştir. Herkesi barındırmış ve yerleştirmiş ve her türlü hizmeti vermişizdir.

Bugünkü durum, Türkiye’nin itmesiyle, kovmasıyla oluşan bir durum değildir, gitmek isteyene kapıların açılması durumudur. Gitmek isteyeni de zorla tutamazsınız. Onun için, burada da Türkiye’yi suçlamak çok dürüst bir davranış değildir. Türk milleti, Türkiye Cumhuriyeti devleti ne yapılması gerekiyorsa onu yapmıştır ve Milliyetçi Hareket Partisi de Sayın Genel Başkanımızın emriyle bu göçerlere, sığınmacılara yardım etmektedir. Kendi imkânlarımızla kreşler açarak veya bu sığınmacılara maddi yardımlarda bulunmak üzere de Genel Başkanımız, teşkilatımızı ve Ülkü Ocaklarını görevlendirmiştir ve elimizden geldiği kadar da bu insanlar giderken bile yardım etme çabası içerisindeyiz.

Şimdi kanun teklifine dönecek olursak: Ürün, insanın kullanımı için üretilen her şey anlamına gelir ve bu çok geniş kapsamlıdır. Bunun içerisinde gıda var, bunun içerisinde giydiğimiz ayakkabı var, giysimiz var, her türlü materyal var, kozmetik ürünler var, deterjanlar var, yüzümüze sürdüğümüz kremler var. “Ürün güvenliği” denildiği zaman da bu ürünün insan sağlığına ve çevreye uygun olmasının, zarar vermemesinin anlaşılması lazım. Şimdi, bu önemli bir konu. Bir ürün insana zarar verebilir mi? Verir; her ürün, insana az veya çok zarar verebilir. Bir kısmını kullanıyoruz, yüzümüze sürüyoruz, saçımızı yıkıyoruz, gıda olarak alıyoruz, evimizde kullanıyoruz. Sadece bilinen gıda meselesi değil; örneğin, kullanılan boya, kullanılan yapıştırıcı, kullanılan çözücüler, çocuklarımızın kullanması için, oynaması için verdiğimiz oyuncaklar; bunların hepsinin içerisinde kimyasal maddeler, yapıştırıcılar ve boyalar var. Evimizin duvarına kullandığımız boya bile insan sağlığına etki edebilir. Boyanın içerisinde oluşan formaldehit, insan sağlığı için çok ciddi bir sorundur ve buna bağlı olarak “hasta bin sendromu’’ denilen bir klinik tabloya sebep olur. Kullandığımız cep telefonundan bilgisayara kadar her şey insan sağlığına az ya da çok zarar verir. 

Çevre sağlığı, çevre güvenliği ise daha önemli bir konudur çünkü bir ürünün bir insana zarar vermesi o insanla sınırlı kalırken çevreye verilen zarar daha geniş kapsamlıdır, daha uzun sürelidir. Hatta, sadece şu anda yaşayan insanlara değil, gelecek nesillere de zarar verebilir. Onun için, çevrenin bozulması veya çevrenin zarar görmesi insanın hastalıklarının da temelini oluşturur. Bildiğiniz hastalıkların yüzde 90’ı çevresel nedenlerle oluşur ve bu yüzden de çevreyi kontrol etmeden hastalıkları önleyemeyiz. Geriye kalan yüzde 10 hastalık “kromozom anomalisi” diye geçer ama bunun da sebebi çevresel faktördür. Durup dururken bir kromozom anomalisi, gen bozukluğu oluşmaz, bunu da tetikleyen çevresel bir faktör vardır. Onun için, Milliyetçi Hareket Partisi olarak, Ürün Güvenliği ve Teknik Düzenlemeler Kanunu Teklifi’ni prensip olarak destekliyoruz, doğru buluyoruz, olması gereken bir konu.

Hatta bu teklif içerisinde olumlu birkaç nokta daha var. Örneğin, her ürünün üretilmesinden tüketilmesine kadar takibini getiren düzenlemeler bizce çok olumludur. Bugünkü teknik anlamda, ürün, üretilmesinden tüketilmesine kadar takip edilebilir.

İkinci olumlu husus şu: Bir ürünün sadece normal satışının değil, internet  üzerinden satışının da bu kapsama alınmasını yine çok olumlu buluyoruz.

Onun dışında, kusurlu ürünlerin, ayıplı ürünlerin toplatılması veya geri çağrılmasını da çok olumlu buluyoruz. Bu teklifte bununla ilgili düzenlemeler var ama teklif çok zor bir alanla ilgili, çok da sorun olan bir alanla ilgili. Elbette yasa çıkarmak yetmiyor, özellikle bunun uygulanmasıyla ilgili yönetmeliklerin olması, kurumların buna hazırlıklı olması ve uygulamada da standart getirilmesi gerekiyor.

Orada söyleyeceğimiz birtakım şeyler var. Bunlardan birincisi: Öncelikle, bir ürünün, Türkiye’de üretilen bir ürünün insanımız için en uygun olur şekilde üretilmesi lazım. Yani ürün güvenliği, biraz evvel de söylediğim gibi, insana zarar vermemesi önemsenerek veya dikkat edilerek yapılmalıdır. Sağlık öncelikse -ki öyle olması gerekir- her şeyin üstünde olması lazım. Bu, denge güdülerek yapılacak bir şey değildir. Eğer bir ürün insana zarar veriyorsa ona “Olmazsa olmasın.” diyebilmemiz lazım. Bu yüzden Türk halkı için, Türk milleti için en nitelikli ürünleri üretmemiz lazım; “Avrupa Birliği istiyor.” diye üretmememiz lazım; Türk insanı en iyiye layık olduğu için üretmemiz lazım. Burada Avrupa Birliği normları esas alınıyor. CE belgesi, Avrupa’ya uygunluk belgesidir, bu bir güvence belgesidir. Birçok belge var. Bu belgeler de karışıklığa sebep oluyor.

Biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak Avrupa Birliğiyle karşılıklı nezaket içerisinde ilişkilerimizin sürmesini  istiyoruz. Avrupa Birliği bizim olmazsa olmazımız değildir. Onurlu bir ilişki istiyoruz, tüm dış ilişkilerimizde olduğu gibi. Ama bu ürün güvenliği konusunda da CE belgesi mutlak doğru değildir ya da Avrupa ülkelerinin hepsi aynı derecede dürüst değildir.

Ben birçok örnek biliyorum, daha önceki bürokratik deneyimlerimi söyleyeyim: Ülkemizde alınamayan CE belgesinin yurt dışından alındığını da biliyoruz. Yani bu CE belgesi almak her sorunu çözmüyor. Bazı ülkeler buna çok ciddi, dürüst davranırken bazılarının başka şekillerde bu belgeyi verdiğini de biliyoruz. Onun için kendi standartlarımız çok daha önemli. TSE belgemiz vardı, sertifikamız vardı, bence çok daha anlamlıydı ve ürünün üzerinde olan “Türk malı” ifadesinin sadece buradaki vatandaşlar için değil tüm dünya için de itibar meselesi olması lazım. Türk veya Türk’ün ürettiği ürünün herhangi bir sahtekârlıkla anılmaması gerekir. Bunun için kamunun buna dikkat etmesi lazım. Ayıplı ürünleri ihraç eder duruma düşmememiz lazım. O yüzden çok hassas olmamız gerekir ve Türk malını, Türk markasını, Türk kimliğini koruyan bir şekilde ticaret yapmamız da gerekir. Şimdi, burada, bu konuda birçok sorun var, özellikle ürün güvenliği konusunda denetim yetersizliklerimiz var. Ürün denetimini daha çok belge üzerinden yapıyoruz ama bu belgeleri, verilirken mutlak doğru kabul ediyoruz. Ürünün niteliğiyle ilgili inceleme yapamıyoruz. Bunu yapacak altyapıyı oluşturmamız lazım, bunu yapacak laboratuvar imkânlarını oluşturmak ve teşkilatı oluşturmak lazım.

Bir diğer konu, ürünün piyasa denetimidir. Belki de en eksik olduğumuz alanlardan biri ürünün piyasa denetimidir. Ben, Ticaret Bakanlığının yaptığı denetimlere baktım. Denetimler, daha çok şekilsel denetimlerdir, belge denetimleridir, etiket denetimleridir ve bu denetimler nitel denetimler değildir.

Evet, etiket önemlidir, mutlaka her ürünün etiket içermesi gerekir  ve o etiketin içerisinde hangi ürünlerin, hangi malların bulunduğunun, hangi maddelerin kullanıldığının belirtilmesi lazım ve bu maddelerin insan sağlığına ne kadar uygun olup olmadığının da belirtilmesi gerekir. Okunamayacak kadar küçük yazıların ya da içerisine sadece belirli maddelerin adını yazmanın tüketici açısından hiçbir faydası yoktur. Bunun insan sağlığı üzerine ne gibi olumsuz etkileri olduğunu belirten etiketler olması lazım. Onun  dışında da piyasadan örneklem yapabilmemiz lazım yani onların getirdiği ürünü değil, bizzat kamu görevlileri, piyasadan ürünler alarak, bu ürünleri analiz yaparak, nitelik analizleri yaparak bunları denetlemeli, değerlendirmelidir çünkü piyasaya çıkan her ürün, belge alan her ürün, devletin güvencesi altında olur ve tüketicinin bunu bilmesi, bunu analiz etmesi, değerlendirmesi de mümkün değildir. Ürün güvenliğinin ciddi bir iş olduğunu ve sorumluluk gerektirdiğini belirtmek istiyorum.

Teklifte özellikle piyasa denetimi konusunda eksiklikler görüyorum. Caydırıcı cezalar olması lazım. 20’nci maddede verilen idari para cezaları arasındaki limitler hakikaten çok fazla, 10 katı. Bu, uygulanmasını ve tarafsızlığını olumsuz etkileyen bir durum. Hatta, 20’nci maddenin bir fıkrasında da şöyle bir ifade var: “Üreticinin ekonomik durumuna göre ceza kesilir.” Bunu demek zaten taraflı davranacağınız anlamına gelmektedir. Bu hüküm kamu güvenliği açısından doğru bir yaklaşım değildir. Onun için bu ifadeyi kaldırmak ve özellikle limitleri daraltmak ve inisiyatifi ortadan kaldırmak lazım ve bu cezaları da uygulamak lazım, cezaları uygulayabilmek için de mutlaka bu işi yapan kamu görevlilerine de destek olmak lazım. Bu işi yapan kamu görevlilerinin en büyük sıkıntısı, arkasında devletin, hükûmetin desteğinin olmamasından dolayı yılmışlıktır. Bilmiyorum, içinizde bu işi yapanlar var mıdır? Bir bakkala gücü yetmez; oradaki bir üründen dolayı tutanak tutacak olsa, bununla ilgili ceza verecek olsa başına gelmedik şeyler kalmaz. O zaman da bu işi yapan insanlar yılar, bu işi yapmaktan vazgeçer ya da oyalar. Onun için yasalarımızda çok ciddi cezalar var, idari cezalar var ama bu cezalar caydırıcı olmuyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Aycan, toparlayın sözlerinizi lütfen.

SEFER AYCAN (Devamla) – Bitiriyorum.

Cezaların caydırıcı olması için uygulanması ve tarafsız bir şekilde, ayrım yapmadan kullanılması lazım. Buna inandırdığımız zaman herkesin de riayet edeceğini düşünüyorum. Hatta, bu cezalar bile yeterli değil; kasten, bilerek hile yapan, aldatan, insanın sağlığıyla oynayanlara Türk Ceza Kanunu’na hükümler koyup en ağır cezaları vermek ve bir daha da bu kişilerin bu işi yapmasına engel olmak lazım. Onun için, idari para cezalarımız caydırıcı olmalı, hatta Türk Ceza Kanunu’na bununla ilgili düzenlemeler koyup insan sağlığıyla oynayanları en ağır şekilde cezalandırmamız gerekir diye düşünüyorum.

Teşekkür ederim, saygılar sunarım. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Evet, gruplar adına söz talepleri karşılandı.

Şimdi, şahsı adına Sayın İbrahim Halil Oral, buyurun.

İBRAHİM HALİL ORAL (Ankara) – Konuşmayacağım Sayın Başkan.

BAŞKAN – Peki.

Değerli arkadaşlar, soru-cevap işlemi yok.

Geneli üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi ikinci bölümde yer alan maddeleri, varsa o madde üzerindeki önerge işlemlerini yaptıktan sonra, ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.

15’inci madde üzerinde 4 adet önerge vardır, önergeleri okutup aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 173 sıra sayılı Ürün Güvenliği ve Teknik Düzenlemeler Kanunu Teklifi’nin 15’inci maddesinin 5’inci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

“(5) Yetkili kuruluş, ürün denetiminin etkin ve hızlı yapılması için gerekli idari ve teknik yapıyı oluşturur, plan ve program hazırlar ve gerektiğinde diğer yetkili kuruluşlarla iş birliği yapar. Ürünün birden fazla teknik düzenleme kapsamına girdiği ve bu teknik düzenlemelerin her birinin ya da bazılarının farklı yetkili kuruluşların görev alanında bulunduğu hâllerde, piyasa gözetimi ve denetimi, ürünün bu teknik düzenlemelerin hükümlerine uygunluğunun eş zamanlı kontrol edilebilmesini teminen ilgili bütün yetkili kuruluşlarca ortaklaşa yürütülür. Yetkili kuruluşlar arasında ortaya çıkabilecek görüş ayrılıklarının giderilmesine ilişkin koordinasyon, Bakanlık tarafından sağlanır.”

     Ayşe Sibel Ersoy                       Sefer Aycan                        Cemal Çetin

            Adana                            Kahramanmaraş                           İstanbul

     İbrahim Özyavuz                      Olcay Kılavuz

          Şanlıurfa                                Mersin

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET ERDOĞAN (Gaziantep) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi, Sayın Ayşe Sibel Ersoy’un.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

AYŞE SİBEL ERSOY (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmelerine devam ettiğimiz Ürün Güvenliği ve Teknik Düzenlemeler Kanunu Teklifi üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına konuşmak üzere söz almış bulunmaktayım.

2002 senesinde yürürlüğe giren 4703 sayılı Ürünlere İlişkin Teknik Mevzuatın Hazırlanması ve Uygulanmasına Dair Kanun’la ilk etapta kaliteli ve güvenli ürün üretimi için gerekli olan altyapı oluşturuldu. Gümrük birliğinin bize en büyük faydalarından biri, Avrupa Birliği standartlarında ürün üretmek oldu. En büyük ticari ortağımız olan AB’ye ihracatımızda aranan şartların ülkemizde uygulanıyor olması, ihracatımız açısından çok önemli bir kazanımdır. Nitekim, uyum sayesinde AB’yle ticaretimizin yanı sıra ülkemiz ürünlerinin yükselen kalitesi ve standartları sayesinde diğer ülkelere ticaretimiz de olumlu etkilenmiştir. Ancak 2002 yılından bu yana on beş yılı aşkın bir süre geçti. Bu zaman zarfı içerisinde teknoloji değişti, ihtiyaçlarımız değişti, esas aldığımız Avrupa Birliği mevzuatı güncellendi. Takdir edersiniz ki 2002 yılı itibarıyla denk olduğumuz Avrupa Birliğinin gerisinde kalmamak adına, ürün güvenliği sistemimizin bu değişikliklere adapte olması önemlidir. İlaveten, devlet olarak ihraç ürünlerimizin önünde ürün güvenliğinden kaynaklı teknik engel oluşumunu önlemek de diğer bir vazifemizdir.

İhracatta esas olması gereken, kaliteli ve ürün ihracatı yaparak ihracat artışını sağlamaktır. Ayrıca, tüketicilerimize güvenli ürün sağlanmasında kilit rol oynayan piyasa gözetimi ve denetimi uygulamalarında ortaya çıkan ihtiyaç ve boşlukların giderilmesi de devletimizin asli görevleri arasındadır. İşte, bu amaçlar doğrultusunda hazırlanmış olan Ürün Güvenliği ve Teknik Düzenlemeler Kanunu Teklifi’nin ülkemiz açısından çok önemli olduğunu düşünüyorum. Bu taslak yasalaştığında 4703 sayılı Kanun’un yerine geçeceği malumunuzdur. 4703 sayılı Kanun, on beş yıl önce ülkemizde yeni bir sistem kurulmasına vesile olmuştur. Bu taslağın, ürün güvenliği sistemini daha da güçlendirerek bir adım ileriye taşıyacağına inanıyorum.

Malumunuz olduğu üzere, AB’yle aramızda tesis edilen gümrük birliğiyle taraflar arasında bir gümrük birliği oluşturulmuştur ve aynı mevzuat uygulanmaktadır. Bu nedenle, Avrupa Birliğine yapılacak ihracat da taslak kapsamındadır. Gümrük birliğinin temel özelliği olan “malların serbest dolaşımı” ilkesinin işleyebilmesi için, Türkiye’de imal edilerek veya imal edilmese dahi serbest dolaşıma sokularak AB üyesi ülkelerin piyasalarına arz edilmesi, hedeflenen ürünlerin de her iki pazarda da geçerli ortak teknik kurallara uygun ve her durumda güvenli olması gerekmektedir. Aksi takdirde, iki taraf arasında ticarette ürünlerin güvenlik kurallarına uygunluğunun denetimi gerekli olacak, bu da ticareti kısıtlaması nedeniyle genelinde taraflar arasında malların serbest dolaşımını, özelinde ise AB pazarına ihtiyacımızı sekteye uğratacaktır. Avrupa Birliğine yapılacak ihracatın kapsama alınmasıyla AB’ye ihraç edilmesi hedeflenen ürünler, ülkemiz piyasasına arz edilmiş sayılacak ve bu şekilde muamele görecektir. Böylece, AB’yle aramızdaki ticaretin önüne engel çıkarılması da önlenmiş olacaktır.

Yeni gelen kanun teklifiyle en büyük yenilik, şüphesiz ki güvensiz veya tağşişe konu ürün ihracatının yasaklanmasıdır. Türk malı imajının yabancı pazarlarda korunması için teklifte, güvensiz ve uygunsuz ürün ihraç eden firmalara müeyyide uygulanması, ülkemiz açısından da büyük bir gelişmedir. İhraç edilen ürünlerimizin insan sağlığı ve güvenliğini, hayvan ve bitki sağlığını ve çevreyi tehdit eder nitelikte uygunsuzluklar taşıması durumunda veya yanıltıcı etiketleme, son kullanma tarihinin değiştirilmesi gibi tüketiciyi yanıltacak özellikler içermesi durumunda devletimizce önlemler alınması, Türk mallarının kaliteli ve güvenli olduğu gerçeğini dünyaya duyururken büyük fayda sağlayacaktır.

Teklifin mevcut ürün güvenliği sistemimizi güçlendireceği inancıyla hayırlara vesile olmasını diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Ürün Güvenliği ve Teknik Düzenlemeler Kanunu Teklifi’nin 15’inci maddesinin (1)’inci fıkrasında yer alan “denetim yapar” ibaresinin “denetler” şeklinde değiştirilerek yeniden düzenlenmesini arz ve teklif ederiz.

Dursun Müsavat Dervişoğlu               Enez Kaplan               Hayrettin Nuhoğlu

             İzmir                                 Tekirdağ                               İstanbul

Mehmet Metanet Çulhaoğlu           İmam Hüseyin Filiz               Ayhan Altıntaş

            Adana                                Gaziantep                               Ankara

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET ERDOĞAN (Gaziantep) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi, Sayın Mehmet Metanet Çulhaoğlu’nun.

Buyurun Sayın Çulhaoğlu. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET METANET ÇULHAOĞLU (Gaziantep) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 173 sıra sayılı Ürün Güvenliği ve Teknik Düzenlemeler Kanunu Teklifi’nin 15’inci maddesi üzerine İYİ PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Heyetinizi saygıyla selamlarım.

Son günlerde almakta olduğumuz şehit ve gazi haberleri yüreğimizi dağlamaktadır. Şehitlerimize Cenab-ı Allah’tan rahmet; analarına, babalarına, kardeşlerine, eşlerine ve tüm sevenlerine Rabb’imden sabırlar diliyorum; gazilerimize de acil şifalar diliyorum. Mevla’m, ordumuzu muzaffer eylesin; Mehmetçiklerimizin ayağına taş değdirmesin diyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; teklifin 15’inci maddesiyle ürünlerin denetimine ilişkin genel usul ve esaslar düzenlenmekte olup dış ticarete konu ürünlerin uygunluk denetimlerinin Ticaret Bakanlığınca belirlenmesiyle kanunun Avrupa Birliğine uyumlu şekilde uygulanabilirliğini sağlamak amacıyla hazırlanmış teknik düzenlemeler getirilmektedir. Avrupa ekonomik alanında serbest dolaşımda bulunan birçok üründe gördüğümüz ve Avrupa’ya uygunluk anlamına gelen CE harfleriyle ilgili işaret, Avrupa topluluğu içerisinde satılan ürünlerin asgari güvenlik, sağlık ve çevre koruma gereklerine göre denetlendiğini, aynı zamanda tüm üreticilerin hesap verilebilir, aynı kurallara uyumunu zorunlu kılarak adil rekabet koşullarını ifade etmektedir.

Evet, 1985 yılından bugüne, otuz beş yıldır Avrupa’daki bu uygulama, AK PARTİ’nin on sekiz yıllık devrihükûmetlerinin geç kaldığı bir düzenlemedir. Böylesine önemli bir konunun komisyonlarda görüşülmesi esnasında yine sivil toplum kuruluşları işin içine dâhil edilmemiştir. Evimize giren tüm ürünlerin güvenli olması, vatandaşlarımızın sağlığı açısından büyük önem taşımaktadır. E-ticaretle birlikte teknolojinin bizlere sunduğu kolay ve rahat alışveriş imkânları, beraberinde genel şikâyetleri de getirmiştir. Bunların başlıcaları, vatandaşlarımızın ağırlıklı olarak verdiği şikâyetler, gönderim sürelerinin beyan edildiğinden uzun olması, ürünün bozuk veya yanlış ürün olması, “web” sitelerindeki arıza veya yedi gün yirmi dört saat açık olmaması, beklenmeyen işlem masraflarıdır. Bugün ülkemizde tüketici haklarına başvuran 100 vatandaşımızdan 70’i haklı çıkıyor, bu alandaki eksiklikleri bir an önce gidermek gerekmektedir. Teslim edilen ürünler, sipariş edilen üründen farklı ya da arızalı çıkmakta, ödemesi önce yapıldığı için tüketiciler mağdur olmaktadır. Burada sadece tüketici hakem heyetlerini değil, devlet yaptırımlarını da devreye almamız gerekir.

Arkadaşlar, Avrupa Birliği Teknik Mevzuatına Uyum’un tamamlanması için, görüştüğümüz bu teklifin amacına ulaşması için öncelikle bunların yapılması gerekmektedir. Bakınız, uyum yasasını getiriyorsunuz ama üretimin artması ve milletin daha ucuz sebze meyve yiyebilmesi için tarımdaki girdi fiyatlarını düşürmeyi hiç düşünmüyorsunuz. Çiftçilerimiz için sürdürülebilir bir tarım politikasını getirmenizi bekliyoruz. Bu hususlarda birçok önerge verdik fakat AK PARTİ Hükûmeti olarak sizler, hiçbirini Meclisin gündemine almadınız, sorunları araştırmadınız, hep kaçtınız. Bizler “Çiftçiler zor durumda, üretim yapamıyor, topraklarını satmaya başladılar.” diyoruz ama iktidar mensubu sizler, bu çığlıkları, bu feryatları duymuyorsunuz. Umuyorum ve ümit ediyorum ki iş işten geçmeden bu gaflet uykusundan uyanırsınız. İnşallah, uyandığınızda iş işten geçmemiş olur.

Avrupa Birliğine uyum sağlayan mevzuatların tamamında çiftçimizin sorunlarını, üretimi ve istihdamı da halletmek gerekmiyor mu arkadaşlar? Kanunlar, yönetmelikler ve tüm mevzuatlar insanımızı, üreticimizi, çiftçimizi koruyucu, kollayıcı olmalı; iş imkânı sağlamalı, aş sağlamalı yoksa Avrupa Birliği mevzuatına uyum sağlamak, Adapazarı’ndaki Tank Palet Fabrikasını birilerine peşkeş çekmek, enflasyonu sanal olarak düşürmek değildir. Siz, öncelikle işsizliği, tarımı, ev, hane halkının ücretlerini düzeltmeli, çarşı pazardaki yangını söndürmelisiniz. Dış ticaret açığımız, milletimizin kefen parasıyla kapanmaz. Geçici pansuman tedbirleriyle milletimizin problemlerini çözemezsiniz, ameliyat gerekiyorsa neşteri vurmak kaçınılmazdır. Vatandaşlarımızın haklarını ve çıkarlarını korumak için, öncelikle, onların menfaatlerine olacak üretim konusu temel alınmalı, bu konuyu öncelikle çözmelisiniz. Bakın, genç nüfusumuzun üniversiteli gençleri işsiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Çulhaoğlu, tamamlayın sözlerinizi lütfen.

MEHMET METANET ÇULHAOĞLU (Devamla) – Ülkemizin AB’yle entegrasyon sağlaması için önce kendi insanımızın menfaatlerini korumalıyız, bence en önemli ve öncelikli adım budur. Samanın, patatesin, soğanın ithal vergilerini sıfırlayarak yurt dışından ithal etmekle bu iş çözülmez. Her zaman söylediğim gibi yine söylüyorum ve söylemeye devam edeceğim: Üretim, üretim, üretim… Çiftçimizi, sanayicimizi, esnafımızı destekleyelim ki üretim olsun, istihdam olsun, insanlarımız işe, aşa kavuşsun.

Bu duygu ve düşüncelerle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 173 sıra sayılı Ürün Güvenliği ve Teknik Düzenlemeler Kanunu Teklifi’nin 15’inci maddesinin (4)’üncü fıkrasında “orantılılık” ibaresinden sonra gelmek üzere “ölçülülük” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

         Ahmet Akın                          Haydar Akar                     Tahsin Tarhan

           Balıkesir                                Kocaeli                                Kocaeli

       Tacettin Bayır                 Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu         Müzeyyen Şevkin

             İzmir                                  Manisa                                  Adana

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET ERDOĞAN (Gaziantep) - Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi, Sayın Tacettin Bayır’ın.

Buyurun Sayın Bayır. (CHP sıralarından alkışlar)

TACETTİN BAYIR (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, şehitlerimize Allah’tan rahmet, gazilerimize acil şifa, Mehmetçiklerimize de güç ve kuvvet diliyorum.

Değerli arkadaşlar, görüşmekte olduğumuz 173 sıra sayılı Ürün Güvenliği ve Teknik Düzenlemeler Kanunu Teklifi’nin geçmişine şöyle bir bakacak olursak, 2013 yılında Avrupa Birliği Uyum Komisyonuna gelen bu kanun, 2018 yılında Komisyonumuzda görüşüldükten sonra Meclise gelmiş ama ne hikmetse tam kanunlaşacakken kadük duruma düşmüştür. Son iki senedir, özellikle 9’uncu madde üzerinde “Ürün güvenli olacak.” diye bürokrasi ve Meclis boş kelime değişiklikleriyle oyalanıyor ve şimdi Meclise geliyor. Yapı itibarıyla genel olarak bu yasaya Cumhuriyet Halk Partisi olarak karşı değiliz, öncelikle onu söylemek istiyorum. Ancak bu konuda biraz ağır hareket ettiğimizi de kabul etmemiz lazım -biz, hâlâ bu ürün güvenliğini geçirmeye çalışırken Avrupa Birliği de bu arada boş durmuyor- şu anda an itibarıyla iki yıl geriden takip ediyoruz. Örneğin, biz bu yasayı belki bu akşam geçireceğiz ancak iki yıl sonra büyük bir ihtimalle karekod meselesi tekrar bizim önümüze gelecek ve karekod konusunda Avrupa Birliğinin dayatmasıyla karşı karşıya kalacağız. Bugün itibarıyla karekod hayata geçirilebilir miydi? Evet, belki büyük işletmelerimiz, holdingler buna hemen geçebilir ancak orta veya küçük işletmeleri düşündüğümüz zaman karekodu bugün dayatmanın orta boy ve küçük boy işletmelere haksızlık olacağını düşünüyoruz. Bu anlamda büyük ihtimalle bu kanunla ilgili iki yıl sonra tekrar önünüze yeni bir kanun teklifi getireceğiz.

Ben, bu arada, bir şeye dikkat çekmek istiyorum sevgili arkadaşlar. Bu ürün güvenliği ve teknik düzenlemelerin altyapısının asıl hedefi, bizim yurt dışına, Avrupa Birliğine onların istediği standartlarda mal üretmemiz ve o üretilen malın denetimini sağlamaktır, asıl amaç budur ve bunu yaparsanız daha fazla ihracat yapabilirsiniz. Ancak bugün itibarıyla olaylara baktığımızda -içinde bulunduğumuz- özellikle corona virüsünün ülke ekonomisine yani ihracatımızda… Özellikle 5 ülkede -İtalya, Irak, İran, Çin ve Güney Kore’de- 2019 yılı içerisinde 24 milyar dolarlık ihracatımız, 38 milyar dolarlık da ithalatımız var. Bunu niye söylüyorum? Şunun için söylüyorum: Corona virüsü, Türkiye ekonomisini vurabilir. Bir şeye dikkat çekmek için söylüyorum. Eğer bu 5 ülkedeki ekonomik anlamda yaptığımız ithalat ve ihracat bağlantılarında bir tedbir alamazsak, samimiyetle söylüyorum, cari açığımız, inanılmaz derecede ters gelecektir. Bu anlamda, TÜİK kaynaklarına göre, 16 ülkede iptal edilen uluslararası 400 fuarımız var arkadaşlar, 400 fuar iptal edildi sırf corona virüsü yüzünden. Yani bu, şu demektir Türkiye ekonomisinde: Türkiye’de üreten sanayicinin, ithalat yapan firmaların büyük bir bölümünün satışları ciddi boyutta düşecektir, ona keza o ülkelerden aldığımız ürünlerin de Türkiye açısından girdisi azalacaktır. Bunu göz önüne almak zorundayız ve buna bir tedbir almak zorundayız.

Ben Sanayi, Ticaret Komisyonu üyesi, Cumhuriyet Halk Partili bir milletvekili olarak ekonomiden sorumlu bakanlarımızı bu konuda uyarma görevimi yerine getiriyorum. Bu anlamda ciddi ekonomik tedbirler alınmasını öneriyorum. Ülke ekonomisinin düzeltilmesi için özellikle ürün güvenliği ve teknik düzenlemeler konusunda barkod sistemi ve Türk malı “869” barkodunun mutlaka öne çıkarılması gerektiğinin ve Türk toplumunun Türk ürünlerini tercih etmesi yönünde birtakım kampanyalar yapılmasının da ülke ekonomisine katkı sağlayacağını düşünüyorum ama hepsinden önemlisi, dışarıya ihraç ettiğimiz ürünlerde özellikle “Türk malı kalitelidir.” imajını yayabilmeliyiz. Bunu yapmak için de bu ürün güvenliği konusundaki kontrollerimizi mutlaka ve mutlaka sıklaştırmalıyız. Biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, Komisyona gelen bu kanun teklifinin birçok bölümüne katılıyoruz. Ufak tefek, böyle, işte, “orantı”ymış, “basitleştirme”ymiş gibi kelimelerde takılı kalmayı düşünmüyoruz. Bu konuda Komisyon Başkanımızın da bize anlayış göstereceğini ve bu düzenlemeleri düzelteceğini düşünüyoruz ve hepinize sevgi ve saygılarımızı sunuyoruz.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Son önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 173 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 15’inci maddesi yedinci fıkrasında geçen “halinde” ibaresinin “durumunda” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

       Ali Kenanoğlu                         Garo Paylan                         Tuma Çelik

           İstanbul                              Diyarbakır                               Mardin

        Kemal Peköz                        Nusrettin Maçin   Filiz Kerestecioğlu Demir

            Adana                                Şanlıurfa                                Ankara

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi, Sayın Filiz Kerestecioğlu’nun.

Buyurun Sayın Kerestecioğlu. (HDP sıralarından alkışlar)

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 8 Mart Dünya Kadınlar Günü haftasındayız, gündem dışı yapamadığım konuşmamdan şimdi söz etmek istiyorum, o pek kapalı oturumumuz nedeniyle.

Başta Gültan Kışanak ve Sebahat Tuncel olmak üzere, cezaevindeki tüm kadın arkadaşlarımı selamlayarak söze başlamak isterim. (HDP sıralarından alkışlar)

Biz feminist kadınların bir sloganı var: “Geceleri de sokakları da meydanları da terk etmiyoruz.” diyoruz. Bu sözler, sokaklardaki, evlerin dışındaki varlık mücadelemizin ve hak iddiamızın bir ifadesidir ama aynı zamanda bu söz şunu da söyler: “Sözümüzü duymazdan geldiniz, üzerini örttünüz ama buradayız ve nasıl bir dünya hayali kurduğumuzu yüksek sesle haykırıyoruz.” Başta birkaç kadının bildiği bu slogan, bugün Türkiye’nin dört bir yanından milyonlarca kadının duygularını dile getiriyor. Şimdi, İstanbul Valiliğinin tam da 8 Mart haftasında getirdiği absürt toplantı ve gösteri yasağı, bu nedenle, kadınların tüm varlık mücadelesini hedef alıyor ve bakın, o yasaklama kararında diyor ki: “Şehitlerimizin ve gazilerimizin olduğu böylesi hassas bir dönemde toplumda infial uyandıracak gösteri yürüyüşü, imza toplama, bildiri dağıtma gibi etkinlikler 3 Mart’tan 10 Mart’a kadar yasak.” Manidar değil mi tarihler? Ve şu da manidar değil mi: Siz o “hassas” dediğiniz günlerde bu Meclisi toplamadınız, toplanmadı bu Meclis ve şimdi kadınlardan bunu çıkarmaya çalışıyorsunuz.

Yasak kararları, savaş kararları, göçmenlerin hayatlarını pazarlık konusu yapan kararlar bizlere rağmen alınıyor. Savaşlardan, paradan, gizli anlaşmalardan konuşulmaya başlandığında nasıl da hızla kadınların gündemlerini siyasetin dışına itmeye yelteniyorsunuz. Bunlara rızamız yok. Biz tam da bu nedenle, tam da savaşları en ağır yaşayanlardan olduğumuz için, emeğimize her gün el konulduğu için, hayatlarımız hakkında konuşmayı erkekler her gün kendilerine hak gördüğü için bu düzeni değiştirmeye ve başka bir dünya kurmaya en yakın olanlarız. İşte, kadınların kurtuluş mücadelesi, tüm bunlardan özgürleşme tarihidir; o yüzden de bize dayatılan bu sınırları tanımayarak, uluslarötesi bir kadın dayanışmasını ve feminist mücadeleyi yaşatmalıyız.

Virginia Woolf’un sözleriyle anlatmak istiyorum: “Bir kadın olarak benim ülkem yoktur, bir kadın olarak bir ülke de istemiyorum; bir kadın olarak tüm dünya benim ülkemdir.”

Savaşı ve erkekliği büyüterek sesimizi bastırmaya çalışsanız da “Emeğimiz bizimdir, bedenimiz bizimdir.” demeye ve yüksek sesle “İnadına barış! İnadına barış!” demeye devam edeceğiz. 8 Martta sokaklara çıkacak kadınların önünde durmaktan vazgeçin. Siz üzerimizdeki baskıyı artırdıkça biz bulunduğumuz her yerde sesimizi yükseltmeye kararlıyız çünkü.

Bakın, bu ülkede bedelini ödeyerek âdeta yaşamını satın alıyor insanlar, gençler; bedelini ödeyemeyenler ise ya da zengin olmayanların çocukları ise askerde ölüyorlar. Ben vicdani reddi savunuyorum ve her türlü silahlanmaya, savaşa karşıyım. Peki, biz ne yapacağız savaş karşıtıysak? Ben savaşı onaylamak zorunda mıyım? Ama Cumhurbaşkanına bakarsanız, evet, onaylamayanlar hain olabiliyor. Ya da bakın bir İçişleri Bakanının sözlerine… Bugün sınırda TELE1 muhabiri, kendisine göçmenlerle ilgili sayıları teyit edemediği için bir soru yöneltiyor: “Sayıları bilemiyoruz. Sizin dediğinize göre 200 binin üstünde olması lazım ama 5 bin diyorlar.” İçişleri Bakanının cevabı şöyle: “Siz kimsiniz? Nereden geldiniz?” Herhâlde “TELE1’den.” diyor muhabir. “Kaç kişisiniz siz?” “1 kişiyim.” diyor. “Bizim burada her yerde, her tarafta birimlerimiz var. Siz tabii, teyit edemezsiniz.” Hadi, bu kısmına kadar bir kabalık diyelim. Arkasından “Siz ne zaman Türkiye’nin tarafında oldunuz ki?” Yani bu sözler, gerçekten ne bakanlara ne milletvekillerine ne cumhurbaşkanlarına ne normal bir insana yakışan sözler oluyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) –  Tamamlayacağım Sayın Başkan.

Evet, biz burada, erkeklerin özellikle, nasıl kavga çıkardığını ve hiçbirimiz için de kürsü dokunulmazlığının olmadığını iki gündür gözlemliyoruz. Peki, illa bir yasaklama olacaksa yasaklanması gereken bu kavga dövüş siyaseti iken neden kadınların yıllardır şenlikle, barışla yaptıkları güzel yürüyüşleri yasaklamaya kalkıyorsunuz? Hadi, bunu yasaklayın, buradaki dövüşleri yasaklayın. Bakın, biz burada, ben en azından kendi adıma bunu söyleyebilirim, kadın olarak şiddet gördüğümü düşünüyorum. Sürekli şu sıraların önündesiniz, sürekli bir -affedersiniz- horozlanma hâlinde birbirinizle erkeklik yarıştırıyorsunuz ve hakikaten bu, aslında dövüşmeyen insanlar için de o anda “şiddet” demek ve bunu ben asla kabul etmiyorum.

Ayrıca, Sayın Başkan, şunu da ifade etmek isterim, lütfen tamamlamama izin verin. Bu arada, bir ara verme işlemi oluyor ve bunu bütün Meclis Başkan Vekilleri yapıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Son sözümü söyleyebilir miyim?

BAŞKAN – Son sözünüzü alayım, merak ettim o kısmını.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Bu, bir teamülse böyle bir teamülde bu ara verme işi, kavganın daha fazla büyümesine neden oluyor. Bu, bir tuzak gibi, her zaman bu böyle oluyor. Ara verildiği anda şöyle bir teamül oluyor bu o zaman: “Canlı yayın kapansın, sonra yiyin birbirinizi.” teamülü. Böyle bir teamül olmaz olsun arkadaşlar, yapmayın bunu.

BAŞKAN – Ben başka türlü aşağıya gelemiyorum da o yüzden.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Sizin aşağı gelmeniz gerekmiyor ama orada bulunduğunuz görevde -bunu sadece sizin için söylemiyorum, bütün Meclis Başkan Vekilleri için söylüyorum- bir başka sorumluluğunuz da aynı zamanda herhâlde burada milletvekillerinin de stenograf arkadaşlarımızın da can güvenliğini sağlamak. Hepimize bir şey olabilir, birisi kalpten gidebilir ki bu Meclis bunları gördü tarihinde ama sonuçta şunu söylemek isterim: İşin hülasası, şiddetin beslendiği erkeklik, beter bir durumdur, Mecliste de sokaklarda da dışarıda da bu böyledir.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Ben yaşasın kadın dayanışması, yaşasın 8 Mart diyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

15’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Sayın Akar, tutanakları inceledim az önceki şeyle ilgili olarak, Sayın Zengin arzu ederlerse kendilerine 69’dan söz vereceğim.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Zengin’e mi söz vereceksiniz?

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Duyamadım ben Sayın Başkanım?

BAŞKAN – Sataşma olduğuyla ilgili.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Yok.

BAŞKAN - Peki, söz talebiniz yoksa birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 17.57

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 18.12

BAŞKAN: Başkan Vekili Süreyya Sadi BİLGİÇ

KÂTİP ÜYELER: Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir), Barış KARADENİZ (Sinop)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 65’inci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

173 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon yerinde.

16’ncı madde üzerinde 3 önerge vardır. Önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 173 sıra sayılı Ürün Güvenliği ve Teknik Düzenlemeler Kanunu Teklifi’nin 16’ncı maddesinin (2)’nci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

“(2) Yetkili kuruluş, ürünleri belirli bir program dahilinde, yeterli ölçek ve sıklıkta, işaret veya belge kontrolü veya duyusal inceleme yaparak ve gerektiğinde numune almak suretiyle veya üründen ve üretim hattından muayene ve/veya test yoluyla bu numunelerin teknik düzenlemeye uygun ve güvenli olup olmadığını test yoluyla denetler ve bu işlemleri kayıt altına alır.”

         Sefer Aycan                         Yaşar Karadağ                İbrahim Özyavuz

      Kahramanmaraş                             Iğdır                                Şanlıurfa

      Cemal Enginyurt                        Cemal Çetin                        Arzu Erdem

             Ordu                                  İstanbul                               İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önerge katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Arzu Erdem’in.

Buyurun Sayın Erdem. (MHP sıralarından alkışlar)

ARZU ERDEM (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, 173 sıra sayılı Ürün Güvenliği ve Teknik Düzenlemeler Kanunu Teklifi’nin 16’ncı maddesi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubum adına söz almış bulunmaktayım. Gazi Meclisi ve ekranları başında bizi izleyen aziz Türk milletini saygılarımla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, İdlib’de 27 Şubat 2020 tarihinde ve sonrasında yaşanan şehadetler milletimizi ve hepimizi ziyadesiyle üzmüştür, derinden yaralamıştır. Türk Silahlı Kuvvetlerimize yapılan her saldırıyı nefretle kınıyorum. Aziz şehitlerimize Allah’tan rahmet; ailelerine, silah arkadaşlarına ve milletimize sabır ve başsağlığı diliyorum. Unutulmasın ki biz bir ölür, bin diriliriz. Şu anda tedavi altında bulunan kardeşlerimize acil şifalar temenni ediyorum. İdlib saldırısından hemen sonra başlatılan Bahar Kalkanı Harekâtı’nda Rabb’im kahraman Türk askerimize güç kuvvet versin. Ordumuzu muzaffer eylesin inşallah, dualarımız kahramanlarımızla.

Değerli milletvekilleri, söz konusu kanun teklifiyle, bir ürünün, insan sağlığı ve güvenliği, tüketici, çevre, iş sağlığı ve iş yeri güvenliği gibi bir kamu yararı bakımından tehlike arz ettiği hâllerde gerekli düzenlemelerin yapılması ve önlemlerin alınması amaçlanmaktadır.

Gıda israfı, üretilen gıdaların tüketilmeden çöpe gitmesi demektir. Gıda israfının Türkiye’ye ve dünyaya faturası gittikçe ağırlaşmaktadır. Ürün güvenliğinin yanında gıda israfına da özellikle ülkemizde çok dikkat çekmekte fayda var. Türkiye İstatistik Kurumunun 2018 verilerine göre, 18 milyon ton meyve ve sebze çöpe atılmaktadır. Yine, her yıl 1,7 milyar ekmek çöpe gitmektedir. Bu veriler gün geçtikçe artmaktadır ve ne yazık ki gittikçe vahim bir hâl almaktadır. Türkiye’de mutfaklarda en çok tahıl ve tahıl ürünleri, sonra sebze, sonra da bakliyat ve meyve tüketilmektedir. Bunların yüzde 16’sının çöpe gittiğine dikkat çekmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, Türkiye, dünyanın en büyük 4’üncü sebze, 10’uncu meyve üreticisidir. Dünyada bir yılda üretilen sebzenin yüzde 2,5’i, meyvenin ise yüzde 2’si Türkiye’de üretilmektedir. Ancak ne yazık ki “çirkin gıdalar” adıyla, tarladan rafa taşıma esnasında iyi paketlenmediği için veya görüntüsü estetik olmadığı için çöpe giden birçok ürünümüz var maalesef. Küçük çiftliklerde yetersiz insan kaynağıyla üretim yapan eski nesillerin tarım uygulamalarından kaynaklanan kayıplarla birlikte, sofralara gelene kadar toplam 2,4 milyon ton sebze, 880 bin ton meyve çöpe gitmektedir. Bu miktar, Orta Afrika ülkelerinin bir yıllık toplam sebze üretimine denk gelmektedir.

Değerli milletvekilleri, hepimizin evlatları var, yemeklerini yerken özellikle çocukluklarında, küçüklüklerinde şunu söyleriz: “Yemeğini bitir, arkandan ağlar.” Niye söyleriz bunu? Hem kendi gıdasını alması açısından hem israfı önlemek açısından. İşte, tam burada, özellikle evlatlarımıza, evimizde eğitime başlamamız gerekiyor. Her zaman yaptığımız gibi, sadece sistemi suçlamak değil “Biz bununla ilgili evde ne yapıyoruz?” buna bir bakmamız gerekiyor. Bizler, ekmeğin karneyle alındığı dönemlerden geçen bir neslin evlatlarıyız. Artık karne yok, günümüzde istediğimiz her gıdaya kolaylıkla ulaşabilme imkânımız var. İşte, bunun karşısında da hızlı tüketiyoruz ama aynı zamanda hızlı yaşıyoruz. Artık, meyve ve sebzeyi manavdan, eti kasaptan, ekmeği fırından almaya vakit ve sabır yok. İnternetten, sosyal medya üzerinden özellikle şunları yapıyoruz: Sanal dünyadan alışverişlerimizi yapıyoruz. Bunu yaparken neyi unutuyoruz aslında? Tüketebileceğimiz kadar mı gıda alıyoruz, yoksa tükettiğimizden fazlasını mı evimize sokuyoruz? İşte, tükettiğimizden fazlası maalesef çöp kovasına gidiyor. Her şey önce evde başlar, en küçük birimde, ondan sonra topluma yayılır. Buna dikkat etmemiz gerekiyor.

En kaliteli ürünleri en ucuza alabileceğimizi zannediyoruz belki ama toplu alışverişlerde o kaliteli ürünlerin hepsinden çok fazla alıyoruz. Ülkemizde 300 gram üzerinden, günlük olarak, yaklaşık 85 milyon ekmek üretildiği; 79 milyon civarında da ekmek tüketimi gerçekleştirildiği, geriye kalan 6 milyon ekmeğin ise israf edildiği belirtilmektedir. 6 milyon ekmek, günlük israf. Açlıktan insanların hayatlarını kaybettiği bir dünyada, dinimizce de yasaklanan israfın ülkemizde çok yüksek seviyelere ulaşması kaygı vericidir. Bu hususta ciddi çalışmalar yapılmalı ve acilen harekete geçilmelidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ARZU ERDEM (Devamla) – Bitiriyorum Başkanım.

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi lütfen.

ARZU ERDEM (Devamla) – Araf suresinin 31’inci ayetinin mealinde der ki: “Ey âdemoğulları, her secde edişinizde güzel elbiselerinizi giyin; yiyin için fakat israf etmeyin. Çünkü Allah israf edenleri sevmez.”

İsraf edilen gıdalarla birlikte ekmeğimiz, paramız, enerjimiz ve millî servetimiz çöpe gidiyor. İsrafın en önemli nedeni, ihtiyaç ve istekleri gidermede kullanılan kaynakların nasıl ölçülü ve verimli kullanılacağının, nasıl kullanılması gerektiğinin, nitelik ve niceliklerinin nasıl artırılacağının yeteri kadar bilinmemesidir. Bu nedenle, ürün güvenliğinin yanında, tüketim ve tüketici davranışlarının olumlu yönde geliştirilmesi, disipline edilmesi ve toplumda bilinçli tüketim davranışlarının yaygınlaştırılmasına yönelik çalışma ve çabaların artırılması gerekmektedir.

Teşekkür ediyorum.

Saygılarımı sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 173 sıra sayılı Ürün Güvenliği ve Teknik Düzenlemeler Kanunu Teklifi’nin 16’ncı maddesinin (1)’inci fıkrasında bulunan “hedeflenen” ibaresinin “öngörülen” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

         Ahmet Akın                          Haydar Akar                     Tahsin Tarhan

           Balıkesir                                Kocaeli                                Kocaeli

       Tacettin Bayır                       Utku Çakırözer     Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu

             İzmir                                 Eskişehir                                Manisa

     Müzeyyen Şevkin

            Adana

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ÇOLAKOĞLU (Zonguldak) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Utku Çakırözer’in.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

UTKU ÇAKIRÖZER (Eskişehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce Meclisimizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, “tarih tekerrürden ibaret” sözünü hatırlatan kaygı verici gelişmeler yaşıyoruz. Dokuz sene önce FETÖ kumpaslarında aylarca Silivri zindanında kalan gazeteci Barış Terkoğlu bu sabah bir kez daha tutuklandı Manisalı gazeteci arkadaşımız Hülya Kılınç’la birlikte. O dönem iktidarın kol kola olduğu FETÖ yanında yok ancak FET֒den öğrenilen yöntemler aynen duruyor. Sosyal medyadan gelen bir ihbarla Oda TV Haber Müdürü ve Cumhuriyet yazarı Terkoğlu hakkında soruşturma başlıyor; yine, sabaha karşı evine yapılan baskınla, ailesinin önünde gözaltına alınıyor. Sanırsınız ki eylem yapacak bir terör örgütüne baskın yapılıyor.

Terkoğlu ve Kılınç’ın tutuklama gerekçesi, Libya’da şehit düşen bir MİT görevlisinin kimliğini açıklamak. Oysa gerçek çok farklı. O şehidimizin -ki ben de buradan kendisine Allah’tan rahmet diliyorum; ailesine ve ulusumuza başsağlığı diliyorum- kimliği Oda TV tarafından açıklanmadı; bir haftadır konuşuluyor, gazeteler ve sosyal medya yazıyor, Mecliste hakkında basın toplantısı düzenleniyor. Yani Oda TV’nin böyle bir maksadı yok; tam tersine, haberi hem yazarken hem de yayına verirken hassas davranıyorlar, isim daha önce açıklanmasına rağmen soyadını yazmıyorlar; ailesini, cenazenin verildiği köyü, başka hiçbir kimlik bilgisini vermiyorlar; gerek aileyi gerek kurumu zedeleyecek en ufak bir ima yok. İşte, Manisa’dan haberi yazan Hülya Kılınç diyor ki: “Ben MİT mensubu olduğunu dahi bilmiyordum. Köy muhtarı ‘Şehit cenazesi var.’ dedi, onun için gittim.” Tüm bunlar bilinmesine rağmen Terkoğlu ve Kılınç gözaltına alınıyor, sonra da yine hukuk tarihine geçecek haksız bir kararla tutuklanıyor.

Değerli arkadaşlarım, sanki bir dejavu yaşıyoruz, biz bunu yaşamıştık hissi. Bakın, dokuz yıl önce de, tam da bugünlerde aynı Oda TV’ye yönelik bir operasyon başlatıldı. FET֒cü polislerin ve savcıların kurguladığı kumpas davasında gazeteciler Soner Yalçın, Barış Terkoğlu, Barış Pehlivan, Müyesser Yıldız, Doğan Yurdakul, Coşkun Musluk, Nedim Şener ve Ahmet Şık aylarca tutuklu kaldı, özgürlükleri çalındı. Gerekçeler, bugünküne benzer zorlama gerekçelerdi. O isimlerden biri, Müyesser Yıldız, bugün bir başka davada yine haberini savunmak için adliyedeydi, ondan dinledim. Dokuz yıl önce tutuklanırken gerekçesi, MİT Müsteşarının İmralı’ya yaptığı ziyareti yazmasıydı. Sonra ne oldu? Bu tutuklulukların tamamı yargının ayıbına dönüştü, Türkiye’nin ayıbı oldu. O gazeteciler beraat ettiler, bugün mesleklerini yapmaya devam ediyorlar, edecekler ama Türkiye’nin tarihinden, hafızasından bu kumpaslarda yapılan vicdansızlıklar, masum yurttaşlarımıza çektirilen acılar asla çıkmayacak.

Değerli arkadaşlarım, basın emekçisi 2 arkadaşım Barış ve Hülya’yı dün tutuklatan esas gerekçe, bir cenaze görüntülerinin paylaşılması değildir. Gerekçe, onların, Oda TV’nin her türlü baskıya rağmen gazetecilik yapmaya devam etmesidir. Bildikleri doğruları, gördükleri yanlışları, adliyelerde kurulan FETÖ borsalarını, yargı üzerindeki baskıları, iktidara sırtını dayayan çeteleri yazmaya devam etmeleri, gazetecilikten vazgeçmemeleridir. İşte, Barış, adliyedeki savunmasında anlatıyor: “Dün nasıl, bir çete, yargıyı, kendi önünde engel gördüğü bizlerin üstünde sopa olarak kullandıysa bugün de yargıya baskı kuranlar aynı sopayı bizim üzerimizde kullanıyorlar. Biz, yazdığımız yazılarla, haberlerle, korkup kaçmadan, duruşumuzla, tıpkı dün yaptığımız gibi, kendilerine devleti yuva bilmiş çeteleri açığa çıkardık. Bundan sonra da gerekirse betona gömüleceğiz ama yargıyı kendi hesaplarına meze eden yapılanmalarla mücadeleden vazgeçmeyeceğiz.”

İşte, mesele bu değerli arkadaşlarım. Barış, Hülya, Oda TV bir cenaze haberi için hedef alınmıyor; onlara ve onlar üzerinden tüm gazetecilere gözdağı verilmek isteniyor, susturulmak isteniyor. Tıpkı Sözcü’ye, Cumhuriyet’e açılan davalar gibi; Emin Çölaşan’a, Necati Doğru’ya, Musa Kart’a, Kadri Gürsel’e ve daha nicelerine açılan davalar gibi. Barış, ilk değil ve son da olmayacak. İktidarın ve onun etkisi altındaki yargının gözünde basın özgürlüğünün, haber alma hakkının zerre kadar değeri olmadığını bir kez daha gördük.

Bakın, 2 Oda TV davası arasında yani Barış’ın ilk tutuklanışı ile şimdiki tutuklanışı arasında Türkiye’nin nasıl savrulduğunu size anlatayım. Türkiye, son on yılda dünya genelinde özgürlüklerin en çok gerilediği 2’nci ülke olmuş; bizden kötüsü Burundi. Hepimiz için bir ayıp olan bu sonucun en önemli nedeni, basın özgürlüğünün kısıtlanması, kumpas davalarında hayatların karartılması.

Geldiğimiz durum, içinde bulunduğumuz hâl içler acısıdır. Basın özgürlüğüne yönelik her saldırı kendi haber alma hakkımıza yöneliktir. Bu davanın hukuki değil, siyasi olduğu açıktır. Söz konusu olan, millî güvenlik değil, iktidarın güvenliğidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

UTKU ÇAKIRÖZER (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, ülkemizi bir arada, kardeşlik ve huzur içinde yaşayacağımız bir vatan yapmak istiyorsak geçmişte yapılan hatalardan ders alarak geleceğimizi kurmalıyız. Dokuz yıl önceki kurmaca davalarda insanlarımıza yaşattığımız acılardan azıcık dahi ders almış isek Barış Terkoğlu ve Hülya Kılınç derhâl serbest bırakılmalı, bu anlamsız dava düşürülmelidir.

Aynı şekilde, Osman Kavala, Selahattin Demirtaş ve yargı eliyle cezaevinde tutulan diğer tüm siyasi tutuklular serbest bırakılmalıdır. Türkiye’de konuşarak, tartışarak çözemeyeceğimiz mesele yoktur ama bunun ön şartı, bu konuşmaları, bu tartışmaları yapabileceğimiz özgürlük ortamını her birlikte yaratmak, hep birlikte korumaktır.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 173 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 16’ncı maddesinin (1)’inci fıkrasında geçen “gerek” ibaresinin “ihtiyaç” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

       Ali Kenanoğlu                         Garo Paylan                         Tuma Çelik

           İstanbul                              Diyarbakır                               Mardin

       Hasan Özgüneş                        Kemal Peköz                  Nusrettin Maçin

            Şırnak                                  Adana                               Şanlıurfa

    Musa Farisoğulları

          Diyarbakır

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ÇOLAKOĞLU (Zonguldak) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Hasan Özgüneş’in.

Buyurun Sayın Özgüneş. (HDP sıralarından alkışlar)

HASAN ÖZGÜNEŞ (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. 173 sıra sayılı Ürün Güvenliği ve Teknik Düzenlemeler Kanunu Teklifi’nin 16’ncı maddesi üzerinde söz almış bulunuyorum.

Bundan önce, izninizle, bir şeyi söylemek istiyorum değerli arkadaşlar. Yani iki gündür yaşadıklarımız ortada. Türkçede bir söz var “Balık baştan kokar.” diye. Şimdi, ülkenin en yüce mekânı olarak biliniyor burası, her çıkan arkadaş da söylüyor. Şimdi, burada “sayın” diyoruz “değerli” diyoruz ama “sayın”ı da “değerli arkadaşlığı” da tekme tokadın, postalların altında ezdik.

Değerli arkadaşlar, vekiller bunu yaparsa biz topluma ne diyeceğiz? Bu ne zamana kadar böyle sürecek? Benim bir önerim var: Herkes gitsin, akşam evde otursun, kendi kendine bir söz versin “Ben, bundan sonra bu Mecliste hakareti de terk ediyorum, yumruğu da tokadı da tekmeyi de terk ediyorum.” diye. Bunu yapmadığımız müddetçe, söylemlerin hiçbir hükmü kalmaz; kavga, tekme tokat, savaş kültürü her tarafa yayılır.

Değerli arkadaşlar, şimdi, bu maddeyi partimizin değerli vekilleri bir bütün olarak değerlendirdiler. Ben, izninizle, Şırnak’ın bazı temel sorunları üzerinde durmak istiyorum. Türkiye genelinde, deve misali, onun kamburları gibi, sorunlar çok ama Şırnak en çok kamburu olan ilimiz problemleri itibarıyla. Arkadaşlar, Habur Sınır Kapısı’nda bu corona virüsü nedeniyle alınan tedbirler, gerçekten, bir drama, bir trajediye dönüşmüş durumda. Aldığımız bilgiye göre, 20 bin araba orada mahsur kalmış. Sağlık tedbirlerinin en üst düzeyde alınmasına biz taraftarız ama oradaki sıkıntıların… Aldığımız bilgiye göre, diyorlar ki: “Günde 50 şoför geçebiliyor.” O taraftan ya da bu taraftan geçebiliyor. Şoförler zaten bırakılmıyor, Irak şoförlerine araba teslim ediliyor. Dolayısıyla talebimiz, bir an önce bu sıkıntının giderilmesi.

İkinci bir mesele, değerli arkadaşlar, Şırnak’ın yol sorunları. Gerçekten, bu sene itibarıyla iki yerde yollar -güya- yeni tamir edildi ama inanın ki yirmi dört saat içerisinde tekrar çukurlara dönüştü oradaki ihalelerdeki sahtekârlıklar yüzünden. Burada bir denetim yok mudur? Cizre-Silopi-Habur yolu berbat, Cizre-Şırnak-Uludere-Beytüşşebap yolundan geçilmiyor. Uludere Uzungeçit beldesi-Beytüşşebap yolundan geçilmiyor. Cizre-Güçlükonak yolu sırat köprüsü gibi. Cizre-Kumçatı yolu bu sene yapıldı; yine, her tarafı çukur. Şimdi, değerli arkadaşlar, bunlar denetlenmelidir bir an önce ve bu halka bu kadar zulüm edilmemelidir. Bakın, inanın ki geçen gün 2 arkadaşımızın arabalarının tekerleri çukurlardan dolayı patladı. Her gittiğimiz yerden teker patlamadan geri dönmüyoruz.

Diğer bir konu: Değerli arkadaşlar, sağlık sorunu Şırnak’ta had safhada. Gerçekten, oradaki hastaneler sorunları çözmekten uzak ve bir aile hekimliği pozisyonundadır yani sevk ediyorlar sağa sola. Dolayısıyla bir bölge hastanesinin derhâl yapılması bizim genel talebimizdir.

Diğer bir konu: Değerli arkadaşlar, son zamanlarda fuhuş ve uyuşturucu artmıştır; bunların denetimi yok. Çok izleme merkezi yok çocuklar açısından; alkol ve madde bağımlılığı tedavi ve eğitim merkezi kurulmuş, doktoru yok.

İntihar vakaları her yerde olduğu gibi Şırnak’ta da var ki bizim toplumumuz ahlaki, moral değeri yüksek olan bir toplum ama açlıktan bugünlerde kaç insanımızı intiharlar sonucu kaybettik.

Değerli arkadaşlar, keyfî şekilde bir DEDAŞ terörü var Şırnak’ta. Yani halkımızın harcamadığı elektriğe ceza yazılıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN- Sözlerinizi tamamlayın.

HASAN ÖZGÜNEŞ (Devamla) - Kaçak olmadığı hâlde, her aile götürüp fazladan 5-10 bin lira para cezası ödüyor. Üstelik “Kontrol edeceğiz.” diye yanlarına panzerlerle gidiyorlar. Ya, siz bir saat kontrolüne gidiyorsunuz, panzerin ne işi var orada?

Diğer bir husus: Değerli arkadaşlar, Andaç bölgemizde bir tane lise açılmıştı. Şimdi, halkın isyanı var ama götürdüler imam-hatip yaptılar. Niye yapıyorsunuz? Ya, bilimsel, demokratik, özgürlükçü bir eğitim olmasın mı? Halk istemediği hâlde niye imam-hatibi dayatıyorsunuz kendilerine? Bu, kabul edilir bir şey değil. Güçlükonak’ın köylerinde -25 köy- arkadaşlar, su elektrikle kuyulardan çekiliyor. Gittik, bizatihi gördük, 6 kilometre uzakta bir derenin suyu akıyor, boşa akıyor. 6 kilometre uzaktan buralara  su getirilebilir. Güçlükonak-İdil arasında sadece Dicle vardır. Eğer köprü yapılabilirse mesele çözülür.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Özgüneş.

HASAN ÖZGÜNEŞ (Devamla) – Bir dakika daha alamıyor muyum?

BAŞKAN – Yok.

HASAN ÖZGÜNEŞ (Devamla) – Arkadaşlar, sorunlar çok. Saygı sunuyorum. Umuyor ve diliyorum ki bir daha tekmeler konuşmaz. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Özgüneş.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

16’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

17’nci madde üzerinde 4 adet önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 173 sıra sayılı Ürün Güvenliği ve Teknik Düzenlemeler Kanunu Teklifi’nin 17’nci maddesine aşağıdaki fıkraların eklenmesini arz ve teklif ederiz.

"(5) Yetkili kuruluş, sorumluluk alanında bulunan ürünlere ilişkin hizmetlerin yerine getirilmesine, sınai ve ticari tesislerin faaliyetlerine ilişkin gerekli kriterler belirleyebilir. Yetkili kuruluş tarafından yürürlüğe konulan düzenlemelere uyulması zorunludur.

(6) Yetkili kuruluş tarafından yürürlüğe konulan düzenlemelere uygunluk sağlanması için zamana ihtiyaç duyulması halinde, bu eksiklikler giderilinceye kadar, ölçülülük ve orantılılık ilkeleri çerçevesinde sınai ve ticari faaliyetin durdurulmasına karar verilebilir."

         Ahmet Akın                          Haydar Akar                     Tahsin Tarhan

           Balıkesir                                Kocaeli                                Kocaeli

       Tacettin Bayır                      Süleyman Bülbül              Müzeyyen Şevkin

             İzmir                                   Aydın                                  Adana

Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu                  Orhan Sümer

            Manisa                                  Adana

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Orhan Sümer’in.

Buyurun Sayın Sümer. (CHP sıralarından alkışlar)

ORHAN SÜMER (Adana) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, Ürün Güvenliği ve Teknik Düzenlemeler Kanunu Teklifi’nin 17’nci maddesi üzerinde vermiş olduğumuz önergeyle ilgili söz almış bulunmaktayım, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Görüşmekte olduğumuz kanun teklifinin bütününe ilkesel olarak katılıyoruz, hem ürün güvenliğine ilişkin ortaya çıkan yeni ihtiyaçların karşılanması hem de mevzuatımızın Avrupa Birliği mevzuatıyla uyumlu hâle getirilmesi bakımından önemsiyoruz. Bazen karşı karşıya gelsek de Avrupa Birliğinin ülkemiz mevzuatına birçok kazanımı olmuştur. Dış politikadaki belirsizliklerin ve gelgitlerin bir an evvel sona ermesini ve Türkiye'nin yeniden AB uyum ve demokratikleşme sürecine dönmesini temenni ediyoruz.

Sayın milletvekilleri, belki de cumhuriyet tarihinin en kötü ve en sıkıntılı dönemlerinden geçiyoruz. Suriye’de ve Libya’da şehit olan tüm askerlerimize Allah’tan rahmet, ailelerine ve milletimize başsağlığı diliyoruz. Yaşadığımız süreçten daha fazla can kaybımız olmadan, çatışmalar yaşanmadan, diplomatik yollar kullanılarak çıkılması en büyük temennimizdir ve görünen en akılcı yol da budur. Ülkeyi yönetenlerin girdiği bu sonu belirsiz macera ve yürütülen öngörüsüz dış politikanın bedeli, her geçen gün daha ağır bir fatura olarak karşımıza çıkıyor. Sınırlarımızdan kimin girip kimin çıktığını bile kontrol edemiyoruz. Bir taraftan sınır ötesinde şehitler verirken bir taraftan da sınırlarımızda etkisi uzun yıllara sirayet edecek büyük bir insanlık trajedisine tanık oluyoruz.

Tarih boyunca birçok zorluğu aşmış bir ulusun evlatları olarak elbette ki bu badireleri de atlatacağız. Bu darboğazdan çıkmak için tarihimizi karıştırmak, özellikle İkinci Dünya Savaşı’na nasıl katılmadığımızı hatırlatmak, cumhuriyetin dış politika felsefesini özümsemek, sanırım iktidar için de yol gösterici olacaktır.

Sayın milletvekilleri, bu darboğazdan çıkmasına çıkacağız ancak siyasi istikrarsızlık ve otoriterleşme, ekonomik krizler ve fakirlik olarak karşımıza çıkıyor. Bu, belirsizliğin iyice derinleştiği, ülkemizin sıcak çatışmalar içine girdiği dönemde, bir de tüm dünyayı etkisi altına alan corona virüsü çıktı. Artık, ekonomimiz için tehlike çanları değil, doğrudan yangın alarmı çalıyor. Unutulmasın ki ekonominin sağlam temellere oturması, aynı zamanda bir millî güvenlik sorunudur ve yaşadığımız dönemde buna her zamankinden daha çok ihtiyacımız var. Uluslararası araştırma şirketlerinin raporlarına göre, corona virüsünün etkisini yoğun bir şekilde hissettirdiği bölgelerde tam 17 bin şirketin merkezi bulunuyor ve bu şirketlerin satış gelirleri 2 trilyon dolar civarında. Dünyadaki durum bu. Allah, elbette bizim ülkemize bulaştırmasın ama virüs kapımıza dayandı bile. Komşumuz İran’da, ilişkilerimizin yoğun olduğu İtalya’da ölümler yoğunlaşıyor. Umarım, bu kadar düzensiz göçün ve kontrolsüz insan trafiğinin yaşandığı ülkemizde Sağlık Bakanlığımız gerekli önlemleri almıştır. Virüsün, ülkemizde hiç görülmese bile, başta turizm olmak üzere birçok sektörde krizlere neden olacağı ortadadır. Daha bugün sabah, haber kanallarında, Kapalı Çarşı’ya gelen turist sayısında yüzde 60 azalma olduğu söylenmiştir. Şu an, İran’la, İtalya’yla ve Uzak Doğu’yla ulaşım ve dolayısıyla turizm neredeyse durmuş durumda. Sadece İran’dan yılda 2,1 milyon turistin geldiğini hatırlatmak isterim. Tüm bu ülkelerin yanı sıra Rusya’dan da turist gelmemesi durumunda, turizmde bugüne kadar görülmemiş bir gelir kaybı söz konusu olacaktır. Bu sorun kapımızda yani yaz sezonunun da sıkıntılı geçeceği görülmektedir; gerekli önlemlerin alınmasını temenni ederiz.

Ekonomiyi yönetmek öngörü ister, hamasi söylemler yerine şimdiden önlem almak gerekir. Maalesef, onlarca paket açıklandı ama bizim aklımızda sadece, devlete borcu olan vatandaşlarımıza icra gönderilmesi kaldı. Muhasebat Genel Müdürlüğü verilerine göre, mükelleflere tahakkuk ettirilen vergilere karşılık tahsilat oranı 2015’te yüzde 82,92’yken bu oran 2019’da yüzde 77,78’e düştü. Sadece dört yıl içinde vergi ödeme oranında ise yüzde 5’in üzerinde bir azalma yaşandı. Yaşadığımız durumu en iyi özetleyen veri bu olsa gerek.

Değerli milletvekilleri, ekonomiden dış politikaya kadar hemen her alanda şapkayı önümüze koyup muhalefetiyle, iktidarıyla ortak aklı bulmak ve yaşama geçirmek zorundayız.

Millî birlik ve beraberlik ancak böyle sağlanır diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ederim Başkanım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 173 sıra sayılı Ürün Güvenliği ve Teknik Düzenlemeler Kanunu Teklifi’nin 17'nci maddesinin (3)'üncü fıkrasının son cümlesinde yer alan  “kararını” ibaresinden sonra gelmek üzere "en geç beş iş günü içinde” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

         Sefer Aycan                           Arzu Erdem                        Cemal Çetin

      Kahramanmaraş                           İstanbul                               İstanbul

      Cemal Enginyurt                     İbrahim Özyavuz                 Ramazan Kaşlı

             Ordu                                 Şanlıurfa                               Aksaray

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Cemal Enginyurt’undur.

Sayın Enginyurt, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

CEMAL ENGİNYURT (Ordu) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime başlamadan evvela, İdlib’de hayatını yitiren, şehitlik mertebesine ulaşan vatan evlatlarına Cenab-ı Allah’tan rahmet diliyorum, mekânları cennet olsun, yaralılara acil şifalar temenni ediyorum. İnşallah, Türk askeri, Mehmetçik’imiz ayağına, tırnağına bir zarar gelmeden oradaki mücadeleyi tamamlar; en büyük dileğim, temennim budur.

Tabii, bu arada, son günlerde yaşanan tatsızlıklar da oradaki insanlarımıza, askerimize moral yerine moralsizlik sağlıyor, onun için dikkat etmekte fayda var. Sürekli “İdlib’de ne arıyoruz, ne işimiz var?” derken, şehitler üzerinden, şehitler tepesi üzerinden siyaset yaparken lütfen dikkatli olalım. Bu memleketin insanı, Türk milleti, asker olmasa da polis olmasa da şehit olmayı şerefle görev bilmiş insanlardır. Ne zaman bu ülke tehlikeye düşse, ne zaman ezan susturulmak, bayrak indirilmek istense Türk milletinin mensupları kendisini bir asker görür ve şehadet şerbetini içmek için -toprağın kara bağrına gül bahçesine girercesine- canını feda etmekten çekinmez. O sebeple, şehitlik müessesesini lütfen incitmeyelim, askerimizin moralini bozmayalım; askerimizin morale ihtiyacı var, Türkiye'nin morale ihtiyacı var. Orada bir işgal, orada birilerini katletmek gibi bir durum söz konusu değil. İdlib, Türkiye’ye 15 kilometre. Reyhanlı bombalanıp 52 kişi öldürülürken niye sormadınız “Reyhanlı’da ne işiniz var?” diye. “Efendim, Türk askeri, şehit olmak için oraya gitmek zorunda mı?” ABD’nin askerleri niye Irak’ta gelip öldüler, Suriye’de niye ölüyorlar? Rus askerlerinin ne işi var da Suriye’de gelip ölüyorlar? Türk askeri, Türk milletinin geleceğini korumak adına oradadır. İdlib, Hatay demektir; Hatay, Anadolu demektir. Dolayısıyla bu noktada hassasiyet gösterirsek emin olun Türk milleti hepimizi hayırla yâd edecektir.

Konuya gelecek olursam: Tabii, böylesi önemli günde, şehitlerimizin olduğu zamanda, yöresel sorunlar konuşmak içimizi acıtsa da hayat devam ediyor. Gıda güvenliği görüşülürken özellikle arıcıların içinde bulunduğu durumu gündeme getirmek üzere de söz almış bulunmaktayım.

Türkiye, sahte bal üretimiyle, bal şurubuyla arıcılarımızın emeğinin, hakkının, alın terinin çalındığı bir dönemi yaşıyor. Âdeta adrese teslim bal üretiliyor. Buna “Dur!” denilmesi gerekir, kaçak gelen bala son verilmesi gerekir, arıcılarımızın desteklenmesi gerekir, zirai kredilerin ertelenmesi gerekir.

Arıcılarımız, özellikle “göçer” olarak ifade ettiğimiz arıcılarımız, gittiği bölgelerde büyük sıkıntılar yaşıyor. Kaymakamlar, arıcılarımıza eziyet yaşatıyor; bulundukları yerleri terk etmelerini istiyor, zor uyguluyor, baskı uyguluyor. Arıcılar, Türkiye’de tarımda en önemli görevi icra eden insanlarımız olarak bunu hak etmiyor.

Dolayısıyla Ürün Güvenliği Kanunu Teklifi görüşülürken ben tekrar ifade ediyorum: Sahte balı durduralım, bal şurubunu durduralım. “Eldeki stoklar satılsın -diye bekleyerek- ondan sonra mücadele edeceğiz.” anlayışı doğru bir anlayış değildir. Derhâl sahte bala “Dur!” denilmelidir, bal şurubuna “Dur!” denilmelidir, arıcımıza destek verilmelidir. Arıcımız, Türkiye Büyük Millet Meclisinden, bizim ses olarak Tarım Bakanlığına bunu ulaştırmamızı bekliyor. İnşallah, sesimiz ulaşmıştır diyor, hepinize saygılarımı, sevgilerimi sunuyorum. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Ürün Güvenliği ve Teknik Düzenlemeler Kanunu Teklifi’nin 17’nci maddesinin (2)’nci fıkrasında yer alan “yirmidört” ibaresinin “kırksekiz” şeklinde değiştirilerek yeniden düzenlenmesini arz ve teklif ederiz.

Dursun Müsavat Dervişoğlu               Enez Kaplan               Hayrettin Nuhoğlu

             İzmir                                 Tekirdağ                               İstanbul

         Ayhan Erel                         Ayhan Altıntaş            İmam Hüseyin Filiz

           Aksaray                                Ankara                              Gaziantep

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ÇOLAKOĞLU (Zonguldak) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Ayhan Erel’in.

Buyurun Sayın Erel. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

AYHAN EREL (Aksaray) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, yüce Türk milleti; Ürün Güvenliği ve Teknik Düzenlemeler Kanunu Teklifi’nin 17’nci maddesi üzerinde partim İYİ PARTİ adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sözlerimin başında, bu topraklar için toprağa düşen İdlib şehitlerimize Cenab-ı Hak’tan rahmet, gazilerimize Allah’tan şifalar diliyorum.

“Kalpten çıkan söz kalbe gider, ağızdan çıkan söz kulağa gider.” “Söz ola kese savaşı, söz ola kestire başı. Söz ola ağulu aşı, bal ile yağ ede bir söz.” Demek ki kalpten söylemlerimiz insanların kalbine gidiyor. Eğer söylemlerimizi kalpten kalbe gönderirsek demokrasinin tecelli ettiği bu kutsal mekânda birbirimizi daha iyi anlar, birbirimize karşı daha hoşgörülü ve sevgi çerçevesi içerisinde hareket etmiş oluruz. Zarafeti, nezaketi korur, bu örnek davranışlarımızla da Türk milletinin kardeşliğini, barışını, hoşgörüsünü, huzurunu bir nebze olsun sağlamış oluruz diyorum .

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz maddeyle iktisadi işletmelerin denetiminde yer alan kuruluşların yetkileri belirlenmiştir. Televizyon, radyo ve internet üzerinden satış ve tanıtım faaliyetlerinin yetkili kuruluşların denetimine sokulması, uygun olmayan ürünün tanıtımının ve satışının engellenmesi öngörülmektedir. Gayet olumlu ama geç kalmış bir madde. Televizyon kanallarına baktığımızda, reklamı yapılan ürünler gerçekten, inanan insanların duygularını sömürmekte, hasta insanlarımıza şifa verme niyetine onları bir ticari meta olarak görmektedir. Mesela, tanıtılan bir kefen: “Bu kefen yakmayan kefen, yanmaz kefen, kabir azabından kurtaran kefen.” 130 liraya satılan bir terlik: “Bu terliği giyenin evi bereketli olacak, evi yanmayacak, eşyaları çalınmayacak.” Yine, Peygamber Efendimiz’in saçışerifinin yıkandığı suyun tanıtımı yapılarak inanan insanlar istismar edilmektedir. Niteliğini buradan söylemekten imtina ettiğimiz, utandığımız ürünlerin reklamları da Türk aile yapısına, maalesef, uygun olmayacak şekilde, olmayacak saatlerde, olmayacak zamanlarda karşımıza çıkmaktadır. Sağlık Bakanlığı yasaklıyor, Sanayi Bakanlığı ceza kesiyor, Reklam Kurulu reklamları durduruyor ama yine, internet  ortamında satış devam ediyor. Bu maddenin bir an önce yürürlüğe girmesi vatandaşlarımızı bu tehlike ve zararlardan koruyacaktır.

Değerli milletvekilleri, hepimizin kapısına Finike’den portakal geldi. Portakalın içerisinde de -okuma zahmetine katlandınız mı, bilmiyorum- bir mektup vardı ve orada deniliyordu ki: “Tamamı verimli ve dikili 300 dönüm narenciye bahçesi Finike, Demre, Kaş ilçelerinin birbirine bağlanması amacıyla yeni bir duble yol yapılırsa ortadan kalkacaktır; Finike’nin iklimi bozulacak, portakalın yetişmesi mümkün olmayacaktır. Ayrıca, yol ve çevresinde tarım arazilerinin imara açılma ihtimali vardır.” Ekonomiye ve turizme katkı sağlayacağı düşüncesiyle planlanan duble yola karşı değilim ancak oradaki çiftçilerin, sivil toplum örgütlerinin bu feryadına da kulak vermek zorundayız. İlla yol yapmak istiyorsanız, buyurun gelin, Aksaray-Ortaköy arasında on beş yıldır yapılamayan bölünmüş yolu yapalım. Yine, geçen hafta gezdiğim Ortaköy’ün yollarına baktığımızda, bu yollardan Çatin, Ozancık, Devedamı, Harmancık, Pörnek, Kalebalta, Tatlıca yolları, bırakın araçla gitmeyi, yürüyerek gidilebilecek vasıf ve mahiyette bile değil. Yani bir tarafta vatandaş “Yol istiyorum.” diye feryat ediyor, diğer bir tarafta da vatandaş “Tarım alanlarıma, portakalıma dokunmayın.” diye feryat ediyor. Siz olumlu feryada kulak tıkıyorsunuz, olumsuz feryadı yerine getirmeye çalışıyorsunuz. Lütfen, eğer yol yapma ihtiyacınız varsa, “İlla da yol yapalım.” diyorsanız, buyurun Aksaray ile Ortaköy arasında on beş yıldır bitirilemeyen yolu bitirelim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) 

BAŞKAN – Sayın Ayhan, sözlerinizi tamamlayın.

AYHAN EREL (Devamla) – Yine, Ortaköy’ün yollarının geçilmez hâle gelmesinin önüne geçerek bu yolları yapalım diyorum, hepinize saygılar sunuyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 173 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 17’nci maddesinin (1)’inci fıkrasında geçen “önlemleri” ibaresinin “tedbirleri” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

       Ali Kenanoğlu                         Garo Paylan                         Tuma Çelik

           İstanbul                              Diyarbakır                               Mardin

       Hasan Özgüneş                        Kemal Peköz                  Nusrettin Maçin

            Şırnak                                  Adana                               Şanlıurfa

    Musa Farisoğulları                    Erol Katırcıoğlu

          Diyarbakır                              İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ÇOLAKOĞLU (Zonguldak) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Erol Katırcıoğlu’nun.

Buyurun Sayın Katırcıoğlu. (HDP sıralarından alkışlar)

EROL KATIRCIOĞLU (İstanbul) – Değerli Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sıra sayısı 173 olan ve ürün güvenliğiyle ilgili yasa teklifinin 17’nci maddesiyle ilgili birkaç söz söyleyeceğim. Doğrusunu isterseniz, şöyle söyleyeyim: İşletmelerin ürettiği ürünler, esas itibarıyla, tüketicilere verilmiş sözler gibidirler ve işletmelerin o sözlere uyup uymadığını denetlemek de kamuya ait bir görevdir. Yani kamu, işletmelerin ürettiği ürünlerin standartlara uygun olup olmadığını denetlemek zorundadır. O sebeple, bu kanun teklifinde de yetkili kurullar, uygunluğu denetleyen kurullar türünden birtakım kurumların da olacağını işaret eden maddeler var.

Şimdi, bu 17’nci madde esas itibarıyla şöyle bir şey söylüyor, diyor ki: Bu üretilen ürünlerin -16’ncı maddede işaret edilen üretimden önceki kısmı hariç- daha çok internet üzerinden satılan veya radyo, televizyon üzerinden pazarlanan ürünlerin uygunluğunun denetlenmesiyle ilgili olarak bir görev veriyor yine yetkili kuruluşlara. Bu, iyi bir şey tabii ki sonuç olarak iyi bir şey çünkü insanlarımızın aldatılmasını, insanlarımıza verilen sözlerin gerçekleşmiş olduğunun denetlenmesi anlamına geldiği için iyi bir şey. Dolayısıyla da bu yine -daha önce de konuştuk- Avrupa Birliği uyum süreciyle ilgili bir kanun teklifi. Dolayısıyla da Avrupa Birliğinin düzenlemelerinin, bir anlamda, Türkiye’ye yansımasını sağlayacak olan bir düzenleme. Bu bakımdan itiraz edeceğimiz çok bir şey yok.

Arkadaşlar, esas itibarıyla, Avrupa Birliği standartlarının Türkiye’de geçerli olmasını istemeniz gerçekten -bu yasa teklifini getiren arkadaşlar açısından baktığımızda- çok değerli bir hamle. Fakat Avrupa Birliği sadece bu tür ürün standartlarından oluşmuyor ki bir de demokrasi standartları var.

Arkadaşlar, sizleri bilmiyorum ama ben de burada iki gündür yaşadığım olaylardan giderek şunu söyleyeyim size: Böyle bir yasama süreci olamaz. Böyle bir yasama süreci, bizim, buradaki, Meclisteki bütün insanların topluma verdiği sözleri yerine getiremediğini, getirmediğini işaret eden bir biçimde cereyan ediyor, yumruklarla, itişme kakışmalarla, küfürlerle. Doğrusunu isterseniz, ben zaman zaman çıkıyorum ve bu kürsüde benzer şeyler söylüyorum. Bu nasıl bir yasama süreci arkadaşlar ya? Yani bir dakika konuşmayı düşünün, bir dakika konuşmak için sıra bekliyoruz; herkes basıyor, bir dakika konuşmak için. Niçin konuşuyoruz bir dakika, ne oluyor sanıyorsunuz? Yani ben desem ki: Efendim, Rize’de köprü yıkıldı. E, ne olacak, bu ne demek yani? Burada eğer Çevre ve Şehircilik Bakanı oturmuyorsa bunun ne anlamı var Allah aşkına? Ama konuşuyoruz bir dakika, herkes yarışıyor yani bir şey söylemek için. Zaten kanunu mu tartışıyoruz -yetkili arkadaşlar yok galiba- yoksa herkes kendi yerel sorunlarını mı burada tartışıyor arkadaşlar? Şimdi, biz gerçekten bir süre sonra oylayacağız bu yasayı ve ürün güvenliğiyle ilgili bir yasamız olmuş olacak; torba morba, her neyse. Öyle mi olacak sahiden? Sahiden bu tartışılmış mı olacak? Sahiden bu Türkiye toplumunun temsilcileri olarak bizlerin fikirlerinin, düşüncelerinin yansıdığı bir metin mi olacak sanıyorsunuz? Olmayacak arkadaşlar.

Üç dakika konuşmaları alın: Arkadaşlar, üç dakikanın bir dakikası zaten saygı ve selamla geçiyor. Peki, niye yapıyoruz bunu Allah aşkına? Şimdi, beş dakikadan otuz sekiz saniye kaldı, bitecek konuşmam.

BAŞKAN – Bir dakika ilave süre veriyorum ben size.

EROL KATIRCIOĞLU (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Arkadaşlar, bu böyle olmaz. Bakın, ben size söyleyeyim, bir standart üzerinden konuşma yapıyoruz, ürün standartlarıyla ilgili ve toplumu kandırmaması için şirketlerin, bir kamusal görev verdiğimiz kurumlar oluşuyor. Ama demokrasinin yürütülmesiyle ilgili olarak kurulmuş olan bir Meclisin standardı yok veya var olan standardı, tamamen gücü gücü yetene biçiminde gerçekleşiyor. Arkadaşlar, gerçekten, benim bu Meclise geldiğimden beri gördüğüm, hayret ve şaşkınlıkla her gün izlediğim bu saçmalığa nasıl izin veriyoruz?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

EROL KATIRCIOĞLU (Devamla) – Teşekkür ederim.

Neden daha iyisini yapamıyoruz? Neden gerçekten de kanunu tartışamıyoruz? Bakın, kanun yerine fotoğraflar çekiliyor, sohbetler ediliyor ve ondan sonra diyeceğiz ki: “173 sıra sayılı Kanun Teklifi geçti.” Arkadaşlar, kimi aldatıyoruz? Vallahi bilmiyorum, ne diyeyim, bilmiyorum.

Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınızı sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

18’inci madde üzerinde 3 adet önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Milleti Başkanlığına

Görüşülmekte olan 173 sıra sayılı Ürün Güvenliği ve Teknik Düzenlemeler Kanunu Teklifi’nin 18’inci maddesinin (1)’inci fıkrasının (a) bendinde bulunan “veya” ibaresinin “ya da” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

         Ahmet Akın                          Haydar Akar                     Tahsin Tarhan

           Balıkesir                                Kocaeli                                Kocaeli

       Tacettin Bayır                      Müzeyyen Şevkin                   Türabi Kayan

             İzmir                                   Adana                               Kırklareli

Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu

            Manisa

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ÇOLAKOĞLU (Zonguldak) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Sayın Türabi Kayan konuşacaktır.

Buyurun Sayın Kayan. (CHP sıralarından alkışlar)

TÜRABİ KAYAN (Kırklareli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, 173 sıra sayılı Ürün Güvenliği ve Teknik Düzenlemeler Kanunu Teklifi’nin 18’inci maddesi üzerinde söz almış bulunmaktayım.

Öncelikle İdlib şehitlerimize Allah’tan rahmet, yaralı gazilerimize acil şifalar diliyorum.

Ayrıca, iki gün önce -3 Mart 1924’te kabul edilen maddelerden, kanunlardan bahsedeceğim- Tevhidi Tedrisat Kanunu’nun kabul edilmesiyle eğitim birliğinin sağlanmasının, Şeriye ve Evkaf Vekâletinin kaldırılmasıyla Diyanet İşleri Başkanlığının ve Vakıflar Genel Müdürlüğünün kurulmasının, hilafetin kaldırılmasıyla iki başlılığın kaldırılmasının, Erkân-ı Harbiye Vekâletinin kaldırılmasıyla Genelkurmay Başkanlığının ve Millî Savunma Bakanlığının kurulmasının kabul edilişinin 96’ncı yıl dönümüydü. Cumartesi günü yapamadığımız kapalı grup toplantısını salı günü yaptığımızdan dolayı, 3 Marttaki bu konuyu ele alamadık, şimdi onun için sizlerle paylaşmak istiyorum.

Değerli arkadaşlar, Tevhidi Tedrisat Kanunu’ndan önce, birbirinden ayrı eğitim veren, birbirinden ayrı düşünen insanlar yetiştiren kanunlarımız vardı. Tevhidi Tedrisat Kanunu’yla, aynı düşünen bireyleri yetiştirmeye başladık. Fakat görülüyor ki son zamanlarda, imam-hatip liselerinin çoğalmasıyla yine birbirini anlayamayan bireyler yetiştirilmeye gayret ediliyor.

Şeriye ve Evkaf Vekâletinin kaldırılmasıyla şeri hükümlere dayalı hukuk kaldırılmış, daha çok toplumun güncel yaşamını düzenleyen medeni kanunlar ve buna bağlı kanunlar düzenlenmiştir. Ayrıca, farklı dinlerden, farklı mezheplerden, farklı ırklardan insanların da aynı kanunlara tabi olması sağlanmıştır. Ondan önce bunların arasında da farklılıklar vardı.

Hilafetin kaldırılmasıyla iki başlılık ortadan kalkmış, “halife” tabir edilen şahıs aynı zamanda devlet hakkında kararlar vermeye kalkmıştı, o da kaldırılarak devlet tek bir iradeyle yani Meclis iradesiyle, Büyük Millet Meclisi iradesiyle yönetilmeye başlanmıştır.

Erkân-ı Harbiye Vekâletinin kaldırılmasıyla Genelkurmay Başkanlığı kurulmuştur. Erkân-ı Harbiye Vekili, hepinizin bildiği gibi, aynı zamanda Bakanlar Kurulunun da üyesiydi. Bu da kaldırılarak Bakanlar Kurulu üyeliği sadece Genelkurmay Başkanına tesis edilmiştir.

Değerli arkadaşlar, Avrupa Birliğinin 2004’te yürürlüğe giren Genel Ürün Güvenliği Direktifi ve 2014 tarihli Yeni Yaklaşım Rehberi bizde bugüne kadar ele alınmadı; 2014-2018 yıllarında -dört yıl- tamamen ilgisiz kalındı. Grubumuz o yıllarda bu konuyla ilgilendi ve destek verdi. İktidarınız Avrupa Birliği kriterlerine şaşı baktığından mal ve hizmet üretiminde disiplin yaklaşımı da zafiyete uğratılmıştır. Amerika Birleşik Devletleri gizli haber alma uzmanı Graham Fuller’in dediği gibi, iktidar o yolda yürüdüğü için, bizi, uygarlık, sanayi, hizmet ve bilim üretiminde pazarda ortak olduğumuz ülkelerin yanında nal toplar hâle getirmiştir. Ne demişti Fuller? “Siz Avrupa Birliğiyle partner olmayın, yarışı bırakın; Avrupa Birliğinin sonuncusu olacağınıza, onlardan sürekli emir alacağınıza Orta Asya’da Orta Doğu’nun lideri olun.”

Bütün bu yaşananlar bu sonuçları doğurmuştur değerli arkadaşlar. Nedir bu sonuçlar, hepiniz biliyorsunuz. Bu kanun teklifi de direkt onunla bağlantılı. Bu konuda teklifin 18’inci maddesi, risk taşıyan ürünlerle ilgili firmalar tarafından alınması gereken önlemlerle ilgili. “Ürünü tanıtacak marka, model veya cins ismi veya diğer ayırt edici özellikler. Mümkün ise ürünün fotoğrafı veya resimli tasviri. Alınan önlem. Önlemi gerektiren sorunun açık ve anlaşılır tarifi.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

TÜRABİ KAYAN (Devamla) – Başkanım, bir dakika rica edeceğim.

BAŞKAN – Tamamlayınız sözlerinizi.

TÜRABİ KAYAN (Devamla) – “Sorumlu iktisadi işletmecinin isim, adres ve diğer iletişim bilgileri. Riskten sakınmak veya sorunu gidermek için önerilen yöntemler.”

AB kriterleri, yukarıda bahsi geçen bu önlemlerin alınması hâlinde uygulanacak yaptırımları çok güzel sıralamıştı ama bahsi geçen kriterlerin hiçbirini uygulamadığımızdan dolayı biz bugün hileli mallarla insanlarımızı besler hâle geldik, ayıplı mallarla insanlarımıza hizmet sunar hâle geldik. Kaliteyi daha sağlamlaştıracağımız, dünyada yarışacağımız ürünler elde etmemiz gerekirken bu kaliteli mallarla, maalesef, nal toplar hâle geldik! Niye? Çünkü çağdaş uygarlığı bıraktık çünkü Graham Fuller’in dediği, onun gösterdiği yolda ilerlemeye devam ediyoruz. Bu, bizim halkımıza reva değildir; bundan bir an önce vazgeçmemiz lazım diyorum, hepinize teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN- Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 173 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 18’inci maddesinin (1)’inci fıkrasında geçen “önlemleri” ibaresinin “tedbirler” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

       Ali Kenanoğlu                         Garo Paylan                         Tuma Çelik

           İstanbul                              Diyarbakır                               Mardin

        Kemal Peköz                        Hasan Özgüneş                        Oya Ersoy

            Adana                                  Şırnak                                 İstanbul

      Nusrettin Maçin                    Musa Farisoğulları

          Şanlıurfa                             Diyarbakır

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ÇOLAKOĞLU (Zonguldak) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Oya Ersoy’un.

Buyurun Sayın Ersoy. (HDP sıralarından alkışlar)

OYA ERSOY (İstanbul) – Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Fiilen yürüyen ama ilan edilmemiş bir savaşın içindeyken, her gün insanlar ölürken, evlere asker cenazeleri gelirken “Bir kapalı oturum yaptık bitti, önümüzdeki gündemlere bakalım.” diyemeyiz. İktidar sözcüleri her gün kameraların karşısında “Suriye’nin -unsurlar deniyor tabii buna- şu kadar tankını, bu kadar helikopterini yok ettik.” diye konuşurken “Savaşa hayır!” demek yasaklanıyorsa ve sosyal medya paylaşımları nedeniyle insanlar sabaha karşı evlerinden gözaltına alınıyorsa, gazeteciler iktidarın işine gelmeyen haberleri yaptıkları için gözaltına alınıyor ve tutuklanıyorsa Meclis tüm bunlar yokmuş gibi yapamaz.

Evet, halkın her yerde birbirlerine sorduğu soruyu ben buradan yüksek sesle sizlere soruyorum: İdlib’de ne işimiz var? Bu savaş kimin savaşı? Bu savaşta kimin çıkarı var? Bir düşünelim; evet, bu savaşta iktidarın çıkarı var. Yanlış Suriye politikalarınızın bedelini ülke ve bölge halklarına ödeterek sürdürmeye devam etmeye çalışıyorsunuz. Cihatçı çeteleri koruyup kolladınız, bu ülke topraklarını cihatçı çetelerin cirit attığı topraklar hâline getirdiniz ve biz Suruç’u yaşadık, Diyarbakır’ı yaşadık, Ankara Garı katliamını yaşadık. ABD ile Rusya arasındaki emperyalist çelişkileri fırsata çevirmeye kalktınız, S-400’ler elinizde kaldı.

SALİH CORA (Trabzon) – Önergeyle alakalı konuşur musun? Önergeyle alakalı konuş.

OYA ERSOY (İstanbul) – Şimdi, ABD, Türkiye’nin Rusya’yla karşı karşıya savaşa girmesini teşvik ediyor, bunu kışkırtıyor ve siz, göz göre göre ülkeyi yıkıcı bir savaşa, kanlı bir bataklığa sürüklemekte ısrar ediyorsunuz. Türkiye’nin güvenliği için mi peki bunlar? Bu savaş kimin için? Evet, Türkiye’nin güvenliği için değil; tam aksine, bu savaş daha fazla ölüm, daha fazla yıkım, daha fazla düşmanlık ve Türkiye’nin güvenliğine yönelik açık bir tehdittir. Kafa kesen, canavarca insan öldüren, kadınlara tecavüz eden cihatçı çetelerin yanında bizim ne işimiz var?

Değerli milletvekilleri, oğlu İdlib’de ölen bir anne ne diyor? Bunu hepiniz duydunuz: “Şehidin helvası, sizin ocakta kavrulmadığı sürece, size hep tatlı gelecek.” diyor. Doğru söylemiyor mu? Şimdi soruyorum sizlere: Kendi çocuklarınız olsaydı bu kadar rahat “evet” der miydiniz bu savaşa?

Suriye’de ölen askerler kim? Yoksul halkımızın çocukları. Şimdi, asker cenazelerinin evlerine bakın; bu fotoğrafa iyi bakın. Bakın, sizin şirketlerinizin yaptığı, kamu arazilerinin yani halkın arazilerinin üzerinde yükselen plazalarda yani bunlarda hiç bayrak gördünüz mü, cenaze üzerine asılı bayrak gördünüz mü? Hayır. Savaşta Türk, Kürt, Arap, Farslı, hangi halktan olursa olsun hep yoksullar ölüyor. Değerli milletvekilleri, Türkiye, emperyalistler arası rekabetin aleti olmaya, iktidar günü kurtarsın diye savaşa teslim edilemez.

Bizler sosyalistiz, her soruna halkın saflarından bakarız ve biz, Suriye halklarının özgürlüğünü, demokratik haklarını savunuruz; sizin gibi cihatçılara değil, Suriye halklarına kalkan oluruz ve laikliği savunuruz; cihatçı çetelerle birlikte, Diyanetin cihat fetvalarıyla yürütülen bir savaşın karşısındayız.

Bakın, bu ülkede işsizlik 7 milyonu buldu, Halk, ekonomik kriz karşısında her geçen gün daha da yoksullaşıyor. İç politikada hesabınız belli: “Çatlak sesler sussun, herkes arkamızda saf tutsun.” İstiyorsunuz ki savaş, tek adamın ülkeyi kendi kişisel varlığına indirgeyip kendi iktidarını koruma kavgasını millî dava olarak sunmasına hizmet etsin yani -iktidarınız zayıfladı- bu savaş onu güçlendirmeye yarasın. O yüzden memleketi “Savaşa hayır!” demenin yasaklandığı, bunu diyenlerin “hain” ilan edildiği, linç edildiği bir ülke hâline getirmek istiyorsunuz. “İç cephe” diyerek sizin politikalarınıza muhalif olan herkesi düşman ilan ediyorsunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın Sayın Ersoy sözlerinizi, buyurun

OYA ERSOY (Devamla) – Evet, sanıyorsunuz ki “Halkı böylelikle sindiririm.” ama yanılıyorsunuz. Biz hiçbir zaman susmayız, bu halk susmaz.

Bakın, önümüzde 8 Mart var. Ülkenin dört bir yanında kadınlar olarak haklarımıza ve hayatlarımıza sahip çıkmak için hep birlikte sokaklarda olacağız. Kadınları gerici, cinsiyetçi, kadın düşmanı politikalarınıza itaat ettiremezsiniz.

SALİH CORA (Trabzon) – Provokatörce konuşuyorsunuz.

OYA ERSOY (Devamla) – Tarihsel kazanımlarımızdan vazgeçiremezsiniz. Emekçileri güvencesiz bir piyasanın cenderesine sokamazsınız. Halkı işsizlik, açlık, yoksulluk içinde yaşamaya mahkûm edemezsiniz. Kısacası bu ülkeyi, bu halkı faşizmle, savaşla yönetemezsiniz. (HDP sıralarından alkışlar)

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Bülbül, buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

40.- Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül’ün, İstanbul Milletvekili Oya Ersoy’un görüşülmekte olan 173 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 18’inci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Sayın Başkan, HDP’li konuşmacının konuşması sırasında şehit ailelerinin, şehitlerimizin evlerinin fotoğraflarının bulunduğu levhayı göstererek birtakım istismar faaliyetlerine girdiğini görmekteyiz. O levha onların eline yakışmıyor çünkü bu zamana kadar Türkiye’de en fazla şehit vermemize neden olan terör örgütü PKK’dır; hain, kalleş bir terör örgütüdür. Bu eli kanlı terör örgütünü kınamayanların, terör örgütü olarak kabul etmeyenlerin şehitler üzerinden bu şekilde istismara yeltenmesi asla ve asla kabul edilebilir bir tutum değildir. Kendi kongrelerinde Türk Bayrağı’nı asmayı dahi fazla görenlerin…

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) - Onu nereden çıkarıyorsunuz?

ALİ KENANOĞLU (İstanbul) – Yalan, doğru söylemiyorsun.

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Yalan!

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) - …Türk Bayraklarını, koskocaman Türk Bayraklarını yukarılardan, asıldığı yerlerden -daha önceki partilerinizde- aşağıya indirenlerin bu noktada bize öğreteceği hiçbir şey yoktur. Türk milleti, birlik ve bütünlük içerisinde bu zamana kadar terörle mücadelesini de vermiştir, millî varlığına yönelen tehditleri de hep birlikte birlik ve bütünlük içerisinde bertaraf etmeyi de bilmiştir. Bu noktada HDP’nin bu konularda bize vereceği herhangi bir tavsiye veya nasihatin olduğu kanaatinde değilim.

Saygılar sunarım. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Oluç…

41.- İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un, Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül’ün yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – İki konuda küçük bir düzeltme yapmak istiyorum.

Birincisi: Kimseye bir nasihat vermiyoruz, sadece görüşlerimizi açıklıyoruz ve bu konudaki politik tutumumuzu açıklıyoruz; bunu da yapmak bizim hakkımızdır. Bu konuda kimse bir şey demesin lütfen; birincisi bu, nasihat değil yani buradaki.

İkincisi: Efendim, bu kongremizdeki Türk Bayrağı meselesi -yani Sayın Grup Başkan Vekili kusura bakmasın ama- gerçekten tezvirat. Yani son yaptığımız bütün kongrelerin, HDP’nin yaptığı bütün kongrelerin fotoğraflarını getirip karşılaştırmaya hazırız. Ben, bizzat kendim bütün kongrelerle ilgili çalışmış olduğum için, böyle bir sorunun olmadığını açık ve net bir şekilde söylüyorum. Doğru değil, kayıtlara geçmelidir. Zaten böyle bir şey olsaydı savcılar Sayın Grup Başkan Vekilinden önce harekete geçerdi, geçmediklerine göre böyle bir sorun yoktur. Bunu da söylemiş olayım.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Daha önceki partilerinizde geçtiği var.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Efendim, ben HDP Grubu adına konuşuyorum burada; dolayısıyla, geçen günlerde de yaptığımız kongre de dâhil olmak üzere, 2013’ten bugüne kadar yaptığımız hiçbir kongrede böyle bir sorunumuz kesinlikle olmamıştır. Kayıtlara geçsin diye söylüyorum.

Teşekkür ederim. (HDP sıralarından alkışlar)

IX.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- İstanbul Milletvekili Hulusi Şentürk ile 95 Milletvekilinin Ürün Güvenliği ve Teknik Düzenlemeler Kanunu Teklifi (2/2537) ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 173) (Devam)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Ürün Güvenliği ve Teknik Düzenlemeler Kanunu Teklifi’nin 18’inci maddesinin (3)’üncü fıkrasında yer alan “zorundadır” ibaresinin “mecburdur” şeklinde değiştirilerek yeniden düzenlenmesini arz ve teklif ederim.

Dursun Müsavat Dervişoğlu           İbrahim Halil Oral            Zeki Hakan Sıdalı

             İzmir                                  Ankara                                 Mersin

Muhammet Naci Cinisli                  İsmail Koncuk   Mehmet Metanet Çulhaoğlu

           Erzurum                                 Adana                                  Adana

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ÇOLAKOĞLU (Zonguldak) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın İbrahim Halil Oral’ın; hem de bölüm üzerindeki söz talebini de yerine getirmiş olalım.

Buyurun. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

İBRAHİM HALİL ORAL (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Ürün Güvenliği ve Teknik Düzenlemeler Kanunu Teklifi’nin 18’inci maddesi üzerinde İYİ PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Kıymetli milletvekilleri, 27 Şubat tarihinde milletimizin yüreğine ateş düşmüştür; 33 kahraman evladımız hain bir saldırının, şerefsizce bir pusunun sonucunda şehadet mertebesine ulaşmıştır; bir ayda İdlib’de verdiğimiz şehit sayısı 54’ü bulmuştur.

Yüce Allah bu kahraman evlatlarımızın şehadetlerini kabul eylesin, onlara rahmetiyle muamele eylesin, başta aileleri ve yakınları olmak üzere bütün milletimize sabır ihsan eylesin. Ayette buyurulduğu gibi “Onlar diridirler.” milletimizin gönüllerinde, yüce Türk tarihinin altın sayfalarında her daim yerlerini alacaklardır. Yüce Allah bizlere böyle acıları tekrar yaşatmasın.

Saygıdeğer milletvekilleri, AK PARTİ iktidarı Suriye meselesinde en başından beri büyük hatalar yapmıştır. “Altı ayda devrilecek.” denilen Esad on yıldır yerinde durmaktadır. Emevi Camisi’ne Sayın Cumhurbaşkanımız değil maalesef Rus lider Putin girmiştir. Milyonlarca sığınmacı ülkemizde yaşamakta ve ülke kaynaklarını paylaşmaktadır. Rusya’nın bilgisi olmadan o saldırının yapılacağına Türkiye’de bir tek Allah’ın kulu bile inanmamaktadır. Sayın Cumhurbaşkanımız ise bugün Rusya’ya gidip Putin’le görüşmüştür. Ben bir Türk evladı olarak evlatlarımızın katledilmesine göz yuman ya da bizzat destek veren Putin’in ayağına gidilmesini millî kimliğime yakıştıramıyorum. Rusların anayasa çalışmaları Türk evladından, bizim şehitlerimizden asla kıymetli değildir. Bu, nasıl büyük bir devlet olma anlayışıdır; bu, nasıl bir liderliktir? Sayın Cumhurbaşkanımız, maalesef, bu meselede sınıfta kalmıştır. Hele ki saldırıdan üç gün sonra ekranlara çıkıp gülerek turist sayılarından, araba üretiminden bahsetmesi, parti programlarına gidip üye yapma çağrısında bulunması abesle iştigaldir. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Sayın Cumhurbaşkanı, milletimizin acısını paylaşmak yerine siyaseti tercih etmiştir; bu, milletimizin tercihi değildir, kendi tercihidir. Biz, İYİ PARTİ olarak hafta sonu tam 120 ilçede kongre gerçekleştirdik, bu kongrelerde bir kelime siyaset dahi günün anlamına binaen konuşmadık…

BURHAN ÇAKIR (Erzincan) - Biz de iptal ettik kongreyi.

İBRAHİM HALİL ORAL (Devamla) – …alkış tutmadık ama Kur’an tilavetiyle şehitlerimizin acısını paylaştık; kanaatimce doğru olan da budur. Sayın Cumhurbaşkanımızı da İYİ PARTİ’yi ve Değerli Genel Başkanımız Meral Akşener Hanımefendi’yi örnek almaya davet ediyorum. Peygamber Efendimiz bir hadisinde “Utanmıyorsan dilediğini yap.” buyuruyor. Ben, başta Cumhurbaşkanımız olmak üzere, bütün siyasetçileri bu hadisin ruhuna uygun davranmaya davet ediyorum.

Kıymetli milletvekilleri, sınırlarımızın güvenliği için de elbette Suriye içerisinde bugün operasyon yapabilir hâlde olmamız gerekmektedir. Bu noktada Türk ordusunun alacağı bütün kararların ve yapacağı bütün operasyonların “ama”sız, “fakat”sız ve “lâkin”siz destekçisiyiz ancak Esad’ın gitmeyeceği de ortadır. Peki, Türkiye bu durumda ne yapacaktır? Milletimizin, artık dipsiz bir kuyuda kaybedecek evladı kalmamıştır; sabrımız tükenmiştir.

Değerli milletvekilleri, ilgili kanun teklifi hakkında da birkaç söz söylemek istiyorum. Türkiye, tarımdan sanayiye, bilişimden otomotive pek çok alanda üretim yapmayan bir ülke konumundadır. Ülkemizin girdiği ekonomik krizde, üretim olmadığı için ticaret ve finansla ülkeye kazanç sağlanabilmektedir. Böyle bir ortamda kaliteli ithalat ve ihracatın sağlanması için kanuni düzenlemeler yapılması, Avrupa Birliği  standartlarına geçilmesi için çok geç kalınmıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi Sayın Oral, buyurun.

İBRAHİM HALİL ORAL (Devamla) – Teşekkür ederim.

2013 yılında gündeme gelen bir kanun değişikliği ancak 2020 yılında Genel Kurula gelebilmiştir, hem de 2018’de gündeme gelen hâliyle hemen hemen aynı şekilde gündeme gelmiştir. 2018’den bugüne hiç mi bir değişiklik olmamıştır? Bu, çok acı bir tablodur. Gördüğümüz kadarıyla tek değişiklik, cezai müeyyidelerin oranlarının artırılmasında olmuştur. Ürünlerin herkes tarafından takip edilmesi için merkezî bir sistem ve karekod uygulaması teklifi komisyonda neden reddedilmiştir, anlamak güçtür. İthalat ve imalatçının ürününün satışı sonrasındaki sağlayacağı destekle alakalı bir yükümlülük getirilmemiştir, bu bir eksikliktir. Genel manada çok geç kalmış ve olumlu düzenlemeler getiren bu teklifin çok daha iyi hâle getirilmesi şarttır diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

18’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

19’uncu madde üzerinde 4 adet önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 173  sıra sayılı Ürün Güvenliği ve Teknik Düzenlemeler Kanun Teklifi’nin 19’uncu maddesinin (1)’inci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

“1) Alınan diğer önlemlerin riskin ortadan kaldırılmasında  yetersiz kalması  durumunda iktisadi işletmeci, kendiliğinden veya yetkili kuruluşun talebi üzerine riskleri önlemek amacı ile ürünlerin toplatılması ve bertarafı da dahil olmak üzere gerekli önlemleri almakla yükümlüdür.”

        Lütfi Kaşıkçı                       Ayşe Sibel Ersoy                Saffet Sancaklı

             Hatay                                   Adana                                 Kocaeli

         Sefer Aycan                          Cemal Çetin

      Kahramanmaraş                           İstanbul

BAŞKAN – Evet, Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Sayın Lütfi Kaşıkçı, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

LÜTFİ KAŞIKÇI (Hatay) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan kanun teklifinin 19’uncu maddesi üzerine vermiş olduğumuz önerge üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle şunu ifade edeyim: Madde üzerine konuşmayacağım. Sözlerimin başında da Hatay’ın bir evladı olarak İdlib’de verdiğimiz şehitlere Allah’tan rahmet diliyorum, büyük Türk milletinin başı sağ olsun. Gazilerimiz var, yaralılarımız var; onlara da Cenab-ı Allah’tan bir an önce şifa diliyorum.

Yine, sözlerimin başında özellikle Reyhanlı, Kırıkhan ve Antakya’daki hastanelerimizde çalışan başhekimden doktoruna, hemşireden temizlik görevlisine kadar tüm hemşehrilerimize teşekkür ediyorum; gerçekten kahraman askerlerimizle -bizzat giderek Hatay Milletvekilleri olarak yerinde de müşahede ettik- o askerlerimizle, yaralı askerlerimizle birer evladı gibi, kardeşi gibi ilgileniyorlar, mesai kavramı gözetmeden çalışıyorlar; mesaisi biten evine gitmiyor, nöbeti biten evine gitmiyor. Böyle, bu şekilde, bu şuurla çalışan sağlık görevlilerimize bu yüce çatı altında teşekkür ediyorum.

Değerli milletvekilleri, Hatay’ın işgal dönemiyle ilgili bir anekdotla sözlerime başlamak istiyorum. Ana yurttan ayrı yaşamaya alışamayan Hataylılar her fırsatta Türkiye’den memleketlerinin işgalden kurtarılması talebinde bulunmuşlardır. Nitekim, Gazi Mustafa Kemal 15 Mart 1923’te Adana’ya geldiğinde Hataylılar kendisini karşılarlar. Adana’da Gazi’yi karşılayan kalabalığın önünde 2 levha, 4 hanım ve bunların önünde genç bir kız vardır. Bu kız Şenköylü Ayşe Fitnat’tı. Dokunaklı bir sesle: “Ey Ulu Gazi, bizi kurtar!” diye talepte bulundu. Mustafa Kemal genç kıza tarihe mal olan, kurtuluş vadeden bir cevap verdi: “Merak etme kızım, kırk asırlık Türk yurdu ecnebi elinde esir kalamaz.” Bu söz, o günden sonra bütün sancak Türkleri tarafından kurtuluş için bir senet olarak kabul edilmiştir.

Değerli milletvekilleri, konumuz Hatay. Önce KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı “Hatay gibi Türkiye'ye bağlanmayacağım, ikinci bir Tayfur Sökmen olmayacağım.” dedi, arkasından da ne büyük bir tesadüf ki Rusya merkezli bir gazetede Hatay'ın çalıntı şehir olduğuna dair bir makaleyi hep birlikte okuduk. Tabii, biz bu açıklamaları birbirinden bağımsız bir şekilde okumuyoruz ancak bizi üzen, Rusya’nın tavrından ziyade kendimizden bildiklerimizin bu büyük davaya ihanetleridir.

Öncelikle şunu ifade etmeliyim ki Suriye rejimi, savaştan önce de yıllarca hem okullarda coğrafya kitaplarında hem de hava durumu bültenlerinde Hatay’ı kendi toprağı olarak zaten gösteriyordu. Biz Hataylılar Suriye’deki rejimin Hatay üzerindeki hain emellerini çok iyi biliyor ve yakından takip ediyorduk, günün birinde bu meseleyi daha büyük ölçekte gündeme getirecekleri de zaten hesaplamalarımız içerisindeydi. Suriye, yıllarca psikolojik harbin bütün unsurlarıyla Hatay’ı ele geçirmek için içerideki iş birlikçileri vasıtasıyla çalışmalarına devam ediyordu. İlişkilerin iyi olduğu dönemde dahi bu asılsız iddiaların peşini hiç bırakmadılar, hatta son olarak Suriye'nin sözde Dışişleri Bakanı Velid Muallim Ağustos 2018’de Fars Haber Ajansına verdiği demeçte “Hatay bizim toprağımız. Onlara rağmen oraya geri döneceğiz.” demişti. Kendisine, demeci verdiği Lazkiye’ye en yakın noktamızdan, Yayladağı’ndan Yayladağılı hemşehrilerimizle birlikte gerekli cevabı Hatay'ın bir evladı olarak vermiştim. Bugüne kadar Suriye'nin Hatay’la ilgili tüm faaliyetleri içte ve dışta devletimiz tarafından takip ediliyordu. Bu ecdat yadigârı vatan toprağında yaşayan tüm vatansever Hataylılar ise gerektiği zaman gerekli cevabı vermekten de hiç geri durmadılar.

Değerli milletvekilleri, Hatay'ın son zamanlarda haksız ve mesnetsiz iddialarla gündeme taşınma gayretlerinin köküne iyice bakmak gerekir. Şayet konuyu iyi irdelediğimiz takdirde karşılaşacağımız cevap ise bizce şu şekildedir: Rusya destekli Suriye’nin, günün birinde Hatay meselesini gündeme taşıyacağını zaten bekliyorduk, ancak açıklamalara bakılırsa planlarının tarihini öne çektiklerini görüyoruz. Bunun sebebinin İdlib’de yürütülen Bahar Kalkanı Harekâtı olduğunun da farkındayız. Akılları sıra, İdlib’de yaşadıklarının intikamını Hatay’ı tartışmaya açarak alacaklarını zannediyorlar.

Bu vesileyle, İdlib’deki varlığımızın ne kadar önemli olduğunun altını bir kez daha çizmek isterim. “İdlib’de ne işimiz var?” diyen çevrelerin şunu iyi bilmesi gerekiyor ki  Sayın Genel Başkanımızın ifadesiyle “İdlib demek, Hatay demektir.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı.)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi lütfen.

LÜTFİ KAŞIKÇI (Devamla) –  Sayın Cumhurbaşkanımızın ifade ettiği şekliyle, yarın Hatay’da bu mücadeleyi vermemek adına bugün İdlib’deyiz, İdlib’i kontrol altına almadan Hatay’ı sağlama alamayız. “Gidip Suriye rejimiyle görüşün.” diyenler bilmelidir ki Suriye rejiminin gözü yıllardır vatan toprağı Hatay’dadır. Vatan toprağında gözü olanlarla oturup ne konuşacağız? Dışarıdan olaylara bakıp ahkâm kesmek kolay, buyurun Hatay’a gelin ve başta Hatay olmak üzere memleketimizin ne denli bir göçle karşı karşıya kaldığını hep birlikte görün. Mehmetçik’in İdlib’deki mücadelesi haklı bir mücadeledir; bu mücadelenin, asırlık planları yerle bir ettiğini hep birlikte görmekteyiz.

Değerli milletvekilleri, Kamışlı’dan İdlib’e kadar değil, Kamışlı’dan Türkmen Dağı’na kadar olan sınırlarımız her türlü terör ve göç tehdidinden kurtulana dek bu mücadele devam edecektir. Buradan bir kez daha ve güçlü bir şekilde ifade etmek isterim ki Hatay’da gözü olanın gözünü oyarız; Hatay’a elini uzatanın da elini keseriz. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 173 sıra sayılı Ürün Güvenliği ve Teknik Düzenlemeler Kanunu Teklifi’nin 19’uncu maddesinin (3)’üncü fıkrasındaki “seçeneklerden en az birini” ibaresinin “seçenekleri” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

         Ahmet Akın                          Haydar Akar                     Tahsin Tarhan

           Balıkesir                                Kocaeli                                Kocaeli

       Tacettin Bayır                 Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu         Müzeyyen Şevkin

             İzmir                                  Manisa                                  Adana

        Murat Bakan

             İzmir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ÇOLAKOĞLU (Zonguldak) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi yok.

Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

İktisadi işletmecinin üç seçenekten en az birini değil, üçünü de nihai kullanıcıya sunması zorunlu hâle getirilmelidir. Bu sayede kullanıcı isterse parasını iade alacak, isterse ürünü değiştirecek, isterse ürünü tamir ettirebilecektir. Bunu işletmeciye değil, kullanıcıya tercihen sormak daha yararlı olacaktır. Önergeyle bu durumun sağlanması amaçlanmaktadır. Bunu işletmeciye değil, kullanıcıya tercihen sunmak daha yararlı olacaktır. Zira, madde 21/5'te, bu önergeyle uyumlu biçimde dağıtıcının imalatçı/ithalatçı karşısındaki hakları (para iadesi ya da ürün değişimi hakkı) zaten düzenlenmektedir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 173 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 19’uncu maddesinin (1)’inci fıkrasında geçen “durumunda” ibaresinin “halinde” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

       Ali Kenanoğlu                         Garo Paylan                    Hasan Özgüneş

           İstanbul                              Diyarbakır                               Şırnak

         Tuma Çelik                           Kemal Peköz               Musa Farisoğulları

            Mardin                                  Adana                             Diyarbakır

      Nusrettin Maçin                Ömer Faruk Gergerlioğlu

          Şanlıurfa                               Kocaeli

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ÇOLAKOĞLU (Zonguldak) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sizlere bugün, dün Göç ve Uyum Komisyonu olarak Edirne’ye yaptığımız ziyaretlerle ilgili izlenimlerimi aktaracağım.

Pazarkule, Doyran köyü ve İpsala Sınır Kapısı’na gittik ve oradaki insani trajediyi yakından gözlemledik. Oralarda son derece üzücü sahneler vardı ve çok önemli bir şantaj görüntüsünü net bir şekilde gördük.

Evet, Pazarkule, işte görüyorsunuz, mültecilerin hâli, perişan bir durumdalar. Biz oraya vardığımız zaman, insanlar, sağda ve solda binlerce insan, açık ortamda, geceleri eksi derecelere düşen soğuklarda açıkta yatan insanlar ve belki 100 metreyi bulan ekmek, su kuyruklarıyla perişan bir topluluk vardı orada. Gazetecilerin de alınmadığı alana girdiğimiz zaman, Pazarkule Sınır Kapısı’nın tam sıfır noktasına girdiğimiz zaman orada bir can pazarıyla karşılaştık. Göçmenler -çoğunluğu genç göçmen- Yunan tarafına geçmek istiyorlardı, kapıyı zorluyorlardı ve Yunan polisi -bizim görüş sahamızdaydı- karşı tarafa, göçmenlere ateş ediyordu ve bombalar atıyordu, gaz mermileri atıyordu ve o sırada, bizim gözlerimizin önünde, bu insanlar -fotoğraflarını biz çektik bakın- kanlar içinde götürülüyorlardı; büyük bir insani dram vardı. Karşı taraf, Yunanistan çok ağır insan hakları ihlallerine yol açıyordu -kasığından yaralanmış bir insan- göğsünden vurulanlar vardı. 1 ölü ve 5 yaralı olduğunu daha sonra öğrendik.

Evet, Yunanistan ağır ihlallere imza atıyordu. Bakın, yanımda getirdim, bir gaz mermisi, karşıdan atılan bir gaz mermisi; insanların üzerine atılıyordu. Gerçekten dehşet veren bir sahne vardı ama burada  ihlali sadece Yunanistan yapmıyor, maalesef iktidar da yapıyor. Nasıl yapıyor? Sınırda sıfır noktasında yüzlerce göçmen, ellerinde taş, karşıya, Yunan polisine doğru atıyorlar kapıyı zorlamak için. Yunan polisi bomba ve gerçek mermi kullanıyor. Orada bizim Türk polisi var, kimseye “Ya kardeşim, geri çekilin, bakın, burada bir can pazarı yaşanıyor.” demiyor, yüzlerce göçmeni seyrediyor. Burada, Türkiye’de bir basın açıklaması yapsanız anında yerlerde sürüklenerek götürülürsünüz ama orada yüzlerce göçmen ellerine taş alıp karşı tarafa atıyor ve kapıyı zorluyor; tüm yetkililer bunu izliyor değerli arkadaşlar. Belli ki burada bir kurgu var ve insanların bu perişanlığı üzerinden bir amaç hedeflenmiş.

Şimdi, biz daha sonrasında bölgede bir açıklama yaptık Komisyon olarak ama bu açıklama, Komisyon üyelerinin imzasını almış bir açıklama değildi. Sanırım Komisyonun ortak kararı değil, AK PARTİ Genel Merkezinden gelmiş bir açıklamaydı ve sadece Yunanistan ihlallerine odaklanmıştı. Düşünün, Pazarkule’de binlerce insan vardı ve Komisyon Başkanlığı bizi tek bir kişiyle bile görüştürmeden diğer bölgelere götürdü.

Bakın, İpsala Sınır Kapısı’na gittik -burası İpsala Sınır Kapısı- ve hiç kimse yok. Doyran köyüne gittik, hiç kimse yok çünkü karşı taraftan müdahale olduğu için artık kimse oraya gelmiyor. Şunu da haber aldık: Şu anda da gidin bakın, Edirne’ye 40 kilometre kala otobüsler durduruluyor ve tüm göçmenler Pazarkule’ye yönlendiriliyor. Pazarkule’de bir kurgu var, İpsala’da hiç kimse yok, Doyran’da kimse yok ve Pazarkule’de bir kurgu var. Bunun delili nerede? İçişleri Bakanı açıklama yapıyor: “135 bin kişiyi karşıya gönderdik.” Biz orada “Bunun ispatı nedir?” dedik. “Karakollar uzaktan sayıyor, şu kadar kişi geçti.” diye bize açıklama yaptılar ama daha sonra öğrendik ki karşıya geçen insanlar vuruluyorlar, öldürülüyorlar ve mesela bir göçmenle İpsala’da görüştük “500 kişi karşıya geçtik, 1 kişi öldürüldü, hepimiz Türkiye’ye geri kaçtık.” diyor. İşte, o bölgedeki uzmanlarla konuştuğumuzda -size net söyleyeyim- 10 bine yakın bir geçiş olduğu tahmin ediliyor ve hani, bir Suriye şantajı yapılıyor ya, bölgede olan insanlardan en azı Suriyeli. Yüzde 20 kadarının Suriyeli olduğu düşünülüyor; çoğunluğu Afgan, Türkiye’de tutunamayan insanlar.

Şimdi, bir de bu “135 bin” rakamıyla yapılan şantaja “Yüz binleri iki üç günde buraya yığdık; ey dünya, istersek milyonları yığarız.” şantajına delil olarak bugün Süleyman Soylu bir açıklama yaptı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Devamla) – Bin özel harekâtçının, Yunanistan tarafından yapılan geri itmeye karşı olarak Türk tarafından insanları bu sefer Yunanistan tarafına iteceğini söyledi. İnanılmaz bir durum bu çünkü orada insanlar zaten perişan ve şantaj malzemesi olarak kullanılıyor, yem olarak kullanılıyor ve karşı taraftan hak ihlali yapılarak gönderilen insanlara bu taraftan siz de demek ki “Karşı tarafa gidin.” diye ateş açacaksınız. Hani “Zorla göndermiyoruz.” diyorlar ya, orada biz kime gitsek “Zorla göndermiyoruz.” diyorlardı ama sanırım yeterli yankı oluşturmadığını düşünüyor ki İçişleri Bakanlığı, bin özel harekatçıyla Yunanistan’ın geri itmesine karşı bu insanları ortada bir yem olarak kullanacak. Zaten biz o bölgede inanın ki çok üzüldük çünkü o bölgede o göçmenler mahlukat olarak görülüyordu -iki taraf tarafından da- ölümlerine göz yumuluyordu ve âdeta haşere gibi görülüyorlardı. Çünkü üzerlerine biber gazı sıkılıyordu, açıkta bulundukları alanda su yoktu, son bir iki günde o bölgeye tuvalet kabinleri getirilmişti ve büyük bir perişanlık yaşanıyordu.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Devamla) – Buna bir an evvel, acil bir tedbir bulunmalı. İnsan üzerinden bu şantaj bir an önce bitirilmeli diyorum.

Teşekkür ederim. (HDP sıralarından alkışlar)

MEHMET NACİ BOSTANCI (Ankara) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Bostancı, buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

42.- Ankara Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun 173 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 19’uncu maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Ankara) – Sayın Başkanım, teşekkürler.

Değerli Gergerlioğlu, insan haklarıyla ilgili bir kişi olarak 2011’den bu yana mültecilerin neler çektiklerini ve Türkiye'de nasıl karşılandıklarını muhakkak takip etmiştir. Gerçi kısa bir süreydi konuşması ama sanıyorum birkaç cümle Türkiye'nin yaptıklarına ilişkin, Avrupalıların ifade ettiği takdir hislerine ilişkin de, takdir değerlendirmelerine ilişkin de cümle olsaydı çok memnun olurduk.

Biliyorsunuz, 18 Mart tarihli Geri Kabul Anlaşması karalardan geçişi kapsamıyor, sadece denizden yapılan geçişlere ilişkin yaşanan trajedileri engellemeye dönük bir anlaşma. Türkiye hâlihazırda anlaşmanın bu şartlarına uymaya devam ediyor. Kara geçişleri konusunda mültecilerin can güvenliği söz konusuysa serbestçe geçişleri uluslararası hukukun da tanıdığı bir kavramdır, o çerçevede görmek gerekir. Türkiye'nin o geçişleri bir tür şantaj unsuru olarak gördüğü yahut da mültecileri “mahluk” olarak değerlendirdiği… “Mahluk” kelimesi tam yerine oturmuyor ama “haşere” dedi daha sonra. Çünkü mahluk halk edilendir ama haşere daha farklı bir anlam taşır.

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Kocaeli) – Biber gazı sıkıyorlarsa haşere muamelesi görüyor demektir.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Ankara) – Haşere olarak görmediğini Sayın Gergerlioğlu’nun bilmesi gerekir esasen 2011’den bu yana Türkiye'nin yaptıklarına bakarak. Fikirleri farklı olabilir ama bazı gerçekleri ifade etmek sanıyorum yerinde olur. Türkiye mültecilere, can havliyle Suriye'den kaçanlara büyük bir insanlık örneği ve muhakkak, bu konuda ders alması gerekenlere de gereken dersleri vermiştir. Burada asıl bence kınanması ve eleştirilmesi gereken hem Avrupa Birliğinin ikiyüzlü yaklaşımı hem de Yunanistan’ın, Avrupa kültürünün temeli olarak kendini takdim etme referanslarıyla hiçbir şekilde uyuşmayan bu kabul edilmez davranışlarıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Ankara) – Teşekkür ediyorum.

IX.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- İstanbul Milletvekili Hulusi Şentürk ile 95 Milletvekilinin Ürün Güvenliği ve Teknik Düzenlemeler Kanunu Teklifi (2/2537) ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 173) (Devam)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Ürün Güvenliği ve Teknik Düzenlemeler Kanunu Teklifi’nin 19’uncu maddesinin (3)’üncü fıkrasının birinci cümlesinde bulunan “en az birini” ibaresinin “en az ikisini” ile değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

     Zeki Hakan Sıdalı             Dursun Müsavat Dervişoğlu      Hayrettin Nuhoğlu

            Mersin                                  İzmir                                 İstanbul

    İmam Hüseyin Filiz               Muhammet Naci Cinisli        İbrahim Halil Oral

          Gaziantep                               Erzurum                                Ankara

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın İmam Hüseyin Filiz’in.

Buyurun Sayın Filiz. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

İMAM HÜSEYİN FİLİZ (Gaziantep) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 173 sıra sayılı Ürün Güvenliği ve Teknik Düzenlemeler Kanunu Teklifi’nin 19’uncu maddesi üzerinde İYİ PARTİ Grubumuzun vermiş olduğu önerge üzerine söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bugün şehitler kervanına bir şehit daha eklendi. Bahar Kalkanı Harekâtı bölgesinde, rejim güçlerince düzenlenen hain saldırıda, Gaziantepli hemşehrim, Sözleşmeli Er Enes Kaya şehit olmuştur. Üzüntümüz büyüktür. Şehidimize Allah’tan rahmet, ailesine, hemşehrilerime ve yüce Türk milletine sabır ve başsağlığı diliyorum.

Değerli milletvekilleri, teklifin 19’uncu maddesinde, ürünün geri çağrılmasıyla ilgili olarak, ürünün hangi şartlarda geri çağrılacağı, geri çağırma önlemlerinin neler olduğu, iktisadi işletmecinin nihai kullanıcıya sunacağı seçenekler ve geri çağırmayla ilgili tüm masrafların iktisadi işletmeci tarafından ödeneceği belirtilmektedir.

Değerli milletvekilleri, Türkiye'nin gümrük birliğine girmesiyle birlikte, ülkemiz, birçok alanda Avrupa Birliği mevzuatına uyum sağlanmasına ve uygulamaların da AB uygulamalarıyla paralel hâle getirilmesine yönelik bazı yükümlülükler üstlenmiştir. Ticarette teknik engellerin kaldırılabilmesi ve malların serbest dolaşımıyla piyasaya güvenli ürünlerin arzının sağlanabilmesi için piyasa gözetimi ve denetimi sisteminin, kanun teklifinde ifadesini bulduğu hâliyle Avrupa Birliğindeki uygulamalara paralel şekilde güçlendirilmesi, makine imalat sanayisinde sahip olduğumuz teknoloji düzeyinin geliştirilmesini, imalat yöntemleri ve imal usullerinin gözden geçirilmesini sağlayarak ülkemiz sanayisinin kalitesinin ve altyapısının yükselmesini geç kalınmış olsa da tetikleyecektir. Böylece, iç ve dış piyasalarda kaliteli ve ucuz ürünlerimizin rekabet gücü daha da artacak ve ürün geri çağrılması da mümkün olduğu ölçüde azalacaktır.

Değerli milletvekilleri, bu noktada gıda ürünlerine dönmek istiyorum. Gıda ürünleri güvenliği toprakta başlayıp çatalda biten bir süreçtir. Dolayısıyla gıdanın temelini teşkil eden meyve ve sebzeler yetiştirilirken toprağın, suyun ve hatta havanın da temiz olması şartı vardır. Sanayi atıklarıyla, evsel atıklarla, köylerin foseptiklerinde biriken atık sularla, atık yağ dönüşüm tesisleri gibi tesislerin sularıyla kirlenen, zehir saçan ve simsiyah akan çok sayıda akarsuyumuz vardır, bu akarsuların döküldüğü sulama barajları vardır. Kendi seçim bölgemde, Nizip Çayı, Hancağız Barajı ve Oğuzeli’nde Sacır Suyu bunlara örnek olarak verilebilir. Yerel yönetimler bu konuda bir çaba sarf etseler de hâlihazırda o sularla sulanan sebze ve meyveler insan sağlığını tehlikeye atmaktadır. İşe buradan başlanmadıkça sağlıklı ve güvenli gıdalara ulaşmak mümkün değildir.

Değerli milletvekilleri, ürün güvenliği açısından bir başka önemli nokta ise düzgün bir toplum hâline gelmektir. İnsan haklarına saygılı, fazla para kazanma uğruna başkalarının yaşamını tehlikeye sokma eğiliminden uzak, tabiri caizse, iyi vatandaş yetiştirilmediği ve millî eğitim sistemimizi de bu temel prensibe dayandıramadığımız sürece her konudaki çaba boşa gidecektir.

Değerli milletvekilleri, son günlerde Gazi Meclisimiz çok gerilimli olup üzüntü verici olaylar yaşanmaktadır. Bir Türkiye var, başka Türkiye yok, ülke hepimizin. Zor günler geçiriyoruz, birbirimize hoşgörülü davranmamız önem arz etmektedir. Bu konuda Edebali’den birkaç söz aktarmak istiyorum.

Edebali, Osman Bey’e diyor ki: “Ey oğul! Beysin, bundan sonra öfke bize, uysallık sana. Güceniklik bize, gönül almak sana. Suçlamak bize, katlanmak sana. Âcizlik bize, yanılgı bize, hoş görmek sana. Geçimsizlikler, çatışmalar, uyumsuzluklar, anlaşmazlıklar bize, adalet sana. Çok konuşma, boş konuşma, kem konuşma. Açık sözlü ol. Her sözü üstüne alma. Gördün söyleme, bildin bilme. Öfken ve nefsin bir olup aklını mağlup eder. Bunun için daima sabırlı, sebatkâr ve iradene sahip olasın. Sabır çok önemlidir. Bir bey sabretmesini bilmelidir. Vaktinden önce çiçek açmaz.”

Bu sözler aslında hepimize. Herkes kendini Osman yerine koyarsa Gazi Meclisimiz de ülkemiz de huzurlu bir ortama kavuşur diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… 19’uncu madde kabul edilmiştir.

20’nci madde üzerinde 4 adet önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 173 sıra sayılı Ürün Güvenliği ve Teknik Düzenlemeler Kanunu Teklifi’nin 20’nci maddesinin (1)’inci fıkrasının (d) bendinde geçen "20.000 Türk lirasından 100.000 Türk lirasına kadar" ibaresinin "10.000 Türk Lirasından 50.000 Türk Lirasına kadar" biçiminde değiştirilmesini; (f) bendinde geçen "7.000 Türk lirasından 70.000 Türk lirasına kadar" ibaresinin "5.000 Türk Lirasından 25.000 Türk Lirasına kadar” biçiminde değiştirilmesini; (g) bendinde geçen “5.000 Türk lirasından 50.000 Türk lirasına kadar" ibaresinin "5.000 Türk Lirasından 25.000 Türk Lirasına kadar" biçiminde değiştirilmesini; maddenin (2)’nci fıkrasında geçen "5.000 Türk lirasından 50.000 Türk lirasına kadar" ibaresinin "5.000 Türk Lirasından 25.000 Türk Lirasına kadar" biçiminde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

         Ahmet Akın                          Haydar Akar                     Tahsin Tarhan

           Balıkesir                                Kocaeli                                Kocaeli

       Tacettin Bayır                      Müzeyyen Şevkin    Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu

             İzmir                                   Adana                                  Manisa

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) - Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Önerge üzerinde söz talebi yok, gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Cezai yaptırımlar, yaşanan ekonomik kriz ve işletmelerin yaşadığı sektörel sorunlar, ihracat alanındaki sektörel rekabet sorunları göz önünde bulundurularak uygulanmalıdır. Yaptırımları uygulayacak kuruluşlar, işletmelerin ekonomik büyüklüğü ve ihlalin derecesine göre işlem yürütürken cezayı ölçülü ve orantılı uygulamaları gerekmektedir. Cezalar için öngörülen 10 kata kadar fark, suistimale uğratılabilecektir. Önergeyle, yaptırımların tahsil edilebilir ölçüde olması ve işletmelerin ekonomik yaşamını tehdit edecek boyutlara varmaması, yasal boşluklar ya da siyasi baskılar nedeniyle uygulayıcılar elinde ekonomik, mali tehdit aracına dönüşmemesi amaçlanmaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 173 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 20'nci maddesinin 1’inci fıkrasının (a) bendinde geçen "500.000” ibaresinin "200.000” olarak, (b) bendinde geçen "200.000” ibaresinin "100.000” olarak, (c) bendinde geçen "200.000” ibaresinin "100.000” olarak, (ç) bendinde geçen "100.000” ibaresinin "50.000” olarak, 3’üncü fıkrasında geçen "200.000” ibaresinin "100.000” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

       Ali Kenanoğlu                         Garo Paylan                       Musa Piroğlu

           İstanbul                              Diyarbakır                              İstanbul

         Tuma Çelik                         Hasan Özgüneş                     Kemal Peköz

            Mardin                                  Şırnak                                  Adana

      Nusrettin Maçin                    Musa Farisoğulları

          Şanlıurfa                             Diyarbakır

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor  mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Musa Piroğlu’nun.

Buyurun Sayın Piroğlu. (HDP sıralarından alkışlar)

MUSA PİROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, bir sürü şeyi konuşmamız gerekiyor ama aslında biz bir şeyi konuşuyoruz, ilan edilmemiş bir savaşı konuşuyoruz. Ölümü, yıkımı -az önce Sayın Ömer Faruk’un anlattığı- sınırda mültecileri, insanlığından çıkarılmış ve insanca muamele yapılmayan insanları konuşuyoruz.

Oysa halkın bu Meclisten beklentisi, konuşulması gerektiğine inandığı çok şey var. Örneğin, işsizlikten ve yoksulluktan intihar eden insanların sorunlarını konuşmak zorundayız.

Örneğin, işçi cinayetlerini, erkekler tarafından katledilen kadınların cinayetlerini, onların katillerinin nasıl aklandığını, çocuklara neden ve nasıl tecavüz edildiğini ve onların, tecavüz edenlerin nasıl aklandığını konuşmalıyız.

Örneğin, beşik gibi sallanan ülkede depreme karşı neler  yapılacağını konuşmalıyız; dünyayı sarsan bir salgına karşı hangi tedbirlerin alındığını, ülke halkının nasıl korunduğunu konuşmalıyız.

Örneğin, borç batağında iflas eden esnafları, toprağını kaybeden köylüleri konuşmalıyız; emeklileri, emeklilikte yaşa takılanları, yoksulluğu ve sefaleti konuşmalıyız. Yüksek gelen doğal gaz faturalarını, yüksek gelen elektrik faturalarını, kaç kişinin doğal gazının ve elektriğinin parasını ödeyemediği için kesildiğini konuşmalıyız. İktidar tarafından oyuncağa çevrilmiş adalet mekanizmasını, elleri kelepçeli hapishanelerde doğuma zorlanan hamile kadınları, anneleriyle beraber hapishanelerde büyümeye zorlanan çocukları, adalet ve adil yargılanma talebiyle açlık grevindeki Çağdaş Hukukçular Derneğinin avukatlarını, Grup Yorum’un sanatçılarını konuşmalıyız. Ama ne yazık ki biz ilan edilmemiş bir savaşı konuşuyoruz ve biz bu savaşı ne zaman ağzımıza alsak biliyoruz ki buradaki iktidar çoğunluğunun hiçbir şekilde bunu umursadığı yok. Bu yüzden, ben buradaki iktidara değil, bu ülkenin yoksul ve emekçi halklarına seslenmek istiyorum: Bu savaş bizim savaşımız değil; bu savaş sarayın savaşı, bu savaş bir avuç çapulcunun zengin edilmesi savaşı. Bu savaşta kimler kazanıyor? SİHA’ları, İHA’ları yapan damat Selçuk Bayraktar kazanıyor. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

YILMAZ TUNÇ (Bartın) - Hadi oradan!

METİN GÜNDOĞDU (Ordu) – Ayıp ya!

MUSA PİROĞLU (Devamla) – Orduya paletleri, orduya zırhlıları yapan dünür Ethem Sancak kazanıyor…

METİN GÜNDOĞDU (Ordu) – Sen SİHA yapabilir misin?

MUSA PİROĞLU (Devamla) – …ve bunun bütün faturasını -bütün maliyetini- yoksullar ödüyor ve siz bağırarak ve siz sürekli kavga çıkararak bu gerçeğin halk tarafından duyulmasını istemiyorsunuz.

METİN GÜNDOĞDU (Ordu) – PKK’yı bombaladığı için mi zoruna gidiyor?

MUSA PİROĞLU (Devamla) – İşte, savaş bu yüzden çıkarılıyor…

METİN GÜNDOĞDU (Ordu) – Kimse savaş çıkarmıyor; PKK çıkarıyor, PYD çıkarıyor.

MUSA PİROĞLU (Devamla) – …halk kendi sorunlarını duymasın, halk kendi sorunlarını konuşmasın, onun müsebbibi sizden hesap sormasın diye çıkarılıyor ve her ağzınızı açtığınızda, şehitler tepesinden, İdlib’de ne işimizin olduğundan söz ediyorsunuz.

METİN GÜNDOĞDU (Ordu) – PKK’ya söyle, çıksın oradan! PKK’ya da laf söylesene, PYD’ye de laf söylesene!

EYÜP ÖZSOY (İstanbul) - Utanmadan oradan PKK’ya laf söyleyemiyorsun. PKK’ya da laf söylesene!

GARO PAYLAN (Diyarbakır) - Sayın Başkan…

MUSA PİROĞLU (Devamla) – Ben tekrar ediyorum: Çok övünüyorsunuz, yoksul çocukların öldüğü savaştan çok övünüyorsunuz.

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, sizin müdahale etmeniz gerekir, konuya davet etmeniz gerekir. Bizim konumuz ürün güvenliği, nelerden bahsediyor.

BAŞKAN – Başkan, müsaade edin… Sayın Başkan…

MUSA PİROĞLU (Devamla) – Bu fotoğrafa iyi bakın, bu fotoğrafı iyi görün. Asker cenazeleri, sizin önünde “selfie” çektirdiğiniz yerler değildir.

METİN GÜNDOĞDU (Ordu) – Şehit cenazelerinin niye olduğunu PKK’ya soracaksın. PKK’lılara niye söylemiyorsun?

MUSA PİROĞLU (Devamla) – Evet. Yoksul çocuklarına veya bayrak çekilen…

EYÜP ÖZSOY (İstanbul) - PKK’lıları niye söylemiyorsun, PKK’lıları?

BAŞKAN – Arkadaşlar, müsaade edin… Sayın Piroğlu, siz de gündeme ilişkin, önergeye ilişkin konuşun lütfen.

MUSA PİROĞLU (Devamla) – Bunu tekrar gösteriyorum, bunu herkes yeniden görsün. Burada…

BAŞKAN – Sayın Piroğlu…

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Yunanistan’ın öldürdüğü mültecilere, Yunanistan’ın öldürdüklerine niye bir şey demiyorsunuz?

BAŞKAN – Arkadaşlar, müsaade eder misiniz.

Devam edin Sayın Piroğlu.

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Kızarmıyor mu, yüzün kızarmıyor mu?

DİRAYET DİLAN TAŞDEMİR (Ağrı) – Bir sus ya!

MUSA PİROĞLU (Devamla) – Başkan, devam edeyim mi yoksa…

BAŞKAN – Devam edin Sayın Piroğlu.

MUSA PİROĞLU (Devamla) – Yüzü kızarması gerekenler, önce bu fotoğrafa bakıp sonra buraya bakması gerekenlerdir.

METİN GÜNDOĞDU (Ordu) – Bunlar haini dışarıda arıyor. Hainler burada.

TUMA ÇELİK (Mardin) – Dinleyin, dinleyin.

MUSA PİROĞLU (Devamla) – Buradakiler, buradakiler ölüm emrini verenlerdir.

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Yazıklar olsun size, yazıklar olsun!

MUSA PİROĞLU (Devamla) – Rezidanslardan, saraylardan, çocukları ölüme yollayanlardır.

METİN GÜNDOĞDU (Ordu) – PKK yapıyor bunu, PKK’nın uşakları…

TUMA ÇELİK (Mardin) – Dinleyin be!

MUSA PİROĞLU (Devamla) – Size konuşması kolay, size bağırması da kolay çünkü bu koltuklarda oturup, çocuklarınıza bedelli askerlik yaptırıp yoksul çocuklarını ölüme yolluyorsunuz.

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – O askerleri PKK öldürüyor, siz öldürüyorsunuz. PKK destekçisisiniz siz!

TUMA ÇELİK (Mardin) – Siz gönderiyorsunuz, siz, siz!

DİRAYET DİLAN TAŞDEMİR (Ağrı) – Bu savaşı da siz çıkarıyorsunuz.

MUSA PİROĞLU (Devamla) – Ve şunu tekrar vurgulamak istiyoruz…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

METİN GÜNDOĞDU (Ordu) – Bu milletin kürsüsünden konuşuyorsun, konuştuğun kürsü milletin kürsüsü. Milletin kürsüsünden bunları söyleyemezsin!

BAŞKAN – Sayın Piroğlu, sözlerinizi tamamlayın.

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – O askerlerin katili sizsiniz!

BAŞKAN – Arkadaşlar, müsaade edin. (Gürültüler)

Değerli arkadaşlar, müsaade edin lütfen.

MUSA PİROĞLU (Devamla) – Bu bağırtı, dünkü linç saldırıları, gerçekler duyulmasın, iktidarınız devam etsin diyedir.

Ben bir kere uyardım, tekrar uyarıyorum: Kaybediyorsunuz, sonunuz yakın, bu sona hazırlık yapın. (HDP sıralarından alkışlar)

KADİR AYDIN (Giresun) – Sen kimsin de uyarıyorsun bizi?

SELAMİ ALTINOK (Erzurum) – Hadi oradan!

BAŞKAN – Arkadaşlar, siz de gelin, söylenenlerin yanlış olduğunu söyleyin lütfen.

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – O askerin katili sizsiniz! PKK destekçisisiniz! O askerlerin kanında eliniz var! O askerlerin katili sizsiniz, o kanda eliniz var!

MUSA PİROĞLU (İstanbul) – Orduyu Suriye’ye yollayanlardır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Arkadaşlar, bir de ricam var: Hiç kimse lütfen Divana nasıl yönetmesi gerektiğini de söylemesin.

TUMA ÇELİK (Mardin) – Müdahale edin ama…

DİRAYET DİLAN TAŞDEMİR (Ağrı) – Başkan, oradan müdahale oldu size.

BAŞKAN – Müsaade edin lütfen.

Sayın Akbaşoğlu, buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

43.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, İstanbul Milletvekili Musa Piroğlu’nun 173 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 20’nci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki hezeyanlarına cevap verme gereği duymadığına ilişkin açıklaması

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; biraz evvel kürsüde konuşan hatibin hezeyanlarına cevap verme gereği duymadığımı ifade etmek isterim.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

IX.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- İstanbul Milletvekili Hulusi Şentürk ile 95 Milletvekilinin Ürün Güvenliği ve Teknik Düzenlemeler Kanunu Teklifi (2/2537) ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 173) (Devam)

BAŞKAN – Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Ürün Güvenliği ve Teknik Düzenlemeler Kanunu Teklifi’nin 20’nci maddesinin (11)’inci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilerek yeniden düzenlenmesini arz ve teklif ederiz.

“(11) Bu Kanuna göre verilen idari para cezaları, cezaya konu aykırılığın büyüklüğü ve yaptırım uygulanacak gerçek veya tüzel kişinin ekonomik durumu dikkate alınarak uygulanır.”

       İsmail Koncuk                     Zeki Hakan Sıdalı Dursun Müsavat Dervişoğlu

            Adana                                  Mersin                                  İzmir

Muhammet Naci Cinisli               İmam Hüseyin Filiz

           Erzurum                              Gaziantep

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın İsmail Koncuk’un.

Buyurun Sayın Koncuk. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

İSMAİL KONCUK (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. İYİ PARTİ Grubu adına 173 sıra sayılı Kanun Teklifi üzerine konuşmak üzere söz almış bulunmaktayım.

“Şehitler tepesi boş değil,

Biri var bekliyor.

Ve bir göğüs, nefes almak için,

Rüzgâr bekliyor.

Türbesi yakışmış bu kutlu tepeye;

Yattığı toprak belli,

Tuttuğu bayrak belli,

Kim demiş meçhul asker diye?”

Arif Nihat Asya’yı rahmetle anıyorum; ne güzel yazmış, yazmış ki bugünlerde siyasetçilerimiz Arif Nihat Asya’nın bu şiiri üzerinden değerlendirmeler yapıyorlar. Değerli milletvekilleri, bu şiir güzel, çok güzel, nesillere her zaman hatırlatılması gereken bir şiir ve bugünlerde de okunması gereken bir şiir ancak Arif Nihat Asya’nın “Bayrak” şiirinin bazı bölümleri iyiye, güzele, doğruya yöneltmediği için Millî Eğitim Bakanlığı müfredatından “Bayrak” şiirinin çıkarıldığı günleri hatırlıyorum. Nereden nereye! Zamanın Millî Eğitim Bakanına sormuşlar “Neden ‘Bayrak’ şiirini çıkardınız?” diye, bir soru önergesi vermiş bir milletvekilimiz, Şefik Çirkin. Millî Eğitim Bakanının cevabı şu…

ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – Milletvekilinin ismini verdiniz, Bakan kim?

İSMAİL KONCUK (Devamla) – Ömer Dinçer. AK PARTİ’nin Bakanı, fark eder mi? Reddimiras yapmıyoruz değil mi?

ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – Yok, yapmıyoruz.

İSMAİL KONCUK (Devamla) – Ömer Dinçer cevabında, olumsuz düşünce ve davranışlara neden olacağını düşündüklerini belirterek, şiirin “Sana benim gözümle bakmayanın mezarını kazacağım/Seni selamlamadan uçan kuşun yuvasını bozacağım.” sözlerinin olumsuz düşünce ve davranışlara sebebiyet verdiği için kitaptan çıkarıldığını söylüyor. Şimdi, nereden nereye!

SELAMİ ALTINOK (Erzurum) – Yanlıştı.

İSMAİL KONCUK (Devamla) - Yanlış da bugün “yanlış” diyorsunuz buna, o gün “doğru” diyordunuz.

SELAMİ ALTINOK (Erzurum) – Yok, o zaman da “yanlış” diyordum ben.

İSMAİL KONCUK (Devamla) – Şimdi, burada çok zikzak yaptınız; amenna, olabilir, bir şey demiyorum.

İSMET YILMAZ (Sivas) – Mayınlı yoldan geçiyorsun.

İSMAİL KONCUK (Devamla) – O hâlde, bugün, bugüne uygun davranışlar sergileyelim. Bu “Bayrak” şirini tekrar kitaba koyun değerli AK PARTİ’liler, bu “Bayrak” şiirini kitaba koyun. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Sayın Bakanım, o tarihte ben sendika genel başkanıydım, bilirsin. Bu “Bayrak” şiirini bastırdık, Türkiye’de bütün okulların önünde öğrencilere dağıttık.

SELAMİ ALTINOK (Erzurum) – O da doğruydu.

İSMAİL KONCUK (Devamla) – Sizin zamanınızda değil.

Peki, gelin, şu Andımız meselesini bir çözelim, tam zamanı. “Ne mutlu Türk'üm diyene!” sözünden bir rahatsızlığınız yoktur şüphesiz Sayın Genel Müdürüm, yoktur. O hâlde, gelin, bu Andımız meselesini bir çözelim. Mahkeme kararını verdi. Aslında, otuz gün içerisinde bu kararın uygulanması lazımdı ama “Millî Eğitim Bakanlığı itiraz etti.” diye yargılama usullerini, esaslarını filan da dinlemediniz, hâlen, Andımız hukuksuz bir şekilde…

İSMAİL KAYA (Osmaniye) – HDP’yle anlaşın.

METİN GÜNDOĞDU (Ordu) – Bu konuyu HDP’yle anlaşın.

İSMAİL KONCUK (Devamla) – HDP, Andımız’ın okunmasını istiyor mu? Sizinle beraber gece ret oyu vermişti, değil mi, tatlı kardeşim?

EYÜP ÖZSOY (İstanbul) - Ortaklığınızı bilmiyor musunuz yoksa?

BAŞKAN – Arkadaşlar, lütfen laf atmayın, lütfen. Bu kanun teklifini bitirmek mi istiyoruz, bitirmemek mi istiyoruz?

İSMAİL KONCUK (Devamla) – Biz İYİ PARTİ olarak diyoruz ki: Bu “Bayrak” şiirini kitaplara yeniden koyalım. “Şehitler Tepesi”ni okumak güzel, hiçbir rahatsızlığımız yok.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – “T.C.”yi Ziraat Bankasından kaldırdılar ya!

İSMAİL KONCUK (Devamla) - Andımız’ın okullarımızda yeniden okutulmasını sağlayalım. Buna var mıyız? Buna yoksak bakın, 2013 yılında Andımız’ın neden kaldırıldığını biliyoruz. Kim istemişti? PKK istemişti. Andımız’dan rahatsızdı, “Ne mutlu Türk’üm diyene!” sözünden rahatsızdı, kaldırdınız.

İSMET YILMAZ (Sivas) – Doğru değil.

İSMAİL KONCUK (Devamla) – O zaman çözüm süreci ortağınızdı. Hadi anladık, anlamıyorum da, sizin tarafınızdan bakmaya çalışıyorum, empati yapıyorum. Ama bugün farklı bir noktaya geldiyseniz, bunda samimiyseniz, gelin, “Bayrak” şiirini de kitaplara koyalım; Andımız’ı da böyle, çocuklarımızın, evlatlarımızın göğsünü gere gere okumasına, “Ne mutlu Türk’üm diyene!” demesine izin verelim diyorum.

Saygılar sunuyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Evet, önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 173 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 20’nci maddesinin birinci fıkrasının mevcut (ç) ve (f) bentlerinin aşağıdaki şekilde, (e) bendinde yer alan “40.000” ibaresinin “50.000” şeklinde, “200.000” ibaresinin “500.000” şeklinde değiştirilmesini, (d) ve (g) bentlerinin madde metninden çıkarılmasını, diğer bentlerin buna göre teselsül ettirilmesini ve ikinci fıkrasında yer alan “5.000” ibaresinin “7.000” şeklinde, “50.000” ibaresinin “70.000” şeklinde, beşinci fıkrasında yer alan
“10.000” ibaresinin “20.000”, “50.000” ibaresinin “200.000” şeklinde, yedinci fıkrasında yer alan “(c), (ç), (d), (e), (f) ve (g)” ibaresinin “(c), (ç), (d) ve (e)” şeklinde değiştirilmesini arz ver teklif ederiz.

“ç) 7 nci maddesinin birinci fıkrasının (ç), (d), (g), (h) ve (ı) bentleri, 9 uncu maddesinin birinci fıkrasının (c), (d), (f), (g), (ğ) ve (ı) bentleri, 10 uncu maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi, 13 üncü maddesinin üçüncü, dördüncü, beşinci fıkraları, 14 üncü maddesinin üçüncü fıkrasının (b) bendi, 14 üncü maddesinin altıncı fıkrası, 18 inci maddesinin birinci fıkrası ile 21 inci maddesinin beşinci fıkrasına aykırı hareket edenlere 10.000 Türk lirasından 100.000 Türk lirasına kadar,”

“f) 7 nci maddesinin birinci fıkrasının (c), (e), (f), (ğ) ve (i) bentleri, 8 inci maddesinin ikinci fıkrası, 9 uncu maddesinin birinci fıkrasının (ç), (e), (h) ve (i) bentleri, 10 uncu maddesinin birinci fıkrasının (a), (b), (ç) ve (d) bentleri, 12 nci maddesi, 18 inci maddesinin üçüncü fıkrası ile 19 uncu maddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarına aykırı hareket edenlere 7.000 Türk lirasından 70.000 Türk lirasına kadar,”

        Özlem Zengin                           Salih Cora                     Abdullah Güler

             Tokat                                 Trabzon                               İstanbul

     Hüseyin Şanverdi                Hacı Bayram Türkoğlu                Ramazan Can

             Hatay                                   Hatay                               Kırıkkale

         İshak Gazel

           Kütahya

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, bunu Komisyonda görüşürken “Maddeler arasındaki ve cezalardaki orantısızlıkları değerlendireceğiz.” diye ifade etmiştik. Kiminde 5 katı, kiminde 10 katı geçen ifadeler vardı; bu, Komisyondaki arkadaşlarımızla mutabık kaldığımız ve olaylarla bütünlük kazanabilmesi için yaptığımız değerlendirme. Biraz önce Sayın Akar sormuştu bunu…

BAŞKAN – Yani takdire mi bırakıyorsunuz?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Uygun görüşle takdire bırakıyoruz.

BAŞKAN – Peki.

Söz talebi yok.

Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Önerge ile idari para cezalarının daha adil ve orantılı olması sağlanmıştır.

BAŞKAN – Evet, önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda 20’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

21’inci madde üzerinde 1 adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 173 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 21’inci maddesinin (1)’inci fıkrasında geçen “tedbirleri” ibaresinin “önlemleri” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

       Ali Kenanoğlu                         Garo Paylan                         Tuma Çelik

           İstanbul                              Diyarbakır                               Mardin

       Hasan Özgüneş                        Kemal Peköz               Musa Farisoğulları

            Şırnak                                  Adana                             Diyarbakır

      Nusrettin Maçin                 Dirayet Dilan Taşdemir

          Şanlıurfa                                  Ağrı

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Katılamıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Dirayet Dilan Taşdemir’in.

Buyurun Sayın Taşdemir. (HDP sıralarından alkışlar)

DİRAYET DİLAN TAŞDEMİR (Ağrı) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Dünyanın asıl temel gündemlerinden bir tanesi de şu an corona virüsü, biz aslında kaç gündür Mecliste bu gündemle konuşmaya çalışıyoruz. Çok hızlı yayılan bir virüs olduğunu biliyoruz, hemen hemen şu an dünyanın dört bir yanında vakalara rastlanıyor. Bu virüsten kaynaklı, 3 bine yakın insanın yaşamını yitirdiği ifade edildi. Yine, İran’da 107’ye yakın kişinin yaşamını yitirdiği İran kaynakları tarafından da açıklandı. İran -sizin de bildiğiniz gibi- Gürbulak Sınır Kapımız yani benim seçim bölgem olan Ağrı’daki sınır kapısı şu an kapalı ama bu vakalar İran’da görülmeye başlandığında sınır kapısı maalesef açıktı. Biz o zaman da basın toplantısı düzenleyerek yetkililere çağrıda bulunmuştuk önlemlerin alınması için ama maalesef herhangi bir muhatap bulamamıştık. O dönemde oldukça ciddi bir iletişim söz konusuydu İran’la ve insanlar gidip geliyordu. Sonra, bir hafta sonra Sağlık Bakanı Ağrı’ya gitti, Gürbulak Sınır Kapısı’na ve orada bir karantina başlatıldığını ifade etti. Yine, orada bir sahra hastanesinin açılacağını söyledi ama maalesef söz konusu hastane -yani medyada yansıyan görüntülere baktığımızda- bir sahra hastanesinden ziyade bir çadır hastanesi görünümünde. Yine, burada temel insani faaliyetler bile yürütülmüyor, sağlık hizmetleri maalesef verilmiyor bu sahra hastanesinde.

Değerli arkadaşlar, yine orada çok ciddi sıkıntılar yaşanıyor. İnsanlar soğuk çadırlarda tutuluyor, koşullar hiç de hijyenik değil. Hasta olan, olmayan onlarca insan bir arada tutuluyor. Dolayısıyla sağlıklı insanların da bu koşullarda hastalanma riski beliriyor. Yine, sabah akşam sadece ateşleri ölçülüyor. Bir çadırda 30-40 insan kalıyor. 170 kişi aynı lavaboyu kullanmak durumunda. Medyaya yansıyan görüntülerde gördük, yemeklerini bile çadır aralarında ve yerde yemek durumunda kalıyorlar. Dolayısıyla bu kadar ciddi bir sorun var.

Bir de Ağrı’nın özgün durumunu, sağlık hizmeti konusundaki sorunlarını da onlarca defa burada paylaşmıştım. Bunlar göz önüne alındığında aslında çok ciddi bir risk var, kentte de bu konuda ciddi bir tedirginlik var; insanlar bizi arıyor. Dolayısıyla bu virüsle böyle mücadele edilmez, daha ciddi tedbirlerin alınması gerekiyor. Yine, yerel yönetimlerin bu konuya müdahil olması sağlanmalıdır, ciddi koordinasyonlar kurulmalı, halkla ve bizlerle açık ve şeffaf bilgiler paylaşılmalıdır. Ama maalesef bu konuda bir ketumluk söz konusu. Yine, “Ben bilirim, ben yaparım.” tarzı her yerde hâkim olduğu gibi bu konuda da mevcut. Ama bu böyle “Ben bilirim.”le olacak iş değil, çok ciddi bir risk. Yani siz şu an önlemini almazsanız yarın bu virüs yayıldığında, gerçekten, bu konuda önlem almanız çok çok daha zor olacak ve bunun bedelini de maalesef halkımız ödemek zorunda kalacak.

Değerli arkadaşlar, yine, diğer bir önemli gündem ise cezaevlerinde yaşanan hak ihlalleri. Aslında biz neredeyse her hafta burada cezaevlerinde yaşanan hak ihlallerini ifade etmeye çalışıyoruz. Dışarıda yaşanan, katbekat artan hak ihlallerini cezaevlerinde mahpuslar yaşamak zorunda kalıyor. Maalesef tutsaklar bu hak ihlalleri karşısında itiraz ettiklerinde de disiplin cezalarına çarptırılıyorlar, yine, sürgün ediliyorlar ve tecrit uygulamalarına maruz kalıyorlar. Yani açıkçası her yerdeki keyfîlik cezaevlerinde de söz konusu. Cezaevlerinde de cezaevi idareleri keyfine göre tutum alıyor, işte, hoşuna giden konulara cevap veriyor, hoşuna gitmeyen konularda da cezai müeyyideler uyguluyor. Bizler cezaevlerini aradığımızda bizlere de bilgi verilmiyor. Yine, Patnos, Elâzığ, Türkeli Cezaevlerinden sık sık tutsakların mektuplarını alıyoruz, bu mektuplarında hak ihlallerinden söz ediyorlar. Tüm girişimlerimize rağmen maalesef yine sonuç alamadık. Tutsakların ifade ettiği hak ihlallerinin başında ayakta sayım, kitap vermeme, iletişim cezaları ve hastaların revire zamanında çıkarılmaması var. Hastalanıyorsunuz, sizi on beş gün sonra revire çıkarıyorlar ki birçok hasta tutsak da bundan kaynaklı yaşamını yitirmiştir.

Yine, ciddi bir baskı, şiddetle karşı karşıya maalesef tutsaklar. Herhangi bir merci bulamadıkları için ve hak, hukuk yerine getirilmediği için dönem dönem tutsaklar buna dair protestolar geliştiriyorlar; işte, açlık grevlerine giriyorlar ve benzeri örneklerini çokça yaşadık. Ama en son Sincan F Tipi Kapalı Cezaevinde bir siyasi tutsak, Aysel Koç cezaevinde -yaşanan hak ihlallerine karşı- yaşamına son verdi bu hak ihlallerini protesto etmek için. Dolayısıyla bu kadar acil bir durum, cezaevlerinde bu kadar kritik şeyler yaşanıyor ama hâlâ çok ciddi bir sessizlik söz konusu. Adalet Bakanlığı, bu konuda bir an önce adım atmalıdır.

Değerli arkadaşlar, yine bir diğer hasta tutsak ise Devrim Ayık. Ayık, Antalya L Tipi Cezaevinde, nadir görülen ve tedavisi olmayan bir hastalık olan “crohn” yani bağırsak zehirlenmesi hastalığını taşıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi lütfen.

DİRAYET DİLAN TAŞDEMİR (Devamla) – Bugüne kadar 2 defa ameliyat oldu, 1 metre bağırsağı alındı, hastalığından kaynaklı diyet uygulamak zorunda ama hepimiz de biliyoruz ki cezaevi koşullarında bu diyeti uygulama şansı yok. Yine hastalıklardan kaynaklı yürüyemiyor, avukat görüşüne bile sandalyeyle çıkıyor, gündelik yaşamdaki ihtiyaçları koğuş arkadaşları tarafından karşılanıyor. Ayık, aslında, yüzde 78 raporlu yani engelli raporu var. Bugün mahkemesi vardı, maalesef yine tahliye edilmedi. Dolayısıyla hasta tutsaklar meselesi artık siyasetüstü bir vicdan meselesidir. Bu konuda gerekli duyarlılığın gösterilmesi gerekiyor ve Ayık bir an önce tahliye edilmelidir.

Saygıyla selamlıyorum Genel Kurulu. (HDP sıralarından alkışlar)

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Sayın Akbaşoğlu, buyurun lütfen.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Değerli milletvekilleri, biraz evvel kürsüde hitap eden konuşmacı hasta tutsaklardan bahsetti. Türkiye Cumhuriyeti devleti sınırları içerisinde herhangi bir tutsak bulunmamaktadır, hele cezaevlerinde, hükümlü ve tutuklu olarak mahkeme kararları çerçevesinde bulunan kişiler söz konusudur. Bunun kayıtlara geçmesini istedim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

22’nci madde üzerinde 1 adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 173 sıra sayılı Ürün Güvenliği ve Teknik Düzenlemeler Kanunu Teklifi’nin 22’nci maddesinin (1)’inci fıkrasında bulunan “masraflar” ibaresinden önce gelmek üzere “bahse konu” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

     Ömer Fethi Gürer                       Haydar Akar                     Tahsin Tarhan

             Niğde                                  Kocaeli                                Kocaeli

     Müzeyyen Şevkin                      Tacettin Bayır                       Ahmet Akın

            Adana                                   İzmir                                Balıkesir

Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu

            Manisa

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Katılamıyoruz.

BAŞKAN – Komisyonun katılamadığı önerge üzerinde söz talebi Sayın Ömer Fethi Gürer’in.

Buyurun Sayın Gürer. (CHP sıralarından alkışlar)

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Ürün Güvenliği ve Teknik Düzenlemeler Kanunu Teklifi’nin 22’nci maddesi üzerinde görüşlerimi belirtmek üzere söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlarım.

Değerli arkadaşlar, ürün güvenliğiyle ilgili yapılan düzenleme, âdet yerini bulsun anlamında, bizim de “hayır” demeyeceğimiz bazı çalışmaları içeriyor. Ancak bu ülkede öncelikle gıda güvenliğiyle ilgili çok ciddi bir sorun var. 2002 yılında Adalet ve Kalkınma Partisi iktidara geldikten sonra 2004 yılında “neden” ve “niçin”i hâlâ bilinmediği biçimde belediyelerin gıdayla ilgili yetkileri alındı, merkeze çekildi, Tarım ve Orman Bakanlığı yetkilendirildi; bu süreçte nişasta bazlı şurubun Türkiye’ye girmesi sağlandı, enerji içeceklerinin Türkiye pazarına girmesi sağlandı. Gıda ürünleriyle ilgili bir yasa çıkarılması gerekirse öncelikle insan sağlığına zararlı olan nişasta bazlı şuruptan işe başlamak gerekir. Bilahare, 2006 yılında, dönemin Başbakanı Tayyip Erdoğan ve Bakanlar Kurulu kararıyla, domuz, at, tavşanın kasaplık hayvan olması yönünde de bir karar alındı. Keza, 2010 yılına geldiğimizde, bu kez, veteriner hizmetleri ile gıda ve bitki bir arada değerlendirilip bir kanun çıkarıldı. Bu kanunla da belediyelerin sağlık birimlerinin dahi analiz yapma yetkileri merkeze çekildi, yalnızca sağlık birimleri hayvanlarla ilgilenen bir konuma getirildi. Zabıta bir yere denetime gittiği zaman tarım il müdürlüğünden bir yetkili gelmeden ne ceza kesebildi ne denetim yapabildi. Günümüze geldiğimizde, gıdayla ilgili yaşanan sorunlar, gerçek anlamda ürün güvenirliğini ciddi anlamda sorunlu kıldı; ilgili bakanın da bu konuda söyledikleri var.

Bir kanun teklifi verdim; gıda ürünlerinde hile yapanlara bir yıl hapis cezası, beş yıl ticaretten men ve ağır para cezaları verilmesi gerektiğini belirten kanun teklifimi Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına sundum. Gıdayla ilgili, şu anda, ülkemizde ne yediğimizi, ne içtiğimizi ciddi anlamda bilmiyoruz. Bazen Sayın Bakan çıkıyor, denetimlerle ilgili açıklamalar yapıyor, “Şu anda, 81 ilde bir haftadır denetim sürdürüyoruz.” diyor. Davul zurnayla gidilen denetim bu işi doğru yapan insanların üstüne yapılan bir denetime dönüşmüş durumda. Biz “İşini doğru yapan üreticiyi koruyalım.” diyoruz, onlar işini doğru yapan üreticiyi denetleyip “Şu kadar denetim yaptık.” diyor.

Bugün “merdiven altı” dediğimiz, insan sağlığına zararlı ürünlerin üretildiği çok işletme var; bunları tespit edemiyorlar çünkü denetimi yaparken amaç, sağlığa zararlı ürünleri saptamak, onların üzerine gitmek değil. Eğer öyleyse Tarım ve Orman Bakanlığının, kanunla, yetkisini paylaşabilme yetkisi var. Bunun için yapılması gereken, başta büyükşehir belediyeleri olmak üzere, gıda denetimlerini belediyeler üzerinden de sağlayacak uygulamalara geri dönmek. Örneğin portör muayenesi ve akciğer filmleri zorunluyken, zabıta eliyle de denetlenirken bunlar kaldırıldı; bu, üretene bırakıldı; bir yerde çalışanın portör muayenesi ya da akciğer filmi oradaki çalıştıranın inisiyatifine terk edildi.

Bugün, hepiniz biliyorsunuz, çoğu lokantada kayıt dışı, kaçak işçi çalışıyor; fırında çalışıyor, kasapta çalışıyor, markette çalışıyor. Bunların, geçmişte, muayene edilmeden o yerlerde çalışmasına da izin verilmiyordu. Bakanlık açıklıyor; süt ve süt ürünlerinde, et ve et ürünlerinde, enerji içeceğinde, çikolatada ve benzeri gıdada tükettiğimiz ürünlerdeki hileleri Bakanlık kendi internet sitesinde açıklıyor ama sınırlı sayıda, bunun bütününün ele alınması gerekiyor. O nedenle ülkemizde acil, gıda ürünleriyle ilgili bir kanunun dört başı mamur çıkarılması gerekiyor. Bu işle ilgili yeterli denetim ve kontroller de ne yazık ki sağlanamıyor.

Değerli arkadaşlar, ürün tohumdan başlar, daha sonra da üretim aşamasının her noktasında hijyen olması sağlanır. Keza satış da bu bağlamda önemlidir. Etiketinin üzerinde yapılan düzenlemeyle ürünün nereye ait olduğu…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayın lütfen Sayın Gürer

ÖMER FETHİ GÜRER (Devamla) – Son yapılan bir düzenlemeyle o da kalktı. Yani yerel anlamda yapıldığı yer de bilinmesin isteniyor. Gıdaya yönelik gerçek anlamda ülkemizde sorunlar yaşanıyor. Bunun gerek sebze-meyve gerekse üretilmiş mamul açısından ele alınması ve gıdanın mutlaka ve mutlaka insan sağlığına zarar vermeyecek boyutlarda değerlendirilmesi gerekiyor. Yaşanan birçok hastalığın altyapısı incelendiğinde gıda ürünleriyle insan bedeninin kendi kendini yok ettiğini görüp anlamak bilim insanlarının görevi ve onlar da bunun böyle olduğunu söylüyorlar.

O açıdan bu ürünlerle ilgili çıkarılacak olan düzenlemeleri bir yerde âdet yerini bulsun diye -başında söyledim- öyle bir düzenleme olarak görüyorum. Esas olan, gıdaya yönelik düzenlemelerin hepimiz için gerekliliğine inanıyorum çünkü şu anda ne yediğimizi, ne içtiğimizi bilmiyoruz. Bununla ilgili de çok iddialıyım hatta radyasyondan başlayarak kullanılan suyuna kadar birçok konuda söyleyeceğim çok söz var ama sınırlı sürede anlatabildiklerim bunlar.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

22’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

23’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

24’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

25’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir…

Geçici madde 1’i oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

26’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

27’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

İkinci bölümde yer alan maddelerin oylamaları tamamlanmıştır.

173 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin tümünün oylamasından önce Komisyonun bir redaksiyon talebi vardır.

Buyurun Sayın Komisyon.

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, teklifin 8’inci maddesinin (2)’nci fıkrasında yer alan “talebi halinde yetkili kuruluşa” ibaresinin maddenin bütünü okunduğu takdirde öznenin olmadığı veya öznenin kafalarda istifham oluşturacağı anlaşıldığından öznenin daha doğru anlaşılabilmesi için “yetkili kuruluşun talebi halinde” şeklinde redaksiyona tabi tutulması; buna paralel olarak aynı redaksiyon teklifinin kanun teklifinin 9’uncu maddesinin (1)’inci fıkrasının (h) bendinde, 12’nci maddesinin (1)’inci fıkrasında, 14’üncü maddesinin (3)’üncü fıkrasının (b) bendinde de yapılması uygun olacaktır.

Takdirlerinize arz ediyoruz.

BAŞKAN – Redaksiyon talebiniz kayıtlara geçmiştir. Görüşülen teklifin kabul edilmesi hâlinde redaksiyon işlemi Başkanlığımızca gerçekleştirilecektir.

Kanun teklifini yapılan redaksiyon talebiyle birlikte oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Teklif kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

Değerli milletvekilleri, şimdi birleşime on dakika ara vereceğim ama geldiğimizde bir uluslararası sözleşmenin görüşmesini ve oylamasını yapacağız.

Grup Başkan Vekillerimizi arkaya davet ediyorum.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 20.19

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 20.33

BAŞKAN: Başkan Vekili Süreyya Sadi BİLGİÇ

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Barış KARADENİZ (Sinop)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 65’inci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

V.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI (Devam)

3.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Süreyya Sadi Bilgiç’in, Moskova’da yapılan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin arasındaki görüşmeden sonra bir ateşkes mutabakatına varıldığının ifade edilmesinin ülke ve bölge için hayırlı olmasını dilediğine ilişkin konuşması 

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, az önce, Moskova’da, Sayın Putin ile Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan arasındaki görüşmeden sonra açıklama yapıldı; bir ateşkes mutabakatına varıldı, imzayla beraber ateşkes başlıyor. Umarım ülkemiz için ve bölge için hayırlı olur, bunu sizinle paylaşmak istedim.

IX.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

2.- Tekirdağ Milletvekili Mustafa Şentop’un Futbol Maçlarında ve Diğer Spor Müsabakalarında Bütüncül Bir Emniyet, Güvenlik ve Hizmet Yaklaşımı Üzerine Avrupa Konseyi Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/2562) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 175)

BAŞKAN - Evet, 2’nci sırada yer alan, Tekirdağ Milletvekili Mustafa Şentop'un Futbol Maçlarında ve Diğer Spor Müsabakalarında Bütüncül Bir Emniyet, Güvenlik ve Hizmet Yaklaşımı Üzerine Avrupa Konseyi Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

3’üncü sırada yer alan, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı İzmir Milletvekili Binali Yıldırım’ın Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu (IFAD) Arasında IFAD Ülke Ofisi-Doğu Avrupa ve Orta Asya Merkezi Kurulmasına İlişkin Ev Sahibi Ülke Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi ile Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu ve Dışişleri Komisyonu Raporlarının görüşmelerine başlayacağız.

3.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı İzmir Milletvekili Binali Yıldırım’ın Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu (IFAD) Arasında IFAD Ülke Ofisi-Doğu Avrupa ve Orta Asya Merkezi Kurulmasına İlişkin Ev Sahibi Ülke Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/1541) ile Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu ve Dışişleri Komisyonu Raporları (S. Sayısı: 53) (´)

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Komisyon Raporu 53 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Teklifin tümü üzerinde söz talebi? Yok.

Teklifin tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ İLE ULUSLARARASI TARIMSAL KALKINMA FONU (IFAD) ARASINDA IFAD ÜLKE OFİSİ DOĞU AVRUPA VE ORTA ASYA MERKEZİ KURULMASINA İLİŞKİN EV SAHİBİ ÜLKE ANLAŞMASININ ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TEKLİFİ

MADDE 1- (1) 5 Kasım 2018 tarihinde Ankara’da imzalanan “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu (IFAD) Arasında IFAD Ülke Ofisi-Doğu Avrupa ve Orta Asya Merkezi Kurulmasına İlişkin Ev Sahibi Ülke Anlaşması”nın onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – Madde üzerinde söz talebi? Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – Madde üzerinde söz talebi? Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3- (1) Bu Kanun hükümlerini Cumhurbaşkanı yürütür.

BAŞKAN – Madde üzerinde söz talebi? Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Teklifin tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Oylama için üç dakika süre vereceğim. Bu süre içerisinde sisteme giremeyen üyelerin teknik personelden yardım istemelerini, bu yardıma rağmen sisteme giremeyen üyelerin oy pusulalarını oylama için öngörülen üç dakikalık süre içinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Evet, 53 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin açık oylama sonucu:

“Kullanılan oy sayısı   : 272

Kabul                                           : 261

Ret                                              : 10

Çekimser                                      : 1(x)

             Kâtip Üye                           Kâtip Üye

          Bayram Özçelik                    Barış Karadeniz

               Burdur                                Sinop”

Teklif kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

Alınan karar gereğince kanun teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için, 10 Mart 2020 Salı günü saat 15.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

Kapanma Saati: 20.41



(´) 173 S. Sayılı Basmayazı 25/2/2020 tarihli 60’ıncı Birleşim Tutanağı’na eklidir.

(´) 53 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.