TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                           TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                                          54’üncü Birleşim

                                                                                        11 Şubat 2020 Salı

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                                          İÇİNDEKİLER

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Konya Milletvekili Ahmet Sorgun’un, 28 Şubat sürecinin 23’üncü yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül’ün, 9 Şubat Milliyetçi Hareket Partisinin kuruluşunun 51’inci yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Van Milletvekili Muazzez Orhan’ın, Van ili Behçesaray ilçesinde yaşanan çığ felaketlerine ilişkin gündem dışı konuşması

 

IV.- AÇIKLAMALAR

1.- İzmir Milletvekili Mehmet Ali Çelebi’nin, İzmir şehir hastanesinin kaç yatak kapasitesiyle ne zaman açılacağını, açılması hâlinde kent merkezindeki Bozyaka, Alsancak, Tepecik Hastanelerinin kapatılıp kapatılmayacağını, kapatılmaları durumunda bu hastanelerdeki hasta ve sağlık çalışanlarının yaşayabileceği mağduriyetlere karşı hangi tedbirlerin alınacağını Sağlık Bakanından öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

2.- Bursa Milletvekili Erkan Aydın’ın, bayram ikramiyesinden faydalanamayan emeklilerin mağduriyetinin giderilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

3.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Akın’ın, iktidarın vatandaşların geçim derdine ne zaman çözüm üreteceğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

4.- Manisa Milletvekili Bekir Başevirgen’in, sayıları katlanarak artan karşılıksız çek mağdurlarının suçlu değil borçlu olduğuna ve Çek Kanunu’yla ilgili düzenlemenin yapılarak esnafın mağduriyetinin giderilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

5.- Kütahya Milletvekili Ali Fazıl Kasap’ın, şehitlere Allah’tan rahmet dilediğine, 2020 yılında da durmayan kadın cineyetlerine daha ne kadar seyirci kalınacağını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

6.- Uşak Milletvekili İsmail Güneş’in, bölge halkının güvenliğini sağlamak, yaşanan insanlık dramını engellemek için bulundukları Suriye’nin İdlib kentinde rejim güçlerinin saldırısına uğrayarak şehadet şerbetini içen askerlere ve vefat eden 24'üncü Dönem Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu’na Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

7.- Hatay Milletvekili Serkan Topal’ın, iktidarın işsizliğe çare bulması ya da çare bulacaklara yol vermesi gerektiğine ilişkin açıklaması

8.- Adana Milletvekili Burhanettin Bulut’un, çok sayıda ilacın geri ödeme listesinden çıkarılarak eş değer ilaçlara Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından ödenen ilaç fiyat farkı uygulamasının yüzde 10’dan yüzde 5’e çekilip çekilmeyeceği konusunda Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanının kamuoyunu bilgilendirmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

9.- Kocaeli Milletvekili İlyas Şeker’in, sınırlarımızın güvenliğini sağlamak, barış ve huzuru korumak için bulundukları Suriye’nin İdlib kentinde rejim güçlerinin saldırısına uğrayarak şehit olan askerlere Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

10.- Malatya Milletvekili Mehmet Mehmet Celal Fendoğlu’nun, Suriye’nin İdlib kentinde şehit düşen askerlere Allah’tan rahmet dilediğine, yaşanan deprem nedeniyle zor durumda olan Malatya ve Elâzığ esnafına kredi kullanımında bir defaya mahsus sicil affı sağlanması gerektiğine ilişkin açıklaması

11.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Sultanbeyli sakinlerinin Sultanbeyli Belediyesi tarafından belirlenen hisseli tapuların rayiç değerleri nedeniyle yaşadığı mağduriyete ilişkin açıklaması

12.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, Suriye’nin İdlib kentinde şehit düşen askerlere ve hemşehrisi Uzman Onbaşı Enes Alper’e Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

13.- Mersin Milletvekili Hacı Özkan’ın, sınırlarımızın güvenliğini sağlamak, barış ve huzuru korumak için bulundukları Suriye’nin İdlib kentinde rejim güçlerinin saldırısına uğrayarak şehit olan askerlere Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

14.- Bursa Milletvekili Atilla Ödünç’ün, sınırlarımızın güvenliğini sağlamak, barış ve huzuru korumak için bulundukları Suriye’nin İdlib kentinde rejim güçlerinin saldırısına uğrayarak şehit olan askerlere Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

15.- İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu’nun, Hızır ayına ve Hızır oruçlarına ilişkin açıklaması

16.- Mersin Milletvekili Baki Şimşek’in, Suriye’nin İdlib kentinde şehit olan askerlere ve hemşehrisi Uzman Çavuş Uğur Katran’a Allah’tan rahmet dilediğine, 9 Şubat Milliyetçi Hareket Partisinin kuruluşunun 51’inci yıl dönümüne ilişkin açıklaması

17.- Gaziantep Milletvekili Ali Muhittin Taşdoğan’ın, 10 Şubat 2020 Pazartesi günü Suriye’nin İdlib kentinde rejim güçleri tarafından düzenlenen saldırı sonucu şehit olan hemşehrisi Uzman Onbaşı İbrahim Halil Açıkgöz ile 4 şehide Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

18.- Antalya Milletvekili Aydın Özer’in, kotanın dolması nedeniyle Rusya’nın Türkiye’den domates alımını durdurmasıyla yaşanılacak mağduriyeti önlemeye yönelik Ticaret Bakanının tedbir alması gerektiğine ilişkin açıklaması

19.- Gaziantep Milletvekili İmam Hüseyin Filiz’in, Suriye’nin İdlib kentinde Esad rejim güçlerinin hain saldırısında şehit düşen hemşehrisi Uzman Onbaşı İbrahim Halil Açıkgöz ile 4 Mehmetçik’e ve vefat eden 24’üncü Dönem Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu’na Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

20.- Çanakkale Milletvekili Özgür Ceylan’ın, termik santrallere filtre takılmasının ertelenmesini içeren yasanın Cumhurbaşkanı tarafından veto edilmesi sonrasında 31 Aralık 2019 itibarıyla yapılması gereken işlemlere ilişkin açıklaması

21.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, bölge halkının güvenliğini sağlamak, yaşanan insanlık dramını engellemek için bulundukları Suriye’nin İdlib kentinde rejim güçlerinin saldırısına uğrayarak şehadet şerbetini içen askerlere ve vefat eden 24'üncü Dönem Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu’na Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

22.- Kahramanmaraş Milletvekili Sefer Aycan’ın, sınırlarımızın güvenliğini sağlamak, barış ve huzuru korumak için bulundukları Suriye’nin İdlib kentinde rejim güçlerinin saldırısına uğrayarak şehit olan askerlere Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

23.- Hatay Milletvekili Suzan Şahin’in, şehitlere ve Hatay Valiliği önünde “Çocuklarım aç, iş istiyorum, anlamıyor musunuz?” diyerek kendini yakan hemşehrisi Adem Yarıcı’ya Allah’tan rahmet dilediğine, Hükûmetin görevinin istihdam yaratacak tedbirleri almak olduğuna ilişkin açıklaması

24.- Bartın Milletvekili Aysu Bankoğlu’nun, 11 Şubat  Özgecan Aslan’ın öldürülüşünün 5’inci yıl dönümü vesilesiyle caniler yüzünden yarım kalan hayatları unutmayacaklarına ve unutturmayacaklarına ilişkin açıklaması

25.- Tekirdağ Milletvekili İlhami Özcan Aygun’un, polislere verilen 3600 ek gösterge sözünün yerine getirilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

26.- Kayseri Milletvekili İsmail Emrah Karayel’in, Suriye’nin İdlib kentindeki gözlem noktalarına takviye olarak gönderilen Türk askerlerine yönelik Esad rejimi tarafından düzenlenen saldırıya misliyle cevap verildiğine, şehitlere ve hemşehrisi Uzman Onbaşı İbrahim Albayrak ile Sözleşmeli Er Özgür Çelik’e Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

27.- Mersin Milletvekili Olcay Kılavuz’un, Suriye’nin İdlib kentinde rejim güçleri tarafından Türk askerine yönelik saldırıda şehadet şerbetini içen Piyade Uzman Onbaşı Fatih Saylak, İbrahim Halil Açıkgöz, Enes Alper, İbrahim Albayrak ile Davut Özcan’a Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

28.- Balıkesir Milletvekili Fikret Şahin, İdlib’de şehit olan Mehmetçiklere Allah’tan rahmet dilediğine, Balıkesir ilinde yıkım kararı verilen 51 okulun yerine aynı nitelikte okulların yapılması ve aynı kadroyla hizmete devam edilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

29.- Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can’ın, Suriye’nin İdlib kentinde şehit olan hemşehrisi Uzman Onbaşı Davut Özcan ile 4 Mehmetçik’e Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

30.- İstanbul Milletvekili Turan Aydoğan’ın, İstanbul Teknik Üniversitesi öğrencilerinin okuldaki kantin fiyatlarının yüksek olmasını barışçıl bir eylemle protesto ederek ücretsiz çay ve kahve dağıtmasının “huzur bozucu eylem” olarak nitelendirilerek ceza verilmesinin kabul edilemeyeceğine ilişkin açıklaması

31.- Kayseri Milletvekili Dursun Ataş’ın, Suriye’nin İdlib kentinde şehit olan askerler ile hemşehrisi Uzman Onbaşı İbrahim Albayrak’a Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

32.- Amasya Milletvekili Mustafa Levent Karahocagil’in, Suriye’nin İdlib kentinde Rahmetirahman’a kavuşan şehitlere Allah’tan rahmet dilediğine, kırsal kalkınmayı destekleme kapsamında “Uzman Eller” sloganıyla Amasya, Düzce, Mardin ve İzmir illerinde uygulanacak projelere ilişkin açıklaması

33.- Iğdır Milletvekili Yaşar Karadağ’nın, Suriye’nin İdlib kentinde şehit olan Mehmetçiklere Allah’tan rahmet dilediğine, Iğdır ilinde yaşanan hava kirliliği sorununa yönelik Çevre ve Şehircilik Bakanlığının önlem alması gerektiğine ilişkin açıklaması

34.- Mersin Milletvekili Ali Cumhur Taşkın’ın, Suriye’nin İdlib kentinde şehit olan askerlere Allah’tan rahmet dilediğine ve 10 Şubat Sultan II. Abdülhamit’in vefatının 102’nci yıl dönümüne ilişkin açıklaması

35.- İzmir Milletvekili Kani Beko’nun, Suriye’nin İdlib kentinde şehit olan askerlere Allah’tan rahmet dilediğine, AKP iktidarının başarısız politikaları sonucu ağır ekonomik krizle karşı karşıya olunduğuna ve birçok ilacın piyasada bulunmaması nedeniyle yaşanılan mağduriyete ilişkin açıklaması

36.- Uşak Milletvekili Özkan Yalım’ın, 24 Haziran 2018 genel seçimleri öncesi öğretmen, polis, hemşire, din görevlisi ile imamlara verilen 3600 ek gösterge sözünün yerine getirilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

37.- İstanbul Milletvekili Hayati Arkaz’ın, Suriye’nin İdlib kentinde şehadet şerbetini içen askerlere Allah’tan rahmet dilediğine, 9 Şubat Milliyetçi Hareket Partisinin kuruluşunun 51’inci yıl dönümüne ilişkin açıklaması

38.- Aksaray Milletvekili Ramazan Kaşlı’nın, Suriye’nin İdlib kentinde hain saldırı sonucu şehit düşen askerlere, hemşehrisi Uzman Onbaşı Kadir Yıldız ile Van ili Bahçesaray ilçesinde yaşanan çığ felaketinde şehit olan Jandarma Uzman Onbaşı Ramazan Süslü’ye Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

39.- İzmir Milletvekili Bedri Serter’in, şehitlere Allah’tan rahmet dilediğine, Alsancak Elektrik Fabrikasının devrine dair yaşanan sorunlara ilişkin açıklaması

40.- Aydın Milletvekili Süleyman Bülbül’ün, Suriye’nin İdlib kentinde şehit olan askerlere Allah’tan rahmet dilediğine, Cumhuriyet Savcısı Taner Temur’un Hâkimler ve Savcılar Kurulu kararıyla sürgün edilmesinin dayanağını ve verilen sürgün kararından dönülerek adaletin işletilip işletilmeyeceğini Adalet Bakanından öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

41.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, vefat eden 24’üncü Dönem Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu’na Allah’tan rahmet dilediğine, Suriye’nin idlib kentinde rejim güçleri tarafından 5 askerin öldürülmesiyle iki haftada 13 evladın şehit verildiğine, Türk askerinin İdlib’deki gözlem noktaları Rusya’yla varılan mutabakata rağmen rejim güçleri tarafından ateş altına alınmasının nasıl olabildiğini, Heyet Tahrir el-Şam adlı örgüt ile rejim güçleri çatışırken Türk askerinin İdlib sınırına neden sürekli askerî sevkiyat gerçekleştirdiğini ve Türk askerinin rolünün, amacının ne olduğunu, olası İdlib operasyonunda Hükûmetin politikasının ne olacağını, ülkemizde yaklaşık 4 milyon Suriyeli varken 1 milyon Suriyelinin daha nasıl istihdam edileceğini öğrenmek istediklerine, KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın “Kuzey Kıbrıs Ankara tarafından yutulabilir.” ifadesine ve Hükûmetin ziraat, gıda, su ürünleri mühendisleri ile veteriner hekimlerin atamalarına ilişkin verdiği sözü yerine getirmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

42.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, vefat eden 24’üncü Dönem Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu’na, 10 Şubatta Suriye’nin İdlib kentinde hain saldırı sonucu şehit olan 5 asker ile 3 Şubatta şehit düşen 8 askere ve Van ili Bahçesaray ilçesinde meydana gelen çığ felaketlerinde hayatını kaybeden 41 vatandaşa Allah'tan rahmet dilediğine, arama kurtarma faaliyetlerinin koordinasyonunun ve kriz yönetiminin önemine, incelemelerde bulunmak ve yöre halkına destekte bulunmak amacıyla bölgeye Milliyetçi Hareket Partisi tarafından heyet gönderildiğine, AFAD verilerine göre 1890-2014 yılları arasında yaşanan 1.997 büyük çığ felaketinin çığ meselesine daha fazla odaklanmamız gerektiğini ortaya koyduğuna ilişkin açıklaması

43.- İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un, Adalet ve Kalkınma Partisinin ekonomi politikaları nedeniyle halkın büyük çoğunluğunun işsizlik, zam ve adaletsiz vergilerle karşı karşıya bırakıldığına, TÜİK tarafından açıklanan iş gücü istatistiklerine, Hatay ilinde bir yurttaşın kendini yakma eylemine yönelik Hatay Valiliğinin yaptığı açıklamaya, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Selçuk Mızraklı’nın ilk duruşmasında savcıdan mütalaa istenmesine, Yüksekova Belediyesi Eş Başkanı Remziye Yaşar hakkında verilen kararın da siyasi olduğuna, Şırnak ili Beytüşşebap ilçesinde yaşayan Hurmuz Diril ile Şimoni Diril’den 11 Ocaktan bu yana, Batman ilinden Silivri Cezaevine gelen Mehmet Bal’dan da 24 Ocaktan bu yana haber alınamadığına ve bu yurttaşların neden kaybolduğunun İçişleri Bakanlığı tarafından açıklanarak ailelerine bilgi verilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

44.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, vefat eden 24’üncü Dönem Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu’na ve Suriye’nin İdlib kentinde şehit olan askerlere Allah’tan rahmet dilediklerine, İdlib’deki hem sınır güvenliğiyle hem de gözetleme kulelerindeki askerlerlerin can güvenliğiyle ilgili konuyu birçok defa Meclis kürsüsünden dile getirdiğine, yürütme organının İdlib’deki kimi stratejik hatalarından dolayı şehit verilmesinden rahmet dileyerek sıyrılınamayacağına, İdlib meselesinin gündeme alınabilmesi için Genel Kurula genel görüşme önerisi sunacaklarına ilişkin açıklaması

45.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, ülkenin sınır güvenliğini sağlamak, millete kasteden terör örgütlerini ve oluşturulmak istenen terör devletini ortadan kaldırmak, insani dramı sonlandırmak maksadıyla sınır ötesi operasyonların sürdürüldüğüne, Gazi Meclis kuruluş ve kurtuluş mücadelesinde ne yapmışsa bugün de aynı kararların alınması ve aynı istikamette yürünmesi gerektiğine, İdlib’de hayatını kaybeden Mehmetçiklere ve vefat eden 24’üncü Dönem Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu’na Allah’tan rahmet dilediklerine, 10 Şubat Sultan II. Abdülhamit’in 102’nci ölüm yıl dönümüne ilişkin açıklaması

46.- Isparta Milletvekili Aylin Cesur’un, Ankara Milletvekili Arife Polat Düzgün’ün İYİ PARTİ grup önerisi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

47.- İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un, Van Milletvekili Abdulahat Arvas’ın HDP grup önerisi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

48.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Van Milletvekili Abdulahat Arvas’ın HDP grup önerisi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

49.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, Van Milletvekili Abdulahat Arvas’ın HDP grup önerisi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasında yaşanan çığ felaketindeki arama kurtarma çalışmalarının uzman kişiler tarafından yapıldığını vurguladığına ilişkin açıklaması

50.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, bir astsubayın çığ felaketinde nasıl kurtarıcı olabileceğini öğrenmek istediğine ve yetişmiş personel meselesini önemsediklerine ilişkin açıklaması

 

V.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Süreyya Sadi Bilgiç’in, vefat eden 24’üncü Dönem Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu’na Başkanlık Divanı olarak Allah’tan rahmet dilediklerine ilişkin konuşması

 

 

 

 

VI.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- İYİ PARTİ Grubunun, Isparta Milletvekili Aylin Cesur ve 19 milletvekili tarafından, Dormofol kullanımında 1 vatandaşın ölümünün ve birkaç vatandaşın sağlık sorunlarına neden olan eksiklik ve ihmallerin araştırılması, telafisi mümkün olmayan tıbbi hataların önüne geçilmesi, ihmal ve eksikliklere sebep olanların tespit edilmesi amacıyla 11/2/2020 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 11 Şubat 2020 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

2.- HDP Grubunun, Van Milletvekili Murat Sarısaç ve arkadaşları tarafından, Van ilinin Bahçesaray ilçesinde meydana gelen iki çığ olayında yaşanan eksiklik, hatalar ve ihmallerin ortaya çıkarılması amacıyla 10/2/2020 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 11 Şubat 2020 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

3.- CHP Grubunun, Grup Başkan Vekili İstanbul Milletvekili Engin Altay, Grup Başkan Vekili Manisa Milletvekili Özgür Özel ile Grup Başkan Vekili Sakarya Milletvekili Engin Özkoç tarafından, İdlib meselesinin gündeme alınması ve Türkiye’nin bu cendereden çıkabilmesi için gerekli adımların tespiti amacıyla 11/2/2020 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan genel görüşme önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 11 Şubat 2020 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

 

VII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Önergeler

1.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, (2/655) esas numaralı Organ ve Doku Alınması, Saklanması, Aşılanması ve Nakli Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/

 

VIII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Teklifleri

1.- İstanbul Milletvekili Mustafa Demir ile 70 Milletvekilinin Coğrafi Bilgi Sistemleri ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/2512) ve Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 161)

2.- İzmir Milletvekili Binali Yıldırım’ın Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ile Kırgız Cumhuriyeti Hükûmeti Arasında Bişkek Kırgız-Türk Dostluk Devlet Hastanesi Açılması, Ortak İşletilmesi ve Devri ile Kırgız Cumhuriyeti Vatandaşlarının Türkiye’de Tıp ve Tıpta Uzmanlık Eğitimi Almasına Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/1602) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 66)

 

 

 

 

 

 

 

IX.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- İstanbul Milletvekili Gürsel Tekin'in, Karadeniz Bölgesi'ndeki beş ilde çıkan orman yangınlarına ve yangın söndürme ihalesinin verildiği şirkete ilişkin sorusu ve Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’nin cevabı (7/23587)

2.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer'in, Et ve Süt Kurumunun zincir marketlerle yaptığı sözleşmeler kapsamında tüketiciye ulaştırılan etlerin üretim ve ambalaj işlemlerinin kurum kombinalarında yapılması önerisine ilişkin sorusu ve Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’nin cevabı (7/23591)

3.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer'in, Et ve Süt Kurumu satış mağazalarındaki temel et ürünleri ile şarküteri ürünlerinin tüketici talebini karşılamasına yönelik tedbirlere ilişkin sorusu ve Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’nin cevabı (7/23592)

4.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer'in, çay üretimine yönelik çalışmalara ilişkin sorusu ve Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’nin cevabı (7/23595)

5.- Hatay Milletvekili Mehmet Güzelmansur'un, 2006 yılından bu yana ülkemizde üretilen sertifikalı tohum miktarı ile ıslah edilen ve tescillenen yerli tohum türlerine ilişkin sorusu ve Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’nin cevabı (7/23596)

6.- Edirne Milletvekili Okan Gaytancıoğlu'nun, ithal edilen bitkilerin zirai karantina kontrollerine ilişkin sorusu ve Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’nin cevabı (7/23597)

7.- İstanbul Milletvekili Dilşat Canbaz Kaya'nın, 2019 yılında iflas eden esnafların illere ve sektörlere göre sayısına ve iflaslara karşı alınan önlemlere ilişkin sorusu ve Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan’ın cevabı (7/23604)

8.- İstanbul Milletvekili Dilşat Canbaz Kaya'nın, İstanbul Havalimanı'nda düzenlenen ve iptal edilen uçuş seferlerine ilişkin sorusu ve Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Mehmet Cahit Turhan’ın cevabı (7/23623)

9.- Konya Milletvekili Esin Kara'nın, 2018-2019 yıllarında okullarda yaşanan öğrenci yaralanma ve ölüm vakalarına ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın cevabı (7/23695)

10.- Konya Milletvekili Esin Kara'nın, devlet hastanelerine medikal malzeme temin eden firmaların alacaklarının zamanında ödenmemesine ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın cevabı (7/23696)

11.- İstanbul Milletvekili Onursal Adıgüzel'in, yerli ürün geliştirme çalışmalarının son durumuna ilişkin sorusu ve Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay’ın cevabı (7/23744)

 

11 Şubat 2020 Salı

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.02

BAŞKAN: Başkan Vekili Süreyya Sadi BİLGİÇ

KÂTİP ÜYELER: Burcu KÖKSAL (Afyonkarahisar), Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 54’üncü Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce 3 sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, 23’üncü yılında 28 Şubat hakkında söz isteyen Konya Milletvekili Ahmet Sorgun’a aittir.

Buyurun Sayın Sorgun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Konya Milletvekili Ahmet Sorgun’un, 28 Şubat sürecinin 23’üncü yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

AHMET SORGUN (Konya) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; sözlerimin hemen başında, İdlib’de, Van’da ve Elâzığ’da şehit düşenler başta olmak üzere bütün şühedaya Allah’tan rahmet temenni ediyorum, milletimizin başı sağ olsun.

Değerli milletvekilleri, 28 Şubat üzerine bugüne kadar elbette çok konuşuldu, yazıldı çizildi. 23’üncü yılına girdiğimiz bugünlerde de yine çok konuşulacak, yazılacak çizilecek ama 28 Şubatı yalnızca tek başına değerlendirirsek eksik bir değerlendirme yapmış oluruz. 28 Şubatı 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül ve 15 Temmuz darbeler zincirinin, darbeler halkasının bir parçası, ara durağı olarak görmek gerekir. Resmin bütününü, fotoğrafın büyüğünü görmezsek yüzeysel –sathi- bir değerlendirme yapmış oluruz.

Küresel egemenlerin ülkelere ve toplumlara biçtikleri roller, konumlar vardır, sınırlar vardır. Eğer çizilen sınırlar, biçilen roller aşılmak istenirse değişik metotlarla, modern, postmodern, sofistike yollarla toplum hizaya getirilmek istenir; genellikle de yerel aktörler kullanılır. Ömrühayatımda 5 darbe görmüş birisi olarak -bu girişimlerin ülkemize, insanımıza, ekonomimize, demokrasimize nelere mal olduğunu hepimiz çok iyi biliyoruz- bu darbeler serisinin ortak özellikleri üzerinde durmak istiyorum.

Darbelerin yerlisi ve millîsi olmaz. Bugüne kadar hiçbir darbe dış destek olmadan yapılmamıştır. 12 Eylül 1980 gününü hatırlayın, saat 03.30’da Ankara’dan Washington’a çekilen mesajları hatırlayın. Yine, 15 Temmuzun ilk saatlerinde ABD’den yapılan taraflara itidal çağrısını hatırlayın. Bu çağrının anlamı nedir? Darbeciler ile darbeye karşı duranları aynı meşruiyette görmek değil midir? 28 Şubat sürecinde, Avrupa Birliği büyükelçilerinin, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı nezdinde o günkü Büyükelçimiz olan Yalım Eralp’e, doğrudan el koymamaları şartıyla askerlerin yönetime müdahalesine sıcak baktıklarını söylemesi ne anlama geliyor? Bütün darbeler halkın seçtiği sivil, meşru yönetime karşı yapılmıştır. Yani darbeler halk iradesine, millet egemenliğine karşı yapılmıştır. Yine, bütün darbelerde, darbe öncesi, toplumun darbeye karşı direncini kırabilmek için kaos ortamı oluşturulur; zenginliğimiz olan farklılıklarımız bağlamından çıkarılarak keskinleştirilir, kışkırtılır ve ayrılığa dönüştürülür.

Hatırlayın, 12 Eylül öncesinde sağcılığın, solculuğun nasıl kullanıldığını; sabah birinin eline tutuşturulan silahın aynı el tarafından akşam diğerinin eline tutuşturulduğunu hatırlayın. Güya, ülkede sıkıyönetim var. Darbe ortamının oluşması için oluk oluk kan akmasına göz yumanların veya sebep olanların, günü gelince saat 03.00’te çaldıkları bir düdükle ülkeyi nasıl sütliman hâle getirdiklerini unutmadık. Yine, 28 Şubat sürecinde Ali Kalkancı, Fadime Şahin, Müslüm Gündüz tiyatrolarını da unutmadık. Bu rolleri onlara kim verdi? Nerede o boylarından büyük sopalarla şehirlerin meydanlarında arzıendam ettirilenler? Ellerine tutuşturulan tahta tüfeklerle rejim değiştirmeye kalkanlar nerede?

Bütün darbelerin ortak kaybedeni millettir. Darbelerin ekonomik ve sosyal faturasını milletimiz ödüyor ama kaymağını iç ve dış egemenler, hortumcular yer; daha sonrası, postal parlatıcılarının da kimi temelli senatör olur kimi banka veya şirket yöneticisi. Darbelerin bir de hacıyatmazı var: Darbeler serisinin hep koruyup kollananı FETÖ. 12 Eylülde ismi, güya, arananlar listesinde ama o aleni şekilde şehir şehir dolaşıyor, ağlarını örüyor. 28 Şubatta herkese kan kusturulurken, gazeteciler andıçlanıp sermaye rengârenk boyanırken, kebapçılar bile fişlenirken alan FET֒ye sonuna kadar açılıyor. 15 Temmuzdaysa durum biraz farklı, 15 Temmuzun kazananı millet, kaybedeni FETÖ.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın lütfen.

AHMET SORGUN (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Ama bu sefer de FET֒ye kuklalar değil asıl kukla sahip çıkıyor, koruyup kolluyor.

Değerli milletvekilleri, bütün darbeler bize, bizi biz yapan değerlere, birliğimize karşı yapılmıştır. Darbeler, Anadolu insanını tasfiye etme harekâtıdır. Darbeler, enerjimizi içeride tüketme, boşa harcama ameliyesidir; hedeflerimizden vazgeçirme, ufkumuzu karartma, tökezletme ve diz çöktürme ameliyesidir. Darbe darbedir, darbenin iyisi olmaz. Kim yaparsa yapsın, kime karşı yapılırsa yapılsın, nerede yapılırsa yapılsın, ne için yapılırsa yapılsın darbeler kötüdür, gayrimeşrudur.

Hep birlikte darbecileri ve darbeseverleri halk içine çıkamaz, insan yüzüne bakamaz hâle getirmeliyiz diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Gündem dışı ikinci söz, Milliyetçi Hareket Partisinin 51’inci kuruluş yıl dönümü hakkında söz isteyen Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül’e aittir.

Buyurun Sayın Bülbül. (MHP sıralarından alkışlar)

2.- Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül’ün, 9 Şubat Milliyetçi Hareket Partisinin kuruluşunun 51’inci yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisinin kuruluş yıl dönümü münasebetiyle gündem dışı söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Konuşmama başlamadan önce, İdlib’de dün ordumuza rejim güçleri tarafından yapılan saldırıda şehit olan 5 Mehmetçik’imize Allah’tan rahmet, yaralı Mehmetçiklerimize acil şifalar diliyorum. Bu netameli süreçte, ordumuza, güvenlik güçlerimize muvaffakiyet ve muzafferiyet diliyorum.

Değerli milletvekilleri, 8-9 Şubat 1969’da Adana’da toplanan Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisinin Olağanüstü Büyük Kongresi’nde partinin ismi değiştirilerek Milliyetçi Hareket Partisi olmuş ve amblemi de “kırmızı zemin üstünde üç hilal” olarak belirlenmiştir.

Milliyetçi Hareket Partisinin kuruluşuyla birlikte Türk milliyetçiliği ülküsü sistemli hâle getirilerek fikrî alandan siyaset alanına taşınmıştır, bu sayede Türk milliyetçiliği ilk defa bir parti programı hâline gelmiştir. Merhum Başbuğ’umuz Alparslan Türkeş’in “Türk milletinin büyük ve şanlı mazisine layık bir istikbal meydana getirme davası” olarak tarif ettiği Türk milliyetçiliği, her çeşit taklitten arınmış, kendi cemiyetinin değerlerine bağlı ve o değerleri geliştirici bir harekettir. Özentiye ihtiyacı olmayan, ilhamını kendi ecdadından, kendi tarihinden alan bir anlayışa sahip olmak milliyetçilik anlayışımızın temel düsturudur. Türk milliyetçiliğinin en temel özelliklerinden biri de kendisini bir öteki üzerinden tarif etmiyor olması, herhangi bir sosyal yapıyı veya unsuru ötekileştirmemesidir.

Millet bizim için bir kültür birliğidir, tarihsel beraberliktir. Ortak kültüre, yaşanmışlığa, ortak dile, ahlaki ve estetik değerlere sahip olmayı esas alan millet anlayışımızda ırki, etnik veya mezhepsel temelde bir ayrışma veya ayrıştırma düşüncesi hayat bulamaz; bu sebeple, vatan toprağını paylaştığımız her bir insanımız bizim için değerlidir, Türk milletinin onurlu ve şerefli bir ferdidir.

Değerli milletvekilleri, bizler, insan sevgisini esas alan, maddi ve manevi kalkınmayı birlikte hedefleyen, demokrasi ile milliyetçiliği ikiz kardeş olarak kabul eden, lider ülke Türkiye vizyonuyla Ankara merkezli bir medeniyet tasavvuruna sahip olan, dünyayı Türkçe okuyan, “Önce ülkem ve milletim, sonra partim ve ben.” anlayışını temsil eden, siyasetini bu hedefler doğrultusunda şekillendiren bir hareketiz. Mazluma umut veren, zalime ise korku salan böyle bir anlayışın yok olması için bugüne kadar büyük zulümlere, saldırılara, iftiralara, kara propagandalara muhatap olan Milliyetçi Hareket Partisi ve ülkücü hareket yılmadan, yıkılmadan, dönüşmeden ilk günkü heyecanla, ülküsünden ve ilkelerinden taviz vermeden Genel Başkanımız Sayın Devlet Bahçeli’nin liderliğinde elli bir yıldır siyasi yolculuğuna devam etmektedir. Bu vesileyle, hareketimizin banisi Başbuğ’umuz Alparslan Türkeş Bey başta olmak üzere, kanını, canını davamız uğruna feda etmiş olan şehitlerimizi rahmetle ve minnetle anıyor, ülkücü harekete hizmeti geçmiş olan bütün dava büyüklerimize şükranlarımı sunuyorum.

Değerli milletvekilleri, ülkemiz büyük bir beka mücadelesi vermektedir. Milliyetçi Hareket Partisi bu zorlu süreçte müteyakkız bir hâlde devletimize, Hükûmetimize ve ordumuza koşulsuz destek vermektedir. Ülkemizin gelecek yüzyıllardaki güvenliği, refahı ve huzuru için son derece önemli olan bu dönemeçte, siyasi arenada her yapının aynı hassasiyetle hareket ettiğini söylemek oldukça zordur. Yaşanan her dış politik gelişmede Türkiye’yi, Hükûmeti bütün günahların ve kötülüklerin kaynağı veya yegâne kusurlusu olarak sayarken mücadele içinde olduğumuz emperyal devletlerin zalimce faaliyetlerini görmezden gelmek, terör örgütlerini meşru gören bir anlayışla devamlı olarak Türkiye’yi örselemek insafsızlıktır, vicdansızlıktır; eğer kasten yapılıyorsa ihanetin ta kendisidir. Bugün İdlib’de ordumuz seferdedir; yarım yamalak bilgilerle ülkemizi, ordumuzu yıpratacak faaliyetlerde bulunmak, ancak düşmanı sevindirmektedir. Özellikle sosyal medya üzerinden FETÖ ve PKK sevici hesaplar, Türk milletinin millî mukavemetini kırmaya yönelik yalan haber, tahrikkâr mesajlarla zehir saçmaktadırlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın lütfen.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Devamla) – Bu süreçte yapılacak en asaletli iş, devletimizin ve Mehmetçik’imizin ihtiyaç duyduğu millî kenetlenmeye katkı sağlamaktır. Türkiye Cumhuriyeti devleti, dün de bugün de yarın da kimsenin himmetine muhtaç olmamıştır ve olmayacaktır. İman ediyoruz ve inanıyoruz ki Cenab-ı Allah bize yeter, en büyük yardımcı odur. İnşallah, bu süreçten de kendi gücümüzle, kendi aklımızla muzaffer bir şekilde çıkmasını bileceğiz. En kara günlerde bile bağımsızlığından vazgeçmemiş, teslim olmamış bir millet, elbette bugün de yenilmeyecektir. Korkarak, umutsuzluğa kapılarak değil, cesaretle, kararlılıkla ve kahramanlıkla bu zorlu süreçleri aşacağız.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak bizler, devletimizin kabiliyetine, gücüne güveniyor, milletimizin asaletine ve ferasetine inanıyoruz. Allah, milletimizin ve devletimizin yâr ve yardımcısı olsun diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Gündem dışı üçüncü söz, Van’ın Bahçesaray ilçesinde yaşanan çığ felaketi hakkında söz isteyen Van Milletvekili Muazzez Orhan’a aittir.

Buyurun Sayın Orhan. (HDP sıralarından alkışlar)

3.- Van Milletvekili Muazzez Orhan’ın, Van ili Behçesaray ilçesinde yaşanan çığ felaketlerine ilişkin gündem dışı konuşması

MUAZZEZ ORHAN (Van) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bahçesaray’da yaşanan, yüreğimizi yakan çığ felaketi üzerine gündem dışı söz almış bulunmaktayım. Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, buradan, yaşamını yitiren tüm yurttaşlarımıza Allah’tan rahmet, kederli ailelerine sabırlar, yaralılara acil şifalar diliyorum.

Bildiğiniz gibi, 4 Şubat günü Bahçesaray ilçemize giden bir minibüs ve kepçe üzerine çığ düşmüştür. Kepçe operatörünün kendi imkânlarıyla kurtularak haber vermesi sonucunda 7 yurttaşımız yaralı kurtarılmış, 5 yurttaşımız yaşamını yitirmiş ve 2 yurttaşımızın bedeni ise çığ altında kalmıştır. Bu 2 kişinin arama kurtarma çalışmaları sırasında, ihmal, liyakatsizlik, siyasi şov nedeniyle, Türkiye tarihine geçen korkunç bir facia daha yaşanmıştır. Bu faciada 41 insanımız yaşamını yitirdi, 100’e yakın kişi yaralandı, hâlâ çığ altında kaç beden var net bilinmiyor ve maalesef, arama kurtarma çalışmaları hava koşullarından dolayı yapılamıyor. Acımız çok büyük, bu acının yaşanma ihtimalinin hâlâ devam ediyor olması da canımızı çok yakıyor. Bahçesaray yolu için yıllardır verilen sözlerin onda 1’i yerine getirilmiş olsaydı bu acı durum yaşanmayacaktı. Söz konusu bölgede yıllardır ulaşım sorunu olduğu, çığ yaşandığı bilinmektedir. Yine aynı ilçeden, iktidar partisinden milletvekilleri seçilmiş, yol ve tünel sözleri verilmiş ancak yerine getirilmemiştir. Dağı taşı delen HES ve rant projelerinizin yerine insan hayatını öncelik alsaydınız; tedbirler alınmış, verilen sözler tutulmuş olsaydı çığ olsa bile bunca haEHESyat, bunca can kaybedilmeyecekti. Memleketin dört bir yanına yapmaya çalıştığınız saraylardan sadece birini yapmayıp çığ olan bölgelere kar tünelleri yapsaydınız bunca insan hayatını kaybetmeyecekti.

Resmî olarak, 41 insan yaşamını yitirdi. Kaç kişinin daha kar altında olduğu bilinmiyor. Böyle bir şey olabilir mi? Bu korkunç olaydan bir gece önce, daha bir tek kişi kurtarılmamışken Van kayyumu televizyon kanallarına çıkarak “Herhangi bir ekip ve ekipman sorunumuz yok.” diyebilmiştir. Buradan bir kez daha soruyoruz: Eksik nerede o zaman? İkinci gün 36 insan neden öldü? Bir arama kurtarma bölgesinde kimlerin olması gerektiği önceden belirlenmeliydi. Kurtarma çalışmalarına katılanlar neden kayıt altına alınmadı? Maalesef, ikinci çığ yaşandığı gün hastanelerin önünü Çevik Kuvvetle çevirenler, bölgede çığ riski olmasına rağmen, gerekli önlemleri almamış, halkın ve arama kurtarma ekibinden olmayanların olay yerine gitmesini engellememiştir. Gerekli önlemler alınmamış, göz göre göre ölüme davetiye çıkarılmıştır. Bu ihmal ve tedbirsizliklerin sonucunda 2 kişi kurtarılmaya çalışılırken 36 insan daha hayatını kaybetmiştir.

Dünyanın neresinde böyle bir olay olursa olsun, iktidarlar çıkar özür diler, istifa eder; sorumlular istifa eder. Ne yazık ki AKP iktidarından ne doyurucu bir açıklama ne bir özür ne bir istifa duyduk, gördük. Olması gereken, İçişleri Bakanı ve Van kayyumunun istifa etmesidir; toplumsal ahlak, siyasal etik bunu gerektirir ama nerede? Bütün bu acı, çığ altında can pazarı yaşanırken, Cumhurbaşkanı, Kırıkkale mitinginde, hiç böyle bir facia yaşanmamış gibi “Çığdan yeni bir haber geldi, çığ altında kalanların sayısı 33 oldu; Allah rahmet eylesin.” deyip geçiştiriyor. O ana kadar toplam 38 insan ölmüş, umurunda değil; TOKİ’lerden söz ediyor, konut pazarlıyor, keyif dağıtıyor ve “Nereden nereye geldiğimizi siz biliyorsunuz.” diyor. Evet, biz biliyoruz, bu ülkeye karabasan gibi çöktünüz; emekçinin, kadının, işçinin, köylünün kanını emdiniz; halkı umutsuz ve geleceksiz bıraktınız.

Bakın, 41 insan öldü diyoruz, hâlen çığ altında kaç insan var bilinmiyor. İkinci çığ felaketinin yaşanmasıyla ilgili olarak basına da düşen birçok iddia var. İktidar bu iddiaları görmezden gelmek yerine gerçekleri araştırmalı, açığa çıkarmalı ve gereğini yapmalıdır. Bu bir afet değil, ihmaller sonucu oluşan bir felakettir. İktidar, yaşamını yitirenlerin yakınlarından ve yaralılardan özür dilemelidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Orhan, sözlerinizi tamamlayın lütfen.

MUAZZEZ ORHAN (Devamla) – Olayda ihmali olduğu iddia edilen İçişleri Bakanının, Van kayyumunun ve Cumhurbaşkanı Başdanışmanı olarak adı geçen Gülşen Orhan’ın, sorumlulukları gereği istifa etmeleri gerekir.

Coğrafya kader değildir; tedbirsizlik, ihmal, yolsuzluk, siyasetsizlik kader değildir. İktidarınızı da bu ülkenin kaderiymiş gibi dayatmaktan vazgeçin. Utanın birazcık; hiçbir şey yapmıyorsanız da bu acıya birazcık saygı duyun ve susun.

Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi, sisteme giren ilk 30 milletvekiline birer dakika süreyle yerlerinden söz vereceğim.

Yaşamış olduğumuz deprem ve çığ felaketleri dolayısıyla ilave söz talebi olan milletvekili arkadaşlarımız var, onların da söz taleplerini karşılayacağım.

Sayın Çelebi, buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR

1.- İzmir Milletvekili Mehmet Ali Çelebi’nin, İzmir şehir hastanesinin kaç yatak kapasitesiyle ne zaman açılacağını, açılması hâlinde kent merkezindeki Bozyaka, Alsancak, Tepecik Hastanelerinin kapatılıp kapatılmayacağını, kapatılmaları durumunda bu hastanelerdeki hasta ve sağlık çalışanlarının yaşayabileceği mağduriyetlere karşı hangi tedbirlerin alınacağını Sağlık Bakanından öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

MEHMET ALİ ÇELEBİ (İzmir) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Türkiye genelinde 32 tane şehir hastanesi planlanmış, bunların 10 tanesi açılmıştır.

Sağlık Bakanına soruyorum: İzmir şehir hastanesi ne zaman açılacaktır, kaç yatak kapasiteli olacaktır? Mayıs 2020’de açılması hâlinde, kent merkezindeki Bozyaka, Alsancak, Tepecik Hastanelerinin bir bölümü veya tamamı kapatılacak mıdır? Kapanma durumunda, bu hastanelerdeki hasta ve sağlık çalışanlarının yaşayabileceği mağduriyetlere karşı hangi tedbirler alınacaktır? Kapanma durumunda, halkın ulaşım sorunları nedeniyle yaşayabileceği mağduriyetleri nasıl engelleyeceksiniz diyorum, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN - Sayın Ahmet Kaya? Yok.

Sayın Aydın…

2.- Bursa Milletvekili Erkan Aydın’ın, bayram ikramiyesinden faydalanamayan emeklilerin mağduriyetinin giderilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

ERKAN AYDIN (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Hazine karşılamadığı için bazı banka emeklileri bayram ikramiyesi alırken bazıları alamıyor. Ramazan Bayramı ve Kurban Bayramı’nda verilecek biner TL bayram ikramiyesi ödemeleri için gerekli olan tutar hazine tarafından ödenmek zorunda. Türkiye'nin sosyal güvenlik sisteminde, Emekli Sandığı, SSK ve BAĞ-KUR’un yanı sıra, bu kurumlarla aynı işleve sahip vakıf, sandık kuruluşları da yer alıyor. 7143 sayılı torba Kanun’un 23’üncü maddesine göre bu emeklilere hazineden yapılan ödeme nedeniyle sosyal güvenlik kurumlarına ilave bir yük getirilmiyor, ancak 506 sayılı Kanun’un geçici 20’nci maddesi kapsamında bulunan sandık emeklileriyle ilgili kanunun kapsamı dışında tutulduklarından bu ödemeden yararlanamıyorlar, hazineden karşılamak yerine sandıkların kendi kaynaklarından ödenmesi isteniyor. Sandık emeklilerinin sayısı 350-400 bin civarında. Bu haksız uygulamanın ivedilikle düzeltilmesini talep ediyor, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Akın…

3.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Akın’ın, iktidarın vatandaşların geçim derdine ne zaman çözüm üreteceğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

AHMET AKIN (Balıkesir) – Sayın Başkan, teşekkürler.

Dolar 6 lira, avro 6,60 lira. Açlık sınırı 2.411 lira. Asgari ücret açlık sınırının altında. TL değer kaybettikçe de asgari ücret eriyor. EUROSTAT verilerine göre asgari ücret 440 euro. Türkiye, 27 ülke arasında sondan 5’inci sırada. İnsanlarımızın yüzde 81’inden fazlası yoksulluk sınırında, yüzde 11’i ise açlık sınırından az kazanıyor. Peki, iktidar ne yapıyor? Sürekli zam yapıyor, yapılan zamlara göz yumup kulak tıkıyor. Allah aşkına, vatandaşın derdini anlamak için bir file alıp çarşıya pazara çıkın. Vatandaşın en büyük derdi geçim derdi. Sizler iktidar olarak vatandaşın bu geçim derdine ne zaman çözüm üreteceksiniz?

BAŞKAN – Sayın Başevirgen…

4.- Manisa Milletvekili Bekir Başevirgen’in, sayıları katlanarak artan karşılıksız çek mağdurlarının suçlu değil borçlu olduğuna ve Çek Kanunu’yla ilgili düzenlemenin yapılarak esnafın mağduriyetinin giderilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

BEKİR BAŞEVİRGEN (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ekonomide yaşanan dalgalanmalar nedeniyle karşılıksız çek sayısı rekor seviyelere ulaştı. Karşılıksız çek mağdurlarının sayısı da katlanarak artıyor. Hem aldığı çeki karşılıksız çıkanlar hem de kendi alacağını tahsil edemediği için yazdığı çeki karşılıksız çıkanlar hapis cezasıyla karşı karşıya kalıyor, çalışamıyor, kaçak yaşıyor, ailesine bakamıyorlar. Anayasa’mızın 38’inci maddesinde “Hiç kimse, yalnızca sözleşmeden doğan bir yükümlülüğü yerine getirememesinden dolayı özgürlüğünden alıkonulamaz.” ifadesi yer alır. Ekonomik sebeplerle verilecek cezalar evrensel hukuk normlarına göre yine ekonomik olmalıdır. Çek yüzünden hapis cezası vermek adaletsizliktir ve Anayasa’ya aykırıdır. Esnaf, suçlu değil, borçludur. Çek Kanunu’yla ilgili düzenleme bir an önce ele alınmalı ve esnaflarımızın bu mağduriyetleri en kısa sürede giderilmelidir.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Kasap...

5.- Kütahya Milletvekili Ali Fazıl Kasap’ın, şehitlere Allah’tan rahmet dilediğine, 2020 yılında da durmayan kadın cineyetlerine daha ne kadar seyirci kalınacağını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

ALİ FAZIL KASAP (Kütahya) – İdlib’de şehit olan askerlerimize Allah’tan rahmet, yaralı askerlerimize acil şifalar diliyorum.

Şiddete maruz kalan bir kadını savunurken 20 yaşındaki Kadir’in hayatını karartan bir durumla karşı karşıyayız. Açık bir meşru müdafaadır, meşru müdafaa yönünden değerlendirilmesinin aksi bir tutum, kadına şiddeti teşvik niteliğinde olur. Kadın cinayetleri durmak bilmiyor; 2019 yılında 474 kadın öldürülmüştü, cinayetler 2020’de de durmadı; sadece ocak ayında 7’si faili meçhul olmak üzere 34 kadın cinayeti işlendi. Aile Bakanı bu duruma daha ne kadar seyirci kalacak? Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü ne işe yarar? Sayın Aile Bakanının bu sorulara cevap vermesini bekliyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Güneş...

6.- Uşak Milletvekili İsmail Güneş’in, bölge halkının güvenliğini sağlamak, yaşanan insanlık dramını engellemek için bulundukları Suriye’nin İdlib kentinde rejim güçlerinin saldırısına uğrayarak şehadet şerbetini içen askerlere ve vefat eden 24'üncü Dönem Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu’na Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) – Teşekkür ederim Başkanım.

Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; İdlib’de bölge halkının güvenliğini sağlamak ve yaşanan insanlık dramını engellemek için görev yapan kahraman askerlerimize rejim güçleri alçakça saldırı düzenlemiştir. Yapılan saldırıya misliyle karşılık verilmiştir. Alçak saldırı sonucu şehadet şerbetini içen askerlerimize ve ülkemizin birliği, milletimizin huzur ve güvenliği uğruna canını feda eden tüm muazzez şehitlerimize Allah’tan rahmet, yakınlarına sabrıcemil ve yaralı askerlerimize Cenab-ı Allah’tan acil şifalar diliyorum. Aziz milletimizin başı sağ olsun.

Ayrıca, vefatını büyük üzüntü içerisinde öğrendiğim 24’üncü Dönem Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu’na Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı diliyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Topal...

7.- Hatay Milletvekili Serkan Topal’ın, iktidarın işsizliğe çare bulması ya da çare bulacaklara yol vermesi gerektiğine ilişkin açıklaması

SERKAN TOPAL (Hatay) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, kasım ayında açıklanan işsizlik rakamı 13,7. Oysa sadece Hatay’da her 3 kişiden 1’i işsiz. Burada doğruyu kim söylüyor? Hatay’daki işsiz vatandaşlarımız mı yoksa rakamları manipüle eden iktidar mı? Elbette doğruyu işsiz olan vatandaşlarımız söylüyor. En son da zaten acı bir olay yaşadık Hatay Valiliğinin önünde, Adem Yarıcı’yı kaybettik.

Şimdi burada sayın iktidara sesleniyorum: Ya işsizliğe çare bulun ya da çare bulamıyorsanız, üretemiyorsanız çare bulacak diğer arkadaşlarımıza yol verin.

Teşekkür ediyorum, saygılarımı sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Bulut…

8.- Adana Milletvekili Burhanettin Bulut’un, çok sayıda ilacın geri ödeme listesinden çıkarılarak eş değer ilaçlara Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından ödenen ilaç fiyat farkı uygulamasının yüzde 10’dan yüzde 5’e çekilip çekilmeyeceği konusunda Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanının kamuoyunu bilgilendirmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

BURHANETTİN BULUT (Adana) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, çok sayıda ilacın geri ödeme listesinden çıkarılacağı ve eş değer ilaca Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından ödenen, ilaç fiyat farkı uygulamasının yüzde 10’dan yüzde 5’e çekileceği Türk Eczacıları Birliği tarafından kamuoyunda dile getirilmiştir. Vatandaş daha fazla ilaç kaleminin geri ödeme kapsamına alınmasını beklerken SGK’nin fiyat farkını düşürmesi, vatandaşın cebinden ilaca daha fazla para çıkmasına neden olacak, ekonomik krizdeki vatandaşların ilaca erişimini güçleştirecektir. Yerli ve millî ilacın gelişmesi için adımlar atılırken eş değer ilaca ödenen payın düşürülmesi ilaç üreticisini vuracaktır. Bu uygulama halk sağlığına, yerli ilaç politikasına, yerli ilaç üreticilerine ve aynı zamanda eczacılara zarar verecektir.

Çalışma Bakanlığının, kamuoyuna, bu duyumlarla ilgili ivedilikle şeffaf bir bilgilendirme yapmasını bekliyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Şeker…

9.- Kocaeli Milletvekili İlyas Şeker’in, sınırlarımızın güvenliğini sağlamak, barış ve huzuru korumak için bulundukları Suriye’nin İdlib kentinde rejim güçlerinin saldırısına uğrayarak şehit olan askerlere Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, sınırlarımızın güvenliğini sağlamak, barış ve huzuru korumak için bulundukları İdlib’de, rejim güçlerinin alçakça saldırısıyla şehit olan askerlerimize Allah’tan rahmet, yaralı askerlerimize acil şifalar diliyorum. Milletimizin başı sağ olsun.

Toprakları üzerinde vekâlet savaşlarına engel olamayan Suriye rejiminin kahraman Türk askerlerini hedef alması, Türkiye'nin bölgedeki barış çabalarının ne denli önem taşıdığını ortaya koymaktadır. Dünyanın her yerinde barış ve istikrar için çalışan kahraman Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, İdlib’de çatışmaları önlemek, hudut güvenliğini sağlamak, göçü ve insanlık dramını engellemek maksadıyla Mehmetçik’imize uzanan elleri kırmaya devam ediyor diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Fendoğlu…

10.- Malatya Milletvekili Mehmet Mehmet Celal Fendoğlu’nun, Suriye’nin İdlib kentinde şehit düşen askerlere Allah’tan rahmet dilediğine, yaşanan deprem nedeniyle zor durumda olan Malatya ve Elâzığ esnafına kredi kullanımında bir defaya mahsus sicil affı sağlanması gerektiğine ilişkin açıklaması

MEHMET CELAL FENDOĞLU (Malatya) – Teşekkür ederim Başkanım.

Dün İdlib’de şehit düşen askerlerimize Allah’tan rahmet, yaralılarımıza da acil şifalar diliyorum.

Bölgemizdeki depremden dolayı durağan olan piyasaların canlandırılması, esnaf ve sanatkârlarımızın iş hacminin ve ticaretinin geliştirilmesi için kredi kefalet kooperatiflerinden esnaflarımıza daha kolay kredi imkânının sağlanması için, bankaların özellikle, Elâzığ ve Malatya’daki esnaflarımızın kredi notlarına inisiyatif kullanması için, Malatya ve Elâzığ’daki esnaflarımıza bir defaya mahsus sicil affı düzenlemesi yapılması önem arz etmektedir. Malatya ve Elâzığ’daki esnaflarımızın bu talebini biz de sayın bakanlarımıza vasıtanızla iletiyoruz. Bölgedeki esnaflarımız için bir defaya mahsus sicil affı sağlanmalıdır.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Tanal…

11.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Sultanbeyli sakinlerinin Sultanbeyli Belediyesi tarafından belirlenen hisseli tapuların rayiç değerleri nedeniyle yaşadığı mağduriyete ilişkin açıklaması

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim.

Değerli Başkanım, sizin vasıtanızla Çevre ve Şehircilik Bakanlığına iletilmek üzere… Sultanbeyli ilçemizde Sultanbeyli Belediye Başkanlığı tarafından hisseli tapuların rayiç değerleri çok yüksek takdir edilmiştir. Sultanbeylililerin geliri de düşük olduğu için bu anlamda çok mağduriyet yaşanmaktadır Sultanbeyli’de. Sultanbeyli’de bu mağduriyetin giderilebilmesi için Sultanbeyli Belediyesi tarafından yeniden bir komisyonun oluşturularak vatandaşın ödeyebileceği bir şekilde bir miktara çekilmesini talep ediyorum.

Selam ve saygılarımı iletiyorum.

BAŞKAN – Sayın Gürer…

12.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, Suriye’nin İdlib kentinde şehit düşen askerlere ve hemşehrisi Uzman Onbaşı Enes Alper’e Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Suriye İdlib’de on beş günde 13 şehidimiz oldu. Tüm şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum, yaralılara şifa temenni ediyorum.

Suriye’de son saldırıda şehit düşen Niğde ili merkez Yıldıztepe kasabasından Uzman Onbaşı Enes Alper’in acısını paylaşıyorum. Allah rahmet eylesin, ailesinin ve ulusumuzun başı sağ olsun.

Her şehit haberi yüreklerimizi dağlıyor, acılarımızı katlıyor. Dünya ve ülkemizde savaşsız, sömürüsüz bir yaşam olsun istiyoruz. Mustafa Kemal Atatürk’ün “Yurtta barış, dünyada barış” sözüyle anlam bulan, acıların yaşanmayacağı günlere erişilmesi için siyasetin gücünün barışa endeksli olmasını temenni ediyorum.

Şehitlerimize tekrar Allah’tan rahmet diliyor, yaralılarımıza acil şifa temenni ediyorum.

Sağ olun Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Özkan, buyurun.

13.- Mersin Milletvekili Hacı Özkan’ın, sınırlarımızın güvenliğini sağlamak, barış ve huzuru korumak için bulundukları Suriye’nin İdlib kentinde rejim güçlerinin saldırısına uğrayarak şehit olan askerlere Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

HACI ÖZKAN (Mersin) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Uluslararası hukuktan kaynaklanan haklarımız çerçevesinde İdlib’de şiddeti ve insani krizi sonlandırmak amacıyla görev yapan kahraman askerlerimize yönelik hain saldırıda şehit olan evlatlarımıza Allah’tan rahmet, yaralılarımıza acil şifalar diliyorum.

Yaşanan saldırıya misliyle mukabele edilmiş, düşman hedefleri derhâl ortadan kaldırılarak şehitlerimizin kanı yerde bırakılmamıştır. Bu hain saldırının talimatını veren savaş suçlusu, yalnız Türkiye’yi değil uluslararası toplumun tamamını hedef almıştır. Dünyanın her yerinde barış ve istikrar için çalışan kahraman Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, bayrağımıza uzanan elleri kırmaya, dosta güven, düşmana korku vermeye devam edecek diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Ödünç…

14.- Bursa Milletvekili Atilla Ödünç’ün, sınırlarımızın güvenliğini sağlamak, barış ve huzuru korumak için bulundukları Suriye’nin İdlib kentinde rejim güçlerinin saldırısına uğrayarak şehit olan askerlere Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

ATİLLA ÖDÜNÇ (Bursa) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; İdlib’de yapılan alçakça saldırıya kahraman ordumuz tarafından misliyle mukabele edilmiş olup düşman hedefleri ortadan kaldırılmıştır. Bu hain saldırı sadece ülkemizi değil, uluslararası toplumu hedef alan bir saldırıdır. Bayrağımıza uzanan elleri… Ordumuz dosta güven, düşmana korku vermeye devam edecektir. Sınırlarımızın güvenliğini sağlamak, barış ve huzuru korumak için bulundukları İdlib’de rejim güçlerinin alçakça saldırısıyla şehit olan askerlerimize Allah’tan rahmet, yaralı Mehmetçiklerimize de acil şifalar diliyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Kenanoğlu…

15.- İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu’nun, Hızır ayına ve Hızır oruçlarına ilişkin açıklaması

ALİ KENANOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugünler biz Alevilerce Hızır ayı olarak nitelendirilir ve Hızır oruçları tutulup Hızır cemleri yapılır. Hızır inancı, zor günlerinde dara düşenlere yardım etmek, dardakinin, zordakinin yardımına koşmak, diğer taraftan da dardakine, zordakine yardımcı olabilmenin koşullarını oluşturmak, dayanışmayı sağlamak için yapılan bir ibadettir. Hızır orucu Alevilikte hak sayılan bir oruçtur. Hızır orucu ve inancı şubat ayı içerisinde icra edilir. Şubatın hangi haftasına geleceği, üç gün mü, yedi gün mü tutulacağı, yöreye ve ocağa göre değişebilir. Oruç tutulur ve oruç bitimine denk gelen perşembe akşamında lokmalar verilir, cem yapılır. Cemden önce hazırlanan Hızır lokmaları cem sonunda topluma dağıtılır.

Hızır, dertlerimize derman, hastalıklarımıza şifa, hanelerimize bereket, yurdumuza barış getirsin. Dardakinin, zordakinin zalimin zulmü karşısında mazlumun yâr ve yardımcısı olsun. Hızır orucumuz kabul ve makbul olsun.

BAŞKAN – Sayın Erel… Yok.

Sayın Şimşek…

16.- Mersin Milletvekili Baki Şimşek’in, Suriye’nin İdlib kentinde şehit olan askerlere ve hemşehrisi Uzman Çavuş Uğur Katran’a Allah’tan rahmet dilediğine, 9 Şubat Milliyetçi Hareket Partisinin kuruluşunun 51’inci yıl dönümüne ilişkin açıklaması

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, Suriye’de hayatını kaybeden kahramanlarımızı rahmetle anıyorum. Geçtiğimiz hafta Mersin Gülnarlı kahramanımız Uğur Katran’ı “Şehitler ölmez, vatan bölünmez.” diyerek toprağa verdik, bütün şehitlerimizi rahmetle anıyorum.

1969 Adana Kongresi’yle, Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisinden Milliyetçi Hareket Partisi adına geçen partimizin kuruluşunun 51’inci yıl dönümünü kutluyorum. Başbuğ’umuz Alparslan Türkeş’i rahmetle anıyorum. Milyonlarca ülkücü, Türk milliyetçisi genç yetiştiren liderimiz, Genel Başkanımız Sayın Devlet Bahçeli’nin söylediği gibi “önce ülkem, sonra milletim, sonra partim ve ben” diyen bir nesil yetiştiren ve bu ülkenin geleceği adına Ankara merkezli siyaset yapan Milliyetçi Hareket Partisinin, tarih boyunca, kıyamete kadar ayakta olacağını belirtiyor; nice yıllara diyor, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Taşdoğan...

17.- Gaziantep Milletvekili Ali Muhittin Taşdoğan’ın, 10 Şubat 2020 Pazartesi günü Suriye’nin İdlib kentinde rejim güçleri tarafından düzenlenen saldırı sonucu şehit olan hemşehrisi Uzman Onbaşı İbrahim Halil Açıkgöz ile 4 şehide Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

ALİ MUHİTTİN TAŞDOĞAN (Gaziantep) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 10 Şubat 2020 Pazartesi günü İdlib’de rejim güçleri tarafından düzenlenen hain saldırı sonucu 5 kahraman askerimiz şehit edilmiştir. Şehitlerimizden Piyade Uzman Onbaşı İbrahim Halil Açıkgöz, Gaziantepli hemşehrimizdir. Yansın Suriye, yıkılsın İdlib, kahrolsun Esed! Şehitlerimizin mekânları cennet, ruhları şad olsun; milletimizin başı sağ olsun. Kahraman ordumuzun, bu alçak saldırıya karşılığı misliyle vereceğinden asla şüphemiz yoktur. Cesaret ve kararlılıkla yürütülecek olan askerî harekâtı yüce milletimiz de desteklemektedir. İdlib ve çevresi, Türkiye düşmanlarından temizlenene kadar bölgedeki varlığımız sürecektir. Çözümü zalim Esed’le görüşmekte arayanların milletimize söyleyeceği söz kalmamıştır.

Şehitlerimize tekrar Allah’tan rahmet, ailelerine ve yüce Türk milletine başsağlığı ve sabır dilerim.

BAŞKAN – Sayın Özer...

18.- Antalya Milletvekili Aydın Özer’in, kotanın dolması nedeniyle Rusya’nın Türkiye’den domates alımını durdurmasıyla yaşanılacak mağduriyeti önlemeye yönelik Ticaret Bakanının tedbir alması gerektiğine ilişkin açıklaması

AYDIN ÖZER (Antalya) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Bilindiği üzere 2015’te Rusya’yla yaşadığımız uçak krizinden sonra yıllık 340 bin tonluk domates ihracatımızı yapamaz hâle geldik. Krizin ardından tamamen sıfırlanan, 2017 sonunda 50 bin tona, 2018’de 100 bin tona, Mayıs 2019’da ise 150 bin tona çıkan yıllık ihracat kotası geçtiğimiz günlerde doldu. Kotanın dolmasının ardından her an Rusya’nın alımı durdurması bekleniyordu, bu da üç gün önce maalesef gerçekleşti. 150 tır domates Rusya limanında ve serbest bölgelerde bekliyor. Ticaret Bakanlığı bir an önce konuya el atmalı, kotayı 200 bin tona çıkaran anlaşmayı bir an önce yapmalıdır. Eğer kota artırımı olmazsa üretici büyük zarar eder. Eğer ihracatçı nezle olursa üretici zatürre olur. Deniyor ki: “İhracata gitmeyen domates iç piyasalara döner, böylece domates fiyatları aşağı iner ve bu da enflasyonu düşürür.” Yani domates enflasyonu düşürür mü bilinmez ama şurası kesin: Bugün üreticinin yanında olunmazsa yarın üretim yapacak çiftçi bulamayız.

BAŞKAN – Sayın Filiz…

19.- Gaziantep Milletvekili İmam Hüseyin Filiz’in, Suriye’nin İdlib kentinde Esad rejim güçlerinin hain saldırısında şehit düşen hemşehrisi Uzman Onbaşı İbrahim Halil Açıkgöz ile 4 Mehmetçik’e ve vefat eden 24’üncü Dönem Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu’na Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

İMAM HÜSEYİN FİLİZ (Gaziantep) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

İdlib’de Esad rejimi güçlerinin hain saldırısında Nizipli hemşehrim Uzman Onbaşı İbrahim Halil Açıkgöz ve 4 Mehmetçik’imiz şehit olmuş ve 5 Mehmetçik’imiz de yaralanmıştır. Şehitlerimize Allah rahmet, yaralılarımıza acil şifalar, kederli ailelerine sabırlar diliyorum. Hepimizin başı sağ olsun. Acıları hepimizin acısıdır, haklarını helal etsinler diyorum.

Ayrıca, bu sabah tedavi görmekte olduğu hastanede vefat eden, Besni Kaymakamlığından yakinen tanıdığım, 24’üncü Dönem Milletvekili ve İYİ PARTİ Kurucular Kurulu Üyesi Hasan Hüseyin Türkoğlu’na Allah’tan rahmet, kederli ailesine başsağlığı diliyorum, mekânı cennet olsun.

BAŞKAN – Sayın Ceylan…

20.- Çanakkale Milletvekili Özgür Ceylan’ın, termik santrallere filtre takılmasının ertelenmesini içeren yasanın Cumhurbaşkanı tarafından veto edilmesi sonrasında 31 Aralık 2019 itibarıyla yapılması gereken işlemlere ilişkin açıklaması

ÖZGÜR CEYLAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, termik santrallerin halk sağlığıyla oynadığını defalarca ifade ettik. Uyarılarımız dikkate alınmadı ve termik santrallere filtre takılmasının ertelenmesini içeren yasa AK PARTİ oylarıyla Meclisten geçti. Sayın Cumhurbaşkanının “Çünkü bir tarafta halkım var, bir tarafta da buradaki sermaye var, kusura bakmasınlar.” diyerek vetosu sonrası 31 Aralık 2019 itibarıyla yapılması gereken işlemler var. Bu kapsamda, baca arıtma gazı filtre emisyon ölçüm sistemi gibi kriterleri karşılamayan kaç termik santral hakkında çevre mevzuatı gereği kaç liralık idari para cezası kesilmiş ve kaçı hakkında kapatma kararı verilmiştir?

Çanakkale Kirazlı’da siyanürle altın işletmeciliği yapmak isteyen firmanın ruhsatı kamuoyu tepkisi sonrası yenilenmemişti, şirket sözcüsü “En kısa sürede bir araya gelerek tekrar çalışmayı arzu ediyoruz, bunu şirketimizin taahhüdü olarak ilan ediyoruz.” diyor. Bu şirkete bir söz mü verilmiştir? Şirket bu cesareti nereden bulmaktadır?

BAŞKAN – Sayın Bayraktutan…

21.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, bölge halkının güvenliğini sağlamak, yaşanan insanlık dramını engellemek için bulundukları Suriye’nin İdlib kentinde rejim güçlerinin saldırısına uğrayarak şehadet şerbetini içen askerlere ve vefat eden 24'üncü Dönem Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu’na Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Ben de sözlerimin başında İdlib’deki hain saldırıda kaybettiğimiz Mehmetçiklerimize Allah’tan rahmet diliyorum, yaralılara acil şifalar diliyorum, milletimizin başı sağ olsun diyorum.

Ayrıca, 24’üncü Dönemde, bu Parlamentoda beraber görev yaptığımız Osmaniye’nin yiğit milletvekili, benim sevgili kardeşim Hasan Hüseyin Türkoğlu’na da Allah’tan rahmet diliyorum. O bu Parlamentoda konuşmalarına başladığı zaman hep “Türk milletinin yüce milletvekilleri” derdi, çok değerli bir kardeşimdi. Yakalandığı amansız hastalık nedeniyle Sevgili Hüseyin’i çok genç yaşta kaybettik, yaşadığımız müddetçe değerli kardeşim bizim kalbimizde, anılarımızda, bu Parlamentonun anılarında yaşayacaktır. O, milletvekili olmanın ötesinde, Mustafa Kemal’in askeriydi. Kendisine Allah’tan rahmet diliyorum, acılı ailesinin acılarını yürekten paylaşıyorum.

Hepimizin başı sağ olsun diyor, hepinize saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Aycan…

22.- Kahramanmaraş Milletvekili Sefer Aycan’ın, sınırlarımızın güvenliğini sağlamak, barış ve huzuru korumak için bulundukları Suriye’nin İdlib kentinde rejim güçlerinin saldırısına uğrayarak şehit olan askerlere Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

SEFER AYCAN (Kahramanmaraş) – Sayın Başkanım, İdlib’de arka arkaya Rusya destekli Suriye ordusu tarafından askerimize yapılan saldırıyı nefretle kınıyorum. Şehit olan askerlerimize Allah’tan rahmet, milletimize başsağlığı diliyorum.

Türk Ordusu, İdlib’de ülkemizin güvenliği için, katledilen, evinden sürülen Suriyeliler için vardır, var olması da artık zorunluluktur. Ordumuzu destekliyoruz. Esas sorulması gereken, ABD’nin, Rusya’nın, Fransa’nın bu bölgede ne aradığıdır. Bu emperyalist ülkeler bölge kaynaklarını sömürürken akan kardeş kanının da sorumlusudur. Bu durum elbet bir gün bitecek, katil Esad yaptığı katliamın hesabını verecektir.

Saygılarımla.

BAŞKAN – Sayın Şahin…

23.- Hatay Milletvekili Suzan Şahin’in, şehitlere ve Hatay Valiliği önünde “Çocuklarım aç, iş istiyorum, anlamıyor musunuz?” diyerek kendini yakan hemşehrisi Adem Yarıcı’ya Allah’tan rahmet dilediğine, Hükûmetin görevinin istihdam yaratacak tedbirleri almak olduğuna ilişkin açıklaması

SUZAN ŞAHİN (Hatay) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Yine şehit haberleriyle yüreğimiz dağlandı. Aziz şehitlerimize Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar, milletimize sabırlar dilerim.

AKP politikalarının çökme noktasına getirdiği ekonomi can almaya devam ediyor. Son yıllarda yoksulluk, geçim sıkıntısı, borç ve çalışma koşullarının kötü olması nedeniyle intihar vakaları ciddi oranda artış göstermiştir. Geçinmek bu kadar zorlaşırken vatandaşlarımız önünü göremiyor. Bu vesileyle, geçen hafta Hatay Valiliği önünde “Çocuklarım aç, iş istiyorum, anlamıyor musunuz?” diyerek kendini yakan Adem Yarıcı isimli hemşehrime Allah’tan rahmet, yakınlarına sabır diliyorum.

Kendini yakan hemşehrim gibi, bu ülkede yaşayan milyonlarca insan işsizlikle boğuşuyor, evine aş, ekmek götürememenin ağırlığı altında eziliyor. Tek derdi yandaşını, eşini dostunu, akrabasını zengin etmek olan AKP Hükûmeti artık kendine gelmeli. Hükûmetin görevi alttan gelen nesillere istihdam yaratacak tedbirleri almak değil midir? Planlı üretim ekonomisine geçilmediği sürece işsizlik, enflasyon daha da can yakacak.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Bankoğlu…

24.- Bartın Milletvekili Aysu Bankoğlu’nun, 11 Şubat  Özgecan Aslan’ın öldürülüşünün 5’inci yıl dönümü vesilesiyle caniler yüzünden yarım kalan hayatları unutmayacaklarına ve unutturmayacaklarına ilişkin açıklaması

AYSU BANKOĞLU (Bartın) – Bugün 11 Şubat, Özgecan Aslan’ın öldürülüşünün yıl dönümü. Özgecan’ın ve diğer tüm masum kadınların yüzleri, bakışları âdeta içimize işledi. Katledilen kadınların yalnızca birisi olan Özgecan’ı ve öldürülen tüm kadınlarımızı rahmetle anıyorum. Caniler yüzünden yarım kalan hayatları unutmayacağız, unutturmayacağız. Mücadelemiz, acımasızca hayattan koparılan ve şiddete maruz kalan tüm kadınlar içindir. Her zaman söylüyoruz: Sorunun çözümü için İstanbul Sözleşmesi’ni özümsemek ve mevcut yasa uygulamalarının denetlenmesi gerekiyor. Bu yolda asla yalnız değiliz, kadınlar olarak hep birlikte çok güçlüyüz ve toplumsal cinsiyet eşitliğine inanan herkesle beraber ülkemizin dört bir yanından ve Meclisten haykırıyoruz: Asla yalnız yürümeyeceksin.

BAŞKAN – Sayın Hakverdi… Yoklar.

Sayın Aygun…

25.- Tekirdağ Milletvekili İlhami Özcan Aygun’un, polislere verilen 3600 ek gösterge sözünün yerine getirilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) – Polisimiz bekleye bekleye sarı muma döndü. Seçim döneminde polise 3600 ek gösterge için verdiğiniz sözleri dolaba kaldırdınız, sözünüzü unuttunuz. Nisan ayında bu konuda soru önergesi vermiştim, yanıt bir sene sonra geldi. İçişleri Bakanı Soylu bir cümlelik yanıtında ek gösterge için çalışmanın hâlen devam ettiğini söylüyor. Alt tarafı ek gösterge vereceksiniz ama uzattıkça uzatıyorsunuz. Seçim vaadinizi artık yerine getirin diyoruz. Bakınız, bekçi için çok hızlı bir yasa teklifi getirdiniz, buna madde ekleyip polisin ek gösterge sorununu çözelim. Zor koşullarda çalışan polislerimize borcumuz büyüktür. Bu çerçevede, polislerimizin ek göstergesinin 3600’e çıkartılarak hak ettikleri maaşı almaları, emekli olduklarında emekli aylıkları ve ikramiyelerinin artırılması hepimizin boynumuzun borcudur. Ancak bugün polisimizin hakkında böyle güzel konuşmaların arkasından maalesef şu fotoğrafı paylaşmak istiyorum: Tekirdağ Süleymanpaşa’da, vatandaşımızla, Nevzat Yarapsanlı ile polisin karşılaşması sonucunda vatandaşımızın getirildiği durum bu. Kanunlar çerçevesinde polisimiz haklı olabilir ama kanunlar çerçevesinde…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Faruk Sarıaslan… Yok.

Sayın İsmail Karayel…

26.- Kayseri Milletvekili İsmail Emrah Karayel’in, Suriye’nin İdlib kentindeki gözlem noktalarına takviye olarak gönderilen Türk askerlerine yönelik Esad rejimi tarafından düzenlenen saldırıya misliyle cevap verildiğine, şehitlere ve hemşehrisi Uzman Onbaşı İbrahim Albayrak ile Sözleşmeli Er Özgür Çelik’e Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

İSMAİL EMRAH KARAYEL (Kayseri) – Teşekkürler Sayın Başkanım.

İdlib’de ateşkes bölgesinde bulunan gözlem noktamıza saldırı cüretinde bulunan zalim Esad ve destekçileri bilmelidir ki, Türkiye daha önceki saldırılarda olduğu gibi bu saldırıların da cevabını misliyle verdi, vermeye ve meşru müdafaa hakkımızı en sert şekilde kullanmaya devam edecektir. Ülkemizin, milletimizin ve Suriyeli kardeşlerimizin güvenliğini temin için yürütülen operasyonlarımızı sürdürmekte kararlıyız. Bu tarz alçak saldırılarla Türkiye’nin kararlılığını sınayanlar büyük bir hata yaptıklarını anlayacaktır. Bu vesileyle, tüm şehitlerimize ve Kayserili şehitlerimiz Sarızlı İbrahim Albayrak’a, geçen hafta Hakkâri’de şehit olan Develi Çomaklı Mahalleli Özgür Çelik’e Allah’tan rahmet, yakınlarına ve aziz milletimize başsağlığı; yaralı askerlerimize acil şifalar diliyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Kılavuz…

27.- Mersin Milletvekili Olcay Kılavuz’un, Suriye’nin İdlib kentinde rejim güçleri tarafından Türk askerine yönelik saldırıda şehadet şerbetini içen Piyade Uzman Onbaşı Fatih Saylak, İbrahim Halil Açıkgöz, Enes Alper, İbrahim Albayrak ile Davut Özcan’a Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

OLCAY KILAVUZ (Mersin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

İdlib’de kanı bozuk soysuzlar tarafından gerçekleştirilen saldırıda 5 kahraman askerimiz şehit düşmüştür. Yiğitler yiğidi aslanlarımız Türk vatanı kuşatılmasın, Türk milleti kara gün yaşamasın, mazlum ve masumların hakları korunsun diye kanlarını dökmüşler, şehadet şerbeti içmişlerdir. Kahraman Mehmetlerimiz vatan, millet, bayrak ve mukaddesat uğruna, “Ezan dinmesin, bayrak inmesin, vatan bölünmesin.” şuuruyla kara toprağa düşmüştür. Bu vesileyle, İdlib’de şehadet şerbeti içen Piyade Uzman Onbaşılarımız Fatih Saylak, İbrahim Halil Açıkgöz, Enes Alper, İbrahim Albayrak ve Davut Özcan’ı rahmet ve minnetle anıyorum, ailelerinin acılarını yürekten paylaşıyorum. Milletimizin başı sağ olsun.

BAŞKAN – Sayın Şahin…

28.- Balıkesir Milletvekili Fikret Şahin, İdlib’de şehit olan Mehmetçiklere Allah’tan rahmet dilediğine, Balıkesir ilinde yıkım kararı verilen 51 okulun yerine aynı nitelikte okulların yapılması ve aynı kadroyla hizmete devam edilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

FİKRET ŞAHİN (Balıkesir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sözlerime başlamadan önce, İdlib’de şehit olan Mehmetçiklerimize Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar diliyorum. Milletimizin başı sağ olsun.

Sayın Başkan, Balıkesir ilimizde 51 okulumuz için Millî Eğitim Bakanlığı yıkım kararı vermiştir; tabii, bu karar, öğretim yılının ortasında hem öğrencilerimiz hem de öğretmenlerimiz tarafından doğal olarak kaygıyla karşılanmıştır. Öğrencilerin ve öğretmenlerimizin talebi, yıkılan okulların yerine bir an önce aynı nitelikteki okulların yapılması, aynı kadroyla hizmete devam etmeleri ve mümkün olduğunca da okulların isimlerinin korunmasıdır.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Can…

29.- Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can’ın, Suriye’nin İdlib kentinde şehit olan hemşehrisi Uzman Onbaşı Davut Özcan ile 4 Mehmetçik’e Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dün İdlib’de alçak rejim unsurlarının kahpece saldırısıyla 5 kahraman askerimiz şehit düştü. Şehitlerimizden hemşehrimiz Davut Özcan kardeşimizi, bugün, şehitler diyarı Kırıkkale Merkez Nur Camisi’ndeki cenaze töreniyle, Balışeyh ilçemiz Aydınşeyh köyünde ebediyete uğurladık. Şehidimize ve şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum; ruhları şad, mekânları cennet olsun. Allah’a çok şükür şehitlerimizin kanları yerde kalmadı, kalmayacak. Milletimizin başı sağ olsun. Allah bu millete zeval vermesin.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Aydoğan…

30.- İstanbul Milletvekili Turan Aydoğan’ın, İstanbul Teknik Üniversitesi öğrencilerinin okuldaki kantin fiyatlarının yüksek olmasını barışçıl bir eylemle protesto ederek ücretsiz çay ve kahve dağıtmasının “huzur bozucu eylem” olarak nitelendirilerek ceza verilmesinin kabul edilemeyeceğine ilişkin açıklaması

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

İstanbul Teknik Üniversitesi öğrencileri, okuldaki kantin fiyatlarının çok yüksek olmasını barışçıl bir eylemle protesto edip ücretsiz çay ve kahve dağıtmışlar. İTÜ yönetimi bu eylemi çok tehlikeli bulmuş olacak ki “huzur bozucu eylem” olarak nitelendirmiş, eylem için 7 öğrenciye bir yarıyıl uzaklaştırma cezası vermiştir. Yani çay ısmarlamak suçtur. Bu yapılan, Anayasa’nın hukuk devleti ilkesine, temel hak ve özgürlüklerin niteliğini içeren 12’nci, 13’üncü maddelerine, düşünceyi açıklama özgürlüğüne, toplantı, gösteri yürüyüşleri özgürlüğüne aykırıdır, eğitim hakkının da engellenmesidir.

Deprem felaketinin yaşandığı acılı günlerde Sayın Cumhurbaşkanı, Kırıkkale’de insanlara çay fırlatırken bunu sorun olarak görmeyip gencecik çocukların birbirlerine çay ısmarlamalarının bir disiplin suçu, cezalandırılacak bir eylem olarak görülmesini asla kabullenemiyoruz. Buradan diyorum ki gençlerimizi rahat bırakın, geleceğimizle oynamayın.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Ataş…

31.- Kayseri Milletvekili Dursun Ataş’ın, Suriye’nin İdlib kentinde şehit olan askerler ile hemşehrisi Uzman Onbaşı İbrahim Albayrak’a Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

DURSUN ATAŞ (Kayseri) – Teşekkürler Sayın Başkan.

İdlib’de dün yine 5 askerimiz şehit edilmiş; Kayseri, Kahramanmaraş, Gaziantep, Kırıkkale, Niğde’de 5 ocağa ve Türk milletinin yüreğine yine ateş düşmüştür. Şehitlerimizden birisi de seçim bölgem Kayseri’nin Sarız ilçesi nüfusuna kayıtlı, 24 yaşında ve 8 aylık nişanlı evladımız Uzman Onbaşı İbrahim Albayrak’tır. Şehitlerimize Allah’tan rahmet, acılı ailelerine ve milletimize başsağlığı diliyorum.

Ülkemizin derin acılar yaşadığı son günlerde, Kayseri de bir hafta içerisinde 2 şehidini peş peşe toprağa verdi. Çanakkale’de, Sarıkamış’ta, Kurtuluş Savaşı’nda vatanın bütünlüğü ve milletin bağımsızlığı için sayısız şehit veren Kayseri, bugün yine Türk, esir olmasın; Türk, devletsiz olmasın; Türk, bayraksız olmasın; Türk, ezansız olmasın; Türk, hürriyetsiz olmasın diye evlatlarını şehit vermeye devam ediyor. Tüm aziz şehitlerimizi bir kez daha saygı, rahmet ve minnetle anıyorum. Ruhları şad, mekânları cennet olsun.

BAŞKAN – Sayın Karahocagil…

32.- Amasya Milletvekili Mustafa Levent Karahocagil’in, Suriye’nin İdlib kentinde Rahmetirahman’a kavuşan şehitlere Allah’tan rahmet dilediğine, kırsal kalkınmayı destekleme kapsamında “Uzman Eller” sloganıyla Amasya, Düzce, Mardin ve İzmir illerinde uygulanacak projelere ilişkin açıklaması

MUSTAFA LEVENT KARAHOCAGİL (Amasya) – İdlib’de Rahmetirahman’a kavuşan şehitlerimize rahmet, yakınlarına sabırlar diliyorum, gazilerimize acil şifalar diliyorum.

Amasya’mızda kırsal kalkınma yatırımlarının desteklenmesi kapsamında 13’üncü etap çerçevesinde 2019 yılı içerisinde İl Proje Değerlendirme Komisyonumuzca uygun görülüp Merkezî Değerlendirme Komisyonuna gönderilen 49 projemizin tümü kabul edilmiştir. 49 projemizin toplam bütçesi 22 milyon 480 bin, hibe tutarı 10 milyon 235 bin TL’dir. Kırsal kalkınmayı destekleme kapsamında “Uzman Eller” sloganıyla Türkiye'de 4 ilde, Amasya, Düzce, Mardin ve İzmir’de uygulanacak projeler kapsamında, tarım, hayvancılık ve gıda alanlarından mezun olan yüksekokul ve üniversite mezunlarına yapacakları proje kapsamında 100 bin TL hibe desteği olacaktır. Müracaatları 18 Şubat 2020’de sona erecektir. Amasya’mız…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Karadağ…

33.- Iğdır Milletvekili Yaşar Karadağ’nın, Suriye’nin İdlib kentinde şehit olan Mehmetçiklere Allah’tan rahmet dilediğine, Iğdır ilinde yaşanan hava kirliliği sorununa yönelik Çevre ve Şehircilik Bakanlığının önlem alması gerektiğine ilişkin açıklaması

YAŞAR KARADAĞ (Iğdır) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Öncelikle dün İdlib’de şehit olan 5 kahraman Mehmetçik’imizi rahmetle, minnetle anıyorum. Milletimizin başı sağ olsun.

Saygıdeğer milletvekilleri, Iğdır’da son yıllarda yaşanan hava kirliliği başta solunum hastalıkları ve kanser vakaları olmak üzere birçok sağlık sorununa yol açmakta, öte yandan çevre sorunlarına da neden olmaktadır. Iğdır’da 16/11/2019 tarihinde Hava Kalite İndeksi değeri 357’ye çıkarak tehlikeli sınırı geçmiştir. Türkiye'de hava kirliliği en yüksek il olan Iğdır’da vatandaşlar yürüyüş ve açık hava sporları yapmamaları, bisiklet sürmemeleri yönünde uyarılmıştır. Kötü hava Iğdır’da yaşamı ciddi ölçüde tehdit etmektedir. 3 ülkeye sınırı olan Iğdır’da yaşanan hava kirliliğinin insanlara ve çevreye vermiş olduğu zararlara karşı Çevre ve Şehircilik Bakanlığı bir an önce önlem almalıdır.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Taşkın…

34.- Mersin Milletvekili Ali Cumhur Taşkın’ın, Suriye’nin İdlib kentinde şehit olan askerlere Allah’tan rahmet dilediğine ve 10 Şubat Sultan II. Abdülhamit’in vefatının 102’nci yıl dönümüne ilişkin açıklaması

ALİ CUMHUR TAŞKIN (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Dün İdlib’de uğradıkları alçak saldırıda şehit olan kahraman askerlerimize Allah’tan rahmet, kederli ailelerine ve aziz milletimize başsağlığı, yaralılarımıza da acil şifalar diliyorum. Hain saldırıya misliyle cevap verilmiş, şehitlerimizin kanı yerde kalmamıştır.

Yine, dün Osmanlı Devleti’nin 34’üncü padişahı Sultan II. Abdülhamit Han’ın vefatının 102’nci yılında tüm yurtta çeşitli programlarla anıldı. Osmanlı’nın en zor dönemlerinde tahtta olan Abdülhamit, özellikle dış politikada akıllı bir siyaset yürüterek devleti otuz üç yıl büyük bir ustalıkla yönetti. Osmanlı Devleti, II. Abdülhamit döneminde eğitimde, sağlıkta, kültür, sanat ve diğer birçok alanda çok önemli gelişmeler gösterdi. Ülkesi ve milleti için gece gündüz çalışan cennetmekân Sultan II. Abdülhamit Han’ı vefatının 102’nci yıl dönümünde rahmetle yâd ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN –Sayın Beko…

35.- İzmir Milletvekili Kani Beko’nun, Suriye’nin İdlib kentinde şehit olan askerlere Allah’tan rahmet dilediğine, AKP iktidarının başarısız politikaları sonucu ağır ekonomik krizle karşı karşıya olunduğuna ve birçok ilacın piyasada bulunmaması nedeniyle yaşanılan mağduriyete ilişkin açıklaması

KANİ BEKO (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle, İdlib’de hayatını kaybeden askerlerimize Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar diliyorum.

AKP iktidarının başarısız politikalarının sonucunda ağır bir ekonomik krizle karşı karşıyayız. Bu nedenle yurttaşlarımız işsiz, aç, umutsuz ve mutsuz; bunlarla beraber bir de her gün yeni bir zorlukla karşılaşmaktadırlar. Son günlerde ilaç firmalarının zam beklentisi nedeniyle depolara ilaç vermekten kaçındığı iddia edilmektedir. Ayrıca kurun erken sabitlenmesi ve sonrasında artışların yaşanmasından kaynaklı olarak sıkıntılar yaşanmaktadır; bu nedenle hastanelerimizin pek çoğunun ilacını alamadığı yönünde bilgiler yansımaktadır. Tansiyon, epilepsi, grip ilaçları hatta ağrı kesicilerin dahi bulunmadığı yurttaşlarımız tarafından vurgulanmaktadır. Sağlık hizmeti vatandaşın en temel sosyal hakkıdır ve devlet bunu kâr ya da tasarruf etmeyi düşünmeden vermek zorundadır.

BAŞKAN – Sayın Yalım…

36.- Uşak Milletvekili Özkan Yalım’ın, 24 Haziran 2018 genel seçimleri öncesi öğretmen, polis, hemşire, din görevlisi ile imamlara verilen 3600 ek gösterge sözünün yerine getirilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

24 Haziran 2018 genel seçimleri öncesi Sayın Cumhurbaşkanı ve de birçok bakan tarafından tüm Türkiye’de, bütün illerimizde 3600 ek gösterge sözü verilmiştir. Yaklaşık bir buçuk yıldır -iki yıla doğru gidiyoruz- uygulanmayan bu sözleri var Hükûmetin. Onun için öğretmenlerimize, polislerimize, hemşirelerimize, din görevlilerimize, imamlarımıza verilen sözün yerine getirilmesi ve de 3600 ek göstergenin bir an önce uygulanmasıyla ilgili gerekli adımların atılmasını talep ediyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Arkaz…

37.- İstanbul Milletvekili Hayati Arkaz’ın, Suriye’nin İdlib kentinde şehadet şerbetini içen askerlere Allah’tan rahmet dilediğine, 9 Şubat Milliyetçi Hareket Partisinin kuruluşunun 51’inci yıl dönümüne ilişkin açıklaması

HAYATİ ARKAZ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

İdlib’de şehadet şerbetini içen kahramanlarımıza Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar diliyorum; milletimizin başı sağ olsun.

8-9 Şubat 1969’da Adana’da yapılan Büyük Kurultay’da Milliyetçi Hareket Partisi Başbuğ’umuz Alparslan Türkeş’in liderliğinde kurulmuştur.

Milliyetçi Hareket Partisi, insan merkezli siyaset yapan, Türk milletiyle beraber dünya milletlerinin de refahını isteyen, dünyaya Ankara penceresinden bakan, kainatı Türkçe okuyan kadim Türk-İslam tarihinden beslenirken Atatürk’ün işaret ettiği muasır medeniyet hedefine gözünü diken bir davanın adıdır. Liderimiz Devlet Bahçeli Beyefendi’nin deyimiyle “Partimizin yaşı 51, siyasetimizin yaşı 72, davamızın yaşı Türklüğün yaşıyla eşittir.” Bu vesileyle Başbuğ’umuzu ve ahirete yürüyen şehit, gazi ve dava arkadaşlarımızı rahmetle yâd ediyorum, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Kaşlı…

38.- Aksaray Milletvekili Ramazan Kaşlı’nın, Suriye’nin İdlib kentinde hain saldırı sonucu şehit düşen askerlere, hemşehrisi Uzman Onbaşı Kadir Yıldız ile Van ili Bahçesaray ilçesinde yaşanan çığ felaketinde şehit olan Jandarma Uzman Onbaşı Ramazan Süslü’ye Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

RAMAZAN KAŞLI (Aksaray) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Geçtiğimiz hafta Suriye’nin İdlib kentinde hain saldırı sonucu şehit düşen Aksaraylı Uzman Onbaşı Kadir Yıldız kardeşimin ve Van Bahçesaray’da çığ altında kalan vatandaşlarımızı kurtarmaya giderken çığ düşmesi sonucu şehit olan yine Aksaraylı Uzman Jandarma Onbaşı Ramazan Süslü kardeşimin ruhları şad olsun diyor; ailesine, Aksaray’a ve Türk milletine sabırlar diliyorum. Her 2 şehidimizin altı aylık olan kızları yetim kalmıştır. Acılarımız bu kadar tazeyken dün İdlib’ten yeni şehit haberleri gelmiştir. İdlib’in Taftanaz bölgesinde askerlerimize topçu atışıyla kalleşçe saldırılmış, 5 askerimiz şehit olmuş, 5 askerimiz de yaralanmıştır. Şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyor, ruhları şad olsun diyor, yaralılarımıza acil şifalar diliyorum. Tüm Türkiye'nin başı sağ olsun.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Şevkin… Yok.

Sayın Serter…

39.- İzmir Milletvekili Bedri Serter’in, şehitlere Allah’tan rahmet dilediğine, Alsancak Elektrik Fabrikasının devrine dair yaşanan sorunlara ilişkin açıklaması

BEDRİ SERTER (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum. Kalplerimiz sızlıyor.

Ocak 2019’da burada “Ranta kurban etmeyeceğiz.” dediğim Alsancak Elektrik Fabrikasının devrine dair sorunu buradan tekrar hatırlatıyorum. Geçtiğimiz nisan ayında Hazine ve Maliye Bakanlığı Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından ihaleye çıkıldı ve İzmir Büyükşehir Belediyesi ihaleyi kazandı ama ihale iptal edildi ve Alsancak Elektrik Fabrikası iktidar eliyle yine bilinmeze sürüklendi, inadına ölüme terk ediliyor. İzmir Büyükşehir Belediyesine en kısa zamanda devredilerek İzmir kent kültürüne kazandırılmasını istediğimiz elektrik fabrikasına dair görev tüm İzmir milletvekillerine aittir, çözüm tüm partilerin İzmir milletvekillerinin İzmir’e borcudur. İzmir milletvekiliyim diye boşuna dolaşmak kimseye bir şey kazandırmaz; gelin, el birliğiyle, sonuçlanmış bir ihaleyi kazanan Büyükşehre fabrikayı verelim diyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Bülbül…

40.- Aydın Milletvekili Süleyman Bülbül’ün, Suriye’nin İdlib kentinde şehit olan askerlere Allah’tan rahmet dilediğine, Cumhuriyet Savcısı Taner Temur’un Hâkimler ve Savcılar Kurulu kararıyla sürgün edilmesinin dayanağını ve verilen sürgün kararından dönülerek adaletin işletilip işletilmeyeceğini Adalet Bakanından öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

SÜLEYMAN BÜLBÜL (Aydın) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

İdlib’de şehit düşen askerlerimize Allah’tan rahmet diliyorum, mekânları cennet olsun.

Değerli milletvekilleri, Hâkimler ve Savcılar Kurulu, ülkemizin kurucu değerlerine ve Atatürk’e düşmanlığıyla bilinen tarihçi Kadir Mısırlıoğlu’nun cenaze törenine bakanların katılmasını eleştiren cumhuriyet savcısı ve Yargıçlar Sendikası üyesi Taner Temur’u sürgün etti. Bu karar adalet sisteminin ne denli çürüdüğünün bir göstergesi olarak tarihin sayfalarında yerini almıştır. Adaleti sağlamakla yükümlü olan kurumlar artık, siyasi iktidarın arkabahçesi olmuştur. Buradan aynı zamanda HSK Başkanı olan Adalet Bakanına soruyorum: Tepkisi eleştiri sınırları içerisinde olan bir adalet insanı hakkında verilen bu sürgün kararının dayanağı nedir? Bu karardan dönmeyi, adalet sistemini bir nebze de olsa işletmeyi düşünüyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, 45 milletvekilimizin söz talebi karşılanmıştır. Bu saatten sonra 60'a göre hiçbir söz talebini karşılamayacağımı Genel Kurula ifade etmek istiyorum.

Şimdi Grup Başkan Vekillerimizin söz taleplerini karşılayacağım.

Sayın Türkkan, buyurun lütfen.

41.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, vefat eden 24’üncü Dönem Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu’na Allah’tan rahmet dilediğine, Suriye’nin idlib kentinde rejim güçleri tarafından 5 askerin öldürülmesiyle iki haftada 13 evladın şehit verildiğine, Türk askerinin İdlib’deki gözlem noktaları Rusya’yla varılan mutabakata rağmen rejim güçleri tarafından ateş altına alınmasının nasıl olabildiğini, Heyet Tahrir el-Şam adlı örgüt ile rejim güçleri çatışırken Türk askerinin İdlib sınırına neden sürekli askerî sevkiyat gerçekleştirdiğini ve Türk askerinin rolünün, amacının ne olduğunu, olası İdlib operasyonunda Hükûmetin politikasının ne olacağını, ülkemizde yaklaşık 4 milyon Suriyeli varken 1 milyon Suriyelinin daha nasıl istihdam edileceğini öğrenmek istediklerine, KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın “Kuzey Kıbrıs Ankara tarafından yutulabilir.” ifadesine ve Hükûmetin ziraat, gıda, su ürünleri mühendisleri ile veteriner hekimlerin atamalarına ilişkin verdiği sözü yerine getirmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; partimizin Kurucular Kurulu Üyesi, Yerel Yönetimler Başkan Yardımcısı, 24’üncü Dönem Osmaniye Milletvekili muhterem dostum Hasan Hüseyin Türkoğlu kardeşim uzun zamandır mücadele ettiği hastalığa ne yazık ki yenik düştü, bugün onun acı haberini aldık, Allah rahmet eylesin; ailesine, sevenlerine ve camiamıza başsağlığı diliyorum, sabrıcemil niyaz ediyorum; mekânı cennet, ruhu şad olsun.

Dün, yine, İdlib’den acı haber geldi. Geçen hafta rejim güçleri tarafından 8 askerimizin şehit düştüğü bölgede dün yine rejim güçleri tarafından yapılan saldırıda 5 askerimizi şehit verdik, 5 askerimiz de yaralandı. Şehitlerimize Allah’tan rahmet, kederli ailelerine ve milletimize başsağlığı, yaralılarımıza da acil şifalar diliyorum.

Son iki haftada 13 evladımızı İdlib’de şehit verdik. Türk askerinin İdlib’deki gözlem noktaları Rusya tarafından mutabakat altına alınmasına rağmen nasıl oluyor da rejim güçleri tarafından ateş altına alınabiliyor? İdlib’de Heyet Tahrir el-Şam adlı örgüt ile rejim güçleri çatışırken bizim askerimiz İdlib sınırına neden sürekli askerî sevkiyat gerçekleştiriyor? Heyet Tahrir el-Şam ile rejim mücadelesinde Türk askerinin rolü ve amacı nedir? Olası İdlib operasyonunda Hükûmetin politikası nedir? Bu soruların cevaplarını bekliyoruz. Tüm bunları öğrenmek için geçen hafta verdiğimiz kapalı oturum önergemiz Hükûmet tarafından reddedildi. Dolayısıyla iki haftada 13 şehidin geldiği İdlib konusunda Hükûmetin planı nedir, planı var mıdır bilmiyoruz ve genel olarak Suriye politikasına baktığımızda İdlib konusunda endişeliyiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Üstelik Sayın Cumhurbaşkanının ifadesiyle İdlib’den gelmekte olan 1 milyon yeni sığınmacıyı düşünürsek, Hükûmetin almış olduğu hiç bir tedbir gözükmemektedir. Ülkemizde bulunan yaklaşık 4 milyon Suriyeli yetmezmiş gibi, gelecek 1 milyon kişiyi daha nasıl kabul edeceğiz; nerede yedireceğiz, nerede içireceğiz, nasıl istihdam edeceğiz? Bu milletin boğazından, rızkından kesilerek harcanan 40 milyar dolar yetmezmiş gibi, daha ne kadar para harcamayı düşünüyorsunuz?

Suriye politikanız iflas etmiştir. Hükûmet ısrarla yanlış yapmaya devam etmektedir. Tavsiyemiz, artık bunun farkına varıp daha fazla şehit vermeden, daha fazla canımız yanmadan, İYİ PARTİ Genel Başkanı Sayın Meral Akşener’in sözlerine kulak vererek daha doğru politikalar geliştirmenizdir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı İngiliz The Guardian gazetesine bir açıklama yaptı. Akıncı açıklamasında özetle “Kuzey Kıbrıs Ankara tarafından yutulabilir.” diyor. “Kuzey Kıbrıs’ın Türkiye’ye bağlanması korkunç olur. İkinci bir Tayfur Sökmen olmayacağım.” sözlerini sarf etti.

Bu sözleri esefle ve şiddetle kınıyoruz. Büyük bir fedakârlık sonucu şehit kanlarıyla kurulan bir devletin bugün başında oturan bir kişinin bu sözleri, her şeyden evvel, canlarını veren ve toprakları vatan yapan Kıbrıs Türklerine ve Türk askerine hakarettir. Hatay’a kavuşmamızda büyük emeği olan Tayfur Sökmen’e laf eden, Merhum Rauf Denktaş’ın koltuğuna oturan bu kişi, Kıbrıs halkının idealleri ve ülküleriyle örtüşmemektedir. Sayın Akıncı’nın “eskidi” dediği o slogan, bayrak dalgalandığı sürece ve biz Türk milliyetçileri olduğu sürece var olmaya devam edecektir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Son kez söz veriyorum.

Buyurun.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Bir kez daha gururla söylüyorum ki Sayın Akıncı’ya rağmen, Kıbrıs Türk’tür, Türk kalacaktır.

Buradan epeydir seslerini duyurmaya çalışan, Tarım ve Orman Bakanlığından atama bekleyen arkadaşlarımızdan da bahsetmek istiyorum çünkü onlardan her gün birçok mail ve telefon alıyoruz. Bugün de Sayın Genel Başkanımızı ziyaret ettiler. Hükûmetin daha önce verdiği söze rağmen, ziraat, gıda, su ürünleri mühendisleri ve veteriner hekimler yaklaşık üç yıldır atama bekliyor. Bu arkadaşlarımız ya işsiz ya da başka işlerde çalışmak zorunda kalıyor. Birçok konuda sözünde durmayan Hükûmetiniz, bu arkadaşlarımızın da sesini duymuyor, onları görmezden geliyor. Yaklaşık 3.500 kişi işini yapmak istiyor, ülkeye hizmet etmek istiyor. Hükûmete ve Sayın Tarım ve Orman Bakanına çağrımız, arkadaşlarımızın sesini duyması ve bu atamaların bir an önce yapılmasıdır.

Yüce Parlamentoyu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Akçay, buyurun.

42.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, vefat eden 24’üncü Dönem Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu’na, 10 Şubatta Suriye’nin İdlib kentinde hain saldırı sonucu şehit olan 5 asker ile 3 Şubatta şehit düşen 8 askere ve Van ili Bahçesaray ilçesinde meydana gelen çığ felaketlerinde hayatını kaybeden 41 vatandaşa Allah'tan rahmet dilediğine, arama kurtarma faaliyetlerinin koordinasyonunun ve kriz yönetiminin önemine, incelemelerde bulunmak ve yöre halkına destekte bulunmak amacıyla bölgeye Milliyetçi Hareket Partisi tarafından heyet gönderildiğine, AFAD verilerine göre 1890-2014 yılları arasında yaşanan 1.997 büyük çığ felaketinin çığ meselesine daha fazla odaklanmamız gerektiğini ortaya koyduğuna ilişkin açıklaması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Uzun süredir tedavi gören, 24’üncü Dönem Milliyetçi Hareket Partisi Osmaniye Milletvekilimiz Hasan Hüseyin Türkoğlu’nun vefatını teessürle öğrenmiş bulunuyoruz. Merhuma Allah’tan rahmet, ailesine ve yakınlarına başsağlığı diliyorum.

Sayın Başkan, 10 Şubat 2020’de İdlib’in kuzeyinde Taftanaz kasabasına çatışmaların önlenmesi ve gözlem noktalarının korunması amacıyla gönderilen askerlerimiz, Suriye rejim ordusu tarafından alçakça bir saldırıya uğramıştır. Bu saldırı neticesinde 5 askerimiz şehit olmuş, 5 askerimiz de yaralanmıştır. Daha evvel de 3 Şubatta Serakib’de yine rejim güçleri tarafından gerçekleştirilen hain saldırı neticesinde 8 şehidimiz vardı. Şehitlerimize Allah'tan rahmet, gazilerimize acil şifalar diliyorum. Aziz milletimizin başı sağ olsun.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Esad rejiminin kalleş saldırıları, İdlib’i kazanç sahasına çevirmeye çalışan emperyal odakların kural tanımaz kararları önemli bir gerçeği göstermektedir. Türkiye Cumhuriyeti, egemenlik haklarından doğan münhasır haklarının savunucusu konumunda, sahnelenen emperyal oyunun karşısında dimdik durmaktadır. Türkiye, İdlib’de kazan-kazan hesapları yapan ucuz hesapların bekçisi, güç istenciyle gözü dönmüş hegemon politikalarının savunucusu değildir. Türkiye'nin de mensup olduğu NATO, Birleşmiş Milletler gibi uluslararası örgütler İdlib’de sahnelenen bu kurgusu zayıf oyunu perde arkasından izlemeyi acilen bırakmalı, Türkiye'nin meşru davasının arkasında durmalıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Zira bıçak kemiğe dayanmış, sabrımız kalmamıştır. Türkiye'nin ne Esad gibi piyonlara ne de bölgede vekâlet savaşı yürüten diğer odaklara meydan vermeye niyeti yoktur.

İdlib’de diplomasi hezimete uğramış, verilen sözler yerine getirilmemiş ve Türkiye'nin Suriye iç savaşının ortaya çıktığı 2011 yılından bu yana gözettiği barışçıl politikalar suistimal edilmiştir. İdlib’le 130 kilometrelik sınır ortaklığımız, bölgede kurgulanan emperyal oyun ve İdlib’de gerçekleşen her hadisenin ülkemizi doğrudan ilgilendirmesi orada bulunmamızın meşru dayanağı olmak bakımından yeterli gerekçelerdir. Bugün kahraman askerlerimizin cansiperane görevlerini ifa ettikleri Taftanaz kasabası, sınır güvenliğimizin sağlanması ve çatışmaların önlenmesi açısından kritik bir öneme sahiptir.

BAŞKAN – Buyurun.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, Van-Bahçesaray kara yolunun Karabet geçidi mevkisinde 4 ve 5 Şubat tarihlerinde düşen iki çığda 41 vatandaşımız hayatını kaybetmiş, 84 kişi de yaralanmıştır. Hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah'tan rahmet, yaralılarımıza acil şifalar diliyorum.

Güvenlik güçlerimiz, Kızılay, AFAD ve diğer arama kurtarma ekipleri çığ altında kalan vatandaşlarımızın kurtarılması için koordineli olarak, gecesini gündüzüne katarak çalışmışlardır. Arama kurtarma faaliyetlerinin koordinasyonunun ve kriz yönetiminin önemine Elâzığ, Malatya depremi ve Van’da yaşanan elim hadise süresinde şahit olduk. Koordinasyon ve kriz yönetimi için mevcut koşulların daha da iyileştirilmesi elzemdir. Sayın Genel Başkanımızın talimatıyla bölgede arama kurtarma faaliyetlerine katılmak, incelemelerde bulunmak ve yöre halkına destekte bulunmak amacıyla bölgeye partimiz tarafından heyet gönderilmiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Vatandaşlarımızın üzerine düşen her çığ yüreklerimizi kor gibi yakmıştır. Deprem, çığ, uçak kazası gibi doğal afet ve kazalar tüm milletimizi derinden üzmüştür. Devlet millet el ele vererek daha önceki sancılı dönemlerimizi atlattığımız gibi bunu da atlatmaya muktediriz. Her karanlık gecenin bir sabahı, her zorluğun bir kolaylığı vardır. Bizler tasada, kıvançta bir ve beraber olan Türk milleti olarak bu zorlukların elbette üstesinden geleceğiz.

Değerli milletvekilleri, yirmi sekiz yıl önce 1 Şubat 1992 tarihinde Şırnak’ın Görmeç köyünde konuşlanan askerlerimizden 65’i ve sivil vatandaşlarımızdan 25’i çığ felaketi nedeniyle şehit olmuştu. Bugün milletimizi derinden etkileyen doğal afetler o yıllarda da milletimizi müteessir kılmıştır ve sadece 1992 yılında 443 kişi çığ faciası nedeniyle hayatını kaybetmiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Akçay, son kez açıyorum, tamamlayın sözlerinizi lütfen.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Yine AFAD verilerine göre 1890-2014 yılları arasında tam 1.997 adet büyük çığ felaketi yaşanmıştır. Bu rakamlar çığ meselesine daha fazla odaklanmamız ihtiyacını ortaya çıkarmaktadır.

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Oluç, buyurun.

43.- İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un, Adalet ve Kalkınma Partisinin ekonomi politikaları nedeniyle halkın büyük çoğunluğunun işsizlik, zam ve adaletsiz vergilerle karşı karşıya bırakıldığına, TÜİK tarafından açıklanan iş gücü istatistiklerine, Hatay ilinde bir yurttaşın kendini yakma eylemine yönelik Hatay Valiliğinin yaptığı açıklamaya, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Selçuk Mızraklı’nın ilk duruşmasında savcıdan mütalaa istenmesine, Yüksekova Belediyesi Eş Başkanı Remziye Yaşar hakkında verilen kararın da siyasi olduğuna, Şırnak ili Beytüşşebap ilçesinde yaşayan Hurmuz Diril ile Şimoni Diril’den 11 Ocaktan bu yana, Batman ilinden Silivri Cezaevine gelen Mehmet Bal’dan da 24 Ocaktan bu yana haber alınamadığına ve bu yurttaşların neden kaybolduğunun İçişleri Bakanlığı tarafından açıklanarak ailelerine bilgi verilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın vekiller, Adalet ve Kalkınma Partisinin ekonomi politikaları nedeniyle halkın çok büyük bir çoğunluğu işsizlikle, zamlarla, adaletsiz vergilerle karşı karşıya bırakılmıştır. Geçtiğimiz günlerde TÜİK’in hazırladığı ve çarpıtılmış olan enflasyon rakamlarının üzerine konuşmuştuk. Şimdi de işsizlik rakamlarının üzerinde biraz durmak istiyorum.

TÜİK tarafından açıklanan iş gücü istatistiklerine göre, 2019 yılının Ekim, Kasım, Aralık aylarını kapsayan dönemin işsizlik oranı 1 puanlık artışla yüzde 13,3 olarak kaydedilmiştir. Yani Türkiye genelinde 15 ve daha yukarı yaştakilerde işsiz sayısı bir önceki yılın aynı dönemine göre 327 bin kişi artarak 4 milyon 308 bin kişi olmuştur. Bunlar resmî rakamlardır. Gayriresmî rakamlarda bu oranın çok daha yüksek olduğunu elbette ki biliyoruz. 15-24 yaş grubunu kapsayan genç nüfustaki işsizlik oranı da bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 0,9 puan artışla yüzde 24,5 olmuştur yani her 4 gençten 1’i işsiz durumundadır. Türkiye genelindeki bu tablo aslında iktidarın gençlere sadece ve sadece umutsuzluk vadettiğini göstermektedir. Ülkede 26 milyondan fazla kişi yoksuldur, 18 milyon kişi de yoksulluk sınırının eşiğinde yaşamaktadır.

Şimdi, bütün bunlar yaşanırken geçtiğimiz günlerde Hatay Valiliği önünde bir yurttaşımız “Çocuklarım aç!” diyerek kendini yaktı ve yaşamını yitirdi bunun sonunda. Hatay Valiliği bir açıklama yaptı o gün ve “Biz, yurttaşın psikolojisinin bozuk olduğunu gördük.” dedi. Yani psikolojisinin bozuk olduğunu tespit etmiş oldu Hatay Valiliği. İnsani değerlerden tamamen uzak kalmış, en ufak bir utanma, sıkılma duygusu taşımayan bir valilik açıklamasıyla karşı karşıya kaldık.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Bir belediye meclisi üyesi ise bu insanın canına kıymasını “ucuz siyasi hesap” olarak görebildi. İktidarın valileri, belediye meclisi üyeleri gerçekten insanlık değerlerinden uzaklaşmaktadır; bunu bir kez daha vurgulamak istiyoruz.

Daha önce de oldu bu tür intiharlar; toplu aile intiharları oldu, işsizlikten canına kıyan insanlar oldu, cebinde tek kuruş parası olmadığı için intihar eden genç öğrenciler oldu geçtiğimiz aylarda. İktidarın ekonomi politikaları gerçekten toplumsal adaletin zerresine yer bırakmamış bir hâldedir, bunu bir kez daha vurgulamak istiyoruz.

Sayın vekiller, daha önce, 27’nci Dönem milletvekilimiz olan ve daha sonra, 31 Mart seçimlerinde Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı olarak seçilen Selçuk Mızraklı’nın dün ikinci duruşması vardı ve o duruşmada da tutukluluğun devamına karar verildi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Hem Selçuk Mızraklı hem de Kayapınar Belediyesi Eş Başkanı Kezban Yılmaz hakkında ifade veren kişinin, daha önce tutuklu olan “Hicran Berna Ayverdi” adındaki gizli tanığın -sonradan açığa çıktı- bu eş başkanlarımızla ilgili verdiği ifade de 20 Mart 2019 tarihlidir yani 31 Mart seçimlerinden on bir gün öncedir, cezaevine girdikten üç yıl sonra bu ifadeyi vermiştir. Şimdi, o ifadeyi verdikten sonra da, tabii, kendine vadedildiği gibi, bu kişi, bu gizli tanık cezaevinden salındı.

Şimdi, Selçuk Mızraklı ve Remziye Yaşar’ın davaları sürüyor. Selçuk Mızraklı’nın ilk duruşmasında savcıdan mütalaa istendi. Hiç alışılmamış bir şey; neden bu kadar alelacele, ilk duruşmada mütalaa istendi? Çünkü kayyum atandı ya Diyarbakır Büyükşehir Belediyesine, şimdi, o kayyum atanırken de Selçuk Mızraklı’nın aslında çok tehlikeli bir insan olduğunu anlatarak İçişleri Bakanı kayyum atadı ama ortada bir hüküm yok, bir hüküm oluşması gerekiyor Selçuk Mızraklı hakkında.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – O nedenle, alelacele savcılıktan mahkeme heyeti mütalaa istedi ve mart başındaki üçüncü duruşmasında büyük ihtimalle karara doğru gitmeye çalışacaklar. Çünkü Selçuk Mızraklı hakkında bir hüküm uydurması gerekiyor bu mahkeme heyetinin. Çünkü İçişleri Bakanlığı bu mahkeme heyetine talimat verdi “Hüküm uydurun Selçuk Mızraklı hakkında.” diye. Bu durumla karşı karşıyayız. Sadece Selçuk Mızraklı’nın değil diğer belediye eş başkanlarımızın da, görevden uzaklaştırılmış olan ve yerlerine kayyum atanmış olan belediye eş başkanlarımızın da durumları aynıdır.

Bakın, Yüksekova Belediyesi Eş Başkanımız Remziye Yaşar hakkında verilen karar da siyasidir, geçen burada konuştuk. Önce, serbest bırakılması kararı verildi, alelacele bir üst mahkeme kararıyla tekrar tutuklama kararı verildi. Ne demişti Remziye Yaşar? Sosyal medyada bir paylaşım yapmış.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Son kez açıyorum mikrofonunuzu, tamamlayın sözlerinizi.

Buyurun.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Tolstoy’un -Tolstoy, biliyorsunuz, bir dünya yazarı- “Savaş; mızraklı, trampetli bir bayram değildir. Onun manzarası kandır, ölümdür.” sözlerini “Savaşa hayır” tag’ıyla paylaştığı için Remziye Yaşar tutukludur şu anda yani yerine kayyum atanmasının nedeni de budur.

Son olarak bir konuya daha değinmek istiyorum: Türkiye’de son günlerde yine çok ciddi bir sorun yaşanıyor, insanlar kaybediliyor. İnsanlar kaybolmuyor, kaybettiriliyor. Bakın, Şırnak’ın Beytüşşebap ilçesinde yaşayan ve İstanbul Keldani Kilisesi papazı Remzi Diril’nin babası, 71 yaşındaki Hürmüz Diri ile annesi, 65 yaşındaki Şimoni Diril’den 11 Ocaktan bu yana haber alınamıyor. Çiftin kaybolduğu, askerî yasak bölge ilan edilmiş olan bölgedeki karakolun komutanı “Konuya yasak getirildi, ailesi dışında kimseyle bilgi paylaşmıyoruz.” diyor ve hiçbir bilgi alınamıyor.

İkincisi, Batman’dan İstanbul’a cezaevindeki oğlunu ziyarete gelen, aynı gün akrabalarıyla görüşen Mehmet Bal’dan da 24 Ocaktan bu yana haber alınamıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Son cümlem Sayın Başkan.

BAŞKAN – Son cümlelerinizi alayım, buyurun.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Mehmet Bal da 7/24 kameralarla izlenen İstanbul’da sırra kadem basıyor ve bu konuda da ailesi defalarca talep etmesine rağmen, henüz bir bilgi alınamadı. Biz, bunu geçen hafta Mecliste de gündeme getirdik, ne İçişleri Bakanlığından ne başka bir bakanlıktan bu konuda herhangi bir bilgi alınamıyor.

Tekrar ediyoruz: 24 Ocaktan beri Mehmet Bal’dan haber alınamıyor, kaybedilmiştir. Bu ülkede yaşayan yurttaşların güvenliğinden sorumlu olan bakanlık sosyal medya paylaşımı yapanların peşinden koşacağına, esas itibarıyla, bu yurttaşların neden kaybolduğunu bir an evvel açıklamak zorundadır, ailelerine bilgi vermek zorundadır.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Altay…

44.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, vefat eden 24’üncü Dönem Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu’na ve Suriye’nin İdlib kentinde şehit olan askerlere Allah’tan rahmet dilediklerine, İdlib’deki hem sınır güvenliğiyle hem de gözetleme kulelerindeki askerlerlerin can güvenliğiyle ilgili konuyu birçok defa Meclis kürsüsünden dile getirdiğine, yürütme organının İdlib’deki kimi stratejik hatalarından dolayı şehit verilmesinden rahmet dileyerek sıyrılınamayacağına, İdlib meselesinin gündeme alınabilmesi için Genel Kurula genel görüşme önerisi sunacaklarına ilişkin açıklaması

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sizi ve yüce Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Diğer Grup Başkan Vekillerimizin belirttiği üzere, öncelikle birlikte çalışmaktan büyük bir memnuniyet de duyduğum; çalışkanlığıyla, vatanseverliğiyle, gerçek milliyetçiliğiyle Mecliste ve Türkiye’de göz doldurmuş, 24’üncü Dönem Milletvekilimiz Hasan Hüseyin Türkoğlu kardeşimizin vefatını derin bir üzüntüyle öğrendik. Kendisine Allah’ımdan rahmet diliyorum. Hem Milliyetçi Hareket Partisinin hem İYİ PARTİ'nin başı sağ olsun. Ailesine ve milletimize sabır diliyorum.

Sayın Başkan, Türkiye Büyük Millet Meclisinin bir taziye yeri olmadığını, bir taziye çadırı olmadığını, bu Meclis tutanakları incelendiğinde göreceksinizdir ki belki elli defa söylemişimdir. Elbette taziye vereceğiz; şehidimizin, şehitlerimizin acısıyla kederleneceğiz, elbette ailelerinin ve sevenlerinin acısını paylaşacağız; bu, hem insani hem siyasi hem sosyal görevdir. Ben de bu vesileyle İdlib’den gelen acı haberle hepimiz gibi, buradaki herkes gibi üzülmüş, sarsılmış birisi olarak hem kendi adıma hem Cumhuriyet Halk Partisi Türkiye Büyük Millet Meclisi Grubu adına, şehitlerimize Allah’ımdan rahmet diliyorum. Kederli ailelerine ve aziz milletimizin her bir ferdine başsağlığı ve sabır diliyorum. Ancak Sayın Başkan, bizim, yasama organı olarak, yasama Meclisi olarak bu şehitlere, bunların ailelerine, şu anda İdlib dâhil 780.500 kilometrekarelik coğrafyamızda…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ENGİN ALTAY (İstanbul) - … ve coğrafyamızın dışında gerek ülkemize yönelik terör tehdidinden kaynaklı olarak gerek değişik stratejik gerekçelere dayalı olarak askerlerimiz karda, yağmur siperlerinde gözleri hedeflerinde vatan görevi yapıyorlar. Ancak bu konuda Türkiye Büyük Millet Meclisinde İdlib özelinde şöyle bir baktığım zaman Sayın Başkan, 15 Şubat 2018’de, 11 Eylül 2018’de, 15 Şubat 2018’de ikinci defa, 11 Kasım 2018’de, 9 Ekim 2017’de, 1 Ekim 2018’de, en son 21 Aralık 2019’da yaptığım bütün konuşmalarda İdlib’e dikkat çekmişim, sadece ben, diğer arkadaşlarımınkileri söylemiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ENGİN ALTAY (İstanbul) - İdlib’de hem sınır güvenliğimize dikkat çekmişim hem 12 gözetleme kulesindeki askerlerimizin can güvenliğine dikkat çekmişim; çağrı yapmışım, Meclis kürsüsünden yapmışım, Türkiye Büyük Millet Meclisi yerleşkesinde basın toplantısı yaparak yapmışım, feryat etmişim, bu tehlikeye dikkat çekmişim. Merak eden arkadaşlar açıp bakabilir. “Gözetleme kulesindeki askerlerimizin hayati tehlike riskinin olduğunu düşünüyorum.” demişim. “Zira, hava desteği noktasında onlara yapabileceğimiz bir şey yok.” demişim. Nitekim şehidimizi helikopterle alamadık.

Sayın milletvekilleri, burada oturup taziye dilemekle olmuyor bu işler. Orada 12 kulemiz var, Astana Süreci ve 2018 Soçi Mutabakatı’na rağmen, şehidimizi helikopterle alamayıp kara yoluyla zor koşullarda Türkiye'ye getirmişsek Sayın Başkan, burada bir sıkıntı vardır…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – …ve bu sıkıntıyı Türkiye Büyük Millet Meclisi görmezden gelmemelidir; gelmeyeceğini zannediyor ve umuyorum. Taziye dilemek en kolay şey. Gidin, bir de o askerlerin analarına, babalarına, eşlerine, nişanlılarına, çocuklarına sorun bakalım. Yürütme organının İdlib’deki kimi stratejik hatalarından dolayı, şehitlerimize rahmet dileyerek bu işten sıyrılamayız.

Bu vatan için, bu bayrak için, bu millet için, 82 milyonun 82 milyonunun da şehit olmasına benim rızam da vardır, gönlüm de vardır ama ciddi bir tehlikeye karşı doğru bir stratejiyle topyekûn savaşalım, şehit olalım ama Meclisin bütün uyarılarına rağmen, hiçbir uyarıyı dinlemeyerek “Biraz caka satmak, biraz efelenmekle bu işleri hallederim.” diyerek, imza attığımız Soçi Mutabakatı’nın ne olduğunu bilmeyerek orada askerlerimiz şehit oluyorsa ben buna razı değilim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Son kez buyurun Sayın Altay.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Burada bir sıkıntı var.

Bunun için diyorum ki Cumhuriyet Halk Partisi bugün, yüce Genel Kurula bir genel görüşme önerisi indirecektir. Yani grup önerisi olarak genel görüşmenin, Meclise verdiğimiz teklifin öne alınmasını yüce Genel Kuruldan talep edeceğiz. Ben bu konuda, parti ayrımı yapmaksızın, şehitlerimize son bir görev olarak bu genel görüşme önerisinin kabul edileceğine inanmak istiyorum. Türkiye Büyük Millet Meclisi, şehit sayısını, Suriye’den, ülke sınırlarından gelen şehitleri normal göremez; normal değildir. Olmayabilirdi, bu çocuklarımız ölmeyebilirdi.

Bunu görüşmemiz lazım diyorum, sizi ve yüce Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Özkan…

45.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, ülkenin sınır güvenliğini sağlamak, millete kasteden terör örgütlerini ve oluşturulmak istenen terör devletini ortadan kaldırmak, insani dramı sonlandırmak maksadıyla sınır ötesi operasyonların sürdürüldüğüne, Gazi Meclis kuruluş ve kurtuluş mücadelesinde ne yapmışsa bugün de aynı kararların alınması ve aynı istikamette yürünmesi gerektiğine, İdlib’de hayatını kaybeden Mehmetçiklere ve vefat eden 24’üncü Dönem Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu’na Allah’tan rahmet dilediklerine, 10 Şubat Sultan II. Abdülhamit’in 102’nci ölüm yıl dönümüne ilişkin açıklaması

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Bundan yaklaşık yüz-yüz yirmi yıl evvel coğrafyamızda ekilen ihanet odaklarının fitne tohumları maalesef coğrafyamızı hâlâ tehdit ediyor. İşte, ülkemizin ulusal güvenliğini, sınır güvenliğini sağlamak, milletimize kasteden terör örgütlerini ve yine oluşturulmak istenen terör devletini ortadan kaldırmak, insani dramı sonlandırmak ve coğrafyamızda, ülkemizde barındırdığımız 3 milyon Suriyelinin tekrar kendi ülkelerine dönmesi için son iki yıllık süre zarfında sınır ötesi operasyonlar sürdürüyoruz. Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı ve akabinde Barış Pınarı Operasyonlarıyla 911 kilometre sınırımız olan Suriye’de, Fırat’ın doğusu ve batısında yaklaşık 30 kilometre derinliğe kadar inmek suretiyle bugün 4.129 kilometrekarelik alanda barışı ve huzuru egemen kıldık, terör koridorunu bertaraf ettik, oluşturulmak istenen terör devletini ortadan kaldırdık ve yine bu coğrafyada oluşturulmak istenen insani dramları sonlandırmak üzere İdlib’de de Mehmetçik’imiz, şanlı tarihimizde olduğu gibi, kahraman mücadelesini sürdürüyor. Elbette, masada ve sahada varlığımızı sürdürüyoruz. Bir taraftan uluslararası toplumda görüşmelere devam ederken diğer taraftan da sahada mücadelemizi sürdürüyoruz ve sürdürmek zorundayız. Bu, aziz milletimizin bizlerden beklentisidir. Onun için, bu mücadeleye devam ederken, tarihimizde olduğu şekliyle adımlar atmak zorundayız.

Bakınız, Gazi Meclis tarihimizde neler yapmıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Gazi Meclisimiz kuruluş ve kurtuluş mücadelesinde ne yapmışsa 15 Temmuzda da onu yapmıştır. Bugün de aynı kararları almak ve aynı istikamette yürümek zorundayız. Kurucu Meclisimiz, kurtuluş mücadelesi döneminde, dört yıllık süre zarfında hedefe odaklanmıştır. Hedef nedir? Ulusal birliğimizi güvence altına almak, Misakımillî hedefine koşmak ve ülkemize kasteden bütün düşmanları yurdumuzdan çıkarmaktır. Onun için, 9.167 şehidimiz oldu, 31.173 gazimiz oldu ve yine, Gazi Meclisimizde görev yaparken şehit olan ve hayatını kaybeden milletvekillerimiz oldu, gazilerimiz de oldu. İşte, dört yıllık kurtuluş mücadelesinde Gazi Meclisimiz istiklalimize nasıl sahip çıkmışsa… Burası elbette bir taziye yeri değildir. Burası, Mehmetçik’imizin cephede yaptığı mücadeleyle, kader birlikteliği içerisinde adım atmayı ve yol almayı gerektiriyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, devam edin lütfen.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Bu bağlamda, İdlib’de hayatını kaybeden kahraman Mehmetçiklerimize Allah’tan rahmet ve aziz milletimize, şehitlerimizin yakınlarına başsağlığı diliyoruz. Ancak kararlılık mücadelemizi de sürdürmek zorundayız.

Bunun dışında, dün, yine, seneidevriyesini yaşadığımız, bundan yüz iki yıl evvel hayatını kaybeden ve devrinin en büyük devlet adamlarından ve sultanlarından olan cennetmekân Sultan Abdülhamit Han’ın 102’nci ölüm yıl dönümüydü. Devrinde, Osmanlı coğrafyasına kasteden işgalcileri ortadan kaldırmak ve ülkemizin refahına hizmet etmek için çok büyük çalışmalar yaptı. Binlerce kilometre demir yolu, kara yolu, telgraf hattı, ilkokul, ortaokul ve kamu binaları ile yine, darülacezelerle, Etfal Hastanesiyle, Haydarpaşa Garı’yla ve bütün coğrafyamızda hizmetleriyle büyük çalışmalar yapan Sultan Abdülhamit Han’a Allah’tan rahmet diliyorum, ruhu şad olsun.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Yine, hayatını kaybeden 24’üncü Dönem Osmaniye Milletvekilimiz, Milliyetçi Hareket Partimizin kıymetli Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu’na Allah’tan rahmet diliyoruz, mekânı cennet olsun; ailesine, Milliyetçi Hareket Partisi ve İYİ PARTİ camiasına da başsağlığı dileklerimizi iletiyor, hayırlı, başarılı bir çalışma haftası diliyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

V.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Süreyya Sadi Bilgiç’in, vefat eden 24’üncü Dönem Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu’na Başkanlık Divanı olarak Allah’tan rahmet dilediklerine ilişkin konuşması

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, 24’üncü Dönemde burada birlikte çalışma yaptığımız, birlikte olduğumuz değerli milletvekilimiz, arkadaşımız, Osmaniye Milletvekilimiz Hasan Hüseyin Türkoğlu’na biz de Divan olarak Allah’tan rahmet diliyoruz, mekânı cennet olsun, ailesine, yakınlarına, İYİ PARTİ ve Milliyetçi Hareket Partisi camialarına da başsağlığı diliyorum.

Gündeme geçiyoruz sayın milletvekilleri.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

İYİ PARTİ Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

VI.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- İYİ PARTİ Grubunun, Isparta Milletvekili Aylin Cesur ve 19 milletvekili tarafından, Dormofol kullanımında 1 vatandaşın ölümünün ve birkaç vatandaşın sağlık sorunlarına neden olan eksiklik ve ihmallerin araştırılması, telafisi mümkün olmayan tıbbi hataların önüne geçilmesi, ihmal ve eksikliklere sebep olanların tespit edilmesi amacıyla 11/2/2020 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 11 Şubat 2020 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

11/2/2020

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 11/2/2020 Salı günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19'uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                                                  Lütfü Türkkan

                                                                                                                                        Kocaeli

                                                                                                                              Grup Başkan Vekili

Öneri:

Isparta Milletvekili Aylin Cesur ve 19 milletvekili tarafından, Dormofol kullanımında 1 vatandaşın ölümüne ve birkaç vatandaşın sağlık sorunlarına neden olan eksiklik ve ihmallerin araştırılması, telafisi mümkün olmayan tıbbi hataların önüne geçilmesi, ihmal ve eksikliklere sebep olan yetkililerin, personelin ve kişilerin tespit edilmesi amacıyla 11/2/2020 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerin 11/2/2020 Salı günkü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere İYİ PARTİ Grubu adına Sayın Aylin Cesur, buyurun. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA AYLİN CESUR (Isparta) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Meclis araştırması açılması konusunda İYİ PARTİ adına vermiş olduğumuz öneri için söz almış bulunmaktayım.

Öneriyi huzura getirmeden önce, İdlib’de şehit olan evlatlarımıza, yiğitlerimize Yüce Allah’tan rahmet, acılı ailelerine ve milletimize sabır diliyorum.

Bugün hayatını kaybeden değerli dava arkadaşımız, aynı zamanda Isparta’mızın damadı Sayın Hasan Hüseyin Türkoğlu’na Yüce Allah’tan rahmet, ailesine ve tüm sevenlerine başsağlığı diliyorum.

Önergemizin konusu Dormofol; etken maddesi propofol. Dormofol’un neyini araştıracağız diyorsunuz belki içinizden, haklısınız. O, farmakokinezi uzmanlarının işi zaten, siz Dormofol’u araştırmayacaksınız. Nesini araştıralım o hâlde biz bu Dormofol’un? Neden bu kış kıyamette, bu kadar şehit varken, depremler, çığ felaketi, Suriye, İdlib, Libya, ekonomi, intiharlar, zamlar, pahalılık, bu kadar önemli konu varken, Kıbrıs varken, Varlık Fonu’na, Kızılayın akçesine, birçok şeye el uzatmak varken niye Dormofol? Çünkü Dormofol de Dormofol’le ilgili hadise de çok büyük bir skandal ve o nedenle bugün onu araştıralım diyeceğim ben size.

Bir soru soracağım: Aranızda mide yakınması olan var mı acaba ya da şu anda hafif bir anestezi alacağı için bir tıp merkezine veya hastaneye başvurmuş olan bir yakınınız var mı? Vardır elbette, Allah onlara, tüm hastalarımızla beraber şifa versin.

Ramazan Gök -Ispartalı hemşehrim- ve mide yakınması olan 5 vatandaşımız önce şoka girdiler, yoğun bakımlık oldular, daha sonra Ramazan Gök hayatını kaybetti, endoskopiden; mide yakınması nedeniyle gitmişlerdi hastaneye.

Benim amacım burada sizleri korkutmak değil, konunun önemini vurgulamaya çalışıyorum. Çünkü neden Dormofol’u konuşuyor diyorsunuz, biliyorum. Size burada bir vaka sunacağım, bu hepinizi ilgilendiriyor. İnanın bana, son çeyrek yüzyılın en büyük sağlık skandalını sizlere sunmaya çalışacağım. Tarih 7 Ocak 2020, yer Isparta, Isparta Şehir Hastanesi. Endoskopi ve kolonoskopi yapılan 6 hastaya anestezi ilacı veriliyor -Dormofol- ve bunlardan birisinin, Ramazan Gök’ün hayatını kaybettiği basına yansıdı, diğer 5 hasta taburcu olabildi.

Ramazan Gök ve diğer vatandaşlarımız neden yoğun bakımlık oldular ve Ramazan’ı neden kaybettik? En sade şekliyle bunu size anlatmaya çalışacağım. En iyi hastaneyi yapsanız, içini en ehil uzmanlarla ve teknolojiyle donatsanız dahi, eğer ilaçta skandal varsa ilaç problemi varsa hastayı kaybedersiniz.

Propofol etken maddeli ilaçlar sadece endoskopi, kolonoskopi için değil, anestezide de yaygın olarak kullanılıyor. Hadiseyi araştırdık, karşılaştığımız sonuçlar vahim. Buradaki olay aslında yumağın sadece ucu imiş, çekince o kadar çok şey geldi ki. Gördük ki Sağlık Bakanlığı ilaçların yasaklanmasına ilişkin duyuruları resmî internet sitesinden yapıyor ve 2019 yılında bu ilaca yönelik duyuruyu defalarca yapmış. Şurada, değişik tarihlerde, Sağlık Bakanlığı internet sitesinin bu ilacın geri çekildiğine, yasaklandığına dair duyuruları var. Ramazan kardeşimiz ölünce Bakanlık uyanmış ve 81 ilin il sağlık müdürlüklerine “Çok Acele” diyerek 9 Ocak günü şu yazıyı yollamış. Şimdi buradaki hadisede -vaktim yok, detaylı okuyamayacağım ama- diyor ki: “Bu ilacın blokajını ve geri çekme işlemini bir an önce yapın, çok sakıncalı, uygularsanız hastayı kaybedersiniz.” Arkasında da bir eki var, asıl skandalı işte burada yakaladık. Burada diyor ki: ‘’Şu tarihlerde -işte kendisini kurtarmaya çalışıyor Bakanlık, hasta öldü ya- 25 Ekim 2019’da, 14 Aralık 2019’da, 27/8/2019’da defalarca biz buna blokaj koyduk.” İşin skandalı şu: Buradaki az önce size gösterdiğim tarihler yani internet sitesinden hastanelerde bu ilacın kullanımına yönelik yasak konulan tarihler, burada Bakanlığın “Biz bu tarihlerde ilacı yasakladık.” dediği tarihlerden dört ila altı gün sonra. Yani ne demek istiyorum sayın milletvekilleri, biliyor musunuz? Şunu demek istiyorum: İlaçlar endotoksin testlerinden geçer, “zehirlidir” “yasaktır” diye yasaklanır ve bunların bir an önce, anında, bir dakika bile gecikmeden duyurulması gerekir, yoksa hastayı kaybedersiniz. Ama Bakanlık ne yapıyor? İnternet sitesinden duyuruyor; bu yüzyılda, bu çağda sanki teknoloji, hiçbir şey yokmuş gibi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Cesur, tamamlayın sözlerinizi.

AYLİN CESUR (Devamla) – Ama Ramazan’ı kaybedince 81 ilin il sağlık müdürlüklerine ve hastanelerine “Çok Acele” başlıklı bu yazıyı yolluyor. Şimdi, diğer yöntemle yani Sağlık Bakanlığının kullandığı mevcut yöntemle, blokajı koyduğu andan itibaren değil -şuradaki gösterdiğim kanıt, bunlar soru önergemde detaylı var, Sayın Bakana yolladım- dört-altı gün sonra duyuruyor. O dört-altı günlük sürelerde, o arada sizler, yakınlarınız, vatandaşlarımız hastanelerde kalp ameliyatı, beyin ameliyatı, bu ilaçların kullanıldığı her ne ameliyat varsa ya da bunlar neye tabilerse Allah’a emanetsiniz. Şu anda da belki bu ilaçtan dolayı ya da başka ilaçlardan dolayı… Bu sadece bir tane ilaçta yakaladığımız bir şey; şimdi bunu birçok ilaçta, binlerce ilaçta düşünün. Bu ilaçların araştırılması, Sağlık Bakanlığının bu ilaç duyuru uygulamasının da derhâl kaldırılması gerekiyor. Niye gerekiyor? Hastaların güvenli ilaç kullanma hakkı var çünkü. Neden gerekiyor? Çünkü bu yüzyılda, bizim her türlü olanağa sahip olan o pırıl pırıl hastanelerimizde çalışan pırıl pırıl hekimlerimizi, sağlık personelimizi, meşakkatle çalışan tüm personelimizi ve hastaları korumak için gerekiyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AYLİN CESUR (Devamla) – Bağlayayım.

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın.

Isparta kardeşliği olsun, buyurun.

AYLİN CESUR (Devamla) – Teşekkür ederim.

“Sağlıkta dönüşüm sistemi” denilerek yola çıkılan ve bugün skandallarla –Kırıkkale’de de daha çok yeni bir olay oldu- karşımıza çıkan bu sistemde dört-altı günde memleketin neresinde ne olmuş derhâl… Bu ilaçların yasaklandığı ve duyurulduğu tarihler arasındaki o boşluklarda bu ilaçların kullanıldığı hastalarda, kimlerde ne gibi komplikasyonlar gelişmiş mutlaka araştırılmalı.

Bugün, şu anda hastanelerde Sağlık Bakanlığındaki bu sistem nedeniyle hastalar belki de can veriyorlar, belki verdiler. Bunu, hepinizin huzurunda sizlere sunuyorum ve burada, gerçekten, hepimizi ilgilendiren bu konuda ellerinizi sağlığımız için kaldırmanızı istiyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

AYLİN CESUR (Devamla) – Çok küçük bir nokta daha söyleyeceğim: Bu hastalar ilçelerden gelmişti Isparta’ya, şehir hastanesine. Oysaki eskiden, şehir hastaneleri yokken –hep konuşuyoruz bunu- o ilçelerde uzmanlar vardı. Belki “Bunu da şehir hastanelerine bağladı yine.” diyeceksiniz ama bunu, sağlıkta dönüşüm sisteminin, o büyük projenizin bir parçası ve kötü bir parçası olarak sizlere sunmak istiyorum ve hepinizden hastalar adına yardım istiyorum. Gelin, ellerimizi hep beraber bu işi araştırmak üzere kaldıralım bugün.

Teşekkür ederim. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Konumum gereği cevap veremiyorum son kısmına.

Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Sayın Oya Ersoy. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA OYA ERSOY (İstanbul) – Sayın Başkan, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Evet, tarih 7 Ocak 2020 ve Isparta Şehir Hastanesinde “propofol” etken maddeli “Dormofol” isimli ilacın verilmesi nedeniyle 1 hastanın hayatını kaybettiği, bir diğer hastanın yoğun bakımda, 6 hastanın da gözlem altında tutulduğu haberleri kamuoyuyla paylaşıldı. Bunun üzerine, Sağlık Bakanlığı 81 ilin sağlık müdürlüğüne “Çok Acele” ibareli bir yazı gönderdi ve ilacın kullanımının durdurulmasını ve ilaç iadelerinin de yapılmasını talep etti. Oysa 18 Aralık 2019 tarihinde Sağlık Bakanlığı Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu İlaç Denetim Dairesi Başkanlığı, söz konusu ilaçla ilgili kendisine gelen bildirimler üzerine gerekli inceleme ve analiz sürecini başlattıklarını ve analizler sonuçlandırılıncaya kadar da tedbir amacıyla ilacın sağlık kuruluşlarında kullanımının durdurulduğunu açıklamıştı. Şimdi “propofol” etken maddeli ilaçlar sadece endoskopide ve kolonoskopide değil anestezide de yaygın olarak kullanılan ilaçlardır. Diğer yandan, ruhsatı bulunan Dormofol yerli olduğu için aynı etken maddeye sahip ilaçların yurt dışından gelişi de kısıtlıdır. Şimdi, aralık ayında sağlık kuruluşlarına gönderilen yazıyla bu ilaçların hastanelerde kullanılmaması ve satılmaması yönünde bilgi verilmesine rağmen Isparta’da yaşamını yitiren hastanın ölüm nedeninin bu ilaç olduğu iddiaları araştırılmak zorundadır, Meclisin acil görevlerinden biridir tabii ki bu.

Sorunu biz söyleyelim: Sorun, açıkça, denetimsizlikten kaynaklanmaktadır ve sizin sağlıkta özelleştirme politikalarınızın sonucudur bu yaşadığımız. Sağlığı alınır satılır meta, hastaneleri birer ticari işletme, hastaları müşteri hâline getiren Dünya Bankasının Sağlıkta Dönüşüm Programı çökmüştür. Şehir hastanelerinin -her yıl döviz kuruna göre artarak- 2019 itibarıyla yıllık 14 milyar lira kira borcu bıraktığı, yıllık 120 milyon yurttaşın acil servislere akın ettiği, herkesin yıl içinde çekilmiş en az 2 tomografi, MR sahibi olduğu ve bunun gerek maliyetinden gerekse kendisine verdiği, sağlığına verdiği zarardan bihaber olduğu, 2002 yılında 18 milyar olan sağlık harcamalarının 2018 yılında 160 milyarı bulduğu bir sağlık sistemi çökmüştür. Her yıl artan sağlık harcamalarının neredeyse tamamının halkın cebinden sağlanmak zorunda kalındığı sağlık sistemi çökmüştür.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

OYA ERSOY (Devamla) - Süre talep edeceğim.

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

OYA ERSOY (Devamla) – Bugün, sağlık hizmetine ulaşmanın önündeki temel engel “Vergi, prim, ilave ücret, katkı payı, tamamlayıcı sigorta…” diye devam eden paran kadar sağlık düzenidir. Sağlık hizmetleri bir otelcilik hizmeti değildir; sağlığımız üzerinden, insanların, halkın sağlığı üzerinden kâr elde edilebilecek, rant elde edilebilecek bir alan değildir. Halkın ihtiyacı, sağlık hizmetini tüketmek, sürekli tetkik yaptırmak, MR çektirmek, tomografi çektirmek değil, reçete yazdırmak değil, sağlık hakkına ulaşmaktır. Ekonomik kriz koşullarında, sağlığı bir hak olarak gören, eşit, nitelikli, parasız, ulaşılabilir bir sağlık hizmetinin sağlandığı bir sağlık sistemine geçmek acil bir zorunluluktur.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Mehmet Göker.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA MEHMET GÖKER (Burdur) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime başlamadan önce, İdlib’de şehit verdiğimiz 5 askerimize Allah’tan rahmet, yakınlarına da başsağlığı diliyorum.

Burada -evet, zamanı değil ama birazdan grubumuz bu öneriyi indirecek- sekiz yıldır izlediğimiz Suriye’deki dış politika sonucunda 40 milyar dolar harcamış bir ülke, ülkenin içine sokulmuş 5 milyon mülteci, demografik yapısı değiştirilmiş ve bir dünya sağlık sorunlarıyla baş başa bırakılmış bir ülke, onun haricinde 100’ü aşkın şehidimiz. Evet, niye oradayız, bunun acilen cevap bulması lazım.

Şehir hastanelerinin bütçeye ne kadar zarar getirdiğini Sayın Bakan bütçe sunuş konuşmalarında kendisi de itiraf etti. Bizim ve gelecekteki nesillerimizin yirmi beş yılını ipotek altına alan şehir hastanelerini bir işletme, doktorları bir taşeron, hastaları da müşteri gören zihniyetin sonucu olarak bugün bu öneriyi konuşuyoruz. Olay, 9 Ocak 2020 tarihinde Isparta Şehir Hastanesinde meydana geliyor ve endoskopi olmak için müracaat eden 6 hastadan 1’i taburcu edildikten iki üç saat sonra tekrar yüksek ateş ve bilinç bulanıklığıyla hastaneye başvurarak yoğun bakım servisine yatırılıyor. Evet, yoğun bakım servisine yatırıldıktan sonra maalesef hasta orada kaybediliyor. Burada önemli olan şu: Sisteminiz olarak değiştirdiğiniz Kamu İhale Kanunu’nun getirdiği sorunlar karşılığında, güvenli ve yan etkilerini araştırarak ilaçların kullanılması yerine, İhale Kanunu’nda -kendi mesleğim de olarak- en ucuz ilacı almak ve neredeyse yan etkisini gözardı ederek bu ilaçları hastalarda kullanmak sizin ekonomik modeliniz hâline geldi. Niye mi bundan eminiz? Şöyle ki: Bu ilacın orijinalinin piyasa değeri yaklaşık 13 dolar yani bugünkü kurdan Türk lirasına çevirirsek 78 lira, bugün sabah sorduğumda aynı ilacın Kamu İhale Kanunu’yla şehir hastanesine ihale bedeli ise 25 lira. 78 lira ile 25 lira arasındaki kalite farkını sizlerin dikkatine sunuyorum.

Bir diğeri ise tıbbi camiada genelgeçer bir kaide, ilaçların FDA onayının olup olmadığıdır. Bu ilaca bugün hekim arkadaşlarımızla beraber de baktığımızda gördük ki kullanılan ilaçta FDA onayı yok yani ciddi bir ihmal süreci söz konusu olmuş. Evet, bu iddia araştırılmalıdır. Bu iddia, sağlık çalışanlarına yüklenebilecek, bulaşla geçiştirilebilecek kadar ucuz bir konu değildir.

Buradan sonuç olarak şunu söylemek istiyorum: İnsan sağlığının her şeyden önce geldiği unutulmamalıdır. Kalitesiz ve ucuz ilaç yerine, hasta sağlığını ön plana çıkaran sağlık politikaları izlenmelidir.

Önerge haklıdır, destek vereceğimizi belirtiyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Sayın Arife Polat Düzgün, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA ARİFE POLAT DÜZGÜN (Ankara) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri, ekranları başında bizi izleyen değerli vatandaşlarım; ben de İdlib bölgesinde şehit düşen kahraman askerlerimize Allah’tan rahmet, yaralı askerlerimize acil şifalar diliyorum.

Bu konuyla ilgili öncelikle doğru bir bilgilendirme yapmak üzere tekrar konuyu baştan almak istiyorum. Bu konuştuğumuz ilaç bir anestezi ilacı, ismini anmamıza gerek yok, anestezide kullanılan bir ilaç. Bu ilacın Isparta Şehir Hastanesinde kullanımıyla ilgili sorunlar olduğunu biraz önce dinledik ama bu ilaçla ilgili, 24 Ekim 2019 tarihinde... Bizim Sağlık Bakanlığına bağlı olan Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu tarafından ilaçlarımız takip edilmektedir. “İlaç Takip Sistemi” dediğimiz bir sistemimiz var ve hangi ilacı ne zaman içtiğiniz, ne zaman, nereden aldığınız, Türkiye’nin neresinden satın aldığınıza dair her türlü bilgimiz sistemde bulunmaktadır. Bu Kurumumuza “istenmeyen etki” dediğimiz, hani “yan etki” diyoruz ya, bu etkiyle ilgili bir bildirim geliyor 24 Ekimde ve hemen 25 Ekimde o ilacın kutusuyla, o partisiyle ilgili İlaç Takip Sistemi’nde satış blokajı uygulanmış; bu, bilgisayar sisteminde yapılıyor, hiçbir kimse bu ilacı satamıyor. Karekodunu okuttuğunuz zaman “Bu ilaçla ilgili bir uyarı var, bunu satamazsınız.” diye satıcıya, bunu uygulayacak kişiye, eczacıya bilgi veriliyor. Bu nedenle, mevcut uygulamamızda hastane veya diğer kullanım noktalarında, İlaç Takip Sistemi’nde idari işlem yapılmış, herhangi bir ürünün karekodu okutulduğu zaman sistem, kullanılmaması yönünde uyarı vermektedir; bilmemiz gereken doğru bilgi bu. Ülkemizde İlaç Takip Sistemi oturmuş ve çok güzel uygulanmaktadır.

Öte yandan, ayrıca, 30 Ekim 2019 tarihinde Kurum, resmî internet sitesinde de “tüm sağlık kuruluşlarının dikkatine” diye, özellikle bir konuya dikkat çekmek üzere, inceleme ve analiz başlatıldığını, analizler sonuçlanıncaya kadar, tedbir amaçlı olarak, mevcut bulunduğu sağlık kuruluşlarında ilgili partinin kullanımının durdurulmasının önem arz ettiği hususuyla ilgili duyuruyu yayımlamıştır. İlgili ürün hakkında inceleme kapsamında numune temin edilmiş yani Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu bu numuneyi temin etmiş, gerekli analizleri yapılmak üzere Kurumun laboratuvarına gönderilmiştir. Ürünle ilgili olarak basında yer alan haberler üzerine -biliyorsunuz, büyük bir bilgi kirliliği yaşıyoruz şu anda, günümüzde, tüm dünyayla birlikte ülkemizde de yaşıyoruz- bu bilgi kirliliğinin önüne geçmek için Kurum tarafından yeniden doğru bilgiyi verebilmek adına, yapılan işlemlerle ilgili değişik zamanlarda bilgiler sunulduğu için, topluca tekrar hatırlatılmak üzere, 9 Ocak 2020 tarihinde 81 il sağlık müdürlüğüne Kurumun ilgili ürünle ilgili yapılan işlemler hakkında bilgilendirme yazısı da yazılmıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ARİFE POLAT DÜZGÜN (Devamla) – Resmî olarak bütün kurumlarımız bilgilendirilmiştir. Bu süreçte, tabii ki, ilaç firmasının da Kuruma yaptığı başvuruyla bu ürünün Kurum tarafından incelemeler ve analiz sonuçları tamamlanıncaya kadar tedbir amaçlı olarak durdurulması ve firmanın da şirket politikaları ve toplumsal sağlık hassasiyetleri gerekçesiyle gönüllü geri çekme talebi oluşturulmuştur. Bu nedenle, bu söz konusu partilere 13 Ocak 2020 tarihinde makam oluruyla birinci sınıf A seviyesinde geri çekme işlemi uygulanmıştır ve 14 Ocak 2020 tarihinde geri çekme işlemi Kurumun resmî internet sitesinde yeniden duyurulmuştur yani Sağlık Bakanlığımıza bağlı olan Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu bu ilacı yakından takip etmiş, kullanan ilgili kişilere doğru bilgiler gönderilmiştir. Tabii ki bunlar da insanlar yoluyla yapılan işlemlerdir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın lütfen.

ARİFE POLAT DÜZGÜN (Devamla) - Sağlık çalışanlarımıza kolaylıklar dilerken Meclisimize de saygılarımı sunarak sizi bilgilendirmiş oluyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkanım, önerge sahibi arkadaşımızın kürsüde ifade ettiklerinin doğru olmadığına dair ifadede bulundu konuşmacı.

BAŞKAN – Bir görüş o da Sayın Türkkan.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Müsaade ederseniz yerinden o konuları bir düzeltsin sayın önerge sahibi.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sonra da karşı taraf düzeltme isteyecek.

AYLİN CESUR (Isparta) – Bende kanıt var.

BAŞKAN – Yani kimsenin söylediği mutlak doğru değil ki.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, netice itibarıyla karşı taraf da isteyebilir, tabii, saygı duyarız onlara da.

BAŞKAN – Sayın Türkkan, zaten… Tabii ki söz veririz ama bu konu…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Ama neticede, hızlıca kapatılan bu konunun doğru anlaşılması için arkadaşımıza söz verin de…

BAŞKAN – Tamam Sayın Türkkan, söz vereyim ama zaten gerek adli makamlarca gerekse Bakanlıkça gönderilen başmüfettiş üzerinden yürütülen idari soruşturmayla her iki yönlü soruşturmaları devam eden bir konuyu konuşuyoruz.

Sayın Cesur, buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

46.- Isparta Milletvekili Aylin Cesur’un, Ankara Milletvekili Arife Polat Düzgün’ün İYİ PARTİ grup önerisi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

AYLİN CESUR (Isparta) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Az önceki değerli hatip konuşmasında bilgi kirliliğinden bahsetti. Zannediyorum kendisi de benim ulaştığım bilgilere ulaşmakta bu sebepten dolayı zorlanmış. Benim biraz önce kürsüde anlatmaya çalıştığım şeyi hatibin ya dinlemediğini ya da “Bir şekilde bunun üstünü kapatmak için mi acaba?” diye düşünüyorum çünkü ben biraz önce burada Sağlık Bakanlığının şu gösterdiğim değişik tarihlerdeki -az önce hatibin bahsettiği- duyurularından bahsettim; bu doğru. Hadise olduktan sonra Isparta’da, Sağlık Bakanlığının bu “Çok Acele” ibareli 81 ile yolladığı yazıyı da arz ettim, bu da doğru ama zaten hadise buradan başlıyor. Ben geniş bir soru önergesi verdim Sayın Bakana, çok detaylı. Burada hangi ilacın hangi tarihlerde hangi partikül numarasının Sağlık Bakanlığının internet sitesinde duyurulduğu ve linkleri dâhil var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AYLİN CESUR (Isparta) – Çok kısa bağlayacağım.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Cesur.

AYLİN CESUR (Isparta) – Çok kısa bağlamam lazım.

BAŞKAN – Siz kayıtlara geçirin.

Buyurun.

AYLİN CESUR (Isparta) – Önemli olan, bu duyurunun buradan duyurulması değil. Buradaki Sağlık Bakanlığının gösterdiği blokaj konulan tarihten dört ila altı gün sonra internet sitesinde yayınlıyorsunuz. O dört-altı günlük zamanlarda -Isparta’daki hadise de dâhil- hastalar ölüyor, hastalar yoğun bakımlık oluyor. Bu bir ilaç. Bu Dormofol dışında binlerce ilaç var; bu dört-altı günlük, belki daha da uzayan sürelerde acaba, şu anda -sizin yakınlarınız da dâhil- kim bilir neler oluyor? Ben bunların araştırılmasını istiyorum, sizler için istiyorum.

BAŞKAN – Evet, teşekkür ediyorum.

VI.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- İYİ PARTİ Grubunun, Isparta Milletvekili Aylin Cesur ve 19 milletvekili tarafından, Dormofol kullanımında 1 vatandaşın ölümünün ve birkaç vatandaşın sağlık sorunlarına neden olan eksiklik ve ihmallerin araştırılması, telafisi mümkün olmayan tıbbi hataların önüne geçilmesi, ihmal ve eksikliklere sebep olanların tespit edilmesi amacıyla 11/2/2020 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 11 Şubat 2020 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN - Değerli arkadaşlar, İYİ PARTİ grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Halkların Demokratik Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

2.- HDP Grubunun, Van Milletvekili Murat Sarısaç ve arkadaşları tarafından, Van ilinin Bahçesaray ilçesinde meydana gelen iki çığ olayında yaşanan eksiklik, hatalar ve ihmallerin ortaya çıkarılması amacıyla 10/2/2020 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 11 Şubat 2020 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

11/2/2020

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 11/2/2020 Salı günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                                              Hakkı Saruhan Oluç

                                                                                                                                        İstanbul

                                                                                                                              Grup Başkan Vekili

Öneri:

10 Şubat 2020 tarihinde Van Milletvekili Sayın Murat Sarısaç ve arkadaşları tarafından, 5296 sıra numaralı, Van ilinin Bahçesaray ilçesinde meydana gelen iki çığ olayında yaşanan eksiklik, hatalar ve ihmallerin ortaya çıkarılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 11/2/2020 Salı günkü birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Sayın Mahmut Toğrul, buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle Genel Kurulu, Genel Kurulun sevgili emekçilerini ve televizyonları başında bizleri izleyen sevgili yurttaşlarımızı saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, ülkemiz son bir ayda çok ciddi felaketlerle karşı karşıya kaldı. Birincisi, 24 Ocakta yaşanan Elâzığ Sivrice merkezli 6,8 şiddetinde deprem ve bu depremde 41 yurttaşımızın kaybı, yine 1.600’ün üzerinde yurttaşımızın yaralanması ve onlarca binanın yıkılması. Şimdi, bazı afetler vardır ki engelleyemezsiniz, bunlardan bir tanesi, örneğin, deprem meselesi. Depremin ne zaman olacağı, nasıl olacağı, ne şiddetinde olacağını kestirmek zor olabilir. Ama bazı afetler için gerekli önlemleri alırsınız, afetin felakete dönüşmesini engelleyebilirsiniz. Bazı afetler de vardır ki engellemeniz mümkün, örneğin, Van Bahçesaray’da yaşanan 4-5 Şubattaki çığ felaketi.

Değerli arkadaşlar, Van-Bahçesaray arasındaki çığ olayı yeni yaşanan bir olay değil, hemen hemen her yıl kış aylarında tekrar eden, yaşanan bir olay. Peki, çığı engellemek mümkün müdür? Tabii ki mümkündür değerli arkadaşlar, gerekli önlemleri almak suretiyle. Ne yaparsınız? Mesela o dik yamaçları ağaçlandırırsınız, taraçalandırırsınız, çığ önleme örgüleri, perdeleri yaparsınız veya en önemlisi kar tünelleri yaparsınız. AKP, bölgede yürüttüğü tüm seçimlerde Bahçesaray halkına orada kar tünelleri yapacağını her seçimde beyan etmiş ama maalesef bugüne kadar o çığ tünellerini yapmamış, yapmadığı gibi de bu felaketlerin sürekli tekrarlanmasını engellememiş.

Değerli arkadaşlar, hem Elâzığ depreminde hem de çığ felaketinde -özellikle ikinci çığ felaketinde yaşananlar- aslında Türkiye’de afetlerin felakete dönüşmemesi noktasında Türkiye’nin, özellikle iktidarın hazırlık yapmadığı, aslında kimin ne yaptığının belli olmadığı, tedbirsizlik, cehalet, liyakatsizlik, her şeyin iç içe yaşandığı bir durumla karşı karşıyayız.

Bakın, 4 Şubatta birinci çığ yaşanıyor, 13 yurttaşımız çığ altında kalıyor, 5 yurttaşımız yaşamını yitiriyor, 13 yurttaş da yaralı çıkarılıyor. Ama ikinci gün, hiçbir önlem almadan, anlaşılıyor ki AFAD, UMKE’nin bu konuda uzman ekipleri de gerekli önlemleri almadan, sivil yurttaşlardan da jandarma ve diğer kurumlardan da bölgeye, çığ yerine insanlar gidiyor yani gerekli önlemler alınmadan, “Acaba ikinci çığ riski var mıdır?” diye bir araştırma yapılmadan bölgeye gidiliyor ve maalesef, işte, o çığ afeti felakete dönüşüyor, 41 yurttaş karlar altında yaşamını yitiriyor ve yine yaralılar var, maalesef hâlâ o çığda karların altında insanlar var değerli arkadaşlar. Gerekli önlemleri almayarak ve orada böyle bir afeti felakete dönüştüren ilgililerin, kurumların, kusuru olanların mutlaka hem dersler çıkarması adına hem de sorumluluğu olanların sorumluluğundan dolayı bu önergeyi veriyoruz ve bu konunun araştırılmasını önemli görüyoruz.

Aynı zamanda Türkiye, deprem bölgesi, riskli fay hatları olan bir ülke olduğu gibi, riskli çığ alanları olan bir ülkedir. Bakın, Japonya’da 9 şiddetinde depremde bir insanın burnu kanamıyor; Avrupa’da Alplerde hemen hemen her kış onlarca çığ felaketi olur, bir insan yaşamını yitirmez ama Türkiye'de maalesef 6,8 şiddetindeki deprem felakete dönüşüyor, bir çığ aynı şekilde felakete dönüşüyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi lütfen.

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) - Değerli arkadaşlar, biz eğer hazırlık noktasında, gerekli önlemlerin alınması noktasında, sorumluluğu olanları sorumluluklarına davet etme noktasında gerekli önlemleri almazsak maalesef Türkiye bu felaketlerin yaşandığı bir ülke olmaktan kurtulamaz. O açıdan ben Genel Kurulda herkesten -parti ayrımı yapmadan- bu noktada bu önergeye sahip çıkmasını, bu önergeyi desteklemesini arzu ediyorum çünkü burada söz konusu olan insanların yaşamıdır, halkımızın yaşamıdır ve bu felaketler bize bir ders vermiş olmalıdır diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – İYİ PARTİ Grubu adına Sayın Bedri Yaşar.

Buyurun. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA BEDRİ YAŞAR (Samsun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, 24’üncü Dönem Osmaniye Milletvekilimiz Hasan Hüseyin Türkoğlu ağabeyimizi rahmetle anıyorum, kederli ailesine başsağlığı diliyorum.

Aynı şekilde, dün İdlib’de kaybettiğimiz Mehmetçik’imize, şehitlerimize Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar diliyorum.

Değerli milletvekilleri, Türkiye’de son dönemde yaşanan deprem ve çığ felaketlerinde 41 vatandaşımız hayatını kaybetmiş, yine çok sayıda vatandaşımız da yaralanmıştır. Van-Bahçesaray yolunun 33’üncü kilometresinde 4-5 Şubat 2020 tarihlerinde meydana gelen çığ felaketinde 100’den fazla hemşehrimiz de yaralanmıştır. Burada çığ felaketinde hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, yaralı vatandaşlarımıza da acil şifalar diliyorum.

Değerli milletvekilleri, tabii “kış” deyince “çığ” deyince Türkiye’de belli bölgeler var. Van Bahçesaray’da en ufak bir kar yağdığı zaman “Bahçesaray’da durum nedir?” “Bahçesaray’da yollar kapandı mı?” “Yolun durumu nedir?” diye hep merak ederiz. Bunun paralelinde yine buna benzer olaylar Zigana Dağı’nda da yaşanmıştır; geçmişte Zigana’da da çığ nedeniyle 9 kaybımız olmuştur. Yani netice itibarıyla, Türkiye’nin afet haritasına şöyle bir baktığınız zaman, aynı deprem fayları gibi, deprem hatları gibi, nerede deprem olacağını görmek gibi, nerede çığ felaketinin olabileceğini -heyelanlar da buna dâhil- görmek, bilmek, tahmin etmek mümkün. Dolayısıyla bunlar çerçevesinde, felaket olabilecek bu bölgelerde tedbir almak da devletin görevi. Tabii, özellikle Van Bahçesaray’da yani burada felaket olabileceği biliniyor. Bu çığ standartlarına, çığ haritalarına baktığımız zaman burada bu olayların yaşanabileceğini görmemiz mümkün.

Bugün buraya gelmeden önce Van İl Başkanımız Sayın Selim Özgökçe’yle de bir görüşme yaptık, ifadesi şu, diyor ki: “Birinci çığdan sonra Van Bahçesaray’dan yardım talepleri geldi -farklı yerlerden, hem ilçelerden hem Kaymakamlıktan- vatandaşlarımız oradaki akrabalarını da düşünerek bir an önce ulaşmak adına oraya doğru hareket ettiler.” Tabii, buradaki en büyük mesele şu: Birinci çığ felaketi geldi, ikinci çığ felaketinin gelmesi zaten beklenebilir, bununla ilgili de organize olmuş kurumların, başta AFAD olmak üzere muhakkak burayı organize etmesi lazım. Vatandaşa diyebileceğimiz bir şey yok, canı yanmış vatandaşımız süratle olay yerine intikal ediyor, cansiparane, kazmayla kürekle de bir an önce yaralılarını kar altından çıkarmaya çalışıyor. Burada ne var? Burada AFAD’ın özellikle bununla ilgili bir organizasyon yapması lazım. Burada ikinci çığ gelebilir mi, ölçümler yapmak, tahmin etmek mümkün.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BEDRİ YAŞAR (Devamla) – Toparlıyorum Başkanım.

BAŞKAN – Lütfen tamamlayınız sözlerinizi.

BEDRİ YAŞAR (Devamla) – Aynı şekilde nasıl hareket edileceğini öngörmek de mümkün. Burada çığın sesten etkilenebileceği, ağır vasıtaların bu alanda çalıştığı zaman çığ felaketinin olma olasılığının artacağı, yine ağır vasıtalı araçların, yüksek sesle çalışan makinelerin de çığı tetikleyebileceği, çığın üzerinde fazla sayıda insanın çalışmasının da bunu etkileyebileceği herkesin malumu. Dolayısıyla burada ne var? Burada organizasyon bozukluğu var, burada bir tedbirsizlik var. İnşallah, bu felaketler son olur. Bizim bütün derdimiz… Hep felaketlerden sonra burada oturur, söyleriz ya: “Devlet yaraları sarar, devlet bu işin altından kalkar.” inşallah, bunlar son beyan olur. Devlet daha bu felaketler olmadan önce tedbirlerini alır, gerekli çalışmalarını yapar diye ümit ediyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Tekin Bingöl, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA TEKİN BİNGÖL (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Ülkemizin üzerine âdeta bir karabasan çökmüş, hemen her gün yeni bir facianın, yeni bir felaketin, yeni bir acının içimize işlediği günlerden geçiyoruz. Bu felaketlerin hiçbiri bu ülkenin kaderi değildir. Bu felaketlere maruz kalan ülkemizi bütün bunlardan kurtarmak... Akılla, bilimle, alınacak önlemlerle sorunlar çözülecek ama maalesef, aklın ve bilimin ötelendiği başka yol ve yöntemlerle bu sorunlara çözüm aramak beyhudedir ve sonuçta bu felaketleri yaşayıp duruyoruz.

Değerli arkadaşlarım, son yüzyılda doğa kaynaklı afetler sonucunda 90 binden fazla vatandaşımız hayatını kaybetmiş, 200 binin üzerinde vatandaşımız ise yaralanmış, sakat kalmış. İnsan hayatı bizim için çok değerli olduğundan maddi kayıpları asla konuşmuyoruz ama gelin görün ki bunlarla ilgili hiçbir tedbir alınmıyor.

Bahçesaray’la ilgili bir önerge verilmiş. Sorun, Bahçesaray’a düşen çığ değil değerli arkadaşlar; sorun, olaya bütünlüklü bir anlayışla bakmak. Dün Bahçesaray’da çığ felaketi yaşandı, yarın Şırnak’ta, Hakkâri’de, Van’da, Bitlis’te yaşanmayacağının garantisini kim verebilir? Hiçbir önlem yok, bahsettiğim bilimsel girişimler hiçbir şekilde söz konusu değil. Klasik bir hâle gelmiş, bir felaket yaşanıyor, bir afet oluyor, hemen bir ağızdan, ölenlere Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı, yaralılara acil şifa... Bu mudur değerli arkadaşlarım, bu sorunları çözmek bununla mı hallolacak?

Bakın, çığ felaketlerini, bu çığ düşmesi olayını sonlandırmak mümkün değil elbette ama bu can kayıplarını önlemek son derece mümkün. 3 bin rakımlı Karabet Geçidi’nde, o bölgede her yıl onlarca kez çığ düşer. Ya, bunu çözmek çok kolay; çığ tünellerini yaparsınız, sorun çözülür, vatandaşı bilinçlendirirsiniz, önemli bir önlem alınır. Elbette topoğrafik yapı son derece güç, bu sorunları çözmek, bu felaketleri önlemek kolay değil ama siz “Terörü önleyeceğiz.” diye dağlardaki ağaçları keserseniz, ağaç katliamı yaparsanız, bitki florasını yok ederseniz, bu çığ felaketlerini yaşamamamız mümkün değil. Bugün Bahçesaray’da, yarın ülkenin bir başka yerinde bu felaket yaşanır. Devlet eliyle ağaçlar budanırsa, yakılırsa, yıkılırsa, oralar çorak bir hâle getirilirse, vallahi, yarın da bir başka yerde bu felaketi yaşamak çok ama çok doğal.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

TEKİN BİNGÖL (Devamla) – Bunu çözmek çok doğal ama öyle bir noktaya getiriyorsunuz ki biz artık acıyı bal eylemek istemiyoruz, biz acıları yaşamak istemiyoruz. Bu ülkede yaşayan insanların tümüyle...

Bu önergeyle birlikte bunların araştırılmasını sağlamak bir nebze olsun mümkün. Ya, muhalefet partileri araştırma önergesi verdiğinde daha içeriğine bakmadan, masumiyetine bakmadan bir duvar örülüyor ve hemen reddediliyor; gelin, siz verin. Bu araştırma önergesi, son derece makul bir araştırma önergesi. Yapılacak olan araştırma neticesinde alınabilecek önlemlerle bunları bir nebze olsun ortadan kaldırmak mümkün.

Kanal İstanbul Projesi konuşuluyor. Ya, oraya harcanacak paranın onda 1’ini harcayın, onda 1’ini, bu önlemler alındığında o bölgede bir daha çığ felaketine maruz kalıp da hayatını kaybeden vatandaşa asla rastlamayacağız. Doğa kaynaklı afetleri çözmek artık bilimle mümkün. Siz Bahçesaray’da 150 vatandaşımızı, deneyimsiz vatandaşımızı o alana sokarsanız, ihmaldir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

TEKİN BİNGÖL (Devamla) – Siz paletli dozerleri, iş makinelerini o alana sokup o makinelerle, o büyük gürültüyle, sesle sorunu çözemezsiniz.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bingöl.

TEKİN BİNGÖL (Devamla) – Çığ felaketinde en önemli önlem sessizlik ama sesi siz yaratıyorsunuz.

BAŞKAN – Teşekkür ettim.

TEKİN BİNGÖL (Devamla) – Çığ felaketi olabilecek yerlerde patlamayla çığın tabakalarını ortadan kaldırmak mümkünken, biz birinci afetten sonra ikinci afete âdeta davetiye çıkarmışız. İnsan hayatı bu kadar ucuz olmamalı.

BAŞKAN – Teşekkür ettim Sayın Bingöl.

TEKİN BİNGÖL (Devamla) – Ah vahla bunları geçirmenin sonu gelmeli artık. Bu araştırma önergesi haklı bir araştırma önergesi.

BAŞKAN – Sayın Bingöl, rica ediyorum, lütfen.

TEKİN BİNGÖL (Devamla) – Biz parti olarak destekliyoruz. Umut ederim, ilk kez, vicdanen, vicdanınızın sesini dinleyip bu önergeyi desteklerseniz, biz bu işi enine boyuna tartışmış oluruz diyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP, HDP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Sayın Abdulahat Arvas.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA ABDULAHAT ARVAS (Van) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 4 Şubat tarihinde saat 16.54’te Van’ın Bahçesaray ilçesi Karabet mevkisinde meydana gelen çığ düşmesi sonucu 1 köy minibüsü ve Karayollarına ait 1 iş makinesinin çığ altında kaldığı bilgisi alınmıştır. Alınan ihbarla birlikte, çığ altında kalan vatandaşlarımızın kurtarılmasına yönelik AFAD, Jandarma, güvenlik korucuları, sağlık ekipleri, Karayolları, Van Büyükşehir Belediye Başkanlığına bağlı arama ve kurtarma ekipleri teçhizatlarıyla birlikte olay yerine sevk edilmiş, kolluk birimlerince gerekli güvenlik tedbirleri alınmıştır. Olumsuz hava şartlarına rağmen arama kurtarma ekiplerince yapılan çalışmalar neticesinde çığ altında kalan minibüse ulaşılmış -hayatını kaybeden 5 vatandaşımız ile- 7 vatandaşımız yaralı olarak kurtarılmıştır. Çığ altında kalan 2 vatandaşımızın arama kurtarma çalışmalarına gece yoğun kar ve kuvvetli rüzgâr nedeniyle ara verilmiştir. 5 Şubat 2020 tarihinde sabah saatlerinde çalışmalar yeniden başlatılmıştır. Arama kurtarma faaliyetleri devam ederken aynı bölgede 12.15 sıralarında ikinci bir çığ düşmüştür, olay yerindeki arama kurtarma ekipleri ile sivil vatandaşlar çığ altında kalmıştır. Van Valiliğinin talebi üzerine AFAD Başkanlığı tarafından çevre illerden görevlendirmeler yapılmış; Ankara, Bitlis, Şırnak, Erzurum, Bingöl, Hakkâri, Ağrı, Siirt AFAD ekipleri çığ bölgesine aynı gün, saatler içinde süratli bir şekilde ulaşmışlardır.

Arama kurtarma faaliyetlerinde görevlendirilen personelin insani ihtiyaçlarının karşılanması için -barınma, kumanya, ısınma- ve kurtarma çalışmalarının sağlıklı yürütülebilmesi amacıyla ilgili kurumlar tarafından olay yerinde güvenli bir noktaya kumanya, battaniye, çadır ve temel ihtiyaçlar gönderilmiştir.

İkinci çığ düşme olayı sonucu 36 vatandaşımız hayatını kaybetmiş, 77 vatandaşımız da hastanelere yaralı olarak kaldırılmıştır. Hâlen çığ altında olduğu bildirilen 1 vatandaşımız için afet bölgesindeki çalışmalar zor koşullarda devam etmektedir. Ancak bölgede hâlen yoğun kar yağışı ve tipi nedeniyle zaman zaman yollar ulaşıma kapanmakta dolayısıyla çalışmalara ara verilmektedir.

İkinci çığın düştüğü 5 Şubat günü AK PARTİ milletvekilleri olarak Sayın Sağlık Bakanımızla birlikte gece hemen Van’a gittik. Bizden önce İçişleri Bakanımız ekibiyle beraber Elâzığ’dan Van’a intikal etmişti. Sayın Bakanımızla birlikte vatandaşlarımızın acılarını paylaştık, yaralı kardeşlerimizi ziyaret ettik.

Olayın yaşandığı Bahçesaray ilçesi Van’dan 110 kilometre uzaklıkta olan, 1.870 metre rakımlı bir ilçemizdir. Bahçesaray’a uzanan yollarda zaman zaman 3.500 metreyi aşan yüksek dağlar bulunmaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın lütfen.

ABDULAHAT ARVAS (Devamla) – Bahçesaray’ın yüksek dağların aşıldığı engebeli bir coğrafyada konumlandığı, derin vadilerin ve virajlı yolların olduğu herkesçe bilinmektedir. Kış mevsiminin uzun ve çetin geçtiği ilçede yolların kar ve tipi nedeniyle sürekli kapandığı bilinmektedir. Çığın düştüğü bölge ve Bahçesaray ilçesine giden yolda çığ olayına uygun topoğrafik ve meteorolojik olaylar çoktur. Bazen karın 2 metreye kadar ulaştığı söylenir. Gündüz eksi 15, gece ise eksi 18 derece sıcaklık bulunmaktadır.

Van’da yaşanan olayda AFAD ve tüm ekipler bilinçli bir şekilde her tedbiri alarak olay yerine intikal etmiş ama 36 yurttaş…

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Ya, tedbir alınmışsa 36 yurttaş niye öldü?

BAŞKAN – Sayın Toğrul, lütfen…

ABDULAHAT ARVAS (Devamla) - Kadere inanmışız, kazaya inanmışız…

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Kadere inanmışlıkla tedbirsizliğin ne alakası var?

BAŞKAN – Sayın Şeker, lütfen…

ABDULAHAT ARVAS (Devamla) - 36 vatandaşımızın can güvenliği sorumluluğunu alan bir AFAD Müdürü nasıl karın altında kalır?

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Tedbirsizlikten kalır.

BAŞKAN – Sayın Şeker, lütfen… Sizin konuşmacılarınıza kimse müdahale etmedi. Sayın Toğrul, size müdahale eden oldu mu?

ABDULAHAT ARVAS (Devamla) – Jandarmamız nasıl karın altında kalır? O bölgeyi bilmediğiniz için konuşuyorsunuz. Bütün tedbirler alınmış. Vatandaşlarımızın acısı üzerine ajitasyon yaparak hiç kimseye bir fayda sağlanmaz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) – 36 kişi öldü, 36!

ABDULAHAT ARVAS (Devamla) – “Yaşanan afetlerde ihmal ve hata var.” algısı yaratılarak hiç kimse bir malzeme bulamaz.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Arvas, teşekkür ediyorum.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Halkların Demokratik Partisi Grubu önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Sayın Oluç, buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

47.- İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un, Van Milletvekili Abdulahat Arvas’ın HDP grup önerisi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Çığ konusundaki önergemiz reddedildi ama sayın hatibin konuşurken söylediği bir cümlenin, en kibar ifadesiyle “ayıp” olduğunu ifade etmek istiyorum.

Bakın, her türlü tedbir alınmış da 36 insanımız ikinci çığ nedeniyle nasıl oluyor da ölüyor? Yani birinci çığda çığın altında kalmış olan 2 kişiyi kurtarmak üzere çalışılırken 36 kişi daha ölüyor. Yani dünyanın başka bir yerinde böyle bir şey yoktur ve hatip kalkıyor, ayıp bir şekilde “Bütün tedbirler alınmıştı.” diyor. Bu konuşmayı yapıyor, bu yetmediği gibi, biz…

BAŞKAN – Sayın Oluç, hakaret etmiyor, kendi düşüncesini söylüyor.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Efendim, bir dakika, izin verirseniz o cümleyi söyleyeceğim. Hakaret değil ama…

BAŞKAN – Buyurun.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Biz buna işaret edip bu konunun araştırılması gerektiğini söylerken…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – …hatip, bizim bu son derece insani talebimize karşı şunu söylüyor: “Halkı galeyana getirmek için ajitasyon yapmaya gerek yok.” Yahu ne ajitasyonu? “36 kişi tedbirsizlikten ölmüş, bu konuyu araştıralım, önlemler alalım, bundan sonra böyle şeyler yaşanmasın.” diye bir önerge veriyoruz; bu, ajitasyon oluyor halkı galeyana getirmek için. Ayıptır, ayıp yahu! Konuşurken insanların yaşadığı acıları da biraz göz önünde bulundurun lütfen; bunu söylemek istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Altay, buyurun.

48.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Van Milletvekili Abdulahat Arvas’ın HDP grup önerisi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkanım, tabii, bu acılar üzerinden polemik yapılmasını hiçbirimiz doğru bulmayız, istemeyiz ama şunu da artık kabul edemiyoruz: Madende insanlar ölür, buna “Ne güzel öldüler.” denirse; çığ altında tedbirsizlikten, beceriksizlikten ve liyakatsizlikten dolayı insanlar ölür, buna “kader” denirse buna Allah da kızar. Evet, inancımızda kazaya ve kadere inanmak var ama kendi beceriksizliğini Allah’ın “kadere ve kazaya inanmak” emrine bağlamak hem insanın aklıyla alay etmektir hem de Allah’a saygısızlıktır.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Özkan…

49.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, Van Milletvekili Abdulahat Arvas’ın HDP grup önerisi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasında yaşanan çığ felaketindeki arama kurtarma çalışmalarının uzman kişiler tarafından yapıldığını vurguladığına ilişkin açıklaması

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Sayın Başkan, hatip, yaşanan çığ felaketindeki arama ve kurtarma çalışmalarının uzman kişiler tarafından yapıldığına vurgu yaptı. Tabii, bir kişinin her şeyden önce en fazla koruduğu -bu zaten içgüdüsel bir motivasyonla da gerçekleşiyor- kendi canıdır. Orada AFAD ekibinin yetkilileri, müdürü dahi arama kurtarma çalışmalarında -bu faaliyete katılıp- herhâlde evvela kendi canını kurtarmak için uzmanı olduğu teknik donanım sayesinde bu tertibatı almak zorunda. Orada 2 vatandaşımızın kurtarılmasına katkı sağlamak gerekiyor ve bunun için de uygun tedbirler almak gerekiyor; o tedbirleri alması gereken ilgili müdürümüz de maalesef -o elim hadisede- çığın altında kalıyor. Elbette mesele sadece kaza ve kadere terk edilecek, sadece inancımıza referans alınarak yapılan…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi lütfen.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Hatibimiz konuşmasında, teknik uzmanlığa sahip personel, müdürü dâhil orada araştırma ve arama kurtarma çalışmaları yaparken karşı karşıya kalınan manzaraya dikkat çekmiştir. Elbette bunun soruşturması da devam edecektir ancak yine acılar üzerinden siyaset yapılmaması çağrısından bulunuyor, aziz milletimize yeniden başsağlığı diliyorum.

Teşekkür ediyorum.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkanım, bir müsaade ederseniz…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Türkkan.

50.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, bir astsubayın çığ felaketinde nasıl kurtarıcı olabileceğini öğrenmek istediğine ve yetişmiş personel meselesini önemsediklerine ilişkin açıklaması

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkanım, şimdi, verilen grup önerisinde “Çığ felaketinden sonra bu memlekette bu insanlar böyle bir felaketin arkasından ölmesinler, bunları kaybetmeyelim...” Bu güzel bir temenni “…” (x) Eyvallah, tamam. Ben bu çığ altında kalan Fatih Karagöz’ün Kartepe’deki evine gittim hemen o gece; bir ay evvel Afrin’den gelmiş bir astsubay. Ya, arkadaşlar, bir astsubay çığ felaketinde nasıl yardımcı olabilir, nasıl kurtarıcı olabilir, bana bir söyler misiniz? Afrin’den, savaştan dönmüş bir astsubayın böyle bir şeyde yani böyle bir afet karşısında yardımcı olabileceği ne var? Yetişmiş personel meselesini o yüzden çok önemsiyorum. O astsubay genç çocuk orada hayatını kaybetti. Bunu sadece kadere bağlamak doğru bir hadise değil. Önlemler almak ve daha doğru şeyler yapmak için uyarılara kulak vermezseniz, vallahi yokuş aşağı gidiyorsunuz, hiç durduramayız

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – . Bakın, her konuda böyle yapıyorsunuz, kulaklarınızı kapatıyorsunuz, dinlemiyorsunuz. Yokuş aşağıya gidiyorsunuz arkadaş. Siz gitseniz iyi de Türkiye de yokuş aşağı gidiyor ya! Türkiye’yi toslatıyorsunuz! Mesele budur.

Teşekkür ediyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

VI.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

3.- CHP Grubunun, Grup Başkan Vekili İstanbul Milletvekili Engin Altay, Grup Başkan Vekili Manisa Milletvekili Özgür Özel ile Grup Başkan Vekili Sakarya Milletvekili Engin Özkoç tarafından, İdlib meselesinin gündeme alınması ve Türkiye’nin bu cendereden çıkabilmesi için gerekli adımların tespiti amacıyla 11/2/2020 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan genel görüşme önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 11 Şubat 2020 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

11/2/2020

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 11/2/2020 Salı günü (bugün) toplanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                                                     Engin Altay

                                                                                                                                        İstanbul

                                                                                                                              Grup Başkan Vekili

Öneri:

İstanbul Milletvekili Grup Başkan Vekili Engin Altay, Manisa Milletvekili Grup Başkan Vekili Özgür Özel ile Sakarya Milletvekili Grup Başkan Vekili Engin Özkoç tarafından, İdlib meselesinin gündeme alınması ve Türkiye'nin bu cendereden çıkabilmesi için gerekli adımların tespiti amacıyla 11/2/2020 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan genel görüşme önergesinin (10 sıra no.lu) diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 11/2/2020 Salı günlü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Engin Altay. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan, sizi ve yüce Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Genel Kurul açıldığında oturduğumuz yerden yaptığımız konuşmalarda ifade ettik, tekrar tekrar, İdlib’de hayatını kaybeden, şehit olan askerlerimize, Mehmetçik’imize Allah’ımdan rahmet diliyorum, ailelerine, aziz milletimize başsağlığı diliyorum. Bununla beraber, siz yüce Genel Kurula da bunun son olması biraz da sizin elinizde, bizim elimizde demek istiyorum. Hep söyleriz: “Bu son olsun.” Olmuyor. Taziye dileyip dileyip duruyoruz.

Neden bu noktaya geldik, bu konuda bir değerlendirme yapmak istiyoruz. Meramımız, İdlib’de yaşanan gelişmelerin Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ve Anayasa uyarınca yüce Meclisimizde bir genel görüşmeyle tartışılması, konuşulması ve Hükûmete kimi tavsiyelerin ve kararların bildirilmesidir.

Değerli arkadaşlar, sayın milletvekilleri; 17 Eylül 2018’de Soçi’de Türkiye ile Rusya arasında bir mutabakat yapıldı. Bunu şununla karıştırmayalım: 22 Ekim 2019’da da yine Soçi’de Türkiye ile Rusya arasında bir mutabakat yapıldı. 22 Ekim 2019’da yapılan Soçi toplantısında biz Barış Pınarı Harekâtı’nı durdurma kararı aldık, Rusya’dan aldığımız kimi güvencelerle. Sonra da Sayın Erdoğan çıktı, “Barış Pınarı’nı yeniden başlatırım ha, sözünüzde durmuyorsunuz.” demeye başladı. Rusya ne söz verdi, ne kadarını yaptı yapmadı bunları biz bilmiyoruz ama bir şeyi garipsiyorum: İdlib, AK PARTİ’nin iç meselesi değildir. Sayın Cumhurbaşkanı İdlib’le ilgili tasarruflarını parti grup toplantısında söylemek yerine Türkiye Büyük Millet Meclisine bilgi vermek zorundadır. Bunu vermiyorsa Sayın Cumhurbaşkanı, siz dâhil, biz dâhil hepimize bir saygısızlık yapmaktadır. Bunu bu saygısızlıktan yüce millet adına menederim. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar) Burası 82 milyonun ta kendisidir. AK PARTİ Grubu 82 milyonun ta kendisi değildir, elbette bir kısmıdır ama tamamı buradadır.

Değerli arkadaşlar, sizin bu İdlib mutabakatınızda Türkiye'nin nelerin altına imza attığına dair bilginiz şüphesiz vardır ama biz o zaman “Bunların olabilirliği yok, yapmayın, bu kadar ağır taahhüde girmeyin.” dedik. Neyin altına girdi Türkiye biliyor musunuz, hangi taahhütlerin altına, bir hatırlayalım: “Silahlı muhalifler ile Suriye ordusu arasında 20 kilometrelik bir koridor açacağım” dedi. Sonra dedi ki: “M4 ve M5’i de güvenlik altına alacağım.” M4 ve M5 Kara Yollarını güvenlik altına alırsanız, bu 20 kilometreyi çok aşıyor. Haritaya bile bakmayan bir Türkiye Cumhuriyeti yönetiminden bahsediyoruz. M5 ve M4 Kara Yollarının güvenliği demek, 15-20 kilometrelik bandın 30-40 kilometreye çıkması demek, bundan kimin haberi var?

Geliyoruz, “Bütün muhalif gruplar 10 Ekim 2018’de silahsızlandırılacak, bunu ben sağlayacağım.” dedi. Kim dedi? Türkiye dedi. Mümkün müydü? Değildi. Geliyoruz, “Silah, top, havan, tank, roket ne varsa alayı geri çekilecek.” dedi. Kim çekecek? Türkiye çekecek. Ya, bu kadar vaade, taahhüde yani kapasitenizin çok üstünde bir işe ne gerek var? Niye yapıyorsunuz bunu?

Ve daha komik bir şey vadetti Türkiye Soçi’de, “Ben oradaki ılımlı muhalifler ile radikal cihatçı muhalifleri birbirinden ayıracağım.” dedi. Mümkün değil, aynı kıyafeti giyen, birisi gündüz esnaf, birisi akşam eline makineli tüfeği alıp insan tarıyor; nasıl ayıracaksın? Bu kadar basiretsiz, beceriksiz, öngörüsüz bir mutabakattan uluslararası literatürde başka bir tane daha bulamazsınız.

Peki, Türkiye'nin bunları yapamayacağını bile bile Rusya bunun altına niye imza attı? Niye attı, ne adına attı? Siz Soçi’de… Soçi nerede biliyor musunuz? Biliyorsunuz tabii de… Şurası Soçi, Karadeniz’in tepesinde; şurası İdlib, burası bizim Hatay, merkezî Şam da burası. Suriye ile Türkiye arasındaki nizaya gittik Soçi’de “Suriye’nin garantörü” sıfatıyla Rusya’yla oturduk, pazarlık yaptık. Ne oldu?

Bugün söyledim, şu kürsüden 20 defa bağırmışım, “İdlib’deki gözetleme kulesindeki askerlerimizin can güvenliğinden endişe ediyorum.” demişim, yüz kere bağırmışım. (CHP sıralarından alkışlar) Siz de “Hayır, her şey yolunda, her şey planlandığı gibi gidiyor.” demişsiniz.

İdlib’de ne yapıyoruz? “Sınır güvenliği.” Kim var İdlib’de? PKK/PYD-YPG yok; İdlib’de Heyet Tahrir el-Şam şemsiyesi altında onlarca cihatçı örgüt var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın Sayın Altay.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Bir tarafta Suriye merkezî yönetimi var, orası diyor ki: “Burası benim.” AK PARTİ Hükûmeti de diyor ki: “Suriye’nin toprak bütünlüğünden yanayız.” Siz şimdi Suriye merkezî yönetimiyle, bir nevi kimi cihatçıları da korumak için İdlib’de çatışma noktasına geldiniz. Bu, bir diplomatik skandaldır. Soçi’de attığınız imza bir kepazeliktir, bir rezalettir. Sonuç: Askerimiz şehit oluyor. 13 tane gözetleme noktamız var. Şehit olan askerimizi helikopterle bile alamaz hâldeyiz. Bu Meclis bunu daha fazla seyredemez. Seyrederse Meclis varlık sebebini inkâr etmiş olur, Türkiye'nin bütün yetkilerini yürütmeye vermiş olur. (CHP sıralarından alkışlar)

Ben soruyorum… Askerini, şehidini burnumuzun dibinden, Rusya’nın izni olmadan helikopterle alamayan bir Türkiye bölgede aktör olamaz, figüran olur. Buna benim içim razı değil. (CHP sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Altay.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Bunu kabul etmiyorum, siz de etmeyin. Derdimiz bağcı dövmek değil. Hepimiz… (AK PARTİ sıralarından “Niye bağırıyorsun?” sesi, CHP sıralarından gürültüler)

Sesimi… Mikrofonu açarlarsa bağırmam Sayın Vekilim. Rahatsız oluyorsan çık dışarı, rahatsız olursan çık! Benim içim yanıyor. 5 askerimiz, geçen hafta ölen 8 askerimiz Erdoğan’ın beceriksizliği yüzünden ölmüştür. (AK PARTİ ve CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Altay.

Arkadaşlar, lütfen müdahale etmeyin. Zaten mikrofon kapalı, Sayın Altay’ı yoruyorsunuz.

Sayın Altay, teşekkür ediyorum...

ENGİN ALTAY (Devamla) – Ben önergemizin kabulünü rica ediyorum.

Lafa geldi mi bayrak diyoruz, vatan diyoruz, millet diyoruz, devlet diyoruz; bunun gereğini yapmanın zamanıdır.

Sayın Başkan, sizin de…

BAŞKAN – Teşekkür ettim Sayın Altay…

ENGİN ALTAY (Devamla) – Etmiş olabilirsin, ben de konuşuyorum. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Altay, bir kez daha teşekkür ediyorum…

ENGİN ALTAY (Devamla) – Edin!

Size de bir görev düşüyor, Başkanlığa, şahsınıza değil…

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) – Millet duymasın diye mikrofonu açmıyorsunuz. (CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Arkadaşlar, duyamıyorum, müsaade edin.

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) – Aç, millet duysun!

OKAN GAYTANCIOĞLU (Edirne) – Aç, aç, aç!

ENGİN ALTAY (Devamla) – Arkadaşlar, biz sesimizi duyururuz, merak etmeyin.

Bu manzara karşısında, Türkiye Büyük Millet Meclisi adına, şahsınızın değil ama Başkanlığın yürütmeden derhâl bilgi talep etmesi gerekir. Ama buna da gerek kalmayabilir, önergemizin kabul edilmesi hâlinde bu konuyu -bağcı dövmek için değil- bundan sonra şehitlerimizin gelmemesi, gereksiz yere kan akmaması için Mecliste enine boyuna konuşma imkânı buluruz. Ben bunu bir vatanseverlik olarak görürüm, aziz şehitlerimize bir saygı olarak görürüm. Bunun kabul edilmemesini, her gün, her hafta şehit gelmesini olağanlaştırmayı da aziz şehitlerimize ve bu vatana bir ihanet görürüz.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – İYİ PARTİ Grubu adına Sayın Ahmet Kamil Erozan konuşacak.

Buyurun. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA AHMET KAMİL EROZAN (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; her şeyden evvel, son on gün içinde kaybettiğimiz 13 şehidimizin ruhu şad olsun demek isterim. Ailelerinin acılarını paylaşır ve ileride böyle vukuatlarla karşılaşmamayı tabii ki arzularız. Ama bunlar İdlib’de bizim ilk verdiğimiz şehitler değil. 17 Eylül 2018’den bu tarafa -rakam saymak ayıp olur- sayılar artarak devam ediyor.

Şu hususu vurgulamak isterim, biraz evvel Cumhuriyet Halk Partisinden de bunu ifade ettiler: Kimse bizi zorla İdlib’e sokmadı, biz gönüllü olduk, Türkiye Cumhuriyeti adına biz orada bir fonksiyon yerine getirmek istedik. Nasıl bir yerde bu fonksiyonu yerine getirmek istedik? Cümle âlemin “terörizmin kuluçkalığı” diye tanımladığı bir coğrafyada. “Kuluçkalık” derken şunu söylüyorum: O coğrafyada dünyanın dört bucağından gelmiş “Biz burada savaşmayı öğrenmeye geldik, dönüp bunu dünyanın bin türlü yerinde uygulayacağız.” diyen insanlarla dolu bir coğrafyaya zorla girmedik, biz girdik. Biraz evvel söylendi, bizden ne bekleniyordu? Teröristler ile ılımlıları ayırmak. Yapılabildi mi? Yapılamadı. M4, M5 kara yollarını temizleyip trafiğe açmak bekleniyordu. Yapıldı mı? Yapılamadı. Silahsızlandırma yapılacaktı. Yapıldı mı? Yapılamadı. Kaç defa ateşkes sağlandı? Sayısını unuttuk. En sonuncusu -biliyorsunuz- Putin ile Sayın Cumhurbaşkanının İstanbul’da 8 Ocakta yaptıkları toplantıda kararlaştırıldı. O tarihten bu tarafa şehitler verdik, yine devam ediyoruz. Bitmedi. Gözlem noktaları vardı 12 tane, 13 oldu, arada 4 numara gitti, 5 numara gitti, 7 numara gitti, 8 numara gitti, 9 numara gitti. Suriye ordusu ve Rusya sağımızdan, solumuzdan, üstümüzden geçip gidiyor. “M5 kara yolu” dediğimiz şey bu sabah düşmek üzereydi, belki ben şu anda konuşurken düştü. Bu ilerleme devam ederse maalesef diğer gözlem noktalarımızın da akıbeti çok farklı olmayacak. Bir buçuk yıldan beri İdlib bölgesinde Türk Silahlı Kuvvetleri var iken, Türk Silahlı Kuvvetlerinin gözetimi altında İdlib’in yarısından fazlası kaybedildi; kaybedildi derken, Şam’ın kontrolüne geçti. Oysa Sayın Cumhurbaşkanı, hiçbir şey olmamış gibi geçen gün bir çağrıda bulundu ve Ruslara da aynı çağrıyı yaptı, “Bir buçuk senede aldığınız yerleri yirmi günde yani ay sonuna kadar geri verin.” dedi. Bunun nesine inanmak mümkün olabilir? Bunun gerçekçiliği filan yok maalesef.

Önümüzdeki yirmi gün içinde maalesef yeni gözlem noktalarımızın da kaybedilmesi riskiyle karşı karşıyayız. Putin on gündür Sayın Cumhurbaşkanının telefonlarına çıkmıyor. Bugün duyduğumuza göre bu akşam konuşulacakmış, on gündür telefonlarına çıkmıyor. Lavrov ne diyor on gündür? “İdlib’den Libya’ya terörist göndermekten vazgeçin.” diyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

AHMET KAMİL EROZAN (Devamla) – “Biz size bir görev verdik, aslında bunu siz istediniz, bu görevi yerine getirin.” diyor.

Çok geriye gitmek istemiyorum ama kaybedilen zamanı, kaybedilen şehitleri sorgulamak Büyük Millet Meclisinin en doğal hakkıdır ve bu çerçevede Cumhuriyet Halk Partisinin vermiş olduğu öneriyi desteklediğimizi hepinizin bilgisine sunmak isterim.

Sağ olun, teşekkürler. (İYİ PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Sayın Necdet İpekyüz konuşacak.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA NECDET İPEKYÜZ (Batman) – Sayın Başkan, değerli vekiller; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Ekim ayında, tekrar bu çatı altında, biz Halkların Demokratik Partisi olarak Suriye meselesi konusundaki tezkereye “Hayır.” dediğimizde, bunları dile getirdiğimizde bugünü öngörüyorduk, bunları öngörüyorduk. Birçok meselede çatışma yerine, barış, müzakere dediğimizde kıyamet kopuyor ve dediklerimiz bire bir çıkıyor ortaya. Bunlar hâlâ dikkate alınmıyor ve olayın bütünü yerine sadece bir noktaya odaklanıyoruz. İktidar, sıkıştıkça, krize büründükçe bir konuyu saptırmak için çatışma ve gerginlikle iç siyaseti ve dış siyaseti yürütmek istiyor. Bugün Türkiye, diplomaside, dış ilişkilerinde büyük bir kriz yaşarken Suriye meselesiyle beraber ciddi bir felaketle karşı karşıya. Daha önce komşu dediğimiz, kardeş dediğimiz, ilişkilerimizi geliştirdiğimiz yerde, içerideki kutuplaşma yetmiyor, dışarıda bir düşmanlık gelişiyor ve kendi koltuğunu korumak için sürekli bir gerginlik yaratılıyor ve Türkiye halkları sadece kendi içinde değil, komşularıyla beraber bir felakete sürükleniyor. Neredeyse “Kürt, annesini görmesin.” diye… Dünyanın her yerinde böyle bir süreçle karşı karşıyayız. Ne oluyor? Savaşın çözüm olmadığı her yerde biliniyor ve bölgedeki aktörleri yok sayarak, görüşme yapmayarak böyle bir sürece giriyoruz.

İdlib neresi? Az önce söylediler: “Soçi, İdlib…” İdlib dediğimiz yer, şu anda “terörist örgütler” diye tanımlanan bütün cihatçı örgütlerin, kafa kesenlerin, vahşi olanların, tecavüz edenlerin yuvalandığı bir yere dönüşmüş. İdlib neresi? Bağdadi’nin öldürüldüğü yer. İdlib neresi? Burada, bütün sistemin oturduğu bir yerde, her gün felaketleri ihraç eden bir merkeze dönüşmüş ve 9’uncu yılına girerken, İdlib, giderek Türkiye için bir bela, dünya için bir bela, her yer için bir belaya dönüşmüş ve İdlib’deki bu süreç giderek… Sadece İdlib’le ilgili değil, bütün Suriye’yi konuşmak lazım, bütün bu süreci ele almak lazım çünkü biz bunları ele almadığımızda giderek bu sorunla yüzleşmemiş oluruz.

Tabloya baktığımızda, El Kaide’nin uzantıları, paralel El Kaide, sahte El Kaide, gerçek IŞİD, birçok örgüt burada yuvalanmış, faaliyetlerini sürdürüyor. Peki, bunları koruyan kim? Bunları himaye eden kim? Büyük bir soru işareti, bunu biz biliyoruz ve -bu düşmanlığı geliştirirken- bunları korumak, hamaset yerine bütünüyle barışa yönelmek lazım, barışa evrilmek için de birçok görüşmeyi sürdürmek lazım.

Soçi’den söz ediliyor. Soçi’nin hiçbir vaadi yerine getirilmedi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

NECDET İPEKYÜZ (Devamla) – Sayın Başkan, tamamlıyorum.

“Orada askerî teçhizat var.” deniliyor, en ağır silahlar orada kullanılıyor ve insanlar yaşamını yitirdiğinde burada konuştuğumuzla, gerçekten olayın kökenine inmemiş oluyoruz. Önemli olan olayı önlemek, korumak ve barışı geliştirmektir.

Soçi’de ne deniliyordu? “Barışı geliştirmek için İdlib’de biz bu işi yaşama geçireceğiz.” Barış mı yaşama geçti? Bu topraklarda daha beter şiddetleniyor. Bizim şovenist, militarist duygulardan kurtulmamız için buna evrilmemiz lazım, barışa evrilmemiz lazım.

Martin Luther King’in dediği gibi “Savaş ve şiddet ahlak dışıdır.” Çünkü sevginin yerine nefret egemen oluyor; toplumu yıkıyor, kardeşliği yok ediyor. En güzel yol barıştan geçen yoldur. Müzakere edilmesi lazım, konuşulması lazım.

Öneriyi de destekliyoruz.

Saygılarımı sunuyorum, teşekkürler. (HDP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Sayın Mehmet Kasım Gülpınar, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA MEHMET KASIM GÜLPINAR (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi üzerinde söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, şehit olan askerlerimize Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar diliyorum.

Malumunuz olduğu üzere, İdlib, Eylül 2017’de yapılan 6’ncı Astana Toplantısı’nda “Gerginliği Azaltma Bölgesi” olarak ilan edilmiştir. Türk Silahlı Kuvvetlerinin İdlib Gerginliği Azaltma Bölgesi sınırlarında 12 Ekim 2017 tarihinde başlayan konuşlanma faaliyetleri 16 Mayıs 2018 tarihinde 12’nci gözlem noktasının tesisiyle tamamlanmıştır. Gözlemci kuvvetlerin asli görevi rejim ve muhalefet arasında çatışma yaşanmasını engellemek ve olabilecek ateşkes ihlallerini izlemek olarak tanımlanmıştır. Diğer, gerginliği azaltma bölgelerinden yapılan zorunlu tahliye operasyonları sonucu yerlerinden edilenlerin büyük bir bölümü İdlib’e sığınmıştır. Bu durum, hâlihazırda 3,5 milyonluk nüfusa sahip olan İdlib’den ülkemize yönelik göç riskini doğurmaktadır. Sayın Cumhurbaşkanımız ve Rusya Federasyonu Devlet Başkanı 17 Eylül 2018 tarihinde Soçi’de bir araya gelerek İdlib Gerginliği Azaltma Bölgesi’nin durumunu görüşmüş, neticede iki ülke arasında İdlib Gerginliği Azaltma Bölgesindeki Durumun İstikrarlaştırılmasına İlişkin Muhtıra imzalanmıştır. Anılan muhtıraya taraf olmamakla birlikte, Astana platformundaki üçüncü garantör olan İran da muhtıraya desteğini açıklamıştır. Rusya’yla, muhtıra kapsamında varılan anlayış doğrultusunda, silahtan arındırılmış bölgenin dış sınırlarında her iki ülkenin koordineli devriye faaliyetleri icra etmesi hususunda mutabık kalınmıştır. Türk Silahlı Kuvvetleri, Ruslarla koordine edilen, bağımsız devriye faaliyetlerine 8 Mart 2019’da başlamıştır. Ayrıca, İdlib ile Zeytin Dalı ve Fırat Kalkanı Harekâtları alanları arasında kalan Tel Rıfat bölgesinde ateşkesi sağlamak, istikrarı temin etmek ve bu bölgeden Silahlı Kuvvetler unsurlarını hedef alan saldırıları önlemek maksadıyla anılan bölgede de Rusya’yla bağımsız, koordineli devriye faaliyetleri 26 Mart 2019’da başlatılmıştır.

Rejim güçleri Rusya’nın da desteğiyle, terörizmle mücadele bahanesiyle hastaneler ve okullar dâhil olmak üzere çok sayıda sivil yerleşim yerini ve sivil altyapıyı kasten hedef almıştır. Bu saldırılarda binlerce kişi hayatını kaybetmiş, yüzlerce kişi de yerlerinden edilmiştir, yüz binlerce insan ülkemiz sınırına göç etmek durumunda kalmıştır. Saldırılarda bölgedeki gözlem noktalarımız ve askerî konvoylarımız da rejim güçlerince hedef alınmış, maalesef, askerlerimiz şehit olmuş ve yaralanmıştır. Gözlem noktamızın güvenliğini sağlamak, buraya giden ikmal yollarını açık tutmak ve bölgedeki gerginliği azaltarak ülkemizi göç baskısından korumak maksadıyla her türlü tedbir alınmaktadır. Gözlem noktalarımız görevini sürdürmektedir. Güvenlik kuvvetlerimize karşı yapılan saldırıların kabul edilmesi mümkün değil, saldırılara en sert şekilde mukabele edilmektedir ve bundan sonra da edilmeye devam edilecektir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın lütfen.

MEHMET KASIM GÜLPINAR (Devamla) – Astana ruhuna aykırı şekilde askerlerimize ve gözlem noktalarımıza yönelik bu saldırıların derhâl durdurulması gerekmektedir. Anlaşmanın garantörlerinden olan Rusya Federasyonu’nun üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmesi gerekmektedir. Hepinizin bildiği gibi, bu konuda görüşmeler devam etmektedir ve eminim ki bu görüşmeler neticesinde, muhalefetin talebi doğrultusunda, Hükûmet kanadından bir bilgilendirme olacaktır. Bu konuda biraz aceleci olmamak lazım kanaatindeyim.

Türkiye'nin nihai amacı, Suriye’de akan kanın durması, insani krizlerin engellenmesi ve siyasi sürecin işletilmesidir. Türkiye, siyasi süreci baltalamaya yönelik saldırılar karşısında her türlü tedbiri uygulamaya kararlıdır.

Bu vesileyle Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisinin aleyhinde olduğumuzu belirtir, Genel Kurulu tekrar saygıyla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…

Kâtip üyeler arasında anlaşmazlık var, elektronik cihazla oylama yapacağım.

Bir dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi reddedilmiştir.

İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre verilmiş bir doğrudan gündeme alınma önergesi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

VII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Önergeler

1.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, (2/655) esas numaralı Organ ve Doku Alınması, Saklanması, Aşılanması ve Nakli Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/61)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

(2/655) esas numaralı Organ ve Doku Alınması, Saklanması, Aşılanması ve Nakli Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’min Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün 37’nci maddesi uyarınca doğrudan Genel Kurul gündemine alınmasını arz ve talep ederim.

 

                                                                                                                                   Mahmut Tanal

                                                                                                                                        İstanbul

BAŞKAN – Önerge üzerinde teklif sahibi Sayın Mahmut Tanal’ın söz talebi vardır.

Buyurun Sayın Tanal. (CHP sıralarından alkışlar)

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Değerli Başkanım, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla hürmetle selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, İç Tüzük’ün 37’nci maddesi gereğince gündeme getirmiş olduğumuz kanun teklifi Organ ve Doku Alınması, Saklanması, Aşılanması ve Nakli Hakkında Kanun’da değişiklik yapılmasına ilişkindir.

(Uğultular)

MAHMUT TANAL (Devamla) – Çok uğultu var Sayın Başkanım. Sayın Başkan da dalmış zaten, şimdi ben…

Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Arkadaşlar, lütfen biraz sessiz…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Mahmut, protesto et, konuşma sen de, in.

BAŞKAN - Devam edin Sayın Tanal, buyurun.

MAHMUT TANAL (Devamla) – Çok uğultu var Sayın Başkanım.

Değerli arkadaşlar, takdir edersiniz arabaların yedek parçası var, her türlü araç gerecin yedek parçası var, imal edilebiliyor, fabrikası var ama insan organının yedek parçası yok, imal edilemiyor. Yedek parçası olmadığı için bunun bir yerden temin edilmesi gerekiyor. Bununla ilgili olarak dünyada uygulama nedir? Ülkemizde ne kadar organa ihtiyaç vardır? Buna örnek anlamında Belçika’da, 18 yaşını tamamlamış, temyiz kudretine sahip olan insanlar eğer organının bağışlanmasını yasaklamamışsa bağışlamış farz edilir. Bu sistem iyi işleyen bir sistemdir. Bu işlemi aynı şekilde İspanya da uyguladığı için şu anda İspanya ve Belçika’da organ sıkıntısı çeken hiç kimse yoktur değerli arkadaşlar. Peki, Türkiye’de bununla ilgili sıkıntılarımız nelerdir? Bir sefer, Türkiye’de bu konuyla ilgili gerçekten büyük sıkıntı var yani organ bağışıyla ilgili herhangi bir tanıtım yok. Herhangi bir tanıtım olmadığı için bir özendirme de yok. Bu anlamda olması için bir engel var mı? Herhangi bir engel de yok. Öncelikle benim sizden istirhamım: Ben Mahmut Tanal olarak tüm organlarımı bağışlamış durumdayım. Bu organ bağışlamaya tüm milletvekillerini de davet ediyorum ben. (CHP sıralarından alkışlar) Sizden istirham ediyorum, yani burada organ bağışlama kampanyasına öncelikle milletvekillerinin katılmasını diliyorum ben.

Peki, organ bağışıyla ilgili sıkıntılarımız nedir? Organ nakli merkezi sayısı yetersiz. Organ nakli merkezi sayısının artırılması lazım.

Kiminle konuşulursa, mesela, deniliyor ki: “Efendim, organ bağışının, bunun bir dinî boyutu var, dinî boyutu açısından mahzurludur.” Arkadaşlar, dinimiz, insanı esas almış. Dinî açıdan organ bağışlamanın hiçbir mahzuru yok. Neden yok? Açık ve net, Kur’an-ı Kerim’de Mâide suresinin 32’nci ayetikerimesinde “Her kim bir canı kurtarırsa bütün insanları kurtarmış gibidir.” diye buyurulmuştur. Bu anlamda, dinî anlamda, Diyanet İşleri Başkanlığının sayfasına girip baktığınızda Diyanet İşleri Başkanlığı da organ bağışıyla ilgili aynen şunu söylüyor: “Bir insana hayat vermek için organ bağışlamak, candan cana giden en büyük sadakadır.” Bu açıdan, organ bağışlamanın dinî anlamda bir mahzuru yok değerli arkadaşlar.

Peki, organ bağışıyla ilgili Türkiye’deki durum ne vaziyette diye baktığımızda, ben buradan, evet, tüm illerimizi kutluyorum ama organ bağışlamayla ilgili şöyle bir harita var. Türkiye’de organ bağışıyla ilgili haritada ilk sırayı İzmir almakta değerli arkadaşlar. İzmir 66.964, İstanbul 55.598, Kocaeli 34.330, Manisa 27.113, Ankara 19.875; ilk 5 sırayı okudum, diğer sıralar çok gerilerde. Benim sizden istirhamım, bu konuda tüm milletvekili arkadaşlarımız en azından organ bağışında kendileri de bulunursa bu anlamda bu sıkıntıyı gidermiş oluruz.

Peki, bugün itibarıyla organ bağışı bekleyen hastalarımızın toplam sayısı nedir dersek…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın lütfen.

MAHMUT TANAL (Devamla) – Bugün itibarıyla böbrek nakli bekleyen hasta sayısı 22.902, karaciğer nakli bekleyen hasta sayısı 2.258, kornea nakli bekleyen hasta sayısı 1.532, kalp nakli bekleyen hasta sayısı 1.163, akciğer nakli bekleyen hasta sayısı 89 yani burada, toplamda 27.944 vatandaşımız organ bekliyor değerli arkadaşlar. Umarım ve dilerim, organ bağışlama -bu kanun bir siyasi partiye ait değil- bu, bir insanlık davası, bu, bir insanlık unsuru, bu anlamda, bunun siyaseti de yapılmaz, yapılmaması gerekir.

Ben, tüm grupların destek vermesini istirham ediyorum. Eğer MHP Grubu destek verirse AK PARTİ Grubu destek verecek çünkü onlar sizin talimatlarınızın dışına çıkmıyorlar. Sizden istirham ediyorum Sayın Başkanım, siz bu konuda destek olursanız AK PARTİ de bu kanuna “evet” diyecek.

Hepinize teşekkür ediyorum.

Saygı ve hürmetlerimi sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Değerli milletvekilleri, birleşime on beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 17.51

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 18.39

BAŞKAN: Başkan Vekili Süreyya Sadi BİLGİÇ

KÂTİP ÜYELER: Burcu KÖKSAL (Afyonkarahisar), Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 54’üncü Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Alınan karar gereğince, gündemin “Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, İstanbul Milletvekili Mustafa Demir ile 70 Milletvekilinin Coğrafi Bilgi Sistemleri ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

VIII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Teklifleri

1.- İstanbul Milletvekili Mustafa Demir ile 70 Milletvekilinin Coğrafi Bilgi Sistemleri ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/2512) ve Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 161) (´)

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

6 Şubat 2020 tarihli 53’üncü Birleşimde, İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülen 161 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin birinci bölümünde yer alan 16’ncı madde üzerindeki son önergenin oylama işleminde kalınmıştı.

İstanbul Milletvekili Yavuz Ağıralioğlu ve arkadaşlarının önergesini hatırlatmak için tekrar okutup oylarınıza sunacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Coğrafi Bilgi Sistemleri ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 16’ncı maddesinin ilk fıkrasında yer alan “eklenmiştir” ibaresinin “ilave edilmiştir” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

 

                                     Feridun Bahşi                                        İbrahim Halil Oral                                          Aylin Cesur

                                         Antalya                                                     Ankara                                                      Isparta

                                    Orhan Çakırlar                                             Ayhan Erel                                     Yavuz Ağıralioğlu

                                          Edirne                                                     Aksaray                                                    İstanbul

BAŞKAN – Önergeyi kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

16’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 18.41

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 18.46

BAŞKAN: Başkan Vekili Süreyya Sadi BİLGİÇ

KÂTİP ÜYELER: Burcu KÖKSAL (Afyonkarahisar), Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 54’üncü Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

161 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon yerinde.

17’nci madde üzerinde 5 önerge vardır. Önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 161 sıra sayılı Coğrafi Bilgi Sistemleri ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 17’nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

"MADDE 17- 3194 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.

"GEÇİCİ MADDE 21- Bu Kanunun geçici 16 ncı maddesi kapsamında Yapı Kayıt Belgesi alınan yapılarda, ilave inşaat alanı ihdas edilmemek şartıyla, 23/6/1965 tarihli ve 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanununa göre güçlendirme kararı alınarak güçlendirme yapılabilir. Bu yapılarda güçlendirme için ruhsat, bu Kanunda ve ilgili diğer mevzuatta öngörülen şartlara ve kısıtlamalara tabi olmaksızın, güçlendirme projesine istinaden verilir. Yapı Kayıt Belgesi alınan yapının Hazineye veya belediyeye ait taşınmazlar üzerinde olması durumunda; taşınmaz satın alınmış olmadıkça güçlendirme yapılamaz. Yapı Kayıt Belgesi alınan yapının üçüncü kişilere ait taşınmazlara tecavüzlü olması durumunda güçlendirme için taşınmazına tecavüzlü üçüncü şahısların muvafakati aranır. Bu madde kapsamında yapılacak güçlendirme iş ve işlemleri 4708 sayılı Kanun kapsamında yapı denetim kuruluşlarının denetimine tabidir.

Yapıların dönüşüm ömrünü uzatmak adına güçlendirme işlemleri yapılırken uzmanlar tarafından yapının mevcut halinin kaç yıllık ömrünün kaldığı tespit edilir ve bu ömür kadar kullanılmak kaydıyla tapu kütüğüne şerh eklenir.

Bu madde hükümleri 21/7/1983 tarihli ve 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu kapsamındaki yapılar hakkında uygulanmaz.""

                                    Gökan Zeybek                                             Kani Beko                                  İlhami Özcan Aygun

                                         İstanbul                                                       İzmir                                                      Tekirdağ

                                  Vecdi Gündoğdu                                    Kamil Okyay Sındır                                        Ulaş Karasu

                                        Kırklareli                                                      İzmir                                                         Sivas

                                     Ednan Arslan

                                           İzmir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU BAŞKANI TAHİR AKYÜREK (Konya) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Kamil Okyay Sındır’ın.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

KAMİL OKYAY SINDIR (İzmir) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Coğrafi Bilgi Sistemleri ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 17’nci maddesiyle ilgili verdiğimiz önerge üzerinde söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, bu görüşmekte olduğumuz 17’nci madde, esas itibarıyla, 11/5/2018 tarihinde yani genel seçimlerden yaklaşık bir ay önce kanunlaştırılan ve kamuoyunda “imar barışı” adıyla anılan, İmar Kanunu’na geçici 16’ncı maddenin eklenmesini içeren bir kanun kapsamında Yapı Kayıt Belgesi almış olan yapıların güçlendirilmesini düzenliyor.

Şimdi, değerli arkadaşlar, sözlerime başlamadan önce ben size bir soru sormak istiyorum. Bakın, Çevre ve Şehircilik Bakanımız Sayın Murat Kurum 21 Ekim 2019 tarihinde -bu artmış olabilir, bilemiyorum- imar barışında toplanan paranın miktarını ve kaç adet Yapı Kayıt Belgesi düzenlendiğini söylemişti. 3 milyon 599 bin 867 adet Yapı Kayıt Belgesi düzenlenmiş -yani 3,6 milyon- yaklaşık 23,5 milyar lira da ödeme alınmış ki Sayın Özhaseki’nin 40 milyar beklentisi vardı. Şimdi ben size şunu sormak istiyorum: Kamu idarelerine ait yapılara ilişkin kaç adet Yapı Kayıt Belgesi verilmiş? Yani bu 3,6 milyon Yapı Kayıt Belgesi’nin kaçı kamu idarelerine ait yapılar için verilmiş? Ben bunu bir soru önergesi olarak Sayın Bakana sormuştum. Beni dikkatle dinlemenizi ve bir tahmin yürütmenizi özellikle rica ediyorum; bakın, aynen şunu diyor: “3194 sayılı Kanun’un geçici 16’ncı maddesi kapsamında, kamu idarelerinin ticari maksatla kullanılmayan yapıları için -camiler dâhil- 298.124 adet Yapı Kayıt Belgesi düzenlenmiştir.” Kamuya ait yapılar için yaklaşık 300 bin Yapı Kayıt Belgesi düzenlenmiş değerli arkadaşlar. Yani 84 bin cami var bu ülkede -Millî Emlak verilerine baktım- 224 bin kamu binası var. Tabii, burada bahsedilen, kastedilen özellikle, sadece yapı değil; eklentiler, uzantılar, imara aykırı kaçak yapılar, ruhsat ve eklerine aykırı yapılar; bunun içinde okul binaları var, kamu binaları, sağlık tesisleri, üniversite eğitim tesisleri, spor tesisleri, kültür tesisleri ve daha nicesi var. 300 bin Yapı Kayıt Belgesi... Yani bu devlet bugüne kadar nereye bir yapı yaptıysa ya ruhsatsız yapmış ya sonrasında ruhsata aykırı işlemler yapılmış, eklentiler yapılmış vesaire vesaire... Böyle bir vaziyetteyiz değerli arkadaşlar.

Tabii, Elâzığ’da bir deprem oldu. Öncelikle, depremde yitirdiğimiz yurttaşlarımıza Allah’tan rahmet, onların yakınlarına sabır, bütün ulusumuza başsağlığı, yaralılarımıza da acil şifalar diliyorum. Ama bu hasar tespit çalışmalarında 150 yıkık bina var, 4.552 ağır hasarlı ve yıkılacak bina var, 1.779 orta hasarlı bina var ve acil yıkılması gereken bina sayısı 441 ve bunların kaçının Yapı Kayıt Belgesi var, kaçı kamuya ait bina, bilmiyoruz. Bu açıklama henüz yok, bunu ben de merak ediyorum.

17’nci madde esas itibarıyla Yapı Kayıt Belgesi alınan yapılarda ilave inşaat alanı ihdas edilmemek şartıyla güçlendirme yapılabilmesini düzenliyor. Tabii, “Bu güçlendirme için ruhsat veya izin -her ne derseniz- güçlendirme projesine istinaden verilir. Bu da Yapı Denetimi Hakkında Kanun kapsamında yapı denetim kuruluşlarının denetimine tabidir.” deniyor.

Şimdi, sorularım şunlar değerli arkadaşlar, ben bu sorulara bu maddede yanıt bulamıyorum: Bir kere, Yapı Kayıt Belgesi, oturma raporu olarak tabir edilen Yapı Kullanma Belgesi anlamına gelmez. Yapı Kayıt Belgesi’yle sadece “Ben o yapıyı görüyorum, biliyorum; ruhsatsız, kaçak, depreme dayanıklı değil ama ben devlet olarak o yapıya ceza kesmeyeceğim, o yapıyı yıkmayacağım.” diyor. Tabii, daha sonra Elâzığ’daki gibi bir deprem vuku bulduğunda “Sorumluluk malikine aittir.” deyip devlet sorumluluktan kaçmış oluyor. Aslında, Yapı Denetimi Kanunu’na tabi olan yapıları, bu güçlendirmenin kapsamını düşündüğümüzde, bakın, Yapı Denetimi Kanunu’nda, kamuya ait yapılar, binalar kapsam dışındadır değerli arkadaşlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KAMİL OKYAY SINDIR (Devamla) – Sayın Başkanım...

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi Sayın Sındır.

KAMİL OKYAY SINDIR (Devamla) – Dolayısıyla, kamuya ait yapılar, Yapı Denetimi Kanunu kapsamı dışında olduğu için, bunlara -Yapı Kayıt Belgesi düzenlenmiş o 300 bine yakın yapıya- ilişkin güçlendirmeyi öngörmüyor bu madde.

Peki, bu güçlendirme yapıldı, sonra ne olacak? Tamam, vatandaş yapısına güçlendirme projesi yaptırdı, yapı denetim kuruluşuyla bu işi yaptı, sonrası ne olacak? Belli değil. Güçlendirdi; yapı denetim kuruluşu, devlet, kamu ya da ilgili belediyesi tarafından herhangi bir belge verilecek mi? Belli değil. Ve son olarak, yapının depreme dayanıklılığı hususu malikin sorumluluğundadır. Güçlendirdi bunu maliki, depreme dayanıklılık hususu devletin sorumluluğuna geçmiş olacak mı? Bunların hepsine, söz konusu geçici 16’ncı maddede -karşı bir görüş olduğu için- herhangi bir şekilde bu sorulara yanıt bulamıyoruz, çözüm bulamıyoruz değerli arkadaşlar.

Ben aslında bu maddeyle ilgili önergemizin kabulünü yüce heyetinizden saygıyla rica ediyorum.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Coğrafi Bilgi Sistemleri ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 17’nci maddesinin ilk fıkrasında yer alan “eklenmiştir” ibaresinin “ilave edilmiştir” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                       Ayhan Erel                                        Arslan Kabukcuoğlu                                     Feridun Bahşi

                                         Aksaray                                                    Eskişehir                                                    Antalya

                                 İbrahim Halil Oral                                       İsmail Koncuk

                                          Ankara                                                      Adana

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU BAŞKANI TAHİR AKYÜREK (Konya) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi var.

Sayın İsmail Koncuk, buyurun. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

İSMAİL KONCUK (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Kanunun 17’nci maddesiyle ilgili İYİ PARTİ Grubunun görüşlerini ifade etmek üzere karşınızdayım.

17’nci madde, az önce sayın vekilimizin de ifade ettiği gibi, herhâlde, bu imar affından sonra iktidarın, kendisini birtakım musibetlerden korumak adına çıkarmış olduğu bir madde. Zannederim AK PARTİ Grubunun bu maddeyi daha da netleştirecek bir teklifi var ama tabii, böyle bir madde de gerekli miydi? Böyle bir madde de gerekir yani gerçekten imar affına giren 300 küsur bin yapının güçlendirme ihtiyacı olanlarıyla ilgili böyle bir madde ihdası da gerekiyordu ama devletin bu konularda daha sorumlu davranmasını bekleme hakkına da sahibiz.

Değerli milletvekilleri, bugün çok kıymetli bir kardeşimizi kaybettik. Eski Osmaniye Milletvekili, İYİ PARTİ kurucularından Hasan Hüseyin Türkoğlu yiğit bir kardeşimizdi, gerçek bir dava adamıydı; kendisine Yüce Allah’tan rahmet diliyorum, ailesine ve camiamıza başsağlığı diliyorum.

Şimdi, bu Kızılayla ilgili bu kürsülerde çok şey söylendi, çok şey yazılıp çizildi; onları tekrar burada söylemeyeceğim, tekrara girmeyeceğim çünkü Kızılay, Başkanı Kerem Kınık’ın bu yaklaşımlarından dolayı gerçekten yıprandı maalesef. Yani yüz elli iki yıllık millî bir kuruluşumuzdur Kızılay, bu milletin medarıiftiharı bir kuruluştur ama beceriksizce yönetildiği zaman, siyasi birtakım angajmanlara girmiş insanlar tarafından yönetildiği zaman kurumlar maalesef böyle zelil hâle geliyor.

Ben bu BAŞKENTGAZ’ın Kızılay üzerinden, Kızılayı emanetçi yaparak Ensara, oradan TÜRKEN’e gönderdiği paradan bahsetmeyeceğim, onu tüm Türkiye biliyor; ben şundan bahsedeceğim: Bu Kızılay Başkanı nasıl bir adam? Bunu Türkiye görsün. Bir “tweet” atmış, diyor ki: “Amerikalı bir arkadaşım Türkiye’de okuyan çocuklarının kendilerini Türk sandığını söyledi.” Bir karikatür koymuş buraya. Adam Andımız’a karşı, bakın. Bir adam Andımız’ın söylenmesini istemeyebilir; bu, hayata bakış açısıyla ilgilidir, siyasi düşüncesiyle, dünya görüşüyle ilgilidir, buna saygı duyarım. Ben Andımız’ın okunmasından yanayım, İYİ PARTİ Grubu da öyle fakat adam öyle bir anlatıyor ki… Bakın, karikatürde, arkada “Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi” yazıyor. Kafasına huni geçirmiş bir hasta –hasta ki hastanenin önünde- “Türküm! Deliyim! Çelişkenim!” Bakın, burada.

Şimdi, değerli milletvekilleri, Andımız’a karşı olursunuz, yanında olursunuz; Türk olmak, Türklük falan nesebinizle ilgili de olabilir tabii, sizi rahatsız da edebilir, buna da saygı duyarım ben. Herkesin Türklüğe saygı duyması gerekmez. Allah’a şükür biz “Ne mutlu Türk’üm diyene!” sözünü gururla ifade ederiz, o da ayrı mesele. Bu adam, Kızılay Başkanı yani, bu kurumu siyasallaştırmış. Acaba, iktidar 2013 yılında Andımız’ı kaldırmadan önce de Andımız’la ilgili böyle paylaşımlar yapıyor muydu, iktidarın paralelinde mi davranıyor? Yani iktidar neye “Yanlış.” diyorsa Kerem Kınık ona “Yanlış.” diyor, neye “Doğru.” diyorsa Kerem Kınık ona “Doğru.” diyor. Bu adam Kızılayın Başkanı yahu, 82 milyonun hayır hasenat yapması gereken bir kurumunun başkanı.

Bakın, başka yerde şöyle diyor: “Hoş geldin Şivan Perwer, ne iyi ettin.” Yani o çözüm sürecinde de Hükûmetle paralel yürümüş bu adam, Hükûmetle paralel. Şimdi sövüyordur muhtemelen Şivan Perwer’e. 2012’de “İki saat önce Amerika’da.” diye Fetullah Gülen’in resmini paylaşıyor. “İki saat önce Amerika’da.” Kendisi de orada, Amerika’da ki…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, sözlerinizi tamamlayın.

İSMAİL KONCUK (Devamla) – Bir vatandaş, gariban, öğretmen, memur, polis filan bu resmi paylaşsa FET֒cülükten şu anda içeride hapisti bu adam, hapisti ama bu adam Kızılayın Başkanı.

Bu adamı siz hazmediyorsanız yazıklar olsun vallahi, yazıklar olsun! Böyle bir adamı, FET֒yü öven, FET֒yle olmaktan gurur duyduğunu bu şekilde paylaşarak ifade eden bir adamı Kızılayın başında görmek sizi mutlu ediyorsa saadetiniz ebedî olsun diyorum, bu şahsı da milletimiz adına kınıyorum.

Saygılar sunuyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 161 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 17’nci maddesinde yer alan “aşağıdaki” ibaresinin “aşağıda yer alan” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                    Erdal Aydemir                                  Tulay Hatımoğulları Oruç                                 Abdullah Koç

                                          Bingöl                                                       Adana                                                         Ağrı

                                     Rıdvan Turan                                            Kemal Bülbül                         Mahmut Celadet Gaydalı

                                          Mersin                                                      Antalya                                                       Bitlis

                            Filiz Kerestecioğlu Demir

                                          Ankara

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU BAŞKANI TAHİR AKYÜREK (Konya) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Komisyonun katılmadığı önerge üzerinde söz talebi var.

Sayın Filiz Kerestecioğlu, buyurun lütfen. (HDP sıralarından alkışlar)

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bizler tüm yurttaşlar için sağlıklı, güvenli konutun ve barınmanın bir hak olduğunu söylüyoruz fakat tam da bu hak hayata geçmediği için kaçak yapılar çoğalıyor, getirilen aflarsa yine kiracı konumunda bulunan kentin en yoksulları için çözüm olmuyor. Kentsel dönüşüm deseniz, bırakın bu eşitsizliklere deva olmayı, insanların barındıkları konutları sürekli ellerinden alıyor, toplumun bir kesimi yerlerini değiştirmeye ve göçmeye zorlanıyor. Bu madde de kaçak yapılmış ve afla Yapı Kayıt Belgesi verilmiş binaların güçlendirilmesiyle ilgili fakat bu kaçak binalar yapılırken ne zemin etüdü yapılmış ne deprem fay hatları gözetilmiş, dolayısıyla bu güçlendirmeler binalara makyaj yapmaktan başka bir anlama gelmiyor. Biz kısaca bu gibi değişikliklerle yalnızca rant gözüyle bakılan yapılaşmaya bir çözüm getirilemeyeceğini ifade ediyoruz.

Değerli arkadaşlar, daha geçen hafta 8 asker, 8 insan bir başka ülkenin, Suriye’nin topraklarında karanlık gruplarla birlikte savaşırken ölüyor, Erdoğan’dan hemen bir açıklama: “Misliyle yanıt verdik.” Nitekim, dün de 5 askerin daha hayatını kaybettiğini öğreniyoruz. Yine misliyle mi yanıt vereceksiniz? Bu sözler ölenleri geri mi getiriyor yoksa halkı bu emperyalist, haksız savaşa ikna etmeyi mi hedefliyor? “Misliyle” diyerek böbürlenirken, insanların canını almaktan söz ederken bir kez olsun duraksamaz mı insan? Günümüzde kapitalist ülke liderlerinin birbirlerine sert sözlerle çıkışıyor gibi gözükmelerinin ne siyasi ne de ekonomik ilişkilerde hiçbir somut karşılığı yok. Bugün, İngiltere Başbakanı Boris Johnson Avrupa’ya, Erdoğan Rusya’ya, bir başkası İran’a sözüm ona meydan okuyor fakat teker aynı biçimde dönmeye devam ediyor. Suriye’de askerler ölüyor, birkaç saatliğine Rusya’ya çıkışılıyor. Karşılıklı “Haber verdin.” “Vermedin.” polemiği sürüyor fakat gerçekten, sisteme ilişkin hiçbir gerçek eleştiri yok. Bu siyasetçilerin hiçbiri insanların yaşadığı ekonomik sorunlara deva olacak tek bir çözüm üretmiyorlar; üretemezler çünkü aslında, bu sisteme can suyu taşımakla ve kendi kovalarını doldurmakla meşguller. Oysa bakıyoruz, bu ülkede ne sanayi var ne tarım. Gençlerin üçte 1’i işsiz, kalanı işsizlik korkusu içinde, çiftçi üretimi bırakmış durumda, 1 kilogramlık ihracata karşılık 6 kilogramlık tarımsal ürün ithal ediyoruz ve tarlalar bomboş.

İnsanlar kış ayında ısınamıyorlar. Isınma, artık sadece yoksul haneler için değil orta sınıf için de lüks. Bu kış doğal gaz faturası 2018 kışına kıyasla yüzde 60 daha fazla. Çalışanların yarısı asgari ücretle geçindiğine göre, toplumun yarısı maaşının dörtte 1’ini doğal gaz faturasına yatırıyor ve tarihte ilk kez, insanlar ısınmak için, bunun giderini karşılamak için kredi çekiyor arkadaşlar, haberiniz vardır herhâlde.

Elâzığ depremini yaşadık, daha insanlar canının derdindeyken 66 milyar lira deprem vergisi toplamış bir ülkenin Kızılay Başkanı yurttaşlardan bağış istedi. Evet, başka ne bağışların orada döndüğünü hepiniz biliyorsunuz, ben de tekrar etmeyeceğim. Ama bu şartlı bağışları yapan BAŞKENTGAZ’ın sahibi kimdi? Recep Tayyip Erdoğan’ın imam-hatipten arkadaşı, inşaat rantıyla büyüyen Aziz Torun’un sahibi olduğu Torunlar Gayrimenkul. İşçiler hayatını kaybetti orada.

Aynı şekilde, Aladağ’da yurt yangınında ölen, Ensarda istismar edilen yoksul çocukların hesabı ise ortada duruyor.

Biz, bu Kızılay Başkanına çok net, çok açık bir şey söylüyoruz: Derhâl istifa etmelidir. İstifa etmiyorsa da hakkında derhâl soruşturma başlatılmalıdır.

Yine geçen hafta, bir yurttaş, Erdoğan’ın seçim döneminde kullandığı “illet” “zillet” gibi lafları kabul etmediğini ve tarafsız bir Cumhurbaşkanı olmadığını düşündüğünü söyleyerek noterden kendisine ihtarname çekmek istedi. Bu aslında gayet şık bir eleştiri tarzıdır. Ama ne oldu? Cumhurbaşkanına hakaretten bu vatandaş gözaltına alındı. Yani kim muhalifse ona bekçi, polis, hapishane.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Tamamlayacağım.

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın lütfen.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bu ülkede yurttaşlar insan gibi yaşamak istiyorlar. Fakat hor görülmeden yaşamanın kendisi âdeta bir kahramanlık hâline gelmiş durumda. Oysa gerçekten kahraman olmak ve böyle mi zorlukların üstesinden gelmek zorundayız? Neden avukat meslektaşlarım sadece ezilenlerin haklarını savunduğu için cezaevinde? Neden cezaevlerinde 3 binden fazla 12-17 yaş arası çocuk var? Neden kemik kanseri bir çocuğun, 9 yaşındaki Ahmet Buğra’nın annesinin yurt dışı yasağı kalkmıyor ve oncacık bir hasta çocuk annesine kavuşamıyor? Evet, bu ihlallerin rengi ve kimliği yok, savaşta ölen askerlerin de, insanların da, onlar hepimiziz arkadaşlar. Ancak tüm ihlallere karşı hep birlikte “Sen ocusun, sen bucusun.” ithamlarına aldırmadan korkusuzca karşı çıkarsak yenebiliriz, galip gelebiliriz.

Teşekkürler. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 161 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 17’nci maddesinde yer alan “ilave” ibaresinin “ek” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                      Baki Şimşek                                              Sefer Aycan                                                Esin Kara

                                          Mersin                                               Kahramanmaraş                                               Konya

                                   Ahmet Özyürek                                        Cemal Enginyurt                                       Olcay Kılavuz

                                           Sivas                                                         Ordu                                                        Mersin

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU BAŞKANI TAHİR AKYÜREK (Konya) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Önerge üzerinde söz talebi Sayın Cemal Enginyurt’un.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

CEMAL ENGİNYURT (Ordu) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 161 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 17’nci maddesinde vermiş olduğum önerge üzerinde söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Van Bahçesaray’da hayatını kaybedenleri, uçak kazasında hayatını kaybedenleri ve son olarak, dün şerefsizce saldırılarda kahpe kurşunlarla, kanlı katil Esad’ın katillerince öldürülen 5 askerimizi rahmetle anıyorum, mekânları cennet olsun; yaralılara da acil şifalar diliyorum.

Saygıdeğer milletvekilleri, bugün Ordu ilindeki bir faciayla ilgili konuşmak istiyorum. “Facia” diyorum çünkü her geçen gün büyük bir tehlike arz etmeye başlayan, Ordu’nun Çaybaşı ilçesi İlküvez beldesi Göksu Mahallesi’nde bulunan çöp yeri âdeta o yöre insanına büyük bir zulüm yaşatmaya başladı. Ordu Büyükşehir Belediyesi, dört yıl evvel katı atık bertaraf tesisi olarak elektrik üretmek üzere kurduğu bu tesisi maalesef son altı aydır vahşi çöp depolama alanı yaptı yani bütün Ordu’nun çöpü İlküvez beldesi Göksu Mahallesi’ne gidiyor. Sadece şöyle bir örnek vermek isterim: Mesudiye ilçemizden çöp toplayan bir kamyon bu mahalleye varabilmek için tam dört saat gitmek zorunda. Düşünün, çöp meselesini çözmek için bir çöp tesisi kurulmuş ama bir ilçeden çöp alanına gidebilmek için bir kamyon tam dört saat gitmek zorunda. Bu kamyon giderken çöpün pis sularını geçtiği her alana dökerek gidiyor. Çöpün döküldüğü alan âdeta doğa harikası bir mekân; yeşillikleriyle, dereleriyle, orada yaşayan geyikleriyle ve birçok canlısıyla muhteşem bir doğa harikası olan bir alan. Ama maalesef, şu an derelerden sular sapsarı akıyor yani kir akıyor, pislik akıyor. Sadece derelerden pislik akmakla kalmıyor, en ufak bir rüzgârda bu çöplükten havalanan bütün çöpler fındık bahçelerindeki ağaçların üzerine yuva yapıyor ve bütün pis koku etrafı yaşanmaz bir hâle getiriyor. Çevre Bakanlığının izni var mı, yok mu bilemem ama buraya izin verilmesi hukuken de doğru değildir, çevre açısından da doğru değildir, insanlık açısından da doğru değildir.

Ordu Büyükşehir Belediye Başkanımızı uyardım, bu çöp alanında 5 bin kişiyle miting yaptım on gün önce, 5 bin kişiyle miting yaptım. Ordu Büyükşehir Belediye Başkanımızdan bu meseleyi düzeltmesini istedim, rica ettim ama Ordu Büyükşehir Belediye Başkanımız, şu anda, hukuki olarak izni alınmış konutları yıkmakla meşgul olduğu için çöp meselesiyle uğraşamıyor. İki yıl önce Ordu Büyükşehir Belediyesinin, AK PARTİ’li belediyenin yapımına izin verdiği binaları yıkmakla uğraşıyor, çöp meselesine bir türlü dönemiyor.

Ben buradan Sayın Cumhurbaşkanımıza sesleniyorum, Ordu’daki Belde konutlarının yıkılmasını mesele hâline getiren Sayın Cumhurbaşkanımıza sesleniyor ve diyorum ki: Çaybaşı İlküvez Göksu Mahallesi büyük bir doğa katliamı yaşıyor, buna dur deyin. Ayrıca, Belediye Başkanı aracılığıyla burada MHP’li arkadaşlarımız da gözaltına alınıyor, buna da derhâl dur denilmelidir. İnsanlar demokratik hakkını aradığı için gözaltına alınmamalıdır. Yoksa biz susmayacağız, konuşmaya devam edeceğiz. Biz istiyoruz ki huzur olsun, biz istiyoruz ki çevre katledilmesin, doğa katledilmesin.

İnşallah sesimiz duyulmuştur diyor, hepinize saygılar sunuyor, teşekkür ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 161 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin çerçeve 17’nci maddesiyle 3194 sayılı Kanun’a eklenen geçici 21’inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

"GEÇİCİ MADDE 21- Bu Kanunun geçici 16 ncı maddesi kapsamında yapı kayıt belgesi alınan yapılar ile bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce 15/5/1959 tarihli ve 7269 sayılı Umumi Hayata Müessir Afetler Dolayısiyle Alınacak Tedbirlerle Yapılacak Yardımlara Dair Kanunun 13 üncü maddesinin (b) fıkrasına göre, hasar görmüş olmakla birlikte ıslahının mümkün olduğu tespit edilmiş olan yapılarda, ilave inşaat alanı ihdas edilmemek şartıyla, 23/6/1965 tarihli ve 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanununa göre güçlendirme kararı alınarak güçlendirme yapılabilir. Bu yapılarda güçlendirme izni, bu Kanunda ve ilgili diğer mevzuatta öngörülen şartlara ve kısıtlamalara tabi olmaksızın, güçlendirme projesine istinaden ilgili idaresince verilir. Güçlendirilecek olan yapının üzerinde bulunduğu taşınmazın mülkiyetinin belediyeye veya Hazineye ait olması durumunda; taşınmaz satın alınmadıkça güçlendirme yapılamaz. Güçlendirilecek yapının üçüncü kişilere ait taşınmazlara tecavüzlü olması durumunda güçlendirme için taşınmazına tecavüzlü üçüncü şahısların muvafakati aranır.

Bu madde kapsamında yapılacak güçlendirme iş ve işlemleri 29/6/2001 tarihli ve 4708 sayılı Yapı Denetimi Hakkında Kanun kapsamında yapı denetim kuruluşlarının denetimine tabidir. Yapı denetim kuruluşlarından bu madde kapsamındaki denetim görevini yerine getirmedikleri tespit edilenlere, tespit edilen fiil ve hâllerin durumuna göre, 4708 sayılı Kanunun 8 inci ve 9 uncu maddesinde yer alan idari ve cezai müeyyideler uygulanır.

Bu maddeye göre güçlendirme izni verilen yapıların herhangi bir sebeple yıkılmaları halinde, bu alanlarda yeniden yapılacak yapılar için yürürlükteki plan ve mevzuat hükümleri uygulanır.

Bu madde hükümleri 21/7/1983 tarihli ve 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu kapsamındaki yapılar hakkında uygulanmaz. "

 

                                     Mehmet Muş                                           Mustafa Demir                                          Nazım Maviş

                                         İstanbul                                                     İstanbul                                                      Sinop

                              Mehmet Doğan Kubat                                     Ramazan Can

                                         İstanbul                                                    Kırıkkale

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU BAŞKANI TAHİR AKYÜREK (Konya) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi? Yok.

MEHMET DOĞAN KUBAT (İstanbul) – Gerekçe...

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Önergeyle 7269 sayılı Kanun’a göre ıslahının mümkün olduğu tespit edilmiş olan yapıların da maddede belirtilen şaftlar çerçevesinde güçlendirilmesinin yapılabilmesi amaçlanmaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda 17’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, yeni madde ihdasına dair bir önerge vardır. Önergeyi okutup Komisyona soracağım, Komisyon önergeye salt çoğunlukla, 14 üyesiyle katılırsa önerge üzerinde yeni bir madde olarak görüşme açacağım. Komisyonun salt çoğunlukla katılmaması hâlinde ise önergeyi işlemden kaldıracağım.

Şimdi önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 161 sıra sayılı Kanun Teklifi'ne çerçeve 17’nci maddeden sonra gelmek üzere aşağıdaki maddenin eklenmesini ve diğer maddelerin buna göre teselsül ettirilmesini arz ve teklif ederiz.

“MADDE 18 - 3194 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.

‘GEÇİCİ MADDE 22 - 32 nci maddenin beşinci fıkrasının ikinci, üçüncü, dördüncü ve beşinci cümleleri, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce ilgili idaresi tarafından yıkım kararı alınmış yapılar hakkında uygulanmaz.’”

                         Muhammet Emin Akbaşoğlu                         Mehmet Doğan Kubat                        İsmail Emrah Karayel

                                          Çankırı                                                     İstanbul                                                     Kayseri

                                 Bekir Kuvvet Erim                                           Şahin Tin                                              Cemil Yaman

                                           Aydın                                                       Denizli                                                     Kocaeli

BAŞKAN – Komisyon önergeye salt çoğunlukla katılıyor mu?

BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU BAŞKANI TAHİR AKYÜREK (Konya) – Salt çoğunluğumuz var, salt çoğunlukla katılıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Komisyon önergeye salt çoğunlukla katılmış olduğundan önerge üzerinde yeni bir madde olarak görüşme açıyorum.

Söz isteyen? Yok.

Yeni maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, böylece yeni bir madde ihdas edilmiştir. Kanunun yazımı esnasında madde numaraları Başkanlıkça teselsül ettirilecektir. Bir karışıklığa mahal vermemek için Komisyonun kabul ettiği metin üzerinden görüşmelere devam edeceğiz. Bu açıklama bundan sonra ihdas edilecek maddeler için de geçerli olacaktır.

Sayın milletvekilleri, yeni madde ihdasına dair 4 önerge daha vardır. İç Tüzük’ün 87’nci maddesine göre “Görüşülmekte olan teklife konu kanunun, komisyon metninde bulunmayan, ancak teklif ile çok yakın ilgisi bulunan bir maddesinin değiştirilmesini isteyen ve komisyonun salt çoğunlukla katıldığı önergeler üzerinde yeni bir madde olarak görüşme açılır.” hükmü haizdir. Ayrıca, ihdas edilecek maddelerin teklif metnindeki kanunların sıralamasına uygun olması gerekmektedir.

Şimdi okutacağımız yeni madde ihdasına dair 4 önergeyi yukarıdaki usule uygun olmamakla beraber, 5 siyasi parti grubunun mutabakatıyla ve emsal teşkil etmemek üzere işleme alıyorum. Bu doğrultuda, yeni madde ihdasına dair 2’nci önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 161 sıra sayılı Kanun Teklifi’ne aşağıdaki maddenin eklenmesini ve diğer maddelerin buna göre teselsül ettirilmesini arz ve teklif ederiz.

“MADDE 19 – 29/7/1970 ve 1319 sayılı Emlak Vergisi Kanununun;

a) 42 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan "bina vergi değeri veya Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünce belirlenen değeri 5.000.000 Türk lirası ve” ibaresi "29 uncu maddeye göre belirlenen bina vergi değeri 5.000.000 Türk lirasının” şeklinde değiştirilmiştir.

b) 45 inci maddesinin üçüncü fıkrasının (a) bendinde yer alan "Mesken nitelikli taşınmazın değerinin, bina vergi değeri veya Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünce belirlenen değerin 42 nci maddede belirtilen tutarı aştığının (bu tutar dâhil) belirlendiği” ibaresi "Mesken nitelikli taşınmazın bina vergi değerinin 42 nci maddede belirtilen tutarı aştığı” şeklinde değiştirilmiştir.

c) 46 ncı maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde yer alan "ve üniversitelerin” ibaresi “,üniversitelerin ve Toplu Konut İdaresi Başkanlığının” şeklinde ve (b) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"b) Türkiye sınırları içinde mesken nitelikli tek taşınmazı olanlar ile birden fazla mesken nitelikli taşınmazı bulunanların, değerli konut vergisi konusuna giren en düşük değerli mesken nitelikli tek taşınmazı (intifa hakkına sahip olunması hâli dâhil) (Bu hüküm, belirtilen kişilerin tek meskene hisse ile sahip olmaları hâlinde hisselerine ait kısım hakkında da uygulanır).”

ç) 47 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan "ve Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünce belirlenen değer” ibaresi ve aynı fıkrada yer alan "(bu tutar dâhil)” ibaresi madde metninden çıkarılmıştır.”

 

                                    Lütfü Türkkan                                    Mehmet Doğan Kubat                                    Ramazan Can

                                         Kocaeli                                                     İstanbul                                                    Kırıkkale

                                      Cahit Özkan                                            Mustafa Demir                                            Recep Özel

                                          Denizli                                                     İstanbul                                                      Isparta

BAŞKAN – Komisyon önergeye salt çoğunlukla katılıyor mu?

BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU BAŞKANI TAHİR AKYÜREK (Konya) – Salt çoğunluğumuz vardır, katılıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Komisyon önergeye salt çoğunlukla katılmış olduğundan önerge üzerinde yeni bir madde olarak görüşme açıyorum.

Söz isteyen? Yok.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, böylece yeni bir madde ihdas edilmiştir.

Yeni madde ihdasına dair diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 161 sıra sayılı Kanun Teklifi’ne aşağıdaki maddenin eklenmesini ve diğer maddelerin buna göre teselsül ettirilmesini arz ve teklif ederiz.

“MADDE 20 – 1319 sayılı Kanunun 43 üncü maddesi yürürlükten kaldırılmıştır.”

                                      Cahit Özkan                                      Mehmet Doğan Kubat                                     Erkan Akçay

                                          Denizli                                                     İstanbul                                                     Manisa

                                     Ramazan Can                                             Recep Özel                                          Mustafa Demir

                                        Kırıkkale                                                     Isparta                                                      İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye salt çoğunlukla katılıyor mu?

BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU BAŞKANI TAHİR AKYÜREK (Konya) – Salt çoğunluğumuz vardır, katılıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Komisyon önergeye salt çoğunlukla katılmış olduğundan önerge üzerinde yeni bir madde olarak görüşme açıyorum.

Söz isteyen? Yok.

Yeni maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, böylece yeni bir madde ihdas edilmiştir.

Yeni madde ihdasına ilişkin diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 161 sıra sayılı Kanun Teklifi’ne aşağıdaki maddenin eklenmesini ve diğer maddelerin buna göre teselsül ettirilmesini arz ve teklif ederiz.

“MADDE 21 – 1319 sayılı Kanunun 44 üncü maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"MADDE 44 - Verginin matrahı, bina vergi değerinin 42 nci maddede yer alan tutarı aşan kısmıdır.

Değerli konut vergisine tabi mesken nitelikli taşınmazlardan değeri;

5.000.000 TL ile 7.500.000 TL arasında olanlar (bu tutar dahil) 5.000.000 TL'yi aşan kısmı için                               (Binde 3)

10.000.000 TL'ye kadar olanlar (bu tutar dahil) 7.500.000 TL'si için 7.500 TL, fazlası için                                            (Binde 6)

10.000.000 TL'den fazla olanlar 10.000.000 TL'si için 22.500 TL, fazlası için                                                                    (Binde 10)

oranında vergilendirilir.

Paylı mülkiyette ve elbirliği mülkiyette, matrahın hesabında mesken nitelikli taşınmazın toplam değeri esas alınır.

42 nci maddede yer alan tutar ile ikinci fıkrada yer alan vergi oranlarına esas mesken nitelikli taşınmaz değerlerinin alt ve üst sınırları her yıl bir önceki yıla ilişkin olarak 213 sayılı Vergi Usul Kanunu hükümlerine göre belirlenen yeniden değerleme oranının yarısı nispetinde artırılır. Bu şekilde hesaplanan tutarların 1.000 Türk lirasına kadar olan kesirleri dikkate alınmaz.

Cumhurbaşkanı, dördüncü fıkrada belirtilen yeniden değerleme oranının yarısı nispetindeki artış oranını yeniden değerleme oranına kadar artırmaya yetkilidir.””

                                      Cahit Özkan                                              Recep Özel                               Mehmet Doğan Kubat

                                          Denizli                                                      Isparta                                                      İstanbul

                                     Ramazan Can                                            Erkan Akçay

                                        Kırıkkale                                                    Manisa

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Özkan, buyurun.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Kâtip Üye, değerli konut vergisine tabi mesken nitelikteki taşınmazların değerini ifade ederken sehven “10.000.000” yerine “10.000” ifadesini kullanmıştır. Onun için, düzeltilmesini talep ediyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Dağıtılmış olan önergedeki yazılı şekliyle Komisyon salt çoğunlukla bu önergeye katılıyor mu?

BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU BAŞKANI TAHİR AKYÜREK (Konya) – Salt çoğunluğumuz vardır, katılıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Komisyon önergeye salt çoğunlukla katılmış olduğundan önerge üzerinde yeni bir madde olarak görüşme açıyorum.

Söz isteyen? Yok.

Yeni maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, böylece yeni bir madde ihdas edilmiştir.

Yeni madde ihdasına dair son önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 161 sıra sayılı Kanun Teklifi’ne aşağıdaki maddenin eklenmesini ve diğer maddelerin buna göre teselsül ettirilmesini arz ve teklif ederiz.

“MADDE 22- 1319 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.

“GEÇİCİ MADDE 24- Bu Kanunun “Dördüncü Kısım” başlığı altında düzenlenen değerli konut vergisine ilişkin mükellefiyet 2021 yılının başından itibaren başlar. 2020 yılına ilişkin olarak 2020 yılında verilmesi gereken beyanname verilmez, vergi tahakkuk ettirilmez.

Değerli konut vergisinin uygulamasında bu maddeyi ihdas eden Kanunun yayımı tarihinden önce Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünce belirlenen değerler dikkate alınmaz.””

                                      Engin Altay                                        Hakkı Saruhan Oluç                        Mehmet Doğan Kubat

                                         İstanbul                                                     İstanbul                                                     İstanbul

                                    Gökan Zeybek                                           Hasan Baltacı                                           Burcu Köksal

                                         İstanbul                                                  Kastamonu                                         Afyonkarahisar

BAŞKAN – Komisyon önergeye salt çoğunlukla katılıyor mu?

BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU BAŞKANI TAHİR AKYÜREK (Konya) – Salt çoğunluğumuz vardır, katılıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Komisyon önergeye salt çoğunlukla katılmış olduğundan önerge üzerinde yeni bir madde olarak görüşme açıyorum.

Söz isteyen? Yok.

Yeni madde üzerinde 1 adet değişiklik önergesi vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 161 sıra sayılı Kanun Teklifi’nde ihdas edilmesi öngörülen yeni 22’nci maddeye aşağıdaki fıkranın eklenmesini arz ve teklif ederiz.

“Cumhurbaşkanı, bu maddede yer alan süreleri bir yıla kadar uzatmaya yetkilidir.”

 

                                      Cahit Özkan                                      Mehmet Doğan Kubat                                    Ramazan Can

                                          Denizli                                                     İstanbul                                                    Kırıkkale

                                      Recep Özel                                            Mustafa Demir

                                          Isparta                                                      İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU BAŞKANI TAHİR AKYÜREK (Konya) - Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Komisyonun takdire bıraktığı önerge üzerinde söz talebi yok.

Gerekçeyi okutuyorum.

Gerekçe: Cumhurbaşkanına maddede yer alan süreleri bir yıla kadar uzatma hususunda yetki verilmektedir.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Buyurunuz.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkanım, bizim önergemiz oylanmadan diğer önerge okundu. Dolayısıyla burada bir şey var.

BAŞKAN – Şöyle: Teknik olarak sizin önergenizi oyladıktan sonra bu değişiklik önergesini yapamıyorum ama bu değişiklik önergesiyle beraber geçeceği için sizin önergeniz okutulduktan sonra değişiklik önergesini işleme alıp…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Değişiklik önergesiyle birlikte mi oylayacaksınız?

BAŞKAN - …onu oylattıktan sonra kabul edilen önerge doğrultusunda önergeyi tekrar oylarınıza sunacağım.

Gerekçesini okuttuğum önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda yeni madde ihdasına ilişkin önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, böylece yeni bir madde ihdas edilmiştir.

18’inci madde üzerinde 4 adet önerge vardır. İlk okutacağım 3 önerge aynı mahiyettedir, bu önergeleri okutup birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 161 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 18’inci maddesinin kanun teklifi metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                                    Erdal Aydemir                                             Oya Ersoy                                             Rıdvan Turan

                                          Bingöl                                                      İstanbul                                                      Mersin

                            Mahmut Celadet Gaydalı                                   Kemal Bülbül                                          Abdullah Koç

                                           Bitlis                                                       Antalya                                                        Ağrı

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

                                      Ulaş Karasu                                             Ednan Arslan                                İlhami Özcan Aygun

                                           Sivas                                                         İzmir                                                      Tekirdağ

                                  Vecdi Gündoğdu                                          Ayhan Barut                                          Gökan Zeybek

                                        Kırklareli                                                     Adana                                                      İstanbul

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

 

 

                          Dursun Müsavat Dervişoğlu                      Mehmet Metanet Çulhaoğlu                                  Aylin Cesur

                                           İzmir                                                        Adana                                                       Isparta

                                      Şenol Sunat                                                İsmail Ok                                       Zeki Hakan Sıdalı

                                          Ankara                                                     Balıkesir                                                     Mersin

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU BAŞKANI TAHİR AKYÜREK (Konya) – Aynı mahiyetteki önergelere katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Peki, aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ilk söz talebi Sayın Oya Ersoy’un.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

OYA ERSOY (İstanbul) – Sayın Başkan, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, bu kanun teklifi görüşülmeye başlandığı andan itibaren söylediğimiz bir şey var: Bu teklifin amacı belediyelerin yetkilerini ortadan kaldırmaktır. İşte, tam da 18’inci maddenin gerekçesinde zaten bu amaç açık açık belirtilmiş. Ne diyor gerekçede? “TOKİ” ile belediyeler arasında bir yetki çakışması var ve bu giderilmektedir.” diyor. Her nasılsa otuz iki yıldır fark edilmemiş bu çakışma, AKP iktidarı başta İstanbul olmak üzere yerel yönetimleri kaybedince fark edilmiş ve AKP’nin ikinci özelleştirme dairesi TOKİ lehine, belediyeler aleyhine yetki gasbediliyor yani belediyeye ait yetkiler TOKİ lehine gasbediliyor. Görülmektedir ki, demokrasi tarihimize bir utanç belgesi olarak geçen kayyum siyaseti yalnızca seçilmiş belediye başkanlarının gözaltına alınması, tutuklanması, halkın iradesinin yok sayılarak gasbedilmesiyle olmuyor. İşte, tam da bu önümüze gelen kanun teklifinde de olduğu gibi belediyelerin yetkilerinin saraya bağlı merkezî bürokrasiye verilmesiyle de yaşanıyor bu kayyum siyaseti. Evet, saray kendi iradesi dışında herhangi bir irade tanımıyor. Şimdi, bu teklifte görüldüğü üzere, hele ki ucunda sermayenin çıkarları varsa, kent rantına sermaye ve yandaşlar lehine el koymak ve kentleri yağmalamak varsa ne hukuk ne demokrasi ne vicdan, hiçbir değer ve ilke siyasal iktidarın umurunda olmuyor.

Değerli milletvekilleri, evet, bu ülkede oldukça sorunlu bir kentleşme tarihine sahibiz ve kentsel mekânların yeniden düzenlenmesi bu ülkede önemli bir ihtiyaçtır. Ama neye göre? Yıllardır, bilim insanları, şehir plancıları, mimarlar, mühendisler ve biz hep birlikte, halkın ihtiyacı olan güvenli konutlar, depreme dayanıklı sağlıklı ve yaşanılabilir şehirler inşa edilmesi gerektiğini söylüyoruz.

(Uğultular)

BAŞKAN – Arkadaşlar, çok uğultu var, lütfen... Hatibi duyamıyoruz, lütfen…

OYA ERSOY (Devamla) – Ancak bugüne kadarki somut uygulamalar, AKP iktidarının somut uygulamaları ve yapılan yasal değişiklikler, kentsel rantı sermayeye pazarlamak için yapıldı. Şimdi, özellikle gecekondular, giderek kent merkezinde kalan ve rant değeri artan gecekondu mahalleleri bu politikanın hedefi hâline geldi ve bütün bunlar “kentsel dönüşüm projeleri” adı altında, AKP belediyeleri ve TOKİ eliyle gerçekleştirildi. Kentsel mekânların asıl sahibi olan halk, gecekondu mahallelerinden sürüldü; TOKİ konutlarına, şehir dışlarına sürüldü ve bütün bu yerlerde AVM’lerin dikildiğini gördük biz.

Bakın, çarkın nasıl döndüğünün bir örneğini, sadece bir örneğini size örnek olarak göstermek istiyorum: Küçükçekmece’de bir şirket AVM, rezidans, ofis katları yapmak ister. Bu şirketi hepimiz çok iyi tanıyoruz: Torunlar. Arazide hem hazineye hem şahıslara ait araziler vardır ve burası ticari alan olarak görülmektedir. Devreye Küçükçekmece Belediyesi girer ve der ki: “Gelin, pazarlık usulüyle belediyeye bu arazilerinizi, arsalarınızı devredin.” ancak metrekaresi 10 bin lira olan arsaların malikleri buna yanaşmaz. Dönemin Küçükçekmece Belediye Başkanı Aziz Yeniay, aynı zamanda Büyükşehir Belediyesi İmar Komisyonunun da Başkanıdır ve bu alan ticari alandan çıkarılır, okul ve eğitim alanı ilan edilir. Bunun üzerine, Belediye, mal sahiplerini, arazi sahiplerini yeniden pazarlığa çağırır ancak yine ikna edemez; yine ikna edemeyince bu kez TOKİ devreye girer ve hisseler pazarlık usulüyle 650 liradan TOKİ’ye satılmazsa dava açılacağı tehdidiyle halk sıkıştırılır. Hissedarlar devir için anlaşırlar ancak tapuya gittiklerinde şunu görürler: Karşılarındaki alıcı TOKİ değildir, Torunlardır. Yeniden TOKİ’ye geri dönülür, bu sefer TOKİ yetkilileri der ki: “Hayır, bir değişiklik yok. Evet, burada okul yapılacak ve bu okulu yapacak olan Torunlar olduğu için, bedelini onlar vereceği için tapuda sizin karşınızda.” Sonra ne olur? Evet, Torunlar GYO’ya devir gerçekleşir ve okul beklenilen yerde Mall of İstanbul inşa edilir. Yeniay’a ne olur? Aziz Yeniay şu an nerede? Torunlar GYO’nun Yönetim Kurulu üyesi. Sonra ne olur?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın lütfen.

OYA ERSOY (Devamla) – Küçükçekmece Belediyesi ve Büyükşehir Belediyesi AKP tarafından kaybedilir. Yapılan suç duyurularının sonucu ne olur? İçişleri Bakanı Soylu bu soruşturmalara izin vermez. Bu örnekten de görüldüğü gibi, ortada TOKİ ile yerel yönetimler arasında bir yetki çakışması değil, sermaye ve onun hizmetindeki siyasi iktidar ile halkın çıkarları arasında bir çatışma vardır. İşte, önümüzde olan bu kanun teklifi bu çatışmada halka karşı yeni bir saldırıdır.

Değerli milletvekilleri, halkın sağlıklı bir kentsel çevrede insanca yaşama ve barınma hakkı vardır. Halkın evlerini başına yıkıp kent dışına süren; okullarımızı, hastanelerimizi, kentlerdeki kamusal ve kültürel alanları tasfiye eden ve halkı bir müşteri hâline getiren neoliberal saldırganlığın karşısında artık yandaş sermayeye de, onun hizmetindeki TOKİ gibi kurumlara da verilecek tek bir karış toprağımız yoktur. O kentler, o kentte yaşayan, o kenti var eden halkındır.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ikinci söz talebi Sayın Orhan Sümer’in.

Buyurun Sayın Sümer. (CHP sıralarından alkışlar)

ORHAN SÜMER (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Coğrafi Bilgi Sistemleri ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 18’inci maddesi üzerinde CHP adına söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Ülke olarak zor ve sancılı bir dönemden geçiyoruz. Elâzığ ve Malatya’da meydana gelen depremde, Van’da yaşanan çığ felaketinde, Sabiha Gökçen Havalimanı’ndaki uçak kazasında hayatını yitirenlere, İdlib’de şehit olan askerlerimize Allah’tan rahmet, yaralılara ve gazilerimize acil şifalar diliyorum, milletimizin başı sağ olsun.

1988 yılında, 775 sayılı Gecekondu Kanunu’yla, belediye ve mücavir alan sınırları içerisinde Bayındırlık ve İskan Bakanlığına ait yetkiler belediyelere devredilmişti; teklifin 18’inci maddesiyle, belediyelere devredilen bu yetki kaldırılıyor. Yerel yönetimlerin yetkilerini kısıtlayan bu madde, demokrasiyle bağdaşmayan bir müdahaledir. Bu düzenlemenin, uygulamada sorunlara yol açacağı ve gecekondulaşmanın önlenmesine ilişkin çalışmaları sekteye uğratacağı açıktır. Yerel yönetimleri özellikle şehircilik ve gecekondulaşmayı önleme konusunda idari, mali ve hukuki anlamda güçlendirmek gerekirken bu maddeyle bunun tam tersi yapılıyor.

Sayın milletvekilleri, İmar Kanunu, Gecekondu Kanunu gibi özellikle kentsel yerleşimleri ilgilendiren önemli bir teklifi görüşüyoruz ancak asıl konuşmamız gerekenin deprem olduğunu hatırlatmak isterim. Daha iki hafta önce, deprem ülkesi olduğumuz gerçeğini bir kez daha hatırladık ancak her zaman yaptığımız gibi bunu hemen unuttuk. Bilim adamları, konunun uzmanları yıllardır bu konuyla ilgili çalışmalar yapıyor ve sürekli uyarıyorlar; yapılması gerekenler belli ancak hâlâ iktidarın attığı bir adım yok. “34 milyar dolar deprem vergisi nerelere harcandı?” diye soruyoruz, bir açıklama yok. Bu ciddiyetsiz tavırla, değil depremle, en küçük bir doğal afetle bile baş edemeyiz. Kamuoyunu aydınlatana kadar bu konuyu gündemde tutmaya devam edeceğiz.

Değerli milletvekilleri, partili Cumhurbaşkanlığı sistemiyle Türkiye’nin iyi yönetilmediğini, hatta savrulduğunu hep dile getiriyoruz. İktidar her şeyin güllük gülistanlık olduğunu söylese de TÜİK’in saklamaya çalıştığı istatistikler bile bu gerçeği her gün doğruluyor.

Daha dün işsizlik rakamları açıklandı. İşsizlik, Kasım 2019’da, önceki yılın aynı dönemine göre 1 puan artışla yüzde 13,3’e yükseldi; işsiz sayısı 327 bin kişi artarak 4 milyon 308 bin oldu. Geniş tanımlı işsiz sayısı ise 7 milyon yani her 4 gençten 1’i işsiz.

Vatandaşın bankalara ve finans şirketlerine olan tüketici kredisi ve kredi kartı borcu, Aralık 2019-Ocak 2020 arasında yaklaşık 7 milyar lira daha artarak 598 milyar lira oldu; bu borcun 481 milyar lirası tüketici kredilerinden, 117 milyar lirasıysa kredi kartlarından kaynaklanıyor. Vatandaşın takibe alınan tüketici kredisi ve kredi kartı borcu ise 10 Ocak itibarıyla 21 milyar lira oldu. UYAP istatistiklerine göre, ocak ayı içerisinde toplam 424 bin yeni icra dosyası açıldı, 2019’da 899 şirket konkordato ilan etti.

Değerli milletvekilleri, seçim bölgem Adana’yı yakından ilgilendiren tarım sektörü can çekişir hâle geldi. 2002 yılında 7,5 milyon kişi tarım sektöründe faaliyet gösterirken bu sayı 2018’de 4,9 milyona düştü. Toprağı terk edenlerin başında ise maalesef gençlerimiz var. On yıl öncesine kadar çiftçilik yapanların yaş ortalaması 35-40 idi, şimdi yaş ortalaması maalesef 55’e çıktı. Geçtiğimiz haftalarda Adana’nın 15 ilçesini 4 milletvekili arkadaşımızla ziyaret edip yurttaşlarımızla görüştük. Özellikle kırsal ilçelerimizde büyük sorunlar yaşanıyor. AKP’nin çıkardığı bütünşehir yasasıyla en ücra köyler bile bir anda mahalle oldu, vergiler arttı ama aynı oranda hizmet alamaz hâle geldiler. Mesela Adana’nın merkezi Reşatbey Mahallesi ile kuzeydeki bizim en son ilçemiz Tufanbeyli’nin Kirazlıyurt, Karsavuran ve Kayacık köyleri aynı statüde ele alınabilir mi? Özellikle köylerde altyapı yok, üstyapı yok, elektrikler kışın sık sık kesiliyor, yollar maalesef kardan en az bir hafta on gün kapalı, müdahale eden yok, telefon şebekeleri çekmiyor; köylüler “El insaf!” diyor ve seslerinin duyurulmasını istiyor.

Değerli milletvekilleri, bir dönem iş ve aş bulma umuduyla insanlar Adana’mıza gelirken şimdi maalesef Adana’dan teğet geçiyorlar. Adana’da fabrikalar kapanıyor, ürünler tarlada kalıyor, özellikle küçük ve orta ölçekli esnaf kepenk kapatıyor. Ben buradan iktidara soruyorum. Yerli ve millî olan, yılda 12 bin araç üreten, 1.500 işçinin çalıştığı TEMSA’da üretim durdu, akıbeti hâlâ belirsiz. İncirlik Üssü’nde işten daha bir hafta önce çıkarılan 424 işçinin durumu hâlâ belirsiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın lütfen.

ORHAN SÜMER (Devamla) – Bir futbol kenti olan Adana’da yeni stadyum inşaatı 2014 yılında başladı, maalesef hâlâ bitirilemedi. İnşaatı bitirilemeyen başka bir bina daha var, Adana Adliyesi. “Türkiye’nin en büyük adliyesi” diye tanıttılar, 2014 yılında temeli atıldı, maalesef hâlâ bitirilemedi. Ceyhan Devlet Hastanesinin inşaatı 2012 yılından beri hâlâ tamamlanamadı. Ceyhanlılar “Hastanemiz ne zaman hizmete açılacak?” diye soruyor. Yüreğir ilçemizin Karataş Caddesi üzerinde bulunan ve tam yüz on yedi yıl önce hizmete giren, 2012 yılında da yıkılan bir hastanemiz vardı. Yüreğir’in yanı sıra, Karataş Ovası’na ve köylerine de hizmet veren bu hastanemiz yıkıldı, yerine modern bir hastane yapılacak denildi ama maalesef hâlâ temeli bile atılmadı. Buraya hastane yapılacak mı, yoksa arazisi özelleştirilip satılacak mı?

Adana trafiğinin can damarı olan ve ölüm yolu olarak bilinen Karataş yolu ne zaman bitirilecek? Adanalılar olarak iktidarın bu yatırımları acil olarak bitirmesini, kentimize istihdam kapılarının açılmasını bekliyoruz.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ederim Başkanım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar, aynı mahiyetteki önergeler üzerinde bir söz talebi daha var.

Sayın İsmail Ok, buyurun. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

İSMAİL OK (Balıkesir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Coğrafi Bilgi Sistemleri ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 18’inci maddesi üzerinde verilen önerge hakkında İYİ PARTİ Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; her gün –tabiri caizse- acılarımız katlanarak artıyor; şehitlerimiz, gazilerimiz… Maalesef onlarca vatandaşımızı kara toprağın altına koyuyoruz, birçok gazimiz de maalesef hastanelerde hayat mücadelesi vermekte. Ben, bu vesileyle bütün şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum, gazilerimize de acil şifalar diliyorum.

Acı içerisinde acı; size bu acılardan bir örneği aktarmak istiyorum. 3 Haziran 1991 tarihinde Balıkesirli hemşehrim Piyade Onbaşı Ayhan Yılmaz Şırnak’ta vatani görevini yaparken 21 yaşında şehadet mertebesine eriyor. Gencecik, 21 yaşında şehadet şerbetini içen bu şehidimizin geride gerçekten yüreği yaralı anne babası, dul bir eşi ve küçücük bir evladı, Mustafa’sı kalıyor. Tabii, yıllar çabuk geçiyor, şehidimizin tek evladı Mustafa’mız büyüyor ve kahraman Türk ordusu saflarına katılarak, piyade astsubay olarak görev yapıyor. İşte, bu Mustafa’mız, zalim Esad rejiminin İdlib’de yaptığı son saldırıda, 5 şehidimizin yanında, diğer 5 gazimizle birlikte yaralanıyor. Şehidimizin biricik emaneti, evladı Mustafa şu anda GATA’da hayat mücadelesi veriyor. Şehidimizin emanetine sahip çıkamadık, başta bu şehidimiz olmak üzere bütün şehitlerimiz bizi affetsin. Buraları, şu bulunduğumuz yerleri -başta kendim olmak üzere- hak etmediğimizi düşünüyorum. Şehitlerin emanetine sahip çıkamıyoruz ve şehidin biricik oğlu şu anda GATA’da hayat mücadelesi veriyor. Allah, geride kalan, yalnızca tek oğlu olan annesine bağışlasın inşallah.

Şimdi bu duygular içerisinde, biz, burada neler konuşuyoruz? Tıpkı, Ulu Hakan Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u fethettiğinde, papazların “Ayasofya’da meleklerin kanadı var mı yok mu?” onu konuştukları gibi biz de bunları konuşuyoruz. Her gün şehit, her gün vatan evladı kara toprağın bağrına giriyor; şimdi biz burada oyun oynuyoruz. Şu anda görüştüğümüz kanunun bir tek nedeni var, fazla lafa gerek yok: 31 Martta muhalefet belediyelerinin kazanmasıdır. Eğer 31 Martta büyükşehirler muhalefet tarafından kazanılmış olmasaydı bugün biz bu kanunu görüşüyor olmayacaktık. Kısacası, ülkenin içerisinde bulunduğu durum bu kadar kötüyken, biz, iktidarın, yerel yönetimlere milletin verdiği yetkiyi gasbetmesini görüşüyoruz; çok acıklı.

Yine, seçim bölgem olan sadece Balıkesir’in değil, Türkiye’nin değil, dünyanın incisi Ayvalık’ta, bu ortamda, tabiat parklarının Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından ranta açılarak yandaşlara para kazandırılmasının hesapları yapılıyor. Halka açık olan bu yerler, bu cennet gibi güzel beldeler bundan sonra tesisleşerek ranta açılacak ve halkın elinden alınmış olacak. İşte, Türkiye’nin içerisinde bulunduğu bu acıklı durumda Türkiye’nin gündemi bu.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın lütfen.

İSMAİL OK (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

İşsizlik başını almış gidiyor, yoksulluk, sefalet diz boyu; tarım ve hayvancılık bitmiş, Millî Eğitimin sadece adı kalmış; annelerin öpmeye kıyamadığı gencecik fidanlar ay yıldızlı bayrağımıza sarılı bir şekilde her gün kara toprağın bağrına verilirken biz bu kadar basit şeylerle Türkiye’nin gündemini meşgul ediyoruz. Türk milletinin verdiği yetkiyi hak etmiyoruz, buralarda bulunmayı asla hak etmiyoruz. Bunun altını özellikle çiziyorum, hiçbir siyasi parti ayrımı da yapmıyorum.

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Yap Başkan, yap!

İSMAİL OK (Devamla) – Bizim gündemimiz bu mu olacaktı şimdi?

Bu duygularla yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum ve inşallah, Meclisin etkin, yetkin, asli görevine döndüğü günleri göreceğimiz inancıyla hepinizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Sayın Başkanım...

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özkan.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Kayda geçmesi için ifade etmek istiyorum: Hatip, kürsüden, oyun oynadığımızı ve boş işlerle iştigal ettiğimizi ifade etti. Bunu asla kabul etmemiz mümkün değil. Gazi Meclisimiz 100’üncü yılını kutlarken, kuruluş ve kurtuluş mücadelesinde nasıl vatan ve millet müdafaasıyla yola çıkmışsa, nasıl darbelere karşı yekvücut olduysa...

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Bu laflara alınmanıza sevindik.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – ...bugün de haricî ve dâhilî tüm düşmanlara karşı aziz milletimizin emanetini “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.” anlayışıyla yine Gazi Meclisimiz savunmaktadır. Bunun kayıtlara geçmesini istiyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

İSMAİL OK (Balıkesir) – Öyleyse haydi gidelim İdlib’e, orada oturması kolay.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

18’inci madde üzerindeki diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 161 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 18’inci maddesinde yer alan “ile” ibaresinin “ve” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                      Sefer Aycan                                            Olcay Kılavuz                                              Esin Kara

                                   Kahramanmaraş                                               Mersin                                                      Konya

                                   Ahmet Özyürek                                           Baki Şimşek

                                           Sivas                                                        Mersin

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ METİN YAVUZ (Aydın) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerindeki söz talebi Sayın Sefer Aycan’ın.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

SEFER AYCAN (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına verilen önerge üzerine söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Yarın 12 Şubat. 12 Şubat 1920, Kahramanmaraş’ın emperyalist işgalcileri şehirden kovduğu yıldır ve bu yılın 100’üncü yıl dönümüdür.

Bildiğiniz gibi, Birinci Dünya Savaşı sonrasında emperyalist işgalciler ülkemizin şehirlerini işgal etmişti; güney ilerimizi, Maraş’ı da Fransızlar işgal etmişti. Maraşlı, Fransız’ın ilk geldiği günden beri işgale direnmiş ve karşı koymuştur. Daha sonra, Fransızların şehirdeki yerli iş birlikçilerle birlikte şımarık hareketlerine her zaman müdahil olmuş ve karşılık vermiştir. Sarhoş Fransız askeri Türk kadınının namusuna el uzattığında, Sütçü İmam olmuş ve orada Fransız askerini vurmuştur. Daha sonra, kalesinden bayrağı indirildiğinde cuma namazını kılmayarak kaleye hücum etmiş ve Atatürk’ün tasviriyle, hepsi birer bozkurt olmuş, Fransız bayrağını indirerek tekrar Türk Bayrağı’nı çekmiştir ve Atatürk bu olayı 1936 yılında “bayrağı koruyan bir bozkurt” şeklinde tasvir etmiş ve Maraş’a hediye etmiştir. Daha sonra, Maraşlı çete olmuş ve Fransız ordusuna karşı mücadeleye başlamıştır. Yirmi iki gün süren mücadele sonrasında Fransız askerini şehirden kovmuş ve arkasından da kovalamıştır. İşte, Maraşlının bu hareketi, daha sonra, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından, kendi kendini kurtaran, şehir olarak ve kurtuluşuna tüm Maraşlının katılması nedeniyle tek şehir olarak İstiklal Madalyası’yla ödüllendirilmiştir. Tüm Maraş şehir olarak bu mücadeleye katıldığı için -fert fert ayrılmamış- tüm şehre kırmızı şeritli İstiklal Madalyası verilmiştir ve yine Türkiye Büyük Millet Meclisinin kararıyla “kahraman” unvanı alarak gerçekten kahramanlığını ispatlamış, kahramanlığının sözde kalmadığı bir destan yazmıştır.

Bugün Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere, tüm şehitlerimizi, gazilerimizi rahmetle anıyorum. Maraş, milliyetçi bir şehirdir; daima bayrağına, vatanına sadık olmuştur; bugün de terörle mücadelede en çok şehit veren illerden biridir. Terörle mücadelede de şehit olan kardeşlerimizi rahmetle, minnetle anıyorum.

Kahramanmaraş aslında doğal zenginlikleri olan ve ekonomiye fazlasıyla katkıda bulunan bir ildir ama daha çok büyümek, ekonomiye daha çok katkıda bulunmak istemektedir. Su zenginidir, enerji zenginidir; hidroelektrik ve termik santrallerle ülke ekonomisine büyük hizmetler vermektedir. Bir tarım kentidir, bir sanayi kentidir. Bugün, pamukta, madencilikte, özellikle bakır ve çelik işletmeciliğinde önemli bir şehirdir ama daha çok büyümek ve ülkemize daha çok hizmet etmek istiyoruz; bunun için de bazı taleplerimiz var: Özellikle ulaşım sorunlarımızın halledilmesini bekliyoruz. Kara ulaşımında, hava yolunda, demir yolunda sorunlarımız var. Organize sanayi bölgesi istiyoruz. Yeni organize sanayi bölgeleri oluşturulmasını ve böylece ekonomiye daha fazla katkıda bulunmayı istiyoruz. Sularımızı komşu şehirlerimize veriyoruz. Komşu şehirlerin sulaması, içme suyu Maraş’tan gider. Maraşlı suyu kullanmaz, komşu şehirlere gitmesine müsaade eder; o sulardan biz de yararlanmak istiyoruz. Maraş’ın verimli ovalarının sulu tarım yapılması için bu suya ihtiyacı var, topraklarının sadece üçte 1’inde sulu tarım yapılmakta.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın Sayın Aycan.

SEFER AYCAN (Devamla) – Sulama barajları, sulama imkânları artırıldığında tarımsal verimin de daha çok artması mümkün olacaktır.

Maraş aynı zamanda bir kültür şehridir, bir turizm şehridir ama yeteri kadar da tanıtılmamıştır fakat bundan da çok muzdarip değildir; tevekkül sahibidir. Daima devletine, milletine de sadıktır ama her zaman söylediği bir söz vardır: “Maraş bize mezar olmadan düşmana gülzâr olmaz.”

Saygılar sunarım.

Teşekkür ederim. (MHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Birinci bölümde yer alan maddelerin oylamaları tamamlanmıştır.

Şimdi ikinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

İkinci bölüm 19 ila 37’nci maddeleri kapsamaktadır.

İkinci bölüm üzerinde ilk söz İYİ PARTİ Grubu adına Sayın Hayrettin Nuhoğlu’nun.

Buyurun. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA HAYRETTİN NUHOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Coğrafi Bilgi Sistemleri ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin ikinci bölümü üzerinde söz aldım. Selamlarımı sunarak başlıyorum.

Teklifin ikinci bölümünde, Kıyı Kanunu, Yapı Denetimi Hakkında Kanun, Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu, Harita Kadastro Mühendisleri ve Büroları Hakkında Kanun ve İskân Kanunu’yla ilgili maddeler vardır. Görüldüğü gibi bu bölümde coğrafi bilgi sistemleriyle ilgili hiçbir madde bulunmamaktadır. Her fırsatta belirttiğimiz gibi, içine her şeyin doldurulduğu bu torba kanunlara karşı olduğumuzu bir kez daha ifade etmek istiyorum.

Bu teklif, benim de üyesi olduğum Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonunda görüşüldü ama tali komisyon olan Adalet ile Plan ve Bütçe Komisyonlarında görüşülmedi. Bu suretle yetki gasbı yapılmış olmuyor mu? Bu durum anayasal düzeni zedelemez mi?

Diğer taraftan, Anayasa Mahkemesinin reddettiği maddelerin bu torbanın içerisine saklanarak Meclis gündemine getirilmesini de doğru bir davranış olarak görmüyoruz. Aynı zamanda “Kanunlar Anayasa’ya aykırı olamaz.” hükmünün ihlal edilmiş olduğunu da belirtmek istiyorum. Teklife eklenen Ahlat’taki Cumhurbaşkanlığı sarayının konumunu gösteren krokiyi kapsayan 20’nci madde ile Anayasa Mahkemesinin iptal ettiği madde aynıdır. Hukuk devleti ilkesine ve kıyıların ve çevrenin korunması hükümlerine aykırılık söz konusu olduğu için iptal edilen bu kanun hükmü bu defa Anayasa Mahkemesine gidilirse iptal edilmeyecek mi?

Ahlat, Türk milleti için önemli bir yerdir. Van Gölü kenarındaki bu tarihî ilçemizde Genel Başkanımız Sayın Akşener’in de evi vardır. Bu ev, oraya verdiğimiz önemin bir göstergesidir. Cumhurbaşkanlığının da oraya önem vermesinden mutluluk duyarız ne var ki yapılan işin yasal olmasını arzu ederiz.

Değerli milletvekilleri, ülkemiz iç ve dış siyasi olayların hızla değiştiği bir dönem yaşamaktadır. Esas gündem ekonomik sıkıntılar, işsizlik ve geçim zorluğuyken suni gündemlerle esas gündem örtülmek istenmektedir. Son günlerde bütün Ege Bölgesi ve Doğu Anadolu Bölgesi sallanmaktadır, deprem can ve mal kayıplarına yol açmıştır. Deprem gerçeği gündemdeki yerini almışken Van’daki çığ felaketi ve İstanbul’daki uçak kazasından sonra şimdi de şehit haberleri yürekleri yakmaya devam ediyor. Şehitlerimize rahmet, yakınlarına ve bütün Türk milletine sabırlar niyaz ederken henüz sıcaklığını koruyan afetlerle ilgili bir öneride bulunmak istiyorum: Gelin, hep beraber deprem ve çığ gibi doğa olaylarını konuşalım. Daha büyük felaketlerle karşılaşmadan, büyük İstanbul depremi gelmeden bütün hazırlıklarımızı yapalım, yasal düzenlemeye ihtiyaç varsa burada görüşelim, tartışalım ve bir seferberlik ilan edelim, gerekli bütün tedbirleri eksiksiz olarak alalım; Kanal İstanbul değil, deprem İstanbul diyerek başlayalım. Unutulmamalıdır ki doğa olayları tedbir alınırsa korkulacak bir durum olmaktan çıkar. Bu sebeple, bilim adamlarının önerileri ciddiye alınmalıdır. Mühendisler ve mühendis odaları çözüm ortağı kabul edilmelidir. Yapılacak jeolojik araştırmalar sonucu, aktif fay hatları güzergâhında ve heyelan, kaya düşmesi, çığ, su baskını gibi doğal afetlerin meydana geldiği hiçbir alanda yapılaşma olmamalıdır. Deprem ve diğer doğal afetler konusunda yapılan en büyük yanlışlık kolay unutulmasıdır. Her defasında acil ve köklü tedbir alınacağı açıklanmasına rağmen hiçbir gelişme olmamaktadır. Son zamanlarda kentsel dönüşüm ve imar barışı gibi yasal düzenlemeler yapılırken söylenenler ile uygulamalar çok farklı olmuştur. Onun için, halk arasında bu yasal düzenlemelerin sadece para için yapıldığı kanaati yaygındır.

Değerli arkadaşlar, görüştüğümüz teklif birçok teknik konuyu kapsadığı için sözü kanala getirmek istiyorum. Sayın Cumhurbaşkanının Kanal İstanbul için “Millî bütçeden bunu yapar mıyız? Eyvallah, yaparız.” şeklindeki ifadesine bakılırsa para sıkıntısı olmayacak. Şayet bütçe imkânları böyle bir harcamaya müsaitse benim söylemek istediğim, öncelikle depreme dayanıklı olmayan yapı stokuna derhâl el atılması ve depreme dayanıklı yapılaşmanın sağlanmasıdır.

Kanal İstanbul için telaffuz edilen net bir maliyet bedeli yoktur. 15 milyar dolar, 20 milyar dolar, 75 milyar lira, 75 milyar dolar gibi bedeller konuşulmaktadır. Bunun sebebi, henüz kesinleşmiş bir fizibilite raporunun ortaya çıkmamış olmasıdır. Benim düşüncem, gerçekçi bir hesapla toplam maliyetin 300 milyar liraya ulaşacağı yönündedir. Bu paralarla değil İstanbul, deprem kuşakları üzerindeki bütün yerleşim yerlerinin depreme dayanıklı hâle getirilmesi mümkündür. Gerçi, buradaki önerilerimiz dikkate alınmıyor, eleştiriye tahammül yok. Geçmişte ne söyledilerse tersini yapıyorlar, hiçbir şeyden ders almıyorlar. Kendileri dışında herkesi suçluyorlar. Cumhurbaşkanına bile kulak verilmiyor.

Bakın Cumhurbaşkanının İstanbul’la ilgili eleştirisine, tarihe geçecek bir öz eleştiridir Cumhurbaşkanının sözleri, şöyle diyor: “Biz bu şehre ihanet ettik, hâlâ da ihanet ediyoruz, ben de bundan sorumluyum.”

Değerli milletvekilleri, artık, İstanbul’a hiçbir yönetici ihanet etmesin. Bu konuda ortak tavır oluşturabilirsek ve “Kanal İstanbul” yerine “deprem İstanbul” demeye başlarsak İstanbul’a, bölgeye ve bütün ülkeye çok faydalı bir iş yapmış oluruz. İstanbul Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğünde aralık sonu askıya çıkarılan ve bir aylık süre sonunda askıdan indirilen 1/100.000 ölçekli Avrupa Yakası Rezerv Yapı Alanı Çevre Düzeni Plan Değişikliği’ne itiraz ettik. Niçin itiraz ettik? İstanbul’a ihanet edilmesini önlemek için itiraz ettik. Nasıl ihanet edileceğini maddeler hâlinde belirtmeden önce şu hususa dikkat çekmek istiyorum: 1/100.000’lik plan değişikliği ÇED raporuna benzemez, çok daha önemlidir. İtirazlar dikkate alınmaz da hukuksuz bir şekilde kalıcı hâle gelirse işte o zaman İstanbul’a gerçekten ihanet edilmiş olur. Çünkü bu değişiklik ana plan kararlarıyla çelişmektedir. Bu çelişkileri şöyle sıralayabiliriz:

Çevre düzeni planı kuzeydeki hassas ekosistemlerin korunması amacıyla kuzeye gelişme eğilimi gösteren kent gelişiminin kontrol altına alınarak doğu-batı aksında ve Marmara Denizi boyunca çok merkezli ve sıçramalı gelişimin sağlanmasından söz ederken, bu değişiklik şehrin kuzey bölgesini ve hassas ekosistemleri kentsel gelişme baskısı altına almaktadır.

Çevre düzeni planı, plan kararlarının deprem başta olmak üzere afet riskleri dikkate alınarak üretilmesinden söz ederken planlanan rezerv alanı üzerinde aktif fay hatlarının olması dolayısıyla deprem ve tsunami riski bulunmaktadır. Çevre düzeni planı “TEM’in kuzeyinin sanayi alanlarından arındırılması ve kentin doğal kaynaklarının yoğunlaştığı kuzey bölgesine kentsel gelişme baskısının önlenmesi” ilkesini benimsemesine rağmen bu değişiklik diğer mega projelerle birlikte yoğun bir baskıya neden olmaktadır.

Çevre düzeni planı, içme suyu havzalarının mutlak ve kısa koruma alanlarında havzaları besleyen derelerin koruma kuşakları içinde yapılaşmayı reddederken bu değişiklik, su havzaları üzerine yoğun bir yapı ve nüfus baskısı getirmektedir.

Çevre düzeni planı, bölgedeki ekolojik koridorların doğal ve tarımsal karakterlerinin, yaban yaşamı hareketliliğinin ve kentsel hava sirkülasyonu işlevinin korunmasını hedef alırken yeni plan Kuzey Ormanları üzerinde güçlü bir baskı yaratmaktadır, böylelikle orman alanı sınırları daralmaktadır.

Plan değişikliğinin, Küçükçekmece Gölü kenarında arkeolojik sit alanının içine kentsel gelişme ve üniversite alanı kararı getirdiği görülmektedir. Böylece önemli bir arkeolojik alan tamamen yok edilmektedir.

Plan değişikliği Trakya’nın verimli tarım alanlarını ve havza koruma kuşaklarını daraltan kararlar içermektedir.

Değerli milletvekilleri, bu plan değişikliği televizyonlarda günlerce konuşulması gerekirken hiç konuşulmadı. Görev bize düşüyor, biz de fırsat buldukça konuşmaya devam edeceğiz.

Şayet bu değişiklik uygulamaya girer ve “Kanal İstanbul” adı verilen su kanalı gerçekleştirilirse bir daha asla geriye dönüşü olmayan bir ekolojik ve oşinografik faciayla karşılaşmamızın kaçınılmaz olacağı; ayrıca, teknik, ekonomik ve siyasi sonuçlarının da olumsuz olacağı bellidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın lütfen.

HAYRETTİN NUHOĞLU (Devamla) – Sadece İstanbul’u değil, aynı zamanda bölgeyi ve bütün Türk milletini doğrudan etkileyecek olan ve hiçbir kazancı olmayan bir düşünceyi hayata geçirecek olan bu plan değişikliğine asla onay verilmemelidir.

1/100.000’lik plan değişikliğinden de Kanal İstanbul’dan da vazgeçilmesini bekliyor, Genel Kurula saygılar sunuyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – İkinci bölüm üzerinde ikinci söz talebi Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Sayın Mahmut Toğrul’a aittir.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, bu vesileyle Genel Kurulu selamlıyorum ve Genel Kurulun sevgili emekçilerine selamlarımı iletiyorum.

Yine, televizyonları başında bizi izleyen yurttaşlarıma selam ve saygılarımı iletiyorum.

Değerli milletvekilleri, Coğrafi Bilgi Sistemleri ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’yle yerel yönetimlerin kentler üzerindeki yetkileri kısıtlanmakta, yerel yönetimler işlevsizleştirilmekte, etkisizleştirilmekte ve imar konusunda, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ve TOKİ üzerinden, merkezî yönetimin kentlere doğrudan müdahale hakkı genişletilmektedir.

31 Mart yerel seçimleriyle ağır bir yenilgi alan ve yerel yönetimlerde büyük kayıp yaşayan AKP iktidarı, belediyeler üzerinde bir dizi değişiklik yapmak için yasa teklifleriyle harekete geçiyor. AKP’nin, belediyeleri kendisi için bir rant alanına dönüştürdüğünü de görüyoruz. Bu teklifte de daha çok Çevre ve Şehircilik Bakanlığı üzerinden, belediyelerin imar alanındaki yetkilerini TOKİ’ye devretme girişimi görülüyor. Kamuoyu bir rant alanının daha açılması durumuyla karşı karşıya kalacak.

İktidar, on sekiz yıl boyunca, imar rantlarını yandaş müteahhitlere peşkeş çekmektedir; imar düzenlemeleriyle şehirleri parsel parsel yandaşlarına dağıtmaktadır; parkların yerine AVM’ler inşa edilmiştir. Kentsel dönüşüm projeleri halka değil, daha çok sermaye sahiplerine ve müteahhitlere yarar sağlamıştır. AKP iktidarları döneminde kente ve imara ilişkin çıkarılmış, dönüştürülmüş yasaların tümünde toplumsal ihtiyaç ve talepler gözetilmemiştir. AKP doğayı bir rant nesnesi hâline çevirmekte, ona, basitçe, zenginleştirici bir kaynak olarak yönelmektedir. Ancak gözü kör olan bu sözde zenginleşme, herkesin dâhil olduğu ekosistemi tahrip etmekte ve önü alınmayacak başka adaletsizlikler ve eşitsizlikler doğurmaktadır. Kentler gün geçtikçe daha fazla betona, asfalta ve hafızasız mekânlara dönüşmektedir. Yerel yönetimleri, doğasına aykırı bir biçimde, yetki gaspları veya kayyumlarla merkezileştirmeye çalışan AKP, Türkiye'nin dokusunu aslında Beştepe’ye benzetmeye çalışmaktadır. Kentler beton ve asfalta gömülmüş, kentlerin hâlihazırda zarar görmüş olan ekolojisi yok oluşla burun buruna gelmiştir.

Bilindiği gibi, AKP iktidarları döneminde, kentlerin yeşil alanları ve sosyal, sanatsal ve kültürel çalışmalar için ayrılması gereken bölgeler, deprem toplanma alanları gibi toplumun büyük çoğunluğunun yaşamını ilgilendiren yerler, özellikle iktidara yakın şirketlerin daha fazla kâr elde etmesi için ranta açılmıştır.

Bakın, bunun en somut örneklerinden biri olarak seçim bölgem olan Gaziantep’i vermek istiyorum. Gaziantep’te deprem toplanma alanları çok sınırlı iken, Gaziantep Büyükşehir Belediyesi, 2017 yılında, Şehitkamil ilçesine bağlı Osmangazi Mahallesi’nde, 250 bin metrekarelik deprem toplanma alanını, imarlı arazisinin imar durumunu yüksek yoğunluklu özel ticaret ve konut alanına çevirerek yüksek bedellerle sattı değerli arkadaşlar. Buna kentin sivil toplum örgütleri itiraz ettiler, dava açtılar, idare mahkemesi tarafından yürütmeyi durdurma kararı verildi. AKP 10 kez imar değişikliği yaptı ve şimdi orada 15 katlı binalar yükseldi. Büyükşehir Belediye Başkanına bunun nedeni sorulduğunda, değişikliğin nedeni için belediyenin çok borçlu olduğu, onun için arsa satışı yapmaları gerektiği cevabını veriyor.

Değerli arkadaşlar, değerli milletvekilleri; birçok kentte taşkın alanı, sıvılaşma zemin alanı, heyelan alanı, fay hattı gibi zemin özellikleri açısından sakıncalı alanlara kurulmuş konut alanları bulunmaktadır. Kentsel dönüşüm projeleri, çoğunlukla bu alanların kent merkezlerinde, arsa değeri yüksek olanlarda uygulanmakta ve anlaşılacağı üzere kentlinin güvenliği ve sağlığı için değil sermayenin istekleri doğrultusunda belirlenmektedir.

Kentler alınır satılır bir mal, kentte yaşayanlar ise halk değil müşteridir. Bu eşikten sonra toplum yararından değil müşteri yararından bahsedebiliriz. Kent merkezlerinde lüks konutlarda orta, üst sınıfın yaşaması, emekçilerin ise kent dışına sürülmesi istenmektedir. Güzellemesi yapıldığı gibi, kentsel dönüşüm, insanları depreme dayanıklı konut sahibi yapmamakta, aksine küçük bir azınlığı daha fazla gayrimenkul sahibi yaparken büyük bir kitlenin ise konutsuz ve güvencesiz yaşamasına neden olmaktadır.

Ekolojik koridorlar yaratacaklarını vadeden Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, hâlihazırda var olan gerçek ekolojik yaşamı yok etmekte veya yok olmasına göz yummaktadır. AKP Hükûmeti bütün bu projeleri, kenti bağlamından kopararak, hafızasını kazıyarak ve yerellerin fikrini almadan büyük bir kibirle inşa etmektedir. Kentler tüketime, AKP ve yandaş müteahhit firmalar ise kentin kendisini tüketmeye odaklı bir hâldedir.

AKP dağıttığı kâr ve alım garantileriyle, yapılmasına vesile olduğu altyapı hizmetleriyle övünmektedir. Ancak bu projeler herhangi bir övgüye değer olmaktan ziyade, yurttaşların hayatını zorlaştıran, yaşam kalitelerini düşüren projelerdir. Altyapı hizmetleri, inşaat sektörü için birer kâr etme aracı olarak değil, kentte yaşayan insanların yaşanabilir bir çevreye sahip olması adına düşünülerek verilmelidir.

Türkiye deprem kuşağında olan bir ülke, coğrafyanın yüzde 95’i deprem riski altında, nüfusun yüzde 98’i deprem riskiyle yaşamaktadır. Bunlar biliniyor ama biz her şeyi daha iyi biliyoruz, gerekli mühendislik, mimarlık hizmetleri ve yasal düzenlemelerle deprem zararları engellenebilir diyoruz. Japonya’da 9’luk bir depremde sadece binalar sallanırken bizde felakete neden oluyor. Yaşanan her felaketten sonra her şeyi unuttuğumuz ve aynı felaketleri değişik biçimlerde yeniden yaşadığımız ortadadır. Yönetenler, yıllarca toplumsal hafızamızı köreltmekte ve kendilerinden hesap sorulmasını engellemektedirler.

Deprem riski karşısında büyük çaplı yıkımların ve ölümlerin yaşanması muhtemel bölgelerin üzerinde iktidar tarafından kentsel dönüşüm projelerinin oluşturulduğunu ve “kamu yararı” adı altında özel şirketlerin kasalarının doldurulduğunu görüyoruz. Biliyoruz ki doğal afet ölüm getirmez, rant yaratma uğruna halkın sağlığını, yaşam hakkını yok saymak ölümleri getirir. Bu felaket, iktidarın rantçı siyasetinin bir sonucudur. Göz göre göre yapılaşmaya uygun olmayan yere çok katlı ve tehlikeli binalar yapanlar bu ölümlerden sorumludur.

Öte yandan, Bitlis Ahlat’ta Van Gölü kıyısında yapımına başlanan Cumhurbaşkanlığı köşkü inşaatına izin veren kanun hükümleri Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiştir. Bu yasa teklifiyle Van Gölü kenarında saray yaptırma meselesi gündeme getiriliyor. Ahlat’ta yeni bir saray inşa etmek tam bir israftır.

Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminde israf, ekonominin en büyük kalemlerinden biri olmuştur. Türkiye halkı, dili, dini fark etmeksizin büyük ekonomik krizle boğuşurken sarayın harcamaları kamuoyu vicdanını yaralamaktadır. Her bir vatandaştan alınan vergiler, faiz giderlerine ödenmektedir. Türkiye günde 12 milyon TL faiz ödemesi yapmaktadır. Faiz giderlerinin her bir kuruşu bu ülkede işçinin ve yoksulun sırtına yüklenmektedir. Halkın ekmeği azalırken ödeyemediği vergiler, faturalar, borç kâğıtları, iflaslar, icralar her gün çoğalmaktadır.

Değerli arkadaşlar, aslında bu kanun teklifinin ruhu, AKP’nin kaybettiği belediyelerin yetkilerini şu anda tekrar kendisine bağlama. Önce özellikle bizim belediyelerimizin bir kısmına kayyum yoluyla yetki gasbı yaparak kendileri el koydu, gasbetti; diğerlerini de özellikle İstanbul Büyükşehir Belediyesinin Kanal İstanbul’a müdahil olmak istememesinin önüne geçmek açısından, Kanal İstanbul Projesi üzerinden toplum geleceğiyle ve… Bu ülkede belediyelerin yetkilerini kendilerine bağlayarak, kaybetmiş oldukları yetkileri tekrar kendilerinde toplamanın bir aracı olarak bu yasa çalışmasını yapmaktayız.

Bir taraftan insanlarımız büyük acı yaşarken, çığ altında kalırken, deprem felaketi yaşarken bizler de burada bu imar rantlarıyla, belediyelerin yetkilerinin merkeze devredilmesi yasalarıyla uğraşıyoruz. Biz bunun doğru olmadığını bir kez daha ifade ediyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen Sayın Toğrul.

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) - Kaldı ki Ahlat’ta yapılmak istenen Cumhurbaşkanlığı sarayı Anayasa Mahkemesi tarafından reddedilmişti, şimdi yasayla Anayasa Mahkemesinin reddettiği kararı arkadan dolanarak tekrar hayata geçirmeye çalışıyorlar. Yani yasa dışı olarak başlattıkları bir inşaatı sonradan yasa çıkararak yasal kılıfa uydurmaya çalışıyorlar.

Bunları kabul etmediğimizi bir kez daha ifade ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın İbrahim Özden Kaboğlu, buyurun. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA İBRAHİM ÖZDEN KABOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, Divan, değerli milletvekilleri; 161 sıra sayılı Coğrafi Bilgi Sistemleri ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi üzerine Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına konuşacağım. İkinci bölüm, 19’uncu madde ve devamı... Ancak öncelikle yasa yapım tarzına ve bu yasanın temel özelliklerine değinmek suretiyle ikinci bölüme ilişkin saptamalarımı sizlerle paylaşacağım.

Yasa yapım tarzı konusunda 4 önemli sorun var: 1’incisi zamanlama. Sıkışık bir zaman dilimine sıkıştırılmakta. 2’ncisi usul. İç Tüzük, madde 38 gerekli kıldığı hâlde, Anayasa’ya uygunluk incelemesi yapılmamakta. 3’üncüsü demokratik hukuk devleti ilkelerine, özelikle müzakereci demokrasi kuralına uyulmadığı için, torba yasa uygulaması yapıldığı için aykırılık teşkil etmekte. 4’üncüsü de bütün bu olumsuzlukların sonucu olarak yasa genellikle Anayasa’nın sözüne ve çoğu zaman özüne aykırı olmaktadır. Kısacası “Demokrasi ne değildir?” ve “Nitelikli yasa nasıl yapılmalı?” soruları, üzgünüm, 161 sıra sayılı Yasa Önerisi için de geçerli bulunuyor.

İkinci başlık olarak, bu torba yasa önerisinin geneline baktığımız zaman, bu önerinin değişiklik yaptığı 11 yasanın çoğu insan yerleşimleriyle ilgili olduğu için ülke, insan, devlet üçlüsü ilişkisi sorunsalının bağrında yer almaktadır. Sınırlı bir zaman dilimine sıkıştırılan Komisyon görüşmelerini izleyen hafta Elâzığ ve Malatya deprem felaketi ve ağır sonuçları insan yerleşimlerinin yaşamsal önemini bir kez daha güncel kıldı. O ölçüde de Komisyon görüşmelerinde pek kabul görmeyen anayasal hükümlerin hatırlanmasını gerekli kıldı. Gerçekten, Anayasa’mız ülkesel hükümler bakımından oldukça zengindir ve bu konuda devlete çifte üçlü yükümlülükler yüklemektedir. Hangi hükümler? Sağlıklı ve düzenli kentleşmeyi gerçekleştirmek ve kamu mallarını korumak, mülkiyet hakkının kamu yararı ve toplum yararına kullanılması, kıyılardan yararlanmak ve kamu yararı, tarım arazileri ve kamulaştırma, çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek, şehirlerin özelliklerini ve çevre şartlarını gözeten bir planlama çerçevesinde konut ihtiyacını karşılayacak önlemleri almak ve diğer maddeler; Anayasa madde 170’e kadar devam eden ülkesel Anayasa maddeleri. Bu çerçevede, 5’inci maddeye, devletin temel amaç ve görevlerine ilişkin maddeye göre ülkenin bölünmezliğini sağlamak, hak ve özgürlükler önündeki engelleri kaldırmak, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamak. İşte, burada Kanal İstanbul gibi büyük projeler, ülkenin bölünmezliği ilkesini zedelemesi açısından Anayasa’ya da aykırılık taşımaktadır.

Yasa açısından bakıldığı zaman, insan yerleşimleri çerçevesinde çok önemli temel yasalara ilişkindir; Gecekondu Kanunu, Arsa Üretimi ve Değerlendirilmesi Hakkında Kanun, İmar Kanunu, Kıyı Kanunu, Yapı Denetimi Hakkında Kanun ve İskân Kanunu gerçekten, insan yerleşimlerinin bağrında yer aldığı için, devletin bütün hak ve özgürlüklere ilişkin yükümlülükleri saygı, koruma ve ilerletme genel yükümlülükleri karşısında bu alanlara ilişkin olmak üzere, devletin düzenleme, denetleme ve yaptırım yükümlülükleri zincirinde yer alan ana konu. Bu açıdan, 161 sayılı bu Yasa Önerisi Anayasa’nın devlete yüklediği bu yükümlülükleri yok saymış bulunuyor.

Depreme gelince: Tabii, Elâzığ ve Malatya depreminin bir tür musibet olarak bilimsel veriler ışığında bu önerinin yeniden ele alınması için bir vesile olarak kabul edilmesi gerekirdi. Zira, bilindiği üzere, deprem öncesinde, esnasında ve sonrasında yapılması gerekenlerin yasal temele dayandırılması, uluslararası insan hakları hukuku ilkeleri ışığında, somutlaştırılmış bulunuyor. Bunu, Türkiye de hak ediyor, bizim insanımız da bu tür düzenlemeleri hak etmektedir ama bu da yapılamamıştır.

Şimdi, yasa önerisinin ikinci bölümüne gelince şöyle bir başlık kullanabiliriz: “Acaba, ikinci bölümde Anayasa Mahkemesinin iptal kararı veya kararları mı meşrulaştırılmak isteniyor?” Bu soruyu sorduktan sonra özellikle Ahlat sarayı ve millet bahçeleri konusuna değinerek ayrıca İstanbul Bildirgesi’yle sözlerimi tamamlayacağım.

Anayasa Mahkemesinin iptal ettiği Ahlat’ta Van Gölü kıyısında Cumhurbaşkanlığı Köşkü Projesi yeniden gündeme getiriliyor. Böylece, Bitlis Ahlat’ta Van Gölü kıyısında bulunan alanların Kıyı Kanunu’na tabi kısımlarında imar planı kararıyla resmî kurum alanı yapılabilmesine olanak sağlanmaktadır. Anayasa Mahkemesi, esasen, Rize (2) ve Çandarlı (3) olmak üzere bu alanı da iptal ettiğine göre neden sadece Ahlat’ta saray yapımı yeniden düzenleniyor da Rize ve Çandarlı düzenlenmiyor? Eğer, Anayasa’ya aykırı değil idiyse neden onlar da yasal düzenlemeye bağlanmıyor? Hayır, eğer, Anayasa’ya aykırı olduğu hâlde orada da bir saray yapımına başlanmış ise o zaman Türkiye Büyük Millet Meclisi, yürütmenin Anayasa’ya aykırı eylem ve işlemler dizisi hedefinde, ereğinde neden araçsallaştırılmak isteniyor? İşte bu açılardan bakıldığı zaman çifte Anayasa’ya aykırılık kendini açıkça göstermektedir. Bu açıdan, Anayasa Mahkemesinin bu kararı çok ivedi olarak vermiş olmasına dikkat çekmek gerekir. Bunun anlamı ve amacı, bu alanlarda inşaata başlanılmaması idi. Bu bakımdan, yılın son yasasını burada konuştuk ve Komisyon görüşmelerinde güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasına ilişkin düzenlemede Anayasa’ya aykırılık söz konusu olduğu için Anayasa Mahkemesi kararı sonucu geri çekilmişti, teşekkür ettik burada yılın son görüşmesinde ama yılın ilk yasası da yine Anayasa Mahkemesinin vermiş olduğu Anayasa’ya aykırı bir düzenlemenin yeniden burada düzenleniyor olmasına tanıklık ediyoruz, ki bunun geri çekilmemiş olması veya çekilmez ise yılın son yasasında atılan demokratik ve Anayasa’ya uygun adımın burada atılmayacağını gösteriyor. İşte bu bakımdan belki Anayasa’ya aykırılık, Anayasa ihlali ve Anayasa suçu kavramlarını da bu mekânda tartışmamız gerektiğini bir kez daha hatırlatmak istiyorum.

Tabii, millet bahçelerine ilişkin düzenlemenin de bir yasal temeli olmaması nedeniyle Anayasa madde 43 ve 56’ya aykırı olduğunu belirtmek isterim. Şimdi, bu çerçevede tabii ki bu konuda sonuç ve öneriler bağlamında gerçekten dile getirilmesi gereken birçok husus var ama ben birkaç önemli konuya değinmek istiyorum. Komisyonların İç Tüzük madde 38 gereği Anayasa’ya uygunluk incelemesi yapmaması, tıpkı bu öneride olduğu gibi.

Şimdi, burada üç önemli ders söz konusu. Bir: İmar affına son verilmelidir. İki: Uluslararası yükümlülükleri her zaman hatırlamamız gerekir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin, Maşallah Öneryıldız kararında olduğu gibi, Hekimbaşı çöplüğünün infilak etmesi sonucu ortaya çıkan tablo. Üç: Güncel durum, deprem durumu. Bu üç dersten Anayasa’ya yöneldiğimiz zaman, birincisi Anayasa Mahkemesi bu alanlarda özellikle önceden denetim yapabilmelidir; ikincisi şehircilik ve imar hukuku alanında bağlayıcı hükümler konulmalıdır; dördüncüsü Yerel yönetimler, şu anda... Anayasa madde 127 büyük ölçüde askıya alınmıştır. 127 uygulamaya geçirilmelidir ve yerel yönetimlere ilişkin daha güçlü düzenlemeler yapılmalıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi lütfen.

İBRAHİM ÖZDEN KABOĞLU (Devamla) – Teşekkür ederim.

Şimdi, bu çerçevede, İstanbul Sözleşmesi tam yirmi beş yıl önce HABITAT-II İstanbul’da yapıldı ve Birleşmiş Milletler Konferansı’nın yapılmasının ardından 15 ilkeli İstanbul Sözleşmesi yayınlandı. Herkese yeterli konut sağlama, sürdürülebilir insan yerleşimleri ve insan yerleşimlerindeki yaşam kalitesini iyileştirmek bildirgenin eksen kavramlarını oluşturuyordu. 15 ilkeyi saymaksızın ben sadece 15’inci ilkeyi –sonuç- sizlerle paylaşmakla yetiniyorum. “İstanbul’daki bu konferans, iş birliğinin ve dayanışmanın hâkim olduğu yeni bir çağı başlatmış oluyor. 21’inci yüzyıla doğru yol alırken, sürdürülebilir insan yerleşimlerini amaçlayan olumlu bir vizyon, ortak geleceğimiz için bir umut duygusu ve herkesin güvenli bir evde, onurlu, iyi, sağlıklı, güvenlikli, mutlu ve umutlu bir yaşam sürdürebileceği bir dünyayı hep birlikte inşa edebileceğimize dair gerçekten değerli ve katılımı sağlayıcı bir çabaya katılma çağrısı sunuyoruz.” diyor, 15’inci ilke bu şekilde noktalanıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İBRAHİM ÖZDEN KABOĞLU (Devamla) – Cümlemi tamamlayayım Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hemen cümlenizi tamamlayın lütfen.

İBRAHİM ÖZDEN KABOĞLU (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Üç yıl sonra büyük deprem felaketiyle karşılaştık ve hâlen deprem devam ediyor ama HABITAT-II’yi İstanbul’da toplamış olan bir ülke olarak bu konularda ciddi, örnek adım atamayışımız bizim utancımız olmalıdır ve Meclisimiz bu konuda anayasal yükümlülüğü, uluslararası yükümlülükleri yerine getirmek için artık bu sayılan 5 maddeyi ele alarak teker teker, insan yaşamı ve insan onuru temelinde düzenleyebilmelidir.

Saygılarımla. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Sayın Hasan Kalyoncu.

Sayın Kalyoncu, şahsınız adına da söz talebiniz vardı, süreleri birleştiriyorum, on beş dakika süre veriyorum.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA HASAN KALYONCU (İzmir) – Sayın Başkan, kıymetli milletvekilleri; ülkemizde son günlerde ardı ardına üzücü olaylar yaşadık. Bu nedenle, sözlerime başlamadan önce, İdlib’de maruz kaldıkları kahpe saldırılar sonucunda hayatını kaybeden şehitlerimize, Elâzığ merkezde yaşanan depremde, Van’da yaşanan çığ felaketinde ve İstanbul’da yaşanan uçak kazasında hayatını kaybeden vatandaşlarımıza ve şehit olan askerlerimize Allah’tan rahmet, yaralılarımıza acil şifalar diliyorum. Büyük Türk milletinin başı sağ olsun.

Coğrafi Bilgi Sistemleri ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin ikinci bölümü üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu ve şahsım adına söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, son günlerde yaşanan ve iklim değişikliğiyle bağlantılı olan doğal olaylara karşı önlem alınırken var olan geleneksel bilgiyi değiştirmemiz gerekir. Kar yağışı rejimindeki değişimler çığ tehlikesini artırmaktadır. AFAD ekipleri de vatandaşlarımız da bu durum karşısında uyarılmalı ve eğitilmelidir.

İklim değişikliği tarım alanlarındaki uygulamaları da şehirciliği ve doğal olayları da etkileyecektir. Fırtınaların, çığ tehlikelerinin artacağı ve buna paralel bir şekilde sel olaylarının da görüleceği ve hasarların artacağı artık bilinmektedir. Tüm ilgili kurumlar yaptıkları planlamaları bu gerçekliğe göre uyarlamalıdır.

İklim değişikliği açık olsa da uzun vadede tam olarak nasıl ve ne kadar değişeceği konusunda hâlen belirsizlikler vardır. İklim bileşenlerinde yaşanacak değişiklikler atmosferdeki sera gazı seviyesine ve küresel, yerel ortalama yüzey sıcaklıklarının sera gazlarındaki artışa verdiği cevaba bağlıdır. Belirsizlik durumunu ele almanın bir yolu ise iklim değişikliği bileşenlerindeki olası değişiklikleri tanımlamak için iklim değişikliği senaryolarını ve projeksiyon modellerini kullanmak, tehlike ve risk değerlendirmelerinde farklı iklim değişikliği senaryoları için risk seviyelerini belirlemektir. Bu değişimin etkilerinin projeksiyon ve senaryolarının tüm alanlara uygulanması gerekmektedir.

İklim değişikliğinin neden olduğu afetlerin artışı, ilerleyen süreçte göç dalgalarının her yönden giderek artmasına yol açacaktır. Özellikle iklim mültecilerinin hareketliliği ülkemizle birlikte diğer ülkelerin de önemli bir sorunu hâline gelecektir. Bu konuyla ilgili planlamalara şimdiden başlanmalıdır.

Sayın milletvekilleri, şehirlerde imara açılan alanlar, deprem master planları yapıldıktan sonra bu plana tamamen uygun bir şekilde olmalıdır. Fay hatları üzerinde yer alan mevcut yerleşim alanları acil olarak kentsel dönüşüme alınarak bir an önce düzenlenmelidir. İllerde deprem master planları vakit kaybetmeden tamamlanmalıdır.

Seçim bölgem İzmir’de deprem master planı Marmara depremi sonrasında hazırlanmış ama hayata geçirilmemiştir. İzmir’de bilinen 17 aktif fay hattı olduğu ifade edilmektedir. İzmir’deki fay hatları yerleşim yerlerinden geçmektedir. Uzmanların ifade ettiğine göre, biriken enerjiyle muhtemel depremlerin yıkıcı etkisi çok büyük olacaktır. Bu fay hatlarının 6 ila 7,2 büyüklüğünde depremlere yol açacağı, bunun şiddetinin İzmir’de 10’a yakın hissedileceği yine uzmanlar tarafından söylenmektedir. İzmir’dekilerin yanı sıra; Manisa, Balıkesir çevresindeki 20 civarında fay hattının yarattığı tehlike potansiyeli, üzerine çok konuşulan İstanbul depreminden daha vahim boyuttadır. Manisa depreminden sonra İzmir olasılığı gündeme gelmiştir. Bu fay hatları ve etki alanları üzerindeki yapılaşma bir an önce tespit edilmeli, uygun olmayan alanlar boşaltılmalı ve kaçak yapılaşmaya izin verilmemelidir. İzmir’de ve bütün ülkede kentsel dönüşüm konusuna yaklaşım eski binaların yıkılıp yerine yenilerini yapma anlayışından uzaklaşmalı ve öncelikli olarak fay hattı üzerindeki yerleşim yerlerinin taşınması sağlanmalıdır yoksa felaket kapıdadır, gelip çatınca matem tutmanın kimseye bir faydası olmayacaktır.

Depremde binaların müteahhitlerine ceza uygulaması yapılırken hatalı imar planı yapan ve izin veren belediyeler de ceza kapsamına alınmalıdır. İzmir deprem tarihine bakıldığında, oluşan depremlerde çok büyük yıkımlar meydana geldiği kayıtlara geçmiştir. 1688’de meydana gelen depremde evlerin ve kamu binalarının dörtte 3’ünün hasar gördüğü belirtilmektedir. İzmir’de oluşan depremlerin çok yıkıcı olduğu, 1688 depreminde Sancak Kale’nin top seviyesine kadar toprağa gömüldüğü, kıyısal alanlarda batmalar olduğu ifade edilmektedir. Bu sebeple İzmir’de yaşanabilecek bir deprem için acil önlemler paketi oluşturulmalıdır. Allah korusun; Elâzığ, Malatya, Manisa’da yaşandığı gibi, deprem olduktan sonra yas tutmamak için ülke çapında bir seferberlik anlayışıyla depreme hazırlık yapılmalıdır. Cumhurbaşkanlığında afet danışmanlığı kurulmalı ve deprem gibi afetlerde vatandaşı korkuya sevk etmeden, bilinçlendirici çalışmalar yapılmalıdır. Toplumda infiale yol açabilecek açıklamalar ve yayınlar yapılmamalıdır.

Sayın milletvekilleri, bunun yanında dere yataklarında yapılan yerleşimlerde de gelecekte büyük problemler yaşanacaktır. Dere yatakları ve çevresi planlanırken yüzyılda gelen sele göre hesaplamalar yapılmalıdır fakat bu hesaplamalara iklim değişikliği katsayısı katılmamaktadır. Bir an önce tüm dere yataklarına bu katsayı uygulanarak planlamalar yeniden düzenlenmelidir, aksi takdirde, gelecek günlerde şehirlerde felaket yaşanma olasılığı da yüksektir.

Kıymetli milletvekilleri, bu teklifte hayırlı gördüğüm bir hususu dikkatlerinize sunmak istiyorum. Bazı şehirlerimizin il sınırlarıyla büyükşehir hâline getirilmesinde, başka bir deyişle bütünşehir uygulamasında ortaya çıkan toptancılığın yol açtığı birçok mahzur vardı. Bunların başında, köylerin mahalle hâline getirilmesi problemlere sebep olmaktaydı. Önümüzdeki teklif imar açısından eski köylerin büyükşehirlerde kırsal alan olarak tanımlanmasına imkân vermektedir. Bütünşehir uygulamasının köylere ve köylülere yol açtığı… Başta su faturası ve diğer işlemlerde kentsel maliyetlerin yeniden gözden geçirilmesi gerekmektedir. Büyükşehirlerdeki eski köyler bir an önce yeniden köy statüsüne geri döndürülmeli, bununla ilgili kanuni düzenlemeler yapılmalıdır. Mahalleye dönüşen köylerde tarım ve hayvancılık faaliyetlerinde sorunlar yaşanmaktadır. Hâlihazırda bir yönetmelikle yürütülmekte olan e-Plan Otomasyon Sistemi’nin etkinliğini sağlamanın kanunla düzenlenmesi de uygulamayı güçlendirecektir. Burada Çevre ve Şehircilik Bakanlığı teknik altyapı ve yetkin personel sıkıntısı çeken belediyelerin bu sisteme planları yükleyebilmeleri için destekler geliştirmesi zorunludur çünkü “Olsun.” demekle hiçbir şey olmuyor, oldurmak için çalışmak gerekli. Küçük ve kaynak sıkıntısı çeken belediyeler bu çerçevede hesaba katılmalıdır. İmar mevzuatına aykırı yapılar için tapuya şerh konulması ve satışı durumunda yeni alıcının bu durumdan haberdar edilmesi önemli bir düzenlemedir. Ancak yıkım gereken ve yıkım işlemi yapılmayan hâllerde yapının yıkımının Bakanlık tarafından gerçekleştirilmesi ve ilgili idarenin gelirlerinden kesinti yapılması düzenlemesi üzerine yeniden düşünmek yerinde olacaktır çünkü belediye başkanları yıkım yapan kişi olmak yerine belediyenin ödeyeceği para cezasını kabul etmeye yönelebilecektir.

Sayın milletvekilleri, teklifte yer alan “imar planlarında parsel bazlı değişlik yapılamayacağı” maddesi ve şehirlerimizin görünümünü bozacak bina yüksekliklerine getirilen yapı ruhsatı sınırlamasını olumlu değerlendirdiğimizi ifade etmek istiyorum.

Yapı Denetim Kanunu’yla getirilmiş olan denetim firmalarının sırayla iş almalarıyla birlikte özellikle sanayi bölgelerinde yapılacak inşaatların denetimleri için görev sırası gelen firmaların yüzde 75 indirimli iş yapacak olmaları firmaların görev yapmada isteksiz olmasına neden olmaktaydı. Sınırlamanın yüzde 30’u geçmemek üzere değiştirilmesiyle birlikte istenildiği titizlikte denetim yapılması sağlanabilecektir.

Kıyılarda özellikle kumluk ve çakıllık alanlarda yapılan iskeleler hem deniz canlıları hem de vatandaşların kullanımı açısından oldukça olumsuz durumlar oluşturmaktadır. Bunların kayalık bölgelere taşınması ve o bölgelerde düzenlenmesi oldukça yerindedir.

Millet bahçeleri dizayn edilirken ülkemizin değerleri olan bitkiler tercih edilmeli ve genetik mirasın geleceğe aktarılmasında yardımcı unsur olarak işlev üstlenmelidir. Millet bahçelerinin endemik ve tıbbi aromatik bitkiler için korunaklı alanlar olarak da iş görmesi sağlanmalıdır. Endemik bitkiler açısından uygunluğu belirlenerek bu alanlar dizayn edilmeli ve bölgede yayılış gösteren bitkilerin tanıtımı sağlanmalıdır. Millet bahçelerini iktidarın gereksiz bir uygulaması gibi görmek yerine şehirlerde nefes alınabilecek alanların oluşturulması ve botanik bahçeleri gibi işlev yapan alanlar olarak görmek ve bu uygulamayı desteklemek ülke açısından da yararlı olacaktır. Bu bahçelerin yerel bitkilerin tanıtımının yapıldığı ve korunduğu alanlar durumunda dizayn edilmesi gerekmektedir. Ayrıca, tercih edilen bitkilerin karbon emilimi yüksek bitkiler olmasına dikkat edilirse şehirlerdeki hava kirliliği üzerinde de etkinlik sağlanacaktır.

Tüm bunların yanında hobi bahçelerindeki yapılaşma kapsam dışı durumunda olup bir an önce kanunla düzenlenmelidir. Hobi bahçelerindeki yapıların herhangi bir standardı olmadığı gibi, bu yapılar herhangi bir denetime de tabi değildir; ayrıca, tarım alanlarında gecekondulaşmaya sebebiyet vermektedir. Bunun yanı sıra, emniyet ve güvenlik açısından da birçok olumsuzluk ortaya çıkmaktadır; günübirlik kiralamalarda, kayıt dışı iş yeri gibi de çalıştırılmaktadır. Denetimsiz bir şekilde yapılan uygulamalar gelecekte birçok olumsuzluğa neden olacaktır.

Ayrıca, imar barışıyla tescillenen binaların yerleşim yerine uygunluğu, jeolojik açıdan uygunluğu ve depreme dayanıklılığı bilinmediğinden oldukça büyük risk taşımaktadır. Bu binaların acilen denetim kapsamına alınması gerekmektedir.

Sözlerime burada son verirken Türk milletinin kaderiyle bütünleşen, Türk milliyetçiliği davasının yegâne temsilcisi ve kendisini Türk milletine ve vatanına adamış olan Milliyetçi Hareket Partisinin kuruluş yıl dönümünü kutluyor, Başbuğ’umuz Alparslan Türkeş’i ve şehitlerimizi rahmet ve minnetle anıyorum.

Türk milletiyle sonsuza kadar diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Şahsı adına ikinci söz talebi Sayın Minsolmaz’ın.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

SELAHATTİN MİNSOLMAZ (Kırklareli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Coğrafi Bilgi Sistemleri ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi, aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Evet, ülkemizde geçtiğimiz haftalar içerisinde yaşanan acı olaylarda yaşamlarını yitiren şehitlerimize, kıymetli kardeşlerimize Allah’tan rahmet diliyorum, gazilerimize ve yaralılarımıza da acil şifalar diliyorum.

Bu üzücü gündem içerisinde görüştüğümüz kanunun ikinci bölümüne geldik ve gerçekten çok önemli maddeleri ihtiva etmiş olmasına rağmen gündem içerisinde belki gerekli vurguları yapma fırsatımız olamadı.

Burada parti gruplarının tamamıyla, Komisyonumuzun yaptığı çalışmayla, gerçekten önemli maddeler Türkiye’de şehircilik ve imar adına bu kanun içerisine birlikte dercedilmiş oldu.

Kanunda 11 tane kanuna ilişkin düzenleme olduğu kadarıyla en çok 3194 sayılı İmar Kanunu, İskân Kanunu, Gecekondu Önleme Kanunu, Yapı Denetimi Hakkında Kanun, Kıyı Kanunu ve Coğrafi Bilgi Sistemlerine ilişkin düzenlemeler yapıldı. Ama kanunda, özellikle, imar planlarının değiştirilmesi hakkında belediyelerde, valiliklerde ve Bakanlıkta hepimizin malumu olan, hassasiyet içeren konularda önemli düzenlemeler yapıldı. Kanun içerisinde imar plan değişikliklerinin parsel bazında yapılamayacağı, minimum ada bazında yapılacağı temel hükmü getirildi. Ada bazında yapılacak imar plan değişiklikleri için de adada mülkiyeti bulunanların tamamının rızasının yani muvafakatinin alınması gibi önemli bir madde de bu kanunun içerisinde yer aldı.

Plan değişikliklerinden oluşan değer artışının kamu lehine kalması, hepimizin uzun yıllardır özlediği ve olması için de çaba sarf ettiği bir husustu. Yine bu kanunun bütünü içerisinde, imar değişikliklerinden elde edilen değer artışının yine yapılaşma, şehircilik, depreme dayanıklılık ve sağlıklı şehirler oluşması adına kullanılması amacıyla da kamunun elinde kalması bu kanunla sağlanmış oldu.

Ruhsata aykırı yapıların üçüncü şahıslar adına mağduriyet doğurmaması için yine bence reform niteliğinde olan bir maddeyle proje eklerine aykırı olan yapıların tapu kaydına, beyanlara şerh edilmesi gibi önemli bir madde yine bu kanun içerisinde getirilmiş oldu. Burada amaç, herhangi bir şekilde bilerek yapılan proje aykırılıklarının, ruhsata aykırılıkların üçüncü şahısları hiçbir şekilde mağdur etmesinin kabul edilemeyeceği gerçeğidir.

Yine, Yapı Kayıt Belgesi alan yapıların depreme ilişkin güçlendirmelerinin yapılması hususunda çok önemli bir maddeyle beraber, deprem güvenliğine katkı sağlayan bir madde de bu kanun içerisinde yerini almış oldu.

İmara ilişkin davaların uzun yıllar alması, imarın da mekânı planlayan önemli bir düzenleme olması sebebiyle, yaşamın tüm alanına müessir sonuçlar doğurması sebebiyle bu davaların çabuk sonuçlandırılması için ivedi yargılama usulünü öngören bir düzenleme maddenin içerisinde yer aldı. Lisanslı harita kadastro büroları ile mühendislik büroları arasında yaşanan sıkıntıların çözülmesi amacıyla önemli düzenlemeler yine kanun içerisinde getirilmiş oldu. Lisanslı harita kadastro bürolarının lisanslarını haiz oldukları süre içerisinde serbest mühendislik büroları tarafından yapılan iş ve işlemleri yapamayacağı ve 65 yaşından sonra da bu faaliyeti yapmalarının mümkün olmadığı kanun içerisinde yer almış oldu.

Çok kıymetli milletvekilleri, malum, imarla ilgili süreçler hepimizi ilgilendiriyor; gerek Bakanlık boyutu gerekse belediyeler boyutu gerekse valilik boyutu. Büyükşehir belediyeleri olmayan iller içerisinde il özel idareleri imarla ilgili süreci il genel meclislerinin kararları çerçevesinde yürütmeyi sağlıyorlar ama temel olarak hepimizin uğraştığı -siyaset farkı gözetmeksizin- belediye ve bölgelerdeki yaşanan temel sorun, kaçak yapılaşmayla etkin mücadele edilmesi. Kanun içerisinde kaçak yapılaşmayla etkin mücadele edilmesi için cezai müeyyidelerde önemli düzenlemelerin de yer aldığının burada bilinmesi gerekiyor.

Arazi kullanım kararları, imar planları şehirlerin mutlak anayasaları niteliğinde ama değişen ihtiyaçlar her zaman bu mevzuatlar üzerinde de önemli düzenlemeler yapmamızı gerektiriyor. Bu yasa çalışmasında tüm partilerin katkı koyduğu gerçeğini az evvel verilen önergelerden de görmüş bulunuyoruz.

Yaşadığımız deprem gerçeği, yapılan imar planlarının, imar planları üzerine yapılan yapıların, bu yapılara ilişkin daha sonra yapılan tadilatların ve güçlendirmelerin ne kadar önemli olduğu gerçeğini bizlere her fırsatta gösteriyor. Bunları, maalesef, vatandaşlarımızın canlarıyla, mal kayıplarıyla ödemekteyiz. Bunun son bulması için de bu teklifte yapı denetimine ilişkin önemli düzenlemeler bulunmaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Minsolmaz, sözlerinizi tamamlayın.

SELAHATTİN MİNSOLMAZ (Devamla) – Bilimin ışığında; yer bilimlerini, mimarlığı, şehir planlamayı, çevreyi ve tüm mühendislik disiplinlerini kullanmak suretiyle yapılan düzenlemelerle murat edilen, hepimizin daha sağlıklı ve güvenli şehirlerde yaşaması, imar değişiklikleriyle oluşan değerin kamunun elinde kalması, hiçbir surette imar değişikliklerinin bir imar planı uygulama yöntemi olmasının kabul edilemeyeceği; planların yapıldığı esaslara, ölçülere sadık kalınarak uygulanmasının sağlanması. Planları değiştirmek suretiyle oluşan süreçlerin de hepimizin yaşamında ne gibi hususları, belediyeler sürecinde ne gibi sıkıntıları gündeme getirdiğine hep beraber tanık olduk ve bu kürsüde bunlar yeterince anlatıldı.

Ben, kanunun hayırlı olmasını temenni ediyorum. Ülkemizde imar, şehircilik, çevre, tüm hususlar hakkında sağlıklı değerler getirdiğini, önemli hususların da kanun metninde bulunduğunu ifade etmek istiyorum.

Yüce heyetinizi ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Bölüm üzerinde soru-cevap işlemi yok.

İkinci bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 20.54

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 21.03

BAŞKAN: Başkan Vekili Süreyya Sadi BİLGİÇ

KÂTİP ÜYELER: Burcu KÖKSAL (Afyonkarahisar), Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 54’üncü Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

161 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

66 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine geçeceğiz.

2.- İzmir Milletvekili Binali Yıldırım’ın Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ile Kırgız Cumhuriyeti Hükûmeti Arasında Bişkek Kırgız-Türk Dostluk Devlet Hastanesi Açılması, Ortak İşletilmesi ve Devri ile Kırgız Cumhuriyeti Vatandaşlarının Türkiye’de Tıp ve Tıpta Uzmanlık Eğitimi Almasına Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/1602) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 66)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

Bundan sonra da komisyonların bulunamayacağı anlaşıldığından, alınan karar gereğince kanun teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 12 Şubat 2020 Çarşamba günü saat 14.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

Kapanma Saati: 21.04



(x) Bu bölümde hatip tarafından Türkçe olmayan kelimeler ifade edildi.

(´) 161 S. Sayılı Basmayazı 29/01/2020 tarihli 49’uncu Birleşim Tutanağı’na eklidir.