TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                           TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                                           50’nci Birleşim

                                                                                   30 Ocak 2020 Perşembe

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                                          İÇİNDEKİLER

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, çiftçilerin yaşadığı sorunlara ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Ankara Milletvekili Arife Polat Düzgün’ün, 112 Ortak Çağrı Merkezi Projesi’ne ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Konya Milletvekili Abdulkadir Karaduman’ın, deprem hadisesine ilişkin gündem dışı konuşması

 

IV.- AÇIKLAMALAR

1.- Edirne Milletvekili Okan Gaytancıoğlu’nun, Kızılayın Ensar Vakfı gibi vakıflara ne kadar para aktardığını, BAŞKENTGAZ gibi kaç şirketin vakıflara bağış yaparak vergiden kaçındığını ve bu bağışlar karşılığında devletten nasıl kazanç sağlandığı ile bu şirketlerin hangileri olduğunu öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

2.- Mersin Milletvekili Cengiz Gökçel’in, doğal afetlerle ürününü kaybeden, girdi maliyetleri karşısında ezilen çiftçilerin BAĞ-KUR primlerinin en az yüzde 50 oranında sübvanse edilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

3.- İzmir Milletvekili Ednan Arslan’ın, 1532 sayılı Çeşme Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgesinin Tespit ve İlan Edilmesine ilişkin Cumhurbaşkanı Kararı’na ilişkin açıklaması

4.- Kocaeli Milletvekili İlyas Şeker’in, depremde can ve mal kaybının önemli nedeninin plansızlık, denetimsizlik, projelerin uygulanmasındaki teknik hizmet eksikliği ile umursamazlık sonucu yapılan ruhsatlı veya kaçak yapılar olduğuna ve Hükûmetin kentsel dönüşümü önemsediğine ilişkin açıklaması

5.- Mersin Milletvekili Ali Cumhur Taşkın’ın, devlet ve millet olarak Elâzığ depreminin yaralarının sarılmaya, acılarının dindirilmeye çalışıldığına ilişkin açıklaması

6.- Bursa Milletvekili Yüksel Özkan’ın, 30 Ocak 1923 tarihinde Lozan Barış Konferansı’nda imzalanan zorunlu nüfus mübadelesine ilişkin açıklaması

7.- Samsun Milletvekili Neslihan Hancıoğlu’nun, Samsun ili Yabancılar Çarşısı ve esnafının sahipsiz bırakıldığına ilişkin açıklaması

8.- İstanbul Milletvekili Sibel Özdemir’in, gerekli tedbir ve önlemlerin alınmaması sonucu karşılaştığımız felaketler sonrası süreçte ortaya konulan çalışmalardan övünç duyulmasının ötesine geçilmesi ve ilk adım olarak ciddi risk taşıyan Kanal İstanbul Projesi’nin durdurulması gerektiğine ilişkin açıklaması

9.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Akın’ın, borç batağındaki şirketleri kurtarmak için vatandaşların faturalarına üst üste zam yapıldığına ilişkin açıklaması

10.- Kütahya Milletvekili Ali Fazıl Kasap’ın, yaşanılan Elâzığ ve Malatya illerindeki deprem nedeniyle hayatını kaybeden vatandaşlara Allah’tan rahmet dilediğine, devletin depremzedelere hibe etmek yerine 27 bin lira uzun vadeli faizsiz güçlendirme kredisi vermesinin abesle iştigal olduğuna ilişkin açıklaması

11.- Düzce Milletvekili Ümit Yılmaz’ın, Düzce ilindeki yoğun bakım yatak sayısının bölge ortalamasına getirilerek mağduriyetin giderilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

12.- Osmaniye Milletvekili Mücahit Durmuşoğlu’nun, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Cezayir, Gambiya, Senegal ziyaretlerinde yapılan ikili görüşmelerde ülkemizi güçlendirmek, ekonomimizi büyütmek, ticaretimizi artırmak amacıyla yatırımcılarımızı teşvik edecek kararların alındığına ilişkin açıklaması

13.- Kocaeli Milletvekili Sami Çakır’ın, Meclisimizdeki siyasi parti gruplarının Amerika Birleşik Devletleri’nin sözde İsrail-Filistin Barış Planı’nı yok sayan ortak bildirisini milletimizin gönül dünyasında makes bulacak bir çalışma olarak gördüğüne ilişkin açıklaması

14.- Kahramanmaraş Milletvekili Sefer Aycan’ın, Çin’de ortaya çıkan corona virüsüne karşı önlem alınması gerektiğine ilişkin açıklaması

15.- Mersin Milletvekili Alpay Antmen’in, Mersin ili Mut Devlet Hastanesinin uzman hekim ve MR cihazı ihtiyacının karşılanarak vatandaşların mağduriyetinin giderilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

16.- Çanakkale Milletvekili Özgür Ceylan’ın, üretmekten başka gayesi olmayan çiftçilerimizin ilaç ve gübre kullanamaz durumdan kurtarılması gerektiğine, kooperatiflerin çiftçiden aldığı kaynak kullanım katılım payının yasal dayanağının ne olduğunu ve çiftçilerin tarımsal kredi borç faizlerinin silinmesi için çalışma yapılıp yapılmadığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

17.- Kocaeli Milletvekili Tahsin Tarhan’ın, Kocaeli ili Dilovası ilçesi Çerkeşli Mahallesi’nde yapılacak olan imar planlamasında vatandaşları mağdur etmeyerek yerindelik ilkesinin esas alınması gerektiğine ilişkin açıklaması

18.- Adana Milletvekili Ayşe Sibel Ersoy’un, Adana İncirlik Hava Üssü’nde çalışan 439 Türk işçinin iş akitlerinin feshedilerek hukuka aykırılık teşkil eden işten çıkarma işlemine karşı işçilerimizin yasal haklarının korunması adına Dışişleri Bakanı ile Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanının ABD’nin muhatapları nezdinde girişimde bulunarak bir oldubittiye izin verilmemesi gerektiğine ilişkin açıklaması

19.- Osmaniye Milletvekili İsmail Kaya’nın, ABD Başkanı Donald Trump’ın yüzyılın anlaşması olarak açıkladığı sözde Orta Doğu Barış Planı’nın ölü doğduğuna, Türkiye’nin Filistin meselesindeki tavrının uluslararası hukuk ve meşruiyet ekseninde olduğuna ilişkin açıklaması

20.- Nevşehir Milletvekili Faruk Sarıaslan’ın, Nevşehir ili Boğaz köyü ile Acıgöl ilçesinde bulunan organize sanayi bölgesine doğal gaz hattının getirilmemesi nedeniyle yaşanılan mağduriyete ilişkin açıklaması

21.- Mersin Milletvekili Olcay Kılavuz’un, öğretmenlerimizin özür grubu atamalarında il, ilçe emri uygulamasının kaldırılmasıyla yaşadıkları mağduriyetin giderilmesi adına gereken çalışmaların yapılmasını beklediklerine ilişkin açıklaması

22.- Burdur Milletvekili Mehmet Göker’in, Kızılay Başkanının “Vergi kaçırmak başka, vergiden kaçınmak başka.” ifadesine ilişkin açıklaması

23.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, Hükûmeti Yunan ilhakı altındaki Aydın ili sınırları içindeki Hurşit, Fornoz, Eşek, Nergizçik ve Bulamaç adaları ile Muğla ili sınırları içindeki Keçi, Sakarcılar, Koçbaba ve Ardacık adaları konusuna bir an önce müdahale etmesi gerektiği yönünde uyardıklarına, Kızılayın vergi muafiyeti statüsünü vasıta yaparak Ensar Vakfına vergi matrahından düşecek şekilde 8 milyon dolar aktaran taraflar için de Vergi Usul Kanunu’nun 3’üncü maddesinin uygulanıp uygulanmayacağını öğrenmek istediğine, Kızılay Başkanının “Vergi kaçırmak başkadır, vergiden kaçınmak başkadır.” ifadesine, İYİ PARTİ Sakarya İl Başkanı Selçuk Kılıçaslan’ın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a hakaret ettiği iddiasıyla Emniyet Müdürlüğüne ifadeye çağrılmasına ilişkin açıklaması

24.- Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül’ün, Belçika’nın Avrupa Birliği terör listesinde açık şekilde yer alan PKK’nın terör örgütü değil savaşan taraf olduğu yönündeki siyasi kararının yok hükmünde olduğuna ve bu kararı şiddetle kınadıklarına, Brüksel’de düzenlenen Avrupa Parlamentosunda Yunan Milletvekili Ioannis Lagos’un Türk Bayrağı’nı yırtması olayında İslam düşmanlığının, Türk nefretinin artarak sürdüğünü müşahede ettiklerine ilişkin açıklaması

25.- İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un, 29 Ocak 2020 tarihli 49’uncu Birleşimde Birleşmiş Milletler Evrensel Periyodik İzleme Toplantısı’nda Türkiye hakkında yapılan tartışmalara ve Uluslararası Şeffaflık Örgütünün açıkladığı 2019 yılı Yolsuzluk Algısı Endeksi’ne yönelik aktarımlarda bulunduğuna ve bugün de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin 2019 istatistiklerine göre AİHM’in iş yükünün yüzde 15,5’unu Türkiye’nin oluşturmasının Türkiye’de hukukun üstünlüğü ile yargıda bağımsız ve tarafsız duruşun olmadığının en açık işareti sayılması gerektiğini ifade etmek istediğine, BAŞKENTGAZ, Kızılay ve Ensar Vakfı arasındaki para trafiğinin açıklanmaya muhtaç olduğuna, Kızılay Başkanının “Vergi kaçırmak başkadır, vergiden kaçınmak başkadır.” ifadesi ile “Geçmişte de bu tür protokoller yapıldı.” ifadesine ilişkin açıklaması

26.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Brüksel’de düzenlenen Avrupa Parlamentosu Genel Kurulunun “Yunan Adalarında İnsani Durum” başlıklı oturumunda Yunan Milletvekili Ioannis Lagos’un Türk Bayrağı’nı yırtmasını nefretle kınadıklarına ve 9 Eylül 1922 tarihinde Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün İzmir’de Yunan Bayrağı’nı yerden toplattığının hatırlatılmasının verilebilecek en güzel cevap olduğuna, Ege’deki aidiyeti belirsiz coğrafi parçacıklar ile ne Yunanistan’a ne de Türkiye’ye ait olmayan adaların Yunan Hükûmetince işgaline seyirci kalınmaması gerektiğine ilişkin açıklaması

27.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, Brüksel’de düzenlenen Avrupa Parlamentosunda Yunan Milletvekili Ioannis Lagos’un Türk Bayrağı’na yönelik eylemini şiddetle kınadıklarına, gerek Millî Savunma Bakanlığının gerekse Dışişleri Bakanlığının Ege ve Akdeniz’de hak ve menfaatlerimizi gözetecek şekilde gerekli mücadeleyi ortaya koyduklarına ve koymaya devam edeceklerine, Türkiye Cumhuriyeti devletinin bir hukuk devleti olduğuna, yargıya intikal etmiş her meselenin bağımsız ve tarafsız yargı organları tarafından neticelendirildiğine, 5 siyasi partinin ortak iradeyle İsrail-Filistin ihtilafına yönelik ABD yönetiminin açıkladığı sözde barış planını yok sayarak esefle kınadıklarına ilişkin hem Türkiye’ye hem de dünyaya sesleniş içerisinde olmasından dolayı tüm milletvekillerini tebrik ettiğine ilişkin açıklaması

 

 

 

 

28.- İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un, Afyonkarahisar Milletvekili İbrahim Yurdunuseven’in HDP grup önerisi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ve düzeltilmesi için cezaevlerindeki insanların sorunlarını dile getirdiklerine ilişkin açıklaması

29.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine, Türkiye’de “tutsak” diye bir kavramın olmadığına, bağımsız ve tarafsız yargı tarafından verilen kararların herkesi bağlayacağına ilişkin açıklaması

30.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, milletvekillerinin iddia da olsa, araştırılmaya muhtaç da olsa Türkiye’nin her alanında ve her konudaki sorunlarını Parlamentoya taşımakla mükellef olduğuna ilişkin açıklaması

31.- İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un, Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine, Selahattin Demirtaş’ın iktidarın siyasi rehinesi olduğuna ve bağımlı, taraflı yargının yürütmenin direktifleriyle hareket ettiğine ilişkin açıklaması

32.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun yerinden sarf ettiği bazı ifadelerine ve yasama üyelerinin yürütme adına konuşmasının doğru olmadığına ilişkin açıklaması

33.- Kastamonu Milletvekili Hasan Baltacı’nın, hemşehrileri tarafından 61 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin birinci bölümü üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşmasında Kastamonu iline yönelik verdiği örneğin hangi dönemde yaşandığının sorulması üzerine, yeşil alanın ticaret ve konut alanına dönüştürülmesinin Kastamonu Belediyesini yöneten AKP’li Belediye Başkanı Tahsin Babaş döneminde yapıldığını ifade etmek istediğine ve hangi dönemde kim tarafından yapılmış olursa olsun kente karşı işlenen suçların araştırılarak hesap sorulması gerektiğine ilişkin açıklaması

34.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un yerinden sarf ettiği bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

35.- İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un, Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

36.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, Diyarbakır Milletvekili Garo Paylan’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

37.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, kırmızı çizgilerinin 82 milyon insanımızın tümünün kardeşliği esasına dayalı tek millet, tek bayrak, tek vatan ve tek devlet umdeleri olduğuna ilişkin açıklaması

38.- Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu Başkanı Tahir Akyürek’in, İstanbul Milletvekili Gökan Zeybek’in 161 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 1’inci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

39.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, İstanbul Milletvekili Oya Ersoy’un 161 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 4’üncü maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ve siyasetlerinin rant siyaseti değil hizmet siyaseti olduğuna ilişkin açıklaması

40.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, İstanbul Milletvekili Musa Piroğlu’nun 161 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 6’ncı maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

41.- Mersin Milletvekili Olcay Kılavuz’un, Avrupa Parlamentosu Genel Kurulunda Yunan Milletvekili Ioannis Lagos’un Türk Bayrağı’na yönelik alçakça hareketini lanetlediğine, ABD-İsrail iş birliğiyle ortaya konulmak istenen işgal planını hiçbir surette kabul etmeyeceklerine ilişkin açıklaması

42.- Hatay Milletvekili Suzan Şahin’in, Hatay halkının Ulu Önder Atatürk’ün adının Hatay ilinde yapımı devam eden 25 bin kişilik yeni stadyumda devam edeceği yönündeki açıklamayı Gençlik ve Spor Bakanından beklediğine ilişkin açıklaması

43.- Kahramanmaraş Milletvekili İmran Kılıç’ın, yaşanılan son depremdeki hızlı, etkin ve verimli çalışmaların insanımızda birlikte iş yapma kültürünün bulunmadığı söyleminin hatalı bir söylem olduğunu herkese gösterdiğine ilişkin açıklaması

 

V.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- İYİ PARTİ Grubunun, İYİ PARTİ Grup Başkan Vekili Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan tarafından, Çin’de ortaya çıkan corona virüsü salgınının Türkiye’de olası bir ölümcül enfeksiyon salgınına dönüşmemesi için gerekli tedbirlerin ivedi şekilde alınması amacıyla 30/1/2020 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 30 Ocak 2020 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

2.- HDP Grubunun, Grup Başkan Vekili İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç tarafından, cezaevlerinde yaşanan hak ihlallerinin ve hukuksuzlukların araştırılması amacıyla 29/1/2020 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 30 Ocak 2020 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

3.- CHP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi Gündemi’nin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan ülkemizdeki sığınmacılara yönelik ülke kaynaklarından yapıldığı söylenen harcamaların detaylarının belirlenmesi amacıyla verilmiş olan (10/2347) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 30 Ocak 2020 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

 

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Ümit Özdağ’ın, Diyarbakır Milletvekili Garo Paylan’ın CHP grup önerisi üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

2.- Diyarbakır Milletvekili Garo Paylan’ın, Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın yaptığı açıklaması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

VII.- KANUN TEKLİLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Teklifleri

1.- İstanbul Milletvekili Mustafa Demir ile 70 Milletvekilinin Coğrafi Bilgi Sistemleri ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/2512) ve Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 161)

2.- İzmir Milletvekili Binali Yıldırım’ın Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ile Kırgız Cumhuriyeti Hükûmeti Arasında Bişkek Kırgız-Türk Dostluk Devlet Hastanesi Açılması, Ortak İşletilmesi ve Devri ile Kırgız Cumhuriyeti Vatandaşlarının Türkiye’de Tıp ve Tıpta Uzmanlık Eğitimi Almasına Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/1602) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 66)

 

VIII.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Mithat Sancar’ın, Genel Kurulda söz isteme ve konuşma süreleriyle ilgili hatırlatma yapmak istediğine ilişkin konuşması 

IX.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun, araç kiralama işlemlerine ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanvekili Süreyya Sadi Bilgiç’in cevabı (7/22821)

2.- İstanbul Milletvekili Zeynel Özen'in, TBMM'de istihdam edilen personel ile ilgili çeşitli hususlara ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanvekili Süreyya Sadi Bilgiç’in cevabı (7/23063)

3.- Van Milletvekili Muazzez Orhan'ın, 27’nci  Yasama Dönemi denetim faaliyetlerine ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanvekili Süreyya Sadi Bilgiç’in cevabı (7/23413)

30 Ocak 2020 Perşembe

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.01

BAŞKAN: Başkan Vekili Mithat SANCAR

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Şeyhmus DİNÇEL (Mardin)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 50’nci Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce 3 sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk konuşma, çiftçi sorunları hakkında söz isteyen Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’e aittir.

Buyurun Sayın Gürer. (Alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, çiftçilerin yaşadığı sorunlara ilişkin gündem dışı konuşması

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Teşekkürler.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Adalet ve Kalkınma Partisi döneminde çiftçi büyük sıkıntı yaşıyor, bu dönemde gördüğü zulmü hiçbir dönemde görmediğini söylüyor.

Ülkemizde 2002 yılında 13 milyon 800 bin hektar olan hububat ekim alanları 10 milyon hektara gerilemiş durumda; buğday ekim alanı 9 milyon 300 bin hektardan 7 milyon 300 bin hektara gerilemiş durumda; kuru bakliyat üretim alanları yüzde 35 daralmış, yalnızca kuru fasulyede yüzde 51 daha az ekim alanı şu anda ülkemizde mevcut bulunuyor. 2000 yılında 6 milyon ton patates üretilirken şimdi 4,5 milyon tona düşmüş yani çiftçi giderek tarımdan uzaklaşıyor.

Geçtiğimiz günlerde köy ve kasabalara gittim, patates depoda duruyor, bir ay içinde satılmaz ise çürüyecek. 90 kuruş maliyeti olan patates ne yazık ki 85 kuruşa alıcı bulamıyor. Soğanda maliyet 70 kuruş, onda da şu anda üretici 60 kuruşa ürününü satamıyor. Bu durumda, Ticaret Bakanı geçen yıl bastığı depolara bir kere gidip baksa ve Tarım Bakanına “Depodaki ürünler çürüyecek. Geçen yıl ‘terörist’ dediğimiz çiftçiye kendimizi affettirelim, onun için de depodaki ürünleri Toprak Mahsulleri Ofisine alalım, üretici de ucuza ürün alma şansına sahip olsun.” dese. Keza, tarlada 5 lira olan fasulye şu anda ithal lobisinin uyguladığı stratejiyle 30-40 lirayı bulmuş durumda. Nohudu 3 liraya tüccara satamayan çiftçi mağduriyet yaşarken, mercimekte dahi üretimde sıkıntılar varken ne yazık ki ithal lobisi ürünlerin ithalatı için piyasayı yüksek tutuyor. Bunun sonucunda kendi çiftçimiz değil, yabancı çiftçiler destekleniyor. Bu yolla ülkeye getirilen ürünlerde de büyük vurgunlar oluyor. Şu anda tohum, ilaç ve gübrede yüzde 100’ü bulan artışların yanı sıra elektriğe iki yılda yüzde 108’e yakın zam yapılması -sulama suyunda kullanıldığı için- çiftçiyi ekim yapamaz noktaya taşıdı.

Çiftçilerimizin acil istekleri: Borçlarının en az beş yıla yayılarak ötelenmesi, bankalara ve tarım kredi kooperatiflerine olan faizlerin silinmesi.

Dün bir değerli milletvekili burada tarım kredi kooperatiflerine methiyeler düzdü ama Hazine ve Maliye Bakanı tarım kredi kooperatiflerini çiftçi kuruluşu saymıyor, ticari işletme sayıyor. Onun için de tarım kredi kooperatifleri çiftçiye ticari işletme gibi faiz uyguluyor. Kaynak kullanım bedeli nedeniyle, çiftçi, tarım kredi kooperatifinden aldığı krediden dolayı borcunu ödeyemediği için icralık oldu. Şu anda çiftçiler kredilerini ödeyemediklerinden kefil olan arkadaşları da mağduriyet yaşıyor. Çünkü borçlu ödemesini yapamadığı için kefil devreye girdiğinden kefil ile borçlu arasında sorunlar da oluşmaya başladı.

Çukurova’dan bir çiftçi arkadaşı aradım “Ne yapıyorsun?” dedim, ne ekeceğini sordum. Dedi ki: “Tarlalara gittim, her mevsimde bu dönem tarlalar sürülmüş olurdu, çoğu tarla boş.” Çiftçi şaşkın, ne ekeceğini bilmiyor, ektiği zaman da ürettiği ürün değer bulmuyor. Ülkemizde çiftçilerin yaşadığı sorunları çözmek için de iktidar ne yazık ki bir girişimde bulunmuyor. Elektriğe gelen zamların yanında, tohumda, gübrede, ilaçta yaşanan sıkıntılara karşı da çözüm üretmiyor. Bunun sonucunda ülkemizde tarım alanları daralıyor. Çiftçi Kayıt Sistemi’ne dâhil olan yaklaşık 700 bin çiftçi sistemden çıkmış ama bunun dışında, Çiftçi Kayıt Sistemi’ne dâhil olmayan 2 milyona yakın çiftçi de artık toprağını ekmiyor. Hazine arazilerinin, miras yoluyla bölünen arazilerin sorunları giderilmediğinden buradaki üretimden de ne yazık ki iktidarın haberi yok. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Aynı zamanda, on sekiz yıldır tarım sayımı yapılmadığı için verilerin yeterli olmadığı da bir gerçek. Bütün bunların sonucunda, ülkemizde çiftçilerin yaşadığı mağduriyeti diğer milletvekili arkadaşlarımızın da gördüğünü düşünüyoruz ama görmeyen Tarım ve Orman Bakanlığı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Gürer, tamamlayın lütfen.

ÖMER FETHİ GÜRER (Devamla) – Bu anlamda yaşanan mağduriyetlerin varlığı yanında, ne yazık ki özel bankalar da yüksek faizlerle çiftçilere kredi veriyorlar, albeniyle sunuyorlar, sigortaydı, vergiydi, benzer yükleri de çiftçiye bindiriyorlar, sonra da çiftçinin ürettiğini elinden alarak mağduriyetini katlıyorlar. Ziraat Bankası, tarım kredi kooperatiflerinin dışında, özel bankaların da çiftçinin boğazına sarıldığı bir dönemdeyiz. Hızla, acilen Türkiye Büyük Millet Meclisinde vermiş olduğumuz kanun teklifleriyle çiftçi borçları beş yıl vadeye yayılarak ötelenmeli, faizlerin silinmesi sağlanmalı. Ülkemizde eğer çiftçi üretmezse bu ülkenin geleceği yok olur. Köylüyü, çiftçiyi, emekçiyi Meclis olarak destekleyecek kanunları bir an önce çıkarmalıyız diyorum, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP, HDP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Gürer.

Gündem dışı ikinci söz, 112 Acil Çağrı Merkezinde yapılan çalışmalar hakkında konuşmak isteyen Ankara Milletvekili Arife Polat Düzgün’e aittir.

Buyurun Sayın Polat Düzgün. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

2.- Ankara Milletvekili Arife Polat Düzgün’ün, 112 Ortak Çağrı Merkezi Projesi’ne ilişkin gündem dışı konuşması

ARİFE POLAT DÜZGÜN (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 112 Ortak Çağrı Merkezi Projesi hakkında gündem dışı söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle sizleri ve ekranları başında bizleri izleyen vatandaşlarımızı saygıyla selamlıyorum.

Ortak Çağrı Merkezi Projesi, ülkemizde İçişleri Bakanlığı bünyesinde 2009 yılında Antalya ve Isparta illerimizde başlamıştır. Proje kapsamında Emniyet 155, Sağlık 112, İtfaiye 110, Jandarma 156, AFAD ve Orman 177 kurumlarının tek bir numara, 112 altında birleştirilmesi amaçlanmıştır. 155, 110, 112 ve 156 gibi kurum numaraları arandığında ASELSAN ve Yeni Nesil Acil Çağrı Merkezi Yazılımı sayesinde çağrılar 112 numarasında birleştirilmektedir. Çağrı karşılama personelleri, çağrıları ilgili kurumlara aktarma, çağrının analizini yaparak asılsız ihbarları filtreleme görevi görmektedir.

Sayın milletvekilleri, Ortak Çağrı Merkezi Projesi sayesinde operasyonel kurumlarımız tek noktada birleştirilmiştir. Alınan ihbarla ilgili birden fazla kuruma aynı anda bilgilendirme yapılmakta, kurum temsilcileri arasında fiziksel yakınlıkları dolayısıyla anlık koordinasyon ve iletişim sağlanmaktadır. Proje kapsamında ortak çağrı, 112’ye geçişler devam etmekte olup acil sağlık hizmetleri olarak 24 ilde mevcutta verilen ASELSAN yazılımı hizmette aksaklık yaşamamak için kullanılmaya devam edilmektedir. Ayrıca, 20 ilde Yeni Nesil Acil Çağrı Merkezi Yazılımı kullanılarak hizmet verilmektedir. Son olarak 15 Ocak 2020 tarihinde Kırklareli ortak çağrı merkezine sağlık birimi dâhil edilmiştir. Sağlık Bakanlığına bağlı Acil Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü İzleme ve Değerlendirme Dairesi ile İçişleri Bakanlığı yazılım ekipleri, Yeni Nesil Acil Çağrı Merkezi Yazılımı’nın sağlık modüllerini projelendirme, analiz, tasarım ve geliştirme sürecine beraber başlamış olup iş birliği yeni modül ve uygulamaların geliştirilmesiyle devam etmektedir. İçişleri Bakanlığı çağrı karşılama personelinin yetersiz kaldığı ortak çağrı merkezi illerinde, İçişleri Bakanlığı çağrı alıcı personeline ek olarak sağlık personelimiz çağrı alıcı personeli olarak hizmet vermektedir.

Değerli milletvekilleri, Sağlık Bakanlığımızın 112 acil sağlık hizmetinin bazı verilerini ayrıca sizinle paylaşmak ve geldiğimiz noktayı bildirmek istiyorum. 112 acil yardım istasyonu 2002 yılında sadece 481 iken yıl sonuna kadar bu sayıyı 2.910’a ulaştıracağız. İstasyon başına düşen nüfus sayısı 138 binden bugün 28 bine, ambulans başına düşen nüfus sayısı 107 binden 14 bine azalmıştır. Mevcutta 17 helikopter ambulans ve 3 uçak ambulansla hizmet verilmektedir. 2008 yılından bugüne kadar hava ambulanslarıyla 45 binin üzerinde vakanın müdahalesi yapılmış ve nakli gerçekleştirilmiştir.

Geçtiğimiz günlerde yaşadığımız Elâzığ depreminde etkinliğini gördüğümüz, “UMKE” diye bildiğimiz Ulusal Medikal Kurtarma Ekibi olarak 81 ilimizde özel eğitimli, donanımlı ve tamamı gönüllü 11.993 sağlık personeli yetiştirerek dünyanın en büyük gönüllü medikal kurtarma ekibini kurmuş bulunuyoruz. Bu kapsamda, Dünya Sağlık Örgütünün uluslararası acil medikal takımlar akreditasyon başvuru işlemleri tamamlanmış olup bu süreç sonlanmak üzeredir. Acil sağlık hizmetleri sunumunda UMKE ekiplerinin acil yardım ve kurtarma faaliyeti kapsamında “drone” kullanılması ülkemizde ilk olarak Antalya UMKE ekiplerince gerçekleştirilmiş, 2018 yılında “drone”lar UMKE envanterine katılmış ve ekiplerimizin çalışma alanlarında kullanılmaya başlanmıştır. 2007 yılından günümüze kadar 6 deniz ambulans botuyla 20 bine yakın vakanın müdahalesi ve naklini gerçekleştirdik. Ayrıca, Acil Sağlık Eğitim Projesi kapsamında 30 ülkeden gelen 774 sağlık personeli ülkemizde acil müdahale eğitimi almıştır.

112 Ortak Çağrı Merkezi Projesi’nde emeği geçen kurumlara ve bu vesileyle acil şartlarda vatandaşlarımıza hizmet veren çalışanlarımıza teşekkür eder, yüce Meclisi saygıyla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Polat Düzgün.

Gündem dışı üçüncü konuşma, deprem hadisesiyle ilgili söz isteyen Konya Milletvekili Abdulkadir Karaduman’a aittir.

Buyurun Sayın Karaduman.

Süreniz beş dakikadır.

3.- Konya Milletvekili Abdulkadir Karaduman’ın, deprem hadisesine ilişkin gündem dışı konuşması

ABDULKADİR KARADUMAN (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Geçtiğimiz hafta hepimizi üzen elim bir afeti hep birlikte yaşamış olduk. Öncelikle bu depremde hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, yakınlarına ve milletimize başsağlığı ve sabırlar diliyorum; yaralı kardeşlerimize de acil şifalar temenni ediyorum. Başta Elâzığlı ve Malatyalı vatandaşlarımız, Doğanyol ve Pütürgeli hemşehrilerim olmak üzere tüm vatandaşlarımıza geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. Bizler de depremden etkilenen bütün vatandaşlarımızın acısını yüreğimizde hissediyoruz. Depremin hemen ardından vatandaşlarımızın yaralarını sarmak üzere seferber olan bütün vatandaşlarımıza ve görevlilerimize de teşekkürü bir borç biliyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülke olarak birçok felaket ve afeti hep birlikte yaşamış olduk. Bunlardan başlıcası: 1999 Gölcük depremi, yine aynı yıl gerçekleşen 1999 Düzce depremi, 2003 Bingöl depremi, 2011 Van depremi ve geçtiğimiz hafta gerçekleşen Elâzığ ve Malatya depremi. Bütün bu afetlerin hepsi, ülke olarak üzüldüğümüz ancak siyaset eliyle hiçbir önlem alınmayan, sadece birer istatistik olarak tarihe geçmiştir. Dolayısıyla bu konuşmamda sadece ama sadece şu hususları ifade etmek istiyorum: Yer altında fay kırıklıklarından önce –bağışlayın, söylemek zorundayım- kırılan ar damarlarıdır. Binaların yıkılmasının asıl sebebi ahlak hırsızlığıdır, demokrasiden çalmaktır, hukuk kapkaççılığıdır, siyaset yan kesiciliğidir ve kamu yönetimi kalpazanlığıdır. Depremde insanlarımızın ölmesi sadece malzemeden çalma hırsızlığı elbette ki değildir, aynı zamanda bir insanlık hırsızlığıdır. Elbette bütün bu olanlar kader diye geçiştirilemez; tedbirli olmak, aklını kullanmak insanın en büyük vasfıdır.

Türkiye yıllarca har vurup harman savurma mantığıyla yönetildiği için bu sonuçları hep birlikte yaşıyoruz. Gerçekleri konuşmalıyız, deprem konusunda yıllardır ne yazık ki hiçbir önlem alınmamıştır, yıllardır hiçbir çözüm üretilmemiştir; sadece vaat üretilmiştir. Sorun sadece inşaat malzemesi çalmaya indirgenemez. Depremlerde ortaya çıkan felaketin asıl sebebi kamudaki yolsuzluklardır ve yönetim sorunudur.

Şimdi burada bahsettiğim bu sözler 2003 Bingöl depremi sonrası partisinin grup toplantısında konuşan AK PARTİ Genel Başkanı ve dönemin Başbakanı Sayın Erdoğan’ın sözleridir. Biz de bugün bu sözlerin altına imzamızı attığımızı ifade etmek istiyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Karaduman.

Değerli milletvekilleri, şimdi sisteme giren ilk 20 milletvekiline yerlerinden birer dakika süreyle söz vereceğim.

Sayın Gaytancıoğlu…

IV.- AÇIKLAMALAR

1.- Edirne Milletvekili Okan Gaytancıoğlu’nun, Kızılayın Ensar Vakfı gibi vakıflara ne kadar para aktardığını, BAŞKENTGAZ gibi kaç şirketin vakıflara bağış yaparak vergiden kaçındığını ve bu bağışlar karşılığında devletten nasıl kazanç sağlandığı ile bu şirketlerin hangileri olduğunu öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

OKAN GAYTANCIOĞLU (Edirne) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bizler ilkokulda harçlıklarımızla aldığımız pullarla Kızılaya yardım yapan bir kuşağız. Siyah beyaz televizyonlarda beyaz çadırlarıyla afetlerde halkımızın yanında olan Kızılaya yardımı bir vatandaşlık görevi olarak bilirdik ama son günlerde basından öğrendiğimiz şekilde Kızılayın kullanılacağı değil bizim, şeytanın bile aklına gelmezdi. Her şeyi olduğu gibi Kızılayı da devriiktidarınızda yandaşa para aktarma aracına dönüştürdünüz, ortak değerlerimizi çıkarlarınız için kullandınız.

Şimdi soruyorum: Kızılay, Ensar Vakfı gibi vakıflara ne kadar para aktarmıştır? Kış günü gazını 1 metreküp daha az yakmaya çalışan, evinde üşüyen vatandaşlarımızdan aldığı paralarla kâr yapan BAŞKENTGAZ gibi kaç şirket “Kızılaya yardım” adı altında Ensar gibi -sicili belli, yandaş- vakıflara bağış yaparak vergiden kaçınmıştır? Bu bağışlar karşılığında devletten nasıl kazanç sağlamışlardır? Bu şirketler hangileridir? Sizin Kızılay Başkanı yaptığınız zat vergi kaçırmakla vergiden kaçınmak…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Gökçel…

2.- Mersin Milletvekili Cengiz Gökçel’in, doğal afetlerle ürününü kaybeden, girdi maliyetleri karşısında ezilen çiftçilerin BAĞ-KUR primlerinin en az yüzde 50 oranında sübvanse edilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

CENGİZ GÖKÇEL (Mersin) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ülkemizde BAĞ-KUR borcu olmayan çiftçi yok. Çiftçi, prim borcu altında eziliyor. Üretimden kazanamayan çiftçiye bir de prim borcu yükleniyor. Geçen sene 765 lira olan tarım BAĞ-KUR primi yüzde 20 zamlanarak 913 liraya çıktı. Çiftçi artan girdi maliyetiyle boğuşuyor. Doğal afetlerle, iklim değişikliğiyle, düşük rekolteyle boğuşuyor, üstüne “Yılda 11 bin lira BAĞ-KUR primi öde.” deniliyor. BAĞ-KUR primleri çiftçinin altından kalkamayacağı kadar yüksek. Doğal afetlerle ürününü kaybeden, girdi maliyetleri karşısında ezilen çiftçi aşırı yüksek olan BAĞ-KUR primini ödeyemeyecek hâlde. Çiftçilerimiz “BAĞ-KUR primleri en az yüzde 50 oranında sübvanse edilsin.” diyor, üretimde kalmak, primini düzenli ödemek istiyor.

BAŞKAN – Sayın Arslan…

3.- İzmir Milletvekili Ednan Arslan’ın, 1532 sayılı Çeşme Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgesinin Tespit ve İlan Edilmesine ilişkin Cumhurbaşkanı Kararı’na ilişkin açıklaması

EDNAN ARSLAN (İzmir) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Çeşme Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgesi hakkındaki 1532 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararı 13 Eylül 2019 tarihinde Resmî Gazete’de yayımlanmıştır. Söz konusu düzenlemeyle Çeşme ve Urla’daki 511 parsel turizm bölgesi sınırları içerisinde kalan özel mülkiyete ait alanların bütüncül planlama kararları oluşturmasına imkân sağlamak üzere kamulaştırılmasına ihtiyaç duyulmaktadır gerekçesiyle üstelik acele kamulaştırmaya tabi tutuluyor. Buna neden ihtiyaç duyulmaktadır? Plan yapmak için kamulaştırma yapmaya, üstelik acele kamulaştırmaya gerek var mıdır? Vatandaşın mülkiyet hakkını neden elinden alıyorsunuz? Planı yapın ve imar uygulamalarını gerçekleştirin. Yöre halkı yıllardır düşünü kurduğu turizm amaçlı otel, konut, ticaret alanları imkânlarına kavuşsun. Turizm bölgesi kararını eşitlikçi, sosyal, vatandaşı ve doğayı koruyan, nitelikli planlama bilimine uygun olduğu, mülkiyet hakkını koruduğu sürece desteklemeye hazırız. Acele kamulaştırma kararından derhâl vazgeçin. Hem bu acele niye? Bir yere mi gidiyorsunuz? Bir yerlere göz mü kırpıyorsunuz?

BAŞKAN – Sayın Şeker…

4.- Kocaeli Milletvekili İlyas Şeker’in, depremde can ve mal kaybının önemli nedeninin plansızlık, denetimsizlik, projelerin uygulanmasındaki teknik hizmet eksikliği ile umursamazlık sonucu yapılan ruhsatlı veya kaçak yapılar olduğuna ve Hükûmetin kentsel dönüşümü önemsediğine ilişkin açıklaması

İLYAS ŞEKER(Kocaeli) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; depremlerde yıkılan binalarla ilgili yapılan araştırmalarda zeminin problemli olması, donatı eksikliği, kalitesiz beton kullanımı, kaçak, denetimsiz ve bilinçsiz yapılaşma gibi nedenlerden dolayı yıkımın çok olduğu ifade ediliyor. Depremde yıkılanların sadece kaçak yapılar değil ruhsatlı yapıların da olduğu bilinmektedir. Depremde can ve mal kaybının önemli nedeni plansızlık, denetimsizlik, proje uygulamadaki teknik hizmet eksikliği ve umursamazlık sonucu yapılan ruhsatlı veya kaçak yapılardır. Öncelikle deprem bölgelerinde deprem öncesi yapılan bütün binaların kontrolü yapılmalı ve kentsel dönüşüme önem verilmeli. Hükûmetimiz bütün imkânlarını seferber etmekte ve kentsel dönüşümü önemsemektedir. Kentsel dönüşümde arzu edilen, dönüşümün öncelikle gönüllülük esasına dayanılarak yapılmasıdır diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Taşkın...

5.- Mersin Milletvekili Ali Cumhur Taşkın’ın, devlet ve millet olarak Elâzığ depreminin yaralarının sarılmaya, acılarının dindirilmeye çalışıldığına ilişkin açıklaması

ALİ CUMHUR TAŞKIN (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Elâzığ depreminin yaralarını sarmaya, acılarını dindirmeye devlet ve millet olarak hep birlikte çalışıyoruz. Türkiye’nin tabii afetlere müdahalede arama, kurtarma, yardım ve teknolojik yapıda geçirdiği büyük dönüşüm Elâzığ depreminde bir defa daha görüldü. Devletimiz bütün imkânlarını anında seferber etti. AFAD, Kızılay, Jandarma Arama Kurtarma, UMKE, AKUT, itfaiyeler ve sivil toplum kuruluşları el birliğiyle afetzedelere merhem oldu. 45 kişi göçük altından çıkarıldı. Kışlık çadırlar hemen kuruldu, konteyner kent çalışmalarına başlandı. AFAD’ın koordinesinde gelen yardım tırları şehrin girişinde kilometrelerce kuyruk oluşturdu. Kira ve yıkım yardımı yapıldı. Kalıcı konutlar yıl sonuna yetişecek şekilde yapım çalışmalarına start verildi. Allah devletimize ve milletimize zeval vermesin diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Özkan...

6.- Bursa Milletvekili Yüksel Özkan’ın, 30 Ocak 1923 tarihinde Lozan Barış Konferansı’nda imzalanan zorunlu nüfus mübadelesine ilişkin açıklaması

YÜKSEL ÖZKAN (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; doksan yedi yıl önce, 30 Ocak 1923’te Lozan Barış Konferansı’nda imzalanan zorunlu nüfus mübadelesiyle vatanlarını terk etmek zorunda kalan ve tüm geçmişlerini bir valize sığdırıp yola çıkan mübadillerin acılarını ve geride bıraktıkları hatıralarını bugün bir kez daha yürekten paylaşıyoruz. Osmanlı döneminde Anadolu’dan Balkanlara göç eden bu özbeöz Anadolu Türklerinden 2 milyon kişi topraklarını, iş yerlerini, evlerini, ibadet mekânlarını, sevdiklerini ve mezarlarını geride bırakarak Türkiye ile Yunanistan arasında zorunlu göçe tabi tutulmuşlardır. Ana vatana göç yolunda hayatını kaybedenleri rahmetle anıyorum. Mübadillerin doğdukları toprakları ziyaret etmelerine uzun yıllar müsaade edilmemiştir. Birinci kuşak mübadillerin tamamına yakını memleketlerini tekrar göremeden vefat etmişlerdir. Mübadil vatandaşlarımızın geride kalan yakınları hâlâ Türkiye ile Yunanistan arasında yapılacak anlaşmayla vize uygulamalarında kolaylaştırma beklemektedirler.

BAŞKAN – Sayın Hancıoğlu...

7.- Samsun Milletvekili Neslihan Hancıoğlu’nun, Samsun ili Yabancılar Çarşısı ve esnafının sahipsiz bırakıldığına ilişkin açıklaması

NESLİHAN HANCIOĞLU (Samsun) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Memleketim Samsun’da yaşanan kaygı verici bir duruma dikkatlerinizi çekmek istiyorum. Samsun’un tam orta yerinde Yabancılar Çarşısı var. Bu çarşıda 650 iş yeri mevcut, 3 bin kişi çalışmakta, çarşı 10 bin kişinin ekmek teknesi. Bugün bu çarşının esnafı kan ağlıyor. Büyükşehir Belediyesi çarşıyı ve esnafı kaderine terk etmiş. Çarşı bakımsızlıktan dökülüyor. Çarşının çatısı elek gibi, her yağmurda çarşıya su doluyor. Belediye esnafa “Çatıyı siz yapacaksınız.” diyor. Çarşının otuz yıllık esnafı üç gün üst üste bir kuruş siftah yapmadan dükkân kapattığını söylüyor. Bu esnaf borçla, faizlerle boğuşuyor ama sesini kimseye duyuramıyor. Bu çarşıyı, bu esnafımızı sahipsiz bırakanlar bu yaptıklarından utanç duymalı ve derhâl görevlerini yapmalıdır.

BAŞKAN – Sayın Özdemir…

8.- İstanbul Milletvekili Sibel Özdemir’in, gerekli tedbir ve önlemlerin alınmaması sonucu karşılaştığımız felaketler sonrası süreçte ortaya konulan çalışmalardan övünç duyulmasının ötesine geçilmesi ve ilk adım olarak ciddi risk taşıyan Kanal İstanbul Projesi’nin durdurulması gerektiğine ilişkin açıklaması

SİBEL ÖZDEMİR (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

En son ve maalesef gerekli tedbirlerin alınmaması ve yapıların depreme dayanıklı olmaması nedeniyle çok acı ölüm ve yaralanmalarla sonuçlanan Elâzığ ve Malatya depremlerini yaşadık. Evet, depremin hemen ardından ülke olarak dayanışma içinde kurtarma ve yardım faaliyetlerinde bulunduk. Ancak artık gerekli tedbir ve önlemlerin alınmaması sonucu karşılaştığımız felaketler sonrası süreçte ortaya konulan çalışmalardan övünç duyulmasının ötesine geçmemiz gerekiyor. Bu anlamda, İstanbul başta olmak üzere, deprem fay hatlarının geçtiği yerlerde bilim insanlarının uyarılarına uygun olarak tedbirler alınması konusunu bir kez daha sorumluların dikkatine sunuyorum. İlk adım olarak, ciddi risk ve tehlikeler taşıyan Kanal İstanbul Projesi’nin durdurulmasıyla başlanarak olası depremlerin yaşanacağı İstanbul başta olmak üzere, tüm bölgelerde gerekli tüm birimlerin acilen oluşturulması çağrısı ve uyarısında bulunuyorum.

Teşekkürler.

BAŞKAN – Sayın Akın…

9.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Akın’ın, borç batağındaki şirketleri kurtarmak için vatandaşların faturalarına üst üste zam yapıldığına ilişkin açıklaması

AHMET AKIN (Balıkesir) – Sayın Başkan, teşekkürler.

Vatandaşın faturalarına borç batağındaki şirketleri kurtarmak için üst üste zamlar yapılıp duruyor. Şirketler de tartışmalı vakıflara Kızılay üzerinden para aktarıyor. Vatandaş kışın soğuğunda ısınamazken, elektrik düğmesine basmaya korkarken kurulan bu düzen vatandaşın da vicdanlarını yaralıyor; tam bir skandal yaşanıyor. Patlayan skandalın düzeneği de ortaya çıkmış durumda. Doğal gaz şirketleri elde ettiği gelirden “şartlı bağış” adı altında tartışmalı Ensar Vakfına para aktarımı yapsın, bir de bunun üzerinden vergi avantajı sağlasın. Hep söylüyoruz “Vatandaşı gerçekten düşünen yok.” Bunun bir şirketle kaldığını sanmıyorum. Bu düzenek mutlaka ortaya çıkacak ve nasıl yapıldığı çorap söküğü gibi belirlenecek. Net olarak söylüyoruz: Yediniz içtiniz ve çok şiştiniz. Yetti gayrı, düşün milletin yakasından! (CHP sıralarından alkışlar.)

BAŞKAN – Sayın Kasap…

10.- Kütahya Milletvekili Ali Fazıl Kasap’ın, yaşanılan Elâzığ ve Malatya illerindeki deprem nedeniyle hayatını kaybeden vatandaşlara Allah’tan rahmet dilediğine, devletin depremzedelere hibe etmek yerine 27 bin lira uzun vadeli faizsiz güçlendirme kredisi vermesinin abesle iştigal olduğuna ilişkin açıklaması

ALİ FAZIL KASAP (Kütahya) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Valinin dediği gibi algı iyi ama İçişleri Bakanı Süleyman Soylu Elâzığ ve Malatya’daki depremzedelere yapılacak yardımlarla ilgili açıklamasında evi yıkılanlara 41 bin TL verileceğini, orta hasarlı evler için ise hemen 5 bin lira acil yardım ödeneği ve 27 bin lira da uzun vadeli faizsiz güçlendirme kredisi verileceğini belirtti. Bakan faizsiz krediyle mi depremzedelerin derdine derman olacak? Devletin bu parayı depremzedelere hibe etmesi gerekmektedir. Faizsiz kredi verilmesi abesle iştigaldir. Bu yanlış uygulamadan derhâl vazgeçilmesi gerektiğinin altını çizerek tekrar Elâzığ ve Malatya’da hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar diliyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Yılmaz…

11.- Düzce Milletvekili Ümit Yılmaz’ın, Düzce ilindeki yoğun bakım yatak sayısının bölge ortalamasına getirilerek mağduriyetin giderilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

ÜMİT YILMAZ (Düzce) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Düzce ilimizde özel, kamu, üniversite hastanelerinde olmak üzere toplam 77 adet yoğun bakım yatak sayısı mevcuttur. 387 bin nüfusu olan Düzce ilimiz ölçeğindeki diğer illerde bu sayı ortalama 130 yoğun bakım yatak olarak görülmektedir. Düzceli hemşehrilerimiz, yoğun bakım yatak sayısında yaşadığımız eksiklikten dolayı, her gün, rahatsızlanan hastalarına çevre illerden yer aramak durumunda kalmaktadır. Ayrıca, yoğun bakım yataklarındaki doluluk oranı yüzde 94’ler seviyesinde olduğu için üniversite hastanemizin kalp damar cerrahisi ve kardiyoloji dalları tarafından anjiyografi ve baypas işlemleri ya hiç yapılamamakta ya da sınırlı sayıda yapılabilmektedir; bu da Düzceli hastalarımızın şehir dışında tedaviye gitmelerine sebep olmaktadır. Sağlık Bakanlığı yetkililerinden beklentimiz, bir an önce Düzce’deki yoğun bakım yatak sayısının bölge ortalamasına getirilmesidir.

BAŞKAN – Sayın Durmuşoğlu…

12.- Osmaniye Milletvekili Mücahit Durmuşoğlu’nun, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Cezayir, Gambiya, Senegal ziyaretlerinde yapılan ikili görüşmelerde ülkemizi güçlendirmek, ekonomimizi büyütmek, ticaretimizi artırmak amacıyla yatırımcılarımızı teşvik edecek kararların alındığına ilişkin açıklaması

MÜCAHİT DURMUŞOĞLU (Osmaniye) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan Cezayir, Gambiya, Senegal ziyaretlerini gerçekleştirdi. Ülkemizi güçlendirmek, ekonomimizi büyütmek, ticaretimizi artırmak amacıyla yapılan ikili görüşmelerde yatırımcılarımızın önünü açacak, teşvik edecek, cesaret aşılayacak birçok karar alındı. Hamdolsun, bu gayretlerimizin meyvelerini de son on yedi yılda hemen her sektörde görmeye başladık. Türkiye için, Kuzey Afrika başta olmak üzere tüm kıtayla kucaklaşmanın ticari ve ekonomik çıkarın ötesinde bir anlamı vardır. Ülkemizin bu topraklara bakışı asla tek taraflı bir kazanç hevesinin ürünü olmamıştır, bin yıllık kadim bağlarımızı güçlendirmektedir. AK PARTİ olarak yakın uzak demeden her yere gidip tüm ülkelerle bağlarımızı geliştirmek anlayışıyla gece gündüz çalışıyoruz ve çalışmaya devam edeceğiz. Gerçekleşen bu ticaretlerin ülkemiz ve milletimiz için hayırlı sonuçlar doğurmasını temenni ediyor, bu vesileyle Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Çakır…

13.- Kocaeli Milletvekili Sami Çakır’ın, Meclisimizdeki siyasi parti gruplarının Amerika Birleşik Devletleri’nin sözde İsrail-Filistin Barış Planı’nı yok sayan ortak bildirisini milletimizin gönül dünyasında makes bulacak bir çalışma olarak gördüğüne ilişkin açıklaması

SAMİ ÇAKIR (Kocaeli) – Sayın Başkan, Amerika Birleşik Devletleri’nin Kudüs’ü başkent olarak tanıma kararıyla Orta Doğu’da başlayan sancılı süreç, bugün itibarıyla sözde “İsrail-Filistin barış planı” olarak hayata geçirilmek istenen Filistin, Kudüs ve Mescid-i Aksa’yı zincir altına alma, bastırma ve emperyal kafa yapısının bu bölgeyle ilgili hayallerini bir adım daha öteye taşıma girişimini şiddetle telin ediyor, Meclisimizin -tüm gruplarınca- bu planı yok sayan ortak bildirisini milletimizin gönül dünyasında makes bulacak bir çalışma olarak gördüğümü ifade etmek istiyorum. Sezai Karakoç’un deyimiyle “Ve Kudüs şehri./ Gökte yapılıp yere indirilen şehir. / Tanrı şehri ve bütün insanlığın şehri./ Altında bir krater saklayan şehir.” Bölgede dinamitin fitilini ateşlemek sadece kan, zulüm, acı, ölüm demek. Beyinlerdeki, gönüllerdeki zincirleri kırma vaktidir. “Sapan taşlarının yanında füze / Başka âlemlerle farkımız bizim.”

Selam olsun Peygamber emanetinin yanında olanlara, selam olsun başka âlemlerle farkımızı ortaya koyan, aydınlık yarınların güzel yüzlü çocuklarına.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Aycan…

14.- Kahramanmaraş Milletvekili Sefer Aycan’ın, Çin’de ortaya çıkan corona virüsüne karşı önlem alınması gerektiğine ilişkin açıklaması

SEFER AYCAN (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, Çin’de çıkan ve “yeni corona virüsü” olarak tanımlanan grip vakaları dünya genelinde artmaktadır. Pandemi olarak tanımlanan kıtalar arası yayılma eğilimi göstermektedir. Bu nedenle ülke olarak da önlem almalıyız. Özellikle kapılarda, sınır kapılarında güvenlik tedbirlerimizi, sağlık güvenliği tedbirlerimizi artırmalıyız; giriş ve çıkışlarda mutlaka taramalar yapmalıyız. Özellikle Çin’e gidiş ve gelişleri sınırlamamız gerekir. Ülke içerisinde de yüksek ateş, öksürük ve nefes darlığı görülen vatandaşların mutlaka en kısa zamanda sağlık kuruluşlarına başvurması gerekir. Bu tür şikâyetleri olan tüm vatandaşların her zaman maske kullanması önerilebilir. Kalabalık yerlerde bulunmamak ve havalandırılmayan yerlerde uzun süre kalmamak en önemli önlemlerdir. Genel sağlık direncini artırıcı tedbirler almak gerekir.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Antmen…

15.- Mersin Milletvekili Alpay Antmen’in, Mersin ili Mut Devlet Hastanesinin uzman hekim ve MR cihazı ihtiyacının karşılanarak vatandaşların mağduriyetinin giderilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

ALPAY ANTMEN (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Mersin’in Mut ilçesinde 65 bin vatandaşımız yaşıyor ancak bu güzel ilçemizdeki devlet hastanesi C sınıfı. Bu hastanede bir MR cihazı yok, bu hastanede pek çok uzman hekim bulunmuyor ve insanlarımız mağdur. Mut halkı hastalarını 75 kilometre ötedeki Silifke ilçemize veya Karaman şehrine taşıyorlar.

Sağlık Bakanına buradan sesleniyorum: Bu insanlara, bu vatandaşlarımıza yazık değil mi? 65 bin hemşehrim adına talep ediyorum: Mut Devlet Hastanesi en azından B sınıfı hâline getirilmeli, bir MR cihazı ve uzmanı alınmalı, ayrıca eksik olan uzman hekimler tayin edilmelidir; böylece halkımız bir nebze olsun mutlu edilebilir.

Teşekkür ediyorum, saygılar sunarım.

BAŞKAN – Sayın Ceylan…

16.- Çanakkale Milletvekili Özgür Ceylan’ın, üretmekten başka gayesi olmayan çiftçilerimizin ilaç ve gübre kullanamaz durumdan kurtarılması gerektiğine, kooperatiflerin çiftçiden aldığı kaynak kullanım katılım payının yasal dayanağının ne olduğunu ve çiftçilerin tarımsal kredi borç faizlerinin silinmesi için çalışma yapılıp yapılmadığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR CEYLAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, üretmekten başka gayesi olmayan çiftçimiz ilaç ve gübre kullanamaz durumdan kurtarılmalıdır. Çiftçimiz borçsuz üretim yapamaz hâle getirildi. Tarlasını ekebilmek, masraflarını karşılayabilmek için bankalara mahkûm edilen çiftçimizin sırtına bir de ortağı olduğu Tarım Kredi Kooperatifleri biniyor. İndirimli tarımsal krediler, Ziraat Bankası ve Tarım Kredi Kooperatifleri tarafından veriliyor. Ancak bu krediler gerçekten indirimli mi? Tarım Kredi Kooperatifleri Bina Bağış Fonu, Destekleme Fonu, sigorta derken bir de üstüne kafasına göre kaynak kullanım katılım payı ekliyor ve çiftçinin belini büküyor; krediyi kullandırırken aldığı ipotekler yetmezmiş gibi çiftçiyi birbirine kefil yaparak borçsuz çiftçimizi de zor duruma düşürüyor, kefalet dolayısıyla diğer bankalardan da kredi kullanamaz hâle getiriyor. Kooperatiflerin aldığı katılım payının yasal dayanağı nedir? Tarımsal kredi borçlarının faizlerinin silinmesi için bir çalışma yapılmakta mıdır?

BAŞKAN – Sayın Tarhan…

17.- Kocaeli Milletvekili Tahsin Tarhan’ın, Kocaeli ili Dilovası ilçesi Çerkeşli Mahallesi’nde yapılacak olan imar planlamasında vatandaşları mağdur etmeyerek yerindelik ilkesinin esas alınması gerektiğine ilişkin açıklaması

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Kocaeli Dilovası Çerkeşli Mahallesi’nde 1/1.000’lik imar planlaması yapılacaktır. Yapılacak olan planlamada kanunun verdiği haklardan fazla kesintiler yapılmakta, başka bölgelerden parseller köy içine taşınmaktadır. Köylülerin arazileri parçalanmakta, altı yüz yıllık köylerimizde tarım ve yerleşim arazileri bozulmaktadır. Dilovası Çerkeşli Mahallesi’nde yapılacak olan imar planlamasında planı uygulayıcı şirketin, yerel yönetimlerin vatandaşlarımızı mağdur etmeyerek yerindelik ilkesini esas alması gerekmektedir. Askıya çıkan ve itiraz edilen imar planlarıyla ilgili köylülerimizin haklarından yana kanunun takipçisi olmaya devam edeceğiz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Ersoy...

18.- Adana Milletvekili Ayşe Sibel Ersoy’un, Adana İncirlik Hava Üssü’nde çalışan 439 Türk işçinin iş akitlerinin feshedilerek hukuka aykırılık teşkil eden işten çıkarma işlemine karşı işçilerimizin yasal haklarının korunması adına Dışişleri Bakanı ile Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanının ABD’nin muhatapları nezdinde girişimde bulunarak bir oldubittiye izin verilmemesi gerektiğine ilişkin açıklaması

AYŞE SİBEL ERSOY (Adana) – Sayın Başkan, ABD Hava Kuvvetleri 39’uncu Hava Üs Kanat Komutanlığının İncirlik Üssü başta olmak üzere, bağlı iş yerlerinde destek hizmetlerini yürüten ABD merkezli Vectrus şirketinde çalışan 890 işçimizden, 32’si kadın olmak üzere, 439’unun iş akitlerinin feshedileceği yetkili sendikaya bildirilmiştir. Mevzuat hükümleri uyarınca yapılan fesih bildiriminde gerekçe olarak ABD’nin Suriye ve Irak operasyonlarında azalma ve sona erme kararı gösterilmektedir. Söz konusu gerekçenin, işçilerimizin iş yerinde yürütülen faaliyetler ve projeler dikkate alındığında gerçeklerle bağdaşmadığı ortaya çıkmaktadır. Hukuka aykırılık teşkil eden işten çıkarma işlemine karşı yetkili sendikanın vereceği mücadelede yalnız kalmaması ve işçilerimizin yasal haklarının korunması adına Dışişleri ve Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlıklarımızın, ABD’li muhatapları nezdinde girişimde bulunarak bir oldubittiye izin verilmemesi gerektiğini vurgular, yüce Meclisi saygılarımla selamlarım.

BAŞKAN – Sayın Kaya…

19.- Osmaniye Milletvekili İsmail Kaya’nın, ABD Başkanı Donald Trump’ın yüzyılın anlaşması olarak açıkladığı sözde Orta Doğu Barış Planı’nın ölü doğduğuna, Türkiye’nin Filistin meselesindeki tavrının uluslararası hukuk ve meşruiyet ekseninde olduğuna ilişkin açıklaması

İSMAİL KAYA (Osmaniye) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Önceki gün “yüzyılın anlaşması” adıyla gündeme getirilen ve ABD Başkanınca ilan edilen tek taraflı sözde “barış planı” ölü doğmuştur, âdeta Filistin topraklarını gasbetmeyi hedefleyen bir ilhak planıdır. Bu plan sonuçsuz kalmaya da mahkûmdur. Filistin halkı ve toprakları asla parayla satın alınamaz. Filistin meselesinde Kudüs Müslümanlarının onuru ve onların davası bizim kırmızı çizgimizdir. Müslümanların ilk kıblesi olan Kudüs, Filistin’in de başkentidir. Geçen günkü açıklamayı Kudüs’ün statüsünü kavramaktan uzak bir çaba ve girişim olarak görüyorum. Türkiye’nin Filistin meselesindeki tavrı, uluslararası hukuk ve meşruiyet eksenindedir. İsrail’in işgal ve zulmü meşrulaştırılmaya yönelik adımlarına da asla izin vermeyeceğiz, daima kardeş Filistin halkının yanında olacağız. İşgalciler, işgal planlarına Orta Doğu’da son vermediği müddetçe Orta Doğu’ya barış gelmez diyerek Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Sarıaslan...

20.- Nevşehir Milletvekili Faruk Sarıaslan’ın, Nevşehir ili Boğaz köyü ile Acıgöl ilçesinde bulunan organize sanayi bölgesine doğal gaz hattının getirilmemesi nedeniyle yaşanılan mağduriyete ilişkin açıklaması

FARUK SARIASLAN (Nevşehir) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Nevşehir ilimizin hem Boğaz bölgesinde hem de Acıgöl ilçesinde bulunan Organize Sanayi Bölgesi’ne doğal gaz gelmemesinden dolayı yeni yatırımcılar gelmediği gibi, var olan sanayicilerimiz de zor durumdadır. Bu bölgeye yapılacak maliyeti 1 milyon euro olan doğal gaz dağıtım merkeziyle her iki organize sanayiye yeni yatırımlar gelecektir. Devletimiz için bu, çok büyük para değildir. Bu yatırımların yapılması durumunda en az 500 kişilik istihdam sağlanacaktır. Mecliste bu konuyu defalarca gündeme getirdiğim hâlde iktidarın duyarsızlığını, umarsızlığını anlamak mümkün değildir. İşsizlik, dışarıdan faizle borç para alarak çözülmez; çözüm, devletin yatırımcıların önünü açacak altyapıları yapmasından geçer.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Kılavuz...

21.- Mersin Milletvekili Olcay Kılavuz’un, öğretmenlerimizin özür grubu atamalarında il, ilçe emri uygulamasının kaldırılmasıyla yaşadıkları mağduriyetin giderilmesi adına gereken çalışmaların yapılmasını beklediklerine ilişkin açıklaması

OLCAY KILAVUZ (Mersin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

İstikbalimizi inşa eden, nesilleri yetiştiren öğretmenlerimize il, ilçe emri verilmemesi ve özür grubu atamalarının gerçekleşmemesi büyük bir mağduriyet yaratmaktadır. Birçok öğretmen, boş kontenjanların yer değiştirmelere açılmaması nedeniyle sorun yaşamakta, uzak bölgelerde çalışmaya mahkûm edilerek her gün neredeyse yüzlerce kilometre gidiş geliş yapmaktadır. Bu durumu beş yıla kadar yaşayan öğretmenlerimiz bulunmakta ve öğretmenlerimizin aile birliği maalesef bozulmaktadır. Onları bu tür sorunlarla uğraştırmak doğru değildir. Bu mağduriyetlerin giderilmesi adına gereken çalışmaların ilgili Bakanlıkça yapılmasını ve öğretmenlerimize müjdeli haberin verilmesini hepimiz beklemekteyiz.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum, teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Göker...

22.- Burdur Milletvekili Mehmet Göker’in, Kızılay Başkanının “Vergi kaçırmak başka, vergiden kaçınmak başka.” ifadesine ilişkin açıklaması

MEHMET GÖKER (Burdur) – Sayın Başkan, Ankara’daki bir doğal gaz şirketinden bağış olarak toplanan paranın bir vakfa aktarıldığı ortaya çıkınca Kızılay Başkanı “Vergi kaçırmak başka, vergiden kaçınmak başka.” gibi akıllara ziyan bir açıklama yapmıştır.

Buradan kendisine söylüyorum: Sayın Kızılay Başkanı, insan olarak doğmak başka, ahlaklı insan olarak yaşamak başkadır. Kızılayı paravan bir şirket hâline getirmek kimsenin haddine değildir. Bunu da zamanı gelince hatırlamak üzere tarihe not ediyoruz.

Saygılarımla.

BAŞKAN – Teşekkürler değerli milletvekilleri.

Şimdi de Sayın Grup Başkan Vekillerinin söz taleplerini karşılayacağım.

İlk olarak İYİ PARTİ Grubu Başkan Vekili Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan.

Buyurun Sayın Türkkan.

23.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, Hükûmeti Yunan ilhakı altındaki Aydın ili sınırları içindeki Hurşit, Fornoz, Eşek, Nergizçik ve Bulamaç adaları ile Muğla ili sınırları içindeki Keçi, Sakarcılar, Koçbaba ve Ardacık adaları konusuna bir an önce müdahale etmesi gerektiği yönünde uyardıklarına, Kızılayın vergi muafiyeti statüsünü vasıta yaparak Ensar Vakfına vergi matrahından düşecek şekilde 8 milyon dolar aktaran taraflar için de Vergi Usul Kanunu’nun 3’üncü maddesinin uygulanıp uygulanmayacağını öğrenmek istediğine, Kızılay Başkanının “Vergi kaçırmak başkadır, vergiden kaçınmak başkadır.” ifadesine, İYİ PARTİ Sakarya İl Başkanı Selçuk Kılıçaslan’ın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a hakaret ettiği iddiasıyla Emniyet Müdürlüğüne ifadeye çağrılmasına ilişkin açıklaması

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Aydın ilimiz sınırları içinde bulunan Hurşit, Fornoz, Eşek, Nergisçik ve Bulamaç Adaları ile Muğla ilimiz sınırları içindeki Keçi, Sakarcılar, Koçbaba ve Ardacık Adaları Yunan ilhakı altındadır. Hükûmet yıllardır yaptığımız uyarıları duymazdan gelmiş, Türk Silahlı Kuvvetlerine ilhakın önlenmesi için hiçbir direktif vermemiştir. Ayrıca, fiilî ilhak girişimlerinin başladığı 2004 yılından bugüne kadar adaların ve kayalıkların boşaltılması için Yunanistan’a nota dahi verilmemiştir. Hükûmet her zamanki gibi geç kalmış, bu konuya da yerinde ve zamanında müdahale edememiştir. Gördüğümüz kadarıyla hâlâ daha Yunanistan’a resmî hiç bir kınama ya da uyarı yok. Bundan sonra atılacak olan adımlar hiç değilse hızlı ve yerinde olmalıdır. Hükûmeti bu konuda daha fazla zaman kaybetmemesi için uyarmak istiyoruz.

Gelelim, bugün, dün televizyonlarda ve kamuoyunda çok tartışılan Kızılay meselesine. İktidara yakın olan bir şirket iki yıl önce Kızılay üzerinden Ensar Vakfına 7 milyon 925 bin dolarlık bir bağış yapmış. Yani firmaya muktedirlerce talimat verilmiş, Ensar Vakfına da “8 milyon dolar bağış yap.” denmiş. Firma, bu yardımı vergi matrahından düşürmek için yol arıyor, en sonunda buna en uygun yol olarak Kızılayı buluyor. Kızılaya bir komisyoncu kuruluş gibi “Sana 75 bin dolar komisyon vereyim, al bunu benim adıma Ensar Vakfına ver.” diyor. Kızılay bu işten kazançlı mı? Çok kazançlı, 75 bin dolar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin Sayın Türkkan.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Esas kazançlı kim? Ensar Vakfı. Ondan daha çok kazançlı kim? BAŞKENTGAZ AŞ. Nasıl kazançlı? Hem bu yaptığı bağış karşılığında ciddi ihaleler alıyor hem de yaptığı bu bağışı vergi matrahından düşüyor. Vergi matrahından düşmek için ne yapıyor? Kızılaya 75 bin dolar komisyon veriyor. Sayın Hamzaçebi burada mı bilmiyorum, o hepimizden iyi bilir. Vergi Usul Kanunu’nun 3’üncü maddesinin (B) fıkrasında şöyle diyor, ispat maddesidir o: “Vergilendirmede vergiyi doğuran olay ve bu olaya ilişkin muamelelerin gerçek mahiyeti esastır.” Yani sizin o dolandırdığınız, arkadan dolaştığınız gibi değil “gerçek mahiyeti esastır” diyor. Televizyonda tartışan arkadaşlar bilmese bile, vergi hukukuyla meşgul olan ve benim gibi yıllarca vergi cezalarına maruz kalan bir adam çok iyi bilir bunu; vergi mükelleflerinin vergiden kaçınmak için yaptığı işlemleri vergi idaresi olduğu gibi kabul etmez, işlemin gerçek mahiyetini esas alır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin Sayın Türkkan, buyurun.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Yani siz istediğiniz kadar bunu bu şekilde dolaştırın edin, hukuka uyguna hâle getirdiğinizi zannedin, vergi daireleri bunun esasını, işlemin gerçek mahiyetini kabul eder.

Şimdi buradan sormak istiyorum: Kızılayın vergi muafiyeti statüsünü vasıta yaparak Ensar Vakfına vergi matrahından düşecek şekilde 8 milyon dolar aktaran taraflar için de bu maddeyi uygulayacak mısınız? Hâlihazırda Kızılay Başkanı da yaptıkları bu işlemin gerçek mahiyetini televizyon ekranlarından itiraf ediyor. Hukukta bu duruma “kanuna karşı hile” deniyor, hukuki ismi de bunun bu. Kızılay Başkanı söz konusu bağışı “Vergi kaçırmak başkadır, vergiden kaçınmak başkadır.” diye savunuyor.

Ben size bir şey söyleyeyim mi Sayın Kızılay Genel Başkanı?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi toparlayın lütfen.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan biraz müsaade isteyeceğim.

Bu yaptığınız ahlaksızlığı savunmak var ya daha büyük bir ahlaksızlıktır aslında.

Bu kişinin hâlâ bu kurumun başında oturması da çok büyük bir talihsizliktir. Bu ülkede insanlarımızın sırtına vergi yükü bindiriyorsunuz. Bütçe açığı var ülkenin. Vatandaş her adım attığında vergi ödüyor, insanlarımız her şey için vergi ödüyor; yediğine, içtiğine, barınmasına, ısınmasına her şeye vergi ödüyor, bu vergilerden hiç kaçınamıyor ama siz beraber iş tuttuğunuz şirketlerin vergi matrahından düşmesi için onlara Kızılayı aracı kullandırarak yol gösteriyorsunuz.

Dün, Sakarya İl Başkanımız polisin davetiyle ifade vermeye çağırıldı. Sakarya İl Başkanımız da daha önce burada milletvekilliği yapmış, benim de dostum, benim öğrencilik dönemimde de Sakarya yurt başkanı olan merhum Mustafa Kılıçaslan’ın -Allah rahmet eylesin- oğlu Selçuk Kılıçaslan…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi toparlayın lütfen, buyurun.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – …10 Mart 2019 tarihinde bir basın açıklaması yapıyor. O açıklamada, Genel Başkanımız Sayın Meral Akşener’in Denizli’de düzenlenen mitingde halka hitaben “Cumhurbaşkanının ‘terörist’ dediği Denizlililer, nasılsınız?” sözlerini hedef alarak Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Sayın Akşener’e dediği “Birileri şu an cezaevinde süre dolduruyor, aynı yola sen de düşebilirsin. Cumhurbaşkanına iftira atamazsın. Türkiye yol geçen hanı değildir, bir hukuk devletidir.” sözlerini eleştirdi. Kılıçaslan, Sayın Meral Akşener’i savunan birtakım sözler ifade etti: “Cumhurbaşkanlığı gücü ve imkânlarının ardına sığınarak tehdit etmek kimsenin haddi değildir. Sayın Genel Başkanımız aziz Türk milletinin evlatlarının teröristlikle itham edilmesine sessiz kalmamış ve hakkı haykırarak itham sahiplerini uyarmıştır.” dedi. İl Başkanımızın bu açıklamasından sonra Sakarya Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturma açmış ve on ay sonra ifade vermek üzere Emniyet Müdürlüğüne davet etmiş.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Bitiyor Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Bir kez daha tamam ama bu sefer bitirelim.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Gerekçe ne? Cumhurbaşkanına hakaret. Beyler, burada bu hiç Cumhurbaşkanına hakaret vesaire değil, böyle herhangi bir konu da yok, ifadelere baktığınızda bunun olmadığını göreceksiniz; bu, sadece Sayın İl Başkanımızın Sayın Meral Akşener’in sözlerini aktarmasından ibaret.

Ama ben size bir şey söyleyeyim: Sayın Cumhurbaşkanının etrafında kümelenmiş bir güruh var, Sayın Cumhurbaşkanından daha fazla kralcı, adalette bunlar daha fazla. Bu Sayın Savcı, Cumhurbaşkanına sinyal veriyor aklı sıra, Sayın İl Başkanımızı ifadeye çağırıyor. Sayın İl Başkanımızın ifadelerinin arkasında durmaya devam edeceğiz.

Hepinize saygılar sunuyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Türkkan.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Sakarya Milletvekili Sayın Muhammed Levent Bülbül, Grup Başkan Vekili…

Buyurun.

24.- Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül’ün, Belçika’nın Avrupa Birliği terör listesinde açık şekilde yer alan PKK’nın terör örgütü değil savaşan taraf olduğu yönündeki siyasi kararının yok hükmünde olduğuna ve bu kararı şiddetle kınadıklarına, Brüksel’de düzenlenen Avrupa Parlamentosunda Yunan Milletvekili Ioannis Lagos’un Türk Bayrağı’nı yırtması olayında İslam düşmanlığının, Türk nefretinin artarak sürdüğünü müşahede ettiklerine ilişkin açıklaması

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dün itibarıyla Belçika Federal Savcılık yetkilileri, Belçika Yüksek Mahkemesinin PKK terör örgütü bağlantılı 36 özel ve tüzel kişiye karşı Federal Savcılığın 2010 yılında başlattığı soruşturmanın yargıya taşınmasını önleyen Belçika İddianame Odası kararını onayladığını bildirmiştir. Verilmiş olan karar son derece vahimdir. Biz de Milliyetçi Hareket Partisi olarak bu kararı en şiddetli şekilde kınadığımızı ifade ediyoruz. Dışişleri Bakanlığımız, devletimiz bu konuda gereken açıklamaları yapmaktadır ve gördüğümüz kadarıyla bu meselenin takipçisidir.

40 binden fazla insanımızın katledilmesine, hayatını kaybetmesine sebep olan ve Avrupa Birliği terör listesinde açık bir şekilde yer alan PKK terör örgütünü, Belçika’nın terör örgütü olarak kabul etmeyip onu bölgede iki ülke arasında, iki taraf arasında bir ihtilafın tarafı olarak gösteren bir anlayışta olması, örgütün yapmış olduğu bütün saldırılar dünyaca biliniyor olmasına rağmen bunu bu şekilde kabul ediyor olması çok büyük bir skandaldır. Bunun mutlaka uluslararası hukuk açısından birtakım neticeleri olacaktır. Özellikle bütün dünyada ülkelerin terörle mücadeleye karşı ortak bir tavır geliştirmeye çalıştığı bu süreç içerisinde bu tavrın gelişmesine önemli bir engel teşkil edeceği açıktır. Belçika’nın almış olduğu bu karar, tabii ki hukuki değil, siyasi bir karardır ve alınan bu karar tarafımızca yok hükmündedir. Bu kararı bizler de şiddetle kınıyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı.)

BAŞKAN – Devam edin Sayın Bülbül.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Sayın Başkan, yine Brüksel’de düzenlenen Avrupa Parlamentosu Genel Kurulunun “Yunan Adalarında İnsani Durum” başlıklı toplantısında bağımsız Yunan milletvekilinin göçmen sorunlarından bahsederken Türk Bayrağı’nı, şanlı Türk Bayrağı’nı eline alarak “İşte bu Türk Bayrağı, bu ne yapılır? Yırtılıp atılır.” diyerek elindeki bayrağımızı yırttığını ve çöpe attığını görmüş olduk. Bu milletvekilinin yapmış olduğu bu eylemin kabul edilebilir bir tarafı yoktur. Bayraklar, milletlerin bağımsızlık sembolleridir ve kutsalıdır. Bizler, her ülkenin, hangi ülke olursa olsun hiçbir ayrım yapmaksızın, Türk milleti olarak, Türk devleti olarak her ülkenin bağımsızlık sembolü olan bayraklarına her zaman, tarihimiz boyunca saygı duymuş bir milletiz. Yunan milletvekilinde ve onunla aynı tavrı sergileyenlerde yüz yıldan beri bitmeyen, yüz yılı aşkın süredir bitmeyen bu Türk düşmanlığında herhangi bir değişiklik bulunmadığı anlaşılmaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin, buyurun.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Bunlar bilmelidirler ki geçmişte Türk düşmanlığıyla harimiismetimize, vatanımıza saldırmış olan dedeleri bizden nasıl bir muamele gördüyse, onları nasıl denize döken bir iradeyle karşılaştılarsa bugün de aynı ruh bizlerde de mevcuttur, bu kan damarlarımızda akmaktadır. Bunu herkesin çok iyi bilmesi gerekmektedir. Fakat bu işin Batı’da her geçen gün arttığını, özellikle İslam düşmanlığı ve bunun özelinde Türk nefretinin artarak devam ettiğini, bunun Batılı kurumlarca da körüklendiğini müşahede etmekteyiz. Batı’nın bu davranışından, bu tavrından ve bu duruşundan acilen vazgeçmesi gerekmektedir; aksi takdirde ortaya koydukları bu nefret ve körüklemekte oldukları bu korku, onları kendileri içerisinde bu nefrette boğulacakları bir ortamı doğurabilecektir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Evet, toparlayın lütfen.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Zaten bugünlerde tartışmalı hâle gelmiş olan demokrasi, insan hakları ve hukuk gibi kavramları; kendi kazanımları ve kendi bünyelerinde var olduğunu iddia ettikleri bu değerler bu nefret, İslam nefreti, Türk nefreti gibi birtakım girişimlerle -özellikle siyasi alanda bunların çok daha görünür hâle gelmesiyle- yerle bir olmaktadır. Bu durum, dünyada da çok ters ve çok negatif etkilere sebep olabilecektir diyor, bu konuya dikkat çekiyor; hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Bülbül.

Söz sırası Halkların Demokratik Partisi Grup Başkan Vekili Hakkı Saruhan Oluç’ta.

Buyurun Sayın Oluç.

25.- İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un, 29 Ocak 2020 tarihli 49’uncu Birleşimde Birleşmiş Milletler Evrensel Periyodik İzleme Toplantısı’nda Türkiye hakkında yapılan tartışmalara ve Uluslararası Şeffaflık Örgütünün açıkladığı 2019 yılı Yolsuzluk Algısı Endeksi’ne yönelik aktarımlarda bulunduğuna ve bugün de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin 2019 istatistiklerine göre AİHM’in iş yükünün yüzde 15,5’unu Türkiye’nin oluşturmasının Türkiye’de hukukun üstünlüğü ile yargıda bağımsız ve tarafsız duruşun olmadığının en açık işareti sayılması gerektiğini ifade etmek istediğine, BAŞKENTGAZ, Kızılay ve Ensar Vakfı arasındaki para trafiğinin açıklanmaya muhtaç olduğuna, Kızılay Başkanının “Vergi kaçırmak başkadır, vergiden kaçınmak başkadır.” ifadesi ile “Geçmişte de bu tür protokoller yapıldı.” ifadesine ilişkin açıklaması

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın vekiller, dün yine bu saatlerde iki uluslararası kurumdan aktarım yapmıştım. Biri, Birleşmiş Milletler Evrensel Periyodik İzleme Toplantısı’nda Türkiye hakkında yapılan tartışmalara ilişkindi ve Türkiye’de demokratik hak ve özgürlüklerin, insan haklarının nasıl çiğnendiği, seçim hakkının nasıl gasbedildiğiyle ilgili çeşitli konuşmalar yapıldığına dair örnekler anlattım ve hukukun üstünlüğü, yargı alanında yaşanan sorunlara uluslararası platformda nasıl işaret edildiğine dair örnekler verdim.

İkincisi de Uluslararası Şeffaflık Örgütündendi. O da yolsuzluklarla ilgili 2019 Yolsuzluk Algısı Endeksi’nde Türkiye’nin gerilediğinin ve son altı yıla baktığımızda bu gerilemenin istikrarlı olarak sürdüğünün ve bunun nedeninin de esas itibarıyla yargıda bu konudaki duyarsızlığın, yargı tarafsızlığının ve bağımsızlığının kalmamış olmasının, hukuk üstünlüğünün kalmamış olmasının saptandığını söyledim.

Bugün de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin 2019 istatistikleri açıklandı ona ilişkin size birkaç şey söylemek istiyorum. Avrupa Konseyine üye 47 devlet var Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde işlem gören. Davalara, 2019 yılının rakamlarına baktığımızda 15.050 davada Rusya’yla ilgili başvuru olmuş. Rusya’yı kim izliyor? Türkiye. Kaç dava? 9.250 dava başvurusuyla izliyor ve bu demek ki AİHM’in iş yükünün yüzde 25’ini Rusya, yüzde 15,5’unu Türkiye oluşturuyor. Yani Türkiye’den başvurular 2’nci sırada yer alıyor. Bu ne demektir? Bu, Türkiye’de hukukun üstünlüğünün olmadığının ve yargıda bağımsız ve tarafsız bir duruş olmadığının en açık işaretlerinden bir tanesidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin Sayın Oluç.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Geçen yıl Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 884 dava kararı açıklamış, bunların 113’ü Türkiye’yle ilgili, Türkiye’ye karşı açılmış olan davalar ve Türkiye hakkında açıklanan kararların 97’sinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin en az 1 maddesinin ihlaline hükmedilmiş. Durum bu. Bu ihlal kararlarının çoğunluğuna baktığımızda, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin düşünce ve ifade özgürlüğüyle ilgili maddesine aykırılıklar, ihlaller tespit edildiği için verildiğini görüyoruz. Yani Birleşmiş Milletlerdeki tartışmanın devamı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde görünüyor. AİHM tarafından 2019’da açıklanan toplamda 68 ifade özgürlüğü ihlali kararının 35’i yani yarısından fazlası Türkiye’ye karşı açılmış davalar. Durum bu.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Yani Türkiye’de hukukun üstünlüğü kalmamış -uluslararası alanda tespit ediliyor- yargı bağımlı ve taraflı bir hâle gelmiş. Kime bağımlı ve taraflı? İktidara ve yürütmenin denetimi altında çalışıyor. Durumumuz bu, uluslararası alanda da bu biliniyor.

Nitekim, iki örnekten söz etmek istiyorum: Birincisi, yine AİHM kararıdır, önceki dönem Eş Genel Başkanımız Selahattin Demirtaş hakkında verilmiş olan ve Türkiye’de uygulanmamış olan karardır. İkincisi, Osman Kavala hakkında verilmiş olan “ihlal var” kararıdır ve uygulanmamıştır ve dün de mahkeme, AİHM’in Osman Kavala kararını uygulamamakta ısrar etmiştir.

Türkiye’de iktidarın hukuku getirdiği durum budur ve iktidar bu konuda son derece duyarsızdır, vurdumduymazdır, bütün bu olan bitenler yok gibi davranmaktadır; bu, asla kabul edilebilir bir durum değildir. Buna işaret etmek istiyorum birinci olarak.

İkincisi, dün de burada konuşuldu.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, toparlayın lütfen Sayın Oluç.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Toparlıyorum.

Efendim, BAŞKENTGAZ, Kızılay ve Ensar Vakfı; üç sabıkalı var karşımızda, üç sabıkalı. Gerçekten dün burada söylendi, 7 milyon 925 bin dolarlık bağış meselesi ve bir cevap alınamadı ama dün cevap aslında akşam Kızılayın başındaki kişiden geldi. Çok net, bakın: BAŞKENTGAZ, Kızılay ve Ensar Vakfı arasındaki bu para trafiği açıklanmaya muhtaç. Büyük bir ahlaksızlık var ortada, şöyle böyle değil. Neden? Diyeceksiniz ki: “Kızılayın başındaki bu zat ne dedi dün?” Dedi ki: “Vergi kaçırmak başkadır, vergiden kaçınmak başkadır.” Yani Türkiye Cumhuriyeti tarihinde “Rüşvetin belgesi mi olur?” lafından sonra şu laf, “Vergi kaçırmak başkadır, vergiden kaçınmak başkadır.” lafı tarihe geçti ve bu, ahlaksızlığın en bariz ifadesidir ve bu kişi, hâlâ Kızılayın başında durmaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi bağlayın lütfen, buyurun.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – İnanılır gibi değil! Kızılay gibi bir kurumun başında, ahlaksızca bir ifadeyi kullanmış olan bir kişi durmaktadır. Bu, kabul edilebilir bir şey değildir.

Bakın, aynı kişi dedi ki: “Geçmişte de bu tür protokoller yapıldı.” Yani “BAŞKENTGAZ, Kızılay ve Ensar Vakfı arasındaki protokol gibi başka protokoller de yapıldı.” dedi. Soruyoruz buradan: Kimler arasında yapıldı? Hangi protokoller yapıldı? Kaç paralık protokoller yapıldı? Bunların şartları yerine getirildi mi ve siz bunu kontrol ettiniz mi? Bunların cevabını alamayacağımızı da biliyoruz. Ve bu Kızılayın başındaki zat utanmadan bir de telefonlarımıza SMS gönderiyor “Onar liralık bağış yapın.” diye.

Şimdi, bu konuda iktidarın hiçbir açıklaması yetmez. Çok açık söyleyelim, bu kişinin istifa etmesi, Kızılayın başından uzaklaştırılması ve yargı alanında yapılması gerekenlerin hepsinin yapılması gerekiyor. Bu konunun takipçisi olacağız, eminim diğer partiler de olacaktır.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Oluç.

Söz sırası CHP Grup Başkan Vekili Engin Altay’da.

Buyurun Sayın Altay.

26.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Brüksel’de düzenlenen Avrupa Parlamentosu Genel Kurulunun “Yunan Adalarında İnsani Durum” başlıklı oturumunda Yunan Milletvekili Ioannis Lagos’un Türk Bayrağı’nı yırtmasını nefretle kınadıklarına ve 9 Eylül 1922 tarihinde Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün İzmir’de Yunan Bayrağı’nı yerden toplattığının hatırlatılmasının verilebilecek en güzel cevap olduğuna, Ege’deki aidiyeti belirsiz coğrafi parçacıklar ile ne Yunanistan’a ne de Türkiye’ye ait olmayan adaların Yunan Hükûmetince işgaline seyirci kalınmaması gerektiğine ilişkin açıklaması

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sizi ve yüce Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, bütün milletler için bayrak vatandır, bayrak millettir, bayrak istiklal, istikbaldir; bayrak her şeydir. Sanıyorum, dün Avrupa Parlamentosunda ırkçı Yunan milletvekilinin bir oturumda -ki oturumun içeriği de “Yunan Adalarında İnsani Durum” başlıklı bir oturum- şanlı bayrağımızı yırttığına ilişkin bir haber görüntülü olarak da neşredildi. Ben de bu haberi okudum ve gördüm. Ioannis Lagos adlı bağımsız milletvekilinin yaptığı bu terbiyesizlik, bu edepsizlik tabii ki asla ve asla kabul edilemez. Onun oradaki şanlı Türk Bayrağı’na yaptığı hakaret, Türk Bayrağı'nın şerefine halel de getirmez. Ancak, unutulmamalıdır ki Gazi Mustafa Kemal Atatürk, İzmir’in kurtuluşunu müteakip İzmir’e girişinde, girmek durumunda olduğu binanın merdivenlerine Mustafa Kemal Atatürk çiğneyerek basıp girsin diye serilen Yunan bayrağını, alelade bir şekilde de değil, usulü dairesinde, usulüne uygun olarak toplatmış ve o saygıyı, o insanlığı göstermiştir. Bu edepsiz Yunan milletvekiline rahmetli Atatürk o yıl, sanki bugün verilecek cevabı vermiş. Bunun böyle algılanmasını ve bu bilginin, bu edepsizliği yapan bağımsız milletvekiline gönderilmesini, ulaştırılmasını mümkünse gerçekleştireceğiz ama tabii ki bayrağa saygısızlık sadece bizim şanlı bayrağımız değil…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin Sayın Altay.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – …hangi devletin, hangi milletin bayrağı olursa olsun bir insanlık suçudur; bunlar, dünya milletler ailesinin barışına, karşılıklı sevgi ve saygıya dayalı dostluğuna halel getirecek tavır ve tutumlardır.

Ben tabii ki bu edepsizliğin, bu durumun Türkiye-Yunanistan komşuluk ve dostluk ilişkilerine zarar getirmesini istemem ama Yunanistan’la öteden beri sorunlarımız olduğu da bir gerçek. Biz ve milletvekillerimiz, ben şahsen ve birçok milletvekilimiz bu Mecliste, bu kürsüde müteaddit defalar Ege adalarındaki coğrafi aidiyeti belirsiz parçacıklarda ve ne Yunanistan’a ne Türkiye’ye ait olan adalarda Yunan işgaline karşı Hükûmeti çeşitli defalar uyarmıştık.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Hükûmet, Millî Savunma Bakanı, geçtiğimiz günlerde bizim uyarılarımızı âdeta teyit edercesine bir açıklama yaptı. Dolayısıyla, elbette Yunanistan’la dostluk, komşuluk ve kardeşlik ilişkilerimizin gelişmesini isteriz ama bu şu demek değildir: Ege adalarında bizim tasarrufumuzda olan ya da aidiyeti belirsiz coğrafi parçacıkların Yunanlılarca işgaline de -Yunan Hükûmetince işgaline de; Yunanlılar” kelimesini geri alıyorum- Türkiye’nin seyirci kalmaması lazım.

Tatillerde Türkiye’den binlerce insan Yunan adalarına ve Yunanistan’a gider, Yunanistan’dan binlerce insan İstanbul’a ve Türkiye’ye gelir. İki ülke halkları arasında bir sorun olmadığı açıktır ama Yunanistan’da iç siyaset malzemesi olarak gelmiş geçmiş bütün hükûmetlerin de Türkiye’ye yönelik hasmane tutumları bir gerçektir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayalım lütfen.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Bitiriyorum Sayın Başkanım.

Böyle bakıldığı zaman, Avrupa Parlamentosunda şanlı bayrağımıza bir Yunan milletvekili tarafından yapılmış bu saldırıyı nefretle kınıyoruz. Tekrar ediyorum: Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün 9 Eylül’de İzmir’de yaptığı hareket, Yunan bayrağını yerden toplatması, o küstaha verilebilecek en güzel ve en büyük cevaptır diye düşünüyorum efendim. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Altay.

Söz sırası AK PARTİ Grup Başkan Vekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nda.

Buyurun Sayın Akbaşoğlu.

27.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, Brüksel’de düzenlenen Avrupa Parlamentosunda Yunan Milletvekili Ioannis Lagos’un Türk Bayrağı’na yönelik eylemini şiddetle kınadıklarına, gerek Millî Savunma Bakanlığının gerekse Dışişleri Bakanlığının Ege ve Akdeniz’de hak ve menfaatlerimizi gözetecek şekilde gerekli mücadeleyi ortaya koyduklarına ve koymaya devam edeceklerine, Türkiye Cumhuriyeti devletinin bir hukuk devleti olduğuna, yargıya intikal etmiş her meselenin bağımsız ve tarafsız yargı organları tarafından neticelendirildiğine, 5 siyasi partinin ortak iradeyle İsrail-Filistin ihtilafına yönelik ABD yönetiminin açıkladığı sözde barış planını yok sayarak esefle kınadıklarına ilişkin hem Türkiye’ye hem de dünyaya sesleniş içerisinde olmasından dolayı tüm milletvekillerini tebrik ettiğine ilişkin açıklaması

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Değerli milletvekilleri, aynı şekilde diğer Grup Başkan Vekili arkadaşlarımızın ifade ettiği gibi, bizim de Avrupa Parlamentosunda Yunan milletvekili tarafından ortaya konulan bu alçakça eylemi kınadığımızı belirtmek isterim öncelikli olarak. “Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır/ Toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır.” Dolayısıyla, ay yıldızlı al bayrağımıza, bütün milletimizin ve devletimizin sembolüne yönelik bu eylemi şiddetle kınadığımızı, gerek Yunan makamlarının gerekse Avrupa Parlamentosunun bu konuyla ilgili, ilgili işlemleri yapmaları gerektiğini hatırlatmak isterim.

Şunu da ifade etmek isterim ki Ege ve Akdeniz’de millî politikalarımız çerçevesinde gerek Millî Savunma Bakanlığımız gerek Dışişleri Bakanlığımız ve bütün ilgili birimlerimiz bu konudaki hak ve menfaatlerimizi gözeterek gerekli işlem, eylem ve gerekli mücadeleyi hakikaten her noktada ortaya koymaktadır ve koyacaktır. Bu konuda da hiç kimsenin şüphesi bulunmaması gerektiğini de hatırlatmak isterim.

Ayrıca, Türkiye Cumhuriyeti devleti bir hukuk devletidir, yargıya intikal etmiş her mesele bağımsız ve tarafsız yargı organları tarafından değerlendirilmek suretiyle neticelendirilir, bu netice de bütün kişi, kurum ve kuruluşları bağlayıcı nitelik arz etmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin Sayın Akbaşoğlu.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Bu konuda bu hususları da ifade ettikten sonra, dün hakikaten Meclisimizde ortak bir bildiriyle, bütün grupların ortak imzasıyla yayınlanan bir Filistin sözde barış planına ilişkin, Amerika Birleşik Devletleri ile İsrail’in kendi aralarında anlaşarak ortaya koydukları planla ilgili bir ortak bildirimiz nedeniyle ben tekrar Meclisimizi tebrik ediyorum, bütün milletvekillerimize teşekkür ediyorum. Bu konuda Türk milleti ve devleti, Filistin devleti ve halkının yanındadır, sonuna kadar da yanında olacaktır. Bu konuda en ufak bir tereddüdümüz söz konusu değildir. Nitekim, Sayın Cumhurbaşkanımız, İslam İşbirliği Teşkilatı dönem başkanlığı münasebetiyle Kudüs’ün İsrail’in başkenti olduğuna ilişkin Amerikan yaklaşımıyla ilgili bu hususu Birleşmiş Milletler Genel Kuruluna getirmiş ve orada Amerika Birleşik Devletleri’nin tezinin 9’a karşı -Türkiye’nin öncülüğünde- 130’a yakın ülkenin reddiyle beraber Genel Kurul kararıyla, 1967 Birleşmiş Milletler hükmü, kuralları, uluslararası hukuk çerçevesinde ele alınması gerektiği tekrar vurgulanmıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Devam edin Sayın Akbaşoğlu.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Dolayısıyla aslında arka planında evangelik Hristiyanlar ile Yahudi siyonistlerin Tanrı’yı kıyamete zorlamak ve Nil’den Fırat’a büyük İsrail planını gerçekleştirmeye yönelik yeni dünya düzeni ve Orta Doğu’ya ilişkin kendi kafalarının arkasında olan planın bir bakıma adımı olan, bir barış planı olarak yutturulmaya çalışılan, aslında işgali ilhaka dönüştürmeye, mülteci sorunlarını görmezden gelmeye yönelik bir yaklaşım olan bu planın arkasındaki iradeyi Türk milleti, Türkiye Cumhuriyeti devleti çok iyi görmekte ve topyekûn bunun karşısında durmaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayalım lütfen Sayın Akbaşoğlu.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Ve kesinlikle bu konuda en ufak bir taviz vermeden, bütün dünya “Görmedik, bilmedik, duymuyoruz.” dese, üç maymunu oynasa bile, Türkiye Cumhuriyeti devleti ve Türk milleti bu meseleyi bütün platformlarda en üst düzeyde, gerektiği iradeyi en üst noktada ortaya koymak suretiyle Kudüs’ün Filistin’in başkenti olduğu gerçeğinden hareketle, 1967 Birleşmiş Milletler kararları doğrultusunda bu hususu gündemde tutmayı ve bunun gereğini yapmayı üstün bir gayretle ortaya koyacaktır. Bu vesileyle ben, bu ortak iradeyi en yüksek perdede ifade eden, dünyaya deklare eden Türkiye Büyük Millet Meclisimizi de tebrik ediyorum.

Hepinize teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Akbaşoğlu.

Değerli milletvekilleri, şimdi de gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

İYİ PARTİ Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

V.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- İYİ PARTİ Grubunun, İYİ PARTİ Grup Başkan Vekili Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan tarafından, Çin’de ortaya çıkan corona virüsü salgınının Türkiye’de olası bir ölümcül enfeksiyon salgınına dönüşmemesi için gerekli tedbirlerin ivedi şekilde alınması amacıyla 30/1/2020 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 30 Ocak 2020 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

30/1/2020

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 30/1/2020 Perşembe günü (bugün) toplanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19'uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                                                  Lütfü Türkkan

                                                                                                                                        Kocaeli

                                                                                                                              Grup Başkan Vekili

Öneri:

İYİ PARTİ Grup Başkan Vekili ve Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan tarafından, Çin’de ortaya çıkan corona virüsü salgınının aralık ayında Çin’in Wuhan kentinde başlamasından bu yana 6 binin üzerinde kişi enfekte olmuş, 132 kişi hayatını kaybetmiştir. Alınan tüm önlemlere rağmen, virüs şu ana kadar Çin dışında 14 ülkeye daha sıçramıştır. Küreselleşmeyle birlikte ulaşım teknolojilerinin ve yoğunluğunun son derece arttığı bir dönemde, hiçbir ülke insandan insana hava yoluyla bulaşabilen bir virüs riskinden uzak değildir. Bu sebeplerden dolayı, Türkiye'de olası bir ölümcül enfeksiyon salgınının önlenmesi için gerekli tedbirlerin ivedi bir şekilde alınması amacıyla 30/1/2020 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 30/1/2020 Perşembe günkü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere İYİ PARTİ Grubu adına Eskişehir Milletvekili Arslan Kabukcuoğlu konuşacaktır.

Buyurun Sayın Kabukcuoğlu. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

İYİ PARTİ GRUBU ADINA ARSLAN KABUKCUOĞLU (Eskişehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İYİ PARTİ Grubumuzun coronavirüs enfeksiyonu hakkında Meclis araştırması önergesi üzerine söz almış bulunmaktayım. Yüce Meclisimizi saygıyla selamlarım.

Coronavirüs bir RNA virüsüdür. İnsanlarda nadiren ölümle sonuçlanan solunum yolu enfeksiyonlarına neden olur. Bu ailede yer alan virüsler 2002’de Uzak Doğu’da SARS, 2012’de Suudi Arabistan’da MERS vakaları olarak rapor edildi ve bunlarla insanlık tanıştı.

Coronavirüsün Çin’deki deniz ürünlerinden bulaştığı düşünülmektedir. Enfeksiyon, Çin’in Wuhan kentinde ortaya çıktı. 6 binden fazla insanda enfeksiyon rapor edildi. Şimdiye kadar 170 vaka hayatını kaybetti. Çin dışında 14 ülkeye daha sıçramış bulunmaktadır. Mortalitesi net olarak bilinmemekle birlikte yüzde 2 civarında tahmin ediliyor. Aşısı yoktur, virüse yönelik bir ilaç yoktur. Pek çok ilaç ampirik olarak uygulanmış olmasına rağmen henüz bir sonuç alınamamıştır.

Coronavirüsün kuluçka süresi on dört gün olarak kabul edilmektedir. Tıbbi olarak 2019-nCov olarak tabir ediliyor. 28 Ocak 2020’de bir Alman iş adamının Çin’e gitmesi, orada enfeksiyonu kapması ve döndükten sonra etraftaki insanların hasta olmasıyla kişiden kişiye hastalığın yayılabileceği anlaşılmıştır. Bu şekilde kişiden kişiye yayılmanın Uzak Doğu’da pek çok örnekleri daha sonra ortaya çıkmıştır.

Coronavirüs, hastalarında kuru öksürük, hapşırık, burun akıntısı, hafif ateş, adale ağrısı, baş ağrısı, halsizlik, solunum zorluğuyla ortaya çıkmakta ve belirti vermektedir. Zatürre en önemli yan etkilerinden birisidir ve ciddi sorunlar yaratır. Yaşlılık, kalp yetmezliği ve başka bir hastalıktan muzdarip olma gibi nedenler hastalığın şiddetinin artmasına neden olur. Böbrek yetmezliği nadiren olabilir. Virüsü taşıyan ancak hastalık belirtisi olmayan kişilerce hastalığın yayılıyor olması büyük bir tehlikedir. Tanı burun, boğaz ve kan kültüründen virüsün seçilmesiyle konur. Sindirim sistemi ve sinir sistemi etkisi nadirdir. Coronavirüs gaitadan, solunum yolu sıvılarından, kişiler arası kontaktan ve virüsün bulaştığı eşyalardan insanlara geçmektedir. Mutfakta çiğ deniz ürünlerini ve eti kesmekte kullanılan bıçak ve diğer mutfak eşyalarının değiştirilmesi, sebze gibi başka bir hazırlıkta kullanılmaması öneriliyor. Özellikle, ıslak gıda ürünleri satın alındığında ellerin mutlaka yıkanması gerekmektedir. Pişmemiş deniz ürünleri, süt, et ve sakatat tüketilmemelidir.

Nasıl korunmalıyız? Tüm enfeksiyonlarda olduğu gibi, tüm solunum yolu enfeksiyonlarında olduğu gibi burada da birinci öncelik el yıkamadır. “Sosyal el yıkama” dediğimiz, yirmi saniye devam eden bir el yıkama vardır. Özellikle, alıştığımız şekilde bileklere kadar elleri yıkadıktan sonra tırnaklar, parmak araları ve başparmak gayet etkili bir şekilde yıkanmalı ve durulanmalıdır. Yine, hapşırırken gelişigüzel serbest hapşırık olmaması lazım. Özellikle, domuz gribinde öğrendiğimiz, hapşırırken hiç mendiliniz yoksa kola hapşırma en iyisidir. Pek çok yerde gördüğümüz, elinize hapşırıp ondan sonra da böyle böyle yapmak bu hastalığın yayılmasında en kötü nedendir. Mutlaka herkesin yanında bir kullanımlık bir cep mendili taşıması önemlidir. Yine, hapşırırken örneğin, şu anda benim konuştuğum şiddetteki konuşma esnasında tükürük damlacıkları -ki bunlar virüsle bulaşmış oluyor- 7 metreye kadar yayılabilmektedir. Ayrıca, kontrolsüz bir şekilde hapşırıp bir mekândan ayrılırsanız orada “droplet nuclei” denilen tükürük üzerine yapışmış virüslerin başkaları tarafından aspire edilmesiyle, solunmasıyla bu da enfeksiyona neden olmaktadır. O yüzden elimizi gelişigüzel bir yere dokunmamalı, ağzımıza, gözümüze götürmemeli, rastgele bir eşyaya dokunmamalı ya da odalar sık sık havalandırılmalıdır. Toplu taşıma araçlarında, merdiven tırabzanlarında ve de toplu ulaşım araçlarında tutamaklar bu enfeksiyonların yayılmasında çok önemli bir nedendir, amildir.

Dünya Sağlık Örgütü konuyla ilgili rapor yayınlamamış ve takip ettiğini belirtmektedir. Virüsün dünyada yayılma hızı artarken alınan önlemlerin salgını önlemeye yetmediği görülmektedir. Ülkemizde, çok şükür ki, şimdiye kadar rapor edilmiş bir vaka yoktur, ancak bu olmayacağı anlamına da gelmez.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Kabukçuoğlu.

ARSLAN KABUKCUOĞLU (Devamla) – “Coronavirüs hakkındaki bilgilerimiz buz dağının görünen yüzü kadar.” diye tarif edilmektedir. Ben bu bilgileri British Journal of Medical Practitioners ve The Lancet’ten edindim.

Değerli milletvekilleri, bu kadar tehlikeli bir salgın riskinin Türk insanını etkilemesi ve yurdumuzu etkilemesi çok kuvvetle muhtemeldir çünkü o Uzak Doğu ülkeleriyle bizim insanlarımızın irtibatı vardır.

Biz, İYİ PARTİ Grubu olarak bir Meclis araştırması için komisyon kurulması ve enine boyuna bunların araştırılması ve ülkemizde alınması gereken tedbirlerin ortaya konulmasından yanayız.

Saygılarımı sunarım. (İYİ PARTİ, AK PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Kabukcuoğlu.

Öneri üzerinde Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu konuşacaktır.

Buyurun Sayın Gergerlioğlu. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz üç dakikadır.

HDP GRUBU ADINA ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; coronavirüs büyük bir hızla dünyada yayılıyor. Tüm dünya coronavirüsü konuşuyor ama Türkiye’de Sağlık Bakanlığı gereken tedbirleri almıyor, öyle görüyoruz. Neden? Çünkü bakın, Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın bir açıklaması var: “Aksaray’da çıkan şüpheli vakalar vardı. Çin’den gelen 9 kişilik kafilenin tur operatörüne takibi uygun gördük ama belirtileri zatürreymiş. Bugün sonuç H1N1 çıktı ve emin olduk. Bundan sonra da mevsimsel grip olarak bu vakaya yaklaşacağız.” diyor ama işin aslı böyle değil. Sayın Sağlık Bakanı Fahrettin Koca “Bu vakalar grip vakası, coronavirüs vakası değil.” diyor ama ben Tabipler Birliği Merkez Konseyi Başkanı Sinan Adıyaman Bey’le görüştüm ve kendisinin hocalarımızla görüşmeleri sonucu ortaya çıkan tablo şu: Bu vakalarda grip tanısı kesin değil, coronavirüs de çıkabilir. Daha kesinleşmiş durumda değil, o yüzden Sağlık Bakanlığının böyle hemen kesin bir şekilde konuşması doğru bir hadise değil, konuya dikkatle yaklaşmak gerekiyor.

Yine, coronavirüsle ilgili Türkiye Cumhuriyeti devleti şu anda ne tedbir alıyor? Çin ve Türkiye arasındaki uçak seferleri devam ediyor. Bakın, çok önemli: Çin’e gidip gelen çok Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı var ve hâlen seferler devam ediyor. Birçok dünya devleti Çin’e yapılan uçuşları iptal etti ama Türkiye iptal etmiyor. Rusya sınırları kapattı Çin’le, Türkiye etkin bir önlem almıyor. Bugün, az evvel bir açıklama yapıldı, Türk Hava Yolları, yine, seferleri iptal etmemiş, 5 Şubat-29 Şubat arası için seferleri azaltma yoluna gitmiş. Bu doğru bir tedbir değil, seferleri azaltırsınız ama bu virüstür ve hemen yayılır. Kişiler oraya gidip gelirse seferleri azaltma gibi bir tedbir doğru bir tedbir olamaz, seferlerin kaldırılması gerekiyor.

Ben şunu düşünüyorum, acaba bu seferlerin kesin olarak bitirilmemesinin, tüm dünyanın konuştuğu coronavirüsü meselesinde doğru ve kesin tedbirlerin alınmamasının nedeni şu mu: Biliyorsunuz, iktidar son çare olarak Çin devletiyle ekonomik ilişkileri geliştirmeyi buldu ve Uygur Türkleriyle ilgili çok önemli sorunlar olmasına rağmen Çin devletiyle temmuz ayında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yaptığı gezide 50 milyar dolarlık bir iş anlaşması, ekonomik anlaşma, karşılıklı uluslararası bir anlaşma yapıldı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi bağlayın lütfen Sayın Gergerlioğlu.

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Devamla) - Şu anda soruyorum: Acaba gerçekten bu kesin tedbirlerin alınmaması, bu uçak seferlerinin iptal edilmemesi, bu anlaşmalara bir gölge düşmemesi ve kesintiye uğramaması için mi?

Basit bir olay değil gerçekten, coronavirüs çok büyük bir hızla yayılıyor. Şu ana kadar 170 kişi ölmüş durumda, 16 ülkede görülmüş durumda, 7 bine yakın vaka var. Biz doktorlar, bu pandemilerin eğer ki Türkiye’ye bulaşırsa, gelirse çok hızlı bir şekilde yayılabileceğinden korkuyoruz ve Sağlık Bakanlığının bir an evvel ciddi tedbirler alması gerektiğini düşünüyoruz.

İYİ PARTİ’nin önergesini destekliyoruz.

Teşekkür ediyorum. (HDP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Gergerlioğlu.

Öneri üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi grubu adına Bursa Milletvekili Yüksel Özkan konuşacaktır.

Buyurun Sayın Özkan. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz üç dakikadır.

CHP GRUBU ADINA YÜKSEL ÖZKAN (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; televizyonları başında bizi izleyen yurttaşlarımızı ve sizleri sevgiyle saygıyla selamlıyorum.

Ben de grubumuz adına İYİ PARTİ’nin önerisi doğrultusunda konuşma yapacağım ve bu araştırma önergesini desteklediğimizi peşinen vurgulamak istiyorum.

Konuşmacılar da vurguladılar, gerçekten coronavirüs salgını yeni bir salgın değil, 1960’lı yıllara uzanan bir hikâyesi var. O yıllarda saptanan coronavirüs, daha sonra 2002 yılında ve 2012 yılında “SARS” ve “MERS” denen salgınlara sebebiyet vermiştir yani coronavirüsün 6 tipi saptanmış ve bunlardan SARS ve MERS tipleri bu salgınlarda hızla yayılarak toplu ölümlere sebebiyet vermiştir ki özellikle MERS salgınında, yakın tarihte, 2012 yılında kısa adı “Middle East Respiratory Syndrome” dediğimiz yani “Orta Doğu solunum yetmezliği sendromu” dediğimiz o salgında 300 kişinin vefat ettiğini biliyoruz, bunlardan 1’i Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı. Tabii ki güncel olan, 2019 yılında Aralık sonunda Wuhan’da ortaya çıkan yeni bir coronavirüs tipi ve bunun da oluşturduğu salgın ki özellikle Çin’de alınan radikal önlemler var. Wuhan kentine giriş çıkışlar kapatılmış, maske kullanımı zorunlu hâle getirilmiş, toplu taşıma araçları kullanımı yasaklanmıştır ve çevre ülkelerden bazıları da, aldığımız bilgiler doğrultusunda söylemek isterim, kapılarını Çin’e kapatmış ve bazı ülkeler eğitim kurumlarının kapılarını kapatmış. Yani olayın ciddiyetinin ne boyutta olduğunun bir göstergesi.

Değerli milletvekilleri, bu hastalıkla ilgili biraz önce hatipler de vurguladılar, gerçekten asemptomatik de seyredebiliyor veya aysbergin, buz dağının görünen kısmı gibi de bir belirti verebiliyor, dolayısıyla bunu ciddiye almalıyız. Bu doğrultuda da ben dün Sayın Sağlık Bakanına cevaplamak üzere bir soru önergesi gönderdim ve bu soru önergesinde de ne tür önlemlerin alındığını, özellikle eğitim kurumlarıyla ilgili ilk ve orta eğitim kurumlarımızda bunlarla ilgili bir önlem, bir kriz masasının oluşturulup oluşturulmadığını, olası senaryolar çerçevesinde kamu ve özel hastanelerde ne tür tedbirlerin alındığını kendilerine sorduk. Malumunuz, bu tür hastalıklarda, virüslerde, virüslerin sebebiyet verdiği üst solunum yolu enfeksiyonları bazen çok hafif seyredebildiği gibi çok ağır da seyrediyor ve özellikle çocukluk yaş grubunda ve 65 yaş…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun tamamlayın lütfen Sayın Özkan.

YÜKSEL ÖZKAN (Devamla) – …üzerinde ve eşlik eden diyabet gibi, kanser gibi yani immün sistemi baskı altında tutan hastalıklarda bu ölümcül seyrediyor. Ve özellikle de yapılan çalışmalarda, bugün SARS ve MERS’le ilgili tecrübelerimizde görüyoruz ki sağlık çalışanlarının yüzde 23’ü tehdit altında ve bu hastalıktan yani bu virüsün sebebiyet verdiği pnömoni ki, Dünya Sağlık Örgütüne göre her sene yaklaşık 55 milyon insan pnömoniden ölmektedir ki, bunların üçte 1’inin sebebi coronavirüs gruplarının içinde olduğu pnömoni çeşitleridir. Dolayısıyla bu hasta gruplarında, yaklaşık üçte 2’sinde ağır solunum yetmezliğiyle ölümlere sebebiyet vermektedir. Bu olayın ciddiye alınmasını ve tüm toplumu bilgilendirme anlamında da Sağlık Bakanlığımızın toplumdaki endişeyi gidermek için kamu spotlarını yayınlamasını bekliyoruz.

Ben bu öneriyi desteklediğimizi vurgulayarak tüm siyasi partilerin bu konuda hassas davranacağını biliyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Özkan.

Öneri üzerinde son söz, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Karaman Milletvekili Recep Şeker’e ait.

Buyurun Sayın Şeker. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz üç dakikadır.

AK PARTİ GRUBU ADINA RECEP ŞEKER (Karaman) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İYİ PARTİ Grubunun coronavirüs ve diğer enfeksiyon salgınının önlenmesi konusunda vermiş olduğu grup önerisi üzerine AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Gazi Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Soğuk algınlığına neden olan coronavirüsler her yıl genellikle mevsimsel grip döneminde görülmektedir. İnsanlarda dolaşımda olan ve çoğu soğuk algınlığına neden olan corona virüsünün dört alt tipi vardır. Benden önceki konuşmacıların da dile getirdiği gibi aslında biz bu corona virüsünün alt tipleriyle 2003 yılında ortaya çıkan SARS’la karşılaştık ve alınan önlemler sayesinde dünyada hâlen SARS görülmemekte, ülkemizde de SARS vakası hiç görülmemiştir.

Yine, bu coronavirüsün alt tiplerinden 2012 yılında ortaya çıkan MERS’e karşı da alınan önlemlerle ilgili hastalığın görülme sıklığı azalmıştır. Ülkemizde 2014 yılında görülen tek bir MERS vakası vardır, bunun dışında da başkaca bir vaka görülmemiştir.

31 Aralık 2019-30 Ocak 2020 arasında Çin’de meydana gelen yeni coronavirüs alt tipiyle ilgili 7.783 laboratuvar tarafından doğrulanmış 2019-nCoV vakası rapor edilmiştir. Bu vakalardan 170 tanesinin hayatını kaybettiği bildirilmiştir. Vakaların 7.678’i Çin’den, 105’i diğer ülkelerdendir. Olaydan haberdar olunmasının hemen akabinde Sağlık Bakanlığımıza bağlı Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü ilgili acil kriz Grip Bilimsel Danışma Kurulunu toplamış ve beraberinde 2019-nCoV risk değerlendirmesi, 2019-nCoV hastalık rehberi, 2019-nCoV vaka bilgi formu gibi formlar geliştirilmiş ve bunlar ilgili sağlık personellerinden diğer kamu kurum ve özel kuruluşlarına, Dışişlerine, Turizm Bakanlığına, TÜRSAB’a varana kadar her birime iletilmiştir. Alınması gereken tedbirler uçağın içinden başlayıp havalimanındaki termal kameralara, akabinde yurt dışından gelen şüpheli durumların en alt taşra merkezinden hastanelere kadar neler yapılacağı belirtilmiş, bununla birlikte şüpheli 68 kişiden solunum yolu numunesi alınmış ama hiçbir pozitif vakaya rastlanmamıştır. Aynı zamanda, kamu hastanelerimizde şüpheli vakaların sevk edilebileceği 25 referans hastane de belirlenmiştir. Bu hastanelerin belirlenmesinde, ilgili tüm branşların bulunduğu üçüncü basamak erişkin, çocuk, yeni doğan yoğun bakımlarının, üçüncü basamak acil servis ünitelerinin, diyalizden bilgisayarlı tomografiye, MR’a kadar, ayrıca temas ve solunum izolasyon odalarına kadar bulunan tüm teşkilatlı, hazır olan hastaneler tercih edilmiş, aynı zamanda uluslararası havalimanlarına da yakın olan hastaneler tercih edilmiş. Aynı zamanda, bugün A400 tipi kargo uçağı ambulans uçağa çevrilerek gerekli malzemeler ve sağlık personeli eşliğinde…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen Sayın Şeker.

RECEP ŞEKER (Devamla) – …Çin’de bulunan 34 Türk vatandaşımızın, 7 Gürcü, 7 Azerbaycan ve 1 Arnavutluk vatandaşının da gerekli sağlık tedbirleri, alet edevatı ve personeliyle beraber alımıyla ilgili uçağımız kalkmıştır; inşallah gelecekler, on dört gün tedbirli bir şekilde izlemleri yapılarak hayatlarına devam etmeleri sağlanacaktır.

Sağlık Bakanlığımız ve taşra teşkilatı, bu konunun ilk anından itibaren 7/24 çalışarak gerekli tedbirleri almaya devam etmektedir. İnşallah, ülkemizde herhangi bir vaka görülmeden, bundan önceki SARS ve MERS vakalarında olduğu gibi, ülkemizi bu hastalığın da teğet geçmesi tek temennimizdir. Sağlık Bakanlığımız ve diğer kamu kuruluşlarımız gerekli tüm tedbirleri almıştır.

Ben heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Herkese teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Başkanım, karar yeter sayısı istiyoruz.

BAŞKAN – Peki.

Öneriyi oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime 10 dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 15.30

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.45

BAŞKAN: Başkan Vekili Mithat SANCAR

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), İsmail OK (Balıkesir)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 50’nci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

İYİ PARTİ grup önerisinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi öneriyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Oylamayı elektronik cihazla yapacağız.

Oylama için üç dakika süre veriyorum ve oylamayı başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 15.49

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 15.59

BAŞKAN: Başkan Vekili Mithat SANCAR

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Şeyhmus DİNÇEL (Mardin)

-----0-----

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 50’nci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

İYİ PARTİ grup önerisinin ikinci oylamasında da karar yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi öneriyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Oylamayı elektronik cihazla yaptıracağım.

Oylama için üç dakika süre veriyorum ve oylamayı başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, öneri kabul edilmemiştir, karar yeter sayısı vardır.

Halkların Demokratik Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

2.- HDP Grubunun, Grup Başkan Vekili İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç tarafından, cezaevlerinde yaşanan hak ihlallerinin ve hukuksuzlukların araştırılması amacıyla 29/1/2020 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 30 Ocak 2020 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

30/1/2020

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 30/1/2020 Perşembe günü (bugün) toplanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                                              Hakkı Saruhan Oluç

                                                                                                                                        İstanbul

                                                                                                                              Grup Başkan Vekili

Öneri:

29 Ocak 2020 tarihinde, İstanbul Milletvekili Grup Başkan Vekili Hakkı Saruhan Oluç tarafından -5120 grup numaralı- cezaevlerinde yaşanan hak ihlallerinin ve hukuksuzlukların araştırılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 30/1/2020 Perşembe günkü birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Gaziantep Milletvekili Mahmut Toğrul konuşacaktır.

Buyurun Sayın Toğrul. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

(Uğultular)

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri salonda bir uğultu var, lütfen sessizliği sağlayalım; hatip kürsüdedir, konuşmasını sükûnet içinde dinleyelim.

Buyurun Sayın Toğrul.

HDP GRUBU ADINA MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Evet, cezaevlerindeki durum gerçekten artık dayanılmaz bir noktaya gelmiş durumda. Bu vesileyle, demokrasi mücadelesi veren başta Eş Genel Başkanımız Sayın Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ olmak üzere tüm siyasi tutsakları buradan saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, hak ihlallerinin en yoğun yaşandığı yerlerden biri kuşkusuz hapishanelerdir. Bugün cezaevlerinde en temel insani gereksinimler dahi görmezden geliniyor, karşılanmıyor. Cezaevlerinde uygulanan tecrit işkenceye varan boyutlardadır ve işkence iddiaları cezaevlerinde neredeyse her gün rutin haber hâline gelmiştir.

İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 5’inci maddesi ve Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesi’nin 7’nci maddesi, hiç kimsenin işkence veya diğer zalimane, insanlık dışı veya onur kırıcı muamele veya cezaya maruz bırakılmayacağını içermektedir. Oysa bugün cezaevlerinde yaşanan hak ihlalleri, 12 Eylül sürecinde tutuklulara yönelik sistematik işkenceleri aşmış görünmektedir. Türkiye hapishaneleri, başta yaşam hakkı ihlalleri olmak üzere her türlü insanlık dışı ve onur kırıcı muamelenin yapıldığı birer işkence mekânları hâline dönüşmüştür. Sivil toplum örgütlerinin ihlalleri tespit edip defalarca rapor hazırlamasına ve bu ihlalleri kamuoyuyla paylaşmasına rağmen hapishanelerin bu gerçekliği ne yazık ki değişmemiştir. Türkiye hapishanelerinde başta yaşam hakkı ihlali olmak üzere sevk ve sürgünler, işkence ve kötü muamele, tecrit ve izolasyon, aile görüşlerinin engellenmesi, haberleşme haklarının engellenmesi, disiplin soruşturmaları gibi çok sayıda hak ihlalleri yaşanmaktadır. Hasta tutsaklar ölüme terk edilmiş, cezaevleri âdeta Guantanamo kamplarını andırmaktadır. Mahpusa tecrit öyle bir noktadadır ki havalandırma alanının üzeri tel kafeslerle kapatılmıştır yani iktidar, bir parça gökyüzünü bile mahpuslara çok görmektedir.

Cezaevlerindeki saldırılar sistematik bir şekilde sürmekte, saldırılar âdeta bir cezaevi rutini şeklinde işlemektedir. Tüm cezaevlerinde askerî nizamda sayım, tekmil dayatması insanlık dışı muamelenin boyutunu gözler önüne sermektedir. 12 Eylülde bile siyasi mahpusların yaşamları pahasına kabul etmedikleri ayakta sayım ve tekmil uygulaması insanlık onurunu hiçe sayan, kişiliği örseleyen bir işkence yöntemidir. Cezaevi idareleri keyfî olarak mektup yasağı, telefon yasağı, görüş yasağı, kitap, dergi yasağı getirerek, hücre cezası, para cezası gibi cezalar vererek, o hapishane senin bu hapishane benim sürgün ederek mahpusları sindirmeye çalışmaktadır.

Hâl böyle olunca hapishanede sağlıklı kalmak da mümkün olmuyor, var olan hastalıklar hızla ilerliyor, iyileşmiş hastalıklar yeniden nüksediyor, eğer hiç yoksa bile yeni hastalıklar ortaya çıkıyor ve bir zaman sonra mahpuslar hayatını idame ettiremez hâle geliyor. Tedavi olmak istediklerinde ring aracı, kelepçe dayatılıyor, kabul etmezlerse hasta tutsaklar ölüme terk ediliyor. Hasta mahpuslar dilekçelerle, avukatları aracılığıyla Adli Tıp Kurumunun kapısını onlarca kez çalıyorlar ama burada da maalesef, hasta mahpusların tedavisini engelleyecek raporlar düzenleniyor, ezkaza olumlu bir rapor düzenlense de bu raporların gereği yerine getirilmiyor.

Değerli milletvekilleri, elimizdeki kısıtlı verilere göre cezaevlerinde 457’si ağır hasta olmak üzere 1.334 hasta tutsak var ve hasta tutsakların tedavi edilmemesinin sonucunda -sivil toplum kuruluşlarının verilerine göre- 2019 yılında 50’ye yakın hasta tutsak yaşamını yitirmiştir. Siyasi iktidar, hasta tutsakların cezaevlerinde yaşamını yitirmesini “Takdiriilahi.” şeklinde açıklayarak aslında bakış açısını göstermektedir. Bu ölümlerin adı açıkça cinayettir. Bu cinayetlerin failleri de sorumluları da onların tedavi hakkını engelleyen siyasi iktidarın ta kendisidir.

Değerli arkadaşlar, örneğin Afyon Cezaevinde mahpuslar kendilerine dayatılan çıplak aramayı kabul etmedikleri için, yarım saat boyunca hakaret, tehdit, kaba dayak, falaka gibi yöntemlerle işkenceye maruz bırakılmıştır. Yine, Tarsus Cezaevinde on beş gündür sıcak su akmıyor. Tüm Türkiye cezaevleri aynı durumdadır. Gaziantep L Tipi aynı durumdadır, Türkoğlu aynı durumdadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, tamamlayın Sayın Toğrul.

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) – Tamamlayacağım Sayın Başkan.

Patnos Cezaevi ise açıldığı günden bugüne su sıkıntısıyla gündeme geliyor, suyun içine lağım suyu karıştığı ifade ediliyor. Bugüne kadar sadece Patnos’ta 2 hasta tutsak yaşamını yitirmiştir.

Türkiye cezaevleri bugün ölüm merkezleri hâline gelmiş durumdadır. Aslında cezaevlerinin tüm sorunlarının sebebi tabii ki mutlak tecrittir. İmralı Cezaevinden başlayıp tüm cezaevlerinde sistematik hâle getirilen tecrit, bugün Türkiye’de bütün alanlara yayılmış durumdadır. Siyasi tutsaklar için Türkiye infaz hukuku uygulamakta, onlar neredeyse intikamvari şekilde, âdeta ceza mantığıyla işkence ve kötü muameleye maruz bırakılmaktadırlar. Bu uygulamalar insanlığa karşı suç niteliğindedir. Daha önce Eş Genel Başkanımız ve Diyarbakır Belediye Eş Başkanımız Sayın Gültan Kışanak’ın bir yazısı çıktı. Kandıra Cezaevinde kitapların nasıl yasaklandığını anlatan bir yazıydı. Yazıya göre ise cezaevi idaresi tarafından önce kitap yasağı konuluyor; tutsaklar infaz müdürlüğüne, infaz hâkimliğine başvuruyor ve infaz hâkimliği olumlu karar veriyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Toğrul, sözlerinizi bağlayın lütfen.

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) – Ama ne yazık ki Kocaeli 1. Ağır Ceza Mahkemesinde dava açılıyor. Olumlu rapor bildiren savcı ne hikmetse o arada izne ayrılıyor, yerine gelen savcı yasağın devam ettirilmesi yönünde görüş bildiriyor ve nihayetinde 1. Ağır Ceza Mahkemesi kitap yasağını onaylıyor. Aslında bu bile Türkiye’de hukukun nasıl işlediğinin somut olarak bir göstergesi. Cezaevleri meselesini bir an önce önümüze koyup gerçekten bununla ilgili gerekli çalışmaları başlatmalıyız. Bu önergeye bundan dolayı desteğinizi istiyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Toğrul.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Sayın Akbaşoğlu, söz talebiniz var ama konuşmalar tamamlandıktan ve oylama yapıldıktan sonra sizlere söz vereceğim sırasıyla .

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Konuyla ilgili, sadece kayıtlara geçmesi açısından ben açıklama yapacağım, o kadar.

BAŞKAN – Tamam, olsun, yine de söylersiniz yani tamamlayalım usul olarak. Yani her bir madde için de aynı şeyi uygulayacağız yoksa çok dağılır, anlayış gösterin.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – “Tutsak” kelimesinin kullanılmasıyla ilgili, yeri gelmişken kısaca sadece şu saptamayı yapmak istiyorum: Türkiye’de tutsak bulunmamaktadır, tutuklu ve hükümlüler söz konusudur. Bu ibareyi reddettiğimizi ifade etmek istedim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Akbaşoğlu.

Öneri üzerinde İYİ PARTİ Grubu adına Konya Milletvekili Fahrettin Yokuş konuşacaktır.

Buyurun Sayın Yokuş. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz üç dakikadır.

İYİ PARTİ GRUBU ADINA FAHRETTİN YOKUŞ (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi İYİ PARTİ Grubu adına saygıyla selamlıyorum.

Cezaevlerimizin durumu aslında hepimizin malumu ama şu acı gerçekle başlamak istiyorum: 2002 yılında bu güzel ülkemizde cezaevlerinde tutuklu ve mahkûm sayısı 66 binken bugün 284 bine ulaşmıştır yani yüzde 470 artmıştır. Aynı dönemde Türkiye’nin nüfusu ise yüzde 28 artmıştır. Hani Sayın Cumhurbaşkanı ve AK PARTİ zaman zaman diyor ya “Çağ atlayan Türkiye” “Nereden nereye” Allah aşkına nereden nereye geldiniz? Bu var ya, bu bir utanç tablosudur. Eğer bu ülkede siz, Türkiye’deki nüfus artışının 15-20 katı artan mahkûmlarla cezaevlerini doldurmuş iseniz bu sizin adaletsiz, hukuksuz, ayrımcı politikalarınızın, demokrasiye inanmamanızın, yaptığınız icraatların bir sonucudur; bunu bir yere koyalım.

Gelelim ikinci tarafa, cezaevlerindeki mahkûmları konuşalım, konuşalım. İnsan hakları ihlalleri olmasın, doğru. Ama kardeşim, cezaevlerinde çalışan 67 bin çalışandan niye bahsetmiyoruz? Bu insanların sendika kurma hakkı yok, bu insanlara Emniyet sınıfına geçme hakkını vermezsiniz, fazla mesai hakkı yok. Bunlar gönüllü mahkûm, bunlar “Biz cezaevinde çalışıyoruz.” bile diyemiyorlar. Bu insanların o kadar çok sorunları var ki… Bir cezaevindeki gardiyanla Allah aşkına konuşun, hele hele evlenmemiş, bekâr gardiyanla bir konuşun, diyorlar ki: “Bize kız vermiyorlar.” Evet, kız vermiyorlar.

Şimdi, eğer bir konuyu konuşacaksak, bir konu üzerinde çalışacaksak önce o kurumdaki çalışanların yani cezaevi çalışanlarının sorunlarını çözelim ki onlara insanca yaşayabilecekleri ücreti verelim ki onlara -cezaevinde üretilen- oradaki insanlara dağıtılması gereken ek ücretleri adaletli dağıtalım ki yine cezaevi personeli arasındaki sözleşmeli, sözleşmesiz kadro ayrımlarını ortadan kaldıralım ki önce çalışanlara bir huzur getirelim. Önce çalışanlara insan haklarını getirelim de onlara insan haklarının neler olduğunu içselleştirelim de onlar da cezaevlerinde mahkûmlarımıza, hükümlülerimize, tutuklularımıza adam gibi muamele etsinler, insan haklarını ihlal etmesinler, adam gibi muamele etmezlerse de gereğini hep beraber yapalım. Gelin, bir işi kökten çözelim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım Sayın Yokuş.

Buyurun.

FAHRETTİN YOKUŞ (Devamla) – Cezaevleri çalışanlarından başlayalım, onların haklarını hukuklarını gözeterek başlayalım. Onların şartlarını düzeltmeden cezaevi şartlarını düzeltemezsiniz. Onun için, gelin, yanlış yerden başlamayalım, doğru yerden başlayalım ve bu sorunu da kökten çözelim diyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Yokuş.

Öneri üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Turan Aydoğan konuşacaktır.

Buyurun Sayın Aydoğan. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz üç dakikadır.

CHP GRUBU ADINA TURAN AYDOĞAN (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür etmek istiyor canım bazen, yaptıklarından dolayı iktidara teşekkür etmek istiyor, öyle bir nezaketli yanım var ama son dönemde teşekkür edecek hiçbir şey bulamıyorum. Şimdi konuştuğumuz konu da aslında iyi şeyler yapsaydınız teşekkür etmemiz gereken bir konuydu ama kötü şeyler yapıyorsunuz, sizi teşhir etmemiz gerekiyor.

2002 yılında 59 bin tutuklu ve hükümlüyle cezaevlerini teslim aldınız, şu anda 290-300 bin civarında tutuklu ve hükümlüyle beraber cezaevi yapma kralları çıkarmaya çalışıyorsunuz içinizden; 300’ün üzerinde cezaevi var, son dönemde 137 tane daha cezaevi yaparak sorunların üstesinden geleceğinizi zannediyorsunuz. Bozduğunuz ekonomik düzenle yoksullaştırdığınız insanların suç işleme kapasitesini artırarak çözümü bu yollarda ararsanız ikinci bir yol daha hayata sokmanız lazım, cezaevlerinin yanında ruh ve sinir hastalıkları hastaneleri de açmanız lazım çünkü toplumun ruh hâlini de çok fazla bozmuş durumdasınız.

Şimdi, cezaevlerinde sorunlar o kadar çok ki öyle üç dakikaya sığacak gibi değil; aslında infaz sistemiyle alakalı, tutukluluk rejimiyle alakalı, her şeyle alakalı.

Mesela Osman Kavala’yı ziyaret ediyoruz, Türkiye’nin önemli bir iş adamı, AİHM’den hak ihlaline uğradığına dair karar gelmiş ama sanıyorum ta tepeden talimatlarla beraber, kararla infaza geçilecek şekilde tahliye edilmesi engelleniyor. İşte, bu ve benzeri sebeplerden dolayı da cezaevlerinde çok insan var, biliyor musunuz?

Son dönemde yapmış olduğunuz 20 küsur cezaevinin 16 bin civarında kapasitesi olacak. Sadece Cumhurbaşkanına hakaret suçlamasıyla aşağı yukarı o kadar insanı içeride yatıracak durumdasınız.

Hoşgörüsüzsünüz, adaletsizsiniz, cezaevlerindeki insanların da çok fazla canını yakıyorsunuz. Zannediyorsunuz ki “insan hakkı” denilen şey sadece cezaevinin dışında olan insanlara ait; hayır. Bu Anayasa’da sayılmış olan temel hak ve özgürlüklerin tamamı, aynı zamanda, kısıtlandıkları medeni haklar hariç, cezaevinde kalan insanların da hakkıdır; yaşama hakkı, beden bütünlüğü hakkı, sağlık hakkı, bütün bunlar cezaevinde yaşayan insanların da hakkıdır.

“R tipi cezaevi” diye bir cezaevi modelini hayata soktunuz. Bazen trajikomik işler yapıyorsunuz orada. İki eli olmayan bir insanın yanına onunla beraber kalsın diye, biri belden aşağı felçli, diğeri boynundan itibaren felçli kişileri veriyorsunuz. Bu insanlar o cezaevinde ihtiyaçlarını bile karşılayamaz hâle geliyor. İnsanlık dışı yaşam alanları yaratıyorsunuz ve ortaya ikinci bir cezalandırma yöntemi çıkarıyorsunuz. Aynı şey çocuk cezaevlerinde var; zaten bu kürsüye çıktığımda daha önce de söyledim, çocuklarla ilgili dramatik bir alandayız. “Çocuk tutuklu” diye bir kavramı bu ülke, bir defa, zihninden silmek zorunda. Çocuk cezaevlerinde çocuklar kötü muameleye maruz kalıyor; anneler, çocuklarıyla beraber tutukluluk süresini geçiriyor. Çocuklarıyla beraber cezaevine giren kadınlarla ilgili bir yasa teklifi verdim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

TURAN AYDOĞAN (Devamla) – Sayın Başkanım, devam edebilir miyim?

BAŞKAN – Bağlayın sözlerinizi.

TURAN AYDOĞAN (Devamla) – Yine buradan seslendim, dedim ki: Çocuklar belli bir yaşa gelene kadar annelerin infazı ertelensin.

Aynı şey, hasta tutuklularla alakalı var. Adli Tıp Kurumu raporu geliyor; gelmesi bir mesele, gelene kadar içerideki insanlar yeterince sağlık sorunu yaşıyor, geldiği zaman da uymuyorsunuz. Adli Tıp Kurumu raporuna gerek yok; kurumlardan alınmış olan, devlet kurumlarından alınmış olan raporu bu iş hızlı olsun diye yeterli bulun dedik, bir kanun teklifi verdik, ona da hiç bakmıyorsunuz. Sayın Bakan çıkıyor, diyor ki: “Hastalarla ilgili ayrı bir infaz rejimini hayata geçirmemiz gerekir.” Az önce burada, sevgili dostum, milletvekili arkadaşım söyledi; 457 ağır hasta var bu ceza ve tutukevlerinde. Eğer Bakan bunu düşünüyorsa siz bizden hızlı davransanıza, bu rejimle ilgili teklifi getirsenize kardeşim. Memleketi talan edeceğiniz kanun tekliflerini bir gecede geçiriyorsunuz da bu insan hakkı ihlalleriyle ilgili kanun teklifleri, Bakanın ağzından çıkmasına, bizim vermemize rağmen niye hiç alanınıza girmiyor? Başka bir alanda mısınız?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

TURAN AYDOĞAN (Devamla) – Efendim, izin verirseniz tamamlayım sözlerimi.

BAŞKAN – Sürenin üçte 2’sini eklemiş oluyorum ama sözlerinizi bağlamanız için tekrar açtırıyorum mikrofonu.

Buyurun.

TURAN AYDOĞAN (Devamla) – Teşekkür ederim.

Şimdi, bütün bunlardan anlamamız gereken şeyler var. Bir sanatçı şu anda ölüm orucunda. Cezaevlerinde 50 civarında insan, geçen yıl içerisinde çeşitli hastalıklardan dolaylı öldü. Bir grip virüsü bile çıksa, 5-10 kişi ondan etkilenmiş olsa o konuya ilişkin göstermiş olduğunuz hassasiyeti neden “Bu 50 insan neden öldü?” konusunda göstermiyorsunuz? Cezaevinde insanlar ağır hastayken durduk yerde onların taleplerini “Biz ilgileniyoruz.” diye reddeden bir idare yapısına sahipsiniz. Öldükleri zaman da herhâlde fıtrat ve takdiriilahi diyorsunuz. Bu insan haklarına sağır ve dilsiz hâliniz bir zulümdür. Devleti yönetiyorsunuz, devlet eliyle beraber bu ülkede yeni bir tutukluluk rejimi yaratıyorsunuz, birçok insanı cezaevine sokuyorsunuz, soktuğunuz insanlara da zulmediyorsunuz; inşallah ileride hesabını verebilirsiniz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Aydoğan.

Konuşma sırası, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Afyonkarahisar Milletvekili İbrahim Yurdunuseven’de.

Buyurun Sayın Yurdunuseven. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz üç dakikadır.

AK PARTİ GRUBU ADINA İBRAHİM YURDUNUSEVEN (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; HDP grup önerisi üzerine partim adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle Gazi Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, Elâzığ depreminde yaşamını yitiren kardeşlerimize Allah’tan rahmet, yaralılara da acil şifalar diliyorum.

ABD yönetiminin yayımladığı sözde barış, özünde istikrasızlık ve çatışma mahiyetindeki planı yok sayıyor ve esefle kınıyorum, Kudüs’ün kırmızı çizgimiz olduğunu bir kez daha hatırlatmak istiyorum.

AK PARTİ olarak ceza infaz kurumlarını başta Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi olmak üzere, uluslararası sözleşmelerin belirttiği standartlara uygun hâle getirdik. Ceza infaz sisteminde hükümlü ve tutukluların haklarını koruyacak gerekli tüm tedbirleri aldık. Bu sayededir ki geçmişte ülkemizi mahcup eden Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları artık tarihe karışmıştır. Adalet Bakanlığımız tarafından ceza infaz kurumlarında görev yapan personelin mesleki yeterliliğinin artırılması için 5 adet Avrupa standartlarında hatta dünya standartlarında eğitim merkezi de kurulmuştur.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ceza infaz kurumlarında sağlık sorunu olan hükümlü ve tutukluların ilk muayene, tedavi ve reçete edilen ilaçların temini hizmetleri kurum revirinde verilmektedir. Hükümlü ve tutuklular kurum hekimi, aile hekimi veya diş hekiminin uygun gördüğü durumlarda tetkik ve tedavi için devlet hastanelerine, ileri hizmet gereken yerlerde üniversite hastanelerine sevk edilerek gerekli tedavileri yapılmaktadır. Acil durumlarda 112 çağrılarak gerekli tıbbi müdahalelerde bulunulmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yapılan çalışmalar sonunda elde edilen en önemli kazanım, insan onuruna yakışır şartlarda, temel hak ve özgürlüklerin daha çok gözetildiği bir ceza infaz sisteminin yaygınlaştırılması ve bu konudaki tüm tarafların ve ilgililerin farkındalığının artırılmasıdır.

Değerli milletvekilleri, Hükümlü ve Tutuklu Hakları Alt Komisyonu olarak içerisinde HDP milletvekilinin de bulunduğu bir heyetle başta Bakırköy, Silivri, Maltepe, Elâzığ, Diyarbakır ve Düzce olmak üzere birçok cezaevine ziyaretler gerçekleştirdik. Adalet Bakanımız Sayın Abdulhamit Gül Bey’in de belirttiği gibi, cezaevlerinde şiddete sıfır toleransla hareket edilmektedir. Yapılan bu ziyaretler ve incelemeler neticesinde hiçbir cezaevinde organize şiddet veya işkence şikâyetinde bulunulmamıştır. Birçok mahkûmla görüşülmüş, hatta içlerinde terör örgütü üyesi olmaktan mahkûm olanlar dâhil olmak üzere hiçbir mahkûm kendilerine organize şiddet uygulandığına dair bir şikâyette bulunmamıştır. Belki bireysel bazı şikâyetler olabilir, bunlarla ilgili de her türlü adli ve idari soruşturma yapılmaktadır.

Grup önerisinin gerekçe kısmında belirtilen Nurcan Bakır’ın Ağustos 2019 tarihinde Burhaniye Cezaevine nakledildiği, 15 Ocak 2020 tarihinde de kendini asmak suretiyle intihar ettiği tespit edilmiştir. Bu dönem içerisinde 1 defa cezaevi aile hekimine muayene olmuş, Eylül 2019 tarihinde Burhaniye Devlet Hastanesi ortopedi servisine sevki yapılmış ancak kendisi tedaviyi kabul etmediğini, muayeneye gitmeyeceğini beyan ederek imzası alınmıştır.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Niye acaba?

İBRAHİM YURDUNUSEVEN (Devamla) - Kendisinin devam eden bir rahatsızlığı ve takibi gereken bir rahatsızlığı yoktur, psikiyatri servisine müracaatı yoktur ve kendisinin ceza ertelemesiyle ilgili hiçbir talebi de yoktur. Şu an Bursa Adli Tıpta kesin ölüm nedeniyle ilgili rapor yazılmakta olup bununla ilgili her türlü adli ve idari soruşma da açılmıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın Sayın Yurdunuseven, buyurun.

İBRAHİM YURDUNUSEVEN (Devamla) – Teşekkür ediyorum.

Yine, grup önerisiyle ilgili, içerisinde bulunduğu Tekirdağ Cezaevindeki Hüseyin Polat’ın ölümüyle ilgili Minnesota Otopsi Protokolü gereğince cezaevlerindeki bütün ölümlerle ilgili Adli Tıp raporu mutlaka aldırılmakta, bununla ilgili rapor beklenmekte, ilgililer hakkında gerekli adli ve idari soruşturmalar da başlatılmış bulunmaktadır.

5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 16’ncı maddesinin (6)’ncı fıkrasına göre kişinin toplum açısından sakınca teşkil etmesi hâlinde mahkûmun cezası ertelenemez, infazı devam ettirilebilir. Bu durumda şahısların toplumun tamamını tehdit eden suçları işleme ihtimaline, örneğin canlı bomba olması ihtimaline binaen tüm toplumun güvenliği dikkate alınarak infazları devam ettirilmektedir.

Aynı zamanda, Çocuk Hakları Alt Komisyonu üyesi olarak en son yaptığımız düzenlemeyle birlikte 0-6 yaş çocuklar, istenirse ailesinin yanında cezaevinde bulundurulabilmekte ama bunun dışında aile isterse bu çocuklar devlet korumasına alınmakta, akraba veya başka bir yakınının yanına yerleştirilmekte, her türlü kreş hizmeti verilmekte ve burada eğitimleri yapılmaktadır.

Cezaevlerinde mahkûm başına 10 adet kitap hakkı bulunmaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İBRAHİM YURDUNUSEVEN (Devamla) – Başkanım, son cümlem.

BAŞKAN – Buyurun, bağlayın sözlerinizi.

İBRAHİM YURDUNUSEVEN (Devamla) – Mahkûmlarımız bu haklarını kullanmaktadır ancak sıkıntı, aldıkları bu kitapları iade etmemelerinden kaynaklanan bir kitap sıkıntısıdır. Mahkûmlar aldıkları kitapları süresinde iade edebilse...

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Kandıra Cezaevinin aldığı karar açıktır.

İBRAHİM YURDUNUSEVEN (Devamla) – Buyurun, siz söz talep edin, cevabınızı orada verirsiniz.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Söyledim ama cevap vermediniz.

İBRAHİM YURDUNUSEVEN (Devamla) – Bugüne kadar cezaevlerinin iyileştirilmesiyle ilgili yapılan tüm çalışmalarda, projelerde ve yatırımlarda katkısı bulunan başta Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere, Adalet Bakanımız Abdullah Gül Bey’e…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Abdulhamit, Abdulhamit Gül…

İBRAHİM YURDUNUSEVEN (Devamla) – …pardon, Abdulhamit Gül Bey’e, tüm Adalet Bakanlarımıza, cezaevleriyle ilgili çalışan tüm Bakanlık personelimize ve özellikle gerçekten büyük bir özveriyle çalışan infaz koruma memuru kardeşlerimize çok teşekkür ediyorum.

Gazi Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Yurdunuseven.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Önce oylama yaptırayım, sonra söz vereceğim.

Evet, Halkların Demokratik Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir.

Buyurun Sayın Oluç.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

28.- İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un, Afyonkarahisar Milletvekili İbrahim Yurdunuseven’in HDP grup önerisi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ve düzeltilmesi için cezaevlerindeki insanların sorunlarını dile getirdiklerine ilişkin açıklaması

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın vekiller, şimdi biz bu cezaevleri meselesiyle ilgili ne zaman konuşmaya başlasak iktidar milletvekilleri çıkıyorlar ve cezaevlerinde her şeyin güllük gülistanlık olduğunu bize anlatıyorlar. Şimdi bu konuşanların, hayatlarında hiçbir zaman cezaevinde yatmadıkları çok açık, cezaevlerinde yaşanan koşulları bilmedikleri de çok açık; dertleri “Aslında her şey çok güzeldir.”i anlatmaktır, başka bir şey değil.

Bakınız, insani meselelerden bahsediyoruz. Cezaevlerinde bulunan insanların sorunları var. Size bunları aktarıyoruz ki düzeltilebilsin diye. Sizin derdiniz ise başka bir şey. Ya, öyle değil! Bakın, ben dün getirdim, burada gösterdim. Mecliste danışmanlarımızla kitap gönderttik -Osmaniye Cezaevinde, en basitinden başlayacağım- Osmaniye Cezaevine; 2 kitabı bize geri gönderdiler, sakıncalıdır diye teslim etmediler.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin Sayın Oluç, buyurun.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Biri Maksim Gorki’nin “Ana” romanı, öbürü “Mem û Zîn.” İkisini getirdim, burada iki gün önce size gösterdim. Buradan danışmanlarla gönderttik, bize geri gönderdiler Osmaniye Cezaevinden. Gerekçesi nedir? Maksim Gorki’nin 1906 yılında yazdığı “Ana” romanı neden sakıncalıdır? “Mem û Zîn” neden sakıncalıdır? Bu belli değil, bu en basiti. Cezaevlerinde gazetelerin bazıları verilmiyor, Yeni Yaşam gazetesi verilmiyor mahkûmlara. Neden? Piyasada satılan, dağıtılan, her gün yayın yapan bir gazete verilmiyor. Neden? Keyfilik var, hukuk yok.

Şimdi, basit olanlarını söyledim, gelelim öbürlerine: Efendim, kötü muamele var, işkence var, insanlar bunu gelip anlatıyorlar, bunu avukatları yoluyla bize bildiriyorlar, yaşananlar ortada. Biz düzeltilmesi için bunları dile getiriyoruz. Siz ise -derdiniz- pembe tablolar çizip “Yok bir şey.” diyorsunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bağlayalım lütfen Sayın Oluç.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Bağlıyorum efendim.

Bakın, hatip burada konuşuyor, diyor ki: “Allah’tan, AİHM’in o kararları da artık tarihe gömüldü.” diyor. Ya, Allah’tan korkun! Biraz evvel size AİHM’in 2019 istatistiklerini okudum, AİHM’in Türkiye hakkında verdiği ihlal kararlarının sayılarını okudum, Türkiye hakkındaki dava dosyalarının Rusya’dan sonra 2’nci sırada olduğunu okudum. 2019 istatistikleri; bundan bile haberiniz yok. Çıkıyorsunuz oraya, kürsüye, her şey pembeymiş gibi anlatıyorsunuz, külliyen yalan anlatıyorsunuz, doğru değil. Biz düzeltin diye söylüyoruz. Tekrar söylüyorum: Cezaevlerinde bulunan insanlar, insandırlar; onların hakları vardır, siz onları neredeyse Osmanlı zindanlarında tutar gibi tutmaya başladınız, taş çıkartıyorsunuz oraya, biz bunu anlatıyoruz size. Biraz ciddiye alın efendim, burası propaganda için kullanılacak bir kürsü değildir ki sadece, insanların sorunları var.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Oluç.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Geçen hafta Afyon’da yaşandı, gidin Afyon Cezaevine bir bakın.

BAŞKAN – Sayın Toğrul lütfen.

Buyurun Sayın Akbaşoğlu.

29.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine, Türkiye’de “tutsak” diye bir kavramın olmadığına, bağımsız ve tarafsız yargı tarafından verilen kararların herkesi bağlayacağına ilişkin açıklaması

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Şimdi, Sayın Oluç “Burası propaganda yeri değil.” dedi ama aslında kendisi propaganda yaptı yani, başka bir şey değil. “Siyasi tutsak” “hasta tutsak” söylemleri, propaganda niyetiyle söylenmiyor mu burada? Türkiye’de “tutsak” diye bir kavram yok, Türkiye’de bağımsız ve tarafsız yargı organlarınca “tutuklu” veya “hükümlü” olarak nitelendirilen insanlar var. Dolayısıyla, onlarla ilgili sorunların da gündeme getirilmesi gayet doğaldır, onda bir problem yok. O, hepimizin müşterek meselesidir ve ilgili yürütme organımız Adalet Bakanlığımız da cezaevleri müdürlüklerimiz de konu neyse ilgili açıklamaları, ilgili iddiaları karşılayacak şekilde yaparlar. Varsa bir mesele mutlaka halledilir. Bunun gündeme getirilmesi başka bir şey.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Akbaşoğlu.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Ama tamamen propagandaya dönük, yalan olduğu, iftira olduğu açık olan hususlara ilişkin de bizim arkadaşlarımız tarafından işin hakikatinin ortaya konmasından kimsenin gocunmaması lazım.

EROL KATIRCIOĞLU (İstanbul) – Komisyon kuralım o zaman.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Dolayısıyla, bu konuda bu hususu bu şekilde toparlamak istedim. Türkiye’de bağımsız ve tarafsız yargı tarafından verilen kararlar var. Bu kararlar herkesi bağlar.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – “Talimatı ben verdim.” diyorlar.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Söylemi çoğaltmakla, bağırmakla “tutsak” kelimesini kabullendirmeniz mümkün değil çünkü hakikat dışı bir kavramsallaştırmadır.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Akbaşoğlu.

Buyurun Sayın Altay.

30.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, milletvekillerinin iddia da olsa, araştırılmaya muhtaç da olsa Türkiye’nin her alanında ve her konudaki sorunlarını Parlamentoya taşımakla mükellef olduğuna ilişkin açıklaması

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Şimdi, tabii, bu konuyla ilgili, konu işkence ve kötü muamele olunca burada şöyle bir gerekçe olamaz: “Efendim, ben IŞİD’liye yapıyorum.” Böyle denmiyor ama... “Efendim, ben FET֒cüye yapıyorum.” “Efendim, ben PKK’lıya yapıyorum.” denmese bile, bu konularla ilgili bu tür uygulamaların varlığı, hem bizim partimizin Cezaevi İnceleme ve İzleme Komisyonunun yaptığı incelemelerde hem biraz önce işte İstanbul Milletvekilimiz Sayın Turan Aydoğan’ın hem Sayın Toğrul’un konuşmalarında bu iddialar var.

Benim karşı çıkışım şuna Sayın Başkan: Burası Parlamento. Parlamentoda milletvekilleri, Türkiye’nin her alanında her konudaki sorunları buraya taşımakla mükellef zaten. Bu, iddia da olabilir; araştırılmaya muhtaçtır, teyide muhtaç olabilir.

Bakın, şimdi biraz önce, Sayın Toğrul’dan sonra konuşan Sayın İbrahim Yurdunuseven Bey şöyle dedi. İbrahim Bey konuşurken gözümü kapatsam, iki konuşmacıyı gözüm kapalı dinlesem “Milletvekili, teyide muhtaç da olsa bir iddia ortaya attı, yürütme adına Adalet Bakanı da bu iddiayı peşinen, tetkik etmeden reddetti ve yalanladı.” diye yorumlarım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, devam edin.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Bunu doğru bulmam, şunun için bulmam: Takdir kendisinin ama yasama organı, yürütme organının yalancı şahidi olmamalı. Ben “İbrahim Bey yalan söylüyor.” diye demiyorum bunu, her konuda… Bakın, mesela Akbaşoğlu’nun konuşmasının girizgâhına katılmadım ama sonra şöyle bir şey dedi: “Ya buna bakılır, edilir, ilgililer inceler.” Bu kadardır. Yani yasamanın yürütmeyi böyle peşinen sahiplenip yürütme adına konuşması doğru değil, hele bu yeni sistemde hiç doğru değil.

Allah aşkına ya, hakikaten ayıptır. Ben “Ana” romanını 12 yaşında okudum. Aradan geçmiş kırk beş, kırk altı sene, bugün bir cezaevine “Ana” romanı sokulmuyorsa bu ülkede ve bu yönetimde bir gariplik vardır. Bunu da tutanaklara geçirmek istedim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Altay.

Sayın Oluç…

31.- İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un, Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine, Selahattin Demirtaş’ın iktidarın siyasi rehinesi olduğuna ve bağımlı, taraflı yargının yürütmenin direktifleriyle hareket ettiğine ilişkin açıklaması

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Şimdi, Sayın Akbaşoğlu, iki ayrı konuyu tartışıyoruz, önce onu birbirinden ayıralım. Bir tanesi: Biz, cezaevlerinde var olan insan hakları ihlalleri, kötü muamele vesaireyle ilgili bir şey söylüyoruz şimdi. Burada olması gereken şey, bizim söylediklerimiz doğru değilse bunu bir araştırıp ortaya çıkarmaktır ya da İnsan Hakları Komisyonu üyeleri diyebilir ki: “Bu konuyu araştıralım, biz gidelim, Komisyon olarak araştıralım.” Bunların hiç birini söylemiyorsunuz, bunları külliyen reddediyorsunuz. Biz de diyoruz ki ya reddetmeyin, var, insanlar anlatıyor, bir sorun var. Biz şunu demiyoruz… Bu insanlar orada sorun yaşamadan bulunsunlar, bir kere bunu görmek lazım çünkü tamam, bir ceza aldılarsa, o cezayı orada çekiyorlarsa insani koşullarda yaşamak haklarıdır ve devletin görevidir onları o şekilde yaşatmak, buna işaret ediyoruz. Bu bir konu, bunu bir kenara koyalım. Bunun takipçisi olacağız çünkü burada, bu Mecliste cezaevinde yatmış olan birçok milletvekili vardır, çeşitli partilerden vardır üstelik, bunu biliyoruz; 12 Eylül dönemi sonrasında da...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Oluç, buyurun, devam edin.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Onlar bilirler cezaevi sorunlarının ne olduğunu, o vicdanla yaklaşmak lazım, biz buna işaret ediyoruz; o yüzden dedim bir propaganda meselesi değil bu diye.

İkincisi: Ben konuşmamda “siyasi tutsak” lafını kullanmadım ama -isterseniz kayıtlara da bakın- şimdi şunu söyleyeyim: Evet, sizin siyasi rehineleriniz var, rehine tuttuklarınız var, iktidarın siyasi rehinesi var. Bakın, Selahattin Demirtaş, iktidarın siyasi rehinesidir. Neden siyasi rehinesidir? Çünkü yürütmenin başı ve sizin Genel Başkanınız Recep Tayyip Erdoğan dedi ki: “Bırakamayız.” Yani kendisini savcı ve hâkim yerine koydu, bunu hep söyleyeceğiz. Sizin siyasi rehinenizdir.

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Bana göre de katildir, bana göre katildir.

BAŞKAN – Sayın Eronat, lütfen…

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – O, siyasi rehineniz olduğu gibi diğer milletvekillerimiz, seçilmişlerimiz de sizin siyasi rehinelerinizdir. Bu bir konu.

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Sana göre rehine, bana göre katildir.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Diğer konu…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Efendim, kayıtlara geçsin diye söylüyorum.

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Ben de kayıtlara geçsin diye söylüyorum.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Sizinki kayıtlara geçsin, önemi yok.

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Geçiyor, geçiyor.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Şimdi, şunun için söylüyorum, kayıtlara geçmesi lazım: “Bağımsız, tarafsız yargı” dediniz. Yani kesinlikle değil. Kayıtlara geçsin; bağımlı, taraflı yargıdır, yürütmenin direktifleriyle hareket etmektedir. Daha geçen gün yine sizin Genel Başkanınız dedi ki: “Yargıya talimatları verdik.” Siz niye yargıya talimat veriyorsunuz ya? Sizin Genel Başkanınız, AKP’nin Genel Başkanı veremez, yürütmenin başı da veremez. Hani kuvvetler ayrılığı vardı? Yani yargıya talimat vereceksiniz, yargıya istediğinizi yaptıracaksınız; zorla ve tehditle, sürülme tehdidiyle hâkimlere istediğiniz kararları aldıracaksınız, ondan sonra “bağımsız, tarafsız yargı” diyeceksiniz. Bağımlı ve taraflı, yürütmenin tahakkümü altında bir yargı vardır, bunu söyleyeyim.

Son cümlem: Neden Maksim Gorki’nin “Ana” romanını vermediler? Bir tek açıklaması var, onu söyleyeyim size: Kürt, anasını görmesin diye. İşte anlayışınız budur sizin, anlayışınız budur. “Ana” romanını bile vermiyorsunuz.

İBRAHİM YURDUNUSEVEN (Afyonkarahisar) – Analar kapınızın önünde yatıyorlar, onlara niye “ana” demiyorsunuz? Onlar da anne.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Oluç.

Sayın Akbaşoğlu, buyurun.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Öncelikli olarak şunu söyleyeyim: İktidar grubu diyebileceğimiz 1’inci partinin grubunun yürütme adına konuşma yetkisinin varsayılmayıp muhalefetin varsayılması, muhalefetin yürütme adına konuşma yetkisinin var sayılması, kendi içinde bir garabet ve çelişkidir; bir. İkinci olarak, ne tutsak ne rehine olarak herhangi bir kimse, Türkiye Cumhuriyeti devleti sınırları içerisinde bulunmamaktadır. Bunlar külliyen iftiradır.

Sonuç itibarıyla, değerli arkadaşlar, İnsan Hakları Komisyonumuz bütün partilerin üyelerinden müteşekkil bir şekilde zaman zaman cezaevleriyle ilgili rutin birtakım incelemeler ve birtakım sorular ve sorunlar üzerine gündeme getirilen iddialar üzerine incelemeler yapmak suretiyle bunları kamuoyuyla da paylaşmaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen Sayın Akbaşoğlu, buyurun.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü tarafından bu konuyla ilgili kişisel anlamda iddia edilen hususlara ilişkin de gerektiğinde basın açıklamasıyla kamuoyuna duyurular yapılmak suretiyle bilgilendirilmektedir ancak burada sözün özü anlamında en son sözü bitirirken Sayın HDP Grup Başkan Vekili “Kürt anneleri” vurgusuna önem atfetti. Şunu söyleyeceğim: Bakın, biz Türkiye’de sessiz devrimleri gerçekleştirmiş bir partinin mensuplarıyız AK PARTİ olarak.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Geçti onlar, geçti.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Geçmedi, hiç geçmedi, devam ediyor.

Sonuç itibarıyla, 81 milyon insanımızın tamamının demokratik bir şekilde hak ve özgürlükler ekseninde kendini ortaya koyabileceği en büyük devrimleri yaptık; hukuk devleti, demokrasi konusunda da Türkiye’nin hakikaten çok mesafe katetmesine vesile olduk. Bununla beraber…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Artık bağlayın lütfen Sayın Akbaşoğlu ve bu konuyu tamamlayalım.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Bana da söz verin.

BAŞKAN – Size söz vereceğim.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Bununla beraber Türkiye Cumhuriyeti devleti bir hukuk devletidir. Kanunlar ortadadır. Kanunlar hepimiz için bağlayıcıdır, bir kısmımız için değil. Konusu suç teşkil eden, işte 6-8 Ekim olayları gibi, Yasin Börü’nün katledilmesi gibi vesair, bu konuda çağrılar yapan, bu konuyla ilgili birtakım teröristlerle iş birliği içerisinde olan kişilerle ilgili de bağımsız ve tarafsız yargının vermiş olduğu kararlar, hepimiz için bağlayıcıdır.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Bağımsız yargı karar vermiyor, Cumhurbaşkanı karar veriyor, Cumhurbaşkanı!

OYA ERSOY (İstanbul) – Bağımsız yargı nerede?

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Ve hiçbir şekilde yürütmenin yargıya yönelik bir talimatı yoktur.

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – AKP Genel Başkanı talimat verdi.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - İdari anlamda talimatlar, idari anlamda verilmektedir. Bağımsız ve tarafsız yargı, hepimiz için bağlayıcı sonuçlar doğurur. Bunu kabullenmek durumundasınız. Sizin bu konuyu reddiniz, hakikati değiştirmez değerli arkadaşlar. Bunun böylece kayıtlara geçmesini isterim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Akbaşoğlu.

Sayın Altay…

32.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun yerinden sarf ettiği bazı ifadelerine ve yasama üyelerinin yürütme adına konuşmasının doğru olmadığına ilişkin açıklaması

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Efendim, Sayın Akbaşoğlu burada kendi mevkidaşlarının söylediklerini çarpıtmak ve kendine göre oradan yürümek konusunda epey yol aldı.

Sayın Akbaşoğlu, ben on sekiz senedir buradayım ve Genel Başkanı Cumhurbaşkanı olan yani Genel Başkanı yürütmenin başı olan bir siyasi partinin yürütmeyi desteklemesini garipseyecek kadar da salak değilim.

Benim söylediğim ne, sizin söylediğiniz ne Sayın Akbaşoğlu.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Genel bir şey söyledim.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Ben şunu söylüyorum: Ben diyorum ki yürütmeyi desteklemek sizin en tabii hakkınız ve göreviniz ama sizin çok övdüğünüz, üzerine hamasi nutuklar attığınız bu sistem, yeni bir sistem ve bu sistemde yasama ve yürütme ayrı. Eski sistemde yürütme içinizden çıkar, şuraya otururdu. Orada ne var şimdi? Bayrak var. Orada bayrak var, yürütme yok. Dolayısıyla, bu Parlamentoda kim olursa olsun…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Bak, bakanlar yok. Bakanlar dışarıdan, milletvekili olamıyor.

Şuraya işaret ettim Sayın Akbaşoğlu: Parlamentonun yani yasama üyesinin yürütme adına konuşması, lehte ya da aleyhte, bir şekilde doğru değil. Yürütme adına konuşacaklar belli, yasama adına konuşacaklar belli. Bir buna dikkat çektim.

Bir de şunu bu vesileyle söyleyeyim: “Müdahale yok.” diyorsunuz. Allah’tan korkun. Sayın Erdoğan’ın birçok konuyla ilgili -benim şu kulağımda duruyor hâlâ, Metin İyidil noktasında- “Bu konuyla ilgili gerekli talimatı verdim.” sözü hepimizin hafızalarında. Bu, açıkça yargıya bir talimattır, müdahalenin ötesindedir, yargının tepesinde bir sopadır. Hâkimlerin kafasının sokulduğu bir giyotine dönüştü artık iktidarınız. Bunu da görmeniz, kabullenmeseniz yani itiraf edemeseniz bile sükût ikrardandır, susabilmeniz lazım. Çünkü toplum sizin bu salvolarınızı, iddialarınızı izlerken sizi ayıplıyor bence. Çünkü Erdoğan’ın “Gerekli talimatı verdim.” sözü herkesin hafızasında.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bağlıyoruz değil mi Sayın Altay?

Buyurun.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sisteme girmişsiniz, şunu söyleyin ya: Erdoğan’ın “Gerekli talimatı verdim.” sözü doğru mudur, değil midir, ahlaki midir, gayriahlaki midir? Çıkın cevap verin ya! (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Oluç…

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Lafı çok uzatmak istemiyorum fakat Sayın Akbaşoğlu 6-8 Ekimden bahsettiği için, kayıtlara geçmesi için birkaç cümle etmek istedim.

Birincisi, bakın, tekrar hatırlatayım: Defalarca burada araştırma önergesi verdik bu konuyla ilgili, hep siz reddettiniz. Biz araştırılmasını istiyoruz, siz reddediyorsunuz 6-8 Ekimle ilgili. Haftaya gene getireceğiz. Şimdi söylüyorum, bakın, isterseniz tek cümlelik getirelim “6-8 Ekimi araştıralım.” diye, kabul edelim araştıralım. Ne çıkacaksa o araştırma komisyonunun sonucundan, biz razıyız. Çünkü biliyoruz ne olduğunu; 53 kişi ölmüş 44’ü bizim arkadaşımız. Bakın, 44’ü bizim arkadaşımız, seçmenimiz. Bunu bir kenara koyalım.

Sürekli bir ezberi tekrar ediyorsunuz ya, biraz araştırın Allah aşkına. Selahattin Demirtaş’ın Yasin Börü davasıyla bir alakası hiç olmadı. Siz onu alakalandırmak için uğraştınız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Yasin Börü mahkemesinin heyeti “Selahattin Demirtaş’ın bu davayla alakası yoktur.” diye karar verdi ve dâhil etmedi mahkemeye. Yani siz burada aynı şeyi tekrar ediyorsunuz ama lütfen hukukçularınızdan, danışmanlarınızdan meseleyi öğrenin. “Propaganda yapıyorsunuz.” derken böyle şeyleri kastediyorum, kara propaganda bu çünkü.

Şimdi, dolayısıyla, tekrar söyleyeyim, son cümlem: 6-8 Ekimi gelecek hafta getireceğiz. Bakın, burada söylüyorum herkese, getireceğiz. Kimin reddedip kimin kabul edeceğini göreceğiz. Eğer 6-8 Ekimin gerçekten araştırılmasını ve ortaya çıkarılmasını istiyorsanız biz varız. Getireceğiz bir cümleyle, kabul edelim, araştıralım. Bakalım ne çıkacak arkasından.

BAŞKAN – Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.47

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 16.59

BAŞKAN: Başkan Vekili Mithat SANCAR

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), İshak GAZEL (Kütahya)

-----0-----

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 50’nci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

Sayın Akbaşoğlu, söz talebiniz var ama, lütfen, sadece bir dakika süreyle söz vereceğim ve tartışmayı yeniden başlatacak şekilde konuşmamanızı rica ediyorum.

Buyurun.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, tabii, bütün arkadaşlarımız kendi görüş ve kanaatlerini ortaya koydu, biz de gerekli kanaatlerimizi net bir şekilde ortaya koyduk. Eski sistemde de yeni sistemde de parlamenter hükûmet sisteminde de Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminde de kuvvetler ayrılığı söz konusudur; yasama, yürütme ve yargıda herkes kendi görevini yapmaktadır. Nasıl bir siyasi partinin genel başkanı, Başbakan olarak, yürütmenin başı olarak eski sistemde görevlerini deruhte ediyorduysa şimdi de yürütmenin başı olarak Cumhurbaşkanı, bir partinin genel başkanı olarak veya olmayarak sonuçta bu görevleri ifa edebilmektedir. Dolayısıyla, sistemik açıdan da herhangi bir problem yoktur. Ancak bu konuyla ilgili, biraz evvel cezaevleriyle ilgili görüşlerimizi de net bir şekilde ortaya koyduk. Bu konuyla ilgili, yasama kendi görevini, yargı kendi görevini, yürütme de kendi görevini yapmaktadır. Yürütmenin yargıya herhangi bir talimatı söz konusu değildir. Yürütmenin talimatları idari talimatlardır. Bunun böyle kayda geçmesini istiyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – İki saattir Sayın Baltacı’nın söz talebi var dün yaptığı bir konuşmadaki bilgiyi, daha doğrusu hususu düzeltmek için.

Sayın Baltacı, buyurun.

33.- Kastamonu Milletvekili Hasan Baltacı’nın, hemşehrileri tarafından 61 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin birinci bölümü üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşmasında Kastamonu iline yönelik verdiği örneğin hangi dönemde yaşandığının sorulması üzerine, yeşil alanın ticaret ve konut alanına dönüştürülmesinin Kastamonu Belediyesini yöneten AKP’li Belediye Başkanı Tahsin Babaş döneminde yapıldığını ifade etmek istediğine ve hangi dönemde kim tarafından yapılmış olursa olsun kente karşı işlenen suçların araştırılarak hesap sorulması gerektiğine ilişkin açıklaması

HASAN BALTACI (Kastamonu) – Teşekkür ederim Başkan.

Öncelikle, dün Genel Kurulda görüşülen, imar değişikliklerini konu alan kanun teklifinin birinci bölümü üzerinde yapmış olduğum konuşmamda imar planı değişiklikleriyle ortaya çıkan ranta ve haksız kazançlara değinmiş ve bu konuda İstanbul’dan ve Kastamonu’dan örnekler göstermiştim. Konuşmamın sonunda ise “Bugünden sonrasını planlamak ne kadar önemliyse bugüne kadar yapılan imar yolsuzluklarının hesabını sormak da o kadar önemli.” demiştim. Bu açıdan Kastamonu’yla ilgili verdiğim örnek Kastamonulu hemşehrilerimiz tarafından ilgi görmüştür. Yalnız, hemşehrilerimiz, gerek bana ulaşarak gerek İl Başkanımıza ulaşarak yapılan bu yanlış uygulamanın hangi dönemde yapıldığını merak etmiştir. Bu uygulama yani 18 uygulamasıyla elde edilen bir yeşil alanın 3 emsal verilerek ticaret ve konut alanına dönüştürülmesi 2014-2019 yıllarında Kastamonu Belediyesini yöneten AKP’li Belediye Başkanı Sayın Tahsin Babaş döneminde yapılmıştır.

Bu konuda MHP Grup Başkan Vekili Sayın Erkan Akçay’a konuya sahip çıkarak göstermiş olduğu ilgi ve hassasiyetten dolayı ve bizleri bilgilendirdiği için Kastamonu Belediye Başkanı Sayın Galip Vidinlioğlu’na teşekkür ederim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

Buyurun Sayın Baltacı.

HASAN BALTACI (Kastamonu) – Bir kez daha hatırlatmakta fayda görüyorum, hangi dönemde ve kim tarafından yapılmış olursa olsun kente karşı işlenen suçlar mutlaka araştırılmalı ve hesap sorulmalıdır.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Baltacı.

V.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

3.- CHP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi Gündemi’nin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan ülkemizdeki sığınmacılara yönelik ülke kaynaklarından yapıldığı söylenen harcamaların detaylarının belirlenmesi amacıyla verilmiş olan (10/2347) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 30 Ocak 2020 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

30/1/2020

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 30/1/2020 Perşembe günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                                                     Engin Altay

                                                                                                                                        İstanbul

                                                                                                                              Grup Başkan Vekili

Öneri:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Gündemi’nin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan, ülkemizdeki sığınmacılara yönelik ülke kaynaklarından yapıldığı söylenen harcamaların detaylarının belirlenmesi amacıyla verilmiş olan (10/2347) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin görüşmesinin Genel Kurulun 30/1/2020 Perşembe günlü (bugün) birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Engin Altay konuşacaktır.

Buyurun Sayın Altay. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

CHP GRUBU ADINA ENGİN ALTAY (İstanbul) – Çok teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sizi ve yüce Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, bu önerge gruplara dağıtıldı. Buradan muradımız bu noktada bir ön yargı, geçici koruma altındaki Suriyeli sığınmacılara harcanan paralarla ilgili peşin bir hüküm vermek değil. Önergemizin görüşülmesini istememizin gerekçesini bizatihi önergemizin gerekçesinden çok kısa okumak istiyorum ve 1’inci partinin Sayın Grup Başkan Vekillerinin özellikle dikkat etmesini -tümünü okumuyorum- rica ediyorum: “Türkiye’nin Suriyeli sığınmacılar için yaptığı harcamaları ve yardımları bütün boyutlarıyla, şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkelerine uygun olarak açıklaması, başta Avrupa Birliği ve diğer uluslararası kuruluşların yapacakları yardımların yol haritası olacaktır. Böyle bir şeffaflık uluslararası kuruluşları, yapacakları yardımların niteliğini ve niceliğini artırmaya teşvik edecektir.” diyor.

Şimdi, bence bu, yapıcı muhalefetin somut, güzel bir örneği. Yalnız, tabii, Sayın Cumhurbaşkanı gerek Suriyeli sığınmacılara harcanan paralarla, kaynaklarla ilgili gerek 15 Temmuz şehit yakınları ve gazilerimiz için toplanan kaynaklarla ilgili gerek Beşiktaş saldırısı sonrası toplanan kaynaklarla ilgili ve deprem sonrası toplanan yardım ve bağışlarla ilgili hesap verme, bilgi verme konusunda çok katı, keskin, hatta biraz da öfkeli.

Şimdi, Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; önce peşinen şunu söylemek isteriz ki bir ülkede demokrasi var mı yok mu, işliyor mu işlemiyor mu, bunu anlamanın bir sürü kriteri var. Mesela temel hak ve özgürlüklerin kullanılması, işkence ve kötü muamelenin -biraz önce konuştuk- yapılmıyor olması, düşünceyi ifade özgürlüğü başta olmak üzere bütün hakların özgürce kullanılıyor olması o ülkede, o devlette demokrasinin varlığı, yokluğu noktasında temel kriterlerden birkaç tanesidir ama bir kriter daha var ki en az bunlar kadar önemli, bir kriter daha var ki en az temel hak ve özgürlükler kadar demokrasi konusunda önemli. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu da şeffaflık ve hesap verebilirlik. Bir ülkede yönetim, bırakın toplanan yardım ve bağışları, vatandaşın ödediği vergilerin kör kuruşunun bile hesabını vermekle mükelleftir. Hesap vermeyen bir yönetimde demokrasinin varlığından söz edemeyiz. Yönetim hesap veriyorsa o ülkede demokrasi vardır, yoksa adına “faşizm” de, “diktatörlük” de, “tek adam yönetimi” de, “monarşi” de, “krallık” de, ne dersen de.

Peki, şimdi, ben burada, yüce Meclisin huzurunda yüce Meclisin saygıdeğer üyelerine soruyorum: Bu düşüncemde bir yanlışlık var mı? Yani hesap verebilirliğin ve şeffaflığın olmadığı, hatta hesap soranların üstüne gidildiği, onlara hakaret edildiği bir dönemde biz neye güveneceğiz? İşte, Kızılay trajedisi ortada. Sürem az, bugün basın toplantısı yaptım, bütün çıplaklığıyla olayı anlattım. Yani ben eminim, Meclisteki muhalefet partileri değil, AK PARTİ’nin saygıdeğer milletvekilleri de bu Kızılay kepazeliğinden rahatsız.

Şimdi, değerli arkadaşlar, önergede de bahsettiğimiz üzere, Türkiye’de “göçmen” “mülteci” ve “sığınmacı” adı altında ve geçici koruma altındaki Suriyeliler dâhil olmak üzere yaklaşık 3 milyon 600 bin insan var. Bakın, değerli arkadaşlar, Hatay, Kilis, Antep, Urfa, İstanbul gibi şehirlerimizde bu rakamlar o şehirlerin normal günlük hayatının akışına engel olacak noktaya geldi. Bununla beraber, Adana, Kilis, Maraş, Hatay ve Osmaniye illerimizde de kamplar ve barınma merkezleri var. Kamplarda ve barınma merkezlerinde kalan sığınmacı sayısı düşerken meydanlarda, sokaklarda, şehirlerde geçici koruma altındaki sığınmacıların sayısı artıyor.

40 milyar dolar rakamı ciddi bir rakamdır. TL’ye çevirip Türkiye’deki 3 milyon 600 bine bölerseniz oldukça büyük bir rakam ortaya çıkar. Ben, bu paraları yürütme iç etti, cebine attı demedim. Ama bu paraların nasıl harcandığının bilinmesi gerekir. Bunu bilmedikten sonra bu ülkede demokrasiden söz edemeyiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Altay, bağlayın sözlerinizi.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Değerli milletvekilleri, aziz vatandaşlarım; kalkınmış bütün ülkelere bakın, kişi başına millî gelirin yüksek olduğu bütün ülkelere bakın. Neden yüksek biliyor musunuz? Orada, örneğin, Finlandiya’da, Norveç’te, İsveç’te, Fransa’da, İsviçre’de kişi başına düşen gelir 40-50 bin, 60 bin dolarsa bunun sebebi şu: Vatandaş vergisini öder, çatır çatır da hesabını sorar. Yani orada vatandaş der ki: “Vergim nerede, vergimle ne yaptın?” Yönetim der ki: “Kardeşim, işte bu; senden şu kadar vergi aldım, şuraya şuraya harcadım, bu da üstüne fazlalık olarak çıktı.” Türkiye’de, fazlalıktan geçtik, her bütçede “80 milyar açık.” diyoruz, 160 milyar açıkla kapatıyoruz. Bir yanda bu var, bir yanda harcamaların vatandaşça yani işin asıl sahibi tarafından bilinememesi var. Bu, şuna benzer: Bir avukat müvekkilinin davasına girer, bir hüküm verilir; hükmü avukat bilir, müvekkil bilmez. Aynı böyle bir şeydir. Yani adam ceza almıştır ama adam ne kadar ceza aldığını bilmiyorsa, onu avukatı biliyorsa ve bu ne kadar saçmaysa bu şeffaflıktan uzak tutum o kadar saçmadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bağlayalım sözlerimizi Sayın Altay.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Ben bunu bir hırpalama olarak görmemenizi rica ediyorum. Söz verip de vermediği 3 milyar avroyu Avrupa Birliğinden almak istiyorsak -ki almalıyız, daha fazlasını vermeliler, bu yükü Türkiye tek başına kaldıramaz- biz önce kendi 82 milyonumuza, sonra dünyaya “Bak kardeşim, kalem kalem sana 3 milyon 600 bin geçici koruma altındaki sığınmacı için harcadığım para.” diyeceğiz. Bunu derseniz dünyadan para yağar. Bunu demediğiniz sürece, Elâzığ depreminde olduğu gibi, ayın 27’sinde Acun Ilıcalı, sadece Acun Ilıcalı “73 milyon topladık.” deyip de iki gün sonra AFAD basın açıklaması yapıp “71 milyon geldi bize.” derse -Acun’un kampanyasının dışındakileri saymıyorum- sadece Acun’un programında toplanan paranın bile 2 milyonuyla ilgili kafalarda bir şaibe oluşursa ne olur biliyor musunuz?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ENGİN ALTAY (Devamla) – Başkanım, çok özür dileyerek… Müsamahanızı çok istismar ettim.

BAŞKAN – Yani biraz, evet, zorluyoruz.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Hemen bitiriyorum efendim.

BAŞKAN – Ama 3’üncü kere ek süre veriyorum, bağlamanızı rica ediyorum.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Ya da siz açmadan ben cümlemi bağlayayım, açmayabilirsiniz.

BAŞKAN – Tamam, bağlayın lütfen.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Bu, şudur: Millet ile devlet arasındaki güven bağı kopar. İşte, bir ülke için en büyük tehlike budur.

Samimiyiz, sahiciyiz, dürüstüz, iyi niyetliyiz; gelin, bu konuyu araştıralım ve Türkiye bu Suriyeli yükünü hak ettiğinden daha fazla çekmek zorunda kalmasın diyorum.

Genel Kurulu ve sizleri saygıyla selamlıyorum. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Altay.

Öneri üzerinde İYİ PARTİ Grubu adına İstanbul Milletvekili Ümit Özdağ konuşacaktır.

Buyurun Sayın Özdağ. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz üç dakikadır.

İYİ PARTİ GRUBU ADINA ÜMİT ÖZDAĞ (İstanbul) – Sayın Başkan, üç dakika süre verdiniz, her bir Suriyeli için bir saniye konuşsam altmış üç gün on iki saat konuşurum.

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Dinlemek zorunda değiliz.

ÜMİT ÖZDAĞ (Devamla) – Ama bu da tam belli değil çünkü ne kadar Suriyeli olduğu belli değil. İçişleri Bakanlığı “3 milyon 650 bin” diyor, Cumhurbaşkanı da üzerine 350 bin ekledi yani 4 milyon oldu; 112 binine de vatandaşlık verdik, 4 milyon 112 bin ama biliyoruz ki kayıtsızlarla birlikte 5,3 milyon var. Yapılan, bir stratejik göç mühendisliği ve bu stratejik göç mühendisliğiyle Türkiye’nin demografik yapısı bir dış müdahaleye açık hâle gelecek şekilde şekillendiriliyor.

Cumhurbaşkanlığının fonladığı bir araştırma var, Hacettepe Üniversitesinin yaptığı. Sonuç: Suriyeli kadınlar 5,3 çocuk doğuruyorlar. Bunun sonucu, eğer bunlara vatandaşlık verirseniz ve Türkiye’de kalırlarsa 2040 yılında sadece kayıtlı Suriyeliler 11,3 milyona ulaşıyor. Bakın, Şanlıurfa’da bugün 429 bin kayıtlı Suriyeli var, 2040 yılında, yirmi sene sonra 1 milyon 240 bin; Gaziantep’te 451 bin kayıtlı var, 2040 yılında 1 milyon 308 bin; Kilis’te 334 bin, Hatay’da 1 milyon 270 bin, Adana’da 698 bin, Mersin’de 569 bin Suriye kökenli Türk vatandaşı olacak.

Diyorsunuz ki: “Suriyeliler bombalardan kaçıp Türkiye’ye geliyorlar.” Suriyeliler bombalandıkları için Türkiye’ye gelmiyorlar, Türkiye’ye gelsinler diye bombalanıyorlar. 19 Aralıkta buradan, bu kürsüden sizi, Libya’ya Suriye’den ÖSO’cu transferi yapmayın, Ruslar ve Suriye ordusu harekete geçecek diye uyarmıştım. Şimdi 400 bin Suriyeli daha İdlib’de kapımıza dayandı ve Cumhurbaşkanı “Artık alacak gücümüz kalmadı.” diye bağırıyor.

CHP vermiş olduğu önergede diyor ki: “Birleşmiş Milletler kayıtlarına göre 368 bin Afgan, Iraklı, İranlı, Somalili ve diğer milletlerden yabancı var.” Bu rakam doğru bir rakam değil efendim, Birleşmiş Milletler uzun zamandan beri tutmuyor ama CHP’ye siz vermediğiniz için, rakamın ne olduğunu hiçbirimiz bilmiyoruz. Onu da gizli tutuyorsunuz bizden.

Bakın, 17 Ocakta Göç İdaresi Genel Müdürlüğü Uyum ve İletişim Başkanı Ali Rıza Beşkat dedi ki: “Bugün Türkiye’de 3,6 milyon Suriyeli geçici koruma kapsamında; Irak’tan, Somali’den, Afganistan’dan, farklı ülkelerden yüz binlerce insan uluslararası koruma bulmak amacıyla, savaştan, zulümden kaçtığı için bu topraklarda bizlerle bir arada yaşıyor.” Şimdi, lütfen dikkat edin, devamında ne diyor: “Ancak bugün itibarıyla sayıları 1 milyonu aşmış olan ikamet izni sahibi insan, 100 bini aşmış olan çalışma iznine sahip insan Türkiye’yi yaşamak için seçmiştir.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÜMİT ÖZDAĞ (Devamla)- Sayın Başkan, süre rica ediyorum.

BAŞKAN – Veriyorum. Buyurun Sayın Özdağ.

ÜMİT ÖZDAĞ (Devamla) – “Bu bahsettiğim 1 milyon insan, savaşlardan, zulümlerden kaçan insanlar değildir; Türkiye’de yaşamak, Türkiye’de çalışmak, iş kurmak için gelmiş, bizlerle bir arada yaşayan insanlardır.”

Değerli milletvekilleri, sizin bu 1 milyon insandan haberiniz var mı? Burası vatandı bizim bildiğimiz, tatil köyü mü burası? Nasıl seçiyorsunuz da 1 milyon insanı buraya alıyorsunuz? Bu 1 milyon insan nereden geliyor? Bunlar Afgan değilse, Iraklı değilse, İranlı değilse bu 1 milyon insan hangi milliyete mensup? Bunu dahi bilmiyoruz.

Bakan en son yaptığı resmî açıklamada “40 milyarı aştı.” diyor. Yahu, ne kadar aştı 40 milyarı? Gerçek rakam 40 milyar değil, biz de biliyoruz 40 milyar olmadığını. Peki, gerçek rakam ne? Aralık 2017’de Sağlık Bakanının açıkladığı rakam var: 1 Suriyelinin maliyeti ayda 301 dolar. Bunun üzerinden hesapladığımız zaman gerçek maliyet ne biliyor musunuz? 58,2 milyar dolar ve Avrupa Birliğinden gelen 7,1 milyar dolar var, bunu yani 7,1 milyar doları düştüğümüz zaman 51,1 milyar doları biz harcamışız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika daha ekleyeceğim Sayın Özdağ.

ÜMİT ÖZDAĞ (Devamla) – Lütfen, lütfen…

BAŞKAN - Ama sonra bağlamanızı rica ediyorum.

ÜMİT ÖZDAĞ (Devamla) – Tamam.

2015’ten sonra patlıyor. 2015’te 6,7 milyar dolar, 2016’da 9,8 milyar dolar, 2017’de 11,3 milyar dolar, 2018’de 12,8 milyar dolar ve 2019’da 13,1 milyar dolar harcamışız Suriyelilere. 2020 ve 2021’de harcayacağımız toplam para, bu eğilim üzerinden 27,2 milyar dolar olacak. Bakın, bunun içinde Suriye’deki 3 milyon insan için harcanan para yok, ÖSO’ya yaptığımız ödemeler yok, devlet memurlarına ödediğimiz maaşlar yok, vergi kaybı yok. Tamamı ne kadar biliyor musunuz? Maliyet aşağı yukarı 80 milyar dolara dayanıyor. Ha, bunun sonucu ne oluyor? AKP iktidarı bir çöküş yolunda. Bunu siz de görüyorsunuz. Bu bizim için sorun değil ama AKP çökerken Türkiye’ye de geride inanılmaz kötü bir miras bırakıyor.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Özdağ.

Öneri üzerinde söz sırası Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Diyarbakır Milletvekili Garo Paylan’a ait.

Buyurun Sayın Paylan.(HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz üç dakikadır.

Süreyi hatırlatıyorum ama zaten kimse uymuyor süreye.

HDP GRUBU ADINA GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, evet, son dönemde ülkemize gelen 5 milyona yakın sığınmacı var. Evet, bunların 4 milyona yakını Suriyeli ve değerli arkadaşlar, bu insanlar çoğu zaman ırkçılığa varan boyutta eleştiriliyorlar. Bu ırkçılığı yapanların ya kendisi ya babası ya dedesi ya da dedesinin babası, 1 kuşak, 2 kuşak, 3 kuşak önce bu topraklara sığınmış insanlar arkadaşlar. Bu ülkenin vatandaşlarının ve bu Meclisin en az yarısının atası, dedesi bu toprakların dışından bu topraklara gelen insanlar. Bu ırkçılığı yapanlar da maalesef bu insanlar arkadaşlar. Bundan utanalım lütfen. Bu Mecliste bu ırkçılığı yapmayalım.

Değerli arkadaşlar, kimse vatanından keyfiyle dışarı çıkmaz, kimse ülkesini keyfiyle terk etmez, mecbur kalırsa terk eder. Arkadaşlar, Suriye’deki meseleyi kim yarattı ya, kim yarattı? Bir aynaya bakalım lütfen; hepimiz, lütfen, bir aynaya bakalım. Oradaki yangına biz benzin dökmedik mi? Suriye iç savaşı yangınına benzin dökmedik mi? O insanların burada olmasından biz sorumlu değil miyiz? Biz sorumluysak, onlar için ne yapıyorsak azdır demeliyiz arkadaşlar.

Bakın arkadaşlar, sekiz yıldır burada bu insanlar, hayata tutunmaya çalışıyorlar; iş kurdular, çocuklarına eğitim aldırmaya çalışıyorlar, şehirlerde yaşamaya çalışıyorlar; pek çok nefret söylemine ve nefret suçuna maruz kalıyorlar. Ne hakla biz onlara nefret suçları ve nefret söylemleri kullanıyoruz?

Bakın arkadaşlar, “40 milyar dolar harcandı.” dendi; Sayın Cumhurbaşkanı 20 milyar dolardan açtı pazarı, 40 milyar dolara kadar yükseltti. Nerede bu para? Ben Plan ve Bütçe Komisyonu üyesiyim, dört yıldır soruyorum, diyorum ki: Arkadaş, nereden harcadın bu parayı? Suriyelilere soruyoruz, diyorlar ki arkadaşlar “Bizim cebimize bir kör kuruş girmedi.” Onlar da tıpkı Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları gibi çocuklarına eğitim aldırıyorlar, bu mu maliyet? Onlar da Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları gibi sağlık hizmeti alıyorlar, bu mu maliyet? Yollarımızdan geçiyorlar, bu mu maliyet? Genel bütçeden herkese harcanan parayı bölüyorsunuz, diyorsunuz ki: “Suriyelilere 40 milyar dolar para harcadık.” Allah’tan korkun! Onların cebine giren 1 lira para yok. Onlar da bu ülkede üretiyorlar, çalışıyorlar, vergi veriyorlar, birlikte yaşıyoruz.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Nerede çalışıyorlar, nerede vergi veriyorlar? Kendi kendine gaz yapma orada!

GARO PAYLAN (Devamla) – Bu anlamda, hep beraber yaşıyorsak bu maliyeti de hep beraber paylaşacağız.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) - Nerede vergi veriyorlar?

GARO PAYLAN (Devamla) - Değerli arkadaşlar, bakın, vatandaşlarımızın sorunları var.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Nerede vergi veriyorlar? Kendi kendine tiyatro yapıyorsun!

GARO PAYLAN (Devamla) – Bakın, vatandaşlarımızın sorunları var. Emeklilikte yaşa takılanlar, sorunlarının çözümünü bekliyor. İşsizliği olanlar, sorunlarına çözüm bekliyor.

ÜMİT ÖZDAĞ (İstanbul) – Emperyalizmin tetikçisi!

GARO PAYLAN (Devamla) – Siz eğer ki “40 milyar dolar harcadık.” derseniz 240 milyar TL yapar. Tabii ki vatandaşımız isyan eder, “Arkadaş, sen bütçeden Suriyelilere maaş veriyorsan neden emeklilikte yaşa takılanların sorunlarını çözmüyorsun?” der ve aklına bir nefret söylemi girer.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika süre ekliyorum Sayın Paylan.

Buyurun.

GARO PAYLAN (Devamla) – “Niye bu Suriyelilere bu parayı harcıyoruz? Benim, emeklilikte yaşa takılanların sorununu çözmek varken, ben daha iyi maaş alacakken niye Suriyelilere para harcıyorsunuz?” der ve bu, nefret söylemine ve nefret suçlarına yol açar arkadaşlar; buna çok dikkat edelim. Suriyelilere maaş filan verilmiyor, Suriyeliler bu ülkede tutunmaya çalışıyorlar, yaşıyorlar. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Orta yerde söyleme bari.

GARO PAYLAN (Devamla) – Arkadaşlar, asgari ücretin altında maaşlara işçi olarak sömürülüyorlar, güvencesiz çalıştırılıyorlar. Gelin, Suriyelilerin meselelerini masaya yatıralım. Onların da bu ülkenin vatandaşı olduğunu ortaya koyalım.

Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a buradan çağrımdır. Dört yıldır pek çok soru önergesi verdim, pek çok araştırma önergesi verdim. Gel, bu 40 milyar doların hesabını ver. Hangi bütçeden harcandı? Bütçeden harcanan, maaş olarak, tek kuruşluk bir para yok. Avrupa Birliğinden gelen paralar da…

Değerli arkadaşlar, onu da söyleyeyim. Bakın, fonlardan paralar geldi, dünya kadar para geldi, onlar kamplardaki Suriyelilere harcandı ve Recep Tayyip Erdoğan…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

GARO PAYLAN (Devamla) – Sayın Başkan, ben de bir iki dakika daha süre istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun.

GARO PAYLAN (Devamla) - …Suriyelileri bir silah olarak kullandı Avrupa Birliğine karşı, “Kapıları açarım.” diye tehdit etti.

Değerli arkadaşlar, yapmadı mı bunları? “Eğer beni eleştirirsen, ey Merkel, Suriyelilere kapıları açarım.” dedi. Sayın Merkel 3 kere buraya geldi ve sonucunda 3 milyar dolarlık bir anlaşma yapıldı. Hâlâ Suriyeliler bir silah olarak kullanılmaya çalışılıyor 3 milyar dolar daha alınsın diye. Bu, Suriyelilere yapılmış bir hakarettir.

Onların büyük çoğunluğu bu ülkede kalacaklar ve tıpkı hepiniz gibi, pek çoğunuz gibi, bu ülkeye sığınan pek çok insan gibi, bu ülkenin onurlu vatandaşları olmayı hak ediyorlar. Bu çerçevede, gelin, birlikte onların sorunlarını çözmeyi düşünelim ve Hükûmete de buradan çağrımdır; gelsin, 40 milyar doların hesabını versin.

Bu araştırma önergesine destek veriyoruz.

Saygılar sunarım. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler.

ÜMİT ÖZDAĞ (İstanbul) – Sayın Başkan…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sonra söz vereceğim.

Öneri üzerinde Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, hayır, 69’a göre söz istiyor.

ÜMİT ÖZDAĞ (İstanbul) - Sayın Başkan, 69’a göre söz istiyorum, sataşma var çünkü.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özdağ.

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Ben Özdağ’ın ismini anmadım ki, ben ismini anmadım.

BAŞKAN - Hayır, sataşma değil, yerinizden söz vereyim.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Hayır, hayır; 69’a göre söz vermeniz lazım, şahsına ifade edilen suçlamalar var.

BAŞKAN – Tamam.

Sayın Özdağ, buyurun.

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Ümit Özdağ’ın, Diyarbakır Milletvekili Garo Paylan’ın CHP grup önerisi üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

ÜMİT ÖZDAĞ (İstanbul) – Hatip Suriyeli sığınmacılara karşı çıkmayı ırkçılık olarak nitelendirdi. HDP, PKK’nın bu konudaki tavrının çok açık olduğu ortada; Suriye’de yapılan stratejik göç mühendisliğiyle, Suriye’nin kuzeyinde bir PKK’istan, Amerikan desteğiyle kurulmaya çalışılıyor ve oradan etnik temizlik Türkiye’ye yönelik yapılıyor. Ondan dolayı Suriyelilerin geri dönmesini istemiyorlar. Çünkü birlikte siyaset yaptıkları ve terör eylemlerini destekledikleri örgüt, orada devletleşme süreci içerisinde. Şimdi siz daha iyi anlıyor musunuz kimler Suriye’de kalsın istiyorlar ve neden kalsın istiyorlar? Çünkü bu bir “büyük kürdistan” projesidir. Sıra Türkiye’ye gelecek. İlk önce Irak’ta bir devlet yapılanması yapıldı, şimdi Suriye’nin kuzeyine bir yapı kuruyorlar, bunu İran izleyecek ve sıra Türkiye’ye gelecek. Onun için “Suriyelilere burada vatandaşlık verin.” diyorlar; amaç bu. Hâlbuki biz Suriyelilerin vatanlarına dönmelerini istiyoruz. PKK tarafından şiddet kullanılarak oradan Türkiye’ye yollanan insanların dedelerinin vatanlarına geri dönmelerini istiyoruz ve burada iki, üç nesilden beri de bulunmuyoruz biz, bin seneden beri burada bulunuyoruz, gelecek bin senede de burada duracağız. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar) İstediğiniz kadar emperyalizmle iş birliği yapın, Türk milleti bu coğrafyada yaşamaya devam edecek. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Oluç, siz kendiniz konuşacaksanız, oylamadan sonra Grup Başkan Vekillerine söz vereceğim.

HABİP EKSİK (Iğdır) – Başkanım, bu kadar ağır bir sataşma… Böyle bir şey olmaz! Faşizmin kürsüde hâlini gördük yani. Bu kadar olmaz ki!

İBRAHİM HALİL ORAL (Ankara) – Suriyelilere vatandaşlık isteyince farklı mı oluyor?

V.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

3.- CHP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi Gündemi’nin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan ülkemizdeki sığınmacılara yönelik ülke kaynaklarından yapıldığı söylenen harcamaların detaylarının belirlenmesi amacıyla verilmiş olan (10/2347) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 30 Ocak 2020 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN - Başka söz isteyenler de var. Zaten şimdi Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına konuşmadan sonra söz taleplerini karşılayacağım.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Öcalan’ın mektubunu nasıl okuttunuz, onu da bir anlatın, bir duyalım!

BAŞKAN – Gaziantep Milletvekili Derya Bakbak, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA DERYA BAKBAK (Gaziantep) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime başlamadan önce, Elâzığ ve Malatya’da meydana gelen depremde hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, milletimize başsağlığı ve yaralılarımıza da acil şifalar diliyorum. Türkiye, yaşanan bu depremde tek yürek olurken, Elâzığ’da enkaz altındaki Dürdane kardeşimizi Suriyeli Mahmut enkazı tırnaklarıyla kazıyarak çıkarmıştır. Depremin sembollerinden olan Mahmut, yalnızca bir vatandaşımızın hayatını kurtarmamış, dünyaya da kardeşlik dersi vermiştir.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Mahmut Afganlı çıktı yalnız, haberiniz olsun! Yanıltmışlar sizi!

DERYA BAKBAK (Devamla) – Türkiye, bu kardeşliğin mimarıdır. Çevresinde yanan ateşe, dökülen kana ve gözyaşına karşı, ülkemiz bir huzur adası hâline gelmiştir. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, bugüne kadar mazlumların umudu olmuş, bundan sonra da olmaya devam edecektir.

Ülkemizde 3,6 milyon Suriyeli bulunuyor. Bunların içinde Kürt de var, Arap da, Ezidi de var, Türkmen de. Biz, bu insanlarla kız alıp kız vermiş, Gaziantep’ten Şam’a ticaret yaptığımızda bu insanların evlerinde kalmışız. Bu insanlara sırtımızı dönmek, geçmişimize ihanet, tarihimize, inancımıza ve insanlığımıza sırt çevirmektir. Bu yüzden, kimse insanlara sırtımızı dönmemizi beklemesin, dünyanın yaptığı gibi zulme gözümüzü kapamamızı beklemesin.

Değerli milletvekilleri, 24 Ocak 2020 tarihi itibarıyla ülkemizde bulunan geçici koruma kapsamındaki Suriyelilerin sayısı 3 milyon 571 bin 175’tir. Geçici barınma merkezlerinde kalan Suriyelilerin sayısı 63.452, geçici barınma merkezi dışındaki Suriyelilerin sayısı ise 3 milyon 507 bin 723’tür. Fırat Kalkanı Operasyonu’nun başlamasından günümüze gönüllü geri dönüş yapan Suriyelilerin sayısı 396.258 olmuştur. Sayılara bakıldığında, Suriyelilerin geri dönüşü istikrarlı bir şekilde devam etmektedir.

Ülkemizde bulunan Suriyeliler, 2011 yılından beri kamu hizmetlerinden faydalanmaktadır; eğitim, sağlık, kamu düzeni ve güvenliği, belediye hizmetleri ve bunun gibi. Suriyelilere doğrudan yapılan harcamalar ve kamu hizmetlerinden yararlanmaları sonucu oluşan maliyet 40 milyar dolar civarındadır. Biz, idari, siyasi, hukuki olarak şeffafız. Söz konusu harcamanın içerisinde insani yardım harcamaları, sivil toplum kuruluşları tarafından yapılan harcamalar, geçici barınma merkezi için yapılan harcamalar da yer almaktadır. Avrupa Birliği kaynakları ise 2016 yılından bu yana sadece 3 milyar avroluk destek verebilmiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, devam edin Sayın Bakbak, bir dakika süre veriyorum.

DERYA BAKBAK (Devamla) – Bu maddi yük, Avrupa Birliği ve uluslararası kuruluşlar söz verdiği fonları sağlamadığı sürece, bir ülkenin tek başına altından kalkabileceği miktarın çok üzerindedir. Buna karşı Türkiye göçmen krizini en iyi yöneten ülke olmuş, kardeşlik anlayışıyla mazlumlara kucak açmıştır.

Bu misafirperverliği gösteren milletimize huzurlarınızda teşekkürlerimi sunuyor, Gazi Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Öneri kabul edilmemiştir.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Kabul edildi.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Kabul edildi Başkan, kabul edildi.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan, kabul edildi yani mümkün değil bu sayıda. Kapıları kapatalım, yeniden sayalım.

BAŞKAN – Sayın Altay, bir talebiniz var mı?

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Yok.

BAŞKAN – Oyların sayılması konusunda bir talep geldi gibi gördüm.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Geçti, geçti.

MEHMET DOĞAN KUBAT (İstanbul) – Oylama yapıldı efendim.

BAŞKAN – Saydırmıştım, söylediğimiz sonuç doğrudur.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Biz adaletinize güveniyoruz efendim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Altay.

Buyurun Sayın Oluç.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın vekiller, iki noktaya değineceğim.

Birincisi: Bu konu -evet, sonuçta araştırma önergesi reddedildi ama- üzerinde ciddiyetle durulması, düşünülmesi, tartışılması gereken bir konu çünkü bakın, dünyanın birçok ülkesinde göç ve mültecilik meseleleri bir sorun olarak yaşanmıştır. Bu, zaten bizim çok yakından da bildiğimiz bir konudur. Neden? Türkiye’den milyonlarca insan Avrupa’ya göçmen işçi olarak gitmiştir ve orada şu anda yaşamaktadırlar -milyonlarca insan- ve bu insanlar yaşadıkları ülkelerde, 1960’ların başından bu yana baktığımızda, çok ciddi yabancı düşmanlıklarıyla karşı karşıya kalmışlardır ve baktığımızda yine tek tek -ister Almanya ister Fransa ister Hollanda olsun, hepsine bakabiliriz- bu ülkelerde yabancılara yani diyelim ki Türkiye’den gelmiş olanlara düşmanlık yapanlar da hep ırkçılar olmuşlardır. Bu, dünya çapında da bilinen bir şeydir yani yeni keşfedilen bir konu da değildir. Dolayısıyla, yabancıya düşmanlık yapmak böyle algılanır ve siyasette de böyle tartışılır. Şimdi, bu bir mesele; bir kere, bunu bir kenara koyalım.

İkincisi -şimdi bu örnekten devam edecek olursak- Avrupa’ya, Almanya’ya 1960’ların başından sonra, yaklaşık kırk elli yıl arasında bir zaman boyunca Türkiye’den milyonlarca insan gitmiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, devam edin Sayın Oluç.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Bakın, bugün Almanya’da Türkiye’den 3,5-4 milyon arası insan yaşamaktadır ama bu 3,5-4 milyonluk topluluk yaklaşık kırk elli yıl arasında bir zamanda oraya yerleşmiştir. Onun için, o süre boyunca altyapısı oluşmuştur, eğitim vesaire gibi haklar yavaş yavaş elde edilmiştir, böyle bir noktaya gelinmiştir.

Şimdi bizim sorduğumuz şu: Çok kısa bir sürede, yedi sekiz sene gibi kısa bir sürede Suriye’den savaş nedeniyle ülkemize yaklaşık 4 milyon insan gelmiştir. Bu, ciddi bir meseledir yani altyapısı olmayan, onların eğitim, sağlık, iş gibi konularda ihtiyaçlarına cevap verilemeyecek bir durum söz konusudur. Biz demiyoruz ki -öyle bir iddiamız yok, bu söylendi ama öyle bir iddiamız yok- bu insanların hepsine Türkiye’de yurttaşlık verilsin, böyle bir iddiamız yok.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bağlayalım lütfen.

Buyurun.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Biz diyoruz ki: Buraya gelmiş olan, mecbur sebeplerden dolayı buraya gelmiş olan insanlar, evet, misafirlerimizdir, başımızın üstünde yerleri vardır ama gündelik ihtiyaçları da vardır; işten tutun, aşa kadar; çocuklarının eğitimine, sağlığına kadar. Buna ilişkin altyapının oluşması ve bu hizmetlerin verilmesi gerekiyor. Böyle bir durumla karşı karşıyayız. Dolayısıyla, tartıştığımız konu esas itibarıyla budur ve buna ilişkin yapılmış olan harcamaların karşılığının görülmediğini iddia eden araştırma önergesini de bu nedenle destekliyoruz. Şimdi bunları söylemiş olmak istiyorum kayıtlara geçsin diye.

Sonuncusu da; efendim, biraz evvel İYİ PARTİ’li sayın hatibin partimiz hakkında sarf ettiği rencide edici lafların hepsini kendisine aynen iade ediyoruz, asla kabul etmiyoruz. Bu tür laflarla da zaman kaybedecek hâlimiz yok, siyasi cevabı da hak etmeyen laflardır.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkanım, müsaade ederseniz söz almak istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Türkkan.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

34.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un yerinden sarf ettiği bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Öncelikle, sayın hatibin ifadelerini ırkçılıkla nitelemenizi şaşkınlıkla izliyorum. Bizler ırkçı değil, Türk milliyetçileriyiz, bunu öğrenmenizi istiyorum; bu bir.

Diğer taraftan, bu memleketin geleceğini düşünmek, bu memleketin birliğini, dirliğini düşünmek suçsa biz bu suçu son nefesimizi vereceğimiz güne kadar işlemeye devam edeceğiz, son nefesimizi; hiç tereddüdünüz olmasın. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Size yönelttiği suçlamalarda “PKK” lafından rahatsız olduysanız çıkın deyin ki: “Bizim kurumsal yapı olarak, siyasi parti olarak PKK’yla hiçbir ilişkimiz olmadığı gibi, PKK’yı lanetliyoruz.” Ben bu konuda sizin ifadenizi doğru kabul ederim ve biat ederim, derim ki: Bu ifade doğrudur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Türkkan.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Bu ifadeden yola çıkarak, sizi bundan sonra böyle bir konuda suçlamaya da hiç kimsenin hakkı olmaz. Ama bunu hem söylemeyeceksiniz hem de bu konuda yapılan suçlamalarda “Hayır, ırkçısınız.” diye suçlamada bulanacaksınız; böyle bir şey yok Sayın Oluç.

Bir iki şey daha söylemek istiyorum Türkiye'nin geleceğiyle, sizin çocuklarınızın da geleceğiyle ilgili: Garo Paylan ne düşünür bilmiyorum ama Türkiye’de 5 milyon Suriyeliyi… Demografik açıdan Türkiye'nin yapısını değiştirecek, ekonomik açıdan Türkiye’yi zafiyete uğratacak böyle bir hadiseyi kabullenmek Türkiye’ye ihanet etmektir, Türkiye’ye düşmanlık etmektir. Ben, bu sıralarda oturan hiç kimsenin Türkiye’ye ihanet etmek üzere, Türkiye’ye düşmanlık etmek üzere buraya geldiğine inanmak istemiyorum ama bu konuda ısrarla devam ediyorsa söylemlerine, onu hain olarak ilan etmeye hazırım.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Sayın Oluç...

35.- İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un, Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Önce şunu belirteyim: Ben, sizin hatibinizle ilgili bir “ırkçı” suçlamasında bulunmadım, ağzımdan böyle bir şey çıkmadı. Sadece, “Yabancı düşmanlığı dünyanın değişik ülkelerinde yapıldığı zaman, bu, ‘ırkçılık’la tanımlanır.” dedim ve örnek olarak da Almanya’da Türkiye’den gitmiş olanların yıllarca yaşadıklarını anlattım.

Şimdi, mesela, biliyorsunuz, bizim illerimizde, ilçelerimizde, küçük yerlerde de orada yaşayan insanlar arasında zaman zaman çeşitli sorunlar yaşanıyor ve zaman zaman da karşı karşıya geliniyor, bazen linç meselesine kadar varabiliyor; böyle şeyler yaşandı çeşitli küçük yerlerde. Dolayısıyla, bununla ilgilidir yapılan tanımlamalar, konuşmalar esas itibarıyla. Bir kere, önce bunu belirteyim, yoksa ben böyle bir ifadeyi kullanmadım. İsterseniz, getirin, tutanaklara da bakalım yani hatibinizle ilgili bir şey söylemedim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bağlayalım lütfen Sayın Oluç.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Bağlıyorum.

Siyaset terminolojisinde bu konuyla ilgili nasıl tartışılır ona ilişkin bir şey söyledim.

İkincisi; ben de sizin anlattığınızı anlattım, dedim ki: Çok kısa bir sürede, altı yedi sene gibi bir süre içinde 4 milyona yakın Suriyeli mücbir sebeplerle buraya geldi ve bunun altyapısı yoktu burada, hâlâ da yok ve bu insanların ihtiyaçları var. Şimdi, biz, bu insanları zorla geri gönderemeyeceğimize göre... Ayrıca, ben gideceklerini de düşünmüyorum ama ayrı bir tartışma bu.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Bu konuda bir siyaset geliştirilmeli. Geri gönderme siyaseti geliştirilmeli.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Dolayısıyla, söylediğimiz şudur: Bu insanların çocuklarının eğitimi, sağlık meselesi, iş meselesi gibi konularda gündelik ihtiyaçlarına cevap verilmesi gerekir; biz buna işaret ettik. Dolayısıyla, burada yaşarken bir zulüm çekmemeleri gerekir; buna işaret ettik esas itibarıyla yoksa konuştuğumuz konunun başka bir yanı yoktu. Dolayısıyla, sizin söylediğinize cevap olarak da söylenmiş bir konu değil.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen bağlayalım Sayın Oluç.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Son cümlem.

Şimdi, bir durum var; bu insanlar geldiler, buradalar. Şimdi, dolayısıyla, burada insanca yaşamalarının imkânlarını biz sağlayalım. Yarın gitmek isteyenler olursa giderler. Bizim, size yönelik değil de iktidar politikası açısından eleştirdiğimiz -izin verirseniz son bir cümle bu- iktidarla daha evvel tartıştığımız konu şudur: Onlar “Kuzeydoğu Suriye’de bir operasyon yapıp, o coğrafya üzerinde bir ameliyat yapıp, Türkiye’ye gelmiş olan milyonlarca insanı -2 milyondan bahsediliyordu sonra 1’e inildi- oraya yerleştireceğiz yani orada demografik bir değişim yaratacağız.” diyorlardı. Biz de bunun gerçekçi olmadığını ve doğru olmadığını anlatıyorduk, hâlâ da aynı fikirdeyiz. Dolayısıyla, o tartışma sizinle olan bir tartışma değildir esas itibarıyla, iktidarın politikalarıyla ilgili bir tartışmadır.

Teşekkür ediyorum.

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Paylan.

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, Sayın Grup Başkan Vekili ismimi anarak sataşmada bulunmuştur. Söz talep ediyorum.

BAŞKAN – Buyurun.

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

2.- Diyarbakır Milletvekili Garo Paylan’ın, Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın yaptığı açıklaması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, ben “Suriyelilerin de istedikleri sürece bu ülkenin onurlu yurttaşları olarak yaşamaya hakları vardır.” dedim; kıyamet bundan koptu.

Bakın, gitmek isteyen elbette gider, Suriye’deki iç yangın biter, demokratik bir Suriye kurulur, gitmek isteyen gider ama şunu biliyoruz ki -dünyadaki örnekler de bunu gösteriyor- büyük çoğunluğu burada kalacak arkadaşlar; 3,5 milyonun, 4 milyonun belki birkaç yüz bini gidecek ama büyük çoğunluğu burada kalacak. Bunların sorunlarını çözmek de bizim boynumuzun borcu çünkü Suriye’deki yangına biz benzin döktük arkadaşlar. Büyük çoğunluğu da burada kalacak ve sorunlarını çözmeliyiz.

Bakın, Sayın Lütfü Türkkan az önce söyledi, ben biliyorum ki kendisinin de kökleri Türkiye sınırları dışından ama “Osmanlı sınırlarının içindeydi.” diyecek belki. Arkadaşlar, Türkiye sınırlarını biliyoruz, Osmanlı sınırlarını biliyoruz; mevzubahis Türkiye sınırları içiyse Lütfü Türkkan da onun dışında kalır ama Osmanlı sınırlarıysa Suriyelilerin tamamı da Osmanlı sınırlarının içinde kalır. Bu ülkede Araplar da var, Türkler de var, Ermeniler de var, Kürtler de var; hepimiz bir arada yaşamayı biliyoruz. Balkanlardan gelenler de Kafkaslardan gelenler de bizim vatandaşımız olduysa, bir arada yaşayabiliyorsak, sınırımız suni bir sınır olarak çekilmişse, sınırın her iki tarafında da Araplar, Kürtler, Türkmenler yaşıyorsa hepsinin de bir şekilde burada yaşayabilmesini mümkün kılmamız lazım ama gelenlerin arzu edenleri varsa elbette gidebilir.

Arkadaşlar, bakın, 40 milyar dolar harcandı, 240 milyar TL harcandığı söyleniyor, hep tekrar ediliyor; bu bir nefret söylemine yol açıyor vatandaşlarımızda ve sonucu ne oluyor, biliyor musunuz? Bir olay oluyor, suçu olmadığı hâlde Suriyelilerin dükkânları taşlanıyor, Suriyeliler öldürülüyor Lütfü Bey ve nefret suçlarına yol açıyor.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Ya, bırak bu işleri Allah aşkına!

ÜMİT ÖZDAĞ (İstanbul) – Kim öldürdü, yalancı!

GARO PAYLAN (Devamla) – Bu söylemlerden -müsebbibi vardır arkadaşlar- bu nefret söylemlerinden ve nefret suçlarından vazgeçelim arkadaşlar.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Türkiye’de asayiş yok oldu Suriyeliler sayesinde.

İSMAİL OK (Balıkesir) – PKK’lılar öldürüyor, PKK’lılar!

GARO PAYLAN (Devamla) – Saygılar sunarım.

BAŞKAN – Teşekkürler.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkan…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan… Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Akbaşoğlu, sırasıyla gidiyoruz.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Tamam Başkanım.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Türkkan.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Müsaade ederseniz ben yerimden konuşacağım.

BAŞKAN – Buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

36.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, Diyarbakır Milletvekili Garo Paylan’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, Türkiye’de benim gibi Balkanlardan gelen… Rakam vermek istemiyorum, öyle çok rakam veriliyor ki, o verilen rakamlarla başladığınızda, Türkiye'nin nüfusu 500 milyona kadar çıkıyor. Çünkü Türkiye’de herkes, kendisinin, bu kadar Samsunlu, bu kadar Kafkas göçmeni olduğundan bahsediyor. Rakam vermek istemiyorum ama benim gibi evladıfatihan torunlarının tamamı, Garo Paylan Beyefendi’nin yaptığı gibi, Suriyeli ve Balkanlardan gelen göçmenlerin kıyaslanmasından o kadar çok rahatsız ki.

Biz altı yüz sene o topraklarda uç beyliği yaparak geldik buraya. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar) Ben Balıkesir Karesiliyim, Karesi’den oraya gitmiş bir ailenin çocuğuyum. Konya Karaman’dan oraya gidenler var, Samsun’dan gidenler var, Nevşehir’den gidenler var, Afyon’dan gidenler var. Bilmiyorum, Hakkı Oluç’un ailesi nereden gitmiş ama netice itibarıyla, biz altı yüz yıl bekçilik yapıp “Git.” denilince giden, “Gel.” denilince gelen ailelerin çocuklarıyız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Türkkan.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Biz buraya geldiğimizde, Türk vatanına yük olmak değil, Türk vatanını kalkındırmak için çalıştık. Sahillerde nargile fokurdatıp hastanelerde bedava muayene olmadık. Devletten para almadık, devletten bir kuruş para almadık, bir santim de yer almadık. Dolayısıyla, böyle kalkıp Suriye’den buraya gelen, kendi vatanlarını korumaktan aciz insanların…

MUSA PİROĞLU (İstanbul) – Suriye düşmanlığı işte bu.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – …bir Balkan göçmeniyle kıyaslanmasından esef duydum; bir Balkan göçmeni olarak, Rumeli Türkü olarak bunu reddediyorum.

Teşekkür ederim. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Türkkan.

Sayın Akbaşoğlu….

37.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, kırmızı çizgilerinin 82 milyon insanımızın tümünün kardeşliği esasına dayalı tek millet, tek bayrak, tek vatan ve tek devlet umdeleri olduğuna ilişkin açıklaması

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, şu hususu açıklıkla ifade etmek isterim ki, bizim kırmızı çizgimiz 82 milyon insanımızın tümünün kardeşliği esasına dayalı olarak tek millet, tek bayrak, tek vatan ve tek devlet umdeleridir.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Türk Bayrağı… Türk devleti… Türk dili… Onların ismi “Türk.”

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Bizlere sığınmak için gelen herkese, her milletten, her renkten, her dinden insanlara insani yardım konusunda kucağımızı açar ve insanlığımızı gösteririz çünkü biz Türkiye olarak, Türk milleti olarak insanlığın vicdanıyız. Dolayısıyla, bunun bilinmesini istiyorum.

İkinci olarak da; devletimizin vatanıyla ve milletiyle bölünmez bütünlüğü esasına aykırı bir şekilde, gerek içeriden gerek dışarıdan hangi terör gruplarınca -PKK, PYD, DAEŞ vesaire- kimler tarafından yapılırsa yapılsın…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bağlayalım lütfen Sayın Akbaşoğlu.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – …bizi bölmeye, parçalamaya yönelik her türlü eylemin de belini kırarız, her türlü teröriste haddini bildiririz, bu güç ve kudretteyiz. Bunun da bilinmesini istiyorum.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 17:43

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 17.53

BAŞKAN: Başkan Vekili Mithat SANCAR

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Rümeysa KADAK (İstanbul)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 50’nci Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

Alınan karar gereğince, gündemin “Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, İstanbul Milletvekili Mustafa Demir ile 70 Milletvekilinin Coğrafi Bilgi Sistemleri ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

VII.- KANUN TEKLİLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Teklifleri

1.- İstanbul Milletvekili Mustafa Demir ile 70 Milletvekilinin Coğrafi Bilgi Sistemleri ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/2512) ve Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 161) (x)

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Dünkü birleşimde İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülen 161 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin birinci bölümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştı ve 1’inci maddenin önerge işleminde kalınmıştı.

Şimdi, 1’inci maddenin önerge işlemine geçiyoruz.

1’inci madde üzerinde 4 adet önerge vardır, aykırılık sırasına göre okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Coğrafi Bilgi Sistemleri ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 1’inci maddesinin aşağıdaki şekilde yeniden düzenlenmesini arz ve teklif ederiz.

“Coğrafi verilerin toplanması, üretimi, paylaşımı ile mali ve cezai hükümler

MADDE 1- (1) 49 sayılı Coğrafi Bilgi Sistemleri Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi kapsamında onaylanan Ulusal Coğrafi Veri Sorumluluk Matrisinde yer alan coğrafi verilerin;

a) Ulusal Coğrafi Veri Paylaşım Matrisine göre kamu kurum ve kuruluşları arasında paylaşımı, erişimi ve kullanımı bedelsizdir.

b) Ulusal güvenliğe ilişkin hükümler ile fikrî, sınai ve ticari haklara ilişkin mevzuat hükümleri saklı kalmak ve veri üretmekle sorumlu kurumun uygun görüşü alınmak kaydıyla, veri madenciliği ve yeni veri üretimi konularındaki hasılat paylaşımına yönelik işbirlikleri kapsamında, kamu hizmeti ifa eden özel hukuk tüzel kişileri ve üniversiteler ile paylaşımı bedelsiz olarak yapılabilir.

(2) Gerçek kişilerin ve özel hukuk tüzel kişilerinin Türkiye’ye ait Ulusal Coğrafi Veri Sorumluluk Matrisi kapsamındaki coğrafi verileri; toplaması, üretmesi, paylaşması veya satması; özel kanunlardaki hükümler saklı kalmak kaydıyla ve ticari faaliyetleri gerçekleştirmek için gerekli belgelere sahip olması şartı ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığının iznine tabidir. İzne tabi olacaklar için, izin süresi ve verilere ilişkin usul, esas ve içerikler Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca belirlenir. İzin bedeli 1/1000’lik pafta başına yerli gerçek kişiler ve özel hukuk tüzel kişileri için 25,00 TL’dir. Bu tutarlar takvim yılı başından geçerli olmak üzere her yıl bir önceki yıla ilişkin olarak 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununun mükerrer 298 inci maddesi hükümleri uyarınca tespit ve ilan edilen yeniden değerleme oranında artırılarak uygulanır. Alınan izin bedeli Ulusal Coğrafi Bilgi Sistemleri hizmetlerinde kullanılmak üzere Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Döner Sermaye İşletmesi Müdürlüğünün ilgili hesabına yatırılır. İzin alınmaması durumunda Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca izin bedelinin 10 katı tutarında idari para cezası uygulanır. İdari para cezası kararı, 11/2/1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine göre kararı veren merci tarafından ilgiliye tebliğ edilir.”

                                       Ayhan Erel                                   Mehmet Metanet Çulhaoğlu                               Feridun Bahşi

                                         Aksaray                                                      Adana                                                      Antalya

                                 İbrahim Halil Oral                                                                                                             İsmail Ok

                                          Ankara                                                                                                                     Balıkesir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU BAŞKANI TAHİR AKYÜREK (Konya) – Katılamıyoruz efendim.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Balıkesir Milletvekili İsmail Ok konuşacaktır.

Buyurun Sayın Ok. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

İSMAİL OK (Balıkesir) - Coğrafi Bilgi Sistemleri ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 1’inci maddesi üzerinde İYİ PARTİ Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce Meclisi ve ekranları başında bizleri izlemekte olan bütün vatandaşlarımızı saygıyla, muhabbetle selamlıyorum.

Öncelikle, Elâzığ ve çevre illerimizde meydana gelen 6,8 büyüklüğündeki depremde hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, yaralılarımıza da acil şifalar diliyorum.

Bu maddeyle, kamu kurum ve kuruluşlarının birbirleri arasında coğrafi verilerle ilgili erişim, paylaşım ve kullanımının bedelsiz bir şekilde Coğrafi Bilgi Platformu üzerinden sağlanması ve bunun yanı sıra, yerli ve yabancı gerçek ve tüzel kişilerin söz konusu coğrafi verileri toplayabilmesine, üretebilmesine, paylaşabilmesine ve satabilmesine yönelik düzenleme yapılmaktadır.

İYİ PARTİ Grubu olarak bu kanun ve maddeleri üzerindeki kaygılarımızı hem Komisyonda hem de kanunun tümü üzerinde yapılan konuşmalarda ifade ettik. Özünde faydalı ve gerekli bir düzenleme olmakla birlikte, maddenin iki noktasında tekrar tekrar değerlendirmeler yapılması gerektiğini düşünüyoruz. 1’inci maddenin (b) bendinde yer alan “yapılabilir” ibaresi muğlaktır. Yine, bilgilere ulaşılması için belirlenen 25 ve 50 lira, otoban, tren yolu gibi geniş alanlarda ciddi meblağlara neden olacaktır. Zaten bu konularla ilgili, her kurum çok büyük ücretler talep etmektedir. Böyle bir ücretin tekrar alınması hakkaniyete uygun değildir.

Bu madde üzerinde, özellikle, verilerin yabancı gerçek kişilere de verilebileceği ifadesi bizleri kaygılandırmaktadır. Millî güvenliğimiz açısından, tabii kaynaklarımızın, askerî bölgelerimizin ya da kritik alanların yer aldığı coğrafyamızın haritalarının yabancı kişilere verilmesini asla doğru bulmuyoruz ve bu durumu engelleyecek ibarelerin bu maddede yer almaması gerektiğine inanıyoruz; bu konuda özellikle AK PARTİ Grubunu sorumluluk almaya davet ediyoruz. Aksi takdirde, bu vebalin altından, başta AK PARTİ’liler olmak üzere hiçbirimiz kalkamayız. Bu konudaki kaygılarımızın dikkate alınarak gerekli düzenlemelerin yapılmasının elzem olacağı kanaatindeyiz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; demokrasinin bir gereği olarak halkımız bizleri oylarıyla seçerek bu yüce Meclise gönderiyor ve bizlere diyorlar ki: “Bizim verdiğimiz vergilerden maaşınızı alın, bizim refahımız ve huzurumuz için çalışın.”

Şimdi, buradan sormak istiyorum: Elâzığ’da vatandaşlara karşı görevimizi yaptık mı? Maalesef yapmadık. Bir tek Elâzığ’da değil, 81 vilayetteki vatandaşlarımıza karşı görevimizi yapmadığımız şu son Elâzığ depremiyle bir kez daha ortaya çıkmıştır. Deprem riskleri her geçen gün artmaya devam ederken bizler hâlen Kanal İstanbul ve imar iskânının hangi kurumlar tarafından verilmesi gerektiğini, gelirlerini hangi kurumların alması gerektiğini konuşuyoruz ve tartışıyoruz. Bırakın milletvekilliğini, bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak bu içinde bulunduğumuz durumdan gerçekten utanıyorum.

Milyonlarca çürük bina, AFAD merkezi bulunmayan il büyüklüğündeki binlerce ilçe merkezi ve deprem vergileri yok edilmiş bir Türkiye dururken hâlâ vatandaşın cebinden çıkacak paranın hangi kurumlara gideceğini tartışmak korkunç bir durum olsa gerek. Bugün, milletvekillerinin bu konuda kendilerini sorgulaması gerektiğini ve parti aidiyetinden uzaklaşarak samimi bir muhasebe yapmaları gerektiğini düşünüyorum.

Son olarak, seçim bölgem Balıkesir’in Bandırma ilçesinde belediye meclis üyelerinin yapmış olduğu çalışma sonucunda “Depreme Karşı Alınması Gereken Önlemler” başlığı altında AFAD merkezinin Bandırma ilçesinde bulunmamasını büyük bir sorun olarak belirlemişlerdir ve ben de bu düşünceye aynen katılıyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Ok, sadece bir dakika süre ekleyeceğim.

Bundan sonraki konuşmacıların hepsi için de bu kuralı uygulayacağım.

İSMAİL OK (Devamla) – Anlayışınız için teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Rica ediyorum.

Buyurun.

İSMAİL OK (Devamla) – Başta Bandırma ve Edremit olmak üzere, Körfez ilçelerimiz, Ayvalık’ımız, Burhaniye’miz birçok ilden daha büyük nüfusa sahipler. Ayrıca bu ilçelerimiz bir turizm beldesi. Yazın 50 bin nüfuslu ilçelerimiz 500 bin hatta zaman zaman 1 milyon misafiri ağırlamakta. Bu da böyle ilçeler için AFAD merkezlerinin kurulmasının ne kadar önemli olduğunu bizlere göstermektedir. İşte, deprem gerçeğini her gün yaşıyoruz. Maalesef, seçim bölgem Balıkesir de beşik gibi sallanmakta ve buradan Balıkesir halkının temsilcisi olarak Balıkesir halkı adına, özellikle Türkiye’de olduğu gibi seçim bölgem Balıkesir’de gerekli tedbirlerin, önlemlerin alınmasını talep ediyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Ok.

Değerli milletvekilleri, tekrar hatırlatayım: Kanunun görüşmelerine başladık ve önergeler üzerinde konuşma süresi her hatip için beş dakikadır. Konuşmasını bu süre içerisinde tamamlayamayan hatiplere bir kereye mahsus bir dakika ek süre tanıyacağım. İkinci bir ek süre talebinde bulunmamanızı rica ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 161 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 1’inci maddesinin 1’inci fıkrasının (b) bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini ve 1’inci maddesinin 2’nci fıkrasının kanun teklifi metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

“b) Ulusal güvenliğe ilişkin hükümlerle fikrî, sınai ve ticari haklara ilişkin mevzuat hükümleri saklı kalmak ve veri üretmekle sorumlu kurumun uygun görüşü alınmak kaydıyla, veri madenciliği ve yeni veri üretimi konularındaki hasılat paylaşımına yönelik işbirlikleri kapsamında, kuruluşlar, üniversiteler, meslek örgütleri, sendikalar, odalar, sivil toplum kuruluşları, alanda bilimsel ve gönüllü çalışma yapmak isteyen gerçek kişiler ile paylaşımı bedelsiz olarak yapılır.”

                            Filiz Kerestecioğlu Demir                                   Kemal Peköz                                             Habip Eksik

                                          Ankara                                                      Adana                                                        Iğdır

                            Ömer Faruk Gergerlioğlu                                Hüseyin Kaçmaz                                     Erol Katırcıoğlu

                                         Kocaeli                                                      Şırnak                                                      İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU BAŞKANI TAHİR AKYÜREK (Konya) - Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Önerge üzerinde İstanbul Milletvekili Erol Katırcıoğlu konuşacaktır.

Buyurun Sayın Katırcıoğlu. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

EROL KATIRCIOĞLU (İstanbul) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, sayın vekiller; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Şimdi, esasında, sıra sayısı 161 olan bu Yasa Teklifi’nin adında “coğrafi bilgi sistemi” kelimesi özellikle geçmekle birlikte, içeriğine baktığımızda imar kanunlarıyla ilgili yani imarla ilgili kanunlarda bazı değişiklikler içeriyor. Olabilir; yani, her zaman hayat değiştiği için yasalarda da değişiklik olması gerekiyor, vesaire fakat biraz dikkatli baktığımda ben şöyle bir sonuç ya da şöyle bir kuşku edindim: Bu yasanın özellikle ivedi yargılama usulünü gündeme getirmiş olması esas itibarıyla bir hızlı iş yapma yani mevcut yasaların ima ettiği mülkiyet ilişkilerinin, imar meselesiyle ilgili olarak ortaya çıkacak olan mülkiyet ilişkilerinin mahkemelere iletilmesi sonucunda ortaya çıkacak olan karmaşıklığı gidermeye yönelik olmak üzere veya en azından -başka biçimde söyleyecek olursak- daha hızlı arsa ve arazi düzenlemesi yapabilmeyi amaçlamak adına böyle bir ivedilik ima eden bir usul önermiş olması, doğrusunu isterseniz, bu yasanın amacıyla ilgili olarak kuşku duymama sebep oldu benim. Yani, esasında açıkça söyleyeyim: Bu yasada ben iki acil, ivedi şey görüyorum; bunlardan bir tanesi galiba Kanal İstanbul’la ilgili olarak ortaya çıkacak olan mülkiyet ilişkileri meselesi, bir de Ahlat’taki saray meselesiyle ilgili bir düşünceyle birlikte oluşmuş olan bir yasa tasarısı olduğu kanaatindeyim.

Şimdi, arkadaşlar, şunu söyleyebiliriz: Gerçekten de baktığımızda, imarla ilgili olarak yaşanan sorunlar… Ben, doğrusunu isterseniz, şehir plancısı falan değilim, onun için de çok ayrıntılı bir şey söylemeyeceğim ama özellikle arsa ve arazi düzenlemeleriyle ilgili olarak ortaya çıkan mahkeme meseleleri gerçekten çok zaman alan ve dolayısıyla da maliyeti olan süreçler. Fakat arkadaşlar, böyle bir sorunu aşmak için -bence olmaması gereken- Anayasa’nın 125’inci maddesi çerçevesinde idarenin aldığı kararların mahkemeye götürülmesi gerekliliğini neden pas geçelim? Yani bunun bir gerekçesi olması lazım. Tamam, anlıyorum, bugüne kadar bazı gerekçelerle -mesela özelleştirmeyle ilgili olarak olabilir, turizm yatırımlarıyla ilgili olabilir, afetle ilgili olabilir- bazı meselelerde ivedilik usulü kabul edilmiş ve yürürlükte. Fakat arkadaşlar, onlara da bence istisnai durumlar diye bakmak lazım. Dolayısıyla da ben bunu şuna benzettim bu yasayı okurken: Nasıl ki her bir devlet kurumu diyeyim, Kamu İhale Yasası’ndan kendisini uzak tutmak için bir çaba içinde ise tıpkı onun gibi, arsa ve arazi meseleleriyle ilgili olarak ortaya çıkacak olan sorunların aşılmasında normal mülkiyet haklarını dikkate alan, adil yargılamayı dikkate alan bir çizgide, bir çerçevede iş yapmaktansa bundan uzak durmak ve dolayısıyla da muhtemel zaman kayıplarını ortadan kaldırmak gibi bir amaçla düşünülmüş olduğunu görüyorum. Ama arkadaşlar, Kamu İhale Yasası’nın gerçekten hâlipürmelal-i hepinizin bildiği bir mesele. Yani bugün itibarıyla “Kamu İhale Yasa’mız var mı yok mu?” derseniz, “Nelere uygulanıyor?” diye baktığınızda, hangi kurumların kararları Kamu İhale Kanunu’nun kapsamı alanında olduğuna baktığınızda çok az sayıda olduğunu görünce o zaman şöyle bir sonuç çıkarmak mümkün: Demek ki Kamu İhale Kanunu diye bir kanun var ama aslında yok yani aslında bence bir “zombie” kanunla karşı karşıyayız.

Şimdi, dolayısıyla buradaki meselemiz de biraz böyle gibi geliyor bana. Yani imar meseleleriyle ilgili olarak önümüzdeki dönemde -demin ifade ettiğim gibi- Kanal İstanbul sorunu çerçevesinde bir acelenizin var olduğu anlaşılıyor ve o çerçevede de bunu hızlandırmak istiyorsunuz. Fakat arkadaşlar, ben süremi uzatmayayım ama şunu tekrar edeyim, bunun birkaç defa altını çizmiştim: Demokrasiler ağır çalışır ama genellikle doğru sonuçlar üretir ancak despotik sistemler hızlı çalışır ve yanlış kararlar üretir.

Hepinize saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Katırcıoğlu.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 161 sıra sayılı Coğrafi Bilgi Sistemleri ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 1’inci maddesinin (2) numaralı fıkrasındaki “25,00 TL” ibaresinin “5,00 TL” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                      Ulaş Karasu                                             Ednan Arslan                                İlhami Özcan Aygun

                                           Sivas                                                         İzmir                                                      Tekirdağ

                                  Vecdi Gündoğdu                                         Orhan Sümer                                           Hasan Baltacı

                                        Kırklareli                                                     Adana                                                   Kastamonu

                                                                                                     Gökan Zeybek

                                                                                                          İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU BAŞKANI TAHİR AKYÜREK (Konya) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Önerge üzerinde İstanbul Milletvekili Gökan Zeybek konuşacaktır.

Buyurun Sayın Zeybek. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

GÖKAN ZEYBEK (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz yasa teklifinin aslında tek bir maddesi var coğrafi bilgi sistemleriyle ilgili, o da 1’inci madde, geriye kalan maddeler benden önce konuşan hatibin söylediği gibi daha çok imar yasasındaki değişikliklerle ilgili.

Şimdi, burada üzerinde anlaşmamız gereken bazı noktalar var ve bunu ben Genel Kurulun bilgisine ve Komisyonun bilgisine sunup bazı da sorular soracağım.

Şimdi, kanun teklifinin 1’inci maddesinde 49 sayılı Coğrafi Bilgi Sistemleri Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’ne atıfta bulunarak Ulusal Coğrafi Veri Sorumluluk Matrisi’ne göre hükümler getiriyorsunuz. Sözü edilen sorumluluk matrisi hâlen yayınlanmamış ve yayınlanmamış bir bilgiye dayanarak kanun maddesi öneriliyor. Bu kanunun çıkmasıyla birlikte matrisin yayınlanmasına kadar geçecek sürede bu veri üretimine yönelik izinler nasıl ve neye göre verilecek? Bu konuda Komisyonun bir açıklama yapmasını istiyorum.

Bir başka önemli nokta şu: Biz İstanbul Büyükşehir Belediyesi gibi coğrafi bilgi sistemleri matrisine sahip olan belediyelerin portalları üzerinden veri kullanımını yapacak olan vatandaşlar, bundan sonra bu uygulamayı nasıl yapacaklar? Bu konuda da bir açıklığa ihtiyaç var. Gelir hasılat paylaşımı üzerinden üniversitelerin yapacağı protokollerle matrisleri alabileceği söyleniyor. Peki, akademik kariyer açısından bu hizmeti üretecek olan, teknoloji çalışması yapacak olan üniversitelerin bilim adamları bu coğrafi bilgi sistemine nasıl ulaşacaklar? Eğer hasılat paylaşımı yoksa bu konuda bir açıklığa ihtiyaç olduğunu düşünüyorum.

Bir başka nokta, deprem gibi çok önemli bir konuda denetim görevini yapacak olan, 1954 yılında kurulmuş olan Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliğine bağlı meslek odalarının denetim hizmetini yerine getirirken denetleyici projeleri kontrol etmek için kendisine lazım olan coğrafi bilgi sistemine nasıl ulaşacağı konusunda da -bu konuda da yasanın bir kapsayıcılığı olmadığı için- bir açıklamaya ihtiyaç vardır.

Bir başka önemli nokta, biz Türkiye ölçeğinde coğrafi bilgi sistemlerini kullanarak araştırma yapacak olan kişi ya da kuruluşlara, yerli kuruluşlara, pafta başına 25 TL gibi bir rakam getiriyoruz. Türkiye’nin bütün büyüklüğü dikkate alındığında her bir pafta satın alınmak istendiğinde ödenecek rakam 33 milyon TL’nin üzerindedir. Türkiye’deki üniversitelerde her ne kadar çok başarısız eğitim verseler bile, ben Türk gençliğine son derece güveniyorum. Yazılım, donanım ve bilişim alanında Türkiye’nin de hızlı bir atağa geçebileceğine ve teknolojik atılımlar konusunda coğrafi bilgi sistemlerini baz alarak bunlar üzerine inşa edilecek çok ciddi sayıda yazılım olduğuna inanıyorum. Mesela, 20 yaşında bir üniversite öğrencisi, ortalama zekâ seviyesi de çok üst düzeydeyse; Google’ı kuranlar, Facebook’u kuranlar ya da dünyadaki diğer büyük yazılım, donanım şirketlerini kuran gençler gibi, bizim gençlerimiz, çocuklarımız ortaya çıkarsa bu bilgilere nasıl ulaşacaklar, bu bedeller nasıl ödenecek? Bu konuda özendirici ve teşvik edici herhangi bir madde yok.

Bir konuyla da ilgili, tabii, şu soruyu da gene Komisyona sormak istiyorum: Teklifin 1’inci maddesinin (1)’inci fıkrasının (b) bendi kapsamında kamu yatırımları, ihtiyaç duyulan coğrafi verilerin paylaşımı bedelsiz olacak mı? Ne demek istiyorum? Yani devletin ya da belediyenin kurumları tarafından yapılmış olan ihalelere girip bu ihaleler sonucunda coğrafi bilgi sistemleri üzerine ihaleyi kazanan ve bu datalara ihtiyacı olan kişiler ya da şirketler, bunları bedel karşılığında mı alacaklar yoksa ücretsiz olarak mı alacaklar? Bu konuyu da Komisyonun açıklığa kavuşturmasını istiyorum.

Süremi de fazla uzatmadan Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Zeybek.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum. Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU BAŞKANI TAHİR AKYÜREK (Konya) – Sayın Başkan, bir açıklama yapmak istiyorum izniniz olursa.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Başkan.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

38.- Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu Başkanı Tahir Akyürek’in, İstanbul Milletvekili Gökan Zeybek’in 161 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 1’inci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU BAŞKANI TAHİR AKYÜREK (Konya) – Gökan Bey’e teşekkür ediyoruz, kendisi, Komisyonumuzda da kanun tekliflerine önemli katkılarda bulunuyor, Komisyonumuza doğrudan soru yöneltti “Şu anda Bakanlık iznine tabi olacaklar için süre, usul, esaslara ilişkin tespitler yapılıncaya kadar ne olacak?” diye sordu. Şu anda alabiliyorlar, kararname ekindeki matrislerden şu anda matrisler yönlendirmesiyle alınabiliyor. Bilim insanları bu alanlarda çalışma yapacaklar.

Evet, teklifin 1’inci maddesinin (a) fıkrasında “Kamu kurum ve kuruluşları arasında paylaşımı, erişimi ve kullanımı bedelsizdir.” ifadesi var. Fakat kamu yatırımlarıyla ilgili de (b) fıkrasıyla ilgili Komisyon olarak görüşümüz, kamu yatırımlarında coğrafi verilerin paylaşımı bedelsiz olacaktır.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Akyürek.

VII.- KANUN TEKLİLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- İstanbul Milletvekili Mustafa Demir ile 70 Milletvekilinin Coğrafi Bilgi Sistemleri ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/2512) ve Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 161) (Devam)

BAŞKAN - Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 161 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 1’inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan "49 sayılı Coğrafi Bilgi Sistemleri Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi kapsamında onaylanan” ibaresi ile aynı fıkranın (b) bendinde yer alan "özel” ibaresinin madde metninden çıkartılmasını ve ikinci fıkranın ikinci cümlesinde yer alan "olacaklar için,” ibaresinin "olacaklar ile” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                         Muhammet Emin Akbaşoğlu                         Mehmet Doğan Kubat                                 Abdullah Güler

                                          Çankırı                                                     İstanbul                                                     İstanbul

                                Zeynep Gül Yılmaz                                        İsmail Bilen                               Mihrimah Belma Satır

                                          Mersin                                                      Manisa                                                     İstanbul

                              Hacı Bayram Türkoğlu                            Radiye Sezer Katırcıoğlu                            Hüseyin Şanverdi

                                           Hatay                                                      Kocaeli                                                       Hatay

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU BAŞKANI TAHİR AKYÜREK (Konya) – Takdire bırakıyoruz efendim.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi yok.

Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Önergeyle anlam bütünlüğünün sağlanarak madde metninin sadeleştirilmesi öngörülmektedir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... 1’inci madde kabul edilmiştir.

2’nci madde üzerinde 2’si aynı mahiyette olmak üzere 3 önerge vardır. İlk okutacağım 2 önerge aynı mahiyettedir. 2’sini birlikte işleme alacağım.

Buyurun.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Coğrafi Bilgi Sistemleri ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 2’nci maddesinin kanun teklifinden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                                       Ayhan Erel                                   Mehmet Metanet Çulhaoğlu                               Feridun Bahşi

                                         Aksaray                                                      Adana                                                      Antalya

                                 İbrahim Halil Oral                                                                                                          Dursun Ataş

                                          Ankara                                                                                                                      Kayseri

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

                            Filiz Kerestecioğlu Demir                                   Kemal Peköz                                             Habip Eksik

                                          Ankara                                                      Adana                                                        Iğdır

                            Ömer Faruk Gergerlioğlu                                Hüseyin Kaçmaz                          Mehmet Ruştu Tiryaki

                                         Kocaeli                                                      Şırnak                                                      Batman

                                                                                                         Sait Dede

                                                                                                          Hakkâri

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU BAŞKANI TAHİR AKYÜREK (Konya) – Aynı mahiyetteki önergelere katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önergeler üzerinde ilk söz, Kayseri Milletvekili Dursun Ataş’a ait.

Buyurun Sayın Ataş. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

DURSUN ATAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 161 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 2’nci maddesi üzerine İYİ PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, Elâzığ ve Malatya’da meydana gelen depremde hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, ailelerine başsağlığı, yaralı vatandaşlarımıza acil şifalar dileyerek sözlerime başlıyorum.

Değerli milletvekilleri, düzenlenen bu maddeyle 5609 sayılı Kanun ile 775 sayılı Kanun hükümleri arasındaki çakışmaların kaldırılması amaçlandığı söylense de yapılan bu düzenlemelerin yerel yönetimler ile TOKİ arasındaki yetki karmaşasını ortadan kaldırmak gerekçesiyle yapıldığı belirtilse de asıl amacın yerel yönetimlerin yetkilerini TOKİ’ye devretmek olduğu gayet açıktır. Bu düzenlemeler göstermektedir ki belediyelerin yetki alanları sınırlandırılarak yetkileri merkezî yönetime devredilmektedir. Ne yazıktır ki AKP, 31 Mart ve 23 Haziranda sandıktan çıkan sonucu doğru okuyamamış, milletin iradesine saygı göstermeyip milletin iradesini gasbetmek için bu gibi yöntemlere başvurmaya başlamıştır.

Değerli milletvekilleri, AKP tarafından 2013 yılında çıkarılan 6360 sayılı Kanun’la büyükşehir belediye sayısı 30’a yükseltilmiştir. İktidar, merkeziyetçiliği azaltacağını, yerinden yönetimleri güçlendireceğini söylemiş, köylere ve şehrin her köşesine daha hızlı, daha kaliteli hizmet götüreceğini belirterek köyleri dahi mahalle yapıp büyükşehre bağlamış, seçimlerde de başarı elde etmişti. Nasıl ki Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminin ülkemizi uçuracağı söylenerek sistem değişikliği yapıldıysa o dönemde de bu düzenlemelerin mahallî idareleri uçuracağı, daha iyi hizmetler verileceği söylenerek büyükşehir belediyelerinin yetkileri artırılmıştı. Bugün ise belediyeleri kaybettikleri için tam tersi hareket ederek yerel yönetimlerin elindeki yetkileri merkeze almayı hedeflemektedir. AKP, bu zihniyetle hareket ettiği sürece, nasıl ki belediyeleri kaybettiyse iktidarı da kaybedecektir.

Değerli milletvekilleri, AKP, iktidarda bulunduğu on yedi yıl boyunca imar rantlarını yandaş müteahhitlere, kişi ve gruplara dağıtmıştır; dağıtılan bu rantlarla kendi yandaş şirketlerini oluşturmuştur. Şimdi soruyorum: Kamuoyunda “AKP’nin imtiyazlı beşlisi” diye bilinen bu şirketlerin rantı kesilecek diye mi bu değişiklikler yapılmaktadır, yoksa muhalefete geçen belediyeler hizmet üretemesin diye mi bu değişiklikler yapılmaktadır?

Değerli milletvekilleri, AKP, imar kanunlarında ve yönetmeliklerinde defalarca değişiklik yaparak, şehirlerin görünümünü bozan, yapı yoğunluğunu artıran ve altyapısız yapılaşmanın maalesef ki önünü açmıştır. AKP’li belediyelerce pek çok yeşil alan imar değişiklikleriyle önce sanal parklara dönüştürülmüş, sonra da bu parkların üzerine AVM’ler ve gökdelenler inşa edilmiştir. Günümüze gelindiğinde ise Sayın Cumhurbaşkanı kendi iktidarları döneminde şehirlerimize ihanet ettiklerini açıkça söylemektedir. Şimdi ise son yıllardaki imar rantının en büyüğü olan Kanal İstanbul Projesi’yle karşı karşıyayız. Kanal İstanbul’un planlandığı bölgede Katarlıların, aile mensuplarının ve yandaş müteahhitlerin yoğun bir şekilde arsa aldıkları kamuoyunca bilinmektedir. Bu ülkenin toprakları kimseye peşkeş çekilemeyecek kadar kutsaldır; her köşesinde aziz şehitlerimizin kanı, her metrekaresinde öksüzün, yetimin hakkı vardır.

Değerli milletvekilleri, imar değişikliklerinde yandaşlara rant sağlamak uğruna ülkemizdeki deprem gerçeği planlamalarda ve uygulamalarda yok sayılmaktadır. Yok sayılan bu gerçek ancak yeni bir deprem meydana geldiğinde yetkililerin aklına gelmektedir. Üniversiteler, bilim çevreleri ve meslek odaları depremle ilgili yıllardır çalışma yapmakta, depremin oluşturduğu sorunları ve çözüm yollarını dile getirmektedir. Maalesef ki iktidarın kaderci yaklaşımı, siyasi istismarı, rant kaygısı ve sorumluluğu bir türlü üstüne almaması nedeniyle gerekli adımlar bir türlü atılamamaktadır.

İktidar, belediyeler muhalefete geçti diye belediyelerin yetkilerini TOKİ’ye aktarmakla uğraşmak yerine bir an önce kentleri deprem gerçeğine uygun hâle getirmek için çalışmalar yapmalıdır. Unutulmamalıdır ki deprem öldürmez, ihmal öldürür.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Ataş.

Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ikinci konuşma Hakkâri Milletvekili Sait Dede’ye ait.

Buyurun Sayın Dede. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

SAİT DEDE (Hakkâri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan kanun teklifinin 2’nci maddesi üzerine söz almış bulunmaktayım.

Sözlerime başlamadan önce, 24 Ocak günü meydana gelen, merkezi Elâzığ’ın Sivrice ilçesi olan depremde hayatını kaybeden insanlarımıza Allah’tan rahmet, yakınlarına sabır ve yaralılara acil şifalar diliyorum.

6,8 şiddetindeki depremden etkilenen bölgelerde yaşayan yüz binlerce insanımız zor şartlar altında bulunmaktadır. Bir an önce gerekli ihtiyaçların karşılanıp mağduriyetlerinin giderilmesi gerekiyor. Yalnız SMS yardımlarıyla değil ciddi bir yaklaşımla, yıllardır toplanan, depreme yönelik yaratılan mali kaynaklar kullanılmak suretiyle yurttaşlarımızın ihtiyaçları giderilmelidir.

Değerli milletvekilleri, deprem ülkemizin bir gerçeği, Türkiye de bir deprem ülkesi, bunu görmezden gelmek, hafife almak en amiyane tabirle kafamızı kuma gömmektir. Mühendis ve Mimar Odaları Birliğinin yayınladığı rapora göre, Türkiye nüfusunun yüzde 98’i deprem tehdidi altında yaşamaktadır. Yine, sanayi kuruluşlarının yüzde 98’i deprem bölgelerinde ve yüzde 73’ü de aktif fay zonları içinde yer almaktadır. Aynı şekilde, barajların yüzde 95’i bu tehlikeli topraklar üzerinde bulunmaktadır. Deprem doğal bir süreçtir. Depremi afete çeviren, yetkililerin bilim dışı ve tamamen ranta dayalı yaklaşımlarıdır. Bugün dünyanın birçok yerinde gerçekleşen büyük şiddetli depremlerde insanların burnu bile kanamazken maalesef ülkemizde meydana gelen depremlerde korkunç boyutta can ve mal kaybı yaşanmaktadır. Depremden sonra olay yerine Hükûmet yetkililerinin gitmesi yeterli değildir; önemli olan, öncesinde can ve mal kayıplarını azaltacak bir politikanın hayata geçirilmiş olmasıdır. Önceden, etkili ve bilimsel yöntemlerle deprem öncesi hazırlık yapmak, konutları ve yaşam alanlarını bir plan ve proje dâhilinde denetlemek gerekmektedir. Yine, hukuk kuralları herkes için uygulanmalı, rant çevreleri korunmamalıdır. Bu bağlamda, daha önceleri gerçekleşen depremlerde sorumluların yargılanması noktasında toplum vicdanı rahatlatılmamıştır.

Değerli milletvekilleri, çeşitli dönemler çıkarılan ve bir gelenek hâline gelen, sadece belli birtakım rant çevrelerini tatmin etmek amacıyla yapılan imar düzenlemeleri, kanun hükmünde kararnameler, özel imar izinleri, emsal artışları ve benzeri uygulamalarla kentlerin mekânsal kültürü yok edilirken şimdi ise gelinen noktada üzerine konuştuğumuz kanun teklifinin 2’nci maddesiyle de belediyelerin yetkileri kaldırılıp yetkiler Cumhurbaşkanlığına bağlı bir kurum olan TOKİ’ye devrediliyor.

775 sayılı Gecekondu Kanunu’na getirilmek istenen bir ek maddeyle belediye sınırları içerisinde veya dışarısında Toplu Konut İdaresi Başkanlığınca oluşturulan veya oluşturulacak olan alanlarda Toplu Konut İdaresi Başkanlığı yetkili kılınmak isteniyor. Yerel yönetimlerin kentler üzerindeki yetkileri kısıtlanmakta, yerel yönetimler işlevsizleştirilmekte, etkisizleştirilmekte ve imar konusunda Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ve TOKİ üzerinden merkezî yönetimin kentlere doğrudan müdahale hakkı genişletilmektedir.

Mevcut hâliyle teklif, Kanal İstanbul Projesi’ne hazırlık özelliğini göstermektedir. Bu, hukuku dolanmaktır. Bu, başta İstanbul olmak üzere aslında bütün il ve ilçelere kayyum atamaktır. Belediye sınırları içerisine dâhil olan yerlerde belediyelerin yetkisinin olmaması kabul edilecek bir durum değildir, hele hele bu yetkinin TOKİ gibi tartışmalı bir kuruma devri gelecek adına vahim ve endişe verici bir durumdur.

Başlangıçta düşük ve orta gelirli ailelere konut projeleri gerçekleştirmek için kurulan veya en azından öyle olduğu söylenen TOKİ, günümüzün en şaibeli kurumu durumundadır. Gerek Cumhurbaşkanlığına ve gerekse ilgili bakanlıklara TOKİ’yle ilgili vermiş olduğumuz soru önergelerimizin tamamı cevapsız bırakılmıştır. Örneğin, kendi seçim bölgem Hakkâri’de ve komşu kentimiz Şırnak’ta TOKİ tarafından yapılan hukuksuzlukları milletvekilleri olarak defalarca dile getirdik ancak ilgililerden herhangi bir cevap alamadık.

Yüksek Vadi 5’inci Etapta yapılan konutların ilk etaplarının kuraları çekilmiş olmasına rağmen hak sahiplerine teslimi gerçekleşmemiştir. 3.063 konuttan kura çekimi yapılan 1.256 konutun teslimi için “arsa payı bedeli” “ortak yaşam alanları bedeli” “tapu masrafları” adı altında, birçok farklı kalemde hak sahiplerinden projenin amacına aykırı olarak para talep edilmektedir. Ödenmesi istenen paranın hangi kriterlere göre belirlendiği konusunda da bir netlik bulunmamaktadır. Benzer durumda olanlara farklı ödeme planları çıkartılarak zaten mağdur olan insanlar bu sefer de TOKİ’nin kâr mantığıyla karşı karşıya kalarak bir kez daha mağdur edilmektedir. Kış mevsiminin erken başladığı ve sert geçtiği Yüksekova’da konutların teslimi için eylül ayında kura çekiliyor. Eylül ayından önce zaten insanlar kirada kaldıkları evlerinde kışlık yakacaklarını temin etmiş oluyorlar. Dar gelirli ailelerin yeni bir eve geçip tekrar yakıt giderlerini karşılamaları mümkün değildir. Yapımı ilkbaharda biten konutların kura çekiminin sonbaharda yapılmasının da hiçbir izahatı yoktur. Şimdi kura çekimi gerekçe gösterilerek hak sahiplerine ödenen kira yardımları da kesilmiş…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Dede, tamamlayın sözlerinizi.

SAİT DEDE (Devamla) – Değerli milletvekilleri, Türkiye’nin 2003 yılında imzalayarak yürürlüğe koyduğu Birleşmiş Milletler Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Uluslararası Sözleşmesi’nin 11’inci maddesi barınma hakkını düzenlemekte ve sözleşmeci taraflara bu konuda yükümlülükler getirmektedir. Barınma hakkı artık temel insan haklarından biri olarak görülmektedir. Ancak ne yazık ki, elverişli konut hakkını düzenleyen bu sözleşmenin gerekleri maalesef yerine getirilmemektedir. Evleri yakılan yıkılan insanlar bürokratik engeller ve kâr hırsıyla sokaklarda bırakılmamalı, sosyal devlet ilkesinin gereği derhâl yerine getirilmelidir. Şırnak ve Yüksekova’daki TOKİ konutları amacına ve korunan menfaate uygun olarak ivedilikle hak sahiplerine teslim edilmeli, mağdurların yaraları bir an önce sarılmalıdır.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Dede.

Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önergeler kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 161 sıra sayılı Coğrafi Bilgi Sistemleri ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 2’nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                      Ulaş Karasu                                    Mehmet Akif Hamzaçebi                                Gökan Zeybek

                                           Sivas                                                       İstanbul                                                     İstanbul

                                     Hasan Baltacı                                            Türabi Kayan                                            Özcan Purçu

                                       Kastamonu                                                 Kırklareli                                                      İzmir

“MADDE 2- 20/7/1966 tarihi ve 775 sayılı Gecekondu Kanununa aşağıdaki ek madde eklenmiştir.


"EK MADDE 6- Bu Kanun uyarınca; 5609 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonra belediye sınırları içerisinde veya dışarısında 775 sayılı Gecekondu Kanununa göre Toplu Konut İdaresi Başkanlığınca oluşturulan veya oluşturulacak alanlardaki uygulamalarda Toplu Konut İdaresi Başkanlığı yetkilidir.

22/3/2007 tarihli ve 5609 sayılı Gecekondu Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce 2/3/1988 tarihli ve 3414 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonra belediyelerce 775 sayılı Gecekondu Kanununa göre oluşturulan veya oluşturulacak alanlardaki uygulamalarda ise ilgili belediyesi yetkilidir.

Belediyeler bu hak, yetki ve görevleri yetkili organları eliyle kullanırlar.

Büyükşehirlerde bu Kanunun tatbikatı büyükşehir belediyelerinin koordinatörlüğünde ilçe belediyelerince yapılır.””

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU BAŞKANI TAHİR AKYÜREK (Konya) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi konuşacaktır.

Buyurun Sayın Hamzaçebi. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; önergeyle ilgili önce şu bilgileri vermek istiyorum.

Teklifin bu maddesi, 775 sayılı Gecekondu Kanunu kapsamında, belediyelerin ve büyükşehir belediyelerinin yetkilerini olduğu gibi onlardan alıp Çevre ve Şehircilik Bakanlığına veriyor, TOKİ’ye veriyor.

Teklif sahipleri bu düzenlemenin gerekçesini şöyle açıklıyorlar: “Efendim, uygulamada birtakım problemler var, idare mahkemelerinde ve çeşitli yargı organlarında açılmış olan davalar bir karışıklığa neden oldu, bir karmaşaya neden oldu, yetki çatışmaları var, görev çatışmaları var, bütün bunları gidermek amacıyla bu düzenlemeyi getiriyoruz; görüleceği gibi, maddenin ikinci fıkrasında da belediyelerin yetkilerine dokunmuyoruz.”

Hemen ifade edeyim ki yapılan bu açıklama kanunlara uygun değil, gerçeğe uygun değil. Şu bilgiyi vermek istiyorum: 1966 yılında çıkarılmış olan 775 sayılı Gecekondu Kanunu var. Çok güzel bir kanundur, layıkıyla uygulanabilseydi Türkiye'de gecekondu sorunu olmayacaktı. Hem o zamanki Bayındırlık ve İskan Bakanlığına hem de belediyelere mevcut gecekonduları ıslah ve tasfiye etmek ve bir daha kente göç nedeniyle gecekondu oluşmasını önlemek amacıyla da gecekondu önleme bölgelerini oluşturmak görevini vermiştir ancak kanun başarılı olamamıştır. Başarılı olamamasının en önemli nedeni merkeziyetçi bir yapının olmasıdır. Bayındırlık ve İskan Bakanlığının çok büyük yetkileri vardı. Bu nedenle Turgut Özal zamanında, onun Başbakanlığı döneminde -Allah rahmet etsin; Gecekondu Kanunu Süleyman Demirel döneminde çıkmıştı, ona da Allah’tan rahmet diliyorum- 1988 yılında 3414 sayılı Kanun çıkarılıyor. Bu Kanun’la 775 sayılı Gecekondu Kanunu’nda Bayındırlık ve İskan Bakanlığına ait olan yetkilerin tamamı belediyelere devrediliyor, “Büyükşehir belediyesi olan yerlerde bu yetkiler büyükşehir belediyesinin koordinasyonunda kullanılır.” hükmü getiriliyor; çok önemli bir düzenleme.

Şimdi, bu yetkiler olduğu gibi belediyelere aittir. Daha sonra, 5609 sayılı Kanun’la 2007 yılında bir düzenleme yapılıyor. 1988 yılında Bayındırlık ve İskan Bakanlığından belediyelere devredilmiş olan yetkiler vardı; 3414 sayılı Kanun’un 1’inci maddesinde hiçbir değişiklik yapmaksızın, 775 sayılı Kanun’daki “Bayındırlık ve İskan Bakanlığı” ibarelerini “Toplu Konut İdaresi Başkanlığı” olarak değiştiriyor. 3414 sayılı Kanun’un 1’inci maddesi olduğu yerde duruyor. Bu 1’inci madde bütün yetkileri belediyelere devretmiş. Bu maddede değişiklik olmadığı sürece 775 sayılı Gecekondu Kanunu uygulamasındaki bütün yetkileri belediyeler kullanır. Konu yargıya intikal ediyor, idare mahkemeleri TOKİ lehine karar veriyor ancak temyiz üzerine Danıştayın vermiş olduğu karar gayet açık, net: TOKİ’nin burada hiçbir yetkisi yoktur, yetki belediyelerindir. Bu kararı Danıştay ne zaman veriyor? 2011 yılında. Şimdi, teklif sahibi arkadaşlarımız diyor ki: “Efendim, biz yetki-görev çatışmasını gideriyoruz.” E, Danıştay 2011 yılında karar vermiş arkadaşlar, yıl 2020, dokuz yıl geçmiş; dokuz yıl sonra mı siz bunu gideriyorsunuz? Hayır. Amaç, AK PARTİ’nin yerel seçimlerdeki başarısızlığı sonrasında büyükşehir belediyelerinin Cumhuriyet Halk Partisine geçmiş olması nedeniyle, bu yetkileri Cumhuriyet Halk Partili büyükşehir belediyelerinin kullanmasını önlemek, yetkiyi TOKİ’ye almaktır. Bizim önergemiz bu haksızlığı gideriyor. Bizim önergemiz yerel yönetimlerin güçlendirilmesi amacını takip etmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Hamzaçebi, sözlerinizi tamamlayın lütfen.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Bir yandan iktidar tarafından kamuoyuna “yerel yönetim reformu” şeklinde birtakım mesajlar verilirken, açıklamalar yapılırken, burada merkeziyetçi bir yapının oluşturulmasını, belediyelere ait olan yetkinin götürülüp TOKİ’ye verilmesini asla kabul etmiyoruz. Bunun objektif bir nedeni yoktur. Bunun sübjektif nedeni, yerel seçimlerin AK PARTİ tarafından kaybedilmiş olmasıdır.

Sevgili arkadaşlar, bunu yapmayın. Her seçim sonucuna göre düzenleme yaparsanız bunlar ters teper. 1950’li dönemlerde, iktidarların, seçim sonuçlarına göre illeri ilçe yaptığını gördük; bu yola teşebbüs etmeyin, tavsiye etmiyorum.

Son cümlem şu, bir genel uyarı aynı zamanda, teknik bir uyarı; bu maddede de var: “Oluşturulacak” diyor, iki yerde “oluşturulacak” kelimesi geçiyor. Başka maddelerde de var. Kanunlarda gelecek zaman hiçbir zaman kullanılmaz, daima geniş zaman kipi kullanılır.

Teşekkür ediyorum, hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Hamzaçebi.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

2’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 2’nci madde kabul edilmiştir.

3’üncü madde üzerinde 3 adet önerge vardır, aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 161 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 3’üncü maddesinin kanun teklifi metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                            Filiz Kerestecioğlu Demir                                   Kemal Peköz                                             Habip Eksik

                                          Ankara                                                      Adana                                                        Iğdır

                            Ömer Faruk Gergerlioğlu                                Hüseyin Kaçmaz                          Mehmet Ruştu Tiryaki

                                         Kocaeli                                                      Şırnak                                                      Batman

                                                                                                       Garo Paylan

                                                                                                        Diyarbakır

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU BAŞKANI TAHİR AKYÜREK (Konya) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Diyarbakır Milletvekili Garo Paylan konuşacaktır.

Buyurun Sayın Paylan. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, Elâzığ ve memleketim Malatya’da gerçekleşen depremde hayatını kaybeden vatandaşlarımızın ailesine başsağlığı diliyorum. “Malatya’ya, Elâzığ’a ve Türkiye’mize geçmiş olsun.” Ama değerli arkadaşlar, bu cümleyi kurarken bir yandan da utanıyorum. Bu ülkenin Meclisinin bir üyesi olarak inanın, bakın, şu haritayı görüp de yani nerelerde deprem olacağını bilim söylerken, Elâzığ ve Malatya bu deprem hattının üzerindeyken, bununla ilgili tedbir almamış bir Meclisin üyesi olarak bu başsağlığı dileğini söylerken utanıyorum. Ancak biz sorumluluğumuzu yerine getirmeye çalıştık sevgili vatandaşlar, AKP ve MHP’nin oylarıyla defalarca reddedildi deprem araştırma önergelerimiz. Maalesef depremle ilgili araştırma önergelerimiz reddedildi ve vatandaşlarımız bir afet sonucu değil, maalesef bir cinayet sonucu taammüden öldürüldü arkadaşlar. Çünkü bakın, bu haritaya baktığımızda nerelerde tedbir alacağımızı bilim bize söylüyor, biz bu tedbirleri etkin bir şekilde almadığımız sürece bütün ölümlerin vebali de boynumuzadır, özellikle AKP ve MHP’nin boynunadır arkadaşlar.

Bakın, teklif sahibi Sayın Mustafa Demir -az önce buradaydı, şimdi yok sanıyorum- bir teklif getirmiş. Arkadaşlar, böyle bir yıkım üzerine bir Meclis ne yapar? Önceliğini belirler, öyle değil mi? Önceliğini belirler. Nedir önceliğimiz, ne olmalı? Depremi konuşmalıyız, öyle değil mi? Sayın Mustafa Demir ve sizler: “Ya, bu da bir hafta konuşulur, on beş gün konuşulur. Ne var ki İzmit depreminde 18 bin vatandaşımız öldü, iki ay konuşuldu. Diğer depremlerde yüzlerce insan konuşuldu, on beş gün konuşuldu, yirmi gün konuşuldu sonra unutuldu, bu da unutulur.” diyorsanız, bundan sonra bu deprem hatlarında olacak bütün depremler de depremlerin vebali de boynunuza olur arkadaşlar.

Sayın Mustafa Demir bu ülkede on beş yıl Belediye Başkanlığı yaptı, Fatih’te Belediye Başkanlığı yaptı. Ben de Fatih’te esnaflık yaptım, akrabalarım orada yaşıyor. O binaların durumunu çok iyi biliyorum, biliyor musunuz? Ayakta zor duruyor Fatih’teki binalar, ayakta zor duruyor. Bırakın depremi, o Kartal’daki binadaki gibi kendi kendine yıkılacak durumda. Ben, Sayın Mustafa Demir’i suçlamak için söylemiyorum bunu, yapısal bir sorunumuz var ama Mustafa Demir de sorumlu, vebali boynunadır. On beş yıl Belediye Başkanlığı yaptı. Yıllarca siz yönettiniz bu deprem bölgelerini ve hiçbir tedbir almadınız arkadaşlar.

Önceliklerimizi belirlememiz lazım. Peki, on beş yıl Belediye Başkanlığı yapmış Mustafa Demir, teklifinde ne getiriyor? “Van, Bitlis Ahlat’ta saray yapacağız; efendim, Kanal İstanbul yapacağız, orada bazı sorunlar var.” Bu mudur on beş yıl Belediye Başkanlığı yapmış bir insanın önceliği bir deprem ülkesinde? Önceliğimiz, o tabut evlerde, o ayakta zor duran evlerde yaşayan, yaşamak zorunda bırakılan vatandaşlarımızı kurtarmak değil mi? Bakın, milyonlarca vatandaşımız patlamaya hazır bir bombanın üzerinde yaşıyor arkadaşlar ve Meclis bununla ilgili hiçbir şey yapmıyor. Ne yaptı Meclis? Bir buçuk yıl önce İmar affı çıkardı, seçim kazanmak için, AKP ve MHP seçim kazansınlar diye imar affı çıkardı. İşte, o imar aflı binalarda ne yapıldı? Cepheleri boyandı, içleri çürük. İçinde vatandaşlarımız ölümü bekliyorlar arkadaşlar. O binaların yenilenmesi lazım, güçlendirilmesi lazım. Arkadaşlar, bu yasanın derdi vatandaşlarımızı kurtarmak mı? Asla değil. Bu yasanın derdi Kanal İstanbul, Ahlat’taki saray. Bundan utanmalıyız arkadaşlar ve bu yasayı mutlaka geri çevirip esas konumuza, depreme dönmeliyiz.

Bakın, Sayın Süleyman Soylu ne dedi arkadaşlar? “İstanbul’da 7,5 şiddetinde bir deprem bekliyoruz.” dedi. Evet, bilim de öyle söylüyor, “7,2 ila 7,6 arasında bir deprem çıkacak.” eğer Süleyman Soylu’nun ve bilimin söylediği doğru çıkarsa. İstanbul’da bilim yine şunu söylüyor: “200 bin ölü olacak, 200 bin vatandaşımız hayatını kaybedecek, 2 milyon vatandaşımız yaralanacak.” Değerli arkadaşlar, o durumda ne olacak, biliyor musunuz? Bazı mahallelere giremeyeceğiz, iş makinaları dahi giremeyecek. Bakın, 4 tane bina çöktü, bir haftada vatandaşlarımızı ancak çıkardık. Aylarca o enkaz kalkmaz, vatandaşlarımız o binalardan çıkarılamaz ve bunun vebali de hepimizin boynuna olur arkadaşlar.

Ne yapmamız lazım? Değerli arkadaşlar, kentsel dönüşüm bazı yerlerde oluyor. Nerede oluyor? Rantın olduğu yerlerde oluyor. Az katlı binaların olduğu yerlerde oluyor. Oraya yüksek katlı imarlar veriyorsunuz ve oraya müteahhitler giriyor ama şehrin eski semtlerinde, Mustafa Demir’in de belediye başkanlığını yaptığı Fatih gibi semtlerde, oralarda çok kat yapılamıyor, zaten çok katlı o binalar ve oralarda yoksullar yaşıyor arkadaşlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım Sayın Paylan.

GARO PAYLAN (Devamla) – Yoksulların sahibi yok bu ülkede, rantçıların sahibi var; Ağaoğluların, müteahhitlerin sahipleri var ama yoksulların sahibi yok. Yoksulların sahibi bu Meclis olmalı arkadaşlar. Milyonlarca vatandaşımız tabut evlerde yaşıyor. El birliğiyle, bütün partiler ortak bir komisyon kuralım, depremle ilgili master bir plan yapalım. Yoksa Elâzığ’la, Malatya’yla ilgili “Efendim, geçmiş olsun.” demek kolay. Bizlerin sorumluluğu var. Bu sorumluluğu yerine getirmediğimiz sürece, bundan sonra olacak her depremde de bunların vebali öncelikle sizlerin boynunadır arkadaşlar.

Saygılar sunarım. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Paylan.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 161 sıra sayılı Coğrafi Bilgi Sistemleri ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunu Teklifi’nin 3’üncü maddesinin sonuna aşağıdaki ibarenin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

“(yasa yürürlüğe girmeden önce TOKİ mülkiyet alınında bulunan gecekondular ecrimisil kapsamı dışındadır)”

                                    Gökan Zeybek                                           Hasan Baltacı                                              Kani Beko

                                         İstanbul                                                  Kastamonu                                                    İzmir

                                     Orhan Sümer                                            Ednan Arslan                                     Vecdi Gündoğdu

                                          Adana                                                        İzmir                                                      Kırklareli

                                      Ulaş Karasu                                              Ayhan Barut                                İlhami Özcan Aygun

                                           Sivas                                                        Adana                                                     Tekirdağ

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU BAŞKANI TAHİR AKYÜREK (Konya) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde İzmir Milletvekili Kani Beko konuşacaktır.

Buyurun Sayın Beko. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

KANİ BEKO (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; DİSK/GENEL-İŞ Sendikasının unutulmaz Genel Başkanı Abdullah Baştürk ve arkadaşları tarafından işçilerin kullanması için 1975 yılında DİSK/GENEL-İŞ Sendikasına kazandırılan İzmir Urla Zeytineli köyü Böğürtlen mevkisindeki denize sıfır 68 dönümlük araziye saray tarafından hukuk dışı bir şekilde maalesef el konulmuştur. Sendikanın yanı sıra, birçok köylüye ait taşınmaz da aynı akıbete uğramıştır. Önce, taşınmazlar üzerine kamulaştırma şerhi konulmuştur, hemen sonra da 25 Ocak Cumartesi günü Resmî Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle acele kamulaştırma yapılmıştır. Yapılan işlemlerin sürati son derece dikkat çekicidir. Henüz sendikaya ve diğer mağdur köylüye resmî olarak kamulaştırma kararı maalesef tebliğ edilmemiştir.

Bu bölge önceden sit alanı statüsündeydi. 13 Eylülde yine bir Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle Çeşme, kültür ve turizm koruma ve gelişim bölgesi ilan edilmiş, sit alanı statüsünden maalesef çıkarılmıştır. Bu şekilde, 500’ün üstünde parselin oluşturduğu uzun bir kıyı alanı kamulaştırılıp özel kişi ve kuruluşlara uzun dönemli kiraya verilecektir. Bu arada, bazı kişi ve kurumlara ayrıcalık tanınıp kamulaştırma kapsamı dışında tutulduğu bilgileri de gelmektedir. Çevrecilik bakımından da sıkıntı yaratacak konular söz konusudur. Köy merası, tarım arazisi niteliğinde bazı taşınmazların golf sahası yapılması söz konusudur. Bu, su kaynakları için tehlike oluşturacak bir planlamadır; öte yandan, Anayasa’nın mülkiyet hakkıyla ilgili düzenlemelerine de aykırıdır. Zamanında işçilerin tatil yapması hedeflenerek alınmış taşınmazların köylülerin, vatandaşların elinden alınarak lüks otel yatırımlarına dönüştürülmesi, onların gelirleri itibarıyla asla yararlanamayacakları, işçilere fiilen yasak bir kamulaştırma nasıl kamu yararı amacı güdecektir, sormak gerekiyor. İşçilerin ailelerinin o civarda topraklarını ellerinden aldınız. Köylülerin, çoluk çocuğun denize girmeye hakkı yok mudur? Yarattığınız bu ekonomik kriz sonucunda, zaten zor geçinen bu işçiler geçinemiyorlar ve bir de topraklarını da ellerinden alıyorsunuz.

12 Eylül faşist cuntası DİSK/GENEL-İŞ Sendikasını kapattıktan sonra mal varlıklarına da el koymuştur. Bugün Ankara Çankaya’da yıllarca kullanılmış olan Anayasa Mahkemesi binası DİSK/GENEL-İŞ Sendikasının kendi mülkiyetidir yani bu bina işçilerindir. Kırk yıl sonra, aynı anlayışla, Urla Belediye Başkanımız görevden alındıktan sonra DİSK/GENEL-İŞ’in ve halkın arazileri 12 Eylül faşist cuntasının yaptığı gibi gasbedilmiştir. Urla Belediye Başkanını da FET֒cü olduğu için değil, Urla’yı daha önce yönettiğiniz İstanbul ve Ankara gibi ranta, talana açmak istediğiniz için görevden aldığınız anlaşılmaktadır. Bu uygulama gösteriyor ki kayyum ve meclisin iptali tamamen stratejik ve politik bir hamledir. Amaç, yerel halkın ve belediyenin sesini azaltmak, yok etmek ve böylece buradaki rant ve talan amacını gerçekleştirmektir. Kamulaştırma yapılan DİSK/GENEL-İŞ’e ait bu bölgenin yanı başına geçmişte Cumhurbaşkanlığı için yapılan villalar yani sevgili arkadaşlarım, bu görmüş olduğunuz kaçak villalar… Dolayısıyla anlaşıldığı üzere, Katarlılara, Suudi Arabistanlılara, yoldaşlarınızı kesinlikle zenginleştirmek, oteller, moteller, pansiyonlar yapabilmek için bu güzelim araziler maalesef kamulaştırılmıştır. 12 Eylül faşist cuntası DİSK/GENEL-İŞ Sendikasını kapattıktan sonra mal varlıklarına da el koymuştur. Bugün, Ankara Çankaya’da -maalesef üzülerek söylüyorum- işçilerin ana malı olan araziler maalesef bugün devletin elindedir. Erdoğan’ın tatilini yaptığı kaçak villaların varlığı da gözden kaçırılmamalıdır. Ayrıca aynı bölgede Ensar Vakfına ait arazileri neden kamulaştırmadınız? Özel bazı kişilere menfaat sağlamaktan başka hiçbir anlamı ve amacı olmayan ve adına “kamulaştırma” dediğiniz bu arazileri şöyle, son olarak ifade etmek istiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım Sayın Beko.

Buyurun.

KANİ BEKO (Devamla) – Peki.

Orta yerde DİSK/GENEL-İŞ Sendikasının arazisi -kırk yıllık arazi- sağ tarafta Ensar Vakfının arazisi, sol tarafta da Recep Tayyip Erdoğan’ın kaçak villaları. Yani eğer bir kamulaştırma yapılacaksa bana göre tamamının yapılması gerekir diye düşünüyorum. Ensar Vakfını bırakıyorsunuz, bir diğer tarafta da Recep Tayyip Erdoğan’ın kaçak villalarını bırakıyorsunuz, tam ortadaki DİSK/GENEL-İŞ Sendikasının yani işçilerin ve oradaki köylülerin o güzelim arazilerini kamulaştırıyorsunuz. Ben bu konuyla ilgili, bir an önce, yapılan bu kamulaştırmadan geri dönülmesini diliyorum.

Çalışmalarınızda başarılar diliyorum. Beni dinleyenlere teşekkür ediyorum. Sağ olun, var olun. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Beko.

Önergeyi…

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkanım, hatibin konuşmalarını reddettiğimizin kayıtlara geçmesini istiyorum. Hiçbiri doğru değil.

BAŞKAN – Tamam, geçmiştir kayıtlara.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkanım, biz de hatibin konuşmalarını kabul ettiğimizin kayıtlara geçmesini istiyoruz.

BAŞKAN – Tamam, ikisi de kayıtlara geçti, emin olun.

KANİ BEKO (İzmir) – Sayın Başkan, belgeler burada.

BAŞKAN – Evet, önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Coğrafi Bilgi Sistemleri ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 3’üncü maddesinin ilk fıkrasında yer alan “eklenmiştir” ibaresinin “ilave edilmiştir” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                       Ayhan Erel                                   Mehmet Metanet Çulhaoğlu                               Feridun Bahşi

                                         Aksaray                                                      Adana                                                      Antalya

                                 İbrahim Halil Oral                                                                                                          Dursun Ataş

                                          Ankara                                                                                                                      Kayseri

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ METİN YAVUZ (Aydın) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Antalya Milletvekili Feridun Bahşi konuşacaktır.

Buyurun Sayın Bahşi. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

FERİDUN BAHŞİ (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 161 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 3’üncü maddesi üzerine söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Geçen hafta cuma günü yine ülkemiz büyük bir felaket yaşadı. Elâzığ, Malatya ve çevre illerde meydana gelen depremde 41 vatandaşımız hayatını kaybetti, 1.607 vatandaşımız da yaralandı. Ölen insanlarımızın ruhu şad olsun, yaralılarımıza sağlık diliyorum.

AK PARTİ iktidarı tarafından yıllardır uygulanan ayrıştırma politikalarına rağmen büyük Türk milleti kederde ve sevinçte bir bütün olmayı bir kez daha başardı ve bu felaketten de yüz akıyla çıktı. Genel Başkanımız Sayın Meral Akşener’in de dediği gibi, bizim doğal afetlerden siyasi kazanım sağlama gibi bir anlayışımız yoktur, acılar ve felaketler üzerinden siyaset yapmıyoruz. Böyle zamanlarda birlik ve dayanışma ruhu öne çıkarılmalı, siyaset de bu ruhu desteklemelidir. Temennimiz, yaralarımızın hızla sarılarak vatandaşlarımızın huzurlu ve güvenli bir ortama kavuşturulmasıdır ancak elbette ki yapılan yanlışlara da gözlerimizi kapatacak değiliz. Yapılan ve yapılması gereken icraatları takip edeceğiz, toplanan deprem vergilerini sormaya, soruşturmaya devam edeceğiz.

Değerli milletvekilleri, inşaat getiriminin ele geçirdiği kent planlaması ve iktidarın imar affıyla ruhsatlandırdığı deprem güvenliği olmayan milyonlarca yapı meydana getirdi. Bu depremde bunun faturası çıktı. Bundan sonra yaşanacak depremlerde de bunların faturasını hep beraber ödemeye devam edeceğiz. Deprem, ne zaman ve nerede yakalanacağımız belli olmayan bir felakettir. Deprem sırasında hayatını kaybeden insanların gerçek failleri binalar değil, binaları uygun vasıfta yapmayan yükleniciler ile bunlara ruhsat ve depreme dayanıklılık raporu veren görevlilerdir. Nitekim, yaşanan Elâzığ depremindeki görüntülere dikkat edersek birçok sağlam binanın ortasında tek bir binanın yıkıldığını görüyoruz. Sürsürü Mahallesi’ndeki yıkılan bina 2010 yılında yaşanan Kovancılar depreminde hasar görmüş ancak hiçbir yenileme çalışması yapılmamış, depreme dayanıklı raporu verilmiş, çevresindeki bütün binalar ayaktayken bu bina çökmüş ve birçok vatandaşımıza da mezar olmuştur.

Değerli milletvekilleri, ülkenin yaşanan bunca felaketlere rağmen hâlâ bir deprem politikası yoktur. Peki, ne yapmalı? Öncelikle, binalarda toplam kalite anlayışı yerleştirilmelidir. İnşaatlarda sonuç odaklı değil, süreç odaklı bir denetim mekanizması oluşturulmalıdır. Bina denetçi ücretlerinin denetlenen yükleniciler tarafından verilmesi uygulamasına son verilmelidir. Yapı denetimi yüklenicilerin finanse ettiği özel firmalar aracılığıyla değil, yerel yönetim birimleri tarafından gerçekleştirilmelidir. Sağlıksız ve çarpık kentleşmeye yol açan imar affı yasaları çıkartılmamalı ve konuyla ilgili kesin ve etkin bir kararlılık gösterilmelidir. Yapımı tamamlanmamış ve yapım aşamasında olan bütün binaların dayanıklılık ve kalite sorunlarına ilişkin çalışmalar bir an önce bitirilmelidir. Beton kalitesinden kullanılan demirin çapına kadar her türlü teknik analiz gerçekleştirilmelidir.

Yeryüzünde yaşayan bütün insanlara, hatta hayvanlara bir kimlik kartı verilirken, bunca tehlike altında yaşanırken binaların kimlik kartının olmaması düşünülemez. 6 Şubat 2019 tarihinde her binaya kimlik kartı verilmesi hususunda bir kanun teklifi verdik ancak bir türlü Genel Kurul gündemine alınmıyor. Her binaya, kim tarafından hangi tarihte yapıldığı, taşıdığı teknik şartlar, kullanılan malzeme ve bileşimlerin niteliği, denetleyenler, onay ve ruhsat verenler, jeolojik ve jeofizik incelemesini yapan kurumlar, binanın kalitesi, yapım süresi, sorumlular ve benzeri hususları içeren bina kimlik kartı sistemi getirilmeli ve sorumluluk duygusuna sahip denetim organları tarafından sürekli takip edilmelidir. Bina kimlik kartlarındaki özel bilgiler binaların girişlerine konulmalı, ayrıca binanın yapım aşamasından tamamlanması aşamasına kadar her türlü işlem yetkililer tarafından tutturularak bina kimlik kartında kayıt altına alınmalıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bahşi, tamamlayın sözlerinizi lütfen.

FERİDUN BAHŞİ (Devamla) – İnsanların, yaşadıkları binaların ya da binaların kurulduğu zeminlerin ne kadar güvenli olduğunu bilme hakkı vardır. Depremin zararlarının ortadan kaldırılması için her şeyden önce bu konudaki temel politika saptanmalı; depremden sonra çare arama politikası yerine deprem öncesi önlemler içeren, halkın yararına bir deprem politikası gecikmeden oluşturulmalıdır. Depremlerden en az zararla kurtulmak ve gerekli önlemleri almak elimizdedir.

Bu vesileyle, tekrar ülkemizin böyle felaketler yaşamamasını diliyor, Gazi Meclisi ve yüce Türk milletini saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Bahşi.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

3’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… 3’üncü madde kabul edilmiştir.

4’üncü madde üzerinde 3 adet önerge vardır, aykırılık sırasına göre okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 161 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 4’üncü maddesinin kanun teklifi metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                            Filiz Kerestecioğlu Demir                                   Kemal Peköz                                             Habip Eksik

                                          Ankara                                                      Adana                                                        Iğdır

                            Ömer Faruk Gergerlioğlu                                Hüseyin Kaçmaz                          Mehmet Ruştu Tiryaki

                                         Kocaeli                                                      Şırnak                                                      Batman

                                                                                                        Oya Ersoy

                                                                                                          İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ METİN YAVUZ (Aydın) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde İstanbul Milletvekili Oya Ersoy konuşacaktır.

Buyurun Sayın Ersoy. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

OYA ERSOY (İstanbul) – Sayın Başkan, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Şimdi, bu yasa teklifinin aslı aslında rantın tekelleştirilmesi ve mutlaklaştırılması; çünkü, 31 Mart ve özellikle 23 Haziran İstanbul seçimlerinde yerel yönetimlerde kaybettiğiniz hâkimiyeti bu yasa teklifiyle yeniden sağlama derdindesiniz; bunu da yıllardır yaptığınız gibi, yine TOKİ üzerinden yapmaya çalışıyorsunuz; işin özeti budur. TOKİ ikinci bir özelleştirme dairesi sizin için. Yıllardır kamunun yani halkın olan arsaları ve taşınmazları TOKİ aracılığıyla müteahhitlere peşkeş çektiniz ve inşaat gelirini de paylaştınız. Özelleştirme İdaresi de KİT’leri sattı; artık KİT’ler kalmadı ama… Bakın, Metal Yapı, Ağaoğlu, VARYAP, Torunlar, Dumankaya, İhlas, Soyak; bunlara daha yüzlercesi eklenebilir. FET֒cü şirketleri bile TOKİ üzerinden palazlandırdınız ve büyüttünüz.

Bakın, dün gazeteci Celal Eren Çelik BAŞKENTGAZ’ın Kızılaya, oradan da Ensar Vakfına 8 milyon dolar bağış yaptığının belgesini ortaya çıkardı. Kızılay Genel Müdürü çıktı, bir açıklama yaptı. Zannedersiniz ki kendisine dair bir açıklama yapacak; hayır, şirketi savundu. Şirket vergi kaçırmamış, vergiden kaçınmış. Peki, BAŞKENTGAZ kimin? Torunların. Torunlar kim? Erzincan’da bakkal dükkânıyla ticarete atılıp inşaat rantıyla büyüyen Aziz Torun’un; Erdoğan’ın imam hatipten arkadaşı.

Şimdi, 2 tane soru:

1) BAŞKENTGAZ durduk yerde bir dinci vakfa, adı çocuk istismarıyla anılan Ensar Vakfına 8 milyon dolar bağışı neden yapar?

2) Buna bir kamu kurumu neden aracılık eder? 8 milyon dolar Torunların, o AKP iktidarı boyunca büyüttüğü işlerinin bedelinin karşılığı mıdır? Yani, Ali Ağaoğlu’nun tabiriyle “kendisine kesilen ceza miktarı” mıdır? Muhtemel hizmet, himmet, minnet -ne derseniz artık onun adına- bedeli midir? Yani, bu yolsuzluğun ardında, üçte 1 fiyatına alınan BAŞKENTGAZ’ın, TOKİ tarafından peşkeş çekilen eski Ali Sami Yen Stadı’nın arazisinin, Torun Center inşaatında hayatını kaybeden 10 işçinin kanının bedeli mi vardır?

Şimdi, bu yasa teklifi işte tam da bu BAŞKENTGAZ etrafında anlattığım ittifakı anlatıyor, onun için getiriliyor. Yani kamu ihaleleri, imar rantları, yerel yönetimlerle kurmuş olduğunuz tezgâhın sorun çıkmadan devam etmesini sağlamak için bizden daha fazla yetki istiyorsunuz. Tabii, sermayeye de bu arada “Yerel seçimleri kaybetmiş olabiliriz ama güç hâlâ bizde.” demek istiyorsunuz çünkü iktidarınız, İstanbul rantı ve inşaat sektörü üzerinden yükseliyor. İşte, Kanal İstanbul… Bilim insanları uyarıyor; İstanbul’da 1 milyon konut güvenli değil, 100 bini aşkın konut olası depremde yıkılabilir. Ama siz ne yapıyorsunuz? Derdiniz rant. TOKİ aracılığıyla 16.713 hektarlık alanda arsa üretimi yapılması planlandığı söyleniyor Kanal İstanbul Projesi’yle. Evet, TOKİ her şeye muktedir. Bakın, Elâzığ depreminin ardından Erdoğan şunu söylüyor: “TOKİ olarak hemen adımlarımızı atacağız.” Sanki TOKİ Genel Başkanı konuşuyor. Nerede diyor? Cenaze töreninde diyor, yani enkaz altından çıkarılan yurttaşlarımızın cenazesinin başında diyor. İşte, siyaset yapmak tam da budur arkadaşlar. Siyaset, rant siyasetidir.

Şimdi, değerli milletvekilleri, hayat politiktir. Yaptığınız ve yapmadığınız her şey, sizin politik tercihinizdir. Halkı deprem karşısında koruyacak güvenli konutlar yapmak, depreme dayanıklı şehirler inşa etmek yerine ölümlerden sonra “TOKİ” demek, sizin politik tercihinizdir. Depreme karşı güvenli hastaneler, okullar, kamu binaları yapmak yerine geçmediğimiz köprü, yol, kullanmadığımız havalimanları yapmak da sizin politik tercihinizdir. Deprem sonrası toplanma alanlarını artırmak yerine -bakın, bu İstanbul’da bir toplanma alanı, şurada görüyorsunuz- var olan toplanma alanlarının yerine AVM’ler dikmek de sizin politik tercihinizdir. İşte, dikilen AVM’lerin şirketleri üzerinde yazılı. Zaman kaybetmemek için…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun devam edin Sayın Ersoy.

OYA ERSOY (Devamla) – Ayrıca Kaz Dağları’nda, Kuzey Anadolu Fay Hattı üzerinde siyanür havuzu kurmak da işte sizin politik tercihinizdir. Büyük İstanbul depremine hazırlık için kaynak ayırmak yerine rant için Kanal İstanbul yapmaya kalkmak da sizin politik tercihinizdir. Bilim insanlarının uyarılarına, önerilerine kulaklarınızı tıkayıp deprem olduktan sonra “Bu tür afetler bizler için büyük bir imtihan. Müslüman olmanın, bu noktada teslimiyetin hep en güzel örneklerini vermişiz.” demek yine sizin politik tercihinizdir.

Ben de buradan soruyorum o zaman, bu kürsüden halk adına soruyorum: Saray kaç şiddetinde depreme karşı yapıldı?

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Ersoy.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Buyurun Sayın Akbaşoğlu.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

39.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, İstanbul Milletvekili Oya Ersoy’un 161 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 4’üncü maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ve siyasetlerinin rant siyaseti değil hizmet siyaseti olduğuna ilişkin açıklaması

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkanım, biraz evvel kürsüde konuşan hatibin, grubumuza ve iktidarımıza yönelik yapmış olduğu eleştirileri reddediyoruz. TOKİ, yüz binlerce konutun üretilip vatandaşlarımıza kazandırılmasında çok önemli başarılara imza atmış, 80 binin üzerinde kalıcı konutu depremzedelere yuva yapmış önemli bir kuruluşumuz. Bunun dışında, en son, Çevre ve Şehircilik Bakanlığımızın, TOKİ marifetiyle iki yüz kırk ay vadeli, kira öder gibi sabit bir fiyatla 100 bin konutun oluşturulmasına, 81 vilayetimize kazandırılmasına ilişkin bir projesi de söz konusu. Vatandaşlarımızın da buna büyük bir güvenle bir rağbeti söz konusu.

Dolayısıyla bizim siyasetimiz rant siyaseti değil, hizmet siyasetidir; bunu da takdir eden aziz milletimizdir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Akbaşoğlu.

OYA ERSOY (İstanbul) – Sadece kayıtlara geçsin diye…

BAŞKAN – Buyurun.

OYA ERSOY (İstanbul) - Ben bu konuda bir araştırma önergesi veriyorum hemen ve TOKİ’nin, özellikle 2011 sonrasında yaptığı bütün icraatları bir masaya yatıralım, araştırma komisyonu kuralım.

BAŞKAN – Teşekkürler.

VII.- KANUN TEKLİLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- İstanbul Milletvekili Mustafa Demir ile 70 Milletvekilinin Coğrafi Bilgi Sistemleri ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/2512) ve Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 161) (Devam)

BAŞKAN - Değerli milletvekilleri, diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 161 sıra sayılı Coğrafi Bilgi Sistemleri ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 4’üncü maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

"MADDE 4- 1164 sayılı Kanuna aşağıdaki ek madde eklenmiştir.

EK MADDE 5- Bu Kanunun 2 nci maddesinin birinci fıkrasının (ı) bendi kapsamında alınacak olan ecrimisiller ve taşınmazın tahliyesi hakkında 8/9/1983 tarihli ve 2886 sayılı Devlet İhale Kanununun 75 inci maddesine göre işlem yapılır ve tahsil edilen tutarların, %40'ı genel bütçeye gelir kaydedilir, %40'i tahsilatı takip eden ayın sonuna kadar Toplu Konut İdaresi Başkanlığına ve Büyükşehir belediyesinin olduğu illerde; %10'u büyükşehir belediyesine, %10'u ilgili ilçe belediyesine; Büyükşehir belediyesi olmayan illerde ise; % 20'si ilçe belediyesine aktarılır.”

                                      Ulaş Karasu                                          Vecdi Gündoğdu                                        Ednan Arslan

                                           Sivas                                                      Kırklareli                                                      İzmir

                               İlhami Özcan Aygun                                       Orhan Sümer                                            Ayhan Barut

                                         Tekirdağ                                                     Adana                                                       Adana

                                    Gökan Zeybek                                                                                                           Hasan Baltacı

                                         İstanbul                                                                                                                   Kastamonu

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ METİN YAVUZ (Aydın) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında Sivas Milletvekili Ulaş Karasu konuşacaktır.

Buyurun Sayın Karasu. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

ULAŞ KARASU (Sivas) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Coğrafi Bilgi Sistemleri ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi üzerine söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Sözlerime başlamadan önce, Elâzığ Sivrice’de meydana gelen ve birçok ilimizde hissedilen depremde hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı, yaralılarımıza acil şifalar diliyorum.

Ancak yaşadığımız bu acı olay yine iktidarın cadı avına sahne oluyor. Sosyal medyada deprem vergilerini soran, deprem yardımlarının akıbetini araştıran vatandaşlarımız hakkında soruşturmalar açılıyor, adli işlem başlatılıyor. İktidar “Deprem oldu, siyasetin sırası mı?” diyor, amma velakin siyasetin âlâsını yapıyor. İnsanlar sokakta yatıyor; İçişleri Bakanı sosyal medyada ava çıkmış, “Acaba kim iktidarı eleştiriyor?” diye bakınıyor.

“Depremin siyaseti olmaz.” diyenlere buradan sormak istiyorum: Siyasetten anladığınız nedir? Siyaset, Man Adası üzerinden milyonlarca doları aklamak mıdır? Siyaset, kentsel dönüşümü sadece ve sadece rant kapısı olarak görmek midir? Siyaset, 15 Temmuz şehitleri için toplanan parayı yok etmek midir? Siyaset, Tank Palet Fabrikasını Katar’a peşkeş çekmek midir? Biz siyasetten bunu anlamıyoruz. Bizim anladığımız siyaset, bilim insanlarının uyarılarına kulaklarını tıkayıp deprem olduğunda “kader” diyen yetkililerden hesap sormaktır; bizim anladığımız siyaset, çürük okulları, hastaneleri yapan yandaş şirketlerin peşine düşmektir; bizim anladığımız siyaset, toplanan 34 milyar dolarlık deprem vergisinin akıbetini sorgulamaktır.

Bakın, 2003 yılında Bingöl’de meydana gelen ve 176 vatandaşımızın hayatını kaybettiği deprem sonrasında dönemin Başbakanı Tayyip Erdoğan “Kırılan, fay hatlarından önce ar damarıdır.” demiş. Aranızdan hiç kimse o dönem çıkıp da Başbakana “Siyaset yapma.” dedi mi? “Ülkede ne olursa olsun bizi eleştirmeyin, siyaset yapmayın.” anlayışına sahip, deprem toplanma alanlarının sayısını dahi bilmeyen, "Deprem vergileri nerede?” sorusuna cevap veremeyen bir iktidar, yönetim kabiliyetini kaybetmiş demektir. (CHP sıralarından alkışlar)

Kanun teklifine geldiğimizde ise teklifin özünde, kaybettiğiniz belediyelerde millî iradeyle hesaplaşma yatıyor. İstanbul’da yüzde 54’le, Ankara’da yüzde 51’le, İzmir’de yüzde 58’le, Adana’da yüzde 53’le, Mersin’de yüzde 45’le, Antalya’da yüzde 50’yle, Aydın’da yüzde 53’le hesaplaşmak istiyorsunuz.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Gelecek dönem yüzde 70 olacak hepsi.

ULAŞ KARASU (Devamla) – Burada amaç “31 Martta kaybettiğiniz belediyelerin yetkilerini nasıl tırpanlarım, nasıl gasbederim ve onları nasıl zayıflatırım?”dan ibaret.

Şimdi, 4’üncü maddede “Ecrimisillerin yüzde 50’sini TOKİ’ye, geri kalanını ise merkezî bütçeye devredelim.” diyorsunuz. Peki, o kentlerde yolu, suyu, temizliği sağlayan belediyelere bir pay var mı? Ne yazık ki yok. Bütün işleri de ihaleleri de arsaları da TOKİ’ye vermeye, rantını da oradan yandaşlara aktarmaya çalışıyorsunuz. Bu TOKİ nedir sizin için? TOKİ, sizin için rant sağlama aracı, “Dar gelirliyi konut sahibi yapıyorum.” diyerek cebindeki son kuruşu da alma projesidir.

Bakın, Sivas’ta Danişment Gazi Mahallesi’nde yapılmış olan TOKİ’nin 762 konutunda yaşananları aktarmak istiyorum. Bu konutlarda okul yok, sağlık ocağı yok, bağlantı yolları yetersiz; cami yapılmış, imam yok. 2+1 evler için en alt peşinat limiti 20 bin lira. Yüz seksen ay üzerinden 672 lira taksit ve 100 ila 120 lira arasında değişen aidat ödeniyor. Ayrıca bu rakamlara her altı ayda bir sabit yüzde 4 zam geliyor. Üstüne üstlük TOKİ konutlarında doğal gaz faturaları üzerinden bir soygun yaşanıyor. Aylık ortalama 750 lira doğal gaz faturası ödüyor bu vatandaşlarımız yani asgari ücretin yüzde 30’unu doğal gaz faturasına veriyor. Üstelik, bu faturalarda bile sahtecilik yapılıyor. 11.155 lira olan toplam doğal gaz faturasını Sivas Doğal Gaz Dağıtım AŞ’de sorguladığınızda 7 bin lira olarak karşınıza çıkıyor. “Aradaki fark kimlerin cebine gidiyor?” diye sormak bizim boynumuzun borcu. Bu site yönetimleriyle on yıllık sözleşme imzalayıp vatandaşlarımızın çok daha ucuza mal edeceği hizmetler için bu rakamları alanlardan hesap sormak bizim siyaset anlayışımızdır.

Ülkemizde insanlarımız intihar ediyor; açlık, yoksulluk almış başını gidiyor; yurttaşlarımız depreme dayanıksız konutlarda oturuyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen Sayın Karasu, buyurun.

ULAŞ KARASU (Devamla) – İktidarın temel görevi, tüm yurttaşlarının can ve mal güvenliğini sağlamaktır. Bunu yapmayan iktidara da “güle güle” demek bu milletin hakkıdır diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.(CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Karasu.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Coğrafi Bilgi Sistemleri ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi'nin 4’üncü maddesinin aşağıdaki şekilde yeniden düzenlenmesini arz ve teklif ederim.

“MADDE 4- 1164 sayılı Kanuna aşağıdaki ek madde ilave edilmiştir.

EK MADDE 5- Bu Kanunun 2 nci maddesinin birinci fıkrasının (ı) bendi kapsamında alınacak olan ecrimisiller ve taşınmazın tahliyesi hakkında 8/9/1983 tarihli ve 2886 sayılı Devlet İhale Kanununun 75 inci maddesine göre işlem yapılır ve tahsil edilen tutarların, %’30’u genel bütçeye gelir kaydedilir. % 40’ı ilgili Belediyeye aktarılır. % 30’u ise takip eden ay sonuna kadar TOKİ’ye aktarılır.”

                                       Ayhan Erel                                   Mehmet Metanet Çulhaoğlu                               Feridun Bahşi

                                         Aksaray                                                      Adana                                                      Antalya

                                 İbrahim Halil Oral                                                                                                 Hayrettin Nuhoğlu

                                          Ankara                                                                                                                      İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU BAŞKANI TAHİR AKYÜREK (Konya) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde İstanbul Milletvekili Hayrettin Nuhoğlu konuşacaktır.

Buyurun Sayın Nuhoğlu. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

HAYRETTİN NUHOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; selamlarımı sunarak başlıyorum.

Coğrafi Bilgi Sistemleri ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 4’üncü maddesi üzerine konuşacağım.

Şehirlerin yaşanabilir ve sürdürülebilir olması için düzenli ve kontrollü yapılaşmanın sağlanması bir gerekliliktir. Bu amaçla uygulamada karşılaşılan bütün sorunların çözülebilmesi için ihtiyaç duyulduğunda yasal düzenlemeler yapmak zorunlu hâle gelmektedir.

Bu teklifle uygulamalara yön verebilmek için coğrafi veri altyapısı konusunda düzenleme yapma ihtiyacı olduğu anlaşılmaktadır. Bu doğrultuda hazırlanıp Komisyona, oradan da Genel Kurula böyle bir teklif gelmiş olsaydı memnuniyetle karşılar, gerekli katkıları vermeye çalışırdık ama böyle olmadı. Coğrafi veri altyapısı altında toplam 10 kanunda değişiklik yapılmak istenmektedir. Bu kanunların her biri ve her bir maddesi son derece önemlidir. Âdeta oldubittiyle geçiştirilecek bir durumla karşı karşıyayız ve bu, kabul edilebilir durum değildir.

Gecekondu Kanunu, Arsa Üretim ve Değerlendirilmesi Hakkındaki Kanun, İdari Yargılama Usulü Kanunu, İmar Kanunu, Kıyı Kanunu, Yapı Denetimi Hakkında Kanun, Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu, Lisanslı Harita Kadastro Mühendisleri ve Büroları Hakkında Kanun ile İskân Kanunu gibi gerçekten çok önemli kanunlar üzerinde yapılmak istenen değişiklikler yeterli çalışma yapılmadan, yeteri kadar tartışılmadan ve bir mutabakat aranmadan Genel Kurula getirilmiş bulunuyor.

“Biz yaptık oldu” anlayışı doğru bir anlayış değildir. Bu anlayış ülkeye bir fayda getirmiyor, kısa zaman sonra yeniden değişiklik yapılması kaçınılmaz oluyor. İşte buna en güzel örnek Kamu İhale Kanunu’dur, on yedi senede defalarca değiştirilmiştir. Böyle oldubittiler Türkiye Büyük Millet Meclisinin güvenilirliğini de sarsmakta, itibarını düşürmektedir. Üstelik, getirilen bu teklifin Anayasa’ya aykırılığı söz konusudur. Anayasa Mahkemesinin reddettiği bazı düzenlemeleri yeniden değişik kanunlar içine saklayarak Meclis gündemine getirmek gerçekten üzücü bir durumdur.

Diğer taraftan, torba kanun uygulamasına artık son verilmesini istiyoruz. Bu teklifte olduğu gibi, torbaya konulan kanun maddeleri dolayısıyla tali komisyon olarak Adalet ve Plan ve Bütçe Komisyonları devre dışı bırakılmıştır. Bu anlayış yasama organına gölge düşürmektedir.

Değerli milletvekilleri, gelelim Arsa Üretimi ve Değerlendirilmesi Hakkında Kanun’la ilgili, teklifin 4’üncü maddesine. Görüldüğü gibi “Coğrafi Bilgi Sistemleri” başlıklı kanun teklifinin 4’üncü maddesi arsa üretimi ve değerlendirilmesiyle ilgilidir. İşte torba kanun tam da böyle bir şeydir. Biz gene de görüşümüzü belirtelim: Bu maddede eksiklik ve muğlaklık söz konusudur, ecrimisil taksimi bizce sorunludur. Mahallî seçimlerde kaybedilen büyükşehir belediyelerinden intikam alma düşüncesinin bir ürünü olduğu kendini göstermektedir. Yerel yönetimlerin zayıflatılması öngörülmektedir. Doğru olan, ecrimisil taksiminde ilgili belediyelere en az yüzde 40’ın verilmesidir. Yüzde 30’unun genel bütçeye, yüzde 30’unun da Toplu Konut İdaresine gelir kaydedilmesi uygun olacaktır.

Bu doğrultuda vermiş olduğumuz değişiklik önergemize destek verilmesini bekliyoruz.

Yüce Meclise bu vesileyle saygılar sunuyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Nuhoğlu.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

4’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… 4’üncü madde kabul edilmiştir.

5’inci madde üzerinde 1 adet önerge vardır, okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 161 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin çerçeve 5’inci maddesinin teklif metninden çıkarılmasını ve diğer maddelerin buna göre teselsül ettirilmesini arz ve teklif ederiz.

                         Muhammet Emin Akbaşoğlu                                 İsmail Bilen                                         Abdullah Güler

                                          Çankırı                                                      Manisa                                                     İstanbul

                                  Hüseyin Şanverdi                                    Zeynep Gül Yılmaz                         Mehmet Doğan Kubat

                                           Hatay                                                       Mersin                                                     İstanbul

                            Radiye Sezer Katırcıoğlu                            Hacı Bayram Türkoğlu                       Mihrimah Belma Satır

                                         Kocaeli                                                       Hatay                                                      İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU BAŞKANI TAHİR AKYÜREK (Konya) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Gerekçe…

BAŞKAN – Önergenin gerekçesini okutuyorum:

Gerekçe:

Önergeyle, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 20/A maddesinde değişiklik yapan maddenin teklif metninden çıkarılması amaçlanmaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Değerli milletvekilleri, böylece, 5’inci madde teklif metninden çıkarılmıştır. Herhangi bir karışıklığa mahal vermemek için mevcut Komisyon metni üzerinden görüşmelere devam edeceğiz. Kanunun yazımı esnasında madde numaraları teselsül ettirilecektir.

6’ncı madde üzerinde 3 önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 161 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 6’ncı maddesindeki “yer alan” ibaresinin “bulunan” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                            Filiz Kerestecioğlu Demir                                   Kemal Peköz                                             Habip Eksik

                                          Ankara                                                      Adana                                                        Iğdır

                            Ömer Faruk Gergerlioğlu                                Hüseyin Kaçmaz                          Mehmet Ruştu Tiryaki

                                         Kocaeli                                                      Şırnak                                                      Batman

                                                                                                      Musa Piroğlu

                                                                                                          İstanbul

BAŞKAN- Komisyon önergeye katılıyor mu?

BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU BAŞKANI TAHİR AKYÜREK (Konya) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde İstanbul Milletvekili Musa Piroğlu konuşacaktır.

Buyurun Sayın Piroğlu.(HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

MUSA PİROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, ülke beşik gibi sallanıyor, son bir aydır devam eden sarsıntılar son olarak Elâzığ ve Malatya’da 41 insanın hayatını kaybetmesi, yüzlercesinin yaralanmasıyla sonuçlandı. Ardından, dün, Denizli, Manisa ve Marmaris’te yeni sallantılar oldu. Ve herkes eli yüreğinde büyük İstanbul depremini bekliyor çünkü biliyor ki büyük İstanbul depremi neredeyse kıyamet gibi bir yıkım olacak ama bu Meclis çoğunluğunun, iktidarın gündeminde bu depremler yok, onların bir tane gündemi var: Yüzen sarayın, ak sarayın, yazlık sarayın, uçan sarayın yanına Ahlat’ta yeni bir saray yapmak ve Kanal İstanbul üzerinden besledikleri, büyüttükleri inşaat baronlarına yeni rant alanları çıkarmak. Umurlarında deprem yok çünkü biliyorlar ki depremde sadece yoksullar ölüyor. Saray yıkılmayacak; köşkler yıkılmayacak, yaşadığınız rezidanslar, apartman daireleri yıkılmayacak, insanların üzerine, yoksulların üzerine yaşadıkları evler yıkılacak. Bu yüzden de depremle hiçbir zaman ilgilenmiyorlar ve ilgilenmemeye de devam edecekler.

Kamuoyu ısrarla soruyor: “Deprem paraları nereye gitti?” Doğal olarak biz de bunu dile getiriyoruz ama aslında biz deprem paralarının nereye gittiğini gayet iyi, yakından biliyoruz. Nereden mi biliyoruz? Kızılayın Ensar Vakfına aktardığı paradan biliyoruz. Nereden mi biliyoruz? Bu, Ahlat’ta yapılacak sarayın ve benzer sarayların hangi parayla yapıldığından biliyoruz.

Kızılay üzerinden BAŞKENTGAZ, Ensar Vakfına yani çocuklara cinsel saldırıyla damgalanmış, yargılanmış bir vakfa 8 milyon dolara yakın bir para aktardı ve bu para BAŞKENTGAZ’ın parası değil. Çünkü BAŞKENTGAZ bunu doğrudan Ensar Vakfına verseydi yüzde 5 vergiden düşecekti, şimdi tamamını vergiden düştü. Yani, hani “Vergiler nereye gitti?” dedik ya, işte, bu 8 milyon dolar para halkın vergisinden oluşuyor ve bu 8 milyon dolarla BAŞKENTGAZ 312 bin evin bir yıllık doğal gazını ödeyebiliyor. Halk soğuktan titriyor ama bizim vergilerimiz yandaş tarikat vakıflarına akmaya devam ediyor.

Vergiler nereye mi gidiyor? Ben şöyle söyleyeyim: Vergilerimiz yandaş tarikatlara gidiyor; İşsizlik Fonu patronlara akıyor; devlet bütçesi savaşa ve sarayın harcamalarına harcanıyor. Bir avuç çapulcuyu zengin etmek adına milyonları yoksullukla, açlıkla ve ölümle sınıyorsunuz ve bunu “kader” ve “imtihan” diye sunmaya devam ediyorsunuz. Çok rahatsınız, yargılanmayacağınızı, hesap vermeyeceğinizi sanıyorsunuz. Çünkü diyor ya Cumhurbaşkanı “Hesap vermeye zamanım yok.” Bir laf var: Her fâni hesap verecektir ya Hakk’ın huzurunda ya halkın huzurunda. Biz diyoruz ki: Bu işi Hakk’a bırakmayacağız, halkın huzurunda hesap vermeniz için size fazlasıyla zaman yaratacağız. O iktidar yıkıldığı gün, inanın çok fazla zamanınız olacak ve saray ve sarayla beraber davranan herkes o halkın huzurunda hesap vermeye devam edecek.

Ben küçükken rahmetli annem ağzıma bir avuç biber doldurdu. Bir saat köyün çeşmesinde ağlayarak yıkadım. Nedenini hatırlamam ama bir tek şeyi bilirim, o günden beri küfür etmiyorum. Ama ben bu adamın suratını her gördüğümde, gazetede haberi her okuduğumda o biberleri yeniden hatırlıyorum ve bu ülke halkına bu resmi bir daha gösteriyorum. Bu adamı, bunun ismini unutmayın çünkü bu herif, insanlar can derdinde, enkazın altındayken, küçücük çocuklarla nikâh kıyma hayali kuran biridir. Bu sapkınlıktır, bu düşkünlüktür, bu sapıklıktır. Ve bu herifin bu düşüncelerini dillendirmesine yol açan sizin iktidarınızdır, bu da vicdansızlıktır; bu vicdansızlık size aittir.

Bizim miting meydanlarında haykırdığımız bir laf vardı: “Biz, çocuklarımıza onurlu bir gelecek bırakacağız.” Siz ne bırakacaksınız? Ben, bunu ısrarla ve özenle merak ediyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım Sayın Piroğlu.

MUSA PİROĞLU (Devamla) – Bu vicdansızları, bu sapıkları konuşturarak siz ne bırakacaksınız?

Buradan sözlerime son verirken, eli yüreğinde İstanbul’da deprem bekleyen, deprem kuşağında yaşayan ülkenin bütün insanlarına bir söz söylemek istiyorum: Bu Meclisten bir hayır beklemeyin. Bu Meclisin çoğunluğu sizin ölmenizi bekliyor ve inanın, o enkazların altında kaldığınız gün, bu Meclis, o enkazların üstünden yeni TOKİ konutları yapmanın hayalini ve planlarını yapacak.

Bir tek şey yapılabilir: Ya sosyalist Küba’ya bakacaksınız ve o depremde niye bir tane insanın burnu kanamadı diye soracaksınız ya da ufacık Elâzığ’daki orta hâlli depremin niye bu kadar yıkım yaptığına, harcadığınız paraların nereye gittiğine bakacaksınız.

Ben halka bir kere daha sesleniyorum: Hakkınızı aradığınız zaman mücadele ederseniz bu yıkımı durdurursunuz. Yoksa, sadece deprem değil bütün ülke enkaz gibi üstümüze çökecek ve biz altında kalacağız ve ben, buradan söylüyorum hepinize: Bu enkazın altında saray kalacak, bu enkazın altında siz kalacaksınız. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Piroğlu.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Sayın Akbaşoğlu, size söz vereceğim ama bir dakika kuralı sizin için de geçerli onu hatırlatayım.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

40.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, İstanbul Milletvekili Musa Piroğlu’nun 161 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 6’ncı maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Değerli milletvekilleri, biraz evvelki konuşma hakikaten tamamen gerçek dışı olmakla beraber talihsiz bir konuşma. Burada “Meclisin çoğunluğu milletin ölmesini bekliyor.” gibi ipe sapa gelmez yani hakikaten, hakikatten tamamen kopuk bir konuşma yapıldı. Biz milletin önünde her zaman hesap veriyoruz yargı anlamında da siyasi vicdan anlamında da ve on yedi yıldır da hesap verdiğimiz için, şeffaf olduğumuz için, hizmet yaptığımız için iktidarız; bu kadar açık ve seçik.

Sonuç itibarıyla, değerli arkadaşlar, kendi oluşturmaya çalıştığınız böyle hayalî bir dünyada yaşamayın lütfen. Bu konuda bir sürü olumsuzluğu bir araya getirerek bocalayıp, boca yapıp Meclisin mehabetine aykırı bir şekilde…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Akbaşoğlu.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sözümü bitireceğim.

BAŞKAN – Bir dakika süre kuralını herkese uygulayacağım dedim.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Ama 3 kere verdiniz efendim. Bakın, üç dakikalık konuşmaları…

BAŞKAN – Sayın Akbaşoğlu, izin verin, sözünüzü tamamlatacağım.

Öyle değil; kanunun görüşmelerine başladığımızda uyardım ve bunu, diğer bölümü ayırdım.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Bir dinleyin beni lütfen Sayın Akbaşoğlu.

Başlarken konuşmaya dedim ki: Sayın milletvekilleri, şimdiye kadar biraz daha fazla ek süre verdim ama kanun görüşmelerindeki önergeler üzerinde sadece bir dakika ek süre vereceğim, sizlere de birer dakika vereceğim.

Size bu seferlik, istisnaen, sözünüzü tamamlamanız için bir dakika daha veriyorum ama bir daha vermeyeceğim, sadece bir dakika süre tanıyacağım.

Buyurun Sayın Akbaşoğlu.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ben bir de ek süre kullanmadım, bir dakikalık açıklama süresini kullandım.

BAŞKAN – Tamam, onu diyorum, sizlere de bir dakika…

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Bakınız, bir sataşma var açıkça. Ben kürsüye çıkıp sataşmadan dolayı iki dakika konuşma hakkına sahibim ama sonuç itibarıyla bizler de sadece kayıtlara geçsin ve hakikat ortaya çıksın diye yerimizden söz alıyoruz. Biz bu mehabeti ve nezaketi gösterirken herkesin de bu nezaketi bize göstermesi gerekir. Sonuç itibarıyla, ben bir ek süre almadım, bir açıklama yaptım, sözümü de tamamlamak istiyorum; bu kadar.

BAŞKAN – Tamamlayın.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sonuç itibarıyla, değerli arkadaşlar, buraya çıkıp yalan yanlış, iftiraya varan böyle birçok sözü söyleyip de vurkaç taktiğiyle gitmenin de bir anlamı yok. Bunların hiçbirini kabul etmemiz söz konusu değildir. Biz onurlu hizmetler yaptık. Cumhuriyet Dönemi’nde, seksen yılda yapılan hizmetleri terazinin bir kefesine koyun, on yedi yılda AK PARTİ iktidarlarının hizmetlerini bir kefeye koyun, AK PARTİ’nin yapmış olduğu hizmetler ağır basar; bunu herkes biliyor. Bu hakikati de biz burada dillendireceğiz.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ ve MHP sıralarından alkışlar)

VII.- KANUN TEKLİLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- İstanbul Milletvekili Mustafa Demir ile 70 Milletvekilinin Coğrafi Bilgi Sistemleri ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/2512) ve Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 161) (Devam)

BAŞKAN – Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 161 sıra sayılı Coğrafi Bilgi Sistemleri ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 6’ncı maddesindeki “yer alan” ibaresinin “tanımlanan” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                      Ulaş Karasu                                          Vecdi Gündoğdu                                            Ali Şeker

                                           Sivas                                                      Kırklareli                                                   İstanbul

                                     Ednan Arslan                                      İlhami Özcan Aygun                                      Orhan Sümer

                                           İzmir                                                      Tekirdağ                                                     Adana

                                    Gökan Zeybek                                                                                                            Ayhan Barut

                                         İstanbul                                                                                                                       Adana

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU BAŞKANI TAHİR AKYÜREK (Konya) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde İstanbul Milletvekili Ali Şeker konuşacaktır.

Buyurun Sayın Şeker. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Arkadaşlar, burada günlerdir depremi konuşuyoruz. Depremde yapılacaklar belli ve belli olan bu konuları on yıl önce Meclis bir araştırma komisyonu kurarak orada tartışmış. O günden bugüne, maalesef ve maalesef, istenen bu şeylerin hiçbiri doğru düzgün yerine getirilmemiş. Biz de dedik ki: O günden bugüne kadar yerine getirmediğiniz konuları tekrardan konuşalım, ne yapılabileceğini tekrardan ortaya koyup çözüm üretelim.

Deprem Konseyini kapattınız, Deprem Şûrası’nda alınan kararları uygulamadınız. Daha önce bir Otopark Yönetmeliği çıkmıştı, dendi ki: “Otopark paraları alınsın, belediyelere verilsin. O belediyeler de bölge otoparkları yapsın.” Paraların hepsi alındı, bölge otoparklarının bazıları yapıldı, onlar da yandaş birilerine verildi. Yani ne doğru düzgün otopark yaptınız ne doğru düzgün plan yaptınız.

Depremin esası nedir? Zemine uygun yapılmayan, imal edilmeyen inşaatlar. Zemine uygun olup olmadığının tespiti önce zeminleri kontrol etmekten, jeoloji ve jeofizik mühendisleriyle bu işi yapmaktan geçiyor. Bunu Türkiye’de seferberlikle yapmamız lazım. Şehir planlama uzmanları, mimarlar ve mühendisler tarafından bu zeminlere uygun bir planlama yapılması lazım. Bu planlamadan sonra da ona uygun inşaat imalatının yapılması lazım. Ama siz inşaat teknik lisesi değil, imam-hatip lisesi açıyorsunuz ha bire.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Biz hepsini açıyoruz.

ALİ ŞEKER (Devamla) – Siz, insanlar güvenli yaşasın değil, cenazeleri nasıl kaldırabiliriz daha çok onun hesabını yapıyorsunuz. Size, artık bilime uygun, tekniğe uygun insanlar yetiştirmeyi öne alın diyorum.

Denetleme firmaları dedik, denetleme firmalarını kendi seçtiği için denetlenmedi. Şimdi “Havuzdan alınacak.” diyorsunuz. Büyük firmalar kendilerine şirket kuruyor ve onların da parasını yine onlar vereceği için orada da bir denetim olmayacak. Bunu öğrenmek için bir yirmi yıl daha geçmesine gerek yok. Biz, 99 depreminden -21’inci yıla girdik- hâlâ ders çıkarmış değiliz, bu derslerin alınmayacağını da maalesef buradaki davranışlarımızdan görüyoruz.

Siz “imar barışı” dediniz, sizin imar barışı dediğiniz şey ben... “Kaçak olarak, işte Kartal’da yapılan 5 katın üzerine 3 kat çık, onun üzerine biraz daha çık ama sen orada can güvenliği olmadan oturmak için bana rüşvet ver.” dediniz, merkezî idareye “Rüşvet ver.” dediniz.

Bugün depremzedeler için toplanan paralarla, 36 milyar dolar parayla onlara konut yapmadığınız gibi, yaptığınız 80 bin konutu da parasıyla sattınız onlara, bedavadan vermediniz. Sanki 80 bin konut yaptık da onu bedava verdik gibi anlatmayın insanlara.

AKP, 2002’de iktidara geldiğinde ne diyordu? “Yolsuzlukla mücadele ediyorum.” diyordu. En büyük yolsuzluk kaynağı imar düzenlemelerinde oldu ve imarla ilgili düzenlemeler 10 defa değişti. Hâlbuki imarla ilgili düzenlemeler bir ülkenin geleceğini de ilgilendirir ama siz hep kendinizi düşündünüz. Nasıl? Kamu İhale Kanunu’nda 200’e yakın değişiklik yaptıysanız sadece daha çok rantı kendimize nasıl aktarırız diye düşündünüz.

En son yaptığınız kamulaştırma. Araplaştırmanın adı kamulaştırma mı oldu? Araplara, Suudi Arabistanlılara bir yeri anahtar teslimi vermek istiyorsunuz, araya devleti koyuyorsunuz, vatandaşın, köylünün orada yüzyıllardır olan malını şu kararnameyle bir anda alıp Arabistan şirketlerine veriyorsunuz. Yani köylüsünü, işçisini kendi yurdunda yabancı yaptınız. O işçiler, zamanında para toplayıp köylünün yanı başında, orada işçi çocukları da gelsinler, tatil yapabilsinler diye orada 68 dönüm yer almışlardı. Ama siz “ Arap sermayesi orayı istediği gibi kullansın ve devlet olarak da biz onlara aracılık edelim.” diyorsunuz, 511 parsel arsayı “kamulaştırma” adıyla Araplaştırıyorsunuz; bu kabul edilebilecek bir şey değil.

Burada mevzi imar planlarının yapılmasının, küçük ölçekli yapılmasının önünün alınması doğru bir şey ama siz neyi getiriyorsunuz; Ahlat’a saray yapılmasını getiriyorsunuz, önümüze koyuyorsunuz. Hâlbuki, “Bu millet güvenli konutlarda nasıl yaşar; bunu dert edinin, bunu tartışın, bu konuşun istiyor bu millet sizden ama sizin derdiniz başka.

161 tane gökdelen yapıldı sizin döneminizde ve bu gökdelenler de uygun olmayan zeminlerde inşa edildi. Siz, BAŞKENTGAZ gibi bir firmayı önce yandaşa verdiniz. O yandaş firma nasıl bu kadar büyük inşaat zengini ve bu gaz şirketlerinin sahibi oldu? Oradaki imar değişikliklerinizle oldu. Peki, o imar değişikliklerinde elde ettikleri servetler ceplerinde duruyorken siz diyorsunuz ki “O yaptıkları yapı stokunu bir an önce eritebilelim diye inşaata bir fren koyalım, o yandaşlarımız bir an önce o ürettikleri imalatlarını satabilsinler.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Şeker, tamamlayın lütfen.

ALİ ŞEKER (Devamla) – Burada, maalesef ve maalesef, Ensar gibi çocuk tecavüzleriyle anılan bir -vakıf demeye dilim varmıyor- vakfın, Kızılay gibi bir değerli yardım kuruluşunu istismar etmesine de göz yumdunuz. Orada verilen para doğrudan Ensara verilseydi yüzde 5’i matrahtan düşülecekti ama bu şekliyle yüzde 100’ü matrahtan düşüldü. Ama esas olan ne? Oradaki verilen yardım Kızılayın kullanımı için değil, başka bir amaçla; Kızılayın istismar edilmesi. Burada da Maliyenin görevini yapması gerekiyor. Orada Kızılayın istismar edilmesinin de Maliyenin istismar edilmesinin de önüne geçilmesi gerekiyor. Gıda bankacılığı üzerinden de yandaşlarınız uygunsuz düzenlemelerle vergi vermekten imtina ediyorlar. Ama ne diyorsunuz siz? “Vergilendirilmiş kazanç kutsaldır.”

Ben bir kere daha diyorum ki halkın can güvenliğini düşünün. Halkın can güvenliğinin nasıl sağlanacağı belli, yeter ki siz bunu dert edinin.

Saygılar sunuyorum, teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Şeker.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

VIII.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Mithat Sancar’ın, Genel Kurulda söz isteme ve konuşma süreleriyle ilgili hatırlatma yapmak istediğine ilişkin konuşması

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, Genel Kurulda söz isteme ve konuşma konuları hakkında bazı hatırlatmaları tekrar tekrar yapmak gerekiyor sanırım. Grup Başkan Vekillerinin birleşimi açtığımız sırada iki dakika veya bir dakika ek süreyle üç dakika konuşmaları teamül gereğidir. Genel Kurulda konuşma 60’a göre bir dakika süreyle olabilir, 69’a göre sataşmadan söz istenebilir. Bunun dışında önergeler üzerinde konuşma sürelerinin hepsi belirlenmiştir. Belirlenen sürelere herhangi bir ilave yapıp yapmamak birleşimi yöneten Meclis Başkan Vekilinin yetkisindedir. 60’a göre söz talep edenlere ne zaman söz verileceğini veya verilip verilmeyeceğini takdir etmek de Meclis Başkan Vekilinin görevidir, yetkisindedir.

Şimdi ben, olabildiğince konuşmalar tamamlansın ve herkes meramını ifade etsin diye konuşma sürelerini esnek tutuyorum. Böyle bir mecburiyet yok. Söz vermediğim takdirde de buna karşı işletilecek herhangi bir başvuru yolu yok, İç Tüzük’te yazılanlar dışında.

Bu konuda herkesi gerekli olgunluğu ve gerekli anlayışı göstermeye, İç Tüzük’ün ruhuna, burada sergilenen demokratik tutuma değer vermeye bir kez daha davet ediyorum.

VII.- KANUN TEKLİLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- İstanbul Milletvekili Mustafa Demir ile 70 Milletvekilinin Coğrafi Bilgi Sistemleri ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/2512) ve Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 161) (Devam)

BAŞKAN – Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Coğrafi Bilgi Sistemleri ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 6’ncı maddesinin aşağıdaki şekilde yeniden düzenlenmesini arz ve teklif ederiz.

“MADDE 6- 3/5/1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanununun 7 inci maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde bulunan “mevzi” ibaresi madde metninden çıkartılmıştır.”

                                       Ayhan Erel                                          İbrahim Halil Oral                 Mehmet Metanet Çulhaoğlu

                                         Aksaray                                                     Ankara                                                      Adana

                                 Tuba Vural Çokal                                        Feridun Bahşi                                            Hüseyin Örs

                                         Antalya                                                     Antalya                                                    Trabzon

                                                                                                       Şenol Sunat

                                                                                                          Ankara

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU BAŞKANI TAHİR AKYÜREK (Konya) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Trabzon Milletvekili Hüseyin Örs konuşacaktır.

Buyurun Sayın Örs. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

HÜSEYİN ÖRS (Trabzon) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ilgili kanun teklifinin 6’ncı maddesi üzerinde İYİ PARTİ Grubu adına söz aldım. Genel Kurulu en derin saygılarımla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, görüşmekte olduğumuz torba kanun teklifi 37 maddeden oluşmakta ve genelinde imar konusunda birtakım değişiklikleri içermektedir. İktidar partisi imar hususunda, şehirlerin siluetlerini bozan, beton yoğunluğunu artıran uygulamaların önünü açarcasına imar kanunlarında birçok değişikliğe imza atmıştır. İmar üzerine çıkarılacak kanunlar, sürekli üzerinde değişiklik yapılabilecek kanunlar değildir. Yapboza dönen imar kanunları şehirlerimizi ucube yapılarla doldurmuş ve durum içinden çıkılamaz bir hâle gelmiştir. Sürekli çıkarılan imar afları ve imar barışları bu düzeni iyice bozmuştur. En son çıkarılan imar barışı kapsamında, vatandaşlarımızın iki bakanlık arasındaki anlaşmazlık sonucu yaşadığı sorunlar gün gibi ortadadır. Kısacası, iktidar partisi imar konusunda başarısız olmuş ve sınıfta kalmıştır.

Değerli milletvekilleri, ayrıca, bugün burada, İstanbul Ümraniye’de yaşanan bir vakayı takdirlerinize arz etmek isterim: İstanbul Ümraniye’de bulunan ve Trabzonlu İş Adamları ve Bürokratları Derneği (TİAB) tarafından yaklaşık on yıl önce Orman Bakanlığından kiralanan ve “Trabzon Parkı” adıyla halkın kullanımına sunulan, içerisinde kafe, restoran, sanat galerileri, spor alanları gibi birçok sosyal donatıların bulunduğu mesire yerine Ümraniye Belediyesi tarafından âdeta el konulması Trabzonlu hemşehrilerimizin haklı tepkisine yol açmıştır. On yıl önce kiralanan, kirası düzenli şekilde ödenen ve düzenlenerek güzelleştirilen, taş duvar ve güvenlik kameralarıyla donatılan, halkın güvenli ve huzurlu bir şekilde ailece kullanabileceği bir sosyal yaşam bölgesi hâline dönüştürülen bu yerin kira sözleşmesinin yenilenmesi için ilgili dernek TİAB tarafından yapılan başvuru Orman Bakanlığı yetkililerince -yerinde yapılan araştırmalar neticesinde- olumlu bulunmuştu ancak tam bu sözleşme yenilenmesi sırasında Ümraniye Belediyesi, TİAB’ın tahsisinde bulunan bu alana talip olmuştur. Belediye ısrarla Trabzonlu İş Adamları ve Bürokratları Derneğinin Çırçır Ormanı ve mesire alanındaki üst kullanım hakkının iptal edilmesini ve alanın kendilerine tahsis edilmesini istemiştir. Ve nihayet, bugün geldiğimiz süreçte, Orman Bakanlığının aldığı yeni kararla Trabzon Park, Ümraniye Belediyesinin uhdesine bırakılmıştır.

Değerli milletvekilleri, TİAB tarafından sadece Trabzonluların değil İstanbul’da yaşayan tüm vatandaşlarımızın hizmetine sunulan bu mesire yerinin, ortada hiçbir problem yok iken âdeta yangından mal kaçırırcasına TİAB’ın elinden alınıp Ümraniye Belediyesine tahsis edilmesi izaha muhtaç bir vakadır. Trabzon Park’ın yanında bulunan ve Ümraniye Belediyesine tahsisli bir alanın önceki yıllarda, değerlendirilemeyeceği gerekçesiyle, İstanbul Büyükşehir Belediyesine devredildiği hafızalarda iken Ümraniye Belediyesinin TİAB’a tahsisli Trabzon Park üzerindeki ısrarının sebebi nedir? Ayrıca, bölgede, Orman Bakanlığına ait başka alanlar varken neden ille de Trabzon Park’ın tahsisinde ısrar edilmektedir? Yoksa bu alanın adının “Trabzon Park” olmasından bir rahatsızlık mı duyulmaktadır? Unutulmamalıdır ki TİAB, on yıldır devletimizden ve Belediyeden hiçbir maddi yardım almadan bu alanı “Trabzon Park” adıyla ilçenin ve çevredeki vatandaşlarımızın aktif kullanımına açmış, kültürel ve sosyal çalışmaların merkezi hâline getirmiş ve her şeyden önce, Anadolu yakasında atıl olan bir alanı halkın hizmetine sunmuştur. Bu noktada, bu alanın Trabzon Park adına düzenlenip halkın kullanımına açılmasında çok büyük emeği olan TİAB kurucu Başkanı merhum Atalay Şahinoğlu ağabeyimizi de rahmetle, saygıyla anıyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Örs, tamamlayın lütfen.

HÜSEYİN ÖRS (Devamla) – TİAB’ın bugün uğradığı haksız uygulamanın ortadan kaldırılması ve yasal haklarını kullanma noktasındaki girişimlerinde konunun takipçisi olacağımı söylüyor, yüce Meclisi en derin saygılarımla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Örs.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

6’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… 6’ncı madde kabul edilmiştir.

7’nci madde üzerinde 3 adet önerge vardır, aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 161 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 7’nci maddesi ile 3194 sayılı Kanun’un 8’inci maddesinin (ç) ve (ğ) bendinin birinci cümlesinden sonra ilave edilen cümlelerin, son fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan “proje” ibaresinden önce “etüt ve” ibarelerinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                            Filiz Kerestecioğlu Demir                                   Kemal Peköz                                             Habip Eksik

                                          Ankara                                                      Adana                                                        Iğdır

                            Ömer Faruk Gergerlioğlu                                Hüseyin Kaçmaz                          Mehmet Ruştu Tiryaki

                                         Kocaeli                                                      Şırnak                                                      Batman

                                                                                             Tulay Hatımoğullar Oruç

                                                                                                           Adana

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU BAŞKANI TAHİR AKYÜREK (Konya) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Tulay Hatımoğulları Oruç konuşacaktır.

Buyurun Sayın Hatımoğulları Oruç. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

TULAY HATIMOĞULLARI ORUÇ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de Elâzığ’da yaşanan depremde yaşamını yitiren yurttaşlarımızın ailelerine başsağlığı diliyorum, bütün Türkiye halklarına başsağlığı diliyorum, yaralılara da acil şifalar.

Doğal afet değil kâr hırsı öldürür, deprem değil bina öldürür. Bu sözleri deprem gibi doğal afetler yaşandığında her defasında hepimiz sarf ederiz ama gelin görün ki buna dair alınacak önlemler hususunda hiç kimse doğru düzgün elini taşın altına koymaz. Bunlar afaki sözler değil. Gerçekten, yaralar sarılırken bize deniyor ki: “Siyasi hamasetler yapılmasın, bu yaralar nasıl sarılacak ona bakılsın.” Tabii ki bizlerin HDP olarak bu konuda kendi yaklaşımlarımız, duyarlılığımız, belediyelerimizin bu konudaki dayanışması AKP’nin reddine rağmen ortadadır. Fakat şunu mutlaka ifade etmeliyiz: Böyle demagojiyle, duygusal sömürü yapmaya kalkarak vatandaşın iktidardan hesap sormasının önü kesilemez, engellenemez. Vatandaş şunu soracak: Deprem vergisi nereye kullanıldı? Neden depremi önleme faaliyetlerinde kullanılmadı? Depremde zarar görenlerin yaraları nasıl sarılıyor, nasıl sarılacak? Bu konuda bir Twitter paylaşımından dolayı insanlara soruşturma açmak... Daha deprem yeni yaşanmış, sıcağı sıcağına, daha insanlar enkaz altındayken hemen yaptırım, hemen kolluk kuvvetleri devrede, hemen yargı devrede. Bugün Türkiye’deki bütün vatandaşlar, vicdan sahibi olan, hak sahibi olan her vatandaş bu soruları soracak; iktidardan hesap sormanın tam da şimdi zamanıdır.

Bakın, dünden beri defalarca bu kürsüden dile getirildi; BAŞKENTGAZ, Kızılay ve Ensar Vakfı ilişkisi belgeleriyle ortada. Bu, utanç verici bir şey ya, utanç verici; Kızılay Başkanının yaptığı açıklama daha da utanç verici. Burada iktidar partisine sesleniyorum: Bu utançla biraz daha siyaset yapmayı düşünüyor musunuz hakikaten? Bu bir skandal ya. Buna dair nasıl doğru düzgün bir açıklama yapmazsınız? Kaldı ki Ensar Vakfını hepimiz şöyle tanırız: Çocuk tacizine, çocuk istismarına bulaşmış, bununla ilgili yargılanan ve kanunsuz yurtlar yapan...

Ayrıca da şu soruyu sormak istiyoruz: Bu kadar para gönderilmişse bu vakfa, yapılmış yurtlar nerededir, bunların da belgelerini talep ediyoruz. Bugün bizler bununla ilgili soru önergesi verdik. Soru önergemizin yanıtını burada, Genel Kurulda bütün vatandaşlarımızın, değerli halklarımızın huzurunda bir kez daha talep ediyoruz.

Bakın, bugün görüşülmekte olan bu 7’nci maddede dikey yapılaşmadan bahsediliyor. 2016’nın sonunda açıklanan verilere göre, İstanbul’da 121 gökdelenin 117’si AKP zamanında yapılmış. Şu an bu 7’nci maddeyi bu şekilde getirmek, bugüne kadar bu iktidarın kendi yaptığını sanki başka bir iktidar yapmış gibi ortadan kaldırmaya çalışma adımıdır. Buna da, bu konudaki aldatmacalarınıza inanın, hiç kimse inanmıyor. Bakın, Kanal İstanbul, Katar Prensinin annesine, Şeyha Moza’ya peşkeş çekiliyor. İzmir’de yapılan kamulaştırmalar, Çeşme’deki kamulaştırma, bunlar kime peşkeş çekilecek? Arap sermayesine peşkeş çekilecek. Bütün bunların altında yatan, gerçekten yandaşa ve AKP’nin kendi iktidarına rant sağlamaktır, başka bir şey değildir. Diyor ki Erdoğan bir toplantıda: “Dikey mimari yok bundan sonra, yatay mimari.” Ya, siz değil miydiniz son çeyrek asırdır İstanbul’u yöneten? Siz değil miydiniz o binaları diken? Şimdi aklınıza ne geldi? Çünkü oradaki rant kapısı kapandı. Çünkü müteahhitlik, şantiyecilik iflas etti. Ülke ekonomisi şantiyeciliğiniz yüzünden dip yaptı. Şimdi başka projeler geliştirerek yeni konutlarla açılım yapmaya çalışıyoruz.

Ahlat sarayı, evet, bugün bu kanun önümüze gelmişse bir nedeni de Ahlat sarayıdır. Ahlat sarayı ve sarayların hepsine karşı olduğumuzu ve…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen Sayın Hatımoğulları Oruç.

TULAY HATIMOĞULLARI ORUÇ (Devamla) - Bu sarayları halkın vicdanı asla ve asla kabul etmiyor, etmeyecek. Burada, bir yanıyla mimari ama öte yanıyla siyasal anlayış bağlamında saraylara hep beraber, bütün Türkiye kamuoyu olarak karşı duracağız, karşı çıkacağız ve bu iktidarın sökülen dikişlerini tek tek teşhir etmeye devam edeceğiz. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Oruç.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 161 sıra sayılı Coğrafi Bilgi Sistemleri ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 7’nci maddesindeki “Sanayi alanları, ibadethane alanları ve tarımsal amaçlı silo yapıları” ibaresinden önce “Kamuya ait tesisler” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                                      Ulaş Karasu                                          Vecdi Gündoğdu                                      Aziz Aydınlık

                                           Sivas                                                      Kırklareli                                                  Şanlıurfa

                                     Ednan Arslan                                      İlhami Özcan Aygun                                       Ayhan Barut

                                           İzmir                                                      Tekirdağ                                                     Adana

                                                                                                     Gökan Zeybek

                                                                                                          İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU BAŞKANI TAHİR AKYÜREK (Konya) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Şanlıurfa Milletvekili Aziz Aydınlık konuşacaktır.

Buyurun Sayın Aydınlık. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

AZİZ AYDINLIK (Şanlıurfa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Görüşülmekte olan 161 sıra sayılı Coğrafi Bilgi Sistemleri ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 7’nci maddesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi adına söz almış bulunuyorum.

Sayın Başkan, Elâzığ, Van, Malatya’da deprem nedeniyle hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, yaralılarımıza acil şifalar diliyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben sizlere Urfa’nın kanayan yarası elektrik sorunundan bahsetmek istiyorum. Şanlıurfa’da günde 4-5 sefer, dört beş saat elektrik kesintisi yapılıyor. Elektrik kesintisi yüzünden günde yüzlerce televizyon, buzdolabı, çamaşır makinesi yanıyor, sanayide yüzlerce kaynak makinesi, torna ve matkap yanıyor. Bu nedenle altyapının, tellerin ve direklerin değişmesi lazım. Bunun üzerine TEDAŞ’a gittim, TEDAŞ Müdürüyle konuştum. TEDAŞ dedi ki: “Sayın Vekilim, biz 2015’te bu ihaleyi alırken o günün Başbakanıyla yapılan anlaşmaya göre yılda 100 milyon TL yatırım yapabiliriz.” Bu, sözleşmede yapılmış ve imza atılmış ama bugün 100 milyon TL’yle bir köy yapılamıyor, bir sokak yapılamıyor. O nedenle, bu elektrik sorunu bu ihalenin ya iptal edilmesiyle ya da o sözleşmenin yeniden yapılmasıyla, yılda en aşağı 1,5 milyar TL kaynakla düzelebilir; bunun dışında düzelmesi hiçbir zaman mümkün değildir. Elli yıl da geçse demek ki Şanlıurfa’nın elektrik sorunu çözülmeyecek. Ama bunu devlet yapabilir, devlet buna el atabilir, bir iki yıl içerisinde bunu çözebilir; çözmezse, Şanlıurfa’nın elektrik sorunu hiçbir zaman çözülmeyecektir.

Değerli arkadaşlarım, bir imalatçı, bir sanayici günde sekiz saat işçi çalıştırıyor. O sekiz saat içerisinde günde dört saat elektrik kesilirse o sanayici, o imalatçı ne şekilde çalışır; üretimi nasıl yapabilir; insanların, o işçilerin hakkını nasıl ödeyebilir? Çek-senetlerini nasıl öder, ben bunu sizlere sormak isterim? Bu durumda, dünyada elektrikten daha önemli hiçbir şey yok.

Çiftçiye gelince, çiftçi kardeşlerimiz şimdi pamuk ekemiyor, mısır da ekemiyor. Kendi imkânlarıyla kuyu kazan insanlara 1 kuyu için yılda en aşağı 200 veya 250 milyar -eski parayla- civarında fatura geliyor. Bize gelen yüzlerce fatura var. Millet pamuk ekemiyor, mısır ekemiyor. Bir ay sonra bu vatandaş buğdaya ve arpaya su vermelidir. İnanın ki Şanlıurfa’da bundan sonra buğdaya da su verilmeyecek, arpaya da su verilmeyecek. Neden? Çünkü faturalar şişirildiği zaman, 200-250 bin lira fatura geldiği zaman bunun yapılması gerçekten hiç mümkün değildir.

Yılda yüzlerce kaza olan Şanlıurfa-Akçakale yolu sorununu soru önergesi olarak Ulaştırma ve Altyapı Bakanına verdim ama bu sorun maalesef bugüne kadar çözülmedi.

Şanlıurfa-Suruç, Suruç-Birecik arası duble yol olmadığı için gerçekten yılda en aşağı 100 tane kaza oluyor, yüzlerce insanımız orada ölüme mahkûm ediliyor.

Değerli arkadaşlarım, Urfa’nın incisi olan Birecik ve Halfeti’yi bağlayan, “sahil yolu” denilen ve heyelan nedeniyle yıkılan yol altı aydır açılmadı. Yani ben bunu sizlerin vicdanına bırakıyorum. Urfa’nın incisi olan Birecik ve Halfeti’yi bağlayan yolun altı aydır yapılmamasına insanlar üzülüyor.

Bir de Danıştay 10. Dairesi verdiği kararda diyor ki: “DEDAŞ tarafından çiftçinin destekleme primlerine el konulamaz.” Doğru, konulamaz ama DEDAŞ, çiftçinin destekleme primlerine hem el koyuyor hem de çiftçinin haberi olmadan çiftçinin hesabından parasını alıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, tamamlayalım Sayın Aydınlık.

AZİZ AYDINLIK (Devamla) – Bu nasıl adalet? Bu 10. Dairenin kararının uygulanmasını istiyoruz.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Aydınlık.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Coğrafi Bilgi Sistemleri ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 7’nci maddesinde yer alan “Beş yıl” ibaresinin “On yıl” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                 İbrahim Halil Oral                                        Feridun Bahşi                     Mehmet Metanet Çulhaoğlu

                                          Ankara                                                     Antalya                                                      Adana

                                 Tuba Vural Çokal                                                                                                           Ayhan Erel

                                         Antalya                                                                                                                      Aksaray

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU BAŞKANI TAHİR AKYÜREK (Konya) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Ankara Milletvekili İbrahim Halil Oral konuşacaktır.

Buyurun Sayın Oral. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

İBRAHİM HALİL ORAL (Ankara) – Sayın Başkan, kıymetli milletvekilleri; 161 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 7’nci maddesinde verdiğimiz önerge üzerinde İYİ PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Saygıdeğer milletvekilleri, teklifin 7’nci maddesi çok fazla başlıkta düzenleme yapmaktadır. İlkesel olarak bina yüksekliklerine getirilen sınırlamalar ve bunlarla alakalı düzenlemeler ile elektronik ortamda işlem yapılmasının önünü açan uygulamalar doğrudur, destekliyoruz. Burada itirazlarla alakalı bir düzenlemeyi yapıp vatandaşın e-devlet üzerinden itiraz işlemlerini yapabilmesinin önü açılabilir ve açılmalıdır. Ayrıca, buradaki itiraz süresi olarak belirlenen beş yıl vatandaşlarımızda hak kaybı yaratabilir. Özellikle kırsalda, Büyükşehir Belediyesi Kanunu’na tabi yerlerde vatandaşlarımız imar barışını ve benzeri afları dahi kaçırabilmektedirler, bilgi sahibi olamamaktadırlar. Bu noktada Borçlar Kanunu’na uygun bir şekilde on yıllık bir süre olarak belirlenmesi daha uygun olacaktır. Hatta bir örnek vereyim: Geçtiğimiz hafta sonu Ankara’da Çankaya pazar ziyaretinde bir vatandaşımız yanımıza geldi. Kendisi imar barışıyla alakalı gelişmeleri takip etmediğinden çıkarılan kanundan yararlanmamış. Balkonunda da bir PVC kapama durumu olduğunu, daha önceki kanunda olmadığı için bir sorun yaşamadığını ifade etmişti. Şimdi, bir komşusu şikâyet edince mahkemelik olmuş ve yıkımına karar verilmiş. Vatandaş ne yapacağını bilmiyor. Bu gibi konularda kalıcı çözümler yaratabilecek düzenlemeler yapmak zorundayız.

Kıymetli milletvekilleri, teklifte kırsal özellik olmadığı noktasında karar verme mercisi olarak büyükşehir belediye meclisleri işaret edilmektedir. Bu durum aslında Büyükşehir Belediyesi Kanunu’nun ne kadar yanlış, eksik ve sorunlu olduğunu bizlere göstermektedir. Ben Ankara’da Polatlı, Gölbaşı, Haymana, Elmadağ gibi ilçelerimizin köylerini sıkça geziyorum, Allah’ın bir kulu gösteremeyiz ki Büyükşehir Belediyesi Yasası’ndan memnun olsun. Bu düzenleme gibi palyatif çözümler yerine kalıcı çözümler üretmeliyiz. Büyükşehir Belediyesi Yasası’nda köklü bir değişim şarttır. Bu konuda Çevre ve Şehircilik Bakanlığının çalışma yaptığını Komisyon Başkanımızdan öğrenmiş bulunuyoruz. Umarım büyükşehir belediyelerinin yetkilerini kısıtlayan, kuşa çeviren, yeni sorunlara yol açacak bir düzenlemeyle karşılaşmayız.

Değerli milletvekilleri, geçtiğimiz hafta Ankara’daki ziraat odaları başkanları ziyaretimize geldi. Ziraat odaları, özellikle Ziraat Bankası ve tarım kredi borçlarında yüzde 30’lara, 40’lara varan faizlerden şikâyetçiler. Şu an tarım ve balıkçılık sektörünün 105 milyar lira borcu var. Tarım Kredideyse 8,5 milyar lira borç görünüyor. Özellikle tarımsal sulamada çok önemli olan elektrikte yüzde 100 fiyatlar artmış durumda. Acil bir şekilde çiftçi borçlarının faizsiz, uzun vadeli bir ertelemeyle yapılandırılması gerekmektedir. Gelin, siyasi partiler olarak hep birlikte bu işin yolunu açalım.

Kıymetli milletvekilleri, Türk Kızılayı, BAŞKENTGAZ ve Ensar Vakfı üçgeninde birkaç gündür tartıştığımız, son derece üzücü ve kabul edilmez konunun bir başka yönüyle alakalı birkaç söz söylemek isterim. Son bir yılda doğal gaza yapılan yüzde 50’yi aşan zamlar, şu soğuk kış günlerinde milletimizin belini bükmüştür. Böyle bir ortamda BAŞKENTGAZ şirketinin 8 milyon dolar –dile kolay- gibi bir meblağı vergiden düşmek için Ensar Vakfına vermesi vicdanlarda kabul edilir bir durum değildir. Biraz Allah’tan korkun, kuldan utanın. Bu konuda, Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak bir inisiyatif almalıyız. Madem bu şirketler vergiden düşmek için hayır yapmak istemektedirler, o zaman bu meblağları abonelerin faturalarından, doğal gaz fiyatlarından düşebilmeleri için bir düzenleme getirebiliriz, aynı benzin fiyatlarında ÖTV’den karşılandığı gibi bir uygulamaya gidebiliriz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İBRAHİM HALİL ORAL (Devamla) – Sayın Başkanım, bitiriyorum.

BAŞKAN – Buyurun, sözlerinizi bağlayın Sayın Oral.

İBRAHİM HALİL ORAL (Devamla) – Teşekkür ederim.

Allah katında en makbul hayır ve iyilik, üşüyen çocuğu, ihtiyarı biraz olsun ısıtmak, bu kara kışta yüzünü güldürmektir diyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Oral.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

7’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... 7’nci madde kabul edilmiştir.

Sisteme giren 3 sayın milletvekili var, onlara söz vereceğim.

Sayın Kılavuz...

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

41.- Mersin Milletvekili Olcay Kılavuz’un, Avrupa Parlamentosu Genel Kurulunda Yunan Milletvekili Ioannis Lagos’un Türk Bayrağı’na yönelik alçakça hareketini lanetlediğine, ABD-İsrail iş birliğiyle ortaya konulmak istenen işgal planını hiçbir surette kabul etmeyeceklerine ilişkin açıklaması

OLCAY KILAVUZ (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Avrupa Parlamentosu Genel Kurulunda teröristten farksız Yunan milletvekilinin Türk Bayrağı’na yönelik aşağılıkça ve alçakça hareketini lanetliyorum. Tarih, bayrağımıza uzanan ellerin nasıl kırıldığının, denize dökülenlerin ne olduğunun en yakın şahididir. Bayrağımıza uzanan elleri kıracak, Türk düşmanlarına her alanda hak ettiği cevabı verecek vatan evlatları her zaman mevcuttur.

Ayrıca, Kudüs, İslam’ın ilk kıblesi, Müslümanların mabedi, Türk’ün gönül coğrafyasının mahzun şehridir. Kudüs, dinmeyen acımız, kapanmayan yaramız, içli gözyaşımızdır. ABD-İsrail iş birliğiyle ortaya konulmak istenen işgal planını, Orta Doğu’yu ve Filistin’i kana bulayanların zorbalık, hukuksuzluk ve dayatmasını hiçbir surette kabul etmeyeceğiz. Kudüs, Müslümanların miracıdır, Kudüs’ün sahibi Yüce Allah’tır.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Şahin...

42.- Hatay Milletvekili Suzan Şahin’in, Hatay halkının Ulu Önder Atatürk’ün adının Hatay ilinde yapımı devam eden 25 bin kişilik yeni stadyumda devam edeceği yönündeki açıklamayı Gençlik ve Spor Bakanından beklediğine ilişkin açıklaması

SUZAN ŞAHİN (Hatay) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Hatay’da yapımı devam eden 25 bin kişilik yeni stadyumun inşası bitmek üzeredir. Gençlik ve Spor Bakanı Mehmet Kasapoğlu’nun Hatay programı kapsamında ziyaret etmesi ve yeni stadın adını “Hatay Stadyumu” olarak ifade etmesi üzerine Hatay’da başlayan isim tartışmasında memleketin genel görüşü, stadyumun “Atatürk” adıyla devam etmesi yönündedir. Atatürk adının konulup konulmaması konuşulmakta, düşünülmektedir. Yetkililer bu tartışmayı sonlandırmalıdır. Hasta yatağında bile Hatay’ı düşünen, “Hatay benim şahsi meselemdir.” diyerek Hatay’ı Türk topraklarına katan Ulu Önder’imiz Atatürk’ün adı yeni stadyumda devam etmeli, Hatay Atatürk Stadyumu kurtarıcısının adıyla yaşamalıdır. Hatay halkı, Gençlik ve Spor Bakanından Hatay Atatürk Stadyumu adının devam edeceği yönünde açıklama beklemektedir.

BAŞKAN – Sayın Kılıç...

43.- Kahramanmaraş Milletvekili İmran Kılıç’ın, yaşanılan son depremdeki hızlı, etkin ve verimli çalışmaların insanımızda birlikte iş yapma kültürünün bulunmadığı söyleminin hatalı bir söylem olduğunu herkese gösterdiğine ilişkin açıklaması

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Yaşadığımız son depremdeki hızlı, etkin ve verimli çalışmayla ortaya koyduğumuz takdirlik gayret, insanımızda birlikte iş yapma kültürünün bulunmadığı söyleminin ne kadar da hatalı bir söylem olduğunu ortaya koydu. Birlikte iş yapma kültürü tüm insanlığın ve insanımızın genlerinde mevcuttur ama bu kültürün unutturulduğu yer ve zamanlar olabilmiştir. Kültürümüzde imecemiz vardır. İmece usulü; bağ ve bahçelerin bellenmesi, tarlaların sürülmesi, ürünlerin hasadı gibi işlerde gönüllülük esasına dayalıyken köy arklarının yapılması, meranın temizlenmesi, düğün ve mezar yerlerinin kurulması, köye gelen misafirlerin ağırlanması, okul ve cami inşası gibi işlerde zorunlu tutulmuştur. Bu da iş gücü veya maddi katkılarla yapılması veya yaptırılması esasına dayanmaktadır.

BAŞKAN – Birleşime üç dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 20.14

ALTINCI OTURUM

Açılma Saati: 20.16

BAŞKAN: Başkan Vekili Mithat SANCAR

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Rümeysa KADAK (İstanbul)

-----0-----

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 50’nci Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

VII.- KANUN TEKLİLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- İstanbul Milletvekili Mustafa Demir ile 70 Milletvekilinin Coğrafi Bilgi Sistemleri ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/2512) ve Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 161) (Devam)

BAŞKAN – 161 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2’nci sırada yer alan, 66 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine başlayacağız.

2.- İzmir Milletvekili Binali Yıldırım’ın Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ile Kırgız Cumhuriyeti Hükûmeti Arasında Bişkek Kırgız-Türk Dostluk Devlet Hastanesi Açılması, Ortak İşletilmesi ve Devri ile Kırgız Cumhuriyeti Vatandaşlarının Türkiye’de Tıp ve Tıpta Uzmanlık Eğitimi Almasına Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/1602) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 66)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

Bundan sonra da Komisyonun olamayacağı anlaşıldığından, alınan karar gereğince kanun teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için, 4 Şubat 2020 Salı günü saat 15.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

Kapanma Saati: 20.17



(x) 161 S. Sayılı Basmayazı 29/1/2020 tarihli 49’uncu Birleşim Tutanağı’na eklidir.