TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                           TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                                          43’üncü Birleşim

                                                                                  15 Ocak 2020 Çarşamba

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                                          İÇİNDEKİLER

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Osmaniye Milletvekili Mücahit Durmuşoğlu’nun, Osmaniye’nin düşman işgalinden kurtuluşunun 98’inci yıl dönümüne ve Osmaniye iline yapılan yatırımlara ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Ağrı Milletvekili Ekrem Çelebi’nin, 2020 yılının “İshak Paşa Sarayı Yılı” ilan edilmesi talebine ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Tokat Milletvekili Yücel Bulut’un, nakliyeci ve kamyoncu esnafının sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

 

IV.- AÇIKLAMALAR

1.- Kocaeli Milletvekili İlyas Şeker’in, 2019 yılı ihracat rekoru kıran Kocaeli ilinin ihracat dinamosunu otomotiv ve kimya endüstrisinin oluşturduğuna ilişkin açıklaması

2.- Mersin Milletvekili Ali Cumhur Taşkın’ın, Enerji Verimliliği Haftası’na ilişkin açıklaması

3.- Sivas Milletvekili Ulaş Karasu’nun, Sivas ilinde sağlık alanında yaşanan sorunların çözümüne yönelik adım atmak için neyin beklendiğini Sağlık Bakanından öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

4.- Hatay Milletvekili Serkan Topal’ın, Türkiye Büyük Millet Meclisini ziyaret ederek çiftçi ve üreticilerin taleplerini dile getiren 81 ilin ziraat odası başkanlarına kulak verilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

5.- Mersin Milletvekili Hacı Özkan’ın, ülkemizin Orta Doğu’daki tarihî sorumluluğunun bölgede yaşanan zulme “dur” demeyi gerektirdiğine ilişkin açıklaması

6.- Adana Milletvekili Müzeyyen Şevkin’in, aşırı yağışlar nedeniyle Adana ilinde afet meydana geldiğine, Adana milletvekillerini ziyaret eden ziraat odası başkanlarının çiftçi ve üreticilerin sorunlarına yönelik taleplerine ilişkin açıklaması

7.- Denizli Milletvekili Gülizar Biçer Karaca’nın, Denizli ilinde değişik gerekçelerle yıkılan okulların tamamlanabilmesi için inşaatların liyakatli ellere teslim edilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

8.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, kadro verilemeyen taşeron işçilerin sorunlarının devam ettiğine ilişkin açıklaması

9.- Gaziantep Milletvekili Bayram Yılmazkaya’nın, Gaziantep ilinde kış aylarında yaşanan uçak iptalleri ve rötarlar yüzünden Gaziantep sanayisinin, ticaretinin ve turizminin zarar gördüğüne ilişkin açıklaması

10.- Muğla Milletvekili Burak Erbay’ın, hiçbir ayrım yapılmadan taşeron işçilerin kadroya geçirileceği ifade edilmiş olmasına rağmen mağdur edilen öğretmenevi personelinin hak kayıplarının giderilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

11.- Kahramanmaraş Milletvekili İmran Kılıç’ın, sözlerin büyükleri büyüklerin de öğütleri olduğuna ve ünlü mütefekkir İbni Haldun’un sözlerine ilişkin açıklaması

12.- Çanakkale Milletvekili Özgür Ceylan’ın, 32 milyar 48 milyon lira ödenek üstü harcama yapan Millî Eğitim Bakanlığının kasasının neden başıboş bırakıldığını ve 920 ücretli öğretmene neden kadro verilmediğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

13.- Uşak Milletvekili Özkan Yalım’ın, ulaştırma sektörünün problemlerine yönelik çözüm önerilerine ilişkin açıklaması

14.- Kırıkkale Milletvekili Ahmet Önal’ın, zor durumda olan kamyoncu esnafına acilen mazot desteği, BAĞ-KUR desteği, otoyol ve köprülerden indirimli geçiş desteği ile ağır ticari araçlara plaka tahdidinin getirilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

15.- Kahramanmaraş Milletvekili Sefer Aycan’ın, gıda denetimlerinin geniş kapsamlı ve cezaların caydırıcı olması, ayıplı gıda üretenlerin tekrar üretmelerine izin verilmemesi gerektiğine ilişkin açıklaması

16.- Adıyaman Milletvekili Abdurrahman Tutdere’nin, Adıyaman ilinde sulama projeleri bitirilemediği için Adıyaman ilinin elektrik enerjisinin desteklendiği iller kapsamına alınması konusunda Tarım ve Orman Bakanına çağrıda bulunduğuna ilişkin açıklaması

17.- Samsun Milletvekili Neslihan Hancıoğlu’nun, 229 gıda firmasının 386 üründe taklit, tağşiş yaptığının saptandığına ancak sorunun çözümü için cezaların caydırıcı olması, ruhsat iptalleri ve vatandaşların alım gücünü artıracak politikaların uygulanması gerektiğine ilişkin açıklaması

18.- İzmir Milletvekili Kani Beko’nun, 696 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yle şirketlere geçirilen taşeron işçilerin mağduriyetinin giderilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

19.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, kurumlardaki iltimas, israf ve şatafata dair haberlerin gelmediği günün neredeyse olmadığına, tüyü bitmemiş yetimin hakkını yedirmeyeceklerine ilişkin açıklaması

20.- Gaziantep Milletvekili Ali Muhittin Taşdoğan’ın, kırsal kalkınmanın artırılmasının tarımsal üretim için önemli olduğuna, gerek tarımsal plan ve altyapının güçlendirilmesi gerekse Antep fıstığına verilecek ürün bazlı desteğin Gazianteplilerin hakkı olduğuna ilişkin açıklaması

21.- Gaziantep Milletvekili İmam Hüseyin Filiz’in, Gaziantep ili Oğuzeli ilçesi ve köylerinde yapılan arazi toplulaştırma işlemlerinin sonuçlanmadığına ilişkin açıklaması

22.- Afyonkarahisar Milletvekili Burcu Köksal’ın, kamyoncu esnafının taleplerine ilişkin açıklaması

23.- Adana Milletvekili Ayhan Barut’un, Gazi Meclisin çatısı altında dile getirdikleri halkın sorunları ve çözüm önerilerini iktidarın duymazdan geldiğine ilişkin açıklaması

24.- Amasya Milletvekili Mustafa Levent Karahocagil’in, tarımda girdi maliyetlerine destek verilmediğinin doğru olmadığına ilişkin açıklaması

25.- Adana Milletvekili Mehmet Metanet Çulhaoğlu’nun, Adanalı çiftçilerin girdi maliyetlerinin yüksek olması sebebiyle zor durumda olduğuna ve yoğun yağış sebebiyle Adana ilinin afet bölgesi ilan edilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

26.- Balıkesir Milletvekili Fikret Şahin’in, Isparta Şehir Hastanesinde 1 hastanın hayatını kaybetmesine, 1 hastanın yoğun bakıma, 6 hastanın da tedavi altına alınmasına neden olan “Dormofol” isimli ilacın kullanımının ve satışının yasakladığına, ilaçların güvenli olarak kullanımının sağlanması için Sağlık Bakanlığının tedbir alması gerektiğine ilişkin açıklaması

27.- İstanbul Milletvekili Gökan Zeybek’in, İstanbul iline 1 milyar metreküpten fazla su temin edeceği ifade edilen ve 2016 yılında hizmete alınması planlanan Melen Barajı’nın hâlâ tamamlanamadığına ilişkin açıklaması

28.- Kastamonu Milletvekili Hasan Baltacı’nın, Kastamonu ili Tosya ilçesindeki ahşap sanayicileri ve marangozlarının zor durumda olması nedeniyle ahşap imalat sektöründe de KDV’nin yüzde 8’e çekilmesinin zorunluluk hâline geldiğine ilişkin açıklaması

29.- Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer’in, 31 Mart seçimleri öncesi söz verilen Eskişehir ili Seyitgazi ilçesi Kırka Mahallesi’ne hastanenin ve Han ilçesine polis lojmanının yapılması gerektiğine ilişkin açıklaması

30.- İstanbul Milletvekili Ali Şeker’in, Anayasa Mahkemesi kararına rağmen Wikipedia’nın hâlâ niye açılmadığını, Cumhurbaşkanı danışmanı Adnan Tanrıverdi ASSAM Kongresi’nde şeriatı esas alan bir İslam birliğinin 2023’e kadar kurulacağını iddia eden konferanslar düzenlerken cumhuriyet savcılarının neyi beklediğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

31.- Antalya Milletvekili Feridun Bahşi’nin, Türkiye’de 3 bin engelli öğretmen ile 27.500 rehabilitasyon öğretmeninin devlette istihdamlarının olmadığına ilişkin açıklaması

32.- Yozgat Milletvekili Ali Keven’in, Toprak Mahsulleri Ofisini çiftçinin yanında görmenin imkânsız hâle geldiğine ve lisanlı depoculuk şirketlerinin olduğu bölgelerde Toprak Mahsulleri Ofisi şubelerinin tasfiye edildiğine ilişkin açıklaması

33.- Mersin Milletvekili Olcay Kılavuz’un, Suriye’de gerçekleştirilen operasyonlar sırasında şehit düşen hemşehrisi İstihkam Astsubay Çavuş Sinan Köse ile Piyade Uzman Onbaşı Halil Karakoç’a, Mersin ilinde yaşanılan heyelan nedeniyle hayatını kaybeden 2 vatandaşa, Niğde ili Ulukışla ilçesi Hacıbekirli köyünde bir evde çıkan yangında hayatını kaybeden vatandaşlara Allah’tan rahmet, Tarsus Devlet Hastanesinde meydana gelen patlamada yaralananlara geçmiş olsun dileğinde bulunduğuna ilişkin açıklaması

34.- Sinop Milletvekili Barış Karadeniz’in, Türkiye’nin dört bir yanından Türkiye Büyük Millet Meclisine gelerek çiftçilerin sorunlarını dile getiren ziraat odası başkanlarına çiftçilerin geleceği için yardımcı olmaya söz verdiklerine ilişkin açıklaması

 

 

 

 

 

 

35.- İzmir Milletvekili Dursun Müsavat Dervişoğlu’nun, 15 Ocak Kıbrıs Türklerinin millî mücadele kahramanı Doktor Fazıl Küçük’ün vefatının 36’ncı yıl dönümüne, 15 Temmuz şehit ve gazileri için toplanılan paranın teslim edilmemesini protesto etmek amacıyla sokağa inme kararı alan yakınlarını desteklediklerine, Güneydoğu gazilerimizin mağduriyetleri giderilinceye kadar konunun takipçisi olacaklarına, Anayasa Mahkemesi kararıyla Wikipedia’ya erişim yasağının ortadan kalktığına, İYİ PARTİ olarak hukukun tam ve bağımsız işlemesi, demokrasinin hızla ilerlemesi ve yasakların kalkması için verdikleri mücadeleye devam edeceklerine, ekonomi yönetiminin 2019 yılında sınıfta kaldığına ilişkin açıklaması

36.- Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül’ün, 15 Ocak Kıbrıs Türklerinin millî mücadele kahramanı Doktor Fazıl Küçük’ü vefatının 36’ncı yıl dönümünde rahmetle yâd ettiğine, Sakarya ilinin 8 Haziran 2018 tarihinde Resmî Gazete’de yayımlanan Bitkisel Üretime Destekleme Ödemesi Yapılmasına Dair Tebliğ’de yapılan değişikliklerden müstesna tutulmasını talep ettiklerine ilişkin açıklaması

37.- İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un, Wikipedia’yla ilgili gerekçeli karar Resmî Gazete’de yayımlanmasına rağmen henüz siteye erişilemediğine, Türkiye’de 133 hukuk fakültesi bulunduğu hâlde hukukun olmadığına ve çok sayıda haber ajansının engellemeyle karşı karşıya kaldığına, İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisinin yayımladığı 2019 yılına dair rapora, iş cinayetlerinin engellenmesi için ne iktidarın ne sermayenin ne de iş yeri sahiplerinin üzerine düşeni yapmadığına, Kürt kadın siyasetçi Hevrin Halef’in öldürülmesi olayına ilişkin açıklaması

38.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, 15 Ocak Kıbrıs Türklerinin millî mücadele kahramanı Doktor Fazıl Küçük’ü vefatının 36’ncı yıl dönümünde rahmetle andıklarına, 15 Ocak büyük şair Nazım Hikmet’in doğumunun 118’inci yıl dönümüne, Anayasa Mahkemesi gerekçeli kararını açıklamasına rağmen Wikipedia’ya erişim engelinin devam ettiğine, 5 Ocakta kaldığı yurttan çıktıktan sonra haber alınamayan Munzur Üniversitesi Çocuk Gelişimi Bölümü 2’nci sınıf öğrencisi Gülistan Doku’yla ilgili sağlıklı bir açıklama yapılmadığına ve Meclis Başkan Vekili Süreyya Sadi Bilgiç’in inisiyatif alarak Meclisi konuyla ilgili bilgilendirmesi gerektiğine, 2018 KPSS sınavında başarılı oldukları hâlde hâlâ atanamayan sağlıkçıların mağduriyetinin giderilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

39.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, 15 Ocak Kıbrıs Türklerinin özgürlük mücadelesinde büyük görevler ifa etmiş olan Doktor Fazıl Küçük’ü vefatının 36’ncı yıl dönümünde rahmetle andıklarına, Genel Kurul gündemine, Türkiye’de hukukun kendi mecrasında usulünde devam ettiğine ve Anayasa Mahkemesinin Wikipedia’yla ilgili kararına ilişkin açıklaması

40.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ve Anayasa’nın 138’inci maddesinin dördüncü fıkrasının Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı yasama ve yürütme faaliyeti yapılmayacağına, Anayasa’nın 153’üncü maddesinin Anayasa Mahkemesi kararlarının tüm kurumlar, kuruluşlar, organlar açısından bağlayıcılığına hükmettiğine ilişkin açıklaması

41.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın yerinden sarf ettiği bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

42.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

43.- İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

44.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

45.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in ve İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un yaptığı açıklamalarındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

46.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, bir siyasi parti binasının önünde havaya ateş açtıktan sonra saldırganın polis merkezine sığınmasının kabul edilemez olduğuna, Halkların Demokratik Partisine, HDP İstanbul İl Başkanlığına ve HDP Grubuna geçmiş olsun dileğinde bulunduklarına ilişkin açıklaması

47.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın 134 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 1’inci maddesi üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

48.- İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ve Adalet ve Kalkınma Partisinin hukuk komisyonları gibi çalışan mahkemelerin aldığı kararları uluslararası hukuk nezdinde er ya da geç geri çevireceklerine ilişkin açıklaması

49.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

50.- İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

51.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, sulh ceza hâkimliğinin Wikipedia’yla ilgili kararına ilişkin açıklaması

52.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Mısır polisinin Anadolu Ajansı Kahire Ofisine düzenlediği baskını kınadıklarına, Anadolu Ajansı ile tüm basın camiasına geçmiş olsun dileğinde bulunduklarına ilişkin açıklaması

53.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, Mısır polisinin Anadolu Ajansı Kahire Ofisine düzenlediği baskın olayını yakından takip ettiklerine ve geçmiş olsun dileğinde bulunduğuna ilişkin açıklaması

54.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in 79 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 1’inci maddesi üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

55.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

56.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Tezkereler

1.- Rabia Naz Vatan Başta Olmak Üzere Şüpheli Çocuk Ölümlerinin Araştırılması ve Bu Konuda Alınması Gereken Tedbirlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonu Başkanlığının süre uzatımına ilişkin tezkeresi (3/1051)

 

VI.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Teklifleri

1.- Tekirdağ Milletvekili Mustafa Şentop’un Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ile Ruanda Cumhuriyeti Hükûmeti Arasında Gelir Üzerinden Alınan Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi Önleme ve Vergi Kaçakçılığına Engel Olma Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/1944) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 134)

2.-Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Tekirdağ Milletvekili Mustafa Şentop’un Türkiye Cumhuriyeti ile Arjantin Cumhuriyeti Arasında Gelir Üzerinden Alınan Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi Önleme ve Vergi Kaçakçılığı ile Vergiden Kaçınmaya Engel Olma Anlaşması ve Eki Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/1804) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 79)

3.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı İzmir Milletvekili Binali Yıldırım’ın Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ile Katılımcı BM Kuruluşları Adına Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (BMKP) Arasında İncek/Ankara’daki Diplomatik Yerleşkede BM Binaları İçin Arazi Tahsisi, Tasarımı ve İnşasına İlişkin Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/1414) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 49)

4.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı İzmir Milletvekili Binali Yıldırım’ın Türkiye Cumhuriyeti ile Polonya Cumhuriyeti Arasında Sosyal Güvenlik Anlaşması ve Anlaşmada Değişiklik Yapılmasına Dair Notaların Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/1360) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 46)

5.- İzmir Milletvekili Binali Yıldırım’ın Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ile Arjantin Cumhuriyeti Hükûmeti Arasında Gümrük Konularında İşbirliği ve Karşılıklı Yardım Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/1592) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 84)

6.- Tekirdağ Milletvekili Mustafa Şentop’un Uluslararası Sivil Havacılık Sözleşmesinin 50 (a) ve 56’ncı Maddelerinin Tadiline İlişkin Olarak 6 Ekim 2016 Tarihinde Montreal’de İmzalanan Protokollerin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/1945) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 99)

7.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı İzmir Milletvekili Binali Yıldırım’ın Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ile Mali Cumhuriyeti Hükûmeti Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunmasına İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/1368) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 59)

8.- Tekirdağ Milletvekili Mustafa Şentop’un Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ile Özbekistan Cumhuriyeti Hükûmeti Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunmasına İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/2001) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 112)

9.- Tekirdağ Milletvekili Mustafa Şentop’un 8 Mayıs 1996 tarihinde Taşkent’te İmzalanan Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ile Özbekistan Cumhuriyeti Hükûmeti Arasında Gelir Üzerinden Alınan Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşmasını Değiştiren Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/2031) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S.Sayısı:116)

10.- İzmir Milletvekili Binali Yıldırım’ın Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ile Gine Cumhuriyeti Hükûmeti Arasında Askeri Alanda Eğitim, Teknik ve Bilimsel İş Birliği Çerçeve Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/1597) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 62)

11.- İzmir Milletvekili Binali Yıldırım’ın Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ile Nijerya Federal Cumhuriyeti Hükûmeti Arasında Ticari ve Ekonomik İşbirliği Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/1589) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 61)

12.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı İzmir Milletvekili Binali Yıldırım’ın Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ile Kırgız Cumhuriyeti Hükûmeti Arasında Sosyal Güvenlik Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/1460) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 51)

 

VII.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Süreyya Sadi Bilgiç’in, Anadolu Ajansı çalışanlarının derhâl serbest bırakılması ve özür dilenmesi gerektiğine ilişkin konuşması

 

VIII.- ÖNERİLER

A) Danışma Kurulu Önerileri

1.- Danışma Kurulunun, Genel Kurulun 16 Ocak 2020 Perşembe günkü birleşiminde, 132 sıra sayılı Hayvanların Haklarının Korunması ile Hayvanlara Eziyet ve Kötü Muamelelerin Önlenmesi İçin Alınması Gereken Tedbirlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonu Raporu’nun Gündem’in “Özel Gündemde Yer Alacak İşler” kısmına alınarak görüşmelerinin bu birleşimde yapılmasına; 132 sıra sayılı Rapor’un görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışmalara devam olunmasına ve yapılacak görüşmelerde siyasi partiler adına yapılacak konuşmaların birden fazla kişi tarafından kullanılabilmesine ilişkin önerisi

 

IX.- OYLAMALAR

1.- (S. Sayısı: 134) Tekirdağ Milletvekili Mustafa Şentop’un Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ile Ruanda Cumhuriyeti Hükûmeti Arasında Gelir Üzerinden Alınan Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi Önleme ve Vergi Kaçakçılığına Engel Olma Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi’nin oylaması 

2.- (S. Sayısı: 79) Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Tekirdağ Milletvekili Mustafa Şentop’un Türkiye Cumhuriyeti ile Arjantin Cumhuriyeti Arasında Gelir Üzerinden Alınan Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi Önleme ve Vergi Kaçakçılığı ile Vergiden Kaçınmaya Engel Olma Anlaşması ve Eki Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi’nin oylaması 

3.- (S. Sayısı: 49) Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı İzmir Milletvekili Binali Yıldırım’ın Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ile Katılımcı BM Kuruluşları Adına Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (BMKP) Arasında İncek/Ankara’daki Diplomatik Yerleşkede BM Binaları İçin Arazi Tahsisi, Tasarımı ve İnşasına İlişkin Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi’nin oylaması 

4.- (S. Sayısı: 46) Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı İzmir Milletvekili Binali Yıldırım’ın Türkiye Cumhuriyeti ile Polonya Cumhuriyeti Arasında Sosyal Güvenlik Anlaşması ve Anlaşmada Değişiklik Yapılmasına Dair Notaların Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi’nin oylaması 

5.- (S. Sayısı: 84) İzmir Milletvekili Binali Yıldırım’ın Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ile Arjantin Cumhuriyeti Hükûmeti Arasında Gümrük Konularında İşbirliği ve Karşılıklı Yardım Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi’nin oylaması 

6.- (S. Sayısı: 99) Tekirdağ Milletvekili Mustafa Şentop’un Uluslararası Sivil Havacılık Sözleşmesinin 50 (a) ve 56’ncı Maddelerinin Tadiline İlişkin Olarak 6 Ekim 2016 Tarihinde Montreal’de İmzalanan Protokollerin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi’nin oylaması 

7.- (S. Sayısı: 59) Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı İzmir Milletvekili Binali Yıldırım’ın Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ile Mali Cumhuriyeti Hükûmeti Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunmasına İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi’nin oylaması 

8.- (S. Sayısı: 112) Tekirdağ Milletvekili Mustafa Şentop’un Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ile Özbekistan Cumhuriyeti Hükûmeti Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunmasına İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi’nin oylaması 

9.- (S.Sayısı:116) Tekirdağ Milletvekili Mustafa Şentop’un 8 Mayıs 1996 tarihinde Taşkent’te İmzalanan Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ile Özbekistan Cumhuriyeti Hükûmeti Arasında Gelir Üzerinden Alınan Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşmasını Değiştiren Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi’nin oylaması 

10.- (S. Sayısı: 62) İzmir Milletvekili Binali Yıldırım’ın Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ile Gine Cumhuriyeti Hükûmeti Arasında Askeri Alanda Eğitim, Teknik ve Bilimsel İş Birliği Çerçeve Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi’nin oylaması 

 

X.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın, kamu kurumlarında istihdam edilen gıda mühendisi sayısına ilişkin sorusu ve Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’nin cevabı (7/22793)

 

 

 

 

 

 

 

 

15 Ocak 2020 Çarşamba

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.01

BAŞKAN: Başkan Vekili Süreyya Sadi BİLGİÇ

KÂTİP ÜYELER: Emine Sare AYDIN YILMAZ (İstanbul), Nurhayat ALTACA KAYIŞOĞLU (Bursa)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 43’üncü Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce 3 sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, Osmaniye’nin düşman işgalinden kurtuluşunun yıl dönümü ve Osmaniye’deki yatırımlar hakkında söz isteyen Osmaniye Milletvekili Mücahit Durmuşoğlu’na aittir.

Buyurun Sayın Durmuşoğlu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Osmaniye Milletvekili Mücahit Durmuşoğlu’nun, Osmaniye’nin düşman işgalinden kurtuluşunun 98’inci yıl dönümüne ve Osmaniye iline yapılan yatırımlara ilişkin gündem dışı konuşması

MÜCAHİT DURMUŞOĞLU (Osmaniye) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; terörle mücadeleye verdiği şehitlerle aziz milletimizin gönlünde müstesna bir yeri olan Osmaniye’nin, düşman işgalinden kurtuluşunun 98’inci yıl dönümünü Gazi Meclisimizin çatısı altında kutlamak ve bu vesileyle ilimizdeki güncel ekonomik durumu ve yatırımları paylaşmak için gündem dışı söz almış bulunmaktayım. Ekranları başında bizleri izleyen aziz milletimizi ve Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

7 Ocak, sadece Osmaniye için değil Anadolu için de çok önemli tarihlerden birisidir. Mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü, kız kardeşimin gelinliği, şehidimizin son örtüsü mukaddes Bayrağımızı gönderden indirmeye çalışanların bu topraklardan bir kez daha silindiği gündür. 7 Ocak, kahraman ecdadımızın teslimiyetçi ve tutsak yaşamın tüm aşamalarını, hayatını ortaya koyarak reddettiği ve bağımsızlık destanını tarihe altın harflerle yazdığı gündür. Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde Güney Cephesi olarak bilinen Çukurova’daki kurtuluş ve bağımsızlık mücadelesi çok büyük destanlarla doludur. Saygımızı ve minnetimizi anlatabilmek için her birini ayrı ayrı anmamız gereken Onbaşı Rahime Hatun, Yaveriye çetesi, Yastı Kelle, Ali Kılıç, Mamık Hüseyin, Kadir Çavuş, Muhammet Hoca, Nacar Ökkeş, Borazan Mehmet, Hacı Ağa Oğulları Ali ve Ahmet, Ali Bekiroğlu Ahmet ve nice Osmaniyeli vatan evladı bu toprakları vatan bildikleri için şehit olmuş, neticesinde gazilik makamına ulaşarak Osmaniye’mizi yiğit Osmaniye yapmışlardır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; akla ilk olarak tarım ve hayvancılıkla gelen Osmaniye, iktidara geldiğimiz son on yedi yılda sanayide, enerjide, ulaşım ve daha birçok alanda söz sahibi olan bir il hâline getirmek için durmaksızın çalıştık, çalışıyoruz. Fıstık ve turp üretiminin ana üssü olan Osmaniye binlerce yıllık tarihi, geleneksel halk kültürü, muhteşem doğal güzellikleri, 14 bine yakın öğrencisi bulunan Osmaniye Korkutata Üniversitemizle beraber Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde yeni bir seviyeye ulaşmıştır. İktidarımız döneminde bölgesel gelişmişlik düzeyi farkını azaltmak, üretimi, istihdamı, ihracatı ve teknoloji ağırlıklı yatırımları artırmak için verilen yatırım teşviklerini 312 kat artırdık ve böylece 2002 yılında yaklaşık 2 milyon TL olan yatırım teşviklerinin tutarı 2019 yılında 624 milyona kadar yükseldi. 2003 yılından bu yana sabit yatırım tutarı 5,5 milyar TL olan 402 adet yatırım teşvik belgesi verildi. Bu teşviklerin yatırıma dönüşmesiyle birlikte 11.697 kişiye ilave istihdam sağlanmış oldu.

Osmaniye’mizin yatırımda öncelikli bölge statüsü kazanması, 2 OSB’si, verilen teşviklerin yatırıma dönüşmesi ve lokasyon olarak da liman bölgesine yakın olması nedeniyle ihracat potansiyeli önemli ölçüde artmıştır.

Türkiye İhracatçılar Meclisi verilerine göre Osmaniye son on yedi yılda ortalama ihracatı en hızlı artan iller sıralamasında yüzde 63’le 2’nci sırada yer almıştır. 2002 yılında 698 bin dolar olan ihracatımız, 438 kat artarak 2019 yılında 307 milyon dolar seviyesine kadar yükselmiş ve en fazla ihracat yapan iller sıralamasında 31’inci sırada yer almıştır. 2002 yılında 2 milyon dolar olan dış ticaret hacmimiz, 2019 sonu itibarıyla 860 milyon dolar seviyelerine kadar yükselmiştir. Bugün Osmaniye’miz, başta çelik ve tekstil ihracatı olmak üzere 65’i aşkın ülkeye irili ufaklı ihracat gerçekleştirmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Osmaniye son on yedi yılda ekonomisini önemli oranda büyütmeyi başarmıştır. 2002 yılında 81 il içerisinde 57’nci büyük ekonomiye sahip il iken bugün 38’inci büyük ekonomiye sahip il durumuna gelmiştir. İktidarlarımız döneminde TÜİK verilerine göre yıllık ortalama yüzde 10’un üzerinde büyüme performansı gösteren Osmaniye, ekonomik büyüme hızında ilk sıralarda yer almayı başarmıştır.

Ulaşım alanında hemşehrilerimizin daha hızlı ve güvenli bir şekilde gidecekleri yerlere erişmesini sağlamak için kara yolu, demir yolu ve hızlı tren projelerimiz devam etmekte olup, inşallah projelerimizin tamamlanmasıyla Adana-Osmaniye arası ulaşım süresi otuz beş dakikaya, Mersin-Osmaniye arası ise altmış dakikaya inmiş olacaktır.

Sağlık alanında da 600 yataklı, 800 yatak kapasiteli Osmaniye Devlet Hastanesinin inşasına başlanmış olup en kısa zamanda hemşehrilerimizin hizmetine sunulacaktır. Elbette ki çalışmalarımız bu saydıklarımızla sınırlı kalmayacak. Osmaniye olarak, 2023, 2053 ve 2070 vizyonuna ulaşmak için hiç durmadan, usanmadan çalışmaya devam edeceğiz inşallah.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; “kaleler şehri” olarak da anılan Osmaniye’de tarihin izlerini taşıyan ve birçoğu günümüze kadar korunarak ulaşmış 26 kale bulunmaktadır. Toprakkale ilçemizin de ismini aldığı Toprakkale, Düziçi ilçemizde bulunan Harun Reşit Kalesi, Kadirli ilçemizde bulunan Değirmendere Kalesi, Hemite Kalesi bunlardan sadece birkaçıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Durmuşoğlu, tamamlayın sözlerinizi.

MÜCAHİT DURMUŞOĞLU (Devamla) – Teşekkürler Sayın Başkan.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Toprakkale Kalesi ne zaman restore edilecek?

MÜCAHİT DURMUŞOĞLU (Devamla) – Doğal güzelliği, tarihi ve yaban hayatını birlikte sunan Aslantaş Barajı’yla çevrelenen ender güzellikte bir yerde bulunan 4.341 hektar büyüklüğündeki millî park içerisinde yer alan Karatepe Aslantaş Açık Hava Müzesi, Türkiye’nin en büyük ve ilk açık hava müzesi olmakla birlikte, özellikle yabancı misafirler tarafından en fazla ziyaret edilen mekânlar arasında yer almaktadır. Amfiteatrı, kalesi, hamamı, sütunlu caddesiyle Çukurova’nın Efes’i sayılabilecek Kastabala Ören Yeri ve Kadirli ilçemizde bulunan Çukurova’nın Ayasofyası denilebilecek Ala Cami herkesin ziyaret etmesi gereken yerlerden biridir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; geçmişimizden aldığımız güçle geleceğe doğru emin adımlarla ilerliyoruz. Kurtuluş Savaşı’nda topla tüfekle canımızı ortaya koyarak verdiğimiz bağımsızlık mücadelesini bugün, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde tüm dünyada örnek olan yatırım hamleleriyle vermeye devam edeceğiz. Artık üzerinde rahatça oyun oynanan değil, bölgesinde oyun kuran, oyunbozan kararlı bir Türkiye var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Durmuşoğlu.

MÜCAHİT DURMUŞOĞLU (Devamla) – Sayın Başkanım, tamamlıyorum sözlerimi.

BAŞKAN – Sadece selamlama için açıyorum.

Buyurun.

MÜCAHİT DURMUŞOĞLU (Devamla) – Sözlerime son verirken Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan başta olmak üzere, bölgemize yapılan tüm yatırımlarda emeği geçen bakanlarımıza, bürokratlarımıza, ülkemizin dört bir yanından gelerek Osmaniye’mizde hizmet veren memur ve işçi kardeşlerime tüm hemşehrilerim adına şükranlarımı sunuyor, şehitlerimize yüce Allah’tan rahmet, gazilerimize acil şifalar diliyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Teşekkürler Sayın Başkanım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Gündem dışı ikinci söz, 2020 yılının, İshak Paşa Sarayı yılı ilan edilmesi talebiyle ilgili söz isteyen Ağrı Milletvekili Ekrem Çelebi’ye aittir.

Buyurun Sayın Çelebi. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

2.- Ağrı Milletvekili Ekrem Çelebi’nin, 2020 yılının “İshak Paşa Sarayı Yılı” ilan edilmesi talebine ilişkin gündem dışı konuşması

EKREM ÇELEBİ (Ağrı) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şahsım adına gündem dışı söz almış bulunmaktayım, bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Göğü mavi, dalı yeşil, tarlası sarı; kuşların, çiçeklerin ve yiğitlerin diyarı; dağı, taşı, suyu başka; yaşamak gibi, sevmek gibi, güzel memleketim, güzel Türkiye’m. Cennet vatan Türkiye’nin çatısı; dağıyla, balıyla, insanlığa 2’nci kez hayat veren Nuh’un gemisiyle, tarihiyle, doğasıyla, kültürüyle kadim şehrimiz Ağrı’yı anlatmak ve sizlere Ağrı’yı tanıtmak istiyorum.

Değerli milletvekilleri, 2.241 rakımlı, Balıklı Göl’de yetişen, Türkiye’nin ve dünyanın en güzel ve en lezzetli kırmızı benekli alabalığını yediniz mi?

İnsanlığın ilk yerleşim yerlerinden biri olan Meya Mağaralarında sarp kayalıklardan oluşan ve oyularak yapılan evleri, tapınakları ve insani yaşam aletlerini ve yerlerini gezdiniz mi?

Diyadin Kanyonu’na inip yemyeşil dağların arasında coşkun akan nehirlerinde rafting, yaylalarında yürüyüş yaptınız mı?

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bir süslü gelin gibi nazlı olan Köse Dağ’ın bulunduğu şirin yeşil ilçemiz -ovasıyla, türküsüyle meşhur- Eleşkirt’imizi gördünüz mü?

Hamur ilçemizde bulunan Selçuklu Dönemi’ne ait kümbeti gördünüz mü?

Murat Nehri’nin coşkun aktığı, birçok uygarlığa ev sahipliği yapan, mantarıyla, çeçil peyniriyle şirin ve küçük ilçemiz Tutak’ımızı ziyaret ettiniz mi?

Urartular, Selçuklular ve Osmanlı’ya yurtluk yapan, Sultan Alparslan’a 1071’de Ağrı’nın, Anadolu’nun ilk kapısını açan, yeni adıyla Doğansu köyünü, eski adıyla Sultanmut Ovası’nı gezip gördünüz mü?

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Gördük, yaşanmaz hâle getirdiniz Ağrı’yı! Ağrı’yı yaşanmaz hâle getirdiniz! Hayat durdu Ağrı’da!

EKREM ÇELEBİ (Devamla) – Sayın Tanal, sen Ağrı’ya geldin, bir şey söyledin o tarihte, 2013 yılında dedin ki: “Ya, helal olsun bu Ağrı’ya…”

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Gezdik, gördük. Yaşanmaz hâle getirdiniz Ağrı’yı!

EKREM ÇELEBİ (Devamla) – O tarih itibarıyla 13 katrilyon lira para yatırılmıştı. Bir şehit cenazesine gittik, orada. Sana hatırlatırım bu cümleleri. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

SERKAN TOPAL (Hatay) – Ama Sayın Vekilim, ben de Ağrı’da görev yaptım, Ağrı hakikaten çok geri kalmış.

EKREM ÇELEBİ (Devamla) – Sırtını Süphan Dağı’na yaslayan…

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Ağrı’da 1 tane fabrika kalmadı be!

EKREM ÇELEBİ (Devamla) – …ve üzerinde krater gölü bulunan, heybetiyle Anadolu’ya ev sahipliği yapan, koyunuyla kuzusuyla bu vatanı besleyen Patnos ilçemizin dağında ve ovasında üretilen muhteşem balın tadına baktınız mı hiç?

Ağrı, gönlümüzün sızısı, Türkiye’nin çatısı; balımız, peteğimiz, gururumuz Ağrı.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Ağrı’nın ağrısı daha bitmedi.

EKREM ÇELEBİ (Devamla) – Bu güzellikleri Ağrı’yı ziyaret eden her bir vatandaşımızın gelip görmesini arzu ediyoruz. Biz ilimizi Türkiye’nin ve dünyanın yakından tanımasını gerçekten çok istiyoruz.

Değerli milletvekilleri, 2018 yılından bu yana, ülkemizin sahip olduğu kültürel mirası hem gelecek kuşaklara aktarmak hem de ülkemizde iç ve dış turizmi geliştirmek üzere her yıl bir sembol belirleyerek ülke tanıtımı yapılmaktadır. İlk olarak, 2018 yılı, Homeros’un İlyada Destanı’nda bahsedilen Troya Savaşı’nın yapıldığı yer olarak da bilinen Çanakkale’deki “Troya Antik Kenti Yılı” olarak ilan edildi. Akabinde, 2019 yılı, Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından, on iki bin yıl öncesine uzanan tarihin ortaya çıkarıldığı Şanlıurfa’daki yerleşim alanı sembol olarak belirlenerek “Göbeklitepe Yılı” olarak ilan edildi. Şimdi de 2020 yılı için bir sembol çalışması yapılıyor.

İshak Paşa Sarayı, 2000 yılında UNESCO tarafından Dünya Mirası Geçici Listesi’ne alınmış çok önemli bir eserimizdir. Osmanlı mimarisinin Anadolu’da günümüze ulaşabilen tek saray yapısı olarak kabul edilmektedir. İshak Paşa Sarayı, gezerken attığınız her adımda tarih, baktığınız her köşede sanatla karşılaşacağınız, incelediğiniz her motifte Türk-İslam kültürüyle yoğrulmuş bir eserdir. Burada, her adımbaşı Selçuklu sanatının geleneksel örnekleriyle karşılaşmak mümkündür. İshak Paşa Sarayı doksan dokuz yılda tamamlanmış olup, İstanbul Topkapı Sarayı'ndan sonra son devirde yapılmış sarayların en ünlüsü ve en muhteşemidir.

Türkiye’nin çatısı olarak kabul edilen, 5.137 metrelik yüksekliğiyle heybetini her mevsimde gösteren Ağrı Dağı, İshak Paşa Sarayı’na komşudur. Ayrıca, Urartu Kalesi ve bölgenin İslam Âlimi Ahmed-i Hani Türbesi de karşısındaki İshak Paşa Sarayı’na ayrı bir sıcaklık katmaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın Sayın Çelebi.

Buyurun.

EKREM ÇELEBİ (Devamla) – Büyüleyici güzelliğiyle ve dünyada ilk kez kalorifer sisteminin kurulduğu bir mekân olması sıfatıyla herkesin görmesini arzu ettiğimiz bir saraydır İshak Paşa Sarayı.

Değerli milletvekilleri, Ağrı, kültür ve doğal yapılarıyla turizm pastasından çok daha fazlasını hak eden bir şehrimizdir, serhat şehrimizdir. Yıllardır terörün ızdırabını çekmiş ve maalesef terörle anılmış bölgemiz yönünden pozitif bir farkındalık oluşturacağı da nazara alınarak, 2020 yılının, Selçuklulara ve Osmanlı’ya ev sahipliği yapan Doğubeyazıt ilçemizdeki bu muhteşem eserle anılan bir yıl olmasını arzu ediyoruz.

Dünyaya ikinci kez hayat veren, Nuh’un gemisinin olduğu, eteklerinde kuş cennetinin bulunduğu, Alaska’dan sonra dünyanın 2’nci büyük meteor çukurunun yer aldığı, Ağrı Dağı’yla müsemma ilimizin tüm zenginlikleriyle yeniden keşfedileceği; birliğimize, beraberliğimize ve kardeşliğimize katkı sağlayacağı bir dönem olması adına 2020 yılının “İshak Paşa Sarayı Yılı” olması için Yüce Meclisimizden destek talep ediyoruz.

Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Son on yedi yılda Ağrı’dan kaç kişi göç etti acaba?

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Başkanım, biraz daha konuşsun hatip, insanlar niye Ağrı’dan göç ediyor?

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Biz daha iyi olmasını isteriz ama gerçek bu yani.

EKREM ÇELEBİ (Ağrı) – Sayın Tanal, Ağrı’ya gelirseniz bu güzellikleri görürsünüz.

Teşekkür ediyorum.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – İnsanlar niye göç ediyor?

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Daha güzel bir Ağrı olmasını isteriz ama gerçek bu.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Çelebi.

Gündem dışı üçüncü söz, nakliyeci ve kamyoncu esnafının güncel sorunları hakkında söz isteyen Tokat Milletvekili Yücel Bulut’a aittir.

Buyurun Sayın Bulut. (MHP sıralarından alkışlar)

3.- Tokat Milletvekili Yücel Bulut’un, nakliyeci ve kamyoncu esnafının sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

YÜCEL BULUT (Tokat) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kamyoncu esnafımızın Anadolu’dan son günlerde yükselen feryadının bir kısmını sizlere aktarabilmek adına, şahsım adına gündem dışı söz almış bulunuyorum.

Gerçekten de hayatımızın hemen hemen her aşaması, taktığımız kravat, üzerimizdeki ceket, ayağımızdaki ayakkabı, soframızdaki peynir, domates, salatalık, dolaptaki yiyecek, evdeki beyaz eşya da dâhil olmak üzere her şey, hiç kuşkunuz olmasın ki bu çilekeş meslek erbabının yani kamyoncuların birer eseri. Yuvalarından, konutlarından, ailelerinden ayrı, aylarını yollarda geçiren kamyoncu ve nakliyeci esnafımızın emeği sayesinde biz bu mal, hizmet ve ürünlerle tanışıyoruz ve bunları tüketiyoruz. Şimdi bu insanların yükselen bir feryadı var, bunu sizin de duyduğunuzu biliyorum. İşte, tüm bu sorunları siyasi istismar alanlarından uzaklaştırmak suretiyle ve kendi gündemimize bağlı kalarak ortak akılla, ortak şuurla bir çözüme kavuşturabilmek umuduyla bugün burada sizlerin takdir ve tensibine sunacağım.

Şimdi, Milliyetçi Hareket Partisinin her milletvekili kendi bölgesinde kamyoncu esnafının -eminim ki diğer siyasi partiler de bunu yapmıştır- dertlerini dinlediler. Biz, esas itibarıyla, AK PARTİ’nin kamyoncu ve nakliyeci esnafıyla ilgili yapmış olduğu düzenlemelerin esas ve içeriğine bütünüyle karşı değiliz ve itirazımız yok. Ancak, bu düzenlemelerin hayata geçirilmesi konusundaki aceleciliğin kamyoncu ve nakliyeci esnafımızın sosyolojik gerçekleriyle örtüşmediğine ve onların ekonomik mahvına sebep olabileceğine inanıyoruz.

Bakın -kendi tabirleriyle söylüyorum- bizim kamyoncu ve nakliyeci esnafımızın ağırlıklı profili, maalesef ki, çok arzu etmelerine rağmen belki imkânsızlıklardan dolayı yeterli eğitim alamamış, eğitimine devam edememiş, bir devlet kapısında da iş bulamadığı için bu sektöre girmiş insanlardan oluşuyor.

Şimdi, bugün getirilen düzenlemelerin de esası yoğun teknoloji kullanımına dayalı düzenlemeler ve biz bu insanlardan -yine kendi tabirleriyle söylüyorum- şu anda akıllı telefonu dahi yeni yeni kullanmaya başlayan bu çilekeş esnaf grubumuzdan bu yoğun teknolojiye bir an önce adapte olmalarını istedik.

Şimdi, bu mümkün değildi. Allah’tan geçtiğimiz günlerde bu sese bir kulak verildi ve e-faturayla ilgili düzenleme 2024 tarihine kadar -bildiğim kadarıyla- ertelendi. Fakat bu yeterli değil. 2024 tarihine kadar da bu esnaf grubumuza mutlaka ama mutlaka kendilerine bir külfet teşkil etmeksizin, külfet oluşturmaksızın gerekli eğitimin devlet eliyle ve taşıyıcılar kooperatifiyle müşterek hareket etmek suretiyle verilmesi gerekiyor.

Şimdi, tabii ki tek sorun e-fatura değildi, bunun dışında da sorunlar var. Yıllardır nakliyecilik sektörünü düzenleyebilmek adına birbiri ardına devlet tarafından bu insanlara belge satılıyor. Bakın, belge veriliyor demiyorum, belge satılıyor. Bu belgelerden bir tanesi, nakliye sektöründe “R Belgesi” olarak bilinen bir belge. Devlet bu belgeyi ilk çıkardığında -bu belgenin fiyatı sanıyorum 350 bin TL gibi fahiş bir rakam- dedi ki: “Bu belgeyi alacaksınız, ancak ve ancak 100 ton ve üzeri taşımacılıkta bu belge sahibi olanlar ihalelere girebilecek.” dediler. İnsanlar emeklerinden artırdılar, zor bela kooperatifler bu belgeleri temin etti ve şimdi bu R1 belgesi bir duvar süsü gibi asılı duruyor çünkü hiçbir ihalede bu uygulanmıyor, hiçbir şekilde de kullanılmıyor.

Bunun dışında “Taşımacılık için K1 belgesi alacaksınız.” dedik. K1 belgesini aldılar. K1 belgesinin hiçbir işlevselliği kalmadı, kalmadığı gibi de 60 yaşındaki bir kamyoncu günün birinde kamyonunu devretmek durumunda kaldığında diyor ki: “Ben daha yol gidemiyorum, oğlum devam edecek.” “Hayır, senin oğlun da bir daha K1 belgesi alacak.” diyoruz. Yani K1 belgelerinin devrinin de önünü kapatmış durumdayız.

Bakın, devlet gerekli düzenlemeyi yapıyor ama düzenlemeden ibaret kalıyor, denetim yok yani “regülasyon” dediğimiz müessese bu kamyoncular için hiç uygulanmadı. Düzenlemeyi yaptık, hiçbir denetim mercisini devreye sokmadık. Hâl böyle olunca ortaya şu tablo çıktı: Adam, İran’dan yükü alıyor, yurt içi taşıma belgesi yok, sınıra geliyor, deposunu Türkiye'nin dörtte 1’ni fiyatına dolduruyor, mazotu ağzına kadar dolduruyor, getiriyor yükü bırakıyor, geri dönerken de deposu ucuz mazotla dolu “Boş dönmeyeyim.” diyerek tekrar yük alıyor, 5 bin liraya taşıması gereken bir yüke 2 bin lira fiyat verip haksız rekabet oluşturuyor. Hiçbir denetim kurumu da ortada olmadığı için, bu insanlarımız hem Türkiye’de 4 kat pahalı fiyatla mazotunu doldurup hem de bu haksız rekabet ortamında ayakta kalmaya çalışıyor.

Dolayısıyla, bizim acil ihtiyacımız olan konu şu: Kamyoncular, biliyorsunuz ki taşıyıcılar kooperatifleri vasıtasıyla örgütlenmiş ve bunlar özel birer müessese şeklinde, hiçbir üst birlikleri ve denetim yetkileri yok. Korsan taşımacılığa karşı bu kooperatiflerin yapabileceği hiçbir yaptırımları söz konusu değil. Acilen ama acilen bu haksız rekabetin ortadan kaldırılabilmesi amacıyla çok sıkı denetim şartlarının devreye sokulması…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın Sayın Bulut.

Buyurun.

YÜCEL BULUT (Devamla) - … gerekirse de Bakanlık vasıtasıyla bu denetimlerin artırılması suretiyle önce piyasa koşullarındaki haksız rekabetin ortadan kaldırılması gerekiyor.

Tabii, gündem dışı konuşma süresi içerisinde belki de yüzlerce sayfa tutabilecek sorunları özetlememiz mümkün değil ama en temel noktalara değinmeye çalıştık. Milliyetçi Hareket Partisi milletvekilleri olarak da bundan sonraki süreçte, şu an köşeye sıkışmış ve âdeta “Şoförsem günahım ne?” demekten başka diyecek bir şeyi olmayan bu kamyoncu esnafıyla ilgili 49 milletvekilimizle beraber onların sesi ve sözcüsü olmaya da devam edeceğimizi buradan ilan ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Bir araştırma önergesine neden ret oyu verdiniz Sayın Vekil?

YÜCEL BULUT (Tokat) – Kendi gündemimize bağlıyız çünkü.

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Hayır. Ama burada sorunları, bak, siz de kabul ediyorsunuz.

BAŞKAN – Sayın Yalım, kulise alayım sizi.

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Ama dün…

YÜCEL BULUT (Tokat) – Burada önergelik hiçbir şey yok, sorunlar belli, önergelik hiçbir şey yok.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi, sisteme giren…

YÜCEL BULUT (Tokat) – Önergelik ne var? Sorunlar belli, neyi araştıracağız?

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Sizinle birlikte Komisyon kurup bütün sorunları çözecektik.

BAŞKAN – Sayın Yalım…

YÜCEL BULUT (Tokat) – Ya, 4 maddenin neyini araştıracaksınız?

BAŞKAN – Sayın Bulut…

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Ama bakın, güzel şeyler söylemeye çalıştınız ama uymuyorsunuz. Olmuyor ama yani.

ÜMİT YILMAZ (Düzce) – Her şeye önerge, her şeye önerge!

BAŞKAN – Sayın Yalım, siz şu arka taraflarda otururken daha iyi oluyor.

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Sayın Başkan, nerede oturacağıma ben kendim karar verebiliyorum herhâlde.

BAŞKAN – Şimdi, sayın milletvekilleri, sisteme giren milletvekillerimizin tamamına söz vereceğim, 30 milletvekiline. Şu ana kadar 28 milletvekilimiz sisteme girdi, 2 arkadaşımız daha varsa söz talebi olan, sisteme girebilirler. 30 milletvekilimizin de söz taleplerini karşılayacağım. Ondan sonra da 60’a göre başka söz vermeyeceğim.

Sayın Şeker, buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR

1.- Kocaeli Milletvekili İlyas Şeker’in, 2019 yılı ihracat rekoru kıran Kocaeli ilinin ihracat dinamosunu otomotiv ve kimya endüstrisinin oluşturduğuna ilişkin açıklaması

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, dün, Kocaeli ilimizin 2019 yılı ihracat rekoru kırdığını ifade etmiştim. Kocaeli’nin nitelikli insan gücü, lojistik ve avantajlarından faydalanan firmalar, Türkiye'nin “dünyanın en büyük ihracat ülkelerinden biri olma” vizyonuna da büyük destek ve katkı sağlamaktadır. Kocaeli ihracatının dinamosu otomotiv ve kimya endüstrisidir. Kocaeli’de üretilerek ihraç edilen ürünlerden otomotiv, lastik üretimi ve petrokimya gibi katma değeri yüksek ürünler dünya çapında büyük ilgi görmektedir. Kocaeli’de yapılan ihracatın ilk sırasında otomotiv ihracatı bulunmaktadır. 2’nci sırasında, en çok ihracat yapan sektör ise kimya sektörüdür. 3’ncü sırada ise çelik sektörü gelmektedir. Bu sektörler Kocaeli ihracatının yaklaşık üçte 2’sini oluşturmaktadır. Üretim yapan, istihdam sağlayan, ihracat yapan sektörlerimizin bütün çalışanlarına teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Taşkın…

2.- Mersin Milletvekili Ali Cumhur Taşkın’ın, Enerji Verimliliği Haftası’na ilişkin açıklaması

ALİ CUMHUR TAŞKIN (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından, 1981 yılından beri her yıl ocak ayının 2’nci haftası Enerji Verimliliği Haftası olarak kutlanmaktadır.

Enerji Tasarrufu Haftası’nın amacı, enerjinin ne kadar değerli olduğu ve nasıl tasarruf yapabileceğimiz konusunda halkımız ve genç kuşakları bilgilendirmek, bilinçlendirmek ve eğitmektir.

Sürdürülebilirlik açısından en ucuz enerji verimli kullanılan enerjidir. Enerji verimliliği üzerine yapılan çalışmalar göstermektedir ki günlük hayatımıza yapacağımız basit değişikliklerle, enerji harcamamızdan en az yüzde 20 oranında tasarruf edebilmemiz mümkün olabilmektedir. Özellikle elektrikli ev aletlerinin verimli olması ve bina yalıtımlarının mutlaka yapılması gerekmektedir.

Enerji verimliliği konusunun bir haftayla sınırlı kalmaması ve konuyla ilgili farkındalığın artırılarak devam etmesi gerekmektedir diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Karasu…

3.- Sivas Milletvekili Ulaş Karasu’nun, Sivas ilinde sağlık alanında yaşanan sorunların çözümüne yönelik adım atmak için neyin beklendiğini Sağlık Bakanından öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

ULAŞ KARASU (Sivas) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sivas ilimiz sağlık hizmetlerinde yaşanan sorunlarla gündeme gelmeye devam ediyor. Son olarak Sivas’ta kalp rahatsızlığı geçiren bir yurttaşımız, Cumhuriyet Üniversitesi Hastanesinde ve Numune Hastanesinde stent bulunmadığı için hayatını kaybetti. Cumhuriyet Üniversitesinde malzeme alınamadığı için birçok ameliyat yapılamamaktadır. 2020 yılında yaşanan bu acı olay, “Sağlıkta reform” naraları atan iktidarın sağlıkta nasıl sınıfta kaldığının net bir göstergesidir.

Ayrıca, Sivas’ta görev yapan kadrolu doktorlarımız, 4924 sayılı Kanun’a bağlı yönetmelik çerçevesinde atanan sözleşmeli doktorlarla aralarında oluşan özlük hakları ayrımı nedeniyle art arda tayin istemektedir. İktidar yöneticileri, doktorlarımızın talebine kulağını tıkayarak Sivaslıları doktorsuz bırakmakta ve mağdur etmektedir.

Bu bağlamda Sağlık Bakanına soruyorum: Sivas’ta yaşanan bu sorunlar karşısında adım atmak için neyi bekliyorsunuz?

BAŞKAN – Sayın Topal…

4.- Hatay Milletvekili Serkan Topal’ın, Türkiye Büyük Millet Meclisini ziyaret ederek çiftçi ve üreticilerin taleplerini dile getiren 81 ilin ziraat odası başkanlarına kulak verilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

SERKAN TOPAL (Hatay) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

81 ilimizin ziraat odası başkanları, bugün sorunlarını anlatmak üzere Türkiye Büyük Millet Meclisini ziyaret etmektedirler.

Çiftçimizin devletimizden ve Hükûmetten talepleri var. Tarımsal desteklemeler konusunda ciddi destek bekliyorlar. Tarımda kullanılan elektrikten Enerji Fonu uygulamasının, TRT payının ve KDV’nin kaldırılmasını talep ediyorlar. Ekonomik nedenlerle ödeme güçlüğü çeken ve Ziraat Bankasına olan tarımsal kredi borcunu ödeyemeyen çiftçiler adil bir yeniden yapılandırma istiyorlar.

Türkiye Ziraat Odaları Birliği, çiftçilerin tüm bankalara olan borçlarının faizinin silinmesini ve beş yıl vadeyle yapılandırılmasını Hükûmetten talep ediyor, biz de onlar adına talep ediyoruz. Hükûmet çiftçimize kulak vermelidir. Çiftçi üretmezse ülke üretemez, çiftçi batarsa biliniz ki ülke batar. Atatürk’ün dediği gibi “Millî ekonomimizin temeli ziraattır.” Bunu tekrar hatırlatmak istiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Özkan…

5.- Mersin Milletvekili Hacı Özkan’ın, ülkemizin Orta Doğu’daki tarihî sorumluluğunun bölgede yaşanan zulme “dur” demeyi gerektirdiğine ilişkin açıklaması

HACI ÖZKAN (Mersin) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Ülkemizin Orta Doğu’daki tarihî sorumluluğu, bölgede yaşanan zulme “dur” demeyi gerektirmektedir. Bölgesinde her daim huzur ve barış isteyen devletimiz kahraman milletimizin güçlü desteğiyle her adımını bu uğurda atmıştır. Köklü ve güçlü bir devlet olarak bölgenin huzurunu tehdit eden, hem bölge halkına hem de vatandaşlarımızın canlarına kasteden terör örgütleriyle mücadele etmek Türkiye’nin boynunun borcudur. Bu topraklarda ezan sesi yankılansın, bayrağımız özgürce dalgalansın, topraklarımızda barış ve adalet hep hâkim olsun diye canlarını feda eden aziz şehitlerimizin emanetine sahip çıkarak bu sorumluluğu her daim taşımalıyız. Uluslararası platformlarda her fırsatta bu tarihî sorumluluğu haykıran Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a şükranlarımızı sunuyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Şevkin…

6.- Adana Milletvekili Müzeyyen Şevkin’in, aşırı yağışlar nedeniyle Adana ilinde afet meydana geldiğine, Adana milletvekillerini ziyaret eden ziraat odası başkanlarının çiftçi ve üreticilerin sorunlarına yönelik taleplerine ilişkin açıklaması

MÜZEYYEN ŞEVKİN (Adana) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bugün 14 ziraat odası başkanı Adana milletvekillerini ziyaret etti. Adana, biliyorsunuz, geçtiğimiz iki haftada neredeyse metrekareye 350 kilogram yağışla bir afet yaşadı. Burasının bir an önce çiftçilerin hasarının karşılanması nedeniyle afet bölgesi ilan edilmesi yolunda, ÇKS kaydı olsun olmasın, bütün çiftçilerin zararlarının karşılanması yolunda önlem alınması talepleri oldu. Çiftçi borçlarının faizsiz beş yıl ertelenmesi, TARSİM’de sel afeti gibi afetleri kapsayan paket sigorta olması gerekliliği ve TARSİM’in yedi gün sonra değil aynı gün devreye girmesi gerektiği, yine enerji, TRT ve KDV paylarının kaldırılması veya makul bir seviyeye çekilmesi talepleri, İyi Tarım Uygulamalarında da teşviklerin 2016’da başlatılıp 2019’da neden kesildiğinin anlaşılamadığı gibi sorunlarını ilettiler.

Yine, damla sulamada hem Sulama Birliğine hem de DSİ’ye para ödemek durumunda olduklarını, ulusal bir tarım politikasının olmadığını ifade ettiler.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ettim.

Sayın Biçer Karaca…

7.- Denizli Milletvekili Gülizar Biçer Karaca’nın, Denizli ilinde değişik gerekçelerle yıkılan okulların tamamlanabilmesi için inşaatların liyakatli ellere teslim edilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

GÜLİZAR BİÇER KARACA (Denizli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Denizli’de birçok okul değişik gerekçelerle yıkılıp yandaş müteahhitlere ihale edildi. Müteahhitler kaçtı, çocuklarımız okul yollarında sefil duruma geldi.

Denizli ilimizin en büyük mahallelerinden biri olan Pamukkale ilçemizin 20 bin nüfuslu Fatih Mahallesinin tek ilkokulu, Adil Demireren Mustafa Musoğlu İlköğretim Okulu 2017 Haziran ayında yıkıldı ve 2017-2018 eğitim öğretim yılının ikinci yarısına yetiştirileceği sözü verildi. 800 öğrencimiz hâlâ yollarda, sefil bir durumda, kışın zor şartlarında okula gitmeye çalışmaktadır. Çocukların sesleriyle dolması gereken sınıflar uyuşturucu kullananların mekânı hâline gelmiş, bahçeler ise çöplüğe dönüşmüştür. Millî Eğitim Bakanımızın basınla kahve içmek yerine çocuklarımızın okul inşaatlarını tamamlaması ve yandaş müteahhitlere değil, liyakatli ellere inşaatları teslim etmesi gerekir.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Gürer…

8.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, kadro verilemeyen taşeron işçilerin sorunlarının devam ettiğine ilişkin açıklaması

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Taşeron düzenlemesini içeren 696 sayılı Kararname’ye rağmen kadro verilmeyen binlerce taşeron işçisi vardır. Bakanlara sorduğumuzda da bunu doğrulamaktadırlar. Taşeronda çalışanların sorunu bu nedenle devam etmektedir. Hizmet alım sözleşmesine tabi çalışanlar sözleşme sonunda işsiz kalmaktadır. Kamuda kiralık araç şoförleri gibi, sağlıkta hastane bilgi işlemcilerine, görüntüleme çalışanlarına, sosyal tesis çalışanlarına ne yazık ki kadro verilmemiştir. KİT çalışanları kadro hakları verilmediği için mağdurdur. Enerji, Karayolları, Demiryolları, PTT, Devlet Su İşleri, Millî Park, orman çalışanları, güvenlik çalışanları gibi KİT’lerde çalışan yüzlerce işçi kadro beklemektedir. Belediyelerde kadro beklerken şirket kadrosuna alınanlar da mağdurdur. Millî Eğitimde “Toplum Yararı” projesi kapsamında çalışanlara da kadro verilmelidir. Eşit işe eşit ücret ve kadro verilmediği için iktidar taşerona verdiği sözü tutmamıştır. Mağduriyetler sürmektedir. Haksızlıklar giderilmeli, çalışanların kadro hakları verilmelidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Yılmazkaya…

9.- Gaziantep Milletvekili Bayram Yılmazkaya’nın, Gaziantep ilinde kış aylarında yaşanan uçak iptalleri ve rötarlar yüzünden Gaziantep sanayisinin, ticaretinin ve turizminin zarar gördüğüne ilişkin açıklaması

BAYRAM YILMAZKAYA (Gaziantep) – Sayın Başkan, beş saatlik uçak mesafesiyle 2 milyarlık nüfusa ulaşan sanayi ve turizm kentimiz Gaziantep, kış aylarında yaşanan uçak iptalleri ve rötarlar yüzünden büyük zararlar görmekte; sanayisine, ekonomisine, ticaretine ve turizmine büyük darbe vurulmaktadır. Gaziantep Havalimanı’ndaki uçak iniş yaklaşma kategorisinin üst model CAT2’ye yükseltilmesi amacıyla defalarca Ulaştırma Bakanlığını ve Devlet Hava Meydanlarını uyarmamıza rağmen geçen yıl ocak ayında “Tamam, sistemi kuracağız.” sözü veren Devlet Hava Meydanları, 2020 Ocak ayı itibarıyla yine aynı sözleri vermektedir. Çok şükür, havalar açık ve güzel gidiyor ancak Devlet Hava Meydanları bu sene bölgeye ve ilimize verdiği zararın farkına vararak Gaziantep Havaalanı için söz verdi, bu sistemi bu defa kurar diye umut ediyorum. Gaziantep Havalimanı’nın fiziki yetersizliği, sefer sayısının azlığı ve biletlerin aşırı pahalı oluşu noktasında Ulaştırma Bakanlığını ve Devlet Hava Meydanlarını bir vatandaş olarak bir kez daha uyarıyor, gereğini yerine getirmeye davet ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Erbay…

10.- Muğla Milletvekili Burak Erbay’ın, hiçbir ayrım yapılmadan taşeron işçilerin kadroya geçirileceği ifade edilmiş olmasına rağmen mağdur edilen öğretmenevi personelinin hak kayıplarının giderilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

BURAK ERBAY (Muğla) – Teşekkürler Sayın Başkan.

696 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yle yapılan düzenleme sonucunda kamuda taşeron statüsünde görev yapan personelin bir kısmı 2018 yılında kadroya geçirilmiştir. Dönemin Çalışma Bakanı tarafından hiçbir ayrım yapılmadan taşeron işçilerin kadroya geçirileceği söylenmiştir. Ancak kadroya geçirilme sürecinde ülke genelinde yaklaşık 750 öğretmenevinde hem öğretmenlerimize hem de diğer kamu personeline hizmet veren, bizim rahat, güvenli ve huzurlu bir şekilde konaklamamızı sağlayan; resmî tatil, bayram demeden gece ve gündüz vardiyalı olarak çalışan binlerce öğretmenevi personeli haksızlığa uğramış ve maalesef kadroya geçirilmemiştir. Kamu personeli olmak için gerekli şartları taşıyan ve uzun yıllardır öğretmenevlerinde çalışan binlerce personel, Anayasa’nın gerektirdiği eşitlik ilkesi çerçevesinde bir an önce kadro haklarının verilmesini ve hak kayıplarının ortadan kaldırılmasını beklemektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Kılıç…

11.- Kahramanmaraş Milletvekili İmran Kılıç’ın, sözlerin büyükleri büyüklerin de öğütleri olduğuna ve ünlü mütefekkir İbni Haldun’un sözlerine ilişkin açıklaması

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sözlerin büyükleri, büyüklerin öğütleri vardır. Ünlü mütefekkir ve sosyolog İbni Haldun şöyle der: “Coğrafya kaderdir. Adaletsizlik medeniyeti mahveder. Mağluplar galipleri taklit ederler. İnsan, alışkanlıklarının çocuğudur. Gayrimemnunlar medeniyet kuramazlar. Zulüm umranın harap oluşunun habercisidir. İnsanı açlık öldürmez, alıştığı tokluk öldürür. Kalpleri müteferrik olanların akılları birleştirilemez. Her şeyi takdir eden Allah’tır. Kader de gayrete âşıktır. Geçmişler geleceğe suyun suya benzemesinden daha çok benzer. Her akıl, gücünün yetmediği ve idrak edemediği şeyleri inkâr eder. Devletler de insanlar gibi doğar, büyür, yaşlanır ve ölürler. İnsan beyni değirmen taşına benzer, içine yeni bir şeyler atmazsanız kendi kendini öğütür. Akletmeyenler zelil duruma düşerler.”

BAŞKAN – Sayın Ceylan…

12.- Çanakkale Milletvekili Özgür Ceylan’ın, 32 milyar 48 milyon lira ödenek üstü harcama yapan Millî Eğitim Bakanlığının kasasının neden başıboş bırakıldığını ve 920 ücretli öğretmene neden kadro verilmediğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR CEYLAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, 2018 Sayıştay Raporu’nda Millî Eğitim Bakanlığında Bakanlık bütçesine dâhil edilmesi gereken bazı gelir ve giderlerin, yasal dayanağı olmayan, açılan hesaplardan yönetildiği tespit edilmiş. Bu hesapların da ücretsiz dağıtılan kitaplar, taşımalı eğitime tabi çocukların yemekleri, engelli öğrencilerin ücretsiz taşınması, kamu ve özel kişilerin Bakanlığa yaptığı bağışlar, okul öncesi kurumların beslenme ve temizlik giderleri; karne, kampanya, imtihan, banka promosyon, kırtasiye hesabı gibi bütçe dışında işletilen hesaplar olduğu belirtilmiştir. 32 milyar 48 milyon lira ödenek üstü harcama yapan bir Bakanlığın kasası neden bu kadar başıboş bırakılmıştır? Her şeye bütçe var, atama bekleyen öğretmenler söz konusu olunca mı bütçe yok? Açtığınız yazılı sınavı kazanan ve mülakatı geçen 920 ücretli öğretmene neden kadro vermiyorsunuz?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Yalım…

13.- Uşak Milletvekili Özkan Yalım’ın, ulaştırma sektörünün problemlerine yönelik çözüm önerilerine ilişkin açıklaması

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ulaştırma sektörünün, maalesef son zamanlardaki büyük problemleri karşısında en acil yapılması gereken 3 tane çözüm önerim vardır: Bunlardan bir tanesi, haksız yere uygulanması istenen, 2015 yılı öncesi analog takografların dijitalle değiştirilmesi. Araç başı, en azından 2.500, artı, “harddisk”i indirme yani bir veri bildirimi indirme makinesiyle birlikte toplam 5.500 TL’lik bir masraf meydana gelmektedir. Avrupa uyum yasalarında bile olmayan… 2015 yılı öncesi araçlarda analog takografların devam etmesiyle kesinlikle bu sorun ortadan kalkacaktır. Onun için böyle bir uygulama Avrupa’da bile yoktur.

İkincisi: Mevcutta taşıma belgesi olan K belgelerinde işlenmiş olan araçlara derhâl plaka tahdidinin yapılmasıyla sektöre bir can gelecektir.

Üçüncüsü ise araçlarımız akaryakıt kullanmaktadırlar; biliyorsunuz, 100 kilometrede yaklaşık 35-40 litre civarında mazot kullanmaktadır…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Önal…

14.- Kırıkkale Milletvekili Ahmet Önal’ın, zor durumda olan kamyoncu esnafına acilen mazot desteği, BAĞ-KUR desteği, otoyol ve köprülerden indirimli geçiş desteği ile ağır ticari araçlara plaka tahdidinin getirilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

AHMET ÖNAL (Kırıkkale) – Teşekkürler Sayın Başkan.

1 Ocak 2020 tarihi itibarıyla nakliye sektöründe faaliyet gösteren kamyoncu esnafımıza dijital takograf kullanma zorunluluğu getirilmiştir ancak gösterilen tepkiler nedeniyle bu uygulama altı ay ertelenmiştir. Kamyoncu esnafımıza, bu haksız uygulamayla 10 bin TL’nin üzerinde ek yük daha getirilmek istenmiştir. SGK primi ödeyemeyen, BAĞ-KUR yatıramayan nakliyeci esnafımız motorlu taşıtlar vergisi, trafik cezası ve vergi borcu yüzünden araçlarının muayenesini yaptıramıyor; muayenesi olmayan araçlar trafikten men ediliyor.

Kantarlarda yapılan tartım hataları esnafa yansıtılıyor. Park yerleri yetersiz ve güvensiz. Dört buçuk saat araç kullanan şoförümüz dinlenme yeri bulamıyor. Kamyoncu esnafımızın elinden aracı ve mesleği alınmak isteniyor.

Esnafımız, acilen mazot desteği, BAĞ-KUR desteği, otoyol ve köprülerden indirimli geçiş, ağır ticari araçlara plaka tahdidi getirilmesini, kısacası, nakliyeciler ekmeğini ve aşını istiyor.

Saygılarımla…

BAŞKAN – Sayın Aycan…

15.- Kahramanmaraş Milletvekili Sefer Aycan’ın, gıda denetimlerinin geniş kapsamlı ve cezaların caydırıcı olması, ayıplı gıda üretenlerin tekrar üretmelerine izin verilmemesi gerektiğine ilişkin açıklaması

SEFER AYCAN (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, Tarım ve Orman Bakanlığı gıda üretimi yapan 229 firmanın 386 parti ürününün mevzuata uygun olmadığını açıkladı.

Ülkemizde on binlerce gıda üreten firma olduğunu, bunların farklı partilerle üretim yaptığını ve hatta kayıt dışı gıda üretimi olduğunu da dikkate aldığımızda ne kadar büyük bir tehlike altında olduğumuz ortaya çıkmaktadır. Gıda olsun diye yenilenlerin güvenli olmadığında insanda akut veya kronik sağlık sorunlarına sebep olduğu bilinmektedir. Bu durumda gıda denetiminin daha geniş kapsamlı ve daha yoğun yapılması gerektiği ortaya çıkmaktadır. Tarım Bakanlığı gıda denetimini ülkenin her noktasında daha yoğun bir şekilde yapmalıdır; cezalar caydırıcı olmalıdır, ayıplı gıda üretenlerin tekrar gıda üretimine izin verilmemelidir.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Tutdere…

16.- Adıyaman Milletvekili Abdurrahman Tutdere’nin, Adıyaman ilinde sulama projeleri bitirilemediği için Adıyaman ilinin elektrik enerjisinin desteklendiği iller kapsamına alınması konusunda Tarım ve Orman Bakanına çağrıda bulunduğuna ilişkin açıklaması

ABDURRAHMAN TUTDERE (Adıyaman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Bugün 81 ilin ziraat odaları başkanları birtakım ziyaretler gerçekleştirmek için Türkiye Büyük Millet Meclisindeydiler. Bu kapsamda, Adıyaman’ımızın; Adıyaman merkez, Kâhta, Samsat, Sincik, Tut, Gerger, Çelikhan, Gölbaşı Ziraat Odaları Başkanları da bizlere ziyarette bulundular. Ziraat odaları başkanlarımızın bize iletmiş olduğu o çiftçilerimizin temel sorunlarından birkaç tanesini ben de buradan Tarım Bakanına iletmek istiyorum.

Adıyaman’ımız tarım kenti. Sulama projeleri bitirilemediği için, Adıyaman’da, çiftçilerimizin bir kısmı elektrik enerjisi kullanarak tarlalarını sulamaktadırlar. Adıyaman elektrik enerjisinin desteklendiği iller kapsamında bulunmamaktadır. Ben buradan Tarım Bakanlığına çağrıda bulunmak istiyorum: Adıyaman’ın da tarımda kullanılan elektriğin desteklendiği iller arasına alınmasını talep ediyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Hancıoğlu…

17.- Samsun Milletvekili Neslihan Hancıoğlu’nun, 229 gıda firmasının 386 üründe taklit, tağşiş yaptığının saptandığına ancak sorunun çözümü için cezaların caydırıcı olması, ruhsat iptalleri ve vatandaşların alım gücünü artıracak politikaların uygulanması gerektiğine ilişkin açıklaması

NESLİHAN HANCIOĞLU (Samsun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Tarım ve Orman Bakanlığı, 229 gıda firmasının 386 ürününde taklit, tağşiş yaptığını veya ilaç etken maddesi ilave ettiğini saptadı. At eti, eşek eti, domuz eti karıştırılmış hazır hayvansal ürünler; GDO’lu ürünler eklenmiş, nişasta katılmış süt ürünleri; kimyasal tatlandırıcılı ballar, boya katılmış baharatlar, çikolatalara karıştırılmış özel kimyasallar ve daha niceleri… Alım gücünün her geçen gün daha da gerilediği, vatandaşın, karnını doyurabilmek için bütçesinden daha fazla para harcamak zorunda kaldığı şu günlerde ne yazık ki bazı fırsatçılar, sahtekârlar halkın sağlığını tehdit edecek işlere daha fazla yöneliyor. Bu sorun, sahtekârları ifşa etmekle çözülemez; caydırıcı cezalar, ruhsat iptalleri ve hepsinden önemlisi, vatandaşın refahını, alım gücünü artıracak politikaların uygulanması şarttır.

BAŞKAN – Sayın Beko…

18.- İzmir Milletvekili Kani Beko’nun, 696 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yle şirketlere geçirilen taşeron işçilerin mağduriyetinin giderilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

KANİ BEKO (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 696 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yle kamuda, belediye ve özel idarelerde sayıları 1 milyona yaklaşan taşeron işçiye kadro sözü sonrası bu işçilerin bazılarına kadro verildi. Yerleştirmeler yapıldıktan sonra geride kalan 750 bine yakın taşeron işçisi şirketlere geçirildi. Kanun hükmünde kararnameyle geçen bu işçilere 2020 yılı sonuna kadar toplu iş sözleşmesi yapılmayacak, ikramiye ve sosyal haklar verilmeyecek; sadece ilk altı ayda yüzde 4, ikinci altı ayda yüzde 4 olmak üzere zam yapılacak. Bu durum eşitliğe ve Anayasa’ya aykırıdır. 2020 yılı içerisinde 750 bine yakın taşeron işçisi, gerçek enflasyon yüzde 25, pazar enflasyonu yüzde 40 iken ekonomik, demokratik, sosyal haklarının ne olacağını merak ediyor. Bu konuyla ilgili vermiş olduğum kanun teklifinin bir an önce ele alınıp 750 bin çalışanın sorununun mutlaka çözülmesi gerekmektedir.

BAŞKAN – Sayın Tanal…

19.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, kurumlardaki iltimas, israf ve şatafata dair haberlerin gelmediği günün neredeyse olmadığına, tüyü bitmemiş yetimin hakkını yedirmeyeceklerine ilişkin açıklaması

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, kurumlarda kokuşmuşluk, iltimas, israf ve şatafat haberlerinin gelmediği gün neredeyse yok, bize de ihbar ve şikâyetler yağıyor. Bize aktarılan bilgi ve belgeleri paylaşıyoruz. İnanın, hangisinden başlayacağımı şaşırıyorum.

1) Adalet Teşkilatını Güçlendirme Vakfının AK PARTİ teşkilatını güçlendirme vakfına dönüştürülmesini mi istersiniz?

2) Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığında hukuka aykırı olarak VIP araç kiralanması denetimlerinin bilerek yavaşlatılmasını mı istersiniz?

3) Yüz altmış üç yıllık Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryollarının nasıl batma noktasına getirildiğinin detaylarını mı istersiniz?

4) Son olarak Diyanet Vakfının Uluslararası İyilik Ödülleri’nin organizasyonu işindeki yolsuzlukları gündeme getirdim. Ulaştığım belgelerle birlikte Diyanet İşleri Başkanı Sayın Ali Erbaş’a şikâyet ve ihbar mektuplarını gönderdim ama ses seda yok.

Şunu söyleyeyim ki tüyü bitmemiş yetimin hakkını kimseye yedirmeyeceğiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Harama el uzatanlara sesleniyorum: Hakla, hukukla oynamayın. Hakla, hukukla oynamak ateşle oynamaktır. Ateşle oynayanın eli yanar.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Taşdoğan…

20.- Gaziantep Milletvekili Ali Muhittin Taşdoğan’ın, kırsal kalkınmanın artırılmasının tarımsal üretim için önemli olduğuna, gerek tarımsal plan ve altyapının güçlendirilmesi gerekse Antep fıstığına verilecek ürün bazlı desteğin Gazianteplilerin hakkı olduğuna ilişkin açıklaması

ALİ MUHİTTİN TAŞDOĞAN (Gaziantep) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; ülkemizin sahip olduğu doğal kaynakların ve ekosistemin korunması önceliğiyle tarımsal üretimin artırılması ve tarıma dayalı sanayi entegrasyonunun sağlanmasının önemi kadar tarım işçilerinin, tarımsal ve kırsal alandaki köylülerimizin gelir düzeyinin yükseltilmesi de ülke ekonomisinin önemli bir konusudur. Ürün bazlı devlet desteğiyle tarımsal üretim yapan köylülerimizin desteklenmesi, tarımsal pazarlamanın geliştirilmesi, gıda güvenliğinin daha da güçlendirilmesi gerekmektedir. Kırsal alanda emeğiyle hayatını idame ettiren köylülerimizin alternatif desteklerle güçlendirilmesi, kırsal ekonomik kalkınmanın bölgesel olarak planlanması, tarımsal faaliyetlerde kullanılacak yeni teknolojilerin kullanımının devlet teşvikiyle yaygınlaştırılması, kırsal kalkınmanın etkin bir biçimde artırılması bölgemizdeki tarımsal üretim için oldukça önemlidir.

Gerek tarımsal plan ve altyapının güçlendirilmesi gerekse Gaziantep’e tescillenmiş Antep fıstığına verilecek ürün bazlı destek Gazianteplilerin hem beklentisi hem de hakkıdır.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Filiz…

21.- Gaziantep Milletvekili İmam Hüseyin Filiz’in, Gaziantep ili Oğuzeli ilçesi ve köylerinde yapılan arazi toplulaştırma işlemlerinin sonuçlanmadığına ilişkin açıklaması

İMAM HÜSEYİN FİLİZ (Gaziantep) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Seçim bölgem Gaziantep’in Oğuzeli ilçesinde 60 köyde yapılan arazi toplulaştırma işlemleri hâlâ sonuçlanamamıştır. Şubat 2019 tarihinde yaptığım konuşmada da belirttiğim gibi, toplulaştırma işlemlerinin masa başında ve harita üzerinde arazilerin verim durumu gözetilmeden yapıldığı, bazı vatandaşların arazilerinin birleştirilmekten ziyade parçalanarak birbirinden uzak parseller hâline getirildiği, askıda da bazı sorunların yaşandığı, itiraz edenlerin ise süresinde itiraz etmedikleri gerekçesiyle taleplerinin reddedildiği, mal sahipleri arasında dikili arazilerin birbirine girmesinden kaynaklanan önemli sıkıntıların yaşandığı şikâyetleri hâlen devam etmektedir. Toplulaştırma işlemlerinin mağduriyetler giderilerek sağlıklı bir şekilde ve hızla tamamlanması konusunda çiftçi ve köylülerimizin taleplerini Tarım ve Orman Bakanlığına aracılığımızla iletiyor, Genel Kurula saygılarımı sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Köksal…

22.- Afyonkarahisar Milletvekili Burcu Köksal’ın, kamyoncu esnafının taleplerine ilişkin açıklaması

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Geçtiğimiz haftalarda seslerini duyurmaya çalışan kamyoncu esnafının eylemine katıldım, sıkıntılarını AKP gibi bürokratlardan değil, bizzat kamyoncuların kendilerinden dinledim. Onlar ne diyorlar? 2015 model öncesi araçlara konulan dijital takograf zorunluluğunun kaldırılmasını istiyorlar. Onlar ne diyorlar? Dinlenme tesisleri yetersizliği sebebiyle takografın sürüş süresinin on beş saat olmasını istiyorlar. Navlun miktarları ton ve kilometre bazında belirlensin istiyorlar. Kamyoncu esnafı ÖTV’siz yakıt alabilsin diyorlar. Maliyet, trafik, köprü, otoban cezalarının faizleri silinip kamyoncunun ödeyebileceği şekilde yapılandırılsın istiyorlar. Köprü ve otobanlarda kamyonlar diğer vasıtalarla bir tutulmasın çünkü onlar buraları sürekli kullanıyor, onun için indirim uygulansın istiyorlar. Zamlı köprü ücretlerinden bıkmış durumdalar. Komisyon ücretleri belirlenip fatura karşılığında alınsın, yeterlilik belgesi olanlar bu işi yapsınlar diyorlar. Biz de diyoruz ki ekmek kavgasında olan kamyoncuların cebinden elinizi çekin artık.

BAŞKAN – Sayın Barut…

23.- Adana Milletvekili Ayhan Barut’un, Gazi Meclisin çatısı altında dile getirdikleri halkın sorunları ve çözüm önerilerini iktidarın duymazdan geldiğine ilişkin açıklaması

AYHAN BARUT (Adana) – Sayın Başkan, Ulu Önderimiz Atatürk’ün kurduğu bu Gazi Meclis çatısı altında esnafından çiftçisine, işsizinden emeklisine tüm halkımızın sorunlarını sürekli gündeme getiriyor ve çözüm önerilerimizi sıralıyoruz. Yaşlısından gencine, memurundan köylüsüne herkesin sorunlarına değiniyor, ülkemizin problemlerine çözüm üretmeye çalışıyoruz. Ekonomik kriz var diyoruz, siftahsız dükkân kapatan esnaflarımızı da ürünleri dalında kalan çiftçilerimizi de anlatıyor, bu yangına çözüm bulunmasını istiyoruz. Ne yazık ki iktidar milletvekilleri ve yetkili makamda oturanlar bunları duymazdan geliyor. Yiğidin kuru soğana muhtaç edildiği bir dönemi yaşıyoruz. Mutfaklar yangın yeri, ocaklara ateş düşmüş durumda. Bu acı tablonun sorumlusu bizler değiliz, bu kara günleri iktidar getirdi. Buna rağmen, on yedi yıldır memleketi yönetenler, sanki hiç sorumlulukları yokmuş gibi kafalarını kuma gömüyorlar. Unutmayalım, halk bizden çözüm istiyor. Lafı eğip bükmeden bu sorularımıza yanıt verin. Bu yangını söndürmek için daha ne bekliyorsunuz, niye harekete geçmiyorsunuz...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Karahocagil...

24.- Amasya Milletvekili Mustafa Levent Karahocagil’in, tarımda girdi maliyetlerine destek verilmediğinin doğru olmadığına ilişkin açıklaması

MUSTAFA LEVENT KARAHOCAGİL (Amasya) – Tarımda girdi maliyetlerine destek vermiyormuşuz deniliyor. Gübre ve yemde KDV’yi kaldırdık. Mazot desteğini ilk kez 2003 yılında biz başlattık. Mazot ve gübreye bugüne kadar toplam 20,1 milyar TL destek verdik. 2019 yılında 2,3 milyar TL mazot desteklemesi ödemesi yaptık. Mazot maliyetinin yüzde 50’sini karşılıyoruz. Ürüne göre dekara 11,35 TL ile 45,4 TL arasında mazot desteği veriyoruz. Nadas alanlarında ise dekara 6,81 TL destek veriyoruz. Gübrede yüzde 18, karma yemde yüzde 8 olan KDV’yi 2016 yılında kaldırdık. Tarımda ana ham maddesi, suda da DSİ tarafından 2003-2019 yılları arasında 208 milyar TL’lik yatırımla rekor kırdık. 565 baraj, 553 HES, 239 içme suyu tesisi, 1.341 sulama tesisi, 4.876 taşkın kontrol tesisi...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Çulhaoğlu...

25.- Adana Milletvekili Mehmet Metanet Çulhaoğlu’nun, Adanalı çiftçilerin girdi maliyetlerinin yüksek olması sebebiyle zor durumda olduğuna ve yoğun yağış sebebiyle Adana ilinin afet bölgesi ilan edilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

MEHMET METANET ÇULHAOĞLU (Adana) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Girdi maliyetlerinin yüksek olması sebebiyle zaten zor durumda olan Adanalı çiftçilerimiz, bir de yaşadıkları metrekareye 350 kilogram yağış sebebiyle iyice mağdur olmuş durumdalar. Adana, acilen afet bölgesi ilan edilmeli. Tüm Adanalı çiftçilerimiz ve ziraat odası başkanlarımız, acilen, tarım sektöründe üretim yapabilmeleri ve tarımda sürdürülebilir bir politikanın gerçekleşmesi için çiftçilerimizin tüm bankalara olan borçlarının -çiftçi kayıt sistemine kayıtlı olsun olmasın, tarım sigortası olsun olmasın tümünün- faizlerinin silinmek suretiyle en az beş yıl vadeyle yapılandırılmasını beklemektedirler. Tarımda girdi yükünün hafifletilebilmesi için çiftçilerimizin kullanmış oldukları elektrikte birim fiyatları acilen düşürülmeli, elektrikte uygulanan yüzde 1 enerji fonu, yüzde 2 TRT payı, yüzde 18 KDV oranı acilen kaldırılmalıdır. Bu hususlarda, Tarım ve Orman Bakanı Sayın Bekir Pakdemirli ile Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Sayın Fatih Dönmez’in…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Fikret Bey, buyurun.

26.- Balıkesir Milletvekili Fikret Şahin’in, Isparta Şehir Hastanesinde 1 hastanın hayatını kaybetmesine, 1 hastanın yoğun bakıma, 6 hastanın da tedavi altına alınmasına neden olan “Dormofol” isimli ilacın kullanımının ve satışının yasakladığına, ilaçların güvenli olarak kullanımının sağlanması için Sağlık Bakanlığının tedbir alması gerektiğine ilişkin açıklaması

FİKRET ŞAHİN (Balıkesir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Propofol etken maddeli “Dormofol” isimli anestezik ilacın kullanımına bağlı, Isparta Şehir Hastanesinde 1 hasta hayatını kaybetmiş, 1 hasta yoğun bakımda, 6 hasta da hastanede tedavi altına alınmıştır. Benzer olaylar İstanbul ve Kocaeli gibi diğer illerden de bildirilmiştir. Yaşanan bu olaylar sonrasında Sağlık Bakanlığı 9 Ocak tarihinde yayımladığı genelgeyle bu ilacın bazı partilerinin kullanımını ve satışını yasaklamıştır. İlgili ilaç yerli üretim olduğu için, aynı etken maddeye sahip benzer ilaçların yurt dışından gelişi de kısıtlıdır. Yerli üretimin elbette desteklenmesi gerekir ama “Yerli üretim yapacağım.” derken vatandaşın hayatıyla da oynanmamalıdır. Hem hekimlerimizin hem de hastalarımızın bu ilacın kullanımına ait ciddi endişeleri bulunmaktadır. Sağlık Bakanlığından ilaçların güvenli olarak kullanımının sağlanması için gerekli tedbirlerin alınmasını ve kamuoyunu doğru olarak bilgilendirmesini beklemekteyiz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Zeybek…

27.- İstanbul Milletvekili Gökan Zeybek’in, İstanbul iline 1 milyar metreküpten fazla su temin edeceği ifade edilen ve 2016 yılında hizmete alınması planlanan Melen Barajı’nın hâlâ tamamlanamadığına ilişkin açıklaması

GÖKAN ZEYBEK (İstanbul) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Melen Çayı üzerinde yapılan ve İstanbul’a 1 milyar metreküpten fazla su temin edecek olan Melen Barajı’nın 2016 yılında hizmete alınması gerekiyordu. Melen Barajı’na kamu kaynaklarından bugüne kadar 1,5 milyar TL’nin üzerinde bedel ödenmiştir. 2020 yılında hâlâ Melen Barajı’nda tutulan su miktarı 1 metreküp bile değildir. Liyakat sahibi mühendisleri kızağa alıp tüm kurumlarda yandaş atama yapmanın temel sonucudur bu. Projede imzası olan, denetim görevi yapan Tarım ve Orman Bakanı, DSİ Genel Müdürü, fen işleri daire başkanının görevlerine devam ettikleri, hatta bazılarının terfi ettiği dikkate alındığında biz kimi kime şikâyet edeceğiz, kimden hesap soracağız?

Barajın tamamlanması için 500 milyon TL’den daha fazla ek kaynağa ihtiyaç duyulmaktadır. Mevcut barajın gövdesinin de yeni yapılacak olan barajın kalıbı olarak kullanılacağı anlaşılmaktadır. Baraj gövdesindeki çatlaklar AKP’nin beceriksizliğinin bir belgesi olarak arşivlerde ve tarihte yerini alacaktır. Zayıf zeminlerde yüksek tonajlı baraj yapılamayacağını hiç düşünmediniz mi?

BAŞKAN – Sayın Baltacı…

28.- Kastamonu Milletvekili Hasan Baltacı’nın, Kastamonu ili Tosya ilçesindeki ahşap sanayicileri ve marangozlarının zor durumda olması nedeniyle ahşap imalat sektöründe de KDV’nin yüzde 8’e çekilmesinin zorunluluk hâline geldiğine ilişkin açıklaması

HASAN BALTACI (Kastamonu) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bundan birkaç yıl önce Türkiye kapı üretiminin yüzde 30’unu gerçekleştiren, günde 12 bin kapı imal edip ABD’den Gana’ya, Irak’tan Fas’a kadar 15 ülkeye ihracat yapan seçim bölgem Kastamonu’nun en büyük ilçesi Tosya’da binlerce kişinin geçimini sağladığı bu sektör maalesef bugün can çekişmektedir. Ekonomik krizin derinden hissedildiği, kapanan fabrika ve atölyeler nedeniyle binlerce işçinin işsiz kaldığı Tosya’da ahşap sanayicilerimiz ve marangozlarımız üretmekten vazgeçmek istemiyor. Bu nedenle, mobilyada olduğu gibi ahşap imalat sektöründe de KDV’nin yüzde 8’e çekilmesi, iflas eden fabrikalara yenilerinin eklenmemesi sektörün nefes alabilmesi için bir zorunluluk hâline gelmiştir. Üreten Tosya, üreten Kastamonu üreten Türkiye demektir. İktidar, kapı üreticisinin sesine kulak tıkamaktan bir an önce vazgeçmelidir.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Çakırözer…

29.- Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer’in, 31 Mart seçimleri öncesi söz verilen Eskişehir ili Seyitgazi ilçesi Kırka Mahallesi’ne hastanenin ve Han ilçesine polis lojmanının yapılması gerektiğine ilişkin açıklaması

UTKU ÇAKIRÖZER (Eskişehir) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

31 Mart seçimleri öncesi, Sağlık Bakanı, iktidar partisi milletvekillerini de yanına alarak Seyitgazi ilçemizin Kırka Mahallesi’ne hastane yapım sözü verdi. Seçim bitince bu söz tutulmadı, tutulmadığı gibi hastane yerine konulmuş olan levha da söküldü. Seçimi Seyitgazi’de CHP kazandı diye Kırkalı, Seyitgazili hemşehrilerimiz cezalandırılmaktadır. Sözü verilen hastane bir an önce yapılmalıdır.

Benzer biçimde yine Han ilçemizin ihtiyacı olan polis lojmanları da on yıllardır yapılmış değildir. Şu anda görev yapmakta olan 21 Emniyet mensubu her gün ya Afyon’a ya Eskişehir’e 100 kilometrenin üzerinde yol gidip gelerek görevlerine devam etmektedir. Han’a sözü verilen polis lojmanının da bir an önce yapılması gerekmektedir.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Ali Şeker…

30.- İstanbul Milletvekili Ali Şeker’in, Anayasa Mahkemesi kararına rağmen Wikipedia’nın hâlâ niye açılmadığını, Cumhurbaşkanı danışmanı Adnan Tanrıverdi ASSAM Kongresi’nde şeriatı esas alan bir İslam birliğinin 2023’e kadar kurulacağını iddia eden konferanslar düzenlerken cumhuriyet savcılarının neyi beklediğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Sayın Başkan, Wikipedia üç yıldır kapalı, hâlâ açılmıyor, hâlâ açılmamaya devam ediyor. Bu Anayasa Mahkemesi kararına rağmen Wikipedia hâlâ niye açılmadı, özgür ansiklopedi ne zaman özgür olacak?

Cumhurbaşkanlığı Danışmanı Adnan Tanrıverdi ASSAM Kongresi’nde İstanbul merkezli, şeriatı esas alan, anayasal hükümleri olarak da şeriat hükümlerini ihtiva eden bir anayasası olacak, bir İslam birliği kurulacağını ve bunun 2023’e kadar kurulacağını iddia eden konferanslar düzenliyor ve bu konferanslara Diyanet İşleri Başkanı da katılıyor. Böyle bir toplantı yapılırken cumhuriyet savcıları, emniyet görevlileri ne güne duruyor? IŞİD’in hedeflediği şeriat esaslı bir devlet kurmayı bir Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanı nasıl hedefine alabiliyor? Bu devletin yetkilileri bu konuda görevlerini yapmamaktan dolayı suç işlemektedir. Cumhuriyet savcılarını göreve davet ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Bahşi…

31.- Antalya Milletvekili Feridun Bahşi’nin, Türkiye’de 3 bin engelli öğretmen ile 27.500 rehabilitasyon öğretmeninin devlette istihdamlarının olmadığına ilişkin açıklaması

FERİDUN BAHŞİ (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ben iki sınıf öğretmenin sorunlarını dile getireceğim.

Birincisi, Türkiye’de 3 bin engelli öğretmen bulunmaktadır; bunlar hâlen devlette herhangi bir kadroya yerleştirilmemiştir. Millî Eğitim Bakanına sorduğumuz soruda 3 bin engelli öğretmenden 750’sinin bu yıl yerleştirileceği ifade edilmiştir ancak geri alan 2.250 öğretmen yine mağdur, yine aç, yine muhtaç bir şekilde devam etmektedir.

Yine, rehabilitasyon öğretmenlerinin durumundan kısaca bahsedeceğim. Bunlar Türkiye’de 27.500 öğretmendir. Devlette istihdamları yoktur. Özel okullarda zor şartlarda, asgari ücretle çalışmaktadırlar. Haftanın altı günü çalışmakta, bir günü dinlenmekte; altı günün yorgunluğunda da kendi çocuklarıyla, eşleriyle bir gün, yorgunluk sebebiyle ilgilenememektedirler.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Keven…

32.- Yozgat Milletvekili Ali Keven’in, Toprak Mahsulleri Ofisini çiftçinin yanında görmenin imkânsız hâle geldiğine ve lisanlı depoculuk şirketlerinin olduğu bölgelerde Toprak Mahsulleri Ofisi şubelerinin tasfiye edildiğine ilişkin açıklaması

ALİ KEVEN (Yozgat) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Çiftçinin kara gün dostu denilen Toprak Mahsulleri Ofisini son yıllarda çiftçinin yanında görmek imkânsız hâle geldi. Toprak Mahsulleri Ofisi adım adım tasfiye ediliyor, Toprak Mahsulleri Ofisine ait şubelerin kapısına kilit vuruluyor. Yozgat’ta Şefaatli ve Doğankent Ajans Amirlikleri kapatıldı. Bölgemizin en büyük silolarına sahip Yerköy Şube Müdürlüğüne ait silolar boş dururken çiftçiler iki yıldır özel bir şirkete ait lisanslı depoya yönlendiriliyor. Yenifakılı ve Sarıkaya ilçelerinde Toprak Mahsulleri Ofisi tesisleri Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğine ait Lisanslı Depoculuk Şirketine devrediliyor. Lisanlı depoculuk şirketlerinin girdiği bölgelerde Toprak Mahsulleri Ofisinin şubeleri tasfiye ediliyor. Cumhuriyetin bütün fabrikalarını yakıp yıktınız, şimdi sıra Toprak Mahsullerine mi geldi Sayın Bakan? Dikkat edin.

BAŞKAN – Sayın Kılavuz…

33.- Mersin Milletvekili Olcay Kılavuz’un, Suriye’de gerçekleştirilen operasyonlar sırasında şehit düşen hemşehrisi İstihkam Astsubay Çavuş Sinan Köse ile Piyade Uzman Onbaşı Halil Karakoç’a, Mersin ilinde yaşanılan heyelan nedeniyle hayatını kaybeden 2 vatandaşa, Niğde ili Ulukışla ilçesi Hacıbekirli köyünde bir evde çıkan yangında hayatını kaybeden vatandaşlara Allah’tan rahmet, Tarsus Devlet Hastanesinde meydana gelen patlamada yaralananlara geçmiş olsun dileğinde bulunduğuna ilişkin açıklaması

OLCAY KILAVUZ (Mersin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Vatan, millet, bayrak ve mukaddesat uğruna mücadele ederken şehit düşen Tarsuslu hemşehrimiz Sinan Köse ve Toroslar ilçesinden kardeşimiz Halil Karakoç’u rahmetle, minnetle yâd ediyorum; ailelerinin ve milletimizin başı sağ olsun.

Mersin’de aşırı yağışlar neticesinde meydana gelen sel ve heyelandan dolayı hayatını kaybeden 2 vatandaşımızı rahmetle anıyorum. Bir daha böylesi afetlerin yaşanmaması için gereken önlemler alınmalı ve meydana gelen zarar tez elden karşılanarak çiftçilerimizin borçlanmaları silinmelidir.

Tarsus Devlet Hastanesinin kazan dairesinde meydana gelen patlamadan dolayı yaralı vatandaşlarımıza ve Tarsus’umuza geçmiş olsun.

Niğde’nin Ulukışla ilçesinde Hacıbekirli köyünde meydana gelen yangında 2 evladımız ve 2 vatandaşımız hayatını kaybetmiştir. Hepsini rahmetle anıyorum. Acılarını yürekten paylaşıyorum. Milletimizin başı sağ olsun.

Saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Karadeniz…

34.- Sinop Milletvekili Barış Karadeniz’in, Türkiye’nin dört bir yanından Türkiye Büyük Millet Meclisine gelerek çiftçilerin sorunlarını dile getiren ziraat odası başkanlarına çiftçilerin geleceği için yardımcı olmaya söz verdiklerine ilişkin açıklaması

BARIŞ KARADENİZ (Sinop) – Teşekkür ederim Başkanım.

Bugün, Türkiye’nin dört bir yanından ziraat odası başkanlarımız Ankara’da Meclisimizdeler. Öncelikle bütün ziraat odası başkanlarımıza hoş geldiniz diyoruz. Çiftçilerimizin Türkiye'de büyük sorunları var, onları burada gündeme getiriyorlar, bütün siyasi parti grupları olarak tabii ki hepimizi ziyaret ettiler. Biz de onlara buradan çiftçilerimizin geleceği için yardımcı olmaya söz veriyoruz. BAĞ-KUR ödemeleriyle ilgili birtakım sorunları var, borçlarının yeniden yapılandırılmasıyla ilgili birtakım sorunları var; en azından bunlara bütün siyasi parti grupları el birliğiyle destek verirsek Türkiye'de çiftçilerimizin kalkınacağını düşünüyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, milletvekillerimizin söz talepleri karşılanmıştır. Sisteme giren 34 arkadaşımıza söz vermiş oldum. 60’a göre bundan sonra söz vermeyeceğim.

Şimdi, talepleri hâlinde Sayın Grup Başkan Vekillerimize söz vereceğim, söz taleplerini karşılayacağım.

Sayın Dervişoğlu, buyurun.

35.- İzmir Milletvekili Dursun Müsavat Dervişoğlu’nun, 15 Ocak Kıbrıs Türklerinin millî mücadele kahramanı Doktor Fazıl Küçük’ün vefatının 36’ncı yıl dönümüne, 15 Temmuz şehit ve gazileri için toplanılan paranın teslim edilmemesini protesto etmek amacıyla sokağa inme kararı alan yakınlarını desteklediklerine, Güneydoğu gazilerimizin mağduriyetleri giderilinceye kadar konunun takipçisi olacaklarına, Anayasa Mahkemesi kararıyla Wikipedia’ya erişim yasağının ortadan kalktığına, İYİ PARTİ olarak hukukun tam ve bağımsız işlemesi, demokrasinin hızla ilerlemesi ve yasakların kalkması için verdikleri mücadeleye devam edeceklerine, ekonomi yönetiminin 2019 yılında sınıfta kaldığına ilişkin açıklaması

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum.

Kıbrıs Türklerinin millî mücadele kahramanı olan ve hayatını Kıbrıs Türklerinin bağımsızlığına adamış, büyük devlet adamı Doktor Fazıl Küçük’ün vefatının 36’ncı yılını idrak ediyoruz. Kendisini saygı ve rahmetle anıyorum; kabri nur, ruhu şad, mekânı cennet olsun.

15 Temmuz gazi ve şehit yakınları, darbe girişimi sonrası toplanan 300 milyon liradan fazla bağış parasının kendilerine ödenmemesi durumunu protesto etmek için sokağa iniyor, Kahramankazan Gaziler ve Şehit Yakınları Yardımlaşma ve Dayanışma Derneğinin yaptığı açıklamaya göre önümüzdeki günlerde, faiziyle birlikte –toplanan- 350 milyon liraya yakın paranın akıbetini sormak üzere haklarını arayacaklar. Gazi ve şehit yakınlarımızın bu haklı eylemini destekliyor ve yakinen takip ediyoruz.

Ayrıca, dün grup toplantımıza da katılan Güneydoğu gazilerimizin kesilen maaşlarını gündeme getirmiştik. Sayın Cumhurbaşkanımız bunun üzerine sorunun çözüleceğini ifade etti ama hangi adımların atıldığını bilmiyoruz. Gazilerimizin mağduriyetleri tamamen giderilinceye kadar da konunun takipçisi olmaya devam edeceğiz.

Wikipedia’ya erişim yasağı Anayasa Mahkemesinin kararıyla bugün itibarıyla ortadan kalktı. Alınan bu özgürlükçü kararı destekliyoruz. Teknolojinin hızla ilerlediği ve bilgiye erişimin kolaylaştığı 21’inci yüzyılda getirilen bu tarz yasaklamaları doğru bulmadığımızı da bu vesileyle bir kere daha ifade etmiş olalım. İYİ PARTİ olarak hukukun tam ve bağımsız işlemesi, demokrasinin hızla ilerlemesi ve yasakların kalkması için verdiğimiz mücadeleye kesintisiz devam edeceğiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Sabah saatlerinde Hazine ve Maliye Bakanlığından yapılan açıklamaya göre merkezî yönetim bütçesi 2019 yılında 123,7 milyar lira açık vermiştir. Sayın Albayrak’ın sene başındaki açıklamasına göre bütçede 80 milyar açık beklenirken bugün açıklanan rakamlara göre yüzde 50 civarında bir negatif sapma meydana gelmiş ve 123 milyar liraya çıkmıştır. Ekonomide yapılan hesaplarda yüzde 50’den fazla bir sapma ortaya çıkıyorsa ekonomi yönetiminin başarısından bahsedebilmek mümkün değildir. Başta Sayın Albayrak olmak üzere ekonomi yönetimi 2019 yılında sınıfta kalmıştır. Böyle yapmaya devam edersek 2020 yılında bütçe açığı 200 milyar lirayı aşacaktır ki bu, ekonomi yönetiminin iflası demektir.

Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum efendim.

BAŞKAN – Muhammed Bey, buyurun.

36.- Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül’ün, 15 Ocak Kıbrıs Türklerinin millî mücadele kahramanı Doktor Fazıl Küçük’ü vefatının 36’ncı yıl dönümünde rahmetle yâd ettiğine, Sakarya ilinin 8 Haziran 2018 tarihinde Resmî Gazete’de yayımlanan Bitkisel Üretime Destekleme Ödemesi Yapılmasına Dair Tebliğ’de yapılan değişikliklerden müstesna tutulmasını talep ettiklerine ilişkin açıklaması

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Ben de konuşmamın başında Kıbrıs Türkünün önemli liderlerinden, 1959 yılında Kıbrıs Türkleri ile Kıbrıslı Rumlar arasında mevcut olan anlaşma gereğince kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti’nin ilk hükûmetinin Cumhurbaşkanı Yardımcısı olan Sayın Fazıl Küçük’ü, ölümünün 36’ncı yıl dönümünde rahmetle ve minnetle yâd ediyorum.

Sayın Başkan, 8 Haziran 2018 tarihinde yayınlanan Resmî Gazete’de Bitkisel Üretime Destekleme Ödemesi Yapılmasına Dair Tebliğ’de bir kısım değişiklikler yapılmıştır. Buna göre örtü altı üretimler ve çeltik hariç olmak üzere bir parsele tek yıllık bitki arka arkaya 3 kez ekilirse 3’üncü üretim için havza bazlı destekleme ödemesi yapılamayacağı belirtilmiştir. Münavebe şartı olarak ifade edilen bu düzenleme ve uygulama kuşkusuz toprakta bitki besin maddesi eksikliğinden kaynaklı verim kaybı, hastalık ve zararlılardan kaynaklı olumsuzluklar ve aşırı sulama sebebiyle çoraklaşma risklerini azaltmak gibi oldukça makul sebeplere dayanmaktadır. Ancak Sakarya iliyle ilgili olarak farklı bir değerlendirmenin yapılması gerektiği kanaatindeyiz çünkü Sakarya ilinde özellikle mısır üretiminde münavebeli ekim uygulaması kabul edilirse çiftçimizin benzer şekilde gelir elde edebileceği ikame edilebilecek başka bir ürün olmadığı görülmektedir. Yani Sakarya’da çiftçimiz arka arkaya mısır ekebilmeli ve 3’üncü defa ekim yaptığında da desteklemelerden faydalanabilmelidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) - Belirtmek gerekir ki Sakarya’da mısır ekilen tarım toprakları sulamaya ihtiyaç duymadan sulamalı tarımda elde edilebilecek rekoltenin dahi üzerinde ürün alınabilen topraklardır. Arka arkaya ekimden kaynaklanan veya sulamadan kaynaklanan riskler ve zararlar Sakarya’da bugüne kadar meydana gelmediği gibi, verim her geçen gün artarak devam etmektedir. Sakarya’daki mısır çiftçimiz, ziraat odalarımız, tarım il ve ilçe müdürlüğü yetkililerimiz bu ifade ettiğimiz hususları teyit edeceklerdir.

Sonuç olarak, Sakarya’nın genel uygulamadan yani tebliğde yapılan destekleme ve münavebe şartı uygulamasından müstesna tutularak arka arkaya ekimde 3’üncü ürün ekiminde de Sakarya’da mısır çiftçisinin, aynı şekilde desteklemelerden faydalanmasını talep etmekteyiz.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Oluç, buyurun.

37.- İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un, Wikipedia’yla ilgili gerekçeli karar Resmî Gazete’de yayımlanmasına rağmen henüz siteye erişilemediğine, Türkiye’de 133 hukuk fakültesi bulunduğu hâlde hukukun olmadığına ve çok sayıda haber ajansının engellemeyle karşı karşıya kaldığına, İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisinin yayımladığı 2019 yılına dair rapora, iş cinayetlerinin engellenmesi için ne iktidarın ne sermayenin ne de iş yeri sahiplerinin üzerine düşeni yapmadığına, Kürt kadın siyasetçi Hevrin Halef’in öldürülmesi olayına ilişkin açıklaması

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın vekiller, evet “özgür ansiklopedi” olarak da bilinen dijital bilgi alma platformu Wikipedia, neredeyse üç yıldır Türkiye’de yasaklı, 29 Nisan 2017’den bu yana. 26 Aralık 2019’da Anayasa Mahkemesi Wikipedia’nın erişime açılmasıyla ilgili ihlal kararına varmıştı ve gerekçeli karar bugün Resmî Gazete’de yayınlandı. Anayasa Mahkemesi yerel mahkemeye bu kararı da gönderdi ancak henüz siteye erişilemiyor yani yerel mahkeme gereken adımı henüz atmadı. Bu Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi gibi üst mahkemelerin bağlayıcı kararlarını uygulamayan birinci derece mahkemelerin hukuk garabeti devam ediyor aslında, ilk değil bu sonuç olarak.

Şimdi, Anayasa Mahkemesinin aldığı bu karar da çok büyük bir heyecanla karşılandı ama iki buçuk sene sonra bu kararın alınmış olduğunu tespit etmek gerekiyor, iki buçuk sene boyunca Wikipedia’ya ağır bir sansür uygulandı ve bu sansürün esas müsebbibi bu iktidar. Özellikle, AİHM’de Wikipedia’nın başvurusunun gündeme alınacağı anlaşıldıktan sonra Anayasa Mahkemesinin bu kararı vermesi de son derece manidar elbette ki.

Bakın, Fransa’da 56, İngiltere’de 81, Almanya’da 43 hukuk fakültesi bulunuyor, başka ülkelerden de örnekler verilebilir. Türkiye’de 133 hukuk fakültesi bulunuyor. Peki, hukuk var mı? Yok. Hukukçu var mı? Çok az. Hukukun üstünlüğünü tanıyan hâkimler kaç kişi kaldı? Yani saysanız elle sayabilirsiniz öyle diyeyim; hukukun üstünlüğünü tanımıyorlar, evrensel, demokratik hukuk ilkelerini uygulamıyorlar, kendi kafalarına göre takılıyorlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – 133 hukuk fakültesinin bulunması, ülkede hukukun uygulandığı anlamına gelmiyor, bunu belirtmiş olalım. Fakat, mesele sadece Wikipedia’yla sınırlı da değil. Bugün Türkiye’de çok sayıda haber ajansı, içlerinde Sendika.Org, Sputnik, DİHA, Siyasi Haber gibi sayılabilecek çok sayıda haber ajansı engellemeyle karşı karşıya, bu mahkemelerin verdikleri kararlarla 3 bin civarında... Bu da yetmiyor, sulh ceza hâkimlerinin kararlarıyla binlerce, abartmadan söylüyorum, binlerce haber engellenmiş vaziyette. Bu haberlerin neyle ilgili olduğuna baktığınızda, hep iktidarla ilgili, iktidara yönelik eleştirilerle ilgili, iktidarın en merkezindeki, sarayda oturanların aileleriyle ilgili ya da yandaşlarıyla ilgili olan bütün eleştirel haberler engelleniyor bir şekilde.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayalım lütfen.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Binlerce erişime engelli haberden söz ediyorum. Sansür çok açık bir biçimde dijital medyada ve sosyal medyada karşımıza çıkıyor.

İkinci değinmek istediğim konu, İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi var, 2019’a dair rapor yayınladılar. Bu rapora göre, en az 1.736 işçi yaşamını yitirdi 2019 yılında. Baktığımızda, günde neredeyse 5 işçi, ayda 145 işçi ediyor, ortalamasını aldığımızda. Feci bir durumla karşı karşıyayız, gerçekten feci bir durum. “En az” dememizin nedeni şu: Bazı iş cinayetleri kayıtlara girmiyor. Ama daha vahim bir durum daha var: Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) ve Dünya Sağlık Örgütü’nün açıklamalarına baktığımızda, dünyadaki ortalamalara baktığımızda, 1 iş kazası sonucu ölüm karşılığında yaklaşık 6 meslek hastalığı sonucu ölüm yaşanmaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi lütfen.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Türkiye'de SGK verilerine baktığımızda, her yıl yaklaşık -ortalama- 500 civarı işçi meslek hastalığına yakalanıyor görülüyor ama meslek hastalığından ölen işçi yok yani SGK, meslek hastalığından ölen işçileri kayıt altına almıyor. O nedenle İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisinin 2019 için açıkladığı “en az 1.736” rakamını vurgulamış oluyoruz. Bu iş cinayetlerinin engellenmesi için maalesef ne iktidar ne sermaye ne de iş yeri sahipleri üzerlerine düşenleri yapmıyor ve insanlar ekmek parası kazanmak isterken güvencesiz çalışmaktan dolayı, sağlıksız çalışmaktan dolayı, insanca çalışamamaktan dolayı hayatlarını yitiriyorlar. Vahim bir durum. Bunun bir an önce önlenmesi için adımlar atılması gerekiyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Son olarak bir şeye değinmek istiyorum, burada daha evvel de gündeme getirmiştik fakat yeni verilere ulaşıldığı için bir kez daha altını çizmek istiyorum. Hevrin Halef öldürülmüştü kuzey ve doğu Suriye işgal girişimi sırasında. Şimdi, BBC Arapça bu Kürt kadın siyasetçi Hevrin Halef’e yönelik suikastın Türkiye destekli ve Millî Suriye Ordusu içinde faaliyet gösteren Ahrar el- Şarkiye tarafından gerçekleştirildiğini destekleyen yeni kanıtlara ulaştı ve paylaşılan videoları ortaya koydu, uydu görüntüleri ile topografya karşılaştırması yaptı ve Hevrin Halef’in infaz anlarına ait görüntüleri net olarak ortaya koymuş oldu. Bunu bir kez daha kayıtlara geçmesi için söylüyoruz. Suriye Millî Ordusu isimli çetelerin sivil bir siyasetçiye, Kürt kadın siyasetçi Hevrin Halef’e yönelik yapmış oldukları bu suikastı bir kez daha lanetliyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Hevrin Halef’in yakınlarına, bölge halkına ve Kürt halkına bir kez daha başsağlığı diliyoruz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Özel…

38.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, 15 Ocak Kıbrıs Türklerinin millî mücadele kahramanı Doktor Fazıl Küçük’ü vefatının 36’ncı yıl dönümünde rahmetle andıklarına, 15 Ocak büyük şair Nazım Hikmet’in doğumunun 118’inci yıl dönümüne, Anayasa Mahkemesi gerekçeli kararını açıklamasına rağmen Wikipedia’ya erişim engelinin devam ettiğine, 5 Ocakta kaldığı yurttan çıktıktan sonra haber alınamayan Munzur Üniversitesi Çocuk Gelişimi Bölümü 2’nci sınıf öğrencisi Gülistan Doku’yla ilgili sağlıklı bir açıklama yapılmadığına ve Meclis Başkan Vekili Süreyya Sadi Bilgiç’in inisiyatif alarak Meclisi konuyla ilgili bilgilendirmesi gerektiğine, 2018 KPSS sınavında başarılı oldukları hâlde hâlâ atanamayan sağlıkçıların mağduriyetinin giderilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Dün rahmetli Rauf Denktaş’ı anmıştık, bugün de Kıbrıs mücadelesinin ilk liderlerinden birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti’nde uzun yıllar Cumhurbaşkanı Yardımcılığı görevini yapmış Doktor Fazıl Küçük’ü ölümünün 36’ncı yılında rahmetle ve minnetle anıyoruz. Bugün Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti varsa, Kıbrıs Adası’nda soydaşlarımız can ve mal güvenliği içinde yaşayabiliyorlarsa bu Fazıl Küçük’ün ve arkadaşlarının mücadelesi sayesindedir. Hatıraları önünde bir kez daha saygıyla eğiliyoruz.

Bugün, aynı zamanda, büyük usta Nazım Hikmet’in 118’inci doğum yıl dönümü. Eserlerinde Türkçenin en özgün ve en güzel örneklerini vermiş büyük şair Nazım Hikmet, ne yazık ki siyasi görüşü nedeniyle vatanına hasret yaşadığı uzun yıllar geçirdi ve Nazım Hikmet’i biz Kuvayı Milliye Destanı’nda, zincirlerinden başka kaybedecek şeyleri olmayan Anadolu halkının o büyük mücadelesini en güzel biçimde anlatan bir usta olarak hatırlıyoruz ve kendisini şu dizelerle anmak isteriz: “Yaşamak şakaya gelmez,/ büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın/ Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,/ yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,/ hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,/ ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,/ yaşamak yani ağır bastığından.”

Bugün Anayasa Mahkemesinin beklenen gerekçeli kararı açıklandı. Anayasa Mahkemesi Vikipedi’ye erişim engelinin bir hak ihlali olduğunun gerekçeli kararını Resmî Gazete’de yayınlayarak ilanen tebliğ etti bütün Türkiye'ye. Ancak hâlen daha erişim engeli sürüyor ve erişim engelini yapan kurum “Bize tebligat ulaşmadı.” diyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – BTK “Tebligat, karar bize ulaştıktan sonra uygulayacağız.” diyor. Resmî Gazete’de yayınlanma, tüm kurum, kuruluş, özel, tüzel kişilikler için ilanen tebligattır. Bu vakitten sonra arıza çıkarmak, bu hukuksuzluğun ve hak ihlalinin bilerek, kasten ve talimatla yapıldığının, Anayasa Mahkemesinin dışında başka bir merciden talimat beklendiğinin itirafı niteliğindedir. Bu ayıbın daha fazla sürdürülmemesini ve erişim engelinin bir an önce kaldırılmasını bekliyoruz.

Sayın Başkan, üniversite öğrencisi Gülistan Doku 5 Ocak Pazar günü, Tunceli’de kaldığı Kredi Kurtlar Kurumu yurdundan ayrıldı ve oraya geri dönmedi. Telefon eden yurt arkadaşları İl Emniyet Müdürlüğüne bildirdiler, ailesine bildirdiler. 6 Ocakta Emniyet Müdürlüğüne kayıp başvurusunda bulunuldu ve bu noktaya kadar da sağlıklı herhangi bir açıklama yok. Sadece 11.29’da bir minibüse bindiği ve -MOBESE kameralarından- inmediği anlaşılıyor; MOBESE’nin olmadığı tek durakta indiği varsayılıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bir polisin üvey oğlu Rus asıllı Zaynal Abarakov tarafından dövülerek bir minibüse koyulduğu da iddialar arasında. Bu konuda dün de Mecliste çağrılar oldu. Biz çağrı yapıyoruz, arkadaşları yalvarıyor, ailesi bekliyor ancak maalesef bu konuda tatminkâr bir açıklama yok. Eskiden olsa şurada bir bakan oturuyor olacaktı, biz de o bakana diyecektik ki “Ne oldu evladımız Gülistan Doku’ya, bir şey söyleyin.” O böyle yapacaktı, cep telefonunu açacaktı, ilgili bakanı arayacaktı, siz sıkıştıracaktınız, dönüp diyecekti ki “İlgili bakan arkadaşımla görüştüm, birazdan bilgi gelecek, yüce Meclisi bilgilendireceğim.” ama milletin bakanlarının yerinde yeller esiyor, sarayın bakanlarının da hiçbir şey umurunda değil.

Sayın Başkan, inisiyatif almanızı ve bu konuda Meclisin ivedi olarak bilgilendirilmesi noktasında gerekli tutumu takınmanızı sizden özellikle bekliyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, bir diğer önemli konu ise 2018 KPSS sınavına giren sağlıkçıların feryadıyla ilgili. Büyük emeklerle sınava girdiler, yüksek puanlar aldılar ama henüz atanmadılar. Sebebi ne? 2018’de 24 Haziran baskın seçimi yapılırken onların oylarına ihtiyaç duyan birileri öne çekti, seçimüstü vaatlerde bulundu ve dedi ki: “29 bin kişi istihdam edilecek.” Bunlardan sadece 12 binini yaptı, 17 bini kalmıştı. 17 bininin de yarısını geçtiğimiz aralık ayında aldılar -ta 2018 seçim malzemesi bu- ve kalan 8 binin üzerinde sağlıkçı bekliyor. Anlaşılan o ki 2020 yılını da bununla geçirerek gençlerin sınavlarda elde ettiği bu yüksek puanları birileri yakacak.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – 620 bin sağlıkçı da 29 bin atama da çok az, şu anda ellerinde kalan 8 bin de çok az.

“Seçim yılı değil diye unutulduk.” diyorlar. “85 puan aldık. Biz, bunu, birileri soruları çalıp da bize verdi diye değil, anamızın ak sütü gibi helal, alnımızın teriyle, dirsek çürüterek, gözümüzün nurunu akıtarak aldık.” diyorlar. “Bu hakkımızı elimizden almaya kimsenin hakkı yok. Seçim malzemesi yapıp da sağlıkçılardan oy isteyip sonra onları unutmak, 2020 yılında 8 bin atamaya mahkûm etmek doğru değil.” diyorlar.

Biz de buradan meslektaşlarımızın sesi oluyoruz. Sağlıkçılar çok fazla sayıda atamayı hak ediyorlar. Bütün sağlıkçılar, KPSS’de yüksek not almış bu arkadaşlar mağdur edilmemeli, bir an önce atamaları yapılmalıdır diyoruz.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Turan, buyurun.

39.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, 15 Ocak Kıbrıs Türklerinin özgürlük mücadelesinde büyük görevler ifa etmiş olan Doktor Fazıl Küçük’ü vefatının 36’ncı yıl dönümünde rahmetle andıklarına, Genel Kurul gündemine, Türkiye’de hukukun kendi mecrasında usulünde devam ettiğine ve Anayasa Mahkemesinin Wikipedia’yla ilgili kararına ilişkin açıklaması

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün, hayatını Kıbrıs davasına adamış, Kıbrıs Türklerinin özgürlük mücadelesinde büyük görevler ifa etmiş Doktor Fazıl Küçük’ün vefatının 36’ncı yıl dönümü. Kendisini rahmetle ve saygıyla anıyoruz.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; bugün, yine, çok önemli birkaç uluslararası sözleşmeyi görüşeceğiz. Türkiye ile Ruanda, Arjantin ve Özbekistan arasında ayrı ayrı, çifte vergilendirmeyi önleme; Mali ve Özbekistan’la da yatırımların karşılıklı teşviki anlaşmalarını görüşeceğiz. Ardından, yine, Arjantin’le gümrük, Gine’yle askerî alanlarda anlaşmanın onaylanmasına ilişkin kanun tekliflerini görüşeceğiz. Başarılı bir Genel Kurul çalışması olmasını ümit ediyorum.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; arkadaşlarımız değindiği için ufak bir konuyu ifade etmek isterim. Türkiye’de hukuk, kısmi eleştirilere rağmen, kendi mecrasında, usulünde devam ediyor. Az önce arkadaşların ifade etmiş olduğu Anayasa Mahkemesinin kararı, dedikleri gibi, Resmî Gazete’de yayımlanmış, ancak yine usul gereği bu kararın yerel mahkemede yani sulh ceza mahkemesinde görüşülmesi ve Anayasa Mahkemesinin kararını bozma veya uyma kararını vermesi ve ondan sonra da gerekli adımın atılması süreci söz konusudur yani süreç kendi içerisinde ilerlemektedir. Bu ilerlemeyi beraber takip edeceğiz, biz de yakinen takip ediyoruz.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Grup Başkan Vekillerimize teşekkür ediyorum.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Sayın milletvekilleri, Rabia Naz Vatan Başta Olmak Üzere Şüpheli Çocuk Ölümlerinin Araştırılması ve Bu Konuda Alınması Gereken Tedbirlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonunun görev süresinin uzatılmasına dair tezkeresi vardır, okutuyorum:

V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Tezkereler

1.- Rabia Naz Vatan Başta Olmak Üzere Şüpheli Çocuk Ölümlerinin Araştırılması ve Bu Konuda Alınması Gereken Tedbirlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonu Başkanlığının süre uzatımına ilişkin tezkeresi (3/1051)

15/1/2020

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

23/10/2019 tarihinde çalışmalarına başlayan Rabia Naz Vatan Başta Olmak Üzere Şüpheli Çocuk Ölümlerinin Araştırılması ve Bu Konuda Alınması Gereken Tedbirlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonunun 15/1/2020 tarihli toplantısında aldığı karar gereğince çalışma süresinin, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü'nün 105'inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca 26/1/2020 tarihinden geçerli olmak üzere bir ay uzatılması hususunda gereğini saygılarımla arz ederim.

                                                                                                                                 Cengiz Aydoğdu

                                                                                                                                       Aksaray

                                                                                                                               Komisyon Başkanı

BAŞKAN – İç Tüzük’ün 105’inci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Araştırmasını üç ay içinde bitiremeyen komisyona bir aylık kesin süre verilir.” hükmü gereğince Komisyona bir aylık ek süre verilmiştir.

Alınan karar gereğince gündemin “Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, Tekirdağ Milletvekili Mustafa Şentop’un Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Ruanda Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Gelir Üzerinden Alınan Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi Önleme ve Vergi Kaçakçılığına Engel Olma Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

VI.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Teklifleri

1.- Tekirdağ Milletvekili Mustafa Şentop’un Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ile Ruanda Cumhuriyeti Hükûmeti Arasında Gelir Üzerinden Alınan Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi Önleme ve Vergi Kaçakçılığına Engel Olma Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/1944) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 134) (x)

BAŞKAN - Komisyon? Yerinde.

Komisyon Raporu 134 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Sayın Özel, buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

40.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ve Anayasa’nın 138’inci maddesinin dördüncü fıkrasının Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı yasama ve yürütme faaliyeti yapılmayacağına, Anayasa’nın 153’üncü maddesinin Anayasa Mahkemesi kararlarının tüm kurumlar, kuruluşlar, organlar açısından bağlayıcılığına hükmettiğine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, tutanak altında çok önemli bir şey yapıyoruz ve burası kanun koyucu Parlamento. Mahkeme kararlarıyla ilgili bazı tartışmalar yürürken de bunların tutanakta böyle kalmaması önemli. Biraz önce Anayasa Mahkemesi kararının Resmî Gazete’de yayınlandığını ve bu karara bir an önce ilgili kurumun uyması gerektiğini söyledik. Sayın Grup Başkan Vekili “İlgili alt mahkemeye -sulh ceza mahkemesini kastediyor- gidecek, o mahkeme uyma ya da bozma kararı alabilir.” gibi bir şey söyledi. Oysa, Anayasa Mahkemesinin kararlarına bütün sulh ceza mahkemelerinin uyması gerekiyor. Geçmişte kötü istisna var, Cumhurbaşkanının “Bu kararı görmüyorum, tanımıyorum, uyulmaması lazım.” falan demesinden sonra Anayasa Mahkemesi kararına rağmen karara direnen bir sulh ceza mahkemesine karşı üst mahkemenin de yapmış olduğu sert eleştirinin ve Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığını hatırlatmasının burada altını çizmek isterim. Yine, Anayasa’mızın 138’inci maddesinin dördüncü fıkrası Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı yasama ve yürütme faaliyeti yapılmayacağına, yine, Anayasa Mahkemesi kararlarıyla ilgili Anayasa’mızın 153’üncü maddesi de bu kararların tüm kurumlar, kuruluşlar, organlar açısından bağlayıcılığına hükmetmişken bunun dışındaki bir davranışı sulh ceza mahkemesinden beklemek sulh ceza mahkemesini Anayasa’ya aykırılık konusunda talimatlandırmak anlamına gelecektir ki bunun ne Cumhurbaşkanına ne de Cumhurbaşkanının partisinin Grup Başkan Vekiline uygun olmadığını değerlendiriyor, belki bu konuda bir düzeltme yapmalarını da bekliyoruz.

Teşekkür ederim.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan…

BAŞKAN –Sayın Özel, şöyle: Anayasa 138’i hatırlattınız.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ben İç Tüzük 64’ü hatırlattım.

BAŞKAN - Anayasa 138’in üçüncü paragrafına baktığımızda da “Görülmekte olan bir dava hakkında Yasama Meclisinde yargı yetkisinin kullanılması ile ilgili soru sorulamaz, görüşme yapılamaz veya herhangi bir beyanda bulunulamaz.” ifadesi var.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Dava bitti.

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) – Dava bitti Sayın Başkanım, kesin hüküm var. Kesin hüküm var, ne davası.

BAŞKAN - Yani arkadaşlarımız, Grup Başkan Vekillerimiz buna uygun hareket ederlerse sevinirim.

Buyurun.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Başkanım, bu uzatılacak bir konu değil, boşuna polemik yapıyoruz, konu usuli bir işlemdir. Biz de Sayın Başkanın dediği gibi, Anayasa Mahkemesinin kararları doğrultusunda, uyarısı doğrultusunda tüm mahkemelerin dikkat etmesi gerektiği kanaatindeyiz. Ancak bir daha söylüyorum, usul esas olarak kıymetlidir, Anayasa Mahkemesinin kararı ilgili mahkemeye gelecek ve o karardan sonra diğer kurumlar işini yapacaktır Sayın Başkanım.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, şimdi, sizin yaptığınız hatırlatma anayasal açıdan kıymetli bir hatırlatma ancak ben de size bu mahkemenin kararının kesinleştiğini… Ki Anayasa Mahkemesine başvurmak mahkeme kararının kesinleştiğini yani mahkeme sürecinin tamamlandığını gösteriyor. Sizin okuduğunuz fıkra ise…

BAŞKAN – Anayasa Mahkemesi de mahkeme sürecinin bir unsuru, devam ettiğine göre.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – O da karar verdi efendim, bugün Resmî Gazete’de ilan edildi ve o kararla onun bittiği anlaşılıyor.

Madem karşılıklı hatırlatmalar yapıyoruz, ben de İç Tüzük’ün 64’üncü maddesini yani Başkanın kendisine sataşma durumu hariç tartışmanın özüne giremeyeceğiyle ilgili İç Tüzük hükmünü hatırlatayım o zaman.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Ama tabii ki Anayasa’nın 138’ine uygun şekilde Genel Kurulun sevk ve idaresi de bir Meclis Başkanının, Başkan Vekilinin sorumluluğu altındadır.

Teşekkür ediyorum.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Peki, ben de hatırlatayım Başkanım o zaman izin verirseniz.

BAŞKAN – Sayın Turan, buyurun.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, madem hatırlatmalarla ilgili Sayın Başkan altını çizdi, ben de ifade etmek istiyorum: 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50’nci maddesinin (2)’nci fıkrasına göre o kararın ilgili mahkemeye gitmesi gerekiyor Sayın Başkanım. O mahkemenin kararından sonra idaredeki kurum bu konudaki adımını atacaktır.

BAŞKAN – Yani mahkeme süreci o zaman tamamlanmış oluyor. O zaman neyi konuşuyoruz hâlâ burada?

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Evet, boşuna konuşuyoruz Sayın Başkan, aynısını konuşuyoruz.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, benim zaten temel itiraz noktam şu: Bir, Resmî Gazete’de yayınlandı. Bu kadar önemli bir konu, Türkiye dünyaya rezil olmuşken, Anayasa Mahkemesi bunu koymuşken ve sulh ceza mahkemesinin zaten bu karara uyması gerekiyorken Adalet ve Kalkınma Partisi adına Sayın Başkan “Sulh ceza mahkemesi uyar ya da bozar.” gibi bir söz söyledi, ben onun üzerine… Ama kendisi “Bence de uyması gerekir.” dedi, bu önemli bir teyit, bunun tutanağa geçmesi kıymetli. Öbür taraftan da Anayasa Mahkemesi kararına sulh ceza mahkemesinin uymama gibi bir durumunun bu tutanaklarda kalmamasını sağlamış olduk.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Kamuoyuna açıkladık biz Başkanım, cevap vermeyeceğim bir daha.

BAŞKAN – Tabii ki bütün arkadaşlarımızın söyledikleri kıymetli de Sayın Turan’ın bu konuda belirleyici birisi olduğunu bilmiyordum, onu da sizden öğrenmiş oldum yani.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sağ olsun, Özgür Bey hürmet etti.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Konumu icabı elbette bizim açımızdan da kıymetli bir sözcüdür kendisi.

VI.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Tekirdağ Milletvekili Mustafa Şentop’un Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ile Ruanda Cumhuriyeti Hükûmeti Arasında Gelir Üzerinden Alınan Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi Önleme ve Vergi Kaçakçılığına Engel Olma Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/1944) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 134) (Devam)

BAŞKAN – Teklifin tümü üzerinde Gruplar adına ilk söz, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Sayın Mevlüt Karakaya’nın.

Buyurun Sayın Karakaya. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA MEVLÜT KARAKAYA (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; uluslararası sözleşmelerle ilgili olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bir sistemin veya düzenin sürdürülebilirliği, öncelikle ihtiva ettiği güçlerin dengesiyle alakalıdır. Dünya düzeninin oluşması ve bunun sürdürülebilir kılınması için güçler dengesine ihtiyaç duyulduğu bilinen ve tarihî bir gerçektir. Nitekim, güç dengesi teorisi, uluslararası ilişkilerin en eski ve en temel kavramlarından bir tanesidir. Güç dengesi, rakip güçler arasındaki istikrarı sağlar. Bunun için de ittifaklar, paktlar kurulur, bloklar oluşur İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra olduğu gibi; Doğu ve Batı blokları yani kutuplar bir güç dengesini oluşturuyordu. Böylece, istilacı ve yayılımcı politikalar gün yüzüne çıkamıyordu. Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla birlikte soğuk savaş dönemi sona erdi.

Soğuk savaşın sona ermesiyle birlikte dengesiz güç dönemine girildi. Bu dengesizliğin oluşması, kantarın topuzunun küresel sömürü heveslilerinin eline geçmesine neden oldu. Güçler teorisi de geçerliliğini yitirdi. Dünya düzeni güç dengesi odaklı olmaktan çıktı, hegemonik odaklı hâle geldi. Adı da kimilerine göre “tek kutuplu dünya düzeni” kimilerine göre “yeni dünya düzeni” oldu. Bu tek kutuplu dünya düzeni kutupbaşının küreyi kendi isteğine göre şekillendirme iştahını da bir hayli kabarttı. Kendini rakipsiz gören küresel gücün dünyayı tek başına ve dilediğince tanzim etmeye dayalı bu düşüncesi yerküreyi hukuksuzluğa, istikrarsızlığa ve anarşiye havale etti. Önce, Körfez Savaşı’yla işe başladılar, eş zamanlı olarak teröristlerin hamiliğini üstlendiler, 11 Eylül saldırısının ardından Afganistan ve Taliban, sonrasında Irak’ın işgali derken dünyanın jandarmalığına soyundular. Arap Baharı, Büyük Ortadoğu Projesi derken Batı Asya ve Kuzey Afrika işgalleri gerçekleşti. Ülkelerin rejimleri değiştirilmeye çalışıldı, iç savaşlar çıktı, dünya tarihinde görülmemiş göçler, sürgünler yaşandı. Terör örgütlerine uygun iklimler oluşturup ortamlar sağlanarak yeni dünya düzeninin vesayet savaşlarında roller verildi. Türkiye için de hazırlanan çok sayıdaki senaryonun en tehlikesi ve en vahim olanı da 15 Temmuz FETÖ işgal girişimi oldu. İşgali gerçekleştirebilselerdi sadece Türkiye'yi ele geçirmiş olmayacaklardı, Suriye’yi de halletmiş olacaklardı. İran’da rejim değişikliği yolu da açıldığında İsrail’in güvenliği arzu ettikleri gibi güvence altına alınmış olacaktı ama Türk milleti bu oyunu da bozmayı bildi.

Değerli milletvekilleri, bütün bu anlattıklarım dünya güç dengesinin bozulmasıyla ilgili olarak sadece içinde bulunduğumuz coğrafyada yaşanan, ağırlıklı olarak da güvenlikle alakalı konulardandı. Bugün içinde yaşadığımız kürenin sorunları, elbette güvenlik sorunlarıyla da sınırlı değil. İklim değişikliği başta olmak üzere, biyoçeşitlilik ve diğer çevre sorunları, küresel göç sorunları, uzayın temizlenmesi ve ticarileştirilmesi, deniz yetki alanlarının sınırlandırılması, küresel enerji kaynakları ve paylaşımı, ekonomik olarak büyüyen dünyada artan küresel eşitsizlik, teknolojik gelişmeler, büyük veri ve yapay zekâ uygulamalarına duyulan endişeler ve etik kurallarına ilişkin endişeler, teknolojik gelişmeler, 4’üncü Sanayi Devrimi ve küresel işsizlik sorunu, küresel ödeme sistemleri ve kripto paralara ilişkin endişeler, küresel ekonominin kayıt altına alınması ve vergilendirilmesi ve bunlar gibi daha birçok küresel sorun. Bu sorunların kaynağı ve uygulama alanları, ülke sınırlarını aşan ve kürenin bütününü ya da önemli bir kısmını ilgilendiren konulardır. Bu nedenle, bunların çözümü de küresel iş birliği ile nimet-külfet dengesini gözeten hakkaniyetli bir çözümle mümkündür. Güç dengesinin bozulmuş olduğu yeni dünya düzeni, bu sorunların çözümünü sağlayacağı yerde bilakis faili durumuna gelmiştir. Sebebi de kendini rakipsiz gören küresel gücün dünyanın stratejik tasarımını kendi istek ve arzularına göre yapmaya çalışmasıdır. Oysa çok kutupluluk, dünyanın stratejik tasarımına sürekli hâkim olmuştu.

Değerli milletvekilleri, insancıl problemler, göçmen krizleri, jeopolitik güçlükler, zorluklar ve eşitsizlikle dolu zor bir uluslararası iklimden geçiyoruz. Dünyada Birleşmiş Milletlere üye ülkeler arasında karşılıklı güveni aşındıran ve artan bir kutuplaşma var. Şunu biliyoruz ki çeşitli fakat birbirleriyle ilişkili küresel sorunların çözümleri daha kolektif eylemleri ve iş birliğini gerektirmekte. Bu eylemler ve iş birlikleri daha verimli ve duyarlı, çok taraflılığa dayalı bir sistemi gerektirmektedir. Çok taraflılık ve uluslararası kurallar dikkate alınmadığında, güç kullanımı ve yaptırımlar mekanizmasıyla sadece uzun süreli çatışmaların yaşanacağı bir döngüye girilecektir. Çok taraflılık ve çok taraflı kurumlar, bozulan güç dengelerine de bağlı bir biçimde ciddi tehditlerle karşı karşıyadır.

Çok taraflılık, kural tabanlı ve adil küresel ekonomik ve sosyal ilişkileri geliştirmek ve sürdürmek, genel kabul görmüş normlar oluşturmak ve bunlara bağlılığı izleme açılarından son derece önemlidir. Çok taraflılık ve anlaşma bazlı kurallar, egemenlik için bir tehdit olarak görülemez, tek taraflı eylemler de çok taraflılığın yerini tutamaz. Şunu da ifade etmekte fayda vardır: Çok taraflılık üye ülkelerin sorunlarıyla boğuşmasına yardımcı olurken, uluslararası örgütler ve onların araçlarının kullanılması ulusal egemenliği azaltan değil artıran bir sonuç doğuracaktır. Bugün birbirine bağımlı hâle gelmiş dünyada ulusal çıkarları korumanın tek yolu, çok taraflı bir dünya düzeninin oluşmasında aranmaktadır. Hiçbir ülke, ne kadar güçlü olursa olsun, terörizm, uyuşturucu kaçakçılığı, uluslararası organize suçlar ve bunun gibi sınır ötesi tehditlere karşı tek başına etkili bir şekilde mücadele edemez. Çok taraflılığın bazı kurumları, zaman zaman küresel güçlerin güdümünde hareket etmiş olsalar da çok önemli projeler de uygulamaya koymuşlardır. Birleşmiş Milletler geçtiğimiz yetmiş dört yılda çok önemli projelere imza atmıştır. 2015 yılında kabul edilen 2030 Sürdürülebilir Kalkınma Gündemi, 2018’de kabul edilen Küresel Göç Sözleşmesi en son örneklerdendir. Çok taraflılık sistemi, buna ilişkin kurumları geliştirdi ve kuralları sisteme adapte etti. Söz konusu kurumlar ve kurallar ortaya çıkan çatışmaları barış içinde çözmemize de çoğu zaman yardım etti. Çok taraflılığın kurumları, bugün iklim değişikliğinden kitlesel imha silahlarına kadar küresel sorunlarla başa çıkabilmemiz için normlar oluşturmayı sağlamak zorundadırlar. Serbest ticaretin düzenlenmesi ve finansal hizmetlerin güvenli hareketi, akışı da bu alanın konusudur. Elbette çok taraflılığı yaşatmanın kurumlarının kazanımları korunmalı ve daha da geliştirilmelidir. Bugün Türkiye ve Finlandiya’nın eş başkanlığını yaptıkları Arabuluculuk Dostlar Grubu üzerinden çatışmaların önlenmesi ve çözümünde ara buluculuk rolü artırılmaya çalışılmaktadır.

Ara buluculuk ve benzeri araçların kullanımının yaygınlaştırılmasının yararlı olacağını ifade etmeliyiz. Aslında hiç kimse çok taraflılık kurumları ve bu kurumlara ilişkin kuralların mükemmel bir şekilde işlediğini ifade edemez. Bu konuda ciddi bir reforma ihtiyaç olduğu söylenen bir gerçektir. Bugün Birleşmiş Milletlerin çatışmaları ve krizleri önleyecek daha etkili yollar geliştirmesi gerektiği açıktır. Barışı inşa etmek ve sürdürmek birçok çatışmanın merkezinde yer alan yoksulluk ve eşitsizlik, aşırılık ve ayrımcılıkla mücadele etmemizi gerektirir. İdeal bir sistemi oluşturma konusunda elbette herkesin hemfikir olması beklenemez ancak asgari müşterek kurallara dayalı bir dünya düzeninde anlaşılabilir.

Birleşmiş Milletler Genel Sekreterinin reformist yaklaşımları takdirle karşılanabilecek bir durumdur. Çok taraflılığın temel yapısı durumundaki Birleşmiş Milletlerin, hepinizce de malum olduğu üzere, 5 ana birimi var. Bu 5 ana birimden 1 tanesi de Güvenlik Konseyidir.

Güvenlik Konseyi, küresel önemi çok büyük olan bir birim. Güvenlik Konseyinin daha şeffaf, temsilde adaletli ve hesap verebilir bir organ hâline getirilmesi elzemdir. Veto hakkı ve daimî üyelik, Konseyin en başta reforme edilmesi gereken alanı ve konusudur. Güvenlik Konseyinin birçok kez görevlerini yerine getirememesinin ve krizlere zamanında ve yeterli cevabı verememesinin nedeni de budur.

Sayın Cumhurbaşkanının sloganlaştırılmış “Dünya 5’ten büyüktür.” söylemi, belki de bu konuda ses getirmeye başlamış, sloganlaşmış önemli bir söylem ve istektir. Yapılacak reformlardan ortak beklenti, hem üye devletler hem de kamuoyu nezdinde Konseyin meşruiyetini artırmasıdır. Konsey ne kadar şeffaf olur, ne kadar hesap verebilir, ne kadar çok veri kabul eder, bilgi paylaşır ise o kadar etkili olur. Kendi küçülürken sorunları çeşitlenen ve katlanarak büyüyen kürede, uluslararası barışın sağlanması, sürdürülebilir kılınması için buna ihtiyaç bulunmaktadır.

Değerli milletvekilleri “yeni dünya düzeni” adı altında ifade edilen tek kutuplu ya da güç dengesi mekanizması yok edilmiş dünya düzeni, ancak küresel sömürü ortam ve iklimini geliştirerek varlığını devam ettirebilir. Bu nedenledir ki küresel sömürgeye engel olarak görülen ulus-millî devlet yapılanmasını ortadan kaldırmak için küresel bir savaşa girmişlerdir. Millî devletlerin güçsüzleştirilerek teslim alınması, yeni sömürü düzeninin 21’inci yüzyıldaki yegâne stratejisi olmuştur, uygulaması ise farklı farklı ortaya çıkmıştır: Bazıları doğrudan, bazıları dolaylı olarak hedef alınmış, bazıları içeriden, bazıları ise dışarıdan kuşatılmış, bazıları vesayet, bazıları şikâyet yoluyla, bazıları ekonomik yaptırımlar, bazıları siyasi yanıltmalarla, bazıları açlığa, bazıları demokrasiye konu edilerek, bu stratejiler uygulamaya konulmuştur, amaç ve hedeflerini gerçekleştirmeye çalışmışlardır.

Bugün daha açık bir biçimde sözde devlet postuna bürünmüş FETÖ üzerinden yürütüldüğü anlaşılan açılım süreci de 15 Temmuz işgal girişimi de bu stratejilerden bize düşen yansımalar olmuştur. Bu noktada çok önemli ve hassas bir hususun altını çizmekte fayda var. Çok taraflılığın yapı taşı olarak ifade edilen Birleşmiş Milletler, IMF, Dünya Bankası gibi uluslararası kuruluşların millî devletler üzerinde denetim baskısı oluşturmaları ve bunları “ulus ötesi” adı altında, ulus devletsiz yeni küresel sömürü düzenine geçiş kurumları yapılma stratejisi de bilinen gerçekler arasındadır. Bu sebepledir ki gelişen ve değişen dünya şartları da dikkate alınarak bu kurum ve kuruluşların millî devlet yapısını önceleyen tarzda reforme edilebilmeleri ve bu yolla çok taraflılığın sağlanmasına katkı sunmaları, kürenin içinde bulunduğu zorluklardan kısa dönemde çıkılabilmesinin şartı olarak görünmektedir.

Değerli arkadaşlar, önceki gün, parti grup toplantımızda Sayın Genel Başkanımız, kürede yaşanan yüz milyonlarca insanın trajedisinden bahsederken “tek kutuplu dünyadan çok kutupluluk arayışının sancıları” şeklinde bir tasvirle konunun özünü ifade ettiler. Millî devlet, güçlü millet yapısı ve milliyetçi düşüncenin yeni dünya düzeni tehdidine karşı en büyük engel olduğu; millî devletin gücünün millî kimlikle mümkün olabileceğinden bahisle, küreselleşmenin millî devletlerdeki yönetim iradesinin milletüstü birliklerle ve güçlerle paylaşılmaya çalışıldığını; küresel aktörlerin amacının ülkelerdeki yükselen milliyetçilik kırılması, dil, din veya mezhep farklılıklarının derinleştirilmesi ve bunların üzerinden minyatür, garnizon veya federal devletler oluşturmak olduğunu; küresel gelişmelerin bir figüranı değil, başaktörü olmayı hedefleyen milliyetçi projelerin yalnızca Türkiye’yi değil, soydaşlarımızı ve müşterek kültür dairesinde yaşayan mazlum milletleri de kurtaracak yeni bir anlayışı temsil ettiğini, böylece çoğulcu yeni bir dünya sistemine duyulan ihtiyacın giderek arttığını ifade etmişlerdir.

Değerli milletvekilleri, ben de bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlamadan önce, 15 Ocak 1985 yılında hayatını kaybeden Fazıl Küçük’ü, ölüm yıl dönümünde rahmetle, minnetle anıyor, tekrar saygılarımı sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Gruplar adına söz talepleri tamamlandı.

Şahıslar adına ilk söz Sayın Feridun Bahşi’ye aittir.

Buyurunuz. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

FERİDUN BAHŞİ (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kıbrıs Türkünün şanlı mücadelesinin lideri Doktor Fazıl Küçük’ü, ölüm yıl dönümünde rahmet ve minnetle anıyorum. Ruhu şad olsun.

134 sıra sayılı Kanun Teklifi üzerine söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

İnsanların yaşamlarını devam ettirebilmesi için temel ihtiyaçlarını karşılamada acze düşme durumu olarak tarif edilen yoksulluk ülkemizin en önemli gündem maddesi hâline gelmiştir. Mevcut ekonomi yönetiminin yalpalayan ve yozlaşan uygulamaları, israf ve istismar eden yönetim anlayışı, bilgisiz, ilkesiz ve istikrarsız siyasi yaklaşımı, kuralsız, ölçüsüz ve tutarsız politikaları sonucu sanayisiz kalan, aşırı borçlanan ülkemiz, yoksullaşan, yağmalanan ve sıcak paraya mahkûm olan bir yapıyla karşı karşıya kalmıştır.

“İtibardan tasarruf olmaz.” diyerek 28 saniyede 1 asgari ücret harcanan sarayda yaşayanlar, binmek için 80 milyon liraya lüks araç alanlar, uçan saraylarla seyahat edenler; insanlar açlıktan, yoksulluktan intihar ediyorlar, haberiniz var mı? Ülkemde açlık sınırında 16 milyon, yoksulluk sınırının altında yaşam mücadelesi veren de 48 milyon insanımız var. 2019’un ikinci çeyreği itibarıyla millî gelirin kişi başına 8.811 dolar olduğu Türkiye’de, sosyal yardımlarla geçinen hane sayısı 3 milyon 154 bindir. Genel sağlık sigortası kapsamında Sosyal Güvenlik Kurumuna 7 milyar 2 milyon 820 bin 942 lira tutarında prim desteği ödenmektir. TÜİK verilerine göre 2019 yılı Ağustos döneminde 4 milyon 650 bin kişi işsizdir ve bu oran 14,3’tür ve TÜİK, enflasyon konusunda olduğu gibi bu konuda da doğruyu söylememektedir. Devlet, alacağını yüzde 22-23 oranında artırmakta, memur ve işçiye yüzde 4,5-5 civarında zam vermektedir. Türkiye’de genç işsizlik oranı yüzde 30’lara varmış, 3 gençten 1’i işsiz durumdadır.

Değerli arkadaşlar, gelelim asgari ücret meselesine: Türkiye’de yaklaşık 10 milyon kişi asgari ücretle çalışmaktadır. TÜİK’in yayınladığı verilere göre Türkiye’de istihdam edilenlerin sayısı 28,5 milyondur. Bu veriler ışığında değerlendirildiğinde, Türkiye’de çalışan nüfusun üçte 1’inden fazlası asgari ücretle geçinmektedir. 2020 yılında -sanki çok büyük bir kıyak yapmış gibi- açıklanan asgari ücret 2.324 lira olmuştur. Arkadaşlar, asgari ücret bir lütuf veya Hükûmetin çalışanlara bahşettiği bir uygulama değildir. Bugün asgari ücret üzerinden, asgari ücretin -son dönemde- yarısına yakın vergi ve kesinti alınmaktadır. Dünyanın en adaletsiz vergi sistemlerinden birine sahip olan Türkiye’de yıllardır bütün vergi yükü ücret geliriyle çalışanların üzerindedir. Bundan dolayı, vergide adalet ilkesini hayata geçirmek için az kazanandan az, çok kazanandan çok vergi alınması yönünde mutlaka bir çalışma yapılmalı, dolaylı vergiler azaltılmalı ve en önemlisi, asgari ücret tümüyle vergi dışı bırakılmalıdır.

Değerli milletvekilleri, bugün ziraat odası başkanları Meclisimize gelerek sorunlarını dile getirdiler. Ziraat odası başkanlarımız, çiftçimizin ve tarımın içinde bulunduğu durumu bir kez daha ortaya koyarak bu sorunları Meclis kürsüsünden dile getirmemizi talep ettiler. Nedir bu sorunlar? En başta, elektrik fiyatları gelmektedir. Tarımsal üretimde başta sulama olmak üzere özellikle seralarda elektrik enerjisi tarımsal girdi olarak kullanılmaktadır. 2018-2020 yılları arasında elektrikte fahiş fiyat artışı yüzde 108,2’ye ulaşmıştır. Meskenler elektriği hâlen 69,5 kuruştan kullanırken tarım üreticisi 80,8 kuruştan kullanmaktadır yani tarım üreticisi yüzde 14 daha pahalı elektrik kullanmaktadır. Tarımda girdi yükünün hafifletilmesi için, üretimin sürdürülebilmesi için tarımda kullanılan elektrikte birim fiyatları düşürülmeli, KDV, TRT payı gibi paylar tamamen kaldırılmalıdır. Diğer taraftan, üreticilerimizin hak ettiği destek, borçlarına mahsuben, elektrik şirketlerine aktarılmaktadır. Yani devlet, şirketin tahsildarlığını yapmaktadır. Bu uygulama mutlaka kaldırılmalıdır.

Çiftçilerimizin en önemli sorunlarından bir tanesi de tarımsal kredi borçlarıdır. Birçok çiftçimiz çektiği yüksek faizli kredileri ödeyemez durumdadır. 2018 ve 2019 yıllarında özel bankalardan yüzde 40, Tarım Kredi Kooperatiflerinden yüzde 32,5, Ziraat Bankasından yüzde 16 faiz oranlarıyla kredi kullanmışlar. Bugünlerde kredi faizleri düştüğü hâlde hâlâ aynı oran üzerinden kredi ödemeye devam etmektedirler. Yaşanan afetlerin de etkisiyle çiftçimiz kredi borcundan başka banka kredisiyle de uğraşmak durumundadır. Bunlara mutlaka çözüm getirilmelidir.

Diğer önemli bir konu ise çiftçinin BAĞ-KUR primlerine getirilen zamdır. 2019 yılı içinde gübre, mazot, fide gibi girdiler ile elektriğe gelen zamlar çiftçilerimizi çok yormuş ve ödeme gücünü epeyce zorlamıştır ancak 2020 yılbaşında özellikle çiftçi BAĞ-KUR primlerine gelen zam çiftçilerimizin tamamen belini bükmüştür. Geçen yıl sonunda çiftçi BAĞ-KUR’unun aylık ödemesi 764 lira iken 2020 yılında 913 lira olmuştur. Bu artış çiftçilerimiz için ağır gelmekte, ödeme sıkıntısı çekilmektedir. Bu konuları Türkiye Büyük Millet Meclisi kürsüsünden tekrar dile getirmek istedim.

Değerli milletvekilleri, yoksulluktan, yolsuzluktan bahsederken kısaca yine yolsuzluğa değinmek istiyorum. Ülkemizdeki yolsuzluğu sadece bir örnek vererek dile getirmek istiyorum. 2019 mahallî seçimleri öncesi İçişleri Bakanlığı tarafından Kahramanmaraş Valiliği Yatırım İzleme ve Koordinasyon Başkanlığına meyve, sebze üretimini artırmak amacıyla proje karşılığı yüzde 95’i devlet katkısı, yüzde 5’i çiftçi katkısı olmak üzere 50 milyon lira ödenek tahsis edilmiştir. Ancak bu ödenek, çiftçinin kalkındırılması ve üretiminin artırılması amacıyla kullanılmak yerine tamamen partizanca ve belediye seçimlerini kazanmaya matuf olarak Elbistan, Göksu ve Türkoğlu ilçelerinde bazı yandaş kişilere aktarılmıştır. Ağırlıklı olarak Elbistan, Türkoğlu ve Göksun ilçelerindeki çiftçi desteklemelerine yönelik olarak yapılan harcamaları emekli bir vali olan Mustafa Akdeniz’in koordinatörlüğünde tedarikçilerle birlikte organize ettiği söylenmektedir. Sebze ve meyve fiyatlarının fahiş bir hâl aldığı, örneğin piyasa değeri 5-6 lira olan badem fiyatının 40-50 liraya satın alındığı, çiftçilere bölge şartlarına uygun olmayan kestane bahçeleri tahsis ettirildiği, bu işe istekli olmayan çiftçilere diğer fidanların verilmeyeceği tehdidinde bulunulduğu, ayrıca bu koordineyi sağlayan Mustafa Akdeniz’e de 6 milyon lira danışmanlık ücreti ödendiği iddia edilmektedir.

Yine, Kahramanmaraş Milletvekili olan Habibe Öçal’ın çiftçilikle alakası olmayan Kahramanmaraş Halk Eğitimi Merkezinden emekli olan kardeşi Tahsin Açıkgöz’e yüklü bir ödenek tahsis edildiği söylenmektedir. Şimdi soruyorum: Valilik emrine tahsis edilen 50 milyon TL ödenek hangi kriterlere göre harcanmıştır? Çiftçilikle alakası olmayan Milletvekili Habibe Öçal’ın öğretmen kardeşi Tahsin Açıkgöz’e hangi yasa ve yönetmeliklere uyularak ev, su kuyusu, tarla içi damlama sulama sistemleri, sebze kurutma seraları, sebze yetiştirme seraları kurdurulmuş; bunlar için ne kadar ödeme yapılmıştır? Bu çiftçinin yüzde 5 çiftçi katkı payı kimler tarafından karşılanmıştır? Yapılan ödemeleri organize ettiği söylenen ve emekli vali olan Mustafa Akdeniz kimdir? Bu kişiye iddia edilen ödemeler gerçekten yapılmış mıdır?

Yoksulluğun ve yolsuzluğun son bulması dileğiyle Gazi Meclisimizi ve yüce Türk milletini saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Şahsı adına ikinci söz Sayın Turan Aydoğan’ın.

Buyurun Sayın Aydoğan. (CHP sıralarından alkışlar)

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) – Sayın Başkanım, yüce Meclis; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Cumhurbaşkanımızın, yakın tarihte, engellilerle ilgili, Külliye’de yaptığı bir konuşma var; engellilerle ilgili tören yapılırken diyor ki: “Ülkenin kaynakları, eskiden olduğu gibi bir avuç mutlu azınlığa verildiğinde bunun adı kalkınma değil, adaletsizlik olur.” Yani adaletsizliğe karşı olduğunu, ülkenin kaynaklarının eşitlik ilişkisi içerisinde ve adaletli olarak dağıtılması gerektiğini söylüyor. Kim söylüyor? Tam yirmi beş yıldır kamu hayatını yönlendirecek derecede etkili düzeyde bu ülkede yönetimde bulunan kişi söylüyor. Yani 1994 yılında İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olarak başlamış olduğu serüveni en sonunda tek adamın Külliye sultasına dönüştürecek kadar bu ülkede söz sahibi olan birisi diyor ki: “Bu olur.” Bu ülkede ne olmuş bu arada? Bu ülkede derin adaletsizlikler olmuş. Cezaevlerinden tutun, yoksulluktan belediyecilik hizmetlerine kadar büyük adaletsizlikler olmuş. Bu adaletsizliklerin Sayın Cumhurbaşkanının bilgisinden uzak olduğunu söyleyecek değilsiniz herhâlde. O zaman demek ki eylem ile söylem arasındaki uçurumu burada konuşmamız gerekiyor, sizi sizinle yüzleştirmemiz gerekiyor. Ama ekranları başındaki sevgili halkımıza da şunu söylememiz gerekiyor: Sakın korkmayın, bu adaletsizlikler çok yakında bitecek. Çünkü bu adaletsizlikler, artık adaletsizliği yapanların taşıyabilecek kadar bile sahiplenemediği düzeye geldi. Şu Mecliste Adalet ve Kalkınma Partisi milletvekillerinin şimdi söyleyecek olduğum adaletsizliklere yönelik olarak çıkıp “Hayır, bu adaletsizlik değildir.” diyecek durumları yoktur, hatta inanıyorum ki onlar da benim kadar bu adaletsizliklerden muzdariptirler. Nedir bunlar? Az önce cep telefonuma geldi, büyük bir ihtimalle bütün Adalet Komisyonu üyelerinin cep telefonlarına aynı mesajlar geliyor. Vatandaş yazmış, demiş ki: “Allah’tan korkun.” Aynen böyle. “Reis, bize söz verdin, çekten kaynaklı hiç kimse hapis yatmayacaktı, üzerinden bir buçuk yıl geçti, niye var?” soruyor. O Çek Kanunu’nun mağduru olan şahıs sizin bozduğunuz ekonominin de mağduru aynı zamanda; yoksulluğun, yoksunluğun, eşitsizliğin, adaletsizliğin mağduru, faturayı o ödüyor, sizden de yardım istiyor. Niye bu konularla ilgili hiçbir düzenleme yapıyorsunuz? Niye kılınız kıpırdamıyor? Aynı şey infazla ilgili önünüzde var. Aynı şey KHK’lilerle ilgili önünüzde var. Aynı şey birçok konuyla ilgili önünüzde var. Örneğini vereyim mi? Cezaevinde 780 çocuk annesiyle birlikte tutuklu, hiç mi vicdanınız sızlamıyor? Bu konuyla ilgili kanun teklifi verdim ben. Eğer vicdanınız varsa hiç beklemeyin, muhalefetten gelmiş, oradan gelmiş, buradan gelmiş demeden sahiplenin, değilse teklifi kendiniz verin kardeşim, destekleyelim. 780 çocuk anneleriyle beraber cezaevinde yatıyor, X-Ray cihazlarından geçiriliyorlar yani çocuk olarak bedensel bütünlükleri, bir anayasal hakları ihlal ediliyor. Bu çocuklara yazık değil mi? Gayet basit. Bazı suçlarla ilgili, infazın çocuk belli bir yaşa gelene kadar ertelenmesiyle ilgili bir düzenleme yapılması konusunda niçin şu birtakım insanları abat eden düzenlemeleri yaptığınızdaki kadar hareketli olmuyorsunuz? Bazen öyle hareketli oluyorsunuz ki yaptığınız yanlışı reis geri gönderiyor. Size bu kürsüden söyledim ben, çevreyi kirleten bacalarla ilgili. Aynen şunu söyledim, dedim ki: Yapmayın, bu Parlamentonun onuruyla oynamayın. Bakın, bunu çıkaracaksınız; sonra bir başka yerden geri dönecek, mahcup olacaksınız. Niye bu kadar özensizsiniz? Sorma hakkımız yok mu şimdi bu konuşmayı burada yapan adam olarak? Neyse, bunları geçiyorum.

Genç işsiz sayısı son bir yıl içerisinde 500 bin arttı. Nerede burada adalet, nerede? Herkesin babası sizin gibi paralı değil, her çocuk hayata böyle bakmıyor, intiharlar geliyor arkasından; hiç mi vicdanınız sızlamıyor, hiç mi üzülmüyorsunuz?

Kadınlar öldürülüyor bu ülkede, adaletsizliğin en büyüğü, kadınlar öldürülüyor. 100 küsur kadının koruma talebi olmasına rağmen korunmadığını belgeler ortaya koyuyor, yasal belgeler; belge dışı olanları saymıyorum. 400’e yakın kadın öldürülmüş, 100 küsurunda bu sorun var.

Bu ülkenin 10 kadınından 7’si çalışmıyor; çalışabilecek yaşta, 7’si çalışmıyor. Anayasa’nın 48’inci ve 49’uncu maddesi hiç mi sizi ilgilendirmiyor kardeşim? Bu ülkenin kaynaklarını bu kadar hovardaca harcama hakkını nereden buluyorsunuz?

Cezaevinde yatan insanların yakınları cezaevinde kötü muamelenin had safhaya vardığını gelip bizlere anlatıyor; hatta şu anda ölüm orucunda olan insanlar var. Bu Meclis bu ülkenin Meclisi değil mi? Neden bunlarla ilgili bir araştırma komisyonu kurmuyor, neden bu konunun üzerine gitmek için bir görev ifa etmiyor, neden sorumluluk duymuyor? Şu anda 200’üncü gününe gelmiş ölüm orucuna kadar varmış insanlar var cezaevinde. Parlamentonun bu kısmı neden hiç ziyaret etmiyor bu arkadaşlarımızı?

Efendim, bu adaletsizliklerin yanında başka bir adaletsizlikten bahsedeceğim size, yerel yönetimlerle ilgili adaletsizliğiniz. Coğrafyamızın güneydoğusunda hiçbir belediye başkanını görevde bırakmadınız, Meclis üyelerinin tamamını görevden aldınız. Hiç düşünmüyor musunuz? Burada daha önce atadığınız kayyumlar vardı, Şırnak’ta, Hakkâri’de, Van’da, orada burada; aday gösterdiniz, yüzlerine bakılmadı, çöpe atıldılar, rezil oldunuz. Şimdi, bu seçim yapılır yapılmaz tekrar görevden almalar yaptınız ve onların yerine kayyumlar atadınız; hatta meclis üyelerini belediyelere sokmuyorsunuz. Düşünebiliyor musunuz; sizin partinizde olan bir meclis üyesini herhangi bir belediye başkanı sokmuyor belediyeye, kıyameti koparırsınız. Peki, coğrafyamızın güneydoğusu bize ait değil mi? Buralarla ilgili niye hiç aklınıza gelmiyor oradaki haksızlıklara, hadsizliklere karşı çıkmak?

Bununla da bırakmadınız; İstanbul adayınız Sayın Binali Yıldırım çıktı, metroyu 518 kilometreye çıkaracağını söyledi alanlarda. Ama gel gör ki sizin metro yapmak gibi bir derdiniz yok. Sayın İmamoğlu göreve geldiğinde iki yıla yakın durmuş olan yani sizin döneminizde, yandaş müteahhitlerinize parayı başka yerlerde verirken, İstanbul halkını metrodan mahrum ettiğiniz o iki yıllık süre içerisinde durmuş olan metro çalışmalarını hareketlendiriyor -seyrediyorsunuz buradan, seyrediyorsunuz- yurt dışı kaynaklar buluyor bunlara, krediler.

YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) – Siz hangi metroları yaptınız?

TURAN AYDOĞAN (Devamla) – Yurt dışı kaynaklar buluyor bunlara, gittiği yerlerde itibarlı olduğu için gayet rahat bulabiliyor. Ama maalesef sistemin bir yanı var, o da şu: Bu yurt dışı kaynakların verilebilmesi için sizin gölge etmemeniz gerekiyor, başka ihsan istemiyor sizden kimse. Sadece 2020 yılı kamu yatırımları içerisine bunların alınması gerekiyordu. Çıkıyorsunuz, milletin gözünün içine baka baka yalan konuşuyorsunuz “Bunlarla ilgili başvuru yok.” diye. Burada elimde belgeler var, tamamıyla ilgili, temmuz ayından kasım ayının sonuna kadar kamu yatırımına alınsın diye Sayın İmamoğlu’nun imzasıyla başvurular var. Ulaştırma Bakanınız ya cevap vermiyor ya da verdiği cevapta, mesela Yenidoğan-Hastane metro hattı gibi çok verimli görmediğini söylüyor, bir kamu yatırımını çok verimli görmüyor. Kim görmüyor biliyor musunuz? Osmangazi Köprüsü ile Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nü bu milletin başına bela eden şahıs görmediğini söylüyor. Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nde bir yıl için verdiğiniz garantiyi ancak üç yılda geçecek kadar araç sayısıyla tamamlayabiliyorsunuz, milletin sırtına vuruyorsunuz oradakini ama bu milletin kent hakkı olarak, kentteki bütün hizmetlerden eşit yararlanma hakkı olarak ayağına kadar gidecek metroyla ilgili duymazlıktan geliyorsunuz. Peki, Binali Yıldırım seçilseydi onu yalancı mı çıkaracaktınız? Ortada o zaman şöyle bir şey var: Ya Binali Yıldırım Yalancı ya siz adaletsizsiniz, siz eşitlikçi değilsiniz. Hangisini kabulleniyorsanız kabullenin, sizin bileceğiniz bir şey bu, bu konuyla ilgili niye bir şey söyleyeyim ben size? Ama şu bir gerçek: O metrolar yapılacak -ben burada sızlanmıyorum, vatandaş ekranlardan sizin durumunuzu anlasın diye söylüyorum, sizi teşhir ediyorum- yapılmasını bu şekilde engellemeye devam ettiğiniz sürece sizi İstanbul sokaklarına çıkamaz hâle getireceğiz bu kürsülerde. (CHP sıralarından alkışlar) O metroları İstanbul halkı yan yana yatar ray olur yapar, size ihtiyacı yok ama sorun şurada: Ankara’da bir kamburunuz var, Notre Dame'ın kamburu, klavye beyefendisi, trol, eski Belediye Başkanınız, görevden aldınız, Melih Gökçek; sahip de çıkamazsınız ona şimdi, zaten utanıyorsunuz, sizin için Notre Dame'ın kamburu. Bu vatandaş 1 metre metro yapmadı. 4 katrilyon lira kamu borcunu affettiniz, üstüne Ankara’da Karayalçın’dan sonraki metronun neredeyse tamamını Ulaştırma Bakanı yaptı. Bu mudur sizin adaletiniz?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Aydoğan, tamamlayın sözlerinizi.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Konuyu anlatamadı Sayın Başkan.

ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – Talep ne, talep?

TURAN AYDOĞAN (Devamla) – Ankara’daki vatandaşlara Notre Dame'ın kamburunun yarattığı her türlü rezaleti tasfiye ederek yol verdiniz, İstanbul’a gelince -sizden para pul isteyen yok sadece kamusal bir görevi- Anayasa’nın 127’nci maddesi ile 126’ncı maddesi arasındaki iki kamu kurumu arasındaki entegrasyonu Sayın Cumhurbaşkanının 104’e göre sağlaması gerekirken yan gelip yatıyorsunuz, sorun değil ama size şunu hatırlatayım. Sizin anlayacağınız dil midir bilmiyorum ama Mâide Suresi’nin 8’inci ayeti diyor ki: “Ey inananlar, Allah için adaletle tanıklık edenler olun. Bir topluluğa karşı duyduğunuz kin –İmamoğlu’na aynen bunu uyguluyorsunuz- sizi adaletten saptırmasın. Adil davranın. Korunup sakınma hâline uygun olan budur. Allah’tan sakının çünkü Allah yaptıklarınızdan haberdardır.” İmamoğlu bu işi çözer ama siz Allah’la aranızdaki sorunu çözemezseniz.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) – Allah’la aramıza girme!

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Turan…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, bu dil iyi bir dil değil; ayetikerimeyi böyle siyasete alet etmesi, bu tarz ifadeler kullanması hiç yakışık almadı. Bunun dışında…

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) – Sen mi söylüyorsun?

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Efendim?

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) – Sen mi söylüyorsun?

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Niye kahkaha atıyorsunuz?

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) – Atarım. Adalet ve Kalkınma Partisinden böyle bir ifade gelirse atarım.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Bu siyasi terbiye Sayın Başkan. Konuştu ağzımızı açmadık; bakın, daha bir kelime söyledim, hemen kahkahalar falan, bu doğru bir şey değil, bilerek yapıyorlar bu işi. Sayın Başkan, bu üslup iyi bir üslup değil, bir daha söylüyorum.

BAŞKAN – Yani ben oraya kadar müdahale edemiyorum buradan.

Buyurun.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Ama çok ayıp bir şey Sayın Başkan. On dakika konuşuyor, daha bir cümle söylemedim, yarım yani.

BAŞKAN – Ben açayım mikrofonu, stenograf arkadaşlar da yorulmasınlar.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) - Şunu söylemek istiyorum: İmamoğlu veya başkası, kim olursa olsun, işini yapsın kanun çerçevesinde. Bakanlığın görevi belli, belediyeninki belli, herkes iyi bir şey yapanı alkışlar zaten Sayın Başkanım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) – Sayın Başkanım, tarihlerini söylerim, karşılığını gelsin Grup Başkan Vekili söylesin. Öyle havaya yazmak yok. Tamam mı?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Kulağa hoş geliyor.

BAŞKAN – Kulağa hoş geliyor, evet.

Bir daha söyleyin Sayın Aydoğan, iyi başladınız.

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) – Yazılan yazıların tarihlerini söylerim, Ulaştırma Bakanlığının ne yaptığını gelir anlatır.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Hatip konuşurken HDP mi konuştu CHP mi anlamadık. Konuşmanın yarısı metro, yarısı HDP avukatlığı, anlamadık, garip bir şey.

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Sayın Başkan, özür diliyorum.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Özel, ben de niye araya girmediniz diye merak ediyordum.

Buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

41.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın yerinden sarf ettiği bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, şimdi tutanağa giriyor söyledikleri, “HDP’nin avukatlığı” falan diyor. Birincisi şunu söyleyeyim: CHP ile HDP ayrı siyasi partiler ancak bir hukuksuzluğu eleştirmek için o partiden olmaya gerek yok, aksine Cumhuriyet Halk Partisinin üstlenmiş olduğu misyon her türlü haksızlığın, hukuksuzluğun, adaletsizliğin karşısında dosdoğru durmaktır. Mecliste 10 siyasi parti var, 10’uyla da konuşan tek siyasi partiyiz. Bu, bir eleştiri konusu olamaz. Kayyumlarla ilgili bir haksızlık varsa hatibimiz onu dile getirmiştir. Bu hiçbir siyasi partinin avukatlığı anlamına gelmez, zaten o siyasi parti böyle bir avukata da ihtiyaç duymaz. Cumhuriyet Halk Partisi de bu işi bir avukatlık olarak değil, hukuku ve adaleti savunma olarak görür.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Turan, buyurun.

42.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, konuşmacının on dakikalık konuşmasında görüşmüş olduğumuz kanun teklifiyle yani sözleşmeyle ilgili hiçbir konuya değinmemiş olmasını eleştiriyorum, bir.

İkincisi, konuşmanın bir kısmında kayyumlar başta olmak üzere HDP vekili gibi konuşmasını, ardından metro gibi garip bir bağlantı kurmasını garipsediğimi söylüyorum ama Sayın Grup Başkan Vekili “Efendim, CHP her türlü adaletsizliğe karşı çıkarmış.” diyor. Ben de diyorum ki “herkes” dediği HDP’yse bunu anlarım ama biz CHP’nin 367 krizinde adaletin yanında olmadığını gördük. Biz CHP’nin parti kapatılmasında AK PARTİ’nin aleyhine olduğunda nasıl “Ankara’da hâkimler var.” dediğini gördük. Biz, CHP’nin daha birçok konuda adaletsizliğin başköşesinde durduğunu gördük. HDP olunca adalet ama onun dışındaki konularda da adalet dışında bir söylem; bu, doğru bir yaklaşım değil.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Turan.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Adaletse 82 milyonun adaletinin olması lazım. HDP’nin adaletine “baş tacı” diyecek ama AK PARTİ’nin kapatılmasında, 367’de, başörtüsünde, milyon tane örnekte hep adaletin karşısında olacaklar; bu, doğru bir yaklaşım değil Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Oluç, buyurun.

43.- İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın vekiller, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkan Vekilinin aslında böyle bir konuşma yapmasını bekleriz, her zaman böyle konuşmalar yapıyor çünkü şöyle bir sorun var: Demokrasi meselesi ve hukukun üstünlüğü meselesi, Adalet ve Kalkınma Partisinin meselesi değildir, bu iktidarın meselesi değildir, onu gösteriyor. Neden? Ya, 65 tane belediyenin 32 tanesine İçişleri Bakanı eliyle kayyum atanmış, halkın iradesi gasbedilmiş, aylardan beri, 19 Ağustos’tan beri buradaki neredeyse her oturumda bunu bir kez dile getiriyoruz, bir kez olsun Adalet ve Kalkınma Partisi kalkıp da bu demokrasi ayıbını, bu hukuk ayıbını, bu insan hakları ayıbını, bu rezaleti eleştiren bir tek cümle kurmadı, kurmadı. Neden? Çünkü demokrat değiller, çünkü hukukun üstünlüğüyle alakaları yok.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Oluç.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Çünkü aslında bir atanmışlar cumhuriyeti, bir atanmışlar rejimi istiyorlar, çünkü bir kayyum cumhuriyeti istiyorlar, o nedenle karşı çıkmadılar.

Şimdi, başka partiler, muhalefet partileri, Cumhuriyet Halk Partisi olsun, diğer partiler olsun, kayyum anlayışını eleştirdikleri zaman zıplıyorlar, rahatsız oluyorlar. Neden? Siz de eleştirin, demokrasiye sahip çıkın, hukuka sahip çıkın, seçmen hukukuna, sandık hukukuna ve adaletine sahip çıkın. Çiğnediniz bunların hepsini, açıkça çiğnediniz.

Bakın, ben size bir şey daha söyleyeceğim: Yaklaşık bir saat on beş dakika evvel İstanbul il binamızın önünde bir kişi, kimliğini bilmiyoruz, 6-7 el silahla havaya ateş ediyor ve ondan sonra bizim İstanbul il binamızın sokağının başındaki Emniyet amirliğine sığınıyor. Şimdi, bunun açıklaması yapılıyor ve hukukçular bunun peşinde.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Bir saat on beş dakika evvel.

Şimdi, ben şunu bekliyorum Adalet ve Kalkınma Partisi başta olmak üzere bütün siyasi partilerden: Bir siyasi partiye, demokratik siyaset alanında faaliyet sürdüren bir siyasi partiye silahlı saldırı olmuştur; kınıyor musunuz, kınamıyor musunuz? Hadi gelin bakalım şimdi konuşalım. Demokrasiye, demokratik siyasete, hukuka, adalete sahip çıkıyor musunuz, çıkmıyor musunuz şimdi görelim. Bir saat on beş dakika evvel. Niye Emniyete sığınıyor bu kişi? Çünkü İçişleri Bakanı aslında bu saldırının ve bu tür saldırıların hepsinin siyasi sorumlusudur, açıkça ilan ediyorum. Bizim partimize, yöneticilerimize, milletvekillerimize, parti liderimize yapılan her tür saldırının siyasi sorumlusu, bir numaralı siyasi sorumlusu İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’dur. Kalkın eleştirin, kınayın. “Bu nasıl oluyor?” diye sorun.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayın sözlerinizi.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Şimdi, dolayısıyla, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu aslında demokratik siyasete sahip çıkıyorsa; hukuka ve demokrasiye, insan haklarına sahip çıkıyorsa, özgürlük ve eşitliklere sahip çıkıyorsa yapması gerekenler budur. Kayyumları siz de eleştireceksiniz, silahla bir siyasi partiye saldıranı siz de eleştireceksiniz. Demokratik siyasete hep birlikte sahip çıkacağız ki sorunlarımızı konuşarak, diyalogla, müzakere içinde çözebilelim.

Teşekkür ediyorum efendim. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Turan, Sayın Özel’in de söz talebi var, toptan cevap verirsiniz.

Sayın Özel, buyurun.

44.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, çok uzatma niyetinde değilim. Ancak, bu Parlamentoda grubu bulunan bir siyasi partinin milletvekiline “Bir başka siyasi partinin vekili gibi konuşuyor.” diye bir itham her iki partiye de saygısızlık, birincisi bu.

İkincisi: Geçmişteki süreçlerde bir toptan söylemle “CHP türbanda hukukun yanında…” Böyle bir şey yok. Bu ülkede başörtüsü sorunu çözüldüyse Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun burada takındığı tutum, aldığı inisiyatif üzerine çözülmüştür. Bu meselenin üzerine buradan bir siyaset yapmaya çalışmak şu demek: “Ya, Özgür Özel, Cumhuriyet Halk Partisi, bu polemikte, bu tartışmada ben mağlubum ama ben işi bambaşka bir istismar alanına çekeyim, oradan başka bir tartışma çıkarayım ve bu ülkenin aştığı bir sorundan, aşmasından da memnuniyet duyduğumuz bir sorundan kendime siyasi bir rant çıkarayım.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bu, basit ve bu Mecliste temsil edilen bir siyasi partinin Grup Başkan Vekiline yakışmayacak bir söylemdir; bunu çok net olarak söylüyoruz.

Şunun da garantisini veririz: Önümüzde yapılacak seçimlerden sonra, millet kararını verdiğinde, muhalefete düştüğünüzde ve yapılan tüm iş ve işlemlerin hukuka uygunluğu denetlendiğinde, Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı döneminin yargılandığı süreçte o konuda tam, adil, hukuka uygun bir yargılama süreci yaşanmasının en büyük gözeticisi yine Cumhuriyet Halk Partisi olacak. Birileri, eline geçirdiği kamu gücüyle sizi ezmeye kalkarsa, mahkemelerin üzerine baskı kurmaya kalkarsa ve Yüce Divan veya diğer yetkili mahkemelerdeki yargılamalar sırasında birileri sizin hukukunuzu çiğnemeye kalkarsa onun karşısında duracak olan yine Cumhuriyet Halk Partisinin demokrasi anlayışıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bugün, elinize geçirdiğiniz kamu gücüyle Anayasa Mahkemesine alt mahkemeleri uymamaya davet eden Genel Başkanınızdan tutun da “Onu serbest bırakmam. Onu öyle bırakmam.” diyen Cumhurbaşkanınızdan tutun da Cumhuriyet Halk Partisinin Genel Başkanını ya da başka siyasi partileri sürekli kriminalize eden ve onun üzerinden bir tehdit diliyle ve bir şeytanlaştırıcı dille onu hedef gösteren İçişleri Bakanınıza kadar, yapmış olduğunuz her şeyin kendisi… Atadığınız kayyumlar… 31 Martta yüzde 70’e 20 yenilmişsiniz. Yüzde 20 oy alanlara orayı yönettiren kayyum anlayışı da, kaybettiğiniz ilçelerde birtakım yol, yöntemlerle elde etmeye çalıştığınız transferler üzerinden yerel seçim mağlubiyetini ortadan kaldırıp yerelde alamadığınız yetkiyi masabaşında ya da kayyum siyasetiyle almanız da bu milletin hafızasından silinmez. Günü geldiğinde AK PARTİ iktidarı ve onun hukuka uygun olmayan talimatlarıyla işlenen suçlardan yargılanacak olan herkesin hukuka uygun yargılanmasının teminatı yine Cumhuriyet Halk Partisi olacaktır.

Saygılar sunuyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Turan…

45.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in ve İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un yaptığı açıklamalarındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, ben Özgür Bey kadar uzun konuşmayı doğru bulmuyorum, gündemimiz yoğun ancak konuşma yaparken “Mağlup olunca böyle dedi.” falan tarzı dili de doğru bulmuyorum; ne mağlubu, ne galibiyeti? 2 medeni insan konuşuyoruz.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bir tartışmanın içinden çıkamayınca türbana sarılmanı söylüyorum.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Bazen öyle olur, bazen böyle olur dolayısıyla bu bir mağlubiyet değil, burası ring değil. Bizim tartışmayı bir erdem bilmemiz lazım. Bağırarak, kızarak, mağlup olmak olarak değerlendirmeyi doğru bulmuyorum.

Onun dışında, konuşma yapan milletvekili eğer kendi partisinin dışında bir dili çok fazla öne çıkarmışsa “Falanca partinin diliyle konuşuyor.” demeyi de bir kötü yaklaşım olarak düşünmüyorum. Bir insan kendi partisinin dışında bir dil kullanmışsa bu tespit yapılabilir. Bu hakaret değil, bu bir ilzam değil. Bir daha diyorum: Kendi partisinin dilinin dışında bir dil kullanmışsa bu söylenebilir.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Onu sen mi tayin edeceksin bir de?

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Bu yanlış bir iş değil, ben öyle görüyorum.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Neyini görüyorsunuz?

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sakin. Ben öyle görüyorum ya.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ya, kayyum meselesinde kullandığı her cümle Genel Başkanın ve bizim kullandığımız cümlelerle bire bir aynı.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – İki…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, tarih boyunca hangi partinin hangi darbenin yanında veya karşısında olduğunu, hangi adaletli adımın yanında veya karşısında olduğunu tüm dünya biliyor.

Kayyum meselesine gelince. Bunu çok tartıştık diye bir daha açmak istemiyorum ama HDP’nin Grup Başkan Vekili açtığı için söyleyeceğim: Biz kayyum atanmasını isteyen bir ekip falan değiliz.

KEMAL PEKÖZ (Adana) – Atayacağınızı en baştan söylediniz, seçim öncesi söylediniz “Atayacağız.” dediniz.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Kayyum, bir sonuçtur; kayyum, anayasal sistem içerisinde işleyen bir usulün gereğidir “Siz şu adımları atarsanız idare bu tedbiri alır.” demektir. Dolayısıyla AK PARTİ kayyumun karşısında veya yanında demeyi doğru bulmuyorum. AK PARTİ değil mesele, idarenin Anayasa’nın tanıdığı bir yetkiyi kullanması meselesidir.

Onun dışında, Sayın Saruhan’ın ifade ettiği konudan şimdi haberdar olduk. Bir silahlı saldırı iddiası var. Eğer böyle olmuşsa, bırakın biz bir partiye silahlı saldırıyı -şiddetin her türlüsüne karşıyız- tabii ki kınarız, tabii ki karşısında oluruz ve idarenin de Emniyetin de bu konuda tüm tedbirleri alacağını, olayı takip edip sonuçlandıracağını düşünüyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Oluç, buyurun.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Yapma Sayın Oluç, daha ne diyeyim, alttan alıyoruz.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Yok, sadece kayıtlara geçmesi için belirteceğim, polemiği sürdürmek için değil. “Kayyum atamaları anayasaldır.” dedi. Anayasa çiğnenmektedir ve yasal çerçeve çiğnenmektedir. Bunun kayıtlara geçmesini bir kez daha istiyorum. Nasıl olsa bu konuyu daha tartışmaya devam edeceğiz.

Teşekkür ederim.

VI.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Tekirdağ Milletvekili Mustafa Şentop’un Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ile Ruanda Cumhuriyeti Hükûmeti Arasında Gelir Üzerinden Alınan Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi Önleme ve Vergi Kaçakçılığına Engel Olma Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/1944) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 134) (Devam)

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, başka söz talebi yok. Teklifin tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ İLE RUANDA CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ ARASINDA GELİR ÜZERİNDEN ALINAN VERGİLERDE ÇİFTE VERGİLENDİRMEYİ ÖNLEME VE VERGİ KAÇAKÇILIĞINA ENGEL OLMA ANLAŞMASININ ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TEKLİFİ

MADDE 1- (1) 1 Aralık 2018 tarihinde Buenos Aires’te imzalanan “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Ruanda Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Gelir Üzerinden Alınan Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi Önleme ve Vergi Kaçakçılığına Engel Olma Anlaşması”nın onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – 1’inci üzerinde gruplar adına ilk söz İYİ PARTİ Grubu adına Sayın Hasan Subaşı’nın.

Buyurun Hasan Bey. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA HASAN SUBAŞI (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Ruanda’yla yapılan sözleşme bütün parti gruplarınca olumlu bulunmuştur. Biz de onaylıyoruz çünkü Ruanda’dan söz etmezsek Grup Başkan Vekili Sayın Bülent Turan Bey’in “Sözleşmeyle ilgili ne söylediniz?” sözüne maruz kalmamak için önce bunu onayladığımızı, doğru bulduğumuzu ifade etmek istiyorum, sonra da Sayın Oluç’u Adalet ve Kalkınma Partisi hakkında adalet, özgürlükler ve insan hakları eleştirisi yaparken haklı bulduğumu da ifade etmek istiyorum.

Ben Adalet Komisyonunda olan bir kişi olarak, Adalet Komisyonunun hiç toplanmadığını düşünürsek, İnsan Hakları Komisyonunun, Çevre Komisyonunun, Eğitim ve Sağlık Komisyonunun neredeyse toplanmayıp, görev yapmayıp, 7/24 sadece Plan Bütçe Komisyonunun görev yapmasıyla Hükûmetin sadece para toplamayla meşgul olduğunu izninizle ifade etmek istiyorum.

Şimdi, birçok arkadaşımız ifade etti, kamyoncu esnafımızın sorunlarının Türkiye'nin hemen hemen her yerinde çok ciddi eylemlere neden olduğunu biliyoruz. Bunun nedenine baktığımızda… Ben de Antalya’da toptancı hal ziyaretimde kamyoncular kooperatifini ziyaret ettim eylem sırasındayken -bir haftalık eylemleri vardı- ve hemen hemen Türkiye’yi besleyen Antalya toptancı hâlinde esnaf elindeki sebze ve meyvede neredeyse çürütmekle karşı karşıyaydı çünkü kamyoncu esnafı bir hafta süreyle taşımayı bırakmıştı.

“Neden?” diye incelemek gerekir. Çünkü bu dijital takograf ve birtakım düzenlemeler yapıldığında -mazot girdilerinin de çok arttığını düşünürsek- zaten yükleri çok ağır olan kamyoncu esnafın neredeyse kontağı çevirdiğinde 25 bin liraya yakın masrafının olduğunu öğrendik. Ayrıca, takograf düzenlemesine hazırlık yoktu, altyapı yoktu ve dört buçuk saatte bir kırk beş dakikalık dinlenmeler için yeterli tesis de yoktu; ayrıca, ikinci dört buçuk saatten sonraki on iki saat dinlenmeyle de İstanbul’a, Karadeniz’e ya da belli mesafelerdeki şehirlere bu sebze ve meyveyi ulaştırma imkânları yoktu.

Hükûmetin şöyle bir uygulaması oluyor genelde: Avrupa Birliğinin ve Batı’nın standartlarına önce karşı çıkıyor, hiç beğenmediğini ifade ediyor, hatta bazen de “düşman” olarak ifade ediyor, Batı da bizi ibretle seyrediyor. Ama bu defa, Batı’nın uygulamalarında, Avrupa Birliğinin uygulamalarında eğer para toplamaya dönük uygulamalar varsa hemen o uygulamalara geçiliyor.

Bununla, yine, kamyoncu esnafının ödeyeceği tutar -arkadaşlarımızın da ifade ettiği gibi- B1 Yetki Belgesi için 2019’da 60 bin lirayken 250 bine, B2 Yetki Belgesi için 2019’da 25 bin lirayken 180 bine çıkıyor; D1 Yetki Belgesi 30 binden 200 bine, D2 Yetki Belgesi de 15 binden 165 bine çıkıyor. Yine, bu, dijital takografın maliyeti de hemen takılır takılmaz ayrıca 3.500 TL.

Şimdi, dokuz saatte Avrupa’da 900 kilometre yol alınırken, kamyoncu esnafı Türkiye’nin altyapı şartlarında bunun yarısını bile katedemiyor. O zaman, Avrupa şartlarında para toplamaya dönük bu tür uygulamalara hemen sarılırken acaba Türkiye’de bunun altyapısı var mı, esnafımız hazır mı, esnaf gerekli parayı kazanabiliyor mu, mutlaka bunların da incelenmesi gerekirdi.

Neyse ki bir yıllık bir ertelemeyle kamyoncu esnafı yine işine başladı ama bir yıl sonra aynı uygulamaların tekrar ettiğini göreceğiz çünkü bu konudaki altyapı ve esnafın hazırlığı yoktur. Esnafın en büyük sıkıntılarından biri şu ve “Bizi lojistik firmalarına mahkûm ediyorlar çünkü bu paraları da ödeme şansımız yok. Bizim bu teknolojiye ayak uydurmamız da kolay değil.” derler.

Yine, Antalya’da, engelli bireylere yönelik Özel Eğitim Kurumları Dernekler Federasyonu toplantısı vardı. Bunların bir istekleri… Devletin şöyle bir uygulaması var, Hazine ve Millî Eğitim Bakanlığıyla birlikte: Özel firmalara, özel eğitim veren, engelli çocuklarımızı evinden alıp yetiştiren, onlara özel eğitim veren kurumlara kişi başına, engelli başına bir ücret ödeniyor. 35 bin böyle, engelli yurttaşımız var ve 2004 yılında uygulamaya geçtiğinde her engelli bireyimiz için devlet 1 asgari ücret karşılığı bedel öderken bugün geldiğimiz noktada bunun üçte 1’ini ödemeye başlamıştır.

Şimdi, bakıyoruz, devletin bu tür destek ve teşvik uygulamalarına: Yine, bugün ziraat odaları Meclisi ziyaretlerinde, tarım kesiminde desteklerin tarım kesiminde hiç artmadığını, ayrıca elektrik fiyatlarının iki yıl içinde yüzde 108 arttığını ve konutlarda bile 68 kuruşken tarım sektörünün 100 küsur kuruş elektrik bedeli ödediğini ve tarıma geçtik teşvikten -eskiden yüzde 32 desteği vardı tarımın- destek olunmadığı gibi, konutlardaki ödemenin yüzde 14 fazlasını yani bir sanayi tesisi gibi bedel ödediğini söylediler. Bunun altından tarım kesiminin kalkmasına hiç imkân kalmamıştır.

Federasyonu dinlediğimizde, Antalya’daki öğretmenlerimiz ve federasyon temsilcileri, bu ücretin üçte 1’e düşmesiyle büyük sıkıntı çektiklerini ve engelli yurttaşlarımızı, evlatlarımızı evinden alarak bu hizmeti vermekte zorlandıklarını ifade etmekteler.

Yine, tarım sektörü de desteklerin yetersiz olduğunu, hele hele artık, en başta elektrik maliyetlerinin ödenemez olduğundan söz etmektedirler.

Bakın, Korkuteli’de geçenlerde bir kar yağdı 10 santim-20 santim. Eskiden de yağardı, hem de 50 santim-1 metre kar yağardı, elektrikte bir arıza olmazdı. Özel sektör aldıktan sonra, para toplamayı biliyor fakat o 20 santimlik kar üç günlük arızaya neden oldu. Neden? Çünkü bakım ve onarım yapmıyorlar, “Biz parayı toplayalım, günün birinde herhâlde terk ederiz. Biz bakım ve onarımlardan, altyapı yatırımlarından sarfınazar edelim.” düşüncesindeler. Onun için yönetimimiz…

Ha, bir de bu arada ziraat sektörünün önemli bir konusunu gündeme getirmek istiyorum. Kumluca ve Demre gibi birçok seranın olduğu ilçelerimizde seralar yapılmış, bunlar için belediyelerden ruhsat istenmekteydi. Belediyelerde o ruhsattan bir değişiklikle vazgeçildi ama şimdi tapularda cins tashihi isteniyor. Cins tashihinde de Tapular, sorumluluktan kurtulabilmek adına belediyelere soruyor “Fen, sağlık ve teknik açıdan sorun var mı?” diye. Belediyelerin buna vereceği cevap yok çünkü ruhsat verme zorunluluğu yok. Oysa tapuda da bu sera göründüğüne göre, cins tashihini yapabilmesi lazım Tapunun.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Subaşı, toparlayın sözlerinizi.

Buyurun.

HASAN SUBAŞI (Devamla) – Toparlıyorum.

Bunu yapmayınca da sera sahibi bankaya gidip kredi alamıyor çünkü serası görünmüyor; sigorta yaptıracak, TARSİM’e başvuramıyor çünkü arazisinde serası görünmüyor. Yani nereden bakarsak bakalım yamalı bohça gibi; altından kalkamadığımız binlerce soruna, yoksulumuza, işsizimize, intihar edenlere baktığımız zaman yoksul bir ülkeyiz; devletin şatafatına, sarayına, uçağına, makam arabalarına baktığımız zaman zengin bir ülkeyiz.

“Kanal İstanbul’u yaparız.” derken devletin, toplumun önceliklerine bakılmalıyken, toplum ikna edilmeliyken “Sen bunu incelememişsin.” deniyor. Hâlbuki devlet ve belediyeler -kamu- bir hizmeti yaparken ikna etmek zorundadır; anlatmak, tartışmak, ve ikna etmek zorundadır, halka bilgi vermek zorundadır.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Özel, buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

46.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, bir siyasi parti binasının önünde havaya ateş açtıktan sonra saldırganın polis merkezine sığınmasının kabul edilemez olduğuna, Halkların Demokratik Partisine, HDP İstanbul İl Başkanlığına ve HDP Grubuna geçmiş olsun dileğinde bulunduklarına ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, biraz önce Halkların Demokratik Partisinin Sayın Grup Başkan Vekilinin ifadelerinden haberdar olduk, şimdi haberlerde gazetelerin internet sitelerine düşmeye başladı: Bir siyasi parti binasının önünde havaya ateş açılmasını ve daha sonra saldırganın gidip polis merkezine sığınmasını öğrendik. Bunu kabul edilemez buluyoruz. Bunun, siyasi partileri kriminalize eden, sürekli şeytanlaştıran ve hedef gösteren dilin de bir sonucu olduğu konusunda kuvvetli bir kanaatim var. Bu konunun hızla araştırılması gerekiyor ve tatmin edici açıklamalar yapılması gerekiyor ama sözle siyaset yapmak varken birilerini hedef gösterip sürekli şeytanlaştıran dil, bir meczuba mı yoksa kendisine bu konuda görev bilen birisine mi yoksa birilerinin…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – …siyaseti karıştırmak isteyen, Türkiye’yi karıştırmak isteyen birilerinin maşasına, bir talimata mı dönüştü, nedir, bilinmez ama Halkların Demokratik Partisine, İstanbul İl Başkanlığına ve HDP Grubuna geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz.

VI.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Tekirdağ Milletvekili Mustafa Şentop’un Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ile Ruanda Cumhuriyeti Hükûmeti Arasında Gelir Üzerinden Alınan Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi Önleme ve Vergi Kaçakçılığına Engel Olma Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/1944) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 134) (Devam)

BAŞKAN – Madde üzerinde gruplar adına ikinci söz, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Sayın Meral Danış Beştaş’a aittir.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; evet, gündemimiz yoğun. Bugün bir ölüm haberi aldık, ben onunla başlamak istiyorum, çok üzücü.

Hasta mahpuslar meselesi tarafımızca sürekli ifade edilen, sürekli çağrı yapılan ama maalesef, iktidarın bilerek ve isteyerek çözmediği bir mesele. Bugün, bir kadın -protesto amaçlı- yaşamına son verdi. Nurcan Bakır, iki yüz gün süren açlık grevinden sonra, kendisinin iradesi alınmadan, tümüyle keyfî bir şekilde Gebze’den sürgün edildi. Dün, ailesiyle görüşmüş Nurcan Bakır, “Zulme daha fazla sessiz kalmayacağım.” demiş ve baskıları protesto etmiş bugün ve hatta ailesine, annesine “Rüyamda her gün katledilen çocukları görüyorum.” demiş.

Bir hasta mahpus daha, kendiliğinden değil ama başka bir şekilde yaşamını yitirdi ve cezaevleri, tabutların çıktığı yer olmaya devam ediyor.

Hasta mahpuslar meselesi çok önemli bir meseledir. Cinayet her zaman tetiği çekmekle ya da vurmakla olmaz, cinayet aynı zamanda ölüme göz yummaktır, öleceğini bile bile müdahale etmemektir.

En son, Siirt’te bir hasta mahpusun vefatından sonra taziyesine de gittim. Nebi İlhan, 74 yaşında, yoğun bakımda yaşamını yitirmiş. Ama Adli Tıp Kurumu, kesinlikle, 5 defa başvuru yapılmasına rağmen “Cezaevinde kalabilir.” raporu vermiş. Aslında, bu bir cinayettir ve bu cinayetin ortaklarından biri de Adli Tıp Kurumudur.

Bu vesileyle şunu söylemek istiyorum: 2017’den bu yana cezaevlerinden 44 hasta mahpusun cenazesi çıktı ve hâlâ 458’i ağır olmak üzere 1.334 hasta mahpus farklı hapishanelerde tutuluyor. Yani bu konuda, gerçekten ne tedavi ediliyorlar ne tahliye ediliyorlar ne de aileleriyle son günlerini geçirebilecekleri bir zaman dilimi tanınıyor. Biz iktidara bir kez daha sesleniyoruz: Cezaevinde insanların yaşamı, bedensel bütünlüğü sizin sorumluluğunuzdadır; bunların ölümlerini izlemeyin, seyirci olmayın. Bu seyirci olma durumu, sizi her geçen gün fail yapıyor ve cinayete ortak yapıyor demek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, başka bir mesele şu: Biliyorsunuz, bir tiyatro tartışması almış başını gidiyor. Önceki dönem Eş Genel Başkanımızın “Devran” adlı öykü kitabından sahneye uyarlanan, tiyatrosu yapılan eser Kenter Tiyatrosu’nda sergilendi. Aman tanrım! Ne oldu? Böyle, bir anda Türkiye’de temel konu hâline geldi. Demirtaş’ın tartışılması, büyük büyük siyasi değerlendirmeler, saldırılar, hedef göstermeler; garip bir tartışmadır almış başını gidiyor.

Ben arkadaşlarımızın kitaplarını getirdim. Evet, sizler rehin aldınız ama arkadaşlarımız içeride yan gelip yatmıyor; üretmeye, okumaya, insanlığa hak, adalet ve özgürlük mücadelesine katkı sunmaya devam ediyorlar. Sevgili Gültan Kışanak “Kürt Siyasetinin Mor Rengi” adında kadınlara çok önemli bir kitap hediye etti. Yine, Selahattin Demirtaş’ın “Devran” kitabı çok ciddi bir satışla rekorlar kırmaya devam ediyor. “Seher” Türkiye’de satış listesinde ilk 10’da, biraz sonra aldığı ödülleri de anlatacağım. Sevgili İdris Baluken’in “Üç Kırık Dal”ı şu anda zaten kitapçılarda, en son “Oko” çıktı. Bu kitapları okuyun, size öneriyorum, çok şey kazanacaksınız. Gerçi gizli gizli okumuşsunuzdur, bundan hiçbir kuşkum yok ama kitap okumak iyi bir şeydir diyorum.

Şimdi, Selahattin Demirtaş’ın yeni bir kitabı da çıkıyor, müjde veriyorum okuyucularına ve iktidara da söylüyorum: “Leylan” 22 Ocakta kitapçılarda, piyasaya sunuluyor. Peki, bir kitap nasıl basılıyor, nerede satılıyor? Bunu halkımız öğrensin, bu kitap üzerinden kıyamet koparanlara söylüyorum. Bir kere, bir kitabın bandrolü alınır ve bunu sonuçta Bakanlık veriyor. Satışa sunulması için bir sözleşme yapılması gerekiyor. Mesela, şu anda “Leylan” için 100 bin satışlı bir anlaşma yapılmış ve 22 Ocakta yayınlanacak. Yani kitabın yazarını sevmiyorsunuz diye, size her gün kötülüğünüzü hatırlatıyor diye, sizin haksızlığınızı yüzünüze vuruyor diye o kitabı yasaklayamazsınız.

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Kötü sensin, biz niye kötü olalım? Sensin kötü olan!

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Yani bu konuda, gerçekten dikkatle dinleyin.

Şimdi, biliyor musunuz 14 dile çevrildi Seher. Demirtaş, bu kitabıyla, “Seher” adlı kitabıyla Fransa’nın saygın Medicis Edebiyat Ödülleri’nde aday gösterildi. Eserin İngilizce tercümesi Uluslararası Yazarlar Birliği PEN International tarafından 2018 yılında Çeviri Ödülü’nü aldı. Ayrıca, Fransa’da Montluc Direniş ve Özgürlük Ödülü’ne layık görüldü ve bu ödüller artacak, bundan hiçbir kuşkunuz olmasın.

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Eminim, eminim! Eminiz, eminiz!

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Şimdi, siz, Demirtaş’ı üç buçuk yıldır ve Kışanak’ı, Baluken’i, daha yüzlerce arkadaşımızı rehin aldınız, her türlü medya ambargosunu uyguluyorsunuz, sesleri dışarı çıkmasın diye her türlü hukuksuzluğu ve keyfîliği gerçekten yaşatıyorsunuz.

Bir kere, şu anda, zaten -defalarca bu kürsüden söyledik- Demirtaş ya da İdris Baluken ya da Sebahat Tuncel suç işlediği için cezaevinde değil, siyaset yaptıkları için rehinler. Niçin rehinler? Çünkü AKP’yi zorlayan bir siyaset yapıyorlar çünkü her geçen gün zayıflatıyorlar; iktidar partisi sandıkta yenemediği kişileri, partiyi hedef göstererek, kriminalize ederek kendilerince bir sonuç elde etmeye çalışıyor. Ama şunu söyleyeyim: Gerçekten kitaplardan korktuğunuzu fark ediyoruz. Demirtaş dışarıdayken her konuştuğunda ödünüz kopuyordu, düzeltmek için bin dereden su getiriyordunuz, şimdi kitapları, öyküleri tiyatroda sahnelenince bu sefer çıldırıyorsunuz.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Yanılıyorsunuz…

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Sen öyle zannet!

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Yani korku aştı.

Size bir tavsiyem var: Gerçekten, konuşma önemlidir, bence Demirtaş’ı ve diğer rehin arkadaşlarımızı serbest bırakın.

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Kendini kandır!

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Biliyorsunuz, yazıları, kitapları yüzyıllar boyunca herkes tarafından okunacak. Söz uçar ama yazı kalır. Onların yazmaya devam etmesiyle sizin iktidarınız gitgide daha çok zayıflayacak. Gerçekten, bunun adına ne diyelim bilmiyorum. Kıskançlık mı, çekememezlik mi yoksa zavallılık mı? Gerçekten zavallılık. Yani siyasetin böyle bir meselede bu kadar…

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Zavallı sensin, zavallısın, zavallı, zavallısın!

BAŞKAN – Sayın Eronat, lütfen…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Birileri ha bire bağırıyor ama ciddiye almıyorum gerçekten -Oya Eronat- hiç ciddiye almıyorum.

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Biz seni çok ciddiye alıyoruz(!)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Bir ödül daha aldı; SODEV Sayın Demirtaş’a İnsan Hakları, Demokrasi, Barış ve Dayanışma Ödülü verdi. Evet, Demirtaş aman dilemiyor sizden, asla nedamet getirmiyor çünkü işlediği bir suç yok. Ama ne yapıyor? Barış, hak, adalet ve özgürlük mücadelesine dört duvar arasında da ısrarcı, tavizsiz bir şekilde devam ediyor. Siz onu yargıladığınızı sanıyorsunuz ama aslında yargılanan sizsiniz. Her gün mahkemelerde Figen Yüksekdağ da Selahattin Demirtaş da Gültan Kışanak da Sebahat Tuncel de sizi yargılıyor, konuşmalarıyla tarihe çok önemli notlar düşüyorlar.

Şimdi, Demirtaş’ın bu kitabı da diğer kitaplar da elden ele dolaşıyor ve hiçbir kitap taş duvarlar arasında kalmaz, hiçbir gerçek saklanamaz. Ayrıca, çok önemli bir katkı da yapıyor. Kıskanmanızı anlıyoruz. Müzik yapıyor, saz çalıyor, şarkı söylüyor, kitap yazıyor, resim çiziyor. Daha ne var? Şiir yazıyor.

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Sen neymişsin be abi!

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Şimdi, bu yeteneklerin hiçbiri sizde yok.

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Bravo(!)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Sizin önünüzde bir kâğıt olmayınca okuyamıyorsunuz, “prompter”a bağlı bir hayat yaşıyorsunuz ama orada, dört duvar arasında da olsa daha özgür, daha mutlu ve kesinlikle halkla bağı çok daha güçlü arkadaşlarımızın. Yani bu konuda şans eseri, bununla ilgili…

FAHRETTİN YOKUŞ (Konya) – Eksik söyledin. “Bölücülük yapıyor.” da de, “Bölücülük yapıyor.” da de de tam olsun.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Bir siz kalmıştınız, bir siz kalmıştınız sataşmayan.

FAHRETTİN YOKUŞ (Konya) – Evet, onu da ekle ki doğru olsun.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Evet, gerçekten, İçişleri Bakanına da bir çift sözüm var tabii ki. Bugün, akil insanlar İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’ya özür dileme çağrısında bulundular. Şimdi, bu ülkede yurttaşların güvenliğini sağlamak sorumluluğunda olan, birinci derecede görevi bu olan İçişleri Bakanı, çıkmış milyonlarca seveni olan Kadir İnanır’a “Kadir Efendi” diyor. Ben de Süleyman Efendi diyorum. Herkesin sana “Süleyman Efendi” deme hakkı doğdu artık. Siz, Kadir İnanır’a nasıl “Kadir Efendi” dersiniz ya? Gitmiş, tiyatro izlemiş. Niye rahatsız oldun? Gülistan Doku on bir gündür kayıp, sesini çıkarmıyorsun; her gün işkence yapılıyor diyoruz, konuşmuyorsun ama “Tiyatroya kim gitmiş?” diye konuşuyorsun.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Toparlıyorum.

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Kâğıda bakma, kâğıda bakma!

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Kâğıda bakmıyorum; gördüğünüz gibi, ben gayet rahat konuşuyorum.

Evet, Süleyman Efendi’den derhâl bir özür bekliyoruz.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Ona kim inanır!

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Sanat dünyasından, Kadir İnanır’dan, Selahattin Demirtaş’tan özür dilesin. Bir kere, o anlamıyor herhâlde sanattan. Sanat ile toplum arasındaki bağın farkında olsa bunu yapmazdı aslında. Bence, kendi ayağınıza kurşun sıkıyorsunuz. Başkasına gösterdiğiniz saygı oranında saygı görürsünüz diyorum.

Gerçekten, George Orwell’ın “1984” romanını hatırlamamak mümkün değil. Âdeta düşünce polisliği yapılıyor. Yani artık, etrafımızda bandrollü kitaplar satılıyor “Niye satıyorsunuz?” diyorlar. Ya, insanların beynine de mi polis koyacaksınız? İnsanlar üretmesin diye cezaevinde de her birinin başında -hayalet dünyasında George Orwell’ın dediği gibi- düşünce polisleri mi olacak? Vazgeçin bu sevdadan diyorum ve son olarak; Alman bir şair şunu demiş: “Bugün kitapları yakan yarın insanları yakar.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Siz anca insanları yakıyorsunuz, o ne olacak?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Kitaplara ve insanlara düşman olmaktan vazgeçin. “Leylan”ı da almayı unutmayın tabii. (HDP sıralarından alkışlar)

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Siz kitaptan önce insan yakıyorsunuz. Önce insan yakmayın, insan!

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Niye bu kadar konuştunuz anlamadım.

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Bana bir özür borcunuz var ama hâlâ alamadım.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Bir satır yazı yazmasını bilmeyenler onlarca kitap yazanlara laf atıyor!

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Gerçekten, niye bu kadar konuşuyorsunuz anlayamıyorum.

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Kadın katliamından bahsediyorsunuz, çocuk katleden sizsiniz!

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Aralıksız konuştunuz. Yazık, sesiniz düştü ya!

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Çocuk katlettiniz!

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – Kürsüye gelin Oya Hanım, kürsüye gelin.

ALİ KENANOĞLU (İstanbul) – Şöyle alalım sizi Oya Hanım. Buyurun, şurada konuşun.

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Ben yetiyorum buradan. Ben buradan yeterim!

BAŞKAN – Ali Bey, ben davet ediyorum konuşmacıları kürsüye.

ALİ KENANOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, lütfen davet edin de bir dinleyelim. Arzu ediyoruz, rica ediyoruz; lütfen, buyursun, konuşsun.

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Sayın Başkanım, davet var; izin verirseniz geçeyim mi?

BAŞKAN – Buyurun Sayın Turan.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

47.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın 134 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 1’inci maddesi üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, yine usul ekonomisi gereği kürsüyü talep etmedim, izninizle buradan bir dakika ifade etmek isterim.

“Kitaptan korkuyor.” iddiasına cevap bile vermem. Herkes kendi dünyasına baksın. Siz gözünüzü kapatırsanız, kendinize gece yaparsınız.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Kitap okumayanlar, sadece özetlerini okuyanlar öyle derler.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Kimin ne okuduğunu ne okumadığını herkes kendi bilir Mahmut Hoca, sakin!

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Gayet sakiniz zaten.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, ısrarla “Rehin aldılar.” ifadesini kullanıyor sayın hatip. Bunu bir defa Türkiye’ye haksızlık olarak düşünüyorum. Rehin savaşçı olur, usulü bambaşkadır. Türkiye’de “PKK terör örgütü değildir.” diyen, “Apo’nun heykelini dikeceğiz.” diyen, 6-8 Ekimde milleti meydanlara çağırıp bir sürü insanın ölümüne vesile olan bir kişinin, mahkemeler nezdinde yargılaması yapılıp ceza alması söz konusudur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – Utanmadan yalan söylüyorsunuz.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Ceza almadı, yalan söylüyorsunuz.

BAŞKAN – Arkadaşlar, lütfen… Düzeltirsiniz. Sayın Oluç oradan sisteme girdi, ben görüyorum.

Buyurun.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Onun dışında, rehin almak değil, mahkeme kararlarının uygulanması söz konusudur. Yargının kendi usulünde yürüyen işleyişine de bu kadar fazla müdahale etmeyi, ithamda bulunmayı doğru bulmuyorum.

Onun dışında, bir kişinin müzik yapması, saz çalması, tiyatro oyunu yazması, resim yapması eyvallah, baş tacı ama bunların hiçbir tanesi terörle olan irtibatını gölgelemez Sayın Başkan. Hobi başka bir şeydir, beceri başka bir şeydir, terörün yanında olmak veya olmamak başka bir şeydir. Biz kişiler saz çalıyor, çalmıyor diye değil; biz kişilerin terörle olan ilişkisine, ne kadar vâkıflar, değiller, varlar, yoklar, buna bakarak söylüyoruz bunları. O nedenle, rehin alma iddiasını reddediyorum.

Sayın hatibi daha dikkatli dile davet ediyorum Sayın Başkan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Oluç, buyurun.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Ben de söz istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Beştaş, sizin adınıza da Sayın Oluç cevap veriyor.

48.- İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ve Adalet ve Kalkınma Partisinin hukuk komisyonları gibi çalışan mahkemelerin aldığı kararları uluslararası hukuk nezdinde er ya da geç geri çevireceklerine ilişkin açıklaması

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın vekiller, birincisi, tabii, burada konuşmaları yaparken belli bir hukuka riayet ederek yapıyoruz, öyle yapmamız da gerekiyor.

Şunu öncelikle belirteyim:

Bir: Şu anda, bizim geçmiş dönem Eş Genel Başkanımız Sayın Selahattin Demirtaş hakkında verilmiş, kesinleşmiş herhangi bir mahkeme kararı yoktur. Dolayısıyla konuşurken siz, Sayın Demirtaş’la ilgili söylediğiniz her lafla aslında, sürmekte olan bir yargı sürecine doğrudan müdahale ediyorsunuz ve o yargı sürecini iktidar olarak belirliyorsunuz. Ama bu sürpriz değil çünkü sizin Genel Başkanınız, Adalet ve Kalkınma Partisinin Genel Başkanı Tayyip Erdoğan maalesef, Cumhurbaşkanı sıfatıyla çıkıp dedi ki Demirtaş için: “Bırakamıyoruz.” Neyi bırakamıyorsunuz?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – “Bırakamayız.” lafının anlamı nedir? Yani Cumhurbaşkanı sıfatıyla bir siyasi partinin Genel Başkanı savcı ve hâkim rolünü oynuyor, yürütme yargının tepesinde tasallut etmiş vaziyette. Bu demektir, başka bir şey değil. Dolayısıyla şimdi ortada bir hüküm yok, konuşmalarınıza o nedenle dikkat edeceksiniz.

İki: Şimdi, hep konuştuk, burada konuşmaya devam edeceğiz. Bakın, 6-8 Ekim -söylediniz- hakkında biz defalarca araştırma önergesi verdik, yine de veririz, gelecek hafta Meclis açıldığında yine getiririz “Araştıralım bunu.” diye. Soru önergeleri verdik, soru önergelerine cevap gelmedi; araştırma önergeleri Adalet ve Kalkınma Partisi oylarıyla reddedildi. Şimdi, böyle bir durumla karşı karşıyayız. 6-8 Ekimde 53 yurttaşımız öldü. Bu 53 yurttaşımızın 44’ü bizim arkadaşlarımızdı, partimizin üyeleri, seçmenleriydi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – 53 yurttaşımızın 44’ü bizim üyelerimizdi, partimizin seçmenleriydi, onlar öldüler. Biz araştırılsın istiyoruz elbette, biz, otopsi raporları dâhil olmak üzere, her şeyin araştırılmasını ve ortaya çıkarılmasını istiyoruz. Biz biliyoruz, o dönemde 6 HÜDA PAR’lı öldü. HÜDA PAR ile HDP’yi birbirine düşürmek için hangi provokasyonların hazırlandığını da biliyoruz, hangi ateşli silahlarla insanların vurulduğunu da biliyoruz. Diyoruz ki belki bizim iddialarımız yanlış olabilir, gelin araştıralım, sizinkiler doğruysa, doğru çıkıyorsa boynumuz kıldan ince ama bizimkiler doğruysa siz o zaman bu kara propagandaya son vereceksiniz çünkü insanların ölmesine iktidar neden oldu! Bunu söylüyoruz.

Sonuncusu: Şimdi, efendim, bakın “terörle ilişkili” diye çeşitli laflar ediliyor. Ben, her seferinde, burada bu konuya itiraz ediyorum, hem kürsüden hem bulunduğum yerden bu itirazımı dile getiriyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Son sözlerim.

Sayın Demirtaş, bizim diğer Eş Genel Başkanımız Sayın Yüksekdağ, vekillerimiz hakkında terörle ilgili kurulan her cümleyi, kesinlikle, kim kurarsa kursun, iade ediyoruz, asla kabul etmiyoruz. Demokratik siyasette başarı elde etmek, demokratik siyasetin kulvarını büyütmek, barışı, adaleti, eşitliği ve demokrasiyi sağlamak için burada defalarca konuşma yapmış, sizinle birlikte aynı çatı altında demokratik siyaseti sürdürmüş insanlara bu yaftaları asla astırmayız. Bunun sonuna kadar mücadelesini vereceğiz. Sizin, Adalet ve Kalkınma Partisinin hukuk komisyonları gibi çalışan o mahkemelerin aldığı bütün kararları da uluslararası hukuk nezdinde er ya da geç mutlaka geri çevireceğiz ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi başta olmak üzere evrensel hukuk ilkeleri nezdinde, o mahkeme kararlarının da nasıl hukuksuz olduğunu mutlaka kanıtlayacağız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Bunu da önümüzdeki günlerde ve yıllarda mutlaka herkese göstereceğiz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Turan…

49.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, Sayın Grup Başkan Vekilinin “Terörle irtibatımız yok.” iddiasından biz keyif alırız ama bu iddiaların hiçbir tanesinin iyi niyetten öteye geçmediğini görüyoruz. Hâlâ 6-8 Ekimde Twitter üzerinden “Haydi sokağa çıkın.” davetinin olduğunu görüyoruz hep beraber. Onun dışında -kendi ifadeleriyle- 2 Eş Genel Başkanın “PKK terör örgütü değildir.” demelerini, “Apo’nun heykelini dikeceğiz.” demelerini, “Sırtımızı PKK’ya dayadık.” demelerini herkes duydu, beraber duyduk bunları.

ALİ KENANOĞLU (İstanbul) – Yalan söylüyorsun, öyle bir şey yok.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Onu mahkemede kendisi anlatıyor, siz yargıya müdahale etmeyin.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Şimdi diyor ki -ismini bilmiyorum, özür diliyorum- Ali Bey: “Böyle bir şey demedi.”

ALİ KENANOĞLU (İstanbul) – Evet, demedi.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Bir insanın kendi genel başkanını yalanlaması kötü bir şey. İnternette var, beraber bakalım. Dolayısıyla…

ALİ KENANOĞLU (İstanbul) – Beraber bakalım, ara verince beraber bakalım; yok öyle bir şey!

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Olmaması bizi mutlu eder, bir daha söylüyorum ama tüm dünya durulan yeri biliyor.

Polemik olmasın diye uzatmayacağım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Aynı şekilde, Sayın Başkanın ifade ettiği bu “Kesinleşmeyle ilgili bir hüküm yok.” demesini de revize etmek isterim. Demirtaş’ın aldığı dört yıl sekiz ay bir ceza var Sayın Başkan. İstinaf müessesesi gereği, aslında kesinleşen bir karar ama bununla ilgili, birkaç ay önce Meclisimizden bir kanun geçti, önemli bir kanundu; infaz yasasında önemli revizeler yapıldı ve istinaftaki kararların -beş yılın altında olsa da- Yargıtaya tekrar gelmesi hakkı verildi, şu an o süreçte.

Bir daha diyorum: Biz hiç kimsenin terörle beraber olmasından mutlu olmayız, hiç kimsenin mahkûm olmasından mutlu olmayız ama gerçekler var, bunları siz de görün diyoruz. Eğer bununla ilgili…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Siz mahkemeyle ilgili konuşuyorsunuz, böyle bir şey yok ya! Mahkeme, istinaf; oraya gitti, “Hükümlüdür.” demek istiyorsunuz. Böyle bir hakkınız yok!

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Peki, bir daha söylüyorum: Şu an Yargıtayda bekleyen dosya var. Böyle iyi mi?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Böyle bir hakkınız yok!

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Yargıtayda bekleyen bir dosya var, “hükümözlü” diyelim.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – İstinafta nasıl onaylandığını biliyoruz ama!

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – “Hükümözlü” diyelim mi, “hükümözlü?”

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Şu anda istinafta Erdoğan’ın talimatıyla onaylandığını da söyleyin! On gün sonra onaylandığını da söyleyin! Söyleyin o zaman!

RECEP ÖZEL (Isparta) – Böyle bir şeyi nasıl iddia ediyorsunuz?

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, buradan bir şey çıkmaz.

BAŞKAN – Emin olun, buradan hiçbir şey çıkmaz zaten.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Ben bir daha söylüyorum: “Rehin” ifadesini reddediyorum.

BAŞKAN – Yani ben de böyle seyrediyorum.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – “Rehin” ifadesini de reddediyorum Sayın Başkan.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Rehin bunlar, evet.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Oluç, buyurun.

50.- İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Haklısınız, buradan bir şey çıkmayacağı konusunda benim de bir fikrim var çünkü bunları defalarca konuştuk, herkes bulunduğu pozisyonu savunmaya devam ediyor.

İki şeye tekrar işaret edeyim. Birincisi, diyorum ki Adalet ve Kalkınma Partisi Grubuna: 6-8 Ekimle ilgili gerçekten ne olduğuna dair bir sonuç öğrenmeyi istiyorsak hep beraber, gelin, araştırma komisyonunu kuralım. Gelin, verelim bir önerge -burada hep birlikte kuralım- bütün partiler o araştırma komisyonunda yer alsın; araştırma yapılsın, neyse sonuç, ortaya çıksın. Bakın, bunu teklif ediyorum, çok açık; reddetmeyin bizim getirdiğimiz önergeleri.

İkincisi: Bu istinaf meselesi… Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Sayın Demirtaş hakkında bir karar verdi ve dedi ki: “Haksız yere tutuklama, ihlal var; serbest bırakılması gerekiyor.” Şimdi, bu serbest bırakma kararını uygulamamak için alelacele, istinafta bekleyen dosya öne çekildi ve birdenbire dört yıl sekiz ay mahkûmiyet verildi. Fakat aynı dosyadan mahkûm olmuş biri daha var, Sırrı Süreyya Önder -birlikte yargılandılar- ve Sırrı Süreyya Önder Anayasa Mahkemesinin “İhlal var.” kararıyla serbest kaldı yani bozuldu o karar Sırrı Süreyya Önder için.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Dolayısıyla, şu anda Anayasa Mahkemesinin verdiği bu karar Sırrı Süreyya Önder için geçerli. Sayın Demirtaş da başvurmuştu ama Anayasa Mahkemesi Sayın Demirtaş’ın aynı başvurusunu gündemine alamıyor bir türlü. Neden? Çünkü yürütmenin başı, Adalet ve Kalkınma Partisinin Genel Başkanı dedi ki: “Bırakamayız.” “Bırakamayız.” dediği için Anayasa Mahkemesi gündeme alamıyor bir türlü Demirtaş’ın başvurusunu.

BAŞKAN – Başladık yeni bir tartışmaya.

Buyurun.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Ne oluyor? dört yıl sekiz aylık ceza istinafta onaylandıktan sonra -evet, son paketten sonra- şimdi Yargıtaya gitti ve biz şundan eminiz: O kadar mesnetsiz iddialarla açılmış bir dava Yargıtayda bozulacak ve hüküm falan kalmayacak ortada; bunu da hep birlikte göreceğiz, bunu da söylemiş olayım.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Turan…

51.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, sulh ceza hâkimliğinin Wikipedia’yla ilgili kararına ilişkin açıklaması

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Başkanım, başka bir konu için söz aldım, izin verirseniz…

Arkadaşlarımızla sabahki konuşmamızda, Anayasa Mahkemesinin Vikipedi’ye erişim yasağının kaldırılması kararından dolayı bir usul tartışması olmuştu, demiştik ki: Anayasa Mahkemesi kararı, Resmî Gazete’de yayımlanarak değil, ilgili mahkemeye gelip oradaki usulden sonra hayat bulur. Nitekim, Anayasa Mahkemesi kararı sulh ceza mahkemesine gelmiş, mahkeme gerekli usul işlemlerini yapmış ve Wikipedia’nın erişim yasağının kaldırılması kararını vermiştir Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Güzel.

Teşekkür ediyorum.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Muhalefetin gücü.

VI.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Tekirdağ Milletvekili Mustafa Şentop’un Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ile Ruanda Cumhuriyeti Hükûmeti Arasında Gelir Üzerinden Alınan Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi Önleme ve Vergi Kaçakçılığına Engel Olma Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/1944) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 134) (Devam)

BAŞKAN – Gruplar adına söz taleplerini karşılamaya devam ediyoruz.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Yunus Emre. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Emre, yeni bir tartışmaya yol açmadan lütfen…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Yok, zaten ilk kez söz hakkı kullanıyor.

BAŞKAN – Konuşma hukukunuzu kendiniz oluşturuyorsunuz, her partinin kendi hukuku var; bana gelince İç Tüzük 64’ü hatırlatıyorsunuz.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bizim de görevimiz o.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Emre.

CHP GRUBU ADINA YUNUS EMRE (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Tabii, uluslararası anlaşmalar, sözleşmeler üzerine görüşmeler yapıyoruz. Bu kapsamda, bu, bir şekilde Türkiye’de dış politikayı tartışmaya vesile oluyor. Tabii, biz gündelik alışkanlığımızla genelde “Türk dış politikası” diyoruz ancak bugün karşı karşıya bulunduğumuz şeye “Türk dış politikası” demek oldukça güç çünkü bu sözcükleri aslında tek tek düşündüğümüzde yani “Türk dış politikası” derken başındaki “Türk” ifadesinde bu politikanın Türkiye'nin menfaatleri için yapılıyor olması, Türkiye'nin ulusal çıkarlarını gözetiyor olması, Türkiye’deki farklı görüşlerden, farklı anlayışlardan insanların buna katkı sunabiliyor olması ve bir kurumsal işleyişle yürütülüyor olması beklentisi vardır ancak bundan çok uzak durumdayız. Yine, aynı şekilde “Türk dış politikası” derken dış politika, dış meseleler aslında işin merkezinde olmalıdır ama karşı karşıya bulunduğumuz durumda dış politika, iç politika için, iç politikada destek sağlayabilmek için, saray iktidarının sürdürülebilmesini, ömrünü uzatabilmeyi sağlayabilmek için araçsallaştırılmıştır. Türkiye’de “dış politika” diye bir şey yok, bunu görmemiz lazım, bütün hadise “İç politikada AK PARTİ’ye bir destek sağlayabilmek mümkün müdür?” bununla ilgili.

Değerli arkadaşlar, yine, orta yerde bir politika yok, hedefler yok, ilkeler yok; diplomasi kullanılmıyor, diplomatlar devre dışı. Yani Türkiye'nin karşı karşıya bulunduğu bu yalnızlık manzarası, Türkiye'nin karşı karşıya bulunduğu bu yakıcı sorunlar aslında az önce anlattığım bu şeyle ilgili. İtiraf edelim, bir Türk dış politikası yok orta yerde ama Türkiye’de bir zamanlar gerçekten bir Türk dış politikası vardı. Bu politikanın en önemli mimarı cumhuriyetimizin kurucusu Atatürk, bu kürsüde 1928 yılında Cumhurbaşkanı olarak Meclisin yasama yılını açarken aslında temel ilkenin ne olduğunu, Türk dış politikasının özünün ne olduğunu ifade etmişti. Bakın, şöyle diyor: “Esaslı ıslahat ve inkişafat içinde bulunan bir memleketin hem kendisinde hem de muhitlerinde sulh ve huzuru cidden arzu etmesinden daha kolay izah olunabilecek bir keyfiyet olamaz.” Yani siz ülkenizde ciddi bir reform, yenilenme yapmak istiyorsanız, ülkenizde ciddi bir gelişmenin olmasını istiyorsanız içeride huzurunuzun olması lazım, içeride bir barış ikliminin olması lazım; dışarıda kendi komşularınızla, çevre ülkelerle barış içerisinde, huzur içerisinde olmanız lazım. Bunu sağlayamazsanız gelişmeyi de yapamazsınız, reform da gerçekleştiremezsiniz; Atatürk bunu bu kürsüden söylüyor.

Değerli arkadaşlarım, Atatürk’ün burada muradı nedir? Türkiye’nin karşı karşıya olduğu büyük zorlukların farkında; ülkemiz bu zorlukların birçoğuyla aslında bugün de karşı karşıya, Türkiye’mize kurulan tuzakların birçoğu bugün de aslında yürürlükte. Ve bu yaklaşımdan uzaklaştığımız için içeride ve dışarıda barışın, huzurun peşinde olmaktan uzaklaştığımız için bu sorunlarla karşı karşıyayız.

Bakın, bir örnek daha vereceğim; Türkiye’de Türk dış politikası varken işler nasıl oluyordu, buna bir örnek: Ocak 1923’te Atatürk İzmit’te basın mensuplarına beyanatta bulunuyor. Hatırlatmak istiyorum, bakın, Kurtuluş Savaşı daha yeni bitmiş, İzmir’in kurtuluşunun üzerinden daha birkaç ay geçmiş. Bu şartlar içerisinde Atatürk diyor ki: “Yeni Türkiye devleti, temellerini süngüyle değil, süngünün dahi istinat ettiği iktisadiyatla kuracaktır. Yeni Türk devleti, cihangir bir devlet olmayacaktır fakat yeni Türk devleti bir devleti iktisadiye olacaktır.” Değerli arkadaşlar, yani “cihangir bir devlet” diye tarif ettiği, çevresinde, etrafında, dünyanın belli bölgesinde hâkimiyet kurmaya çalışan bir devlet olmayacaktır yeni Türkiye devleti, bir ekonomi devleti olacaktır diyor; kendi insanına, kendi yurttaşlarına iyi bir hayat sunabilmek bu devletin temel gayesi olacaktır. Bakın, devletin kurucusu, Türk dış politikasının temel hedefini de böyle anlatmış. Tekrar etmek istiyorum “Bu devletin temeli süngü değildir.” diyor “Çünkü süngü bile temelinde ekonomiyle ilgilidir.” diyor. Biz bugün çok kapsamlı bir ekonomik krizle karşı karşıyayız; bugün ülkemizde genç işsizliği almış başını gitmiş, hayat pahalılığı almış başını gitmiş. Bu şartlar altında, kendi sorunlarımıza odaklanmak yerine, kendi içimizde bir huzur iklimi yaratmak yerine, dünyanın her tarafındaki sorunların -taraf olarak- üzerine atlıyoruz.

Değerli arkadaşlar, bakın, 20’nci yüzyılın en uzun savaşı İran-Irak Savaşı’dır, sekiz yıl sürmüştür, yüz binlerce insan ölmüştür, bizim iki komşumuz arasındadır ve Türkiye o savaşta, o çatışmada tarafsız kalmayı başarmıştır, becermiştir. İkinci Dünya Savaşı’nda bizim bütün çevremizde -biliyorsunuz, İran işgal edilmiştir, Yunanistan işgal edilmiştir, Bulgaristan işgal edilmiştir- büyük bir ateş Türkiye’nin etrafını sarmıştır ama Türkiye bütün bu çatışmaların dışında kalmayı başarmıştır.

Değerli arkadaşlarım, bir örnekle açıklamak istiyorum. Biliyorsunuz, Türkiye’ye büyük bir basınç uygulanmıştır Türkiye’yi bu çatışmanın tarafı yapabilmek için. İngiliz Başbakanı Churchill, Türkiye’ye gelmiştir, Adana’ya; Yenice Tren İstasyonu’nda özel görüşmeler yapılmıştır. Türkiye’yi savaşa sokabilmek için, İnönü’nün Kahire’ye gitmesi için hem Amerikan Başkanı Roosevelt hem Churchill aynı zamanda, ikisi birden uçak göndermiştir. Kahire’ye gider İnönü. Bu görüşmede çok önemli bir anıyı –yanımda da getirdim- İngiliz Dışişleri Bakanı Anthony Eden kendi anılarında anlatıyor, diyor ki: “Görüşmeleri gerçekleştirdik, bitti ve görüşmelerin sonunda İnönü’yü havalimanından uğurlayacağız, Kahire’den havalimanına gidiyoruz. İnönü Churchill’e yakınlık gösterdi.” Ve arkasından uğurluyorlar İnönü’yü. İnönü uçağına binmiş, Anthony Eden ve Churchill arabayla Kahire şehir merkezine dönüyorlar. Churchill diyor ki: “Gördün mü, İsmet beni öptü.” Tekrar ediyorum, Churchill diyor ki kendi Dışişleri Bakanına: “Gördün mü, İsmet beni öptü.” Dışişleri Bakanı da diyor ki: “On beş saat süren çok çetin müzakerelerden sonra elde ettiğimiz tek kazanç bu oldu, İsmet’in seni öpmesi oldu. On beş saatlik çetin müzakerelerin İngiltere için tek kazancı bu oldu, bu kadar da mutlu olmana gerek yok.” (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar, Türkiye’nin bir zamanlar Türk dış politikası varken işler böyle olurdu. Bundan uzaklaştığımız için bu durumla karşı karşıyayız. Bakın, bir siyasi anlayışınız olabilir, kendinizi Orta Doğu’daki belli siyasi akımlara yakın hissedebilirsiniz ama bizim, Türkiye’nin çok önemli bir tarihsel birikimi var, deneyimi var; buna gözlerinizi kapatmayın.

Bakın, yine, bu kürsüde, 1965’te, 1’inci Demirel Hükûmetinin programı okunurken rahmetli Demirel şöyle söylüyor: “Bir ittifak ve ideolojiye bağlı olmak başka bir ittifaka veya ideolojiye mensup olan veya bugün ekseriyeti teşkil eden tarafsız memleketlerle münasebetlerin geliştirilmesine mani değildir.” Yani şunu söylemek istiyor: “Biz NATO’nun üyesiyiz, biz Adalet Partisi olarak serbest piyasa ekonomisinin taraftarıyız ama komşumuz olan ve komünist bloğun başında olan Sovyet Rusya’yla çatışmamıza gerek yok, iş birliği içerisinde olabiliriz.”

Değerli arkadaşlarım, hatırlıyorsunuz, o yıllarda en kapsamlı sanayileşme programları birçok şehrimizde, İskenderun’da, birçok yerde Rusların finansmanıyla yapıldı. Yani Türkiye, soğuk savaşın o şartları arasında, o şartlar içerisinde rahmetli Demirel’in hükûmet programında okuduğu bu perspektifle bunu başardı. Bugün, sizler Orta Doğu’da belli kimseleri, belli bir ideolojiyi kendinize yakın hissedebilirsiniz ama bu, gerçeklere karşı gözünüzü karartmamalı; Mısır’da, Suriye’de, başka yerlerde karşılaşılan durum karşısında gözlerinizi karartmamalı.

Hatırlatmak istiyorum -bunları bu Mecliste çok tartıştık- rahmetli Erbakan Başbakan olduğunda yaptığı ilk geziler Mısır ve Libya’ya, 2 ülkeye de gitti. O tarihlerde de bu ülkelerdeki siyasi İslamcı politikacılara baskılar vardı, soruşturmalar vardı, hapiste insanlar vardı ama Erbakan oraya giderken bunu Türkiye’nin menfaatlerinin önünde görmedi; Türkiye’nin menfaatleri onlarla da görüşmeyi gerektiriyorsa Mübarek’le de Kaddafi’yle de gitti görüştü. Bugün de bu anlayışta olmak gerekir. Kendi ideolojik kafesinizden sıyrılın, çıkın değerli arkadaşlarım; Türkiye’nin çıkarları neyi gerektiriyorsa, Türkiye’nin ihtiyaçları neyse, Türkiye’nin menfaatleri neyse onun peşinde olalım.

Son bir noktayı dikkatlerinize sunmak istiyorum. Kurumsal işleyişten bahsetmiştim, Türkiye’de bu kurumsal işleyişin terk edildiği bir dönemi yaşadığımız için başımız dertten kurtulmuyor demiştim. Bakın, Türkiye’de bir devlet geleneği vardı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

YUNUS EMRE (Devamla) – Çok kısa bir süre içinde tamamlıyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın.

YUNUS EMRE (Devamla) – Perşembe günü Cumhurbaşkanına Başbakan, Genelkurmay Başkanı, MİT Müsteşarı, Dışişleri Bakanı ayrı ayrı giderdi; yine, aynı şekilde, Başbakan, Genelkurmay Başkanı, MİT Müsteşarı, bunlar ikili görüşmeler yapardı ve bütün bu görüşmeler çerçevesinde, cuma günü MİT Müsteşarının, Genelkurmay 2’nci Başkanının ve Dışişleri Bakanlığı Müsteşarının yaptığı bir ortak toplantıda icra ve operasyonlarla ilgili gerekli kararlar alınır, uygulamalar yapılırdı. Bütün bunlar Türkiye’de terk edildi; bunların hiçbiri yok artık, bunların hiçbir yok. Bütün süreçlerin şahsileştiği, kişisel yakınlığın öne çıktığı, dış politikada kurumsal işleyişin terk edildiği bir durumla karşı karşıyayız; buradan çıkmamız gerekiyor arkadaşlar. Bunu sadece biz CHP’nin meselesi olarak görmüyoruz.

Ve biz birçok konuda, Orta Doğu’da da eleştirilerimizin arkasından önerilerimizi de söyledik ve bu önerilere çok kızdınız ama aynı şeyleri Putin söyleyince yapmak durumunda kaldınız, masaya oturdunuz. Biz söylerken bize çok kızdınız, Putin söylerken masaya oturdunuz; bunu da hatırlatmak istiyorum.

Tekrar teşekkür ediyorum. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Gruplar adına son söz talebi, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Sayın Kamil Aydın’ın.

Buyurun Sayın Aydın. (MHP sıralarından alkışlar)

Sayın Aydın, şahıs adına da söz talebiniz var; ikisini birleştiriyorum, on beş dakika süre vereceğim.

Yeni bir sataşmaya yol açmadan, buyurunuz.

MHP GRUBU ADINA KAMİL AYDIN (Erzurum) – Sayın Başkan, çok kıymetli milletvekili arkadaşlar; ilgili sözleşme üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Saygıdeğer milletvekilleri, dünya jeopolitiğinin Asya kıtası ve Afrika’ya yöneliminin doğal bir sonucu olarak ticaret ve ekonomi başta olmak üzere ikili veya çoklu ilişkilerin de bu coğrafyaya yönelik yoğunluk kazandığına tanıklık etmekteyiz. Bu genel çerçevede Türkiye’nin uluslararası ilişkiler açısından “bekle gör” siyasetini bir kenara bırakarak proaktif bir öngörüyle bu coğrafyadaki ülkelerle yakın ticari, ekonomik, enerji, ulaşım merkezli ilişkiler kurup geliştirmesi kaçınılmazdır. Çünkü bu coğrafyalarda geçmişte kurulan güçlü sosyal ve kültürel bağlar ve ilişkilerin uzun bir ayrılıktan sonra bugün yeniden tesis edilme şartları ve zemini oluşmuştur.

Sayın milletvekilleri, Asya ve Afrika’ya yönelimi içeren bu yeni dünya jeopolitiği ışığında Türkiye’nin öneminin doğu-batı eksenli daha da arttığına tanıklık etmekteyiz. Bunun bir nedeni, biraz önce ifade ettiğimiz gibi, bölgeyle geçmişten gelen güçlü sosyal, kültürel bağlar; ötekiyse özellikle Asya-Avrupa arası köprü konumumuzdur. Yıllardır uluslararası platformlarda ülkemizin coğrafi konumu ve jeopolitik pozisyonunu ifade ederken Asya ile Avrupa’yı birleştiren bir köprü olduğumuzu sıklıkla vurgulardık ama maalesef bunun altını doldurmakta oldukça zorlanırdık, sadece sanki turizm ofislerimizdeki tanıtım broşürlerine yazdığımız, böyle suya yazılan yazı misali geçici bir işlevi olan bir yapıdaydı. Bugün değişen siyasi, ticari, ekonomik koşullar, yönelimin yeniden Asya ve Afrika’ya yönelik olması Türkiye’nin bu köprü olma işlevinin de altının birazcık da olsa doldurulduğunu çok net bir şekilde ortaya koymaktadır. Bunun somut olarak ete kemiğe büründüğü en önemli alanların başında enerji, doğal gaz ve ulaşım gelmektedir çünkü kaynak yoksunluğundan dolayı özellikle Avrupa, enerji ihtiyacı ve doğal gaz başta olmak üzere birçok kalemde ihtiyacını buralardan karşılama yoluna gitmektedir. Buna ticari ve ekonomik ilişkileri de ilave ettiğimizde TANAP gibi, TürkAkım gibi, yeni İpek Yolu ulaşım konsepti olan demir yolu ağının uzatılması gibi projeler başta olmak üzere bölgeyle yakın etkileşime girmesi ülkemizin doğu-batı eksenindeki önemini daha artırmaktadır.

Sayın milletvekilleri, uluslararası meselelerde yani kısaca dış politikada aslolan millî menfaatler ekseninden hareketle siyasetüstü bir tavır sergilemenin gerekliliğidir. Milliyetçi Hareket Partisi olarak katıldığımız her türlü uluslararası platformlarda siyasi şiarımız bu minvalde olmuştur yani kısaca “Önce ülkem ve milletim, sonra partim ve ben.” demişizdir, demeye de devam edeceğiz inşallah. Bugün tarihi geriye sarıp uluslararası zeminlerde sıklıkla ısıtılıp karşımıza çıkarılan siyasi ve tarihî olaylara kısa bir göz atmak gerekirse bu söylediklerimin gerçekten ne kadar ehemmiyet ifade ettiğini anlamak daha kolay olacaktır. Niye böyle söylüyoruz? İşte, malumunuz, 20’nci yüzyılda, özellikle son dönemde hepimizin bire bir tanıklık ettiği, sürekli herhangi bir uluslararası düzlemde en fazla karşımıza çıkarılan gerçekten önemli hususların başında iftira ağırlıklı, “Çamur at izi kalsın.” misali dayatılıp gündeme getirilen bir Kıbrıs meselemiz var, bir de sözde soykırım.

Şimdi, ne oldu, ne oldu Kıbrıs’ta? Kıbrıs’ın siyasi ve uluslararası analizini yapmak gerekirse neler yaşanmıştı? Baktığımızda evet, 1970’li yılların şartlarını biz çocuktuk hatırlıyoruz, bizden büyükler daha iyi hatırlarlar; gerçekten bir halk, bir adada hapsedilmiş, her türlü varlığı yok sayılmış ve en sonunda da işkenceye ve yokluğa tabi tutulmuş bir politikaya maruz bırakılmıştı. Çok görüşmeler yaptık; bu yüce Mecliste, bu yüce kürsüden sık sık, bugünlerde sıklıkla dış politika eksenli konuşmalar cereyan ettiği için hep şunu duyduk, dün de kısmen birazcık değindim, detaylara giremedim: Efendim “doğru tarafta olmak” “çok tarafta olmak” “fazla olmak” “yalnızlıktan uzak kalmak” gibi, böyle gerçekten temeli, mesnedi çok da fazla olmayan; haklılıkla, hukukla beraber olmayla pek alakası olmayan suçlamalara Türkiye Cumhuriyeti devletinin bugünkü iktidarı maruz bırakıldı. Biz 1970’lerde de bu görüşmelerde yalnızdık, masada hakkımızı savunan hiçbir bir ülke yoktur; garantör ülke statüsünde olmasına rağmen İngiltere dahi yanımızda değildi ve rahmetli Ecevit, bunu bizatihi o yıllarda İngiliz Başbakanına da ifade etti ve dedi ki: “Siz garantörlük sıfatınızı, görev ve sorumluluklarınızı yerine getirmiyorsunuz, artık bizim için çok fazla bir alternatif kalmıyor.” Bunu biliyoruz. Ve malum, biliyorsunuz Turan Güneş’in Londra’dan o kutlu mesajı iletildi, değil mi? “Ayşe tatile çıkabilir.” Akabinde neler oldu? Barış Harekâtı’mız gerçekleşti. Bugün Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Dışişleri Bakanının, gerçekten bende çok iz bırakan bir ifadesi vardı. “Eğer o harekât gerçekleşmeseydi -ben bir bebektim- halam ve bir yakınım daha katledilmişti, ben de birinin kucağındaydım, sıra bana gelecekti. Türk uçaklarının gelindiği duyulunca yarıda bırakıldı. Ben tesadüfen o kalkan uçaklar ve çıkarma yapan Mehmetçik’in sayesinde bugün hayattayım.” demişti, hiç unutamıyorum. Akabinde görüşmelerimiz oldu, ne oldu? Masada hep yalnız bırakıldık. En son Annan Planı gibi bir dayatmada dahi, bakın, veren taraf olmamıza rağmen yanımızda çok fazla kimseyi görmedik. Ama bir şeyden asla hiç vazgeçmedik; haklı davamızdan, hukukumuzdan, aldığımız sorumluluktan asla vazgeçmedik.

Biraz daha geriye sarıyorum tarihi çünkü tarih bize gerçekten ufuk açan, yol gösteren en önemli ışık kaynağımızdır. İstiklal Harbi ve öncesi, ülkemizin gerçekten büyük fakruzaruret içerisinde olduğu bir dönem; 93 Harbi, dile kolay, bir ucu doğu cephesi, bir ucu Balkanlar ve birbirini ateşleyen savaşlar sonrası işgaller ve dayatılan anlaşma metinleri. O dönemde ne yaptık? Bir taraftan egemenlik hakkımızın gasbedilişine direniş göstermeye çalışırken bir taraftan da uluslararası insan haklarından, haktan hukuktan uzak durmama adına bir tehcir gerçekleştirdik. Tabiri caizse o dönemde yaşanan 93 Harbi, Balkan Savaşları ve akabindeki işgal yıllarından dolayı vatanın her köşesi ya işgal altında ya da bitap düşmüş ama bir taraftan da evet, masada Türkiye’yi bir şekilde parçalamayı planlayan egemen güçler... Mustafa Kemal bu şartlarda ne yaptı? Bakın, o fakruzaruret içerisinde dahi yaptığı istişarelerde manda ve himayeyi savunanları da sessizce üzüntülü bir şekilde dinledi ve en sonunda nihai kararını verdi, o da neydi? “Ya istiklal ya ölüm”dü.

Şimdi, bakın, o gün İstiklal Harbi öncesi, 10 Ağustos 1920 Sevr Anlaşması’nda masaya bir bakın, kimler vardı? Düşünebiliyor musunuz, bölünüp parçalanırken bile biz masada yalnızdık, hep yalnızdık. Efendim, daha sonra, 24 Temmuz 1923’e geldiğimizde yani Lozan’ı konuştuğumuzda da yine bir baktık ki İtilaf Devletleri bir tarafta, biz yine yalnızız. Demek ki yalnızlık çok da haksızlık ifade etmiyor; hak ve hukuk farklı bir şey; yalnızlık, çokluk farklı bir şey. Biz ne Sevr’de ne Lozan’da bize dayatılan hiçbir deli gömleğini giymedik; yalnız kaldık, dik durduk, Allah'a şükür, hak ve hukukumuzu sonuna kadar savunduk.

Şimdi, böyle bir yapı içerisinde bugün bu kürsülerde zaman zaman uluslararası anlaşmaları konuşuyoruz. İşte bugün de ona benzer bir anlaşma üzerinde birtakım düşüncelerimizi ifade ediyoruz. Bakınız, burada aslolan şudur: Söz konusu gerçekten milletimizin, vatanımızın, devletimizin birliği, dirliği, bekası olunca siyasi mülahazaları bir kenara bırakıp yüce milletimizin ali menfaatlerini öncelememizde yarar vardır. Artık Asya ve Afrika’ya yönelim, inanın, 19’uncu yüzyıldaki kadar şiddetli bir şekilde tezahür etmektedir. O günkü egemen güçler o gün hangi nedenlerle orada idiyseler bugün de aynı nedenlerden dolayı oradalar. Biz, onların orada olduğu bir yerde çok ekstra, çok özel nedenlerimize rağmen bizim orada olmamamızı nasıl izah edebiliriz? Orada olacağız tabii ki çünkü orayla bizim bir kavli kararımız var, orayla sosyal, kültürel, inanç eksenli bağlantılarımız var; artı, herkesin kullandığı birtakım kaynaklara bizim de ihtiyaçlarımız var, bizim de temin etme gibi bir gereksinimimiz söz konusu. O zaman, biz, 1974’ü bahane ederek siyasi bir cephe kapma adına rahmetli Sayın Bülent Ecevit’in ya da rahmetli Sayın Necmettin Erbakan’ın hatırasına en küçük bir saygısızlıkta bulunmadık çünkü onlar, o gün sadece temsil ettiği bir siyasi partinin neferi değildi, o gün Türkiye Cumhuriyeti devletinin bütün ali menfaatlerinin siyasi teminatı görevini üstlenmişlerdi. Kim ne dediyse desin, biz onları incitecek en ufak bir eleştiride bulunmadık. İşte, devlet adamı olmanın, devletin uluslararası ilişkilerde nasıl temsil edileceği noktasında hassasiyet göstermenin gereği budur. Aynı şekilde, biz geçmişimizle ilgili de 1915 olaylarını bahane ederek ecdadımıza hakareti zül sayarız; dün de saydık, bugün de sayarız. Ne onların hatırasını incitecek ne 1970’lerde yaşananların müsebbibi gösterilerek hedef edilen insanların hatırasını incitecek ne de bugün bu duruşumuza halel getirecek hiçbir oluşumun yanında olmadık, olmayacağız. Niye? Çünkü gerçekten Türk devlet geleneği uzun bir sürecin devamıdır, inşallah ebet müddet de devam edecektir. Dün Osmanlı’nın, daha önce Selçuklu’nun, ondan önceki bütün Türk milletinin devlet olarak temsilinin halkaları ne ise bugün de cumhuriyetimizin ikamesi, idamesi noktasında aynı şekilde düşünüyoruz.

Dolayısıyla bu anlaşmanın, gerçekten, inşallah hayırlara vesile olmasını dilerken son söz olarak şunu ifade etmek istiyorum: Yüce Türk milleti, inanın, kahramanını da hainini de yazdıklarından değil, yaptıklarından hatırlayacaktır diyorum, saygılar sunuyorum yüce heyetinize. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – 1’inci madde üzerindeki konuşmalar tamamlanmıştır.

Soru-cevap işlemi yok.

Madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 17.29

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 17.46

BAŞKAN: Başkan Vekili Süreyya Sadi BİLGİÇ

KÂTİP ÜYELER: Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir), Nurhayat ALTACA KAYIŞOĞLU (Bursa)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 43’üncü Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

134 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Komisyon yerinde.

2’nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2- (l) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – Madde üzerinde gruplar adına ilk söz İYİ PARTİ Grubu adına Sayın Abdul Ahat Andican’ın.

Buyurun. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA ABDUL AHAT ANDİCAN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dün Meclise verdiğimiz Kanal İstanbul’la ilgili araştırma önergesinde yeterli zaman olmadığı için söylemek istediklerimizin tamamını söyleyemedik. Dolayısıyla bugün bu konuşma fırsatını bu açıdan değerlendireceğim.

Değerli milletvekilleri, iktidar, Kanal İstanbul Projesi’ni gündeme getirdiğinden beri bu projenin gerekliliğini, büyük ölçüde, İstanbul Boğazı’nda artan trafiğe ve riske yani tehlikeye, çarpışma veya benzeri kaza riskine dayandırmış durumda ve iddiaya göre, iddialarına göre bu giderek önümüzdeki yıllarda da artacak.

Şimdi bu olayı biraz somutlaştırmak istiyorum arkadaşlar, çünkü somutlaştırmazsak olay insanların kafasında net olarak ortaya çıkmıyor. Ulaştırma Bakanı Cahit Turhan projenin gerekliliğini açıklarken “Trafik her yıl artıyor; 2030’da 65 bin, 2050’de 95 bin, 2070’te 115 bine çıkacak.” diyor iki ay önce; altını çiziyorum iki ay. O dönemde, bu beyanatın hemen arkasından, yaklaşık yirmi gün kadar sonra Mecliste bu konuyu gündeme getirmiştim bütçe görüşmeleri sırasında ve Sayın Bakanın söylediği şeylerin gerçek dışı olduğunu ve halkı aldatmaya yönelik bir girişim olduğunu söylemiştim. Çünkü Deniz Ticareti Genel Müdürlüğünün verilerine göre, İstanbul Boğazı’ndan en yoğun geçiş 2007 yılında 56 bin gemiyle olmuş, ondan sonra da giderek azalma var; günümüze geldiğimizde yani geçen yıl itibarıyla 41 bine inmiş. Peki, şimdi sıkı durun, iki gün önce, Ulaştırma Bakanı, Anadolu Ajansına şu bilgileri veriyor: “Kanaldan 2035’te geçen araç sayısı 50 bini bulacak.” Bakın, iki ay önce ne diyordu: “65 bin olacak.” diyordu. “2050’de bu rakam 70 binlere tırmanacak.” diyor iki gün önce, daha önce verdiği rakam kaçtı? 95 bin; yani 25 bin fark var iki ayda.

FAHRETTİN YOKUŞ (Konya) – Matematiği zayıfmış…

ABDUL AHAT ANDİCAN (Devamla) – Ve “2070’te 80 binin üzerinde olacak.” diyor iki gün önce, daha önce yani iki ay önce verdiği rakam 115 bin; yani 35 bin fark var. Şimdi, böyle bir farkı, iki ayda ortaya çıkan bir farkı nasıl okursunuz değerli arkadaşlar veya nasıl okumanız gerekir? Çok net olan şey şu: Ulaştırma Bakanı iki ay önce de bugün de -halk deyimiyle- işkembeden atıyor.

FAHRETTİN YOKUŞ (Konya) – İşkembeyikübradan.

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Hem de kübradan.

ABDUL AHAT ANDİCAN (Devamla) – Evet. Yani hiçbir bilimsel çalışmaya dayanmayan veriler bunlar. İki ayda rakam 35 bin azalır mı yahu? Bir de burada başka bir şey var: Sayın Cumhurbaşkanı, Kanal İstanbul’la ilgili her konuşmasında “Sekiz dokuz yıldır biz bunu çalışıyoruz. Yüzlerce adam çalıştı, bilimsel çalışmalar yaptı.” falan falan diyor, bunu söylüyor halka yönelik olarak. Bu mudur şimdi bilimsel çalışma? (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar, başka bir şey var; iki gün önce Bakan diyor ki: “Hesaplarımıza göre Kanal İstanbul’dan geçecek gemilerden alacağımız para asgari yıllık net 1 milyar dolar civarında olacak.” Bakın, 50 bin gemi için. Sonra, geliyor, iki gün önceki konuşmasında, yine aynı konuşmanın içerisinde “2030’lu yıllarda Kanal’dan 50 bin gemi geçtiğinde yıllık 5 milyar dolar gelirimiz olacak.” diyor. Şimdi, bakın, aynı konuşmanın içerisinde bu. Yani diyor ki: “2030’larda 1 milyar dolar gelirimiz olacak.” 2030’lar için 50 bin rakamını vermişti, hatırlayın. “50 bine ulaştığı zaman da 5 milyar dolar gelirimiz olacak.” diyor.

Şimdi, tabii, ben takip ediyorum olayı. Bazı yazarlar şaşkınlık içerisinde, köşe yazarları “Yahu, Bakan aynı şeyin içerisinde bunları söylüyor, bu nedir yani hangisi doğru?” falan diyorlar. Tabii, onların bilmediği şey şu: AKP’nin halka yönelik politikalarında, halka yönelik proje sunularında bir görünen yüzü var -görünen yüzü aldatmaya yönelik- bir de söylenmeyen ama arka planda tutulan, asıl kripto hedef var.

Şimdi, AKP’yi artık iyice tanımış bir grup olarak ve bir grubun üyesi olarak Ulaştırma Bakanının bu sözlerini nasıl anlayacağız biliyor musunuz? “2030’da 50 bin gemi geçecek, 5 milyar dolar gelir olacak.” Bu, halka yönelik söyleniyor ama öbür tarafta diyor ki: “2030’da 1 milyar dolar gelir bekliyoruz 50 bine ulaştığı zaman.” Burada çelişki yok, halka söylenen o. “Bu 50 bine ulaştığı zaman 1 milyar dolar gelir elde edeceğiz.” lafıyla, yap-işlet-devret veya kamu-özel ortaklığı verildiği takdirde -ki öyle olacak- müteahhitlere, yatırımcılara “gel gel” yapıyor, diyor ki: “Biz bunu 50 bin gemi garantisiyle, 1 milyar dolarlık gelirle vereceğiz.” Aslında söylediği bu, söylemek istediği bu, ağzından kaçırıyor.

Evet, bunlar doğru mu arkadaşlar? Bunlar doğru mu? Hayır. Gemi geçişinde çoğalma olacak mı? Hayır. Niye olmayacak? Karadeniz’den bütün petrol taşıması veya LNG vesaire taşımaları boru hatlarıyla yani Bakü-Tiflis-Ceyhan Boru Hattı’yla, Bakü-Ceyhan Hattı’yla aşağıya –“Akdeniz’e” demek istiyorum- daha sonra, Hazar havzası petrolleri Türki Cumhuriyetler üzerinden Çin’e, Rusya’nın büyük petrol kaynakları Baltık “port”larından Avrupa’ya gönderiliyor. Novorossiysk dışında bir “port” kalmadı Rusya açısından ve oranın kapasitesi de yılda 100 milyon ton civarında; bu kadar. Bu, gemi sayısının giderek azalması anlamına geliyor. Peki, güneş enerjisi vesaire gibi yenilenebilir enerji kaynakları ortada. Çin’in tren yoluyla başlattığı İpek Demir Yolu Projesi var, uygulamaya geçti, Türkiye'den de geçiyor.

Bütün bunlar bize şunu söylüyor değerli arkadaşlar: Kargo taşımacılığı da petrol taşımacılığı da boğazlardan yani Karadeniz’den aşağıya olmayacak, sayı artmayacak. Geçen sene söylemiştim, sayı 42 bin civarında. Şimdi, Bakanın ifade ettiği rakamlar hayali rakamlardır, halkı aldatmaya, toplumu yanıltmaya yönelik yani Kanal İstanbul Projesi’ne destek sağlamak üzere verilmiş rakamlardır.

Şimdi çok zamanım kalmadı aslında. AKP’nin ikinci iddiası, boğazlarda riskin arttığı. Bunu da bir başka konuşmada, riskin artmadığını istatistiksel verilerle ve bilimsel olarak burada Meclisin önüne koyacağım.

Fazla vaktim kalmadığı için AKP’nin bu politikasını bir fıkrayla -fıkra değil aslında, olmuş bir olay- bitiriyorum. Değerli arkadaşlar, 1960’lı yıllarda Türkiye gümrüklerinde adamın biri bavulla yakalanıyor. Gümrük memuru diyor ki: “Aç bavulu.” Bir açıyor ki İsviçre saatleri. O dönemlerde, biliyorsunuz, Türkiye’de çok bulunmadığı için bavul İsviçre saatleriyle dolu. Memur diyor ki: “Ne bunlar?” Adam gayet pişkin, diyor ki: “Efendim, bunlar tavuk yemi.” “Yahu, nasıl tavuk yemi olur kardeşim?” diyor. Adam çok pişkin bir vaziyette “Vallahi ben bunları götürüyorum, tavukların önüne atıyorum; yiyip yememek onlara kalmış.” diyor. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Şimdi, AKP’nin politikaları, AKP’nin topluma yönelik açılımları hep böyle: “Ben yaptım, oldu.” “Ben atarım kardeşim, ister kabul edersiniz, ister kabul etmezsiniz.” Ama bir şeyi söylemekte yarar var, tavuklar uyandı, tavuklar uyandı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ABDUL AHAT ANDİCAN (Devamla) – Bitiriyorum Başkanım.

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

ABDUL AHAT ANDİCAN (Devamla) – Geçen günlerde yapılan bir anket, üstelik de AKP’ye yakın bir grubun yaptığı anket bize şunu söylüyor, diyor ki: “AKP’nin siyasi iddiaları ve siyasi projeleri halk karşısında inanılırlığını yitirmiştir, azalmaktadır.” Sadece projeler değil, aynı zamanda partiye olan inanç da azalmaktadır. Dolayısıyla, işin sonu, Kanal İstanbul Projesi, AKP’nin de sonunu getirecek bir projedir değerli arkadaşlarım.

Saygılar sunuyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Sayın Abdullah Koç.

Buyurun.

HDP GRUBU ADINA ABDULLAH KOÇ (Ağrı) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şimdi, size gerçekten bir kangrene dönüşmüş olan bir Türkiye gerçeğinden bahsetmek istiyorum: Cezaevleri.

Değerli arkadaşlar, her geçen gün daha da ağırlaşan, hiçbir hukuk normunun açıklayamayacağı, hiçbir vicdani ilkenin kabul etmeyeceği şekilde can yakıcı bir hakikatle karşı karşıyayız. Ağır rahatsızlıkları nedeniyle serbest bırakılması gereken, infazına ara verilmesi gereken tutsaklar ne yazık ki Hükûmet tarafından, mevcut sistem tarafından serbest bırakılmıyor. Bu çağda cezaevleri birer ölüm odası hâline getirilmiş durumdadır ne yazık ki.

Değerli arkadaşlar, Anayasa’nın 104’üncü maddesi, Cumhurbaşkanına, mevcut olan mahpusların serbest bırakılması ve sakatlık durumlarında cezaevlerindeki sürdürülemez yaşamına dair ara vermeye ilişkin bir yetki tanımaktadır. Ne yazık ki bu yetki hiçbir şekilde kullanılmamaktadır. Öte taraftan, ceza infaz yasasının 16’ncı maddesinde, hükümlünün hastalığının hayatı için kesin tehlike teşkil ettiği durumlarda Adli Tıp tarafından rapor verilmesi ve bu rapor çerçevesinde infazın ertelenmesi hükmü yer almaktadır. Ne yazık ki yine infaz yasasının 116’ncı maddesi de bu niteliktedir ve bunların hiçbirisine uyulmamaktadır. Adalet Bakanlığının belirlediği tam teşekküllü hastanelerden alınan raporlar Adli Tıp raflarında bekletiliyor ve haftalarca, aylarca ne yazık ki bu konuda herhangi bir cevap alınamamaktadır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Gülay Çetin/Türkiye kararında Adli Tıp Kurumu tarafından, heyet raporlarına rağmen tekrar muayeneye çağırılmasını ve bu durumun gecikmeye neden olmasını eleştirmiş ve Türkiye'nin işkence yasağını ihlal ettiğine dair bu yönde bir karar vermiştir. 2013 tarihinde kabul edilen 6411 sayılı Yasa’da, kişilerin maruz kaldığı ağır hastalık veya sakatlık nedeniyle hayatını yalnız idame ettirmemesi durumunda da yine cezanın ertelenmesi hükmü yer almaktadır ama bu hükme de uyulmamaktadır.

2003 tarihinde onaylanan Avrupa Konseyi İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesi’nin ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının gereklerini yerine getirmek ve tüm tutuklu ve hükümlülerin uygun nitelikte, adil bir şekilde sağlık hizmetinden geçirilmeleri gerektiğini burada vurgulamak istiyoruz.

Uluslararası kriterler var bu konuda. Biz uluslararası sözleşmeleri şu anda inceliyoruz. 1955 tarihli Birleşmiş Milletler Mahpuslara Uygulanacak Asgari Standartlar, 1982 tarihli Birleşmiş Milletler Tıbbi Etik İlkeler, 1988 tarihli Birleşmiş Milletler Herhangi Biçimde Alıkonulan veya Hapsedilen Kişilerin Korunması İçin İlkeler Manzumesi, 1990 tarihli Mahpusların Islahı İçin Temel İlkeler ve yine 1990 tarihli Birleşmiş Milletler Özgürlüğünden Yoksun Bırakılmış Çocukların Korunması İçin Kurallar ve ayrıca Avrupa İşkencenin ve İnsanlıkdışı veya Onurkırıcı Ceza ve Muamelenin Önlenmesi Komitesinin kararlarının hiçbir tanesine değerli arkadaşlar, uyulmuyor. Bu kriterlerin hiçbirisine uyulmadığı gibi, zorunlu olan bu uluslararası kriterlere de uyulmamaktadır.

Sayın milletvekilleri, peki, Türkiye cezaevlerinin tablosu ne durumdadır, şöyle birkaç örnekle sizlere açıklamak istiyorum: Adalet Bakanlığı verilerine göre 2002 yılındaki tutuklu ve hükümlü sayısı 59 bin iken 2018 itibarıyla 260 bin kişiye çıkmış durumdadır. Üstelik 431 bin kişi denetimli serbestlikten faydalanmaktadır. Bu tablo başlı başına Türkiye’nin bir açık hava hapishanesine dönüştürüldüğünün başka bir fotoğrafıdır.

Muhalif olan, düşünce üreten ve en önemli sorun olan Kürt sorununa çözüm gündeme getiren herhangi bir siyasetçi de ne yazık ki bu toplama kamplarına dönüştürülen cezaevlerine götürülmekte ve insanlara bu muamele reva görülmektedir.

2018 itibarıyla 431 bin kişinin denetimli serbestlik kapsamında olduğu gerçeği, ülkenin genel atmosferinin yani toplumun tamamen denetim altında tutulduğunun ve çok büyük bir kitlenin özgürlüğünün kısıtlandığının ve özgürlüklerden mahrum bırakıldığının başka bir görüntüsüdür. 2015 tarihinden itibaren cezaevlerinde yaşanan işkence vakalarında ciddi oranda artışlar meydana gelmektedir.

Değerli arkadaşlar, İHD’nin bu konuda çeşitli raporları var. Hapishanelerde 457’si ağır olmak üzere 1.333 hasta mahpus bulunuyor. Bunlardan 841’i gerçek anlamda ağır konumdadır. Hapishanelerde 2009’dan Ekim 2016’ya kadar 2.300 kişi yaşamını yitirmiştir.

Bir diğer husus, Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneğine ve çeşitli toplum kuruluşlarına 7 bin başvuru yapılmıştır. Bu başvurulara verilen cevaplarda tutukluların durumunun iyi olduğuna ve kendileriyle ilgilenildiğine ilişkin ciddiyetsiz cevaplar verilmiştir. Yine, resmî olmayan ancak çeşitli sivil toplum kuruluşlarının verilerine göre 2019 yılında adli ve siyasi olmak üzere toplam 50 hasta mahpus yaşamını yitirmiştir. Yaşam hakkı cezaevlerinde ihlal edilmektedir. Kinyas Gülcan, 74 yaşındaki Nebi İlhan, 2018 yılında 23 kişinin cezaevlerinde şüpheli ölümü, Nurcan Bakır yirmi sekiz yıl cezaevinde kaldıktan sonra “Zulme karşı sessiz kalmayacağım.” demek suretiyle yaşamına son vermiştir. İHD verilerine göre 1.149 kişiye işkence ve diğer taraftan sağlık haklarının ihlali, sürgün ve benzeri ihlaller olmak üzere toplam 4.034 kişiye hak ihlali uygulanmış durumdadır. Devrim Ayık kolon kanseri ve hâlâ cezaevinde, Diyarbakır T Tipi Cezaevinde Guli Kara açık kalp ameliyatı geçirmiş olmasına rağmen, bütün taleplerine rağmen tahliye edilmemektedir. Bunlar binlerce vakadan sadece birkaç tanesi.

Yine İHD raporlarına göre hasta mahpuslar neler yaşıyor? Hasta olan mahpuslar revire götürülmüyor, kötü muameleden geçiriliyor, sürgün ediliyor, yemek verilmiyor vesaire, binlerce sorunla karşı karşıyalar.

Değerli arkadaşlar, tutuklu ailelerinden aldığımız bilgilere göre Şerafettin Demir, Van Yüksek Güvenlikli Cezaevinde 15 gardiyan tarafından darbedilmiş ve hâlâ tehdit ediliyor. Özay Özer, Elâzığ Yüksek Güvenlikli Cezaevinde tecrit altında tutuluyor. Cihan Yaşar, Erzincan Cezaevinde ağır müebbet hapis cezası almış, hücrede tek başına tutuluyor, ayakta durmakta zorlanıyor ve ihtiyaçlarını tek başına gideremiyor. Hasta tutsaklara âdeta düşman hukuku uygulanıyor.

Cezaevlerinde kalan tutuklularda en çok mide ve bağırsak iltihaplanması, reflü, gastrit, solunum yolları rahatsızlıkları ve akciğer hastalıklarının baş gösterdiği tıbbi bulgularla tespit edilmiş durumda. Hastalıkların temel nedenleri olarak koğuşların fiziki yapısı ve hijyen koşullarının olmaması tespit edilmiş başka bir gerçeklik. 25 kişilik koğuşta 40-45 kişi kalıyor; bu da daha başka hastalıklara davetiye çıkarıyor. Cezaevlerinde kişi hasta olduktan sonra çeşitli ihtiyaçları da karşılanmıyor.

Diyarbakır T Tipi Cezaevinde tahliye olan HDP PM üyesi Şehriban Zuğurli, cezaevinde yaşanan hak ihlallerine değinerek bağırsakları dışarıda olan bir tutuklunun tedavisinin engellendiğini, annesiyle birlikte kalan bir bebeğe ise mama verilmediğini açık bir şekilde belirtiyor ve bu şekilde beyanatta bulunuyor. Bu tür hak ihlallerine ilişkin hiçbir şekilde bir araştırma ve incelemenin yapılmadığı da başka bir gerçek.

Değerli arkadaşlar, cezaevleri zulüm evlerine dönüşmüş durumda. Derhâl bu işkencelerden vazgeçilmesi ve insanlık onuruna yakışır bir tutum alınması gerektiğini burada belirtmek istiyoruz. Aksi takdirde, önümüzdeki dönemde ve önümüzdeki yıllarda Türkiye'nin, insan hakları anlamında, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önünde insan hakları konusunda çok ciddi bir şekilde tazminatlarla karşı karşıya kalacağını burada belirtiyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Suzan Şahin, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA SUZAN ŞAHİN (Hatay) – Sayın Başkan, değerli üyeler; yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Ekonomide yaşanan sorunlar ve milletimizi derinden etkileyen ekonomik kriz taşımacılık sektörünü de etkilemektedir. Türkiye’de 780 binin üzerinde taşıyıcılar kooperatifi üyesi esnaf ve yaklaşık 900 binin üzerinde kamyon mevcuttur. Türkiye’de kamyon, tır filosu sayısı Avrupa ülkelerinden fazladır. Türkiye’de en fazla kamyon, tır filosu yoğunluğu da seçim bölgem olan Hatay ilindedir.

Sürekli kamyoncu esnafının şikâyetlerini dinlemek durumunda kalmaktayız. Artan maliyet ve yaşanan haksız rekabet koşullarında yük taşımacılığı can çekişir duruma gelmiştir. Yük taşımacılığı yapan esnafımız zor koşullar altında geçimlerini sağlayarak evlerine ekmek götürebilmek için saatlerce direksiyon sallamakta ancak para kazanamamaktadır. Zor koşullarla boğuşmalarının yanı sıra sektörle ilgili haklı taleplerinin görmezden gelindiğini söyleyerek yalnız kaldıklarını belirtmektedirler. Kendi sektörleriyle ilgili yapılan her düzenlemenin ceplerinden daha fazla para çıkmasını sağladığını, para kazanmaları için hiçbir düzenlemenin yapılmadığını ifade etmektedirler. Yurt içi nakliye fiyatlandırmaları yapılırken yük taşımacılığı yapan esnafımız, sektörü güvence altına alacak ve daha iyi yaşam koşullarıyla para kazanmalarını sağlayacak düzenlemeleri beklemektedir.

Sayın üyeler, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığının Karayolu Taşıma Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik’i Resmî Gazete’de yayımlanarak 1 Ocak 2020’de yürürlüğe girdi. Şoförlerin ve trafiğin güvenliğinin sağlanmasını biz de isteriz ancak doğru zamanlama ve sağlıklı altyapı olursa. Bu yeni yönetmeliğe göre 31 Aralık 2019’dan itibaren otobüs ve kamyonlardaki sayısal takograflardan veri indirme ve bu verilerin Bakanlığa gönderimi zorunlu olacaktı. Ancak e-fatura, web sitesine irsaliye bildirimi, dijital takograf kullanımı gibi uygulamalara karşı çıkan kamyon ve tır şoförleri Türkiye genelinde yaptıkları eylemlerle yürürlüğe giren yönetmeliğe, akaryakıt zamlarına, cezalar ve düşük ücretlere tepki gösterdi. Tepki gösterdiler de ne oldu? Yaptıkları haklı eylemlerde kamyoncular polis tarafından coplandı, gözaltına alındı ancak yılmadılar ve haklı eylemleri sonrası AKP Hükûmeti geri adım atmak zorunda kaldı. Hükûmet, dijital takograf uygulaması için firmaların gerekli hazırlık ve altyapı hazırlığını henüz tamamlayamaması bahanesiyle “Altyapı hazır değil.” dedi ve uygulamayı önce altı ay erteledi, daha sonra tekrar bir ertelemeye giderek uluslararası taşıma yapan yetki belgesi sahipleri için Ocak 2021 tarihine kadar, yurt içi taşıma yapan yetki belgesi sahipleri için ise Ocak 2024 tarihine kadar erteleme yapıldı.

Şimdi sormak lazım: Altyapıyı hazırlamadan neden yönetmeliği uygulamaya soktunuz, neden kamyonculara onlarca trafik cezası yazdınız? Madem uygulamaya sokmak istediğiniz projenin altyapısı yetersizdi ve yönetmeliği erteleyecektiniz, gariban nakliyeciyi neden coplattınız? Soruyoruz: Yetersiz olan altyapıyı nasıl tamamlayacaksınız? Şoförlere gerekli eğitimi nasıl vereceksiniz? Yoksa “Nasıl olsa alıştılar, susarlar.” mı dediniz ve vatandaşın soluğunu kestiniz? Susmayacaklar, susmayacağız! (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli üyeler, AKP’nin her fırsatta yok sayarak aykırı davrandığı Anayasa’mızın 173’üncü maddesi “Devlet, esnaf ve sanatkârı koruyucu ve destekleyici tedbirleri alır.” demektedir. Korumak isterseniz nakliyeci esnafın sorunları açık ve nettir. Kamyoncular Avrupa’da dokuz saatte 800 kilometre yol gidebiliyorlar ancak Türkiye’de 350-400 kilometreyi zor gidebildiklerini söylüyorlar. Haklı olarak, bu uygulamanın düzenlenmesini istiyorlar. C2 yetki belgesiyle yurt dışına çalışan araçların yurt içinde taşımacılık yapmasının engellenmesini talep ediyorlar. Yükü yüklediklerinde, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı veri tabanına altı saat içerisinde bildirmeleri gerekiyor. Bakanlık “Bunun altyapısı hazır değil.” diyor ancak trafik polisleri kamyonculara ceza yazıyor. Nakliyecimiz “Devlet eliyle soyuluyoruz.” diye isyan ediyor.

Diğer bir konu ise e-fatura. Nakliyeci STK’leri “Bizim kamyoncumuz tuşlu telefonu dahi zor kullanıyor, e-faturayı nasıl yapacak? Biz yirmi dört saat çalışıyoruz, para kazanamıyoruz. Yirmi dört saatte para kazanamıyorsak dokuz saatte nasıl para kazanırız? Ulaştırmayla ilgili yapılan bu düzenlemenin altyapısı yok, bununla birlikte kamyoncunun ve nakliyecinin de buna uyum sağlayabileceği bir ortam yok.” diyor. Sahi, nasıl kazanacaklar? Ağır ekonomik kriz ortamında yaşam mücadelesi veren esnafa kolaylıklar sağlanması gerekirken yeni yükler bindirilmesi, esnafın kullanımı oldukça zor uygulamalarla karşı karşıya bırakılması yeni sorunlar oluşturuyor. Hükûmet yönetemediği ekonomi ve krizin faturasını esnafa kestiği cezalarla yamamak istiyor. Bunun adı “Hükûmetin kendi vatandaşını soyması”dır değerli milletvekilleri. Özellikle ihaleli iş alım süreçlerinde kilometre, taşınan yükün ton olarak miktarı, mazot fiyatı formülünün uygulanmasıyla sektörde rekabet konusunda yaşanan sorunların giderilmesi gerekmektedir. K belgesi verilirken söz verilen taban fiyatı uygulamasının yapılması ve kontrol edilmesi nakliyecinin talepleri arasındadır. Meslek sona erdiğinde K1 belgesi devir hakkında ücret iadesinin yapılması gerekmektedir. Vergi, SGK, esnaf kefalet borçlarının düzenlenerek faizsiz olarak taksitlendirilmesi vergi ve zamlarla boğuşan esnafa az da olsa nefes aldıracaktır. Akaryakıtta KDV indirimi yapılması ise sektörün en başta gelen talepleri arasındadır. Otoban ve köprülerden de indirimli geçiş hakkı istemektedirler. Yemek, yıkama, lastik tamiri, sanayi işçiliği gibi birçok harcama gider olarak sayılmamaktadır. Bu masrafların gider olarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Lojiktik firmalarının indirimli gemi mazotu kullanarak elde ettikleri haksız kazancın önüne geçilmesi gerekmektedir. Kamyoncu esnafının maliyetini karşılayacak ve kâr ettirecek düzenlemeler, trafiğin ve insan sağlığının güvenceye alınacağı uygulamalar gerekmektedir. Kamyon ve tır şoförlerinin sesine kulak verin. Şehirler arası yük taşımacılığı yapanların sorunlarını ve bu çözüm önerilerini defalarca dile getirdik, yine söylüyoruz; mazot olmuş 6 lira, taşınan yükün karşılığında nakliyecinin aldığı ücret mazota ve simsarlara yetmiyor, komisyonculara ödenecek ücret devlet tarafından belirlenmiyor, faturalandırılmıyor, yedek parça, vergi, muhasebe gibi giderler de esnafımıza ağır yük getiriyor. Ton çarpı kilometre esasına göre taban fiyat belirlenmeli, akaryakıt satış rakamlarına göre altı aylık periyotlarla ve de günümüz koşullarına göre Bakanlıkça bu fiyatlar revize edilmelidir.

Lafa geldiği zaman “Avrupa bizi kıskanıyor...” Yabancı plakalar Türkiye içinde 60 tonla çalışıyor, kantara bile girmiyor. Kim kimi kıskanıyor acaba? Ancak bizim vatandaşımızın sırtına bindikçe biniliyor. Nakliyecinin maliyeti yüksek, geliş gidiş bin litre mazot yakıyorlar. Yağı var, suyu var, lastiği var, balatası var; 6-7 bin lira para yapıyor. Bir şehirden şehre 550 lira; 50 lirası komisyon, 350 lirası mazot, 150 lirası şoför. Dönüşte iş buldun buldun, bulamadın açsın. Bir sigorta olmuş 500 lira. Hepsinin maliyeciye borcu var. Yüksek cezaların altından kalkamıyorlar. Bir şoföre 24 milyar lira trafik cezası gelir mi arkadaşlar? El insaf!

Arkadaşlar, nakliyeci esnafı zor durumda. Belge zorunluluğu, nakliyecinin fatura kesemiyor olması sektör açısından çok büyük problem oluşturmakta. Artan mazot fiyatları, ekonomiyi kurtarmak adına haksız yere kesilen binlerce trafik cezası, zamlar ve vergiler ile Bakanlığın kendi uygulamasını “altyapı yetersiz” gerekçesiyle iptal etmesi ve altı ay sonra ne olacağını kendisinin de bilmemesi tam bir AKP iş bilmezliğidir.

Değerli üyeler, bundan uzun süreler önce bir ülkenin zamcılığıyla meşhur bir padişahı varmış. Bir gün maliye nazırı büyük bir telaşla padişahın huzuruna çıkmış ve “Efendim, hazinenizde kuruş kalmadı. İsraf içinde yaşamanın sonuna geldik. Hemen bir çare bulmazsak iflas edeceğiz.” demiş. Maliye nazırı ve yardakçılar önerilerini padişaha sunmuşlar. Bu duruma düşen bir maliyenin önünde iki yol vardır: Birincisi masrafları azaltmak, ikincisi ise gelirleri artırmak. Devlet harcamalarını azaltma fikri padişahın hiç hoşuna gitmemiş çünkü o zaman tantanalı yaşantısına bir nokta koyması gerekiyormuş. Padişah “Hemen gelirlerimizi artıralım.” emrini vermiş ama nasıl? Yönettikleri ülkede zaten müthiş bir hayat pahalılığı varmış, vergiler de dayanılmaz boyuttaymış. Maliye nazırı “Parayı bir şekilde halktan toplayacağız Padişahım, bütçe gelirlerini artırmanın en etkin yolu budur, kesin sonuç verir.” demiş. Padişah, saltanatı devam etsin diye hemen ülke genelinde her şeye zam emri vermiş.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Şahin, tamamlayın sözlerinizi.

SUZAN ŞAHİN (Devamla) – Zamlar sonrası nazır “Halkın arasında gezinirken halkın suratı biraz asık, canı da sıkkın ama işlerine devam ediyorlar.” diye bilgi vermiş. Padişah ikinci zammı yapmış. Nazır, bu sefer padişahına “Padişahım, halk huzursuz, sesleri yükselmeye başladı, size ve iktidarınıza beddua ediyor ama işlerine devam ediyorlar.” demiş. Üçüncü zamdan sonra nazır bu defa padişahın huzuruna çıkıp “Halk gülüp oynuyor, alıştılar.” demiş. Padişah “Aman, son zammı geri çekin, bu iyiye işaret değil, halk oynamaya başladıysa hayra alamet değildir, ne yapacakları belli olmaz.” demiş.

Sayın üyeler, bizden söylemesi, halk oynamaya başladı, isyan noktasına geldi, iş bilmezliğinizin, milleti değil yandaşı doyurmanızın ve bu güzel ülkeyi yönetememenizin hesabını sizden soracak, az kaldı. Adaletsizlik, hukuksuzluk, yoksulluk, yolsuzluk, işsizlikle boğuldu milletimiz, yurttaşın sorunu geçim; Türkiye’yi içine soktuğunuz ekonomik kriz ve rant politikalarınız sonunuzu getiriyor ama siz ısrarcısınız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SUZAN ŞAHİN (Devamla) – Hemen bitiriyorum.

BAŞKAN – Tamamlayın efendim, buyurun.

SUZAN ŞAHİN (Devamla) – Kamyon ve tır şoförlerinin sorunlarının çözülmesi, Bakanlığın eksik ve hatalı uygulaması sonrası 1 Ocak itibarıyla kesilen trafik cezalarının iptal edilmesi gerektiğinin altını çizerek Anayasa’mızın “Devlet, esnaf ve sanatkârı koruyucu ve destekleyici tedbirleri alır.” maddesini bir kez daha hatırlatıyor, koruyup kollamak yerine milleti soyup soğana çevirmekten vazgeçin, millet isyan etme noktasında, yeni vergi, ek vergi, ceza, zamları durdurun, artık üretmenin yollarını bulun diyerek Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Özel, Sayın Şahin sataşmadı size.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Yok efendim, Türkiye’ye yapılan bir sataşma…

BAŞKAN – Buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

52.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Mısır polisinin Anadolu Ajansı Kahire Ofisine düzenlediği baskını kınadıklarına, Anadolu Ajansı ile tüm basın camiasına geçmiş olsun dileğinde bulunduklarına ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ülkemize yapılan bir sataşmayla ilgili söz istedim.

Sayın Başkan, biraz önce, daha doğrusu, haber biraz önce yansıdı ama anlaşılıyor ki dün akşam saatlerinde Mısır polisi Anadolu Ajansının Kahire ofisine baskın düzenliyor.

BAŞKAN – Evet, Türkiye saatiyle 18.00 sularında.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sabaha kadar çalışanları tutuyorlar; daha sonra, 1’i Türk vatandaşı 4 çalışanı alıp götürüyorlar ve bir zaman sonra da bilinmeyen bir adrese doğru götürüyorlar, henüz, şu ana kadar da bir açıklama yapılmış değil. Anadolu Ajansının çalışanlarının bir an önce serbest bırakılması -avukatların bütün taleplerine rağmen aramanın niçin yapıldığı, baskının niçin yapıldığı açıklığa kavuşturulmamış- Türkiye makamlarına bu konuda bilgi verilmesi gerekiyor. Cumhuriyet Halk Partisi olarak 1’i vatandaşımız olan 4 çalışan için endişeliyiz, Mısır makamlarının bu yaklaşımını, bu operasyonunu kınıyoruz. Anadolu Ajansına ve tüm basın camiasına da geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz. (CHP sıralarından alkışlar)

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Efendim, konuyu yakinen takip ediyoruz arkadaşlarımızla beraber.

BAŞKAN – Evet, konu yakından takip ediliyor. Hem Kahire’de maslahatgüzar takip ediyor hem de Dışişleri burada büyükelçilikle de temas kurdu, bütün ilgililer konuyu takip ediyorlar. Ama Sayın Turan, siz de bir şey söylemek istiyorsanız buyurun.

53.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, Mısır polisinin Anadolu Ajansı Kahire Ofisine düzenlediği baskın olayını yakından takip ettiklerine ve geçmiş olsun dileğinde bulunduğuna ilişkin açıklaması

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Biz de konunun yakın takipçisiyiz. İlgililerle görüştük, Dışişleri Bakanlığımız olsun, Anadolu Ajansının kıymetli yöneticileri olsun; bu konuyu yakından takip ediyoruz. Ümit ederim, olağanüstü bir sıkıntı olmaksızın, bir yaralanma, bir can kaybı asla olmaksızın konu nihayete erer. Ben şimdiden geçmiş olsun demek istiyorum Sayın Başkanım.

VII.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Süreyya Sadi Bilgiç’in, Anadolu Ajansı çalışanlarının derhâl serbest bırakılması ve özür dilenmesi gerektiğine ilişkin konuşması

BAŞKAN – Anadolu Ajansı çalışanları derhâl serbest bırakılmalı ve gereken özür de dilenmeli.

VI.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Tekirdağ Milletvekili Mustafa Şentop’un Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ile Ruanda Cumhuriyeti Hükûmeti Arasında Gelir Üzerinden Alınan Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi Önleme ve Vergi Kaçakçılığına Engel Olma Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/1944) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 134) (Devam)

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar, 2’nci madde üzerindeki konuşmalar tamamlanmıştır.

Söz talebi yok.

Görüşmeler de tamamlanmıştır.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3- (1) Bu Kanun hükümlerini Cumhurbaşkanı yürütür.

BAŞKAN – Madde üzerinde gruplar adına ilk söz İYİ PARTİ Grubu adına Sayın Ayhan Erel’in.

Buyurun Sayın Erel. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA AYHAN EREL (Aksaray) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, yüce Türk milleti; görüşmekte olduğumuz Türkiye ile Ruanda arasında gerçekleştirilen anlaşma üzerinde partim İYİ PARTİ adına söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi ve yüce Türk milletini saygıyla selamlıyorum.

Sözlerimin hemen başında, ömrünü Türklüğe adamış, Kıbrıs Türkünün sembol ismi “Benim tarihî sorumluluğum Kıbrıs Türk halkına olduğu kadar, ayrılmaz ve kopmaz bir parçası olmakla iftihar ettiğimiz büyük Türk milletine karşıdır. Gücümü ve sabrımı buradan alıyorum. Kuvvetimiz, Türkiye’mizin mert insanlarından, kan ve can kardeşlerimizin heyecanından kaynaklanmaktadır.” diyen büyük Türk milliyetçisi Rauf Denktaş’ı, “Kimse bizi bu yurttan, bu sevdadan, bu vatandan mahrum edemez. Devlet haysiyettir, namustur, ciddiyettir, bir varlıktır, evlat gibi kutsaldır.” diye haykıran Kıbrıs dağlarının bozkurdu, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’mizin kurucusu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ı; yıldızlar ötesi yankılanan mukaddes Kıbrıs davasının kilometre taşı, dağlar gibi vatan sevdasını yumruk kadar kalbine yükleyen, sıkıştıran Doktor Fazıl Küçük Bey’i; yine, Mustafa Kemal Atatürk gibi bir yiğidin annesi, ahlak ve fazilet sembolü Zübeyde Hanım’ı da ölüm yıl dönümünde saygıyla, rahmetle, minnetle anıyorum. (İYİ PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri “Yüksel Türk! Senin için yüksekliğin hududu yoktur.” anlayışla atılan her adımı, uluslararası arenada ülkemizin lehine olan her anlaşmayı şüphesiz desteklediğimizi bilmenizi isterim. Güneşin doğdu yerden battığı yere kadar her yeri fethetme arzusuyla yanan ve tüm dünyada tek güç, tek hâkim Türk devleti olma idealiyle, kut anlayışıyla devlet yöneten, Türk cihan hâkimiyeti mefkûresini kendisine ilke edinen bir milletin evlatları olarak tabii ki Türk milletinin güneşin doğduğu yerden güneşin battığı yere kadar olan coğrafyada ayak izlerinin olması, kültürünün olması, ekonomisinin olması bizi mutlu edecektir. Ama gelinen noktada, maalesef, AK PARTİ siyasetinin, AK PARTİ iradesinin bu fikirlerle, bu ideallerle örtüşmediğini söylemek de mümkündür.

Yine, günümüze baktığımızda, AK PARTİ iktidarı, maalesef, son yedi yıldır, sekiz yıldır Türkiye’nin üzerine karabulut gibi çökmüştür. Baktığımızda, çiftçiler mutsuz, işçiler mutsuz, esnaf mutsuz, köylüler mutsuz, memurlar mutsuz, gençler mutsuz, kamyoncular mutsuz, velhasılıkelam, Türk milletinin tamamı neredeyse mutsuz. Gittiğiniz memleketinizde, seçim bölgelerinizde lütfen bir dakika, iki dakika, sokaklarda yürüyen, gezen insanların yüzüne bir bakın; gülen insan, gülümseyen insan bulmakta zorluk çekersiniz. Biz bu tabloları daha çok gençliğimizde, çocukluğumuzda büyük şehirlerde yaşarken, maalesef, bugün Türkiye’nin ortasında, Türkiye’nin bağrında 100 bin, 200 bin, 300 binli nüfusu olan yerlerde de görmekteyiz. Artık, millet olarak, gülen insan yüzüne bile hasret kaldık.

Yani bugün Türkiye’ye baktığımızda, Türkiye’de problemlerin müsebbibi AK PARTİ. Önce bir problem çıkarıyor, daha sonra da bu problemi çözmek için milletin enerjisini, milletin sinerjisini buraya harcıyor. Baktığımızda, işte, bir FETÖ meselesi… Bunu çıkaran, besleyen, büyüten AK PARTİ iradesi, daha sonra da ortadan kaldırmak için milletin kaynaklarını harcayan yine AK PARTİ. Suriye meselesine baktığımızda, daha önce Suriye’yle yağlı ballı olan, dönemin Başbakanının 45 kere Suriye’ye ziyarete gidip sabah kahvaltıyı Şam’da, akşam yemeğini İstanbul’da beraber yaptıklarını hepimiz biliyoruz ama daha sonra, bu yağlı ballı olduğumuz Suriye’yle yaşanan problemi şimdi çözmek için de bayağı çaba ve mesai harcamaktayız.

Netice itibarıyla, uzun lafın kısası, başta da söylediğim gibi, AK PARTİ karabulut gibi memleketin üzerinde dolaşmaktadır. Ama karabulutu ortadan kaldıracak olan da hepimizin bildiği gibi güneştir, doğan güneş de İYİ PARTİ’nin güneşidir, o günler de Allah’ın izniyle yakındır. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Yine, başta dediğim gibi, Türkiye’de çiftçiler umutsuz, çiftçiler mutsuz. 700 bin vatandaşımız, çiftçi üretimden, tarlasından, tapanından koptu; tarlasını, köyünü, bağını, bahçesini bıraktı, şehre yerleşti. Köylünün, çiftçinin köyden, topraktan kopması demek şekerin Rusya’dan alınması demek, Türk parasının dışarıya gitmesi demek. Tarım kredi kooperatiflerine, Ziraat Bankasına, özel bankalara olan borçları hepimiz biliyoruz. Sizin telefonlarınız genelde kapalı olduğu için vatandaştan gelen feryatları maalesef duymuyorsunuz. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar) Ama bugün Anadolu’nun bağrında yaşayan insanların bir başka bankanın borcunu kapatmak için diğer bir bankaya tarlasını, evini, barkını ipotek ederek kredi çektiğini ama onu da ödeyemediğini ve tarlasını satarak köyünü, barkını terk etmek zorunda kaldığını görmekteyiz.

Yine, çiftçilikle uğraşan vatandaşlar diyor ki “Biz her ay maaş alan, her ay evimize, kesemize para giren bir gelire, bir işe sahip değiliz. Bizim elektrik paralarımız mümkünse altı aydan altı aya alınsın.”

Yine, baktığımızda gençlerimiz ümitsiz. Gençlerimiz maalesef artık hayal dahi kuramıyorlar. Sayın Cumhurbaşkanının gençlerin niye bu kadar geç yaşta evlendiğine dair beyanı maalesef Türkiye'nin gerçekleriyle örtüşmemektedir. Zira, gençler 30 yaşına geldiği hâlde daha iş bulamamışlardır, aş bulamamışlardır; aşı, işi olmayana herhâlde kız verecek AK PARTİ’li bir milletvekili arkadaşımız da bu sıralarda yoktur diye düşünüyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, memleketin birinde artık işsizliği canına tak diyen bir vatandaş bir arkadaşının önerisi üzerine iline gelen bir hayvan sirkine gidiyor ve -lütfen buraya dikkat ediniz- sirk sahibine bir işe ihtiyacı olduğunu söylüyor. Sirk sahibi, genci görünce üzülüyor ama iş olmadığını beyan ediyor. Giderken, mahcup bir şekilde “Bir bakar mısın, bizim sirkte maymun öldü, eğer kabul edersen sana bir maymun postu giydirelim, maymunun yerine bu rolü yap.” diyor. Genç, işsizlikten bunalmış, her akşam anasının babasının eline bakmak canına artık tak etmiş, “Olur.” demiş ve maymun postunu giyerek sirkte hareket etmeye başlamış. Rolüne kendisini o kadar kaptırmış ki zıplarken atlarken kendisini aslanların kafesinde bulmuş, can havliyle başlamış bağırmaya: “Beni kurtarın! Beni kurtarın!” Aslan postundaki insan “Sus oğlum, ben de insanım, burada herkes insan, seni de beni de işten atarlar.” demiş. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar) Maalesef, üzülerek ifade edeyim, Türkiye’nin işsizlik noktasında geldiği durum bu.

Türkiye’de -arkadaşlarım söylediler- kamyoncular perişan bir hâlde. Almakta oldukları B1, B2, D belgelerine yüzde 400’lere varan zamlar geldi. Bunlar zaten geçimini zor temin eden insanlar, mazot yerine yağ yakan insanlar, lastiklerini kaplayarak geçimlerini temin etmek zorunda kalan insanlar. Bu kadar zor şartlar altında yaşayan insanlara bir de 250 bin liralara, 300 bin liralara varan belge masraflarını yüklemek çok vicdani bir davranış değildir diye düşünüyorum.

Yine, memurlarımız perişan. Bir sendikanın söylemleri ve talepleri dışında; liyakate, bilgiye, beceriye sahip olan, kalbi vatan için çarpan hiçbir devlet memuru, maalesef, hak ettiği yere gelememektedir. Bir gecede, sadece sendikaları farklı olduğu için on binlerce okul müdürü, okul müdür yardımcısı görevden alınmıştır. Dönemin valisine bu durumu aktardığımızda “Ben buna karşı geleceğim, böyle bir şey olmaz.” dediği hâlde, maalesef, sendikaya gücünün yetmediğini ifade etmiştir.

Sayın vekiller, bu memlekette eğer devleti sendika yönetecekse o zaman söyleyecek çok lafımız yok. Bilinmeli ki devletin memuru devlete hizmet eder, partilere ve sendikalara hizmet etmez diye düşünüyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi Sayın Erel.

AYHAN EREL (Devamla) – Aslında Türkiye'nin bu tablosuyla ilgili söylenecek çok söz var ama zaman doldu.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Bayağı da söyledin.

AYHAN EREL (Devamla) – Bu yüzden, çok kıymetli Sayın Genel Başkanımız Meral Akşener Hanımefendi’nin söylediği gibi, geleceğin Türkiyesi için iyileştirilmiş ve güçlendirilmiş parlamenter sisteme acilen geçmemiz gerekmektedir. Bu sisteme geçtiğimizde de ülke üzerinde dolaşmakta olan karabulutların yerini İYİ PARTİ güneşine terk edeceğini bildiriyor, hepinize saygılar sunuyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Sayın Tulay Hatımoğulları, buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA TULAY HATIMOĞULLARI ORUÇ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Adana, aralık ayı sonunda çok büyük bir sel felaketiyle karşı karşıya kaldı; Yüreğir, Karataş, Sarıçam, Seyhan’da çok sayıda ev sular altında. Evleri ziyaret ettiğimizde -eminim, diğer partilerin milletvekilleri de bu ziyaretleri gerçekleştirdi- hep beraber şuna tanık olduk: Evin içinde, kullanılacak tek eşya dahi kalmamış durumda. Bu konuyla ilgili de ciddi bir biçimde hasar tespiti yapıldığını sanıyoruz ya da sanmak istiyoruz. Tarım arazileri sular altında ve hâlen sular çekilmiş değil.

Hükûmetin ilk günlerde Adana’ya ilgisi çok yüksekti, şimdi ise ilgisinin iyice zayıfladığını görüyoruz. Biner liralık yardımlarla bu işi geçiştirmeyi düşünmeyeceğinizi ümit ediyoruz. Bu nedenle bizler şu konudaki ısrarlı taleplerimizi yinelemek istiyoruz: Adana afet bölgesi ilan edilmelidir; ilk elden, vatandaşın ihtiyacı olan eşyalar, beyaz eşya, battaniye, yatak, yorgan vesaire gerçekten hızla temin edilmelidir. Çiftçinin Ziraat Bankasına, Tarım Kredi Kooperatiflerine olan borcunun faizi silinmeli ve bu faiz uygulaması olmaksızın borçlar yeniden yapılandırılmalıdır.

Değerli halklarımız, bizi ekranı başında dinleyen değerli yurttaşlarımız; Gülistan Doku’dan bahsetmeden geçmek olmaz çünkü şu an kadın katliamlarının, kadına yönelik şiddetin ağır bir biçimde yaşandığı bu ülkede bir trajedi daha yaşandı ve Gülistan Doku Dersim’de on bir gündür kayıp. Arkadaşı polis çocuğu, ilk elden ifadesi alınıyor, daha sonra yurt dışına hızla çıkmasına müsaade ediliyor ve hiçbir kamera kaydının olmadığına dair açıklamalar geliyor. Bu konuyu araştırmak, incelemek üzere Dersim’e Kadın Meclisi Sözcümüz Sayın Taşdemir bir kadın heyetiyle gitti, incelemelerde bulundu, aileyle görüşmeler yapıyorlar. Sevgili Taşdemir’in ifadesiyle Dersim, bırakın insanları aramayı, dağı taşı bile didik didik aradığınız bir bölge ve bu bölgede bir kadın kayboluyor ve buna dair hiçbir biçimde bir somut sonuca erişilemiyor.

Yine, Dersim Pertek’te çocuklara yönelik tecavüz olayı ortaya çıktı. Bununla ilgili de gerçekten şunu sorgulamak zorunda hissediyoruz kendimizi: Dersim gibi, kendine ait özel bir kimliği olan özel bir bölgede bu tür olayların yaşanması münferit olarak değerlendirilebilir mi? Bize göre hayır.

21’inci yüzyılda ileri demokrasiden bahsediliyor ve AKP 2023 vizyonundan bahsediyor. Gerçekten, 2023 vizyonu karnenizde her gün ölen kadınların kan izleri birikiyor. Al kanlı karneyi ve tezkerenizi kadınlar verecektir, bunu bilesiniz.

Değerli arkadaşlar, bu kürsüde bahsedildi, Sayın Demirtaş’ın “Devran” isimli kitabı, biliyorsunuz, İstanbul’da bir okuma tiyatrosu olarak sahnelendi ve izleyici kitlesi oldukça renkliydi. Sayın Soylu çıkıyor ve şunu söylüyor Kadir İnanır’a: “Birileri de karşısına geçip o tiyatroyu seyrediyor, alkışlıyor. Eksik yapmışsınız Kadir efendi, eksik yapmışsınız o tiyatroya gidenler.” Soylu’nun tiyatrodan ne kadar anladığını bilmiyorum; bu yaklaşımı sergileyecek bir insanın, hatta faaliyetlerine, pratiğine bakarak ben anlamadığını düşünüyorum, tersini kendisi açıklayabilir. Soylu’nun bu çıkışında sanata düşmanlık, düşünceye kilit, Kürt halkına nefret, Demirtaş ve arkadaşlarından, HDP’den korku görüntüsü çıkıyor. “Abartılı bir ifade kullanıyorsun.” diyebilirsiniz ama ben, en yakın psikoloğa sizlerin bunu sormanızı isterim ve abartı olmadığını göreceksiniz.

Öncelikle şunu belirtmeliyim ki 2013 müzakere sürecinde akil insanlar projesini siz ortaya attınız ve bunun en fazla savunucusu AKP Genel Başkanıydı. Akdeniz Bölgesi’ne gelen ekipte Kadir İnanır, Lale Mansur gibi sanatçılar vardı, kendisi şu an burada mıdır bilmiyorum ama şu an AKP Milletvekili olan Sayın Hüseyin Yayman da vardı ve bunlara da tanıklık etti. Antakya’ya bu ekip geldiği zaman toplantıya ben de katılmıştım. İki günlük bir toplantıydı ve Türkiye'nin bütün bölgelerinde, 7 bölgesinde benzer bir çalışma yapılıyordu. Buradaki hedef neydi? En azından kamuoyuna söylenen hedef, açıklanan hedef neydi? Kürt sorununun barışçıl ve demokratik yöntemlerle çözülmesi için toplumu hazırlamak ve bir algı yaratmak, Kürt sorunuyla ilgili bir farkındalık yaratmaktı. Bu iki günlük toplantıya katılan birisi olarak… Birinci gününde 10’ar kişilik 20 masa oluşturulmuştu, atölye çalışması düzenlenmişti. Bu çalışmaya işçisi, çiftçisi, öğretmeni, bankacısı, sanatçısı, herkes katılmıştı ve orada, doğal olarak her bölgede olduğu gibi yerel sorunlar, tartışılmaya da başlandı. Aslında bu yerel sorunlar, dış siyasetin tam da yerelin içinde nasıl filizlendiğinin göstergesiydi. Neydi bunlar? Biliyorsunuz, 2011’de Suriye’de savaş başladığı zaman sınır illeri çok fazla tedirgin oldu ve özellikle IŞİD’in -tırnak içinde söylüyorum- o korku saçtığı dönemlerde, Hatay’ı içine alan Levant bölgesinde “İslam devleti kuracağım.” diyerek Alevilere yönelttiği tehditlerin yoğunlaştığı bir zamanda oradaki halk doğal olarak bu sorunları dile getirdi ve bunun karşısında grubun bileşeni olan bir gazeteci arkadaş buna tepki gösterdi. Biz de dedik ki: Bu şekilde akil insan olunamaz, bu şekilde halkın duygusunu ve düşüncesini hissetmeden barışı inşa edemezsiniz. O esnada sevgili Kadir İnanır masamıza geldi ve biz bu durumu kendisine anlattık. Kadir İnanır hiçbir yorum yapmadan gülümseyerek şunu söyledi: “Bu ülkeye isteseler de istemeseler de barış gelecek.”

AKP sadece masayı mı devirdi? Hayır, sadece masayı devirmedi. Sadece Kürt halkına mı baskı yaptı? Elbette tarihsel olarak çok önemli baskılar var ama sadece oraya değil. Seküler yaşamı tehdit etti, akademiyi tasfiye etti, basını tekelleştirdi; sadece sermaye olarak değil, fikrî olarak da. KHK’lerle ihraç etti, pasaportlara el koydu. “Güvenlik soruşturması” adı altında AKP’lilik testi yaptı. Kendisinden olmayana “Sana iş yok, aç kal.” dedi, EYT’liyi takmadı. Bu liste daha uzar gider ama şunu söylemek zorundayız: Çarşı aç, çarşı susuz, çarşı üşüyor ve çarşı sinirleniyor artık.

Değerli arkadaşlar, gözlerimize ve kulaklarımıza inanmakta zorlandığımız bir konuya daha işaret etmek isteriz. Diyorlar ki: “Bekârlara vergi gelecek.” Ben bu haberi duyduğumda inanamadım, defalarca, defalarca okudum “Acaba bir mizah mı var ortada?” diye. Ben burada ekonomik sebepleri vesaireyi bir yana bırakarak şunu söylüyorum: Sana ne, size ne kim ne zaman, nasıl evlenecek! Bu yetki sizde midir? Kadınların kaç çocuk doğurduğuna karıştığınız yetmiyormuş gibi devlet bütün işini gücünü bıraktı da kimin nasıl evleneceğine mi karar verecek?

Dış siyaseti çok konuştuk burada. Bu ülkede yaşanan baskıları, tek adam rejimini, işsizliği, yoksulluğu, zammı; Libya’yı konuşa konuşa, Suriye’yi konuşa konuşa unutturmaya çalışıyorsunuz. Biz dış siyaset konuştuğumuz kadar buradan iç siyaseti konuşacak ve kamuoyunun sorunlarını, toplumun sorunlarını kamuoyuyla paylaşmaya devam edeceğiz.

Soylu’nun tabii ki tiyatro eleştirisine kısaca dönmek isterim. 1980’den en ağır cunta döneminden dört sene sonra kabareler sokaklarda izlenmeye başlandı; şimdi tiyatrolara, fikirlere ve onları izleyenlere müdahale edecek cüret var. Biz tabii ki beterin beteri olduğunu düşünüyoruz ama hiçbir beterle de yetinmediğimiz gibi, 1980 dönemi baskısından bu toplum nasıl dipdiri örgütlenerek başarıyla çıkabildiyse aynı biçimde bu baskıcı rejimden de çıkabilecek ve bu baskıcı rejimi alt edecektir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

TULAY HATIMOĞULLARI ORUÇ (Devamla) – Bir dakika daha alabilir miyim.

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

TULAY HATIMOĞULLARI ORUÇ (Devamla) – Yazar Mehmet Uzun’un bir sözünü paylaşmak istiyorum: “Ölümsüz birey yoktur ama yaratılan ölümsüz eserler ve bu eserlerin tümünden oluşan ölümsüz insanlar vardır. Barış sadece ölümsüz bir eser değil, insan aklının yarattığı en önemli erdemli iştir.” Bu erdeme nail olmak için adaletin yanında cesurca yer almak gerek. Toplum bu erdemin etrafında cesurca birleşiyor, birleşecek. Bu gerçeği ne Soylu ne soylular ne saraylılar değiştiremeyecektir.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Burhanettin Bulut, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA BURHANETTİN BULUT (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce Meclisimizi ve televizyon karşısında bizleri izleyen yurttaşlarımızı saygıyla selamlıyorum.

2019’un son günlerinde Adana’da bir sel felaketi yaşandı, son yüzyılın en büyük sel felaketiydi, metrekare başına 250 kilogram yağmur yağdı. Bu, facianın maddi bir görüntüsüdür. Her ne kadar, bir afet bölgesi ilan edilmesini istesek de maalesef bu rakamlar karşısında bile afet bölgesi ilan edilmemiş olsa da sizlerden, gerek milletvekillerinden gerek yurt içerisindeki Adanalı dostlardan “Geçmiş olsun.” mesajları aldık. Hepsine öncelikle teşekkür edeyim. Teşekkürle başlayalım ki eleştirelim.

İkinci teşekkürü Çevre ve Şehircilik Bakanına sunuyorum çünkü afetin olduğu günün hemen ertesi günü Bakan Adana’ya geldi. Çok hızlı bir şekilde, ilk planda 3.668 evi sel aldığı için onlara hemen yardım yapıldı. 400’e yakın evde hasar var, bunlara ilişkin tespitler yapılıyor, bu konuda da bir çalışma devam ediyor. 123 bin dekar alan su altında, hâlâ su altında. Bu konuda da bir çalışma yapılıyor. Biraz önce Adana Milletvekilinin bahsettiği gibi, bizim umudumuz, isteğimiz, arzumuz burada oluşan hasarın bir an önce karşılanması.

Bu birlik ve beraberliğe ilişkin bizim, milletvekili olduğumuzda, hatta öncesinden bu yana söylediğimiz bir şey var: Adana üvey evlat muamelesi görüyor. Bu, rakamlarla da tespitli; bu, yapılan çalışmalarla da tespitli; bitmeyen projelerle de tespitli ve burada birçok etkin milletvekili olmasına rağmen, maalesef Adana geride kaldı.

O gün de yani bu olayın hemen arkasından Adana’ya Meclisin 1’inci partisinin Genel Başkan Yardımcısı geldi. Genel Başkan Yardımcısı Valiyle bir toplantı düzenledi, kriz masası oluşturuldu. Sayın Valimiz -bu fotoğrafta gördüğünüz üzere- 1’inci partinin İl Başkanı, yine 1’inci partinin milletvekilleri ve Adana’daki belediye başkanlarıyla bir toplantı yaptı. Ertesi gün gazetelere bu fotoğrafla şu servis edildi: “Çelik, Adana’daki belediye başkanları ve Adana milletvekilleriyle kriz masasında toplantı yaptı.” Burada sorumuz şudur: Bu arkadaşlarımız, elbette, kıymetli ve önemliler; birçoğuyla da dostluğumuz var. Adana’nın diğer milletvekilleri de seçilerek aynı göreve gelmediler mi? Adana milletvekilleri olarak -biraz önce söyledim- Adana’nın makûs talihini yenme konusunda çeşitli defalar basın kanalıyla bildirmemize rağmen “Adana’ya ilişkin ne varsa birlikte çözüme hazırız.” dememize rağmen maalesef bu toplantıya çağrılmadık. Bu toplantıya bir milletvekilinin, Meclisin 2’nci partisinin milletvekilinin çağrılmaması basit, alelade, o gün kendiliğinden gelişmiş bir olay değil. Bu süreci tekrar hatırlayalım: Bununla ilgili, bu yeni sistemle ilgili bir referandum yapıldı, ardından bir seçim yapıldı ve orada şu söylendi -iktidar tarafı söyledi bunu yani bu konuda oy alan parti bunu dile getirdi- denildi ki: “Yasama artık daha kaliteli olacak, yürütme de yasamadan ayrılacak. Hatta, milletvekili bakan olamayacak; şayet bakan olacaksa milletvekilliğinden çıkarılacak.”

Peki, değerli arkadaşlarım, size soruyorum: Bir ilin valisi, bir partinin, Meclisin 1’inci partisinin genel başkan yardımcısıyla böyle yan yana oturabilir mi? Bunu, kendimize yediriyor muyuz? Bunu, devletin geleneklerine yediriyor muyuz? Bunu, seçimde oy istediğiniz anlayışa yediriyor muyuz? Bu, doğru bir şey değil. Devletin genetiğiyle oynadığımızda işte 15 Temmuzlar oldu, hatırlayın. Devletin, demokrasinin geleneğine aklı sıra o bölgenin etkin siyasetçisi sebebiyle böyle müdahale ederseniz maalesef yazık edersiniz; ülkemize yazık edersiniz, demokrasiye yazık edersiniz, şehre yazık edersiniz. Bu Değerli Genel Başkan Yardımcısı sizin on yedi yıllık iktidarınızda on üç yıl boyunca Adana’dan milletvekiliydi. Güzel, böylesi bir pozisyonda gelip Adana’ya destek vermek istemesi gayet güzel.

Peki, geçmiş yıllarda Adana neydi, nereye geldi? Çok eskilere gitmiyorum. Elbette, sanatsal açıdan Adana’nın etkinliğini, yazarlarını hepiniz biliyorsunuz. “Adana” lafı geçince herkeste bir tebessüm olur, onu da biliyorum. Ama asıl benim söylediklerim, sanayide geldiği durum, tarımda geldiği durum, işsizlikte geldiği durum, turizmde geldiği durum, bitmeyen yatırımlarıyla ilgili geldiği durum. Örneğin, 2011 yılında metro yapılmış, hâlâ borcu ödeniyor. Hemen hemen tüm illerde merkezî Hükûmet tarafından bu tür yatırımların ödemesi yapılır hâle gelmiş. Örneğin, diğer illerde daha sonra yapımına başlanan stadyumlarda bile maçlar oynanırken Adana’da stadyum bitmemiş. Örneğin, Adana adliyesi beş yıl önce söz verilmiş olmasına rağmen hâlâ bitmemiş.

Başka bir şey daha: Sayın Genel Başkan Yardımcısı Ömer Çelik Adana Milletvekili ve Turizm Bakanıydı. O tarihlerde Karataş ilçesi, Adana’nın denize açılan ilçesi turizmde teşvik bölgesindeydi. Yine, sağ olsun, bu kıymetli milletvekilimizin Genel Başkan Yardımcısı olduğu bu dönemde, burası sessiz sedasız bu teşvikten çıkarıldı yani Karataş turizm bölgesinden çıkarıldı.

Size birkaç veri daha vereyim: Örneğin, Adana, illerin gelişmişlik düzeyinde 2013’te 9’uncu sıradaymış, 2015’te 16’ncı sıraya indi. Bir başka veri olarak, artık, kriterler yaşam memnuniyeti üzerinden alınıyor. Yani ne var bunda? Gelir var, eğitim var, çevre var, güvenlik var. Burada da Adana, Yaşam Endeksi’nde 81 il arasında 61’inci sıraya düşmüş durumda, en aşağılara düşmüş durumda. Yine, nitelikli göç vermesi de bir ekonomik veridir çünkü eğer bir şehir aksi bir göç alıyorsa, niteliksiz göç alıp nitelikli göç veriyorsa oranın geleceğine ilişkin bir umut kalmamış demektir. Suriye’yle ilgili en çok etkilenen şehirlerden biriyiz, 400 bine yakın Suriyeli var.

Tüm bunlar, tüm bu veriler… Yani iktidar partisi olarak söylüyorum: 2002 yılında 8 milletvekili, 2007 yılında 6 milletvekili, 2015 yılında 6 milletvekili ve son seçimde de 5 milletvekiliyle 1’inci olan partinin ilidir burası. Sevgili yeni vekillerime de bir lafım olsun: Adana’nın AKP’den 5 milletvekili var sevgili arkadaşlarım. Örneğin, 2018’de –bunlar da sizi ilgilendiriyor- Konya’ya 963 milyon TL verilmiş; Mersin’e 568, Hatay’a 551, Antalya’ya 1 milyar 14 milyon TL kamu yatırımı yapılmış. Peki, Adana’ya ne kadar yapılmış? Adana’ya sadece 341 milyon TL kamu yatırımı yapılmış. Ne zaman? 2018 yılında. Bu da Adana’mızın 1’inci partiden sevgili 5 milletvekiline duyurulur.

Değerli milletvekilleri, değerli arkadaşlarım; biraz önce bahsettiğim gibi, Adana’da sel felaketinden etkilenen konutlara yardımlar yapıldı, oradaki hasarlar üç aşağı beş yukarı belirleniyor, oraya karşılık veriliyor. Ancak burada en önemli sorunumuz, demin söylediğim gibi 153 hektarlık alanda oluşan hasarın giderilmesi. Çünkü Adana’da çiftçiler yani tarım sektörü –Çukurova- tüm sektörlerin anasıdır. Eğer tarım sektörü bir zarara uğrarsa, çiftçi ürününü ekemezse ya da üründen zarar ederse tüm Adana etkilenir. O vesileyle, hasar tespiti yapıldıktan sonra, bir an önce buranın zararının karşılanması gerekiyor.

Bir de mevcutta, geçmiş dönemden başlayan, şu anda ödenemeyen krediler var. Bu kredilerin de faizsiz beş yıl ertelenmesi gerekiyor. Bunu da yine Adana’mızın güzide 5 milletvekili için özellikle vurguluyorum. Çünkü bugün sadece Adana’nın değil, birçok ilin ziraat odası, milletvekillerini ziyaret etti ama en çok etkilenen bölge Çukurova. Çünkü çiftçi –sadece bir rakam vereyim- son on altı yılda 48 kat daha çok borçlanmış, mevcut borçlanma on altı yılda 48 kat artmış ve tarımsal kredilerin hacmi 115 milyarı bulmuş durumda. Ama tüm bunlara rağmen, biz her şeyi ithal eder hâle gelmişiz. Zaten her şeyi ithal eder hâle geldiğinizde “Çiftçimizi destekliyoruz, çiftçimizin yanındayız.” diyemezsiniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BURHANETTİN BULUT (Devamla) – Sayın Başkanım, bir cümleyle bitiriyorum.

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

BURHANETTİN BULUT (Devamla) – Teşekkür ederim.

Burada yine, Adana’dan gelen çiftçilerimizin, çiftçiler birliğinin başkanlarının çok önemli bir dileği daha var, o da şu: Biliyorsunuz, son yıllarda maalesef, Adana’da -son sel felaketinde de bunun etkisi görülmüştür- DSİ, sulama birliği çok ciddi bir yatırım yapmıyor, mevcut kanalların bile açılması sağlanamıyor ama sulama birliği, damlama yöntemi de dâhil olmak üzere su parası alıyor. Biliyorsunuz -çiftçilerimiz daha iyi bilir- damlama yönteminde bir yatırım gerekir, orada müthiş bir su parası isteniyor. Bu, işin bir tarafı ama daha vahimi, elektrik. Biliyorsunuz, artık çiftçilikte elektrik kullanılmaya başlandı. Çiftçinin kullandığı elektrik maalesef, piyasadaki mevcut elektrikten yüzde 14 oranında daha pahalı ve son iki yılda elektriğe yüzde 108 zam gelmiş durumda. O nedenle, çiftçilerimizin yanında olmak istiyorsak, çiftçilerimize destek vermek istiyorsak öncelikle bu elektrik fiyatlarını çiftçilerimize uygun bir hâle getirmemiz gerekiyor diyorum.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bulut.

3’üncü madde üzerindeki konuşmalar tamamlanmıştır.

Soru-cevap işlemi yok.

Görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Değerli milletvekilleri, teklifin tümü açık oylamaya tabidir.

Bu ve bugün yapılacak bundan sonraki uluslararası anlaşmaların oylamalarının tamamının ayrı ayrı elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Açık oylamaya ilişkin genel kuralları her seferinde tekrar etmeyeceğim. Şu anda okuyacağım, bilginize sunacağım kurallar bugün yapılacak bütün açık oylamalar için geçerlidir.

Oylama için verilen süre içerisinde sisteme giremeyen üyelerin teknik personelden yardım istemelerini ve bu yardıma rağmen de sisteme giremeyen üyelerin oy pusulalarını oylama için öngörülen süre içinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Şimdi, bu anlaşmanın oylaması için üç dakika süre veriyorum.

Pusula verecek olan milletvekillerimiz lütfen salondan ayrılmasınlar.

Oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN - Tekirdağ Milletvekili Mustafa Şentop’un Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Ruanda Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Gelir Üzerinden Alınan Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi Önleme ve Vergi Kaçakçılığına Engel Olma Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi açık oylama sonucu:

“Oy sayısı                                           :           250

Kabul                                                  :           250   (x)

 

                            Kâtip Üye                                                 Kâtip Üye

                       Şeyhmus Dinçel                               Nurhayat Altaca Kayışoğlu

                              Mardin                                                      Bursa”

Teklif kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

2’nci sırada yer alan Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Tekirdağ Milletvekili Mustafa Şentop’un Türkiye Cumhuriyeti ile Arjantin Cumhuriyeti Arasında Gelir Üzerinden Alınan Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi Önleme ve Vergi Kaçakçılığı ile Vergiden Kaçınmaya Engel Olma Anlaşması ve Eki Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

2.-Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Tekirdağ Milletvekili Mustafa Şentop’un Türkiye Cumhuriyeti ile Arjantin Cumhuriyeti Arasında Gelir Üzerinden Alınan Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi Önleme ve Vergi Kaçakçılığı ile Vergiden Kaçınmaya Engel Olma Anlaşması ve Eki Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/1804) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 79) (x)

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Komisyon raporu 79 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Teklifin tümü üzerinde grupları adına söz talebi yok.

Şahsı adına Muhammet Naci Cinisli; buyurun. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

MUHAMMET NACİ CİNİSLİ (Erzurum) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sizleri ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Türkiye Cumhuriyeti ile Arjantin Cumhuriyeti Arasında Gelir Üzerinden Alınan Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi Önleme ve Vergi Kaçakçılığı ile Vergiden Kaçınmaya Engel Olma Anlaşmasına Dair Kanun Teklifi üzerine söz almış bulunuyorum. (Gürültüler)

Sayın Başkanım, kendi sesimi duyamıyorum.

BAŞKAN – Arkadaşlar, lütfen biraz sessiz.

Sayın Cinisli, devam edin, buyurun.

MUHAMMET NACİ CİNİSLİ (Devamla) – Teşekkür ederim.

Bu tür anlaşmaların ana amacı, mükelleflerin aynı gelir üzerinden 2 devlette birden vergilendirilmesinin, bir başka deyişle çifte vergilendirmenin önüne geçmektir. Anlaşmanın yürürlüğe girmesi, Arjantin’de yüksek vergi ödeyen Türk Hava Yolları açısından özellikle yararlı olacaktır.

Bu anlaşmanın belkemiği olacak bilgi akışının sağlıklı bir şekilde sağlanması, ülkemiz ve Arjantin arasında OECD şart ve standartlarına uygun hareket edilmesiyle hayati önem arz etmektedir.

Arjantin ile ikili ticaret hacmimiz 610 milyon dolara ulaşmış ancak ülkemiz aleyhinde 291 milyon dolarlık ticaret açığı söz konusu. Güney Amerika’da kilit öneme sahip ülkelerden biri olan Arjantin’le, yüksek potansiyele rağmen, ilişkilerimizin olumlu olarak ilerleyemediğini görüyoruz. Bunun nedeni Arjantin’in 1915 olaylarıyla ilgili tutumu olabilir mi diye insan düşünmeden edemiyor.

İlişkilerin ivme kazanması için Arjantin Hükûmetinden Ermeni tezlerine ve benzer girişimlere tepki göstermesi ve bunları engellemeye çalışması yönündeki beklentimiz yıllardır beyhude şekilde devam ediyor.

Değerli milletvekilleri, Arjantin’le sınırlı düzeyde seyreden ilişkilerimizde bu ülkedeki Ermeni diasporasının olumsuz etkisi muhakkak ki bulunmakta. 1915 olaylarının Arjantin’de 1993 yılında “soykırım” olarak tanınmasından sonra, sözde soykırım hakkında Arjantin Parlamentosunda birçok karar alınmıştı. 2007 yılı başında yürürlüğe giren kanunla Arjantin’de 24 Nisan tarihi, tüm ülke çapında “Ermeni soykırımı anısına halklar arasında hoşgörü ve saygı için eylem günü” olarak ilan edildi.

Son dönemde ise Ermeni soykırımı kültür merkezi ve müzesi inşa edilmesi için Buenos Aires Belediyesine karar teklifi sunulmuştur.

Öte yandan, sözde soykırımın inkârını yasaklamaya yönelik bir yasa da Arjantin Meclisinde bekletilmektedir. Parlamento komisyonunda bulunan inkâr yasasının çıkarılmamasını; inşa aşamasına gelinen soykırım müzesinin açılmamasını; açıldığı takdirde ise Türkiye’nin görüşlerine de yer verilmesini yalnızca beklemekle kalan pasif dış politika anlayışımız yüzünden, Güney Amerika’da bulunan diğer ülkeler de sözde Ermeni soykırımı propagandasına daha hızlı teslim olabilirler endişesindeyim.

Arjantin üst düzey yetkililerini, parlamenterlerini neden ülkemize davet etmiyoruz? İçlerinde ben ve benim gibi milletvekillerinin ailelerinin de bulunduğu Ermeni mezalimine tanık olmuş milletvekilleriyle neden bir araya getirip ilk elden bilgi sunulmasını sağlamıyoruz? Parlamenter diplomasi bunun için değil mi?

Yurt dışındaki Ermenilerin, kendi millî kimliklerini oluşturma gayretiyle 1915 olaylarına çözümsüzlük temelinde yaklaştıklarını ve bu çerçevede politika oluşturduklarını, kimliklerini tarihî bir aldatmaca üzerine inşa etmeye çalıştıklarını Arjantinli muhataplarımıza anlatmakta daha da geç kalmamalıyız.

Değerli milletvekilleri, ülkemizin diğer ülkelerle ikili ilişkilerini geliştirmesini hem destekliyor hem de çok önemli buluyoruz. Diğer ülkelerle siyasi, ekonomik, eğitim, kültür, spor gibi alanlarda ilişkilerin ilerletilmesi, ülkemizin uluslararası münasebetlerini şüphesiz ki müspet manada etkileyecektir. Fakat unutmamalıyız ki ülkemizin iç ve dış politikada izlediği siyaset, diğer ülkelerin bizimle iş birliği yapmayı arzu etmelerinde anahtar unsurlar olarak değerlendirilmektedir.

Bu bağlamda son yıllarda yaşanan gelişmeleri değerlendirdiğimizde ciddi devlet olmaktan uzaklaştığımızı, millet irademizi hiçe sayan davranışlara muhatap olduğumuzu üzülerek görüyoruz. Örneğin, İstanbul Büyükşehir Belediyesinin Kanal İstanbul’dan çekildiklerine dair paylaştığı “tweet”e Katarlı bir iş adamının “Arsa almaya devam edeceğiz.” şeklinde pervasızca cevap verebilmesini nasıl tanımlayabiliriz? Yabancı bir işadamı neye ve kime güvenerek bu pervasızlığı yapabiliyor? Acaba henüz bu kutsal çatı altındaki milletvekillerinin bile bilmediği bir karardan mı haberdar, milyonlarca dolar yatırım yapacağını bu kadar rahat açıklayabiliyor? Açıklamadaki bu pervasızlık, aslında egemenliğimizin, devlet ve millet irademizin hiçe sayılması değil midir?

Bu yaşanan olay bile millî iradenin tek kişiye emanet edildiği, yüce Meclisin devre dışı bırakıldığı sistemin ne kadar sakıncalı olduğunu anlatmaya yeterlidir. En kısa zamanda ortak aklın hâkim olduğu, kuvvetler ayrılığını sağlayan iyileştirilmiş parlamenter sisteme geçmeliyiz.

Burada ayrıca sorulması gereken soru şudur: Yapılma ihtimali olduğu söylenen Kanal İstanbul’un kamuya acaba hangi yararları olacaktır? Şimdiye kadar bununla ilgili doyurucu bir cevap alamazken ve Katar’dan gelen edepsiz sese de kulak verdiğimizde anlıyoruz ki orada ultra lüks mega bir konut sitesi inşa edilecek, ortasından da boğaz benzeri dev bir süs havuzu geçirilecek, bunun maliyeti de milletimizin sırtına yüklenecek.

İYİ PARTİ olarak milletimizin menfaatine uygun her işe destek veriyoruz. Peki, ülkemizin Kanal İstanbul’a ihtiyacı var mı, devlet projesi olabilmesi için sanayi üretimimizi artıracak bir fayda sağlıyor mu, tarımsal üretimi destekliyor mu, güvenliğimiz için bir avantaj sağlıyor mu gibi soruları çoğaltabiliriz. Maalesef bu sorulara olumlu yanıt verilemiyor. Bu konunun çevre ve diplomasi boyutuna girmiyorum bile. Bundan evvel, AK PARTİ olarak gerçekleştirdiğiniz siyasi, sosyal ve maddi yatırım projeleri öncesinde anlattıklarınız ile bu projelerin sonuçlarını karşılaştırdığımızda ortaya çıkan büyük hayal kırıklıklarını düşünürsek böylesine çılgın bir projeyi sorgulamak vatandaşlık borcudur.

Değerli milletvekilleri, aslına bakarsanız ülkemizin farklı yerlerinde farklı çekim merkezleri oluşturmak esas hedefimiz olmalı. Siz, Almanya’da nüfusun dörtte 1’inin sadece Münih’te toplandığını ve ekonominin yalnızca Münih’ten ibaret olduğunu düşünebiliyor musunuz? Bütün bunlarla da kalmayıp siyasetin de Münih’e taşındığını hayal edebiliyor musunuz? Bunu herhangi bir Alman’a söyleseniz sizin yüzünüze garip garip bakar. AK PARTİ’nin yanlış siyasetiyle bütün Türkiye’yi yalnızca İstanbul’dan ibaret hâle getirmek için arka arkaya kararlar alınıyor; hem ülkenin geri kalanı dışlanıyor hem de göçler nedeniyle özellikle doğu coğrafyası boşaltılıyor. Bu yanlış politika, diğer yandan ülkeyi renksizleştiriyor, aynı zamanda da farklı sebeplerle hem Marmara Bölgesi’ni hem İstanbul çevresini hem de ülkenin diğer bölgelerini büyük risklere maruz bırakıyor.

Avrupa’nın en gelişmiş ülkesi Almanya nasıl bir Frankfurt, bir Münih, bir Düsseldorf, bir Hamburg, bir Stuttgart, bir Berlin gibi ayrı ayrı dünyalara sahipse Türkiye’de de İstanbul’dan başka Avrupa çapında merkezler oluşturulmalı, nüfusumuzu, ekonomimizi, üretimimizi yaymalı, zenginleştirmeliyiz. İstanbul’a daha fazla yüklenmek yerine, bazı sektörleri yurdumuzun çeşitli yerlerine, Anadolu’ya taşıyıp topyekûn kalkınmayı sağlamalıyız. Bu konu bağlamında ilk teklifim, memleketim Erzurum’un tekrar savunma sanayisiyle anılan şehirlerden biri olmasıdır. 1920’lerde Erzurum’da silah sanayisi varken her türlü imkâna sahip günümüz Erzurum’unda bugün neden olmasın? Bunun gibi farklı sektörleri farklı şehirlerimize taşıyarak, ülkeye paylaştırarak İstanbul’un yakasından artık düşelim.

Öte yandan, 20 milyar dolardan fazla yatırım bedeli olan Kanal İstanbul Projesi’nin parası, milletimizin cebinden karşılanacak. Otoyollarda, köprülerde, havalimanlarında ve şehir hastanelerinde yapıldığı gibi, bu kez de inşa edilmesi hâlinde Kanal İstanbul’un yüklenici firmalarına hazineden gemi geçiş garantisi verilecek. Önümüzdeki yıllar boyunca da o devasa inşaatın parası, milletimizin omuzlarına yüklenecek. Hâlbuki milletimizin ihtiyaçlarını karşılamak yerine ellerindekini bile alan böylesine bir müsriflik projesi hayata geçerse maalesef bir neslimiz, AK PARTİ’nin düşüncesiz, plansız politikaları ve siyasetine kurban edilecek. Nasıl bir neslimiz Balkan Savaşları ve Çanakkale’de, bir neslimiz 12 Eylül öncesi ve sonrasında heba edildiyse, bugünün gençleri de AK PARTİ’nin hesapsız harcamaları ve son derece yanlış eğitim politikaları nedeniyle kayıp nesil olarak anılmak üzeredir.

Son on sekiz senedir yetişen neslin büyük bir bölümü eğitimden uzak ve borç içinde hayata başlatılarak heba edildi. Sonra da “Gençler neden evlenmiyor?” diye hayıflanıyoruz. Lütfen, unutmayın ki, izzetinefis sahibi, vicdanlı bu genç kardeşlerimiz, evlenecekleri kimselere sebep olmak istemiyorlar; onları bu karanlık yaşam mücadelelerine ortak edip mutsuz etmekten asil bir düşünceyle kaçınıyorlar. Bu, büyük bir trajedidir.

Gençlerimizi, toplumumuzu imkânsızlıklar içinde bırakan öngörüsüz AK PARTİ politikalarının neslimizin devamını tehdit ettiğini çok rahatlıkla ifade edebilirim. “Öngörüsüz politikalar” derken aklıma ilk gelen partilerüstü olmasını düşündüğüm dış politika, millî eğitim ve tarım politikalarıdır. Son senelerde yaşadıklarımızla her 3’ünde de anlatılanların aksine gerçeklerle yüzleşilince büyük hayal kırıklıkları yaşıyoruz. Dış politika söylemlerini iç politika şovu hâline getirdiğinizden beri uluslararası ilişkilerde güvenilmez ve hesap edilemez bir ülke hâline geldik.

Siyasetimizin inandırıcılığının, sözümüzün ciddiyetinin kalmadığı her yerde kahraman ordumuzun devamlı devreye girme mecburiyetinde kalması büyük risk taşımaktadır. Suriye ve Libya’da bu örnekleri maalesef yaşadık ve yaşamaya devam ediyoruz.

Cenab-ı Hakk’ın devletimizi ve milletimizi korumasını diler, Genel Kurulumuzu saygıyla selamlarım. (İYİ PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teklifin tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Soru-cevap işlemi yok.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

TÜRKİYE CUMHURİYETİ İLE ARJANTİN CUMHURİYETİ ARASINDA GELİR ÜZERİNDEN ALINAN VERGİLERDE ÇİFTE VERGİLENDİRMEYİ ÖNLEME VE VERGİ KAÇAKÇILIĞI İLE VERGİDEN KAÇINMAYA ENGEL OLMA ANLAŞMASI VE EKİ PROTOKOLÜN ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TEKLİFİ

MADDE 1- (1) 1 Aralık 2018 tarihinde Buenos Aires’te imzalanan “Türkiye Cumhuriyeti ile Arjantin Cumhuriyeti Arasında Gelir Üzerinden Alınan Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi Önleme ve Vergi Kaçakçılığı ile Vergiden Kaçınmaya Engel Olma Anlaşması” ve eki “Protokol”ün onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – Madde üzerinde gruplar adına ilk söz, İYİ PARTİ Grubu adına Sayın Yasin Öztürk’e aittir.

Buyurun Sayın Öztürk. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA YASİN ÖZTÜRK (Denizli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; uluslararası anlaşmaların onaylanmasıyla ilgili bir kanun teklifi gelince anlıyoruz ki Hükûmet yine bir süre ülke gündeminden uzaklaşmak istiyor. Ülkenin gerçek sorunlarından uzaklaştırılmaya çalışıldığı uluslararası anlaşmalar üzerinde aldığım konuşma hakkımı Türkiye'nin gerçek sorunları üzerinde tamamlamak adına İYİ PARTİ Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, dün uluslararası anlaşmalar Genel Kurulun gündemindeydi. Hangi ülkelerle yapılan anlaşmalar uygun bulundu? Gana Cumhuriyeti, Zambiya Cumhuriyeti, Fildişi Sahili Cumhuriyeti, Çad Cumhuriyeti, Somali Federal Cumhuriyeti. Bugün de Ruanda, Arjantin, Mali, Polonya Cumhuriyetleriyle yapılan anlaşmalar var. Dışişleri Komisyonunun gündemi ne? Uygun bulma kanun tekliflerinin görüşülmesi.

Uluslararası anlaşmalar onaylanmış, bitmiş. Geriye ne kalmış? Onaylanmasının uygun bulunduğuna dair kanun teklifinin, neredeyse sadece noter gibi görev yapan Meclisten onayı kalmış. Bunun için ne yapıyoruz? Uluslararası anlaşmalar, biliyorsunuz, kod kanun. Hâliyle, bu vakitler İç Tüzük’le belirlenmiş, Hükûmet uygulama olarak, zaman kazanmak adına temel kanun yapmayı bırakmış, istisna olan torba kanun tekliflerini alışkanlık hâline getirmiştir.

Ülkenin, vatandaşların acil gündeme alınması gereken sorunları hakkında partilerin en az 20 milletvekilinin imzasıyla verdiği araştırma önergeleri için önerge sahibine beş dakika, diğer siyasi parti gruplarına üç dakika konuşma hakkı veriliyor; on beş-yirmi dakikada derdimizi anlatmaya çalışıyoruz ama belki ülkemizde kimsenin adını bile duymadığı ülkelerle yapılan anlaşmalar için geneli üzerinde her parti grubuna yirmi, maddeleri üzerinde de onar dakika konuşma süresi vererek her bir anlaşma için en az dört saat Meclisi oyalıyoruz. Bu, bir sistem zafiyetidir ve bu Meclisi ve ülkeyi oyalama taktiğidir. Şu an ülkenin tek derdi, Vietnam Sosyalist Cumhuriyeti Hükümeti ile İkili Hava Ulaştırma Anlaşması’nın onaylanması mıdır? Eğer illa uluslararası bir konu görüşülecekse sınırımızda İran var, başımıza ne geleceği belli değil. Suriye meselesini biliyorsunuz, malum.

Henüz Sayın Cumhurbaşkanı Emevi Camisi’ne gidemedi ama Putin gitti, sonra da biliyorsunuz, Türkiye’yi ziyaret etti. Anlaşılan “Artık el sıkışın.” denilmiş olmalı ki Moskova’da MİT müsteşarı ile Suriye istihbaratı El Muhaberatın başı bir görüşme yaptı. Biz isterdik ki -belki açık açık anlatamazsınız ama- kapalı bir oturumda bile olsa keşke bu konuda milletvekillerine bilgi verebilseydiniz.

Amerika askerleri, Suriye’nin kuzeydoğusundan çekildi ama YPG üzerinden elini çekmedi. Rusya ve İran ise Esad’ın arkasında ve rejime bağlı güçler özellikle Rusya’nın desteğiyle bölgede yeniden konuşlanıyor.

Evet, istihbaratçılar seviyesinde bile olsa bir adım atılmasını olumlu buluyoruz çünkü Suriye meselesinden hiçbir ülke bizim kadar etkilenmedi. Ekonomimize yansıyan kısmı bir tarafa, asıl sosyolojik bir boyutu var ki bu, Türkiye’yi yıllarca etkileyecek. Sığınmacı olarak kabul ettiğimiz, Sayın Cumhurbaşkanının deyimiyle “ensar” olduğumuz Suriyeliler ülkelerine geri dönmeyi istemiyor, gitmeyecek. Hâlâ askerlerimiz, garibanların evlatları Suriye topraklarında can veriyor, şehit oluyor.

Elbette Meclisin uluslararası anlaşmaları görüşmek yerine bu konuda bir bilgi sahibi olma hakkı vardır, olmalıdır da.

İkinci güncel bir dış politik konumuz ise Libya. İktidarın Akdeniz’deki hesaplarıyla ilgili olarak Libya’yla anlaşma yapmasına “evet” dedik çünkü millî güvenliğimiz açısından, Doğu Akdeniz açısından bu adım olumluydu fakat sonraki adımda gördük ki hesap bambaşka. Hükûmetler gizli ajandalar tutmaz. Siz ülkenin millî güvenliğini ilgilendiren bir adım atacaksanız bunu, bütün niyetinizi de kamuoyuna en azından Gazi Meclise açıklamak zorundasınız yoksa Gazi Meclisin saygınlığı ve işlevi suistimal edilir.

Türk devletinin diplomasi geleneğinde “dostum” diye dış politik anlayış olmaz, olamaz. Kaldı ki dünyanın hiçbir dış politik yaklaşımında ülkeler arasında mutlak dostluk ve düşmanlıklar olamaz, sadece ülke çıkarları olur. Ama biz ne yapıyoruz? Önce “Dostum, ailecek tatil yapalım.”, sonra “Küstüm, düşmanımsın, konuşmayalım.” Sayın Cumhurbaşkanı, Kahire öğretisinin gereğini yapıyor, gayrimillî bir anlayışla hareket ediyor ama Kahire’yle de düşman. Niye? Darbeci diye. Ömer El Beşir, sanki ülkesini demokrasiyle yönetiyordu. Biz İYİ PARTİ olarak dedik ki: Mehmetçik’imizin Libya çöllerinde işi yok, olamaz. Bir anlaşma olur ama taraf olunmaz. Biz dinletemedik ama galiba Putin ikna etti. Bizce yeni bir uluslararası anlaşma konusu Meclis gündemine alınacaksa Putin nasıl ikna etti, bu konuda da Genel Kurulda bir görüşme yapılmalıydı.

Değerli milletvekilleri, önceki gün Kıbrıs davamızın kahramanlarından efsane Rauf Denktaş’ın ölüm yıldönümüydü. Rahmetli, son günlerini Türkiye topraklarına hasret yaşadı, ana vatana girişi, ana vatan hakkında konuşması yasaklandı. O gün anası, yavrusunu tanımadı ama bugün yavrusu, anasını tanımıyor. Bugün Kıbrıs meselesinde geldiğimiz nokta budur. Dilerim ve umuyorum ki o günlerde Denktaş gibi bir değeri incitenler, gelinen noktayı görünce arkasından bir Fatiha okumayı ihmal etmiyorlardır. Ayrıca bugün vefatının 36’ncı yılında Doktor Fazıl Küçük’ü de rahmetle anıyorum. Birisi Toros, diğeri Ağrı; her ikisi de dağ gibi adamlardı, mekânları cennet olsun.

Yakın siyasi tarih, bugünleri yazacaktır. Türkiye Cumhuriyeti hükûmetleri içerisinde AK PARTİ hükûmetleri, en başarısız dış politika yürüten hükûmetler olarak kayda geçecektir. On sekiz yıldır dış politikada ergen siniri, ergen davranışıyla hareket ediliyor, bir gün yaptığınız öbür güne uymuyor, bu tavırlarla dış politikada ülkemizin saygınlığını da zedeliyorsunuz.

Şimdi, uluslararası anlaşmaları bırakıp ülkenin asıl gündemine gelelim. Bakın, kaç gündür gazilerimiz isyanda. 236 gazimizin emeklilik hakları sehven ellerinden alındı. Kahraman gazilerimiz, bu vatan için canlarını ortaya koydu; terörle mücadelede kimisi bacağını, kimisi kolunu kaybetti, kimi de vücudunda şarapnel parçalarıyla yaşamak zorunda kalıyor. Devlet, bu kahramanlarımız için bir düzenleme yaparak kendilerine erken emeklilik hakkı vermişti ki bu, en doğal hakları. Sonra ne oldu? Dediler ki: “Hata yaptık, siz emekli olamazsınız, emekli maaşınıza el koyduk.” Ve daha ötesinde ne yapıldı? Bu gazilerin sigorta başlangıçları ileri tarihe alındı ve kolunu, bacağını kaybeden gazilere “Emekli olmak için 60-65 yaşına kadar çalışmak zorundasınız.” denildi. Yaptığınız, büyük bir hata ve hemen geri dönülüp özür dilenmesi gereken bir hata.

Şimdi, Hükûmet, engel durumlarına göre yeni bir düzenleme yapacakmış. Düzenleme, bu kahramanlarımıza “Maaşınız kesildi.” yazısı gönderilmeden önce yapılmalıydı. Kâğıt üzerinde sehven bir yanlış yapılmış olabilir ama yapılan, vicdanları kanatan bir yanlıştır.

Kıymetli vekiller, biraz önce dediğim gibi, ülkenin her yerinden, her sektörden vatandaş sıkıntı içinde. Dün burada görüştük; kamyoncu esnafı, nakliyeci esnafı kan ağlıyor. Kontağı çevirmeye başladıklarında masrafları o kadar büyük ki artık neredeyse kamyonlarını garajdan çıkaramayacak duruma gelmişler. Hükûmet ne zaman kamyoncuları hatırlıyor? Hazinede para eksildiğinde hemen yeni bir belge icat edip “Alamazsınız, yük taşıyamazsınız.” tehdidiyle para toplamaya kalkınca.

Kamyoncuların feryatları lastiklerini yakmaya başlayınca duyulmaya başlandı. Şu an dayatılan Ulaştırma Elektronik Takip ve Denetim Sistemi’ne geçiş zorunluluğu bir süre ötelendi ama bu öteleme, kamyoncuların gerçek sorunlarını öteledi mi? Hayır. Süreyi uzattınız ama kamyoncu esnafının sorunları bitecek mi? O da bilinmiyor. Bu vatandaş, bu konuda ilave şoförün parasını nasıl çıkaracak? Kimse bilmiyor.

Sadece kamyoncular değil, otobüs firmaları da dert taşıyor. Mazotu, vergisi, araç bakım giderleri “O köprüden geçmeyeceksin.” “Bu yolu kullanacaksın.” “Burada duracaksın.” “Buradan kalkacaksın.” Hem zaman hem akaryakıt zammı. Yetki belgelerinin ücretlerini, açıkladığınız enflasyon rakamlarıyla kıyasladığımızda, yaptığınız resmen Deli Dumrul’luk.

Sayın milletvekilleri, yine geçtiğimiz hafta ülkemizde gündem olan bir konu vardı; donörden organ nakli yapılan 3 hasta vefat etti. Şu an binlerce hasta, sadece tek umutları olan organ nakliyle hayata tutunma hayali görüyor. Ülkemizde ne yazık ki organ bağışı yaygın değil ve ne yazık ki bazı üniversitelerimiz, organ naklini reklam amaçlı kullanma derdinde.

Bu konuda da bir araştırma önergesi verdik. Konu insan hayatı ama olacağı söyleyeyim: Önerge, Meclis gündeminde sadece on beş dakika görüşülecek ve iktidar partisinden kalkan ellerle reddedilecek yani kimsenin yerini bilmediği ülkelerle yapılan anlaşmalardan daha az bir sürede Meclis gündeminden kalkacak. Bu ucube sistemle, bu anlayışla Meclis çalışmaz, çalışamaz.

“Yasama benim, yürütme de yargı da benim.” diyerek ülke yönetilemez. Yönetilmeye kalkılsa işte Gazi Mecliste milletvekillerine “Siz de bu anlaşmalarla oyalanın." der gibi vakit geçirmek kalır. Millet iradesi hiçe sayılıp Meclis etkisizleştirilemez. Ülke, tek adamın iki dudağı arasında kanun hükmünde kararnamelerle bir yönetim modeline kurban edilemez. Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemini getirirken gerekçe olarak dediler ki: “Bürokrasi azalacak, ülke şaha kalkacak, ekonomide uçacağız, sanayi ve teknolojide çağ atlayacağız.” Görüyoruz bir senede ülkenin geldiği noktayı. Bürokrasi nerede azaldı? Hiçbir yerde. Meclisin bile yaptığı tek iş, binlerce mevzuatı “Bakanlar Kurulu yürütür.” hükmü yerine “Cumhurbaşkanlığı yürütür.” şeklinde değiştirmek. Gerçi yürütme konusunun ayrı bir önemi var, bunlar da ayrı bir gündem konusu, daha sonra konuşuruz.

Bu kadar konuşmadan sonra…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

YASİN ÖZTÜRK (Devamla) – Sayın Başkan, bir dakika süreyle tamamlayabilir miyim.

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

YASİN ÖZTÜRK (Devamla) – Bu kadar konuşmadan sonra Arjantin’le ilgili yapılan çifte vergilendirmeyi önleyen ve vergi kaçakçılığıyla ilgili, vergiden kaçınmaya engel olma anlaşmasının uygun bulunduğuna dair kanun teklifiyle ilgili tek bir cümle edeceğim: Anlaşmanın içinde Mehmet Aydın var mı? Hatırlamadınız değil mi? Çiftlik Bank, Tosuncuk desem size umarım unutmamışsınızdır.

Velhasıl, bu ucube sistem değiştirilmelidir. İyileştirilmiş ve güçlendirilmiş parlamenter sisteme bir an önce geçilmeli. Kuvvetler ayrılığı, Anayasa’da yeniden düzenlenmelidir.

Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Sayın Necdet İpekyüz…

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA NECDET İPEKYÜZ (Batman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Aslında Türkiye'de her gün yeni bir hukuksuzluk, yolsuzluk, usulsüzlük saptanırken hiç bunlar gündeme gelmemekte, başka konularla öncelikli olarak gündem değiştirilmekte, toplum kutuplaştırılmakta, nefret, ayrımcılık, bütün hukuksuzluklar uygulamaya sokulmakta ve bu ülkede barışın gelmesi için, şiddetin sona ermesi için, hukukun üstünlüğünün yerine gelmesi için çaba harcayanların sesi duyulmamakta; usulsüzlükler daha çok ön plana çıkmakta ve maalesef bu medyayla, bu algı operasyonuyla da sanki bütün her şey gerçekmiş gibi ortaya çıkmakta.

Zamanım yeterse birkaç konuya değinmek istiyorum. Bugün, Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı “Kardeş Belediyeler” adındaki bir etkinlikte konuşma yapıyor ve konuşmasında diyor ki: “Doğu ve Güneydoğu’daki belediyelerin çoğu sıkıntılı, borç içinde, malzeme bulamıyorlar. İşte, kardeş belediyeler yapalım, iş birliği geliştirelim.” Kardeş belediyeler “kardeş” deyince zaten eşitlikten uzaklaşmış oluyoruz.

Peki, 2016’da 102 belediyenin 95’ine kayyum atayan kimdi? Kimdi? Bu atamadan sonra bu belediyelere bizim arkadaşlarımız ilk seçildiğinde afişleri duvarlara asıp hırsızlık, yolsuzluk, borç miktarını belirten kimdi? O belediyelerdi. Televizyonlarda o günün heyecanlı günlerinde baklavaları, tatlıları, odaları, fıstıkları fotoğraflarla, sosyal medyada da paylaşılan bilezikleri, tespihleri gösteren kimdi? Ve şimdi, o belediyeler sanki ihtiyaç sahibiymiş gibi “Bunu geliştirelim.” diyor. Bu durumdan biz yola çıktığımızda aslında Türkiye’de geldiğimiz hukuksuzluğun bütün her şeyi ortaya çıkmakta. Niçin bunu söylüyorum? Birkaç örnek vermek isteyeceğim: “Kayyum” dediğimizde bize hep tepkiler filan gelmekte, aslında seçimle elde edilemeyen başarı, biz “gasp” dediğimizde itiraz ediliyor, gasbediliyor.

Sevgili arkadaşlar, burada tartışması yapıldı, 31 Marttan sonra ilk yapılan uygulama neydi biliyor musunuz? Van’ın Tuşba, Edremit, Çaldıran ilçelerinde, Diyarbakır’ın Bağlar ve Lice ilçelerinde, Erzurum’un Tekman ilçesinde, ayrıca Siirt Gökbaş ve Kars Dağpınar beldelerinde kanun hükmünde kararname gerekçesiyle mazbatalar verilmedi ama Yüksek Seçim Kurulu kabul etmişti, seçime gidilmişti, seçim kazanılmıştı. Peki, ne yapıldı? Yüksek Seçim Kurulundan çıkan karar şu: “2’nci seçilen partiye verilecek.” Şimdi, böyle olduğunda, anımsayalım, sosyal medyada, ana televizyonlarda gösterilmedi. Van Tuşba’da Eş Başkan, Meclis birinci üyesi Ayşe Minaz, belediye meclisi ilk toplantısında AKP’den gelen Belediye Başkanı Salih Akman’a şöyle seslendi: “Salih Hocam, siz benim ilkokulda öğretmenimdiniz, şimdi seçilmiş değil, atanmış olarak buraya geliyorsunuz. Benim ilkokul öğretmenim olduğunuz için saygım var ama bu yaptığınız haksızlıklara karşı birkaç cümle söylemek istiyorum. Salih Hoca, sen, benim ve arkadaşlarım arasında bir ilişki kurmak istiyordun, ‘Sakın arkadaşlarının silgisini çalma, kalemini çalma, haksızlık yapma.’ diyordun. Bugün bu kürsüye oturarak sistemin bir parçası olmuşsun ve siz, bu sistemdeki hırsızlığa devam etmek istiyorsunuz; bu yaptığınız, seçilmişlerin hakkını gasbetmektir.”

Bunu niçin söylüyorum? “Yolsuzluk” dediğimizde, “kirlilik” dediğimizde bir yığın problem.

Sevgili arkadaşlar, Diyarbakır Bağlar Belediyesi. “Bağlar” denildiğinde türküler var, çeşitli oyunlar var, gösteriler var, birçok şey dile getiriliyor. Diyarbakır Bağlar Belediyesinde yüzde 71 oyla Zeyyat Ceylan ve Zübeyde Zümrüt seçilmişlerdi ve tekrar bir uygulamayla, yüzde 25 oy alan Adalet ve Kalkınma Partisindeki adaya devredildi, Hüseyin Beyoğlu’na.

Şimdi, geçtiğimiz günlerde, üç gün önce, Diyarbakır’da üç kurum, Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası, Diyarbakır sanayici ve iş insanlarıyla ilgili DİSİAD diye bir dernek, Diyarbakır Ticaret Borsası bir açıklama yaptılar ve bu saate kadar tekzip edilmemiş. Diyarbakır’da otuz altı aylık bir kiralama yapıyor Bağlar Belediyesi ve belediyenin yaptığı kiralamadaki gerekçeyi de getirdim, okumak istiyorum. Diyor ki: “Doğal afetler, salgın hastalıklar, can ve mal kaybı tehlikesi gibi ani, beklenmeyen ve idare tarafından önceden öngörülemeyen olayların ortaya çıkması üzerine, ihalenin ivedilikle yapılması.“ Yeni yılın gelmesinden on gün önce, otuz altı aylık, 99 milyonluk bir kiralama işlemi yapılıyor. Ticaret Odasının, Ticaret Borsasının ve Diyarbakır sanayici ve iş insanlarının söylediği şu: “Toplam maliyeti sıfır alınsa 14 milyon edecek bir maliyetin 99 milyona kiralanması, her ay 3,5 milyona yakın para ödenmesi…” Bu, yolsuzluk değil de nedir? Nasıl yapılıyor? Bu ihale, okuduğum bu maddeye dayanarak davetiye usulüyle yapılıyor ve dışarıdaki bir firmaya veriliyor. Hiç kimse bu firmayı tanımıyor. Bir taraftan “Yereli güçlendireceğiz, kalkındıracağız.” diyorsunuz; bir taraftan da borçlanma yetmiyor, yeni borçlanmalara vesile oluyorsunuz ve “yerel” deyip aslında yereli değil, yandaşları kalkındırıyorsunuz. Her “yandaş” dediğimizde ürküyorsunuz ama bunu yapıyorsunuz.

Seçimlerde ne yapıyorsunuz? Elde edemediğinizi gasbediyorsunuz. Hırsızlık yapanları, hukuka aykırı davrananları da ödüllendiriyorsunuz ve iktidara yaranmak isteyenlere de her türlü ortamı yaratıyorsunuz.

Bakın, iki gündür bazı şeyler kamuoyunda tekrar tartışılıyor. Ankara Üniversitesinde daha önce silahla poz veren kişi şimdi Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesinde akademisyen olarak çalışmaya başlamış. Böyle şey mi olur? Bir taraftan, barış akademisyenleri barış istedikleri için, şiddete karşı çıktıkları için yüz akımızken onlara bu uygulama yapılıyor; bir taraftan da siz elinde silahla poz veren kişinin akademik açıdan önünü açıyorsunuz. İşinize gelince “Eyvallah.”, işinize gelmeyince hemen bir yaftalama. Bu ülkede şiddete karşı çıkanlar mağdur oluyor; şiddeti savunup, şiddet gösterip “Şaka yaptık.” diyen ve bunu her yerde övenler de tam tersine ödüllendiriliyor. Siz bunu yaptığınız sürece hiçbir zaman ilerleyemezsiniz.

Bu yolsuzluklar ve eşitsizlikler üstünden gittiğimizde, bir taraftan sosyal devlet kavramını da yok ettiniz. Geçtiğimiz hafta sosyal medyada bir konu gündeme geldi. Batman’da bir öğretmenin 2 çocuğunun da beyninde sorun var, hastalık var. Bir tanesi tedavi olamamış, başaramamış ve diğerinin tedavi olması gerekiyor. Kampanya düzenlenmesi lazım. Gençler valiliğe gidiyor “Öğretmenimizle ilgili böyle bir problem var.” diyorlar ve kampanya düzenliyorlar. Biz parti olarak da sahip çıktık, EĞİTİMSEN sahip çıktı, sivil toplum örgütleri sahip çıktı, bir kampanya düzenlendi. Fakat, arkadaşlar, sosyal devlette bu iş kampanyalarla, televizyondaki gösterilerle, sanatçıların çıkıp… Yani kutsal, anlamlı işler yapılıyor fakat devlet kendi işini yapmayıp bu işi kampanyalara dönüştürürse… İşte, Ankara’da, başkent dediğimiz yerde, metroda uyuyan insan diyor ki: “Ben para topluyorum, haftada bir otele gidiyorum.” Biz burada işsizlik dediğimizde, yoksulluk dediğimizde, perişanlık dediğimizde sizler buna itiraz ediyorsunuz. Gençler, sivil toplum örgütleri, sanatçılar, aydınlar bu olayla ilgili bir çalışma yürütürken, Aile Bakanı oturmuş makamında, kimi zaman böyle nutuklar çekmekte, bunu görmemekte.

Devletin görevi, en başta, en temel ihtiyaçlarımız konusunda yurttaşların hakkını gözetmektir. Bu nedir? Yaşama, barınma, sağlıklı olma, beslenme, eğitim; bunların hepsini koruması lazım, bu konuda çaba harcaması lazım. Bunu yapmadığımız zaman eşitsizlik daha da artacak, huzursuzluk daha da artacak, ayrımcılık ve nefret gelişecek.

Değerli vekiller, halkın emeğini, parasını gasbedenler gidecek. Gerçekten -son iki üç gündür çok konuşuluyor- bu devran dönecek, bu devran gidecek. Ne yapılırsa yapılsın, umut yeşerecek, barış yeşerecek. Bütün algılara rağmen bu oyun bozulacak, önümüz açıktır.

Saygılarımı sunuyorum.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Özgür Özel, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün, Türkiye'nin dört bir yanından, halkımızın, milletin seçtiği belediye başkanları Ankara’da Belediyeler Birliğinin bir toplantısındaydı. Bu toplantıya bir siyasi partinin Genel Başkanı başkanlık ediyordu ama aynı zamanda Cumhurbaşkanı sıfatını da taşıyordu. Konuşmasında nasıl konuşacağı, kapsayıcı bir dil kullanıp kullanmayacağı, “82 milyonun Cumhurbaşkanıyım.” sözünü yerine getirip getirmeyeceği merak ediliyordu. İş oraya kalmadan, Sanayi Bakanı Mustafa Varank ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum, yürütmenin başının konuşmasına daha sıra gelmeden, onun da varlığında, söz haklarını, kürsüyü, İstanbul’un son seçilmiş Belediye Başkanına, 4 milyon 700 bin oyla seçilmiş Belediye Başkanına, ülkenin son genel seçimlerde 11 milyonun üzerinde oy almış ana muhalefet partisine eleştirilerde bulunmak, hakaretlerde bulunmak, onları küçük düşürmek üzere kullandılar ve Belediyeler Birliği toplantısı, belediye başkanlarımızın o toplantıyı terk etmesinden sonra, öğleden sonra istediğiniz mecrada devam etti.

Öncelikle, buradan, halkın yüksek oy oranlarıyla seçtiği, seçimde yenemediğiniz, daha sonra hukuk oyunlarıyla yerine kayyum atadığınız belediye başkanlarının o toplantıda olmamasının, yerine kayyumların olmasının da büyük bir eksiklik ve demokrasi ayıbı olduğunun altını çizerek…

Ve Mustafa Varank, Murat Kurum; ne manası var bu adamların bu Parlamentoda? Bunlar birer atanmış. Kaç kişi seçmiş Mustafa Varank’ı? 1. Mustafa Varank’ın seçimindeki meşruiyet 1 kişinin tercihidir, 1; Recep Tayyip Erdoğan.

ATİLLA ÖDÜNÇ (Bursa) – O 1 kişiyi kim seçmiş?

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Ama o Mustafa Varank, 4 milyon 700 bin oy almış Ekrem İmamoğlu’na; 11,5 milyon, 11 milyon 730 bin oy almış Cumhuriyet Halk Partisine söz söyleyecek haddi nereden buluyor? (CHP sıralarından alkışlar)

RECEP ÖZEL (Isparta) – Onu atayan iradeden alıyor.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – İşte, bu, rejime kasteden Anayasa değişikliğinden alıyor. Sen birisini seç, geri kalan herkesi o seçsin, atanmış birisi seçilmişlere hesap vermesin.

Arkadaşlar, nerede grup? Nöbetçi bakan odasının önünde sırada mı? Nerede grup? Bakan mı arıyor? Meclise gelen, hesap sorabildiğimiz, bizden güvenoyu alan, siyasi soruşturmamız sonucunda gensoruyla sorgulayıp gerekirse güvensizlik oyuyla düşürebildiğimiz milletin bakanları gitti, yerine sarayın bakanları geldi. Sarayın bakanı, sarayın sahibinin önünde, kendisini belirleyen o tek kişilik iradeye yaranmak için, milletin seçtiği belediye başkanlarına söz söyleyecek, orada siyasi şov yapacak hadsizlikleri yapıyor. Denediler, bütçe konuşmalarında cevaplarını aldılar.

Bu grup, bu siyasi hareket, yüz yıllık bir siyasi parti, kökleri cumhuriyetten önceye dayanan siyasi parti, Mustafa Varank gibi birine, Murat Kurum gibi birine pabuç bırakacak siyasi parti değildir; bunu herkes böyle bilsin. (CHP sıralarından alkışlar)

Gelelim bir siyasi partinin Genel Başkanının dün yapmış olduğu grup konuşmasına. Grup konuşmasında diyor ki Libya tezkeresi konusunda… Yani münhasır ekonomik bölge anlaşmasına verdiğimiz olumlu katkıyı, o konuda yıllardır eksikliklerini giderdikleri anlaşmaya verdiğimiz desteği görmezden gelip rejim muhafızlığı karşısında “At imzayı, vereyim askeri. Gerekirse Mehmetçik şehit olur ama 2003’ten beri içinde bulunduğumuz Doğu Akdeniz acziyetinden kurtulur, Türkiye’de de iç politikaya bunu malzeme yapar, caka satarız.” diyenler; 2003’te Mısır ile Güney Kıbrıs Rum kesimi anlaşıyor, vallahi, AK PARTİ uyuyor.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Tıs yok!

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – 2007’de, bu sefer Libya’yla münhasır ekonomik bölge anlaşması yapıyor Yunanistan, Kıbrıs Rum kesimi; ikinci hattı çekiyorlar, tık yok. 2010’da İsrail’le yapıyorlar ve Sayın Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu diyor ki: “Bu gidişle balıkçı teknelerimiz Akdeniz’e açılamayacak.” Sizinki de aynı lafı söylemeyeyim diye bugün diyor ki: “Neredeyse bize olta attırmayacaklardı.” Bunun karşılığında bir münhasır ekonomik bölge anlaşması, o “monşerler diplomasisi” diye aşağıladığınız geleneksel dış politikamızın mimarlarının önerileri nihayet karşılık bulup bir anlaşma yapıyorsunuz. Diyoruz ki: Arkasından askerî taahhüt gelmesin. “Yok öyle şey.” Bir bakıyorsunuz, Mehmetçik Libya’ya, Trablusgarp Hükûmetine rejim muhafızı olarak yollanıyor ve sanki orada Halife Hafter ile Serrac arasında, muhalefet Hafter’in tarafını tutuyormuş da siz Serrac’ın… Cumhuriyet Halk Partisi hiçbir ülkenin iç savaşında taraf tutmaz. Cumhuriyet Halk Partisi devlet dışı unsurları muhatap almaz. Cumhuriyet Halk Partisi ülkelerin toprak bütünlüğüne ve ülkelerin meşru, kendi egemenlik haklarına saygılıdır ve Cumhuriyet Halk Partisi, bir iç karışıklıkta, kim kazanırsa kazansın, Türkiye'nin menfaatlerinin zedelenmemesi üzerinden bir siyaset kurar. (CHP sıralarından alkışlar)

Şimdi, gelelim Recep Tayyip Erdoğan’ın sözlerine. “Kaddafi’nin yaptıklarını nasıl unuturuz? Nasıl oraya gitmeyiz?” diyor. Nasıl unutursunuz biliyor musunuz: 20 Mart 2011’de “1 Martta Kaddafi’yi aradım ‘Sana düşen, Libya’yı teslim etmektir.’ dedim, sonra da oğluna bunu söyledim.” diyen Recep Tayyip Erdoğan o gün Kıbrıs Barış Harekâtı’nı hatırlamıyordu ve 3 Mayıs 2011’de “Kaddafi derhâl gitmeli.” ifadesini kullanırken Kaddafi’nin bize verdiği uçak lastiklerini, jet yakıtlarını ve “Ne gerekiyorsa emrinize amade.” diyerek Kıbrıs Barış Harekâtı’na destek veren tek lider olduğu gerçeğini unutuyordu, hatırlamıyordu. Ama şimdi, iç siyasette konu Libya olunca, bu milletin Kaddafi’ye geleneksel olarak, geçmişten kaynaklı sıcak duygularını bildiği için iç politikada bunu istismar etmeye çalışan bir anlayışla karşı karşıyayız. Kimse kusura bakmasın, yüz yüze bakıyoruz, birbirimizin gözünün içine bakıyoruz; Kaddafi’nin kafasını taşla eziyorlardı, biz “Kıbrıs” “Kaddafi” “Libya” diyorduk, siz “Ettiğini buluyor.” diyordunuz. (CHP sıralarından alkışlar) Kaddafi’yi bombalayan jetler İzmir’deki NATO üssünden kalkarken onayınız var; rejim düşsün diye bombaladılar, alkış tuttunuz. Kaddafi’yi linç ettiler, o lincin kanı, o dönem Türkiye dış politikasını yönetenlerin parmaklarında hâlâ. Bunu şimdi, bugün, Libya tezkeresi şampuanıyla yıkayıp temizleyemezsiniz; bunu herkes böyle bilecek.

AK PARTİ, muhalefetteyken Kuzey Irak tezkeresine “hayır” oyu vermiş partidir. AK PARTİ, bu Meclisteki kısa muhalefet döneminde Afganistan tezkeresine “hayır” oyu vermiş partidir. Bugün yerli ve millî duruş pazarlayanlar, bunun üzerinden kendilerine siyaset ittifakları kuranlar, AK PARTİ’nin gelmiş geçmiş en faydacı, en pragmatist, dün “ak” dediğine bugün “kara” diyebilen -yeter ki kendisini iktidarda tutsun- bir parti olduğu gerçeğini görmek durumundadırlar. (CHP sıralarından alkışlar)

Bugün, Mecliste bu saatlerde görüşülmeye başlanan kanun tasarısının içinde 20’nci madde var, Ahlat’taki kışlık saray. Ya, buna karşı bunu yaptınız. Dedik ki: “Çevre Kanunu’na böyle istisnalar tanımlayamazsınız. Anayasa’ya aykırı. Birinin keyfi olmuş diye Atatürk Orman Çiftliği’nde kaçak saray, Muğla’da yazlık saray, Katar’dan uçak saray, hadi bir tane de Ahlat’ta kışlık saray... Bu yanlış.” Anayasa Mahkemesine gittik, Anayasa Mahkemesi dedi ki: “Bu yanlış bir iştir, Anayasa’ya aykırıdır.” İptal etti. Şimdi, gelmişsiniz, bu Anayasa Mahkemesi kararına karşı, bu 39 maddelik –bazı maddelerini bizim de destekleyebileceğimiz, doğru maddelerin de olduğu- kanunla, kışlık sarayı tekrar hukuki hâle getireceksiniz. Bu Anayasa var, üzerine yemin ediyoruz. 138’inci maddesinin son fıkrası diyor ki: “Ne yürütme ne yasama, mahkeme kararlarına karşı faaliyette bulunamaz.” Ve 153’üncü madde: “Anayasa Mahkemesinin kararları kesindir, herkesi bağlar.” Buna direnemezsin. Ama ne diyordu partinizin Genel Başkanı: “Birileri çatlasa da Ahlat’a o otağı kazandıracağız.” Öyle, birilerinin çatlamasına rağmen bir şey yapılabilen rejim değildir demokrasi. Eğer bir partinin Genel Başkanı, elde ettiği Cumhurbaşkanı sıfatıyla, rejime kasteden bir anayasa değişikliğinden sonra Anayasa’yı kendi keyfine yorumluyorsa; sulh ceza mahkemelerini Anayasa Mahkemesi kararlarına -herkes için bağlayıcı iken- uymamaya çağırıyorsa; bugün olduğu gibi, Vikipedi meselesindeki gibi, verdiği talimatları uyguluyorlarsa…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın Sayın Özel.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – …partinin kurum ve kuruluşları, ülkenin kurum ve kuruluşları, Anayasa Mahkemesinin kararlarına, uyulması gereken yegâne hukuki son karara değil de Cumhurbaşkanının gözünün içine bakıyorlarsa buna demokrasi denmez, buna monokrasi denir. Ve bu şartlar altında bu ülkeyi, her doğan için değil Erdoğan için yapılmış bu Anayasa’yla daha fazla yönetemezsiniz. Yönetemiyorsunuz, savruluyorsunuz. İçinizdeki rahatsızlık partiler doğuruyor, doğan partiler içerideki sancıya çare olmuyor. Bu sıkıntıların hepsi bir yandan sürerken, Cumhuriyet Halk Partisi olarak Adalet ve Kalkınma Partisine şunu söylüyoruz: Parti devleti eleştirilerini hak etmiyorsunuz, doğru, çünkü memleketi artık bir aile devleti yönetiyor. Bu aile devletinin tasallutuna direnenler, tarihe demokratlar olarak geçecektir; teslim olanlar, olacak her şeyin sorumluluğunu taşıyacaklardır.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Turan, yerinizden mi açıklama yapacaksınız, kürsüden mi?

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Yerimden Başkanım, izin verirseniz.

BAŞKAN – Buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

54.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in 79 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 1’inci maddesi üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; Sayın Grup Başkan Vekili konuşmasında, bugün bahsettiği programda 2 bakanın konuşmasını çok ağır eleştirerek 2 belediye başkanının da salonu terk ettiğini ifade ettiler. Yok efendim “O bakanları 1 kişi atadı, nasıl böyle konuşur?” gibi ağır bir meydan okumada bulundular.

Önce şunu söyleyeyim Sayın Başkan: İstesek de istemesek de -Özgür Bey adına söylüyorum- Türkiye’de sistem değişti artık, Cumhurbaşkanlığı sistemi var. Hükûmetin de hangi usulle atamaları yapacağı, hangi usulle adım atacağı çok net ortaya konulmuş durumda. Dediği gibi sayın konuşmacının 2 bakanımızı 1 kişi atamış değil, o 2 bakanımızı 27 milyon kişinin iradesi atamıştır Sayın Başkan.

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) – O nasıl oluyor öyle?

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Seçimlerde yüzde 53’e yakın oy almış bir Genel Başkan Cumhurbaşkanı olmuştur, o Cumhurbaşkanı da kendi yönetimini, kendi hükûmetini oluşturmuştur. (CHP sıralarından gürültüler)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

İSMAİL ATAKAN ÜNVER (Karaman) – Seçime gerek yok!

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – İşinize gelince “seçim” diyorsunuz!

NİHAT YEŞİL (Ankara) – O zaman seçim yapılmasına gerek yok Sayın Başkan!

BAŞKAN – Arkadaşlar, lütfen.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkanım, CHP Grubunu uyarır mısınız.

BAŞKAN – Arkadaşlar, sisteme itiraz sürenizi kaçırdınız zaten, o geçti yani oylamayla.

ERKAN AYDIN (Bursa) – Geçmez, geçmez.

BAŞKAN - Devam edin siz.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Teşekkür ederim Sayın Başkan, yükümüzü aldınız.

Sayın Başkan, dolayısıyla, 2 bakanın da kendi alanında en çalışkan bakanlardan olduğunu, motivasyonu en güçlü bakanlardan olduğunu, inşallah, daha uzun yıllar ülkemize büyük katma değer katacaklarını yakinen takip ediyoruz. Kaldı ki konuşmalara baktım az önce, 2 bakanın da konuşmasında ne hakaret var ne iftira var ne de CHP’nin adı var. Özeti şu: “İktidarın yapmış olduğu projeleri engelleyenlere izin vermeyeceğiz.” diyor. Ya bunu demeyelim mi Sayın Başkanım? Yani biz orada 2 belediye başkanının istediklerini söylemek zorunda mıyız? Ben diyorum ki: Demokrasilerde “istenmediği” şeklinde ifade olduğu zaman salon terk edilmez, sabredilir, irtibat kurulur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sabredilir, dinlenir. Demokratik kültür bunu gerektirir.

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) – Barolar Birliği Başkanına sabır mı ettiniz zamanında?

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, bir diğer husus da, Ahlat’ta yapılan külliyeyle ilgili Sayın Grup Başkan Vekili “saray” dedi, “lüks” dedi vesair.

NİHAT YEŞİL (Ankara) – Orada mı külliye oldu?

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – CHP Grubunu da davet eder misiniz Başkanım.

BAŞKAN – Siz devam edin, buyurun. Siz alışıksınız buna.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Değerli arkadaşlar, Ahlat, Türk tarihinde özel bir yer. Malazgirt Savaşı’nın, Anadolu’yu Türklere açan yurdun adının olduğu yerdir. O bölge millî park ilan edildi. Mesele saray değil. O park, Türk gençleri daha çok tarihine sahip çıksın, tarih şuuru daha da yaşansın diye atılan bir adımdır. O millî parkın içerisinde bir de bir külliye ortaya kondu. Yoksa böyle, biz işimize gücümüze ara verelim, tatile gidelim, biz saray yapalım derdi değil.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Bu ülkenin gençlerine bir tarihî hatırayı daha rahat gösterelim diye atılan bir adımdır. Saygın bir adımdır. Sayın Başkana da yerinde incelemeyi tavsiye ediyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım…

RECEP ÖZEL (Isparta) – Bir şey demedi ki.

TÜRABİ KAYAN (Kırklareli) – Bunca yıldır Anadolu’yu yurt edinemedik mi de hâlâ edinememiş gibi bir tavır içindesiniz? Anlamadık gitti ya!

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Vekilim anlamamış, ben bir daha anlatacağım Başkanım.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Önce ben Sayın Özel’e söz vereyim de.

Sayın Özel, buyurun.

55.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, şimdi, Bülent Turan’ı dinlerken insan gerçekten böyle şaşırıyor, sürprizlerle dolu. Diyor ki: “Bir toplantıda, bir salonda hoşunuza gitmeyen konuşmalar yapıldığında salonu terk etmezsiniz.” Kardeşim, Anayasa Mahkemesinin açılışında Barolar Birliği Başkanı hoşa gitmeyecek sözler söyleyince “Kalk Abdullah, gidiyoruz.” diyen benim Genel Başkanım mı, sizin Genel Başkanınız mı? (CHP sıralarından alkışlar)

Bunun dışında, Belediyeler Birliği, siyasi hesaplaşmaların yapılacağı bir yer değil; orası bütün belediyelerin içinde olduğu ve ortak katların en küçüğünde birleşip millete en iyi hizmetin nasıl yapılacağının kararlaştırılacağı yerdir. Onlarca kürsüsü, onlarca imkânı olan bakanlar ve yürütmenin başı, laf söyleyecek yer bulamamışlar da davet edildikleri bir yerde, ev sahibi pozisyonunda olan, bizim belediye başkanlarımızın da ev sahipliği pozisyonunda olduğu yerde, başkanlarımıza hakaret, iftira, partilerini küçük düşüren alaycı ifadelerle, kendi belediye başkanlarının…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Hakaret, iftira, alaycı ifadelerle “Cumhuriyet Halk Partisi her şeye karşı çıktığı gibi buna da karşı çıkıyormuş…” Ve bazı sözleri söylerken belediye başkanımıza, işte, ekranı zumlayıp da “Bak, böyle laf söylüyoruz, böyle oturuyor.” falan… Öğleden sonra konuşması var, çıkıp orada o konuşmayı yapar, cevabını verirdi ama dedi ki: “Benim belediye başkanlığı anlayışım, burada bu bakanlarla polemik yapmanın İstanbul’a faydalı olmayacağı anlayışıdır. Salon da sizin olsun, kürsünüz de sizin olsun.” Bizim yaklaşımımız budur. Siyasi nezaket başka bir şey. Güçlendikçe tevazu sahibi olmak gerekirken gücü topladıkça zıvanadan çıkmış bir iktidar anlayışını kınıyoruz, yoksa verilecek cevabımız çoktur, bırakılacak pabucumuz da yoktur size. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Turan, buyurun.

56.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

BÜLENT TURAN (Çanakkale) - Özgür Bey’in pabucunu falan istemiyoruz, başka bir şey fakat…

BAŞKAN – Ama sizin de bir şiirle kapatmanız gerekiyor artık.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) - Peki, kapatıyorum Başkanım.

BAŞKAN - Sayın Akbaşoğlu olsaydı yapardı. (AK PARTİ sıralarından gülüşmeler)

BÜLENT TURAN (Çanakkale) - Mesajı aldık Başkanım, bir şiir okuyayım istiyorsanız.

Sayın Başkanım, CHP’li arkadaşlarım büyük bir heyecanla alkışladı. Baro örneği yanlış bir örnek; şundan dolayı: Baro örneğinde bir kavga vardı; yasama, yürütme sınırlarında, iftiraya yakın ithamlar vardı. Depremle ilgili “TOKİ oraya bir iş yapmadı.” iddiası vardı, binlerce ev yapıldı vesaire. Bunlar geçti artık. Orada bir kavga vardı tabiri caizse. Ama sabahki konuşmada -baktım konuşmaya- hangi hakaret varmış, onu soruyorum kendisine. Hakaret falan yok. Ama bir daha diyeceğim, iktidar partisinin bir Bakanı, bir Grup Başkan Vekili, CHP’nin olduğu ortamda “Bizim projelerimize destek olmayanlar.” diyemeyecek mi, “Engel olmak isteyenler var.” diyemeyecek mi? O zaman kapatalım bu partileri, tek partili yıllarda olduğu gibi alkışlayalım arkadaşlarımızı. Öyle bir şey olmaz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Bu kadar eleştiriye sabretmeleri lazım Sayın Başkanım.

Teşekkür ediyorum.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Sayın Başkan, tekrar aynı sözleri söylemeyeyim ama mesele şu: Eleştiriye sabretmemek değil. Örneğin, dün, Milliyetçi Hareket Partisinin sayın hatibi -Erzurum Milletvekili- çıktı, isim vermedi ama partimizi dış politikayla ilgili ağır şekilde eleştirdi.

BAŞKAN – Kamil Aydın Bey, evet.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Ben çıkıp cevap dahi vermedim çünkü şöyle: İktidar gibi muhalefet de eleştiriden müstesna veya eleştiriden muaf değildir ama her şeyin yeri, zemini var. Basın toplantısında eleştirirsin, burada eleştirirsin, her zeminde olur ama Belediyeler Birliğine, hepimizin belediyelerinin ev sahibi olduğu bir yere misafir gelip de “Taş taş üstüne koymayanlar.” denmez. Merak ediyorsunuz ya, “Taş taş üstüne koymayanlar.” denmez. “Bu milletin projesine, bu milletin faydasına her projeye karşı çıkanlar.” denmez. “Tarihsel istemezük anlayışı” denmez. Bunları söylerken orada ya kalkar aynı düzeyde cevap veririz, o zaman Belediyeler Birliğinin ruhuna aykırı bir iş yapmış oluruz.

Bir kere de şunu becerin, deyin ki: “Yapılmış, bakanlarımız atanmıştır, sahiplerine yaranmak için yaptıkları bir iştir, doğru olmamıştır.” Bunu deyin, geçin bu işin içinden. (CHP sıralarından alkışlar)

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Tamam, bir dahaki konuşmayı Özgür Bey versin bakanlarımıza, onu okuyalım o zaman.

BAŞKAN – Sayın Öçal, sizin bir söz talebiniz var ama 60’a göre söz taleplerinin hepsini karşıladık, bitirdik. Bundan sonra başka söz vermiyoruz.

HABİBE ÖÇAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkanım, ben yoktum ama yani sataşma var.

BAŞKAN – İşte, olmak gerekiyordu efendim, yapacak bir şey yok. Hele 69’a göre hiç söz veremem.

VI.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

2.-Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Tekirdağ Milletvekili Mustafa Şentop’un Türkiye Cumhuriyeti ile Arjantin Cumhuriyeti Arasında Gelir Üzerinden Alınan Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi Önleme ve Vergi Kaçakçılığı ile Vergiden Kaçınmaya Engel Olma Anlaşması ve Eki Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/1804) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 79) (Devam)

BAŞKAN - Evet, gruplar adına son söz, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Sayın İsmail Özdemir’in.

İsmail Bey, şahsınız adına da talebiniz var, onu da birleştiriyorum, toplam süreniz on beş dakikadır.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA İSMAİL ÖZDEMİR (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Gazi Meclisimizi sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.

Sözlerimin hemen başında, bugün Anadolu Ajansının Kahire’de bulunan ofisine baskın düzenleyen Mısır polisinin 1 Türk vatandaşını ve 4 çalışanı gözaltına alarak bilinmeyen bir yere götürdüğüyle alakalı bir haber malumumuz olmuştur. Bu kapsamda da basın özgürlüğü ve ifade hürriyetine açık bir saldırı anlamını taşıyan bu eylemi aynı zamanda ülkemize karşı da açık bir hakaret ve husumet olarak değerlendirdiğimizi belirtmek istiyorum. Tam da bölgede barış ve istikrarın tesis edilmeye çalışıldığı, diplomatik faaliyetlerin, diplomasi anlamındaki girişimlerin artmış olduğu, iyi niyet göstergelerinin sergilenmiş olduğu böylesi bir dönemde Mısır yönetimi tarafından yapılmış bulunan bu girişimin kabul edilemez olduğunu ifade etmekle beraber kınadığımı da belirtmek isterim. Aynı çerçevede, Anadolu Ajansına da buradan geçmiş olsun temennilerinde bulunuyorum.

Tabii, uluslararası arenada son yıllarda yoğun bir hareketlilik gözlemleniyor. Bilhassa, çatışma ortamlarının da artmış olması ve yine, küresel rekabetin iki kutuplu seviyeden çok daha geniş bir alana yayılması, bölgesel rekabet seviyesine kadar indirgenmesi başkaca sorunları da her ülkenin karşısına getiriyor ki bu sorunlar sadece dış politika çerçevesinde kalmayıp aynı zamanda ülkelerin de iç siyasetini, iç gelişmelerini etkileyen neticeler doğuruyor. Bu anlamda da Türkiye genel itibarıyla istikrarsızlıklarla dolu bir coğrafyayla çevrilmeye başlandı. 2003 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nin Irak’ı işgal etmesi ve yine Irak’ta o tarihten itibaren baş gösteren hadiseler, bunun bir yansıması olarak Arap Baharı’yla devam edip neticede Suriye’ye kadar gelen gelişmeler ve bugün de zaten üzerinde sıklıkla durduğumuz konu başlıklarından olan Doğu Akdeniz meselesi… Ancak hiç şüphe yok ki bizler bunu konuşurken, Irak’ta yaşanan son gelişmeler önümüzdeki yakın vadede karşımıza daha ciddi problemlerin gelebileceğini bize şimdiden işaret ediyor. Biraz evvel de ifade ettim, 2003 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nin bu ülkeyi işgal etmesinin akabinde ülkede sosyal dokuda başlayan çözülme ve gerginlik ne yazık ki etnik ve mezhep temelli ayrışmaların körüklenmesine sebep olmakla beraber, Irak’ta da devlet otoritesinin zayıflaması sonucunu doğurdu. Kaldı ki Arap Baharı’yla beraber -hep birlikte gördük- IŞİD gibi vahşetle anılan bir terör örgütünün çıkışı da yine, daha fazla Irak’taki güç boşluğundan kaynaklandı; nedenlerden bir tanesi buydu.

İşte böylesine gergin bir düzende bulunan, istikrarsızlığın hâkim kılınmak istendiği yakın komşumuz Irak’ta ekim ayından bu yana çok önemli toplumsal olaylar vuku buldu. Bu toplumsal olayların nedenlerine baktığımızda işsizlik gibi, ekonomik sıkıntılar gibi bazı gerekçeler olmakla beraber, eylemlerin seyriyle beraber, zaman içerisinde, daha çok, Irak’ın egemenliğini savunan Iraklıların da ortaya çıktığını ve bu taleplerini açık ve net bir şekilde hem kendi ülkelerinin kamuoyuna hem dünya kamuoyuna yansıttıklarını gördük ve bu hadiseler bir bakıma Irak’taki Başbakanın istifasına kadar yaşanan olayları beraberinde getirdi.

Amerika Birleşik Devletleri’nin Irak’ı işgalinden sonra, bilhassa İran’ın da Irak üzerinde bazı çaba ve gayretlerinin olduğu ifade ediliyor ve yine, IŞİD’le birlikte, Irak’ta, İran’ın da kendine yakın olduğu değerlendirilen bazı gruplarla bu sürece dâhil olduğunu gözlemlemiştik. Dolayısıyla, gelinen aşamada, bir dönem Irak Hükûmetinin davetiyle yani IŞİD’le mücadelede yetersiz kaldığı düşüncesiyle Birleşmiş Milletlere başvurması ardından Amerika Birleşik Devletleri öncülüğünde oluşturulan IŞİD’le Mücadele Koalisyonu çerçevesinde Amerika Birleşik Devletleri’nin bu ülkede bulunması durumu varken diğer tarafta, yine, İran’ın kendisine yakın olduğunu düşündüğü veyahut kendisini İran’a yakın olarak hisseden Irak’taki bazı grupların da bu ülkedeki eylemlerine tanıklık ettik. Bu eylemler nihayetinde Irak’taki gösterilerle birleştiğinde, hakikaten, gergin olarak, en nihayetinde de çatışmaya kadar varabilecek; bundan sonrası açısından da daha vahim olabilecek şekilde bu çatışmanın ve şiddetin sokaklara kadar yayılabileceği bir etkiyi ve riski ne yazık ki karşımızda bulunduruyor. İran’ın resmî bir görevlisi olan Devrim Muhafızları Ordusu Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani’nin Bağdat’ta Amerika Birleşik Devletleri tarafından öldürülmesi de yine Irak üzerinde 2 ülkenin yani hem Amerika Birleşik Devletleri’nin hem de İran’ın hesaplaşmasını bir bakıma bizim karşımıza, bölgeye ve tüm dünyaya getirmiş oldu. Peki, neler oldu gerçekte yani Kasım Süleymani’nin öldürülmesine kadar gelen süreçte, bu yakın zaman diliminde –çok da uzak değil, ekimde başladı Irak’ta gösteriler- neler oldu, bunu Gazi Meclisimizin dikkatine arz etmek istiyorum.

Irak’taki gösterilerde başlangıçta ekonomik sıkıntılar ifade edilirken bir noktadan sonra, gösterilerin bir kısmı Irak’ta bulunan, bilhassa Necef ve Kerbela’daki İran’a ait diplomatik temsilciliklere yönelik saldırılar şeklinde cereyan etti ve bu gösterilerde Amerika Birleşik Devletleri tarafından 3 Ocak günü öldürülen General Kasım Süleymani’nin resimleri kullanılarak hatta, bu resimlerin üzerine çarpı işareti konularak antipropaganda faaliyetleriyle beraber protestolar da oldu. Bunun karşılığında da yakın bir dönem içerisinde, hemen bunu takip eden günlerde yine Amerika Birleşik Devletleri’nin Kerkük kentine yakın bir konumda bulunan Kabil askerî üssüne “Haşdi Şabi” olarak isimlendirilen, Irak’ta Irak yasalarına göre resmî bir oluşum olan ancak pek çok uluslararası çevre nazarında İran’a yakın olarak değerlendirilen silahlı bir grubun füzeli saldırısı oldu. Hemen peşi sıra, buna cevaben Amerika Birleşik Devletleri de Irak ve Suriye’de bulunan bazı Haşdi Şabi üslerine de misilleme saldırılarında bulundu ki olayın fitili de zaten bundan sonra ateşlenmiş oldu. Hepimiz biliyoruz, peşi sıra Amerika Birleşik Devletleri’nin Bağdat’ta bulunan Büyükelçiliği bazı göstericiler tarafından basıldı ve bu göstericiler sanki imza atarcasına Bağdat Büyükelçiliğinin duvarına “Liderimiz Kasım Süleymani’dir.” sloganı yazdılar. Çok geçmeden, Amerika Birleşik Devletleri, Kasım Süleymani’yi Şam’dan Bağdat’a yapmış olduğu bir seyahati sırasında da öldürdü.

İşte, bütün bu gelişmeler, yakın zaman içerisinde hesaplaşmanın ne yazık ki Irak merkezli olabileceği tehdit ve riskini bizim karşımıza getirmiş bulunuyordu ki zaten İran da bu olay sonrasında hakikaten çok ciddi tepkiler gösterdi çünkü General Kasım Süleymani’nin İran nazarındaki önemini ifade eden İran yetkili makamlarından yapılan açıklamalarla beraber -dünya kamuoyundan yapılan değerlendirmeler de beraber düşünüldüğünde- bu saldırıya İran tarafının da Amerika Birleşik Devletleri’nin Ayn el Esad ve Erbil’de bulunan askerî üslerine füzeli saldırıda bulunmasıyla cevap verdiğini gözlemlemiş olduk.

Amerika Birleşik Devletleri gerekçesini açıkladığında, İran tarafının Amerika Birleşik Devletleri’nin Irak’taki bazı askerî üslerine saldırı hazırlığında olduğu ve -uluslararası terminolojiye yeni bir ifade girdi; önleyici tedbir- önleyici tedbir kapsamında da böylesi bir olaya müracaat edildiği bilgisi resmî makamlarca paylaşıldı.

Gelinen aşamada ise Irak Hükûmeti devlet otoritesinin sarsılmış olduğunun bilincinde olmalı ki Amerika ve İran arasında yaşanan gerginlikten kendi ülkesini koruyabilmek adına her iki tarafa da gerekli çağrıları yaptı ama bilhassa Amerika Birleşik Devletleri’nden ülkede bulunan askerlerini çekmesini istedi. Irak Meclisinin bu anlamda almış olduğu bir karar olduğunu biliyoruz. Ancak çok ilginçtir, bu karara Amerika Birleşik Devletleri’nin verdiği cevap, Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Trump’ın ifadesiyle “35 milyar dolarlık bir ödemeyi Irak tarafının yapması hâlinde biz buradan askerlerimizi çekebiliriz.” oldu. Yani yakın zaman içerisinde, Irak Hükûmeti her ne kadar egemenliğini korumak isterse istesin, bölgede İran ve Amerika Birleşik Devletleri arasında vekâlet yoluyla yürütülen çatışmaların ve gerginliğin Irak üzerinde yaratmış olduğu olumsuz tesirin artması tehlikesi ne yazık ki karşımızda bulunuyor.

Biz, bu tehdit ortaya çıktığında başkaca bazı sorunlarla yüz yüze kaldığımızı biliyoruz. Bu kapsamda, bilhassa Irak’ın bir önceki rejimi olan Baas rejiminden arta kalan bazı yapılanmaların Irak’ta IŞİD’in ortaya çıkışında bu terör örgütüne destek verdiğini ve bu terör örgütünün yayılmasına, etkisini, potansiyelini artırmasına ne yazık ki sebebiyet verdiğini biliyoruz. Dolayısıyla Irak yeniden bir kaos ortamına sürüklenirse, yeniden bir iç savaş ortamına girerse IŞİD terör örgütünün bölgedeki varlığının ne yazık ki ortaya çıkması tehlikesi karşımızda bulunuyor. Bundan Irak olumsuz bir şekilde etkilenecektir. Bu kapsamda, Irak’a Türkiye Cumhuriyeti devletinin vereceği desteğin, hem dostumuz hem de komşu ülkemiz olarak vereceği desteğin hakikaten anlam ve önemi büyüktür çünkü bir yerde bir çatışma iklimi doğarsa –Suriye’den tecrübe ettik- Irak’ta şimdiki yeni koşullarla beraber, bölgedeki yeni gerginliklerle beraber var olan mevcut şartlar düşünüldüğünde daha geniş çaptaki bir etkiyle ülkemizin olumsuz bir tesir altında kalması kaçınılmaz hâle gelebilir. IŞİD’in sevdiği terör ortamını hiç şüphe yok ki PKK terör örgütü de atlamayacaktır. Bu kapsamda, Suriye için Cenevre’de anayasa yapım sürecine geçilmişken, anayasa yapım sürecinde Suriye'nin geleceğiyle alakalı bazı konular olgunlaşma evresine girmişken, PKK terör örgütünün Suriye’deki kolu olan PYD’yi meşrulaştırma çabaları varken şayet Irak’ta da böylesi bir düzlemde, böylesi bir zamanlamayla PKK’nın alan bulacağı bizim için yeni bazı olumsuz şartlar oluşursa hiç şüphe yok ki bundan sadece Irak değil, sadece bölge değil, elbette biz de ne yazık ki olumsuz etkileneceğiz. İşte bu kapsamda, ülkemizin yaşanan olayların hemen akabinde taraflara itidal çağırısı yapması yerinde olmuştur. Dışişleri Bakanlığımızın gerginliğin azaltılmasına yönelik hem Amerika Birleşik Devletleri’ne hem de İran’a yapmış olduğu çağrı yerindedir, zamanlama itibarıyla doğrudur. Benzer şekilde, Dışişleri Bakanımızın Irak’a yapmış olduğu seyahati de önemsediğimizi ifade etmek lazım. Çünkü burada Sayın Bakanın açıklamaları hakikaten konunun Hükûmetimiz nazarından da vaktinde doğru değerlendirildiğini işaret ediyor ki zaten IŞİD’in tekrar ortaya çıkmamasıyla alakalı Irak Hükûmetiyle müşterek çalışmaların devam edeceğinin ve PKK terör örgütüne karşı da bunun hem Irak’ın toprak bütünlüğü hem de Türkiye'ye karşı tehdit oluşturmaması anlamında iki ülke hükûmetlerinin ortak çalışma ve gayret içerisinde olacağının açıklanması son derece önemli.

Tabii, Irak’a bazı konularda da yardımcı olma mecburiyetimiz karşımızda bulunuyor. Çünkü Irak huzura kavuşmadan, Bağdat huzura ermeden, Şam’ın bu anlamdaki istikrarı tesis edilmeden, bölgemizdeki, diğer yakın coğrafyamızdaki, bizim Türkiye olarak mücavir alanımızdaki coğrafyalarda huzur tesis edilmeden bizim de huzur ikliminde olacağımız düşünülemez. Bu kapsamda, Irak’ın yeniden imar çalışmalarına yönelik Türkiye'nin Kuveyt’teki konferansta taahhüt ettiği 5 milyar dolarlık krediyi verecek olması, bu sözünün arkasında bulunması ayrı bir anlam ve öneme sahip. Ve Irak’ın bizden bir başka talebi olan su konusunda da su anlaşması konusunda da ülkemizin yine adım atması büyük bir önem taşıyor ki zaten Dışişleri Komisyonundan Irak’la yapmış olduğumuz suyla alakalı bir anlaşma geçmişti, Genel Kurulun onayı için şu anda yüce Meclisimizin önünde bu durumda bekliyor.

Mevzu Irak’ken son olarak şunu da ifade etmemiz lazım: Irak işgal edildikten sonra, orada etnik ve mezhep temelli ayrımcılıkla beraber Sünni, Şii ve Kürt olmak üzere 3 ayrı yapılanma üzerinden ne yazık ki giderek yanlış, çarpık bir siyasal sisteme geçildi. Bütün bu durumlardan orada yaşayan Türkmen soydaşlarımız da hakikaten olumsuz etkilendi. Bilhassa böylesi bir iklimde, bilhassa böylesi bir dönemde Irak’ta en mağdur kesim olan ve bu mağduriyetlerini her düzlemde ne yazık ki yaşayan ve yaşamak zorunda kalan Türkmenlere yönelik de ülkemizin vereceği desteğin önemli olduğunu ifade ediyorum.

Gazi Meclisimizi sevgi ve saygılarımla selamlıyorum. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – 1’nci madde üzerindeki konuşmalar tamamlanmıştır.

Söz talebi yok.

Görüşmeler tamamlanmıştır.

1’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

“MADDE 2- Bu kanun yayımı tarihine yürürlüğe girer.”

BAŞKAN – Gruplar adına ilk söz, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Sayın Yaşar Karadağ’a aittir.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA YAŞAR KARADAĞ (Iğdır) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 134 sıra sayılı Kanun Teklifi üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubum adına söz almış bulunmaktayım. Gazi Meclisimizi saygıyla selamlıyorum.

Sözlerime başlamadan önce, Kıbrıs Türklüğünün millî mücadele ve istiklal lideri Doktor Fazıl Küçük’ü rahmet ve minnetle anıyorum.

Saygıdeğer milletvekilleri, ocak ayı geldiğinde “qara yanvarı” kara ocağı anmadan geçemiyoruz. 1990 yılında 20 Ocak sabahı ağır silahlarla donatılmış, tanklarla desteklenen Kızıl Ordu Bakü’ye girdi. Amaç, Karabağ’da yaşanan Ermeni zulmüne karşı çıkan ve bağımsızlık isteğiyle meydanları dolduran Azerbaycanlıları sindirmekti; aynı zamanda, Sovyetler Birliği’ndeki diğer cumhuriyetlere de gözdağı vermekti. Sovyet ordusu o gün genç, yaşlı, kadın, erkek demeden önüne çıkan herkesi katletti. Birkaç saat içerisinde 130’dan fazla Azerbaycanlı şehit edildi, yüzlercesi de yaralandı. Katliam, Azerbaycan halkının bağımsızlık azmini kıramadı. 20 Ocak 1990’da Rus Kızıl Ordusu tankları Bakü’ye girdiğinde Azerbaycan halkı hep bir ağızdan böyle sesleniyordu:

“Azatlığı istemirem, zerre zerre, gram gram;

Golumdaki zencirleri qıram gerek,

Qıram! Qıram!

Azatlığı istemirem bir heb kimi, derman kimi

İsteyirem sema kimi, güneş kimi, cihan kimi.

Çekil çekil ey gesipkâr,

Men bu esrin gür sesiyem,

Gerek değil sıska bulak,

Men ummanlar teşnesiyem.” (MHP sıralarından alkışlar)

Sözleriyle, Türk’ün karakterinde olan tam bağımsızlık ve özgürlük isteklerini haykırıyorlardı. Kardeş Azerbaycan’ın bağımsızlık, azatlık şehitlerini saygı ve minnetle anıyorum.

Saygıdeğer milletvekilleri, Milliyetçi Hareket Partisi olarak son yaptığımız grup toplantımızda, dünyanın içerisinde bulunduğu durumu Sayın Genel Başkanımız Devlet Bahçeli Beyefendi şu şekilde izah etmiştir:

“Soğuk savaş sonrası dünya, tek kutupluluk düzeninden çıkmış, çok kutuplu dünya anlayışına girmiştir. Bunun sakıncaları, sancıları, enerji ve su üzerinde kurgulanan gelecek senaryolarının yarattığı çatışmalar ile dünyamızın geri kalmış bölgelerinde yaşanan kaostan zarar gören yüz milyonlarca insanın trajedileri hepimizi derinden üzmektedir. Maalesef, günümüzde, dünyadaki refahın yüzde 82’si dünyanın en zengin yüzde 1’inin elindedir. Bu çarpıklığa baktığımızda, dünyada servet sahibi 26 kişinin mal varlığı 3,8 milyar insanın gelirine eşittir, 1,8 milyon insan ise yoksuldur. 10 yaşından küçük 400 milyon çocuk sefalet içerisindedir, 800 milyon insan açlık sınırındadır. Dünya gayrisafi millî hasılası 80 trilyon doları geçmesine rağmen, gelir ve servet dağılımı adaleti günden güne eriyip bitmiştir. Dünya adaletsizlik, kıtlık, çatışma, yoksulluk, eşitsizlik ve terör sorunlarının içerisine gömülmüştür. Yüzyıllardır süren milletler mücadelesi, bugün yeni bir perspektifle ve tüm acımasızlığıyla devam etmektedir. Günümüz dünyasının geleceğini belirleyen güçler, aynı zamanda küresel egemen güçlerdir. Özellikle yakın çevremizde yaşanan toplumsal krizler, suikastlar, sabotajlar, komşu coğrafyadaki insanlık dramları yalnızca bu bölgeyi değil, bütün dünyayı etkilemektedir.”

Saygıdeğer milletvekilleri, küresel aktörler açısından en büyük hedef ulusal devletler olmuştur. Bunun için de dil, din ve mezhep farklılıklarının derinleştirilmesi ve bunların üzerinden minyatür garnizon devletler oluşturulması hedeflenmiştir. “Yeni dünya düzeni” denen tehdidin önündeki en büyük engel ise millî devletler ve güçlü millet oluşumlarıdır. Bir milletin yükselişinin dayanağı milliyetçi düşünceler, millî kimliğin gücü, millî devletin sağlamlığıdır.

Saygıdeğer milletvekilleri, özellikle Orta Doğu’yla ilgili, Orta Doğu siyasetinde çok meşhur bir söz vardır, diyor ki: “Orta Doğu’da önemli bir yemeğe davetli listesinde adınız yok ise bir de menüye bakın, adınız orada olabilir.” Nitekim, 2003’te Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice’ın Washington Post gazetesinde dile getirdiği gibi 22 ülkenin sınırı değişecek ve uygulanacak bu BOP projesiyle birlikte 300 milyon insanı etkileyecek bir proje uygulamaya konuluyor. Etrafımıza baktığımızda, Afganistan’dan İran’a, Suriye, Irak, Libya, Lübnan ve ta Kuzey Afrika’ya kadar, Afganistan’dan Kuzey Afrika’ya kadar olan bir coğrafya, maalesef ve maalesef, emperyal güçlerin gözünü diktiği ve bu bölgelerdeki etnik yapıları, dinî inançları, mezhep farklılıklarını kaşıyıp bir vekâlet savaşlarına dönüştürdüğü ve kanın dinmediği, gözyaşının durmadığı bir coğrafya hâline dönüştürülmüştür. Etrafımız bu şekilde ateş çemberiyle çevrelenmişken bu kapsamda, dünyayı daha yaşanır bir hâle getirebilmek, Afrika’dan Amerika’ya, Asya’dan Avrupa’ya kadar dünyanın her köşesinde yaşayan bütün insanlık için ortak bir amaç hâline gelmelidir. Aynı zamanda, cihan devleti kurmuş olan atalarımızdan kalan yönetim mirasının gereğini yapmak boynumuzun borcudur. Türkiye bu sorumluluğu yerine getirecek güçtedir.

Yenikapı ruhuyla kurulmuş olan Cumhur İttifakı ve Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemiyle parlak, başarılı ve zafere imza atacak bir sistem hayata geçirilmiştir. İşte, bu da Türkiye'nin beka meselesi dediğimiz sistemin özüdür. Bu sistemin ülkemize kazandırdığı en önemli kazanımlardan biri şudur: Özellikle ve özellikle bu dönemde, bütün coğrafyanın kaynadığı, istikrarsızlığa sürüklendiği, iç savaşların çıkarılmaya çalışıldığı bu dönemde bu sistemle birlikte ülkemiz bir siyasi istikrara kavuşmuştur ve emin adımlarla geleceğe yol almaktadır.

Teşekkür ederim Sayın Başkanım. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Sayın Ali Kenanoğlu.

Buyurun Sayın Kenanoğlu. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA ALİ KENANOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Çeşitli uluslararası anlaşmaları görüşüyoruz ve bu anlaşmaların belirli bir kısmında mutabık olduğumuz konular var fakat itiraz ettiğimiz sözleşmeler de var. Ben bunlardan kısaca bahsetmek istiyorum. Bir defa, Gine’yle yapılacak olan bu anlaşma ya da Gine’yle ilgili sözleşme hususunda birkaç şey söylemek istiyorum.

Gine’de tanıdık bir devlet başkanı var, orada bir tek adam iktidarda ve Alpha Conde 2010 yılından beri ülkeyi yönetiyor. Özellikle 2010 yılından sonra Gine’de yapılan protestolarda, Alpha Conde liderliğinde, çok sayıda insan yaşamını yitirmiş veya yaralanmıştır. 2013’te yapılacak seçim öncesinde, seçimlerde şeffaflık talebinde bulunan protestoculara güvenlik güçlerinin müdahalesi sonucu 9 sivil öldürülmüş, yüzlerce kişi de yaralanmıştır. Bu çatışma, ayrıca, ülkenin en büyük iki etnik grubu olan Fulani ve Malinke halkları arasında bir çatışmaya dönüşmesine de neden olmuştur. Gine’de yasalara göre, bir kişi yani bir devlet başkanı üst üste en fazla 2 defa seçilebiliyor ancak Alpha Conde bunu yeterli bulmamış ve 2020 yılında yapılacak seçimlerde 3’üncü kez aday olmak için yasa değişikliğine gitmeye çalışıyor. Fakat geçtiğimiz yılın ekim ayında, halk bunu protesto etmek için sokaklara çıktı ve yine, devlet başkanının kolluk kuvvetlerine verdiği talimatla, onlarca kişi yaşamını yitirdi ve yaralandı, çatışmalarda ayrıca 100’e yakın kişi de gözaltına alındı.

Uluslararası hak temelli örgütlerin yayımladıkları raporlarda Gine devletinin halkına karşı kullandığı şiddete yer verilmiştir. İnsan Hakları İzleme Örgütü, hükûmetin 2018 Temmuzundan beri fiilî olarak tüm gösterileri yasaklayarak muhalefeti engellemeye çalıştığını ve bu sebeple, Birleşmiş Milletlerin, 2020 yılında yapılacak seçimlerde Gine Hükûmetinden temel hakları koruma güvencesi istemesi gerektiğini dile getirmiştir. Uluslararası Af Örgütünün 2017-2018 Gine Hak İhlalleri Raporu’nda ise hükûmetin muhalif gazetecileri ve aktivistleri keyfî bir şekilde tutuklayarak işkence uyguladığı raporlanmıştır.

İfade özgürlüğü ihlallerinin yoğun bir şekilde yaşandığı Gine’nin yüzde 85’i Müslüman, geri kalan nüfusunun çoğunluğu Hristiyan olmak üzere çok farklı inançsal temsiliyetlerden, kişilerden oluşmaktadır.

Yine, Gine hakkında birçok hak temelli örgütün hazırladığı raporlarda yer alan ihlallerden biri de kadına yönelik şiddettir. Dünyada kadın sünnetinin en yoğun yaşandığı ülke olan Gine’de kadınların neredeyse yüzde 95’i bu uygulamaya zorla tabi tutulmaktadır. Bu şiddet sadece Müslüman kadınlara yönelik değil, orada bulunan bütün inançsal kesimlerdeki kadınlara yönelik uygulanıyor.

Sonuç olarak, tek adam rejiminin ve iktidarı bırakmama hastalığının ne olduğunu çok iyi bilen bir ülke olarak, Gine’de halkın yüksek itirazlarına rağmen iktidarda kalmaya ısrar eden devlet başkanıyla yapılan askerî anlaşmaların ne Gine halklarının yararına ne de o ülkenin demokratik gelişimine faydası olacağına inanıyoruz. Bu sebeple, kendi halkına karşı gerçek mermi kullanmakta tereddüt etmeyen bu Gine Hükûmetiyle askerî anlaşmayı da uygun görmediğimizi ifade etmek istiyorum.

Değerli arkadaşlar, bu hususu belirttikten sonra, İstanbul Milletvekili olarak İstanbul’da yapılmaya çalışılan Kanal İstanbul Projesi’yle ilgili de birkaç şey söylemek istiyorum. Bir kere şunu biliyoruz: Demokratik ülkelerde bu tür projeler, böyle “Siz ne derseniz deyin biz bunu yapacağız.” gibi bir inatla, bir hırsla, bir nefretle, bir öfkeyle ifade edilmez. Hükûmet, iktidar eğer bu projenin doğruluğuna inanıyorsa ya da herhangi bir projenin doğruluğuna inanıyorsa bu projenin gerekçelerini, neden gerekli olduğunu, nasıl faydalı olduğunu detaylıca, üslubuna, adabına, devlet yönetiminin getirdiği sorumluluğa uygun bir şekilde açıklar ve buradan halkı ikna etmeye çalışır ve muhalefetin sunmuş olduğu birtakım itirazları da buradan boşa çıkarmaya çalışır ya da bu konudaki itirazların yersizliği üzerinden halkı ikna etmeye çalışır, insanları ikna etmeye çalışır. Fakat bizde nasıl oluyor bu? Tam da işte, dediğimiz o güç zehirlenmesinin, iktidarı tekelinde bulundurmanın, devletin bütün aygıtlarını kendi elinde toplamanın getirdiği bir durumla “Ben yaparım. Siz ne derseniz deyin biz bunu gerçekleştireceğiz.” şeklinde bir siyasetle ortaya konuluyor. Bu, şunu gösteriyor: Aslında, AKP iktidarı, mevcut iktidar bir kutuplaştırma ve kamplaştırma siyaseti üzerinden kendisini var edebiliyor dolayısıyla halkı özellikle belirli konularda kutuplaştırmayı, kamplaştırmayı, belirli kesimlere ayırmayı kendi iktidarının devamı açısından elzem olarak görüyor. Şimdi, biliyoruz ki bir taraftan AKP iktidarı, savundukları, aslında tam olarak oturdu, değişti denilen sistem de artık yürümez hâlde yani yeni olmasına rağmen yürümez hâlde ve bu sistemin de bu şekilde devam etmesinin, iktidarın da bu şekilde devam etmesinin olanakları gözükmüyor normal koşullarda. Buradan kaynaklı olarak, özellikle kendilerinin besledikleri kimi inşaat şirketlerinin ki özellikle o 5’li bir çete var -biliyorsunuz, halka da zaman zaman küfreden, hakaret eden söylemleri basına yansıyan- bu çetenin, bu yandaşların ve onların beslediği kimi toplumsal kesimlerin ya da yandaşların, vakıfların, derneklerin desteklenmesi gerekiyor ki bu pasta gösterilerek bu bir arada tutma siyaseti yürüyebilsin. Aksi takdirde, şu anda bu iktidarı normal koşullarda sürdürebilmenin imkânı olmadığını kendileri de görüyorlar. Bu anlamıyla, bir rant siyaseti üzerinden Kanal İstanbul Projesi ele alınıyor. Tabii, buraya yönelik bizlerin, çevre örgütlerinin, ekoloji örgütlerinin, ekonomistlerin itirazları var ve bu itirazlar öyle yabana atılır şekilde itirazlar değildir ve mutlaka bunların kayda değer bir şekilde değerlendirilmesi ve bu anlamda projenin ele alınması gerekiyor. Bunlardan bir kısmını özetlemeye çalışayım.

Özellikle, Karadeniz’in soğuk ve tatlı suyu ile Akdeniz’in Marmara’ya, oradan da Karadeniz’e varan sıcak ve tuzlu suyunun birleşmiş olması, denizlerin tuz, su ve yaşam dengesini altüst edeceğini söylüyor bilim insanları. Marmara Denizi’nin alt sularındaki oksijen tükenirken alt tabakadaki hidrojen sülfür yoğunluğu uçacak yani bütün İstanbul’u çürük yumurta gibi bir kokuya terk etme ihtimalinin yüksekliğinden bahsediyor bilim insanları. Yer altı su depolarının açık kanallardan gelen deniz suyuyla dolma ihtimalinin yüksekliğinden bahsediyorlar. Karadeniz’e kıyısı olan bütün ülkelerin de doğasını etkileyecek bir etkileşim olacağı ifade ediliyor.

Projeyle yaklaşık 20 bin futbol sahası büyüklüğünde doğal ormanın yok edilmesi söz konusu olacaktır. Orman bildiğiniz gibi bir ekosistemdir ve ağaç dikmekle orman oluşmuyor, bu ekosistem bütünlüğü içerisinde bunu sağlayamıyorsunuz.

Proje, kentte ve bölgede geri dönüşümü imkânsız ekolojik hasarlara sebebiyet verecek.

Proje, kentin üst ölçekli planına sonradan işlenmiştir ve plan ana kararlarıyla çelişmektedir.

Proje güzergâhında 3 aktif fay hattı bulunmakta, deprem ve tsunami riski içermektedir.

Projeyle tüm nüfusta istihdam dengesi altüst olacaktır.

Kanal nedeniyle heyelan, toprak kaymaları ve sıvılaşma tehlikesi yüksektir.

Geçimini tarımdan, hayvancılıktan sağlayan yöre halkı yaşam güvencesini kaybedecektir; çoğunun topraklarına kamulaştırma, el konma nedeniyle bu insanlar bu topraklarda işçi olarak çalışmak durumunda kalacaklar. Kendilerini istihdam ettikleri hâlde şu anda ülkenin tarımına, hayvancılığına katkı sundukları hâlde, bunların hepsi birer işçiye dönüşecek ki birçok yörede, bölgede, projede biz bunlara tanık olduk.

Kanalın yapım, işletim maliyeti ve geri ödeme süresindeki dengesizlikler nedeniyle telafisi imkânsız sorunlar doğuracağı gözüküyor arkadaşlar.

Bu anlamıyla, bu itirazların dikkate alınması ve bunlar üzerinden bu projenin mutlaka ve mutlaka tümüyle iptal edilmesi gerektiği elzemdir değerli arkadaşlar.

Son olarak şunu söyleyeyim; bu kürsüye her çıktığımda ifade ettiğim konulardan bir tanesidir: Arkadaşlar, Diyarbakır Cemevi’nin elektriği hâlâ kesik. Bu kürsüde çokça kardeşlik lafları dinledik, kardeşlik edebiyatları dinledik ancak bir ibadethanenin elektriğinin kesik olması, oradaki inançsal hizmetlerin, cenaze hizmetlerinin yürütülememesine neden olmaktadır. Hâlen bu sorun çözülebilmiş değildir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararlarına rağmen, Danıştayın vermiş olduğu kararlara rağmen bu sorun çözülememiştir. Ve yine seçim bölgemde, İstanbul Esenyurt’ta Erenler Eğitim Kültür Vakfı Cemevi’nde de benzer sorunla karşı karşıya kalmak üzereler çünkü kazanılan davaya rağmen, orada hâlâ elektrik faturası kesilmeye devam ediliyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayınız sözlerinizi.

ALİ KENANOĞLU (Devamla) – Bitiriyorum Başkanım.

Mahkeme kararları gösteriliyor, buna rağmen kimse mahkeme kararlarını tanımıyor ve bu uygulama bu şekilde sürüyor.

Yani tekraren ifade edeyim: Bu kürsülerden, bulunduğumuz alanlardan lafla, sözle kardeşlik edebiyatı yapmak yerine, bunların gereğini yerine getirmemiz gerekiyor. Bu kürsülerden çokça kardeşlik edebiyatı yapanlardan, “Alevi kardeşlerimiz” diyenlerden bunun gereğini yerine getirmesini talep ediyor ve bekliyoruz.

Teşekkür ederim. ( HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Utku Çakırözer, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA UTKU ÇAKIRÖZER (Eskişehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulunuzu saygıyla selamlıyorum.

Ben de sözlerime Mısır’da Anadolu Ajansı bürosuna yapılan saldırıyı kınayarak ve orada görev yapan meslektaşlarımızın bir an önce gözaltı hâllerinin sona ermesini dileyerek başlamak istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye’nin en önemli gündemi ekonomidir, işsizliktir, gelir dağılımındaki dengesizliktir, yoksulluktur. Ekonomimizde yaşadığımız kriz hâlinin en büyük sebeplerinden biri ise tek adam yönetiminin izlemekte olduğu, ulusal çıkarlarımızı tehlikeye atan ideolojik, maceracı dış politikadır. Birlikte bir ufuk turu yapmak gerekirse Türkiye’nin dünyada itibar sağlayan geleneksel dış politikasının en önemli çıpalarından biri, Batı kurumlarıyla ilişkileri olagelmiştir. Türkiye’ye son dönemde gelen en büyük yatırımın AB tam üyelik sürecimizle paralel seyrettiğine dikkatinizi çekmek isterim. AB üyelik süreci, Türkiye için sadece siyasi kriterler yani sadece demokrasi değildir, aynı zamanda hayat kalitemizin yükselmesidir; eğitimden sağlığa, kültürden çevre koruma bilincine, hayatın her alanında halkımızın hak ettiği yaşam standartlarına kavuşturulması mücadelesidir. On sekiz yıllık tek parti iktidarının sonunda gelinen nokta, bugün AB’yle ilişkilerin donmuş olmasıdır. Tek ilişki, maalesef, sadece Suriyeli göçmenlerin Türkiye’de tutulması karşılığı alınan birkaç milyar dolardan ibarettir. Bunda Avrupa’daki dar görüşlü siyasetçilerin aşırı sağ, ırkçı politikaları kadar ülkemizdeki saray rejiminin demokrasi ve hukuk devletinden kopması da ana nedendir. On beş, yirmi yıl önce sağladığınız Kopenhag ve Maastricht Kriterlerinin bugün gerisinde olmamız hepimiz için düşündürücü olmalıdır.

Değerli arkadaşlarım, Batı kurumlarıyla ilişkiler denince saymamız gereken bir diğer kurum Avrupa Konseyidir. Avrupa’nın vicdanı dediğimiz Avrupa Konseyinin kurucusu olan ülkemizin 2020 yılına girdiğimiz bugünlerde hâlâ hak ihlalleri nedeniyle izleme altında olan ülke statüsünde olması hepimiz için üzüntü verici, hepimiz için ayıplı bir durumdur. Konseyin organlarından olan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde en fazla hak ihlali verilen ülke konumunda olmamız da yine gurur duyulacak bir durum değildir.

Türkiye'nin önemli güvenlik çıpalarından olan NATO’ya gelince Türkiye, NATO’nun veto yetkisine sahip asli üyesidir. Başta Balkanlar ve Afganistan olmak üzere dünyanın dört bir yanında barış ve istikrarın sağlanmasında NATO üyeliğimizin önemi, değeri büyüktür. Son dönemde izlenen ideolojik ve maceracı dış politikanın NATO üyeliğimiz hakkında uluslararası arenada soru işaretleri yaratması ulusal çıkarlarımız açısından sıkıntı vericidir. NATO’daki müttefiklerimizden ABD’yle ilişkilerde gelinen nokta, iki ülkenin de yararına değildir. Trump yönetiminin, terör örgütünün uzantısı YPG’ye, 15 Temmuz kanlı darbe girişiminin arkasındaki FET֒ye verdiği destekten tutun da Türkiye’ye yönelik haksız yaptırım kararlarına hep birlikte tepki gösterdik, gösteriyoruz. Ancak onların hatalarını eleştirirken sarayın dış politikasının bizi getirdiği vahim noktaya da değinmeden edemeyiz. Türkiye'nin otuz yıldır ABD yönetimleri ile Kongreyle başarılı diplomasi yöneterek önlediği Ermeni soykırım tezlerinin ABD Kongresinin her iki kanadından da neredeyse oy birliğiyle çıkması, Türk dış politikasının son elli yıldaki en büyük hezimetidir. Bunun ABD’deki lobi şirketlerine son on yılda vergilerimizden ödenen 30 milyon dolar lobi harcamasına rağmen yaşanması ise hezimetin katmerlisidir.

Değerli arkadaşlarım, NATO Parlamenter Asamblesine Parlamentomuzdan giden heyetin bir üyesi olarak gözlemlediğimiz şudur ki: NATO’daki tartışmaların odağında Türkiye’nin Rusya’yla gelişmekte olan ilişkileri yatmakta. Baştan söylemeliyim ki Türkiye, egemen bir devlettir ve kiminle hangi ilişkiyi hangi seviyede kuracağına tamamen kendisi karar verir. Ancak, etki alanını genişletme arzusundaki Rusya’ya enerji alanındaki bağımlılığımızın ardından şimdi de savunma alanında ortaya çıkan bağımlılık hâli, bence sadece müttefiklerimizin değil, bizlerin de üzerinde düşünmemiz gereken bir husustur.

Yeri gelmişken S-400 savunma sistemi alımı konusunda da görüşlerimi paylaşmak isterim. Türkiye’nin orta ve yüksek irtifa hava savunma sistem arayışı yirmi otuz yıllık mazisi olan bir konu. Sistemi tedarik edenler belli; ya Batı’dan alınıyor, Amerika ve Avrupa modelleri var ya Doğu’dan alınıyor, Rusya ve Çin modelleri var. Türkiye’nin Rus sistemini tedarik etme konusunda ortaya koyduğu resmî gerekçe şu: “ABD bize Patriot sistemini vermediği için S-400 aldık.”

Değerli arkadaşlarım, eğer bu gerekçe doğruysa ve bu S-400’ler bizim hava savunma ihtiyacımızı karşılayacaksa biz bu karara sonuna kadar destek oluruz; Amerika’sı, Batı’sı ne derse desin arkasında oluruz. Ama değerli arkadaşlarım, Trump’la yan yana geldiğinizde sizler söylüyorsunuz, “Verirseniz Patriot’u da alacağız.” diyorsunuz; ayrıca Fransa’ya, İtalya’ya “Sizden de EUROSAM almak isteriz.” diyorsunuz. Şimdi, bu ne perhiz bu ne lahana turşusu! Bu S-400’ler bizim ihtiyacımızı görecekse, o zaman, 4-5 milyar dolar daha vereceğimiz Patriot füzeleri peşinde neden koşuyoruz? Eğer bizim güvenlik ihtiyacımız Patriot olmadan karşılanmıyorsa o zaman biz bu S-400’leri neden aldık? Kutusunda dursun diye 2 milyar dolar harcanır mı?

Değerli arkadaşlarım, dünyada hiçbir ülke böyle bizim gibi üç sistemin de peşinde koşmuyor, yok böyle bir şey. Gerçekten ihtiyacı varsa ya birini alıyor ya diğerini çünkü bunlar pahalı sistemler. Tabii ki güvenliğimizden tasarruf olmaz ama bu, tek adamın iktidarını korumak, düşürdüğümüz Rus uçağının diyetini ödemek gibi pervasız bir şekilde kullanılamaz. Hele de işsizliğin tavan yaptığı bir dönemde, hele de Tank Palet Fabrikamızı “50 milyon dolar yok.” gerekçesiyle Katar ordusuna peşkeş çektiğimiz bir dönemde böyle bir pervasızlık, böyle bir savurganlık olamaz.

Değerli arkadaşlarım, Rusya’yla ilişkiler bahsine gelmişken bir noktaya dikkatinizi çekmek isterim. Tabii ki önemli bir aktör; bölgemizde yaşanan birçok krizde, işte Suriye’de, işte Libya’da, işte İran’la ilişkilerde aldığı inisiyatiflerle gerçek gücünün bile ötesinde diplomatik kazanım sahibi ancak Rusya’yla ilişkileri geliştirirken dikkat etmekte fayda var.

Birincisi: İdlib konusunda yaşananlar. Türkiye'nin doğrudan Rusya ve İran “indirect” olarak ise Suriye’yle yürüttüğü süreç sonunda Suriye’deki tüm eli kanlı IŞİD’cilerin, El Kaidecilerin, Nusracıların toplandığı bölge İdlib’dir. Şimdi, bu ateş topunu tek başına Türkiye'nin üstlenmesi istenmektedir. Bu baskıyı en fazla hissettiren de Moskova yönetimidir. İdlib’deki binlerce teröristin Rusya ve Suriye tarafından Türkiye sınırına süpürülmesi, hepimizin üzerinde durması gereken, kaygı verici bir olasılıktır.

Rusya’yla ilişkilerde bizleri düşündüren, düşündürmesi gereken ikinci mesele ise soydaşlarımızın yaşadığı Kırım’daki işgaldir. Rusya’yla İdlib’i, Rusya’yla binlerce kilometre ötedeki Libya’yı konuşan AKP yönetimi, mesele işgal ve ilhak altındaki Kırım’a gelince dut yemiş bülbüle dönmektedir. Rusya, beş buçuk yıldır Kırım’da hukuksuz bir işgal yürütmektedir; Kırım Tatarı kardeşlerimiz çok büyük baskılar, hak ihlalleriyle karşı karşıya kalmaktadır. Evlere, iş yerlerine, okullara ve camilere baskınlar düzenlenmektedir; gözaltına alınanlar, tutuklananlar, Ukrayna’ya, Türkiye'ye sürgüne kaçmak zorunda kalanlar olmaktadır. Bu konuda Ankara’dan yükselen tek bir ses yoktur. Yeri gelince bu kürsüden “İlkesel dış politika izliyoruz.” diyenlere, “Dünyanın neresinde mazlumlar varsa yanlarındayız.” diyenlere soruyorum: Ne yaptınız yüz binlerce Kırımlı kardeşimiz için?

Sessiz kalınan bir başka mesele daha var: Uygur Türklerinin maruz kaldığı utanç verici işkenceler. Rusya gibi Çin de yeni dünya düzeninin yükselen yıldızı. Biz, tabii ki Türkiye'nin dış politikasının çeşitlenmesi için Çin’le ilişkilerimizin gelişmesinden memnuniyet duyarız ama bu, asla, orada yaşayan yüz binlerce Uygur Türkü kardeşimize yapılan insanlık dışı muameleyi onayladığımız anlamına gelmez. Öyle basiretsiz bir dış politika izleniyor ki altı ay önce “Doğu Türkistan’a, Uygur Bölgesi’ne heyet göndereceğim.” diyen Dışişleri Bakanı bu sözünü unutmuş. Daha bugün Komisyona Dışişleri Bakan Yardımcısı geldi, Çin’in gidilecek yerler konusunda koşullar koyması nedeniyle gidilemediğini itiraf etti. Bu olmaz değerli arkadaşlarım, Çin’le aramız iyi olacak diye oradaki kardeşlerimizi işkence kamplarında ölüme terk edemeyiz. Çin’le ilişkiler uğruna yüz binlerce Uygurlu kardeşimiz feda edilmemelidir.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, geleneksel dış politikamızın bir başka önemli ayağı da komşularımızla ve bölge ülkeleriyle ulusal çıkarlarımızı önceleyen iyi ilişkiler kurmaktı. Dış politika ideolojik arayışlarımıza malzeme yapılarak bu ilkeden çok ama çok uzaklaşıldı. İşte bakın, bölge ülkelerinde büyükelçilerimiz yok; Suriye’de, Mısır’da, İsrail’de büyükelçimiz yok. Suriye’de izlenen politikanın bedelini maalesef sekiz yıldır hep birlikte ödüyoruz, ödemekteyiz. Niçin? Suriye’de Esat gitsin, İhvan gelsin diye. Yazık değil mi ülkemize, yazık değil mi 80 milyon halkımızın çektiklerine?

Şimdi, tüm bu olandan ders almadan Libya’da taraf olmak istiyoruz. Neden? Bu sefer de orada İhvancı iktidarı korumak için. Oraya Mehmetçik göndereceğiz diyoruz; oraya kim olduğunu bilmediğimiz, asker olmayan muharip unsurlar göndereceğiz diyoruz. Biz yapmayın, etmeyin, taraf tutmayalım, ara bulucu olalım dedikçe “Sen ne anlarsın uluslararası hukuktan, diplomasiden.” diyenler Putin gelince bir anda ara buluculuğa soyunuyorlar. Olsun, zararı yok. Yeter ki Müslüman’ın Müslüman’ı kıydığı bu çatışma sona ersin, yeter ki Mehmetçik’imiz Libya çöllerine gitmek zorunda kalmasın.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Çakırözer, tamamlayın sözlerinizi.

UTKU ÇAKIRÖZER (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, “ilkeli politika, hak temelli politika” diyen bu iktidarın Suudi Arabistan karşısındaki suskunluğu da dikkat çekicidir. Kral öldüğünde bir günlük yas ilan edecek kadar sevdiğimiz Suudi Arabistan, bizzat gönderdiği adamlarıyla İstanbul’un ortasındaki konsolosluk binasında gazeteci katletti ama bugüne kadar açıklamalarla mangalda kül bırakmayan Türkiye, Cemal Kaşıkçı’nın katledilmesine ilişkin Suudi Arabistan’a karşı en ufak bir yaptırım kararı almış değil.

Değerli arkadaşlarım, ulusal çıkarlarını koruyamayan bu iktidar, yurt dışındaki gurbetçilerimizin de çıkarlarına sahip çıkamamakta. Bakın, son günlerde basında görüyoruz, binlerce gurbetçimizi yurt dışında dolandıran şirketler var. Bu dolandırıcılığın bedeli, bizim yurt dışında on yıllardır emeğini ortaya koyan, o kazandığını Türkiye’ye gönderen gurbetçilerimizden çıkarılmak isteniyor, emeklilikleri iptal ediliyor; hem dolandırılıyorlar hem emeklilik için verdikleri para ve bugüne kadar kazandıkları kaybediliyor. Onlara sahip çıkmamız gerekir. Biz onların emeklilikle kazanacakları hakları düşürmekteyiz. Dolandırıcılara gün doğmakta. Âdeta “Niye kandırıldınız?” diye vatandaşlara ceza kesiyoruz ama bu dolandırıcılara hiçbir şekilde söz söylenmiyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Çakırözer.

UTKU ÇAKIRÖZER (Devamla) – Bitirmek üzereyim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Son cümlenizi alayım.

UTKU ÇAKIRÖZER (Devamla) – Tabii.

Gurbetçilerimiz de mutlaka dış politikamızın bir parçası olmalıdır, yalnız bırakılmamalıdır.

Son söz olarak dış politikada itibar kendi çıkarlarınızı ulusun çıkarlarının önüne koymamaktan geçer; iç barıştan, demokrasiden, hukuk devletinden geçer; yurtta sulh, cihanda sulh ilkesinden geçer.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

2’nci madde üzerindeki konuşmalar tamamlanmıştır.

Söz talebi yok.

Görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

Madde 3 – (1) Bu kanun hükümlerini Cumhurbaşkanı yürütür.

BAŞKAN – Gruplar adına ilk söz, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Sayın Serpil Kemalbay’ın.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – Genel Kurulu, değerli halkımızı saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, gerçekten, Balıkesir Burhaniye’de yaşamını yitiren Nurcan Bakır için son derece üzgün olduğumu söyleyerek başlamak istiyorum. 19 yaşında cezaevine girmiş, yirmi sekiz yıldır cezaevinde olan bir hasta tutsak ve yaşamına son veriyor. Bu ölüm, hapishanelerde fiilî idam cezasına tekabül eden hasta tutsakların ölümüdür, hasta tutsaklara karşı büyük bir duyarsızlık vardır. Buna dikkat çekmek istiyorum. Bu ölümlerden iktidar partisi ciddi anlamda sorumludur.

İktidar partisi ne yazık ki yaşam hakkına hiç saygı duymuyor. Sadece hapishanelerde değil, aslında hayatın bütün alanlarında yaşam hakkına dair iktidar partisinin büyük bir saldırısıyla karşı karşıyayız. Bakın, size bir fotoğraf göstermek istiyorum. Bu, iki gün önce Ankara’da gerçekleşen bir basın açıklamasından. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi Ankara temsilcilerinin 2019 yılında Türkiye’de yaşanan iş cinayetleri raporunu açıklarken polisin müdahalesi. Şimdi, polisin, Emniyetin böyle bir olay karşısında neden bu şekilde müdahale ettiğini gerçekten sormak gerekiyor.

Türkiye’de iş cinayetleri yıllardır sürekli artarak devam ediyor. Günde en az 4-5 işçi yaşamını yitirirken ve meslek hastalıklarından insanlar yaşamını yitirirken Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının sadece yaşananları izlediğini, hiçbir şekilde müdahil olmadığını görüyoruz. Oysa Türkiye, iş cinayetlerinde Avrupa’da 1’inci, dünyada 3’üncü sırada. Bu, yıllardır böyle, bütün iktidarınız boyunca böyle. Bu tabloyu değiştirmeyi hiç düşünüyor musunuz arkadaşlar?

Hiç gazete okuyor musunuz? Bakın, Evrensel gazetesinde Aydın Çine’de silikozis hastalığına yakalanan işçilerle ilgili seri haberler çıkıyor. Binlerce işçi madenlerde kötü çalışma koşullarından dolayı, silika soludukları için silikozis hastalığına yakalanıyorlar. Dumanlar, toz bulutları içerisinde çalışan Aydın Çine’deki bu işçilerin yaşamı sizi hiç ilgilendirmiyor mu? İlgilendirmiyor.

Meslek hastalıkları hastanelerine gidiyorlar, sizin kılınız kıpırdamıyor. Bu işçiler yıllarca madenlerde çalışıyorlar; akciğerleri silikayla doluyor, taşlaşma başlıyor, hastalık nüksetmeye başlıyor; hastaneye gidiyorlar, teşhis konuluyor; teşhis konulduğunda çeşitli bahanelerle işten atılıyorlar. Meslek hastalığına yakalandıkları anlaşılmasın diye, örneğin ekonomik kriz gerekçe gösterilerek işlerinden atılıyorlar. Çalışma ortamları böyle, duman içerisinde.

Hani diyordunuz ya “Yüzde 80 oranında millî ve yerli savaş sanayisini yapıyoruz.” diye, peki, madem böyle bir teknolojiniz var, 21’inci yüzyılda bu nasıl bir maden ocağı görüntüsüdür, bu nasıl toz duman içerisinde bir çalışmadır? Ve bunu binlerce işçi yaşıyor. Daha 2011’de kot kumlama işçilerinin benzer koşullarda çalıştıkları için silikozis hastası olup öldüklerini biliyoruz. Bunlar tespit edildi, bunların meslek hastalığı olduğunu bile kabul etmediniz ve onlara engelli maaşı bağladınız. Bu gerçeklerle ne zaman yüzleşmeyi düşünüyorsunuz?

Soma işçisinin önüne polis barikatı yığıyorsunuz, Soma işçisine tekme atıyorsunuz ve bu görüntüler sürekli olarak devam ediyor. İşte, Ankara’da -biraz önce gösterdiğim- basın açıklamasını yapan İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi üyeleri Türkiye'deki iş cinayetlerine ve meslek hastalıklarına dikkat çekmek için, bu raporu açıklamak için basın açıklaması yapıyordu. Neden bu gerçeklerden korkuyorsunuz ve onların üstünü örtmeye çalışıyorsunuz?

Bu, bana şunu düşündürüyor: Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının aslında 3P’den oluştuğunu ifade ediyor. Aile, patriarkali koruyor; Çalışma, patronları koruyor ve Sosyal Hizmetlerse partiye yandaş bulmaya çalışıyor. Yani bu Bakanlığın çalışmaları sadece bu 3P başlığı altında gelişiyor. Peki, bu çalışma koşullarındaki ölümcül koşulları kim değiştirecek? Sendika kurmalarına izin vermiyorsunuz, sendikalaşma önünde engel oluyorsunuz, eylem yapmalarına, hak aramalarına izin vermiyorsunuz ve bu işçiler köle mi? 21’inci yüzyılın kölesi mi diye sormak istiyoruz.

Bakın, Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı, 2019’da bu işçilerin çalışma koşullarıyla ilgili normalde 2018 Aralık ayında yapılması gereken iş teftiş planını yaptırmamış. Niye yaptırmıyorsunuz, neden yaptırmadınız diye kendisine soruyoruz. “Hayır, yaptırdım." diyor. Ama yaptırmamış çünkü bunlar kayıtlarda var. İş Teftiş Kurulu Yönetmeliği uyarınca 2019 yılı Genel Çalışma Planı, 2018 yılı Aralık ayında onaylanması gerekirken 2019 yılı Eylül ayında verilmiş yani neredeyse yıl biterken verilmiş. Bu iş teftişinin de işçi sağlığı, iş güvenliğiyle ilgili yapıldığı söylenemez.

Sonuç olarak Bakanlık, aslında işçilerin çalışma koşullarıyla ilgili olarak çalışma yaptırmayarak patronları, sermayedarları korumuş ve işçilerin, biraz önce gösterdiğim resimlerde olduğu gibi, iş cinayetlerinde ve meslek hastalıklarından yaşamını yitirmelerine sebep olmuştur.

Değerli arkadaşlar, bir üniversite bir araştırma yapmış ve o araştırmada deniyor ki: “Türkiye'nin en önemli sorunu ekonomik durgunluk, işsizlik ve hayat pahalılığı.” Şimdi, işsizleri olan bir ülke ne yapar? İşsizleri olan bir ülke herhâlde yeni istihdam alanları yaratmaya çalışır, insanların karınlarını doyuracakları ve refah içinde yaşayacakları bir toplum yaratmaya çalışır.

Biraz önce değindiğim iş cinayetlerini, meslek hastalıklarını örtbas etme anlayışında olduğu gibi, yine, işsizliği de örtbas eden bir anlayışla hareket ediyorsunuz. Normal şartlarda bunu kendine dert eden bir iktidarın yapması gerekeni yapmayıp şöyle yapıyorsunuz: Mesela, 2009 yılında 15 yaş üstü nüfus 928 bin artmışken iş gücü de 939 bin artmıştı. 2019’daysa -aynı rakamlara bakıyoruz, aynı istatistiğe bakıyoruz- bu sefer nüfus artışımız 939 bin civarında olmuş fakat işsizlerin sayısına bakıyoruz, sadece 82 bin kişi artmış yani işsizleri istatistiklerde göstermeyerek, iş aramadıkları için bir şekilde istatistiklerde yok sayarak böylece işsizlik sorununu çözdüğünüzü söylüyorsunuz, onu da örtbas ediyorsunuz fakat insanlar etlerinde, kemiklerinde zaten bu acıları, bu sorunları yaşıyorlar. O yüzden, insanları bu şekilde kandırmanız mümkün değil. O yüzden de her geçen gün sizin oylarınız azalıyor ve sizin söylediklerinize halkımızın inancı azalıyor.

Aynı şey, LGS sınavlarına geçen senenin 2 katına yakın öğrenci girecekti ama okul kontenjanlarında bir artış gerçekleşmemesi sebebiyle LGS sınavlarına bu sene 2 katına yakın öğrenci girecekken ne yazık ki okullar, sınıflar sanki 2 katına çıkacakmış gibi davranılıyor. Aslında burada yapılmak istenen, imam-hatip liselerine insanların, öğrencilerin kaydedilmesini zorunlu hâle getirmek. Yani eğitim sistemine de aynı şekilde bir inkâr politikasıyla ve baskı politikasıyla müdahale ediyorsunuz.

Aslında, hiçbir sorunu gerçek anlamda çözme becerisi kalmamış bir iktidarla karşı karşıyayız. Sorunlara çözüm üretmekten vazgeçtim, ortada sorun olmasa da bu sefer sorun yaratıp gündem değiştirme gayreti altındasınız. Bir yanda kadınlara saldırılar sürerken, bir yanda işçilere saldırılar sürerken, bir yanda gençlere saldırılar sürerken ekonominiz çöküyor, kriz ortamı derinleşiyor; Kanal İstanbul ile başka tartışma konuları yaratarak gerçeklerin üstünü örtmeye çalışıyorsunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi lütfen.

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (Devamla) - Kurtuluş bizim ellerimizde, kurtuluş halklarımızın mücadelesinde; bu rantçı, talancı, hamasetle dolu politikalarda değil, hukukun üstünlüğünün olduğu, demokrasinin, insan haklarının, insana yakışır çalışma koşullarının, eşitliğin, çoğulculuğun olduğu bir toplumu yaratmakta. Biliyoruz ki bizler, böyle bir toplumu inşa edeceğiz, bu devranı döndüreceğiz; halkların umut ettiği eşit, özgür, insana yakışır bir Türkiye'yi el birliğiyle yaratacağız diyorum, sizlere teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Şahsı adına Serkan Topal konuşacak.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

SERKAN TOPAL (Hatay) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinize saygılarımı sunuyorum.

Değerli arkadaşlar, Parlamento geleneğimizde ve yönetim anlayışımızda, genel anlamda, şu ana kadar cumhuriyet tarihinde özellikle iki temel konunun iç politik tartışmalardan uzak tutulduğunu çok iyi biliyoruz. Birincisi, dış politika; ikincisi, savunma politikası çünkü ikisi de millî. Çünkü bu bakanlıklara atama yapıldığında hepimizin çok iyi bildiği gibi, birikimi, kapsayıcılığı ve de gerçekten devleti iyi temsil etme kabiliyetinin olması çok önemli. İşte, AK PARTİ hükûmetlerinin, iktidarlarının yaptığı en büyük hatalardan biri de bu atamaları yanlış yapmaları.

Değerli arkadaşlar, gerek bizler gerek diğer muhalefet partilerinin milletvekilleri bu kürsüde her zaman şunu söylüyoruz, diyoruz ki: Dış politika ülkemizin menfaati göz önünde bulundurularak yapılır. Devletimizin bekasını sürekli dillendirenler… Bizler de bunu, aynı şeyi söylüyoruz; evet ama ortak aklın ürünü diplomasinin derinliğiyle yürütülür dediğimizde, AK PARTİ milletvekili arkadaşlarımız ve iktidarları diplomasinin derinliğini muhtemelen “stratejik derinlik” olarak algılıyorlar. Şimdi, ben şunu soruyorum: Hangi stratejik derinlik ve biz şu anda hangi derinlikteyiz, neredeyiz arkadaşlar? Şimdi, çok basit bir şey: Libya’ya asker gönderme tezkeresi çıkıyor ve en yakın üssün, Dalaman Havaalanı’nın Trablus’la arasının 875 deniz mili olduğunu hesaplayamayacak kadar derinlik bilgisinin az olduğunu burada ifade etmek istiyorum.

Değerli arkadaşlar, tabii, AK PARTİ iktidarlarının 2002 yılındaki yine en büyük argümanlarından bir tanesi “sıfır sorun”du. Değerli arkadaşlar, bu yola çıktığımızda sıfır sorun yerine… Sorunsuz bir komşumuz var mı arkadaşlar? Sorunsuz bir sınırımız var mı arkadaşlar? Yok. Şimdi, tabii, Türkiye, bölgede bölgesel bir güç olma düşüncesiyle çıktığı yolda, “stratejik derinlik” dedikleri, aslında Orta Doğu bataklığına saplandığımızın bir göstergesidir şu anda bizim bulunduğumuz durum.

Değerli arkadaşlar, “Dış politikada cumhuriyet tarihinin en büyük zikzaklarını çizen bir iktidar.” dediğimizde, bunu sataşma olarak kabul ediyorlar. Bu bir sataşma değil, ben zikzakları da çok basit not aldım.

Mesela Mavi Marmara’yı törenle uğurluyorlar, ertesi gün “Dönemin Başbakanına sordunuz mu?” diyorlar. Mesela “NATO’nun Libya’da ne işi var?” diyorlar, ertesi gün “NATO Libya’ya girmelidir.” diyorlar. Yani Fetullah efendiye, terör örgütüne, değinmeyeceğim, zamanım kısa. “Kardeşim Esad” diyorlar, ertesi gün “Katil Esad” diyorlar; bugün artık muhtemelen yeniden “Kardeş Esad” olacaktır.

Kıbrıs konusundaki yani Ege adaları konusundaki zikzakları söylemeye şu anda zaman yok ancak şunu ifade etmek istiyorum değerli arkadaşlar: Şimdi, Türkiye'nin bulunduğu konumu çok iyi değerlendirmemiz gerekiyor. Yüzyıllardır Rusya’nın Akdeniz’e inme hayalleri var; bugün elini kolunu sallayarak giriyor ve gerçekten bölgede en güçlü ülke hâline geliyor. Yine, İsrail orada bölgesel aktör olmaya devam ediyor; Yunanistan Kıbrıs Rum kesimini de yanına alarak ekonomik aktör olmaya devam ediyor; bizim durum nerede belli değil.

Değerli arkadaşlar, yine, 2002 yılında “Terörü bitireceğiz.” demişlerdi, 2002 yılında zaten terör sıfırdı, bugün neredeyse ülkemizi terör yuvası hâline getirdiler. Şimdi, bir defa bütün partilerden bir komisyon kurup gerçekten bizi dinleseler bütün bu sorunlar bitecek ama maalesef, olmuyor.

Şimdi, zaman yetmeyecek ama son olarak şunu söylemek istiyorum...

BAŞKAN – Yetmez.

SERKAN TOPAL (Devamla) – “Güçlü ekonomi” diyorlar.

Şimdi, Sayın Erdoğan’ın iktidara gelmeden önce bir cümlesi vardı: “Bu iktidar, bu zalim iktidar, bu milleti çay ve simide…” Maalesef hani sürekli “çay ve simit” diyor ya, çay ve simit hesabını yapıyorlar. Hatta ve hatta…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Son cümlelerinizi alayım.

SERKAN TOPAL (Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

“Çay ve simide mahkûm kıldılar.” diyor ya, hatta her mitingde buradaki bir bakanımız, her bir milletvekili mitinglerinde vatandaşlarımıza soruyor, “Çay kaç lira, simit kaç lira? Asgari ücretten bu kadar artıyor.” diyor.

Şimdi, değerli arkadaşlar, milletimiz çay, simit yiye yiye midesi simit doldu. Yani siz sadece simitle mi besleyeceksiniz? O zaman biz şöyle bir hesap yapalım, ben şunu sormak istiyorum: Hani sarayda ejder meyveli “smoothie” çayı var ya, ejder meyveli “smoothie” çayı, bir onu da hesaplayalım, asgari ücreti onun üzerinden yapalım.

Değerli arkadaşlar, “güçlü Türkiye, güçlü Türkiye” diyor. Şimdi, içeride bu kadar istikrarsız bir ortam varken ve bölgede gerçekten bu kadar bize güvensizlik varken bizim neyimiz örnek alınacak değerli arkadaşlar?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SERKAN TOPAL (Devamla) – Bitirebilir miyim son olarak?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum, sağ olunuz.

SERKAN TOPAL (Devamla) – Son konuşmacı olduğumuz için…

BAŞKAN – Son konuşmacı olduğunuz için gereken tolerans sağlandı. Zaten saat dokuz oldu.

SERKAN TOPAL (Devamla) – Teşekkür ediyorum.

Son olarak şunu söylüyorum: Hep birlikte bir komisyon oluşturalım ve ülkemizi bu Orta Doğu politikasından kurtaralım.

Teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, 3’üncü madde üzerindeki konuşmalar tamamlanmıştır.

Soru işlemi yok, görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Teklifin tümü açık oylamaya tabidir.

Değerli arkadaşlar, pusula veren arkadaşlarımız da lütfen ayrılmasınlar, milletvekillerimiz de ayrılmasın, arka arkaya oylamalarımız var.

Oylama için üç dakika süre veriyorum, oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – 79 sıra sayılı Kanun Teklifi açık oylama sonucu:

“Kullanılan oy sayısı                          :           254

 Kabul                                                 :           254   (x)

                      Kâtip Üye                                                             Kâtip Üye

         Emine Sare Aydın Yılmaz                                   Nurhayat Altaca Kayışoğlu

                       İstanbul                                                                 Bursa”

Teklif kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

Danışma Kurulunun bir önerisi vardır, okutup oylarınıza sunacağım.

VIII.- ÖNERİLER

A) Danışma Kurulu Önerileri

1.- Danışma Kurulunun, Genel Kurulun 16 Ocak 2020 Perşembe günkü birleşiminde, 132 sıra sayılı Hayvanların Haklarının Korunması ile Hayvanlara Eziyet ve Kötü Muamelelerin Önlenmesi İçin Alınması Gereken Tedbirlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonu Raporu’nun Gündem’in “Özel Gündemde Yer Alacak İşler” kısmına alınarak görüşmelerinin bu birleşimde yapılmasına; 132 sıra sayılı Rapor’un görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışmalara devam olunmasına ve yapılacak görüşmelerde siyasi partiler adına yapılacak konuşmaların birden fazla kişi tarafından kullanılabilmesine ilişkin önerisi

15/1/2020

Danışma Kurulu Önerisi

Danışma Kurulunun 15/1/2020 Çarşamba günü yaptığı toplantıda aşağıdaki önerilerin Genel Kurulun onayına sunulması önerilmiştir.

                                                                                                                                  Mustafa Şentop

                                                                                                                       Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                                                                        Başkanı

                                                 Bülent Turan                                                                Özgür Özel

                                      Adalet ve Kalkınma Partisi                                           Cumhuriyet Halk Partisi

                                           Grubu Başkan Vekili                                                  Grubu Başkan Vekili

 

                                           Hakkı Saruhan Oluç                                              Muhammed Levent Bülbül

                                     Halkların Demokratik Partisi                                         Milliyetçi Hareket Partisi

                                           Grubu Başkan Vekili                                                  Grubu Başkan Vekili

                                                                                           Dursun Müsavat Dervişoğlu

                                                                                                        İYİ PARTİ

                                                                                                Grubu Başkan Vekili

Öneriler:

1) Genel Kurulun 16/1/2020 Perşembe günkü birleşiminde 132 sıra sayılı Hayvanların Haklarının Korunması ile Hayvanlara Eziyet ve Kötü Muamelelerin Önlenmesi İçin Alınması Gereken Tedbirlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonu (10/102, 461, 682, 977, 981, 982) Raporu'nun gündemin “Özel Gündemde Yer Alacak İşler” kısmına alınarak görüşmelerinin bu birleşimde yapılması,

2) Bu birleşimde 132 sıra sayılı Rapor’un görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışmalara devam olunması,

3) 132 sıra sayılı Rapor’un görüşmelerinde siyasi partiler adına yapılacak konuşmaların birden fazla kişi tarafından kullanılabilmesi,

önerilmiştir.

BAŞKAN - Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

3’üncü sırada yer alan, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı İzmir Milletvekili Binali Yıldırım’ın Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Katılımcı BM Kuruluşları Adına Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (BMKP) Arasında İncek/Ankara’daki Diplomatik Yerleşkede BM Binaları İçin Arazi Tahsisi, Tasarımı ve İnşasına İlişkin Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

VI.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

3.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı İzmir Milletvekili Binali Yıldırım’ın Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ile Katılımcı BM Kuruluşları Adına Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (BMKP) Arasında İncek/Ankara’daki Diplomatik Yerleşkede BM Binaları İçin Arazi Tahsisi, Tasarımı ve İnşasına İlişkin Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/1414) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 49) (x)

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Komisyon Raporu 49 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Teklifin tümü üzerinde söz ve soru talebi yok.

Maddelere geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ İLE KATILIMCI BM KURULUŞLARI ADINA BİRLEŞMİŞ MİLLETLER KALKINMA PROGRAMI (BMKP) ARASINDA İNCEK/ANKARA’DAKİ DİPLOMATİK YERLEŞKEDE BM BİNALARI İÇİN ARAZİ TAHSİSİ, TASARIMI VE İNŞASINA İLİŞKİN PROTOKOLÜN ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TEKLİFİ

MADDE 1- (1) 2 Kasım 2016 tarihinde Ankara’da imzalanan “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Katılımcı BM Kuruluşları adına Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (BMKP) Arasında İncek/Ankara’daki Diplomatik Yerleşkede BM Binaları İçin Arazi Tahsisi, Tasarımı ve İnşasına İlişkin Protokol”ün onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – Evet, 1’inci madde üzerinde söz ve soru talebi yok.

Görüşmeleri tamamlanmıştır.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – Evet, madde üzerinde söz ve soru talebi yok.

Görüşmeleri tamamlandı.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3- (1) Bu Kanun hükümlerini Cumhurbaşkanı yürütür.

BAŞKAN – Madde üzerinde söz ve soru talebi yok.

Görüşmeleri tamamlanmıştır.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Teklifin tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylama için bir dakika süre veriyorum.

Oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – 49 sıra sayılı Kanun Teklifi açık oylama sonucu:

“Kullanılan oy sayısı                          :           251

 Kabul                                                 :           251   (x)

                      Kâtip Üye                                                             Kâtip Üye

         Emine Sare Aydın Yılmaz                                   Nurhayat Altaca Kayışoğlu

                       İstanbul                                                                 Bursa”

Teklif kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

4’üncü sırada yer alan, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı İzmir Milletvekili Binali Yıldırım’ın Türkiye Cumhuriyeti ile Polonya Cumhuriyeti Arasında Sosyal Güvenlik Anlaşması ve Anlaşmada Değişiklik Yapılmasına Dair Notaların Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

4.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı İzmir Milletvekili Binali Yıldırım’ın Türkiye Cumhuriyeti ile Polonya Cumhuriyeti Arasında Sosyal Güvenlik Anlaşması ve Anlaşmada Değişiklik Yapılmasına Dair Notaların Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/1360) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 46) (xx)

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Komisyon Raporu 46 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Teklifin tümü üzerinde söz ve soru talebi yok.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

1’nci maddeyi okutuyorum:

TÜRKİYE CUMHURİYETİ İLE POLONYA CUMHURİYETİ ARASINDA SOSYAL GÜVENLİK ANLAŞMASI VE ANLAŞMADA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR NOTALARIN ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TEKLİFİ

MADDE 1- (1) 17 Ekim 2017 tarihinde Varşova’da imzalanan “Türkiye Cumhuriyeti ile Polonya Cumhuriyeti Arasında Sosyal Güvenlik Anlaşması ve Anlaşma’da Değişiklik Yapılmasına Dair Notalar”ın onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – Madde üzerinde söz ve soru talebi yok.

Görüşmeleri tamamlanmıştır.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – Madde üzerinde söz ve soru talebi yok.

Görüşmeleri tamamlanmıştır.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3- (1) Bu Kanun hükümlerini Cumhurbaşkanı yürütür.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz ve soru talebi yok.

Görüşmeleri tamamlanmıştır.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Teklifin tümü açık oylamaya tabidir.

Bir dakika süre veriyorum.

Oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – 46 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin açık oylama sonucu:

“Kullanılan oy sayısı                          :           248

 Kabul                                                 :           248   (x)

                      Kâtip Üye                                                             Kâtip Üye

         Emine Sare Aydın Yılmaz                                   Nurhayat Altaca Kayışoğlu

                       İstanbul                                                                 Bursa”

Teklif kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

5’inci sırada yer alan, İzmir Milletvekili Binali Yıldırım’ın Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Arjantin Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Gümrük Konularında İşbirliği ve Karşılıklı Yardım Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

5.- İzmir Milletvekili Binali Yıldırım’ın Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ile Arjantin Cumhuriyeti Hükûmeti Arasında Gümrük Konularında İşbirliği ve Karşılıklı Yardım Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/1592) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 84) (x)

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Komisyon Raporu 84 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Teklifin tümü üzerinde söz ve soru talebi yok.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

1'inci maddeyi okutuyorum:

TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ İLE ARJANTİN CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ ARASINDA GÜMRÜK KONULARINDA İŞBİRLİĞİ VE KARŞILIKLI YARDIM ANLAŞMASININ ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TEKLİFİ

MADDE 1- (1) 30 Ocak 2017 tarihinde Buenos Aires’te imzalanan “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Arjantin Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Gümrük Konularında İşbirliği ve Karşılıklı Yardım Anlaşması”nın onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – Madde üzerinde söz ve soru talebi yok.

Görüşmeleri tamamlanmıştır.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – Madde üzerinde söz ve soru talebi yok.

Görüşmeleri tamamlanmıştır.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3- (1) Bu Kanun hükümlerini Cumhurbaşkanı yürütür.

BAŞKAN – Madde üzerinde söz ve soru talebi yok.

Görüşmeleri tamamlanmıştır.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Teklifin tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylama için bir dakika süre veriyor, oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – 84 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin açık oylama sonucu:

“Kullanılan oy sayısı                          :           253

 Kabul                                                 :           253   (x)

                      Kâtip Üye                                                             Kâtip Üye

         Emine Sare Aydın Yılmaz                                   Nurhayat Altaca Kayışoğlu

                       İstanbul                                                                 Bursa”

Teklif kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

6’ncı sırada yer alan, Tekirdağ Milletvekili Mustafa Şentop’un Uluslararası Sivil Havacılık Sözleşmesinin 50 (a) ve 56 ncı Maddelerinin Tadiline İlişkin Olarak 6 Ekim 2016 Tarihinde Montreal’de İmzalanan Protokollerin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

6.- Tekirdağ Milletvekili Mustafa Şentop’un Uluslararası Sivil Havacılık Sözleşmesinin 50 (a) ve 56’ncı Maddelerinin Tadiline İlişkin Olarak 6 Ekim 2016 Tarihinde Montreal’de İmzalanan Protokollerin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/1945) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 99) (xx)

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Komisyon Raporu 99 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Teklifin tümü üzerinde söz ve soru talebi yok.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

1’nci maddeyi okutuyorum:

ULUSLARARASI SİVİL HAVACILIK SÖZLEŞMESİNİN 50 (a) VE 56 NCI MADDELERİNİN TADİLİNE İLİŞKİN OLARAK 6 EKİM 2016 TARİHİNDE MONTREAL’DE İMZALANAN PROTOKOLLERİN ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TEKLİFİ

MADDE 1- (1) Uluslararası Sivil Havacılık Sözleşmesinin 50 (a) ve 56 ncı maddelerinin tadiline ilişkin olarak 6 Ekim 2016 tarihinde Montreal’de imzalanan “Protokoller”in onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – Madde üzerinde söz ve soru talebi yok.

Görüşmeleri tamamlanmıştır.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – Madde üzerinde söz ve soru talebi yok.

Görüşmeleri tamamlanmıştır.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3- (1) Bu Kanun hükümlerini Cumhurbaşkanı yürütür.

BAŞKAN – Madde üzerinde söz ve soru talebi yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Teklifin tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylama için bir dakika süre veriyor ve oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – 99 sıra sayılı Kanun Teklifi açık oylama sonucu:

“Kullanılan oy sayısı                          :           249

 Kabul                                                 :           249   (x)

                      Kâtip Üye                                                             Kâtip Üye

         Emine Sare Aydın Yılmaz                                   Nurhayat Altaca Kayışoğlu

                       İstanbul                                                                 Bursa”

Teklif kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

7’nci sırada yer alan, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı İzmir Milletvekili Binali Yıldırım’ın Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Mali Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunmasına İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

7.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı İzmir Milletvekili Binali Yıldırım’ın Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ile Mali Cumhuriyeti Hükûmeti Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunmasına İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/1368) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 59) (x)

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Komisyon Raporu 59 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Teklifin tümü üzerinde söz ve soru talebi yok.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ İLE MALİ CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ ARASINDA YATIRIMLARIN KARŞILIKLI TEŞVİKİ VE KORUNMASINA İLİŞKİN ANLAŞMANIN ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TEKLİFİ

MADDE 1- (1) 2 Mart 2018 tarihinde Bamako’da imzalanan “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Mali Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunmasına İlişkin Anlaşma”nın onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – Madde üzerinde söz ve soru talebi yok.

Görüşmeleri tamamlanmıştır.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – Madde üzerinde söz ve soru talebi yok.

Görüşmeleri tamamlanmıştır.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3- (1) Bu Kanun hükümlerini Cumhurbaşkanı yürütür.

BAŞKAN – Madde üzerinde söz ve soru talebi yok.

Madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Teklifin tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylama için bir dakika süre veriyorum ve oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – 59 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin açık oylama sonucu:

“Kullanılan oy sayısı                          :           250

Kabul                                                  :           241

Çekimser                                            :               9   (x)

                      Kâtip Üye                                                             Kâtip Üye

         Emine Sare Aydın Yılmaz                                   Nurhayat Altaca Kayışoğlu

                       İstanbul                                                                 Bursa”

Teklif kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

8’inci sırada yer alan, Tekirdağ Milletvekili Mustafa Şentop’un Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Özbekistan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunmasına İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

8.- Tekirdağ Milletvekili Mustafa Şentop’un Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ile Özbekistan Cumhuriyeti Hükûmeti Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunmasına İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/2001) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 112) (xx)

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Komisyon Raporu 112 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Teklifin tümü üzerinde söz ve soru talebi yok.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ İLE ÖZBEKİSTAN CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ ARASINDA YATIRIMLARIN KARŞILIKLI TEŞVİKİ VE KORUNMASINA İLİŞKİN ANLAŞMANIN ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TEKLİFİ

MADDE 1- (1) 25 Ekim 2017 tarihinde Ankara’da imzalanan “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Özbekistan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunmasına İlişkin Anlaşma”nın onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – Madde üzerinde söz ve soru talebi yok.

Görüşmeleri tamamlanmıştır.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – Madde üzerinde söz ve soru talebi yok.

Görüşmeleri tamamlanmıştır.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3- (1) Bu Kanun hükümlerini Cumhurbaşkanı yürütür.

BAŞKAN – Madde üzerinde söz ve soru talebi yok.

Görüşmeleri tamamlanmıştır.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Teklifin tümü açık oylamaya tabidir

Açık oylama için bir dakika süre veriyor, oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – 112 sıra sayılı Kanun Teklifi açık oylama sonucu:

“Kullanılan oy sayısı                          :           253

Kabul                                                  :           243

Çekimser                                            :             10   (x)

                      Kâtip Üye                                                             Kâtip Üye

         Emine Sare Aydın Yılmaz                                   Nurhayat Altaca Kayışoğlu

                       İstanbul                                                                 Bursa”

Teklif kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

9’uncu sırada yer alan, Tekirdağ Milletvekili Mustafa Şentop’un 8 Mayıs 1996 tarihinde Taşkent’te İmzalanan Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Özbekistan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Gelir Üzerinden Alınan Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşmasını Değiştiren Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

9.- Tekirdağ Milletvekili Mustafa Şentop’un 8 Mayıs 1996 tarihinde Taşkent’te İmzalanan Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ile Özbekistan Cumhuriyeti Hükûmeti Arasında Gelir Üzerinden Alınan Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşmasını Değiştiren Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/2031) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S.Sayısı:116) (xx)

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Komisyon Raporu 116 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Teklifin tümü üzerinde söz ve soru talebi yok.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

8 MAYIS 1996 TARİHİNDE TAŞKENT’TE İMZALANAN TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ İLE ÖZBEKİSTAN CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ ARASINDA GELİR ÜZERİNDEN ALINAN VERGİLERDE ÇİFTE VERGİLENDİRMEYİ ÖNLEME ANLAŞMASINI DEĞİŞTİREN PROTOKOLÜN ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TEKLİFİ

MADDE 1- (1) 25 Ekim 2017 tarihinde Ankara’da imzalanan “8 Mayıs 1996 tarihinde Taşkent’te İmzalanan Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Özbekistan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Gelir Üzerinden Alınan Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşmasını Değiştiren Protokol”ün onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – Madde üzerinde söz ve soru talebi yok.

Görüşmeleri tamamlanmıştır.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – Madde üzerinde söz ve soru talebi yok.

Görüşmeleri tamamlanmıştır.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3- (1) Bu Kanun hükümlerini Cumhurbaşkanı yürütür.

BAŞKAN – Madde üzerinde söz ve soru talebi yok.

Görüşmeleri tamamlanmıştır.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Teklifin tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylama için bir dakika süre veriyorum ve oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – 116 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin açık oylama sonucu:

“Kullanılan oy sayısı                          :           267

Kabul                                                  :           267   (x)

                      Kâtip Üye                                                             Kâtip Üye

         Emine Sare Aydın Yılmaz                                   Nurhayat Altaca Kayışoğlu

                       İstanbul                                                                 Bursa”

BAŞKAN - Teklif kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

10’uncu sırada yer alan, İzmir Milletvekili Binali Yıldırım’ın Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Gine Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Askeri Alanda Eğitim, Teknik ve Bilimsel İş Birliği Çerçeve Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/1597) ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

10.- İzmir Milletvekili Binali Yıldırım’ın Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ile Gine Cumhuriyeti Hükûmeti Arasında Askeri Alanda Eğitim, Teknik ve Bilimsel İş Birliği Çerçeve Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/1597) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 62) (xx)

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Komisyon Raporu 62 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Teklif üzerinde söz ve soru talebi yok.

Görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÛMETİ İLE GİNE CUMHURİYETİ HÜKÛMETİ ARASINDA ASKERÎ ALANDA EĞİTİM, TEKNİK VE BİLİMSEL İŞ BİRLİĞİ ÇERÇEVE ANLAŞMASININ ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TEKLİFİ

MADDE 1- (1) 3 Mart 2016 tarihinde Konakri’de imzalanan “Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ile Gine Cumhuriyeti Hükûmeti Arasında Askerî Alanda Eğitim, Teknik ve Bilimsel İş Birliği Çerçeve Anlaşması”nın onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – Madde üzerinde söz ve soru talebi yok.

Görüşmeleri tamamlanmıştır.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

“MADDE 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.”

BAŞKAN – Madde üzerinde söz ve soru talebi yok.

Görüşmeleri tamamlanmıştır.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

“MADDE 3- (1) Bu Kanun hükümlerini Cumhurbaşkanı yürütür.”

BAŞKAN – Madde üzerinde söz ve soru talebi yok.

Görüşmeleri tamamlanmıştır.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Teklifin tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylama için bir dakika süre veriyor ve oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN - 62 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin açık oylama sonucu:

“Kullanılan oy sayısı                          :           248

Kabul                                                  :           238

Ret                                                      :             10   (x)

                      Kâtip Üye                                                             Kâtip Üye

         Emine Sare Aydın Yılmaz                                   Nurhayat Altaca Kayışoğlu

                       İstanbul                                                                 Bursa”

BAŞKAN - Teklif kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

Birleşime bir dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 21.34

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 21.35

BAŞKAN: Başkan Vekili Süreyya Sadi BİLGİÇ

KÂTİP ÜYELER: Emine Sare AYDIN YILMAZ (İstanbul), Nurhayat ALTACA KAYIŞOĞLU (Bursa)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 43’üncü Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

11’inci sırada yer alan 61 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine başlayacağız.

11.- İzmir Milletvekili Binali Yıldırım’ın Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ile Nijerya Federal Cumhuriyeti Hükûmeti Arasında Ticari ve Ekonomik İşbirliği Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/1589) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 61)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

12’nci sırada yer alan 51 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine başlayacağız.

12.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı İzmir Milletvekili Binali Yıldırım’ın Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ile Kırgız Cumhuriyeti Hükûmeti Arasında Sosyal Güvenlik Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/1460) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 51)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

Bundan sonra da Komisyonun bulunamayacağı anlaşıldığından, alınan karar gereğince, 132 sıra sayılı Meclis Araştırması Komisyonu Raporu’nu görüşmek için 16 Ocak 2020 Perşembe günü saat 14.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

Kapanma Saati: 21.36



(x) 134 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

(x) 79 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

(x) 49 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

(xx) 46 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

(x) 84 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

(xx) 99 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

(x) 59 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

(xx) 112 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

(xx) 116 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

(xx) 62 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.