TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                           TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                                           42’nci Birleşim

                                                                                        14 Ocak 2020 Salı

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                                          İÇİNDEKİLER

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Hatay Milletvekili Hüseyin Yayman’ın, 23 Nisan Türkiye Büyük Millet Meclisinin açılışının 100’üncü yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Afyonkarahisar Milletvekili Burcu Köksal’ın, Afyonkarahisar ili Eber Gölü çevresinde çıkan yangınlara ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Mardin Milletvekili Ebrü Günay’ın, 9 Ocak 2013 tarihinde Fransa’nın başkenti Paris kentinde Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez’in öldürülmesi olayına ilişkin gündem dışı konuşması

 

IV.- AÇIKLAMALAR

1.- Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül’ün, Mardin Milletvekili Ebrü Günay’ın yaptığı gündem dışı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

2.- Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül’ün yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

3.- Adana Milletvekili Ayhan Barut’un, Adana ilinde yaşanan aşırı yağışlar nedeniyle meydana gelen mağduriyete ilişkin açıklaması

4.- Mersin Milletvekili Baki Şimşek’in, Suriye’de gerçekleştirilen operasyonlar sırasında şehit düşen hemşehrisi İstihkam Astsubay Çavuş Sinan Köse ile Piyade Uzman Onbaşı Halil Karakoç’a Allah’tan rahmet dilediğine, Mersin ilinde yaşanan sel felekati nedeniyle bölgenin doğal afet bölgesi ilan edilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

5.- Kocaeli Milletvekili İlyas Şeker’in, sanayinin başkenti Kocaeli ilinde ihracata dayalı büyümenin devam ettiğine ilişkin açıklaması

6.- Mersin Milletvekili Ali Cumhur Taşkın’ın, 7-14 Ocak Beyaz Baston Görme Engelliler Haftası’na ilişkin açıklaması

7.- Bursa Milletvekili Yüksel Özkan’ın, emeklilikte yaşa takılanların mağduriyetine ilişkin açıklaması

8.- Bursa Milletvekili Erkan Aydın’ın, 19-20 Aralık 2019 tarihlerinde Adaleti Savunanlar Stratejik Araştırmalar Merkezi Derneği tarafından İstanbul’da düzenlenen İslam Birliği Kongresine Bursa Büyükşehir Belediyesinin katkısının ne şekilde olduğu ile yerel yönetimlerden bu derneğe yapılan yardımların miktarını ve bu konuda soruşturma açılıp açılmayacağını İçişleri Bakanından öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

9.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, şoför esnafının sorunlarının giderilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

10.- Gaziantep Milletvekili İmam Hüseyin Filiz’in, 13 Ocak Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kurucusu Rauf Denktaş’ın ölümünün 8’inci yıl dönümüne ilişkin açıklaması

11.- Hatay Milletvekili Serkan Topal’ın, kamyoncu esnafına getirilen dijital takograf zorunluluğundan vazgeçilip vazgeçilmeyeceğini, kamyoncu esnafına mazot desteği, BAĞ-KUR prim desteği, otoyollardan ve köprülerden indirimli geçiş desteği ile KDV ve MTV desteğinin verilip verilmeyeceğini Hükümetten öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

12.- Nevşehir Milletvekili Faruk Sarıaslan’ın, pancar çiftçisinin mağduriyetine, Nevşehir ili Derinkuyu ilçesi çiftçilerine hastalığa dayanıklı anaç tohumlarının Tarım Kredi Kooperatifleri aracılığıyla verilmesi ve Kozaklı ilçesinde çıkan sıcak suyun kaplıcalarda kullanılması gerektiğine ilişkin açıklaması

13.- Mersin Milletvekili Cengiz Gökçel’in, Suriye’nin Resulayn kentinde teröristlerin hain saldırısı sonucu şehit olan askerlerimiz ile Mersin ilinde yaşanan sel felaketi nedeniyle hayatını kaybeden 3 vatandaşımıza Allah’tan rahmet dilediğine ve Mersin ilinin afet bölgesi ilan edilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

14.- Uşak Milletvekili Özkan Yalım’ın, yapılan yasal değişiklik nedeniyle terörle mücadelede yaralanarak gazi olanlardan çalışabilir durumda bulunanların erken emeklilik hakkından faydalanamadığına ilişkin açıklaması

15.- Gaziantep Milletvekili Bayram Yılmazkaya’nın, tüm yetkili kurumları ve halkımızı tarikat ve cemaat kadrolaşmaları sonucu savunma sanayisinde yaşanan beyin göçüyle ilgili uyarmak istediğine ilişkin açıklaması

16.- Niğde Milletvekili Selim Gültekin’in, Niğde ili Ulukışla ilçesi Hacıbekirli köyünde bir evde çıkan yangında hayatını kaybeden 26 yaşındaki anne Fadime Doğan, çocukları 2 yaşındaki Murat Muhammet Doğan ve 5 yaşındaki Necati Doğan ile 51 yaşındaki anneanne Mukaddes Subaşı’na Allah’tan rahmet, yaralanan 3 kişiye şifa dilediğine ilişkin açıklaması

17.- Düzce Milletvekili Ümit Yılmaz’ın, kamyoncu esnafının mağduriyetine ilişkin açıklaması

18.- Mersin Milletvekili Alpay Antmen’in, Mersin ilinde 6-7 Ocak tarihlerinde meydana gelen yoğun yağış nedeniyle hayatını kaybeden 2 vatandaşa Allah’tan rahmet dilediğine ve Mersin ilinin afet bölgesi ilan edilmesi  gerektiğine ilişkin açıklaması

19.- Adana Milletvekili Orhan Sümer’in, Adana ili Pozantı ilçesinde yaşanan çığ felaketinde yaşamını yitiren vatandaşlara Allah’tan rahmet dilediğine, esnafın, çiftçinin, üreticinin zararlarının karşılanması ve Feke ilçesinin elektrik sorunun çözülmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

20.- Kayseri Milletvekili Çetin Arık’ın, Kayseri ili Develi ilçesi çiftçisi, esnafı ile köylüsünün zor durumda olduğuna ve tapulaştırma sorununun çözümlenmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

21.- İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu’nun, artan maliyetler nedeniyle evinden çıkamayan engelli bireylerin eğitimlerini üstlenen özel eğitim kurumlarının hizmet vermekte zorlanması nedeniyle Özel Eğitim Kurumları Federasyonunun taleplerinin yerine getirilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

22.- Kahramanmaraş Milletvekili Sefer Aycan’ın, ülkemizde grip ve uyuz salgınları yaşandığına ilişkin açıklaması

23.- Adana Milletvekili Ayşe Sibel Ersoy’un, Türkiye A Millî Kadın Voleybol Takımı’nı Hollanda’da elde ettiği başarıdan dolayı tebrik ettiğine ilişkin açıklaması

24.- Balıkesir Milletvekili Fikret Şahin’in, 11 Ocak Cumartesi günü Balıkesir ilinde gerçekleştirilen tiyatro gösterisi nedeniyle Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Mustafa Kurt başta olmak üzere tüm sanatçılara teşekkür ettiğine ilişkin açıklaması

25.- Kayseri Milletvekili Dursun Ataş’ın, 2017 senesinde yayımlanan kararnameyle taşerondan devlet kadroları ile kamu kuruluşlarına ait şirketlere geçiş yapan işçilere hak ettikleri ücret artışının yapılması gerektiğine ilişkin açıklaması

26.- Aydın Milletvekili Süleyman Bülbül’ün, jeotermal enerji santralleriyle havası, suyu, toprağı kirlenen Aydın ilinin kurulmak istenen balık çiftlikleri ve tarıma dayalı organize sanayi bölgesiyle de kirletilmeye çalışıldığına ilişkin açıklaması

27.- Eskişehir Milletvekili Arslan Kabukcuoğlu’nun, 13 Ocak Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kurucusu Rauf Denktaş’ı ölümünün 8’inci, 14 Ocak Büyük Atatürk’ün annesi Zübeyde Hanım'ı ölümünün 97’nci yıl dönümünde rahmetle andığına ilişkin açıklaması

28.- Gaziantep Milletvekili İrfan Kaplan’ın, AK PARTİ iktidarının kadına şiddet vakaları ile kadın cinayetlerinde sorumluluk duyup duymadığını, bu şiddet ve cinayetlere daha ne kadar sessiz kalınacağını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

29.- Amasya Milletvekili Hasan Çilez’in, 118 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ile Gana Cumhuriyeti Hükûmeti Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunmasına İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi’nin Genel Kurulca kabulünün önemli olduğuna ilişkin açıklaması

30.- Kastamonu Milletvekili Hasan Baltacı’nın, Kastamonu ili Esentepe Mahallesi TOKİ konutlarında yaşanan mağduriyete ilişkin açıklaması

31.- Amasya Milletvekili Mustafa Tuncer’in, 2019 yılında Amasya ili başta olmak üzere Türkiye'nin birçok il ve ilçesinde yaşanan dolu afeti nedeniyle zarar gören çiftçi ve üreticilerin taleplerini iletmek üzere ziraat odası başkanlarının Türkiye Büyük Millet Meclisini ziyaret edeceğine ilişkin açıklaması

32.- Amasya Milletvekili Mustafa Levent Karahocagil’in, gıda ve tarım ürünleri dış ticaretinde Türkiye'nin net ihracatçı ülke konumunda olduğuna ilişkin açıklaması

33.- Malatya Milletvekili Mehmet Celal Fendoğlu’nun, esnafın ödemekle yükümlü olduğu vergi sayısı fazla olduğu gibi BAĞ-KUR primlerinin de yüksek olduğuna ilişkin açıklaması

34.- İzmir Milletvekili Dursun Müsavat Dervişoğlu’nun, Irak’ın kuzeyinde devam eden Pençe 3 Harekâtı’nda teröristlerle çıkan çatışmada şehit düşen Piyade Uzman Çavuş Bayram Günay ile güvenlik korucusu İlyas Bağater’e Cenab-ı Allah’tan rahmet dilediğine, 13 Ocak Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kurucusu Rauf Denktaş’ı ölümünün 8’inci, 14 Ocak Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün muhterem anneleri Zübeyde Hanım’ı ölümünün 97’nci yıl dönümünde rahmetle yâd ettiğine, Türkiye A Millî Kadın Voleybol Takımı’nı Hollanda’da elde ettiği başarıdan dolayı tebrik ettiğine, emekliye, işçiye ek zam verilerek piyasalara can suyu sağlanması gerektiğine, Libya’da diplomasiyi ve diyaloğu savunduklarına ilişkin açıklaması

35.- Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül’ün, Irak’ın kuzeyinde devam eden Pençe 3 Harekâtı’nda teröristlerle çıkan çatışmada şehit olan askerimiz ile güvenlik korucumuza Allah’tan rahmet dilediğine, 13 Ocak Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin ilk Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’a vefatının 8’inci, 14 Ocak Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün muhterem anneleri Zübeyde Hanım’a ölümünün 97’nci yıl dönümünde Allah’tan rahmet, Tarsus Devlet Hastanesinde meydana gelen patlamada yaralanan vatandaşlara şifa dilediğine ilişkin açıklaması

36.- İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un, 5 Ocakta kaldığı yurttan çıktıktan sonra haber alınamayan Munzur Üniversitesi Çocuk Gelişimi Bölümü 2’nci sınıf öğrencisi Gülistan Doku’nun kaybolduğu bölgedeki MOBESE kayıtlarına nasıl ulaşılamadığını, polis tarafından şüphelilerin ifadesinin neden alınmadığını öğrenmek istediklerine, Mardin ili Nusaybin ilçesinde bin beş yüz yıldır faaliyet gösteren Mor Yakup Manastırı Rahibi Sefer Bileçen’in tutuklanması olayına, İstanbul Havaalanı’nda uygulanan 36 dilde ve 80 lehçede anlık çeviri hizmeti içerisinde Kürtçenin yer almamasının anlaşılır olmadığına ilişkin açıklaması

37.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un, 14 Ocak Zübeyde Hanım’ı ölümünün 97’nci, 13 Ocak Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin ilk Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ı vefatının 8’inci yıl dönümünde saygıyla andığına, şehitlerimize Allah’tan rahmet dilediğine, olimpiyatlara katılma başarısı gösteren Türkiye A Millî Kadın Voleybol Takımı’nı kutladığına, orduda görev almak isteyen subay evlatlarımıza sahip çıkılması, 15 Temmuz şehit ve gazilerimiz için toplanılan paranın sahiplerine teslim edilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

38.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, Irak’ın kuzeyinde devam eden Pençe 3 Harekâtı’nda teröristlerle çıkan çatışmada şehit düşen Piyade Uzman Çavuş Bayram Günay ile güvenlik korucusu İlyas Bağater’e Cenab-ı Allah’tan rahmet dilediğine, son terörist yok oluncaya kadar mücadeleye devam edeceklerine, 13 Ocak Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ı vefatının 8’inci, 14 Ocak Zübeyde Hanım’ı ölümünün 97’nci yıl dönümünde rahmetle yâd ettiklerine ve olimpiyatlara katılma başarısı gösteren A Millî Kadın Voleybol Takımı’mızı tebrik ettiklerine ilişkin açıklaması

39.- Kahramanmaraş Milletvekili Ali Öztunç’un, 30 Aralık 2019 tarihinde babasının vefatı nedeniyle gerek cenaze törenine katılan gerekse taziyelerini ileten siyasi partilerin Genel Başkanları, Meclis Başkanı, Meclis Başkan Vekilleri ile tüm milletvekillerine teşekkür ettiğine ilişkin açıklaması

40.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Kars Miletvekili Ahmet Arslan’ın İYİ PARTİ grup önerisi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

41.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Kars Miletvekili Ahmet Arslan’ın yerinden sarf ettiği bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

42.- Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül’ün, taşımacılık sektöründe yaşanılan sıkıntılara yönelik kalıcı çözümler üretilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

43.- Uşak Milletvekili Özkan Yalım’ın, Samsun Miletvekili Fuat Köktaş’ın CHP grup önerisi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

44.- Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül’ün, Karaman Milletvekili İsmail Atakan Ünver’in 118 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin tümü üzerinde şahsı adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

45.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın 118 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 2’nci maddesi üzerinde şahsı adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

46.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

47.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

48.- İzmir Milletvekili Dursun Müsavat Dervişoğlu’nun, İYİ PARTİ Grubu olarak FET֒nün siyasi ayağının, ekonomik ayağının ve bağlantılarının araştırılması için önerge verdiklerine, FETÖ araştırma komisyonu kurularak kısır tartışmalara son verilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

 

V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Tezkereler

1.- Cumhurbaşkanlığının, Anayasa ve Adalet Komisyonları üyelerinden kurulu Karma Komisyonda bulunan Kocaeli Milletvekili Saffet Sancaklı hakkında yasama dokunulmazlığının kaldırılması hakkında tezkeresinin (3/863) Cumhurbaşkanlığına iade edildiğine ilişkin tezkeresi (3/1048)

2.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Türkiye Büyük Millet Meclisi Dışişleri Komisyonu Başkanı ve üyelerinden oluşan heyetlerin Rusya, Güney Kore, Hırvatistan, Belarus, Azerbaycan, Finlandiya, Romanya, Polonya ve Bulgaristan’a ziyarette bulunduğuna ilişkin tezkeresi (3/1049)

3.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu’nun Adalet ve Kalkınma Partisi Grubundan istifa etmesiyle Türkiye-AB Karma Parlamento Komisyonunda (KPK) ve Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisinde (AKPM) boşalan üyelikleri ile Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı Parlamenter Asamblesinde (AGİTPA) ve NATO Parlamenter Asamblesinde (NATOPA) boşalan yedek üyelikler için Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu Başkanlığınca bildirilen ve Başkanlık Divanında yapılan incelemede uygun görülen üyelerin isimlerine ilişkin tezkeresi (3/1050)

 

B) Önergeler

1.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, (2/2481) esas numaralı 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’ni geri aldığına ilişkin önerge yazısı (4/54)

2.- Hatay Milletvekili Mehmet Güzelmansur’un, (2/1447) esas numaralı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/55)

 

VI.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- İYİ PARTİ Grubunun, İstanbul Milletvekili Abdul Ahat Andican ve 21 milletvekili tarafından, Kanal İstanbul Projesi’nin ekolojik dengeleri bozabileceği, Marmara’nın daha fazla kirlenmesine yol açabileceği, Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ni hükümsüz kılacağı, İstanbul Boğazı’nda seksen yıldan beri sürdürülen uluslararası dengeleri bozabileceği iddialarının araştırılması amacıyla 14/1/2020 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 14 Ocak 2020 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

2.- HDP Grubunun, Van Milletvekili Tayip Temel ve arkadaşları tarafından, Türkiye’de basın ve ifade özgürlüğünün sağlanması önündeki engellerin kaldırılması amacıyla 13/1/2020 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 14 Ocak 2020 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

3.- CHP Grubunun, Uşak Milletvekili Özkan Yalım ve arkadaşları tarafından, Ulaştırma Elektronik Takip ve Denetim Sistemi’nin esnafımız bakımından olumsuz yönlerinin değerlendirilmesi amacıyla 13/1/2020 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 14 Ocak 2020 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

4.- AK PARTİ Grubunun, Gündem’in "Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında bulunan 118, 32, 149, 135, 133, 134, 79, 49, 46, 84, 99, 59, 112, 116, 62, 61, 51, 34, 47 ve 100 sıra sayılı Kanun Tekliflerinin sırasıyla 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11, 12, 13, 14, 15, 16, 17, 18, 19 ve 20'nci sıralarına alınmasına ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesine; Genel Kurulun, 14, 15 ve 16 Ocak 2020 Salı, Çarşamba ve Perşembe günkü birleşimlerinde denetim konularının görüşülmeyerek Gündem’in "Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında yer alan işlerin görüşülmesine ve bu birleşimlerde saat 24.00’e kadar çalışmalarını sürdürmesine ilişkin önerisi

 

VII.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Süreyya Sadi Bilgiç’in, İç Tüzük’ün “Dinleyiciler” başlıklı 169’uncu maddesine aykırı bir durum söz konusu olduğunda milletvekillerinin görevlilerin görevlerini yapmalarına mâni olmamaları gerektiğine ilişkin konuşması

 

VIII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Teklifleri

1.-  İzmir Milletvekili Binali Yıldırım’ın Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Gana Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunmasına İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/1533) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 118)

2.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı İzmir Milletvekili Binali Yıldırım'ın Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Zambiya Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunmasına İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/1366) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı:32)

3.- İzmir Milletvekili Binali Yıldırım’ın Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Fildişi Sahili Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Gelir Üzerinden Alınan Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi Önleme ve Vergi Kaçakçılığına Engel Olma Anlaşması ve Eki Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/1585) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 149)

4.- Tekirdağ Milletvekili Mustafa Şentop’un Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Çad Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Gelir Üzerinden Alınan Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/1948) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 135)

5.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı İzmir Milletvekili Binali Yıldırım’ın Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Somali Federal Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Gelir Üzerinden Alınan Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/1546) ve Dışişleri Komisyonu Raporu  (S. Sayısı: 133)

6.- Tekirdağ Milletvekili Mustafa Şentop’un Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Ruanda Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Gelir Üzerinden Alınan Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi Önleme ve Vergi Kaçakçılığına Engel Olma Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/1944) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 134)

 

7.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Tekirdağ Milletvekili Mustafa Şentop’un Türkiye Cumhuriyeti ile Arjantin Cumhuriyeti Arasında Gelir Üzerinden Alınan Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi Önleme ve Vergi Kaçakçılığı ile Vergiden Kaçınmaya Engel Olma Anlaşması ve Eki Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/1804) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 79)

 

IX.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın yaptığı açıklaması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

2.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

3.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

X.- OYLAMALAR

1.- (S. Sayısı: 118)  İzmir Milletvekili Binali Yıldırım’ın Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Gana Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunmasına İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi’nin oylaması

2.- (S. Sayısı:32) Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı İzmir Milletvekili Binali Yıldırım'ın Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Zambiya Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunmasına İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi’nin oylaması

3.- (S. Sayısı: 149) İzmir Milletvekili Binali Yıldırım’ın Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Fildişi Sahili Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Gelir Üzerinden Alınan Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi Önleme ve Vergi Kaçakçılığına Engel Olma Anlaşması ve Eki Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi’nin oylaması

4.- (S. Sayısı: 135) Tekirdağ Milletvekili Mustafa Şentop’un Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Çad Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Gelir Üzerinden Alınan Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi’nin oylaması

5.- (S. Sayısı: 133) Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı İzmir Milletvekili Binali Yıldırım’ın Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Somali Federal Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Gelir Üzerinden Alınan Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi’nin oylaması 

 

XI.- KOMİSYONLAR BÜLTENİ

1.- 01/01/2019-30/06/2019 tarihleri arasında komisyonlara gelen, komisyonlardan çıkan ve 30/06/2019 tarihinde komisyonlarda bulunan kanun hükmünde kararnameler, Cumhurbaşkanı teklifleri, milletvekili teklifleri ve tezkereler

 

 

 

 

 

XII.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın, personel istihdamı ile ilgili bazı işlemlere ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Süreyya Sadi Bilgiç’in cevabı (7/20613)

2.- İzmir Milletvekili Selin Sayek Böke'nin, Kamu Denetçiliği Kurumunun çalışmalarına ve AKPM'nin Ombudsmanlık kurumu ile ilgili tavsiyelerine ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Süreyya Sadi Bilgiç’in cevabı (7/21729)

3.- Mersin Milletvekili Alpay Antmen'in, bazı görevliler için diktirilen kıyafetler ile ilgili iddialara ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Süreyya Sadi Bilgiç’in cevabı (7/22013)

4.- Uşak Milletvekili Özkan Yalım'ın, araç kiralama işlemlerine ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Süreyya Sadi Bilgiç’in cevabı (7/22014)

5.- İstanbul Milletvekili Özgür Karabat'ın, Milli Saraylar bünyesindeki kafeteryaların işletmeleri ile ilgili iddialara ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Süreyya Sadi Bilgiç’in cevabı (7/22016)

6.- Zonguldak Milletvekili Ünal Demirtaş'ın, TÜVTÜRK'e bağlı bir şirketin sendikal üyeliği olan işçileri işten çıkardığı iddiasına ve işçilerin mağduriyetlerinin giderilmesine ilişkin sorusu ve Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Mehmet Cahit Turhan’ın cevabı (7/22398)

7.- Manisa Milletvekili Özgür Özel'in, Kamu Denetçiliği Kurumunun bir tavsiye kararına ve Kurumun kararlarına uyum oranının artırılması için yapılan çalışmalara ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Süreyya Sadi Bilgiç’in cevabı (7/22401)

8.- Denizli Milletvekili Yasin Öztürk'ün, TBMM'de istihdam edilen personel ile ilgili çeşitli hususlara ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Süreyya Sadi Bilgiç’in cevabı (7/22402)

9.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun, kanun tasarıları ve kanun teklifleri ile ilgili çeşitli verilere ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Süreyya Sadi Bilgiç’in cevabı (7/22404)

10.- Adana Milletvekili Müzeyyen Şevkin'in, yüksek öğrenim öğrenci yurtlarıyla ilgili çeşitli iddialara ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Mehmet Muharrem Kasapoğlu’nun cevabı (7/22474)

11.- İstanbul Milletvekili Gürsel Tekin'in, e-ticaret işlemlerinde kayıtlı banka ve kredi kartı bilgilerinin çalındığı iddiasına ilişkin sorusu ve Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Mehmet Cahit Turhan’ın cevabı (7/22555)

12.- Gaziantep Milletvekili Bayram Yılmazkaya'nın, Gaziantep Havalimanında devam eden inşaatlara ilişkin sorusu ve Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Mehmet Cahit Turhan’ın cevabı (7/22556)

13.- Muş Milletvekili Mensur Işık'ın, Ankara-Muş uçak seferlerinin artırılması talebine ilişkin sorusu ve Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Mehmet Cahit Turhan’ın cevabı (7/22560)

14.- Gaziantep Milletvekili İrfan Kaplan'ın, 27. Yasama Dönemi 16 Aralık 2019 tarihi itibarıyla Bakanlığa yöneltilen soru önergeleriyle ilgili bazı verilere ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun cevabı (7/22741)

15.- Gaziantep Milletvekili İrfan Kaplan'ın, 27. Yasama Dönemi 16 Aralık 2019 tarihi itibarıyla Bakanlığa yöneltilen soru önergeleriyle ilgili bazı verilere ilişkin sorusu ve Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Mehmet Cahit Turhan’ın cevabı (7/22814)

16.- Adıyaman Milletvekili Abdurrahman Tutdere'nin, 2002-2019 yılları arasında Bakanlık ve bağlı kuruluşları tarafından Adıyaman iline yapılan yatırımlara,

2009-2019 yılları arasında Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerindeki bazı illere Bakanlıkça yapılan yatırımlara,

İlişkin soruları ve Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Mehmet Cahit Turhan’ın cevabı (7/22815), (7/22816)

17.- Gaziantep Milletvekili İrfan Kaplan'ın, Bakanlığın merkez ve taşra teşkilatında farklı istihdam biçimlerine göre çalışan personel hakkındaki bazı verilere ilişkin sorusu ve Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan’ın cevabı (7/22923)

 

 

 

 

14 Ocak 2020 Salı

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.02

BAŞKAN: Başkan Vekili Süreyya Sadi BİLGİÇ

KÂTİP ÜYELER: Nurhayat Altaca KAYIŞOĞLU (Bursa), Emine Sare AYDIN YILMAZ (İstanbul)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 42’nci Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce 3 sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, Türkiye Büyük Millet Meclisinin açılışının 100’üncü yılında Türkiye konusunda söz isteyen Hatay Milletvekili Hüseyin Yayman’a aittir.

Buyurun Sayın Yayman. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Hatay Milletvekili Hüseyin Yayman’ın, 23 Nisan Türkiye Büyük Millet Meclisinin açılışının 100’üncü yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

HÜSEYİN YAYMAN (Hatay) – Değerli Başkanım, Gazi Meclisimizin çok değerli milletvekilleri ve ekranları başındaki çok değerli, aziz milletimiz, değerli Hataylı hemşehrilerim; hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum.

Yeni yılın milletimiz için, devletimiz için ve İslam dünyası için hayırlara vesile olmasını diliyorum.

Sayın Başkanım, değerli milletvekillerimiz; gerçekten, Türkiye, tarihî zamanlara şahitlik etmektedir. Bu yıl Türkiye Büyük Millet Meclisinin açılışının 100’üncü yılını idrak edeceğiz. Yüz yıl önce, yüz yıl sonra meselelere tarihten baktığımızda, gerçekten Türkiye’nin yeniden büyük bir jeopolitik ve küresel kuşatmayla karşı karşıya olduğunu ve 23 Nisan 1920’de Meclisimizin açılışındaki risklerin ve sorunların bugün de emperyalistler tarafından Türkiye’ye yaşattırılmak istendiğini görüyoruz.

Ben, bu vesileyle Meclisimizin açılışının 100’üncü yılı dolayısıyla yoğun etkinlikler düzenleyen Meclis Başkanımız Mustafa Şentop Bey’e ve değerli Meclis çalışanlarına şükranlarımı sunuyorum.

Gerçekten, Türkiye, tarihî zamanlardan geçmektedir. Bir an düşünün, 23 Nisan 1920’de Meclisimiz nasıl açıldı? Hangi şartlarda, hangi atmosferde, hangi koşullarda Türkiye Büyük Millet Meclisi açıldı? İstanbul’un işgaliyle başlayan ve Mustafa Kemal Atatürk’ün Samsun’a çıkmasıyla Amasya, Erzurum ve Sivas Kongreleriyle devam eden süreç, 27 Aralık 1919’da Mustafa Kemal Atatürk’ün Ankara’ya gelmesiyle önemli bir noktaya geldi ve Allah razı olsun, devletimizin kurucusu, ulusal bağımsızlık mücadelemizin kahramanı ve büyük Türk milletinin büyük lideri Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarının riyasetinde, başkanlığında Türkiye Büyük Millet Meclisi açıldı 23 Nisan 1920’de. Meclisi, o günün en yaşlı üyesi Şerif Bey açtı ve tarihî bir konuşma yaptı. İşte, dün Türkiye Büyük Millet Meclisinin açılışındaki ruh, aynı zamanda Türkiye'nin bağımsızlık mücadelesini veren ruhtur; Kuvayımilliye ruhudur. Bu ruh, dün olduğu gibi, bugün de milletimizin ihtiyacı olan ruhtur.

Bizim Hatay’da, Hatay’ın kurtuluşunda dile getirilen bir söz vardır: “Sen, ben yok; biz varız.” Gerçekten, Türkiye Büyük Millet Meclisinin açılmasında da “Sen, ben yok; biz varız.” diyerek Kuvayımilliye ruhuyla büyük bir mücadele, bir istiklal ve istikbal mücadelesi başarıyla sonuçlanmıştır. O ruh ve o değerler, milletimizi var eden değerlerdir. Bugün de maalesef, Türkiye, küresel emperyalistler tarafından bir kuşatmayla karşı karşıyadır. Dün nasıl ki Sevr’i ortadan kaldırdıysak, nasıl ki Fransız’ı, İngiliz’i Anadolu topraklarından kovduysak, Ermeni çetelerine karşı bu millet büyük bir mücadele verdiyse bugün de benzer çetelere ve benzer güçlere karşı büyük bir mücadele vermektedir.

Türkiye Büyük Millet Meclisinin tarihi, Türkiye'nin tarihidir. Bu Meclis, Gazi Meclisimiz 4 tane Anayasa yapmıştır, çeşitli darbelere ve müdahalelere maruz kalmıştır ve en son, 15 Temmuzda hain FET֒cülerin Meclisi işgal girişimi gerçekten önemli bir dönüm noktasıdır. Dünyanın en önemli jeopolitik ve jeostratejik konumunda olan bir ülke olarak, dünyanın en pahalı coğrafyasında yaşayan bir millet olarak Meclisimizin açılışındaki o ruhla, Türkiye ruhuyla ve millet ruhuyla, inşallah bundan sonraki mücadelelerimize de devam edeceğiz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; “Zamanı gelmiş düşüncenin önünde kimse duramaz.” diye çok önemli bir söz vardır. Evet, artık Türkiye'nin zamanı gelmiştir, aziz milletimizin zamanı gelmiştir ve inşallah bu Meclis, 23 Nisan 2020’de 100’üncü yılının ruhuyla…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HÜSEYİN YAYMAN (Devamla) – Sayın Başkanım, bir selamlama yapmak istiyorum.

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen sözlerinizi.

HÜSEYİN YAYMAN (Devamla) – Gazi Meclisimiz 23 Nisan 2020’de, 1920 ruhuyla, inşallah, yeniden birlik beraberlik içerisinde, kardeşlik içerisinde 21’inci yüzyılın Türkiye’sini inşa etmeye devam edecektir.

Bu duygu ve düşüncelerle, yüce Meclisimizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Gündem dışı ikinci söz, Afyonkarahisar’da bulunan Eber Gölü hakkında söz isteyen Afyonkarahisar Milletvekili Burcu Köksal’a aittir.

Buyurun Sayın Köksal. (CHP sıralarından alkışlar)

2.- Afyonkarahisar Milletvekili Burcu Köksal’ın, Afyonkarahisar ili Eber Gölü çevresinde çıkan yangınlara ilişkin gündem dışı konuşması

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Eber Gölü, Afyonkarahisar ilimizin Çay, Sultandağı ve Bolvadin ilçelerine sınırları bulunan, Türkiye'nin 12’nci büyük gölüdür. Balıkçıl kuşlara, karabataklara, pelikanlara, sazan ve turna gibi balıklara ve birçok canlıya mesken olan sazlıklarıyla, çiçekleriyle, yüzen adacıklarıyla âdeta bir doğa harikası olan Eber Gölü’müz, bugünlerde “dip çamuru çıkarma ihalesi” adı altında verilen bedava torf çıkarma hakkıyla ve 22 Aralık 2019 Pazar günü gölün 6 noktasında birden aynı anda başlayan ve sabotaj ihtimalinin yüksek olduğu, hâlen de faillerinin bulunamadığı bir yangınla gündemde.

Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından, Eber Gölü’nde 3.600 hektar alan için dip çamuru çıkarma ihalesi bir şirkete veriliyor. Sözde amaç, gölün sazlıklarını temizlemek ve gölü çamurdan arındırmak ama işin aslı farklı; ihaleyi alan şirketin, seracılıkta ve çiçekçilikte yoğun olarak kullanılan ve bir tür gübre olan torf madenini gölden çıkarıp satması amaçlanıyor. Peki, torf madenini çıkarmak için ne gerekiyor? Torf madenini çıkarmak için dördüncü sınıf maden ruhsatına sahip olmanız gerekiyor, bilimsel ÇED raporu gerekiyor, her altı ayda bir çıkarılan bölgede bilimsel analiz yapılması gerekiyor; bunun yanı sıra, devlete vergi ödeniyor, köylere hizmet götürme birliğine para ödeniyor, çalıştırılan işçi için hayat sigortası yatırılıyor yani torf çıkarma, biraz masraflı ve bürokrasisi yoğun olan bir iş. Tabii, baktınız, yine her zamanki yaptığınız gibi kapıdan değil pencereden girmeyi tercih ettiniz. Derdiniz doğayı korumak ya da devlete para kazandırmak filan değil yandaşı zengin etmek. Onun için de kanunu dolandınız, torf maden ruhsatı aramaksızın bir A4 kâğıdıyla yapmış olduğunuz ihaleyle “dip çamuru çıkarma” adı altında hiçbir analiz yapılmadan, bilimsel ÇED raporu olmadan, devlete de 1 kuruş vergi ödemeden, bedavadan, altın tepsiyle oradaki torfu yandaş bir şirkete sundunuz.

Şimdi, biz de şunu söylüyoruz: Orada kanun dışı bir işlem yaptırmamak için gerekirse gölün başında nöbet tutturacağız ama oradaki torfu yandaşlarınıza peşkeş çektirmenize izin vermeyeceğiz. Bilimsel ÇED raporuna ihtiyaç var, analiz yapılmasına ihtiyaç var. Bir dip çamuru çıkarma ihalesiyle bir şirkete torfu zahmetsizce, bedavaya çıkarma hakkını vermenin adı bizim literatürümüzde “peşkeş çekmek”tir.

Orada yaşayan endemik türleri düşünmeden, ekolojik dengeye bakmadan; bu işin göle ne gibi yararı var, ne gibi zararı var, bunlara bakılmaksızın gölün torfunu altın tepsiyle, devlete hiçbir bedel ödemeden bir şirkete sundunuz ve ne büyük bir tesadüftür ki bu dip çamuru çıkarma ihalesi verildikten sonra, bu alanlarda çalışılmaya başlandığı sırada, bir pazar günü, rüzgârın şiddetli olduğu bir gün gölün 6 noktasında birden aynı anda bir yangın çıkıyor ve failleri bulunamıyor.

İşte -bölgeye gittim- bunlar yanan yerler, Eber Gölü’ndeki yakılan yerler. Bununla ilgili, kimin yaptığına ilişkin, hâlâ doğru dürüst bir soruşturma dahi yapma gereği duymadınız. Kim yaktı, kim yaptı, bu kadar canlıyı kim öldürdü? Zaten yapılan barajlar yüzünden ciddi anlamda suları azalan, aşırı kirlenmeye maruz kalmış Eber’imize bir darbeyi de işte bu yangın vurdu. Bir de bilimsel ÇED raporu olmadan, analiz yapmadan, kara düzenle “Torf alacağız.” diye canım gölün katledilmesine razı oluyorsunuz.

Bakın “Eber sarısı” diye anılan endemik bir bitki var, sadece Eber ve Akşehir Göllerinin kenarında yetişiyor, dünya literatüründe koruma altına alınmış; koparana, taşıyana 60 bin lira para cezası var ama sizin sayenizde, verdiğiniz ihale yüzünden, o bilimsel analizler yapılmadığı için bu türü de yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bıraktınız. Şimdi birilerinin fazla para kazanma hırsı yüzünden bu tür de yok olacak. Derdiniz eğer Dipsiz Göl gibi Eber’i de tamamen kurutup yok etmekse o zaman biz de şunu söylüyoruz…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BURCU KÖKSAL (Devamla) – Toparlayacağım Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Köksal, sözlerinizi tamamlayın, buyurun.

BURCU KÖKSAL (Devamla) - Eber, o bölgenin tarım ve hayvancılığının geleceğidir, bölge insanının ekmek kapısıdır, bölgede yetişen kirazın geleceğidir, meşhur Afyon kaymağının üretildiği sütün sahibi olan mandaların yaşam alanıdır; Eber, oksijen deposudur. Gelin, çok geç olmadan Eber’i kurtaralım diyorum.

Bunu da oradaki köylüler gönderdi; orada yanan sazlar ve oradaki torf. Orada yaşayan insanlar diyor ki: “Bu hayvanların çığlıklarını duyduk yangında.” Eğer bu failleri ortaya çıkarmazsanız bunun vebali hepinizin üzerinde.

Genel Kurula saygılarımla. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Gündem dışı üçüncü söz, 9 Ocak 2013 tarihinde Paris’te öldürülen 3 kadın hakkında söz isteyen Mardin Milletvekili Ebrü Günay’a aittir.

Buyurun Sayın Günay. (HDP sıralarından alkışlar)

3.- Mardin Milletvekili Ebrü Günay’ın, 9 Ocak 2013 tarihinde Fransa’nın başkenti Paris kentinde Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez’in öldürülmesi olayına ilişkin gündem dışı konuşması

EBRÜ GÜNAY (Mardin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye’deki Kürt sorununun demokratik bir zeminde çözümünün ve demokratikleşmenin tesisine ilişkin başlayan çözüm ve müzakere sürecinin ilk görüşmesi 3 Ocak 2013 tarihinde gerçekleşti. Ancak ilk görüşmenin hemen ardından, 9 Ocak 2013 tarihinde Fransa’nın başkenti Paris’in en işlek caddesinde Kürt Enformasyon Bürosunda 3 kadın katledildi. 3 kadın siyasetçi Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez siyasi bir suikast sonucu katledildiler. Cinayet çözülemezken olay üzerindeki derin çelişki ve bilinmezlikler maalesef, hâlâ devam ediyor.

3 kadın siyasetçiyi ve esasen devrimci kadın mücadelesini hedef alan bu katliamı planlayanlar, emri verenler bilinmesine rağmen Türkiye ve Fransa yargısı katliamı yargılamadı, katiller cezalandırılmadı. Fransız adli makamları, katliamdan sekiz gün sonra tutuklanan tetikçi Ömer Güney’in MİT için çalıştığına, olaydan önce bir yılda 13 kez Türkiye’ye geldiğine ve Ankara’daki MİT kurumuyla irtibatlı olduğuna işaret etti. Fransa’da tamamlanan dava soruşturmasında gizliliğin kaldırılmasıyla birlikte, katil Ömer Güney’in çelişkili ifadeleri, internete düşen ses kayıtları ve MİT’le olan ilişki düzeyine dair dosya verileri ve telefon görüşmeleri basına yansımıştı. Katliamın tetikçisi Ömer Güney’in ilk duruşmaya otuz altı gün kala yani 17 Aralık 2016’da cezaevinde şüpheli bir şekilde ölmesi, davanın kapanmasına ve bu katliamın karanlıkta kalmasına neden oldu. Oysa katil Ömer Güney katliamdan tam sekiz gün sonra yakalanmıştı fakat yargılanması dört yıl boyunca yapılmadı. Katliamdan hemen sonra Ömer Güney’in MİT’in elemanı olduğunun açığa çıkması, Ömer Güney’in katliam emrini MİT’ten aldığını söylemesi aslında katliamın iç yüzünü ortaya koyuyor.

Dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan 15 Ocak 2013 tarihli AKP grup toplantısında “Başlattığımız bu barış süreci dinamitlenmek isteniyor. Buna fırsat vermemeliyiz.” şeklinde konuşmuş ve cinayetin aydınlatılması gerektiğine dair açıklamalar yapmıştı. Fakat ilerleyen aşamalarda cinayet aydınlatılmadığı gibi buna ilişkin etkin bir çaba da sarf edilmedi. Türkiye’de devam eden yargılamada bir netice elde edilememiş olması; cinayetin, yalnızca tetiği çeken Ömer Güney üzerinden yürütülmesi, meselenin gerçek sorumlularının ve planlayıcılarının açığa çıkmasını engellemiştir. Oysa Oslo görüşmelerinde de yer alan bir MİT yetkilisinin Paris’te meydana gelen cinayetlerin planlayıcısı olduğuna ilişkin iddialar hâlâ gündemde, hâlâ akıllarda. Yargılama aşamasında, cinayetin tek sanığı olarak bilinen Ömer Güney’in iletişime geçtiği telefon hattının MİT Başkanlığına ait olduğu TELEKOM tarafından onaylandı. MİT’in ve Hakan Fidan’ın “Bizim resmî kayıtlarımız kullanılmış; kurum içerisinde, kurum teknolojisiyle üretilmiş belgeler var.” dediği ve MİT’in bunun dışında olduğunu inkâr etmediği ancak “Biz yapmadık, MİT’in içerisinde olan çeşitli kesimler yaptı. MİT’in içinde cemaatçiler, ulusalcılar var; onlar yaptı.” şeklindeki açıklamaları hâlâ güncelliğini koruyor. Ancak bu açıklamalara rağmen, Türkiye’de açılan dosya yalnızca usulen açılmış olup derinlikli bir inceleme maalesef ki yapılmadı.

Değerli arkadaşlar, cinayetler tam da Türkiye’de çözüm sürecinin başladığı ve barış umudunun yeşerdiği bir döneme denk gelmişti. O dönem Hükûmet tarafından yapılan açıklamalar da bunu doğrulamaktayken ve cinayetlerin barışa ve çözüme karşı olduğu vurgulanırken derhâl aydınlatılacağına dair sözler, çalışmaların yürütüldüğüne dair sinyaller verilmişti. Yargılama aşamasında bir gelişme söz konusu olmasa dahi Paris’te gerçekleşen cinayetler sadece hukuki boyutu olan bir mesele değil, siyasi önemi olan bir mevzudur. Bu cinayetlerin çözümü, belki ülkedeki iç barışı sağlamanın ve korumanın anahtarı niteliğindedir. Paris cinayetlerinin Parlamento çatısı altında araştırılması ve sorumlularının ortaya çıkarılması siyasi ve tarihî bir sorumluluğun gereğidir.

Öte taraftan, aydınlatılmayan bu katliam, aslında, hâlâ ülkemizde kadın katliamlarının yapılmasının önünü açmakta, cezasızlık politikasının sonuçlarını ve bedellerini biz kadınlara ödetmektedir. Sonuç ne olursa olsun bizler mücadele etmeye devam edeceğiz ve her türlü kadın katliamının aydınlatılması için mücadele etmeye devam edeceğiz.

Teşekkürler. (HDP sıralarından alkışlar)

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Bülbül, buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR

1.- Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül’ün, Mardin Milletvekili Ebrü Günay’ın yaptığı gündem dışı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, hatibin konuşmasında bahsettiği hadiseyle alakalı olarak, burada, ölen şahısların işte kadın, erkek cinsiyetinden daha ziyade kim olduklarıyla alakalı yapılan değerlendirmeyi kabul etmediğimizi ifade etmek istiyoruz.

Sakine Cansız ve beraberindekiler PKK’lı teröristlerdir. “Sakine Cansız” denilen kişi, PKK’nın kurucularından olduğu bilinen, kod adı vesair, diğer bilgileri devletimizin gerekli, ilgili birimlerinde olan ve dünya çapında da PKK’lı olduğu bilinen bir teröristtir. Onun nasıl katledildiği, nasıl öldüğü veya öldürüldüğü meselesi başka bir şeydir. Bu noktada herkes kafasına göre bir şeyleri ifade ediyor olabilir ancak…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – …netice itibarıyla “Bu şahıslar kimdir?” diye sorulduğunda, bunun “kadın cinayeti” “aktivist” “siyasetçi” gibi birtakım kılıflandırmalarla ifade edilmesi doğru değildir. Türkiye Cumhuriyeti devleti ve Türk milleti açısından PKK’nın ne olduğu bellidir. Bu, sadece Türkiye için değil, dünya çapında da terör örgütü olduğu kabul edilen, Avrupa Birliği tarafından da terör örgütü olduğu kabul ve tescil edilmiş olan bir terör örgütünün mensubu ve kurucusu olan bir şahsiyettir.

Bunu Meclisin kayıtlarına geçmesi için ifade ettim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Oluç…

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bir sataşma var. Dosya hakkında detaylı bilgiye sahip olduğu için, izin verirseniz, Meral Danış Beştaş Vekilimiz…

BAŞKAN – Grubunuz adına…

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Evet.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Beştaş.

Yerinizden yapın açıklamayı Sayın Beştaş.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Ben oradan açıklama yapsam…

BAŞKAN – Sayın Beştaş, sizin direkt şahsınızla ilgili bir şey yok, yerinizden lütfen…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Yok, şahsıma değil, gruba sataşma var.

BAŞKAN – Biliyorum, grup adına bu açıklamayı size yaptırıyorum.

Buyurun.

2.- Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül’ün yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Her şeyden önce 9 Ocak Paris suikastları uluslararası bir katliam olma özelliğini koruyor.

İkincisi: Ölen, katledilen 3 kadının direkt terör ve terörizmle ifade edilmesini kesinlikle kabul etmiyoruz. Ne Sakine Cansız hakkında ne Fidan Doğan hakkında ne Leyla Şaylemez hakkında bir arama kararı, bir hüküm söz konusu değildir. Sakine Cansız, kendisi hakkında verilen cezanın infazını tamamlayıp yurt dışında yaşayan bir kadındır. Fidan Doğan, bir siyasetçidir ve diplomasi çalışmalarını yürütüyor. Fidan Doğan, Avrupa’da en üst düzey görüşmelerde, konferanslarda temsiliyet özelliği bulunan bir siyasetçidir aynı zamanda. Leyla Şaylemez de yine Avrupa’ya göç etmek zorunda kalan bir ailenin evladıdır.

Biz, Grup Başkan Vekilinin bu şekilde ölen, katledilen 3 kişiyi suçlamasını kesinlikle kabul etmiyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, tamamlayın.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Ayrıca bu suikastların olduğu tarih 9 Ocak 2013’tür ve 3 Ocakta İmralı’da Sayın Öcalan’la bir görüşme yapıldıktan altı gün sonra bu katliam yapılmıştır. Dönemin Başbakanı Erdoğan, o zaman bu konuya ilişkin açıkça görüşlerini ifade etmiştir ve hatta Urfa’da yapmış olduğu açıklamada bunun paralel yapının işi olduğunu da ifade ederek konunun üstüne gidilmesi gerektiğini ve çözüm sürecini hedeflediğini de beyan etmiştir. Bizce de bu suikastlar doğrudan barış ve çözümü hedeflemiştir. Ayrıca dönemin Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın ve ilgili yetkililerin görüşlerine başvurmalarını öneririz.

Bugün dosya Ankara’da sürüncemede bırakılmaktadır. Paris’teki dosya kapatılmıştır ve tekrar açılması için girişimler vardır.

MİT’le ilgili iddialara da Hakan Fidan doğrudan şu açıklamayı yaptı, çok iyi hatırlıyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Tamamlıyorum.

Hakan Fidan şunu demiştir: “Üretilen bu belge…” Yani MİT’in işin dâhilinde olduğuna dair iddialara karşı bir belge kamuoyuna yansıdı. Orada imzalar bellidir, dava dosyasında. Hakan Fidan şu açıklamayı yaptı: “Doğrudur, bu belge MİT’te üretilmiştir.” MİT’in resmî olarak bunu araştırması ve soruşturması gerekmektedir. Bunun üzerine Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına dilekçe verdik, MİT’in bu konudaki açıklaması hâlâ bekleniyor. Dosya üzerinde gizlilik kararı var ve hâlâ gizlilik kararı kaldırılmamıştır.

Özcesi, bu katliam, Türkiye’de barışı ve çözümü hedeflemiştir, lanetliyoruz bu katliamı; ölenlerin de suçlu gibi gösterilmesini kabul etmiyoruz, bunu reddediyoruz.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi, sisteme giren ilk 30 milletvekilimize yerlerinden söz vereceğim. Sayın Grup Başkan Vekillerimizden ve bu 30 sayın vekillerimizden sonra başka hiçbir milletvekilimizin 60’a göre söz talebini karşılamayacağım.

Sayın Barut...

3.- Adana Milletvekili Ayhan Barut’un, Adana ilinde yaşanan aşırı yağışlar nedeniyle meydana gelen mağduriyete ilişkin açıklaması

AYHAN BARUT (Adana) – Sayın Başkan, aralık ayının son haftasından itibaren Adana’da yaşanan aşırı yağışlar nedeniyle 200 bin dekardan fazla tarım alanı sular altında kalmıştır. Aşırı yağışlardan en fazla etkilenen Seyhan, Sarıçam, Yumurtalık, Karataş ve Yüreğir’de özellikle ekili ve dikili alanların tamamı sular altında kalmıştır. Yüreğir ve Karataş’ta zarar boyutu çok daha yüksektir. 23 Aralıktan bu tarafa ilimizde ve bölgemizde aralıklarla çok şiddetli yağışlar devam etmiştir. Uzmanlar, metrekareye 350 kilogramın üzerinde yağış düştüğünü ifade etmektedir. Bölgemiz henüz afet bölgesi ilan edilmemiştir. Tarım Bakanı Adana’ya gelmemiştir, gelmesi için daha ne olması gerekmektedir? Bölge çiftçilerimiz, Tarım Kredi Kooperatiflerine, Ziraat Bankasına olan borçlarının faizsiz iki yıl süreyle ertelenmesini, önümüzdeki yıl ekim dikim yapılabilmesi için -ayni, nakdî- tohum, gübre, para ve kredi yardımlarının yapılmasını beklemektedir. Her yıl temmuz, ağustos aylarında tarımsal ürünlere verilen destekleme primlerini afet ve yaşanan mağduriyet nedeniyle...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Şimşek...

4.- Mersin Milletvekili Baki Şimşek’in, Suriye’de gerçekleştirilen operasyonlar sırasında şehit düşen hemşehrisi İstihkam Astsubay Çavuş Sinan Köse ile Piyade Uzman Onbaşı Halil Karakoç’a Allah’tan rahmet dilediğine, Mersin ilinde yaşanan sel felekati nedeniyle bölgenin doğal afet bölgesi ilan edilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, geçtiğimiz hafta Suriye’de yapılan operasyonlar sırasında Tarsuslu hemşehrim Astsubay Sinan Köse ve Mersin Toroslar’dan Piyade Uzman Onbaşı Halil Karakoç şehit olmuşlardır. Şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum.

Yine, geçtiğimiz hafta Mersin’de yoğun sel felaketi yaşanmış, Tarsus’tan Anamur’a kadar bütün ilçelerde baskınlar oluşmuştur, binlerce dönüm arazi sular altında kalmıştır. Bu arada, Mut’tan Yunus Gök ve Erdemli’den Çoban İbo sel baskınları sırasında hayatını kaybetmiştir. Ben, geçtiğimiz hafta bölgemizi ziyaret eden Tarım Bakanımıza teşekkür ediyorum ama Hükûmetin, Mersin’i doğal afet bölgesi ilan ederek, Mersin’deki bütün belediyelere, Sosyal Yardımlaşmaya, Valilik ve kaymakamlıklara nakdî para göndererek özellikle selden mağduriyet yaşayan vatandaşlarımızın ve çiftçilerimizin yardımına koşmasını talep ediyorum, nakdî yardım gelmesini talep ediyorum. Altyapıda büyük hasarlar oluşmuştur, belediyeler bu hasarları kendi imkânlarıyla tamir edebilecek durumda değildir.

Teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Şeker, buyurun.

5.- Kocaeli Milletvekili İlyas Şeker’in, sanayinin başkenti Kocaeli ilinde ihracata dayalı büyümenin devam ettiğine ilişkin açıklaması

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türk imalat sanayisinin ana üssü olan Kocaeli ihracatta büyümeye ve yeni rekorlar kırmaya devam ediyor. Sanayinin başkenti Kocaeli, dünyadaki belirsiz küresel ekonomik görünüme rağmen, 2019 yılında ihracatını bir önceki yıla göre yüzde 1,6 artırarak 29 milyar 12 milyon dolara çıkardı. İhracatta İstanbul’dan sonra 2’nci sırada yerini alan Kocaeli, 180’in üzerinde ülke ve bölgeye ihracat yapmaktadır.

Kaliteli ve katma değeri yüksek mal üreterek ülke ekonomisine ve Kocaeli ilimize katkı sağlayan firmalarımıza, firmalarda çalışanlara, bu firmalara destek veren ve her daim yanlarında olan Kocaeli Sanayi Odamıza; Kocaeli, Gebze ve Körfez Ticaret Odalarımıza ve yatırımcıya, altyapı hizmetlerini veren Kocaeli Büyükşehir Belediyesine ve ilçe belediyelerimize teşekkür ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Taşkın…

6.- Mersin Milletvekili Ali Cumhur Taşkın’ın, 7-14 Ocak Beyaz Baston Görme Engelliler Haftası’na ilişkin açıklaması

ALİ CUMHUR TAŞKIN (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bu sabah, Mersin Tarsus Devlet Hastanesi klima dış ünitesinin bakım ve onarımının yapıldığı sırada meydana gelen kazada yaralanan hemşehrilerime geçmiş olsun diyor, Cenab-ı Allah’tan acil şifalar diliyorum.

Dünyada, her yıl ocak ayının 2’nci haftası olan 7-14 Ocak tarihleri Beyaz Baston Görme Engelliler Haftası olarak kabul edilmektedir. Engelli kardeşlerimize yapabileceğimiz en önemli destek, sosyal hayata daha fazla katılmalarını sağlayarak onların kendi ayakları üzerinde durabilmelerine yardımcı olmaktır.

Bu amaçla, Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığımızca görme engelli vatandaşlarımız için erişilebilirlik düzenlemelerinden rehabilitasyona ve istihdama uzanan birçok alanda çalışmalar yürütülmektedir diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Özkan…

7.- Bursa Milletvekili Yüksel Özkan’ın, emeklilikte yaşa takılanların mağduriyetine ilişkin açıklaması

YÜKSEL ÖZKAN (Bursa) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; yıllardır emeklilikte yaşa takılanların sorunları gündeme gelmesine rağmen, iktidar tarafından hiçbir adım atılmamıştır. EYT’lilerin kazanılmış hakları ellerinden alınmıştır; emekli olamadıkları gibi, başta sağlık olmak üzere, hiçbir haktan yararlanamamaktadırlar. AK PARTİ iktidarı bugüne kadar EYT’lilerin haykırışına kulak tıkadı. AK PARTİ’nin gündeminde EYT yok, Kanal İstanbul var.

Başta esnaf ve sanatkârlarımız olmak üzere, emeklilik yaşını beklerken çalışamayanlar sağlık hizmetinden faydalanabilmek için her ay genel sağlık sigortası primi ödemek zorundalar. Bu da EYT’lilerin mağduriyetini daha da artırmaktadır. EYT’lilerin tüm hakları verilmelidir.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Aydın…

8.- Bursa Milletvekili Erkan Aydın’ın, 19-20 Aralık 2019 tarihlerinde Adaleti Savunanlar Stratejik Araştırmalar Merkezi Derneği tarafından İstanbul’da düzenlenen İslam Birliği Kongresine Bursa Büyükşehir Belediyesinin katkısının ne şekilde olduğu ile yerel yönetimlerden bu derneğe yapılan yardımların miktarını ve bu konuda soruşturma açılıp açılmayacağını İçişleri Bakanından öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

ERKAN AYDIN (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

19-20 Aralık 2019 tarihlerinde, kısa adı ASSAM olan Adaleti Savunanlar Stratejik Araştırmalar Merkezi Derneği tarafından İstanbul’da İslam Birliği Kongresi düzenlendi; açılış konuşmasını, daha sonra istifa eden Cumhurbaşkanı Güvenlik Başdanışmanı Adnan Tanrıverdi yaptı. Kongrede yeni bir şeriat devletinin anayasası yapıldı, bununla da kalmayıp “Başkenti İstanbul, resmî dili Arapçadır.” denildi. Kongreye destek veren kuruluşlar arasında, borcu katlanarak büyüyen Bursa Büyükşehir Belediyesi de yer alıyor. En pahalı suyu Bursalılar içiyor, en pahalı ulaşım Bursa’da; buna rağmen, Bursa Büyükşehir Belediyesi, parasını şeriat devleti ilan edilen kongrelere harcıyor.

Şimdi İçişleri Bakanına soruyorum: Bursa Büyükşehir Belediyesinin katkısı ne şekilde olmuştur? Yerel yönetimlerden bu derneğe yapılan yardımlar ne kadardır? Bu konuda bir soruşturma açacak mısınız?

Tüm Bursalılara da buradan sesleniyorum: Paralarınızın nerelere gittiğini iyi bilin ve hesabını sorun.

BAŞKAN – Sayın Gürer…

9.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, şoför esnafının sorunlarının giderilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Teşekkürler Başkan.

Kamyoncu, taksici, minibüsçü, otobüsçü ve servis taşımacılığı yapan şoför esnafının sorunları artmaktadır; akaryakıt, yedek parça, yol geçiş, köprü geçiş, lastik fiyatları, trafik cezalarıyla yaşadıkları sorunlar katlanmıştır. Genel olarak ödedikleri gelir vergisi, katma değer vergisi, sigortalar, motorlu taşıtlar vergisi, araç muayene bedelleri, K1, K2, C1, D1, D2 belge ücretleri, komisyon ücretleri, tamir ve bakım masraflarındaki artışlar bellerini bükmektedir; gelirleri daralmakta, giderleri artmaktadır. Elektriğe, gıdaya her gelen zam şoförleri de doğrudan etkilemektedir. Zor koşullarda çalışan şoför esnafının üye olduğu odalarla istişare sağlanarak sorunlarının giderilmesi iktidarın başlıca görevi olmalıdır çünkü gittiğimiz her yerde bizlere sorunlarını anlatıyorlar, gerçek anlamda mağduriyet yaşamaktadırlar.

Teşekkür ederim Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Filiz…

10.- Gaziantep Milletvekili İmam Hüseyin Filiz’in, 13 Ocak Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kurucusu Rauf Denktaş’ın ölümünün 8’inci yıl dönümüne ilişkin açıklaması

İMAM HÜSEYİN FİLİZ (Gaziantep) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Kıbrıs Türkünün var oluş mücadelesinin unutulmaz lideri, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ı ölümünün 8’inci yılında rahmet ve minnetle anıyorum.

Gaziantep Üniversitesi Rektörlüğüm döneminde, 5 Mayıs 2004 tarihinde “fahri doktora” unvanı törenindeki konuşmasında Rauf Denktaş, o kritik günlerde kendisini yalnız bırakanlara “Tekrar ediyorum: Masada bir millî davayı müdafaa edenlere hakaret etmek, uzlaşmazlıkla suçlamak, hatta Türkiye’ye kötülük yapmak için ‘Mahsus direniyorlar.’ diyerek ithamda bulunmak suretiyle direncimizi ortadan kaldırmak isteyenlere karşı, şehitlerimiz gibi ‘Biz, yok edilinceye kadar varız.’ demek zorundayız. Kıbrıs’ın tümü Türkiye’siz bir yere gidemez. Türkiye direnebilirse bu işin içinden yine çıkabiliriz diye düşünüyorum, başka yol görmüyorum; inşallah öyle olacaktır.” demişti; tarih onu haklı çıkardı. Ruhu şad, mekânı cennet olsun.

BAŞKAN – Sayın Topal…

11.- Hatay Milletvekili Serkan Topal’ın, kamyoncu esnafına getirilen dijital takograf zorunluluğundan vazgeçilip vazgeçilmeyeceğini, kamyoncu esnafına mazot desteği, BAĞ-KUR prim desteği, otoyollardan ve köprülerden indirimli geçiş desteği ile KDV ve MTV desteğinin verilip verilmeyeceğini Hükümetten öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

SERKAN TOPAL (Hatay) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Bildiğiniz üzere, 1 Ocak 2020 itibarıyla nakliye alanında çalışan kamyoncu esnafımıza dijital takograf kullanma zorunluluğu getiren uygulama, kamyoncularımızın haklı direnişi sonucu 30 Haziran 2020’ye kadar ertelendi. Esnafımız bunun ertelenmesini değil, bu mağduriyetin çözülmesini istiyor. Buradan, on binlerce ailenin geçimini sağlayan, ülke ekonomisine ciddi katkı sunan emektar kamyoncu esnafımız adına Hükûmete soruyorum: Dijital takograf zorunluluğundan tamamen vazgeçecek misiniz? Kamyoncu esnafımıza mazot desteği, BAĞ-KUR prim desteği, otoyollardan ve köprülerden indirimli geçme desteği, KDV ve MTV desteği verecek misiniz? Bazen yük bazen de -çoğu zaman- dert taşıyan kamyoncular eşit vatandaş olarak devletten destek bekliyor, çözüm bekliyor.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Sarıaslan…

12.- Nevşehir Milletvekili Faruk Sarıaslan’ın, pancar çiftçisinin mağduriyetine, Nevşehir ili Derinkuyu ilçesi çiftçilerine hastalığa dayanıklı anaç tohumlarının Tarım Kredi Kooperatifleri aracılığıyla verilmesi ve Kozaklı ilçesinde çıkan sıcak suyun kaplıcalarda kullanılması gerektiğine ilişkin açıklaması

FARUK SARIASLAN (Nevşehir) – Sayın Başkan, borç batağında olan çiftçilerimizin pancar üretiminden elde ettikleri avansları henüz ödenmemiştir. Ayrıca, pancar kotasının doldurulamamasından dolayı, sözleşmeye aykırı olarak, çiftçilere ton başı 90 TL ceza kesilmektedir; çiftçilerimiz de bunu protesto etmek amacıyla bu yıl pancar ekimi yapmamayı düşünmektedir.

Derinkuyu ilçemizde hastalığa dayanıklı, anaç tohumun Tarım Kredi aracılığıyla çiftçiye verilmesi artık bir zorunluluktur çünkü çiftçilerimizin kendilerinin tohumu alıp üretme şansları yoktur.

Ayrıca, Kozaklı ilçemizde çıkan sıcak suyun, sağlıkta ve kaplıcada kullanılması gerekirken ısıtmada kullanılması israftır. Bir an önce Kozaklı’nın doğal gaz ısıtma sistemine geçmesi gerekmektedir.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Gökçel…

13.- Mersin Milletvekili Cengiz Gökçel’in, Suriye’nin Resulayn kentinde teröristlerin hain saldırısı sonucu şehit olan askerlerimiz ile Mersin ilinde yaşanan sel felaketi nedeniyle hayatını kaybeden 3 vatandaşımıza Allah’tan rahmet dilediğine ve Mersin ilinin afet bölgesi ilan edilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

CENGİZ GÖKÇEL (Mersin) – Sayın Başkan, geçtiğimiz hafta, Resulayn’da, teröristlerin hain saldırısında 2 Mersinli hemşehrimizin de bulunduğu 4 askerimiz şehit oldu. Şehitlerimize Allah’tan rahmet, kederli ailelerine başsağlığı diliyorum.

Mersin’de 6-7 Ocak tarihlerinde meydana gelen aşırı yağış sonucu sel afeti olması nedeniyle tarımsal üretimde çiftçilerimizin büyük hasarları oluştu. Bu arada 3 rahmetli vatandaşımız var, onlara da Allah’tan rahmet diliyorum. Yine Anamur, Bozyazı, Aydıncık ilçelerimizde hortum afeti ve aşırı kar yağışı nedeniyle meyve bahçelerinde hasarlar oluştu. Afetlerden zarar gören çiftçilerimize geçmiş olsun diyorum ve bu nedenle Mersin’in afet bölgesi ilan edilerek çiftçilerimizin acilen yaralarını sarmasını diliyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Yalım…

(CHP sıralarından “Onurumuzdur gazilerimiz” yazılı pankartların açılması)

14.- Uşak Milletvekili Özkan Yalım’ın, yapılan yasal değişiklik nedeniyle terörle mücadelede yaralanarak gazi olanlardan çalışabilir durumda bulunanların erken emeklilik hakkından faydalanamadığına ilişkin açıklaması

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli vatandaşlarımız, devletimiz, yüzde 40 üzerinde uzuv kaybı raporu olanlara “Gazisin.” diyerek malullük maaşı bağlamaktadır. Gazilerden çalışabilir durumda olanlara bir iş hakkı verilmektedir. Gazi olduktan sonra on yedi on sekiz sene çalıştığı zaman malullük aylığına ek olarak devletin engelli vatandaşlara sağladığı erken emeklilik haklarından faydalanabiliyorlardı, şimdi bu kalktı. “Sen yaşlılık aylığı almak istiyorsan 60’lı yaşlara kadar çalış.” denmektedir. Bu adil mi? Kolu yok, bacağı yok, gözü yok, “60 yaşına kadar çalış.” deniyor. Gazi Meclisimiz, gazilerimize bunu yapamaz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Yılmazkaya…

15.- Gaziantep Milletvekili Bayram Yılmazkaya’nın, tüm yetkili kurumları ve halkımızı tarikat ve cemaat kadrolaşmaları sonucu savunma sanayisinde yaşanan beyin göçüyle ilgili uyarmak istediğine ilişkin açıklaması

BAYRAM YILMAZKAYA (Gaziantep) – Sayın Başkan, üzülerek belirtmek isterim ki; iktidarın tarikatlara ve cemaatlere olan sevdası bitmedi, bitmeyecek. Tarikat ve cemaatlerin ise ordu ve savunma sanayisi kuruluşlarına olan sevdası bitmedi, bitmeyecek. Önce FETÖ, şimdi de başka cemaatler… ASELSAN, TAI, HAVELSAN, ROKETSAN gibi savunma sanayisinin önde gelen kuruluşlarında yaşanan cemaat ve tarikat yapılanmalarını gözden kaçırmamamız gerekir. Özellikle son dönemlerde savunma sanayisindeki tarikat yapılanmaları ve kadrolaşmalardan ötürü buralarda çalışan mühendislere yönelik mobbing ve baskılar sonucu birçok önemli projede görev alan onlarca mühendisimiz yurt dışına ve özel sektör projelerine yönelmiştir. Savunma sanayisinde yaşanan bu tarikat ve cemaat kadrolaşmaları sonucu yaşanan beyin göçüyle ilgili olarak yüce heyetinizin huzurunda tüm yetkili kurumları ve halkımızı uyarıyorum.

BAŞKAN – Sayın Gültekin…

16.- Niğde Milletvekili Selim Gültekin’in, Niğde ili Ulukışla ilçesi Hacıbekirli köyünde bir evde çıkan yangında hayatını kaybeden 26 yaşındaki anne Fadime Doğan, çocukları 2 yaşındaki Murat Muhammet Doğan ve 5 yaşındaki Necati Doğan ile 51 yaşındaki anneanne Mukaddes Subaşı’na Allah’tan rahmet, yaralanan 3 kişiye şifa dilediğine ilişkin açıklaması

SELİM GÜLTEKİN (Niğde) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, dün gece saat 00.30 sularında, Niğde Ulukışla ilçesi Hacıbekirli köyümüzde, yangın nedeniyle canımızı acıtan üzücü bir hadise yaşanmıştır. 7 kişinin bulunduğu evde sobadan sıçrayan kıvılcımla meydana gelen yangına AFAD ve itfaiye ekiplerimiz hemen intikal ederek müdahale etmişlerdir. Yangın sırasında meydana gelen göçük nedeniyle ev içinde bulunan 26 yaşındaki anne Fadime Doğan, çocukları 2 yaşındaki Murat Muhammet Doğan ve 5 yaşındaki Necati Doğan ile 51 yaşındaki anneanne Mukaddes Subaşı hayatlarını kaybetmişlerdir; evde bulunan diğer 3 kişiyse yaralı hâlde kurtulmuşlar ve hemen Niğde Eğitim ve Araştırma Hastanemizde tedavi altına alınmışlardır. Yaralı vatandaşlarımıza acil şifalar, hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet diliyorum; başımız sağ olsun. Ailelerine, sevenlerine, Hacıbekirli köyümüze ve Ulukışla’mıza geçmiş olsun ve başsağlığı dileklerimi iletiyor, Gazi Meclisimizi ve Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Yılmaz…

17.- Düzce Milletvekili Ümit Yılmaz’ın, kamyoncu esnafının mağduriyetine ilişkin açıklaması

ÜMİT YILMAZ (Düzce) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Son günlerde yaşanan ekonomik sıkıntılarla boğuşan ve ayakta kalmaya çalışan kamyoncu esnafı, yeterli teşviklerin yapılmaması, ödemek zorunda kaldıkları yüksek oranda trafik cezaları, köprü ve otoban geçiş ücretleri gibi giderlerdeki artışların yanı sıra, büyük lojistik firmalarıyla mücadele gibi sebeplerle rekabet gücünü kaybederek faaliyetini sonlandırmak zorunda kalmaktadır. Bu çerçevede, taşıyıcılar kooperatiflerinin 2019’dan itibaren üye sayıları yarı yarıya azalmıştır. Ülkemizin çağın gerektirdiği dijital platforma geçişi, iş ve çevre güvenliği açısından verilerin biriktirilmesiyle yapılacak düzenlemelerin sağlayacağı fayda ortada olmakla birlikte yeni düzenlemeler ve geçiş süreçlerinin, hâlihazırda zorlukla ayakta kalmaya çalışan şoför esnafımızı mağdur ettiği görülmektedir. Sistem çağa ayak uydururken esnafımız…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Antmen…

18.- Mersin Milletvekili Alpay Antmen’in, Mersin ilinde 6-7 Ocak tarihlerinde meydana gelen yoğun yağış nedeniyle hayatını kaybeden 2 vatandaşa Allah’tan rahmet dilediğine ve Mersin ilinin afet bölgesi ilan edilmesi  gerektiğine ilişkin açıklaması

ALPAY ANTMEN (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, Mersin’de 6-7 Ocak tarihleri arasında metrekareye 180-200 kilogram civarında yağış düşerek çok ciddi bir afet meydana geldi. Mersin Büyükşehir Belediyesi ve MESKİ ekiplerinin yoğun çabasıyla bu zarar en az şekilde, en az zararla atlatılmaya çalışıldı ama Tarsus ve Mersin bölgesinde pek çok tarım arazisi sular altında kaldı. Çok ciddi zararlar var. Cumhuriyet Halk Partisinin 3 Mersin Milletvekili olarak bölgenin, Mersin bölgesinin afet bölgesi ilan edilmesiyle ilgili bir kanun teklifi verdik. Sayın Cumhurbaşkanının ve Bakanlar Kurulunun bu konuda Meclisimizle birlikte Mersin bölgesinin afet bölgesi ilan edilmesi için gerekli çalışmaları yapmasını talep ediyoruz. 2 can kaybımız var, bunlara da Allah’tan rahmet diliyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Sümer…

19.- Adana Milletvekili Orhan Sümer’in, Adana ili Pozantı ilçesinde yaşanan çığ felaketinde yaşamını yitiren vatandaşlara Allah’tan rahmet dilediğine, esnafın, çiftçinin, üreticinin zararlarının karşılanması ve Feke ilçesinin elektrik sorunun çözülmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

ORHAN SÜMER (Adana) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Önce Adana’da ardından Mersin’de yaşanan sel felaketlerinde, yine Adana’nın Pozantı ilçesinde yaşanan çığ felaketinde yaşamını yitiren vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet ve yakınlarına başsağlığı diliyorum, bütün Çukurova’ya geçmiş olsun. Büyük zarar gören esnafın, çiftçinin, üreticinin zararlarının karşılanması, borçlarının ertelenmesi talebimizi bir kez daha buradan dile getiriyorum.

Ayrıca, Feke ilçemizde kar yağışıyla birlikte birçok mahalle günlerce elektriksiz kaldı. Feke’de elektrik direkleri yeni dikilmişti. Bu direklerin tamamına yakını yılın ilk karıyla birlikte yıkıldı, devrildi. Şimdi ağaçlardan yapılan direklerin üzerinden teller geçirilerek elektrik götürülmeye çalışılıyor. Buradan yetkililere soruyorum: Bu direklerin kalitesi hiç mi kontrol edilmiyor? Bunların kalitesinin ortaya çıkması için karın yağması mı gerekiyor? Günlerce jeneratör kullanmak zorunda kalan Feke ilçemizin zararı nasıl giderilecek? Hâlâ elektrik sorunu çözülmedi Feke ilçemizde.

BAŞKAN – Sayın Arık…

20.- Kayseri Milletvekili Çetin Arık’ın, Kayseri ili Develi ilçesi çiftçisi, esnafı ile köylüsünün zor durumda olduğuna ve tapulaştırma sorununun çözümlenmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

ÇETİN ARIK (Kayseri) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Develi, Kayseri’mizin kendi kendine yeten en büyük ilçelerinden biriydi; maalesef, şimdi her geçen gün kan kaybediyor, sürekli küçülüyor. Develi’ye iş, aş sağlayan Saray Halı vardı, batırıldı. Şimdi Develi’nin dağı taşı, siyanürle altın bulacağız diye delik deşik edilip halkı zehirleniyor. Develi’de çiftçimiz, esnafımız, köylümüz perişan.

Sindelhöyük, Kılıçkaya, Hüseyinli, Eşelik, Yenice gibi birçok mahallemizde vatandaşlara sorulmadan uydu üzerinden ezbere tapulaştırma yapıldı. Vatandaşın sulu arazileri ellerinden alınıp kurak araziler verildi. Babadan, dededen kalan, ekip biçtikleri tarlalarına el konuldu. Üreten, üretmek isteyen, doğduğu yerde doymak isteyen Develili hemşehrilerimizin tapulaştırma sorununu bir an önce çözün.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Kenanoğlu…

21.- İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu’nun, artan maliyetler nedeniyle evinden çıkamayan engelli bireylerin eğitimlerini üstlenen özel eğitim kurumlarının hizmet vermekte zorlanması nedeniyle Özel Eğitim Kurumları Federasyonunun taleplerinin yerine getirilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

ALİ KENANOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, seçim bölgem İstanbul’dan Özel Eğitim Kurumları Federasyonu yöneticileri bizi ziyaret ettiler. Toplumun izole edilmiş, evinden çıkamayan engelli bireylerinin eğitimlerini üstlenen özel eğitim kurumları artan maliyetleri nedeniyle hizmet vermekte zorlanıyorlar. Özel eğitim ve rehabilitasyon hizmetlerine ödenen kamu katkısı, ülkemizdeki ekonomik göstergelerle orantılı olarak artırılmıyor. Kurumların hizmet sunum maliyetleri dikkate alınmadan belirlenen ücretler hizmet sunumunu olumsuz etkilemektedir. Engelli çocukların rehabilitasyon merkezine naklini sağlamak için mutlak bir gereklilik olan servis hizmetleri bu kurum tarafından ücretsiz sağlanmaktadır. 2004 yılında öğrenci için ödenen aylık özel eğitim ödemesi desteği asgari ücret miktarı kadarken 2019 yılında bu oran üçte 1’e kadar gerilemiştir. Federasyonun talebi, bu durumun düzeltilmesi için yüzde 35 oranında bir iyileştirmedir. Federasyonun bu talebinin dikkate alınması elzemdir ve bunun yerine getirilmesini talep ediyor, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Aycan...

22.- Kahramanmaraş Milletvekili Sefer Aycan’ın, ülkemizde grip ve uyuz salgınları yaşandığına ilişkin açıklaması

SEFER AYCAN (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, bugünlerde ülkemizde grip ve uyuz salgınları yaşıyoruz, dikkatli olup önlem almalıyız.

Grip salgını ağır seyretmekte, ölüm vakaları yaşanmaktadır. Özellikle yaşlıların, çocukların, kronik hastalığı olanların daha dikkat etmesi ve hastalardan uzak durması çok önemlidir. Hasta olanların dinlenmesi gerekmektedir. Antibiyotik kullanmanın bir gereği yoktur. Özellikle el temizliğine dikkat edilmeli, kalabalık, kapalı ortamlardan mümkün olduğunca uzak durulmalıdır.

Uyuz vakalarında da artış vardır. Bunun için tüm ailenin tedavisi önemlidir. İlaç sıkıntısı olduğu söylenmekte; piyasaya yeteri kadar ilaç verilmesi gerekmektedir. Kıyafet ve çarşaf temizliğine de özel önem gösterilmelidir.

Sağlıklı günler diliyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Ersoy...

23.- Adana Milletvekili Ayşe Sibel Ersoy’un, Türkiye A Millî Kadın Voleybol Takımı’nı Hollanda’da elde ettiği başarıdan dolayı tebrik ettiğine ilişkin açıklaması

AYŞE SİBEL ERSOY (Adana) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Çok çalışmanın, azmin ve takım ruhunun önemini bizlere gösteren, çıktıkları her müsabakada bizleri gururlandıran Türkiye A Millî Kadın Voleybol Takımı’mızı Hollanda’da elde ettikleri başarıdan dolayı canıgönülden tebrik ediyor, Tokyo 2020 Olimpiyatları’na gitme hakkı kazanan millîlerimizin başarılarının devamını diliyorum.

Türk kadınının bu güzel başarısının bundan sonraki süreçte farklı alanlarda da devam etmesi temennisiyle kadınlar güçlensin, Türkiye büyüsün diyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Şahin, buyurun.

24.- Balıkesir Milletvekili Fikret Şahin’in, 11 Ocak Cumartesi günü Balıkesir ilinde gerçekleştirilen tiyatro gösterisi nedeniyle Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Mustafa Kurt başta olmak üzere tüm sanatçılara teşekkür ettiğine ilişkin açıklaması

FİKRET ŞAHİN (Balıkesir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğünün 2020 Sezonu Turne Programı’na alınan Balıkesir ilimizde ilk tiyatro gösterisi 11 Ocak Cumartesi günü gerçekleştirildi. Balıkesirli hemşehrilerimizin büyük beğeniyle takip ettikleri tiyatro gösterisinin gerçekleşmesinde emeği geçen başta Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Sayın Mustafa Kurt olmak üzere, tüm sanatçılarımıza çok teşekkür ediyor; Kültür Bakanlığından, Devlet Tiyatroları kadrolarının kalıcı olarak Balıkesir’de yer almasını Balıkesir halkı adına talep ediyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Keven...

Sayın Ataş...

25.- Kayseri Milletvekili Dursun Ataş’ın, 2017 senesinde yayımlanan kararnameyle taşerondan devlet kadroları ile kamu kuruluşlarına ait şirketlere geçiş yapan işçilere hak ettikleri ücret artışının yapılması gerektiğine ilişkin açıklaması

DURSUN ATAŞ (Kayseri) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Kamu kurum ve kuruluşlarında taşeron yöntemiyle çalışan 900 bin işçi, 2017 senesinde yayınlanan kararnameyle devlet kadrolarına veya kamu kuruluşlarına ait şirketlere işçi statüsünde geçiş yaptı. Geçiş yapan işçilerin ücretleri 31/12/2020 tarihine kadar altı ayda bir yüzde 4 zam gelecek şekilde düzenlendi. Vatandaşımız bugün ekonomik krizi derinden hissetmekte. Bu zamlar iki yıldır enflasyonun çok altında kalmıştır. Asgari ücrete ve kamu işçilerine 2019 senesinde yüzde 26, 2020 senesinde yüzde 15 zam yapılırken bu işçilerimize sadece yüzde 8 zam yapılmıştır.

Bu bilgiler ışığında, kamu kuruluşlarına ve bu kamu şirketlerine geçen işçilerimizi ekonomik krize ve enflasyona karşı koruma adına yapılan düzenlemelerin tekrar gözden geçirilerek işçilerimizin hak ettikleri ücret artışlarının yapılması gerekmektedir.

Saygılarımla.

BAŞKAN – Sayın Bülbül...

26.- Aydın Milletvekili Süleyman Bülbül’ün, jeotermal enerji santralleriyle havası, suyu, toprağı kirlenen Aydın ilinin kurulmak istenen balık çiftlikleri ve tarıma dayalı organize sanayi bölgesiyle de kirletilmeye çalışıldığına ilişkin açıklaması

SÜLEYMAN BÜLBÜL (Aydın) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ülkemizin ve Aydın’ın turizm kentlerinden biri olan, temiz havası ve birçok tarihî ve kültürel miras değerlerine sahip, mavi bayraklı plaj ve koyların bulunduğu, milyonlarca yerli ve yabancı turisti ağırlayan Didim’e, Tarım ve Orman Bakanlığının teşvikiyle, balık çiftlikleri ve balık çiftliklerine yönelik tarıma dayalı ihtisas organize sanayi bölgesi kurulmak isteniyor. Bu, devlet eliyle çevrenin ve turizmin katledilmesi demektir. Bu, Anayasa’nın sağlıklı çevreyle ilgili 56’ncı maddesine aykırıdır.

Tarıma dayalı organize sanayi bölgesiyle birlikte ortaya çıkacak koku ve denizde oluşacak kirlilik tüm Didim’i bitirecektir. Didim’deki tüm dernekler, esnaf odaları, sivil toplum kuruluşları, belediye, kısaca tüm Didim halkı balık çiftliklerine karşı dururken bu tesisleri yapma ısrarı halk iradesini hiçe saymaktır. JES’leriyle havası, suyu, toprağı kirlenen Aydın’ın, balık çiftlikleriyle, tarıma dayalı OSB’yle bir kez daha kirletilmesine izin vermeyeceğiz.

Sayın Turizm Bakanı, vermiş olduğunuz sözlerin arkasında duracak mısınız?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Kabukcuoğlu...

27.- Eskişehir Milletvekili Arslan Kabukcuoğlu’nun, 13 Ocak Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kurucusu Rauf Denktaş’ı ölümünün 8’inci, 14 Ocak Büyük Atatürk’ün annesi Zübeyde Hanım'ı ölümünün 97’nci yıl dönümünde rahmetle andığına ilişkin açıklaması

ARSLAN KABUKCUOĞLU (Eskişehir) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Ömrünü Türklüğe adamış, Kıbrıs Türkünün sembol ismi “Benim tarihî sorumluluğum, Kıbrıs Türk halkına olduğu kadar, ayrılmaz ve kopmaz bir parçası olmakla iftihar ettiğimiz büyük Türk milletine karşıdır. Gücümü ve sabrımı bundan alıyorum. Kuvvetimiz, Türkiye’mizin mert insanlarından, kan ve can kardeşlerimizin heyecanlarından kaynaklanmaktadır.” diyen büyük Türk milliyetçisi, Kıbrıs dağlarının bozkurdu, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kurucusu, merhum Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ı ve Büyük Atatürk’ün annesi, ahlak ve fazilet sembolü Zübeyde Hanım'ı ölüm yıl dönümlerinde saygı, rahmet ve minnetle anıyorum.

BAŞKAN – Sayın Kaplan…

28.- Gaziantep Milletvekili İrfan Kaplan’ın, AK PARTİ iktidarının kadına şiddet vakaları ile kadın cinayetlerinde sorumluluk duyup duymadığını, bu şiddet ve cinayetlere daha ne kadar sessiz kalınacağını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

İRFAN KAPLAN (Gaziantep) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Gaziantep’te bir kadın geçtiğimiz günlerde 5-6 yaşlarındaki kızının gözü önünde sokak ortasında eşi tarafından darbedildi, engel olamadık. Daha yakın bir zamanda Ordu’da Ceren kızımız kimliği belirsiz kişiler tarafından bıçaklanarak öldürüldü, hesabını soramadık. 2019 yılının ilk on bir ayında 430 kadına şiddet vakası ölümle sonuçlandı, hiçbirine sahip çıkamadık, caydıramadık çünkü İstanbul Sözleşmesi’ne sadece imza attık, uygulayamadık. Kadını vasıfsızlaştıran, kadına sınırlar çizmeye çalışan AK PARTİ iktidarına sormak istiyorum: Bu kadına şiddet vakalarından ve kadın cinayetlerinden hiç mi sorumluluk duymuyorsunuz? Bu şiddet ve cinayetlere ne kadar daha sessiz kalacaksınız?

Teşekkürler.

BAŞKAN – Sayın Çilez.

29.- Amasya Milletvekili Hasan Çilez’in, 118 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ile Gana Cumhuriyeti Hükûmeti Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunmasına İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi’nin Genel Kurulca kabulünün önemli olduğuna ilişkin açıklaması

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Değerli milletvekilleri, bugün gündeme gelecek olan 118 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ile Gana Cumhuriyeti Hükûmeti Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunmasına İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi’nin Genel Kurulca kabulü bizce çok önemlidir. Dostluk Grubu Başkanlığını yürüttüğüm Gana Cumhuriyeti’yle ilişiklerimizi hızla artırmaya gayret ediyoruz. Yaklaşık 400 milyon dolar olan ticaret hacmimizi Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın açıkladığı 1 milyar dolar düzeyine çıkarmak için iş adamlarımız, bürokratlarımız ve Dışişleri Bakanlığımız yetkilileri olarak çalışıyoruz. Dün, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanımız Sayın Profesör Doktor Mustafa Şentop’la, Gana Dışişleri Bakanı ve beraberindeki heyeti Gazi Meclisimizde kabul ettik, ülkemizin iyi niyetlerini kendilerine ilettik. Gittiğimiz yerlerde “Ne işiniz var?” anlayışını reddediyor, ülkemizin, aziz milletimizin ve insanlığın menfaati için nerede olmamız gerekiyorsa oradayız diyorum.

BAŞKAN – Sayın Baltacı…

30.- Kastamonu Milletvekili Hasan Baltacı’nın, Kastamonu ili Esentepe Mahallesi TOKİ konutlarında yaşanan mağduriyete ilişkin açıklaması

HASAN BALTACI (Kastamonu) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Kastamonu Esentepe Mahallesi’nde bulunan TOKİ konutlarında yaşayan binin üzerinde vatandaşımız mağdur durumda. Site dışında kalmasına rağmen sokak aydınlatma giderlerini TOKİ sakinlerinden tahsil etmek isteyen ENERJİSA, geriye dönük yedi yılı kapsayan 140 bin liralık fatura çıkarmış, konut sahiplerini de icraya vermiştir. Böyle bir faturadan geçen yıl haberdar olan konut sakinleri, ayrıca altı aydır sokak aydınlatmaları yanmadığı için el fenerleriyle, cep telefonu ışıklarıyla evlerine ulaşmaya çalışmaktadır. Büyük bir başarı gibi gösterilerek özelleştirilen ve bugün 2 milyar doları aşan borcu olan enerji dağıtım şirketlerinin borçları dururken vatandaşı karanlıkla cezalandırma gafletine düşmesi de iktidardakilerin buna göz yumması da kabul edilemez.

Enerji Bakanına çağrımızdır: Bu borç yeniden yapılanmalı ve ertelenmelidir. Sokak lambaları acilen yanmalı.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Tanal… Yok.

Sayın Tuncer…

31.- Amasya Milletvekili Mustafa Tuncer’in, 2019 yılında Amasya ili başta olmak üzere Türkiye'nin birçok il ve ilçesinde yaşanan dolu afeti nedeniyle zarar gören çiftçi ve üreticilerin taleplerini iletmek üzere ziraat odası başkanlarının Türkiye Büyük Millet Meclisini ziyaret edeceğine ilişkin açıklaması

MUSTAFA TUNCER (Amasya) – Sayın Başkan, 2019 yılında Amasya ilinde ve ilçelerinde çok yoğun bir dolu afeti sonucunda çiftçi, üretici büyük zarar görmüştü. Bu sadece Amasya’da değil, Türkiye'nin çok değişik illerinde, yörelerinde de olmuştu. Bu amaçla yarın ziraat odası başkanları Türkiye Büyük Millet Meclisine milletvekillerini ziyarete geliyor, çiftçiler adına talepleri var. O talepleri de çiftçilerin mevcut borçlarının bir defalığına mahsus silinmesi; bu olmazsa beş yıl faizsiz ertelenmesi, ilk yılın da ödemesiz olması. Bu konuda Meclisin ve milletvekillerinin üzerine düşeni yapmasını temenni ediyorum, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Ünlü… Yok.

Sayın Karahocagil…

32.- Amasya Milletvekili Mustafa Levent Karahocagil’in, gıda ve tarım ürünleri dış ticaretinde Türkiye'nin net ihracatçı ülke konumunda olduğuna ilişkin açıklaması

MUSTAFA LEVENT KARAHOCAGİL (Amasya) – Muhalefet diyor ki: “Tarımsal gayrisafi yurt içi hasılada sürekli düşüşler yaşanıyor.” Bunu söyleyen ya konuyu hiç bilmiyor, biliyorsa da yalan konuşuyor. Türkiye, gıda ve tarım ürünleri dış ticaretinde net ihracatçı bir ülkedir. İktidarımız döneminde ülkemizin bu durumunu daha da güçlendirdik. 2002 yılında ülke yönetimini devraldığımızda 24 milyar dolar olan tarımsal yurt içi hasıla, 2018 yılında yüzde 83 artışla 44 milyar dolar olmuştur. 2002 yılında 3,8 milyar dolar olan tarımsal ihracatımızı 2018 yılı itibarıyla 4,7 kat artırarak 17,7 milyar dolara yükselttik.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Değerli arkadaşlar, lütfen başka hiçbir milletvekilimiz sisteme giriş yapmasın. Milletvekillerimizin söz talepleri Sayın Fendoğlu’yla karşılanmış oluyor.

Sayın Fendoğlu, buyurun.

33.- Malatya Milletvekili Mehmet Celal Fendoğlu’nun, esnafın ödemekle yükümlü olduğu vergi sayısı fazla olduğu gibi BAĞ-KUR primlerinin de yüksek olduğuna ilişkin açıklaması

MEHMET CELAL FENDOĞLU (Malatya) – Teşekkür ederim Başkanım.

Esnafımızın ödemekte olduğu vergilerin sayısı çok fazla olmakla birlikte BAĞ-KUR primleri de çok yüksektir. Kazancının büyük bir kısmını vergiye, SGK ve BAĞ-KUR’a ödemekle yükümlü olan esnafımıza destekte bulunmalıyız. SGK’li çalışanların emekliliği için 7200 olan prim gün sayısı yeterliyken esnaf ve sanatkârlarımız emeklilik için 9000 günü doldurmak zorundadır. Tüm kesimleri eşit haklara sahip olan ve sosyal güvenlikte norm birliğinin sağlanması için, SGK çalışanlarının 2 katı kadar fazla mesai yapan esnaflarımızın yıpranma payı düşünülerek ödemesi gereken prim gün sayısının indirilmesi gerekmektedir.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, milletvekillerimizin söz taleplerinin tamamı karşılanmıştır. Tekrar ifade ediyorum, 60’a göre başka söz vermeyeceğim bugün.

Şimdi söz talebi olan Sayın Grup Başkan Vekillerimizin söz taleplerini karşılayacağım.

Sayın Dervişoğlu, buyurun.

34.- İzmir Milletvekili Dursun Müsavat Dervişoğlu’nun, Irak’ın kuzeyinde devam eden Pençe 3 Harekâtı’nda teröristlerle çıkan çatışmada şehit düşen Piyade Uzman Çavuş Bayram Günay ile güvenlik korucusu İlyas Bağater’e Cenab-ı Allah’tan rahmet dilediğine, 13 Ocak Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kurucusu Rauf Denktaş’ı ölümünün 8’inci, 14 Ocak Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün muhterem anneleri Zübeyde Hanım’ı ölümünün 97’nci yıl dönümünde rahmetle yâd ettiğine, Türkiye A Millî Kadın Voleybol Takımı’nı Hollanda’da elde ettiği başarıdan dolayı tebrik ettiğine, emekliye, işçiye ek zam verilerek piyasalara can suyu sağlanması gerektiğine, Libya’da diplomasiyi ve diyaloğu savunduklarına ilişkin açıklaması

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Çok teşekkür ederim Sayın Başkan.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Irak’ın kuzeyinde yer alan Haftanin bölgesinde devam eden Pençe-3 Harekâtı’nda teröristlerle çıkan çatışmada 1 askerimiz ve 1 güvenlik korucumuz şehit olmuştur. Şehit uzman çavuşumuz Bayram Günay’a ve korucumuz İlyas Bağater’e Cenab-ı Allah’tan rahmet, kederli ailelerine sabrıcemil niyaz ediyorum. Aziz milletimizin başı sağ olsun.

Dün, ömrünü Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’mizin haklı bağımsızlık mücadelesine adamış Rauf Denktaş’ın vefatının 8’inci yıl dönümünü idrak ettik. Kendisini büyük bir saygı ve rahmetle anıyorum. Merhum Denktaş’ın ömrü boyunca hiç karşısında durmadık, her zaman yanında yer aldık. Bundan sonra da, emaneti olan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni emanetimiz kabul edecek, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin hak ve hukukuna hiçbir şartta halel getirtmeyeceğiz.

Bugün, devletimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün muhterem anneleri Zübeyde Hanım’ın 97’nci ölüm yıl dönümüdür. Zübeyde Hanım, oğlu Mustafa’yı Türklük gurur ve şuuruyla, İslam ahlak ve faziletiyle büyütmüş, eli öpülesi bir Türk kadınıdır. Kendisini ölüm yıl dönümünde hayır ve rahmetle yâd ediyorum.

Ayrıca, 2020 Tokyo Olimpiyat Oyunları Avrupa elemeleri finalinde Almanya’yı yenerek olimpiyatlara katılmaya hak kazanan Kadın Voleybol Takımı’mızı da tebrik ediyorum.

TÜRKİYE KAMU-SEN’in araştırmalarına göre, 2019’un Aralık ayında 4 kişilik bir ailenin asgari geçim haddi 6.897 lira, tek kişinin yoksulluk sınırı ise 3.408 lira olmuştur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) - Çalışan tek kişinin açlık sınırı bir önceki aya göre artarak 2.636 lira olmuştur. Bu rakamlara göre 4 kişilik bir ailenin aylık zorunlu harcamaları ortalama memur maaşının neredeyse 2 katına yükselmiştir. Hâl böyleyken memura, emekliye, işçiye verilen yüzde 5’lik zam, vatandaşımızı ekonomik sıkıntıdan kurtarmayacak kadar yetersizdir. Memur ve emekliye ek zam verilerek piyasalara can suyu sağlanmalıdır.

Dün, Moskova’da, Rusya ve Türkiye'nin ara buluculuğuyla gerçekleşen Serrac-Hafter anlaşmasına göre, Sayın Cumhurbaşkanının geçmişte “darbeci” dediği Hafter meşrulaştırılarak Berlin Konferansı’na katılma hakkı elde etti. Ayrıca, kurulacak Libya hükûmetinde Hafter’in de temsil edilmesi neredeyse karara bağlandı yani Hafter, Moskova’da yapılan bu anlaşmadan güçlenerek çıktı. Hani Hafter teröristti; madem teröristse nasıl Libya’nın kurulacak yeni yönetiminde yer almasına onay verildi? Üstelik ateşkesle beraber Libya’nın bugünkü hâli kabul edilmiş yani toprakların yüzde 94’ü Hafter’in kontrolünde kalmıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) - Oysa Cumhurbaşkanı Erdoğan geçen hafta, 5 Ocak akşamı katıldığı bir televizyon programında “Bir tarafta darbeci, bir tarafta meşru hükûmet var. Meşru hükûmet ile darbeci arasında ara bulucu olunur mu?” demiş fakat üç gün sonra Putin’in Türkiye’ye gelmesiyle ara bulucu olmayı kabullenmiştir.

Biz en başından beri Libya’da diplomasiyi ve diyaloğu savunuyorduk. Bunu, tezkereye “hayır” derken de açıkça ve defaatle ifade etmiştik. Şimdi gelinen nokta geçmişe oranla doğrudur; yanlış olan, en başta yapıldığı gibi, başka bir ülkenin iç savaşında taraf olma riskinin göze alınmasıydı.

Kayıtlara geçsin diye ifade ettim, Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum efendim.

BAŞKAN – Sayın Bülbül…

35.- Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül’ün, Irak’ın kuzeyinde devam eden Pençe 3 Harekâtı’nda teröristlerle çıkan çatışmada şehit olan askerimiz ile güvenlik korucumuza Allah’tan rahmet dilediğine, 13 Ocak Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin ilk Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’a vefatının 8’inci, 14 Ocak Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün muhterem anneleri Zübeyde Hanım’a ölümünün 97’nci yıl dönümünde Allah’tan rahmet, Tarsus Devlet Hastanesinde meydana gelen patlamada yaralanan vatandaşlara şifa dilediğine ilişkin açıklaması

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Irak’ın kuzeyinde, Haftanin bölgesinde sürdürülen operasyonlarda 1 askerimiz ve 1 güvenlik korucumuz şehit olmuştur. Şehitlerimize Allah’tan rahmet, aileleri başta olmak üzere aziz Türk milletine sabırlar diliyorum.

Yine, Kıbrıs davasının büyük lideri, Türk Mukavemet Teşkilatının Toros’u, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin ilk Cumhurbaşkanı Sayın Rauf Denktaş’ı vefatının 8’inci yıl dönümünde rahmetle, minnetle andığımızı ifade etmek istiyorum.

Bugün aynı zamanda, ülkemizin kurucu lideri Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün anneleri Zübeyde Hanım’ın aramızdan ayrılışının 97’nci yıl dönümüdür. “Nerede kaldı o anlar ki/ Analar kurt doğururdu/ Hilkat insan çamurunu/ Destanlarla yoğururdu.” mısralarındaki gibi bir anne olan Zübeyde Hanım’ı rahmetle anıyor ve bu vesileyle bütün annelerimize, hayatını kaybedenlere rahmet dilerken, hayatta olanlara da sağlık ve huzur dilediğimizi ifade etmek istiyoruz.

Mersin’in Tarsus ilçesindeki devlet hastanesinde meydana gelen patlamada 2’si ağır olmak üzere 5 vatandaşımızın yaralandığını öğrenmiş bulunuyoruz. Vatandaşlarımıza acil şifalar diliyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN- Sayın Oluç, buyurun.

36.- İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un, 5 Ocakta kaldığı yurttan çıktıktan sonra haber alınamayan Munzur Üniversitesi Çocuk Gelişimi Bölümü 2’nci sınıf öğrencisi Gülistan Doku’nun kaybolduğu bölgedeki MOBESE kayıtlarına nasıl ulaşılamadığını, polis tarafından şüphelilerin ifadesinin neden alınmadığını öğrenmek istediklerine, Mardin ili Nusaybin ilçesinde bin beş yüz yıldır faaliyet gösteren Mor Yakup Manastırı Rahibi Sefer Bileçen’in tutuklanması olayına, İstanbul Havaalanı’nda uygulanan 36 dilde ve 80 lehçede anlık çeviri hizmeti içerisinde Kürtçenin yer almamasının anlaşılır olmadığına ilişkin açıklaması

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın vekiller, Munzur Üniversitesi Çocuk Gelişimi Bölümü 2’ncı sınıf öğrencisi Gülistan Doku 5 Ocak tarihinde kaldığı yurttan çıktıktan sonra, aradan on gün geçmesine rağmen kendisinden herhangi bir haber alınamamıştır, on gündür Gülistan Doku ortada yoktur. Ailesi herhangi bir tatmin edici bilgiye sahip olmadığını, bizi arayarak, bize gelerek bu konudaki görüşlerini söylemiştir. Somut bilgi ve belgeler aileyle paylaşılmamaktadır.

Şimdi, bu konuda ciddi bir araştırma yapılmadığından ciddi olarak endişe etmekteyiz çünkü soruyoruz yani Dersim’de bir kimlik sorgulama noktasına yakın bir yerde nasıl oluyor da tek bir kamera bulunmuyor? Nasıl oluyor da Gülistan Doku’nun kaybolduğu bölgedeki MOBESE kayıtlarına ulaşılamıyor? Polis neden şüpheli olan herkesin ifadesini almıyor? Gereken bütün araştırmaların ivedilikle yapılması ve Gülistan Doku’nun bir an önce bulunması gerekiyor.

Bu konuda bir örtbas etme meselesinin gündemde olduğundan ciddi olarak şüphe ediyoruz çünkü ciddi bir çalışma yürütülmediği kanaatindeyiz. Özellikle birinci fail niteliğinde olan şahsın durumuyla ilgili henüz kamuoyu açık ve net bilgilendirilmemiştir. Bu kişinin önce yurt dışına çıktığı söylenmiştir ancak sonra gözetim altında olduğu belirtilmiştir. Peki, gözetim altında olan bu kişinin ifadeleri neden aileyle ve avukatlarla paylaşılmıyor, bu da belli değildir. Son derece gizemli bir durum on gündür devam etmektedir ve bugün bir vekil heyetimiz Dersim’dedir, Ağrı Milletvekilimiz Dilan Dirayet Taşdemir ve Batman Milletvekilimiz Ayşe Acar Başaran’dan oluşan heyet orada incelemeler yapmışlardır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi lütfen.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Gülistan Doku’nun ailesi, arkadaşları ve oradaki kadın örgütleri ve demokratik örgütler acilen bir bilgi ve sonuç istemektedirler. Öncelikle bunu belirtmek istiyoruz.

İkinci değinmek istediğim konu şudur: Mardin’in Nusaybin ilçesinde bin beş yüz yıldır faaliyet gösteren Mor Yakup Manastırı Rahibi Aho Sefer Bileçen geçtiğimiz günlerde kiliseye yapılan bir baskın sonucunda gözaltına alındı ve ardından da tutuklandı. Bileçen’le birlikte 3 din görevlisi daha gözaltına alındı. Rahip Bileçen, 2010 yılında restore edilen ve yeniden ibadete açılan manastırda o tarihten bu yana görev yapmaktaydı. Ortada bir gizli tanık ifadesi var, her zaman olduğu gibi gizli tanıklara dayanılarak bu gözaltı ve tutuklamalar yapılıyor. Esas itibarıyla, bu sorunun yaşandığı yerler, Süryani yurttaşlarımızın tekrar geri dönmeye başladıkları köyler…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Son cümlelerinizi alayım.

Buyurun.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – …Süryanilerin yaşadığı binlerce yıllık yerleşim alanlarıdır aynı zamanda ve Süryanilerin yeniden kendi yurtlarında, topraklarında özgürce yaşama imkânlarını aradıkları yerlerdir. Bu nedenle, bu tür gözaltı ve tutuklamaların aslında Süryani halkını, Süryani yurttaşlarımızı ciddi ölçüde tedirgin eden, rahatsız eden uygulamalar olduğunu özellikle belirtelim. Bu ülkede, Müslüman olmayan azınlıklar bir güvercin tedirginliğiyle yaşamaktadır. Bu gerçekliği bilerek hareket etmeliyiz ve Süryani yurttaşlarımızın inanç görevlilerine yönelik bu gözaltı ve tutuklamaların kesinlikle sona erdirilmesi ve serbest bırakılmaları gerekmektedir. Zaten Rahip Bileçen kendisi de verdiği ifadede demiştir ki: “İnancım gereği, kapıma kim gelirse gelsin yardım ederim. Bunun herhangi bir örgütle alakası yoktur benim için.” Bunu bir kez daha belirtmiş olalım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen tamamlayın.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Tamamlıyorum efendim.

Değinmek istediğim son konu da İstanbul Havaalanı’ndaki uygulamayla ilgili. Anlık çeviri sistemi uygulaması başlatıldı ve yolculara terminalin 35 farklı noktasında 36 dilde ve 80 lehçede anlık çeviri hizmeti veriliyor. Tabii ki güzel -akıllı tabletler sayesinde bu yapılıyor- buna bir itiraz yok. Çinceden Slovakçaya, Bulgarcadan Almancaya, Urducaya kadar her dilde yapılıyor; bir tek dilde yapılmıyor, o da Kürtçe. Yani Urducaya varıncaya kadar her dilde hizmet verilmesine rağmen, 20 milyondan fazla Kürt yurttaşımızın yaşadığı, ulaşım imkânlarını kullandığı bir ülkede bir kamu hizmeti olarak ana dillerinde bir hizmet verilmiyor. Bunun nasıl bir gerekçesi vardır, anlaşılır gibi değil. Bir taraftan TRT’de TRT Kurdî’yle yayın yapacaksınız, öbür taraftan -geçen gün Adalet Bakanının da söylediği gibi- savunmada Kürtçe konuşma imkânı olacak. Bin yıldır konuşulan bir dile…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Son cümlelerim efendim.

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen, son kez söz veriyorum Sayın Oluç.

Buyurun.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Adalet Bakanı “Bin yıldır konuşulan bir dile bilinmeyen bir dil muamelesi yapılamaz.” demiştir. Bütün bunlar ortadayken, havalimanında verilen hizmette Kürtçenin yer almaması anlaşılır bir durum değildir. Bu durumun değiştirilmesi için gerekli adımların atılmasını istiyoruz ve bu konuda da üzerimize düşenleri yapacağız.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Özkoç, buyurun.

37.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un, 14 Ocak Zübeyde Hanım’ı ölümünün 97’nci, 13 Ocak Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin ilk Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ı vefatının 8’inci yıl dönümünde saygıyla andığına, şehitlerimize Allah’tan rahmet dilediğine, olimpiyatlara katılma başarısı gösteren Türkiye A Millî Kadın Voleybol Takımı’nı kutladığına, orduda görev almak isteyen subay evlatlarımıza sahip çıkılması, 15 Temmuz şehit ve gazilerimiz için toplanılan paranın sahiplerine teslim edilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

“Analardır adam eden adamı.” derler ya… Bir evlat yetiştirerek Türkiye'nin gerçek Başkomutanını ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusunu Türk milletine emanet eden Zübeyde Hanım’ın 97’nci ölüm yıl dönümü; kendisini bir kez daha saygıyla ve minnetle anıyorum.

Olimpiyatlara katılma başarısı gösteren voleybolcularımızı kutluyor, buradan bütün Meclisin sevgi ve saygılarını iletiyorum.

Gerçekten “Kıbrıs Türkü” denince akla gelen, Kıbrıs Türkünün ruhunu, çektiği acıları, ızdırapları tüm dünyaya duyuran ve Kıbrıs Türkü için hayatı boyunca mücadele eden Sayın Rauf Denktaş’ı ölüm yıl dönümünde bir kere daha saygıyla anıyorum. Bu vesileyle şehitlerimizin yakınlarına, Türk milletine başsağlığı diliyor, saygılar sunuyorum.

Değerli arkadaşlar, bir anne düşünün, Türkiye Cumhuriyeti’nin ordusuna bir evlat yetiştirmek için çırpınsın. Türkiye Cumhuriyeti’nde yaşayan insanları düşünün, Türkiye Cumhuriyeti’nin göz bebeği ordusuna evlatlar yetiştirmek isteyen anaları düşünün; bu analar gurur duymak istiyorlar, bu analar evlatlarını subay, general olarak görmek istiyorlar ama hain terör örgütü, FET֒cü terör örgütü ordunun içerisine sızıyor. Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanları, ordunun içine sızan hain terör örgütlerini tek tek tespit edip de ordudaki görevlerine son verirken Türkiye’de sanki…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – …Müslümanlığı yerine getirip namaz kılanlar ordudan ihraç ediliyormuş algısı yaratılarak bu hainler Türk ordusu içerisinde örgütlendiler.

Türkiye Cumhuriyeti’nin Genelkurmay Başkanını bir gizli tanık tarafından haince iftiralarda bulunulmasıyla müebbet hapse mahkûm eden Zekeriya Öz elini kolunu sallaya sallaya Türkiye Cumhuriyeti’ni terk ederken, bir numaralı sanık Adil Öksüz hâlâ yakalanmazken… Askerî okul öğrencileri beraat etmeleri gerektiği hâlde, bugüne kadar yapılan tüm suçlamalardan muaf oldukları hâlde, bütün suçlamaları balistik raporlarına varıncaya kadar delilleriyle reddedildiği hâlde bugün bir anne evladı için feryat ederek yürüyüşe çıkıyor. Bu evlatlarımızın sesini duymak zorundayız, Meclis olarak duymak zorundayız, iktidar olarak duymak zorundayız ve evlatlarımıza sahip çıkmak zorundayız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi, buyurun.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Evlatlarımıza, orduda görev almak isteyen subay evlatlarımıza sahip çıktığımız gibi, 15 Temmuz hain darbe girişiminde ölen şehitlerimizin yakınlarına da sahip çıkmalıyız.

Onlar için, teröre kurban giden kardeşlerimizin yakınları için toplanan paraları “Vakıf kuracağız, hazinede tutuyoruz.” uydurmacalarından kurtarıp bir an önce bu yakınlarına teslim etmeliyiz. Bu da bizim görevimizdir.

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Turan, buyurun.

38.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, Irak’ın kuzeyinde devam eden Pençe 3 Harekâtı’nda teröristlerle çıkan çatışmada şehit düşen Piyade Uzman Çavuş Bayram Günay ile güvenlik korucusu İlyas Bağater’e Cenab-ı Allah’tan rahmet dilediğine, son terörist yok oluncaya kadar mücadeleye devam edeceklerine, 13 Ocak Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ı vefatının 8’inci, 14 Ocak Zübeyde Hanım’ı ölümünün 97’nci yıl dönümünde rahmetle yâd ettiklerine ve olimpiyatlara katılma başarısı gösteren A Millî Kadın Voleybol Takımı’mızı tebrik ettiklerine ilişkin açıklaması

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Dün Irak’ın kuzeyinde icra edilen operasyonlarda teröristlerle çıkan çatışmada Piyade Uzman Çavuş Bayram Günay ve güvenlik korucusu İlyas Bağater şehit oldu. Şehitlerimize Allah’tan rahmet, ailelerine ve yakınlarına başsağlığı diliyoruz. Son terörist yok oluncaya kadar, son terör bataklığı kurutuluncaya kadar mücadelemiz kararlılıkla devam edecek. Milletimizin başı sağ olsun.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dün Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın vefatının 8’inci yıl dönümüydü. Rauf Denktaş, Kıbrıs davasının önderi, devlet adamı, vatan ve millet sevdalısı olarak tarihteki ve kalplerimizdeki müstesna yerini daima koruyacaktır; bir kez daha rahmet ve saygıyla yâd ediyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal’in annesi Zübeyde Hanım’ın vefatının 97’nci yıl dönümü. Zübeyde Hanım’ı rahmetle ve duayla yâd ediyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yine, 12 Ocak 2020 Tokyo Olimpiyat Oyunları Avrupa Kıta Elemeleri finalinde Almanya’yı mağlup ederek bizleri gururlandıran A Millî Kadın Voleybol Takımı’mızı tebrik ediyoruz. “Filenin Sultanları”na 2020 Tokyo Olimpiyatları’nda başarılar diliyoruz.

Tüm milletvekili arkadaşlarımı saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Tezkereler

1.- Cumhurbaşkanlığının, Anayasa ve Adalet Komisyonları üyelerinden kurulu Karma Komisyonda bulunan Kocaeli Milletvekili Saffet Sancaklı hakkında yasama dokunulmazlığının kaldırılması hakkında tezkeresinin (3/863) Cumhurbaşkanlığına iade edildiğine ilişkin tezkeresi (3/1048)

BAŞKAN - Anayasa ve Adalet Komisyonu Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonda bulunan Kocaeli Milletvekili Saffet Sancaklı’ya ait (3/863) esas numaralı Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Cumhurbaşkanlığı Tezkeresi, Cumhurbaşkanlığının 20 Aralık 2019 tarihli yazısı doğrultusunda Cumhurbaşkanlığına iade edilmiştir.

Bilgilerinize sunulmuştur.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının 2 tezkeresi vardır, ayrı ayrı okutup bilgilerinize sunacağım.

2.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Türkiye Büyük Millet Meclisi Dışişleri Komisyonu Başkanı ve üyelerinden oluşan heyetlerin Rusya, Güney Kore, Hırvatistan, Belarus, Azerbaycan, Finlandiya, Romanya, Polonya ve Bulgaristan’a ziyarette bulunduğuna ilişkin tezkeresi (3/1049)

31/12/2019

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Türkiye Büyük Millet Meclisi Dışişleri Komisyonu Başkanı ve üyelerinden oluşan heyetler, Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında 3620 sayılı Kanun’un 6’ncı, 9’uncu, 10’uncu ve 11’inci maddeleri gereğince Rusya, Güney Kore, Hırvatistan, Belarus, Azerbaycan, Finlandiya, Romanya, Polonya ve Bulgaristan'a ziyaretler gerçekleştirmiştir.

Söz konusu Rusya ziyaretine TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı ve İstanbul Milletvekili Volkan Bozkır, Denizli Milletvekili Ahmet Yıldız, Kayseri Milletvekili İsmail Özdemir ve Aydın Milletvekili Aydın Adnan Sezgin; Güney Kore ziyaretine TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı ve İstanbul Milletvekili Volkan Bozkır, Bursa Milletvekili Atilla Ödünç, Gaziantep Milletvekili Ali Şahin, Ankara Milletvekili Ahmet Haluk Koç, Kayseri Milletvekili İsmail Özdemir, İstanbul Milletvekili Ümit Özdağ; Hırvatistan ziyaretine TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı ve İstanbul Milletvekili Volkan Bozkır, Kocaeli Milletvekili Radiye Sezer Katırcıoğlu, İzmir Milletvekili Ceyda Bölünmez Çankırı, Hatay Milletvekili Mehmet Güzelmansur ve Kayseri Milletvekili İsmail Özdemir; Azerbaycan ziyaretine TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı ve İstanbul Milletvekili Volkan Bozkır, Denizli Milletvekili Ahmet Yıldız, İstanbul Milletvekili Yunus Emre, Kayseri Milletvekili İsmail Özdemir; Belarus ziyaretine TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı ve İstanbul Milletvekili Volkan Bozkır, İstanbul Milletvekili Ahmet Berat Çonkar, Karabük Milletvekili Niyazi Güneş, Hatay Milletvekili Mehmet Güzelmansur, Kayseri Milletvekili İsmail Özdemir, İstanbul Milletvekili Ümit Özdağ; Bulgaristan ziyaretine TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı ve İstanbul Milletvekili Volkan Bozkır, İstanbul Milletvekili Yunus Emre, Kayseri Milletvekili İsmail Özdemir, İstanbul Milletvekili Ümit Özdağ'ın katıldığı ve TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı ve İstanbul Milletvekili Volkan Bozkır’ın Avrupa Birliği Konseyi Romanya Dönem Başkanlığı tarafından Romanya'nın başkenti Bükreş'te ve Avrupa Birliği Konseyi Finlandiya Dönem Başkanlığı tarafından Finlandiya'nın başkenti Helsinki’de düzenlenmiş olan Ortak Dış ve Güvenlik Politikası ve Ortak Güvenlik ve Savunma Politikası Parlamentolararası Konferanslarına katılımı ile Polonya'nın başkenti Varşova'da düzenlenmiş olan Varşova Güvenlik Forumu’na ve Helsinki'de düzenlenmiş Helsinki Siyasi Forumu’na katıldığı, ayrıca TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanlığının konuğu olarak Karadağ Parlamentosu Uluslararası İlişkiler ve Göçmenler Komisyonu, Bulgaristan Ulusal Meclisi Dışişleri Komisyonu, Norveç Parlamentosu Dışişleri ve Savunma Komisyonu, Portekiz Parlamentosu Dışişleri Komisyonu ve Sırbistan Cumhuriyeti Ulusal Meclisi Dışişleri Komisyonunun ülkemizi ziyaretleri Türkiye Büyük Millet Meclisi Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında 3620 sayılı Kanun’un 7’inci maddesi gereğince Genel Kurulun bilgilerine sunulur.

                                                                                                                                  Mustafa Şentop

                                                                                                                        Türkiye Büyü Millet Meclisi

                                                                                                                                        Başkanı

3.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu’nun Adalet ve Kalkınma Partisi Grubundan istifa etmesiyle Türkiye-AB Karma Parlamento Komisyonunda (KPK) ve Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisinde (AKPM) boşalan üyelikleri ile Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı Parlamenter Asamblesinde (AGİTPA) ve NATO Parlamenter Asamblesinde (NATOPA) boşalan yedek üyelikler için Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu Başkanlığınca bildirilen ve Başkanlık Divanında yapılan incelemede uygun görülen üyelerin isimlerine ilişkin tezkeresi (3/1050)

7/1/2019

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu'nun Adalet ve Kalkınma Partisi Grubundan istifa etmesiyle Türkiye-AB Karma Parlamento Komisyonunda (KPK) ve Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisinde (AKPM) boşalan üyelikleri ile Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı Parlamenter Asamblesinde (AGİTPA) ve NATO Parlamenter Asamblesinde (NATOPA) boşalan yedek üyeliklere 28/3/1990 tarihli ve 3620 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun'un 2'nci maddesine göre Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu Başkanlığınca bildirilen ve anılan Kanun'un 12'nci maddesi uyarınca Başkanlık Divanında yapılan incelemede uygun görülen İzmir Milletvekili Cemal Bekle'nin Türkiye-AB KPK üyeliği, Diyarbakır Milletvekili Mehmet Mehdi Eker'in AKPM üyeliği, Aksaray Milletvekili Cengiz Aydoğdu'nun AGİTPA yedek üyeliği ve Kars Milletvekili Ahmet Arslan'ın NATOPA yedek üyeliği Genel Kurulun bilgilerine sunulur.

                                                                                                                                  Mustafa Şentop

                                                                                                                       Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                                                                        Başkanı

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

B) Önergeler

1.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, (2/2481) esas numaralı 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’ni geri aldığına ilişkin önerge yazısı (4/54)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, esas komisyon olarak Adalet Komisyonu, tali komisyon olarak da Plan ve Bütçe Komisyonuna havale edilen (2/2481) esas numaralı, 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi Manisa Milletvekili Özgür Özel tarafından geri alınmıştır.

Bilgilerinize sunulmuştur.

İYİ PARTİ Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

VI.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- İYİ PARTİ Grubunun, İstanbul Milletvekili Abdul Ahat Andican ve 21 milletvekili tarafından, Kanal İstanbul Projesi’nin ekolojik dengeleri bozabileceği, Marmara’nın daha fazla kirlenmesine yol açabileceği, Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ni hükümsüz kılacağı, İstanbul Boğazı’nda seksen yıldan beri sürdürülen uluslararası dengeleri bozabileceği iddialarının araştırılması amacıyla 14/1/2020 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 14 Ocak 2020 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

14/01/2020

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 14/1/2020 Salı günü (bugün) toplanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19'uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasına saygılarımla arz ederim.

                                                                                                                        Dursun Müsavat Dervişoğlu

                                                                                                                                          İzmir

                                                                                                                              Grup Başkan Vekili

Öneri:

İstanbul Milletvekili Abdul Ahat Andican ve 21 milletvekili tarafından Kanal İstanbul Projesi'nin ekolojik dengeleri bozabileceği, Marmara'nın daha fazla kirlenmesine yol açabileceği, Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ni hükümsüz kılacağı, İstanbul Boğazı'nda seksen yıldan beri sürdürülen uluslararası dengeleri bozabileceği gibi iddiaların araştırılması amacıyla 14/1/2020 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerin 14/1/2020 Salı günlü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere İYİ PARTİ Grubu adına Sayın Abdul Ahat Andican, buyurun. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA ABDUL AHAT ANDİCAN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; geçtiğimiz bütçe görüşmeleri sırasında Kanal İstanbul’la ilgili olarak yaptığım konuşmada “Kanal İstanbul Projesi, iktidarın iddia ettiği gibi bir medeniyet projesi değil; İstanbul’un tarihine, bölgenin ekosistemine, İstanbul halkına, Türk ekonomisine, Türk dış siyasetine ve Türk milletinin geleceğine karşı sunulan bir ihanet projesidir.” demiştim.

Evet, değerli milletvekilleri, bu proje sadece bir rant ve siyaset projesidir. Bugün bu konuyu Meclise bir araştırma önergesi olarak getirme gerekçem olan siyasi boyutu değerlendirmek istiyorum. Kanal İstanbul Projesi’nin, gündeme getirildiği ilk günden beri, Türk milletinden gizlenen, gözlerden kaçırılan bir siyasi boyutu var arkadaşlar ve bu siyasi boyut Türk dış siyasetini önümüzdeki onlu yıllarda ipotek altına alabilecek niteliktedir. Dolayısıyla konu Türkiye Büyük Millet Meclisinde enine boyuna tartışılmalıdır. Türk siyaset gündemine 1994’te Ecevit tarafından getirilen ama daha sonra ekolojik açıdan, siyasi açıdan, uluslararası anlaşmalar açısından sakıncaları görüldüğü için geri çekilen Kanal İstanbul Projesi, hatırladığınız gibi veya hatırlayacağınız gibi, daha sonra AKP Genel Başkanı tarafından 2011’de yeniden gündeme getirilmiştir. Aradan geçen dokuz yıl boyunca iktidar, boğazlardaki güvenliğe sağlayacağı katkılar konusunda, ülke ekonomisine getireceği getiriler konusunda çok söylemlerde bulundu ama siyasi, uluslararası siyaset boyutuna hiç değinmedi. Ne zamana kadar? İki ay öncesine kadar. İki ay önce Sayın Cumhurbaşkanı, kanala yönelik yapılan ciddi itirazlara verdiği bir cevap konuşmasında şunu söylüyor, diyor ki: “Bunun yanında çok daha siyasi bir boyutu olacak, o siyasi boyutuyla da, inşallah, Kanal İstanbul dünyada çok ciddi bir sükse yapacak.” Çok ciddi bir sükse yapacakmış.

Şimdi, sormamız gereken şey şu: Bakanların, milletvekillerinin ya da Türkiye’de Sayın Cumhurbaşkanından başka hiç kimsenin bilmediği bu siyasi boyut nedir? Bu siyasi boyut eğer Montrö’yle alakalı değilse değerli arkadaşlar, uluslararası siyaset açısından, uluslararası dünya açısından hiçbir önemi yoktur; demek ki Montrö’yle alakalı bir şey bu. Zaten Sayın Cumhurbaşkanı daha sonra yaptığı bir konuşmada da “Kaldı ki boğazlarda Montrö’de bize tanınan bir hak yok, istedikleri gibi gelip geçiyorlar. Düşünün, sizin boğazınızı kullanıyorlar ama hiçbir şey elde edemiyorsunuz.” diyerek Montrö’den şikâyetçi olduğunu gündeme getiriyor. Daha da önemlisi, iktidarın emriyle ve denetiminde yapılan ÇED raporunda, arka sayfalarda bir cümle olarak, ÇED raporunu yapan ekip, hiç alakası yokken, İstanbul Boğazı’yla ilgili bir ÇED raporuna Marmara ile Saros Körfezi’ni birleştiren bir kanal projesi daha ekliyor. İlginç değil mi? Bu, Sayın Cumhurbaşkanının Montrö’den sadece şikâyet etmekle kalmayıp aynı zamanda Montrö’yü delmeye, Montrö’yü etkisizleştirmeye çalıştığının ilginç bir boyutu, göstergesi.

Montrö’den sadece Sayın Cumhurbaşkanı şikâyetçi değil ya da delmek istemiyor, Amerika Birleşik Devletleri de aynı sevdanın peşinde; mümkünse delmek istiyor, kaldırmak istiyor. Amerikan Senatosunda bu konuyla ilgili yapılan çalışmalar var ve bu çalışmalarda ABD güçlerinin boğazlardan geçmesini engelleme projesi olarak, engelleme uygulaması olarak Montrö suçlanıyor ve “Montrö Sözleşmesi’ni değiştirmemiz veya ters yüz etmemiz gereklidir.” deniyor.

Sonuç: Cumhurbaşkanı ABD’nin bu isteğine karşı çıkıyor mu yoksa taraftar mı? Bunu da nereden anlıyoruz? 8-9 Temmuz 2016 tarihlerinde Varşova’da NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg’e söylediği şu sözler var, çok önemli: “Karadeniz’de görünmüyorsunuz. Karadeniz’de görünmeyişiniz Karadeniz’i âdeta Rusya’nın bir gölü hâline dönüştürüyor. Karadeniz’i tekrar istikrar havzası kılmalıyız.” Bu sözler Cumhurbaşkanına ait.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Andican, sözlerinizi tamamlayın.

ABDUL AHAT ANDİCAN (Devamla) – Sonuçta, Stoltenberg imzasıyla NATO önümüzdeki yıllar için Karadeniz’de güçlü NATO yol haritasını çiziyor.

Sonuç: Türkiye, Kanal İstanbul Projesi aracılığıyla ABD ve Rusya arasındaki bir çatışma eksenine sürükleniyor arkadaşlar, önümüzdeki onlu yıllarda bununla karşı karşıya kalacağız. Cumhurbaşkanı bunu aslında çok iyi biliyor, çok iyi biliyor. Ama iç siyasette yaptığı gibi, hani o yıllarca birlikte çalıştığı insanlardan “Aldatıldım.” diye elini yıkaması gibi bu işten de kurtulacağını zannediyor ama bu, mümkün değil değerli arkadaşlar, dış politikada iş böyle yürümüyor. Dış politikada en yakın Hafter olayında gördüğünüz gibi, öyle, önce “Darbecilerle görüşülmez, aracılık yapılmaz.” deyip ondan sonra aracılık yapmaya kalkarsanız sonuçta Türkiye'yi -ona verilen reaksiyonu da göz önüne alırsanız- uluslararası camiada komik duruma düşüren, zayıf gösteren bir reaksiyonla karşı karşıya kalırsınız değerli arkadaşlar.

Bir an için Kanal İstanbul Projesi’nin gerçekleştiğini düşünelim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ABDUL AHAT ANDİCAN (Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Yalnız, bu şekilde başka uzatma yapmayacağım, lütfen tamamlayın.

ABDUL AHAT ANDİCAN (Devamla) – Bu projenin gerçekleştirildiğini düşünelim. Bugün Suriye'de Amerikalıların çizdikleri çizginin ötesine geçemeyen iktidarınız -Sayın Cumhurbaşkanına sesleniyorum- o dönemde ABD’nin Montrö’yü baypas isteklerine karşı nasıl direnecek? Mümkün değil. Dolayısıyla en iyisi, Sayın Cumhurbaşkanı, siz Kanal İstanbul Projesi’nden vazgeçin, vazgeçin. Boğazları Türkiye'nin denetiminde bırakan Montrö Sözleşmesi’ne delik açtırmayın, baypas ettirmeyin, Türkiye'ye yapacağınız en büyük iyilik bu olur.

Tabii, Kanal İstanbul’un inşa edildiğini düşünürsek bu problemler ortaya çıktığında muhtemelen Sayın Cumhurbaşkanı ve AKP iktidarı artık tarih olmuş olacak, siyasi tarih olmuş olacak, dolayısıyla bu sorunlarla Türkiye'nin o günkü yöneticileri uğraşmak zorunda kalacak. Bu, çok kötü bir miras olur diyor, hepinize saygılar sunuyorum. (İYİ PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Sayın Erol Katırcıoğlu.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA EROL KATIRCIOĞLU (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın vekiller, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, Kanal İstanbul Projesi’ne baktığımızda, boyutuna göre yeteri kadar tartışılmamış bir proje. Bu sebeple de esasında Türkiye’nin tartışması gereken bir proje anlaşılan, Hükûmetin getirmesi bunu ima ediyor ama her şeyden önce sanırım Parlamentonun, bizlerin yeteri kadar aydınlanmadığından gidersek bu tartışmaları yapmaya devam etmemiz gerekir diye düşünüyorum.

Şimdi, arkadaşlar, Kanal İstanbul’a proje olarak baktığımızda birçok yanı var, birçok boyutu var ve bu boyutları üç dakika içinde konuşamayacağım için ben bir iki boyutu üzerine birkaç cümle söylemek istiyorum. Bunlardan bir tanesini şöyle ifade edeyim: Bugün Hükûmet, Türkiye’de arzu ettiği, istediği ama bir türlü beceremediği ekonomik iyileşmeyi sağlamaya yönelik olmak üzere kaynak arayışında temel olarak. Bu kaynaklardan bir tanesi Kıbrıs doğal gazı ve Libya muhabbetiyle ilişkili olmakla birlikte bir diğeri de Kanal İstanbul çünkü oradan büyük bir rant geliri elde edeceğini hesap ediyor ve dolayısıyla da ihtiyacı olan kaynakları orada yaratabileceğini düşünüyor. Fakat arkadaşlar, şunun altını çizmek istiyorum: Türkiye, Orta Doğu’yla ilişkili hâle geldikçe neredeyse Orta Doğululaşıyor yani bundan kastettiğim, demokrasiden uzaklaşıyor. Neden uzaklaşıyor? Çünkü arkadaşlar, Kanal İstanbul gibi bir proje, o projeyi etkileyecek olan insanların görüşleri alınmadan yapılamaz. Bu cümlem, bugünün demokrasi anlayışının bir ifadesidir. Başka biçimde ifade edeyim: Herhangi bir proje, o projeyle hayatları etkilenecek olan insanların görüşleri alınmadan yapılamaz, yapılırsa eğer meşru olmaz. Yani sizin Cumhurbaşkanı olmanız, iktidarda olmanız kendi başına bir meşruiyet sağlamaz; bir meşruiyet sağlayabilmesi için mutlaka ve mutlaka -dediğim gibi, bu örnekten gidersek- İstanbul’un, Türkiye'nin insanlarının görüşlerini almak zorundasınız ki esas itibarıyla bunun, böyle bir projenin bir referandum projesi olması gerektiğini söylemek istiyorum.

Arkadaşlar, ikinci olarak şunun da altını çizmek istiyorum -süre hızla geçiyor- böyle bir projeyi, Bakanın açıklamasından anladığımız kadarıyla 15 milyar dolar civarında olacak olan bu projeyi yapmak üzere planlayan arkadaşlara şunu sormak gerekir diye düşünüyorum: “Bu proje bugünün ihtiyacı mıdır?” diye bir soru sormak lazım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

EROL KATIRCIOĞLU (Devamla) – Evet, bir dakika veriyorsunuz değil mi Sayın Başkan?

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi, buyurun.

EROL KATIRCIOĞLU (Devamla) – Gerçekten, bugün itibarıyla 15 milyar dolar böyle bir projeye yatırılmalı mıdır, yoksa genel olarak kamunun, toplumun daha çok yararına olabilecek olan başka projeler mi dikkate alınmalıdır? Bu soru, bence çok açık ve net bir şekilde sorulması gereken ama yeterince sorulmamış olduğunu düşündüğüm bir sorudur.

Kanaatim odur ki böyle baktığımızda, bu projenin şöyle şöyle olumlu sonuçlar üretecek olduğu konusunda iddialarınız olsa bile, zamanlamasının, önceliğinin ne olduğunu sormanız lazım diye düşünüyorum. Dolayısıyla, bu soruyu sormadan, bu sorunun cevabını almadan da atılacak her adımın yanlış adım olacağını düşünüyorum.

Son on saniyem var, şunu da ekleyeyim: Bakın, bugün yerel yönetimler birçok konuda karar verirken, mesela Ankara’da 7’nci Cadde’yi trafiğe açalım mı açmayalım mı kararını verirken topluma sorma ihtiyacını hissetmiş. Dolayısıyla, size önerim, Kanal İstanbul meselesinin toplumla konuşulması gerekir, yeteri kadar konuşulmamıştır.

Hepinize saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Evet, Sayın Öztunç, yerinizden bir dakika söz veriyorum.

Buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

39.- Kahramanmaraş Milletvekili Ali Öztunç’un, 30 Aralık 2019 tarihinde babasının vefatı nedeniyle gerek cenaze törenine katılan gerekse taziyelerini ileten siyasi partilerin Genel Başkanları, Meclis Başkanı, Meclis Başkan Vekilleri ile tüm milletvekillerine teşekkür ettiğine ilişkin açıklaması

ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) – Evet, Sayın Başkanım, çok teşekkür ediyorum.

30 Aralıkta babamı kaybettim. Bu vesileyle, gerek Ankara’da gerekse Kahramanmaraş’taki cenaze törenimize katılan saygıdeğer milletvekillerimize, Sayın Meclis Başkanımıza, sizlere, tüm Meclis Başkan Vekillerimize, siyasi partilerimizin arayan Genel Başkanlarına ve bütün milletvekili arkadaşlarımıza katıldıkları için, aradıkları için çok teşekkür ediyorum.

Saygılarımı sunuyorum.

VI.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- İYİ PARTİ Grubunun, İstanbul Milletvekili Abdul Ahat Andican ve 21 milletvekili tarafından, Kanal İstanbul Projesi’nin ekolojik dengeleri bozabileceği, Marmara’nın daha fazla kirlenmesine yol açabileceği, Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ni hükümsüz kılacağı, İstanbul Boğazı’nda seksen yıldan beri sürdürülen uluslararası dengeleri bozabileceği iddialarının araştırılması amacıyla 14/1/2020 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 14 Ocak 2020 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Öneri üzerindeki görüşmelere devam ediyoruz.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Gülizar Biçer Karaca, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA GÜLİZAR BİÇER KARACA (Denizli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

İYİ PARTİ tarafından verilen, Kanal İstanbul konusunun araştırılmasına ilişkin önerge üzerinde partim adına söz almış bulunuyorum.

Değerli milletvekilleri, Türkiye’de aklın ve bilimin yol göstericiliğine, sağduyuya ve gelecek için düşünerek adım atmaya en çok ihtiyaç duyduğumuz günlerden geçiyoruz. Bugünlerde Türkiye gündemine getirilen, “Kanal İstanbul” adında, “rant projesi” diye ifade ettiğimiz bir projeyle günlerdir uğraşıyoruz, bunu tartışıyoruz.

Biz, Kanal İstanbul Projesi’ne ilk ortaya çıktığından beri “rant projesi” demiştik ama AK PARTİ sıralarından her defasında çok yoğun itirazlar geldi ve geçtiğimiz gün -sanıyorum dündü- Ulaştırma Bakanı çıktı, televizyon ekranlarında dedi ki: “Kanal İstanbul bir rant projesidir.” Yani Cumhuriyet Halk Partisinin bütün söylemlerini aslında, bozuk saat günde 2 kez doğruyu gösterirmiş hesabıyla Ulaştırma Bakanı da doğruladı. Kanal İstanbul’a AK PARTİ’nin Genel Başkanı ne diyor: “Kanal İstanbul sükse projesidir.”

Değerli milletvekilleri, ülkemizde açlıktan intihar eden, çocuğuna mama alamadığı için intihar eden, işsizliğin pençesinde inim inim inleyen yurttaşlarımız var iken Türkiye’de sükse projelerine değil, sosyal adaleti sağlayacak, vatandaşlarımızın huzurunu ve refahını artıracak projelere ihtiyaç duyuyoruz.

Şimdi “Aklın ve bilimin yol göstericiliğine çok ihtiyacımız var.” demiştik. Bu bağlamda Kanal İstanbul Projesi’nin ÇED dosyası hazırlanırken TÜBİTAK da -yani göz bebeğimiz, ülkemizde bilimi, teknolojiyi bize öğretecek ve çocuklarımıza bilimin ve aklın yol göstericiliğini hayata geçirmekte katkı verecek olan kurum- bir rapor ve görüş verdi ve bu görüşte, 14 madde hâlinde, Kanal İstanbul Projesi’nin risklerini ve neden yapılmaması gerektiğine ilişkin sorunları tek tek, bilimsel anlamda -6 bilim insanının imzasıyla- sundu.

Sayın Genel Başkanımız tarafından bu projeye ilişkin TÜBİTAK görüşü ifade edildiğinde -üzülerek ifade etmek isteriz ki- Türkiye’mizin gözbebeği dediğimiz… Aklın ve bilimin yol göstericiliğine en çok ihtiyaç duyduğumuz bugünlerden geçerken bu görüşüne dedi ki: “Biz bu görüşü yalanlıyoruz.” Kim bunu dedi? Bunu, 6 bilim insanı değil, TÜBİTAK’taki Başkan ve yöneticiler dedi. Eğer TÜBİTAK gibi bir kurum, aklın ve bilimin yol göstericiliğinde sunulan bu görüşü siyasi iradenin baskısıyla geri çekmiş ve bu açıklamayı yapmak zorunda kalmış ise gerçekten ülkemiz için, bizim için, çocuklarımız için, geleceğimiz için çok büyük bir sorun var demektir.

Peki, sadece TÜBİTAK mı görüşünden vazgeçti?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi lütfen.

Buyurun.

GÜLİZAR BİÇER KARACA (Devamla) – Bu projeyi, bu rant projesini, Ulaştırma Bakanının da ifade ettiği bu rant projesini hayata geçirmek için Devlet Su İşlerinin görüşü saklandı; Devlet Hava Meydanları İşletmesinin “Bu proje yapılırsa üçüncü havalimanını kullanamayız.” görüşü yine siyasi baskıyla maalesef “Sehven verdik.” denilerek geri çektirilmek durumunda kalındı.

Değerli milletvekilleri, Kanal İstanbul Projesi eğer sadece boğaz trafiğini önleyecek bir projeyse ben şunu sormak isterim: Projenin hayata geçirileceği güzergâhta tarım alanları var ama bu proje yapılırken tarım alanları neden tarım alanı olarak korunmuyor, tarım alanlarında niye inşaat ve beton projeleri hayata geçirilmek isteniyor? Neden o zaman “boğaz trafiği” dediğiniz sorunu sadece kanal yaparak çözmüyorsunuz da kanalın etrafına yüzlerce inşaat ve beton yığmaya çalışıyorsunuz?

Kanal İstanbul, bir rant projesidir. Kanal İstanbul, iktidarınızın koltuğunu koruma projesidir.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Sayın Ahmet Arslan, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA AHMET ARSLAN (Kars) – Saygıdeğer Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi en derin saygılarımla selamlıyorum.

Kanal İstanbul Projesi, dokuz yıl önce ortaya, gündeme getirilmiş; sonra, dokuz yıl sonra, iki ay önce konuşulmuş bir proje değil. Dokuz yıl önce açıklanırken de bir mutfak çalışması vardı. Bendeniz o zaman da bu mutfak çalışmasının içerisinde bulunuyordum. Daha sonraki süreçlerde, güzergâh çalışmaları birçok üniversiteyle birlikte yapıldı. 2013-2014 yılında yaklaşık 10 bin metre sondaj yapıldı. Daha sonraki dönemde, 200 bilim insanı, uzman, 16 profesör, 6 doçent, 16 doktor, birçok yüksek mühendis ve mimarın da içinde bulunduğu ilave çalışmalar yapıldı. Daha sonra, on sekiz ay boyunca da ÇED süreci devam etti ki bu dönemde halkın katılımıyla da toplantılar yapıldı. Özellikle bunu Avrasya’da, Marmaray Projesi’nde, üçüncü havalimanında da gördük. Önce bunların bir hazırlık süreci vardır, o hazırlık süreçleri çalışıldıktan sonra diğer ayrıntılar paylaşılır. Bütün bunlar, bu çerçevede, bir günde olmadı, dokuz yılın emeğidir, dokuz yılın sonunda bu aşamaya gelmiştir.

Boğazlar sadece bizim değil. İstanbul, medeniyetlere başkentlik yapmış, birçok medeniyetin değerlerini taşır. Bu değerlere sahip çıkmak, bu değerleri korumak, dünya mirasını korumak bizim boynumuzun borcudur. İşte bunu yapmak için İstanbul Boğazı’nı tehlikelerden kurtarmak, korumak hiçbir parayla ölçülmez. Velev ki bir can dahi parayla kıyaslanmaz. İstanbul’un tarihî dokusunun korunması da parayla ölçülmez. O yüzden, Kanal İstanbul’un maliyeti düşünülerek “Bundan vazgeçelim, İstanbul Boğazı’na ve İstanbul’a ne olursa olsun.” diyecek hâlimiz yok.

Bir şeyi özellikle ve özellikle vurgulamak isterim: Montrö Sözleşmesi ne yazık ki iyi bilinmiyor, iyi bilinmediği için de yanlış yorumlar yapılıyor. Montrö Sözleşmesi’nde özellikle “Boğazlar” ifadesi geçer veya “Boğazlar” genel deyimi. “Boğazlar” genel deyimi, hem Çanakkale Boğazı’nı hem Marmara Denizi’ni hem İstanbul Boğazı’nı kapsar ki boğazlardan askerî bir geminin geçişiyle veya diğer gemilerin geçişiyle ilgili işlem yapılırken Çanakkale Boğazı’ndan girip İstanbul Boğazı’ndan Karadeniz’e çıkışına kadar olan kısmı birlikte değerlendirilir; özellikle bunu vurgulamak isterim.

Sayın Başkanım, cümlem yarım kalmasın. Eğer bir süre verirseniz…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayınız, buyurunuz.

AHMET ARSLAN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, sadece boğazlardan geçişi değil, bir de Karadeniz’de bulunacak gemileri sınırlayan da bir kısmı var bunun. O da özellikle savaş zamanları hariç, barış zamanında da Karadeniz’de kıyıdaş ülkelerin dışındaki ülkelerin savaş gemilerinin tonajının 45 bin tonu geçemeyeceğini, yirmi bir günden fazla kalamayacağını özellikle sınırlar ve bu da Türkiye'nin kontrolündedir. Hâl böyle olunca da Türkiye için boğazlar neyse, Çanakkale Boğazı, İstanbul Boğazı, Marmara neyse bununla birlikte Karadeniz’in güvenliği aynı şeydir.

Kanal İstanbul bir iç su yolu olarak gemilerin geçişini kolaylaştıracak, İstanbul’a gelir getirecek, İstanbul’un yaşam konforunu artıracak, İstanbullunun yaşam konforunu artıracak, bunda hiç şüphe yok. Ama bilinmeli ki boğazlar tüzüğü ayrı bir şeydir, Montrö ayrı bir şeydir, bir iç su yolu olarak yapılacak olan Kanal İstanbul ayrı bir şeydir; bunları kesinlikle karıştırmamak lazım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

AHMET ARSLAN (Devamla) – Zira, biz hiçbir projeyi ülkemize ihanet olsun diye yapmıyoruz, hiçbir projeyi insanımız mağdur olsun diye yapmıyoruz; bu, üçüncü havalimanı için de böyledir, Avrasya için de böyledir, Marmaray için de böyledir, Osmangazi Köprüsü, Yavuz Sultan Selim Köprüsü için de böyledir. Zaman zaman farklı yorumlar yapılmakla birlikte, biz, bütün bu projeleri ülkemizin kalkınması, gelişmesi, büyümesi, insanımızın refahını artırması için yaparız.

Bir şeyi daha özellikle vurgulamak isterim: Ekonomik olarak ne kadar güçlüyseniz, dünya ekonomisi veya komşularınızın ekonomisi size ne kadar bağlıysa siyaseten o kadar güçlüsünüz anlamına gelir. İşte ülkemizin yaptığı bu büyük ulaşım projelerinin, sağlıkla ilgili projelerin, vesair projelerin amacı ülkeyi güçlendirmektir, büyütmektir; bu, aynı zamanda, siyasi olarak da güçlü olmak, dünyada sözünüzün daha fazla geçmesi anlamına gelir.

Kanal İstanbul bu amaçla çok önemlidir diyor ve saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özel.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

40.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Kars Miletvekili Ahmet Arslan’ın İYİ PARTİ grup önerisi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, sayın hatibi dinledik; geçmişte yaptığı görevleri ve o yaptığı görevlerden dolayı projenin içinde olduğunu söylüyor. Türkiye'nin önünde de Adalet ve Kalkınma Partisinin 2011 seçimlerinden beri her seçim beyannamesinde, bir sene sonra Kanal İstanbul’a başlayacağına ilişkin taahhüdü var. Sekiz yıldır şeffaf, bilimsel, bütün Türkiye'nin dikkatle takip edebileceği bir çalışma yürütmek yerine her seçim beyannamesinde “Seneye başlıyoruz.” diyerek bu inandırıcılıktan yoksun, kendi tezlerini şimdiden çökerten “Biz bunu sekiz yıldır çalışıyoruz.” ifadelerini tamamen kendi seçim beyannameleriyle yalanlamış bir konuşmayı dinlemiş durumdayız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sataşmaya yol açmayalım lütfen.

Buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Şu çok nettir ki eğer Kanal İstanbul’u Türkiye'nin yararına bir proje olarak düşünüyor olsanız, amacınız boğazlardaki kazaya engel olmak olsa, bu rant olmasa ve “Maliyetine her türlü katlanırız.” yaklaşımınız doğru olsa Kanal İstanbul’u yapıp etrafında çevre projeleri, etrafında ekolojik tarımı falan önerirsiniz ama siz oraya dört başı mamur bir rant projesi öneriyorsunuz.

“Montrö bilinmiyor.” diyor. Birazdan konu hakkında ayrı bir tartışma da yürütülecek çünkü Meclise karşı yapılmış büyük bir haksızlık var. Lozan Anlaşması’nın 23’üncü maddesi -İsmet Paşa’nın dehasıyla- yarın boğazların statüsü değiştiğinde Lozan tartışmaya açılmasın diye ek bir Lozan Boğazlar Sözleşmesi’ne atıf yapar. O sözleşme yapılmıştır ama Türkiye Cumhuriyeti’nin arzu ettiği sözleşme değildir, Montrö’ye kadar yürürlükte kalır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi Sayın Özel.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – 1923’ten aldığı güçle Lozan kadar güçlüdür ama Montrö’de o sözleşme tartışılırken Lozan tartışılmasın diye ayrıksı bir boğazlar sözleşmesi vardır. Onun üzerine yapılan Montrö Sözleşmesi büyük bir kazanımdır ancak bugün yapıldığı bu mantıkla “Montrö’yü bilmiyorsunuz.” deyip açtığı tartışma, Lozan’ı doğrudan tartışmaya açmaktır.

Lozan, Türkiye Cumhuriyeti devletinin tapu senedidir. Size millet tarafından verilmiş emanet, millet için yürütme görevini yapmanız üzerineyken siz bu ülkenin tapu senedini tartışmaya açarsanız görev alanınızı aşarsınız, haddinizi aşarsınız; bu ülkeye büyük bir kötülük yaparsınız. Lozan bu ülkenin tapusudur, tartışmaya açılamaz.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

AHMET ARSLAN (Kars) – Sayın Başkan, sadece kayıtlara geçmesi adına iki cümleyi söylemek isterim.

BAŞKAN – Ben size sataşmadan söz verecektim. Buradan, kürsüden söz alın.

AHMET ARSLAN (Kars) – Kayıtlara geçmesi benim için çok daha kıymetli.

BAŞKAN – Peki, buyurun.

AHMET ARSLAN (Kars) – Çok teşekkür ediyorum Değerli Başkanım.

Birincisi şu: Biz elbette ki projeleri yaparken uzmanların ortaya koyduğu bir termine göre bazı ifadelerde bulunuruz ancak daha sonra görülür ki ilave çalışmaları yapmak gerekir. AK PARTİ hükûmetlerinin yaptığı budur; ilave çalışmaları yaparsınız, bütün süreçleri tamamlarsınız, sonra da kazmayı vurursunuz. Sekiz yıldır yaptığımız budur. Özellikle “kendi kendini yalanlamak” diye ifade kullanıldı, bunun kayıtlara geçmesini isterim; bir.

İkincisi: Her zaman söylüyoruz: Kanal İstanbul’un, Montrö Sözleşmesi’yle uzaktan yakından ilgisi yok; sözleşme hükümlerini bozabilecek bir durum söz konusu değil. Ülkemizin gelişmesi adına hangi projeyi yapmak gerekiyorsa biz onu yapıyoruz, inşallah yapmaya da devam edeceğiz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Özel, bir dakika da size söz vereyim.

41.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Kars Miletvekili Ahmet Arslan’ın yerinden sarf ettiği bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, ben de şunu ifade etmek isterim ki -hatip daha önce Sayın Binali Yıldırım’dan sonra Ulaştırma Bakanlığı görevini de üstlenmiştir. Bu projelerin her yerinde olduğunu söyleyen bir hatip şunu söylüyor: “Biz 2011’de ‘Bu projeye bir sene sonra kazma vurulur.’ diyecek kadar bilgisiz, vizyonsuz ve bu ülkeyi yönetmenin ağırlığını taşıyamayan bir iktidardık ‘Bir sene sonra kazma vuracağız.’ dedik, 3 kez üst üste seçim beyannamesine bunu yazdık, yazdırdık ama bugün gelinen noktada sekiz yıl süreceğini öngöremedik.” Kayıtlara geçmesi açısından tekrar etmek isterim.

VI.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- İYİ PARTİ Grubunun, İstanbul Milletvekili Abdul Ahat Andican ve 21 milletvekili tarafından, Kanal İstanbul Projesi’nin ekolojik dengeleri bozabileceği, Marmara’nın daha fazla kirlenmesine yol açabileceği, Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ni hükümsüz kılacağı, İstanbul Boğazı’nda seksen yıldan beri sürdürülen uluslararası dengeleri bozabileceği iddialarının araştırılması amacıyla 14/1/2020 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 14 Ocak 2020 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – İYİ PARTİ grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Halkların Demokratik Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

2.- HDP Grubunun, Van Milletvekili Tayip Temel ve arkadaşları tarafından, Türkiye’de basın ve ifade özgürlüğünün sağlanması önündeki engellerin kaldırılması amacıyla 13/1/2020 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 14 Ocak 2020 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

14/1/2020

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 14/1/2020 Salı günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                                              Hakkı Saruhan Oluç

                                                                                                                                        İstanbul

                                                                                                                              Grup Başkan Vekili

Öneri:

13 Ocak 2020 tarihinde, Van Milletvekili Sayın Tayip Temel ve arkadaşları tarafından (4747 sıra numaralı) Türkiye’de basın ve ifade özgürlüğünün sağlanması önündeki engellerin kaldırılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 14/1/2020 Salı günkü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Sayın Rıdvan Turan, buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA RIDVAN TURAN (Mersin) – Sayın Başkan, değerli vekiller ve ekran başında bizi izleyen saygıdeğer halkımız; hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum.

(Uğultular)

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, çok uğultu var, lütfen…

RIDVAN TURAN (Devamla) – Türkiye’de çok önemli bir düşünce ve ifade özgürlüğü sorunu var. Çok uzun zamandan beri iktidarlar, kendi varlık koşullarını muhalefetin sesini kısmaya, sözünü söylemesini engellemeye bağlamış durumdalar. Düşünce ve ifade özgürlüğü denilince tabii, bunun en olmazsa olmaz taraflarından bir tanesi basın özgürlüğü. Basın özgürlüğü önünde ülkemizde çok ciddi engeller var. Basın özgürlüğü, Anayasa’da ve Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası anlaşmalarda ifade edildiği gibi bir özgürlük olarak tanımlanmanın ötesinde, onun dışında, ne yazık ki basının nasıl zapturapt altına alınacağı, nasıl insanların özgürce düşünüp ifade edemeyeceği bir biçime çevrilmiş, evrilmiş durumda. Artık, çağdaş demokrasilerin en olmazsa olmaz taraflarından bir tanesi -herkesin bildiği gibi- basın özgürlüğü meselesi. O nedenle, Meclis, mutlaka, Türkiye'nin en temel sorunlarından bir tanesi olan özelde düşünce ve ifade özgürlüğünü, daha özelde ise basın özgürlüğünü ele almalı ve bu konuyu araştırmalı.

Değerli arkadaşlar, aslında Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası anlaşmalar var; Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi var, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin içtihatları var, içtihat kararları var. Yine Avrupa Konseyi ve Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Sözleşmesi gibi sözleşmelerde Türkiye basın özgürlüğünü tanımış, bunların altına imza atmış durumda. Yine, Anayasa’nın amir hükümleri basının sansürlenemeyeceğine dair ve düşünceyi ifade etme ve yayma hürriyetine dair hükümlerle donatılmış durumda fakat ne yazık ki söz konusu olan muhalif basın olduğunda; devrimci, demokrat basın olduğunda ve özellikle de Kürt basını olduğunda bu basın kuruluşlarının önüne akıllara ziyan düzeyde engeller dikiliyor. OHAL kapsamında, örneğin, 29 Ekim 2016’da çıkarılan kanun hükmünde kararnamelerle Özgür Gündem, Azadiya Welat, Dicle Haber Ajansı ve Jin Haber Ajansı gibi pek çok özgür basın kuruluşu kapatılmış durumda. Gerekçe? Gerekçe yok. Peki, herhangi bir mahkeme kararı var mı? Herhangi bir mahkeme kararı da yok. Bu kapatılmış olma hâli ne yazık ki hâlâ devam ediyor. Aslına bakılırsa Kürt sorununda çözümsüzlüğü eleştiren ve Kürt sorununun barışçı ve demokratik bir biçimde çözülmesinden yana siyasi tutum içerisinde olan, yayın yapan bütün basın kuruluşları bu baskının altında, bu cenderenin altında, deyim yerindeyse, ezilmeye çalışılıyor.

Ben Yeni Yaşam gazetesinin imtiyaz sahibiyim. Bizim Yeni Yaşam gazetesi muhalif bir gazetedir, içerisinde her nevi muhalif fikir yer almaktadır. Ve inanın ki bizim gazetenin yemeğini yapanından yazısını yazanına kadar bütün çalışanları bu baskının altındadır. Neredeyse gözaltına alınmayan hatta cezaevine girmeyen tek bir gazete çalışanı dahi -üzülerek söylüyorum- kalmamış durumda. Yeni Yaşam gazetesine dair herhangi bir mahkeme kararı olmadığı hâlde Örneğin, Yeni Yaşam gazetesinin cezaevlerine girmesi “Tutsaklar birbiriyle haberleşebilirler.” gerekçesiyle ve herhangi bir mahkeme kararı olmadan -tamamen keyfekeder- yasaklanmış durumda.

Yine, değerli arkadaşlar, Basın Yasası çerçevesinde kovuşturma ya da soruşturmaya uğrayan tüm yazarlar, gazete çalışanları nihayetinde, eninde sonunda terörle mücadele kapsamında ceza almaktalar. Örneğin Mezopotamya Ajansı muhabirlerinden Sadiye Eser, Sadık Topaloğlu; yine DİHA, Dicle Haber Ajansı muhabiri Hacı Yusuf Topaloğlu, yazdıkları yazılar ve yaptıkları haberler sayesinde örgüt üyeliği suçundan tutuklanmış durumdalar.

KHK’lerle 179 tane medya kuruluşu kapatıldı, binlerce basın emekçisinin işine son verildi. Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının istatistiklerine göre 11 bin gazeteci şu anda işsiz durumda değerli arkadaşlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

RIDVAN TURAN (Devamla) – Yine, son beş yılda 3.804 gazetecinin sarı basın kartı iptal edilmiş durumda, 12 bine yakın gazeteci hâkim karşısına çıkarılmış durumda. Tutuklu gazeteci sayısı 91’e -Çin’den sonra dünyada en fazla gazeteci tutuklayan ülke unvanını böylece almış olduk- çıkmış durumda.

Değerli arkadaşlar, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’ydü. Fakat ne yazık ki iktidarın siyasi yönelimi doğrultusunda, iktidarın düşünce ve basın özgürlüğü karşısındaki diktatöryal tutumu sayesinde -kimi cezaevinde olduğu için, kimi adliye koridorlarında olduğu için, kimi darbedildiği için, kimi sarı basın kartı elinden alındığı için- bugün, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü değil, çalışamayan gazeteciler günü hâline dönüşmüş durumda. Bu da değerli arkadaşlar, demokrasi tarihine sizin sayenizde geçecek bir şey oldu, size nasip oldu; kutluyorum sizi (!)

Teşekkür ederim. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Utku Çakırözer, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA UTKU ÇAKIRÖZER (Eskişehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Büyük Millet Meclisimizin 100’üncü yılını kutlayacağımız 2020 yılının ülkemize huzur ve esenlik getirmesini dileyerek hepinizi saygıyla selamlıyorum.

İşte arkamda yazıyor, “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.” diyor ama değerli arkadaşlarım, millet adına bu Mecliste çıkardığımız yasalara uyulmadığını görmek hepimizi düşündürmeli. 2019 yılında bu Mecliste çıkardığımız ve kamuoyunda en fazla tartışılan icraatınız yargı reformuydu. Meclisteki tartışmalar sırasında iktidar sözcüleri hep dediler ki: “İfade özgürlüğünün önünü açacağız, bundan sonra haber ve eleştiri suç olmayacak.” Bizler ise yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı sağlanmadan bunun asla gerçekleşmeyeceğini vurguladık. Bu kürsüde şu sözleri söylediğimi iyi hatırlıyorum: “Bu kanun çıktıktan sonra da savcılar ve hâkimler haberden, eleştiriden terör, gazeteciden terörist çıkarmaya devam edecek. Haklı çıktım demek için değil ama ülkemizin ayıplı hâlini görmemiz açısından yaşananları sizinle paylaşmak isterim.

Biz kanunu 17 Ekimde çıkardık, bakın üç ayda neler yaşandı. Sadece manşet ve köşe yazıları delil gösterilerek Sözcü gazetesine, Genel Yayın Yönetmeni Metin Yılmaz’a, yazarları Emin Çölaşan’a, Necati Doğru’ya, Gökmen Ulu’ya “Fetullahçı terör örgütüne bilerek yardım” suçundan hapis cezaları verildi. Bir yandan Sözcü’ye, Cumhuriyet’e ve daha birçok basın organına asla yapışmayacak FET֒cü çamuru atılmakta, diğer yanda adliyelerde kurulan FETÖ borsalarında bu örgütün en üst noktalarında yer alan bürokratlar, iş adamları, damatlar beraat etmekte, aklanmakta. Bu yaşananlar akıl tutulması değil de nedir?

Bakın, Çalışan Gazeteciler Günü’nde Cumhurbaşkanı basın özgürlüğünden bahsediyor. Ama aynı gün Zonguldak’ta Halkın Sesi Yazı İşleri Müdürü Cevdet Akgün yazdığı yazı nedeniyle hapse giriyor; yazdığı yazı da Bank Asyanın avukatının bu iktidar tarafından sınavsız hâkim yapılması. İşte, daha dün, savcılar yazar Aslı Erdoğan için, hak savunucusu Eren Keskin için dokuz yıl hapis cezası istediler. Bugün, T24 yazarı, gazeteci Mehmet Yılmaz hâkim karşısındaydı; dört yıl hapsi isteniyor yazdığı yazı nedeniyle. Sadece Cumhuriyet yazarları, muhabirleri, yöneticileri hakkında şu anda devam eden 90 tazminat davası, 37 ceza davası var, hepsi haberler, manşetler nedeniyle.

Değerli arkadaşlarım, tarafsızlığını yitiren mahkemeler sadece kanuna direnmiyor, uluslararası hukuka, yüksek yargıya da direniyor. Cumhuriyet davasında Yargıtayın “Habercilik yaptılar.” diyerek hepsi için beraat istediği gazeteciler ve yöneticiler alt mahkemelerde ısrarla ve inatla terörle suçlanıyor, hapis cezası isteniyor; işte, Osman Kavala örneği, işte Wikipedia örneği. Anayasa Mahkemesinden, AİHM’den çıkan ihlal kararları mahkemeler tarafından tanınmıyor.

Değerli arkadaşlarım, Meclisin iradesine, yargı reformuna, AİHM’e, Anayasa Mahkemesine kim, hangi gerekçeyle direniyor; bunu hep birlikte sorgulamalıyız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi lütfen.

UTKU ÇAKIRÖZER (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, gazeteciler sokak ortasında dayak yiyorlar, mahkemeler saldırganları cezalandırmıyor bile. Basına baskının çeşidi ise sınırsız. İşte, BirGün, Cumhuriyet, Evrensel gazetelerine resmî ilan ambargosu uygulanıyor. Anadolu’da yüzlerce yerel gazete üç kuruş borçları gerekçe gösterilerek susturuluyor. Gazetecilerin en temel hakkı olan basın kartları bile baskı aracı olarak kullanılıyor yazamasınlar, konuşamasınlar, halk gerçekleri bilmesin diye. Tüm bunlar olup biterken 10 Ocakta saraydan mesaj geliyor: “Çok sesli, etkin, herhangi bir kısıtlamaya maruz kalmayan medyanın varlığı demokratik ve şeffaf toplumun olmazsa olmaz koşuludur.” deniyor. Gerçekten demokratik, gerçekten şeffaf toplum isteyenlerin ilk yapması gereken, basının üzerinden ellerini çekmeleridir.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Balıkesir Milletvekili Sayın Mustafa Canbey, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA MUSTAFA CANBEY (Balıkesir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; HDP’nin verdiği grup önerisinin aleyhinde söz almış bulunmaktayım.

Bahse konu önergede Türkiye’de basın ve ifade özgürlüğü üzerinde baskı olduğu ve bunun günden güne arttığı belirtilmiş ve Türk basınının ciddi bir baskıyla karşı karşıya olduğu iddia edilerek basın özgürlüğünün önündeki engellerin kaldırılması amacıyla önerge verilmiş.

ALİ KENANOĞLU (İstanbul) – Öyle de, dinlemedin ki sen! Yoktun burada.

YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) – Sen dinle!

MUSTAFA CANBEY (Devamla) – Özellikle şunu belirtmek isterim ki Türkiye’de basın son derece özgürdür, çok seslidir. Bugün, medya, hukuk çerçevesinde, istediği manşeti atabilmekte, istediği yayını yapabilmekte, dijital medyayla birlikte bu mecralarda özgürce her birey ve basın mensubu düşüncelerini ifade edebilmektedir.

Ülkemizde basın özgürlüğü ve kapsamı 5187 sayılı Basın Kanunu’nda düzenlenmiştir. Şöyle ki: “Basın özgürdür. Bu özgürlük; bilgi edinme, yayma, eleştirme, yorumlama ve eser yaratma haklarını içerir.

Basın özgürlüğünün kullanılması ancak demokratik bir toplumun gereklerine uygun olarak…”

MAHMUT TANAL (İstanbul) - Sözcü gazetesine onun için mi ceza verildi?

MUSTAFA CANBEY (Devamla) – Evet, evet…

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar, sakince dinleyelim lütfen.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – “Evet” dedi vallahi!

BAŞKAN – Sayın Tanal, Sayın Çakırözer’e kimse itiraz etmedi, Sayın Turan’a da kimse itiraz etmedi.

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Çakırözer doğru söylüyor.

BAŞKAN – Hemen Canbey’e itiraz ediyorsunuz.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Efendim, siz niye tartışmaya katılıyorsunuz?

BAŞKAN - Sayın Canbey, tamamlayın sözlerinizi lütfen.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Siz tartışmaya niye katılıyorsunuz? Biz sizinle muhatap olmuyoruz, hatiple konuşuyoruz.

BAŞKAN – Ben buranın düzgün bir şekilde işleyişini sağlamaya mecburum.

MUSTAFA CANBEY (Devamla) – “…başkalarının şöhret ve haklarının, toplum sağlığının ve ahlâkının, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği ve toprak bütünlüğünün korunması, Devlet sırlarının açıklanmasının veya suç işlenmesinin önlenmesi, yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması amacıyla sınırlanabilir.”

Basın hürdür ve bizim, basın özgürlüğünü sonuna kadar savunmamız gerekir; savunuyoruz da. Fakat sadece Türkiye’de değil, dünyanın hiçbir ülkesinde teröre ve şiddete destek veren, kamu düzenini bozan, ülkeyi bölmeye çalışan -sadece basına da değil- hiçbir yapıya müsaade edilemez. Kanunda da açıkça belirtildiği üzere, devletin millî güvenliğini tehdit eden her unsurda olduğu gibi basın alanında da bu konularda, kanun kapsamında gereği yapılmaktadır. Bugün, devletimiz terörle her alanda mücadele etmektedir; medya alanında da terörle mücadelemiz devam edecektir. Biz, Türkiye’de aynı bayrak altında yaşıyoruz; vatanımız aynı, kaderimiz aynı fakat ısrarla bu ülkede Türk-Kürt ayrımcılığı yapma noktasında bir gayret var ama bu ayrımcılık hiçbir zaman tutmayacak çünkü biz et ve tırnak gibiyiz.

Bakın, bugün bir şehidimizin kızını, bir Kürt kardeşimizi, Gülay Demir kardeşimizi AK PARTİ Grubunda ağırladık. 81 ilden, şehitlerin mezarlarından alınmış toprakla ekilmiş çiçeği, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a hediye etti; ne kadar güzel, ne kadar anlamlı bir hediye. Grupta konuşan Gülay kardeşimiz, öylesine duygulu, öylesine birleştirici bir konuşma yaptı ki hepimizin gözleri yaşardı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSTAFA CANBEY (Devamla) - Bir dakika daha rica ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Tanal sizin vaktinizi çok çaldı, ben iki dakika süre vereyim size.

Buyurun.

MUSTAFA CANBEY (Devamla) - Teşekkür ederim Başkanım.

Gülay kardeşimiz ne dedi, biliyor musunuz? Bence bütün vekillerimiz bu sözleri çok iyi dinlemeli: “Ben, Türkiye’nin incisi Mardin’de doğup büyümüş bir Kürt kızıyım; 81 şehrin her toprağı benim memleketim. Evet, yaram var ama elhamdülillah, yarama yârenlik edenler de var. Kürt çocukları üzerinden tiyatrolar yapıldı ama artık bilinmelidir ki perdeler kapandı ve Kürt çocukları kendi filmlerinin kahramanı oluyor.” (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Gülay kardeşimize ait bu cümleler.

Ben herkesi, TBMM kürsüsünden, ülkemizin birliği ve beraberliği için bu kızımızın duyarlılığına sahip çıkmaya davet ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BÜLENT TURAN (Çanakkale) - Teşekkür ederiz.

MUSTAFA CANBEY (Devamla) – Eyvallah Başkanım.

Medyayı destekleyen ve yaşaması için mücadele eden iktidar partisinin mensubu olarak, ülkemizin millî birlik ve beraberliğinden yana olan, görevini layıkıyla yapan basının yanındayız ancak terör çığırtkanlığı yapanlar, basın özgürlüğünden dem vuramazlar. Ülkemizde Basın Kanunu’nun basın ahlak kuralları çerçevesinde herkes özgürce yayın yapabilmektedir. Önergenin tersine, böyle bir komisyonun kurulmasına gerek yoktur.

Saygılarımı sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

3.- CHP Grubunun, Uşak Milletvekili Özkan Yalım ve arkadaşları tarafından, Ulaştırma Elektronik Takip ve Denetim Sistemi’nin esnafımız bakımından olumsuz yönlerinin değerlendirilmesi amacıyla 13/1/2020 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 14 Ocak 2020 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

14/1/2020

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 14/1/2020 Salı günü (Bugün) toplanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                                                     Özgür Özel

                                                                                                                                        Manisa

                                                                                                                              Grup Başkan Vekili

Öneri:

Uşak Milletvekili Özkan Yalım ve arkadaşları tarafından Ulaştırma Elektronik Takip ve Denetim Sistemi’nin esnafımız bakımından olumsuz yönlerinin değerlendirilmesi amacıyla 13/1/2020 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin (1509 sıra no.lu) diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 14/1/2020 Salı günlü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Özkan Yalım; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ÖZKAN YALIM (Uşak) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Değerli arkadaşlarımız, şimdi, biliyorsunuz, yılbaşından bu tarafa… Ben özellikle bütçe görüşmelerinde de konuşmuştum, hayatımızı idare etmek için en önemli sektörlerden biri olan ulaştırma sektörünün sorunlarıyla alakalı. Biz bugünleri görüyorduk çünkü bu sektörün içerisindeyiz; binlerce, milyonlarca vatandaşımızın sorunlarını önceden görüyorduk. Onun için özellikle de 5 Ocaktan itibaren Ağrı’dan Tekirdağ’a, Uşak’tan Van’a, Ankara’dan İstanbul’a hatta Konya’ya kadar birçok ilimizde -saymayla bitmez- değerli nakliyeci arkadaşlarımız sokaklara döküldü, yolları kapattılar veya belirli bir seviyede kapatmaya çalıştılar.

Şimdi, değerli arkadaşlar, peki, ne oluyor, nedir, neden bunu yapıyorlar? İşte buradaki sorun şu: Değerli arkadaşlar, 2020 yılındaki bütçe açıklarını birilerinin sırtına yüklemeye çalışıyorlar; işte bu sektörün üzerine yüklemeye çalışıyorlar yani kamyoncu ve otobüsçünün, ulaştırma sektörünün sırtına yüklemeye çalışıyorlar. Özellikle de bunun altını çiziyorum. Ulaştırma sektörünün üzerine yüklemeye çalışıyorlar. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli vatandaşlarımız, bakın, kamyoncunun ve otobüsçünün üzerindeki yükler nelerdir? İlk önce bunu söyleyeyim, hemen otuz saniyede diğer konuya geçeceğim.

Değerli arkadaşlar, hem kamyoncunun hem nakliyecinin hem de otobüsçünün üzerindeki ağır yükler: Ehliyet, SRC, psikoteknik, K belgesi, kasko, sigorta poliçesi, bandrol, tako muayenesi, egzoz muayenesi, fennî muayene, mazot, komisyon, garaj ücreti, trafik cezası, otoban parası, yemek parası, tamircisi, parçacısı, lastikçisi, banka kredisi, muhasebecisi, KDV vergileri, şoför sigortası, şoför maaşı. Bu, bu şekilde yaklaşık 50 kaleme kadar gidiyor ama siz özellikle de 2020 yılında başlayan…

Değerli arkadaşlar, 2015 yılından bu tarafa uygulanan, fabrikadan her çıkan araçta dijital takograf var, 2015 öncesindekilerde analog takograf var. Avrupa uyumlarına göre hiçbir Avrupa ülkesinde, Belçika’sından Almanya’sına, Bulgaristan’dan Avusturya’sına, Fransa’sından Hollanda’sına hiçbir ülkede 2015 öncesi araçlardaki analog takografların dijital takografla değiştirilmesi diye bir kanun yok. Bu, sadece sizlerin uydurması, sizlerin bulması olan bir durum. Ben Avrupa Birliği Uyum Komisyonu Başkan Vekiliyim, Avrupa’da da nakliyecilik yapıyorum.

İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) – Avrupa’da da…

ÖZKAN YALIM (Devamla) - Böyle bir şey yok İsmail Bey, açık ve net söylüyorum. Olmayan bir şeyi siz vatandaşımıza yüklemeye çalışıyorsunuz yani bizim nakliyeci sektörümüzdeki vatandaşımızı, esnafımızı, ulaştırma sektöründeki otobüsçümüzü soymaya çalışıyorsunuz. Onun için olmayan bir şeyi burada uygulamaya kalkıyorsunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

Ben onun için söylüyorum: İşte, bu araştırma önergesini bu sebepten verdim. Bakın, biraz sonra hepiniz konuşacaksınız; AK PARTİ de konuşacak, MHP de konuşacak, HDP de konuşacak, İYİ PARTİ de konuşacak. Burada konuştuktan sonra bu araştırma önergesi oylanacak. İşte, bu dediklerim yanlışsa “2015 öncesi araçlardaki analog takografların dijital takograflarla değiştirilmesi mecburdur.” diyorsanız, Avrupa’da böyle bir şeyin olduğunu iddia ediyorsanız; buyurun, gelin, komisyonu kuralım ve de bunun araştırmasını yapalım diyorum ama göreceksiniz, sizler birazdan -tüm vatandaşlarımız izleyecektir- bu önergeyi reddedeceksiniz. Sizler otomatikman, zaten yükü ağır olan kamyoncuya ve otobüsçüye daha fazla yükleneceksiniz, özellikle bunu söylüyorum.

İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) – Kamyoncuların dokuz saatten fazla araba kullanması yasak.

ÖZKAN YALIM (Devamla) - Değerli vatandaşlarımız, İçişleri Bakanı Sayın Süleyman Soylu, çok biliyor ya, kendisinin ulaştırma sektörüyle alakası yok “Bu veri bildirimleri altı ay uzatıldı.” dedi. Peki, bu altı ay gelmeyecek mi? Yani 10 Temmuza kadar uzatıldı. 10 temmuzdan sonra da bu kamyoncular yine aynı şekilde yollara çıkacak, yine aynı şekilde tepkilerini gösterecekler çünkü altyapısı uygun değil, bununla alakalı hiçbir altyapı yok, veriler uygun değil. Bu şekilde veri verilmesine, yükü boşaldıktan sonra altı saat içinde e-fatura kestirilmesine, gerekli hiçbir altyapısı olmadan, bir eğitim verilmeden bu sisteme geçişin mümkünatı yoktur. Onun için bunun kesinlikle en azından 31/12/2020 yılına kadar uzatılması lazım.

Değerli vatandaşlarımız, şimdi bununla birlikte bitmeyen bir sorun daha var. Özellikle Sayın Süleyman Soylu dedi ki: “10 Temmuza kadar biz uzattık.” Peki ilk bir haftada binlerce vatandaşımız ceza yedi, trafik cezası yedi bu sebepten dolayı.

İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) – Trafik cezası kesilmedi hocam, trafik cezası yok, yanlış bilgi veriyorsun.

ÖZKAN YALIM (Devamla) – Bunlar ne olacak?

İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) – Özkan Hocam, trafik cezası kesilmedi.

ÖZKAN YALIM (Devamla) - Bir an önce Sayın Ulaştırma Bakanından ve İçişleri Bakanı Sayın Süleyman Soylu’dan cevap bekliyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Yalım, sözlerinizi tamamlayın.

ÖZKAN YALIM (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Diğer bir konu otobüsçülerimizle ilgili. Değerli vatandaşlarımız, bakın, çok fazla uzatmayacağım sadece son bir dakika. Geçen yıl yani sadece bundan üç beş ay önce veya bir ay önce 2019 yılı boyunca B1 yetki belgesi alacak olan bir kişi veya bir firma 60 bin lira ödüyordu. Peki, 2020 yılında ne ödeyecek? 250 bin lira ödeyecek. B2 yetki belgesi için geçen yıl 25 bin lira ödüyordu, bu yıl 180 bin lira ödeyecek; D1 yetki belgesini geçen yıl alan bir kişi 30 bin lira ödüyordu, bu yıl 200 bin lira ödeyecek; D2 yetki belgesini almak için 2019 yılında 15 bin lira öderken, şimdi 165 bin lira ödeyecek. Arkadaşlar, tam 11 kat yani yüzde 1.100 zam yaptınız. İşte, Cumhurbaşkanlığı bütçesindeki açığı, siz kamyoncunun, otobüsçünün sırtına yüklemeye kalkıyorsunuz. Onun için, bu gidişata, göreceksiniz, tüm vatandaşlarımız dur diyecek.

Hepinize teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan, İsmail Bey’e bir söz verin.

BAŞKAN – Sizi mi kıracağım Sayın Tanal, yaparım biraz sonra.

İYİ PARTİ Grubu Adına Sayın Yasin Öztürk; buyurun. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA YASİN ÖZTÜRK (Denizli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kamyoncular diyor ki: “Yük değil, dert taşıyoruz.” Hani kamyon arkası sözler vardır ya “Âşıksan vur saza, şoförsen bas gaza.” Tamam, gaza basalım da, trafik terörü işlemesinler ama, adamlar bari kontağı çevirip evlerine ekmek götürebilsinler. Bütün mesele de aslında bunun üzerine kurulu. Dertleri bir değil ki hangi birine değinelim? Kamyoncu esnafı, mazot, yağ, lastik, yedek parça, bakım, onarım, köprü ve otoyol geçiş ücretleri gibi işletme giderlerini karşılayamaz durumdalar. Sektörde büyük firmalarla mücadele etmek zorunda kalan küçük esnaf, yıkıcı rekabetin altında ezilmekte ve iş hacmi gittikçe küçülen sektörde hakkına düşen payı da yeterince alamamakta, hatta mazot parasına taşıma yapmaktadır.

Kamyoncular gelir vergisi, motorlu taşıtlar vergisi, araç muayenesi, egzoz pulu, zorunlu sigorta primleri ve geçici vergi gibi birçok vergi çeşidiyle boğuşurken K1, L1, N1, C2, SRC gibi belgeleri de almak zorundadırlar. Bahsi geçen belgelerin her biri, kamyoncu için ayrı bir maliyet kalemi oluştururken bu belgeleri alamayan esnaf, ya sefere çıkamamakta ya da büyük cezalar ödemektedir. Kamyon garajlarında her gün onlarca araç, vergi borcundan dolayı bağlanmaktadır.

Bunlar yetmezmiş gibi, kamyoncuya dayatılan bürokratik icatlar var. Zaten Karayolu Taşıma Yönetmeliği’ni bir açıyorsunuz, kamyoncu ve nakliyecinin alması gereken belgeler, alfabenin yarısını kaplıyor.

En sonuncusu, Karayolu Taşıma Yönetmeliği’nde tanımlanan Ulaştırma Elektronik Takip ve Denetim Sistemi’ne geçiş zorunluluğu. Her bir kamyoncu esnafı, bu sisteme yılık 700 küsur lira ödeme yapmak zorunda kalacak. Gerçi bu düzenleme, 1 Ocak 2024’e kadar ertelendi. Bu erteleme süresinde tavsiyemiz, kamyoncunun taşıdığı yükün veri tabanına aktarılmasının yük sahibi firmalarca yapılması yönünde düzenlenmesinin sağlanmasıdır. Bu düzenlemeler yapılırken temel sebep, kara yolu ve sürücü güvenliğinin sağlanması olarak gösterilse de Karayolu Taşıma Yönetmeliği gereğince yetki sahibi, yük taşımacılığı yaptıkları araç ve taşımasını üstlendikleri eşyalara ilişkin bilgileri eşyanın kabul edildiği saatten en geç altı saat sonrasına kadar Bakanlığın Ulaştırma Elektronik Takip ve Denetleme Sistemi’ne işleme zorunluluğunun bulunması, dört buçuk saat çalışıp kırk beş dakika dinlenme sonrası tekrar dört buçuk saat çalışarak günü tamamlama zorunluluğunun getirilmesi, e-fatura beyan zorunluluğu, kamyoncu esnafının sorunlarını çözmek yerine, yeni yüklerin üzerlerine yüklenmesine neden olmuştur.

Bir kamyoncu için dokuz saat çalışmak ne demektir? Uzun yolda ikinci bir şoför zorunluluğu. Daha kendi evinin nafakasını çıkaramayan, kendi BAĞ-KUR’unu ödeyemeyen bir kamyoncu, en az 6-7 bin liralık ilave şoför maliyetini nereden karşılayacaktır? Hükûmet, kamyoncu esnafından gelen talep üzerine dijital takometre uygulama zorunluluğunu ve e-fatura beyan zorunluluğunu bir süre ötelemiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

YASİN ÖZTÜRK (Devamla) – Ancak bu öteleme, ne kamyoncuların mevcut sorunlarını çözebilecek bir süredir ne de kanuni uygulamadaki eksiklikleri tamamlamaya yeter bir süredir. Bu yüzden, kamyoncu esnafının sırtındaki yüklerini ötelemek yerine, iktidarın yeni bir düzenleme yapması zorunludur. Bu nedenle verilen araştırma önergesine, komisyon kurma önergesine olumlu yönde oy kullanacağımızı belirtiyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Gurubu adına Sayın Ali Kenanoğlu; buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA ALİ KENANOĞLU (İstanbul) –Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Evet, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı tarafından yayımlanan yönetmelikle dijital takograf zorunluluğu getiriliyor ve bu, şimdilik, altı ay kadar daha uzatıldı; ancak bu, çözüm değil. Çünkü bir taraftan Avrupa Birliği standartları ölçü alınarak bu yapılıyor ama kamyoncuları dinlediğimiz zaman kamyoncuların bu konuda verdikleri çok net örnekler var, ben size bunlardan biraz aktarım yapacağım.

Bununla ilgili şu an çok yoğun protestolar var, kamyoncular birçok ilde, bölgede eylem yapıyorlar; akaryakıt zamları, cezalar ve düşük ücretler nedeniyle geçinemez hâlde olduklarını ifade ediyorlar. Örneğin şunu söylüyorlar: Uygulamanın sürücülere günlük dokuz saat verdiği belirtiliyor. “Avrupa’ya ayak uyduralım diyorsunuz ama Avrupa’daki kamyoncular dokuz saatte 800 kilometre yol gidebiliyorlar, biz, Türkiye'de dokuz saatte 350-400 kilometre ancak yol alabiliyoruz.” diyorlar. Dolayısıyla Avrupa standartlarına uydurma konusundaki kriterle zaten burada ciddi anlamda bir uyuşmazlık söz konusu.

İkinci bir konu da “Buradan yükü yüklediğimizde Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı veri tabanına altı saat içerisinde bildirmemiz gerekiyor. Bunun altyapısı hazır değil, bu, fiilen de mümkün değil.” diyorlar.

Yine e-fatura uygulaması… Kamyonculara e-fatura kesme zorunluluğu getiriliyor ve kamyoncular diyor ki: “Vallahi biz bu akıllı telefonları, tuşlu telefonları dahi zor kullanıyoruz. Bunu biz nasıl ulaştıracağız, nasıl yapacağız? Yirmi dört saat çalışıyoruz, para kazanamıyoruz, dokuz saatte nasıl para kazanacağız?” diye veryansın ediyorlar ve bu konuyla ilgili olarak da birçok eylem ve etkinlik içerisinde bulunuyorlar.

Kamyoncuların talepleri var, onları dile getirmek istiyorum; kamyon ve tır şoförlerinin talepleri: “Biz kilometre üzerinden gelir elde etmek istiyoruz. K belgesi verirken taban fiyatı uygulanması vardı, hiçbir zaman uygulanmadı, bunun kontrol edilmesini istiyoruz. C2 belgeli araçların yurt içinde çalışmamasını istiyoruz. Vergi, SGK borçlarının düzenlenerek faizsiz olarak taksitlendirilmesini istiyoruz. Akaryakıtta indirim yapılmasını ve çift ceza uygulamasından vazgeçilmesini istiyoruz.” diyorlar. “Yanlış kantardan dolayı biz ceza yemek istemiyoruz.” diyorlar. “Nakliye komisyonculuğu yapan firmaların da bizler kadar denetlenmesini istiyoruz.” diyorlar. “Yemek, yıkama, lastik tamiri, sanayi işçiliği ve benzeri birçok giderimiz var ancak gider olarak gözükmüyor, gider olarak gözükmesini istiyoruz.” diyorlar yani masraf olarak bildiremiyorlar. “Yollarda tesis yetersizliğinden dolayı süre uzuyor ve dağ başlarında dinlenmek zorunda kalıyoruz, yeterli dinlenme tesisi istiyoruz.” diyorlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Kenanoğlu, sözlerinizi tamamlayın.

ALİ KENANOĞLU (Devamla) – “Avrupa standartları belgesi isteyenlerden aynı standartlarda ücret istiyoruz.” diyorlar. Dijital takograf ve veri indirme uygulamasının kaldırılmasını da ayrıca talep ediyorlar. Kamyoncuların, tır şoförlerinin talepleri bundan ibaret. Bu talepler için eylem yapan, çeşitli yerlerde demokratik tepkilerini ortaya koyan kamyon şoförlerine, tır şoförlerine yönelik de hakikaten bir zulüm uygulanıyor, bununla ilgili çok sayıda gözaltı var. Bu uygulamaya da bir an önce son verilmesini buradan ifade ediyorum.

Saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Sayın Fuat Köktaş konuşacaktır.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA FUAT KÖKTAŞ (Samsun) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisi üzerine söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Bilindiği gibi, Türkiye'de can ve mal kaybının önüne geçilmesi ve insanlarımızın ölümcül kazalarla karşılaşmaması için Karayolu Taşıma Kanunu’nda -ulaştırma kanununda- birçok yasal düzenlemeye gidilmiştir. Bunlarla ilgili de bugün gündemimize gelen Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığımızın açıklamış olduğu U-ETDS sistemi yani Ulaştırma Elektronik Takip ve Denetim Sistemi’yle gündeme gelen konu vardır.

Arkadaşlar, malumunuzdur, kara yollarında hız ve çalışma sürelerini denetleyebilmek, kontrol edebilmek için birtakım düzenlemelere ihtiyaç vardır. Bunun da en kolay elektronik takograf sistemiyle yapıldığını her birimiz biliyoruz. Elektronik takograf sisteminde bir geçiş süreci yaşanmış ve 2006 yılında alınan kararla hangi aracın, hangi tarihte bu sisteme geçeceği belirlenmiştir. En son yapılan bu çalışmada insanların can ve mal kaybının önüne geçilmesi, ölümcül kazaların azaltılması… Bir bakıyoruz ki bir otobüs bin kilometrelik yolu bir şoförle katetmeye çalışıyor, ölümcül kazalarla karşılaşıyoruz ve birçok masum insan hayatını kaybediyor.

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Bunun takografla alakası ne? Analog takografta da oluyor bu.

FUAT KÖKTAŞ (Devamla) – Yine bunların kontrol edilip…

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Bunun takografla bir alakası yok ki.

FUAT KÖKTAŞ (Devamla) – Özkan Bey, ben sizi çok rahat dinledim, ne konuştuğunuzu da anladım.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sen de laf attın, sen de.

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Alakası yok ki...

BAŞKAN – Sayın Yalım, lütfen sabır… Sayın Yalım…

FUAT KÖKTAŞ (Devamla) – Lütfen siz beni dinleyin, ondan sonra devam ederiz inşallah.

BAŞKAN – Gitti iki dakika daha.

FUAT KÖKTAŞ (Devamla) – Zaten süremiz kısıtlı.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Siz kıstınız ama, siz kıstınız.

YASİN ÖZTÜRK (Denizli) – Fuat Bey, otobüslerde 2 şoför var ama.

BAŞKAN – Buyurun.

FUAT KÖKTAŞ (Devamla) – Efendim, bu sistemde bilinen birçok yanlış tespit var. Evet, doğrudur, maliyetleri artıracaktır, kamyoncu esnafı bundan mağdur olacaktır, piyasayı tetikleyecektir, fiyatlar… Bunlara katılmamak mümkün değil. Bunlar doğrudur ama ne yapalım? Bu sistemi hepten yok sayıp, hiç yok sayıp bir düzenlemeye gidilmesin mi bu ülkede?

Yarın, Karayolları, İçişleri Bakanlığı vesaire ölümcül kazalarla ilgili birçok konuda sorumlu tutuluyor. Burada şunu düzeltmek istiyorum.

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Fabrikadan çıkanlarda zaten yapılıyor, uygulanıyor, 2014’ten öncesine gerek yok Sayın Vekilim.

BAŞKAN – Sayın Yalım, lütfen…

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Ama yanlış söylüyor, bilmiyor.

BAŞKAN – Sayın Yalım, böyle bir ifade olur mu? Ne demek bilmiyor? Böyle şey olur mu?

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Yanlış anlatıyor, yanlış bilgi veriyor.

FUAT KÖKTAŞ (Devamla) – Sayın Başkanım, burada ciddi bilgi eksikliği var. Bilgi eksikliklerini şöyle sıralamak istiyorum. Alınan 3 bin TL gibi bir ücretten burada bahsediliyor. Belge ilk alındığında bir bedel ödenmesi durumu söz konusudur ama her belge beş yılda bir yenilendiği için sadece bedelinin yüzde 5’i taraflardan alınmaktadır. Bunu düzeltmek istiyorum.

Ayrıca, taşıtların altı saat…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi, buyurun.

FUAT KÖKTAŞ (Devamla) – Ayrıca yük yükleyen araç sahiplerinin, sürücülerin altı saat içerisinde nereye yükü taşıyacağını sisteme girme imkânı vardır.

Burada, önergenizde “Farklı yerlerde yük boşaltırsa bunun altından nasıl kalkacak?” diye bir soru gördüm. İlk girdiğinde, boşaltacağı yükleri girdiğinde bu bile kâfidir. Sistem buna müsaade ediyor.

Ayrıca, “U-ETDS sistemine giremeyen belgeler iptal ediliyor.” beyanı doğru değildir; belge iptali yoktur.

ÖZKAN YALIM (Uşak) – 4 sefer yapılıyor, belgesi iptal ediliyor Sayın Vekilim, yapmayın, ne olur ya!

FUAT KÖKTAŞ (Devamla) – Bunları da İçişleri Bakanlığımız, Ulaştırma Bakanlığımız ve Sanayi Bakanlığımızın görebileceği sistemde takograf takma işlemi, 10 Temmuz 2027’ye kadar ötelenmiştir. Ayrıca, sisteme veri akışı 2021 yılına kadar ertelenmiştir ve sistemin diğer bakanlıklara açılması 2024 yılına kadar ertelenmiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın.

FUAT KÖKTAŞ (Devamla) – Dolayısıyla olmayan bir konunun araştırmasının yapılması da doğru değildir.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Sayın Bülbül, buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

42.- Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül’ün, taşımacılık sektöründe yaşanılan sıkıntılara yönelik kalıcı çözümler üretilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, şu an oylanmış olan grup önerisiyle ilgili olarak: Özellikle taşımacılık sektöründe ve yük taşımacılığı sektöründe yaşanan problemler hepimizin malumudur. Milliyetçi Hareket Partisi olarak da biz, Türkiye genelinde şu anda bu taşımacılık sektöründe bulunan tarafları, taşımacılarımızı dinlediğimizde oldukça büyük sorunlarla mücadele ettiklerini görmekteyiz.

Bu çerçevede, İçişleri Bakanlığının e-fatura ve dijital takografla ilgili yapmış olduğu süre uzatım uygulaması tarafımızca isabetli görülmekle birlikte, diğer problemlerin çözümüyle alakalı olarak bütün tarafların içerisinde bulunduğu eş güdümle meselenin masaya yatırılarak özellikle girdiler, mevzuata uyum, diğer haksız rekabet koşulları da dâhil olmak üzere yaşanılan sıkıntılarla ilgili kalıcı çözümler üretilmesi gerektiğini düşünmekteyiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Bu çerçevede, özellikle bireysel yük taşımacılığı yapan kamyoncular ve tırcılar ile taşıma kooperatifleri bünyesinde faaliyet gösteren kamyoncularımız, tırcılarımız özellikle bu girdi maliyetlerinden, mevzuata uyum zorunluluklarından, belge problemlerinden ve haksız rekabet şartlarından çok daha fazla etkilenmektedir.

Bu kapsamda, en son Sakarya’da Doğu Marmara taşımacılar, yük taşımacıları kooperatifleri üst birliğinin yapmış olduğu ve Türkiye genelinde bütün yük taşıma kooperatiflerinin katılımıyla gerçekleşen toplantıda oldukça tafsilatlı, sorunları, problemleri ortaya koyan bir sonuç raporu da şu anda elimde bulunmaktadır. Bunların, tabii ki Ulaştırma Bakanlığının, İçişleri Bakanlığının da dikkate alacağı şekilde çözümü son derece önemlidir. Bizler de Meclis çatısı altında bu problemleri dile getiriyoruz. Özellikle bireysel kamyoncuların, tırcıların bu problemlerinin hâlliyle alakalı olarak pozitif ayrımcılıkla özellikle desteklenerek bu sorunların çözülebileceği kanaatimizi dile getiriyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Özel, buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, Sayın Köktaş konuşmasının kurgusunu hatibimizin dile getirdiği konuları tekrar edip “Durum böyle değildir, gerçeği yansıtmamaktadır.” gibi ifadeler kullandı. Bu sırada hatibimize de, söylemediği bazı sözleri atfetti.

FUAT KÖKTAŞ (Samsun) – Hayır.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Normalde kürsüden cevap hakkı var ama konunun bir an önce de sonuca kavuşması açısından oylamanın da yapıldığı düşünülerek yerinden bir dakika bir açıklama hakkı isterim.

BAŞKAN – Sayın Özel, bakın, kaba, yaralayıcı bir söz yok.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bu o değil.

BAŞKAN – Bir hakaret söz konusu değil. Yani biz eğer her hatibin burada yapmış olduğu konuşmanın içeriği noktasında bir eleştiride bulunacak olursak bizim zaten bu görüşmeleri bitirebilmemiz, tamamlayabilmemiz mümkün olmaz. Siz de bunu takdir ediyorsunuz değil mi Sayın Özel? Çok deneyimli bir Grup Başkan Vekilisiniz.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

BAŞKAN – Yani zaten hepimiz içeriklerde aynı düşünsek o zaman niye 5 tane burada farklı siyasi parti olsun ki, tek parti olurdu.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan bir bütün olarak söylediğiniz sözlere katılıyorum ancak burada şöyle bir nüans var; o da İç Tüzük’ün 69’uncu maddesinde “Açıklama hakkı” diye düzenlenmiş, diyor ki: “Kişi, söylediği sözün dışında bir söz kendine atfedilirse…”

BAŞKAN – Öyle bir şey yaptığını ben görmedim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Oldu efendim.

BAŞKAN – Ne dedi?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Diyor ki: “Bu kürsüde şöyle şöyle söylendi, doğru değildir.” Oysaki…

BAŞKAN – Sadece Sayın Yalım konuşmadı ki burada.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Hayır ama Sayın Yalım’ın söylediği ifadeleri tekrar ederek… Bir dakika açıklama yapmak istiyoruz.

BAŞKAN – Peki.

Buyurun Sayın Yalım.

43.- Uşak Milletvekili Özkan Yalım’ın, Samsun Miletvekili Fuat Köktaş’ın CHP grup önerisi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÖZKAN YALIM (Uşak) - Sayın Başkan, konuşmam için söz verdiğinizden dolayı ilk önce teşekkür ederim.

Sayın Başkan, özellikle sizin de dikkatinize: Bakın, buradaki, tüm vatandaşlarımızı ve ülke ekonomimizi ilgilendiriyor. 2015 yılı ve sonrasında fabrikadan çıkan her araçta -hangi marka olursa olsun- bütün araçlarda dijital takograf söz konusu. 2014 ve öncesindeki bütün araçlarda analog takograf var. Şu anda 2014 ve öncesi Avrupa ülkelerindeki yollarda çalışan hangi ülkenin plakası kaydolmuşsa bütün araçlarda hâlâ analog takograf olarak devam ediyor. Yani Türkiye’de Avrupa’da uygulanmayan yeni bir sistem uygulanmaya çalışılıyor. Bu, milletimizin, sektörümüzün sırtına, her araca 3.500 TL civarında bir yük getiriyor. Zaten ekonomisi zor durumda olan bu esnafın üzerine hiç olmayacak bir şekilde yük getiriyorsunuz, artı Avrupa uyum yasalarında da olmayan bir durumdur. Bunun özellikle de altını çiziyorum. Bu sebepten araştırma önergesi verdim.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

VI.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

4.- AK PARTİ Grubunun, Gündem’in "Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında bulunan 118, 32, 149, 135, 133, 134, 79, 49, 46, 84, 99, 59, 112, 116, 62, 61, 51, 34, 47 ve 100 sıra sayılı Kanun Tekliflerinin sırasıyla 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11, 12, 13, 14, 15, 16, 17, 18, 19 ve 20'nci sıralarına alınmasına ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesine; Genel Kurulun, 14, 15 ve 16 Ocak 2020 Salı, Çarşamba ve Perşembe günkü birleşimlerinde denetim konularının görüşülmeyerek Gündem’in "Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında yer alan işlerin görüşülmesine ve bu birleşimlerde saat 24.00’e kadar çalışmalarını sürdürmesine ilişkin önerisi

14/1/2020

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 14/1/2020 Salı günü (bugün) toplanamadığından, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince, grubumuzun aşağıdaki önerisinin Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

                                                                                                                                    Bülent Turan

                                                                                                                                      Çanakkale

                                                                                                                    AK PARTİ Grubu Başkan Vekili

Öneri:

Gündemin "Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında bulunan 118, 32, 149, 135, 133, 134, 79, 49, 46, 84, 99, 59, 112, 116, 62, 61, 51, 34, 47 ve 100 sıra sayılı Kanun Tekliflerinin sırasıyla 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11, 12, 13, 14, 15, 16, 17, 18, 19 ve 20'nci sıralarına alınması ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesi,

Genel Kurulun; 14, 15 ve 16 Ocak 2020 Salı, Çarşamba ve Perşembe günkü birleşimlerinde denetim konularının görüşülmeyerek gündemin "Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında yer alan işlerin görüşülmesi ve bu birleşimlerde saat 24.00’e kadar çalışmalarını sürdürmesi,

Önerilmiştir.

BAŞKAN – Öneri üzerinde söz talebi yok.

Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre verilmiş bir doğrudan gündeme alınma önergesi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

B) Öneriler (Devam)

2.- Hatay Milletvekili Mehmet Güzelmansur’un, (2/1447) esas numaralı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/55)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

(2/1447) esas numaralı Kanun Teklifi’min TBMM İçtüzüğü’nün 37’nci maddesi gereğince doğrudan gündeme alınması hususunda gereğini saygılarımla arz ederim.

                                                                                                                             Mehmet Güzelmansur

                                                                                                                                         Hatay

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi var.

Teklif sahibi Sayın Güzelmansur, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET GÜZELMANSUR (Hatay) – Değerli Başkan, sayın milletvekilleri; kadınların sigorta başlangıcından önce yaptığı doğumlar için de borçlanma yapabilmesine olanak sağlayan kanun teklifim üzerinde söz almış bulunmaktayım. Sözlerime başlamadan önce Genel Kurula ve karşılıklı sevgiyi, şefkati, emeği, varlığın kaynağını temsil eden tüm annelerimize en derin saygı ve selamlarımı sunuyorum.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, yürürlükteki mevzuatımıza göre, SSK’li, BAĞ-KUR’lu ve memur kadın çalışanlar 1 çocuk için iki yıl olmak üzere, toplamda 3 çocuk için altı yıla kadar borçlanma hakkına sahiptir. Böylece, çalışma hayatından uzaklaşmak zorunda olduğu süreler için borçlanma yaparak prim gün sayısı kazanabilmektedir. Ancak, burada öyle bir şart var ki bu şart derin bir eşitsizliğe, adaletsizliğe yol açıyor. O şart şudur: Doğum borçlanması, sadece sigorta başlangıcından sonraki doğumlar için geçerlidir. Yani kadınlar, sigorta başlangıcı öncesinde yaptıkları doğumlar için borçlanamıyor. Bu durumda kadın çalışanlar sadece prim gün sayısı kazanıyor ancak sigorta başlangıçlarını ve dolayısıyla emeklilik yaş şartını geriye çekme imkânına sahip olmuyorlar. Oysaki erkek çalışanlar için getirilen askerlik borçlanmasında erkekler iş hayatına atılmadan önce yaptıkları askerlik sürelerini borçlanabiliyor ve böylece emeklilik yaş şartını geriye çekebiliyorlar. İşte biraz önce bahsettiğim derin eşitsizlik, adaletsizlik bu noktada ortaya çıkıyor. Anneler, çalışan kadınlar, askerlik borçlanması ile doğum borçlanması arasındaki bu adaletsizliğe, eşitsizliğe isyan ediyor; haklı olarak diyorlar ki: Askerlik yapanın borçlanmasında “işe giriş tarihi sonrası” diye bir kural aranmıyor da o askerleri doğuran, yetiştiren, vatanına hizmete hazır hâle getiren annelere niye bu şart koşuluyor? Bu haksızlık değil mi? Bu adaletsizliğe neden göz yumuyorsunuz?

Değerli milletvekilleri, kimi öngörü eksikliğinden kimi bilgi noksanlığından kimi ideolojik nedenlerle kimi kandırılmışlıktan kimi aymazlıktan kaynaklanan uygulamalarla toplumun dört yanı adaletsizlikle, eşitsizlikle, haksızlıkla kuşatılmış durumda. Toplum, emeklilik yaşındaki adaletsizlikten, farklı emeklilik maaşı uygulamalarındaki adaletsizlikten, işe alımlardaki haksızlıklardan, kaynakların dağıtımındaki adaletsizlikten, vergilere yapılan zamlar ile maaşlara yapılan zamlar arasındaki eşitsizlikten, eğitime, sağlığa ulaşımdaki adaletsizliklerden, kanunlardaki adaletsizliklerden bıkmış, bunalmış durumda.

Değerli arkadaşlarım, gelin, annelerin adalet talebine kulak verin; gelin, SSK’li, BAĞ-KUR’lu ve memur kadın çalışanlara sigortalı olmadan önce yaptıkları doğumlar için borçlanma hakkının verilmesine yönelik bu kanun teklifine “evet” deyin; gelin, böylece, toplumu saran adaletsizlik zincirindeki halkaların birini söküp atın.

Değerli milletvekilleri, biliyorum, bugün sizlere verilen “evet” denecekler listesinde bu kanun teklifi yok ama o listenin dışına çıkmakla da bir kaybınız olmayacak, aksine, önemli kazançlarınız olacak. En başta, toplumsal yapımızda, gelenek ve kültürümüzde ve dinimizde baş tacı edilen annelerin sevgisini ve kalbini kazanacaksınız, bir adaletsizliği yok ettiğiniz için toplumsal rahatlama sağlayacaksınız. Yüce Yaradan cenneti annelerin ayaklarının altına seriyorken sizler de milletvekili olarak o güzel anneleri emeklilikte birkaç yıl kazanma olanağından mahrum etmemiş olacaksınız. Böylece, varlık sebebimiz olan annelerimize vefa borcumuzu bir nebze ödemiş olacağız. Annelerimizin, eşlerimizin, kız kardeşlerimizin yüzüne ve hatta aynada kendi yüzünüze bakarken utanç duymayacaksınız.

Sarayın sözünden biraz olsun çıkmış olmak tüm bunlara değmez mi? Bu adaletsizliğe son verecek olan bu kanun teklifini on üç aydır komisyonda bekletme vurdumduymazlığını da, “hayır” demeniz durumunda bunun gerekçelerini de topluma anlatamazsınız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET GÜZELMANSUR (Devamla) – Ek süre istiyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi lütfen.

MEHMET GÜZELMANSUR (Devamla) – Lükse, şatafata, itibara milyarlarca lira harcarken, faydası yok ama zararı çok, çılgın bir proje olan Kanal İstanbul’a onlarca milyar dolar akıtmayı göze alırken “Ülke bütçesine yük getirir.” diyemezsiniz. Askerlik borçlanmasında erkeklere tanınan olanağı doğum borçlanmasında annelerden esirgerseniz “kadına pozitif ayrımcılık” sözleriniz boş laftan ibaret kalır. Dolayısıyla neresinden bakarsanız bakın bu teklife “evet” demek boynumuzun borcudur.

Değerli milletvekilleri, sözlerime son verirken cumhuriyetimizin kurucusu, ebedî liderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün değerli annesi Zübeyde Hanım’ı aramızdan ayrılışının 97’nci yıl dönümünde rahmet, minnet ve saygıyla yâd ediyorum. Ebediyete intikal eden tüm annelere rahmet diliyorum. Başta şehit ve gazilerimizin anneleri olmak üzere tüm annelere saygı ve selamlarımı sunuyorum, ellerinden öpüyorum.

Teşekkürler Sayın Başkan. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

VII.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Süreyya Sadi Bilgiç’in, İç Tüzük’ün “Dinleyiciler” başlıklı 169’uncu maddesine aykırı bir durum söz konusu olduğunda milletvekillerinin görevlilerin görevlerini yapmalarına mâni olmamaları gerektiğine ilişkin konuşması

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, bir açıklama yapma zarureti hissettim, değerli grup başkan vekillerimiz de dinleyebilirlerse.

İç Tüzük’ün 169’uncu maddesi dinleyici bölümleriyle ilgili ve şunu söylüyor: “Dinleyiciler, birleşimin devamı süresince kendilerine ayrılan yerlerde sükûnet içinde ve Genel Kurulun vakarına uygun bir şekilde oturmak zorundadırlar.” “Bu yasağa uymayanlar, o yerin düzenini korumakla görevli olanlar tarafından hemen dışarı çıkarılırlar.” ifadesi vardır üçüncü paragrafında.

Değerli milletvekilleri, benim bütün milletvekillerimizden ricam, dinleyicilerle ilgili olarak yasağa ya da İç Tüzük’ün 169’uncu maddesine uygun olmayan bir davranış ortaya çıktığında, görevli arkadaşlarımız dinleyicilere müdahale ettiğinde -bizim milletvekillerinden beklentimiz- görevlilerimize yardımcı olmalarıdır, onları ikaz ederek buna mâni olmamalarıdır.

Bu hatırlatmayı yapıyor ve birleşime on beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 17.39

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 18.10

BAŞKAN: Başkan Vekili Süreyya Sadi BİLGİÇ

KÂTİP ÜYELER: İsmail OK (Balıkesir), Emine Sare AYDIN YILMAZ (İstanbul)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 42’nci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Alınan karar gereğince gündemin “Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

VIII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Teklifleri

1.-  İzmir Milletvekili Binali Yıldırım’ın Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Gana Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunmasına İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/1533) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 118) (x)

1’inci sıraya alınan, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı İzmir Milletvekili Binali Yıldırım’ın Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Gana Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunmasına İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

Komisyon? Yerinde.

Komisyon Raporu 118 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Teklifin tümü üzerinde ilk söz İYİ PARTİ Grubu adına Sayın Dursun Müsavat Dervişoğlu’nun.

Buyurun. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Gana Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunmasına İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi hakkında söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum.

Öncelikli olarak Gazi Meclisimizin çalışma usul ve esasları üzerine konuşmamız gerekmektedir. Birkaç saat önceden hazırlanıp önümüze getirilen gündemlerle planlamalar yapılmaktadır. Gelinen noktada, Türkiye Büyük Millet Meclisi öngörülebilir ve planlı bir yasama faaliyeti gerçekleştirmekten uzaklaşmakta, hem komisyonlarda hem de Genel Kurulda denetim faaliyeti her geçen gün azalmaktadır.

Sistemi işler kılacak olan gerçeklik ise erklerin bağımsız ve tarafsız kılındığı bir hükûmet etme anlayışıdır. Gelişmiş devlet modellerinin tümü, kuvvetlerin gücünü paylaştırmayı ve bu yolla birbirlerini kontrol altında tutmayı sistem mekanizmasının işlerliği açısından mecbur görmektedir. Gücün dağıtımı onlar için esaslı bir kuvvetin ortaya çıkışının engellenmesini ve kuvvetlerin dengelenmesini sağlar. Bugün, tecrübe ettiğimiz bu Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminin esaslı tek bir kuvveti ortaya çıkarmadığını söyleyebilir miyiz? Ne yazık ki hayır. Bu sistemin ceremesini çeken bu kurumun bir üyesi, milletimizin iradesinin vekili olarak sizleri bu konuda öz eleştiri yapmaya davet ediyorum.

Sayın milletvekilleri, yasama kanadını oluşturan mekanizmanın bu sistem içinde bağımlılığı ve taraflılığıyla karşı karşıya kalıyoruz. Değerli arkadaşlar, bu bağımlılık ile taraflılık toplumun tümünün sorunlarını, sıkıntılarını dert edinmekten uzaktır ve dahası, bu sistem milletimizin refahını, güvenini, güvenliğini, huzurunu tehdit eder bir hâl almaya doğru güçlenerek ilerlemektedir. Bizleri seçip iradesine vekil tayin eden bu aziz millet, hepimizi, kendileri için en iyiyi oluşturmaya, en iyiyi aratmaya ve bulmaya sorumlu kılmıştır ama Gazi Meclisimizin, toplumun en iyi hâlini aramanın yolu olan yasama faaliyetlerini tek bir kişinin iradesi ve idaresi altında yerine getirmekle karşı karşıya bulunduğunu gözlemliyoruz.

Bakın, değerli arkadaşlar, yasama faaliyetinin kalitesizleşmesi, denge ve denetleme mekanizmalarının zayıflatılması, Sayıştay denetimlerinin kapsamının daraltılması, aflar ve torba yasalarla geçici çözümler bulunması Gazi Meclisimizin sorumluluğunun geldiği noktayı gözler önüne sermektedir. En güncel örnekler, 190’a yakın kez değiştirilen İhale Kanunu ile pek çok defa getirilen imar afları uygulamasıdır veya başka bir örnek, yakın tarihte görüştüğümüz 144 sıra sayılı 98 maddelik bir kanun teklifidir. Bu kanun teklifi, içerik itibarıyla birçok kanunda ve bir kanun hükmünde kararnamede değişiklik yapılmasını öngören bir teklif. Teklif, 18 Kasım 2019 tarihinde akşam Meclis Başkanlığına sunuluyor. 19 Kasımda Komisyon toplantı çağrısı yapıyor ve teklifi görüşmek üzere 21 Kasım günü Komisyon toplanıyor. Teklifin Meclise gelişi ve Komisyonun kendi gündemine alarak toplantı çağrısı yapması arasında sadece bir gün, toplanma günü ile teklifin gelişi arasında iki gün varken, bu teklifin milletvekilleri tarafından incelenmesi ise bu kırk sekiz saatin içine sığdırılmış bir zaman aralığında yer alıyor. Komisyon raporunu 25 Kasım tarihinde hazırlayıp Genel Kurulda görüşülmek üzere Başkanlığa sunduk. Teklifin gelişi, milletvekillerinin incelemesi, Komisyon görüşmelerinin yapılması, raporun hazırlanması süreci ise sadece altı gün.

Bakın, değerli arkadaşlar, dünyanın hiçbir parlamentosu bu derece acele ve telaş içinde bir yasa yapma anlayışını benimsemez, bu tekniği de makul görmez. Bu acele ve süratli yasa yapma anlayışının iktidar milletvekilleri için de çok zor olduğunu birlikte tecrübe ediyoruz. Hadi, biz kendimizi geçelim, siz, iktidar partisi milletvekilleri bile teklife dair inceleme yapacak vakti, sonrasında savını savunacak zamanı bulmakta zorluk çekmiyor musunuz? Çekiyorsunuz elbette, “Çekiyorsunuz.” diyorum çünkü bürokrasinin servis ettiği hazır kanunların altına imza atan bir yasa yapıcı profili ortaya çıkarmaktasınız.

Değerli milletvekilleri, iktidar partisinin alelacele hazırlanmış, yasama kalitesi açısından sakıncalar içeren bu kanun teklifi hazırlama tekniği, Genel Kurul gündemini yoğun ve verimsiz kılmaktadır. Dünya parlamentolarında örneğine rastlanmayan torba kanun teklifi hazırlama tekniği, maalesef, Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarlarının ve koalisyon ortağının en sevdiği yasa yapma yöntemi olmuştur. Bu anlayışla kaliteli yasama faaliyeti yapmak mümkün değildir. Torba kanunlar bugünkü yapılarıyla yasama kalitemizdeki düşüklüğün bir göstergesidir. Neredeyse yüz elli yıla dayanan Parlamento geleneğimizin bugün geldiği nokta hepimiz açısından düşündürücüdür. Ne toplumun ihtiyaçlarını giderecek bir yasama faaliyetine ne de Meclisin önemli fonksiyonlarından olan müzakerenin sağlıklı işlemesine imkân verilmektedir. Komisyonlar etkisiz, verimsiz ve yetersiz çalışmaktadır. Milletimizin ve sivil toplum kuruluşlarının yasa yapma sürecine katılımı istenilen düzeyde değildir.

Değerli milletvekilleri, hadi bizleri ve sizleri de geçelim, peki ya bu yeni sistemin Cumhurbaşkanlığı makamı üzerindeki etkisi nedir, hiç düşündünüz mü? Cumhurbaşkanı bile süreç içerisinde bu sistemin sorunlarıyla karşı karşıya kalmaktadır. Anayasa hukukçularının çalışmalarından örnek vermek gerekiyorsa, Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminin yürürlüğe girdiği 9 Temmuz 2018 tarihinden 26 Aralık 2019 tarihine kadar toplam 55 adet Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılmıştır. Bu 55 Cumhurbaşkanlığı kararnamesinden 31’i, diğer Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinde değişiklik yapılması hakkında Cumhurbaşkanlığı kararnamesidir. Yani Cumhurbaşkanımız 55 tane kanun hükmünde kararname çıkarmış, sonra bu 55 kararnamenin 31’ini düzeltmek için yeni yasal düzenlemelere ihtiyaç duymuştur. Yani Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi içinde Cumhurbaşkanı, kendi yaptığı şeyleri değiştirmek ve düzeltmekle zaman harcayan bir konuma düşürülmüştür. Sistemin istikrarlı ve kalıcı bir hükûmet etme algısı içinde olduğunu söylemek asla mümkün değildir.

Değerli milletvekilleri, bu sistem; sizleri, bizleri, Gazi Meclisi, devletimizin tüm kurum ve kuruluşları ile toplumu ve ülkeyi tıkayan, önünü görmekte zora sokan, istikrardan uzak bir noktaya doğru sürüklenmemize sebep olmaktadır ve bunu ekonomik, sosyal, siyasal her türden sorunla yüzleşerek müştereken yaşıyoruz. Parlamentomuzun etkin, verimli ve kaliteli bir yasa yapma sürecine erişeceği; devletimizin ve milletimizin tüm kesimleriyle temsilinin gerçekleşeceği; bağımsız ve tarafsız bir erkler düzeninin işler kılınacağı; ekonomide, siyasette, sosyal hayatın içinde güvenin, refahın ve mutluluğun sağlanacağı bir sistem inşa etmek, Gazi Meclisimizin ve bizim sorumluluğumuz altındadır. Bunu görmek ve doğru değerlendirmek mecburiyetindeyiz. Ülkemizi hızla paradoksa sürükleyen bu ucube sistemin her gün bir dişlisi çürümektedir ve her geçen gün çark dönmez, sistem işlemez hâle gelmektedir. İç siyasetimizde yaşanan yozlaşmanın dış siyasetimize de sirayet ettiği aşikârdır.

Değerli milletvekilleri, bilindiği gibi, 2011’de başlatılan Arap Baharı operasyonunun amacı, hedef ülkelerin tamamını istikrarsızlaştırmaktı. Libya ve Suriye gibi birçok Orta Doğu ülkesi bu kaderi müştereken yaşamıştı. Böylece, bölge ülkelerine dış müdahalenin de yolları açılmıştı. 2011 yılının 17 Martında Birleşmiş Milletler Güvenlik Kurulunun Libya’da sivil halkı koruma bahanesiyle uçuşa yasak bölge ilan edilmesini öngören 1973 sayılı Karar onaylanmış, Libya için planlanan kanlı bir oyunun önü açılmıştı ve maalesef, iktidarımız da bu oyuna iştirak etmişti.

Kanlı hesapların planlayıcısı aktörler, istikrarsızlaştırma operasyonlarını artık kendi ordularıyla para harcayarak yapmak istemeyip kendi açılarından çok daha kolay ve çok daha az maliyetli bir yolu tercih etmiş görünmektedirler. Bu oyunda hedeflenen ise Libya’da istikrarsızlığın devam etmesidir. Bunun için, savaşan tarafların birbirine üstünlük sağlayamaması istenmektedir. 2011’deki oyundan ders alınmamış olacak ki, 2020 yılında da yeni ve farklı maceralara doğru savruluyoruz. Libya’da taraflardan birinin galip gelmemesi bu planlanan oyunun esas gayesini oluşturmakta, böylece Libya’nın toprak bütünlüğünü koruyarak yeniden istikrara kavuşmasının önüne geçilmesi amaçlanmaktadır. Dikkat edilecek olursa, kanlı planların oyun kurucuları, Libya’ya asker göndermemize ses çıkarmayıp denge oyununda onlar adına taşeronluk yapmamızı beklemektedirler. Biz, İYİ PARTİ olarak sesimizi yükseltiyoruz; kandırılmayı âdet edinmiş ve yaşananlardan gerekli dersleri çıkaramayan iktidarı uyarıyoruz: Sonu belirsiz iç savaşların ve kanlı planların parçası olmayın, Mehmetçik’imizi de maceraya sürüklemekten azami ölçüde uzak durun.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Adalet ve Kalkınma Partisi, iktidara geldiği tarihten bugüne kadar, 3Y’yle simgeleştirdiği yolsuzlukla, yoksullukla ve yasaklarla mücadele ettiğini sürekli olarak dile getirdi ancak bugün, bu üç kavramın da tarihî seviyelere yükseldiği gözlemlenmektedir. Yasaklara ve yolsuzluklara boğulmuş Türkiye’nin, gelin, bir de yoksulluğundan bahsedelim. Bildiğiniz gibi 2020 için asgari ücret 2.324 lira olarak belirlenmiştir. 4 kişilik bir ailenin dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapması gereken aylık gıda harcaması tutarı yani açlık sınırı ise belirlenen bu asgari ücretin üzerindedir. Yani 4 kişilik bir ailenin yeteri kadar beslenebilmesi için gereken gıdaları alabilmesi dahi imkânsız görünmektedir. Bunun yanında, oturdukları ev kira ise ne olacaktır? Elektrik, su, doğal gaz faturaları nasıl ödenecektir? Çocukların eğitim ve öğretim masrafları nasıl karşılanacaktır? Yaz aylarından beri doğal gaza yaptığınız zamlar bu soğuk havalarda iyice etkisini göstermeye başlamıştır, geçen yıl 300 lira olan doğal gaz faturaları bu yıl 450 lirayı aşmıştır. Elektrik faturası geçen yıl ortalama 100 lira olan bir aile bu yıl 150 lira faturayla yüz yüzedir yani bu aile sadece karnını doyurmaya çalışsa buz gibi bir evin içerisinde karanlıkta oturmak zorunda kalacaktır ya da evini ısıtıp lambalarını yakacak olursa da aç kalacaktır. Bakın, bu bahsettiğim kesim toplumun çok önemli bir kesimini oluşturmaktadır. Yaklaşık 7 milyon asgari ücretli olduğu varsayılmaktadır, eşleri ve çocuklarıyla birlikte 25-30 milyon insanımızdan bahsediyoruz.

On yedi yıllık iktidarınızın sonucunda toplam nüfusumuzun üçte 1’i aç kalmaya ya da soğuk ve karanlık odalarda yaşamaya mecbur kalıyorsa bu düzen değişmelidir. Biz bunları söylediğimizde gerçekleri çarpıttığımızı iddia ediyorsunuz. Sosyal Güvenlik Kurumumuz her ay verileri açıklıyor. En son açıklanan ekim ayı verilerine göre, genel sağlık sigortası primi devlet tarafından ödenenlerin sayısı 8 milyon 900 bin kişiyi aşmıştır. Bu ne demek biliyor musunuz? 9 milyona yakın insanımızın yaşadığı hanede kişi başı gelir aylık 675 liranın altında. Çünkü bulunduğumuz hanede kişi başına düşen gelir asgari ücretin üçte 1’inden az ise devlet genel sağlık sigortası primini karşılamakta. Yani 2002’den bu yana arttığını söylediğiniz kişi başına gelir belli ki bu insanlarımıza hiç uğramamış. Hiçbir yerde olmadığı gibi gelir dağılımında da “adalet” diye bir şey bırakmamışsınız.

2000’lerin başında bizimle aynı statüde bulunan diğer ülke ekonomileri okullarından mezun olalı yıllar oldu, biz ise açıklanan paket ve programlarla hâlen kurtarma imtihanlarına giriyoruz. Demek ki neymiş? Ekonomi “iyi” demekle iyi olmuyormuş, ekonominin iyi olması için tüm derslere oturup doğru bir biçimde çalışmak gerekiyormuş. Zamanında sanayi, teknoloji, hukuk, adalet gibi birçok dersten zaten sınıfta kalmıştık. Soldan sağa, sağdan sola not toplayarak bu iş düzeltilemez. Vakit kaybetmeden, tüm bu eksiklikleri tamamlamak için gece gündüz çalışmalıyız.

Açıkça görüldüğü gibi ve hepimizin tanık olduğu üzere, ülkemizin ve milletimizin gündemi son derece yoğundur. Vatandaşımızın gündemi yokluktur, yoksulluktur, işsizliktir. Vatandaşımız ödeyemediği faturaları, altından kalkamadığı vergi borçlarını konuşmaktadır. Ancak her nasılsa, son günlerde iktidar partisinin tek ve önemli gündemi Kanal İstanbul’dur. Projenin detaylı bir biçimde incelendiği söylenmektedir. Bu proje akil insanlar, bu işin ehli insanlar tarafından incelendiğinde bir Kanal İstanbul değil, bir yalan İstanbul projesi ortaya koyulduğu anlaşılıyor ve bu proje rant uğruna İstanbul’umuzu bitirme tehdidi içeriyor. 33 üniversiteden 200’den fazla bilim adamının görüşlerini aldığınızı söylediniz ama televizyonlarda bu bilim adamlarına rastlamıyoruz. Biz, televizyonlarda sadece havuz medyasının sözcülerinin projeyi savunduğuna şahit oluyoruz. Herkes iyi bilsin; bu proje bir yalan projesidir, asla ve kata gerçekleşmesi ve gerçekleştirilebilmesi mümkün değildir, millet bunu size yaptırmayacaktır. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Görüldüğü gibi, sizin önceliğiniz Kanal İstanbul’dan yandaşlara sağlayacağınız rant, bizim önceliğimiz ise maaşı kesilecek ve maaşı kesilen gazilerimizdir. Sizin önceliğiniz bazı aileleri kalkındırmak, bizim önceliğimiz ise 1 milyon 290 bin gencimize istihdam alanı yaratmaktır. Sizin önceliğiniz 5 müteahhit, bizim önceliğimiz ise emeklilikte yaşa, pardon, saraya takılanları haklarına kavuşturmaktır. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar) Sizin derdiniz tek adam, bizim derdimiz 82 milyon vatandaşımızdır.

Yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Gana için geldik Başkanım.

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Sayın Kamil Aydın, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Gana Dostluk Grubu Başkanımız burada, dinlemeye geldi.

BAŞKAN – Sayın Aydın, siz buyurun lütfen.

MHP GRUBU ADINA KAMİL AYDIN (Erzurum) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekili arkadaşlar; Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Gana Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunmasına İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi en derin saygılarımla selamlıyorum.

Saygıdeğer milletvekilleri, 21’inci yüzyılda ulaşım ve iletişim imkânlarının artması sonucu mesafelerin kısalarak dünyanın küresel bir köy hâline gelmesiyle birlikte yaşananlara ilgisiz, dünyadan soyutlanmış, bağımsız kitlesel oluşum ve yapılardan söz etmek mümkün değildir yani dünyanın bir ucundaki siyasi, ekonomik, ticari, sosyal ve kültürel bir hareketlilik veya herhangi bir terör olayı aynı anda domino taşı etkisiyle dünyanın öteki ucunda da kendisini hissettirmektedir. Dolaysıyla böylesine bire bir etkileşimin söz konusu olduğu dünya gerçeğini göz önünde bulundurarak oluşan sorun ve sıkıntılardan kurtulmak adına çok taraflı bölgesel veya en azından ikili anlaşmalara dayalı oluşturulan uluslararası kurum, kuruluş ve yapılarla birlikte uyum içinde çalışılması gerekmektedir.

Sayın milletvekilleri, insanlığın ilk yerleşik düzenine; sosyolojik, siyasi, kültürel ve inanç yapılarına ev sahipliği yapan Orta Doğu ve Doğu Afrika coğrafyası maalesef tarihin her döneminde sorunsal bir alan olarak güç savaşlarına tanıklık etmiştir. Ne hazindir ki bugün de sahip olduğu kültürel, tarihî, ekonomik ve kaynak zenginliğinden dolayı, ülkemizin de tam merkezinde bulunduğu coğrafya, yeniden benzer mücadelelere maruz bırakılmaktadır. Zaman zaman vekâlet savaşlarıyla alanda katı güç bağlamında, zaman zaman ise diplomasi ya da masa başında yumuşak güç bağlamında gerçekleştirilen egemenlik mücadelesinde, her devlet gibi, her millet gibi Türk milleti de, yirmi beş asırlık güçlü geleneğin temsilcisi olan Türk devleti de üzerine düşeni yapmalıdır. Bunu yaparken muhtaç olduğumuz kudret ve cesaret kaynağı ise sahip olduğumuz, bizi biz yapan tüm yüksek değerlerin verdiği güven ve ilhamdır. Tarihin her döneminde kurduğu güçlü devletlerle yaşama ve yaşatma yüksek misyonuna bağlı olarak mazlumlara ümit kaynağı olan yüce Türk milleti, bugün de son kurumsal sığınağı olan Türkiye Cumhuriyeti devletiyle aynı yüksek misyonu taşımaktadır. Bunun farkında olan sadece bizler değiliz; bilakis, bu kadim coğrafyada hâkimiyet sağlamaya çalışan, her türlü sömürüyü reva gören uzak-yakın güç odakları da vardır ve bunlar da bunun farkındadır. Sayın milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti devleti bugün tüm bu plan ve projeleri bozacak üstün hareket kabiliyetine sahip olduğunu çok açık bir biçimde göstermektedir. Bunun da temelinde uyumlu ve kararlı bir iç, dış siyaset birlikteliği yatmaktadır. Yani 82 milyonluk Türk milletinin yüksek çıkar ve menfaatlerini önceleyip her türlü tehdit, şantaj, baskı ve teröre içeride, dışarıda, kısaca görüldüğü ve duyulduğu her yerde hak ettiği cevabı vermektir. Bu nedenle Milliyetçi Hareket Partisi olarak bugüne kadar milletimizin varlığını, birliğini, dirliğini ve güvenliğini önceleyen her hayırlı adımın arkasında olduk ve olmaya da devam edeceğiz. Bu insiyak ve kararlılıkla, son aylarda bizi Doğu Akdeniz’de boğup, Anadolu’da yok etmeye çalışan her hamleyi bozacak anlaşmaları açık yüreklilikle destekledik. Çünkü bizler, inandığı gibi yaşamayı hedefleyen yüksek ideal ve ülkü sahibi ülkücü hareketiz. Yani kavlimiz ile kararımız, ilmimiz ile amelimiz birdir ve söz konusu vatan olduğunda da gerisi lafügüzaftır deriz. (MHP sıralarından alkışlar)

Saygıdeğer milletvekilleri, diplomasi, çoğunluk nerede ise orada olma sanatı değildir. Maalesef zaman zaman, gerçekten, bu yüce kürsüden bu tür ifadelere tanıklık ettik. Yani bir yerde yalnızsanız, bir anlaşmanın tarafları söz konusu olduğunda, mukayese edildiğinde eğer siz az tarafta iseniz sanki bir kusur, bir eksiklik, bir hata gibi ifade edilmelere tanıklık ettik. Hâlbuki diplomasi -gerçekten uluslararası ilişkiler bağlamında söylüyoruz- çoğunluğun olduğu tarafta olma sanatı değildir. Aksine, diplomasi, hak ve hakikat kabul ettiğin doğruları bilakayduşart sonuna kadar savunmaktır. Şanlı tarihimize baktığımızda görülecektir ki, tarihin hiçbir döneminde ne sahada ne de masada birileriyle bir arada olmak adına hak ve hukukumuzdan vazgeçtik, tarihte böyle bir vakaya tanıklık etmedik.

Bugün gerek Doğu Akdeniz’de yaptığımız hidrokarbon arama odaklı araştırmalarımız ve gerekse Libya’nın merkezî Ulusal Mutabakat Hükûmetiyle imzaladığımız bir dizi anlaşmalar, bölgeye doğrudan veya dolaylı dâhil olan tarafların kimyasını bozmuş ve dünya kamuoyunda da diplomasi zaferi olarak kabul görmüştür. Fakat böylesine doğru, stratejik ve dünya kamuoyunca kabul görüp hasımlarımızı rahatsız eden hamlelerden bir kısım siyasi muhalefetin de rahatsızlık duyması akıllara ziyandır. Çünkü onların, içe kapalı, sahasında sürekli savunmada ya da “Bana değmeyen yılan bin yaşasın.” mantığıyla hareket ederek yapılan bu uluslararası hamleleri diplomatik yalnızlık veya saha-masa ikilemi takıntısı hâline getirmek kaydıyla itibarsızlaştırmaya çalıştıklarına tanıklık ettik. Diplomasi politikalarında çok iyi olduklarını iddia edenlerin daha saha ile masanın birbirlerinin doğrudan alternatifi olmadığı gerçeğini bile maalesef kavrayamadıklarını görmekteyiz çünkü ne saha masanın alternatifidir ne de masa sahanın alternatifidir, birbirlerini tamamlayan kavramlardır. Hâlbuki uluslararası ilişkilerde, analitik düşünceye tabi tuttuğumuzda, bazen saha masayı zorlamakta, bazen masa sahayı zorlamakta veya mecbur bırakmakta, bazen de her ikisinin eş zamanlı hükmünü sürdürdüğüne tanıklık etmekteyiz. Yani bazen mücadele, alandaki savaş neyi zorunlu kılar? Anlaşmayı, bazen de anlaşma adına bir araya gelmeyi ama anlaşamama ile çözüm ya da çözümsüzlük noktasında sahayı devreye sokar, hatta bazen de ikisinin birlikte, hem sahanın hem de masanın birlikte devam ettiğine tanıklık etmekteyiz. Buna tarihsel süreçte baktığımızda, diplomasi tarihinde bunların örnekleri çoktur, şimdi de yaşadığımız bundan çok farklı değildir.

Değerli milletvekilleri, öte yandan takıntı hâline getirilen diğer önemli bir husus da masada veya anlaşmalarda çoğunluğun yanında olmayışımızın diplomatik bir zaaf olarak yansıtılmasıdır. Bu bağlamda yine doğru olan, çoğunluğun yanında saf tutmak değildir; hakkın, hukukun ve hakikatin yanında dik durabilmektir aslolan. Bunun aksini düşünmek tevdi edilen bir görev ve taşeronluk yok ise tarihî ve coğrafi bir cehaletin tezahürünün ta kendisidir. Bu durum, Birinci Dünya Harbi ve İstiklal Harbi’nde de böyleydi, ayrıca Sevr’de de böyleydi, Lozan’da da böyleydi. Yani çoğunluk her hâlükârda yanımızda yoktu, yalnızdık ama hiçbir zaman bu yalnızlığımızı bir komplekse dönüştürmeden haktan, haklılığımızdan asla vazgeçmedik. Bu mantıkla 1970’li yılların dış politikası dizayn edilseydi yani yalnızlığın bir kusur, uluslararası ilişkilerde diplomatik girişimlerde eğer bir eksiklik olduğu kabul edilseydi, inanın böyle bir uluslararası ilişkiler ya da dış politika dizaynı, düzenlemesi 1970’lerde hâkim olsaydı, bakın, bugün ne Kıbrıs Türkünün bağımsızlığından ne de Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin varlığından bahsedilecekti. Evet, orada da yalnızdık ama haklıydık ve bu haklılığımızı yedi düvele açık bir şekilde haykırdık, bunu masada da haykırdık sahada da haykırdık. Allah bizlere haksız olduğumuz çoğunluklar içinde bulunmaktansa haklı olmanın gurunu taşıyan bir bozkurt yalnızlığını nasip etsin diyorum bu anlamda. (MHP sıralarından alkışlar)

Saygıdeğer milletvekilleri, muhalefet etme adına ibretle izlediğimiz diğer bir manzara da, anlaşılmayan da artık savunma alanlarının ve sistemlerinin sınırlar ötesine taşındığı bir süreçte, milletimize musallat olan terörün ve yanı başımızda oldubitti gecekondu yapılanmalarının engellenmesi adına yapılan, gerçekleştirilen Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı ve Barış Pınarı Harekâtlarını benzer yaklaşımlarla tuzak, bataklık, kan gölü gibi tanımlamalarla reddedip sonra tarihî zaferler yaşanınca tarih yazan kahramanları tebrik sıralarına girmeleridir. Benzer yanardöner tavır, Libya tezkeresinin kabulünde de çok açık bir şekilde görülmüştür. Şöyle ki: “Libya çöllerinde Mehmetçik’in ne işi var?” diyerek, tezkereye şiddetle karşı çıkarak reddedenlerin, akabinde “Biz asker göndermeye karşıyız demedik.” teviliyle izaha muhtaç bir çelişkiyle baş başa kaldık.

Saygıdeğer milletvekilleri, gerek sahada gerek masada yani her türlü platformda, baktığımızda, diplomatik kanalların özellikle işletilmesi noktasında tarihimiz birbirinden yüce, birbirinden başarılı örneklere tanıklık etmektedir. İşte, bugün bu saatte konuşmamın bu aşamasında ben bu günün önemine ve sizlere de kısmi bir rahatlık sağlayacağına inandığım -günün anlam ve önemine binaen- bir şiir okumak istiyorum: “Benim iki bayrağım var/ Biri ana, birisi kız/ Benim iki bayrağım var/ İkisinin de bağrında/ Namusumdur ayla yıldız/ Biri damarlarımda kan/ Birisi alnımda aktır/ Benim iki bayrağım var/ Birisi gönül yarası/ Biri tükenmeyen aşktır/ Biri yüreklerde sabır,/ Biri yaştır kirpiklerde./ Benim iki bayrağım var./ Gölgesi üstüme düşer,/ Pırıl pırıldır göklerde./ Biri Anamur’da gurup,/ Biri Girne’de şafaktır./ Benim iki bayrağım var./ Biri yurdumun tapusu,/ Biri kan bedelim, haktır./ Biri dudaklarda dua,/ Biri gözlerde âmindir./ Benim iki bayrağım var./ Biri güneş kadar sıcak,/ Biri ay gibi serindir.”

Evet, gerçekten, bugünün Kıbrıs fatihi, büyük insan, Kıbrıs Türklüğünün yalnız kurdu, kutlu lider Rauf Denktaş’ın, doğumuna atfen yazılmış, okunmuş bu mısralarla, bir şiirle sözlerimi noktalamak istedim. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Ben bu dilek ve temennilerle yapılan anlaşmanın amacına uygun bir şekilde hayırlara vesile olmasını Cenab-ı Allah’tan niyaz ediyor, yüce Meclisinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Şahsı adına ilk söz, Sayın Tulay Hatımoğulları Oruç.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

TULAY HATIMOĞULLARI ORUÇ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime başlarken bu coğrafyada yaşayan kadim halkların bugün kutlamış olduğu yeni yılı ben bir kez daha kutlamak istiyorum. “...”(x) Bu coğrafyaya yeni yılın barış ve huzur getirmesi dileğiyle...

Üzerine söz aldığım anlaşma, Türkiye ve Gana arasında yatırımların karşılıklı teşviki ve korunması anlaşması. Gana, sizlerin de bildiği üzere, Gülen cemaatinin AKP desteğiyle fazlaca ticari ilişki ve aynı zamanda çok sayıda eğitim kurumunun oluşturulduğu bir yer. Fakat daha sonra AKP’nin FET֒yle arasının açılmasıyla beraber, FET֒yle yurt dışında da -tırnak içinde- savaşmaya başlamasıyla birlikte yani 2016 sonrasında Gana Hükûmetinin FET֒yle ilişkilerinin sınırlandırılmasına dönük adımlar attı Erdoğan Hükûmeti. Bunun sonrasında Gülen cemaatinin yerine Erdoğan’a ve AKP’ye bağlı olan, “yandaş” diye nitelediğimiz sermayenin kapıları açıldı. Gana’da 150’ye yakın Türk firması şu an faaliyet göstermektedir; bunlardan bir tanesini örnek vermek istiyorum, METİŞ. METİŞ’in -internete girebilirsiniz, araştırabilirsiniz- ne yönetim kurulu ne hissedarları ne de hangi alanlarda faaliyet yürüttüğü belli; ya bir paravan şirkettir ya da bilişimden azade bir şirkettir. İşte, özellikle Afrika ülkelerine, Sahra altı ülkelere bu tarz ilişkilerle yandaş sermayenin nasıl götürüldüğüne bu anlaşmayla beraber de tanıklık ediyoruz.

Değerli arkadaşlar, geçtiğimiz günlerde, haftalarda Libya dış siyasette önemli bir yer kapladı ve bugün grup toplantılarında bütün Genel Başkanların üzerinde ağırlıkla durduğu konulardan biri. Tabii ki öyle olacak çünkü peş peşe 2 anlaşma, akabinde Libya tezkeresi AKP ve MHP oylarıyla bu Meclisten geçti. Peki, gelinen noktada, sadece şu kısacık zaman zarfında, AKP’nin MHP’yle beraber bu uygulamalarının nasıl netice verdiğine bir bakalım.

Putin Türkiye'ye geldi ve AKP iktidarının dış siyasetine sağlam bir biçimde ayar verdi, bunu bütün dünya kamuoyu gözledi. Hafter ve Serrac arasındaki ilişkileri düzeltmeye kalkıştılar ve dediler ki “Biz bunları masada bir araya getireceğiz.” Bunu ne kadar başarıp başaramayacaklarını süreç içerisinde göreceğiz. Moskova’da bir toplantı gerçekleştirildi, toplantıyı da Hafter güçleri terk etti. Gerekçeleri ise Hafter’in Trablus’a girebilmesi talebi ki Trablus, Cumhur İttifakı’nın önemli bir çizgisidir, kırmızı çizgisidir.

Bir diğeri, Trablus Hükûmetinin Tobruk Temsilciler Meclisinden onay almayı talep etmesi ve Libya’da Türk askerinin olmaması, ayrıca da -bunun altını özellikle çizmek istiyorum çünkü iktidar sıralarından bunu çürütmeye dair konuşmalar da yapıldı- Suriye’de savaşmak üzere gönderilen gruplar Libya’yı ivedilikle terk edecek… Oysaki Serrac Hükûmeti, özellikle sizlerin desteklediği bu Hükûmet ve yandaş medyanız bunun böyle olmadığını söylüyorlar çünkü Suriye’den Libya’ya gönderilen bu çetelere… Üzülerek ifade ediyoruz, sizin iktidarınız bunun planlamasını kendileri yaptılar. Bu gelişmeler ışığında bir başarı hikâyesi anlatılıyor. Bugün AKP grup toplantısında AKP Genel Başkanı uzun uzadıya bir Libya başarı hikâyesi anlattı fakat bu başarı hikâyesinin başarı mı, başarısızlık mı olduğuna 82 milyon yurttaşımız karar verecektir. Bizler diyoruz ki başarısızdır, gerekçeleri de şunlardır: Bakın, Bingazi ve Tobruk başta olmak üzere, Türkiye’nin oraya müdahalesiyle kabileler Hafter ve Temsilciler Meclisine desteklerini sıklıkla açıklamaya başladılar. Serrac’ın denetiminde olan Sirte, Hafter güçleri tarafından ele geçirildi. Biraz daha Libya dışına taşacak olursak Yunanistan, İsrail, Güney Kıbrıs Avrupa'ya doğal gazı taşıyacak olan EastMed hattı için imza attı. Trablus için kriteriniz BM’ydi, Güney Kıbrıs da BM tarafından kabul edilen bir ülkedir. O nedenle bu anlaşmada Kıbrıs Cumhuriyeti olarak yer alıyor.

Putin Türkiye’ye gelirken önce Suriye’ye uğradı. Erdoğan’ın “Emevi Camisi’nde namaz kılacağım.” dediğini ve Suriye politikasını bu eksende belirlediğini biliyoruz, bütün dünya kamuoyu buna tanıktır. Dostu Putin, önce gidip Beşar Esad’la görüştü; Emevi Camisi’nde namaz kılmadı ama Emevi Camisi’ni ziyaret etti ve 17’nci yüzyıla ait Kur’an-ı Kerim’i hediye olarak kabul etti. Bu arada TürkAkım Projesi’yle ağza bir parmak bal çalan Rusya -daha önce de ifade ettiğimiz gibi- AKP Hükûmetini kullanarak Orta Doğu ve Kuzey Afrika’da, hatta Doğu Akdeniz’de daha fazla söz sahibi olmak için adım adım ilerliyor. Burada kazanan Türkiye değildir, Rusya’dır. Çok açık ve net.

Bu başarı hikâyelerinde “Bizler kazandık.” diyorsunuz. Burada kazananlar bellidir, daha fazla silah satışı kazandı, yandaşlar, dünürler zengin edilmesi olayı kazandı, SADAT gibi paramiliter güçlerle savaş ihalelerinin açılabileceği kazandı; doğrudur ama kazanamadıklarınız, IŞİD, El Nusra gibi katil örgütler yenildiği için İhvancı çizginin bu coğrafyada yaşam bulmasını sağlayamadınız. Yayılmacı siyasetin her defasında ayağı takılmaktadır.

Peki, Türkiye halkları ne kazandı bundan? Türkiye büyük kaybediyor. Doğu Akdeniz’de kaybedenler kulübünde iyice yerimizi almaya başladık. Az önce ifade ettiğim EastMed’de, Kahire’de toplanan gaz forumunda konsensüs oluşturan ülkeler… Ki Akdeniz’e kıyısı olan ülkeler çoğunlukla burada yer almaktadır ama Türkiye burada hiçbir biçimde yer almamaktadır. “Büyük oyun kuracağız.” dediniz, şantaj, askerî gemilerle büyük siyaset yapmaya kalkıştınız ama elinizde ne yazık ki bunlar kaldı geriye.

Gelelim Suriye meselesine. Sizin namaz kılamadığınız Emevi Camisi’ni -az önce de ifade ettiğim gibi- Putin ziyaret etti ve hemen akabinde yıllar yılıdır bu Meclis kürsülerinden muhalefet partileri, HDP sizlere dedi ki: “Suriye hükûmetiyle görüşün, barış üzerinde bir uzlaşı sağlanmaya çalışılsın. Türkiye bu rolü oynasın.” Ama siz kabul etmediniz fakat dostunuz Putin geldikten sonra MİT Başkanı Hakan Fidan ve Suriye Ulusal Güvenlik Bürosu Başkanı Ali Memlük Moskova’da görüştüler. Ve bugün yine AKP Genel Başkanı şunu ifade etti, bu görüşmeleri de elbette arkasına alarak şunu söyledi: “Güvenli bölge oluşturulmalıdır. Mülteciler meselesi Türkiye’de büyük bir mesele hâline gelmiştir, mülteciler sorunu çözülmelidir. Onun için, güvenli bölgede altyapı dâhil ev, okul, mabet, hastane inşa edelim. Bunu Almanya’ya Rusya’ya söyledik ama bizi dinlemiyorlar fakat elbette ki bizim zihinsel arka planımız var.” Biz, bu zihinsel arka planda neyin yattığını çok iyi biliyoruz. Güvenli bölge olsun dediğiniz yerde insanlar yaşıyor, Kürtler yaşıyor.

Barış Pınarı Harekâtı diye başlatılan -orada yaşayan halkların canına kıyacağını biz burada defalarca ifade ettik, sizlerse bunu savunmaya kalktınız- iktidarın “terörist” diye tanımladığı ve müdahaleye kalktığı coğrafyada çoğunluğu Kürt halkı oluşturmaktadır ve orada halklar vardır. Onların evleri, okulları, mabetleri, olduğu kadar da altyapıları var. Sizden de herhangi bir talepleri yok. Tek talepleri, bu iktidar gölge etmesin de biz, Suriye Hükûmetiyle haklarımızı oturup konuşalım. Suriye anayasasında Kürtler ve diğer tüm halkların varlığı kendi kimlikleriyle eşit vatandaşlık temelinde olmalıdır. O nedenle, sizler de buna artık kulak verin. Rusya’nın egemenliğiyle bir siyaset yapmaya kalkışarak bu coğrafyadaki düşmanlık tohumlarını yeşertmek için değil, barış ve kardeşlik tohumlarının ekilmesi için çaba harcanmalıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

TULAY HATIMOĞULLARI ORUÇ (Devamla) - Teşekkür ederim. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Şahsı adına ikinci söz talebi Sayın İsmail Atakan Ünver’in.

Buyurun Sayın Ünver. (CHP sıralarından alkışlar)

İSMAİL ATAKAN ÜNVER (Karaman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Konuşmamın başında belirtmek isterim ki bugün Ulu Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün annesi Zübeyde Hanım’ın 97’nci ölüm yıl dönümü. Bir Karamanlı olarak gururla söylemek isterim ki Ata’mızın baba soyu Karaman’dan Rumeli’ye, Kocacık’a yerleşen Kızıloğuz, Kocacık Yörük Türkmenlerindendir. Annesi Zübeyde Hanım’ın ataları da yine Konya ve Karaman’dan Rumeli’ye göç eden ve bundan dolayı da Rumeli’ye yerleşen diğer Yörük gruplarından ayrı olarak “Konyarlar” diye bilinen Yörüklerdendir. Çeşitli tarih kitaplarında bu bilgilere yer verilmiştir.

Bu fırsatla tarihî bir anekdotu paylaşmak isterim: Ulu Önder’in naaşı 10 Kasım 1953’te Anıtkabir’e nakledilirken görev alan önceki Anayasa Mahkemesi Başkanlarından Yekta Güngör Özden’in naklettiği bir bilgiye göre, Ata’mızın Anıtkabir’deki mezarına 67 vilayetten getirilen topraklarla birlikte Selanik, Kıbrıs ve Zübeyde Hanım’ın memleketi olduğu söylenerek Karaman’dan getirilen topraklar da konulmuştur. Dünyaya getirdiği evlatla Türk ulusuna, makûs talihini yenecek bir önder ve dünya milletlerinin tarihine de yüzyılın en büyük kahramanını armağan eden bu büyük ananın, Zübeyde Hanım’ın aziz hatırası önünde saygıyla eğilerek, rahmet ve minnet duygularımı dile getirmek istiyorum.

Fırsatını bulmuşken, Cumhur İttifakı sözcülerinin her kürsüye çıkışlarında methiyeler dizdiği Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminin bir yıllık pratiğini bir hukukçu olarak değerlendirmek isterim. İcat edilen ucube sistemin adı, vatandaştan korkulduğu için “Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi” olarak konuldu. Dünyada bu isimde bir yönetim sistemi yok. Cumhur İttifakı’nın yaptığı bu değişiklik yasama faaliyetini, dolayısıyla Meclisi, sadece bürokrasinin yasal statüye kavuşturmak istediği işlere bu imkânı sağlayan prosedürel bir aşama pozisyonuna düşürmüştür. Kurtuluş Savaşı’nı yürütüp zaferle sonuçlandıran, vatanı kurtaran, Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran bu Gazi Meclisi işlevsizleştirmek, tarihî misyonuna vefasızlıktır. Bu çatı altında bulunup da bu vefasızlığı yapanları tarih affetmeyecektir.

Siyaset bilimciler, devletin üç ana fonksiyonunu yasama, yargı ve yürütme olarak tarif etmişlerdir. Siz, bunu, Türkiye için yasama, yargı ve saraya dönüştürdünüz. Ve o saray öyle bir saray ki başa oturttuğunuz partili Cumhurbaşkanı partisinin Meclisteki gücünü kullanarak yasamayı, yaptığı yargısal atamalarla da yargıyı kontrol ediyor. Aslında bizim hep tarif ettiğimiz, sizinse hep kızdığınız, “saray” olarak ifade edilen bir tek adam rejimine dönüştü ülke yönetimi. Biz böyle tarif edince bazı arkadaşlar “Elbette yürütme tek adam olacak.” diye itiraz ediyorlar. Öyle olsa tartışılır. Biz uygun bulmayız ama teorik ve bilimsel bir tartışmaya hatta bir siyasi tartışmaya dahi konu edilebilir ama öyle değil ki.

Yukarıda anlattım, öyle bir Cumhurbaşkanlığı makamı oluşturuldu ki hem yasamayı hem yargıyı kontrol ediyor. Bu hâliyle bu yönetim şeklinin dünyadaki gelişmiş demokrasilerde bir örneği yok. Bu sistem, mühürsüz referandumla millete dayatıldı. Dayatıldıktan sonra bunu kimlerin savunduğuna baktığımızda enteresan bir durum var karşımızda. Mesela geçmişte, şimdi benim söylemekten sarfınazar ettiğim sözleri söyledikten sonra gidip saraya kapılananlar bu sistemi savunup kraldan çok kralcılık yapıyorlar. Mesela tek başına ya da bir siyasi ittifakın başaktörü olarak ülkeyi yönetme iddiasında olmayan veya vazgeçen siyasi partiler bu sistemi büyük bir hararetle savunuyorlar. Kimileri sistemin ve partinin en etkili pozisyonlarını ele geçirdiler, kimileri ise tek adam rejiminin oyun kuruculuğunu sahipleniyorlar. “Acaba bunlar niye böyle yapıyorlar?” diye bir soru mutlaka akıllara geliyordur. Bugünkü pozisyonlarını nasıl Erdoğan sayesinde kazandılarsa, koruyabilmelerinin de Erdoğan’ın akıbetine bağlı olduğunu öngörüyorlar. O yüzden, AK PARTİ’nin kuruluşunda yer alan bazı kişilerin muhalefet ettiği bu sisteme herkesten fazla bunlar sahip çıkıyorlar. Peki, bunlar böyle yapıyorlar da Erdoğan bunları niye yakınına sokup etkili ve yetkili pozisyonlara getiriyor? O da bu ikbal peşindeki muhterislerin zafiyetini biliyor ve bu zafiyetlerini kendisine sadakate dönüştürerek gücünü pekiştirmek için kullanıyor. AK PARTİ’nin kuruluşundan beri yol arkadaşlığı yapan AK PARTİ’liler ise Erdoğan’ın eski günleri, beraber yürüdükleri yolları, beraber ıslandıkları yağmurları hatırlamasını bekliyorlar ama daha da çok bekleyeceğe benziyorlar.

Belirtmek isterim ki bu yönetim şekli Atatürk’ün kurduğu demokratik cumhuriyet iradesine de Türk milletinin tarihi boyunca sahip olduğu ve geliştirdiği özgürlük bilincine de uygun değildir. Bazıları bu sistemin tarihimize uygun olduğunu ileri sürse de bu, tarihî gerçekleri kendi amaçları doğrultusunda eğip bükmek değilse tarihi iyi bilmemektir. 3’üncü Cumhurbaşkanı Celal Bayar, Atatürk’ün naaşı -az önce bahsettiğim şekilde- Etnografya Müzesi’nden alınıp Anıtkabir’e nakledilirken düzenlenen törende şöyle konuşmuştur: “Padişah yapmak istediler, olmadın; halife yapmak istediler, olmadın; seni sevmek millî ibadettir.” Hatırlatayım: Bütün büyük liderler ne olmak istediklerine kendileri karar verirler, etraflarındaki muhterislerin yakıştırmalarına kulak asmazlar.

Bu getirdiğiniz sistemi yani sizin deyiminizle “Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemini tarif et.” deseler bir buçuk yıllık tecrübeye dayalı olarak şöyle bir tarif sanırım uygun olur: “Simidi devlet, tankı özel sektör üretsin; yolu, köprüyü, havaalanını yandaş yapsın; memleket yalandan uçsun; yese de yemese de, geçse de geçmese de, uçsa da uçmasa da parasını vatandaş ödesin. İstanbul’da boğaz trafiğinin yeğenden, darbe teşebbüsünün enişteden öğrenildiği; bunca yıldır biriken borç ve faizi ‘IMF’ci’ denilip eski Ekonomi Bakanına, Suriye bataklığına saplanmayı eski Dışişleri Bakanına havale etmenin, darbe teşebbüsü olunca da ‘Aldatıldık, Allah affetsin.’ deyip sütten çıkmış ak kaşığa dönüşmenin adıymış Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi.”

Hadi Adalet ve Kalkınma Partisi sütten çıktı, ak kaşık oldu, diğer Cumhur İttifakı ortaklarına ne oldu? Çıkıp çıkıp hükûmet sistemi güzellemesi yapıyorlar. Seçime giderken Cumhur İttifakı, bir diğer deyişle iktidar ortağı MHP, EYT ve af konusunda topluma taahhütte bulundu, “Cumhurbaşkanı adayım Erdoğan.” derken yaptı bunu. Erdoğan o zaman “Bu olmaz.” demedi. Seçimi Cumhur İttifakı’nın ortak adayı Erdoğan kazanarak bu sistemin ilk Cumhurbaşkanı oldu, şimdi bu taahhütlerini yerine getirmiyorlar. Koalisyon olsaydı bu vaatler her iki partiyi de bağlardı. Şimdi, ne oluyor? İkisini de bağlamıyor. Cumhur İttifakı partileri ayrı ayrı halka taahhütte bulunacaklar, seçimde tek bir aday gösterecekler, seçimi onların adayı kazansa da taahhütlerini yerine getirmeyecekler. Oh ne âlâ memleket, ne âlâ siyaset, ne âlâ Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi.

Ne yapılırsa yapılsın, bu sistem daha 1’inci yılında batmıştır. Siz ne kadar allayıp pullasanız da bu sistem ölü doğmuştur. Siz ne kadar makineye bağlı yaşatmaya çalışsanız da beyin ölümü gerçekleşmiştir ve hayata dönüşü de mümkün olmayacaktır.

31 Mart ve 23 Hazirandan sonra Türkiye’de artık yeni bir siyasi iklim var. Bu iklim, şimdiye kadar iktidarın rantla ayakta tuttuğu siyasetini sekteye uğratmış durumda. Buna bir çare olarak karşımıza iktidar tarafından “Kim ne söylerse söylesin yapacağız.” diyerek bir Kanal İstanbul meselesi çıkarıldı, günlerdir bu tartışılıyor. Yandaşını verdiği garantiler ve rantla besleyen iktidar, şimdi büyükşehir belediyelerinde kaybettiği bu olanağı bu şekilde tekrar ele geçirmek istiyor. Bunu kabul etmek mümkün değildir.

Eskiden bir söz vardı “Verdiğiniz vergiler size yol, su, elektrik olarak geri dönecek.” denirdi. Şimdi hem vergi ödüyoruz hem de yapılan yollara, köprülere, havalimanlarına, hastanelere para ödüyoruz. Toplanan vergileri ne yapıyorsunuz? Saray; yazlık, kışlık, baharlık, uçan, yüzen, küçük, büyük saray yapıyorsunuz.

Şimdi konuşmamın sonunda Değirmenci Dayı’nın şu sözünü hatırlatmak isterim: “Bu nasıl çark yahu? Buğday bizim, ezilen biziz. Un olan biz, aç kalan biziz. Kim yahu bu doymak bilmeyen ekmeksiz?” diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Kuaförde sıra bekleyene sıra vermiyorsunuz; şiir kolay.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Bülbül, buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

44.- Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül’ün, Karaman Milletvekili İsmail Atakan Ünver’in 118 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin tümü üzerinde şahsı adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Cumhuriyet Halk Partili hatibin konuşmasında ifade ettiği bazı hususlar dikkatimizi çekti. Partimize yönelik sataşma olarak da kabul edilebilecek hususlardır ama yerimizden söz almayı uygun bulduk.

Şimdi “Seçimde beraber olup sonrasında ayrı ayrı vaatler verdiler.” deyip bundan sorumlu hissetmemek noktasında bir değerlendirme yaptı; Milliyetçi Hareket Partisinin, işte, Adalet ve Kalkınma Partisinin ayrı ayrı vaatte bulunduğunu ifade etti, ittifaka rağmen. Yani, şu an itibarıyla bildiğim kadarıyla Cumhuriyet Halk Partisi de kurmuş olduğu ittifak çerçevesinde başka siyasi partilerle ve tüzel kişiliklerle beraber hareket etmiştir, hepsinin de her birinin de ayrı ayrı seçim beyannamesinin olduğunu biliyoruz. Bu noktada Milliyetçi Hareket Partisinin de kendisine ait bir seçim beyannamesi vardır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Milliyetçi Hareket Partisi, her defasında dile getirdiğimiz gibi, kendi gündemine hâkimdir. Bu noktada yürütme imkânına, yürütmede bir söz sahibi olabilme, bu noktada bir imkân sahibi olabilme, Mecliste 300 milletvekilinden fazla bir milletvekiline sahip olabilme durumunda bu millete vermiş olduğu sözleri tutma noktasında taahhütlerinin arkasındadır ancak buna rağmen, elindeki mevcut imkânlarla da vatandaşımızın, insanlarımızın sorunlarıyla, sıkıntılarıyla ilgilenmeyi de kendisine bir sorumluluk addetmektedir, bu sorumluluk çerçevesinde hareket etmektedir. Cumhur İttifakı çerçevesinde bizler de memleketin meselelerini kendi üslubumuzca dile getiriyoruz, bu noktada eksiklikleri söylüyoruz ve bunların giderilmesini talep ediyoruz. Bu noktada herhangi bir şüpheye mahal olmamasına rağmen bu değerlendirmelerin bu şekilde yapılmasını kabul etmediğimizi ifade etmek istiyorum.

Teşekkür ederim.

VIII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.-  İzmir Milletvekili Binali Yıldırım’ın Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Gana Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunmasına İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/1533) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 118) (Devam)

BAŞKAN – Evet, değerli milletvekilleri, teklifin tümü üzerindeki konuşmalar tamamlanmıştır.

Soru-cevap işlemi yok.

Teklifin tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ İLE GANA CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ ARASINDA YATIRIMLARIN KARŞILIKLI TEŞVİKİ VE KORUNMASINA İLİŞKİN ANLAŞMANIN ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TEKLİFİ

MADDE 1- (1) 1 Mart 2016 tarihinde Akra'da imzalanan "Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Gana Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunmasına İlişkin Anlaşma”nın onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – Gruplar adına ilk söz İYİ PARTİ Grubu adına Sayın İsmail Koncuk’un.

Buyurun. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

İYİ PARTİ GRUBU ADINA İSMAİL KONCUK (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, bu anlaşmanın Türkiye Cumhuriyeti devleti ve Gana Cumhuriyeti’ne hayırlı uğurlu olmasını diliyorum. Zaten oy birliğiyle kabul edilmiş bir anlaşma, sözleşme.

Değerli milletvekilleri, Türk milleti beş bin yıllık tarihe sahip ve devlet yönetme konusunda gerçekten çok teşkilatçı bir millet, çok ciddi bir devlet yönetme geleneği, birikimi olan bir millet. Ama tabii, şu anda yaşadığımız ortama bakıyorum, bu beş bin yıllık tarihi bir yana koyuyorum, şu anda devlet yönetimindeki eksikleri, kusurları gördüğüm zaman gerçekten hâlipürmelalimize ağlamaktan, gözyaşı dökmekten başka, bunları burada anlatmaktan başka elimizden bir şey gelmiyor.

Bugün yanıma bir hemşire geldi, Ankara Üniversitesi Hastanesinde hemşirelik yapıyor, eşinin tayini Bitlis’e çıkmış, eşi polis. Şimdi, bu kızcağız Bitlis Tatvan’a tayin istiyor, Sağlık Bakanlığı kabul etmiyor. Usul şöyle: Sağlık Bakanlığı, Ankara Üniversitesine bir yazı yazacak, diyecek ki: “Filan hemşirenizi ben Tatvan’daki devlet hastanesinde görevlendirmek istiyorum.” Onlar da uygun görecekler ve o kişi, hemşire, Tatvan’a tayin olacak. Yapmamışlar. Dava açmış, kazanmış, bölge idare mahkemesi bozmuş bu sefer de kazandığı davayı.

Değerli milletvekilleri, bu kızımızın eşi beş yıl Bitlis’te görev yapacak, beş yıl sonra da Ankara’ya tayin olup olmayacağı belirsiz, belli değil, belki on yıl Türkiye’nin muhtelif yerlerinde gezecek ama o kızımız Sağlık Bakanlığı kabul etmediği için tayin isteyemeyecek.

Bakın, bu, devlet yönetiminde çok küçük gibi gelebilir size; böyle, “Nedir canım, bir tane hemşire…” diyebilirsiniz ama öyle değil; bu durumda olan binlerce insan var çeşitli kurumlarda ve böylesine derin bir devlet yönetme geleneğine, tecrübesine sahip ülkemizin bu kadar küçük meselelere bile çözüm bulamadığını üzülerek görüyoruz. Dolayısıyla bunların mutlaka çözümü olması lazım.

Devlet sistemle yönetilir. Gerçi siz, Allah’a şükür, sistem falan da bırakmadınız. Beş bin yıllık tarihî tecrübemiz var iken hâlâ biz Türkiye’nin nasıl yönetilmesi gerektiğini tartışıyoruz. Hâl⠓Başkanlık sistemi mi olsun, demokratik parlamenter sistem mi olsun?” tartışmasını yaşıyoruz. Bu tartışmayı da bundan sonra daha da hızlı sürdüreceğiz. Gerçi hepiniz göreceksiniz, böyle bir sistemin Türkiye’nin yönetimine bir katkı sağlamayacağını her biriniz zaten biliyorsunuz, farkındasınız. Muhalefet bunları söylüyor ama sizler görüyorsunuz, hissediyorsunuz, biliyorsunuz, sizlerin söyleyebilme imkânı yok ama bu ülke kaybediyor, bu ülke kaybediyor.

Bakın, Kanal İstanbul Projesi… Şimdi, tabii, hakaret anlamında olmasın diye ağır sözler söylemek istemiyorum ama böyle bir projenin gerekçeleri bir kere ortada yok, bir gerekçe yok. Aklıma Nedim’in Sadabad’la ilgili o şiiri geldi, Nedim şöyle diyor: “Gülelim oynayalım, kâm alalım dünyadan/Mâ-i tesnim içelim çeşme-i nev-peydadan/Görelim abıhayat aktığın ejderhadan/Gidelim serv-i revanım yürü Sadabad’a.” Yani Kanal İstanbul da o Sadabad’ın o meşhur derelerine benzeyecek diye de bir endişemiz var, olmalı çünkü başka da bir işe yarayacağını kimse düşünmüyor.

Değerli milletvekilleri, devlet yönetmek, verilen sözlere sadık kalmakla müsemmadır, eş değerdir. Seçim sathımailinde, seçim meydanlarında her türlü sözü vereceksiniz, seçim bittikten sonra o sözün gereğini yerine getirmeyeceksiniz… 3600 ek göstergeden bahsediyorum, Sayın Cumhurbaşkanının yaklaşık beş yüz elli gün önce vermiş olduğu sözden bahsediyorum. 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun en kabul edilemez, en eskimiş ve Türkiye'nin ekonomik gerçeklerine hiç de uygun olmayan en önemli yönü ek gösterge rakamlarıdır. Hani, devlet yönetmekten bahsediyoruz, adaletten bahsediyoruz, siz ek gösterge konusunda dahi adaleti sağlayabilmiş değilsiniz. Sayın Cumhurbaşkanının seçim meydanlarında milyonlarca insanın gözünün içine baka baka verdiği söz beş yüz elli gün sonra tutulabilmiş değildir. Böyle bir devlet yönetimi olabilir mi? Böyle bir siyasi ahlak olabilir mi? Olamaz. Onun için, bu 3600 gösterge meselesini çözmek durumundasınız.

Geçenlerde parti sözcünüz “Efendim, çalışma yapılıyor 3600 ek göstergeyle ilgili.” diye açıklamada bulundu. Zaman zaman Çalışma Bakanı açıklamalar yapıyor “Efendim, bu, Cumhurbaşkanımızın verdiği sözdür, elbette tutulacak.” diyor ama aradan beş yüz elli gün geçmiş ve beş yüz elli gün sonra tutulmayan bir söz var. Siyasi etik gereği bu sözün mutlaka tutulması lazım ama tutulması lazım derken ne zaman tutulması gerektiğini tartışmamız lazım. Bugün tutulmalı, bugün tutulmalı. Millî Eğitim Bakanlığının 100 Günlük Eylem Planı içerisine aldığınız bir konudur aynı zamanda bu. O 100 Günlük Eylem Planı üzerinden üç yüz-dört yüz gün geçmiş, hâlâ o söz yerine getirilmemiş. Ya, bu millet bu kadar aldatılmaya layık bir millet midir, bu kadar aldatılmayı hak eden bir millet midir? Kaldı ki karşınızdaki insanların büyük bir çoğunluğu; din görevlileri, sağlık çalışanları, öğretmenler, Emniyet teşkilatı mensupları bu ülkenin mürekkep yalamış insanlarıdır. Aldatamazsınız, unutturamazsınız. Bakın, şunu da söyleyeyim: Yarın seçim sathımailinde bu sözü tutmanızın da bir anlamı yok. Bu sözün aslında sadece bu 4 grup açısından değil, bütün kamu çalışanları açısından yerine getirilmesi lazım. Yani bu ek gösterge rakamlarının tamamen değişmesi lazım. Diyorsunuz ki: “Biz devleti iyi yönetiyoruz.” Bu nasıl devlet yönetmek ya? Bakın, devlet memurlarına yüzde 4 zam yapıldı, artı enflasyon farkı. İşçilerimize yüzde 3 zam yapıldı, artı enflasyon farkı ama siz yeniden değerleme oranını yüzde 22,58 olarak tespit ediyorsunuz. Yani alacağınızı yüzde 22,58’le alırken vereceğinizi yüzde 4’le, yüzde 3’le veriyorsunuz. Hani tüccara sormuşlar: “2 kere 2 kaç eder?” diye. Tüccar da demiş ki: “Alırken mi, satarken mi?” Şimdi, siz alırken farklı, satarken farklı bir mantıkla bu millete yaklaşıyorsunuz. Şimdi, bu millet bu yaptıklarınızı unutmayacak. Bu yaptıklarınızı devlet memurları, işçiler, esnaf, köylü vallahi not ediyor. Öyle uçuk kaçık, akıl dışı projelerle milleti aldatmaya çalışmayın. Bu millet geçim aczi içerisinde yaşayacak, yüzde 27 oranında genç işsizlik olacak bu ülkede, 1 milyon 250 bin üniversite mezunu işsiz gezecek, umutsuz olacak; siz akıl almaz, mantık dışı, hayali projelerle, ne yaptığını bilmez bir anlayışla “Kanal İstanbul” diyeceksiniz. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar) Bu millet bunu yemez, bu millet buna inanmaz, bu millet buna inanmayacak. Onun için aklınızı başınıza alın diyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Sayın Necdet İpekyüz, buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA NECDET İPEKYÜZ (Batman) – Sayın Başkan, değerli vekiller; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün burada aslında birçok konuyu dile getiriyoruz, konuşuyoruz ve konuştuğumuz maddelerden birisi de Türkiye ve Zambiya arasında yatırımların karşılıklı Teşviki ve Korunması Anlaşması.

Zambiya... Şimdi, normalde Halkların Demokratik Partisi, biz, birçok ülkeyle, barış için, uzlaşmak için, bir arada yaşamak için her türlü anlaşmanın, teşvikin, karşılıklı bilgi alışverişinin olmasından yanayız fakat bazı şeyler gelirken içeriğinde ne var, ne oluyor, insan merak ediyor. Zambiya... Birçoğumuz haritaya baktığında “Nerededir?” diye düşünmemiz lazım. Zambiya, Afrika’da alt kesimde, denizden uzak, bir tarafında Angola, bir tarafından Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Zimbabve olan, işte bazen böyle olumsuzluklarda ve ticari rakamlarda çıkan bir ülke. Geçmişinden bugüne kadar pek bir ilişkimiz yok fakat 2000’lerden sonra bir ilişki var. Yakın tarihte bir büyükelçilik orada açılıyor. 2013’te onlar Ankara’da büyükelçilik açıyor -tarihlere bakalım, işte, on yedi-on sekiz yıl iktidardan söz ediliyor- ve peşinden, 2018’de, bizim 24 Haziran seçimlerinden sonra Cumhurbaşkanının yemin törenine oranın cumhurbaşkanı geliyor, peşinden, yirmi gün sonra Cumhurbaşkanı oraya ziyarete gidiyor. Bunları niçin anlatıyorum? Bu teşvik ve gidiş gelişler baktığımızda bir dönem artıyor, 2018’den sonra. Ne oluyor bu teşvik ve korunma için, baktığımızda? Türkiye’de biz her “yandaş” dediğimizde burada kıyamet kopuyor, itirazlar çıkıyor; Cengizler Holding orada ciddi yatırım yapmaya başlıyor, ciddi ithalat yapmaya başlıyor, ihracat yapmaya başlıyor ve biz “yandaş” dediğimizde yine anlaşılmıyor. O yüzden, belki de bu anlaşmanın ismini “Zambiya arasında karşılıklı yatırım anlaşması” değil de “AKP’yle arasında karşılıklı anlaşma” yapmak lazım, yandaşla arasında karşılıklı teşvik anlaşması diye tanımlamak lazım. Çünkü ne konuşursak konuşalım, içeriğine baktığımızda… Yani Türkiye Cumhuriyeti’nde yaşayan yurttaşlar, kurumlar, kişiler, bizler yararlanmıyoruz. Bu yandaşlardan söz ettiğimizde nedense itirazlar yükseliyor. Ama bu yandaşlar doymuyorlar, doymuyorlar, bir kıyamet koptuğunda da her şeyi söylüyorlar. 17-25 Aralıkta, Cengiz Holding dediğimizde, küfürleri hâlâ kulaktan çıkmıyor. Ne oluyor? Bunlar doymadıkları gibi… Biz biliyoruz ki bu yandaş Türkiye’de korunduğunda bütün her şeyimize müdahale ediyor. Neler yapıyor? Doğayı tahrip ediyor, işçi haklarını yiyor, insanlar işçi sağlığı olmadığı için iş güvenliğinden, canından oluyor. İş kazası değil, iş cinayetlerinden söz ediyoruz. Şimdi, biraz özetlemeye çalışacağım, paranın üstüne para katıyor. Fakat Türkiye’de biz işten, emekten, yoksulluktan, işsizlikten söz ettiğimizde hemen itirazlar yükseliyor ve bu yandaş tatmin olmuyor; medyasından, enerjisinden, sanayisinden, otoyolundan, köprüsünden her adımda, her yerde var. Türkiye haritasında yandaşların şeyini çıkarırsak her tarafa sinmişler, yaşamımızın her alanında var.

Peki, bunlar neden oluyor? Çünkü Türkiye Cumhuriyeti artık bir parti devletine dönüştü. Biz bunu söylediğimizde “Ya, nasıl olur?” Normalde, bu Meclis açıldığında “parti devleti” dediğimizde, “Bu sistemde giderek birçok problem çıkacak.” dediğimizde kimse inanmıyordu. Fakat bugün kamusal kurumlar, devlet kurumları artık AKP’yle eşit bir tarza geldi, AKP de yandaşla eşit bir tarza geldi ve her yerde her adımı yürütüyorlar. Ne oldu? Hatta geçenlerde anımsarsanız, Hükûmetin başı, Cumhurbaşkanı Erdoğan bir konuşmasında dedi ki: “Fransa, İngiltere, Almanya ve şahsım bir zirve yaptık.” Bu şahıs anlayışı, bu zirve anlayışı işte bu yandaşlıkla beraber eşit gidiyor. O zaman bunların ismini de hiç kamufle etmeyelim, direkt isimlerini koyalım, ya holdingin ismini veya direkt diyelim ki şu yandaş firmalarla, şu ülkeler arasında ilişki olsun.

Arkadaşlar, bunlar peki ne yapıyorlar? Baktığınızda, ben, size bu Mersin’deki nükleer güç reaktöründen mi söz edeyim, size Hasankeyf Ilısu’dan mı söz edeyim, size üçüncü havalimanından mı söz edeyim? Birçok şey sayabilirim fakat yakın tarihteki bir şeyden söz etmek istiyorum, Mardin’in Mazıdağı ilçesi. Bugün, bildiğiniz gibi, bir taraftan olaylar olurken, bir taraftan kıyamet koparken, yatırımlar olmazken Mardin Mazıdağı’nda -öteden beri, devletin kuruluşlarından Etibank diye bir kurum var- fosfat üretiliyor, gübre üretiliyor, birçok çalışma yürütülüyor.ve bunun özelleştirilmesine karar veriliyor birçok kurum gibi. İtalyanlar talip olmaya çalışıyorlar, İtalyanlar bir şekilde vazgeçiyor, Cengiz Holding burayı alıyor. Koskoca bir dağ, fosfat var, başka madenler var, birçok şey üretiliyor. Peki, burayı aldıktan sonra Cengiz Holding ne yapıyor? Cengiz Holding burayı aldıktan sonra, yaptığı işlemlerden birisi, diyor ki: “Burada yol yok, yol yapmak lazım.” Tamam. Karayolları Genel Müdürlüğü diyor ki: “Yol yapalım oraya.” Sadece oraya -ondan sonraki Mardin yolu uzun süre bekledi- yol yapılıyor. E, diyor ki: “Ben buraya yol yaptım, bu da yetmiyor, bir güvenlik…” Tamam, güvenlik zaten nasıl olsa… Hemen bir kamuflaj bulalım, hemen şey yapalım, korucuları artıralım, güvenliği, bir de kulübe yaptıralım. Tamam. Diyor ki: “Ben buradan bunları üretirsem olmaz ki ben bunu nasıl pazarlayacağım?” Nasıl pazarlayacaksın? Diyor ki: “Ben bunu tırlarla götüremem, bir demir yolu ağı lazım.” “Kurtalan Ekspresi” dediğimizin yıllardır daha herhangi bir işlemi yok, bir yenileme yok. Ben Batman Vekiliyim, Batman ile Diyarbakır arasındaki demir yolunda bir onarım yok, hâlâ tren bir buçuk saatte gidiyor, iki saatte gidiyor ve doğru dürüst durmuyor. Mardin’e bir tren yok. Mardin Mazıdağı fosfat tesislerine Cengiz Holdinge demir yolu döşeniyor özel taşıması için. Hadi bu da geçti, Cengiz Holding doymuyor, yandaş doymuyor. Diyor ki: “Bu demir yolu ihalesini yapın.” İhale açılıyor, 109 milyon fazla veren firma ihaleyi alıyor. Kim? Cengiz Holding. Bu kadar da olmaz ya, pes!

Şimdi, bu ülkeyi yağmaladınız, yediniz, bitirdiniz, sıra Zambiya’ya mı geldi? Ve böyle devam ediyorsunuz; bu şahıs hükûmeti ve işte, iktidar hükûmeti buna dönüşüyor. Biz bunları Plan ve Bütçe Komisyonunda konuşurken Mazıdağı’ndan muhtar aradı. Bir şekilde orada olduğumuzu duyunca Karataş Köyü muhtarı dedi ki: “Vekilim, Çevre ve Şehircilik Bakanlığına yazıyoruz, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığına yazıyoruz, kabul edilmiyor; valiye çıkıyoruz, kabul edilmiyor. Evimiz… Bunlar bir taraftan maden ararken, bir taraftan yeri dinamitlerle patlatırken gece gündüz kapımızı açamıyoruz, penceremizi açamıyoruz; toz duman içerisindeyiz, hepimiz hasta olmuşuz, bu hâl midir? Ve bu patlamalar esnasında demir yolu inşaatı da başlayınca kimi zaman içme suyumuza, açılan kuyulara çamur karışıyor; çamurla beraber su geliyor, vali buna bir şey yapamıyor. Bu Cengiz Holding devletin yerine mi geçmiş? Bakan cevap vermiyor, vali cevap vermiyor; bunu bir söyler misiniz?” Yani, siz “yandaş” diyorsunuz; “yandaş” demeyin, bunun yerine ismini “devlet” koyun. Devlet bunların yandaşı konumuna gelmiş, bu hâlden bu hâle gelmişiz. Ve bu, son yedi yılda -daha önce 70 iken- 710 milyara varan bir ciro yapıyor. Ve biliyor musunuz, yakın tarihte ne oldu? Yakın tarihte, Avrupa’nın ve dünyanın en iyi ekonomi kurumları bir araştırma yaptı; dünyada ilk 10’a giren, son yıllarda gelişen müteahhit firmalar: Cengiz, Limak, Kolin ve bu “yandaş” dediğimiz kesimler. Ve bunlar yapılırken bir taraftan Artvin’de, bir taraftan Hasankeyf’te, bir taraftan Mersin’de nükleer santrallerde hepimizin geleceği tümüyle yok edilmek isteniyor, çevre tümüyle altüst ediliyor. Sadece bugüne değil, çocuklarımızın, torunlarımızın geleceğine ipotek konuluyor ve bu yandaş doymuyor, doymuyor; hepimizin geleceğini resmen ipotek altına almak istiyor. Ve geldiğimiz aşamada, biz, bir taraftan da baktığımızda, anımsarsanız, bunların bir vergi affı gündeme geldi Türkiye’de. Her seferinde burada vergiyle ilgili düzenlemeler yapılıyor. Arkadaşlar, Cengiz Holdingin vergi borcu bir tek kalemde -bir dakika, rakama bakayım- 422 milyon, o günkü, 2010’daki. Ben bir hesap yaptım, bugünle karşılaştırdığımızda 1 milyar 610 milyon vergi bir seferde yok ediliyor, çiziliyor. Ya, bu yandaş burada bunları yapıyor, vergisi çiziliyor, ödül alıyor, teşvik alıyor, ceza almıyor, her şeyi yapabiliyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi Sayın İpekyüz.

NECDET İPEKYÜZ (Devamla) – Şimdi, arkadaşlar, burası bitti, oradaki aldığı parayla tekrar buradaki kıyıma mı kalkışacak, bize katkı mı sunacak? Hayır. Bu şahıs devletinden, yandaş devletinden, parti devletinden çıkmadığımız sürece, herkese eşit ulaşmadığımız sürece hepimizin geleceği ipotek altına alınmakta.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Mehmet Ali Çelebi.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA MEHMET ALİ ÇELEBİ (İzmir) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

İlk önce gazilerimizin sorunlarına değinmek istiyorum. Devletimiz, malumları olduğu üzere, yüzde 40 üzerinde uzuv kaybı raporu olan vatandaşlarımıza “Gazisin.” diyerek malullük maaşı bağlamaktadır -yani yüzde 40 uzuv kaybı gerekmektedir bunun için- ve bu gazilerimizden çalışabilir durumda olanlara ise kamuda bir iş hakkı vermektedir. Daha sonra, gazi olduktan sonra on yedi on sekiz sene çalıştığı zaman da malullük aylığına ek olarak devletin engelli vatandaşlara sağladığı erken emeklilik hakkından faydalanabiliyorlardı. Yani, gazi maaşını alıyor, gazi iken kamuda bir işe giriyor, on yedi on sekiz sene çalışıyor, devletin engelli vatandaşlara sağladığı erken emeklilik hakkından yararlanıyordu; bunu bitirdiniz. Yani diyorsunuz ki şu an “Gazilerimiz -kolu yok, bacağı yok, bazılarının gözü yok- 60’lı yaşlara kadar çalışsın.” Bu adil mi şimdi? Yapılacak iş mi? Gazilerimizle neden uğraşıyoruz?

Bakın, Gazi Meclisin gazilere bunu yapamayacağını ben söylüyorum. Çünkü yarı şehitler gazilerimiz bizim başımızın tacıdır, onları incitmememiz gerekiyor. Ve bu kanun nasıl geçiyor, biliyor musunuz? Değerli milletvekilleri, bu kanun Komisyondan geçmiyor, bu kanun Genel Kurulda bir önergeyle geçiyor, Komisyonda dahi görüşülmemiş -işte o önerge de elimde- yani yeteri kadar çalışılmamış üzerinde, “Malullük aylığını yüzde 25 artıracağız.” denilerek gazilerin emeklilik aylıkları kesilmiş durumda. Burada bir hata var, bunun düzeltilmesi gerekmektedir. Peki, nasıl düzeltilecek? Ben burada bu uygulamaya geçmeden evvel en az 3-4 kere uyardım, Komisyonda da uyardım, inadına getirdiniz bu işi yaptınız, göz göre göre yaptınız. Yapılması gereken şu, kanun teklifimizde var: 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun’un 4’üncü maddesinin 2’nci fıkrasının son cümlesi madde metninden çıkarılacak; bir cümle, bir cümle çıkarılması gerekiyor. O cümleyi çıkarmıyoruz da gazilerin canını çıkarıyoruz yani Gazi Meclis gazilere bunu yapamaz.(CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Bitmedi; bakın, kişi gazi olduğu an geçmişe dönük sigortalarını da siliyoruz. Bakın, nasıl bir mağduriyet var? Şimdi, bununla ilgili bir örnek vereceğim size. 1994 senesinde PKK’yla girdiği çatışmada sol gözünden yaralanan bir gazimiz; bakın, 1994’te sol gözünden yaralanıyor, sonra GATA gazilik vermiyor yanlış bir raporla -1994’te yaralanıyor, GATA vermiyor- 2016’da olay düzeltiliyor ve 2016’da gazi olduğu için 1989’dan 2016’ya kadar cebinden verdiği sigortalar siliniyor. Üç bin altı yüz on gün cebinden ödeyerek sigortalılığını sağlıyor ama gaziliği 2016’da aldığı için mağdur oluyor. Bu olabilir mi? Yani “Gazi olmuşsa ben gerisini silerim.” E, sildiğin zaman böyle mağduriyet oluyor işte. Bunun da düzeltilmesi gerekiyor. Yani gazi olduğu an geçmişte çalışmışsa… Şimdi, bu gazi 2016’da gazi olduğu için ne zaman emekli olacak? Üzerine yirmi sene daha bindi ama ödemiş zaten. Tabii, böyle mağduriyetler de var, bunların düzeltilmesi gerekiyor.

Şimdi, başka bir mağduriyete geçmek istiyorum, o da şu: 15 Temmuz davalarıyla ilgili gerçekten ciddi hukuk ihlalleri yaşanmaktadır. FET֒den biz de mağdur olduk ama hukuksuzluğun kimseye yapılmamasını istemek asıl görevimizdir bizim yani FET֒cü avına çıkarak masum insanları zor durumda bırakmamak gerekiyor çünkü FETÖ o mağdurları istismar ediyor, onların istismar edilmesine engel olmamız lazım. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Bakın, bir örnek: 2009 mezunu teğmen, 2010’da ATAK helikopter pilotu, kara havacı; bu da benim gibi kara havacı. Kumpas davaları 2007’de başlıyor, 2008’de ilk tutuklanan muvazzaf subay benim. Ben tutuklandığımda da harp okulunda FET֒cüler Harbiyelilere, 3 bin Harbiyeliye ciddi işkence yaptı ve attı biliyorsunuz, onlardan birisi bu çocuk, orada işkence görüyor. 2010 yılında “Ergenekon Kurt Kuvvetleri” adı altında FETÖ soruşturması ve kumpasına dâhil ediliyor. Bakın, aynı çocuk, 2014 yılında, tam evlenecek, bu sefer de başka bir FETÖ kumpası İzmir Askerî Casusluk davasına dâhil ediliyor, hepsinden sırayla gidiyor. 15 Temmuz darbesinde de, hâlen görevine devam eden, şu an bir alay komutanının yazılı emriyle Malatya’dan Ankara’ya helikopterle intikal ediyor. Sonra ne oluyor? O gece silahla tehdit edilmesine rağmen intikal uçuşu gerçekleştirmeden o bölgeden ilk fırsatta uzaklaşıyor, polise ihbarda bulunuyor, Ankara TEM tarafından gözaltına alınılıyor, tutuklanıyor, üç sene yatıyor, bin kırk yedi gün yatıyor. Kanun hükmünde kararnameyle tutukluluğunun 1’inci yılında yani 14 Temmuz 2017 tarihinde TSK’den ihraç ediliyor; ihraç ettik. Tutukluluğunun 2’nci yılında baskılar nedeniyle eşinden ayrılıyor çünkü eşine de baskı oluyor. OHAL Komisyonu, tutuklu olması nedeniyle karar duruşmasından hemen önce ihraç işlemine yönelik yaptığı itirazı reddediyor. İhraç edildi, itirazı da reddetti mahkemeden önce ve karar duruşmasında tüm suçlamalardan beraat ediyor. Şimdi beraat edip tahliye olduktan sonra da hiçbir yerde işe almıyorlar bu pilotu; bakın, bu pilota devlet ağırlığınca altın harcamıştır. Akrabalarının yardımıyla ve asgari ücretle çalışan kardeşinin desteğiyle şu an geçimini sağlıyor. İdare mahkemesine başvurmuş, belirlenen süre de üç yıl, üç yıl bekleyecek. Bana söylediği son cümlesi: “Komutanım, yanlış anlamayın ama bir iki bin liraya bile çalışılacak bir iş imkânı olursa mutlu olurum.” diyor bu pilot; durum bu. Bunları iyi değerlendirmemiz gerekiyor yani bu mağduriyetleri ivedi olarak çözmemiz gerekiyor. Bunu yapacak kudretteyiz.

Şimdi, biraz da Doğu Akdeniz politikaları üzerinde konuşmak istiyorum. Şu an asker gönderdik ama asker göndermek dış politikada bugüne kadarki yapılan hataların bir sonucu yani dış politikada yapılan hatalar toplandı ve bugün oraya asker göndermek zorunda kaldık. Oraya asker göndermek bize zaman kazandırabilir, doğru ama mavi vatanı kazandırmaz. Yapılması gereken bazı şeyler var.

1) Türk askerinin orada, bir defa, taarruzi görev almaması gerekiyor; orada savaşacaksa Ulusal Mutabakat Hükûmetinin savaşçıları savaşacak, Mehmetçik’in burnu kanamayacak, birinci şart bu.

2) Bu ateşkes ortamının sağladığı zamandan faydalanarak Suriye, Mısır, İsrail ve Lübnan’la bir an evvel masaya oturmamız gerekiyor yoksa o tek başına mavi vatanı kurtarmaya yetmez, Mısır’la da oturulması gerekiyor, İsrail ve Suriye’yle de oturulması gerekiyor; Rusya’yla zaten iş birliği ve eş güdüm sağlanmış durumda.

Şu an bize yapmak istedikleri şey, sözde Sevilla haritasıyla 189 bin kilometrekarelik mavi vatanı bölüp sadece 41 bin kilometrekareyi bize bırakmak, hedefledikleri şey bu yani bizi Antalya Körfezi’ne hapsetmek istiyorlar ama bizim yapabileceğimiz bir şey var burada. Biz, tek taraflı, devlet olarak Doğu Akdeniz’de münhasır ekonomik bölge ilanı yapabiliriz. Bunu neden yapmıyoruz? Öncelikle yapılması gereken şeylerden bir tanesi bu. Bizim yaptığımız anlaşma münhasır ekonomik bölge anlaşması değil, deniz yetki alanlarının sınırlandırılması anlaşması. Münhasır ekonomik bölgeyle denizin üzerinde olan su kütlesindeki ekonomik kaynaklardan da yararlanabiliriz. Sadece orkinos balıkçılığında yıllık kaybımız 400 milyon dolar. Niye ilan etmiyoruz? Onu da ilan etmemiz gerekir.

Ayrıca, bakın, buraları nasıl koruyup kollayacağımıza dair bir münhasır ekonomik bölge kanunumuz yok şu an. Asker gönderiyoruz, bayağı atıp tutuyoruz ama buraları nasıl koruyacağımıza dair münhasır ekonomik bölge kanunumuz yok, acil çıkarılması gerekir. Artı, Türk deniz egemenlik ve deniz yetki alanlarında yabancılar tarafından yapılacak bilimsel araştırmalar hakkında kanun çalışması da yapılması gerekiyor, bunun da eklenmesi gerekiyor.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin ivedi tanınması için diplomatik çabaları artırmamız gerekiyor.

Toplam değeri 3 trilyon dolar olan doğal gaz rezervleri, Türkiye’nin beş yüz yetmiş iki yıllık ihtiyacını karşılıyor ama burada bize dayatılan projeler var. Nedir onlar?

1) "EuroAsia Interconnector" Denizaltı Elektrik Kablosu Projesi; bizim alanımızdan geçiyor, bunun engellenmesi gerekir.

2) Yine “AB’nin enerji koridoru” olarak adlandırılan “EastMed”; bu da bizim alanımızdan geçiyor.

Bunların engellenmesi gerekiyor, bununla ilgili diplomatik çabalar artırılmalıdır.

Artı, şimdi diğer ülkeler Şubat 2019’ da Doğu Akdeniz Gaz Forumu’nu kurdu, biz buna karşılık bir atak, cevap veremedik. Dolayısıyla Doğu Akdeniz enerji forumunu kurmamız gerekiyor. Daha geniş bir çerçeveden baktığımızda da Orta Doğu’ya barış ve istikrarın gelmesi için -Genel Başkanımız da söyledi- Ortadoğu Barış ve İstikrar Teşkilatının (OBİT) kurulması gerekir. Bunlar da diplomatik çabalardan bazıları.

Güney Kıbrıs birçok anlaşma yaptı, buna karşı -ihlal ettikleri bölgeler var- gambot, sismik ve sondaj diplomasisi devam ettirilmeli. Deniz yetki alanlarına sahip olmamıza dair Uluslararası Adalet Divanı ve Uluslararası Hakem Heyeti kararları var, bunların arkasında ciddi bir şekilde durmalıyız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET ALİ ÇELEBİ (Devamla) - Son bir dakika alabilir miyim Sayın Başkan?

BAŞKAN – Toparlayın lütfen.

MEHMET ALİ ÇELEBİ (Devamla) - Toparlıyorum.

Bizim artık “Vatan bir bütündür, parçalanamaz” anlayışını çok daha iyi anlamamız gerekiyor. O da nedir? “Vatan” dediğimizde artık, ana vatan Türkiye, yavru vatan Kıbrıs, mavi vatan denizlerimiz ve bunların semaları aklımıza gelmeli. Dolayısıyla “Vatan bir bütündür, parçalanamaz.” dediğimizde “Ana vatan, yavru vatan, mavi vatan ve semaları bir bütündür, parçalanamaz.” şeklinde kamuoyuna anlatmamız gerekiyor. “Mavi vatan” dediğimizde, o şudur: Misakımillînin denizdeki karşılığıdır. “Mavi vatan” dediğimizde anlamamız gereken budur. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar) Mavi vatan doktrini de yetki alanlarımızın ekonomik, jeopolitik, savunma eksenli perspektifidir. Buna uygun hareket etmemiz gerekir diyorum ve mevzubahis vatansa gerisi teferruattır diyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi grubu adına Sayın İsmail Özdemir.

İsmail Bey, şahsı adına da söz talebiniz var, onu da beraber kullandıracağım.

Toplam süreniz on beş dakikadır.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA İSMAİL ÖZDEMİR (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tabii, bugün gündemimizde bilhassa Afrika kıtasındaki bazı ülkelerle yapmış olduğumuz ikili anlaşmalar var. Bu anlaşmalar kapsamında Zambiya’yla yapılan Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunmasına İlişkin Anlaşma’yla alakalı yüce Meclisimize hitap etmek istiyorum. Bilhassa da yine aynı çerçevede, Zambiya ve Afrika Kıtası’yla ilgili bazı gözlemlerimizi arz etmek istiyorum. Bu anlamda da Gazi Meclisimizi sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.

Sözlerimin hemen başında, ömrünü Türklüğe ve Kıbrıs davasına adamış, yaşamının her bir anında hürriyet ve istiklal mücadelesinden ayrılmamış olan büyük dava adamı Rauf Denktaş’ı vefatının 8’inci yılında rahmetle ve minnetle anıyorum.

Gündemimizde bulunan Zambiya’yla ilgili olan malum anlaşma hiç şüphe yok ki her yönden büyük önemi haizdir. Ülkemiz ve Zambiya arasındaki ilişkilerin son yıllarda giderek artan bir ivme yakaladığını ifade etmemiz lazım. 17 milyondan fazla nüfusa sahip olan Zambiya, Sahra Altı Afrika’daki konumu itibarıyla madencilik ve tarımsal faaliyetleriyle öne çıkan bir ülkedir. Bu kapsamda, ülkemiz, Zambiya’dan bakır cevheri ithal etmektedir. İthalatımızın yüzde 75’i de bakır ve yine bu cevherden üretilen ürünleri kapsamaktadır. İlave olarak, kobalt da yine Zambiya’dan ithal ettiğimiz bir başka madendir.

Ülkemiz ve Zambiya arasındaki ticari ilişkilere baktığımızda, 2012 yılından itibaren, Türkiye açısından, net seviyede ihracatçı konumuna ulaştığımız gözlemlenmektedir. Bu durum hiç şüphe yok ki memnuniyet verici bir gelişmedir. Gelinen noktada ise Zambiya’yla aramızda olan ticaret hacminin 18,5 milyon dolar seviyesine ulaştığını görüyoruz; bunun 15 milyon dolar kadarı ülkemizden Zambiya’ya yapılan ihracatı kapsarken 3 milyon dolarlık kısmı ise Zambiya’dan yaptığımız ithalatı içermektedir. Zambiya’ya yaptığımız ihracatın makine, cihazlar ile bunların ürünleri, tekstil mamulleri, mobilya, şekerleme gibi gıda ürünlerini kapsadığı da anlaşılmaktadır.

Bununla beraber, Zambiya’nın önemli akarsu yatakları ve bu ülkenin enerji ihtiyacı dikkate alındığındaysa ülkemizin Zambiya’yla gerçekleştireceği iş birliği seviyesinin artmasıyla bu ülkedeki enerjiye dayalı yatırımlarımızın daha da artabilecek potansiyeli olduğu görülmektedir. Sayın Cumhurbaşkanının 2018 yılında ülkemizden Zambiya’ya Cumhurbaşkanlığı düzeyinde yaptığı ilk ziyaretten bu yana karşılıklı ilişkilerimizin göreceli olarak artması sadece ülkelerimiz açısından değil, Afrika Kıtası ve bu bölgeyle alakalı millî hedeflerimiz için de umut verici bir gelişme olmuştur. Bu ziyarette ülkemizi temsil eden heyette çok sayıda bakanımızın da yer almış olması yine ülkemizin Zambiya’yla ilişkilere gösterdiği önemin vurgulanması anlamında oldukça değerli olmuştur. Zambiya, Türkiye’yle ilişkilerinden memnuniyet duyduğunu açıkça göstermektedir. Dolayısıyla yatırımların karşılıklı olarak teşvik edilmesinin sağlanması ilişkilerimizi daha üst seviyeye çıkarabilecektir.

Türk Hava Yollarının 14 Aralık 2018 tarihinden itibaren Zambiya’ya sefer düzenlemeye başlamış olması ikili ilişki anlamında olumlu netice doğuran bir başka durumdur ki bilhassa Zambiya tarafı da bundan duyduğu memnuniyeti ifade etmektedir ve TİKA’nın Zambiya’da yürüteceği faaliyetler yine Lusaka Hükûmeti nazarında da özlemle beklenmektedir.

Afrika Kıtası’ndaki yaygın istikrarsızlığa rağmen Zambiya’nın nispeten barış ve istikrarlı bir durumda olması hem bugünün hem de geleceğin planlanması açısından dikkate alınmalıdır. Temennimiz, dost gördüğümüz Zambiya’nın istikrarının tesisinde Türkiye’nin katkı sağlaması, kalkınmasına ve gelişmesine yardımcı olması, ayrıca bölgenin geri kalanına örnek olabilecek bir modeli de yansıtabilmesidir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Afrika Kıtası her yönden dünyanın ilgi odağı hâline gelmiş bir bölgedir, geniş ve küresel ticaret açısından son derece önemli su ağlarıyla çevrilmiştir. Kıta üzerinde nüfus yoğunluğu artan ancak eğitim seviyesi düşük, yaşam şartlarının zor olduğu, devlet otoritelerinin ise güç bir şekilde tesis edilebildiği bir yapı mevcuttur. Bu durum, emperyal ülkelerin son yıllarda ilgi odağı olarak Afrika’yı öncelikli sıraya koymalarına sebep olmuştur. Bugün Sayın Genel Başkanımızın partimizin grup toplantısında ifade ettikleri üzere Afrika, dünya petrol rezervinin yaklaşık yüzde 12’sine, ilave olarak altın, elmas, kobalt ve uranyum gibi stratejik madenlere sahip olarak küresel güç odaklarının ve emperyalist çevrelerin hedefindedir. Şimdiye kadar çok sayıdaki ülke ya kıta genelindeki istikrarsızlıkları ve terör oluşumlarını besleyerek ya karşılanması mümkün olmayan göstermelik altyapı yatırımlarının karşılığı olarak ya da diğer baskı araçlarıyla sömürü anlayışını hâkim kılmak istemektedir. Kuzey Afrika sahası, böylesi bir düzlemde, yeni bir umut arayanların Avrupa’ya geçiş için kullandığı göç güzergâhlarının ana merkezi olmuştur. Kızıldeniz boyunca uzanan saha ise kıtaya dışarıdan gelen, emperyalist hedefleri olan diğer ülkelerin askerî üs bölgeleri hâline gelmiştir. Sadece petrol ve altın gibi değerli kaynakları sömürme değil, stratejik su yollarını ve dolayısıyla ticaret ve enerji hatlarını kontrol etmek isteyen ülkelerin ana odağında, dikkatinde ve perspektifinde Afrika vardır. Ayrıca, artan nüfusu sebebiyle Afrika, yeni pazar yaratma çabasında olan ülkelerin de yine hedefleri arasındadır.

Bu hedefi benimsemiş, insanlığın huzurunu umursamayıp sadece kendi menfaatini düşünen ülkeler ise ne hazindir ki yaptığı yanlışların faturasını kendilerine gelen Afrikalı göç ve sığınmacı akınlarıyla ödemektedirler. Göç ve sığınmacı sorununun beraberinde gelen entegrasyon meselesi, bilhassa Avrupa ülkeleri açısından içinden çıkılmaz bir hâl almıştır. Ne hazindir ki bahse konu olan ülkeler çareyi son derece insanlık dışı yerlerde aramakta, daha iyi bir yaşam hedefleyenlerin türlü trajedilerle Akdeniz’de boğulmalarını âdeta teşvik eder tarzda davranmaktadırlar. Batı’nın sabıkalı ve kirli yüzü burada da karşımıza çıkıyor. Akdeniz’de insanlık boğulurken Avrupa ne hazindir ki insan haklarını, temel yaşama hürriyetini dahi görmezden gelmektedir.

Terör saldırıları ise aynı çevrelerin bir başka meselesi, dahası dünyanın geri kalanının sorunu hâline gelmiştir çünkü malum terör eylemleri, artık sadece doğduğu coğrafyalarda kalmamakta, gelişen şartlar sebebiyle kolaylıkla dünyanın diğer bölgelerine de yayılabilmektedir. Sömürü anlayışını güderek Afrika’nın insanını ve kaynaklarını kullanma arayışına girenler bugün kendi yarattıkları sorunlarla yüzleşmek durumunda kalmışlardır. Oysa Afrika ülkelerinin gelişmesi, kalkınması ve her yönden seviyenin yükselmesi hedeflenmiş olsaydı bugün aynı ülkelerin göç ve terörizm gibi bir sorunu acaba olacak mıydı, bunun üzerinde de düşünülmesi gerekir. Yapılan her yıkımın faturasının artık sadece hedef bölgede kalmadığı gerçeği Afrika’nın hakikatlerine bakıldığında açıkça görülmektedir. Bu tecrübe, bir gerçeği daha karşımıza getirmektedir: Rüzgâr eken fırtına, huzur eken de elbette refah biçer; niyet hayır olursa akıbet de hayır olacaktır.

Bütün bu şartlar altında, Türkiye’nin millî hassasiyetleri gözeterek insani bir anlayışla Afrika Kıtası’yla ilişkilerini geliştirmeye koyulması son derece önemlidir. Bu önem yalnızca bizim açımızdan değil, örnek oluşturabilmesi, politika ve ülkeler arası ilişkilerde cazibe yaratabilmesi anlamında da değerlidir. Gelinen noktada, Afrika’da toplam 46 dış temsilciliğimizin bulunduğu ifade edilmektedir. Bunlardan 42 tanesinin büyükelçilik seviyesinde temsil edildiği belirtilmektedir. Hükûmetimiz ve Dışişleri Bakanlığımızdan farklı zamanlarda yapılan açıklamalara bakıldığındaysa Afrika’da yer alan büyükelçilik sayımızın 50’ye çıkarılmasının hedeflendiği anlaşılmaktadır. Yine, bu kıtadaki ülkelerin toplam sayısının 54 olduğu düşünüldüğünde bu sayının gerçekten değerli bir anlamı olduğunu da ifade etmemiz lazım. Temennimiz, aynı seviyenin ticaret, kültür, din ve askerî ataşelikler sayısında da yakalanabilmesidir. Zira, her alanda ve her anlamda Afrika’yla ilişkilerimizin geliştirilmesi gerekir.

Türklüğün eşsiz, zengin, kucaklayıcı ve saygın anlayışının bu kıtada yeniden hâkim olması ticari menfaatlerimizden çok daha büyük öneme sahiptir. Birileri istikbal kaygısında olabilir; biz Türkiye olarak insan saygısında olduğumuzu gösterebilmeliyiz. Medeniyetimiz ve binlerce yıla uzanan devlet geleneğimizin esası da bunu gerektirir. Türk milleti tarihin her döneminde aranan ve beklenen olmuştur. Bugün “Afrika Kıtası” denildiğinde pek çok ülke, bu kıtada yaptıkları katliamlar, soykırımlar, köleleştirme faaliyeti ve sömürü düzeniyle anılırken biz Türklerse yapmış olduğumuz eserler ve kültür miraslarının yanı sıra hoş bir sedayla anılıyorsak bize göre yarım kalmış işlerin de bundan sonra tamamlanması gerekir. İşte, bu kapsamda, TİKA gibi kuruluşlarımıza da konu Afrika olunca büyük işler düşmektedir.

Bununla beraber, başta FETÖ terör örgütü olmak üzere Türkiye aleyhinde çalışan bazı oluşumların da Afrika Kıtası’nda bazı çevrelerce faal tutulmaya çalışıldığı ise dikkatlerimizden kaçmamalıdır. Bugün, çok sayıdaki Türkiye merkezli vakıf ve derneğin de Afrika Kıtası’nda bazı yardım faaliyetlerinde bulunduğunu bizler biliyoruz. Beklentimiz, bu faaliyetlerin yetkili kuruluşlar tarafından yakinen takip edilmesi ve hangi Afrika ülkesinde faaliyet gösteriyorlarsa çalışmalarını mutlaka o ülkedeki büyükelçiliğimiz gözetiminde yapmasıdır. Zira, başkaca olumsuz faaliyetlere sebebiyet verilmemesi anlamında, bu kapsamda devletimiz de sorumlu davranmalıdır. Orada ne amaçlanıyorsa -insani yardım olsun diğer kültürel faaliyetler olsun- her şeyden evvel bu faaliyetlerin Türkiye Cumhuriyeti devleti tarafından bilinmesi büyük öneme sahiptir. Hiçbir koşul ve şart altında Türkiye ve Türk milletinin leke tutmaz büyük ismi üzerinden kirli faaliyetler yapmalarına müsaade edilmemelidir. Aksi takdirde yapılan yanlışların sadece bahsettiğimiz dernek ve vakıflara mal edilmeyip doğrudan ülkemiz aleyhindeki kötü propagandaya hizmet edeceği neticesiyle karşılaşmak durumunda kalırız. O yüzden, şimdiden bu tedbirlerin alınması gerçekten büyük anlam ve öneme sahiptir. Nitekim FET֒yle küresel çaptaki mücadelemize baktığımızda da geçmişte bu anlamda yaşanmış bulunan sorunun bugün karşımıza farklı sebeplerle, farklı neticelerle geldiği gerçeğini şimdiden görmemiz gerekiyor. Pek tabii, burada, bu anlamda başarılı çalışmaları olan diğer sivil toplum kuruluşlarını da zan altında bırakmak istemeyiz. Ancak, bilhassa da Afrika Kıtası’nda, orada her ülkenin var olmak istediği bir dönemde, bu türden yardım kuruluşlarını kullanarak faaliyetlerini yürüttüğü bir dönemde, ülkemizin de yine Türkiye merkezli faaliyet gösteren bu sivil toplum kuruluşları üzerindeki denetim mekanizmasını doğru işletmesi elzemdir ve pek tabii oradaki faaliyetlerini de takip etmemiz gerekiyor.

Türkiye, Afrika Kıtası’yla ilgili heyecanlı, aktif, akılcı ve insani bir yol izlerken bu anlattıklarımız çerçevesinde her ihtimali de bizler düşünmek mecburiyetindeyiz. Zaten hassasiyetimizin esası da budur.

Bu gerekçelerle, gerek üzerinde görüşmüş bulunduğumuz Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Gana Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunmasına İlişkin Anlaşma gerek Zambiya Cumhuriyeti Hükûmetiyle yatırımların karşılıklı teşviki, yine, benzer minvaldeki anlaşmalara ve diğer, Fildişi Sahili olsun, Çad olsun, Somali’yle olsun -ki bunlarla alakalı zaten Dışişleri Komisyonumuzda da Milliyetçi Hareket Partisi olarak görüşlerimizi ifade etmiştik- anlaşmalara destek verdiğimizi, müspet baktığımızı ifade etmek isterim.

Sözlerime son verirken bütün bu anlaşmaların hayırlara vesile olmasını Cenab-ı Allah’tan niyaz ettiğimizi belirterek Gazi Meclisimizi sevgi ve saygılarımla selamlıyorum. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Şahsı adına ikinci söz Sayın Cengiz Gökçel’in.

Buyurun Sayın Gökçel. (CHP sıralarından alkışlar)

CENGİZ GÖKÇEL (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Mersin olağanüstü bir zamandan geçiyor. Bugün Tarsus Devlet Hastanesinin ısıtma ve soğutma ünitesinin bakım ve onarımı sırasında patlama meydana geldi. 2’si ağır, 5 işçimiz yaralandı. İşçilerimize geçmiş olsun diyorum.

Aksilikler üst üste geliyor. Önceki gün Tarsus’ta denize açılan 2 bekçimizden hâlâ haber alınamadı. Balıkçı ağları dışında bir ize ulaşılamadı. Aileleri endişeli. Arama kurtarma çalışmaları devam ediyor. İyi haberlerini bekliyoruz.

Diğer yandan, her gün şehit haberleri alıyoruz. Tüm ülkemizin ciğeri yanıyor. Gencecik fidanlarımız Suriye’de, Irak’ta şehit düşüyorlar. Geçen hafta Mersin’e 2 şehit ateşi düştü. Tüm şehitlerimize Allah’tan rahmet, acılı ailelerine ve milletimize sabır diliyorum. Ülkemizin başı sağ olsun.

Değerli arkadaşlar, geçtiğimiz hafta Mersin, yakın tarihinin en ağır afetlerinden birine daha maruz kaldı. Anamur’dan Tarsus’a, Toroslardan Akdeniz’e tüm ilçelerimiz bu afetten zarar gördü, ovaları su bastı, dağlarda kar yolları kapattı, Toroslar ilçemizde kar meyve ağaçlarını kırdı. Bu afette 3 vatandaşımızı da kaybettik. Ölen vatandaşlarımıza da Allah’tan rahmet diliyorum.

Bu süreçte bizleri en çok üzen şey şu oldu: Afetten zarar gören bölgelerde dere ıslahı, kanal açılması gibi projesi olan, hatta ihalesi yapılan yatırımlar “tasarruf tedbirleri” diye yapılmamış. Bu yatırımlar Mersin’in, Mersinlilerin hakkıdır. 2018’de Mersin olarak 14 milyar lira vergi ödemişiz, karşılığında sadece 8 milyar lira kamu yatırımı almışız. 2019’un ilk 9 ayında 11 milyar liradan fazla vergi ödedik, 7 milyar liralık kamu harcaması yapıldı; Mersinliler haklarını istiyor. Mersinlilerin 6 milyar lirasına el konuluyor ama 1 milyon liralık dere ıslahı bile yapılmıyor, sonra o dere taşıyor, vatandaşın tarım arazisini mahvediyor. Biz bunu değil, hakkımız olan yatırımları istiyoruz.

Değerli arkadaşlar, Mersin’de evler, iş yerleri, tarım alanları su altında kaldı; esnaf borç içindeydi, mallarından oldu; çiftçiler ise hepten perişan. 6-7 Ocak tarihlerinde meydana gelen afet sonucunda Mersin’de 5 binin üzerinde çiftçimize ait onlarca hayvan ve ağıl, 5 bin arı kovanı, 1.000 dekar bahçe, 8.500 dekar sera, 60 bin dekar tarla zarar gördü. Mersinli çiftçilerimizin toplamda 110 milyon liradan fazla zararı var, 110 milyon lira değerli arkadaşlar. Geçtiğimiz yıllarda doludan sele, dondan hortuma birçok afete maruz kaldık. Çiftçilerimiz milyonlarca liralık zararlarını kendileri karşıladı. Uçan kuşun borçlarını yapılandıran Ziraat Bankası çiftçilerimizin borçlarını ertelemedi, yapılandırmadı; çiftçilerimiz daha yüksek faizle daha çok borçlandı. Bu yıl ürünlerinden kazanıp borçlarını ödemek istiyorlardı, afet ürünleri çürüttü. Çiftçinin borcunu ödeyecek dermanı kalmadı. Her gün haberlerde tarlasına, traktörüne haciz gelen çiftçileri görüyoruz. Çiftçiye deniyor ki: “Tarım sigortası yaptır.” Arkadaşlar, Türkiye’deki tarım arazilerinin çoğu parçalı, hisseli ve intikalleri yapılmamış. 2/B arazilerinde üretim yapan çiftçilerimiz var. Bu kişiler ÇKS kaydını yaptıramıyor. ÇKS kaydını yaptırabilen çiftçilerimiz de sigorta primlerini karşılayamıyor. TARSİM araziye bölgenin risk durumuna göre sigorta masrafı çıkarıyor; 10 bin liralık ürün için 2.500 lira sigorta masrafı çıkan yerler var. Çiftçi bu parayı nasıl ödesin? Çiftçiler zaten borçta, sigorta yaptırmak için bile ayrıca borçlanmaları gerekiyor. Dolayısıyla, Mersin’in acilen afet bölgesi ilan edilmesi, yaraların bir an önce sarılması gerekiyor. Tarımsal üretimimiz düşmesin, çiftçilerimiz topraktan kopmasın.

Mersin’in afet bölgesi ilan edilmesi için Cumhuriyet Halk Partili 3 Mersin Milletvekili olarak Meclis Başkanlığına bir kanun teklifi verdik. Başta Mersin milletvekilleri olmak üzere, her partiden tüm milletvekillerini bu teklifimize destek olmaya çağırıyorum

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Gökçel, tamamlayın sözlerinizi lütfen.

Buyurun.

CENGİZ GÖKÇEL (Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkanım.

Mersin ili ve çevresi afet bölgesi ilan edilsin; çiftçilerimizin, esnaflarımızın borçlarının faizleri silinerek ertelensin diyoruz, çiftçilerimize ayni ve nakdî yardımlarda bulunulmasını istiyoruz. Kanal açılması -yani Kanal İstanbul Projesi değil, arazileri su basmasın diye yapılması gereken kanallar- dere ıslahı gibi Bakanlığın yatırım programında bulunan ama bir türlü hayata geçirilemeyen projeler bir an önce tamamlansın diyorum, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, 1’inci madde üzerindeki konuşmalar tamamlanmıştır.

Soru-cevap işlemi yok.

1’inci madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi 1’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati:20.02

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 20.11

BAŞKAN: Başkan Vekili Süreyya Sadi BİLGİÇ

KÂTİP ÜYELER: Nurhayat ALTACA KAYIŞOĞLU (Bursa), Emine Sare AYDIN YILMAZ (İstanbul)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 42’nci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

118 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Komisyon yerinde.

2’nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – Madde üzerinde gruplar adına ilk söz, İYİ PARTİ Grubu adına Sayın İbrahim Halil Oral’ın.

Buyurun. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA İBRAHİM HALİL ORAL (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 32 sıra sayılı -uluslararası anlaşmanın onaylanmasının uygun bulunduğuna dair- Kanun Teklifi üzerine İYİ PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sözlerime Kıbrıs Türklüğüne büyük hizmetler etmiş 2 önemli ismi anarak başlamak istiyorum. 13 Ocak 2012 tarihinde vefat eden Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti kurucu Cumhurbaşkanı, Kıbrıs Türk halkının mücahit önderi Rauf Denktaş’ı ve 15 Ocak 1984 tarihinde vefat eden Kıbrıs Türk halkı liderlerinden Doktor Fazıl Küçük'ü rahmet ve minnetle anıyorum, Allah ruhlarını şad etsin.

Kıymetli milletvekilleri, Kıbrıs ve Doğu Akdeniz her geçen gün daha çok önem kazanan bir coğrafyadır. Bugün Doğu Akdeniz’de yaşanan güç mücadelesi bunu yeniden bizlere göstermektedir. Türkiye bu noktada bir hamle yapmış ve Birleşmiş Milletler tarafından tanınan Ulusal Mutabakat Hükûmetiyle bir deniz anlaşması yapmıştır. İYİ PARTİ olarak biz buna destek vermiştik ancak sonrasında olayın boyutu değişmiştir. Bugün Libya’da ülkemizin de içinde bulunduğu yoğun bir kriz yaşanmaktadır. Libya tezkeresi öncesinde, Sayın Genel Başkanımız Meral Akşener Hanımefendi, yaptığı açıklamada diplomasi ve ara buluculuk meselesine işaret etmişti. Ancak ne hikmetse iktidar bu çağrının toplumun pek çok kesiminden gelmesine kulak tıkamıştı, ta ki Rus lider Putin benzer şeyleri söyleyene kadar. Putin diplomasi kanalını işaret edince iktidar bir anda o yolu tercih etmeyi denedi ve başardı. Genel Başkanımız bu konuda çok güzel bir söz söyledi: “Milletine sırtını dönmüş, el âlemin dediğinin peşinde koşuyorlar. El iyisi bunlar.” İktidar kendi muhalefetini, kendi milletini dinlemedi, el iyisi olmayı seçti. Biz deyince gayrimillî olduk, Putin söyleyince millî ve doğru oldu.

Hafter bugün ateşkesi reddetmiştir. Ateşkesi kabul etsin diye Mehmetçik mi can verecektir? Sayın milletvekilleri, zaten mesele de burada başlamaktadır. İktidarın dış politika karnesi zayıftır, “Suriye'de Emevi Camisi‘nde namaz kılacağım.” derken, Emevi Camisi’ne maalesef Putin gitmiştir. Biz ise milyonlarca sığınmacının sorunlarıyla, dertleriyle boğuşmaktayız. Yarın bunun aynısının Libya’da olmayacağının garantisi yoktur. İktidar dış politikada artık bir millî mutabakat zemini oluşturmalıdır. Dışişleri Bakanı, partimizin genel merkezine bilgilendirmeye değil, istişare etmeye gelmelidir artık. Libya’da Atatürk’ün ve Enver Paşa’nın verdiği mücadeleyi hepimiz biliyoruz, bunu Sayın Cumhurbaşkanı da örnek verdi. Ben buna bir ek yapmak istiyorum ki Trablusgarp’ta o mücadeleyi verenler, Balkan Savaşları çıkınca yani ateş eve daha da yaklaşınca Trablusgarp’tan gerisin geriye dönmüşlerdi, Osmanlı da diplomasi yolunu tercih etmişti. Bugün de biz, Suriye iç savaşının ateşini ülkemizin her yerinde hissettiğimiz İran krizinin zirve yaptığı günlerde bu yolu tercih etmeliyiz.

Sayın milletvekilleri, biz bugün Kıbrıs’ta elimizi güçlendirecek başka adımları da atmalıyız. Bir an önce, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin “Kıbrıs Türk Cumhuriyeti” adıyla uluslararası tanınırlığa ulaşmasını sağlamalıyız. Bu, son derece elzem ve önemli bir husustur.

Dün Ergenekon kumpasını rahmetli Denktaş’a dokundurmaya çalışanlar, Denktaş’ın Türkiye’deki programlarına ambargo koymaya kalkanlar, Denktaş’a “marjinal” diyenler bugün bir anda Kıbrıs’taki haklarımızı hatırlayıverdiler nedense. Atalarınız bir gölge gibi sizi takip etmektedir. Bu gölge, ülkemiz için bir karanlık hâlini almıştır. Türkiye’yi karanlığa mahkûm etmeyeceğiz, yeni hatalarınıza da asla izin vermeyeceğiz.

Kıymetli milletvekilleri, Irak ve İran’da yaşanan kriz de bizi düşündürmektedir. Amerika Birleşik Devletleri’nin bölgedeki varlığı coğrafyamızı germektedir. Bu noktada bir uyarıda bulunmayı önemsiyorum: Kasım Süleymani’nin öldürülmesinden sonra başlayan süreçte Irak’ta mezhep çatışmasını yeniden körükleyecek bir durum ortaya çıkmıştır. Bu meseleden de en çok etkilenebilecek toplum Irak Türkmenleridir. Irak Türkmenlerinin bir kısmı Şii iken bir kısmı da Sünni’dir. Şii Türkmen kardeşlerimizin bir kısmı ve hatta bazı Sünni grupları da Haşdi Şabi’yle ortak operasyonlar yapabilmektedirler. Haşdi Şabi içinde Türkmen birlikler bulunmaktadır. Türkiye de bu durumu çok iyi okumalıdır. İktidar, Irak’ta yaşanacak olası bir İran–ABD çatışması ve mezhep savaşında Iraklı Türkmen kardeşlerimizin haklarını savunabilmelidir. Irak’ta Barzani’yle, Talabani’yle, şununla bununla değil, doğrudan ve direkt Türkmen kardeşlerimizi merkez alan politikaları mezhep gözetmeksizin uygulamak zorundadır. Bu vesileyle, Iraklı Türkmen soydaşlarımıza selamlarımı ve sevgilerimi gönderiyorum.

Saygıdeğer milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin ara verdiği sürede ülkemizde pek çok şey yaşandı. Bunları Genel Kurulda dile getirme şansımız olmadı. Yerel yönetimlerimizde yaşanan bir meseleye, özellikle Ankara bağlamında değinmek istiyorum.

Yarın, üyesi bulunduğum Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonunda bir kanun teklifi görüşülüyor olacak. Teklif daha yeni elimize ulaştığı için tamamen inceleme şansım olmadı ama gördüğüm kadarıyla ortada bir gerçek var: İktidar, her fırsatta, TBMM eliyle yerel yönetimlerin ellerindeki yetkileri Çevre ve Şehircilik Bakanlığına ve benzeri kurumlara devretmeye çalışıyor. Bunu neden yapıyor? 2015’te benzeri düzenlemeler gündeme geldiğinde, imar planı değişikliklerinden doğacak değer farklarının yerel yönetimlere bırakılacağı, o gün partinizin Genel Başkanı ve Başbakan olan Ahmet Davutoğlu tarafından bizzat ifade edilmişti. Bugün ise bakıyoruz, bu değer farkının yüzde 25’i ilçe belediyesine, yüzde 25’i büyükşehir belediyesine, yarısı ise -yani aslan payı- merkezî bütçeye aktarılacaktır.

Değerli arkadaşlarım, o günden bugüne ne değişti de büyükşehir belediyeleri bu kadar devre dışı bırakıldı? Ben cevaplayayım: Büyükşehir belediyelerinde iktidar değişti. Ankara’da, İstanbul’da, Mersin’de, Antalya’da ve pek çok yerel yönetimde Millet İttifakı adayları kazandı. Siz, bu uygulamalara rağmen, milletin 31 Marttaki tercihlerini yargılıyor ve cezalandırıyorsunuz. Kanal İstanbul diretmenizin de sebebi budur. Üstüne bir de belediyelerimize, olmayan şeyleri söylüyorsunuz. Geçtiğimiz hafta, Ankara’nın görevden alınan devrik belediye başkanı dâhil, AK PARTİ’nin pek çok yetkilisi, Ankara’da yaşanan yoğun kar yağışı nedeniyle Ankara Büyükşehir Belediyesini topa tuttu, karalama kampanyası başladı. 2008’de çekilmiş fotoğrafları paylaşıp 2020 Ankara’sını eleştirdiler.

Değerli milletvekilleri, biz, yirmi beş yıl Ankara’yı yöneten ama her yağmurda alt geçitlerin yüzme havuzuna dönmesine engel olamayan başarısız yönetimleri iyi tanıyoruz. Karda, buzda millet mağdur olunca utanmadan “Tuz dökün, yalayın.” diyenleri unutmadık. Ankara’nın kaynaklarını dinozorlara, heykellere, fantezi parklarına harcayanları asla unutmadık. Ankara’da yolsuzluğa, hırsızlığa ve hizmetsizliğe “Dur.” diyen Sayın Mansur Yavaş’ı ve belediyemizi yedirmeyeceğiz. Ankaralılar da aynı şekilde belediyesinin dimdik arkasındadır. Siz ne kadar kanunla bastırmaya çalışsanız da Millet İttifakı belediyelerinin başarıları artacak ve milletimiz de inşallah bunu gelecek seçimlerde takdir edecektir.

Kıymetli milletvekilleri, sözlerimi sonlandırırken bizlere demokratik, sosyal ve gelişen bir Türkiye bırakan Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ahlaklı, dindar ve tertemiz annesi Zübeyde Hanım’ı da vefat yıl dönümünde rahmet ve minnetle anıyorum. Ülkemiz Zübeyde Hanım gibi nice analar, nice evlatlar yetiştirmiştir ve yetiştirecektir. Bizlere düşen ise analarımızı ve bütün kadınlarımızı korumak, şiddeti engellemek ve kadının toplumda daha görünür, daha aktif olmasını sağlamaktır diyorum.

Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Sayın Meral Danış Beştaş.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Evet, doğrusu, Grup Başkan Vekilimiz de açılışta söylemişti, Gülistan Doku... Gülistan Doku, genç bir kadın, Munzur Üniversitesinde öğrenci, resmi de bu, on gündür kayıp. Ve bugün bizden, partimizden bir heyet de Dersim’e gitti, öğrencilerle görüştü, ailesiyle bir araya geldi ve on gündür bir şehir ayakta. Özellikle öğrenci arkadaşları hemen hemen her gün Dersim’de yürüyüş yaparak, protesto eylemleri düzenleyerek “Bizim arkadaşımız nerede?” diyorlar, “Gülistan Doku nerede?” diyorlar. Olay ne peki? Değerli milletvekilleri, çocuk gelişimi bölümü 2’nci sınıf öğrencisi kendisi. En son Uzunçayır Baraj Gölü üzerindeki Dinar Köprüsü yakınlarında görüldüğüne dair bir veri var elimizde. Şimdi, kritik bilgi de kendi erkek arkadaşı, Zaynal isimli bir şahıs. Bu çocuğun, Zaynal’ın babası emekli bir polis memuru, orada görev yapıyor, Rus asıllı. Onunla bir arkadaşlığı var, bunu ailesi de biliyor, zaten Zaynal’ın ailesi de biliyor bu arkadaşlığı ve erkek arkadaşı tarafından darbedilerek minibüse bindirildiğine dair de güçlü veriler var, iddialar var ve en son görüştüğü kişi de yine Zaynal isimli şahıs ama Zaynal gözaltında değil, gözetim altındaymış. Yani bütün veriler bu şahsı gösterdiği hâlde hâlâ gözaltı işlemi yapılmamış. Zaynal’ın ailesi, annesi, babası ve varsa yakınları Dersim’i terk etmiş, şu anda ilde değiller. Emniyet ve Valilik “Gerekli arama çalışmalarını yapıyoruz.” diye yanılmıyorsam 1 defa -taradım- açıklama yapmış ama daha bugün polis arama çalışmalarına katılmış ve şu ana kadar... Yani gerçekten nasıl, bir genç kadın, Dersim gibi küçücük bir ilde kaybolabilir ve nasıl hiçbir veriye ulaşılamaz; sinyal bilgileri, telefon kayıtları gibi? Şunu da biliyoruz ki MOBESE kayıtlarıyla, iletişimin dinlenmesiyle yirmi dört saat hepimizin hayatı gözetim altında. Peki, genç kadın nasıl bulunamaz? Yani “cenazesi” demek istemiyorum -Allah korusun- umarım sağ olarak görülecek ve annesinin, ailesinin çığlıkları dinecek, bu acı bitecek ama şu ana kadar hiçbir veri elimizde değil.

Şunu söyleyeyim: Pazarda Cumhurbaşkanını eleştirdi diye kadın gözaltına alınıyor. Bir diş hekimi camdan geçen konvoya laf attı diye gözaltına alınıyor. Türkiye açık bir cezaevine dönüşmüş durumdayken üniversite öğrencisi genç bir kadının on gün bulunmamasını kabul etmiyoruz, edemeyiz ve biz de arkadaşlarıyla birlikte “Gülistan nerede?” demeye devam edeceğiz.

Bugün yeni bir gelişme oldu; bazı medya, basın yayın organlarına “Efendim, intihar notu bulundu.” diye bir haber geçti; Milliyet ve Hürriyet’te okudum. Sonra, yapılan açıklamalar üzerine haber düzeltildi çünkü arkadaşları bu notun bir yıl önce yazılan bir şaka olduğunu ifade ettiler. Notu ben de okudum, diyor ki: “Ben gidiyorum, odamı temiz tutun, ölürsem bana ‘Kirlisin.’ demesinler.” Buruşmuş bir kâğıt yani gerçekten bir şaka. Daha doğrusu, aramayı yapmayan akıl, Gülistan Doku’nun intihar ettiği bilgisini servisle olayı soruşturmaktan kurtulacağını düşünüyor. Ama gerçekten, kadınlara yönelik şiddet, taciz, tecavüz, kaybettirilme, kaybolma vakaları ilk değil maalesef, Gülistan da ilk değil. Ama şunu söyleyeyim: Bu bir kaybolma vakası değil, bu bir kaybettirme vakasıdır. Yani kaybolma vakasını bulmak ve bunun izini sürmek kesinlikle daha kolaydır. Yani her fırsatta Emniyetin olanaklarıyla övünen iktidarın bu konuda söz söylememesi de ayrıca dikkat çekicidir. Her konuda konuşan bir İçişleri Bakanı var Türkiye’de ama kendi görev alanında, Emniyetin sorumluluğunda olan bir meselede nedense dut yemiş bülbül gibi, bir açıklama yapmıyor ve biz “Gülistan Doku’yu bulun.” diyoruz. Gülistan Doku’nun ailesi on gündür Dersim’de iki gözü iki çeşme ağlıyor ve kendi olanaklarıyla bile aramaya çalışıyor. Ama Gülistan’ı bulmak yerine onun bulunmasını isteyen protestocuları, öğrencileri gaz bombasıyla gazlamakta da bir beis görmüyorlar. Bu da aslında olayın vahametini ortaya koyuyor.

Değerli milletvekilleri, başka bir mesele Kemal Kurkut… Bu fotoğrafı gösterirken canım çok yanıyor, istemezdim bunu canlı yayında göstermeyi. Kemal Kurkut böyle vuruldu iki yıl önce, Diyarbakır Nevrozu’nda böyle vuruldu, yarı çıplak ve kameralar aynen bu görüntüyü video olarak aldı. Ne oldu biliyor musunuz? Bugün davası var, o yüzden söylüyorum, maalesef, tekrar, fail tutuklanmadı, -polis memuru- ismi belli, cismi belli, kimliği belli- ve ailenin başvuruları sonuçsuz kaldı.

Peki, Kemal Kurkut’a ne oldu biliyor musunuz? Bu görüntüler çıkınca Vali hemen bir açıklama yaptı –hatırlayacağım- “canlı bomba” şeklinde bir şey söyledi. Sonra görüntüler ortaya çıkınca, bunu çeken basın mensupları ortaya çıkınca Diyarbakır Valisi “Üzgünüm.” diye açıklama yaptı. Yani bunlar kayıtlarda var, benim söylediklerim değil. Sonra ne oldu? Bu görüntü çeken medya mensuplarının görüntülerine el konuldu, videolarına el konuldu ama mecburen –sanık ismini söylemeyeyim, sonuçta kişilik hakları var- onun hakkında bir dava açıldı. Evet, sanık polis memuru yargılanıyor. Ve “canlı yayın” denilebilecek Diyarbakır Nevrozu’nda 21 Mart 2017’de öldürüldü. Gitar çalan, genç, hayat dolu, sadece bayram kutlamaya giden bir gençten söz ediyoruz ve üstünü de şey sebebiyle çıkarmış -oradakiler söylüyor- arama sırasında ikna olmayınca “Ben üstümü çıkarabilirim sanırım.” demiş yani verilen, en azından benim aldığım bilgiler. Bugün sanırım 8’inci duruşmasıydı, yapıldı ve ne oluyor? “Peki, Kemal Kurkut’un failine ne yapıldı?” diyeceksiniz. Hiçbir şey yapılmadı, bu polis memuru tek bir gün tutuklanmadı ya. İnsan -yani hukukçu arkadaşlar çoktur milletvekili olarak- bilinçli taksir diye usulen bir tutuklar ya, hani istemedi ama öngörebilirdi, o silahı ateşlediğinde öngörebilirdi diye; bir fiil var ya da “Kastı yoksa bunu savunmalarıyla ispatlasın.” denilebilir yargılamada. Buna ilişkin çok şey var.

Peki, dosyada ne delil var? Ulusal Kriminal Bürosunun hazırladığı ilk raporda kasten hedef alınarak bu öldürme işinin gerçekleştiği söyleniyor, resmî bilgi. Ve mahkeme -hiçbir çelişki yok bu raporda, hiçbir çelişki yok- tekrar 2’nci raporu istiyor, bu Ulusal Kriminal Büronun raporunu tekrar ATK’ye gönderiyor ve ATK bu sefer diyor ki: “Seken kurşunla ölmüş.” Tekrar gönderiyorlar, yedi ay sonra tekrar bugün rapor geliyor ve “Seken kurşunla öldürüldü.” diyorlar. Adli Tıp Kurumu iktidarın bir kuruluşu olmaya devam ediyor; Adli Tıp Kurumu asla bilimsel, hukuka uygun verilerle hareket eden bir kurum özelliğini taşımıyor. İşte, faili polis olan meselelerde kesinlikle faili koruyan, devleti koruyan, vatandaşı suçlu ilan eden -suçun cezasız kalması için- benzer raporları birçok dava dosyasında hazırladığını biliyoruz. Evet, gerçekten bu bir yargısız infazdır. Kemal Kurkut’u öldüren polis yargısız bir şekilde bu infazı yapmıştır. Üç ay açığa alındığına dair bilgiler var ama bugün polis memuru hâlâ polislik vazifesini devam ettiriyor. Bir “tweet” attı diye insanlar cezaevinde, düşüncelerini açıkladı diye insanlar hapiste ama gencecik bir çocuğu öldüren eğer kolluk görevlisiyse maalesef elini kolunu sallayarak gidip görevine devam ediyor.

Son olarak, yineliyorum: Kemal Kurkut’un faillerini korumaktan vazgeçin ve Gülistan Doku’yu bir an önce bulun. Gülistan Doku hepimizin kızı, kardeşi, bir yakını olabilirdi. Gülistan Doku’ya ve kadınlara sahip çıkalım.

Teşekkür ederim. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Ömer Fethi Gürer konuşacaktır.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizde tarımla ilgili sorunlar her geçen gün artıyor. Bu bağlamda, patates ürünüyle ilgili de soğan ürünüyle ilgili de bakanların açıklamalarını dinliyoruz. Yurt dışına patates ve soğanın gönderilmesiyle ilgili yeni düzenlemelere gidildi. Onun için bu konuyu enine boyuna burada değerlendirip yetkilileri bir kez daha uyarmak istedim.

Bildiğiniz gibi, ülkemizin 71 ilinde patates ürünü yetişiyor, keza soğan da yetişiyor. Bu ürünlerden patates 1999 yılında 6,5 milyon ton üretimi olan bir ürünken 2018 yılında 4,5 milyon tona geriledi. Yani patates ürünü geçmişe göre ülkemizde yaklaşık 1,5 milyon ton daha az üretiliyor. Geçtiğimiz yıl da rekoltenin düşük olması nedeniyle patates ve soğan ithal etmek durumunda kaldık. Patates, stratejik bir ürün, keza soğan da hemen hemen her evde kullandığımız, tükettiğimiz bir ürün. Bunlarla ilgili planlamayı dahi doğru yapmayınca sorunlar ortaya çıkıyor.

Bakınız, patatesten 30’a yakın ürün elde etmemiz olası ama Türkiye’de patatesin en çok üretildiği Niğde ilinde patatesi işleyecek bir entegre tesisimiz yok. Onun için de patates hasat edildikten sonra satılmazsa depolanır, bir yıl sonrasının nisan ayına kadar bu ürünün satışı gerçekleştirilir. Geçtiğimiz yıl, Ticaret Bakanlığı, depoları bastığında patates üreticisini, soğan üreticisini stokçu ilan etti. Esasında hasat edilen ürünün depolanıp turfanda ürün çıkıncaya kadar bu ürünlerin satışa sunulduğunu bilselerdi böyle bir vahim hata yapmaz, kendi çiftçisine “terörist” demezlerdi. Bu yıl ise geçtiğimiz yıl patates para ettiği için, soğan para ettiği için çiftçi daha çok patates ve soğan ekti. Patates ürününün 500 bin tona yakın tohumu ithal olarak ülkemize gelir; Hollanda’nın, Fransa’nın tohumuyla Türkiye'de patates ekeriz yani yerli patates tohumumuz yok. Son olarak Niğde Patates Araştırma Enstitüsünün geliştirdiği, birine de Niğde’nin tarihî adı olan “Nahita” isminin verildiği patates tohumu nasip olursa 2020’de ülkemizde tohum olarak değer bulmaya başlayacak. Patates gibi bir üründe dahi dışa bağımlı tohum elde ederek ürün eken bir ülkeyiz.

Tabii, patates ve soğanda sorunlar daha ekim anında başlıyor. Bakınız, gübresi, tohumu, ilacı ithal olan, mazotun pahalı olduğu yerde patates ürünü özellikle Orta Anadolu’da yer altından çıkarılan sulama suyuyla sulanır. Bu yer altından çıkarılan sulama suyu içinde elektrik gideri vardır. Son iki yılda elektriğe gelen yüzde 60’ın üzerindeki zam çiftçiyi gerçek anlamda mağdur etmiştir. Artık bir yere gittiğinizde tohumdan, gübreden, ilaçtan daha çok söylenen “Bu elektrik faturasını nasıl ödeyeceğiz vekilim?” sorusudur. Onun için, destekleme adı altında verilen teşvikler de ne yazık ki üreticinin sorunlarını çözmüyor. Üretici ilacını, tohumunu, gübresini attıktan sonra bunları işleme aldığı ürünün üretim dönemi genelde ekim-kasım dönemidir. Orada hasat ettikten sonra da ürünü tüccar gelir alır, onun dışında satacağı bir yer yok, yalnızca tüccara ürününü verir çünkü devlet Toprak Mahsulleri Ofisini geçmişte 1-2 kere bu amaçla kullansa da son dönemlerde devreye almıyor. Geçtiğimiz yıllarda patates çürüdü, teşvik yurt dışı satış için verilmediği için çiftçi mağdur oldu, 2 kez de yurt dışı için teşvik sağlanmıştı. Aslında yurt dışına da sattığımız patates öyle atla deve değil, 200 bin ton civarında yurt dışına bir patates gider; Irak, Suriye gibi ülkelere göndeririz ama Mısır gibi ülkelerle ilişkilerimiz bozulunca patates göndereceğimiz çok ülke de yok. Ha, bu yıl Avrupa’daki kuraklık -bizde de kısmen olan kuraklık- nedeniyle patatesin Avrupa’dan farklı ülkelere ihracında sınırlamalar getirilmeye başlanınca Türkiye de bundan herhâlde çekindi ki hemen patatesle ilgili farklı sınırlamalara gitmeye başladı.

Önce ne yapıldı? Önce bugüne kadar uygulanmayan patatesle ilgili, kasım ayında, bir düzenleme getirildi. Pestisit ve ağır metallerle ilgili laboratuvar analizi istendi. Bu konuda Niğde bölgesindeki analizler çok geçerli olmadığı için ürünü yurt dışına satacaksanız önce tıra yükleyeceksiniz, tıra yüklediğiniz ürünü Mersin’e götüreceksiniz, Mersin’de laboratuvarda kontrol edilecek, eğer orada olumsuz bir rapor olursa tüccarın aldığı ürün kamyonun üstünde kalacak, geriye de getiremeyecek. Öyle olunca tüccar bu işe yaklaşmak istemiyor. İstiyor ki bana getirilen bu sınırlamaların alanda kontrolü yapılsın -tarım il müdürlüklerimiz var- kontroller tamamlansın ben de ihracat yapabileyim. Şimdi bunun sağlanmamasının dışında ocak ayında Ticaret Bakanımız çıktı, dedi ki: “Artık, patates ve soğan izne tabi ürün olarak Tarım Bakanlığının vereceği karar doğrultusunda yurt dışına gidecek.” Tabii büyük bir tepki oluştu. Neden? Çünkü tüccar 90 kuruşa mal olan patatesi Niğde bölgesinde, Nevşehir’de 60 kuruşa almadı. Şimdi sorunun önemli bölümü buradan kaynaklanıyor. 60 kuruşa tüccarın gelip depodan almadığı patatesi tüketici de 4 liradan, 5 liradan almak zorunda kalıyor. Aracılık sisteminin ortadan kaldırılmaması sebebiyle ürünün üreticiden çıktıktan sonra tüketiciye de pahalı gitmesine neden oluyor. Yıllardır bu seyrediliyor. Bununla ilgili düzenleme yapılamaz mı? Yapılır. Örneğin, şimdi, yurt dışına gidişle ilgili getirilen düzenleme oluştuğunda mevcut iktidar Toprak Mahsulleri Ofisine demeli ki: “Bak, depoda patates varmış...” Patates, nisan ayında, mayıs ayında Çukurova bölgesinde turfanda olarak çıktığında Niğde’de, Nevşehir’de depodaki patatesler mevsim etkisiyle çürümeye başlar, çillenir çünkü bizim oradaki depolar da çok gelişmiş değildir, Niğde lisanslı depoculuk kapsamına da alınmadı, herkes evinin altındaki depoda bu patatesi korumak durumunda. Patates çillendiği zaman yenmez, çürür. Ee, bu, bir millî servet, Toprak Mahsulleri Ofisi, 90 kuruş maliyetse, bu patatesi gidip çiftçiden 1,2-1,5 lira aralığında almalı ve bunu tüketiciye ucuz yolla ulaşımının da yolunu açmalı çünkü çiftçinin başka türlü ekim yapabilme şansı yok.

Bakın, bütün çiftçilerin krediyle kredi döndürdüğü bir döneme geldik. Çiftçi borçlarının ötelenmesi, faizinin silinmesi için kanun teklifleri veriyoruz, Mecliste bu konular görüşülmüyor. Oysa çiftçiler her sene ekimden uzaklaşıyor. Çifti Kayıt Sistemi’ne dâhil olan çiftçi sayısı son beş yılda 800 bin civarına düştü. Ayrıca, afetlerle uğranılan zararlar var. Bu zararlarda, Çiftçi Kayıt Sistemi’ne dâhil değilseniz, TARSİM’de de sigortalı değilseniz devlet sizi desteklemiyor. Oysa o çiftçinin ekim yaptığı koşullarda Çiftçi Kayıt Sistemi’ne dâhil olup olamayacağına bakan yok çünkü ülkenin miras yoluyla el değiştiren tarlalarının çoğunda çiftçinin gidip Çiftçi Kayıt Sistemi üzerinden üretimin içinde olma şansı yok, sistem buna izin vermiyor. Hazine arazisine ekenler var.

Şimdi, Niğde’de 840 bin ton patates yetiştiriliyor, Türkiye 1’incisi, patatesin yüzde 16’sı Niğde’de üretiliyor; 2’nci Konya, 3’üncü Afyon. Şimdi, burada, patates üretiminin yüzde 16’sının yapıldığı Niğde’de hazine arazilerinde yetişen patates kayıtlara girmiyor. Bakanlığın en büyük hatası, 840 bin ton rekolteyi görüyor, Türkiye’yle ilgili hesaplamaları yapıyor ve ona göre olaya bakıyor, oysa dönem dönem kayıt dışı 1 milyon 200 bin tona erişen patatesin varlığından haberdar olmadığı için piyasa dengeleri oynuyor, onun sonucunda da patatesin değer bulmayıp çürüdüğü dönemler oluyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Gürer, teşekkür ediyorum.

ÖMER FETHİ GÜRER (Devamla) – Son cümleyi söyleyeyim.

BAŞKAN - Son cümle için açıyorum, son cümleyi alayım.

ÖMER FETHİ GÜRER (Devamla) – Şimdi -Bakanın açıklamasıyla- eğer yurt dışı satışı için gerekli düzenleme yapılmış olsaydı, bugün çiftçinin patatesi 60 kuruşa depoda beklerken değer bulacak, çiftçi mağdur olmayacaktı.

İktidarın bu konudaki düzenlemelerini gözden geçirmesini temenni ediyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Evet, şahsı adına ilk söz Sayın Veli Ağbaba’nın.

Buyurun Sayın Ağbaba. (CHP sıralarından alkışlar)

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, bugün bir gazetede, daha doğrusu gazete olduğu iddia edilen bir kâğıt parçasında bir manşeti görünce insan hem üzülüyor hem böyle büyük yalan nasıl söylenir diye düşünmeden edemiyor. Eminim ki sizin resmî gazeteniz bu, sürekli okuduğunuz bir gazete, diyor ki: “FETÖ CHP’nin eseri.”

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Yuh!

VELİ AĞBABA (Devamla) – Bu başlık... Aslında havuz medyası ve haram medyası bütün dünyada yalan bitince doğru yazıyor. Biz bu manşetlere alışığız. Peki, bu manşetleri nereden örnek alıyorlar? Siyasette her atılan adımda örnek aldıkları gibi, Hitler’in Propaganda Bakanı Goebbels’ten alıyorlar.

Değerli arkadaşlar, Goebbels’in taktiği ne? “Bir yalan ne kadar büyükse ve ne kadar çok tekrarlanırsa inanan çıkar.” diyor. Aslında havuz medyası ve haram medyası uzunca bir süreden beri bu işi yapıyor. Ne diyor manşet: “FETÖ CHP’nin eseri.”

Değerli arkadaşlar, bu manşetten sonra AKP sözcüleri ya da AKP Genel Başkanı yarın bununla ilgili, bu manşetle ilgili konuşma yaparsa şaşırmayız. Sanırım siz daha iyi biliyorsunuz ama şimdi baktım, Fetullah Gülen 1941 doğumlu. Yarın reis çıkar “Bu Fetullah’ın sorumlusu tek parti, CHP, İnönü.” diyebilir. Niye? Der ki: “Bu Fetullah Gülen’in annesi 1941’de hamile kaldı, ey İnönü, ey tek parti dönemi, buna niye müdahale etmedin?” diyebilir. Der m? Der, bu manşeti görünce der. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Ağbaba, böyle giderse Sayın Tuma Çelik’in konuşması güme gidiyor.

VELİ AĞBABA (Devamla) – Başka ne der? “Ey CHP, ey İnönü, Fetullah Gülen’in annesi tek parti döneminde hamile kaldı, niye kürtaj yaptırmadınız?” der misiniz? Dersiniz çünkü… Bu yalanları okuyunca vallahi benim yüzüm kızarıyor, bu manşeti atanların ya da bu manşeti attıran siyasi iradenin yüzü nasıl kızarmıyor hayret ediyorum.

Değerli arkadaşlar, bakın, FET֒nün okulunda okuyan siz, Bank Asyaya para yatıran siz, Türkçe Olimpiyatları’nda nutuk atan siz, FET֒nün iş adamlarının derneklerinde bağıran çağıran, konuşan siz -birbirinize dirsek atıyordunuz hangimiz önde gideriz diye- 81 ilin 74’üne Emniyet müdürü atayan siz, Balyoz’da, Ergenekon’da kumpas kuran siz, orduyu çökerten siz, 12 Eylül 2010 referandumunda FET֒yle iş birliği yapan, yargıyı FET֒ye teslim eden siz, “Bitsin bu hasret.” diyen siz, 17 Aralıktan sonra bir gazeteciyi sulh sağlamak için Pensilvanya’ya gönderen siz, Pensilvanya’da el etek öpen siz, fotoğraf veren siz; FET֒cü kim? FET֒cü biz! Bakın, değerli milletvekilleri, bu Balyoz’da, Ergenekon’da mağdurların avukatı kimdi? Balyoz’da ne dedi o dönemki Genel Başkanımız Deniz Baykal? “Ben bu davaların avukatıyım.” dedi. Bu davaların savcısı kimdi? Savcısı da Recep Tayyip Erdoğan’dı. (CHP sıralarından alkışlar)

Şimdi bu manşetlere bir bakın değerli arkadaşlar; bakın, şu manşetlere bakın; muhtemelen siz de görünce biraz yüzünüz kızarır. “Son balyoz indi.” diyor.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Hangi gazete o? Güneş.

VELİ AĞBABA (Devamla) – Güneş.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Yoksa “Cumhuriyet” der bunlar.

VELİ AĞBABA (Devamla) – Ne diyor Yeni Şafak, bu resmî gazete? “Paralel ordu kuruldu.” diyor.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – AK PARTİ’nin Pravda’sı bu.

VELİ AĞBABA (Devamla) – Pravda’sı.

Ne diyor? “Utanmaz darbeci.” Değerli arkadaşlar, sonra aynı gazete… Onu da bulacağım hemen. Bir başkası -şuraya bakın- “Kumpasın komuta kademesi” diyor. Kim? Fetullah Gülen, gazeteciler… Kim eksik biliyor musunuz burada? Burada birisi daha eksik. Burada eksik olan kim biliyor musunuz? Bu davanın savcısı eksik bu resimde, savcısı; bu davanın savcısı yok burada, resimde. Ya, insan hayret ediyor. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar, bakın, bu grupta Fetullah Gülen’in makamına gidip, Pensilvanya’nın makamına gidip, başına türban bağlayıp resim çektiren bir kadın milletvekili yok, sizde var; eski Grup Başkan Vekiliniz.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sizde de Grup Başkan Vekili var ya!

VELİ AĞBABA (Devamla) – Önüne diz çökmüş, türbanı bağlamış, sanki o bir şeyh, orası sanki kutsal bir mekân gibi…

Bir de bir şey söyleyeyim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Ağbaba.

VELİ AĞBABA (Devamla) – Hemen bitiriyorum Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Ağbaba, teşekkür ediyorum.

VELİ AĞBABA (Devamla) – Başkanım, hemen bir cümleyle bitireceğim.

BAŞKAN – Siz bitirin, açmayacağım ama.

VELİ AĞBABA (Devamla) – Niye Başkanım?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Veli Ağabey, haksızlık olmasın diye televizyon süreleri için.

BAŞKAN – Gruplar arası bir mutabakata binaen.

VELİ AĞBABA (Devamla) – Peki Başkanım, hemen bitiriyorum.

AKP'nin MYK’si gidiyor, Pensilvanya’da resim çektiriyor, onlar FET֒cü olmuyor, FET֒cü biz!

Ben size söyleyeyim, bu FETÖ baklavacıda var, börekçide var, topçuda var, popçuda var; nerede yok? Burada. Hodri meydan! Gösterin, araştıralım. Hodri meydan! (CHP sıralarından alkışlar)

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Turan, buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

45.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın 118 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 2’nci maddesi üzerinde şahsı adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, arkadaşların 21.00 ısrarından dolayı kürsüye çıkmayı talep etmedim ancak bu dil, iyi bir dil değil Sayın Başkan. Sabahtan beri nezih bir ortamda güzel bir çalışma takvimi ortaya koyduk, birçok hususu dile getirdik. Fakat şunu söylemek zorundayım: Kendi istemediği haberi yapınca hemen “havuz medyası” “haram medya” tarzı ithamların çok yanlış olduğu kanaatindeyim. Kaldı ki bize de her gün çok sayıda -onların ifadesiyle- karşı havuzun gazeteleri, hep itham eden gazeteler, aynı şekilde onların resmî gazetesi o zaman. Bu doğru bir yaklaşım değil Sayın Başkan.

Gazetenin bir iddiası var, katılırsınız katılmazsınız. Kaldı ki konuşmanın tümüne baktığımızda hâlâ o gazetenin iddiasına, manşetine yanlış demedi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – “Belge var ortada.” diyor gazete. Bunu yalanlamadılar. Kaldı ki bu FETÖ denen lanet örgüt elli yıldan beri var. Sayın Başkan, CHP’de olmuş, diğer partilerin döneminde olmuş, AK PARTİ’de olmuş yani bu AK PARTİ’nin döneminde çıkmış olan bir örgüt değil. Bir daha söylüyorum. Bakınız, ısrarla bazı AK PARTİ’li vekillerin Pensilvanya’ya gittiğini iddia etti sayın konuşmacı. Ben de söylüyorum: Sizin bir vekiliniz, kendi Grup Başkan Vekilinizin fotoğrafını koyarak “Bu adamın ne işi var orada?” demedi mi, onunla itham etmedi mi? Bir başka CHP’li vekil “Bizim partimiz yani CHP FET֒ye alet oldu, onun altında kaldı.” deyip de ihraç konusu olmadı mı?

Sayın Başkan, bu dil FET֒yü bulma dili değil, FET֒yü aklama dilidir. FET֒yle ilgili herkesin daha hassas, daha adil, daha genel bir dil kullanmasının herkese katkı sağlayacağı kanaatindeyim Sayın Başkanım.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Hani söz almayacaktınız.

BAŞKAN – Sayın Özel…

46.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, bir diğer siyasi partiye haksızlık yapmamak için kürsüden ve uzun bir şey yerine kısaca: ‘’Yalanlanmadı.” dediği belge, FET֒nün Cumhuriyet Halk Partisine bağış yaptığı makbuz. Göstereyim.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – FETÖ mü yapmış?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bakın, Fetullah Gülen’in. GittiGidiyor internet sitesinden 10 liraya satıldığı, doldurulduğu ve bu şekilde Reşat Petek tarafından iddia edildiği ortaya çıktı. Reşat Petek’e kriminalde incelettirmek üzere makbuzu teslim etmesini söyledik. “Edemem, kaybettim.” dedi, vermedi ve daha sonra da kendisine bunu kimin ulaştırdığını bilmediğini, hatırlamadığını söyledi. Reşat Petek’in bu konudaki mahcubiyeti, bu yalanın altında kalışı bu Meclisin tutanaklarının altındadır.

Teşekkür ediyorum efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

BÜLENT TURAN (Çanakkale) - Sayın Başkan, zabıtlara geçsin o zaman.

BAŞKAN – Sayın Turan, buyurun.

İBRAHİM HALİL ORAL (Ankara) – Başkanım, en doğrusu bir Meclis araştırma önergesi veririz…

47.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

BÜLENT TURAN (Çanakkale) - Bakınız, Reşat Petek’e nereden bağladı bilmiyorum konuyu. Fakat özellikle FET֒ye son dönemdeki yani terör örgütü olduğu herkesçe malum olduktan sonraki destekleri malumdur. Örneğin “Zaman gazetesinin yaşaması için her türlü desteği vereceğiz.” diyor. Ne Reşat’ı, Kemal Kılıçdaroğlu söylüyor bunu. Onun dışında, daha yüzlerce, Bank Asyaya sıraya girip para yatıran, “Dershaneleri kapattırmam.” diyen CHP vekilleri var. Kendi CHP vekilleri ihraç konusu oldu oraya destek olduklarından dolayı. Bu, doğru bir yaklaşım değil. FETÖ konusunda herkesin şeffaf, adil bir yaklaşıma izin vermesi lazım Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Sayın Başkan, konuşmacıdan sonra cevap hakkını kullanacağım.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Öyle yok, öyle yok.

VIII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.-  İzmir Milletvekili Binali Yıldırım’ın Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Gana Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunmasına İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/1533) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 118) (Devam)

BAŞKAN – Soru-cevap işlemi yok.

Madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3- (1) Bu Kanun hükümlerini Cumhurbaşkanı yürütür.

BAŞKAN – Madde üzerinde ilk söz, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Sayın Tuma Çelik’in.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA TUMA ÇELİK (Mardin) – Sayın Başkan, değerli Kurul üyeleri; bizim için çokça karşılaştığımız, her gün gördüğümüz ama belki sizin için yeni olan bir hikâyeden bahsetmek istiyorum ben. Son günlerde hepiniz duymuşsunuzdur, Midyat’ın, Nusaybin’in ve İdil’in tam ortasında yer alan bir dağ var, bizim “İzla Dağı” dediğimiz Bagok Dağı, bu dağdaki Dibek köyünde bir manastırı ve bu manastırın bir rahibinin, Rahip Aho’nun hikâyesini anlatmak istiyorum ben size.

Rahip Aho yıllarca İstanbul’da yaşamış ve ardından din görevlisi olmak için yurt dışında eğitim almış çünkü Türkiye’de ne Süryanilerin ne de diğer Hristiyanların ruhban okulu yok. Rahip Aho daha sonra kendi isteğiyle 1.200 metre yükseklikte bulunan Süryanilerin “İzla Dağı” dedikleri Bagok Dağı’nda bulunan Mor Yakup Manastırı’nda görevlendiriliyor. Manastırın etrafı boşaltılmış Süryani köyleriyle çevrili. Aynı rahip çalışmaya başlıyor ve sırtında taş taşıyarak bu manastırın restore edilmesi için çaba sarf ediyor çünkü devlet, ibadet edilecek olan kilise ve manastırları restore etmiyor. Bu yüzden Süryaniler kendi ceplerinden kilise ve manastırlarını restore ediyorlar.

Geçmişte büyük bir kültürün ve sarsılmaz bir inancın eseri olarak inşa edilen eserler, muktedirlerin bilinçli politikalarıyla değişime uğradı. Bu yüzden de bugün yaşadığımız coğrafyada yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bulunan pek çok yapı var. Araştırmalar gösteriyor ki çoğu binlerce yıllık tarihî yapı niteliğinde olan bu dinî mekânların büyük çoğunluğu maalesef yok olmakla karşı karşıya bulunmaktadır. Çünkü Mor Yakup Manastırı örneğinde de olduğu gibi birçok manastır ve yaşam alanı, savaş, imha, inkâr ve baskı politikaları sonucunda boşaltıldı.

Bütün bu olumsuzluklara rağmen 2000’li yılların başında Süryanilerin yaşadıkları yerlere geri dönmeye başlamalarıyla birlikte yıllar sonra İzla Dağı ve çevresindeki köylerde yaşam yeniden başlıyor. Yıllarca zorla evlerinden, köylerinden edilmiş Süryaniler bu bölgede oluşturulmaya başlanan yeni yaşamda yer almaya çalışıyorlar. Ama evlerinde oturmak için bu sefer de davalar açmak zorunda kalıyorlar, bunun için sürekli mahkeme salonlarına gidip geliyorlar. Hukuktan umudunu kesenler ise kendi evlerini, tarlalarını yeniden satın almak zorunda kalıyorlar. Yılmıyorlar, evlerini yeniden inşa ediyorlar, iş kuruyorlar, Midyat’ın köylerinde pizzacı dükkânları açıyorlar. Mardin, Batman ve Şırnak arası yani “Turabdin bölgesi” dediğimiz alan kaybedilen ruha yeniden kavuşmaya başlıyor. Mardin ve Midyat’a dönüşler hızlanıyor. Önce daha yaşlı olanlar son günlerini yaşamak için çocukluklarının geçtiği mahallelere, tarlalara, bostanlara, köylerine geri dönüyorlar, sonra da onların çocukları ve torunları geri dönüyor. Bu yüzden, sizin deyiminizle Mardin ve Midyat son iki yıldır turist rekorları kırıyor. Oysa sizin “turist” dediklerinizin on binlercesi kendi köyünü görmeye gelen Süryaniler.

2018 yılında bir gece Mor Yakup Manastırı’na 2 insan geliyor ve yemek istiyor. Rahip Aho yemek veriyor bunlara. Sonra bu Rahip Aho Süryani metropolitine ve jandarmaya bilgi veriyor. Tutanak tutuluyor, ifadesi alınıyor Rahip Aho’nun.

Bir rahip, inancı gereği bulunduğu manastırın kapısına geleni içeriye buyur etmek zorundadır ve bundan hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz, tutulmaması gerekir. Eğer güvenlik sorunu varsa bunu çözmek devletin görevidir.

Aradan iki yıl geçmiş. 9 Ocakta yirmi dört saat manastırda yaşayan rahip yaka paça, yangından mal kaçırır gibi gözaltına alınıyor. Bütün yaşadıklarını ifadesinde anlatıyor ve bir gün sonra çıkarıldığı mahkeme tarafından hızla tutuklanıyor. İnancının gereğini yerine getirmiş, kendisini inancına adamış, yirmi dört saat manastırda yaşayan bir rahip yirmi dört saat geçmeden tutuklanıyor. Dünyanın her tarafında yaşayan Süryaniler ve dostları buna tepki gösteriyor ve itirazlarını ortaya koyuyorlar. 14 Ocak yani bugün rahibi tutuklayan mahkeme, yapılan itiraz sonucunu kabul ediyor ve onu serbest bırakıyor. İşte adalet sistemimiz de maalesef bu durumda.

Biz Süryaniler bu toprakların insanlarıyız; evlerimiz, köylerimiz, kilise ve manastırlarımız, hatıralarımızın hepsi bu topraklarda. Bizler bizi biz yapan bu topraklardan isteyerek gitmedik. Nasıl gittiğimizi herkes biliyor. Bilmeyen varsa da açıp biraz tarih okusun lütfen.

Osmanlı’dan bu yana devam eden baskılar sonucu bütün hatıralarımızı bırakıp buralardan gitmek, köylerimizi, evlerimizi terk etmek zorunda kaldık. 1990’lı yıllara geldiğimizde çoğumuz gitmişti bile. Çünkü 90’lı yıllarda 50’den fazla insanımızı faili meçhul cinayetlere kurban vermiştik ama çekilen bütün bu acılara rağmen yıllar sonra yeniden köylerimize döndük. İçinde acı, ölüm ve gözyaşı da olan hatıralarımızla yeniden buluştuk.

Aradan geçen yıllara rağmen bu ülkede muktedirlerin zihniyeti maalesef değişmedi; iktidarlar değişti, yöntemler değişti ama zihniyet değişmedi. Yıllar önce manastırlarımız kapatılıyordu, şimdi de rahiplerimiz tutuklanarak manastırlarımızın kapanmasına zemin hazırlanıyor. Yıllar geçti, dünya değişti ama bu ülkede manastırda yaşayan rahip hâlâ tutuklanabiliyor.

Buraya gelene kadar daha pek çok sorunla boğuşmak zorunda kaldık. Lozan’a rağmen bu ülkede Süryanilere yıllarca en temel hakları verilmedi, Süryanilerin yıllarca okulu olmadı. 2013 yılında onlarca görüşmeden sonra, onlarca tepkiden sonra Süryaniler kendi imkânlarıyla bir anaokulu açabildiler. Bu ülkede vergi mükellefi olan Süryaniler maalesef herkes gibi eğitim hakkından yararlanamıyor çünkü çoğunlukta ya da sadece Süryanilerin yaşadığı yerlerde bir ilköğretim okulları yok. Midyat, Süryani nüfusunun en yoğun olduğu bölgedir, burada bir anaokulları dahi yok. Türkiye’de ayrımcılık yok, Ermeni ve Rumların durumu da aynı Süryaniler gibi, Türkiye’de yaşayan diğer birçok halk gibi. Onlar da vergi vermelerine rağmen okullarını yaşatmak için ve çocukları kendi ana dillerinde eğitim alsın diye ayrıca para vermek zorunda kalıyorlar.

Din ve ibadet hürriyeti en temel insan haklarından biridir ancak bu ülkede hâlen Hristiyanların ve diğer farklı inanç gruplarının tüzel kişilikleri yok. Sarayda ağırlanan patriklerin, dinî liderlerin kim olduğuna dair yazılı tek bir mevzuat yok bu ülkede. Yani canınız istediğinde talimatname yazılıyor, istemediğinde yazılmıyor. Demokrasi oyunu oynanmak istendiğinde patrikler uçaklarda gezdiriliyor ama kim olduklarını yasalara yazın dediğimizde kulaklar kapatılıyor.

Süryanilerin ellerinde kalan tek tüzel kişilikleri, fermanlarla kurulmuş vakıflarıdır. Cumhuriyet tarihi boyunca üzerlerinde kılıç hiç eksik olmadı, şimdilerde de tavır aynı. Bu vakıflarda istediğiniz an istediğinizi yapsın diye, muhalefet etmeyen yöneticiler gitmesin diye yedi yıldır seçim yönetmeliği yayınlanmadı bu ülkede. Bu ülkede kaç kabine değişti, kaç seçim yapıldı, sonuçları beğenilmeyen kaç seçim tekrar edildi, ülkenin sistemi değişti ama cemaat vakıfları hâlâ seçim yapamıyor. “Sandık, sandık” diyorsunuz ama sandıkları kaldırıyorsunuz. Sizi seven yöneticiler koltuklarını kaybetmesin, rantınız dağılmasın diye cemaat vakıflarına âdeta kayyum atadınız.

2013 yılında Cumhurbaşkanı Erdoğan dönemin Başbakanı sıfatıyla Mor Gabriel Manastırı’nın gasbedilen mülklerinin iade edileceğini söylemişti. Aradan yedi yıl geçti, bu söz hâlâ yerine getirilmedi. Ama hakkınızı vermek gerekiyor, mülkiyet sorunuyla ilgili istikrarlı bir tavrınız var. 2017 yılında Süryani vakıflarının onlarca mülküne, kilisesine, manastırına bir kararla el koydunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın lütfen.

TUMA ÇELİK (Devamla) – İbadethaneleri de dalga geçer gibi Diyanete devrettiniz. Tepkiler gelmeye başlayınca bir kısmını iade ettiniz, araziler ve diğer mülkler hâlâ Hazinede.

Daha konuşulması gereken çok şey var ama sonuç olarak ben şunu söylemek istiyorum: Süryaniler ve diğer halklar bu ülkede süs için vitrine konulan biblo değiller. Tarihleriyle, harcadıkları emekle ve yarattıkları değerlerle Türkiye’nin gerçekliğidirler. Bunun böyle kabul edilmesi ve gereklerinin yerine getirilmesi gerekmektedir. Bu görev de bu Meclisindir, hepimize düşüyor.

Teşekkür ediyorum, sağ olun. (HDP sıralarından alkışlar)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun, konuşun Sayın Özel, kayıtlara girsin.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Kayıtlara girsin değil efendim, aynı oturum içindeyiz. Takdir edersiniz ki Sayın Bülent Turan biraz önce ayağa kalktı ve “Kayıtlara geçsin.” diyerek partimize çok ağır eleştiri de değil, hakaretlerde bulundu.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Hayır, bir cümleyle cevap verdim Başkanım.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Biz bir başka siyasi parti grubuna mağduriyet yaratmamak, verilmiş ortak sözün tutulması için bu hakkımızı erteledik, şimdi o konuşma da gerçekleştiğine göre cevap hakkımızı kullanmak istiyoruz efendim.

BAŞKAN – Sayın Özel, aynı şeyi Sayın Turan da yapmıştı. İsterseniz cevap hakkı için Sayın Turan’dan başlayayım, ondan sonra da size vereyim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Hayır, o yaptı…

BAŞKAN – Sayın Turan da aynı şeyi söyledi çünkü.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Ben, bırakın sataşmayı, sadece bize sataşan CHP milletvekiline cevap verdim Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Peki. Sayın Özel, siz buyurun o zaman.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Tamam. Sayın Ağbaba kullanacak efendim grup adına. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Turan, size de söz vereceğim kesin.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sataşmaz belki.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Ağbaba.

IX.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın yaptığı açıklaması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

VELİ AĞBABA (Malatya) – Değerli arkadaşlar, Sayın Turan; bu FETÖ konusunda bize en son laf söyleyecek grup ve milletvekili sizsiniz. O nedenle bu konuda bizimle hiç tartışmayın, çıkın milletten özür dileyin, bizden özür dileyin bu işi çözün. Bakın, hele hele bu çatı altında sizin bize laf söylemeye hakkınız yok.

15 Temmuzda darbe yapanların, 15 Temmuzda buraya bomba atanların, boğaz köprüsünde, Genelkurmay kavşağında insanlara kurşun sıkanların sorumluluğu sizde. Niye sizde? O bombaları atan darbeci generallerin tamamı sizin döneminizde terfi etti, o generaller sizin döneminizde terfi etti. (CHP sıralarından alkışlar)

Bakın, 12 Eylül 2010’un hesabını hâlâ vermediniz. 12 Eylül 2010’da diyordunuz ya okyanus ötesine, Pensilvanya’ya kucak dolusu selam gönderiyordunuz, bunların hesabını vermek zorundasınız. Bu yargıyı çökerttiğiniz için bu darbe oldu. Değerli arkadaşlar, o nedenle susun oturun.

Bakın, ben diyorum ki Cumhuriyet Halk Partisi Grubunda Fetullah’ın önünde eğilen, resim veren bir tane milletvekili yok. Ayrıca bir şeyi daha belirtelim: Balyoz’da, Ergenekon’da sizin mağdur ettiklerinizi Cumhuriyet Halk Partisi milletvekili yaptı. Siz o dönem savcılık yaparken o mağdurları biz milletvekili yaptık.

Bakın, birkaç resim göstereceğim arkadaşlar, bu resimler sizin döneminizden. Bakın, şuraya bakın arkadaş, şuraya bakın. Bunların hepsi sizin MYK’nizdeki arkadaşlar. Şuraya bakın, şuraya, şuraya bakın! Yine, burada söylenen sözlere bakın arkadaşlar. Allah aşkına, şu manzaraya bakın ya, şu manzaraya bakın, insan utanır biraz, şuna bakın. (CHP sıralarından alkışlar) Bak, İlknur İnceöz, bakın, İlknur İnceöz burada. Ya, İlknur İnceöz türban takmıyor, gitmiş Fetullah’ın huzurunda türban takmış, şu resme bakın arkadaşlar. İlknur İnceöz buradaysa bir kez daha sataşıyorum, bakın, kalksın cevabını versin. Şu resimlere bakın. Yine, arkadaşlar, şu resimlere bakın, şunlara bakın, bakın, şunlara bakın, şu fotoğraflara bakın arkadaşlar. Bunların hepsi sizin eseriniz, hepsi sizin eseriniz. Bundan utanıyor musunuz veya pişman mısınız? Değilsiniz. Hâlâ cemaatlerle ilişki kuruyorsunuz, hâlâ cemaatlerin, şıhların önünde diz çöküyorsunuz, Sayın Cumhurbaşkanı buna dâhil.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

VELİ AĞBABA (Devamla) – Lütfen, yapmayın diyoruz.

BAŞKAN – Sayın Ağbaba, teşekkür ediyorum.

VELİ AĞBABA (Devamla) – Lütfen, devleti cemaatlere teslim etmeyin diyoruz. Bizim hesabımız bu. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Ağbaba, teşekkür ediyorum.

Sayın Turan, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

2.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bakınız, burada mesele üzüm yemekse üslubumuzun, tarzımızın daha sakin olması lazım. Elli yıldan beri bu ülkede var olan bir terör örgütünden bahsediyoruz. AK PARTİ’nin kurulması on sekiz yıl önce ama AK PARTİ yokken bu terör örgütü vardı. Az önce sayın konuşmacının gösterdiklerinin çok daha ötesinde fotoğraf bende var ama bunlar anlamsız. Şu an yargı başta olmak üzere birçok kurumumuzun takip ettiği süreç var. Eğer biz bu süreci beraber takip edeceksek baş tacı ama sadece bir kayıkçı kavgası gibi “Sen sorumlusun. Sen sorumlusun.” derseniz, bu yanlış olur.

AYHAN EREL (Aksaray) – Bülent Bey, resimlere bir bakabilir miyiz?

BÜLENT TURAN (Devamla) – Vereceğim, vereceğim. Çok merak ediyorsanız söyleyeyim: Örneğin, Sayın Kılıçdaroğlu’nun “Zaman gazetesi kapanmasın diye elimden ne gelirse yapacağım.” demesi var, terör örgütü olmasından sonra. Örneğin, bir başka CHP'li vekilin Zaman gazetesine abone olduğunun iddiası var yakın tarihte. Örneğin, bir başka vekilin, yine CHP vekilinin “Ben tüm maaşımı Bank Asyaya yatıracağım.” iddiası var. Örneğin, daha ötesi, CHP'li bir belediye başkanının “Kılıçdaroğlu bize ‘Digiturk’ten çıkın.’ talimatı verdi FETÖ'yle ilgili.” dediğini görüyoruz. Onun dışında, bir başka vekilin, “CHP'den FETÖ yapılanmasını ifşa ettiğim için ihraç edildim…” Bunun gibi birçok var. Ama daha ötesi, eski yıllarda iyi niyetle, okul açılsın mesanetiyle birçok başbakanın; Demirel’in, Ecevit’in, Erbakan Hoca’nın, Mesut Yılmaz’ın, Çiller’in, Özal’ın, Kasım Gülek’in, hepsinin örgütle beraber fotoğrafı var. Ecevit’e diyor ki: “Ben size şefaatçi olacağım.”

Bakın, değerli arkadaşlar, kavga etmek kolay, sen bana bağır, ben sana bağırayım ama mesele bu değil ki elli yıldan beri bir örgüt var ama bildiğimiz bir mesele daha var, biz bu adamlarla mücadele ederken sizi hiç yanımızda görmedik. MİT krizinde, dershanelerin kapatılmasında, Bank Asyada, diğer meselelerde, hiçbirisinde yanımızda olmadınız. Allah’tan ki Erdoğan var, Allah’tan ki AK PARTİ Grubu var ki bu adamlarla mücadele ettik biz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) – “Hocam, sizi çok özledik.” diyen kimdi? “Hocam, sizi çok özledik, bir an önce gelin.” diyen kimdi?

BÜLENT TURAN (Devamla) – Sayın Başkanım, bir dakika daha izin verir misiniz.

BAŞKAN – Buyurunuz.

BÜLENT TURAN (Devamla) – Bakınız, size bir ipucu daha vereceğim Sayın Başkan, değerli arkadaşlar: Bu örgütün en önemli özelliği kasetli operasyon yapması, kasetli bir örgüt bu örgüt. Dönün geriye, AK PARTİ’den önceye veya şimdiye, bu örgüt, elindeki en büyük argüman olan kasetle bir operasyon yaptı.

ÜNAL DEMİRTAŞ (Zonguldak) – Kim izin verdi; kim, kim? Kasetli operasyon yapılırken iktidarda kim vardı?

BÜLENT TURAN (Devamla) – AK PARTİ’nin güya ses kayıtlarını, “tape”lerini Mecliste kim hukuksuz, yargı kararı olmaksızın yayınlamışsa o örgütün gölgesini orada arayın Sayın Başkan. Aynı şekilde, o örgüt MHP’ye operasyon yaptı kasetle beraber.

ÜNAL DEMİRTAŞ (Zonguldak) – Kim Başbakandı o zaman, kim; kim Cumhurbaşkanıydı?

BÜLENT TURAN (Devamla) – Yıllarca uğraştılar ama başaramadılar fakat o örgüt kasetle bir genel başkan operasyonu yaptı. O örgüt kasetle hangi partinin genel başkanını değiştirmişse FET֒nün gölgesini, ilişkisini orada arayın Sayın Başkan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar, itham etmek kolay, mücadele etmek zordur. Biz FET֒yle en iddialı hâliyle mücadelemize size rağmen devam edeceğiz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Özel, buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Ağbaba konuşacak.

BAŞKAN – Buyurun.

3.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

VELİ AĞBABA (Malatya) - Sayın Başkan, hakikaten insan utanıyor; şu manşete bakın, şu manşet ne diyor: “FETÖ, CHP’nin eseri.” diyor. Bu sizin resmî gazeteniz.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Belge var mı?

VELİ AĞBABA (Devamla) – Bir dakika, bir dakika, bakın…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bugün.

VELİ AĞBABA (Devamla) – Bu, bugünkü gazete. Şu gazeteye bakın arkadaşlar, bu sizin gazeteniz. Siz destek veriyorsunuz, siz reklam veriyorsunuz; TELEKOM buradan reklam veriyor, devletin bütün kurumları buraya reklam veriyor. 2012 yılında attığı manşete bir bakın ya! Ne zaman? 8 Aralık 2012 Çarşamba. Attığı manşete bakın: “CHP’nin Gülen’i Bitirme Planı” (CHP sıralarından alkışlar) İnsan hayret ediyor ya! İnsan biraz utanır.

Reşat Petek nerede şimdi, bilmiyorum. Hani Komisyon Başkanı yaptınız ya, Darbe Komisyonu Başkanı. Şimdi niye milletvekili değil, bilmiyorum. 3.500 lira paramı aldı.

Arkadaşlar, bakın, ne diyor burada: “CHP’ye bağışta bulundu, mason oldu.” CHP’ye bağış yapmış. Ya, arkadaş, sahte olduğu ortaya çıktı, Reşat Petek sahte olduğunu söyledi ama hâlâ bunun üzerinden, Fetullah Gülen… O zaman 5 bin TL 560 dolar yapıyor. Bir vaiz bu parayı CHP’ye niye bağışlasın, anlamak mümkün değil.

Bir başka konu… Eğer kimin geçmişte ne söylediğini çıkarırsak geçmişte Başbakanlığınızı yapmış, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı adayınız olmuş, Cumhurbaşkanı reisiniz, sizler neler söylediniz, hepsi hafızamızda. Bakın, burada muhtemelen Zaman gazetesine abone olmayan vekil yok arkadaş! Gelip bize laf söylüyorsunuz.

İSMET YILMAZ (Sivas) – Biz olmadık!

VELİ AĞBABA (Devamla) – STV’nin, Fetullah’ın önünde resim çektirmeyen vekil yok, geliyorlar bize laf söylüyorlar.

BAŞKAN – Sayın Başkan, müdahale etmek istemiyorum ama ediyorum burada yani böyle bir genelleme yapılmaz.

VELİ AĞBABA (Devamla) – Ayrıca, Sayın Turan “Efendim, geçmiş dönemde de FETÖ vardı, Ecevit de destekledi.” diyorlar ya… Değerli arkadaşlar, bakın, FETÖ 70’de mi çıkmış, ne zaman çıkmışsa… Ama Demirel, Ecevit veya geçmiş dönemde politika yapan hiçbir siyasetçi Fetullahçıyı genel müdür atamadı, Fetullahçıyı vali yapmadı, Fetullahçıyı müsteşar yapmadı, Fetullahçıyı emniyet müdürü yapmadı. Bunları atayan sizsiniz, siz!

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

VELİ AĞBABA (Devamla) – Bugün, 81 ilin 74’üne emniyet müdürü atayan sizsiniz! Sorumluluk sizde, utanması gereken birisi varsa o da sizsiniz! CHP’ye laf söylemeyin, bize laf söylemeyin! (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET ERDOĞAN (Gaziantep) – Başkan, bütün vekillere ithamda bulundu.

VELİ AĞBABA (Malatya) – E, cevap ver “Abone değilim.” de!

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, sayın konuşmacı aynı konuşmayı bir daha yaptı. Konuşmalarım zabıtlarda var, aynı şeyi bir daha söylüyorum: Bu örgütün en büyük özelliği kasetle operasyon yapması. Herkes aynaya baksın Sayın Başkanım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

VELİ AĞBABA (Malatya) – O zaman ortaklardı, ortaklardı.

BAŞKAN – Sayın Dervişoğlu…

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

48.- İzmir Milletvekili Dursun Müsavat Dervişoğlu’nun, İYİ PARTİ Grubu olarak FET֒nün siyasi ayağının, ekonomik ayağının ve bağlantılarının araştırılması için önerge verdiklerine, FETÖ araştırma komisyonu kurularak kısır tartışmalara son verilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Çok teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Yine nazara geldi Genel Kurul.

BAŞKAN – Kifayetimüzakere diyeceğiz zaten sizden sonra.

Buyurun.

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Şimdi, hangi gündemle toplanıyor olursak olalım, bir tartışma çıktığında işin ucu FET֒ye dayanıyor. Siyasi partiler de birbirlerine “Ben değilim, sensin.” türünden itham altında bırakmak suretiyle Türkiye Büyük Millet Meclisinde bir şaibenin oluşmasına vesile oluyor.

Biz İYİ PARTİ olarak 3 önerge verdik FET֒nün siyasi ayağının, ekonomik ayağının ve bağlantılarının araştırılması için. Zannediyorum Cumhuriyet Halk Partisinin de verilmiş ve Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından kabul edilmemiş önergeleri var. Bunu kısır tartışmalara dönüştürmek yerine kuralım bir FETÖ araştırma komisyonu, önce komisyonda, sonra da Türkiye Büyük Millet Meclisinde tartışalım. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Kimse de bundan kaçmasın çünkü bu tartışma böyle ilanihaye devam ettikçe Türkiye Büyük Millet Meclisinin itibarı zedeleniyor. Ben bu Mecliste ne bir teröristin bulunduğuna ne de bir FET֒cünün bulunduğuna inanmak istemiyorum. Bu ithamların da karşılıklı olarak araştırma önergesinin kabul edilmesiyle ortadan kalkacağına inanıyor, Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum efendim. (İYİ PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Şu an mahkemeler açılıyor Başkan.

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Mahkemelerden muafiyetiniz var.

VIII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.-  İzmir Milletvekili Binali Yıldırım’ın Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Gana Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunmasına İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/1533) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 118) (Devam)

BAŞKAN – Evet, tekrarlıyorum, madde üzerinde konuşmalar tamamlandı.

Soru-cevap işlemi yok.

Madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Değerli arkadaşlar, teklifin tümü açık oylamaya tabidir ama bugün görüşmesini ve oylamasını yapacağımız bütün teklifler açık oylamaya tabidir.

Tamamında, hepsinde açık oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Oylama için iki dakika süre vereceğim. Bu süre içinde sisteme giremeyen üyelerin -ki bu açıklama bütün oylamalar için de geçerli olacak- teknik personelden yardım istemelerini, bu yardıma rağmen de sisteme giremeyen üyelerin oy pusulalarını oylama için öngörülen iki dakikalık süre içinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı İzmir Milletvekili Binali Yıldırım’ın Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Gana Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunmasına İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi açık oylama sonucu:

“Kullanılan Oy sayısı       : 287

Kabul                                                   : 272

Ret                                                      : 5

Çekimser                                              : 10 (x)

 

                                                   Kâtip Üye                                                                   Kâtip Üye

                                      Nurhayat Altaca Kayışoğlu                                         Emine Sare Aydın Yılmaz

                                                       Bursa                                                                       İstanbul”

Teklif kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

2’nci sıraya alınan, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı İzmir Milletvekili Binali Yıldırım'ın Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Zambiya Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunmasına İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

2.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı İzmir Milletvekili Binali Yıldırım'ın Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Zambiya Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunmasına İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/1366) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı:32) (x)

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Komisyon raporu 32 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Teklifin tümü üzerinde söz talebi yok.

Soru-cevap işlemi yok.

Teklifin tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ İLE ZAMBİYA CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ ARASINDA YATIRIMLARIN KARŞILIKLI TEŞVİKİ VE KORUNMASINA İLİŞKİN ANLAŞMANIN ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TEKLİFİ

MADDE 1- (1) 28 Temmuz 2018 tarihinde Lusaka’da imzalanan “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Zambiya Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunmasına İlişkin Anlaşma”nın onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – Madde üzerinde söz ve soru talebi yok.

Görüşmeler tamamlanmıştır.

1’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – Madde üzerinde söz ve soru talebi yok.

Madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3- (1) Bu Kanun hükümlerini Cumhurbaşkanı yürütür.

BAŞKAN – Madde üzerinde söz ve soru talebi yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Teklifin tümü açık oylamaya tabidir.

Oylama için bir dakika süre veriyorum ve oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı İzmir Milletvekili Binali Yıldırım'ın Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Zambiya Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunmasına İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi açık oylama sonucu:

“Kullanılan oy sayısı                     : 278

Kabul                                            : 264

Çekimser                                       : 14    (x)

 

                                                   Kâtip Üye                                                                   Kâtip Üye

                                      Nurhayat Altaca Kayışoğlu                                         Emine Sare Aydın Yılmaz

                                                       Bursa                                                                       İstanbul ”

Teklif kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

3’üncü sıraya alınan İzmir Milletvekili Binali Yıldırım’ın Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Fildişi Sahili Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Gelir Üzerinden Alınan Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi Önleme ve Vergi Kaçakçılığına Engel Olma Anlaşması ve Eki Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

3.- İzmir Milletvekili Binali Yıldırım’ın Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Fildişi Sahili Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Gelir Üzerinden Alınan Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi Önleme ve Vergi Kaçakçılığına Engel Olma Anlaşması ve Eki Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/1585) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 149) (x)

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Komisyon raporu 149 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Teklifin tümü üzerinde söz ve soru talebi yok.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ İLE FİLDİŞİ SAHİLİ CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ ARASINDA GELİR ÜZERİNDEN ALINAN VERGİLERDE ÇİFTE VERGİLENDİRMEYİ ÖNLEME VE VERGİ KAÇAKÇILIĞINA ENGEL OLMA ANLAŞMASI VE EKİ PROTOKOLÜN ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TEKLİFİ

MADDE 1- (1) 29 Şubat 2016 tarihinde Abidjan’da imzalanan “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Fildişi Sahili Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Gelir Üzerinden Alınan Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi Önleme ve Vergi Kaçakçılığına Engel Olma Anlaşması” ve eki “Protokol”ün onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – Madde üzerinde söz ve soru talebi yok.

Görüşmeler tamamlanmıştır.

1’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz ve soru talebi yok.

Görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3- (1) Bu Kanun hükümlerini Cumhurbaşkanı yürütür.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz ve soru talebi yok.

Görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Açık oylama için bir dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – İzmir Milletvekili Binali Yıldırım'ın Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Fildişi Sahili Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Gelir Üzerinden Alınan Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi Önleme ve Vergi Kaçakçılığına Engel Olma Anlaşması ve Eki Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi açık oylama sonucu:

“Kullanılan oy sayısı                     : 285

Kabul                                            : 284

Çekimser                                       : 1 (x)

 

                                                   Kâtip Üye                                                                   Kâtip Üye

                                      Nurhayat Altaca Kayışoğlu                                         Emine Sare Aydın Yılmaz

                                                       Bursa                                                                       İstanbul ”

Teklif kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

4’üncü sıraya alınan, Tekirdağ Milletvekili Mustafa Şentop'un Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Çad Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Gelir Üzerinden Alınan Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

4.- Tekirdağ Milletvekili Mustafa Şentop’un Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Çad Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Gelir Üzerinden Alınan Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/1948) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 135) (x)

BAŞKAN – Komisyon yerinde.

Komisyon raporu 135 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Teklifin tümü üzerinde söz ve soru talebi yok.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ İLE ÇAD CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ ARASINDA GELİR ÜZERİNDEN ALINAN VERGİLERDE ÇİFTE VERGİLENDİRMEYİ ÖNLEME ANLAŞMASININ ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TEKLİFİ

MADDE 1- (1) 26 Aralık 2017 tarihinde Encemine’de imzalanan “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Çad Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Gelir Üzerinden Alınan Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşması”nın onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – Madde üzerinde söz ve soru talebi yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – Madde üzerinde söz ve soru talebi yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3- (1) Bu Kanun hükümlerini Cumhurbaşkanı yürütür.

BAŞKAN – Madde üzerinde söz ve soru talebi yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Oylama için bir dakika süre veriyorum

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN - Tekirdağ Milletvekili Mustafa Şentop’un Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Çad Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Gelir Üzerinden Alınan Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi açık oylama sonucu:

“Kullanılan oy sayısı   : 287

Kabul                                           : 287 (x)

 

                                                   Kâtip Üye                                                                   Kâtip Üye

                                      Nurhayat Altaca Kayışoğlu                                         Emine Sare Aydın Yılmaz

                                                       Bursa                                                                       İstanbul”

Teklif kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

5’inci sıraya alınan, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı İzmir Milletvekili Binali Yıldırım’ın Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Somali Federal Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Gelir Üzerinden Alınan Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

5.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı İzmir Milletvekili Binali Yıldırım’ın Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Somali Federal Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Gelir Üzerinden Alınan Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/1546) ve Dışişleri Komisyonu Raporu  (S. Sayısı: 133) (X)

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Komisyon Raporu 133 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Teklifin tümü üzerinde söz ve soru talebi yok.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ İLE SOMALİ FEDERAL CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ ARASINDA GELİR ÜZERİNDEN ALINAN VERGİLERDE ÇİFTE VERGİLENDİRMEYİ ÖNLEME ANLAŞMASININ ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TEKLİFİ

MADDE 1- (1) 3 Haziran 2016 tarihinde Mogadişu’da imzalanan “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Somali Federal Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Gelir Üzerinden Alınan Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşması”nın onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – Madde üzerinde söz ve soru talebi yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz ve soru talebi yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3- (1) Bu Kanun hükümlerini Cumhurbaşkanı yürütür.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz ve soru talebi yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Teklifin tümü açık oylamaya tabidir.

Oylama için bir dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylamaya yapıldı)

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı İzmir Milletvekili Binali Yıldırım’ın Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti İle Somali Federal Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Gelir Üzerinden Alınan Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi açık oylama sonucu:

“Kullanılan oy sayısı                     : 286

Kabul                                            : 285

Ret                                                : 1 (x)

                                                   Kâtip Üye                                                                   Kâtip Üye

                                      Nurhayat Altaca Kayışoğlu                                         Emine Sare Aydın Yılmaz

                                                       Bursa                                                                       İstanbul ”

Kanun teklifi kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

Birleşime bir dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 21.35

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 21.36

BAŞKAN: Başkan Vekili Süreyya Sadi BİLGİÇ

KÂTİP ÜYELER: Nurhayat ALTACA KAYIŞOĞLU (Bursa), Emine Sare AYDIN YILMAZ (İstanbul)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 42’nci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

6’ncı sıraya alınan 134 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine başlıyoruz.

6.- Tekirdağ Milletvekili Mustafa Şentop’un Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Ruanda Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Gelir Üzerinden Alınan Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi Önleme ve Vergi Kaçakçılığına Engel Olma Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/1944) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 134)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

7’nci sıraya alınan 79 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine başlıyoruz.

7.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Tekirdağ Milletvekili Mustafa Şentop’un Türkiye Cumhuriyeti ile Arjantin Cumhuriyeti Arasında Gelir Üzerinden Alınan Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi Önleme ve Vergi Kaçakçılığı ile Vergiden Kaçınmaya Engel Olma Anlaşması ve Eki Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/1804) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 79)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

Bundan sonra da komisyonların bulunamayacağı anlaşıldığından, alınan karar gereğince kanun teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 15 Ocak 2020 Çarşamba günü saat 14.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

Kapanma Saati: 21.37

XI.- KOMİSYONLAR BÜLTENİ

1.- 01/01/2019-30/06/2019 tarihleri arasında komisyonlara gelen, komisyonlardan çıkan ve 30/06/2019 tarihinde komisyonlarda bulunan kanun hükmünde kararnameler, Cumhurbaşkanı teklifleri, milletvekili teklifleri ve tezkereler (×)

 



(x) 118 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(x) Bu bölümlerde hatip tarafından Türkçe olmayan kelimeler ifade edildi.

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

(x) 32 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

(x) 149 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

(x) 135 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

(X) 133 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

(×) Komisyonlar Bülteni tutanağa eklidir.