TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                           TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                                          23’üncü Birleşim

                                                                                 27 Kasım 2019 Çarşamba

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                                          İÇİNDEKİLER

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- YOKLAMALAR

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Erzurum Milletvekili Zehra Taşkesenlioğlu Ban’ın, Diyarbakır Annelerine ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Çorum Milletvekili Erol Kavuncu’nun, Mevlid-i Nebi Haftası’na ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Ankara Milletvekili Nevin Taşlıçay’ın, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’ne ilişkin gündem dışı konuşması

 

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Mersin Milletvekili Fatma Kurtulan’ın, Erzurum Milletvekili Zehra Taşkesenlioğlu Ban’ın yaptığı gündem dışı konuşmasındaki bazı ifadelerine ve ülkemizde ağlayan tüm annelerin gözyaşını durdurmak için kalıcı çözümler bulunması konusunda herkese çağrı yaptıklarına ilişkin açıklaması

2.- Edirne Milletvekili Okan Gaytancıoğlu’nun, Tarım Kredi Kooperatiflerinden kredi kullanan ve borç yapılandırmasına giden çiftçilerin mal varlığına ipotek konulmasının doğru olup olmadığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

3.- İzmir Milletvekili Mehmet Ali Çelebi’nin, 6000 sayılı Kanun mağduru uzman çavuşların haklarının verilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

4.- Osmaniye Milletvekili Mücahit Durmuşoğlu’nun, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan önderliğinde gerçekleştirilen reformlarla refahın hızla arttığına ve ülkemizin büyümesinin engellenemeyeceğine ilişkin açıklaması

5.- Mersin Milletvekili Ali Cumhur Taşkın’ın, Mersin ilinin coğrafi konumu ve tarihî geçmişinin ortaya çıkardığı zengin kültür birikimiyle önemli bir turizm merkezi olduğuna ilişkin açıklaması

6.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, suni tohumlama mevzuatında yapılan değişikliğin ülke hayvancılığı için risk içerdiğine ve yerli ırkın korunması gerektiğine ilişkin açıklaması

7.- Niğde Milletvekili Selim Gültekin’in, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün Niğde iline yapmış olduğu yatırımlara ilişkin açıklaması

8.- Gaziantep Milletvekili İmam Hüseyin Filiz’in, 27 Kasım Mütercim Âsım Efendi’nin ölümünün 200’üncü yıl dönümüne ilişkin açıklaması

9.- Mersin Milletvekili Hacı Özkan’ın, KOSGEB’in Girişimcilik Destek Programı’ndan yararlanan ya da yararlanmak isteyen girişimcilere yeni bir kredi programı başlatılacağına ilişkin açıklaması

10.- Ankara Milletvekili Ayhan Altıntaş’ın, 18 Ağustosta Ankara ili Kalecik ilçesinde kalp krizi geçiren 36 yaşındaki Seyfi Arslan’ın ambulans ile hastanenin anlaşmazlığı nedeniyle hayatını kaybettiğine ilişkin açıklaması

11.- Gaziantep Milletvekili Ali Muhittin Taşdoğan’ın, Türk sanayisinin ve sanayicilerin sorunlarına yönelik alınabilecek önlemlere ilişkin açıklaması

12.- Bursa Milletvekili Yüksel Özkan’ın, Bursa ilinin son on yedi yılda AK PARTİ hükûmetleri tarafından kaderine terk edildiğine ilişkin açıklaması

13.- İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu’nun, tutuklu bulunan Armutlu Cemevi Başkanı Zeynep Yıldırım ile Songül Çimen’in serbest bırakılması gerektiğine ilişkin açıklaması

14.- Kahramanmaraş Milletvekili İmran Kılıç’ın, “Dünya Helal Zirvesi İstanbul 2019” ile “7’nci İslam İşbirliği Teşkilatı Helal Expo” organizasyonuna ilişkin açıklaması

15.- Adıyaman Milletvekili Abdurrahman Tutdere’nin, Adıyaman ili Besni ilçesinde tehlike arz eden Beşyol-Kızılin-Üçgöz yolunun ne zaman yapılacağını ve Besnililere verilen sözlerin ne zaman tutulacağını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

16.- Ordu Milletvekili Mustafa Adıgüzel’in, okul servisi esnafının sorunlarına ve araç muayene ücretlerinin yüksekliğine ilişkin açıklaması

17.- Zonguldak Milletvekili Ahmet Çolakoğlu’nun, Zonguldak ili Alaplı Barajı inşaatının devam ettiğine, AK PARTİ iktidarının ülkemizin su kaynaklarını bilim ve tekniğe uygun olarak halkın kullanımına sunduğuna ilişkin açıklaması

18.- Gaziantep Milletvekili Bayram Yılmazkaya’nın, varlık yönetim şirketlerinin uygulamalarına ve Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik duruma ilişkin açıklaması

19.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, tır şoförlerinin Sarp Sınır Kapısı’nda yaşadığı mağduriyetin giderilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

20.- Kahramanmaraş Milletvekili Sefer Aycan’ın, ülkemizde uyuşturucu madde kullanımının arttığına, Kahramanmaraş ilinde yaygın olarak kullanılan Maraş otu kullanımının, satışının yasaklanarak gençlerimizin bağımlılık yapıcı maddelerden korunması gerektiğine ilişkin açıklaması

21.- Adana Milletvekili Burhanettin Bulut’un, Adana ilinin en önemli sorununun hava kirliliği olduğuna ilişkin açıklaması

22.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, vefat eden Profesör Doktor Erol Cihan’a Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

23.- İzmir Milletvekili Tamer Osmanağaoğlu’nun, Türkiye’nin savunma sanayisinde gerçekleştirdiği millîleşme hamlelerinin bazı kesimleri rahatsız ettiğine ilişkin açıklaması

24.- Adana Milletvekili Ayşe Sibel Ersoy’un, belediyelerde çalışan 4/B’li personelin kadro beklediğine ilişkin açıklaması

25.- Adana Milletvekili Ayhan Barut’un, yapılan rejim değişikliğiyle ülkemizin refaha değil ekonomik ve siyasal krizin içine sokulduğuna ilişkin açıklaması

26.- Mersin Milletvekili Olcay Kılavuz’un, Mersin ili Aydıncık ilçesinde dolu yağışı nedeniyle oluşan mağduriyetin giderilmesi, üretimde devamlılığı esas alan politikaların hayata geçirilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

27.- Mersin Milletvekili Baki Şimşek’in, imar barışı başvuru süresinin Temmuz 2019’a kadar uzatılmasına ilişkin açıklaması

28.- Konya Milletvekili Ahmet Sorgun’un, Dünya Belediyeler Birliği Eş Başkanı seçilen Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay’ı tebrik ettiğine ilişkin açıklaması

29.- Gaziantep Milletvekili İrfan Kaplan’ın, anestezi, diyaliz ve radyoloji teknikerleri ile optisyenlerin ve fizyoterapistlerin istihdam edilebilmeleri için gerekli çalışmaların yapılması gerektiğine ilişkin açıklaması

30.- Burdur Milletvekili Mehmet Göker’in, toplumsal bir sorun hâline dönüşen sağlık çalışanlarına uygulanan şiddet konusunda Sağlık Bakanını göreve davet ettiğine ilişkin açıklaması

31.- İstanbul Milletvekili İbrahim Özden Kaboğlu’nun, Anayasa’nın doğrudan muhatabı ve yasalar yoluyla uygulayıcısı olan yasama organının Anayasa’ya aykırı yasalarda ısrarı anayasal düzenden uzaklaşma tehlikesini beraberinde getirdiğine ilişkin açıklaması

32.- Şanlıurfa Milletvekili Aziz Aydınlık’ın, Şanlıurfa Tarım İl Müdürlüğünün, Hazineye ait tarım arazilerinin kira bedellerini hangi sebeplere dayanarak artırdığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

33.- Kastamonu Milletvekili Hasan Baltacı’nın, TÜVTÜRK Reysaş taşıt muayene istasyonlarında sendika düşmanlığının ve işçi kıyımının devam ettiğine ilişkin açıklaması

34.- Yozgat Milletvekili Ali Keven’in, Yozgat ili ve ilçelerinde sağlık alanında yaşanılan sorunlara ilişkin açıklaması

35.- Aksaray Milletvekili Ayhan Erel’in, adalet, çalışma barışı ve eşitlik ilkeleri gereği acil tıp teknisyenlerinin mağduriyetinin giderilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

36.- Karabük Milletvekili Cumhur Ünal’ın, 27 Kasım Safranbolu ilçesine Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu tarafından “korumanın başkenti” unvanı verilişinin 29’uncu yıl dönümüne ilişkin açıklaması

37.- Kırşehir Milletvekili Metin İlhan’ın, yüzde 2’lik dilim dışında kalan öğrencileri özel okullara mahkûm ederek mi okullar arasındaki farklılıkların azalacağını, atama bekleyen 700 bin öğretmen adayı dururken nasıl bir gelecek planlaması yapıldığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

38.- Tekirdağ Milletvekili İlhami Özcan Aygun’un, tarımda gelinen son noktaya ilişkin açıklaması

39.- Adana Milletvekili Müzeyyen Şevkin’in, ticari araç sürücülerinin psikoteknik değerlendirme raporu temin süresinin uzatılmasını ve ticari araçlarda bir defaya mahsus uygulanan ÖTV indiriminin yeniden hayata geçirilmesini talep ettiğine ilişkin açıklaması

40.- Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Özyavuz’un, Şanlıurfa ilinde kapalı spor salonlarının yeterli olmaması nedeniyle gençlerin kötü alışkanlıklara yöneldiğine ilişkin açıklaması

41.- Aksaray Milletvekili Ramazan Kaşlı’nın, Aksaray Organize Sanayi Bölgesi’ndeki firmaların hava ve kara yolu taşımacılığı konusunda sıkıntı yaşadığına ilişkin açıklaması

42.- Antalya Milletvekili Feridun Bahşi’nin, Afşin Elbistan Termik Santrali’nin insan sağlığını tehdit etmeye devam ettiğine, termik santrallerin bacalarına filtre takılmasının maliyetinin ne olduğunu ve hangi paranın insan sağlığından daha önemli olduğunu öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

43.- İstanbul Milletvekili Sibel Özdemir’in, TÜİK verilerinin işsizlik sorununun uzun süre daha ülkemizin ve vatandaşlarımızın en önemli sorunu olmaya devam edeceğini gösterdiğine ilişkin açıklaması

44.- İzmir Milletvekili Dursun Müsavat Dervişoğlu’nun, Meclisin ülkenin gerçek problemlerine eğilmesi gerektiğine, Millî Güvenlik Kurulunun Barış Pınarı Harekâtı’nın amacına ulaşılıncaya kadar sürdürüleceği kararını olumlu bulduklarına, ekonomiyle ilgili her gün olumsuz haberlerin gelmeye devam ettiğine, ekonomi yönetiminin hayalci söylemlerinin ülkenin her kesimini etkilediğine, israfa son verilmesi, kutuplaştırıcı dilden vazgeçilmesi, hukukun işletilmesi ve demokrasinin güçlendirilmesi hâlinde ekonomideki kötü gidişin durdurabileceğine, Avrupa İstatistik Ofisinin verilerine göre gelir dağılımı eşitsizliği sıralamasında 34 Avrupa ülkesi arasında Türkiye’nin 2’nci sırada yer aldığına ilişkin açıklaması

45.- Mersin Milletvekili Fatma Kurtulan’ın, AKP iktidarınca “Dönemimizde parti kapatmaları sona ermiştir.” denilse de Halkların Demokratik Partisine dönük baskılar üzerinden partinin işlemez hâle getirilip siyaset dışına bırakılması durumunun hız kesmediğine, 31 Mart seçimlerinden bu yana HDP’li 24 belediyeye kayyum atandığına, Demokratik Toplum Kongresi üzerinden gözaltı furyasının devam ettiğine, Meclisin açıldığı 1 Ekimden bu yana haklarında 170 fezlekenin düzenlendiğine ilişkin açıklaması

46.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, tek meramlarının Türkiye’de demokrasi ve işleyen bir ekonominin olması, 82 milyonun huzur ve refahının sağlanması olduğuna, Atlasjet’in uçuşlarını durdurduğuna, Atatürk Havalimanı’nın kapatılması sonucunda Türk Hava Yollarının da yeni havalimanının operasyon maliyetlerinden kaynaklı zarar ettiğine, Millî Savunma Bakanlığı yetkilisinin “Barış Pınarı Operasyonu bitti.” ifadesine karşılık Millî Güvenlik Kurulunun operasyonun devam edeceğine yönelik kararı nedeniyle Cumhurbaşkanından net bir açıklama beklediklerine ilişkin açıklaması

47.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, AK PARTİ yönetimindeki Türkiye’nin son on beş yılda 3 misli büyüdüğüne, demokrasi, insan hakları, özgürlükler alanında reformlar yapıldığına, millî savunma sanayisinde yerli ve millî üretimin yüzde 20’lerden yüzde 70’lere yükseldiğine, güçlü ve büyük Türkiye olarak bölgesel bir güç olmanın yanında küresel bir güç olma yolunda emin adımlarla ilerlenildiğine ilişkin açıklaması

48.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, PKK’nın eli kanlı bir terör örgütü olduğunu bütün dünyanın bildiğine ve PKK terör örgütünün 24 Kasım Hakkâri ili Yüksekova ilçesi İkiyaka köyünde 28 vatandaşımızı katledişinin 30’uncu yıl dönümü ile gerçekleştirdiği diğer katliamlara, terörle mücadelenin her safhasında üstün başarı sergileyen güvenlik güçlerimizi tebrik ettiklerine, terörün kökünün kazınarak millî birlik ve bekamızın kazanacağına, eğitim çalışanlarına yönelik şiddet olaylarında şikâyete bağlı olmaksızın kamu davası açılabilmesi için gerekli yasal düzenlemelerin yapılması gerektiğine ilişkin açıklaması

 

49.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç’un HDP grup önerisi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ve Türkiye’nin faili meçhul cinayetlerin acısıyla yaşadığına ve İYİ PARTİ grup önerisinin oylama işlemiyle ilgili usul tartışması açılmasını talep ettiğine ilişkin açıklaması

50.- Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç’un, İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

51.- Kâtip Üye Nurhayat Altaca Kayışoğlu’nun, İYİ PARTİ grup önerisinin oylaması sırasında AK PARTİ milletvekillerinin diğer partilere mensup milletvekillerinden sayıca az olduğuna ve MHP milletvekillerinin el kaldırdığını görmediğine ilişkin açıklaması

52.- İzmir Milletvekili Dursun Müsavat Dervişoğlu’nun, Saint Benoit Fransız Lisesi öğrencilerinin siyasi parti gruplarını ziyaret ederek geleceğe dair umutlarını paylaştıklarına ilişkin açıklaması

53.- Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül’ün, Isparta Milletvekili Aylin Cesur’un CHP grup önerisi üzerinde İYİ PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

54.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, bir siyasi partinin diğer bir siyasi partiye “Siz neden böyle bir karar verdiniz?” deme hakkının olmadığına ilişkin açıklaması

55.- İzmir Milletvekili Dursun Müsavat Dervişoğlu’nun, Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül’ün yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ve sıradan olaylar üzerinden uzun tartışmalar yapılmasını anlamlı bulmadığına ilişkin açıklaması

56.- Mersin Milletvekili Fatma Kurtulan’ın, Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül’ün yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

57.- Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül’ün, İstanbul Milletvekili Engin Altay ile İzmir Milletvekili Dursun Müsavat Dervişoğlu’nun yaptığı açıklamalarındaki bazı ifadelerine ve Milliyetçi Hareket Partisinin bu zamana kadar hayatını mücadeleyle geçirdiğine ilişkin açıklaması

58.- Mersin Milletvekili Fatma Kurtulan’ın, geçmişten günümüze bu Mecliste en çok konuşulan meselenin terör ve PKK olduğuna ve artık sorunu çözme vaktinin geldiğine ilişkin açıklaması

59.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, kadına yönelik şiddetin araştırılması amacıyla verilen önergenin reddi veya kabulünün konunun kabul edilip edilmemesiyle ilgili nirengi noktası olamayacağına, Türkiye’de var olan terör sorununun çok yakın zamanda tarihe karışacağına ilişkin açıklaması

60.- Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül’ün, “Türk milleti” ifadesinin kapsayıcı bir ifade olduğuna ilişkin açıklaması

61.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Cumhurbaşkanının AK PARTİ Grubunun Genel Kurula ilgisizliğinden müşteki olup millete şikâyet ettiğine, yaşanılan sorunları Genel Kurul gündemine getirmenin yolunun araştırma önergesi vermek olduğuna ilişkin açıklaması

62.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, araştırma önergesi verilmesinden rahatsızlık duymadıklarına ilişkin açıklaması

63.- Isparta Milletvekili Aylin Cesur’un, CHP grup önerisi üzerinde İYİ PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasında tespitte bulunduğuna ilişkin açıklaması

64.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, Ankara Milletvekili Fatih Şahin ve arkadaşlarının Ankara ili Evren ilçesinin isminin “Çıkınağıl” olarak değiştirilmesine ilişkin kanun teklifini Başkanlığa sunduklarına ilişkin açıklaması

 

65.- Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül’ün, Denizli Milletvekili Haşim Teoman Sancar’ın 144 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 3’üncü maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

66.- Denizli Milletvekili Haşim Teoman Sancar’ın, Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül’ün yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

67.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül’ün yerinden sarf ettiği bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

68.- Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül’ün, İstanbul Milletvekili Feti Yıldız’ın “Bilirkişiler niteliksiz, savcılar delil toplamıyor, hâkimler delile bakmıyor.” cümlesini kurmadığına ilişkin açıklaması

69.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, Adana Milletvekili Ayhan Barut’un 144 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 4’üncü maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

70.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, Iğdır Milletvekili Habip Eksik’in 144 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 4’üncü maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine, AK PARTİ’nin önceliğinin demokrasi, özgürlük ve güvenlik ilkeleri çerçevesinde huzur ve refahı sağlamak olduğuna ilişkin açıklaması

71.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

VI.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- İYİ PARTİ Grubunun, 3/10/2019 tarihinde Ankara Milletvekili Ayhan Altıntaş ve 19 milletvekilinin, şehir hastaneleri modelinin incelenerek problemli alanların tespit edilmesi ve alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla verilmiş olan (10/1820) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 27 Kasım 2019 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

2.- HDP Grubunun, Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş ve arkadaşları tarafından, Tahir Elçi cinayetinin tüm boyutlarıyla araştırılması amacıyla 26/11/2019 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 27 Kasım 2019 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

3.- CHP Grubunun, Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer ve arkadaşları tarafından, kadına yönelik şiddetin araştırılması ve koruma mekanizmalarının yeterli olup olmadığının tespit edilmesi amacıyla 27/11/2019 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 27 Kasım 2019 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

 

VII.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Süreyya Sadi Bilgiç’in, İYİ PARTİ grup önerisinin oylama işlemiyle ilgili tutumunun İç Tüzük hükümlerine uygun olup olmadığı hakkında

 

 

 

VIII.-                      KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Teklifleri

1.- Antalya Milletvekili Kemal Çelik ile 104 Milletvekilinin Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2368) ile Tekirdağ Milletvekili Mustafa Şentop’un Türk Vatandaşlığı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/2385) ve İçişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 144)

 

IX.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Adana Milletvekili Ayhan Barut’un, Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun yaptığı açıklaması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

2.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, Adana Milletvekili Ayhan Barut’un sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

3.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, Adana Milletvekili Burhanettin Bulut’un 144 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 5’inci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine ve şahsına sataşması nedeniyle konuşması

4.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

5.- Kayseri Milletvekili İsmail Tamer’in, Balıkesir Milletvekili Fikret Şahin’in 144 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 9’uncu maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

X.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- İzmir Milletvekili Mehmet Ali Çelebi’nin, Diyarbakır ilinde Bakanlığa bağlı kurum ve kuruluşların binaları için depreme dayanıklılık testi yapılıp yapılmadığına ve depreme karşı alınan önlemlere ilişkin sorusu ve Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın cevabı (7/21078)

2.- Adana Milletvekili Burhanettin Bulut’un, TBMM tarafından verilen ilanlara ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Süreyya Sadi Bilgiç’in cevabı (7/21146)

3.- Muş Milletvekili Gülüstan Kılıç Koçyiğit’in, bir soru önergesinin iadesine ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Mustafa Şentop’un cevabı (7/21149)

4.- İzmir Milletvekili Mehmet Ali Çelebi’nin, Batman ilinde Bakanlığa bağlı kurum ve kuruluşların binaları için depreme dayanıklılık testi yapılıp yapılmadığına ve depreme karşı alınan önlemlere ilişkin sorusu ve Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın cevabı (7/21225)

 

 

 

27 Kasım 2019 Çarşamba

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.03

BAŞKAN: Başkan Vekili Süreyya Sadi BİLGİÇ

KÂTİP ÜYELER: Nurhayat ALTACA KAYIŞOĞLU (Bursa), Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 23’üncü Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce 3 sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, Diyarbakır Anneleri hakkında söz isteyen Erzurum Milletvekili Zehra Taşkesenlioğlu Ban’a aittir.

Buyurun Sayın Taşkesenlioğlu Ban.

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Erzurum Milletvekili Zehra Taşkesenlioğlu Ban’ın, Diyarbakır Annelerine ilişkin gündem dışı konuşması

ZEHRA TAŞKESENLİOĞLU BAN (Erzurum) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Savaş coğrafyasının kıyısında olan ülkemiz hem iyi anne edasıyla mültecilere kucak açıyor hem de Anadolu insanının üstün gayreti ve ferasetiyle kendi ayaklarının üzerinde durarak bölgesel bir güç olma yönünde hızlıca ilerliyor. Bu ahengi bozmaya, bu çalışmayı bozmaya çalışan ve topraklarımızın üzerinde oyunlar kurgulayan dış güçler yakın geçmişimizde PKK, FETÖ ve PYD başta olmak üzere cani ve bozguncu çeteleri maşa olarak kullandılar. Ülkemizin gelişimi önündeki en büyük engel yine terör örgütleriyle tezgâhlandı. Bebek, çocuk, genç, yaşlı, kadın demeden katlettiler. Yüzlerce insanı annesiz, babasız, evlatsız, eşsiz ettiler. Keza aynı şekilde ulusal ekonomik göstergelere, ülke kaynaklarına terörün gölgesini düşürdüler.

Terör ateşi evlerin dışında öyle bir yere düştü ki, o yürekler öyle bir dağlandı ki işte bu sefer terörün gerçek adresi anne yürekleriydi. 3 Eylül 2019 tarihinden beri gökyüzünü inleten Diyarbakır Annelerinin haykırışlarını vicdanlarımızla yüreklerimizle her geçen gün duymaya devam ediyoruz. Bir annenin yaşamı boyunca hiçbir varlıkla ikame edemeyeceği yegâne değeri evladıdır. Bir anneden evladını ayırmak o anneyi diri diri mezara koymaktır. Bir anneden evladını ayırmak o anneye ölümü yaşatmaktır. İşte elli yedi gündür, Diyarbakır Annelerimiz bu yaşatılan acının feryadını gösteriyorlar.

Konunun bir başka boyutu da aslında küçük yaştaki bu çocukların kendi hür iradeleriyle terörist oluşumun içerisinde bulunamayacakları gerçeğidir. Ortaya çıkan bu durum, insan haklarına ilişkin uluslararası sözleşmelerde tanımlı, kişinin zorla alıkonulması ve hürriyetinden yoksun bırakılması anlamına gelir. Daha birkaç gün önce, 25 Kasımda, kadına karşı şiddetle ilgili mücadelede, her birimiz burada özellikle kadına karşı şiddete karşı yekvücut olarak mücadele edeceğimizi söylerken, psikolojik şiddetin en âlâsını yaşayan annelerimizle ilgili de birkaç kelam edebildik mi kendi vicdanlarımızda?

Biraz önce de söyledim, şu anda sayıları 57. 57 anne binlerce annenin sadece sesi olmuş durumda. Bu annelerimiz sertleşen kış koşullarına karşı eylemlerine kurdukları çadırda devam ediyorlar tam seksen yedi gündür.

Birkaç annenin sesine kulak verelim burada. Beş yıl önce 14 yaşındayken dağa kaçırılan oğlu Tuncay için oturma eylemi yapan Fatma Bingöl “Benim oğlum polis olacaktı, tek amacı buydu, oğlumu gençliğinden ettiler, oğlumu hayallerinden ettiler.” diyor. Yine, beş yıl önce, daha 8’inci sınıftayken Rojhat’ın, annesi Necibe Çiftçi’nin deyimiyle, tek inancı annesine iyi bir evlat, vatanına iyi bir evlat olmaktı. Ne acıdır ki Necibe Çiftçi’nin oğlu Sami Çiftçi, tam yedi yıl önce dağa kaçmayı reddettiği için PKK terör örgütü tarafından maalesef katledildi. Yine, Sevda Demir, kızı dağa kaçırılan başka bir annemiz, “Ben, evladım gelinceye kadar buradan ayrılmayacağım. Ben evladımı çok özledim. Onun hayalleri vardı, onun gençliği vardı. Onlar hem gençliği hem hayalleri çaldılar, onlar benden yüreğimi çaldılar. Ben, üç yerimden ameliyatlıyım, soğukta kalmama rağmen, burada acılar içinde kıvranmama rağmen evladım gelinceye kadar burada oturmaya devam edeceğim.” diyor.

Peki, birileri ne yaptı bu durumda? Daha fazla bu seslere, bu haykırışlara kulak tıkamak zorunda olduklarını bildikleri için sadece binalarının yerlerini değiştirdiler. Peki, bir başka siyasi partinin önünde değil, niye HDP’nin önünde yaptıklarını, acaba bu siyasi partinin mensupları oturup kendi içlerinde ve kendi vicdanlarında bunları sorgulayabildiler mi?

Yine, biraz önce söylediğim gibi, problemden uzaklaşmak problemi çözmekten daha kolay ancak unutmayalım ki bizler vicdanlarımızdan kaçamayacağız.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

FATMA KURTULAN (Mersin) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Kurtulan, buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Mersin Milletvekili Fatma Kurtulan’ın, Erzurum Milletvekili Zehra Taşkesenlioğlu Ban’ın yaptığı gündem dışı konuşmasındaki bazı ifadelerine ve ülkemizde ağlayan tüm annelerin gözyaşını durdurmak için kalıcı çözümler bulunması konusunda herkese çağrı yaptıklarına ilişkin açıklaması

FATMA KURTULAN (Mersin) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Konuşmacı, partimizi itham ederek suçlamalarda bulundu. Şunu söylemek isteriz: Bu ülkede bir dönem siz de dillendirdiniz annelerin artık ağlamayacağını. Şu an, annelerin her gün gözyaşına tanıklık ediyoruz.

Diyarbakır’da binamızın önünde oturan 57 filan değil, 14 aile. Bunların -dram değil- bir bütünen, ülkemizde ağlayan tüm annelerin gözyaşını durdurmak için herkese çağrı yapıyoruz: Gelin, kalıcı çözümler bulalım, bu sorunun, Kürt sorununun demokratik çözümünü masaya yatıralım, anneler ağlamasın.

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR (Devam)

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları (Devam)

2.- Çorum Milletvekili Erol Kavuncu’nun, Mevlid-i Nebi Haftası’na ilişkin gündem dışı konuşması

BAŞKAN – Gündem dışı ikinci söz, 2019 Yılı Mevlid-i Nebi Haftası, Peygamber’imiz ve aile konusunda söz isteyen Çorum Milletvekili Erol Kavuncu’ya aittir.

Buyurun Sayın Kavuncu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

EROL KAVUNCU (Çorum) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; Mevlid-i Nebi Haftası etkinlikleri münasebetiyle söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle Meclisimiz ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Diyanet İşleri Başkanlığımız bu yıl Mevlid-i Nebi Haftası temasını “Peygamber’imiz ve aile” olarak belirlemiştir. Biz biliyoruz ki Rabb’imiz bizlerden aile kurmamızı istemiş, Vedûd ismi celilinden müveddet gibi katıksız ve karşılıksız bir sevgiyi varlığının bir delili olarak aileye lütfetmiştir. Bugün, bireysel, sosyal ya da küresel boyutta yaşanan bütün sıkıntıların ya da güzelliklerin aileyle doğrudan güçlü bir ilişkisi vardır. Zira daha müreffeh bir gelecek için muhtaç olduğumuz temel değerler öncelikle ailede hayat bulacak, oradan topluma, dünyaya huzur katacaktır.

İslam dini, ailede adaletin, ahlakın, fedakârlığın, sorumluluk bilincinin hâkim kılınmasını, eşlerin birbirine güven duymasını ve bağlılık göstermesini, sevincin de kederin de paylaşılmasını istemektedir. Zira konfor düşkünlüğünün, bencilliğin girdabında huzurun kaybedildiği, sevginin maddi kaygılar içerisinde hapsedildiği dünyamızda en çok aile değerlerimiz zarar görmektedir.

Değerli milletvekilleri, maalesef, günümüzde sevgi, şefkat ve merhametin merkezi olması gereken aile, her geçen gün şiddet ve nefretin mekânı hâline gelmektedir. Ailelerde yaşanan olumsuzluklar zamanla toplumun psikolojisini de olumsuz yönde etkilemekte ve aile-toplum sarmalında hayatı kuşatmaktadır.

Diğer taraftan, aile kurumunun zayıflamasına sebep olan nedenlerin en başında, şiddete teşvik eden, gayrimeşru, çarpık, sapkın ilişkileri özendiren, sadakati önemsizleştiren yayınlar gelmektedir. Medeniyetimizden tevarüs ettiğimiz değerlerimizi yozlaştıran her türlü söylem ve özellikle yazılı ve görsel medyada yapılan olumsuz yayın ve içerikler nesillerimizi ve geleceğimizi tehdit etmektedir. Zira, yıkmak kolay, yapmak zordur. Tek derdi para kazanmak olan ve bunlar için sadece izleyici tarafından ilgi görüyor diye bizi biz yapan değerlerimizi ayaklar altına alan yapımlara prim verilmesini tasvip etmek asla mümkün değildir. Esasen, değerlerimizi, ailemizi korumaya ve güçlendirmeye yönelik yayınlar yapılması, basın-yayın, tüm medya organlarının en başta gelen sorumluluğudur. Dünyanın hiçbir yerinde kendi milletinin değerlerini, kurumlarını yıpratan, örseleyen bir medyanın varlığı düşünülemez ve kabul edilemez.

Değerli milletvekilleri, hangi açıdan bakarsak bakalım hiçbir gerekçe ya da meşgale aile olmayı ertelemeye ve aileyi ihmal etmeye mazeret teşkil edemez. Hiçbir kariyer, meslek ya da hedef, aile olmaktan, anne baba olmaktan daha önemli kabul edilemez, hiçbir sorumluluk baba ya da anne olma sorumluluğundan daha büyük değildir. Gerçek beka meselemiz olan aile ve nesil güvenliğimiz, en az can, mal güvenliğimiz kadar değerlidir ve dokunulmazdır; iffet ve haysiyetimiz mukaddestir, helal derecesinde yaşama gayretimiz mukaddestir. Aile, hem kadının hem de erkeğin iffetini, sağlığını ve hakkını koruyan en güvenli kurum, en değerli limandır. Nesli korumak aileyi korumakla mümkündür çünkü güçlü aile güçlü toplumu, güçlü toplum da güçlü Türkiye’yi oluşturacaktır.

Değerli arkadaşlar, aile tükenirse umutlarımız tükenir, aile tükenirse geleceğimiz tükenir, yarınlarımız tükenir. Tarih boyunca aileyi hedef alan, kadını anne olmaktan, erkeği de baba olmaktan uzaklaştırıcı tavır, davranış ve düşünceler “fıtrata, yaratılışa aykırı sapkınlık” olarak kabul edilmiş, bütün inançlar tarafından hem reddedilmiş hem de lanetlenmiştir. Her türlü hastalıklı davranıştan neslimizi korumak ise en başta Türkiye Büyük Millet Meclisinin biz milletvekillerinin asli ve öncelikli görevidir.

Değerli arkadaşlar, aileyi korumanın ve güçlendirmenin, ailede huzurlu yaşamanın yegâne yolu Peygamber Efendimiz’in gösterdiği değerleri ailede hâkim kılmaktan geçmektedir. Peygamber Efendimiz tüm aile fertlerine daima şefkat, merhamet ve adaletle davranmış, bütün ilişkilerinde insan onuruna saygıyı esas almıştır; “Sizin en hayırlınız, eşine, ailesine karşı en hayırlı olanınızdır. Ben de aileme karşı en hayırlı olanınızım.” hadisişerifi bu hakikatin güçlü bir ifadesidir.

Bu duygu ve düşüncelerle, Meclisimizi ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Gündem dışı üçüncü söz, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü münasebetiyle söz isteyen Ankara Milletvekili Nevin Taşlıçay’a aittir.

Buyurun Sayın Taşlıçay. (MHP sıralarından alkışlar)

3.- Ankara Milletvekili Nevin Taşlıçay’ın, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’ne ilişkin gündem dışı konuşması

NEVİN TAŞLIÇAY (Ankara) – Sayın Başkan, Sayın Genel Kurul, yüce Türk milleti; kadına saygıya “Evet.”

Bugün “kadın” kelimesi ile hiçbir olumsuz çağrışım yapan kelimeyi yan yana kullanmayacağım.

Bugün, günün anlam ve önemine binaen, kadına; tarihin, kültürün, medeniyetin taşıyıcısı kadınlarımıza; Türkiye’nin dünü, bugünü, yarınları kadınlarımıza Türk’ün en çok kıymet verdiği ahlaki değer kavramlarından saygıyı, kadın için, rica edeceğim.

Bizim inancımızda kadın, vatandır; kadın, ülkedir; kadın, gelecektir. Bir bireyin, bir ailenin, bir toplumun neye ihtiyacı varsa o ihtiyaçların çözümü toplumda kadına verilen değer ve gösterilen saygıda saklıdır çünkü kadın eğitendir, yönlendirendir, şekillendirendir. Kadın, zorlukları aşma kudreti, geçmişi geleceğe taşıma inancı ve bir milletin temel harcıdır. Bozulan düzenin anahtarı, toplumsal hastalıkların ilacı kadındadır. Biz Türkler, bu bilinçle, binlerce yıldır kadını erkeğin ne arkasında ne önünde, tam yanında, ona eş tutarız. Kadın, ailenin direği, toplumsal hayatımızın kilit taşıdır. Bizler, bu sebeple üzerinde yaşadığımız ülkeye “anavatan”, ülkemizin dirliği için koyduğumuz kanunlara “anayasa”, ağzımızda anamızın ak sütü gibi duran dilimize “ana dil”, bütün fikirlerimizin özüne “ana fikir” deriz. İstikameti kadınlarımızdan alırız biz. Fikir dünyamızı, medeniyet dilimizi onların etrafında öreriz ve değerler manzumemizde kadim bir yere sahip olan, varlığın bütününe, canlı cansız var olanların tümüne karşı taşıdığımız saygı kavramı. Günlük hayatta sık sık kullanılan, sosyal ilişkilerin sağlıklı bir şekilde sürdürülebilmesi açısından önemli bir ahlaki değer ve norm olarak saygı. Duygu, bilgi, inanç ve değerler gibi bir subjektif cephesi, bir de saygı tezahürü olan tutum ve davranışlar hâlindeki objektif cephesiyle saygı. O saygı ki Gazi Mustafa Kemal’in deyişiyle düzenin anahtarıdır, o saygı ki ön koşuludur sevginin.

Saygı, haddimizi, sınırlarımızı bilmekle başlar ancak sınırlarımızı her geçen gün büyütüyor, haddimizi aşmakta, bir diğerinin sınırına girmekte hiçbir beis görmüyoruz. Kadına, çocuğa, doğaya, çevreye, hayvana saygımız kalmadı neredeyse. Ellerimizle hep birlikte yaşanmaz hâle getiriyoruz yeryüzünü. Tüm bunları ise ailelerimizden, sosyal ortamımızdan aldığımız öğretilerle yapıyoruz belli ki. Daha çocukken izlediğimiz şiddet dolu diziler, okulda yaşadığımız akran zorbalığı, şiddetle iç içe geçmiş dijital dünya, kendini bilmez fenomenler ve neticede savrulan bir toplum. Şiddet bulaşıcı bir virüs ve bu virüs toplumun her kesimine sirayet etmiş durumda, savrulma son hızıyla devam ediyor. Dün televizyon, bugün sosyal mecralar başaktör. Çocuklar henüz 2 yaşında sosyal medyaya teslim. Çizgi filmler de dâhil şiddet ana tema. Cinsellik, dijital dünyanın temel malzemesi. Müziklerimizi dahi bağımlılık yapıcı maddelere, şiddete araç kılıyoruz kendi ellerimizle. Tüm yaşananlar hadsizliğimizin, sınır tanımazlığımızın sınırını oluşturuyor aslında. Sonuç ise koskoca bir saygısızlık, “Gençlik elden gidiyor.” “Toplum dejenere oluyor.” çığlıkları, “Ölmek istemiyorum.” feryatları içinde çocuğunun yanında katledilen geleceğimiz. Bir çatışmanın ya da güç ilişkisinin içinde hiçbir şey inşa edilemez. Saygıyı yitirdiğimiz gün geldi başımıza olmaz işler. Hunharca yok ediyoruz en kıymetli değerlerimizi, yok ediyoruz insanca yaşamayı. Önce saygıyı, sonra sevgiyi katlettik.

Ve bugün yeniden saygı duvarlarını örmezsek ve bugün yeniden umudu fert fert aşılamazsak ve bugün yeniden kadının mutluluğunu, toplumun huzurunu sağlamazsak yarın tefessüh etmiş bir toplum olarak medeniyetler mezarlığında yerimizi alacağız demektir. Düşünürün dediği gibi “Saygı saygıyı davet eder, saygı sevgiyi getirir. Güven kime gösterilirse onu bu güvene layık olmaya davet eder.”

Ve ben terörün son bulduğu, şiddetin hiçbir fertte karşılık bulmadığı, güvenin tüm topluma hâkim olduğu, kadını mutlu, çocuğu umut dolu bir Türkiye temenni ediyorum. Ve bugün yediden yetmişe her bir bireyden kadına saygı rica ediyorum. (MHP, AK PARTİ ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi sisteme giren ilk 30 milletvekilimize yerlerinden birer dakika söz vereceğim. Onun dışında söz talebi olan milletvekillerimizin söz taleplerini İç Tüzük 60’a göre başlangıçta karşılayacağım, ondan sonra da İç Tüzük 60’a göre başka söz vermeyeceğim.

Sayın Gaytancıoğlu, buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

2.- Edirne Milletvekili Okan Gaytancıoğlu’nun, Tarım Kredi Kooperatiflerinden kredi kullanan ve borç yapılandırmasına giden çiftçilerin mal varlığına ipotek konulmasının doğru olup olmadığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

OKAN GAYTANCIOĞLU (Edirne) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Çiftçilerimiz üretimlerini devam ettirmek bir yana, artık günlük yaşamlarını sürdürmek için bile kredi kullanmak zorundadır. Çiftçilerimiz Tarım Kredi Kooperatiflerinden kredi kullanırken, tespit edilen kredinin en az 3 katı tutarında arazi, arsa, mesken, iş yerlerini, traktör veya taşıt araçlarını ipotek vermeleri gerekmektedir. Tarım Kredi Kooperatiflerinden kredi kullanan binlerce çiftçimiz yaşanan ekonomik krizin etkisiyle kredilerini ödeyememiş, birçoğu yapılandırma yaparak, borçlarını taksitlendirerek ödeme yoluna gitmişlerdir. Maalesef yapılandırma yaparak borçlarını düzenli şekilde ödeyen çiftçilerimizin sadece daha önce aldıkları kredi sırasında ipotek gösterdikleri mallarına değil, üzerlerindeki diğer mallara da tedbir konulmakta, çiftçilerimiz günlük ticari faaliyetlerini bile yapamaz duruma getirilmektedir. Borçlarının 1 katı mallarını kullanamaz hâle gelmektedir, çiftçi bu yolla 2 kez mağdur edilmektedir. Borç yapılandırmasına giden çiftçilerin bütün mal varlığına ipotek konması doğru mudur?

BAŞKAN – Sayın Çelebi…

3.- İzmir Milletvekili Mehmet Ali Çelebi’nin, 6000 sayılı Kanun mağduru uzman çavuşların haklarının verilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

MEHMET ALİ ÇELEBİ (İzmir) – Teşekkürler Sayın Başkan.

6000 sayılı Kanun mağdurları uzman çavuşları unutmayalım. 3269 sayılı Yasa gereği yaş hadleri 45’ti. 45 yaşına gelip emekliliği dolmayanlar için “Sivil memurluk yapsınlar, öyle emekli olsunlar.” denildi. İyi niyetli bir girişimdi ama devamı çok yanlış oldu. Yirmi-yirmi beş yıl uzman çavuşluk yapanlar birkaç ay sivil memurluk yaptı diye en düşük sivil memur statüsünden emekli edildiler; 3 bin kişi şu an mağdur durumda.

Uzman erbaş kimlikleri ve hakları verilmelidir; takipçisiyiz diyorum.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Durmuşoğlu…

4.- Osmaniye Milletvekili Mücahit Durmuşoğlu’nun, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan önderliğinde gerçekleştirilen reformlarla refahın hızla arttığına ve ülkemizin büyümesinin engellenemeyeceğine ilişkin açıklaması

MÜCAHİT DURMUŞOĞLU (Osmaniye) – Teşekkürler Sayın Başkanım.

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan önderliğinde ülkemizin gerçekleştirdiği tüm reformlar ekonomik olarak da refahımızı hızla artırmaktadır.

Perakende satış hacminin bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 2,7 artması, borsanın 106 binin üzerine çıkarak on sekiz ayın zirvesini görmesi Türkiye’nin yoluna emin adımlarla ilerlediğinin bir göstergesidir.

“Şirketler kapanıyor.” diye yapılan masabaşı haberlerin ekim ayında kurulan şirket sayısının yüzde 8,5 ve önceki yılın ekim ayına göre ise yüzde 18 oranında artmasıyla yalan olduğu bir kez daha ortaya çıkmıştır. Kapanan şirket sayısını düştükten sonra elde edilen net açılan şirket sayısındaki yıllık artış ise yüzde 21’i bulmuş ve Hükûmetimize olan güvenin bir başka işareti olmuştur.

Önümüze çıkarılan tüm engellere rağmen ülkemizin büyümesi, gelişmesi ve 2023, 2053 ve 2071 hedeflerine ulaşması engellenemeyecektir.

Allah’ın izniyle daha da başarılı bir geleceğe ulaşacağımızdan kimsenin kuşkusu olmasın diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Taşkın…

5.- Mersin Milletvekili Ali Cumhur Taşkın’ın, Mersin ilinin coğrafi konumu ve tarihî geçmişinin ortaya çıkardığı zengin kültür birikimiyle önemli bir turizm merkezi olduğuna ilişkin açıklaması

ALİ CUMHUR TAŞKIN (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Akdeniz’in incisi Mersin, coğrafi konumu ve tarihî geçmişinin ortaya çıkardığı zengin kültür birikimiyle önemli bir turizm merkezidir.

Mersin’in doğusunda Tarsus, batısında Anamur ilçesi yer almaktadır. Anamur, il merkezine 230 kilometre, Antalya’ya 270 kilometre uzaklıktadır. Anamur, sahip olduğu iklim, deniz ve hava koşullarının uygunluğu, arkeolojik ve tarihsel zenginlikleri bakımından bir açık hava müzesi özelliği taşımasına rağmen ülkemizin bakir turizm bölgelerinden biridir.

UNESCO Dünya Miras Listesi’nde yer alan Mamure Kalesi, Anemurium Antik Kenti, Anamur Müzesi, Titiopolis, Ala Köprü, Anamur mağaraları, Anamur evleri, carette caretta ve Akdeniz fokları Anamur’un doğal ve kültürel zenginliklerinden bazılarıdır.

Anlatmakla bitiremeyeceğimiz güzellikleri görmek ve bir gastronomi şehri Mersin’e ait lezzetleri tatmak için herkesi Mersin’e ve Anamur’a davet ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Gürer…

6.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, suni tohumlama mevzuatında yapılan değişikliğin ülke hayvancılığı için risk içerdiğine ve yerli ırkın korunması gerektiğine ilişkin açıklaması

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Suni tohumlama mevzuatında yapılan değişiklik ülke hayvancılığı için risk içermektedir. 24/10/2019 tarihinden itibaren yaş ve ırk şartına bakılmaksızın her türlü suni tohumlama uygulaması serbest bırakılmıştır. Et açığının kapatılması için atılan bu adım, yakın bir zamanda süt üretimindeki dengeyi bozabilir. Yerli gen kaynaklarımızın farklı ırk boğaların spermalarıyla tohumlanmaları, varlığı yüzde 15’e düşen yerli ırkın mevcudiyetinin korunmasında sorun oluşturabilir; Doğu Anadolu kırmızısı, güney sarısı, boz ırk ve yerli kara sığır ırklarımızın tamamen yok olmasına neden olabilir.

Tarım Bakanına sesleniyorum: Mevzuat değişikliğinden bir an önce vazgeçin. Süt ineğine etçi ırk tohumlaması yaparak et sorunu çözülemez, süt inekçiliği tümden bitirilebilir. Geçtiğimiz yıllarda süt tozu ithal eden iktidar bu yanlış uygulamadan vazgeçmelidir. Yerli ırk korunmalı, faydasını artırıcı çalışmalar yapılmalı ve yerli ırkın varlığı yüzde 15’lerden yüzde 50’lere taşınmalıdır diyorum.

BAŞKAN – Sayın Gültekin…

7.- Niğde Milletvekili Selim Gültekin’in, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün Niğde iline yapmış olduğu yatırımlara ilişkin açıklaması

SELİM GÜLTEKİN (Niğde) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü Niğde ilimize yapmış olduğu yatırımlarla modern sulama sistemlerini yaygınlaştırma, tarımda su tasarrufu sağlama, çiftçilerimizin kazançlarını artırma ve tarıma katkı sunma çalışmalarına devam etmektedir. 2019 yılı sulama sezonunda Niğde’mizde toplam 66.740 dekar tarım arazisi sulanmış. Yapılan sulu tarımla birlikte 2019 yılı birim fiyatlarıyla ülke ekonomisine 43 milyon TL katkı sağlanmıştır.

Ayrıca, Çiftlik ilçemize yapılacak olan Asmasız Göleti’nin yapım ihale sözleşmesi 20 Kasım 2019’da DSİ ve yüklenici firma tarafından imzalanmış olup en kısa sürede inşaatına başlanacaktır. Asmasız Göleti’nin tamamlanmasıyla 1 milyon 293 bin metreküp su depolanacak olup 4.260 dekar tarım arazisinin modern borulu şebekeyle sulanması sağlanacaktır.

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde AK PARTİ olarak Niğdeli çiftçilerimiz için çalışmaya devam edeceğimizi belirtiyor, Gazi Meclisi ve Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Filiz…

8.- Gaziantep Milletvekili İmam Hüseyin Filiz’in, 27 Kasım Mütercim Âsım Efendi’nin ölümünün 200’üncü yıl dönümüne ilişkin açıklaması

İMAM HÜSEYİN FİLİZ (Gaziantep) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bir zamanlar “Küçük Buhara” diye anılan Gaziantep’in yetiştirdiği bilgin, tarihçi, şair ve her şeyden önce dil bilimci olan Mütercim Âsım 1755’te Gaziantep’te doğmuş, 27 Kasım 1819 tarihinde İstanbul’da vefat etmiştir. Ona şöhret kazandıran en önemli eserlerinden iki tercüme sözlük, zamanın edebiyat dilinde en geniş yeri olan Arapça ve Farsça’nın çok büyük ve çok sağlam iki lügati olarak kabul edilmiştir. Âsım bu tercümeleri yaparken önemli kaynakları gözden geçirmiş, onların doğrusunu yanlışını incelemiş ve tercümelerinde en doğru sonucu bildirmiştir. Güvenilir kaynak olarak bu iki eserin üstünde eser tanınmaz ve çatışmalarda en büyük çözümleyici olarak kabul edilirdi. Türk dil ve kültür tarihi içinde çok önemli bir yere sahip olan Mütercim Âsım Efendi’yi ölümünün 200’üncü yıl dönümünde rahmetle anıyor, Genel Kurula saygılarımı sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Özkan...

9.- Mersin Milletvekili Hacı Özkan’ın, KOSGEB’in Girişimcilik Destek Programı’ndan yararlanan ya da yararlanmak isteyen girişimcilere yeni bir kredi programı başlatılacağına ilişkin açıklaması

HACI ÖZKAN (Mersin) – Teşekkürler Sayın Başkan.

KOSGEB’in Girişimcilik Destek Programı’ndan yararlanan ya da yararlanmayı planlayan girişimcilerimize 50 bin liraya kadar yeni bir kredi programı başlatıyoruz. İlk defa uygulanacak bu mekanizmayla 50 bin liraya kadar alınan kredinin 10 puanlık finansman maliyetini KOSGEB karşılayacak. Girişimcinin genç, kadın, engelli, gazi veya şehit yakını olması durumunda 50 bin liralık limit 70 bin liraya çıkacak. Kredinin teminatını ise Kredi Garanti Fonu verecek. Girişimcilerimiz sadece anapara ve cüzi miktarda bir faiz ödemesi yapacak. Girişimcilerimiz için önemli olan işletme sermayesine ek bir katkı sağlayacağına inandığım programın hayırlı uğurlu olmasını diliyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Altıntaş...

10.- Ankara Milletvekili Ayhan Altıntaş’ın, 18 Ağustosta Ankara ili Kalecik ilçesinde kalp krizi geçiren 36 yaşındaki Seyfi Arslan’ın ambulans ile hastanenin anlaşmazlığı nedeniyle hayatını kaybettiğine ilişkin açıklaması

AYHAN ALTINTAŞ (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Mehmet Akif diyor ki: “Kenâr-ı Dicle’de bir kurt aşırsa koyunu/ Gelir de adl-i İlâhî sorar Ömer’den onu!”

18 Ağustos günü Ankara Kalecik’te ambulans-hastane anlaşmazlığı nedeniyle 36 yaşında bir genç güvenlikçimiz Seyfi Arslan kalp krizinden vefat etti. Bu hususta verdiğim soru önergesine cevabında, Sayın Sağlık Bakanı, hasta sahiplerinin ambulansı engellemesini neden gösteriyor. Hasta sahipleri ambulansı neden engellesin Sayın Bakanım? Böyle bir yanıt kabul edilebilir mi? Ankara’ya 50 kilometre mesafede gepgenç insanlar ambulans-hastane ilgisizliğiyle hayatını kaybediyorsa belli ki sizi yanıltıyorlar. Bu nedenle, sizi yanıltanlardan hesap sorun Sayın Bakanım; aksi hâlde, ilahi adalet bunu sizden sorar Sayın Bakanım.

Genel Kurula saygılarımı sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Taşdoğan...

11.- Gaziantep Milletvekili Ali Muhittin Taşdoğan’ın, Türk sanayisinin ve sanayicilerin sorunlarına yönelik alınabilecek önlemlere ilişkin açıklaması

ALİ MUHİTTİN TAŞDOĞAN (Gaziantep) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Türk sanayisinin ve sanayicilerimizin birçok konuda öngörülen sorunlarıyla ilgili Meclis olarak alacağımız birçok önlem bulunmaktadır. Sanayi, üretim ve hizmet sektörlerinin hemen hepsinde, yetişmiş, kalifiye insan gücü sorunların en başında gelmektedir. Sanayicilerimize yüklenen gereksiz yükler ve organize sanayideki kalifiye eleman sıkıntısı ve de özellikle ara eleman sıkıntısı önemli bir sorun olmaya devam ediyor. Nitelikli iş gücünün gün geçtikçe azaldığı, artan nüfusa rağmen Gaziantep’teki meslek liselerinin doluluk oranlarındaki düşüklük de üzerinde dikkatle durulması gereken bir konudur. Tercih edilebilir bir duruma getirilmesi gereken meslek liseleri ve endüstri meslek liselerimizin mutlak suretle Gaziantep sanayisine ve üretime adapte edilmesini sağlamak gerekiyor. Kalkınmanın yolu, üretimi artırmak, gelişen teknolojiyi takip etmek, sektörlerdeki bütün gelişmeleri sanayimizin…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Özkan…

12.- Bursa Milletvekili Yüksel Özkan’ın, Bursa ilinin son on yedi yılda AK PARTİ hükûmetleri tarafından kaderine terk edildiğine ilişkin açıklaması

YÜKSEL ÖZKAN (Bursa) – Teşekkürler.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Ülkemiz ekonomisinin lokomotifi olan Bursa’mız son on yedi yılda AK PARTİ hükûmetleri tarafından kaderine terk edildi. Verilen sözler tutulmadı, bütün projeler yarım bırakıldı: Açılış tarihi 3 defa ertelenen ve fay hattı üzerinde olduğu tespit edilen yüksek hızlı tren, yurt içi seferlerinin yaygınlaşacağı ve yurt dışı uçuşlarına açılacak olan Bursa Yenişehir Havalimanı, Yenişehir’de yapımı planlanan oto test merkezi, Bursa şehir içi T2 tren hattı, inşaat maliyetiyle adından söz ettiren ve Avrupa maçlarının oynanmasına izin verilmeyen Bursa Büyükşehir Stadı, şehir hastanesine kurban edilen Ali Osman Sönmez Devlet Hastanesi, şehir hastanesi açılışıyla içi boşaltılıp kapatılan 3 kamu hastanesi, sözde akıllı kavşaklarla düzeltilecek ama planlanması baştan yanlış olan şehir içi trafik. Soruyorum…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Kenanoğlu…

13.- İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu’nun, tutuklu bulunan Armutlu Cemevi Başkanı Zeynep Yıldırım ile Songül Çimen’in serbest bırakılması gerektiğine ilişkin açıklaması

ALİ KENANOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, Armutlu Cemevi yöneticisi ve emektarı Songül Çimen şahsıma bir mektup gönderdi. Songül Çimen 60 yaşında, 2 çocuk annesi, on yıldır Armutlu Cemevi yöneticisi ve emektarıdır. Bildiğimiz, malum, gizli tanık yöntemleriyle tutuklanmış ve şu anda Silivri Cezaevindedir. Hasta olan Songül Çimen sık sık mide kanaması geçiriyor, astım ve romatizma hastasıdır.

“Camiye ayakkabılarıyla girdi.” diye kıyamet koparanlar, cemevlerine silahlarıyla ve postallarıyla girmekten çekinmiyorlar ki Armutlu Cemevine böyle girdiler. Bu zihniyeti cemevlerine saygıya davet ediyorum. Cemevlerimizden ve Armutlu Cemevinden ellerinizi çekin. Armutlu Cemevi Başkanı Zeynep Yıldırım ve Songül Çimen’i derhâl serbest bırakın.

BAŞKAN – Sayın Arkaz… Hayati Bey? Yok.

Sayın Kılıç…

14.- Kahramanmaraş Milletvekili İmran Kılıç’ın, “Dünya Helal Zirvesi İstanbul 2019” ile “7’nci İslam İşbirliği Teşkilatı Helal Expo” organizasyonuna ilişkin açıklaması

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Kahramanmaraş’ımızdan gelip şu anda Gazi Meclisimizi ziyaret eden genç hemşehrilerimize “Hoş geldiniz.” diyorum.

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın himayesinde İslami Ticaret Geliştirme Merkezi ve İslam Ülkeleri Standartlar ve Metroloji Enstitüsü iş birliğiyle düzenlenen Dünya Helal Zirvesi İstanbul 2019 ile İslam İşbirliği Teşkilatı 7’nci Helal EXPO etkinliği yarın kapılarını İstanbul'da açıyor. 1 Aralık tarihine kadar sürecek etkinlik birçok sektörden uluslararası firmaları buluşturacak. Başta gıda olmak üzere, finans, turizm, kozmetik, tıp, kimya, ambalaj, makine, İslami yaşam ve moda gibi birçok sektörden 250’nin üzerinde uluslararası firmanın katılımı beklenen Helal EXPO, dünyanın en büyük ve etkili helal fuarı olma özelliğini taşıyor. “Tüm nesiller için helal, ailenin ve gençliğin önemi” temalı zirvede uluslararası akademisyen ve uzmanların katılımıyla küresel çözümler sunulacak. Hayırlı olmasını diliyorum.

BAŞKAN – Sayın Tutdere…

15.- Adıyaman Milletvekili Abdurrahman Tutdere’nin, Adıyaman ili Besni ilçesinde tehlike arz eden Beşyol-Kızılin-Üçgöz yolunun ne zaman yapılacağını ve Besnililere verilen sözlerin ne zaman tutulacağını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

ABDURRAHMAN TUTDERE (Adıyaman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Besni ilçemizin Aşağıyazı olarak bilinen bölgesinde yaşayan binlerce Besnili hemşehrilerimin ilçe merkezine gidiş gelişlerinde kullanmak zorunda kaldıkları Kızılin-Beşyol-Üçgöz kara yolu mevcut hâliyle araç ve trafik yoğunluğuna cevap verememektedir. Keskin virajları ve darlığı nedeniyle talebi karşılayamayan yolun yoğunluğuna bir de yol kenarındaki köylerden kalkan öğrenci servislerinin yoğunluğu eklenince tehlikenin boyutu artmaktadır. Sık sık yaralanmalı ve ölümlü trafik kazalarının meydana geldiği bu yolda en son geçen ay meydana gelen trafik kazasında 8 hemşehrimiz yaralanmıştır. Duble yollarla öğünen iktidara ve ilgili Bakanlığa buradan çağrıda bulunuyorum: Besnili hemşehrilerim için tehlike arz eden Beşyol-Kızılin ve Üçgöz yolunu ne zaman yapacaksınız ve Besnili hemşehrilerimize verdiğiniz sözleri ne zaman tutacaksınız?

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Adıgüzel…

16.- Ordu Milletvekili Mustafa Adıgüzel’in, okul servisi esnafının sorunlarına ve araç muayene ücretlerinin yüksekliğine ilişkin açıklaması

MUSTAFA ADIGÜZEL (Ordu) – Okul servislerinde “okul taşıtı” ibaresi Millî Eğitim Bakanlığı genelgesiyle zorunludur. Öte yandan, bu taşıtlar muayene zamanı gelip muayene istasyonuna gittiğinde bu yazı nedeniyle muayeneden geçememektedir. İçerisinde Ordu’nun da bulunduğu birçok ilden servis esnafından yoğun şikâyet gelmektedir. Millî Eğitim Bakanlığı ve Ulaştırma Bakanlığı, artık aranızda bir karar verin. Servis esnafı “okul taşıtı” ibaresini koyacak mı, çıkaracak mı? Bir çocuk uzmanı, bir dâhiliye uzmanı, bir kalp uzmanı yirmi üç sene eğitim görüyor, 30 yaşında uzman oluyor; bunların muayenesi, yanındaki laborantın tahlili, hemşiresi, sekreteri, hepsi için devlet hastaneye sadece 30 lira ödüyor ama bu TÜVTÜRK araç muayene fiyatları inanılmaz yüksek. TÜVTÜRK’te otomobil ve minibüs 280 lira, otobüs, kamyon 377 liradır. Siz insan sağlığına mı yeteri kadar değer vermiyorsunuz yoksa TÜVTÜRK’te vatandaşı mı soyduruyorsunuz?

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Çolakoğlu…

17.- Zonguldak Milletvekili Ahmet Çolakoğlu’nun, Zonguldak ili Alaplı Barajı inşaatının devam ettiğine, AK PARTİ iktidarının ülkemizin su kaynaklarını bilim ve tekniğe uygun olarak halkın kullanımına sunduğuna ilişkin açıklaması

AHMET ÇOLAKOĞLU (Zonguldak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Zonguldak ili Alaplı ilçesi sınırları içerisinde bulunan Bulanık Deresi üzerinde yapımı devam eden Alaplı Barajı inşaatı hızla devam etmektedir. Baraj, Alaplı ilçesinde 9 mahalle, 52 köy, Gümeli beldemizde 4 mahalle, Ereğli ilçemizde ise 13 köyümüzün içme suyu ihtiyacını karşılamak için planlanmış olup tamamlandığında 55 bin vatandaşımıza hizmet verilecektir. Planlanan inşaat, temelden 26 metre yüksekliğe ulaşmış ve dolgusu devam etmektedir ve üst yollar yeniden yapılmıştır. Toplam 1,4 milyon metreküp hacmi bulunan barajın 912 bin metreküp aktif hacmi bulunmaktadır.

AK PARTİ iktidarı olarak, ülkemizin su kaynaklarını bilim ve tekniğe uygun olarak halkımızın kullanımına sunuyoruz. Su kaynaklarımızın, çevre duyarlılığı esasları dâhilinde geliştirilmesini sağladık ve sağlamaya aziz milletimizden aldığımız destekle devam edeceğiz.

Bu vesileyle Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Yılmazkaya…

18.- Gaziantep Milletvekili Bayram Yılmazkaya’nın, varlık yönetim şirketlerinin uygulamalarına ve Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik duruma ilişkin açıklaması

BAYRAM YILMAZKAYA (Gaziantep) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Son zamanlarda varlık yönetim şirketlerinin telefonla borçlu şahısları arayarak “Borcunu öde.” tacizleri vatandaşı bıktırmakta ve bunaltmaktadır. Bankalardan bu borçları yüzde 3 ila 5 karşılığında alan varlık şirketleri borcun yüzde 100’ünü tahsil etmenin yanı sıra bir de yüksek faizler talep etmektedir. Borçlu kişiyi haftada iki-üç defa farklı merkezlerden arayarak haciz yapmakla tehdit eden ve buna yönelik mesajlar göndererek psikolojik baskı uygulayan varlık yönetim şirketleri, birçok vatandaşı intihara sürüklediği gibi kanunlara da aykırı hareket etmektedir.

Türkiye’nin ekonomik durumu ortada; insanların birçoğu evine ekmek götüremiyor, birçok işletme kapanmakta, işsizlik artmakta, vatandaşın kredi kartı borçları katlanarak büyümekte. Sadece on ayda 1 milyonun üzerinde vatandaş icralık olmuş. Daha yeni, Gaziantep’te bir iş insanımız borçları yüzünden intihar etti. Yüce Meclisin bu konuda gerekli adımları atmasını bekliyoruz.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Bayraktutan…

19.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, tır şoförlerinin Sarp Sınır Kapısı’nda yaşadığı mağduriyetin giderilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sarp Sınır Kapısı’nda 20 kilometreyi aşkın bir tır kuyruğuyla karşı karşıyayız. Bu tır kuyruğu Kemalpaşa’ya, Hopa’ya ve Arhavi ilçelerine kadar ulaşmış bulunmaktadır. Uzun zamandır böyle bir sorunla karşı karşıyayız. Tır kuyruğu nedeniyle yaş meyve, sebze ihracatı yapan tırlar da bir hafta, belki dört beş günü aşkın süredir bu durumdan mağdur olmaktadır.

Bu sorunun neden kaynaklandığına ilişkin yaptığımız girişimler sonucunda bizim tarafımız bunu Gürcistan tarafından, Gürcistan tarafı ise Türkiye’deki bir problemden kaynaklandığını ifade etmektedir.

Şunu ifade edelim: Sorunun nereden kaynaklandığından daha öte, sorunun halledilmesi önemli. Bir an önce Sarp sınırındaki bu uzun tır kuyruklarının kaldırılması için ilgili bakanlık nezdinde gerekli girişimlerin yapılmasını, personelle alakalı bir sorun varsa bunun tamamlattırılmasını, tır şoförlerinin mağduriyetlerinin giderilmesini Parlamentoda bir kere daha dile getiriyorum. Bu sorunun bir an evvel halledilmesini istiyor, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Aycan…

20.- Kahramanmaraş Milletvekili Sefer Aycan’ın, ülkemizde uyuşturucu madde kullanımının arttığına, Kahramanmaraş ilinde yaygın olarak kullanılan Maraş otu kullanımının, satışının yasaklanarak gençlerimizin bağımlılık yapıcı maddelerden korunması gerektiğine ilişkin açıklaması

SEFER AYCAN (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, ülkemizde uyuşturucu madde kullanımı giderek artmaktadır. Lise öğrencileri uyuşturucu maddeye kolayca ulaşmakta ve kullanmaktadır. Maalesef uyuşturucu madde ticareti trafiği de artarak devam etmektedir. Özellikle güney iller ve şehrim Kahramanmaraş bundan daha fazla etkilenmektedir. Bu hafta ciddi miktarda uyuşturucu ele geçirilmiştir. Bu durum endişe vermektedir. Önlemlerin artırılmasını, sınır güvenliğinin artırılmasını istiyoruz.

Kahramanmaraş’ın mevcut uyuşturucu maddelere ek olarak “Maraş otu” olarak bilinen ayrı bir sorunu vardır. Açıktan satılmakta ve kullanılmaktadır. Yapılan araştırmalar lise öğrencilerinin yüzde 27’sinin Maraş otu kullandığını göstermektedir. Maraş otu kullanımının, satışının yasaklanması uygun olacaktır.

Gençlerimizi bu tür maddelerden korumak için daha fazla önlem almamız gerekir diye belirtmek istiyorum, teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Bulut…

21.- Adana Milletvekili Burhanettin Bulut’un, Adana ilinin en önemli sorununun hava kirliliği olduğuna ilişkin açıklaması

BURHANETTİN BULUT (Adana) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Havası en kirli 3’üncü il olan Adana’nın acilen çözülmesi gereken en önemli çevre sorunu hava kirliliğidir. Adana’da yaz aylarında anız yangınları yüzünden nefes alınamıyor, kışın da doğal gaza geçemeyen mahallelerde tüketilen düşük kalorili ve kükürtdioksit oranı fazla olan kömür yüzünden hemşehrilerim zehir soluyor. Dünya Sağlık Örgütü havadaki sağlığa zararlı partikül madde sınırını metreküpte 20 mikrogram olarak belirlemişken Adana’da bu değer tam 20 katıdır. Standartlara göre 3 katı üzerinde hava kirliliğine sahip Adana, KOAH gibi ölümcül solunum yolu hastalıklarında da riskli bir bölgedir. Ancak bu kadar riskli bir bölgede kömür denetiminin bile yapılmadığı Sayıştay raporuyla ortaya çıkmıştır. Hava kirliliğini azaltmak için ısınma amaçlı kullanılan katı atık yakıtlarının kullanımının azaltılıp doğal gaz kullanımının yaygınlaştırılması için bir an önce çalışma yapılmasını arz ederim.

BAŞKAN – Sayın Tanal, buyurun.

22.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, vefat eden Profesör Doktor Erol Cihan’a Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinde öğrenciyken kendisinden ders alma şerefine nail olduğum değerli hocam Profesör Doktor Erol Cihan, Hakk’ın rahmetine kavuştu, mekânı cennet olsun. Ailesine, dostlarına, sevenlerine sabırlar diliyorum. Hukuk camiamızın başı sağ olsun. Erol Cihan Hocamız, ceza hukuku alanında duayen bir hukukçuydu. Kendisinden çok şey öğrendik, hukukun üstünlüğünü özümsemiş kişiler olarak yetişmemizde çok büyük katkısı vardı. Her fırsatta bize “Adalet terazisinden şaşmayın.” tavsiyesinde bulunurdu. Babacandı. Son derece hoşgörülü, anlayışlı, mütevazıydı. Derslerini kaçırmak istemezdik. Hakkı ödenmez Profesör Doktor Erol Cihan Hocamıza bir kez daha Allah’tan rahmet diliyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Osmanağaoğlu…

23.- İzmir Milletvekili Tamer Osmanağaoğlu’nun, Türkiye’nin savunma sanayisinde gerçekleştirdiği millîleşme hamlelerinin bazı kesimleri rahatsız ettiğine ilişkin açıklaması

TAMER OSMANAĞAOĞLU (İzmir) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Türkiye’nin savunma sanayisinde son yıllarda gerçekleştirdiği millîleşme hamleleri bazı kesimleri rahatsız etmektedir. Önümüzdeki aylarda yerli ve millî tank projemiz olan, proje aşamasındayken bile sektör temsilcilerinde büyük hayranlık uyandıran ALTAY tanklarının seri üretimine geçilmesi için gerçekleştirilen çalışmalar umut vadetmekte, güven vermektedir. Liderimiz Sayın Devlet Bahçeli’nin de ifade ettikleri gibi, Türkiye’nin terörle mücadelesi haklıdır, hakkıdır; halkın ve hakikatin gereğidir. Bundan rahatsızlık duyanlar, Türkiye’nin kuyusunu kazmak için el birliği, güç birliği yapan emperyalist çevrelerdir. Karşımızda kökeni tarihî husumetlere kadar giden karanlık bir koalisyon mimarisi vardır.” Türk milleti bu karanlık koalisyon ve iş birlikçilerin karşısında devletin sonuna kadar yanındadır.

BAŞKAN – Sayın Ersoy…

24.- Adana Milletvekili Ayşe Sibel Ersoy’un, belediyelerde çalışan 4/B’li personelin kadro beklediğine ilişkin açıklaması

AYŞE SİBEL ERSOY (Adana) – Teşekkürler Sayın Başkanım.

Sayısı 20 binden fazla olan, belediyelerde çalışan 4/B’li sözleşmeli personel kadro beklemektedir. 2013 yılından bu zamana kadar sözleşmeli yapılan personelin hiçbirinin kadro hakkı bulunmamaktadır. 31 Aralık tarihine kadar da bu sözleşmeler yenilenmezse 20 binin üzerinde insan işsiz kalacaktır. Bilindiği üzere, en son 2013 yılında belediyelerde çalışan 4/B’li sözleşmeli personel kadroya alınmıştı. Bu mağduriyetin önlenmesi için belediyelerde çalışan 4/B’li sözleşmeli personelin ve bütün kamu kurumlarındaki sözleşmeli personelin meslek ve sınıf ayrımı yapılmadan kadroya alınmasıyla ilgili gerekli çalışmaların ivedilikle yapılmasını Genel Kurulumuzdan ve yetkililerden talep ediyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Barut…

25.- Adana Milletvekili Ayhan Barut’un, yapılan rejim değişikliğiyle ülkemizin refaha değil ekonomik ve siyasal krizin içine sokulduğuna ilişkin açıklaması

AYHAN BARUT (Adana) – 2015 yılında Balıkesir’de yaptığı bir konuşmada, ülkeyi şirket gibi yönetme arzusunu dile getiren AK PARTİ Genel Başkanı Erdoğan, yapılan rejim değişikliğiyle bunu elde etmiştir. Erdoğan bu yolda ülkenin çağ atlayacağına, bürokratik bütün engellerin ortadan kalkacağına, dövizin, enflasyonun düşeceğine, işsizliğin, yoksulluğun yok olacağına ve artık koalisyonlar döneminin son bulacağına masum Türk halkını inandırmıştır. Bakanlarını da sektörlerinin önde gelen şirket yöneticilerinden veya sahiplerinden tercih ederek atamıştır. Bu şirket aklı, ülkemizi refaha değil derin ekonomik ve siyasal krizin içerisine sokmuştur. Tarım Bakanı ve Turizm Bakanının yakınlarına ait şirketlere geldiği söylenen haciz ve sektörden çekilme haberlerinin de ekonomik krizin ve yönetim zafiyetinin en somut göstergeleri olarak kabul edilmektedir. Gelişmeler göstermiştir ki Erdoğan’ın söylediği hiçbir şey olmamıştır. Milletimiz aldatılmıştır, ülkesini, insanını seven herkesten bu ucube sistemden vazgeçilmesi yönünde duyarlılık bekliyoruz.

BAŞKAN – Sayın Kılavuz…

26.- Mersin Milletvekili Olcay Kılavuz’un, Mersin ili Aydıncık ilçesinde dolu yağışı nedeniyle oluşan mağduriyetin giderilmesi, üretimde devamlılığı esas alan politikaların hayata geçirilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

OLCAY KILAVUZ (Mersin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Mersin Aydıncık’ta dün gece meydana gelen dolu yağışında bazı tarım arazileri zarar görmüştür. Aydıncıklı hemşehrilerime geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. Çiftçilerimizin zarar gören arazilerinde hasar tespit çalışmalarının bir an önce yapılmasını ve yaşanan mağduriyetin karşılanmasını yüce devletimizden bekliyoruz. Mersin bölgemizde yılın bu aylarında tarım ürünlerine zarar veren sağanak yağmur, dolu ve fırtına gibi doğal afetler sıklıkla görülmektedir. Çiftçilerimiz bir yandan yükselen girdi maliyetleriyle baş etmeye çalışırken bir yandan da doğal afetin ağır sonuçlarına maruz kalmaktadır. Devletimiz bu afetlerden zarar gören çiftçilerimizin kredi borçlarını erteleyerek üretimin sürdürülmesini sağlamalıdır. “Millî ekonomimizin temeli tarımdır.” anlayışından hareketle çiftçilerimizin daima yanında olmalı, tarımda üretimi ve üretimde devamlılığı esas alan politikaları hayata geçirmeliyiz.

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Şimşek…

27.- Mersin Milletvekili Baki Şimşek’in, imar barışı başvuru süresinin Temmuz 2019’a kadar uzatılmasına ilişkin açıklaması

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, 2017 yılında imar barışı yasalaşmış ve insanlarımıza 2017 yılı 31 Aralıktan önce yapılan binalarla ilgili başvuru hakkı tanınmıştır. Yalnız, başvuru süresinin Temmuz 2019’a kadar uzatılmasından dolayı milyonlarca vatandaş sanki bunu bir hak gibi görmüş ve 2017 yılından sonra da inşaat yapmaya devam etmiştir.

Şu ana kadar yapılan yaklaşık 10 milyon müracaatın en az yüzde 70’i 31 Aralık 2017’den sonra yapıldığı için yasalara uymamaktadır. Eğer buna bir çözüm bulunmaz ise adliyeler ve mahkemeler milyonlarca dosyayla karşı karşıya kalacak, milyonlarca binayla ilgili yıkım kararı alınmak mecburiyetinde kalınacaktır.

Burada öncelikle hazine arazisini işgal edenlere bu hak tanınmamalıdır, yalnız kendi arsası üzerine yapanlara temmuz ayına kadar nasıl müracaat hakkı tanınmışsa bu yapılan müracaatlara hak sahipliği belgesi verilmesini talep ediyorum.

Teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Sorgun…

28.- Konya Milletvekili Ahmet Sorgun’un, Dünya Belediyeler Birliği Eş Başkanı seçilen Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay’ı tebrik ettiğine ilişkin açıklaması

AHMET SORGUN (Konya) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Dünyada 240 binden fazla şehri ve 5 milyardan fazla şehirliyi temsil eden Dünya Belediyeler Birliğinin son kongresi 11-15 Kasım 2019 tarihlerinde Güney Afrika’nın Durban şehrinde yapılmıştır. Kongrede yapılan seçimlerde Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Uğur İbrahim Altay Dünya Belediyeler Birliği Eş Başkanı olarak seçilmiştir.

Ülkemiz ve Konya’mız adına iftihar vesilesi olan bu seçimden dolayı Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Uğur İbrahim Altay’ı kutluyor, başarılarının devamını diliyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Kaplan…

29.- Gaziantep Milletvekili İrfan Kaplan’ın, anestezi, diyaliz ve radyoloji teknikerleri ile optisyenlerin ve fizyoterapistlerin istihdam edilebilmeleri için gerekli çalışmaların yapılması gerektiğine ilişkin açıklaması

İRFAN KAPLAN (Gaziantep) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Her geçen yıl atanmayı bekleyen, mezun sayısı artarak devam eden, sağlık sektörünün dikkat isteyen mesleklerinden olan anestezi teknikerleri, optisyenler, diyaliz teknikerleri, radyoloji teknikerleri, fizyoterapistler atanamamakta, bu meslek gruplarının yerine farklı meslek gruplarından personeller çalıştırılmaktadır.

Bu meslek grupları mezun olduktan sonra iş bulamamakta, iş bulmada ciddi sıkıntılar yaşamakta, mezun olduktan sonra da düşük ücretle vasıfsız iş aramaya zorlanmaktadır. Sağlık eğitimi almış ve mesleğini yapmak isteyen bu mezunların istihdam edilmeleri için gerekli çalışmalar bir an önce yapılmalıdır.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Özer? Yok.

İlk 30 milletvekili bitti ama sisteme giren 12 arkadaşımız daha var, onların da hepsine söz vereceğim.

Sayın Göker…

30.- Burdur Milletvekili Mehmet Göker’in, toplumsal bir sorun hâline dönüşen sağlık çalışanlarına uygulanan şiddet konusunda Sağlık Bakanını göreve davet ettiğine ilişkin açıklaması

MEHMET GÖKER (Burdur) – Sayın Başkanım, kadına şiddeti, çocuğa şiddeti konuştuğumuz şu günlerde sağlık çalışanlarımız maruz kaldıkları şiddet olayları nedeniyle son yıllarda neredeyse görevlerini yapamaz hâle gelmişlerdir. Bugün basına yansıyan habere göre, İzmir’de ehliyete başvuran bir şahıs kaydının başka bir ASM’de bulunduğunu belirten doktora küfür ederek doktoru darbetmiştir. Sağlık Bakanlığının verilerine göre, günde ortalama 33, haftadaysa 230 sağlık çalışanı şiddete maruz kalmaktadır. Yine, son altı yılda sağlık emekçilerine yönelik toplam 76.157 şiddet vakası gerçekleştirilmiştir. Bu sağlık emekçilerinin 21 bini fiziki şiddete maruz kalmıştır. Sağlık çalışanlarına uygulanan şiddet artık adli bir vaka boyutunu geçmiş, toplumsal bir sorun hâline dönüşmüştür. Bu konuda Sağlık Bakanını göreve davet ediyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Kaboğlu…

31.- İstanbul Milletvekili İbrahim Özden Kaboğlu’nun, Anayasa’nın doğrudan muhatabı ve yasalar yoluyla uygulayıcısı olan yasama organının Anayasa’ya aykırı yasalarda ısrarı anayasal düzenden uzaklaşma tehlikesini beraberinde getirdiğine ilişkin açıklaması

İBRAHİM ÖZDEN KABOĞLU (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Olağanüstü hâl döneminde Anayasa’dan kaçışla 15 Temmuza giden yolla yüzleşme yapılamadı. Yasadan kaçış, Türkiye Büyük Millet Meclisinde yüzleşmeyi engelledi, mahkeme kapılarının kapatılarak yargı önünde yüzleşmeden kaçınıldı. 24 Haziran seçimleri ardından başlayan 27’nci Yasama Dönemi üçlü kaçışı farklı bir zemine taşıdı, şu üçlü ihlal sonucu: Yasa önerilerinin TBMM dışında hazırlanması, komisyonlarda anayasallık ön incelemesinin yapılmaması, Genel Kurulda kabul sürecinde yasaların Anayasa’nın sözüne ve özüne uygun olma gereğinin gözetilmemesi. Anayasa’nın doğrudan muhatabı ve yasalar yoluyla uygulayıcısı olan, üstelik üyelerinin Anayasa’ya sadakat andıyla göreve başladığı yasama organının Anayasa’ya aykırı yasalarda ısrarı anayasal düzenden uzaklaşma tehlikesini beraberinde getirmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Aydınlık…

32.- Şanlıurfa Milletvekili Aziz Aydınlık’ın, Şanlıurfa Tarım İl Müdürlüğünün, Hazineye ait tarım arazilerinin kira bedellerini hangi sebeplere dayanarak artırdığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

AZİZ AYDINLIK (Şanlıurfa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Şanlıurfa Tarım Reformu Bölge Müdürlüğünün açıkladığı fiyatlara bakıldığında, 2018 yılında kuru tarımın 1 dönümü 28 TL iken bu yıl 40 TL olmuş, sulu tarımın 1 dönümü 79 TL iken bu yıl 150 TL olmuş, bağ ve fıstık 68 TL iken 100 TL olmuş. Hazineye ait tarım arazilerinin kiralanması ve kira bedellerinin artırılması ilgili yasa ve ilgili maddelerinde belirlenmişken, bu fiyatların belirlenmesinde tarım ürünleri üretici fiyat endeksi dikkate alınması gerekirken gördüğümüz kadarıyla kimse bu hususları dikkate almamış.

Şimdi çiftçilerimiz adına soruyorum: Şanlıurfa Tarım İl Müdürlüğü hangi sebeplere dayanarak kiralama fiyatlarında yaklaşık yüzde 100 artış yapmıştır?

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Baltacı…

33.- Kastamonu Milletvekili Hasan Baltacı’nın, TÜVTÜRK Reysaş taşıt muayene istasyonlarında sendika düşmanlığının ve işçi kıyımının devam ettiğine ilişkin açıklaması

HASAN BALTACI (Kastamonu) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sendikalaşma demek, işçinin örgütlü olarak kendini savunması, hakkı olanı alması demektir. Aynı zamanda sendikalar demokrasinin teminatıdır. Buna rağmen, TÜVTÜRK Reysaş taşıt muayene istasyonlarında sendika düşmanlığı ve işçi kıyımı maalesef devam etmektedir. TÜVTÜRK Reysaş’a ait muayene istasyonlarında çalışırken DİSK’e bağlı Nakliyat-İş Sendikasına üye oldukları için işten çıkarılan işçilere geçen gün yenileri eklendi. 5’i seçim bölgem Kastamonu’dan olmak üzere 16 işçi daha, haksız hukuksuz bir şekilde işten çıkarıldı.

2018 yılından bu yana, sendikaya üye oldukları için Reysaş’ta işten çıkarılan işçi sayısı 90’a ulaştı. Sendikanın yetki tespitini, İstanbul 9. İş Mahkemesinin kararına rağmen tanımamakta ısrar eden Reysaş yönetimine karşı haklarına, onurlarına, sendikalarına sahip çıkan işçi kardeşlerimizin her zaman yanındayız.

BAŞKAN – Sayın Keven…

34.- Yozgat Milletvekili Ali Keven’in, Yozgat ili ve ilçelerinde sağlık alanında yaşanılan sorunlara ilişkin açıklaması

ALİ KEVEN (Yozgat) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Yozgat’ta dışarıdan bakıldığında çok güzel bir hastane binası görürsünüz; adı “şehir hastanesi” ama maalesef uzman doktor sayısı yeterli değil. Hastalar büyükşehirlere gitmek zorunda kalıyorlar. Şehir hastanesindeki yap-işlet-devret sistemi ve hasta garantisi, doktorların üzerinde baskı oluşturmakta ve hizmet süresi dolan doktorlar başka illere tayin istemek zorunda kalmaktadır. Koskoca Yozgat’ta radyoterapi cihazı dahi yok ve kanser hastaları her hafta onca zahmet çekerek Ankara’ya, Kayseri’ye gitmek zorunda kalıyorlar.

Ayrıca, bu çağda çocuk doktoru ve kadın doğum uzmanı bulunmayan ilçelerimiz var. Aydıncık, Kadışehri, Şefaatli, Çayıralan, Çandır ilçelerimizde 1 kadın, 1 anne, kontrol için her hafta 70-80 kilometre il merkezine gitmek zorunda kalıyor. Bu ilçelere neden uzman doktor atamıyorsunuz, neden çocuk doktoru atamıyorsunuz, şehir hastanesinin garanti hasta sayısını tutturmak için mi, soruyorum size. Sorgun Devlet Hastanesinde uzman doktor sayısı yeterli değil, röntgen çalışanı sayısı yeterli değil. Sorgun 80 bin nüfusa sahip ve...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Erel, buyurun.

35.- Aksaray Milletvekili Ayhan Erel’in, adalet, çalışma barışı ve eşitlik ilkeleri gereği acil tıp teknisyenlerinin mağduriyetinin giderilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

AYHAN EREL (Aksaray) – Teşekkürler Sayın Başkanım.

Türkiye’de böbrek yetmezliği olan 60 bin hastaya hizmet veren, devlet ve özel merkezlerde çalışan acil tıp teknisyenleri, 2012 yılında diyaliz hastalarının ve sağlık merkezlerinin personel ihtiyacı olduğundan, kendi alanlarında atanamadıklarından dolayı diyaliz alanında istihdam edilmişlerdir. Girdikleri kurs ve sınavlarda başarılı olup diyaliz sertifikası almaya hak kazandılar. 1 Mart 2019 tarihinde Resmî Gazete’de yayınlanan yeni yönetmelikle diyaliz sektöründe çalışan hemşirelerin hakları korunmuş ancak acil tıp teknisyenlerinin kazanılmış hakları korunmamıştır. Yıllardır özveriyle yaptıkları hizmete, sadece bir yönetmelikle son verilmiştir. Bu durum, adalet, çalışma barışı, eşitlik gibi birçok evrensel ilkelere ters düşmektedir.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Ünal...

36.- Karabük Milletvekili Cumhur Ünal’ın, 27 Kasım Safranbolu ilçesine Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu tarafından “korumanın başkenti” unvanı verilişinin 29’uncu yıl dönümüne ilişkin açıklaması

CUMHUR ÜNAL (Karabük) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; 1.300’ü aşkın tescilli eseriyle müze kent Safranbolu ilçemiz, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu tarafından 27/11/1990 yılında korumanın başkenti unvanının verildiği bugün 29’uncu yılını kutlamaktadır. Safranbolu, 15’inci yüzyıldan 20'nci yüzyılın başlarına kadar yapılan, 90’lı yılların başıyla birlikte ağır aksak başlayan, 2002 yılıyla birlikte hız kazanan konaklar, han, hamam, cami, şadırvan, çeşme, köprü, su kemerleri ve vakıflara ait tarihî çarşılar ve Arnavut kaldırımlarının restorasyonlarıyla turizm ilçe ekonomisindeki yerini önemli ölçüde hissettirmiştir. UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi’nde bulunan 20 kentin içerisinde aslına uygun korumacılığını devam ettiren 3-4 kentten biri olan Safranbolu’muzdaki bu güzellikleri görmeniz ve yaşamanız için herkesi davet ediyoruz.

Gazi Meclisimizin çatısı altındaki siz değerli milletvekillerimize, güzel kentimizin güzel insanlarına saygı ve selamlarımı sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın İlhan…

37.- Kırşehir Milletvekili Metin İlhan’ın, yüzde 2’lik dilim dışında kalan öğrencileri özel okullara mahkûm ederek mi okullar arasındaki farklılıkların azalacağını, atama bekleyen 700 bin öğretmen adayı dururken nasıl bir gelecek planlaması yapıldığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

METİN İLHAN (Kırşehir) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Millî Eğitim Bakanı Sayın Selçuk “Benden şu tarihe kadar, şu kadar atama beklemesinler.” demiş, ardından sözlerine Bakanlığın o yirmi, otuz yıllık uzun vadeli vizyona sahip eğitim politikalarını belirlediğini söyleyerek devam etmiştir. Ayrıca, okullar arasındaki farklılıkları kapatacaklarını da ifade etmiştir. “Nitelikli okul” garabetini çıkararak yüzde 2’lik dilim dışında kalan öğrencilerimizi özel okullara mahkûm ederek mi okullar arasındaki farklılıkları azaltacaklar? Yirmi, otuz yıllık vizyonların ne olacağı, ilk on yedi yıllık vizyonlardan belli değil mi? Atama bekleyen 700 bin öğretmen adayı var, bu nasıl bir gelecek planlamasıdır?

Sayın Bakanın düzgün cümleleriyle ve her gün yenisini eklediği vizyon belgeleriyle bu sorunun çözülmeyeceği ortadadır. Bir an önce atanmayı bekleyen 700 bin öğretmen bir şekilde başka kurumlarda da olsa istihdam edilmelidir. Zira, bu sorun artık kangren olma noktasına gelmiş ve de sosyal bir travmaya dönüşmek üzeredir. Herkesin söz konusu durumun bilincinde ve farkında…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Aygun…

38.- Tekirdağ Milletvekili İlhami Özcan Aygun’un, tarımda gelinen son noktaya ilişkin açıklaması

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) – Tarımda geldiğimiz son nokta: Çiftçi ekiyor, bankalar biçiyor. Evet, Tarım ve Orman Bakanlığının aylardır reklamını yaptığı 3’üncü Tarım Orman Şûrası tarım sektörünün ağırlaşan sorunlarına çözüm önerisi getirememiş, geçen yıla göre yüzde 100 artan mazot, yem, tohum, ilaç gibi girdi maliyetlerinin azaltılmasına dönük hiçbir çözüm getirmeyerek üretici kesimde büyük bir hayal kırıklığı yaratmıştır. Niyet hayırlı olmayınca akıbet de hayırlı olmamıştır. Oysa şûra öncesinde büyük hazırlıklar yapılmış, aylar öncesinden tarıma ilişkin paydaşlardan, üreticilerden, STK’lerden, meslek örgütlerinden öneri alınmıştı. Basına yansıtılan bilgilere göre, şûra için tam tamına 30 bin öneri gelmişti ancak şûrada hazırlık yapılmasına rağmen, 600’den fazla kişi çalışmasına rağmen şûrada dağ fare doğurmuş, sonuçta bir hiç -boşa geçen zaman- elde ettik.

Teşekkür eder, saygılar sunarım.

BAŞKAN – Sayın Şevkin.

39.- Adana Milletvekili Müzeyyen Şevkin’in, ticari araç sürücülerinin psikoteknik değerlendirme raporu temin süresinin uzatılmasını ve ticari araçlarda bir defaya mahsus uygulanan ÖTV indiriminin yeniden hayata geçirilmesini talep ettiğine ilişkin açıklaması

MÜZEYYEN ŞEVKİN (Adana) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ticari araç sürücülerinin psikoteknik açıdan uygunluğunu gösteren psikoteknik değerlendirme raporlarının temin süresi 1/12/2019’da bitiyor. Bu merkezlerde günlük testlerin 08.00 ila 13.00 saatleri arasında gerçekleşmesi nedeniyle 1 Aralığa kadar tanınan süre yetersizdir. Vatandaşlarımızın daha rahat ortamda raporlarını alabilmeleri için Türkiye genelinde yüz binlerce insanı ilgilendiren ve şoförlerin, tanınan sürenin en az iki ay daha uzatılması taleplerini burada dikkatinize sunuyorum.

Öte yandan, 2016 yılında yürürlüğe giren ilgili kanun maddesiyle, ticari araçlarda bir defaya mahsus uygulanan ÖTV indiriminin yeniden hayata geçirilmesiyle taşımacılık yapan esnafın araçlarını değiştirmesiyle kalite artacak, yolcuların daha rahat ve güvenli seyahat etmesi sağlanacaktır. Akaryakıt fiyatları, vergi, servis masrafları ve trafik sigortalarının yüksekliği ülke çapında tüm esnafları zor durumda bırakmaktadır. Hâlen yüzde 9 oranında uygulanan ÖTV tüm ticari araçları kapsamalı ya da…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Özyavuz…

40.- Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Özyavuz’un, Şanlıurfa ilinde kapalı spor salonlarının yeterli olmaması nedeniyle gençlerin kötü alışkanlıklara yöneldiğine ilişkin açıklaması

İBRAHİM ÖZYAVUZ (Şanlıurfa) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Şanlıurfa ilinde kapalı spor salonlarımızın yeterli olmaması, yapılan salonların uzak mesafede olması ulaşım sıkıntısı oluşturmuş ve gençlerimizin spordan kopmasına yol açmıştır. Bu nedenle, kötü alışkanlıklar yapan mekânları da mesken tutmuşlardır. Spordan uzak olan gençlerimizin nargile kullanımı lise ve üniversite öğrencileri başta olmak üzere her tarafa yayılmıştır, sağlıklarını ciddi manada tehdit etmeye başlamıştır. Urfa’da ruhsatsız, denetimsiz, kontrolsüz bir şekilde yüzlerce nargile kafe açılmıştır. Bu nargile kafelerin açılmasının ve de işletilmesinin belli kurallara bağlanması ve girişlerinin asgari 20 yaşla sınırlandırılması gereklidir. Gençlerimizi yeniden spora yönlendirebilmek için Akabe TOKİ bölgesine veya Açıksu-Maşuk arasındaki bölgeye en az 5 bin kapasiteli yeni bir spor salonu yapılması gereklidir.

Genel Kurula teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Kaşlı…

41.- Aksaray Milletvekili Ramazan Kaşlı’nın, Aksaray Organize Sanayi Bölgesi’ndeki firmaların hava ve kara yolu taşımacılığı konusunda sıkıntı yaşadığına ilişkin açıklaması

RAMAZAN KAŞLI (Aksaray) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Konumu itibarıyla yolların kesişim noktasında bulunan Aksaray Organize Sanayi Bölgesi’nde 300 fabrika bulunmaktadır. Bu fabrikaların birçoğu ihracat yapmaktadır. Mercedes, Brisa, SÜTAŞ, Colin’s gibi binlerce işçi çalıştıran önemli firmalar hava yolu ve kara yolu taşımacılığı konusunda sıkıntı yaşamaktadırlar. Aksaray’a 95 kilometre uzaklıkta bulunan Ulukışla-Çakmak İstasyonu Demir Yolu Projesi tamamlanmıştır. Bu projenin ihale aşaması da bir an önce tamamlanarak hizmete sunulmalı ve organize sanayi bölgemiz bu istasyona bağlanmalıdır. Bölge ekonomisinin kalkınması, büyük ölçekte Türkiye ekonomisinin güçlenmesi için sanayicimize Mersin ve İskenderun Limanlarından ihracat kolaylığı sağlanmalıdır.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Bahşi…

42.- Antalya Milletvekili Feridun Bahşi’nin, Afşin Elbistan Termik Santrali’nin insan sağlığını tehdit etmeye devam ettiğine, termik santrallerin bacalarına filtre takılmasının maliyetinin ne olduğunu ve hangi paranın insan sağlığından daha önemli olduğunu öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

FERİDUN BAHŞİ (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Çelikler Holding tarafından işletilen birçok termik santral gibi Afşin Elbistan Termik Santrali de hâlâ filtresiz çalışmaktadır, çevre sağlığını ve insan sağlığını tehlikeye sokmaktadır, bacasından saatte 280 ton kül atarak üretimine de devam etmektedir. Bölge halkı ise hava kirliliğinden nefes alamaz duruma gelmiş, kanser vakaları alıp başını gitmiştir. 31 Aralık 2019’a kadar filtre takma mecburiyetiyle ilgili yasa, geçen hafta Meclisten geçen yasa teklifiyle otuz ay daha ertelenmiştir. Bu ve bunun gibi termik santrallerin bacalarına filtre takmanın maliyeti nedir? Yandaş iş adamlarına şimdiye kadar getirilen vergi afları bu maliyeti karşılamamakta mıdır? Hangi para insan sağlığından daha önemlidir? Araba içinde sigara içmeyi yasaklayarak insan sağlığını düşünen iktidarın zehir saçan 15 termik santralin..

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Özdemir…

43.- İstanbul Milletvekili Sibel Özdemir’in, TÜİK verilerinin işsizlik sorununun uzun süre daha ülkemizin ve vatandaşlarımızın en önemli sorunu olmaya devam edeceğini gösterdiğine ilişkin açıklaması

SİBEL ÖZDEMİR (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

TÜİK’in açıkladığı verilere göre 2018 Ağustos ayında yüzde 11,1 olan işsizlik oranı 2019 Ağustos ayında yüzde 14’e çıkmıştır. Son bir yılda yaklaşık 1 milyon kişi daha işsizler ordusuna katılmıştır ve resmî işsiz sayımız 5 milyona dayanmıştır. 15-24 yaş grubundaki genç işsizlik yüzde 20,8’den yüzde 30’lara dayanmaktadır ve genç işsiz sayısı neredeyse 3 milyona yaklaşmış ve cumhuriyet tarihinin rekorunu kırmıştır. İşsizlik sorununun geldiği bu endişe verici nokta bu sorunun uzun bir süre daha ülkemizin, vatandaşlarımızın en yakıcı sorunu olmaya devam edeceğini göstermektedir. Ancak bugün -Plan ve Bütçe Komisyonunda Hazine ve Maliye Bakanının da belirttiği üzere- bütün bu sorunların kaynağı dış dünyadaki küresel gelişmeler olarak gösterilmektedir. Aslında, bu sorunun sebebi, on yedi yıldır ülkeyi tek başına yöneten Adalet ve Kalkınma Partisinin başarısız ekonomi politikaları…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, söz talebi olan 44 milletvekilimizin söz talepleri karşılandı. Bundan sonra, İç Tüzük 60’a göre milletvekillerimize bugün yerinden başka söz vermeyeceğim. Sadece Sayın Enginyurt’un talebi vardı, o müsaade istedi, geldiğinde sadece Sayın Enginyurt’a bu anlamda söz vereceğim.

Evet, şimdi sırasıyla yerlerinden Sayın Grup Başkan Vekillerimize söz vereceğim.

Sayın Dervişoğlu, buyurun lütfen.

44.- İzmir Milletvekili Dursun Müsavat Dervişoğlu’nun, Meclisin ülkenin gerçek problemlerine eğilmesi gerektiğine, Millî Güvenlik Kurulunun Barış Pınarı Harekâtı’nın amacına ulaşılıncaya kadar sürdürüleceği kararını olumlu bulduklarına, ekonomiyle ilgili her gün olumsuz haberlerin gelmeye devam ettiğine, ekonomi yönetiminin hayalci söylemlerinin ülkenin her kesimini etkilediğine, israfa son verilmesi, kutuplaştırıcı dilden vazgeçilmesi, hukukun işletilmesi ve demokrasinin güçlendirilmesi hâlinde ekonomideki kötü gidişin durdurabileceğine, Avrupa İstatistik Ofisinin verilerine göre gelir dağılımı eşitsizliği sıralamasında 34 Avrupa ülkesi arasında Türkiye’nin 2’nci sırada yer aldığına ilişkin açıklaması

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Bilindiği gibi Türkiye, televizyonlar izlendiğinde, gazete sayfaları okunduğunda yapay gündemlerle uğraşıyor ama gerçek sorunlarımız var. Türkiye Büyük Millet Meclisinin bu problemlere eğilmesinden yana olduğumuzu ifade etmek istiyorum.

Dün açıklanan Millî Güvenlik Kurulu bildirisinde Barış Pınarı Harekâtı’nın ele alındığı belirtilerek amacına ulaşılıncaya kadar sürdürülebileceği vurgulandı. Operasyon başlarken amaç Fırat’ın doğusunda 480 kilometre uzunluğunda bir güvenlikli saha oluşturmaktı. Operasyon başladıktan sonra ise Amerika Birleşik Devletleri ve Rusya’yla mutabakata varıldığı, sadece 120 kilometrenin kontrol altına alındığı, geri kalan 360 kilometrelik alan için de hâlen belirsizliğin sürdüğü anlaşılmaktadır. Amerika Birleşik Devletleri ve Rusya’nın verdikleri sözleri tutmadığı aşikârken bilindiği gibi operasyon da sürdürülemedi. Sayın Erdoğan’ın “Mutabakat gereği eğer belirlenen sürede çekilme olmaz ise harekâta devam ederiz.” söylemine bağlı olarak geçen haftaki bir konuşmamda bu hususa vurgu yapmıştım. Dün Millî Güvenlik Kurulundan çıkan kararı geç kalınmış olmakla birlikte olumlu buluyoruz. Operasyon amacına ulaşana kadar da devam etmeli ve geri adım asla atılmamalıdır.

Ekonomide her geçen gün ardı ardına olumsuz haberler almaya devam ediyoruz. Asgari ücretli, emekli, işçi, memur, çiftçi ve işsizlerin sorunlarından sonra yüksek gelirli şirketlerde de kötü giden ekonominin sonuçları gözlemleniyor. 2018’in son çeyreğinden itibaren bugüne kadar konkordato ilan eden 1.934 köklü ve büyük firmaya gün geçtikçe yenileri ekleniyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Dün büyük bir hava yolu firması olan Atlasglobal’den yapılan açıklamaya göre, uçuşlar 21 Aralık tarihine kadar askıya alınmıştır. Hava yolu şirketinin söz konusu tarihe kadar uçuş gerçekleştiremeyeceği bildirilmiştir.

Diğer yandan, bir haber de ünlü giyim markası Sarardan geldi. Sarar yaptığı açıklamayla yüzde 20 küçüldüğünü ve bazı mağazalarını kapatacaklarını açıkladı.

Ekonomi yönetiminin hayalci söylemleri ülkenin her kesimini etkiliyor, dar gelirliyi de vuruyor, bu arada büyük şirketleri de vuruyor; aynı gemide olduğumuz unutulmamalıdır. İsrafa son verilmeli, kutuplaştırıcı dilden vazgeçilmeli, hukuk işletilmeli, demokrasi güçlendirilmeli ki ekonominin kötü gidişi dursun.

Ekonomide her kesim sıkıntı yaşamaya devam ederken Hükûmete yakın 5 şirket kontrolsüzce zenginleşmeye devam ediyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım.

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) - Arnavutköy’de hayata geçirilen İstanbul Havalimanı’nın yanı başında kurulacak Airport City’de yer alacak oteller için ÇED başvurusu yapıldı. 1.750 odalı otelleri 255 milyon lira yatırımla yirmi beş yıl boyunca İstanbul Büyük Havalimanı adıyla kurulan Cengiz, Mapa, Kolin, Limak, Kalyon şirketleri işletecek. Gelir dağılımının adaletsizliği konusunda Avrupa’da ilk sıralarda geliyoruz. Avrupa İstatistik Ofisinin 34 Avrupa ülkesi içinde gelir dağılımı eşitsizliği sıralamasında Türkiye 2’ncidir. Türkiye’de en zengin yüzde 20’lik nüfus toplam gelirin yüzde 47,4’üyle neredeyse yarısını alıyor. Üstat Necip Fazıl’ın dediği gibi “Allah’ın on pulunu bekleyedursun on kul/ Bir kişiye tam dokuz, dokuz kişiye bir pul.”

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Kurtulan…

45.- Mersin Milletvekili Fatma Kurtulan’ın, AKP iktidarınca “Dönemimizde parti kapatmaları sona ermiştir.” denilse de Halkların Demokratik Partisine dönük baskılar üzerinden partinin işlemez hâle getirilip siyaset dışına bırakılması durumunun hız kesmediğine, 31 Mart seçimlerinden bu yana HDP’li 24 belediyeye kayyum atandığına, Demokratik Toplum Kongresi üzerinden gözaltı furyasının devam ettiğine, Meclisin açıldığı 1 Ekimden bu yana haklarında 170 fezlekenin düzenlendiğine ilişkin açıklaması

FATMA KURTULAN (Mersin) – Teşekkürler Sayın Başkan.

AKP iktidarı her ne kadar “Dönemimizde parti kapatmaları sona ermiştir.” dese de fiilen partimize dönük baskılar üzerinden partiyi işlemez hâle getirme, siyaset dışına bırakma durumu hız kesmiyor. Dün itibarıyla on iki gündür gözaltında bulunan 3 belediye eş başkanımız tutuklandı. Savur, Mazıdağı ve Derik’e zaten daha önce de gözaltına alındıktan sonra buralara kayyum atanmıştı. Dolayısıyla 31 Mart seçimlerinden bu yana 24 belediyemize kayyum atanmış oldu.

Aynı zamanda, bugün Ankara, Batman, Adıyaman ve Urfa’da gözaltı operasyonlarıyla uyandık. Ankara’da parti meclisi üyemiz Bereket Kar, partimiz üyeleri Mazhar Yerlikaya, Şehriban Başak, Ethem Özgan, Sabahattin Karlı, Kemal Akalın, Berfum Çolak, Ziya Cebeci ve önceki dönem milletvekilimiz Behçet Yıldırım yapılan operasyonlarla gözaltında şu an. Yine, İHD Ankara Şube Eş Başkanı Fatih Kanat, SES yöneticileri Fikret Çalağan ve Belkıs Yurtsever’in aralarında olduğu 11 kişi şu an gözaltında. Ayrıca Adıyaman’da ve Urfa’da da gözaltılar var. Alınanlar arasında gazeteciler de bulunuyor.

Her dönem bir kurum ya da sivil toplum örgütü üzerinden kriminalize edilir çalışmalar. Bu sefer de -bir süredir aslında- bir hafta, on günlük bir süre zarfında çok yoğun Demokratik Toplum Kongresi üzerinden gözaltı furyası devam ediyor. Bugün Batman’da DTK’yi merkeze alan gözaltı operasyonlarında 26 kişi gözaltına alındı. Demokratik Toplum Kongresi… Geçen hafta, ilgili arkadaşlarımız, bununla ilgili çeşitli bilgilendirme görüşlerini de sunan açıklamalar yaptılar burada. 2007 yılında kurulan bir platform.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

FATMA KURTULAN (Mersin) - DTK, 2007’de kurulan bir platformdur; bünyesinde siyasi partileri, siyasi eğilimleri, görüşleri, STK’leri, kadın ve gençlerin temsilcilerini kapsar. 2012 yılında Mecliste yapılan yeni anayasa yapım sürecinde de dönemin Meclis Başkanı Sayın Cemil Çiçek tarafından da Demokratik Toplum Kongresi’nin anayasayla ilgili görüşleri alınmış, bir mektupla iletilmesi istenmiş ve Demokratik Toplum Kongresi anayasayla ilgili görüşlerini Başkan aracılığıyla Meclisimizle de paylaşmış ve burada da gündem olmuştur.

Şimdi, burada üzerinden bir kriminalize etme durumu var. Yine 2013-2015 yılları arasında İmralı’yla devam eden diyalog sürecinde DTK Eş Başkanı Hatip Dicle de heyet arasında yer almıştı. Yani bir dönem Meclisin de bir muhatap olarak gördüğü, temsil olarak dikkate aldığı kurum şu an kriminalize edilerek operasyonlara gerekçe yapılıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayın Sayın Kurtulan, buyurun.

FATMA KURTULAN (Mersin) – Aynı zamanda da bu baskı sarmalı her yönüyle devam ediyor dedik. Şu an, 1 Ekimden bu yana, yani 58 gündür yaptığımız çalışmalarla ilgili tam 170 fezleke Meclis grubumuza gelmiş durumda. Öyle anlaşılıyor ki yapılan her türlü çalışmamız suç görülmüş ve bu konuda savcılık da harekete geçmiş. Dolayısıyla, tekrar bunu söylemek gerekirse, partimiz üzerinde doğru, bir kapatma davası, belki AKP bununla övünebilir ama fiilen bu kapatmayı işletmemeyi, demokratik siyasetin dışına itme çalışması olarak değerlendiriyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Altay…

46.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, tek meramlarının Türkiye’de demokrasi ve işleyen bir ekonominin olması, 82 milyonun huzur ve refahının sağlanması olduğuna, Atlasjet’in uçuşlarını durdurduğuna, Atatürk Havalimanı’nın kapatılması sonucunda Türk Hava Yollarının da yeni havalimanının operasyon maliyetlerinden kaynaklı zarar ettiğine, Millî Savunma Bakanlığı yetkilisinin “Barış Pınarı Operasyonu bitti.” ifadesine karşılık Millî Güvenlik Kurulunun operasyonun devam edeceğine yönelik kararı nedeniyle Cumhurbaşkanından net bir açıklama beklediklerine ilişkin açıklaması

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan. Sizi ve yüce Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, tek meramımız var: Türkiye’de her şey yolunda gitsin, tıkır tıkır çalışan bir demokrasi olsun, işleyen bir ekonomi olsun, 82 milyonun huzuru, refahı, mutluluğu yerinde olsun.

Tabii, çok konu var ama bugün gündeme düşen önemli bir konuya dikkat çekmek istiyorum öncelikle. Bilindiği üzere, önemli bir hava yolu şirketimiz yeni havalimanının operasyon maliyetlerini gerekçe göstererek faaliyetlerini durdurdu. Cumhuriyet Halk Partisine mensup çok sayıda milletvekilimiz bu yeni İstanbul Havalimanı’nın proje aşamasından başlayarak inşaat aşamasında, hava koşulları noktasında birçok olumsuzluğu, birçok yanlışı, kusuru müteaddit defalar dile getirdi. Buna rağmen Hükûmet ısrarla dünyanın sayılı havalimanlarından olan Atatürk Havalimanı’nı kapatmakta direndi ve geldiğimiz noktada hem hava yolu şirketleri, sadece bu Atlasjet değil, Türk Hava Yollarının da an itibarıyla yeni havalimanının operasyon maliyetlerinden kaynaklı olarak çok zarar ettiği bilinen bir gerçek. Ayrıca, yeni havalimanını kullanan vatandaşlarımızın şikâyetleri artık hava yoluyla uçmanın bir konfor olmaktan çok eziyet ve işkence olduğu yönündedir. Ben bir örneği kendimden vereyim. Münih’ten İstanbul’a bir saat elli beş dakikada uçtum, yeni İstanbul Havalimanı’na uçak yere teker değdirdikten elli üç dakika sonra arabama ulaşabildim; kaldı ki ben VIP’den geçiyorum, düşünün vatandaş ne yapsın. İki saat havada geçiriyor, üç saat havalimanının içinde geçiriyor, uçakta ve yürüyerek. Bu yanlışa dikkat çekmek istiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Öte yandan, yeni havalimanının daha bir kış geçirmediği, bu konuda uzmanların kış şartlarında yeni havalimanında kimi olumsuzluklarla karşılaşabileceğine dair ciddi uyarıları vardır. Hâl böyleyken eski yani Atatürk Havalimanı’nın belli bölümlerinde yıkım faaliyetlerinin başlatılmış olmasının da birçok mahzuru olduğunu söylememiz icap eder.

Sayın Başkan, bir diğer konu: Şimdi yüce Genel Kurula bir sorum var. “Bizim güneyimizde Suriye’nin kuzeyindeki bölge için aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?” diye bir soru sorsam “Tampon bölge mi, belirsiz bölge mi, riskli bölge mi, güvenli bölge mi?” diye bir soru sorsam -tabii herkes siyasi penceresine göre yorum yapar ama- bunu kamuoyuna sorsak burada hiç kimse “güvenli bölge” seçeneğine işaret koymaz.

Şimdi ben soruyorum Sayın Başkan: Bölge terörden arındırıldı mı? Millî Savunma Bakanlığı yetkilisi “Barış Pınarı Operasyonu bitti.” dedi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Gene edindiğimiz kaynaklara göre Rusya’ya operasyonun, Barış Pınarı Operasyonu’nun, Harekâtı’nın durdurulduğuna dair bir güvence verildi ama gelin görün ki Millî Güvenlik Kurulu operasyonun devam ettiğine yönelik bir değerlendirme ve açıklamada bulundu.

Sayın Başkan, âlem kör herkes sersem değil. Siyasetçi yalan söyler -söylememesi lazım ama söyleniyor vakıa, insan da aynı şekilde- ya, devlet yalan söyler mi? Sabah başka, akşam başka konuşan bir devlet olabilir mi? Bu ne kepazeliktir! Bu operasyon durdu mu durmadı mı? Bir.

İki; yani burada operasyon durduysa Türkiye muradına erdi mi? Rusya ve Amerika’yla yapılan görüşmeler neticesinde bölgenin çok kısa bir sürede Türkiye’ye yönelik terör örgütlerinden arındırılacağına dair teminatlar, güvenceler, şu bu alınmıştı ama…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayın sözlerinizi lütfen.

ENGİN ALTAY (İstanbul) - …yine Hükûmet yetkililerinden hatta Hükûmetin en üstünden, Sayın Erdoğan’dan “Bölgedeki teröristlerin arındırılmasını bekliyoruz, istiyoruz.” açıklamaları geliyor. Ya, Allah aşkına, rica ediyoruz ya, bir Hükûmet tutarlı olur. Millî Güvenlik Kurulu “Operasyonlara devam.” diyor, Millî Savunma Bakanlığı “Operasyon durdu.” diyor; bu ne kepazelik arkadaş! Yani burası Türkiye Büyük Millet Meclisi Sayın Başkanım, biraz sonra bir kanun görüşeceğiz, kanun yapan bir yeriz. Kanun yapan bir yer olmakla kalmıyoruz, yürütme organını denetleme görevi bize Anayasa ve aziz milletimizce verilmiş. Şimdi, bunu nasıl yapacağız? Yani yürütme organından sabah başka, öğlen başka, akşam başka bir değerlendirme yapılırsa aynı konuda bu iş yürümez.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Yürümez…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Ali Bey, doğru söylüyorsun, bu iş yürümez. Yürümez bir yürütme organıyla karşı karşıyayız. Bunu hem aziz milletimize hem Meclisimize bir saygısızlık olarak da değerlendiriyoruz ve Hükûmetin başından, Sayın Cumhurbaşkanından bu konuda iki cümle somut, net bir açıklama bekliyoruz.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Akbaşoğlu…

47.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, AK PARTİ yönetimindeki Türkiye’nin son on beş yılda 3 misli büyüdüğüne, demokrasi, insan hakları, özgürlükler alanında reformlar yapıldığına, millî savunma sanayisinde yerli ve millî üretimin yüzde 20’lerden yüzde 70’lere yükseldiğine, güçlü ve büyük Türkiye olarak bölgesel bir güç olmanın yanında küresel bir güç olma yolunda emin adımlarla ilerlenildiğine ilişkin açıklaması

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Değerli milletvekilleri, AK PARTİ yönetimindeki Türkiye son on beş yılda 3 misli büyüdü, demokrasi, insan hakları ve özgürlükler alanında büyük devrimlere ve reformlara muhatap oldu, her alanda büyük yatırımlara ve hizmetlere kavuştu.

Bu bağlamda, millî savunma sanayisinde yerli ve millî üretimin yüzde 20’lerden yüzde 70’lere yükseldiğini görüyoruz; muazzam gelişmeler kaydedildi bu alanda. Sayın Cumhurbaşkanımız son grup toplantısında 2013 yılından beri üzerinde çalışılan Göktuğ Projesi’nin bir ürünü olan Bozdoğan füzesinin Türk Silahlı Kuvvetlerinin envanterine gireceğini ifade etti. Dünyada sadece 9 ülkenin ürettiği havadan havaya füzenin millî muharip uçağımıza ve F-16 savaş uçaklarımıza monte edilebileceği de bir hakikat. Böylece savaş uçaklarımızda kullandığımız hava-yer silahlarına ek olarak havadan havaya silahlarımız da yerli ve millî olacak. Bu, büyük bir gelişme. Türkiye, güçlü ve büyük Türkiye olarak bölgesel bir güç olmanın yanında küresel bir güç olma yolunda da emin adımlarla ilerliyor.

Bölgenin ve dünyanın içinde bulunduğu durumu şöyle bir değerlendirdiğimizde değerli milletvekilleri, bugün içerisinde yaşadığımız dünyanın asla ve kata eski bir dünya olmadığını görüyoruz. Uluslararası sisteme ilişkin bugün insanlığın her zamankinden daha fazla barış, huzur ve güvenlik içinde birlikte yaşama irade ve talebi söz konusudur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Türkiye, bütün insanlığın hak ve hukukunun teminat altına alındığı adil ve merhametli yeni bir dünyayı tekrar insanlığa hediye etmenin zaruretini bütün platformlarda en yüksek gür sedayla haykırmaktadır ve haykırmaya devam edecektir. Bu bağlamda Sayın Cumhurbaşkanımızın ifadeleriyle “Dünya 5’ten büyüktür.” Bu, hakikaten hepimizin üzerinde ittifak ettiği bir husustur. Buradan yola çıkarak inanıyorum ki, yakın bir gelecekte küresel bütün sorunlar, kuvveti üstün tutan zalimane anlayışların değil, hak ve hukuku üstün tutan adilane yaklaşımların egemen olduğu bir dünya düzeniyle çözüme kavuşturulacaktır. Bunun için hiçbir yılgınlığa düşmeden, gevşemeden, üzülmeden, hakkı haykırmanın sorumluluğunu hep birlikte inanarak ifa etmemiz gerekmektedir. Millî Mücadele bu ruh ve manayla kazanılmıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Millî şairimiz ne güzel ifade etmiş:

“Yumuşak başlı isem, kim dedi uysal koyunum?

Kesilir belki, fakat çekmeye gelmez boyunum!

Kanayan bir yara gördüm mü yanar ta ciğerim,

Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim!

Adam aldırma da geç git! diyemem aldırırım.

Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım!” (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İşte bu yaklaşım içerisinde gelin ey arkadaşlar, hep beraber yeni bir dünyayı Millî Mücadele ruhuyla birlikte inşa edelim diyorum ve sizi Millî Mücadele ruhuyla bugün daha özgür bir dünya için birlikte yeni bir dünyayı inşa etmeye davet ediyorum.

Hepinize saygılarımı sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Akçay, buyurun lütfen.

48.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, PKK’nın eli kanlı bir terör örgütü olduğunu bütün dünyanın bildiğine ve PKK terör örgütünün 24 Kasım Hakkâri ili Yüksekova ilçesi İkiyaka köyünde 28 vatandaşımızı katledişinin 30’uncu yıl dönümü ile gerçekleştirdiği diğer katliamlara, terörle mücadelenin her safhasında üstün başarı sergileyen güvenlik güçlerimizi tebrik ettiklerine, terörün kökünün kazınarak millî birlik ve bekamızın kazanacağına, eğitim çalışanlarına yönelik şiddet olaylarında şikâyete bağlı olmaksızın kamu davası açılabilmesi için gerekli yasal düzenlemelerin yapılması gerektiğine ilişkin açıklaması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; PKK’nın eli kanlı bir terör örgütü olduğunu bütün dünya bilmektedir. Dün de PKK terör örgütünün en kanlı sayfalarından birinin de 30’uncu yıl dönümüdür. 24 Kasım 1989 tarihinde Yüksekova’ya bağlı İkiyaka köyü Aşağımolla Yasin Mahallesi’ndeki saldırıda 28 vatandaşımız katledilmiş ve 2 vatandaşımız da yaralanmıştı.

PKK terör örgütü 1993’teki Başbağlar katliamının, Siirt’in Derince köyünde kurşuna dizilen 13’ü çocuk, 22 vatandaşımızın; 2011’de araçlarıyla gezerken şehit edilen 4 kızımızın, 2015’te sebze almak için evinden çıkan 13 yaşındaki Fırat’ın, 2016’da katledilen Derik Kaymakamı Fatih Safitürk’ün, 2016’da Diyarbakır Dürümlü mezrasında 16 vatandaşımızın hayatını kaybettiği bombalı saldırının, 2017’de Batman’ın Kozluk ilçesinde 22 yaşındaki Öğretmen Şenay Aybüke Yalçın’ın ve Şanlıurfa Siverek Çiftçibaşı köyü öğretmeni Necmettin Yılmaz’ın ve daha binlerce vatandaşımızın; çocuklarımızın, gençlerimizin, kadınlarımızın bu terör örgütü tarafından katledildiğini biliyoruz.

Terör örgütü kanlı yüzünü Suriye’nin kuzeyinde de göstermektedir. Fırat’ın doğusundaki Resulayn yakınında Tel Halaf köyünde sivillere yönelik bombalı saldırıda 17 kişi hayatını kaybederken 20 kişi de yaralandı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – PKK’yla, başka harflerle anılan eli kanlı teröristlerin bundan başka bir tanımı yoktur. Daha bugün sabah İçişleri Bakanlığının açıklamasında Şırnak’ta etkisiz hâle getirilen 3 teröristten 2 ton patlayıcı, 300 elektrikli fünye, 700 metre infilaklı fitil, 1 antitank mayını, 2 intihar yeleği, 1 tabanca ele geçirildiği açıklanmıştır. Bütün bunların anlamını düşünmemiz gerekiyor tekraren. Güvenlik güçlerimizin başarılı operasyonları terör saldırılarını engellemektedir. Bu vesileyle, terörle mücadelenin her safhasında üstün gayret ve başarı sergileyen tüm güvenlik güçlerimizi, idarecilerimizi takdir ve tebrik ediyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Terör örgütlerini tamamen yok edene kadar bu mücadele devam edecek ve terörün kökü kazınacaktır; millî birlik ve bekamız kazanacaktır.

Sayın Başkan, TÜRK EĞİTİM-SEN’in Öğretmenler Günü münasebetiyle yaptığı anketten dikkat çekici bir sonucu paylaşmak istiyorum. Öğretmenlerimizin yüzde 48,7’si meslek hayatlarında bir şekilde şiddete maruz kalmaktadır. Öğretmenlerimize yönelik şiddet olaylarını şiddetle kınıyoruz. Eğitim çalışanlarımızın şiddete maruz kalmalarını önlemek, şiddet vakalarında da onlara sahip çıkmak zorundayız.

Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak, bu alanda inisiyatif almalı ve eğitim çalışanlarına yönelik şiddet olaylarında bir şikâyete bağlı olmaksızın kamu davasının açılması için gerekli yasal düzenlemeleri de yapmalıyız diye düşünüyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

İYİ PARTİ Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

VI.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- İYİ PARTİ Grubunun, 3/10/2019 tarihinde Ankara Milletvekili Ayhan Altıntaş ve 19 milletvekilinin, şehir hastaneleri modelinin incelenerek problemli alanların tespit edilmesi ve alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla verilmiş olan (10/1820) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 27 Kasım 2019 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

27/11/2019

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 27/11/2019 Çarşamba günü (bugün) toplanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                                                  Orhan Çakırlar

                                                                                                                                         Edirne

                                                                                                                                   Grup Başkanı

Öneri:

Ankara Milletvekili Ayhan Altıntaş ve 19 milletvekili tarafından, şehir hastaneleri modelinin incelenerek problemli alanların tespit edilmesi ve alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla 3/10/2019 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerin 27/11/2019 Çarşamba günkü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere İYİ PARTİ Grubu adına Sayın Ayhan Altıntaş, buyurun. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA AYHAN ALTINTAŞ (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şehir hastaneleri hakkında vermiş olduğumuz araştırma önergesi üzerine söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Türkiye Cumhuriyeti devleti, vatandaşlarının yaşamını beden ve ruh sağlığı içerisinde sürdürmekle mükelleftir. Bu sorumluluk Anayasa’mızın 56’ncı maddesiyle güvence altına alınmıştır. AK PARTİ iktidarı, şehir hastaneleri projesini vatandaşlarımıza yararlı olacağına inanarak yaptı, en azından umudumuz o yöndedir fakat durum ortada.

Şehir hastanelerini ben “mainframe” denilen büyük merkezî bilgisayarlara benzetiyorum. Karmaşık hesaplar bu bilgisayarlarla çözülürdü. Şimdi ise herkesin cebinde bilgisayar var. Yani merkezî işletim sisteminden dağıtık işletim sistemine geçildi, artık herkes her an bilgisayarını kullanıyor. Sağlıkta da gidişat o yönde. Yeni sağlık teknolojileri hizmetin dağıtık olması yönünde ilerlemektedir. Bütün dünya büyük merkezî hastane sisteminden vazgeçmektedir. Bugün uzmanlar optimum hastanelerin 160 ila 400 yatak sayısı arasında olduğunu söylüyorlar.

Bakınız, bu hastanelerin büyük çoğunluğu yerleşim birimlerinin dışında, doğru dürüst yolları da yok. Gündüz trafik yoğun ama gece daha felaket. Gece geç saatlerde dar gelirli bir vatandaşımız rahatsızlanırsa, acile gitmesi gerekirse ne yapacak? Bütün vatandaşlarımız istedikleri zaman taksiye para veremiyor, istedikleri zaman özel hastanelerde tedavi olamıyor. Bu insanlar, bulundukları yerlerdeki devlet hastanelerine, belki bir komşularından rica ederek belki de ceplerindeki son parayı taksiye vererek gidiyorlar. Acilde neyle karşılaşıyorlar? Sırayla. Bu, muayene sırası da değil; bu sıra, muayene sırası almak için sıra. Hasta kabuller önünde aciller de sıra oluşturuyor.

Değerli milletvekilleri, vatandaşlarımız ve sağlık personelimiz rahat bir nefes almalı. Vatandaşlarımız kendilerine yakın sağlık kuruluşlarından hizmet alabilmelidir. Olması gereken budur fakat gelin görün ki en köklü hastanelerimiz dahi iyileştirme yapmak yerine şehir hastanelerine taşınmakta.

1 Ekim 2019 tarihli Sözcü gazetesinde Sayın Saygı Öztürk'ün yazdıklarından alıntılıyorum: "Ankara da Numune, Yüksek İhtisas, Yıldırım Beyazıt Çocuk Hastanesi, Zekai Tahir Burak Kadın ve Doğum Hastanesi, Atatürk Hastanesi kapatıldı, personel Bilkent Şehir Hastanesine nakledildi. Bu hastaneye günde 30 bin kişi ve 7.500 araç giriş-çıkış yapacak. 1 milyon 300 bin metrekarelik hastane alanında günlük 20-30 bin adım atılması gerekiyor. Merdivenler yetersiz. Asansör önlerinde kuyruklar var."

Değerli milletvekilleri, işin bir de maddi boyutu var. İktidara sesleniyorum: Şehir hastanelerinin projelerini büyük inşaat firmalarına verdiniz. Hangi şartlarla verdiniz? Meçhul. Hasta garantisi var mı? Meçhul. Milletin Meclisinden sözleşmeyi gizliyorsunuz, parasını da siz cebinizden ödeyin bari. Bu inşaat firmaları sağlık işini bilmiyorlar, bu nedenle onlar da başka danışman firmalar tutuyorlar. Bu danışman firmaları da her bir uzmanlık alanı için başka taşeronlara işi aktarıyorlar. Dolayısıyla parayı veren devlet ile hizmeti alan hasta vatandaş arasına birçok aracı koyuyorsunuz. Bu da yakında devlete çok yük getirecektir. Bir süre sonra devlet bu yükü taşıyamayacak ve vatandaştan katkısını artırmayı talep edecektir. Mevcut katkı düzeyinden zaten şikâyet eden vatandaşa daha çok katkı payı yüklemek durumunda kalacaksınız. Nasıl ki tarım ürünlerindeki yüksek fiyat üreticiye gitmiyorsa, burada da devletin ödediği yüksek bedel vatandaşa hizmet olarak gitmeyecektir. CHP Ankara Milletvekilimiz Doktor Servet Ünsal "Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığının internet sitesinde 21 tesis için sözleşme değeri 12 milyar dolar olarak belirtiliyor. 12 milyar dolarlık yatırım için kamunun katlanacağı kira ise 31 milyar dolar." diyor.

Sayın Cumhurbaşkanı “Halkımıza hizmet etmek için zarar ediyorsak varsın zarar edelim.” diyor, olayın maddi yönünü sorun etmiyor. Buna karar vermek için önce vergileriyle bu hastaneleri kuran, işleten, ayakta tutan halkı dinlemek gerekir; halkımız razı mı zarar edilmesine?

Şehir hastanelerinin beklentileri karşılayıp karşılamadığının anlaşılması, kapatılan hastaneler yüzünden vatandaşın mağduriyetinin tespit edilmesi, vatandaşlarımızın daha iyi sağlık hizmeti alabilmesi için devletimizin üstüne düşen görevlerin belirlenmesi amacıyla vermiş olduğumuz Meclis araştırması açılmasına dair önergemize olumlu oy vermenizi diliyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Sayın Rıdvan Turan… (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA RIDVAN TURAN (Mersin) – Sayın Başkan, değerli vekiller; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Şehir hastanesi esasen şu demek: Araziyi devlet verir, iktidara yakın şirket krediyi kamu kaynaklarından düşük faiz ve uzun vadeli bir biçimde temin eder; devlet, bakanlık yirmi beş yıl boyunca bu binanın yapılmış olmasından kaynaklı olarak Erdoğan’ın inşaat baronlarına kira öder, hasta garantisi de yine iktidardandır. Yani öyle bir zar atışı ki bu her biçimde düşeş geliyor. Erdoğan’ın iktidarının payandaları hâline gelmiş olan bu inşaat baronlarının alametifarikası olan bu devasa kamu yatırımları, başta şehir hastaneleri olmak üzere, kamu kaynaklarının hortumlanmasının bir yöntemi hâline dönüşmüş durumda. Kamu-özel iş birliğiyle yapıldığı söylenen şehir hastanelerini esasen iktidarın kamuyu özel iş birliğiyle yontma ya da hortumlama projesi olarak görmek ve tarif etmek doğru olacak.

Ne tür bir sözleşmenin olduğu hâlâ meşkûk olan, bunun bir türlü açığa çıkmadığı, fakat Sayıştay raporlarında çok fazla sayıda yanlışlıktan ve yolsuzluktan bahsedilen bir kara delik şehir hastaneleri. Gerek yapımındaki usulsüzlükler gerek kamuyu gereksiz yere zarara uğratma biçimi gerek hastanede çalışan doktorların ve diğer personelin çalışma koşullarının olağanüstü zorluğu nedeniyle şehir hastanelerinin bugün geldiğimiz noktada yarardan çok zararı var.

Geçenlerde, 12 Kasımda, Fahrettin Koca, 12.400 yatak kapasiteli 10 şehir hastanesinin kamu-özel iş birliği modeli yerine genel bütçe kaynaklarıyla yapılacağını ifade etti. Madem kamu-özel iş birliği modeli doğru bir modeldi genel bütçeye neden yeniden geçtiniz, buna neden gerek duydunuz? İktidar da gördü ki burada oluşan kara delik, iktisadi krizin çok önemli sebeplerinden bir tanesi hâline dönüşmüş durumda ve bunun geri çevrilebilir tarafı yok. Evet, kamu-özel ortaklığı modelinden vazgeçmek doğrudur fakat yeterli değildir. Ortada duran devasa boyuttaki zararın bir biçimiyle telafi edilmesi gerekli.

Bakın, Türk Tabipleri Birliği bu konuda neler söylüyor, üyesi olduğum, üyesi olmaktan onur duyduğum Türk Tabipleri Birliği diyor ki: “Bugüne kadar açılan şehir hastaneleri Sağlık Bakanlığına devredilmelidir. Yapım aşamasında olan kamu-özel iş birliği finansmanlı hastanelerin genel bütçeden finanse edilmesi sağlanmalıdır.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın.

RIDVAN TURAN (Devamla) – “Şehir hastanelerinin başlangıcından bu yana gerçekleştirilen tüm kamu zararları talep edilmeli, şehir hastaneleri ihale şartnameleri kamuoyuyla paylaşılmalıdır. Dünyada reddedilen büyük ölçekli hastane yapımından vazgeçilmelidir. Kapatılan hastanelerin tekrar hizmete açılması için çalışmalar başlatılmalıdır. Yeni açılacak hastaneler, halkın kolayca sağlık hizmetlerine ulaşacağı yerlere yapılmalı, bu süreçte büyük zarar gören uzmanlık eğitimlerinin telafisi bir an önce sağlanmalıdır.”

Yıllardır ifade ediyoruz, bu sistemin memlekete faydası yok, kamu kaynaklarını eriten bir sistemdir, sağlığın koşullarının yükseltilmesiyle uzaktan yakından alakası yoktur. Şu anda iktidar bunu idrak etmiş durumda. Evet, zararın neresinden dönülürse kârdır ama kamu kaynaklarıyla hastanelerin yapılması yetmez, bu konuda atılmış olan adımların mutlaka geriye çevrilmesi bir zorunluluktur ve gerekliliktir.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Fikret Şahin. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA FİKRET ŞAHİN (Balıkesir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Ben de İYİ PARTİ’nin şehir hastaneleriyle ilgili vermiş olduğu önerge üzerine partim adına düşüncelerimizi ifade edeceğim.

Efendim, tabii, şehir hastaneleri bir hayli gündeme geldi, konuşuyoruz. Sonuç olarak bu şehir hastaneleri yandaşa kaynak aktarma projeleridir, yabancı finansör şirketlere dövizle kaynak aktarma projeleridir, gelecek nesillerin kullanacağı sağlık bütçesinin üzerine ipotek koyma projeleridir yani bizim için bir kara deliktir, bütçemiz için büyük bir yüktür. Sadece bizim için değil, çocuklarımız ve torunlarımız için de büyük bir vebali üzerimize almış bulunuyoruz bu şehir hastaneleriyle.

Tabii, proje 31 hastaneyle başlamıştı ama görüldü ki bu projeyi yüklenmek kolay olmayacak. En son, Plan ve Bütçe Komisyonunda geçen hafta Sağlık Bakanı 10 tane şehir hastanesinin hizmete girdiğini, 9 tanesinin inşaatının devam edeceğini ve toplamda 19 şehir hastanesinin kamu-özel iş birliğiyle yapılacağını, diğer 10 tanesinin de genel bütçeyle yapılacağını ifade etti.

Tabii, genel bütçeyle yapılırken de “Efendim, finansör şirketin de belli bir maliyeti var, neden verelim?” diye bir itirafta bulundu. Yine, AK PARTİ Genel Başkanı da hafta sonu “Efendim, halka hizmette zarar ediyorsak edelim.” dedi. Şunu ifade etmek istiyorum: Elbette halka hizmet etmek kutsal bir görev ama halkın parasını da zarar ettiriyorsunuz yani halka zarar ettirmeden de hizmet edilebilir, bu konuya dikkatinizi çekmek istiyorum.

Şimdi, burada iktidar partisi milletvekili arkadaşlarımız var, Sağlık Bakanlığı yapmış olan değerli milletvekili arkadaşlarımız da var, hanginiz acaba şehir hastanelerinin sözleşmelerini biliyorsunuz? Hiçbiriniz bilmiyorsunuz şehir hastanelerinin sözleşmelerini, içinde ne var bilmiyorsunuz, hangi şehir hastanesine aylık ne kadar dövizle kira verdiğinizi hiçbiriniz bilmiyorsunuz, ne kadar kaynak aktarıldığını bilmiyorsunuz, bu döviz kaynağının hangi firmaya gittiğinden hiçbirinizin haberi yok. Bunu şahsen ben kendim Sağlık Bakanlığına sordum, cevap verildi mi? Hayır, verilmedi, kara bir delik. Demek ki cevap verilmiyorsa… Cevap şu: “Efendim, ticari sır, size bunu söyleyemeyiz.” Ya, milletvekiline söylenmez olur mu bu? Milletin parasını harcıyorsunuz, neden milletvekiline cevap vermiyorsunuz? Demek ki arkasında büyük bir kamu zararı var, çok büyük bir yolsuzluk var. Bu sözleşmeler açıklanmadığı sürece şehir hastanelerinin üzerinden yandaşa, yabancı şirketlere dövizle kaynak aktarıldığı ve yolsuzluk yapıldığı iddiamızı şiddetle devam ettireceğiz.

Bakın, daha düne kadar AK PARTİ Genel Başkanı diyor ki: “Efendim, Türk lirasını güçlendirelim. Gelin, döviz mevduat hesabınızı Türk lirasına çevirin.” diye vatandaşlarımıza öneride bulunuyor. Bakınız, elimde bir tane Cumhurbaşkanlığı kararnamesi var, 12 Eylül 2018 tarihli, Türk lirasını güçlendirmek için yapılmış bir kararname. Diyor ki: “Alışveriş merkezlerindeki dövizle olan kiralarınızı gelin Türk lirasına çevirin.” Efendim, şimdi sen vatandaşa dönüyorsun, diyorsun ki: “Aranızdaki anlaşmaları dövizden Türk lirasına çevir.” ama kendin şehir hastanelerinde kirayı dövizle ödüyorsun.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın.

FİKRET ŞAHİN (Devamla) – Tamamlayacağım.

Efendim, vatandaşa gelince “Sen Türk lirası kullan.” ama şehir hastanelerinin kiralarını ve hizmet bedellerini dövizle aktarmaya devam et. Burada samimiyet yok. Eğer samimiyet varsa iktidar tarafında, bir an önce bu şehir hastanelerinin kira ve diğer ödemelerini dövizden Türk lirasına çevirirsiniz. Daha sonraki basamakta da mutlaka, bu kara deliği ortadan kaldırmak adına, bu şehir hastanelerinin devletleştirilmesi gerekmektedir. Devlet, Sağlık Bakanlığı tekrar kendi uhdesine almak durumundadır.

Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Sayın İsmail Tamer.

Sayın Tamer, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA İSMAİL TAMER (Kayseri) – Teşekkür ediyorum Değerli Başkanım.

İYİ PARTİ Grubunun şehir hastanelerine yönelik araştırma komisyonu kurulmasıyla ilgili vermiş olduğu grup önerisi üzerinde partim adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, sağlık tüm dünyada pahalı bir yöntemdir. Sağlık Bakanlığımız, 2003 yılından itibaren, vatandaşlarımızın kaliteli sağlık hizmetine eşit biçimde erişmelerini gaye edinmek amacıyla Sağlıkta Dönüşüm Projesi’ni başlattı. Hepinize hatırlatmak isterim, özellikle de doktor olan arkadaşlarıma hatırlatmak isterim…

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Sağlıkta dönüşüm geri dönüşüme uğradı.

İSMAİL TAMER (Devamla) – 2002 yılındaki sağlığı, çeşitli hastaneler, özellikle sigorta hastanelerinin sıkıntıları ve sıralar, geceden gelen kuyruklar, hepsini şöyle gözünüzün önünde tekrar canlandırmak isterim çünkü hafızayıbeşer nisyan ile maluldür. Unutmak doğaldır, unutabilirsiniz buradan tekrar hatırlatmak istiyorum. İşte bu anlamda, bu bağlamda…

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Şimdi de iki ay veriyorlar. Şu an iki ay veriyorlar, üç ay veriyorlar.

İSMAİL TAMER (Devamla) – Dinleyin lütfen, dinleyin.

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Veriyorlar.

İSMAİL TAMER (Devamla) – …neden şehir hastanelerine ihtiyaç hissedildi? Mevcut hastanelerimizin yaş ortalaması kırk dokuz-elli civarında. O zaman toplam 107 bin yatak kapasitesi vardı, 2002 öncesini söylüyorum.

AYHAN EREL (Aksaray) – İsmail Bey…

MÜZEYYEN ŞEVKİN (Adana) – İnsanlar ölmez de sağ kalırsa…

İSMAİL TAMER (Devamla) – 7 bin tanesi bunların ancak nitelikli yatak şeklindeydi.

AYHAN EREL (Aksaray) – İsmail Bey…

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Maliyeti ne? (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Erel, lütfen… Sayın Tarhan, lütfen... Sayın Şevkin, lütfen…

AYHAN EREL (Aksaray) – O bize çok laf attı.

İSMAİL TAMER (Devamla) – Nitelikli yataklar nedir? Özellikle 30 metrekare içinde hasta yatağı, hasta başı monitörü ve burada refakatçi yatağıyla orada insan gibi televizyonunu izleyen bir hasta konumunda, nitelikteki yataklar idi.

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Maliyetine gel, maliyetine.

AYHAN EREL (Aksaray) – İsmail Bey…

İSMAİL TAMER (Devamla) – Günümüzün ekonomik şartlarında bu şartlar göz önüne alınarak şehir hastanelerine ihtiyaç hissedildi.

FAHRETTİN YOKUŞ (Konya) – İsmail Bey, duymuyor musun?

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Maliyetine gel.

AYHAN EREL (Aksaray) – İsmail Bey…

İSMAİL TAMER (Devamla) – Arkadaşlar, dinleyin, ben sizi dinledim. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından gürültüler)

FİKRET ŞAHİN (Balıkesir) – Bakan öyle demiyor Sayın Vekilim.

BAŞKAN – Sayın Şahin, lütfen…

İSMAİL TAMER (Devamla) – Dinleyin, bakın, sizi dinledim, niye bu kadar şey yapıyorsunuz? (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Nitelikli soygun var, nitelikli soygun!

İSMAİL TAMER (Devamla) – Bakın, anlatıyorum size; 100 sefer anlattık, gene anlatacağız.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Nitelikli soygun var! Çocukları soyduruyorsunuz!

İSMAİL TAMER (Devamla) – İnsanımıza, hastamıza, en iyi şekilde sağlık hizmetini vermek bizim görevimizdir, devletin görevidir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

FAHRETTİN YOKUŞ (Konya) – Anlatmasını beceremiyorsun, laf atmasını beceriyorsun!

İSMAİL TAMER (Devamla) – Bunu biz yapıyoruz, yapmaya da devam edeceğiz. İstediğiniz kadar siz iddia edin.

FAHRETTİN YOKUŞ (Konya) – Hadi oradan, hadi! Bana çok laf attın burada.

İSMAİL TAMER (Devamla) – Bakın, 100 bin yatağı biz 50 bin yatak daha artırarak bugün günümüzde 150 bin yatak kapasitesine gelecek. Bunların 100 bini nitelikli yatak olacak, nitelikli. O açıdan dinleyin. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

FİKRET ŞAHİN (Balıkesir) – Bakan öyle demiyor Sayın Vekilim.

AYHAN EREL (Aksaray) – İsmail Bey…

İSMAİL TAMER (Devamla) – Bakın, sizin iddia ettiğiniz gibi, 2017 yılında hizmete açılan 10 tane şehir hastanesiyle başlayan ve bugün 10 tane şehir hastanemiz açılmış vaziyette.

AYHAN EREL (Aksaray) – İsmail Bey…

İSMAİL TAMER (Devamla) – Bunlar, bu hastaneler… Hem vatandaşımızda sağlık çalışmalarımız açısından memnuniyet oranları da yüzde 75’lerden bugün yüzde 90’lara çıktı.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Son anketlerden haberiniz yok.

İSMAİL TAMER (Devamla) - O beğenmediğiniz şehir hastanelerindeki memnuniyet oranı yüzde 90’lara çıktı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

RECEP ÖZEL (Isparta) – Yüzde 100 ağabey, yüzde 100.

AYHAN EREL (Aksaray) – İsmail Beyefendi…

FAHRETTİN YOKUŞ (Konya) – Salla, salla, meydan boş!

İSMAİL TAMER (Devamla) - O açıdan, bakın, değerli arkadaşlar, şehir hastanelerine kesinlikle laf atmaya gerek yok. Aldığınız hizmetin…

AYHAN EREL (Aksaray) – İsmail Bey…

FAHRETTİN YOKUŞ (Konya) – Salla, salla!

İSMAİL TAMER (Devamla) – Doktor olanlara söylüyorum: 2002 yılı öncesinde ben bir yatakta 2 hasta yatırıyordum, 2 hasta, unutmayın bunları.

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) – Üniversite hastaneleri dökülüyor.

AYHAN EREL (Aksaray) – İsmail Bey…

FAHRETTİN YOKUŞ (Konya) – İsmail Bey…

İSMAİL TAMER (Devamla) - Şu anda tüm hastaneler beş yıldızlı otel konforunda. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) – Tüm hastaneler dökülüyor.

İSMAİL TAMER (Devamla) – Evet, devam edeyim çünkü…

BAŞKAN – Sayın Tamer, ben sizin sahada ratinginizin yüksek olduğunu biliyordum ama Mecliste bu kadar ratinginizin yüksek olduğunu bilmiyordum, bilhassa İYİ PARTİ Grubu tarafında yani. (AK PARTİ ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

İSMAİL TAMER (Devamla) – Çok teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Ben size iki dakika daha süre vereyim, siz devam edin.

Buyurun.

İSMAİL TAMER (Devamla) – Ayhan Bey kardeşimi elektrik mühendisi diye biliyorum.

AYHAN EREL (Aksaray) – Ama biz hep kürsüdeyken… Bak, Sayın İsmail Beyefendi, İsmail Bey…

İSMAİL TAMER (Devamla) - Bakın, doktorlukta bir kural vardır, önce teşhis edeceksin, sonra tedavi edeceksin; teşhis, tedavinin yarısıdır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AYHAN EREL (Aksaray) – Biz kürsüden konuşurken…

İSMAİL TAMER (Devamla) - Bilgisayar iddiasıyla teşhisi yanlış koydu arkadaş; yanlış koydu, böyle bir iddia yok.

AYHAN EREL (Aksaray) – İsmail Bey, biz sizin konuşma metninize bir şey demiyoruz.

İSMAİL TAMER (Devamla) - O açıdan, teşhis yanlış, gidişat yanlış. Türk insanı, hastalar en iyi hizmete layık.

AYHAN EREL (Aksaray) – Siz, biz kürsüde konuşurken hep laf atıyorsunuz, oradayken laf atılmanın nasıl bir duygu olduğunu size yaşatmak istedik, başka bir amacımız yok.

İSMAİL TAMER (Devamla) - Beş yıldızlı otel konforundaki şehir hastaneleri içinde Türk insanının hak ettiği şekilde sağlık hizmetini vermeye devam ediyoruz, devam edeceğiz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

FAHRETTİN YOKUŞ (Konya) – Başkan, niye ayrıcalık yapıyorsun?

İSMAİL TAMER (Devamla) - İddia etmiş olduğunuz gibi… Bakın, bir AVM’nin boş metrekaresi bin dolar civarında, bu hastanelerin metrekaresi 600 dolar civarında. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Onun için, hastaneler pahalı da değil, o zamanın ihtiyaçları oydu.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Yatak başına maliyet 2,5 kat farklı ya.

İSMAİL TAMER (Devamla) - Sağlık Bakanımızın söylemiş olduğu gibi, bundan sonra genel bütçeyle yapacağız, o da doğru bir şey; yaptığımız hizmet de doğru bir şey. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Her yaptığınız doğru; kamu-özelle yapılan da doğru, kamu bütçesiyle yapılan da doğru; her şey doğru!

İSMAİL TAMER (Devamla) - Hepinize saygılar sunuyorum.

Tüm hastalarımıza sağlıklı, uzun ömürler diliyorum.

Saygılarımla. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Her şey doğru, kamu özelle yapılan da doğru, genel bütçeyle yapılan da doğru!

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Hangisi doğru? Sağlık Bakanı mı doğru, Tayyip Bey mi doğru ya, hangisi doğru İsmail ağabey?

FİKRET ŞAHİN (Balıkesir) – Sayın Vekilim, verdiğiniz rakamlar Bakanlığın rakamlarıyla uyuşmuyor.

AYHAN EREL (Aksaray) – Sayın Başkanım, adımı zikrederek bana kibarca sataşmada bulundu.

BAŞKAN – Size sataşmada bulunmadı.

AYHAN EREL (Aksaray) – Bulundu efendim.

BAŞKAN – Yok, bulunmadı.

AYHAN EREL (Aksaray) – Tabii, bulundu efendim.

BAŞKAN – Genelde, mutat olarak onu yerinden yapar, kürsüden yapmaz.

AYHAN EREL (Aksaray) – Sayın Hatip…

BAŞKAN – Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Halkların Demokratik Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

2.- HDP Grubunun, Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş ve arkadaşları tarafından, Tahir Elçi cinayetinin tüm boyutlarıyla araştırılması amacıyla 26/11/2019 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 27 Kasım 2019 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 27/11/2019 Çarşamba günü (bugün) toplanamadığından, Grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                                              Hakkı Saruhan Oluç

                                                                                                                                        İstanbul

                                                                                                                              Grup Başkan Vekili

Öneri:

26 Kasım 2019 tarihinde, Siirt Milletvekili Sayın Meral Danış Beştaş ve arkadaşları tarafından (4253 sıra numaralı) Tahir Elçi cinayetinin tüm boyutlarıyla araştırılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 27/11/2019 Çarşamba günkü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN - Halkların Demokratik Partisi Grubu adına önerinin gerekçesini açıklamak üzere Meral Danış Beştaş.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Tahir Elçi, barışın elçisi, barışı isterken dört yıl önce -yarın 4’üncü yılı doluyor- 28 Kasım 2015 tarihinde, kameraların önünde katledildi.

Dört yılda ne oldu? Fail bulundu mu; hayır. Şüpheli var mı; hayır. Dava açıldı mı; hayır. Peki, bu konuda Hükûmetin o dönemin Başbakanı Davutoğlu, Adalet Bakanı, Başbakan Yardımcısının yapmış olduğu açıklamalar orta yerde duruyor mu; evet. İşte bu nedenle, bu önergemizi kabul etmenizi gerçekten çok önemsiyoruz. Neden? Tahir Elçi, vurulmadan dakikalar önce “Biz, bu tarihî bölgede, birçok medeniyete beşiklik etmiş, ev sahipliği yapmış bu kadim bölgede, insanlığın bu ortak mekânında silah, çatışma, operasyon istemiyoruz.” dedikten sonra katledildi. Evet, dört yıl değil, aslında dört saatte bu cinayet aydınlatılabilir çünkü kameralar var, bütün basın mensupları orada ve veriler, şu anda bile istense dört saatte bulunabilir.

Tahir Elçi, benim 1987’den beri arkadaşım. Ben Dicle Üniversitesine 1986 girişliyim, o 1987 yılında girdi. Biz birlikte okuduk, birlikte avukatlık yaptık, birlikte Diyarbakır Barosu yönetiminde görev yaptık, birlikte insan hakları mücadelesi verdik, birlikte “adalet” “hak” “hukuk” dedik ve ölümünden bir gün önce de üç saatlik bir sohbetimiz olmuştu, daha dün gibi hafızamda.

Tahir Elçi önce ne yapıldı? Bu topraklarda Hrant Dink’ten bildiğimiz bir formülle, önce hedef göster, sonra linç et, sonra ölsün, suikasta kurban gitsin.

İşte, şu var ya, linçten bir tanesi: “Doğan’ın Terör Propagandası Yaptığı RTÜK Tarafından Belgelendi.”

Yüzlerce, binlerce yıldır hukukçular “terör” kavramını reddederler ama “terör” kavramı üzerinden bir linç kampanyası yapıldı. Şu anda Demirören bu linçe maruz kalmaz ama şu, o dönemde Tahir Elçi’nin CNN Türk’te katıldığı televizyon programından sonraki linç görüntüleri.

Hele şu paçavra! Hele şu paçavra! Ölümünden sonra “Al Sana Terör” diye manşet attı. Aslında “Biz öldürdük.” dedi. Aslında, bu manşet öldürmenin itirafıdır. Tahir Elçi’nin daha kanı yerdeydi, daha defnedilmemişti.

Değerli milletvekilleri, olay tarihinde Davutoğlu bir açıklama yaptı, aynen söylüyorum: “Bu olay mutlak surette aydınlatılacak, bizim dönemimizde faili meçhullere izin vermeyiz. Hedef sadece Tahir Elçi değil, Türkiye’dir.” dedi. Bekir Bozdağ bizzat eşini ziyaret etti. Numan Kurtulmuş “Failleri bulacağız, bu hunharca suikastı kabul etmiyoruz.” dedi.

Ama ne oldu? Soruşturmada, şu ana kadar… Avukat arkadaşlarla sürekli görüşüyoruz. En son İngiltere merkezli bir uzman kuruluşa bir rapor hazırlatıldı geçen yıl, daha bir yılı dolmadı ve o raporda bütün ayrıntılar tetkik edilerek Tahir Elçi’yi vuran kurşunun 3 polis memurundan 1’ine ait olduğu söylendi yani aslında şüphelileri aydınlattı. Bu dilekçe verildi. Bu polis memurlarını tanık olarak dinleyen bir savcılık var. Henüz sanık değiller, sanığı bırakın şüpheli bile değiller fakat bir yıldır o dilekçe dosyada ve daha o polis memurlarının şüpheli sıfatıyla ifadeleri alınmadı.

Geçenlerde kamuoyuna çok önemli bir bilgi yansıdı -ne kadar biliyorsunuz bilmiyorum- Adli Tıp raporuna ilişkin. Hem de -basından aldım bunu, doğruluğu teyitlidir- Adli Tıp Kurumu Adli Bilimlerde Genetik Doktoru olarak çalışan Mehtap Altuğ bir açıklama yaptı. Çok uzun bir açıklaması var DNA incelemesine ilişkin, eküvyon çubuklarına ilişkin ve son bölümü şöyle, diyor ki: “Biz, UYAP veri sistemine girdik çıkan bilgileri ama Ömer…” İsim veriyor ama ben isimleri burada söylemeyeyim cevap hakkı doğmasın diye. “Kurum Başkanının verdiği talimatla bu DNA tespitleri dosyadan ve UYAP sisteminden çıkarıldı.” diyor. Hâlâ bu konuda da bir yanıt verilmiş değil.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Başkan, buna biraz müsamaha gösterseniz…

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

Buyurunuz.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Tahir Elçi cinayetini yargı ortaya çıkarmıyor ama biz araştırabiliriz. Ona ilişkin bütün kamera kayıtları karartıldı. Polis kamerasında on üç saniyelik bölüm yok. Olay yerini gören tek kamera ortadan kaldırıldı ve bütün taleplere rağmen açığa çıkarılmıyor. Ben iki gün önce Adalet Bakanına Plan ve Bütçe Komisyonunda sordum, direkt sordum. Tahir Elçi dosyasına ilişkin gelişmelerden haberdar mısınız, neden faili meçhule doğru gidiyor dedim. Sayın Bakanın açıklaması: “Savcılarımıza güveniyoruz, soruşturma gizlidir ve devam ediyor.” Şimdi bu açıklamayı ben bizi izleyen yurttaşların takdirine bırakıyorum.

Eğer bir ülkede bir cinayet işlenmişse ve bu bir baro başkanıysa, bu daha önce hedef gösterilip linç edilmişse, Hrant Dink ve yüzlercesi gibi sonra da hayatından olmuşsa ve fail bulunmuyorsa fail devlettir, fail korunuyordur, fail açıklanmıyordur. Bunun başka hiçbir izahı yok.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Gerçekten bitireceğim.

BAŞKAN – Tabii, buyurun, tamamlayın.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Tahir Elçi bütün hayatını cezasızlıkla mücadeleye ayırdı. İnsan hakları, cezasızlıkla mücadele ve barış savunucusu. Şu anda, onun şahsında barış katlediliyor, cezasızlık tırmanıyor. Onun takip ettiği dava dosyaları tek tek beraatle sonuçlanıyor. Ben bütün milletvekillerine parti ayrımı gözetmeksizin söylüyorum: Lütfen, barışa, barış sözlerine atılan bu silaha hayır diyelim. Lütfen, Tahir Elçi’nin katillerinin korunmasına izin vermeyelim. Bu araştırma önergesiyle araştırma komisyonu kuralım ve olay yerine hep birlikte gidelim, orayı araştıralım, o Dört Ayaklı Minarede’ki açıları birlikte tespit edelim.

Son olarak, Tahir Elçi’nin çok sevdiği bir sözle, seni unutmayacağız…(x)

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Mustafa Sezgin Tanrıkulu. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; evet, dört yıldır 4’üncü konuşmamı yapıyorum burada bu suikastla ilgili olarak. İlk duyduğumda yine Parlamentoya gelmek üzereydim, uçaktaydım, cumartesi günüydü. İlk hissiyatımı da uçakta bulunan milletvekilleriyle paylaşmıştım ve şunu söylemiştim: Kendim ölmüş gibiyim. Yani birçok dostumuzu yitirdik ama Tahir Elçi’yle o ölümü ancak böyle içselleştirdim ve kendim ölmüş gibiyim dedim. Aradan dört yıl geçti. Tekrar dosyalara baktık, her gün ilgiliyiz. Ama gerçekten, AK PARTİ sıralarında olan milletvekillerine sesleniyorum: Bu yurttaşlarımıza, insanlarımıza birçok borcumuz var. Davutoğlu’nun “benim borcum” dediği, “namus ve şeref borcu” dediği borçları var. O borçlardan belki en ağırı da Tahir Elçi cinayetidir, suikastıdır. Buna söz verilmişti ama dosya olduğu gibi duruyor yerinde. Kötülüğün kapıları bu cinayetle başladı, bu suikastla başladı ve arkasından da tufan gibi geldi kötülükler, tufan gibi. İlk önce linç edildi sözlerinden dolayı ama daha berbatı, yargı kıskacına alındı.

Bakın, bir savcı, İstanbul’daki savcı -belki şu anda Yargıtay üyesidir, belki başsavcıdır- Diyarbakır Barosunda oturan, başkanlık makamında oturan ve -Diyarbakır’dan İstanbul’a polis gözetiminde götürülmesi için- kendisiyle ilgili tebligatı bekleyen, talimatla ifadesinin alınmasını bekleyen Baro Başkanıyla ilgili olarak, Tahir Elçi’yle ilgili olarak -tamamen yalan, bakın, tamamen yalan ve bu savcı hâlen görevde; ne demiş biliyor musunuz?- şunları yazdı müzekkeresine: “...suçundan hakkında soruşturmanın sonuçsuz kalmasını sağlamak amacıyla yurt içinde saklandığı, tüm aramalara rağmen Elçi’ye ulaşılamadığı ve tebligat yapılamayacağı anlaşıldığından hakkında yakalama kararı çıkarılmıştır.” Ya, burada bu kadar hukukçu var, bu kadar milletvekili var... Canlı yayında baroda oturan Baro Başkanıyla ilgili olarak bu müzekkereyi yazan savcı, onu İstanbul’a polis gözetiminde götüren savcı hâlen görevde, bu yalanları yazan savcı. Belki de başsavcı yaptınız, belki de Yargıtay üyesi yaptınız.

Türkiye bu cinayetlere bu noktadan geldi, sizin sessizliğinizden geldi, sizin göz yummanızdan geldi, aynen bu şekilde geldi ve şu anda da failleri koruyan da iktidarınız, bu failleri koruyan.

Bakın, Adli Tıp Enstitüsü araştırma yapmadı, gerçekleri örttü. Daha dört ay önce bir uzman beyanda bulundu, DNA’yla ilgili belgeleri nasıl değiştirdiğini açıkladı. Beyanları alındı ama çıt çıkmadı Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığından. Diyarbakır Barosu, adli tıp konusunda dünyanın en itibarlı kurumu olan Londra Adli Tıp birimlerine inceleme yaptırdı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın Sayın Tanrıkulu.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – O incelemeyi geçen sene aralık ayında dosyasına koydu, bir adım ileriye gitmedi. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, o raporu, dünyanın en itibarlı kurumunun verdiği raporu Adli Tıpa gönderdi. Adli Tıp, yine sahteliğe dayanarak dedi ki: “Ben 2016’daki beyanımın arkasındayım.” Aşağı yukarı failin kim olduğu belli, aşağı yukarı belli ama koruyan da sizin iktidarınız. Eğer bir talimat verilseydi, gerçekten o kararlılık gösterilseydi bugün o failler ortaya çıkacaktı. Ama Tahir Elçi seçilmiş bir hedefti -seçilmiş bir hedef- çünkü 90’lı yılların JİTEM’cilerinin, 90’lı yılların katillerinin, komutanlarının ve güvenlik güçlerinin peşindeydi, teker teker onları adliyenin önüne çıkarıyordu, yargının önüne çıkarıyordu; korkulu rüyası hâline gelmişti bu insanların ve bilinçli hedef gösterildi ve bu şekilde vuruldu.

Bakın -sizler unutabilirsiniz, burada kayıtlara geçiyor- bir gün mutlaka o failleri yargı önüne çıkaracağız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) - Onlara bu izni veren, onlara bu soruşturmayla ilgili olarak bu hoşgörüyü gösterenleri de bir kez daha burada lanetliyorum. Bir kez daha anısı önünde saygıyla eğiliyorum. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ettim.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Sayın Yılmaz Tunç, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; HDP grup önerisi hakkında söz aldım. Bu vesileyle Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum.

28 Kasım 2015 tarihinde Diyarbakır Sur’da teröristlerle çatışma çıkmış, bu olayda polis memurları Ahmet Çiftaslan ve Cengiz Erdur şehit olmuşlardır. Bu çatışma sonrası, teröristler, Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi’nin basın açıklaması yaptığı alana doğru kaçmışlar ve burada, alanın güvenliğini alan polis memurları ile kaçan teröristler arasında çıkan çatışma esnasında Tahir Elçi, kaynağı belli olmayan bir kurşunun isabet etmesi sonucu vefat etmiştir.

Değerli milletvekilleri, öncelikle menfur saldırıyı kınıyorum, bir kez daha kınıyorum. Merhum Tahir Elçi’ye Allah’tan rahmet diliyorum ve o olay öncesi şehit olan polislerimize ve terörle mücadele esnasında verdiğimiz tüm şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum.

Değerli milletvekilleri, Tahir Elçi’ye yapılan saldırı teröristlerin amacına hizmet eden bir saldırıdır. Tahir Elçi, Diyarbakır Barosu Başkanı olarak hepimizin takip ettiği önemli bir isimdir. Şiddetin doğru yol olmadığını, o dönemde hendek siyasetinin terk edilmesi gerektiğini muhtelif açıklamalarında dile getirdiği hepimizin malumudur. Tahir Elçi’ye yapılan saldırı sırasında basın olayın büyük bir bölümünü çekmiştir ancak basının çekemediği, Tahir Elçi’nin görüntü dışında kaldığı birkaç saniyelik bir bölüm vardır ve bu bölüm nedeniyle de kurşunun nereden geldiği belirlenememiştir.

Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, olayın hemen akabinde soruşturmayı başlatmış, yaklaşık bir hafta boyunca olay yerinden delil toplamaya çalışmış, bu sırada teröristler tarafından delil toplanmasını engellemeye yönelik defalarca saldırılar gerçekleştirilmiştir. Zorluklarla gerçekleştirilen olay yeri inceleme ve delil toplama neticesinde elde edilen bulgular Adli Tıp Kurumunun gerekli incelemesine gönderilmiştir. Olayla ilgili olarak aranan teröristlerden Mahsun Gürkan Sur’da meydana gelen çatışmalarda kolluk görevlilerince 13 Mart 2016 tarihinde etkisiz hâle getirilmiştir. Uğur Yakışır isimli şahıs hakkında da yakalama kararı çıkarılmış, henüz yakalanamamıştır. Soruşturmada Adli Tıp Kurumu ve bağlı dairelerince raporlar verilmiş, olay yerinde keşifler ve bilirkişi incelemeleri yapılmış, basının çektiği görüntüler ve çevredeki iş yerlerinin kameralarının tespit ettiği görüntülerin hepsi derlenmiş toplanmış ve bilirkişi incelemelerine tabi tutulmuş, ayrıca, Tarih Elçi’nin avukatlarınca Londra Üniversitesine gönderilen deliller sonrasında yine rapor alınmış ancak tüm bu raporlar sonunda ölüme neden olan kurşunun hangi silahtan çıktığı maalesef bugüne kadar belirlenememiştir. Savcılık son bir buçuk yıl içinde Tahir Elçi’nin avukatlarıyla defalarca toplantılar yapmış…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen sözlerinizi.

YILMAZ TUNÇ (Devamla) - …yapılan toplantılardan sonra avukatları ve bizzat Baro Başkanı Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından gösterilen iş birliği nedeniyle memnuniyetlerini ve teşekkürlerini iletmişlerdir. Bu toplantılar dışında, merhum Tahir Elçi’nin eşi Sayın Türkan Elçi, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcısı ve merhumun avukatlarının da olduğu bir ortamda ayrı bir görüşme gerçekleşmiş, bu görüşmede de Sayın Türkan Elçi cumhuriyet başsavcılığının dosyaya olan yaklaşımından dolayı memnuniyetini dile getirmiştir.

Şimdi, soruşturmadaki safhalara baktığımız zaman, müdahil avukatları ve kamuoyunun görebileceği açıklıkta bir soruşturmanın gerçekleştiğini görüyoruz. Faillerin korunmasına ilişkin eğer herhangi bir iddia varsa, koruyan kimse -bahsettiğiniz ifadelerle alakalı olarak- yine yargı içinde çözümlenmesi gereken şikâyet mekanizmasının devreye girmesiyle bunların da yine yargı içinde çözüleceğine inanıyoruz. Hepimizin ortak temennisi, Tahir Elçi’nin ölümüne neden olan kişi ya da kişilerin adli soruşturma neticesinde belirlenmesi, kim olursa olsun faillerin cezalandırılması.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkanım, son cümlem.

BAŞKAN – Son cümlenizi alayım.

Buyurun.

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Tahir Elçi’nin ölümüne neden olan kurşunun kimden çıktığı henüz açıklığa kavuşamamış olsa da herkesin kabul edebileceği en önemli etken bölgedeki terör olaylarıdır.

Hepimizin temennisi, terörün ve terör olayları neticesinde bu tür acı hadiselerin olmamasıdır diyor, bu duygu ve düşüncelerle Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Altay, buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

49.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç’un HDP grup önerisi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ve Türkiye’nin faili meçhul cinayetlerin acısıyla yaşadığına ve İYİ PARTİ grup önerisinin oylama işlemiyle ilgili usul tartışması açılmasını talep ettiğine ilişkin açıklaması

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Teşekkür ederim.

Başkanım, biraz önceki bir uygulamanız için söz istedim ama ondan önce de tabii şunu es geçemeyiz: Bir şehrin meydanında Baro Başkanı vuruluyorsa ve “Konu, yargının işi.” deniliyorsa bu olmaz. Bu Baro Başkanını şehrin ortasında birisi öldürüyor ve bu konuda “Olsa olsa teröristler tarafından olmuştur.” demek, e, o zaman “Devlet yok.” demektir, devleti reddetmektir. Bu, daha vahim bir şey; hani özrü kabahatinden büyük gibi bir şey bu. Yani Türkiye faili meçhul cinayetlerin acısıyla yaşamaktadır. Bu da bir faili meçhul cinayettir. Faili meçhul cinayetleri de teröristler işlemez. Neyse…

Sayın Başkan, biraz önce İYİ PARTİ grup önerisinin oylamasında…

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – “Teröristler tarafından gerçekleştirilmiştir.” demedim.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Yahu, nereden biliyorsun?

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Demedim öyle bir şey.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Öyle dedin, olsa olsa…

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Hayır, demedim, yanlış anlamışsın.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Tutanağı isteyin.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Siz bakın, öyle demedim.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Öyle dediniz de neyse…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sistemi açalım lütfen.

Buyurunuz.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Şimdi, Sayın Başkanım, biraz önce İYİ PARTİ grup önerisinin oylamasında “Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.” dediniz, tutanağa böyle geçti.

Şimdi, Kocaeli Milletvekilimiz, Grup Yönetim Kurulu Üyemiz Tahsin Tarhan, aynı anda hemen AK PARTİ Grubunda kaç kişi olduğunu saydı -bana verdiği bilgi 35’tir- CHP, HDP ve İYİ PARTİ Grubunun -ki HDP de kabul oyu kullanmıştı- bu 3 grubun Genel Kurulda bulunan milletvekili sayısını da 51 olarak tespit etti, bana verdi.

Sayın Başkan, buradan yeni bir şey yaratmayacağım ama…

BAŞKAN – Yok, Başkanlık Divanının böyle bir tespiti yok.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Başkanım, böyle derseniz bunu usul tartışmasına çeviririz.

BAŞKAN – Nasıl isterseniz, buyurun.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Usul tartışması talep ediyorum, aleyhinize söz talep ediyorum.

FATMA KURTULAN (Mersin) – Aleyhte…

MEHMET DOĞAN KUBAT (İstanbul) – Lehte...

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Lehte...

BAŞKAN – Aleyhte Sayın Engin Altay, aleyhte Sayın Fatma Kurtulan, lehte Sayın Doğan Kubat ve Ramazan Can.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sayın Başkanım, ondan önce benim söz talebim var.

BAŞKAN – Neyle ilgilidir?

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – CHP Grup Başkan Vekili Sayın Altay’ın konuşmamla ilgili bir ifadesi oldu.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Bir açıklama getirsin efendim.

BAŞKAN – Yerinizden bir açıklama alayım.

Buyurun.

50.- Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç’un, İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Şimdi, Sayın Altay, konuşmasında, benim bu saldırının, ölüme neden olan olayın teröristlerden çıkan silah neticesinde meydana geldiğini açıkladığıma yönelik bir açıklama yaptı. Dikkatle dinlemişseniz, tutanaklara da bakarsanız benim öyle bir açıklamam yok. Ölüme neden olan kurşunun nereden çıktığının henüz daha belirlenemediğine ilişkin ben oradaki adli tıp raporları ve bilirkişi incelemeleriyle ilgili açıklamalar yaptım. Orada bir sonuç belirten, sonuca varan bir açıklamam kesinlikle olmamıştır, düzeltilmesini istiyorum.

Teşekkür ederim.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – “Belli değil ama olsa olsa teröristler…” şeklinde ifadeniz oldu. Tutanaklara bakalım.

BAŞKAN – Tutumum hakkında aleyhte ilk söz Sayın Engin Altay’ın.

Sayın Altay, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

VII.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Süreyya Sadi Bilgiç’in, İYİ PARTİ grup önerisinin oylama işlemiyle ilgili tutumunun İç Tüzük hükümlerine uygun olup olmadığı hakkında

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sizi ve yüce Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Yönetimin olduğu yerde otorite olur değerli arkadaşlar, otoritesiz yönetim olmaz. Ama yönetimin olduğu yerde salt otorite olmaz, elbette demokrasi ve onun kural, kaideleri olur.

Sayın Başkanım, Parlamentonun huzurlu bir şekilde çalışmasını tesis ve temin öncelikle sizin birincil göreviniz. Elbette size bu İç Tüzük’le verilmiş inisiyatifler ve yetkiler de vardır; buna bir itirazım olmaz.

Beni dinlerseniz de ayrıca memnun olurum, size hitap ediyorum; sizin tutumunuzu konuşuyoruz çünkü.

BAŞKAN – Tabii, tabii…

ENGİN ALTAY (Devamla) – Baştan almam gerekiyor o zaman müsaade ederseniz.

BAŞKAN – Ben sizi dinledim.

Buyurun.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Dinlemediniz ama neyse…

Sayın Başkan, hepimizin bağlı olduğu Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’dür. Ben bir durum tespiti yaptım; bu olabilir, insanidir de. Kaldı ki böyle bir hâlde de bu öneri zaten kabul edilecek değil; elektronik oylamayla yapılacak, o arada AK PARTİ’nin sayın milletvekilleri gelecek, bu iş hallolacak. Ama siz şunu derseniz: “Ben böyle tespit ettim.” olmaz; siz, Ali kıran baş kesen değilsiniz.

BAŞKAN – “Başkanlık Divanının böyle bir tespiti yok.” dedim.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Biz dedik… Evet, Başkanlık Divanı Ali kıran baş kesen değildir, Başkanlık Divanı da hepimiz gibi buna uymak zorundadır. Sizi, bundan sonraki uygulamalarınızda, oylamalar noktasında daha titiz davranmaya davet ediyorum. Derdim bir mesele çıkarmak değil ama ben de siz de bunu korumak zorundayız, ben de siz de buna uymak zorundayız; bunu hatırlatmayı bir partinin Grup Başkan Vekili olarak görev addettim. Usul tartışması açmaya da niyetim yoktu ama sekter tavrınızdan dolayı da bir usul tartışması açılmasında fayda gördüm.

Sizi ve yüce Genel Kurulu saygıyla selamlarım efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Evet, lehte ilk söz talebi Sayın Doğan Kubat’ın.

Buyurun Sayın Kubat. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ENGİN ALTAY (İstanbul)- Ne diyeceksin bu işe? 31’e 51… Hani nerede?

MEHMET DOĞAN KUBAT (İstanbul) – Sayın Başkanım, çok değerli milletvekili arkadaşlarım; açılan usul görüşmesinde Başkanlık Divanının tutumu lehinde görüşlerimi ifade etmek üzere söz aldım. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygılarımla selamlarım.

Değerli arkadaşlar, Sayın Altay aslında pek de istemeden bu usul tartışmasını açtı, herhâlde bir şeye sinirlendi.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Despotizme karşıyız, demokrasi istiyoruz.

MEHMET DOĞAN KUBAT (Devamla) – Ama Tüzük çok açık; gerçekten burada Başkanlık Divanı, bütün arkadaşlarımız…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Vallahi de hazırız, billahi de hazırız.

BAŞKAN – Başkanlık Divanı üyeleri arasında da problem çıktı. Onun için, şu an itibarıyla problem var, evet.

MEHMET DOĞAN KUBAT (Devamla) – Başkanlık Divanı, buradaki oylamaları, görüşmeleri bihakkın yürütebilmek için -ki hepimizin gözü önünde, hepimiz buna şahidiz- özveriyle görevini yapıyor. Yani İç Tüzük’ümüz çok açık, 141’inci maddeye göre işari oylamaların nasıl yapılacağı belli. İşari oylamada gözlem suretiyle burada mevcut, o anda Genel Kurulda mevcut milletvekillerinden el kaldıranların… Burada bulunup el kaldırmayanlar elbette ki…

ERKAN AYDIN (Bursa) – Sizin grup el kaldırmadı.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Kaldırdı, kaldırdı.

MEHMET DOĞAN KUBAT (Devamla) – Başkanım, şundan hiç endişeniz olmasın yani CHP o sayımı yaptıysa biz muhakkak yapmışızdır o sayımı, ondan dolayı bir sıkıntınız olmasın.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Tabii canım! Siz yaparsınız, her şeyi yapıyorsunuz.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Biz yaptık, siz yaptınız ama Divan yapmadı, sorup oyluyor. Divan, başkan yardımcılarına, kâtip üyelere sormuyor.

MEHMET DOĞAN KUBAT (Devamla) – Dolayısıyla Başkanlık makamı kâtip üyelerin de gözlemine dayalı olarak orada “Kabul edenler… Etmeyenler…” sayısını tespit ederek sonucu ilan etti. İnsani bir hata da olabilir, gayet doğaldır, olmuştur da geçmişte.

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Zaten öyle.

MEHMET DOĞAN KUBAT (Devamla) – Olursa da bunun çözümü yine İç Tüzük’ümüzün 13’üncü maddesinde yazıyordur.

ERKAN AYDIN (Bursa) – Bir mesaja bakar o.

MEHMET DOĞAN KUBAT (Devamla) – Ama şu anda bizim de bizzat kendimizin sayarak tespit ettiğimiz, sayısal çokluk olarak ret gerçekten fazlaydı. Bu anlamda, Başkanlık makamının, Başkanlık Divanının yaptığı tespit ve uygulama tamamen İç Tüzük’e uygundur.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Bir dakika konuştum, indim. Üç dakikayı doldurdun ya.

MEHMET DOĞAN KUBAT (Devamla) – Dolayısıyla, ben fazla uzatmıyorum. Başkanlığımızın tutumu lehinde olduğumu ifade ediyor, yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Kubat da özlemiş mikrofonu.

Evet, aleyhte ikinci söz Sayın Kurtulan’ın.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

FATMA KURTULAN (Mersin) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlar, genellikle yasa yapım süreci yani komisyon aşamasından tutun buraya kadar sorunludur. Buraya geldiğinde de öyle görülüyor ki bu, çok açık, tarafınızca hissettiriliyor. Saraydan bir talimatla yasanın tarihi, şekli şemaili ve kaç günde ya da ne kadar zamanda tartışılması, bitirilmesi, geri oraya gönderilmesi önünüze konuluyor, siz sadece parmaklarınızı harekete geçiriyorsunuz, yaptığınız sadece bu. Genel olarak Meclis böyle işliyor. Bugün de biraz bunu gördük. AKP sıraları genellikle boş olur. Burayı önemsemeyen, vatandaşı direkt ilgilendiren yasaları önemsemeyen bir durumda, bir pozisyondasınız, umurunuzda değil vatandaşı ne kadar mağdur ettiğiniz. Dolayısıyla bugün de bu görülmüştür. Şuralarda, bir kenarda birini oturtursunuz, oylama sırasında haber verir, çarçabuk… Başkanlık Divanınca “Burada ittifak sağlanmadı. Elektronik cihazla oylama yapacağız.” denir. Aynı şekilde başka bir uygulama yapan bir Başkan Vekili arkadaşımız daha var. Bu uygulamayla antidemokratik işleyişinizi bize dayatırsınız, bizim üzerimizde de halkımıza dayatıyorsunuz diyorum. Dolayısıyla aleyhte oy kullanacağımı yani aleyhte görüşümü böyle belirtmek istiyorum.

Saygılar herkese. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kurtulan.

Sayın Can, lehte son konuşmacı.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Arkadaşlar, beni alkışlayacağınıza Sayın Can’ı alkışlıyorsunuz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sayın Can, buyurun.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Aslında, burada Engin Bey’in tespit ettiği nokta… Tahsin Bey’in tespitine dayanarak bir açıklama yaptı ki Tahsin Bey’in kendisinin bir tespiti olmuştur. Kendi partimiz içerisinde buradaki yoklamayı, karar yeter sayısını takip eden bir kardeşiniz olarak buradaki her safahatta durumu gözlüyoruz.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Etmediniz, bu sefer etmediniz.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Kaç, sizin sayınız kaç?

RAMAZAN CAN (Devamla) – Oylamadan önce içerideki sayıyı da devamlı takip ediyoruz.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Yılların tecrübesi var, değil mi?

RAMAZAN CAN (Devamla) – Evet, yılların da tecrübesi var; teşekkür ediyorum.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Yılların tecrübesi ya, bu çok önemli bir şey.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ramazan Bey, kaç şu andaki sayınız?

RAMAZAN CAN (Devamla) – Burada şunu söyleyebilirim: Sayı itibarıyla, AK PARTİ ve Milliyetçi Hareket Partisi Grubu itibarıyla, Cumhuriyet Halk Partisi, HDP ve İYİ PARTİ’nin toplamından fazla idik.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Bravo! Tecrübe, tecrübe…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Biz saydık, sen kaç saydın?

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Başkan Vekilimiz de tecrübelidir.

RAMAZAN CAN (Devamla) – Ayrıca… Ayrıca… Ayrıca…

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Ekran görüntülerinden çıkarın.

RAMAZAN CAN (Devamla) – Ayrıca, Sayın Başkan… Sayın Başkan…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Biz saydık, sen kaç kişi saydın?

RAMAZAN CAN (Devamla) – Sayın Başkanımız işaretle oylamaya geçtiği sırada…

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) – Kimse yoktu içeride.

RAMAZAN CAN (Devamla) – “Grup önerisini kabul edenler…” dendiğinde, grup önerisini veren tarafta olan grupların kahir ekseriyetinin milletvekili olarak tamamı el kaldırmadı. Bizzat şahidim ben buna.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Tabii.

RAMAZAN CAN (Devamla) – Dolayısıyla el kaldıranlar…

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Sizinkilerin hepsi kaldırdı, bunlar kaldırmadı.

ERKAN AYDIN (Bursa) – Sizinkiler kaldıramadı.

RAMAZAN CAN (Devamla) – Hatta bazen öyle oluyor ki kendi grup önerinize dahi destek verilmediği görülüyor.

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Kaldırmak zorunda. Kaldırmayanlar tarafsız.

RAMAZAN CAN (Devamla) – Diğer taraftan şunu söylemek istiyorum: Özellikle işaret oyu kullanılırken -burada yoklamadır, karar yeter sayısıdır, bu muhalefetin doğal hakkıdır- bunlar yapılırken ancak içerideki sayı itibarıyla her daim içeri girenler, dışarı çıkanlar oluyor.

ERKAN AYDIN (Bursa) – Kaldıramadınız kardeşim işte.

RAMAZAN CAN (Devamla) - Burada ihtilaf var ise -ki Tahsin Bey ile benim tespitim arasında ihtilaf var- buna bir hakem bulunması lazım.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Doğru… Doğru…

RAMAZAN CAN (Devamla) - Kanun koyucu da İç Tüzük’te buraya kâtipleri koymuş ki ihtilaf varsa Başkan ona göre karar versin diye.

Dolayısıyla usul açısından Başkanın lehinde olduğumuzu belirtiyor, Genel Kurulu tekrar saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Bravo! Bravo!

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Altay, buyurun.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – HDP grup önerisinin oylanmasından önce karar yeter sayısının aranmasını talep ediyoruz.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Evet, şöyle söyleyeyim: İtirazınız için teşekkür ediyorum. Usul tartışmasını yaptık. Tutum noktasında Başkanlık Divanı olarak daha dikkatli olarak oylamaları yapacağız. (CHP sıralarından alkışlar)

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Bravo…

BAŞKAN - Çünkü Kâtip Üyemiz de burada rahatsızlık duydu. Yani önce saymadı, ondan sonra saydı; bu olabilir.

KÂTİP ÜYE NURHAYAT ALTACA KAYIŞOĞLU (Bursa) – Sayın Başkanım, ben açıklama yapmak istiyorum.

BAŞKAN – Tabii, açıklama yapabilirsiniz.

Buyurunuz.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

51.- Kâtip Üye Nurhayat Altaca Kayışoğlu’nun, İYİ PARTİ grup önerisinin oylaması sırasında AK PARTİ milletvekillerinin diğer partilere mensup milletvekillerinden sayıca az olduğuna ve MHP milletvekillerinin el kaldırdığını görmediğine ilişkin açıklaması

KÂTİP ÜYE NURHAYAT ALTACA KAYIŞOĞLU (Bursa) – Oylama sırasında ben buradan özellikle baktım; AK PARTİ Grubu diğer gruplardan daha azdı, hatta Milliyetçi Hareket Partisi Grubundan el kalktığını görmedim. Bu itiraz üzerine Başkanıma dedim ki: Evet Başkanım, oylama sırasında ben tam olarak saymadım ama AK PARTİ Grubu bu gruplardan azdı parmak sayısı olarak. Bunu söylediğimde… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Arkadaşlar, zaten konu tam da burada teşekkül ediyor.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Olamaz, saymadan nereden bileceksiniz?

MÜCAHİT DURMUŞOĞLU (Osmaniye) – Başkanım, böyle bir usul var mı?

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Olmaz… Olmadı, olmadı.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Ekran görüntülerine bakalım.

BAŞKAN – Arkadaşlar, müsaade edin. Değerli arkadaşlar, müsaade edin.

VI.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- HDP Grubunun, Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş ve arkadaşları tarafından, Tahir Elçi cinayetinin tüm boyutlarıyla araştırılması amacıyla 26/11/2019 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 27 Kasım 2019 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Şimdi Halkların Demokratik Partisi Grubunun önerisini oylarınıza sunup karar yeter sayısını arayacağım.

Öneriyi kabul edenler… Etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.14

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 16.32

BAŞKAN: Başkan Vekili Süreyya Sadi BİLGİÇ

KÂTİP ÜYELER: Nurhayat ALTACA KAYIŞOĞLU (Bursa), Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 23’üncü Birleşimin İkinci Oturumunu açıyorum.

Halkların Demokratik Partisi grup önerisinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi öneriyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Etmeyenler…Kabul edilmemiştir, karar yeter sayısı vardır.

Arkadaşlar, bir dakika, Divanda itiraz var. Elektronik olarak tekrar oylamayı yapacağım.

Oylama için üç dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Yapılan elektronik oylama sonucunda Halkların Demokratik Partisi grup önerisi reddedilmiştir.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

3.- CHP Grubunun, Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer ve arkadaşları tarafından, kadına yönelik şiddetin araştırılması ve koruma mekanizmalarının yeterli olup olmadığının tespit edilmesi amacıyla 27/11/2019 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 27 Kasım 2019 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

27/11/2019

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu, 27/11/2019 Çarşamba günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                                                     Engin Altay

                                                                                                                                        İstanbul

                                                                                                                         CHP Grubu Başkan Vekili

Öneri:

Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer ve arkadaşları tarafından, kadına yönelik şiddetin araştırılması, koruma mekanizmalarının yeterli olup olmadığının tespit edilmesi amacıyla 27/11/2019 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin (1421 sıra no.lu) diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 27/11/2019 Çarşamba günlü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Utku Çakırözer konuşacak. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA UTKU ÇAKIRÖZER (Eskişehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce Meclisimizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye’de bir tabloyu bir türlü değiştiremiyoruz: Erkekler tarafından öldürülen kadınların sayısı yıldan yıla artıyor. 2012’de 210, 2013’te 237, 2014’te 294, daha sonra 303, 328, 409, 2018 yılında 440 ve 2019 yılının ilk on ayında 383 kadın öldürüldü. Özgecan Aslan, Helin Palandöken, Emine Bulut, Ayşe Paşalı, Güleda Cankel, Şule Çet ve daha nicelerine birlikte gözyaşı döküyoruz. Sonra her 25 Kasımda bu kürsüden konuşuyoruz “Bu son olsun.” diyoruz ama bir türlü son olmuyor, vahim tablo hiç değişmiyor.

Bugün, size Eskişehir’de, 2 çocuk annesi, 45 yaşındaki Ayşe Tuba Arslan’ın nasıl göz göre göre öldürüldüğünü anlatacağım. Boşandığı eşi, 11 Ekimde sokak ortasında kasap satırıyla kafasına, kollarına ve ellerine saldırarak yaraladı Ayşe Arslan’ı. İyi kalpli, yaşama azmi hiç bitmeyen bu kadın, tam kırk dört gün komada kaldı ancak vücudu bu acıya daha fazla direnemedi “Kadına karşı şiddeti önleyeceğiz.” diye nutuk attığımız gün hayata gözlerini yumdu.

Değerli arkadaşlarım, vahşice öldürülen her kadının beraberinde mutlaka maalesef bir korunamama hikâyesi de var. Bu acı hikâyelerden ders çıkarmadan biz kadına şiddetle mücadelede bir milim dahi ilerleyemeyiz. Bakın, yirmi beş yıllık evli, 2 çocuk annesi Ayşe Arslan, eşinden gördüğü şiddete dayanamayarak 14 Eylül 2018’de ilk tedbir kararı için başvurdu. Tedbir kararı aynı gün çıkıyor; bir ay, iki ay uzatılıyor; sonra altı ay daha uzatılıyor. Bu arada boşanma da gerçekleşiyor. Bu süreçte saldırgan Yalçın Özalpay, Ayşe Arslan’a tehdit ve hakaretlerine devam ediyor. Değerli arkadaşlarım, Ayşe Arslan ilk tedbir istediği tarihten korkunç saldırıya uğradığı tarihe kadar bir yıl içinde tedbir kararlarına uymayan saldırgan hakkında tam 23 kez suç duyurusunda bulunuyor “Korkuyorum.” diyor “Beni öldürecek.” diyor. Babası, ağabeyi de aynı şikâyette bulunuyor. Gitmedikleri karakol kalmıyor, başvurmadıkları mahkeme kalmıyor. Peki, ne oluyor bu şikâyetler? Hiç, koskoca bir hiç. Ayşe Arslan’ın sadece bu yıl yaptığı 10 suç duyurusunun 5’i takipsizlikle sonuçlanıyor; gerekçe, delil ve tanık yokluğu. Burası önemli çünkü şu anda şiddet gören, ölüm tehdidi altında olan binlerce kadın “Delil yok, tanık yok.” denerek katillerinin önüne korumasızca bırakılıyor. Ayşe Arslan’ın başvurularından 5’i hakkında ise dava açılıyor ancak hiçbir caydırıcı karar çıkmıyor. Bakın, kanunumuz var, meşhur 6284 no.lu Yasa; tedbir kararına uymayanlara üç günden on güne kadar zorlama hapis cezası verilmesi gerek. Ama toplam 23 kez bu tedbir kararlarını ihlal ederek tehdit, hakaret ve saldırıda bulunan bu katil, bir gün dahi zorlama hapis cezasına çarptırılmıyor, cinayet gününe kadar elini kolunu sallayarak gezmesine göz yumuluyor.

Değerli arkadaşlarım, kanunun öngördüğü hapis cezaları uygulanmayarak Ayşe Arslan’ın yalnız bırakılması, Eskişehir ortasındaki bu katliamın önünü açmıştır. Ayşe Arslan’ın görünen katili bellidir ama onu bir türlü korumayan koruma sistemimiz de bu cinayetin ve daha yüzlerce benzerinin azmettiricisidir. Ama polis, ama savcı, ama hâkim, ama şiddet önleme merkezi sorumlusu; kim olursa olsun, yetkililer, 23 kez dile getirdiği isyanına gerçekten kulak verse Ayşe Arslan bugün yaşıyor olacaktı.

Değerli arkadaşlarım, bu kanunların uygulanmaması meselesinin bir başka boyutu daha var. Mevcut hukuk sisteminin uygulayıcıları yani polisi savcısı, ŞÖNİM’deki psikoloğu, hepsi, toplumda mevcut ataerkil algıdan beslenmekte; kadını ikinci sınıf vatandaş gibi gören toplumsal algıdan kurtulmadan, yasaların temelindeki eşitlikçi bakış açısını görmezden gelerek görev yapmaya çalışmakta. Bu yüzden bekâr da olsa, evli de olsa boşanmış da olsa kadını, hakları olan ve korunması gereken bir birey olarak görmeyen anlayışla da mücadele etmemiz gerekir. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, konuşmama Ayşe Arslan’ın kendi sözleriyle son vereceğim. Bu vahşi saldırıdan kısa süre önce Eskişehir Aile Mahkemesine el yazısıyla gönderdiği son suç duyurusu burada. Ölümünden sonra çantasında bulundu, ailesinin izniyle ilk kez kamuoyuyla paylaşacağım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın lütfen.

UTKU ÇAKIRÖZER (Devamla) – Tabii.

Bakın değerli arkadaşlarım, Ayşe Arslan diyor ki: “Defalarca şikâyet etmeme rağmen hiçbir sonuç alamadım, uzaklaştırmam olduğu hâlde. Benim bu Yalçın Özalpay isimli şahısla ilgili başvurmadığım hukuki işlem kalmadı. Bu şahıstan ölüm tehdidi alıyorum. Benim ölümüm gerçekleşince mi bana yardım edeceksiniz? Ben çok mağdurum.”

Evet, değerli arkadaşlarım, Ayşe Arslan’ın bu sorusu hepimiz için geçerli. Ölümleri gerçekleşince mi yardım edeceğiz onlara? Toprağın altına koyunca mı koruyacağız onları? Ölmelerini beklemeyeceksek gelin bir komisyon kuralım, bu vahşete birlikte dur diyelim. 23 kez suç duyurusunda bulunmasına rağmen Ayşe Arslan’ı göz göre göre ölüme götüren bu koruma sisteminin eksiklerini birlikte tespit edelim, sonra da başka Ayşeleri, Emineleri, Güledaları, Şuleleri ölümden kurtaracak somut, uygulanabilir, acil önlemleri birlikte alalım; kadınları yaşatalım.

Hepinizi saygılarımla selamlıyorum. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Dervişoğlu, buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

52.- İzmir Milletvekili Dursun Müsavat Dervişoğlu’nun, Saint Benoit Fransız Lisesi öğrencilerinin siyasi parti gruplarını ziyaret ederek geleceğe dair umutlarını paylaştıklarına ilişkin açıklaması

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Çok teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Bugün Türkiye Büyük Millet Meclisinin genç ziyaretçileri var. Saint Benoît Lisesi son sınıf öğrencileri, siyasi parti gruplarını ziyaret ederek bizimle görüş ve düşüncelerini geleceğe dair umutlarını paylaştılar. Başkanlığınızın yüksek müsaadeleriyle de şu anda Genel Kurul salonumuzun izleyici sıralarında oturuyorlar. İYİ PARTİ Grubu olarak bu genç kardeşlerimizi, Türkiye'nin geleceğinin aydınlık teminatı olan bu genç kardeşlerimizi sevgiyle selamlıyoruz efendim. (Alkışlar)

BAŞKAN – Evlatlarımıza biz de hoş geldiniz diyoruz Başkanlık Divanı olarak.

VI.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

3.- CHP Grubunun, Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer ve arkadaşları tarafından, kadına yönelik şiddetin araştırılması ve koruma mekanizmalarının yeterli olup olmadığının tespit edilmesi amacıyla 27/11/2019 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 27 Kasım 2019 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – İYİ PARTİ Grubu adına Sayın Aylin Cesur konuşacak.

Buyurun. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA AYLİN CESUR (Isparta) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Cumhuriyet Halk Partisinin grup önerisi üzerine İYİ PARTİ adına söz almış bulunmaktayım.

Konu, kadına şiddet. İki gün evvel 25 Kasımda Kadına Şiddetle Mücadele Günü’nü kutladık. Kutlamak derken, farkındalık yaratarak gerek toplum gerek biz siyasiler ve gerekse devletin önlem alması gereken bir konu bu ve çok önemsiyoruz. Bizler önemsiyoruz ve bu kürsüde defalarca dile getirdik. Bugün ülkemizde 14 milyon kadının şiddet gördüğünden, son on yılda kadına yönelik şiddetin ne kadar arttığından, 2.337 kadınımızın cinayete kurban gittiğinden söz ettik. 2008’de 80 olan şiddete uğrayan sayısının, her yıl artarak geçen sene 4-5 kat fazla bir sayıya ulaştığından da söz ettik. Araştırma önergeleri verdik, maalesef AK PARTİ ve MHP oylarıyla reddedildi. Çözüm önerileri sunduk, dinlemediniz. “6284 no.lu Yasa’yı uygulayın.” dedik, uygulamadınız. Her acı olayla bir şeyler yapalım deniyor ve arkasından yeni bir olay oluncaya kadar unutuluyor değerli milletvekilleri. İş hayatından özel hayata, hayatın her alanında itilen, kakılan kadınlarımızın vahşete kurban olmaları, bu yüzyıldaki en büyük ayıbımız esasında. Yasal düzenleme şart ve acilen de sosyal, adli ve idari tedbirlerin hayata geçirilmesi de bir o kadar lazım.

25 Kasımda, böyle önemli bir günde ne oldu biliyor musunuz? Kayseri’de İYİ PARTİ tarafından açılan Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü standımıza saldırı yapıldı. Esefle ve nefretle kınıyoruz. Kadına şiddete karşı açılan standa saldırı neden yapılır; ben şimdi size bunları soruyorum. Neden korkmaktasınız? Geniş kitlelerin teveccühünün artık yeni bir arayışta olmasından mı? Garibanın, çiftçinin, köylünün, emeklinin, asgari ücretlinin artık koruyup kollayanı, sesi ve soluğu var diye mi? Yanlışı söyleyen ve hak hukuk isteyen dağınık kitleler, cumhuriyet ve halk ortak paydasında el ele, her türlü fitne ve fesada karşı beraberce iktidara yürüyorlar diye mi? Bu saldırı, iktidarın sadece artan şiddete karşı bugüne kadar önlem alamamış olmasının, beceriksizlikten ibaret olmadığını, samimiyetsiz olduğunun da bir göstergesi.

İYİ PARTİ, bir kadın ve gençlik hareketi; yoksulluktan, fakirlikten, adaletsizlikten, eğitim hakkından, hukuksuzluktan en çok kadınlar etkileniyor çünkü. Ve bu nedenle bir cesur kadın liderin etrafında toplanarak Türkiye’nin önce eski, normal ayarlarına dönmesi ve sonra da daha iyi eğitim, daha iyi hukuk, daha iyi üniversite, daha iyi anayasa, daha iyi yönetim, daha iyi ne varsa Atatürk cumhuriyetinin hedef koyduğu ve cumhuriyet hükûmetlerinin bugüne kadar getirdiği, onların daha iyi olması için yola çıktık.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AYLİN CESUR (Devamla) – Sayın Başkan, bir dakika rica edebilir miyim?

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

AYLİN CESUR (Devamla) – Teşekkür ederim.

Değerli milletvekilleri, önce kadınlarımız iyi olacak ki evlerde iyilik olsun. Önce kadınlarımız iş bulacak ki çocuklarının karnı doysun, evlerde neşe olsun. Önce kadınlarımız okuyacak ki aydınlık yarınlara onların yetiştirdiği çocuklarımızla ulaşabilelim.

Birazdan bu kürsüde “Kadına şiddete karşıyız.” dememişler gibi bu önergeyi de reddedecekler, biz biliyoruz ve onun için umutsuz kadınlarımıza, sizlere sesleniyorum: Sabredin ve mücadele gücünüzü kaybetmeyin. Atatürk’ün cumhuriyetine sadakatle bağlı kalmaya devam edin. “…”(x) yani “Bu da geçer yahu.”

Kadına şiddete karşı açılan her türlü öneriyi destekliyor, hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bülbül.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

53.- Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül’ün, Isparta Milletvekili Aylin Cesur’un CHP grup önerisi üzerinde İYİ PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Sayın Başkan, şu anda konuşmasını bitirmiş olan sayın hatibin konuşmasından, kadına karşı şiddet meselesinde bu zamana kadar yapmış oldukları, göstermiş oldukları çabaların Milliyetçi Hareket Partisi ve Adalet ve Kalkınma Partisinin oylarıyla boşa çıktığı ve bizler bu noktada devamlı ret oylarımızla sanki kadına karşı şiddete taraftarmışız gibi bir algı ortaya çıktı. Bunu kabul etmemiz asla mümkün değildir.

Burada, kanun görüşmeleri öncesinde siyasi partilerin Genel Kurula sunmuş oldukları grup önerilerinde her siyasi parti, kendi siyasi anlayışı çerçevesinde birtakım meselelerin araştırılmasını talep eder ve bu araştırılmasını arzu ettiği şeyle ilgili olarak her siyasi parti de kendi pozisyonunu alır. Bu pozisyon alış, meselenin esasına göre, esasına ilişkin bir duruş manası taşımaz. Yani kadına karşı şiddet gibi bir meselede Milliyetçi Hareket Partisinin, efendime söyleyeyim…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – …İYİ PARTİ’nin vermiş olduğu öneriye karşı veya diğer siyasi partilerin vermiş olduğu önerilerine karşı ortaya koymuş olduğu tavır, meselenin esasına yönelik algımızı, anlayışımızı, tavrımızı ortaya koymaz. Dolayısıyla bu, siyasi bir duruştur. Biz gerek İYİ PARTİ’nin gerek Cumhuriyet Halk Partisinin gerek Halkların Demokratik Partisinin vermiş olduğu grup önerilerinde konuşmadığımız gibi, bunlarla alakalı olarak hiçbirinin lehlerinde de bu zamana kadar oy kullanmamış bulunmaktayız. Kaldı ki bu mesele de, oy kullanılmamış olan bu işlere, kadına şiddet gibi, halkımızın, milletimizin topluca ortak kanaat sahibi olduğu, beraber tavır almaya çalıştığı bir mesele de bizim bu işe karşı olduğumuz anlamı taşımayacağı gibi, şu an Meclisteki mevcut sayısal duruma bakıldığında, teklif sahibi olan Cumhuriyet Halk Partisinin…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – …140 kişilik bir grubunun 30-40 kişiyle burada bu teklifin arkasında durmasını da…

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) – Sen kendine bak.

SERVET ÜNSAL (Ankara) – Sen kendine bak ya, 3 kişisiniz.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – ...sayın hatibin bulunduğu partinin, İYİ PARTİ’nin de 13-14 kişiyle buna destek olmasını da değerlendirdiğimizde, o zaman meseleyle alakalı olarak samimiyet incelemesi veya samimiyet noktasındaki değerlendirmenin çok daha farklı yapılması gerekmektedir.

Dolayısıyla araştırma önergeleri üzerinden yürütülen bu siyasi faaliyetle alakalı olarak bu zamana kadarki yapılan gayrisamimi değerlendirmeleri asla ve asla kabul edemeyeceğimizi, toplumumuzun genelini ilgilendiren meselelerle alakalı olarak yüce Meclisin hep birlikte aslında bir hassasiyet sahibi olduğunu, bunun dışında, bunun karşısında yapılan bütün değerlendirmeleri de topluca reddettiğimizi açıkça ifade etmek istiyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Altay, buyurun.

54.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, bir siyasi partinin diğer bir siyasi partiye “Siz neden böyle bir karar verdiniz?” deme hakkının olmadığına ilişkin açıklaması

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Şimdi, Sayın Başkan, bir yerde anlaşmamız lazım, o şu: Hiçbir siyasi partinin, hiçbir siyasi partiye “Siz neden böyle bir karar verdiniz, tavır koydunuz?” deme hakkı yok.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – “Neden?” demedim.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Hayır, hayır, ben şimdi söylüyorum, sizinle ilgili söylüyorum.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Eyvallah.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Yani “Milliyetçi Hareket Partisi niye bunu böyle yaptı, AK PARTİ bunu niye böyle yaptı?” Bunun partiler bakımından, nedeni bakımından sorgulanmasının bir anlamı yok ama burada bir siyaset kurumundayız. Siyasi partilerin şu hakkı doğal olarak vardır: Yani toplumun buradan beklentileri var, bu beklentilerin karşılanması noktasında bize gelen talepler üzerine biz şunu diyebiliriz: Efendim, biz Milliyetçi Hareket Partisi ve İYİ PARTİ buna destek verdik ama AK PARTİ’yle HDP destek vermedi diyebiliriz. Bunlar söylenir Levent Bey, yani bunda bir beis yok, siz de söyleyebilirsiniz. “Efendim, Mecliste şu kadar kişi vardı, bu kadar vardı.” Bu, bir denge işidir. AK PARTİ üye tam sayısının tamamını buraya getirdiği anda CHP’nin üye tam sayısının tamamı da burada olur. Bu, diğer partiler için de öyle.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Yani partilerin milletvekilleri “Senin şu kadar milletvekilin var, benim bu kadar var.” polemiğini de hangi konu olursa olsun doğru bulmam. Burada önemli olan, partilerin tavrıdır. Biz şunu biliyoruz: 1’inci partinin ve onun yanına bir parti daha eklenmeden zaten Meclisten hiçbir şey geçmez, geçemez. Yani, dolayısıyla bu dengeyi herkesin bilmesi ve doğal, millî iradenin bir yansıması olan bu dengeyi de hepimizin kabul etmesi lazım, burada bir itiraz yok, buna itiraz etmiyorum. Yani burada nedir? 301’i kim buluyorsa onun teklifi kabul edilecek. Orasıydı, burasıydı bunun kurcalanmasını da bu yönüyle doğru bulmuyoruz.

Teşekkür ederim.

FATMA KURTULAN (Mersin) – Sayın Başkan…

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Sayın Başkan…

AYLİN CESUR (Isparta) – Sayın Başkan, 60’a göre söz istiyorum.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Kısa bir cevap vermek istiyorum.

BAŞKAN – Arkadaşlar, müsaade eder misiniz. Sırayla söz vereceğim.

Şu an Sayın Müsavat Bey de bir açıklama yapacak, belki ona da cevap vermeniz gerekecek Sayın Bülbül.

FATMA KURTULAN (Mersin) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Size de söz vereceğim.

Sayın Dervişoğlu, buyurun.

55.- İzmir Milletvekili Dursun Müsavat Dervişoğlu’nun, Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül’ün yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ve sıradan olaylar üzerinden uzun tartışmalar yapılmasını anlamlı bulmadığına ilişkin açıklaması

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Efendim, çok teşekkür ediyorum.

Değerli mevkidaşım Muhammed Levent Bey'in hassasiyetini doğrusunu isterseniz anlayabilmiş değilim, herhangi bir ilzam yok, herhangi bir itham yok. Cumhuriyet Halk Partisinin bir önergesi var, dolayısıyla bu önergenin önerge sahipleri olarak Türkiye Büyük Millet Meclisinden beklediği de bir destek var. Bu kapsam içerisinde görüşmeler yapılıyor. Bazı sıcak olaylardan ötürü bir ithamla karşı karşıya bulunduğunu var saymış olabilir. Hatibimizin öyle bir ithamı da asla ve kata söz konusu değil. Olup bitenlerle ilgili partimizin görüşlerini ben dün ifade etmiştim.

Mecliste temsil edildiğimiz sayıya gelince, bu, çok zaman tartışma konusu oluyor. Doğrusunu isterseniz, ben onu da yerinde olan bir tartışma olarak görmüyorum. Önerge veriyoruz, Meclisin çoğunluğu belli.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – İktidar grubunun da sayısı belli. Bazı şeyleri hoşgörüyle karşılamamız gerektiğine ve bu sıradan olaylar üzerinden uzun tartışmalar yapılmasını anlamlı bulmadığımı ifade etmek ister Genel Kurulu saygılarımla selamlarım efendim.

BAŞKAN – Sayın Kurtulan…

56.- Mersin Milletvekili Fatma Kurtulan’ın, Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül’ün yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

FATMA KURTULAN (Mersin) – Teşekkürler Sayın Başkan.

MHP Grup Başkan Vekili Sayın Levent Bülbül -özür diliyorum, soyadını unuttum bir an- görüşlerini belirtirken “Siyasi partiler önerge verebilir, siyasi partilerin görüşleri doğrultusunda oluyor, esası teşkil etmiyor.” gibi bir ifade kullandı yani bizim vermiş olduğumuz önergelerin toplumda bir karşılığının aslında olmadığını, siyasi düşüncelerimizi ifade eden, dolayısıyla, sadece partilerimizi bağladığı babında bir cümle kurdu.

Sanırım, MHP toplumda şöyle bir basınç görüyor: Bir önergesi yok, bir sorusu yok, görüşü yok. Bundan, aldığı toplumdaki basınçtan dolayı hiç gereği olmayan bir izah ortaya koydu, şu an önümüze böyle bir şey koydu. Kim ne dedi? Demek ki toplumda, tabanında böyle bir rahatsızlık var. Sıraya diziliyor bir grup değerli milletvekilini ama sadece oturuyorlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

FATMA KURTULAN (Mersin) – Onlar da AKP gibi sadece “Kabul edenler… Etmeyenler…” meselesi geldiğinde görevlerini hatırlıyorlar. Dolayısıyla, MHP’nin böyle bir rahatsızlık duyması doğaldır. Onlara oy verenler… Bu ülkenin refahı, huzuru için toplumu ilgilendiren her türlü konuda çok değerli araştırma önergeleri geliyor, bunlara, toplumun ihtiyacına lütfen biraz kulak versinler. AKP’nin eteklerini didiştirmekten vazgeçip, AKP’ye dizayn vermekten vazgeçip biraz toplumsal sorunlarla ilgilenirlerse böyle bir basınçtan kurtulurlar diyorum.

Teşekkürler.

BAŞKAN – Sayın Bülbül, anladınız değil mi beni yani niye “en son” dediğimi?

57.- Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül’ün, İstanbul Milletvekili Engin Altay ile İzmir Milletvekili Dursun Müsavat Dervişoğlu’nun yaptığı açıklamalarındaki bazı ifadelerine ve Milliyetçi Hareket Partisinin bu zamana kadar hayatını mücadeleyle geçirdiğine ilişkin açıklaması

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Evet.

Çok teşekkür ederim Sayın Başkan.

Daha kapsamlı bir cevap verme imkânımız doğdu.

Hem Sayın Altay’ın hem Sayın Dervişoğlu’nun değerlendirmeleri açısından bakıldığında, tabii, burada, hem başında “MHP'nin ve AK PARTİ’nin oylarıyla reddedilmiştir.” diye verilen mesajla, burada “meselenin esası” derken onu kastettim yani sanki kadına karşı şiddet meselesinde bizler vurdumduymaz, bu meseleleri kale almaz, bu konularda hassasiyeti olmayan bir siyasi anlayışa sahipmişiz gibi ortaya konulan olguyu reddettiğimizin altını çizmek istedik; bu, önemlidir. Ayrıca konuşmanın bitişi sırasında da “Bu önergenin de yine aynı şekilde, aynı anlayışla reddedileceğini düşünüyorum.” dendiği için söz alma ihtiyacı hissettik.

Sayısal meseleyle ilgili bu değerlendirmemizin sebebi de şudur arkadaşlar:

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) - Yani sizler bir araştırma önergesi veriyorsanız, bir grup önerisi veriyorsanız, burada eğer bir söz söylüyorsanız, siyaseten bir meseledeki haklılığı, gerekliliği dile getiriyorsanız…

Şimdi, Adalet ve Kalkınma Partisi teklif ettiği kanunların burada oylaması sırasında yeterli sayıya sahip olamadığı takdirde herhâlde bu toplum, Adalet ve Kalkınma Partisini ayıplar, değil mi? Ayıplar. Çünkü kendi kanun teklifinin arkasında durmayan bir partinin hükmü milletimizce bellidir. Eğer araştırma önergelerini de, bu grup önerilerini de bir kanun teklifi gibi bir mesabeye yükselttiyseniz, toplum içerisinde siyasi algı olarak, eğer bu mesabede bir değerlendirme söz konusu oluyorsa toplumun da şunu çok iyi bilmesi lazım: “Siz bu önerilerin arkasında da ne kadar büyük bir samimiyetle duruyorsunuz?” diye toplumun da bunu bilmesi lazım. Yani bu kadar önemli bir meselede, bu kadar önemli meselelerle alakalı bu zamana kadar araştırma önergeleri verdiniz, bunlarla alakalı tabii ki toplum da soracak.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – “Evet, Adalet ve Kalkınma Partisi ret oyu verdi, Milliyetçi Hareket Partisi de ret oyu verdi veya çekimser oy verdi, tamam, onlar öyle de siz ne yaptınız?” diye bir soru sorulduğu zaman “Ya, biz de, işte, oturduk, verdik teklifi, nasıl olsa reddedileceğini biliyoruz, biz de 10 kişiydik, 20 kişiydik.” diyorsanız bu noktadaki bir samimiyet değerlendirmesinin de milletimizce yapılması gerektiğini burada ifade ettim ben. Bunun bu şekilde algılanması gerektiğini tekrar dile getiriyorum.

Ha, Halkın Demokratik Partisinin Sayın…

MENSUR IŞIK (Muş) – Halkların…

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – “Halkların” mı?

MENSUR IŞIK (Muş) – Halkların…

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) - Biz tabii, tek bir millet algısı içerisinde olduğumuz için “Halkların” demeyi de beceremiyoruz, kusura bakmayın! “Tek bir halk var, tek bir millet var Türkiye’de, o da Türk milleti.” dediğimiz için. (MHP sıralarından alkışlar)

MENSUR IŞIK (Muş) – Türkiye’de halklar var, halklar. Başkan, Türkiye’de halklar var, halklar.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Şimdi, Sayın Başkana ifade edeyim: Milliyetçi Hareket Partisi, fikri, zikri belli olan bir partidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Biz neyle uğraştığımızı biliriz, neyle mücadele ettiğimizi de biliriz. Milliyetçi Hareket Partisi hayatını bu zamana kadar mücadeleyle geçirmiştir. Allah’a hamdolsun ki size de bu koltuklarda bu rahatsızlığı verebiliyorsak herhâlde Milliyetçi Hareket Partisinin bu zamana kadar vermiş olduğu kararlı ve ciddi mücadelenin ürünüdür bu. Sizler bir terör örgütünün propaganda faaliyetlerini, siyasi faaliyetlerini bu Mecliste yürütebilmeyi kendinize yakıştıran bir parti olarak Milliyetçi Hareket Partisiyle alakalı olarak değerlendirme yapabilecek en son yapısınız, bunu da bilin. (MHP sıralarından “Helal olsun!” sesleri, alkışlar)

FATMA KURTULAN (Mersin) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Kurtulan, buyurun.

58.- Mersin Milletvekili Fatma Kurtulan’ın, geçmişten günümüze bu Mecliste en çok konuşulan meselenin terör ve PKK olduğuna ve artık sorunu çözme vaktinin geldiğine ilişkin açıklaması

FATMA KURTULAN (Mersin) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Ben şunu söylemek isterim: Eğer tutanaklara bakılırsa, geçmişten günümüze bu Mecliste en çok konuşulan mesele terördür, PKK’dir, ölümlerdir, taziye dilemedir vesaire. O zaman artık bu sorunu çözme vakti gelmiştir. Şu ana kadar bilinen yöntemlerle sorunun çözülmediği ortadadır. Meclisi bu kadar geren temel noktadır bu nokta. Eğer Meclisi bu kadar geriyorsa, başta MHP Grubu olmak üzere, sözlerine başlarken PKK’yle başlıyorsa demek ki bir mesele var, bir sorun var.

OLCAY KILAVUZ (Mersin) – Terör sorunu var, terör.

FATMA KURTULAN (Mersin) – Bunu yok saymakla olmuyor, bunu çözmek lazım. Şu an “tek halk” demeniz bile… Bu iş terör müdür, Kürt sorunu mudur; onu konuşmak lazım. Ben bir Kürt olarak, Kürtler olarak biz, bu ülkeyi Türklerle birlikte kurmuşsak, eşit vatandaşlık hakkının peşindeyiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSTAFA HİDAYET VAHAPOĞLU (Bursa) - Bölücülük yapma ya! Geç ya, geç ya!

BAŞKAN – Buyurun.

FATMA KURTULAN (Mersin) – Bunu kriminalize etmek, terörize etmek doğru bir yaklaşım değildir. Bu ülkede birden fazla halk vardır, onlar haklarıyla vardır, bunu görmezden gelemeyiz. Bu ülkeyi böyle diye diye bu hâle getirdiniz. Gelin “adalet” diyelim, “barış” diyelim, “kardeşlik” diyelim, “eşit vatandaşlık” diyelim diyorum, saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Akbaşoğlu…

59.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, kadına yönelik şiddetin araştırılması amacıyla verilen önergenin reddi veya kabulünün konunun kabul edilip edilmemesiyle ilgili nirengi noktası olamayacağına, Türkiye’de var olan terör sorununun çok yakın zamanda tarihe karışacağına ilişkin açıklaması

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Değerli milletvekilleri, tartışma konusu, biraz evvel kadına şiddetle ilgili araştırma önergesi üzerinde yapılan konuşma üzerine ortaya çıktı. Bizim bu konuyla ilgili görüş ve düşüncelerimizi biraz sonra bir milletvekili arkadaşımız kürsüden ifade edecek. Ancak şunu tekrar ifade etmek isterim ki dün hep beraber, bütün gruplar, kadına şiddetle ilgili görüş ve düşüncelerini net bir şekilde ortaya koydular. Burada bir araştırma önergesinin reddi veya kabulü, bu konunun kabul edilip edilmemesiyle ilgili bir nirengi noktası olamaz. O başka bir şey, bu başka bir şey. Sonuç itibarıyla bu kadar bedihi olan bir durumun tartışma konusu yapılmaması lazım, bir.

İkinci olarak, biraz evvel hakikaten bir usul tartışması yapıldı ve karar yeter sayısı istendi. Karar yeter sayısı var demek ki biz şu anda hâlâ görüşmelere devam ediyoruz. AK PARTİ bütün arkadaşlar olarak burada.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – AK PARTİ bütün grubuyla burada ancak bu önergeleri verenlerin, maalesef, kendi sayılarını dolduracak, kendilerinin sayısal bir çoğunluğu söz konusu değil; kendi sayılarını tutturamama durumu söz konusu. Bunun da tespit edilmesi lazım.

Terörle ilgili şunu ifade etmek isterim: Türkiye’de bir terör sorunu vardır, doğru. Bu terörle mücadele konusunda da son yıllarda muazzam bir mücadele yapılmaktadır. Millî ve yerli silahlarımızla içeride ve dışarıda terörün başı ezilmektedir. Terör sorunu da çok yakın bir zamanda Allah’ın izniyle tarihe karışacaktır. Bu konuda kimsenin şüphesi ve tereddüdü bulunmasın.

Teşekkür ederim.

FATMA KURTULAN (Mersin) – Hepimizi tutuklayarak! Belediyelere kayyum atayarak, hepimizi tutuklayarak terörle mücadele!

BAŞKAN – Sayın Bülbül…

60.- Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül’ün, “Türk milleti” ifadesinin kapsayıcı bir ifade olduğuna ilişkin açıklaması

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Sayın Başkan, ben, benim açımdan hadise kifayet etmiştir diye düşünüyorum. Sadece meselelerin halli için şunu ifade edeyim: Benim “Türk milleti” ifadem ayrıştırıcı bir ifade değildir. “Türk milleti” ifademiz kapsayıcı bir ifadedir. Büyük bir gönül genişliğiyle, bütün Türkiye’de 82 milyon insanımızı, Türk milletinin tamamını, hiçbir unsurunu ayrıştırmayacak şekilde, ötekileştirmeyecek şekilde, hepsini bir arada değerlendiren bir tariftir, anlayıştır. Türkiye’de Türk milletinin başka şekilde tarif edildiğine de bu zamana kadar şahit olunmamıştır.

Teşekkür ederim. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Altay…

61.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Cumhurbaşkanının AK PARTİ Grubunun Genel Kurula ilgisizliğinden müşteki olup millete şikâyet ettiğine, yaşanılan sorunları Genel Kurul gündemine getirmenin yolunun araştırma önergesi vermek olduğuna ilişkin açıklaması

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Şimdi, aslında anlamsız bir tartışma yürüyor ama madem yürütülmek isteniyor, yürütelim.

“Efendim, biz şu kadar buradayız, biz bu kadar buradayız…” Şimdi, Sayın Cumhurbaşkanı 2 defa AK PARTİ Grubunun Genel Kurula ilgisizliğinden müşteki oldu, grubu millete şikâyet etti. Şu anda AK PARTİ Grubundan 70 kişi Genel Kurulda. Biraz önce kabul edilen oylamada 160 civarında sayın milletvekili buradaydı. “Tam kadro buradayız.” diyorsunuz, e, sizin milletvekilleri başka partiye mi gitti? 125 AK PARTİ milletvekili Mecliste değil. Orasında değilim.

Şöyle bakılırsa, üye tam sayısına oranlarsanız, an itibarıyla Mecliste en kalabalık grup Cumhuriyet Halk Partisi; üye tam sayısına oranlarsanız. (CHP sıralarından alkışlar) Bu da mesele değil. Şu anda Parlamentoda Plan ve Bütçe Komisyonu çalışıyor, yurt dışında görevli milletvekilleri var. Buradan kimse bir şey elde edemez.

Araştırma önergelerini şunun için veriyoruz: Bütün grupların ittifakı olmazsa burada bir araştırma komisyonu zaten kurulmuyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Ama Meclisten beklentiler var, lokal ya da genel sorunlar var. Muhalefet partilerinin kanun yapma ehliyeti olmadığına göre -yani çoğunluk bakımından, burada yanlış anlaşılmasın- yapabilecekleri tek şey var; Türkiye’de yaşanan sorunları, lokal ya da genel sorunları Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunun gündemine getirmek. Bunun yolu araştırma önergesi vermektir. Bunu vermeye devam edeceğiz. Biz burada 139 kişi olsak da, tam kadro olsak da araştırma önergesi diğer siyasi partilerin desteğini almadan zaten kabul edilmiyor. Bunun bilincindeyiz. Buradan yürüyerek “E, siz önerge verdiniz de 40 kişiydiniz, 50 kişiydiniz.” denirse bu olmaz. Buna gerek yok.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Üstünüze düşeni yapın diyoruz. Üstünüze düşeni yapın.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – O zaman her gün çetele tutacağız, hiç gerek yok. Milletimiz, Meclisteki boş koltukları görüyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Ama millet şunun da farkında: Meclisin komisyonlarının olduğunun, milletvekillerinin seçim bölgelerinde, yurt dışında görevleri olduğunun farkında. Milletvekillerimiz boş durmuyor. Yasama faaliyeti Genel Kurulla sınırlı değil, bu da bilinen bir gerçek olduğu için tekrar ben de şunu diyorum: Öyle böyle gereksiz polemik yapacağımıza Meclisten beklentisi olan herkesin sorununa burada 5 grup el birliğiyle çare olalım, derman olalım; onun için buradayız, burada olmamızın sebebi bu. Ama yara kaşımayı seviyoruz; birimiz milliyetçiliği, birimiz terörü, birimiz ulusalcılığı… Bunu yapmayalım, bunu söylüyoruz. Burada hizmet edelim, milletin derdine derman olalım.

Teşekkürler. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) - Milliyetçilik bir yara değildir. Öyle deme ağabey, öyle deme; milliyetçilik bir yara değildir.

BAŞKAN - Sayın Akbaşoğlu, sizi de dinleyelim son kez.

62.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, araştırma önergesi verilmesinden rahatsızlık duymadıklarına ilişkin açıklaması

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Araştırma önergeleri verilmesinden hiç kimsenin rahatsızlık duyması söz konusu değil, her türlü önerge getirilebilir, getiriliyor nitekim ve biz de görüşlerimizi ortaya koyuyoruz. Bununla beraber, hem bir taraftan “Yoksunuz.” diye suçlayıp hem de oradan kıyas yapıp kendi oranının daha fazla olduğunu hakikat hilafına beyan etmek doğru değil.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayalım, sayalım.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayalım, hep beraber sayalım.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Kapıları kilitleyelim, sayalım.

Kilitleyin kapıları!

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Sonuç itibarıyla, biraz evvel siz usul tartışması açtınız; hakkınızdır, açtınız. Ne oldu? Sonuçta karar yeter sayısı var, Meclis çalışmaya devam ediyor; işte, Plan ve Bütçe devam ediyor, başka toplantılar var, başka kanun çalışmaları var milletvekillerimizin. Dolayısıyla malumun ilamını ortaya koyuyorsunuz.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Ben demiyorum, Tayyip Bey söylüyor. Tayyip Bey yalan mı söylüyor? Tayyip Erdoğan yalan mı söylüyor?

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Siz önce şu size sorduğumuz soruların cevabını verin ya. Şu Sayın Kılıçdaroğlu’yla, şu CHP’liyle, Cumhurbaşkanıyla görüşen CHP’liyle ilgili cevap veremediniz, bunun cevabını verin. (CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Değerli arkadaşlar, kifayetimüzakere diyeceğim bu konuyla ilgili ama Sayın Cesur’un sataşma olduğuna ilişkin bir söz talebi var. Sataşma yok ama kendisine yerinden bir dakika söz vereceğim.

Buyurun.

63.- Isparta Milletvekili Aylin Cesur’un, CHP grup önerisi üzerinde İYİ PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasında tespitte bulunduğuna ilişkin açıklaması

AYLİN CESUR (Isparta) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ben sadece şunu ifade etmek istiyorum: Sayın Grup Başkan Vekilimiz zaten bu konudaki düşüncelerini MHP Grup Başkan Vekili Sayın Levent Bülbül’e ifade etti. Ben az önce bir tespit yaptım, bir durum tespitidir bu. Bizim gecen sene verdiğimiz önerge, aynen söylediğim gibi, AK PARTİ ve MHP’nin oylarıyla reddedildi. Kendileri buna itiraz ettiler. O zaman –önümüzde- şimdi bir önerge oylanacak, buyursunlar, samimiyetlerini burada hepimize göstersinler. “Kadına şiddete karşıyız, bunun gereğini yapalım.” diyor Cumhuriyet Halk Partisi. Şimdi oylama yapılacak milletimizin huzurunda, bu oylamayı da hep beraber birlikte izleyeceğiz, kimin düşüncesinin gerçekten doğru olduğu da ortaya çıkacak biraz sonra.

BAŞKAN – Sayın Cesur, son on dakikadır bunları tartışıyorduk zaten.

Teşekkür ediyorum.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Sayın Altay, herhâlde son bir kez söz talebiniz var.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Akbaşoğlu, biraz önce, bir konuda cevap vermemi istedi.

BAŞKAN – Doğru, doğru.

Buyurun.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Akbaşoğlu, vermeyeceğiz. (CHP sıralarından alkışlar)

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Sayın Akbaşoğlu, bundan daha güzel bir cevap olur mu?

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Tek kelime, tek kelime...

BAŞKAN – Buyurun.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Grup Başkan Vekili, cevap veremezsiniz ki… Verilecek cevapları yok.

BAŞKAN – Evet, değerli arkadaşlar, teşekkür ediyorum.

VI.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

3.- CHP Grubunun, Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer ve arkadaşları tarafından, kadına yönelik şiddetin araştırılması ve koruma mekanizmalarının yeterli olup olmadığının tespit edilmesi amacıyla 27/11/2019 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 27 Kasım 2019 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN - Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Sayın Filiz Kerestecioğlu Demir.

Buyurun.

HDP GRUBU ADINA FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; önerge neydi? Kadına yönelik şiddetin sebeplerinin araştırılması. Kadınları, yine, gerçekten, böyle fütursuz bir şekilde ve bu meseleyi sulandırarak yok ettiniz. Yani isterdim ki kadına yönelik şiddetin sebepleri şurada doğru dürüst konuşulsun. Maşallah, başta yeterince, mebzul miktarda erkek milletvekili olmak üzere söz aldınız ve bu konu hakkında tek laf etmediniz. Yok, sayı kaçmış, öyle miymiş, böyle miymiş? Dünyanın en saçma tartışmasını yaptınız, gerçekten sizleri tebrik ederim (!) (HDP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sizin de bir dakikanız gitti bu arada.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Gidebilir, feda olsun, gidebilir.

Değerli arkadaşlar, kadın yoksulluğuna karşı mücadele etmeden şiddet önlenemez. 6284 sayılı Kanun’u, İstanbul Sözleşmesi’ni etkin uygulamadan şiddet önlenemez. Yalan yanlış sözlerle nafaka hakkımız gasbedilmeye çalışılarak şiddet önlenemez. Küçük yaşta çocukları kalkıp evlendirmeye teşvik etmekle şiddet önlenemez. Kadınlar bütün bunlar için 25 Kasımda sokağa çıktı, çıktık hep beraber ve “Kadınları değil, cinayeti engelle.” diye bağırdık çünkü toplantı ve gösteri bir haktır ama bu hakkımız her yerde gasbedilmeye çalışıldı, tıpkı birçok zaman burada da olduğu gibi. Evet, aynı erkek egemenliği nasıl bu ülkede varsa bu Mecliste de çok böyle üst perdeden devam ediyor ve buna karşı da mücadele edecek olanlar kadınlar.

Burada zaten kadına yönelik şiddetle ilgili epey konuşma yapıldı ve genel olarak bunu yapacak olan zaten alanlardaki kadınlardır ve bizim mücadelemizdir ama dilin politik oluşu üzerine ben birkaç söz söylemek istiyorum.

“Kadınlarımız” “kızlarımız” “çocuklarımız” “şunlarımız” “bunlarımız…” Arkadaşlar, iyelik eki hiyerarşi kurar. “Kadınlarımız” “kızlarımız” “çocuklarımız” diye konuşmayalım lütfen. Bu, bazen acıma hissini yaşatmak için ama aslında o hiyerarşiyi tescil ederek kullanılan bir dil, bazen de ezilen gruplar üzerindeki egemenliği teyit etmek için. Tersinden bir diğer örnek ise şu: “Tecavüzcüsü…” “Tecavüzcüsüyle evlendi.” Arkadaşlar, kendine tecavüz eden kişiyi sahiplenmek, onunla tanımlanmak istemez hiçbir kadın. Bu nedenle “tecavüzcü” denir, “tecavüzcüsü” denmez. Lütfen, dilin politik olduğunu unutmayalım ve kullandığımız kavramlara da dikkat edelim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın lütfen Sayın Demir.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Ancak son olarak şunu söylemek isterim ki tabii ki bu dili, bu erkek egemen dili ve politik dili değiştirecek olan da yine kadınlardır. Bu konuda erkeklerden zaten herhangi bir beklentimiz yok.

İstanbul Sözleşmesi yaşatır diyorum ve bir kez olsun, o sözleşmeyi, bir zamanlar “İstanbul’da ve ilk biz imzaladık.” diye övündüğünüz o sözleşmeyi her bir milletvekili okusun ve gerçekten, nasıl önlemler getirdiğini, aslında onun etkin uygulanmasının nasıl bu ülkede kadın cinayetlerini önleyebileceğini ve kadınların birer sayı olmadığını, aslında birer kimlik, kişilik olduğunu gösterebileceğini anlarız.

Saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Sayın Çiğdem Erdoğan Atabek.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA ÇİĞDEM ERDOĞAN ATABEK (Sakarya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Cumhuriyet Halk Partisinin kadına yönelik şiddetin araştırılması amacıyla verdiği önerge üzerinde AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Dünyanın farklı coğrafyalarında şiddete maruz kalarak hayatını kaybeden kadınlarımızı saygıyla ve rahmetle yâd ediyorum.

Şiddet insanın temel hak ve hürriyetlerinin önündeki en büyük engel. Dolayısıyla şiddetin bahanesi, mazereti ve gerekçesi olamaz. Dünyada her yıl maalesef 1,4 milyon insan şiddet sebebiyle hayatını kaybediyor. Buna en çok kadınlar, çocuklar, yaşlılar, engelliler, göçmenler, evsizler ve mülteciler maruz kalmaktadır. Kadına yönelik şiddet ise bugün tüm dünyada bir insan hakları sorunu olarak devam etmekte. Birleşmiş Milletler verilerine göre, dünyada her 3 kadından 1’i yaşamının herhangi bir sürecinde fiziksel veya cinsel şiddete maruz kalmaktadır.

Daha geçen hafta, CHP Grup Başkan Vekilinin AK PARTİ Grup Başkan Vekilimiz Sayın Özlem Zengin’e “Bu kadına haddini bildirin.” diyerek uyguladığı sözlü şiddet sonrası bu önergeyi Meclise getirmeniz son derece manidar. Şunu sormak istiyorum: Bu önergeye imza atan CHP’li milletvekili arkadaşlarım, Özlem Hanım’a gösterilen sözlü şiddet eyleminden sonra kendi Genel Merkezinize de benzer bir öneride bulunmuş muydunuz?

Biz AK PARTİ olarak, şiddet nereden gelirse gelsin, kime gelirse gelsin, her zaman şiddet eyleminin karşısında bir duruş sergilemekteyiz. Saygıdeğer Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın ifadesiyle, şiddeti bir insanlık suçu olarak görüyor, sıfır tolerans ilkesiyle çalışmalarımızı yürütüyoruz. Bu yaklaşım doğrultusunda, kadına yönelik şiddetle mücadeleye dair çalışmalar 4 ana başlık etrafında toplanmakta: Mevzuatın etkin ve doğru uygulanması, şiddet mağdurlarının kurumsal hizmetlerle korunması ve desteklenmesi, farkındalık oluşturma ve bilinç yükseltme, araştırma ve veri entegrasyonu.

Yasal anlamda, 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun’un yürürlüğe girmesiyle ciddi bir mesafe kaydedildi, ikincil mevzuatlarla da oluşan yasal zeminin altı dolduruldu. Önemli bir başka hizmet ise açılan kamu davalarına Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının müdahil olup hukuki sürecin her safhasında da Bakanlığın takipçi olmasıdır.

ŞÖNİM, (Şiddet Önleme ve İzleme Merkezleri) bugün tüm illerimizde faaliyetlerine devam etmekte.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi lütfen.

ÇİĞDEM ERDOĞAN ATABEK (Devamla) - Şiddet Önleme ve İzleme Merkezleri 2013 yılında faaliyete başladığında 19.500 kişiye hizmet sunmuşken 2019 yılında 137 bin kadın, 16 bin çocuk ve 8 bin erkek olmak üzere 161 bin kişiye hizmet sunmuştur.

Kadınlarımızın şiddet anında en yakın kolluk birimine en hızlı şekilde ulaşması için İçişleri Bakanlığı tarafından geliştirilen KADES (Kadın Destek Sistemi) mobil uygulaması kullanılmaktadır.

Kadına yönelik şiddetle mücadelede toplum genelinde farkındalığın geliştirilmesi çok önemli. Bu amaçla, ilgili kurumlar ile Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı kadına yönelik şiddetle mücadele kapsamında eğitim protokolleri imzalamış ve farklı kurumlardan 954 bin kamu çalışanına eğitim verilmiştir.

Bakanlıkların ortak çalışmalarından biri de kurumlar arası veri entegrasyonudur. Adalet Bakanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğüyle veri sistemi entegrasyonu tamamlanmıştır.

Kadına yönelik şiddet tek bir kurumun müdahalesi ve gayretleriyle sona erdirilecek bir sorun değil. Bu alanda etkin ve sürdürülebilir çözümler ancak güçlü ve kararlı iş birlikleriyle mümkün.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Son cümlenizi alayım.

ÇİĞDEM ERDOĞAN ATABEK (Devamla) – Tüm bu kurumlar, özel sektör, sivil toplum kuruluşları, akademi ve medya olarak ancak el ele verip tek yürek olursak başarılı oluruz.

Grup önerisini Genel Kurulun takdirine sunuyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 17.21

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 17.33

BAŞKAN: Başkan Vekili Süreyya Sadi BİLGİÇ

KÂTİP ÜYELER: Nurhayat ALTACA KAYIŞOĞLU (Bursa), Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 23’üncü Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Alınan karar gereğince, gündemin “Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, Antalya Milletvekili Kemal Çelik ile 104 Milletvekilinin Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Tekirdağ Milletvekili Mustafa Şentop’un Türk Vatandaşlığı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve İçişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

VIII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Teklifleri

1.- Antalya Milletvekili Kemal Çelik ile 104 Milletvekilinin Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2368) ile Tekirdağ Milletvekili Mustafa Şentop’un Türk Vatandaşlığı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/2385) ve İçişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 144) (x)

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Dünkü birleşimde İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülen 144 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin birinci bölümünde yer alan 1’inci maddenin önerge işleminde kalınmıştı.

1’inci madde üzerinde 4 önerge vardır. Aynı mahiyetteki bu önergeleri birlikte işleme alacağım.

Önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 144 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 1’inci maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                            Filiz Kerestecioğlu Demir                                  Rıdvan Turan                                             Habip Eksik

                                          Ankara                                                      Mersin                                                        Iğdır

                                      Mensur Işık                                                                                                     Meral Danış Beştaş

                                            Muş                                                                                                                            Siirt

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

                                       Ali Öztunç                                                Nihat Yeşil                                            Ensar Aytekin

                                   Kahramanmaraş                                               Ankara                                                     Balıkesir

                                     Yaşar Tüzün                                             Erkan Aydın                                              Ahmet Önal

                                          Bilecik                                                       Bursa                                                     Kırıkkale

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

                          Dursun Müsavat Dervişoğlu                                Orhan Çakırlar                                            Dursun Ataş

                                           İzmir                                                        Edirne                                                      Kayseri

                                 Zeki Hakan Sıdalı                                          Ümit Beyaz                                               Ayhan Erel

                                          Mersin                                                     İstanbul                                                    Aksaray

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

                         Muhammet Emin Akbaşoğlu                            Arife Polat Düzgün                         Mehmet Doğan Kubat

                                          Çankırı                                                      Ankara                                                     İstanbul

                                       Fatih Şahin                                               Habibe Öçal                             Hacı Bayram Türkoğlu

                                          Ankara                                               Kahramanmaraş                                                Hatay

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI CELALETTİN GÜVENÇ (Kahramanmaraş) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ilk söz, Sayın Filiz Kerestecioğlu Demir’in

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; on yedi yılda devleti adım adım âdeta bir şirkete dönüştürürken iktidarın lügatimize kazandırdığı sihirli sözcüklerden biri de performans. Bu teklifin ilk maddesi de mülki idare amirlerinin, tabiri caizse, performanslarıyla alakalı yani bir mülki idare amirinin birinci sınıfa ayrılma yeterliliğini kaybetme koşulları düzenleniyor. Normal bir hukuk devletinde yaşıyor olsak, liyakat ve hesap verebilirlik şartlarına bağlı bir idari teşkilattan söz edebilsek bu maddeyi de bir iç denetim yolunun düzenlenmesi şeklinde ele alabilirdik. Lakin ülkemizde işler böyle yürümüyor. Devlet teşkilatlanması tarikatlar, dinî gruplar arasında paylaştırılmışken, bakanlıklar patronlar arasında bölüştürülürken, ihraçların üstüne bir de fişleme artık olağan bir uygulamaya dönüşmüşken hangi yeterlilik kriterinden bahsediyoruz? Bizcesini söyleyelim: Kamusal alanın güvenlik paranoyasıyla terörize edilmesi, en ufak bir açıklamanın, toplantının, protestonun yasaklanması, polis şiddetiyle bastırılması yeterlilik sayılabiliyor.

10 Ekim katliamında ihbarlara rağmen gerekeni yapmayan kamu görevlilerini korumak için “Soruşturulamazlar.” kararı veren valiler mi birinci sınıf yoksa 31 Mart gecesi uyumayıp da HDP’li belediyelere kayyum atanmasını talep edenler mi? 25 Kasım haftasında Van’da, Mardin’de ve birçok ilde HDP’nin kadına yönelik şiddetle ilgili broşürlerine toplatma kararı veren, hiçbir gerekçe olmaksızın süresiz eylem ve toplantı yasağı koyanlar mı yoksa liyakat sahibi? Devlet nizamı bunlarla mı kurulabilir sanıyorsunuz? Toplumsal düzen böyle mi korunabilir gerçekten? Yanıtları, geçtiğimiz hafta İçişleri Bakanlığı bütçesinde bizzat Bakandan aldık aslında. Yine, tek tek, muhalif her bir grubun nasıl düşman ilan edildiğini, insanların haklarının sırf iktidarı eleştirdikleri için ellerinden alınabileceği fikrinin nasıl olağanlaştığını dinledik. Bakanın ağzındaki sihirli kelimeler: “Güvenlik tehdidi, düşmanlar, terör, tehlike, operasyon, gözetleme, kontrol, güvensizlik ortamı, kaos.” İşte, bu kelimelerle örtülüyor hakikatlerin üzeri ve bu kelimeler sayesinde ülkede artık her türlü hukuksuzluk mübah.

Değerli arkadaşlar, bütçe görüşmeleri, devletin işleyişini enine boyuna ele aldığımız bir süreç olabilirdi; müzakere ve istişare yolundan gidebilseydik, gerçekten bu ülkenin yurttaşları için çok daha fazla şey yapabilirdik. Oysa bugün işler öyle vahim bir hâlde ki devlet eliyle işlenen suçları görmezden gelen bir Meclis işleyişi var. Örneğin, Ayten Öztürk adlı yurttaşa yeri bilinmeyen bir gözaltı merkezinde aylarca işkence yapıldığı söyleniyor. Ayten Öztürk ifadesinde burada tutulduğu süreci anlatırken orada başka insanların da tutulduğundan söz ediyor ama hiç kimse, hiç kimse “Bu gözaltı merkezi nerededir?” diye sormuyor, bu iddialara karşı hiçbir yetkili çıkıp da akla uygun bir açıklama yapmıyor. Buradaki herkes Sanasaryan Han’ın adını az çok duymuştur. Siz “yok” falan deseniz de devlet şiddetinin bu ülkenin en has gerçeklerinden biri olduğunu Diyarbakır, Mamak, Metris Cezaevleri kadar iyi anlatır Sanasaryan Han; Erzurumlu bir tüccarın el konulan mülkü Emniyetin komünistlere, muhaliflere işkence yaptığı bir sorgu merkezidir. Sormak isterim: “Bir daha asla olmaz.” diyebilir misiniz? Bu ülkede devlet eliyle işlenen suçların hesabı verilmiş olsaydı, belki derdik. Geçmişle yüzleşmek, hakikatleri konuşmak için diyalog ve çözümden yana bir irade konulsaydı, belki derdik ama yok. Tanık da olsa, görüntü kaydı da olsa, bizzat gözünüzün önünde de olsa artık sizde haksızlıklara, hukuksuzluklara “yeter” diyecek bir irade ne yazık ki göremiyoruz fakat bilmelisiniz ki bu ülkede bir baskı geleneği olduğu gibi köklü bir direniş ve hak mücadelesi de var. Hani “Susmuyoruz.” “Korkmuyoruz.” “İtaat etmiyoruz.” diyoruz ya, aynen işte öyle.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) - Sonuç olarak, bu maddenin tasarıdan geri çekilmesini talep ediyoruz.

Saygılarımla. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Değerli arkadaşlar, madde sayısı oldukça fazla olan, 98 maddelik bir kanun görüşmesi olduğu için, önergeler üzerindeki konuşma sürelerinde uzatmaya gitmeyeceğim; bunu sizlerle paylaşmış olayım.

Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde diğer söz talebi, Sayın Erkan Aydın’ın.

Buyurun.

ERKAN AYDIN (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

144 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 1’inci maddesindeki önerge üzerinde söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Burada, bölüm ve geneli hakkında konuşulurken ifade edildi ancak bir kez de ben ifade etmek istiyorum. Komisyon görüşmeleri başlamadan yirmi dört saat önce 95 olan Komisyonda 98 maddeye çıkan bu yasa teklifinin, içinde 30’a yakın kanun maddesini ilgilendiren, her konunun içine atıldığı ve maalesef, âdeta çorbaya dönmüş, belli ki bir yerden talimatla çıkarılmak üzere Genel Kurula gelen bu yasa teklifinin bir kez daha yanlış olduğunun altını çiziyorum. Gerçekten sağlıklı, tekrar tekrar değiştirmek zorunda kalmayacağımız yasa teklifleri için -daha önceden gelen- müzakereyle ve bu toplumun yararına çalışmalar yapmak zorundayız diyorum.

Biz Komisyonda da bu 1’inci maddeyle ilgili uyarılarımızı yaptık. 1’inci madde, mülki idare amirlerinin, 1930 yılında çıkan 1700 sayılı Kanun’a göre hak ettikleri birinci sınıf statüsünü nasıl kaybedileceğiyle ilgili bir düzenleme. Şimdi, bakın, mülki idare amiri bu konuma nasıl gelebiliyor; kanunda yaklaşık 15 tane koşul sıralanmış, denilmiş ki: On beş yılı dolduracak, kazanılmış hak aylıkları birinci derecede olacak; sicil notları, mülki idare amiri değerlendirme raporları, mülkiye müfettişlerince düzenlenen özel gizli rapor ve değerlendirme belgeleri, takdirname, ödül, tecziye ve yabancı dil bilgisi ölçütleri dikkate alınarak yapılacak değerlendirmeye göre meslekte başarılı bulunmak; cumhuriyetin temel niteliklerine aykırı davranışta bulunmaktan dolayı affa uğramış olsa bile hüküm giymemiş veya bu nitelikteki suçlardan birinci sınıf mülki idare amirliğine ayrılmaya engel bir disiplin cezası almamış olmak; mesleğin vakar ve onuruyla bağdaşmayan veya kişisel haysiyet ve itibarını zedeleyen bir suçtan hüküm giymemiş olmak; aylıktan kesme veya kademe ilerlemesinin durdurulması cezası almamış olmak. Gerekçede belirtildiği gibi, bugüne kadar birinci sınıf statüsünün kaybedilmesine ilişkin bir mevzuat yoktu ama birinci sınıfı kazanmak için 15’e yakın üstün nitelikte özellik sergileyeceksiniz, on beş yıl boyunca bekleyeceksiniz ama birinci sınıf statüsünü mülki idare amiri kaybederken Bakanın iki dudağı arasında, âdeta “Boş ol, boş ol, boş ol.” der gibi “Seni bu görevden aldım.” diyeceksiniz. Daha önce neydi? “Bakanlıktan” olan ibare, burada “Bakan” oluyor. Belli ki tek adam idaresini çok sevdiniz. Saraydaki tek adamın her şeye karar vermesini aşağıya doğru indirip bakanların da aynı şekilde hüküm vermesi ve idare etmesini uygulamaya koymaya çalışıyorsunuz.

Değerli milletvekilleri, bu ülke Ergenekon’da, Balyoz’da birilerinin FET֒yle iş birliği yapması sonucunda birçok yurtseverin, vatanseverin askerin, polisin, idarecinin bir kişinin sözüyle nasıl hapislerde çürütüldüğünü, hayatlarını kaybettiğini yaşadı. Eğer siz bu maddeyi geçirirseniz... Bugün FETÖ yok, başka tarikatlar gelir ve o bakanı o tarikatlar da kandırırsa sonunda “Kandırıldık; Allah affetsin, millet affetsin.” noktasına geleceğinizi düşünerek bu tür yetkiyi bir kişinin iki dudağının arasına vermek hem demokrasimiz açısından hem hukuk açısından hem de Anayasa açısından son derece zararlıdır çünkü gayet iyi biliyoruz ki istediğiniz kişiyi görevden alabilmek adına çıkaracağınız bu yasa, gelecekte emin olun, en başta gene sizin başınızı ağrıtacak. Biz daha önce olduğu gibi, buradan uyarılarımızı yapıyoruz. Rahmetli Kamer Genç’in söylediği gibi, bu iş birliklerini yapmayın, sonunda bütün milleti bu sıkıntılar boğacak diyoruz.

Umarım, bu uyarılarımızdan sonra bu 98 maddelik yasa teklifinden 1’inci maddeyi geri çekersiniz ve biz de hem Komisyonda hem Genel Kurulda haklı olarak yaptığımız uyarıların iktidar tarafından dikkate alındığını göz önünde bulundurur, olası başka keyfî uygulamaların, “Tipini beğenmedim.” “Hareketini beğenmedim.” diyerek görevden alınmaların önünü kesmiş oluruz diyorum ve Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Diğer önerge üzerindeki söz talebi Sayın Ayhan Erel’in.

Buyurun Sayın Erel. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

AYHAN EREL (Aksaray) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, yüce Türk milleti; görüşülmekte olan 144 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 1’inci maddesindeki önerge üzerinde partim İYİ PARTİ adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi ve yüce Türk milletini saygıyla selamlıyorum.

Bu kanun teklifinin 1’inci maddesinin teklif metninden çıkarılmasını uygun bulmaktayız zira bir insanın geleceği sadece bir bakanın iki dudağı arasına hapsedilmemelidir diye düşünüyorum.

Ülkemizde hak ve özgürlüklerin korunmasında ve kamu güvenliğinin sağlanmasında toplum hayatı için vazgeçilmez bir unsur olan, canları pahasına zor şartlarda görevlerini yerine getiren polislerimizin lehine olan her türlü kanuni düzenlemeleri İYİ PARTİ adına desteklediğimizi ifade etmek istiyorum.

“Sönmesin diye yurdumun üstündeki ışığı/ Kimimiz beyaz olmuşuz, kimimiz al kırmızı/ Kimimiz hilali olduk, kimimiz ise yıldızı/ Feda deyip verdik canımızı/ Kanımızla bayrağımıza hep al olduk/ Can verip toprağa vatan olduk/ Göklerde dalga dalga dalgalandırdık ay yıldızımızı.” diyerek görevlerini yerine getiren tüm Emniyet mensuplarımızı takdirle ve sevgiyle selamlıyor, vatanı ve milleti uğuruna canlarını veren kahraman Emniyet mensuplarına Allah’tan rahmet diliyor, gazi polislerimize de sağlıklı uzun ömürler niyaz ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; zor ve zorluğu ölçüsünde de onurlu görevlerini büyük bir fedakârlıkla yerine getiren polislerimizin başlıca sorunlarından biri ek gösterge sorunu. Yıllarca söz verildiği hâlde bir türlü yerine getirilemeyen kahraman polislerimizin ek göstergesinin bir an önce verilmesi artık bir vazife hâline, bir namus borcu hâline gelmiştir diye düşünüyorum. Böylelikle, ücret adaletsizliğinin giderilmesine ve ek göstergeyle emeklilikte sefalete mahkûm edilen polislerimizin emeklilik hayatlarını bir nebze olsun rahat geçirmelerine vesile olunacaktır diye düşünüyoruz.

Jandarma astsubaylarının 1995 yılında yapılan bir düzenlemeyle ek göstergeleri 2200’den 3600’e çıkarılmıştı. Güzel bir uygulama olan, astsubaylara uygulanan ek gösterge rakamlarının aynı şekilde polis memurlarına da uygulanması gerekmektedir. Bu güzellik, polislerimizin moral ve motivasyonunu artıracak; daha olumlu, daha güzel işler, daha başarılı işler yapmalarına vesile olacaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye'nin çeşitli illerinde yıllardır 12/12 çalışma sistemiyle görev yapan polislerin çalışma sistemi 26 Şubat 2018 tarihinden itibaren kısmen normale dönmüştü. İçişleri Bakanı Sayın Süleyman Soylu’nun polislerin mesai saatlerinde düzenleme yapmak istediklerini belirtmesi ve esas hedefin 8/24 olduğunu söylemesi Emniyet teşkilatını umutlandırmıştır. Bu söylemlerin üzerinden yaklaşık bir yıl geçmesine rağmen, hâlâ birçok ilimizdeki 12/12 çalışma sistemiyle polislerin maddi ve manevi mağduriyet yaşamasına sebep olmaktadır. Bir polis memurunun, ek görevler hariç, yılda toplam 3.720 saat görev başında olması ve haftada 60 saati geçen çalışma sonrası yeterli dinlenememekten, hakkıyla bir tatil yapamamaktan, çöken ruhsal yapı ve zayıf düşen fizyolojik yapıdan, ailesine, çocuklarına yeterli zaman ayıramamaktan kaynaklanan aşırı stres ve sonrası yaşanan önemli ruhsal travmalar geçirdiği hepimizce bilinmektedir.

Değerli milletvekilleri, fedakâr ve özverili şekilde görevini her anlamda layıkıyla yapan polis teşkilatı mensupları, görevde ve emeklilikteki ücret adaletsizliklerinin ve mağduriyetlerinin yüce Meclisimizde giderileceğini ümit ediyor; birinci sınıf emniyet müdürlüğüne geçişteki sürelerde yaşanan mağduriyetlerin giderilmesini de beklemektedirler.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki son önerge üzerinde söz talebi? Yok.

Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Önergeyle, 1700 sayılı Dahiliye Memurları Kanunu’nun ek 4’üncü maddesinde yapılan düzenlemenin tekliften çıkarılması öngörülmektedir.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Böylece 1’inci madde teklif metninden çıkmıştır. Bir karışıklığa mahal vermemek için, Komisyonun kabul ettiği mevcut madde numaraları üzerinden devam edeceğiz. Kanun yazımı esnasında madde numaraları teselsül ettirilecektir.

2’nci madde üzerinde 4 önerge vardır, aykırılık sırasına göre okutacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 144 sıra sayılı Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 2’nci maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                                       Ali Öztunç                                                Nihat Yeşil                                           Mahmut Tanal

                                   Kahramanmaraş                                               Ankara                                                     İstanbul

                                    Ensar Aytekin                                             Gürsel Erol                                                 Ali Şeker

                                         Balıkesir                                                     Elâzığ                                                      İstanbul

                                     Erkan Aydın                                       İlhami Özcan Aygun                                       Yaşar Tüzün

                                           Bursa                                                      Tekirdağ                                                    Bilecek

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ SERMET ATAY (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Komisyonun katılmadığı önerge üzerinde, Sayın Gürsel Erol. (CHP sıralarından alkışlar)

GÜRSEL EROL (Elâzığ) – Sayın Başkanım, sayın milletvekilleri; hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Konuşmama başlarken geçen hafta, Kenan Evren ve darbeci generallerin adlarının kamu kuruluşlarından, caddelerden, sokaklardan, okullardan, kışlalardan silinmesiyle ilgili bir araştırma önergesi vermiştim; araştırma önergesiyle ilgili, Meclisimizdeki bütün siyasi partilerin bu konuda ortak bir düşünceyi paylaşmış olmasından, buluşmuş olmasından duyduğum memnuniyeti ifade ederek bütün gruplara teşekkür ederim ve burada İçişleri Bakanlığımızın değerli bürokratları, Bakan Yardımcıları, İçişleri Komisyonumuzun hazır bulunduğu bir ortamda da bunu seslendirmek isterim.

Ankara, Türkiye’nin başkenti, başkentin ilçelerinden biri Evren yani 1982 yılında, Kenan Evren’in döneminde atamayla göreve gelen belediye başkanının ismini değiştirdiği bir ilçe. İlçe isminin değişmesi için İçişleri Komisyonundan kanun değişikliğiyle ilgili bir teklif gelmesi lazım. Bu teklifi de Ankara Milletvekilimiz Tekin Bingöl verdiler. Bunun değerlendirilerek Ankara’da, başkentte Kenan Evren’in adının önce ilçenin adından çıkarılmasıyla ilgili talebin değerlendirilmesini Komisyondan ve Bakanlık yetkililerinden rica ediyorum.

Bugün, aslında, maddeyle ilgili değil, ben genelde terörle ilgili konuşmak isterim.

Değerli milletvekilleri, PKK bir terör örgütü müdür? Evet, PKK bir terör örgütüdür. PYD bir terör örgütü müdür? Evet, PYD bir terör örgütüdür? YPG bir terör örgütü müdür? Evet, YPG bir terör örgütüdür. FETÖ bir terör örgütü müdür? Evet, FETÖ bir terör örgütüdür. Aynı zamanda, ülkemizin anayasal düzenine, yurttaşlarımızın can ve mal güvenliğine yönelik her tehdit içerisinde bulunan eylem, terör eylemidir. Bu konuda hiç kimsenin bir endişesi yok. Devlet, kamu düzenini, kamu otoritesini korumak adına, yurttaşlarının can ve mal güvenliğini sağlamak adına yurt içinde de yurt dışında da operasyon yapma yetkisine sahiptir; operasyonlarda İHA’yı da kullanır, SİHA’yı da kullanır. Devletin böyle bir sorumluluğu vardır çünkü önceliği kendi üniter devlet yapısını korumak, önceliği kendi vatandaşlarının can ve mal güvenliğini korumaktır. Bu, kim iktidar olursa olsun, bugüne kadar Türkiye Cumhuriyeti hükûmetlerinin, herkesin yaptığı uygulamadır ve bunun arkasında Meclis her zaman da durmuştur.

Ama burada şöyle bir sorun var, onu da gündeme getireyim: Ben geçen dönem Tunceli Milletvekiliydim. Tunceli Milletvekilliğim döneminde de bu kürsüde zaman zaman gündeme getirdim. Olayı yalnızca kendi bakış açınızla değerlendiremezsiniz, yalnızca kendi parti politikalarınızla değerlendiremezsiniz. Parlamentonun bir geleneği vardır, Parlamentonun bir saygınlığı vardır. Bu kürsüde, geçmiş dönemlerde, Merve Kavakcı’ya başörtüsünden dolayı, yaşam tarzından dolayı, düşüncelerinden dolayı yemin ettirilmemesi ne kadar büyük bir hataysa milletvekillerinin dokunulmazlığının kaldırılması da o derecede büyük bir hatadır çünkü terör suçlarında milletvekilleriyle ilgili, dokunulmazlık şart değildir. Terör suçlarında zaten milletvekillerinde dokunulmazlık aranmaz.

Ayrıca, kayyum belediyeleri: Bakın, değerli milletvekilleri, ben bunu bir algı yaratmak için söylemiyorum. Cumhuriyet Halk Partisinin her milletvekili terör karşıtıdır. Ben de Tunceli Milletvekilliğim döneminde Tunceli’de teröre karşı yürüyüş yapmış ve terör örgütünün hedefine oturmuş birisiyim. Ama doğruları, Parlamentonun saygınlığını konuşmamız lazım, siyasetin saygınlığını konuşmamız lazım. Bunları kendi aramızda, kendi siyasi düşüncemize göre yorumlayarak değerlendiremeyiz.

Türkiye’de, siyasi partileri temsil eden milletvekilleri, belediye başkanları suç işleyebilir mi? Evet, işleyebilir, hepimiz işleyebiliriz ama bu ülkenin yasaları var. “Ben seni görevden aldım. Yerine seçime kadar bunu atadım.” diyemeyiz.

Devletin kayyum atama yetkisi var mı? Var. Ama yargı süreci sonuçlanmadan, belediye başkanlığı düşmeden, seçimden sonra kayyum belediye başkanı atanması doğru değildir. Ayrıca, eğer bir insan suçla iştigal etmişse, suçla onun görevden alınma gerekçesi doğmuşsa yalnızca görevden de almayacaksın; yargı sonucuna göre cezaevine de atacaksın, cezasını da vereceksin, yalnızca görevden almakla da yetinmeyeceksin. Bakın, mesela bununla ilgili AK PARTİ hükûmetleri döneminde doğru işler yapılmadı mı? Yapıldı. Melih Gökçek’in istifası istendi, belediye meclisi kendi içinden seçti. Kadir Topbaş’ın istifası istendi, belediye meclisi kendi içinden seçti. Ya kendi içinden seçmelidir belediye başkanını ya da seçime götürmelisiniz. Yani Türkiye’deki demokratik düzeni, parlamenter düzeni, siyasi partilerin işleyişiyle ilgili gelenekleri korumak hepimizin görevidir. Bugün Parlamentoda hepimiz bulunabiliriz ama yarın, sıradan bir vatandaş olarak yine seçmenin içine gireceğimizi, karışacağımızı ve bir vatandaş, bir yurttaş olarak yaşayacağımızı unutmamamız lazım.

Ben, bu duygu ve düşüncelerle hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum. Bu, yeni gelen kanun teklifinin ülkemize de hayırlı olmasını diliyorum.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Akbaşoğlu…

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

64.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, Ankara Milletvekili Fatih Şahin ve arkadaşlarının Ankara ili Evren ilçesinin isminin “Çıkınağıl” olarak değiştirilmesine ilişkin kanun teklifini Başkanlığa sunduklarına ilişkin açıklaması

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Hatibin biraz evvelki açıklamalarına katkı sunmak için ben de söz aldım. Ankara “Evren” ilçesinin isminin “Çıkınağıl” olarak değiştirilmesine ilişkin Ankara Milletvekilimiz Fatih Şahin Bey ve arkadaşlarının, bütün Ankara milletvekillerimizin bu konuyla ilgili bir kanun teklifi dün Başkanlığa sunulmuştur. Bu konuda Meclisi bilgilendirmek istedim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

VIII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Antalya Milletvekili Kemal Çelik ile 104 Milletvekilinin Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2368) ile Tekirdağ Milletvekili Mustafa Şentop’un Türk Vatandaşlığı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/2385) ve İçişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 144) (Devam)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 144 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 2’nci maddesinde geçen “bu ilçelerde” ibaresinin “söz konusu ilçelerde” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                Ayşe Acar Başaran                                         Habip Eksik                                              Mensur Işık

                                         Batman                                                        Iğdır                                                          Muş

                            Mahmut Celadet Gaydalı                                                                                                     Murat Çepni

                                           Bitlis                                                                                                                          İzmir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ SERMET ATAY (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi var.

Sayın Ayşe Acar Başaran, buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

AYŞE ACAR BAŞARAN (Batman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu kanunla ilgili çokça konuşmalar yapacağız. Arkadaşlarımız geneli üzerinde konuştu, bölüm üzerinde konuştu. 90 maddelik bir “çorba kanun”, daha çok konuşacağız ama hazır İçişleri Komisyonu da buradayken ben bugün de devam eden partimize yönelik operasyonları biraz buradan anlatmak istiyorum.

Değerli arkadaşlar, sadece iki gün içerisinde 120 civarında gözaltı var. Ağrı’da 4, Diyarbakır’da 7, ilim Batman’da 31, İzmir’de 6, Adıyaman’da 1, Ankara’da 17, Siirt’te 6, Antep’te 3 ve daha uzatabiliriz; muhtemelen kendilerinde daha çok bilgi vardır. Bunların arasında önceki dönem milletvekilimiz Sayın Behçet Yıldırım, Batman milletvekili adayımız, DBP Eş Genel Başkan Yardımcısı, EĞİTİM SEN şube eş başkanı, İHD Ankara Şube Eş Başkanı, SES Ankara yöneticileri, avukat arkadaşlarımız; HDK, DTK, HDP yöneticileri yani upuzun bir liste var arkadaşlar.

Şimdi, bizim son süreçlerde takip edebildiğimiz kadarıyla İçişleri Bakanlığının bünyesinde bir birim var. Bu birim şöyle çalışıyor: Öncelikle haritayı alıyor önüne “Ben bugün hangi ilde nasıl bir algıyla bir operasyon yapıp da bu muhalefeti sindirebilirim?” diye bir tespit yapıyor, illeri çıkarıyor. Bakın, 6-7 ilde aynı anda bir operasyon. Bu, hiç de öyle bağımsız, tarafsız yargının falan işi değil; hiç de böyle “Bir savcı karar aldı.” meselesi de değil. Önce bir tespit yapılıyor arkadaşlar: “Şu ile gideceğiz.” Geçen hafta Antep’te olduğu gibi. Bir günde 54 kişi gözaltına alındı, günlerce gözaltında kaldılar ve kendilerine sorulan sorular: “HDP il binasına girdiniz mi?” Neden HDP il binasına girdiğiniz görünür? Teknik takip yapılmış, böyle çalışıyor Emniyet. “HDP’de ne toplantısı yaptınız?” “HDP’ye niye gittiniz?” “DBP Eş Genel Başkan Yardımcısını tanıyor musunuz?” gibi sorularla aslında Anayasa’ya aykırı olarak, alenen, açık bir biçimde, devletin bütün aygıtlarını kendine göre, kendi iktidarının varlığını devam ettirmek adına kullanarak, Anayasa’yı çiğneyip, parçalayıp, yerle bir edip bir partinin siyasi faaliyetleri, siyasi çalışmaları engelleniyor.

Şimdi, değerli arkadaşlar, tek tek saydım. Bunlara -dediğim gibi- daha neler soruluyor? “‘Nevroz’a gittiniz mi?” Biz burada çokça anlattık bu meseleleri. Bu kadar absürt, artık nasıl tarif edileceğini bilemediğimiz bazı ithamlar. “‘Nevroz’a gitmişsiniz.” “Gittim.” “Orada slogan attınız mı?” ya da “‘Nevroz’ alanında -bakın, 1 milyon kişinin katıldığı Diyarbakır ‘Nevroz’ alanında- slogan atanları tespit edebildiniz mi?” Ya arkadaşlar, tamam, cemaat döneminde de çokça operasyon yapılıyordu, kumpas davaları çoktu; açık söyleyeyim, cemaat bu konuda bariz yetenekliydi. Bu kadar yeteneksiz bir biçimde, bir sebep bile bulamadan bu kadar operasyonun yapıldığı bir başka dönem daha yoktur; sudan sebeplerle, açık bir biçimde hedef gösterilerek operasyon yapılıyor, bu arkadaşlarımız gözaltına alınıyor. Sonrasında ne yapılıyor? Medya hemen göreve çağrılıyor; medya, havuz medyası; AKP’nin bu siyasetinin propagandasını yapması gerekiyor. Hemen savcılar açıklama yapıyor. Ne diyor? “Terör eylemlerine katılmaları, bilmem ne nedeniyle gözaltı ya da operasyon oldu.” Bir defa, orada yine Anayasa’nın en amir hükmü olan masumiyet karinesi yok sayılıyor, baştan suçlu ilan ediliyor.

Mesela Batman’da bir siyasi partinin yöneticilerinin olduğu 30 noktaya operasyon yapılmış, gözaltı olmuş ve mülki amirin, bir memurun, atanmış bir memurun, valinin yaptığı açıklama: “30 adrese baskın yaptık, son terörist silahını bırakana kadar mücadelemiz devam edecek.” Arkadaşlar, çıldırdık mı biz? Bu ülke herhâlde artık çıldırma noktasına geldi. Bunlar demokratik siyasette ısrarcı olan insanlar. Biz burada, bu kürsülerde, alanlarda, meydanlarda, demokratik siyasette ısrarımızı ifade ediyoruz arkadaşlar.

Aslında bakın, bu siyasetin, bu pratiklerin sonucu ülke büyük bir kaosa götürülüyor. Siz, HDP’ye diyorsunuz ki: “Demokratik siyaset yapmayın.” Siz, insan hakları savunucusuna diyorsunuz ki: “İnsan hakları savunuculuğu yapmayın.” Siz, avukatlara diyorsunuz ki: “Siz eğer mesleğinizin gereğini yaparsanız ben size cezaevlerini gösteririm.” Arkadaşlar, artık buna söylenecek bir cümle, yapılacak bir yorum kalmamıştır. Partimize dönük bu saldırı siyasetine, İçişleri Bakanlığı başta olmak üzere, herkesin, bütün siyasi partilerin siyasi ahlak ve kültür gereği ses yükseltmesi gerekiyor çünkü hepimiz “Siyaset yapmak için, demokratik siyaseti yükseltmek için; bu ülkede demokrasiyi, eşitliği ve özgürlüğü yükseltmek için buradayız.” diyorsak buna toplu bir biçimde tepki göstermemiz gerekir diyorum.

Teşekkür ederim. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 2’nci maddesinde yer alan “eklenmiştir” ibaresinin “ilave edilmiştir” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                      Hüseyin Örs                                  Dursun Müsavat Dervişoğlu                              Orhan Çakırlar

                                         Trabzon                                                       İzmir                                                        Edirne

                                      Ümit Beyaz                                                                                                       Zeki Hakan Sıdalı

                                         İstanbul                                                                                                                       Mersin

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ SERMET ATAY (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi var.

Sayın Hüseyin Örs, buyurun. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

HÜSEYİN ÖRS (Trabzon) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; kanun teklifinin 2’nci maddesi üzerinde İYİ PARTİ Grubu adına söz aldım. Hepinizi en derin saygılarımla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, teklifin ilgili maddesiyle 3201 sayılı Kanun’un 13’üncü maddesinde düzenleme yapılarak Özel Güvenlik Denetleme Başkanı ile Özel Harekât Başkanı görev unvanlarının “Başkan” başlığı altında birleştirilmesi öngörülmektedir.

Ayrıca, ilçelerde üçüncü sınıf emniyet müdürlerinin ilçe emniyet müdür yardımcısı olarak görevlendirilmesinin önü açılmaktadır.

Değerli milletvekilleri, yüz yetmiş dört yıldır ülkemizde huzur ve güven ortamının korunmasının en büyük güvencesi olan polislerimiz, özlük hakları başta olmak üzere, toplum içerisinde birçok sorunla baş başadırlar. Özlük haklarının -seçim dönemlerinde söz verilmesine rağmen- bir türlü iyileştirilmemesi ve hayat pahalılığı, birçok polisimizin meslekten ayrılmasına sebep olmaktadır. Polislik, yapılan iş gereğince, düzensiz uzun ve yoğun çalışma temposu gerektiren bir meslektir. Emeklilik haklarını kazanıncaya kadar yüksek tempoda ve ağır mesai şartlarında yaşamsal tehlikenin varlığını sürekli hissettiren polislik mesleği, zaman içerisinde hizmetin kalitesini ve çalışanın performansını olumsuz olarak da etkilemektedir. Bu nedenle, çeşitli sıfat ya da ibare değişikliklerinin yanında, yaşanan sorunların çözülmesi ve mağduriyetlerin giderilmesi hususunda yapılması gerekenleri de konuşmalıyız diye düşünüyorum.

Değerli milletvekilleri, bir hatırlatmada bulunmak isterim: İYİ PARTİ olarak Balıkesir Milletvekilimiz Sayın İsmail Ok ve milletvekili arkadaşlarımızla, polislerin çalışma koşullarında mevcut olan sorunlarının tespiti ve çözüm yollarının belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin verdiğimiz önergemiz, daha bir hafta önce burada görüşüldü ve AK PARTİ’nin oylarıyla maalesef reddedildi. Keşke bu kabul edilseydi ve polislerimizin sorunlarını enine boyuna burada konuşabilseydik, tartışabilseydik.

Biz diyoruz ki: Polislerimizin emeklilik mevzuatı gözden geçirilmelidir. Yirmi beş yıl görev yapan bir polisin en düşük devlet memur maaşı üzerinden değil, meslekte aldığı maaş üzerinden emekli edilmesi daha doğru olur.

Yine, polislerimizin çözülmesini en çok istediği, beklediği ve iktidar partisinin de seçim vaadi olarak söz verdiği 3600 ek gösterge talebi bir an önce yerine getirilmelidir. Bütün siyasiler, özellikle AK PARTİ, seçimlerden önce bu konuda söz vermelerine rağmen, hâlâ, maalesef bu sözler yerine getirilememiştir.

İktidara mensup arkadaşlarıma sesleniyorum: Bakın, şunu unutmayın, benim 3600 ek gösterge bekleyen polis kardeşim ay sonunu nasıl getirebileceğini düşünüyor. Genel Başkanımız Sayın Meral Akşener de defalarca bunu dile getirmiş ve söylemişti. Polisimize 3600 ek göstergeyi verin be kardeşim diyorum. Yine, üniversite mezunlarının ek göstergeleri 3000’e çıkarılmasına rağmen, lise mezunları hâlâ bu haktan mahrum edilmektedir; bunun da düzeltilmesini talep ediyoruz.

Polislerimiz, özlük haklarının Jandarma personelinin özlük haklarıyla eşitlenmesini istemektedirler. Bundan tam üç yıl önce 668 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yle Jandarma teşkilatının sivilleştirilmesi, Emniyet teşkilatı ile Jandarma teşkilatının eşitlenmesi amaçlanmıştı. Ancak yasalar nezdinde eşitlediğimiz Jandarma personeli ile polislerimiz maalesef, hâlâ, özlük hakları nezdinde eşitlenmemiştir.

Polislerimizin en büyük sorunlarından biri de mesaidir, daha doğrusu ucu açık mesaidir. Mesaisinin ne zaman biteceği belli olmayan polislerimizin çalışma koşulları hem beden hem de ruh sağlığını olumsuz etkilemektedir. Bu durum aile bağlarının da zayıflamasına neden olmaktadır. Polislerimiz diğer memurların neredeyse 2 katı kadar mesai yapmasına rağmen, bunun için verilen ek ücret de son derece komiktir.

Dilerim ki polislerimizin sorunları yüce Meclis marifetiyle çözülür.

Hepinizi en derin saygılarımla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Yoklama talep ediyoruz.

BAŞKAN – İşleme başladım Sayın Altay

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Başlamadınız. Hatip kürsüde konuşurken…

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – İşleme başladınız efendim, işlemi başlattınız.

BAŞKAN – Başladım işleme. Bundan sonra bir önerge daha var, onda talep edin. Lütfen…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Olur mu yani Sayın Başkan?

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Şimdi, artık her önergede yoklama isteyeceğiz.

BAŞKAN – Bekleyeceğim bu sefer Sayın Altay.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 2’nci maddesinde yer alan “ikinci fıkrasına” ibaresinin “ikinci fıkraya” şeklinde değiştirilmesini arz ve talep ederiz.

                                      Cemal Çetin                                          Cemal Enginyurt                        Mehmet Celal Fendoğlu

                                         İstanbul                                                       Ordu                                                       Malatya

                                     Hayati Arkaz                                                                                                 İbrahim Ethem Sedef

                                         İstanbul                                                                                                                       Yozgat

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ SERMET ATAY (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi var.

Sayın Enginyurt, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

CEMAL ENGİNYURT (Ordu) – Sayın Başkan, 144 sıra sayılı Teklif’le ilgili olarak Milliyetçi Hareket Partili arkadaşlarımla verdiğim önerge üzerinde söz almış bulunmaktayım.

Aslında, daha önce Ordu Giresun Havaalanı’yla ilgili olarak söz almayı planlamıştım. Ordu Giresun Havaalanı’ndan Kıbrıs’a, Antalya’ya ve İzmir’e sefer konulması için bir konuşma yapacaktım, hazırlığım bu yöndeydi. Çünkü Ordu Giresun Havaalanı’ndan çok ciddi bir yolcu transferi oluyor, lakin İzmir ve Antalya’dan gelenler bu Ordu Giresun Havaalanı’ndan uçuşlar olmadığı için Trabzon’a veya Samsun’a gitmek zorunda kalıyorlar. Dolayısıyla, bu, Ordu ve Giresunlular için aynı zamanda ikinci bir külfet oluşturuyordu. Ama Allah’ın işine bakın ki “Antalya, İzmir seferleri artırılsın.” diyecekken Türk Hava Yolları, Ordu Giresun Havaalanı’ndan Ankara ve İstanbul’a sefer sayısını aşağı çekti. Yani biz sefer sayısı artırılsın diye beklerken, hatta Trabzon’dan da Samsun’dan da sefer sayıları artırılmalıdır diye umut ederken, beklentimiz bu yöndeyken Türk Hava Yolları ve AnadoluJet Ordu Giresun Havaalanı’ndaki uçuş sayısını azalttı. “Azalttı da ne oldu?” diyeceksiniz. Ordulu, Giresunlu uçmak isterken bilet fiyatları uçtu. Yani bir uçan var ama artık bilet fiyatları uçtu. Dolayısıyla bu da Ordu ve Giresun’da çok ciddi bir üzüntüye sebep oldu. Neden? Türk Hava Yollarının Yönetim Kurulu Başkanı İlker Aycı Giresunlu, yine Nurettin Canikli Giresunlu, her ne kadar ben ağabey olarak kabul etmesem de Ordu’nun bir Numan ağabeyi var. Bunlar siyasette etkili olmalarına rağmen, maalesef Ordu, Giresun yetim kaldı yine.

Dolayısıyla İlker Aycı Beyefendi’ye buradan sesleniyorum: Ordu Giresun Havaalanı, sefer sayıları itibarıyla -Türkiye’deki rakamlara baktıklarında da görecekler- Karadeniz’de değil Türkiye'nin birçok havaalanından daha fazla yolcu taşıyan bir havaalanı. Allah yapanlardan razı olsun. Yani belki alınganlık gösterir Türk Hava Yolları, AnadoluJet ama ben bu havaalanının yapılmasından dolayı Sayın Cumhurbaşkanına da bu vesileyle teşekkür ediyorum. Tabii, Sayın Bakan da burada, ona da teşekkür ediyorum, sağ olsunlar. Hakikaten, Ordu ve Giresun için büyük bir kazanç oldu, Ordulu ve Giresunlu için büyük bir kazanç oldu ama maalesef, dediğim gibi, tam kış ayına girerken uçak seferleri azaltıldı.

Ben Türkiye Büyük Millet Meclisinden Ordu ve Giresunlular adına, hatta Trabzon ve Samsunlular adına da sefer sayılarının artırılmasını talep ediyorum. Niye? Belki İlker Aycı şöyle diyecek: “Tasarruf yapıyoruz.” O zaman ben muhalefet olsam şöyle derdim: “İlker Aycı, Antalya’da golf oynayanlara 3 milyon dolar ödül veriyorsun, 7 milyon dolar ödül dağıtıyorsun, Türk Hava Yolları olarak milyon dolarlarca sponsorluk yapıyorsun, Ordu ve Giresun’a bileti pahalı satıyorsun; hiç hoş olmadı.” Bu fiyatların geri çekilmesi için sefer sayılarının artırılmasını talep ediyor, saygılarımı sunuyor, teşekkür ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

3’üncü madde üzerinde 4 adet önerge vardır. İlk okutacağım 2 önerge aynı mahiyettedir, önergeleri okutup birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 144 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 3’üncü maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                                   Erol Katırcıoğlu                                          Rıdvan Turan                                             Habip Eksik

                                         İstanbul                                                      Mersin                                                        Iğdır

                                Meral Danış Beştaş                                                                                                          Mensur Işık

                                            Siirt                                                                                                                            Muş

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

                                       Ali Öztunç                                                Nihat Yeşil                                                 Ali Şeker

                                   Kahramanmaraş                                               Ankara                                                     İstanbul

                                    Mahmut Tanal                                     İlhami Özcan Aygun                                       Yaşar Tüzün

                                         İstanbul                                                    Tekirdağ                                                     Bilecik

                                    Ensar Aytekin                                            Erkan Aydın                              Haşim Teoman Sancar

                                         Balıkesir                                                      Bursa                                                       Denizli

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ SERMET ATAY (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önergeler üzerinde ilk söz talebi, Sayın Meral Danış Beştaş’ın.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, evet, kanun teklifinin geneli, bölüm ve ayrıca maddeler üzerinde arkadaşlarımız görüşlerini paylaşıyorlar ama bizim Halkların Demokratik Partisi olarak –bu kanun teklifi önemsiz demiyorum ama- çok daha büyük bir problemimiz var. İktidar partisi, bütün aygıtlarıyla birlikte -Emniyet, İçişleri, Dışişleri, Adalet Bakanlıkları; valilikler, Millî Eğitim müdürlükleri, Sağlık müdürlükleri- topyekûn, bize karşı, HDP’ye bir savaş açmış durumda ve bunun başını da gözaltı operasyonları çekiyor. Bu sabah benim de vekili olduğum il Siirt olmak üzere, Batman, geçen hafta Antep, Gebze ve birçok ilimizde sabah il binalarımız basılıyor. Çok garip bir şekilde, Gebze’de ilçe binasına bayrak asmışlar sanki biz bayrak asmıyoruz, sanki biz bu ülkenin partisi değilmişiz gibi. Her tarafı darmadağın edip gözaltı işlemi yapıyorlar; sonra bir kısmı tutuklanıyor, bir kısmı adli kontrol… Ve yandaş medya “Terör operasyonu” diye manşet atıyor.

Değerli arkadaşlar, biz bir suç örgütü değiliz, biz bu ülkede 6,5 milyon oy alan bir partiyiz. Her zaman söylüyorum: Ailelerle birlikte, çevreyle birlikte, biz bu ülkenin dörtte 1’ine hitap ediyoruz -asgari düzeyde söylüyorum- bu da 20-25 milyona tekabül ediyor. Siz, bu ülkeden bu kadar terörist çıkaramazsınız.

Bir suç örgütü olarak HDP’yi gece gündüz televizyonlarda tartıştırıyorsunuz. Her konudan anlayan uzmanlar var televizyonda, her konudan. Dış ilişkilerle ilgili çıkıyorlar, dünya meselelerini konuşuyorlar; bir gün sıklıkla HDP’yi konuşuyorlar -sıklıkla- “HDP şöyledir.” “HDP böyledir…” Ya, ne yayın etiği var ne yayın ilkesi var; telefon açıyoruz, cevap vermek istiyoruz diyoruz, bağlamıyorlar; tekzip yazıyoruz, yayınlamıyorlar. Biz, o konuklara bir yanıt üretemeden, üç saat boyunca televizyonlarda partimize inanılmaz derecede ağır saldırılar ve ithamlar yapılıyor. Tabii, bunun başını çeken de İçişleri Bakanı diyeceğim.

Sayın Özlem Zengin’e ilişkin geçen hafta yapılan tutumdan dolayı her gün bir açıklama yapılıyor. Ya, aynı iktidar grubuna söylüyorum: Sizin İçişleri Bakanınız bizim Eş Genel Başkan Pervin Buldan’ı arayıp tehdit etti ve Pervin Hanım bunu açıkladı, Sayın İçişleri Bakanı da “Bu doğrudur.” dedi. Niye buna karşı çıkmadınız? Yani çifte standardı lütfen bırakın, hepimiz milletvekiliyiz. Bu gözaltı operasyonlarıyla eğer HDP bitirilebilmiş olsaydı şu ana kadar bir milyon kez biterdi; 4 Kasım 2016’dan bu yana 15 milletvekilimizi -Sayın Yüksekdağ ve Demirtaş dâhil- aldığınızda, MYK’mizi aldığınızda, PM’mizi aldığınızda, il başkanlarımızı aldığınızda bu parti kilit vururdu kapısına ama bitmedi, her geçen seçimde oyları daha da büyüdü ve halkın konsolidasyonu ve sahiplenmesi arttı. Neden? Çünkü haksızlık olduğunun farkındalar, çünkü büyük bir zulüm ve kötülükle karşı karşıya olduğumuzu biliyorlar.

Yani bu konuda gerçekten ne söylesek yaşadıklarımızı izah etmeye yetmez. Demin Batman Vekilimiz açıkladı, dava dosyalarına ara ara bakıyorum; ya, diyor ki: “İl binasına gittin mi?” Yok efendim “Basın toplantısına katıldın mı?” Yöneticiyi soruyor “Sen yöneticiyi tanıyor musun?” Bunlar suç değil. Yani HDP’ye ilişkin bu soruşturmaları ortada bir suç olduğu için değil, sadece HDP’yi kriminalize etmek, oy desteğini azaltmak ve halkın gözünden düşürmek için yapıyorlar.

Biz de size, özellikle iktidar partisine şu çağrıda bulunuyoruz: Muhalefeti, özellikle partimizi susturmak için operasyonlardan vazgeçin. Vallahi, muhalefet yüzde 50+1’i geçeli çok oldu ve gitgide, hızla tırmanıyor, iktidara karşı tırmanıyor. Yani öyle bir an gelecek ki… Şu anda oy konsolidasyonları zaten her gün anketlerde yayınlanıyor ve HDP’ye saldırarak sadece kötülüğünüzü bütün dünyaya göstermiş oluyorsunuz. HDP size rağmen meşrudur, size rağmen yasaldır, size rağmen haklıdır. HDP’yi yasa dışı yöntemlerle kapatmaya çalışmanız, çalışamaz hâle getirmeniz anayasal bir suçtur; bu suçtan vazgeçin diyorum.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde diğer söz talebi Sayın Haşim Teoman Sancar’ın.

Buyurun Sayın Sancar. (CHP sıralarından alkışlar)

HAŞİM TEOMAN SANCAR (Denizli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemiz içinde ve etrafında yaşanan olaylar çerçevesinde tabii ki İçişleri Bakanlığı gündemi gerçekten ülkemiz için büyük önem taşımaktadır. Özellikle 4 alanda kesinlikle taviz verilmemesi çağdaş ülkeler için bir esastır. Bunlardan biri sağlık, biri eğitim, biri adalet ve biri de güvenliktir. “Güvenlik” dediğimiz zaman da tabii ki göz bebeğimiz askerimiz ve polisimizdir.

Malum, 17-25 Aralıkta ve ardından 15 Temmuzda -Bakanın yaptığı açıklamaya göre- 35 bin polis, yine 4 bin Jandarma ve Sahil Güvenlik personeli ihraç edilerek KHK’lerle görevinden uzaklaştırıldı. Bundan bir sene evvel aynı kürsüden yaptığım konuşmada, Türkiye Büyük Millet Meclisinin adaleti temin etmek üzere çıkardığı yasaların her bir bireyin güvenliğini, bağımsızlığını, özgürlüğünü ve adaletini korumak zorunda olduğunu beyan etmiştim. Her zaman da söylenen bir şey vardı. Neydi bu? “Herkes irtikapla, rüşvetle, yolsuzlukla suçlanmadan evvel mahkeme kanalıyla soruşturmadan ve kovuşturmadan geçirilmelidir, geçirilmediği sürece de suçsuzdur.” demiş idik. Yine, buna bağlı olarak iktidar cephesinden de daima bununla ilgili bu rahatsızlıklar dile getirildi. Bülent Arınç’ın “Bu bir faciadır. Çevremde bu felaketi yaşayan o kadar çok insan var ki onlara üzülüyorum, acıyorum, merhamet ediyorum. Eşi polis, ihraç edilmiş bir kadın temizlikçi… Genel müdür lokantada aşçılık yapıyor, çaycılık yapıyor.” demiştir. Evet, maalesef, o da bu söyleminden sonra susmayı tercih etmiştir.

Değerli arkadaşlar, bugün baktığınız zaman, bu 40 bin polisin, müdürün, askerin vebali sizlerin üzerindedir. FET֒yle mücadele böyle olmaz. “FET֒yle mücadele yapıyoruz.” diyorsanız önce adaletin ne olduğunu anlayacaksınız. Üç buçuk yıl sonra, yine Cumhur İttifakı ortağınız Milliyetçi Hareket Partisinin Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız’ın Adalet Komisyonundaki söylemi çok dikkat çekicidir. Ne diyor Sayın Feti Yıldız? “Bilirkişiler niteliksiz, savcılar delil toplamıyor, hâkimler delile bakmıyor; mağduriyetler yaşanmaya devam ediyor.” İşte, 2019 Türkiyesi’nde, çağdaşlıktan bahsettiğiniz Türkiye’de, maalesef, adaletin geldiği son durum budur. Ve buna bağlı olarak söylemek isterim ki bunu yaparken birçok insanı o kadar mağdur ettiniz ki birçok insanı toplumda o kadar rencide ettiniz ki o insanların bazıları intihar etti, bazıları memleketini terk etti. Örneğin bugün biliyorsunuz Ağrı’da PKK’lı teröristlerle mücadele ederken şehit düşen bir kardeşimiz var, Burak Zekeriya Altınok. Bu kardeşimiz polisti. Bu kardeşimizi KHK’yle ihraç ettiniz, yargıladınız, hapse attınız, ardından beraat etti ama o beraat esnasında askere gitti -ihraç edildiği için- ve askerde şehit oldu. “Terörist” diye ihraç ettiğiniz polis memurunu Türk Bayrağı’na sarıp bu sefer de “şehit” diye toprağa gömdük. Nerede bu adalet, nerede hak, nerede hukuk? Bunu çok iyi irdelemeniz lazım.

Ben diyorum ki FET֒yle mücadele dedikoduyla, gıybetle, iftirayla, ihbarla olmaz; FET֒yle mücadele, her şeyden evvel adaletle olur. Ve bu adaleti önemsemediğiniz takdirde bir gün gelir dersiniz ki: “Ya biz bu konuda yanlış yapmışız.” Bunun yanlışlığı nereden anlaşılıyor? Size rakamları vereyim; bugün 8.500 polis ve güvenlik görevlisi OHAL Komisyonu tarafından görevine iade edildi. Allah kimsenin başına vermesin; sizin de akrabalarınız, evlatlarınız, çevrenizde dostlarınız vardır; birisine bu iftira atılsa “terörist” diye işinden çıkarılsa, ihraç edilse ve iki sene sonra da “Kusura bakma, biz yanlış yaptık.” deseler siz bu vebali kabul eder misiniz? Bu inançla bu adalete inanır mısınız? Ben şunu her zaman söylemek istediğim bir anlayışla söylüyorum: Şu anda FET֒yle mücadelenizde adaleti, hakkı, hukuku ve hakkaniyeti kaybettiniz ama her şeyden önce, yüzde 1’de kalsa yine de o hukuka, o adalete acilen hepimiz sarılmak ve Türkiye Büyük Millet Meclisinde adaletin yasal, doğru tecelli etmesi için mücadelemizi sonuna kadar yapmak zorundayız. Unutmayın bir gün bu koltuklarda başkaları oturur ama bir gün -Allah korusun- sizler de o iftirayla karşı karşıya kalıp terörist damgası yiyebilirsiniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Başkanım, bir dakika daha ver.

HAŞİM TEOMAN SANCAR (Devamla) - Hak, hukuk, adalet en çok sana lazım olacak sayın milletvekili, bunu sakın unutma.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Yoklama istiyoruz efendim.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylamadan önce yoklama talebi var, yerine getireceğim.

Sayın Altay, Sayın Karabat, Sayın Tüzün, Sayın Öztunç, Sayın Emir, Sayın Aydın, Sayın Çelebi, Sayın Bulut, Sayın Şeker, Sayın Ünsal, Sayın Antmen, Sayın Ünver, Sayın Yeşil, Sayın Bingöl, Sayın Sancar, Sayın Polat, Sayın Yavuzyılmaz, Sayın Demirtaş, Sayın Aksoy, Sayın Gökçel, Sayın Kaplan.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 18.32

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 18.45

BAŞKAN: Başkan Vekili Süreyya Sadi BİLGİÇ

KÂTİP ÜYELER: Nurhayat ALTACA KAYIŞOĞLU (Bursa), Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 23’üncü Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

III.- YOKLAMA

BAŞKAN - 144 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 3’üncü maddesi üzerinde Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş ve arkadaşları ile Denizli Milletvekili Haşim Teoman Sancar ve arkadaşlarının aynı mahiyetteki önergelerinin oylamasından önce istem üzerinde yapılan yoklamada toplantı yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi yoklama işlemini tekrarlayacağım.

Yoklama için iki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

VIII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Antalya Milletvekili Kemal Çelik ile 104 Milletvekilinin Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2368) ile Tekirdağ Milletvekili Mustafa Şentop’un Türk Vatandaşlığı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/2385) ve İçişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 144) (Devam)

BAŞKAN – 144 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon yerinde.

Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Bazı Kanunlarda ve 375 Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 3’üncü maddesinde yer alan “değiştirilmiş” ibaresinin “yeniden düzenlenmiş” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                          Dursun Müsavat Dervişoğlu                                 Yasin Öztürk                                         Orhan Çakırlar

                                           İzmir                                                       Denizli                                                      Edirne

                                 Zeki Hakan Sıdalı                                                                                                           Ümit Beyaz

                                          Mersin                                                                                                                       İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ SERMET ATAY (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Yasin Öztürk’ün.

Buyurun. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

YASİN ÖZTÜRK (Denizli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan kanun teklifi üzerine İYİ PARTİ Grubu adına söz almış bulunmaktayım; Genel Kurulu, yüce heyetinizi saygıyla selamlarım.

3’üncü madde Özel Harekât Daire Başkanlığının yapısını düzenleyen bir madde ve 15 Temmuz darbe girişimi sırasında Özel Harekât Daire Başkanlığı 51 şehit verdi. Adları tarihe kazınan bütün şehitlerimizi rahmet ve minnetle anıyorum. Biz razıyız, Cenab-ı Allah da onlardan, hepsinden razı olsun.

15 Temmuz darbe girişiminin vatandaşımız üzerinde yarattığı en büyük travma, güvenliğimizin teminatı Emniyet teşkilatına hain terör örgütünün sızmasıydı. FET֒nün Emniyette sızamadığı tek alan ise Özel Harekâttı ve bu nedenle ilk hedef olarak burayı seçtiler. Görev tanımı; terör örgütlerinin meskûn mahal veya kırsal alanlardaki silahlı eylemlerini engellemek, gerçekleştirilen eylemlerin faillerini etkisiz hâle getirmek veya yakalamak; uçak, araç, gemi, metro, tren, bina gibi kapalı alanlarda rehin alınan kişi veya kişileri kurtarmak; yüksek tehdit altında bulunan devlet büyüklerinin güvenliğini sağlamak; sivil havacılığa açık havaalanlarında operasyon gerektiren olaylara müdahale etmek olsa da özel harekât eşittir “cesaret” “fedakârlık” ve “kahramanlık” diye de tanımlayabiliriz. Hepsi gönüllülük esasına göre çalışan hilal bıyıklı kardeşlerimi bu hain yapının içlerine girmesine izin vermediği için bir kere daha tebrik ediyorum.

Bu arada hatırlatmak gerekir ki Fetullahçı çetenin Özel Harekâta sızma girişimini engelleme çabalarıyla tanınan, teşkilatın en parlak yöneticilerinden Özel Harekât Daire Başkanı Behçet Oktay’ın vefatı üzerindeki muamma hâlâ çözülemedi. İntihar süsü verilmiş cinayeti çözmek iktidarın boynunun borcudur.

Değerli milletvekilleri, tabii ki Emniyet teşkilatımızın gözdesi Özel Harekâtçılarla ilgili düzenlemeye karşı değiliz. Hükûmet 15 Temmuz sonrası bir kanun hükmünde kararnameyle Özel Harekât Daire Başkanlığının statüsünü yükselterek Özel Harekât Başkanlığını kurdu. Başkanın kıdemini de 4 yıldızlı emniyet genel müdür yardımcısına denk gelecek seviyede belirledi; bu, yapılması gereken bir jestti ve yapıldı. 23 Mayıs 2018’de Bakanlar Kurulu kararıyla Cumhurbaşkanlığı Koruma Dairesi Başkanlığı bünyesinde Özel Harekât Şube Müdürlüğü kurulması kararı Resmî Gazete’de yayınlandı. Kararda Cumhurbaşkanlığı Koruma Dairesi Başkanlığı bünyesinde “1 adet” diye özel olarak bir bildirim yapılmış. Emniyet teşkilatımızın kuruluş yapısı bellidir. Teşkilat Emniyet Genel Müdürlüğüne, Emniyet Genel Müdürü de İçişleri Bakanına bağlıdır. Kurumların bir geleneği vardır, buna “devlet geleneği” denir. Bildiğimiz gibi Cumhurbaşkanlığı Koruma Dairesi Başkanlığı, Koruma Hizmetleri Genel Müdürlüğüne dönüştü; İçişleri Bakanlığına bağlı Emniyet Genel Müdürlüğünün görev ve yetkisinden çıkarılıp Emniyet Genel Müdürlüğüyle aynı yetkilerde bir genel müdürlük kuruldu. Şimdi de 1 adet Özel Harekât Şube Müdürlüğü Cumhurbaşkanlığı Koruma Hizmetleri Genel Müdürlüğüne bağlanıyor. Bu ihtiyaç 15 Temmuz darbe teşebbüsü sonrası oluşan güven eksikliğinden mi kaynaklanmaktadır bilemeyiz ama Özel Harekât Dairesi polisleri gibi devletine bağlı olmuş, devletin de güvenini kazanmış bir birimin kendi içerisinde farklı birimlere ayrılmasını doğru bulmuyoruz.

Sayın Cumhurbaşkanı 17-25 Aralık süreci ve devam eden 15 Temmuz darbe girişiminden sonra Emniyet teşkilatıyla arasında bir güven eksikliği yaşadı. Ancak, güven tazelemek kurumların iç yapısını, dengesini bozarak gerçekleşmez. Devleti yönetenler kurumlar arası hiyerarşi, görev dağılımı ve iş birliğini sağlamakla mükelleftir. Ama önce Cumhurbaşkanlığı kararnamesi yayınlanıp; kurumların yapısını, hiyerarşisini değiştirip; atamalarını, görevlendirmelerini yapıp bir buçuk sene sonra Meclis Genel Kurulunda onaylatarak olmaz. Türkiye Büyük Millet Meclisinin görevi noterlik değildir.

Meclisin de AK PARTİ’ye kadar böyle bir geleneği vardı; gelen kanun tasarı ve teklifleri ihtisas komisyonlarında görüşülür, gerekiyorsa ilgili alt komisyona gönderilir, kanun teklifi Meclise gelmeden, milletvekillerini geçin, kamuoyunun haberi olurdu. Bugün görüştüğümüz kanun teklifi Meclise 95 maddelik bir çuval kanun teklifi olarak geldi, bir de bunu Meclise uyarlamak için 3 madde daha eklendi, oldu mu 98 madde. Kanun teklifi Komisyondan kaçırıldı, alt komisyon uygulaması zaten rafa kaldırıldı. Milletvekilleri ise kanun teklifinin sıra sayısını kanun teklifinin görüşülmeye başlayacağı gün saat on bir buçukta görebildi. Baktığımızda, 1 milletvekiliyle verilebilen teklifi 104 AK PARTİ milletvekili arkadaş imzalamasına rağmen, kendi imzasının bulunduğu kanun teklifinin bile takip edilememesi Meclisin etkinliğini ve saygınlığını tartışmaya açar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

YASİN ÖZTÜRK (Devamla) – Tamamlayabilir miyim Sayın Başkan?

BAŞKAN – Süre uzatımı yapmıyoruz.

Sözlerinizi toparlayın lütfen.

YASİN ÖZTÜRK (Devamla) – Mevcut sistemin zafiyeti olarak gördüğümüz bu uygulamalar Cumhurbaşkanlığı başkanlık sisteminin kusurlarını yansıtmaktadır. İnşallah, iyileştirilmiş ve güçlendirilmiş parlamenter sistem bir an önce geri gelir ve yüce Meclis eski etkin günlerine geri döner diyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Sayın Bülbül, buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

65.- Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül’ün, Denizli Milletvekili Haşim Teoman Sancar’ın 144 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 3’üncü maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Sayın Başkan, bir önceki önergede, önerge sahibi Denizli Cumhuriyet Halk Partisi Milletvekili Sayın Haşim Teoman Sancar konuşmasında “Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Sayın Feti Yıldız’ın Adalet Komisyonundaki ifadeleridir” diyerek kendisine, Sayın Yıldız’a ithafen şu cümleleri sarf etmiştir: “‘FET֒yle mücadele yapıyoruz.’ diyorsanız önce adaleti anlayacaksınız. Üç buçuk yıl sonra yine Cumhur İttifakı ortağınız Milliyetçi Hareket Partisinin Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız’ın Adalet Komisyonundaki söylemi çok dikkat çekicidir. Ne diyor Sayın Feti Yıldız? ‘Bilirkişiler niteliksiz, savcılar delil toplamıyor, hâkimler delile bakmıyor; mağduriyetler yaşanmaya devam ediyor.’ İşte, 2019 Türkiyesinde, çağdaşlıktan bahsettiğiniz Türkiye'de…”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Açalım sistemi lütfen.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Şimdi, bizzat, olmayan bir konuşmayı burada Sayın Yıldız’ın üzerine atfetmek yoluyla büyük bir haksızlık yapılmaktadır; bunu kabul etmemiz mümkün değildir. Sayın Feti Yıldız Adalet Komisyonundaki konuşmasında, bir defa, ceza davalarına ve terör soruşturmalarına, FETÖ davalarına ithafen değil; konuşmasının bilirkişilerle ilgili olan kısmında, işçi-işveren ilişkileri ve iş davalarıyla alakalı zorunlu ara buluculuk faaliyetleri ve devamında bilirkişilik faaliyetlerinde bazı bilirkişilerin hak kaybına ve mağduriyetlere neden olacak şekilde rapor düzenlediği…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Açalım sistemi lütfen.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) - …bilirkişilerin raporlarını tanzim ederken kendilerini âdeta hâkim yerine koyduğu, hâkimlerin ise bilirkişi raporlarının sadece sonuç kısmıyla ilgilendiği noktasında bir eleştiri getirmiştir. Bu, hukuk davalarımız ve iş davalarımız açısından şu an hâlihazırda bir problemdir ve isabetli bir şekilde Sayın Yıldız tarafından bu dile getirilmiştir. Hâlbuki “Hâkim, bilirkişi raporlarında saptanan bulguların dosyadaki bilgi ve belgelerle örtüşüp örtüşmediğini denetlemelidir. Bu konuda eksikliğimiz sürmektedir. İnşallah en kısa zamanda düzeltilir.” demiştir. Şimdi, bu ifadeleri alıp burada FETÖ davalarında -tırnak içerisinde- mağduriyetlerden bahsederken, sanki bütün FETÖ davalarının tamamında bir mağduriyet varmış gibi… Ayrı bir tartışma konusudur bu, oraya girmek istemiyorum fakat bu noktada, kendi görüşlerini tabii ki kürsü dokunulmazlığı çerçevesinde Sayın Milletvekili dile getirebilir ancak burada tırnak içerisinde bizzat atıfta bulunarak, bizzat söylemiş gibi ifade ettiği hususlar gerçeği yansıtmamaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Açalım sistemi.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Bu konuda olan konuşmaları, Sayın Feti Yıldız’ın Adalet Komisyonundaki doğru ve gerçek beyanlarını ifade etmek istedim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

HAŞİM TEOMAN SANCAR (Denizli) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Efendim Sayın Sancar.

HAŞİM TEOMAN SANCAR (Denizli) – Sayın Başkanım, müsaadenizle, söz istiyorum, cevap verecektim.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Tutanakları okudum, neye cevap vereceksiniz?

BAŞKAN – Sadece Sayın Yıldız’ın yapmış olduğu konuşmanın sizin söylediğiniz mahiyette olmadığı noktasında bir açıklama getirdiler.

HAŞİM TEOMAN SANCAR (Denizli) – Benim söylediğim mahiyette Sayın Başkan, izniniz olursa açıklayayım.

BAŞKAN – Size bir sataşma yok burada.

HAŞİM TEOMAN SANCAR (Denizli) – Ben yanlış bir beyanda bulunmadım, izniniz olursa açıklamak istiyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Yerinizden söz vereyim.

Buyurun.

66.- Denizli Milletvekili Haşim Teoman Sancar’ın, Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül’ün yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

HAŞİM TEOMAN SANCAR (Denizli) – Teşekkür ederim, sağ olun.

Sayın Başkanım, Değerli Grup Başkan Vekili anlattığımı galiba tam dinlemediler. Dedim ki: 2019 yılında Cumhur İttifakı’nda olan bir partimizin genel başkan yardımcısının Adalet Komisyonundaki adaletle ilgili tespitleri şunlardır: “Bilirkişiler niteliksiz, savcılar delil toplamıyor, hâkimler delile bakmıyor, mağduriyetler yaşanıyor.” Adaletle ilgili bu mağduriyeti dile getirmesinin ya da -ben söylemimde Sayın Feti Yıldız’ın söylediğini eleştirmiyorum- bu beyanının 2019 yılında adalete olan bakış açısından üzüntü verici, kaygı verici olduğunu söylüyorum ve diyorum ki: Hak, hukuk, adalet için mücadele ediyorsak hep birlikte Türkiye Büyük Millet Meclisinde doğru yasaların çıkması ve adaletin doğru tecelli etmesi için mücadeleyi birlikte götürmemiz lazım diyorum. Yani Sayın Feti Yıldız bu konuşmayı yapmamış olsaydı ben bunu kabul ederdim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Burada tek fark, bunun FETÖ davalarıyla ilgili değil, iş davarıyla ilgili olarak yapılmış bir konuşma olduğunu şey yapıyor.

HAŞİM TEOMAN SANCAR (Denizli) – Adalet insan yaşamının her döneminde gereklidir.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Tutanaklara geçsin…

BAŞKAN – Sayın Bülbül, buyurun.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Şimdi, efendim, Sayın Milletvekili bir düzeltme yapmaya çalışıyor ama buna gerek yok, ben tutanak okudum yani Adalet Komisyonundaki konuşmayı ve burada kendisinin yaptığı konuşmayı okudum. Şimdi, FETÖ davaları ile FETÖ mücadelesinden bahsederken devamında “Bakınız, Feti Yıldız ne diyor?” dendiği zaman dediği şeyi aynen aktarıyorsunuz demektir bu teknik olarak. Bunu tırnak içerisinde ifadeler olarak algılamak gerekir. Tırnak içerisinde ifade edilen hususlar da burada, Sayın Yıldız’ın konuşmasının bizzat aktarılmasını gerektirir. Sizin, bu konuşmada ne olduğunu ben burada aktardıktan sonra buna dair bir düzeltme yapmanıza gerek yok. Konuşmanın kendisi hukuk davalarına dair bilirkişilerle alakalı kanaatidir. Savcılar ile hâkimlerin dosyaları incelemesiyle alakalı olarak da beyanı ortadadır. Bunlar tutanaklara geçmiş hususlardır. Bunlar tutanaklar yerine başka türlü kaynaklardan elde edildiyse bilemiyorum ama tutanaklardaki durum budur.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bülbül.

HAŞİM TEOMAN SANCAR (Denizli) – Sayın Başkan…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Altay.

67.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül’ün yerinden sarf ettiği bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Teşekkür ederim önce.

Benim anladığım, milletvekilimizin söylediklerini Sayın Bülbül de aslında, içerik, öz olarak söylüyor. Yani Feti Bey de -kendisi burada- “Böyle bir şey demedim.” demiyor zaten. Sadece Levent Bey, bunun, Feti Bey’in bu beyanının salt FETÖ davalarına indirgenmemesinin altını çizdi diye anladım. Yoksa, Levent Bey, sizin okuduğunuz beyanlar ile milletvekilimizin okuduğu beyanlar üç aşağı beş yukarı aynı.

68.- Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül’ün, İstanbul Milletvekili Feti Yıldız’ın “Bilirkişiler niteliksiz, savcılar delil toplamıyor, hâkimler delile bakmıyor.” cümlesini kurmadığına ilişkin açıklaması

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Şöyle bir fark var…

Başkanım, son olarak şunu söyleyeyim: Bakın, arka arkaya siz bilirkişiler niteliksiz… “Bakın, ne diyor Feti Yıldız:” dediğiniz zaman “Bilirkişiler niteliksiz, savcılar delil toplamıyor, hâkimler delile bakmıyor.” dediğiniz zaman…

FETİ YILDIZ (İstanbul) – Tutanaklarda öyle bir şey yok, Sözcü gazetesinin yalanı bu.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Bilirkişisi, hâkimi, savcısı bir araya getirilmiş bir cümle hâline getirdiğiniz zaman, bu, bugün itibarıyla çıkmış olan, dün itibarıyla yapılan konuşmalardan sonra çıkmış olan gazete haberinin aktarılmasıdır. Tutanaklarda böyle arka arkaya bir cümle durumu söz konusu değildir. Bu, ortaya bambaşka bir mana, bambaşka bir durum çıkarmaktadır. Bunu lütfen anlayınız.

BAŞKAN – Anlaşılmıştır Sayın Bülbül.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Anladım. Katılıyorum, gazetenin bunu birleşik haber yapması, başlığa çevirmesi ayrı bir şey ama bu ifadeler parça parça Sayın Feti Yıldız…

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Olur mu Başkanım?

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Yok mu?

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Parça parça topladığınız zaman cinayet işletirsiniz bu memlekette.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Öyle şey olur mu? Ne alakası var ya!

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Olur mu? Her şeyi parçalaya parçalaya bu memleket bu hâle geldi.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Tutanağı bana gösterdiler, bu ifadeler tutanaklarda var. Yok mu?

Fethi Bey, yok mu?

FETİ YILDIZ (İstanbul) – Bakın, bunlar…

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Sayın Altay, sizin konuşmalarınızı parça parça toplayalım burada, bu memlekette sizi istediğimiz şekilde ilan edebiliriz o zaman.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Senin için de aynı şey geçerli.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Hepimiz için geçerli.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Ben buna itibar etmiyorum, bu ayrı.

FETİ YILDIZ (İstanbul) – Bakın, bakın.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Bakın, burada tutanak var.

FETİ YILDIZ (İstanbul) – Altı sayfalık bir konuşmadan, 1’inci sayfadan 1 cümle, 4’üncü sayfadan 1 cümle.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Tamam ama cümleler yanlış değil, ben de sizi teyit ediyorum.

FETİ YILDIZ (İstanbul) - Manası, bütünlüğü bozulmuş vaziyette. Benim söylediğim, iş davalarında hâkimlerin sadece bilirkişi raporunun sonuç kısmına bakarak karar vermelerini eleştirdim, “Oysa dosyadaki deliller ile bilirkişinin raporunun uyuşması gerekir.” dedim. Yoksa FETÖ davalarıyla filan bunun bir alakası yok.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Tamam.

FETİ YILDIZ (İstanbul) – Ayrıca FETÖ davalarında da hiçbir eksik yok.

BAŞKAN – Sayın Yıldız, teşekkür ediyorum.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Biz şöyle anladık…

BAŞKAN - Sayın Altay, kayıtlara geçmiştir.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Tamam ama bizimki de kayıtlara geçsin.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Altay.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Biz şöyle anladık: Biz, Feti Bey’in bu konuşmalarında –bakacağım şimdi tutanakları getirdiler- FETÖ davalarının pürüzsüz, noksansız, hakkaniyet ve adalet içinde yürüdüğünü beyan ettiğini anlıyoruz, kayıtlara geçtiyse mesele yoktur.

FETİ YILDIZ (İstanbul) – Evet.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

VIII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Antalya Milletvekili Kemal Çelik ile 104 Milletvekilinin Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2368) ile Tekirdağ Milletvekili Mustafa Şentop’un Türk Vatandaşlığı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/2385) ve İçişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 144) (Devam)

BAŞKAN – Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 3’üncü maddesinde yer alan “bendinde yer alan” ibaresinin “bendindeki” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                      Cemal Çetin                                           Mehmet Taytak                                          Hayati Arkaz

                                         İstanbul                                               Afyonkarahisar                                               İstanbul

                                    Olcay Kılavuz                                                                                               Tamer Osmanağaoğlu

                                          Mersin                                                                                                                         İzmir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ SERMET ATAY (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Komisyonun katılmadığı önerge üzerinde söz talebi var.

Sayın Olcay Kılavuz, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

OLCAY KILAVUZ (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi hürmetlerimle selamlıyorum.

Adriyatik’ten Çin Seddi’ne büyük bir coğrafyada anılıp ortaya koyduğu fikir sistemiyle nesiller yetiştiren, ülküsüyle çağları aşıp Türk devletine ve Türk milletine Türklük ve İslamiyet pınarından ruh aşılayan, Türk devlet ve millet hayatında mümtaz ve müstesna bir yere sahip olan, Milliyetçi Hareket Partisinin kurucu Genel Başkanı Başbuğ’umuz Alparslan Türkeş Bey’in doğumunun 102’nci yılını idrak etmekteyiz.

1917 yılında Kıbrıs’ta doğan Başbuğ’umuz, yıllarca şerefli bir Türk askeri olarak orduya hizmet ettikten sonra, Türk siyasetinin en kadim partilerinden biri olan Milliyetçi Hareket Partisini kurmuştur.

Başbuğ’umuz Alparslan Türkeş Bey, fikirleri ve sarsılmaz karakteriyle Türk siyasetine adını altın harflerle yazdırmış bir siyaset adamıydı. O, tarihten aldığı ilhamla, Türk gençliğini öz değerleriyle yoğurup geleceği şekillendiren gerçek bir Türk büyüğüydü. O, Türk devletinin ve Türk milletinin meselelerine Türklük çizgisinden bakan, fikirleri ve eserleriyle Türk coğrafyasını baştan başa etkileyen bir fikir adamıydı. Başbuğ Alparslan Türkeş, Göktürk Kitabeleri’ndeki zamanı aşan mesajın, Kutadgu Bilig’deki siyaset anlayışının, Dede Korkut’taki millî hayatın tüm değerlerinin üzerinde toplandığı bilge bir liderdi. O, Anadolu’dan Kıbrıs’a, Kıbrıs’tan bütün Türk yurtlarına uzanan kardeşlik elinin, yürek fırtınasının, Turan özleminin bir ifadesiydi.

Başbuğ’umuz ülkemizin tarihî hak ve çıkarları üzerine dikkatle eğilmiş, siyaset anlayışını Edirne’den Kars’a sınırlandırmamış, Kaşgar’dan Kosova’ya, Kırım’dan Kerkük’e bütün gönül coğrafyamızda ortaya koymuş, bu anlayışıyla Türk’ün yolbaşçısı ve başbuğu olmuştur. Fikirleriyle Türk gençliğinin ruhuna dokunmuş, Türk’ü Türk’e yabancılaştırmak, milliyet ve mukaddesatı toplum hayatından söküp atmak için el ovuşturanlar anlayışına tarihten güç alan berrak bir şuurla meydan okumuş ve sadece günü değil nesilleri de bu değerler iflasından kurtarmıştır. Başbuğ’umuzun fikirleriyle yetiştirdiği ülkücü Türk gençliği, bugün siyasetten diplomasiye, bürokrasiden edebiyata, spordan sanata pek çok alanda çalışmakta, ülkelerine büyük bir iman ve sadakatle hizmet etmektedir.

Başbuğ’umuz Alparslan Türkeş Bey dünya üzerinde çok az bir insana, fâniye nasip olabilecek muhteşem bir sevgi ve saygıya mazhar olmuş, milyonlarca Türk genci onu tanıma şerefine nail olmadığı hâlde onun işaret ettiği hedeflere büyük bir inanç ve samimiyetle bağlanmıştır.

İnanıyorum ki Türk gençliği, Başbuğ’umuzun ifade ettiği gibi, yüksek vasıflı Türk olmak yolunda her gün kendini geliştirmeye, lider ülke Türkiye hedefi için hazırlanmaya ve üzerine düşen her türlü sorumluluğu yerine getirmeye devam edecektir.

Başbuğ’umuz Alparslan Türkeş yüce Türk milletine şöyle seslenmişti: “Ben, Türk milletini, sokaklarda ıspanak fiyatına satılan demokrasiye; rüşvet ve hileyle çiğnenen, çiğnetilen hukuk düzenlerine; ahlaktan mahrum bir hürriyete; tefeciliğe, karaborsaya yer veren bir iktisadi yapıya çağırmıyorum; Türklük gurur ve şuuruna, İslam ahlak ve faziletine, yoksullukla savaşa, adaletle yarışa, birliğe, kardeşliğe, kısacası hak yolu, hakikat yolu, Allah yoluna çağırıyorum.”

Hayatı boyunca inandığı yoldan asla taviz vermeyen, hapisten, işkenceden, tehditlerden yılmayan Başbuğ’umuzun manevi huzurunda biz de buradan söz veriyoruz: Yolun yolumuz, sevdan sevdamız, kavgan kavgamız, emanetin, bıraktığın davan namusumuzdur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın, uzatma yapmıyorum.

Buyurun.

OLCAY KILAVUZ (Devamla) – Başbuğ’umuzun milyonlarca insanın yüreğinde tutuşturduğu mukaddes ülkü meşalesi bugün liderimiz Sayın Devlet Bahçeli Bey’in liderliğinde Türkiye’yi ve Türk dünyasını aydınlatmaya devam ediyor. Ülkücülerin yarım asırlık sevdası, gönül mührü, tertemiz duası ve şanlı hatıraların bileşkesi olan Milliyetçi Hareket Partisinin kurucu Genel Başkanı merhum Başbuğ’umuzun da dediği gibi ülkücülük yalnızca MHP’de olur.

Bu vesileyle Türk dünyasının, Başbuğ Alparslan Türkeş Bey başta olmak üzere, Hakk’ın rahmetine kavuşmuş dava büyüklerimizi ve ülkücü şehitlerimizi bir kez daha rahmetle, minnetle yâd ediyorum, ruhları şad olsun. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

3’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Değerli arkadaşlar, önerge üzerindeki konuşmalarda ilave süre vermeyeceğimi ifade etmiştim, bunu bir kez daha sayın Genel Kurula hatırlatıyorum.

4’üncü madde üzerinde 3 adet önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 144 sıra sayılı Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 4’üncü maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                                       Ali Öztunç                                                Nihat Yeşil                                                 Ali Şeker

                                   Kahramanmaraş                                               Ankara                                                     İstanbul

                                     Yaşar Tüzün                                             Ayhan Barut                                          Mahmut Tanal

                                          Bilecik                                                       Adana                                                      İstanbul

                                    Ensar Aytekin                                      İlhami Özcan Aygun                                       Erkan Aydın

                                         Balıkesir                                                   Tekirdağ                                                      Bursa

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ SERMET ATAY (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Komisyonun katılmadığı önerge üzerinde söz talebi Sayın Ayhan Barut... (CHP sıralarından alkışlar)

AYHAN BARUT (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 144 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 4’üncü maddesi üzerine vermiş olduğumuz önerge hakkında söz almış bulunmaktayım. Sizleri ve ekranı başında bizleri izleyen tüm yurttaşlarımızı sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, 16 Nisan 2017 referandumuyla birlikte ülkemizde yönetim sistemi yani diğer anlamda da rejim değişmiştir. Ancak o günden bu yana değişmeyen alışkanlıklarımız devam etmektedir. O referandum çalışmalarında halkımıza yürütmenin yasama faaliyetlerine katılmayacağı söylenmiş, ayrıca, yasama faaliyetlerinin Türkiye Büyük Millet Meclisi eliyle de yürütüleceği ifade edilmişti. Ancak bu teklifte olduğu gibi, atanmış bakanlar ve bürokratlar eliyle hazırlanıp, AKP milletvekillerine imzalatılıp, bürokratların onay vermediği hiçbir değişikliğin dahi yapılmadığı bir vesayet altında düzenlemeler yapılmaktadır. Ülkemizin geleceğini, yurttaşlarımızı, çalışanlarımızı, yasalarımızı ve devlet işleyişini bu kadar yakından ilgilendiren bir teklifin değerlendirme biçimini de dikkatinize sunuyorum.

Sayın Başkan, teklifle 28 kanun ve 1 kanun hükmünde kararnamede değişiklik yapılmaktayken, İçişleri Komisyonundaki görüşmeler sırasında teklife eklenen 3 maddeyle, değişiklik yapılan kanun ve kanun hükmündeki kararname sayısı toplamda 30’a, madde sayısı ise 98’e yükselmiştir. İşin ne kadar ciddiyetsiz ve ortak akla gereksinim duyulmadan hazırlandığı açıktır. Bu uygulamayı, muhalefet olarak şiddetle reddediyor ve kınıyoruz.

Değerli arkadaşlar, ülkemizin güvenliğinin yılmaz savunucuları askerlerimiz, polislerimiz, jandarmalarımız ve diğer bütün güvenlik kuvvetlerimizdir. Vatan toprağının korunması, insanımızın huzur ve refahı için güvenlik temelli kurulmuş kurumlarımız, her türlü maddi ve manevi hakkı fazlasıyla hak etmektedirler. Bizler, dağda, ovada, şehirde gözünü kırpmadan görev yapan polis ve askerlerimize ne versek ne yapsak azdır. (CHP sıralarından alkışlar)

Maddeyle sağlanmak istenen, terfiden atamaya, sınavla yükselmeden ihtiyaca binaen görev uzatmasına elbette ki karşı değiliz. Ancak tüm bunların gayet şeffaf, liyakate dayalı mesleki görev ve başarı kriterleri esas alınarak, her türlü kayırmacılıktan uzak tutularak yapılmasını istemekteyiz. Özellikle tüm devlet organlarında personel istihdam edilirken öncelikle “sana yakın, bana yakın, senin, benim tarikattan, cemaatten, partiden” anlayışıyla değil, eğitimi, beceresi, meslek tecrübesi, görev süresi gibi liyakati oluşturan temel kıstaslar dikkate alınmalıdır.

Sayın Başkan, görüştüğümüz teklifte kendilerini yakından ilgilendiren düzenlemeler bulunan polislerimizin maddi ve manevi birçok sorunu bulunmaktadır. Güvenliğimizi, canımızı emanet ettiğimiz polislerimizin sorunlarının ağırlığı, doğal olarak güvenlik hizmetlerinde başarı ve kaliteyi de etkilemektedir. Polislerin mevzuattan kaynaklanan sorunları, ücret, giyim kuşam ve diğer maddi haklarla ilgili ekonomik problemleri yani özlük hakları, mesai ve çalışma koşulları iyileştirilmelidir. Tayin ve terfi ile sağlık ve sosyal yardım hizmetlerine erişimde karşılaştığı güçlükler de giderilmelidir.

Sayın Başkan, diğer bir konu da tarihin en büyük ekonomik ve siyasi krizini yaşayan ülkemizde ekonomiden kaynaklı sorunların artık ocakları söndürüyor olmasıdır. İşsizlik-yokluk-yoksulluk sarmalında boğulan yurttaşlarımız ailece canlarına kıymaktadır. On yedi yıldır ülkeyi yöneten AKP Hükûmeti ve tek adam rejimi, bu gidişatı değiştirecek olumlu bir tek adım atmamaktadır. Adım atmadığı gibi, sorunları, çözüm önerilerini dile getirenleri “hain” olarak yaftalayıp suçlamaktadır. En ufak bir eleştiri yöneltenleri dahi davayla, mahkemeyle, cezaevleriyle tanıştırmaktadır. Bu yol, yol değildir.

Sayın Başkan, tek adam rejiminin göz ardı ettiği ancak en çok ihtiyaç duyduğumuz konuların başında atamalardan görevlendirmelere kadar her alanda liyakat dikkat edilmesi gereken bir konudur ancak saray rejimi, yandaş dışında hiçbir seçenek tanımıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AYHAN BARUT (Devamla) – Tamamlayalım Sayın Başkan.

BAŞKAN – Tamamlamayın ama son sözleri alayım, lütfen.

AYHAN BARUT (Devamla) – İktidara sesleniyorum…

SELİM GÜLTEKİN (Niğde) – Seslen!

AYHAN BARUT (Devamla) – Sesleniyorum, merak etme. Dinleyin.

İktidara sesleniyorum: Bu ülkenin her alanda birliğe, ortak akla ve birlikte üretmeye ihtiyacı var. Zaten iktidarınız dönemi boyunca hiçbir meslek grubuna ve liyakate önem vermediğinizi biliyoruz. Bu kendini beğenmiş, kibirli tavrı da kınıyoruz. Sizi ortak akla, liyakate, işinin ehli olan insanlara güvenmeye çağırıyoruz. Unutmayalım ki bu vatan hepimizindir diyorum, sevgi ve saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Sayın Akbaşoğlu, buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

69.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, Adana Milletvekili Ayhan Barut’un 144 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 4’üncü maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Hatibin biraz evvelki konuşmalarının hiçbirine katılmak mümkün değil; sonuç itibarıyla bu kavramsallaştırmaları, anlatıları hayal ürünü, gerçeklikten kopuk, yalan ve dolana, iftiraya dayalı yaklaşımlar. (CHP sıralarından gürültüler)

Aynen, evet. “Saray rejimi” “tek adam rejimi” “yandaş” vesaire…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Bunların hepsi doğru.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Hiçbiri doğru değil.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Yalan mı?

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Hiçbiri doğru değil.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Hepsi doğru.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sonuç itibarıyla siz yalan yanlış bütün cümleleri bir araya getirip üstümüze boca etmek istiyorsunuz ama bu ancak sizin üzerinize yapışır, bizim üzerimize yapışmaz. Siz önce üzerinizdeki şu yalan, iftira siyasetine ilişkin kaç gündür, kaç haftadır gündemde tutulan meselelere bir açıklık getirin de kendi üzerinizdeki töhmetleri bir giderin.

Teşekkür ederim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) – Senden başka konuşan yok Başkan, bu konuyu senden başka konuşan yok.

AYHAN BARUT (Adana) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Efendim Sayın Barut.

AYHAN BARUT (Adana) – Efendim, ağır bir sataşma “Yalan, yanlış…” ağır…

BAŞKAN – Sataşma yok. (CHP sıralarından gürültüler)

Sizin söylediklerinizin doğru olmadığını söyledi ama yerinizden söz vereyim, buyurun. (CHP sıralarından gürültüler)

AYHAN BARUT (Adana) – Yapmayın Sayın Başkan.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Bir dakika müsaade eder misiniz arkadaşlar.

Sayın Altay, buyurun.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Akbaşoğlu’nun şimdi, biraz önce yaptığı sataşma değilse bu Mecliste bugüne kadar hiç sataşma olmamıştır. Böyle bir şey olabilir mi, adamı yalancılıkla itham etti ya? Sayın Başkan, lütfen ya!

BAŞKAN – Ama içeriğiyle ilgili olarak söyledi.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – İçeriği olur mu, “Yalancısın.” dedi düpedüz.

BAŞKAN – Peki, kürsüye buyurun Sayın Barut. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Barut, siz de ikinci bir sataşmaya mahal vermeyin lütfen.

IX.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Adana Milletvekili Ayhan Barut’un, Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun yaptığı açıklaması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

AYHAN BARUT (Adana) – Efendim, ben yaptığım konuşmayla ilgili gerçekleri söylediğimi buradan bir kez daha söylemek istiyorum. 16 Nisan 2017 referandumundan önce -Adana’da İl Başkanlığı yapan bir arkadaşınızım- dağlarda, taşlarda gezdik, referandumla ilgili sakıncaları anlattık. Yalan mıdır, 16 Nisan referandumuyla birlikte Türkiye’de rejim değişti mi, değişmedi mi? (CHP sıralarından alkışlar) Demokratik parlamenter sistemden tek adam rejimine geçildi mi, geçilmedi mi?

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Yalan!

AYHAN BARUT (Devamla) – Geçildi, tek adam rejimine geçildi.

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Yalan konuşuyorsun!

KADİR AYDIN (Giresun) – Yalan!

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Milletin oylarıyla seçildik biz. Sen milletin oylarıyla seçildin ve konuşuyorsun. Sen buraya nasıl geldin o zaman?

AYHAN BARUT (Devamla) – Bugün hükûmet sistemi var mı, yok mu? Yok.

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – O zaman, seni buraya kim getirdi? Kim getirdi seni buraya?

AYHAN BARUT (Devamla) – Gel burada konuş, benim konuşmamı sabote edemezsin sen.

BAŞKAN – Arkadaşlar, biraz sessiz lütfen…

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Yalan konuşamazsın. Kiminle geldin sen ya?

AYHAN BARUT (Devamla) – Liyakat konusunda, ne kadar liyakatsiz olduğunu biliyoruz.

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Ekmek yediğiniz kap bu, dikkat edin.

AYHAN BARUT (Devamla) – Eğer liyakate önem veriyor olsaydınız, mesleğe önem veriyor olsaydınız, demokratik parlamenter sistemdeki Hükûmette bulunan Tarım Bakanınız 10.551 tane ziraat, gıda, su ürünleri, veteriner hekimlere liyakatlerine dayalı o görevleri verirdi ve bugün, sizin devamınız olan Hükûmet bunu uygulardı. Hangi liyakate değer verdiniz de burada vereceksiniz? (CHP sıralarından alkışlar)

Dolayısıyla, liyakatin olmadığını, yandaşın olduğunu gözlerimizle gördüğümüz bir sistemi yaşıyoruz. Yalanı siz söylüyorsunuz, ben değil. (CHP sıralarından alkışlar)

KADİR AYDIN (Giresun) – Yalanı siz söylüyorsunuz!

AYHAN BARUT (Adana) – Ben söylemem yalan, yalanı ben söylemem; sen söylüyorsun.

KADİR AYDIN (Giresun) – Herkes buraya milletin oylarıyla geliyor. Sayın Cumhurbaşkanımız da milletin oylarıyla geldi.

AYHAN BARUT (Adana) – Konuşma sen!

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Akbaşoğlu, buyurun siz de kürsüye.

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Sen buraya milletin oylarıyla geldin mi, gelmedin mi; onu söyle. Cevap ver, seni birisi mi atadı, milletin oylarıyla mı geldin? Adanalı oy vermedi mi sana?

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar, Sayın Grup Başkan Vekili kürsüde.

Sayın Akbaşoğlu, buyurun.

2.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, Adana Milletvekili Ayhan Barut’un sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkanım, çok değerli milletvekilleri; hepinizi hürmetle, muhabbetle selamlıyorum.

Biraz evvel hitap eden hatibin söyledikleri baştan aşağı hakikat dışıdır, yalandır ve iftiradır.

AYHAN BARUT (Adana) – O zaman, değişmedi Anayasa, tek adam sistemi yok bu ülkede(!)

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Devamla) – Başında söylediğiniz şey bir kere… Siz hükûmet sistemi ile rejimin ne olduğunu bilmiyorsunuz, kavramları karıştırıyorsunuz, hiçbir bilginiz yok, bilgisiz bir şekilde konuşuyorsunuz maalesef. (CHP sıralarından gürültüler)

VELİ AĞBABA (Malatya) – Hadi canım!

AYHAN BARUT (Adana) – Hadi oradan!

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Devamla) – Çünkü 16 Nisan 2017’de bir rejim değişikliğine gidilmedi. Cumhuriyet rejimi, hepimizin rejimi, cumhuriyet rejimimiz devam ediyor. Parlamenter hükûmet sistemi yerine Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi, egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğu gerçeğinden hareketle, millet iradesiyle artık yürürlüğe girmiştir. (CHP sıralarından gürültüler)

VELİ AĞBABA (Malatya) – Reisin, reisin!

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Devamla) – Milletin bu iradesine siz karşı geliyorsunuz. Evet, her şeyiniz yalan.

AYHAN BARUT (Adana) – Siz seçilmiş bir Başbakanı kulağından tutup atmadınız mı? Attınız.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Devamla) – Sayın Cumhurbaşkanımızın bir CHP’liyle Beştepe’de görüştüğü ve kendisine genel başkanlık teklif edildiği yalanı nasıl yalansa bu da baştan aşağı yalan. Sizin hayatınız yalan! Sizin her şeyiniz yalan! [AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP sıralarından gürültüler ve alkışlar (!)]

ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) – Helal be (!) Yürü be (!)

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Devamla) – Siz, faşist Hitler’in Goebbels taktiğini uygulayan yalancı siyaseti takip ediyorsunuz. Arkadaşlar, sonuç itibarıyla, bu apaçık, bedihi bir gerçekliktir.

Arkadaşlar, siz bu yalanlara niye cevap vermiyorsunuz?

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Hangi yalanlara?

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Devamla) – Hangi yalanlara? Bak, yeni bir açıklama yaptı Talat Atilla: “Hâlâ şu anda milletvekili olan bir CHP milletvekilinden ben bu haberi aldım.” diyor.

ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) – Talat Atilla’dan sana ne!

AYHAN BARUT (Adana) – Siz, seçilmiş belediye başkanlarını atmadınız mı? Attınız. Başbakanlığı kaldırmadınız mı? Kaldırdınız.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Devamla) – Niye bütün arkadaşlarınızı töhmet altında bırakıyorsunuz? Niye Kılıçdaroğlu çıkıp da gerçeği açıklamıyor? [AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP sıralarından gürültüler ve alkışlar (!)] Niye kulağınızın üstüne yatıyorsunuz, üç maymunu oynuyorsunuz…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) – Sana ne Başkan, sana ne! Seni ilgilendirmiyor.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Devamla) – …kamuoyunu iftirayla, yalanla aldatıyorsunuz? Kendi kumpasınız kendi elinizde patladı, kendi yalanlarınız kendi kucağınızda kalacak.

Sayın milletvekilleri, Meclisi saygıyla selamlıyorum. [AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP sıralarından alkışlar (!)]

VELİ AĞBABA (Malatya) – Kumpasçılar, sizi kumpasçılar!

ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) – Çok hevesliysen CHP’ye gel.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Ayhan Bey’e “yalancı” dedi.

Ayhan Bey, sana hakaret etti.

AYHAN BARUT (Adana) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Arkadaşlar…

ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – “Arkadaşım, lütfen…” Böyle bağırabilir miyim? Sayın Başkanı nezaketle dinleyeceğim. Cumhuriyet Halk Partisi Grubu gibi sağdan soldan grup başkan vekiline saygısız bir davranışta bulunmayacağım, nezaketle dinleyeceğim. (CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar, birleşime on beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 19.24

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 19.48

BAŞKAN: Başkan Vekili Süreyya Sadi BİLGİÇ

KÂTİP ÜYELER: Nurhayat ALTACA KAYIŞOĞLU (Bursa), Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 23’üncü Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

VIII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Antalya Milletvekili Kemal Çelik ile 104 Milletvekilinin Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2368) ile Tekirdağ Milletvekili Mustafa Şentop’un Türk Vatandaşlığı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/2385) ve İçişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 144) (Devam)

BAŞKAN – 144 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon yerinde.

Evet, diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 144 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 4’üncü maddesinde geçen “göre” ibarelerinin “bakılarak” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                      Habip Eksik                                           Fatma Kurtulan                                           Murat Çepni

                                            Iğdır                                                        Mersin                                                        İzmir

                                      Mensur Işık                                                                                            Mahmut Celadet Gaydalı

                                            Muş                                                                                                                           Bitlis

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI CELALETTİN GÜVENÇ (Kahramanmaraş) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Evet, önerge üzerinde söz talebi var.

Sayın Habib Eksik, buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

HABİP EKSİK (Iğdır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 144 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 4’üncü maddesindeki önerge üzerinde söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Şimdi, bu torba yasayı inceledikten sonra özellikle İçişleri Bakanlığına bağlı kolluk güçleriyle ilgili birçok düzenleme olduğunu gördük fakat bu torba yasayı tartışırken bence yapmamız gereken en önemli şey, kanunsuz emirlerle, keyfî bir şekilde İçişleri Bakanlığının yetkilerini kullanarak bizim partiyi yani HDP’yi sindirmeye çalışan, HDP’nin demokratik alanlardan uzaklaştırılmasını amaçlayan ve daha önce yaptığı gibi küfrederek, söverek bir yerlere gelen o zatla ilgili bence bir tartışma yürütmemiz gerektiğidir. Çünkü bu zat, Türkiye’nin birçok ilinde hukuksuz, tamamen antidemokratik bir şekilde bütün siyasi faaliyetlerimizi engellemeye yönelik maalesef keyfî uygulamalara imza atıyor. Maalesef bugün, yine bir kez daha gördük ki yalan yanlış, tamamıyla mesnetsiz iddialarla bizim arkadaşlarımızı, yoldaşlarımızı, Türkiye’nin her yerinde olduğu gibi, Batman’da da, Ağrı’da da, Amed’de yani Diyarbakır’da da gözaltı furyasıyla bizi sindirmeye çalışıyor. Şunu bilmiyor: Söverek, hakaret ederek AKP’ye, AKP iktidarına yaranabilir, AKP’den koltuk kapabilir fakat HDP’de ve demokratik muhalefette yer alamaz; bunu bilmesinde fayda var. Biliyoruz, o da farkında çünkü istihbarat bilgileri kendisine gidiyor. AKP’nin dağılacağı, AKP’nin iktidardan gideceğini en iyi bilenlerden biri, ondan dolayı da bugün iktidara saldırıyor, daha önce yaptığı gibi bir yer kapmaya çalışıyor. Şunu bir kez daha vurgulamakta fayda var: HDP barış düşmanı, kardeşlik düşmanı, hukuk düşmanı, adalet düşmanı hiç kimseye kapısını açmaz; böylece bilsin.

Bir diğer konu, değerli milletvekilleri, bir bakan çıkıp diyor ki: “Biz Kürtlerin düşmanı değiliz.” Evet, sizler yani AKP iktidarı Kürtlerin düşmanısınız, bunu bütün uygulamalarınızla da zaten ortaya koyuyorsunuz hem dışarıda yani dış ilişkilerde hem de iç ilişkilerde maalesef bugün Kürtlere resmen düşmanlık güden 2 bakanı başa getirmiş bulunmaktasınız. Bu açıdan da tekrar söylüyoruz: AKP iktidarı Kürt düşmanıdır, Kürtlerin düşmanıdır.

Değerli milletvekilleri, dün, AKP’nin Genel Başkanı çıkıp şunu söylüyor, diyor ki: “Dişime göre bir muhalefet başkanı çıkmadı.” İnsanın gerçekten gülesi geliyor. Onun için mi Sayın Selahattin Demirtaş’ın attığı “tweet”ler dizlerinizin bağını çözüyor? Onun için mi sizin dizleriniz o “tweet”lerden tir tir titriyor? Onun için mi siz maalesef Sayın Demirtaş’ı ve diğer siyasi tutsak ettiğiniz arkadaşlarımızı hukuksuz bir şekilde tutuyorsunuz? Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin ve diğer tüm içtihatların bırakılması gerektiğini söylemesine rağmen, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin defalarca bu konuyla ilgili kararı olmasına rağmen, maalesef, AKP iktidarı, orada kendisini zora düşüren, kendisini ciddi anlamda iktidardan göndermeye vesile olacak ve Cumhurbaşkanı adayıyken içeride tutulmasına sebep olduğu, tutsak ettiği Sayın Selahattin Demirtaş’ı hukuksuz bir şekilde içeride tutmaya devam ediyor. O açıdan, değerli milletvekilleri, dişine göre değil, sizi siyasetin çöp tenekesine gönderecek lider maalesef şu an Edirne’de, sizin hukuksuz, zorbaca tutumlarınızla tutuluyor, tutsak ediliyor.

Değerli milletvekilleri…

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Çöplüğe göndermek senin haddine değil!

HABİP EKSİK (Devamla) – Emin olun, dağılıyorsunuz, dağılıyorsunuz ve gideceksiniz!

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Sen o çöplükte yetiştiğin için böyle konuşuyorsun!

ALİ KENANOĞLU (İstanbul) - Hatibi dinleyelim, hatibi dinleyelim!

HABİP EKSİK (Devamla) – Dinlersin; gelirsin, burada konuşursun.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) - Kandil çöplüğünde yetiştiğin için böyle konuşuyorsun!

ALİ KENANOĞLU (İstanbul) – Tahammül edin, hatibi dinleyin!

HABİP EKSİK (Devamla) – Dinlersin; gelirsin, burada konuşursun.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) - Senin haddine değil!

HABİP EKSİK (Devamla) – Böyle hoplayarak değil, gelirsiniz…

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Sen Kandil’de ayıların yaşadığı mağaralarda siyaset yapmaya alışmışsın!

BAŞKAN – Sayın Demirbağ…

HABİP EKSİK (Devamla) – Bir diğer konu…

ALİ KENANOĞLU (İstanbul) – Bir sakin ol ya! Bir yerinde otur, bir sakin ol!

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Konuşma!

HABİP EKSİK (Devamla) – …İçişleri Bakanı çıkmış diyor ki elini böyle ovuşturarak: “Hani çekileceklerdi? Hani Meclisten…” diyor.

BAŞKAN – Sayın Eksik, teşekkür ediyorum.

HABİP EKSİK (Devamla) – Tamamlayacağım Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Bitti süreniz, yani 5 sefer söyledim kürsüden.

HABİP EKSİK (Devamla) – Kayıtlara geçmesi için söyleyeyim: “Hani çekileceklerdi?” diyor. Çok bekler diyoruz; sizi gönderinceye kadar, AKP iktidarını bu iktidardan gönderinceye kadar biz çekilmeyeceğiz…

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Ömrün kâfi gelmez senin!

HABİP EKSİK (Devamla) – …ve sizler kaybedeceksiniz, kaybedeceksiniz!

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Ömrün kâfi gelmez senin!

HABİP EKSİK (Devamla) – Teşekkür ediyorum, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Senin ömrün kâfi gelmez!

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Akbaşoğlu…

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

70.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, Iğdır Milletvekili Habip Eksik’in 144 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 4’üncü maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine, AK PARTİ’nin önceliğinin demokrasi, özgürlük ve güvenlik ilkeleri çerçevesinde huzur ve refahı sağlamak olduğuna ilişkin açıklaması

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkanım, teşekkür ederim.

Değerli milletvekilleri, biraz evvel HDP adına konuşan milletvekili hakikaten aslında kendisini tarif etmektedir ve Kürtlerin düşmanı olduğu ortadadır. AK PARTİ, asla ve kata Kürtlerin düşmanı değildir, Kürtlerin dostudur, Arapların dostudur, 82 milyonun kardeşliğini esas alır, devlet-millet kaynaşmasıyla bütün bir milletin huzur, güven, refah ve barış içerisinde bir arada yaşaması, tek millet, tek devlet, tek vatan, tek bayrak umdeleriyle herkesin mutluluğu için çalışmaktadır. Dolayısıyla hak ve özgürlükler noktasında bütün insanlarımızın kucaklayıcı, öncü ilkeler dediğimiz demokrasi, özgürlük ve güvenlik ilkeleri çerçevesinde huzur ve refahı hep önceliğimiz olmuştur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Bitiriyorum.

BAŞKAN – Buyurun.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Biz teröristlerin düşmanıyız, teröristlerin düşmanıyız ve PKK, YPG, PYD, DAEŞ adı ne olursa olsun, hangi harflerin bir araya gelmesinden müteşekkil olursa olsun içeride veya dışarıda bütün teröristlerin başını ezmeye, yok etmeye de sonuna kadar kararlıyız. Bunun böyle bilinmesini istiyorum.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

VIII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Antalya Milletvekili Kemal Çelik ile 104 Milletvekilinin Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2368) ile Tekirdağ Milletvekili Mustafa Şentop’un Türk Vatandaşlığı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/2385) ve İçişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 144) (Devam)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Bazı Kanunlarda ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 4’üncü maddesinde yer alan “değiştirilmiştir” ibaresinin “yeniden düzenlenmiştir” ibaresi ile değiştirilmesini arz ve teklif ederim.

                                   Fahrettin Yokuş                               Dursun Müsavat Dervişoğlu                              Orhan Çakırlar

                                          Konya                                                        İzmir                                                        Edirne

                                 Zeki Hakan Sıdalı                                                                                                           Ümit Beyaz

                                          Mersin                                                                                                                       İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI CELALETTİN GÜVENÇ (Kahramanmaraş) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi var.

Sayın Fahrettin Yokuş. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

FAHRETTİN YOKUŞ (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu torba yasa dün Meclisimize geldiğinde Antalya Milletvekilimiz, eski Emniyet Genel Müdürümüz Sayın Kemal Çelik Beyefendi buradan güzel sözler söyledi, dediler ki: “Emniyet Genel Müdürlüğümüze teknik bazı haklar getirilmiş; güzel bir çalışma yapmış arkadaşlarımız, bu kanun teklifi Emniyet teşkilatımız için gerçekten çok güzel düzenlemeler getiriyor, onun için biz minnettarız.”

Değerli milletvekilleri, Allah aşkına, Emniyet çalışanlarının yani polislerin ve sivil memurların hangi ciddi sorununu bu torba yasa çözüyor? Emniyet mensuplarını aldatmanın bir âlemi var mı?

Polis memurları bugün mağdurdur. Polis memurları huzursuzdur. Her sene 50’den fazla polis intihar etmekte, çoluk çocuğunu katletmektedir. Bir gün tatil yapamıyor polislerimiz. Bayramları yok, seyranları yok. Mesai mefhumu malum, geceleri yok, gündüzleri yok. Hele hele öyle bir disiplin mevzuatı var ki ta, çağlar ötesinde kalmış, 1979’dan kalmış; hâlâ bu disiplin sistemi işletiliyor. Yani şu anda kamuda dopingin, en temel insan haklarının, çalışma haklarının çiğnendiği yer, birinci yer Emniyet Genel Müdürlüğüdür, Emniyet teşkilatıdır. Hele hele orada çalışan, özellikle sivil memurlar var ya, “maraba” diye bakılan, onların hâli zaten içler acısı.

Değerli milletvekilleri, şimdi Emniyetimizde 2001-2015 yılları arasında komiser yardımcılarımız (A) grubu ve (B) grubu diye sınıflandırılmış. 2015’te ise sonlandırılmış, tamamı tek gruba indirilmiş ama şimdi getirdiğimiz düzenlemede madem bunları tek gruba indiriyoruz, niye (B) grubu ile (A) grubunun sınav şartlarını değiştiriyoruz, aynı yapmıyoruz? Niye (B) grubuna haksızlık yapıyoruz? Niye bu ayrımcılık?

Değerli milletvekilleri, burada Emniyet Genel Müdürlüğü yapmış, bakanlık yapmış milletvekillerimiz var. Onlara soruyorum, yüce Meclise soruyorum: Polisimiz niye Avrupa standartlarında günde sekiz saat çalışmaz? Niye bayram izni olmaz? Neden bunlar insanca yaşayacağı ücrete ulaşamaz? Neden itilir kakılırlar? Neden üst amirleri ile alt amirleri arasında sıkışır kalırlar? Bu ayrımcılıklar neden? Dönüp bir bakın Allah aşkına! Polislerin derdini getirin şuraya da çözelim, konuşalım, sorunlarını birlikte çözelim. Böyle bir düzenleme getirip “Bakın, polislerin özlük haklarını düzeltiyoruz.” diyerek vallahi billahi ne polisleri ne milletimizi ne siz kendinizi kandırabilirsiniz.

Bugün polislerimiz huzursuzdur. Polislerimiz huzur bulamadığı sürece Türk milleti de huzur bulamaz. Onun için, bu milletin huzur bulması için polis teşkilatımızın, onların huzur bulması lazım. Onlar her türlü sosyal, ekonomik hakkı hak ediyorlar. Allah aşkına, gelin, bu insanlara sahip çıkalım. Nerede 3600, nerede, kaç yıl oldu, niye bekliyorsunuz? Ben söylemiyorum, kim söylüyor? Kamu Denetçiliği Kurumu söylüyor, diyor ki: “Polislerin yüzde 27’si masabaşında çalışıyor.” Kardeşim, polis mesleğinde masabaşı çalışma var mı? Niye bunları sivil memurlar yapmaz, niye düzenleme getirmezsiniz? Lafa gelince “Ben genel müdürlük yaptım, bakanlık yaptım.” Maşallah! Hangi sorunu çözdünüz? Hele hele sivil memurların neyini çözdünüz? Bugün Emniyette 10 bin sivil memur var; iş tanımı yok, 300 tane mahkeme kararı var bunların iş tanımının yapılması için. On altı yıldır sınav açılmaz... Yani iş tanımları yapılmamış, hakları verilmemiş, insan muamelesi görmeyen 10 bin evladımız var. Ha, bunların çoğu yurtlardan gelme, yurt çocukları. “Teknisyen yardımcısı” diyorsunuz, çaycılık yaptırıyorsunuz, tuvalet temizliği yaptırıyorsunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FAHRETTİN YOKUŞ (Devamla) – Bağlıyorum Sayın Başkan.

Bu sıkıntıları çözmek için -Allah aşkına ya- doğru dürüst bir kanun getirin, tasarı getirin de şurada çözelim. Bilmiyorsanız vallahi biz getiririz, hep beraber çözeriz diyorum, hepinize saygılar sunuyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

4’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, 5’inci madde üzerinde 4 adet önerge vardır. İlk okutacağım 2 önerge aynı mahiyettedir. Önergeleri okutup birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 144 sıra sayılı Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 5’inci maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                                  Burhanettin Bulut                                        Ensar Aytekin                                            Erkan Aydın

                                          Adana                                                     Balıkesir                                                      Bursa

                               İlhami Özcan Aygun                                       Yaşar Tüzün                                          Mahmut Tanal

                                         Tekirdağ                                                     Bilecik                                                     İstanbul

                                       Ali Öztunç                                                Nihat Yeşil                                                 Ali Şeker

                                   Kahramanmaraş                                               Ankara                                                     İstanbul

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

                                      Mensur Işık                                              Habip Eksik                                            Rıdvan Turan

                                            Muş                                                          Iğdır                                                        Mersin

                            Mahmut Celadet Gaydalı                                                                                                     Murat Çepni

                                           Bitlis                                                                                                                          İzmir

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI CELALETTİN GÜVENÇ (Kahramanmaraş) – Takdire bırakıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önergeler üzerinde ilk söz Sayın Burhanettin Bulut’un.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

BURHANETTİN BULUT (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulumuzu ve bizleri izleyen yurttaşlarımızı saygıyla selamlıyorum.

Biraz önce 4’üncü maddede Adana Milletvekili Ayhan Barut konuştu, Sayın AK PARTİ Grup Başkan Vekili de hararetle karşı çıktı. Sanki ilk defa duydu tek adam yöneticiliğini ya da Türkiye’de liyakat sisteminin içinde bulunduğu durumu ilk defa duymuş gibi müthiş bir reaksiyon verdi, hatta hızını alamadı, yalancılıkla niteledi. E, şimdi bakalım “tek adam yönetimi” demeyelim de “monokrasi” diyelim. Peki, durum nedir Türkiye’de? Yeni sistemde, adı üzerinde, tek başına yönetimin adı nedir? Partili Cumhurbaşkanlığı sistemi yani 1 kişi. O kişi ne yapıyor? O kişi bakanları atıyor -hatta bu yasanın içerisinde var, bakanlara ilişkin maddeler de var- bakanı bir bürokrat gibi atıyor. Kim atıyor? Cumhurbaşkanı. Varlık Fonunun başında kim var? Cumhurbaşkanı. Rektörleri kim atıyor? Cumhurbaşkanı. İhaleleri kim veriyor? İşte “Sayın Cumhurbaşkanı bana söyledi, ben de ne yapayım, kıramadım, bunu aldık.” dedi. Nerede konuşuldu bu? İş dünyasında. İhaleleri kim veriyor yani? Cumhurbaşkanı. Basını kim dizayn ediyor? Bir havuz medyası oluşturulmuş; bazen bir bakıyorsunuz, bir gazetenin başında, televizyonun başında bir iş adamı, bir bakıyorsunuz o iş adamı bir başka iş adamına orayı devrediveriyor. Bunların dizaynını biz bilmiyor muyuz? Bir havuz medyası olduğunu bilmiyor muyuz? Bu işin başında kim var? Yine Cumhurbaşkanı. Peki, Cumhurbaşkanın görev şeması çizildiğinde bakıyorsunuz, orada neler var? Yeni sistemde Politikalar Kurulu var; onun başında kim var? Cumhurbaşkanı. Ofisler kuruldu; onun başında kim var? Cumhurbaşkanı. Kuruluşlar kuruldu; onun başında kim var? Cumhurbaşkanı. O zaman bu sistemin adı nedir? Tek adam yönetimidir. Bunda gocunacak bir şey yok, bunu zaten söylediniz ve bunu da kürsülerden söylediniz, seçimlerde söylediniz “Cumhurbaşkanı gelecek, yönetecek.” dediniz.

RECEP ÖZEL (Isparta) – O sistem olsa böyle konuşabilir misin?

BURHANETTİN BULUT (Devamla) – Ne olacak?

RECEP ÖZEL (Isparta) – Böyle konuşabilir misin sen o sistem olsa, dediğin sistem olsa?

FEHMİ ALPAY ÖZALAN (İzmir) – Tek adam olsa orada konuşabilir misin?

BURHANETTİN BULUT (Devamla) – Siz niye rahatsız oldunuz? Niye rahatsız oldunuz?

RECEP ÖZEL (Isparta) – Rahatsız olmadık ki! Hadi sen cevap ver.

ORHAN SÜMER (Adana) – Dinle, laf atma, dinle!

BURHANETTİN BULUT (Devamla) – Siz de Grup Başkan Vekili gibi çıkın, bir söylenin.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Söyleriz.

BURHANETTİN BULUT (Devamla) – Şimdi, değerli arkadaşlar, bu yaşananlardan bu ülke daha önce çekti. Nerede çekti? 15 Temmuzda çekti. Niye çekti? Yine aynı liyakat sistemini, devletin olanaklarını FET֒cülere açtığınız için çekti. (CHP sıralarından alkışlar)

RECEP ÖZEL (Isparta) – Bu, mukayese edilecek şey mi ya!

BURHANETTİN BULUT (Devamla) – “Ne alaka?” demeyin; sizler, üniversite sınav soruları çalındığında iktidardaydınız, KPSS sınav soruları çalındığında iktidardaydınız, kurmay albaylık sınavlarına müdahale edildiğinde iktidardaydınız, Emniyete her türlü görevlendirme yapıldığında, FET֒cüler müdahale ettiğinde görevdeydiniz. Bu ülkenin yargısına, polisine, askerine, üniversitedeki akademisyenlere müdahale edildiğinde oradaydınız. Devlet ihaleleri, belediyede… Yine sizler tarafından “…parsel parsel verildi.” denildiğinde yine sizler vardınız. Şimdi de “FETÖ borsası var.” denildiğinde yine siz iktidardasınız. O vesileyle, bu “liyakat” dediğimiz şey bozulduğunda kanserli hücrenin yayılması gibi, vücudun tüm direncini bozması gibi devletin yapısını da bozar. O zaman ne çıkar? Siz ne kadar namuslu olsanız da, başınızdaki yöneticiler ne kadar namuslu olsa da yapı bozulur; yapı, yolsuzluğa, yoksulluğa mahkûm olur; bunları önlemek için, konuşanı engellemek için de yasaklara mahkûm olur.

Kâhin olmak gerekmiyor, yarın da bozuk, gelecek de kötü görünüyor. Neden? Çünkü Türkiye’de liyakat sistemi… Biraz önce bahsettiğimiz FETÖ sisteminin benzeri yine yapılıyor. Bu nereden başladı? TÜBİTAK’ın başına hayvanat bahçesi müdürünün atanmasıyla başladı, sonra devam etti. Bu ülkede tıp fakültesinin başına veteriner hekim dekan olarak atandı. Yine, Sağlık Bakanlığı yönetimine, müzik eğitimi alanında lisans ve yüksek lisansını tamamlamış bir kişi atandı. Yine, onun yardımcılığına sağlıkla hiçbir alakası olmayan, KOSGEB’de görev alan bir kişi atandı. AK PARTİ’li bir milletvekilinin kardeşi Urfa Birecik Devlet Hastanesi Müdürü yapıldı liyakati olmadığı hâlde. Türk Hava Yollarının yönetiminde kimler var, hepiniz biliyorsunuz.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Kartal İmam Hatip mezunları.

BURHANETTİN BULUT (Devamla) – Bu kadar tesadüf olur mu, Kartal İmam Hatip mezunları o kurumu tüm doldurmuş durumda.

Yine, Hazinenin en önemli birimine, Kamu Finansmanı Genel Müdürlüğüne bu birimde daha önce hiç çalışmamış birisi atandı. Buradan yığınla örnek verebilirim: Devlet Demiryollarına atadıklarınız, büyükelçi olarak atadıklarınız… Fars dili uzmanını Atatürk’le ilgili bir kurumun başına getirdiniz. Yine, AKP’li bir eski bakanın oğlu ile Yargıtay Başkanının oğlunu beş yıllık tecrübe kuralını çiğneyerek Futbol Federasyonuna atadınız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BURHANETTİN BULUT (Devamla) – Hemen bağlıyorum Başkanım.

BAŞKAN – Bağlayın, söz vermiyorum.

Buyurun.

BURHANETTİN BULUT (Devamla) – Açıyordunuz ama Başkanım.

BAŞKAN – Açmıyorum, açmıyorum, süre vermiyorum artık.

BURHANETTİN BULUT (Devamla) – Niye vermiyorsunuz?

BAŞKAN - 5-6 sefer söyledim bunu, lütfen…

BURHANETTİN BULUT (Devamla) – Söylediniz ama açıyordunuz.

Bağlayacağım.

BAŞKAN – Açalım arkadaşlar.

Selamlayın, buyurun.

BURHANETTİN BULUT (Devamla) – Bununla ilgili, 31 Mart sonrası da yeni görevler var.

Rektörlere ilişkin de bir cümle söyleyeyim: 11 rektör iki sene içerisinde atandı, bunların, bu rektörlerin hepsi ilahiyat mezunu.

Son söz olarak size şunu ifade edeyim: Koçi Bey, risalesinde IV. Murat’a şöyle bir şey söylemiş: “Sultanım, bu 30-40 kişiyi mutlu etmek için halkı perişan etmeye değer mi?”

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Sayın Akbaşoğlu, buyurun.

ORHAN SÜMER (Adana) – Sataşma yok, doğruları söyledi.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Doğrudan sataşma var ama ben yerimden açıklamayla yetineceğim.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Bir dakika… Sataşmadan söz alsın. Yerinden on dakika konuşuyor, sataşmadan iki dakika konuşsun.

Ben de söze girdim bu arada. Ben de 60’a göre söz istiyorum.

ORHAN SÜMER (Adana) – Sataşma yok.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sataşmadan söz alıyorum, evet.

ORHAN SÜMER (Adana) – Hayır, hayır, sataşma yok.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Bir dakika…

Başkandan izin al, öyle kürsüye gidemezsin.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sataşmadan söz alıyorum.

Sataşma var, ben söz istiyorum efendim.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Hangi gerekçeyle? Neden? Ne dedi de sataştı?

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Hangi gerekçeyle… İsmimi vererek benim söylediklerimi başkalaştırarak ortaya koyduğu için bir sataşma var.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sen bize “yalancı” dedin; tazminat davası açacağım, 5 bin lira paranı alacağım.

BAŞKAN – Sayın Akbaşoğlu, rica edeceğim, lütfen, Sayın Engin Altay’ı değil Başkanlık Divanını muhatap alarak konuşursanız…

Sataşma var, daha başlar başlamaz size sataştı konuşmanın başında.

Buyurun lütfen.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Bana muhatap olarak baktığı için, muhatabıma da cevap vererek sizi muhatap alıyorum Sayın Başkanım.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Dolaylı oldu, biraz karıştı.

BAŞKAN – Siz, direkt beni muhatap alın Sayın Akbaşoğlu.

Buyurun.

IX.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

3.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, Adana Milletvekili Burhanettin Bulut’un 144 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 5’inci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine ve şahsına sataşması nedeniyle konuşması

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Değerli milletvekilleri, evet, biraz evvel bir arkadaşımız konuşma yaptı, biz de söz aldık ve gerekli cevabı verdik. Şimdi, bir başka arkadaşımız onu devam ettirmek istiyor, kaldığımız yerden devam edelim.

Bir kere, siz, önce “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.” hükmünü içinize sindirin. (CHP sıralarından “Ooo!” sesleri) Millî iradeyi gerçekten kabullenin.

ALİ KENANOĞLU (İstanbul) – Onun için mi kayyum atadınız?

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Devamla) – 16 Nisan 2017’de bir halk oylaması yapıldı ve parlamenter hükûmet sisteminden Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemine geçildi. Aynen belediye başkanı ve belediye meclis üyelerini ayrı ayrı sandıkta millî iradeyle belirlediğimiz gibi…

ALİ KENANOĞLU (İstanbul) – Kayyum onun için mi atandı?

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Devamla) – …yürütme organı olan Cumhurbaşkanı ile yasama organı olan Meclisi ayrı ayrı, millet doğrudan kendisi belirliyor. Bunu içinize sindirin; bir.

İkincisi, CHP’nin tek adamı olmak için bir haftadır çeşitli kumpaslarla… Sayın Kılıçdaroğlu’nun tek adam diktatörlüğüne doğru kumpaslar kurarak ortaya attığı meseleleri görmezden geliyorsunuz.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Size malzeme çıkmaz oradan.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Devamla) - Kendi içinizde var olanları karşıya yansıtmaya çalışıyorsunuz. Hakikaten bu, milletin gözünden kaçmıyor.

FETÖ'yle ilgili ise şunu söylemek isterim biraz evvel konuşan milletvekiline: Sayın Yılmaz Ateş, eski Genel Başkan Yardımcınız dedi ki: “MHP’yi ve Fenerbahçe’yi tebrik ediyorum. Dolayısıyla onlar FETÖ'ye teslim olmadı ama Cumhuriyet Halk Partisi FETÖ'ye teslim oldu.” Evet, FETÖ'yle iş tutanlar utansın, utansın. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP sıralarından gürültüler) Dolayısıyla siz önce kendinize bakın, FETÖ'nün tezlerini savunmayın. Biz FETÖ'yle sonuna kadar, dibine kadar mücadele ediyoruz arkadaşlar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP sıralarından gürültüler)

Saygıyla selamlıyorum.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Efendim, açık sataşma var, kürsüye buyurun lütfen Sayın Altay.

Süreniz iki dakika efendim.

4.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Çok teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sizi ve yüce Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Herhâlde, Sayın Akbaşoğlu, 98 maddelik kanunun bitmesini istemiyor değerli arkadaşlar. Zira biz bütün iyi niyetle, yapıcı yaklaşımımızla bu kanun bitsin -çünkü ihtiyaç var bu kanuna- diye uğraşıyoruz.

Fakat şimdi önce bir şey söylemem lazım: Bugün müteaddit defalar Cumhuriyet Halk Partisiyle ilgili bir tartışmadan dem vuruyor, partiye yönelik kumpas senaryosuyla ilgili benden bilgi istiyor. O bilgi bende yok, o bilgi –devleti siz yönetiyorsunuz- olsa olsa sizde var. (CHP sıralarından alkışlar)

NİHAT YEŞİL (Ankara) – Kendilerinde var.

ENGİN ALTAY (Devamla) - Arkadaşlar, ben Sayın Akbaşoğlu’nun daha doğrusu aslında AK PARTİ’mizin diğer değerli milletvekillerinin de bir kısmının, en azından yöneticilerinin gerilimli hâlini bugün anlayışla karşılıyorum. Cumhuriyet Halk Partisinde yaşananlarla ilgili tıbbi olarak belki bir “dış gebelik” demek mümkün, vardır ya bu sahte gebelik ama siz ikiz doğuruyorsunuz Sayın Akbaşoğlu, ikiz, ikiz doğuruyorsunuz. (CHP sıralarından alkışlar) Sizin bu sancılı döneminizi ben anlayışla karşılıyorum. Özellikle, galiba dün akşamki bir televizyon programından sonra, AK PARTİ seçmenlerinin AK PARTİ’ye yönelik ilgisindeki azalma ve dün akşamki bir televizyon programına ve… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

RECEP ÖZEL (Isparta) – Hiç alakasız ya!

ENGİN ALTAY (Devamla) – Ne oldu? Ayağınıza mı basıldı?

…onun oradaki sayın siyasetçiye olan, dün geceden itibaren başlayan yoğun ilginin sizi rahatsız etmesini çok anlayışla karşılıyorum, çok anlayışla karşılıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

FEHMİ ALPAY ÖZALAN (İzmir) – Akşam maç vardı.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Ama iş FET֒ye gelirse, gel bu tartışmaya girme Yılmaz Ateş’in bir sözüyle. “Bu tartışmaya girelim.” dersen gireriz ama FETÖ bir projeyse, yemin ederim müellifi sizsiniz, yüklenicisi de başkaları. (CHP sıralarından alkışlar) Ya, siz FET֒ye… Kandırıldınız, bir şey demiyorum, böyle yapacaklarını bilmiyordunuz, bir şey demiyorum ama bir uyarım var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ENGİN ALTAY (Devamla) – Dün FET֒nün yaptığını, bugün kimi bakanlıkları teslim ettiğiniz cemaatler de on beş sene sonra yapar; buradan rahmetli Kamer Genç gibi -ruhu şad olsun- sizi biz de uyarmış olalım.

Doğum sancısı zordur arkadaşlar, hoşgörüyle karşılayalım. (CHP sıralarından alkışlar)

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Bunu yaşayan bilir!

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Akbaşoğlu, ne vardı?

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Bir açıklama istiyorum efendim. Hem kendi sözlerime hem hatibin sözlerine yerimden bir dakikalık bir açıklama yapmak istiyorum.

BAŞKAN – Bir dakika yerinizden, buyurun.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Peşinen söylüyorum, cevap vermeyeceğim.

BAŞKAN – Size teşekkür ediyorum.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

71.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Çok teşekkür ediyorum.

İşte dışavurum bu, psikolojide yansıtma bu, tam da bu ve çarpıtma da bu hakikaten!

Sonuç itibarıyla dün hangi program var, ne var ne yok, ben takip etmedim bile yani. (CHP sıralarından gürültüler)

FEHMİ ALPAY ÖZALAN (İzmir) – Maç vardı.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Yani bakın, biz buradayız, sizinle beraberdik, burada hep beraberdik.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Meclisi kapattık ya on birde!

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sonuç itibarıyla bu gebelik mebelik kendi iç işleri yani. İç gebelik, dış gebelik, bütün gebelik hâlleri size uyuyor. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, gülüşmeler)

Sonuç itibarıyla, ben bu konuda söylenenleri Sayın Altay’a iade ediyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Vallahi ben kanun teklifi metninde dış gebeliğe ilişkin bir düzenleme olduğunu bilmiyordum, onu da öğrenmiş olduk burada hep beraber.

BURHANETTİN BULUT (Adana) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Bulut, Grup Başkan Vekiliniz gereken cevapları verdi, teşekkür ediyorum.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sarfınazar ettim, o da anlayış gösterdi.

VIII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Antalya Milletvekili Kemal Çelik ile 104 Milletvekilinin Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2368) ile Tekirdağ Milletvekili Mustafa Şentop’un Türk Vatandaşlığı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/2385) ve İçişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 144) (Devam)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki diğer önerge üzerinde konuşmacı Sayın Rıdvan Turan.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

RIDVAN TURAN (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Türkiye sosyalist hareketinin önderlerinden Teslim Töre’yi kaybettik, anısı önünde saygıyla eğiliyorum. Cenazesi yarın defnedilecek.

Değerli arkadaşlar, 5’inci madde üzerine söz almış bulunuyorum. Emniyet Genel Müdürlüğü personeline çeşitli ödüller verilmesi, ödül verilecek durumlar ile bütçenin belirlenmesini düzenleyen bir madde 5’inci madde.

Şimdi, öncelikle şunu ifade etmekte fayda var: Türkiye’de güvenlik ve istihbarat bürokrasisi vatandaşın tümüne eşit hizmet veren niteliğe sahip değil. Bütün sınıflı toplumlarda, ezme/ezilme ilişkisinin olduğu her yerde zaten güvenlik bürokrasisi, istihbarat bürokrasisi egemen olanların sazını çalar. Türkiye’de de ne yazık ki güvenlik ve istihbarat bürokrasisi, emniyet bürokrasisi başta sarayın güvenliği olmak üzere bir tutum içerisinde ve bunun dışındaki muhalif kesimleri ötekileştiren, düşmanlaştıran, hatta savaş hukuku uygulayan bir niteliğe sahip. Bu lafları laf olsun diye söylemiyorum, söylediğim her sözün geri planında bir yaşanmışlık var.

Bakın, Erdoğan’a ilişkin “tweet” atanı gece sabaha karşı beşte karga tulumba gözaltına alan bu istihbarat ve güvenlik bürokrasisi… Bu memlekette 100’den fazla insan Gar katliamında katledildi, Diyarbakır katliamında çok sayıda insan katledildi. Hrant Dink katledildi ve biliyoruz ki bu güvenlik ve istihbarat bürokrasisinin derin dehlizlerinde bu kirli ilişkiler yaşandı ve hâlâ yaşanıyor, hâlâ gün yüzüne çıkarılmadı.

Az önce Tahir Elçi’yi konuştuk. Neyin ne olduğu gün gibi açık olduğu hâlde, Tahir Elçi’nin katillerinin deşifre edilmesine ilişkin güvenlik ve istihbarat bürokrasisinin adım atmadığını çok net biçimde görüyoruz.

Şimdi, madde şunu düzenlemeye çalışıyor: Emniyet ve güvenlik bürokrasisini ödüllendirme. Bakın, 2004’te 12 yaşındaki Uğur Kaymaz güvenlik güçleri tarafından öldürüldü “meşru müdafaa” denildi, tutuklanan kimse yok. Gezi olaylarında Berkin Elvan öldürüldü, buna ilişkin tutuklanan kimse yok. 2016 yılında, nöbet tutan zırhlı araçtan açılan ateş sonucunda Dilşah Ak isimli insan öldürüldü, tutuklanan kimse yok. Yine 2016 yılında Yüksekova’da Aydın Tümen, Serhat Buldan, Rahmi Sefalı ve Nejdet İşözü isimli yurttaşlar zırhlı araçtan açılan ateş sonucunda hayatını kaybetti ve polisin acemiliğine verilerek bu konuda da tutuklanan kimse olmadı. Kemal Kurkut Diyarbakır’da, 2017 Nevruz’unda ki biz de oradaydık, gözlerimizin önünde vuruldu. Hatta polis diğer polise “Bu adamı niye vurdun, ne gerek vardı?” dediği hâlde bu vakada da tutuklanan yok. Yine, bir polisin kullandığı zırhlı aracın bir eve girmesi sonucunda, orada uyuyan 6 ve 7 yaşlarındaki 2 kardeş hayatını kaybetti, bu vakada da tutuklama yok.

Daha devam edebiliriz. Birkaç örnek daha vereyim. Yine Ekrem Görkem Karakan polis tarafından öldürüldü 2017 yılı yılbaşı gecesi, tutuklanan yok. Buna ilişkin çok sayıda… Hatta bir dede, torun TOMA’nın çarpmasıyla birer sene arayla hayatlarını kaybettiler, burada tutuklanan kimse yok.

“Ödüllendirme” mi diyorsunuz? Emniyet ve istihbarat bürokrasisinin ödüllendirilmesinden mi bahsediyorsunuz? İşte ödül; tutuksuzluk en büyük ödüldür. Önce, güvenlik ve istihbarat teşkilatı bu memlekette herkese eşit davranacak “Muhaliftir, o taraftır, bu taraftır.” diye bakmayacak, vergilerle aldığı maaşı önce helal ettirecek, ondan sonra bu ödülleri oturur, konuşuruz. Ama hâl böyleyken muhalefeti, özellikle Halkların Demokratik Partisini, onun taraftarlarını ve yöneticilerini böyle bir düşman hukukuyla tasfiye etmeye girişen bir istihbarat ve güvenlik ve emniyet bürokrasisinin hiçbir ödülü hak ettiği kanısında değilim. Bu maddeye karşı olduğumuzu ifade etmek istiyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 144 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin çerçeve 5’inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

“MADDE 5- 3201 sayılı Kanunun 86 ncı maddesinin başlığı "Madalya ve ödüller” şeklinde, ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

"Kendisine tevdi edilen görevleri fiilen hayatını hiçe sayarak üstün bir cesaret, feragat ve kahramanlıkla yerine getirdiği tespit edilen personele, İçişleri Bakanı tarafından Üstün Cesaret ve Feragat Madalyası verilebilir. Başka devletlerce tevcih edilen madalya ve nişanlar ile bunlara ait rozet ve minyatürler, İçişleri Bakanlığınca tasvip ve tescil edildikten sonra takılabilir. Verilen madalyaların imalatı ve bunların muhafazalarının temin giderleri bir defaya mahsus olmak üzere bütçeden karşılanır.”

"Bu madde gereğince verilen ödüllere ilişkin esaslar, teklif ve değerlendirme işlemleri, ödül verme yetkileri, ödül gerekçelerine göre verilecek ödülün cinsi ve miktarı ile diğer usul ve esaslar İçişleri Bakanlığınca çıkarılacak yönetmelikler ile belirlenir.""

                         Muhammet Emin Akbaşoğlu                               Selim Gültekin                             Mehmet Doğan Kubat

                                          Çankırı                                                       Niğde                                                      İstanbul

                                       İmran Kılıç                                               Recep Özel                                             İsmail Tamer

                                   Kahramanmaraş                                               Isparta                                                      Kayseri

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI CELALETTİN GÜVENÇ (Kahramanmaraş) – Takdire bırakıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi? Yok.

Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Emniyet Genel Müdürlüğü personeline madalya verilmesi ile madalya ve ödüllerle ilgili hususların yönetmelikle düzenlenmesi amaçlanmıştır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin çerçeve 5’inci maddesinde yer alan “kanunun” ibaresinin “kanunda yer alan” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                          Dursun Müsavat Dervişoğlu                                Orhan Çakırlar                                İmam Hüseyin Filiz

                                           İzmir                                                        Edirne                                                    Gaziantep

                                      Ümit Beyaz                                                                                                       Zeki Hakan Sıdalı

                                         İstanbul                                                                                                                       Mersin

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ SERMET ATAY (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi var.

Sayın İmam Hüseyin Filiz, buyurun. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

İMAM HÜSEYİN FİLİZ (Gaziantep) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 144 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 5’inci maddesi üzerinde İYİ PARTİ grubumuzun vermiş olduğu önerge üzerine söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu saygılarımla selamlarım.

Değerli milletvekilleri, kanunun 5’inci maddesiyle 3201 sıra sayılı Emniyet Teşkilat Kanunu’nun 86’ncı maddesi başlığıyla birlikte değiştirilmekte, Emniyet Genel Müdürlüğünün para mükâfatı, takdirname, şerit rozet gibi ödülleri düzenlenmektedir. Bu düzenlemeleri ve biraz önce önergeyle yapılan değişiklikleri olumlu bulduğumu belirtmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, Türk vatandaşlarının etkin ve adil işleyen kolluk sistemi sayesinde güvenli ve huzurlu bir şekilde yaşayabilmeleri için, Emniyet Genel Müdürlüğü personelinin her kademesindeki memurun çok iyi eğitimlerden geçmesi gerekmektedir. Kolluk personelinin yürüttükleri görevlerde tarafsız ve halk merkezli bir yapıda olmaları gerektiği için insan hakları ve demokratik ilkeler konusunda kendilerine düzenli eğitimler sağlanmalıdır. Bunun yanı sıra, yapılan görevin hassaslığı göz önüne alındığında polis memurlarının sabır, anlayış gibi değerlerinin de güçlendirilmesi gerekmektedir. Vatandaşı merkez alan bir bakış açısıyla güvenlik ve demokratik denetim perspektifinden bakılmalı ve halkın güvenlik ve huzuruna katkı yapanlar ödüllendirilmelidir.

Değerli milletvekilleri, insanların hayat standartları, bakış açılarını doğrudan etkilemektedir. Ekonomik sıkıntılar içinde yaşam mücadelesi veren kahraman polislerimiz çok zor şartlarda görevlerini yürütmektedir. 7 Ağustos 2019 tarihinde 6713 sayılı Kolluk Gözetim Komisyonu Kurulması Hakkında Kanunun Uygulanmasına Dair Yönetmelik yürürlüğe girerek işlemeye başlamış olan Kolluk Gözetim Komisyonuna, bu yönetmeliğin 23’üncü maddesi gereğince kolluk görevlilerinin çalışma koşullarının araştırılması konusunda büyük görev düşmektedir. Buna ek olarak, bu yönetmeliğin 1’inci maddesi gereğince kolluk görevlileri hakkındaki memnuniyet bildirimleri merkezî bir sistemde kayıt altına alınacak olduğundan, komisyon raporları bu ödüllendirme sistemi içinde etkili olmalıdır. Bu sistemle işler hâle gelecek sivil gözetim yanında, demokratik denetim anlayışının da getirilmesi gerekir. Bu şekilde, bakandan kaymakama kadar mülki amirler de sürece dâhil edilerek sorumluluk almaları sağlanacaktır.

Değerli milletvekilleri, polislerimizin maddi ve manevi birçok sorunları var. Sorunlarının fazla olması, yapmış oldukları görevlerde ve güvenlik hizmetlerinde başarı ve kaliteyi de etkilemektedir. Polislerimiz fazla mesai yapmaktadır, çalışma ortamları ve koşulları fazlasıyla ağırdır. Yapılan birçok çalışma uzun mesai saatlerinin yaşam kalitesini olumsuz etkilediğini göstermiştir. Konuyla ilgili yapılan akademik çalışmaların sonucu, polislerin çalışma saatlerinin uzunluğunun polislerin iş hayatını ve özel hayatını da olumsuz şekilde etkilediğini ortaya koymaktadır. Bazı personelin günlük on sekiz saate varan mesailerinin daha düzenli ve standart hâle getirilerek polislerin ruhsal ve davranışsal olarak iyilik hâline katkıda bulunmak, verimliliğini, iş, aile ve yaşam kalitesini artırmak amacıyla bir proje kapsamında yürütülen ergonomik vardiya sisteminin temelini çalışma süresinin kısaltılması, dinlenme süresinin uzatılması oluşturmaktadır. Başlangıçta pilot projenin uygulanması olarak başlayan ancak olumlu yansımalarının ortaya çıkmasıyla ülke genelinde uygulamasına geçilen ergonomik vardiya sistemi mesai düzeni, kısa bir süre için uygulandığı birimlerde dahi olumlu geri bildirimlerin alınmasına neden olmuştur. Araştırmadan elde edilen tespitler ışığında aile yaşam kalitesinin sürdürülebilir hâle getirilmesi için uzun süreli çalışmayı engelleyecek hukuki düzenlemelerin yapılması, uzun süreli çalışma gerektiren ek görev ve benzeri durumların neler olduğunun belirlenerek sınırlarının net olarak çizilmesi için standardize edilmesi, fazladan çalışmanın gerektirdiği hâllerde çalışanı da tatmin edecek düzeyde ek ücret, izin gibi maddi ve sosyal hakların düzenlenmesi çok yararlı olacaktır.

Değerli milletvekilleri, bugüne kadar her fırsatta ve sürekli dile getirmiş olduğumuz, siyasi iktidarın da seçim vaatleri arasında yer alan 3600 ek gösterge sorunu devam etmektedir. Polislerimizin emeklilik durumları da göz önüne alınarak 3600 ek gösterge sorununun bu kanuna bir ek madde ilave edilerek çözülebileceğini belirtiyor, Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

6’ncı madde üzerinde 3 adet önerge vardır, okutup aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 144 sıra sayılı Bazı Kanunlarda ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 6’ncı maddesinin, teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                                       Ali Öztunç                                                Nihat Yeşil                                                 Ali Şeker

                                   Kahramanmaraş                                               Ankara                                                     İstanbul

                                    Mahmut Tanal                                     İlhami Özcan Aygun                                    Ensar Aytekin

                                         İstanbul                                                    Tekirdağ                                                   Balıkesir

                                     Erkan Aydın                                             Yazar Tüzün                                          Alpay Antmen

                                           Bursa                                                       Bilecik                                                      Mersin

BAŞKAN – Komisyon, önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ SERMET ATAY (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Komisyonun katılmadığı önerge üzerinde Sayın Alpay Antmen konuşacak.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

ALPAY ANTMEN (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İçişleri Bakanlığının kanunla belirlenmiş görevleri şunlardır: Temel hak ve hürriyetleri esas alarak iç güvenlik, sınır, kıyı ve kara sularımızın muhafaza ve emniyetini sağlamak, etkili sınır yönetimi ve göç politikalarını oluşturmak, mahallî idarelerin hizmet standartlarını yükseltmek. Peki, bakalım Sayın İçişleri Bakanı neler yapıyor? İçişleri Bakanlığının koruması gereken kadınlar, erkek cinayetlerine kurban gidiyor. Dışarıda bir sürü cani, elini kolunu sallayarak geziyor. Hatta daha, önceki gün Taksim’de, kadına şiddete dikkat çekmek isteyen kadınlara, polis gazla, plastik mermiyle müdahale etti, şiddet uyguladı. AKP’li ve MHP’li kadın vekil arkadaşlarım burada; bakın, çok samimi soruyorum: Taksim’deki bu görüntülerden hiç mi rahatsız olmadınız? Kendi aranızda oturup “Bu kadarı da olmaz ya!” demediniz mi? Ben sizlerin yüksek vicdanına inanıyorum ve güveniyorum. Bakın, kadınlar öldürülüyor, her gün bir kadın şiddete kurban gidiyor. Taksim’de yaşanan olaya en başta sizin tepki göstermeniz gerekiyor. Partizanlığı martizanlığı bırakın, vicdanınızın sesini dinleyin, merhametinizi gösterin, çıkın, konuşun; lütfen, korkmayın.

Değerli milletvekilleri, ben hukuka ve yasalara bağlı Emniyet çalışanlarımızı buradan saygıyla selamlıyorum. Canla başla, en zor koşullarda hizmet veren polislerimizin sıkıntıları bizim de sıkıntımız. Onlar hepimizin polisi; şehitlerimiz, gazilerimiz hepimizin ortak değeri. CHP iktidarında 3600 ek göstergeyi diğer kamu görevlileriyle birlikte polislerimiz de mutlaka alacaklardır.

Bakın, her fırsatta “Millet ne isterse o olur.” diyorsunuz “sandık” diyorsunuz “Seçildik.” diyorsunuz; peki, Yüksek Seçim Kurulunun “Seçilmesinde bir mahzur yoktur.” dediği, haklarında bir mahkeme kararı bile olmayan belediye başkanlarını görevden alıp kayyum atamanın seçimle, sandıkla, oyla, demokrasiyle ne alakası var, bunu bir izah edin lütfen. Ancak bir İçişleri Bakanınız var, iç güvenliği sağlamak bir yana, kendisi bile tek başına bir güvenlik sorunu. Çok açık söyleyeceğim: Sayın İçişleri Bakanı, kadınlara gösterdiği şiddeti IŞİD mensuplarına göstermedi. Ne diyor İçişleri Bakanı? “IŞİD bize bir şey yapmaz, merak etmeyin.” Hani sokaklarda şu çakma telefon satanlar var ya, garanti belgesi falan vermez “Bir şey olursa bana getir, hallederiz, garantisi benim.” der; işte, İçişleri Bakanının açıklamaları ile bunun arasında hiçbir fark yok. “IŞİD bir şey yapmaz.” ne demek? Böyle bir devlet anlayışı nerede görülmüş, olabilir mi? İşte Suruç, işte Ankara Garı katliamı, Gaziantep, İstanbul, Reyhanlı. Bu örgüt, Türkiye tarihindeki en büyük terör saldırısını yaptı. İçişleri Bakanı “Bir şey olmaz.” diyor ama oldu bile. Ankara Garı katliamını haberi olup da kim ya da kimler önlemediyse o 103 canın katili de onlardır.

Sayın Bakan, can güvenliğinden sorumlu olduğu İstanbul İl Başkanımız Canan Kaftancıoğlu’nu önce hedef gösteriyor, sonra korumalarını geri çekiyor, ardından çıkıp “Sorumluluk benim.” diyor. Bu, nasıl bir devlet anlayışıdır?

Sayın Süleyman Soylu burada yok ama AKP’li sayın vekiller belki yanıt verir. Şu anda Mecliste bulunan partilerin il başkanlarının, kadın ve gençlik kolları başkanlarının kaçında koruma var, kaçı hakkında tehdit var? Çıkın, lütfen, tek tek açıklayın.

Gelelim sınırlarımıza. Sınır demeye bin şahit ister, yolgeçen hanı. Türkiye’de hangi şehirde kaç sığınmacı var, tam rakamı kimse bilmiyor. Ne iş yapıyorlar, nasıl örgütleniyorlar, paralel yapılanmaları var mı, yok mu kimse bilmiyor. İktidar, bize şunun yanıtını verebilir mi: Türkiye’ye sığınmış pek çok Suriyeli sığınmacı var. Adam, elini kolunu sallayarak geldi, gelenlerden kaçının adli sicil kaydına hâkimsiniz? Geldiği yerde kaçak mı, suçlu mu, suç işledi mi, ne yaptı, ne etti biliyor musunuz? Gelenlerin arasında kaç tane IŞİD’li var? Ülkesinde aranan ama paçayı kurtarmak için sığınmacı rolüne bürünen var mı, gerçek kimliği ne? Bunların hiçbirini bilmiyorsunuz. Gidin, sorun İçişleri Bakanına, biliyor mu? Vereceği cevap “Bilmiyorum.” olacak ama onun görevi, bilmek, sorunları çözmek; sorun yaratmak değil.

Hepinizi saygılarımla, en içten sevgilerimle selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 144 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 6’ncı maddesinde geçen “başka illerde” ibaresinin “diğer illerde” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                      Mensur Işık                                             Abdullah Koç                                          Rıdvan Turan

                                            Muş                                                          Ağrı                                                        Mersin

                                    Ali Kenanoğlu                                                                                          Mahmut Celadet Gaydalı

                                         İstanbul                                                                                                                        Bitlis

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ SERMET ATAY (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Komisyonun katılmadığı önerge üzerinde söz talebi var.

Sayın Abdullah Koç, buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

ABDULLAH KOÇ (Ağrı) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; normlar hiyerarşisinde anayasa ve uluslararası sözleşmeler, bütün normların en üst kısmında yer almaktadır. Peki, şöyle, iktidarın karnesine baktığımız zaman, iktidar bunun neresindedir; Anayasa’ya uyuyor mu, uymuyor mu, birkaç örnekle açıklamak istiyorum.

Değerli milletvekilleri, siyasi hak ve ödevler, Anayasa’nın 66 ile 74’üncü maddeleri arasında düzenlenmiştir. Anayasa’da seçme ve seçilme hakkı madde 67, siyasi faaliyette bulunma hakkı madde 70 şeklinde sıralanıyor. Seçme ve seçilme hakkı, ülkenin yönetiminde bulunma hakkını getirmektedir yani temsili demokrasi. Seçme ve seçilme hakkı, demokrasi ve hukuk devletinin olmazsa olmazıdır. 68’inci madde de vatandaşın serbestçe siyasi parti kurma ve serbestçe üye olma hakkını ifade etmektedir. Yani demokrasiler, siyasi partilerin varlığıyla ortaya çıkmaktadır. Çağımızın demokrasisi, siyasi partilerin varlığıyla anlam kazanmıştır. Siyasi haklara sahip olup o hakları kullanmak, demokratik devlet olmanın da bir başka gereğidir.

Değerli milletvekilleri, bu haklar, Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile Türkiye’nin taraf olduğu Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşmesi’nin 25’inci maddesinde düzenlenmiştir. Peki, bu madde neyi getirmektedir? Bu madde, her vatandaşın doğrudan veya seçilmiş temsilcileri aracılığıyla kamu hizmetlerine katılmasını güvence altına almaktadır. Bu madde, dürüst seçimlerde oy kullanma ve seçilme hakkını getirmektedir. Bu maddeyle genel eşitlik ilkesine uygun olarak ülkede kamu hizmetlerine girme hakkı düzenlenmektedir. Ayrıca değerli milletvekilleri, Türk Ceza Kanunu’nun 114’üncü maddesinde siyasi hakların kullanılmasına karşı yapılan saldırılara karşı müeyyideleri içermektedir. Siyasi faaliyetlerin engellenmesi suçu, devletin temel düzenine karşı bir suç tipidir çünkü demokrasi, doğrudan doğruya hedef alınmaktadır. Anayasa ve Siyasi Partiler Yasası’na göre kurulan partimizin kongre, miting, grup toplantıları ve halkla buluşma gibi faaliyetleri, Anayasa tarafından güvence altına alınmıştır.

Ancak kongre çalışması yapan Gaziantep ilimize yönelik kapsamlı gözaltı ve tutuklamalar yapılmıştır. Ağrı, Diyarbakır, Batman, İzmir, Ankara, Van, Muş, İstanbul ve ülkenin dört bir tarafında gözaltılar, saldırılar ve hak ihlallerinde bulunulmuştur. Partimize yönelik düşmanca yönelimler yaşanmaktadır.

Değerli milletvekilleri, bu Hükûmet, ne uluslararası hukuk ne Anayasa ne de yasaları tanımaktadır. Aslında, hukukun işlediği ülkelerde siyasi hakların kullanılmasının engellenmesi için şikâyet unsuru aranmaz. Peki, nedir? Savcıların resen harekete geçmesi gerekmektedir çünkü mağdur olan, tüm yurttaşlardır. Anayasa’nın 2’nci maddesi ise demokratik ve hukuk devleti ilkesini tanımlamaktadır. Ama bu ilke de ne yazık ki bu iktidar tarafından çok açık bir şekilde ihlal edilmektedir, edilmeye de devam etmektedir. Gelin, görün ki bağımsız ve tarafsız bir yargı kalmadığından bizim de adaletten bir beklentimiz ne yazık ki kalmamıştır.

Öte taraftan, değerli arkadaşlar, Anayasa 6’ncı maddesindeki egemenlik kayıtsız şartsız halkındır şeklindeki ilke de ne yazık ki çok açık bir şekilde ihlal edilmiş ve ihlal edilmeye devam etmektedir.

Değerli milletvekilleri, AKP Hükûmeti, egemenliği ne yazık ki halklara bırakmadı, egemenliği tamamen ayaklar altına aldı ve ayaklar altına almaya da devam etmektedir.

Değerli milletvekilleri, egemenlik ve halkın iradesine olan bu şekildeki bu baskının da ve bu yok saymanın da bedeli, size ağır bir şekilde geri dönecektir, bu tarih de yakındır.

Ama halklarımız şunu bilmelidir ki değerli milletvekilleri: Bu halkların, haksızlıkların ve hukuksuzlukların hesabı kanun önünde mutlaka ama mutlaka sorulacaktır.

Teşekkür ediyorum.

Saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Bazı Kanunlarda ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 6’ncı maddesinde yer alan “değiştirilmiştir” ibaresinin “yeniden düzenlenmiştir” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederim.

                          Dursun Müsavat Dervişoğlu                                Orhan Çakırlar                                            Ümit Beyaz

                                           İzmir                                                        Edirne                                                      İstanbul

                                 Zeki Hakan Sıdalı                                                                                                           Bedri Yaşar

                                          Mersin                                                                                                                       Samsun

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ SERMET ATAY (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi var.

Sayın Bedri Yaşar, buyurun. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BEDRİ YAŞAR (Samsun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 144 sıra sayılı Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 6’ncı maddesi üzerinde vermiş olduğumuz değişiklik önergesi hakkında grubumuz adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu vesileyle tüm polis şehitlerimizi rahmetle anıyorum, gazilerimize hayırlı uzun ömürler diliyorum.

Değerli milletvekilleri, kanun teklifinin 6’ncı maddesi, valilik, Emniyet Genel Müdürlüğü ve İçişleri Bakanlığı tarafından görev yaptıkları illerin dışında başka illerde görevlendirilen emniyet hizmetleri sınıfındaki personelin, polislerin beslenme ve barınma gibi ihtiyaçlarının karşılanmasına ilişkin yapılacak olan harcamaları düzenlemektedir.

Değerli milletvekilleri, sizin de bildiğiniz gibi, gerek seçim dönemlerinde gerekse açılış dönemlerinde, Sayın Cumhurbaşkanımızın seyahatlerinde görüyoruz ki neredeyse bazı illerde miting alanına gelenler kadar polis memurları da görevlendiriliyor. Dolayısıyla bunların hak ve hukukunu vermemiz, Parlamentonun görevidir. Bunların ciddi mağduriyetleri var. İnşallah bu kanunla bu mağduriyetleri de gidermiş oluruz.

Bu düzenlemeyle, eskiden sadece çevik kuvvet polislerine verilen beslenme ve barınma harcırahı, il dışında görevlendirilen karakol polislerine de verilmiş olacaktır.

Bu düzenleme, bugüne kadar geç kalmış bir düzenlemedir. Biz grup olarak bu düzenlemeyi destekliyoruz. Tabii, bu yetmez, polislerimizin bizden beklediği 3600 ek gösterge var. Bütün siyasi partiler, seçim meydanlarında bunun sözünü verdiler. Bakın, tam da onların hak ve hukukunu düzenlediğimiz bugün buna -bir ek maddeyle beraber- hâlâ zamanımız var, hâlâ vaktimiz var. Önergeyi siz verin, biz de destekleyelim, yeter ki polislerimizin, çalışanlarımızın sorunları çözülsün. Sadece polislerimizin değil, 3600 ek göstergeyi bekleyen tüm çalışanlara da çözüm üretmek bizim görevimiz ama hiç olmazsa bugün polislerimizle ilgili olan sorunları çözelim.

Yine, bunun yanı sıra, tabii, uzun çalışma süreleri var. Karda çalışıyorlar, kışta çalışıyorlar; “mesai” mefhumu demeden çalışıyorlar, bu memleket için göğüslerini siper ediyorlar. Aldıkları ücretler de yeterli değil; üniversitede eğitim gören evlatları var; aynı zamanda barınma ihtiyaçları var, geçinme ihtiyaçları var.

Göreve gittikleri yerlerde en büyük sorunlarından biri de barınma. Dolayısıyla, polislerimize yönelik özellikle konut -buradan söylüyorum- yapıldığı takdirde, onlara özel uygulamalar yapıldığı takdirde… Özellikle TOKİ’ye burada iş düşer; dar gelir gruplarına yönelik yaptığı konutlarla, ümit ediyoruz ki, polislerimize yönelik de bir çalışma yapar. Biz onu da aynen bu şekilde, buradan destekleyeceğimizi ifade ediyoruz.

Tabii, polislerimizle beraber çalışan teknisyenlerimiz var, teknisyen yardımcılarımız var. Aynı bina içerisinde, aynı kurumun içerisinde, aynı mesai saatleri içerisinde çalışan teknisyenlerimizin de çok ciddi sorunları var. Size en basitinden bir tanesini söyleyeyim: Geçtiğimiz gün Samsun’da bu manada görev yapan 3 arkadaşımız geldi, dediler ki: “Biz de aynen diğer arkadaşlarımız gibi aynı şartlarda görev yapıyoruz; silahlarımız var. Onlar emekli oldukları zaman silahlarını taşıma ruhsatı çerçevesinde taşıma imkânlarına sahipler ama biz teknisyenlerin görev süresi bittiği andan itibaren taşıma ruhsatları iptal oluyor; taşıma ruhsatlarımız otomatikman bulundurmaya dönüyor. Bizim, bundan dolayı, gönlümüz kırık. Aynı şartlarda görev yapıyoruz, aynı mesaiyi yapıyoruz, aynı şeylerle muhatap oluyoruz; dolayısıyla, hiç olmazsa bizim silahlarımızda da taşıma ruhsatlarımız olsun; şerefle yıllarca taşıdığımız silahlarımızı emekli olduktan sonra da taşıyalım.” Ben tekrar söylüyorum: Bu görüşmeler yapılırken bu yönde de bir önerge verirseniz bunu da destekleyeceğimizi şimdiden ifade ediyorum.

Kanunun hayırlı ve uğurlu olmasını diliyorum.

Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan, karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Evet, önergeyi oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati:20.48

ALTINCI OTURUM

Açılma Saati: 21.01

BAŞKAN: Başkan Vekili Süreyya Sadi BİLGİÇ

KÂTİP ÜYELER: Nurhayat ALTACA KAYIŞOĞLU (Bursa), Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 23’üncü Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

144 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 6’ncı maddesi üzerinde Samsun Milletvekili Bedri Yaşar ve arkadaşlarının önergesinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi önergeyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısını arayacağım.

Kabul edenler… Etmeyenler… Karar yeter sayısı vardır, kabul edilmemiştir.

144 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon yerinde.

6’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

7’nci madde üzerinde 3 adet önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 144 sıra sayılı Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 7’nci maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                                       Ali Öztunç                                                Nihat Yeşil                                                 Ali Şeker

                                   Kahramanmaraş                                               Ankara                                                     İstanbul

                                    Mahmut Tanal                                     İlhami Özcan Aygun                                       Yaşar Tüzün

                                         İstanbul                                                    Tekirdağ                                                     Bilecik

                                    Ensar Aytekin                                            Erkan Aydın                                          Cengiz Gökçel

                                         Balıkesir                                                      Bursa                                                       Mersin

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ SERMET ATAY (Gaziantep) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi var.

Sayın Cengiz Gökçel, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CENGİZ GÖKÇEL (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; alıştığımız gibi, birbiriyle alakasız 30 kanun ve kanun hükmünde kararnamede değişiklik yapılmasına dair torba yasayı görüşüyoruz. Bu yöntem yöntem değil arkadaşlar; depremzedelere ilişkin düzenleme ile kumar oynayana verilecek ceza aynı teklifte görüşülemez; Emniyet ve Jandarma teşkilatı hakkında teknik düzenleme ile ihracatçılarımıza verilen hususi pasaportun süresi aynı teklifte görüşülemez.

Torba yasalarla yasama faaliyetinin altını oyuyorsunuz, yüce Meclisin itibarını zedeliyorsunuz. Vatandaşın alışveriş torbalarından ücret alıyorsunuz ya, torba yasalarınıza da ücret koysanız, vallahi köşeyi dönersiniz.

Değerli arkadaşlar, bu yılın ilk on ayında meydana gelen 350 bin trafik kazasında 242 bin kişi yaralandı, 2 binin üzerinde vatandaşımız hayatını kaybetti. Bu kazaların yaklaşık 4 bini kırmızı ışıkta durmayan sürücüler yüzünden gerçekleşti. Yaya geçitlerinde yayalara öncelik tanınmadığı için 1.900 kaza meydana geldi. Bu kazaları önlemek, trafik bilincini sağlamakla, bilimsel verileri etkin bir şekilde uygulamakla mümkündür ancak görüşülmekte olan kanun teklifinin 7’nci maddesi ne diyor: “Trafik kazalarını önlemek amacıyla bilimsel gelişmeleri takip ederek önerilerde bulunmakla görevli Trafik Araştırma Merkezini kapatacağız.” İktidar partisine mensup arkadaşlar trafik kazalarının bilinçle, eğitimle önlenebileceğini biliyor ama çareyi ceza kesmekte görüyor. Memleketi ekonomik krize soktunuz, para bulmak için cezalara yükleniyorsunuz. 2019’un ilk on ayında 13 milyon sürücü ve yayaya 4,5 milyar lira ceza kesildi. Cezalardan aldığınız parayla ülkeyi ekonomik krizden de çıkaramazsınız.

Trafik sorunu, trafik bilincini oluşturmakla, eğitimle çözülür arkadaşlar. Tabii, iktidar partisinin eğitimden tek anladığı özelleştirme olunca trafik sorununu da toplumsal bir sorun olarak görmesi beklenemez.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu’nun bir sözü var: “Bir toplumu geri bırakmak istiyorsanız, yapacağınız tek şey var, eğitim sistemini bozmak.” AKP iktidarlarının en başarılı olduğu konu herhâlde bu, eğitim sistemini bozmak. Özelleştirme uğruna özel eğitim şirketlerine milyarlarca lira para aktarıldı. Eskinin itibarlı devlet okulları ise kaderine terk edildi. Cumhuriyetimizin binbir güçlükle en ücra köylere bile yaptığı okullar kapatıldı ve yoksul halk çocukları “taşımalı eğitim” adıyla çileli eğitime zorlandı. Niçin? Birkaç zengini daha fazla zengin edebilmek için. Devlet okullarının camı çerçevesi kırık, siz bunu tamir etmeye bütçe ayırmıyorsunuz, üstüne okul temizliği için velilerden para topluyorsunuz.

“İkili eğitimi kaldıracağız.” diyen Millî Eğitim Bakanı, okullarda mevcut o kadar fazla öğrenci var ki ikili eğitime geçmek zorunda kaldı. Öğrenciler 50-60 kişilik dersliklerde eğitim görüyor. Arkadaşlar, 4+4+4 sisteminin ilk öğrencileri bu yıl mezun olacak. Geçen sene 1 milyon 200 bin öğrencinin girdiği liselere giriş sınavına bu sene 1 milyon 400 bin öğrenci girecek; 200 bin öğrenci için ek derslik ihtiyacı var. Geçen sene ikili öğretime geçmek zorunda kalan Anadolu liseleri, düzenleme yapılmazsa üçlü eğitime geçmek zorunda kalacak. İktidarın açtığı bazı okullar tercih edilmezken, kontenjanlarının yarısı boş kalırken Anadolu liselerinde öğrenciler 50 kişilik dersliklerde sabahçı, öğlenci eğitim görmek zorunda kalıyor.

Sayın Bakan, Plan ve Bütçe Komisyonunda “Eğitim ve öğretim desteği uygulaması, devlet okullarındaki ikili eğitim yükünün ve derslik başına düşen öğrenci sayısının azaltılmasına katkı sağlamıştır.” diyor özel okullar için. İkili eğitim yükü, özel eğitim zincirlerine para aktararak değil, yeni okul açarak, atanamayan öğretmenleri atayarak çözülür. Özel okullara sadece bu yılın altı ayında 1,5 milyar lira destek ödemesi yapıldı. 1,5 milyar lirayla...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

CENGİZ GÖKÇEL (Devamla) – Sayın Başkanım, tamamlıyorum, selamlayacağım. Çok önemli.

BAŞKAN – Selamlama için söz veriyorum, sadece selamlama.

Buyurun.

CENGİZ GÖKÇEL (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bu konuya özellikle dikkatinizi çekmek istiyorum. Özel okullara, eğitim kurumlarına altı ayda verilen 1,5 milyar lirayla 176 tane 36 derslikli okul yapabiliyoruz. Millî Eğitim Bakanlığı vatandaşın en temel hakkı olan eğitimden esirgediği parayı özel eğitim zincirlerine aktarmasa her yıl 176 okul yapılabilirdi.

BAŞKAN – Sayın Gökçel, lütfen...

CENGİZ GÖKÇEL (Devamla) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Yüce Meclisimizi saygıyla selamlıyorum.

Hayırlı olsun. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 144 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 7’nci maddesinde geçen “yürürlükten kaldırılmıştır” ibaresinin “bu madde ile yürürlükten kaldırılmıştır” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                      Mensur Işık                                              Habip Eksik                                      Hüseyin Kaçmaz

                                            Muş                                                          Iğdır                                                        Şırnak

                                      Murat Çepni                                                                                           Mahmut Celadet Gaydalı

                                           İzmir                                                                                                                          Bitlis

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MÜSLÜM YÜKSEL (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi var.

Sayın Hüseyin Kaçmaz, buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

HÜSEYİN KAÇMAZ (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yine bir torba yasa görüşülüyor Genel Kurulda ancak ülkenin ve halkın gerçek gündemi bu değil, öncelikle onu belirtmek istiyorum.

Halkın gündeminde yoksulluk ve hukuksuzluk var. Bugün Sayın Hazine ve Maliye Bakanı “Hedeflerimizin ilerisindeyiz.” dedi Plan ve Bütçe Komisyonunda. Ancak ülkede yaşanan intihar vakalarına baktığımızda durum hiç de böyle değil. Fatih’te 4 kardeş intihar etti; Antalya’da 4 kişilik aile, Bakırköy’de 3 kişilik aile. Bunların tümünün bir ortak noktası var; yoksulluk nedeniyle, ekonomik kriz nedeniyle intihar ettiler. Bununla birlikte birkaç gün önce Sayın Fatma Betül Sayan yine “Yoksullukla mücadelede son on beş yılın en başarılı ülkesiyiz.” dedi ve bunu dedikten hemen iki gün sonra yine bir yurttaş cebinde 1,5 TL’yle intihar etti. Eşi kendisine “Pazara gidelim.” dedi ve kendisi işsizdi, yoksuldu, maalesef ki o da intihar etti. Bitmedi, Kütahya’da bugün yine, altı aylık bir bebeği olan bir yurttaşımız daha intihar etti. Evet, intihar çözüm değil, buradan seslenmek istiyoruz. Ancak arkadaşlar, enerjimizi, bu ülkenin bütçesini, kaynağını artık israf politikalarından, yolsuzluktan kurtararak halka kanalize etmemiz gerektiğini öncelikle belirtmek isterim.

Sayın Cumhurbaşkanı da 2002’de “Benim bacım çocuğuna süt alamadığı için intihar etti mi bu ülkede? Kim sorumlusu?” diye sormuştu. Ve biz de soruyoruz: Bu bahsettiğimiz intihar vakalarının sorumlusu kim? Bu iktidar değil de kim?

Dediğimiz gibi, bu ülkede yoksullukla birlikte hukuksuzluk var ve ikisi de birbiriyle bağlantılı sayın milletvekilleri. Hukuksuzluk, aynı zamanda yoksulluğun doğmasına sebep oluyor. Kürt meselesindeki hukuksuzluğu özellikle belirtmek istiyorum çünkü bu ülkede demokrasiden uzaklaşılmasının temel nedeni de Kürt meselesindeki çözümsüzlüktür. Kürt meselesinde kendi Anayasa’mızı, kendi demokrasimizi ayaklar altına alabiliyoruz; iktidar için söylüyorum bunu. Gerçekten, her seferinde bu ülkenin Anayasası ayaklar altına alınıyor, halkın seçme ve seçilme hakkı gasbediliyor. Bu, sadece Kürt’e vurulan bir darbe değildir arkadaşlar; bu, bu ülkenin demokrasisine vurulan bir darbedir, bu ülkede birlikte yaşama iradesine vurulan bir darbedir. Kürt halkı seçecek ya da herhangi bir seçmen seçecek ve iktidar beğenmediği için -iktidar beğenmediği için- kayyum atayacak. Bu durum hiçbir şekilde kabul edilemez.

Dediğimiz gibi, bu yoksulluğun önüne geçmek mümkün arkadaşlar. Bu yoksulluğun önüne geçmek, Kürt meselesinin çözümünden geçer. Kürt meselesinde çözüm olmadığı sürece bu ülkenin kaynakları tanka, topa, tüfeğe yatırılıyor ve bu ülkenin insanları yoksullukla karşı karşıya kalıyor.

Einstein’ın bu duruma uyan güzel bir sözü vardır. “Delilik nedir?” diye sorar. “Delilik, aynı şeyi yapıp farklı sonuçlar beklemektir.” der. Kürt meselesinde bugün yine gözaltılar, kayyumlar, inkâr politikaları devrede. Arkadaşlar, bunlar yıllarca denendi, bu ülkeye bir şey kazandırmadı, yine kazandırmayacak. HDP bu ülkede umuttur, HDP bu ülkede demokratik siyasetin temsilcilerinden biridir; bunu bu şekilde bileceğiz.

Tarihe de biraz bakmamız gerekiyor. Evet, yıllar önce Türklere inkâr, Kürtlere isyan rolü biçildi uluslararası bazı güçler tarafından ve biz bu rolü tarihte yerine getirirken Kerkük’ü, Musul’u kaybettik ve bugün de bu ülkeyi, bu ülkede yaşayan herkesi bu uluslararası güçler yine kendine bağlamakta. Dolayısıyla çatışmadan nemalanan ulusal ve uluslararası güçler dışında kimseye bir şey kazandırmayan gidişatın durdurulması, savaşa akıtılan kaynakların toplum yararına kanalize edilmesi, işçi, memur maaşlarının artması demektir. HDP'ye saldırılar bu ülkeye hiçbir şey kazandırmaz. Kendi demokrasimizi, demokratik cumhuriyetimizi kurarak, güçlerimizi demokratik birliğe, yapıcı enerjiye dönüştürerek Orta Doğu’da bu şekilde bir güç hâline gelebiliriz; halkımızı bu şekilde refaha, huzura kavuşturabiliriz.

Saygılar.

Teşekkürler. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 7’nci maddesinde yer alan “kaldırılmıştır” ibaresinin “çıkarılmıştır” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                          Dursun Müsavat Dervişoğlu                                Orhan Çakırlar                               Arslan Kabukcuoğlu

                                           İzmir                                                        Edirne                                                     Eskişehir

                                      Ümit Beyaz                                              Hüseyin Örs                                     Zeki Hakan Sıdalı

                                         İstanbul                                                    Trabzon                                                     Mersin

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ SERMET ATAY (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi var.

Sayın Hüseyin Örs, buyurun. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

HÜSEYİN ÖRS (Trabzon) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan kanun teklifinin ilgili maddesi üzerinde söz aldım.

Kanun teklifi genel itibarıyla birtakım kurumlarda önceden yapılması gereken çeşitli bürokratik eksiklikleri düzenlemektedir. Teklifin 7’nci maddesi, 17/10/1996 tarihli 4199 sayılı Kanun’un 45’inci maddesiyle kurulan Trafik Araştırma Merkezi Müdürlüğünü kaldırmaktadır. 1996 yılında Karayolları Trafik Kanunu’nda yapılan değişiklikle Trafik Daire Başkanlığı kaldırılmış, yerine 1’i Trafik Eğitim ve Araştırma Dairesi olmak üzere 3 ayrı daire ve “Trafik Araştırma Merkezi” adında bir müdürlük kurulmuştur. Trafik Eğitim ve Araştırma Dairesi varken bugün kaldırılmak istenen müdürlüğün o gün kurulması zaten yanlıştı. Nitekim, incelendiğinde, bu kaldırılması istenen müdürlüğün, Trafik Eğitim ve Araştırma Dairesiyle benzer faaliyetleri yürüttüğü, hatta yetkide karmaşaya sebep olduğu da görülmektedir. Dolayısıyla, biz İYİ PARTİ olarak bu maddede yapılmak istenen değişikliği destekliyoruz, hatta geç bile kalınmıştır diyoruz.

Değerli milletvekilleri, konu trafik olunca, seçim bölgem Trabzon’un en önemli sorunlarının başında gelen trafik ve ulaşım sorunundan da bahsetmek istiyorum. Trabzon ilinin konumu nedeniyle gün içinde gelip geçen araç sayısı tahminlerinizden çok daha fazla seviyededir. Ama bugün baktığımızda, Trabzon halkı trafikte hareket edemiyor; kaldırımları işgal edilmiş, yürüyemiyor; bu durumdadır. Bu durum Trabzon’da yaz kış bitmek bilmeyen bir trafik sorununu meydana getirmektedir. Yıllardır devam eden Kanuni Bulvarı yapımının hâlâ daha bitmemesi, tozlu raflara kaldırılan ve yapılması yılan hikâyesine dönen Güney Çevre Yolu’nun yapılmamış olması trafik sorununun çözümünü zorlaştırmaktadır. Bunun yanında, şehrimizde otopark kapasitesinin çok düşük olması, yol kenarlarının ve kaldırımların belediye eliyle otopark olarak işletilmesi Trabzon’da yaya ve taşıt trafiğini içinden çıkılmaz bir hâle getirmiştir.

Değerli milletvekilleri “Trabzon’da ulaşım sorunu” deyince her zaman akla Güney Çevre Yolu ve raylı sistem gelir. Güney Çevre Yolu ile raylı sistem birbirinin alternatifi değildir, bunu da kaydedeyim burada; hem Güney Çevre Yolu’na hem de raylı sisteme, her ikisine de Trabzon şehrinin, şehrimin ihtiyacı vardır. Güney Çevre Yolu taşıt trafiğine hizmet eder, raylı sistem yaya trafiğine hizmet eder; bu karşılıklı hizmet tanımı uzar gider ama sonuç olarak her ikisinin de yeri ayrıdır, her ikisi de Trabzon için gereklidir.

Trabzon şehri için raylı sistemin gerekliliğine ve şu anki durumuna değinecek olursak da şunları söyleyebilirim: 2001 yılının Şubat ayında Trabzon Belediyesinin bülteninde ve yerel basında “Trabzon Belediyesi tarafından ön fizibilite çalışmaları tamamlanan raylı taşıma sistemine Ulaştırma Bakanlığı onay verdi. Kent içi hafif raylı sistemin hizmete girmesiyle trafik sorununda büyük bir rahatlama olacak.” şeklinde haberler yer almıştır. Burada şunu da söyleyeyim: Her yerel seçim, genel seçim, referandum ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesi Trabzon’a demir yolu sözü verilir, bu artık klasik bir hikâye hâline dönmüştür Trabzon’da. Ayrıca on sekiz yıldır her seçim öncesi gıyabında tanıştığımız bir raylı sistem vardır ama bu gıyabında tanıştığımız raylı sistemi maalesef Trabzon’da hâlâ daha göremedik. Sayın Cumhurbaşkanımızın 31 Mart seçimleri öncesindeki “Trabzon raylı sistemle tanışacak.” sözünden hareketle, inşallah önümüzdeki dönemlerde bu yapılır, Trabzon’da gerçekleşir, Trabzonlu artık, raylı sistemle, billboardlarda ve basında çıkan “Müjde… Müjde…” manşetleriyle tanışmak, konuşmak, görüşmek zorunda kalmaz diye düşünüyorum.

Ben, son söz olarak, Trabzon için olmazsa olmaz olan Güney Çevre Yolu Projemizin bir an önce tozlu raflardan aşağı indirilip hayata geçirilmesini diliyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

7’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

8’inci madde üzerinde 3 adet önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 144 sıra sayılı Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 8’inci maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                                       Ali Öztunç                                                Nihat Yeşil                                           Mahmut Tanal

                                   Kahramanmaraş                                               Ankara                                                     İstanbul

                                        Ali Şeker                                                Yaşar Tüzün                                           Ensar Aytekin

                                         İstanbul                                                     Bilecik                                                     Balıkesir

                                     Erkan Aydın                                                                                                 İlhami Özcan Aygun

                                           Bursa                                                                                                                       Tekirdağ

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MÜSLÜM YÜKSEL (Gaziantep) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi var.

Sayın Ali Şeker, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Sayın Başkan, üzerinde konuştuğumuz 8’inci madde, özü itibarıyla, Emniyet görevlilerinin mali ve özlük hakları yönünden eşitlenmesi hususunu düzenliyor. Ancak sizin yasa yapma yönteminiz torba kanun yani kanunlara çuval geçirme üzerine olduğu için içinde birbiriyle alakasız onlarca madde var. Gönül isterdi ki ülkemizdeki güvenlik söz konusu olduğunda, yaşanan sorunlar, salt mali ve özlük haklarının düzenlenmesine ilişkin birkaç madde olsun ama Türkiye’de maalesef güvenlik sorunu çok ciddi boyutta. Burada, Gölbaşı’nda polisler arkadaşlarını bombaladılar ve bu bombalamayı yapanlar da bir cemaatin üyeleriydi. Başka cemaatin üyeleri de “Ben Menzilciyim, FET֒cü değilim.” diye kendilerini savunuyorlar. İçişleri Bakanı da çıkıyor “Bir tane örnek verin bana, istifa ederim.” diyor ama yerinde duruyor. Kadınlara, kadına karşı şiddeti protesto ederken maalesef gazla müdahale ediliyor ve İçişleri Bakanı diyor ki: “O hafif bir gaz.” Bu işi bu kadar hafife alıyor. Eğer böyle bir anlayış devam ederse ne kadına karşı şiddet sorunu çözülür ne de Türkiye’deki güvenlik sorunu çözülür.

“Ne istediler de vermedik.” dediğiniz yaklaşımlarınız, FET֒nün Türkiye’deki güvenlik birimlerini bir bir ele geçirmesiyle, 81 ilin 74’ünün emniyet müdürünün FET֒cü olmasıyla sonuçlanmıştı. Siz bu anlayışta maalesef devam ediyorsunuz. Başka cemaatleri buralara yerleştirme konusunda bir kere daha sizi kürsüden uyarmak durumunda hissediyorum kendimi.

AKP daha önce “Ben, artık Türkiye’yi özgürleştireceğim, Avrupa Birliğinin bir parçası yapacağım.” dedi. Cumartesi Annelerini davet etti “Bu, Türkiye'nin bir ayıbıdır; bunları sonuca kavuşturmak, hiçbir şeyi faili meçhul bırakmamak gerekir.” dendi; Cumartesi Anneleri, bugün, Galatasaray Meydanı’na uzun zamandır giremiyorlar ve onlara her zaman sert müdahalede bulunuluyor.

AKP iktidarı muhalif akademisyenleri KHK’ler eliyle susturmak istedi. “Barış” diyenleri üniversitelerden attı ve maalesef, şiddetin savunulmasını istedi herkesten ama vicdanlı insanlar şiddeti savunmaz, her zaman barışı savunmaya devam edecek.

Daha geçen hafta, Mülkiyede, özel güvenlikçiler öğretim üyelerini -maalesef- darbetti. Orada, dışarıdan gelenler öğretim üyelerine saldırdı.

AKP, her alanda maalesef anayasal hakları insanların elinden alıyor, insanların temel hakkı olan protesto hakkının hiçbir şekilde kullanılmasına müsaade etmiyor. Emniyetin bu şekilde istismar edilmemesi lazım. Emniyet, anayasal hakları savunmak durumunda.

10 Ekim katliamından on bir gün önce, canlı bombalara Ankara’ya kadar eskortluk yapan Yakup Şahin -geçen hafta Ankara katliamının davası vardı- Gaziantep’in Nizip ilçesinde bir gübre bayisine yüzde 33’lük amonyum nitrat almaya gidiyor ve güvenlik kameralarıyla tespit ediliyor. Kimliği tespit edildiği hâlde hiçbir işlem yapılmıyor. Bu kişi geldi, Türkiye'nin en büyük katliamını yaptı. Böylesine, güvenlik önlemlerinin alınmadığı ve bu katliamların seyredildiği ülkede, iktidar, Türkiye’yi en büyük katliama muhatap etti.

Malumunuz, iktidar siyanürü yasaklıyor; hâlbuki, siyanürü değil yoksulluğu yasaklamak lazım; yolsuzluğu yasaklamak lazım ki bu kadar yoksulluk ortaya çıkmasın. Daha bugün, Mecliste intihar girişiminde bulunan, bir milletvekilinin odasında ilaç içen bir kişiyle karşılaştık. Yani Türkiye'de bu kadar yoksulluğun arttığı, gelir dağılımının bu kadar adaletsiz olduğu, yandaşın bu kadar kollandığı bir durumda halkın sırtına da büyük bir yük düşüyor ve bu yükü artık ödeyemiyorlar; ne elektrik faturasını ne doğal gaz faturasını ödeyemiyorlar. Bunun için de artık yoksulun sırtına daha fazla çıkmamak gerekiyor.

Umut Vakfı diyor ki: “Bireysel silahlanma yüzde 69 arttı dört yılda ve çok ciddi bir tehdit hâline geldi; insanlar silahlarla birbirlerini öldürüyorlar, silahlarla intihar ediyorlar, buna da bir çözüm bulmamız lazım.”

Siz “Canlı bombalar ölmedikçe müdahale edemeyiz.” dediniz ve IŞİD’le ilgili “Birkaç öfkeli genç” dediniz ama maalesef, Türkiye'yi bir terör, kaos iklimine sürükledi bunlar.

Sağlıkta şiddet konusu yine sorun olarak durmaya devam ediyor ve bu konuda maalesef hiçbir şey yapmadınız.

Yine bugün görüşeceğimiz maddelerden biri de 55’inci madde. Resmî sağlık kurulu raporu için zor kullanılarak numune alınması, zor kullanılarak insanların yirmi gün süreyle hastanede tutulması insan haklarına aykırıdır. İstemsiz olarak yapılan bu yatırmaların o kişilere hiçbir faydası olmadığı gibi, bu, ancak Hitler döneminde yapılan uygulamalara denk düşmektedir.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. Bu maddenin de çıkarılmasını talep ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 144 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin çerçeve 8’inci maddesiyle 3201 sayılı Kanun’un ek 31’inci maddesinin değiştirilen ikinci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

"Başkanların mali ve diğer özlük hakları hakkında Polis Teftiş Kurulu Başkanına, Akademi Başkan Yardımcılarının ve Başkan Yardımcılarının mali ve diğer özlük hakları hakkında Daire Başkanına ilişkin hükümler uygulanır.”

                         Muhammet Emin Akbaşoğlu                         Mehmet Doğan Kubat                              Hüseyin Yayman

                                          Çankırı                                                     İstanbul                                                      Hatay

                                     İsmail Tamer                                                                                                               Recep Özel

                                         Kayseri                                                                                                                       Isparta

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ SERMET ATAY (Gaziantep) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi yok.

Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Önergeyle, mali ve özlük haklar bakımından, Başkanların Teftiş Kurulu Başkanına, Polis Akademisi Başkan Yardımcılarının ve Başkan Yardımcılarının Daire Başkanına eşitlenerek aynı rütbede farklı birimlerde görev yapan birim yöneticileri açısından hak kaybı olmaması amaçlanmıştır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 144 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 8’inci maddesinde geçen “fıkrasında yer alan” ibaresinin “fıkrasındaki” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                      Mensur Işık                                              Habip Eksik                                             Musa Piroğlu

                                            Muş                                                          Iğdır                                                       İstanbul

                                  Hüseyin Kaçmaz                                                                                                           Murat Çepni

                                          Şırnak                                                                                                                         İzmir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ SERMET ATAY (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi var.

Sayın Musa Piroğlu, buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

MUSA PİROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, ben de sözlerime Türkiye sosyalist hareketinin önemli önderlerinden Teslim Töre’yi saygıyla anarak başlamak istiyorum.

Malum, polisler üzerine, polislerin yaşam tarzı, maaşları ve iş koşullarını düzeltmek üzerine görüşülüyor ve muhtemelen bütün polis memurları kulağını, gözünü dikmiş burayı dinliyor ama polisler kadar gözünü, kulağını Meclise dikmiş, çıkacak bütçeyi bekleyen başkaları da var. Bunlar ne zaman hakkını arasa, ne zaman özgürlük, emek ya da hak mücadelesine girse karşısında polis barikatını gören çoğunluktan oluşuyor. Bunlar kimler? Bunlar işçiler, her grevde grevi yasaklanan, direnişi ya patron zoruyla ya devlet zoruyla dağıtılan işçiler; emekliler, yoksulluk ve sefaletin dibinde gezen emekliler; emeklilikte yaşa takılanlar, KHK’liler ve bu ülkenin çoğunluğu, aynı zamanda engelliler yani yaklaşık 6 milyon engelli. Bunlar bu bütçeden, önümüzdeki günlerde görüşülecek bütçeden kendilerine yönelik bir şeyler çıkmasını bekliyorlar.

Ben, buradan, peşinen, bekleyiş hâlinde olan bu 65-70 milyona şunu söyleyeyim: Bu Meclisten bu çoğunluğun beklediği hiçbir şey çıkmayacak çünkü bu Meclisin çoğunluğunu oluşturan iktidar partisi yoksulların ve işçilerin çıkarlarını temsil etmiyor. Ben geçen sefer bunu söylediğimde itiraz edilmişti. Bir tane talebim vardı, dedim ki: Asgari ücret üzerindeki -işçilerin ödediği- vergiyi kaldırın. Asgari ücret görüşmeleri gelecek, vergi yasaları geldi ama biz biliyoruz ki hiçbiri yapılmayacak. Tam tersi yapılıyor çünkü bu Hükûmetin, bu Meclisin çoğunluğunun sözcüleri, örneğin yoksullukla en iyi mücadele eden partinin kendileri olduğunu söylüyor. Ne zaman? İnsanların yoksulluktan kafasına silah dayadığı, insanların yoksulluktan siyanür içtiği, insanların yoksulluktan intiharı seçtiği bir dönemde söylüyor.

Benim önerim şu: Sözcülerinizi uyarın, halkı infiale getirecek, halkın bu çilesini, bu ızdırabını görmezden gelen açıklamalar yapmaktan vazgeçsinler. Sadece sözcüler yapmıyor, Cumhurbaşkanı da aynı yerde duruyor, diyor ki: “Emeklilere insanca yaşayacak ücret verdik.” Ne kadarmış? Bin lira yapmışlar.

Peki, ben size biraz rakam vereyim, bu bin liranın insanca yaşam ücretine eşit olduğunu söyleyen Cumhurbaşkanına dair rakamlar vereyim: Saray günde 1,8 milyon lira harcıyor, örtülü ödenekten kimsenin haberi yok, personelin masrafı 106 milyon lira -bu personelin içinde 100-150 tane arabalı korumaları da var- itibara 36 milyon harcanmış -halkın itibarı yerlerde, intihar ediyor- mutfağa 2,6 milyon harcanmış -emekli bin lirayla insanca yaşıyor deniyor- sağlığa 2,7 milyon harcanmış, temizlik için 3,2 milyon harcanmış.

Benim sorum basit: Eğer emeklinin aldığı bin lira insanca yaşam ücretiyse sarayın bu harcamaları nece yaşam ücretidir? Hangi dünyada ya da hangi gezegende yaşıyor ki emeklinin bin lirasını insanca yaşam ücreti olarak görüyor?

AKP ne yapıyor? Motorlu taşıtlar vergisine yüzde 22,5; köprü geçişlerine yüzde 47, una, makarnaya yüzde 23, doğal gaza yüzde 29, elektriğe yüzde 30, memura yüzde 4+4 zam yapıyor. Bu bütçeden halkın yararına bir şey çıkma şansı bu nedenle hiç olmadı, olmayacak. Çünkü siz, yardımla geçinen bir yoksulluk istiyorsunuz, yardıma muhtaç bir yoksulluk istiyorsunuz, bizse yoksulluğu kaldırmak istiyoruz. Çünkü bu Hükûmetin Sağlık Bakanı bu ülkenin en büyük hastanelerinin patronu, bu Hükûmetin Turizm Bakanı bu ülkenin en büyük otellerinin patronu; bu Hükûmetin bakanlarının hemen hepsi büyük patronlardan oluşuyor.

Ben bu halka bir tane laf söylemek istiyorum: Yoksulun hâlinden zengin, açın hâlinden tok, sizin hâlinizden bu iktidar anlamaz, anlamayacak da. Tek bir çözüm var: Burayı süpüreceksiniz, yoksuldan, emekçiden, işçiden yana yeni bir iktidar, yeni bir hükûmet kuracaksınız. Bu kurulduğu gün, bu bütçe halkın yararına olacaktır. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda 8’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

9’uncu madde üzerinde 3 adet önerge vardır. Önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 144 sıra sayılı Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 9’uncu maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                                       Ali Öztunç                                                Nihat Yeşil                                           Mahmut Tanal

                                   Kahramanmaraş                                               Ankara                                                     İstanbul

                                     Yaşar Tüzün                                                Ali Şeker                                   İlhami Özcan Aygun

                                          Bilecik                                                     İstanbul                                                    Tekirdağ

                                    Ensar Aytekin                                            Erkan Aydın                                              Fikret Şahin

                                         Balıkesir                                                      Bursa                                                      Balıkesir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ SERMET ATAY (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi var.

Sayın Fikret Şahin, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

FİKRET ŞAHİN (Balıkesir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Ben de görüşmekte olduğumuz kanun teklifinin 9’uncu maddesi üzerinde söz aldım.

Maddede şu şekilde, Emniyet Genel Müdürlüğü bünyesinde görevli Emniyet teşkilatı personelinden terörle mücadelede görevi sırasında veya bu görevlerinden dolayı kaybolan veya alıkonulanların ailelerinin mağdur edilmemesi amacıyla, ilgili personel hakkında gaiplik kararı verilinceye kadar geçen süre içerisinde ailelerinin personelin aylıklarını alabilmelerine ve her türlü sosyal hak ve yardımlardan yararlanabilmesine yönelik bir düzenleme yapılmakta.

Tabii, şunu ifade etmek istiyorum ki: Cumhuriyet Halk Partisi olarak terörle mücadeleyi her zaman siyasetüstü bir konu olarak değerlendiriyoruz. Ülkemizin birlik ve bütünlüğü adına terörle mücadele eden tüm Emniyet mensuplarını, Silahlı Kuvvetlerimizi her zaman destekliyoruz. Onların başarıları, sonuç itibarıyla elbette ki bizim de başarımızdır. Bu bağlamda, bu teklifin bu maddesinin çok yeterli olduğunu şahsen düşünmüyorum, daha fazla bir katkıya ihtiyacı var. Çünkü bir Emniyet mensubu, bir polis memuru diyelim ki terörle mücadele esnasında alıkonuldu, evde baba yok, burada sadece maaşını vermek maalesef yeterli değil, çok daha fazla yardımı hak ettiklerine inanıyorum. Bu bağlamda, toplumumuzun huzuru için terörle mücadelede canlarını feda eden Emniyet mensuplarımızın geride kalan aileleri ve çocukları her türlü yardımı hak ediyorlar. Şunu da tespit etmek istiyorum ki: Polislerimiz fedakârca hizmet ediyorlar, mesai mefhumu tanımaksızın hem ruhsal hem bedensel hem de sosyal hayatlarından her türlü fedakârlığı yaparak, fedakârca katkı da vererek toplumun huzurunu sağlamaya çalışıyorlar.

Sonuç olarak polislerimiz, devletimize ve milletimize uzanan koruma ve yardım eli fakat bugün baktığımız zaman, özellikle iktidar tarafından da sıklıkla suistimal edilen bir meslek grubu. Bakınız, pek çok siyasi parti seçim öncesi burada polislerimize, öğretmenlerimize, hemşirelerimize ve din görevlilerimize 3600 ek gösterge sözü verdi. Gönül ister ki bu kanun teklifi içinde keşke bu 3600 ek gösterge olmuş olsaydı da polislerimiz için bu sözümüzü yerine getirmiş olsaydık. Ayrıca, polislerimiz tıpkı Jandarma gibi görev yapıyor, her ikisi de aynı Bakanlığa bağlılar, her ikisi de İçişleri Bakanlığına bağlı; biri belediye sınırları içinde görev yapıyor, diğeri belediye sınırları dışında ama her ikisinin de sahip olduğu özlük hakları birbirinden farklı. Bu bağlamda da polislerimizin Jandarmanın sahip olduğu özlük haklarına sahip olmasını temenni ediyorum.

Biraz önce, oturumdan önce, şehir hastaneleriyle ilgili bir konuşmamız olmuştu. Ben konuşmamın diğer kısmını bununla tamamlamak istiyorum. AK PARTİ’li hatibin söylediği birtakım rakamları, tutanaklara geçmesi açısından düzeltmek istiyorum. Elimde Sağlık Bakanının Plan ve Bütçe Komisyonundaki sunumunu görüyorsunuz. Burada, AK PARTİ’nin sayın hatibi dedi ki: “Şehir hastaneleriyle birlikte biz 50 bin civarında bir yatak kazandırdık.” Burada, maalesef, Sayın Sağlık Bakanı sayın hatibi yalanlıyor. Sağlık Bakanı diyor ki: “10 tane şehir hastanesiyle 13.423 tane yatak kazandırdık.” 50 bin tane yatak kazanılmış değil. (CHP sıralarından alkışlar)

Şunu ifade etmek istiyorum: Bakınız, 10 tane şehir hastanesine ödeyeceğimiz kira ve hizmet bedeli bu yılki Sağlık Bakanlığı bütçesinin yaklaşık yüzde 20’si civarında, tam rakam veriyorum: 10 hastane, yüzde 17,66’sı. Eğer Bakanın bahsettiği gibi 9 hastane daha seneye hizmete girerse bu olacak bütçenin yüzde 35-40’ı. Yani Sağlık Bakanlığı bütçesinin bu şehir hastanelerini kaldırması mümkün değil, o nedenle bir an önce devletleştirilmesi gereğini tekrar söylüyorum. Bakınız, rakamlar söylüyor bunu; 58 milyar lira Bakanlığın bütçesi, 10,4 milyar lira da hizmet ve kira bedelleri var.

Ben şunu ifade etmek istiyorum: Benim kendi ilimdeki Balıkesir -ben de uzun süre görev yaptım- Devlet Hastanesi 650 yataklı A sınıfı bir hastaneydi. İlde şehir hastanesinin açılmasıyla birlikte bu A sınıf hastane, B sınıfı hastaneye düşürüldü, 650 yataktan 260 yatağa indirildi. Pek çok özellikli birimleri, gastroenteroloji, nefroloji, üçüncü basamak yoğun bakım hepsi kapatıldı, yoğun bakım cihazlarının bir kısmı bodruma indirildi; sadece şehir hastanesini kalkındırmak adına.

Buradan şunu söylemek istiyorum: Tüm şehirde, Balıkesir’de yatak sayısı azaldığı için, 260 yatak tekrar 400-430 yatağa çıkarılmak zorunda kalındı ama personel düzeni…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FİKRET ŞAHİN (Devamla) – Bir dakikanızı rica edeceğim, çok önemli.

BAŞKAN – Sadece selamlama konuşması için açarım. Bir dakika söz veremem, kimseye vermedim.

Buyurun.

FİKRET ŞAHİN (Devamla) – Efendim, aramızda elbette iktidar partisinden Balıkesir milletvekili olan arkadaşlarımız da var. Şunu söylemek istiyorum: Şu anda, Balıkesir Devlet Hastanesi fiilen 430 civarında yatakla hizmet vermektedir ama personel 260 yataklı hastaneye göredir, personel eksiği vardır. Bunu bir buçuk yıldır Bakanlığa söylemiş olmama rağmen, hâlen düzelmemiştir ve Balıkesir Devlet Hastanesinin hizmetine Balıkesir halkının şiddetle ihtiyacı vardır.

Şunu da duyuyoruz ki arazisi değerli bir yerdedir. TOKİ’nin oraya AVM yapma gereği…

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

FİKRET ŞAHİN (Devamla) – Evet, peki, bir dahaki sefere şey yapayım.

Efendim, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Tamer, buyurun.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Bir açıklama yapacağım. Yanlış ifade ettiğimi söyledi.

BAŞKAN – Doğru, sizin doğru söylemediğinizi ifade etti; bu, sataşmadır. Buradan, kürsüden size iki dakika süre vereceğim ama yeni bir sataşmaya yol açmadan lütfen.

Buyurun.

İSMAİL TAMER (Kayseri) - Sataşma değil, sadece bilgi vereceğim.

IX.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

5.- Kayseri Milletvekili İsmail Tamer’in, Balıkesir Milletvekili Fikret Şahin’in 144 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 9’uncu maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Milletvekili arkadaşlarımı saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, bakın, şehir hastaneleri sizin ifade etmiş olduğunuz gibi değil; tam tersi, eksiği yerine koyduk. Ben, hiçbir zaman, 50 bin yatak kazandırdık demedim; 10 tane hastanede 13 bin küsur nitelikli yatak var, 50 bin yeni yatağı da kazandırmak istiyoruz dedim. Benim söylemek istediğim buydu.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz, sağ olun Sayın Tamer.

İSMAİL TAMER (Devamla) – Ama bakın, Türkiye’de şu anda 220 bin yatak var, biz bunların 100 binini nitelikli yatak hâline getirmeye çalışıyoruz.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Elinizden tutan mı var?

İSMAİL TAMER (Devamla) - Kimse yanlış anlamasın. Şehir hastanelerini tu kaka yapmayın.

Bakın, bugün, yatan her hastanın yüzde 90 memnuniyet oranı var.

BAŞKAN – Isparta’da yüzde 97 memnuniyet.

İSMAİL TAMER (Devamla) – Yüzde 97, yüzde 96; yer yer değişiyor Değerli Başkanım.

Bakın, çalışanların da memnuniyet oranı yüzde 39’lardan, yüzde 50’lerden bugün yüzde 75’lere çıktı. Onun için, lütfen, hizmet aldığınız şehir hastaneleri hakkında yanlış bilgi vermeyin. Bu söylediklerinizin hepsi kesinlikle yanlıştır diyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Tamer.

İSMAİL TAMER (Devamla) – Ben size rakamlarıyla tek tek de açıklayayım: Yapılmış olan AVM’lerde 1 metrekare bin dolar civarında, şehir hastaneleri mefruşatıyla birlikte 600 dolar civarında.

ERKAN AYDIN (Bursa) – AVM’yle kıyaslıyorsun bunu ya!

İSMAİL TAMER (Devamla) – Onun için, bakın, AVM’lerden daha ucuza yapılmış vaziyette.

ERKAN AYDIN (Bursa) – AVM’yle kıyaslıyorsun, baksana ya!

İSMAİL TAMER (Devamla) – O gün öyleydi. Artık, bundan sonra da yine genel bütçeden şehir hastaneleri yapılacak diyorum.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

FİKRET ŞAHİN (Balıkesir) – Sayın Başkan, sataşmadan dolayı, bir dakika…

BAŞKAN – Sataşma yok, size sataşmadı.

FİKRET ŞAHİN (Balıkesir) – Var efendim, doğru olmadığını söyledi, var elbette. Yani hangisi doğru?

BAŞKAN – Ama sataşma yok. Siz…

FİKRET ŞAHİN (Balıkesir) – Var elbette, var.

BAŞKAN – Yani bu işin sonu yok. Siz öyle düşünüyorsunuz, o öyle düşünüyor.

FİKRET ŞAHİN (Balıkesir) – Fikrimi değil efendim, bakın, burada Bakanın ifadesi var, onu göstermek istiyorum.

BAŞKAN – Aslında, ben çok farklı düşünüyorum ama buradan konuşamıyorum.

VIII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Antalya Milletvekili Kemal Çelik ile 104 Milletvekilinin Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2368) ile Tekirdağ Milletvekili Mustafa Şentop’un Türk Vatandaşlığı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/2385) ve İçişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 144) (Devam)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 144 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 9’uncu maddesiyle 3201 sayılı Kanun’a eklenmesi öngörülen ek madde 37’ye aşağıdaki fıkranın eklenmesini arz ve teklif ederiz.

"İçişleri Bakanlığı alıkonulan veya kayboldukları iddia edilen kamu görevlilerinin ailelerine kavuşabilmesi için insancıl çözümler geliştirir. Bu insancıl çözümler kapsamında sivil toplum örgütleri ve insan hakları ile ilgilenen derneklerle iletişime geçilerek kamu görevlilerinin ailelerine kavuşabilmesi için her türlü barışçıl girişimde bulunmak İçişleri Bakanlığının sorumluluğudur.”

                                   Erol Katırcıoğlu                                           Mensur Işık                                              Habip Eksik

                                         İstanbul                                                        Muş                                                          Iğdır

                            Mahmut Celadet Gaydalı                                    Murat Çepni                         Filiz Kerestecioğlu Demir

                                           Bitlis                                                         İzmir                                                       Ankara

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ SERMET ATAY (Gaziantep) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi var.

Sayın Erol Katırcıoğlu, buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

EROL KATIRCIOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Sayın vekiller, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Ben de 144 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 9’uncu maddesiyle ilgili konuşacağım. Bu madde, esas itibarıyla, bir mağduriyeti giderme maddesi ve dolayısıyla da bizim sempatiyle baktığımız bir madde bir tarafıyla. Görevi sırasında alıkonulmuş veya kaybolmuş kişilerin ailelerine, bu kişilerin memuriyetleri devam ettiği sürece aylıklarının bağlanmasını öneren bir madde.

Fakat doğrusunu isterseniz, bu maddenin ima ettiği bir mesele var ki ben bu madde üzerine konuşurken bunu vesile ederek konuşmak istiyorum. Şimdi, arkadaşlar, tabii ki her devlet kendi memurunu, kendi vatandaşını korumakla yükümlüdür, eğer kaybolduysa bulmak ve getirmekle yükümlüdür. Bütün bu süre içinde de bir mağduriyet var ise -ki daha çok aileleri tabii ki mağdur oluyor- ailelerine karşı bir sorumluluk düşünerek, hissederek destek verilmesini ima eden veya işaret eden bir madde bu dolayısıyla bence de uygun bir madde gibi duruyor.

Fakat arkadaşlar, bu meseleyi neden bir düzenlemeyle geçiştirelim? Ben bu vesileyle, tekrar bu yüce Mecliste bu ve buna benzer meselelerin ima ettiği barışın nasıl tesis edileceğiyle ilgili olarak birkaç şey söylemek istiyorum. Şimdi, arkadaşlar, bilmiyorum sizleri ama ben bu “iltisak” lafından epey rahatsız oluyorum. “İltisak” lafı ciklet gibi, nereye çekerseniz oraya doğru gidiyor ve biliyorsunuz “iltisak” lafı bizim hukukumuzda da yoktu zaten, bizim dilimizde de yoktu esas itibarıyla. Benim hatırladığım kadarıyla, 1 Eylül KHK’siyle 2016’da “iltisak” bir anlamda, FETÖ teşkilatıyla ilgili olarak ifade edildi ve kararnameye yazıldı.

Arkadaşlar, tabii ki anlaşılabilir bir nedeni var. İşte, düşünün, 15 Temmuz olmuş, bir darbe söz konusu ve bir teşkilat var ve anlaşılan, teşkilat belli gizli ilişkiler içinde bir teşkilat. Dolayısıyla da o teşkilatı bir an önce ortaya çıkarmak –ki devletin görevlerinden biri olması lazım- sebebiyle de “iltisak” lafını kullanarak birçok kişinin de tutuklanmasına ve cezaevine konulmasına karar verilmiş oldu.

Arkadaşlar, geçenlerde, Sayın İçişleri Bakanımız Süleyman Soylu’yla, bütçesini görüşürken bu mesele bir şekilde gündeme geldi ve orada –bir yere getirmek istiyorum- o gün yaptığımız tartışmada; 26 bin civarında KHK’li, FETÖ davasıyla ilgili olarak mahkemelerde beraat etmiş yani hâkimlerin karşısına çıkmışlar, ortada var olan delillere bakmış hâkimler ve karar vermişler ki “Bu insanlar suçlu değil.” ve serbest bırakmışlar, biz de bunun üzerine sorduk. Yani ben, en azından “iltisak” lafıyla ilgili olarak bu düşündüklerimi söyledim kendisine, o da bana bir tanım yaptı arkadaşlar ve bu tanımın hakikaten sıkıntılı olduğu kanaatindeyim. İçişleri Bakanının söylediği şey şu oldu, dedi ki: “Adamı veya kadını buluyoruz, hiçbir şeyi yok, hiçbir delil yok yani ne byLock’u var ne Bank Asyada bir işi var, bir ilişkisi var dolayısıyla hâkim de bir kanıt ortaya koyamıyor. Peki, serbest mi bırakalım bu kişiyi? Birçok insan onun FET֒yle ilişkili olduğunu söylüyor. Dolayısıyla da bunu iltisaklı olarak değerlendirerek bu davanın içinde gördük ve KHK’li oldukları hâlde görevlerine iade etme konusunda çekimseriz.” Hatta, kendisi “Ne yapalım, tekrar devlete mi alalım?” dedi.

Özetle arkadaşlar, söylemek istediğim şey şu: Bu “iltisak” lafıyla o kadar uzatıyoruz ki iki gün önce, bizim partimizin birçok mensubu -tahmin ediyorum, bilmiyorum ama- “iltisak” lafıyla ifade edilen birtakım cümlelerle gözaltına alındılar ve tutuklandılar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

EROL KATIRCIOĞLU (Devamla) - Veriyor musunuz bir dakika?

BAŞKAN – Vermiyorum Sayın Katırcıoğlu.

EROL KATIRCIOĞLU (Devamla) – Peki. O zaman, hepinize iyi akşamlar diliyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 144 sıra sayılı Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 9’uncu maddesinde yer alan “eklenmiştir” ibaresinin “ilave edilmiştir” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederim.

                          Dursun Müsavat Dervişoğlu                                Orhan Çakırlar                                        Ayhan Altıntaş

                                           İzmir                                                        Edirne                                                      Ankara

                                 Zeki Hakan Sıdalı                                                                                                           Ümit Beyaz

                                          Mersin                                                                                                                       İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI CELALETTİN GÜVENÇ (Kahramanmaraş) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi var.

Sayın Ayhan Altıntaş, buyurun. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

AYHAN ALTINTAŞ (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

144 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 9’uncu maddesi üzerine İYİ PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu maddeyle geç kalınmış bir karar alınmış, kararı destekliyoruz. Terörle mücadele görevinde kaybolan ya da kaçırılan personelin gaiplik kararından sonra maaşının, sosyal ve özlük haklarının ailelerine devredilmesi gerekli bir hamledir. Denir ki: “Pencereden baktığınızda güneşi esirgemiyorsa gökyüzü, birileri yaşadığınız günlerin bedelini ödediği içindir.” Bugünleri görmemizi sağlayanlar, dün savaşlarda şehit olan, gazi olan ya da esir düşen atalarımızdır. Yarın güneşi göreceksek bunun en büyük teminatı da Nihal Atsız’ın sözleriyle “Yıldırımdan, tipiden, kasırgadan yılmayan / Ölümlerle eğlenen tunç yürekli Türk evlatlarıdır.” (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Biz, canlarıyla bize bugünleri hediye eden şehitlerimize, bir parçalarını cephede, dağda bırakan gazilerimize, aileleriyle yıllardır görüşemeyen, ne hâlde olduğu bilinmeyen, her gün ana babalarının, eşlerinin, çocuklarının, dostlarının yolunu gözlediği kayıp askerlerimize borçluyuz. Onlar, bizden maddi bir karşılık beklemediler, zaten nasıl bir maddi çıkar bu fedakârlıkların karşılığı olabilirdi ki manevi olarak da bir şey beklemediler; fedakârlıklarına karşılık olarak aldıkları bazen içler acısıydı; gün geldi, bayrağa sarılı naaşları beyaz bir kamyonetin kasasında memleketlerinde gönderildi; gün geldi, trafikte basit bir yol verme tartışması yüzünden magandaların saldırılarına uğradılar ya da otobüste gazi kartları geçerli görülmedi, zorla otobüsten indirildiler; şehit oldular, cenaze törenlerinde protokol adı altında saygısızlık yapıldı, cenazeleri ucuz şovları için ön sıralara geçmeye uğraşan siyasetçilere sahne oldu. Yukarıda saydıklarım, yapılan saygısızlıkların çok küçük bir kısmı fakat bu kadarı bile hayli ağır. Bu saygısızlıklara rağmen şehit olmaya razı olan bir evladımızın amacının çıkar olmayacağı ortadadır. O gençlerin tek amacı vardır, Türk milletinin ve vatanının var olması.

Değerli milletvekilleri, 12 asker ve polisin, 2 MİT personelinin PKK elinde esir olduğu daha önce bu kürsüden Grup Başkan Vekilimiz Lütfü Türkkan tarafından dile getirilmişti. Saygı Öztürk, 17 Eylül 2019 tarihinde, köşesinden 8’inin ismini vermişti; Semih Özbey, Ferdi Polat, Müslüm Altıntaş, Adil Kavak, Sedat Yabalak, Sedat Vardar, Vedat Kaya, Sedat Sungur. Bu asker ve polislerimiz için gereken yapılmalıdır.

Biz, düşman eline esir vermeyi, askerlerimizden haber almamayı tarihte de yaşadık. Benim dedemin kardeşi de Birinci Dünya Savaşı’nda Yemen’de Osmanlı askeri olarak kayboldu, haber alınamadı. Fakat şu an 21’inci yüzyıldayız, modern bir devletiz, bugün hâlâ aynı trajedileri yaşıyorsak oturup düşünmek lazım. Bu elim olaylar sonucunda kimseyi teselli etmek, kimseye yeni haklar vermek acıları dindirmez, devlet tedbir almalıdır. Diyarbakır’da acılı anneler HDP’nin önünde oturma eylemi yaparken annelerin sorunlarını çözmek yerine onlarla beraber eylem yapmak iktidara yakışmaz. Devlet, oturma eylemi yapmaz. Devlet, gerekeni yapar. Devlet, vatandaşının haklı mücadelesinde vatandaşın yanında değil, önünde olur, kendi önce gider çünkü devletin kuruluş amacı budur, kanunların var olma amacı budur, vatandaşı desteklemek değil, korumaktır; canı yanınca omzuna dokunmak değil, elinden tutup kaldırmaktır.

Değerli milletvekilleri, sözlerimi tekrar maddeyi desteklediğimizi fakat bu yasaya ihtiyacımızın olmayacağı günleri istediğimizi belirterek son vermek istiyorum. Devletimiz, kendi uğruna canını, bedenini sakınmayacak güvenlik güçlerine sahip çıkmalıdır, sahip çıktığını hissettirmelidir. Buna daha önce seçim vaadi olarak söz verdiğiniz, sık sık kendi medyanızda “Gözler Mecliste.” diye müjdelediğiniz 3600 ek göstergeyle başlayabilirsiniz. Polislerimiz, öğretmenlerimiz, din adamlarımız, hemşirelerimiz sizden müjdeli haber bekliyorlar.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

9’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

10’uncu madde üzerinde 2 adet önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 144 sıra sayılı Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 10’uncu maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                                       Ali Öztunç                                                Nihat Yeşil                                           Mahmut Tanal

                                   Kahramanmaraş                                               Ankara                                                     İstanbul

                                     Yaşar Tüzün                                                Ali Şeker                                   İlhami Özcan Aygun

                                          Bilecik                                                     İstanbul                                                    Tekirdağ

                                    Ensar Aytekin                                            Erkan Aydın                                   Mehmet Ali Çelebi

                                         Balıkesir                                                      Bursa                                                         İzmir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI CELALETTİN GÜVENÇ (Kahramanmaraş) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi var.

Sayın Mehmet Ali Çelebi, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET ALİ ÇELEBİ (İzmir) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Son söyleyeceğimi baştan söyleyeyim, madde doğru fakat geçerlilik tarihi yanlış. İyi bir şey yapıyoruz ama yeni bir mağduriyet yaratıyoruz. Doğum var ama sakat doğacak. Sebebini söyleyeyim.

Bu madde (A) tipi amir ve (B) tipi amir arasındaki ayrımı kaldırıyor; herkesin yıllardır beklediği bir şey, doğru. Peki, nedir (A) tipi, nedir (B) tipi? (A) tipi, Polis Akademisinden mezun olarak komiser yardımcısı olanlar; (B) tipi ise en az altı yıllık meslek tecrübesi olup sınavla daha sonradan komiser yardımcısı olanlar. Dolayısıyla (A) tipi dediğimizde Akademili, (B) tipi dediğimizde ise meslekten yükselen, alaylı, mektepli gibi düşünebiliriz. Şimdi bunlar arasındaki ayrım kaldırılıyor. (A) tipi komiser yardımcısı dört yılda komiser, bir dört yıl daha görev yaparsa sekiz yılda başkomiser oluyor; (B) tipi ise altı yılda komiser, altı yıl daha görev yaparak on iki yılda başkomiser oluyor. Buraya kadar sorun yok. Geçerlilik tarihi yanlış dedik, neden? 2015 yılında Akademi kapatıldı dolayısıyla Akademi kapatıldıysa (A) tipi amirin anlamı kaldı mı? Yani defakto olarak (A) tipi amir ve (B) tipi amir 2015 yılında zaten oluştu. Yani bu yasa teklifi buraya geç geldi; bu iş 2015 yılında zaten oluşmuştu. O nedenle geçerlilik tarihi yanlış, o nedenle geçerlilik tarihinin 2015 olması lazım.

2015’te Akademi neden kapandı? Çünkü Akademiyi FET֒cüler ele geçirmişti, o nedenle kapatmıştık. Peki, kapatınca kimleri aldık? Bakın, iki-dokuz ay eğitimle dışarıdan üniversite mezunlarını aldık, 10 bin kişi ve bu meslek içinden sınavla da (B) tipi amirleri aldık. Dolayısıyla aralarında şu an bir fark var mı 2015’ten sonra? Hiçbir fark yok. Yani 2015 yılı itibarıyla (A) tipi, (B) tipi zaten ortadan kalktı; bu yasa teklifi geç geldi, 2015 yılından itibaren işlemesi gerekir.

Yasa teklifi bu hâliyle geçerse ne oluyor? Bakınız, yasa teklifi bu hâliyle geçerse yani geçerlilik yılını 2019 alırsak 2005, 2006, 2007, 2008 (B) grubu polis amirleri için dört yıl hak kaybı oluşacak ama 2015 yılı olarak alırsak iki yıl hak kayıpları var. Bu hâliyle geçerse 2010, 2011, 2012, 2013 mezunlarının iki yıl kayıpları var; bu şekilde geçmezse bir yıl kayıpları olacak. Yani iyi bir şey yapıyorsak en düzgününü yapmamız gerekecek. Bundan etkilenen de bin kişi var, sadece bin kişi, devlete ciddi bir maliyeti yok bunların ve “Hiyerarşi bozuluyor.” diye bir iddiayla da geliniyor karşımıza. Aslında tam tersi olacak. O da nedir? Kemal Müdürümden örnek vereyim bu şekilde.

Şimdi, siz 2014 mezunu olan Kemal Müdürüm, ben 2015 mezunu olayım. Siz şu an benim amirimsiniz, doğru mu? Ama yasa bu hâlde geçerse 2023’te ben başkomiser olacağım, 2024’te siz başkomiser olacaksınız; emir veren, emir alan olacak. Dolayısıyla hiyerarşi aslında bu şekilde bozuluyor; bunu önlememiz gerekiyor. 2015 yılından itibaren geçerlilik tarihini alırsak bu mağduriyetler önlenecektir diyorum.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Kabul edildi Sayın Başkan.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 10’uncu maddesinde yer alan “kaldırılmıştır” ibaresinin “çıkarılmıştır” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                          Dursun Müsavat Dervişoğlu                                Orhan Çakırlar                                         Feridun Bahşi

                                           İzmir                                                        Edirne                                                      Antalya

                                 Zeki Hakan Sıdalı                                                                                                           Ümit Beyaz

                                          Mersin                                                                                                                       İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI CELALETTİN GÜVENÇ (Kahramanmaraş) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi var.

Sayın Feridun Bahşi, buyurun. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

FERİDUN BAHŞİ (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 144 sıra sayılı Yasa Teklifi’nin 10’uncu maddesi üzerine söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Emniyet teşkilatında 2001 yılından itibaren amirler arasında (A) ve (B) grubu amir ayrımı yapıldı. Bu 2 amir grubu arasındaki temel fark, rütbelerde bekleme süresiydi. (A) grubu amirler dört yılda bir rütbe alırken (B) grubu amirler altı yılda bir rütbe alıyordu. 2015 yılında 3201 sayılı Emniyet Teşkilatı Kanunu’nda yapılan değişikliklerle (A) ve (B) grubu amir ayrımı kaldırılarak ayrımcılığa son verildi ancak bu yasa, hâlen görevde olup lisans mezunu olan polis amirlerini geçici 26’ncı maddeyle kapsam dışı bırakarak (B) grubu polis amirleri olarak kalmalarına sebep oldu. Şimdi, yapılan değişiklikle 2015 yılında lisans mezunu olmasına rağmen (B) grubu amir statüsünde bırakılan tüm amirler, bu kanun teklifi yürürlüğe gireceği tarih itibarıyla (A) grubu amirliğe alınacaktır. Bu, eşitsizliğin ortadan kaldırılması adına güzeldir ancak yaptığımız düzenleme tam eşitlik sağlıyor mu sağlamıyor mu, buna bakmamız lazım.

Bu yasa teklifinde 27/3/2015’te lisans mezunu amirlerin (A) grubu amir yapıldığı tarih yürürlük tarihi olarak baz alınmazsa bir haksızlığa ve mağduriyete yol açacaktır. Ayrıca geçmiş rütbelerin verilmemesi eşitlik ve hiyerarşik düzende iki büyük soruna da sebebiyet verecektir. Birinci büyük sorun, eşitlik ve liyakattir.

Değerli milletvekilleri, hepimizin bildiği üzere, yasa teklifinin yürürlüğe girdiği tarihte eşit statüde olan herkese uygulanması gerekir. Ancak 2015 yılındaki düzenlemeyle 2015 yılından önce lisans mezunu olup polis memuruyken komiser yardımcılığı sınavını kazanan amirler istisna tutulurken bu düzenlemeden sonra eğitim ve statü olarak aynı durumda olan lisans mezunu polis memurları (A) grubu olarak amir yapılmaktadır yani aynı eğitim düzeyinde olan (B) grubu amirler âdeta sınavı erken kazandığı için cezalandırılmaktadır. Daha önce de müdür rütbelerinde bekleme süreleri kısaltılmış ama bu kısaltma düzenleme tarihi itibarıyla tüm müdürlere uygulanmıştı.

Mağduriyetin ikinci sonucuysa hiyerarşik yapının bozulmasıdır. Yine, hepimizin bildiği gibi, Türk Silahlı Kuvvetleri ve emniyet güçlerinde mesleklerinin doğası gereği hiyerarşi en üst seviyede uygulanmaktadır. 2015 itibarıyla geçmiş haklarının verilmemesi bu hiyerarşiyi zedeleyecek bir durum ortaya çıkaracaktır. Şöyle ki: 2014 yılında mezun olan (B) grubu amir 2015 yılında amir olan (A) grubu amire 2015 ile 2018 yıllarında amir olarak emir vermekteyken eğer madde bu şekilde geçerse (A) grubu amir 2020 yılında dört sene emir aldığı (B) grubu amirini geçerek emir veren rütbeye yükselecektir. Yani düşünün, dört sene emir aldığı amirini geçecek ve 2020 yılı sonrası amirinin amiri olacaktır; bu uygulamanın hiyerarşik düzeni altüst edeceği apaçık ortadadır.

Değerli milletvekilleri, kısaca (B) grubu amirler sınava girmeden önce altı yılda bir terfiye hak kazanacaklarını biliyorlardı ancak 2015’teki kanuni düzenlemeden sonra polis memurları, başpolis ve kıdemli polis memurlarının ya da teşkilat dışında herhangi bir üniversitenin -bölüm ayrımı gözetmeksizin- lisans mezunu olmasına yani eğitim yönünden eşit olmalarına rağmen, (A) grubu amir yapılmasının hukuki şartları değiştirilmiştir. Bu kanuni düzenlemeyle bir kısmının hakları iyileştirilirken eşit durumdaki diğer bir kısmın hakkı göz ardı edilerek mağdur edilmesi hukuku ve vicdanları yaralayacaktır.

Verdiğimiz bu önergeyle (A), (B) ayrımının kaldırılmasıyla ilgili kanuni düzenlemenin yapıldığı 27/3/2015 tarihi esas alınırsa hakkaniyetin sağlanacağını ve eşitler arasında bu eşitsizliğin ortadan kalkacağını düşünmekteyiz.

Bu vesileyle önergemize desteklerinizi bekler, Gazi Meclisimiz ve yüce Türk milletini saygıyla selamlarım. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

10’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Birleşime iki dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 22.07

YEDİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 22.08

BAŞKAN: Başkan Vekili Süreyya Sadi BİLGİÇ

KÂTİP ÜYELER: Nurhayat ALTACA KAYIŞOĞLU (Bursa), Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 23’üncü Birleşiminin Yedinci Oturumunu açıyorum.

144 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

Gündemimizde başka bir iş bulunmadığından, alınan karar gereğince kanunun teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için, 28 Kasım 2019 Perşembe günü saat 14.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

Kapanma Saati: 22.09



(x) Bu bölümde hatip tarafından Türkçe olmayan kelimeler ifade edildi.

(x) Bu bölümde hatip tarafından Türkçe olmayan kelimeler ifade edildi.

(x) 144 S. Sayılı Basmayazı 26/11/2019 tarihli 22’nci Birleşim Tutanağı’na eklidir.